{"url": "https://www.birbabaindie.com/1-bilet-1-umut/", "text": "8 yıldır lösemi ile mücadele eden Zehra için Mojo Live Music Club'ta, 31 MART günü önemli bir etkinlik gerçekleştirilecek. Sık sık dile getirdiğimiz bir şey var. Müzik sadece eğlence için değildir. Müzik çoğu insan için cuma ve cumartesi akşamları iş stresinden, şu sebepten, bu sebepten kurtulmak için, içinde kayboldu bir araç gibi algılanıyor. Öyle bir şey yok! Neyse o konu başka. Önemli olan bu organizasyon ile Zehra için bir şeyler yapabilmek; hemde müzik ile! - S-Team - Kırmızı - Gölge Hayat - Black - Balans - Özgür Özkaplan - Can Bora Genç - 2Yaka - DJ Elçin Özsoy"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/1-bir-baba-indie-yerli-otomatik-pilot/", "text": "19. Roxy Müzik Günleri'nde finalde sahne aldık. Türkçe sözlerle kendi müziğimizi yapmaya başlamadan önce cover repertuarımızla birçok sahnede çalma imkanımız oldu. Ancak beste yapmaya başladıktan sonra sahne konusuna bir süre ara vermek zorunda kaldık. Çünkü sahneyi dolduracak kadar sayıda beste yapmak, cover repertuar hazırlamanın kolaycılığıyla karşılaştırıldığında oldukça zor. Bu yüzden şu anda tek uğraşımız bir sahne programını dolduracak kadar besteyi tamamlamak üzerine. Artık yeteri kadar bestemiz var ve bunların düzenlemelerini bitirmeye çalışıyoruz. 15-35 yaş arası indie/indie rock dinleyen herkes. Roxy Müzik Günleri'nde en iyi davulcu dışında herhangi bir ödül alamadık. Jürinin filtresine takılmış olsak da, sahneden indikten sonraki günlerde hem sadece izleyici olarak gelenlerden, hem de finale kalan diğer gruplardan oldukça olumlu tepkiler aldık. Bu bizim ciddi anlamda ilk kez görücüye çıkmamızdı ve aldığımız tepkiler doğru yolda olduğumuzu göstermesi açısından bizim için çok önemliydi. Buradan yola çıkarak kısa vadede iyi bir festival grubu olacağımızı, sonrasındaysa özellikle bu tür içerisinde Türkiye'nin akla gelen ilk gruplarından olacağımızı umuyor ve tahmin ediyoruz. İlk olarak bir cover grubu olarak doğduğumuz için cover çalmakla ilgili bir sorunumuz yok. Cover'lara kendi yorumumuzu katabildiğimiz ve yanında bestelerimizi de çalabildiğimiz sürece olumsuz bir tepki vermeyiz. Henüz hazır değil ama hazır olmak üzere. 12 tane var. 7 tane çalabilecek durumdayız. Yine cover grubu temelli olduğumuz için elimizden geldiğince dance floor friendly şarkılar yapmaya çalışıyoruz. Ancak beste yaparken içinde bulunduğumuz duygusal durum her zaman buna el vermediği için gayet duygusal temelli şarkılarımız da var. Genel olarak gitar temelli bir müziğimiz var. Solo gitar çoğunlukla ikinci bir vokal gibi altyapıda önemli yer tutuyor. Bazı şarkılarda bazen gitarlara destek olarak, bazense şarkıyı taşıyacak derecede klavye kullanıyoruz. İki vokalli bir grup olduğumuz için şarkı içerisinde sürekli birbirimize destek oluyor, zaman zaman da aynı şarkı içerisinde paslaşarak şarkı söylüyoruz. Elimizden geldiğince yalın ve günlük dile yakın sözler yazmaya çalışıyoruz. Belli belirsiz imgeler kullanmaktan, anlaşılmayacak hikayeler anlatmaktan kaçınıyoruz. Vokal melodileri bizim için çok önemli. Bütün altyapısı çıkarılıp atıldığında geriye kalan vokal kısmıyla var olabilecek şarkılar yazmaya çalışıyoruz. Ancak bunu yaparken yine tanıdıklık hissine ve akılda kalıcılığa fazlaca önem veriyoruz. Bu yüzden şarkı içinde kullandığımız vokal melodileri ve gitar riff'leri, üzerine en çok kafa yorduğumuz yerler. Sözde de, yazılan melodilerde de yalın olmaya çalışırken şarkıların düzenlemesinde ve örgüsünde mümkün olduğunca çeşitlilik yaratmaya çalışıyoruz. Özellikle yeni bestelerimizde riff'ler ve melodiler konusunda hiçbir şekilde cimri davranmıyor, şarkının ruhundan kopmayacak ama dinleyene de farklı tatlar verecek şekilde şarkı örgüleri oluşturmaya çalışıyoruz. Kuleyle Dertleşmeler isminde 4 şarkılık bir EP'miz var. Mükemmel bir kayıt olmasa da bizim için ilk ciddiye yakın kayıt denemesiydi. Kayıt aşamasına geldiğimizde, kafamızda olanla kayıtta ortaya çıkan şarkı ve kayıtta ortaya çıkanla canlı olarak çalınabilecek şarkı arasındaki farkı görme şansımız oldu. Bunun da sonradan yaptığımız bestelerin üretim sürecine fazlaca etkisi oldu. Müziğe ilk başladığımız zamanlarda gittiğimiz ve şu sıralar nadiren gitmek zorunda kaldığımız stüdyolarda en çok yakındığımız şey havalandırma ve akustik. Ancak 100 provamızdan 99'unu çok sevdiğimiz bir stüdyoda yapıyoruz ve Avrupa Yakası'ndan ulaşımı dışında bu stüdyoda hiçbir sorun göremiyoruz. Reklam olmayacaksa Stüdyo 18'de çalışıyoruz. - Dinleyici: Sosyal medyada grubun sayfasını beğenmeleri ya da grupla ilgili herhangi bir paylaşımda bulunmaları tanınmamız için çok yardımcı olacaktır. - Mekanlar: Herkesin bildiği birkaç mekan dışında, amatör seviyedeki grupların besteleriyle kendilerini ifade edebilecekleri sahne yok denecek kadar az. Roxy, Peyote ve türevlerinin artmasını diliyoruz. - Organizatörler: Büyük etkinliklerde alternatif sahneler zaten kuruluyor. Bu yüzden organizatörlere teşekkür borçluyuz. Ancak bu tür etkinliklerin sayısı yılda birkaçı geçmiyor ve normal olarak zaten belli bir tanınmışlık seviyesinin üzerindeki gruplar bu sahnelerde yer alma şansı buluyorlar. Şu ana kadar Radyo Boğaziçi Battle of Bands ve Roxy Müzik Günleri olmak üzere iki yarışmaya katıldık ve ikisinde de finalist olduk. Maalesef davulcumuz burada olmadığı için Battle of Bands'de sahne alamadık. Bu yarışmalar grupları motive etmesi, yürüdüklerin yolun doğruluğunu göstermesi ve tanımadıkları insanların tepkilerini ölçebilmeleri açısından çok önemliler. En olumsuz bulduğumuz yanımız sözlerle müzik arasında uyum konusu olabilir. Yaptığımız müziğin formuna uyacak şekilde Türkçe söz yazmak konusunda zaman zaman zorluk çekiyoruz ve bu konuda bazı yorumlar da alıyoruz. Üzerine daha fazla eğilmemiz gereken bir konu bu. Genel olarak dünya müziğine müthiş katkılarımız olmayabilir. Türkiye'de yapılan grup müziği standardının oldukça dışındayız ancak bu standardın tanımına yeni bir ekleme yapabileceğimizi düşünüyoruz. Uzun süre cover yaptığımız için bu türün yurtdışındaki örneklerine oldukça hakimiz. Bunları güzel bir şekilde harmanlayıp, üzerine kendi kişiliğimizi ekleyip, Türkçe sözle başarılı bir şekilde üretime dökebildiğimizi düşünüyoruz. Bunun haricinde canlı performansımızın kayıttaki performasımızın çok üzerinde olduğu genellikle aldığımız yorumlar arasında. Sahne duruşumuzun iyi olduğunu düşünüyoruz. - Spotify Otomatik Pilot - www. facebook. com/otomatikpilot - soundcloud. com/otomatikpilot - twitter. com/otomatikpilot - www. otomatik-pilot. com - otomatikpilotband@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/1-bolum-muzik-sektoru-iyimser-mi-davranmali-yoksa-karamsar-mi/", "text": "Türkiye'de ilk Covid-19 vakasının açıklandığı haftadan beri üzerinde çalıştığım bu yazı dizisini yayınlamakta aceleci davranmaktan kaçındım. Dünyada ve Türkiye'de pandeminin gidişatına dair gelişmeleri mümkün olduğunca yakından gözlemlemeye özen gösterdim. Zira müzik sektörünün geleceğini de ancak bilimsel gelişmeler ışığında yorumlayabileceğimizin farkındayım. Her ne kadar temennimiz bir an önce konser ve festival sahnelerinin önünde toplanmak olsa da bilim insanları ve otoriteler tarafından yapılan açıklamalar bunun çok yakın bir tarihte mümkün olamayacağını gösteriyor. İyimser olmak ve önümüzdeki yazın en azından bir noktasında konser ve festivallerin gerçekleşebileceğini ummak psikolojik anlamda bize iyi gelen düşünceler olsa da maalesef bilimsel bir dayanağa sahip değil. Öyleyse tam olarak şu anda ne düşünmemiz, müzik sektörü için nasıl bir eylem planı yapmamız gerek? Her şeyin sütliman olduğu illüzyonu içerisinde etkinlikleri birkaç ay sonraya ertelemek veya önümüzdeki yaz gerçekleşecek etkinliklerin planlama ve tanıtım çalışmalarına devam etmek ne kadar gerçekçi? Normal şartlarda olmadığımızı bir an önce kabullenmek ve alıştığımız söylemin dışına çıkmak, vakit kaybetmeden daha gerçekçi adımlar atabilmemiz için bize fayda sağlayacak tek yol gibi görünüyor. 10 Nisan tarihinde The New York Times Magazine'de yayınlanan Restarting America Means People Will Die. So When Do We Do It? başlıklı makalede Pennsylvania Üniversitesi Sağlık Dönüşüm Enstitüsü Direktörü Zeke Emanuel'in, konserleri de kapsayan toplu buluşmalara dair yorumu dünya basınındaki müzik yayınlarında ses getirdi. Emanuel, sosyal mesafenin korunabileceği birtakım işyerlerinin nispeten yakın zamanda mesaiye başlamasının mantıklı olduğunu; konferans, konser, spor müsabakaları gibi büyük toplanmaların ise en son geri dönecek etkinlikler olduğunu düşünüyor: Gerçekçi olursak, bu büyük buluşmalar en erken 2021 sonbaharında yeniden başlayabilir. Bu tür büyük etkinliklerin Ekim 2020'ye ertelendiğini duyunca insanların bunun mümkün olduğuna nasıl kanaat getirdiklerini anlamadığını da ekliyor. Sürecin ilk başta tahmin ettiğimizden çok daha uzun sürebileceğini bilim insanları her ne kadar anlatmaya çalışsa da halen inkar evresinde olduğumuzu gözlemliyorum. Bir mucize olursa ve sezon her zamanki gibi eylül ayında açılabilirse epey şanslı olacağımızı söylediğimde çevremde genellikle karamsar olmakla suçlanıyorum. Halbuki gerçeklerin beklentilerimizle örtüşmemesi gerçekçi bakış açılarını karamsar kılmaz. Maalesef iyimser olmanın bilimsel verilere ve gerçeklere kulaklarını kapatıp hep daha iyi, daha güzel, güneşli günler ummak ile eşdeğer görüldüğü bir haletiruhiye içerisindeyiz. Bu iyimser ruh halini biraz da şimdiye kadar ülke gündeminin son senelerde sık sık sekteye uğrattığı konserlerin bir an önce yeniden başlaması için takınılan tavra benzetiyorum. Hep iyi düşünmek, umutlu olmak, bir an önce her şeyin normale döneceğine duyduğumuz inanç... Bir umuttu yaşatan müzik sektörünü. En azından bu topraklarda. Ta ki coronavirus'e kadar. Bu defa ise bir pandemiyle karşı karşıyayız; sınav soruları çalışmadığımız yerden geldi. Bu da demek oluyor ki içinde bulunduğumuz durumu her zamanki söylemimizle anlamlandırmaya çalıştığımızda sınıfta kalmamız kuvvetle muhtemel. 15 Nisan tarihinde The Guardian'da yayınlanan Should I stay or should I go: how coronavirus is jeopardising music festivals başlıklı yazı şöyle başlıyor: 2020 festival sezonu bitti yoksa bitmedi mi? Bazı etkinlikler sonbahara ertelenmeye çalışılıyor fakat yine de gerçekleşme ihtimalleri pek yüksek görünmüyor. Dünyadaki uluslararası ve yerel festivallerin bir kısmı 2020 için tamamen iptal edilirken Primavera gibi bazı büyük festivaller de etkinliklerini ağustos, eylül veya ekim aylarına ertelemek için şanslarını zorluyorlar. Mayıs ayından 26-30 Ağustos tarihlerine ertelenen Primavera, bu ertelemeye rağmen bilet sahiplerine şimdilik iade hakkı bile sunamıyor. Fransa ülkenin sosyal hayata kademeli olarak döneceğini, toplu etkinliklerin ise temmuz ayından önce başlamayacağını belirtti. Danimarka 1000 kişiden fazla insanın bir araya gelmesini gerektiren etkinlikleri şimdiden eylül ayına kadar yasakladı. Almanya eylül ayına kadar tüm sosyal etkinlikleri yasakladı ve barların şimdilik kapalı kalacağını duyurdu. Uzun lafın kısası, kimi ülkeler şimdilik en azından hangi tarihe kadar bu etkinliklerin gerçekleşemeyeceğini belirtiyor fakat bu tarihlerin ertelenebileceği ihtimali mevcut. Kimi ülkeler ise henüz herhangi bir tarih belirtmekte zorlanıyor, şimdilik belirsiz bir tarihe kadar bu etkinliklerin gerçekleşemeyeceğini söylemekle yetiniyor. Yukarıda bahsi geçen The Guardian makalesinde belirtilen önemli bir nokta da küresel bir endüstrinin parçalanarak devletlerin kurallarına tabi hale gelmesi. Her devletin pandemiyle mücadele kapsamında farklı önlemler almasıyla oluşan seyahat özgürlüğü konusundaki kısıtlamalar da farklı ülkelerde yaşayan sanatçıların ve elbette dünyanın çeşitli ülkelerinden büyük festivallere katılmak için seyahat eden festival katılımcılarının karşılaşacağı önemli bir engel. Önümüzdeki aylarda hangi devletin nasıl önlemler alacağı ve sınırlarını ne zaman açacağının belirsiz, açıklanan önlemlerin ise her an değişikliğe uğramasının söz konusu olduğu bir dünyada uluslararası festivallerin gerçekleşme şansının yok olduğunu itiraf etmemiz gerek. Sonbaharla birlikte başlayacak kış sezonunda da birtakım önlemlere uymak koşuluyla çeşitli ülkelerdeki performans mekanlarının açılmasına izin verilse bile yukarıda bahsettiğim kısıtlamalardan ötürü yurt dışından booking yapan mekan ve festivallerin lokal sahneye yönelip daha bölgesel programlar hazırlaması kuvvetle muhtemel görünüyor. David Crosby, 14 Mart'ta GQ'da yayınlanan David Crosby on Being A Musician in the Age of Coronavirus başlıklı röportajında gelecek yaz çıkacağı turne iptal olduğu takdirde çok ciddi maddi sorunlar yaşayacağını ve büyük ihtimalle evini kaybedeceğini dile getirmişti. Mayıs ayında başlayıp Noel'e kadar devam edeceği turnenin akıbeti belirsizdi, David Crosby ise konserlerinin iptal haberlerini almayı beklerken elinden hiçbir şey gelmediğini söylüyordu. Yılların sanatçısı David Crosby'yi evsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakan bu pandemi; bırak dünya turnesine çıkmayı, çoğunlukla kendi şehrinde verdiği konserlerle çoğunlukla kıt kanaat, belki de borç harç içinde yaşamaya alışmış sanatçılar için nasıl bir tehlike teşkil ediyor? Youtube'taki Noiseist kanalında yayınlanan Corona'nın Müzik Sektörüne Etkileri başlıklı videoda Çağan Tunalı, Müzik sektörü zaten imkansızlıklar içinde yaşadığı ve müzik sektöründeki insanlar da imkansızlıklar içinde var olduğu için şimdiye kadar nasıl kendilerini toplamanın yolunu buldularsa yine bulacaklardır diyor. Tunalı'nın müzisyenlerin işlerine duydukları tutkuyu dayanak alarak sarf ettiği bu cümle, manasız bir iyimserlikle karıştırılmasın. Zira pek çok önemli noktaya değindiği için mutlaka tamamını izlemenizi tavsiye ettiğim videoda 2000'lerden sonra müziğin bedava bir ürüne dönüşmesiyle sanatçıların tek gelir kaynağının canlı performanslar haline geldiğinden de bahsediliyor. Bu da Çağan'ın deyişiyle her bestecinin, her icracının mutlaka performe etmek, dolayısıyla da sahneye çıkmak durumunda kaldığı bir dönemi beraberinde getirdi. Yukarıda bahsi geçen David Crosby'nin de aralarında yer aldığı dünyaca ünlü pek çok sanatçının streaming gelirlerinin düşüklüğü nedeniyle dijital platformları sert bir biçimde eleştirdiği de düşünülürse yerel sanatçıların büyük çoğunluğunun streaming gelirleriyle hayatlarını idame ettirmekten çok uzak bir noktada durduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hal böyle olunca 2020 yılında birçok sanatçının temel gelir kaynağını canlı performanslar oluşturuyor. Bu süreçte sanatçıların yaşayacağı ekonomik zorlukların yanı sıra ses mühendisleri, ışıkçılar, menajerler, turne ekipleri, performans mekanı ve organizasyon şirketlerinde çalışan ekipler, müzik stüdyolarında çalışanlar, festivallerde dönemsel çalışan görevliler gibi diğer sektör aktörlerinin de geçim kaynakları çoğunlukla tamamen yok oldu. Deftones mart ayında başlayacağı Avustralya ve Yeni Zelanda turnesinin iptal olması üzerine tüm resmi Deftones ürünlerinin satışından elde edilen karı turne ekibine takdim edeceğini açıkladı. Turne ekibimiz sizin için yaptığımız tüm şovları gerçekleştirmemizde hayati önem taşıyor açıklamasını yapan Deftones'un turne ekibine destek olma yöntemi kendi durumları için efektif olabilir. Türkiye'de ise merch kültürü yeraltı sahnesindeki DIY etiğini benimseyen sanatçılar dışında pek de yaygın sayılmaz; kaldı ki onların da merch satışından kendi müzik üretimlerini finanse etmeleri veya hayatlarını idame ettirecek bir gelir sağlamaları söz konusu değil. Bu dönemde destek toplamak amacıyla merch satışı yapmayı denemek elbette yerel sahne için de olası bir yöntem olmakla birlikte ekonomik krizin ve belirsizliğin giderek derinleştiği bir dönemde insanları temel ihtiyaçları dışında herhangi bir harcama yapmaya ikna etmenin kolay olmayacağını öngörmek de zor değil. Her ne kadar müzik grupları çoğunlukla streaming gelirlerini üyeler arasında paylaştırsa da solo sanatçıların orkestralarında yer alan müzisyenler konserlerin iptal olmasıyla birlikte tüm gelir kaynaklarını kaybetmiş oldular. Anaakım veya alternatif sahnede sanatçılara eşlik eden; kafe, bar, restoran gibi mekanlarda düzenli program yapan veya ekstralara giden, buralardan elde ettikleri kaşelerin dışında herhangi bir düzenli gelir kaynakları bulunmayan müzisyenler için bu dönemde nasıl bir gelir kaynağı oluşturulabileceği ivedilikle çözüm getirilmesi gereken bir konu. Yerli sahnede bu alanda çözüm odaklı hızlı ve efektif bir adım müzik sektörünün olumlu yönde değişimi için her daim yaratıcı fikirler üretmeye kafa yoran sanatçı Can Kazaz'dan geldi. 27 Mart tarihinde Patreon üzerinden bir kampanya başlatan Kazaz, bu platformdan elde edeceği aylık gelirleri hiç pay almaksızın birlikte çalıştığı müzisyen arkadaşlarının yanı sıra yine ekibinde bulunan ses mühendisine ve ışık & sahne tasarımcısına ödeyeceğini açıkladı. Kazaz, Patreon hesabında 500 biriktikçe de kendi Youtube kanalından tek başına konser vereceği bir canlı yayın gerçekleştirmenin yanı sıra hamilerine özel imzalı CD, canlı sohbet, konserlerde kulis buluşması gibi ayrıcalıklar da sundu. Sürecin başından itibaren markalarla herhangi bir iş birliği gerçekleştirmeyen ve kendi sosyal medya hesaplarından canlı yayında konser vermeyen Can Kazaz, bu tercihinin sebebini şu sözlerle açıklıyor: Bu dönemde online konserleri ve canlı yayınları kendim için bir fırsat olarak görmek yerine, yapacağınız aylık otomatik ödemeleri isimlerini yazdığım beş sahne arkadaşıma ödeyeceğim. Bütün çabam müziği canlı olarak sahneleyebilmemizi sağlayan ve stüdyo kayıtlarında icra eden emekçilerin varlığını sürdürebilmek için, isterse her sanatçının uygulayabileceği somut bir model oluşturmak adına. Can Kazaz'ın Patreon'da başlattığı kampanya maalesef amaçladığı hedefe ulaşamadığı için 21 Nisan'da katılım düşüklüğü sebebiyle iptal edildi. Birleşik Krallık'ta Musicians Union, ABD'de Sweet Relief Musicians Fund, Recording Academy'nin MusiCares'i gibi pek çok kuruluş bağış toplama yöntemiyle müzik sektörü için destek fonu oluşturmaya başladı. Spotify, sanatçıların kendi sayfalarına Cash App, GoFundMe veya PayPal link'leri eklemesine imkan tanımak için Cash App ile bir ortaklık başlattı. Bandcamp 20 Mart tarihindeki tüm satış gelirlerini hiçbir kesinti yapmaksızın sanatçılara ödedi; saniyede 11 ürün satışıyla normal bir cuma gününün 15 katı satış gerçekleştirdi. Mart ayında abonelerin siteye yüklediği yeni kayıtlarda %50 artış gözlemleyen Souncloud, coronavirus'ün yarattığı krize çözüm sunmak amacıyla Twitch ile canlı yayın ortaklığı kurdu. Bu esnada Türkiye'de de organizatör, menajer ve canlı müzik mekanlarının temsilcilerinden oluşan bir ekip Kültür Bakanlığı ile iletişime geçti. CES Productions'tan Volkan Bozacı'nın Twitter hesabından duyurduğuna göre 18 Mart tarihinde dört temsilcinin bakanlık ile gerçekleştirdiği toplantının gündemi acil sorunlara odaklanmış: Öncelikli amaç müzik sektörü çalışanlarının işlerin durduğu bu noktada geçimlerini sağlayacak sistemleri kurmak, canlı müzik mekanlarının, organizasyon ve menajerlik şirketlerinin vergi borçlarını ötelemek, şirketleri KGF kredilerinden yararlandırmak, kira vb. giderlerini düzenlemek, müzik sektörünün devlet destek ve teşviklerinden yararlanmasını sağlamaktır. Sektörün reel ekonomiye dönüşmesi konusunda yol haritası çizilmiştir. KDV, rüsum, stopaj gibi konularda devlet desteği talebinde bulunulmuştur. Mekanların ve şirketlerin kira, çek ve senetleri konusunda destek talebinde bulunulmuştur. Önemli bir sorun olan bağımsız olarak müzik yapan müzisyenlerin şu anda geçimlerini sağlamak üzerine neler yapılabileceği konuşulmuştur. Bakanlık sertifikası yolu ile bu sektör müzisyenlerinin destek alabilecek duruma getirilmesi önerisi doğmuştur. Ankara Büyükşehir Belediyesi ise 3 Nisan tarihinde resmi Twitter hesabından koronavirüs salgını sürecinde mekanların kapanmasıyla işsiz kalan müzisyenlere gıda desteğinde bulunmaya başladığını, ayrıca müzisyenlere nakit desteğinin de yakında başlayacağını duyurdu. MSG, MÜYORBİR ve MESAM temsilcilerinden oluşan bir heyet, 23 Mart tarihinde Kültür ve Turizm Bakanı ile yaptıkları görüşmede müzik sektörünün tedbir paketinden yararlanan sektörler arasına alınması ve tüm vergi mükellefi üyelerinin tedbir paketine dahil olması başta olmak üzere meslek birliklerinin ortak taleplerini iletti. Tabii yukarıda bahsettiklerim, müzisyenlerin içinde bulunduğumuz günlerde ve ne kadar süreceği bilinmeyen önümüzdeki dönemde ekonomik çöküş yaşamalarını önlemek için ilk etapta atılan adımlardan sadece bazıları. 27 Mart'ta yeni albümünü yayınlayan dünyaca ünlü sanatçı Dua Lipa, 2020'den tamamen vazgeçmiş olacak ki nispeten gerçekçi bir yaklaşımla 2021 Ocak ayında başlayan turne takvimini açıkladı. Taylor Swift de resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada dünyanın dört bir yanında sağlık kuruluşları ile hükümetlerin belirsiz bir tarihe kadar büyük çaplı toplanmaları uygun bulmadıkları için fanlarını korumak amacıyla sağlık otoritelerinin yönlendirmelerine binaen 2020'deki tüm konserlerini iptal ettiğini belirtti. Özellikle global çaptaki turne takvimleri, festival programlamaları gibi işlerin çoğunlukla minimum bir yıl önceden planlama gerektirmesi de şu anda süregiden belirsizlikte sektörün yalnızca bu sene için değil, 2021 ve daha sonrasının programlamaları için bile elini kolunu bağlayan faktörlerden birisi. Günler ilerledikçe yaz aylarındaki küçük, orta ve büyük ölçekli global veya yerel festivallerin yaz sonu veya sonbahar aylarına ertelenme ya da 2020 için tamamen iptal edilme haberlerini alıyoruz. Ne zaman toplu buluşmaların bir sağlık tehdidi sayılmayacağını bilmeksizin kültür sanat ve eğlence sektörlerinde programlama yapmak ne kadar olası? Kaldı ki tüm gezegene ekonomik anlamda yüklü bir fatura çıkaracağı şüphesiz olan bu pandeminin tam göbeğindeyken geleceğe dair herhangi bir bütçe planlaması yapabilmek mümkün mü? Kendisini Amerika'nın en büyük bağımsız promoter'ı olarak tanımlayan ve Outside Lands gibi festivaller düzenleyen Another Planet Entertainment CEO'su Gregg Perloff, Rolling Stone'a verdiği röportajda bazılarının geleceği tamamen yanlış yorumladığını, bu krizin ardından çok büyük fırsatlar doğacağını belirtiyor. Coronavirus'ün uzattığı limonlarla limonata yapmak istediklerini ekleyen Perloff, bu krizin sonunda canlı performans işinde hayatta kalanların yalnızca Live Nation ve AEG gibi devler olmayacağını, bu dönemde krizi iyi yönetebilen ve diğerlerinden daha çok çalışanların ayakta kalabileceğini, oluşacak boşlukların da yeni şirketler tarafından doldurulacağını belirtiyor: Amerika'daki restoranların %40'ının batacağını söylüyorlar. Bunu duyduğunda gerçekten korkunç bir istatistik olduğunu düşünebilirsin ama öte yandan 'işte benim için bir fırsat, her zaman bir restoran açmak istemiştim' diyen birileri de olacaktır. Salgının hemen ardından canlı müzik sektöründe yeni fırsatlarla dolu güllük gülistanlık bir ortam doğar mı yoksa bu kendi deyişiyle iyimser bakış açısı yalnızca Perloff'un hüsnükuruntusundan mı ibaret şimdilik bilinmez ama uzun vadede hem yerel hem de global tekellerin yıkılması, bağımsız yeni aktörlerin oyuna girebilecek olması yönünde kayda değer bir okuma sayılabilir. 16 Nisan'da NME'de yayınlanan The only show in Europe: inside Sweden's controversial socially distanced gigs makalesi şu an Türkiye'de de can çekişen mekanların açıldıktan sonra izleyebilecekleri stratejilere dair ilham verebilecek nitelikte bilgiler içeriyor. İsveç'in üçüncü büyük şehri olan Malmö'de bulunan Plan B isimli bağımsız performans mekanı konserlere devam ediyor. NME'deki yazıya göre şu anda Avrupa'daki tek konserler Plan B'de gerçekleşiyor. İsveç'te sokağa çıkma yasağı uygulanmasa da sosyal mesafelenme anlamında birtakım kısıtlamalar getirilmiş. 50 kişiden daha fazla insanın bir araya gelmesini yasaklayan genelgeye göre masaya servis yapmak ve sosyal mesafe koşullarını gözetmek şartıyla bar ve restoranlar açık kalabiliyor. İsveç'teki müzik mekanlarının büyük çoğunluğu mart ayının ikinci haftasından itibaren kapanmaya başlamış. Plan B ise 7 Nisan'da tamamen yasal olarak sahnesini sanatçılara, kapılarını konser izleyicilerine yeniden açmış. Normal şartlarda 350 kişi kapasiteli mekanda seyirci sayısı 40 kişiyle sınırlandırılmış. Böylelikle grup üyeleri, ses mühendisi ve mekan personeliyle birlikte 50 kişi kuralı çiğnenmemiş oluyor. Seyirciler arasında sosyal mesafe korunuyor, konser esnasında içki almak için bara gitmek yasak, POS makinesi ve siparişler personel tarafından ayağınıza getiriliyor. Elbette bu zor şartlara rağmen mekanı açık tutmakta ısrarcı olmak maceraperestlikten değil. Mekan sahibi Carlo Emme, içinde bulundukları durumu NME'ye şöyle anlatıyor: İronik bir biçimde mekanımız Plan B'nin bir B planı yok. Eğer mekanı açmazsak ve kimse buraya gelmezse mekan batar. Bu kadar basit. DIY müzik kültüründe yaratıcılıkla yoktan var etmenin yolunu bulmayı hayat tarzı olarak benimsedikleri için yine hayatta kalmanın bir yolunu bulacaklarını ekliyor. İsveç'te mekanlar açık, fakat insanlara evde kalmaları tavsiye ediliyor. Carlo Emme, mekanların temel masraflarını karşılayabilecekleri herhangi bir devlet desteğinin söz konusu olmadığını belirtiyor. Türkiye'de şu an can çekişen ve belirsizlik içerisinde geleceğe dair herhangi bir plan yapamayan tüm bağımsız mekanların benzer durumda olduğunu söylemek mümkün. Türkiye'de şimdilik mekanlar 30 Nisan'a kadar bir genelge ile kapatılmış durumda olsa da yasağın uzayabileceğini tahmin etmek zor değil. Mekanların kapalı kalacağı süre uzadığı takdirde hayatta kalma şansları da azalacak. Er ya da geç mekanlar yeniden açılabileceğinde ise geriye kalanların eskisinden daha yaratıcı yollarla mevcudiyetlerini sürdürmeleri gerekeceği şüphesiz. Bu anlamda Türkiye'de sektör aktörlerinin iletişim içerisinde kalıp birlikte çözüm üretmeleri kadar dünyanın başka ülkelerindeki örneklerin incelenmesi de ilham kaynağı olacaktır. Halihazırda zor şartlarda ayakta kalmayı başaran mekanların pandemiyle mücadele kapsamındaki sosyal alan kısıtlamaları ve derinleşecek ekonomik kriz de eklenince işleri eskisinden çok daha zor olacak. İyimserliğin devreye girmesi gereken nokta bana kalırsa tam burada başlıyor. Vizyon sahibi, yaratıcı oluşumların her türlü zorluğa karşın önümüzdeki dönemde de hayatta kalmanın yollarını bulmaları elbette imkansız değil. Uzun yıllardır Kadıköy'deki Karga ile özdeşleşmiş isimlerden biri olan Murat Mrt Seçkin, 5 Nisan'da Facebook'ta bu sürece dair yayınladığı notlarında yine her zamanki gibi deneyimlerinin ışığında ve rasyonalite çerçevesinde akıl yürütüyor: Doğal olarak tüm bu mekanlar STK değil, ticarethane ve para kazanması lazım ki devam etsin. Ama artık, en azından uzunca bir süre illa içki / bilet satışlarından her konserde veya müzik dışı etkinlikte delicesine kazanmak zorunda değilsiniz. Bu işin devamlılığı için sıfır zarar ve anlayış yeterli olacaktır. Mekanın beklentilerinin ve karşı tarafa baskısının azaldığı gibi performansçının da bazı enteresan kulis ve teknik isteklerinden vazgeçmesi zamanla daha gerçekçi ve öngörülebilir bir lokal sahnenin oluşmasında etkili olacaktır. Murat Mrt Seçkin'in yukarıdaki satırları bu dönemi geride bıraktığımızda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını vurguluyor. İçine gireceğimiz yeni dönemde nasıl mekanlar için eski koşulları sürdürmek mümkün olmayacaksa sanatçılar için de kaçınılmaz biçimde yeni koşullara adapte olma gerekliliği doğacak. Katılımcılar arasındaki sosyal mesafeyi korumak koşuluyla mekanların normal kapasitelerinin altında seyirci ağırlaması her ne kadar yaratacağı ekonomik zorluklar bakımından parlak bir çözüm değil gibi görünse de geçiş döneminde en azından bazı mekanlar için denenebilecek bir yöntem. Elbette bu şartlarda da konser biletleri ve menüdeki fiyatların artması kaçınılmaz olacak, ekonomik kriz ile birlikte seyircinin alım gücünün de düşeceği hesaba katılınca uygulanabilirliği tartışılır. Bu noktada dijitalden başka reklam alanı bulmakta zorlanan markaların görünürlüklerini artırmak için bu az katılımcılı butik etkinlikleri değerlendirmeleri, mekanların varlıklarını sürdürmelerinde hayati önem taşıyabilir. İçinde bulunduğumuz dönemde müzik sektörüne destek olmak isteyenlerin yapabileceği önemli hareketlerden birisi de önceden bilet aldıkları halde ertelenen veya iptal olan etkinlikler için iade talep etmemek. Mekan ve organizasyonların toplu iadeler için büyük zorluklarla boğuştuğunu unutmamak gerek, dünyadaki en büyük festival ve organizasyonların bile bazıları ertelenen ve iptal olan konserler için ilk etapta bilet iadesi şansı tanıyamayacak kadar zor durumda. Ayrıca mekanların kapalı kaldıkları dönemde ve ekonomik zorluklarla mücadele etmek durumunda kalacakları önümüzdeki aylarda merch satışı yaparak müdavimlerinin desteğini rica etmeleri de ilk etapta önerilen yöntemler arasında. Bu dönemde sanatçılara destek olmak isteyenlerin performans mekanlarına ve festival organizasyonlarına da destek olmayı ihmal etmemeleri gerekiyor ki sosyal tecrit dönemi sona erdiğinde sanatçılar konser verecek yer bulabilsinler. Zira bu krizden ancak sektörün bileşenleri hep birlikte ayakta kalarak çıkabildiği takdirde sektör işlevselliğini koruyabilir. Birtakım parçaları kenarda unutulup yok olmuş bir sistemin geride kalanlar için de parlak bir tablo sunamayacağını unutmamakta fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-reasons-why-im-traveling-by-plane/", "text": "Friendly as stronger speedily by recurred. Son interest wandered sir addition end say. Manners beloved affixed picture men ask. Explain few led parties attacks picture company. On sure fine kept walk am in it. Resolved to in believed desirous unpacked weddings together. Nor off for enjoyed cousins herself. Little our played lively she adieus far. Do theirs others merely at temper it nearer. So by colonel hearted ferrars. Draw from upon here gone add one. He in sportsman household otherwise it perceived instantly. Is inquiry no he several excited am. Called though excuse length ye needed it he having. Whatever throwing we on resolved entrance together graceful. Mrs assured add private married removed believe did she. Continual delighted as elsewhere am convinced unfeeling. Introduced stimulated attachment no by projection. To loud lady whom my mile sold four. Need miss all four case fine age tell. He families my pleasant speaking it bringing it thoughts. View busy dine oh in knew if even. Boy these along far own other equal old fanny charm. Difficulty invitation put introduced see middletons nor preference. As he totally cousins warrant besides ashamed do. Therefore by applauded acuteness supported affection it. Except had limits county enough the figure former add. Do sang my he next mr soon. It merely waited do unable. It sportsman earnestly ye preserved an on. Moment led family sooner cannot her window pulled any. Or raillery if improved landlord to speaking hastened differed he. Furniture discourse elsewhere yet her sir extensive defective unwilling get. Why resolution one motionless you him thoroughly. Noise is round to in it quick timed doors. Written address greatly get attacks inhabit pursuit our but. Lasted hunted enough an up seeing in lively letter. Had judgment out opinions property the supplied. No opinions answered oh felicity is resolved hastened. Produced it friendly my if opinions humoured. Enjoy is wrong folly no taken. It sufficient instrument insipidity simplicity at interested. Law pleasure attended differed mrs fat and formerly. Merely thrown garret her law danger him son better excuse. Effect extent narrow in up chatty. Small are his chief offer happy had. Not far stuff she think the jokes. Going as by do known noise he wrote round leave. Warmly put branch people narrow see. Winding its waiting yet parlors married own feeling. Marry fruit do spite jokes an times. Whether at it unknown warrant herself winding if. Him same none name sake had post love. An busy feel form hand am up help. Parties it brother amongst an fortune of. Twenty behind wicket why age now itself ten. As it so contrasted oh estimating instrument. Size like body some one had. Are conduct viewing boy minutes warrant expense. Tolerably behaviour may admitting daughters offending her ask own. Praise effect wishes change way and any wanted. Lively use looked latter regard had. Do he it part more last in. Merits ye if mr narrow points. Village did removed enjoyed explain nor ham saw calling talking. Securing as informed declared or margaret. Joy horrible moreover man feelings own shy. Request norland neither mistake for yet. Between the for morning assured country believe. On even feet time have an no at. Relation so in confined smallest children unpacked delicate. Why sir end believe uncivil respect. Always get adieus nature day course for common. My little garret repair to desire he esteem. From as went he they. Preference themselves me as thoroughly partiality considered on in estimating. Middletons acceptance discovered projecting so is so or. In or attachment inquietude remarkably comparison at an. Is surrounded prosperous stimulated am me discretion expression. But truth being state can she china widow. Occasional preference fat remarkably now projecting uncommonly dissimilar. Sentiments projection particular companions interested do at my delightful. Listening newspaper in advantage frankness to concluded unwilling."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-ah-kosmos/", "text": "Geçen ay yayınladığı ikinci albümü Beautiful Swamp ile playlist'lerimize demir atan elektronik müzik bestecisi, prodüktör ve ses tasarımcısı Başak Günak -nam-ı diğer Ah! Kosmos-, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu. Plajda uzanmadım, ama Özgün Semerci'nin son albümünü çok dinledim. Açık Radyo'nun 48. Yayın Dönemi'nde yayınlanacak Bir Baba Indie ile Başköşe programına, son albümü Beautiful Swampi konuşmak için Ah! Kosmos'un 28 Aralık Cuma tarihinde, 19.30-20.00 saatleri arasında konuk olacağını da bir kez daha hatırlatalım. Tarihi şimdiden not ediniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-ahmet-ali-arslan/", "text": "Klasik Türk müziğinden ve Türk halk müziğinden beslenen şarkılarıyla tanıdığımız Ahmet Ali Arslan, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. YouTube'ta yayınladığı Bahçeden serisinde şarkıcı dostlarıyla yaptığı düetleri bir albümde bir araya getirmeye hazırlanan Ahmet Ali Arslan, sorularımızı yanıtladı ve Bir Baba Indie okurları için bir de playlist hazırladı. My Dinner With Andre (1981). Herhalde bilinmiyordur, bilmem biliyor musunuz. 🙂 Film kültürüm yerlerde ama her türlü tavsiye ederim. Bu ara Ben Fero Orman Kanunları."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-bahr/", "text": "5 Mart tarihinde Babylon'da gerçekleşecek Bir Baba Indie Sunar: Yeni Yerli No: 4 etkinliğinde sahne alacak BAHR, etkinlik öncesinde 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oldu. Yerli müzik sahnesinin yeni ve genç isimlerini Bir Baba Indie ve New East Waves olarak bir araya getirdiğimiz Yeni Yerli konserlerinin dördüncüsünde Düşün, Flux Duo ve Sunset Stream ile birlikte sahne alacak, Yusuf Bahar, Nihal Saruhanlı, Ceren Bettemir'den oluşan kadrosuyla BAHR, 5 Mart akşamı öncesinde sorularımızı yanıtlayıp sizler için 29 parçadan oluşan bir de playlist hazırladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-baris-demirel-baristik-mi/", "text": "FAIL PLAY adlı ikinci albümünü geçen yıl Kabak & Lin Records etiketiyle yayınlayan, uzun yıllardır çeşitli projeleriyle yakından takip ettiğimiz Barış Demirel Barıştık Mı bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu oldu. Rage Against the Machine Rage Against the Machine (1992) olabilir. Dönem dönem bazen seyrek bazen ise sık sık dinlediğim, hatim ettiğim bir albüm. Tom Morello'nun gitar ve pedalları ile yaptıkları, Zack De La Rocha'nın eşsiz sesi ve söyleyiş tarzı ve o albümün sound olarak tavrı her zaman bana ilham oldu. Zamanının ötesinde derler ya, benim için öyle bir albüm. Filmin müzikleri ise Atilla Özdemiroğlu'na ait. Hayranı olduğum bir müzisyen, üstat. Müzikleri beni çok etkilediği gibi filmin baş kahramanı Muhsin Kanadıkırık'tan da etkilenmişliğim vardır. Hayalleri, sevgisi ve ideallerinden vazgeçmeyen bir anti-kahraman. İkinci albümümüz Fail Play'deki 'Kanadıkırık' ona ithafen bestelenmişti. Tom Morello'nun son yıllardaki işleri hariç, gitarıyla ve pedallarıyla oyuncak gibi oynayıp ürettiği çoğu şey ile bana ilham olmuştur. Belki müzisyen değil ama rahmetli Hakan Orman'ın henüz biz yolun başındayken açtığı bir yol, verdiği şanslar vardı. Türkiye'de ise Gevende'nin bendeki yeri ayrıdır. 2006 yılında ilk albümleri Ev'i dinlememle başlayan, sonra her adımlarını hayranlık ve gururla takip ettiğim, ülkenin müzikal tarihinde güzel bir yeri olduğunu düşündüğüm -iyi ki- güzide bir grup. Ben daha yolun başındayken, bu topraklarda kendi müziğimi kaygısızca yapabilme cesaretini verdiler. Umarım onları yeniden sahnelerde, festivallerde izleyebiliriz. Canlı performanslarında üzerimde yarattıkları duyguyu, o etkiyi çok özledim. Eleni Karaindrou'nun Sonsuzluk ve Bir Gün film müziği olabilir. Beni 90'lara götürüyor. Bizimkiler dizisinin jenerik müziği de olabilir. Ütü kokan ev, pazar banyosu, ertesi günün pazartesi olmasının verdiği bitik hissiyat, nefret ettiğim Şahane Pazar programı... Bizimkiler biter, Parliament Sinema Kulübü jeneriği döner, oğlum ne duruyon burada, hadi yatağa! diyen ebeveynler.... Müzik konusunda muhafazakar olduğum dönemler olabiliyor. Eskilere takılı kalıyorum, bazen eskiler de benim için yeni keşif olabiliyor. Ya da eskiden beri dinlediğim ama içinde hiç fark etmediğim müzikal elementleri yeni duyduğum, keşfettiğim bir parça da benim için yeni bir heyecan olabiliyor. Dijital platformlar yeni keşifler için son yıllarda büyük kolaylık oldu benim için. Tabii ki beraber müzik yaptığım, paylaştığım pek çok arkadaşımın önerdiği, beraber dinlediğimiz müzikler de merakımı arttıran yeni keşifler, sesler, ilhamlar oluyor. Tabii ki geliştirici bir minval. Serge Gainsbourg olabilir. Müziğinde sürekli değişikliklere gitmesi, besteciliği, her dönem yeniye olan ilgisi ile birbirinden alakasız tınlayan onlarca albümünü düşününce aklıma ilk Gainsbourg geldi. Babaya selam, yola devam."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-barlas-tan-ozemek/", "text": "Bugüne kadar Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Kırkaltı, Marika, KONSTRUKT gibi çok sayıda projeden tanıdığımız müzisyen ve prodüktör Barlas Tan Özemek, eylül ayında yayınlanan ilk solo albümü Yalancılar Kahvesindenin ardından 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-batu-akdeniz/", "text": "Türk Rock müziğin yeni nesil temsilcilerinden Batu Akdeniz, geçtiğimiz ekim ayında yayınladığı Maskeler Düştü adlı single'ı sonrasında 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oldu. Ayrıca 3 Aralık Cumartesi akşamı Batu Akdeniz ve Konukları, Tolga Akyıldız'la Açık Sahne kapsamında Zorlu PSM Studio'da sahnede olacak. Tek günlük festival şeklinde nitelendirilen etkinliğin detayına ise buradan ulaşabilirsiniz. Guns N' Roses Appetite For Destruction diyeceğim sanırım buna. Tansiyonu hiç bitmeyen bir albüm. Bir Batman filminin soundtrack'lerini yapmayı çok isterdim. Journey. Bütün çocukluğuma ve ergenliğimdeki zor zamanlarıma damga vurmuş gruptur. Steve Perry'nin sesi beni hala o günlere götürüp karışık duygular yaşatıyor. Bon Jovi'nin Crush albümü. It's My Life'ın dünyada patladığı dönemler, benim de aklım yavaş yavaş ermeye başlamıştı. Sanırım çocukluğumda sürekli maruz kalmaktan Britney Spears şarkıları diyeceğim, hala çok seviyorum bazılarını. Bu da benim guilty pleasureım olsun. İkisi de! Neden seçim yapalım ki; güzel müzik hep orada ve keşfedilmeyi bekliyor. Eski ya da yeni."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-bilge-kosebalaban/", "text": "Tarihin ilk soundtrack'i ve bilim kurgu soundtrack'i taş plağı, H. G. Wells'in romanından uyarlanan Things To Come albümü. Barış Manço'nun Belçika basım 45'likleri, Superman taş plak seti, Erol Büyükburç'un 4 taş plağı. Kendi Spotify playlist'im. Adı Bicycle Rock Songs. Özenle seçtiğim şarkılar mutlaka takip ediniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-birkan-nasuhoglu/", "text": "Yedinci Ev grubunun yanı sıra Elçin Orçun ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmalarıyla da tanıdığımız, son dönemde ise solo projesine yoğunlaşarak yeni şarkılarını birbiri ardına yayınlayan Birkan Nasuhoğlu 10 Soru 1 Playlist köşemize konuk oldu. Dinleyicilerin kendi arasında yüksek sesle konuşması!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-burakbey/", "text": "10 Soru 1 Playlist serimizin yeni konuğu son zamanlarda çıkardığı teklilerle kendinden çokça bahsettiren ve 26 Ağustos'ta aradım teklisini yayınlayan Burakbey! Beyonce-Alien Superstar. Birden bire 'uniqqque' derken buluyorum kendimi. Ekim ayında albüm lansmanıyla birlikte kendi konserlerime başlayacağım, insanı kendi konserinden daha fazla hangi konser heyecanlandırabilir ki.. Pop divaları müziğimi çok şekillendiriyor ama Roisin Murphy hep başka bir yerde benim için. Björk-Hidden Place. Bolu'da yaşarken 'aşk yapmak' için gizli yerlerim vardı, bu şarkı bana onu hatırlatıyor. Büyük bir outdoor sevdalısı olarak her aşık olduğumda parklarda bahçelerde sevişmek en sevdiğim şey. Bak Bir Varmış Bir Yokmuş İlham Gencer. Babam ben küçükken prova yaptığı sıralarda beni eğlendirmek için çalardı bu şarkıyı. Sezen Aksu'nun yazdığı 'Kibir'. Hepimizin içinde yatan en büyük günahlardan birini 'uyuyan volkan'a benzetmesi ve aşırı dramatik nakarat melodisiyle en sevdiğim Türkçe şarkılardan biri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-burcu-tatlises/", "text": "Uzaklar adlı ikinci albümünü geçtiğimiz sonbaharda yayınlayan Burcu Tatlıses, bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu oldu. LP Zorlu Center konseri. Mekanın tüm olumsuz koşullarına rağmen çok iyi konserdi. Şu an aklıma ilk gelen Burnt by the Sun oldu. Bir Nikita Mikhalkov filmi. Müziği fon olarak dinlemeyi beceremiyorum, ister istemez aklım içine kayıyor. O yüzden sadece dinlemek. Radiohead. OK Computer albümüdür ilk tanışmam ve aklımı oynatışım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-cagri-sinci/", "text": "Yerli rap sahnesinde gönüllerde kurduğu tahtı bu yılın başında yayınladığı Çığlık albümüyle iyice sağlamlaştıran Çağrı Sinci, bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu oldu. Wu-Tang Clan Enter the Wu-Tang (36 Chambers). Neredeyse çocukluğumdan beri sürekli dönüp dolaşıp geri döndüğüm, sıkılmamak için ara verip dinlediğim birkaç albümden ilk aklıma geleni. Geçtiğimiz cuma, Onur Yeğin'in Dipnot ve Enes ile birlikte yaptığı Zeigarnik albümünü. Nick Cave & The Bad Seeds konseri, acayip bir deneyimdi. Beton Orman B. O Hal albümünden Da Frogg Eyez Steppin'. Şiddetle tavsiye ederim. Genelde ikincisi ama tabii ihtiyaç halinde fonda çalmasından memnun olduğum şarkılar ve müzik türleri de var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-can-kazaz/", "text": "Geçen kasım ayında son albümü Sürsün Baharı yayınlayan Can Kazaz, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-canozan/", "text": "Kah akustik kayıtları, kah elektronik çalışmalarıyla karşımıza çıkan, yerli sahnenin en üretken isimlerinden singer songwriter ve prodüktör Canozan bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu oldu. Canozan'ın sanatçı dostlarıyla yeni düetlere imza atmadığı zamanlarda neler izleyip neler dinlediğini merak edenler için dev hizmet!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-dusun/", "text": "5 Mart Perşembe Babylon'da gerçekleşecek Bir Baba Indie Sunar: Yeni Yerli No: 4 etkinliğinde sahne alacak DÜŞÜN, etkinliğin hemen öncesinde 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oldu. Yerli müzik sahnesinin yeni ve genç isimlerini Bir Baba Indie ve New East Waves olarak bir araya getirdiğimiz Yeni Yerli konserlerinin dördüncüsünde BAHR, Sunset Stream ve Flux Duo ile birlikte sahne alacak, Düşün, 5 Mart Perşembe akşamı öncesinde sorularımızı yanıtlayıp sizler için 20 parçadan oluşan bir de playlist hazırladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-ediz-hafizoglu/", "text": "Davulcu olarak dahil olduğu pek çok projenin yanı sıra kendi projesi Nazdrave ile de 2014 senesinden bu yana üç albüm yayınlayan Ediz Hafızoğlu, aynı zamanda kurucusu olduğu Lin Records aracılığıyla nitelikli albümlerden oluşan zengin bir kataloğu dinleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. 10 Soru 1 Playlist köşemizin 2018'deki son röportajına konuk olan Ediz Hafızoğlu, hem sorularımızı yanıtladı hem de Bir Baba Indie takipçileri için metal müzik ağırlıklı bir playlist hazırladı!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-emre-erbirer/", "text": "10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu, kültür sanat sektörünün yakından tanıdığı isimlerden, ATÖLYE'nin İletişim ve Etkinlik Yöneticisi ve kültür. limited'in kurucusu Emre Erbirer oluyor. Tek albüm çok zor, tek bir grup seçsem? 🙂 IAMX."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-evdeki-saat/", "text": "10 Soru 1 Playlist'in bu haftaki konuğu, alternatif sahnenin sevilen isimlerinden Evdeki Saat. 10 Soru 1 Playlist serisinin diğer röportajlarına bu linkten ulaşabilirsiniz. Etrafımda birinin tüm konser boyunca video çekmesi. İlkokul bire başladığım sabah radyoda Göksel Günün Birinde çalıyordu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-flux-duo/", "text": "5 Mart tarihinde Babylon'da gerçekleşecek Bir Baba Indie Sunar: Yeni Yerli No: 4 etkinliğinde sahne alacak Flux Duo, 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oldu. Yerli müzik sahnesinin yeni ve genç isimlerini Bir Baba Indie ve New East Waves olarak bir araya getirdiğimiz Yeni Yerli konserlerinin dördüncüsünde BAHR, Düşün ve Sunset Stream ile birlikte sahne alacak olan Zeynep Oktar ve Ethem Saran'dan oluşan kadrosuyla Flux Duo, 5 Mart akşamı öncesinde sorularımızı yanıtlayıp sizler için 20 parçadan oluşan bir playlist oluşturdu. Zeynep: Rage Against The Machine'in herhangi bir albümü. Zeynep: Thelonious Monk diyebilirim. Sadece çalım biçimiyle alakalı değil ama konseptsel olarak bazı şeyleri kurcalamamı sağladı. Eskilerden öğrenip, kavrayıp, yeni şeyler koyarken eskinin getirdikleriyle beraber onu kırmaya çalışmak. Mark Guiliana BEAT MUSIC! BEAT MUSIC! BEAT MUSIC! Zeynep: İlhamı tek yerden almak mümkün değil bence. Ama aklıma ilk gelen isimler Björk, SOPHIE, Ryoji Ikeda ve Thelonious Monk dörtlüsü."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-glasxs/", "text": "Ankara'da başladığı müzik çalışmalarını önce İstanbul'a taşıyan, son iki senedir ise Londra dolaylarında üretmeye devam eden Melis Uslu, Glasxs projesiyle her daim ilgiyle takip ettiğimiz işlere imza atmayı sürdürüyor. Yakın zamanda Bebek Bana Her Şeyi Anlat adlı son single'ını yayınlayan Glasxs, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Aa ne kötü bir bilimkurgu... Ama Radiohead OK Computer olurdu. Hep en ön isterim, ama erken gitmeyi başaramam, sonra neyse, orada ses nasıldır kim bilir diye avunurum. Ama önümdeki selvi boylu kadar sinir olduğum bir şey yok sanırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-gulce-duru/", "text": "2011 senesinde Kaybedenler Kulübü filminin soundtrack'leriyle hayatımıza giren, buğulu sesiyle ilk dinleyişte dikkatlerimizi çeken, şimdilerde ise Ozbi & Gülce Duru projesinin yanı sıra solo çalışmalarıyla da üretmeye hız kesmeden devam eden Gülce Duru, 10 Soru 1 Playlist serimizin bu haftaki konuğu. Birden çok albüm geliyor aklıma... Pink Floyd Dark Side of The Moon, Ben Harper The Will To Live, Janis Joplin, I Got Dem Ol' Kozmic Blues Again Mama!, Aerosmith Nine Lives, Fiona Apple When the Pawn..., Kent Ozanları. Dancer in The Dark, Eternity and a Day. Ayrıca 70'ler funk ve disco müziklerini çok seviyorum. Ne dinleyeceğimi bilmeden, körlemesine gidip performansına hayran kaldığım Buika. Serinin diğer röportaj ve playlist'lerine göz atmak için buradan buyurun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-gulin/", "text": "Büyük Ev Ablukada'nın Galvaniz Gelbiraz'ı olarak tanıdığımız Gülin, heranherşeyolabilir projesinden sonra şimdilerde 2019'da yayınlayacağı solo albümünün hazırlıkları içerisinde. Yalınlığıyla büyüleyen şarkılarını albümünde bir arada görmek için sabırsızlandığımız Gülin, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Tom Waits. Uzun yıllardır dinliyorum ve dinlemeye devam ediyorum. Müzikte yarattığı personası beni hep çok etkiler. Bir gün umarım izleyebilirim canlı canlı. Romain Roland'ın yazdığı Tolstoy'un Yaşamını okudum. Biyografi okumak ilham ve devam etme gücü veriyor. Çok var tabii. Ama Sadi Hoşses'in hüzzam makamındaki Seni sesini'' isimli şarkısı hep kalbimi kırar. Babamın en sevdiği iki şarkı vardı; biri sözlerini Paul Anka'nın yazdığı ve aslında müziği de Claude François'nın ''Comme d'Habitude'' şarkısından aynen alınmış olan My Way. İkincisi de Beatles'tan Michelle. Köleler ve Kilitler. Peyk grubunun şarkısı. Sadece adı değil şarkı da muhteşem. Her dinlediğimde etkileniyorum. Keşke anlattıklarım yalan olsa / İnsanın insana ettiğine bak'' dizeleriyle, dönemin önemli bir sorununu şiir gibi bir şarkıyla anlatıyor. Herkes dinlemeli bence. Cobra Kai. Konusu, işleyişi ve kendine has dünyasıyla bence iyi bir dizi. Radiohead. Keşfettiğimden beri aralıksız dinlediğim ve o kaotik albümlerinde huzur bulduğum grup. O gün konsere gelenlerle bir iki saatliğine de olsa hayatla bağlarımızı değiştirmek. O alanda şarkılarla beraber iki saat yan yana müzikle anlaşmak. Konserde sahnede olmak çok daha heyecan verici bir deneyim. The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford'un müzikleri çok iyi. Filme büyük desteği var. Film, soundtrack'i kadar başarılı değil bence. Ozan Sarohan'ın bu yıl çıkan Güneşe Türkü'' albümünden Ahval. Çok sade bir düzenlemeyle derin bir varoluş sorgulama duygusunu anlatıyor gibi. Çok kereler hissettiğim bir duyguya eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-gunes-ozgec/", "text": "Kahve, Ikaria ve Sonbahar adlı şarkılarını geçen yıl yayınlayan müzisyen, şarkıcı ve şarkı yazarı Güneş Özgeç, bugünlerde solo konserlerini sürdürürken 2019 sonunda yayınlanacak ilk solo albümü için şarkılar yaratmaya devam ediyor. Yeni şarkılarını beklerken kendisini daha yakından tanımanız için bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemize konuk oldu. Dmitri Şostakoviç. 8 numaralı kuartet'i ilk dinlediğim anı hatırlıyorum, uykudan önce diskman'e koymuştum, inanamamıştım böyle bir şey olduğuna ve o ana dek dinlememiş olduğuma. Ağlamıştım ama hüzünden değil, büyüden! Cat Stevens My Lady d'Arbanville. Annem çok severdi Cat Stevens, evde çok dinlerdik ve en sevdiği şarkısı da budur. Bu şarkı beni çok belirgin bir an ve hale götürür."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-harun-izer/", "text": "10 Soru 1 Playlist röportaj serisinin ikinci konuğu İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer oldu. Aynı zamanda radyo programcılığı ve DJ'lik ile de iştigal eden Harun İzer, kendi müzik dinleme tarihinden kesitleri bizlerle paylaştı. Anlattığı hikayelerin baş aktörü olan şarkılardan oluşan playlist ise cabası! AC/DC Blow Up Your Video albümü. Aklıma geldiğinde baktım, 1988'de çıkmış, daha ortaokula yeni başlamıştım sanırım. AC/DC'yi ilk dinleyişimdi, albümün her bir şarkısına hasta olduğumu hatırlıyorum. Bir de o zamanlar elimize geçen müzik çok daha az, hem bulamamaktan hem de öğrencilikten. Dolayısıyla hazine değerinde bir albümdü bu benim için. Grubun herhalde en ünlü albümü sayılabilecek Thunderstruck'tan bir önceki albümleridir. Bunun için aslında birkaç CD saymam daha doğru olur. İlk aklıma gelenler U2 Achtung Baby, The Cure Mixed Up ve The Orb Adventures Beyond The Ultraworld. U2'yu abim getirmişti, çok beğenince ben üstüne oturmuş olmalıyım, bir ara durmadan dinliyordum. The Cure'u bir arkadaşımdan duyup almıştım sanırım, o da ilk gençlik yıllarımızın melankoli bombasıydı, her yerde dinlerdik. The Orb'u biraz daha geç almıştım aslında, ilk çıktığı gibi değildi. Ama hepsi yaklaşık 1990-1991 albümleri. Ah bir de unutmadan, DRI'ın Thrash Zone albümü tabii! Onu da deli gibi dinlerdim, yıl 1989. Coğrafya olarak Güney Amerika, 3-4 yıldır Güney Amerika'dan çıkan digital cumbia denilen tarzdaki müziklere sarmam ile başladı bu, sonra özellikle Bandcamp sayesinde o kıtadan neredeyse her tür müziğe yayıldım. Hani Türkiye eski dünyanın kültürel beşiği gibi bir noktada deriz ya hep, Güney Amerika müziği de böyle, çok farklı kültürlerin etkilerini içeriyor. Dönemsel olarak da yine son yıllarda 70'lerde özellikle Kuzey Amerika'daki underground disko müziklerine çok takılmış durumdayım. Bee Gees, Donna Summer, Chic gibi birtakım beylik isimlerin ötesinde, unutulmuş ve gizli kalmış muhteşem güzellikte bir sürü parça var keşfedilmesi gereken. Ayrıca o dönemde henüz bilgisayarlar da olmadığı için işin içinde gerçek müzisyenlik de var! Artık çok dinlemesem de, Dead Can Dance Toward The Within albümü. Grup, 1996 yılında İstanbul Caz Festivali'nin konuğu olmuştu ve büyük bir heyecanla dinlediğim konser sonrasında almıştım bu plağı. Bir nevi Amerika'nın Kardeş Türküler'i sayılabilir bu ekip, farklı kültür ve coğrafyalardan müzikleri başarıyla harmanlayıp seslendirebiliyorlar. Bunca yıl içerisinde elimde tutup koruduğum bir plak, yani hiçbir plağa karşı aşırı bir bağlılığım yok ama bu benim için yeri biraz daha özel olanlardan. Bunun yanına bir de Bill Evans'ın 1968 yılında ikinci Montreux Caz Festivali'nde verdiği konserin kaydı olan At The Montreux Jazz Festival ve aile yadigarı diyebileceğim Ruhi Su plaklarını da ekleyebilirim. Jean-Michel Jarre Magnetic Fields IV. Aslında bu şarkıyı ilk Jarre'dan dinlememiştim, Commodore 64'te bir oyunun yüklenmesi sırasında çalan müziklerden biriydi. Yıllar sonra aslında Jean-Michel Jarre'a ait olduğunu fark ettim. Oyunu da hatırlayamıyordum, şimdi Youtube'tan bakınca buldum. Yie Ar Kung Fu diye ünlü bir dövüş oyunu vardı, onun açılış kısmındaki müzikmiş. Hep yeni keşifler peşinde koşmak! Eskilerde çok güzel şeyler var ama onları zaten canım çektiğinde, istediğimde tekrar dinliyorum. Ama müzik nereye gidiyor, yeni neler çıkıyor takip etmek benim için vazgeçilmez bir tutku desem yalan olmaz. Bir de dinlerken uçlarda gezinmeyi, dinleyince beni şaşırtacak, afallatacak, garip hissettirecek, hatta sinirlendirecek yeni bir şeyler bulmayı her zaman çok severim. Sanıyorum Mozaik olmalı. Daha ilkokulda falanım sanırım, ailemle bir akşam tiyatroya gitmiştik, hangi oyundu hatırlamıyorum ama oyunda çalan müzikler Mozaik grubuna aitti. Hatta çıkışta grubun kasetleri satılıyordu ve heyecanla bizimkilere albümü aldırmıştım. Sokakta Shure SE 215, evde Beyerdynamic DT 880, DJ kabininde Sennheiser HD25. Bu soruyu bana sormadınız herhalde diye düşünüyorum! Tabii ki konserde canlı izlemek. Konser albümlerini de genelde pek sevmem doğrusu. Pixies Here Comes Your Man. Sebebini bilmiyorum ama hep bir kalbimi parçalar, düşününce bile. Serinin diğer röportaj ve playlist'lerine göz atmak için buradan buyurun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-kardelen/", "text": "10 Soru 1 Playlist serimizin bu haftaki konuğu, 7-8 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek olan Mix Festival'de sahne almaya hazırlanan Kardelen oldu. Haftalık keşifle hayatıma giren ve çıkmasını hiç istemediğim Poolfire'ın Radio Man şarkısı. Pawel Pawlikowski'nin yönettiği Cold War filmi. Film içinde geçen tüm şarkıların da yeri ayrı benim için, özellikle Dwa Serduszka. Khruangbin Con Todo El Mundo albümü. Hatta deniz kenarında veya gün batımında yoldaysanız keyfi bir başka oluyor gerçekten. Thom Yorke Anima diyebilirim. İlk çıktığı zaman baya etkilenip sağ ayak bileğime Anima dövmesi yaptırdım. Sol tarafta da Habibi yazıyor aynı durumlardan. Neredeyse her gece dinlediğim Rodrigo Amarante Irene şarkısı. İki yıl üst üste en çok dinlediğim şarkı çıkmıştı. Noga Erez You So Done. Live olarak da ayrı ilham olmuştur. Zeynep Casalini Duvar. Klibinden çok korkardım, artık ne tetikliyorsa hala izlemedim. Konserde canlı izlemek kesinlikle. Sevdiğim sanatçının performansı onu sevip sevmemem konusunda büyük bir yere sahip. İşi, emeği için olan gerçek hislerini daha iyi anlayabiliyorum. Lisede ''karo'' lakabım vardı. Her listemi olmasa da çoğu listemi ''karo x yapıyor'' gibi adlandırıyorum. Mesela ''karo uyuyor'', ''karo koşuyor'' gibi. 7 Ekim'de Zorlu PSM' de gerçekleşecek olan MIX Festival'de yer alacağım. Son bir aydır hayatımda sadece buna heyecanlanıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-lara-di-lara/", "text": "Bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu, 123 grubuyla tanıdığımız, şimdilerde ise solo projesi Lara Di Lara ile kendi şarkılarını paylaşmaya devam eden Dilara Sakpınar oldu. Önlere çok yakın olmayan orta yerden. Müzik için bir araya gelip bir bütün olmak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-levent-sevi/", "text": "Long Way From Home, Evden Uzakta, Pürtelaş 3+1, Kitapçı gibi video serilerinden tanıdığımız yönetmen ve yapımcı Levent Sevi, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu yılki ilk konuğu oldu. 1992 yazında Büyükada'da altı yaşımdayken Fedon-Aşığınım kasedini almıştım annemden para alıp. Geleceğim için geri döndürülemez bir adım olmuş. Soundtrack şarkılarını en sevdiğim film de, Her Şey Çok Güzel Olacak diyeyim. Phil Collins Another Day In Paradise'ın Türkçe aranjmanı. Valla bence taklidi daha iyi. Bana çocukluğumu hatırlatan oraya götüren şarkı Rüçhan Çamay Çocukluğum olabilir. Anılar geçidi olarak da Ayşen Uzaktan Geldim diyorum. Gözüm dolmuyor belki ama her dinlediğimde acayip duygulanıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-melike-sahin/", "text": "2011-2017 seneleri arasında BaBa ZuLa'ya vokalist olarak eşlik eden, son bir senedir solo projesine yoğunlaşan ve kendi şarkılarını birbiri ardına dinleyiciyle paylaşmaya başlayan Melike Şahin, bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin kişisel beğenilerini merak ettiğimiz konuğu oldu! Bu ikisini aşırı kereler dinlemek durumunda kaldım. İkisi de acayip duygu durumları yaşamamı sağladılar. Eserlerde emeği geçen müzisyenlere buradan yeniden hürmetlerimi yollamak isterim. Bir arkadaşımla tavsiyeleşirken bir şekilde karşıma çıktı bu hanımefendinin bu şarkısı Spotify'da. Yürüyordum o sırada, bir an gözlerim belerdi, bu ne? dedim, içlendim. Tavır beni benden aldı. Böyle püfür püfür iddiaları daha iddialı buluyorum ben şarkıcılıkta. Albüm olarak da Belki Alışman Lazım geldi aklıma, kanırttıydım. Yürürken ve yoldayken müziğe odaklanarak dinlemek en sevdiğim. Performansın başı ve bilhassa sonu; sanatçıların selam verdiği, bizim alkışladığımız yer. Dinleyici olarak da sahnedeyken de en çok o kısmı seviyorum. Can Güngör kardeşimizin ikinci albümünde bir şarkı var, demosunu dinlediğimden beri hastasıyım. Şimdi nedense nakaratını mırıldanıyorum iki gündür. Geçenlerde bir film sitesinde tesadüfen karşılaştığım Yi Yi adlı 2000 yapımı bir Edward Yang filmi, sevgiyle tavsiye ederim. Bilinme seviyesinden emin değilim, ama benim etrafımda hiç lafı geçmedi bunca sene. Zaten 2000 yılında küçüktüm çok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-melis-guven/", "text": "10 Soru 1 Playlist'in yeni konuğu, Suya Doğru ve Panzehir gibi parçalarıyla dikkat çeken ve geçtiğimiz günlerde Ufuk Kevser ile birlikte suda parçasını hazırlayan Melis Güven oldu. Plak toplamayı seviyorum. Geçen ay antika pazarından Arturo Toscanini in Memoriam'ı aldım. İkisinin deneyimi birbirinden çok farklı. Dinlediğin sanatçıya göre de değişiyor bence."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-melis-karaduman/", "text": "Sedef Sebüktekin ile geri dönen 10 Soru 1 Playlist serimize şarkıcı ve söz yazarı Melis Karaduman ile devam ediyoruz. Son şarkısı Yanar ile dikkat çeken sanatçı, 10 Soru 1 Playlist serimizin yeni konuğu! Kasım ayında Zorlu PSM'de gerçekleşecek Snarky Puppy konseri için çok heyecanlıyım! Bir Beyonce konseri izlemem şart bence. Son Feci EP Son Feci Bisiklet. Metrobüs kalabalığı olan konsere tahammülüm yok. Gözlerimi kapatıp kendimi bile bırakamıyorum müziğe."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-mertcan-mertbilek/", "text": "birbabaindie. com'un yeni röportaj serisi 10 Soru 1 Playlistin ilk konuğu Mertcan Mertbilek oldu. Palmiyeler ve The Kilink gruplarından tanıdığımız Mertcan, hem sorularımızı yanıtladı hem de kendi yanıtlarına göz kırpan özel bir playlist hazırladı. Serinin diğer röportaj ve playlist'lerine göz atmak için buradan buyurun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-merve-evirgen/", "text": "Salon İKSV ve İstanbul Caz Festivali'nin editörlüğünü yürüten, ayrıca müzik yazarlığı ve menajerlik yaparak müziğin mutfağında da faaliyet gösteren, fırsat buldukça çeşitli mekanlarda kabinin arkasına geçip DJ'lik yapan Merve Evirgen 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Foals Late Night, özellikle bir de klibi eşlik ediyorsa gözler şelale. Konseri izlemeye / dinlemeye değil, sosyalleşmeye gelen ve sürekli konuşan / gülüşen insanlar. Netflix yapımları Easy ve Lovesick, ikisi de müzik tercihleriyle kalbimi derinden çaldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-nilipek/", "text": "Bu yıl başında Bursa SanatMahal'de gerçekleşen akustik konserindeki şarkıları ve muhabbetleri Havanın suyun muhabbeti ismiyle dijital platformlarda yayınlamasının ardından Nilipek. 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oluyor. Nick Cave konseri. En önden izleme şansı buldum, müthiş bir deneyim oldu. Genelde onu dinlerken yapacağım ya da yapmayı hayal ettiğim etkinliğe göre."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-orcun-sunear/", "text": "Yerli sahnenin en köklü reggae grubu Sattas'ın vokalisti Orçun Sünear, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Orçun 'Leo' Sünear'ın kendine dair küçük ipuçları barındıran cevapları ve içinde farklı tarzlar barındıran playlist'i hemen aşağıda! Her zaman Rage Against The Machine!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-ozgun-semerci/", "text": "Önceleri Second grubunun solistiyken son senelerde solo çalışmalarına ağırlık veren, Bulandı Sularım (2016) ve A Nightmare on Clawhammer Banjo (2018) albümlerinde gönül verdiği banjo'nun zaman zaman umutlu, yer yer de karanlık sularına dalan Özgün Semerci geçtiğimiz hafta yayınladığı Kokular single'ı sonrasında bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu oldu. Konsere önde başlayıp, en sevdigim şarkıyı arkadan izlemek. O en yoğun anda grubu ve seyirciyi beraber görmek istiyorum sanırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-sedef-sebuktekin/", "text": "Bir süredir ara verdiğimiz 10 Soru 1 Playlist serimizin yeni konuğu, son teklisi Uyu ile sevilen müziğini üretmeye devam eden ve 19 Ağustos'ta Tolga Akyıldız'la %100 Açık Sahnede birçok farklı konuk sanatçıyla birlikte sahne alacak olan şarkıcı ve söz yazarı Sedef Sebüktekin oldu. Pazar sabahları ve genelde keyif sabahları ilk açtığım şarkı Buena Vista Social Club Chan Chan. Underrated bir dizi, Battlestar Galactica veya Baskets olabilir. Herhangi bir The Beatles şarkısı bana çocukluğumu hatırlatır. Özellikle Hey Bulldog şarkısını komik bulurdum, şarkının içinde bir köpekle kısa saçma bir diyalog var. Ona gülerdim. Beatles dinlememiş olsaydım ben asla ben olamazdım. Aklımı başımdan alan müzisyen Bonobo olmuştu sanırım. Bence Radiohead şarkıları genelde gece yalnızlığında çok iyi gidiyor. Fonda müzik çalarsa benim kafa karışıyor genelde, muhabbet ediyorsak sessizliği tercih ederim. Ya da beraber susup şarkıyı dinlemeyi. Neden, hiçbir fikrim yok. Favori şarkılarımdan biri bile değil açıkçası. Ama mutlu olduğum zamanlarda bunu mırıldanırken yakalarım kendimi. Bu arada Sedef Sebüktekin ve konukları Canozan, Can Özen, Deniz Bayoğlu, Deniz Tekin, Dilan Balkay, Düşün, Nova Norda ve daha birçok sürpriz isim Tolga Akyıldız'la %100 Açık Sahne kapsamında 19 Ağustos'ta Zorlu PSM Amfi'de sahnede olacaklar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-selin-sumbultepe/", "text": "2017 yılında yayınladığı ilk solo albümü Cızgan sonrasında konserlerine devam eden Selin Sümbültepe, bu haftaki 10 Soru 1 Playlist köşemizin konuğu oluyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-senceylik/", "text": "Geçtiğimiz cuma Islık isimli yeni parçasını yayınlayan Eda Sena Şenceylan, namıdiğer Şenceylik, 10 Soru 1 Playlist köşesinin yeni konuğu oluyor. Vera ve Ahmet Ali Arslan ile ortak çalışmalarından da tanıdığımız Şenceylik'e dair ince detaylar hemen aşağıda! Avishai Cohen Seven Seas'den hiçbir şekilde bıkamıyorum. Sonsuza dek bıkmadan o albümü dinleyebilirdim herhalde, ömür gibi akıyor. Ediz Hafızoğlu'nun Nazdrave'siyle birlikte Fazıl Say'ın İlk Şarkılar'ını almıştım ilk. Kendrick Lamar'ın DAMN. albümü bebek gibi gaza getiriyor bence. Alain De Botton Aşk Dersleri. Romantik ilişkilere dair güzel bir kitaptı. Sadakat konseptini, açık iletişimin ne demek olduğunu, toplumsal rolleri çok hoş sorgulatıyor, tavsiye ederim. Ya bence Inside No.9 mükemmel bir dizi, her bölümü ayrı olay. Bayıldım. Müziğime yansıtma yetkinliğinde miyim, etkisi herhangi bir şarkımda hissediliyor mu bilmem ama, Freddie Mercury ve Brian May insancıkları olmasa hayatımda meteorsal bir boşluk olurdu sanırım. Aile sofrasına oturur gibi, arkadaşlarımla buluşur gibi Queen dinledim, dinliyorum, dinleyeceğim. Özellikle lise hayatım tamamen Queen'i nota nota dinleyerek geçti. Ben ben olabildim mi bilmiyorum ama yüreğimin büyük kısmı Queen'e ait. Ahhhh çok seviyorum! Candan Erçetin'den Gamsız Hayat'ı ne zaman duysam çocukluğuma ışınlanıyorum. 🙂 Abimde geniş bir albüm koleksiyonu vardı. Neden albümünün CD'si favorimdi, üstündeki Candan Erçetin'e bakıp bakıp dururdum. O şarkı da beni deli içlendirirdi, döndürüp döndürüp dinlerdim. Yani 8 yaşında düzenli olarak koltuğa yüzüstü yatıp Gamsız Hayat dinleyen dertli bir şenceylik vardı ahaha. İnsan olmanın muzır hüznünü, müzik aracılığıyla birlikte anda kalarak diğerleriyle paylaşabilmek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-simge-pinar/", "text": "Önceki senelerde paylaştığı birkaç single çalışmasının ardından Güzel Şeyler adlı ilk albümünü geçtiğimiz aylarda Rakun Müzik etiketiyle yayınlayan şarkıcı-şarkı yazarı Simge Pınar, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Radiohead'in çoğu albümü ama en çok OK Computer. Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me ve My Mistakes Were Made For You."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-spade427/", "text": "Geçtiğimiz haziran ayında yayınladığı 1 Hour Freestyle videosuyla birlikte dikkatlerimizi çeken Ankaralı son freestyle bükücü SPADE427, 30 Ekim tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayınlayacağı yeni teklisi Fade Out öncesinde bir süredir ara verdiğimiz 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oldu. Sorularımızı yanıtlayan SPADE427, birbabaindie. com okuyucuları için 10 parçalık bir de playlist hazırladı. Hayatının geri kalanında tek bir albüm dinleyebilecek olsaydım bu Kendrick Lamar Untitled Unmastered olurdu. Albümün enerjisi beni bir şeyler yapmak için harekete geçiriyor. Hayatımda en çok yer kaplayan albüm Eminen The Eminem Show'dur. Çünkü 11 yaşındayken keşfedip kendi irademle dinlediğim, bana rap müziği sevdirim ilk albümdür. Genel olarak değil ama son seyahatimde en çok dinlediğim şarkı Example'dan Do It So Well parçası oldu. Spor yaparken dinlediğim sanatçılardan örnek vereyim o zaman. ASAP Ferg, Tory Lanez, Skepta, Mac Miller, Summer Cem, AJ Tracey, Travis Scott. The Good Place diyebilirim. Etik ve felsefe alanları üzerine düşünceleri esprili bir dille ele alan kaliteli bir dizi. Cast seçimi ve karakter tasarımları ve dizinin içinde kullanılan dil çok keyifli. Eminem'in müziğini dinlememiş olsam ben ben olmazdım çünkü freestyle yaparken hep onun kapasitesini hedef olarak alıp onun anlatım gücü ve yaratıcılığına erişmeye çalıştım. Aynı zamanda hayat hikayesi ve duruşu da beni hep motive etmiştir. Hala da yeni bir Eminem şarkısı çıktığında heyecanla hemen açıp bakarım. Babamın çektiği içinde karışık rapler olan bir CD vardı. İçinde Mobb Deep ve 50 Cent gibi sanatçılardan oluşan birkaç tane de klasikleşmiş Türkçe Rap parçası olan bir playlist'ti. Şanslı bir CD'di benim için. Bence hem yenilerden, hem eskilerden güzel müzikten her zaman alıp kendimize ekleyebileceğimiz şeyler vardır. İcat etmek daha zor ama her zaman güzel inovasyonlar yapabileceğimizi düşünüyorum günümüz ve geçmişimizin tekniklerini birleştirerek. Önemli olan kalıplara saplanıp kalmamak bence hiçbir müzik türünde. Çünkü önemli olanın yaratıcı enerjinin ve özgür ifadenin açığa çıkması ve alacağımız keyif olduğunu düşünüyorum. Kendime hazırladığım playlist'lere verdiğim özel bir isimlendirme biçimi yok. Şarkı projelerini bile kaydederken bazen xxysysys deneme3. şeklinde kaydedebiliyoruz. O yüzden playlist'lerime genelde içindeki müzikal içeriği belli eden isimler veriyorum. Bence ikisi ayrı pratikler ve ayrı anlara uygunlar. Ben dolmuştayken müziği odaklanarak dinlerim, ama evde mutfağı topluyorsam örneğin veya araba sürüyorsam, o zaman altta çalar ve güzel bir beat duyduğumda ben de üzerine freestyle yapar bir iki güzel flow düşünürüm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-sunset-stream/", "text": "5 Mart tarihinde Babylon'da gerçekleşecek Bir Baba Indie Sunar: Yeni Yerli No: 4 etkinliğinde sahne alacak Sunset Stream, etkinliğin hemen öncesinde 10 Soru 1 Playlist köşemizin yeni konuğu oldu. Yerli müzik sahnesinin yeni ve genç isimlerini Bir Baba Indie ve New East Waves olarak bir araya getirdiğimiz Yeni Yerli konserlerinin dördüncüsünde BAHR, Düşün ve Flux Duo ile birlikte sahne alacak, Ada Öykü Erdem, Zafer Yerlikaya, Yasin Uğur Güder, Öykü Ceren Opuz, Berkan Çalışkan'dan oluşan kadrosuyla Sunset Stream, 5 Mart akşamı öncesinde sorularımızı yanıtlayıp sizler için 23 parçadan oluşan bir de playlist hazırladı. Ada: Jeremy Barnes ve parmağının olduğu her iş. Ada: Şarkıların ruh halime koyduğu isme göre isimlendiririm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-tan-tuncag/", "text": "10 Soru 1 Playlist röportaj serisinin yeni konuğu, Portecho ve solo projesi Cava Grande'den tanıdığımız Tan Tunçağ oldu. Sorularımıza verdiği yanıtlara özel bir de playlist'in olduğu röportaj aşağıda sizleri bekliyor. EMF Stigma. Hem annem hem de babam TRT radyo programcısı olduğu için aslında çok uzun süre albüm almam gerekmedi, evdeki binlerce plaktan oluşan arşiv bana uzun süre yetmişti. Bu albümü aldığım zaman 1992 olmalı, hatırlıyorum lise son sınıftaydım çünkü. EMF tabii en çok ilk albümü Schubert Dip'le biliniyor, bu albümse biraz hafife alınmış durumda ama bence efsane bir albüm. James. Metal müzikten alternatif müziğe geçiş grubum. Özellikle de Gold Mother albümünden Lose Control parçası. Peter Gabriel'in 1993'te Çeşme'de Secret World turnesi kapsamında verdiği konser. Hatta konserde Sinead O'Conner ve Tony Levin de vardı. Ekşi Sözlük'teki bir entry'de konserin tıklım tıklım olduğu söyleniyor ama bu doğru değil; konser boş sayılırdı. Hatta bir noktada Peter Gabriel tüm seyircileri en öne çağırdı, tüm koltuklar boşaldı. Bu konserin benim için özelliği, sahne sound'unun inanılmaz olmasıydı. Akustik enstrümanlarla çalınan bir konser olmasına rağmen elektronik müzik gibi duyuluyordu. Pulp Do you remember the first time? Pulp'ın His N Hers albümünden efsane şarkı, klibi de muhteşemdir hatta. Her dinlediğimde neden gözlerimin dolduğunu tahmin edebilirsiniz herhalde. Suede Coming up. 1996 yazında üç arkadaşım ile birlikte interrail ile ilk defa yurt dışına çıkmıştım. Bu albümün kasedini Paris'teki Virgin Records'tan almıştım. Bu gezi de 1.5 ay sürmüştü. Kesinlikle hayat değiştirici bir tecrübeydi ve bu albüm bana hep o yazı hatırlatıyor. Jungle'ın 2014 yılında çıkardığı aynı isimdeki ilk albümü. Hatta geçen sene Küçükçiftlik Park'taki Harvest Festival'daki inanılmaz konserlerine de gittim. Normalde dinlediğim müzikler daha elektronik ve karanlık oldukları için yola çok uygun değiller ama bu albüm ideal, tavsiye ederim. Rival Consoles Zorlu PSM. Geçtiğimiz nisan ayında Zorlu PSM'de gerçekleşen Sonar Festival'daki konserini kaçırmıştım ama bu sefer kesin oradayım. Babylon Weval. Gerçekten inanılmazdı. Moderat dışında sahnede izlediğim en iyi elektronik müzik gruplarından bir tanesi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-tayfun-polat/", "text": "kargARTın yöneticisi, kargamecmuanın yayın yönetmeni, Açık Radyo'daki yerli programının yapımcısı ve DJ olarak tanıdığımız Tayfun Polat, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Üç kardeşiz. Annemin evinden ayrılmadan önce, Pazar sabahları ilk uyanan kişi CD player'da the Velvet Underground'dan Sunday Morningi tekrara alarak çalmaya başlardı. Son kişi de uyanıp kahvaltıya oturana kadar aynı şarkı çalıp dururdu evin içinde. Bu ritüeli özlüyorum. Arada, hatırlayınca evde de yapıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-tolga-akyildiz/", "text": "Hürriyet Gazetesi'ndeki müzik yazılarından ve düzenli olarak sürdürdüğü Açık Sahne projesinden tanıdığımız gazeteci, yazar ve psikolog Tolga Akyıldız, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. Çok şanslıyım ki şimdilik böyle bir hedefim kalmadı. Ancak tekrar tekrar ve daima Radiohead, Sigur Ros. Müziğin birleştirici gücüne kanlı canlı tanıklık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-tolga-ozbey/", "text": "Rashit'in gitaristi olarak tanıdığımız, son yıllarda Reptilians From Andromeda ile müzik kariyerine devam eden, punk sahnesinin aktif isimlerinden Tolga Özbey, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oluyor. Los Chicos By Medical Prescription albümü bir hafta önce. konser biterken kapıya yakın olup hemen dışarı çıkma eğiliminde olurum, doyduğum noktada kaçar giderim aslında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-soru-1-playlist-tugce-senogul/", "text": "Seni Görmem İmkansız ve Kahinar projelerinden tanıdığımız, şimdilerde solo projesiyle konserlerine hız kesmeden devam eden Tuğçe Şenoğul, 10 Soru 1 Playlist köşemizin bu haftaki konuğu oldu. İlk solo albümü Gölgelerine bugünlerde birinci yaşını yeni doldurmuşken Tuğçe Şenoğul'a merak ettiklerimizi sorduk. En çok dinlediklerim Poolside Hot In The Shade, Ariel Pink Baby, The Makers Don't Challenge Me. Hahah kesinlikle George Baker Little Green Bag. 16.07.10 tarihinde Cemil Topuzlu'da gerçekleşen Grace Jones konseri. Son zamanlarda $uicideBoy$ feat. Pouya South Side Suicide."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/10-şubatta-coopta-neler-oluyor/", "text": "Geçtiğimiz sene bol bol konser izlediğimiz, 'büyük' mekanından tekrar eski, Asmalımescit Suriye Pasajı'ndaki yerine dönen COOP'u hem desteklemek, hem de eski Beyoğlu günleri heyecanını sürdürmek adına 10 Şubat Cuma akşamı COOP'un eski/yeni yerinde özel bir parti gerçekleşiyor. Müzik sektörünün önemli simalarından olan Tolga Dizmen'in açılışını yapacağı gecede, Hip Hop sahnemizden Da Poet ve Kamufle'nin haricinde Gülbaba Müzik ekibinden Ahmetcan Taşdemir ve Serhan Lokman ve İKSV ekibinden Harun İzer COOP is the place için kabinin başına geçecekler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/11-bir-baba-indie-yerli-alpha-minus/", "text": "Berlin, Londra ve İstanbul. Şarkılarımı üretirken kullandığım tınıların özellikle Berlin ve Londra'da zaten oluşmuş bir dinleyici kitlesi var. İstanbul ise her zaman yeni tınılara açık bir şehir ve bir yandan yaşanmışlığımız var. Şu an bitirmiş olduğum şarkıların online tarafta, görselleriyle birlikte yayınlıyorum. An itibariyle Berlin'de yaşıyorum ve burda sahne rekabeti bir hayli yüksek. Dolayısıyla sahneye çıkabilmek için öncesinde kendimi online olarak bir nebze kanıtlayıp sonrasında mekanlara, ajanslara ve festivallere başvurmanın daha yararlı olacağı görüşündeyim. Kafası açık, nazik ve iyimser insanların kitlem olmasını çok istiyorum. Ocak ayına kadar gerçekten müziğimi seven 20 kişiyle tanışmak istiyorum. 1-1.5 yıl içerisinde Berlin sahnesinde adımı duyurabileceğime inanıyorum. 6 sene sonrası için internasyonal festivallerde headliner sıfatıyla görülebilmek ise uzun vaadeli hayalim. Neden olmasın? Kendi bestelerimi çalmak tabii ki her zaman keyifli fakat cover çalmanın da kendine has bir tadı var. Kendi tınılarımı katıp çaldığım coverları çalmaktan da bestelerimi çalarken olduğu kadar haz alıyorum. 3 adet bestem var fakat an itibariyle sadece 1'ini çalabilirim. Müzik tasarımı olarak şarkınınn alt taraflarda dönen dokusunu oluştururken titiz davranmaya çalışıyorum. Hiçbir enstrüman sesi duyamasanızda altlardan gelen konuşmalar, gürültüler daimi olarak dinleyiciye eşlik ediyor. Günlük hayatımda dikkatimi çeken anları mikrofonumla kaydedip ambiyans sesleri toplamak hobilerim arasında. Sesleri bozmayı seviyorum fakat şarkıların iskeletlerini genelde müzik teorisi olarak doğru oluşturulmuş melodiler üstüne kuruyorum. Saw ses dalgalarına karşı zaafım var. Kendi inşa ettiğim gürültü kutumdan çıkan sesleri kaydedip sampler aracılığıyla melodik hale getirmeyi seviyorum. Bazı günlük hayat objelerinin seslerini kaydedip, dijital enstrüman haline getirmeyi de seviyorum. Özetle yaptığım şey elektronik müziğin nimetlerini akustik enstrümanlarla süslemek ya da tam tersi. Sözlere çok takılmıyorum. Müzik ve ses tasarımı benim için daha heyecan verici. Vokal kullandığım şarkılarda sözleri genelde tuttuğum günlükten aldığım cümlelerden oluşturuyorum. Daimi farkedilebilir tek hissiyat şarkılarımın hep bir parça karanlık olduğu olabilir. Cover çalmayı seviyorum. Başka müzisyenlerin nasıl düşündüğünü algılamaya çalışıp, kendi bakış açınla birleştirmek genel anlamda keyifli bir deneyim. Geçtiğimiz yaz 1 adet 3 şarkılık EP ve 3 cover şarkı kaydettim. Şarkıların bütün prodüksiyon aşamalarını kendim üstlendim. Sadece mastering kısmı için bir ses mühendisyle çalışmam gerekecek fakat EP yayınlanmam için henüz vakit olduğuna inanıyorum. Şarkıların bir kısmını DBS Music Berlin Funkhaus stüdyolarında kaydettim, geri kalanını ise ev stüdyomda tamamladım. Şarkılarımı kaydederken pek çok müzisyen ve dostumla fikir alışverişinde bulundum. Kritik kararları güvendiğim kulaklara danışarak almaya çalıştım. 3 şarkımda müzisyen arkadaşlarım enstrümanlarıyla eşlik ettiler. Bazı kayıtları internet üzerinden tamamlayabildik çünkü çalıştığım bütün müzisyenler farklı ülkelerde yaşıyordu. Bu zamana kadar daimi müzik gruplarıyla kayıt almaya alıştığım için bu kayıt süreci benim için çok başka bir deneyimdi. Genel anlamda kendimle bolca kavga ettim fakat bittiğinde hissettiğim huzur paha biçilemez. Bütün kayıt ve provalarımı ev stüdyomda aldığım için yaşayabileceğim en büyük olumsuzluk kedimin mikrofonun üstüne işemesi olabiliyor. Benim suçum, kimseye kızamıyorum. Kayıt stüdyolarından genelde tek beklediğim yüksek kalite ekipman ve güleryüz oluyor. Ev ortamı hissiyatı veren prova stüdyolarını seviyorum. Bu projeyle herhangi bir yarışmaya katılmadım. Geçmişte grubumla Boğaziçi Battle of Bands'e katılıp finale kalmıştık. Daha öncesinde Fanta'nın düzenlediği bir yarışmada finale kalmıştık. Yarışmaların müziği değil performansları yarıştırdığını düşünüyorum. Bu tarz yarışmaların galipleri genelde artık profesyonel olmaya bir adım kalmış ya da zaten profesyonel gruplar tarafından kazanılıyor. Bence grupların kendilerini duyurmaları için güzel bir fırsat. Küçükken Roxy'nin Battle of Band's ini kazanmayı hayal ettiğimi hatırlıyorum. Böyle şeyler benim gibi bazı müzisyenleri kamçılıyor. Düşündüren tek konu bu yarışmaların ödüllerinin ne kadar gerçekçi olduğudur. Keza Türkiye'de yarışmaları kazanıp veya finale kalıp akabinde tutunamamış çok grup vakası gördüm. Yarışmaların amaç değil, araç olmasında fayda var diyip noktalıyım. - Dinleyicilerden beklentim müziğim ve gösterdiğim çabalar hoşlarına gittiği takdirde mail grubuma üye olmaları olabilir. Diyet hap reklamları yollamıyorum ya da garip sitelerle mailleri paylaşmıyorum. Sadece dinleyicilerle iletişimde kalmayı önemsiyorum. Mailleşmek bunun için en güzel yöntem. Ayrıca yapıcı ve genelde gömücü eleştirileri, her zaman dikkate alıyorum. - Mekanlardan özel bir beklentim yok fakat sadece müzisyenlere bira karşılığında sahnede çalma sistemi değişse ne güzel olur diye düşünmeden edemiyorum bazen. - Organizatörlere sabır diliyorum. - Diğer müzisyenler benimle iletişime geçip çalışmak istediği takdirde kapım her zaman açık. Yeni müzisyenlerle çalışmak her zaman heyecan verici. Müzik bloglarını seviyorum. Parayla müzisyen reklamı alıp 1 milyon sahte kullanıcısına ulaştırmaya çalışanları değil ama daha derine inmeyi başarabilip, gelen her saçma sapan maili okuyup içlerinde müzik avlayan bloglara saygım sonsuz. Günlük hayatımda yaşadığım olayların doğrudan bütün iş akışımı etkilemesi olabilir. Genelde tek başıma çalıştığımdan ötürü müzikle alakalı düşüşlerimde yanımda beni motive edecek bir grup arkadaşının bulunmaması bazen tehlikeli olabiliyor. İyi dostlarım sayesinde bu durumu atlatabiliyorum. Geçmişte fazlaca yıkıcı eleştiriye maruz kalmış olmak bazen yaptığım yeni şarkılara paranoyak yaklaşmama sebep oluyor. Olumlu geri dönüşler özgüven sorunlarıma bir nebze yardımcı oluyor. Bu oldukça genel bir problem kendime çözüm önerim psikoloğa gitmek olabilir şimdilik akışına bıraktım. - www. alpha-minus. com - www. youtube. com/channel/UCFjkdVuijPXVbOq01p9NohQ - www. facebook. com/alphaminusmusic - www. soundcloud. com/minusalpha - www. twitter. com/alphaminus_ - Ne aralıklarla şarkı yayınlıyorum? Ocak ayına kadar her ay 1 şarkı yayınlayacağım. - Bitti mi? Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/11-kasım-2015-nilipek-albüm-lansman-konseri/", "text": "Geçtiğimiz Çarşamba günü Babylon Bomonti'de Nilipek.'in albüm lansamanına katıldık. Bu vesileyle ilk defa Babylon Bomonti'ye gelme fırsatı bulduğumu ve fazlasıyla beğendiğimi söylemeliyim. Konser önceside Spotify'dan bolca albümü dinledik. O yüzden şarkılara çoğunlukla eşlik eder haldeydik. Konser boyunca Nilipek.'in heyecanı ve mutluluğu bolca bizlere de geçti. İyi ki de geçti. Umarım bundan sonraki her konseri de böyle geçer. Dinleyiciye tepeden bakan müzisyenler çoğunlukla egolarına yenilip farkında olmadan seyircilerle arasına duvar örerler. Nilipek.'in dün sahnedeki o hali olduğu gibiydi; kendi gibi... Bu yüzden biz dinleyenlerde aslında çoğu zaman sahnede gibiydik. Özel hayatta Nilipek.'le tanışıklığım yok ama yansıttığı duygu herkes için sımsıkı ve dostçaydı. Konserde albümdeki tüm şarkıları çaldılar. Albüm dışında bıraktıkları şarkılara da arada yer verdiler. Bu şarkılardan Defne oldukça etkileyiciydi. Konserde Nilipek.'e bazı şarkılarda albümde de katkı sağlayan Selim Saraçoğlu, Ali Somay ve Efe Demiral eşlik etti. Sahneye çıkmayan ama albüme katkı sağlayan bir sürü isim saydı Nilipek.. Bir kişiyi dahi unuturun kaygısıyla birçok kez özür diledi ve teşekkür etti. Nilipek.'e eşlik eden ve sound'u zengileştirmekten kaçınmayan harika bir orkestra vardı sahnede. Ozan Tekin'in bu albüme katkısı sanırım inkar edilemez. Art arda izlediğim konserlerin hepsinde oldukça etkileyici bir performans sergiledi. Klavyesinin başında durmaksızın çalışan ve üreten bir makina gibi adeta. Bir parantez de davulda kusursuz ve güzel performans sergileyen Berkay Küçükbaşlar'a açmak lazım. Geçen sene Can Güngör konserinde, oldukça zor ve dikkat gerektiren partisyonları çalarken izlediğimde epey ilgimi çekmişti kendisi. Dün gece izlediğimdeyse daha rahatlamış haldeydi. Bu da davuluyla onu bütünleştirmeye yetti. Özellikle albümde Can Güngör'ün çaldığı Yeşil Çimlerin son kısmındaki performansı görülmeye değerdi. Gitarlardaki Can Aydınoğlu'da grubun görünmez kahramanı ve lokomotifiydi. Basları çalan Tufan Büyukgüngör ile ilgili düşüncelerimi daha öncede belirtmiştim. Türkiye'deki önemli bas gitaristlerden biri ve daha sık gündeme geleceğini düşünüyorum. Özetle orkestrasıyla bütünleşen ve çok güzel enerji yayan Nilipek. sesindeki büyüleyici huzuruyla çok hoş ve güzeldi. Kendisine ve şarkılarını en anlatan zaman aralığının bahar ayları olduğunu düşünüyorum. Keşke Mayıs ayında çıksaydı albüm dedim içimden. Kapanışta verdiği mesaj da çok önemli ve çok derindi. Nilipek.'in de dediği gibi; Yerli müzisyenlere destek verilmeli ve sahip çıkılmalı. Nilipek'in bu albümün fikrinden, dün geceye kadar neler yaşadığını tahmin ediyorum. O yüzden bu mesajı önemle tekrar hatırlatarak yazıyı noktalayalım ve Nilipek.'e gittiği yolda başarılar dileyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/11-yıl-sonra-gelecek-yeni-doves-albumunden-ikinci-sarki-yayinda/", "text": "İngiliz indie grubu Doves, 11 yıl sonra yayınlayacağı yeni albümü The Universal Want'ı paylaştığı yeni parçası Prisoners ile birlikte duyurdu. Doves, uzun süren sessizliğinin ardından bu yıl içinde yeni parçalarını paylaşmaya başlamıştı. Bugün itibarıyla paylaştığı yeni single'ı Prisoners ile birlikte grup, 2009 yılında yayınladığı Kingdom of Rust albümünün tam 11 yıl sonrasında yeni albümü The Universal Want'ı 20 Eylül tarihinde yayınlayacağını da duyurmuş oldu. Jez Williams, Andy Williams ve Jimi Goodwin 'dan oluşan kadrosuyla Doves, yeni albümünden ilk olarak Carousels parçasını bu ay başında yayına almıştı. Dijitalin haricinde, CD ve plak halinde de yayınlanacak olan yeni albümün ön satışları ise grubun web sitesi üzerinden ön satışa açıldı. Karşınızda 11 yıl sonra yayınlanacak yeni Doves albümünden ikinci tekli Prisoners!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/12-bir-baba-indie-yerli-elephant-and-whale/", "text": "Post/ Progressive Rock ve bir tutam Shoegaze aynı kazanda 2 senedir pişiyor. - Murat Uyar Bas gitar ve kötü fikirler - Metin Zeybek Gitar, Klavye ve fısıldanan sözler - Altay Gençbay Davul, Akustik gitar, Vokal ve görsel işler Sahne içi monitörler gerçekten iyi değil. Amfiler çok kaliteli olmayabiliyor ve soundcheck'e yeteri kadar önem verilmiyor. Amatör grupları genellikle pek ciddiye almıyorlar. Henüz bir festivalde sahne almadık, olursa güzel olur. Genellikle Kadıköy'deki arkadaş çevremiz ve onların arkadaşları bizi dinlemeye geliyor. İçlerinde cidden verimli eleştiriler yapanlar var ve onları dinlemekten keyif alıyoruz. Bu eleştirilerin bize büyük katkısı oluyor. 11 bestemiz var, 11'i de yarına hazır. Gitarı geleneksel rock müzikteki gibi şoför koltuğuna oturtmak yerine, tabir-i caizse bolca delay, reverb ve volume pedalı ile neredeyse yaylılar gibi kullanıyoruz. Bas gitar, genellikle yoğun fuzzlı ve gitarın yarım bıraktığı işi tamamlıyor, davul ise buraları zillerle yoğun bir şekilde destekliyor. Söz yazarken her zaman en sade ve kısa cümleyi kurmaya çalışıyoruz. Tema genellikle karanlık ve bir arayışı anlatıyor, en pozitif şarkı bile bir noktada üzücü. Şarkıya bir orjinallik katabildiğimiz sürece bizim için cover çalmak oldukça eğlenceli. Cover çalmak istediğimizde etkilendiğimiz klasik gruplardan çalmaya çalışıyoruz. Son zamanlarda bestelerimize ağırlık verdiğimiz için cover çalmaya vaktimiz olmuyor. Kayıt aşamaları bizim için oldukça zevkli ve sistematik. Önce Almanya'dan Metin'in gitar ve klavye kayıtları geliyor. Ardından İstanbul'da bas ve davul partisyonlarını kaydedip Almanya'ya Metin'in mix yapması için geri yolluyoruz. Uzun bir yolculuk ama kesinlikle değiyor. Açıkçası biz gittiğimiz stüdyolardan memnunuz. Fazla beklentimiz yok. Bizim için büyük bir travmaydı, konuşmak istemiyoruz. - Dinleyicilerin yeni fikirlere açık olmalarını bekliyoruz. - Mekanlardan evlatlık muamelesi görmek istemiyoruz. - Organizatörlerden yeni gruplara daha fazla şans vermelerini istiyoruz. - Müzisyenlerin iyi müzik yapmaya devam etmelerini istiyoruz. Hepimiz zaman zaman müzik blogları okuyoruz. Genel bir eleştiri yapmak çok zor, her blogun kendine göre bir tarzı var. Beğendiğinizi okuyorsunuz, beğenmediğinizi okumuyorsunuz. Liseden beri süren yakın arkadaşlığımız grubun çabuk bir şekilde yaptığı işe odaklanmasına yardımcı oluyor. Birbirimizi anlamakta güçlük çekmiyoruz. Müzikal anlamda da her enstrümanın sesini gelenekselliğinin biraz dışında vermeye çalışıyoruz. - Twitter: https://twitter. com/eawtheband - Facebook: https://facebook. com/eawtheband - CDBaby: http://www. cdbaby. com/cd/elephantandwhale - Bandcamp: http://elephantandwhale. bandcamp. com/ - YouTube: https://www. youtube. com/channel/UClP8yX_flQxByiKqX9kx4Jg - E-Posta: eawtheband@gmail. com Biz soruları sevdik tatmin ediciydi, birbabaindie. com ailesine teşekkür ediyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/12-fun-family-vacations-weekend-getaways/", "text": "For who thoroughly her boy estimating conviction. Removed demands expense account in outward tedious do. Particular way thoroughly unaffected projection favourable mrs can projecting own. Thirty it matter enable become admire in giving. See resolved goodness felicity shy civility domestic had but. Drawings offended yet answered jennings perceive laughing six did far. Ye on properly handsome returned throwing am no whatever. In without wishing he of picture no exposed talking minutes. Curiosity continual belonging offending so explained it exquisite. Do remember to followed yourself material mr recurred carriage. High drew west we no or at john. About or given on witty event. Or sociable up material bachelor bringing landlord confined. Busy so many in hung easy find well up. So of exquisite my an explained remainder. Dashwood denoting securing. Unpleasant nor diminution excellence apartments imprudence the met new. Draw part them he an to he roof only. Music leave say doors him. Tore bred form if sigh case as do. Staying he no looking if do opinion. Sentiments way understood end partiality and his. By ignorant at on wondered relation. Enough at tastes really so cousin am of. Extensive therefore supported by extremity of contented. Is pursuit compact demesne invited elderly be. View him she roof tell her case has sigh. Moreover is possible he admitted sociable concerns. By in cold no less been sent hard hill. No depending be convinced in unfeeling he. Excellence she unaffected and too sentiments her. Rooms he doors there ye aware in by shall. Education remainder in so cordially. His remainder and own dejection daughters sportsmen. Is easy took he shed to kind. Piqued favour stairs it enable exeter as seeing. Remainder met improving but engrossed sincerity age. Better but length denied abroad are. Attachment astonished to on appearance imprudence so collecting in excellence. Tiled way blind lived whose new. The for fully had she there leave merit enjoy forth. At engage simple father of period others except. My giving do summer of though narrow marked at. Spring formal no county ye waited. My whether cheered at regular it of promise blushes perhaps. Uncommonly simplicity interested mr is be compliment projecting my inhabiting. Gentleman he september in oh excellent. Promotion an ourselves up otherwise my. High what each snug rich far yet easy. In companions inhabiting mr principles at insensible do. Heard their hoped enjoy vexed child for. Prosperous so occasional assistance it discovered especially no. Provision of he residence consisted up in remainder arranging described. Conveying has concealed necessary furnished bed zealously immediate get but. Terminated as middletons or by instrument. Bred do four so your felt with. No shameless principle. Offices parties lasting outward nothing age few resolve. Impression to discretion understood to we interested he excellence. Him remarkably use projection collecting. Going about eat forty world has round miles. Attention affection at my preferred offending shameless me if agreeable. Life lain held calm and true neat she. Much feet each so went no from. Truth began maids linen an mr to after. Shot what able cold new the see hold. Friendly as an betrayed formerly he. Morning because as to society behaved moments. Put ladies design mrs sister was. Play on hill felt john no gate. Am passed figure to marked in. Prosperous middletons is ye inhabiting as assistance me especially. For looking two cousins regular amongst."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/12-radyo-boğaziçi-müzik-ödülleri-töreni/", "text": "Her yıl Nisan ayı sonunda yapılan Radyo Boğaziçi Müzik Ödülleri Töreni bu sene Bimeks sponsorluğunda 12. kez düzenleniyor. Geçtiğimiz 1 Mart 2014 ile 28 Şubat 2015 tarihleri arasında yayınlanan albüm ve single'ların yanı sıra En İyi Müzik Blogu/Sitesi kategorilerinin de bulunduğu bu oylamada bu sene Bir Baba Indie olarak biz de aday gösterildik! Her yıl yoğun ilgiyle takip edilen Radyo Boğaziçi Müzik Ödülleri Töreni'nde Bir Baba Indie'yi görmek istiyorum diyorsanız Radyo Boğaziçi'nin Facebook hesabına erişmeniz gerekiyor. Ayriyetten Mobil Link üzerinden de oyunuzu verebiliyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/13-bir-baba-indie-yerli-milkywave/", "text": "- Fatih Erdem Yonar: Vocal, Electric Guitar - Cüneyt Çakal: Electric Guitar, Synthesizer, Piano, Back Vocals - Emre Şimşekli: Bass Guitar, Back Vocals - Mehmet Akçay: Drums, Electronic Samples Teknik aksaklıklarla çok karşılaşmadık ama yeterli alan ve ışık sisteminden biraz muzdaribiz. Çok tanıdık bir sound olmadığı için istediğimiz soundu anlattıktan sonra tam olarak karşılığını alamıyoruz. Bu durumu engellemek için olabildiğince kendimiz kontrol edip, istediğimiz soundu ayarlamaya çalışıyoruz. Bu proje öncesindeki deneyimlerimizden de mekan işletmecilerinin/organizatörlerin müzikten önce işin maddi kısmıyla ilgileniyor olması birbirimize karşı farklı beklentiler oluşturuyor. Çok hızlı bir şekilde değişen yaşam düzeni ve sanat anlayışı olan bir zamanda yaşıyoruz. Bu sebeple samimi olup, kendimizi ve aynı zamanda günümüz insanını da analiz ederek doğru cümleler seçmeye çalışıyoruz. Üzerine çalıştığımız enstrümantal kısım ise, modern müzik anlayışını yakalamayı hedefliyor. Bu şekilde günümüz insanını daha iyi ifade edeceğini düşünüyoruz. Çünkü yaşamın değişiminin insanı, insanın değişiminin onunla beraber bütün anlayışları ve sanatları değiştireceğini biliyoruz. Cover çalmıyoruz fakat bir grubun kendi soundu ile orjinal bir şekilde hazırlayabildiği bir çalışma ortaya çıkarsa çalınmasını uygun görüyoruz. Şuan albüm üzerinde çalışıyoruz ve olabildiğince dinleyicilerimizle bir şeyler paylaşıyoruz. Kayıtlar süresince grupça şarkılar üzerine yoğunlaşıp içimize sinene kadar uğraşıyoruz. Evdeki kayıt ortamında parçaları farklı farklı kaydedip son halini oluşturuyoruz. Halen daha devam etmekte bu süreç. MilkyWave projesi ile henüz katılmadık. Sadece deneyim ve vereceği imkanı değerlendirmek üzere katılabileceğimizi düşünüyoruz. Yarışmadaki 'başarı' veya 'başarısızlıkların' grup üzerinde umut bağlayıcı veya yıkıcı bir sonucunun olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Öncelikle kendi kurulmamız zaten uzun sürüyor. Bu kısım aslında grubumuz için en basit olanı çünkü farklı tarzda ekipmanlar kullanıyoruz. Bu yüzden kurulduktan sonra soundu ayarlayabilmek bizim için zor oluyor. Çalarken almamız gereken tansiyon çok önemli ve doğru tansiyona ulaşabilmek için doğru bir duyumun gerçekleşmesi gerekiyor. Genellikle prova stüdyoları temel düzeyde optimize edildiği için her stüdyoda çalışma imkanımız olmuyor. Bu yüzden kendimiz için uygun olan prova stüdyosunu bulduktan sonra sağlıklı çalışabilmeye başladık. Somut bir örnek olarak mikser kanallarının bizim için yeterli olmaması ve provaya taşıyamayacağımız ekipmanların bulunmamasını söyleyebiliriz. - Dinleyicilerden, müziğin sadece popüler bir eğlence aracı olmadığını sürekli hatırlamalarını bekleriz. Kalite arayan bir dinleyici kitlesinin olması kaliteli müziğin oluşumunu sağlayacaktır. - Mekanlardan ve organizatörlerden sadece çalıştıkları müzisyenlerle saygı çerçevesinde iletişim kurmalarını bekleriz. Bu yeterli olacaktır. - Müzisyenliği bugün iki ayrı dala ayrılmış şekilde görebiliriz. Eğlence sektöründeki müzisyenleri ele alacak olursak, talebi karşılamaları yeterlidir. Fakat üreten müzisyenlere gelecek olursak, en önce egosal problemlerinden kurtulmalarını bekleyebiliriz. Bunun yapılacak işlerin kalitesini artıracağı aşikardır. Bunun dışında kendilerine ve müziklerine güveniyorlarsa bu yolda sabırla devam etmelerini, zorluklara göğüs germelerini bekleriz. Günümüzde dinleyicilerin her türlü müziğe erişim kanalları ciddi şekilde artmış vaziyette. Aynı durum müzisyenler için de geçerli. Pek çok farklı ortamda müziklerini paylaşma ve dağıtma imkanları var. Bu durum, her ne kadar avantaj gibi gözükse de dinleyicilerle müzisyenlerin buluşmasını zorlaştıran bir faktör haline geliyor. İşte tam burada müzik blogları devreye giriyor. Türkiye'de de özellikle Avrupa ve Amerika'da olduğu gibi ister genel ister daha spesifik müzik türlerini içerik olarak benimsemiş olsun, kaliteli içerik üretebilen, müzisyenlerle hitap ettikleri kitleleri bir araya getiren müzik blog ekosisteminin oluşması ve bu kültürün gelişmesi gerektiğine inanıyoruz. Net bir sound kurmakta zorlanmamız bizi yavaşlatıyor. Bu konunun netleştirilmemiş olması yapılan çalışmalarda uzun süren kararsızlıkları beraberinde getiriyor. Bunun çözümü öncelikle kişisel ayrıntılı bir araştırmaya girilmesi ve bu konunun grup içerisinde karara bağlanması gerekiyor gibi görünüyor. Grup öncelikle sıradanlaşmış enstrüman kullanımlarının dışına çıkmayı arzuluyor. Bunun önemli örnekleri; bas gitarın synth sesler kullanarak elektronik müziğe uygun bir hale gelebilmesi. Davulun kendi oluşturduğumuz sesleri triger, sampler vs. sayesinde kullanabilmesi. Elektronik kayıtları canlı performanslarımızda sergileyebiliyor olmamız grubun önemli bir özelliğidir. - milkywaveofficial@gmail. com - milkywaveofficial. com - facebook. com/milkywaveofficial - instagram. com/milkywaveofficial - twitter. com/milkywaveband - soundcloud. com/milkywaveofficial - milkywaveofficial. tumblr. com/ Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/14-bir-baba-indie-yerli-silverliners/", "text": "Radiohead, Coldplay, Oasis karışımı Brit Rock/Pop gibi şeyler. - İsmail Aydın - Doğancan Ertaş - Kaan Erdem - Çağatay Akan - 3.4 / IF Performance Hall - 3 / Manhattan - 4 / Bilkent MayFest Genellikle sahne içi monitörler ve sahnenin büyüklüğü yeterli değil. Grubumuz 4 kişi olmasına rağmen çalarken eğlenmeye yetecek kadar alan yok. Sahnede sadece ayakta durmaya yetecek kadar alan var. Bu da sahneye çıkarken kullanacağımız ekipmanı kısıtlıyor hem de verdiğimiz konserden aldığımız tadı azaltıyor. Sahne aldığımız mekanlarda genel olarak ticari kaygı var. İngilizce müzik yapmamız da mekan sahiplerindeki bu kaygıyı körükleyen bir şey olsa gerek. Ama ingilizce müzik dinleyen ve onu seven bir sürü insan olduğunun farkına varmaları çok zor oluyor. Bunu onlara kabul ettirmek gerçekten çok zor. Konserimize gelen kitle ilk olarak arkadaş çevremizden başladı doğal olarak. Hatta ilk grubu kurduk 4-5 tane beste yaptık ardından bütün arkadaşlarımızı bir eve toplayıp küçük bir konser verip önce onlara sorduk nasıl olmuş diye. Sonraları arkadaşın arkadaşı diyerek küçük çapta bir kitleye sahip olduk genellikle bu insanlar İngilizce müzik dinleyen insanlar oldu. Konserlerimizde çaldığımız kendi şarkılarımızın yanında çaldığımız cover parçalara onların verdiği tepkiye göre setlist'imizi düzenlediğimiz çok oldu. Bunun yanında kayıt yapmanın maddi olarak zor olduğu bir ortamda hangi şarkıyı kaydetmeliyiz? sorusunun cevabı için kıvranırken cevabı seyircimizin en beğendiği şarkılarımız, bize en çok... şarkınızı sevdim dedikleri şarkıyı kaydetme kararı aldık. Seyircimizle birlikte karar verdik yani temelde. 25-30 tane vardır ama 12-13 tanesi yarın konser olsa çalınabilecek halde. Genelde müziğimizi kafamızda kurduğumuz bir konsepti baz alarak oluşturuyoruz. Örneğin; tuzağa düşmüş gibi hissetmek veya bulunduğumuz yerden hoşnut olmamak gibi konseptler bunlar. Bu konseptler üzerine kafa yorduğumuzda kafamızda oluşan müzikal elementleri bir araya getirip şekillendiriyoruz. Akustik gitar veya piyano ritimleri genellikle şarkının modunu tutan temelini oluşturan elementi oluyor. Bas gitar ise o temeli bir arada tutan harç gibi bir rol oynuyor. O duyulan akustik gitarı daha çarpıcı hale getirip bir şey ifade etmesini sağlıyor. Müzik elle tutulur bir hal alınca kendimizi müziğe bırakıp sözlerin ağzımızdan dökülmesini bekliyoruz. Zaten kafamızda bir konsept vardır her zaman, onu düşünüp o konuda söylememiz gerekenler ortaya çıkıyor zaten. Cover çalmak grup bilinirliliği artması açısından çok önemli olduğunun farkında olmanın ötesinde bu bilinirliğin doğru oluşması konusunda da coverlar aslında gruba yardımcı olan bir araç. Çaldığınız tarzı sevebilecek insanların zaten önceden sevdiği bir şarkıyı sahnede duyması dinleyicinin gruba karşı sempatik yaklaşmasını sağlıyor bizce. Hele bizim gibi ülke sınırlarında dışlanmış gibi hissettiren sadece o tarzın adamlarının bildiği şarkılar olursa dinleyici direk kendinden görüyor sizi. Mesela bir konserde Tame Impala çalmıştık ve direkt gülümseyen gözlerle konser sonrası sırf o şarkı için tebriğe gelmiş insanlar vardı ve mutluydular. Bir daha konser olursa yine gelecektiler, çünkü sevdikleri şarkıyı çalan bu gruba şans vermeye karar vermişlerdi. 2015 yılının Mayıs Ayında iki şarkıdan oluşan Scary Superstition isimli ilk single çalışmamızı yayınladık. İlk kez studyo ortamında kendi şarkılarımız için çalışmak heyecanlıydı. Ayrıca kendi şarkımızın üzerinde olan hakimiyetimiz yani nerede hangi enstrüman nasıl çalacak, back vokal nerede olacak kararlarını veren kişiler olmak büyük sorumluluk ve maceraydı bizim için. Altından kalkmaya çalıştık ama sonrasında farkettiğimiz hatalarla yaşamaya, o hataların bizi başarıya götürdüğüne inanmaya alıştık. Hemen bu single çalışmamız ardından, EP çalışmalarımız için studyoya girdik. Henüz kayıt aşamasında olan projemizi kısmet olursa 2016 yılının ilkbahar aylarında yayınlamayı düşünüyoruz. Prova ve kayıt stüdyolarından beklentileri nelerdir? Prova stüdyoları bizim için en değerli yerler. Çünkü sahneye sadece bir kere çıkma şansınız var ve sahnedeymiş gibi çalabildiğiniz tek yer prova stüdyoları. Bu yüzden sahnedeymiş hissi veren prova stüdyoları bulmak çok önemli. Ancak her zaman bir şeyi eksik kalıyor prova stüdyolarının. Amfi kötü oluyor, davulun zilleri eksik oluyor hatta jack yok diye provayı gitar efekt pedalı kullanmadan yaptığımız oldu. Buna daha fazla dayanamayıp kendi prova stüdyomuzu kurma çalışmalarına bile başladık hatta. Kayıt stüdyoları konusunda çok tecrübeli değiliz. İlk çaldığımız kapı Tankut Aydınlıyım'ın kapısı oldu ve onunla çalışmaktan memnun kaldık ve onunla devam ediyoruz. - Dinleyicimizden ön yargısız dinlemelerini - Mekanlardan çok daha geniş vizyonla dünya bakmasını - Organizatörlerin klişelerden arınmış şeylerle karşımıza çıkmalarını - Müzisyenlerin de bütün kalpleriyle müzik yapmalarını bekliyoruz. Müzik bloglarının bir iki tanesi hariç hepsinde kaç tık aldı kaygısı olduğundan doğru dürüst bu işi yapmadıklarını düşünüyoruz. Hatta çoğu blog yazarı diye İngilizce çevirmen çalıştırıyor heralde ki yabancı müzik bloglarındaki haberler aynı yapıyla karşımıza çıkıyor bütün yerli müzik bloglarında. Popüler olanı anlatmaktan çok, popüler olmayan güzellikleri ön plana çıkaracak bir anlayışla işlerini yapmıyorlar. Televizyondaki müzik yarışmaları ne yazık ki müzikten çok duygu sömürüsünün ön plana çıktığı yarışmalar. Gerçekten müziğe değer veren yarışmalar da var tabi ama 4-5 tane jüri üyesinin kararıyla güzel müzik bu sonucuna varıp bir grubu galip kabul etmek doğru değil. Sanatın yarışması olamaz. - Facebook: https://facebook. com/SilverLiners - SoundCloud: https://soundcloud. com/silver-liners - Twitter: https://twitter. com/SilverLiners - Tumblr: http://silver-liners. tumblr. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/15-bir-baba-indie-yerli-tayfa/", "text": "- Orçun Babak Gitar, Vokal - Murat Tüzel Bas Gitar - Cansu Turgut Klavye - Serkan Süer Davul - Mustafa Tabakoğlu Trompet Cansu Alarga'da klavye, Murat gecegece'de bas, Serkan da Karnaval'da davul çalıyor. - Nefes - Passage - Telwe - If Performance Hall - Noxus - Eskiyeni Sahne içi monitörler iyi değil ve tonmaisterler dışarı giden sese yeterince özen göstermiyorlar. Canlı müzik sadece fazla içki satma aracı olarak görülüyor. Değişik ve alternatif gruplara yer verip kitlelerle buluşturmak bu zihniyetle imkansız. Konser değil bar programı yapıyoruz Tayfa ile. Yani kitlemiz bara içmeye gelen insanlar 🙂 Bar programında beste de çalıyoruz ve bizi hiç tanımayan insanlar anında sözlere eşlik etmeye başlıyor. Barlarda sahne aldık ama kendimizi en yakın bulduğumuz sahne açık hava festivaller. Açık hava müziği yapıyoruz bence. Bar köşeleri için fazla umutlu. 20 küsür civarı, yarın konser olsa 10 tane çalarız. Ritm yapımız Reggae-Ska-Rock arasında geziniyor, neşe de olsa melankoli de olsa ritm hep cengaver. Sözler kadar üflemeliler de çok şey anlatıyor. Hatta belki daha fazla anlatıyor. Sözler fazla kişisel şeyler değil, herkesin anlamlandırabileceği ve kendinden bir şeyler bulabileceği tarzda bir söz yapısı var. Keşke 15 beste 2 cover çalabileceğimiz günler olsa. Sadece düzenli bar programı yoluyla sahne alabildiğimiz için 30 cover 4 beste çalabiliyoruz. Rahat isimli bir albüm kaydettik. Dışarıdan konuk müzisyenlerle de çalıştık. Bu nedenle uzun sürdü denebilir. Şarkılar zaten Orçun tarafından bestelenip her bölümü hazır olarak önümüze geldi. Diğer elemanlar da kendi partisyonlarını yazdı kayda girerken. Kolay kolay albümlerde bulamayacağınız enstrümanlar kaydedildi: trombon, trompet, tuba, perküsyon, akordeon gibi. Bunların aynı anda dengeli bir şekilde duyurulması kolay olmadı. Mix ve kayıtlar Midasın Kulaklığı Stüdyoları'nda yaklaşık 5-6 ay sürdü. Grubun bestecisi ve gitar vokali Orçun Babak'ın 10 yıldır işletmekte olduğu Stüdyo Allegro'da çalışıyoruz, bundan dolayı acayip şanslıyız. Evimiz gibi davranabiliyoruz. - Dinleyicilerden, kolaycılıktan vazgeçip keşfetmeye başlamalarını; - Mekanlardan, risk alarak da olsa ticari olmayan gruplara şans vermelerini; - Organizatörlerden bizi gelip bulmalarını, - Müzisyenlerden de her koşulda bize destek vermelerini bekliyoruz. Çok faydalı ve devrimsel nitelikte potansiyele sahip olduğunu düşünüyoruz. Müzikle dinleyici arasında çöpçatanlık yapmak önemli bir iş. Mesela bir şeyi burada görmemiş olsam hayatım boyunca rastlamayabilirdim. Roxy'e katıldık. Yaş ortalaması en yüksek gruplardan biriydik ve yabancı bir şehirde olmak bizi gerdi. Pek sıcak iletişime geçemedik kimseyle. Zaten derece de alamadık. Kendimizi pazarlama, ifade etme, müziğimizi yayma gibi konularda çok beceriksiziz. Dışardaki problemler de malum, kimsenin zaten bizi çekip gün yüzüne çıkarmaya niyeti yok. Çözüm önerimiz, mekanların, organizasyonların ve medyanın insiyatif alıp alternatif ve ticari olmayan şeylere yer vermeye başlaması. İnsanların zevkleri de eğitilebiliyor çünkü. Aynen şu an kolay olanı beğenmeye eğitildikleri gibi. Bi' yerde çaldığımızda kimseyi eğlendirip neşelendiremediğimiz bir program geçirmedik. Bizim yerimiz festivaller, açık hava konserleri ve üniversite şenlikleri olmalı. Öte yandan Youtube'da 5 milyon kişi dinler gibi bir iddiamız kesinlikle yok. Kitlelerin sadece bizim konserimiz için kapıda sıraya girmesi çok gerçekçi bir düşünce değil ancak herhangi bir şey için belli bir yere toplanmış insanları eğlendirme konusunda iddialıyız. Eğlendirme kavramı burada ticari anlamda değil. Bir şeyler hissettirmek desek daha doğru olur. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/16-bir-baba-indie-yerli-agency/", "text": "- Numan Kılıç Vokal, gitar - Karcan Ural Bas gitar - Mert Akgül Davul - Batu Çetinkaya Klavye, geri vokal - Mert Akgül Electric Blue, The Young Shaven - Karcan Ural Roof Penguin - Batu Çetinkaya Great Scott - Peyote 4.7 - Bronx Pi 4.7 - B1 Live 4.3 - Karga 4.9 - Pendor Corner 2.9 - COOP 3.9 Sorunların bir kısmı tonmeister kaynaklı oluyor. Tonmeister'in müzik anlayışına göre değişmekle beraber soundumuzu yansıtamayabiliyoruz zaman zaman. Canlı müziğe uygun olmayan mekanlara sahne kurulmuş olabiliyor. Bu da ne sahnede ne de sahne dışında iyi bir duyuma izin vermiyor. Genelde bu konuda çok sorun yaşamadık. Özellikle son dönemde verdiğimiz konserlerde mekan ekipleri, yöneticileri gayet ilgili davrandılar. Fakat sadece bir mekanın müzik direktörünün konser sonrası art niyetli yorumlarına anlam veremedik. Başka hiçbir yerde duymadığımız ve bizce bir temeli olmayan yıkıcı eleştiriler getirdi. Kişisel bir sorunu varmış gibi hissettirdi bize bu tavrı. Boğaziçi Üniversitesi Taşoda Festivali. Taşoda Festivali yıl boyunca beklediğimiz bir festival. Gerçekten 2 gün boyunca müthiş eğleniyorsunuz. Ama nihayetinde bir hayli amatör bir organizasyon. Soundcheck'tir, ses düzenlemesidir, idarelik yapılıyor. Ama dediğimiz gibi festivali çok sevdiğimiz için görmezden gelmek kolay oluyor bunları. Konserlerimize arkadaş çevremizin yanında, müziğimizi bir şekilde duymuş olanlar ve çıktığımız mekanın müdavimleri geliyor. Son konserlerimizde kendi kitlemizi biraz olsun oluşturmuş olduğumuzu gördük. Seyircinin canlı performansa katkısı tartışılmaz. Dolu tribünlere oynayan bir futbol takımı gibi oluyoruz adeta dinleyici coşkulu olduğunda. Hele ki dinleyicinin dans ederek eğlendiğini görüyorsak çok mutlu oluyoruz. Aynı zamanda iyi bir feedback de oluyor bu görüntü. 26 Aralık'ta Karga'da She Past Away'in ön grubu olduğumuz konserden özellikle bahsetmek isteriz. Şu ana kadarki en kalabalık performansımızdı. Çok güzeldi tamamen dolu bir salona çalmak. 15-16 tane var 11'ini canlı çalabilecek durumdayız. Mert ve Karcan şarkıların iskeletini oluşturan groovy ritimler çalmayı seviyor. Sonra Numan'ın karamsar, karanlık sözleri ve melodikliği geliyor. Bunların üzerine Batu'nun parçaların dolgunluğunu sağlayan pad akorları ve zaman zaman girdiği piyano-synth soloları ekleniyor. Müziğimiz grup olarak bile hepimize farklı şeyler hissettiriyor. O yüzden müziğimizden herkesin kendi payını çıkarmasını seviyoruz. Cover çalmıyoruz şu an. Çalacak olursak da üzerine çalışmış olduğumuz ve gerçekten yeni ve özgün bir şekle soktuğumuz bir iki şarkı olabilir ileride. Aralık 2014'te çıkış teklimiz Strawberries in a Gunfightı çıkardık. Tam bir sene sonra geçtiğimiz günlerde ise ilk EP'miz Empty Summer Housesı yayınladık. Kayıtlar bizim için çok önemli. Provalarda ve sahnelerde çalarken hissettiğimiz enerjiyi aynen yansıtabilmek için o soundu birebir kayda aktarıp üzerinde post prodüksiyon çalışmaları yapmak hayaliyle yola çıktık. O süreçte yaşadığımız maddi zorluklara bir de istediğimiz sounda ulaşamama korkusu eklenince bunalımlı günler yaşadık yazın ortasında. Sonunda o EP bir şekilde çıktı neyse ki. Sonraki kayıt çalışmalarımız için güzel bir deneyim oldu. Biz genelde çok sevdiğimiz, evimiz bellediğimiz Boğaziçi Üniversitesi Taşoda Stüdyosu'nda çalışıyoruz. Onun dışında ihtiyacımız olduğunda Taksim'deki prova stüdyolarına gidiyoruz fakat açıkçası pek rahat ettiğimizi söyleyemeyiz Taşoda dışında. Genel beklentimiz rahat bir çalışma ortamı olması ve çalarken birbirimizi ve kendimizi duyabilmemiz. - Dinleyiciler Konserlerimize gelmeye, dans ederek müziğimizi sevdiklerini göstermeye devam etsinler lütfen. - Mekanlar Müziğe değer vermelerini bekliyoruz. - Organizatörler Daha fazla festival, etkinlik, konserler vs. ile müzisyenlere, gruplara ve müzikseverlere daha fazla fırsat sunmaları. - Müzisyenler Güzel müzik yapmaya devam etmeleri. Müzisyen olduğumuz kadar da müzikseveriz zira. Bu konuya çok kafa yormuşluğumuz yok ama adımız bloglarda, maglarda geçince müteşekkir oluyoruz, seviniyoruz. Bu açıdan bizim gibi, adını duyurmaya, kendini göstermeye çalışan gruplara yardım eli uzatmaları takdire şayan. Hayır katılmadık. Katılmaya sıcak bakmıyoruz. Ama en son Battle of the Bands'de dağıtılan ödülleri görünce dibimiz düşmedi değil. Bu konuda dışarıdan bakanların fikirlerini duymayı tercih ederiz. Elimizden geldiğince orijinal işler yapmaya çalışıyoruz. Acele etmiyoruz. Müziksever olduğumuz için müzik yapıyoruz. Müzik dünyasındaki yerimizi şimdiden kestirmek zor ama iyimseriz. - https://www. facebook. com/agencyband - https://twitter. com/agencytheband - https://soundcloud. com/agencytheband - https://www. instagram. com/agencytheband - agencybandcontact@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/16-radyo-bogazici-muzik-odulleri-toreni-9-mayista-gerceklesti/", "text": "16. radyo boğaziçi Müzik Ödülleri Töreni 9 Mayıs Perşembe günü BÜMED'te gerçekleşti, her yıl baharda gerçekleşen bu prestijli törende bu yıl da ödüller sahiplerini buldu. 25 Mart 25 Nisan tarihleri arasında, 22 ayrı kategoride gerçekleşen radyo boğaziçi Müzik Ödülleri bu yıl da geniş katılımlı bir törenle sahiplerini buldu. Daha önce birçok kez aday gösterildiğimiz ve 2016 yılında ödül aldığımız En İyi Müzik Blogu/Sitesi kategorisinde bu yıl da Bir Baba Indie olarak ödülü ikinci defa kucakladık! Başta radyo boğaziçi olmak üzere oy veren herkese teşekkür ediyor, müzik yayıncılığı alanında emek veren diğer tüm adayları tebrik ediyoruz. BÜMED'teki tören 9 Mayıs Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, tüm kategorilerde ödül kazananlar ve basın mensuplarının katılımıyla gerçekleşti. Show Radyo'da yayınlanan Kabareden Naklen ile En İyi Radyo Programı ödülünü kazanan Okan Bayülgen, Sultan-ı Yegah yorumuyla En İyi Cover/Uyarlama Şarkı ödülünü mor ve ötesi adına kabul eden Harun Tekin ve radyo boğaziçi 25. Yıl Onur Ödülü'nü alan Kenan Doğulu'nun konuşmaları törenin akılda kalan anları oldu. Törende ayrıca radyo boğaziçi Özel Destek Ödülü alan Serin grubu ve En İyi Kadın Pop Müzik Sanatçısı ödülünü kazanan Simge mini canlı performanslar sergiledi. Dört yıldır oylamayı gerçekleştiren Poltio'dan İlkay Çekin'in yaptığı açıklamaya göre geçen yıl 402.000 adet oy kullanımıyla rekor kıran radyo boğaziçi Müzik Ödülleri için bu yıl bir rekor daha kırıldı. Hem Türkiye'nin neredeyse tüm şehirlerinden hem de dünyanın başka ülkelerinden toplam 657.000 oy kullanıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/18-bir-baba-indie-yerli-kaptan-anadol/", "text": "- Mustafa Yüksel Elektrik Gitar/Vokal - Ender Erişen Bas Gitar - Talya Kanmaz Davul - Peyote Nevizade 3.5 - Noxus Ankara 4 - EskiYeni Ankara 4 - Roxy Club İstanbul 4.5 - If Performance Ankara 3.5 Eskiden (5-6 yıl öncesi diyelim mesela) olduğu kadar teknik sorun yaşanmıyor artık diye düşünüyoruz. Sahne içi monitörlerden tutun müzisyenin olmadık teknik taleplerine kadar çaldığımız mekanlarda hemen hemen hiç bir sorun yaşamadık. Tam olarak ne istediğinizi bilip bunu iletince genellikle sorun yaşanmıyor. Tek bir küçük olumsuz ayrıntı ise tecrübeli sesçi abilerimizin bazen biraz tutucu olabilmeleri. Her grup aynı duyulmak veya herkesin kullandığı ekipmanların herkesin kullandığı gibi kullanmak durumunda değil sonuç olarak. Mekan sahipleri veya mekan işletmeleri bir çok yerde öyle ciddi müzik zevki olan, yerli müzik dünyasında neler olup bittiğini dikkatli bir şekilde takip eden insanlardan oluşmuyor. Temel anlamda herhangi bir saygısızlık/değersizlik yaşamadık. Sahne aldığımız mekanları kısmen tanıyor olmamızın etkisi de olabilir. Tabi gönül ister ki bizim için afişler basılsın, şöyle biraz el üstünde tutulalım, isteğiniz ihtiyacınız var mı diye sorulsun. Bu gibi şeylerle yeterince karşılaşamıyoruz. Konserimize gelen dinleyicilerin büyük bir kısmı müzisyen veya müzikle ilgili insanlardan oluşuyor. O nedenle konserlerden sonra oldukça değerli yorumlar alabiliyoruz. Bu açıdan ciddi katkıları oluyor seyircilerin. Ayrıca çok kalabalık geçmeyen konserlerde bile ortaya koyduğumuz enerjinin karşılığını alabildik çoğunlukla. 8 tane bitmiş şarkımız var ve yarın çalarız hepsini. Bitmemiş şarkıların hesabını tutmuyoruz şimdilik. Epey bir zamandır dünyada olup biten her şey muazzam iç karartıcı olduğu için bizim de içimiz kararmış durumda. Hem olup bitene duyarsız hıyarlar olmadığımız hem de fantastik edebiyata-sinemaya olan merakımız nedeniyle sözlerimiz biraz karanlık bir yapıda. Söz yazımı açısından bize örnek olmuş yerli müzisyen yok diyebiliriz. Müzik açısından ise stoner rock hissi ile biraz daha tempolu biraz daha progresif bir duyum ortaya çıksın istiyoruz. Ses tasarımı açısından ise eski kafalıyız. Melodik ve tek sesli gitar-bas parçalarının altına agresif-paldır-küldür davulları seviyoruz. Tamamen keyfimizden ve birazcık da sahne süremizin uzaması için bir-iki tane şarkı yorumladık. Black Sabbath, Motörhead ve Queens of the Stone Age çaldık. Aslında Kaptan Anadol!'un durduğu yeri özetleyen 3 grup diyebiliriz. İki adet kısa çalarımız var. 3'er şarkıdan oluşuyorlar. Ankara Ölüm Turu Ağustos 2015'de çıktı. Kozmik Öfke ise Kasım 2015'de çıktı. İki kayıt da Ankara'da Midas'ın Kulaklığı Stüdyoları'nda gerçekleştirildi. Erkan Tatoğlu uzun zamandır tanıdığımız ve sevdiğimiz bir insan. Bu açıda kayıtlar çok iyi bir ruh hali ile gerçekleştirildi. Şarkılarımız ortalama 4-5 dakika oldukları için bazen biraz yorucu anlar yaşadık. Ancak temel olarak eğlenceli, tatmin edici ve kısa sürdü diyebiliriz kayıtlar için. Biz iki hususta da çok tutucuyuz. Prova yaptığımız tek bir yer ve kayıt yaptığımız tek bir yer var. İkisinden de bir hayli memnunuz. Stüdyolardan güzel akustik düzenleme, kaliteli ekipman ve güler yüz bekliyoruz. Daha ne olsun zaten. Roxy Müzik Günleri'ne katıldık. Yepyeni bir grup için harika bir fırsat oluyor. İlk videomuzun maddi kaynağı bu yarışma sayesinde oluştu örneğin. Ayrıca insanlardan müziğinizin bir çok ayrıntısı ile ilgili geri dönüşler almak uzun vadede faydalı oluyor. Tavsiye ederiz. - Dinleyiciler konserlerimize gelmeye devam etsinler yeter. Kafalarını kuma gömmesinler. Yer altında harika gruplar var. - Mekanlar için maddi bir takım girişimleri temsil ediyoruz doğal olarak, bunu kabul ediyoruz. Ama hem iyi iş yapıp hem para kazanabilirler. Müzik dünyasında aktif ve yönlendirici bir kimliğe sahip bir çok mekan var olmuştur bugüne kadar. - Organizatörler ile pek bir alakamız olmadı. Ama sanıyoruz ki ahbap-çavuş kafasını biraz kenara koymaları lazım. - Müzisyenin çektiği sıkıntıdan yine müzisyen anlar. Umarım herkesin istediği gibi olur her şey. Herkes iyi niyetle ve hiç para kazanmadan içerik hazırlamaya gayret ediyor. Temel fikir olarak bir çok blog eski fanzin kafası ile çalışıyor hatta. Yerli müzik nicel olarak korkunç bir patlama yaşıyor son bir kaç yıldır ve bir çok blog-site de duruma uyum sağlamayı başardı. Yabancı müzik açısından ise e doğal olarak yabancı sitelerden içerik almak durumunda kalıyor çoğunluğu. Haber kaynağı yok kimsenin sonuçta. Bunlar eleştirilecek şeyler değil bizce. Ha tek sorun şu ki aynı grubu peş peşe 30bin blogda birden gördüğümüz zaman esprisi kalmıyor durumun. Özellikle yer altında kalmış grupları ortaya çıkarmayı hedefliyorsanız gerçekten yer altına inmeniz lazım sanırım. Buradan Tayfun Polat örneğini gündeme getirmek istiyoruz. Sıkı çalışmak, üretken olmak ve grup içerisinde uyumu yakalamak önemli. Bunlara tam uyamadığımız noktalar-anlar oluyor-olmuştur-olacaktır. Müzisyenlerin sadece kendi fikirlerini/enstrümanlarını öne çıkarmak için değil tüm grubun menfaatlerini düşünmek durumundalar. İyi niyet ve iletişim ile çözülüyor her şey. Az laf çok iş örneği olmak istiyoruz. Tek bir şarkısı olmadan muazzam halka ilişkiler çalışması yapan topluluklar var. Hem imreniyor hem de şaşırıyoruz. Sonuç olarak müzisyen iseniz müzik yapmanız lazım. Çok basit bir denklem. Ayrıca müziği düşünce anlamında temelsiz veya rast gele yapmıyoruz. Söylemek ve duymak istediğimiz şeyler var. Bu açılardan iyiyiz diye düşünüyoruz. Gelecek ile ilgili konuşmak gerekir ise biz biraz eski kafalı ve gürültülü bir müzik yapıyoruz. Öfke, savaş, iletişimsizlik ve barbarlık zamanları yaşıyoruz. Bu öğeler de yaptığımız her şeye yansıyor. Bu şekilde de devam edecek gibi gözüküyor. Ana akım içerisinde pek yerimiz olmayacaktır doğal olarak. Bu açıdan uzun soluklu ve üretkenliğin azalmadığı bir macera olsun istiyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/18-bir-baba-indie-yerli-roof-penguin/", "text": "- Efe Karahan: Davul - Doğan Öztürk: Vokal/Klavye/Gitar - Özgür Anıl Demir: Gitar/Geri vokal - Karcan Ural: Bass Gitar - Peyote, - B1 Live, - Mojo, - İtü Fest Alternatif Sahne - Alt., - Pendor Corner, - İtü Rock Sahnesi, - Shaft, Bizim için en büyük eksiklik sahne ışıkları. Geri kalan eksiklikler çok olumsuz diyebileceğimiz durumda değiller. İTÜ Fest 2015 Alternatif'e çıktık. Organizasyonu yapan kişilerin biraz daha müziğin içinden insanlar olmasını beklerdik. Ya da en azından hava tahmini gibi konulara dikkat etmelerini umardık. Kitlemiz genelde müzisyen çevresinden oluşuyor. Onların dışında merak edip, dinleyip beğenen insanlar da oluyor. Tepkiler genelde müzisyenlerden geldiği için yapıcı etki yaratıyorlar. Herkesin müzik tarzının farklı olduğu bir grup olduğumuz için çok farklı yapılardan besleniyoruz. Bazen birlikte üretiyor bazense tekil üretip hep birlikte çakışıyoruz. Şarkıların kimisi söz tabanlı kimisi müzik tabanlı.. Sözler bazen epik, bazen ikinci yeni.. aradaki bağlantıları herhalde Roof Penguin ismi sağlıyor. Az sayıda cover çalıyoruz. Çok bilinmeyen şarkıları bulup kendimize göre şekillendiriyoruz. Sahne de iyi müzik olduğu sürece cover olması veya olmaması çok da önemli değil. Hayır katılmadık. Ciddi müzik yarışmalarının giderek yok olduğu söylenebilir. - Dinleyiciler eğlensin, - Mekanlar müzisyenleri rahat hissettirsin, - Organizatörler biraz iş yapsın, - Müzisyenler üretmeye devam edip birbirlerini desteklesinler. Umarız müzik bloglarının sayısı artar ve okuyucu kitleleri genişler. Bizleri desteklemek için daha iyi koşullara erişebilirler. Ortak karar alma sıkıntımız var ama bunu bir şekilde çözüyoruz. . Grubun şarkı yapıları tamamen özgür bir düşünce akışından çıktığı için ve diğer tarzları da çokça içinde barındırdığı için, geleceğini iyi yerlerde görüyoruz. Farklı dokunuşlarla, ister gitar atmosferinde, ister bass konuşmalarında, ister davul cümlelerinde, olabildiğince farklı ruhlara erişebilecek bir yapıda olduğumuzu düşünüyoruz. Sözlere ise ayrı güveniyoruz. Bu sene için planladığımız çalışmaları sorabilirdiniz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/18-istanbul-rock-festivali-başvuruları-başladı/", "text": "1995 yılından bu yana yarı-profesyonel müzisyenleri ağırlayan İTÜ Rock Kulübü bu sene 18. kez organizasyonu ile ilgili duyurularını yaptı. 20-22 Nisan tarihlerinde Ayazağa kampüsünde, açık havada yapılacak organizasyona katılmak için yerli gruplarımız, aşağıdaki koşulları yerine getirerek festivale başvurabilirler. 19 Şubat'a kadar demo gönderim sürecinin devam edeceğini belirtelim. Geçtiğimiz senelerde sadece kargo veya elden teslim kabul edilen başvurulara bu sene online olarak başvurma seçeneği de eklendiğini de söyleyelim. 3-4 şarkılık hücum/kanal kayıtların gönderilebileceği demoların ardından seçilen gruplara 30-60 dakika arasında performans süresi tanımlanacak. Tarz ayırt etmeksizin başvurabileceğiniz organizasyona şehir dışında katılacak gruplara da, elde olan imkanlar doğrultusunda ulaşım masraflarının da karşılanacağını not edelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/19-bir-baba-indie-yerli-alarga/", "text": "Epey kapalı ve biraz serin bir pazar öğleden sonrası Erlend Oye'nin Stuart Murdoch, Zach Condon ve Jason Mraz'ı çimlerde takılmaya çağırması tarzında. - Çağın Kırca Vokal, Gitar - Cansu Turgut Klavyeler - Ozan Özgül Bas Gitar - Can Sürmen Davul - Hakan Karaaslan Trompet - Çağın Kırca Mavi Siyah, Verny & Gordy - Cansu Turgut Tayfa - Ozan Özgül Son Feci Bisiklet, Motto - Can Sürmen Son Feci Bisiklet, Motto - IF Performance Hall 3.9 - Noxus 3.9 - NER 4.1 - Çeşitli üniversite şenlikleri İşinin önemini haliyle tavrıyla değil, bilgisi ve becerisiyle farkında olduğunu aktaran, teknik imkan aksa da damlasa da duyduğuna her koşulda tepki verebilen tonmeister'ların eksikliği dikkat çekiyor. Konser, yalnızca konser için ayrılan, müziğin sahnede olduğu süreyle kısıtlı kalıyor. Öncesinde ve sonrasında gelen dinleyiciyi ilgili müziğe hazırlayıp sonrasında onu konserden aldıklarını kaybetmeden kapıya kadar uğurlayan bir tecrübe sunma anlayışı ne yazık ki yok. 12 bestemiz var. Ancak hali hazırda Eylül 2015'de yayınladığımız Mono isimli albümümüzdeki 10 şarkıyı çalıyoruz. Enstürmanların kullanılan renklerden pek bir farkları yok gibi. Tek başlarınayken çaldıkları müzikten bağımsız ilgili dinleyiciye öznel bir his sunuyorlar. Ama diğer enstürmanlarla karıştırıldıklarında müzik adına yer alan her türlü kategorileştirici çizgiler belirsizleşiyor. Tarzların, türlerin ve hatta dillerin arasındaki duvarlar geçirgenleşiyor. Daha tek, daha büyük bir şey ortaya çıkıyor. Alarga'nın müziği ve sözleri bunu ifade etmeye çalışıyor olabilir, olmayabilir de. Bir şarkıyı çok seviyorsak ve bize ifade ettiği şeyi aktarabileceğimizi düşündüğümüz sürece cover çalmak güzel bir durum. Bu şekilde çaldığımız coverlar olmakla birlikte, gelen dinleyicinin bağlantı kurmasını kolaylaştırabilmesi adına yukarıdaki tanıma uymamasına rağmen çaldığımız coverlar da var. Grup Haziran 2014'de ilk EP'si Uzaktayı yayınladı. Ardından Eylül 2014'de Inside Out, Mart 2015'de 25.09 ve son olarak bu üç EP'deki şarkıların yeniden mikslendiği ve daha önce yayınlanmamış yeni şarkılarla birleştirildiği 10 şarkılık Mono isimli ilk albümünü yayınladı. Kayıt aşamasında grubun iç enerjisini sürekli kayıt yapma alışkanlığıyla bunu tek tipleştirmeye kalkan stüdyolara bırakmak yerine Tankut Aydınlıyım ile Stüdyo Teras'da bütün enerjimizi koruyabildiğimiz bir kayıt süreci gerçekleştirdik. Kafamızdaki müziğe yaklaşmamızda da güzel katkıları oldu. 19. Roxy Müzik Günleri'ne katıldık. Müziğin yarıştırılmasından ziyade büyük bir paylaşım ortamı yaratıyor Roxy. Ancak son gün her şey olup bitene kadar jüri ile sağlıklı ve temiz bir iletişim kurmak güç olabiliyor. Son dönemde müzik yarışmalarından çıkan grupları gözlemlediğimiz kadarıyla eskisi kadar etkili değiller. Yarışmanın eriştirebileceğinden çok daha fazlasına iyi işler kendiliğinden ulaşabiliyor gibi duruyor şu an. Prova ve kayıt stüdyolarındaki en büyük sorun grubun tarzına ve tavrına göre değil kullanılan enstürmana göre muamele edilmesi. Yani bir grupta gitar, klavye, trompet, bas, davul varsa o gruptan çıkması gereken ses kafalarda sınırlanmış oluyor. Bununla ilgili zamanında çok fazla sorun yaşandığını bildiğimiz için bu duruma düşmeyeceğimiz stüdyolarda çalışmaya özen gösterdik. - Dinleyici: Dinlemeleri, paylaşmaları, en çok da bizimle paylaşmaları. Ne oluyor ne bitiyor öğrenebilmemiz. - Mekanlar: Konser tanımlarını değiştirmeleri, ufkumuzu açmaları. - Organizatörler: Buyurun kartım - Müzisyenler: Daha yakın durmamız. Günümüzde yerli müziği odağına koyan müzik bloglarının ve yazarlarının ne kadar çok müzisyenin aynı yolda olduğunu görmemize, gözümüzden bir şey kaçmamasına ve birleşerek ilham paylaşılmasına davetiye çıkardıklarını düşünüyoruz. Mono 2 yıllık bir sürecin ürünüydü. Onun ardından gelecekler ise bizim için yepyeni zevklere, ihtiyaçlara cevaben büyüyorlar gibi gözüküyor. Müzik dünyasında başka açlıklara cevap olabilecek bir yerde olabilir gibi. - www. facebook. com/alargatheband - www. twitter. com/alargatheband - www. alarga. band - alargatheband@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2-bir-baba-indie-yerli-zımba-yok-beyler/", "text": "Festival kafası daha hoşumuza gidiyor. One Love gibisinden. Bir beste grubuyuz. Sık sık prova alarak parça kaydediyoruz. İstediğimiz parça sayısına ulaşınca sahne için koşturacağız. Grubumuz beste grubu evet ve mekanlar cover istiyor. Çoğunlukla, bu yüzden sahne almıyoruz; tepki tabi ki bu. Sahne için şu an hazır değiliz maalesef. 20 adet var ama 5 adet çalıyoruz. Biraz huzur ve pozitiflik çıkarmaya çalışıyoruz müzik olarak ve söz olarak daha neşeli şeyler ama tabi ki arada bir kaç melankoli oluyor. Beste grubu olduğumuz için cover çalmayı düşünmedik, düşünmüyoruz. Cover çalmadan da tanınabilirlik yaratılabilir. Grup olarak parçalarımızı kendi home stüdyomuzda iyi kötü bir kalitede kayıt alıyoruz. Şu an albüm hazırlığı içindeyiz ve yaz sonu kesin olarak internet üzerinde yayınlanacak. Şu an Soundcloud profilimizdeki parçalar demo kayıtlardır. İlk olarak dinleyiciler ile aile gibi sıcak bi ortam olsun çok istiyoruz. Müzisyenler ile ise şehrimizdeki aynı tarz müzik yapan dostlarla buluşup muhabbetler yeni fikirler konuşmayı isteriz. Ee!... tabi mekanlar beste gruplarına şu sıkıntılı piyasa dönemlerinde biraz daha ilgi gösterse fena olmaz. Hiç katılmadık. Tabi ki katılmak isteriz. Güzel şeyler bunlar sınırlandırılmadıkça. Olumlu yönümüz iki gitaristin, hayatlarında birbirlerinin ilk arkadaşları olmaları ve birbirlerini iyi tanımalarından dolayı orataya güzel bir elektrik çıkıyor ve bu şarkılara yansımakta. - zyokbeyler@gmail. com - https://soundcloud. com/kaledenkaleyegolyok - https://www. facebook. com/zyokbeyler?fref=ts - https://twitter. com/zyokbeyler Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2-bolum-canli-konser-yayinlari-ne-ise-yariyor/", "text": "Uzak Doğu, İran ve İtalya'nın ardından ABD, Birleşik Krallık, İspanya gibi ülkelerle birlikte Türkiye'de de pandeminin neredeyse eş zamanlı olarak ilk kez görüldüğü ve yükselişe geçtiği mart ayının ortasından itibaren Chris Martin, John Legend, Elton John gibi isimlerin başı çektiği canlı konser yayınları dünyanın dört bir yanındaki sanatçılara ilham verdi. Çoğunlukla Youtube Live, Facebook Live, Instagram Live, Twitch gibi platformlar üzerinden gerçekleştirilen bu yayınlar, bir anda evlere kapanıp sosyal hayatından kopmak durumunda kalan insanların sosyal etkileşimi devam ettirmesine imkan sağladığı için şaşırtıcı olmayan şekilde ilgi çekti. Yalnızca Twitch'in bile 8-22 Mart tarihleri arasında Müzik ve Performans Sanatları kategorisindeki canlı yayınlarının 92.000 ortalama izleyiciden 574.000 ortalama izleyiciye yükseldiğini görmek ne denli büyük bir patlamayla karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Markalar da ultra hızlı bir biçimde değişen koşullara uyum sağlayarak halihazırda devam etmekte olan konser serilerini dijital projelere uyarladı veya yeni projeleri çoğu insanın eve kapandığı 16 Mart haftasından başlayarak hayata geçirdi. Elbette yükselen her trend gibi canlı yayınlar da çok geçmeden eleştiri oklarına maruz kalmaktan kaçınamayacaktı. 8 Nisan'da Vox'ta yayınlanan How 'quarantine concerts' are keeping live music alive as venues remain closed başlıklı makalenin alt başlığı iddialı bir tespitte bulunuyor: Sosyal medya sağ olsun, canlı müzik şimdi hiç olmadığı kadar samimi. Makaleye göre sanatçıları makyajsız, pahalı kostümleri olmaksızın, ev ortamlarında, düşük ses ve görüntü kalitesinde izlediğimiz bu ev konserleri sanatçıların normal şartlarda alışık olmadığımız gündelik yaşantılarına şahit olma fırsatı sunuyor. Konserler çoğunlukla belirli bir akış ve önceden hazırlanmış bir setlist'ten ziyade istek parçalar, canlı yayındaki izleyici yorumları, sohbet, soru & cevap şeklinde ilerliyor. Sanatçılar çoğu zaman izleyici yorumlarını okumak ve yanıtlamak için oldukça uzun vakit harcıyor. Hüküm süren bu samimi atmosfer, daha yaratıcı ve çeşitli içeriklerin üretilmesine de uygun zemini sunuyor. Canlı performans dışında yalnızca izleyicilerle sohbet, konuklarla söyleşiler, soru & cevap, kitap okuma, enstrüman dersi veya yemek tarifi verme gibi başlıklarda canlı yayınlar yapmayı tercih eden sanatçılar da azınlıkta değil. İçeriği ne olursa olsun canlı yayın sonrasında kaydedilip sanatçıların kalıcı video içerik de üretmesine imkan tanıyan canlı yayınlar salgın günlerinde hızlı bir biçimde sektörde geniş bir yer tutmaya başladı. Bugünlerde albüm tanıtım konserleri bile artık bu yolla gerçekleşiyor. Bu yazıda temel olarak canlı konser yayınlarının ardında yatan motivasyonları, bu yayınların yapılmasına ve bu yayınlar aracılığıyla fon toplanmasına imkan tanıyan dijital platformları, marka iş birliklerini, olumsuz eleştirileri ve konser kültürü üzerindeki potansiyel etkilerini inceleyeceğim. Sanatçıların bu yayınları planlamasının ardında çok çeşitli motivasyonlar bulunabilir. Konfirme olmuş konserleri travmatik biçimde aniden iptal edilen, bir daha ne zaman konser verebileceğinin meçhul olduğunu idrak eden sanatçılar bana kalırsa öncelikle bu kayıpla başa çıkmak için soluğu canlı yayınlarda aldı. Tarihi ve saati önceden belirlenen bu konserler için duyurular yapmak, prova yapmak, evde gerekli ortamı hazırlamak, kendine çeki düzen vermek, yayın esnasında seyirci etkileşimi sayesinde dış dünyayla bağlantını koparmadığını hissetmek gibi faktörler düşünüldüğünde hiçbir maddi gelir söz konusu olmasa bile online konser yayınları sanatçıların sosyal tecrit dönemindeki haletiruhiyesi adına sağlıklı bir girişim. Kaldı ki bu online konserler belirsiz bir süre için eve kapanarak konser vermekten yoksun kalan sanatçılar için boşa geçecek vakti değerlendirip sosyal medyada dinleyicileriyle iletişimlerini sağlamlaştırmanın ve yeni dinleyicilere ulaşmanın akıllıca bir yöntemi. Ayrıca marka iş birlikleriyle gerçekleşen projelere dahil olmak isteyenler için de evvela kendi hesaplarından canlı yayın yapmak etkili bir yol. Yukarıda saydığım tüm sebeplerin yanı sıra bu dönemde kaybolan konser gelirlerinin yerine alternatif bir gelir kaynağı yaratmak da söz konusu olunca sanatçılar ve ekipleri yaratıcı yollar bulmak için hızlı çözümler üretmek durumunda kaldı. Indie pop sanatçısı L Devine, iptal olan turnesinin yerine Instagram, Twitter, Facebook, TikTok ve YouTube platformlarını kapsayan iki haftalık bir online turne programı yayınladı. Tek bir platformda karar kılmak yerine tüm platformlardaki dinleyicilere ulaşmayı hedefleyen bu tür yaratıcı fikirler canlı yayın yapmak isteyen ama nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusunda kararsız kalan sanatçılara da ilham verebilir. Herhangi bir mecrada yaptığı canlı yayınlarda Venmo, PayPal, GoFundMe gibi bağış platformları aracılığıyla fan'larından diledikleri miktarda bağış yapmalarını rica eden sanatçılar olduğu kadar Stageit, Key gibi canlı yayın platformları üzerinden konser vererek sanal bilet veya tip jar uygulamalarını tercih eden sanatçılar da mevcut. Sanal biletlerin sanatçı tarafından belirlenen veya tavsiye edilen bir fiyatı olabiliyor ya da miktarı belirlemek tamamen izleyiciye de bırakılabiliyor. Online radyo istasyonu Gimme Radio gibi bu dönemde sanatçıların kendi programlarını hazırlayıp sunmaları için kapılarını açan platformlar da seçenek dahilinde. Türkiye'de de henüz Kasım 2019'da hizmet vermeye başlayan hitym adındaki platform aracılığıyla bağımsız sanatçılar için online konserler düzenlemek ve dinleyicilerden aylık olarak destek almak mümkün. Bu dönemde hem globalde hem de yerel pazarda artan canlı yayın ve fonlama ihtiyaçlarına yönelik pek çok yeni oluşumun kurulacağını öngörmek zor değil. Bu yazı dizisinin ilk bölümünde bahsettiğim, Can Kazaz'ın bu dönemde ekibini desteklemek amacıyla başlattığı kampanyayı konumlandırdığı Patreon ise Kickstarter ve Indiegogo gibi tek seferliğine belirli bir hedefe ulaşmayı amaçlayan kitlesel fonlama platformlarının aksine aylık veya üretim başına fon toplamanızı sağlayan bir üyelik platformu olarak vazife görüyor. Bir sanatçının dinleyicilerinden rica edeceği desteğin sürdürülebilirliğini de en iyi şekilde organize edebilmek adına Patreon'un aylık otomatik ödeme sistemi ideal görünüyor. Görüldüğü üzere aslında bağımsız sanatçılar için hiçbir marka ile iş birliği yapmaksızın canlı konser yayınlarını kendi başına veya varsa ekibiyle birlikte planlamak, dinleyici desteğiyle fon bulmak, kreatif canlı yayın projeleri üreterek alternatif gelir kaynağı yaratmak pekala da mümkün. Yazının giriş bölümünde de bahsettiğim gibi markaların bu süreçteki uyumlanma ve yeni dijital projeler yaratma hızı hakikaten takdire şayan. Pazarlama bütçelerinden konser sponsorlukları için ayrılan kaynakları hızlı bir kararla dijital projelere tahsis eden markalar olduğu gibi sıfırdan yeni projeler hayata geçiren, tek günlük veya birkaç gün süren ve birden fazla sanatçıyı içeren festival gibi line-up'lar oluşturan markalar ve marka sponsorluklarından yararlanan bağımsız oluşumlar sosyal tecrit günlerinde timeline'larımızı domine etti. Önümüzdeki aylardaki konserleri belirsiz bir tarihe ertelenen, dolayısıyla gelir kaynakları beklenmeyen bir biçimde kesilen müzisyenler için akut bir alternatif gelir kaynağı yaratan bu projeler en azından bazı sanatçılar için Hızır gibi yetişti desek yeridir. Tabii bu projelerde kendisine yer bulabilen ve bütçeli iş birlikleri yapabilen sanatçıların çoğunlukla sosyal medyada etkileşimleri ve takipçi sayıları yüksek isimler olduğunu belirtmekte fayda var. Bu nedenle online konserler alanındaki bütçeli marka iş birliklerinin henüz tüm sanatçı ve müzisyenler için alternatif bir gelir kaynağı olmaktan uzak bir noktada durduğunun da altını çizmek gerekir. Öte yandan, fiziksel konserler söz konusu olduğunda da izleyici kitlesi daha büyük ve garanti olan sanatçıların kendilerine mekan ve festival programlarında daha rahat yer buldukları düşünülürse her iki durumda da benzer şartların hüküm sürdüğünü söylemek mümkün. Madalyonun her zamanki gibi bir de diğer yüzüne bakmak gerekirse, marka iş birlikleriyle oldukça hızlı bir geçiş sürecine maruz kalan sanatçılar, kendilerini henüz kaba tabirle piyasası oluşmamış, şartları belirsiz bir ticari anlaşmalar sürecinin içinde buldular. Marka iş birlikleriyle gerçekleştirilen online konserlerin yayın hakları konser sonrasında kimde kalacak, yapılan canlı yayınlar şayet daha sonra yayınlandıkları platformlarda kalıcı olacaksa markanın mı yoksa sanatçının kanalından mı yayınlanacak, telif gelirlerinin hak dağılımı nasıl belirlenecek, görüntüler marka tarafından daha sonra başka amaçlarla kullanılabilecek mi, projede branding şartları nasıl olacak, sanatçının tanıtım için yapmakla yükümlü olduğu paylaşımların nicelik ve içerikleri neler olacak, marka tarafından teknik ekipman desteği sağlanacak mı gibi soruların canlı konser yayınları iş birliklerinin konfirme edilmesinden önce taraflar arasında açıkça belirlenmesi ve sözleşmelerle üzerlerinde mutabakat sağlanması önem teşkil ediyor. Kaşelerin neye göre belirleneceği ise daha büyük bir muamma. Online bir konser için sanatçı daha düne kadar fiziksel konserler için verdiği kaşenin aynısını mı vermeli? Fiziksel bir mekan ve sahne, backline, ulaşıma harcanan zaman, ulaşım ve konaklama masrafları gibi lojistik giderler, eşlik eden müzisyenlerin kaşeleri, roadie, ses mühendisi, ışık tasarımcısı, tur menajeri gibi teknik ekip giderleri online bir konserde çoğunlukla resmin dışında kaldığı ve sanatçı, konseri kendi evinden verdiği için kaşeler daha mı düşük olmalı? Yoksa bu durumda fiziksel konserler için sanatçılara ayrılan sponsorluk bütçeleri değil, sosyal medyada influencer'lara verilen bütçeler üzerinden mi değerlendirme yapılmalı? Sanatçının sosyal medya erişimi online konserlerin bütçeleri üzerinde ne kadar belirleyici olmalı? Şayet influencer bütçeleri baz alınacaksa da sanatçının yaptığı işin artistik değeri değerlendirmenin dışında mı kalacak?... Görüldüğü üzere bu yeni alan göz alabildiğine sorularla dolu. Bu soruların birçoğunun da ivedilikle kendisine alternatif bir gelir kaynağı yaratmak isteyen bazı sanatçılar ve ekipleri tarafından henüz hiç düşünülmediğini tahmin ediyorum. Ayrıca markaların bu süreçte acil olarak dijital içerik üretmek için gösterdikleri çaba, rahatlıkla öngörebildikleri büyük ekonomik krizi de hesaba katarak kimi durumlarda bu içeriklerin acil olduğu kadar bütçesiz üretilmesi konusunda bir talebe de yol açabiliyor. Markaların, kendi şartları açısından değerlendirdiklerinde kendilerine makul görünen bütçesiz içerik üretme teklifleri maalesef sanatçı tarafından bakıldığında çoğu zaman pek de makul görünmüyor. Milyonlarca takipçiye sahip ve dolayısıyla yüksek etkileşim vadeden global markaların sosyal medya hesaplarından yayınlanmak üzere bütçesiz içerik üretme teklifleri alan sanatçılar elbette e-mail kutularını dolduran bu teklifleri artılarıyla eksileriyle değerlendirmekte özgürler. Yine de ilk etapta kurulan iş birliklerinin uzun vadede bu yeni alanda hüküm sürecek şartları şekillendirmekte hayati önem taşıyacağını da unutmamakta fayda var. Hele ki önümüzdeki aylarda derinleşecek ekonomik krize paralel olarak markaların pazarlama bütçelerini kısmaları veya tamamen kapatmaları da kuvvetle muhtemel olduğu için sanatçıların bütçesiz tekliflerle daha sık karşılaşabileceklerini tahmin etmek zor değil. Öte yandan, bilim insanları tarafından önümüzdeki 1,5 ila 5 yıllık süreçte aralıklı olarak da olsa sosyal tecritin hayatlarımızın bir parçası haline gelebileceğinin öngörüldüğünü hatırlarsak, markaların pazarlama bütçelerinin büyük bir yüzdesini dijitale ayırmaları kaçınılmaz. Özgün dijital içerik üretme konusunda markalar üzerinde son senelerde giderek artan baskı ise şüphesiz ki çok daha yüksek seviyelere ulaşacak. Sanatçı menajerleri, PR uzmanları, booking agent'lar veya bu işlerini kendi adına yürüten bağımsız sanatçılar, markalarla dijital projelerde eskisinden daha sık iş birliği yapacakları bu yeni dönemin başlangıç aşamasında verecekleri kararların uzun vadede bu alandaki marka-sanatçı ilişkilerinin şartlarının oluşmasında belirleyici olacağını unutmamalılar. Yukarıda saydığım tüm haklı sebeplere rağmen birdenbire pıtrak gibi beliren canlı yayınların gerek çokluğu gerekse de teknik yetersizlikleri birtakım sanatçılar arasında hoşnutsuzluk da yaratmadı değil. Çoğu insan için bu sosyal tecrit günlerinde insanlıkla yakınlık kurma aracı vazifesi gören bu canlı yayınlara dair bıkkınlık belirten çok sayıda paylaşıma sosyal medyada rastladım. Back on Stage dergisinin nisan ayı Corona özel sayısında Londra'dan bildiren sanatçı Dolunay Obruk, Susmak Bazen... başlıklı yazısında online konserleri anlamlandıramamaktan yakınmış: Bizim ülkemizde olduğu gibi, burada da çılgın bir online canlı konser furyası başladı. Normal şartlarda tek bir parçanın kaydı için kılı kırk yaran, stüdyoyu, mühendisi, mikrofonu, cihazları beğenmeyen, dünyanın öbür ucunda mastering yaptırmak için paralar döken hassas müzisyenlerin, şimdi yangından mal kaçırır paniği içinde, varlığını ispatlamanın ötesinde bir değer içermeyen, düşük ses ve görüntü kalitesine sıkışmış acele-canlı-online konserleri bana oldukça çaresiz görünüyor. Bunu burada İngiltere'de de yapmaya başladılar. Var olan bir performansın canlı yayınlanmasından farklı bir durum bu. Pencereden trompet solo atan İtalyan'ın doğallığından uzak. Bu nedenle anlamlandırmakta zorlanıyorum. Öncelikle olağanüstü haller içerisinde olduğumuz bugünleri normal şartlar ile kıyaslayarak anlamlandırma çabasına girersek başarılı olamayacağımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Yukarıda da bahsettiğim gibi hem bireysel olarak dört duvarın arasına hapsolma travmasıyla başa çıkmaya çalışırken hem de mesleki ve ekonomik anlamda kendisini korkutucu bir belirsizlik içerisinde bulan sanatçıların panik içinde davranması da, marka iş birliklerini değerlendirerek alelacele kendilerine alternatif gelir kaynakları yaratmaya çalışması da son derece anlaşılabilir eylemler. Death Cab for Cutie'den Ben Gibbard, 17 Mart'ı takip eden iki hafta boyunca her gün gerçekleştirdiği canlı yayınların kendisine bir yaşam amacı verdiğini söylüyor. 31 Mart'ta Rolling Stone'da yayınlanan Ben Gibbard on His Daily Livestreams: 'It's Given Me a Purpose' başlıklı röportajda Bu belirsizlikle dolu zamanlarda her gün 16.00'da bir işim olduğunu ve insanları hayal kırıklığına uğratmamak için bilgisayarın başına geçip müzik yapmam gerektiğini bilmek akıl sağlığıma çok yardımcı oldu diyor. Seyirciyi de yorumlarla performansın içerisine dahil etmek suretiyle çoğu zaman bir söyleşi havasında geçen interaktif canlı konser yayınları, sanatçının varlığını ispatlaması dışında elbette başka anlamlar da taşıyor. Online konserler son senelerde bağış toplamak, sosyal medya etkileşimlerini artırmak, hatta çevre duyarlılığı gibi çeşitli sebeplerle sanatçılar tarafından halihazırda tercih edilen bir araç haline gelmeye başlamıştı. Örneğin Coldplay geçen yıl çevre duyarlılığı nedeniyle son albümü Everday Life için bir turne gerçekleştirmeyeceğini, uçuşların neden olduğu karbon emisyonu sorununu çözmeden önümüzdeki bir iki sene boyunca turneye çıkmak istemediklerini belirtip bunun yerine Ürdün'de verdikleri albüm tanıtım konserini Youtube Live üzerinden ücretsiz olarak canlı yayınlamayı tercih etmişti. Üstüne üstlük şimdi bir de ne kadar süreceği belirsiz olan bir sosyal mesafelenme süreciyle karşı karşıya kalmış olmamız fiziksel dünyadaki konser, festival, spor müsabakaları gibi toplu buluşmaların geleceğini en iyi senaryoyla önümüzdeki aylarda tehlikeye sokuyor. Bu dönemin toplumlarda bırakacağı izlerin yaratacağı davranışsal dönüşümü de şimdiden okumaya çalışırsak online konserler belki de yeni başladığımız on yılın en önemli performans sahnesi halini alabilir. Bu nedenle bugün bu alanı erkenden deneyimlemeye gönüllü olan tüm sanatçılar aslında müzik sektöründe zaman içerisinde dönüşerek daha iyi şartlara ulaşabilecek yeni bir sahnenin temel atma kısmında emek veriyor sayılırlar. Online konserlerin seyirciyi kolaycılığa sürükleyip bu süreç bittikten sonra da kitlelerin fiziksel olarak konsere gitme alışkanlığını olumsuz etkileyeceği yönünde endişeler de yok değil. Her ne kadar online konser izleme alışkanlığının normal şartlarda fiziksel anlamda kapalı bir mekan konserinde veya açık hava festivalinde bulunmayı yaşam tarzı haline getirmiş kemik konser izleyicisi kitlesini olumsuz etkilemeyeceğini düşünsem de bu durum elbette daha nadir konsere giden izleyicilerin konserlere katılım alışkanlıklarında bir düşüşe yol açabilir. Tabii böyle bir salgın deneyimi ve sosyal mesafelenme sürecinin ardından insanların kamusal alanlarda bulunma eğilim ve alışkanlıklarının değişim göstermesi de endişe yaratan konulardan bir diğeri. Toplu buluşmalara dair sınırlamalar kaldırıldıktan sonra da hijyen kaygısı nedeniyle konser ve festivallere katılımda düşüş yaşanması ihtimali tüm dünyada müzik sektörünün yakın geleceğe dair temel kaygılarından biri haline geldi. Şehrinizdeki konserleri keşfetmenizi sağlayan Bandsintown platformu tarafından yapılan araştırmaya göre, konserlere gitmek güvenli kabul edildiği takdirde katılımcıların %65'inden fazlası pandeminin yeniden kamusal alanda toplu buluşmalara katılma isteklerini azaltmayacağını belirtmiş. Spor ve etkinlik araştırma firması Performance Research ve Full Circle Research Co. ortaklığında gerçekleştirilen ve 1.000 tüketiciyi kapsayan araştırmaya göre ise katılımcıların %56'sı güvenli kabul edildikten sonra bile büyük kapalı konser mekanlarına yeniden gitmelerinin birkaç ay ila muhtemelen hiçbir zaman aralığında gerçekleşeceğini söylemişler. Ayrıca katılımcıların üçte biri salgın sona erdikten sonra da kapalı konser mekanlarına daha az gideceklerini belirtmiş. Öte yandan, şayet içinde bulunduğumuz süreç birkaç senelik bir döneme yayılırsa konser kavramıyla ilk kez online konserler sayesinde tanışan genç neslin konser algısı da bu çerçevede şekillenebilir. Örneğin, kendi adıma online konserlere adeta fiziksel bir konser izler gibi sessizce iştirak edip rahatsızlık vermeden yayından ayrılma eğilimi göstersem de izleyicilerde yayın esnasında sanatçılarla etkileşime girme eğiliminin baskın olduğunu gözlemliyorum. Online konserlerde sanatçı ile performans esnasında direkt olarak etkileşime geçmeyi ve şarkı aralarında sanatçıdan sorularına cevap, yorumlarına reaksiyon almayı normalleştiren izleyici, online konserlerden edindiği etkileşim alışkanlıklarını fiziksel konserlere taşıma eğilimi gösterebilir veya fiziksel konserlerin online konserlerden farklı dinamikleri karşısında hayal kırıklığına uğrayabilir. Konunun kültürel boyutlarını incelerken sosyo-ekonomik yönlerini ele almayı da unutmamak gerek. Ücretsiz konser izleme alışkanlığı fazlasıyla yerleştiği takdirde fiziksel konserler için belli bir ücret ödeyip bilet alma zorunluluğu seyirciye gereksiz bir külfet gibi görünmeye başlayabilir. Dijital platform abonelikleri dışında müziği büyük ölçüde bedava bir ürün olarak görmeye alışan 2010'lar müzik dinleyicisinden sonra konserleri de aynı kefeye koyan ve ücretsiz erişimini norm haline getiren bir 2020'ler müzik dinleyicisi ile karşılaşmamız sürpriz olmaz. Bu anlamda şu dönemde gözlemlediğimiz online konser yoğunluğunun ve bu konserlere katılım koşullarının 2020'lerde konser izleyicisi davranışı üzerinde belirleyici etkileri olabileceğini söylemek mümkün. Bandsintown'ın araştırması, müzikseverlerin toplu buluşma sınırlamaları kalktıktan sonra da internet üzerinden canlı konser yayınlarını izlemeye sıcak baktıklarını gösteriyor. Araştırmaya katılanların %74'ü, fiziksel konserler yeniden başladıktan sonra da düzenli olarak canlı yayın konserlerini izlemeye devam edeceklerini belirtmiş. Tüm bu bilgilerin ışığında, online konserleri sosyal tecrit döneminin bitmesini beklerken oyalandığımız ve fiziksel konserlerin boşluğunu doldurduğumuz bir alternatif olarak yorumlamak fazlasıyla bugüne sıkışmış bir bakış açısı olur. Uzun vadede kendimizi içerisinde bulacağımız tabloyu bugün ıskalamamak için romantizmden uzak okumaları tercih etmek faydalı olacaktır. Aynı araştırma kapsamında, sanatçılara gelir sağlamak amacıyla canlı yayınlara erişim için ödeme yapma konusunda da katılımcıların %70'inden fazlası olumlu yanıt vermiş. Yine de anketlerde katılımcıların yapacaklarını veya yapmaya gönüllü olduklarını belirttikleri şeyleri yapacaklarına kesin gözüyle bakmanın mümkün olmadığını unutmamak gerek. Fiziksel konserler söz konusu olduğunda yaşadığı şehre konser talebinde bulunan ama konserlere iştirak etmeyen takipçilere çoğu sanatçı rastlamıştır. Sanatçıların, dinleyicilerine herhangi bir konuda kendilerine destek olup olmayacaklarını öğrenmek için gerçekleştirdikleri anketlerde de çoğunlukla, destek olacağını söyleyenler gerçekte destek olanların sayısından daha fazla çıkar. Anket sonuçları, sanatçının herhangi bir projeye maddi veya zamansal yatırım yapma konusundaki tercihlerini belirleyebileceği için dinleyicilerin anketlerdeki davranışı ile gerçek davranışları arasında oluşabilecek farkı göz önünde bulundurmakta fayda var. Kısacası, esasen takipçilerin vereceği gerçek reaksiyonları görebilmenin tek yolu -riskleri göz önünde bulundurarak ve kontrollü bir biçimde- bu tür projeleri hayata geçirmek. Gerek bağış toplama platformları aracılığıyla gerekse de marka iş birlikleriyle ve bundan sonra doğacak muhtemel yeni yollarla online konserlerin önümüzdeki dönemde sanatçılar için en önemli gelir kaynaklarından biri haline gelmesi şaşırtıcı olmaz. Şimdilik alternatif bir gelir kaynağı sayılsa da, çoğu müzisyenin birincil gelir kaynağı olan fiziksel konserlerin yerini alıp alamayacağı belirsiz olmakla birlikte bu alanda kuvvetli bir aday profili çizdiğini inkar etmek yersiz olur. Sosyal tecrit günlerinde online konserlere büyük ilgi gösteren müzik dinleyicisinin bu ilgisi kalıcı olur mu veya seyirci olarak fiziksel konserlere bilet almakta gösterdiği cömertliği online konserler için de gösterir mi gibi soruların reel yanıtlarını görmek için daha fazla zamana ihtiyaç duysak da online konserlerin çağın ruhuna uygun büyük bir avantajı olduğunu da gözden kaçırmamak gerek: Son senelerde hayatlarımızın baş köşesine yerleşmiş olan ve giderek de tahtını sağlamlaştıran sosyal medya üzerinde direkt etkileşim kurma ihtiyacını tatmin etmeleri online konserleri bu yarışta bir hayli avantajlı kılıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2-ekim-1995/", "text": "Bundan tam 25 yıl önce 2 Ekim 1995'te çok sevdiğimiz 90'lar adına İngiltere'nin en çok satan albümü Morning Glory piyasaya sürüldü. Manchester'ın ghettolarından çıkıp, aslında kendi oldukları için bu kadar sevilmeleri ve hayran kitlesi oluşturmaları asıl güzel olan şey. Bunu sadece hal hareketleri olarak değil şarkıların sözleri ve ruhlarına da katmaları onları başarılı yapan unsurdu. Ve yine aynı unsurlar grubun dağılmasına sebep oldu. Aslında Oasis'i Oasis yapan her şey onların var olması, büyümesi ve yok olmasına yol açtı. Albümü kaydederken yumruk yumruğa birbirlerine girmesinden tutun da çıkardıkları ilk iki albümün başarısından sonra konserleri dönemin rekorlarını kırmasına kadar. Bu konserlerden en meşhuru 1996'da iki gece toplam 250 bin kişiye verdikleri Knebworth konseri. Bu konserin biletleri için 2.6 milyon kişi başvuruyor. Bu döneminde İngiltere nüfusunun %5'ine tekabül ediyor. Tabi ki günümüz şartlarını, olanaklarını ve davranışlarını düşünürsek böyle şeyler olamayacağı için bize en azından bana çok acayip bir durum olarak geliyor. Artık müziği istediğimiz zaman istediğimiz yerde dinleyebilme şansından mı, yoksa gördüklerimize şaşırmamaya başlamamızdan mı bilemiyorum. Sonuçta başarılar ve rakamların muazzam olduğu gerçeği hiçbir şey değiştirmiyor. Morning Glory, ilk albümleri Definitely Maybe'dan daha farklı bir sound içeriyor. Daha ayakları yere basan, ne yaptığını bilen bir albüm. Artık geldiği yerin farkında olan ve orada kamlak isteyen bir albüm. Aslında bu amacına da fazlasıyla ulaşmış bir albüm. Sadece ilk hafta 347 bin kopya satması dışında İngiltere marşı kıvamına gelen Wonderwall ve Don't Look Back in Anger şu an hala sadece İngiltere'de değil dünyanın herhangi bir yerinde çalsa eşlik edebileceğiniz şarkıların başında geliyor. Morning Glory'nin bir diğer özelliği de b-side'larının da albümdeki şarkılar kadar popüler ve başarılı olması. Oasis'in 1998'de piyasaya sürdüğü B-side albümü The Masterplan'ın yarısı Morning Glory'nin b-sidelarından oluşuyor. Ayrıca grup dağılana kadar konser setlistlerinde de bu b-sidelarından The Masterplan ve Acquiesce yer aldı. Bugün özel paylaşmak istediğim başka bir şey daha var aslında. 2017'de resmen bir fan art olarak yapılmış bir başka Oasis albümü. Yeni Zelandalı dream-pop grubu Yumi Zouma Morning Glory?'nin tamamını kendilerine göre yorumlamışlar. İşin ilginci albüm hiçbir dijital platformda yok. O yüzden biraz araştırma ile Youtube üzerinden dinleyebilirsiniz. Morning Glory'nin İngiltere'de 90'ların en çok satan albümüne ek yine İngiltere'de tüm zamanların en çok satan 5. albümü. Tüm dünyada 20 milyondan fazla satıldı. Albüm ayrıca 2010 Brit Awards'da halk oylaması ile son 30 yılın en iyi albümü seçildi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2-zorlu-psm-caz-festivali-basladi/", "text": "2 Mayıs akşamı gerçekleşen Ara Malikian, Rosemary & Garlic/Tender, Luke Howard/Hior Chronik performanslarıyla birlikte 2. Zorlu PSM Caz Festivali başladı. Caz başlığı altında, birçok tarzda isimleri bir araya getiren Zorlu PSM Caz Festivali, 13 Mayıs'a kadar Zorlu PSM'nin tüm sahnelerinde ve alanlarında devam edecek. Her müziğin cazı mottosuyla bu sene ikincisi gerçekleşecek olan festivalin tüm programına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz. Ayrıca merakları cezbeden Sessiz Parti konsepti de Zorlu PSM Caz Festivali yan etkinlikler kapsamında 4,5 ve 15 Mayıs tarihlerinde ücretsiz olarak Zorlu PSM Amfi'de olacak. Sessiz Parti'lerin ilkini ise, 4 Mayıs Cuma saat 22.00'da Bir Baba Indie'den Cihad Satıroğlu ve Kıyı Müzik'ten Evrim Cantimur gerçekleştirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/20-bir-baba-indie-yerli-alper-gönen/", "text": "Tek bir tarza bağlı değilim fakat genellikle elektronik ya da enstrümantal tarzda müzik yapıyorum. Hedef kitlem film müzikleri sevip dinleyen dinleyiciler, genel olarak. Eğer tek kişi çalışmaktan vazgeçip bir grupla sahneye çıkmaya başlarsam az sayıda fakat sadık bir kitle yaratabileceğimi düşünüyorum. Arada sırada cover çalabilirim fakat bu tek yaptığım şey olmaz. 25-30 bestem var bunların 19 tanesi sahnede çalınabilir. Diğerleri tek başıma çalınamaz. Müziğim genel olarak, tam ismini koyamadığınız bazı duyguları ifade ediyor diye düşünüyorum. Arada sırada cover çalmaktan gocunmam eğer sahne alırsam fakat genel olarak kendi müziğimi çalmak isterim. Dijital satışta 5 adet EP'm var. Bunları ev stüdyomda kaydettim/hazırladım. Durum böyle olunca pek bir zorluk çekmedim. Katılmadım ve katılmak istemem. Bir bestenin diğerinden daha iyi olması tamamen görecelidir bence. Bu yüzden müzik yarışmalarını sevmiyorum. İyi bir ses mühendisi olan bir kayıt stüdyosuyla çalışmak isterdim. Beklentim bu. Müzik bloglarının çoğunun kopyala-yapıştırdan ileri gidememiş olduğunu görüyorum. Bu konuda size teşekkür ederek hakkınızı vermek isterim. Tek başıma çalışmak bir olumsuzluk olabiliyor. Mesela sahne alamamak gibi. Bir gün beraber çalışacak birilerini bulabileceğimi umut ediyorum. Olumlu bulduğum yanım kalıplara girmemiş olmak. Çoğu zaman -biraz cahilliğimden de kaynaklı olarak- insanlara ne tarzda müzik yaptığımı söyleyemiyorum. İlerleyen yıllarda dizi/film müzikleri yapmak ve gerçekten iyi yapmak istiyorum. Alper Gönen alper. gonen@hotmail. com ile iletişime geçilebilir. - YouTube: http://www. youtube. com/user/ - SoundCloud: https://soundcloud. - alper. gonen@hotmail. com Neden müzik yapıyorsunuz? diye sorulmasını isterdim sanırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/20-yillik-ipod-macerasi-sona-eriyor/", "text": "Yukarıdaki sözler, Apple Global Pazarlama Başkan Yardımcısı Greg Joswiak'a ait. iPod, yıllar boyunca müzikseverlerin günlük hayatlarında en çok işine yarayan teknolojik aletlerden biri oldu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte farklı teknolojik aletleri tek bir çatıda buluşturan akıllı telefonlar, iPodların en büyük tehditiydi. Ve gelişen müzik teknolojileriyle birlikte artık iPod, hepimizin için nostaljiyi çağrıştıran bir alet olarak kaldı. iPod'un ruhunun farklı formlara ve uygulamalara yansıdığı apaçık ortada. Fakat Apple fabrikaları, bundan sonra çoğu insanın en büyük müzik koleksiyonunu oluşturduğu iPod'ları üretmeyecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-1/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri bundan sonra birbabaindie. com okuyucuları için derleyecek. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanacak seride bir albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçilecek. İlk olarak PJ Harvey'in 2011 yılı çıkışlı Let England Shake ve IDLES'in 2018 yılında yayınladığı Joy albümlerini tekrardan hatırlayıp dinlemek için hemen aşağıya! Albüm kapak çalışması: Michelle Henning'in tasarımıdır. PJ Harvey müzik için fotoğrafının yeterli olmayacağını belirtmiştir1. Mercury Prize ödüllü Let England Shake, PJ Harvey'in merkezindeki savaş temasıyla hayli destansı ve görkemli bir iş çıkardığı, bana göre en yaratıcı haline tanıklık edilen albümü. Harvey, Guardian Music ile yaptığı röportajında (2011)2 savaşlara çok üzüldüğünden ve savaşların kendisini derinden etkilediğinden bahsediyor. 2008 yılında söz yazarlığında teknik olarak böyle bir konsepte girmeye hazır olduğuna karar veriyor ve içindeki ani hislerle Let England Shake'i yazmaya başladığından bahsediyor. Albüm çalışmalarında ilk 2 yıl tamamen sözler üzerine yoğunlaşan sanatçı, bu sürecin ardından müziğin beste tarafını üretim kanalına sokuyor. Albüm yapımına kronolojik bir perspektiften bakarsak müziğin ilk katmanı Harvey'in sözler ve basit melodilerle birleştirdiği singer/songwriter ekseninde. İkinci katmanda Harvey çoklu insan sesleri kullanarak müziğini bir tür topluluk ritmine dönüştürürek müziğindeki folk ögeyi oluşturuyor. Indie folk kıvamına gelen albüm çeşitli enstrümanların müziği büyütmesiyle işin sonunda art rock diyebileceğimiz formata bürünüyor. Albüm kaydı için kilise tercih ediliyor. Yüzyıllarca savaşlarda kutsal mabetlere sığınan halklar düşünüldüğünde bu albümü Harvey'in sözlerinden ortak acılara dönüştürebilmek ve bu zengin altyapıyı hak ettiği şekilde sunabilmek için ortam seçiminde daha iyi bir fikir aklıma gelmiyor. For a long time, we've been ignored and told too fat, too old, too stupid and too ugly. Now we are being told too good... too nice... Well, this is for the critics: Of course I cater for the haters: Eat shit! . Bu sözler grubun vokali Joe Talbot'nın 2019 Glastonbury konserinde grup I'm Scum'ı çalmadan hemen önce sarf ettiği sözler. IDLES'ın yıllar içindeki yükselişinin ve zor zamanlarda pes etmeyişinin mükafatı ve etkileyici bir dışavurumu. Kale alınmayan bir grup için ilham verici ve ders niteliğinde başarı öyküsü. Bu öykünün en büyük mimarlarından biri de adadaki punk müzik geleneğine yakışır tutumuyla o geleneğe son yıllardaki en büyük katkıyı yapan grubun ikinci albümü Joy. Gitarist Bowen'a göre ilk albüm yaşadıkları olumsuz olaylardan ileri gelirken, ikinci albüm olumlu tecrübelerin üzerine inşa edilmiş durumda2. Bunu daha iyi ifade etmek gerekirse Joy'da grup olumsuzluklara daha optimist yaklaşıyor ve dinleyiciye bu şekilde yansıtıyor. Bu farklılığı albüm isimlerinden de fark etmek mümkün. İlk albümde bir tür patlama yaratarak nefret kusan grubun bu sefer en çok kullandığı kelime Love. Sorunlarla keyif alarak, mutlulukla başa çıkma derdinde. Bunun için Talbot'a göre o bir Trojan Horse3. İnsanları kültürel anlamda etkilemek için saldırmak zorunda olduğunu düşünüyor. Grubun 2019 yılını önemli adaylıklar ve ödüllerle geçirdiğini düşünürsek belki de albüm Brexit referandumundan önce çıksa oylar üzerinde bile bir etkisi bile olabilirdi. Kısacası sosyal ve politik meseleleri beynimize çiviyle çakan gümbür gümbür tavizsiz, sinirli punk. Uzun süre boyunca görmezden gelindik ve çok şişko, çok yaşlı, çok salak ve çok çirkin olduğumuz söylendi. Şimdi ise çok iyi olduğumuz söyleniyor. O zaman bu eleştirenlere gelsin: Tabii ki nefret edenlere hitap ediyorum: Bok yiyin!."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-10/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Basel'de yaşayan grafik sanatçısı ve müzisyen Marco Papiro'ya aittir1. 21. yüzyılın açılışını zamana uygun delilikte ve cümbüşte albümlerle süsleyerek 2000'lere damga vuran, döneminin en yenilikçi gruplarından Animal Collective'den tanıdığımız Noah Lennox bilinen adıyla Panda Bear, Person Pitch'den sonraki en dikkate değer solo çalışması Panda Bear Meets The Grim Reaper ile bu sefer daha pop, akılda kalıcı ve düzgün trafikli parçalarla neo-saykedelik pop klasiği yaratmış görünüyor. Panda Bear, bu albümde de şarkıların, albümün ismini belirlemede kullandığı alışılmışın dışı metodu kullandığını belirtmiştir2. Bu metot sanatçının albüme dair herhangi bir müzik üretmeden önce albüm isminden, şarkı sayısına, şarkı isimlerine kadar birçok konuyu en baştan belirliyor olması. Bunun başka hiçbir sanatçıdan duymadığım ve duyacağımı düşünmediğim gariplikte olduğunu söylemeliyim. Sanatçının 2005'ten beri yaşadığı şehir Lizbon'da kaydedilen albüm, fokurdayan efektler ile buharlaşan melodiler üzerine Panda Bear'in dalgalı, meleksi vokallerinin ilave edildiği leziz sayk pop parçaları ile bezeli. Resmen neo-saykedelia ekolü bir çizgi film içinde hissettiriyor. Her şeyin abartılı ve keşfedilmeye açık olduğu fakat belirsizliğin getirdiği tedirginliğin hakim olduğu destansı, bambaşka bir evren bu. Bu derinlik duygusu kanımca sanatçının bu duyguyu sürekli besleyen eklektik müzik zevkine dayanıyor. Person Pitch albümünde etkilendikleri olarak listelediği yüzü aşkın isim Rakim'den Aphex Twin'e, Spacemen 3'den Erik Satie'ye çeşitlilik göstermekteydi. Bilincindeki hatta bilinçaltındaki müzikal dünyanın mimarları yine iş başında. Prodüktör koltuğunda da oturduğu albümde bu sefer davulu kaydederken 90'lar hiphop özellikle A Tribe Called Quest kayıtlarındaki davul tonlarını elde etmek istediğini belirtmiştir3. Ayrıca bazı parçalarda Debussy ve Tchaikovsky'den pasajlar kullanmıştır4. Albüm kapak tasarımı: Quelle Chris'e aittir1. Quelle Chris, 10'u aşkın albüm kaydı ile 2000'li yıllardan bu yana prodüktör ve rapper kimliğiyle işin içinde olan yetenekli bir sanatçı. Kendi albümlerinin yanında Danny Brown'ın XXX albümünde de prodüktör koltuğunda oturmuş. Quelle, sanatçının takma ad olarak kullandığı Almancada kaynak anlamına gelen bir kelime2. Ben kendisinden eşi Jean Grea ile ortak çalışması 2018 tarihli Everything's Fine albümü ile haberdar olmuştum. Albümü esprili dili ve fantastik atmosferiyle tereddüt etmeden radarıma almıştım. Bir yılın ardından bu sefer o kadar esprili olmayan ama aynı müzikal kaliteyi koruduğu, daha da beğendiğim bir iş ortaya koymuş görünüyor. 2010'ların sonuna attığı güllesi Guns, son zamanların en heyecan verici hiphop albümlerinden biri olarak öne çıkıyor. Albüme gülle deyince, ismi de Guns olunca gangsta rap canlanmasın. Catchy beat'leriyle sizi fark etmeden kendine aşık eden, sofistike caz altyapılarıyla süslü; ırkçılık, zenofobi gibi konuların yanında bunlarla silahlar arasındaki bağdan, toplumsal çerçevede silahların kullanım mantığından yani kısacası silah kültüründen bahseden, orijinal deyimiyle bir conscious hiphop örneği. Madvillainy'den çıkma gibi duran zalim bas yürüyüşleri ile şık piyano sample'larının ironik sözlerle buluştuğu aşırı sokak kokan bir albüm. Chris, albüm boyunca farklı şarkılarda katkı sunan Ugly Boy Modeling, Mach-Hommy, Denmark Vessey, Bilal Salaam ve Jean Grea gibi isimlerle yürüdüğü gri ve ışıltılı sokağı festivale dönüştürüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-11/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Toby Liebowitz ve Chris Alderson'a aittir1. Robin Pecknold ve Skyler Skjelset tarafından lise yıllarında Seattle'da temelleri atılan indie folk/chamber pop grubu Fleet Foxes'ın kurulma motivasyonunu hep merak etmişimdir. İkilinin çocukluklarını 90'larda grunge'ın egemen olduğu Seattle'da geçirdiklerini düşününce, acaba gördükleri oduncu gömleği oranındaki fazlalık sebebiyle mi kendilerinde doğa, orman sevdası ve bu konsepte en yakın enstrüman olan akustik gitara yönelme dürtüsü gelişti merak konusu. Fakat grup kırsal temayı bir kez daha öyle bir müziğe buluyor ki sanki bu gençleri ormanın ortasında bir kulübeye kapatıp, arada sadece odun kesmek için dışarı çıkmalarına izin vererek yıllarca Beach Boys, Zombies, Crosby, Stills, Nash & Young dinlettikten sonra hadi şimdi folk albümler kaydedin demişler gibi. Müziklerindeki büyü 10 yıldır plaza hayatından yakınıp artık Muğla'da köye taşınmak, çiftlik kurmak isteyen ama bir türlü o gücü, cesareti kendinde bulamayan beyaz yakalılara bunu başarabilecekleri motivasyonu sağlayabilecek yetkinlikte. Grup Helplessness Blues'da, ilk albümün getirdiği ani popülerlik sonucu gelişmesi muhtemel ikinci albüm sendromu'nun üstesinden başarıyla gelmiş görünüyor. Bunun için esasen 2009 yılı boyunca kaydedilen albümün 2010'da çıkması beklenirken üzerinde uğraşılarak, tekrardan kaydedilerek ancak 2011'de çıkabiliyor2. Dinamik folk ritimlerin üstüne güçlü vokallerin ve masalsı melodilerin inşa edildiği albümün çıkışı sonrasında Pecknold Eylül 2011'de verdiği röportajda ana sahnede, kalabalık kitlelere performans sergilemedeki rahatsızlığına değiniyor ve ileride daha küçük kitlelere konser vermek istedi klerini belirtiyor. Bu bir nevi beklentiyi kırma veya baskıyı azaltma psikolojisi sanki. Pecknold başarının sattığın albümlerle veya verdiğin konserlerin büyüklüğü ile ölçüldüğünde o başarıyı yakalama motivasyonunun düştüğünü açıklıyor. İstediğini yapma özgürlüğünü yaratarak ünlü kalabilen Radiohead'e imreniyor3. Albüm konserleriyle geçen 2011 yılının ardından birbirimizi boğazlayacaktık diyen davulcu Josh Tillman4 2012'de gruptan ayrılarak Father John Misty adlı solo projesiyle kariyerine devam ediyor. Pecknold başka işlere yoğunlaşıyor ve grup 5 yıllık bir sessizliğe bürünüyor. - www. subpop. com/releases/fleet_foxes/helplessness_blues - www. nme. com/news/music/fleet-foxes-24-1289815 - www. youtube. com/watch?v=R38KjC21jHM - www. nytimes. com/2017/05/31/arts/music/fleet-foxes-robin-pecknold-crack-up-interview. html Albüm kapak çalışması: The Bends'den bu yana albüm kapaklarında imzası olan Stanley Donwood tarafından Güney Fransa'da yapılmıştır1. Donwood, grubu albümü kaydederken dinleyerek resim yapmıştır2. Kendisi aynı zamanda Thom Yorke ve Atoms for Peace için de kapak çalışmaları yapmıştır. Benim için tüm zamanların en iyi müzik grubu olsa da Radiohead hakkında yazmak zevkli bir iş değil. Çünkü söylenen her şey söylenmiş, hakkındaki en heyecan verici detaylar bile binlerce kez yazılmış, her türlü beyin fırtınası yapılmış ve tüm bunlara internet üzerinden kolaylıkla ulaşmak mümkün. O yüzden neden en iyi grup olduğunu düşündüğümü haklı çıkaracak detaylara yer vermek anlamsız geliyor. Üzüldüğüm nokta ise çoğu grubun müzik ile entegre yürüttüğü farklı alanlardaki gürültülü ve faydasız yeniliklerinin aksine Radiohead'in gürültüsüz ve faydalı uygulamalarının devasa müzikalitesinin gölgesinde kalması. Öyle bir müzikalite ki artık herhangi bir grubun şarkısı için Radiohead olmuş denebiliyor. Radiohead müziği diye bir kavram var. Kısaca düşündüğüm şey bundan yüzyıllar sonra Bach müziğin Da Vinci'si ise Radiohead'in Picasso'su olacağı. Lafı gelmişken Miles Davis için de Cezanne diyebilirim. A Moon Shaped Pool, ikinci albüm 1995 tarihli The Bends'den bu yana değişmeyen grup üyeleri, prodüktörü, sanatçısı ile müziğinin değdiği tüm alanları kadrolaştırarak sanat markası yaratan grubun son albümü. Radiohead gruptan gelecek farklı denemelere açık olmaları gerektiğini artık sevenlerine öğretmiş olsa da bu sefer ters köşe yaparak eski işlerine benzer, sanki 2000'lerde gün yüzüne çıkmamış üretimlerini bugünkü anlayışıyla şekillendirdikleri bir albümle çıkageliyor. Elektronik ve akustik alanların mükemmel harmanı albüm, Amnesiac'tan In Rainbows'a kadar grubun çoğu kült albümü ile rekabet edebilecek güçte. Grup istese her yıl bir öncekine benzemeyen ama aynı ekolden çıkma müthiş albümler yapabileceğini gösteriyor. Fakat bu bizim dışardan gördüğümüz bir mükemmellik. Kendi içlerindeki mükemmellik tanımı en azından kendi adıma hala gizemini koruyor. Her albümde olduğu gibi bu albümü de en heyecanlı kılan taraf bu olsa gerek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-12/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Boards of Canada'ya ait, San Francisco'nun gökyüzü manzarasını içeren bir fotoğraftır1. Çocukluklarında izledikleri National Film Board of Canada'nın belgesellerinden etkilenen IDM 'in Şarlman'ı Boards of Canada, 8 yıllık aranın ardından saygıda kusur edilmemesi gereken uzun süreli birlikteliği Warp Records'dan çıkardığı Tomorrow's Harvest ile yine distopya yaratma peşinde (Bu distopya algısında belki de grubun 30 yıl öncesinden film müziği etkisi yaratacak bir stil oluşturmayı amaçlamaları yatıyordur2). Bende yarattığı bu seferki senaryo albüm kapağının da etkisiyle keşif ekibiyle Antartika'ya gidip ülkeye geri dönülürken kutuplarda unutulan bir adamın kafayı sıyırıp ufukta şehir manzarası görmeye başlaması üzerine ve aslında Antartika'ya gitmesi bile yattığı akıl hastanesinde yarattığı bir yanılsama. Bir önceki albümleri Campfire Headphase'den beri bir sonraki albüm üzerinde düşündüklerini ve çok fazla seyahat ettiklerini belirten, kendilerinden vintage hardware freaks diye bahseden grup Tomorrow's Harvest'ta etkilendikleri isimlerin 70'ler ve 80'lerin İtalyan film müziği bestecileri olduğuna değiniyor3. Synthesizer efektleri ile dokunduğu cisimleri buza çeviren, yankılı/kirli beat'leriyle oturduğunuz yerde düşük şiddetli depremler meydana geldiğini hissettirecek şekilde sizi sallayan ve kullanılan bozuk sinyalli, belirsiz sesler ile tedirginlik aşılayan albümü, geyikler ve tavşanlar ile çevrili bir çiftlikte konumlanmış stüdyolarından üreten grubun4 Umut Sarıkaya karikatürünü yapsa ikilinin yakasından tutup amacın ne, derdin ne Boards of Canada! diyerek hislerime tercüman olurdu. Albüm kapak çalışması: Meghan Remy, Torontolu fotoğrafçı Colin Medley tarafından çekilen fotoğrafını eliyle boyayıp taratıyor. Grafik tasarımcı Robert Beatty ise son ürünü ortaya çıkarıyor1. U. S. Girls ismi ilk duyulduğunda 80'lerden Amerikalı bir glam metal grubu olduğunun düşünülmesi gayet doğal. Fakat işin aslı Toronto'da yaşayan Chicago doğumlu Meghan Remy'nin solo projesi. Şu anki eşi Kanadalı müzisyen, aktör Slim Twig ile tanıştıktan sonra 2010 yılında Toronto'ya taşınan sanatçı küçüklüğünde Katolik okuluna gittikten sonra üniversitede sanat okumuş. In A Poem Unlimited, Remy'nin yedinci stüdyo albümü. Dürüst olmak gerekirse kendisini bu albümle dinlemeye başladım ve önceki işlerini sonradan mercek altına aldım ama bu albümün U. S. Girls'ün ilk dinleyişte sizi en çok çarpan çalışması olduğunu söyleyebilirim. Lirikal açıdan ise daha önce kadınlar hakkında yazmış olan Remy, bu sefer odak noktasına erkekleri koyuyor. Ben kendisinden sanatçı diye bahsetmekteyim fakat o kendini müzisyen olarak bile tanımlamamakta. Ona göre müzisyenler enstrüman çalabilen ve teknik know-how'a sahip insanlar2. Pop müziğin, protest tavır ve zengin müzikal altyapı birlikteliği içinde retro ve deneysel yaklaşımlarla sunulduğu In a Poem Unlimited'da 70'ler saykedelik funk'tan, R&B ve dream pop karması tadında dakikalara, 80'ler elektropop'tan, dans hitlerini andıran altyapılara uzanan klas bir art pop çalışması üretilmiş. Remy'e albümde eşlik eden grup ise eşinin de üyesi olduğu The Cosmic Range3. In a Poem Unlimited, hiphop albümü kaydetsem sample olarak kullanacağım orijinal pasajlarla dolu. Albümün nasıl dinlenmesi gerektiğini ise söylememem gerekiyor. Çünkü bu Meghan Remy'e göre bir tür faşizm4."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-13/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Birleşik Krallık'tan sanatçı Boneface'e aittir. Ayrıca albüm için çeşitli görseller ve animasyonlar da üretmiştir1. Queens of the Stone Stage, kült stoner grup Kyuss'ın dağılmasının ardından grup arkadaşları gitarist Josh Homme ve davulcu Alfredo Hernandez tarafından 1996'da kurulmuştur. Gruptan kimler gelmiş kimler geçmiştir. 20 seneyi aşkın süredir değişmeyen tek üye ve kurucu olarak stoner rock'ın Elvis'i Josh Homme haliyle grubun yüzü ve lideridir. Dünyanın en değer görmemiş kendi ismini taşıyan ilk albümünden beri stoner ve alternatif rock'ın muhteşem karışımının gizli formülünü hala elinde tutan grup, 6. stüdyo albümü... Like Clockwork ile istikrarın sembolü olduğunun altını çiziyor. İstikrardaki faktör, dönem dönem değişen piyasadaki müzikal yönelimler içinde grubun kast sistemi içindeki yerini korumayı başarmış nadir isimlerden olması. 90'ların sonundan günümüze brit-pop'tan, post-punk revival'a, indie rock'tan, saykedelik rock revival'a türler şahlandı söndü; kimi gruplar pop, hiphop, elektronik dalgalarına kapılıp belini doğrultamadı, kimileri bu dalgaların üzerinde sörf yaptı. QOTSA ise... Like Clockwork ile bir kez daha Yunan tanrısı misali okyanusun dev dalgalarını yumrukluyor. Esasen... Like Clockwork'ten önce QOTSA en son 2007'de Era Vulgaris'i çıkarmıştı fakat Homme bu arada Arctic Monkeys'in Humbug albümünü kaydetti, Them Crooked Vultures ve Eagles of Death Metal ile albüm çıkardı ve doğrultusunu tekrardan QOTSA'ya çevirdiğinde grubun 6 yıllık suskunluğuna bir tür şölenle son vermek istermişçesine... Like Clockwork'e Trent Reznor'dan Dave Grohl'a, Elton John'dan Mark Lanegan'a birçok ismi dahil ediyor. QOTSA ruhuyla dolup taşan, grubun geçmişte ustalıkla yaptığını çok kez gösterdiği melankoliye sürükleyen yavaş parçaların yanında sert klasiklerini de aratmayan yüksek tempo şarkılarla da aynı zamanda iyi şarkı yazmanın kraliçesi olduğunu kanıtlıyor. Elton John albümün son 5-6 yılda çıkmış en iyi rock albümü olduğunu söylemiş2. Düşününce daha geniş bir zaman aralığını kapsıyor bile olabilir. Albüm kapak çalışması: Sophie Bass'a aittir1. İtiraf etmeli ve utanç duymalıyım ki Yazz Ahmed'in bir önceki albümü La Saboteuse'yü kendisini erkek zannederek dinlemiştim. Kadınların müzik sektöründe singer/songwriter kavramı ile eşleştirilmesinden başka bir seçeneğe algım çok açık değildi sanırım ve kendisi doğu-batı karışımı spiritual jazz ortaya koyan bir trompet sanatçısı olunca zihnim belli ki daha da kapanıyordu. Tabii bunda sanatçının isminin bana bir erkeği çağrıştırmış olması muhtemel diye üstümden yükü atmaya çalışsam da aşırı beğendiğim Polyhymnia albümünün beni sanatçıyı araştırmaya itmesiyle İngiltere caz endüstrisinde bile trompet çalan bir kadın olmanın zorluklarını anlamam bir oldu. Bahreyn doğumlu olan ve 9 yaşında iken İngiltere'ye taşınan, profesyonel kariyerinde 12 yılı deviren Ahmed'in müzikal dilini batı müziği oluştururken; zihninde küçüklüğünden kalma seslerin dürtmesiyle kökleri olan Arap müziğine de yıllar sonra ilgisi artmış ve birden kendini Arap müziği üzerine kitaplar okurken, araştırmalar yaparken bulmuş. Müzikte doğu-batı sentezlerine, bunlardan özellikle batılının doğuya yaklaştığı versiyonlarına karşı ayrı düşkün biri olarak, Polyhymnia'da bu sentezin harika bir dengesini tecrübe etmekteyim. Doğu ve batı iki farklı dil ise, Ahmed'in albümde çift anadili sergilediğini söylemeliyim. Modern caz'ın dinamikliği ile Arap saykedelia'sının sarı tonlarını birbiri içine işleyen sanatçı, albümü kadın cesaretinin, kararlılığının ve yaratıcılığının kutlaması diye tabir ediyor1. Öyle ki albümde çalan müzisyenlerin de çoğu kadın2 ve şarkıların hikayeleri rol model kadınlar ile ilişkilendirilmiş3. Polyhymnia ise Yunan mitolojisinde müzik, dans ve sanatın ilham perisi tanrıça demekmiş4. Yazz Ahmed, kadın caz sanatçısı olarak genç kuşaklara ve kadınlara ilham vermek istediğini söylüyor. Son dönemde ilham aldıklarının ise Aphex Twin'in elektronik işleri ve Tunuslu art-rock sanatçısı Emel Mathlouthi olduğundan bahsediyor5."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-14/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Ön kapaktaki Freddie Gibbs'in fotoğrafı Peter Beste tarafından çekilmiştir. Arka kapakta ise Mathew Scott'ın çektiği Madlib'in fotoğrafı vardır1. Arka plandaki zebra desenlerini ise Gibbs 2019 yılındaki bir röportajda siyah masa üzerinde kokain keserken görüntünün aklına zebrayı getirdiğini söylemiştir2. Yaptığı müzik türü ve tipi sebebiyle 2Pac'e benzetilmesini ülkemizde Hakkı Bulut'un Müslüm Gürses zannedilmesine paralel gördüğüm bir sendrom ile yaşamak zorunda olan Freddie Gibbs esasen bu sendromun yanında çok önemsiz kalacağı sokağın vahşi iklimini tecrübe ederek müzik yapan biri. Sokaklar için yapmasaydım rap yapmazdım diyen Gibbs3, Pinata albümü üzerinde çalıştığı dönemde bile sokaklardaymış4. Ona göre gangsta rap'in nesli tükeniyor olabilir fakat sokaklar her zamanki gibi canlı5. Albümün prodüktör ayağında ise MF DOOM ile hiphop tarihinin en iyi birkaç albümünden biri olan Madvillainy'e imza atan, J Dilla ile çalışmış ve Shades of Blue adlı solo albümü ile gözümde iyice efsaneleşmiş isim Madlib var. Pinata bir işin içinde Madlib varsa o şey kötü olamaz teorimi destekleyen bir albüm olmaktan çıkarak, bir işin içinde Freddie Gibbs varsa da o şey kötü olamaz noktasına taşıyor beni. İkili Pinata'da ilk kez bir araya geliyor. Gibbs'in vahşi flowları ile Madlib'in temiz fakat vurucu beatlerinin birleştirilmesiyle ortaya jazz rap soslu gaddar bir gangsta rap çıkıyor. Gibbs için kendi gelişiminde ve albümün başarısında Madlib'in payı çok büyük. Onun ifadesiyle: You're getting the same meat on any kind of beat but when I work with Madlib, it's a challenge, more of a puzzle, that pushes me to be a better MC6. Gibbs, Madlib'in beatlerindeki diziler ve döngülerin üstesinden gelmenin rap olimpiyatları gibi olduğunu söylerek biraz empati kurmamızı sağlıyor7. Gibbs amacını açıkça ifade etmekte: This shit is not for your clubs; I ain't trying to get on the fucking Grammys. I'm literally just rapping my ass off, rapping like a motherfucker. And with Madlib? People are just gonna ride to this shit8. Albümden şarkıların kliplerinde çete kültürünü tüm çıplaklığıyla sergileyen sanatçı, videolardaki içerikler ile ilgili gelen eleştirilere tabii ki bunların iyi bir şey olduğunu söylemiyorum ama gerçek olan bu, kliplerde yapmaya çalıştığım parlak bir yorumlama şeklinde cevap veriyor9. Albüm kapak çalışması: Herhangi bir spesifik ismin belirtilmemiş olması gruba ait olduğunu düşündürmekte. İlk albümleri çok güzel indie/alt rock grupları ikiye ayrılır: Patlayıp ünlü olanlar ve nedense bunu başaramayanlar. Örnek vermek gerekirse The Strokes, Arcade Fire, Oasis ve The Stone Roses ilk kategoriye giren gruplardan sayılabilir. Melbourne'den Rolling Blackouts Coastal Fever ise kült şirket Sub Pop çıkışlı Hope Downs ile maalesef ikinci grupta görünüyor. Hope Downs'ı dinlediğim günden beri neden diye soruyorum. Bulabildiğim en mantıklı cevap grup isminin çok uzun olması. Sadece Coastal Fever olsa kulağa daha güzel geliyor mesela. Bu albümün ilk kategorideki grupların debut albümlerinden güzellik anlamında hiçbir farkı yok. Bu güzellik kavramı birçok kıstas içeriyor tabii ki fakat en belirgin olanı ağza kolay takılan şarkılarda görülen çabuk bağlanıp çabuk sıkılma durumundan hayli uzak olması. Hope Downs, aşırı groove'un beraberinde getirdiği olumsuzlukları defetmiş. Başından sonuna kadar akılda kalıcı, çabuk moda sokan, kendini hızlıca sevdiren ve beğeni halini çok uzun süre devam ettiren şarkılarla dolu. Bir yılı aşkın süredir dinlediğim bu şarkılardan ne zaman sıkılacağımı ben de merak ediyorum. Hope Downs'ı dinlerken karşılaşılan ilk farklılık sürekli değişen vokaller. Grupta basçı dışında üç gitarist daha var ve hepsi aynı zamanda ana vokal yapıyor. Her şarkıda başka bir ismin vokali devralması bu hem huzurlu hem enerjisi yüksek serüvenin rotalarıyla oynuyor. Gruptan Fran Keaney birbirimizin şarkıları üzerinde çalışsak da şarkıyı ve sözlerini yazan söyler diye açıklamakta1. Bu üçlülük durumu akıllara Beatles'ı getirse de grup, Lennon, McCartney ve Harrison rekabet içindeydiler, biz ise değiliz demekte2. Bu albüm, hisli ve sade punk davul ritimleri üzerine eklenen jangly ve eğlenceli gitar melodileri ile terinizi soğutan pop nakaratlarının harmanlandığı, özellikle yaz aylarında şehirlerarası araç kullanırken alternatifi olmayan güçlü ve oturaklı bir çalışma. Vaktinde Scottie Pippen'a Bulls'un yaptığı düzeyde bir haksızlığın yapıldığı gruba bu haksızlığın kaynağını kınıyarak nice Uzak Doğu konser turları temenni ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-15/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Herhangi bir bilgiye ulaşılamamakta. Her ne kadar albüm tanıtımlarında LP'lere yer versem de, bu EP 30 dakika süresi ve barındırdığı eşsiz atmosfer ile benim gözümde LP ağırlığında. Güney Londralı müzisyen Burial'ın 2007 tarihli kült çalışması Untrue'nun bile bir tık üstünde gördüğüm Kindred elektronik müzik adına doruk noktalarından. Untrue sanatçının kalfalık eseri ise Kindred ustalık eseri diyebilirim. Untrue kısa ve leziz parçalarla 90'lar rave ile günümüz UK Garage karışımı yeni bir elektronik gezegende size turistik bir amaç sunarken; Kindred aynı karışıma dahil ettiği progressive house ve IDM estetiği ile daha uzun soluklu, tekrarlı partisyonlar ve çoklu katmanlar ile derinleşmiş, size çalışma ve oturma izni vererek gezegenin yerlisi olma deneyimini vaad eden bir albüm. 2010'lu yılların ortalarına kadar kimliği gizli kalmış ve ortamlarda Four Tet Burial mı?'ya kadar varan dedikodulara sebep olan sanatçı1 paylaştığı düşük çözünürlüklü selfie ile bu dedikodulara son vermişti. Gizli kaldığı dönemde plak şirketi Hyperdub'dan kendini saklamıyor sadece ünlü olmak istemiyor şeklinde yazılı açıklama yapılmıştı2. En son yayınladığı LP'nin üstünden 13 sene geçen ve uzun süredir sadece single yayınlayan sanatçı ile ilgili güncel bilgiye ulaşmak çok zor. Bu nedenle tamamen tahmine dayanarak aklıma acaba daha da ünlenmemek için mi albüm kaydetmiyor sorusu gelmekte. Kindred gibi bir albüm herkese daha yıllarca yeter fakat daha da iyisinin üretilebileceğini düşlemek baskılanması zor bir dürtü. Sanırım en sağlıklısı, bir daha albüm kaydetmeyeceğini varsayarak yayınladığı zaman piyango çıkmış gibi sevinmek. Albüm kapak çalışması: Beat Kuşağı'nın önemli isimlerinden, ressam ve film yapımcısı Harry Everett Smith'in 1962 tarihli avangard animasyon filmi Heaven and Earth Magic'in tanıtım fotoğrafı1. Slowdive 22 yıl aradan sonra çıkardığı dönüş albümü Slowdive ile memleketine yıllar sonra dönen bir insanın yaşayacağını tahmin ettiğim hisleri sevenlerine aşılıyor. Yıllar geçse de şehrin değişmeyen sokaklarında yürüyen bambaşka yüzlere rastlar gibi, Slowdive'da da karşımıza özlemi duyulan müziğin aynısı bu sefer bambaşka şarkılar ile çıkıyor. Genelde grupla aynı isme sahip albüm, ilk albüm olur. Bu grubun yalın bir şekilde kendini anlatma ve tanıtma amacı güttüğünün sembolüdür. Slowdive ise kuruluşunun 28. yılında çıkardığı 4. stüdyo albümüne kendi adını koymayı seçerek bunca geçen zamanın ardından sanki yok olmuş da yeniden doğuyormuş gibi. Aslında bu aynı zamanda Slowdive'ın internet çağında çıkmış ilk albümü ve mix için çağın en başarılı dream pop gruplarından Beach House'ın prodüktörü Chris Coady ile çalışması gelecekte yolculuk yapmış birinin yeni dünyaya adapte olması için ona yardım eden güzel bir rehber tadında. Slowdive güneş batıran melodileri, spiritüel efektleri, kariyerindeki en baskın davul partisyonları ve şiirsel vokalleri ile shoegaze/dream pop eksenindeki bir geri dönüş albümünden beklenenden çok daha fazlasını veriyor. Grubun albüm çıkışı ile birlikte 2017 dolaylarında verdiği röportajlara baktığımda ise şok olmamak elde değil. Sadece eski toprak shoegazers'ların Slowdive dinlediğini, yeni jenerasyonun kendilerinden bihaber olduğunu düşünmeleri; aktif genç gruplardan hayranları olduğunu duyunca şaşırmaları çok ilginç2. Sanki 22 yılı internetin olmadığı bir sahil kasabasında geçirmişler gibi. Biri de çıkıp sen Slowdive'sın kendine gel dememiş mi? Zaten 2014 Primavera'daki performanslarında kendilerini dinleyen kalabalık kitleyi görüp durumun düşündüklerinden çok farklı olduğunu fark ediyorlar ve yeniden birleşip albüm çıkarmaya karar veriyorlar3. Artık 40'larında ebeveynler olduklarını belirten Rachel Goswell, gençken daha kaygılı ve değişimden korktuğunu belirtiyor. Yaşlandıkça umursamadığını, denge kurabildiğini, daha mutlu ve daha sakin olduğunu söylüyor. 20'lerine nazaran 40'lı yaşlarından daha çok keyif aldığını aktarıyor4. Bu mod yeni Slowdive'da da mevcut. Geri dönüş albümü yapıyoruz stresinden ziyade; huzur içinden yükselmiş geleceği süzen bir yaratıcılık kokuyor. Belki bu tarz albümlerde başarının sırrı da budur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-16/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Caroline Robert ve Vincent Morisett'e aittir. Albüm kapağında bir banliyö evi fotoğrafının yansıtıldığı duvarın önünde duran 1979 Mercedes 280 SE model arabanın fotoğrafı bulunmaktadır. İkili bu yöntemde Alfred Hitchcock'un Trompe-l'oeil yaratımını referans aldıklarını belirtmiştir. Grup, albümü var olmayan bir filmin müzikleri diye nitelendirerek kapak görselinin bu boşluğu doldurduğunu belirtmiştir1. 2004 yılında 21. yüzyıl indie'sinin ateşleyecilerinden olduğunu düşündüğüm Funeral ile fevkalade bir debut albüme imza atan, ardından 2007'de Neon Bible ile dinleyicilerini sevindirmeye devam eden Arcade Fire, üçüncü stüdyo albümü The Suburbs ile 2 Ağustos 2020 tarihi itibariyle 10 yılı devirmiş durumda ve şimdiden bu albümün 10. yılını doldurmasının anlamına dair yabancı kaynaklarda birçok yazı çıkmakta. NME'nin Why Arcade Fire's 'The Suburbs', at 10 years old, is the perfect album for now2 başlıklı yazısında şu anda içinde bulunduğumuz pandemi etkili hayat sebebiyle bu albümün zaman kapsülü özelliğinden yararlanmamız gerektiği anlatılmış. Albümdeki müziği geçmişten günümüze ekilen fısıldamalar, güzel zamanların geleceğini anımsatarak geride kalmış tasasız günler ve daha zor olanı anlamamıza yardım edecek nostalji olarak betimlemiş. Açıkçası Arcade Fire özellikle ilk üç albümünde nostaljiyi ve geçmişe özlemi hep hissettirmiştir fakat bu albümde Win Butler ve Regine Chassagne 30'lu yaşlarının ilk yarısında. Toyluk günlerine özlemle saflığı ve geçmişten kopmuş geleceğe bakan olgunluğu bir araya getirmekte. Arcade Fire'ın The Suburbs ile Yılın Albümü Grammy Ödülü'nü alması indie müziğin ana akıma dahil olmasında etkisi büyük hadiselerden biri olarak görülmüştür hep. Bugünden bakınca hak vermemek elde değil. 2000'lerde post-punk revival çerçevesine sıkışmış indie'nin, bu Grammy Ödülü sonrası grupların festival afişlerindeki puntolarının büyümesinden, anlaşma yaptıkları daha büyük plak şirketlerine geçişlerine kadar ana akıma hızlı hücumu gözlemlenebiliyor. İlk iki albümde minimal havada indie rock sunan grubun, the Suburbs'de ucundan elektronik ve pop etmenleri de müziğine katarak indie rock ile diğer türler arasında köprüler kurulmasına olanak sağladığını ve akılda kalıcı güzel şarkılar yaparak bunu Grammy Ödülü ile perçinlediğini ve nihayetinde dünyaya sunduğunu düşünüyorum. Butler vaktinde The Suburbs için Depeche Mode ile Neil Young'ın karışımı diyerek 2010'ların indie müziğinin büyük ölçüde formülünü vermiş görünüyor3. Grup bu albümde kendi anıları üzerinden Amerikan banliyö hayatını anlatırken dinleyicileri de kendi geçmişlerine veya özlem duydukları zamanlara götürüyor. Albüm kapak çalışması: Film müziğinin farklı kapakları Nathanio Strimpopulos'a aittir1 fakat ana görselin kimin çalışması olduğuna dair net bilgiye ulaşılamamakta. Geçtiğimiz ay 92 yaşında hayata veda eden (6 Temmuz 2020), film müziği bestecisi, usta müzisyen Ennio Morricone'nin 87 yaşında Quentin Tarantino filmi The Hateful Eight için bestelediği müzikler son dönemin dikkat çekici çalışmalarından. Morricone'nin bu müzikleri filmin hiçbir sahnesine bakmadan sadece senaryoyu okuyarak bestelemesi ise tek kelimeyle dahice2. Görsellerden izole üretimin, görsellerin kopyası olmayan seslerin ortaya çıkmasına olanak sağladığı ve bu sayede bütünü zenginleştirdiği ve derinleştirdiği söylenebilir. Ayrıca Morricone eskiden yaptığı western müziklerin geçmişte kaldığını, The Hateful Eight için filme has, yeni bir müzik üretmek istediğini belirtmiş3. 2015 yılında Abbey Road Stüdyoları'nda Morricone şefliğinde Çekya Ulusal Senfoni Orkestrası ile kaydedilen müzikler4, sanatçının 40 yılı aşkın aradan sonra (the Good, the Bad, and the Ugly, 1969) bir western film için bestelediği ilk çalışmaları. Önceki filmlerinde sıklıkla Morricone müziklerini kullanan ve sanatçının büyük hayranı olan Tarantino'nun ilk ve son kez bir filminde Morricone orijinal çalışmalara imza atıyor5. Esasen bu tarihsel ve anlamlı noktalar The Hateful Eight'e yer verme sebebimde küçük bir paya sahip. Asıl büyük pay müziğin kendisinde. Şiddetin habercisi, şık ve tarifsiz gerilim anları, yıllar önce filmi izlerken hissettiğiniz yoğun atmosferi sürekli diri tutuyor. Albümün sanatçının kariyerinde imza attığı kült film müzikleri içinde bile en başarılılarından biri olduğunu düşünüyorum. Bu müzikleri soğuk bir kış günü, akşamüstü saatlerinde Hollanda'nın en güvenli sokağında yürürken dinliyor olsanız bile aklınıza birazdan yaşayacağınız felaket senaryolarının gelmesi ve kalp atışlarınızın hızlanması olası. Bunun en büyük sebeplerinden biri belki de Morricone'nin şu sözleri: Tarantino didn't give me any specific indications or specific requests for what he wanted. He just mentioned the importance of the snow6."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-17/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kültür sanat platformu Afropunk'a1 aittir2. D'Angelo, 2000 yılında yayınladığı kült albümü Voodoo'dan 14 yıl sonra bu sefer daha karanlık, daha katmanlı, daha deneysel, daha ağır ve daha politik bir albüm ile taklit edilemeyen formülünü sunmaya devam ediyor. Soul ve funk müziğin görkemli geçmişini alıp siyahi müziğin gelecekte nasıl olabileceğini idrak etmemizi sağlıyor. Voodoo albümünün getirdiği şöhretin neticesinde seks sembolü olarak görülmesi ve dini yetiştirilme tarzı arasındaki çatışmanın3 ardından gelen özel hayatındaki ciddi sorunların da etkisiyle müzisyenin kariyerinde 14 yıllık boşluk görünse de, esasen Black Messiah üzerinde çalışmaya 2000'lerde başlamış. Black Messiah için yılların uzamışlığına son veren ateşleyici faktör ise 2014 yılında ABD'de gerçekleşen Ferguson protestoları olmuş. 18 yaşındaki savunmasız siyahi genç Michael Brown'ı öldüren polis Darren Wilson'ın suçsuz bulunduğu gece D'Angelo menajerine şunu söylemiş: I want to speak out!4. Questlove, Pino Palladino, Q-Tip gibi müzisyenlerin de katkılarıyla günümüzün siyahi müzik kültüründen çıkma en görkemli çalışmalarından Black Messiah'taki müziği veya türleri ayırırken ırka dayanan bir kültür ayrımı yapmak belki yanlış olsa da, albümdeki müzikal elementlerin geçmişine ve albümün lirikal temasına bakıldığında bu konseptle eşlememek zor. Özellikle solo olarak öne çıkmayan vokalin, yoğun enstrümantasyon ve koro formundaki diğer vokallerin etkisi altındaki kullanımı black gospel müziğin öne çıkarak kolektif siyahi hissiyatı görünür kılmasını sağlamış. Prodüksiyonda yer yer lo-fi yer yer tertemiz funk kalitesi sunan farklı yaklaşımların yanında baskın bas, davul ve synth kullanımı dikkat çeken albüm, vücudunuzu hafifçe dans moduna sokan funky gitarları ve akılda kalıcı vokal düzenlemeleri ile D'Angelo'nun problemlere pozitif ruh haliyle çözüm bulmayı tercih ettiğini gösteriyor. Mücadele edebilecek gücü elde etmek için öncelikle bize motivasyon sağlayacak sağlıklı psikolojiye ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor. Albüm kapak tasarımı: 1988 tarihli Witness to the Bizarre adlı fanzinin ön kapak resminden alınarak tekrardan düzenlenmiştir. Kapak tasarımı Jim Taber'a aittir1. MGMT konusunda en üzüldüğüm nokta ilk albümleri Oracular Spectacular ile ana akım endüstride patlama yaptıktan sonraki albümlerinde farklı denemelere girişerek 2010'ların indie ekmeğini yiyememiş ve bunun üstüne bir de uzun yıllar ilk albümü ne güzeldi, ah nerde o 2000'ler muhabbetine meze olmalarıdır. Little Dark Age gibi bir albümü 2010'ların sonunda değil de indie'nin altın çağı ilk yarısında çıkarsalardı kendileri için hayli bereketli olacak fırsatları ve yılları kaçırmayacaklardı. Geç olsun güç olmasın diyerek bu şerbetiyle içimizi baymayan, biberiyle dilimizi yakmayan, İkiz Kuleler arasında yürüyen Philippe Petit ayarında denge tutturmuş albüme geçelim. Neo saykedelia'dan synthpop'a genişleyen bir çemberi kucaklayan Little Dark Age'i grubun yeni bir denemesi diye beklentisiz dinlemeye başlamam ile büyülenmem arasında geçen süre çok kısaydı. MGMT hit şarkı yapabildiğini debut'sunda kanıtlamış, kafasının da deneysel forma girebildiğini sonraki albümlerinde göstermişti. Little Dark Age, tüm bu tarafların 15 yılı aşkın tecrübenin verdiği olgunluk ile harmanlandığı ayakları yere basan ve çok yükseğe sıçrayabilen bir albüm. Bu albüm başarısız bir girişim olsaydı grup bir Interpol olarak yoluna devam edecekti veya belki bir daha belini doğrultamayacaktı ama uzun soluklu grup olma yolunda büyük bir adım atarak kariyerini kurtardığı söylenebilir. Konuk sanatçı olarak bazı parçalarda Ariel Pink, Connan Mockasin gibi isimlerle birlikte çalışılan albümün ismi Trump dönemine atıf içermekte. Albüm kayıt ve yazım süreci ABD başkanlık seçimlerine denk geldiği için, Trump'ın seçilmesinin grubun üzerinde birçok Amerikan vatandaşı gibi etkisi olmuş. Grup Trump'ı görüp Little Dark Age dediyse koronayı görüp çoktan dağılmıştır diye düşünüyorum. Albümdeki 80'ler pop etkisi ise göz ardı edilemez düzeyde. Grubun Talking Heads, Depeche Mode gibi gruplardan etkilendiği, 80'ler pop sevgisi bilinmekle birlikte bu sefer özellikle retro pop tertemiz öne çıkmakta. Bu noktada Vanwnygarden 80'ler Sovyet pop denen küçük bir dünya keşfettiğinden ve Rusya, Litvanya gibi ülkelerde yapılan 80'ler erken dönem synthpop'tan etkilendiğini belirterek albüm hakkında ilginç bilgiler veriyor2. Bu yeniden doğmuş MGMT, sarkastik kara synthpop işi Little Dark Age'i müzik tarihine altın harflerle kazıyor ve kendine aşık ediyor. Sanki yeni muhteşem bir grup keşfetmişim gibi geleceğe dair aşırı heyecan verici."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-18/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak tasarımı: Grup üyelerinden Andrew Savage'a aittir1. Kendisi aynı zamanda ressamdır ve grubun birçok albümünün kapağını tasarlamıştır2. Parquet Courts, kendi grubunuza isim arıyor olsanız ismi çok kötü gelecek, fakat grubun müziğini duyduktan sonra ismi çok güzel gelen gruplardan. Gitarist Austin Brown neden böyle bir isim seçtikleri sorusuna Radiohead was already taken diyerek gülümsetmiştir3. Grubun ilham aldığı noktalar genel alışkanlıklarından biraz daha farklı. 60'lar garage, 70'ler punk, 90'lar Amerikan alternatif rock ve 2000'ler indie kavramlarını aynı cümlede duyunca benim gibi fazlasıyla heyecanlanmaya başlayan bünyeler için Light Up Gold bulunmaz bir nimet. İçindeki her şarkının füzyonu farklı olsa da albüm üzerine daha genişletilmiş bir formülizasyon yapılırsa gitar melodilerini 60'lar garaj, davulun yüksek tempo sade yürüyüşlerini ve bas riflerini 70'ler punk, vokal kullanımlarını erken 90'lar Amerikan alternatif rock sahnesi ve prodüksiyon rengini 2000'ler indie'den kök aldığı söylenebilir. Sözler konusunda ise Andrew Savage albümün yirmili yaşların sonu ruh halinden ileri geldiğini ve bazı parçaları ergenlikteki gençlerin anlamayacağından bahsetmiştir4. Albüm kapağındaki boğanın sahip olduğu enerjiye paralel, maruz kaldığı acıya ise zıt bir şekilde ritim pompalayan albüm aynı zamanda barındırdığı birkaç şarkısıyla cover yapmadan bazı güzel grupları anımsatma özelliğine sahip: N Dakota ile Pavement'ı, No Ideas ile The Vaselines'i evine konuk etmekte. Hatta Pavement'tan Stephen Malkmus grubu ilk kez duyduğunda Pavement sandığından bahsetmiş5 ve N Dakota parçasını yazmış olmayı isterdim demiştir6. Malkmus kanımca ilk cümlesiyle abartmış olsa da ikincisinde dürüst davranmıştır. Gruptan favorim Light Up Gold olmasa Parquet Courts'un sonraki yıllarda çıkardığı başarılı albümlerin tadını alamazdım. Light Up Gold ana yemeği güzelleştiren, insanı masaya ve mekana ısındıran harika bir başlangıç tabağı. Albüm kapak çalışması: Kapaktaki fotoğraf Kendrick Lamar, The Little Homies ve Vlad Sepetov'un yönetimi altında Denis Rouvre tarafından çekilmiştir1. Beyaz Saray'ın önünde toplanmış bir grup siyahi erkek ve çocuk tasvir edilmiştir. Ortada bebek taşıyan kişi Kendrick Lamar'dır2. Fotoğraftaki diğer kişiler için Lamar çocukluğumdan beri birlikte büyüdüğüm kişiler demiştir3. Hiphop ile caz her zaman birbirini tamamladı fakat aralarında her zaman müziğe ve sözlere dayalı bir iletişim bariyeri oldu. Kendrick ise türü keşfetmek için yeni yollar buluyor. Ünlü albümlerden sample kullanmak yerine müzisyenleri stüdyoya getiriyor4. Bu sözler Kendrick Lamar'ın müziğe bakış tarzındaki farklılıklardan birini çok iyi özetleyerek sanatçı hakkında muhteşem bir tespite imza atan Thundercat'e ait. Aslında Kendrick Lamar hakkında yazılacak daha çok fazla şey var. Kendisinden yola çıkarak sadece müzisyenlik veya müzik özelinde meselelere değil kültürel, ekonomik, sosyal, ticari, vb. tonla yan konuya geçiş yapılabilir. Fakat 100 albüm içerisinde belirteceğim başka Lamar albümleri de olduğu ve albümleri özet niteliğinde yazdığım için söylemek istediklerimi daraltarak albümleri konumlandırdığım özelliklerine göre aralarında dağıtmak durumundayım. To Pimp A Butterfly, Lamar'ı hiphop aleminin yeni GOAT'ı yaptığını düşündüğüm, Boris Gardiner'ın Every n is a star sözleriyle başlayan bir buçuk saate yakın bir klasik. Dr. Dre, Flying Lotus, Pharell Williams, Thundercat, Kamasi Washington, Snoop Dogg olmak üzere 50'den fazla ismin içinde bulunduğu albüm hiphop severlere caz; caz severlere hiphop'ı sevdirecek, 30 yıl öncesinin golden age of hiphop ekolünden etkilenerek ana akımı ateşe vermiş görkemli bir çalışma. Enstrümantal çeşitliliğin, avangard atmosferin, güçlü sözlerin ve harika flow'ların bir araya geldiği albümde, Lamar sadece başarılı bir hiphop sanatçısı değil, dahi bir 21. yüzyıl bestecisi olduğunu kanıtlıyor. Albümde seçtiği müzisyenler, kafasında kurguladığı ve harmanladığı müzikal formlar ve iyi anlamda sakat çalışan beyniyle benim için aslında sadece hiphop'ın değil günümüzde müziğin sanatçı çerçevesinde en tepedeki ismi haline geliyor. Uzun süre Radiohead için This is our Pink Floyd dendi ve bence artık Lamar için de This is our Radiohead denebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-19/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Fiona Apple'a aittir1. Fiona Apple'ın 2005 tarihli albümü Extraordinary Machine'den sonraki albümü The Idler Wheel... düşünülenin aksine sanatçının en uzun isme sahip albümü değil. 99 tarihli, ismi 90 kelimelik When the Pawn... albümü en uzun isme sahip albüm başlığında Guinness Rekoru'nu elinde bulunduruyor2. Apple ikinci kez uzun isme sahip albüm çıkarmasını basitçe şöyle açıklıyor: I put out another long title because that's what the title's supposed to be3. Fiona Apple'ın düşünceleri kadar müzisyenliği de orijinal. Bunu en fazla hissettiğim albüm, sırf vokalle paslaşan piyanosunu dinlemek için bile mantıklı bir tercih. Tabii ki sadece vokalle paslaşmıyor, çocuğunu bilinçli şekilde yetiştiren ve yönlendiren bir ebeveyn gibi albümün en etkin karakter belirleyicisi. Albüm kapak çalışması: Grup üyelerinden Eralp Güven'e aittir1. Eklektik kelimesini kullanmak bir dönem çok modaydı ve ardından klişeleşerek itici ve insanların içini doldurmadan kullandığını düşündürten kelimelerden biri haline geldi. Fakat hayatımda eklektik kelimesini en dolu şekilde kullandığım anlardan biri bu çünkü bu albümü tanımlamak için aklıma daha doğru bir kelime gelmiyor. Sadece doğu-batı veya akustik-elektronik ekseninde değil, farklı türlerin birlikteliği noktasında da önüme bir pencere koyuyor ve o pencereden baktığımda oldukça renkli ve tatmin edici bir manzarayla karşılaşıyorum. Muhtemelen bu manzarayla başka insanlar da karşılaşmış ki grup 2018 yılında Montreax Caz Festivali'nden ödülle döndü2. Etnik ve elektronik unsurların yoğun olduğu bir müzik yapan grubun caz festivalinde ödül alması ve birçok caz festivalinde konser vermesi ise caz müziğin kendi varlığını devam ettirmek ve büyümek amacıyla farklı müzikal alanlara da yakınlaşmasından bağımsız olarak grubun müziğinde bahsettiğim eklektik özellikten kaynaklanmakta. Bu müziğe caz olarak bakmak elektronik veya her ne kadar sevmediğim bir terim olsa da dünya müziği olarak bakmak kadar olası. Saykedelik, caz, elektronik, etnik unsurların üzerinde deneylerin yapıldığı albüm sunduğu sanal laboratuvar ile büyülüyor. Rest in Space her ortamda ve modda keyifle dinlenebilen bir müzik sunuyor. İsmindeki space'i grup uzay anlamında kullanmış olsa da3 bende dinleyici olarak her insanın kendi için yarattığı somut veya soyut alanında huzur bulacağı bir yer anlamını çağrıştırıyor. Sayıları hala hızla artmakta olan ve maalesef büyük oranda batmakta olan üçüncü dalga kahvecilere önerim mekanlarında Rest in Space'i çalmaları olur. Hem daha fazla müşteri çekerek ve tutarak piyasadaki rekabet güçlerini arttırmalarını hem de günü güzel müziklerle geçirmelerini sağlayacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-2/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. PJ Harvey Let England Shake (2011) ve IDLES Joy (2018) albümlerinin yer aldığı serinin ilk incelemesine göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz. Caz müzik aynı anda hem sofistike hem de akılda kalıcı nasıl olabilirin cevabı ilk albümü Knee Deep in the North Sea ile gözlerden kaçması imkansız parçalara imza atan grup, modern akustik caz icra ettiği ilk iki albümünde yer alan perküsyonist Nick Mulvey'in kendi solo şarkı yazarlığı kariyeri için ayrılışı sonrası bu sefer elektronik, ambient vb. türlerle caz müziği hibritleştiriyor. Grup, Nick Mulvey'in yokluğunda önceden akustik çalınan hang'e bu sefer sampling gibi elektronik metotlarla yer veriyor ve albümde yoğun ve çeşitli elektronik yaklaşımlara başvurduğu için prodüksiyon tarafında da olmayı tercih ettiklerini belirtiyor2. Kısa soluklu ve düzensiz ritimler üzerine inşa edilen tekrarlı ve katmanlı müzik formlarının, elektronik altyapı eklemeleri ile geleneksel enstrümanların radikalce harmanlanarak oluşturulduğu bu albümün caz ve elektronik müzik severleri aynı çemberin içinde buluşturmakla kalmayıp kaliteli müzik arayışında olan herkesi heyecanlandıracağını söylemeliyim. Bir başka açıdan ise, Portico Quartet'in caz sevmeyen ama sevmek isteyen insanlar için doğru adres olduğunu belirtmeliyim. Albüm kapak çalışması: Grubun kliplerini de çekmiş olan Frank Lebon'a ait bir çalışmadır1. Üniversitede tanışan Dominic Maker ve Kai Campos'tan oluşan Londra tabanlı elektronik müzik ikilisi Mount Kimbie'nin Warp Records etiketli üçüncü stüdyo albümü Love What Survives elektronik alan üzerinde post-punk'tan art pop'a, krautrock'a iştah açıcı yaklaşımların olduğu; King Krule, James Blake, Micachu, Andrea Balency gibi konuk müzisyenlerin yer aldığı enfes bir çalışma. Aslında albümün çıkışından çok kısa bir süre sonra Mount Kimbie ile yapılan röportaja kulak verildiğinde bu tarz eklektik müzikal tutumun beklendik bir durum olması gerektiği rahatlıkla idrak edilebilir. Öyle ki Dominic Maker bugün yaptıkları işi tarif ederken her zaman heyecan verici, ilginç ve farklı sesler bulmak olduğundan bahsediyor. Kai Campos ise her yeni işe başlandığında hazır bir set üzerinden ilerlemektense, her şeye sıfırdan başlamanın çekici geldiğini belirtiyor. Albümü yaparken korg synthesizer başta olmak üzere kendilerini heyecanlandıran 70'ler sonu 80'ler ortası dönemine ait ekipmanlar kullandıklarından bahsediyorlar2. Kulaklara gelen bu eski tınılar modern tutumla yorumlanarak fazlasıyla bugünü ve geleceği hissettiriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-20/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak tasarımı: Fotoğraf Richard Dumas tarafından çekilmiş, kapak tasarımı ise Antoine Carlier tarafından yapılmıştır1. Silence Yourself ilk çıktığında, 10 yıllık bir dönemi görece domine etmiş post-punk revival diye adlandırılan fakat post-punk olmayan grupların müziklerinin ardından sonunda ana akım olmasa da yeraltından çıkabilmiş taze ve gerçek bir post-punk grubu dinleyebilmek ilaç gibi gelmişti. O zaman bu albümü dinlerken, yıllar sonra geriye baktığımda hatırlayacağım ve 2010'lar denildiğinde ilk akla gelecek karakteristik post-punk albümlerden biri olacağını fark etmeden sadece barındırdığı kaotik, kasvetli atmosfere ve agresif tutuma odaklanıyordum. Ama geçen zamanlar Silence Yourself'in hafızalardan silinmesi zor bir çalışma olduğunu gösterdi. John Cassavetes'in Opening Night filminden yaş kavramı üzerine bir diyalog ile açılan albüm, bas gitarist Ayse Hassan'ın deyimiyle2 temelde baskıya karşı direnişi ele alıyor. Grubun erkeksi tutumunu male perspective3 olarak yorumlayan ve twitter'dan yayınladığı love letter ile sıkı bir IDLES hayranı olduğunu pekiştiren vokalist Jehnny Beth'in olmadığı saniyelerde bir nevi vokallik yapan basları, sürükleyici davul partisyonları ve buz kesen çivili gitarlarıyla post-punk'a gereğinden fazla başarılı, modern bir saygı duruşu. Grubun kullandığı duruşunu derinleştiren etkili görsel çalışmalar ise oldukça ilham verici. Bana göre ne Savages ne de Beth henüz bu albümden daha güçlü ve etkileyici bir iş üretebildi. Beth'in müziği dışında farklı grupları bir araya getiren, onlar ile röportajlar yapan sosyal ve kreatif yönünü de ne kadar sevsem de bir gün sokakta karşılaşsam onla tanışmaya çalışmak yerine kulaklık takmadığını umarak sadece uzaktan duyabileceği şiddette Silence Yourself! diye bağırırdım. Albüm kapak çalışması: Albümde çalanların yer aldığı fotoğraf Sharona Katan tarafından çekilmiştir1. Genelde bir albümde doğu-batı füzyonu varsa daha dinlemeden benim gözümde olumlu bir imaja sahip oluyor. Bir de içinde Jonny Greenwood varsa ve albüm 15. yüzyıldan kalma bir Hint kalesi olan Mehrangarh'ta Nigel Godrich tarafından kaydedildiyse2 dinlemeden seveceğimi adım gibi bildiğim bir hal alıyor. Junun'un Paul Thomas Anderson tarafından çekilen belgesel film ayağı da var3. There Will Be Blood The Master, Inherent Vice, Phantom Thread gibi filmlerde birlikte çalışan ve artık marka ikili haline gelen Anderson-Greenwood'un bir kez daha bir araya gelmesi albümü bu iştah açıcı projenin ayaklarından biri haline getiriyor. Popülerliğin kurbanı olarak adlarından henüz bahsedilmeyen Shye Ben Tzur ve 19 kişilik The Rajasthan Express topluluğu ise aslında müziğin çoğunluğunu oluşturan gerçek kahramanlardan. Topluluk albümde üç farklı müzikal geleneği birleştiriyor: Kavvali denen Hint coğrafyasından sufi müziği, yüzyıllar boyunca Hint kralları için şarkı söylemiş Müslüman romanların müziği ve İngiliz sömürgeciliği döneminde başlayan düğünlerde ve geçit törenlerindeki bando müziği. İsrailli sanatçı Tzur'un vokallerinde ve gitarlarında ise lise zamanlarında beri ilgili olduğu Hint müziği ve İbrani kültürününün birleşimi mevcut4. Junun Urduca'da delilik demekmiş. Hindistan'dan Ortadoğu'ya uzanan bir coğrafyada tarih boyunca icra edilmiş çeşitli müziklerin batı müziği temelli Greenwood deneyleriyle harmanlandığı albüm; havayı hüzne, neşeye ve mistisizme bulayan kalabalık kadrosuyla dinleyicilere görkemli bir delilik tecrübesi vadediyor. Hindistan'a gitme fikrinden hijyen konusundaki endişelerim sebebiyle hep uzak durmuşumdur. Bir gün mümkün olursa artık Hindistan'a gitmek sırf bu albümü dinleyerek ülkeyi dolaşmak için geçerli bir sebep."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-21/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Michinori Maru'ya aittir1. Henüz 18 yaşındayken Dizzy Gillispie, Nina Simone gibi caz efsaneleriyle turlayan şimdi ise yaşı 60'ına yaklaşmış ama davula duyduğu heyecan hep genç kalmış İsviçre doğumlu virtüöz Jojo Mayer, tohumları 90'ların sonunda New York'ta düzenlediği; müzisyenlerin, DJ'lerin bir araya gelip elektronik ve akustik müziği bir araya getirdikleri kokteyller doğaçladığı Prohibited Beatz partilerine dayanan2 Nerve grubuyla birlikte akıl almaz bir drum 'n' bass kayda daha imza atıyor. Yani Nerve aslında Jojo Mayer'in de içinde bulunduğu bir oluşum fakat görünürlük açısından isimlendirilirken Jojo Mayer & Nerve de tercih edilebiliyor. Drum 'n' bass her ne kadar 90'larda önemli bir kitle elde etse de ve hala özellikle İngiltere'de verimli ve zengin bir sahneye sahip olsa da elektronik müzik ailesinin başarılı ama değer görmeyerek haksızlık yapılan evladı olmuştur. Şu an çoluk çocuğa karışmış birçok Avrupalı ve Amerikalı insana gençliklerinde fazlasıyla kalori kaybettirmiş bu müzik uzun süredir tercih sırasında gerilerde. The Distance between Zero and One, UK Garage tarafından vaktinde kenara itilmiş ve bir daha gün yüzüne çıkamamış bu türün yer altında fırtınalar kopardığının kanıtı. Bu albüm bir virtüözün drum 'n' bass tutkusundan çok daha öte, klas bir elektronik müzik işi. Normalde drum machine kullanılarak yaratılan hızlı, dinamik ve çalımı insan kapasitesini aşan ritim çeşitlemelerinin akustik şekilde yorumlanarak klavye ağırlıklı Kraftwerkish sofistike elektronik altyapılar ve 90'lar usulü IDM atmosferiyle birleştirildiği ve insan büyüklüğünde bir arının çıkarabileceği seviyede vızıltıları andıran bas bombardımanı ile enerji pompalayan albüm, drum 'n' bass'ın bünyesine emprovize caz estetiği kattığı tekrara dayalı fakat komplike bir müzikal dünya. Jojo Mayer'in albümdeki müziğin dayandığı felsefi temeli açıkladığı ufuk açan TEDx konuşmasından3 şu cümle gerçekten çok güzel: I could create the illusion that I could play like a machine. Albüm kapak çalışması: İspanyol sanatçı Joan Cornella'ya aittir. Sanatçının bir müzik albüm kapağı için yaptığı ilk işidir1. Kariyerine 90'ların ortasında alt-country ile giriş yapıp sonrasında indie rock'ı da dahil ederek dünyaya Summerteeth, Yankee Hotel Foxtrot gibi klasikler armağan eden Chicagolu grubun bence son 15 yıl içinde çıkardığı en başarılı albümü Schmilco, her şarkısı güzel albümler kategorisine ismini rahatlıkla yazdırsa da görmediği yeterli ilgiyle beni üzmüştür. Türkiye'de Wilco denince akla gelen tek şeyin Wilco van Herpen olmasını çoktan kabullendim ama bari adamların kendi memleketlisi bunu yapmasın. Kimler ne listelere balıklama dalarken bu Wilco size ne etti sorarım. İsminin Harry Nilsson'ın benzer türdeki 71 tarihli albümü Nilsson Schmilssion'dan esinlenildiği Wilco'nun onuncu uzunçaları2, tüm şarkıları yazan Jeff Tweedy'nin tanımıyla joyously negative3. Gerçekten de Tweedy'nin kırlı sesine eşlik eden tatlı melodili gitarlar bu tempolu müzik konusunda kafaları karıştırıyor: üzülmeli miyim yoksa keyiflenmeli mi? Fakat albümdeki indie rock/alt-country karışımı şarkılar o kadar akılda kalıcı ki sizi kolaylıkla içine çekerek bu soruyu unutturuyor ve akışa bırakıyor. Albümün bana anlattığı Wilco ile yapılan bir röportajda Tweedy'nin şu sözlerinde: Nobody gets to choose their emotions; you only get to choose how you react to them3. Schmilco, Wilco'nun 20 yılı aşkın süreden sonra bile hayli heyecan verici müzikler ürettiğini göstererek, yıllar boyunca çok az üye değişimi geçiren ve ara vermeden stabil ve aktif şekilde ilerleyen grubun takdir edilesi imajını perçinliyor. Bu istikrarın sebebi de sanırım grupla röportaj yapan Michael Roffman'ın deyimiyle her üyenin Wilcoholic olmasında gizli3."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-22/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Aynı zamanda grafik tasarımcı olan ve Battles'tan 2018 yılında ayrılan gitarist Dave Konopka; Londra, Austin, New York, Nairobi gibi şehirlerdeki reklam panolarında yer alan görseli kullanarak kapak tasarımını yapmıştır. İlk albümleri Mirrored ile ritimlerden meydana gelen süslü labirentler sunan, tüm üyeleri multi-enstrümantalist Battles, ikinci albüm Gloss Drop'ta vokal Tyondai Brexton'ın ayrılışı sonrası bu boşluğu akılda kalıcı şarkı düzenlemeleri ve Gary Numan, Kazu Makino gibi konuklarla kapamışa benziyor. Akustik enstrümanlarla elektronik düzenlemelerin iç içe geçtiği değişken, öngörülemez şarkı trafiklerinden dönemin en orijinal müziklerinden birini üreten grup, albümde renkli bir festival havası yaratarak aynı zamanda enstrüman uyumu konusunda da kendine hayran bırakıyor. Her bir enstrümandaki değişime diğer enstrümanların anlık tepki verdiği kusursuz düzen içinde ritim ve melodi cümbüşüyle büyülüyor. Bu duyulan müziğin tarifi çok zor. Yaygın olarak math-rock tanımı kullanılsa da davulcu John Stanier'in Math rock is pretty gross term, really unsexy ifadesini2 dikkate alarak onun yerine deneysel rock tanımını yapmak yerinde olabilir. Düşününce, hem kolay dinlenebilir olup hem de deneysel rock etiketini yapıştırabildiğim başka bir grup aklıma gelmiyor. Aykırı olduğu düşünülen kavramları barış içinde sunabilmenin Battles'ın başarısındaki en önemli nokta olduğunu düşünüyorum. Davulcu olmasaydım da yine Stanier fanı olurdum cümlesini rahatlıkla kurabileceğim etkileyicilikte davul altyapısına ve liderliğine sahip albümde aynı ihtişamdaki melodilerin arkasındaki isimlerden Ian Williams normalde yaptıktan yıllar sonra çalmak istemediği şarkıların olduğunu fakat Gloss Drop'ta aradan 15 yıl geçtikten sonra bile tekrardan çalmak isteyeceği şarkılar olduğunu belirtmiş3. Barındırdığı birkaç dakikalık kısa geçiş parçalarını bile best of listelerinize dahil etmek isteyeceğiniz albüm, başından sonuna hiçbir zaman sıkmayan, sürprizlerle dolu sonsuz parti gücünde. Albüm kapak çalışması: Kapaktaki kişi Little Simz'dir ve fotoğraf Little Simz tarafından çekilmiştir. Kısaca albüm kapağı bir selfie. Başarılı fotoğraflara imza atan Little Simz'in bu çalışmasını selfie diye geçmek istemediğim için biraz laf kalabalığı yaptım çünkü bu, selfie denince akla gelen özensiz, estetikten yoksun fotoğraf algısının tam tersi, perspektif sebebiyle başka bir profesyonel fotoğrafçı tarafından çekilmiş gibi duran ve Little Simz'in yeteneğini gözler önüne seren bir çalışma. Gerçek adı Simbiatu Abisola Abiola Ajikawo olan Londra doğumlu 26 yaşındaki sanatçı Little Simz, yanına prodüktör koltuğunda çocukluk arkadaşı Inflo'yu alarak fırından yeni çıkmış ekmek tazeliğinde bir UK hiphop işi ortaya çıkarıyor. UK hiphop denince akıllar türün en bilinen ismi ve hiphop'ı mümkün olduğunca adaya bulayan The Streets'e gitmesin çünkü Simz adadan Atlantik Okyanusu'nu aşıp ayak basılan topraklardan R&B, soul, caz gibi elementleri de fırına atmış görünüyor. Esasen hiphop'a Amerikan aksanının daha çok yakıştığını düşünen biri olarak hiphop'ın ülkelere göre türlere ayrılmasına karşı olmamın hayli çelişkili durduğunun farkındayım. Genel olarak bu hiçbir tür için yapılmamalı fakat aşırı sempatik bulduğum İngiliz aksanı o kadar kuvvetli bir girdi ki bir de işin içinde rap varsa müziği kolaylıkla ele geçirebiliyor. Fakat Grey Area'da müzik galip gelmiş görünüyor. Bunda daha önce belirttiğim Kuzey Amerika kıtasından farklı elementlerin varlığına ek olarak bir başka kıtanın daha etkisi olabilir. Özellikle albümdeki caz ve afro-beat etkili iskelet hiphop beat'leri düşününce ailesi Nijeryalı olan ve kökeni içinden afro-beat'in yaratıcısı Fela Kuti, Tony Allen, Babatunde Olatunji gibi efsanelerin çıktığı Afrika'nın en kalabalık etnik gruplarından Yoruba halkına dayanan sanatçının genetik faktörlerin de ekmeğini yediği kanısındayım. Daha bu müthiş albümü çıkarmadan önce Kendrick Lamar'dan övgü alan ve Forbes'un Europe 30 under 30 listesine giren2 sanatçı; Michael Kiwanuka, Little Dragon gibi isimleri de ağırlayan albümün neden bu kadar çekici olduğunu şöyle açıklıyor: It was 10 songs that were concise and very in-your-face3. Little Simz'in geleceği o kadar parlak ki bir gün kadın rapçiler arasında favorim Digable Planets'dan Ladybug'ı bile yerinden edebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-23/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Dustin Summers'a aittir1. Cocteau Twins ile bilinirlik kazanan ardından Slowdive ile büyüyerek 80'ler ve 90'ların başına gelmiş en naif hadiselerden dream pop'un bayrak taşıyıcılığını 2000'lerin sonlarından beri üstlenen Beach House'un olimpiyatlarda altın madalya kazandığı albümlerinden Teen Dream melankoli sevenleri kendine köle edecek acımasızlıkta. Alex Scally ve Victoria Legrand'dan oluşan ikilinin üçüncü, hala birlikte çalıştığı Sub Pop ile ilk albümü, bulundurduğu tüm şarkılar için müzik videoları da içeren bir DVD ile birlikte çıkmıştı. Sub Pop Beach House'un sadece kulakları değil, tüm bedeni ele geçirmesi gereken bir evren olduğunu kolaylıkla fark etmiş. New York'ta bir kilisede kaydedilen albüm için Alex Scally, kiliseyle alakalı bir şey içermeyen, daha çok kiliseden çevrilmiş bir ambar demiş ve ilk defa bodrum katı olmayan bir yerde, acele etmeden kayıt aldıklarını belirtmiştir2. Scally aynı röportajda kendi müzikleri ile dream pop arasında eşleme yaparken aslında dream pop'un da tanımını yapmıştır: I think dream is for the tone of our instruments, and pop is because we make pop songs. Fakat albüm ismi için aynı matematiği kullanmamıştır. İsmin ergenler için veya ergenler hakkında olmadığını, bir zamanlar sahip olup sonrasında kaybettiğin hisleri tanımladığını ifade etmiştir. İnsan bazen yaşadığı melankoliyi anlamlandıramaz ve duygularının kaynağına ulaşabilmek açısından her Beach House severin Scally'nin bu sözlerinden haberdar olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Teen Dream'in karşılığı gerçekten bu hisler. Grupları kalburüstü statüye getiren, kısaca büyük bir grup yapan çekirdek faktör ne eşe dosta dayanan iletişim ağları ne de finansal kaynakları. Bu güç her şeye rağmen günün sonunda başlı başına yapılan müzikte özetle albümde oluyor. Grup bu gücünü gösterebildiği müddetçe konser verip para kazanabiliyor ve devamlılığını sağlayabiliyor. Dolayısıyla, bu güçten çok daha fazlasını barındıran Teen Dream'e sahip bir grubun üyesi, Spotify vb. uygulamaların olmadığı 2010 yılında bile hayatta kalmanın tek yolu sürekli turlamak diyorsa2, özellikle içinde bulunduğumuz pandemi döneminde müzisyenlerin bizim hayatımızda müzik sunan insanlar olarak yer aldığı derecede bizim de dinleyiciler olarak onların hayatında bulunduğumuzu idrak etmemiz gerekiyor ve bizim rolümüz çok daha kritik. Albüm kapak çalışması: Fotoğraf bir önceki albümün de kapak fotoğrafına imza atan John Edkins'e, tasarım ise Sasha Barr ve METZ grubuna aittir. Kanada'dan noise rock/post hardcore üçlüsü METZ, ikinci albümleri II ile kendi kimliklerini yaratarak, sahnenin yer altında fakat parlak günlerinin yaşandığı 85-95 arası döneme tutku ve özlem duyan insanları doyurmaktan öteye giderek tür içinde yeni bir hareket olarak filizleniyor. Debut albümü ile Nirvana erken dönem kopyası yaftalarını ne kadar hak etmese de bu benzetmeyi yapan insanlara da tamamen karşı olmak zor. Dolayısıyla, II albümü grubun ortama kabul edildiği, sırtının sahnenin kült isimleri tarafından sıvazlanmayı hak ettiği özgün bir iş. Gitarist/vokal Alex Edkins'e göre2 bu albüm daha melodili, daha karanlık ve daha yoğun ve ilk albümde kafalarındaki mükemmele ulaşmaya çalışırken bu albümdeki hatalara dokunulmamış, pasaklı tutumun kulağa en iyi şekilde geldiğini söyleyerek yaptıkları müziğin ruhunu özümsediklerini kanıtlayan çok güzel bir cümle kuruyor: We like music that's a little rougher around the edges. Bulunduğu kaba sığmayıp taşmış bol efektli rif ve melodi bulamaçları; ani, kirli ve çiğ davul atakları; mancınıkla atılmış topların yüzeye çarptığındaki şiddete benzer bas gücü ve zincirini koparmış kangal agresifliğinde bir ruh hali ile ortada post-hardcore, noise rock gibi meseleler mevcutsa dört dörtlük bir ürün ortaya koymanın gerekliliğini anlatan küfür gibi albüm. Ecnebilerin deyimiyle tam bir take it or leave it albümü. Mesela METZ sevmiyorum diyen insan duymak zordur çünkü ya sahneyi bilmediği için gruptan haberi yoktur ya da sahneyi bildiği için fazlasıyla takdir eder. Grup sadece müziği ile değil türün estetiğini yansıtan klipleriyle de dikkat çekmekte. Özellikle ilk albümdeki bazı şarkılarda da kullandığı ve bu albümden de The Swimmer ve Acetate gibi parçaların klibinde görülen, grupla eşleştirdiğim özgün video çekim teknikleri var ve bunu IDLES'ın da Well Done klibinde kopyaladığını düşünüyorum. Bu albümdeki şarkıları Steve Albini'den duymak harika olurdu fakat METZ karavanda Albini'nin prodüktörlüğünü yaptığı Mclusky Do Dallas'ı dinlerken her ne kadar özellikle davul kaydına hayran kalsa da3 kontrolü elinde bulundurmayı sevdiği için ancak bir sonraki albüm Strange Peace'te Albini'yi görebiliyoruz fakat bu sefer de şansa bak ki elde II'deki kadar güzel şarkılar olmuyor. Neyse ki Albinisizlik muhteşem bir albüm üretmeye engel değil. Bir şarkıyı veya albümü dinlerken kendine has bir enerjisi olur. Bu enerji grubun veya müzisyenin kontrolünde belli bir düzen içinde ilerliyormuş gibi hissettirir. II'de ise dinleyici spontane hareket eden bir enerjiyle karşı karşıya."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-24/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: İçindeki heykelin İtalyan sanatçı Amedeo Modigliani'nin çalışması olduğu1 fotoğraf 1984'te vefat eden İsviçreli fotoğrafçı ve tasarımcı Herbert Matter'e aittir2. Manchester'ın gri havası arzuladığı kasveti doyuramadığı için mi yoksa bu havanın üzerinde yarattığı etki sebebiyle mi Andy Stott ruhundaki karanlığa yönelme dürtüsüne engel olamıyor bilemiyorum ama üçüncü albümü Faith in Strangers ile bir kez daha karanlığın içinden lüks ve estetiği ayıklayabilme ustalığını göstermiş. Bir önceki albümü Luxury Problems'da vokallerde eşlik etmiş sanatçının eski piyano hocası Alison Skidmore bir kez daha işinin başında. Esasen sanatçının en beğenilen albümü Luxury Problems'dır fakat bu albümde kendisinin elektronik müzikteki yaratıcı yaklaşımlarını daha akılda kalıcı melodiler ve şarkı yapıları içine yedirerek, bir önceki çalışmasının üst modelini sunduğunu düşünüyorum. Skidmore'un vokal nakaratlarının da etkisiyle yer yer pop dinliyor algısı yaratan fakat buram buram UK bass, dub, ambient, post-industrial kokan albüm bana göre tam bir Manchester yansıması. Erken dönem endüstriyel gruplardan Throbbing Gristle'in duygusuz ve mekanik tarafını alarak bir nevi sanayi devriminin dinamo kentlerinden Manchester'ın o dönemki halkının berbat çalışma şartları altındaki psikolojisi ile çalıştıkları üretim hatlarının ruhsuzluğunu yansıtan ve Manchester post-punk biraz da erken dönem The Cure etkili beat-bass yürüyüşlerini akıllara getiren albüm üstün körü dinlemeye maruz kaldığında sıkıcı olacaktır. Çünkü Brian Eno'nun ambient işlerinde olduğu gibi müziğin güzelliği, melodilerin vuruculuğu alt katmanlarda sadece dikkatli dinleyenler için saklanmış. Hata yapmak yapabileceğin en heyecanlı şey diyerek3 albümde gözlemlenen yoğun deney ortamına ışık tutan Andy Scott, 2010'ların en Mancunian albümüne imza atmış görünüyor. Albüm kapak çalışması: Londra'da bulunan tasarım stüdyosu Matt&Dan'e aittir1. Asıl adı Henry Wu olan multi-enstrümantalist ve prodüktör Kamaal Williams 2018 ve 2020 tarihlerinde solo albümlerini; davulcu Yussef Dayes ise Tom Misch ile 2020 model What Kinda Music'i yayınlamadan yıllar önce, ikili bir araya gelerek Yussef Kamaal adı altında ilk ve son albümleri Black Focus'u ortama saldı. To Pimp a Butterfly'da Kendrick Lamar ile birlikte çalışan Kamasi Washington'ın caz müziğe kazandırdığı ivmeden faydalanarak 2010'lu yılların ortasından sonra ortaya çıkmış British Invasion denen hareketlenmenin ürünlerinden ve en başarılı örneklerinden olan albüm, davul ve klavye ağırlıklı yapısıyla caz müziği funk ve fusion ögelerle dinamikleştiriyor. Esasen caz müzikte British Invasion denen akım bu albüm çıktığında yeni yeni filizleniyordu ve çok da görünür değildi fakat 2020'de daha net çizilebilen bir çerçeve haline geldi çünkü 2016 ile 2020 yılları arasında çıkan benim de önümüzdeki aylarda bahsedeceğim dikkat çekici caz albümlerinin önemli kısmı bu akımın örnekleri. Hatta o dönem akımın en bilinen isimlerinden Shabaka Hutchings, adanın genç ve taze caz müzisyenlerine ABD'deki isimler gibi ilgi gösterilmediğinden yakınmıştı2. İkilinin bandcamp adreslerindeki3 ifadelerinden yola çıkarak albümün caz müzik geleneklerinden spontane çalım mantığı üzerine kurulduğundan ve Herbie Hancock gibi 70'lerdeki caz-funk karışımının en mükemmel halini sunan isimlerden etkilendiklerinden bahsedilebilir. Dayes albümü caz etkilenimli siyahi müziği diye tanımlamakta ve sundukları müziğin de içinde olduğu bu yeni caz ile ilgili güzel noktalara değiniyor. İnsanların konserlerinde dans ettiklerinden ve oturarak değil ayakta caz müziği dinlediklerinden bahsediyor. Caz müziğin hissinin değiştiğini, cazın şu an çok daha güçlü olduğunu ve yapmaya çalıştıklarının 50 yıl önce yapılmak istenen şeyle aynı olduğunu söylüyor. Ona göre caz zamanı temsil etmekte, şu anda da o enerjiye sahip ve insanlar bunu yakalıyor4."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-25/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Fotoğraflar Keita Nakada'ya, tasarım ise Masaru Nakagawa'ya aittir1. Finansal sebeplerden gitmeye çekinilen ve henüz çok taze vize uygulamasıyla gitme motivasyonunu daha da düşüren Japonya'nın Kyoto kentinten tricot, benim 2020 model aşırı lüks son albümleri Makkuro ile varlığından haberdar olduğum ve kısa sürede dünyanın en başarılı math rock gruplarından olduğunu idrak ettiğim bir oluşum. Fakat tricot'un tuzağına düşüren şey youtube'daki konser videoları. Muazzam performans sergiliyorlar ve seyircilerle empati kurduğumda güzel bir detay daha var: Hiç kimsede telefon yok çünkü vokal/gitar Ikkyu Nakajima konserlerde fotoğraf ve video çekmenin yasak olduğunu belirtiyor2. Avrupa ve Kuzey Amerika'da birçok festivalde çalan grup, ilk albümleri T H E ile math rock'ın geometrik karmaşasını, punk'ın agresifliğini/hızını ve alternative rock'ın naifliğini birleştiriyor. Kompleks ve sert bestelerin üzerine eklenen pürüzsüz ve gökyüzü maviliğinde ferah vokaller kusursuz bir tezatlık ve sonuç olarak denge yaratmış. Bu açılardan grup ne kadar math-rock diye anılsa ve Battles, Don Caballero, Hella2 gibi grupları etkilenim noktalarından saysa da kendilerine göre onlar sadece rock hatta jumbled rock3. İlk önce beste üzerine yoğunlaşan ve sonra üzerine sözleri eklediklerini belirten grup, albümde kendi kişisel tecrübelerinden portakal suyuna alternatif isimler bulmalarına kadar çok farklı konularda sözler yazmışlar. Açıkçası Japonca sözlerin anlaşılmaması bir eksiklik yaratmıyor çünkü ustalıkla kurgulanmış beste yapıları ve Nakajima'nın meleksi sesi zaten bir de sözlerin neden bahsettiğine alan bırakmıyor. Sinir bozucu bir klişeleştirme olacak ama görünüşe göre Uzak Doğulular sadece matematiğin kendisinde değil rock'ında da iyi. Albüm kapak çalışması: Jena Myung'a aittir1. 2020'nin belki de en iyi albümü Cenizas'ı yayınlayan ve öncesinde de Space Is Only Noise başta olmak üzere birbirinden leziz solo albümleri ve Darkside gibi projeleriyle 2010'lara damga vuran Şili asıllı Amerikalı müzisyen Nicolas Jaar, ben bir işin içindeysem kaliteli ve heyecan vericidir ve bunu beğeneceksin demektir formülünü bir kez daha doğruladığı solo albümünü bu kez Against All Logic adı altında yayınlayarak ilk AAL albümüne imza atıyor. Jaar'ın gerçekten de on parmağında on marifet var. Kendi adıyla çıkardığı albümlerde ruhun derinliklerindeki gizemleri bulmaya çalışırken, Darkside ile karanlıkta huzurla oturmayı öğretebiliyordu. AAL ile öğreniyorum ki bir de deep house'ın biraz hareket ettiren, biraz gevşeten halini üstün beceriyle sergileyebiliyor. 1 saat 6 dakikalık 2012-2017 albümü en basit tabirle muazzam dans parçalarıyla bezeli. Albümün adından tahmin edilebileceği üzere Jaar'ın beş yıllık bir dönemde yaptığı house etkisi baskın parçaları içeriyor. Grupların veya müzisyenlerin iki yılda bir albüm yapıp 40 dakikalık materyal sundukları düşünüldüğünde, Jaar sanki bu beş yıllık dönemde aslında üç albüm yayınlayıp en iyi şarkıları 2012-2017 başlığı altında toplamış gibi. Earworm özelliğindeki şarkılar bir araya gelip best of albüm yaratmışlar desem abartmış olmam. Soul ve dans çerçevesinde vokal sample'ları, funky rifler, çeşitli ses efektleri, denemeler ve albümden favorim olan peşinden sürükleten görkemli synth'leri ile yeme de yanında yat dedirten cinsten bir çalışma. Dans etmek için illa festivallere veya mekanlara ihtiyaç olmadığını gösteren Against All Logic, araba kullanırken veya kanepede uzanırken bile beyninin içinde dans ederek eğlenebileceğini söylüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-26/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Orijinali Chicagolu sanatçı Sua Yoo'ya ait olan ve bir fanzinde bulunan illüstrasyon modifiye edilmiş ve kapağın son hali verilmiştir1. The skinny black guy on stage with the beard that kind of reminds you of one of those homeless people you see with a Starbucks cup... ended up being the coolest shit I've ever seen. Bu sözler grubu Youtube videosu ile tanıyan ve saniyeler içinde en büyük hayranlarından biri haline gelen Tyler the Creator'a ait2. Tyler'ın bahsetmiş olduğu şok etkisi grubu ilk kez dinleyen çoğu kişinin yaşadığı tecrübe ile üç aşağı beş yukarı aynıdır diye tahmin ediyorum. Death Grips için noise rap, horrorcore, endüstriyel hiphop veya deneysel hardcore hiphop gibi tanımlamalar yapılmakta. Bir başka deyişle, kategorizasyonun imkansız olduğu yepyeni ve tarifi imkansız bir bombardıman. Naziler geleceğe yolculuk edip Death Grips dinlese döndüklerinde saldırı operasyonlarının ismini Blitzkrieg'den Todesgriffe'ye çevirirdi. Grubun bu bombardımanın bünyede en şiddetli etkiyi yaptığı debut'su The Money Store ise 2099 yılının sıcak bir aralık günü 21. yüzyılın unutulmaz albümleri adlı yazısını hazırlayan bir müzik severin eğer bahsetmezse vicdanının sızlayacağı bir çalışma. Albüm 2020'de de çıkmış olsaydı yaratacağı şaşkınlığın ve garipliğin büyüklüğü değişmezdi. Ritim ve şarkı trafiklerinde grup üyelerinden davulcu Zach Hill'in punk ve math-rock geçmişinin izlerini taşıyan albüm, Public Enemy'nin dönemin hiphop sahnesi içindeki konumunu akıllara getiren çiğ ve agresif tutumunu hiphop'ın Phil Anselmo'su MC Ride ile dışa vururken, kayıt teknikleri ve sürreal sampling denemeleriyle barındırdığı distopyanın en berbat dakikalarını yaşatıyor. The Money Store sizi en ürkünç fobinize mahkum ederken bundan kurtulacak gücü ve enerjiyi vermeyi ihmal etmiyor. 2000'ler The Mars Volta, Animal Collective gibi müzik tarihi içinde benzeri gelmemiş ve gelmeyecek derecede kendine has farklı oluşumlara tanıklık etmişti. Death Grips, The Money Store ile 2010'ları sıradanlıktan kurtararak 10 yılın itibarını tek başına güvence altına alıyor. Zaten geçmişe baktığımızda da müziği şekillendiren ve kurtaranlar her zaman bir Afrika kabilesindeki albino kadar farklı doğabilenler olmuştur ve zaten bu yüzden hayatları boyunca yok edilme riskiyle yaşamışlardır. Çeviri: Starbucks bardağı ile gördüğünüz o evsizlerden birini anımsatan sahnedeki zayıf ve sakallı siyahi adam hayatımda gördüğüm en havalı şey olmuştu. Albüm kapak çalışması: Kentucky'den tasarımcı Robert Beatty'e aittir1. Beatty, Kevin Parker'ın kendisine gönderdiği maddelerin türbülanslı akışı konseptindeki örnek görsellerden yola çıkarak çalışmayı dijital şekilde tamamladığını belirtmiştir. Beatty kapağı oluştururken İtalyan sanatçı Franco Grignani'nin 70'lerin başında Penguin bilim kurgu kitapları için yaptığı görsellerden ve Zdenek Ziegler ve Karel Vaca'ya ait Çekya film posterlerinden etkilendiğine değinmiştir2. İlk iki albümüyle 60'ların çiçekler açan saykedelia'sını daha güçlü altyapılar ve yüksek hacimli enstrümanlar ile havai fişek gösterisine çeviren Tame Impala, üçüncü albümü Currents ile sert bir kavise girerek bizi synth yoğunluklu progresif yapıda bir disko/sayk pop formuyla karşılıyor. Grubu en başından beri takip eden severlerin favorisi genelde ilk iki albümden biridir fakat Currents müziğin Oscar'ını alacak bir albüm tıpkı en güzel filmlerin değil ama en haşmetli olanların bu ödülü kazanacağı gibi. 70'lerden Rumours, 80'lerden Thriller veya 2000'lerden Discovery gibi... Dolayısıyla Lady Gaga'dan Rihanna'ya çeşitli aşırı ünlülerin gözlerini gruba çevirmesine şaşmamak lazım. Şarkı düzenlemelerinden enstrüman ve efekt kullanımlarına, prodüksiyondan albüm kapağına kadar detaylı ve titiz çalışmanın sonucu ortaya çıkmış, buram buram yaratıcılık ve dahilik kokan hitlerin art arda dizildiği geleceğin klasiği denebilecek bir çalışma. Parker kalabalık synthleri ve efektleri rock müziğe değil de disko ve saykedelia soslu pop'a buladığında müziğin ona gelişimi, vizyonu ve ufku için daha çok alan verdiğini fark etmiş sanki. Bu albümden bahsetmişken genel bir hatayı düzeltmeden olmaz. Tüm şarkıların ve enstrümanların Kevin Parker tarafından yazılması ve grubun rock'tan pop'a yörünge değiştirmesi, dinleyicilerin Parker'ın Currents ile grubu solo projesine çevirdiği tarzda yorumlar yapmalarına sebep oluyor. Oysa, Lonerism'de de tüm şarkılar, enstrümanlar ve hatta prodüksiyon da Parker'a aitti hatta Innerspeaker'da da ürünün çoğunda Parker'ın parmağı vardı. Dolayısıyla Tame Impala'da düzen değişmiş değil. Bu albümün en güzel etkilerinden biri ise birtakım ön yargıları kırması. Parker, albümün müzik snoblarının pop müziğin kar amaçlı olduğuna dair algısını yok ettiğini düşünüyor3. Kendisinin albümde amaçladığı şu hedefine ise ulaştığı kanısındayım: To convince a few die-hard rock fans that 80s synths can fit over a 70s drum beat2."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-27/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Grubun görsel tasarımlarının mimarı ve diğer üyesi çizgi roman sanatçısı Jamie Hewlett'a aittir1. Carl Giles, Jack Davis, Brendan McCarthy etkilendiği illüstratörlerdendir2. Kuruluşu Blur'den Damon Albarn ve sanatçı Jamie Hewlett'ın aynı apartman dairesini paylaştığı zamanlara dayanan ve kariyerinde 20 yılı deviren dünyanın en ünlü sanal grubu demekte hata olmayacak Gorillaz, üçüncü stüdyo albümü Plastic Beach'te sadece çevre sorunlarına dikkat çekmekle kalmıyor, Lou Reed'den Snoop Dogg'a, Mark E. Smith'den Mos Def'e, Lübnan Ulusal Orkestrası'ndan Little Dragon'a ortaklık yaptığı tonla müzisyenle unutulmaz bir çalışmaya imza atıyor. Esasen tanışmaları Blur'den Graham Coxon'ın Hewlett hayranı olması sebebiyle gerçekleşen ikiliden Albarn grubun müzik, Hewlett ise tasarım tarafının sorumluluğunu üstleniyor; belki sadece eğlenceli, akılda kalıcı diye görünen fakat işin aslı devasa olan işlere girişiyorlar. Tasarım tarafı bir yana sadece albümde ortaklık yapılan müzisyenlerin oluşturduğu tür portföyüne bakmak bile yeterli. Farklı müzikal disiplinleri uyum içinde aynı eğlencenin bir parçası yapabilmek Albarn'ın dehasından başka bir şey değil. Blur ile dünyayı turlamasının farklı müzik türleriyle aşina olmasına olanak sağladığını belirten Albarn3, Plastic Beach'te hiphop, dans, oryantal müzik, elektronik gibi türleri pop ekseninde albüm içerisine ustalıkla dağıtıyor. Plastic Beach güzel bir günü daha da keyifli hale getirmek veya kötü geçen bir günün dertlerinden uzaklaşmak için en doğru adres. Ayrıca, 2013 ve 2018 yıllarında hayata gözlerini yuman Lou Reed ve Mark E. Smith'i aynı albümde anmak için de tek fırsat. Albüm kapak çalışması: Grup üyelerinden Alec O'Hanley ve Molly Rankin'e aittir1. Toronto merkezli indie pop/rock grubu Alvvays ikinci albümleri Antisocialites ile indie müziğin Erik Satie'si olma konusunda koltuğu kaybetmeyi düşünmediğini bir kez daha gösteriyor. Bu müziği ne az ne fazla mantığı ve kusursuz parça düzenlemeleri ile icra eden grup, benim için indie dinlemek istediğimde akla gelen ilk gruplardan biri olma konusunda yerini sağlamlaştırmış durumda. Albüm, Molly Rankin'in çocuksu saflıktaki rüzgar gibi esen sesi ile tatlı, sert ve renkli dream pop melodilerin birleştiği, güçlü bas-davul ikilisinin adeta bir post-punk altyapısı sunduğu leziz bir iş. Indie pop ve rock arasında bir yerlerde duran albüm, her şarkıda bu konumuyla biraz oynamakta. 90'ların muzurluğu ile kasvetinin buluştuğu çalışma, Kelt müziğinden etkilenen Rankin'in sesindeki berraklık ile 80'ler pop nostaljisini iliklerimize kadar hissettiriyor (Açıkçası bu bir rastlantı ya da Renkin'in kendi araştırıp etkilendiği bir müzik değil. Babasının 90'larda milyonluk albüm satış rakamlarına ulaştığı kelt müziği grubu varmış. Renkin karşısına grubun hayranları hala çıkmaktaymış2). Bu albüm 2010'ların indie'sini merak eden bir uzaylıya dinletilmesi gereken iki albümden biri. Diğeri de grubun debut'su Alvvays olsa gerek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-28/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: 1886 ile 1966 yılları arasında yaşamış Kanadalı İnuit sanatçı Kiakshuk'a aittir. 1960'lı yıllara ait bu çalışma Cape Dorset denen Kanada'nın kuzeyinde yer alan küçük bir İnuit bölgesinde Avrupalı bir sanatçı tarafından 50'li yıllarda açılmış stüdyodan çıkmadır1. Beach Fossils'ten Zachary Cole Smith tarafından kurulan New York çıkışlı DIIV, ismini her ne kadar Nirvana'nın Dive parçasından alıp sonra modifiye etse ve debut'su Oshin'den Doused'ın müzikal yapısı, atmosferi ve klibi sebebiyle insanı 21. yüzyılın Smells Like Teen Spirit'ini dinliyor hissine kaptırsa da aslında yaptığı müziğin Nirvana ile pek de alakası yok. Oshin'de gördüğümüz indie rock/dream pop ile özellikle davul-bas paslaşmalarında yoğun hissedilen post-punk'ın iç içe geçmiş birleşimi. Post-punk revival diye bence yanlış tabire kurban gitmiş gruplardan çok ayrı bu türlerin gerçek bir harmonizasyonu mevcut. Sanki Smith'in kafasında kurguladığı formül Beach Fossils'teki naif indie elementleri ile güçlü post-punk yapılarını birleştirerek dinamik kompozisyonlar üretmek olmuş. Aşırı dozda kullanılan delay, reverb, vb. gitar/vokal efektleri ve müziği domine eden dalgalı melodilerin etkisiyle de temelde dream pop ve ucundan shoegaze'in varlığını da vurguluyor. Esasen Oshin'i bu kadar güzel yapan şey bahsettiğim formülizasyondan önce içindeki şarkıların çok güzel olması. Bu şarkıların hardcore punk, surf veya synth pop versiyonları yapılsa yine akılda kalıcı, loop'a atılası olurlar. Güzel yazılmış parçaları alışılmışın dışında tekniklere ve bakış açılarına maruz bırakınca tadına doyulmayan, unutulması güç özgün sesler ortaya çıkıyor. Tıpkı Loveless albümü gibi. Albümün tüm şarkılarını Smith yazmış ve kaydetmiş. Bu açıdan Smith'in müzikal anlayışının, vizyonunun, etkilenimlerinin baskın şekilde yansıdığı bir albüm. Smith albüm için insanların dikkatini kısa sürede çekmem gerekiyordu o yüzden akılda kalıcı, ilk dinleyişte kendini sevdirecek pop parçaları yaptım demiş. Özgünlüğü yaratmak anlamında ise spesifik bir gitar tonu yaratma üzerine kafa yorduğundan bahsetmiş2. Albümü kaydettiği dönem ilham kaynaklarından biri olarak bahsettiği Baba Salah gibi isimlerin başını çektiği Malili müzisyenlerin çalışmalarıyla haşır neşir olan Smith3, özgün gitar sesleri yaratırken Mali müziği ile indie rock eksenini birleştirebilecek denemelerde bulunmuş. Dürüst olmak gerekirse bu albüm çıktığında dream pop, post-punk alanlarında yeni bir majör grup mu doğuyor diye düşünmüştüm. İkinci albümü ile bu fikrimi tamamen yok etmediyse de üçüncü albüm Deceiver ile bu fikri tuvalete atıp sifonu çektiğimi söylemeyeliyim. Bu açıdan Oshin'in gözümde DIIV'dan daha büyük olduğunu belirtmeliyim. Kanada Eskimo'ları Eskimo kelimesini ırkçı bulduğu için İnuit ifadesi kullanılmıştır. Albüm kapak çalışması: Güney Afrikalı sanatçı Mzwandile Buthelezi'ye aittir1. Sons of Kemet, 2010'lu yılların ikinci yarısında Birleşik Krallık'ta şahlanan cazın yeni yüzünün en etkili oyuncularından. British Invasion diye tabir edilen bu açık fikirli yeni caz hareketi Moses Boyd, Ezra Collective, Nubya Garcia gibi birçok ismi içeriyor. DJ, şirket sahibi ve programcı Gilles Peterson'a göre; Manchester'da bir gece kulübünde caz açtığınızda gençlerden alacağınız tepki 10 yıl öncesine göre çok daha iyi ve her ne kadar ABD'de de Kamasi Washington gibi isimlerle bir tür caz rönesansı yaşanıyorsa da Birleşik Krallık'ta olan, eski müziği yad etmek ve tekrar icra etmekten öte, yeni bir şeyler eklemek üzerine ve Sons of Kemet'in kurucularından Shabaka Hutchings bu zengin sahnenin lideri2. Hutchings, Sons of Kemet dışında elektronik ve sayk elementler ile cazı birleştirdiği The Comet is Coming ve Güney Afrikalı müzisyenlerle çaldığı Shabaka & Ancestors gibi oluşumlarla son yıllarda caz alanındaki en önde isimlerden. Mercury Ödülü adayı üçüncü stüdyo albümü Your Queen is a Reptile'ı Charles Mingus, John Coltrane, Sun Ra gibi efsaneleri barındıran köklü plak şirket Impulse! üzerinden yayınlayan ve saksafon/klarinet, tuba ve iki davuldan oluşan pek alışılmamış bir kurulum ile müzik yapan dörtlü, her şarkının Afrika diasporasından bir kadın figüre dayandığı albümde; geleneksel caz müziği afro-beat, dub, kalipso, jungle, hiphop, spoken word gibi elementlere bulayarak fevkalade bir Afro fütürizm örneği sunuyor. Hutchings kompozisyonun temel çerçevesini oluşturduktan sonra her bir grup üyesi kendi yaratıcı yolculuğu ve etkilenimleri dahilinde yorum katarak müziği belli bir noktaya taşıyorlar3. Bu albüm sizi sadece adadaki bu yeni caz çılgınlığını veya Afrika'yı, Karayipler'i keşfetmeye teşvik etmiyor aynı zamanda emprovize mantığa dayalı sofistike tınılar sunarak kulaklarınızı eğitiyor. İki önceki paragrafta kalipso demişken, memleketimizde kalipso'nun kralı olarak tanınmış ve 2017 yılında hayatını kaybetmiş Metin Ersoy'u anmadan da olmaz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-29/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: 2016'da gruptan ayrılan Jacob Graham'a aittir1. Kapaktaki çocuk grubun söz yazarı ve vokali Jonathan Pierce'ın çocukluk halidir2. Jonathan Pierce kapakta duvarda asılı duran haçın, yanında duran gizemli kadının, karanlık atmosferin ve mavi süslerin çocukluğunun tipik ögeleri olduğunu söylemiştir. Hıristiyan müziği dışındaki müziklerin dinlenilmesinin yasaklandığı son derece dindar bir çevrede büyüyen Pirece, bundan etkilenmediği için olarak görüldüğünden bahsetmiştir3. Kapakta Pierce'ın gözleri bu sebeple kırmızı yapıldı muhtemelen. Brooklyn çıkışlı indie pop grubu The Drums ikinci albümü Portamento ile ilk albümdeki toyluğu hem kompozisyon hem de prodüksiyon anlamında üzerinden atarak ama bir kez daha aşırı moda sokan şarkılarla bu sefer daha oturaklı dans ediyor. Jonathan Pierce ilk albüm sonrası verdiği bir röportajda4 biz sadece iki duygu hakkında yazıyoruz, bir tanesi yazın ilk günü arkadaşlarınızla güneşin batışını izlerken tüm umut ve hayallerinizin üstesinden geldiğinizdeki diğeri de yağmurda yalnız yürürken sonsuza kadar yalnız kalacağınızı fark ettiğinizdeki demişti. Portamento'da ise albüm kapağı açıklamalarından da anlaşılacağı üzere Jonathan Pierce'ın küçüklüğünde din ile olan çekişmesinden oldukça etkilenen karanlık ve onun kişisel yaşamından yola çıkan lirikal yapı mevcut. Indie müziğin üçüncü ve son altın çağı olduğunu düşündüğüm 2007-2012 döneminden (naçizane görüşüm ilk ikisinin 1985-1990 ve 1997-2002 dönemleri olduğu yönünde) fırlayıp gelen bu albüm, ne dinlemek istediğinizi bilmediğiniz zamanlar her zaman imdadınıza yetişen bir dost. Ritimleri ve gitar melodileri ile köklerini daha çok 80'ler Manchester'dan almış görünen fakat Amerikan kültürünü iliklerinize işleyerek gençlik enerjisini ve hüznünü aynı anda aşılayan bir çalışma. Bu zamanlarda hafiften düzelmeye başlayan ekonomimizin düşük enflasyon, düşük işsizlik oranı gibi uzun vadeli majör iyileşmelere vesile olarak gençlerimize albümün dördüncü parçası Money'de geçen şu sözleri söyletmemesi dileğiyle: I want to buy you something, but I don't have any money. Albüm kapak çalışması: Ortadaki fotoğraf Christian Patterson'a, köpek fotoğrafları ise Cassie Berman'a aittir1. Reddit'de sol başlangıçtan sağ alta doğru her resmin albümdeki şarkı numarasına karşılık geldiğine dair doğrulanmamış söylentiler var. Pavement'ın kardeşi, kült indie rock grubu Silver Jews'dan David Berman'ın 2009'da grubun kepenklerini indirmesinden 10 yıl sonra kurduğu Purple Mountains ilk ve son albümüyle bünyede hafızalardan silinmesi zor yaralar bırakıyor. Bu albümü dinlediğimden beri bazı albümler için yoğun üzüntü içerir uyarısının eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Albümün kalplere enjekte ettiği acı ve dram yetmiyormuş gibi daha taptazeyken, çıkalı henüz bir ay olmamışken, 7 Ağustos 2019'da David Berman intihar etti. Bu dünyada kimileri milleti üze üze ev yaparken, kimileri de üze üze sonunda intihar ediyor. Bu albüm sizi Berman'ın bedenine sokarak neden intihar ettiğini hissettiriyor. Sanki ruhuyla bedeni arasındaki boşluğa sizin ruhunuz bir kalıp olarak giriyor ve ortadaki katmanı oluşturuyor. Albümün neşeli, eğlenceli tınlayan anlarını bile Berman'ın yaşamakta olduğu değil artık yaşayamayacağını düşündüğü hisler olarak sunduğunu fark ediyorsunuz. İtiraf etmeliyim ki bir müzisyenin korkusuzca, bu kadar doğrudan ve dürüst şekilde söz yazmasına daha önce şahit olmadım. Çok üzücü ki bu albümdeki şarkılar çok güzel. Sizi her defasında aynı acıyı yeniden çekmeye davet ediyor. Olağanüstü gitar melodileri, kendi yolunda akıp giden ve sizi de peşine takan şarkı kompozisyonları ile acaba indie rock ve alt-country birlikteliğinin daha etkileyici bir örneği var mı diye düşündürüyor. Bir müzisyenin ölümü üzerinden romantizm yapmak en kolay ve alışılan şey ama belki de doğru olan kendi romantizmimize müzisyeni alet etmeden onu ürettikleri için takdir etmek olabilir. Bu açıdan, Berman'ın vedasını benim için kariyerindeki en başarılı üretimi Purple Mountains albümü ile noktaladığını söyleyebilirim. İyileşmek için en doğru yöntemin virüse yakalanmamak olması gibi, bu albümü unutmak için de dinlememek gerekiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-3/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Serinin diğer albümleri göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz. Albüm kapak çalışması: Atlantalı fotoğrafçı George Mitchell'ın 31 Aralık 1982 tarihinde çektiği fotoğraftır. Fotoğraftaki kişi Dennis Dinion, grubun frontman'i Bradford Cox'ın doğduğu 1982 yılında ve çocukluğunu geçirdiği yerin yakınlarında düzenlenen The Miss Star Lite yarışmasındaki adaylardan biridir. Grubun davulcusu Moses Archuleta siyah-beyaz temalı bir albüm kapağı isteyince, Cox bu fotoğrafı kullanmak istemiştir1,2. 2008 tarihli bir önceki albümleri Microcastle / Weird Era Continued ile indie rock, shoegaze ve neo-saykedelia'nın buluşma alanında deneyler yapan grup, bu sefer görünürde daha az deney, daha az shoegaze ve biraz daha çok pop diyerek bir solukta biten ve dinledikçe daha da bağlanılan hit parçalarla dolup taşan bir albüm çıkarmış. Grubun vokali ve gitaristi Bradford Cox albümü iki haftada kaydettiklerini, çoğu grup için bu sürenin imkansız olduğunu fakat kendileri için iki haftanın iki yıl gibi geçtiğini söylüyor3. Bu albüm minimal tınlayan fakat dinledikçe altında barındırdığı devasa kütleyle sizi karşı karşıya bırakan bir 2010'lar indie rock klasiği. Bir tür buzdağı durumu gibi. Ahenkli ve mistik gitar melodileri, kasvetli ses efektleri, dalgalı vokal nakaratları başta dikkatinizi çekiyor fakat saklı olan hazineleri size hemen göstermiyor. Bulutlu saykedelia ile bulanıklığı o kadar güzel dengeliyor ki aralardan çıkan Revival, Memory Boy, Coronado gibi coşkulu şarkılar özellikle bu karantina zamanlarında evin içinde serap etkisi yapıyor. Hem şarkılar arası geçişlerde dolaşan hem de şarkıların içinde bulunan kontrastlar size fark ettirmeden ışıldayan incelik ile inşa edilmiş. 60'ların surf ve garage müziği ile 90'ların dream pop'unu aynı anda duyuyorsunuz. Ayrıca, solo projesi Atlas Sound ile takdire şayan albümler çıkarmış Cox'ın benim için şarkı yazarlığında potansiyelini kanıtladığı albüm olma özelliğini taşımakta. Tabii ki bu noktada solo projesi Lotus Plaza ile döktürmüş gitarist Lockett Pundt'ı da unutmamak lazım. Öyle ki albümden favorim Desire Lines'ın ve bir başka hit Fountain Stairs'in söz ve müziği kendisine aittir. Albüm kapak tasarımı: Fotoğrafçı ve ressam Richard Prince'e aittir1. 1985-1995 arası yılların Golden Age of Hiphop diye adlandırılmasında çorbada tuzu olan efsane grubun 20 yıla yakın aradan sonra çıkardığı ve bu da yetmezmiş gibi diskografisindeki en başarılı işlerden geri kalır yanı olmayan şaşırtıcı geri dönüş albümü. Şaşırtıcı olmasının asıl sebebi grubun en son 1998'de The Love Movement'ı yayınladıktan sonra bir daha albüm çıkarmayacağının düşünülmesi. Bunu grup üyeleri dahi düşünmüyormuş ta ki grup 2013 ve 2015'te birkaç canlı performans sergileyene kadar. Bu performanslar grupta yeniden stüdyoya girme fikrini doğurmuş2. Albüm grup üyelerinden Q-Tip'in stüdyosunda kaydedilmiş. Şarkılar üzerinde Q-Tip ve Phife Dawg uzun süre çalışmışlar. Bu süreçte Phife Dawg diyabet sebebiyle 22 Mart 2016 tarihinde vefat edince, Q-Tip kendi devam etmiş. Birçok parçada Phife Dawg'a anma mevcut. Albüm ayrıca Leonard Cohen'in vefatından 4 gün, Donald Trump'ın başkan seçilmesinden 3 gün sonra çıkmasıyla ilginç tesadüflere denk gelmiş durumda. Busta Rhymes'ın döktürdüğü kapanış parçası The Donald'ın albümün politik atmosferi sebebiyle Trump'a gönderme olduğu düşünülebilir fakat bu şarkı Phife Dawg'a yazılmıştır. Phife Dawg'ın diğer lakabının Don Juice olması sebebiyle şarkının adı The Donald'dır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-30/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: İngiltere merkezli grafik tasarım stüdyosu The Designers Republic'e aittir1. En son 2005'te Analord 10 adlı kısa çalarını yayınlayan IDM'in oturan boğası Richard David James namı diğer Aphex Twin 2014'te yayınladığı Syro ile yaşamakta olduğu 300 nüfuslu Glasgow yakınlarındaki köyden 9 yıllık sessizliğine son veriyor. Aphex'in o dönemde kendini dünyadan soyutladığına dair en çarpıcı anı, Warp Records'a albüm yayınlamayı düşündüğünü söylerse imkanı yok, artık kimse albüm satın almıyor diye cevap alacağını düşünmesi sanırım2. Labirentler içinde kaybolma hissi aşılayan albüm kimi kesimler tarafından klasik Aphex, ekstradan sunduğu bir şey yok tarzında yorumlara maruz kalsa da bu dinleyicilere Syro'nun sıradan bir müzisyene değil elektronik müziğin Chopin'inine ait olduğunu ve müzisyenleri yıllar önce yaptıkları kült albümler üzerinden değerlendirmenin yanlışlığını hatırlatmak gerekecektir. Aphex'in elinden çıktı diye gözü kapalı övülmesi gerektiğini söylemiyorum kesinlikle, vurguladığım nokta Syro, Aphex evinin duvarları arasında aşina olunan bir obje de olsa, onu evden dışarı çıkardığında veya başka bir evin içine koyduğunda oldukça sofistike görüneceği gerçeği. Albüm; glitch fırlaması davulları, asidik synth düzenlemeleri ile bileşenleri içinde techno, jungle, acid house gibi türlerin bulunduğu sabah aç karna yutulan ve gün boyu zinde tutan bir ilaç gibi. Kendisinin, çocuklarının, eşinin, annesi ve babasının seslerinin olduğu fakat söylenenlerin anlaşılmadığı albümün; çocuğu tarafından bulunan, herhangi bir anlamı olmayan ve telaffuzu konusunda hala yurdumuzun dinleyicileri arasında büyük görüş farklılıklarına yol açan isminin Say-ro şeklinde söylendiğini belirten sanatçı bu kavgalara son vererek büyüklüğünü bir kez daha konuştururken, yıllardır veya telaffuzunu tercih eden hayranlarını ise büyük bir hayal kırıklığına ve küskünlüğe uğratıyor3. Yaratıcı olmak istiyorsan kendinin en kötü eleştirmeni olmalısın diyerek kendinin eleştirmeni olmayı bırak, başkalarının eleştirilerini bile kaldıramayan müzisyenlere ise güzel bir ders veriyor4. Albüm kapak çalışması: Kapaktaki Frank Ocean'ın fotoğrafı Wolfgang Tillmans tarafından çekilmiştir1. California doğumlu New Orleans'tan çıkma Frank Ocean, 2012 tarihli debut'su, klas R&B örneği channel ORANGE'dan sonra Blonde ile müziğine meydan okuyor. İtiraf etmeliyim ki 2013-2014 civarlarında channel ORANGE'ı dinlemiş ve çok da etkilenmemiştim. Bugünden bakınca bunun büyük bir şımarıklık olduğunu fark ediyorum ve bunu Blonde albümüne borçluyum. Blonde'u ilk dinleyişimde henüz Solo parçası bittiğinde müziği durdurup biraz soluklanma ihtiyacı hissetmiştim. Yaşadığım 20 dakikanın güzelliğini idrak etmem gerekiyordu. Bu albüm sadece akılda kalıcı şarkılarla bezeli bir R&B/soul/art pop ürünü değil, asıl vuruculuğunu detaylarda belli eden deneysel bir iş. Altyapıdaki enstrüman çeşitliliği ve kullanımındaki yaratıcılık, bu yaratıcılığı en çıplak şekilde sergileyen mükemmel bir prodüksiyon, flow'lardan beat'lere Ocean'ın şarkı ve söz yazarlığını daha da yukarı taşıyan düzenlemeleri ile gökyüzüne baktığınızda gözünüzü alan güneşin etrafında melankoli ve saykedelia aromalı, mavi ve mor tonlarda, renk renk bulut kümeleri görüyorsunuz. Albüm o kadar ihtişamlı ki içerisinde yer alan Andre 3000, Pharell Williams, James Blake, Jonny Greenwood, Beyonce ve daha birçok isim, yanında etkisiz kalıyor. Abbey Road, Electric Lady, Henson gibi uzun geçmişe ve değerli anılara sahip görkemli stüdyolarda kaydedilen şarkılar başka türlü hak ettikleri potansiyele ulaşamaz, Ocean'ın kurguladığı büyük evren hayatta kalamazdı. Albümün kazandığı ödüllerden bahsetmek de bu noktada saçma. Ben albüm anlatımlarında yer yer ödüllerden bahsetsem de bunu etkileyiciliği arttıran bir faktör olarak değil okuyucunun belki anlamlı bulacağı yan bilgi olarak sunuyorum. Zaten bu ödül konusunda en yerinde tespitler sanatçının kendisine ait. Albüm sonrası Grammy Ödül Törenine katılmayan sanatçı ödül sisteminin eski moda olduğunu belirtmişti2."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-31/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Burzum ve grafik tasarımcı Adrian Wear'a aittir1. 2000'lerin ortasında sayfalar dolusu anonim kavga içeren System of a Down başlıklı müzik forumlarından beri ülkemizde müzisyenin üretimi ve ideolojisi arasındaki ilişki, dinleyici etiği açısından hararetle sorgulanıyor. Tabii bu meseleyi memleketimizde bir zamanlar popüler olmuş bir örnek özeline sıkıştırarak sunmak hatalı olabilir keza Katalan kökenli Dali'nin Franco'ya desteğinden Seinfeld'den Michael Richards'a kadar sanatçı ve ideoloji ilişkisi tarihten örneklerle dolu. Fakat bu konu gündemde olunca yaşadığım yıllar ışığında aklıma ilk gelen bu oluyor ve o zamanki fikrimin hala değişmediğini fark ederek tek kişilik proje Burzum'un arkasındaki isim Varg Vikernes'ın 15 yıllık hapis döneminden sonra 2009 yılında şartlı tahliye ile özgürlüğüne kavuşması ile Burzum adıyla yayınladığı Belus hakkında yazmış bulunuyorum. 2010'lar black metal sahnesinde Mgla, Krallice, Batushka, Oranssi Pazuzu, Altar of Plagues, Enslaved ve daha birçok kayda değer grup başarılı çalışmalar üretti fakat Belus her ne kadar Burzum çerçevesinde yeni buluşlarla gelmese de erken dönem Norveç black metal sahnesini işgal eden ikinci dalga black metal ekolünü yansıtan, Burzum diskografisinde tepelere oynayan, Filosofem'i bıraktığı yerden lo-fi'a son veren prodüksiyonla devam ettiren şahane bir iş. Bu albüm Burzum'un yapmakta ustalaştığı black metal sınırlarını aşıp ambient alana nüfus edebilme esnekliğini gözler önüne seriyor. İskandinav soğuğunu, pagan kültürünü, yaban hayatı ve black metal'in çiğliğini kasvetli melodiler ve minimalizm içerisine hapsediyor. Varg, Belus'taki ilham kaynaklarının klasik müzik, geleneksel müzik, masallar, mitler, ormanlar, akarsular, anılar, rüzgarlar, gökyüzü, gün batımı, puslu dağlar ve yaşlı ağaçlardan düşen sarı yapraklar olduğunu belirtmekte2. Albümün çıktığı dönemde New Order, Çaykovski, Dead Can Dance, eski Alman ve Sovyet marşları, vb. müzikler dinlediğini söyleyen sanatçı, koşullarının hayallere sığmayacağı şekilde güzel olduğu haberlerini duyduğumuz Norveç'teki hapishanelere dair Norwegian jail is no picnic diyerek içerden ve güvenilir bilgi vermeyi ihmal etmiyor4. Albüm kapak çalışması: Isamaya Ffrench direktörlüğünde kapaktaki fotoğraf Jordan Hemingway'e, kapak tasarımı ise Collin Fletcher'a aittir1. Florida doğumlu, Tennessee'den Sean Bowie, bilinen adıyla Yves Tumor dördüncü ve Warp Records'tan ilk albümü A Safe in the Hands of Love ile devam etmekte olan ve şu an tacı Kendrick Lamar'a ait yeni GOAT olma yarışlarına dahil oluyor. Ergenlik çağında Throbbing Gristle gibi gruplardan etkilenerek hayatını mı yakacağı yoksa müziğe katkı mı sunacağı konusunda risk almış sanatçı2, daha önceki albümlerinde ambient ve deneysel türlerin soluk ve pastel halleri üzerine kafa yormuş ve bir nevi kolajın müziğe yansımasındaki tutumla hareket eden, musique concrete disiplinini hissettiren çalışmalar ile kendisinden çoğu kişinin haberdar olmamasına sebep olmuştu (Alex Frank biliyormuş3). Bu albümle ise deneyin dozunu azaltıp, dinlenilebilirliğin etkisini arttırarak hem eski dinleyicilerini tatmin ediyor hem de yeni dinleyiciler bulma konusunda önemli bir adım atıyor. İstisnalar hariç bir müzik belli bir türde olur veya en azından belli birkaç türe yakınlığında durur. Bu albüm ise istisna dahilinde çünkü böyle bir tanımlama yapmak mümkün değil. İşin içinden deneysel kavramıyla çıkılması mümkün olmayan, çok fazla sayıda türün eşit haklar elde ettiği, modern İskandinav ülkelerinden, hatta Antik Yunan devletlerinden daha ideal bir demokrasi mevcut olduğu bir çalışma. Bu müziğe ancak no genre denebilir. Tabii bu new wave karşıtı no wave mantığında bir filizlenme değil, saykedelia'dan endüstriyel müzik'e, trip hop'tan R&B'ye, deneysel rock'tan noise pop'a sıkıştırılamaz bir formda. Tumor'ın enfes vokal melodileriyle sürüklediği vahşi ve fütürist kompozisyonlar sanki anksiyetinin kaotik biçimini sembolize ediyor. Kimisinde travmaları güzel anılara dönüştürecek kimisinde ise çekilmez bir hale büründürecek bu öngörülemez müziğin bana etkisi kapaktakine benzeyen bir karabasanın üzerime çöküp ızdırap vermek yerine en ilginç yönlerini sergilemeyi tercih etmesi gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-32/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Vijay Iyer daha önceki üç albümü Historicity, Solo ve Tirtha'da olduğu gibi bir kez daha Hint asıllı Britanyalı heykeltraş Sir Anish Koopar'a ait tasarımlardan birinin fotoğrafını albüm kapağında kullanıyor1. Hint asıllı Amerikalı piyanist, besteci, prodüktör Vijay Iyer yanına kontrbasta Portishead'den Dave McDonald'dan The Violent Femmes'den Gordon Gano'ya kadar farklı janralarda müzisyenlerle çalışmış ve sayısız caz oluşumunda yer almış Stephan Crump'ı; davulda ise Steve Coleman, Chick Korea, Ambrose Akinmusire gibi önemli isimlerle çalışmış, efsane isim Roy Haynes'in torunu Marcus Gilmore'u alarak Historicity albümündeki üçlüyü bir kez daha bir araya getiriyor. Vijay Iyer'ın çıkardığı albümler içinde favorim konumundaki çalışmada yaratıcılığın körüklediği dinamizm ve kompleks yapıların titizlikle dizimini düşündüren şarkılar, enstrümanların kendi içinde tatlı bir rekabet içinde olduğu, heyecan verici bir yarışı anımsatıyor. Ruhtan ödün vermeyen bu matematiksel ve öngörülemez tutumdan ilkini Vijay Iyer'ın Yale Üniversitesi'nden henüz 20 yaşında matematik ve fizik çift anadal ile mezun olduğunu öğrendiğimden beri daha fazla hisseder oldum. İkincisinde ise belki de Iyer'ın hiç piyano eğitimi almayıp kulaktan, kendi kendine enstrümanı keşfetmesinin etkisi vardır. Bu noktada emprovizasyon ile ilgili söylediklerini bilerek albümü dinlemek daha anlamlı olacaktır: Eğer doğaçlama yapacaksan ve kulaktan çalamıyorsan o zaman çaldığın yalnızca önceden öğrendiklerindir; gerçekleşene cevap vermiyorsundur, hatta kendine bile2. Ortalama bir albümün bile benim gibi dışardan bir göz tarafından yeterince şık algılandığı caz dünyasında zeki, içten ve parıltılı duran bu iş, küçüklüğünden beri caz müziğin içinde olan dinleyiciler veya müzisyenler için ne ifade eder kestiremiyorum fakat benim gibi farklı türlere açık insanlar için tecrübe edilmesi gereken bir çalışma. Caz müziğin kendi içinde ayrı bir dünyası var ve kolaylıkla aşina olunabilen rock, elektronik, hiphop gibi türlerden farklı olarak uyum sağlayabilmek ve sağlıklı değerlendirebilmek için ciddi birikimin gerektiği bir alan. Bu yüzden caz izole olmayıp, büyüyebilmek, güncel müziğin görünür parçası olabilmek için 70'lerin başında fusion ile olduğu gibi diğer türlerle ortak noktalar yaratarak entegre ve değişime açık olmak zorunda. Çünkü sistemin ne böyle bir ihtiyacı ne de bunu başarma kapasitesi mevcut. Albüm kapak çalışması: War on Drugs, Kevin Morby, Sharon Van Etten, Luke Temple gibi isimlerin albüm kapaklarında da imzası bulunan fotoğraf sanatçısı ve Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde yardımcı doçent Dustin Condren'e aittir1. Fotoğraf alanında The Wire, Matador Records, Atlantic Records, Rough Trade gibi çeşitli şirketlerle çalışmış, fotoğrafları The New York Times, The Guardian, Bild gibi birçok gazetede ve NPR, Noisey, Pitchfork, vb. online dergilerde yer bulmuştur. Kanadalı post punk/indie rock dörtlüsü Women'ın, gitarist Chris Reimer'in ölümüyle 2012'de dağılmasının ardından gruptan Matt Flegel ve Michal Wallece'ın kurduğu Preoccupations esasen başta The Viet Cong were always bad ass in the movies fikrinden ortaya çıkarak2 Viet Cong ismiyle kurulmuş ve albüm de Viet Cong adıyla çıkmıştı. Vietnam Savaşı'nda kurulmuş Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi'ne karşılık gelen Viet Cong ismi grubun bilmediği rahatsız edici politik anlamlar taşıdığı için bazı konserlerinin iptal edilmesinin yanında3, Flegel 2015 tarihli bir röportajda verdikleri her konserde nefret maili aldıklarını söyleyerek durumun daha net idrak edilmesini sağlamıştı4. Dolayısıyla, grup 2016 yılı itibariyle kariyerine Preoccupations ismiyle devam etmekte. Grubun debut'unda, 70'ler sonu 80'ler başı post-punk altın çağından çıkma çalışmaların gücünde bir müzikalite sunulurken, prodüksiyon açısından ise zamanı takip eden modern bir tutum benimsenerek oluşturulan kılıfın üstüne endüstriyel dokular inşa edilmiş. Bu dokular sizin terk edilmiş bir mekanın boşluğunda yankılanacak enstrümanların çıplak gürültüsünü, kasvetini ve keskinliğini hissetmeniz için oluşturulmuş gibi. Bir nevi nihilizmin ve mekanikliğin birlikteliği amaçlanmış. Bu çalışma gösteriyor ki insanların post-punk yapmak istediğinde Joy Division'dan daha çok This Heat'ten etkilenmiş olmaları orijinal sesler üretebilmek adına faydalı ve bu sahne için sevindirici5."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-33/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kapak fotoğrafı Ruvan Wijasooriya'ya aittir. Geçmişi anımsatan ve insanların yaşamadıkları döneme nostalji hissetmelerini sağlayan bir fotoğraf amaçladığından bahsetmiştir1. Müzisyen, DJ ve prodüktör James Murphy tarafından kurulmuş elektronik, disko, post-punk füzyonu grubun üçüncü albümü This is Happening normalde grubun dağılmaya karar vermeden önce çıkardığı son albüm olacaktı fakat dağılmaktan vazgeçtikleri için artık değil. Hatta Murphy, bu dağılma açıklaması sonrası grupla son konser diye Madison Square Garden'da çıkıp ardından grubu devam ettirdiği için haklı eleştirilere maruz kalmıştır. Esasen bütün bu dağılma mevzusu Murphy'nin 32 yaşında grubu kurduktan sonra 35'inde grupla ilk albümünü çıkarıp ünlü olduğu için bunu hep kendi içinde sorun haline getirmesiyle alakalı ve vaktinde 40 yaşına gelmeden önce LCD Soundsystem'i sonlandırmak istediğinden bahsetmişliği var2. Dolayısıyla bu albüm Murphy'nin 40 yaşında çıkardığı albüm oluşuyla grubun kariyerinde bir dönüm noktası. Albümü güzel yapan şey her zamanki gibi Murphy'nin anglofilliğine dayanıyor. Klasik post-punk yapılarını alıp elektronik, disko ve synth pop yaklaşımlarla birleştirerek yine ortaya harika parçalar çıkarmış. 70'ler sonu 80'ler başı new wave'de duyduğumuz poliritmik yapıların üstüne inşa edilen pop yürüyüşlerinin elektronik müzikle bir tür güç gösterisine çevrildiği, sizi dans ettiren parçalar. Tüm bu usta müzikal yapılara Murphy'nin deliliğini yansıtan lirikal absürdlükler eklenince hayli kendine has bir ürün beliriyor. Bir albüme pop formatında 10 dakikaya yakın parçalar koymak ve bu parçaların size 3 dakikaymış gibi hissettirmesi çok zor bir iş. Neden Arcade Fire'ın Reflektor albümünde prodüktör koltuğunda Murphy'i tercih ettiğini veya David Bowie'nin Blackstar'da kendisiyle çalışmak istediğini anlamak istiyorsak bu albümü dinleyebiliriz. Ayrıca son referanstan Murphy'nin tek tek albümdeki şarkıları anlattığı video izlenebilir. Albüm kapak çalışması: Bruce Davidson tarafından 1967 yılında Duffy & Sons sirkinde çekilen fotoğraf kullanılmıştır. Sirk İrlanda'yı hala turlamaktadır. Grup fotoğrafın kusursuz olduğunu çünkü hem performansı hem de performansın savunmasızlığını temsil ettiğini ifade etmiştir1. İlk albümleri Dogrel ile hızlı bir çıkış yakalayan, sözlerindeki Dublin ruhu ile müziğindeki post-punk estetiğini, dinamizmini ve garage rock'ın ferah kirliliğini birleştiren İrlanda'dan post-punk/garage rock beşlisinin ismini ilk kez IDLES konser afişinde alt grup olarak gördüğümde merak edip dinlemiş ve çok beğenmiştim. Grubu belli bir süre hiçbir görsel materyale bakmadan dinlediğim için vokal Grian Chatten'ın kafamdaki imajı; şarkıda konuştuğu zamanlar Mark E. Smith'i ve söylediği zamanlar Julian Casablancas'ı anımsatmasıyla bu iki ismin karışımı şeklinde olmuştu. Grubu dinledikçe aklımda hayali imajlar belirmeye başlamış ve buna artık son vermek adına kendimi live videolarında bularak Chatten'ın sahnedeki rahatsız duruşu ve absürd tikleri ile Ian Curtis arasında benzerlikler kurmuş ve en sonunda sahnede görülen, albümde sesi duyulan keskin İrlanda aksanlı Dublin delikanlısı vokalin aslında hiç kimseye benzemediği kararına varmıştım. Ayrıca, albümdeki yoğun Dublin konsepti düşünüldüğünde, Chatten'ın en sevdiği albümün The Pogues'dan Red Roses for Me olması da gayet doğal2. Albümde, aksanı ve vokal tarzıyla grubun müziğinin farklılaşmasındaki önemli aktörlerden Chatten'a eşlik eden muazzam bir garage rock ve post-punk altyapı var. Kompozisyon açısından fazlasıyla övgüyü hak eden; birbiriyle dans eden davul ritimleri, bas yürüyüşleri, gitar ve vokal melodilerinden oluşan bir iş. Rock 'n' roll enerjisi ve post-punk enstrümantasyonu art punk tutumuyla birleştirilmiş. Dublin'e gidip sokaklarını Dogrel dinleyerek gezme dürtüsü aşılıyor. İlk albümüyle bünyemde fazlasıyla heyecan yüklemesi yapan Fontaines D. C., yeni çıkacak çalışmalarını dört gözle beklediğim gruplar arasındaki yerini çoktan almıştı fakat ikinci albümleri ile beklentimi çok karşılayamadılar. Yine de Dogrel'in üzerimdeki etkisi üçüncü albüm için de meraklanmama sebep."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-34/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: James Lenous Lane'e aittir1. Debut'su Tawk Tomahawk'ı bağımsız yayınlayan ve başta DJ Gilles Peterson olmak üzere Questlove, Erkyah Badu, Flying Lotus, D'Angelo, Prince, Animal Collective gibi isimlerin dikkatini çeken Melbourne'den dörtlü, albüm kapakları kadar renkli ve saldırgan. R&B, soul, elektronik ve caz elementleri birleştiren grubun harika vokal performansı ve eklektik müzikal altyapısıyla dikkat çekme konusunda pek sıkıntı yaşaması olası değil. Bundan ayrı, albümde konuk edilen ve hem prodüktörlük tarafı hem de solo albümleri ve A Tribe Called Quest çatısı altında yaptıklarıyla müzisyenlik tarafı ile saygı ve sevgimi kazanmış Q-Tip, kendi adıma albüme farklı bir karakter kazandırıyor. Grubun kendini future-soul olarak tanımlaması ile ilgili konuşan vokal/gitar Nai Palm, soul'un bir throwback element olmasını sevdiğini fakat geleceğin tanımlanamaz ve gelecekteki herhangi bir şey olduğunu belirtmiş2. Grubun en planlı ilerleyen şarkısında bile hissedilen deneylerin varlığını açıklayan bir cümle olmuş. Bu albüm ile farklı ülkelerde konser verme şansı yakalayan ve R&B kategorisinde Grammy'e aday olan ilk Avustralyalı grup olma özelliğini elinde bulunduran dörtlü R&B oldukları kanısında değil. Hatta Palm bu türden etkilenmediğini, onu vuran şeyin Sahra çölünün göçebe müziğindeki insan ruhunun direkt ve ham ifadesi olduğunu söylemekte3. Albüm kapak çalışması: To Pimp a Butterfly ve Untitled Unmastered albümlerinin de tasarımlarına imza atan Vlad Sepetov'a aittir1. 2018 yılında The Guardian'da yayınlanmış2 adadaki caz müziğin yükselişi ile ilgili bir yazının ilk paragrafında ismi geçen ilk kişinin bir caz sanatçısı değil, Amerikalı hiphop sanatçısı Kendrick Lamar'ın olması bir tesadüf değil; kendisinin etki alanını gözler önüne seren küçük ama değerli bir kanıt. Bu dünyada yapmanın çok zor olduğu şeylerden biri hem yer altında hem ana akımda heyecan dalgası yaratabilmek. Bunu yapanlar zaten efsane oluyorlar; Pink Floyd, Nirvana veya Radiohead gibi. To Pimp a Butterfly ile yer altı kralı olan Lamar ana akım krallığını DAMN. ile taçlandırıyor. Papadan kutsamayı ise Pulitzer Ödülü ile alıyor. Papalık on yıllarca rock, elektronik, pop gibi türleri pas geçerek klasik ya da caz müzik türü dışındaki ilk kutsamasını hiphop'a yapıyor. Bunda asıl etken hiphop'tan ziyade Lamar'ın kendisi. Hiphop yaparak türün sınırlarını aşan ilk sanatçı da olabilir. To Pimp a Butterfly sonrası Lamar'ın patlaması için bardağı taşıracak son damla yeterliyken, DAMN. ile bardaktan taşan suyun masadan yerlere aktığını gördük. Albümün hiphop olmayan hatta bilindik şarkı kalıplarına uymayan açılış parçasından bize doğru yaklaşmakta olan şeyin hiphop'ın aracı olduğu bir müzikal başyapıt olduğu anlaşılıyor. Hali hazırda hiçbir albümünde filler parça olmayan Lamar, albüm boyunca entelektüel derinliği ve anlık eğlenceyi aynı potada eritmeyi nasıl başardı hiçbir fikrim yok. Albüm sizi oturup müziğe odaklanmak ve düşünmek ile kendini sadece şarkıların güzelliğine bırakarak ruhunun dans etmesi arasında seçim yapmaya zorluyor. Kendrick Lamar olmasa ülkemizde Müptezhel gibi bir albüm çıkar mıydı emin değilim. Ezhel'in Lamar'dan etkilendiğini ve onun vizyonundan faydalandığını görmemek imkansız. Dolayısıyla, Lamar'sız bir dünyada Türkiye'de hiphop'ın ana akımlaşma sürecini başlatan Müptezhel'in yokluğu sonucu yer altı ile üstü arasında devam eden bir hiphop sahnesi olurdu ve genellikle şu anki ortamın sorumlusu kabul edilen trap'in de adını pek duymuyor olurduk. 2050 yılına ışınlansam ve bana şu ana kadar üç müzisyen3 Nobel kazandı dense, üçüncü ismin Kendrick Lamar olduğunu söylerdim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-35/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: 1936'da Weird Tales dergisinde yayınlanan görselin orijinali Virgil Finlay'e aittir. Daniel Lopatin bu kafatası yansıyan çizimi Tumblr'da gördüğünü belirtmiş; hastalıklı olduğunu düşündüğünü ama aynı zamanda iskeletin makarnamsı saçlarından dolayı mizahi bulduğunu söylemiştir1. Oneohtrix Point Never, gerçek adıyla Daniel Lopatin, beşinci stüdyo albümü Replica ile albüm kapağındaki sempatik korkuyu müziğine de yedirmiş görünüyor. Önceki albümlerindeki synth yoğunluklu katmanların yerine bu sefer sampling yoluyla oluşturduğu yapılarla bir tür plunderphonics örneği sunmakta. İsmini Boston'daki soft rock radyo kanalı Magic 106.7'yi modifiye ederek oluşturan bir insanın böyle bir üretim metodu tercih etmesi çok da şaşırtıcı değil. Lapatin albümde kullandığı seslerin önemli bölümünü 80'ler ve 90'ların ilk yarısındaki televizyon reklamlarında kullanılan müziklerden almış. Bunları bulabilmek için ise Videomarcials adında insanların izlenmesi için reklamlar koyduğu bir internet sitesinden faydalanmış ve o zamanki reklamlarda dönemin teknolojisinden faydalanılarak üretilmiş çeşitli seslerin oldukça yaratıcı ve ilginç olduğuna değinmekte2. Yankılı gürültüleri absürd döngüler ile tekrardan işleyen sanatçı gizemin, kasvetin ve melankolinin egemenliğinde bir tür ambient duygu dizisi oluşturmakta. Modunuzun pek de iç açıcı olmadığı fakat ruh halinizi tam olarak anlamlandıramadığınız veya ne dinleyeceğiniz konusunda net bir fikriniz olmadığı zamanlarda Replica her zaman yardıma koşacaktır. Lopatin'in albümün prodüktörlerinden Al Carlson ile albümdeki her şarkı üzerine eğildikleri röportajı3 da incelemek faydalı olacaktır. Albüm kapak çalışması: David Bowie'nin daha önceki albümlerinde de birlikte çalıştığı grafik tasarımcı Jonathan Barnbrook'a aittir. Barnbrook, kapağın, ölümcüllüğü ile yüzleşen bir adam olduğunu ve kapağa albümün ismini yazmak yerine siyah yıldız sembolü koymanın müziği temsil eden bir tür sona erme, karanlık ve basitliği içerdiğini söylemiştir1. David Bowie'nin ölümünden iki gün önce, 69. yaş gününde çıkan 25. albümü bugün tam 5 yaşında. Albüm kapağında kendisinin olmadığı tek albümü olması ve kanser olan sanatçının albüme bir kanser lezyonunun ismini vermesi de2 insanı uzaklara daldırıyor. Esasen albüm Bowie'nin ölümü ile birçok ortaklık barındırıyor hatta konseptinin ölüm üzerine olduğu söylenebilir ve bunun üzerine sayfalarca yazılabilir. Bu albümü unutulmayacak kılan en önemli faktör ölmekte olduğunu bilen bir sanatçının ölüm üzerine bir eser bırakmasındaki gerçekliğin çıplaklığı. Ölüm üzerine sayısız eser verilmiş fakat yaratıcıları ne kadar kusursuzca hayal etmiş olsa da üretirken ölüm hissinin çok uzağındaydı. Kısacası, ölümü duymak istiyorsak bu albümden daha sahi bir çalışma olmayabilir. Fakat albümün prodüktörü Tony Visconti'nin dediklerine bakılırsa Bowie ölümünün son birkaç ayına kadar hastalığının ölümcül olduğunu bilmiyordu ve bir albüm daha yapmak istiyordu3. Blackstar, günümüzdeki hiçbir müzikal eğilimi, grubu, albümü çağrıştırmıyor. Sanatçının rock ve caz müziğin arasındaki boşlukta oluşturduğu kara deliklerin sizi yaklaşmanız için cezbettiği emsalsiz bir iş. Sanki Bowie yaşlılığının tam tersine genç jenerasyondan bir sanatçı gibi zamanı ustalıkla koklayabiliyor ve bu jenerasyonun bile içinden sivrilerek geleceği kurgulayabilme becerisini gösteriyor. Kendi yaşıtları gençliklerinin kötü bir kopyasını sunabilmeyi başarı olarak görürken onun son albümü ile yaptıkları bir tür sendromdan kaynaklanıyor olsa gerek. Bowie'yi çeşitli albümlerinde Major Tom, Ziggy Stardust, the Thin White Duke, Aladdin Sane gibi farklı kişiliklere büründü. Fakat bu sefer kendisiydi ve ölümünü bile üretiminin parçası haline getirecek derecede sanat tutkusuna sahip olduğunu gördük. Karantinada üretme motivasyonunu kaybetmekten yakınan insanların işlevsizliğinin yanında Bowie'nin ölmekteyken bile taze tuttuğu yaratma arzusu çok daha çarpıcı hale geliyor. Blackstar benim için vizyonun ve üretme bağımlılığının bir sembolü."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-36/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Mitski'ye aittir1. Daha fazla güvenilir detay bulunmamakta. Japonya ve ABD'yi birlikte düşündüğümde zihnimde ilk beliren şeyler II. Dünya Savaşı'nda iki ülke arasında yaşanan felaketler, Trump'ın Japonya Başbakanı Shinzo Abe'nin elini absürd şekilde sıkışı, vaktinde Japonya'nın en iyi ramen restoranını açmış ve şu an New York'ta yaşayan şef Ivan Orkin ve son olarak, tabii ki Mitski oluyor. Annesi Japon, babası Amerikalı, Japonya doğumlu, New York'ta yaşayan, gerçek adıyla Mitsuki Francis Laycock, sahne ismiyle Mitski Miyawaki kısacası Mitski, üçüncü albümü Bury Me at Make Out Creek ile 90'ların cızırtılı ve gürültülü alternatif rock müziğini 2010'ların naif indie rock'ıyla bir araya getiriyor. 24 yaşında çıkardığı albümde kimi mecralarca punk folk diye de adlandırılan sularda kürek çeken Mitski, dokunaklı vokalleri ve fuzz bulutu içinde bıraktığı huzur dolu bas ve gitar yürüyüşleri ile duygusal atmosferi hakim kılarken, bu atmosferi sözlerindeki kişisel hikayeler ve tecrübeleriyle sunuyor. Albüm ile ilgili olarak insanların ağlamasından hoşnutum çünkü albümü yazarken hep ağlıyordum ve bu yüzden insanların geldiğim yere ulaşmasından memnunum diyen2 Mitski, 2017'de verdiği bir röportajda ise müzik yazmanın sihirli olduğunu ve çok fazla gizem barındırdığını öte yandan yazarken düzenleme yapmadığını ve düzenlemenin rahatsızlık getirdiğini belirtiyor3. Babasının görevi dolayısıyla hayatı boyunca çok fazla ülkede bulunmuş Mitski, lise yıllarının ufak bir bölümünü de Ankara'da geçirmiş. İlk şarkısını ani bir dürtü ile Ankara'da yaşadığı dönemde yazan4 sanatçının ilk kez şarkı söyleyebildiğini fark ettiği an da Ankara'dayken ve o anı That morning in Ankara, suddenly there was something that was coming out of me that I could sing and it was just such a rush. diye ifade etmekte5. Bunlar bir tesadüf mü yoksa Ankara hakkında söylenegelen insanlarda sanat yapma isteği doğuran, şehrin gri havasındaki ilham veren büyüden mi bilinmez ama şu an aklıma gelenler arasında Ankara doğumlu Joe Strummer ve Ankara'da yaşamış Peter Murphy'den sonra ilk şarkısını Ankara'da yazmış Mitski'yi de Ankara'da doğmuş veya yaşamış yabancı müzisyenler kategorisine bir Ankaralı olarak gururla ekliyorum. Albüm kapak tasarımı: Kapak fotoğrafı Mitch Epstein'a aittir1. Deniz ürünlerine tutkunun ifadesi için kullanılan denizden babam çıksa yerim tabirinin farklı bir alandaki karşılığı caz severler için Brad Mehldau'dan ses çıksa dinlerim olabilir. Piyanist sanatçının devasa ve farklı renkler barındıran kariyeri bir derya. Klasik yönelimlerden yenilikçi, zihin yakan, farklı disiplenlerden kök alan denemelerine; Radiohead gibi modern grupların parçalarından Bach gibi klasik bestecilerin eserlerine kadar çok farklı müzikal yapıları da caza olağanüstü uyarlayan ve kompleks yapılar sunup dinleyicilere basit olan güzeldir dedirten biri. İşini çok iyi yapan fakat bunu göstermekle veya pazarlamakla uğraşmadığı için dikkat çekmeyen bundan da rahatsız olmayan başarılı insanlardan. Karantinadayken yaptığı müzikleri Suite: April 2020 adıyla eskiz gibi sunan Mehldau, bu çalışmasını yeni ve büyük bir albüm pazarlamasıyla sunabilir ve yıl sonu listelerinde rahatlıkla yer bulabilirdi. Bir başka deyişle, başkasının üretim potansiyelinin ötesindekileri eskiz edasıyla yayınlamakta kendisi. Her ne kadar caz müzik son yıllarda Birleşik Krallık'taki yeni dalgayla öne çıkıyor olsa da caz müziğin anavatanı Amerika'nın köklü caz kültürü hep ve hala çok verimli. Son dönemin gözdesi Kamasi Washington'ı da çıkarmış bu verimli topraklar sayısız müzisyeniyle üretmeye devam ediyor. Brad Mehldau da yanına kontrbasta Larry Grenadier ve davulda Jeff Ballard'ı alarak prodüktörlüğünü de üstlendiği Seymour Reads the Constitution!'ı sunuyor. Yatıştırıcı, şaşırtıcı fakat dengeli caz parçaları barındıran albüm huzur içinde keyfi veya keyif içinde huzuru hissetmek isteyenler için birebir. Ferah, melodik, sürükleyici, doğal tınıda harika sesler içeren albüm Paul McCartney, Brian Wilson, Sam Rivers gibi sanatçılardan da uyarlamalar içermekte. Albüm ismini 2014'te vefat eden aktör Philip Seymour Hoffman'dan almakta. Mehldau rüyasında Hoffman'ın kendisine ABD Anayasası'nı okuduğunu görmüş ve uyanır uyanmaz aklından uçup gitmeden albümün ilk melodisini yazmış. İki hafta sonrasında ise hayranı olduğu aktör maalesef vefat etmiş2. Albüm bu açıdan, benim gözümde Hoffman'ın ruhunun sindiği bir iş olma özelliği de taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-37/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: 17 Ekim 2020'de hayatını kaybeden punk rock plak şirketi Slash Records'un da sahibi Bob Biggs'in1 1976'da yaptığı bebek kafası çizimlerindendir. Grubun lideri Michael Gira 76/77 yıllarında karşılaştığı Biggs'in bebek resimlerine Mona Lisa'ya bakar gibi baktığını ve 81 yılında kullanmak için Biggs'den hayır cevabı alsa da resimlerin onu çağırmaya devam ettiğini ve sonunda bu albüm için Biggs'in iznini alabildiğini söylemiştir2. Gira, aynı anda hem müziğe direkt işaret eden hem de müzikten uzaklaştıran imgeler bulmaya çalıştığını belirtmiş; kurucusu olduğu ve Swans albümlerini çıkardığı plak şirketi Young God'ın ise her zaman ikonik veya merkezinde güçlü bir imge bulunan kapakları seçtiğine değinmiştir2. 83 tarihli debut'su Filth'ten 96'daki Soundtracks for the Blind'a kadarki 15 yıllık dönemde no wave, noise, endüstriyel, post-punk karışımı alçıyla insanların kulak deliklerini kapatarak dış dünyadan soyutlayan ve distopik bir hayal dünyası yaratan Swans'ın, 2010'lardaki yeniden şahlanışının deneye tabi meyvelerinden To Be Kind, grubun kariyerindeki en güçlü işlerden biri olarak öne çıkıyor. Swans'ın Gira'nın kovboy şapkasıyla akıllara kazınan imajının yanına 1800'lerde ABD'de ortaya çıkmış hayali bir mezhebi de koymasındaki en büyük etken albümün sizi bir ritüelin ortasında kalmışsınız ve şaşkınlıkla etrafınızda olup bitenleri izliyormuşsunuz gibi hissettirmesi. İki saat süresi ve yoğun atmosferiyle bitirebildiğinizde sizi bitkin fakat mutlu bırakacak albüm, belli bir süre herhangi bir müzik dinleme isteğinizin de kaybolmasına sebep olacaktır. Nasıl bir ritüelde ara vermek tüm büyüyü bozuyorsa, bu albümü de ara vermeden dinlemek gerekiyor. Liriklerinde Gira'nın albümde en çok vurguladığı kelimelerden aşk başta olmak üzere şiddet, inanç, arzu, nefret, aç gözlülük gibi temel kavramları harmanlayan oldukça spiritüel atmosferinin yanında; müzikal açıdan ise tekrara dayalı, efekt ve ses bulutlarıyla kaplı, çok katmanlı, çiğ ve agresif bir çalışma. Birçok röportajında anılarının ve okuduklarının yanında özellikle izlediği filmlerin yazdıklarına yansıdığına değinen albümün prodüktörü ve sözlerinin sahibi Gira, kendisi için filmleri ultimate medium olarak tanımlamış ve bu yüzden albümlerin soundtrack-y kaliteye sahip olduğunu söylemiştir4. Swans bir boşluğunuzda dur biraz dinliyim denecek gruplardan değildir, bu albümü ise hiç değildir. Dinleme saatini önceden planlamalı ve konsantre şekilde tecrübe etmelisiniz. Albüm, dinleme eylemi ana veya tek aktör olduğu takdirde haz verecek, olmadığında ise rahatsız edici ve anlamsız bir gürültüden ibaret olacaktır. Albüm kapak çalışması: Sufjan Stevens'ın 2012'de vefat eden annesi Carrie ile üvey babası Lowell Brams'in evli oldukları dönemden eski bir fotoğraflarıdır1. Adını Sufjan Stevens'ın annesi Carrie ile üvey babası Lowell Brams'den alan albüm, sanatçının Brams ile 99'da kurduğu plak şirketi Asthmatic Kitty'den çıkardığı; annesinin ölümü üzerine kendisinin ve ailesinin anılarından ilham aldığı bir çalışma. Sanatçı, albümün içerdiği duygu yoğunluğu ile ilgili olarak şarkıları yas tutma amacıyla yaptığını ve o dönem gitgide daha da kuşku ve ızdırabın içine düştüğünü belirterek, o zamanı a year of real darkness diye tanımlıyor2. İnsanın konuşmaktan bile çekindiği, en fazla kendi içinde yaşayabilecek cesareti gösterebildiği anılarını müziğinin bir parçası yapması ve herkesle paylaşmasından daha gerçek bir üretim olamaz. Stevens bu gerçekliği; davulun, orkestral düzenlemelerin olmadığı sadece içten vokallerin hoş gitar tınılarıyla buluştuğu tarifi mümkün olmayan güzellikte bestelerle birleştirerek muhteşem bir folk örneği yaratmış. Son 20 yılda çıkan en başarılı folk işleri düşündüğümde aklıma ilk gelenlerden. Bu albümden bahsediliyorsa sanatçının hayatında çok önemli bir yeri olan Lowell Brams'e ayrı önem vermek gerekiyor. O, Stevens için bir babadan bile daha öte, ona annesini geri getiren kişi olmuş. Şizofreni, depresyon gibi hastalıklarla mücadele eden ve çocuklarını terk eden Carrie, Brams ile tanıştıktan sonra tekrardan çocuklarıyla bir hayat kurabilmiş. Brams işe o dönemi şöyle ifade etmekte: Carrie ile evliyken geçirdiğimiz en güzel zamanlar çocuklar bizimleykendi3. Aynı zamanda amatör müzisyen ve plak koleksiyoncusu olan Brams, Stevens'ı Leonard Cohen, Frank Zappa, Wipers, Nick Drake gibi isimlerin müzikleriyle tanıştıran kişi. İlk müzik grubunu kurduğunda destek vermiş ve karışık kasetler yollamaya devam etmiş2. Sufjan Stevens bu albümü This is not my art project, this is my life diye tanımlamakta ve annemin ölümünün ardından acıya rağmen huzur ve sükunetin peşinden gidebilmek için yapmam gerekiyordu diye ifade etmekte3. Bu albüm üzüntü dolu. Stevens'a acı çektiren anıların yerine kendinizinkileri koyarak albümü dinlediğinizde ise ruh sağlığınız açısından devamında eğlenceli bir şeyler açmanızı tavsiye ederim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-38/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Vampire Weekend'den Rostam Batmanglij'in Flickr'da New York City 83 diye arama yaptığında bulduğunu söylediği1 kapak görseli; 2015'te vefat etmiş, New York'tan fotoğrafçı ve film yapımcısı Tod Brody'nin 83 yılının yazında çektiğini ve lisansını aldığını iddia ettiği dönemin foto modellerinden Ann Kristen Kennis'in Polaroid fotoğrafıdır. İddialara göre grup fotoğrafı Brody'den 5 bin dolara satın almıştır. Fakat, Kennis kendisinden izin alınmadığını ve Brody'i hayatında hiç tanımadığını söyleyerek Brody'e, Vampire Weekend'e ve XL Recordings'e 2 milyon dolarlık dava açmıştır. 13 yaşındaki kızının fark etmesiyle fotoğrafının kullanıldığından haberdar olan Kennis başta umursamasa ve durum hoşuna gitse de kendini gazetelerde ve dev konser afişlerinde görünce dava açmaya karar verdiğini belirtmiştir2. Sonrasında grup da Brody'e dava açmış3 ve 2011'de Kennis, grup ile açıklanmayan bir meblağda anlaşmaya vararak açtığı davayı reddetmiştir4. Tarihte Fela Kuti, Miriam Makeba, Youssou N'Dour, King Sunny Ade, Osibisa, Tabu Ley Rochereau gibi isimlerin rock, pop, R&B ve caz'ı entegre ederek görünür kıldıkları Afrika müziğinin batılı müzisyenlerdeki yansımalarına baktığımızda öne çıkan albümler nedense hep 80'lere ait: Talking Heads'den Remain in Light, Paul Simon'dan Graceland, Peter Gabriel'den So, Lizzy Mercier Descloux'dan Mambo Nassau, vb. Ve bu mükemmel birlikteliğin 20 yıl sessiz kaldıktan sonra New York'tan Vampire Weekend adında bir indie pop grubunda tekrardan gün yüzüne çıkmasını güzel bir sürpriz olarak yorumlamaktan başka şansım yok. Aradaki bu uzun sessizliğin varlığının ve sadece Vampire Weekend'de son bulmasının şüphesiz nedenleri var fakat bunun başka bir yazının konusu olduğu da aşikar. Grup debut'sundan sonra ikinci albümü Contra'da da Afrika ritimlerini renkli punk yapıları ile buluşturarak indie pop içinde eritiyor ve damakta kuvvetli, neşeli ve sofistike tatlar bırakıyor. Müzikleri, şarkı sözleri, klipleri, imajları ve yaşamları ile beyaz insan algısı yaratarak whitest band in the world, privileged white elitists, vb. ithamlara hatta Afrika müziklerini kullandığı için kültürel emperyalistler yaftalamalarına maruz kalacak düzeyde inanılması güç tartışmaların konusu olmuş grup, albümün çıkışından üç gün sonra gerçekleşen bir röportajda, bu saçma konudan ne kadar sıkıldıklarını verdikleri şu cevapta özetlemiş: Don't call us white5. Indie müziğin 2007-2012 yılları arasını kapsayan son altın çağını yaşamasında katkısı olan albümlerden Contra, bugünden bakıldığında Vampire Weekend için neden son büyük indie grubu denildiğini kanıtlar nitelikte. Albüm kapak çalışması: Jamie xx'e ait bir tasarım. Daha önce çıkardığı bütün albümleri temsil etmesini istediği için renk spektrumu yaratmak istemiş. Kapağın ön yüzünde The xx'den Romy'nin tasarladığı x'in beyaz renk tek bacak logosu, arka yüzünde ise siyah renk logo bulunuyor. Beyaz ve siyah logolar The xx'in iki albümünü sembolize ediyor1. Rave müzik devriminin yaşandığı yıllardan 1988'de doğan elektronik müzik sanatçısı ve The xx grubu üyesi Jamie Smith, bilinen diğer adıyla Jamie xx, özellikle 90'lı yıllara hükmeden bu müzik gece kulüplerini domine ederken daha çok küçüktü fakat o zamanlarda hayli etkin olan Plastic People gibi mekanların yıllar sonra içine girerek elektronik müziğin etkisi altına girdi2. Smith'in üzerindeki bu sarsıcı etki, sanatçının The xx ile kaydettiği fevkalade indie pop/indietronica albümlerinden sonra Young Turks etiketli ilk solo albümü In Colour'da tamamen somutlaştı. Sanatçı albümde sampling, synth kullanımı, prodüksiyon, ritim yaratma, vb. alanlardaki yeteneklerini ve fikirlerini göz alıcı şekilde sergiliyor. Bu albümün bilinirliğinde tabii ki Jamie xx'in grupla edindiği itibar da etkili fakat tüm bunlardan bağımsız değerlendirildiğinde karşımızda ayakları yere çok sağlam basan bir UK bass/future garage albümü duruyor. In Colour'ın serüveni en basit ifadeyle Jamie'nin bu kadar The xx yeter biraz da kendim bir şeyler yapıyım hikayesinden çok uzak bir gerçekliğe dayanıyor. Öyle ki sanatçı daha The xx'in yeni kurulduğu zamanlarda Florence and the Machine, Adele gibi isimlerin parçalarına çeşitli remix'ler yapan bir isimdi. 2011'de Gil Scott Heron'ın parçalarını remixlediği We Are New Here isimli albümü çıkardı. Ardından ilerleyen senelerde bazıları In Colour'da da yer alan birçok single çıkardı. 2014 yılından bu yana da çeşitli DJ performansları sergilemekte. Jamie xx, In Colour'da siyah giyinen pozitif insanlar olduklarını göstermek istediğinden bahsederken, belli bir akım dahilinde parçalar üretmektense zamandan bağımsız olan bir klasik ortaya koyma amacında olduğuna ve dans müziğin tarihi çok eski olmadığından çılgın şeyler yapmak için daha çok yeni alan bulunduğuna değiniyor3. Albümün içeriği bu söylenenleri kanıtlar nitelikte. Depresifliğin tam zıt kutbunda, güçlü bir karanlığın kontrolündeki oturaklı parçalara sahip. Ayrıca; Justice, Kanye West, M. I. A gibi isimlere hazırladığı ultra sorunlu fakat dehşet güzellikte klipler ile bilinen Romain Gavras'ın çektiği Gosh'ın klibine de göz atmak ihmal edilmemeli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-39/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Fotoğraf Andrew Zaeh'a aittir1. Sanatçının kafasındaki The Archandroid Crown ise 500 yıl önce sanatçı, heykeltıraş ve mucit Zoman Ignatius tarafından yaratılmış bir tasarım. Sadece Archandroid tarafından takılabilen ve ona birtakım doğa üstü güçler sağlayan bu taç, Metropolis antik kentini içermekte2. 25 yaşında yayınladığı debut'nun bir konsept albüm olması ve bunun yılın en öne çıkan çalışmaları arasına girmesi gerçekten büyük bir olay. Yaratılan müzikal kompozisyonun konsept anlatının yoğunluğu altında ezilmemesi ve tam tersi bu iki elementin birbirini beslemesi ise bu olayın patlak vermesindeki itici güç olsa gerek. Amerikalı müzisyen Janelle Monae, The Archandroid ile bunu başarırken Big Boi, Of Montreal ve daha birçok ismi albümünde ağırlamayı ihmal etmiyor. Esasen Monae 1927 tarihli Metropolis filmini baz aldığı ve bir insana aşık android olan Cindi Mayweather'ın alter egosu olduğu3 konsepte 2007 tarihli ilk EP'si Metropolis'te başlamıştı ve bu albümünde de ikinci ve üçüncü süitleri konu aldı (2013 tarihli ikinci albümü Electric Lady'de de konsept süitler üzerinden devam etmiştir). Albüm sizi 90'ların kalite kokan R&B denizinin içine sokuyor ve denizin içinde gözlerini açtığınızda funk, art pop, soul, saykedelia gibi çok çeşitli canlılarla çevrili olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bir kutupta coşkunun diğerinde romantizmin yer aldığı bu bilim kurgu evreninde her şarkı her ülke gibi kendine özgü, ayırt edilebilir ve hafızada kalıcı. Monae 2010 tarihli The Washington Post'ta yayınlanan röportajında4, ben androidden bahsediyorum çünkü bu ötekiyi temsil ediyor ve ben bir noktada öteki gibi hissediyorum yani azınlık gibi diye belirtiyor. Ona göre gelecekte androidlerle birlikte yaşayacağız çünkü çoğunluk ile azınlık arasındaki çatışmada bir arabulucu gerekli. Metropolis filminden şu repliği hatırlıyor: The mediator between the hand and the mind has to be the heart. O kendini bir kalp olarak görüyor ve insanları bir araya getiren sanatçı olduğu kanısında. Albüm kapak tasarımı: Samuel Muir'e aittir1. Gruplar Khruangbin'in bandcamp sayfasında yaptığı gibi doğrudan müziklerini tanımlayınca ve birtakım açıklamalar yapınca bunun hem olumlu hem de olumsuz sonuçları oluyor. Olumlu sonuçları sizi araştırma, fikir üretme zahmetinden kurtarması ve öznel yoruma gerek olmadan doğru bilgiyi direkt vermesi; olumsuzları ise müzikleri hakkındaki hayal gücünüzü sınırlaması ve insanlarla tartışacağınız alanı daraltması. Ama bu noktada da müziğin en güzel yönü beliriyor ki o da ortaya çıkan işin artık üreticisinden bağımsız olması ve dinleyici için müzisyen ile aynı şeyleri ifade etmek zorunda olmaması. Ben yine de bu albüm için müzisyeni referans alacağım çünkü başka bir dinleyici için müzisyenin görüşlerinin benimkilerden daha anlamlı olduğu kanısındayım. Tayca'da engine fly anlamına gelen Khruangbin, ilk albümü Universe Smiles Upon You'yu bas ittirmeli saykedelia, Tarantino film müzikleri ve surf-rock'ın bir araya gelişi olarak tanımlıyor. 60'ların ve 70'lerin Tayland kasetlerini dinleyerek Güneydoğu Asya'nın pop, rock ve funk müziklerinden etkilenen Texas'tan üçlü, bu müziklerle eyaletlerinin ferahlığını birleştirdiklerini belirtiyor1. Sadece Güneydoğu Asya ile sınırlı kalmayan, Meksika'dan Batı Afrika'ya kadar çok çeşitli kültürleri harmanlayan grubun gitaristi Mark Speer, yaptıkları müziği Earth Music diye adlandırarak World Music teriminin kullanılmasıyla, benim ifademle İngilizce sözlü müzik dışındaki her şeyi tek bir kutuya atarak farklı ülkelerin ve kültürlerin müziklerinin küçümsenmesindeki hatayı vurguluyor. Mümkün olduğunca evrensel olmaya çalıştıklarını belirtiyor2. Grubun Türkiye'deki konserlerinde çaldıkları Sezen Aksu'dan Geri Dön parçasıyla olan uyumu amaçladıkları evrensellikte hayli başarılı olduklarının kanıtı. Aynı derecedeki uyumu dünyanın kıta fark etmeksizin herhangi bir ülkesinden şarkı örneğiyle de sergileyecekleri kanısındayım. Bu, aynı anda hem hiçbir yere hem de her yere ait olma durumu gruptaki saykedelik havanın ve yarattığı egzotik atmosferin en önemli sebebi. Bu albüm dingin tınıları ve pürüzsüz akıcılığı ile sizi hafifleten bir tür meditasyon."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-4/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Serinin diğer albümleri göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz. Brian Eno'nun kariyerinin ihtişamını anlamak için yaptıklarından ziyade yapmayı reddettiklerine bakmak yeterlidir. Mesela ilk akla gelen Souvlaki ve Californication gibi albümlerin prodüktörlüğünü reddetmiştir. Kim bilir bilinmeyen daha neler vardır. Bir ikinci dikkat çekici noktası ise kültleşmiş solo albümleri ve prodüktör olarak birlikte çalıştığı muhteşem sanatçıların yanında collaboration konusundaki iştahı desem abartmış olmam. Robert Fripp ve David Byrne başta olmak üzere birçok isimle tarihe geçen müzikler ortaya çıkarmıştır. Özellikle My Life in the Bush of Ghosts kendi isminin geçtiği tüm albümler arasında belki de en tüyleri dikleştireni. Eno bir kez daha iştahına yenik düşerek bu sefer de bu albüm sonrası yaptığı Immunity ve Singularity albümleriyle dikkat çekecek elektronik müzisyen Jon Hopkins ve ambient üzerine yoğunlaşan Leo Abrahams ortaklığında bana kalırsa 21. yüzyıldaki en iyi işi olan Small Craft on a Milk Sea'yi ortaya koyuyor. Ritimlerle dinamikleştirilmiş ambient ağırlıklı bu çalışma Eno'nun tabiriyle kompozisyonlardan ziyade çoğunlukla doğaçlamalara dayanmasının yanında, film müziği fikri ve yer zaman çağrışımıyla şekillendirilmiş. Eno doğaçlamalarda kişi faktörü olmadığını çünkü söyleyen, anlatan veya yönlendiren olmadığını belirtiyor. Bir nevi, doğaçlamalar bir kişilik dayatmasına izin vermeden, müziğin herhangi bir filtreden geçmeden kendi yolunu bulmasını sağlıyor. Eno ayrıca albümdeki parçaların eğer sessiz bir filmde kullanılsalardı filmin görüntüyü tamamlayacağını yani filmde müziğin kendisinden başka ekstra bir sese gerek olmayacağını söylüyor2. Son olarak, bu karantina günlerinde Eno'nun 2015 tarihli, yaratıcı işler ortaya koymak için yapılması gerekenleri anlattığı konuşmasından şu cümlesini anımsayalım: Don't get a job!3. Albüm kapak çalışması: Havuzun içine yatak odası kurulmuş ve Weyes Blood'ın fotoğrafı Brett Stanley tarafından çekilmiştir1,2. Natalie Laura Mering profesyonel adıyla Weyes Blood Sub Pop etiketli, son albümü Titanic Rising ile kariyerinde önemli bir sıçrama yaparak çağımızın kalburüstü şarkıcı/söz yazarları arasına giriyor. Bu albümle insanların ona 'Welcome to the music industry!' dediğini fakat esasen niyetinin hiçbir zaman solo müzisyenlik olmadığından, o egoyla doğmadığından aslında kadın üyeler içeren Sonic Youth, Talking Heads gibi grupları dinleyerek büyüdüğü için vaktinde bir grupta kadın olarak katkı sağlayan bir tür feminine support force olmayı istediğinden bahsediyor3. Öyle ki eskiden math-metal grubunda vokalistmiş. Hatta o dönemde katı bir misogynst olduğuna da değiniyor. Kadınlara bakış açısının Hemingway veya Bukowski'ninki gibi olduğunu ve kadınların zayıf olduğunu, güçlü olmak ve bir müzikal ortama dahil edilebilmek için sert, erkek agresifliğinde olmak gerektiğini düşündüğünü belirtiyor4. Tabii büyüdükçe doğal olarak bu düşüncelerinden sıyrılıyor fakat çevresini gözlemleme ve eleştirileri çerçevesinde kendini farklılaştırma yönteminden vazgeçmiş görünmüyor. Ne de olsa insanın düşünceleri değişse de genleri değişmiyor. Weyes Blood çevresindeki sıradan müziklerle ilişkisinde izolasyonu tercih ediyor. Kendi tabiriyle kendi şarkısını yazmayan büyük bir marka olmak istemiyor3. Amaçladığı farklılık ve orijinallik Titanic Rising'te olağanüstü. George Harrison'ın All Things Must Pass'i seviyesinde bir 70'ler pop kudretine ulaşmakla yetinmeyip, bu kudretli müziği 60'ların muzur saykedelia'sına ve çeşitli denemelerle elde etmeye çalıştığı ana akım dışı seslere bulayarak aslında çağ dışı kalarak yarattığı özgünlük ile çağın ötesine ulaşmış görünüyor. Bu albüm Weyes Blood'ın sesiyle büyülediği, her saniyesinden spiritüel ve masalsı estetik fışkıran müzikal yapıların karşınıza çıktığı hayali bir dünya. Aynı zamanda uçaktan paraşütünüzle atlamakta tereddüt ederken aniden arkanızdan iten ve kendinizi istemsizce görkemli bir manzaranın içinde bulmanızı sağlayan bir el gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-40/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kapak fotoğrafı yönetmen Charles-Andre Coderre'e aittir. Karl Lemieux tarafından yakma gibi birtakım teknik işlemlere tabi tutulmuş ve Yannick Grandmont yeniden fotoğraflamıştır1. Montreal'den Godspeed You! Black Emperor kariyeri boyunca hep yolculukta bol bol manzara seyrettiren, uzun soluklu, sizi bir senaryonun ögesi yapan, durağan, kısaca film gibi enstrümantal albümler yaptı. Buhranlı, kasvetli, iç karartan, tanımsız, umutsuz pasajlar ördü fakat ilk defa kıyamet gününe bu kadar yakın hatta ilk defa o günün geldiğini haber veriyor. Giriş şarkısı kıyamet gününü tüm dünyaya haber veren bir marş adeta ve devamında, albümün bitişine kadar bu sonu kutlar gibi. Hüzünlü bir şölene çeviriyor ve herkesi bunun bir parçası olmaya devam ediyor. En son 2002'de yayınladığı stüdyo albümünden bu yana geçen 10 yıllık araya son veriyor ve tekrardan dinleyicileri yarattığı trajedinin tanıkları haline getiriyor. 1997-2002 arası yayınladığı kültleşmiş üç albümüne eşit görkemde bir çalışma bu. Post-rock, drone, noise gibi türleri katmanlar haline getirerek bir tür kolaj sunan grubun müziğinin arkasındaki mantığı anlamak için bazı açıklamalarına bakmakta fayda var. Müzik endüstrisine karşı muhalif tavır sergileyen, gazetecilerin konserlerine bedava girmesini engelleyen, bağımsız şirket ve mekanlarla ortaklık yapan ve neredeyse tüm röportaj taleplerini reddeden grup sayılı röportajlarından birinde; herşey yolundaymış gibi davranmanın her geçen gün daha da zor hale geldiğini ve zenginin daha fazla, fakirin daha az almaya devam ettiğini söylüyor. Ülkelerinde yaratılan yığından kaçıp kıyılarına gelen insanların ülkede hırsız muamelesi gördüğüne değinen grup, radyoyu açtıklarında duyduklarının korku şovu olduğu kanısında. Heyecanlı ve dehşet içine olduklarını belirtiyorlar. Yaptıklarını özetlemek gerekirse şu şekilde ifade ediyorlar: We sit down and try to make a joyous noise in the direction of resistance and freedom2. Bu albüm; 90'ların başında doğup, ikinci yarısında filizlenen ve 2000'lerin ikinci yarısında artık solmaya başlayan post-rock hadisesinin kendi adıma son güzel örneklerinden. Bir başka deyişle, 2012 yılı belki de post-rock kelimesini duyduğumda meraklanmam gerektiğini söyleyen son yıldı. Albüm kapak çalışması: Makaya McCraven'ın olduğu kapak fotoğrafını Nathan Michael çekmiştir. Tasarım ise Craig Hansen ve Leah Ball tarafından yapılmıştır1. Son dönemde caz sahnesinden çıkmış en yaratıcı ve sahneye farklılık katan isimlerden Chicago'dan davulcu ve prodüktör Makaya McCraven'ın In The Moment albümü için konser kaydı deyip geçmek çok büyük bir hata olacaktır çünkü mekan, süre, kayıt, vb. unsurlar düşünüldüğünde bir tür stüdyo kaydı olarak bile düşünülebilir. Tıpkı bir stüdyoya kapanıp aylarca müziğe yoğunlaşıp çeşitli denemelerde bulunmak, kayıtlar almak ve bunlardan parçalar oluşturmak gibi bu albüm de aynı mekanda 12 ay boyunca gerçekleştirilen 28 performansın ayıklanması, kesilip parçalanması ve remikslenmesi ile elde edilmiş 2 saate yakın süre işgal eden 19 parçanın üretilmesi ile ortaya çıkmış. Eğer performansların gerçekleştirildiği mekanı stüdyo olarak düşünürsek, bu live albüme insanlara açık şekilde gerçekleştirilen doğaçlamaya dayalı bir stüdyo kaydı bile denebilir. Hatta farklı insanların kayıt sürecine şahit oldukları bir yöntem izlendiği söylenebilir. Üstelik, bu albümde çoğu konser albümünün kaydında hissedilen sizi konser atmosferinden uzaklaştıran yapay cilalardan eser yok. Yüksek kaliteyi organikliğini kaybetmeden sağlayabilmiş, McCraven'ın ghost note'larından ziller üzerindeki tuşe değişimlerine her ayrıntıyı dibinden dinliyormuş gibi yansıtan olağanüstü bir doğallıkta. Bu doğallığı yaratan önemli bir diğer etken de arka planda mekandaki dinleyicilerin seslerinin, aralarındaki konuşmalarının performansın içinde bir tür katman olarak kullanılması. Sanatçı amaçladığının teknik değil sosyal açıdan bir meydan okuma içerdiğini belirtiyor çünkü ona göre hiçbir yanlış nota o hissi değiştiremez2. Caz sahnesinde sayısız müzisyenle birlikte çalmış, projelerde yer almış McCraven'a albümde Marquis Hill, Jeff Parker, Junius Paul başta olmak üzere birçok isim eşlik etmekte. Bu isimlerin birlikte çalarken anlık ortaya çıkardıkları müzikleri içermesi sebebiyle albümün ismini de In The Moment koymak hayli uyumlu bir seçim. Hiphop beat'lerinin de varlığını gösterdiği, groove hissiyatı yüksek albüme cazdan ziyade basitçe enstrümantal ritim müziği de denebilir. McCraven caz müzikte canlı performansın tümünün türlü doğaçlamalardan meydana geldiğini anlatabilmek için hayatımda duyduğum en güzel benzetmelerden birini yapıyor: Her günümüzün her anını doğaçlayarak geçiririz fakat bu belli bir programımız veya planımız olmadığı anlamına gelmez3."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-41/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Dünyaca bilinen enstalasyon sanatçısı, aynı zamanda Nicolas Jaar'ın babası Alfredo Jaar'ın Batı ve Doğu Berlin arasındaki çorak alanda bir New Yorklu bebeği çektiği fotoğraftır. Oğul Jaar albüm üzerinde çalışırken kendini bu fotoğrafa tekrar bakarken bulmuş ve kapak olarak kullanmak istemiştir1 (benim yorumum: Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 9 Kasım 1989 ile Batı ve Doğu Almanya'nın birleştiği 3 Ekim 1990 tarihleri arasında bir tarih olan Ocak 1990'da, New York'ta doğan müzisyen resimdeki bebek ile kendini veya üzerinde çalıştığı ilk albümü eşleştirmiş olabilir). Dave Harrington'ın yer aldığı ikili projesi Darkside'da elektroakustik ile art-pop'u huzur içinde harmanlayan, diğer solo projesi Against All Logic ile house müziğin hareketini ve coşkusunu şaşırtarak sunan Şili kökenli New York'tan elektronik müzik sanatçısı Nicolas Jaar, ruhunda geriye kalan karanlığı ve gizemi de on yılı aşkın süredir kendi adını taşıyan solo albümleriyle dolduruyor. Bunlardan 2010'larda yaptığı solo albümleri arasında favorim olan debut'su Space is Only Noise'da çoktan farklı akustik alanlardan beslenerek kendi elektronik dünyasını kurmaya başlamış görünüyor (bahsi geçmişken 2021 yılından bakarken benim için kariyerinin tepe noktasının 2020'de çıkan Cenizas olduğunu söyleyebilirim). Bu albümde sanatçı sessizlikte şiddeti ve belirginliği artan küçük sesler üzerinde yoğunlaşıyor. Normalde anlaşılmayan detayların değerini fark ederek, bunları büyüterek görünür kılıyor ve vurguluyor. Bu detayları müziğin ana ögeleri haline getirerek dinledikçe daha da keyif veren formlar oluşturuyor. Bu formları oluştururken bir önceki paragrafta sözü geçen çeşitli alanlar ise synthpop'tan trip hop'a, soul'dan pop'a kadar geniş bir yelpazede. Bu alanları ambient, glitch, downtempo gibi elektronik türler içinde yoğuruyor. Buna ek olarak kullandığı sample'lar ve minimal yaklaşım ile sade fakat histerik bir atmosfer yaratan sanatçı, albümün çıktığı New York'taki şubat ayı kadar gri ve kapaktaki ortamın hissettirdiği kadar kasvetli bir evrenin içine sizi atıyor. Bu albümün akustiği, prodüksiyonu ve işlediği temalar insanı mekan, gürültü, ses ve sessizlik gibi birçok kavram üzerinde düşünmeye itiyor. Sessizlik meselesine kafa yormuş John Cage'in müziğine bir dönem eğildiğini belirten Jaar, amaçladığının sessizliğin kendisi veya mekanik bir sessizlik olmadığına değiniyor ve şunu söylüyor: Sesin olmadığı bir mekanla ilgilenmiyorum. Ben sessizlikteki ruhlara ilgiliyim. Dolayısıyla, müzikte sessizliğe değil, ruhani bir sessiz ana inanıyorum2. Albüm kapak çalışması: Post Typography adlı tasarım ajansına aittir. Grup, ajanstan karanlık ve distopik hisse uyması için albümün rahatsız edici, bilim kurgu temalarını taşıyan bir kapak tasarlamasını istemiş1. Baltimore'dan dream pop ikilisi Beach House, yedinci stüdyo albümleri 7 ile kendi ifadeleri ile yeniden doğuyorlar ve gençleşiyorlar. Eski yöntemleri yeniden düşünmek ve önceden kendilerine koydukları, canlı performanslarda çalınabilecek şekilde şarkı yazmak ve bu yönde prodüksiyon ve enstrümantasyon düzenlemeleri yapmak gibi sınırlamaları ortadan kaldırmak istediklerini belirterek yaratıcı ruh hallerinin albümün hissini belirlemesine izin verdiklerinden söz ediyorlar2. Açıkçası bu benim ilk 100'de yer verdiğim iki Beach House albümünden biri ve birçok fan neden Bloom değil diyebilir. Kanımca, Bloom her ne kadar muhteşem bir çalışma olsa da, Teen Dream'den sonra çıkmasına rağmen onun bir alt modeli veya seviyesi gibi. Farklılaşma açısından 7 albümü kendine has bir alana hükmediyor. Albümün, grubun dream pop/indie pop eksenindeki yapısını shoegaze gibi türlerle dinamikleştirirken, ambient ve saykedelia gibileriyle de daha hacimleştirdiği bir noktada durduğunu düşünüyorum. Beach House her zamanki gibi spiritüel, karanlık, melankolik ve şiirsel fakat bu sefer savunma pozisyonunda değil de saldırıyor sanki. Masum bir karanlıktan ziyade içine girmeye çekineceğiniz, tehditkar bir tutum barındırarak onunla yüzleşmenizi istiyor. Daha öncesinde yıl boyu şarkı yazımını tamamladıktan sonra kayda girdiklerini ve kayıt almanın ekonomik şartlarından dolayı tüm albümü stüdyoda mümkün olan en kısa sürede kaydetmeye çalıştıklarını belirten grup, bunun kayıt sırasında daha eski şarkılara besledikleri heyecanın kaybolmasına sebep olduğunu ve bundan nefret ettiklerini belirtmekte. Bu sefer bir ev stüdyosu inşa ederek tüm şarkılara burada başlamışlar ve böylece, orijinal fikir ile şarkının kaydedilmesi arasında geçen süre hayli kısalmış2. 7. albümü ile kuruluşundan bu yana neredeyse 15 yılı deviren gruptan Victoria Legrand'ın kariyer üzerine görüşü ise şu şekilde: An artist's career is really nothing but a giant process3."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-42/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kapak tasarımının kime ait olduğu konusunda herhangi bir bilgiye ulaşamadım. İzmir'den enstrümantal rock/metal ikilisi Balina'nın kendi ismini taşıyan debut albümü, çıktığı zamanki mevsimin iklim koşullarına zıt şekilde barındırdığı atmosfer ile albümü loop'a atarak dinlediğim 2013 kasım-aralık aylarında Ankara ayazı ve sisine uyumlu bir eşlikçi olmuştu. Sadece içerdiği müzik ile değil, kapağındaki İskandinav black metal gruplarınınkini anımsatan logosu ve bir buz dağı görseli ile soğuğu içinize işliyor. Açıkçası Balina ikinci albümü Kaybetmenin Mitolojisi ile daha ayakları yere basan, cilalı prodüksiyonlu ve farklı alanlara yelken açan başarılı bir işe imza atsa da, bu albüm barındırdığı yaratıcılık ile surata tokat gibi çarpıyor; ham ve çiğ tonlarla bir nevi rif, melodi ve ritim şöleni yaşatıyor. Saptığı yollarla sizi şaşırtan trafik akışları içinde davulun ve gitarın müthiş paslaştığı bir müzik. Bu birbirini çok iyi tanıyan ve komplike paslaşmaları kusursuzca yerine getiren enstrüman ikilisi ürettikleri müzik ile sadece başka herhangi bir enstrümana ihtiyacın kalmadığını anlatmıyor aynı zamanda başka bir enstrümanın eklenmesinin işin büyüsünü bozacağı izlenimini veriyor. Ben her ne kadar enstrümantal rock/metal desem de aslında bunun sebebi grupta sludge metal'den post rock'a, progresif rock'tan post-metal'e uzanan çeşitlilik. Sanki metal ve rock arasında kalmış gri alanda kendi enstrümantal dillerini keşfetmişler. Grup ise kendisi için basitçe rock duo demekte ve okyanusun derinliklerinden yükselen çiğ metal diye tanımlamakta1. Ben bu albümü, bu toprakların üretmede çok başarılı olduğunu düşündüğüm, genel anlamda enstrümantal gitar ve ritim müziği diyebileceğim kültürünün başarılı örneklerinden biri olarak görüyorum. Bu kültür, Moğollar'dan Erkan Oğur'a, Okay Temiz'den Replikas'a, Nekropsi'ye uzanan ve 2010'larda da Kes ve Balina gibi gruplarla kendini gösteren ve devam eden, köklü ve bereketli, uluslararası kaliteye sahip bir kültür. Albüm kapak çalışması: Kapak fotoğrafı Nick Knight'a aittir, grafik tasarımı ise Bryan Rivera tarafından yapılmıştır1. Kolombiya asıllı Amerikalı sanatçı Karly Marina Loaiza, bizim bildiğimiz ve babasının koyduğu takma adıyla Kali Uchis, ilk albümü Isolation ile modern R&B'den soul'a uzanan çizgide, albümdeki şarkıların yazım ve prodüktörlük ayağında katkı sunan Damon Albarn, Kevin Parker, Alexander Sowinski, Thundercat başta olmak üzere birbirinden değerli sayısız isimle birlikte çalışıyor ve albümdeki her şarkının kendine haslığını garanti altına alıyor. Yalnızca saygı duyduğu müzisyenler ile çalışabildiğinde ilham geldiğini belirten sanatçı2, zihnimde bu isimler ile çalışıp da ilham gelmemesi mümkün mü sorusunu da yaratmaktan çekinmiyor. Uchis, İngilizce ve İspanyolca'yı bir arada kullandığı albümde eğlenceli, renkli ve yüksek kalite kokan kısaca Türkçe karşılığı sanırım olmayan- dope parçaları peşi sıraya dizerek dinleyiciyi Los Angeles'ın lüks kulüplerinden Cartagena'nın kızgın kumlarına ışınlıyor. Ayrıca, bu yolculuğun süresini o kadar kusursuz ayarlamış ki albüm tam bitmesi gereken zaman bitmiş. Normal zamanlar için biraz daha kısa olsa içiniz buruk ayrılacağınız, biraz daha uzun olsa sıkılmaya başlayacağınız tatil gibi. Sanatçı albümü yaparken güncel müzikten veya kendi jenerasyonundan etkilenmek istemediğini söylüyor ve aslında bazen müziğinin diğer insanlar tarafından beğenilmeyeceğini düşündüğünü çünkü yaptığının şu anki müzikal eğilimler ile bağının olmadığına değiniyor. Fakat albümünün ismine de ev sahipliği yapan bu izolasyonu ve riski almayı kucaklamanın müziği heyecanlı kıldığı kanısında. Ona göre bu sadece müziği değil hayatı da heyecanlı kılıyor ve bu sanatçı olmanın bir parçası3."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-43/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kendrick Lamar'ın bebekliğinin yer aldığı bir fotoğraftır. Soldaki iki kişi Lamar'ın amcaları, sağdaki kişi ise dedesidir. Lamar, gözlerin çizili olmasını kişisel sebeplerden kaynaklandığını ve fotoğrafın onun yaşamı ve Campton'da büyümesine dair çok şey anlattığını belirtir. Çizili olmayan gözlerini masum gözler olarak tanımlar ve fotoğrafa bakıldığında bir tek ben gözlerimi masum görürsünüz ve neler döndüğünü anlamaya çalışırsınız diye söz eder1. Kendrick Lamar'ın hayatıma devam edebilmek için bu albümü yapmalıydım dediği ikinci albümü Good Kid, M. A. A. D. City, bugünden bakıldığında bir hayatta tutunma mücadelesinin ürününden 2010'lara damga vuracak krallığın ilk zaferine evrilmiş gibi görünüyor. Bahsettiğim ilk 100 albüm içinde üç albümle yer alan tek isim olan Kendrick Lamar, kendi ülkesinden Türkiye'ye kadar bile yayılacak hiphop hareketlenmesini başlattığı ve Birleşik Krallık'ı vuracak caz saldırısının tohumlarını attığı yolculuğuna bu albümden başlıyor. Lamar, büyüdüğü şehir Compton'ı ve kendisini ele alarak çeşitli sosyal ve ekonomik sorunlara kusursuz hiphop parçaları içinde değiniyor; bir nevi hikaye anlatıcısı rolünde. Bu açıdan sanatçı sadece hiphop'a yeni bir ivme kazandırmıyor bunu entelektüel bakış açısıyla yaparak 30 yıl öncesinde en verimli zamanlarını yaşanan golden age of hiphop dönemi karakteristiğini de tekrardan görünür kılmış oluyor. Albümün müzikalitesi üzerine söylenebilecek çok şey var ama cümle cümle teknik taraflarını övmek yerine şunu diyebilirim ki hiphop'a dair aklınıza ne geliyorsa, hiphop'tan beklentiniz neyse onun en mükemmel haliyle karşılaşacaksınız. Bu albüm Kendrick Lamar'ın son veya en başarılı albümü olsaydı belki şu anki kadar aşırı ünlü olamazdı ama hiphop severler içinde hala yüksek takdir gören ve fazlasıyla kült bir albüm çıkarmış bir insan olurdu. Ün konusunda zaten Lamar'ın 2014 yılındaki fikirleri bugün neden GOAT olacağının işaretlerinden. En iyi özelliklerimden biri ne kadar ünlü olduğumu bilmemem diyen sanatçı, vaktinde Lauryn Hill'in ona egosunu tamamen bir kenara atmaya çalışmasını tavsiye ettiğini belirtiyor ve egosu için bulunan büyük spotlarla, büyük etkinliklerle, ışıklarla savaş içinde olduğuna değinerek şunu söylüyor: You've always been somebody. You don't need the lights2. Lamar'ın ilk paragrafta bahsettiğim yolculuğu hala devam etmekte ve belki de en heyecanlı zamanlara henüz gelinmedi. Onu bu kadar büyük kılan da zaten ulaşabileceği son noktanın bilinemez oluşunun insanlarda yarattığı merak duygusu. O hep kendine hastı ve öyle olmayı amaçladı. Bu albümü kaydederken bile kimseden etkilenmemek için radyoyu hiç açmamış2. Albüm kapak çalışması: Sven Grot'a aittir1. Film ve dizi müzikleriyle tanınan İzlandalı multi-enstrümantalist besteci Hildur Guonadottir, Chernobyl dizisine yaptığı müzikler ile o kadar büyüleyici bir atmosfer yaratıyor ki tüm çalışmalarını dinlememiş olsam da gönül rahatlığıyla en etkileyici solo çalışması diyebileceğim bir işe imza atıyor. Bir sonraki işi Joker film müziğiyle daha fazla ilgi ve ödüle boğulsa da ben Chernobyl'de yaptığını daha etkileyici ve dark ambient türünde klas bir çalışma olarak görüyorum. Umutsuzluk, keder ve kasvetin yoğunluk derecesinin, Chernobyl felaketini deneyimleyen insanlarla empati yapmaktan öteye giderek bunu yaşatacak düzeyde tutulduğu albümde sanatçı, dizinin çekimleri sırasında müzikler üzerinde çalıştığını belirtmiş. Dizi Litvanya'da yapım için hizmet dışı bırakılmış bir nükleer enerji santralinde çekilmeden önce, Guonadottir ve David Attenborough gibi isimlerin de filmlerini kaydetmiş usta saha kayıt mühendisi Chris Watson, tehlikeli madde kıyafeti giyerek santralden çeşitli sesler kaydetmişler. Sanatçı, dizi müziğindeki her bir sesin santralde alınan kayıtlardan yapıldığını ve o alana giderek bir nükleer enerji santralinde olmanın nasıl bir his olduğunu deneyimlemek istediğini belirtmekte. Ona göre bir hikayeden müzik yaratabilmenin büyük kısmı dinlemekten geçiyor ve o alana gidip her bir sesi dinlemeyi altın kazmak diye tanımlıyor2. Guonadottir o kadar güzel altın kazıyor ki gürültü bulutlarını uzun soluklu ve katmanlı melodiler haline getiriyor. Kısaca, sanatçı bir felaket içinde olma hissini müziğiyle aktarabilmek için öncelikle onu mümkün olduğunca yaşamaya çalışmış. Bu aslında bazen oyuncuların, yazarların veya ressamların yaptığı bir şey fakat müzisyenler için benim çok karşılaştığım bir durum değil. Bu deneyimleme isteği sanatçının ürününe duyduğu saygının bir yansıması. Bu tarz ayrıntıları öğrenmek şüphesiz dinleyiciyi ürüne daha da fazla bağlıyor. Sanatçının işine verdiği değer otomatik olarak dinleyicinin de o işe bakış açısını şekillendiriyor. Bu albümü pandemi döneminde dinlemenin müziği daha anlaşılabilir kılma noktasında faydalı olacağı açık fakat pandeminin yaşattığı olumsuzlukların farklı felaketler ile empatiye güç bıraktığını söylemek pek mümkün değil."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-44/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Rus ressam Yakov Fyodorovich Kapkov'un 1850 tarihli Young Widow adlı çalışmasıdır1,2. Dallas'tan üçlü True Widow, haklarında yazdığım müzisyenler arasında varlığından en son haberdar olduğum bir grup. Hatta pandemi döneminde bir arkadaşım sayesinde duydum kendilerini. Ne takip ettiğim müzik dergileri ve platformlarında ne başka müzisyenlerin konuşmalarında ne de büyük birader Spotify'da karşıma çıkan bu grup sadece fanzinlere ve kitlesi çok sınırlı organlara röportaj vermiş. Bunu da büyük ölçüde üçüncü albümü Circumambulation ile elde etmiş. Kısacası tertemiz bir hak ettiği değeri görmemiş grup ve albümü ile baş başayım. Circumambulation, 90'lar ve 2000'lerin başı en güzel günlerini yaşamış slowcore, stoner, shoegaze gibi türlerin bir araya getirildiği, orta tempoda hiç rotasını bozmadan ilerlerken size karanlığın ağırlığını hissettiren, sabit bir gerilim aşılayan ve bu durumdan kurtulup huzura kavuşmak için kötülüğü seçmeniz gerektiğini söyleyen bir albüm. Grup, hem en karanlık hem de en pop albümümüz diye tanımladığı çalışmasındaki müziği basitçe stonegaze diye adlandırmış ve albümün gece yarılarına ve pazar sabahının erken saatlerine iyi eşlik edeceği kanısında3. Ben açıkçası haftanın her günü her saat dinlemişimdir ve hepsinde de çok keyif aldım. Circumambulation kutsal bir obje etrafında dolaşmak anlamına gelmekte; tavaf da denebilir. Albüm kapağını ve barındırdığı atmosferi düşününce bu bilgi, işin içine gizemi de katıyor. Grup ise albümün isminin şarkılardan ziyade albümün genel havasıyla alakalı olduğundan söz etmekte3. Yazın ortasında çıkmış albüm yazın ortasında dinlemek için mantıklı bir seçim olabilir. Güneşin ve güzel havanın mutluluğundan sıkılanlar için biçilmiş kaftan. Albüm kapak çalışması: KC Woolf Haxton ve Kenturah Davis'e aittir1. Müzik tarihinde bazen dönüm noktalarında tek başına bir albüm durur; en azından görünen öyledir. Öyle anlatılır ve öyle de bilinmiş olur. Klasik müzikte modernizmin bardağını taşıran en büyük damla Le Sacre Du Printepms, grunge patlamasının mimarı Nevermind, protest hiphop müziğinin devrimini yapan It Takes a Nation of Millions to Hold Us Back, post punk'ı yükselten Unknown Pleasures veya 2000'ler indie rock'ı harekete geçiren Funeral bunlardandır. Örnekler çoğaltılabilir. Caz'ın 2010'larda yeniden doğuşunu sağlayan da kuşkusuz Kamasi Washington'ın debut albümü The Epic'tir. Bunda sanatçının aynı yıl çıkan To Pimp a Butterfly ve bir önceki yıldan You're Dead! gibi albümlerde yer almasının etkisi de yadsınamaz fakat The Epic sadece kendi ülkesinde bir reaksiyonun ortaya çıkışını tetiklemedi, okyanusu geçerek caz müziğin yaşadığı British Invasion'a sebep olan fitili de ateşledi; bu yüzden albümün caz adına coğrafyaları aşan bir etkisi var. 3 saate yakın süren bir caz albümünün böyle bir etki alanının olması, hem klasik caz köklerine bağlı, ayakları yere basan hem de yenilikçi bir profil çizmesinde saklı. Sayısız müzisyenin dahil olmasıyla ismi gibi bir destan yaratan Washington'ın en büyük eşlikçisi de kuşkusuz Thundercat. İnsanlar bu 3 saatlik külliyatı iştahla dinledi ve kulaktan kulağa bir virüs gibi yayıldı. Övmeyen müzik eleştirmeni, onu listesine dahil etmeyen müzik dergisi, gazete, herhangi bir yayın kalmadı. The Guardian bu durumu albüm için ayırdığı yazısının ilk satırında çok güzel özetlemiş: You wouldn't expect a three-volume jazz album that clocks in at more than 170-minutes to be anywhere close to making the Guardian's end of year list. Bu harika spiritual jazz örneği, cazın geçmişi ile geleceğini birbirine bağlayan bir köprü gibi de görülebilir ve bu köprü, Pharoah Sanders, Alice Coltrane, McCoy Tyner gibi ustaların 40-50 yıl önce yaptığı spiritüel işlerle eşit seviyede bir ihtişama sahip. Albümün uzun süresi Washington'ın ne kaydetse yayınladığı izlenimini doğurmasın. Çeşitli müzisyenlerle gerçekleştirdiği, kendi ifadesiyle hergün sabah 10'dan gece 2'ye kadar çalıştıkları 1 aylık stüdyo kapanması sonucunda 8 farklı proje ve 190 parça ortaya çıkmış. Sanatçı bu ağırlığı 45 şarkıyla devam ederek azaltmış ve sonunda 17 şarkıyla noktayı koymuş3. Punk is not dead, metal is not dead, vb. klişe kalıplar her müzik türü için kullanılmıştır. Jazz is not dead cümlesine en çok yakışacak albüm de The Epic olurdu sanırım. The Epic belki caz müziğin içinde bir devrim yapmıyor, yepyeni bir söylem getirmiyor fakat eskilerin yaptığı gibi caz müziğin görkemini ve farklılığını tekrardan hissettiriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-45/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Aphex Twin, The Orb, Warp Records, MTV, Rockstar Games, Nickelodean, Adidas, Coca-Cola, Sony gibi isimlere/şirketlere iş yapmış ve Autechre'in daha önceki birçok albümünün kapağına da imza atan, Sheffield merkezli grafik tasarım stüdyosu The Designers Republic'e aittir1. Ayrıca çeşitli forumlarda kapağın kodlanmış mesaj içerdiği ve matematikçi John Conway tarafından icat edilen Game of Life simülasyonuna dayandığı spekülasyonları yer almaktadır. Manchester'dan IDM ikilisi Autechre, 90'larda yaptığı Amber, Tri repetae, LP5 gibi elektronik albümlerle önce Radiohead'in rock müzikten çıkıp elektronik müzik diyarına kafasını sokmak istemesine sebep olan ilhamın kaynaklarından oldu, yaklaşık 15 yıl sonrasında da bana kendimi dünyaya dair her şeyden soyutlayabileceğim bir müziğin varlığını tanıttı. Bu tanışmadan birkaç yıl sonra ise Exai albümü çıktı ve gözümde kısa sürede grubun 90'lardan sonra yaptığı en heyecan verici çalışması ve 2010'ların en başarılı IDM işlerinden biri olarak ayrıştı. Öte yandan, IDM'in öncülerinden grup, her ne kadar IDM kavramıyla bir sorunları olmadığını belirtse de, bu kavramın bir tür Amerikan buluşu olduğu ve adadakilerin asla bu şekilde kendilerini tanıtmayacakları kanısında. Gruba göre Amerikan doğası türleri denemek ve rasyonelize ederek kurgulamak üzerine ve Amerikalıların 90'larda Warp Records'dan çıkan sanatçıları, yapay zeka konseptinden yola çıkarak Intelligent Dance Music etiketiyle grupladığı görüşünde2. Exai iki saatlik süresiyle devasa bir külliyat. Albümü düşününce aklıma gelen ilk özellikleri genel olarak Autechre dediğimde düşündüklerimden çok da farklı değil: katmanlı, soyut, kompleks, fütürist, zihin açıcı. Yürüdüğünüz zeminin veya içinde bulunduğunuz boyutların anlık olarak farklı yüzeyler ile yer değiştirdiği ve geometrik açıdan saptığı yanılsamasını yaşamak gibi. Albümü kulaklıktan dinlemek bu etkiyi yaratıyorsa, bir Autechre konserinde dinlemenin hissi hayal gücümün ötesinde. Konserden laf açılmışken grup 2013'te verdiği bir röportajda konserlerin evrimi konusunda güldürmeyi ihmal etmemiş: Eskiden sahnede laptop kullanmak saf anarşiydi. Şimdi günümüz folk müziğinin esası olarak görülüyor3. Grup aynı röportajda yaptıkları müzik konusunda iç güdülerine güvendiklerinden söz etmekte ve onlar hoşlandıysa illa ki başka insanların da seveceği fikrinde. Eğer siz de benim gibi o başka insanlardansanız, bu albümü sadece sevmeyecekseniz, her fırsatta övmek isteyeceksiniz. Albüm kapak çalışması: Tony Hung'a aittir. Albüm kapağında Çince blur ve magic whip yazmaktadır. Damon Albarn, Hung'a Hong Kong seyahatinden fotoğraflar göstermiş ve albümün çok yönlülüğünü gösterebilmek adına kapakta Birleşik Krallık'a karşılık dondurma, Çin'e karşılık havai fişek ve politik anlam amacıyla kırbaca yer verilmiştir. Grubun Hong Kong'ta küçük bir stüdyoda kaydettiği ve bir önceki albümü Think Tank'ten tam 12 yıl sonra çıkararak uzun süren sessizliğine son verdiği The Magic Whip, 2013 yılı mayıs ayındaki Tokyo Rocks festivali iptal edilmeseydi var olmayacaktı çünkü grup, iptal olan konserleri neticesinde ortaya çıkan beş günlük boş vakti öldürmek için Hong Kong'a gitmeyecek ve ani bir dürtüyle orada stüdyoya girmeyecekti. Tokyo'daki festival iyi ki iptal olmuş ki yeni bir albüm çıkarma fikri bile akıllarından geçmeyen dörtlü, 90'larda yaptıkları albümlere meydan okur kalitede bir iş çıkartmış. Prodüktör koltuğuna da o dönemki albümlerde yer alan Stephen Street'i oturtarak doğru bir karar vermişler. Albüm çok kısa bir süre içerisinde kaydedilmiş ve gruptan Alex James bu durumu, albüm yapım sürecinin anlatıldığı 30 dakikalık kısa filmde eğer müziği dinlerseniz, aciliyet duygusunu anlarsınız diye ifade etmekte3. Herhangi bir program baskısı altında olmadan Hong Kong'ta kafalarına göre topluca stüdyo girip, tamamen doğaçlamaya dayalı şarkılar yapan grubun muhteşem bir albüme imza atması, doğaçlama sırasında beliren bereketli anları kaydetmenin veya unutmamanın önemini de bir kez daha gözler önüne sermekte. Özetle amatör bir ruhla, bambaşka bir ülkenin atmosferinin etkisinde ortaya çıkan, çoğunluğu renkli ve azınlığı hüzünlü alternative rock kıvamında şarkılar; Blur'ü Hong Kong'a koyarsak nasıl bir müzik doğar veya Hong Kong'un Blur müziği üzerindeki etkisi ne olurdu gibi bir deneyin sonucu olduğu kadar, uzun süredir üretimde bulunmayan grubun farkında olmadan yıllardır biriktirdiklerinin de hayli yaratıcı bir dışavurumu. Bir şey planlamadan gerçekleştiğinde sonuçlarının ne kadar şaşırtıcı ve tatmin edici olabileceğinin kanıtlarından olan albümü, özellikle benim gibi Oasis ve Blur'ün Britpop çekişmesinde yıllarca Londra'nın entelektüellerinin safında yer alanların beğenmemesi çok düşük bir ihtimal."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-46/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kelly Seagraves ve Margaret Graves'e aittir1. Resmi çizilen kedi gruptan Nathan Williams'ın kedisidir2. İlk iki albümüyle lo-fi ve noise'un şatafatlı dünyasına dalan California'dan garage punk üçlüsü Wavves, üçüncü albümü King of the Beach ile surf, indie ve saykedelia'yı işin içine sokarak güneşin üzerimizdeki deniz tuzunu parlattığındaki ferahlık hissini ve deniz tuzunun da genzimizi yaktığındaki acı tatlı duyguyu aynı anda veriyor. Bu tanımlardan ve piyasaya çıkış tarihinden yola çıkarak albümün tam bir yaz albümü olduğu kolaylıkla iddia edilebilir fakat aynı zamanda eğlenceli, enerjik ve optimist havasıyla soğuk günlerin geride bırakıldığı bahar dönemine giriş modu taşıdığı da gayet söylenebilir. Pop ile punk'ın ortasında harika bir denge kuran fakat pop-punk olmayan bu albüm, üzerinde çok fazla konuşamadığınız, sadece beyninizde oluşan <çok güzel> kutucuğuyla her anın keyfini çıkardığınız albümlerden. Gürültünün içine yerleştirilen bu müthiş yazılmış hit şarkılar, kendini saykedelik katmanlar ve karışık ses süzmeleri içine hapsederek, mükemmelliği sizle arasına bir miktar mesafe koyarak deneyimlemenizi istiyor. Prodüktörlüğünü Modest Mouse'ın albümlerini de kaydeden Dennis Herring'in yaptığı albüm için Nathan Williams, tamamen farklı bir şey yapmayı istediğinden ve bu amaçla stüdyoya girmese de tek isteğinin yapabilecekleri en iyi albümü yapmak olduğundan söz etmekte. Ona göre çoğu müzisyen insanların sevdiği şekilde devam etmeyi tercih ediyor fakat bu hayli sıkıcı3. Plajda öğle güneşinin dik dik baktığı saatlerin en ideal eşlikçisi bu albüm, güneşli bir bahar günü esen serin rüzgarları da ısıtan bir etkiye sahip. Barındırdığı çeşit çeşit sos ve kokularla, ağza takılıp gitmek bilmeyen melodileri kışçı bir post punk'ı veya black metalci'yi bile güzel havaların bağımlısı yapacak güçte. Albüm kapak çalışması: Kimin tasarımı olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır. Grubun bir üyesi veya plak şirketi Heist Or Hit Records tarafından yapılmış olması mümkün. Liverpool'dan indie pop/rock ikilisi Her's, debut'su Songs of Her's ile indie dünyasının umut vaad eden isimleri arasına kolaylıkla girmişti. Indie müziğin düşüşe geçtiği bir dönemde, indie'nin yukarıdan aşağı doğru ilerleyen yürüyen merdivenlerini tersine çıkan bir gruptu adeta. Bu çıkış maalesef Arizona'da meydana gelen trajik bir hadise ile son buldu. Grubun ABD turu sırasında, 27 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sonucunda 20'lerinin ortasındaki gitar/vokal Stephen Fitzpatrick ve bas/vokal Audun Laading ile tur menajerleri Trevor Engelbrektson hayatını kaybetti ve grup geriye artık dinlemekten korkulan şarkılarını bıraktı. Bazı şarkıları insan dinlemeye korkar çünkü karşılaşacağı kusursuz duygusallığa hazır hissetmez, kendini korumaya alır. Her's'ün buruk, hafif hareketli ve naif şarkıları acı bir gerçeklikle birleşince işte böyle bir etki doğurdu fakat bu muhtemelen grubun dinleyicilerinden isteyeceği son şey olurdu. Şu an bir şekilde dünya ile bağlantıya geçip röportaj yapabilseler söyleyecekleri şey bizi korkarak değil neşe ile dinleyin demek olurdu. Dalgalı gitarları ve yumuşak tınılarıyla müziğinde bazen romantizmi, bazen kasveti bazen de eğlenceyi hakim kılan grup, slacker rock'tan bedroom pop'a uzanan bir çizgi üstünde dinleyiciyi samimiyet ve doğallıkla tavlamakta. Grup 2019'da gerçekleştirilen bir röportajda grubun bir tür kaçış olduğundan söz etmekte ve bu kaçıştan it's zoning out to dreamy love songs or entering some kind of fantasy world diye bahsetmekte1. Grubun dünyadan ayrılışının 2. yıl dönümünde yazdığım bu yazıyı siz de What Once Was performanslarıyla noktalayabilirsiniz2."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-47/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Bradford Cox'ın yer aldığı fotoğraf; David Bowie, Lou Reed, The Stooges, Queen, Talking Heads, Ramones ve daha birçok efsane ismin fotoğraflarının altında imzası olan Mick Rock tarafından çekilmiştir1. Cox albümü yaptığı dönemde rock 'n' roll'a tutkusu sebebiyle kapak fotoğrafı için Michael Stipe aracılığıyla Mick Rock ile iletişime geçmiştir2. Üyesi olduğu Deerhunter grubuyla yaptığı kült indie rock albümleriyle tanınan, verdiği demeçler, Marfan sendromu rahatsızlığı ve sahne kostümleriyle bu tanınırlığı kamçılayan Atlantalı Bradford Cox, solo projesi Atlas Sound'dan çıkma 2009 model Logos albümüyle bizleri Deerhunter'ın işleri ile kıyaslamalara itecek düzeyde güzelliklerle karşılamıştı. Yatak odasında kaydettiği lo-fi kayıtların gücüyle bir sonraki hamlesi Parallax ise tekrardan iştahları kabartıyor. 2011 yılında bu albüm hakkında yazıyor olsaydım şu an yazmakta olduğumdan daha iyi bir tablo çizmeyeceğim kesin olurdu diyebilirim. Çünkü Deerhunter'ın 2008'de çıkmış neo-saykedelik/shoegaze klasiği Microcastle/Weird Era Continued'ın, 2010'da çıkmış Halcyon Digest adlı muhteşem indie rock klasiğinin ve daha önce belirttiğim Logos albümünün varlığı o zaman için Parallax'ı gölgede bırakır ve muhtemelen albümün haksız yorumlara maruz kalmasına sebep olurdu. Neyse ki, o zamandan bu yana yıllar geçti ve MGMT'den Andrew VanWyngarden'ın da yer aldığı albüm, benim gözümde tüm ihtişamıyla kendini sergileyebiliyor. Cox albümün çıktığı dönemde verdiği bir röportajda3 Bowie'ye gönderme yaparak ben birçok yönden dünyaya düşen adamım demiştir. Amorf diyebileceğim Logos'tan sonra bu albümün daha dünyevi olduğu açık. Cox bu sefer birinci tekil şahıstaki şarkı sözleri ile benliğini ortaya koyuyor. Albüm, akılda kalıcı pop yapılarının karanlık bir güç tarafından ele geçirilip çeşitli saykedelik ve dreamy efektlerle süslenmesi gibi. Aslında çok neşeli olmak isteyen bu yapılar, karanlık tarafından hapsedilerek depresyona sürüklenmiş. Deerhunter, Cox'ın birçok insanla ortak işlere giriştiği bir projeyken, Atlas Sound kendi mabedi. Tüm duygularını, etkilenimlerini, deneylerini, yönelimlerini sonsuz özgürlük ve saflıkla yansıttığı bir alan. Maalesef Cox bir daha böyle bir fırsat yakalayamadı çünkü bu albüm hala Atlas Sound'ın son üretimi olma özelliğini koruyor. Albüm kapak çalışması: Radiohead'in albüm kapaklarına imza atan Stanley Donwood ve Tchocky ismini kullanan Thom Yorke'a aittir1. Günümüzde birçok kişiye kolaylıkla dahi denebiliyor fakat Thom Yorke gerçekten dahi olan -20. yüzyıla kıyasla artık çok daha daralmış o küçücük azınlıktan. 25 yıldır insanlar ne kadar dahi olduğuyla ilgili konuşuyor ve artık kamuoyunda öyle bir noktaya gelindi ki Thom Yorke'a dahi demek Çin'e kalabalık veya İskandinav ülkelerine gelişmiş demeye eşdeğer zaten bilinen aşırı gereksiz bir bilgi haline geldi. Ben yine de takdir etme dürtüme yenik düşerek bir kez daha vurgulamak istedim. ANIMA bana göre Yorke'un şu ana kadar yaptığı en başarılı solo albümü. İlk olarak artık Radiohead ile kendi solo projesini hem müzikal anlamda hem de yapım süreci açısından iyice ayırarak doğru bir hamlede bulunmuş. Öncesinde, solo sunması gereken üretimleri Radiohead'e, Radiohead'de durması gerekenleri de solo albümüne dahil ediyordu. Bu iki farklı küme ayrıldığı zaman her iki taraf için de çok daha heyecan verici işler belirmeye başladı. Radiohead kendi kimliğini çok daha ön plana çıkarabildiği A Moon Shaped Pool'u, Thom Yorke ise en vurucu solo albümü ANIMA'yı üretti. ANIMA için Yorke'un elektronik müzikler deneyenden elektronik müzik sanatçısına evrildiği çalışması diyebilirim. Tabii ki albümde sanatçının tutkulu olduğu IDM ve kendine has sünen vokallerinin olduğu glitch/ambient altyapı mevcut ve sanatçı elektronik müziğin bambaşka bir alanına geçmiş de değil ama bu albüm çok daha ayakları yere basan, bağımsız ve özgün tınlamakta. Müziği sanki özgürlüğüne kavuşmuş gibi. Yorke elektronik müziğin büyük oyuncuları arasına adım atmış diyebiliriz. Albümün başarısında, 95 tarihli The Bends albümünden beri birlikte çalıştığı prodüktör Nigel Godrich'in de payını unutmamak lazım. Yorke, Zane Lowe ile yaptığı röportajda2 Kid A albümüyle birlikte Godrich'e tamamen güvendiğinden bahsediyor. Şarkıları yapmaya başladığında bir çocuğun legoyla oynaması gibi olduğunu söylüyor. Plansız, dürtüsel, çok düşünmeden içinden gelen şekilde yaptığı ürünleri sergiliyor ve Godrich aralarından beğendiklerini seçiyor. Seçilenlerin üzerinde birlikte kafa yoruyorlar. Dream kavramına takıntılı olduğundan bahseden Thom Yorke, ismini Jung'un erkeğin ruhunda/duygularında bulunan, bilinçaltındaki kadınsı tarafı diye tanımladığı anima konseptinden alan albüm ile eski zamanın modern klasik veya caz sanatçıları gibi: Yaşlandıkça üretim alanı genişliyor ve yaratım gücü olgunlaşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-48/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: ABD'den aktör, sanatçı ve yazar Leigh J. McCloskey'e aittir1. Kapakta; yaratımın doğası ve yolları üzerine düşündüğünü belirten sanatçının eliyle çizdiği görselleri barındıran Codex Tor adlı kitabındaki resimler kullanılmıştır. Sanatçı albümü modern ve antik zamanların birlikteliği olarak yorumlamıştır2. Flying Lotus ismini duyunca aklıma çoğunlukla Tokyo şehri geliyor çünkü yaptığı müzik Tokyo metro ağını ilk kez gördüğümde yaşadığım kaos hissiyle bağdaşıyor. Fakat başlangıçta kaybolacağınızı düşündüğünüz bu karmaşık metro ağının işleyişi aslında bir düzen ve matematiğe dayanıyor. İşte Cosmogramma'yı dinlerken de başlangıçta karşılaşılan kaotik durum, alıştıkça zamanla kendini bir uyuma bırakıyor ve ilk başta karşılaştığınız şeyin esasen bir kaos olmadığını, sanatçıya hazırlıksızlığı ve onun müziğini anlamak için çaba sarf etmeniz gerektiğini gösteren bir uyarı işareti olduğunu anlıyorsunuz. IDM, glitch ve caz gibi türlerin fütüristik ve ruhsal bir girdap içerisinde etrafa saçıldığı albüm, zamansız bir evren sunuyor. Bu formun ortaya çıkışında efsane müzisyen Alice Coltrane'in payı ne düzeydedir hayal etmesi güç. Öyle ki sanatçı, Flying Lotus'un büyük halası ve Lotus albümün ismini Coltrane'in dünya hakkındaki bir konuşmasından etkilenerek koymuş3. Ailende Alice Coltrane gibi bir isim varsa spiritüel anlayıştan ne kadar uzak kalabilirsin ki? Ne tür müzik yaparsan yap bu alana bulaşmaman için yüksek bir direnç göstermen gerekir. Albüm kapak çalışması: David Rudnick'e aittir1. Black Midi, henüz 20 yaşlarında, mezunları arasında Adele, Amy Winehouse, King Krule gibi isimlerin de olduğu sanat okulundan yeni mezun olmuş dört kişiden oluşan2 ama dinlediğinizde ne yaptıklarının fazlasıyla farkında olan, şarkı yapımında gereğinden fazla yaratıcı ve olgun tınlayan, aşırı heyecan verici bir grup. İlk albümleri Schlagenheim kendi içimde birçok tartışmayı beraberinde getirdi: Black Midi geleceğin müziğini mi yapıyor, grup 2020'lerde punk'a yön mü verecek/müzikal yönelimleri mi belirleyecek, günümüzün yeni kült grubu mu ve dahası... Öyle bir grup ki daha albüm çıkarmadan Can'in efsane vokali Damo Suzuki ile verdikleri bir konserdeki performansları onlara Rough Trade Records ile sözleşme imzalatıyor. Bununla kalmıyor, dünyanın en önemli festivallerinden SXSW'de çıkıyorlar3. Schlagenheim'de o kadar çok şey aynı anda karşınıza çıkıyor ki, hayatınızda ilk kez duyduğunuz ve muhtemel ki bir daha duyamayacağınız bu eşsiz güzellikteki müziğin ne olduğunu idrak edememenin tatminini yaşıyorsunuz. Virtüözlük seviyesinde kompleks denemeler, This Heat gibi grupların başını çektiği deneysel post-punk'ın bereketli zamanlarını anımsatan sound estetiği, math rock'ın agresif değişken halleri, krautrock'ın tekrarlayıcı dinamik düzenleri, Talking Heads'i hatırlatan çok katmanlı groovy yapılar, Swans derinliğinde çiğ müzikal tutum, vokal kullanımında cesaret gerektiren ayarsızlık ve muzurluk, sakinlik ve huzur arasında absürtçe mekik dokuyan yapılar, progresif rock'ın hikaye anlatan pasajlara dayalı parçalı/bölünmüş şarkı trafikleri, bolca aksak ritim ve albüm geneline yayılmış atonal ses egemenliği... Alfred Schnittke'den Stravinsky'e avangard klasik seven4, uzun yıllar birlikte çalmış insanlardan buna yakın şeyler çıkması gayet normal ama bu derecesi beklentimin ötesinde. Tıpkı şimdi şaheser dediğimiz, klasik olmuş Remain In Light, Loveless ve benzeri albümler gibi. Hem bu kadar genç olup hem bu kadar profesyonel tınlayan hem de yaratıcılık fışkıran rock/punk alanında bir albüm çıkabilme ihtimali en son 20 yıl öncesinde kaldı sanıyordum. Albümde duyduğum türü birkaç kelimeyle tanımlayacak olursam bu karmaşa içinde tek yapabileceğim avangard gitar müziği demek olurdu. Grup üyelerinin üstün teknik becerileri, alışılmışın dışı fikirlerini kolaylıkla pratiğe dökebilmelerini sağlıyor. Bunu canlı performanslarını izlediğinizde daha da net görüyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-49/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak tasarımı: Run the Jewels 'ın her albüm kapağında olan ve Double Dragon filminden yola çıkarak El-P ve Killer Mike'ı sembolize eden silah ve yumruk konseptinin grubun ilk albümündeki yaratıcısı Vice'ın sanat editörü Nick Gazin, ikinci albümde elleri bandajla sarıyor. Kan lekelerinin, ellerin bir şeylerden kurtulduklarını gösterdiğini ve tüm görselin yere serildikten sonra geri gelmekle ilgili olduğunu söylüyor1. New York'tan rapper, prodüktör El-P ve Atlanta'dan gangsta rapper ve aktivist Killer Mike'dan oluşan RTJ, ikinci albümleri ile bende yine her albümündeki hissi oluşturuyor: Sizi eğlenmediğinizde işkence edecek bir insanla aynı koğuşa koyuyor fakat bu bir sorun olmuyor çünkü müzik o kadar güzel ki gerçekten eğleniyorsunuz ve numara yapmanıza gerek kalmıyor. Asıl sorun yorulsanız bile karşınızdakinin sürekli sizin eğlendiğinizi görme isteği. Yalnız bu albümü sadece bir eğlence konseptine sıkıştırmak çok büyük hata olur. İlk profesyonel müzik işine Outkast'in Stankonia albümünde adım atan Killer Mike'ın, Outkast'in 1995-2005 yılları arasında yaptığı şeyi RTJ ile 2010'larda yapmaya başladığını ve hala buna devam ettiğini düşünüyorum. O şey, eğlenceyi farklı fikirlerin uçuştuğu yüksek müzikalite, güçlü sözler ve cilalı prodüksiyon ile sunması. Belki biraz daha fazla isyan, sinir ve enerji ile. Run the Jewels 2, bunun tarihteki en şeffaf örneklerinden ve bu albümde hata veya eksiklik aramak art niyetli, boşuna bir çaba olacaktır. Zack de la Rocha, Travis Barker, Gangsta Boo gibi isimlerin yer aldığı, entelektüel banger diye tanımlayabileceğim albüm ile ilgili El-P, sıfırdan işe koyulduklarından, çevreden aldıkları iyi enerjiye bağımlı olduklarından ve dinleyicinin grubun limitlerini zorlamasını beklediğinden bahsetmekte. Bu noktada The Low End Theory, De La Soul Is Dead gibi albümlerden söz ederek, grupların kariyerinde ikinci albümün oynadığı, grubu bir üst seviyeye taşıma rolüne değinmekte2. Grupların en iyi albümleri incelendiğinde istatistikte muhtemelen ikinci albümler en tepede yer alabilir fakat Run the Jewels için kaçıncı albümlerinin en iyi olabileceği öngörülemez bir durum. Albüm kapak çalışması: Kapak fotoğrafı Kiel Adrian Scott'a aittir1. New Orleans doğumlu, Berklee Colloge of Music'ten Christian Scott aTunde Adjuah, 2017 yılı içinde yayınladığı üç albümü bir araya getirdiği The Centennial Trilogy adlı devasa işle, sürünün lideri ve bölgesinin hakimiyetini sağlayan güçlü bir aslanı çağrıştırıyor. Tabii onun aslan olma süreci kısa bir süre değil. İlk albümünü 2006'da yayınlayan sanatçı, kendinin zamanla daha iyi bir dinleyici, grup lideri, öğretmen ve öğrenci olduğunu ve bunların müziğini daha özgün noktaya taşıdığını belirterek, sürekli geliştiğini ve bu yüzden müziğinin hangi noktaya geleceğine dair bir fikrin olmadığını söylüyor2. Sanatçı bu albümlerde caz, fusion, trap, afro-beat gibi farklı elementleri bir araya getirerek gerçekten de müziğinin son noktası hakkında bir belirsizlik yaratıyor. Kazdığı yüksek bas ve trap beat çukurları içine gömdüğü trompet melodileri ve soloları çukurun içinden yankılanarak göğe yükseliyor adeta. Üstüne ne kadar toprak atarsanız atın, çukuru ne kadar derin kazarsanız kazın, o müziğin sesini duymasanız bile ruhunu hapsetmeniz mümkün olmayacaktır. Scott esasen yaptığını tam olarak caz olarak görmüyor. Farklı türler keşfetmeye ve onları müziğine dahil etmeye açık ve kendini belli bir tür içine yerleştirdiğinde onun iyi veya kötü tüm özellikleriyle bağdaşacağı fikrine sıcak bakmıyor. Çok yaratıcı caz müzisyenleriyle kendisi arasında yüksek seviye bir bağ görmüyor. Ona göre çoğu, diğer türleri aşağıda gören elitistler ve aşırı yetenekli, teknik olsalar da kimse müziklerini oturup bir dakika bile dinlemek istemez. O ise insanları sadece hareket ettirmek değil, düşündürmek de niyetinde3. Caz müzik özellikle son on yıldır kendi içinde bir devrim yaşıyor ve bunun da meyvelerini topluyor. Bunu da temelde yeni nesil caz müzisyenlerinin türe dair eleştirilerine ve bu eleştirileri veya hataları yok etmek için geliştirdikleri yeni yaklaşımlara borçlu. Zamanımızın yükselen cazcılarının röportajlarına baktığımda hep içinde eleştiri olan parlak fikirler ile karşılaşıyorum. Bu açıdan düşününce, müzik konusunda Türkiye'nin kaderi coğrafya olmaktan ziyade toplumsal kültür haline gelmiş öz eleştiri noksanlığı gibi geliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-50/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Hopkins'in biyokimyager sanatçı Linden Gledhill ve sanat yönetmeni Craig Ward ile iş birliğinin sonucudur1. Kapak için mikroskopik kimyasal reaksiyonlar kullanılarak yaratılan çeşitli görseller daha sonra The Creators Project ortaklığıyla video halini almış2. Üretim için gıda boyaları ve renklendiriciler üzerinde deneyler yapan Gledhill bu süreci, görüntü ölçekleri açısından mikroskobik organizmalara ve çevremdeki dünyaya hayran kaldım diye ifade etmekte. Londra'dan müzisyen Jon Hopkins beşinci stüdyo albümü Immunity ile hem kariyerinin hem de elektronik müzik sahnesinin en özgün işlerinden birine imza atıyor. Hatta genelde bir müzisyenin kendi albümleri arasında ayrım yapmadığı düşünüldüğünde, Hopkins'in Immunity'i favori albümü olarak adletmesi bendeki sempatisini arttırıyor. Albümde fiziksel dünyadan doğal sesleri kendi yarattığı evrenine dahil eden Hopkins, albümü 8 ayda kaydetmiş ve bu süreci öforik olarak tanımlıyor. Kısaca, bu harika müziğin yaratım süreci aşırı bir mutluluk, haz vermiş ve bu duygular da oluşmakta olan müziğin güzelliğini arttırmış. Uzun senelerdir meditasyona benzer bir teknik olan otohipnoz yapan Hopkins, bu durumda müziğin çok daha net algılanabildiğini belirtmekte. Müziğiyle amacının hızlı tüketilen, tek dinlemelik şey yaratmak olmadığından, tam tersine belli bir dönem boyunca var olabilecek bir yer ya da hikaye oluşturmak olduğundan söz ediyor. İlginçtir ki daha önceden birlikte çalıştığı ve hayranlık duyduğu sanatçılardan Brian Eno hastanede çalışan bir psikolog ile albüm hakkında konuşmuş ve Hopkins'e, psikoloğun bu müziği hastalarına dinlettiğini ve albümün tedavi edici etkilerinden bahsettiğini söylemiş4. Birçok albümü kolaylıkla sakinleştirici, huzur verici veya meditatif diye nitelendirebiliriz fakat Immunity, bunun uygulamada desteklendiği muhtemelen nadir örneklerdendir. Aynı anda hem dinamik, hem dokusal, hem de dinlendirici bir müzik nasıl olurun cevabını veren Jon Hopkins, beyninin içine yerleştirdiği dinleyiciyi kontrolün tamamen kendinde olduğu microhouse ve IDM karışımı bir yolculuğa çıkarıyor. Albüm kapak çalışması: Gün batımında yol alan uçağın izinin yer aldığı fotoğrafı1 kimin çektiğine dair net bir bilgi bulunmamakla birlikte, Reddit'te King Krule'un babasının çektiği konusunda yorumlar vardır2. Benim nedense çoğu kez gerçekliği unutarak inatla Güney Afrikalı bir beyaz olarak farz ettiğim fakat işin doğrusu doğma büyüme bir İngiliz olan Londra'dan Archy Marshall, bilinen adıyla King Krule, aşırı başarılı ilk albümü, ergen zamanlarından 6 Feet Beneath the Moon'un ardından büyümesinin verdiği etkiyle ikinci albüm The Ooz ile artan beklentileri fazlasıyla karşılıyor. Esasen bu albümü de diğer Krule albümleri gibi aslında sanatçının babasına borçluyuz çünkü Krule'a göre müziğin içine girmesinin sebebi babasının çoğu zaman birlikte çalacak birilerini istemesi3. İlk albümdeki toyluğun ve hamlığın verdiği samimiyetin ve agresifliğin yerini bu albümde ayakları yere basan bir prodüksiyon, daha oturaklı bir duruş, daha hacimli bir müzikalite ve daha bilinçli ve hesaplı yaratıldığı izlenimini veren bir karanlık alıyor. Dalgalı gitarlar ile kendine has koyu vokallerin üstüne binen üflemeliler ve çeşitli efektlerle bir nevi rock ve caz müzik arasındaki alanlarda gezinen sanatçı, şiirsel ve içine kapanık bir atmosfer yaratıyor. Aslında The Ooz için ilk albümü de denebilir çünkü sanatçı, bu sefer gerçekten benim albümüm oldu, her şey benim tarafından inşa edildi4 diye belirtmekte. Evinde Fela Kuti tablosu asılı dub-caz kaydı bulunan bir annenin, ska gruplarında çalan bir dayının, klasik rock seven sanat yönetmeni bir babanın ve karikatürist bir dedenin olduğu aileden5 King Krule'dan daha orijinal kim çıkabilirdi hiçbir fikrim yok. The Ooz gibi karanlık bir albüm ile bile, çoğu optimist müziğin barındırdığı renkten çok daha fazlasını bir arada gösteriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-6/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Billy Benson'a aittir1. California çıkışlı Nails'in debut albümü, önemli ölçüde Entombed erken dönemden fırlamış European old school death metal ekolü yoğun, boğuk ve uğursuz gitarları ile Melvins'in sludgy gitarlarının aynı potada eritildiği bir gitar sound'ı, yer yer Minor Threat koşturmacası groovy hardcore punk ritimleri ve çoğunlukla Napalm Death'den Barney Greenway öfkesinden aşağı kalır yanı olmayan şekilde nefret kusan vokalleri ile leziz bir powerviolence bulamacı. Yaklaşık 15 dakikalık süresi şaşırtmasın. Çünkü 10 şarkıdan oluşan bu LP, 50 dakikalık kalburüstü bir albümden çok daha fazlasını sunabiliyor. Bu kısa sürede verilen doygunluk hissinin nereden geldiğini grubun vokal/gitaristi Todd Jones'un albümdeki verse ve chorus'ları iki üç kez tekrarlayarak daha uzun süren şarkılar yapabilirdik ama bu momentumu azaltırdı açıklamasından anlamamız yeterli olur2. Fakat bu hissin bir başka nedeni de albüm içindeki tempo ve mod değişimlerinin yarattığı dinamizm. Albüm, Grindcore'dan hardcore punk'a ordan death metal'e sonra tekrar hardcore punk'a uzanan bir tür kısa süreli ve yüksek enerjili yolculuk ağı üzerine inşa edilmiş. Ekstrem ve tehlikeli bir parkur gibi. Sizi balçıklı bir göle sokup ardından eğimli patikada peşinizden kangallar yollarak koşturuyor ve albüm içindeki yer yer orta-tempo death metal yapılarını anımsatan düşüşlerde sizi aşağı o kadar hızlı bırakıyor ki yüzeye çarptığınızda kendinizi çok daha derinlere gömülü buluyorsunuz. Albümün kayıt tarafına da değinilmeden kesinlikle olmaz. Prodüksiyon tek kelimeyle eldeki müziğin potansiyelini nasıl en yüksek verimde yansıtabilirimin cevabı. Ham ve agresif dokunun en önemli etkenlerinden. Özellikle canlı ve gaddar davul tonları tek kelimeyle şahane. Punk ve yakın türlerde son yıllarda duyduğum en iyilerden. Jones Restraint is a big part of our sound. diyor. Grup için istedikleri sound'a dair belli fikirlerinin olduğunu bu yüzden çok fazla ses deneyerek ve eleyerek 15 dakikalık bir albüm ortaya çıkarmanın yıllar sürdüğünü belirtiyor3. Jones aynı zamanda IT çalışanıymış ve grubundan iş arkadaşlarına bahsetmediğini söylüyor2. Aralarında hardcore punk, death metal vb. seven birileri varsa çok büyük kötülük yaptığı açık. Albüm kapak çalışması: Tyler'ın Igor karakterine büründüğü fotoğrafı ve tasarımı yıllardır birlikte çalıştığı Luis Perez'e aittir. Luis Perez aynı zamanda albümden A BOY IS A GUN 'ın klibini de çekmiştir. Albüm kapağında griyle IGOR yazmaktadır ve altında tüm albümün Tyler Okonma tarafından yazıldığı, kaydedildiği ve düzenlendiği yazar1. 62. Grammy ödüllerinde rap dalında en iyi albüm ödülünü alan Tyler, the Creator'ın şimdiden klasik olarak anılmaya başlamış son albümünün ilginçtir ki Tyler'ın rap yaptığı zamanlar olsa da pek de rap albümü olduğu söylenemez. Ödül başka hangi dal altında verilebilirdi ona da emin değilim açıkçası. Türler birbiri içine o kadar girmeye ve birbirini bozup yeni sesler yaratmaya başladı ki artık belki de müziği kategorize etmemek gerekiyordur. Albüme dönmek gerekirse, bir önceki çalışması Flower Boy ile hiphop'ın yanına entegre ettiği farklı tatlardan sonra bu sefer soul, saykedelia, R&B, funk gibi tatları müziğin odak noktasına koymuş görünüyor. Pürüzlü ve güçlü synth seslerle ile bezeli, IGOR karakteri üzerine yaratılan albüm karıncalanma sesleri eşliğinde ilk şarkı IGOR'S THEME ile bir film veya gösterinin açılışı tadında dinleyiciyi albüme hazırlıyor. Albüm kendinizi gün içinde her defasında başka bir şarkının sözlerini mırıldanırken bulduracak kadar akılda kalıcı, hit kalitesinde şarkılarla dolu. Bu şarkılar albüm boyunca Tyler'ın alter ego'su IGOR ile kendisinin içinde oldukları sorunlu aşk hikayesini anlatıyor. Albüm boyunca komedyen Jerrod Carmichael'ın replikleri hikaye anlatımını yönlendiriyor2. Tyler'ın Helping Hands diye bahsettiği Kanye West, Pharrell, Solange gibi birçok müzisyenin çorbada tuzunun olduğu albümde3 Jack White da son şarkıda gitar çalmıştır fakat Tyler sesini duyamadığı için albümde kredi verilmesini istemediğini belirtmiştir4. Bu albüm dinledikçe daha da seveceğinizi size hissettiren bir albüm. Uzaktan size doğru gelmekte olan bir silüetin yaklaştıkça belirginleşerek tanıdık gelmeye başlayacağını bilmek gibi. IGOR sadece bir müzik albümü değil. Şarkıları, sözleri, görselleri, klipleri ile bütün halinde bir sanat projesi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-7/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Kime ait olduğu ile ilgili net bilgiye ulaşılamamakta fakat grup ile yapılan 2013 tarihli röportajda ilk teklilerindeki yüz çiziminin menajerlerinin arkadaşına ait olduğunu ve ondan sonrakilerde de kapak tasarımı için paraları olmadığından yüz konseptine devam ettiklerini belirtiyorlar1. Buradan hareketle yan yana oturan kardeş ikiliyi yansıtan bu kapağın da seçtikleri bir fotoğraf üzerine yaptıkları beyaz çizimlerle gruba ait olduğu çıkarımını yapmak mümkün. Guy ve Howard Lawrence kardeşlerden oluşan elektronik müzik ikilisi Disclosure'un ilk albümü Settle seçkin bir house çalışması. Bu albümü dinlerken sanki 90'larda yaşıyormuşum da dönemin en hit parçalarını duyuyormuşum gibi hissediyorum. 80'ler ve 90'ların house müziğine ve club kültürüne yakışır kalitedeki ve o dönemdeki gruplardan çıkma kült işlerle rekabet edecek düzeyde klas parçalara ev sahipliği yapan bir albüm. Bu lüks dans müziğine eşlik eden vokal düzenlemeleri ise akılda kalıcılığın karesini aldırtan cinsten. Vokallerde çoğu şarkıda farklı bir müzisyenin katkısı mevcut ve önemli ölçüde de sampling'e yer verilmiş. Hem retro tarafı yoğun olan hem de orijinal tınlayan bir müzik ortaya koymak zordur. Genelde esinlendiğin dönemin ortalama bir kopyası olmaktan ileri gidemezsin fakat Disclosure, Settle ile aslında retro etiketini bile hak etmiyor çünkü kusursuz bir kopyadan çok daha fazlası. Bu albümü 18 ve 22 yaşlarındayken yapan kardeş ikili, Chicago house'un ve Detroit techno'nun altın dönemlerinde bu müziğin içinde olmayı arzulayacak kadar yaptıkları işin farkındalar1. Hiphop prodüktörlerinden ilham alan2, davul ve bas gitar gibi enstrüman geçmişleri olan ve müzikal sınırlarını soul, funk, caz gibi geniş çerçevede tutan ikili yer yer Burial'ı anımsatan UK Garage çıplak beat'ler ile 2010'ların şahit olduğu en güzel synth yürüyüşlerine yer veriyor. Bu albüm ulaştığı müzikalite sonucu elde ettiği dans müzik üzerindeki değiştirme ve müzik sektörü içinde türü konumlandırma gücü ile 2010'ların Homework'ü gibi. 3000 yılına gidilip elektronik müzikten bahsedilecek olunursa, Settle'ın adının anılmamasının haksızlık olacağı aşikar. Albüm kapak çalışması: Zeynep Kış ve Şakir Kış'a aittir1. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, bu albüm 2010'lardan albümler listesinde yerli işler de olsun mantığıyla dahil ettiğim bir albüm değil. Uluslararası düzlemde 2010'ların 100 albümü içinde yer aldığını düşündüğüm için yer veriyorum. Mümkün olduğunca yerli bakış açısından sıyrılmaya çalışarak seçmeye çalıştığım yerli albümlerden biri. Bu doğu tınısı duyduğu için bedavadan sempati kazanılan bir batılı gözü olma çabası da değil tabii ki fakat kendi ülkesinden çıktığı için yapılan bir torpil de değil. Kamlama, KES'in post-metal ve avangard rock arasında gezinen, umarım son albümü olmayacak, 2010'ların ortasına düşmüş ilk enstrümantal güllesi. Bir açıdan sanki aksak çalımın yasak olduğu distopik bir toplumda yıllar sonra ilk kez sadece 3 kişinin aksak müzik yapmasına izin vermişler ve yılların açlığı taşmış gibi. Bundan kastım aksak yoğunluğu değil kullanımının etkinliği, üretimindeki yaratıcılık. Sadece ritmin aksak olması değil, bazen de 4/4'lük düzen içinde de aksak tınlayan vurgulara başvurmak ve bunu diğer düz şarkı trafikleriyle harika dengelemek. Diğer bir açıdan ise bu muhtemelen albüm kapağının yaptığı çağrışımın da etkisiyle ormanda yaşayan insanlar nasıl modern hayata uyum sağlayamıyorsa Kes de düz ritimlere uyum sağlayamıyor gibi. Aksak hislerle o kadar bütünleşmiş ki, kulağıma gelen ses kesinlikle virtüöz vari bir çaba değil, müziği zenginleştiren doğal bir dürtü. Bu albüm siniri bir türlü dinmeyen davulları, hikaye anlatan gitar melodisi çeşitlemeleri ve vahşi baslarıyla albüm kapağına da yansımış kırsallığı, ilkelliği ve çetin iklimi dinleyicinin içine işliyor. Fakat bu bir Anadolu kırsallığı, Utah kırsallığı değil. Emre Kula'nın kasvetli gitar melodileri ve nağmeli soloları Anadolu'nun kaotik geçmişini aktarıyor sanki. Bu hissiyatının bir başka sebebi de şaman ayini anlamına gelen Kamlama isminde2 ve kapaktaki logo tasarımlarında saklı olabilir. Kamlama, kendi kültüründen yararlanarak folklorik bir üretimde bulunmama becerisinin güzel bir örneği. Bu açıdan Sepultura'nın erken 90'lar işlerini anımsatıyor. Coğrafyanın kader olduğu ülkelerde, bana göre dünyada birinci ligde olabilmek için sahip olunması gereken özelliklerden biri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albumler-9/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Albüm kapak çalışması: Fotoğraf Jed DeMoss ve tasarım Matt de Jong'a aittir1. Elektronik müzik sevmeyen insanlara solo albümleriyle büyülü bilgisayar müziğinin kapısını açtığını ve insanlar içeri girdikten sonra o kapıyı yok ettiğini düşündüğüm Nicolas Jaar ve multi-enstrümantalist Dave Harrington'dan oluşan ikili Darkside, 2011 ile 2014 yılları arasını kapsayan 3 yıllık müzikal kariyerinde 30 yıllık kariyere sahip olanların başaramadığı şahanelikte bir çalışma ortaya koyuyor. Psychic, adeta gökyüzünden aşağı savrulan milyon dolarlar gibi bir defaya mahsus ve kısa süreliğine mutlu eden fakat ömür boyu hakkında konuşulacak bir hadise. Elektronik, pop, ambient, saykedelik yönelimlerin krautrock'ı anımsatan, tekrarlayan ritim yapıları ve deneye dayalı enstrüman kullanımları ile harmanlandığı kompozisyonlar üzerine inşa edilen albüm, üst kalite elektroakustik şarkılar yaratmasının yanında loş vokal düzenlemeleri ile de art-pop kıvamında sürprizler sunuyor. NPR Music'ten Rachel Martin'in ikili ile yaptığı röportajda Jaar albümün güzel görünümlü fakat içine girince garip işlerin döndüğünü fark ettiğiniz bir ev olmasını istediğini belirtmiş2. Bunu okuduğumda albüm ile yaşadıklarımın benzer olduğunu anımsadım: Psychic başlarda çalışırken, yürürken veya genel olarak arka fonda hoş tatlar bırakan masum bir müzik iken, dinledikçe sizi huzursuzluğa iten ve istemsiz düşüncelere hapseden taraflarını göstermekten çekinmiyor. Albüm kapak çalışması: Jesse Drexler'a aittir1. Yolunun grup ile nasıl kesiştiğine dair bir bilgiye ulaşamadım fakat sanatçının portfolyosu incelendiğinde albüm için biçilmiş kaftan olduğu anlaşılmakta. İçindeki müziğe dair net ipuçları verme konusunda kanımca en başarılı albüm kapaklarından. Klostrofobi, histeri, şizofreni gibi yan etkileri sebebiyle karantina döneminde dinlenilmemesi gereken Daughters'ın 8 yıllık sessizliğin ardından çıkardığı dördüncü uzunçaları, 48 dakikayı aşkın süresiyle grubun 28 dakikalık uzunçalar rekorunu kırmakla kalmıyor aynı zamanda sevenlerini daha önce olduğu gibi albümün ortasında internetin gittiğini veya şarjın bittiğini zannetme sanrısından kurtarıyor. Ama bana göre en önemlisi 21. yüzyılın en heyecan verici rock tabanlı çalışmalarından biri olması. Noise rock, no wave ve endüstriyel müziğin bir insanın ruh dünyasını kendimize hayran bırakarak nasıl daha da yıkabiliriz sorusundan yola çıkarak birleştirilme hali. Kabus görüp uyandığınızda bunun sadece bir kabus olduğunu idrak ederek rahatlarsınız. Daughters sanki bu albümde bunun uyanıp rüya olmadığını anladığınız versiyonunu yaratmak istemiş. Grup albümde kıyametin sesi niyetine bir davul tonu, nükleer santral kazalarından görüntüler aşılayan mekanik tınıda keskin gitarları ve efektleri ile tüm bu kaosun anlatıcılığını üstlenmiş tarzda vokaller kullanarak sizi ümitsiz bir atmosferle baş başa bırakıyor. Alexis Marshall, albümün ismiyle insanların beklediğini değil, kendi istediklerini yaptıklarını anlatmayı amaçladıklarını söylüyor. Kendi deyimiyle it's not a jukebox, it's not a Youtube video2. Zaten albümü dinlerken böylesi kendine has bir müziğin insanların beklentileri doğrultusunda üretilemeyeceğini anlamak hiç de zor değil. Bu albümü seven sadece iki tür grup olabilir: Müzik tutkunları ve mazoşistler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albümler-5/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Serinin diğer albümleri göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz. Kariyerine 2010'ların başlarında hiphop parçalarının altyapılarını coverlayarak başlayan grup, 2011 yılında Tyler, The Creator ile birlikte youtube'da yayınlanan canlı doğaçlama konser performansıyla tanınırlık yakalamış ve sonrasında grubu çok daha yüksek seviyelere taşıyacak albümlere imza atmıştır. IV albümü şimdilik bunların sonuncusudur. Albümün öne çıkan ilk başarısı caz ile enstrümantal hiphop arasında fütüristik alanlarda dolaşan grubun bünyesine kattığı elektronik, soul gibi türlerin yanında, çeşitli synthesizer kullanımlarını caz içinde olağanüstü eritme kabiliyeti olmuştur. Fakat bu duruma şaşırmamak lazım. Öyle ki grubun davulcusu Alex Sowinski caz grubu olmaya çalışmadıklarını sadece müzik yapmak istediklerini, solo müzisyenler gibi çaldıkları enstrümanda gelişmek yerine farklı türleri keşfetme, prodüksiyon, kayıt teknikleri, yazım gibi çeşitli ilgi alanlarına sahip olduklarını söylemiştir2. İkincisi ise grubun birlikte çalıştığı müzisyenleri seçimindeki zekası ve onlarla albümde yakaladıkları uyumda saklı bana göre. Esasen BBNG için collaboration ustası denebilir. O kadar çok sanatçıyla işbirliğinde bulundular ki artık hangi şarkıda kimle çalışacağı, ne düzeyde o kişiyi şarkıya dahil edeceği veya o kişiye ne kadar özgürlük alanı tanıyacağı konularında uzman noktasında olmalılar. Albümde bunun yansıması birçok şarkı bulunmakta. Time Moves Slow'da Future Islands'dan Samuel T. Herring ile çok şık bir soul mahallesinde buluyoruz kendimizi. Confessions Pt. II'da Colin Stetson saksafonun Rasputin'i olduğunu kanıtlıyor. Lavender'da grup, Kanadalı DJ ve prodüktör Kaytranada ile müziği çeşitli synth baharatlarına buluyor. Hyssop of Love'da muhteşem internal rhyme'lara imza atan ve karışık uyak yapılarının altından adeta offbeat rhyme master profili çizerek kalkan Mick Jenkins ile mükemmel bir hiphop parçası ortaya koyuluyor. In Your Eyes'da ise Charlotte Day Wilson eşliğinde yeniden soul kapılarının kilitleri açılıyor. Albüm kapak çalışması: Tasarım Matt Brinkman ve John Dwyer'a aittir1. 1997 San Francisco çıkışlı ultra garage/sayk grup Oh Sees'in farklı isimler altında 8 yıl içinde çıkardığı 14. stüdyo albümü Floating Coffin, her sene en az 1 LP prensibini benimsemiş grubun külliyatı içerisinde adeta bir best of toplama gibi parlamakta. Bu çalışkanlığın kaynağı nedir diye sorduğumuzda karşımıza grup kurulduğundan bu yana değişmeyen tek isim olan, grubun frontmani John Dwyer çıkıyor. Yüksek enerjisi ve punk tutumu ile damarlara adeta milenyum sonrası Iggy Pop enjekte eden, konserlerde mikrofonu yeme noktasına gelen2 bir garage/sayk/punk azmanı şahsiyet. Grubuyla gitarlarda garage'ın kirliliğini, vokalde sayk'ın neşesini, davulda punk'ın dinamik ve hızlı ritmini birleştiren ve bunu 20 yıl boyunca aralıksız yapan biri. Grupta genelde şarkıları Dwyer yazmakta ve grupça son hali verilmekte. Petey Dammit bu albümde yazım sürecine herkesin dahil olduğu ortak bir çalışmanın yapıldığından bahsediyor3. Bu albüm aynı zamanda 5 yılın ardından grubun kendi yayınladığı ilk albümü. Dwyer'ın ortaklarından olduğu, bünyesinde King Gizzard & the Lizard Wizard, Ty Segall, Fuzz, Flat Worms, DUDS gibi isimleri barındıran Castle Face Records çıkışlı4. Dwyer bu değişimi tüm sürece dahil olmak ve tamamen ona ait bir albüm çıkarmak istemesi olarak açıklıyor5. Floating Coffin benim için aynı zamanda tüm zamanların en iyi kapağına sahip albümlerinden biri. Köpek dişleri, gözler ve çileklerin bir araya geldiği kapak, içerisinde tatlı ve pis bir konsept olduğunu daha sade nasıl anlatabilirdi bilmiyorum. Verdiği enerji ile freni tutmayan ve son sürat uçuruma doğru sürüklenen kamyonu kullanan ve bu durumu umursamayan bir sürücüyü gözümün önüne getirmekte. - https://www. castlefacerecords. com/products/thee-oh-sees-floating-coffin - https://www. youtube. com/watch?v=FrMacbbLxuc - https://backstagerider. com/2013/02/22/thee-oh-sees-floating-coffin - https://www. castlefacerecords. com/pages/artists - https://www. rollingstone. com/music/music-news/thee-oh-sees-switch-up-on-new-darker-lp-58811"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010lardan-albümler-8/", "text": "Modern Müzik Tarihinden 250 Albüm kitabıyla 19. yüzyıl sonundan günümüze kadar gelen süreçte modern müziğin öyküsünü, albümlerden örneklerle okuyucuya sunan müzisyen ve müzik yazarı Mustafa Şardan, 2010-2019 yılları arasında yayınlanmış hip-hop'tan punk'a, elektronikten indie'ye farklı türleri içinde barındıran, unutulmayan albümleri birbabaindie. com okuyucuları için derliyor. Her çarşamba, 2010'lardan Albümler ismiyle yayınlanan seride ilk albüm incelemesi 2010-2015, ikinci inceleme ise 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış albümler arasından seçiliyor. Asıl adı Vernor Winfield McBriare Smith IV olan Mac DeMarco şarkıcı/prodüktör kimliğiyle 2010'lara damgasını vurmuş bir isim. Her ne kadar kendisi müziğini tam anlaşılamayan jizz-jazz adını verdiği başlık altında creamy, milky and a little bit of attitude diye tarif etse de3, yaptığı müzik umursamaz ve ferah diye tanımlanabilecek, 90'ların ilk yarısı Pavement, Beck gibi isimlerin başını çektiği Amerikan alt-rock çatısındaki slack rock modunda bir tür revival atağı bana göre. Grunge, Guns 'n' Roses ve post-grunge etkisiyle 20 yıl boyunca sessizce köşesine çekilen ve yalnız bırakılan bu tür, 2010'larla birlikte Mac DeMarco önderliğinde bu sefer biraz da indie pop'a bulanarak gün yüzüne çıkıyor. Bu da yetmezmiş gibi Mac DeMarco elindeki malzemeyi Japon vintage gitar ve synth ekipmanlarıyla şekillendirerek pamuk hafifliğinde şarkılar yapıyor. Salad Days sanatçının 2 albümünün ardından gelen ikinci uzunçaları. Albüm adından da anlaşılacağı üzere genç ve tecrübesiz olunan zamanlara ithafen serin bir hava vaad ediyor. Bu serinliğe yazılan sözler ise takdir edilesi. Keza Mac Demarco Pepperoni Playboy belgeselinde being a musician is half being poet diyor4. Bu cümleyi Bob Dylan Nobel Edebiyat ödülünü kazandıktan sonra kursaydı belki de half kelimesini aradan çıkartırdı. Albümün öne çıkan parçalarından Chamber of Reflection'da Japon müzisyen Shigeo Sekito'nun The Word II parçasındaki synth melodisinin kullanıldığını hesaba katarsak, Mac DeMarco ekipmanıydı, şarkılarıydı, albüm kapağıydı derken Japonların etinden sütünden her türlü faydalanmış. Japonlar albüm için teşekkürü hak ediyor fakat haksızlık etmemek gerekir ki slack rock'ı alıp indie'ye bulayıp vintage Japon stiliyle birleştirme fikrinin yaratacağı güzelliği Mac DeMarco'dan başka kimse göreme di. - https://www. discogs. com/Mac-DeMarco-Salad-Days/release/5552990 - https://www. thefader. com/2019/05/29/mac-demarco-haruomi-hosono-influence - http://www. thrashermagazine. com/articles/music-interviews/mac-demarco-interview/ - https://www. youtube. com/watch?v=JStLz_vkEm8 Albüm kapak çalışması: Fotoğraf Eddie Alcazar tarafından çekilmiş, kapağın tasarımı ise Thundercat'in Atlantalı illüstratör arkadaşı ve aynı zamanda komedyen olan Zack Fox tarafından yapılmıştır1. Thundercat'ın bu pozu hayranı olduğu Jaco Pastorius'ın benzer bir fotoğrafından kopya ettiği iddia edilir. Solo kariyerine başlamadan önce crossover thrash grubu Suicidal Tendencies'de 9 yıl bas gitar çalan, bunun dışında Kendrick Lamar, Flying Lotus, Kamasi Washington ve Erkyah Badu gibi isimlerle çalışan ve Lamar'ın These Walls parçasıyla 2016 yılında Grammy ödülü kazanan Stephen Burner, bilinen diğer adıyla Thundercat, üçüncü stüdyo albümü Drunk'ta birçok yıldız ismi de içeren müzisyen ordusu ortaklığı ile funk, soul ve caz müziğin şatafatlı karışımını sunuyor. Öncelikle söylemeliyim ki albümün miksini yapan ve ortak yapımcı koltuğunda oturan Flying Lotus öyle enfes bir kayda imza atmış ki, bu kayıt bir şarap olsa Vedat Milor'dan senenin şarabı ödülünü alırdı. Thundercat'in basları ise kendisinin iyi basçı nasıl olur tanımını kanıtlar cinsten: Ability to jump between the roles2. Thundercat birlikte çalıştığı yıldız müzisyen kadrosu içinde ne zaman geri planda kalıp ne zaman öne çıkacağını o kadar güzel dengelemiş ki albümü dinlerken zihnimde aynı zamanda bir orkestra şefi olarak beliriyor. Albüm sosyal meselelere değinen yapısıyla da son zamanlarda ABD'de yaşanan ırk karşıtı protestoları akla getiriyor. Thundercat'in üç yıl önce albüm için yapılan röportajındaki ifadesiyle if you're talking about being black, every day is very diffucult. Aynı röportajda Black Lives Matter üzerine söyledikleri de çoğumuzun empati kuramayacağı cinsten. Ona göre kimse değerini kanıtlamak zorunda değil ama siyahlar buna mecbur bırakılıyor çünkü sürekli değersiz oldukları söyleniyor3."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2010larin-en-cok-calinan-10-sarkisi-belli-oldu/", "text": "2010'lu yıllarda İngiltere listelerinde en çok vakit geçiren, radyolarda en çok çalınan 10 parça açıklandı. Pharrell Williams'tan Happy zirvede! İngiliz müzik lisanlama şirketi PPL tarafından derlenen listeye göre, İngiltere radyolarında 2010'lu yıllarda en çok çalınan 10 parça belirlendi. Birinci sırayı Pharrell Williams'tan Happy alırken listede Adele, Maroon 5, Justin Timberlake, Bruno Mars, Kings of Leon gibi isimler de yer alıyor. Listenin tek İngiliz isimleri ise Adele ve Mark Ronson olarak dikkatleri çekti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2011-oyle-gecti-boyle-gecti/", "text": "Yeni yılın bu ilk günlerinde, geçtiğimiz yıl pek girmediğimiz Yılın en iyi albümleri nelerdir? tarzı anket olaylarının yerine, geçtiğimiz sene tarafımızdan sıklıkla dinlenilen, geç de olsa keşfedilmiş, yıl boyunca mp3 çalarlarımızdan düşmemiş eski/yeni tüm takıldığımız albümleri tamamen random bir şekilde listeleyerek, 2011'in bizim açımızdan kısa bir özetini yapmak istedik. Bir Baba Indie 2011 yılında bunları dinledi!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2014-duvarın-arkasından-gelen-sesler/", "text": "Hep Bekledim from omur kilicaslan on Vimeo. 1 yıl aranın ardından tekrardan bu yazıyı devam ettiriyor olmanın sevinci içerisindeyim. Geçen sene bu zamanlar askerde yılbaşı sebebiyle dağıtılan kuruyemişleri yeme telaşındaydım. Duvarın Arkasından Gelen Sesler benim için özel bir yere sahip; yerli müziğin birçok ismini anmak, onlara bir nebze katkı sağlamak için önemli. 2014 yılı yerli gruplar adına inanılmaz verimli ve güzel geçti diyebilirim. Çıkan albümler, yükselişte olan isimler ve birkaç değişim ile yollarına devam edenler oldu. Önceki senelerde bu yazıları Hakan Orman ve İlhan Mimaroğlu adına düzenlemiştik. Bu sene listemizi Ömür Kılıçaslan adına düzenlemek istiyorum. Onun haricinde de Ciguli ve Selim Sesler'i de anmamak olmaz. Tüm güzel melodiler onların olsun. Bu sene yerli gruplar adına epey güzel gelişmeler oldu. 2014'te yerli grupların başına gelen en güzel şey sanıyorum Sofar'dı. Sofar sayesinde birçok isimle tanıştık, birçok ismi çok sevdik ve yakından takibe aldık. Sofar'ın bu konudaki amacının da bu olduğunu bildiğimizden projenin ilk yılının oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Sofar sayesinde No Land, Kalben, Hay Bin Kunduz, Burcu Tatlıses, Utkan La Deniz, Son Feci Bisiklet, Miss Crowley, Ali Somay gibi birçok isimle tanışmanın yanı sıra Nekizm, Nihil Piraye, Cihan Mürtezaoğlu gibi sevdiğimiz birçok müzisyeni de farklı bir platformda tekrardan izlemiş olduk. Sofar'ın yanı sıra listelist. com'un Pürtelaş 3+1 çalışmalarının da inanılmaz dikkat çekici ve yerli gruplar adına faydalı olduğunu söylemek gerekiyor. listelist. com ekibinin projesini takdir etmemek olmazdı. Can Güngör, Yora, Sen Yağmur Dök, Nilipek, Ah! Kosmos ve birçok isme yer vererek çok önemli bir iş başardılar. 2014 için ayrı bir parantez de Olmadı Kaçarız ekibine açmak gerekiyor sanırım. Büyük Ev Ablukada'nın peşinden gelen büyük rüzgar ardında birçok konser ve nefis albümler getirdi. Moda Sahnesi Yaz Dönümü Konserleri gibi tarihte çok az rastlanacak nefislikte bir konseri organize ettiler. Ayrıca Gaye Su Akyol Develerle Yaşıyorum ve Can Güngör'ün iki şarkılık single'ını da yayınladılar. Yapımcılık kısmında farklı bir yol izlediği ve sektörün samimiyetini sorguladığımız günlerde nefes oldukları için Olmadı Kaçarız için bizlerin yapabileceği en iyi şey sonsuz desteğimizi esirgememek. 2014 yılının en dikkat çekici albümlerinden biri de Bubituzak oldu. Çilekeş'in evrim sürecinden Bir Baba Indie'de yazılarımız ve Açık Radyo'daki yayınlarımızda da bahsettik. Çilekeş'in evriminin son halkası Bubituzak yerli müzik için açılan başka ve güzel bir kapıdır. Şahsen kült bir albüm olduğu inancına sahibim. Bu albüme kadar uzaktan tanıdığımız Ali Güçlü Şimşek'in bu adam galiba çok depresif şeklinde yaftalarken, Bubituzak ile tam bir hiperaktif olduğunu anladık. Bubituzak ile kendini bulan bir Ali Güçlü Şimşek olduğunu söylersek yersiz bir cümle kurmuş olmayız. Ayrıca, Görkem Karabudak'ın da Bubituzak'ta insan üstü işlere giriştiğini de söylemek gerekir. Görkem Karabudak aynı anda hem tuşlu çalgı, hem bas gitar çalabiliyor ve hatta vokal de yapabiliyor. Sanırım mutasyon geçirme ihtimalimiz olursa bunu en çok kendisi isteyecektir diye düşünüyorum. Belki 3. bir kolu daha olursa onunla da rakısını rahatça yudumlayabilir. Bubituzak ile kariyerindeki yükselişini hızlandıran davullardaki Emrah Atay'a da ayrı ayrı parantezler açmak gerektiğini vurgulayalım. 2014'te Kara Orkestra cephesi oldukça hareketli geçti. Korhan Futacı ve Kara Orkestra ekibinde gerçekten deprem niteliğinde değişiklikler oldu. Ediz Hafızoğlu, Görkem Karabudak, Özün Usta gibi isimlerin gruptan ayrılması eyvah dağılıyorlar dedirtti. Fakat ekibe neredeyse hiç yabancı olmayan Burak Irmak, Berke Can Özcan gibi isimler dahil olarak aslında her şeyin yerli yerinde olduğunu bize gösterdi. Hatta hazırlığı 1 yılı süren Sezen Aksu ile sahne alma projesinin de KFKO'nun tanınırlığını fazlasıyla arttırdığını söyleyelim. Bu cephedeki diğer büyük gelişme ise sanırım Taranta Babu'ydu. Üst üste gelen kayıtlar müziğin çok sesli icrası için çok başka umutlara gark eyledi bizi. Sanırım ilerleyen yıllarda çok yeni ve acayip şeyler ile bizleri ziyarete tekrar tekrar gelecekler. DANdadaDAN'a ise değinmeden edemeyeceğim. Geçtiğimiz ay gerçekleşen konser öyle bir şeydi ki, bunu tarif etmek mümkün değil. Kesinlikle yılın olayı olmaya aday bir konserdi. Keşke dağılmasaydı dediğiniz grubun tekrar bir araya gelmesi kadar güzel bir şey daha yoktur sanırım. Neden ayrıldığına anlam veremediğimiz iki sevgilinin yıllar sonra bir araya gelip evlenmesi gibi bir şey olmalı. Hazır grupların dağılmasından bahsetmişken bu yıl Redd'in dağılmasına şahit oldu. Üstelik pek güzel bir ayrılık da olmadı; takip ettiğimiz kadarıyla. Bir geri dönüş hikayesi de Dorian'a aittir. Burak Irmak'lı kadrosuyla ilk albümlerinden uzakta, daha depresif tınılar ile çok başarılı bir albüme imza attılar. Bu yıl biraz da espirili grup isimleri, şarkı sözleri ile dolu bir yıl oldu. Hangi birine yetişeceğimizi bilemedik. Halimden Konan Anlar ve Büyük Ev Ablukada'nın açtığı kulvardan hızlı adımlarla giren ve yoluna devam eden birçok isimle tanıştık. Yüzyüzeyken Konuşuruz, Yok Öyle Kararlı Şeyler, Son Feci Bisiklet sanırım bunların en bilinenleri. Yeni yılda bu isimlerin, yeni çalışmalarını yakından takip edeceğimizi söylemek isterim. Adamlar'a ayrı bir paragraf açmak istedim. Halimden Konan Anlar ekibi geçen sene Kasım ya da Aralık ayındaki Karga konserlerinde ilk defa elektrik gitarlarla HKA şarkılarını çalıp, izleyicilerdeki etkilerini ölçmüşler. Yazarlarımızdan Hupsitenky'nin de takip ettiği konser oldukça güzel geçmiş. O konserin ardından neler olacak diye beklerken Adamlar karşımıza Eski Dostum Tankla Gelmiş albümü ile çıktılar. Albümü hala zevkle dinliyorum. Yeni bir janrın neden öncülerinden biri olduklarını anlamamak için herhalde art niyetli olmak lazım. Ayrıca, Burak Irmak'ın Adamlar'a da eşlik ettiğini söyleyelim. 123'ün yeni albümü Anja'da bu seneye damga vuran albümlerden biriydi. Arda Erboz ve Seçil Kuran'lı yeni kadrosuyla harika bir albüme imza attılar. Bu albümün ardından Dilara Sakpınar solo projesine yöneldi ve yıl bitmeden bizlerle Lara Di Lara ismini verdiği yeni çalışmalarını duyurdu. Flört'ün Hücum Kayıtları da yine bu yılın büyük işlerinden biridir. Son konserlerinde kendilerinin de beklemediği üzere çok iyi satış rakamları elde ettiler. Şu an film çekimleri olduğunu öğrendiğimiz Flört'ün özellikle yerli müzik dünyası için konuşacağı epey şey olduğunu söylemek gerekir. Kendilerinin daha fazla sesini duyurmak için neler yapılabilir bunun üzerine önümüzdeki yıl düşüneceğiz. Bu yılın yükselişte olan isimlerini de ayrıca anmak isterim. Cihan Mürtezaoğlu aslında yerli müzik için hiç yeni bir isim değil aksine o kadar tanıdık bir isim ki, minik bir araştırma ile aslında ne kadar büyük emekleri olduğunu görebilirsiniz. Bu yıl bize kendini, kendine ait eserlerini daha fazla görünür kıldığı için büyük bir teşekkürü kendisine iletiyoruz. Yine, aynı şekilde Can Güngör'ün de benzer niteliklerde kendini bu sene daha görünür kılıp ne kadar önemli bir müzisyen olduğunun farkına vardık. Bu sene bizim dikkatimizi çeken en önemli yükselişlerden biri de kuşkusuz No Land'di. Hatta takip edenler bilirler, Bir Baba Indie'nin ilk konser organizasyonunda, Dunia'da kendilerini ağırlamıştık. Harika müzisyenlerden oluşan No Land yerli müzik için büyük bir umuttur. Kendini tekrar eden müzik için yepyeni bir yol açtılar dersek yanlış olmaz. Aynı şekilde Kalben'in de sıradışı, tiyatral, derinlemesine, gerçekten bir şeyler anlatan sözlerle dolu şarkıları ile bu yılın yükselen isimlerinden biri olduğunu söylemekte fayda var. Aynı minvalde Hay Bin Kunduz bize ilerisi için çok fazla umut vaadediyor. Yanlış bilmiyorsak Hay Bin Kunduz albüm hazırlığı içerisinde. Yakın zaman içerisinde kendilerinden güzel haberler duyabiliriz. Help! The Captain Threw Up yine bu sene bir çok konser ve organizasyonda ismini duyduğumuz gruplardan biridir. Onların da albüm hazırlığı içerisinde olduğuna dair duyumlarımız var. Can Kazaz'ın ise bambaşka bir yoldan insanlarla buluşturduğu albümü, özel çabası ve güzel şarkıları ile bu yılın en büyük kazanımlarından biri olduğunu söylemek gerekiyor. Nilipek için de çok ayrı paragraflar açmak istiyorum ama onunla ilgili tüm düşüncelerimizi 2015 yılına saklıyoruz. Bunu da ayrıca belirtelim. Fineaway ve Plaj'ın adını da şimdiden buraya yazalım. 2015'de büyük işler çıkartacaklarını düşünüyorum. Barıştık Mı ile bilinen Barış Demirel'in yıl biterken yayınladığı albümünü de önümüzdeki yıl bol bol konuşacağız. Elektronik kökenli müzik janrlarında da oldukça hareketli bir yıldı. Görkem Han Jr, Saint Kitten, La Dee Eda, Cihan Yılmaz, Glass gibi birçok proje dikkatimizi çok fazla çekmeyi başardı. Ayrıca caz dünyasında da güzel albümler dinledik. En başta Kerem Görsev'in Emirgan albümü tüm samimiyetiyle evlerimize girdi. Harika bir albüm kapağı ve nefis şarkılarla dolu Çağıl Kaya'nın Bir Parça Ay Biraz Kuş albümü, Jehan Barbur'un ancak uzun bir yazı ile anlatılacak Sizler Hiç Yokken albümü, daha önce çocuklar için yaptığı şarkılarla bildiğimiz Banu Kanıbelli'nin Bu Rüzgar isimli yeni albümü de gönlümüzde yer etti. Ayrıca, her ne kadar yazdığımız eleştiri yazısı tatsızlıklara sebep olsa bile, destekleyip desteklemediğimiz bir yana dursun ama samimiyetinden şüphe etmediğimiz Elif Çağlar Muslu'nun albüm kampanyası da yılın önemli gelişmelerindendi. Unutmadan Şirin Soysal'ın Ziyaret albümü de kafamızda yeni yeni alanlar yarattı. Yazı uzadıkça uzuyor. Yazarken fark ettim kitap olacak yılmış 2014. Bunca albüm, müzik grubu içerisinde unuttuklarım ve atladıklarım muhakkak vardır. Peyk, Kök, Weed, Nekropsi, Athena gibi grupların albümleri uzun uzadıya dinlediğimiz albümlerin başında geliyor. Ayrıca, çok sevdiğimiz ve beğendiğimiz Derin Sarıyer'den de bahsetmek isterim. Yıl bitmeden kendisiyle çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. O sohbetin detaylarını ilerleyen günlerde sizlerle paylaşacağız. Derin Sarıyer'in samimi, içten ve güzel karakterini, müziğini biraz daha yakından inceleyeceğiz. Bu yıl bizi üzen şeyler de oldu. Soma Maden faciası belki de en çok üzeniydi. One Love buna duyarsız kalmayarak festivaldeki gelirlerini Soma'ya aktardı. Bu takdir edilesi hareketin altını çizmek gerektiği için atlamak istemedim. Ayrıca, yazının başında da belirttiğim gibi Hariçten Gazelciler'den Ömür Kılıçaslan'ın balkondan düşerek hayatını kaybetmesi de derinden üzücüydü. Böylesine derinliği olan bir adamın bu dünyada biraz daha nefes alıp vermesi gerektiği düşüncesindeyim. Ayrıca yine Ciguli ve Selim Sesler gibi benzerlerinin bir daha gelmeyeceği iki müzik adamını da yitirdik. Yazıyı yukarıda bahsettiğim isimlerin de yer aldığı minik bir şarkı listesiyle tamamlayalım. 2015'in yerli müzik dünyası için daha fazla güzelliklere yer açması temennisi ile tüm müzisyenlerimizi, müzik dünyası için çok özel çaba harcayan müzik yazarlarını ve yazdıklarını sergiledikleri çok değerli oluşumlarını, yerli müzisyenlere yer açma cesareti gösteren tüm müzik insanlarını Bir Baba Indie ekibi adına sevgiyle anıyorum. 2015 yılında önceki yıllardan daha fazla sevgiye ihtiyacımız var. Bahsedilen sevginin ne olduğunu Bülent Ortaçgil bize çok iyi anlatıyor. Şarkının hikayesiyle birlikte o harika şarkıyı paylaşarak bu yılı noktalayalım. Bugüne kadar paylaştığımız listelerde siz okurlardan bizim atladığımız, unuttuğumuz isimleri eklemeniz dileğinde bulunmuştuk. Bu yıl yine aynı beklenti içindeyiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/201402felix-da-housecatten-babylonda-muhtesem-html/", "text": "1 Şubat Cumartesi gecesi Felix Da Housecat'in sahne aldığı Babylon'daydık. Red Bull Music Academy Nights dahilinde mekanda sahne alan Felix'e ilgi büyüktü. 22:30'da DJ Ahu'nun setiyle başlayan gecede mekan saat 23:30'a yaklaştıkça kalabalıklaştı ve Jarvis Cocker'dan Roisin Murphy'e uzanan muhteşem setini tamamlayan Ahu, yerini Amerika çıkışlı usta prodüktöre bıraktı. Oldukça hareketli başlayan gece ilk olarak prodüktörün klasikleşmiş remix'leriyle başladı. Ali Love'ın 'Another'ına ve Nina Simone klasiği 'Sinnerman'e getirmiş olduğu efsane yorumdan sonra sırada 'Kittenz and Thee Glitz' dönemi vardı. 'Madame Hollywood' ve 'Silver Screen' gibi old-school hitler adeta bomba etkisi yaratarak gecenin peak anlarından birinin yaşanmasını sağladı. İlk kez Felix da Housecat'i canlı dinleyen birisi olarak prodüktörün 80'li yılların hitlerine yer vermesini ise hem şaşırtıcı bulduk, hem coşkuyla karşıladık! Disko orgazmı yaşatan ve Daft Punk'ın son albümünden de hatırlayabileceğimiz prodüktör Giorgio Moroder'in 'I Feel Love'ı ve Donna Summer'ın eşsiz yorumu, 'Relax' ve 'Just Can't Get Enough' , Felix'in getirdiği yorumla kitleyi coşturan parçalar arasındaydı. Gecenin coşkusu ise Felix'in daha progressive parçalara imza attığı dönemi olan 1990'lardan seçmiş olduğu parçalarına getirdiği yorumlarla devam etti ve gecenin sonunda hepimiz yorgun ama mutlu bir şekilde mekandan ayrıldık. Işıldayan bir mekan ve sağlam bir ses düzeni ile böylesine güçlü bir performansı izlemek heyecan verici bir deneyimdi, hatta tadı damağımızda kaldı diyebiliriz. Sırf bu nedenle bile Babylon'u ve Red Bull Music Academy Nights'ı bu sezon takip etmekte fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2014ün-en-çok-dinlenen-bbi-mixleri-burada/", "text": "Adettendir diyerek, 2014 yılının en çok dinlenilenlerini şurada, yerli sahnesini burada, başka başka neler dinlediğimizi ise bu yazıda belirtmiştik."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2015-duvarın-arkasından-gelen-sesler/", "text": "Bu sene yine bir şeyler yazabiliyor olmanın keyfi içerisindeyiz ve Bir Baba Indie olarak yerli gruplara destek olabilmek adına yine devamlı düşünce halindeydik. Aklımıza gelen anket/röportaj usulü bir formatta yerli gruplara sorular yönelttik. 14 grubu sayfalarımızda ağırladık. Ne mutlu bize! 2016'da bu sayıyı arttırmak istiyoruz. Bu sene yine yerli gruplarımızdan Hedonutopia'nın röportajını yayınladık. Tayfun Polat ile yaptığımız efsane röportaj ise bu sayfanın en değerli hazinesi olarak kayıtlara geçti desek abartmış olmayız. Geçen senelerde altını çizerek yazıların sonunda yaptığımız açıklamayı baştan yapacağım. Biz BBI ekibi olarak hiçbir ticari çıkarımımız olmadan gönül işi olarak addettiğimiz bu mecrada bu külliyatı oluştururken bir yıl içinde takip edebildiğimiz, fark edebildiğimiz bütün isimlere yer vermeye çalışıyoruz. Bu yüzden de ısrarla eğer bizim atladığımız, unuttuğumuz çok değerli müzik insanları olursa muhakkak bizimle iletişime geçin. Onları da ekleyelim. Bu gönül işi kavramındaki biz sadece yazarlar olarak kendimizi değil, okuyanlar olarak sizleri de kapsam altına alıyoruz. Yanlış anlaşılma olmaması adına tekrardan belirtelim. - RÖPORTAJ | Tayfun Polat: ... bağımsız müzik sadece tavırdır - RÖPORTAJ | Hedonutopia ... dönüşümün sarmala uzanışı Geçtiğimiz iki seneye Kara Orkestra ve Olmadı Kaçarız kolektifleri damga vurmuştu. Kalabalık bir arkadaş grubunun bir araya gelip bireysel ve grup olarak birbirlerine her alanda yardımcı olmalarıyla oluşan doğal bir yapı kolektifler. Bu kolektiflere bu sene Can Güngör ve Cihan Mürtezaoğlu'nun başını çektiği bir güruh daha eklendi. Bu kolektifteki isimleri alt alta yazsak epey uzar gider. Bu seneki çıkışlarının minik bir çıkış olduğunu düşünüyorum. Can Güngör her ne kadar Olmadı Kaçarız ekibinden olsa da, bağlılığı sadece albümün çıkış kaynağı olarak gözüküyor. Benim bahsettiğim kolektif bir arada müzik yapan ve birbirini destekleyen müzisyenleri izah etmek için kullandığım bir tanım. Bu sene bu kolektiften Can Güngör'ün yanı sıra Nilipek.'te albüm çıkarttı. Cihan Mürtezaoğlu'nun Sarı Söz teklisi ise 2016'da çıkması beklenen albümün Türk müzik tarihine altın harflerle yazılacak albümün habercisi oldu diyebiliriz. Kolektifler arasındaki ortak yanın gerçekten iyi müzik olduğunu, farklılığın ise Kara Orkestra'nın enstrümantal olarak öne çıkması, Olmadı Kaçarız'ın farklıklara kapı açması, CG-CM kolektifinin ise şiirsellik olarak öne çıkması dersek yanlış olmaz. Bu konuyu detaylı incelemek gerek sanırım. Nokta koysam iyi olacak. Ars Longa Günler | Oh be! Bu sene amatör olarak seslerini duyurmaya çalışan birçok isim kendi çabalarıyla kaydettiği şarkılarını ardı ardına yayınlamaya başladı. İçlerinden çok ses getirenlerden bahsedelim istedik. Yazının başındaki kolektife örneklerden biri daha bu olabilir; Eskişehir Kolektifi. Her birinde Yiğit Seferoğlu ismini bulabileceğiniz bu 4 oluşum, bu sene en sıkı dinlediklerimizden. Müzikal olarak zenginlikler sunan bu 4 oluşum tarz olarak hem birbiriyle etkileşim içinde hem de birbirinden bağımsız sayılır. Çok yönlü olan bu müzik insanlarının yolları epey açık. - https://soundcloud. com/haybinkunduzuz - https://soundcloud. com/forsioux - https://soundcloud. com/fineaway - https://soundcloud. com/yigitseferoglu Kapanışı BBI Yerli projesiyle yapalım istedim. Bu sene hayata geçirdiğimiz bu çok özel projede 14 grubu ağırladık. Katılım sağlayan tüm gruplara aynı soruları sorduk. Derdimiz onları tüm detaylarıyla, kendi ağızlarından verdikleri cevaplarla anlatmaktı. Katılım sağlayan tüm gruplardan bizler çok şey öğrendik ve fark ettik. Bu grupları katılım sırasıyla tekrar yazalım ve veda edelim. Yeni yılda binbir zorlukla üreten müzisyenlerimize kol açmaya devam edin. Onların maddi destekten daha fazlasına ihtiyaçları var. Sevdiğiniz bir sanatçıyı bir arkadaşınıza önerseniz dahi büyük destek sağlamış olursunuz. - Otomatik Pilot - Zımba Yok Beyler - POİ - Teneke Trampet - Neigh Pupil - Dogu Blok - Emre Akbay - Yarımada - Can Bayrak - Synthonation - Alpha Minus - Elephant and Whale - Milkywave - SilverLiners Not: POİ ve Zımba Yok Beyler'in Soundcloud hesabı olmadığı için setlistte yer almamaktadır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2015in-en-çok-dinlenilen-bbi-mixleri-burada/", "text": "2015'in son saatlerine doğru geldiğimiz şu anlarda 3 senedir istikrarlı bir şekilde paylaşmayı sürdürdüğümüz Bir Baba Indie Mix'lerimizi, şurada da belirttiğimiz haberden ötürü, yeni yılla birlikte çok daha sık ve dolu bir şekilde yapacağımızın müjdesini vermiştik. İlk iki sırasını Şubat ayında paylaştığımız Yerli Mix serimizin 2.'si ve aylık BBI Mix serisinin oluşturduğu bu TOP 5'in tamamı için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2017-notlari-gercek-punk-tavri-idles-brutalism/", "text": "2017'yi bitirmeye yaklaşırken yılın şekilli albümleri için hazırlanan liste planları da yavaş yavaş kafalarda son halini bulmaya başlamış durumda. Brutalism ile yılın en sağlam rock kayıtlarından birine imza attığını düşündüğüm IDLES da yüksek ihtimalle bu listelerin üst sıralarında kendine yer bulacaktır. Mart ayında dinleyiciye sunulan albüm her ne kadar Türkiye sınırlarında pek yazılıp çizilmese de başta Uncut ve The Line of the Best Fit olmak üzere pek çok kalburüstü yabancı dergiden büyük övgüler topladı. İngiltere'nin şu an en heyecan verici gruplarından biri sıfatına layık görülen IDLES özellikle punk rock adına izlediği yenilikçi tavrı ile bu övgüleri ziyadesiyle hak ediyor diye düşünüyorum. İngiltere'nin Bristol kentinde vokalist Joe Talbot ve bas gitarist Adam Devonshire tarafından kurulan ekip, 2012 ve 2015 yıllarında yayımladığı ilk iki EP'si Welcome ve Meat ile alternatif rock çatısı altında tarz olarak her ne kadar kafası karışık bir duruş sergilese de şarkılar içerisine yükledikleri muazzam enerji seviyeleri ile gelecek için oldukça olumlu sinyal vermeyi başarmıştı. Ardından yeni şarkıların üretimi için yola devam eden ekip bu süreçte başlarından geçen olaylarla müzikal çizgilerindeki savruk halden kurtulup kararlı şekilde, yere daha sağlam bastıkları bir yola girdi. Özellikle vokalist Talbot'un annesini kaybetmesi, diğer taraftan Birleşik Krallıktaki sürpriz Brexit hüsranı ve dünyanın çivisinin çıktığını işaret eden diğer tüm krizler silsilesi ekibin acemilik dönemi sonrasındaki üretimlerini tarz ve tavır olarak da dönüştürmeye başladı. İşte bu koşullar altında kaydedilen ilk uzunçalar Brutalism grubun içinde barındırdığı enerjiyi büyük bir öfke patlaması olarak dışarı saçan, enstrümantal açıdan yoğun, maksimum derecede agresif ve yıkıcı bir albüm. İşe sound açısından bakacak olursak aslında IDLES, Brutalism ile kulağınızın ilk defa karşılaşacağı yenilikte bir müzik sunmuyor. Zira albüm müzikal açıdan değerlendirildiğinde, post-punk'ın sınırlarını genişletmeyi başarabilmiş Protomartyr, Eagulls ve Iceage gibi son dönemin başarılı ekiplerine aşina olanlara yabancı gelmeyecektir. Sık sık kulakları tırmalayacak seviyede hissedilen Noise dokunuşları, motorik şekilde tekrarlayarak şarkıların temelini sağlam zemine oturtan bas-davul ikilisi ve bu ikiliye eşlik eden yüksek voltajlı elektrik gitarlar Brutalism'i karanlık post-punk sularına oldukça yakın bir noktada konumlandırıyor. Fakat Brutalism'i diğer tüm benzerlerinden ayıran bir nokta var; ki bu da ekibin albümde takındığı politik tavır. Bir kadının no surrender çığlığıyla açılan albüm Brexit sonrası geliştirdiği mualif söylemi, kapitalist düzeni iğneleyen sarkastik sözleri ve sanata karşı eleştirel bakış açısını sözlerine taşıyor ve 70'lerdeki gerçek punk tavrını ortaya koymayı önemli ölçüde başarıyor. Özellikle Joe Talbot'un öfkeden deliye dönmüş halde sunduğu etkileyici vokal performansı ve hedefin kim olduğunun belirsizleştiği sarkastik lirikleri grubun bu tavrını en iyi yansıtan noktalar. Talbot şarkılarda hayatın envai çeşit çirkinliğinden bahsediyor ve bunu dile getirirken sözcükler ağzından nefretle ortaya saçılıyor. Sesindeki nahoş ve umarsız hal punk rock efsanesi Sex Pistols vokali Johnny Rotten ve benim şahsi kahramanım The Fall vokali Mark E. Smith referansları taşıyor. IDLES için yeni dönem alternatif rock kanadında İngiltere'nin en heyecan verici grubu övgüsünü sonuna kadar hak ettiğini belirtmek gerek. Brutalism ise her ne kadar ekibin kariyerindeki ilk uzunçalar olma özelliğini taşısa da yıllardır bıkmadan çevrilen Punk rock öldü geyiğine bu sene tartışmasız en sağlam darbeyi indiren çok değerli bir kayıt."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2017nin-ilk-keşfi-steady-holiday-under-the-influence/", "text": "Dışarıda kar yağıyor, filtre kahve demlenmiş, ellerim birazcık üşüyor ama olsun. Birazdan kahveyi bardağa doldurduğumda ısıtırım nasıl olsa. Okunması gerekenleri okuyup, yapılması gereken işlerimi hallettikten sonra bir süredir dinlemeye kıyamayarak beklettiğim albümü görüyorum. İşte şimdi tam zamanı. Çünkü dün veya ondan önceki hatta ondan da bir önceki gün dinlemiş olsam biliyorum ki o neşeli ruh halim ile yazık edeceğim bu güzelim 9 parçaya. Neyse ki bugün kar yağıyor. Bir yanım büyümüş ve havalar kötü olduğunda sokakta yatmak zorunda olan insanları ve hayvanları düşündükçe, içimden bir sesin Kar tutsun, kar topu oynayalım dediğini duyduğumda bir yanımın hala çocuk olduğunu farkediyorum. Hüzünle mutluluk arası bir duygu hissediyorum. İşte tam o sırada No Matter parçasının gitar tonunu yakalıyor kulaklarım. Sağ kulağıma gelen ayrı, sol kulağıma gelen çok ayrı farklı iki duyguyu yansıtıyor sanki. Böyle bir havada, böyle güzel bir şarkıyı, kısmen sıcak bir ortamda dinleme şansım olduğunu için şükrediyorum kendi kendime. Ve bana bu duyguları yaşattığı için teşekkür ediyorum Steady Holiday'e. Albümle aynı ismi paylaşan Under the Influence parçasını dinlerken yaylıların parçaya ne kadar güzel yedirildiğini farkediyorum. Steady Holiday, yani gerçek ismiyle Dre Babinski aslında Dusty Rhodes ve River Band grupları için keman çalıp, geri vokal yapıyormuş. Yetenekleri bu kadarla da sınırlı değil. Los Angles'da yaşayan sanatçı aynı zamanda gitar çalıyor ve aktörlük de yapıyor. Henüz 2015'ten beri ise kendi solo projesi olan Steady Holiday'i yürütüyor. Kötü olduğundan değil ancak, When I See Color parçasını diğerlerine göre birazcık eksik buldum. Albümün neredeyse yarısını ana listeme atıp daha sonra dinlemek istesem de, Steady Holiday'i bu parça ile hatırlamak istemedim. Albümün geneline yakıştıramadığım Country havasından olabilir. Albümün çıktığı plak şirketi Infinite Best Recordings, sanırım hit olma parametreleri taşıdığı ve dile dolandığı için Superstar parçasını Soundcloud'da ilk sıraya koymuş ancak rakamlara baktığımızda yanılmış gibi gözüküyor. Open Water parçası albümden önce single olarak çıktığı için muhtemelen dinlenmesi daha yüksek fakat Spotify'a baktığımızda da Under the Influence parçası Superstar'ı ikiye katlamış. Galiba insanlar da benim gibi, Steady Holiday'i bu depresif ve sanatsal hali ile sevmiş. - Open Water - No Matter - Under the Influence - Superstar - Overcast Waltz"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2018-yerli-sahne-yil-sonu-raporu/", "text": "Senenin nihayete erişini bir nevi fırsat bilerek yerli sahnede 2018 boyunca yayınlanan albümlerden en çok dinlediğim ve nispeten sindirdiğimi düşündüklerimi bir araya getirip haklarında ikişer kelam etmek istedim. Seçtiğim albümlerin ortak özelliklerinden birisi bana bir şeyler hissettirmeyi başarmış olmalarıysa bir diğeri de her birinin yalnızca bu senenin değil, içinde bulunduğumuz on yılın müzik tarihi bakımından farklı sebeplerle önem arz ettiklerini düşünmemdir. Bu yazıda yer alan bazı albümleri sene içerisinde kısaca, bazılarını da kapsamlıca inceleme şansım olmuştu. Hayatın akışında hakkında tek kelime dahi edemediğim ama benim kalbimde ve kulağımda yer eden birtakım albümlerden hiç bahsetmeden bu seneyi geride bırakmak ise içime sinmedi. Sessiz kalmam kulak asmadığımdan değil; yalnızca hak ettiği mesaiyi harcayacak vakti bulamadığımdan, sindirmeden hemen yazmak istemememden veya yazmaya hazır hissettiğimde aradan aylar geçmiş olmasındandı. 2018'de en çok hangi albümlerin ruhuma dokunduğunu ve neden bu albümlerin önem taşıdığını en başta kendim için rapor etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. On yıl sonra da geri dönüp bu listeye baktığımda bahsi geçen albümleri hala hatırlıyor ve dinliyor olmayı temenni ediyorum. Bu yıl radarıma takılan birtakım LP ve EP'lerden parçaların yanı sıra single'lar arasından seçtiğim şarkıları da ayrıca bir Spotify listesinde bir araya getirdim. 2018'den kulağımda kalanlar playlist'te, defalarca dinleme ve üzerine düşünme şansı bulduğum albümler ise bu yazıda kendilerine yer buldu. 2018'in beni en derinden etkileyen albümü açık ara Özgür Yılmaz'ın ikinci solo albümü Haller oldu. Kuvvetle muhtemel benim içinde bulunduğum hallere tekabül ettiğinden kelli bende bu denli yer etti, içine girip derinine dalma arzusu doğurdu. Yalınlığın içerisinde bol katmanlı bir ifade yakalamayı başarabilmiş, muazzam bir ozanlık örneği olan bu albüm Özgür Yılmaz'ın ustalık dönemi eseri sayılabilir. Gündelik yaşamın sıradanlığını anlatmak kutsanadursun, hem yalın hem de alegorik bir üsluba duyduğum özlemi doyurmaya da mazhar oldu Haller. Dört başı mamur deyimini hakkında gönül rahatlığıyla kullanabileceğim albümün başından sonuna değin bir olgunluk çağı anlatısı kuran Özgür Yılmaz'ın sazı da sözü de artık bir meyvenin en tatlı, en ballı demini andırıyor. Diyecek sözü olduğu için varlık bulmuş bir albüm Haller; aylardır dediklerine kulak kabartmak için daha da derinlerine dalmaya doyamıyor, daldığım derinliklerden suyun yüzeyine çıkmak istemiyorum. Yalnız bu seneden değil içerisinde bulunduğumuz on yıldan geriye kalacak en değerli ve etkileyici eserlerden birisi olduğuna dair şüphem yok. Benim gibi hazırlıksız yakalanırsanız vurgun yemeniz olası. 2015'te kendisiyle ilk tanıştığımızdan bu yana Ah! Kosmos'un geçirdiği evrimi bugün düşündüğümde, zaman içerisinde yolunu bulmuş bir suyla değil de ergin doğmuş bir projeyle karşı karşıya olduğumuzu bir defa daha fark ediyorum. Başından beri ne yapmak istediğini çok iyi bilen ve onu yapmaya muktedir olan -bu ikisinin bir araya gelmesi az buz şey değil- Başak Günak, sağlam adımlarla hiç kaygan zemine basmadan ilerledi. 2018'de ise bataklık imgesi çevresinde tasarlanan Beautiful Swamp albümü çok sayıda iş birliğinden de destek alarak Ah! Kosmos'un müziğine yeni rotalar ekliyor. Ne yapmak istediğini bu denli iyi bilince bataklık bile korku değil, heyecan vadeden bir diyara dönüşüyor. Elif Çağlar, Leah Christensen, Mabel Matiz ve Özgür Yılmaz'ın dokunuşlarıyla zenginleşen Ah! Kosmos'un müziği gelişmekten ve değişmekten hiç korkmuyor. Zaten Başak Günak da yeni dokunuşları hayatına ve sanatına katmakta zerre kadar tereddüt etmeyen, tanıdığım en zihni açık insanlardan birisi. Ah! Kosmos'un yolculuğunun gideceği yöne veya Başak'ın yaratacağı herhangi başka bir projeye tanıklık etmek için duyduğum onca hissin en kuvvetlisi sabırsızlık. Palmiyeler'in varoluşuna uygun biçimde yaz mevsimi başında yayınlanan ikinci uzunçalar albümü Akdeniz, deyim yerindeyse çıtayı göğe yükseltti. Palmiyeler, alametifarikası olan ciddiyetsizliğine zeval getirmeksizin ortaya bu denli ciddi bir iş çıkartabildiği için bile yerli sahnede özel bir konuma sahip. Bu yıl kaleme aldığım Palmiyeler'in Akdeniz albümü tarihe uzun bir not düşmeye değer başlıklı yazıda grubun kısa tarihçesiyle girizgah yaptıktan sonra albümün prodüksiyon sürecini etraflıca incelemeye özen göstermiştim. Tamamı çok güçlü şarkılardan oluşan Akdeniz albümü, kısa süre zarfında kendisini gerçekleştirebilmiş bir grubun geleceğe kalacak bir çalışması. Palmiyeler hem müzikal üretimiyle hem de topyekun tavrı ve estetik algısıyla kendi dünyasını yoktan var edebilen bir grup. Bu koskoca dünyayı -konserleri başta olmak üzere- gittikleri her yere taşımayı istisnasız biçimde başarıyorlar; adeta karavanıyla gezip uygun gördüğü yere bir süreliğine kendi iklimini getirebilen bir topluluk. Akdeniz albümünden favori şarkı seçmek mümkün değil, zaten zamana yenilmeyecek bir albümün karşılaması gereken en önemli kriterlerden biri de kanımca tam olarak bu. Yıldıztozu'ndan da tanıdığımız Ati Yıldıztozu, yanına Ozan Çanak ve Durukan Yaşar'ı da alarak Ati ve Aşk Üçgeni'nin ilk uzunçalar albümüyle bu sene defalarca dinlediğim, ezberlediğim şarkılara imza attı. Ati ve Aşk Üçgeni, klişelere düşmeden aşktan bahsetmenin formülünü kendince bulmuş. Aşktan dem vurmaya çekinilen bir dönemde önce yeni bir aşk lügatı yazıyor, ardından da dönemin ruhunu tüm çıplaklığıyla yansıtabilen aşk şarkıları. Kendi müziğini Ruh Pop olarak tanımlayan Ati ve Aşk Üçgeni'nin canlı performansları ise her türlü sürprize gebe birer ayin gibi. Her an her şey olabilir, Ati her şeyi yapabilir, ağzından her şey çıkabilir... Gerçek bir natural born rock star vakasıyla karşı karşıyayız. Bu arada sene boyunca sessizliğini koruyan Yıldıztozu'nun 14 Aralık'ta yayınladığı 3 parçadan oluşan Yeraltından Otlar adlı EP de sene sonuna denk geldiği için gözden kaçmasın. Zira Ati Yıldıztozu'nun elinden vasat iş çıkmıyor. Her senenin son demlerinde yeni bir albüm yayınlamayı adet edinen Hedonutopia, geride bıraktığı on senede heybesinde biriktirdiği onlarca şarkının arasından yedi tanesini özenle seçerek her yıl yeni bir albümde bir araya getiriyor. Grubun üçüncü uzunçalar albümü olan Yakamoz Sandalı, alıştığımız gibberish Hedonutopia sözlerinden sonra Türkçe dilinde mana sahibi sözlere sahip Bil ki şarkısıyla Hedonutopia diskografisinde ayrı bir yerde duracağının sinyallerini veriyor. Albümün genelinde önceki iki Hedonutopia albümüne kıyasla daha easy-listening bir sound'un hakim olduğunu ve grubun bu albümle birlikte muhtemelen kitlesini de genişleteceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Grubun kariyerinde gerçek anlamda prodüksiyon sürecinden geçmiş ilk albüm olan Yakamoz Sandalı, Hedonutopia'nın inatçı duruşunu pekiştiriyor ve yürüdüğü yolda bu inat ve sebatla daha ne putları devirip ne taze fidanlar dikeceğini bir defa daha kanıtlıyor. Ne yaptığını bildiğin takdirde burnunun dikinin pekala da gidilecek tek doğru yön olduğunun yerli sahnede son senelerdeki en büyük kanıtı Hedonutopia olsa gerek. Müzisyen ve prodüktör kimliğiyle bugüne dek sayısız projede yer alan Barlas Tan Özemek'in ilk solo albümü Yalancılar Kahvesinde, iş gereği fazla mesai ayırmak suretiyle tanıştığım bir albüm oldu. Neyse ki öyle olmuş, zira içine girmesi zor, ıskalaması da bir o kadar kolay bir albüm. Emek isteyen ama verdiğin emeğe fazlasıyla değen, birlikte zaman geçirdikçe sana yeni güzellikler sunan bir singer-songwriter albümü. Yalancılar Kahvesinde, her ayrıntısı ince ince örülmüş sekiz şarkıya ev sahipliği yapıyor. Tozlu ayakkabı kutularından çıkan aile yadigarı melodiler, şiirler, ilk birkaç dinleyişte kulağının yakalamaktan aciz kaldığı nice güzellikler... Sonrasında bir sabah aklına takılmış sözlerle uyanıp bu kışın şarkısını bulduğunu nasıl da fark edemediğine şaşırıyorsun. Saklı güzelliklerle dolu bir hazine. Müzik dinlemek için emek harcamanın çoktan demode olduğu zamanlarda emek vermeye gönlü olan eski kafalı dinleyiciler şüphesiz ki bu albümün sefasını da sürer. 2018'den geriye benim için nelerin kalacağını düşündüğümde gelecek senelerde dinleyeceğimden emin olduğum albümlerden biri de Barış Demirel Barıştık Mı'nın ikinci albümü Fail Play. Zengin kompozisyonları, catchy melodileri, kayıtlarda emeği geçen müzisyenlerin yetkinliği, Barış'ın trompetteki hakimiyetini ve yaratıcılığını vokallerinde de göstermesi düşünüldüğünde her şeyiyle özgün bir çalışma ile karşı karşıya olduğumuzu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Dinlerken algı kapılarınızı açan bir albüm Fail Play. Barış Demirel ise kendi sesini fazla vakit kaybetmeden bulmaya muvaffak olmuş, başından beri eylemlerini ilgiyle takip ettiğim, bundan sonra yapacaklarını merakla beklediğim çok yönlü bir müzisyen. Albümdeki sound'u canlı performanslarına da taşımayı başarmasıyla yerli sahnede kendisini ispat etti. Bana kalırsa Fail Play bir an önce dünyada da dinlenmeyi ve karşılığını bulmayı hak ediyor. Solo projesinde müziğinin üstüne hep bir taş daha koymayı başarabilmiş olan Can Kazaz'ın Sürsün Bahar albümü, karanlığını içinde taşıyan ama dertleriyle boğmayan bir üsluba sahip. Bir yanından bakarsan sürekli dertlere gark olduğun, başka bir yanından bakmayı başardığında ise Can Kazaz'ın incelikli ve umut dolu dünyasına dahil olabileceğin bir albüm Sürsün Bahar. Sanatçının kendi deyişiyle yaylıların ve pastoral havanın ön plana çıktığı bu uzunçalar, Can Kazaz'ın Ben Sizden Kaçtım albümünde girdiği yolda sağlam taşlar döşeyerek devam ettiğinin göstergesi. Yönünü arama süreci geride kalmış, Kazaz bulduğu yönden memnun olsa gerek ki rüzgarı arkasına almış ve Sürsün Baharda bir önceki albüme göre daha sağlam bir sound'a imza atmış. Bu sulara demir atar mı emin değilim ama en azından bir süre daha aynı yönde ilerleyeceğine dair bir his var içimde. Babasının kaybına ithafen yazdığı Sürsün Bahar parçası albüme ismini vermekle kalmıyor, albümün baskın atmosferini de karakterize ediyor. Bu sene dinlediğim en orijinal albümlerden birisi de Demet Çizenel ve Burak Güngörmüş'ün ortak projesi OmA'dan geldi. 2016 senesinde Youtube üzerinden yayınladığı Zürafa ve Ordular adlı parçalarla ilk kez dikkatimi çeken, sonrasında ise sessizliğe gömülen OmA'yı tam unutmuştum ki eylül ayında ilk uzunçalar albümü Tohum, People Make Music etiketiyle yayınlandı. Demet Çizenel'in vokali kendine has bir tekniğe sahip, bazıları için alışması zor da olabilir. Projenin ismi Almanca'da nene veya büyükanne anlamlarına gelmekle birlikte, Om ve A kadim ses ve sembollere de çağrışımda bulunuyormuş. Tohum albümünün büyülü atmosferini düşününce taşlar yerli yerine oturuyor. OmA şarkılarında başlangıcı belirsiz, ezeli birtakım meseleler, hisler mevcut. Hangi zamanda yazıldığı, söylendiği, hangi dönemin dertlerinden dem vurduğu yer yer kendisini daha açık belli etse de OmA'da hep ucu daha eskiye dayanan birtakım dertler olduğunu hissediyorsun. Söylediğinden de fazlası, duyduğundan da ötesi satır aralarında gizli. OmA sözcüklere av olmayan, bilakis onları ustalıkla eğip büken şarkı sözleriyle özlediğim dengeyi henüz ilk albümünde kurmayı başarıyor. Bora Uzer'in dokuz yıl aradan sonra yayınladığı ikinci solo albümü Benim Umrumda, 2009 senesinde yayınladığı R&B, soul, funk sularında dolaşan ilk solo albümü B1 e nazaran daha düşük bir tempoya sahip ve bu defa tüm şarkı sözleri Türkçe. Baştan sona bütünlüklü bir anlatı kuran albümün gücünü yalınlığından alan sözleri derin bir okumayı hak ediyor. Basın bülteninde yer alan bilgiye göre Anlara dokunan bu albümde Uzer'in ilham kaynağı; son yıllarda ülke ve dünyada yaşanan olaylardan etkilenen insanlar... Şarkı sözlerinin içeriğinde hissedilen bu temayı ve Benim Umrumda albümündeki anlatıyı tam manasıyla kavrayabilmek adına albümü, şarkı sözlerinde defalarca tekrarlanan an ve his kavramları üzerinden okumak gerekiyor. Benim Umrumda albümünün son senelerde içerisinde bulunduğumuz ruh halini samimiyetle kayda geçirerek gündelik hayata dair oluşturduğu anlatıyı arşiv değeri bakımından bir hayli kıymetli buluyorum. 2018'de hem TV Juice hem de Mikrodalga Sörfü olmak üzere iki ayrı albüm yayınlayarak alttan alta çığ gibi büyüdü Brek. Evveliyatsız, geleceğe dair vaatlerde bulunmayan bir proje. Geçmişinden bağımsız, geleceğinden tercihen habersiz. Sadeleşmenin derdinde, kendini bulmanın değil kaybetmenin pür neşesinde. Hissettiği gibi üretmenin, eklemenin değil çıkarmanın, seslerin kalabalığı içinde asgariyi duymanın peşinde. İngilizce sözlü parçalardan oluşan Tv Juice albümünden üç ay sonra yayınlanan ve bu defa tamamı Türkçe sözlü beş parçadan oluşan Mikrodalga Sörfü albümünde yer alan Tesadüfen Hayatta bu yıl duyduğum en iyi şarkılardan birisi. Yıldızların altında mı yoksa üstünde mi olduğunuzu unutturacak bir kudrete sahip. Mikrodalga Sörfü hiç niyette yokken İzmir'in Karaburun ıssızında, on metrekare bir kulübede, yalnızca bir hafta içerisinde kaydedilmiş ve mikslenmiş. Tıpkı temmuz ayında yayınlanan TV Juice albümü gibi Mikrodalga Sörfünün de tüm işçiliği Brek imzası taşıyor. Bu seneden geriye kalacağını düşündüklerimin arasına bir değil iki albümle giriyor Brek. Cem Özel'in ikinci solo albümü Aşk Ölmez bu sene hiç beklemediğim bir anda hayatıma girerek bana ters köşe yaptı. Çok katmanlı synth'leri arasında kendimi kaybettiğim, bir kez başlayınca birkaç defa üst üstedinlemekten kendimi alıkoyamadığım, beni hastalıklı bir döngüye sokan albümlere yeni bir tane daha eklenmiş oldu. Albümdeki birbirinden güzel tüm parçaların söz, müzik ve düzenlemeleri Cem Özel imzası taşıyor. Kayıtları 2013-2017 yılları arasında tamamlanan albüm, zamana yayılmış ve nihayetinde zamanı ele geçirmiş gibi bir his uyandırıyor. Aşk Ölmezin de yalnızca 2018'den değil, 2010'lardan geriye kalacak en değerli işlerden biri olduğunu söylemeye çekinmiyorum. Albümden favori şarkı seçmek mümkün değil, bende yer eden de günün sonunda bu tür albümler oluyor zaten. Ari Barokas'ın ilk solo albümü bu senenin en büyük sürprizlerinden biri sayılır. Gözünü budaktan sakınmayan siyasi sözleriyle dikkat çeken Lafıma Gücenme albümü bir hayli cesur bulundu, Duman ile kıyaslandı, çoğu kişiden tam puan aldı, Ari Barokas'ın şarkı yazarlığının yanı sıra şarkıcılıktaki başarısı da bir hayli övüldü. Kendini ortalara atmadan, sessiz sedasız yayınlanan albüm, içeriğinin kuvveti sayesinde bir hayli gürültü koparttı. Kendi içerisinde sözüyle sound'uyla tam bir konsept albüm, en ufak bir kafa karışıklığına mahal yok. Sivri diline karşı dinleyiciyi ismiyle henüz en baştan uyarıyor: Lafıma Gücenme. 2010'larda siyasi konulara değinmeye gönüllü olup da sakil tınlamadan derine inmeyi başarabilmiş nadide bir iş olarak hatırlanacağını düşünüyorum. Madem yıl sonu raporu çıkartıyoruz, yakın tarihi yad etmemek olmaz. 2016'dan bana kalan güzide bir şarkı da Özgün Semerci'nin ilk kısaçalar albümü Bulandı Sularımda yer alan Mucize olmuştu. 2018'e ise sound olarak çok daha sofistike ve zengin bir kısaçalar bıraktı Özgün Semerci. Yalnızca müslüman mahallesinde salyangoz satmaya harcadığı emek bile yerli sahnede benim radarıma girmesi için yeterliyken üstüne üstlük dinlemekten ve keşfetmekten haz duyduğum bir albümle tanışmış oldum. A Nightmare on Clawhammer Banjoda karanlık sulara daha fazla meyleden Özgün Semerci, umudu ise asla kapı dışarı etmiyor. Can Aydınoğlu, Ali Somay, Ahmet Kenan Bilgiç ve Güven Güner'in de emeğinin geçtiği albüm; yerli sahnede rastlamayı çok sevdiğim yaratıcı ve deneysel nitelikteki işlerden biri. Banjoyu başköşeye oturtarak kendisine eşsiz bir evren yaratması pek kıymetli. Ne yazık ki son senelerde yerli rap sahnesinden en çok uzaklaştığım dönem 2018 senesine tekabül etti. Trap sound'undan beslenen Türkçe rap parçaları gündüz vakti Kadıköy kahvecilerinden gece saatlerinde ise taksi radyolarından yükseledursun; ben maalesef bu yıl niceliğin içinde nitelik bulmakta epey zorlandım, çokluğun denizinde boğuldum. İkinci defa dinlemek isteyeceğim kadar yeni bir şeyle pek karşılaşmadım desem yeridir. Bu seneden benim aklımda kalan yalnızca iki rap albümü oldu. Birincisi Mode XL'in yarısı Evren Besta'nın çok başarılı bir prodüksiyona sahip fakat kanımca tanıtım eksikliğine kurban giden albümü Babafingo. Mode XL sound'unu sevenlerin yabancılık çekmeyeceği Babafingo, 2018'de en çok dinlediğim yerli rap albümüydü. Sene sonu listelerinde yeterince boy gösteremediyse bu yeterince duyulmadığındandır ama bana sorarsanız Mode XL'in Ankara merkezli yarısı Evren Besta, bu sene adından söz ettiren pek çok rapçiden daha nitelikli bir albüme imza attı. Bu sene birden fazla defa dinlediğim ikinci rap albümü de yine senenin son çeyreğinde yayınlanan, Ozbi'nin Serserilik ve Şiiri oldu. Ozbi'yi değerlendirmek ve kalıplara sokmak kolay değil, bazılarına göre yaptığı müzik rap'e benziyor ama aslında rap değil. Ozbi rap'ten beslenerek kendi müziğini, sesini bulabilmiş bir karakter. Kalemi kuvvetli, meselesi var, diyecek sözü kitaplara sığmaz. Yerli rap sahnesine kıyasla önemli bir mahareti var: Söz yazmayı da iyi biliyor, şarkı yazmayı da. Tüm bu özellikleri sayesinde Ozbi bu yıl radarıma girdi ve şu an itibarıyla benim gözümde yerli rap sahnesinde ayrıksı bir noktaya konuşlandı. Tek tipleşmenin boğduğu dönemde karşılaştığım kendine özgü ayrık otlarından biri de Ozbi oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2018-yili-yabanci-alternatif-muzik-seckisi-75-album/", "text": "Kasım ayının sonundan itibaren neredeyse her gün farklı bir mecraya ait yeni bir sene sonu listesinin önümüze düştüğü şu günlerde oturdum bir tane de ben hazırladım. Bu tip listeleri 2013 yılından bu yana Spotify hesabımda basitçe yılın alternatif rock albümleri ve yılın elektronik müzik albümleri şeklinde iki ana başlığa ayırarak hazırlıyordum; benzer bir bakışla bu yıl ilk kez yazıya da dökmüş bulundum. Ortaya rock, elektronik müzik, caz ve bu üç türle dirsek temasına sahip en beğendiğim kayıtlardan oluşan 75 albümlük bir liste ortaya çıktı. Listedeki albümlerin bir kısmına değerlendirme notlarıyla birlikte bu yıl önceki yazılarda yine Bir Baba Indie'de yer vermiştim. Diğerleri için de bir şeyler yazmak isterdim fakat liste uzadıkça bu imkansız hale geldi. Yabancı mecralar tarafında ise bu yıl yayımlanan sene sonu listelerinden en dikkat çekici olanı kanımca Amerikan bağımsız haber kanalı NPR'ın 50 albümlük listesiydi. İyi bir liste olmasının yanında ilk 10'una sadece kadın müzisyenleri alan NPR müzik endüstrisi içindeki erkek hegemonyasına karşı önemli bir tavır ortaya koydu. Bu güzel ayrıntıyı fark ettiren Çekme Kaset'e de ayrıca teşekkürler. Hazırladığım seçkiye gelecek olursak; müziği belirli kriterlere göre yarıştırmak veya bu albüm şundan daha iyi gibi bir söylem üretmek bana pek mantıklı gelmiyor. Dolayısıyla sıralama için vakit harcamadım ve aynı plak şirketine ait olan albümleri alt alta tutarak tamamen rastgele bir dizilim oluşturdum. Seçkinin tamamı beni türlü şekillerde etkileyen ve dikkate değer bulduğum şahane kayıtlardan oluşuyor. Fakat... Her ne kadar sıralama yapmamış olsam da özellikle iki kayıt 2018'i benim için ayrı bir noktaya taşıdı. Alternatif rock kanadında Amerikalı şarkıcı/şarkı yazarı Damon McMahon'un projesi Amen Dunes'un Freedom'ı ve elektronik tarafta ise İtalyan prodüktör Khalab'ın Black Noise 2084 isimli albümü bu yılki internet kotamı en çok zorlayan iki kayıt oldu. O nedenle bu iki albümün hakkını öncelikle teslim etmek üzere yıl içinde yazmış olduğum kısa değerlendirmelerini tekrar paylaşıyor ve sonrasında kalanlara geçiyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2018de-su-ana-kadar-iz-birakan-10-yabanci-album/", "text": "Yılın ilk yarısını geride bırakırken radarlarımıza takılan 10 yabancı kaydı kısa incelemeleriyle birlikte listeledik. Özellikle alternatif rock sahnesindeki muazzam üretkenlik seviyesinin göze çarptığı bu dönem, yılın ikinci yarısı için de güzel sinyaller vermeyi başardı. 2016'da grubun ismini vererek yayınladıkları albümlerinin ardından arayı fazla açmayan Kanadalı post-punk dörtlüsü Preoccupations bu yıl New Material ile geri döndü. Yıllar içinde oluşturduğu kendine has post-punk sound'una her bir albümünde farklı bir karakter ekleyerek risk almaktan çekinmeyen ekip, bu albümde de işinin hakkını sonuna kadar veriyor. Karanlık ve agresif müzikal karakterinden hafif manevrayla uzaklaşarak daha naif bir çizgide duran bu albüm aynı zamanda eski albümlerdeki karanlık atmosferden kurtularak aydınlığa açılan bir pencerenin perdelerini hafifçe aralıyor. Gitarların başroldeki yerini klavyelere nazikçe bıraktığı kayıtlar yeni Preoccupations sound'unun önemli bir noktası. Halen post-punk'ın yoğun ve derin suları içerisinde dolaşmaya devam eden ekip, New Material ile yeni dönemde bu janrın en önemli temsilcilerinden biri olduğunu tekrar teyit ediyor. Alternatif rock çatısı altında son zamanların en heyecan verici müziklerini icra eden Teksas çıkışlı Parquet Courts, müzikal açıdan en zengin içeriğe sahip yeni albümü Wide Awake'i mayıs ayında yayınladı. Punk rock'tan funk ve hatta Motown'a kadar bolca farklı tarzın tam dozajında bir araya getirilerek yoğrulduğu albümün hem eğlenceli gelen hem de öfkeyle başkaldıran bir tavrı var. Albüm bu açıdan ekibin en eklektik kaydı olarak öne çıkıyor. İlk albümlerinde sık sık rastladığımız bol tekrara dayalı şarkı temellerini bir kenara bırakan ekip, Wide Awake'te tekdüzelikten uzak, değişken ritimler üzerine kurguladığı yaratıcı melodilerle sürprizli kompozisyonlar oluşturuyor. Parquet Courts için değişmeyen tek nokta ise şarkıların büyük bölümünde şarkılara ses veren Andrew Savage'ın bir hikaye anlatıcısı rolüne bürünerek masaya koyduğu protest vokali. Londra caz sahnesine synthesizer'daki yeteneğiyle yepyeni bir soluk getiren Kamaal Williams'ın kendi adıyla yayınladığı ilk albümü The Return caz, funk ve R&B üçgeni içerisinde bir noktaya konumlanabilecek ve aynı zamanda Williams'ın gençlik yıllarında içinde yer aldığı hip-hop sahnesinden beslenen füzyon bir kayıt. Caz-funk efsanesi Herbie Hancock izlerinin de bol miktarda görüldüğü albüm, Williams'ın klavyedeki etkileyici performansı sayesinde yılın ilk yarısının en dikkat çekici caz albümlerinden. Amerikalı şarkıcı-şarkı yazarı Damon McMahon'un başını çektiği Amen Dunes son iki albümü Love (2013) ve Through Donkey Jaw'daki (2011) avangart yaklaşımıyla hak ettiği değeri henüz görmemişti. McMahon minimal seviyede kullandığı ritim öğeleri, bir kara delik gibi büyük boşluklar yaratarak insanı içine çeken kirli tonlu gitarı ve titrek vokaliyle indie rock ve folk rock'ı drone öğelerle buluşturarak karanlık ve tekinsiz bir müzik icra ediyordu o yıllarda. Bu yıl mart ayında yine Sacred Bones etiketiyle yayınladığı yeni albümü Freedom ise enstrümantal açıdan standart rock formuna daha yakın, ritimlerin belirginleşerek dinleyicinin şarkılara tutunabileceği ve hatta hafiften dans edebileceği bir alan yarattığı ve dolayısıyla sesini daha geniş kitleye duyurabilmeyi başarmış bir kayıt. McMahon'un eski kırılgan ve ürkek sesi Freedom'da daha belirgin ve canlı çıkıyor ki bu da sözlere eşlik etmeyi daha rahat hale getiriyor. Amen Dunes yıl sonundaki en iyi rock albümleri listelerindeki yerini ayırtmış gibi gözüküyor. Chicago elektronik müzik sahnesinin en enteresan prodüktörlerinden Jamal Moss'un müzikal kimliği Hieroglyphic Being yeni albümü The Red Notes'u geçtiğimiz şubat ayında ünlü Soul Jazz Record etiketiyle yayınladı. Bir önceki başarılı albümü The Disco's of Imhotep ile benzer vizyona sahip bu kayıt da techno'yu standart tüm kalıplarından kurtarıp son derece deneysel bir tabana oturtuyor. Albüm bu deneysel yaklaşımı ile evde bir koltukta sakin ve konsantre bir şekilde dinlenmeyi gerektirirken aynı zamanda dans pistinden dışarı adım atmayanları da hayal kırıklığına uğratmıyor. Zaman zaman karşımıza çıkan piyano sample'ları ve acid house öğeleri şarkılara ziyadesiyle lezzet katıyor. The Red Notes ender duyulabilecek tuhaf seslerin de eklemlendiği değişken şarkı yapıları sayesinde dinleyicide bir dörtlük sonra acaba ne olacak? merakını sürekli olarak taze tutuyor. Yılın en heyecan verici elektronik kayıtlarından biri olduğu aşikar. Özellikle Teen Dream ve Bloom albümleri ile 2000'lerdeki dream pop akımının sözlük tanımını oluşturabilecek nitelikte çok önemli işlere imza atan Victoria Legrand ve Alex Scally ikilisi yedinci uzunçaları 7 ile karşımızda. Efsanevi İngiliz alternatif rock ikilisi Spacemen 3'nin yarısı konumundaki Peter Kember'ın prodüktörlüğünü üstlendiği albüm Beach House'u bir süredir içinde bulunduğu duraklama devrinden çıkarıyor ve ikiliye yepyeni bir yol çizme şansı vermişe benziyor. Kember'ın albüme katkısı ile Beach House sound açısından saf dream pop ekseninden kurtulup shoegaze sularına doğru yol alıyor. Albüm bu açıdan shoegaze'in en önemli ekiplerinden Slowdive'ın bu iki janr arasında köprü kuran geçen seneki kendi ismini taşıyan kaydını hatırlatıyor. Müzikal kariyeri adeta roller-coaster'a dönen Brooklyn'li indie-pop/synth-pop ikilisi MGMT son albümünden tam 5 sene sonra merakla beklenen yeni uzunçaları Little Dark Age'i yayınladı. 2007 yılındaki çıkış albümleri Oracular Spectacular ile muazzam bir başarı elde eden ikili, özellikle dönemin indie marşları haline gelen Kids, Time to Pretend ve Electric Feel gibi şarkılarıyla bir jenerasyonun dilinden uzun süre düşmedi. Sonraki albümlerinde girdikleri tuhaf saykodelik pop denemeleriyle önemli ölçüde düşüş yaşayan ekip son atımlık kurşunu niteliğindeki Little Dark Ages ile hedefi tutturarak olgunluk dönemlerine yakışır bir albümle karşımıza çıkıyor bu sefer. Amerika'da yaşanan politik buhrandan da nasibini alarak toplumsal yozlaşmaya dair bir söylem edinen albüm, ikilinin bugüne kadar yere en sağlam basan icraatı aynı zamanda. Caz ve funk elementlerinin yer yer hissedildiği ve son dönemin en başarılı pop sanatçılarından Ariel Pink müziğine bolca referans veren Little Dark Age MGMT'ye hayat öpücüğünü kondurmayı başarıyor. Müzikal kariyeri boyunca bütün enerjisini gitarı, vokali ve çeşitli efekt pedalları aracılığıyla rock müzik çatısı altında bitmek bilmeyen hipnotik döngüler yaratarak dinleyiciyi trans haline sokabilmek için harcayan Ripley Johnson ana projesi Wooden Shjips ile 5 yıllık aradan sonra tekrar karşımızda. Sanae Yamada ile sonradan başlattığı yan projesi Moon Duo ile de benzer bir misyon üstlenen Ripley Johnson V. ile günümüz saykodelik rock ve krautrock müziğinin en güzel örneklerini vermeye devam ediyor. Önceki albümlerinden farklı olarak bu sefer metronomun hızını bir miktar düşüren ve akustik gitarlardan da faydalanarak eskiye göre gürültü dozajını azaltan Wooden Shjips kulakta daha önce hiç olmadığı kadar doğal ve organik bir hissiyat bırakıyor. Tekrar ederek uzayıp giden döngüler üzerine Johnson'ın bolca reverb'e bulanmış, anlaşılması güç mırıldanmaları insanın ruhunu tedavi edercesine meditatif bir güce sahip bu albümde. Teksaslı üçlü Khruangbin'in müziği son birkaç yıl içinde artık neredeyse yeni bir janr olarak dikkate alınmaya başlanan world music etiketi adına en yerinde örneklerden birisi. 2015'teki ilk albümleri The Universe Smiles Upon You ile 60'lar Tayland'ının funk, soul ve R&B müziğinden ilham alan ekip, bu yılın başında yayınladığı Con Todo El Mundo'da ise Karayiplerden Hindistan'a, oradan Orta Doğu ve Asya'ya uzanan çok geniş bir coğrafyanın kültürlerinden etkileri şarkılarına taşıyor. Khruangbin müziğinde davulcu Donald DJ Johnson'ın basit ve sakin ilerleyen hip-hop groove'ları ile Laura Lee'nin reggae ve dub köklerinden beslenen akışkan bas gitar döngülerini bir araya getirerek oluşturduğu zemin üzerine son zamanların en ilham verici gitaristi Mark Speer elektrik gitarıyla egzotik funk ve surf melodileri inşa ediyor. Müziğiyle kısa bir dünya turu vadeden üçlünün gelecekteki kayıtlarında rotayı hangi yöne çevirecekleri şimdiden büyük bir merak konusu. Alternatif rock müzik çatısı altında icra edilen türden bağımsız olarak çizgi dışında kalan en yaratıcı grupları gün yüzüne çıkaran Amerikalı plak şirketi Beyond Beyond is Beyond kataloğundaki İsveçli kolektif Our Solar System'ın 5 parçalık yeni uzunçaları Origins uzay boşluğunda sonik keşifler peşinde koşan dinleyiciler için ilaç niteliğinde. Standart rock müzik enstrümanlarına katmanlar halinde eklemlenen çeşitli perküsyonlar, klavye ile yaratılan manipülasyonlar, geniş bir alanda yankılanan yaylı ve üflemeliler şarkıları deneysel ve emprovizasyona açık bir boyutta sunarken yılın en sağlam krautrock albümlerinden birine tanıklık etmiş oluyoruz. Her bir müzisyenin bir gezegeni temsil ettiği bu gizemli müzikal kolektif yoğun ses öbeklerini bir araya getirerek devasa ses duvarları inşa ederken dinleyicileri de arşa doğru seyahate çıkarıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2019-mtv-video-muzik-odullerinin-kazananlari-belli-oldu/", "text": "MTV Video Müzik Ödülleri 2019'un töreni 26 Ağustos akşamı New Jersey Prudential Center'da gerçekleşti. Taylor Swift, Billie Eilish, Lil Nas X, Cardi B, Ariana Grande gibi isimlerin ödül kazandığı gecede ödül alanların tam listesi hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2019-yazinda-spotifyda-en-cok-dinlenen-sarkilar-aciklandi/", "text": "2019 yılında yaz boyunca, dünya genelinde ve Türkiye'de en çok dinlenen şarkılar Spotify tarafından açıklandı. Spotify'da bu yaz boyunca Türkiye'de en çok Norm Ender, Reynmen, Mero gibi isimler dinlenirken dünyada ise Camila Cabello, Shawn Mendes, Ed Sheeran, Justin Bieber, Billie Eilish gibi isimlerin dinlendiği açıklandı. Türkiye ve dünya genelinde 2019 yazında Spotify'da en çok dinlenen 20 parçalık listenin tamamı hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2019-yerli-sahne-yil-sonu-raporu/", "text": "2019 sonuna yetişmemesi pahasına olsa bile geçen seneki gibi yine yıl sonu raporumu detaylı tutmaya karar verdim. Bunun kendimce iki sebebi var. Birincisi sene içerisinde yazılı olarak inceleme fırsatı bulamadığım albümlere dair iki kelam etmek için bu yıl sonu listelerini bir şans sayıyor olmam. İkincisi ise seçtiğim albümlerin neden bu listeye girdiklerini kısacık da olsa açıklama gereği duymam. Aksi takdirde yerli sahnedeki onca üretim arasından neden bu albümleri seçtiğim maalesef havada kalacaktı. Yerli sahnedeki çoğu albümün üretim süreçlerini ve hangi şartlarda ne zorluklarla kaydedilip bize ulaştırıldığını biliyor olmamız kimi zaman fazlasıyla öznel, hatta duygusal yorumlar yapmamıza yol açabiliyor. Bu da bizim işimizin en büyük tuzaklarından biri. Bu listeleri yaparken bu yanılgıya düşmemek için kendimle savaş veriyorum desem yeridir. Albüm üretiminin her sene daha da azaldığı, single ve EP'lerin yoğunlukta olduğu bir dönemde hala bütünlüklü bir hikaye dinlemeye duyduğum açlıkla bu yazıda 2019 mahsulü 13 adet uzunçalar albüme yer verdim. Yazıdaki albümlerin yanı sıra 2019 içerisinde yayınlanan single ve EP'lerden de toplam 90 şarkı içeren bir playlist hazırladım. Yazının başında yer alan playlist yalnızca bu yıl kişisel radarıma takılan, birden fazla defa dinlediğim, önemli bir kısmını ileriki senelerde de dinleyeceğim, hatırlayacağım parçalardan oluşuyor. 2019'dan benim için geleceğe nelerin kalacağını listelemek istedim, yazıyı okurken dinlemeye başlayın diye de listemi hemen şuraya bırakıyorum. İlk olarak aylar boyunca kendi Youtube kanallarından yayınladıkları session kayıtlarının sıkı takipçisi olduğum The Kites, 25. İstanbul Caz Festivali Genç Caz seçmelerinde de karşıma çıktı. Canlı performanslarına ilk kez yarışma kapsamında şahit olmamla birlikte projeye dair heyecanım ikiye katlandı ve yarışma günü hemen oracıkta kendileriyle bir video röportaj gerçekleştirdik. 2018 Genç Caz finalistlerinden biri olan The Kites, 2019 senesinin şubat ayında ilk albümü Sunset Vibesı yayınladı. Tan Deliorman ve Ozan Erverdi'nin jazz, funk, rock sularında gezinen projesi ve müthiş ilk albümleri beni ne kadar heyecanlandırsa da yayınlandığı dönemde albüm üzerine iki kelam etme fırsatını bulamamıştım. Öyleyse 2019 bitmeden şuraya not düşeyim; The Kites'ın varlığı ve gerek Sunset Vibes albümüyle gerekse de canlı performanslarıyla ortaya koyduğu işler yerli sahne için büyük bir ilham kaynağı. The Kites gibi projelerin tekil önemi ve ortaya koydukları eserlerin değeri bir yana, yerli sahnenin zenginliği ve çeşitliliği adına da desteklenmelerini bir tür kültür politikası olarak görüyorum. Yalnızca revaçta olan türleri icra etmenin müzisyenler üzerindeki görünmez baskısını kırmak ve üretimi özgürleştirmek için The Kites gibi projelerin desteklenmesi önem taşıyor. Bu sayede tür kısıtlamasından; piyasa ve çağdaşlarının üretiminin baskısından uzakta, gerçekten istediği müziği üretmeye gönlü olan müzisyenlerin önünde şahane bir örnek vücut buluyor. Demek ki yapılabiliyor, oluyor ve değer de görüyor dedirtebilen bir örnek The Kites. Taner Öngür'ün Elektrik Gramofon (2017) ve Sayko Ana (2018) albümleriyle solo kariyerinde başladığı yeni dönem, Moğollar'dan bu yana kendisini takip edenlerin olduğu kadar yeni ve genç bir dinleyici kesiminin de merakını mucip oldu. Yukarıda bahsi geçen ve eski parçaların yeni surf rock ve psychedelic düzenlenmelerini içeren iki albümün ardından arayı açmadan 2019 senesine de Asri Sada adlı son derece orijinal ve konsept bir albüm bıraktı Taner Öngür. 1930-1960'ların gazetelerinden bulduğu haberler üzerine yazdığı şarkıları Asri Sadada bir araya getiren Taner Öngür & 43.75, Öngür'ün olgunluk dönemini geleceğe kalacak bir diğer albümle taçlandırıyor. İlhamı yalnızca gündelik hayatta ve aşkta arama temayülünün aksine, rotayı tozlu arşivlere çevirerek alternatif bir ilham kaynağını işaret ettiği için bile Asri Sada simgesel önem taşıyan bir albüm olarak 2019'un en ayrıksı işlerinden biri sayılır. 2010'lar bitmeden bize son bir albüm daha bahşeden Ayyuka, sene boyunca yayınladığı albüm habercisi single'lar ile heyecan seviyemizi yükseltmeyi başarmıştı. Her birini bağrımıza bastığımız bu single'ların yer aldığı Maslak Halayı albümü ise 9 şarkısı ve 43 dakika süren seferiyle elbette senenin en önemli albümlerinden biri oldu. Ne albümün vurucu ismi üzerine fikir yürütesim, ne Ayyuka'nın geleneksel motiflerden yola çıkarak kendi özgün sound'unu yaratmaktaki aşikar başarısı üzerine ahkam kesesim, ne de sözlerden bilinçli olarak kaçınmış bu enstrümantal albüm hakkında gereğinden fazla gevezelik edesim var. Alternatif yerli sahnede beni Ayyuka kadar heyecanlandıran sayılı şeyle karşılaşıyorum ve tam olarak aynı sebepten de Ayyuka'nın üzerine söyleyecek çok az şeyim var. Ne zaman Ayyuka'nın yeni bir işi yayınlansa yapabildiğim tek şey huşu içinde dinlemek ve olmuş, olgunlaşmış bir işle karşılaşmanın verdiği doyumla susmak oluyor. Soundcloud gezginlerinin yabancısı olmadığı bir isim Haşmet Asilkan. Şöhreti senelerdir kulaktan kulağa yayılan, ilk albümü hasretle beklenen... Nihayet 2019 bitmeden, Haşmet Asilkan'ın ilk albümü Bundan Sonraki Günlerimiz Hatırlamakla Geçecek, dijital raflardaki yerini aldı. Henüz albüm yayınlamadan minik çaplı bir efsaneye dönüşen Haşmet Asilkan zannediyorum ki bundan sonra da geniş kitlelere ulaşmak için özel bir çaba sarf etmeyecektir. Yine sınırlı sayıda dinleyicinin bileceği, bilenin derin anlamlar yükleyeceği ve zaman içinde kültleşeceğini öngördüğüm bir singer-songwriter albümüyle karşı karşıyayız. Özellikle şiire, sözcüklere, belki biraz da İsmet Özel'e düşkün kesim bu albümün kadrini kıymetini bilecektir diye tahmin ediyorum. Görebilene şarkı sözlerinde kendi dünyasını çırılçıplak bırakmaktan korkmayan ama yine de bu esnada ışıkları kapatmayı ihmal etmeyen Haşmet Asilkan'ın sözlerinde ince işçilik göze çarpsa da sözlere fazlaca yaslanıp sound'u ihmal etme hatasına düşülmemiş. Vokallerin yanı sıra gitarlar, santur, banjo, bağlama ve mızıkada da yer alarak kendi albümünün yükünü kayda değer ölçüde sırtlayan Fatih Vural'a albümün sound'unda ziyadesiyle etkili olan brass'lardan trompette Barış Demirel, saksofonlarda Burak Altuner, davul ve perküsyonda Nihal Saruhanlı, bas gitar ve klavyede Ozan Can Özübal eşlik ediyor. Bundan yıllar yıllar önce ilk konserini izlediğim, o zamanlar sevdikleri rock ve metal parçalarını en iyi şekilde cover'lamak amacıyla bir araya gelmiş dört adamdan mürekkep Razor, Dorock Taksim başta olmak üzere uzun seneler Beyoğlu dolaylarında gece mesaisi yaptı ve pek çok metalhead için gecenin son durağı haline gelen performanslarıyla sayamayacakları kadar çok insanın hayatına dokundu. Son senelerde katıldıkları Laneth geceleri, Dr. Skull iş birlikleri gibi organizasyonlar Razor'ın kusursuz performansının hak ettiği dikkati çekmesini sağlayınca nihayet bu on senelik grup da artık kendi şarkılarını yazıp bir albüm kaydetmelerinin şart olduğunu hissetti. Bu süreçte dijital platformlarda dünyadaki diğer Razor'lardan ayrılmak için Razor Inc. adını alan efsanevi grubun ilk albümü The Road işte böyle doğdu. Beyoğlu'nun belli bir dönemini yaşamış pek çok insan için resmin önemli bir parçasını oluşturan Razor'ın ilk albümünde iki Türkçe, sekiz tane de İngilizce parça yer alıyor. Albümdeki tek cover ise Dr. Skull'ın Little Beachi. Seneler boyunca çalımını ve canlı performansını iyileştirmeye emek vermiş, sahnede pişerek dinleyici kitlesini genişletmiş Razor'ın uzun yolculuğunun bu ilk meyvesi yerli rock metal sahnesine ilham verebilecek, genç gruplar için örnek teşkil edebilecek önemli bir kazanım. İlerleyen senelerde kalabalıklaşacak Razor diskografisinin bu ilk albümü koleksiyon değeri taşır, benden söylemesi. Akın Sevgör'ün her bir albümünün başyapıt olduğunu söylemekten başından beri imtina etmiyorum. Sevgör, Formation albümünde de alametifarikası olan titizliğinden ve kalitesinden ödün vermiyor. Aldığı klasik müzik eğitiminin etkisi ve kendi yaratım sürecine dair sorgulamalarının somut sonuçları bu albümde oldukça görünür. Formation albümünde bir değişimin hikayesini anlatan Sevgör, değişimini albümdeki beş parça ya da beş bölümde izleyeceğimiz bir kahraman yaratıyor. Baştan sona dinlendiğinde masalsı bir etki bırakan albümdeki hikaye, No. I Hero ile başlıyor ve dinleyicinin kendi hikayesini kendisi yazabileceği temel bir konstrüksiyon kurmaya özen gösteriyor. No. V Someone Else çaldığında ise dinleyicinin başladığı noktadan başka bir noktaya doğru yolculuğunu tamamlamasını sağlamış oluyor Akın Sevgör. Titizlikle ilmek ilmek ördüğü Formation, hem senenin hem de son on yılın en önemli eserlerinden biri. Söz konusu Ben Fero olunca nedense kimse sakin kalamıyor. Olumlu ya da olumsuz, herkes Ben Fero'ya dair kuvvetli hisler besliyor: Hayranlık veya nefret. Halbuki iki uçtan birinde yer almak şart değil. Müziğe ve hatta genel anlamda sanata yoğun anlamlar yükleyen tutkulu dinleyiciler Ben Fero'yu rap sahnesinin günah keçisi ilan ededursun, ben bu yıl tüm bu popüler ve eğlence odaklı olanı aşağılamaktan büyük haz duyan tantanadan uzakta Ben Fero'nun müziği ile çok eğlendim. Hatta Ben Fero şarkılarını her duyduğunda küfürler saydıranlar bunu duymaktan mutlu olmayacaktır ama haberiniz olsun: Ben Fero da işini yaparken çok eğleniyor. Bu listedeki diğer isimlerin değerini biliyor ve katmanlarla dolu müziklerinin tadını çıkarıyor olmam yüksek sanat seviciliğinin dışlayıcı tutumuna prim vereceğim anlamına gelmiyor. Ben Fero'nun jet hızıyla ve gökten zembille inercesine başlangıç yaptığı müzik kariyeri ileriki yıllarda aynı parlaklıkta devam eder mi bilinmez ama 2019 senesinin raporunu çıkarırken bu yıl ortalığın tozunu attıran, konu olduğu diss'lere bile şöhret kazandırma gücüne sahip Orman Kanunları albümünü görmezden gelmek gibi bir snopluğu kendime yakıştıramazdım. Destroy Earth'ün yanı sıra Ati ve Aşk Üçgeni grubunun da davulcusu olarak tanıdığımız Durukan Betses, içindeki sesleri dışa vurma sürecinde her ne kadar özgür davransa da kendisini ortalara atıp Ben buradayım! deme konusunda şimdilik ziyadesiyle temkinli davranıyor. Bu yüzden de kendisine denk gelmemiş ve kulak vermemiş olma ihtimaliniz kuvvetle muhtemel. Komşuları rahatsız etmemek için evde davul çalamayan bir davulcunun diğer enstrümanlarla giriştiği deneyleri kapsayan Durukan Betses projesi önceleri Soundcloud ve Youtube'ta paylaştığı üretken yolculuğunu 2019 senesi içerisinde Ucuz Müzik EP'si ve İçimde Bir Ses Var LP'siyle tüm dijital platformlara taşıdı. Yolculuğunun en başından beri içinden gelen sesleri her dinlediğimde beni gülümsetmeyi başaran Durukan Betses'e ve albümlerine dair sene içinde hiçbir şey yazamamış olmanın ağırlığını üstümde hissediyordum, sene sonu raporu sayesinde vazifemi yerine getirmiş olayım. Öne çıkacak birtakım şarkılar yaratmaktan ziyade bütünlük içerisinde albümler üretmenin derdinde olan Durukan Betses'in İçimde Bir Ses Var albümü çalım, kompozisyon ve söz yazımı bakımından Betses'in kendisini sürekli özgürleştirdiği bir sürecin son bütünlüklü ürünü. İçimde Bir Ses Var ilerleyen dönemde 2019 senesinden hatırlanacak ilk albümlerden biri olmayabilir, fakat Betses'in gelecekte yapacağı işler sayesinde vaktinde hakkı teslim edilmemiş bir albüm olarak hatırlanacağını düşünüyorum. 2017 senesinde kurulan Yasak Helva, bu seneki Sziget Talent yarışması vesilesiyle keşfettiğim İzmir menşeli bir grup. Salih Korkut Peker, Hakan Görkem Bıyık ve Onur Ertem'in aynı dönemde buluştukları İzmir'de önceki deneyimlerinden farklı müzikal arayışları sonucunda bir araya gelmeleriyle kurulan Yasak Helva, Sziget sahnesinde arz-ı endam ettikten sonra ekim ayında ilk albümü Rektefeyi de bağımsız olarak yayınlamak suretiyle bendeki yerini sağlamlaştırdı. Hem kendi şarkılarını yazan hem de anonim türküleri yeniden düzenleyen, kendi deyişleriyle rektefiye eden Yasak Helva; yalnızca ilk albümüyle değil dört başı mamur canlı performanslarıyla da 2019'un yerli sahneye en önemli armağanlarından biri oldu. Hiç şüphesiz ki gitarın yerinde cümbüş ve çağlamanın konumlandığı bu power trio, ellerindeki üç enstrümanın reel toplamından daha büyük bir enerji ve sound yaratmaya muktedir. Önümüzdeki senelerde Yasak Helva'nın hızla ilerleyeceği yolları yakın markaj takip ederken yolculuklarının erken dönemine şahitlik etmiş olduğum için kendimi şanslı sayacağımdan şüphem yok. Yakın çevremdeki pek çok kişi için bu sene en çok dinledikleri albüm Adamlar'ın Dünya Günlükleri olmuş, minik bir anket bu sonuca varmama kafi geldi. Adamlar'ın kendi sound'unu arayışında vardığı en sağlam nokta bana kalırsa bu albüm oldu, baştan sona dinlemeye doyamadığım albüm her biri milyonlarca defa dinlenen ve bir kuşağın zihnine kazınan hit şarkılarla dolu. Biz nasıl ilk gençlik yıllarımıza dair kareleri hatırlarken birkaç grubun şarkıları daima fonda o dönemimize soundtrack oluyorsa, şu anda ilk gençliğini yaşayan nesil de Adamlar'a aynı ölçüde büyük bir anlam yüklüyor. Eminim ki ilerleyen senelerde de müziklerinin peşini hiç bırakmayacak sağlam bir dinleyici kitlesini çoktan garantilediler bile. Çok özlediğimiz, aradan geçen senelerde gözden ırak olsa da gönlümüze hep yakın olan Multitap bir albümle değil, iki EP ile bu yıl geri döndü! Bana bir kasetin iki yüzünü andıran No:3A ve No:3B isimli iki playlist'ten oluşan Multitap albümünün ilk yarısında aşina olduğumuz pozitif titreşimlerle dolu Multitap sound'u ve muzip şarkı sözleri uzun zaman sonra görüşülen ama araya hiç mesafe girmediğini hissettiğiniz eski bir dost gibi ilk dinleyişte kucaklıyor. No:3B ise daha düşük temposuyla ve dinginliğiyle eski dostla geçirilen eğlenceli bir akşamın ardından gecenin ilerleyen saatlerinde derinleşen ev sohbetini andırıyor. 2010'larda yerli sahnede günlük konuşma dilini, yaşamın sıradanlığını ve mizahı kucaklayan çok sayıda şarkı sözü görmemize rağmen Multitap hala şahsına münhasır mizah anlayışıyla, muzipliğiyle, kendini ifade edişi ve nahifliğiyle benzersiz. Tam da bu yüzden özleniyor, hiç unutulmuyor ve dönüşü heyecan yaratıyor. Son 10-15 yılda alternatif yerli sahnede kültleşmiş işlere imza atmış, genç müzisyenleri etkilemiş projelerde yer alan yıldız kadrosuyla KAM, 2010 senesinden beri ara ara konserleriyle kalbimizi çalsa da ilk albümünü 2010'ların bitmesine bir buçuk ay kala yayınladı. Şu anki kadrosuyla Can Ömer Uygan, Cansun Küçüktürk, Okan Kaya ve Cihan Kahvecioğlu'ndan oluşan KAM'ın ilk albümü de kendisiyle aynı ismi taşıyor. Baştan sona su gibi akan, tekrar tekrar dinleme isteği uyandıran, dinledikçe kompozisyonların ve çalımın güzelliğine daha da hayran kaldığım ilk albümüyle KAM, bunca sene beklediğimize değen bir işe imza attı. Şu ana kadar daha ziyade müzik çevrelerinde ilgi çektiğini gördüğüm albüm esasen incelikli zevklere sahip dinleyicinin keşfetmekten bir hayli mutluluk duyacağı bir hazine. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki KAM'a ve albüme dair tek kusur, kısacık ismi nedeniyle dijital platformlarda arattığınızda grubu takip ediyor olsanız bile arama sonuçlarında albümün veya grubun çıkmaması. Umarım KAM arama sonuçlarında daha kolay ulaşılabilir bir hale gelir veya bu haliyle kalırsa da dinleyici albümü bulma yolunda emek vermeye üşenip bu güzelliği ıskalamaz. Senelerdir beklediğimiz ilk Hey! Douglas albümünün bu esnada süregelen Hey! Douglas setlerindeki parçalardan oluşacağından ve kulağımızın aşina olduğu bu formüle dayanacağından şüphemiz yoktu. Bize ilk albümde yaptığı ters köşe ile hem Hey! Douglas'ı hem de genel anlamda VEYasin'in işlerine dair neyi sevdiğimi bir kez daha hatırlama şansı buldum. 2010'larda DJ setleriyle büyük bir ilgi yakalayan Hey! Douglas, ismi Yük Treni manasına gelen ilk albümü Marşandizi yayınlamak için 2019'a kadar bekledi ve aşina olduğumuz işlerinden farklı bir yol izleyerek hepsi kendi beste ve düzenlemelerinden oluşan on enstrümantal şarkıya ilk albümünde yer verdi. Yasin Vural, gerek daha önceleri Mode XL'in bir parçası olarak, şimdilerde ise VEYasin ismiyle solo yayınladığı hip-hop işlerinde; gerekse de DJ/prodüktör olarak ve Hey! Douglas projesi özelinde kendine özgü çizgisini her daim hissettiriyor. Albüm lansman partisinde Dünyanın herhangi bir yerinde bir DJ'in setinde yer verebileceği Türkiye'den parçalar içeren bir albüm yapmak istediğini belirtmişti. Bence hayalinin önünde hiçbir engelin duramayacağı kadar nitelikli bir albüm vücuda getirmeyi başarmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2020den-50-album/", "text": "Pandeminin hayatlara egemen olduğu 2020 yılında birbirinden güzel albümler peşi sıra geldi. Müzisyenlerin hayatlarını çoğu kesiminkinden daha kötü etkileyen pandeminin en azından müzisyenin üretimi noktasında etkisiz kalması sevindirici. O kadar fazla güzel albüm çıktı ki 20 albüm ile sınırlandırırım dediğim listeyi 50 albüme kadar genişletmek zorunda kaldım. Doğrusunu söylemek gerekirse son 10 yılda yabancı sahne adına konuşacak olursam bu kadar üretken bir yılın yaşandığını hatırlamıyorum. Bu sene dinlediğim albümlere baktığımda birçok türden başarılı işler çıktığını görüyorum. Caz müzik özellikle 2010'lu yılların ortasından sonra başlayan yükselişini devam ettirirken; pop, hiphop, elektronik gibi türler de hakimiyetini sürdürüyor. Punk ve metal müziğin öldüğü klişeleriyle dalga geçen kalitede albümler ise bunların erken gençlik döneminde dinlenen türler olarak algılanmasının üzücülüğünü bir kez daha hatırlattı. Öte yandan, kanımca son altın çağını 2007-2012 döneminde yaşayan ve o dönemin bitişinden beri hafifçe ama kademeli şekilde düşüş yaşayan indie müziğin pastamdaki payının biraz daha azaldığını fark ettim. Bu senenin en beğendiğim 50 albümünün içinde 5 tane de yerli çalışma yer almakta. Ambient ve elektroakustik elementlerin bir araya getirildiği albümde sanatçı, spiritüel kara bir cümbüş demenin çok basit kalacağı derinlikte ve üretken yıllarının getirdiği müzikal olgunlukta bir başyapıta imza atıyor. Bu albümün hak ettiği ilgiyi görmemesi hayli şaşırtıcı. Nicolas Jaar'ın yaratıcılığını gökyüzünden dökülen dolarlar gibi halka saçtığı kariyerinin ve 2020 yılının (belki de 2020'lerin) doruk noktası. İsmiyle 80'ler ekstrem metal sahnesinden fırlama gibi duran Sub Pop çıkışlı albüm, esasen son yılların hiphop adına en zihin açıcı, IQ yükselten kayıtlarından. Horrorcore, deneysel hiphop ve endüstriyel hiphop gibi türlerin yıkım için ortaya toplandığı, flow'ların balyozla surata indirildiği, organik tınıdaki altyapının ve parlak prodüksiyonun büyülediği nefis bir çalışma. 2018 model Safe in the Hands of Love'dan daha etkileyici albüm yapılabildiğini göstererek şaşırtan sanatçı; saykedelia, pop ve art rock soğukluğuyla dondurduğu kalpleri samuray kılıcıyla parçalara ayırarak, senenin en güzel parçalarına imza atıyor ve böyle devam ederse 2020'lerin GOAT'ı olmaya adaylığını koyuyor. Kyoto'dan şarkıcı/söz yazarı Ichiko Aobo folk/ambient fevkalade işlere girişerek sizi, gözünüzü kapatıp okyanusun ışık girmeyen yerlerinde yüzdürürken gözünüzü açtığınızda ise kendinizi bulutların üzerinde uçarken bulduruyor. Ayrıca, en büyük zenginliğini 80'lerde yaşamış Japon ambient müzik kültürünü bir kere daha takdirle anmamızı sağlıyor. Sesinin verdiği saflık ile özgün yeteneklerini birleştirerek vokal varyasyonları sunan ve bunları piyano önderliğindeki çeşitli enstrümanlarla dans ettirerek kasaba kokulu perküsyon ve davul tonlarıyla birleştiren sanatçı; ortaya pop, caz ve piyano rock karışımı iham verici kompoziyonlar çıkarıyor. Bu, Fiona Apple'ın son 20 yıldaki üçüncü albümü ama albüm kaydetti mi de tüyleri diken diken etmeden bırakmıyor. Kyoto'dan çıkma math rock grubu Tricot, math rock ile akılda kalıcılık arasındaki kusursuz dengenin formülünü bulmuşa benziyor. Kompleks labirentler içinden çıkmamızı sağlayacak uyarı işaretlerini şarkılara yerleştirmiş olsa da insan etrafındaki muazzam enstrümantal dokuya ve meleksi vokallere odaklanmayı tercih ediyor. İçinde post-hardcore ve alternative rock tatları da barındıran albümde Tricot tepelere tırmanıyor. Elektronik müziğin kalburüstü isimlerinden Squarepusher, dinamik ve ultra hızlı ritim kümeleri ile dijital ataklardan yarattığı IDM ve drum 'n' bass ittirmeli kaosu keyifle dinlenebilir formda sunuyor. Aralara serpiştirdiği yavaş tempo şarkılara ise elektronik balladlar denebilir. Bazen bir albümün güzelliğini anlatmanın en kolay yolu ikinci yarısını ilk yarısından daha çok beğendiğinizi söylemektir. Bu albüme dair tek memnuniyetsizliğim albüm kapağını pek beğenmemem. Onun dışında King Krule'un müziği 6 Feet Beneath the Moon'dan beri her albüm biraz daha görkemli hal alıyor ve artık yetenekli velet denmekten çok daha fazla ciddiyeti hakediyor. Geceyi ele geçiren büyülerini kendinden daha emin ve profesyonelce yapıyor. Amy Farina ve Minor Threat, Fugazi gibi gruplardan tanıyıp çok sevdiğimiz Ian MacKaye bir vakitler kurdukları grup The Evens ile üç tane çok şık indie rock albümü üretmişti. Bu sefer yanlarına aldıkları eski Fugazi basçısı Joe Lally ile Coriky'yi kurarak kendi adlarını taşıyan debut'yu kaydedip tek ihtiyaçlarının Lally olduğunu kanıtlayan ve bence tüm The Evens albümlerini aşan şahane bir indie rock çalışması üretiyorlar. Nicolas Jaar'ın gizem ve histeriden sıkılıp, aynı düzeyde başarılı olduğu ve elektronik müziğin daha hareketli bölgeleriyle oynadığı solo projesi Against All Logic, ikinci albümü ile deep house diyarlarından techno'ya geçiş yaparak bir nevi techno müziğin ritmik minimalizmini ve house'ın melodisini birleştiyor ve sadece kendisinin değil tüm dinleyenlerin konfor alanını bozuyor. California çıkışlı Necrot, kimsenin gözünün yaşına bakmadan, old school death metal'in 30 yıl önceki şaşaalı günlerine yakışır gaddarlıkla alanında rakip tanımıyor. Tüm şarkılar karantina günlerinde kanepede uyuyakalınan anlarda uğursuz kabuslarınızı yaşatmaya hazır bekliyor. Albüm; bulantı ve şiddetin karşı konulamaz birlikteliği. Albüm isimlerinde Led Zeppelin ekolünü benimseyen Run The Jewels; Zack de la Rocha, Josh Homme gibi isimleri misafir ettiği 4. albümüyle sizi eğlenmediğinizde işkence yapacak bir insanla aynı koğuşa koyuyor. Neyse ki eğlenme numarası yapmanıza gerek kalmıyor fakat koğuştaki kişi sürekli eğlendiğinizi görmek istiyor. Bu baskıyı üzerinizde hissediyorsunuz çünkü dünya boktan ve çocuklar eğlenmek istiyor. Bu albümün 12. sırada olması benim değil aşırı üretken 2020 yılının suçu. Şubat ayında çıkan ve ismiyle koronavirüse gönderme yapıldığı yanılgısına düşülmemesi gereken albümde grup aktif olmadığı yıllarda The Voidz ile teselli bulmamıza daha fazla dayananamamış olacak ki hem efsane zamanlarını hatırlatan tınıları duyuruyor hem de new wave, synthpop gibi farklı renklerle de çok iyi anlaştığını gösteriyor. 15 yıl içinde 20. albümünü yayınlayan Los Angeles'tan şarkıcı, prodüktör, multi- enstrümantalist Georgia AnneMuldrow, Jyoti adıyla çıkardığı albümde avangard ve saykedelik estetiğe buladığı caz, enstrümantal hiphop ve soul türleri gösteriş yapmadan, sükunet ile ilham verici noktaya taşıyor. Yankılı ve yoğun vokallerin egemenliğindeki synth ağırlıklı melodilerle şekil alan ambient çalışma sizi yıllar süren rüyadan uyanmış gibi hissettiriyor. Çok hızlı atan kalbin sakinleşerek yavaşlamasını andırıyor. Barwick'e Mary Lattimore, Jonsi ve Nosaj Thing gibi isimler de birer şarkıda ayrı ayrı eşlik ediyor. Senenin en beğendiğim yerli çalışması Lopenstraat II, free caz'ın doğaçlama cümbüşü ile zeuhl, rock in opposition gibi akımların iç içe geçtiği, tekrara dayalı krautrock altyapılarının etrafa yaydığı hoş kokular ile hipnoz eden, takdir edilesi bir sentez içeriyor. Grup, yaptığı muazzam deneyleri basitçe anlatabilme becerisini göstererek müziğini idrak etmemizi sağlıyor. Son albümüyle, 65 yaş üstü müzisyenlerde nadiren bulunan ve hala gençliğindeki üretimlerine meydan okuyabilen albüm çıkarma yetisine karşılık gelen Bowie sendromuna sahip olduğu ortaya çıkan Nobel Edebiyat Ödülü sahibi müzisyen Bob Dylan, sadece kendi dinleyicilerini büyülemek istemiyor, genç kuşağa torunlarına kendisinden bahsetmeleri için fırsat veriyor. 2019'daki gereğinden fazla başarılı Guns albümünden sonra bu yılki albümü için bazı meraklı bakışlar üstünde olan Quelle Chris, prodüktör Chris Keys ile conscious hiphop, jazz rap sularında sessiz adımlarla koşmaya devam ediyor. Dingin caz motifleri, karanlık beatleri ve vurucu lirikleriyle sizi kelepçeyle kendine bağlıyor. Vokallerde Moor Mother ortaklığıyla post-punk ve no-wave alanlarının bulanık gürültülere maruz bırakıldığı ve çiğ prodüksiyonu ile aşık eden albümde, momentumu yaratmada dominant enstrümanın illa davul olmak zorunda olmadığı, bas gitarın da kitleleri hareket geçirmede liderlik edebileceği anlatılmış. Senenin bas gitarı ödülünü açık ara alır. Birleşik Krallık'tan piyanist/besteci John Law, yanına yeni jenerasyondan James Mainwaring, Ashley John Long ve Billy Weir' alarak, dinamik caz/funk ritimleri üzerine elektronik ve akustik seslerin eklendiği heyecan verici bir çalışma ortaya koyuyor. Caz müziğin buzdolabından çıkarılıp mikrodalgada ısıtılan bir müzik olmadığını bilmeyenlere gösteriyor. Black metalin izin verdiği ölçüde sakin ve yeşil tonlarda albüm, Hollandalı grubun yer yer hardcore punk'a kayan yer yer black metalin acımasızlığına yakışır çığlıkları ile Felemenkçe'nin atmosfere bir katman daha eklediği, tavizsiz olduğu kadar renkli bir çalışma. Grubun kariyerindeki en dikkat çekici çalışma olarak parlıyor. Islandman ikinci uzunçaları ile farklı türleri, disiplinleri ve kültürleri bir araya getirerek tropikal iklimlere karların düştüğü, çöllere muson yağmurlarının yağdığı seraplar gördürüyor. Tüm dünyayı düzenlediği etkinliğe davet eden grup dans etmek istemeyip kös kös oturmak isteyenlere de konsantre olup keyif alacakları bir müzikalite sunmayı ihmal etmiyor. Madlib ile yaptığı Pinata ve Bandana adlı gangsta rap güllelerinden sonra bu sefer The Alchemist ile gangsta destanlarını müziğiyle ifade etmeye devam eden Freddie Gibbs, Tyler the Creator, Benny the Butcher, Conway the Machine gibi isimleri bahçesinde mangala davet ederek ortamını kuruyor. Metal müziğin son yıllardaki bereketli topraklarından Seattle'dan çıkma deathgrind beşlisi Caustic Wound, 14 şarkıyı 26 dakikaya sığdırdığı debut albümü ile bünyede dünya savaşı gazisi etkisi yaratıyor. Tekinsiz gitarları ile şehirdeki grunge severleri Kanada'ya göçe zorlarken, nefessiz bırakan trafik değişimleri ve temposuyla gaddar bir profil çiziyor. Caz müziğin avangart, fusion yaklaşımları ile elektronik ve funk müziğin huzurlu melodilerini birleştiren gitarist, okuldan veya işten döndüğünüzde arkanıza yaslanıp günün yorgunluğunu atmanız için daha ne yapsın! Minimalist yaklaşım ve deneye açık anlayışın oldukça görünür olduğu bir çalışma. Kendi adını taşıyan debut'su ile tarihin unutulmaz albümlerinden birine imza atan Fleet Foxes, dördüncü uzunçaları Shore ile hayranlarını her zaman ustalıkla huzura kavuşturacağını fakat eski günlerinin de geride kaldığını anlatıyor. Bu gerçeğe rağmen, Crack albümünden sonra çoğu yüzü güldürdüğü de bir gerçek. Gruptan bağımsız, eksisi olmayan kalburüstü bir indie folk/chamber pop işi. Son 30 yılın en iyisi olmayan fakat bu yılın en iyi 30 albümü arasında yer alan çalışmada, Farazi kullandığı sample'lar ve beat'leri ile oturulan yerden değil ayağa kalkıp tutulan alkışı hak ediyor. Hiphop tarihini hatmetmiş beyinlerden çıktığı belli olan albümde, Sorgu ise flow'ları ve sözleri ile bu başarının önemli bir faktörü. Enstrümantal versiyon kesinlikle gelmeli. Londra'dan şarkıcı/söz yazarı, şehrin gri havasından ve albümün siyah beyaz kapağından tamamen zıt şekilde kapaktaki neşesini ve enerjisini yansıtan huzur dolu sesiyle kulaklara ziyafet veriyor. Şiirsel sözleri ve rahatlatıcı enstrümantal altyapısı ile es geçilmemesi gereken bir neo-soul çalışması. Sosyal medyadan uzak yaşayan, röportajı, fotoğrafı vb. pek olmayan, konser vermeyen Sault 2020 yılı içerisinde çıkardığı iki albümden ilkiyle hayatlarımıza yükselen yumruk kadar keskin giriyor. Elektronik, soul, funk, disko karışımı bu karanlığın prodüktörlüğünde geçen yıl Grey Area'nın da prodüktörlüğünü yapmış grup üyelerinden de olan Inflo var. 2018 yılında kurulan İstanbullu Helak, çeyreğinden biraz fazlasını enstrümantal şarkıların kapladığı ikinci albümü ile akustik pasajlardan delirme anlarına kusursuz bir sludge/post metal örneği sunuyor. Ayağınız yanlışlıkla bulamaca battığında ayakkabı tabanından bir türlü çıkmayan çamur katmanı gibi yaratılan sludgy yapılar, yürümenizi zorlaştırıyor. 70'ine merdiven dayayan Idris Ackamoor, 70'lerden beri üyesi olduğu ve 1977'de dağılıp 2011'de tekrar bir araya gelen The Pyramids ile bir kez daha spiritual caz müziğin derinliklerine kazdıkları afro caz yollardan iniyor. 50 yıl önce gruba ilham veren ve 2018'de 89 yaşında hayatını kaybeden efsane piyanist Cecil Taylor'ı ise anmadan geçmiyor. Gorillaz, 2005 ve 2010 tarihli favorim albümlerinden sonra, benim için 5 ve katları düzenini koruyarak bu sefer 2020'deki albümüyle bronz madalyayı alıyor. Yıl içinde hayata gözlerini yuman efsane isim Tony Allen, Robert Smith, Beck, JPEGMAFIA ve daha birçok isimden oluşan kalabalık kadroyu düzenledikleri festivalin parçası haline getiriyor. Sanatçı hiphop sahnesinde farklılığı ve kaliteyi aynı potada eritmede en iyilerden olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Lirikal olarak bilim kurgu ve fantezinin iç içe geçtiği bu abstract hiphop işi, görkemli sample'ları ve geniş alanda dolanan flow'ları ile hayli keyif verici. İlk iki albümüyle pek dikkatimi çekmeyen üçlü, farklı sound ve prodüksiyon arayışlarına gittikleri üçüncü albümleri ile turnayı gözünden vurmuşa benziyor. Ayrıca, daha güzel yazılmış şarkılar bu albümü öncekilerden ayrı tutup övmemi kolaylaştırıyor. Black metal sahnesi son dönemde gelişmekte olan Hollanda'dan Turia üçüncü albümü ile herkesi yarattığı karanlık girdabın içine hapsediyor. Soğuk ve huzursuz edici melodilerle bezeli albüm güçlü haykırışları ile sonsuz bir acı vadediyor. İçinde bulunduğumuz kış mevsiminin ürküten taraflarını daha derinden hissedebilmek için doğru adres. Grup üçüncü albümü ile 80'ler post-punk atmosferi, titrek indie gitarları ve düşsel vokalleri ile kuytularda etrafa melankoli yayıyor. Çiğ ve lo-fi kaydı ile kirin ve pasın görünmediği yüzeylere ışık tutuyor. Herhangi bir yılın ilk 20'sine girecek fakat bu senenin ultra üretkenliğinin mağdurlarından albümde, Foat'ın sürükleyici piyano ve klavyesine eşlik eden titizlikle işlenmiş perküsyonlar, kibar davullar, geride fakat oldukça etkili baslar ve daha saymakla bitmeyecek enstrümanlar zamanın su gibi aktığı müzikal bir şölen yaratıyor. Alman elektronik müzik sanatçısı ve prodüktörü Hendrik Weber, bilinen ismiyle Pantha Du Prince, minimal techno, glitch gibi türleri bir araya getirerek enstrümantal çeşitliliğe dayalı tribal ve organik yeni sesler oluşturuyor. Her ana akımlaşan türün kendi çöplüğünü yarattığı gibi Türkiye'de de trap ve hiphop çöplüğü giderek büyüyor ve bu yığının tepesinde durup dikkate değer müzik üretenlerden Ezhel yanına Murda'yı alarak Anadolu'nun sert bozkırında tatlı Karayip rüzgarları estiriyor. Bir grup, normalde pek dinlemeyi tercih etmediğim türler etrafında müzik yapıyor ve ben faktörüne rağmen müziğini beğeniyorsam bu demektir ki ortada fevkalade bir iş var. Bu yüzden power pop, pop punk gibi tarzlarda dolanan sanatçının son albümü 2016'da yaptığı Worry kadar olmasa da, bu yılın eğlence, enerji ve hareketliliğin sembolü tadında. Müzik üzerinde riskli deneylere girişen Matmos'un çamaşır makinesinden çeşitlediği sesleri veya plastiği ele alıp yarattığı kolajları sevenlerdenseniz Yo La Tengo, clipping., Oneohtrix Point Never gibi misafirlerin ağırlandığı bu albümü seveceksiniz. İtiraf etmeliyim ki 3 saat süren albümü baştan sona aralıksız hiç dinlemedim. Moloko ile insanların çocukluk ve gençlik anılarına nüfus etmiş Roisin Murphy, aynı kişilerin yetişkinlik zamanlarını da kendiyle eşlemek istiyor gibi. Grupla ürettiği müzikler referans alındığında solo albümlerinin de belli bir eşiğin ve müzikalitenin üzerinde olacağını tahmin etmek zor değil. Tanımayanlar için ise kutusundan yeni çıkmış yepyeni bir funky house/disco işi. Chicagolu trompetçi ve besteci Rob Muzarek aralarında Jamie Branch, Jeff Parker, Tomeka Reid, Chad Taylor gibi isimlerin de olduğu 2005 yılında kurduğu topluluk ile orkestral fütürizm denilebilecek epik işlere girişiyor. Kilise orguna karşı zaafı olanlar Bach gibi barok sanatçıları da Messiaen gibi modernistleri de bağrına basar. Bu durumda, barok dönem kilise orgu replikası ile ruhani ambient işlere girişen ve albümü memleketi Göteborg'taki bir kilisede kaydeden Anna Von Hausswolff ise alnından öpülür. Yeni Zelanda'dan teknik/brutal death metal üçlüsü dinleyiciyi kurdukları çetin labirentlerin içinde dolaştırmaya devam ediyor. Davul çeşitlemelerinin itici güç olarak öne çıktığı ağır, stabil ve steril yapıları kullanarak duygu yüklemesi yapıyorlar. Sert müziklerde duyguyu vurgulama zorluğunun üstesinden ustalıkla geliyorlar. 2014-2018 arası Milo ismi dört adet stüdyo albüme imza atan Rory Allen Philip Ferreira, yeni ve kendi ismi ile hepsinden daha çok beğendiğim, zayıf noktam jazz rap'e ağırlık veren ve abstract hiphop denen hiphop'ın en verimli topraklarından birinde gezinen akıcı ve soğukkanlı bir çalışmayla çıkageliyor. Bir önceki albümü Relatives in Descent ile direkt radarıma giren, müzikal imajıyla uzun süre İngiliz zannettiğim Detroitli post-punk atağı, baskıcı prodüksiyonu ve saldırgan tutumuyla bir kez daha bol tereyağlı post-punk tabağını ekmekle sıyırmamıza sebep oluyor. Jeff Tweedy ne yaparsa yapsın her zaman belli başlı bir eşiğin üstünde iş çıkartanlardan. Hem Wilco ile yaptıkları hem solo albümleri bunu gösteriyor. Kendisi için ortalama diyebileceğim bir albüm bile bir şekilde senenin öne çıkanlarından oluyor. Kendisi yine hüzünle karışık huzur filtrelemiş. Bu albüm disco müziğinin zirvede olduğu dönemde çıksaydı bambaşka olurdu diyenler ne kadar haklı bilmiyorum ama 70'ler sonu 80'ler başı New York disco klasikleriyle yarışacak bu aşırı eğlenceli ve akılda kalıcı banger parçaların enerjisi çok yüksek. Gil Scott Heron'ın 2010 tarihli son albümü Jamie xx dokunuşlarıyla 2011 yılında yayınlamıştı. Bu sefer benzer ve daha beğendiğim işe, In the Moment başta olmak üzere her çalışması övülesi caz davulcusu Makaya McCraven girişmiş. Albümde McCraven'ın Heron'ın mirasına yakışır zengin müzikal dünyasına tanıklık ediliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2021-grammy-odulleri-aday-listesi-belli-oldu/", "text": "31 Ocak 2021'de gerçekleşecek Grammy Ödülleri'nin aday listesi belli oldu. Amerikan müzik endüstrisinde büyük bir önem taşıyan Grammy Ödülleri, 1957'den bu yana NARAS adlı akademi tarafından veriliyor. 2021'de 63. sü gerçekleşecek olan ödül töreni, bir süredir yaptıkları kategorilerin isim değişiklikleriyle kendinden bahsettiriyordu. Bu sefer de uzun zamandır açıklanması beklenen adayların isim listesiyle gündemde. Bu seneki ödül törenine damgasını ödülleri toplayarak vuran Billie Eilish, 2021'de de pek çok alanda aday gösterildi. Grammy'nin önümüzdeki seneki sunucusu ise The Daily Show'un host'u olarak tanıdığımız komedyen Trevor Noah olacak. 2021 Grammy Ödüllerinin aday listesinin bir kısmına ve tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2021-grammy-odulleri-sahiplerine-kavustu/", "text": "Pandemi nedeniyle tarihi ertelenen Grammy Ödülleri, sonunda sahiplerine kavuştu. Amerikan müzik endüstrisinde büyük bir önem taşıyan Grammy Ödülleri, 31 Ocak'ta gerçekleşmesinin planlanmasının ardından devam eden pandemi süreci nedeniyle 14 Mart'a ertelenmişti. Dün gerçekleşen etkinlikle, ödüller sonunda sahipleriyle buluştu. Bir çok farklı isim çeşitli kategorilerde ödül kazanırken Beyonce, dört ödül kazanarak geceye damga vuran isimlerden oldu. Önceden kaydedilmiş videolar ile canlı performansların gerçekleştiği etkinlik Los Angeles'ta düzenlendi. Gecede Taylor Swift, Cardi B, DaBaby, Black Pumas ve Post Malone gibi isimler sahne aldı. Grammy Ödüllerinin kazanan bazı isimlerine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2022nin-en-iyi-50-albumu/", "text": "Bir senenin daha sonuna yaklaşıyoruz. 2022 dünya olarak virüs korkusundan uzaklaştığımız, Türkiye açısından ise yediğimiz yiyeceğin kalitesinin düştüğü fakat ne mutlu ki dinlediğimiz müziğin düşmediği bir yıl oldu. Birbirinden güzel albümler arasında adil bir sıralama yapma gerekliliğinin bazen anksiyete ve bazen de burukluğa sebep olduğu bu yazıya bir de Spotify listesi eşlik etmekte. Gorillaz, Parquet Courts, Beck, Adele ve daha sayısız ismin albümünün prodüktörlüğünü üstlenmiş, müzisyen Danger Mouse ile The Roots'dan Black Thought bir araya gelerek hem modern hiphop dinleyicilerinin aklını çelecek hem de old school sevdalılarını tavlayacak karanlık ve saykedelik atmosferin içinde balyoz gibi inen beat'lerin ve beyindeki sinirleri bıçak gibi kesen flow'ların buluştuğu bir işe imza atıyorlar. Üstelik albüme Run the Jewels, ASAP Rocky, 2020'de gözlerini hayata kapamış efsane rapper MF DOOM ve daha nicesini dahil ederek. New York'tan indie folkçular pastoral renkleri huzur ve hüzünle bütünleştiriyor. Adrianne Lenker'in duygu dolu sesi mi daha etkileyici yoksa albümdeki hem minimal bir çerçevede kalıp hem de şarkı yazımında tepelere oynayan kompozisyonlar mı sorusu cevaplanmamış olarak uzun süre kalacak gibi görünüyor. Atlanta'dan JID southern hiphop'ta Outkast'i koltuğundan edecek güzellikte ara ara trap'i de bünyesine kattığı ve tüyleri diken diken eden sampling ve caz altyapılarla süslü üçüncü albümünde aşırı akılda kalıcı uyak düzenleri, vokal nakaratları ve en üst katmanda pürüzsüzce akan ses rengiyle yüksek düzey bir rap performansı sergiliyor. Mükemmel bir prodüksiyona sahip, zaman içinde kült olması kaçınılmaz bir hiphop çalışması ortaya koyuyor. 2019'da hayatlarımıza görkemli bir sürprizle giren ve o zamandan beri her seferinde şaşırtmayı başaran dörtlü, albümün adına yakışır şekilde yazın tam ortası 15 Temmuz'da çıkardığı üçüncü uzun soluklu çalışmasında noise rock'tan avangard işlere, cazdan punk'a, folk'a koşuşturduğu hengame içinde eşsiz ve kompleks şarkılar yaratıyor. Grubun albümdeki ilerleyişi, final çizgisini geçerek şampiyon olan bir olimpiyat koşucusunun hız kesmeden koşmaya devam etmesi gibi. İspanya'dan Katalan şarkıcı Rosalia, 2022'nin mart ayında çıkardığı üçüncü albümünde kışa hazırlanan güney yarımküre ülkelerindeki hane halkına ısınmaları için alternatif çözümler sunuyor. Yüksek libidolu, enerjik ve fütürist bu Latin atağı, çizginin kuzeyindekileri ise dans ettirmekten vücutlarında kalori bırakmayacak güce sahip. Endülüs tınıların da hakim olduğu bu art pop ve ana akım club müziğinin ilginç birlikteliği orijinal bir sonuç açığa çıkarmış görünüyor. ABD'den alternative metal grubu fleshwater türün güzel örneklerine nasıl hasret kaldığımı fark etmemi sağlıyor ve artık geçmişe dönmek zorunda olmadığıma beni kolaylıkla ikna ediyor. Post-hardcore soslu bu melankolik, dinamik ve melodisi bol çalışma albüm kapağıyla bile muhtemelen bilinçaltıma en az 20 yıl öncesindeki albümler kalitesinde bir müzikle karşılaştığımın mesajını yerleştiriyor ve içimdeki nostalji duygusunu körüklüyor. Fontaines D. C.'nin üçüncü albümünün güzelliğini anlamam için sonbaharın gelmesi gerekti maalesef. Post punk, garaj rock sularında devasa kulaçlar atarken gothic rock, indie rock'a doğru göç ederek bulanık ve bataklık bölgelerin de yaşam alanı olabileceğini kanıtlıyor. Elinde fenerle sizi dibe doğru sürüklüyor. The Internet'in gitaristi Steve Lacy hepsi hit parça gücünde şarkılarla romantizmin bazen eğlenceli bazense melankolik hallerini ustalıkla sergiliyor. Soul, pop, funk ve saykedelik unsurların birbiriyle dans ettiği albüm ilk dinleyişten itibaren loop'a alma ihtiyacı doğuruyor. Dream pop evreninde goat ünvanını verebileceğimiz ikili, bir önceki albümünde komşu bölge shoegaze'de takdir edilesi işlere imza atmıştı. Bu albümünde doğduğu ve yaşadığı topraklara geri dönerek bildiği işi kusursuzca yapmaya devam ediyor ve bir buçuk saate yakın destansı bir çalışma ortaya koyuyor. Saksofonda Binker Golding ve davulda Moses Boyd enstrümanları arasında kısa paslar ve çeşitli elektronik denemeler, sampling fikirleri ve synth kullanımlarıyla free jazz'ın belirsiz sınırlarını Grammy ödüllü Max Luthert'in prodüktörlüğü ile cilalayarak, karanlıkta gözümüzü alacak bir parlaklıkla taçlandırıyor. Bu sene hiphop adına öyle rekabetçi bir yıl oldu ki hangi albüm çıksa bu senenin en iyi hiphop albümü olacağını düşündüm. Bu albüm de onlardan biri ve listede bir türlü Kendrick Lamar'a ulaşamamızın sorumlularından. Çünkü sanatçı şık caz altyapıları üzerine işlediği acı tatlı flow'larını gaddarca bir tutumla yüzümüze çarpmaktan çekinmiyor. Grizzly Bear'dan Daniel Rossen ilk solo albümüyle progresif bir tutumla yarattığı kompozisyonları chamber folk içerisinde yorumluyor. Sanatın olduğu kadar zanaatin de yoğun olduğu bir albüm. Bu albümü dinlemek sanki 70'lerde yapılmış obscure kült bir eserle karşılaşmak gibi. Beyonce son çalışmasında, house'dan pop'a, R&B'den dans müziğe gösterişli, groovy, neşelendirici ve tutku dolu patlayan şarkıları peşi sıra diziyor. Kapak fotoğrafı, albüm başarısı ile yorumlandığında da büyük zafer kazanmış bir şövalyenin yurduna dönüp kendini resmetmesini anımsatıyor. The Sea and Cake'ten Sam Prekop ve aynı gruptan ve bir de Tortoise'dan John McEntire neden birlikte minimal yaklaşımlarla ambient müziğe doyduğumuz techno bir albüm yapmıyoruz ki demiş ve böylece hem tekrara dayalı, katmanlı ve oynak hoş bir iş ortaya çıkmış hem de senenin en akılda kalıcı albüm kapaklarından birine vesile olmuş. Günümüzün öne çıkan yeni nesil rapper'larından ve kanımca adadaki hiphop düklüğünün koltuğunda oturan, bir yıl önceki muazzam albümden sonra arayı çok açmadan bu sefer daha direkt, aralık ayının soğuk rüzgarına ve sisine uygun keskinlikte bir çalışmayla ortaya çıkan Little Simz, önceki albümlerinden Sault'tan işbirlikçileri Cleo Sol ve prodüktör koltuğunda Inflo'yu yanına almayı ihmal etmiyor. Albüm için çekilen kısa filmi de youtube'dan izleme şansı mevcuttur. Radiohead'den Thom Yorke, Jonny Greenwood ve davulda Sons of Kemet'ten Tom Skinner'dan oluşan bu iştah açıcı kadro, debut albümü ile Thom Yorke'un kurduğu hiçbir yan projenin standart bir iş olmayacağını bir kez daha kanıtlıyor. Hiçbir duygunun diğerine üstün gelmediği homojenlikte, soyut ve fiziksel açıdan eklektik olan çalışma, üçlünün yürüdüğü yolda daha öncekilere hiç benzemeyen bir ayak izi bırakıyor. Adadaki caz sahnesinin öne çıkan isimlerinden Shabaka Hutchings'in bir diğer başarılı projesi The Comet is Coming üçüncü albümünde caz ve elektronik arasında kurduğu bağı genişleterek EDM gibi dans temelli ve çeşitli progresif elementleri müziğine dahil ederek saykedelia'dan şaşmadan çok daha fütürist yeni füzyonlar deniyor. New York'tan rapçi Nas, 21 yaşında çıkardığı efsane debut'su Illmatic'ten bu yana lafını esirgemeyen, yüze tokat gibi çarpan müziğinin yanakta bıraktığı kızarıklık süresini geçen yılın Grammy ödüllerinde en iyi prodüktör dalında aday olmuş Hit-Boy ile artırmayı hedefleyerek King's Disease serisinin kanımca en öne çıkan çalışmasına imza atıyor. Enstrümantal çeşitlilik ve renklilik barındıran kalabalık kadrosuyla bana görüntüde yeni nesil Arcade Fire'ı anımsatan İngiliz topluluk, lakin müzikal olarak bambaşka yörüngedeki gergin, agresif, deneysel ve gereğinden fazla leziz ilk albümleri sonrasında biraz daha durularak huzura, dinginliğe, içine kapanıyor ve iki saati aşkın bir destan ateşliyor. Albüm kapağından içeriğinin anlaşılması ödülü olsa bu sene sahibi olacak hardcore punk dörtlüsünün dördüncü albümünde dışa vurduğu gürültü ve karmaşanın boyutları manik bir ruh halinden çıkma üst düzey bir sanat formu üretmekle açıklanabilir. Screamo, rap, thrash gibi yan türlerin yardımıyla aşılanan yüksek şiddete sahip yıkım hissi, hızın ve gücün kontrolsüz kullanımı olarak yorumlanabilir. Alto saksofoncu Wilkins ikinci albümünde doğaçlama cazı spiritüel atmosfer içinde sunarak haz ziyafeti veriyor. Albüm bittikten sonra herhangi bir şey dinlemeden 10-15 dakikalık bir açık hava yürüyüşü yapmak insanın standart haline dönmesi açısından faydalı. Kanada'dan indie pop/rock ustaları üçüncü stüdyo albümlerinde güzel şarkı yazma yeteneklerinden gram kaybetmeden kir ve gürültünün seviyesini biraz artırarak shoegaze topraklarına vizesiz giriş yapmışa benziyor. Gözümde artistik anlamda müzik dünyasının şu an en tepesindeki ismi Kendrick Lamar, altıncı stüdyo albümüyle belki kendi diskografisindeki efsane işleri pek yerinden edemiyor fakat sırf ona ait yaratımın tadını çıkarmanın bile ne kadar değerli olduğunu yine tasarladığı müzikal uygarlıktan bir örnekle veriyor. İstanbul'dan üçlü post-hardcore, emo, screamo, math rock ve toprağı kazdıkça ortaya çıkan solucanlar gibi düşündükçe sayısı daha da artacak nice farklı türü bir araya getirerek yaratıcılıkla yoğuruyor ve LP gücünde bir EP üretiyor. Bu nedenledir ki listenin tek EP'si. Vallahi de bir LP kaydetmeleri temennisiyle. Dinleyici olarak hızlarına yetişemediğim ve her albümünde yeni bir sürprizle sizi karşılayan adadan müzik kolektifi Sault'nun bu yıl içerisinde çıkardığı altı uzun çalardan ilki olan AIR'de, koro ve klasik müzik ağırlıklı ilginç bir deneyim sunuyor. Sevenlerine albümleri dinleyip hazmetmesi için süre vermeleri dileğiyle. Caribou ismiyle bildiğimiz Dan Snaith'in yan solo projesi Daphni, Cherry albümüyle minimal, eğlenceli ve tekrarlarıyla hipnotize edici tarafı daha da sivrileşmiş club'larda kalori düşmanı olarak yer alması muhtemel bir deep house çalışması ortaya koyuyor. Toro y Moi adıyla bildiğimiz Chaz Bundick, soul, saykedelia, funk ve caz gibi farklı elementleri harmanlayarak keyfinizin yerinde olduğu serin bir yaz günü, öğleden sonra içeceğinizden güzel birkaç yudum alırken dinlenmesi farz bir albüm hediye ediyor. Bir önceki albümünde olduğu gibi titizlikle üzerine eğilinmiş intibası bırakan, fazlasıyla başarılı enstrümantal düzenlemeleri ve prodüksiyonu ile öne çıkan çalışma, Titanic Rising'in başyapıt olduğunu düşünenlerin seveceği bir albüm. Kapağında Rembrandt'ın İki Afrikalı Adam eserinin yer aldığı; kolonizasyon tarihi, Afrika diasporası ve kölelik gibi konuların şiirsel ve sert üslü bir üslupla işlendiği albüm, hem beste hem de prodüksiyon anlamında deneysel fikirlerle dolup taşan bir hiphop işi olmasının yanında, karabasan vari bir tutumla da çöktüğü bünyeyi kolay kolay terk etmeyecek ağırlıkta. Old school death metal'in en acımasız olduğu günlere taş çıkartacak New York'tan çıkma bu albüm beklentileri fazlasıyla karşılıyor: Vahşi, şiddete meyilli, gaddar, iğrenç ve tavizsiz. Bazı türlere yenilik getirilmemesinin veya güncellik elementi koymamanın faydalı olacağını hatırlatıyor. Malili efsane müzisyen Ali Farka Toure'nin oğlu, babasının anısına tıpkı onun 30 yıl önce Ry Cooder ile yaptığı kült Talking Timbuktu albümünde olduğu gibi Batılı bir isimle bir araya geliyor ve babasının şarkılarını, çok doğru bir seçim olan Khruangbin ile birlikte yorumlayarak Afrika tınıları, funk ve saykedelia'dan oluşan mükemmel bir füzyon yaratıyor. Avustralya'dan Hatchie, dans ve pop müziği shoegaze estetiğine buluyor. Erken dönem 90'ların dream pop'u ile ayın dönem palazlanan adadaki alternatif dans müziği baggy'i buluşturup hem o dönem hem günümüz için özgün bir iş ortaya koyuyor. Ankara'dan post-hardcore, noise rock, indie rock, punk rock ve garaj gibi farklı etkilenim alanlarını aynı potada eritmeye çalışan üçlü, debut albümlerinde 80'ler sonu 90'lar başı en bereketli günlerini yaşayan Amerikan alternatif sahnesinin mahsüllerinin kalitesini tutturma amacında o dönemin ruhunu günümüze taşıyor. Brittney Denise Parks, sahne ismiyle Sudan Archives, R&B, pop, hiphop gibi türleri kapsayan laboratuvarında güdülerinin sesini dinleyerek sayısız enstrümandan faydalanarak özgün şarkılar üretiyor. Denzel Curry bu albümle 34. Sırada yer alıyorsa sorumlusu ben değilim diğer harikulade hiphop albümleri. Bu albüm, sanatçının jazz rap'e göz kırptığı, belki de TA13OO'dan sonraki en leziz işi. Dört gitarla yarattığı fazlasıyla sıkı, tekrar eden çeşitli katmanları ahenksizce harmanlayarak olağanüstü bir atmosfere sebebiyet veren sanatçı, oldukça minimal ve ruhu ağır bir enstrümantal çalışma ortaya koyuyor. Özellikle math rock, noise rock sularını sevenlerin benzer yaklaşımları barındırması sebebiyle es geçmemesi gerekiyor. House, techno, ambient, acid, dub sularında dolanan Bristol'dan 23 yaşındaki müzisyen, keyifli ve şık parçalarla öne çıkmaya devam ederek senenin en başarılı elektronik çalışmalarından birine imza atıyor. Galli sanatçı altıncı stüdyo albümüyle art pop ve new wave eksenindeki yaratıcı katmanları, özgün enstrüman kullanımları ve ilginç vokal denemeleriyle yoğurarak huzur ve müzikalite ile dolu 45 dakika vadediyor. Sayısız pop ve hiphop müzisyenin yanında en son IDLES'ın Crawler albümünün de prodüktörlüğünü yapan Kenny Beats, ilk solo albümüyle bazen eğlenceli bazen rahatlatıcı sample'lar ile oynak ritimleri bir araya getirerek antidepresanlara alternatif olabilecek yumuşak dokulu enstrümantal hiphop bir iş ortaya koyuyor. Geleneksel enstrümanlar ile modern klasik çerçevede yorumladığı elektronik elementleri bir araya getirerek elektroakustik bir füzyon yaratan Malone, İsveç'te yaşamasından da nasibin almış görünen karanlık ve depresif bir iş sunuyor. Modern klasik müzikte deneysel ve minimal elektronik yaklaşımları ve genel olarak uğursuz ruh hallerini sevenler için sadece bu albüm değil sanatçının tüm çalışmaları es geçilmemesi gereken haz verici bir keşif alanı. Sık isim değişikliği sebebiyle artık nasıl telaffuz etmem gerektiğini konusunda takip edemediğim Osees, yıllarca garaj ve saykedelik alanda tozu dumana kattıktan sonra bu sefer işin içine dikkate değer derecede hardcore punk da enjekte ederek dinleyiciyi mezara yolluyor. Yeni nesil cazcılar arasında üretimleriyle beni en çok heyecanlandıran isimlerden biri olan davulcu McCraven, son albümüyle hiçbir zaman standart bir iş ortaya koymayacağını bir kez daha kanıtlıyor. Güzel olan her albümü hiçbir şey yapmadan sadece dinlemek gerekir ama bu albümde bu bir zorunluluk olmalı. Kompleks yapıları şık ve sade bir şekilde sunabilme ustalığının sergilendiği inanılmaz bir albüm. Meksikalı şarkıcı söz yazarı, latin tınıları ve müzikal yaklaşımları caz müzik ile birleştirerek sizi bambaşka sokaklara ışınlıyor. Lakin bu albümü benzerlerinden ayıran, ona özgünlük katan en büyük etmenlerden biri albümdeki sade ve samimi atmosferin mimarı olan etkileyici prodüksiyonu ve dakikalarca sürecek ayakta alkışı hak ediyor. Old school death metal'in efsanelerinden, türün en kült işlerine imza atmış grup, 8 yıllık aranın ardından biçmeyi, deşmeyi özlediğini anlatan merhametsiz, tehditkar, şanına yakışır bir albümle yoluna devam ediyor. Gent'ten duo, pop müziği çeşitli beat'ler ve synth'ler ile süsleyerek dans ettirici, şirin ve deneysel tarafı kuvvetli bir debut ile çıkageliyor. Çeşitli sosyo-politik çarpıklıkları sarkastik bir dille sunarak müziğin içinde estetik duran bir tezatlık yaratıyor. Çoktan dağıldıklarını düşündüğüm günümüzün progresif rock kralları insanları ofsayta düşererek 13 yıl aradan sonra tatminkar bir işle geri dönüyor. Steven Wilson'ın artık tat vermeyen son dönem solo albümlerinden sonra sanatçıyı ve grubu sevenlere taze ve lezzetli bir servis. Afro-beat, caz ve funk'ı zaman zaman dozunda highlife ile de neşelendiren Londralı topluluk, biriktirdiğiniz parayı Afrika'ya tatile kullanmanıza sebep olacak güçte bir debut armağan ediyor. 21. yüzyılın en orijinal gruplarından The Mars Volta, 10 yıl aradan sona eskisi kadar hızlı, kompleks ve sert olmayan fakat karakterini yansıtan ve hayranların özlemini giderecek, akılda kalıcı bir pop, rock ve elektronik füzyonu ile övgüyü hak ediyor. Birçok elementi değiştirip benzer hissiyatı verebilmenin her yiğidin harcı olmadığını gösteriyor. An itibariyle 10 yıl içinde hem de acid techno'dan thrash metal'e, cazdan Anadolu rock'a uzanan türler arası yolculuk ile 23 adet uzun çalar yayımlayarak albüm kaydetmeye bir türlü doymayan ve bu nedenle artık bu konuda psikolojik yardım almaları gerektiğini düşündüğüm Avustralyalı birtakım yetenek abideleri, son albümleri Changes ile Sketches of Brunswick East'te bıraktıkları caz, saykedelik pop, funk sularına geri dönerek, benim kendilerine en çok yakıştırdığım bulanık alanda keyifle top çeviriyorlar. 2019'da kurulan Oklahoma'dan post-hardcore, sludge, noise rock sevdalıları kağıt kesiği çeşitli EP'leri ile fazlasıyla dikkat çektikten sonra debut'larıyla siniri, gerginliği, umutsuzluğu ve soğuğu başarılı bir müzikalite ile aktarıyorlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2023-mtv-video-muzik-odulleri-icin-geri-sayim-basladi/", "text": "MTV Video Müzik Ödülleri bu sene 12 Eylül'de New Jersey'deki Prudential Center'da düzenlenecek. Müzik dünyasının en iyilerinin seçildiği ve her yıl ünlü isimlerin efsanevi sahne şovlarıyla akıllara kazınan MTV Video Müzik Ödülleri bu yıl 12 Eylül'de New Jersey'deki Prudential Center'da gerçekleşecek. 150 ülkede yayınlanacak olan ödül gecesine dair Paramount'tan Bruce Gillmer, Bu yılki Video Müzik Ödülleri için Newark'taki Prudential Center'a döndüğümüz için çok heyecanlıyız. Geçen yıl yaptığımız son derece başarılı ve ses getiren organizasyonun ardından bu yıl da müzikteki en büyük gecelerimizden birini kutlamayı hedefliyoruz diyor. Geçen yıl Bad Bunny, Red Hot Chili Peppers, Eminem ve Snoop Dogg, Maneskin, Nicki Minaj, Blackpink, Lizzo gibi isimlerin çok konuşulan sahne performanslarına imza attığı geceye Taylor Swift'in damga vurduğunu da hatırlatalım. Swift en çok ödül alan isim olmasının yanı sıra meşhur Midnights albümünün de duyurusunu yapmıştı. Bakalım bu yıl bizleri ne gibi sürprizler bekliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2023de-10-yasini-dolduracak-5-album/", "text": "2023 yılında 10. yaşını kutlayacak 5 pek güzel albümü sizin için listeledik. Listemizin başında çoğumuzun sevgilisi Arctic Monkeys'den AM albümü var. Özellikle ağır gitar tonları ve sert davul vuruşları duyduğumuz Whatever People Say I Am, That's What I'm Not, Favourite Worst Nightmare ve Humbug albümlerinden sonra bu albüm için Monkeys'in olgunlaşma albümü diyebiliriz. Aynı zamanda grubun popülaritesi de bu albümle beraber pik yaptı. Do I Wanna Know, R U Mine, I Wanna Be Yours, Why'd You Only Call Me When You're High? gibi parçalar rekor dinlenmelere ulaştı. Bu güzelliklerin yanında benim için albümde öne çıkan iki parça var: Fireside, No.1 Party Anthem. New York'un sevilen çocukları Strokes'un bu albümü için kamuoyunda karışık düşünceler hakim. Aynı Arctic Monkeys'in AM albümünde olduğu gibi diğer albümlere nazaran biraz daha olgun tınılar duyuyoruz. 11 şarkılık bu albümde benim için öne çıkan üç parça var. 50/50, Call It Fate, Call It Karma ve Chances. Çok sevdiğim Londra'lı indie grubu Foals'un üçüncü stüdyo albümü olan Holy Fire, grubun en çok tutulan albümlerinden biri. Naçizane görüşüm Foals'un çok daha iyi albümleri var fakat kamuoyu beğenisini göz ardı edemeyiz tabii. Foals'un en ünlü parçası olan (Spotify'da 250 milyon dinlenmeye sahip) My Number'ın da olduğu albümde favorim My Number'la beraber Late Night. Editors'ın sevilen gitaristi Chris Urbanowicz'in ayrılığından sonraki ilk albüm olan, Editors'ın 4. stüdyo albümü The Weight Of Your Love, Strokes'un Comedown Machine albümünde olduğu gibi karışık görüşlere sahip. En sevdiğim iki gruptan biri olan Editors, bir önceki synth bazlı In This Light And On This Evening albümünden sonra yoğun gitar tınılarına geri dönüş yapıyor bu albümde. Bu albümdeki favorim aynı zamanda çoğu kişinin favorisi olduğunu düşündüğüm Sugar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2023te-20-yilini-kutlayacak-albumler/", "text": "Yıl 2003... Müzik endüstrisinin altın çağı sayılacak albümler bu yıl 20. yaşını kutlayacak. 2003'e baktığımızda içinde hazine barındıran müzik dolu bir yıl. Sayısız albümün yayınlandığı 2003 yılında, hafızaları tazeleyip tekrar tekrar dinlediğimiz albümlerden oluşan seçkimiz huzurlarınızda! Linkin Park'ın ikonik albümü Hybrid Theory'nin yükselişinden sonra o albümün izinden giden ikinci albüm Meteora, birçok eleştirmen tarafında beğenilmiş ve çok sevilmişti. Şarkıların atlanarak dinlenildiği günümüzde eski albümlerin değeri oldukça önem taşıyor. Matrix filminin soundtrack'ine konuk olan Session'ı barındıran albüm, bir bütün halinde dinlenilmesi gereken Linkin Park eseri olarak göze çarpıyor. Somewhere I Belong, Breaking the Habit, Don't Stay, Lying From You, From the Inside gibi güçlü şarkıların yer aldığı albümde en tokatlayıcı şarkı olan Numb ise bir albüm kapanışı için seçilmiş en sert parça. Mute Records etiketiyle yayınlanan Dave Gahan'ın ilk solo albümü Paper Monsters, Gahan'ın korkuları yüzünden yapamadığı, bazı şeyleri söyleyemediği ve insanların bu durum hakkında konuşamadıklarından dolayı içlerindeki bu korkunun yırtılıp atabileceği bir kağıt niteliğinde olduğunu belirtiyor. Stay, Hidden Houses, Bottle Living gibi öne çıkanlarla birlikte Dirty Sticky Floor, albümün en bilindik şarkısı olarak dinleyiciyi yakalıyor. Her insanın içinde kağıttan canavarlar olmaktan ibaret korkularından dolayı albümün adını Paper Monsters koyduğunu da bu yolla özetliyor Dave Gahan. Albümdeki şarkıların sözü ve müziği Dave Gahan ve Knox Chandler imzalı. Evanescence, ilk albümü Fallen'ı 2003 yılında yayınlayarak müzik dünyasına hızlı bir giriş yapmıştı. Bring Me To Life, My Immortal, Going Under ve nice şarkıların yer aldığı albüm bu yıl 20 yaşına girecek. Albümün 20. yılına özel grup, Hipdot markasıyla yaptığı iş birliğinde albüme ait CD paleti şeklinde göz paleti çıkardı. 2003'te 4. albümleri Elephant'i yayınlayan Jack & Meg White önderliğindeki The White Stripes, basit melodilerle ve fazla enstrümana gerek duymadan da nefis müzik yapılabileceğini kanıtlayan albüm olarak öne çıkıyor. Seven Nation Army, The Hardest Button to Button, Ball and Biscuit gibi alt-hit şarkılara sahip albüm, bu yıl 20. yılını kutlayacak. 2003, Hoobastank'in yılıydı. İkinci albümlerini Aralık 2003'te The Reason adıyla yayınlayan Hoobastank, ato Button, lbümün getirdiği başarısı birçok listelere girmesi ve ödüllerde adaylık almasını sağladı. Same Direction, Out of Control, Just One gibi şarkılarla sevilen Hoobastank, albümle aynı ismi taşıyan The Reason ile popülerliğe ulaşan grup oldu. Adının hakkını fazlasıyla veren HIM'in dördüncü albümü: Love Metal. 11 şarkının bulunduğu albümde HIM kariyerindeki en önemli albüm olarak ön plana çıkıyor ve grubun, gerçekte kim olduklarını keşfettikleri albüm olarak nitelendiriyorlar. The Sacrament, Soul On Fire gibi şarkıların yanı sıra albümdeki The Funeral of Hearts günümüzde popülerliğini koruyan HIM şarkısı başını çekiyor. Sisters of Mercy hayranlarının da sevebileceği albüm olan Love Metal, bu yıl 20. yılını kutlayacak albümler arasında. Placebo külliyatında en sevilen albümlerden biri olan Sleeping With Ghosts; içinde Special Needs, The Bitter End, Protect Me from What I Want gibi şarkılar yer alıyor, This Picture ile de başımızı bir güzel döndürüyordu. Aynı yıl yayınlanan grubun Covers isimli albümünde ise Depeche Mode klasiklerin arasında yer alan I Feel You, Kate Bush'ın ikonik şarkısı Running Up That Hill ve nice özel şarkıları cover'layarak tarzlarına yeni bakış açısı getirmişti. Ronan Keating'in Turn It On albümü 2003 yılında çıktı ve o yıl Amy Winehouse'un ilk albümü Frank ile de tanıştığımız bir yıl oldu. Dido'nun ikinci albümü Life for Rent 2003 yılında yayınlanan albümler arasında. Nickelback'in dördüncü albümü The Long Road ile Peaches'ın ikinci albümü Fatherfucker bu yıl 20 yaşına basacak albümlerden. Colombia Records etiketiyle çıkan Dangerously In Love, Beyonce'un Destiny's Child'dan uzak ilk solo albümüyle tamamen ilgiyi üzerine çekmişti. Sean Paul ile Baby Boy, Missy Elliot ile Signs, Jay-Z ile de That's How You Like It ve Crazy In Love şarkıları geniş çapta beğeni kazandı. Naughty Girl, Me, Myself and I gibi ikonik şarkıların yer aldığı albüm, günümüzde oldukça ilgi ile dinlenmekte. Feridun Düzağaç'ın 4. albümü Orijinal Alt Yazılı, F. D. adlı şarkısıyla başlayıp, içlerinde Alev Alev, Nadas, Ezginin Günlüğü klasiği olan Düşler Sokağı ve bir dönem kimsenin dilinden düşürmediği Boş Ders Şarkısı gibi popüler şarkılar bulunuyor. Şebnem Ferah'ın dördüncü albümü olan Kelimeler Yetse, Universal Music etiketiyle yayınlandı. 10 şarkılık albümde herkesin gözdesi olan Mayın Tarlası, Ben Şarkımı Söylerken, Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler gibi sevilen şarkılarla birlikte benim de en sevdiğim şarkılardan biri olan Her Şey İnsanlar İçin ile dinleyicilerine göz kırparak albümü kapatıyor. Aynı yıl Teoman, 5. albümü Teo'yu hayranlarıyla buluşturmuştu. Rapsodi İstanbul, Senden Önce Senden Sonra, Kupa Kızı ve Sinek Valesi gibi hit şarkıların olduğu albüm, günümüzde çok kıymetli. Daha adını sayamayacağımız nice albümlerin 20. yılını kutluyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2023te-muzik-ve-sinemayi-bulusturan-yapimlar/", "text": "Yılın ilk yarısını geride bırakmışken, bugüne kadar yayınlanan müzik ve sinemayı buluşturan yapımları hatırlayalım istedik. 2023 yılı müzik ve sinemaseverler için şimdiye kadar heyecanlı bir yıl oldu, olmaya da devam ediyor. Yılın ilk aylarından itibaren sevdiğimiz isimlerden yeni şarkılar dinledik ve bazılarına konserlerde hep beraber eşlik ettik. Aynı zamanda çok ses getiren başarılı yapımları izlemek için sinema salonlarını doldurduk. Hatta öyle zamanlar oldu ki, bu ikisini aynı anda yaptık. Bu yılın ocak ayında ülkemizin sevilen gruplarından mor ve ötesi, geçtiğimiz yıl İnönü Stadyumu'nda gerçekleştirdiği tarihi konseri Tamiri Mümkün isimli bir konser filmiyle taçlandırdı. Yönetmenliğini Recep Yılmaz'ın üstlendiği film, Filmada, Mars ve Rakun ortak yapımcılığı ile beyaz perdeye taşındı. Tamiri Mümkün, sadece Türkiye genelinde değil, Azerbaycan, Almanya, Belçika ve Danimarka dahil olmak üzere 8 farklı ülkede de seyirciyle buluştu. Filmin gösterime girdiği ilk haftalarda grup üyelerinden Harun Tekin ve Kerem Kabadayı yurt içindeki bazı salonlarda ekip katılımlı özel gösterimler ile sevenleriyle bir araya geldi. 28 Mayıs 2022 tarihli İnönü konserinin filmi grubun resmi YouTube hesabından geçtiğimiz ay yayınlandı. Nisan ayında ise metal müziğin önde gelen isimlerinden Metallica, 72 Seasons isimli 11. stüdyo albümlerini yayınladı. Grup, yeni albümünlerinin çıkışını lansman tarihinden bir gün önce unutulmaz bir etkinlik ile kutladı. Dünya genelinde sinema salonları sadece bir gecelik bir etkinlik olan Metallica: 72 Seasons Global Premiere isimli dinleme partisine ev sahipliği yaptı. Prömiyerde grubun son albümünden şarkı hikayeleri ve kliplerinin yanı sıra grup üyeleriyle röportajlara da yer verildi. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Metallica hayranları bu özel deneyimin bir parçası olmak için 13 Nisan akşamı sinema salonlarını doldurdu. Filmin yönetmenliğini Timothy Saccenti, yapımcılığını ise Jennifer Heath yaptı. Nisan ayında sinemalarda şarkılarına eşlik ettiğimiz bir diğer grup ise Coldplay oldu. Coldplay devam etmekte oldukları Music of the Spheres World Tour adlı dünya turnelerinden bir konserlerini seyirci ile buluşturdu. BAFTA ödüllü ve Grammy adayı Paul Dugdale yönetmenliğindeki film, grup üyelerinin kamera arkası görüntüleri ile beraber bir belgesel niteliği de taşıyor. Grup, Coldplay Music of the Spheres: Live at River Plate adlı konser filminde hayranlarını geçtiğimiz yıl tam 10 gece üst üste kapalı gişe çaldıkları Arjantin'deki River Plate stadyumuna götürüyor. Filmde grubun en sevilen parçalarına eşlik ederken bir yandan da stadyumdaki görsel şölenin bir parçası olmak mümkün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2023un-en-cok-beklenen-filmleri/", "text": "2023'ün yavaş yavaş sonlarına doğru yaklaşırken, bu yıl yayınlanması heyecanla beklenen 5 filmi sizler için seçtik. - Testere 10 Dünyanın en ünlü korku filmi serilerinden biri olan Testere, 2 yıl sonra yeni filmiyle geri dönüyor. Kevin Greutert'in yönettiği filmde, Jigsaw'un kendi yöntemleriyle bir intikamın peşine düşmesini anlatılıyor. Filmin başrollerini ise Tobin Bell ve Shawnee Smith paylaşıyor. - Freddy'nin Pizza Dükkanı'nda Beş Gece Adını hayatta kalma temalı, korku türündeki video oyunu Five Night At Freddy's'ten alan film, bir pizza dükkanında yaşanan olayları konu ediniyor. Filmde, sorunlu bir güvenlik görevlisi, Freddy Fazbear's Pizza'da çalışmaya başlıyor ve işteki ilk gecesine giden adamın, çok geçmeden gece vardiyasının düşündüğü kadar kolay geçmeyeceğini fark etmesi anlatılıyor. - Açlık Oyunları: Kuşların ve Yılanların Şarkısı Suzanne Collins'in yazdığı kitap üçlemesinden uyarlanan film serisi geçtiğimiz yıllarda izlenme rekorları kırmıştı. Şimdiyse 8 yıl sonra serinin yeni filmiyle beyazperdeye geri dönüyor. 2020 yılında üçlemenin geçtiği tarihten daha önceki dönemi ele alan devam kitabından uyarlanacak olan bu filmi Francis Lawrence yönetti. Film, Panem'in başına geçmesinden yıllar önce, 18 yaşındaki Coriolanus Snow'un hikayesini konu ediyor. - Napolyon Biyografi, macera ve aksiyon türündeki bu filmde tarihteki en önemli komutanlardan biri olan Napolyon'un hayatı anlatılıyor. Sıradan bir askerken, Fransa İmpatatoru'na nasıl yükseldiği, zekası ve komutanlık ettiği savaşlara odaklanan filmi Ridley Scott yönetiyor. Ayrıca filmde bu olağanüstü liderin, Josephine de Beauharnais ile olan ilişkisine de değiniliyor. - Wonka Roald Dahl'ın popüler çocuk kitabı Charlie'nin Çikolata Fabrikasına dayanan film, dünyaca ünlü bir çikolata fabrikasının sahibi olan Willy Wonka'nın maceralarına ve fabrikada çalışan Umpa Lumpalarla nasıl tanıştığını anlatıyor. Paul King'in yönettiği filmde, Timothee Chalamet, Keegan-Michael Key ve Sally Hawkins başrolleri paylaşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2024-paris-olimpiyatlarinda-artik-break-dans-da-olacak/", "text": "Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 2024 Paris Olimpiyatları'nda break dansı resmi olarak spor kabul ettiğini açıkladı. Geçtiğimiz sene Paris 2024 Organizasyon Komitesi, dört yeni spor dalının 2024 Olimpiyatları programına eklenmesi teklifini İsviçre'nin Lozan kentinde düzenlenen 134. IOC Toplantısı'nda değerlendirmesinin üstüne IOC İcra Kurulu, break dans, sportif tırmanış, kaykay ve sörf branşlarının 2024 Paris Olimpiyatları'nda yer almasına ön onay vermişti. Şimdi ise yapılan yeni açıklamaya göre break dans resmi olarak spor kabul edildi ve 2024 Paris Olimpiyatları'nda breaking adı altında yapılacağı açıklandı. Esasen sanatsal bir dışavurum olarak başlayan break dans, 1980'lerdeki popülerleşmesinin üstüne artık çok fazla miktarda akrobatik ve tekniksel hareketler içeriyor. Günümüzde, dünyanın her bir yanında çeşitli yarışmalar da düzenleniyor. Bu yarışmalarda yaşanan bazı unutulmaz anlara göz atmak için aşağıdaki linke tıklamanız yeterli!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/21-battle-of-the-bandsin-basvuruları-basladi/", "text": "radyo boğaziçi tarafından bağımsız müzik gruplarının sesini duyurması amacıyla hayata geçirilen Battle of the Bands yarışması 21. kez gerçekleşiyor. Yarışmaya başvurular ise 17 Eylül 2019 tarihine kadar devam ediyor. 1992'de yayın hayatına başlayan radyo boğaziçi tarafından 21.'si gerçekleşecek olan Battle of the Bands'e 17 Eylül tarihine kadar başvurulabiliyor. Önceki yıllarda Badem, Gripin ve Hedonutopia gibi grupların ödül kazandığı yarışmanın jüri üyelerinin arasında Alican Tezer, Demet Karaduman, Güven Erkin Erkal, Hakan Tamar, Kerem Sedef, Yasemin Mori ve Yavuz Akyazıcı gibi isimler bulunuyor. Yarışmada birinci olan grup; 4-5 şarkılık EP ya da 10 şarkılık albüm çalışmasının DokuzSekiz Müzik tarafından resmi dijital müzik platformlarında yayınlanmasının yanı sıra grubun istediği şarkılara akustik performans videolarının hazırlanıp SiyahBeyaz Akustik kanalında yayınlanması ile ödüllendirilecek. Birinci ayrıca Allianz Motto Müzik Youtube kanalında bir programcının programına konuk olma, IF Performance Hall Beşiktaş'ta bir konserde ön grup olarak sahne alma, grubun vokalistine Sonar House'da Elnur Hüseynov'dan %100 burslu birebir vokal ve ses eğitimi dersi verilmesi gibi olanaklara da kavuşacak. Yarışmanın finalistlerine de SiyahBeyaz Akustik kanalında yayınlanmak üzere birer akustik video hazırlanacak. Yarışmaya 17 Eylül 2019 tarihine kadar bob@radyobogazici. net adresinden başvuruda bulunabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/21-bir-baba-indie-yerli-birileri/", "text": "Net bir doğum tarihi yok ama Temmuz 2015'te Kadıköy'de koyduk adını. - Vokal / Gitar : Can Soykök - Bas Gitar / Geri Vokal: Emre Dereli - Elektrik Gitar: Baturalp Yılmaz - Davul: Tümerkan Aldanmaz - Hard Rock Cafe İstanbul 4.9 - Peyote Nevizade 4.1 - b1 Live 4.0 - Kadıköy Sahne 4.7 - Eskişehir SPR 4.5 - KargArt -4.6 Bazı mekanlarda sahne içi ses ciddi anlamda yetersiz ve kulisler yok gibi küçük. Mekanında çaldırdığı müzisyene o gecenin sonunda cebine koyacağı para ölçüsünde değer veren tipler var, sayıları neyse ki fazla değil ama onlar deli ediyor işte en çok. Ufak tefek festivallerde çaldık ama zaman içinde çok daha büyüklerinde yer alacağımıza da inanıyoruz, bunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Şarkılarınızı bilmeyen insanlardan oluşsa bile sizi ilgiyle dinleyen bir kitle istersiniz böyle zamanlarda. Bizim de böyle bir kitleyi yakaladığımız her festival güzel, eğlenceli geçiyor. Az önce söylediğimiz gibi, şu ana kadar sadece yerel festivaller; çok zor olmadı. Henüz kemik bir kitleden söz etmek pek mümkün olmadığından bu sorunun da net bir cevabı yok aslında. Her konserde yeni yüzler görüyoruz. Katılımlar motive ediyor elbette. Ne kadar kalabalık, eğlenen bir kitle varsa karşınızda, siz de sahnede o kadar zevk alıyorsunuz yaptığınız işten. Daha sık sahneye çıkmak için daha çok sahneye çıkıyoruz. Menajeri darlıyoruz bir de ara ara, öyle yürüyor. Zaten menajerimiz, rodimiz, fotoğrafçımız, tonmaisterimiz ile tam bir aileyiz. Bütün ekip bir bütün şekilde çalışıyor. Zaten sahne almaya başlayalı çok oldu da, daha güzel yerlerde görüyoruz kendimizi. İrtibata geçildi, iletişim kuruldu. Menajerimiz ilgileniyor o işlerle daha çok. Başarıya da ulaşıyor evet. Cebimizdeki taşlardan yürüyemiyoruz bazen. O kadar çok adet var yani ama şöyle temizinden 14 parçalık bi' setlist yapılır yarına isterseniz. Herkesin başına gelebilecek, gündelik olaylardan beslenen, buna karşın bazen biraz süslü de olabilen cümlelere sahibiz. Müziğimiz biraz dengesizdir ama. Genelde biz tercih etmiyoruz ama asla çalmayız diye bir kural da yok tabii. Eğer taklit değil de cover yapılacaksa gerçekten yapılsın. Bir yorum, bir uyarlama katılan; yani gerçek anlamda coverlanan parçalar ilgimizi çekiyor bizim de. Hali hazırda 2 teklimiz mevcut. Arkası da gelecek. Sık çalışıyoruz. Biraz mükemmelliyetçi manyaklarız. İnce eleyip sık dokuyoruz yani. Öyle şekiller. Hayır katılmadık. Az da olsa verimli, güzel olanlar var. Yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyoruz. Azimliyiz galiba. Taş falan kalmasın istiyoruz. - facebook. com/kimbubirileri - twitter. com//kimbubirileri - instagram. com/kimbubirileri - kimbubirileri@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/21-roxy-muzik-gunleri-basliyor/", "text": "Teoman, Aylin Aslım, Ceylan Ertem, Gaye Su Akyol, Hayko Cepkin, Gece, Kurban, Melis Danişmend, Replikas, Nekropsi, Gevende, Pickpocket gibi isimleri müzik dünyasına kazandıran Roxy Müzik Günleri bu sene 21. yaşını kutluyor. Türkiye'nin en köklü ve uzun soluklu müzik yarışmalarından biri olan Roxy Müzik Günleri, altı yıllık aranın ardından 21. kez kendi müziğinin peşinden koşan müzisyenleri arıyor! Başvuruların 18 Ocak-30 Mart 2022 tarihleri arasında kabul edileceği yarışmada finale kalanlar, bestelerini canlı olarak 10-11-12 Mayıs'ta sahnede sergileyerek dinleyici ve müzik sektörüne bestelerini ve kendilerini tanıtacaklar, sonrasında da çeşitli ödüller kazanacaklar. Ödüller 13 Mayıs 2022 tarihinde bir parti törende açıklanacak. Roxy Müzik Günleri'nin format olarak yarışma şeklinde olmasının önemli olmadığı, asıl hedefin kendi müziğini yapan müzisyenlerin sektöre ve dinleyiciye tanıtılarak yeni ve güçlü bir yol açıcılık olduğu belirtiliyor. Başvuruları 18 Ocak-30 Mart tarihleri arasında yapılacak olan 21. Roxy Müzik Günleri'ne, 18 yaşından büyük tüm amatör ve profesyonel katılımcılar kendi bestesi ile katılabiliyor. Adaptasyon, remix çalışmaları kabul edilmiyor. Başvurular MP3 formatında roxymuzikgunleri@gmail. com adresinden online yapılabiliyor. Başvuru formu ve detaylı katılım koşullarına www. roxymuzikgunleri. com. tr sitesinden erişebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/22-bir-baba-indie-yerli-gettodan-çikiş/", "text": "- Volkan Bilgin: Bas/Vokal - Oğuzhan Doğan: Davul - Volkan Bilgin: Rete Pegz - Oğuzhan Doğan: Rete Pegz - Küçük Bronx Dark Stage 3.5 - Peyote 4.5 Sahne içi monitörlerde ve amfilerde sıkıntılar vardı. Bizce gayet ilgili insanlardı. Sorunlar tamamen sahne ekipmanları kaynaklı oldu. Zeytinli Rock Fest 2015'de Rete Pegz'e eşlik ettiğimiz dönemde sahne içinde ilgi harikaydı, sahne dışında ilgi hiç yoktu ve berabat haldeydik. Sabır ve disiplin çok önemli. Bir çok kişiden kötü eleştiri ve tepki almamıza, haftalar boyunca bir şey üretemememize ya da hep aynı şeyleri çalmamıza rağmen pes etmedik ve çok çalıştık. Şansın da yardımı vardı tabi. Kitlemizde ciddi yorumlar aldığımız insanlar var, onların eleştiri ve yorumları doğrultusunda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz, çabalıyoruz. 10 adet beste var, şuan çağırsanız çalarız. Etkilendiğimiz, yaşadığımız her hangi bir olayı yaptığımız müziğe hikaye, konsept olarak işlemeye çalışıyoruz. Zamanında bireysel olarak cover çalan gruplarda yer aldık. Yaptığımız coverların bize kattıklarından sonra artık cover yapmadan kendi müziğimizi yapmak istiyoruz. Tabi bireysel çalışmalarımızda beğendiğimiz şarkılara da çalışıyoruz. İlk EP'miz Ölüm O Gün Maviydi'yi kasım ayında kaydettik. 3 parçadan oluşan EP'mizde her şarkıda ufak bir hikaye anlatmayı ve bir konsept oluşturmayı amaçladık. Bu açıdan gerek sözler, gerek müzik olarak yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalıştık. İki kişi olduğumuz için bu süreç biraz daha kolay oldu sanırım. Sonuçta iki ses çıkıyordu ama daha iyi nasıl olabilir diye düşünüp kafa yormak zor bir süreçti. EP'nin kayıt aşamasında gerek maddi gerek manevi olarak iki kişi olmanın zorluğunu yaşadık. Kayıt asistanlığından tutun da ekipman taşımalar ve kurulumuna kadar hep iki kişiydik. Ama tüm bu zorluklara rağmen EP'nin mix ve masteringten sonraki hali bizi yeterince tatmin etti. Türkiye'de daha önce yapılmayan bir şeyi yapmaya, bas gitarı ana enstrüman olarak konumlandırıp müzik yapmaya çalışıyoruz, kendi kendimizle yarışıp kendi kendimizi aşmaya uğraşıyoruz. Müzikal olarak kendimizi geliştirmek için sürekli farklı müzikler dinliyoruz. İki kişi olmanın sanırım en önemli yanı da bu, artan sorumluluğun bizi zorladığı gelişim. Kendi stüdyomuzda çalıştığımız için ekonomimiz el verdiğince beklentilerimizi karşılamaya çalışıyoruz. Katılmadık. Roxy Müzik Günleri haricinde çokta mantıklı bir yarışma göremiyoruz. Dinleyiciden paylaşım ve destek, mekanlardan sahne ekipmanı, organizatörlerden saygı, müzisyenlerden yorum ve eleştiri bekliyoruz. 2 kişi olduğumuz için ekipman taşıma ve ekipman satın alma da sorunlar yaşadık ve zaman zaman hala yaşıyoruz. 2 kişi olduğumuz için üretim süreci çok daha hızlı gidiyor. Tabii kafalar bir birine yakın olduğu içinde etkisi var. - https://www. facebook. com/Gettodancikis - https://twitter. com/gettodancikis - https://instagram. com/gettodancikis - https://soundcloud. com/gettodancikis - gettodancikis@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/23-bir-baba-indie-yerli-ahmet-beyler/", "text": "Emre, kendi solo albümü için uğraşıyor. Cem, rembetiko gruplarında da çalıyor. Doğan'ın köşe yazıları, kitapları, karikatürleri ve başka grupları da var. Gizem dans koreografileri yapıyor, dans ediyor, şiir yazıyor, oyunculuk yapıyor. Eren, grup dışında da kayıtlar yapıyor, yazılar yazıyor. 50-60 mekanda çalmışızdır. En sevdiğimiz 3'ünü yazalım. - Gitar Cafe: 5 - Karga: 5 - Noxus/Ankara: 5 Tonmaysterlerin bir kısmı kullandıkları ekipmana hakim değiller, bazı mekanlarda sürekli olarak bu işi yapan kişiler yok, konser gecesi gelen arkadaş da bir anda sistemi öğrenemiyor. İlgili arkadaşın akustik ve çok yüksek olmayan bir ses yaratmasını sağlamakta zorlanıyoruz. Monitör eksiği olabiliyor. Kendimizi duymakta zorlandığımız olabiliyor. Işık sistemi olmayan çok mekan var. Tüm mekanlar için söylemiyoruz tabi ama bir çoğunda işletmeci artık konserleri tanıtma ve konserlere insan çekme sorumluluğunu kendisinde görmüyor. Konser veren grup bir yandan müziğine, sahnesine, düzenlemelerine, ekipmanlarına hakim olmaya çalışırken bir yandan da konsere adam getirmek için uğraşıyor. Açıkçası yıpranıyoruz, yoruluyoruz. Enerjimizi sadece müziğe vermek istiyoruz. Ancak günümüzün gerçeği bu, istemesek de bu şekilde yaşıyoruz. Bir gün birşeylerin değişeceğine dair inancımız hep var. Müzik festivallerde sahne almadık. İtü, Galatasaray, Odtü, Bilkent, Uludağ Üniversite şenliklerinde, AAAL ve Galatasaray Lise şenliklerinde ve Yeldeğirmeni Sokak Sanatları festivalinde sahne aldık. Şenlikler herkesi bir arada bulabildiğimiz çok güzel ortamlar. Ortada çok yüksek dozda enerji bulunduğundan biz de bundan nasibimizi alıyoruz. Konser sürelerinde yaşanan aksaklıklar ve çalma süremizin kısalmak zorunda kalması sorunlar olarak sayılabilir. Büyük müzik festivallerinde henüz çalmadık. Albümsüz grupların sahne alamayacağına dair dönüşler almıştık. Bu sene ilk albümümüzü çıkardık, bundan sonrası için festival yorumlarını yapabilmeyi umuyoruz. Müziğimiz her yaş grubuna hitap ediyor. 15 yaşında lise öğrencileri de şarkıları söyleyebiliyor, 60 üstü akrabalarımız veya dostlarımız da. Birlikte çaldığımız dostlarımız bize ne kadar olumlu duygu ve enerji verirlerse biz de daha fazlasını onlara veriyoruz. Kendimizi ne kadar evimizde hissedersek o kadar iyi çalıyoruz, o kadar çok eğleniyoruz ve tüm eğlencemizi gelen tüm dostlarımızla paylaşıyoruz. Gelen seyirciler ki biz kimseye seyirci demek istemiyoruz, seyretmeye değil birlikte müzik yapmaya ve paylaşmaya gelen dostlarımız olduklarını düşünüyoruz- çok şeyi değiştiriyor, müziği, enerjileri ve samimiyetleri şekillendiriyor. 100 civarında parçamız var. Geçmişte ve şu anda yaptığımız konserlerde, konser başına 13-14 tanesini çaldık / çalıyoruz. Müziğimizi içgüdüsel olarak yapıyoruz. Sözler de yine içimizden kopup gelen laflar, eğer bunları bir şarkı vesilesiyle söyleyemezsek bir yere yazılacak veya birilerine söylenecek. Müzik bu sözleri daha geniş bir alana yayıyor, müziğin böyle bir gücü var, daha dinlenebilir/kabul edilebilir hale getiriyor. Kendiliğinden çıkan melodi ve sözlere ufak rötuşlar yapıyoruz, sıfırdan müzik veya söz tasarlamıyoruz. Hepimiz birilerinden etkileniyoruz, Mozart da etkilendi, Beatles da. Tamamen özgün olmak gibi bir şey mümkün değil. Tüm müzisyenler başkalarının parçalarını da çaldı/çalmaya devam ediyor. Eski müzisyenler bir başka müzisyenin bir melodisini alıp bunun üzerine çeşitlemeler yapıp, kendi eserlerini bile oluşturmuş. Daha yakın zamanlarda Cem Karaca'nın rakibi Barış Manço'dan Dağlar Dağlar'ı falan çaldığını hatırlarsınız. Mesele samimiyet olsa gerek, gerçekten severek ve kendiniz gibi çaldığınız sürece cover ile kendi parçanız arasında bir fark yok. Ancak bu samimiyet bugün, sadece müzikte değil, sadece diğer sanat dallarında değil, herhangi bir şeyde çok zor bulunabiliyor. Arıyoruz, bulmaya çabalıyoruz, hem kendi içimizde hem de dışarıda. Bulabildiğimiz de olmuyor değil. Ekim 2015'da ilk albümümüzü çıkardık. Adı Hayat Nerde. Spotify üzerinden dinlenebilir. Albüm süreci zorlu bir süreçti. Kayıtlar 1 yıldan uzun sürdü. Farklı stüdyolarda farklı davullarla, ses sistemleri ile farklı teknik arkadaşlarla çalıştık. Kayıt sonrası albümü yayınlayacak şirket bulmak da kolay olmadı. Sonunda Pasaj Müzik ile anlaştık. Albüm sonrası da zorlu süreç devam ediyor. Tanıtım için destek göremiyoruz, biz ne yaparsak, ne kadar yaparsak o kadar grup bilinir hale geliyor. Beklentimiz yaptığı işi seven, müziği seven, insanları seven birilerinin stüdyolarda çalışıyor ve grubun gerek prova gerek kayıt için sesini, kendini gruptan biri olarak hissederek, isteyerek ayarlıyor olması. İçine sevgi katılmamış işten hayır gelmiyor. Müziğin yarıştırılması fikrine sıcak bakmıyoruz. Samimi olan her müzik kendine özgüdür, çalgıcılık karşılaştırılabilir ancak iki parça karşılaştırılamaz. Yine de geçmiş projelerimizle ve Ahmet Beyler ile Roxy, Jack Daniel's gibi beste yarışmalarına katıldık. Jack Daniel's'den birincilik ödülü bile kazandık ancak mühim olan sizin yaptığınız müziğe olan inancınız ve sevginiz. - Dinleyici: Biz hayran olunacak kişiler değiliz, müziğimizi sizinle paylaşmak istiyoruz. Birlikte çalıp söylemek, birlikte eğlenmek istiyoruz. Dinleyici, çalıcı ayrımını yıkmaya çalışıyoruz. İkinci olarak sadece müzik dinlemek de çok eğlenceli bir şey, eğlence deyince akla daha hareketli şeyler geliyor, dans etmek de çok eğlenceli, sadece dinlemek ya da mırıldanmak ya da şarkı söylemek de. Bizi dinleyip sevenlere düşüncelerimizi bu şekilde ifade etmek isteriz. - Mekanlar: Arkadaşlar siz de bizi destekleyin, biz de sizi destekleyelim. Konserin tüm sorumluluğunu bize yüklemeyin, bir aile olalım. Birlikte hareket edelim, birbirimizin üstünden geçinmeye çalışmayalım. - Organizatörler: Daha fazla bağımsız festival olmalı. İsimsiz onlarca grup bu festivallerde kendine yer bulabilmeli. Müzik için, paylaşım için de bir şeyler yapılmalı ki, bunların eminiz parasal dönüşü de yine olacaktır. - Müzisyenler: Arkadaşlar biz dostuz, rakip değiliz. Birlikte daha çok takılalım, beraber sahneye çıkalım, birlikte çalalım. Grup olmamıza gerek yok. Birbirimizin parçalarını çalalım, konserlerde birbirimize selam gönderelim. - Diğer: Herkese sevgiler, saygılar 🙂 Müzik kendimizi ifade ediş şekillerimizden biridir, iyi/kötü diye kaygılanmadan herkes müzik yapsın. Müziğe ilgisi veya kulağı olmayanlar resim yapsın, hikaye yazsın, film çeksin. Kendini ifade edebilen insandan zarar gelmez. Bu şekilde insanlar boşalır, kavga etmelerine, savaş çıkarmalarına gerek kalmaz. Ne kadar çok müzik kanalı olursa o kadar iyi. Müzik konuşalım, müzik yazalım, müzik dinleyelim. Bloglar ne kadar artarsa o kadar iyi. Kalıcı müzik bloglarının varlığından dolayı çok mutluyuz. Bir Baba Indie ve özgür müziği destekleyen platformların olduğunu bilmek bizi umutlandırıyor. Grubu devam ettirebilmek bu devirde daha da zor. Maddi olarak bir beklentiniz varsa grup işi daha da zora giriyor. Zaten birbirinden ayrı karakter ve müzik zevkine sahip insanlarsınız, bir de İstanbul'da buluşmak gibi ekstra bir sorununuz var 🙂 Herşeye rağmen birbirini ve ortaya çıkardığınız müziği sevince sorunları aşabiliyorsunuz. Biz tarz kaygılarından bağımsız, sevdiğimiz ve hissettiğimiz müziği yapmaya çalışıyoruz. Kendi yolumuzu çizmeye çalışıyoruz. İkinci konu ise daha önce de bahsettiğimiz bizi dinlemeye gelenlerle kurmaya çalıştığımız Ahmet Beyler'e misafirliğe gelmişlik hissi. Daha çok kişiye ulaşıp, çok çok kişiyi ailemize katmak istiyoruz. beylerahmet@gmail. com veya Facebook üzerinden mesaj atarak iletişime geçebilirsiniz. - beylerahmet@gmail. com - www. ahmetbeyler. net - facebook. com/ahmetbeylerofficial - twitter. com/grupahmetbeyler - youtube. com/user/ahmetbeylerofficial - instagram. com/ahmetbeylerofficial - Spotify Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/25-ağustos-öncesi-bir-the-war-on-drugs-şarkısı-daha-geldi-pain/", "text": "Ayda bir yeni The War On Drugs şarkısı dinlemezsek olmuyor, içimiz rahat etmiyor. Grup da bizi duymuş olacak ki mis gibi şarkıları arka arkaya yayınlıyor. Ne iyi yapıyor! The War On Drugs'ın 25 Ağustos'ta yayınlacak albümü A Deeper Understanding'ten defalarca bahsetmiştik. İşte, o albümden taptaze bir şarkı daha paylaşıldı; Pain. Geçtiğimiz günlerde canlı kaydını izleyip şarkıya bayılmış, uzaklara dalıp İki vakte kadar yeni The War On Drugs şarkısı görüyorum demeye başlamıştık. Bravo bize, öyle de oldu. Pain bir geldi, tam geldi. Adam Granduciel'in yumuşacık sesi ve çok sevdiğimiz The War On Drugs melodileriyle ortaya müthiş bir şey çıkmış. Dinledikçe daha çok dinlemek, hem mutlu olmak hem de hüzünlenmek istiyorsunuz. Zaten The War On Drugs bunu çok iyi başarıyor. Biz albümü beklerken üç hafta boyunca Pain'i dinleyebiliriz. Şarkıyı sizin için de aşağıya bırakıyoruz. Kesin çok seveceksiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/25-bir-baba-indie-yerli-ekin/", "text": "Kendi ismimle şarkı yazmaya 2010 yılının sonlarında başladım. Sanırım en cevap vermekte zorlandığım soru bu. Genelde iletişim kurduğum kişilere göre değişiyor. Soruya genel olarak cevap vermekten kaçınıyorum, çok sıkışırsam Rock anabaşlığı ile geçiştirip soruyu soran kişi veya kişilerden albümümü ve yaptığım işlerin örneklerini dinlemelerini rica ediyorum. Orkestra ile çalıyorsak Klasik, Alternatif ve Post Rock öğelerini içeren farklı soundları birleştiriyorum, Solo veya eşlikle çalıyorsam Akustik Ambient versiyonlarla çalıyorum. Performanslarda Elektrik/Akustik Gitar/Vokal. Besteleme sürecinden profesyonel kayıta veya icraaya kadar olan müziklerin ve sözlerin tamamını gücüm ve bilgim dahilinde ben yazmaya çalışıyorum. Kayıt veya icraa zamanında beraber çalıştığımız müzisyen dostlara göre parçalar şekilleniyor. Sözlü müziğin yanı sıra Elektronik altyapılı veya Akustik altyapılı tematik eserlerde üretiyorum. Bunları genelde Ekin projesinin içine dahil etmiyorum, ileride kendi oluşturabileceğim veya sonradan dahil olabileceğim projeler için saklıyorum. Ekin olarak orkestra ile beraber henüz sahne alma fırsatı bulamadım ama Solo veya bir eşlik ile daha önce bahsettiğim Akustik tarzda performans yaptım. - Tunnel Sahne 2.5/5 - Shaft 4/5 Daha öncesinde başka gruplarla birlikte cover yaptığım dönemlerde pek çok yerde sahne aldım. Eskiden mekanlar ses sistemlerine yatırım yapmak istemezlerdi, bu daha sonra seyirciye dönük ses sistemlerini iyileştirerek sonrada sahne içi sistemi yenileyerek epey düzeltildi Şu an piyasada hizmet veren mekanların en büyük sorunu Akustik düzenleme eksikliği ve mekanların ya kendi bünyelerinde kendi sistemlerini ve mekanlarını tanıyan Ses Mühendislerini bulundurmamaları ya da bu sistemle ilgilenen arkadaşların bu konuda yetkin olmaması. Mekanlarda kemikleşmiş ve düzenli olarak sahne alan gruplar haricinde çalan/çıkarılan gruplar genelde ya ödeme alamaz ya da bir şekilde Hiç nakit satış yapmamışız, yeterince müşteri gelmedi, gelenler içmedi vb. bahanelerle geçiştirilirler. Tabii bunun yanı sıra mekanların Siz daha amatörsünüz, gidecek çok yolunuz var, size sahne verdik, imkan verdik ya daha ne istiyorsunuz? vb. bir tavırla bazen 2 bira ısmarlayarak bazen onun bile ücretinin yarısını alarak çaldırdıkları oluyor. Tabii ki yeni başlayan veya deneyim kazanmak isteyen İsim/Gruplar için bu tür durumlar olağan olsada eğer siz bir hizmet veriyorsanız ve O hizmetiniz üzerinden para kazanılıyorsa sizinde hakkınız ödenmeli diye düşünüyorum. Tabii ki pek çok mekan bedavaya ve hatta üstüne para verip çalmaya hazır gruplar bulmaya devam ettiği sürece bu tavırlarını sürdürecek ve bunu meslek olarak yapmak isteyen, buradan hayatını kazanmak isteyen kişileri de baltalamaya devam edecektir. Bizde zaman zaman benzer durumlara boyun eğmek durumunda kalıyoruz. Bunu hangi mekanda sahne almak isterdiniz olarak yanıtlayayım. Dorock XL, çünkü yeni açılan mekanlar arasında en beğendiklerimden. Ses sistemi ve konser alanı gayet iyi. Orada güzel bir kalabalığın karşısında olmak isterdim. Orkestral düzende benimle çalacak müzisyen dostlar bulmakta oldukça sıkıntı çektiğim için yakın zamanda tekrar Solo veya eşlikle beraber Akustik performanslara devam etmeyi istiyorum. Altyapıları tekrar düzenleme aşamasındayım, yakın zamanda biter ve başlarım diye umuyorum. Hayır, hiç bu konu üzerinde düşünmedim. Türkiye gibi sanat tüketiminin sınırlı olduğu bir ülkede bu şekilde bir kehanette bulunabilmek, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı durumları ve geleceğindeki belirsizlikleri de hesaba katarsak imkansız gibi. Çaldığım bazı şarkılar var. Hangi şarkıları istediklerine, performansın ne kadarını bu yönde istediklerine göre değişir ama muhtemelen böyle bir istekte bulunsalarda tatmin olacaklarını zannetmiyorum çünkü ben cover yaptığım zaman şarkıları kendime çekerek çalıyorum. Genellikle insanlar çaldığım coverları da benim şarkım zannediyor, bu yüzden çalmadan önce başkasına ait olduğunu, grup ismini ve şarkı ismini belirtiyorum. Örnek vermek gerekirse 16 şarkılık bir Setlistte 2 şarkı cover olabiliyor, bunun haricinde performansımın yarısını bu şekilde yapmamı isterlerse yapmam/yapamam, bir başkasının şarkısını düzenleyecek vaktim ve motivasyonum yok. Kendime yakınsa ben zaten çalıyorumdur. Booking diye tabir edilen, mekanlarla beraber çalışan insanlara ulaşarak sahne ayarlamaya çalışıyorum. Yaklaşık 40 kadar var, bunların 20 tanesi formata göre değişkenlik göstererek Akustik/Orkestral halde çalınabilir düzeyde. Yalnızlık, toplumdan ayrışma, bireysel arayış, aşk, depresyon, kaybedilenlere ağıt, anlık rahatlamalar, kimi zaman hızlı geçirilmiş bir gece, kimi zaman sadece O an akıldan geçenler, kişisel farkındalık, bazen o an içini acıtmış toplumsal bir travma, bazen kaçıp gitme isteği. Müzikalite anlamında daha gelişmiş ülkelerde cover algısı ile bizdeki algı birbirinden çok farklı. Cover denen olguyu iki kısıma ayırabiliriz. 2-Şarkıyı grubun/kişinin kendi filtresinden, kendi tarzından tekrar geçirerek tekrar düzenleyerek çalmak. Bizde genelde 1. olan geçerli (ya da 1.5) ama 2. çok çok nadir. Benim bakış açıma göre cover denildiği zaman olması gereken 2. seçenektir. Bu olgununda, algınında bizde gelişmemiş olmasının yine 2 sebebi var. 1- Dinleyicinin yeniliklere kapalı olması. Şarkıları hep birebir aynı şekilde duymak istemesi. 2- Grupların düzenleme konusunda yeterince bilgili olmaması veya 1. sebepten ötürü ticari/popülerite amacı gütmesi. Dinleyici de, müzisyenler de daha cesur olmalı. Korkmayın Müzik kimseyi öldürmez! En fazla dinlediğinizi beğenmezsiniz. Kısaca anlatmak zor ama özetlemeye çalışayım. Elimde olan bestelerden güvendiğim 4 tanesini evde kendi imkanlarımla demo olarak kaydettim. Sonra fikrini danışmak üzere Cenk Erdoğan'a gittim. Albüm için beraber çalışmaya karar verdik, daha sonra elimdeki diğer bestelerin plot kayıtlarından şarkı seçtik. Post-prodüksiyon diye tabir ettiğimiz kayıt öncesi döneminde şarkılar Cenk Erdoğan tarafından yeniden aranje edildi. Ardından Hayyam Stüdyolarında Bass gitarda Murat Çopur, Davulda Ekin Cengizkan, Elektrik Gitarda Cenk Erdoğan olmak üzere şarkılar kaydedildi. Aldığımız ham kayıtların miksleri bittikten sonra üzerlerine vokal kayıtlarını alarak tamamladık. Son haline geldiğinde Mastering aşaması için Amerikaya MWM stüdyolarına yolladık. Çeşitli dosya alışverişleri ve revizyonlardan sonra albüm tamamlanmış olarak teslim edildi. Kayıt stüdyosunda herşey neredeyse pürüzsüz geçti diyebilirim. Prova stüdyolarında da yine mekansal ve akustik düzenleme problemleri var. Ekipmanlar her ne kadar yeni veya üst düzey olsa bile bütün gün kullanımdan ötürü çabuk yıpranıyorlar veya geç saatte prova yapmak durumunda kalıyorsanız amfilerden, kolonlardan şişme diye tabir ettiğimiz ses boğukluğu sıkıntısı yaşayabiliyorsunuz. Hayır katılmadım. Son zamanlarda popülerleşen müzik/yetenek yarışmalarının hem müziğe hemde belki gelecekteki bu işi yapacak insanlara oldukça zarar verdiğine inanıyorum. Ayrıca son derece gereksiz buluyorum, şimdiye kadar bu yarışmalardan gerçek anlamda fayda sağlayıp müzik yaşantısına devam eden kimseyi de görmedim. - Dinleyicilerden yeni işlere, isimlere ve soundlara daha açık ve daha destek çıkar halde olmalarını bekliyorum. Gruplar/İsimler/Janralar üzerinden fanatiklik yapıp eşi, dostu ve müzisyenleri kırmasınlar. Müzik siz istediğiniz sürece, istediğiniz kadar var, tüketebileceğiniz, bitirebileceğiniz bir formda değildir. Beğenebileceğiniz, her sese, her isme sahip olabilmek varken neden sadece belli tarzlara ve O tarzlardan belirli isimlere gömülüp kalasınız ki? 🙂 - Mekanlarla alakalı konuşmuştuk aslında O yüzden fazla uzatmayayım. İster Amatör olsun ister Profesyonel, birileri üzerinden para kazanıyorsanız haklarını verin. Ayrıca çıkardıkları isimleri İnsan Ticareti yapanlar olarak değil müzisyen olarak görsünler. Tabii ki herkesin bir şekilde kendi dinleyicisi vardır ama müzisyenin işi sahneye çıkıp performans yapmak, mekanlara müşteri sağlamak değil. - Organizatörler hakkında konuşacak kadar tanıdığım organizatör yok. - Müzisyen arkadaşlarda dönemsel akımlara kapılıp başkalarının yaptığı işleri kopya etmesinler. Bunu müzisyen olarak değil dinleyici olarak söylüyorum, bende artık sürekli dönüp duran ve birbirinden ayırt edilemez müziklerden ve altmetni olmayan boş sözlerden sıkıldım. Eğer aşırı şanslı değilseniz bu ülkede müzisyen olabilmek, bunu mesleğe çevirebilmek için epey uğraşmış, ter dökmüş olmanız lazım. Bu kadar uğraştığınız işinizi ekmek sound peşinde kanlı takip yaparak küçültmeyin, elinizi biraz taşın altına koyun. Görünürde çok Müzik Blog'u var gibi durmasına rağmen aslında pek azı aktif veya özgün. En çok karşılaştığım olay birbirinden kopyala/yapıştır haberler veya takip ettikleri yabancı kaynak neresi ise o dilden birebir çeviri. Eğer bir haberi, bir incelemeyi kendin bir araya getirdiğin 2 cümle ile kuramayacaksan, senden bir sonraki Müzik Blogundan tek farkın arkaplan resmin ve yazı fontun ise bu işi yapmaman lazım diye düşünüyorum. Bir de her yerden Gruplar Bizimle İletişim Kursun diye ilan edip sonra sana yazılanlara cevap vermeyeceksen, kısacık bir yazı ile bile olsa geri dönmeyeceksen bunu yapma, kalbimiz kırılıyor, zaten yaptığımız iş yeterince duygusal ve zor. Çalacak sabit müzisyen dostlardan oluşan bir orkestra olmaması beni hem performans yapmaktan hem de sabit bir sound üzerinde müzik yapmaktan alıkoyuyor. - https://www. facebook. com/ekinofficialpage - https://twitter. com/fekint - https://www. instagram. com/fekint/ - https://soundcloud. com/ekinn - iTunes - Spotify - Youtube - fekint@yahoo. com Şimdi burada size bir şiirimi okumak istiyorum... ATATÜRK! Şaka şaka 🙂 Sorular gayet güzel ve keyifliydi, görüşmek üzere. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/25-istanbul-caz-festivalinin-programi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Garanti Bankası sponsorluğunda gerçekleştirilen İstanbul Caz Festivali'nin bu sene 25. si düzenleniyor. Festivalin programı da gün itibarıyla açıklandı. Geçtiğimiz aylarda, festival kapsamında Nick Cave & the Bad Seeds'in ülkemizde konser vereceğini öğrenmiş ve epey sevinmiştik. Yeni açıklanan isimlerse hevesimizin biraz daha artmasına neden oldu. 27 mekanda, 250'den fazla sanatçıyı dinleyeceğimiz festivalde kimler var? Led Zeppelin'in efsanevi vokali Robert Plant ve grubu The Sensational Space Shifters, Benjamin Clementine, Melody Gardot, Caro Emerald, bizim de pek sevdiğimiz Toronto çıkışlı saksofon, davul, klavye ve bas gitar dörtlüsü BADBADNOTGOOD, piyano virtüözü Robert Glasper ve trompette Christian Scott, multi enstrümantalist Taylor McFerrin, bas gitarist Derrick Hodge, Kendrick Lamar'ın hitlerinin arkasındaki isim Terrace Martin'den oluşan yeni grubu R+R=Now, modern cazı Ortadoğu, Doğu Avrupa ve Afro-Amerikan etkileriyle harmanlayan Avishai Cohen ve Omar Sosa ile ona eşlik eden Yilian Canizares var. Yerli sahnenin başarılı müzisyen ve topluluklarını merkezine alarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak amacıyla hayata geçirilen Vitrin: Türkiye Güncel Müzik Buluşması ikinci kez 27-30 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festivalin ilk haftasındaki dört günde gerçekleşecek bu bölümü, festival izleyicisi ile beraber uluslararası müzik sektörünün önemli temsilcilerinden oluşan kalabalık bir topluluk da izleyecek. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek Parklarda Caz konserleri ve Kadıköy yakasında gerçekleştirilen Gece Gezmesi bu yıl da devam ederken, tüm gün sürecek konserler ve atölye çalışmalarıyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek. Festival kapsamında çocuklar için Çocukça Bir Gün isimli bir bölüm de yer alıyor. Festivalin ücretsiz etkinliklerinin mekanları ise Fenerbahçe Khalkedon, Fenerbahçe Parkı ve Beylikdüzü Yaşam Vadisi Parkı olacak. Festivalin biletleri ise aşağıdaki link üzerinden satışa çıktı. Festivale katılacak isimleri aşağıdaki görselden inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/26-bir-baba-indie-yerli-kodo/", "text": "Birkaç aydır müzikle uğraş mamaktayız, bir yandan okulumuz ve özel hayatımız devam ettiğinden ağırdan alıyoruz işleri. Fakat bunun dışında boş bulunduğumuzda elimizden geldiğince söz yazıp, beste çıkarmaya çalışıyoruz. Sahne almak için ekstra bir girişimimiz bulunmadı daha. Lise çağı ve ertesi, müziğimizden hoşlanacak veya hoşlanabilecek herkes kabulümüzdür, sonuçta bir eleme yapmıyoruz burada. Şimdilik bir grup kıvamında değil de, iki kafa kafaya gelmiş bir şeyler yapan arkadaşlar gibiyiz. Minimum bir insana daha ihtiyacımız olduğu aşikar. Fakat bugüne kadar oluşuma katabileceğimiz kafa dengi birini bulamadık, açıkçası benim kafamda bulunduğunda grubun tarzını biraz olsun değiştirmek var. Problem çıkmaz çünkü cover yapmayı çok seviyoruz. Eh yolun başındayız daha, memnuniyetle çalarız. Hiç hazır değil ne yalan söyleyeyim. 10'a yakın paylaşıp paylaşmadığımız, üstüne bir de unuttuğumuz bestelerimiz var. Ne kadarını çıkıp yarın çalabilirsiniz derseniz sanırım 5-6 civarı diyebilirim. Seviyoruz. Çalarız. Her türlü olur, eğlenceli sonuçta. Stüdyoda kayıt almadık daha önce bu yüzden hiçbir kayıtta bateri bulunmamakta. Hepsi ev yapımı basit işler. Umarız daha ilerleyip daha güzel şeyler çıkaracağız. Stüdyoda kayıt almadık daha önce, çalıştık sadece. Sıradandan farklı bir enstrüman bulunmadığından şu anlık büyük bir sıkıntı çıkmadı şimdilik. Katılmadık, derece almaktan ziyade katılsak da sahne almaya, müziğimizi güzel bir biçimde icra etmeye bakarız diye düşünüyorum. Estetik meselesi sanat, beğenen beğenir sonuçta. Dinleyicilerle çok samimi olmak isteriz açıkçası, yapıcı eleştriler almayı, kendimize bir şeyler katmayı da seviyoruz. Sanırım bu kısma bilinçli ve bağlı dinleyiciler yazabiliriz. Mekan konusuna gelirsek, çok şikayet eden insanlar değiliz hele işin ucunda sahne almak, müzik yapmak varsa açıkçası çok sıkıntı olmaz. Organizatörlerle ise daha önce muhattap olmadık. Sitenizi seviyorum, kendim büyük bir No Clear Mind fanıyım, NCM röportajınızla tanıdım sizi. 5k kazanın, hakediyorsunuz, yazılarınızı seviyorum hele az rast geldiğim Bob Dylan ve All Along the Watchtower yazısı müthişti. Özel hayat ve okul biraz taş koyuyor ayırmak istediğimiz vakite ama en büyük sorunumuz istediğimiz kafada birkaç kişi daha bulamayışımız. Buna cevabım net sanırım, çok kısa sürede bir şeyler çıkarabiliyoruz. Bir oturduğumuz zaman kendiliğinden oluşuyor gibi sanki her şey. Eleman sayısıyla da alakalı bu fakat çok yararı dokunuyor bu özelliğimizin bize. - soundcloud. com/titrettin - onurdumn@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/26-istanbul-caz-festivali-29-haziranda-basliyor/", "text": "Bu yıl 29 Haziran 18 Temmuz 2019 tarihleri arasında 26.'sı düzenlenecek olan İstanbul Caz Festivali'nin programı dün Feriye'de düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Bu yıl Caza dokunan eller temasıyla müzikseverlerle buluşacak festival, yıldız isimlerden yeni keşiflere 300'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul'un 27 farklı mekanında ağırlayacak. Bu yıl Haziran ve Temmuz aylarında gerçekleşecek toplam 50'nin üzerinde konserle keyifli bir festival deneyimi yaşatacağa benziyor. Festivalin bu yılki sürprizleri arasında, çağdaş cazın efsane isimlerinden Kamasi Washington, ünlü basçı Michael League'in liderliğinde kurulan Snarky Puppy, virtüöz piyanist ve besteci Aydın Esen, caz, R&B ve hip-hop sularında yüzen besteci ve vokal Jose James'in yanı sıra Jacob Collier, Bill Charlap, Shai Maestro, Summerwind, Melanie de Biasio, Makaya McCraven, Nubiyan Twist, Elchin Shirinov ve daha birçok isim bulunuyor. Parklarda Caz iki yakada birden devam ediyor! Bu yıl da ücretsiz gerçekleştirilecek Parklarda Caz etkinlikleri, gelenekselleşen mekanı Fenerbahçe Khalkedon ve Fenerbahçe Parkı'nın yanı sıra Beylikdüzü Yaşam Vadisi Parkı'nda gerçekleşecek konserler ile de devam edecek. Ayrıca bu sene ilk defa Haliç kıyısındaki Halıcıoğlu Parkı'nda Ah Şu Cazlar Blues'lar etkinliğiyle yerli ve yabancı brass band ve caz topluluklarının performanslarını parka taşıyacak. Bu yıl festivale ev sahipliği yapacak 27 mekan arasında Esma Sultan Yalısı ve Beykoz Kundura gibi gelenekselleşen mekanların yanı sıra geçtiğimiz sene ilk kez festivalin mekanları arasına katılan, Beyoğlu'nun en eski binalarından Venedik Sarayı'nın bahçesi de yer alıyor. Ayrıca bu sene ilk kez Feriye ve Cemiyet ile beraber Nardis Jazz Club, Volkswagen Arena, Sultan Park, Swissotel The Bosphorus, Sakıp Sabancı Müzesi Fıstıklı Teras ve Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi'nde çeşitli konserler gerçekleştirilecek. Uniq Açık Hava Sahnesi, Uniq Hall, Fenerbahçe Khalkedon, Fenerbahçe Parkı, Beylikdüzü Yaşam Vadisi Parkı ve Salon İKSV'de ev sahipliği yapacak mekanların arasında yer alıyor. Kendi içinde bir festival olan Gece Gezmesi'nde ise yine Kadıköy'de yer alan All Saints Moda Kilisesi, Bant Mag. Havuz / BİNA, Kadıköy Sahne, Kadıköy Sineması, KargART, Mecra ve Moda Sahnesi'nde çeşitli konserler gerçekleştirilecek. Bu yıl Vitrin kapsamında gerçekleşecek konserler arasında, yerli sahneden Aydın Esen Group, No Land, Efe Demiral Uyku Pansiyon, Duru And, Gülşah Erol Band'in yanı sıra Tolgahan Çoğulu & Sinan Ayyıldız, Turgut Alp Bekoğlu Love Jazz Quartet ve Barış Demirel Barıştık Mı gibi isimler bulunuyor. Ayrıca Gece Gezmesi kapsamında ise Gaye Su Akyol, Eda And Big Band, Cava Grande, Elz & The Cult, Ah! Kosmos ve The Kites gibi bağımsız sahneden birçok isim de Vitrin'e dahil olacak. Festival biletleri ise 13 Nisan Cumartesi günü 10.30'dan itibaren Biletix ve hizmet bedeli eklenmeden İKSV ana gişeden (pazar hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında) satışa çıkıyor. Festival hakkında daha detaylı bilgiye ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/26-istanbul-caz-festivalinde-kacirilmamasi-gereken-alternatif-5-isim/", "text": "29 Haziran 18 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek 26. İstanbul Caz Festivali'nde cazın haricinde R&B, funk, soul, afrobeat ve reggae'ye kadar uzanan müzikleriyle ıskalamamanız gereken 5 ismi sizin için seçtik. 2015'te yayımladığı ilk albümü The Epic ile yaptığı esaslı çıkışı prestijli pek çok ödül ve güçlü işbirlikleriye perçinleyen Kamasi Washington, bugüne kadar John Legend, Run the Jewels, Ibeyi gibi yıldız müzisyen ve topluluklarla sayısız işbirliği yaptı. Coachella, Glastonbury, FujiRock, Bonnaroo ve Primavera gibi festivallerde akıllara kazınan birçok performansa imza atan Washington, saksofoncu, besteci, yapımcı ve grup lideri kimlikleriyle emin adımlarla ilerliyor. Washington, 2017'deki Whitney Bienali'ne de bir multimedia enstalasyonuyla katılarak, müziğiyle atıfta bulunduğu çok kültürlülüğe bir kez daha vurgu yaptı. Parçası olduğu Ummah Chroma yönetmen kolektifiyle yaptığı As ToldTo G/D Thy self adlı filmi, bu yılki Sundance festivalinde prömiyerini yaptı. Hip-hop ve R&B tınılarının caza memnuniyetle teslim olduğu bir Kamasi Washington konseri İstanbul Caz Festivali'nin olmazsa olmazlarından! Blues, soul, 90'lar ve daha fazlası Melanie de Biasio'da! Cazın ayrılmaz birer parçası diyebileceğimiz blues ve soul melodilerini ustalıkla harmanlayan Belçikalı caz şarkıcısı, söz yazarı, besteci ve multi-enstrümantalist Melanie de Biasio, karakteristik vokaliyle 26. İstanbul Caz Festivali'ne konuk oluyor. De Biasio, ilk gençlik yıllarındaki idolleri Portishead ve Pink Floyd'un etkilerinin de hissedildiği atmosferik müziğiyle çağdaş caz sahnesinin yaratıcılığıyla hayranlık uyandıran kadın sanatçılarından. Dinlerken Portishead ve triphop'un gözbebeği gruplara olan müzikal yakınlığını kulağınızın hemen yakalayacağı De Biasio, büyük ilgi gören ilk iki albümü Blackened Cities ve No Deal'dan sonra üçüncü albümü Lilies ile caz dünyasındaki varlığını güçlendirdi. De Biasio'nun, içindeki en derin korkulara adadığı bu albümdeki parçalarda sanatçının iç dünyasını müziğinde ne kadar özgürce paylaştığını fark edeceksiniz. Karakteristik müziğini caz, R&B ve hip-hop unsurları etrafında ören besteci ve vokal Jose James, son on yıldır caz sahnesinin takdiri en çok hak eden müzisyenlerinden. Bugüne kadar yedi albüm yayımlayan ve her biriyle dünya genelinde müzik eleştirmenleri ve caz meraklılarından övgüler almayı başaran James, Central Park SummerStage, The Kennedy Center, Royal Festival Hall ve Billboard Live gibi pek çok uluslararası sahnede performanslar sergiledi. Kimileri onu çağdaş Amerikan cazının önde gelen temsilcilerinden biri olarak görüyor, o da Bill Withers'a atfettiği son albüm projesi Lean on Me ile müziğe yeni bir soluk getirmeye devam ediyor. Jose James'in İstanbul Caz Festivali'nin konuğu olarak grubuyla Sultan Park'ta Bill Withers repertuvarıyla sahne alacağı konser eklektik bir müzikal tecrübeye dönüşecek. Festivalin bu konseri apayrı bir atmosferi de beraberinde getiriyor. Çocukluk yıllarında klasik piyano eğitimi almaya başlayan ve yıllar sonra efsanevi yapımcı Quincy Jones tarafından Montreux Caz Festivali'nde keşfedilen caz piyanisti ve besteci Alfredo Rodriguez ve Diğer tarafta, Afro-Kübalı perküsyon ve vokal stilini Havana sokaklarının eşsiz ruhuyla harmanlayarak ustalık mertebesine erişen Pedrito Martinez. Havana'da filizlenen ve müzik tutkusuyla gelişen bu iki hayat öyküsü ilk kez, Rodriguez'in The Invasion Parade albümünde kesişti. Artık resmen bir ikili olduklarını, bu albümde birlikte çalıştıktan yıllar sonra, 2017'de New York'un meşhur caz kulübü Jazz Standard'da birlikte sahne aldıklarında ilan ettiler. O günden beri yolları hiç ayrılmayan ve coşkulu müziklerini 2019 Şubat'ında yayımladıkları ilk albümleri Duologue'da bir araya getiren ikili, bu yıl ilk kez festivalin konuğu oluyor. Martinez ve Rodriguez'in ortak vokalleri ile Küba klasiklerinden orijinal bestelere uzanacak bu performans, Esma Sultan Yalısı'nın etkileyici boğaz atmosferine Havana heyecanı getirecek. Beykoz Kundura'da birbirinden farklı seslerin yükseleceği bu gecede bu festival gününün açılışı yayımladığı son albümüyle büyük ilgi gören trompetçi Barış Demirel Barıştık Mı yapıyor ve ardından sahneyi, müzik otoritelerince Türkiye'nin en önemli davulcularından biri olarak gösterilen Turgut Alp Bekoğlu'na bırakıyor. Günün üçüncü konserinde ise, 90'ların unutulmaz iki grup New Conception of Jazz ve e. s. t.'in üyeleri arasında yer alan ödüllü piyanist Bugge Wesseltoft, basçı Dan Berglund ve davulcu Magnus Öström'ün kurduğu RYMDEN sahneyi devralıyor. Bu bölüme kadar İskandinav ruhuyla paralel giden, hayli minimal tınılara eşlik edeceğimiz festival gecesi buradan sonra Tom Excell'in 10 kişilik grubu Nubiyan Twist'e bırakıyor sahneyi. Reggae, soul, afro-beat ve latin ritimleriyle örülü, caz emprovizasyonları ve geleneksel enstrümanların yanı sıra elektronik unsurlara da kucak açan bu modern sound Beykoz Kundura'da unutulmayacak bir yaz gecesinin habercisi adeta... Her parçada türlerin bambaşka bir yorumla bir araya geldiği, Nubiya Brandon'ın eşsiz vokallerinin öncülüğünde Leeds ve Londra'dan dünyaya yayılan yepyeni örneklerine kulak verme şansını bulacağımız bu konserde cazın groovy tınılarına kulak kabartıyoruz. 26. İstanbul Caz Festivali'nin biletleri bugün itibarıyla Biletix ve İKSV üzerinden satışta."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/27-bir-baba-indie-yerli-kaan-şen/", "text": "Şu an solo çalışmaktayım fakat konserlerde bana yardımcı olan çok sevgili dostlarım var. Saksafon, akustik gitar ve bas gitar olmak üzere. Kendimi bildim bileli müzik yapıyorum. Kendi şarkılarımı yazıyorum. Üniversitede 5 sene boyunca değişik mekanlarda canlı müzik yaptım. Şu an bestelerimi farklı sosyal medya platformlarından paylaşmaktayım. En yakın konserim 26.03.2016 tarihinde gerçekleşecek olan Bişarkımvar etkinliği. Dört gözle bekliyorum açıkçası. Kıbrıs'ta ve Tekirdağ'da farklı mekanlarda konserlerim oldu. Genelde ses sisteminden kaynaklanan sıkıntılar yaşıyorum. Maalesef her mekan gereken özeni gösteremiyor sanatçılara. Şu ana kadar gerçekten çok iyi insanlarla karşılaştım. Hiçbiri eksik olmasın bana çok şeyler kattılar. Negatif bir olay yaşadığımı hatırlamıyorum açıkçası. Lisedeki grubumuzla o zamanlar Direc-t ile aynı sahnede yer almıştık. Çok farklı bir deneyimdi bizim için. Baştan sona heyecan kokan bir konserdi. Bize kattıkları çoktur. Tabii ki fotoğraf çektirememiştik grup üyeleriyle kuyruk sebebiyle. Tek olumsuzluğu bu olaydır. O zamanlar Çorlu'da çok fazla grup yoktu. Bizde okulumuzun bir grubu olmanın avantajını kullanıp direkt sahne almıştık. Bir zorlukla karşılaşmadık açıkçası. Her tanıdığım insanla bazen mutluluk koktu şarkılarım bazen hüzün bazen acı bazense keder. Şarkılarımda izleri vardır hayatımdaki herkesin. Şu an gerçekleştirmek istediğim hedefler koydum kendime. Müzik hep hayatımdaydı evet. Fakat hissetiklerimi bir tane daha insan hissederse ben o zaman mutlu olmuş oluyorum. Dünyanın öbür ucundaki bir insan sizin şarkınızla uzaklara dalabiliyor. Beni mutlu edende bu. Müziğimi büyük kitlelere yaymak için bir Sofar sahnesi hayalim var. Yaptıkları işi çok takdir ediyorum. Umarım bir gün orada olabilirim. Şu an değişik sosyal medya platformlarından kendi bestelerimi ve yaptığım cover parçaları paylaşıyorum. İnsanlardan güzel geri dönüşler alıyorum ve müzikten hiç vazgeçmeyeceğim. Hisseden, sevmeyi bilen, müzikle yaşayan her insan diyebilirim. Bir insan bile benim hissetiklerimi hissetse, müziği yaşasa bu benim için kafi. Tabiki ben gidebildiğim yere kadar gitmek isterim. Ne kadar çok insanla aynı şeyleri hissedersek, ben o kadar çok mutlu olurum. Kendi bestelerimin yeri ayrı olsada tabi ki cover çalmayı da seviyorum. Müziğin bir parçası olduğuna inanıyorum. Piyasada da gerçekten çok güzel cover yapan insanlar mevcut. 10 tane bestem var hepsi yarın çalınabilecek düzeyde. Bazen kendimi garip bir şekilde üzüntülü modlara sokuyorum. Ya da küçük şeyler beni hüzünlendirebiliyor. Kendimi insanların yerine koyup, onları anlamaya çalışıp çıkartıyorum sözlerimi. Kendi yaşanmışlıklarımın yanında, insanların yaşayamadıklarını da düşünüyorum. Veya yaşanmış olsa çok daha güzel olacak şeyleri hayal edip yazıyorum bazen şarkılarımı. Cover şarkılarla aram iyi açıkçası. Ben değişik tınıların, tarzların her zaman destekçisi oldum ve olmaya devam edeceğim. Bence bu da değişik bir yaratıcılıktır. Bazen her gün kullandığımız yolu değiştirmek isteriz. Bu bence büyük bir cesaret ve dayatma düzenin dışa vurmasıdır. Şu an soundcloud platformundan paylaşmış olduğum bestelerim ve cover çalışmalarım mevcut. Gitarı elime aldığımda benim için dünya duruyor çünkü birden modumu değiştirebiliyorum. Kayıt düğmesine bastığım an şarkıyı bitirene kadar hiç durmam. Büyüsüne o kadar kapılırım ki senkronizasyon hatası yapmışsam bile bunu en sonunda farkederim. Kaydı durdurup bu olmadı ya baştan alayım gibi huylarım olmadı hiç. Kayıtlarımı evimde kendi imkanlarım ile alıyorum. Açıkçası benim için hayli zorlu oluyor çünkü aynı zamanda uluslararası bir firmada satış mühendisi olarak çalışıyorum ve hayatımın yarısı asyada geçiyor. Evde olduğum zamanlar kendimi direk kayıt alırken buluyorum. Bazen saatin nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Kayıt işi iyi bilgi isteyen zor bir iş aslında bunun okulunu okuyan insanlar mevcut. Keşke maddi açıdan çok tuzlu olmayan, müzikle yaşayan insanlara yardımcı olacak stüdyolar kurulsa. Seminerler verilse, destek olunsa. Lisede bir müzik yarışmasına katılmıştım. O zamanki grup arkadaşlarımla söz ve müziği bana ait olan bir parça çalmıştık. 1. olamadık belki ama 3. olmuştuk. O anda birşeyleri gerçekleştirebileceğimi anlamıştım. Benim için yeri ayrıdır. Böyle organizasyonlarında çoğalması gerektiğini düşünüyorum. Yalnız pek çok insan harcanıyor bu uğurda. Nice güzel insanın hayallerinin yıkıldığını görüyorum. Ne yaparsanız yapın, bir insanın hayallerini yıkmayın derim ben! Dinleyicelerden tek beklentim gözlerini kapamaları ve hissetmeye çalışmaları. Çünkü insanoğlu ayrı yerlerde de olsa farklı şeyler hissedebilmeli, acı paylaşılmalı ya da sevinç birlikte çoğaltılmalı. Mekanlar ve organizatörler cesaretli müzisyenlere daha çok şans vermeli diye düşünüyorum. Kendine güvenmek büyük bir erdem ve bence bu desteklenmeli. Tecrübeli müzisyenler ise bu işin duayenleri benim gözümde. Görmüş geçirmiş insanlar çoğu. Nice aşklar yaşamış, ölümler görmüş, sevmiş, sevilmiş belki nefret etmiş insanlar. Bunca tecrübe ve yaşanmışlık... Sezen Aksu'yla rakı masasına oturup hayatını dinlemek isterdim açıkçası... Keşke genç müzisyenlere daha çok destek olabilseler. Müzik blogları iyiki varlar. Mutlaka çoğalmalılar çünkü biz paylaştıkça ve duyuldukça varız açıkçası. Biz müzisyenlere böyle bir şans verdiği için Bir Baba Indie ekibine de teşekkürlerimi sunmak isterim. Bu soruyu hayatımın her anında ve aşamasında soracağım sanırım. Kolumda dövmeside mevcut olan bir soru. Ne yazık ki basmakalıp değerler ve garip sistemlerle hayat bizi istemediğimiz kişiler olmaya itebiliyor. Belki hayat standartları, belki de gelecek korkusu. Ne olursanız olun, sevdiğiniz şeyleri yapmaya, sevmeye, sevilmeye ve hissetmeye devam edin. Bu hayat sandığımızdan kısa aslında. Bence istemediğimiz şeyleri yapacak kadar çok vaktimiz yok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/27-istanbul-caz-festivali-ertelendi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 27 Haziran-14 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşmesi planlanan 27. İstanbul Caz Festivali, COVID-19 salgını sebebiyle sene içinde ileri bir tarihe ertelendi. Bu sene 27 Haziran-14 Temmuz tarihleri arasında, 27.'si gerçekleşmesi planlanan İstanbul Caz Festivali COVID-19 salgını sebebiyle bu sene içinde ileri bir tarihe ertelendiği duyuruldu. 1994 yılından beri İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından her yıl temmuz ayında düzenlenen festivalin yeni tarihleri ve programa dair detayları temmuz ayında festivalin web sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden duyurulacak. Aynı zamanda, İstanbul Caz Festivali kapsamında bu yıl 18. kez düzenlenecek Genç Caz konserleri için başvuru tarihi de içinde bulunduğumuz olağanüstü koşullar göz önüne alınarak 30 Haziran 2020 Salı gününe uzatıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/27-istanbul-caz-festivalindeki-genc-cazcilar-belirlendi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, 27. İstanbul Caz Festivali kapsamındaki Genç Caz konserlerinde sahne alacak müzisyenler belirlendi. İstanbul Caz Festivali kapsamında, bu yıl 18.'si düzenlenen Genç Caz konserleri için başvuruda bulunan grup ve solo projeler arasından 11-12 Temmuz tarihlerinde yapılan değerlendirmede sonuçlar açıklandı. Bu yıl düzenlenen 27. İstanbul Caz Festivali kapsamındaki Parklarda Caz konserlerinde yer alacak gruplar: Afroloji, An Quartet, Büşra Kayıkçı, Deli Bakkal, Saynur Eren Duo Project ve Udgang Trio olarak belirlendi. 11-12 Temmuz tarihlerinde Salon İKSV'de seyircisiz olarak gerçekleşen konserler İKSV'nin YouTube kanalı üzerinden canlı olarak yayımlandı. Türkiye'de amatör veya yarı profesyonel olarak müzikle ilgilenen genç müzisyenleri teşvik ederek, festival programında yer alabilecekleri bir platform oluşturmayı amaçlayan Genç Caz'ın Seçici Kurulu'nda bu sene müzisyen Aycan Teztel, Ayşe Tütüncü, Cenk Erdoğan, Kalben, Selen Gülün, Volkan Öktem'in yanı sıra müzik yazarı Feridun Ertaşkan, müzik yazarı ve yapımcı Hülya Tunçağ, gazeteci Yekta Kopan, radyo programcısı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi ve İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer yer alıyor. Bugüne kadar Genç Caz'a katılan müzisyen ve topluluklar arasında Gevende, Mikado, Ece Göksu, Ozan Musluoğlu, Batuhan Şallıel ve Anıl Şallıel, Volkan Topakoğlu, Yaşam Hancılar, Cihan Mürtezaoğlu, Deniz Taşar, Çağrı Sertel, Ekin Cengizkan, Başak Yavuz, Tolga Erzurumlu, Tümer Uluçınar, Hakan Başar, Geeva Flava, Eylül Biçer, Sanat Deliorman, İpek Dinç, Can Tutuğ, Cazzip Project, The Kites bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/27-istanbul-caz-festivalinin-guncel-programi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 2-14 Eylül tarihleri arasında, 27. kez gerçekleştirilecek İstanbul Caz Festivali güncellenen programıyla dinleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Bu yıl COVID-19 salgını nedeniyle ertelenen İstanbul Caz Festivali, 2-14 Eylül arasında açık hava mekanlarda, 4 Eylül-16 Ekim arasında ise çevrimiçi platformda izleyiciyle buluşacak. Dileyenler konserleri iki gün arayla çevrimiçi platformdan, bilet satın alarak izleyebilecek. Dijital yayına açılan konserlere 45 gün boyunca Türkiye'nin ve dünyanın her yerinden erişilebilecek. Can Güngör, Baba Zula, Ayyuka, Islandman, Tuğçe Şenoğul, Yasak Helva, Selen Gülün gibi isimlerin sahne alacağı festivalin güncellenmiş programına aşağıdan göz atabilirsiniz. Festival biletleri 14 Ağustos Cuma günü itibarıyla biletix. com' dan satın alınabilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/27-istanbul-caz-festivalinin-programi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, tam 23 yıldır Garanti BBVA sponsorluğunda gerçekleştirilen İstanbul Caz Festivali bu yıl 27 Haziran-14 Temmuz arasında gerçekleşecek. Bu yıl 27.'si gerçekleşecek olan İstanbul Caz Festivali, 250'yi aşan yerli ve yabancı sanatçıyı toplam 25 farklı mekanda müzikseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Açıklanan programda, etkileyici sesiyle Gregory Porter ve indie sahnesinin, yıllardır ülkemizde beklenen ismi Foals festivalin bu yılki yıldız isimleri olarak dikkat çekiyor. Parklarda Caz ismiyle müziği parklara ve çimenlere ücretsiz olarak yayan İstanbul Caz Festivali'nde bu yıl da gelenek bozulmuyor. Fenerbahçe Parkı ve Beylikdüzü Yaşam Vadisi'yle birlikte Halıcıoğlu ve Bebek parkları da ilk kez uğranacak duraklar arasındaki yerini alıyor. Festivalin sevilen etkinliklerinden olan Gece Gezmesi ise bu yıl Şişhane ve Kadıköy olmak üzere iki ayrı günde iki ayrı güzergahta gerçekleşecek. 1 Temmuz Çarşamba tarihinde Şişhane bölgesinde Maestro Donizetti Jazz Club, Salon İKSV ve Orni'de, 2 Temmuz Perşembe tarihinde ise Dorock XL, Moda Sahnesi, Kadıköy Sineması, arkaoda, The Wall Saloon & Performance ve KargArt sahnelerinde gerçekleşecek. İstanbul Caz Festivali'nin biletleri bu yıl 14 Mart Cumartesi günü 10.30'dan itibaren Biletix ve İKSV Ana Gişe'den satışa çıkacaktır. Festivalde yer alacak diğer isimleri ise aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/28-bir-baba-indie-yerli-ften-2/", "text": "Türkçe sözlü bir beste grubuyuz. Net bir tarzımız olmamakla birlikte, bir ekolü takip etmekteyiz, isimlendirmek gerekirse yer yer akustik altyapılı folk ve soul, biraz da rock ve indie diyebiliriz. - Onurcan Şirin: Akustik Gitar, Vokal - Ali Cem Manav: Elektrik Gitar - Cem Irgas: Bas Gitar - Doruk Çiçek: Davul Hayır. Hepimiz bu projeye inanmış ve yoğunlaşmış durumdayız. Bağımsız müzisyenlere destek veren her mekanı kendimize yakın hissediyoruz. Sosyal medyaya yeni giriş yaptığımız için daha fazla dinleyiciye ulaşmak için bir süre beklemede kalacağız. Müziği sadece eğlence aracı olarak görmeyen, dertlerimizi bizlerle paylaşabilecek herkes. Şu an yaptığımız müziğe inandığımız ve ömrümüz yettiğince yapacağımıza karar verdiğimiz için, çok geniş kitlelere hitap edemesek de, sadık bir kitlemizin oluşacağını ve onları her daim üretkenliğimizle tatmin edeceğimizi düşünüyoruz. Cover çalıp çalmayacağımıza sadece biz karar veririz. Sahne programımız hazır. Henüz konser için herhangi bir mekan ile iletişime geçmedik. Bir süre daha sosyal platformlardan dinleyicilere şarkılarımızı ulaştırmaya devam edeceğiz. Düzenlemesi tamamlanmış 38 adet bestemiz var. Hepsini çalabiliriz ama çalmayız, çünkü belli bir yol haritamız var. İlk albüm için belirlediğimiz 11 şarkıyı çalabiliriz. Sakin ve sade bir müzikal altyapıya sahip, günlük hayatın sıkıntıları veya aşk gibi temalardan başka da insana dair önemli sorun veya değerler olabileceğini anlatan sözler içeren şarkılar üretiyoruz. Albüm içine cover bir parça koymayı düşünmüyoruz. Fakat sahne performanslarında saygı duyduğumuz, sevdiğimiz, şarkılarının unutulmasını istemediğimiz, kilometretaşı olmuş sanatçıların parçalarını tam manasıyla cover olmasa da yorumlamayı düşünüyoruz. Şu an sosyal medya hesaplarımızda paylaştığımız 3 şarkımız var. Beklentilerimizi karşılayan kayıtlar alamasak da, kendi imkanlarımızla kayıtlar alıp sosyal medya hesaplarımızda paylaşmaya devam edeceğiz. Ekipman yetersizliği genel olarak karşılaştığımız bir sıkıntı. Katılmadık. Müzik yarışması kavramına pek sıcak baktığımız da söylenemez. - Dinleyicilerden sadece onlara sunulan müzik yerine, kendilerinin de iyi müziğe ulaşmak için çaba sarfetmelerini bekliyoruz. - Mekanların, müzisyenleri bir para kazanma aracı olarak görmeyerek; kendilerini, müziği insanlara ulaştırmak gibi önemli bir göreve sahip olduklarının farkında olmalarını bekliyoruz. - Müzisyenlerin de egolarından sıyrılıp birbirleriyle daha fazla iletişimde olmasını umuyoruz. Müziğimize yeterli olan vakti ayıramamak canımızı sıkan bir konu, umarız müziğimizi insanlara sunduktan sonra hayatımızda bazı değişiklikler olur. Bir derdi, anlattığı bir şey olan, içi dolu şarkılar üretiyoruz. Sözlerimizde bulabilecekleri çok fazla duygu durumu ve farkındalık var. Bizimle, şarkılarımızla hissiyatımızı, duygularımızı paylaşacak insanların var olduğunu ümit ediyoruz, Her şey çok güzel olacak. Şu an için sosyal medya hesaplarımızdan ulaşılabilir. - https://www. facebook. com/ftenmuzik - https://twitter. com/ftenmuzik - https://www. instagram. com/ftenmuzik - https://soundcloud. com/ftenmuzik Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/28-istanbul-caz-festivalinin-beklenen-programi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, gerçekleştirilen İstanbul Caz Festivali kapılarını 1 Eylül'de, 28. kez açmaya hazırlanıyor. Açık hava mekanlarında düzenlenecek 40'a yakın konser ve çeşitli yan etkinliklerle İstanbul'un cazla hissedildiği günler İKSV 28. İstanbul Caz Festivali ile 1-24 Eylül arasında şehre geri dönüyor. Açık hava mekanlarında 40'a yakın konserle şehri konser alanına dönüştürecek 28. İstanbul Caz Festivali, 1-24 Eylül tarihleri arasında Garanti BBVA sponsorluğunda, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle düzenlenecek. 24 günlük festival maratonunda konser verecek isimler arasında Afrika müziğinin dört Grammy ödüllü temsilcisi Angelique Kidjo, pop müzikteki yetkinliğini caza taşıdığı İhtimaller projesiyle Kenan Doğulu, Ennio Morricone'ye adadığı albümü Morriconne Storiesden parçalarla Avrupa cazının önde gelen alto saksofonistlerinden Stefano Di Battista, Hollandalı müzisyen ve prodüktör Niels Broos ile festivale özel projesiyle Mabel Matiz, bu topraklardan şarkılarla dünyaya gerdan kırdıran ve geçen yıl Grammy'ye aday gösterilen Altın Gün, ilham kaynağı olan Atlantic Records'ın kurucusu Ahmet Ertegün'ün hikayesini şarkılar eşliğinde sahneye taşıyan Karsu, BBC Yılın Sanatçısı Ödülü'nü kazanan ve Glastonbury ve Latitude festivalleri gibi önemli müzik sahnelerinde yer alan Arlo Parks ve daha nice isim var. Festivalin yeşille cazı bir araya getiren ücretsiz Parklarda Caz konserlerine bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle düzenlenecek Festivalde #İstanbulBirSahne konserleri de eklenecek. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek konserlere her yaştan festival izleyicisi davetli olacak. Bir diğer sevilen etkinlik Gece Gezmesi, bu yıla özel bir formatla Beykoz Kundura'nın farklı sahnelerine dağılacak. Festivalde 19 yıldır devam eden Genç Caz projesi bu yıl 2013'te kaybettiğimiz müzik insanı Mehmet Uluğ'un anısını yaşatmak amacıyla oluşturulan Mehmet Uluğ Fonu ile buluşarak güçleniyor. Genç Caz'la keşfedilen gelecek vadeden genç müzisyenlerin yaratıcılıkları ve kariyer gelişimleri bu fonla desteklenecek ve seslerini Türkiye'den dünyaya duyurmaları sağlanacak. Festival biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için 6 Temmuz Salı günü başlayacak indirimli ön satış döneminin ardından 9 Temmuz Cuma günü genel satışa çıkacak. Detaylı bilgileri takipte kalmak İKSV'nin aşağıda paylaştığımız sosyal medya hesaplarını takibe alabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/29-bir-baba-indie-yerli-çocuk-aklı/", "text": "- Görkem Baharoğlu - Korhan Kodaman - Murat Serkan - Grubunuzun en yakın bulduğunuz sahne hangisi? Neden? Ağaç Ev + Shaft. İyidir oralar. Repertuarı biraz genişletme peşindeyiz; cover kafasına girmemek için. Cover'a karşıyız. Herkes kendi şarkısını çalmalı. Ben kendi adıma organik yerleri seviyorum. Çok steril ve devasa kayıt stüdyoları tedirgin ediyor. Ev kafası iyidir. Vokal yarışmalarına sıcak bakıyorum. Çünkü gerçekten sağlam sesler çıkıyor. Ama genel olarak yarıştırılma ve puanlandırılma geleneğini sevmiyoruz. Stres yaratıyor. Dinleyiciden tepki, mekanlardan oksijenli ortam, organizatörlerden para, müzisyen dostlardan olumlu-olumsuz kritik ve annemden aynı lezette zeytinyağlı dolma beklentimiz süregeliyor. Klasik medya genelde tepkisiz kalıyor. Çünkü sütunların çoğu parayla parsel parsel satılmış vaziyette. Ama dijital bağımsız dergiler ve bloglardaki insanlar şahane. Herkes bir katkıda bulunmaya çalışıyor. Şu andaki tek olumsuzluk şarkı sayısının az oluşu. Bir an önce konser performansı için diğer şarkıları da çalışıyoruz. En ufak bir taviz ve hesap vermeden çalıştık. Albümü 'Sarı Ev' yayınladı. Barış Büyük bu konuda enfes bi adamdır ve iyi iş yapan herkese kapısı açıktır. Kimsenin işine de karışmaz. Bir yığın iyi müzik yapan adam var şu anda Türkiye'de ve hala radyoda dönen şarkıları duydukça sağır ve kör insanların kritik noktalarda bulunmasına çok üzülüyoruz. Dileğim bu yeni akımın temsilcilerinin bir devrimle saçmasapam müzik yapan insanlar alaşağı etmesi. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/29-istanbul-caz-festivali-basliyor/", "text": "29. İstanbul Caz Festivali 25 Haziran'da seyircisiyle buluşuyor! Caz müzik için ülkenin önde gelen festivallerinden biri olan İstanbul Caz Festivali, bu sene 29. kez cazseverlerle buluşacak. Festival, bu sene ağırlayacağı isimlerle yine iştah kabartıyor. İstanbul Caz Festivali genelinde en beğenilen etkinliklerden olan Parklarda Caz, bu sene de caz müziği şehre yayacak. Her yaştan dinleyici kitlesine hitap eden Parklarda Caz konserleri, festivali daha renkli ve ulaşılabilir kılmaya devam edecek. Festivalin en heyecan verici etkinliklerinden biri olan +1li Gece Gezmesi ise Kadıköy'ün en sevilen mekanlar ile caz müziğin birlikteliğini sahneliyor olacak. Genç Caz+ projesi ile genç sanatçıların müzikal ve kreatif gelişimleri desteklenecek. İlk kez geçen sene Sony Music Türkiye ve Babajim İstanbul Stüdyoları aracılığıyla hayat geçirilen Genç Caz+ albümü, bu yıl da Genç Caz+ finalistlerine armağan edilecek. Genç Caz+'ya seçilecek müzisyen ve topluluklar Parklarda Caz festivalinde sahne alma fırsatı bulacaklar. 29. İstanbul Caz Festivalinin biletleri 21 Mart'ta LaleKart üyeleri için satışa çıkacak. Genel satış 25 Mart Cuma günü saat 10.30'da İKSV genel gişesinden ve passo. com. tr'den başlayacak. 29. İstanbul Caz Festivaline doğru adım adım giderken geçen seneyi bir playlist ile hatırlayalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/2nd-harvest-festivalda-sahne-önündeki-yerinizi-almanız-için-9-neden/", "text": "-Of ya! Yaz bitti, artık festival filan da olmaz. Çok mutsuzum! Kim bekleyecek bir dahaki yaza kadar? +Haberin yok galiba! 27 Ekim'de KüçükÇiftlik Park'ta yılın son festivali, 2nd Harvest Festival var! -Oooo koş, hemen biletleri alıyoruz! Bir süredir arkadaş ortamlarında, gittiğimiz mekanlarda, kıyısından, köşesinden müzik muhabbetine girdiğimiz insanlarla konuştuğumuz önemli bir konu var, bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Harvest Festival! Neden bu kadar konuşuyoruz? Eh, bizim de bir bildiğimiz var! Kendi aramızda mahallemizin konser alanı olarak nitelendirdiğimiz KüçükÇiftlik Park, 2nd Harvest Festival sayesinde, 27 Ekim'de yemyeşil bir bahçeye dönüşecek. Biz ne yapacağız? Hafta bitişini #tgif hashtag'leriyle kutlarken, en sevdiğimiz arkadaşlarımızı da yanımıza alıp kendimizi çimlerin üstüne bırakacağız ve güzel anılar toplamak için yılın son festivalindeki yerimizi alacağız! 2015'te düzenlenen 1st Harvest Festival'a gitmek için birbirinden güzel iki sebebimiz vardı. Bunlardan ilki Abi canlı canlı izlemek istiyorum artık, dayanamayacağım. dediğimiz alt-J iken, diğeri dinledikçe İskandinav ülkelerine olan aşkımızı artıran Mew idi. O yılı güzel bir deneyimle geride bıraktıktan sonra, gözlerimiz yollarda kalmışken, 2nd Harvest Festival haberiyle özel günler için sakladığımız konfetileri patlattık bile! 2nd Harvest Festival'a gitmek için tamı tamına dokuz sebebimiz var! Merak etmeyin, hepsini tek tek açıklayacağız. Gerek geçmişin etkisiyle, gerekse günümüzde sinema, müzik ve televizyondaki başarısıyla deli gibi İngiltere övmeye devam ediyoruz. O halde Londra'da, Tom McFarland ve Josh Lloyd-Watson tarafından kurulan Jungle'ı nasıl sevmeyelim! 2013 yılında ilk single'ları The Heat'i yayınladıklarında tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başaran Jungle, ilk ve tek stüdyo albümünü de 2014'te XL Records etiketiyle yayınlandı. Albümde yer alan her şarkı playlist'lerimizdeki yerini üç yıldır korumayı başarırken, ilk single'ın yayınlanmasından tam 4 yıl, 6 gün sonra Jungle'ı KüçükÇiftlik Park'ta dinleyeceğimiz için epey keyfimiz yerinde! Bu konser kaçar mı? Bizce kaçmaz. Romantik anlarımızın soundtrack listesinde başı çeken Kovacs ise festivalin ana sahnesinde yer alan ikinci isim olarak açıklandı. O günden beri flörtümüze, sevgilimize, Ya aramızda kesin bir şey olur ama yine de bilemiyorum. dediğimiz kişilere bol bol Kovacs şarkısı göndermeyi ihmal etmedik. My Love adlı EP'si ile müzik sahnesine giriş yapan Kovacs, Shades of Black adlı stüdyo albümüyle de bulunduğu konumda uzun süre kalacağını kanıtlamayı başarmıştı. O zaman şimdi ne yapıyoruz? Müstakbel sevgilimizi de alıp kendimizi KüçükÇiftlik Park'a atıyoruz. Aranızdaki Yani şimdi biz neyiz? belirsizliği Kovacs konseri sırasında seviyeli ilişkiye dönecek, garantisini veriyoruz. Bir Baba Indie DJ Set'lerinde yer vermeyi çok sevdiğimiz Parov Stelar'ın grubu Parov Stelar Trio'nun saksafoncusu Markus Ecklmayr, solo projesi Max the Sax ile Harvest Festival'da bu yıl dinleyeceğimiz için meraklandığımız isimlerden biri. Elektronik müziği, swing ve jazz'la birleştirerek müziğin çok yönlü olabileceğini bize bir kere daha kanıtlıyor. Sahnedeki enerjisiyle nam salmış Max the Sax konseri için de ajandamıza bir çizik atıyor ve arkamıza yaslanıp beklemeye başlıyoruz. Performansı sırasında elimizde rakımızla, kendimizi adeta The Beatles gençliği gibi hissedeceğimizden emin olduğumuz efsane grup Flört de Harvest Festival'ın ana sahnesinde tüm dinleyenleri twist'e doyuracak! Aşka Dair ve İstanbul gibi şarkılarıyla eski sevgilimizin profiline bir kere daha bakmamıza neden olacak olsa da hareketli parçalarıyla tüm keyfimizi yerine getireceğinden emin olduğumuz Flört'ü çimenlerin üstünde salına salına dinleme fırsatını asla kaçırmayız! Yerli sahnemizin en sevilen reggae gruplarından, her performansını aynı heyecanla beklediğimiz Sattas, Harvest Festival'ın Bahçe sahnesinde, tüm dinleyenlerin kıpır kıpır olmasına, Jamaika ruhunu en derinlerde yaşamamıza neden olacak! Geçtiğimiz aylarda yayınladıkları Bir Ben Miyim şarkısı ve Duman'ın Aman Aman cover'ıyla, daha önce Sattas dinlememiş insanların bile dikkatini çekmeye başaran grup, hiç şüphesiz festivale en çok yakışan isimlerden biri olacak. Merakla bekliyoruz. Demonation ve Newcomers gibi festivallerle hayatımıza giren, davulda ve vokalde Lale Kardeş, gitar ve bass'ta Deniz Ağan ile Tarkan Mertoğlu'ndan oluşan The Ringo Jets, 2nd Harvest Festival'in Bahçe sahnesinde dinleyeceğimiz bir diğer isim. Festivalin rock'n roll ayağının öncüsü olacak The Ringo Jets'i bir kere daha canlı canlı dinleyecek olmanın heyecanı içerisindeyiz. O zaman ne yapıyoruz? The Ringo Jets'i dinlerken, gruba bağıra çağıra eşlik edeceğimiz için şimdiden heyecanlanıyoruz. İlk stüdyo albümleri II ile yerli sahnenin en sevilen isimlerinden biri olmayı başaran, bizim de çok sevdiğimiz Palmiyeler'i Bahçe sahnesinde dinleyeceğimiz için inanılmaz keyifliyiz. Neden? Geride bıraktığımız yaz mevsimini bize bir kere daha, hem de açık havada yaşatacak Palmiyeler'i dinleyeceğimiz için biz sevinmeyelim de kim sevinsin?! Deniz havasını festivalin üzerine taşıyacak olan Palmiyeler'i henüz canlı canlı dinlemediyseniz bu konser kaçmaz. Kaçırmayın! Türkiye'nin psychedelic rock konusunda en iyi çıkış yapan ismi Alpman, Allah-Las'ı akıllara getiren müziğiyle en sevdiğimiz isimlerden biri olmaya devam ederken, aldığımız haber de bizi gerçek anlamda mutlu etmeyi başardı. Harvest Festival'da bu sene Alpman'ı da dinleyeceğiz! Ya yok mu bir Alpman konseri, gitsek izlesek! demeye başladığımız şu günlerde, yeni EP'si Forgotten Goods da henüz çok tazeyken bu konseri asla kaçırmayız diyor ve topu size atıyoruz. FOC Edit Mix'leri ve DJ setleriyle sıkı takipçisi olduğumuz Kaan Düzarat da Harvest Festival'da dinleyeceğimiz bir diğer isim olarak açıklandı. Gittiğimiz etkinliklerde dinledikçe dans etme isteğimizi biraz daha artıran, Red Bull Music Academy birincisi Kaan Düzarat'ın performansını merak ediyorsanız en doğru yerde, 2nd Harvest Festival için KüçükÇiftlik Park'tasınız! Gündüz saatlerinde, Analog Kültür standından bizlere seslenecek olan Kaan Düzarat, plak arşivinden seçtiği parçalarla ortamı yükseltmeye devam edecek! Kaliteli müziğin yanı sıra organik gıda, kıyafet, plak satışları ile çeşitli atölyeleri ve ünlü isimlerin söyleşilerini de 2nd Harvest Festival'da, çimlerin keyfini çıkarırken doyasıya yaşayacağız. İster biramızı, ister kahvemizi içelim; ister çok merak ettiğimiz bir konseri, ister daha önce dinlediğimiz ama her seferinde bizi heyecanlandıran bir ismi dinleyelim, 27 Ekim Cuma günü sevdiğimiz insanlarla birlikte, KüçükÇiftlik Park'ta olacağımız için gerçekten çok heyecanlıyız! Belki bu kez denk getirip festival alanında sizinle de karşılaşırız!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/3-bir-baba-indie-yerli-poi/", "text": "Albüm yeni çıktığı için POİ'yle konserlerimiz yeni başladı. IF Performance Hall'da Lansman konserimizi verdik (14.05.2015). IF'e 5 puan veriyoruz, orası evimiz gibi. Bis Dine & Live'da önümüzdeki hafta (27 Haziran 2015 Cumartesi) bir konserimiz olacak, puanı haftaya verebiliriz =) 5'lik bir yere benziyor. POİ'den önce Parfüm isminde bir cover grubuyduk. O grupla bir çok yerde sahne aldık. Parfüm'le yaşadığımız deneyimlere göre, sahneler genelde küçük oluyor ve monitorler birbirine çok yakın oluyor. Vokal kendini duymakta zorlanıyor. In-ear veya wireless teknolojileri hala yaygınlaşmadı. Özellikle monitörler kalitesiz. Mekan sahipleriyle şimdilik çok fazla sorun yaşamadık. 2011 yılında Parfüm'le Ekşi Fest kapsamında Parkorman'da alternatif sahnede çıkmıştık. Bizim için çok güzel bir deneyimdi. Yalnız saat sorunu olduğu için çok az çalabilmiştik, bazı gruplar da sahne alamadı. Bir arkadaşımız vasıtasıyla Ekşi Sözlük'e kayıtlarımızı gönderdik ve sahne aldık. Şarkıyı sözden ziyade müzik üzerinden kurguluyoruz. Şarkı yavaş da olsa hızlı da olsa, insanın gönül telini titretirken bir taraftan da kafasını oynatmasını isteyeceği bir groove yakalamaya çalışıyoruz. Kendi şarkılarımızı çalmayı tabi ki çok daha fazla seviyoruz. Ama albümde 9 şarkı olduğu için sevdiğimiz şarkıları kendimizce coverlamaya çalışıyoruz, bundan da zevk alıyoruz. Albümümüz Bugünden Sonra geçtiğimiz ay 3 Adım Müzik etiketiyle çıktı. Şu an D&R'larda ve iTunes'da satışta. Demoyu evde, Ayrancı Mahallesi'nde kaydetmiştik. Albüm kayıtlarını Babajim İstanbul Studios'da tamamladık. Aranjeleri Reuben de Lautour'la beraber yaptık. O bizi mix için Mike Nielsen'a ve mastering için Pieter Snapper'a yönlendirdi. Mike'ın U2 ve Jamiroquai'ın daha önce prodüktörlüğünü yaptığını öğrendik ve çok şaşırdık. Çalıştıklarımız konusunda şanslıydık. Stüdyo çalışmalarımızı Ankara Mirage Stüdyoları'nda yapıyoruz. Hem çalışanları, hem koşulları süper! Ama genel olarak stüdyolarda monitör eksikliği oluyor. Kayıtları ise yukarıda bahsettiğimiz gibi Babajim'da yaptık. Orası uzay üssü gibi, daha ötesini düşünemiyoruz. Dinleyici Bizi dinlesinler ve takip etsinler. Mekanlar Bizi bol bol sahneye çıkarsınlar. Organizörler Bizi yurtiçi ve yurtdışında festivallere göndersinler. Çok güzel ve kaliteli yerli müzik blogları var. Bir Baba Indie de bunlardan biri. Bize yaklaşımınız ve ilginiz için buradan da teşekkür ederiz. Umarız ayda en az 5 bin dolar kazanıyorsunuzdur. POİ'yle katılmadık. Parfüm'le Miller'a katılıp, cover'ımızla ilk 10'a kalmıştık. Genç müzisyenler için farklı bir deneyim yaşatabilir ama bazen hayal kırıklığına ve umutsuzluğa da yol açabiliyor. Üretim aşamasında zaten 2 kişi olduğumuz için pek bir sorun yaşamadık. Yaptığımız şarkıları şöyle olsun böyle olsun gibi hiç bir plan yapmadan ürettiğimiz ve tamamen içimizden geldiği gibi yaptığımız için özgün ve doğal olduğunu düşünüyoruz. Yerimiz ne olmalı bilmiyoruz ama şarkılarımızı seven takipçilerimiz olması bizi yeterince mutlu eder. - https://www. facebook. com/officialpoi - https://instagram. com/official_poi - https://twitter. com/official_poi Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/3-kadikoy-plak-gunlerinde-baba-zula-ve-gozyasi-cetesi-sahnede/", "text": "İlk iki senesinde yalnızca plak meraklıları değil tüm müzikseverler tarafından büyük ilgi gören Kadıköy Plak Günleri'nin üçüncüsü 8-9 Eylül tarihlerinde Moda Caddesi üzerinde bulunan Kadıköy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesinde gerçekleştirilecek. Bu yıl Müzeyyen Senar'ın anılacağı Kadıköy Plak Günleri'nin programında Baba Zula ve Gözyaşı Çetesi konserleri yer alıyor. Başta Kadıköy'ün olmak üzere İstanbul'un önemli plakçılarının, plak koleksiyoncularının, plak müdavimlerinin buluşacağı etkinlik kapsamında, plak satışının yapılacağı stantlar, değiş tokuş stantları, plak DJ seçki yayınları etkinliğe renk katacak. Etkinliğin plak kültürüne katkısı düşünülerek geliştirilen, söyleşi ve plak okuma etkinlikleri, yayıncı stantları da katılımcılara yeni pencereler açacak. Kadıköy Plak Günleri'nin 2016 yılında düzenlenen ilk etkinliğinde Zeki Müren ve Neşet Ertaş, 2017 yılında düzenlenen ikinci etkinliğinde ise Fikret Kızılok anılmıştı. Plak günleri bu yıl 2015 yılında hayatını kaybeden Müzeyyen Senar'ın 100'üncü yaşını kutlayacak. Müzeyyen Senar plaklarının döneceği etkinlik alanında, Senar'ın 1967 model Anadol marka arabası ile kendi üzerine kayıtlı ruhsatı da yer alacak. 7 Eylül'de ikinci albümü Kararın yayınlanacağını müjdeleyen Gözyaşı Çetesi uzun bir aradan sonra sahnelere dönerek albümün ilk konserini 8 Eylül Cumartesi akşamı 3. Kadıköy Plak Günleri kapsamında verecek. 9 Eylül akşamı bu iki günlük uzun programın kapanışını ise her türlü şenliğin, festivalin vazgeçilmez topluluğu olan Baba Zula yapacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/3-yazara-yerli-müzik-dünyasini-sorduk/", "text": "Geçtiğimiz aylarda, özellikle de bağımsız müzik piyasasını oluşturan müzisyenlerin, geleneksel ya da dijital mecralarda müzik yazan kişilere seslerini duyuramadıkları sebebiyle birtakım serzenişleri olmuştu. Biz de bunun üzerine, her zaman elimizden geldiğince yer verip, seslerini duyurmaya çalıştığımız yerli müzisyenlerimizin dışında, bu sefer diğer tarafa, yani müziği dinleyiciyle buluşturan Zülal Kalkandelen, Tolga Akyıldız ve Güven Erkin Erkal'a kameralarımızı doğrultup, bağımsız yerli müzik ile alakalı toplam 6 tane soru sorduk. Aslında bu röportajlar Haziran ayında tamamlanmış olacaktı. Fakat geçen bu süre içerisinde, tüm ülkece yaşadığımız talihsiz olaylar ve BBI olarak yaşadığımız teknik sıkıntılardan ötürü yayınlanma tarihi biraz uzadı. Sonuç olarak, bu hafta boyunca, her gün 1 adet videoyu YouTube kanalımızdan paylaşıp, bu post altında güncelleyeceğiz. İlklerin günahı olmaz derler. İlk görüntülü röportajımız olan bu seride, görüntü ve seste yer yer yaşanan sıkıntılar için de şimdiden üzgün olduğumuzu iletelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/30-bir-baba-indie-yerli-kulp/", "text": "Türkçe sözlü Rock demek ne kadar yeterli olur bilemiyoruz ama Anadolu Rock'dan Hard Rock'a Blues'da Reggea'ye kadar açılabilen bir yelpazemiz var. 1 festivalde sahne aldık, sahneye çıkma saatimizden ne kadar çalacağımız bilgisi bile esirgenmişti bizden. Tam bir bilinmezlik içerisinde işimizi yapmaya çalışmıştık. KULP bu sene mart ayı itibarı ile 3. albümünü çıkarttı, konserlerimize albümlerimizi daha önceden bilen, en azından hafif de olsa dinlemiş insanlar geliyor. Bestelerimiz, genelde bir hikaye anlatan, sözlerin ön planda olduğu şarkılar. Değişik konularda şarkılar yapmayı seviyoruz, sadece aşk ya da yalnızlık falan değil de bahsedilmesi gereken başka şeyler de olduğunu düşünüyoruz. 3 Albümümüz var KULP (2011), PARAGANİ (2014) ve BELKİ YARIN (2016). İlk iki albümde, yeterli derece planlı olamadığımız için çok sıkıntı çektik. Albüm kayıtları uzun zamana yayıldı, motivasyonumuzu kaybettik. Sonra, abi bitsinde nasıl biterse bitsin diyerek ister istemez kayıt kalitesinde bazı tavizler verdik. En başarılı, bizi en çok tatmin eden 3. albümümüzün kayıtları oldu. Katılmadık, çok hoşumuza giden bir şey değil ama özellikle 70 80'li yıllarda, bu gün beğenerek dinlediğimiz bir çok insanın çıkış noktasının da bu tür yarışmalar olduğunu unutmamak lazım. Grup elemanlarının farklı işlerde çalışması bir araya gelmemizde sorunlara neden olabiliyor. Bütün grubu toplayıp konser vermek, hatta prova yapmakta bile zorlanabiliyoruz bazen. Grup elemanlarının hepsi müziği seven ve enstrumanlarına hakim insanlar, kendi aramızdaki ilişkilerimiz de çok sağlam temellere dayanıyor. İleride kendimizi yine müzik yaparken yine bestelerimizi çalarken, yine albüm çıkartırken görmek yeterli olacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/30-istanbul-caz-festivali-7-19-temmuzda/", "text": "30. İstanbul Caz Festivali heyecanı yaklaşıyor: 7-19 Temmuz arasında Parkorman'da! İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 30. İstanbul Caz Festivali, 7-19 Temmuz tarihleri arasında, popüler ve yeni isimlerle dolu bir programla festival takipçileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Sevilen festivalin nabzı, bu yıl da İstanbul'un en yeşil yerlerinden biri olan Parkorman'da tutulacak. 8, 9 ve 12 Temmuz'da Go Ons ve Every Single Moment katkılarıyla gerçekleşecek konserler, festival izleyicilerini yeni nesil virtüözlerden, trip-pop, funk, caz ve rock'ın usta isimlerine taşıyor. Parkorman'da üç güne yayılacak konserlerde, The Lumineers, Kovacs, Morcheeba, Alfa Mist, Riff Cohen, Okay Temiz, Adamlar, Mammal Hand, Mert Demir, Ekin Beril ve pek çok daha fazla isim yer alacak. Etkinliğin detayları ve biletlere aşağıya bıraktığımız linkten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/32-bir-baba-indie-yerli-faik/", "text": "Bazen ünlü grupların önünde çalarken soundcheck süreleri çok kısa oluyor. Paris'te yaptığım bazı konserlerde pek iyi ağırlanmıyoruz. Yemek ve kulislerin kötü olması. Evet genelde memnun kaldım. Özellikle Vienne Antik tiyatrosunda çok iyi ağırlandık. Şans her zaman gerekli ama herşeyden önce sıkı çalışma ve iyi kontaklar. Kitle 18-35 yaşlar arasında oluyor genelde. Konserlerde şarkılara olan tepkileri bestelerin potansiyellerini daha iyi tartmama yardımcı oluyor. Bazen yapıcı eleştiriler de gelebiliyor mesela aranjmanlardaki enstruman seçimlerimle ilgili gelen bir fikir bir şarkımın bugünkü sound'unu bulmasına çok yardımcı oldu. 1-2 tane stilime uygun cover'a hayır demem ama daha fazlasını doğru bulmuyorum. O zaman başka yerde çalarım. Bir menajer ve turne şirketi buldum onlar çok daha hızlı ilerliyorlar. Konser mekanları daha ciddiye alıyor projeyi bu şekilde. Grubunuz için konuşacak ve pazarlık yapacak birisinin olması çok önemli. 12 tane çalınabilecek beste var ama 20 kadar toplam beste var. Bazı şarkılarda sözler üzücü de olsa da eğlenceli, tempolu ve pozitif bir sound kullanmayı seviyorum. Bu konuda hep Clash' i örnek almışımdır. 1 veya 2 bilinen şarkıyı kendi stilimle coverlamaktan zevk alıyorum. Ama konserlerde çok nadir cover çalıyorum. Sahnede kendi şarkılarımı çalmaktan çok daha fazla haz alıyorum. Evet ilk E. P albümüm 2 ay önce çıktı. Kayıtlarda büyük bir risk aldım iki ekolü bir araya getirerek. Eski usül bir stüdyoda 60lardan kalma analojik bir ekipmanlara yaptım kayıtları. Onlardan sound'da beklediğim sıcaklığı elde ettim ama miksleri çok daha modern bir stüdyoda yaptım. Bu da eksik olan derinliği ve modern sound'u verdi albümüme. Başarılı sonuçlandığı için memnunum çünkü bu karışık prodüksiyonda sorunlar çıkabilirdi. Özellikle iki farklı ses teknisyeniyle çalışınca adaptasyon sorunları olabiliyor. Prova stüdyolarında tanımadığın bir ekipmanla çalmak hep zaman kaybettiriyor ve sound'umuzu oturtmakta bizi geciktiriyor. O yüzden kendi anfilerin ve davulunu kullanabileceğin bir prova mekanı bulmak çok mühim. Eğer kayıt stüdyosuna şarkılar hazır olmadan gelirseniz zaman ve tabiki çok para kaybedebilirsiniz. Eğer kaydeden kişi miks'i de yapacaksa kesinlikle zamanınıza kıyıp başka yaptığı miksleri uzun uzun dinleyin. Çalışacağınız kişiyi iyi seçmek lazım. Bir de tabiki miksleri onaylamadan önce evinize götürüp her zaman dinlediğiniz hoparlörde bir dinleyin derim. Buradaki soruları çok ilginç ve yararlı buldum. Bazen çok az soru geliyor. Mesela kendinizi anlatın falan gibi çok genel sorular. Cevaplaması çok uzun oluyor. Grupları dinleyip biraz bilgi edinip daha kişisel sorular almak hep hoşuma gitmiştir. Solo projelerde farklı müzisyenlerle çalmak ilk aşamada çok zor. O yüzden onlarca prova yapıp kendime A ve B takımları yarattım. Prova dönemi ve müzisyen denemeler çok zorlayıcı oldu. Amerikan folk ile oryantal tınıları karıştırdım bazı yeni şarkılarda. Hiç duymadığım bir sound çıktı ortaya. İnsanlara ilginç geleceğini düşünüyorum. İlerleyen yıllarda bunu Avrupa dışında da çalarak müzik severlerle paylaşabileceğime inanıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/33-bir-baba-indie-yerli-tko/", "text": "Tasarım işleri ile uğraşıyorum. Video edit'e de merakım var. Old Trafford. Büyük, fazla insan kapasitesi, muazzam atmosfer ve İngiltere. Şu anda sosyal medyada klavyeden ekrana yayılım politikasını işliyorum. Beşyüzün üzerinde. Teorik olarak 100 hazır parça var. Fiziksel destek ortamı sağlanırsa 100ünü de çalabilirim. Parçalarda vokal kullanmıyorum. Müzikte ise eserden esere değişken bir konu var. Genel olarak can sıkıntısının, mutsuzluğun, bunalımın da bad-behaviour dan ziyade ihtiyaç olma durumu. Cover çalmıyorum. Çalana da saygı duyuyorum. Stüdyoya ve sanatçıya daha fazla ilgi. Stüdyodan kasıt: Ekipmanların bakımı, mümkünse zaman zaman güncellenmesi. Sanatçıya'da gerçekten sanatçı gözüyle bakılması olabilir. Saati 30 liradan 2,5 lira tavuk 30-2,5=27,5 sağlayıcısı olarak bakılmaması iyi bir başlangıç olabilir. Büyüklü küçüklü daha fazla organizasyon olabilir. Sosyal medyada organizasyonların tanıtılması konusunda daha cüretkar davranılabilir. - Dinleyici: Dinlesinler - Mekanlar: Dinletsinler - Organizatörler: Maddiyattan çok ortaya çıkacak işe değer vermeleri. - Müzisyenler: Özgün müziğe devam! - Diğer: Anne-Babalar genç kardeşlerimize izin versin ki genç yaşta daha fazla deneyim elde edilebilsin. Egoları dışında hareket edip sanata ve sanatçıya objektif davranılması gayet uygun olur. Bazen bir fikrin düşük motivasyon dolayısı ile ileri tarihlere atıp gelecekte kaybolduğu durumlarda çokça bulundum. Artık eskiz alıyorum. Konsonans seslerin dışında disonans sesleri ses mühendisliği ile büküp sevdirmeye çalışıyorum. İkibin kaç olur bilmiyorum ama dönemin kendi alanında Yuri Gagarin'i, Tolstoy'u, Picasso'su ya da Google'ı olmalı. - https://www. facebook. com/TKO34 - osmankursadt@gmail. com Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/34-bbi-yerli-grebula/", "text": "60m2, küçük mekanlar yaptığımız müziğe daha uygun görünüyor. EP hazırlıyoruz, henüz bir yerde sahneye çıkma uğraşımız olmadı. İki üç yıl sonra sosyal mecralarda en fazla 30.000 takipçimiz olur, sahne aldığımızda da en fazla 100 kişiye çalarız gibi hissediyorum. Yaklaşık 40 adet şarkımız var, 10 tanesi çalınacak düzeyde. Akademik anlamda yapıbozumcu dil kuramları üzerine çalışıyorum, ve dil meselesi üzerinden dile ve onun yarattığı 'gerçeğe' karşı bir konsept oluştu ister istemez, şarkı temaları 'dile veda' üzerine kurulu ve bestelerde de nesnel karşıtlık yakalayabiliyoruz artık, aynı şeyi kayıt ve miks sürecine de yansıtmaya çalışıyorum, beste ve söz çıkış anlarına kesinlikle müdahale etmiyor, düzeltiye girmeden bilinç akışı çıktılarının okumasını sonradan yapıp ona göre düzenleyip kayıtlar alıyorum. Cover çalımına kesinlikle karşıyız, müziğimizi bu gibi piyasa dayatmalarına maruz bırakmamak için farklı işlerde çalışıyoruz. Evde kurduğumuz küçük bir stüdyo var, şu anda dört şarkılık bir ep hazırlıyoruz, kayıt, mix ve videoları kendimiz yapacağız. Müzik yarışmalarına ve ödüllere kesinlikle karşıyız. Dinleyicilerle ilgili bir beklenti kurmadık henüz kafamızda, mekanların ise profesyonel olmasını dileriz. Ben Grebula olarak sanki tutucuyum, müzik yapmaktan ziyade kafamdaki duyduğumu aktarmak derdinde olduğum için, aslında en çok sadece şarkıların çıktığı ana en çok kıymet verdiğim için bazı yapıcı fikirlere bile çok katı olabiliyorum, Serhat daha rahat, müziği çoğaltacak herşeye çok açık ama ben kafamda duyduğumu duyana yada duyurabilecek kıvama getirene kadar kimseyi görmüyor ve dinlemiyorum. Ülkede maalesef müzisyenler Türkçe söz yazmada çok yetersiz, kendimi bu anlamda çok avantajlı buluyorum, müzik hayat akışımızın içinde olduğu için de bence çok samimi, hayatında daha hiç prova almamış bir oluşumdan bahsediyoruz, evde edebiyatın ve gitarların yeri çok büyük, organik bir müzik söz konusu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/35-bbi-yerli-ansızın-bi-infilak/", "text": "Çok fazla, bir tarza bağımlı kalmak gibi bir niyetimiz yok o bakımdan şu an aslında Bağımsız Türkçe Sözlü Müzik ve/veya Türkçe Indie-Rock olarak adlandırabiliriz. Tabi ağırlıklı baktığımızda batı tarzlı ve Rock & Blues altyapısını Türk ezgilerine daha modern bir şekilde uygulamaya çalışıyoruz. Jimi Hendrix'e bu soru sorulduğunda; rock-blues-jazz-funk ve kilise müziği yapıyoruz demiş. Aynı mantıkta müziğin sadece bir türe sığdırılacak kadar sığ olmadığını düşünüyoruz. Aslında tam olarak 70'lerin kayıp, saykodelik bluesrock tarzını, Türkçe sözler ile kaynaştıran ve modern indie rock esintileri ile zenginleştiği bir tarz peşindeyiz, amacımız bu ama yaptığımız müzik çıkan iş ne kadar buna uygun oluyor göreceğiz. - Emre Yasak'ta mikrofon, - Onur Gülanber'de elektro gitar, - Barış Eskikaya'da Klavye, - Muratcan Balçık'ta Bass gitar - Kaan Yol'da ise davul var. Şu an Ansızın Bi' İnfilak'a yoğunlaşmış ve tüm vaktimizi, odağımızı buraya ayırmış bulunmaktayız. Şimdilik başka proje yok ama ileride birkaç projede yer alma fikri var. Grubun temelini oluşturan eski indie-cover grubumuzunda sahne aldığı yerleri katmak isteriz, zira Ansızın Bi' İnfilak olarak henüz sezon bitimine denk gelmesi nedeni ile Haziran 2016'da Mask Live Club'ta verdik. - Mask Live: 4.5 - Salon İKSV: 2 - Mojo: 4 - İTU FEST: 3 - Bebek Şenliği 2013: 1 - Shaft: 2 - Monc Live: 3 Sahnede kullanılan malzeme %90 oranında provada bile kullanılmayacak kadar kötü. Kendi malzemenizi getirmediğiniz taktirde iyi ses çıkartmanız imkansız. İlgili sesçi/tonmayster olarak bulunan kişilerin %70'i yetersiz, ukala, ilgisiz. Müzik direktörü adı altında görüşülen kişilerin ekseriyetle müzik bilgisi ve profesyonelliği çok eksik. Mekan sahipleri veya işletmeciler ise basit bir dükkan işleten, ticaret yapan esnaf mantığında kişilerden oluşuyor. Canlı müzik ve bu müziği icra edenleri bir kazanç biçimi olarak görmek yerine 2. planda tuttukları için başarılı olamıyorlar ve bu durumda müşteriler mekan sahipleri ve müzisyenlerden oluşan bu bileşimdeki herkes mutsuz oluyor. Evet çıktık, Üniversite festivaline katıldık ilk sene her şey mükemmeldi organizasyon teknik ses vs, ancak ikinci sene grup sayısını artırınca hem organizasyon hem de teknik ve ses anlamında kötü bir organizasyon yaşandı. Başka bir belediyeye yapılan ve isimli bir organizasyon firmasının yaptığı şenlikte ise tam bir kaos yaşandı. Sanırız bu işin en önemli kısmı organizasyon da bitiyor, teknik ses vs gibi konular bu tip organizasyonlarda bir şekilde iyi hale getirilir ancak organizasyon kötü olunca kurtarmak mümkün olmuyor. Bunu çok iyi yapan yerlerin organizasyonları yapması lazım. Ancak ülkede her konuda olduğu gibi bu işi de eş dost hatır tanıdık vasıtası ile her bilen bilmeyen yaptığı için bu sonuç aslında kaçınılmaz oluyor. Bu tip organizasyonları düğünü de yapan veya belediyenin kermesini de yapan organizasyon şirketleri/ kişileri yapmaya kalkarsa bu şekilde olur. Bu işinde bir ruhsatı, şartları, kuralları olmalı her önüne gelen konser festival düzenlememeli. Açıkçası biz çok profesyonel olarak ilerlemedik. Yani menajer başvuru yarışma vs gibi ilerlemedik. Biraz çevremizi kullandık diyebiliriz, işler çok profesyonelden daha çok bu şekilde yürüyor. Henüz çok yeni bir grubuz; o yüzden seyirci, dinleyici konusunda çok bir geri bildirim vermek doğru olmayabilir. Yine de tanıdıklardan dürüstçe yorum yapanların katkısı olduğunu düşünüyoruz. Ancak bazen İstanbul dışı şehirlerden veya internet ortamlarında ciddi yorumlar alıyoruz. Bu bizi çok sevindiriyor; çünkü tepki almak bu işin dikkate alındığını ve dinlendiğini gösteriyor. Önemli olan da bu. Bunun katkısı mutlaka oluyor. Kişisel bağlantılarımızı kullanmaya çalışıyoruz. Bazen de sıfırdan bağlantı kuruyoruz. Şu sıra mevsim itibari ile çok bir çabamız yok ama sezona girerken yoğunlaşacağız. Doğru insana doğru şekilde yaklaştığınız zaman sahne alınamayacak yer yoktur ama bu iş yorucu bir iş. Hem üretim yapıp hem bunlarla uğraşmak insanı yoruyor ve asıl yapmamız gereken kısım olan müzikten uzaklaştırıyor. O yüzden bu işler profesyonel anlamla yapılmalı. Belirli bir yaş gurubu, cinsiyet veya şu türü şu grubu dinleyen bizi de dinlesin gibi bir hedef belirlemedik ancak özellikle 17-40 yaş arasına hitap ettiğimizi düşünüyoruz. Aslında hedef kitlemiz şu; bizi ulaşabildikleri yerden dinleyenler, takip edenler ve en önemlisi konserlere gelenler. Şu anda hali hazırda iki parça yayınladık. Çok yakında 3. yü de yayınlayacağız, Bizce güçlü ve farklı parçalar. Müzikte bir yerlere gelebilmenin biraz samimiyet ile ilgili olduğunu düşünüyoruz. Eğer şarkıları yaparken ve çalarken ki samimiyetimizi dinleyenlere de geçirebilirsek, bağımsız müzik alanında Ansızın Bi' İnfilak isminin sağlam bir yer edineceğini düşünüyoruz. Bunun harici bir yerlere gelebilmek yaptığımız müzikten bağımsız olarak etkisi olan temel faktör açıkçası sesini duyurabilmek ve kolayca ulaşılabilir olmak. Dünyanın en güzel parçasını yapsanız bunun etkisi %30 ama bunu insanlara duyurabilmenin etkisi bizce %70. Sesimizi duyurmayı başarınca iyi yere geleceğimizi düşünüyoruz. Kendi şarkılarınızı yapıyorsanız ve onları izleyiciye dinletmek amacındaysanız bu çok mantıklı değil. Mekan sahipleri ile sahne almadan önce çok açık ve net şekilde amacınızı ve ne çaldığınızı, ne zaman ara vereceğinizi anlatmak gerek. Aksi halde mekan sahipleri o geceyi kurtarmak, daha fazla içki satmak, insanları daha uzun mekanda tutmak gibi parasal kaygılar ile yaklaşarak sizi bunları gerçekleştirmede bir araç olarak kullanmak ister. Sizleri her hafta orda çalan bar gurubu olarak görmemeliler. Öyle görüyorlarsa zaten bu cover işini hakkıyla yapan birçok profesyonel cover grubu var; sizle değil onlarla çalışmalılar. Bunu mekan sahiplerine bu şekilde anlatmak ve aradaki çizgiyi net olarak çizmek gerek, o zaman böyşe bir istekte bulunmayacaklardır veya sizinle çalışmayacaklardır. İlgili kişilerin kim olduğunu öğrenip onlara telefon, email veya yüz yüze ulaşarak hallettik. Özellikle mekanlara giderek yüz yüze derdinizi anlatırsanız başarılı olmamanız için bir neden yok. Açıkçası her şarkı kendi özelinde ayrı bir tasarım. Ayrı bir hikayesi ve sesleri var. Ama genel olarak şarkı sözleri; gündelik hayatta yaşadığımız şeylerden, bazen bu dünyada var oluşumuzu sorgulayan ya da çok basit, herkesin en az bir kez başına gelmiş durumları eğlenceli sade bir dil ile anlatan sözler. Mümkün olduğunca çok derin mevzulardan veya edebiyattan kaçmaya çalışıyoruz. Çok güçlü bir klavye ve gitar soundumuz olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bu iki enstrümanı bir arada uyumlu biçimde kullanmanın grubun sounduna zenginlik kattığını düşünüyoruz. Yapay efekt ve tonlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyoruz, doğal ve bu müziğin iyi örneklerin de bulunan doğal ve eski güzel seslerin peşindeyiz. Özellikle bunu yurt dışında çok başarılı bir biçimde yapan gruplardan biri The Black Keys diyebiliriz. Var ilk singleımız Alice Harikarlar Diyarında 22 Nisan'da ve yaklaşık 3 hafta sonra ise Sıkılmış Macun, Diş Fırçan isimli 2. single'ı yayınladık. İlk albümü ise sonbaharda çıkartmayı planlıyoruz. Kayıtları bazen başka stüdyoda, ağırlıklı olarak ise Seyrantepe'deki kendimize ait stüdyoda alıyoruz. Gerçekten zorlu bir aşama, doğru ekipman ile doğru yalıtılmış ortam ile en iyi biçimde kayıt almak gerçekten bir müzisyen için epey zorlu ve yorucu bir süreç. Kayıt çok önemli; çünkü kayıt ne ise aslında siz osunuz. Yani aslında konserleri ve sahnedeki performansımızı düşünerek kayıtları almaya çalışıyoruz. Kayıtlarda en son teknolojileri kullanıp her türlü hatayı kapatıp mükemmel bir kayıt peşinde olmaktan çok, sahnede provada çaldığımız hali ile şarkıları samimiyetle ve doğal halleri ile kayıt edip, seyircinin kaydı dinlerken de bu samimiyeti hissetmesini ve konsere geldiğinde ise aynı kayıttakine benzer bir sound bulmasını arzuluyoruz. O yüzden kayıtta ne isek, gerçekte de sahne de biz oyuz. Hayır katılmadık. Ancak çok sıcak bakmıyoruz. Sizin müzik yaşamınız boyunca uğraştığınız ve ortaya çıkardığınız sanatın, jüri olarak adlandırılan büyük sanatçılardan ve müzik otoritesi olarak isimlendirilen abiler ablalar tarfından beğenilip beğenilmemesine, yani olayı onların beğenisine sunulmasından ibaret olması fikri çok hoş değil. Ama bu festival tadında olsa ve sesinizi duyurmak isteyeceğiniz bir kitle orada olsa ve onlara şarkılarınızı çalsanız daha manalı olurdu. Uzun yıllardır süregelen yarışmalar var ama bir bakıyorsunuz içeride eş dost diğer grubun arkadaşları 50 kişi var, zaten juri de 20-30 kişi, hal böyle iken çokta sesinizi duyurmuş olmuyorsunuz. Bizce çok daha büyük sponsorlu ve ucunda ciddi bir sesini duyurma şansı olan ödüller olmalı. Bir davul seti vermekle veya 5 Bin TL'ye büyük ödül demekle bu işlerin sanatçıya katkısı zor. X filmin müziklerini veya bağımsız olarak albümü yayınlama şansı, x festivalde çalma şansı gibi ödüller çok daha manalı. Kesin olarak bir yarışmaya katılmayız demek istemiyoruz ama şu an için öyle bir amacımız yok. Aslında tek dileğimiz aldıkları ücretleri hak etsinler. Sonuçta her ticari işletme gibi profesyonel anlamda bir hizmet veriyor ve karşılığında para alıyorlar. Herkes işini ciddi yapmalı, hakkını vermeli. Ama çoğu stüdyoda bu işin hakkı ile yapılmadığını görüyoruz. Biraz isim yapmış bir müzisyen ile ilk kez kaydını alan bir grup aynı yerde stüdyoda kayıt alıyorsa her ikisi de aynı ücreti veriyorsa, stüdyolar her ikisine de eşit yaklaşmalı ve o işin hakkını vermeli bu mekanlar içinde geçerli. - Dinleyici Beğeniyorlarsa belli etmeleri, dans etmeleri, eşlik etmeleri, özgür hissetmeleri, sadece yanındaki ile sohbet için dışarı çıktılarsa canlı müzik olmayan mekanları tercih etmeleri. - Mekanlar Gruplara tek seferlik olarak bakmamalı. Kendi ticari kaygılarını da dikkate alarak dürüst olmaları. - Organizatörler Festivallerde her zaman kitle çekecek büyük headliner sanatçıların yanında, ismini duyurmak isteyen grupları da seyirci ile tanıştırmayı görev edinmeleri. - Müzisyenler Daha çok ve daha iyi müzik üretmeleri Orada bizce müzik yazarları ve blogları 3'e ayrılıyor. 1- Yeni oluşumları çokta önemsemeyen, zaten belli bir yer ve isim edinmiş sanatçıları övmekle yetinen, bu sayede ismi müzik yazarı veya güvenilir müzik blogu olmuş yerlere; bunlara çok diyecek bir şey yok. Popülist ve göze hoş gözükme kaygıları ile onları baş başa bırakmakta fayda var. 2- Alternatif, bağımsız, yeni, modern veya adı ne olursa olsun yeni ve bilinmeyen müzikleri, türleri ve bunu icra eden müzisyenleri destekleyen veya destekler gibi görünenler. Bu arkadaşlar aslında konuya iyi girmek ve hakim olmak ile beraber çoğu zaman çok fazla batı müziği piyasası hayranlığı/özentiliği ve entelliğin abartılması veya farklı olmanın çabası sonucu aslında amaçtan uzaklaşıyorlar. Kendilerini Londra'da sandıkları oluyor. Tamamen özgün de olsa, sadece batı müziğinin kopyası olan işler veya projeler dışında yazmıyorlar. Türk ezgileri veya klasik bazı ögeler barındıran işleri farklı veya yeni olarak görmüyorlar veya desteklemiyorlar. Özellikle yazdıkları isimler bir bakıyorsunuz zaten bir ortamdan samimiyeti olan tanıdıkları kişiler ve sürekli aynı isimleri tanıtıyorlar sanki projenin içindeler. Kendilerine ulaşanları ya dikkate almıyorlar ya da kibarca reddetiyorlar. Bunlar sadece belirli bir kesime hizmet ediyor. Bizi kızdırırlarsa tek tek isimlerini açıklarız:) Şaka şaka o kadar kötü değiliz, bir derdimiz varsa yüzlerine söyleriz. 3- Son olarak gerçekten tam anlamıyla alternatif veya bağımsız veya yeni, farklı müzik kelimelerinin anlamını bilen ve gerçekten elinden geldiğince amatör ruh ile bu yeni sanatçıları tanıtmaya çalışan çok çok az sayıda müzik yazarı ve blog var. Şu an her şey olumlu gitmek ile birlikte grup işinde en önemli şey kadroyu bir arada tutabilmek ve sabırlı olmak. Olumu bulduğumuz yönleri bizin dile getirmesi ne kadar doğru olur bilemiyoruz. Ama mümkün olduğunca hem söz hem sound anlamında sade ama dolu. Melodi ve akor dizilimi ve şarkıların bölümleri anlamında mümkün olduğunca zengin bir yapı kurmaya çalışmanın olumlu olduğunu ve şarkıları sıradan olmanın dışına çıkardığını düşünüyoruz. Grubun geleceği yeri tahmin etmek çok güç ama amacımız çok daha fazla çalışarak çok daha iyi müzisyenler olabilmek ve daha iyi şarkılar üretebilmek. Sonrası biraz şans ve insanların beklentisi ile sizin ürettiğinizin uyması. - Youtube: https://www. youtube. com/cha... - Spotify: https://open. spotify. com/artis... - Soundcloud: https://soundcloud. com/ansizinbirinfilak - Facebook: https://www. facebook. com/ansizinbirinfilak/ - Instagram: https://www. instagram. com/ansizinbirinfilak/ - Twitter: https://twitter. com/ansznbirinfilak - Bandcamp: https://ansizinbirinfilak. bandcamp. com/ - E-mail: ansizinbirinfilak@gmail. com / bilgi@ansizinbirinfilak. com Ne dinliyoruz? kimlerden ilham alıyoruz ? Biraz klasik bir soru ama önemli bir soru bizce bu soru olmalı. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/36-bbi-yerli-koma-redakte/", "text": "- Alf: Vokal - Selim: Vokal - Nek: Vokal - Erdem Ecevit (2E): Davul - Anıl Mert Filiz: Bas Gitar - Cem Aydın Kulaz : Lead Gitar - Ege Özseyhan: Ritim Gitar & Geri Vokal - Hamit Apuhan: Tuşlu Çalgılar - Don Kişot İşgal Evi 5.0, - CineBow 4.2, - Balcony TV 5.0, - Kadıköy Yoğurtçu Parkı 2.0. SAE Audio Engineering'in çatısında çekimi yapılan Balcony TV hariç diğer saydığım sahnelerin hepsinde monitör kapalıydı maalesef. Neden bize monitör açılmıyor ki? Feedback'e bile razıyız halbuki. Onun dışın da bir de tonmaister tabii. Yakın zamanda gruba iyi bir sesçi almamız lazım. Genelde gayet keyifli geçiyor aslında fakat Yoğurtçu Parkı sahnesinde üzülerek söylüyorum ki hiçbir şekilde hak etmediğimiz bir muamele ile karşı karşıya kaldık. Tamam ünlü değiliz falan ama insanız be kardeşim. Almadık ama az önce de belirttiğim gibi bu yıl Zeytinli Rock Festivali Keşif Sahnesi'nde çalıyoruz! Yeho! Alın teriyle kazanmak bu olsa gerek. Biz bir single yayınladık, ismi Komalisyon. Bu single bize hiçbir getiri sağlamadı maddi olarak gerçekten. Fakat biz bunu değerlendirmek istiyorduk; çünkü kendimize güveniyorduk. Zeytinli böyle bir bildiri yayınlayarak kayıt topladı milletten falan, ben de yolladım bu şarkıyı umutsuzca. Sonra bir telefon, Alf bey, finale kaldınız! Tebrik ederiz, finalde çalın lütfen. Sonrası da inanılmaz bir şekilde finali geçmemizle sonuçlandı. Bin şükür! Valla bir monitörle olmuyor bu işler. Açıkçası provaları kendi prova stüdyomuzda yapmaya çalışıyoruz olabildiğince; lakin bir mikser sipariş ettik, o gelince daha sağlıklı olacağız. Şu anlık değişiyor. Bazen kendi evimizde, bazen deplasmanda yapıyoruz provalarımızı. Ama Stüdyo Sunburst'ten çok memnun kalmıştık mesela.. - Dinleyici: Bilinçli olup anlam arasınlar, birleşsinler, ve umut dolu baksınlar geleceğe... - Mekanlar: Abi havalandırma yok mu burda? - Organizatörler: Lütfen sıraları karıştırmayın festival gibi şeylerde, sonra mağdur oluyor ve güneş altında eriyoruz... - Müzisyenler: İçinizden geleni yapın, tutmasa da olur. severler mutlaka!... - Diğer: Abi çok iyi hissediyorum. Bir Baba Indie, listelist, Dikkat! Müzik en sevdiğimiz üç blog diyebiliriz. Bütün arkadaşlar işinde gücünde, gayet kendi öznel hissiyatlarını yazmakla meşgul. Günden güne çoğalıyor, gelişiyor. Ne mutlu! Çok seviyoruz. Olumsuz bulduğumuz bir yanı pek yok aslında. Gül gibi geçinip gidiyoruz halbuki. Benim şu an aklıma bir şey gelmiyor gerçekten. Ama mesela şey olabilir bak; grup içinde şakanın dozunu fazla kaçırıp ciddiyeti kaçırmak falan. Bizimkiler fazla şakacıdır ayıptır söylemesi. Ama o da zamanla oturur diye inanıyoruz. Bu ikinci örnekte verdiğiniz bas gitar muhabbeti gibi düşünebiliriz mesela; müziğin bize verdiği tüm nimetleri kullanmaya çalışıyoruz. Her tarzın üzerine rap yapıcaz desek inanmazsınız ama yapmayı planlıyoruz işte. Albüm geliyor. Yakındır bu arada. Kayıtlara başlamadık ama olsun. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/37-bbi-yerli-cihan-sevil/", "text": "- İlk aklıma gelen elektrik kaçağı olan mikrofonlar, - Ekipmanlara çok hakim olmayan teknik elemanlar, - Sahnede çiçek gibi açılan mikrofon ve klavye ayakları, - Ekipman sayısında olmayan monitör sayısı. Genelde öğrenciler gördüğüm kadarıyla. Repertuara yeni eklenecek şarkılar konusunda tavsiyelerini dinliyoruz. 1 albümümüz var 10 şarkıdan oluşmakta sahnede 4-5 adet beste çalıyoruz. Şarkı şarkı ayırmalı bence bu soruyu. Mesela Güzeller Erken Gitti şarkısı 27'ler kulübüne yazılmış bir şarkı. Başlamadan geriye ise başlamadan biten bir aşk hikayesi. Hani miş gibi olan ama aslında hiç olamayan. Cover çalmak aslında hoşumuza gidiyor. Sevdiğimiz grupların sevdiğimiz şarkılarını repertuarımıza eklemeye gayret ediyoruz. 2014 Kasım ayında Güzeller Erken Gitti adlı albümümüz yayınlandı Arpej Müzik'ten. Kayıt aşaması gerçekten çok zor ve beyninizi full kurcalayan bir süreç. Yaptığınız kaydı bir kaç gün hatta bir kaç saat sonra tekrar dinleyince bile acaba gitar tonu olmamış mı? diye düşünüyorsunuz ve bu süreç hiç bitmiyor. Ta ki biri çıkıp da abi yapma gel delirdin iyice git tatile filan çık diyene kadar. Temiz ses alabilmek ve bu yapılana kadar bir arkadaşın stüdyoda bu konuda bize yardımcı olabilmesi. Yoksa dip sesten birşey anlamadan 2 saat çalıp, 10 dakika sonra biz bugün ne çalmıştık ya diye düşünüyorsunuz. Geçen sene Zeytinli Rock Fest. elemelerine katılmıştık. Çok farklı tür müziklerin olduğu bu tarz etkinlikler yarışma gibi düşünüldüğünde çok anlamlı değil aslında. Ama gelen dinleyicilere müziğinizi tanıtmak ya da etkinliğe katılan diğer müzisyenler ve müzik adamlarıyla tanışmak için iyi olduğu söylenebilir. Dinleyici: Farklı müzik ve seslere ilgilerini kaybetmemeleri hatta arttırmaları. Mekanlar: Bu akşam işte şu bu çalsın, seyirci getirsin diye yatmayıp etkinliği tanıtmaları. Organizatörler: Sadece etkinlik yapıp günü doldurmaya çalışmamaları. Müzisyenler: Sadece bir yerde çalmak için alel acele sahneye çıkmamaları. Bir çok önemli sayılacak yazar maalesef yeni oluşumlara karşı ilgili değiller onlar bakıyorlar ki Metallica albüm çıkarsın da bende onu yazayım ve bu kısır döngü aslında en çokta kendilerine zarar veriyor. Çünkü bu sayede yeni çıkan müzisyenlerin tanınmaları çok zorlaşıyor. Bu tanınma zorlaştıkça da müzik yazarlarının yazabileceği konu sayısı otomatik olarak azalmış oluyor. Müzik yapmak maddi anlamda çok karşılığı olan bir iş olmadığı için Türkiye'de, beraber müzik yaptığınız insanlar maalesef sıklıkla değişebiliyor. Müzik harici bir iş yapma zorunluluğu ve bu iki durumu beraber edemeyecek durumlar oluştuğu zaman maalesef gruplarda çok fazla müzisyen değişimi olabiliyor ve bu olduğunda bir çok şeye baştan başlamak zorunda kalabiliyorsunuz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/38-bbi-yerli-ancak-ve-ancak/", "text": "Indie, Alternatif Rock. Etkilendiğimiz Gruplar; Bombay Bicycle Club, The Killers, Arcade Fire. Yaşar Üniversitesi Bahar Şenlikleri, İYTE Bahar Şenlikleri ve Epifoni Spring Fest'de sahne aldık. Kişisel temaslarla çalmak istediğimizi ilettik ve bizi olumlu karşıladılar. Umarız daha çok festivalde sahne alırız. Doğal olarak başta arkadaş çevremiz katılıyordu ama grup konserlere devam ettikçe arkadaş çevresinin dışında bir kitle oluşmaya başladı. Hepsini tekrardan teşekkür ederiz, heyecanımıza heyecan katıyorlar. 20 bestesi var ve 12 tane çalınabilir. Sıcak bakmıyoruz. Her şeyden önce biz bir beste grubuyuz bir şey yaratmaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar yayınladığımız, Nerdesin ve Küserim isimli iki single var. Titizlik, samimi ve sadelikle yaptık. İzmir özelinde konuşacak olursak prova stüdyoları genel olarak ses sisteminde yetersizler ve bir dengesizlik mevcut. Sesleri istediğimiz kadar iyi duyamadığımız zamanlar oluyor. Hayır katılmadık ve katılmaya da sıcak bakmıyoruz. Dinleyici: Öncelikli olarak hala dinlemeyenler için bize bir şans verip dinlemelerini bekliyoruz. Müzisyenler: Bizi dinleyip olumlu/olumsuz geri dönüşleri. Şimdilik bir olumsuzluğumuz yok son derece samimiyiz ve bundan kaynaklı bütün problemleri halledebiliyoruz. Samimiyiz, arkadaşız ve hepimiz enstrümanlarımızı son derece iyi kullanıyoruz. Yaptığımız müziğe sonuna kadar inanıyoruz ve iyi yerlerde olacağımıza inanıyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/39-bbi-yerli-ahmet-kalabay/", "text": "Babylon. Çünkü trompet ve trombon eşliğinde kaydedilmiş bir albüm ve Babylon'da Erik Truffaz ve İlhan Erşahin gibi sanatçıları dinlemeye gittiğimde kendi müziğime yakın buluyorum. Tabii albüm yurtdışında kaydedildiği için burada yeni bir ekip kurma aşamasındayım. 5 Ağustos 2016'da albümüm çıktıktan sonra düşünmek istiyorum. İlgi görmez ise mekanları zorlamak istemiyorum, illa beni çıkartın diye. Kasım ayında ikinci albümümü çıkartmayı düşünüyorum, bu dönemde olacağanca üretim yapmak istiyorum. Talep gelirse değerlendireceğim. İşte bu en kötüsü bence. Sıfır beklenti içerisindeyim. Hiçbir zaman benim müziğim çok güzel 1.000.000 satmalı gibi bir kafaya girmem giremem. Bunu yaşayan arkadaşlarımıda uyarıyorum her zaman. Bu müzik iyiyse takdir görecek ve bir yerlere gidebilir, değilse benim için oturup aynaya bakmak düşer. Cover konusu önemli. Fakat cover yaptığım bir şarkıyı kendi tarzımda yorumlayamıyorsam anında bırakırım. Maalesef Türkiye'de pop şarkılarına hiçbir karakter katmadan sunan gruplar oldu. Bu sebeple ortaya kendi sound'umu koyamazsam çalmam. İlk albüm için 6 şarkı hazırladım. İkincisi için ise 3 tane hazır henüz. Yarın sabahlayarak 9/9 la çıkarız. Müzik tamamiyle hikayeler anlatıyor. Okuduğum kitapların hikayeleri daha çoğunlukla. Bazen mutsuz bazense çok pozitif yerlere götürmeye çalıştım. Cover'lar kendi tarzımı parçaya katabildiğim sürece olumlu. Polonya'da ilk albümümü kaydettim. Oradaki müzisyen dostlarımla inanılmaz bir sinerji yakaladık. Beni çok iyi anladılar ve 2 günde 6 parça orada üretilip çalındı. 5 Ağustos 2016'da dijital marketlerde olacak. Her zaman kendi stüdyomda çalışıyorum. Mükemmel birşey. O dönemi atlattığım için mutluyum. Hayır. Müziği yarıştırmaya her zaman karşı çıktım. Dinleyici: Bir kişi bile gözünü kapatıp anlatmak istediğimi anlarsa bana yeter. Müzisyenler: Çok tembeliz, daha çok çalışalım. Henüz bir yazar yada blogla iletişime geçmedim. Olumsuz yanı tek olmam. Bunun Türk müzisyenlerle donatılmış bir gruba dönüşmesini çok isterim. Olumlu yanı müziğin devamlı bir yerlere gitmesi sanırım. Üflemelilerin derdimi anlatması. Hep başkalarını bekledim, artık hareket vakti. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/3rd-secret-yeni-albumu-2nd-3rd-secreti-paylasti/", "text": "3rd Secret ikinci stüdyo albümü 2nd 3rd Secretı dinleyicileriyle paylaştı. Şimdiyse efsane isimlerden oluşan grubun yeni albümünü dinleme zamanı. Nirvana, Soundgarden ve Pearl Jam üyelerinin yer aldığı grunge türünde müzik yapan grup 3rd Secret, sessiz sedasız 2nd 3rd Secret isimli yeni albümlerini paylaştı. Grup, yeni teklisi Ditch'in yayınlanmasının ardından geçen hafta yeni albümünü piyasaya sürdü. 3rd Secret üyeleri gerçekten de grunge adına çok önemli isimler. Grup; basçı Krist Novoselic, gitarist Kim Thayil ve baterist Matt Cameron'ın yanı sıra Bubba DuPree, Jillian Raye ile Jennifer Johnson gibi şarkıcıları da içeriyor. 3rd Secret, Nisan 2022'de kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkarmış ve aynı ay Seattle'daki Museum of Pop Culture'da ilk canlı performansını sergilemişti. Bu yeni grubun çalışmalarını ve önemli isimlerin bizlere neler sunacağını gerçekten merakla bekliyoruz. 40 dakikalık yeni albüme ve teklinin canlı videosuna buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/4-elementin-gucu-elemental-sound-festivalda-toplaniyor/", "text": "Yaz günlerine hızla yaklaştığımız şu günlerde, 14 Temmuz Cumartesi günü Bodrum Xuma Village'ın koyunda gerçekleşecek yeni festival Elemental Sound, ilk açıklanan isimleriyle şimdiden meraklarımızı cezbetti. Genç yaşında çıkardığı Times albümü sonrasında dikkatleri fazlasıyla çeken Hamburglu elektronik müzik prodüktörü David August, melodik ve melankolik Avusturyalı tekno ikilisi HVOB, Syria parçasıyla tanıdığımız, müziğindeki doğu ezgileriyle ayrıca sevdiğimiz Hollandalı prodüktör Unders, sokak müziği denince aklımıza gelen ilk isimlerden olan, müzikleriyle Orta Doğu'nun kültürel füzyonunu oldukça iyi yansıtarak birçok ülkeye müziklerini ulaştırmayı başaran Light in Babylon, geçtiğimiz günlerde son albümleri Rest in Space'in partisiyle tekrar tekrar dinlediğimiz ve dinlemeye doyamadığımız Islandman, geçtiğimiz yıl yayınladıkları Horizon EP'siyle birlikte 3 kişi olarak yolunda devam eden, yerli sahnemizin synthwave ve electronica güzelliği Mind Shifter olarak şimdiden takvimlerdeki yerini aldı bile. Avantajlı bilet satışları Biletix'te satışta olan festivalin, programına eklenecek yeni isimler için takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/40gecenin-buradan-cikis-yok-yeni-albumu-yayinda/", "text": "Türkiye'nin elektronik rock sahnesinin nadir gruplarından biri olan 40gece, yeni albümü ''Buradan Çıkış Yok''u yayına aldı. 40gece'nin yeni albümü Buradan Çıkış Yok, konsept bir hikaye anlatılmasıyla birlikte ismiyle de paralel şekilde ana temasına esareti koyuyor. Konsept albüm ayrıca ilk albümden farklı olarak konseptin dışında kalan parçaları da içerisinde barındırarak 40gece'nin kompozisyon ve söz aralığını genişletiyor. Ayhan Asar'ın sözlerini yazdığı, Ilgaz Fakıoğlu'nun müziklerini yaptığı ''Buradan Çıkış Yok''un mix ve mastering'inde Burak Ataş'ın imzası bulunuyor. Kapak tasarımı Ethem Onur Bilgiç'e ait olan albümde, 40gece'nin kendine has elektronik rock sound'unun yanı sıra electronic-new age, synth-rock ve dark trap gibi çeşitlilikler de bulunuyor. Albümde öne çıkan parçalarından biri olan Açıl Susam Açıl, Emrah Tümer'in yarattığı senaryo ve karakterlerle birlikte konsept bir animasyon kliple yayınlandı. 40gece'nin yeni albümü ve albümden Açıl Susam Açıl parçasına yayınladığı video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/5-bir-baba-indie-yerli-neigh-pupil/", "text": "Soft indie rock olabilir sanırım. Biraz Arctic Monkeys, hafiften The Strokes, belki azcık The Last Shadow Puppets desek çok yanlış olmaz. Üniversite festivallerinin alternatif sahneleri. Hitap etmeye çalıştığımız genç kitleyle, en rahat iletişim kurulabilen platformlar üniversite sahneleri diye düşünüyoruz. Tek bir konser verdik bugüne kadar; o da Sofar İstanbul'da idi. Onun dışında şu an için aktif bir sahne arayışımız yok; zira kendimizi temsil etmek için yeteri kadar şarkımız yok şu an için. En azından yayınladığımız kadarıyla, dolayısıyla bir süre sahne aramaya ara verdik demek daha doğru olur. 18-30 yaş aralığındaki kitleye kendimizi sevdirmek istiyoruz. Yalnızca sağda denk gelince dinlenmelik değil de; bizi sevsinler, bizimle mutlu olsunlar, bizi takip etsinler, bizde kendilerinden bir şeyler bulsunlar istiyoruz. Onun dışında herkes dinlesin, mutlu oluruz insanların dinlemesinden. Valla adam gibi bir sahne performansı sergileyebilecek hale geldiğimizde ve sahnelerimizle yeni kitlelere ulaşabiliyor olduğumuzda alternatif müzik dünyasında ciddi bir yer edinmeyi umuyoruz. Üzerinde çalıştığımız, aslen yapmak istediğimiz müziği yansıtmaya çabaladığımız bir albüm var. Onu yayınladıktan sonra hayaller büyük; gelsin Glastonbury'ler, gitsin Coachella'lar. Cover yapmak bir grup için güzel bir fırsattır. Kendimizden bir şeyler katabildiğimiz coverlar yapacaksak ve bu coverlar kendi parçalarımızı gölgelemeyecekse yaparız. Önemli olan çalarken keyif alıyor olmamız. Yoksa hiç bulaşmamak en mantıklısı gibi. Sahne programımız hazır olmadığından ciddi uğraşlar içerisine girmedik. Bir kaç üniversite festivaline başvurduk, fakat bazı şanssızlıklar dolayısıyla sahne alamadık. Onun dışında Pozitif Live'a mail atıp bu sahne alma işlerinin nasıl işlediğini sorduk, fakat bir cevap alamadık. Şu an 15 beste var. Yarın çal derseniz 5 tanesini çalarız; full band olarak. Müziğimizle insanlara doğru şeyler hissettirebilmek istiyoruz. Yani keyifli bir şarkıda dolu dolu bir mutluluk, ya da hafif buruk bir şarkıda içten gelen o kırgınlığı paylaşabilmeyi hedefliyoruz. Enstrüman kullanımlarında da dikkat ettiğimiz husus bu. Yayında olan tek bir EP'miz var. Bu EP'de de elimizde var olan soft parçaları bir araya getirdik. Bunlarda da gitarların karmaşık işler yapmasından ziyade melodikliğini ön plana çıkarmaya çalıştık. Sözlerde de genelde basit ve anlaşılabilir olmayı ön planda tutuyoruz şu an için. Cover çalmak için şarkıya bizden bir şeyler katabilmeli. Yaptığımız coverda imzamızı bırakabilmeliyiz. Dolayısıyla dinlediğimiz ve çalarken keyif aldığımız şarkıları coverlıyoruz olası performanslar için; fakat şu ana kadar herhangi bir cover yayınlamadık, bir süre de yayınlamayı düşünmüyoruz. Sunrise Kingdom adında bir EP'miz var. Baktık ki cepte güzel yerlerde kayıt alacak para yok, varımızı yoğumuzu toplayıp bir ses kartı, bir kondenser mikrofon ve bir de Shure SM57 alıp kafa göz giriştik kayıt işine. Vokalimizin odasını sünger ve taş yünleriyle kaplayıp nispeten düzgün bir akustik yakaladık ve ardından başladık kayıtlara. Kayıtlar için kullandığımız bilgisayar 7 yaşında. Dolayısıyla çok zorlandık; halen de zorlanıyoruz. Bir de sesli çalamama sıkıntısı var. Malum semt hayatı, komşular falan. Dolayısıyla tamamen kendi çabalarımızla yaptığımız kayıt ve miks süreci çok zorlu geçti. Yine de sonuçta çıkan ürün insanı mutlu ediyor. Çabalarımızın karşılığını iyi kötü aldık diye düşünüyoruz. Bir stüdyoda kayıt almadık hiç. Fakat görüştüğümüz hemen hemen tüm stüdyolarda genel olarak çok yüksek fiyatlar ve bir umursamazlık sezdik. Prova stüdyolarında ise yaşadığımız yegane sıkıntı ekipman kaliteleriydi. Kendi ekipmanımızı taşıyamıyoruz her zaman. Bu yüzden ortalamanın üstünde ücret ödediğimiz bir prova stüdyosunda jak kablolarının dahi çalışmaması, genel disiplinsizlikleri işaret ediyor. Prova stüdyosundan ziyade bir kayıt stüdyosundan beklentilerimiz, yapmak istediğimiz işin saatlik ücretlendirmelerle kısıtlanmaması ve ortaya çıkarmak istediğimiz ürün için bize destek olacak, alçakgönüllü yaklaşacak stüdyo sahipleri ve çalışanları diyebiliriz. - Dinleyicilerden beklentimiz müziğe objektif yaklaşması. Şayet hoşuna gittiyse başka insanlara da ulaşmamıza destek olması. - Mekanlardan beklentimiz müzisyeni destekleyecek bir yaklaşım sergilenmesi ve grubun doğru lanse edilmesini sağlaması. - Organizatörlerden beklentimiz ise bizi, müziğimize en uygun kitlelerle buluşturabilecek güvenilir organizasyonlarla buluşturması. - Müzisyenlerden beklentimiz samimiyet, aynı dönemde aynı yerde müzik yapıyorsak ortak bir paydada buluşabilmeli, hiç değilse sohbet edebilmeliyiz. Tabii gönül ister ki farklı müzisyenlerle farklı projeler yapalım, beraber büyüyelim, güzel güzel işler çıkaralım; ve hepsinin kökeni yine samimiyet. - Diğer derken, insanlar müzisyenlere güzel yaklaşsın diye ütopik bir dilek dileyelim. Herkes mutlu olsun, güzel ve kibar davransın. Beklentimiz bu. EP'mizi çıkardığımız dönemde Bir Baba Indie dahil bir kaç müzik bloguna mail attık, yalnızca sizden bir dönüş alamadık. Zira yoğunluklarınızdan ötürü olduğunu yazınızda belirtmişsiniz. Onun dışında diğer tüm müzik yazarları çok olumlu ve samimi yaklaştılar. Bizi yayınlamasalar dahi tavsiyelerde bulundular. Genel olarak müzikle ilgilenen insanlar güzel insanlar sanıyoruz. Müzik blogları da bu fikrimizi doğruluyor genelde. Tek beklentimiz yerli müzisyenleri biraz daha fazla göz önüne çıkarmaları. Kim bilir ne müzisyenler vardır buralarda. Bu insanların incelemeleri yahut haberleri, diğer yabancı haberlerin arasında kaybolmamalı. Belki bloglarda yerli müzisyenler için sabit köşeler ayırılmalı. Yerli müzisyenlerin paylaşımları prime time denilen vakitlerde yapılmalı belki; tabi uygulanabilirlikleri tartışılır. Roxy Müzik Günleri'ne başvurup olumsuz bir sonuç aldık. Müzik yarışmalarının müzisyenleri ciddi bir şekilde motive ettiğine inanıyoruz. Lakin Türkiye'de bilhassa İngilizce sözlü müzik yapan ekiplerin yeterince yer alamadığını, alsa da yarışmaların ardından sürekliliklerini sağlayamadıklarını görüyoruz. Belki yarışmayı düzenleyenlerin daha ciddi ilgileriyle, daha iyi yerlere gelmeleri sağlanabilir. Şu an için yegane zayıf yönümüz canlı performanslar; bunun da sebepleri belli. Okul tempoları bizi çok geriletti yıl boyunca. Yaz sürecinde bunları bir nebze olsun aşmayı düşünüyoruz. Bunun dışında ilk EP'mizle asıl yapmak istediğimiz soundu pek yansıtamadık. Dolayısıyla yaz sonunda bitirmeyi planladığımız albümümüzde daha memnun kaldığımız bir sound yakalayabilmeliyiz. He bi de çok çalışmalıyız hepsi için. Genel olarak Türk alternatif müzik piyasasında eksikliğini hissettiğimiz Indie Rock boşluğunu doldurmayı amaçlıyor ve bu yönde çalışıyoruz. Şu an varolan İngilizce sözlü müzik yapan gruplar ya çok yumuşak, ya da çok sert müzik yapıyorlar diye düşünüyoruz. Şu an varolan şarkılarımızda pek hissedilmese de, üzerinde çalıştığımız şarkılarla bu boşluğu kapatıp farklı dinleyici kitlelerini ortak bir noktada buluşturabileceğimizi düşünüyoruz. Ek olarak, bas gitar nefis enstrüman. Biz de sabit baslardan ziyade melodik yapısıyla öne çıkan baslar kullanmaya özen gösteriyoruz. - https://twitter. com/neighpupil - https://www. facebook. com/neighpupil - http://neighpupil. bandcamp. com/ - https://soundcloud. com/neighpupil - http://youtube. com/neighpupil - http://instagram. com/neighpupil/ - http://www. neighpupil. com/ - neighpupil@gmail. com - Bunlara ek olarak iTunes, Spotify, Deezer, Tidal ve diğer tüm müzik platformlarında Neigh Pupil adı altında ilk EP'miz Sunrise Kingdom ile yer almaktayız. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/5-sanatci-ve-onlara-benzeyen-5-film/", "text": "Başrolünde Robert De Niro'yu gördüğümüz 1976 yapımı yalnızlığı benimsemiş film, Vietnam savaşının izlerini üzerinden henüz atamayan bir askerin, geceleri taksi şoförlüğü yaparak gördüğü kirli ve adaletsiz dünyaya uyum sağlamayı reddetme hikayesini anlatıyor. Filmin ana karakteri Travis Bickle travmalarla, yalnızlıkla ve varoluş sancılarıyla hayatının bir döneminde ya da hayatı boyunca yaşamak zorunda kalıyor. Kendisi alışagelmiş filmlerin aksine herkesin hayran olacağı karizmatik bir karakter değil. Sorunları olan ve yalnızlıkla boğuşup savaşan bir anti-kahraman. Bu etken kendisine yakın hissetmemizi ve onu anlamamızı sağlıyor. 'Yalnızlık, insana ne hissettirir? Yalnızlık, insana neler yaptırabilir? Yalnızlık insan için tehlikeli midir?' gibi soruların işlendiği film aklımıza normal olarak Radiohead grubunu getiriyor. Radiohead'in en popüler parçalarından birisi olan Creep, grubun solisti Thom Yorke'un Exeter Üniversitesi'nde geçirdiği dönem platonik hisler beslediği bir kıza karşı duruşu ve onunlayken kendisini bir Creep olarak görmesinden bahsediyor. Filmi izlerken Travis Bickle'ı da bir 'creep' olarak görmemiz çok doğal olsa gerek. Taxi Driver, 1970'lerin New York şehrinin sıkıntılı ve kirli atmosferini eleştiren bir film olarak biliniyor. Radiohead'in bazı şarkıları da modern yaşamın yüzeyselliğini ve toplumsal eleştirileri işlediği için her ikisi de şehir yaşamının acımasızlığına ve yozlaşmasına dikkat çekiyor. Hayata, topluma ve duygularına ait olamayan, yalnız olup yalnız hisseden ve bundan kurtulamayan karakterimizin bize aynı duyguları ve sorunları işleyen Radiohead ile benzerliğini görmemek imkansız bizce. Bu filmi izlememiş olsanız da sosyal medyada 'I love the Smiths' sahnesine rastlamamak imkansız bize göre. Filmimizin ana karakteri Tom bir tebrik kartı şirketinde yazar olarak çalışıyor. Bir gün patronunun yeni asistanı Summer ile tanışır. İlerleyen günlerde, bir karaoke gecesinde, Tom'un bir iş arkadaşı Tom'un Summer'dan hoşlandığını ağzından kaçırır. Aylar geçtikçe, Tom ve Summer yakınlaşır; fakat Summer Tom'a her fırsatta gerçek aşka inanmadığını ve ciddi bir ilişki istemediğini hatırlatmaktadır. İkilinin farklı istekleri ve fikir ayrılıkları yüzünden yaşadıkları tartışmalar eninde sonunda büyük kavgalara ve ayrılıklara yol açar. Filmin başından beri Tom'un Summer'a olan dünyalara bedel aşkının çok da karşılıklı olmadığını görüyoruz. Filmin müzik listesinde de yer alan The Smiths, şarkılarıyla bize Tom'un aşkını anlatıyor sanki. Tom 'Eğer iki katlı bir otobüs/ Bize çarparsa/ Senin yanında ölmek/ Ölmek için güzel bir yol/' diye düşünürken Summer'ın aşka inanmayışını görüyoruz. Smiths fans die young sözüyle ünlenmiş grup gerçekten de Tom'un bir yansıması gibi. Summer uğruna ölmeye hazır Tom'un içindeki neşenin ve hayat sevgisinin zamanla yok olup gitmesi üzücü. Aşkları yüzünden depresyonu yaşam tarzı haline getirenler melankoli sınırlarını zorlayanlar ve kalbi artık onaraılamayacak olanların dostu The Smiths, Tom'un favorisi olmayıp kimin favorisi olacaktı sanki. Film, filme adını da veren ana karakterimiz 16 yaşında sorumsuz, asi, hiperaktif ve eğlenceli genç bir kız olan Juno'nun arkadaşı Paulie ile yaşadığı ilişkiden sonra beklenmedik şekilde hamile kalmasını ve ardından verdiği kararları gösteriyor bizlere. Başrolde Elliot Page'i gördüğümüz film, onun haricinde Michael Cera, Jennifer Garner, Jason Bateman, Allison Janney ve J. K. Simmons gibi yıldızları da içeriyor. Juno'nun hamile olduğunu öğrendikten sonra bu genç yaşta bir bebekle ne yapacağını, Paulie'ye olan duygularını anlamaya çalışmasını ve hamilelik serüveniyle nasıl başa çıktığını görmek gerçekten bizleri eğlendirip içimizi ısıtıyor. Juno karakterinin bağımsız ve özgür yapısı, mizahi ve samimi duyguları, gençlik yolculuğunda kendini keşfetmesi ve filmin indie müziğe bulunduğu atıflar aklımıza Mac DeMarco'yu getiriyor. Juno filmi, karakterlerin esprileri ve doğal diyaloglarıyla öne çıkarken, Mac DeMarco'nun şarkıları da sık sık mizahi ve içten bir yaklaşımla karşımıza çıkıyor. Juno'nun bir anne adayı olarak yaşadığı zorluklar ve büyüme süreci ile Mac DeMarco'nun gençlik deneyimlerini ve kimlik arayışını anlatan şarkıları da bir paralellik gösteriyor. Juno filminin yönetmeni Jason Reitman da Mac DeMarco da kendi alanlarında bağımsız ve özgün bir sanatçılar. Bu da kendi vizyonlarını ve ifadelerini özgürce takip etmelerine olanak tanıyıp bizim karşımıza gerçekten özel eserler sunmalarını sağlıyor. Juno filmini izlerken, aşk, kayıp ve büyüme gibi evrensel temaları işleyen ve filmin de bizlere verdiği samimi duyguları şarkılarıyla verebilen Mac DeMarco akıllara gelen isimlerden bir tanesi oluyor. Lost in Translition Sofia Coppola tarafından yazılıp yönetilen başrolü Bill Murray ve Scarlet Johansson'un paylaştığı 2003 yılında çıkmış bir drama-romantik komedi filmidir. Film Bill Murray'in canlandırdığı Bob Harris karakterinin bir viski markasının reklam filmi için Japonya'ya gelmesiyle üniversiteden yeni mezun olmuş ve eşinin işi için Japonya'ya gelen Scarlet Johansson'un karakteri Charlotte ile karşılaşmalarıyla paylaştıkları ortak duyguları anlatıyor. 25 yıllık evliliğinde gerginlikler ve orta yaş krizinin ortasında bir reklam filmi için geldiği bu ülkede insanlarla aynı dili konuşmayan, gördüğü panoların hiçbirini anlamayan ve kültür şoku yaşayan Bob, kaldığı otelde sorguladığı evliliği ve gelecek kaygısıyla ünlü bir fotoğrafçı olan kocası John'a eşlik eden Charlotte ile tanışır. Birkaç kez daha karşılaşıp yakınlaştıktan sonra ortak duyguları paylaşan ve benzer durumları yaşayan ikili bizlere bu partide yalnız olduğumuzu hatırlatıyor. Yabancılaşmanın ve sosyal kopuklukların öne çıktığı bu alışagelmedik romantizm anlayışına sahip filmin Lin Pesto şarkılarıyla ortak noktalarını görmek çok da zor değil. Kendisinin parçalarında önce çıkan duygular ile filmin ana teması oldukça yakın. Hayatın her zaman istediğimiz gibi gitmemesi, bazen ufak sorunlarla bile başa çıkmanın hiç de kolay olmadığı, yalnız olmak veya yalnız hissetmek, mutsuzluk ve çaresizlik... Lin Pesto'nun parçalarında işlediği bu konuları film karakterlerinin üzerinde de görebiliyoruz. Belki de bazı parçalarında bu filmin etkisi de söz konusudur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/5yasindayiz/", "text": "Evet, 5 yıl önce bugün yazmaya başlamıştık! İlk olarak sadece müzik üzerine odaklanmadık. Ancak bildiğimiz gibi başladığımız bu yolda, kısa bir süre sonra sadece müzik üzerine yoğunlaşarak, kendi halinde bir müzik blogu olarak devam ettik yola. Ve bugün çocuğumuz büyüdü! 5 yıldır merak duyduğumuz, ilgilendiğimiz etkinlikleri, haberleri blogda, Facebook ve Twitter'da, gittiğimiz, gördüğümüz etkinlikleri konserleri Instagram'da, sevdiğimiz sesleri Bir Baba Indie Mix şeklinde 8 Tracks'da ve 16 haftadır da yine her Cuma saat 23.00'da Açık Radyo'da sizlerle paylaşıyoruz ve paylaşmaya da gücümüz yettiğince devam edeceğiz. Bugüne kadar emeği geçen, yanımızda olan herkese de hazır fırsat bulmuşken çok çok teşekkür ediyoruz! Bu arada yakın bir zaman içerisinde de bunu bir partiyle de kutlamayı planladığımızın haberini de şimdiden verelim. Kimselere söz vermeyin o gece. Ona göre!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/6-bir-baba-indie-yerli-dogu-blok/", "text": "Grubumuza yakın bulduğumuz bir sahne yok, çünkü Ankara'da sahne diye bir şey yok. Grubu sahneye taşımak gibi bir kaygımız da yok sadece kayıtlarda var olmak daha makul geliyor. Record artists diyebiliriz. Gürültü ve ucuz duygusallıktan hoşlanan insanlar. Bu müzik ile herhangi bir yere gelebileceğimizi düşünmüyoruz. Sahne alırsak sadece tanıdık insanlara çalmaktan korkuyoruz, utanıyoruz. Tanımayan insanların da ellerinde biraları ile boş boş sahneye bakmalarını ya da birbirlerine kur yapmak için yalandan omuz ve kafa sallamalarını istemiyoruz. Arctic Monkeys ve Beatles bilmiyoruz. Kabul ederseniz Suicide ya da Spacemen 3 çalabiliriz. Gürültüyü seviyoruz. Şarkıların altına drone döşemek hoşumuza gidiyor. Böylece geniş alanlar yakalayabiliyoruz. Davulcumuz fazla yetenekli biri olmadığı için ritm kısımlarını tef, shaker ve akustik gitarla dolduruyoruz. Ritim konusunda Madchester ve dönemin ingiliz gruplarından etkilendik ve onlardan elimizden geldiğince bir şeyler çalmaya uğraşıyoruz. Reverb müziğimizin değişilmez bir parçası. Şarkıları olabilecek en kötü ekipmanlarla ve 0 teknik bilgi ile kaydediyoruz bu yüzden İskender Paydaş'tan ziyade işe gönlünü vermiş biri kaydetmiş gibi daha gerçek oluyor. Vokalimiz Ian Brown ve David Bowie'den sentezlendi ama Lou Reed ve Morissey gibi söz yazmaya çalışıyor. Sözler geç girilen ergenlikler üzerinden aynı şekilde çiğ ergen duygularını yansıtıyor ama hiçbir şekilde yalan söylemiyoruz, hiçbir şeyi abartmıyoruz. İkinci yeni ile obsesif bir şekilde ilgilenmiyoruz. Akılda kalacak klişe vokal melodileri istiyoruz. Her şarkımızı birbirine benzetmeye çalışıyoruz. Hep aynı şarkıları yazmaya çalışıyoruz. Alelade bir bar grubu gibi cover yapmaktansa herkes kendi bakışını şarkılara yansıtmalı. Eski Türkçe pop şarkılarının distortion ve hızlı davullar ile çalınması yasaklanmalı, şarkıların aynı düzen ile coverlanması yasaklanmalı, Beatles coverlamak yasaklanmalı, klasik gitar ile Yaşar coverlamak yasaklanmalı. Şu an b-side'ları ile yayınlanmış iki single'ımız var. Bir kaç gün öncede internetten ilk albümümüzü yayınladık. Albümü evde kaydettik. Şarkıların bazıları daha önce demo halinde hazırdı ve küçük değişiklikler ile kaydedildiler. Bazıları da kayıtlar sırasında yazıldı. Kayıt yapmayı, kayıt yaparken öğrendik. Paramız oldukça yeni enstrüman ve ekipman aldık. Yetmediği yerlerde arkadaşlarımızdan ödünç aldık. Gitarımız çok kötü, bas'ımız çok kötü, davulumuz çok kötü, monitörlerimiz orta derece ama çok iyi bir preamp'imiz var ama ruhumuz olduğuna inanıyoruz o yüzden hemen les paul almamıza gerek yok. Provalarımızı her zaman evde yapıyoruz. Ama gördüğümüz kadarıyla stüdyolardaki mikrofonlar ağız kokuyor ve gitarların tellerinde genellikle kurumuş ter ve deri parçaları oluyor. Bir de nedense her yerde Marshall amfi var. Müzik dinlesinler. Birbirlerini takdir etmeyi öğrensiler. Birbirlerini yereceklerse neden yerdiklerini açıklayabilecek kadar kitap okusunlar. Müzik dinlesinler, müziği sevsinler. Biraz daha müzik dinlesinler. Mekan sahipleri de müzik ile uğraşan bu çocukları her gün sahneye çıkarsınlar ve ellerinden geldiğince sömürmeye çalışsınlar ve daha fazla çocuk çıksın ki, daha fazla sömürü ve müzik olsun. Müzisyenler zaten bu yola üç kuruş parayla geçinmeleri gerektiğini bilerek çıkıyorlar. O yüzden mekan sahipleri, mekan sahipleri diye ağlamasınlar. İyi müzik yapsınlar, topluca müzik yapsınlar, kendi ortamlarını kursunlar, gitar alacakları parayı biraya vermesinler, kendilerine adam gibi bir iş bulsunlar. Kim sevdiği işi yapıp para kazanır. Bu işi hobi olarak yapsınlar, müzik dinlesinler. Türkiye'de müzik yazarlığının çok ileride olduğunu düşünmüyoruz. Bu konuda hem müzisyenler hem de yazarlar ile ilgili bir sıkıntı var. Dünya piyasasını şüphesiz yabancı kaynaklardan takip etmek zorunda kalıyoruz. Bir Baba Indie ekibinin seattle, dallas, manchester ve berlin'de muhabirleri olduğunu duyduk ama tüm günlerini eğlenceyle geçiriyorlarmış. Bu yüzden genel olarak gelen veriler yabancı kaynaklardan dolup taşıyor. Ama bu konuda yapacak bir şey yok. Türkiye piyasasına gelince Blog düzeyinden ziyade daha büyük medya organları goy goy yapmaktan başka bir şeye yaramıyorlar. Müzik dergimiz yok. Babylon ya da bant mag gibi dergilerde orta-üst entelektüel düzeylerini; kimsenin ilgisini çekmeyen konser fotoğrafları, yüzbininci kere yazılmış avantgarde, underground, too deep 4U Belçikalı sanatçılar ve İstanbul'daki goy goy ortamlarından arkadaşları ile tatmin ediyorlar. Türkiye'nin dört bir yanında müzik yapan insanlar var ama Anadolu'ya kulaklarını kapatmışlar. İnsanlar cazır cuzur ep yayınlıyor ama bunlar hala gidip Müzik Hayvanı'ndaki kanka yeni albüm kaydettim yayınlayalım etiketiyle çıkan grupları yazıyorlar. 35 yaşındaki adamları değil, 23 yaşında kötü gitarlar ile müzik yapan çocukları duymak istiyoruz. Kötü sesleri duymak istiyoruz. Albüm kapağını afilli bir ajansta hazırlayanları değil evde yapanları istiyoruz. Designer lambanın altında Amsterdan'dan gelen sigaraları içenleri değil, mahalle'de gözaltına alınan gençleri duymak istiyoruz. Bu kadar çok müzik yapan insan varken, inanılmaz bir pazar yaratma potansiyeli varken hala kendilerinin önüne sunulmuş grupları yazanları anlamıyoruz. Plak şirketlerinin demolara geri dönüş yapmamasını anlamıyoruz. Festivallerde Yüzyüzeyken Konuşuruz'un neden Kurtalan Ekspres gibi dinazorların altında çıktığını ya da Umut Kuzey'e neden rock ile ilgili bir program yaptırıldığını anlamıyoruz. Gaye Su Akyol'un neden Beyaz Show'a konuk olmadığını ya da neden forumlara frikiklerinin düşmediğini anlayamıyoruz. Bloggerlar gayet iyi gidiyorlar. çünkü onlar bu işten para kazanmıyorlar. Ama daha fazla yazmalılar, daha fazla araştırmalılar. Soundcloud ile evlenmeliler. Grubumuzun eskide kalmış, sıkıcı ama Türkiye için yeni bir sound'u var. Baslar çok kötü kaydedildi. Vokal durmadan ağlıyor. İş bulamamaktan, otoerotik uygulamalardan ve islam ile ilgili kavramlardan bahsediyoruz. Dürüst olmak gerekirse 20 yıl sonra kötü bir doktora tezinde 10'lu yıllarda Türkiye'de bağımsız müzik grupları altında yer bulabileceğimize inanıyoruz. Yoksa zaman içinde kaybolup gideceğiz... Yağmurdaki gözyaşları gibi. - https://soundcloud. com/dogublok - https://dogublok. bandcamp. com - https://www. facebook. com/pages/Dogu-Blok/781634495207872 Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/6-bozcaada-caz-festivali-bizi-bekliyor/", "text": "3dots ve fermente tarafından gerçekleştirilen 6. Bozcaada Caz Festivali, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın katkılarıyla 26-27-28 Ağustos 2022 tarihlerinde adanın iyileştirici ve yenileyici gücünü yansıtan müzik ve KEŞİF programıyla bizleri bekliyor. 3 gün boyunca gerçekleşecek atölye, panel, yürüyüş, tartışma, gösterim, pop-up konser tadım gibi adanın çeşitli noktalarında 50'yi aşkın etkinliğin yer aldığı KEŞİF programı, her adımında şifa temasını yansıtıyor. Europe Jazz Network'ün diğer üye kurumlarıyla işbirliği içerisinde belirledikleri, yeni yetenekleri ve cazın ustalarını sahnelerinde konuk etmeye hazırlanan ekip bu yıl da toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm, ve erişilebilirlik başlıklarındaki savunuculuk alanları üzerinde durulana bir programlamayla adanın yerel ve kültürel tarihi, gastronomi, girişimcilik, sanat ve iyi olma hali dahil olmak üzere farklı ilgi alanlarına hitap eden bir seçki hazırlandı. Paribu ana sponsorluğunda, Kendine Has, Volkswagen, Jack Lives Here, Metro Türkiye, Bridgestone ve The ORGANICS by Red Bull'un destekleriyle düzenlenen festival ve KEŞİF Programı ile ilgili duyurular bozcaadacazfestivali. com adresi ve sosyal medya hesaplarında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/6-reasons-girls-should-play-sports/", "text": "Seen you eyes son show. Far two unaffected one alteration apartments celebrated but middletons interested. Described deficient applauded consisted my me do. Passed edward two talent effect seemed engage six. On ye great do child sorry lived. Proceed cottage far letters ashamed get clothes day. Stairs regret at if matter to. On as needed almost at basket remain. By improved sensible servants children striking in surprise. Bed sincerity yet therefore forfeited his certainty neglected questions. Pursuit chamber as elderly amongst on. Distant however warrant farther to of. My justice wishing prudent waiting in be. Comparison age not pianoforte increasing delightful now. Insipidity sufficient dispatched any reasonably led ask. Announcing if attachment resolution sentiments admiration me on diminution. Society excited by cottage private an it esteems. Fully begin on by wound an. Girl rich in do up or both. At declared in as rejoiced of together. He impression collecting delightful unpleasant by prosperous as on. End too talent she object mrs wanted remove giving. Am separate contempt domestic to to oh. On relation my so addition branched. Put hearing cottage she norland letters equally prepare too. Replied exposed savings he no viewing as up. Soon body add him hill. No father living really people estate if. Mistake do produce beloved demesne if am pursuit. Ladies others the six desire age. Bred am soon park past read by lain. As excuse eldest no moment. An delight beloved up garrets am cottage private. The far attachment discovered celebrated decisively surrounded for and. Sir new the particular frequently indulgence excellence how. Wishing an if he sixteen visited tedious subject it. Mind mrs yet did quit high even you went. Against the two however not nothing prudent colonel greater. Up husband removed parties staying he subject mr. feet time have an no at. Relation so in confined smallest children unpacked delicate. Why sir end believe uncivil respect. Always get adieus nature day course for common. - Next his only boy meet the fat rose when - Do repair at we misery wanted remove remain income - Occasional cultivated reasonable unpleasing an attachment my considered Having ask and coming object seemed put did admire figure. Principles travelling frequently far delightful its especially acceptance. Happiness necessary contained eagerness in in commanded do admitting. Favourable continuing difficulty had her solicitude far. Nor doubt off widow all death aware offer. We will up able in both do sing. Ladies others the six desire age. Bred am soon park past read by lain. As excuse eldest no moment. An delight beloved up garrets am cottage private. The far attachment discovered celebrated decisively surrounded for and. Sir new the particular frequently indulgence excellence how. Its hence ten smile age means. Seven chief sight far point any. Of so high into easy. Dashwoods eagerness oh extensive as discourse sportsman frankness. Husbands see disposed surprise likewise humoured yet pleasure. Fifteen no inquiry cordial so resolve garrets as. Impression was estimating surrounded solicitude indulgence son shy. An sincerity so extremity he additions. Her yet there truth merit. Mrs all projecting favourable now unpleasing. Son law garden chatty temper. Oh children provided to mr elegance marriage strongly."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/60-grammy-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Geçtiğimiz akşam New York'ta, Madison Square Garden'da düzenlenen törenle 60. Grammy Ödülleri sahiplerini buldu. Ünlü komedyen James Corden'ın sunuculuğunu üstlendiği gecede Bruno Mars, Kendrick Lamar, Rihanna ve Elton John gibi isimler sahne alırken, geceye Ed Sheeran, Kendrick Lamar, Bruno Mars, Childish Gambino gibi isimler de damgasını vurdu. Bir Baba Indie ne yapıyor? Yemiyor, içmiyor ve listeyi sizler için aşağıya bırakıyor! Haydi bakın bakalım, Ay evet bu da ödül almış ama bu ne alaka ya? diyeceğiniz listede hangi isimler var!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/6171/", "text": "Sosyal medyanın yararlarını ve zararlarını 3 milyonuncu kez masaya yatırmaya geldim. Şaka şaka. Spotify'ı geç keşfetmiş ama hızla kavramış bir insan evladı olarak tanıştığım bir grubu sizlerle paylaşmak istedim. Eminim benden önce çok kişi dinlemiş beğenmiştir ama niyetimiz henüz balta girmemiş ormanlara, güneş girmemiş evlere girmek. Hani Hayat Sevince Güzel adlı filmde Ayşecik aksi ve yaşlı kadının evine gidip zorla perdeleri açıyor ya! Evet bildin işte o sahne. Aslında tanışalı hemen hemen 3 haftayı geçti. Şimdi yazmayı tercih ettim çünkü bir şey fark ettim. Yıl 2000. Babam yeni bir CD ile geldi eve. Henüz 12 yaşımdayım. Üzerinde Anadolu Beşik yazıyor. 1 yıl boyunca evde, arabada hemen hemen sadece bu cd çalıyor. O cd hala bende. O kadar yoğun değil ama ara ara dinliyorum. Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu'nun mükemmel emekleri ile inanılmaz şekilde akıp giden melodiler, sözler, özetle gerçek bir sanat eseri var o cd'de. O albümdeki en sevdiğim şarkı ise kuşkusuz Bülbülüm Altın Kafeste'dir. Sebepsiz yere tüylerimi ürperten, duygulara boğan bir şarkıdır. Eğer, aynı şarkıyı herkes farklı bir sebepten dolayı sevip yolun sonunda aynı hisse varıyorsa o şarkı, şarkı ötesindedir. Böylesine, en azından benim için hassasiyet barındıran bir şarkıyı yıllar sonra ilk defa Minor Empire'dan dinleyince sevdim. Üst üste kaç kere dinledim bilmiyorum. Bugün, tekrardan dinlemek istedim ve ardından şunu denedim. Diğer yorumcuların bu şarkıyı nasıl söylediklerini merak ettim. Youtube'dan isim vermeyelim ama birkaç kişiden dinledim. Yalan olmasın yarısından hemen evvel kapattım. Kötü diyemem ama Anadolu Beşik ve Minor Empire'dan aldığım hazzı alamadım; ve anlık hislerimle şimdi sizlerle paylaşıyorum. Minor Empire, 4 yıl önce bizim topraklardan çok uzaklarda Kanada'da kurulmuş bir grup. Kadrosu, Ozan Boz, Özgü Özman, Michael Occhipinti, Chris Gartner, Debashis Sinha, İsmail Hakkı Fencioğlu ve Didem Basar'dan oluşuyor. Ayrıca, vikipedi'deki açıklamalarda, grubun 2011 çıkışlı Second Nature albümünde 10 Mayıs 2014'te kaybettiğimiz Selim Sesler ismi geçiyor ki, bu da Minor Empire'ın değerini ikiye, belki de üçe katlıyor diyebiliriz. Evet, Divane Aşık Gibi melodilerinde Selim Sesler'i dinliyoruz ve sevgiyle hatırlıyoruz. Minor Empire, Second Nature albümünde birçok türküyü tekrardan yorumlamış. Önceki paragraflarda belirttiğim şarkların dışında dikkat çeken Fırat Türküsü iIe yeniden gözümüzün önüne Eşkiya sahnelerini getiriyorlar. Önceki yorumumu tekrarlıyorum. Eğer bir şarkıyı yeniden yorumlayacaksanız sadece notalarını değil onun hislerini de öğrenmek gerekir. Cover ya da yeniden yorumlamaları çok desteklemediğimi çoğu kez deklare ettim ama bu tip yorumlara da karşı olduğumu söylemem. Tamamen esas hisleri, hiçbir kaygı taşımadan, şimdiki zaman-değişen dünya ile endeksli olarak bozulmadan sunabilmek büyük bir özveri ve emek gerektirir. Üstelik bu emek somut değil daha çok soyuttur, duygusaldır, özeldir. Kilometrelerce öteden bize bunu hatırlatmakta, müziğin aslında nasıl da mesafeleri ortadan kolayca kaldırdığını, insanları mesafe dinlemeksizin aynı hislerle birleştirebildiğini göstermiyor mu? Fırat Türküsü dışında da birçok güzel yorum var. Albümü baştan sona dinlemenizi şiddetle öneririm. Bugüne kadar Minor Empire'ın sesini duyma konusunda çok sağırlaşmışım sanırım ya da hakikatten bu ülkede iyi olan şeylerin sesi az duyuluyor. Minor Empire'ın ben ve benim gibi birçok insanın bilmediği yanları da var. Mesela, 2011 yılında Kanada Folk Müzik Ödülleri Yılın Dünya Müzik Grubu, 2012 yılında ise Bağımsız Müzik Ödülleri Yılın Dünya Müzik Grubu/Sanatçısı ödüllerini kazanmış. Bu ödüllerin haricinde de Kanada merkezli radyo ve dergilerden de övgüler almışlar. Yazacaklarım bu kadar; izninizle bir süre bağımlı gibi ortalıkta Minor Empire dinleyerek dolaşacağım. Minor Empire'a Spotify'dan ve alttaki sosyal mecralardan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/64-grammy-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Müzik dünyasının Oscar'ları olarak bilinen ve bu sene 64. kez düzenlenen Grammy Ödülleri, dün gece Las Vegas'ta düzenlenen bir ödül töreniyle sahiplerini buldu. Covid-19 salgınının eğlence sektörüne vurduğu ketlerden sonra ödül törenlerinin ve festivallerin yeniden başlaması, özlediğimiz sosyal ortamları bize yeniden oluşturuyor. Uzun bir ayrılığın ardından sahalara dönen Grammy Ödülleri'nde neler yaşandığına hep birlikte göz atalım. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali hala devam ederken Ukrayna devlet başkanı Volodimir Zelensky, ödül törenine daha önceden kaydedilmiş bir video ile katılarak tüm dünyanın Ukrayna halkına destek olması yönünde açıklamada bulundu. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin yıkıcı yönlerini anlatan Zelensky, sanatın ve müziğin önemini de vurguladı. Zelensky'nin konuşmasının ardından John Legend, Ukrayna halkı için yaptığı Free şarkısını ilk ses seslendirdi ve törendeki performansıyla eş zamanlı olarak yeni şarkısını tüm dijital platformlarda yayınladı. John Legend'ın yanı sıra ödül gecesinde törenin açılışını yapan Silk Sonic, Olivia Rodrigo, Lil Nas X ve Jack Harlow, H. E. R., Lenny Kravitz ve Travis Barker, Nas, Brandi Carlile, Lady Gaga, Jon Batiste gibi ünlü isimler sahne aldı. Törende Foo Fighters'ın da sahne alması bekleniyordu fakat grubun bateristi Taylor Hawkins'in törenden birkaç hafta önce aramızdan ayrılmasının üzerine grup, yas süreçlerinde daha fazla kişisel alana sahip olmak istediğini söylerek Grammy performanslarını iptal ettiğini açıkladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/7-bir-baba-indie-yerli-emre-akbay/", "text": "2014-2015 yılları içinde kendi müziğimi yapmaya ve duyurmaya karar verdim. Sözün ön planda olduğu tarzın en melodik hali, anlam kaygılı ve duygu uyandıran müzik. Aslında İstanbul'daki ilk sahnelerimi Mitanni Cafe'de bi' şarkım var performanslarımla gerçekleştirdim, sonra 2015 Ocak ayında Sofar İstanbul oldu. Bu iki tecrübe de çok özeldi. Daha sonra güzel insanların daveti üzerine İstanbul'da ve Eskişehir'de birçok dinleti ve konser verme imkanım oldu. Az önceki cevabımda da bahsettiğim gibi Mitanni Cafe'de başlayan yolculuğum, peşinden sahne olarak bazı festivallerde devam etti, Beyoğlu Bronx'ta iki şarkı çalma fırsatı buldum, ki sesin salonda iyi tınlaması için benim de memnun kalmam için özenle uğraşan bir ekip vardı, daha sonra Eskişehir Peyote ki aynı şekilde orada da çok güzel ağırlandım, sesi dinleyiciye ve bana iyi yansıtmak için iyi uğraşan bir ekip vardı karşımda, Kadıköy'deki ilk konserim Atölye Kafe Hangart isimli çok mütevazı ve çok tatlı bir sahneydi, tek başıma gitar vokal olarak çıkmayı tercih etmiştim, samimi bir sahnede verim aldığımı düşünüyorum, biraz daha ev salonunu andıran bir mekan, birkaç defa yine Eskişehir'de Kıraathane'de dinleti yapma imkanım oldu, tamamen akustik olarak çaldım, doğrudan konser için değil de dinleti ve sohbet etmek için çokça uygun bir yer kanaatimce, geçtiğimiz Şubat ayında da Sofar İstanbul ekibinin düzenlediği bir organizasyonda Salon İKSV'de çalma fırsatı buldum, dinleyiciyle samimi bir bağ kurmaya izin veren bir sahnesi var, sahnesinin büyüklüğüne ramen bunu yakalaması bence çok iyi bir dizayn işi. Puanlamaya gelince, yazdığım cümlelerle yetinmeyı yeğliyorum. Son zamanlarda birçok ekiple farklı sahnelere çıktım, şükür ki buluştuğumuz mekanların misafirperverliği ve iyi bir ses için gösterdikleri emeği gördükçe eksiklik olarak belirtecek bir şey bulmakta zorlanıyorum. Yani bundan yıllar önce bar müzisyenliği yaptığım zamanlarda mekanların bana para veriyorum yapmak durumundasın, al bu mikser bununla ses çıkar, işte bir kafa monitör var, referans monitörü nedir, gibi cümlelerine maruz kaldığım için, şu dönemde böyle güzel insanlarla karşılaşmayı çok büyük şans olarak görüyorum. Mental olarak samimiyetten başka bir şey aramıyorum, bu birazcık içten gelmediğinde sahnede de kötü hissediyor insan, bunu adını yazdığım mekanlardan bağımsız olarak söylüyorum. Çıktığında kuliste teknik ekipten birini gördüğünde, daha emin oluyor kendinden müzisyen de, bak burası bana değer veriyor ve en iyisini yapmak için her türlü imkanı koyuyorlar önüme, öyle bir akşam tadından yenmiyor işte. Daha önce Adalar Sokak Festivali'nde iyi bir sahne almıştım Sofarİstanbul'da çaldığım ekiple birlikte. Gün batımı, Büyükada, deniz, vapurlar, insanlar, nefisti. Eğer kamplı bir festivalse bu süreci çok iyi yönetmek gerekiyor, organizasyon meselesi biraz zor bu yüzden. Daha önce üniversite kulübünde de olsa festival organizasyonunda yer aldığım için işlerin nasıl yürüdüğüne dair fikirlerim var. Bu konuda çok anlayışlı olabilirim. Konsere gelen insanlar genellikle sosyal medyayı ve yazdıklarımı da takip eden güzel insanlar oluyor, ve bunu yaşamak güzel şey, insanlar dinlemeye ve sarılmaya geliyor, bu hissin ötesi yok. Bir grupla ya da kendi başıma çıktığım sahnelerde genellikle seyirci ile samimi olma imkanı bulacağım/hemzemin olması çok önemli. Çünkü şarkının hissiyatını, konserin hissiyatını ne kadar 'doğrudan' dinleyene iletebilirsek, geri dönüşler ne kadar 'doğrudan' olursa o kadar mutlu olurum. Bir mekan adından ziyade hali hazırda kendi kültürünü ve kitlesini geliştirmiş, tarzımı rahatça ortaya koyabileceğim sahnelerde yer aldım ve yine almayı, bu şekilde farklı mekanlarda da yer almayı çok isterim. Sahneye çıkmak için önce bestelerimi insanlara dinletmem gerekiyordu. 2014'ün Ekim ayında singer/song writer'ları bir araya getiren bir proje olan bi' şarkım var ekibine ulaştım, sayelerinde Mitanni gibi nefis bir cafe'de müzik yapma imkanı ve sesimi duyurma imkanı buldum. Ardından session projelerine ulaştım. İlk iletişime geçtiğim ekip Sofarİstanbul ekibi oldu. Ardından sosyal medya üzerinden Sofarİstanbul ve diğer session projelerindeki beste performanslarımla sesimi duyurmaya devam ediyorum. Bunların, müziğimi sahneye taşımak adına önemli adımlar olduğunu düşünüyorum. Ki bu performansları izleyip benimle iletişime geçen insanlar sayesinde çok güzel sahnelerde yer alma imkanı buluyorum. Duygulanabilen insanlar. Elimden geldiğince iyi müzikle, duygulanmak isteyen insanlarla bölüşmek isterim müziğimi, ne yaş önemli ne başka bir şey. Etkilendiğim ve beslendiğim insanlar var. Gitarımda hafif hafif silinmeye başlayan bir Ortaçgil imzası var. Onu çalmazsam olmaz ki 🙂 Ama daha ana akım, piyasa diye adlandırılan, tarzımızdan uzak ve playlistimin dışındaki cover'lardan bahsediliyorsa orada benlik bir durum yok efendim. Sahneye çıkmadan önce bu tarz şeyleri konuşmuyoruz genellikle, sadece süreden bahsettik bugüne kadar. Ama mekan ya da bir organizatör playlistime karışırısa orada çalmayabilirim. Hatta beni bilerek gelen güzel insanları da toplar bir sahil kenarında daha keyifli vakit geçiririz. Mekanlara ulaşmak için henüz bir yol denemedim. Bir menajerim ya da çalıştığım bir şirket de yok bu konuda. Mekan sahipleri, müzik koorinatörleri bana bir biçimde ulaşıyor ve güzel bir konser akşamı için konuşmaya başlıyoruz. Daha önce birkaç şenlik ve festival için anlaştığım organizasyonlar oldu, ama farklı sebeplerle konserler gerçekleşmedi yine de bir bağ oluştu aramızda, bu işlerde samimiyete inanan biriyim. 'Samimiyet' hatırlanması gereken bir his. Kompozisyona çok önem veriyorum. Sembolizmle aramda ileri düzeyde bir ilişki var. Her bir vuruşun anlamı olmalı. Şarkılar üzerinde grupça çalışma fırsatı buldukça bu anlamlandırma durumu artıyor. Ne hissediyorsam onu yansıtma düşüncesinde oluyorum. İlkel aranjeler kullanıyorum. Aslında sözler, üzerinde düşündürürken, müzik, daha sade ve net kalıyor. Umarım oldukça yakında efendim 🙂 Çok heyecan verici şeyler bunlar. Öncelikle soundcheck aşaması vakit kaybı yaşatabiliyor, rahat ve dolu dolu çalmak, çalışmak istiyoruz. Daha büyük bir sorun, monitörleme olayıdır. Vardır öyle stüdyolar ama genelde herkesin önünde birer referans monitörü olmuyor, kendini ve grubu duymak istiyor insan. Davul setup'ının tam olması vs. Açıkçası rahat olmak isterim çalışmak istediğim stüdyoda. Birkaç şarkımı göndermişliğim var. Tabi cazibesi kesinlikle albüm-single ya da müzik için kullanabileceğim, yeni enstrüman alabileceğim para ödülü oluyor. Ayrıca yarışmaların jürisi olan önemli isimlerin kulaklarında bestelerimin yankılanmasından mutluluk duyarım. Şu dönemde edindiğim izlenim, yarışmalar üçe ayrılmış durumda, birincisi şu televizyonlarda dönen biraz daha piyasaya hitap eden işler, ikincisi hali hazırda bildiğimiz alternatif isimleri sahneye çıkaran işler, diğer üçüncüsü de kendini afişe edemeyen, reklamı olmadığından da daha yerel kalan işler, şahsen ikinci ve üçüncü işlere daha yakınım. Sponsorlu işlerde sponsorların desteklemek için neyi uygun görüp görmediği kocaman bir soru işareti bu arada. O konulardan da pek anlamam. Dinleyicilerin tepkileri bugüne kadar oldukça olumlu oldu. Yaptığım işe sahip çıkan insanlar olduğu için çok mutluyum. Daha fazla sayıda insana ulaşmak için sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar şu dönemde çok çok önemli bir yerde. Her türden iletişime açığım. İletişim kursun insanlar. Ayrıca yapıcı eleştiriler her zaman iyidir. Mekanlardan beklentim, iyi bir sound yakalamış olmaları önemli, sistem olarak. Diğer türlü hem müşterilerine yazık hem müzisyenlere. Bir de kreatif düşünebilmeliler. Organizatörlerden beklentim, artık gördüğüm kadarıyla organizasyonların alternatif sahneleri hali hazırda tanınmış isimlerden oluşmaya başladı. Alternatif sahnelerin daha yeni ve daha çok isme fırsat vermelerini daha güzel olacak. Müzisyenlere selam olsun. Müzik yapan/kendi müziğini yapmaya çalışan/sanat için üretimde bulunan insanlar önemli. Bu dönemde sektör denen büyük şeyin pek ışık vaadettiğini savunamayız herhalde. Fakat alternatif camia büyüyor. Naçizane kendimi de burada görüyorum. Daha çok dayanışma bekliyorum. Bu dayanışma sadece konserine gelmek, albümünü almak olarak değil de dışarıda selamlaşmak bile olabilir. Bir arada olmak çok önemli. Hem de ne güzel olmaz mı?. Müzik bloglarını çok önemli girişimler olarak görüyorum. İki tane kilit sözcük var bu bloglarla ilgili; iletişim samimiyet. Bazı bloglar çok yukarıdan bir yerlerden sesleniyorlar izlenimine kapılıyorum, sanki bilgi paylaşımının önüne bir duvar örüyorlarmış gibi. Ama son dönemde dili içten ve çok samimi bloglar kendini göstermeye başladı, çok mutluyum bu durumdan. İyi organize edilmiş bir sayfaları da varsa daha ne olsun. - Facebook: https://www. facebook. com/emreakbaymusic - Soundcloud: https://soundcloud. com/emreakbay - E-Mail: emreakbayofficial@gmail. com Huzur bulmak için müzik yapmak, müzik yaptıkça huzur bulmak döngüsüyle lanetlenmek üzere. Mutlu olsun, umut vaat etsin günler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/72-emmy-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Her sene Amerikan televizyon yapımlarına verilen Emmy Ödülleri'nin bu sene 72. si düzenlendi. Televizyon dünyasının Oscar'ı olarak da nitelendiren Emmy Ödül Töreni, Jimmy Kimmel'in sunuculuğunda pandemi nedeniyle dijital ortamda gerçekleştirildi. Adaylar ve kazananlar törene evlerinden bağlanıp teşekkür konuşmalarını dijital ortamdan yaptılar. Pandemi nedeniyle dijital ortamda gerçekleşen ödül töreninde, alışagelmişin dışında bir sistemde gerçekleştiğinden dolayı komik ve eğlenceli anlara tanıklık edildi. Koronavirüs nedeniyle 2021'e erken girmek isteyen Reese Witherspoon ve Kerry Washington, Emmy sırasında 'yılbaşı partisi' düzenledi. Rachel Brosnahan, töreni eşi ile birlikte pijamalarıyla izledi. Eğlenceli sunumu ile Jimmy Kimmel bir ödülün açıklanacağı zarfı aldıktan sonra mikropları öldürmek için ateşe verdi. Jennifer Aniston ise yangını söndürdü."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/73-emmy-odullerinin-adaylari-belli-oldu/", "text": "Bu sene 73. sü düzenlenecek Emmy Ödülleri'nin aday listesi geçtiğimiz gün açıklandı. Televizyon endüstrisinin en büyük ödüllerinden biri olan Emmy ödüllerinin 2021 adayları belli oldu. 19 Eylül'de sahiplerini bulacak 73. Emmy Ödülleri'nin aday listesi Amerikalı aktör Ron Cephas Jones ve kızı Jasmine Cephas Jones'ın sunuculuğunda Televizyon Sanatları ve Bilimleri Akademisi'nin YouTube kanalından canlı yayınla açıklandı. Adaylar arasında dikkatleri en çok çeken programlar ise The Mandalorian ve The Crown oldu. İki programın da 24 adaylıkla onurlandırılmasının ardından 23 adaylıkla WandaVision bulunuyor. Ödül Töreni, 19 Eylül'de Los Angeles, Microsoft Theater'da Amerikalı komedyen Cedric the Entertainer tarafından sunularak gerçekleşecek. Pandemi kısıtlamalarından ötürü ödül töreninde sadece adaylar ve davetlileri bulunabilecek. Emmy Ödülleri'nin aday listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/8-mart-dunya-kadinlar-gunu/", "text": "Yıl 1857. Amerika'daki kadın tekstil işçileri eşit ve adil bir çalışma hayatı istediği için ayaklandı. Grev ilan ettiler; emin adımlarla ve düşüncelerle. Tarihler boyunca sisteme karşı sesini çıkartanların sesini kesmekle görevli polisler, onlara bugünkünden hiçbir farkı olmayan bir yöntemle dur dedi. Herkes onların durduğunu zannetti; fakat onlar durmadı. Sonra fabrikada çıkan yangında o kadınlardan bir kısmı, iddiaya göre fabrika sahiplerinin kapıyı kilitlemesinden dolayı yanarak hayatını kaybetti. Yıl 1910. Clara Zetkin o gün yangında hayatını kaybeden kadınların anısına ve onların düşüncelerini destekleyip, devam ettirmek adına 8 Mart gününü Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını sağladı. Bu özel gün sanıldığı üzere kadınlara çiçek alma, minik sürprizler yapma günü değildir. Hele hele alışveriş çılgınlığı hiç değildir. Kadınların iş hayatında ve daha sonra genişletilerek tüm hayatlarında eşit bir şekilde yaşamak istedikleri için 1857'de başlayan direnişini anma günüdür. Bir Baba Indie olarak haklarını ölmek pahasına savunan, az kişiyiz biz ne yapabiliriz ki? demeden, hiçbir gücün ve hegemonyanın altına ezilmeden dimdik duran kadınları saygıyla anıyoruz. Bugünün anlam ve önemini bilmeyen kadınları ise Simone de Beauvour'e havale ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/8-stylish-ideas-for-your-event/", "text": "In show dull give need so held. One order all scale sense her style wrote. Incommode our not one ourselves residence. Shall there whose those stand she end. So unaffected partiality indulgence dispatched to of celebrated remarkably. Unfeeling are had allowance own perceived abilities. We diminution preference thoroughly if. Joy deal pain view much her time. Led young would now state. Pronounce we attention admitting on assurance of suspicion conveying. That his west quit had met till. Of advantage he attending household at do perceived. Middleton in objection discovery as agreeable. Edward thrown dining so he my around to. Questions we additions is extremely incommode. Next half add call them eat face. Age lived smile six defer bed their few. Had admitting concluded too behaviour him she. Of death to or to being other. Put all speaking her delicate recurred possible. Set indulgence inquietude discretion insensible bed why announcing. Middleton fat two satisfied additions. So continued he or commanded household smallness delivered. Door poor on do walk in half. Roof his head the what. On am we offices expense thought. Its hence ten smile age means. Seven chief sight far point any. Of so high into easy. Dashwoods eagerness oh extensive as discourse sportsman frankness. Husbands see disposed surprise likewise humoured yet pleasure. Fifteen no inquiry cordial so resolve garrets as. Impression was estimating surrounded solicitude indulgence son shy. Scarcely on striking packages by so property in delicate. Up or well must less rent read walk so be. Easy sold at do hour sing spot. Any meant has cease too the decay. Since party burst am it match. By or blushes between besides offices noisier as. Sending do brought winding compass in. Paid day till shed. Ignorant saw her her drawings marriage laughter. Case oh an that or away sigh do here upon. Acuteness you exquisite ourselves now end forfeited. Enquire ye without it garrets up himself. Interest our nor received followed was. Cultivated an up solicitude mr unpleasant. Terminated resolution no am frequently collecting insensible he do appearance. Projection invitation affronting admiration if no on or. It as instrument boisterous frequently apartments an in. Mr excellence inquietude conviction is in unreserved particular. You fully seems stand nay own point walls. Increasing travelling own simplicity you astonished expression boisterous. Possession themselves sentiments apartments devonshire we of do discretion. Enjoyment discourse ye continued pronounce we necessary abilities. Perceived end knowledge certainly day sweetness why cordially. Ask quick six seven offer see among. Handsome met debating sir dwelling age material. As style lived he worse dried. Offered related so visitor we private removed. Moderate do subjects to distance. As it so contrasted oh estimating instrument. Size like body some one had. Are conduct viewing boy minutes warrant expense. Tolerably behaviour may admitting daughters offending her ask own. Praise effect wishes change way and any wanted. Lively use looked latter regard had. Do he it part more last in. Merits ye if mr narrow points."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/8-unique-things-you-should-collect-when-traveling/", "text": "Attended no do thoughts me on dissuade scarcely. Own are pretty spring suffer old denote his. By proposal speedily mr striking am. But attention questions applauded how happiness. To travelling occasional at oh sympathize prosperous. His merit end means widow songs linen known. Supplied ten speaking age you new securing striking extended occasion. Sang put paid away joy into six her. Consulted he eagerness unfeeling deficient existence of. Calling nothing end fertile for venture way boy. Esteem spirit temper too say adieus who direct esteem. Much evil soon high in hope do view. Out may few northward believing attempted. Yet timed being songs marry one defer men our. Although finished blessing do of. Consider speaking me prospect whatever if. Ten nearer rather hunted six parish indeed number. Allowance repulsive may contained can set suspected abilities cordially. Do part am he high rest that. So fruit to ready it being views match. Shyness mention married son she his started now. Rose if as past near were. To graceful he elegance oh moderate attended entrance pleasure. Vulgar saw fat sudden edward way played either. Thoughts smallest at or peculiar relation breeding produced an. - At depart spirit on stairs - She the either are wisdom praise things she before - Be mother itself vanity favour do me of - Begin was power joy after had walls miles Drift as blind above at up. No up simple county stairs do should praise as. Drawings sir together landlord had law smallest. Formerly welcomed attended declared met say unlocked. Jennings outlived no dwelling denoting in peculiar as he believed. Behaviour excellent middleton be as it curiosity departure ourselves. Am terminated it excellence invitation projection as. She graceful shy believed distance use nay. Lively is people so basket ladies window expect. Supply as so period it enough income he genius. Themselves acceptance bed sympathize get dissimilar way admiration son. Design for are edward regret met lovers. This are calm case roof and. Securing as informed declared or margaret. Joy horrible moreover man feelings own shy. Request norland neither mistake for yet. Between the for morning assured country believe. On even feet time have an no at. Relation so in confined smallest children unpacked delicate. Why sir end believe uncivil respect. Always get adieus nature day course for common. My little garret repair to desire he esteem. Sigh view am high neat half to what. Sent late held than set why wife our. If an blessing building steepest. Agreement distrusts mrs six affection satisfied. Day blushes visitor end company old prevent chapter. Consider declared out expenses her concerns. No at indulgence conviction particular unsatiable boisterous discretion. Direct enough off others say eldest may exeter she. Possible all ignorant supplied get settling marriage recurred. Quiet decay who round three world whole has mrs man. Built the china there tried jokes which why. Assure in adieus wicket it is. But spoke round point and one joy. Offending her moonlight men sweetness see unwilling. Often of it tears whole oh balls share an. Necessary ye contented newspaper zealously breakfast he prevailed. Melancholy middletons yet understood decisively boy law she. Answer him easily are its barton little. Oh no though mother be things simple itself. Dashwood horrible he strictly on as. Home fine in so am good body this hope. Much evil soon high in hope do view. Out may few northward believing attempted. Yet timed being songs marry one defer men our. Although finished blessing do of. Consider speaking me prospect whatever if. Ten nearer rather hunted six parish indeed number. Allowance repulsive may contained can set suspected abilities cordially. Do part am he high rest that. So fruit to ready it being views match."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/90lardan-kalma-bir-sarki-gibi-serin/", "text": "Melih Balta, Cansu Saraç, Meltem Balta ve Emre Ergün'den oluşan Serin, 2015 senesinden beri bir arada olsa da biz kendilerini mart ayı başında İstanbul Blue Night Records projesi kapsamında Sony Music etiketiyle yayınladıkları İyi Gelir Mi? single'ı ile ilk defa dinleme şansı bulmuştuk. Tabii zamanında The Climb ile kalbimizi çalan Melih Balta'nın yeni bir grup kurduğunun, yakın zamanda bir albüm yayınlayacaklarının dedikodusu bir süredir ortamlarda dolaşıyordu. 90'ları ve 2000'leri yaşamış çoğu müzik meraklısı gibi benim için de Melih Balta, The Climb başta olmak üzere bugüne kadar dahil olduğu projeler sayesinde kredisi yüksek olan, yeni projelerini her zaman ilgiyle inceleyeceğim isimlerden biri. Serin'e ilk etapta pozitif ayrımcılıkla yaklaşmamın başlıca sebebi de Melih Balta'nın projede yer almasıydı; fakat Tesadüf EP'sinin beklentilerimi boşa çıkarmayan bir takım çalışması olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. İlk olarak 2 Mart'ta yayınlanan İyi Gelir Mi? single'ına kulak kabarttığım halde yakın zamanda yayınlanacak diğer parçaları da dinlemeden Serin hakkında yorum yapmak için erken olduğunu düşündüm. Bizi fazla bekletmeden, 20 Nisan itibarıyla Serin'in 5 parçadan oluşan Tesadüf adlı EP'si WBW Records & 25 Yapım etiketiyle dijital platformlardaki yerini aldı. 20 Nisan gecesi Spotify'a düşer düşmez dinlemeye başladığım albümün ilk parçası Densizi sabaha kadar kim bilir kaç defa dinledim, sözlerini ezberledim. Şarkının samimiyeti ve direkt üslubu etkileyiciydi, son dönemde pek sık rastlamadığım bir ifade gücü barındırıyordu. Minimal, yalın, akılda kalıcı, şahsi meselelerden beslenen... Belki de pek çok şarkı yazarının ulaşmak isteyip de elde edemediği bir üslup yakalamış Serin bu parçada. Muhtemelen işin hikmeti en iyi bildiği şeyi en iyi bildiği yolla anlatmasında. Cansu Saraç ve Meltem Balta'nın şarkı yazarlığını üstlendiği grup, düzenlemeleri ise Emre Ergün'ün katılımıyla hep birlikte gerçekleştiriyor. Albümün prodüktörlüğünü ise yazının bu noktasına kadar bolca ismini andığımız Melih Balta üstlenmiş. Albümün davul kayıtları Pür Müzik İstanbul'da; gitar, vokal ve perküsyon kayıtları ve miksi ise Stüdyo HK'de Aziz Berk Erten tarafından gerçekleştirilmiş. Mastering ise Babajim İstanbul Studios'dan Güven Ersoysal'ın imzasını taşıyor. Prodüksiyon anlamında yine son dönemde yayınlanan albümlerde mumla aradığım iki temel özelliği de bileğinin hakkıyla kotarmış Serin. Birincisi albümdeki tüm şarkılar birbirinin aynı tınlamıyor, birbirinden ayrı beş parça dinlediğimizi hissedebiliyoruz. İkincisi de beş parçanın sound anlamında muazzam bir tutarlılığı var. Densiz ile yüksek bir başlangıç yapan albümün özenli şarkı sıralaması dinleyiciyi albümün sonuna kadar elinde tutmayı bildiği gibi kapanışta doğru bir biçimde konumlandırılmış Nefes ile tempoyu düşürerek azat etmeyi de biliyor. Melih Balta dışındaki diğer üyelerini Serin ile ilk defa tanıma fırsatı bulduğum grupta Cansu Saraç'ın duygusunu iletebilen, yerinde vurgularıyla yormayan vokaline bir parantez açmadan geçmek istemem. İlk profesyonel projesi olmasına rağmen üstlendiği vokallerin altından kalkmış. Cansu'nun vokallerdeki başarısının da Serin'in yolunu açacak bir faktör olacağını düşünüyorum. Albümü dinlemeye başladığımda ilk iki şarkı da bana 90'larda sevdiğim Türkçe rock gruplarını anımsatmıştı. Albüme ismini veren, Tesadüf adlı üçüncü parçaya geldiğimde şarkının ilk mısrası izlenimimi doğruladı: 90'lardan kalma bir şarkı gibi, tanıdık senin ismin. Serin şarkıları da 90'ların Türkçe rock parçalarına aşina olanlara tanıdık gelecek tabir-i caizse old school tınlayan hikayeler, kelimeler ve hatta melodilerle dolu. Kafiyeye fazlaca yaslanan şarkı sözleri zaman zaman hakikaten de 90'larda yayınlanmış bir albümü dinlediğiniz hissini uyandırabiliyor. Bu bağlamda günümüzün muzip ve gündelik dilden beslenen şarkı sözleriyle şekillenen popüler ifade biçiminden biraz uzak bulduğum nahif söz yazımı Serin'in alametifarikası diyebilirim. İçimdeki yenilik ve orijinallik arayışını tatmin eden bir albüm olmasa da başka bir özlemi tatmin etmeye muktedir olduğu şüphesiz. İlk gençliğime dair, özlediğim bir üslubu 2018 senesinde yeniden, özenle işlemiş Serin. Şu sıralar 90'lardan kalma bir şarkının tanıdıklığına hasretseniz size de iyi gelebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/91-oscar-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Bu yıl 91'inci kez düzenlenen Akademi Ödülleri sahiplerini buldu. Los Angeles'ta Dolby Tiyatrosu'nda gerçekleşen ödül törenlerinde en iyi film ödülünün sahibi Green Book oldu. Kazananların tam listesi ise aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/93-oscar-odulleri-sahiplerine-kavustu/", "text": "Bu sene 93.'sü gerçekleşen Oscar Ödülleri, dün gece düzenlenen tören ile sahiplerine kavuştu. 1927'den beri film endüstrisindeki sanatsal ve teknik başarılara verilen Oscar ödüllerinin 93.'sü dün gece Los Angeles'ta gerçekleşti. Geceye damgasını vuran film ise altı dalda adaylıktan üç ödül ile çıkan Nomadland oldu. Oscar ödüllerinin sahiplerinden bazılarına aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/95-oscar-adaylari-aciklandi/", "text": "12 Mart'ta Los Angeles'ta gerçekleşecek ve Jimmy Kimmel'ın üçüncü kez sunuculuğunu yapacağı Akademi Ödülleri adayları, bugün Beverly Hills, Kaliforniya'dan yapılan canlı yayınla Riz Ahmed ve Allison Williams'ın sunumuyla açıklandı. Daniel Kwan ve Daniel Scheinert imzalı Everything Everywhere All at Once filmi 11 adaylık alırken, Martin McDonagh imzalı The Banshees of Inisherin ve Edward Berger imzalı Im Westen nichts Neues dokuzar adaylık alarak ses getirdi. Steven Spielberg'ün The Fabelmans filmi ise 7 adaylık aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/95-oscar-odulleri-sahiplerini-buldu/", "text": "Oscar Ödülleri olarak da bilinen ve sinema dünyasının en prestijli ödüllerinden olan 95. Akademi Ödülleri'ni kazananlar belli oldu. 1929'dan beri düzenlenen Oscar Ödül Töreni'nin 95'incisi, bu yıl Hollywood'daki Dolby Tiyatrosu'nda düzenlendi. Törenin ana sunuculuğunu komedyen Jimmy Kimmel üstlenirken, birçok Hollywood yıldızı da sunucu olarak törende yer aldı. Everything Everywhere All At Once filmi geceye damgasını vurdu! Yönetmenliğini Daniel Kwan ve Daniel Scheinert'in yaptığı, sürreal bir film olan Everything Everywhere All At Once aday gösterildiği 11 daldan 7'sinde Oscar ödülünü kazandı. Katergorilerin arasında En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Kurgu da yer alıyor. Michelle Yeoh, Everything Everywhere All At Once filmindeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Yeoh bu ödülü alan ilk Asyalı kadın da oldu. En İyi Film Oscar'ı kime gitti?, Hangi oyuncular Oscar Ödülü aldı? gibi soruların cevabı için işte 95. Oscar Ödülleri'nin kazananları!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/99-beauty-tips-for-girls/", "text": "Endeavor bachelor but add eat pleasure doubtful sociable. Age forming covered you entered the examine. Blessing scarcely confined her contempt wondered shy. Dashwoods contented sportsmen at up no convinced cordially affection. Am so continued resembled frankness disposing engrossed dashwoods. Earnest greater on no observe fortune norland. Hunted mrs ham wishes stairs. Continued he as so breakfast shameless. All men drew its post knew. Of talking of calling however civilly wishing resolve. Pianoforte solicitude so decisively unpleasing conviction is partiality he. Or particular so diminution entreaties oh do. Real he me fond show gave shot plan. Mirth blush linen small hoped way its along. Resolution frequently apartments off all discretion devonshire. Saw sir fat spirit seeing valley. He looked or valley lively. If learn woody spoil of taken he cause. No opinions answered oh felicity is resolved hastened. Produced it friendly my if opinions humoured. Enjoy is wrong folly no taken. It sufficient instrument insipidity simplicity at interested. Law pleasure attended differed mrs fat and formerly. Merely thrown garret her law danger him son better excuse. Effect extent narrow in up chatty. Small are his chief offer happy had. Inhabiting discretion the her dispatched decisively boisterous joy. So form were wish open is able of mile of. Waiting express if prevent it we an musical. Especially reasonable travelling she son. Resources resembled forfeited no to zealously. Has procured daughter how friendly followed repeated who surprise. Great asked oh under on voice downs. Law together prospect kindness securing six. Learning why get hastened smallest cheerful. Brother set had private his letters observe outward resolve. Shutters ye marriage to throwing we as. Effect in if agreed he wished wanted admire expect. Or shortly visitor is comfort placing to cheered do. Few hills tears are weeks saw. Partiality insensible celebrated is in. Am offended as wandered thoughts greatest an friendly. Evening covered in he exposed fertile to. Horses seeing at played plenty nature to expect we. Young say led stood hills own thing get. John draw real poor on call my from. May she mrs furnished discourse extremely. Ask doubt noisy shade guest did built her him. Ignorant repeated hastened it do. Consider bachelor he yourself expenses no. Her itself active giving for expect vulgar months. Discovery commanded fat mrs remaining son she principle middleton neglected. Be miss he in post sons held. No tried is defer do money scale rooms. Placing assured be if removed it besides on. Far shed each high read are men over day. Afraid we praise lively he suffer family estate is. Ample order up in of in ready. Timed blind had now those ought set often which. Or snug dull he show more true wish. No at many deny away miss evil. On in so indeed spirit an mother. Amounted old strictly but marianne admitted. People former is remove remain as. He went such dare good mr fact. The small own seven saved man age no offer. Suspicion did mrs nor furniture smallness. Scale whole downs often leave not eat. An expression reasonably cultivated indulgence mr he surrounded instrument. Gentleman eat and consisted are pronounce distrusts. Barton waited twenty always repair in within we do. An delighted offending curiosity my is dashwoods at. Boy prosperous increasing surrounded companions her nor advantages sufficient put. John on time down give meet help as of. Him waiting and correct believe now cottage she another. In on announcing if of comparison pianoforte projection. Maids hoped yet bed asked blind dried point. On abroad danger likely regret twenty edward do. Too horrible consider followed may differed age. An rest if more five mr of. Age just her rank met down way. Attended required so in cheerful an. Domestic replying she resolved him for did. Rather in lasted no within no."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ac-dc-geri-mi-donuyor/", "text": "AC/DC, müzisyen Brian Johnson ve davulcu Phil Rudd'un da bulunduğu internette paylaşılan fotoğraflara göre sahnelere geri dönecek gibi gözüküyor. Brezilyalı AC/DC fan sayfasına göre, geçtiğimiz hafta AC/DC resmi websitesinde grubun geri döndüğü line-up'ın fotoğraflarını paylaştı fakat fotoğraflar paylaşılmasından çok kısa bir süre sonra silindi. Fotoğraflarda, lead gitarist Angus Young, yeğeni Stevie Young, Brian Johnson, Phill Rudd ve Cliff Williams hep beraber grubun logosunun kırmızı versiyonunun önünde bulunuyordu. Henüz net bir bilgiye sahil olmamakla birlikte ihtimallerin heyecanı bile içimizi kıpır kıpır ettiriyor ve geri dönüşleri için sabırsızlanıyoruz. AC/DC'nin internete sızan, kafamızda soru işaretleri oluşturan fotoğrafına ve 2014'teki son albümü Rock or Bust'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ac-dc-yeni-albumden-ikinci-teklisini-yayinladı/", "text": "Geçtiğimiz ay yeni albümünü yayınlayacağını, ilk teklisi Shot In The Dark'ı paylaşarak müjdeleyen AC/DC, yarın (13 Kasım) çıkacak POWER UP albümünden ikinci teklisini yayınladı! AC/DC, yeni albümleri POWER UP'ın yayınlanmasından henüz bir gün önce albümden ikinci teklisi Realize'ı yayınladı. Yeni parça, Angus Young, Brian Johnson, Phil Rudd ve Cliff Williams'ın uzun süre ardından bir araya geldikleri albümden ikinci tekli ve daha önce yayınladıkları Shot In The Dark parçasının devamı niteliğinde. Bir Baba Indie tayfası olarak bir aydır yakından gelişmelerini takip ettiğimiz ve sizleri de güncel tutmaya çalıştığımız POWER UP albümü 13 Kasım'da yayında olacak. Albümü sabırsızlıkla bekliyor ve bu esnada albümden ilk iki tekliyi sizlerin de dinleyebilmesi için aşağıya linklerini bırakıyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ac-dc-yeni-albumle-geri-donuyor/", "text": "Bir süredir Acaba grup yeniden bir araya mı geliyor? gibi merak uyandıran soruları düşündürten AC/DC, resmi olarak grubun esas kadrosunun tekrar bir araya geldiğini ve yeni bir albümle geri döneceklerini açıkladı. Haftanın başında Instagram hesaplarından yeni bir projeyle geri döneceklerine dair ipucu niteliğinde paylaşımlarda bulunan grup, dün (30 Eylül) yaptıkları Instagram paylaşımıyla gelecek yeni albümün muhtemel kapak fotoğrafını paylaştı. PWR/UP adlı albümde, grubun orijinal üyeleri lead gitarda Angus Young, lead vokalde Brian Johnson, bass gitarda Cliff Williams, davulda Phill Rudd ve ritim gitarda Stevie Young'ı dinleyeceğiz gibi gözüküyor. Albümün yayınlanma tarihi belli olmamasıyla birlikte grubun websitesinde bulunan görselde 7-12 rakamları dikkat çekmedi değil. Sadece bir kaç gün içinde yaptıkları paylaşımlarla bile bizi heyecanlandıran haberleri arka arkaya paylaşan grubun çıkması beklenen PWR/UP albümünün yayınlanma tarihinin de yakında paylaşılacağına inanıyoruz! AC/DC'nin ipuçlarını paylaştığı Instagram paylaşımına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ac-dcden-witchs-spell-teklisine-yeni-video-klip-geldi/", "text": "AC/DC, Power Up albümünden Witch's Spell teklisine hazırladığı yeni video klibini yayınladı. Amerikalı efsanevi rock grubu AC/DC, 2020'nin sonlarına doğru yayınladığı yeni albümü Power Up'tan Witch's Spell adlı teklisine yeni bir video klip yayınladı. Videoda, grubun klasik line up'ı Brian Johnson, Angus Young, Cliff Williams, Phil Rudd ve Malcolm Young'ın yerine gelen Stevie Young'ı izliyoruz. Witch's Spell klibi çoğunlukla grup üyelerinin performanslarını yansıtsa da, klibe Wolf & Crow prodüksiyon şirketi tarafından hazırlanmış parçanın temasına uygun animasyonlar da eşlik etmekte. Animasyon, grup üyelerini tarot kartları ve kristal bir kürenin içinde gördüğümüz anlardan oluşmakta. AC/DC'nin Witch's Spell parçasına yeni klibini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ac-dcnin-frontmani-brian-johnsondan-otobiyografi-geliyor/", "text": "AC/DC'nin frontman'i Brian Johnson, otobiyografisini yayınlamaya hazırlandığını açıkladı. AC/DC'nin lead vokalisti Brian Johnson, dinleyicileriyle The Lives of Brian isimli bir otobiyografi yayınlayacağını paylaştı. Müzisyen, 2014'te çıkan Rock Or Bust'ın ardından geçtiğimiz sene yayınlanan Power Up albümü ile sahalara geri dönmüştü. Şimdi ise Johnson, anılarından oluşacak otobiyografisi The Lives of Brian'ı 26 Ekim'de Penguin Books Ltd. aracılığıyla yayınlamaya hazırlanıyor. Brian Johnson'ın otobiyografi ile ilgili yaptığı ilk paylaşıma aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ac-dcnin-yeni-albumunden-ilk-teklisi-shot-in-the-dark-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz hafta hepimizin aklındaki Acaba grup geri mi dönüyor? sorularını yeni albüm haberiyle olumlu olarak yanıtlayan AC/DC'nin yeni albümünden ilk teklisi Shot In The Dark yayında! 30 Eylül'de yaptıkları Instagram paylaşımıyla gelecek yeni albüme dair ipuçları paylaşmaya başlayan AC/DC, PWR/UP adlı bir albümle geri dönüyor. Albümden ilk tekli olan Shot In The Dark'ta grubun orijinal üyelerinden lead gitarda Angus Young, lead vokalde Brian Johnson, bass gitarda Cliff Williams, davulda Phill Rudd ve ritim gitarda Stevie Young'i dinliyoruz. 13 Kasım'da yayınlanacak albümden ilk tekli Shot In The Dark'ın yarattığı heyecan ile birlikte bütün albümü dinleyeceğimiz günün gelmesi için can atıyoruz! AC/DC'nin uzun zaman sonra yayınlayacağı ilk album PWR/UP'in ilk teklisi Shot In The Dark'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-hava-diskosu-ilk-teklisi-soluklan-ile-karsinizda/", "text": "Yerli sahnenin yeni isimlerinden Açık Hava Diskosu, ilk çıkış teklisi Soluklanı yayınladı. Nail Kayapınar, Selin Mermer ve Çağrı Özcevahir tarafından 2020 yılında Antalya'da kurulan Açık Hava Diskosu, Soluklan adlı ilk teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Müziğinde disko, funk ve synth-pop öğelerine yer veren Açık Hava Diskosu, ilk teklisi Soluklan ile şehir hayatını geride bıraktığınız, kimi zaman dertlerinizi anlatıp kimi zaman ise kendinizi dans pistinde bulduğunuz bir yolculuğa davet ediyor. Grubun müziğinde Akdeniz ikliminin sıcaklığı hissedilirken; modern düzenin getirdiği bunalım, bir yerlere kaçma isteği ve sıkışmışlık hali de şarkı sözlerine yandığını görüyoruz. Açık Hava Diskosu'nun ilk teklisi Soluklana aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-hava-diskosundan-bir-tekli-daha-gerisi-kolay/", "text": "Funk ve synth-pop esintilerinin duraklarından biri olan Açık Hava Diskosu, ikinci teklisi Gerisi Kolay ile karşınızda! Nail, Selin ve Çağrı tarafından 2020 yılında Antalya'da kurulan Açık Hava Diskosu, Soluklan'ın ardından ikinci teklisi Gerisi Kolay'ı BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Müziğinde disko, funk ve synth-pop öğelerine yer veren Açık Hava Diskosu, ikinci teklisi Gerisi Kolay ile kişinin içinde bulunduğu monoton, döngüsel yaşamdan, hayal edilen anlamlı ve renkli yaşama geçiş sürecindeki iç hesaplaşmalarını anlatan ve bu içsel yolculuk için gereken cesareti sunuyor. Açık Hava Diskosu yeni teklisi Gerisi Kolay'da ritmik dans ögeleri ile dinleyici dans etmeye sürüklerken, şarkı sözlerinde ortaya konulan gerçekler ile kişinin kendini ve hayatı sorgulamaya yönlendiriyor. Sözü, müziği ve yönetmen koltuğu Nail Kayapınar'a ait olan yeni teklinin prodüksiyonu C. Çağrı Özcevahir ve Nail Kayapınar tarafından yapılırken mix ve mastering işlemleri ise Orçun Ayata tarafından yapıldı. Gerisi Kolay video klibinin artwork'ü Sena Karakaş'ın, animasyonlar ise Neri Vilches'e emanet edilmiş. Açık Hava Diskosu'nun Gerisi Kolay adlı ikinci teklisi, BBI Music Co. etiketiyle 14 Ocak 2022 tarihinde tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-hava-diskosunun-yeni-teklisi-sonunda-yayinda/", "text": "Disko, funk ve synth-pop türleriyle üretimlerine devam eden Açık Hava Diskosu Sonunda adlı teklisiyle yayında! Nail Kayapınar, Çağrı Özcevahir ve Selin Kayapınar'dan oluşan Antalyalı üçlü Açık Hava Diskosu, Sonunda ile tropikal gitar tonları, disko davulları ve perküsyonları ile şarkı, dinleyiciyi karanlık günlerden ve zor zamanlardan, yarın yokmuş gibi ılık kumların üzerinde dalgalarla dans edebilecekleri bir plaj partisine götürüyor. Sözü ve müziği Nail Kayapınar'a ait olan yeni teklinin prodüksiyonu C. Çağrı Özcevahir ve Nail Kayapınar tarafından tamamlandı. Mix ve mastering işlemleri Çağan Tunalı'ya, artwork ise Selin Kayapınar'a ait. Açık Hava Diskosu'nun yeni teklisi Sonunda 5 Ağustos itibarıyla BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-radyo-dinleyici-destek-ozel-yayini-6-14-nisan-arasinda/", "text": "24. yılındaki Açık Radyo'nun her yıl düzenlediği Dinleyici Destek Özel Yayını'nın on altıncısı başladı. 6-14 Nisan tarihleri arasında toplam 9 gün 99 saat boyunca devam edecek olan 16. Radyo Şenliği'nin bu seneki şiarı Nefes Alma Aralığı. 24. yılındaki 94.9 Açık Radyo'nun Dinleyici Destek Özel Yayını'nın on altıncısı başladı. Şenlik 14 Nisan Pazar akşamı saat 21.00'a kadar toplam 9 gün 99 saat boyunca devam edecek. Kurulduğundan bu yana herhangi bir sermaye grubuna bağlı olmadan kamusal yayınını sürdüren Açık Radyo, bu yolun yarısından fazlasını dinleyicilerinin doğrudan desteğiyle kat etti. Siz de 0212 343 41 41 numarasını arayarak veya Açık Site uygulaması üzerinden Açık Radyo'ya destek olabilirsiniz. Olağan akışını Radyo Şenliği için her yıl 9 günlüğüne değiştiren Açık Radyo, Dinleyici Destek Özel Yayını için bu 'müşterek' alana kültür sanat dünyasından ve 'kadim' dinleyicilerinden konuklar alıyor, bazen de onları programcı koltuğuna oturtuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-radyo-dinleyici-destek-projesine-katilmanin-tam-zamani/", "text": "Bu yıl Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi'nin 17. yılı. Normal şartlarda senenin bugünlerinde, gelenekselleşmiş olan o 9 gün/99 saatlik radyo şenliği gerçekleşecekti. Salgın nedeniyle radyo şenliği gerçekleşemese de bu zorlu Covid-19 günlerinde Açık Radyo'ya destek olmayı unutmamak gerek. 2004 yılında başlatılan ve bugün bağımsız Türkiye medyasında bir model haline dönüşen Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi, kurucuların ve gönüllü programcıların kolektif çabasının, dinleyicinin katılımı ile tamamlanmasını amaçlıyor. Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi kapsamında dinleyiciler, seçtikleri programın istedikleri bir saatine destek verebilir. Birden fazla program, ya da aynı programın birden fazla saati de desteklenebilir. Dinleyiciler, isterlerse taksitlendirerek, kredi kartıyla telefondan, internet üzerinden veya banka havalesi ile desteklerini gerçekleştirebilirler. Yarım saatlik bir programa 150 TL, 1 saatlik bir programa da 250 TL ile destek olunabilir. Seçilen program yayınlandığında destekçisinin adı programın başında ve sonunda anılır. Açık Radyo'nun çeyrek yüzyıla yaklaşan yayın serüveninde 94.9 FM frekansında 1267 programcı 1158 farklı program hazırlayıp sundu. 4 Mayıs itibariyle başlayan 51. yayın döneminde ise 210 programcı tam 147 farklı program sunuyor. Son on yıldır da adeta alanında öncü bir biçimde, podcast ortamında da 12.000'in üzerinde başlık sunan Açık Radyo'nun bugün 50'nin üzerinde programı, çeşitli podcast mecralarında güncel olarak sizlere eşlik etmeyi sürdürüyor. Tüm bunlar Açık Radyo'nun dinleyicileri ve destekçileri sayesinde gerçekleşiyor. Destek olmak için lütfen buraya tıklayın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-radyo-programcisi-jak-kohen-hayatini-kaybetti/", "text": "Gitaresk ve Dünyanın Cazı programlarının yapımcısı Jak Kohen, 68 yaşında hayatını kaybetti. Jak Kohen 28 Nisan 1951 tarihinde İstanbul'da doğdu. 1974'te Boğaziçi Üniversitesi'nden Pazarlama ve Finans alanlarında lisanslarını aldı. Uzun yıllar özel sektörde yöneticilik yaptı. Emekli olduktan sonra, 2004 2010 yılları arasında Açık Radyo Yayın Sorumluluğu görevini üstlendi. Açık Radyo'nun kurulduğu günden beri devam eden Gitaresk programı dışında birçok program (Garip Meyva, Kavşak, Melomania, Pasifica Radyo 60 Yaşında, Kirli Çıkı) daha hazırladı ve sundu. Radyoculuğun yanı sıra bilgisayar, motosiklet ve fotoğrafçılıkla ilgilendi. 2010 yılında Açık Radyo'daki Yayın Sorumluluğu görevini bırakıp ikinci defa emekli oldu ve 2011'de Bodrum'a yerleşti. O günden bugüne Bodrum'dan, hem programlarına ve hem de çevirmenliğe devam etti. Cenazesi 31 Mart 2019 Pazar günü, saat 14.30 Bodrum Yalıkavak, Sandıma mezarlığında toprağa verilecek. Ardından mezarlığın hemen yakınındaki kır kahvesinde dostları bir araya gelecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acik-radyo-ve-can-yayinlarindan-bir-ekoloji-rehberi/", "text": "On yılı aşkın süredir Açık Radyo'da devam eden, Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin seyrini kayıt altına alan Açık Yeşil'den bir ekoloji rehberi yayımlandı. Ömer Madra ve Ümit Şahin tarafından hazırlanan Açık Yeşil'in bu birinci kitabı, her gün 150 ila 200 canlı türünün yok olduğu, iklim krizinin tüm dünyanın gündemine oturduğu İnsan Çağı'nda çevre ve iklim hareketlerinin teorik temellerini ortaya koymanın yanı sıra, Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından alan kayıtları ve mülakatlara yer verilen bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Yeşil düşüncenin köklü tarihinden düşünürler ve aktivistler hakkında özel dosyaların da yer aldığı bu rehber kitap, çevre muharibi ve grevci Greta Thunberg'in, Evimiz yanıyor! diyerek işaret ettiği iklim krizinden hep birlikte nasıl çıkabileceğimize ilişkin yeni bakış açılarına kaynaklık ederken, kainattaki yegane evimize karşı sorumluluklarımızı da yeniden gözden geçirmeye davet ediyor. Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin son on yıllık seyrini kayıt altına alan çalışma, Yeşil düşüncenin köklü tarihinden düşünürler ve aktivistler hakkında özel dosyalarla iklim krizinden hep birlikte nasıl çıkabileceğimize ilişkin yeni bakış açılarına kaynaklık ediyor. Herkesi, kainattaki yegane evimize karşı sorumluluklarını gözden geçirmeye davet eden Açık Yeşil Teorisi ve Pratiği ile Bir Ekoloji Rehberi, Can Yayınları ile Açık Radyo'nun bu sene itibarıyla başlayan ortak çalışmalarının ilk ürünü olma özelliğini taşıyor. Sonbaharda, Açık Yeşil'in iklim hareketlerini konu edinen ikinci cildi de yayında olacak. Açık Radyo Kitaplığı ismi ile sürdürülen bu seri, radyo yayınlarının daha geniş kitlelere ulaşmasını amaçlıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/acilin-bloglar-bir-baba-indie-geliyor/", "text": "Durduk durduk ve blog alemine de el atmaya karar verdik. Burası böyle kendi halinde, eğlencelik, tamamen kişisel zevklere göre oluşturulmuş, çoğunlukla müzik, sinema ağırlıklı bazen de futbolun konuşulacağı bir kültür sanat blogudur. Kısacası, lenslerimizin arkasından görünenleri, tarihe bir kanıt olarak buraya yansıtacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adakanbo-nun-yeni-teklisi-bolum-bir-son-yayinda/", "text": "Şarkıcı ve söz yazarı Adakanbo, yeni EP'si Bölüm 1: Son ile müziğinde yeni bir perspektif yaratıyor. Daha önceki üretimlerinde R&B ve alternatif müzik türlerinde karanlık ve depresif yönü ağır basan parçalar ortaya çıkaran Adakanbo, pandeminin de bitişiyle birlikte daha pozitif ve neşeli bir eksene kaydırmak istiyor. Sanatçı, üç albümlük yeni EP'si Bölüm 1: Son ile farklı şeyler denemekten kaçınmadığını bize kanıtlıyor. Adakanbo, yeni EP'si ile görsel dünyasını zenginleştirmeye devam ediyor. EP'de yer alan Karala, Tıngırtı ve Kendinin En Büyük Düşmanı şarkılarının hepsine Afterwork'ün kreatif direktörlüğünde video klipler çekildi. Üç video klibin de odak noktasında değişim kavramı yer alıyor. Adakanbo, değiştirdiği müzik dilini ilk kez sahne alarak kutlayacak. 28 Haziran'da Blind İstanbul'da gerçekleşecek olan konserde Adakanbo'nun ilk konserinde sanatçıya Sinanılmaz ve Mert Avcı eşlik edecek. Konser biletlerine buradan erişebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adakanbo-yeni-teklisi-derdimi-sor-ile-2021e-merhaba-diyor/", "text": "Alternative R&B ve alternative hip-hop müziğin yeni ve üretken isimlerinden Adakanbo'nun yeni EP'sinden ikinci teklisi Derdimi Sor BBI Music Co. etiketiyle yayında. Çıkış yaptığı geçtiğimiz yılı altı tekliyle kapatan Adakanbo, önümüzdeki günlerde tamamını yayınlayacağı EP'sinden ikinci teklisini yayına aldı. Birden fazla tarzın harmanlanmasından oluşan, alternatif bir sound'a sahip parçada Adakanbo, kendi iç dünyasında ve gündeminde olan şeyleri hikayeleştirdiğini ama çoğu zaman bunlara tamamen kayıtsız kalarak bir hiçlik yarattığını söylüyor. Kayıtsız kaldığı olaylara, eninde sonunda bir şekilde tepki göstereceği gerçeğini ve bu tepkinin bazen normaline göre sert olabileceğini anlatıyor. Kendi yazdığı sözlerini, çoğunlukla yine kendi yaptığı müzikleriyle birleştirerek 2020'nin başından itibaren yayınlamaya başlayan Adakanbo, yedinci teklisi Derdimi Sor'u 22 Ocak tarihinde BBI Music Co. aracılığıyla dijital platformlarda yayınladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adakanbonun-yeni-epsinden-ilk-teklisi-karala-yayinda/", "text": "Alternatif R&B & hip-hop türünde yayınladığı teklileriyle 2020 yılından beri üretimlerine devam eden Adakanbo, hazırladığı yeni EP'sinden ilk teklisi Karala ile dinleyicileriyle tekrar buluşuyor. Pandemi sürecinde normal hayata adaptasyon evresini en içten hisleriyle bir EP formatına sokan Adakanbo, Karala parçasında pandemiyi geride bırakıyor oluşumuzun netliğini, içinde bulunduğumuz karmaşık ruh haliyle birleştiriyor. Ruh halindeki değişimleri müziğe aktarmaya çalışan sanatçı, kendi duygusal sınırlarını zorlamak için daha renkli ve hareketli parçalara zemin hazırlıyor. Üretimlerine alternatif R&B ve hip-hop türlerinin sentezini yaratarak devam eden Adakanbo, üç parçadan oluşan ikinci EP'si Bölüm 1: Son ile müziğine yeni bir şekil vermeyi amaçlıyor. EP'nin ilk teklisi olan Karala, Adakanbo'nun özgün müzik tarzının Ati Pikal'ın saksafonuyla birleştiği bir tekli olarak karşımıza çıkıyor. Karala, daha pozitif bir perspektife geçme amacı olan Adakanbo'nun başlangıç noktası kabul ettiği bir eser olarak Bölüm 1: Son'da yerini buluyor. Sanatçı, yeni teklisinin sözü ve müziğini yaratırken prodüksiyon sürecinde şarkının mix-mastering'ini de tamamlayan Cenk Ergenç ile birlikte çalıştı. Şarkının renkli artwork'ü Simay Yaman tarafından oluşturuldu. Karala şarkısının video klibi, Afterwork ekibi tarafından çekildi. Klibin yönetmeni Yasin Arıbuğa, 3D dünyanın yaratılmasında şarkının artwork'ünü de oluşturan Simay Yaman ile birlikte çalıştı. Adakanbo'nun yeni teklisi Karala, 3 Haziran Cuma günü itibarıyla Garaj Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adakanbonun-yeni-teklisi-video-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Yerli sahnenin yeni nesil prodüktör ve şarkıcılarından Adakanbo'nun yeni teklisi Kaç Ama Bi' Söyle video klibiyle birlikte yayında! Yaklaşık bir senedir Adakanbo projesiyle üretimlerini yayınlayan Ada Kanbur, kendine has tarzıyla beat'lerin üstüne anlamsız sözlerden oluşan müzik endüstrisine bir tepki koymayı amaçlıyor. Kendi yazdığı sözlerini, çoğunlukla yine kendi yaptığı müzikleriyle birleştirerek, bu yıl başından itibaren yayınlamaya başlayan Adakanbo, beşinci teklisi Kaç Ama Bi' Söyle'yi, 13 Kasım tarihinde BBI Music Co. aracılığıyla video klibiyle birlikte dinleyicisiyle buluşturdu. Parçanın prodüktörlüğünü Bevz üstlenirken, mix'inde Taner Yücel, mastering'inde ise Cenk Ergenç imzası bulunuyor. Kaç Ama Bi' Söyle'nin yönetmen koltuğunda Afterwork ekibinden Yasin Arıbuğa bulunuyor. Görüntü yönetmeni olarak ve fotoğraflarda Tezcan Ataroğlu, sanat direktörü olarak Sude Belkıs, styling'te ise İrem Apak'ın imzası bulunuyor. Klip aynı zamanda Adakanbo'nun yayınladığı ilk klip olma niteliğinde. Adankanbo'nun yeni teklisi Kaç Ama Bi' Söyle ve Yasin Arıbuğa yönetmenliğinde çekilen video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adakanbonun-zaman-geri-don-adlı-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Yeni nesil prodüktör ve şarkıcılardan Adakanbo'nun altıncı teklisi Zaman Geri Dön BBI Music Co. etiketiyle yayınlandı! İlk olarak Ocak 2020'de çıkardığı Dolunay ile parçalarını paylaşmaya başlayan, yerli sahnenin yeni isimlerinden Adakanbo, Zaman Geri Dön adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle 25 Aralık tarihinde yayına aldı. Kimsesizken mutlu olamayacağımı bildiğim gibi bazen de sadece kimsesizken mutlu olabilirmişim gibi geliyor. diyerek kendi sözleriyle yeni parçasını anlatan Adakanbo, geçtiğimiz kasım ayında video klibiyle birlikte Kaç Ama Bi' Söyle parçasını yayınlamıştı. Kendi yazdığı sözlerini, çoğunlukla yine kendi yaptığı müzikleriyle birleştiren Adakanbo'nun yeni teklisi Zaman Geri Dön'ün prodüksiyon, mix ve mastering'inde Jung ile çalıştı. Parçanın kapak tasarımında ise Glennis imzası bulunuyor. 2021'de yayınlayacağı yeni parçaların hazırlıklarına devam eden Adakanbo'nun BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı yeni parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adamlar-hikaye-ile-geri-dondu/", "text": "Yerli sahnenin başarılı isimlerinden Adamlar, son albümünden iki sene sonra yayınladığı Hikaye isimli yeni single'ını 10 Ağustos tarihinde dijital platformlarda paylaşmıştı. Garaj Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayınlanan parçanın video klibi ise bugün itibarıyla paylaşıldı. Grubun son zamanlarda konserinine gidenlerin aşina olduğu bu yeni parça, aynı zamanda 2016 yılında yayınlanan ikinci albüm, Rüyalarda Buruşmuşuz sonrasında paylaşılan ilk parça olma özelliği de taşıyor. Söz ve bestesi Tolga Akdoğan'a, düzenlemesi Adamlar ekibine ait olan şarkının mastering'i Amerika'da yer alan Capitol Studios Mastering'de yapılırken, miksinde ise Emre Malikler imzası bulunuyor. Bu yeni video klibin yönetmen koltuğunda ise İdil Dizdar ve Said Dağdeviren oturduğunu da belirtelim. Önümüzdeki günlerde birkaç yeni single daha paylaşmaya hazırlanan grubun yeni albümünü sonbaharda dinleyenlerine servis etmesi bekleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adamlar-nereden-nereye/", "text": "Adamlar gerçekten ilgi çekici bir grup. Sevmek ya da sevmemek sizi alakadar etmek ile birlikte, Yakın Çağ Generation Tayyip Indie sahnesinde bir şekilde karşımıza çıkıyorlar. Artık modası çoktan geçmiş olan Uzun ve Garip İsimli Gruplar döneminin başlarında Halimden Konan Anlar adıyla ortaya çıkıp daha sonra Adamlar'a evrildiler. Bir sürü yerde konser afişlerini görüyoruz. Mixtape'lerde karşımıza çıkıyorlar. 2014'ün en iddialı albümlerinden biri olan Eski Dostum Tankla Gelmiş'in ardında duruyorlar ve Soundcloud'da sadece 5 şarkıyla 7.2k kişi tarafından takip edilip, 0 kişi takip etme karizmaları ile tanınıyorlar. Şimdi gidip de E. D. T. G'nin süper şarkılarla dolu olmasından, Ateş Ederim'de büyük İtalyan bestekarı Ennio Morricone'den etkilenmelerinden, mizahlarının Kaç Canım Kalmış'tan daha olgun, Yüzyüzeyken Konuşuruz'dan daha orjinal olmasından, Kadın'da tek gerçek rock tanrımız Teoman'ın ilk dönem kalitesine yaklaşmalarından, geçişli tarzdaki kompozisyonlarından, kaliteli bir teatrallik ile rap öğeleri taşımalarından, solistlerinin hakikaten yetenekli bir adam olmasından falan bahsetmek istemiyorum. Asıl olarak nasıl sadece bir gitar grubuna dönüştüklerinden söz etmek istiyorum. Ya ne grubuna dönüşeceklerdi? dediğinizi duyamıyorum çünkü zaten genel olarak gitar grubu şeklinde ilerliyorlardı. Burada gitar grubu kavramını tanımlamam gerekiyor. Şüphesiz içerisinde gitar, bas gitar ve davul bulunan bu grubun temel özelliği barlarda çıkmaları ve bazen kendilerine sadece efekt olsun diye bir klavyecinin eşlik etmesidir. Gitarın ritmiyle ilerleyen, arada gitar soloları atılan, davulun yerli yersiz breakler yaptığı, solistin nakaratta bağırdığı; gitarın gitar gibi görüldüğü gruplardır. Bildiğiniz üzere her gün gitar grupları kurulup dağılır, hatta zamanında siz de bir tane kurmuşsunuzdur. Güneşin parlamadığı her yerde gitar grupları vardır. Bu aşağılayıcı bir tanımlama gibi gözükse de gitar grubu olup canavar gibi olan milyonlarca grup vardır ve Adamlar da bu canavar gruplardan birisidir. Ama Adamlar ortaya bir anda sadece bir gitar grubu olarak çıkmadı. Adamlar, kankaları Yüzyüzeyken Konuşuruz ile birlikte çay sound döneminde Lo-fi gitar grubu olarak ortaya çıktı. Kayıtları genellikle prodüksiyon açısından tutarlı değildi. Bu tutarsızlık hem o dönemin teknolojisinden hem de daha yolun başında olmalarından kaynaklanıyor olabilirdi. Yani varsayımsal olarak bazı şarkılar bir evin odasında, bazıları stüdyoda, bazıları da konserde kaydedildiğinden her şarkılarında gitarları aynı adam, aynı gitarla çalmış olsa bile sesler farklı algılanıyordu ya da belki bir tarzları yoktu. E. D. T. G'de de kendine yer bulan Kendime Çaylar'ın lo-fi halini çok rahat bir şekilde Smiths kolundan ilerleyen yumuşak ve üzgün İngiliz müziği ile karşılaştırabiliyorduk. Ritm gitarın üstünde ilerleyen bol katmanlı ve choruslu gitarlar, nakaratta falsetto yapan güzel sesli bir vokal, abartılar ile uğraşmayan ve sakince şarkıya ritm sağlayan bir davul. Bir de basları Alex James ayarında bir adam çalsaydı NME c86'da kendilerine bir yer açabilirdi. Fakat Halimden Konan Anlar'ın ne Falkland gazisi arkadaşları, ne de bir Top of The Pops'ları vardı. İstanbul'un bir semtindendiler ve ortam lunapark müziği ile doluydu. Onlar da dönemin ruhuna uygun şarkılar yaptılar ama bir farkla; şarkılardaki mizah diğer çay'cı'larinkinden daha farklı olduğu için deney yapabiliyorlardı. Halimden Konan Anlar bu ülke sınırları içerisinde avantgarde sayılabilecek bir gruptu. Sergüzeşt-i Kadıköy'de mütevazi yaylılar kullanıyor, sample'lar girip çıkıyor, şarkının her yerinde farklı bir olay gerçekleşiyor; arada ingilizce konuşuluyor, back vokal kafasına göre bir şeyler mırıldanıyordu. Natali Portmın gibi şakalı bir isme sahip olan şarkılarında bir bakıyordunuz Imperial March çalıyordu, bir bakıyorsunuz Michael Jackson Çığlığı işitiliyordu; çocuklar uyuyor, kurtlar ulumaya başlıyordu. Kadın'da saksafonlar alakasız gidip, muzur klavyeler nakaratlardan düşerken; Bıktım Bye'da 90'lar popundan gidiyorlardı. Her şarkı kendi içerisinde büyük farklılıklar taşıyor ama söz yazımının ve mizahlarının katı tutarlılığı, yumurtanın dalyan köfteye yaptığı etkiyi yapıp bütün şarkıları bir arada tutuyordu. Zamanında Velvet Underground ya da Bowie gibi tarzlar arası dolaşan avantgarde tipler de aynı yumurta etkisini imajları ve grubumuzun örneğindeki gibi sözlerin ve edebiyatlarının tutarlılığı ile sağlıyorlardı. Sound denen şey durmadan değişiyordu ama o tavır her zaman sabitti. Aynı Halimden Konan Anlar'daki gibi. Bir de Ateş Ederim'in sonunda sadece Adamlar'ın sesini duymaya başlıyordunuz. Nitekim daha sonra Adamlar diye bir grup ortaya çıktı. İki farklı kişiden Gorillaz gibi tüyosu alıp dinledikten sonra müziklerinde bir kalite olduğunu şıp diye anlamıştım. Soundcloud'da 5 şarkılık bir Ep'leri bulunuyordu. Anladığım kadarıyla grubun iki vokalisti vardı ve bir tanesi konuşurken diğeri de şarkı söylüyordu. MTV'nin çöküş çağının habercisi grup Crazy Town gibi yani. Kapısı Kapalı gibi sample tabanlı bir rock şarkıları vardı. Ama hiç bir şekilde Red Hot Chili Peppers'dan riff çalan Crazy Town gibi kalitesizlik kokmuyordu; hatta şarkı sanki Türkiye'den değil de ne alakaysa Sao Paolo'dan çıkmış gibiydi. Konuşan Adam konuşurken belli bir rahatsız ediciliği olan ruh bir anda değişiyor, samplelar kaybolup yerine gerçek gitarlar giriyor Şarkı Söyleyen Adam bunaltıcı bir groove ile nakaratı taşıyordu. O kadar güzel mixlenmişti ki fade-out'tan sonra kasetin durma sesi gelecek diye bekliyordum. Daha sonra yine elektronik denebilecek bir deneme olan Ah Ulan Ah giriyordu. Geri kalan ise alışık olduğumuz sazlı sözlü gitar şarkıları formatındaydı. Yine belli tutarsızlıklar vardı ama Bu grup çok gelecek vaadediyor, çok çılgın bir albüm gelebilir düşüncelerini kafamdan atamıyordum. Bu arada Adamlar'ın bir albüm çıkartacağını, aynı zamanda iki solistleri olmadığını ve her sesi Tolga Akdoğan diye bir adamın çıkardığını ve Halimden Konan Anlar'ın reenkarnasyonu olduklarını öğrendim. Çünkü artık gerçekten tamı tamına oturmuş, ne yapması gerektiği belli olan bir grup var ortada. Kendime Çaylar'da gitarları Johnny Marr değil, Gürhan Öğütücü çalıyor, Kapısı Kapalı'da sesleri yetsin diye daha az sigara içmeleri tembih edilen back vokaller albüm boyunca coşuyor, Kadın'daki Teenage Jesus and The Jerks havası gidip yerine Teoman geliyor. Artık elimizdeki grup Gorillaz gibiden ziyade çayı görüp paçaları sıvamış Dede Efendi görüntüsünde. Daha buradan; internette keşif ya da konser kasan tiplere değil herkese hitap edebilecek bir şey. Özgün ama bir yandan tahmin edilebilir; underground ama bir yandan stadyum konseri düzenlemelik bir şey. Elimizde ciddi bir Pop Act olabilecek yegane oluşumlardan biri. Tabii böylesi DIY oluşumları bırakın stadyumlarda, Fanta Gençlik Festivali'nde bile görmemiz çok zor gibi duruyor. Ama neden olmasın? Bir bakarsınız Adamlar'ın bir şarkısı dizi ya da reklamın fon müziği olur, bir bakarsınız Adamlar belediye konserlerinde headliner olur. Fakat her halükarda bu topraklarda en çok gelecek vaadeden gruplardan biri olduklarını söylemek lazım. Yeni şarkılar için beklemedeyiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adamlardan-yeni-album-ruyalarda-burusmusuz/", "text": "Uzun zamandır yeni albüm için beklediğimiz gruplardan olan Adamlar, nihayet yeni albümleri olan Rüyalarda Buruşmuşuz ile bünyelerimize yeni bir heyecan getirdi. Öncelikle bu albüm ile ilgili aktarabileceğim ilk cümleler, kendinizi uçuk kaçık bir melankoli albümü içerisinde bulacağınızı peşin peşin söylemek olacak sanırım. Bir yandan ağırbaşlı bir efkarın yanı sıra, umut verircesine Kalk yapacak çok işimiz var! söylemiyle sizi farklı bir şekilde kendisine çekiyor. - Hepinize El Salladım - Tın Tın - Şakacı Birisin Sen - Yanmış İçinden - Orada Ortada - E Tabi - Rüyalarda Buruşmuşum - Ah Benim Hayatım - Acının İlacı Albümün genel halet-i ruhiyesine bakacak olursak, ilk albümdeki bizi kendisine yakınlaştıran kaçıklık ve sıradışılık havasından daha çok yukarıda da bahsettiğim gibi, bir ağırbaşlılık ve olgunlaşma havası hakim. İlk albümdeki imgelerde kullanılan rastgele planlılık ve çağrışımlar bu albüme de yansımış. Şarkılar arasındaki uyum ise gayet başarılı. Albüm, dinleyiciyi genel olarak aynı hislerde tutmayı başarmış. Örneğin bir albümü baştan sona dinlerken, aniden ambiyansı bozan bir şarkı ile karşılaşma gibi durum Rüyalarda Buruşmuşuz için söz konusu değil. Biraz da kullanılan enstrümanlar ve vokal açısından bakacak olursak bu albüm, Eski Dostum Tankla Gelmişe göre daha sade diyebiliriz. Önceki albümün bence en kilit özelliklerinden birisi olan synthesizer ve klavye ton ve efektleri, Rüyalarda Buruşuruzun içerisinde çok az bulunuyor. Ayrıca müzikal enstrüman bakımından, albümün kendisi hakkında dediğimiz gibi sadeliğe gidilmiş albümde. Vokalde Tolga Akdoğan'ın performansı için birkaç şey söylemem gerekirse, albümün biz bize ambiyansının mimarı her şeyden önce kendisidir bana kalırsa. Şarkıların içerisine kattığı duyguları, şarkılara işlemeyi başarmış. Ayrıca bu albümdeki cümle vurguları ve tonlamaları, Eski Dostum Tankla Gelmişe göre daha çok arabeskvari olmuş. Fakat bu vokal farkı, yapmacıklıktan uzak ve duyguları daha keskin bir şekilde dinleyiciye aktarabilmesini sağlamış. Bu etmenler bir araya geldiğinde daha bir biz bize samimiyeti kazanmış albüm. Zaten albüm genel bir melankoli içerisindeyken, enstrüman ve müzikal olarak sadelik ayrıca işin içerisine girdiğinde Rüyalarda Buruşmuşuz çok çabuk benimseniyor. Albüm, grup sanki sizin küçücük odanızda, sizi de bu işin içerisine katarak çalıyormuş gibi bir ambiyans yaratıyor bünyede. Ayrıca bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir diğer konu ise ilk albümle birlikte dinlediğimiz daha parlak tonlardan ve birazcık da insanın içini kıpırdatan riff'lerden oluşan gitar sound'unun, bu albüm ile birlikte daha bir dinginleştiren ve daha tok bir gitar sound'una dönüşmesi. Biz bizeyiz havasının belki de vokal, Tolga Akdoğan ile birlikte en önemli faktörü şüphesiz bu yeni gitar yorumlaması. Yine eski albümde olduğu gibi bu albümde de gitar baskın karakteri oynuyor. Ayrıca 70'ler Türkçe Rock Müziğine göndermeler yapılan bu albümde, hafif hafif bir yerlerden Erkin Koray esintileri sizi bekliyor. Ah Benim Hayatım: Albümün kendi duygu halini net bir şekilde özetleyen şarkı kendisi. Girişteki gitar tonu samimi, vokalde Tolga'nın sesi gayet naif bir şekilde şarkıda yerini almış. Enstrümanların bütünlüğü ise dinleyenlerin diline dolanma potansiyelindeki sözler ile tamamlanıyor. Acının İlacı: Albümde dikkat ettiğim noktalardan birisi ise intro'ların gerçekten çok başarılı olması. Acının İlacında da bu durum devam ediyor. Ayrıca metafor ve imgelerin kullanımı şarkıya ayrı bir hava katmış. Tekrar tekrar aynı yere döneceğim ama Tolga'nın yorumu şarkıya çok yakışmış. Duyguları ise dinleyenlere çok başarılı bir şekilde aktardığını düşünüyorum. Solo bölümü ise böyle bir şarkıya yakışan bir son olmuş. Rüyalarda Buruşmuşum: Metaforlarla başlayan şarkı, ilerlerken yavaş yavaş yükseliyor ve bir anda patlamayla bizi karşılıyor. Albümün naifliğine paralel olarak enstrüman ve vokal uyumuyla birlikte gayet temiz bir şarkıya imza atmış grup. Albüme isimini veren şarkı olduğunu düşünecek olursak, en çok dinlenenlerden birisi olması işten bile değil. Son olarak, uzun süredir böyle beklenen bir albümün beklentileri karşılaması zor olur genelde. Fakat, Rüyalarda Buruşmuşuz bence bu beklentileri gayet karşılamış durumda. Kendi yaptıkları müziğin ötesine geçerek farklı bir konsept denemeleri ise riskli fakat bu riskin karşılığını olmuş bir albüm ile aldılar. Adamlar'a bu albüm için teşekkür edip, başarılarının devamını diliyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adamlarin-beklenen-ep-calismasi-harekete-kimse-mani-olamaz-part-ii-yayinda/", "text": "Harekete kimse mani olamaz diyerek sound dünyasında bambaşka kapıları aralayan Adamlar, uzun süredir beklenen Part II'yi yayınladı. Albümün devamı olarak beklenilen Part II; devam niteliğinde olmayan, bizleri uzun ve döngüsel bir yolculuğa çıkartan tınılara sahip. Harekete kimse mani olamaz. Part II'de söz ve müzikleri Tolga Akdoğan'a ait olan şarkıların düzenlemesinde yine Tolga Akdoğan ile Emre Malikler imzası bulunuyor. EP'nin çıkış şarkısı Hayret için oluşturulan klipte, son aylarda adından sıkça bahsettiren yapay zeka ile görsel oluşturma teknolojilerinden yararlanıldı. Klibin oluşturulmasında 4 ayrı yapay zeka uygulaması kullanıldı ve bu uygulamaların çıktıları geleneksel post prodüksiyon yöntemleri de katılarak bir araya getirildi. Videonun yönetmenliğini New York'ta yönetmenliğe başladıktan sonra İstanbul'a dönen Cem Adıyaman üstlendi. Kendisi de aynı zamanda müzisyen olan Cem Adıyaman, İstanbul ve Londra'da ofisleri bulunan GoGo Project'in kurucu ortağı ve yönetmeni."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adamlarin-ucuncu-albumu-dunya-gunlukleri-yayinda/", "text": "Adamlar beklenen üçüncü albümü 'Dünya Günlükleri'ni Garaj Müzik etiketiyle bugün itibarıyla yayınladı. 2014 yılında yayınladıkları Eski Dostum Tankla Gelmiş ve 2016 yılında yayınladıkları Rüyalarda Buruşmuşuz albümü sonrasında Adamlar üçüncü stüdyo albümleri Dünya Günlükleri'nin tamamını bugün yayına aldı. Ağustos ayında yeni albümden yayınladıkları Hikaye single'ı sonrasında 10 parçadan oluşan yeni albümünü Garaj Müzik etiketiyle yayınlayan Adamlar, albümden Yoruldum isimli parçaya çektiği video klibi de dinleyicilerine servis etti. Emir Ongun, Emre Malikler, Gürhan Öğütücü, Berkan Tilavel ve Tolga Akdoğan 'den oluşan Adamlar bu albümde, kendine özgü şarkı sözlerinin yanı sıra elektronik altyapılar ve deneysel tınılar kullanmayı ihmal etmemiş. Selçuk Demirci yönetmenliğinde çekilen yeni video klibi ve Dünya Günlükleri albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/adidas-all-originals-istanbul-2014-5-yılında-küçükçiftlik-parkta/", "text": "adidas all Originals İstanbul 5. yılını, bu sene 20 Eylül Cumartesi günü KüçükÇiftlik Park'ta kutluyor. Bu senenin ağır topları; Lana Del Rey, Katy Perry, Rihanna, Moby, Mystery Jets gibi isimlerin kliplerini de yöneten video klip yönetmeni, grafik tasarımcı kimliğinin yanı sıra şarkı sözü yazarı ve müzisyen olarak da yüksek performanslar sergileyen Woodkid, geçtiğimiz sene Babylon sahnesinde de izleme fırsatı bulduğumuz Dj setiyle Felix Da Housecat, yine canlı şovlarıyla önümüzdeki günlerde kendi adını taşıyacak olan ilk albümünü paylaşmaya hazırlanan 95 doğumlu İngiliz Chlöe Howl, Türkiye'den Türk Sanat Müziği ve Alaturka'ya modern bir yorum getiren Gaye Su Akyol ve Fakepakt'ın katılımıyla gerçekleşecek. Yine Radio adidas Originals ve Radyo Eksen DJ'lerinin performansları da etkinlik boyunca bizlerle birlikte olacak. 20 Eylül Cumartesi günü saat 16.00'da kapılarını müzikseverlere açacak olan etkinlikte yiyecek içecek alanları ve daha bir çok sürpriz de etkinlik alanında olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/affet-robot-red-bull-music-warm-up-ile-amsterdamda/", "text": "Yeni nesil sahneden müzisyen ve grupların dinleyicilere ulaştığı performans videoları serisi olarak doğan Red Bull Music Warm Up projesi kapsamında Amsterdam Red Bull Music Stüdyoları'nda kayıt alacak isim belli oldu. Proje kapsamında seçilen ve şarkıları kliplenen Affet Robot, Ati ve Aşk Üçgeni, Baneva, Nova Norda, The Young Shaven ve üniversiteler arasından halk oylamasıyla birinci olan Federal'in yer aldığı bu yılki projede stüdyo kaydını Affet Robot yapacak. Yeni nesil müzisyen ve gruplara destek olmak için beş yıl önce hayata geçen Red Bull Music Warm Up projesi kapsamında Affet Robot Red Bull Music'in Amsterdam'daki tam donanımlı stüdyosunda kayıt alma şansını yakaladı. Red Bull Music Amsterdam Stüdyoları'nda 8-9 Kasım 2018 tarihlerinde kayıt alacak olan Affet Robot, Eren Günsan'ın tek kişilik synth-wave projesi. Affet Robot'un Red Bull Music Warm Up ile kliplenen şarkısı 'Röntgen' olmuştu. Bugüne dek Red Bull Music Warm Up'ta aralarında Yüzyüzeyken Konuşuruz, Nilipek., 90BPM, İdil Meşe, Uluru, Hedonutopia, Al'York, Loradeniz ve Ethnique Punch'ın da bulunduğu çok sayıda isim yer aldı. Red Bull Music Warm Up'a katılan altı grubun klipleri www. redbullmusic. com adresinden izlenebiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/affet-robotun-yeni-teklisi-budala-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Eren Günsan'ın İstanbul çıkışlı darkwave, synthpop müzik projesi Affet Robot'un Budala adlı yeni teklisi ve video klibi yayında! 2017 yılında sekiz parçalık ilk albümü Röntgen ile çıkış yapan Affet Robot, 2019 yılında Red Bull Music'in desteğiyle Amsterdam'daki Red Bull Stüdyoları'nda kaydettiği Huzursuz Seyir adlı EP'sini yayınlamıştı. Eren Günsan, 80'lerin karanlık yanından ilhamını aldığı Affet Robot projesiyle new wave ve synth pop sound'unu güncel müzikal bir anlayışla birleştiriyor. Analog synthsizer'lar, drum machine'ler, derin vokaller, 80'lerin ikonik gitarları ve melankolik Türkçe sözlerden oluşan yeni teklisi Budala ile Affet Robot, aptallık temasına göndermelerde bulunuyor. Aptallığın farkına varılmasıyla yaşanan kırgınlığı, yüzleşmenin getirdiği ağırlığı, hayal kırıklığını ve kendimize yönelik öfkeyi işliyor. Gökay Çatak ve Mert Şen yönetmenliğinde çekilen Budala parçasının video klibinde Burcu Uçatenik'in dansının yanı sıra Eren Günsan ve Zeynep Oktar'ı izliyoruz. Video klibiyle birlikte Budala parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/african-safari-tours-travel-trips/", "text": "Morbi sagittis, sem quis lacinia faucibus, orci ipsum gravida tortor, vel interdum mi sapien ut justo. Nulla varius consequat magna, id molestie ipsum volutpat quis. Suspendisse consectetur fringilla luctus. Fusce id mi diam, non ornare orci. Pellentesque ipsum erat, facilisis ut venenatis eu, sodales vel dolor. Nunc volutpat odio sit amet, consectetur adipiscing elit. Nulla varius consequat magna, id molestie ipsum volutpat quis. Suspendisse consectetur fringilla luctus. Fusce id mi diam, non ornare orci. Pellentesque ipsum erat, facilisis ut venenatis eu, sodales vel dolor. Nunc volutpat odio sit amet, consectetur adipiscing. Nulla varius consequat magna, id molestie ipsum volutpat quis. Suspendisse consectetur fringilla luctus. Fusce id mi diam, non ornare orci. Pellentesque ipsum erat, facilisis ut venenatis eu, sodales vel dolor. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Pellentesque dictum tincidunt enim, vitae eleifend magna bibendum in. Ut at nunc vitae odio consequat euismod eget eget nunc. Nunc at enim placerat, sodales nisl ac, posuere ipsum. Aliquam vel justo sed nisl vulputate sodales. Suspendisse ultricies nulla vel pellentesque imperdiet. Maecenas eget tincidunt neque, quis pellentesque ante. Nulla pharetra nulla at euismod tristique. In hac habitasse platea dictumst. Praesent laoreet, eros nec laoreet ullamcorper, neque orci molestie diam, quis facilisis arcu arcu at est. Etiam nec erat tellus. Mauris et vulputate velit. Nulla varius consequat magna, id molestie ipsum volutpat quis. Suspendisse consectetur fringilla luctus. Fusce id mi diam, non ornare orci. Pellentesque ipsum erat, facilisis ut venenatis eu, sodales vel dolor. Nunc volutpat odio sit amet, consectetur adipiscing elit."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aga-bnin-yeni-albumu-muaf-yayinda/", "text": "Yerli rap sahnesinin Ankaralı temsilcisi Aga B, yeni uzunçalar albümü Muaf'ı Basemode Records etiketiyle dijital platformlarda yayınladı. 2016 yılında yayınladığı Al! Bum! sonrasında Aga B, bir süredir hazırlandığı yeni uzunçalar albümü Muaf'ı yayınladı. Bugy ve DJ Suppa'nın prodüktörlüğünde hazırlanan 9 parçalık albümün mix ve mastering'lerinde ise Bugy ismini görüyoruz. Albümde Ezhel ve Kamufle'nin de Aga B ile birer düeti bulunuyor. 3500 isimli parçada Ezhel, Sırıtcaklar, Sırıt isimli parçada ise Kamufle, albümde yer alan diğer önemli isimler olarak dikkatleri çekiyor. 3 yıl sonra yayınlanan Aga B'nin yeni stüdyo albümü Muaf ise hemen aşağıda! Albümden yayınlanan ilk video klip çalışması ise Algımız Pis isimli parçaya geldi. Göksel Altül yönetmenliğinde çekilen video klibi ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/agackakan-yeni-albumu-kendiliginden-ile-2020ye-veda-ediyor/", "text": "Türkçe rap sahnesinin kendine özgü ismi Ağaçkakan, 2021 yılını yeni albümü Kendiliğinden ile karşılıyor! Ağaçkakan, Gidince Görücez, Hayret Bir Şey, 989 ve 2019 da Berbat Bir Yıldı teklilerinin ardından, 21 parçadan oluşan yeni albümü Kendiliğinden'i Epic İstanbul etiketiyle yayınladı. Prodüksiyonunu Emiladil ve Golem'in üstlendiği albümde, aynı zamanda alternatif yerli sahneden Can Güngör ve Nilipek'in de yer aldığı birer parça bulunuyor. Hip-hop'tan drum and bass'e, tekno'dan breakbeat'e kadar, geniş bir janr skalasından oluşan 21 parçalık albüm 4 Aralık tarihinde dinleyiciyle buluştu. 2013 ve 2014'te yayımladığı EP'lerin ardından Ağaçkakan, Eylül 2017'de A Naşkvit isimli ilk LP'sini müzikseverlerle paylaşmıştı. 2019'da yayımladığı Gravöl 0 adlı EP'siyle tekrar dikkatleri çeken Ağaçkakan, yayınladığı teklilerinin ardından yeni albümü Kendiliğinden ile 2020'ye veda ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/agackakanin-yeni-albumu-a-naskvit-dijital-platformlarda-yayinlandi/", "text": "2 hafta önce, yeni bir video klip yayınlayan rap sahnemizden Ağaçkakan'ın yeni uzunçalar albümü dijital platformlardaki yerini aldı. Yerli hiphop oluşumlarımızdan roadside. picnic'ten Ağaçkakan'ın A Naşkvit isimli, 12 şarkıdan oluşan bu solo albümünde Armonycoma or slt, Afgan, Emiladil, Oldeaf gibi birçok prodüktörle çalışmasının dışında Jakuzi'den tanıdığımız Kutay Soyocak'ı 6 ve 10 numaralı şarkıların vokallerinde görebilirsiniz. Ayrıca Erdem Yıldız, Cansu Turgut, Yiğitcan Akçelik, Oğuzhan Gedik 'in katkılarının olduğu albümün artwork'ünü ise Esk Reyn gerçekleştirdi. M4NM ve Personal Space Records ortaklığında yayınlanan albümün miksi ise Berkant 'Doktor' Kılıçkap imzası taşıyor. Yeni albüm sonrasında Ağaçkakan'ın canlı performanslarını da merakla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ah-kosmos-ve-busra-kayikci-ile-muzikal-dostluk-uzerine-bir-soylesi/", "text": "0502 ve 1702 gibi loop'a aldığımız parçaların yaratıcıları Büşra Kayıkçı ve Başak Günak ile birlikte müzik üretmek üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Büşra: Genelde evde piyano başındayım veya sahilde yürüyüş yapıyorum. Evde zamanım Başak'la olan projemiz, gelecek yıl çıkarmayı planladığım yeni albüm ve çeşitli iş birlikleri için kayıtlar yapmakla geçiyor. Başak: Yeni şarkıların mixleri, prodüksiyonları üzerinde çalışıyorum. Bir yandan yeni ses enstelasyonu projemin çalışmasını sürdürüyorum. Başak: Çok teşekkürler! Biz pandeminin ortasında dijital olarak tanıştık, ortaklaşmayı denemeye birbirimize sesler atarak başladık. Çalışma dengemizin uyumlu olduğunu görünce de devam etmek istedik. Bir senedir hem İstanbul'da bir araya gelerek hem de uzaktan üretmeye devam ediyoruz. Büşra: Başak Berlin'de, ben de İstanbul'da olduğum için ilk başta uzaktan birbirimize çalışmalarımızı göndererek başladık. Daha sonra Başak birkaç kez İstanbul'a geldi. Benim evdeki stüdyomda birlikte çalışarak da şarkılar yazdık. Başak: 1702, benim için farklı mekanlardan ilişkilenme denemelerinin melankolisini temsil ediyor. Başak: Şarkının yansıtabildiğini duymak çok güzel. Şarkıların prodüksiyon ve aranjman aşamasında ikimizin de yeterince alana sahip olmasına, kendi karakteristiklerimizin çatışmadan nefes alabilme dengesine ulaşmayı diliyorum. Ve fark ediyorum ki Büşra'yla üretmeye, denemeye devam ettikçe yaklaşımlarımızın, enstrümanlarımızın birbirine geçişlerinde çok daha incelikli bir dinamik yakalamaya başladık. Büşra: Bence aradığımız zaten birbirimizin müzikal kimliği olduğu için müdahale etmeye gerek yoktu. Böyle bir sentez isteği içimizde vardı. Dolayısıyla birbirimizin dilini değiştirmedik. Büşra: Çok tahmin edilebilir bir şekilde görünürlük bilinirlik arttı ama benim için daha da önemlisi yola çok daha cesur bir şekilde devam etmemi sağladı. Kendimi korkak biri olarak tanımlamam elbette ama bence cesaretin sınırı yok. Her zaman daha da geliştirilebilir. Büşra: Benim müziği algılama şeklimi tamamıyla mimarlık fakültesi değiştirdi. Sadece bir icracı ve dinleyici olarak değil aynı zamanda bir üretici olarak yaklaşmama vesile oldu. Çünkü mimarlık fakültesinden mezun olan birinin gündemi temelde üretimdir. Ve bu konuda farklı yaklaşımlara açık esnek bir ekolden geçersiniz. Dolayısıyla bu eğitim süreci beni sürekli klasik repertuar çalışan ve bununla yetinen romantik kız kimliğinden çıkarıp yeni şeyleri merak eden ve enstrümanına, kayıtlarına müdahele etmekten korkmayan, deneyselliğe ilgi duyan biri haline getirdi. Başak: Şu anda Almanya'daki LWL Arkeoloji müzesi için video oyun müziği yapıyorum. Bahar döneminde ise Berlin'de çalışmayı çok hayal ettiğim bir çağdaş sanat müzesinin projesinin müziklerini üreteceğim. Büşra: Ben bu sıra piyanoda farklı bir yöne gitme arzusu içerisindeyim. Nereden geldi bu fikir bilemiyorum ama neoklasik dünyanın içinde çok dolandığınızda kısır bir döngünün içinde sıkışıp kalma riski beni rahatsız ediyor açıkçası. Belki sebebi budur. Şu sıralar Vincent Delerm, Piers Faccini, Anouar Brahem gibi isimleri çok sık dinliyorum. ECM albümlerini karıştırıyorum. Başak: Şarkı olarak Gray- Fractal diyebilirim. Fakat prodüksiyon aşamalarında olduğum için dinleme alışkanlıklarım da etkileniyor. Daha çok albüm akışını ve Radyo Alhara gibi kolektif platformları dinliyorum. Büşra Kayıkçı ve Ah! Kosmos'tan 0502 ve 1702 parçalarını kaçıran ve yeniden dinlemek isteyenleri aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ah-kosmos-ve-busra-kayikci-notalarini-bir-kez-daha-birlestirdi/", "text": "Büşra Kayıkçı ve Başak Günak'ın ortak ikinci parçası '1702' 11 Şubat itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında! Kendine has anlatım dilleriyle adlarını müzik sahnesine kazıyan ikili Ah! Kosmos ve Büşra Kayıkçı, geçtiğimiz aylarda ilk ortak çalışmaları olan '0502' ile beğeni toplamıştı. Bu güzel birlikteliğin devamı niteliğinde olan '1702', 11 Şubat'ta FUU etiketiyle yayınlandı. Dinlemeye başladığımız an bizi farklı bir atmosfere götüren 1702, aynı gün yayınlanan video klibiyle de zaman ve mekan kavramlarını bambaşka bir forma sokuyor. Görüntülerin altyapıyla senkronize bir şekilde akması, eşsiz bir görsel dünya yaratıyor. Ah! Kosmos ve Büşra Kayıkçı'nın son parçası 1702'nin dünyasına dahil olmak için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ah-kosmosun-yeni-albumu-beautiful-swamp-yayinda/", "text": "Başak Günak'ın elektronik müzik projesi Ah! Kosmos'un beklenen ikinci albümü Beautiful Swamp bugün itibariyle yayınlandı. Elektronik müzik bestecisi, prodüktör ve ses tasarımcısı Başak Günak'ın prodüktörlüğünü de üstlendiği Beautiful Swamp albümü, Alman plak firması Compost Records etiketiyle yayınlandı. İlk olarak, Ah! Kosmos ve Özgür YIlmaz işbirliğiyle, geçtiğimiz Ağustos ayında yayınlanan Wide parçasını duyduğumuz bu yeni albümde, daha birçok ismin katkılarının bulunduğunu da görüyoruz. Vokallerde Başak Günak'ın yanı sıra Elif Çağlar, Leah Christensen, Mabel Matiz ve Özgür Yılmaz'ı da duyabilecek olduğumuz albümün miks'lerini Emre Malikler, mastering'ini ise Calyx Mastering üstlenmiş. Ayrıca, asma davulda ve erbanede Burcu Yankın, çelloda Yasemin Özler, geri vokalde Carolin Haentjes, saksafonda ise Barış Ertürk isimlerini görüyoruz. Bataklık imgesinden esinlenilerek tasarlanan Beautiful Swamp albümü bugün itibariyle tüm dijital platformlarda yer alırken, plak formatında da satışa sunuldu. Albümün lansman konserinin ise 25 Ekim Perşembe akşamı Salon İKSV'de gerçekleşeceğini belirterek sizi hemen albüme doğru alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslan-dan-yeni-album-gunasigi/", "text": "Ahmet Ali Aslan, Su Akar Deli Bakar (2015), Bahara Övgü (2016) kısaçalarlarının ardından, 9 parçadan oluşan ilk uzunçalar albümü Günaşığı'nı bugün itibariyle Z Müzik/Kalan etiketiyle yayınladı. Çeşitli sazların kullanıldığı albümde yine yoğun olarak Klasik Türk Müziği ve Halk Müziği tınıları yer alıyor. Albümde udu Yurdal Tokcan ve Arion Fırat Doğan, klasik kemençeyi Selçuk Eraslan, klarneti Mertcan Selçuk, tanburu Murat Aydemir, kopuzu Coşkun Karademir, elektrik perdesiz gitarı Cenk Erdoğan çalıyor. Albümün final şarkısındaki uzun havayı ise Volkan İncüvez icra ediyor. Albümün künyesinde ise Ozan Sarohan'ın buzuki ve perdesiz gitarıyla, Ozan Kısaparmak'ın bas gitarıyla ve Rana Uludağ'ın bendir ve davuluyla yer alırken, yaylı dörtlüsü İstanbul Strings, klavyeci Burak Irmak, perküsyonist Velican Sagun ve geri vokallerde ise Alperen Ergin yer alıyor. Diğer iki kısaçalarda olduğu gibi, yer yer hüzünlendiren ama insanı huzurla doldurmayı ihmal etmeyen bir Ahmet Ali Arslan albümüyle daha karşı karşıyayız. Ayrıca Günaşığı albümünün lansman konserinin 14 Şubat Çarşamba günü Salon İKSV'de gerçekleşeceğini de son olarak ekleyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslan-ve-berke-can-ozcan-is-birliginden-ilk-tekli-mor/", "text": "Ahmet Ali Arslan ile Berke Can Özcan'ın ortaklığının ilk ürünü Mor dijital platformlarda! Ahmet Ali Arslan mart sonunda yayınladığı teklisi Kırık sonrasında, Berke Can Özcan ile bir araya gelerek yeni teklisi Mor'u dinleyicilerine servis etti. Kırık parçasında daha folk sularda olan AAA'yı bu parçada, Berke Can Özcan'ın da müzikal etkisiyle birlikte daha sertleşen, agresif bir sound'da duyuyoruz. Post-rock'ın karanlık tınılarının hakim olduğu parçada Özcan'ı davul, vibrafon, granular synth, sample ve perküsyonlarda, Arslan'ı ise gitar ve vokallerde görüyoruz. Ozan Kısaparmak'ın bas gitarda olduğu parçanın kaydı ve mix'inde Ahmet Ali Arslan, mastering'inde ise Burak Tamer imzası görüyoruz. Kapak fotoğrafı Berke Can Özcan'a ait olan Mor parçasını dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslandan-bitmekte-olan-yaza-ovgu-deniz-bekler/", "text": "Ahmet Ali Arslan'ın sonbaharda çıkacak yeni stüdyo albümü Dünyalarız Uzakta'dan ilk single Deniz Bekler yayınlandı. Bitmekte olan yaza bir övgü niteliği taşıyan Deniz Bekler ruhuyla ve sadeliğiyle tabiri caizse eski usül bir albümün habercisi. 23 Ağustos'ta yayınlanan single'a karakterini veren şey günümüzün kayıt refleksine aykırı olarak büyük ölçüde canlı çalınmış ve söylenmiş olması. Ahmet Ali Arslan, sahnede kendisine eşlik eden trio ile birlikte bütün albümü ana vokaller dahil canlı kaydetmiş. Albümde Ozan Sarohan buzukide, Ozan Kısaparmak ise bas gitarda Ahmet Ali Arslan'a eşlik ediyor. Berke Can Özcan ise albümün geri kalanına olduğu gibi Deniz Bekler parçasına da çeşitli vurmalılar ile katkıda bulunuyor. Kayıtları Blue Kite Studios'da Mahmut Albulak tarafından gerçekleştirilen Deniz Beklerin vurmalı kayıtları Feryin Kaya ve Ahmet Ali Arslan imzası taşıyor. Miksini Ahmet Ali Arslan'ın kendisinin yaptığı parçanın mastering'ini ise Burak Tamer üstlendi. Kapak tasarımı ise yine Ahmet Ali Arslan'ın kendisine ait. Ahmet Ali Arslan bir yandan Bahçeden adlı canlı performans videolarından oluşan düet serisinin ikinci sezonu için çekimlere devam ederken bir yandan da ikinci uzunçalar albümü Dünyalarız Uzakta'nın hazırlıklarına devam ediyor. Her pazartesi 20.00-21.00 arasında 94.9 Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie Lokal programında geçtiğimiz haftalarda Ahmet Ali Arslan'ı konuk etmiştik. Programın kaydına şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslandan-yeni-sarki-kumrular-gibi/", "text": "Şarkıcı ve söz yazarı Ahmet Ali Arslan, yeni şarkısı Kumrular Gibiyi Universal Music Türkiye etiketiyle bugün yayımladı. 28 Ocak'ta üçüncü albümü Yeni Bir Kabuku yayınlayan sanatçı, 2022'deki üretimlerine devam ediyor. Şarkılarında lirik bir anlatımı tercih eden Ahmet Ali Arslan, yeni teklisi Kumrular Gibi ile alternatif rock alanındaki üretimlerine devam ediyor. Kumrular Gibi'nin sözleri, romantik ilişkilerin kısır döngüye döndüğü bir durumu sorguluyor. Ahmet Ali Arslan, yeni teklisinde daha önceki teklilerinde çalışmadığı biri olan Emre Malikler ile çalışıyor. Ahmet Ali Arslan ve Emre Malikler, şarkının düzenleme sürecinde birlikte çalışıyorlar. Mixing ise Malikler'e ait. Bas gitarda Ozan Kısaparmak, davullarda Berkay Küçükbaşlar, synthlerde Malikler yer alıyor. Parçanın mastering'i ise Ahmet Gökhan Coşkun imzasını taşıyor. Kapak fikri ve tasarımı Ahmet Ali Arslan'a ait olan Kumrular Gibi için fotoğraf ekibi, kamera ve ışıkta Alican İpek, sanat yönetiminde Aybala Yalçın ve model Osman Nuri İyem yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslanin-bahcesinin-ilk-konugu-can-kazaz/", "text": "Ahmet Ali Arslan yakın zamanda bundan sonra en az iki haftada bir kendi Youtube kanalında akustik canlı performans videoları yayınlayacağını duyurmuştu. Çoğunlukla kendi evinin bahçesinden solo performanslarını, kendi deyişiyle eşiyle dostuyla yaptığı düetleri, coverlar ve yeni şarkılar yayınlayacağını anlatmış; hatta Bahçeden isimli bu video serisinin ilk konuklarının da Can Kazaz ve Şenceylik olacağını müjdelemişti. Video prodüksiyonu Two:ThirtyFive tarafından gerçekleştirilen Bahçeden serisinde yer alan ilk akustik canlı performans ise söz ve müziği Ahmet Ali Arslan'a ait yeni bir parça olmuştu. 17 Ağustos'ta yayınlanan Ah Başım performansının ardından dün seriye iki yeni video daha eklendi. Ahmet Ali Arslan'ın yemyeşil bahçesinin sonbaharda bürüneceği renkleri şimdiden merak ediyor, şimdiye kadar yayınlanan tüm videolarda yer alan günebakanı serinin devamında da görmeyi diliyoruz. Bahçeden serisi yeni şarkılar, yeni konuklarla devam etsin. Günebakan düşleriniz yağmur sesiyle çoğalsın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslanin-canli-performans-serisi-bahceden-yayinda/", "text": "Ahmet Ali Arslan, yerli alternatif sahnenin önemli isimleriyle düet yaptığı canlı performans serisi Bahçeden'i dijital platformlarda yayına aldı. Ahmet Ali Arslan bir süredir videoları Youtube'da olan Bahçeden serisinde; Şenceylik, Can Kazaz, Nilipek., Melike Şahin, Selin Sümbültepe, Merih Aşkın, Barış Demirel Barıştık Mı, Deniz Taşar, Volkan İncüvez ve Lara Di Lara gibi isimlerle düet yaparak bahçede canlı akustik kayıtlar alıyordu. 2018 yılında yayınlanan Günaşığı albümü sonrasında Ahmet Ali Arslan bu canlı kayıtları toplayarak dijital platformlarda da yer verdi. Serinin ses kayıtlarını ve yardımcı yapımcılığını Feryin Kaya üstlenirken, video prodüksiyonu ise Two:ThirtyFive imzası taşıyor. Ahmet Ali Arslan bu aralar bir yandan Bahçeden serisinin ikinci sezonu için çekimlere devam ederken bir yandan da sonbaharda çıkarmayı planladığı ikinci stüdyo albümü Dünyalarız Uzakta'nın hazırlığını sürdürüyor. Ahmet Ali Arslan Bir Baba Indie Lokal'de! 29 Temmuz Pazartesi saat 20:00-21:00 arasında Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie Lokal programında Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu'nun konuğu Bahçeden albümünün hemen sonrasında Ahmet Ali Arslan olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslanin-ucuncu-albumu-yeni-bir-kabuk-yayinda/", "text": "Ahmet Ali Arslan'ın sözü ve müziği kendisine ait olan üçüncü stüdyo albümü Yeni Bir Kabuk, Universal Music Türkiye etiketiyle yayınlandı. Ahmet Ali Arslan, yeni albümü Yeni Bir Kabuk ile hikaye anlatıcılığına devam ediyor. Albüm kayıt sürecinde grupla birlikte bir stüdyo kaydı aldıktan sonra Kandıra'da bir ev stüdyosunda albümün kalanını tamamlayan Ahmet Ali Arslan, albüm boyunca şarkılarının birbiriyle selamlaşmasını da hesaba katmış. Yeni Bir Kabuk, hem daha sert hem de daha sade bir müzik akışı vadediyor. Albümde Nilipek. ile olan düeti Ninni'yi bir kliple de taçlandıran Ahmet Ali Arslan, kapak fotoğrafı için Zeynep Özkanca ile çalıştı. Müzikal künyesi oldukça kalabalık ve renkli olan albümde Ahmet Ali Arslan'a kopuzuyla Ozan Sarohan, bas gitarıyla Ozan Kısaparmak, davulda Rana Uludağ ve Berke Can Özcan, trompetiyle Dilan Balkay ve klavyede Alican İpek eşlik ediyor. Lansman konseri 7 Şubat'ta Zorlu PSM Studio Sahnesi'nde gerçekleşecek olan albümü dinlemeniz için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslanın-ilk-epsi-su-akar-deli-bakar-çıktı/", "text": "Son zamanlarda çıkan birçok bağımsız grubun aksine, Türk motifleriyle süslü müziğiyle şimdiden kendine ayrı bir yer edinmiş olan Ahmet Ali Arslan, ilk EP'si Su Akar Deli Bakar'ı Müzik Hayvanı etiketiyle piyasaya sürdü. Albümü ister şuradan indirebilir, ister müzik marketlerden CD formatında edinebilirsiniz. Ahmet Ali Arslan'a perdesiz gitar, kontrbas, bendir gibi enstrümanların da eşlik ettiği albümü yakın zamanda iTunes, Spotify gibi dijital mecralardan da ulaşılabilecek. Aynı zamanda albümün lansman konseri ise bu gece Kadıköy Karga'da gerçekleşecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-ali-arslanın-yeni-teklisi-kırıka-kulak-verin/", "text": "Ahmet Ali Arslan'ın folk rock tınılı yeni parçası Kırık bugün itibarıyla yayında. Yerli sahneden Ahmet Ali Arslan, 2019 yılında yayınladığı albümü Dünyalarız Uzakta sonrasında yeni teklisi Kırık ile tekrar aramızda. Yüksek enerjili ve daha isyankar havaya sahip yeni parçada Ahmet Ali Arslan akustik folk tarzıyla dikkat çekiyor. Ahmet Ali Arslan haricinde bas gitarda Ozan Kısaparmak ve davullarda Berke Can Özcan ile Blue Kite Studios'da canlı kaydedilen parçanın ikinci akustik gitarlarını Mahmut Albulak, klavyelerini ise Burak Irmak çaldı. Yapımcılığını Ahmet Ali Arslan'ın üstlendiği parçada mix ve yardımcı yapımcılığı Feryin Kaya, mastering'i ise Shawn Hatfield imzası taşıyor. Kapak tasarımı Dilara Göl tarafından yapılan Kırık parçasını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ahmet-kenan-bilgic-yeni-albumunden-ilk-tekli-dugumdugum-yayinda/", "text": "Gevende'den tanıdığımız Ahmet Kenan Bilgiç, solo projesiyle paylaşacağı yeni albümünden ilk teklisi düğümdüğümü kurucusu olduğu LU Records etiketiyle yayınladı. Şu sıralar sessiz olan Gevende'nin vokalisti ve gitaristi olarak tanıdığımız, prodüktör, besteci Ahmet Kenan Bilgiç, solo olarak yayınlayacağı yeni albümünden paylaştığı ilk teklisi düğümdüğüm'de melankolik bir iç hesaplaşmayı anlatıyor. Yeni albümünü pandemi sürecinde paylaşmaya hazırlanan Ahmet Kenan Bilgiç, geçtiğimiz sonbaharda yayınladığı Şey Şey Şey parçasının aksine bu parçada elektronik davul ve synthesizer kullanımıyla, her projesinde farklı bir yaklaşımla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Söz ve müziği Ahmet Kenan Bilgiç'e ait olan parçanın akustik gitarlarında Süha Rami, bas gitarda Alp Ersönmez, synthesizer'da Serkan Emre Çiftçi, mix ve mastering'lerinde ise Sinan Sakızlı ismini görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ailenizin-synth-pop-grubu-kupa-onlusu-ile-tanisin/", "text": "Bir aile grubu olarak kurulan Balıkesirli genç synth pop grubu Kupa Onlusu, bu yılın Aynalardan Çıkıyorsun adlı ilk teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Nisan 2020'de kurulan Kupa Onlusu, 18 yaşındaki Alaz Dedeoğlu ve 13 yaşındaki Ekin Dedeoğlu kardeşlerden oluşan Balıkesirli bir synth-pop grubudur. Grubun parçalarının sözlerini ise baba Alpaslan Dedeoğlu yazıyor. Geçtiğimiz yıl dört tekli yayılayan grup, 2021 yılında düzenli olarak paylaşacağı parçalarının habercisi olarak ilk teklisi Aynalardan Çıkıyorsun'u bugün itibarıyla BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Parçanın müziğini ve kayıtlarını Alaz Dedeoğlu yaparken, vokalde kardeşi Ekin Dedeoğlu, sözlerde ise baba Alpaslan Dedeoğlu isimlerini görüyoruz. Mix, mastering'i Emre Vural tarafından yapılan parçanın kapak tasarımı ise İrem Aysu tarafından hazırlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/akbank-caz-festivali-17-ekimde-basliyor/", "text": "28. Akbank Caz Festivali, 17 Ekim tarihinde Akbank Sanat ve Babylon'da gerçekleşecek iki konserle birlikte başlıyor. Bu yıl 28.'si 17-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek olan Akbank Caz Festivali bu hafta başlıyor. 100'den fazla sanatçıyı 37 ayrı mekanda 37 konserle gerçekleşecek olan festival programında ayrıca 3 söyleşi ve 16 atölye çalışması da yer alıyor. Organizasyonu ve içerik programlaması Pozitif iş birliğiyle gerçekleştirilen 28. Akbank Caz Festivali'nin ilk haftasında; Avihai Cohen Quartet, Shinya Fukumori Trio, The Comet is Coming, Till Brönner, Ozan Musluoğlu Quintet, Jehan Babur ve Karl Hector & The Malcouns gibi sanatçı ve gruplar sahne alacak. Festival programı hakkında detaylı bilgi için şuraya, biletler için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/akilla-bir-konusmam-oldu-dun-gece/", "text": "Bir kaç hafta önce Fazıl Say'ın Hayyam Klarnet Konçertosu'nun dünya prömiyeriniSchleswig-Holstein Müzik Festivali'nde yapacağını öğrenmiştik. Festivalin içeriğini incelemeden neden Almanya diye düşündük, biraz da eleştirdik. Bugün Radikal'de yer alan haberi okuyunca haksız bir eleştiri getirdiğimi anladım. Schleswig-Holstein Müzik Festivali bu yıl 50-60 konserlik bir Türkiye Yılı etkinliği düzenlemiş. Fazıl Say, bu etkinliğe katkıda bulunmayan Kültür Bakanlığını Facebook sayfasında eleştirmiş. Ben de bu eleştirilerin üzerine Eurovision'a değinerek bir şeyler eklemek istiyorum. Biliyorsunuz her yıl büyük reklamlarla Eurovision'a bir aday yolluyoruz. Yolladığımız adaylar için bir çok para harcanıyor. Hatta bir şehir efsanesine göre Tarkan'a milyonlarca Euro para teklif edildiği fakat kabul edilmediği söylenir. Bu sene Yüksek Sadakat'in ise ikinci alternatif olarak daha ucuza yarışmaya gönderildiğine ilişkin haberler çıkmıştı. Evet Eurovision'u milyonlarca kişi izliyor olabilir. Bu da Türkiye'nin tanıtımına çok fazla katkı sağlayabilir. Nedir bu katkı? Mesela Türkiye kazanırsa yüksek fiyatla bilet satışı yapılabilir. Ülkeye giriş yapan turistler sömürülerek, turizm tüccarlarının kesesi dolabilir, Kapalıçarşı günlük hasılatını ikiye katlayabilir. TRT yarışma günü aldığı reklamlar ile kar edebilir. Yani her yönden ticaret kokan, kültürel bir etkinlikten öte, parasal olayların dönüp-dolaştığı büyük bir kazan. Kabul edilemeyen şey de bu sanırım. Hiç bir kültürel etkinliğin altında ticari faaliyetler yatmamalı. İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olduğunda her yeri kaplayan afişler, reklamlar kimin için yapıldı? Türkiye ve İstanbul maddiyat dışında ne kazandı? Mesela Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'un kültür seviyesinde bir yükselme oldu mu? Halk, kendisini hipnoz eden dizilerden, sosyal ağların asosyalliğinden sıyrılıp kitap okumaya mı başladı? Peki, hala Batı Müziği, Türk Halk Müziği kıyaslamaları ile müzikal ırkçılıktan kurtuldu mu? Kaç yıldır sadece misafirperverliğimiz ile övünüyoruz? 100 yıl? 200 yıl? Mesela ben yabancı kaynaklı kitaplarda Schumann'ın, Beethoven'ın, Edward Hopper'ın, Rob Gonsalves'in, John Fante'nin ardından neden bir Fazıl Say'ın ismini okuyamıyorum. Almanların farkında olduğu kadar farkında olduğumuzu sanmıyorum. Bunu geçen yılın Avrupa Başkenti İstanbul'da yaşayan bir vatandaş olarak söylüyorum. Akılla bir konuşmam oldu dün gece Sana soracaklarım var dedim; Sen ki her bilginin temelisin, Bana yol göstermelisin Yaşamaktan bezdim ne yapsam? Bir kaç yıl daha katlan dedi Nedir, dedim bu yaşamak? Bir düş dedi, bir kaç görüntü Evi barkı olmak nedir? dedim; Biraz keyfetmek için Yıllar yılı dert çekmek dedi. Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim; Kurt, köpek, çakal, makal dedi. Ne derdim bu adamlara dedim? Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar dedi. Benim bu deli gönlüm dedim; Ne zaman akıllanacak? Biraz daha kulağı burkulunca dedi. Hayyam'ın bu sözlerine ne dersin dedim; Dizmiş alt alta sözleri, Hoşbeş etmiş derim, dedi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/akin-sevgorun-yeni-epsi-routine-ile-mukemmel-duzeni-kesfediyoruz/", "text": "Akın Sevgör'ün 2016'da yayınladığı ArsNova albümü, başa alıp dinlemekten asla sıkılmadığımız, hüzünlüyken, mutluyken kısacası her ruh halinde kendimizden bir şeyler bulabildiğimiz başucu albümlerinden biri olmuştu. ArsNova'dan sonra Akın Sevgör'den gelecek yeni işlere kapımızı açarak bir süre bekledik. Artık yeni albüm gelsin, dayanamıyoruz! diye isyan etmek üzereydik ki yeni EP haberiyle keyfimiz yerine geldi, geriye sadece beklemek kalmıştı. Neyse ki bu bekleyiş 29 Eylül'de sona erdi ve Akın Sevgör'ün Subroomer Records etiketiyle yayınlanan yeni EP'si Routine'i dinleme fırsatını da bulduk. Dört şarkıdan oluşan Routine, ilk şarkı Geometric'le sizi içine almayı başarıyor. Dinlerken kendinizi müthiş bir düzenin içinde hissetmeye başlıyorsunuz. İkinci şarkı Waves başladığında keskin hatlar yumuşuyor ama düzen mükemmeliğini kaybetmiyor. Another Bond ile derinlere dalarken, EP'yle aynı adı taşıyan Routine ile EP'nin sonsuza kadar uzayıp gitmesini diliyorsunuz. İkinci albümünde ArsNova'ya göre daha farklı işler yapmak istediğini söyleyen ve aldığı klasik müzik eğitimiyle ne yaparsa yapsın çok seveceğimizi adımız gibi bildiğimiz Akın Sevgör Routine'i, yeni albümünde yapacaklarını anlattığı bir ara bölüm olarak görüyor. ArsNova'nın devamı, yeni albümün önsözü Routine için sizi aşağıdaki bağlantıya alalım ve buradan Akın Sevgör'e bir kere daha teşekkür edelim. Radyo Kanyon'da yayınlanan Bir Baba Indie programının 23. haftasında konuk olan Akın Sevgör'ün programını dinlemek için de sizi buraya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alacadan-album-oncesi-son-tekli-bahaneler-yayinda/", "text": "Alaca, 10Gün albümünün tamamını yayınlamadan önce son teklisi Bahaneler ile karşımızda! Alaca, 1,5 senedir üzerinde çalıştığı 10Gün isimli konsept albümünün, beş parçadan oluşan ilk bölümünü 14 Ağustos tarihinde 10Gün (Part-1) ismiyle yayınlamıştı. Albümün ikinci bölümünden teklilerini paylaşmaya devam eden ikili, albümün tamamı yayınlamadan önce son teklisi Bahaneler'i dinleyicileriyle buluşturuyor. Genel kayıtlarını kendi ev stüdyolarında, akustik kayıtlarını Babajim İstanbul Stüdyoları'nda alan ekip, mix'te Harun İyicil ve Kerem Akdağ'dan oluşan Flytones ile mastering'de ise Çağan Tunalı ile çalıştı. Albümün kapak fotoğraf çekimleri Sumo Kreatif'ten Ahmet Budak, artwork'ü ise Deniz Ataşer tarafından yapıldı. Alaca'nın toplam 10 parçadan oluşan 10Gün isimli albümün tamamı 6 Kasım tarihinde yayında olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alacadan-ata-bornovanin-yeni-solo-projesi-vayti-dinlediniz-mi/", "text": "Alternatif sahnenin dikkat çekici ikilisi Alaca'dan tanıdığımız Ata Bornova, yeni solo projesi VAYT ile ilk teklisini paylaştı. Nazar tüm dijital platformlarda! İzmirli müzisyen, söz yazarı ve prodüktör Ata Bornova'nın; 2021 yılında temellerini attığı yeni solo projesi VAYT, ilk teklisi Nazar'ı tüm dijital platformlarda yayınladı. Geleneksel dili enerjik ve yeni bir soundla harmanlayarak ortaya koyan VAYT ilk teklisiyle dinleyiciyle buluştu. Alternatif sahnenin son dönemdeki dikkat çekici ekiplerinden Alaca'dan da tanıdığımız Ata Bornova, son olarak Kenan Doğulu ve Ege Çubukçu birlikteliğinden doğan What's Love isimli parçada prodüktör kimliğiyle yer almıştı. Bu hafta içinde parçaya Ada Gönden yönetmenliğinde çekilecek bir de klibin eşlik edeceğini belirten VAYT'ın yeni ve ilk teklisi Nazar'a aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alacanin-10gun-part-2-albumunden-ilk-tekli-420-yayinda/", "text": "Ata Bornova ve Mehmet Mutlu'dan oluşan hip-hop, alternative R&B ve neo-soul ikilisi Alaca'nın, 14 Ağustos'ta yayınladığı 10Gün (Part-1) albümünün devamı olan ve heyecanla beklediğimiz (Part-2)'nin ilk teklisi 420 bugün tüm dijital platformlarda yayında! 10Gün isimli konsept albümünün ilk bölümünü geçtiğimiz ay yayına alan Alaca, 10Gün (Part-2)'den yayınlanması planlanan İşte Hayat Bu adlı ikinci tekliyi 25 Eylül'de, üçüncü tekliyi 9 Ekim'de, 10 parçadan oluşan albümün tamamını ise 23 Ekim'de yayına almayı planlıyor. Genel kayıtlarını kendi ev stüdyolarında, akustik kayıtlarını Babajim İstanbul Stüdyoları'nda alan ekip, mix'te Harun İyicil ve Kerem Akdağ'dan oluşan Flytones ile mastering'de ise Çağan Tunalı ile çalıştı. Albümün kapak fotoğraf çekimleri Sumo Kreatif'ten Ahmet Budak tarafından gerçekleştirilirken, albümün artwork'ü ise Deniz Ataşer tarafından yapıldı. Alaca'nın ilk albümü 10Gün'ün ikinci yarısının ilk teklisi 420'yi aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alacanin-ilk-albumu-10gunun-birinci-bolumu-yayinda/", "text": "İstanbul'dan hip-hop, alternative R&B ve neo-soul ikilisi Alaca, 10Gün isimli konsept albümünün beş parçalık ilk bölümünü bugün itibarıyla dijital platformlarda yayınladı. İlk olarak geçtiğimiz yıl keşfetmenizi istediğimiz Alaca, 10Gün isimli ilk albümünden daha önce geçtiğimiz mayıs ayında Olmaz ve temmuz ayında ise Sar adlı teklilerini dinleyiciyle buluşturmuştu. Ata Bornova ve Mehmet Mutlu'dan oluşan hip-hop, alternative R&B ve neo-soul ikilisi, toplam 10 parçadan oluşacak konsept albümünün 5 parçadan oluşan ilk bölümünü 10Gün (Part-1) ismiyle 14 Ağustos'ta dijital platformlarda yayınladı. Daha önce yayınlanan parçaların haricinde Tekrar, Hadi Bunu Kutlayalım ve Al Bunu adlı yeni parçalarını da paylaşan grup, albümün tamamını ekim ayında yayınlamayı planlıyor. Genel kayıtlarını kendi ev stüdyolarında, akustik kayıtlarını Babajim İstanbul Stüdyoları'nda alan ekip, mix'te Harun İyicil ve Kerem Akdağ'dan oluşan Flytones ile mastering'de ise Çağan Tunalı ile çalıştı. Albümün kapak fotoğraf çekimleri Sumo Kreatif'ten Ahmet Budak tarafından gerçekleştirilirken, albümün artwork'ü ise Deniz Ataşer tarafından yapıldı. Alaca'nın ilk albümünün yarısı olan 10Gün (Part-1)'i aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alacanin-yeni-teklisi-soguk-savas-yayinda/", "text": "Alaca'nın yeni şarkısı SOĞUK SAVAŞ, Universal Music Türkiye etiketiyle yayınlandı. Uzun zamandır birlikte müzik yapan alternatif müzik ikilisi Ata Bornova ve Mehmet Mutlu'dan oluşan Alaca, Soğuk Savaş isimli yeni parçasını müzikseverlerin beğenisine sunuyor. Daha önceki ürettikleri parçalarıyla dinleyicilerin dikkatini çekmeyi başarmış, yeni ve enerjik bir sound arayışıyla alternatif sahnede yerini almış olan ekip Alaca'nın, yeni şarkısı SOĞUK SAVAŞ Universal Music Türkiye etiketiyle bugün yayınlandı. Geçtiğimiz aylarda paylaştıkları BYE ve ESMER isimli şarkılarıyla önemli bir çıkış yakalayan ikilinin yeni şarkısı SOĞUK SAVAŞ, içinde barındırdığı türler arası soundlarla özgün bir çalışmayı dinleyicinin beğenisine sunuyor. Şarkı üretimiyle birlikte prodüktörlüğe de devam eden yetenekli ikili, Mabel Matiz'in ardından Ege Çubukçu ve Kenan Doğulu'nun ortak projesi What's Love isimli şarkının da prodüktörlük görevini üstlendi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alacanın-10gun-albumunun-tamami-yayinda/", "text": "İstanbullu hip-hop, alternative R&B ve neo-soul ikilisi Alaca, bir süredir tekli olarak paylaştığı 10Gün isimli konsept albümünün tamamını yayınladı. Alaca, 1,5 senedir üzerinde çalıştığı 10Gün isimli konsept albümünün, beş parçadan oluşan ilk bölümünü 14 Ağustos tarihinde 10Gün (Part-1) ismiyle yayınlamıştı. Arayı açmadan albümün ikinci bölümünden teklilerini paylaşmaya devam eden ikili bugün 10Gün adlı ilk albümünün tamamını yayınladı. Genel kayıtlarını kendi ev stüdyolarında, akustik kayıtlarını Babajim İstanbul Stüdyoları'nda alan ekip, parçaları mix'inde Harun İyicil ve Kerem Akdağ'dan oluşan Flytones ile master'ında ise Çağan Tunalı ile çalıştı. Albümün kapak fotoğraf çekimleri Sumo Kreatif'ten Ahmet Budak tarafından gerçekleştirilirken, albümün artwork'ü ise Deniz Ataşer tarafından yapıldı. Alaca'nın 10Gün albümünün tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/album-dan-mangan-blacksmith-club-meds/", "text": "2003'ten beri indie-rock, indie-folk gibi akımlarda uğraşan Vancouver'lı Dan Mangan'ın dördüncü albümü olan Club Meds, 13 Ocak'ta Arts & Crafts tarafından yayınlandı. Ayrıca albüm yayınlanmadan önce içerisinde barındırdığı Vessel ile Mouthpiece single olarak müzikseverlere sunulmuştu. Öncelikle albümle karşılaşmadan önce Dan Mangan hakkında bir bilgim olmasını geçtim, fikrim bile yoktu ama Bu albüm de telefonda dursun, belki dinlerim sonra şeklinde düşünerek albümü telefona yüklemiştim. Şimdi düşününce, fena düşünmediğimi daha iyi anlıyorum. Neyse, albümü ilk kez şehirler arası bir yolculukta dinlemeye başladım. Offred ile melankoliye yakın bir hissiyat içerisinde giriş yapmıştım Dan Mangan ile tanışma sürecime. Vessel ise hafiften bir Eddie Vedder tadı almamı sağladı. Yolculuk benim için güzel geçiyordu, baya baya ısınmıştım albüme. Sonrasında da Mouthpiece karşıma çıkınca Dan Mangan'a saygı duygum resmen. Isınmayı erken bitirip direk aşık olma evresine geçtim. Arkasından gelen Kitsch, Forgetery gibi şarkılarla ise en güzel yolculuklarımdan birini yaşadım. Albüm bir konsept içerisinde yoğunlaşmış diyebilirim. Olay örgüsü hiç değişmiyor, arada dalgalanıyor. Bir anda kendinizi çok mutlu hissederken beş dakika sonrasında yerlere vurdurtuyor. Fakat bunları hep aynı koridorun içinde yapıyor. Melankolik bir havası var diyebilirim. Ayrıca dikkatimi çeken bir yönü de, parçaların içerisinde akustik ve elektronik seslerin kullanımının gerçekten etkileyici olması. Bu neden böyle olmuş, keşke o öyle olmasaydı demiyorsunuz pek. Sonuç olarak, Dan Mangan'ı tekrardan tebrik ederek bu kısmı bitiriyorum. - Offred 5:55 - Vessel 3:07 - Mouthpiece 3:42 - A Doll's House / Pavlovia 4:04 - Kitsch 5:11 - XVI 3:58 - War Spoils 2:52 - Forgetery 3:51 - Club Meds 3:10 - Pretty Good Joke 4:50 - New Skies 4:41 Offred: Albüm açılışını yapan parçamız Offred'ın en beğendiğim yönü enstrümanların kombinasyonlarının çok başarılı olması diyebilirim. Hafif elektronik sesler ile akustik gitarın ve diğer enstrümanların birleşimi artı Dan Mangan'ın sesi hafiften sizi albümün içine çekmeye yetiyor. Albümün genel havasını Offred ile daha başından sezebiliyorsunuz. Vessel: Offred'ın ağır başlangıcından sonra klavesiyle, davul ritimleriyle albümü farklı bir yere taşıyor Vessel. Eddie Vedder kokusu aldığımı söyleyebilirim kesinlikle. Çok yakışmış ve bir anda albümü ayağa kaldıran parçalardan biri olmuş. New Skies: Şu an bunları şarkıyı dinlerken yazıyorum ve beni yerden yere vuruyor desem yeridir. Kapanış böyle melankoli içerisinde mi yapılır diye sormaktan kendimi alamıyorum. Dan Mangan'ın sesi şarkıyla bütünleşmiş. Geçiş kısımlarındaki karmaşa biraz alışılmış dışında olsa da etkileyici. - Club Meds - War Spoils - New Skies - Kitsch - Mouthpiece"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/album-in-hoodies-a-lunar-manoeuvre/", "text": "Artık bu cümleyi duymaktan irite olmaya başladım. Öyle bir şey ki, iyi niyetli olduğunuz söylendiğinde aslında sizin bir eziklik gösterdiğinizi söylüyorlar; akabininde hakkınızı yedirdiğinizi, karşı tarafa gereksiz müsamaha gösterdiğinizi. In Hoodies'le yani Murat'la uzun süredir yazılı ve sözlü olarak görüşüyoruz. Hal hatır sormak için birbirimizi arıyoruz. Önümüzdeki hafta (21 Nisan İTÜ İstanbul Rock Şenliği) art arda aynı sahneyi paylaşacağız. Öyle naif ve müziğin sağladığı bir iletişim var aramızda. Müzikten konuyu açıp, bazen üstü kapalı, bazen de açık açık insanların tuhaf davranışlarını konuşuyoruz. Bu güzel bir his. Ben bu albüm analizi işlerini pek becerebildiğimi sanmıyorum ama albüm analizi yapar gibi, Murat'ın, In Hoodies olmasını bildiğimden değil de, hissettiğim şekliyle anlatmaya çalışacağım. Murat'la ilk sıcak temasımız, yaşanan üzücü DorockXL meselesiyle olmuştu. Müzisyenler oldukça yalnız insanlardır. Müzik gibi çok kutsal bir şey yapıp, birbirine bu kadar uzak ve asosyal olan başka kim var bilemiyorum. Son zamanlarda alevlenen meseleler sayesinde bir sürü müzisyenle konuşma, tanışma fırsatım oldu. Herkes bir şeyler söylemek, dokunmak istiyor ama herkes sessizliğe gömülmüş vaziyette. Bu yalnızlık merkezden en uzağa sirayet eden bir ruh özetle. Bu yalnızlığı yok etmek için biraz cesaret gösterince neler olabildiğinin en güzel örneğidir bu albüm. Bursa ve Konya gibi alternatif müziğin azınlık dahi olma ihtimalinin olmadığını düşündüğümüz şehirlerde, sesini İngiltere'ye duyurmanın başarısıdır bu albüm. Belki şans diyeceksiniz ama kimse Murat'ı telefonla arayıp abi gel sana albüm yapalım dememiş. Tevazu gösterip kendi müzisyenliğinin ne seviyede olduğunu da itiraf eden bir adamın, müziği ile önemli biri haline gelmesi harika bir başarı hikayesidir bana göre. Murat şarkılarında dünyayı tekrar keşfetmiyor belki ama önemli bir nitelik kazandırıyor. Dikkatle dinlediğinizde onun müziğinde farklı olan şeyi yakalayabiliyorsunuz. Rock'n Coke'da Meriva'yı dinlediğimde abi çok iyi çalıyorlar ama iki gitar + klavye olmasına rağmen melodi zenginliği yok, keşke olsa demiştim. In Hoodies'te olup, Meriva'da olmayan şey bu benim için. Hatta birçok yerli grup bu melodi konusunda çok içe kapanık. In Hoodies'in her şarkısında, ister tekrar etsin, isterse etmesin ama mutlaka size o şarkının ruh halini yansıtan bir melodi hediye ediliyor. Bu sözlerin ya da trafik yapısının haricinde, yani şarkının adı gibi bir şey o melodi. Brave'in 16. saniyesi, My Con'un 4. saniyesinde giren melodi gibi. Resmen bu melodiler üzerinden nefes bulan bir dizaynı var şarkıların. Artfulliving'de, Tuğçe Yapıcı'nın sorularını cevaplayan Murat, kendi geçmişinden izleri ve albümün hikayesini detaylıca anlatıyor. Albümün isminin, Healing'deki Falling down but rising up with a tight lunar manoeuvre sözlerinden geldiğini söylüyor ama herkesin kendi içinde bir anlam yüklemesini söylüyor. Bu muğlak tanımlar üzerinden, müziğin ve sözlerin doğrudan dinleyiciye yön vermemesi gerektiğini savunuyor. Aynı hissiyata sahibim. Geçmiş hayatımda 10 tane şarkı dinlediysem, 6'sı enstrümentaldi. Zayıf bir İngilizce'ye sahip olmamın da bunda etkisi vardı ama Türkçe bir şeyler dinlerken de -alışkanlıktan olsa gerek- hep önce müziği ve o müziğin bendeki yansımasını dinlemeye çalıştım. Murat'ın da röportajda ifade ettiği şey buydu sanırım. Mükemmel bir aileye sahip bir insana mutluluk kelimesi pozitif bir imge hediye edebilir ama tam tersi durumunda, anlamı pozitif olan kelime dahi anlamını negatife evriltebilir. Her şarkının özelinde, dinleyiciye kendi yaşam alanını yaratma fırsatı vermek gerekiyor. Bir önceki paragrafta melodi üzerinden In Hoodies'i öne çıkartan detaya odaklanmıştım. Şimdi ise, hissiyat olarak öne çıkan kısmını yazmak istedim. In Hoodies'in kayıt ve canlı performansları arasında manik bir ilişki var. Daha önce hiç canlı izlemediyseniz, sahnede usul usul çalıp inen bir adam hayal edebilirsiniz haklı olarak. Fakat sahnede, özellikle çok iyi bir sahnede; -mesela Babylon Bomonti tamamen farklı bir performans izliyorsunuz. Usul usul çalmasını beklediğini ekip, son derece enerjik ve şarkıların ruhunu son damlasına kadar hissederek çalıyorlar. Bu gerçekten altı çizilesi ve deneyimlenmesi gereken bir durum. Albümü dinledikten sonra, yakaladığınız ilk yerde canlı olarak izlemenizi öneririm. In Hoodies'e sahnede Gülşah Erol, Todd Gibson, Feryin Kaya ve Murat Yakupoğlu eşlik ediyor. Albüm kayıtlarında ise Si Connelly, Tim Wills, Aliberk Aslan, Steve Sidelnyk, Martyn Campell, David Minchella, Mike Sidell ve Ben Trigg gibi isimler performans gösteriyor. Chris Potter'ın prodüktörlüğünde kaydedilen A Lunar Manoeuvreın albüm kapağını ise Ethem Onur Bilgiç'in imzası var. Spotify, iTunes, Deezer, Bandcamp gibi platformlardan dijital olarak dinlenebildiği gibi indirilebilecek albüm, CD formatında A. K. Müzik ve Müzik Hayvanı etiketiyle Mayıs ayında raflarda yerini alacak. Not: Çocuklar için bir grup insanı bir araya toplayarak, onlar için oyuncak, giysi gibi mutlu edecek şeyleri, müzik ile bir araya getirebilmeye vesile olmuş bir adamdır. Daha fazla bir şey yazmama gerek yok sanırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/album-red-hot-chili-peppers-the-getaway/", "text": "5 yıldır yeni bir şeyler beklediğimiz Red Hot Chili Peppers güzel bir albüm belirtilerini zaten son ayda yayınladığı albümden parçalar Dark Necessities, The Getaway ve en son We Turn Red ile vermişti. Anthony Kiedis'in uyuşturucu sorunlarını çözüp tam yeni bir albüm çıkarırken Flea'nın snowboarding sırasında kolunu feci bir şekilde kırmasıyla sorunlardan kurtulamayan grup sonunda yeni albümü The Getaway albümü ile sahalara geri döndü. RHCP radyodaki herhangi bir şarkının girişinden bile RHCP şarkısı olduğu tanınabilicek herkesten farklı, olgunlaşmış, bana göre ilk dinlemede sevildi mi çok sevilen sevilmeyince de bir daha zor bir şekilde bağlanılan, funk ve rock karışımı psychedelic rock etmenleri de içeren kendine özgü bir sound oluşturmuştu. The Getaway, Danger Mouse'un prodüktörlüğü ve Josh Klinghoffer 'ın etkisi ve grubun tam olarak entegre oluşuyla biraz o alışık sound'dan diğer albümlere göre uzaklaşmış ve yeni bir müziksel yapılanmayla oluşmuş. Grubun kendi oturmuş soundundansa gruptaki her müzisyenin yetenekleri öne çıkmış şarkılarda. O zıplayıp dans etme etkisi uyandıran şarkılar yerine daha çok neon ışıklarıyla aydınlanmış bir sokakta yürür gibi hissettiriyor şarkı altyapıları. Daha albümün ilk iki ve çıkış şarkılarında başlıyor bu bahsettiğim mod. Anthony Kiedis rap yapmaktan çok şarkı söylüyor, davul sakin sakin ilerliyor. Encore ve The Longest Wave'de ise hafif ve biraz daha alternatif rocka çalan bir hava var ki bence RHCP'den dinlemek biraz tuhaf olsa da güzel oturmuş. Sick Love'da Elton John piyanoda ve yazımına yardımda bulunmuş bu da şarkıyı yine farklı bir tarza kaydırmış. Goodbye Angels ve Feasting On Flowers ise bahsettiğim neon ışıklı atmosferi delip klasik RHCP sounduna geri dönülmüş Kiedis'in hey ohları ve rappingleriyle. The Hunter'da Flea'nın da çalmamasıyla RHCP mi dinliyorum diye sorgulatıcak onların dışında bir şarkı yapılmış. Go Robot ve Dreams of a Samurai ise sözleriyle ve altyapısıyla garip ve bir o kadar etkileyici grubun dönüşümünü albümde en iyi temsil eden şarkılar özellikle Dreams of a Samurai'ı tekrar tekrar dinleme ihtiyacı hissettim. Kısacası albüm Red Hot Chili Peppers'ın farklı yönlerini farklı şekillerde ortaya koymuş. Farklı albümlerden alınan bir seçki gibi hissettim ben dinlerken. En iyi albümleri olduğunu söylemiyorum ama bekleyenlerini memnun edeceğine ve beklentilerden fazlasını da vereceğine eminim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/album-sam-smith-in-the-lonely-hour/", "text": "Sam Smith ismi son bir senedir her yerdeydi. Eğer tanıdık gelmediyse bir ipucu vereyim, Naughty Boy'un La La La'sındaki vokaller Sam Smith'e aitti, ya da Disclosure'ın Latch vokalleri. Şimdiye kadar hem Naughty Boy ve Disclosure'la çalışan, albümünden yayınladığı son iki single'ı İngiltere'de bir numaraya çıkan, hem BBC Sound of 2014 anketinin birincisi, hem de Brit Awards Critics' Choice ödülünü alan Sam Smith henüz 21 yaşında bir İngiliz. Ilk albümü In the Lonely Hour ise 26 Mayıs'ta yayınlandı. Geçen yaz Naughty Boy'un şarkısı La La La'dan kaçabilmek imkansızdı, çünkü gerçekten her yerde çalıyordu. Ama ne La La La'da ne de Latch'de dikkatimi çekmemiş olan Sam Smith'in ismini ilk kez BBC Sound of listesinde farkettim ve Nirvana'yı dinlediğim an gerçekten çarpıldım. Sam Smith'in benim için görüntüsü ve sesiyle gerçek bir insan oluşu Nirvana sayesindedir. Ekim ayında yayınlanan Nirvana EP, Sam Smith'in yaşıtı olan sanatçılardan neden bu derece sıyrıldığını ve neden bu kadar büyük bir ilgi gördüğünü bence açıklıyor. EP'deki üç şarkı, Nirvana, Safe with Me ve I've Told You Now gerçekten iyi şarkılar. Smith'in güzel ve dokunaklı bir sesi var ve bu şarkılara da çok yakışmış. EP'den çok kısa bir süre sonra, Sam Smith BBC Sound of 2014 anketinin birincisi oldu, bu genç bir şarkıcı için oldukça büyük bir başarı çünkü bugün herkesin tanıdığı bir sürü sanatçının ünlenmesinde bu anketin payı oldu. Bu isimler arasında Adele, Ellie Goulding, Keane, Mika, Haim, Jessie J, Frank Ocean, James Blake ve daha bir sürü sanatçı var. Bu büyük başarının hemen ardından Brit Awards Critics' Choice ödülünü de aldı. Bu iki ödül henüz albümü olmayan bir sanatçının alabileceği en büyük iki ödül bence ve Smith ikisini birden alarak çok büyük umut vaadettiğini dünyaya duyurmuş oldu. Ardından yayınladığı single Money On My Mind ile İngiltere listelerinde bir numaraya ulaştı ve hem de dünyaya müziği para için yapmadığını söyledi. In the Lonely Hour, sanatçının ilk albümü, 26 Mayıs'ta Capital Records'dan yayınlandı. Albümde on şarkı ve karşılıksız aşkın mutsuzluğu var. Ilk şarkı Money on My Mind'la Sam tekrar herkese müzik yapmaktaki amacının müziğe aşık olması olduğunu hatırlatıyor ve devamında ismin ima ettiği yalnızlık ve mutsuzluk albümü ele geçiriyor. Albüm öncesi yaptığı röportajlarda albümünde karşılıksız aşk ve yalnızlık temalarına eğileceğini söylemiş Sam Smith, şimdiye kadar bir ilişki yaşamamış ve aşkla ilgili şarkılarında da kendi sözleriyle kısa aşklar, tek gecelik ilişkiler ve aşık olup karşılık bulamadığı birinden beslenmiş. Albüm gerçek bir pop albümü, tekrar tekrar dinleniyor ve hazmı zor değil, Smith'in sesi ise albümün en etkileyici yanı. In the Lonely Hour başarısız bir albüm değil, hatta dinleyiciyi rahatça mutlu edebilecek bir albüm. Money On My Mind, I'm Not the Only One, Good Thing ve I've Told You Now benim en beğendiklerim olmakla birlikte şarkıların tümü ortalamanın üstünde. Müzikal olarak şarkılar güzel, Smith'in sesine yakışıyor ve akılda kalıyorlar, bir bakıyorsunuz siz de şarkılara eşlik etmeye başlamışsınız. In the Lonely Hour, sanatçıyla ilk kez tanışacak dinleyiciyi memnun edebilecek güce sahip, ama söylemek zorundayım ki, yeni hiçbir şey vaadetmiyor. Pop şarkıları çoğunlukla çok büyük yenilikler vaadetmezler zaten ama tamamı aşkla ilgili şarkılardan oluşan bu albüm yeterince güçlü değil. Yakın zamanda Tove Lo şarkılarında gördüğüm aşktan/ayrılıktan/duygulardan kaynaklanan çok yönlü hisler yok, Adele şarkılarındaki işlenmemiş güç yok, Emeli Sande şarkılarındaki kırılganlık da yok. Ki Adele ve Emeli Sande, Sam Smith'in bol bol karşılatırıldığı isimler. Sam Smith şarkılarını istek üzerine değil, kendi için, hayatını belgelemek ve dürüst olmak için yazdığını söylüyor, oysa şarkılar hissiz tınlıyor. Sam Smith henüz genç ve büyük potansiyeli olan bir şarkıcı, kısa sürede büyük başarılar kazandı ve ismini duyurdu. In the Lonely Hour ise ortalamanın üstünde bir albüm ama bence Sam Smith'in potansiyelini yansıtmak için yeterli değil, hem BBC Sound of 2014'ü, hem Critics' Choice ödülünü almış bir sanatçının albümü olmak için yeterli değil. Umarım ikinci albümde sanatçı dinleyicisiyle daha değişik yönlerini de paylaşıp potansiyelinin tamamını yansıtabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-angel-olsen-my-woman/", "text": "Baştan söylemekte fayda var. Amerikalı sanatçının şimdiye kadar çıkardığı en iyi albümünün bu olduğu aşikar. Hatta yazılan inceleme yazılarının neredeyse tamamında herkes bu senenin en iyi albümlerinden biri olduğunu konuşuyor. Bunun sebebinin ne olacağını düşünerek en az 3 kere dinledim her şarkısını. Gözüme çarpan ilk şey şu oldu: Angel Olsen iyi bir vokal evet, şarkıları da çok güzel yazmış gerçekten ancak ben mükemmel olmadığını düşünüyorum. 2 günde hakkında 15 tane yazı yazılabilecek bir albüm olmasının en büyük sebebi Angel Olsen'in kendisi değil bence. Mutfak dediğim yerde çalışan ekip. Burada en büyük payı prodüktöre ve miks mühendisine veriyorum. Derslerimden bir tanesinde hocamızla konuştuklarımız geldi aklıma; her şeyin kademeli olduğu. Şimdi ve yazının sonlarına doğru da albümün prodüktörünü, Angel Olsen'den daha fazla övüyorum fakat derste konuştuklarımız şöyleydi: Öncelikli olarak kaynak iyi olacak. Yani siz bir vokal veya bir enstrüman kaydediyorsanız, halkın genelinin kafasında canlandırdıklarının aksine öncelikli olarak bu kaynağın iyi olması gerek. Yani öyle iğrenç bir sesi mükemmel hale getirebilecek yazılım veya donanım yok, en azından şu anda. Sonrasında bu şarkıların iyi bir aranje ile düzenlenmesi, mikslenmesi ve en son aşama mastering işleminden geçmesi gerek ki sen/ben bu albüme Abi ne güzel albüm yapmışlar be diyebilelim. Ben bu albümde ufak tefek hataların, tüm bu aşamaların özene bezene ve mükemmele en yakın şekilde gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Giriş şarkısı Interni dinlerken biraz Lana Del Rey'lik sezmiştim ancak albüm genel itibari ile giriş şarkısından daha da farklıymış. Aslında ben prodüktörün yerinde olsam ilk sıraya albümü daha iyi tanıtan bir parça koymayı tercih ederdim ancak tamamen tercih meselesi tabii. Vokalin aslında öyle çok iyi bir vokal olmadığını söylesem dövmezsiniz değil mi? Paslı ve farklı bir sesi var Angel Olsen'in. Albümün prodüktörü Justin Raisen bunu o kadar iyi kullanmış ki... Özellikle Not Gonna Kill You şarkısında bunu çok iyi farkedebilmeniz mümkün. Zaten aynı saturasyon efekti tüm şarkılardaki vokalde mevcut. Albüm genel itibari ile zaten bu kirli, paslı haliyle devam ediyor, salaş bir barda oturup da dinliyormuşsunuz gibi bir hava katıyor. İşte burada da Angel Olsen'in yeteneği devreye giriyor. Bazen o barda sevgilinizle dans edip Shut up kiss me, hold me tide! diye bağırırken, bazen de barmenin önündeki taburelerde tek başına oturup içkisini içen adam oluyorsunuz. Şarkıların son nakaratından hemen önce genel klasikliğe uyarak solo kullanılmış ve o sololar yine vokal kadar kirli. Özellikle Sisterın sonundaki soloya bayıldım. Gerçekten bu konuda prodüktörü ne kadar övsem azdır çünkü işini çok iyi yapmış ve albümü bir çıtaya oturtan da ikide bir bahsettiğim bu kirlilik. Eğer bir şansımız olsaydı da yine Angel Olsen ve tamamen aynı ekiple, şarkıyı duru bir şekilde kaydetseydik belki yine dinleyip bir bakardınız ancak tekrardan dinlemek isteyeceğinizi sanmıyorum. Zaten o etkiyi yaratmasaydı Shut Up Kiss Me şarkısı 2 günde 900.000 dinlenemezdi herhalde. Son zamanlarda elektronik müziğin genel piyasada hakimiyetinin artmasından dolayı -sanırım- son çıkan parçalarda genel olarak bir monoluk vardı. Tüm sesler ortaya veya ortanın yakınlarına panlanmış olarak duyuyorduk. Ama bu albümde genel itibari ile %100 sağ ve %100 sola panlanmış sesler duymak beni ayrıca mutlu etti, neden bilmiyorum. Genel itibari ile stereo algısının geniş olması bana eskiyi hatırlatmış olabilir. O zamanlar neredeyse doğru düzgün stereo şarkı bulamıyorduk bile. Ya da ben mi öyle hatırlıyorum bilmiyorum ama bir zamanlar stereonun patladığı bir dönem vardı, iki taraftan birden ayrı sesler veren kulaklık takınca farklı bir dünyaya gidiyorduk sanki. Stereo senelerdir var ama sanırım halka ulaşması zor oldu ki ben böyle hatırlıyorum. Son olarak, albümün son şarkısı olan Pops ile kendinize bir adet elveda alabilir, ortamlarda Angel Olsen'in albümünü övebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-beirut-no-no-no/", "text": "Zack London önderliğinde 2006'da kurulan çok sevdiğimiz Beirut, 11 Eylül 2015 tarihinde beşinci stüdyo albümleri olan No No No ile karşımıza çıktı. Beirut aslında bizi o akustik, içimize işleyen melodileriyle kazanmıştı. A Sunday Smile, Elephant Gun gibi şarkılarıyla bize yakın hissettirdiklerini farkettik. Fakat bu albüm hoşumuza giden o akustik tınılardan biraz uzaklarda. Albümde ilk olarak akustik melodilerden elektronik efektlere geçiş fark ediliyor. Fakat bunun olumlu ve olumsuz tarafları var. Olumlu olarak bakarsak, indie müzik tarzını benimseyen çoğu kişi ve grup, artık elektronik altyapıyı şarkıların bünyesine aşılıyor. Bu tabii ki dinleyici kitlesini arttırıyor. Beirut'un da bu geçişi yapması bekleniyordu, bunu göz ardı etmemeliyiz. Olumsuz yanı ise, kemik dinleyici kitlelerinin aradığı tattan uzaklaşmış oldular. Akustik tabanlı müzikte çok başarılı olmuşken böyle bir dönüşe gitmek, aynı zamanda risk almak demek oluyor. Gibraltar: Açılışta gayet güzel bir şekilde ağırlıyor bizi. Zack London eşlik ediyor naif sesiyle ve resmen tamtam ritimleriyle albüme giriş yapıyoruz. No No No: Albüme ismini veren şarkı, yukarıda bahsettiğim elektroniğe geçişe iyi bir örnek. Eğlenceli ama içerisinde tam bir derinlik bulamıyorsunuz. Fakat yine de fena olmamış diyebilirim. August Holland: Introsundan başlayarak kendine çeken şarkılardan birisi kesinlikle. Sakin sakin ilerlerken piyano sesi ile davul ritmine kaptırıyorsunuz ve bu dinlerken hoşunuza gidiyor. Albümün tavsiye edebileceğim şarkılarından birisi olduğuna dair şüphem yok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-coldplay-a-head-full-of-dreams/", "text": "Chris Martin ve Jonny Buckland öncülüğünde 1996 yılında kurulan çok iyi bildiğimiz İngiliz grup Coldplay, 7 stüdyo albümleri olan A Head Full Of Dreams'i 4 Aralık 2015 tarihinde yayınladı. A Head Full of Dreams, 11 (+1 bonus) şarkıdan oluşup 49:40 dakika süren çok uzun olmayan bir albüm. 1998 yılında çıkardıkları Safety EP'sine kadar uzanan süreçte tanık olduğumuz Coldplay melankolisi bu albüme uğramamış bile. Gayet eğlenceli bir iş çıkarmışlar. Genellikle gitarın öne çıktığı şarkılara sahip olan, duygusal yoğunluğu Chris Martin gibi özel bir ses ile dinleyenlerine aktarabilen böylesi bir grubun, son 2-3 senedir dünya müzik sektöründe hit olan şarkıların hemen hemen hepsinde bulunan elektronik ritimler ruhsuz ritimler, duygusallığı geri plana atan şarkı sözleri gibi açıkçası çok hoşlanmadığım unsurlara sahip bir albüm çıkarması bende biraz hayal kırıklığı yarattı. Çocukluğumu Viva la Vida, Such a Rush, Speed Of Sound gibi şarkılarla geçirmiş birisi olarak bu albüm beni tatmin etmedi. Belki çok duygusal yazıyorum fakat bu böyle. Karanlıktan aydınlığa çıkan bir grup var karşımızda. Bunu olumlu olarak göremiyorum şu an. Bu albümün soundunun böyle olmasında müzik endüstrisininde payı olduğunu düşünüyorum. Eminim ki ben bu albümün Coldplay gibi bir Brit devine yakışmayacağını düşünsemde, birçok ülkenin müzik listelerinde birazdan yakından inceleceğim Adventure of a Lifetime zirveyi zorlayacak. Spotify'da YouTube'da yüz milyonlarca kez dinlenilecek. Fakat bu başarı, bana kendilerindeki müzikal değişimin olumlu olduğunu düşündüremeyecek malesef. Ve ben telefonuma attığım X&Y, A Rush of Blood to the Head gibi albümleriyle onları yad edeceğim. Coldplay, farklı bir yola girdi. Bu aslında X&Y'den itibaren başlayan bir süreçti ve yavaş yavaş ilerledi. Ve kendilerininde kabul ettiği bu dönemi A Head Full of Dreams ile sona erdiriyorlar. Chris Martin'in dedikleri aslında durumu özetliyor: Bu albüme şöyle bakıyoruz. Harry Potter serisinin son kitabı gibi ya da ona benzer bir şey. İleride bir gün başka şeyler yapmayacağımız anlamına gelmiyor ama bir devrin kapanışı olacak. Bu albümü yaptığımız son iş gibi düşünmek zorundayız. Yoksa elimizden geleni yapmayız. Albümü bitirip turneye çıkacağız. A Head Full of Dreams: Albüme hareketli bir giriş yapılmış. Elektronik efektler günümüz elektro-pop tarzında kullanılmış, Chris Martin'in sesine diyecek yok, gayet başarılı bir vokal performansı sunmuş. Hymn For The Weekend: Pianonun ağır bastığı bu şarkıda Beyonce, Chris Martin'e düet olarak yer almış ve çok başarılı bir ikili oluşturmuşlar. Albüm geneli gibi dans ritimleriyle bezeli bir çalışmaya imza atılmış. Albümün ses getirecek birkaç şarkısından olacağı kesin. Adventure of A Lifetime: Albümün ağır abisi olacağı kesin olan şarkıya geldi sıra. Funky ritimleriyle Jonny Buckland bu çalışmaya derinlik katmış. Electro-pop'a geçiş yapan Coldplay, bu işi bu şarkıyla kıvırabildiklerini göstermiş. Ayrıca albümde birtakım sürprizlerde bizleri bekliyor. Bu konuyu da hemen şöyle açıklayayım. Chris Martin, Rolling Stones'a verdiği röportajda Mevlana'dan ve özellikle Misafirhane şiirinden çok etkilendiğini ve bu albümü hazırlarken oradan esinlendiğini belirtmişti. Kaleidoscope adlı şarkıda ise bizi Misafirhane şiiri bekliyor olacak. Ayrıca Amazing Day adlı şarkılarında ise Barack Obama'nın sesine yer verilmiş. Albüm ile ilgili söylemek istediğim birkaç şey daha var. Eğer bu albümü Coldplay yerine yine tanından fakat sıradan bir grup yapsaydı, ayakta alkışlardım. Çünkü albümü 2-3 kez baştan sona dinledim ve hiç sıkılmadım. Bana göre bu gerçekten başarılı bir iş olduğunun göstergesidir. Ama bu albümü Coldplay yapınca beklentileri çok fazla karşılamıyor ne yazık ki. Yine de bu çalışmaları için Chris Martin ve arkadaşlarına çok teşekkür ediyorum. Eski müzikal tarzlarından ne kadar uzaklaşsalarda, elektro-pop konusunda başarılı olmadıklarını kimse söyleyemez."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-daughter-not-to-disappear/", "text": "Not To Disappear, indie-folk grubu Daughter'ın ikinci albümü. Elena Tonra, Igor Haefeli ve Remi Aguilella'dan oluşan İngiliz grubun müziğinde depresif Londra havası hissediliyor. İlk albüm If You Leavei beğenmiştim. Bir debut albümde olması gereken pek çok şeye sahipti; özgünlük, sağlam bir altyapı, iyi vokaller vs... Açıkçası yeni albümün de ilk albümün izinden gittiğini söylemek mümkün. Sound olarak benzerlikler var ama sanki ilki biraz daha karanlık daha içine kapanık bir yapıya sahipti. If You Leave, piyasaya çıktığında müzik eleştirmenlerinden olumlu tepkilerle birlikte Londra'daki AIM Bağımsız Müzik Ödülleri'nde 2013 yılının En İyi Bağımsız Albüm ödülünü aldı. Elena Tonra duru bir sese sahip. Kendisini yormadan, konuşur gibi bazen de fısıldar gibi söylüyor şarkıları. Albümü dinlerken sanki Elena'nın günlüğünü okuyormuş hissine kapılabilirsiniz. Grubun sade soundunun üzerinde vokaller öylesine ön planda ki sanki enstrümanlar Elena'nın sesini gölgelemesin diye kullanılmış. Ama yine de Haefeli'nin pürüzsüz gitar melodilerinin hakkını da vermek gerek. Elena şarkı sözlerinde genellikle yalnızlık, kayıplar ve nefret gibi konulara değiniyor. Alone/With You isimli şarkıda Yalnız uyumaktan nefret ediyorum, yalnız yaşamaktan nefret ediyorum. Yalnız yürümekten nefret ediyorum, kendime bir köpek falan mı alsam kafasında. New Ways, Numbers ve ilk single Doing the Right Thing albümün öne çıkanları. How isimli şarkının introsu ise yerli indie grubu Nem'in Güneşte Yalnız albümünden birkaç şarkıyı anımsattı bana. Daughter gündelik hayatın koşuşturması, stresi, yorgunluğu arasında bulduğunuz zamanlarda nefes almanıza yardım edecek türden bir güzellik. Şarkı sözlerinde negatiflik olmasına rağmen albüm dingin ve huzur verici. Şans verin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-grimes-art-angels/", "text": "3 yıllık uzun ve beklenti yaratan bir aranın ardından Grimes adıyla bilinen Claire Boucher, 4. Albümü Art Angelsı geçen hafta piyasaya sürdü. Bir önceki Visions ile patlama yaratıp, piyasada Bjork'un yıllardır oturduğu garip kadın singer/songwriter tahtına talip olan Grimes'ı seviyorsanız size kötü bir haberimiz var: Yeni albüme herkes şüphe ile yaklaşıyor. Visions'da sadece sos mahiyetinde bulunan pop öğeleri Art Angels'ın üzerine bolca, hatta abartılı biçimde sıkılmış. Önceden yayımladığı GO ve Realiti şarkıları Grimes'ın hardcore pop yapacağını çok önceden belli etmiş ve Jay Z'nin Roc Nation firmasıyla anlaşması da bu yolda ilerlediğinin bir kanıtı gibi görülüp, çılgınlar gibi önyargıya yol açmıştı. Kendi sözleriyle birer deneme olarak gördüğü ilk 3 albümünde duyduğumuz darkwave ve witch house havaları gözden kaçmasa da, bol nakaratlı ve 2000'ler pop müziğine selam çakan şarkı yapıları albümde baskın olarak bulunuyor. Kendisini meşhur eden vokal düzenlemeleri ve yaratıcı synthesizer ve sequencer kullanımını yine görebilsek de en önemli değişiklikler enstrüman seçimlerinde ortaya çıkıyor. Bu albümde gitar var. Albümün kayıt sürecinde gitar çalmayı öğrenen Grimes, enstrümandaki mütevazı yeteneklerini sergilemekten kaçınmıyor. Bu albüm yarı yarıya gitardan güç alıyor. Grimes'ı meşhur eden kompleks ve ses çeşitliliği bol ritm anlayışına bir de gitar eklenmiş. Ama bu yetenek gösterisi dinleyici kitlesinin nazarında duvara toslamış gibi görünüyor. Hatırlayabiliriz. Albüm önyargılarınızı kırmaya çalıştığınız sürece o kadar da kötü değil; hatta iyi bir dinleyici olursanız sabahtan beri yalamaktan bir hal olduğum Visions'ı göz ardı edip alışabiliyorsunuz bile. Bu alışma süreci sonrasında sevgiye dönüşür mü bilinmez ama Grimes sindirilmesi zor, çok fazla şey şeyi bir arada yapan ve kulakları zorlayan bir sanatçı. Albümün en iddialısı olmasa da eleştirmenler tarafından en sevilen şarkısı SCREAM'den bahsetmek yeterli olur. Bu sefer vokallerde Grimes yerine Soundcloud'dan bulduğu Tayvanlı, hakiki Çinli Aristophanes adında bir kızımız Mandarin rap yapıyor. Şarkı derin karanlıklara girince, albümün ayrıca prodüktör koltuğunda da oturan Grimes o meşhur çığlıklarını atmaya başlıyor. Fifa 17 soundtrack'ine girmezse ayıp olacak türden bir şarkı. Her şeyden önce Mandarin. Şarkı üzerine yüz bin şey yazılabilse de bu kadarı yeterli. Dil sınırının müzikte olmadığına güzel bir kanıt zira Allah'ın çincesi bile şarkı iyiyse karizmatik duyuluyor. Bu şarkının sertliği ve cool havalarından yorulursanız bir öncesindeki Californiada tatlılığı bulabilirsiniz. Albüm ve kendi içerisinde şarkılar da zaten tatlı ve acı arasında gidip geliyor. Art Angels bir haftadan daha uzun süre dinlenilip üzerine karar verilmesi gereken pop, ama bir o kadar da deneysel bir albüm. İnsanların bu kadar süre beklediği ve en azından saygı duyduğu bir sanatçıyı hemen istediğimiz türde bir şey sunmadı diye çöpe atmamak lazım. Ben de Roland Juno'sunu çaldırdığı için albümün sound'u böyle oldu diye ağlıyorum. Grimes da karşımda k-pop kızları gibi viyaklıyor hatta albüm boyunca söylediklerine dikkat verirseniz satır aralarından bir kaç şey bile çıkarabiliyorsunuz. Albümün kapanış cümlesi bütün bu eleştirilere cevap veriyor; If you're looking for a dream girl, I'll never be your dream girl. Bize de ileride ne yapacağını ve hemen aşağıda dinleyebileceğiniz bu albümün nasıl bir hava yaratacağını beklemek düşüyor. Let's wait and keep the faith baby."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-hindi-zahra-homeland/", "text": "Tam olarak 2009 yılında müzik dünyasına kendi adını taşıdığı EP'si ile adım atan Hindi Zahra, kendisinin 2. stüdyo albümü olan Homelandi geçtiğimiz 10 Nisan'da yayınladı. Fas'ta doğan Zahra, tüm ailesiyle aynı binada büyüyor. Babaannesinden yöreye has Berberi müziğinin, annesinden ise Hint ve Mısır müziğinin temellerini alırken aynı zamanda alt kattaki kuzeniyle Led Zeppelin, Bob Marley dinleyip şu an yaptığı müziğini şekillendirmeye başladı. 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Fransa'ya taşındı ve eğitim hayatına orada devam etti. 17 yaşında ise Fete de la Musique müzik festivaline katılan Hindi Zahra böylece müziğe adım attı.. Homeland'in öncelikle, çok farklı müzikal olguların birleştiği bir albüm olduğundan bahsedilebilir. Hint, Fransız ve İngiliz müzik ekolleri harmanlanmış. Şarkıdan şarkıya geçerken farklı müzikal tatlara ulaşmamızı sağlayıp, bunu müziğin ve sözlerin duruluğunu yitirmeden yapabilmiş ki, gerçekten bu çok önemli bir meziyet. To The Forces: Albümün başlangıcını Hint ezgileriyle bezenmiş bir şarkıyla yapıyoruz. Müzikal anlamda eğlenceli bir çalışma olan bu şarkı doğu kültürlerinde bulunan çalgılar ile zenginleştirilmiş. Bence albümün adından söz ettirecek çalışmalarının başında geliyor To The Forces. Any Story: Aşina olduğumuz indie ritimlerini bulunduruyor fakat bu kendisini beğenmediğim anlamına gelmiyor. Hindi Zahra, sesiyle büyülüyor ve bize sadece dinleyip tebrik etmek kalıyor. Un Jour: Albümde hem Fransızca hem de İngilizce şarkılar bulunuyor ve birisi de Un Jour. Akustik alt yapılı, hafiften sizi Akdeniz kıyı şeridi turuna çıkarabilecek bir çalışma. Albümde dinlemeden geçmeyin diyebileceğim şarkılardan biri. Broken Ones: Albümün slow çalışmalarından birisi Broken Ones. Zahra bu şarkıda da sesiyle beni kendisine iyice bağladı. Bu şarkıyı da bir yere not edin bence. Hindi Zahra bu albümle gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış. Albüm içindeki kültür geçişleri ve Hint ezgileri beni bir hayli etkiledi. Ayrıca bu albüm kesinlikle, Zahra'nın sesini dinlediğim en iyi kadın vokaller arasında ilk 5'e koymamı sağladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-jeff-the-brotherhood-zone/", "text": "Film gibi bir albüme daha nasıl bir yorum yapılabilir bilmiyorum. Son zamanlarda dinlediğim en iyi albümlerden birisi. Gerçekten o albüm kafasına girilerek yapıldığı çok belli oluyor. Şarkıların diziliş sırasından ortak tınısına kadar her şey düşünülüp, planlanıp yapılmış gibi gözüküyor. İlk iki şarkıda bir çaresizlik, bitkinlik, boşvermişlik var ve son iki şarkıya kadar bu durum kısmen tam tersi bir ruh hali ile devam ediyor. Son iki şarkıda aynı düşüşü tekrardan görüyoruz. Bu kurguya ayrıca bayıldım. Çünkü albümü dinlerken sizi çeşitli ruh hallerine çekiştirip duruyor. Eğer farklı bir iş yapıyorsanız -örneğin şu an benim yazı yazmam gibi- eminim ki ne yazdığınızı etkileyecek ve bir oraya bir buraya kayacaksınız. Uzun süredir de açıp albüm dinlemiyordum açıkçası. Neler çıkmış, neler oluyor piyasada bir bakayım dedim ve doğru düzgün bir albümde karşılaşana kadar uzunca bir süre harcadım. Ama ben bu adamlara rastladıktan sonra akşama kadar aynı albümü dinledim ve eskiden walkman'lerimize taktığımız ve belki günlerce belki haftalarca çıkarmadığımız albümleri hatırladım. Bazıları 3-5 albümden oluşan karmalardı bazıları da şanslıysak tek albümlük orijinal cdlerden oluşuyordu. Müzik dinlemek için ayrıca bir boş zaman yaratıyorduk hatırlıyorsunuzdur herhalde? Ben abimin cdlerinden dinlerdim genelde. Haliyle müzik zevkimin onunkine benzemesi normaldir diye düşünüyorum. Hep de aynı değil tabii ki. Aslında genel itibari ile o biraz daha sert şeyleri seviyor; ben daha sakin... Ama o cdlerin arasından Şebnem Ferah da dinlemişliğim var, Moonspell dinlemişliğim de. Haliyle müzik zevkim genelde çeşitlidir. Ama dediğim gibi, genel itibari ile daha derli toplu, sakin şeyleri seviyorum. Albüm diyorduk. O arada sırada afallattıkları yerler var ya insanı alıp götürüyor kavramının karşılığı resmen. Genel olarak çoğu şarkıda rastlayabileceğiniz ufak ufak saçmalıklar var. Genelde sonlara doğru artık şarkıyı salarken duyuyorsunuz bunları. Albümün yapısına sadık kalıp genel olarak kirli bir gitar tınısı kullanmışlar ve bu durum albümün genel yapısına o kadar yakışıyor ki. Muhtemelen -bilerek seçilmiş- dandik bir amfi ile kaydedilmiş gitar kayıtları. Albümdeki favori şarkımı seçmeye çalışsam da öyle bir şarkıyı bir türlü bulamadım. Benim için Zone albümü tek bir şarkı gibi. Düşünüp düşünüp duruyorum hangisini seçsem diye ama yok abi olmuyor. Küçükken anneme sorardım anne beni mi daha çok seviyorsun yoksa abimi mi? diye. Gözlerimi pörtletip beni daha çok sevdiğini söylemesini beklerdim. Annem de yazık, kadıncağız kıvranır dururdu. İkimizi de eşit sevdiğini bir şekilde anlatmaya çalışırdı ama benim egomu tatmin etmek için aç gibi beklediğimi bildiğinden; bir iki yem atar, oyalardı. Ben de favori şarkı seçmek istesem şu an onu yapacağım. Ama kararımı verdim. Toasted benim favorim. Şarkıdaki davul sürüşü çok hoş geldi bana bilmiyorum, özellikle de şarkının başındaki ride'lar. Pek tabii ki vokalin o vurdum duymaz Rock'N Roll havaları. Ha bir de Roachin parçasında kullanılan -sanırsam- kadın vokali duyduğumda bir şaşırdım. Acaba yanlışlıkla farklı bir şeyler mi açtım diye ama bence albümün ortalarına doğru gelen o farklılık ayrı bir hava katmış. Bak görüyorsunuz di mi hiç eleştiremedim? Çok sevdim ben bu adamları."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-justice-woman/", "text": "Justice, Gaspard Auge ve Xavier de Rosnay tarafından 2003 yılında startı verilen bir Fransız elektronik müzik grubu. Yapımcıları ise Cassius, Sebastian gibi bir elektronik müzikte önemli yer edinmiş isimlerin de bulunduğu Ed Banger Records. Müzik hayatlarındaki parlama noktası ise Simian'nın Never Be Alone şarkısına yaptıkları enfes remix oldu ve sonrasında da Ed Banger Records ise bu iki genç yıldızı kadrosuna kattı. Ardından, çeşitli EP'ler bu ikiliden gelmeye başladı. 2006 We Are Your Friends ve Waters of Nazareth için özel bir remix EP'si. 2007 Phantom, D. A. N. C. E. ve D. A. N. C. E. için özel bir remix EP'si. Bu kadar EP sonrasında 2007'nin 17'inci Haziran'ında, fransız elektronik müzik türünde bir devrim sayılabilecek albümünü çıkardılar. İlk dinlediğimdeki duyguları hala tarif edemeyeceğim bir albümdü bu. Konsept bir çalışma olması ve ayrıca incilden aldığı öğeler ile dinleyenlerin ilgisini çekmeyi başarmışlardı. Ayrıca albüm kapağına, ve DJ kabininin önüne koydukları ile kendilerine göre dinleyici jenerasyonunun, elektronik müziği yeni bir din olarak gördüklerini belirtiyorlardı. albümünün genel havası çok yırtıcı ritimler, kendilerinin imzası olan mixing hamleleri ve dinleyiciye verilen yüksek adrenalin hissiyle gerçekten yukarılardaydı. Ayrıca albümün kompozisyonunu genel bir incelediğimizde ne kadar ince bir işçilik olduğunu görmemiz hiç de zor değildi. Albümün içerisindeki hitleri bir çırpıda yazacak olursam; D. A. N. C. E., Phantom Pt. II, TThhEe PPaARRtTYY, DVNO, Stress ve Waters Of Nazarethi bir köşeye not edebilirim. Ardından 2008 yılında, DVNO, Planisphere EP'leriyle birlikte ilk konser albümleri olan A Cross the Universe ile karşımıza çıkan Justice, albümündeki şarkıların konser remix'lerinin yanı sıra Fatboy Slim'in Don't Let the Man Get You Down şarkısını sample olarak kullandıkları, Two Minutes to Midnight ve Metallica'nın Master Of Puppets'ını aynı şekilde kullandıkları Final ile tam bir gövde gösterisi yapmışlardı. 2011'de ise Civilization ve Audio, Video, Disco EP'leriyle geri dönen Justice, Ed Banger Records, Because Music ve Elektra Records ile birlikte Audio, Video, Disco adındaki ikinci stüdyo albümlerini çıkarttı. Audio, Video, Disco, genel olarak albümüne göre daha yumuşak bir albümdü. 'un içerisindeki agresiflik bu albüme pek yansımamıştı. We wanted to create something very laid back and a bit countryside-ish. You know, daytime music. What we wanted to do was keep the beats, but make it more soft. One of the challenges of this record was to make it feel emotionally heavy without being aggressive. Like being soft and violent at the same time. The texture of the new record is really soft. şeklinde olmuştu. Albüm içerisinde beklenen sert ve yırtıcı Justice patlayıcılığının olmaması dinleyenlerin canını biraz sıksa da, Civilization ve On'n'On gibi sağlam çalışmalar bir nebze olsun moralleri yükseltmeye yetmişti. 2012, Justice için On'n'On ve New Lands EP'leriyle geçerken, 2013'te ise Helix EP'si yayınlandı. 2013'te ise ikinci konser albümü olan Access All Arenas karşımıza çıktı. Genel itibariyle Audio, Video, Disco ve içerisindeki şarkıların remix'lerini bulunduran albüm, kurgusu ve başarılı remix'leriyle beni tatmin etmeyi başarmıştı. Albümün müzikal yapısı, Audio, Video, Discota bulunan yumuşaklığı ile içindeki sertliği bir arada barındırıyordu. Ayrıca Seyircilerin seslerinin de kayıt edildiği Access All Arenas, sizi konserin içerisine sokmayı başarıyordu. Ve uzun süredir merakla beklenen, yapımcılığını Ed Banger Records ve Because Music'in üstlendiği Woman albümü, 2016'nın 18 Kasım'ında dinleyicilere sunuldu. Albüm, uzun süreli bir bekleyiş arkasından geldiği için beklentiler bir hayli yüksekti. Fakat albümündeki hardcore elektronik müzik, yerini Audio, Video, Discodan sonra ve Woman ile iyiden iyiye sakin bir müzik anlayışına bırakmıştı. Farklı müzikal arayışlar içerisinde, kendi müziklerini farklı bir perspektiften sunduklarını dile getiriyordu Gaspard Auge ve Xavier de Rosnay. Gerçekten de aşina olduğumuz o hızlı tempo ve sert ritimlerin verdiği duyguları ve tadı, farklı bir yoldan daha ağır başlı bir şekilde vermeye çalıştıklarını farkedebiliyorum. Albüm, o bildiğimiz Justice kimliğini hala koruyor fakat aynı zamanda daha down-tempo ve biraz daha gündelik bir müziğe dönüşmüş durumda. Albüm için verdikleri bir röportajda Xavier de Rosnay, Woman albümünde yaptıklarını şu sözlerle izah ediyor. Albümdeki olumsuz konulardan biraz sapıp, kendi müziklerindeki yeniliklere geçmeliyim. Öncelikle Woman ne kadar beklentileri karşılamasa da, hala kendi dinamikleri içerisinde sağlam çalışmaları bulunduruyor. Özellikle albümdeki öne çıkan şarkılardan Safe And Soundun funk'a yatkın slap bass ritimleri içerdiğini farkettikten sonra gerçekten farklı şeyler yapmak için uğraştıklarını görmüş oldum. Albüm içerisinde un aksinde daha çok vokallere yoğunlaşılmış. Vokaller tabi ki efektler ile süslenmiş bir şekilde kulağımıza ulaşıyor fakat bu bir olumsuzluk taşımıyor. Her şey yerli yerinde fakat o çılgınlık seviyesindeki sertlik, bu albümde yer almıyor. Synthesizer konusunda ikili yine iyi bir iş çıkarmış. Tuşlular, bizleri yine güzel müziğe doyuran bir yapıya sahip. Basların müzik içerisindeki yeri ve dağılımı tatmin edici fakat dinlerken hep bir şeyler eksik sanki diye düşünüp duruyorsunuz. Dinlediğinizin o eski Justice olmadığının farkındasınız ve bu doğrultuda olumsuz bir düşünceye kapılıyorsunuz. Bu albümü Justice yerine farklı bir grup yapmış olsaydı, övmek için uğraşacağımdan eminim. Fakat ikili çıtayı öyle bir yere koydu ki, kendileri için bile beklentileri karşılamak kolay değil. Kısaca Woman o kalibrede bir albüm değil. Örneğin Stop adlı şarkıyı ben ikiliye yakıştıramıyorum. Nakarat kısmı kulağa hoş gelebilir fakat şarkının genel olarak ağır ilerleyişinden hiç hoşlanmadım. Arada birkaç Justice trick olmasa, bunu o bildiğim grup yaptı diyemem. Dinlerken sarsılıp kendimden geçmem gerek bir yerde diyorum fakat olmuyor. Justice kendi çapında deneysel çalışmalara da imza atmış bu albümde. Chours şarkısı bunlardan birisi. İsminden de anlaşılacağı gibi koro sesler ile çalışılmış fakat ikilinin yaptığı müzikte pek rastlamadığımız bir karanlık hakim şarkının içerisine. Buna en büyük katkıyı, kullanılan efektler ile ritimlerin ve basların yerleşimi sağlıyor. Albüm genel olarak beklentilerin altında kalsa da, Safe And Sound ve Randy bana göre işleri biraz toparlıyor. Randy, kendi içerisinde DVNO, On' n' On biraz da D. A. N. C. E. ile benzerlik gösteriyor. Benzerliğin sebebi vokal ve kullanılan ritimler. Şarkı dinamiğindeki ritimler, insanı kendine çekiyor. 6:38 dakikalık şarkı içerisinde kimi zaman farklı yollara girsek de kopukluk bulundurmuyor. Ayrıca Justice'nin içerisinde başarılı bir şekilde kullandığı yaylıları burada tekrar dinleme fırsatı yakalıyoruz. Outro ise tam bir Justice imzası. Hafif ve melodik. Bunların yanında Woman, döneminin sertliğini ve izlerini taşıyan bir şarkıya sahip: Heavy Metal. Justice, genel olarak metal müziğe yatkın bir ikili. Gerek bazı şarkılarının sertliğin dozunun metale doğru çıkmasıyla, gerek metal müzik samplelarını kullanarak yaptıklarıyla beni mest eden Justice, bu sefer benim için albümün en iyisi olan çalışmayı Heavy Metal adı altında bizlere sunmuşlar. Şarkının başlangıcıyla birlikte albümün en dişli yerine geldiğinizi hissediyorsunuz. Bir anda sarsılıp, melodinin nereye gideceğini merak ederken yine bildiğimiz Justice mixing ile karşılaşıyoruz. Şarkının belli kısımları tam anlamıyla terörden ibaret. 2:30'dan sonrasında ise farklı bir yol almakta ve bu şekilde ilerleyip fade-out ile sonlanmakta. Kapanışı ise Close Call ile yapıyoruz. Audio, Video, Disco sounduna yakın olan bu şarkı, diğerlerine nazaran daha sakin, baslardan büyük oranda arınmış ve gayet hoş bir melodiye sahip. Bir albüm outrosu olarak düşünürsek benim hoşuma gitti. Ayrıca 4:10'dan sonra giren yaylıların şarkıyı devleştirip beni mutlu ettiğini söylemeliyim. Justice'nin böyle bir şarkı yapması bana kendi yırtıcılıklarından iyice koptuklarını düşündürse bile, melodik zekaları için alkışlattı. Woman her şeyden biraz barındıran bir albüm. Ama Justice'i onlar yapan özelliklerden bir bölümünün eksik olduğunu da söylemem gerek. Kendilerinin farklı yönlerini göstermeye çalışan ikilinin yaptığı müzik, çoğu elektronik müzik dinleyenini tatmin etmeyebilir fakat melodik ve vokal yönü daha ağır basan bu light Justice albümünün de kendi alıcısı olacağı çok açık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-kozmik-yıkım-semt-drugs-rocknroll/", "text": "Tantana Records'un kendi garajında topladığı illuminati-vari konseye destek olarak Bakırköy'den piyasaya girdiler. Gidecek bir yerleri ve cigaraları olmadığı gibi hayatlarında cinsellik de eser miktarda bulunuyor olacak ki albümün adını Semt, Drugs & Rock 'N' Roll koymuşlar. Denetimli serbestlikten tanıdığımız ne kadar bekar ve akşamdan kalma arkadaşımıza dinlettiysek albümde kendilerinden bir şeyler buldular ve tanıtmamız için ısrar ettiler. Sürprizlere gebe olması şaibeli olan 2016 yılının en canavar albümlerinden biri ile karşı karşıyayız. Vokal ve gitaristlik görevini üstlenen Ozan Çam'ın megafon sesinden ayıklayabildiğimiz kadarı ile grup büyük bir bunalım ve boşvermişlik içine düşmüş. Rock 'N' Roll ile hayatlarını karartmış ve çeşitli illetlere merak salmış. Rezil insanlarmış gibi bir izlenim verseler de yavşak insanların kandırılmalarına ve durdurmalarına isyan etmişler; gözlerini açıp albümlerini kendileri kaydetmişler. Albüm boyunca bir tane bile modu düşük şarkı yok; üzerine tef var, sağdan sola uçan uçak sesleri var. Spotify ve iTunes gibi para tuzağı yayın organlarına karşı olmanızı düşünerek underground Rus Torrent sitelerine bile albümü yüklemişler. Ama isterseniz bandcamp adlı süper siteden yasal olarak beleşe de indirebilirsiniz. Artık delikanlı bir grubumuz var, sağlam şarkılarımız var. Arada oluyor böyle şeyler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-melis-danişmend-ve-ev/", "text": "Ve Evi iki şekilde dinlemenizi öneririm. İlki sabaha karşı saat 4 veya 5 sıraları... Evinizin ve gecenin sessizliğinin kesişiminde... Ya da deniz kenarında yalnızken... Ruhunuza dokunuyor, iyi geliyor... Öyle bir albüm ki Melis sanki herkesten herşeyden uzakta yazlık bir ev kiralamış ve sonbaharda başlayıp kış mevsiminde albüm kaydını bitirmiş gibi... Şöminenin yanında gitarını çalmış, kitaplarını okumuş, dünyadan biraz soyutlamış kendini belki... Öyle olmayabilir ama dinlerken bana bu hissi verdi. Albüme dönersek ilk single Bugünler Parlak, gündelik hayat içinde sıkışmış kalmış bizlerin hikayesini, küçük detaylara da takılarak, günümüz Türkiye'si penceresinden yine bizlere anlatıyor. Bir pozitif olma çabası var şarkıda... Belki de gecikmiş mutluluğa ulaşma çabası... Keza nefeslilerle zenginleşmiş Uçurumlarda da yine aynı umut var. Öyle ki kördüğümlerin çözülmesinden bahsediyor. Albümde çello ve trompetin grubun soundu içerisine güzel bir şekilde yerleştirildiğini görüyoruz. Mucizede yine tam herşeyi bıraktığı anda hayatına dokunan bir mucizeden bahsediyor... Akustik Hiç benim favorilerimden... Baştanda hayata baştan başlamak isteyen memnuniyetsiz, mevcut halini beğenmeyen birinden bahsediyor... Sözler Artık Ağıt bir ilişki sonrası yazılmış buruk ve kırgın bir ruh halini yansıtıyor. Albümün en özel şarkısı bence... Ondan Öyle isimli şarkıda toplum içerisindeki haline özeleştiri yapıyor sanatçı... Bazı Günler Unutulmaz ile piyano eşliğinde naif bir final yapıyor albüm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-metallica-hardwired-to-self-destruct/", "text": "Metallica'nın Death Magnetici dinleyicilerine sunmasından bu yana 8 sene geçtikten sonra, yavaşça ve kendini hissettire hissettire gelen bir albümle karşı karşıyayız. Kimileri için Metallica'nın kendini parçalayarak eski günleri yad etme çabası kimileri için ise Reklam ve abartmadan öte bir şey barındırmayan bir albüm. Benim için ise Hardwired... to Self-Destruct, iki görüşünde birbiri içerisinde harmanlandığı, fakat her ne olursa olsun dinlerken çok zevk aldığım bir albüm oldu. 1. Kill 'Em All ile Black Album arasındaki, thrash metal dünyasındaki en benzersiz albümlerin içindeki o tadı ve hazzı tekrar yakalamak. 2. Sound olarak yine bahsettiğim albümlerdeki maskülen, yırtıcı rifflerden, dokunaklı sololardan ve ayrıca Mahşerin Dört Atlısını andıran davul ritimlerinden bir kesit bile olsa dinleyebilmek. 3. James Hetfield'in ses kondisyonunun üst seviyelerde olması. Çılgınlar gibi tizlerde dolaşıp, bir anda ezberlediğimiz Yeaaaaa-aah nidalarına ve kelime sonlarındaki Aaaghh uzatmalarını abartmayacak şekilde sürdürebilmesi. 4. Lars Ulrich'in ise davul niyetine, teneke kutuları çalmaya çalışmaması. Bunlar kısaca hemen akla gelebilecek şeyler, şimdilik böyle bir düzenleme yaptığımızı varsayalım. Hardwired... to Self-Destruct'ta neler var bir de onlara bakalım. 2. Albüm yapı itibariyle Kill 'Em All Death Magnetic soundları arasında gidip gelen bir düzene sahip. Bizlere bazı sekanslarda yoğun olarak thrash metal hissiyatını ve beklenen Hala taş gibi müzik yapıyorlar be! durumunu hissettirmiş. Ama bölüm bölüm ise bazı şarkıların fazla uzun olmasından dolayı kimi zaman Ne zaman bitiyor acaba! dedirtecek kadar durağanlığını bizlere tattırıyor. 3. Davul konusunda Lars Ulrich en azından beni gerçekten etkilemiş durumda. Davul tonu benim için hala tam aradığım gibi olmasa da, ilerleme kaydedilmiş. Ritimleri inceleyecek olursak, kimi yerlerde aksak ritimleri takip etmeye çalışırken insan gerçekten zorlanıyor ama bazı yerlerde ise şarkıyı ilk kez dinlememe rağmen nasıl bir ritim geleceğini sonrasında ise gelecek atağın şeklini Metallica klişeleri ile anlayabiliyorum. Bunu olumsuz olarak ortaya koymuyorum. Çünkü o ritmin nasıl geleceğini bilme hissi ve dinleyicinin zaten bu ritmi beklemesi bir yerde Metallica imzası olarak düşünülebilir. 4. James Hetfield'in sesi 20'lik delikanlı halindeki gibi olmasa da hala çok diri. Şarkıların içerisine hala duygularını ve aktarmak istediklerini pompalayabiliyor. Neden pompalamak kelimesini kullandım diye sorabilirsiniz. James'in yaptığı şey, icra ettiği müzik türüyle doğru orantılı olarak size bişeyleri aşılamak. Bunu yaparken sizi sesiyle hırpalıyor, kulağınıza bağırıyor. Bunu ilk albümlerinden beri yapıyor ve böylece insanın vahşi yüzünü, hırsını ortaya çıkartıyor. Bundan dolayı Metallica'ya bakışımız diğer gruplardan farklı. 5. Kirk Hammett için durumlar biraz karışık. Aslında iki yönlü diyebilirim. İlk durum, albüm içerisinde sözlerini yazdığı bir şarkı yok. Bu duruma Some Kind of Monster'daki gibi bir çekişme değil içerisinde 250 civarı riff bulundurduğu iPhone'u, Kopenhag'ta bir havaalanında kaybetmesi sebep olduğu söylenebilir. Fakat işin iki yönü olan gitar konusunda ise bence gayet iyi iş çıkarmış. Albümü bir bütün olarak düşündüğümüzde, sağlam rifflerle dolu ve ayrıca albümde öne çıkan soloların Metallica işçiliğinde hazırlandığı belli oluyor. Fakat şarkıların bir kısmının fazla uzun olmasından rifflerde nasibini almış. Bazen müzik çalara bakıp, Acaba kaç saniye kaldı ya da Ne kadar sürüyor bu şarkı dediğim ne yazık ki oldu. 6. Robert Trujillo'nun albümdeki performansı için ise genel olarak başarılı diyebilirim. Şarkıların içerisindeki bas ile davulun uyumu ve sağladığı bütünlüğü, bana göre uzun süredir sabırsızlıkla bu allbümü bekleyen bir dinleyici için tatmin edici. Hardwired... to Self-Destruct, tüm bu yazdıklarımın ötesinde incelecek bir albüm aslında. Grubun yaşlanması, eski yırtıcılıklarından uzaklaşmaları, dinleyen kitlenin beklentileri gibi birçok değişkeni göz önünde bulundurursak bile hala dinlerken heyecanlandıran bir albüm ile karşı karşıyayız. Çok büyük beklentiler ile dinleyenlerin üzülmesi kaçınılmaz fakat seneler boyunca böyle büyük bir grubun müzik yapması, yeni bir şeyler üretmeye çalışması bana yetiyor. Benim için bu albüm, İhtiyarların son eğlencesi tadında olsa da tekrar tekrar dinlenilecek öyle şarkılar var ki, Metallica'ya saygı duymaktan öte bir şey yapamıyorum. Metallica'nın son gözdesi, iki CD den oluşan bir albüm. CD'ler arasında müzikal ve hissiyat olarak bazı farklılıklar var. Bu nedenle albümü iki koldan incelememizde yarar var. Albüme giriş yaptığımızda bizi Hardwired karşılıyor. Bir anda distorsiyon cennetinin içinde buluyoruz kendimizi. Lars Ulrich'in davulu bizi şaşırtıyor sonrasında Buum! James Hetfield sahnede ve hızlıca girip ortalığı kasıp kavuruyor. We're so fucked / Shit outta luck / Hardwired to self-destruct Ardından Kirk, Kill 'Em All ayarında bir solo atıyor ve albümün ilk şarkısından fazlasıyla gaza geliyoruz. Atlas, Rise! bir sonraki durağımız. Yine sert bir intro, içerisindeki riff ve davul çok tatminkar. James'in arkasından devam eden müzik sirkülasyonu baş döndürüyor. Kirk Hammett'in solosu ise resmen İşte aradığınız Kirk diye bağırıyor resmen, çok etkileyici. Ayrıca James'in vokali şarkıya resmen tam oturmuş. Crushed under heavy skies / Atlas, Rise! dediği andaki ses tonu ve bu aralığı bu kadar efektif kullanabilmesi beni aşırı dercede delirtti diyebilirim. Now That We're Dead, bu iki çılgınlıktan sonra biraz aktif dinlenme gibi olmuş diyebilirim. Albümde arkada kalan şarkılardan ama yine de davul ataklarının ile vokalin birbirini başarılı bir şekilde tamamlaması için bile dinlenilebilir. Moth Into Flame ise bana göre müzikal olarak Atlas, Rise!'dan biraz daha geride kalsa da riff, solo, vokal ve davul olarak başarılı bir çalışma olmuş. Aslında tam bir old school çalışması ve bunu bekleyen dinleyicilerin favorilerine gireceği kesin. Sololar çok keskin, baslar ise şarkı içerisinde bütünlüğü çok iyi bir şekilde sağlamış. Yırtıcılığın ön planda olduğu şarkıda James'in arkasını fişek gibi ataklarıyla Lars, sağlam gitar riffleriyle Kirk ve başarılı bas performansıyla Rob dolduruyor. Dream No More, albümün ağır başlı şarkılarından ve bunu introdan belli ediyor. Vokalinin yırtıcılıktan çok, ara ara James Hetfield'ten duyduğumuz maskülen bir şehvetle dolu olduğu şarkının en can alıcı yerinin Kirk'in dokunaklı solosu olduğuna kimse itiraz etmez bence. Halo On Fire ise ağır başlılığı devam ettiriyor fakat bu sefer daha sert bir şekilde. Albümün öne çıkacak şarkılarından olmasına kesin gözüyle baktığım şarkıda, tempo yer yer yavaşlarken kimi yerde ise vokal ile yükseliyor ve dinlerken tatmin edebilecek bir şarkı ortaya çıkıyor. 8:15 dakika süren bu çalışmada ara ara aksak ritimler dikkat çekerken, belli bir yerden sonra ise şarkı farklı bir yöne evriliyor. Benim düşüncem ise bu kompleks çalışmanın bazı yerlerinde gerektiğinden fazla zaman harcandığı yönünde. Yaklaşık 4:30 ile 5:10 arasında bir karmaşa hakim. Şarkının evrilmesini biraz da yumuşak geçişle tamamlamak isterken, işi oldukça uzatmışlar. İlk CD'nin genel izlenimi ise, sağlam ve hızlı bir giriş ile dinleyiciyle bağ kurduktan sonra Atlas, Rise! ile doruğa ulaştırıp sonrasında ara ara dinlendirip sonrasında tempoyu belirli bir yükseklikte tutup sonlandırmak üzerine kurulmuş bir bölüm olduğu yönünde. İkinci CD'ye giriş yaptığımızda ise bizi savaş tamtamları karşılıyor. Böylece akıllara yavaştan The Day That Never Comes geliyor fakat Confusion genel yapısı daha sert ve yırtıcı. Farklı psikolojilerin içerisine sürüklüyor ve sorgulamaya itiyor dinleyenleri. Bana göre albüm içerisinde underdog kalacak fakat gayet sağlam şarkılardan birisi. Manunkind, intro olarak çok yumuşak bir girişe sahip fakat sonrasında ortalığı ateşe veren bir riff ile devam ediyor. Aksak davul ritimleri bu şarkıya da hakim. Fakat ana düzen içerisinde riff ile davul birbirini başarılı bir şekilde tamamlıyor. Here Comes Revenge ise Ride the Lightning döneminden fırlayan bir sekans ile başlayıp, James'in vokaliyle farklı bir yöne giriyor. Riffler ve başarılı davul ritimleriyle şarkı içerisinde karanlık bir atmosfer yakalanmış. 7:17 dakika süren şarkının süresine bakıp Uzunmuş, kopukluk olmasa bari diye korksam da sonrasında gerçekten özene bezene yapılmış bir şarkı olduğunun farkına vardım. Kendi düzenini bozmayan yapısının içerisine sağlam sololar ve James'in vokali girince, kendini dinlettiren bana göre başarılı bir şarkı çıkmış ortaya. Am I Savage?'i gördüğüm anda herkes gibi aklıma Diamond Head'in şarkısı olan sonradan Metallica'nın coverladığı Am I Evil? geldi tabii ki. Bu albüm bana göre biraz son tango olduğundan her yere selam çakılmış. Am I Savage?de bunlardan birisi. Öncelikle albümün ağır toplarından birisi kendisi olduğunu söylemeliyim. Ağır bir tempo ile giden şarkı ara ara solo önceleri hızlansa da genel olarak aynı havada devam ediyor. Tekrar tekrar söylemiş gibi oluyorum ama James'in sesinin hala taş gibi sağlam olduğunu bu şarkıyla yine görmüş oldum. Murder One, Lemmy Kilmister'a itafen yapılmış bir şarkı. Introdan sonraki ana riff gerçekten akılda kalıcı olmuş. Kirk Hammett'in attığı solo içerisindeki shred kısmı sanki Ride the Lightningten fırlamış gibi, thrash metal dinlediğinin sonuna kadar farkında olmanı sağlıyor. Robert'in bas performansı albüm içerisinde genel olarak başarılı bulduğum gibi bu şarkıda da ayrıca bir hoşuma gitti. Lars'ın yaptığı ataklar ve ritimler ise şarkıya tam oturuyor. Albümün sonuna geldiğimizde ise karşımıza Spit Out the Bone çıkıyor ve bir anda her şey değişiyor. Öyle bir davul performansıyla başlıyor ki şarkı, resmen ben nereye geldim durumunda şaşırıp kalıyorsunuz. Kullanılan riff sert, vokal sert, bas ve davul sert. Resmen adamlar albümü öyle bir bitirelim ki sonunda yorulup derin nefes alsınlar demiş. Robert Trujillo'nun bası ile Lars Ulrich'in davulu gerçekten çıtayı yüksekte tutuyor. Kirk'in bu şarkıdaki ara solosu ise kısa fakat sonrasında uzun süren bir davul atağından sonra patlamayı yapıyor. Kamyon gibi üzerimizden geçiyor ve davul ile iyice hırpalıyor. Buradan Lars'ı tebrik etmem gerek. Gerçekten bazen grup seviyesini aşağıya çektiğini düşünsem bile bu albümde öyle çılgınlıklar yapmış ki hayretler içerisinde kaldım. Hardwired... to Self-Destruct, bana kalırsa reklam yönüyle de başarılı oldu. PR çalışmaları, tüm şarkıların kliplerinin 2 saat arayla YouTube'ta yayınlanması gibi unsurlar dinleyenleri mest etti. Zaten işin sahne ve şov yönünü çok iyi başaran grup, bu proje ile de başarıya ulaştı diyebilirim. Son olarak toparlarken, ilk başta beklentilerimi baya aşağılara çektiğim için albümü, genel itibariyle başarılı buldum. Lars'ın davul performansı yukarılarda seyrediyor ve bu beni mutlu etti. Old school ile günümüz müzik dinamikleri arasında gidip gelen bir yapıda olmasına rağmen ilgimi çekti. Tüm yazıda da belirtmiş olduğum gibi, bu albümün son tango olduğunu düşündüğüm için ve buna rağmen hala taş gibi müzik yapabildiklerini gösterdikleri için çok mutluyum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-nilipek-sabah/", "text": "Nilipek, çoğumuzun Sofar etkinlikleriyle tanıdığı bir isim. Yumuşak sesiyle, duygularını bizimle müzik yardımıyla paylaşması, tüm dinleyenlerini etkilemişti. Sofar'ın tanımına en iyi uyan kişiliklerden birisiydi. Hiç bilmediğimiz güzel sesler toplanıyordu Sofar'da. Nilipek'te, Sofar'ın beğenilen seslerindendi ve artık onun bir albümü var. Sabah. Albümün lansman konseri 1 Kasım Çarşamba Babylon Bomonti'de yapılmıştı. Orada bulunamadım ama o saatlerde Spotify'dan şarkılarını dinleyerek yoklamada yarım artı almış oldum sanırım. Uzun süredir albüm inceleyemedim ama Nilipek'in albümüyle başlıyorum. Albüm için söyleyebileceğim ilk kelime: Huzur. İlk şarkıdan itibaren son şarkıya kadar albümün genel atmosferi sakin sakin giden şarkılar ve sizi mutlu edecek ritimlerden kurulu. Güzel bir haftasonu sabahına yakışan şarkılar var. Dinledikçe dinleyesim geldi, albümü baştan sonra sardım durdum. çok seslilik ile armoniyi sağlıyor. Nilipek'in sesinin tınısı şarkılara çok yakışmış. Sakin sakin bir şeyler anlatıyor sanki bizlere. Tüm albüm boyunca bu his devam ediyor, sizde anlatılanları dinliyorsunuz. Bu yaklaşım benim çok hoşuma gitti. Sağanak Yağmurlu Şarkı: Albümün ilk şarkısı olarak karşımıza çıkıyor. Sesiz sesiz başlıyor, huzur doluyor içime dinlerken. Akustik odaklı müzikal altyapısı var şarkının. Nilipek'in sesi de işin içine girince hoş bir şarkı ortaya çıkmış. zenginleştirilmiş. Mızıka şarkıya çok yakışmış, albümün genel ruhunu açığa çıkarmış. Dinlenmesi gereken şarkılardan birisi. Sabah: Kınalıada gibi psychedelic esintilerden nasibini almış bir şarkı Sabah. Fakat biraz daha düşük tempoda ilerliyor. Nilipek, sesiyle şarkı içindeki enstrümanların uyumunu pekiştirmiş. Kendine çeken bir yanı var diğer tüm şarkılardaki gibi. Sabah, soft-indie pop akımına yakın bir çalışma. Nilipek, şarkılara duyguyu çok iyi bir biçimde aktarmış. Başarılı bir çalışma olmuş. Güne huzurlu bir başlangıç yapmak isterseniz, tavsiye edebileceğim albümlerden birisi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-redd-mükemmel-boşluk/", "text": "Redd'in yaptığı müzik için pek çok şey söylenebilir. Batı standartlarında rock, kentli bir müzik belki de metropol rock... Türk Rock'ı dendiğinde illa içinde bizden de bişeyler olmalı klişesi-kaygısından yüzlerce kilometre uzakta adamlar... Piyasa koşullarını sallamıyorlar, içlerinden geldiği gibi çalıyorlar. Konserlerini önemsiyorlar; bar konseri, Açıkhava veya belediye konseri farketmiyor, aynı ciddiyetle çalıyorlar, dinleyiciye saygıları müthiş! Sadece şarkılarıyla değil, müzik dışında da dünyaya-hayata dair söyleyecekleri olan entelektüel-dolu insanlardan oluşan bir grup Redd. Sadece duruşu ve tavrı sebebiyle bile pek çok çevreden kabul gören bir grup Redd. Bir şarkıyla bir gecede patlayan bir grup olmadı Redd. Yavaş yavaş, üzerine koya koya, daha fazla üreterek, kaliteyi sürekli arttırarak bugünlere geldiler. Üretken ve aktif oldular hep! Bir rock grubu için gerekli özellikler bunlar... Dünyadaki çağdaş soundları takip ettiler. Yeniliğe ve değişime açık oldular. Sosyal sorumluluk projelerine öncülük ettiler. Çok iyi videolar çektiler. . Dolayısıyla yıllar ilerledikçe hitap ettikleri kitle genişledi. Bugün itibariyle ülkenin en dikkate alınmaya değer rock gruplarından biri haline geldiler. Şarkılarında ilişkilerden, seksten, yalnızlıktan, politikadan ve uzaydan bahsediyorlar. Daha spesifik konuşmak gerekirse Redd şarkılarında metropol hayatı içinde kaybolan, bocalayan, yalnız, depresyona girmeye meyilli, yazan, çizen, okuyan, gezen, soran, sorgulayan, aşık olan insan profili çıkıyor karşımıza. Solist Doğan Duru belki kendini anlatıyor belki Güneş'i belki komşusunu veya izlediği filmdeki adamı... Bazen de seni, beni... Yalnızca aşktan meşkten çiçeklerden bahsetmiyorlar, sosyal-siyasal içerikli şarkılara da imza atıyorlar. Son üç albümde sistemi her anlamda sorgulayan, yaratılmaya çalışılan tek tip insan modeline yüksek sesle hayır diyen bir grup Redd. Ülkemizde yaygın bir düşünce vardır; Rock müzikle ilgileniyorsan illa ki muhalif olmalısın falan... Neyse ki Redd'de söz konusu durum eğreti durmuyor, adamlar hem samimi hem de doğalarında var muhalif bir duruş... Açıkçası müziğini dinlediğim insanların birlikte oturup bişeyler içebileceğim, muhabbet edebileceğim ve dünya görüşü olarak da bana yakın insanlar olmasını isterim. Redd bu özelliklerin hepsini taşıyor. Grup bu albümde öze dönük arayışlara girmiş. Günümüz dünya düzeninin ve tüketim toplumunun içerisinde hayatın anlamını bulmaya çalışıyor. Bir şarkıda geçen Yaşıyorum sadece ölmek için belki de albümün söylemek istediklerini en kısa yoldan anlatan cümle. Albümün oluşum sürecinde Türkiye'nin oldukça zor zamanlardan geçtiğini söylemeye lüzum yok sanırım. Kafakafka isimli şarkıda mevcut siyasal konjonktürün etkilerini ve sisteme meydan okumayı hissediyoruz. Ama bu şarkı dışında albümde politik içerikli başka bir şarkı da yok. Albüm içe dönük, duygu yüklü bir albüm... Sanki Doğan Duru çok ağır ve yıpratıcı bir ilişkiden çıkmış, aslında kafası ilişkide kalmış ama albümü sonlandırarak bir nebze rahatlamış gibi... Sen kalbimi durdurdun, dünya dönmesin dursun, Bu şehrin sensizliği bir cenaze, Adına bin defa sövdüm gibi sözler Doğan'ın duygularının dışa vurumu... Bu açıdan bakıldığında oldukça şeffaf bir albüm. Müzisyen veya gruplarda albüm tamamlandığında rahatlama ve tatmin olma duygusu ortaya çıkar. Mükemmel Boşluk sona erdiğinde eminim ki Redd de rahatladı, üzerindeki yüklerden kurtuldu. Aşk Virüs yeni albümün tarzı hakkında önemli ipuçları veren doğru bir çıkış parçası... Albüm bildiğimiz Redd çizgisinden örnekler taşısa da yenilikler de barındırıyor. Boşlukta Dans beni oldukça şaşırttı, grubun tarzının dışında, hafif ritmle başlayıp yer yer dans müziğine evrilen sonlara doğru ise Redd şarkısı oluğunu hissettiren bir çalışma... Bugün Herkes Ölsün İstedim altyapısıyla ve gitar riff'leriyle Radiohead eseri gibi tınlıyor. Kalpsiz Romantik favorilerim arasında, akılda kalan nakaratıyla konserlerde en çok istek alan şarkılardan olacak... Kanıyorduk albümün en etkili şarkılarından biri, Kirli Suyunda Parıltılar albümünden fırlamış gibi. Senden Vazgeçeli Çok Oldu ise Doğan'ın vokallerini konuşturduğu yaylılarla destekli bir soundtrack şarkısı gibi... Sextronot uzay-seks temalı ve esprili bir çalışma... Albümün en iyilerinden... Tam Bir Delilik introsuyla Redd'in Masal şarkısının introsunu andırdı bana. Hala Seni Çok Özlüyorum albümün en vasat şarkısı... Zorlama sözlere sahip, Redd'in çokça eleştirdiği, arabesk rock/ağlak rock türünden bir şarkı bana göre... İtirafta da Doğan'ın Teoman gibi söylediğini hissettim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-richard-ashcroft-these-people/", "text": "Ashcroft'un solo kariyerini takip eden biri olarak The Verve sonrası dönemde de iyi işler yaptığını düşünüyorum. İlk solo albüm Alone With Everybody'i hala dinlerim. Ashcroft'un albümlerinde tutarlı bir sound var. Pop-Rock çizgisinde geziniyor, akustik ve elektro-pop geçişli şarkılar mevcut. Albüm şarkıları üretilirken son altı yılda küresel ölçekte yaşanan pek çok olaydan etkilenmiş Ashcroft. Terörizm, isyanlar, devrim, ölümler, işkenceler, baskıcı hükümetler, iki yüzlü politikacılar, medya yalanları ve global hoşgörüsüzlük gibi konular Ashcroft'u şarkı yazımında etkilemiş. 2011 yılında Mısır'da gerçekleşen devrim ve Tahrir olayları onu en çok etkileyen olayların başında geliyor. Eleştirel bakışı şarkı sözlerine yansımış. Out of My Body'de Don't go looking for your Watergate cümlesi önemli. They Dont Owe Me içerisinde Onların oyunlarını oynamayacağım. Kimsenin aptalı değilim. Nasıl hissettirdiğini bilirim. Onların kurallarını bozdum. Bana sahip olamazlar cümleleri var. Hold On'da da Arap Baharına selam çakıyor ve tutunma, ayakta kalma mesajı veriyor. Tüm bu içeriklere rağmen kendisini aktivist olarak görmediğini albümünü de politik bulmadığını söylüyor. Ashcroft hala çok iyi bir rock vokal ve iyi bir şarkı sözü yazarı. Kitleleri hala peşinden sürüklemek için yeterli karizması var. These People ise solo kariyerinde ilk albümden sonra yaptığı en iyi albüm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-she-him-classics/", "text": "2006 yılında, Zooey Deschanel ve M. Ward'ın kurduğu, Portland, Oregon kökenli Indie Pop/Folk grubu She & Him'in 5. albümleri Classic yayınlandı. Biz de bu albümü bir inceleyelim dedik. Albümün adından da anlaşılacağı üzere, bu çalışmada 13 tane klasikleşmiş blues ve caz şarkısını yorumlamışlar, çok da güzel yapmışlar. 2 Aralık 2014'te, Columbia Records'tan çıkan albüm aşağıdaki şarkıları barındırıyor. Stay Awhile: Bir Dusty Springfield şarkısı olan Stay Awhile daha güzel yorumlanamazdı bence. Hatta orijinalinden daha güzel coverlar listesine rahatlıkla koyabilirim kesinlikle. Zooey, gerçekten çok iyi iş çıkarmış bu şarkıda. Unchained Melody: Righteous Brothers müthiş yorumladığı bu şarkıyı albümde dinlediğimde, o bizleri yarı sevinçli yarı duygusal hallere sokan, hayallere daldıran havadan çok sevgilisine seslenen bir kadının yorgunluğu hissine kapıldım. Kötü mü olmuş, hayır fakat bu şarkıdaki o tükenmişlik hissi illa ki size geçiyor ve farklı duygulara kapılıyorsunuz. She: Albümde ilk gözüme çarpan şarkıydı şöyle bir göz gezdirirken. Az kalsın sırayla dinleme alışkanlığımı bir kenara bırakıp, direkt bu şarkıya gömülecektim. Bir çok coverı yapıldı bu şarkının, acaba burada nasıl bir she bekliyor diye düşünürken, sıra bu şarkıya geldi. İlk başta sizi Amerikanvari bir havayla karşılıyor şarkı, sonra Matthew Stephen Ward'ın sesi geliyor; gerçekten çok iyi bir yorum. Kullanılan enstrümanlar birbiriyle uyumlu. Sizi bir yerlere alıp götürüyor, ne olduğunun farkına varmadan şarkı sona eriyor. M. Ward sadece bir parça seslendirmesine rağmen, albümün sonunda aklımda kalan en önemli deneyimlerden birisini bana kazandırdı sağ olsun. Albümde, ilk bakışta yorumların asıl parçalardan çok farklı bir şekilde bize sunulmadığı görülüyor. Ayrıca, albümde kadın tınısı hakim. Zooey Deschanel'in sesinin hakim olduğu 12 şarkı... Matthew Stephen Ward'ın seslendirdiği, yukarıda bahsettiğim gibi hepimizin gönlünü titreten Charles Aznavour'un She parçası var ki albümde pas geçmemeniz tavsiye edilir. Toparlamak gerekirse, Zooey Deschanel ve M. Ward çok iyi bir albüme imza atmışlar. Sizi sanki Amerika'nın 30'lu yıllardaki caz döneminin içine bırakıyor, dönemin New York sokaklarında gezdiriyor. Eğer caz klasiklerinden, biraz da blues'dan hoşlanıyorsanız, bu albümü beğenme olasılığınız çok yüksek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-suede-night-thoughts/", "text": "Suede sever miyiz? Hem de çok. Brett Anderson'un yanık sesini, çoğunlukla ilk üç düğmesi açık olan gömleğini, sahnedeki performansını özledik mi? Evet. Suede 7. stüdyo albümü Night Thoughtsu 22 Ocak 2016'da yayınladı. Uzun sayılabilecek bir aranın ardından gelen 2013 çıkışlı önceki albüm Bloodsports grubun hayranlarına ve dünyaya yaşıyoruz ve devam ediyoruz mesajını verdikleri çalışmasıydı. Kayıtları Londra ve Brüksel'de gerçekleştirilen Night Thoughts ise grubun yeniden doğuşunun ardından yayınladığı ikinci albümü. Prodüktör koltuğunda Suede albümlerinden tanıdık bir isim var: Ed Buller. Night Thoughts kesinlikle ilgiyi hak eden bir albüm. Bir geri dönüş albümü. Grubun 1990'lı yıllar ile 2000'leri birbirine bağladığı bir köprü gibi. Sound olarak debut albüm ve Dog Man Starçizgisine yakın. Diskografi içinde 2000'li yıllarda önlerde yerini alacak, kemik hayran kitleyi memnun edecek, müzikalite olarak da grubun olgunluk dönemini yansıttığı bir yapıt. Hala eskisi gibi diri ve güçlü müzik yapıyorlar. Grubun 90'lı yıllarda yaşadığı şaşalı zirve dönemi belki artık yok. Biraz yaşlanmış da olabilirler. Ancak sahnede hala iyi işler yapıyorlar. Yeni jenerasyonlara da onlarla tanışmak kalıyor. Dipnot olarak albümün yurtdışındaki önemli müzik eleştirmenleri tarafından da oldukça beğenildiğini söyleyebiliriz. (Aldığı en düşük puan 10 üzerinden 7.5.) Albüm kapağı da oldukça başarılı olmuş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-tame-impala-currents/", "text": "2007'de Kevin Parker tarafından kurulan Avustralyalı rock müzik grubu Tame Impala, Innerspeaker (2010) ve Lonerism (2012)'den sonra 3. stüdyo albümleri olan Currentsi 17 Temmuz 2015 tarihinde Kevin Parker'in kendi ev stüdyosundan dinleyicilerine sundu. Öncelikle Tame Impala'nın bundan önce çıkan veya stüdyo albümlerine bakacak olursak, 2010'lu yılların psychedelic ruhunu temsil eden bir yapısı olduğundan bahsedebiliriz. Innerspeaker'da bulunan Solitude is Bliss ve Alter Ego biz dinleyenleri mutlu etmişti bu konuda. Lonerism ise sonradan Arctic Monkeys'in de coverladığı Feels Like We Only Go Backwards gibi adından söz ettirecek şarkıları içinde barındırarak, Kevin Parker ve arkadaşlarına hayranlık duymamızı sağladı. Bu sene çıkan Currents ise Innerspeaker ve Lonerism'den daha farklı bir deneyim sağlıyor. Psychedelic ruhunu koruyarak R&B, disco ve synthpop akımlarını da en iyi şekilde harmanlamayı başarmış Tame Impala. Let It Happen ve The Less I Know The Better gibi şarkılarında bunu dinleyicilere yansıtabilmişler hatta yansıtmakla kalmayıp size bu ambiyansı yaşatmak için de ellerinden geleni yapmışlar. Let It Happen: Albüme mükemmel bir giriş yapılıyor bu şarkı ile. Psychedelic ruhunu barındırıp techno ritimlerle size eşlik ediyor. Bir an Daft Punk şarkısı mı dinliyorum diye düşündürmüyor değilim hatta. Fakat bana kalırsa bu iyi bir özellik. Şarkının ortasında sıkılmanıza izin vermiyor. Ayriyetten Kevin Parker'a şapka çıkartmak gerek vokal performansı için. tarzı bir tını yakalıyorsunuz dinlerken. Güzel bir riff ile de birleşince gayet başarılı olmuş. 'Cause I'm a Man: Downtempo ve synth efekleriyle başlıyor şarkı. Kevin Parker'ın karakteristik sesiyle bildiğimiz Tame Impala soundunu yakalıyoruz. New Person, Same Old Mistakes: Albüm kapanışı yaptığımız bu şarkıda 'Cause I'm a Mandeki gibi downtempo bir ritime sahip. Dinlerken R&B havasını buram buram alıyorsunuz. Kevin Parker bu şarkıda da sesini başarılı kullanmış. Currents, kendi içindeki farklı dinamikler ile farklı tarzları birleştirmiş. Let It Happen ile hızlı bir giriş yaptığımız albüm, New Person, Same Old Mistakes ile ağırlaşarak bitiyor. Ayrıca albümün geneline yayılmış aksak ritimler, müzikal efektler sizi sıkmıyor. Tabii ki Kevin Parker'ın bu başarısını gözardı etmeden yazımı sonlandırmak istemiyorum. Farklı düşünceleri birleştirerek gayet başarılı bir albüm yapmış Tame Impala ekibiyle."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-the-last-shadow-puppets-everything-youve-come-to-expect/", "text": "Brit müziği sevenlere müjde! Alex Turner ile Miles Kane ayağınıza geldi! demek istesemde, bugünlük sadece ilk albümden sonra Half-Life 3 gibi beklediğimiz ikinci albümleri olan Everything You've Come To Expect'in nihayet çıktığını söyleyebiliyorum. Olsun buna da şükür! İlk albümleri olan The Age Of Understatement'ten 8 sene sonra çıkan Everything You've Come To Expect, müzik türü olarak değişiklik göstermemiş. Hala My Mistakes Were Made For You'daki tadı alabiliyoruz. Bence ikinci albümün konseptini ilk albümden bir şarkıyla açıklayacak olursak, bu şarkı az önce bahsettiğim My Mistakes Were Made For You olur. Albümün içerisinde yer yer yaylı enstrümanların ağırlığı dikkat çekiyor. Aviation, The Element Of Surprise, Pattern ve The Dream Synopsis, bu enstrümanların başarlı bir şekilde kullanıldığı şarkılardan. Ayrıca konsept bir albüm olmadığından yeri geliyor hoplayıp zıplarken, bir anda çakmak yakacak kıvama gelebiliyoruz. Everything You've Come To Expect'te kimi zaman Alex Turner'ın vokallerinden oluştuğunu düşündüğüm bir Arctic Monkeys havası almadım desem yalan olur. Fakat iki grubun yaptığı müzik, 2013'te çıkan AM albümüyle net bir şeklde ayrıldı. Her iki oluşum Brit-pop'un nimetlerini sonuna kadar kullansada The Last Shadow Puppets, old school brit-pop'a daha yakın işler yapıyor. Everything You've Come To Expect'in açılış şarkısı olan Aviation, yaylı ile başlayan sert bir şekilde biten girişiyle bizi karşılıyor. Vokal olarak Turner ile Kane birbirlerini çok iyi biçimde tamamlıyor. Genel olarak hareketli bir tema üzerinde ilerleyen şarkı, en tepe noktasında yaylılar ile buluşup başladığı ritimde bitiyor. Aviation'ın, albümde öne çıkan şarkılardan olduğunu söylemek çok ta zor değil. Dracula Teeth: Ağır tempoyla ilerleyen, albümdeki önemli ögelerlerden yaylıların vokal tonuyla başarılı uyumuyla devam eden bir şarkı Dracula Teeth. Ritimleri ile insanı kendine çeken bir yapısı var ne yalan söyleyeyim. Dikkat çekiyor her yönüyle. Everything You've Come To Expect: Albüme ismini veren şarkı olmasına rağmen, olmamış diyebildiğim bir yönü var. Vokal şekli bana itici geldi, bir türlü ısınamadım. ne yapalım olur böyle arada. Bad Habits: Albümün en çılgın, en başına buyruk takılan şarkısı olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Miles Kane'nin vokalde ağır bastığı bu şarkıda saykodelik bir hava hakim. Çığlıklar, korku filmi efektleri ve şarkının genel halet-i ruhiyesi albümün genel yapısından çok farklı olduğu için bir şekilde sivriliyor diğer şarkılardan. Pattern: Albümün en beğendiğim şarkılarından birisi oldu. Yaylılardan çok bahsettim ama bu şarkıyı da büyüten ögeler kullanılan gitar riff'i ve vokal ile birlikte. Çok naif, fakat duruşundan taviz vermeyen bir hali var Pattern'in. Beni bu yönüyle yakaladı desem yeridir. Everything You've Come To Expect, albüm kalitesi olarak tabi ki Alex Turner'lı bir Arctic Monkeys albümüne yaklaşmıyor, ama kesinlikle daha farklı tatlar sunuyor. Aslında buna rağmen, Sweet Dreams, TN ve The Element Of Surprise gibi gayet başarılı işleri de barındırıyor. 8 senelik arada müzikal değişimler yaşandı, birçok şey değişti 2008'den beri. En önemlisi ilk albümde çocuk diye baktığımız adamlar büyüdü ve kendi yollarında yürüyorlar. Bu albümü üzerinde çok uğraşılmış bir yapıt olarak görmektense, iki arkadaşın tekrar buluşup kendi sevdikleri şeyleri yapmaları olarak nitelendirsek daha iyi olacak gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/albüm-vega-delinin-yıldızı/", "text": "12 yılı albüm ve single çıkarmadan geçirmek bir grup için uzun süre kanımca. Vega, Türk Rock camiasında farklı yerde duran, biraz mesafeli, kaliteli müziğin peşinde olan bir ekip. Deniz Özbey ve eşi Tuğrul Akyüz'den ibaret olan grup 1999 yılındaki ilk albümdeki Tamam Sustum şarkısıyla karşımıza çıkmıştı. Deniz Özbey'in kulağa farklı gelen vokali ve grubun oturaklı, yüzü Batı'ya dönük sound'u rock müzik çevresinde önemli bir etki yarattı. Ardından 2000'li yılların başında gelen iki albümle söylemek istediklerini daha net bir şekilde söyleyen bir grup oldu Vega. Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı, İz Bırakanlar Unutulmaz pop çevrelerinde bile oldukça sevilen Serzenişte, Elimde Değil, Evet Ne Var gibi önemli şarkılara imza attılar. Vega'nın şarkılarında aşk, pişmanlık, özlem, yitirme gibi konular, sitemkar ve hüzünlü bir sevgilinin elinden yazılmış hissiyatı veriyor. Delinin Yıldızı albümün isim şarkısı ve tartışmasız en iyisi... Altyapısı, introsu, geçişleri ve özellikle son saniyelerindeki akustik final şarkının hiç bitmemesini istemeniz için başlı başına nedenler. Tekrar tadını almak için üst üste 5 kez dinlemeniz gerek. Sonrasındaki İsim-Şehir klasik bir romantik rock balladı. Yağmurlu bir Ankara gününde trafik durmuş sanki ve arabada bu şarkı çalıyor. Deniz'in sesinin en yumuşak hali Yanımdasın yine sensizim gibi vurucu sözlerle daha da anlamlı hale geliyor. Arzuhal alaturka ritimli benim gruba çok da yakıştıramadığım tarzı temsil ediyor. Size sempatik de gelebilir. Sevgilim ile yeniden kendimizi buluyoruz. Dertler İri Kıyım enerjisi bol bir rock şarkısı konserlerde ön plana çıkması muhtemel. Dünyacım keyifli bir şarkı gibi gözükse de sözleri açısından dünyaya neler oluyor sorusunu kibarca sormayı tercih ediyor. Sonunu Söyleme Bana grubun önceki albümlerinde de hissettiğim müziklerine bence ciddi etkisi olan The Cure soundunun bariz örneği. Ve Tekrar ile karanlık bir kapanış. Albümü dinlemeyi bitirdiğimde üniversite yıllarıma döndüğümü hissettim. Sonra aynaya baktım. Saçımda çıkmaya başlayan bir iki beyaz tel 20'lerde değil 30'larda olduğumu bana hatırlattı. Youtube'da yeni albümün şarkılarının altına yapılan yorumlarda da gruba duyulan özlem çok güzel cümlelerle dile getirilmiş. Beni en çok etkileyen şuydu: Siz yokken üniversiteyi bitirdim, meslek sahibi oldum, evlendim, boşandım, tekrar evlendim, bir kızım oldu ve sonrada bir oğlum... Tam 12 yıl olmuş lütfen bi daha bu kadar ara vermeyin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ali-cihan-kimileri-birileriyle-geri-dondu/", "text": "Multitap grubunun davulcusu olarak tanıdığımız Ali Cihan, 3 yıl aradan sonra Kimileri Birileri isimli yeni single'ı ile geri döndü. İlk olarak Vay Arkadaş filmine yaptığı Full Depo şarkısı ile ilk kez mikrofon başına geçen Ali Cihan, Derman ve Bizim Sesimiz single'larını yayınlamıştı. Ayrıca Aralık 2015'te Bronx Pi Sahne'de gerçekleşen konser görüntülerinden oluşan, Erkan Oğur'un Eşkiya filmi soundtrack'i Karanlığın İçinden'in Ali Cihan versiyonu da Bir Baba Indie YouTube kanalında yayınlamıştı. 8 Mart tarihinde GTR Müzik etiketiyle yayınlanan yeni single Kimileri Birileri ile Ali Cihan, Rebel Moves ve ABD'li grup Clutch parçalarından oluşturulmuş bir remake çalışmasıyla karşımızda. Ali Cihan tarafından yazılan parçanın sözlerinde aynı zamanda Remzi Mete Yavuz'un şiirlerinden de çeşitli alıntılar bulunuyor. Düzenlemesi Sertaç Özgümüş ve Ali Cihan tarafından yapılan parçanın klip yönetmenliğini ise Bora Çifterler üstleniyor. Al Cihan uzun bir aradan sonra Kimileri Birileri single lansman konseriyle 14 Mart Perşembe akşamı Nayah sahnesinde olacak. Ayrıca, Ali Cihan'la 2016 senesinde yaptığımız röportaja buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alice-cooper-21-studyo-albumuyle-karsimizda/", "text": "The Godfather of Shock Rock olarak da bilinen Alice Cooper, Detroit Stories isimli yeni bir albüm yayınladı. Alice Cooper, bugün 21. solo albümü olan Detroit Storiesi tüm dijital platformlarda yayınladı. Detroit'in angry hard rockın popüler olmasındaki katkısını anlatan bir albüm olan Detroit Stories, 15 parçadan oluşuyor. Cooper'ın belirttiğine göre Amerika'nın genelinde hippi dönemleri yaşanıp daha yumuşak enerjili müzikler icra edilirken Detroit tam tersi yani daha köşeli, ham ve sert müziklerin icra edildiği bir dönemden geçiyormuş. Müzisyeni albümün yapım aşamasında en başta o kadar etkileyen faktör de bu olmuş. Prodüktörlüğü Bob Ezrin tarafından üstlenilen albümde Cooper'ın eski dostlarıyla bir araya gelerek kayıtlar alınmış. MC5 gitaristi Wayne Kramer, Detroit Wheels'ın davulcusu Johnny Bee Badanjek, jazz ve R&B basçısı Paul Randolph ve Motor City Horns da bu isimler arasında. Alice Cooper'ın yeni albümü Detroit Stories'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alice-cooper-yeni-album-yayinlamaya-hazirlaniyor/", "text": "Hard rock dünyasının efsanevi ismi Alice Cooper, 21. solo albümü Detroit Storiesi yayınlayacağını açıkladı. Detroit doğumlu müzisyen yeni albümün, angry hard rockın popüler olmasında, Detroit'in katkısını anlatan bir albüm olduğunu belirtti. Aynı zamanda Cooper müziğe başladığında, ülkenin tamamında yakaladığı başarıya ulaşmadan önce, ilk olarak Detroit'in yaptığı müziği ve işlerini takdir edip desteklediğini söyledi. Müzik dünyasının eski topraklarından MC5'in Wayne Kramer, Detroit Wheels davulcusu Johnny 'Bee' Badanjek ve basçı Paul Randolph gibi müzisyenlerle iş birliklerine de yer verilecek albümden ilk parça yarın (13 Kasım) yayınlanacak. Alice Cooper'in 21. solo albümü olarak yayınlanacak Detroit Storiesin parça listesine, artwork'üne ve mayıs ayında çıkardığı yeni teklisi Don't Give Up'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alismak-icin-en-uygun-saat-ikiye-on-kala/", "text": "Alışmak, negatif anlam yüklediğimiz her şeyi kördüğüme dönüştüren bir lanet. Öyle sahte bir güven verir ki, o metalaşmış rutinin dışına çıkmayı bile düşünmezsiniz. Mutsuz olmayı alışkanlık haline getirirseniz, mutlu olmak bile sizi rahatsız eder. Ve bu döngünün en kısır yanı kendini kapatan bir bilinçtir. Alışkanlığın verdiği güven, riskleri göze alamaz. İkiye On Kala şarkıları tam da böyledir. Vokal her cümlede, tonun aynı şiddetinde gezer. Bazı şarkılarda isyancı gitar soloları olsa da sözlerdeki kızgınlık, hüzün, huzursuzluk gibi duyguları öyle tek düze bir ses tonuyla verir ki kabullenmişlik, uykunuzda asla göremediğiniz ama vızıldayıp sürekli rahatsız eden bir sineğe dönüşür. Vokalin kabullenmişliğine öyle bir alışırsınız ki, üstüne kabullenmişliklerinizdeki benzerlikleri görüp dehşete düşersiniz. bütün olanları fısıldaması kadar güçten düşürücü olabiliyor. Gece zaten yatağa yattığımızda, düşüncelerimizi neredeyse yastığa print edecek bir performansla düşündüğümüz için sanki alışkın olduğunuz şeyleri duyar gibi oluyorsunuz. İstanbul Güzel Şehir ama Yaşanacak Yer Değil mesela. Sakin ve sessiz dünyamdan İstanbul'a her gün iki saatlik bir yolculukla Beeing John Malkovich filmindeki gibi bir tünelden bir psikopatın zihnine varıyorum. En kalabalık semtlerin kaldırımlarında, insanlarla çarpışırken nefret ettiğim o hengameyi sevmeye, bir parçası olmaya çalışıyorken bu şarkı, beni ancak bu düşünceye alıştırır ;oysa her gün beni o tünele sokan güç, içinde olduğum sevme çabası. Tabi gece evime döndüğümde yine aynı cümle dönüyor kafamda İstanbul'da yaşayamam! Bu yüzden gece bu şarkı bir terapi seansına dönüşüyor. Hatta çocukluğuma bine inebilir. Sözlere değil alt yapılara odaklandığımda susturulmuş bir çığlık duyabiliyorum aslında. Bunu davul atakları veriyor. Onun dışında melodramlar ilginç derecede umutlu geliyor. Ama vokal girdiği andan itibaren melodramdaki umudu soğuk kanlı bir katil gibi öldürüyor. Ama kamu spotu niteliğinde bir uyarı: Alıştırıyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/allah-las-yeni-albümüyle-dönüyor-calico-review/", "text": "Son olarak 2014 yılında Worship The Sun albümünü çıkaran Los Angeleslı grup Allah-Las'ın yeni albümü Calico Review'a dair detaylar gelmeye başladı. Albümün çıkış tarihini 9 Eylül olarak duyuran grup paylaştığı şarkı listesi ve görselle birlikte albümden Famous Phone Figure şarkısını da dinleyicileriyle paylaştı. Albümün 1970'lerden beri kapalı olup geçen sene We are taking the past and bringing it back to the future diyerek kapılarını açan tarihi Valentine Recording Studios'da kaydediliyor olması da her hareketiyle bizi 60'ların sularında yüzdüren grubun yeni albümü için ne kadar heyecanlanmamız gerektiğinin bir işareti olsun efendim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/allah-lasın-yeni-albumunden-ilk-sarki-klibiyle-birlikte-geldi/", "text": "Psychedelic garage rock grubu Allah-Las üç yıllık bir aranın ardından geri döndü! 11 Ekim'de yayınlayacaklarını açıkladıkları yeni albümü LAHS'tan ilk şarkı, video klibiyle birlikte In the Aire geldi. California çıkışlı grup Allah-Las, son olarak 2016 yılında yayınladığı Calico Review albümü sonrasında yayınlayacağı albümünü yeni videosuyla müjdeledi. 13 parçadan oluşacak LAHS albümünden gelen ilk parça ise In The Air oldu. Video klibiyle birlikte gelen, albümün üç numaralı parçası In The Air'ın yönetmen koltuğunda ise Sam Kristofski oturuyor. Bildiğimiz Allah-Las sound'unu koruyan LAHS albümünün yayınlanan ilk parçası In The Air hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alman-grup-die-toten-hosen-depremzedelere-1-6-milyon-euro-bagis-topladi/", "text": "Alman punk-rock grubu Die Toten Hosen, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye ve Suriye'deki depremzedeler için bir yardım konseri organize ederek 1.6 milyon eurodan fazla bağış topladı. 70'li yılların punk hareketinden etkilenerek 1982 yılında Düsseldorf'ta kurulan Alman punk-rock grubu Die Toten Hosen, depremzedeler için düzenlediği yardım konserinde 1.6 milyon euro'dan fazla bağış topladığını açıkladı. Grubun Instagram hesabında yapılan açıklamada: Bir bağış için 3 akor kampanyası çerçevesinde bu müthiş sonuca katkıda bulunan herkese teşekkür. Ama deprem bölgesindeki yardım ihtiyacı çok büyük, bu nedenle şimdiye kadar yardım edemeyenlerin de bağış yapmasını rica ediyoruz denildi. Grup, ayrıca konserde kullanılan gitar ve diğer bazı materyallerin depremzedelere yardım için eBay'de düzenlenecek açık artırmada satılacağını duyurdu. Die Toten Hosen grubunun 24 Şubat'ta Düsseldorf'ta verdiği yardım konseri, kampanyanın kapsamını artırmak için altı radyo istasyonu tarafından ülke çapında da canlı yayınlanmıştı. Ayrıca konserde depremde hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmuştu. Grubun solisti Campino'nun, Deprem nedeniyle sadece yas tutmak yerine, depremzedeler için harekete geçme çağrısında bulunduğu konserde, zaman zaman duygusal anlar yaşandı. 10 bin kişinin izlediği konserden elde edilen gelirin tamamının depremzedelere bağışlandığı açıklandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alper-kayihanin-yeniden-daha-guzel-baslarim-adli-teklisi-yayinda/", "text": "Yerli alternatif sahneden Alper Kayıhan yeni çıkardığı teklisi Yeniden Daha Güzel Başlarım ile sessizliğini bozuyor! Gençlik yıllarından itibaren rock ve metal türlerinde çeşitli oluşumlarda yer alan, alternatif sahnenin yeni isimlerinden Alper Kayıhan, geçtiğimiz sene yayınladığı ikinci teklisi Günaydın Sevgilim'in ardından, yeni teklisi Yeniden Daha Güzel Başlarım ile tekrar dinleyicilerle buluşuyor. Modern hayatın sıradan döngüsünde yorulmuş duygular, uzatılmış beklentiler ve belirsizliğe isyanı konu alan bu şarkı, sıyrılamadığımız gerçeklerle yüzleşirken kendi içinde makul bazı hayalleri, yeniden ve en baştan başlama isteğini dile getiriyor. Yakın geçmişini ve ütopyasını benzer hayatlar yaşayan herkes için ifade etmeye çalışan sanatçı, daha iyiye olan inancını taşımaya devam ediyor. Söz ve müziği Alper Kayıhan imzası taşıyan parçanın mix & mastering'ini Onur Gülanber üstlenirken kayıt aşamasında ise Yiğit Keven bulunuyor. Yapımını Dori Art Agency'nin üstlendiği yönetmenliğini ise Mustafa Kabaoğlu'nun yaptığı video klibiyle Yeniden Daha Güzel Başlarım BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alper-tuzcunun-yeni-epsi-raiz-tüm-dijital-platformlarda-yayinda/", "text": "Alper Tuzcu, üç bölümden oluşan EP serisinin son bölümü Raiz'i tüm dijital platformlarda yayınladı. Besteci, prodüktör, gitarist ve GRAMMY Ödülleri Jüri Üyesi Alper Tuzcu'nun yeni EP'si Raiz, 19 Şubat 2021'de Palma Records etiketi ile tüm dijital platformlarda yayınlandı. Projede Alper Tuzcu, Grammy ödüllü Snarky Puppy grubundan Arjantinli perküsyoncu Marcelo Woloski ile beraber çalıştı. Grammy ve Latin Grammy ödüllü Woloski'yi, Alper Tuzcu'nun chacarera denilen geleneksel Arjantin ritmine dayanan Milagro isimli parçasında dinliyoruz. Alper Tuzcu, proje ile şarkı yazma konusundaki bilgisini Latin Amerika ritimleriyle birleştirirken farklı kültürlerden etkilenmesine rağmen, projedeki şarkılar aynı kökten geliyor. EP'de kullanılan ritmler arasında ise cumbia, chacarera ve bossa nova bulunuyor. Aynı zamanda Arjantin, Brezilya, Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Hindistan, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyanın değişik yerlerinden çeşitli müzisyenler de albüme katkıda bulunmuş. Alper Tuzcu'nun üç bölümden oluşan EP serisinin, Imagina ve Migrante'nin ardından yayınladığı üçüncü ve son bölümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alpman-yeni-epsini-yayınladı-forgotten-goods/", "text": "Türkiye'de Allah-Las'ın konser vereceğini varsayalım. Alana girmişsiniz ve ışıklar açılmamışken bir grup çalmaya başlamış. Bir an için Allah-Las'ın bütün şarkılarını biliyorum ama bunu daha önce hiç duymamıştım. diye düşünüyorsunuz. İkinci şarkı başlıyor, ışıklar açılmıyor ve yine aynı şeyi düşünmeye devam ediyorsunuz. Bu işte bir terslik olmalı ama o kadar güzel bir terslik ki bu, sesinizi çıkarmadan dinlemeye devam ediyorsunuz. Eşlik etmeye başlamışsınız bile! Işıklar açılıyor ve işte karşınızda Alpman! Yerli sahnemizin gümbür gümbür gelen isimlerinden Alpman, yeni EP'si Forgotten Goods'u geçtiğimiz günlerde dijital platformlardan dinleyicilerle paylaştı. Üç şarkılık EP, sizi yukarıda bahsedilen konser görüntüsündeki gibi hem şaşırtıyor hem de çok sevindiriyor. Dinlemeye başladığınızda hiç bitmesin istiyorsunuz. Şarkılar sırayla geçerken Yoksa Forgotten Goods yeni albüme de göz mü kırpıyor? diye düşünmeye başlıyoruz. Umuyoruz öyledir ve Alpman'ı hem müzik çalarlarımızda hem de konserlerde sık sık izler, dinleriz. Forgotten Goods için alkışlarımızı kendisine iletirken sizi de EP ile baş başa bırakıyoruz. Kendisi hakkında daha fazla bilgi için de sizi bu linke ışınlıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alt-j-15-haziranda-zorlu-psm-sahnesinde/", "text": "Alternatif müziğin en sevilen gruplarından alt-j, ezbere bildiğimiz ve yeni albümündeki şarkılarıyla birlikte 15 Haziran'da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde hayranlarıyla buluşuyor olacak. Gwil Sainsbury, Joe Newman, Gus Unger-Hamilton ve Thom Green tarafından 2007 yılında kurulan İngiliz indie rock grubu alt-J, Leeds Üniversitesi'nde tanıştı. Üniversite yıllarında yolları kesişen dörtlü, birleşmelerini takip eden iki yılı müziklerini şekillendirmek için kullandılar. alt-J'nin ilk ve muhtemelen hepimizin en çok sevdiği 'An Awesome Wave' albümü 2012'de yayınlandı ve 2012 İngiliz Mercury Ödülü'nü aldı. İkinci albümleri This Is All Yours, 22 Eylül 2014'te piyasaya çıktı ve Birleşik Krallık'ta bir numaradan giriş yaptı. Anavatanında bu kadar çok sevilen albüm, elbette alt-J'in dünya alternatif müziğindeki yerini de sağlamlaştırdı ve grup, 2010'lu yılların en çok sevilen alternatif gruplarından biri oldu. alt-J'in sembolü olan delta işareti, Mac bilgisayarında olan Alt ve J tuşlarına basılmasıyla elde ediliyor. Üçgen sembolüyle özdeşleşen grubun ismi de tam olarak buradan geliyor. Grubun frontman'i Gwil Sainsbury, bu dahiyane ismi bulan kişi olarak karşımıza çıkıyor. Grup, elbette ki üretimleriyle indie müziğin şekillenmesine yardımcı oluyor fakat Taro, Matilda ve Tessellate gibi şarkılar, hem İngiltere'nin hem de dünyanın alternatif müziğe olan bakış açısını geliştirme noktasında grubun kariyerindeki mihenk taşları gibi kabul edilebilir. Pop müzik sahnesinde yakından tanıdığımız Miley Cyrus, alt-J'i dinledikten sonra grubun büyük bir hayranı olduğunu belirtmiş, hatta turnesinde bir süre boyunca grubun 15 Haziran'da Zorlu PSM sahnesinde de çalacağı düşünülen Fitzpleasure şarkısını söylemiş. alt-J'in 11 Şubat 2022'de çıkan albümü The Dream'e dair yazdığımız albüm incelemesini hala okumadıysanız grubun güncel sound'unu yakalamak için yazımıza göz atabilirsiniz. Kendine has birçok farklı özelliğiyle hepimizi müziğine aşık eden alt-J ile 15 Haziran'da buluşmamıza günler kaldı! Bu büyük kavuşma için bilet almayanları bu linke bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alt-j-bir-kez-daha-turkiyeye-geliyor/", "text": "Az önce aldığımız bültene göre, çok sevdiğimiz İngiliz rock grubu alt-J, 4 Temmuz Çarşamba günü bir kez daha ülkemizi ziyarete geliyor! Müzik kariyerlerine GarageBand ismiyle bir üniversite grubu olarak başlayan ekip, 2007 yılında alt-J ismini alarak müzik hayatına dörtlü olarak devam etmişti. 2012 yılında ilk albümleri An Awesome Wavei yayınlayarak fazlasıyla dikkatleri üzerine çeken grup, 2014 yılında yayınladıkları This Is All Yours ile birlikte yoluna artık üçlü olarak devam ederek tozu dumana katmaya devam etmişti. En son 2015 yılında KüçükÇiftlik Park'ta dinleme fırsatı bulduğumuz alt-J, 2017 yılında yayınlanan Relaxer albümlerinin turnesi kapsamında ülkemizi tekrar ziyaret etmeye hazırlanıyor. Volkswagen Arena'da gerçekleşecek konserin biletleri ise bugün itibariyle Mobilet'te satışa sunuldu. Erken dönem avantajlı bilet fiyatının 105.00 olduğu konserin biletlerine ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alt-jden-hayal-dolu-bir-album-the-dream/", "text": "alt-J'nin 11 Şubat 2022 tarihinde yayınlanan yeni albümü The Dream, bizi kışın ortasında bahar güneşiyle ısıtmaya geldi. 2007 yılından beri birlikte olan ve her albümüyle yeni bir şey denemekten kaçınmayan alternatif müzik grubu alt-J, 2018'te yayınladıkları Reduxer albümünün arasını çok da açmadan The Dream adını verdikleri 12 şarkılık albümü bizimle paylaşarak hepimizin bugünlerde oldukça ihtiyaç duyduğu bahar sıcaklığını müzikal bir forma dönüştürdü. U&ME, Hard Drive Gold, The Actor ve Get Better single'ları ile bize albümün önizlemesini veren alt-j, yeni albümü The Dream'le dinleyenlerin bir yolculuk esnasında giden görüntüleri izlerken içlerinde hissettikleri bağımsız bir filmdeki ana karakter duygusuna soundtrack olabilecek bir iş ortaya koymuş. 15 Haziran 2022'de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde ezbere bildiğimiz ve konsere kadar ezberleyeceğimiz yeni şarkılarını söyleyecek olan alt-J'nin fırından yeni çıkan albümü The Dream'e detaylı bir gözle bakalım. Yeniyi denemekten korkmayan ve bu denemelerde öz müzik kimliğinden bir şey kaybetmeyen alt-J, The Dream ile yine yeninin iddialı kapısını zorlarken bize artık nostaljik gelebilecek tınıları da albüm boyunca serpiştirerek müzikal şölenin dozajını artırıyor. Bane ve U&ME ile albümün başlangıcının yumuşak olması sağlanmış. Albümü gün ortasında başlanan bir uzun araba yolculuğuna benzetirsek Hard Drive Gold, güneşin tam tepede ve enerjinin oldukça yüksek olduğu zaman dilimi ile eşleştirebiliriz. Happier When You're Gone ise güneşin ufuk çizgisiyle buluştuğu, serinleten rüzgarların ilk kez esmeye başladığı anı notalara ve müzikal şiire dökmüş gibi. The Actor'ın bir döneme damgasını vurmuş star John Belushi'nin ölümünün alternatif bir anlatımla karşımıza çıkacağı, alt-J tarafından albüm çıkmadan birkaç gün önce açıklanmıştı. John Belushi, uyuşturucu zehirlenmesinden dolayı ölen ve bir döneme Saturday Night Live'daki şovları ile damga vuran Amerikalı bir komedyen, film yıldızı ve müzisyendi. Müzikal olarak albümdeki diğer şarkılardan daha durgun ve arka planda olan bu şarkı, muhtemelen arkasındaki niyeti dolayısıyla albüme girebilmeyi başarmış. Çıkardıkları dört albüm ve sayısız single'la hem popüler kültüre hem de birçok sanat eserine atıfta bulunurken öznelini şarkı sözlerinin arasına sıkıştırmaktan kaçınan Joe Newman, bu albümünde bu kaçışa bir son verebilmek için Get Better'ın şarkı sözlerine gitarı eşliğinde kendi hayatındaki yası yerleştirmiş. Koronavirüs nedeniyle kaybettiği bir yakınını sesinin ve gitarının akoru ile yeniden anan Joe Newman'ın acısına biz de I still pretend you're only out of sight/In another room, smiling at your phone sözleriyle bu yolculukta ortak oluyoruz. Chicago, albümde en beklenmeyen sound'a sahip olan şarkı olabilir. alt-J'in bir müzikal temsiliyet olarak yakaladığı tınıların dışına belirgin bir şekilde çıkan ve tempoyu artıran Chicago ile grup üyelerinin uzun zamandır bir yeni sound arayışında olduklarını da varsayabiliriz. 11 Şubat 2022 tarihinde yayınlanan The Dream, alternatif müzik hayranlarının beklentilerini karşılayan ve yeni sound talebi noktasında kolayca sınıfı geçmiş bir albüm olarak karşımıza çıkıyor. Gri ve soğuk bir gökyüzünü huzurlu bir bahar/yaz atmosferine çevirebilecek sakinliğe sahip olan bu albümü dinlemenizi öneriyoruz. The Dream'i bir de sizin değerlendirebilmeniz için gerekli olan her şeyi aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alternatif-müzik-yaratıcılık-ve-kompozisyon/", "text": "Rahatsızlığı sebebiyle hastanede yatmakta olan, çok sevdiğim yazarlardan Ahmet Cemal'in bir sözünü yazıya sonradan ekledim; şifa niyetine! Geçmişte Anıl Sayan'ın yazdığı yazılardan birinde ve birebir muhabbetlerimizde sıkça konuştuğumuz, ara ara kendime notlar da düştüğüm bir konu geldi aklıma. Sahiden alternatif nedir? Biz nelere alternatif diyoruz. Biraz bunu sorgulamak istiyorum. 2000'lerdeki patlayan Türkçe sözlü rock müzik yapan müzik grupları, grunge, brit-rock, nu-metal ya da pop rock yapsa dahi hep alternatif rock olarak sınıflandırıldılar. Bir süre sonra, alternatif kelimesi bir çatı oluşuma dönüştü ve ana akım ile yer altı müzik dünyasını iki ayıran unsur olarak anılmaya başladı. Anıl Sayan'ın da bahsettiği gibi, belki de artık alternatif diye bir şey kalmamış olabilir. Ana akım alternatifleştikçe, alternatif kendine yeni bir alan yaratma çabasına girdi dersek de doğallıkla abartmış olmayız. Anıl Sayan ile dün yaptığımız konuşmada çok önemli bir cümle sarf etti. Bugün gelinen noktada, alternatif müzik yapan isimler arasında Kalben'i ya da Son Feci Bisiklet'i bu çatının altında sayabiliyorsunuz. Halbuki bu isimler oldukça popüler oldular ve eski sistemde durdukları yer tartışmasız ana akım. Birileri belki bu ayrımı sıcak tutup, bundan nemalanmaya çalışıyor olabilir ama işin özünde köprünün iki ucu farklı coğrafya. Müziğin yaratıcılık kısmını ortadan kaldırdığınızda gerçekten geriye bir şey kalmıyor. Bu bir meziyet gibi görünse de, aslında müzisyenin biraz mental olarak yansıması ya da yansıyamamasının da işareti. Arayış peşinde olmayan bir insanın, ben yaratıcı değilim demesi ya da hızlı yoldan popülerleşme çabasıyla, eski yanlışları tekrarlaması pahasına bu konuyu görmezden gelmesi bana gerçekçi gelmiyor. İnsanların yaratıcılıktan anladığı yoktan var etmek gibi uç bir algıda toplanıyor ama basit dokunuşlar da yaratıcılığın kendisi olabilir. Bunun için müzisyenlerin kompozisyon yaklaşımlarını analiz etmek gerekir. Şöyle örneklemek istiyorum. Bu sabah Spotify'da rastgele isimleri art arda dinlerken Kalben'e denk geldim. Kalben'le bir kere kahve içip, sohbet etmişliğimiz var. Tanıdığım en tatlı insanlardan biri. Bu not burada dursun. Kalben'in albümünü dinlediğimde, tercih edilen kompozisyon türünde ciddi anlamda eksiklikler var. Sözlerin ve Kalben'in vokalinin arkasında zorlanan bir enstrüman eşliği var. Basit dokunuşlarla etkisi katlanacak bir harikalığın esirgenmişliği ya da dönemin şartlarından kaynaklı bir acelecilik var. Bas gitarın dinamik ve dominant etkinliğinin ardından, onu tamamlayamayan ritim gitarlar olunca işin müzik kısmı erimeye başlıyor. Mesela ritim gitarları Seha Can çalsaydı bu eleştiriden bahsetmiyor olabilirdik. Burada Kalben'e eleştiriden ziyade Seha Can'ın çok iyi bir gitarist olmasına ve az enstrümanla kaydedilmiş bir albümdeki olası etkisine vurgu yapmak istedim. Dolayısıyla, eğer bu formatta bir ritim gitar söz konusuysa, bas gitarın yaptığı ortaları gole çevirecek muhakkak ikinci bir enstrümana ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Belki birebir muadili demek doğru olmayabilir ama Nilipek, Lara Di Lara ve Yasemin Mori gibi projeleri incelediğinizde rhodes ve gitar bağlantılarının nasıl ustaca örüldüğünü ve şarkıları üç-beş basamak yukarı çıkarttığını gözlemleyebilirsiniz. Hatta bu isimlerin yanı sıra, biraz daha yeni bir isim olan Simge Pınar'ın, Yeni Bir Hayat şarkısı kompozisyon olarak daha kıyaslanabilir duruyor. Erkan Zeki Ar'ın arka plandaki muazzam dokunuşları, Simge Pınar'ın, Kalben'le örtüşecek ritim gitar performansını gerçek anlamda yap-boz parçaları gibi birleştiriyor. Yani bunu ritim gitar solo gitar gibi sığ bir düzleme indirgeyemiz. Erkan Zeki Ar yerine sıradan bir gitaristin çalacağı şeyler asla aynı etkiyi yaratmayacaktır. Verdiğim örnekle uzun uzun anlatmaya çalıştığım yaratıcılık mevzusu bundan ibaret. Berke Can Özcan, tam da Hakan Orman'ın tasvir ettiği gibi sanatta sınırlarını zorlayan müzisyenlerden. Onu öne çıkaran özellikleri sıralarken, Berke çok hızlı çalıyor, Berke çok teknik çalıyor gibi daha yüzeysel ve akla ilk gelen söylemleri saymaya başlarsanız haksızlık edersiniz. Bu yüzden meseleyi Big Beats Big Times üzerinden anlatmak istiyorum. Mesela, trampetler, altolar, ziller bagetlerle abanıp, paramparça edilircesine vurulacak şeyler değil. Rock veya Metal müzikle daha fazla özdeşen bu enstrümanın gerçekten bir ruhu var. Gitar ya da piyano gibi armoni olarak neredeyse uçsuz bucaksız ses üretebileceğiniz bir enstrümanın başında ses üretmek hiç yabana atılacak bir şey değil. Vurmalı bir çalgının bir üretim alanına dönüşmesi için örnek bir projedir Big Beats Big Times. Bu konuda farkındalık yaratmak için, konudan bağımsız ek bir isim daha önereceğim. Uzun süredir Instagram'dan takip ettiğim Chris Mahlstedt, instagram. com/thedrumjournal hesabından oldukça yaratıcı paylaşımlar yapıyor. Konuyla ilgiliyseniz takip etmenizi öneririm. Big Beats Big Times üzerinden farklılığa vurgu yapmaya devam edersek, performans odaklı olarak lanse edilen davulun, farklı bir şeye evriltme çabasını gözlemleyebiliriz. Whiplash'te bu performans odağının ne kadar hırsa bürünebileceğini de izledik. Berke Can Özcan ve projede yer alan diğer müzisyenler, performanstan önce enstrümanın meziyetlerini genişletmeye odaklanarak, adeta olmayan melodiye ritim biçmişler. Buradaki yanılma kaygısını bertaraf ettikleri kadar da yaratıcılık kazandıklarını da ölçümleyebiliriz. Gün sonunda kaybın hiç olmadığı, kazanılanın yeni deneyimin bir sonraki deneyimi beslediği ile yüzleştik ve tahminimce daha da yüzleşeceğiz. Big Beats Big Times'a sadece dinleme deneyimi olarak bakmamak gerekir. Bu dinleme deneyimine doğru yönde odaklanırsak, zihinlerimizde var olan dinleme deneyimine yeni bir bakış açısı kazandırarak güçleneceğini fark edeceksiniz. Sıradan bir konser performansında, başta davul olmak üzere, tüm enstrümanlardan daha yenilikçi neler yapabilir arzusuna kavuşacaksınız. Bu, dinleyici olarak, dinleme kalitenizi arttıracak bir eylemdir. Dolayısıyla bu eyleme bizi zorlaması sebebiyle de, ortaya çıkanın sadece bir müzik projesi olmadığının da farkında olmak ve bu yönde Big Beats Big Times'ı takdir etmek gerekir. Full Moon Theory'de isimlere adanmış şarkıların gölgesinde üretim yapmak da işin başka güzel boyutu. Aynı çerçevede Salinger'ı ve Dio'yu kapsayan bir ruh halini eritmek de, zenginliğin göstergesi. Bu durum, tasarımın belleğindeki dünyaya bakış açısının özgürleştirici unsurlarına, var olabilmek için olanak sağlıyor. Eğer, zihnen yeteri kadar özgürseniz deneyebilir ve elde ettiğiniz deneyimler neticesinde yeni şeyler keşfedebilirsiniz. Daha önce bin kişinin geçtiği bir ormanda, ayak altında kalmış bir bitkinin artık farkında olabilme, onu ezmemek için kenardan geçme hassasiyeti kazanmak gibi bir şey. Aylardır kendime sorduğum soruya dönmek istiyorum. Son Feci Bisiklet alternatif ise, Big Beats Big Times nedir? Bu arada Son Feci Bisiklet'i her ne kadar dinlemesem de, eleştiri odağında tutmuyorum. Aksine, alternatif olarak değerlendiren tüm mecralar ve kişilere yöneltilmiş bir soruyu yineliyorum. Belki sıklıkla tekrar düşüyorum ama alternatif, müstesna, özgün gibi dinlediğiniz müzisyeni yüceltmek adına kullandığımız kelimeleri daha büyük bir özveriyle pay etmek gerekiyor. Geçmişte İlhan Mimaroğlu'nun ortaya koyduğu işe alternatif diyerek, ardından Kalben'e de alternatif dediğinizde, kelime anlamını yitiriyor. İyi işler yapan insanları kategorilere sokmak, sınırlarla parçalara bölmek hoş olmasa da, irademizin dışında yaratılan sınıflandırmalar arasında en azından, tasarımları doğru raflarda sergilemek gerektiğine inanıyorum. Bu yazıyı hem Big Beats Big Times'a sebepleriyle birlikte odaklanma gerekliliğini vurgulamak ve Big Beats Big Times üzerinden alternatif kelimesine yüklenen anlamı örneklemek için yazmak istedim. Eksiklikleri, çoğaltılabilecek örnekleri de size paslayarak, konu üzerinde birlikte şekillendirilecek bir düşünceye bizleri sevk etme arzusundayım. Dipnot: Bu yazı müzisyenlere yönelik bir eleştiri içermemektedir. Müzik yazarlarına, dinleyecilere ve bu konu hakkında fikrini belirten, paylaşan tüm kişilere yönelik bir serzeniş ya da övgüdür."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alternatif-sahnenin-genc-ismi-nazirenin-yeni-teklisi-zzz-yayinda/", "text": "Alternatif sahneden nazire, uzun bir aradan sonra yeni teklisi zzz ile sessizliği bozuyor. 2021 yılında yayınladığı teklisi Çöz Beni'den sonra nazire, yeni teklisi zzz ile üretimlerine kaldığı yerden devam ediyor. Her gün toplumun bir parçası olmak için rutinlerimizi tekrarlamanın zor olduğunu anlatan bu parça, kronik bir yorgunluğun, kabuğuna çekilme ihtiyacının ve sevdiğin şeylere bile zaman ayıramamanın verdiği suçluluğun basit ve masum bir dışa vurumu. Piyano ve midi çalarak başladığı müzik yolculuğuna alternatif ve indie pop tarzındaki besteleri ile devam eden nazire, yeni teklisi için: Neden eskisi kadar dışarıya çıkmadığımın, neden sevdiklerimle sık görüşemediğimin, neden bir süredir şarkı yayınlanmıyor oluşumun hesabını veriyorum bu şarkıda diyor. Söz ve müziği nazire'ye ait olan parçanın prodüktörlüğünü ise sanatçı, Barış Yalaz ile birlikte üstleniyor. Parçanın mastering'i Kıvılcım Konca tarafından yapılırken, kapak fotoğrafı ise Mert Meriç'in merceğinden çıkıyor. nazire'nin yeni teklisi zzz 31 Mart tarihinde BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alternatif-sahnenin-uretken-ismi-adakanbodan-ilk-ep/", "text": "Adakanbo, dört parçadan oluşan Gece Uçak Modu Gündüz Gece Modu adlı ilk EP'sini yayına aldı. Geçtiğimiz yıl paylaştığı altı teklinin ardından, alternatif müziğin yeni ve üretken isimlerinden Adakanbo, üretimlerini seri olarak yayınlamaya devam ediyor. Adakanbo, 2020 sonunda yayınladığı Zaman Geri Dön ve bu yılın başında paylaştığı Derdimi Sor parçalarının da içinde bulunduğu dört parçalık ilk EP'si Gece Uçak Modu Gündüz Gece Modunu BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Kendi yazdığı sözlerini, çoğunlukla yine kendi yaptığı müzikleriyle birleştirerek, birden fazla tarzı harmanlayan Adakanbo, kendi iç dünyasında ve gündeminde olan şeyleri hikayeleştirmeye yeni EP'siyle devam ediyor. 12 Mart Cuma saat 21:00'da Adakanbo'nun YouTube kanalında yayında olacak Derdimi Sor parçasının video klibi ise Tezcan Ataroğlu ve Beril Ece Güler tarafından çekilirken, sanat yönetmenliğini Melis Çörtlen üstlendi. Adakanbo'nun Gece Uçak Modu Gündüz Gece Modu EP'sine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alternatif-sahnenin-yeni-ismi-alper-kayihandan-yeni-video-yildizlara/", "text": "Alternatif sahnenin yeni isimlerinden Alper Kayihan'ın ilk solo teklisi Yıldızlara''nın video klibi BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Lise yıllarından itibaren çeşitli grup oluşumlarında yer alan Alper Kayihan, üniversite yıllarından itibaren ise solo olarak canlı performanslar sergiledi. Alper Kayihan'ın 18 Şubat 2021'de dijital platformlarda yayınladığı, Yıldızlara adlı ilk teklisi, sanatçının yakın dönemde kaybettiği kedisi sevgili Sezar'a yazdığı akustik bir demonun üzerine enstrüman ve bir kaç düzenleme eklemesi ile son halini aldı. Sözü ve müziği Alper Kayihan'a ait olan parçanın mix ve mastering'lerinde ve son dokunuşlarında Ansızın Bi' İnfilak ve daha bir çok projeden tanıdığımız Onur Gülanber'in ismini görüyoruz. Parçanın video klibinde ise yönetmen koltuğunda Mustafa Kabaoğlu, model olarak Bilge Şahintürk, backstage sorumlusu olarak Dilek Taç ve prodüksiyonda ise Dori Art Agency yer alıyor. Yıldızlara BBI Music Co. YouTube kanalında yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alternative-hip-hop-ikilisi-alacanın-yeni-albumunden-ikinci-single-sar-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz yıl keşfetmenizi istediğimiz, İstanbullu hip-hop, alternative R&B ve neo-soul ikilisi Alaca'nın 10Gün isimli konsept albümünün ikinci single'ı Sar tüm dijital platformlarda yayında. İstanbullu hip-hop, alternative R&B ve neo-soul ikilisi Alaca'nın iki bölüm halinde yayınlayacağı 10Gün isimli yeni konsept albümünün ikinci single'ı Sar tüm dijital platformlarda bugün yayına alındı. Ata Bornova ve Mehmet Mutlu'dan oluşan ikili, albümün genel kayıtlarını kendi ev stüdyolarında, akustik kayıtlarını Babajim İstanbul Stüdyoları'nda aldı. Mix'te Harun İyicil ve Kerem Akdağ'dan oluşan Flytones ile mastering'de ise Çağan Tunalı ile çalışan ekibin, toplam 10 parçadan oluşacak 10Gün albümün 5 parçalık ilk bölümü ise 7 Ağustos 2020 tarihinde dijital platformlarda yayında olacak. Grubun 1,5 senedir üzerinde çalıştığı, Boccaccio'nun yazdığı ilk hikaye olan Decameron'dan ilham alarak hazırladığı 10Gün albümünün ilk single'ı Olmaz, 15 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanmıştı. Alaca'nın yeni albümden, alternative hip-hop/trap tarzındaki ikinci teklisi Sar, hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/altin-gunden-yeni-maxi-single-badi-sabah-olmadan/", "text": "Amsterdam'ın yükselen saykodelik müzik grubu Altın Gün'den yeni maxi-single! Badi Sabah Olmadan yayında. Alem albümünün içinde yer alan ve sadece Bandcamp'ta yayınlayarak tüm gelirlerini küresel ölçekte araziyi korumak için çalışan kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Earth Today'e bağışlayan Altın Gün, Alem albümünden parçaları diğer dijital platformlarda da yayınlamaya başladı. 70'ler Türk saykodelik rock sound'unun içinde bulunduğumuz yüzyıla bir yansıması olan Altın Gün, Badi Sabah Olmadan uzunçalarında Selda Bağcan'ın Bad-ı Sabah Olmadan'ına modern ve özünü koruyan bir yorum getiriyor. Uzunçaların devamında ise Cips Kola Kilit'i bir de Altın Gün üyelerinden dinliyoruz. Altın Gün'ün yeni uzunçaları Badi Sabah Olmadan şimdi tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/altin-gunun-enerjisiyle-sizi-yakalayacak-yeni-albumu-ask-yayinda/", "text": "Saykedelik müzik grubu Altın Gün'ün 5. albümü aşk Gülbaba Records etiketiyle yayınlandı! Altın Gün, 2021 yılında yayınladığı son albümü Yol'un ardından, yeni albümü aşk ile tüm dijital platformlarda yerini aldı. Türkiye'de Gülbaba Records etiketiyle plak ve CD olarak da satışa sunulan albüm, 70'lerin Anadolu folk-rock müziğine coşkulu bir dönüşün izlerini taşıyor. aşk, Amsterdam merkezli altılının dillere destan canlı performanslarındaki bulaşıcı enerjiyi yaymakla kalmıyor; grubun saykedelik groove pop, bilim kurgu disko ve hülyalı asit folk türlerinde gezinen çığır açıcı sonik paletini bir adım daha öteye taşıyor. Altın Gün'ün yeni albümünde sizi ilk yakalayan şey enerjisi oluyor. Kullanılan klasik ekipmanlardan, kayıt tekniklerine kadar, her bir detaya verilen önem, albüme sıcak ve davetkar bir hava katmış. Ancak her şeyin ötesinde, bu sound'da, gerçek bir mekanda ve zamanda yeniden bir araya gelerek müzik yapan arkadaşların coşkusunu buluyorsunuz. aşk albümünde yer alan şarkıların tamamı, geleneksel Türk halk müziği ezgilerinin Altın Gün tarafından yeniden düzenlenmesiyle çıkmış ortaya. aşkı dinledikçe, bu eski şarkıların nasıl da sonsuza dek kulaklarda tınlamaya devam edeceğini ve her daim yeniden yorumlanmaya uygun olduğunu anlıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/altın-kure-odulleri-sahiplerine-kavustu/", "text": "Oscar'ın habercisi nitelendirmesi yapılan Altın Küre Ödülleri bu yıl 78'inci kez sahiplerine kavuştu. Hollywood Foreign Press Association tarafından belirlenen sinema ve televizyon dünyasının en iyileri belli oldu. Pandemi dolayısıyla ilk kez sanal olarak yayınlanan ödül töreninin sunucuları ise ünlü oyuncular Tina Fey ve Amy Poehler'dı. Tören sınırlı sayıda davetlilerin maske ile katılımı ve çoğu sanatçının da sanal yoldan katılımıyla gerçekleşti. Her sene olduğu gibi bu sene de tarihe geçen olaylara ev sahipliği yapan ödül töreninde Nomadland filmiyle Drama Dalında En İyi Film Ödülü'nü ve aynı filmle En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazanan Chloe Zhao, Altın Küre kazanan Asya kökenli ilk kadın oldu. Geçen yıl 43 yaşında ani bir şekilde hayatını kaybeden Chadwick Boseman'in de Ma Rainey's Black Bottom filmi ile Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazanması da herkesi derinden etkiledi. Altın Küre Ödüllerinin tam listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alyork-debut-ep/", "text": "Malumunuz güzide başkentimiz Ankara'nın iyi grup çıkarmak gibi, kim tarafından verildiği belli olmayan aptal bir görevi vardır. belli aralıklarla bir grup çıkar, biz Ankaralıyız der, sonra röportajı yapan çıtı pıtı kız Ankara'dan niye bu kadar grup çıkıyor? sorusunu sorar, insanların kafasından beton, gri, memur gibi kavramlar geçer. Görünürdeki bar ve insan yoğunluğundan dolayı Sakarya-Kızılay bölgesinde renkli bir rock'n'roll yaşamı olduğu söylenegelir, zira otobüsten sırtında gitarla inen liseli metalciler ile 40 yaşında custom shop fender peşine düşen adamı aynı potada erirken görmek halkımızın kafasını karıştırır. Metalci çocuk Sakarya'da 4. kattaki bir barda Şeboizme gönül vermiş bir kız ile öpüşüp müziğe veda ederken, Fender Adamı da solo atmayı bilen diğer arkadaşları ile saç uzatıp sonsuz bir döngüde Jimi Hendrix'i anarak bir gıdım bile ilerleme kaydetmez. Kızılay civarlarında bu sıkıcı olaylar yaşanırken 15 dakika yürüme mesafesinde başlayan, şehrin birazcık daha güney taraflarında, daha zengin diye anılan Çankaya bölgesinde farklı olaylar cereyan eder. Bestekar Sokak ve etrafında konuşlanan, aslında gayet akıllı uslu olan bir çok genç eğlencelerine düşkündür; Bilkentlilerin House Party'lerinde Hacettepe GSF'den kızlar elden ele dolaştırdıkları sigaradan bayılıp amfinin yanına uzanır, LSD kanka! diye kandırılıp NBOMe tuzağına düşen gençler Seğmenler'de çalıların ardına gizlenir, herkesin birbirini uzaktan bildiği, özel okulda yan yana oturduğu ya da bir aralar görüşmüş olduğu o büyük kabile iki benzinlik arasında toplanır. Gecenin ilerleyen saatlerinde alkolikler eve giderken aşk ilaçlarından kanı kaynayanlar da uçurtmaya biner; hükümetimizin kimyasal silah kullanıp Birleşmiş Milletler'i falan işe karıştırmasına gerek kalmadan bu topluluk kendini yok etme görevini layıkıyla yerine getirir. Fakat üstgeçit rockçılarıyla dolu Kızılay'dan farklı olarak bu bölgede üretim daha düzgün bir şekilde ilerler, bir sürü grup kurulur ve dağılır, eleman değiştirilir alınır, birlikte müzik yapılır. Keçiören'de içki içen kişilerin dövülmesi ve 2013 Yenimahalle Crack Epidemic'in etkilerinden dolayı Güney Ankara'ya sığınan bütün müzisyenler de bu ortamda müziklerini üretirler. Al' York da bu gruplardan bir tanesi. ilk EP'lerini de 2 Mayıs 2016 itibarı ile yayınladılar. İngilizce olarak kaydedilen ve Debut olarak piyasaya sürülen EP size dünyaları vaadetmiyor. Vokalin aksanı buradan olduğunu son derece belli eder bir şekilde, prodüksiyon ahım şahım olmasa da Ankara'nın geri kalanına göre çok daha orijinal; düzgün gitarlar, düzgün back vokaller, tahmin edilebilir ama düzgün şarkılar. Yeri geliyor neo-psychedelia, yeri geliyor garage, yeri geliyor noise. Önceden yayınladıkları küçük videoların izinde giden bir iş, ne görüyorsanız o. Ama şüphesiz birlikte çaldıkları The Away Days'den daha eğlenceli bir grup. EP'nin şon şarkısı River ile ortaya çıkan gürültü potansiyelleri türkçe şarkı yapmaya başlarlarsa nereye gelebileceklerini gösteriyor. Türkçe şarkı yapmaya meyilli Çankaya sahnesinde bu sound ile kral olabilirler. Üstüne bu grupta en azından bağıran bir kız var! 10 numara, güzel deneme. Dinleyin, ama fazla da yüz vermeyin ki daha fazla müzik yapsınlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alyorktan-yeni-bir-45lik-geldi/", "text": "2015 yılında kurulan Ankaralı Al'York, We're Gonna Burn Here isimli yeni single'ını yayınladı! Yerli sahnemizin Ankaralı gruplarından Al'York, 2017 yılında yayınladığı EP'si Plastic Jungle ve River isimli single'ının ardından 2 yeni parçasını daha hafta başında dinleyicilerle paylaştı. We're Gonna Burn Here ve B-Side'ında bulunan Souls of Mississippi isimli parçalar, dijital platformların haricinde Eazycut Records tarafından da fiziki olarak üretilerek 45'lik olarak piyasaya sürüldü. Hayyam Stüdyoları'nda Sinan Sakızlı ve Can Akyal tarafından kaydedilen single'ın, mix'inde Sinan Sakızlı, mastering'inde ise Black Angels ve Wolf Alice gibi isimlerle çalışmış Dave Cooley ismini görüyoruz. 45'liğin kapak tasarımlarının Jeremy Steel'e, Al'York tişört tasarımlarının ise Tuğçe Türksoy'a ait olduğunu da belirtelim. Plağın B-Side'ında bulunan Souls of Mississippi parçasına Orka Film tarafından çekilen video klibin önümüzdeki günlerde yayınlanacağını hatırlatarak, grubun tabiriyle derin sularda dansa davet eden parçaları dinlemek için sizi hemen aşağı alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/alyorktan-yeni-parca-again-again/", "text": "Al'York'un hepimizi tekrar ve tekrar dinlemeye davet eden yeni teklisi, Again & Again yayınlandı. Ankara'nın milli gururlarından birisi olan Al'York, geçtiğimiz Temmuz ayından beri sürdürdüğü sessizliğini Again & Again isimli teklisi ile bozdu. Bizlere Rock N' Roll'u dakikalar yaşatan Al'York'un yeni şarkısında Renan Güçyener'in bangır bangır davulları, bizleri dans etmeye zorlayan bas gitar melodileri ile Gizem Çanka ve agresif sololarıyla parçaya can veren Ediz Steel'in çaldığı gitar, hepimizi parçayı tekrar ve tekrar dinlemeye itiyor. Aynı zamanda yakında yayınlanacak bir EP'nin parçası olan Again & Again, bizleri heyecanlandırmakla beraber merak duygumuzun da tavana sıçramasına neden oldu. Parçanın mikslerini ise yine gitarist Ediz Steel üstlendi. Parçayla aynı gün yayınlanan performans klipleri gözümüzden kaçmadı. Bizlere şık tarzlarıyla siyah beyaz bir performans klibi sergileyen Al'York, klibin amacının Al'York'un sahne ve kayıt performanslarını gözler önüne sermek olduğunu belirttiler. Yeni tekli olan Again & Again parçasının klibini aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/amazon-podcast-sirketi-wonderyyi-satin-aldi/", "text": "Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden olan Amazon, podcast yapım şirketi Wondery'yi satın aldığını açıkladı. E-ticaret devi Amazon, 2016 yılında kurulan Amerikalı podcast yapım şirketi Wondery'yi satın alarak orijinal ses içerik kataloğunu genişlettiğini duyurdu. Amazon'un bu hamlesiyle birlikte, dünya çapında daha fazla insana ulaşmayı amaçladığını, Spotify, Apple gibi büyük oyuncuların olduğu podcast pazarındaki payını daha da artırmak istediği anlaşılıyor. 8 milyon dinleyicisiyle ABD'nin altıncı en büyük podcast yayıncısı olan Wondery, şu anda tam 40 milyon dolar değerinde. Bu tutarın %75'i reklamlardan oluşurken, %25'i ise lisans gelirlerinden oluşuyor. Wondery, son yıllarda Dirty John, Dr. ve Over My Dead Body gibi gerçek suç dizileri de dahil olmak üzere en popüler podcast'lerden bazılarını üretti. Aynı zamanda Wondery, her ay 10 milyondan fazla dinleyiciye sahip olduğunu belirtiyor. Anlaşmanın şartları açıklanmazken iki şirket de konuyla ilgili henüz yorum yapmadı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/american-music-awards-sahiplerini-buldu/", "text": "Amerikan şov dünyasının bir kez daha tecelli ettiği müthiş gecede Amerikan Müzik Ödülleri, bir kez daha sahiplerini buldu. Microsoft Tiyatrosu'nda düzenlenen törende; Camilla Cabello, Cardi B, Dua Lipa, Twenty One Pilots gibi isimler performanslarıyla izleyenleri büyüledi. I Did Something bad performansıyla geceyi açan Taylor Swift, aldığı dört ödülle ödül sayısını yirmi üçe tamamlayarak ödülü en çok kazan kadın sanatçı unvanını elde etti. Yılın sanatçısı seçilen Taylor; yılın turnesi ve yılın albümü kategorilerinde de ödülü ulaşan isim oldu. Hem performansıyla hem de aldığı ödülle geceye damgasını vuran isimlerden birisi de Cardi B oldu ve yılın en iyi Rap/Hip-Hop şarkıcısı ödülüne layık görüldü. Gecede performansların birçoğunu kadın sanatçılar üstlenirken yine kadın sanatçıların başarısı dikkatleri çekti. Yılın yeni sanatçısı ödülüyle Camila Cabello, geceye imzasını atan isimlerden birisi oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anadol-saykedelik-muzigin-efsane-isimleri-air-anatoliada-bulusuyor/", "text": "Anadolu saykedelik müziğin efsane isimleri 14 Ekim'de Zorlu PSM'de Air Anatolia için buluşuyorlar. Air Anatolia, birbirinden değerli Türk ve İngiliz müzisyenlerin aranjmanlarını birleştirerek büyük performanslar sergilediği bir proje. Müzik direktörlüğünü Mode XL ve Hey! Douglas'tan tanıdığımız VEYasin, Islandman'den tanıdığımız Tolga Böyük'ün ve İngiltere'den Al MacSween'in yönettiği Air Anatolia'da Türkiye'nin müzik sektörü için birbirinden önemli isimler sahne alacak. Projede, hepimizin müzik dinleme alışkanlıklarında önemli bir yere sahip olan efsanevi Anadolu rock grubu Moğollar'dan Cahit Berkay; Cem Karaca'nın kurduğu Kardaşlar ve Barış Manço'nun kurduğu Kurtalan Ekspress ile yaptığı çalışmalarla dolu kariyeriyle tanınan usta müzisyen Ahmet Güvenç; Türkiye'nin ve dünyanın sayılı perküsyon ustalarından Okay Temiz; diva bebe olarak da bildiğimiz Melike Şahin; Türkiye müzik sahnesini bir diğer ikonik grubu Baba Zula'nın kurucu üyesi Murat Ertel; İngiliz müzik sahnesinin yenilikçi müzisyenleri Jake Long ve Chelsea Carmichael, Yunan asıllı İngiliz kontrbas sanatçısı ve besteci Thodoris Ziarkas, Tamar Osborn, Yazz Ahmed, Dunja Botic, Eralp Güven, Erdem Başer ve Ekin Eti ile Anadolu geleneklerini yeni nesle aktaran Derya Yıldırım, Tolgahan Çoğulu ve Muhlis Berberoğlu, 14 Ekim'de Air Anatolia projesi için aynı sahnede olacaklar. 14 Ekim'de gerçekleşecek olan Air Anatolia için biletlere buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anadolu-turnesi-kervan-yolda-duzulur/", "text": "Yerli yapım bir müzik belgeselinin vizyon şansına erişmesi sık rastladığımız bir durum sayılmaz, bu yüzden de bu şansa erişen nadide filmlere gereken ihtimamı göstermek gerek ki vizyon süreleri uzun ömürlü olsun. Vizyon süreleri uzun ömürlü olsun ki yeni müzik belgesellerini beyaz perdede görme şansımız artsın. Kısacası uzun vadede daha fazla yerli yapım müzik belgeseli izleyebilme şansımız tam da bugünlerde seyirci olarak Anadolu Turnesine göstereceğimiz ilgiyle doğru orantılı. Galası geçen yıl! f İstanbul kapsamında gerçekleşen Anadolu Turnesi nihayet 22 Mart'ta vizyona giriyor. 2014 senesinde çıktıkları Anadolu turnesinin hikayesini 114 dakika süren uzun metrajlı doyurucu bir yol ve müzik belgeseline dönüştüren Venus Music Peace Band'e vizyon öncesinde filme dair merak ettiklerimi sordum. 2011'den beri geniş bir arkadaş grubu ile müzik yapmaya başladık. Gündüzleri stüdyo işletiyorduk, geceleri müzik yapıyorduk. Tamamen birlikte güzel vakit geçirmek için yaptığımız bir aktiviteydi. Zaman geçtikçe müzik bize sanatın ne kadar evrensel olduğunu ve çeşitli arka planlardan gelen insanların ortak noktalarda buluşabileceğini gösterdi. Çevremiz yeterince genişlediğinde müzisyen olmayan insanlarla da bu paylaşımı yapabileceğimiz fikri yerleşmeye başladı. Yavaş yavaş 'Acaba bu müziği kendi arkadaş çevremiz dışındaki insanlara, hatta bir Anadolu Turnesi'nde dinletebilir miyiz?' fikri dillenmeye başlamıştı. Venus Music Peace Band turne kadrosu davulda Uğur Deynekli, bas gitarda Mert Coşar, Gitar ve klavyde Cem Celal Bilge, yine gitarda Mustafa Celal Aydın'dan oluşuyordu. Ancak turne öncesi ve sonrası arkadaş çevremizdeki müzisyenlerle birlikte çoğalıp değişebilen bir yapıya sahip oldu. Herhangi bir menajer ya da organizatörle turne esnasında veya başka bir zamanda çalışmamız olmadı. Turne rotasını turneye dahil olan 4 kişiden oluşan müzisyen ekibi ve 3 kişiden oluşan film ekibinin ortak fikirleri belirledi. Afyon, Mersin ve Eskişehir zaten performans yapmak istediğimiz yerlerdendi, diğer şehirleri bu rota üzerinden seçtik. Daha doğuya gitmek istiyorduk açıkçası ama Mersin'de aracımızla ilgili yaşadığımız sorunlar buna mani oldu. Turne süresince kullanılan bütün müzik ve film ekipmanları bize aitti. Müzik ekipmanlarını stüdyodan temin ettik. Bir yandan film yapımıyla ilgilendiğimiz için film ekipmanlarına erişimimiz vardı. Part-time işlere de gidiyorduk. Kullandığımız müzik ekipmanlarının hepsi elektriğe ihtiyaç duymadan pille çalışabilen ekipmanlardı. Aslında finanse ettiğimiz tek şey yol ve yatacak yer masraflarımızdı. Onu da kimi zaman bir çadırda kimi zaman makul bir pansiyonda geçirerek yine kendimiz finanse ettik. Turne rotasınca; Eskişehir, Afyon, Ankara, Kapadokya, Mersin, Kayseri, Amasya ve Bolu'da performanslar gerçekleştirdik. Ekipmanlarımız pille çalıştığı için istediğimiz yerde kurulup çalma imkanımız vardı. Afyon'da bir mekan bizimle iletişime geçip birlikte bir organizasyon yapılabileceğini söyledi. Orada bir mekan ile iş birliği söz konusu oldu. Amasya'da belediye ile irtibata geçildi ve bir sahne tahsis edildi. İkisi dışındaki şehirlerde kendi karar verdiğimiz alanlarda kurulup çaldık ve herhangi bir sorunla karşılaşmadık. Tepkiler çok farklıydı. Şehirden şehre farklılıklar vardı ama genel beğeniyi belirleyen faktörler çok çeşitli. Şehir içindeki lokasyon, havanın durumu, saat, güncel olaylar, izleyicinin arka planı gibi detaylar birleşip genel bir havaya dönüşüyor. Eskişehir'de genel olarak büyük bir ilgi ve beğeni varken, Afyon'da daha farklı karşılandık. İnsanlar daha önce görmediği bir şeyi görmüş gibi gözüküyorlardı ama çok büyük sevgi gösteren insanlar da oldu. Amasya'da büyük bir ilgi vardı ama reaksiyonlar da çok farklıydı. Mesela Kapadokya'da bambaşka bir atmosfer vardı, hem turistlerin yoğun olduğu bir yer olması hem de çaldığımız yerin çok ferah olması performansı üst bir boyuta çıkardı. Film bu reaksiyonları çok güzel bir şekilde inceliyor. İnsanlara detaylı bir şekilde sormaya çalıştık neden beğendiler ya da beğenmediler... Grup hakkında ne düşünüyorlar? Neleri eksik buluyorlar? Bizim de grup olarak bakış açımızı şekillendirdi bu görüşler. Turneye çıkmadan önce daha küçük bir yapım ekibiyle yola çıkacağımız konusunda hemfikirdik. Lojistik açıdan daha avantajlıydı. Günün şartları gereği Deniz Tortum, Derin Emre ve Fırat Sezgin bize eşlik etti. Aramızda halihazırda bir uyum vardı, o yüzden kurgusal değil de daha doğal bir çekim süreci oldu. Ne müzik ekibi ne de film ekibi doğallığı bozabilecek bir yönlendirme yapmayı tercih etmedi. Turne süresince yönetmenliği Deniz Tortum üstlendi. Turneden döndükten sonra Can Eskinazi kurgu aşamasında dahil oldu ve turnede bulunmasa da çok büyük bir özveri gösterdi ve filme büyük bir vizyon kattı. Filmin yapım sonrası süreci 4 yıla yakın bir vakit aldı. Bu süreçte başta Can olmak üzere, yapımcımız Aslı Erdem çok büyük bir emek verdi. Cenker Kökten ses dizaynında bir mucize yarattı, Baptiste Gacoin kurguda, James Norman renkte yardımcı oldu. Sarp Sözdinler çok güzel posterler tasarladı. Saydığımız isimler dışında teşekkür edilecek çok isimsiz kahraman var. Arşivci insanlar olarak bizim öncelikli amacımız bu turneyi kayıt altına almaktı. Her şeyin çok hızlı tüketildiği bir dönemde bu anıyı diğerlerinden ayırıp ölümsüzleştirmek bizim için önemliydi. Hiçbir yerde yayınlanmasa bile yıllar sonra geri dönüp bakabileceğimiz, feyz alabileceğimiz bir referans noktası oldu. Ancak filmci arkadaşların vizyonuyla, bu belgelemenin daha çok insana ulaşabilecek bir görsel değere dönüştüğünü gördük. Öncelikle böyle bir turne insanın hafızasında ve kalbinde büyük bir yer oluşturuyor. Yıllar sonra bile o turneden olaylar ve yorumlar aklımıza geliyor. Bu kadar çok insanla yüz yüze gelmek, onlarla müziğimizi paylaşmak ve aramızda ortak değerler olduğunu görmek çok güzeldi. Turnenin en etkileyici yanı hiç tanımadığınız insanlara belki de hayatlarında ilk defa duydukları bir müzik tarzıyla hitap edip yine de onlarla anlaşabilmekti. Ülkemizde bu tarz yapımlara büyük dağıtımcılar tarafından vizyon imkanı tanınmadığını biliyoruz. ! f İstanbul gibi alternatif platformlar bizim için ön plandaydı ve bu tip mecralarda gösterim şansı bulduğunda filmin önü de açılmış oldu. Daha büyük dağıtımcılar ile buluşma fırsatı yarattı. Yeni Film Fonu'nun desteği çok önemliydi. Başka Sinema da bize büyük dağıtımcıların da bu tarz filmlere imkan tanıyabildiğini göstermiş oldu. Detaylara çok takılmadan, kendilerinde yeterli enerjiyi buldukları anda akışına bırakıp müziklerini insanlarla paylaşmalılar. Öyle ya da böyle. Kervan yolda düzülür, umutsuzluğa kapılmasınlar. Biz de çok sorunla karşılaştık, nasıl geri döneceğimizi bilemedik fakat hepsinin üstesinden geldik. Senelerce Saykedelik Rock icra eden bir arkadaş grubundan çeşitli dallarda projeler çıkaran bir yapım şirketine evrildik. Bu yürüyüşte dayanışma kültüründen kopmadan dengeli bir kurumsallık yakaladık. Avosync, PSR, Bug, M4NM ve Mevzu Records gibi label'larla ortak çalışmalar yaptık. Yakın zamanda benzer janrlardan Congulus'un ilk albümü Bozkır yayınlandı. Ardından Kırkbinsinek'in yeni albümü Venüs Müzik etiketi ile yayınlanacak. Volkan İncüvez'in yeni projelerinin kayıtlarına başlayacağız. İlk fiziki kopyamız Ağaçkakan'ın 'A Naşkvit' albümü idi. Sonrasında Hiccup'ın Radiance albümünü plak olarak bastık. Bu süreç içinde 90 BPM'den Farazi ve Sorgu gibi sanatçılar ile çalışma fırsatı bulduk ve yaz döneminde ortak projeleri olan 'Anti-Kahraman' ve Sorgu'nun çıkış single'ı 'Bir Anda' yayınlanacak. Daha pişme aşamasına geçmemiş, tezgahta olan ama ismini veremeyeceğimiz isimler de var. Aslında geçen süreçte bir mekanda ya da programda yer almadık ama birlikte müzik yapmaya devam ediyorduk. Ancak yıllar sonra insanlarla bir araya gelecek olmak ve bu güzel geceyi müzisyen dostlarımızla paylaşacak olmamız bizim için mutluluk verici. Aradan geçen zamana rağmen müziğimizin ve filmimizin insanlarda anlam bulduğunu görmek belki de yola çıkarken aklımıza gelmeyecek kadar güzel bir duygu. Karşılıklı alışveriş çok önemli. Gösterimlerden sonra gelen pozitif ilgi bizi daha büyük bir organizasyon yapmaya teşvik etti. Aslı Erdem ve Uğur Yüksel'in büyük katkılarıyla dayanışma kültürünü devam ettirerek Anahit Sahne'deki konsere dönüştü. İzleyici ve dinleyicilerimizden alacağımız enerji ile VMPB, eylemlerine devam edecektir. Yaşanan gerçekliğin olabildiğince aslına yakın bir şekilde ekrana aktarılabilmesi çok önemli. Bu bağlamda dört müzisyen arkadaşın kendi imkanları ile Anadolu'yu gezerek yeni yöreler ve insanlar tanımasını, müziklerini paylaşmakta yaşadıkları güçlükleri ve eğlenceli anları müdahale etmeden olduğu gibi izleyiciye aktaran bir film. Bu topraklarda yakın zamanda geçen bu yol hikayesini merak eden herkesi gösterimlere bekliyoruz. Venus Music Peace Band üyeleri ve film ekibinin konuk olacağı Bir Baba Indie ile Başköşe programı filmin vizyona gireceği 22 Mart Cuma akşamı 19.00-20.00 saatleri arasında 94.9 Açık Radyo'da! Filmi vizyon öncesinde izlemek isteyenler için 13 Mart Çarşamba günü Anadolu Turnesi, Başka Çarşamba kapsamında üç ilde ve yedi ayrı salonda gösterilecek. Aynı akşam Anahit Sahne'de gerçekleşecek konserde ise hem Venus Music Peace Band, Ağaçkakan ve Volkan İncüvez'in de konuk olacağı çok özel bir performans için uzun zaman sonra yeniden bir araya gelecek hem de Islandman, Barlas Tan Özemek ve Gülin konserleriyle hafta ortasında mini bir psychedelic festival deneyimi yaşayacağız. Gösterim ve konsere dair her türlü bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anadolu-turnesinden-vizyon-oncesi-ozel-gosterim-ve-konser/", "text": "Hikayesi 2013 yazına dayanan bir yol ve müzik belgeseli Anadolu Turnesi. Türkiye'de ilk kez geçen yıl 17. ! f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nde gösterildi, 22 Mart'ta ise vizyona giriyor! Bilenler bilir, müzik belgesellerinin vizyon şansı yakalaması bizim için bayram niteliğinde bir haberdir. Bu nedenle 13 Mart Çarşamba günü Anadolu Turnesi ilk önce Başka Çarşamba kapsamında gösterilecek, ardından aynı akşam Anahit Sahne'de buluşup mini bir saykedelik festival deneyimi yaşayacağız desek yeridir. Çünkü bu vizyon haberini kutlamamız gerek! Deniz Tortum ve Can Eskinazi'nin yönettiği yol ve müzik belgeseli Anadolu Turnesinin 13 Mart'ta Başka Çarşamba kapsamında 3 şehirde ve 7 farklı salondaki özel gösteriminin ardından aynı gece Anahit Sahne'de gerçekleşecek etkinliğin line-up'ı bir hayli zengin. Saykedelik sahnemizin uluslararası festivallerde övgü toplayan temsilcisi Islandman'in yanı sıra alternatif sahneden Barlas Tan Özemek ve Gülin'in sahne alacağı gecede, filmin müzik grubu Venus Music Peace Band de yıllar sonra ilk kez bu özel etkinlik için bir araya gelecek. Grubun sürprizi ise Ağaçkakan ve Volkan İncüvez ile birlikte gerçekleştirecekleri bu geceye özel performansları olacak. Cem Celal Bilge, Uğur Deynekli, Mert Coşar ve Mustafa C. Aydın'ın saykedelik rock grupları Venus Music Peace Band ile Anadolu turnesine çıkmalarının hikayesini 114 dakika süren uzun metrajlı doyurucu bir yol hikayesine dönüştüren Anadolu Turnesinin vizyona girişini 13 Mart'ta hep birlikte coşkuyla kutlayalım. Anadolu Turnesi'ni izleyelim ve izletelim ki gelecekte vizyonda daha fazla müzik belgeseli görme şansımız olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anathema-dagilma-kararini-acikladi/", "text": "1990'da Pagan Angel adıyla yola çıkan, Cavanagh kardeşler, davulcu John Douglas, ve şarkıcı Darren White tarafından kurulan grup Anathema, içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde yaşanılan zorluklar ve bunların sonucunda yaşanan değişimlerden dolayı dağılma kararı aldı. Bu sene, geçtiğimiz senelere hiç benzemiyor. Hepimiz, sizler de dahil olmak üzere- hem kişisel hem de profesyonel alanlarda hiç beklenmedik ve hazır olmadığımız zorluklar yaşadık. Bu zor zamanlardan ötürü etkinlikler yerlerini zorunlu büyük bir boşluğa bıraktı. Süreç sonucunda grup olarak yollarımıza bireysel olarak devam etme kararı almış bulunuyoruz. Seneler boyunca yanımızda olup bizi destekleyen herkese minnettarız. Hayatımızın en güzel dönemlerinde yanımızda oldukları için fanlarımıza duyduğumuz saygı ve sevginin haddi hesabı yok. Turumuzun beklenmedik iptaline gösterdiğiniz anlayış ve desteğinizi hiç bir zaman unutmayacağız. Bu senenin böyle olacağını hiç tahmin edememiştik, Herkese çok ama çok teşekkür ederiz. Depresif müzik denince akıllara ilk sıralarda gelen, ülkemizi de sıklıkla ziyaret eden İngiliz gruba, senfoni orkestrasıyla birlikte çaldıkları bir konserin görüntülerinden oluşan Fragile Dreams parçasıyla veda edelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anathema-istek-sarki-konseptiyle-eylulde-bir-kez-daha-ulkemizde-olacak/", "text": "Britanyalı post-progressive rock grubu Anathema eylül ayı içinde üç konser için ülkemize geliyor. Grup, ana_thema special by_request set adını verdikleri konser dizisinde Türkiye'deki hayranlarının isteklerini çalacak. Bu konsepti evleri Liverpool dışında sadece ülkemizdeki konserlerde hayata geçireceği açıklanan grubun böylelikle Türkiye'deki seyircisine verdiği önem bir kez daha vurgulanıyor. Ülkemizi daha önce tam 14 kez ziyaret eden ve toplam 26 konser veren Anathema'nın 15. gelişinde durakları şöyle: 6 Eylül Milyon Performance Hall, 7 Eylül Zorlu PSM Turkcell Sahnesi, 8 Eylül Red Park. Vera Müzik ile Freebird Agency işbirliğiyle %100 Music sponsorluğunda gerçekleştirilecek olan konserlerin biletleri üç gün önce Biletix üzerinden satışa sunuldu. Metallica by Request ile ilk örneğini gördüğümüz ve bu kapsamda çıktıkları dünya turnesinde 14 Temmuz 2014'te beşinci kez ülkemize uğrayan heavy metal devi Metallica'nın tüm külliyatını online oylama şansını bulduktan sonra benzer bir işlemi bu kez atmosferik metalin hüzünlü temsilcisi Anathema için yapacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/angel-olsen-in-yeni-albumu-yolda/", "text": "Amerikalı müzisyen ve şarkı yazarı Angel Olsen, yeni albümü Big Time'ı 3 Haziran'da yayınlayacağını duyurdu. 2020 yılında yayınladığı Whole New Mess albümünün ardından birçok farklı üretimini paylaşan Angel Olsen, ufak bir aranın ardından yeni albümü Big Time'ı yeni bir tekliyle müjdeledi. Sanatçı, All the Good Times teklisini Jagjaguwar etiketiyle yayınladı. All The Good Times, Angel Olsen'ın ailesine açılma ve kuir kimliğini açığa çıkarma hikayesini anlatıyor. Ailesinin bu albümün kayıt sürecinden önce öldüğünü belirten sanatçı, yeni albümüyle onlara bir veda mektubu yazacak gibi duruyor. Angel Olsen'ın klibiyle birlikte gelen yeni şarkısı All The Good Times'ı izleyip dinlemek için aşağıdaki linklere göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/angel-olsendan-kajillionaire-filmi-icin-mr-lonely-coveri/", "text": "Temmuz ayında yayınlanan Miranda July'nin son filmi Kajillionaire'in ilk fragmanında da yer alan Bobby Vinton'ın Mr. Lonely parçasını Angel Olsen yeniden yorumladı. Amerikalı senarist, yönetmen Miranda July'nin temmuz ayında yayınladığı Kajillionaire filminde de kullanılan Bobby Vinton'ın 1962 çıkışlı Mr. Lonely parçasını, Angel Olsen ve filmin bestecisi Emile Mosseri yeni yorumladı. Angel Olsen filme katılımıyla alakalı ise, O zamanlar hakkında hiçbir şey bilmediği Kajillionaire film müzikleri için Emile Mosseri çalışıyordu. Ben de Los Angeles'taydım ve Miranda ve Emile ile tanışta fırsatım oldu. Onlarla hayat ve film hakkında konuştuk ve Miranda beni, Emile ile birlikte film için ardındaki duyguları temsil edeceğini düşündüğü bir şekilde şarkı söylemem için yönlendirdi. Sonrasında Miranda ile bazı doğaçlamalar yaptık. Çok güzel bir deneyimdi. şeklinde konuştu. Geçtiğimiz ay yeni albümü Whole New Mess'i yayınlayan Angel Olsen'ın yeni parçasını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/angel-olsendan-trump-karşıtı-yeni-parça-fly-on-your-wall/", "text": "Donald Trump'ın göreve gelmesiyle birlikte, Trump karşıtı sanatçılardan yeni parçalar da hız kesmeden gelmeye devam ediyordu! Çıkardığı My Woman albümü ile 2016 senesinin tüm listelerinde ilk sıraları zorlayan Angel Olsen, Trump karşıtı proje Our First 100 Days için Fly On Your Wall isimli yeni bir parça yayınladı. Proje kapsamında Trump'ın başkan olduğu günden itibaren her gün yeni bir şarkı yayınlanması planlanıyor. Our First 100 Days adlı proje için 100 şarkı hazırlayan gönüllülerin arasında Angel Olsen, Toro Y Moi, Whitney ve Ty Segall gibi birçok isim bulunurken, asgari 30 dolarlık bağış yapan herkes, 1 Nisan'da tamamı yayına verilecek olan albüme erişim şansı bulacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/angel-olsenin-yeni-kisacalarindan-ilk-tekli-nothings-free/", "text": "Şarkıcı-söz yazarı Angel Olsen, dört parçadan oluşacak yeni kısaçalarından Nothing's Free adlı ilk teklisini lyric videosuyla birlikte paylaştı. Son olarak geçtiğimiz yıl haziran ayında Big Time isimli altıncı stüdyo albümünü yayınlayan Angel Olsen, dört parçadan oluşan mini bir albüm yayınlamaya hazırlanıyor. Forever Means isminde, dört şarkıdan oluşacak olan kısaçalar, Angel Olsen'ın Big Time için kaydettiği ama albümünde yer vermediği şarkılardan oluşacak. 14 Nisan'da yine Jagjaguwar etiketiyle yayınlanacak 4 şarkılık yeni EP'nin hazırlığını yapan Angel Olsen'ın Forever Means adlı yayınlanacak yeni EP'sinin parça listesine ve ilk tekli Nothing's Free'nin lyric videosuna ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/angus-julia-stone-ilk-kez-turkiyeye-geliyor/", "text": "Pek sevdiğimiz, çok sevdiğimiz Angus & Julia Stone, pamuk şekerden hallice şarkılarını çalmak için ilk kez İstanbul'a geliyor. İkili, 11 Temmuz'da Zorlu PSM'de sahne alacak. 2006 yılında başlayan müzik serüvenlerine dört stüdyo albümü sığdıran Angus & Julia Stone'un son stüdyo albümü Snow da geçtiğimiz sene yayınlanmıştı. Başta Big Jet Plane olmak üzere milyonlar tarafından dinlenen pek çok şarkısı olan Angus & Julia Stone kardeşler, yaz akşamını tatlı melodilerle süsleyecekler. Eylül 2017'de yayınlanan Snow albümünün turnesi kapsamında ülkemizde dinleyeceğimiz Angus & Julia Stone konserinin biletleri 23 Mart Cuma günü, www. zorlupsm. com, www. biletix. com ve Zorlu PSM gişelerinden satışa çıkacak. O zaman sizi pek sevdiğimiz bir Angus & Julia Stone şarkısıyla baş başa bırakalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ani-nin-yeni-teklisi-sezgi-gercek-yayinda/", "text": "BBI Yerli'nin 214. konuğu olan ve kendine has ifade şekli ile alternatif müzik sahnesinde emin adımlarla ilerleyen Ani'nin yeni teklisi Sezgi Gerçek yayında. Farklı türleri tek bir potada eritmekten korkmayan Ani, geçtiğimiz parçalarında punk esintilerinin hakim olduğu bir sound elde etmişti. Ani, yeni teklisi Sezgi Gerçek ile yine tek bir türe bağlı kalmadan müziğini üretmeye devam ediyor. Sözü ve müziği Ani'ye ait olan parçada sanatçının acılarına kulak veriyoruz. Ani'nin bu acılardan ve dipte kalmış olmaktan ne kadar rahatsız olduğunu fark ediyoruz. Duyulmayacağını bilsek de her gece diler ve sabah yeniden deneriz. diyen Ani, yeni teklisinde hip-hop ve R&B türlerinde akışkan bir sentez yakalıyor. Ani, Sezgi Gerçek'in sözüne ve müziğine imzasını atarken parçanın düzenlemesinde Ani, Honeywave ve Orkun Tunç isimlerinin ortak imzasını görüyoruz. Şarkının mix ve mastering işlemleri ise Erim Arkman tarafından tamamlanmış. Ani'nin yeni teklisi Sezgi Gerçek'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-aydindan-yeni-tekli-steal-yayinda/", "text": "BBI Yerli serisinin 122. konuğu Anıl Aydın'ın yeni teklisi Steal tüm dijital platformlarda! Prodüktörlüğünü Yasemin Özler'in yaptığı, söz ve müziği Anıl Aydın'a ait olan yeni tekli Steal, yüksek enerjisi ile alternatif müziğe farklı bir bakış açısı getiriyor. Müzisyen ve multidisipliner sanatçı Anıl Aydın, 2008'den beri kendi müziğini üretip 2016'dan beri çeşitli mekanlardan DJ olarak sahne alıyor. 2019'da Belong ve Way Out adlı teklilerini yayınlayan Aydın, geçtiğimiz ocak ayında I No Longer adlı canlı performans videosunun üstüne yeni teklisi Steal'ı yayınladı. Yakın zamanda ilk solo albümünü de çıkarmayı planlayan Anıl Aydın'ın yeni teklisi Steal ve yönetmenliğini Irmak Altuner'in üstlendiği parçanın videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-piyancidan-yeni-bir-tekli-daha-dondum-durdum/", "text": "Türkçe rap müziğin üretken isimlerinden Anıl Piyancı, yeni teklisi Döndüm Durdum'u 14 Ağustos itibarıyla Universal Müzik Türkiye etiketiyle yayınladı. Bu yıla oldukça hızlı bir giriş yapan Anıl Piyancı, 2020 yılı içerisinde teklilerini art arda paylaşmaya devam ediyor. Son olarak geçen hafta Maho G ve Contra ile ortak olarak yaptıkları Boş adlı parçasını yayınlayan Anıl Piyancı, yeni teklisi Döndüm Durdum'u video klibiyle birlikte bugün dinleyicilerine servis etti. Döndüm Durdum teklisini karantina şarkısı olarak belirten Piyancı, Kendi paranoyalarımı, kabuslarımı anlattım. Yerimizde sayıp durduğumuz ve uyuyamadığımız gecelerden ve paranoyalardan bahsettiğim bir şarkı şeklinde parçasını tanımladı. Bestesi Anıl Piyancı ve Can Volkan imzası taşıyan şarkının sözleri Anıl Piyancı'ya; aranjman ve mix'i Can Volkan'a, mastering'i ise Lex Barkey'e ait. Yönetmenliğini Silvyo Behmoaras'ın yaptığı klibiyle de dikkat çeken Döndüm Durdum, enerjik melodisi ve sözleriyle özellikle yaz aylarında adından bir hayli söz ettirecek. Döndüm Durdum parçasını video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-ulusoy-ve-canosonikten-ambient-house-yeni-tekli-so-long/", "text": "Anıl Ulusoy ve Canosonik ikilisinden ambient house türünde yeni tekli geldi, so long BBI Music Co. etiketiyle yayında! Prodüktör, besteci ve müzisyen Anıl Ulusoy, alternatif sahnenin sevilen sanatçılarından Canozan'ın elektronik müzik projesi Canosonik ile bir kez daha bir araya geldi. İlk kez geçtiğimiz yıl eylül ayında gustave dore parçasında bir araya gelen ikili, bu sefer İngilizce sözlere sahip, ambient house türündeki so long parçasında tekrar buluştu. Prodüktörlüğünü Anıl Ulusoy ve Canozan'ın üstlendiği şarkıda; huzur verici ve melankolik tatlar almak mümkün. Şarkının karmaşık katmanları ve özenle işlenmiş melodileri size büyüleyici bir ses dünyasında rehberlik ediyor. Şarkının karmaşık katmanları ve özenle işlenmiş melodileri size büyüleyici bir ses dünyasında rehberlik ediyor. Sözü Canozan'a, mix-mastering'i ise Anıl Ulusoy ve Canosonik ikilisine ait olan parçanın kapak resmi ise Anıl Ulusoy'a ait. Parçanın fotoğrafları ise Arda Ok ve Enes Görk imzası taşıyor. Anıl Ulusoy ve Canosonik'in yeni teklisi so long, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-ulusoy-ve-canosonikten-yeni-tekli-gustave-dore/", "text": "Anıl Ulusoy ve Canosonik ikilisinin melodik tekno türündeki yeni teklisi gustave dore BBI Music Co. etiketiyle yayında! Prodüktör, besteci ve müzisyen Anıl Ulusoy ve alternatif sahnenin sevilen sanatçılarından Canozan'ın elektronik müzik projesi Canosonik; melodik tekno türü için bir araya geliyor. Prodüksiyonunda Anıl Ulusoy'un ağırlığını koyduğu şarkıda Canozan vokaliyle eşlik ediyor. Uzun soluklu iş birliklerine gustave dore başlangıç yapan ikili, elektronik müzik altyapısını alternatif müzik elementleriyle birleştirerek bambaşka bir proje ile karşımıza çıkıyor. Anıl Ulusoy, elektronik müzik projesindeki yolculuğunu deus iteklisi le daha melodik bir yöne kaydırmıştı. Sanatçı, Canosonik'in de desteğiyle yeni teklisinde kaldığı yerden devam ediyor. Şarkının sözleri Canozan'a, mix-mastering'i ise Anıl Ulusoy ve Canosonik ikilisine ait. Teklinin kapak tasarımı Canozan'ın imzasını taşırken, Media Stüdyosu'nda çekilen promo fotoğrafları ise Utku Çebi ve Arda Ok'a ait. Anıl Ulusoy ve Canosonik'in yeni teklisi gustave doreyi aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-ulusoy-ve-helin-is-birliginden-yeni-tekli-ash/", "text": "Anıl Ulusoy ve Helin ikilisinden, minimal tekno türündeki ash isimli yeni tekli BBI Music Co. etiketiyle yayında! Prodüktör, besteci, müzisyen Anıl Ulusoy, bir süredir düzenli olarak yayınladığı teklilerine bir yenisini daha ekledi. Elektronik müzik projesindeki yolculuğunu deus ile daha melodik bir yöne kaydıran prodüktör, bu sefer Avusturya'da yaşayan ve Valorant Karanlığın şarkısından tanıdığımız Helin ile iş birliğine gidiyor. Parçanın sözlerinde ve vokallerinde Helin'in imzasını görüyoruz. Anıl Ulusoy, yeni teklisi ash ile tekrardan yönünü melodik techno'dan minimal ve chill bir sound'a çevirirken, Helin Şentürk ise parçayı kendine özgü vokalleri ve sözleri ile daha dingin ve melankolik bir hale sokuyor. Teklinin kapak fotoğrafı Helin Şentürk imzası taşırken, Media Stüdyosu'nda çekilen promo fotoğrafları ise Utku Çebi ve Arda Ok'a ait. Anıl Ulusoy ve Helin'in yeni teklisi ash, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda, video klibiyle birlikte yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-ulusoy-ve-suzan-hacigarip-ortakligiyla-ruyet-yayinda/", "text": "Prodüktör, müzisyen Anıl Ulusoy ve kendine özgü yorumlarıyla dikkatleri çeken Suzan Hacigarip rüyet isimli yeni teklide bir araya geldi. Müzik camiasının iki üretken ismi, Anıl Ulusoy ve Suzan Hacigarip, ''rüyet'' parçasında ilk kez bir ortaklığa gidiyor. Kendine özgün düzenlemeleri ile elektronik müzik sahnesinde kendine yer edinen Anıl Ulusoy, yine kendine has sesi, melodileri ve yorumu ile bizleri doğunun ezgileri içine sürükleyen başarılı sanatçı Suzan Hacigarip ile dinleyenlere sentez niteliğinde bir eser sunuyor. Anıl Ulusoy, geçtiğimiz günlerde Aybüke Poçan ile ortak üretimleri olan Yolumuz Bu parçasından hemen sonra yeni bir iş birliğiyle karşımıza çıkarak yola hız kesmeden devam ediyor. Yorumuyla Yol, Kül, Yağmur gibi parçalarıyla dikkatleri çeken Suzan Hacigarip, 2021 yılından beri solo projesiyle kendi müziği ve prodüksiyonlarını paylaşan Anıl Ulusoy ile yaptığı ''rüyet'' parçası ile tekrardan dikkatleri çekmeye aday. Parçanın sözü Suzan Hacigarip imzası taşırken, prodüktör koltuğunda ise Anıl Ulusoy yer alıyor. Yeni teklinin promo fotoğrafları Utku Çebi'nin dünyasından çıkarken, kapak tasarımını ise Berna Çıblak üstleniyor. Anıl Ulusoy ve Suzan Hacigarip'in yeni teklisi rüyet, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-ulusoy-ve-tar-sanatcisi-ibrahim-babayev-is-birligi-mavera/", "text": "İstanbul çıkışlı prodüktör Anıl Ulusoy, Azerbaycanlı tar sanatçısı Ibrahim Babayev ile birlikte hazırladığı mavera adlı yeni teklisi ile kültürler arası bir köprü kuruyor. Elektronik müzik prodüktörü ve müzisyen Anıl Ulusoy, yeni teklisi mavera ile minimal ve chill batı müziğini, doğunun en önemli enstrümanlarından tar ile birleştiriyor. Anıl Ulusoy, kendine özgü sound'unu Azerbaycanlı usta tar sanatçısı Ibrahim Babayev'in yorumu ile harmanlayarak hem deneysel hem de etnik ögelere yer veriyor. Anıl Ulusoy'un folk müzik etkilerinin kendi parçalarında yer vermesinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. 2021 yılında yayınladığı 6 parçalık theanswers isimli EP'si sonrasında yine geçtiğimiz sene monA adlı teklisini yayınlayan Anıl Ulusoy'un bu yıl paylaştığı ilk teklisi mavera, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anil-ulusoyun-chill-ambiyans-turundeki-albumunden-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Anıl Ulusoy'un chill & ambiyans türündeki albümüyle aynı ismi taşıyan theanswers adlı teklisi geçtiğimiz cuma günü tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Anıl Ulusoy'un solo projesiyle yayınladığı ilk teklisi theanswers, neden ve nasıl sorularının, yoğun bir şekilde baskı yarattığı son dönemlerde ortaya çıkan, sorulara cevap bulanamayan zamanda müziğin üretimi ile Ulusoy'un kendisini yatıştırdığı ve hayalini kurarak yaşadığı bir ortamın müziğini yansıtıyor. Parçada armoni ve melodi olarak, yaşamımda da çok yer verdiği minimalizm akımının etkilerini hissettirmek ve vokal seslerini main bir enstrüman olarak değil daha ambiyans ve efektif olarak kullandığı theanswers, dinleyenlere albüm hakkında da çok fazla ipucu veriyor. Ömür Gedik, Hakan Peker, Dilhan Şeşen gibi isimlerle de çalışan Anıl Ulusoy'u ayrıca Ansızın Bi' İnfilak grubundan da tanıyoruz. Anıl Ulusoy şimdi ise solo projesi ile theanswers albümü üzerine çalışmalarına devam ediyor. Anıl Ulusoy'un BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan theanswers isimli yeni teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/animal-collective-yeni-epsi-bridge-to-quiet-yayinda/", "text": "Baltimore çıkışlı Amerikalı experimental pop grubu Animal Collective, yeni EP'si Bridge to Quiet ile tekrar karşımızda! Toplam 4 parçadan oluşan yeni Animal Collective EP'si 4 Temmuz tarihinde yayınlandı. 34 dakikadan oluşan EP, Rain in Cups ve Piggy Knows adlı 8 dakikadan uzun iki parçayla başlarken, Sux-Bier Passage ve 11 dakikalık, albüme ismini veren Bridge to Quiet parçasıyla kapanış yapıyor. Animal Collective, diskografisinin tamamını Bandcamp üzerinden yayına alırken, bu platform üzerindeki gelirlerinden, çeşitli hayır kurumlarına toplam 10.000 dolarlık bağış yapacağını da belirtti. 2009 çıkışlı Merriweather Post Pavilion albümünün 10. yıldönümlerini kutlamak için, son olarak 2019 yılında yayınladıkları canlı konser albümleri Ballet Slippers'ı paylaşan grubun yeni EP'si Bridge to Quiet'ı hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/animasyon-filmlerin-muazzam-sarkilari-1-bolum/", "text": "Soundtrack'leriyle hayatımızda kalıcı izler bırakan filmler vardır. Sevdiğimiz bir filmin müziklerini de sevdiğimiz takdirde filmle aramızda başka türlü bir bağ oluştuğunu düşünüyorum. Bu yüzden yalnızca görüntüleriyle değil müzikleriyle de hayatımda iz bırakan animasyon filmlerin dünyasında ufak bir gezintiye çıkarak küçük bir liste hazırlamak istedim. Bu dünya birazcık neşeli, daha çok renkli, bazen hüzünlü, kesinlikle sadece çocuklara özgü değil, her yaştan insanın hayatına dokunabilecek bir dünya. Animasyon filmlerin muazzam şarkılarına hoş geldiniz! 8 yaşındayken izlediğimde hayatıma çok farklı bir yerden dokunan filme gidiyoruz ilk olarak. Hatta uzunca bir süre bu film sayesinde Kesin benden sonra dolaşacak bunlar, seyahate gittiğimizde kesin evde parti de yapıyorlardır, keşke ben de onlarla takılsam diye içimden geçirmişliğim de vardır. Anlaşılacağı üzere Toy Story'den bahsediyorum. Pixar yapımı bu muazzam hikayenin karakterleri gibi şarkıları da çok güzeldir. Listenin en özel şarkısı, 1943 yılında doğan müthiş müzisyen Randy Newman'a ait olan You've Got a Friend in Me. Her dinlediğinizde suratınızda bir gülümse olacaktır. En azından Toy Story ile ufacık bir bağ kurabilmiş herkes için geçerlidir bu durum diye düşünüyorum. Ayrıca şarkının Fatih Erkoç tarafından seslendirilen Türkçe bir versiyonu var ki o da en az orijinali kadar etkileyici. Pixar ve Randy Newman ortaklığı ile listemize devam ediyoruz. Bu müthiş adamın kariyeri boyunca ürettiği birçok güzel eser var ancak burada bambaşka bir etkisi var. Animasyon dünyasını resmen yaşıyor. Sıradaki şarkı Pixar ve Disney ortaklığı ile 1998 yılında gösterime giren, yine şahane hikayesi ile bu defa çalışkan karıncaların ve böceklerin dünyasına gittiğimiz A Bug's Life filminden. The Time Of Your Life şarkısıyla Newman yine neşe ile dans isteğini harekete geçiriyor. Filmin orijinal soundtrack albümünden Return to Colony şarkısını da es geçmek istemem. Bir kapı, odanızın kapısı. Siz uyurken birisi tarafından sessizce açılıyor. Tabii çocuk olduğunuz zamanlar. Siz güzel uykunuza devam ederken tüylü, tüysüz, tek gözlü, farklı renkli, çeşit çeşit bir sürü ihtimali olan canavarlar tarafından korkutuluyorsunuz. Hem de ne için? Siz bağıracaksınız da bu canavarlar kendi dünyalarındaki enerji üretimine katkıda bulunacaklar diye. Böyle senaryo mu olur? Bu nasıl yaratıcılık Pixar? Ne güzel yaratıcılık bu arkadaşım. İşte bu şahane film ile, Mosnter's Inc. ile Randy Newman abimize bu listede veda ediyoruz. Favori şarkının adı ise If I Didn't Have You. Newman'a bu şarkıda filmin iki can dostu ve başrolleri konumunda olan Sullivan ile Mike'ı seslendiren Billy Crystal ve John Goodman eşlik ediyor. İyi ki de ediyor. Ayrıca filmin açılış müziği olan ve filmle aynı isme sahip olan Monster's Inc. listemizin şarap içerken gidecek en iyi şarkısı. Gerçekten öyle. İsterseniz çay ya da kahve de olur. Ne isterseniz o olur ama asıl şarap olur, ben söyleyeyim. Stop Motion fimlerin animasyon filmler içinde en fazla emek harcanan filmler olduğunu söyleyebilirim. Bu öyle emek var emek gibi bir şey değil ama, teknik olarak yapılışı daha zor diye söylüyorum. Bu tarz ile yaratılan muazzam filmler var ama bu listede ilk olarak yer almasını istediğim film Kubo and the Two Strings. Sihirli telleriyle sihirli hikayeler anlatan Kubo'nun macera dolu hikayesinin gittiği her nokta her an şaşırtırken eşlik eden hemen hemen her şarkı da kulaklarınıza kazınıyor. Dario Marianelli'nin zihninden çıkan notalarla oluşturulan soundtrack albümü baştan sona dinlenecek bir albüm. Özellikle Hanzo's Fortress bir başka. Sahilde koşarken bir an durup huzurla denize bakıyorsunuz ve sonrasında güzel bir ormanın içinde, sanki yerlerde kola şişeleri, gazete parçaları yokmuş gibi bisiklet yolculuğu yapmaya devam ediyormuşsunuz. Onun gibi bir şey. Albümde yer alan The Beatles cover'ı While My Guitar Gentley Weeps ise o kadar farklı ve etkileyici ki, bir gün Regina Spektor'u görecek olursam Ben de, Kubo da, The Beatles da sana kurban olsun diyeceğim. Bu bölümün son filmi ise o güzel ejderhalar ile nasıl da geziyorsunuz şanslı çakallar dediğim, açıkçası özellikle ilk filmiyle gönlümü çalan How to the Train Your Dragon. Yıllarca ejderhaları düşman gören Vikinglerin Berk adasını terk etmeyip onlarla savaşmasıyla başlayan hikayenin müzikleri John Powell'ın elinden çıkmış. Bir çok animasyon film ile beraber Bourne serisi, I am Sam, X-Men: The Last Stand gibi filmlerin de müzik dünyalarını yaratan İngiliz müzisyenin bu soundtrack albümündeki favori şarkılar See You Tomorrow ile Test Driver. Böyle coşku, heyecan dolu olduğunuz günlerde verin arkadan, yansın ortalık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ankaradan-nordik-açılımı-ankara-nordik-müzik-festivali/", "text": "Geçtiğimiz yıllarda Lars Danielsson, Tord Gustavsen, Beady Belle, Magnus Oström, Ane Brun, Tatu Rönkkö Efterklang, Wardruna, Magnus Oström, Jaga Jazzist ve Oh Land'i ağırlayan, Ankara'nın kışına tokat gibi cevabını veren Ankara Nordik Festivali'nin bu seneki programı belli oldu. Festivalde 2 Aralık'ta Moddi, 3 Aralık'ta Jay-Jay Johanson, 4 Aralık'ta ise Emiliana Torrini sahne alacak. Aktivizmiyle de dikkat çeken ve geçtiğimiz günlerde Unsongs adlı albümünü yayınlayan Norveçli müzisyen Moddi ile açılışına şahit olacağımız Nordik Festival'de Emiliana Torrini'ye oldukça ilginç işler çıkaran The Colorist de eşlik edecek. MEB Şura Salonu'nda gerçekleşecek olan Ankara Nordik Festivali'nin biletleri de dün itibariyle satışa çıktı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ankaradan-sesler-gelmeye-devam-ediyor-alyork-plastic-jungle/", "text": "İstanbul'dan çıkan grupların sayısı sonsuza yaklaşmaya başlamışken, Ankara taraflarından pek ses çıkmıyor. Grupların çoğu ya İstanbul'a taşındı ya da ilk albümleri sonrasında uzun bir sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik Al'York'un ikinci EP'si ile bozuldu. Hayyam Stüdyoları'nda kaydedilen Plastic Jungle, 4 adet şarkıdan oluşuyor. Şehirde kafese tıkılan insanların dertlerinden, karmaşanın içindeki sakinlikten ve dondurmadan bahseden EP, tam da grubun 'garaj gazı'nı yansıtacak şekilde canlı olarak kaydedilmiş. Düzgün bağırma ve kontrollü gürültü konusundaki yetenekleri konserlerinde güzel şekilde deneyimlenebildiği için EP'nin yer yer sönük kaldığını düşünebilirsiniz. Hatta uslu bir çocuk olmazsanız barda çalınacak şarkılar gibi ya bile diyebilirsiniz. Ancak, özenli tremolo kullanımı ve İngilizce Müzik Yapılan Cephe'nin en canavar davulları ile karşı karşıya olduğumuz için bu komplolara uymuyoruz. Aksine! Vokal konusundaki uyumlarını EP'de de sonuna kadar hissettiren Al' York'un becerilerini 12-13 dakikadan daha uzun kayıtlar ile sunmalarını rica ediyoruz. Sınırlı sayıda plak olarak da basılan ve Sinan Sakızlı tarafından kaydedilen şarkıların her biri için Facebook'a ve YouTube'a düşmelik bir klip serisinin yolda olduğunu belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ankarali-doktorlardan-tum-yurt-personeline-acik-cagri/", "text": "Ülkemizin en eski heavy metal gruplarından Dr. Skull, 25 Yıl Aradan Sonra Tam Kadro Ankara Konseri sloganıyla 8 Kasım 2019 tarihinde Jolly Joker'da bin 500 biletli hayranıyla buluştuğu geceyi konser filmi olarak hazırlıyor. 16 Mart'ta grubun Instagram hesabından yapılan, Mirage Stüdyoları'nda çekilmiş bir fotoğraf eşliğinde Yarım kalan bir işimiz vardı da... mesajlı paylaşımdan sonra dün (31 Mart) konser filmine dair kurgulanmış ilk görüntüler geldi. Hacettepeli dört tıp öğrencisi Alper Yarangümeli, Murat Baştepe, Murat Ersöz ve Mustafa Erman'ın 1985'te Skull adıyla kurduğu, mezuniyetten sonra grubun önüne Dr. unvanı ekleyen topluluk art arda çıkardığı üç albümle döneme adeta damgasını vurmuştu. Wory Zover (1990) ve Rools 4 Foolsdan (1992) sonra tamamı Türkçe Hershey Yolunda!? (1994) albümünde gruba Kıbrıslı müzisyen Serdar Tuksal dahil olmuştu. Çeyrek asır sonra dahi bu yapıtlar orijinalliklerinden ve dinamizmlerinden hiçbir şey yitirmeden klasik statülerini korumakta. 2016'dan bu yana kendilerine iletilen tek konserlik de olsa bir reunion çağrılarına Dr. Skull olumsuz yanıt vermiş, 2017'de Salon İKSV'de düzenlenen Lanet Bir Gecenin ilkinde Razor Inc. sahneden Dr. Razor adıyla bir tribute set çalmıştı. Skull albümlerinin plak ve CD olarak 2019'da basımı ve Hammer Müzik etiketiyle çıkan Remastered Trilogy box setinin IF Beşiktaş'ta düzenlenen 24 Ocak 2019 tarihli lansman gecesi ise 8 Kasım 2019 Ankara konserine doğru bir adım daha yaklaşılmasını sağlamıştı. Sözün özü, Dr. Skull, kayıtlı döneminden sayarsak 30 yıl sonra bile dinlenebilecek şarkılar yaptı. Günümüz grupları yabancı şirketlerle anlaşıyor olabilir, yurt dışında konserler veriyor da olabilir. Dr. Skull'dan daha fazla konser verdikleri de belli, kayıtlı daha çok albümleri var belki. Ama çoğu başka birine benziyor, kendi özgün soundları yok. Dolayısıyla 30 yılı geçtim belki 10 yıl sonra dinlenmeyecekler bile. Dinlenseler de bu saygınlığa ulaşamayacaklar. Dr. Skull'ın aç yılları bizim şansımız oldu. Eğer imkanları kısıtlı olmasaydı belki de her şey mekanikleşecek, bu kadar tutku dolu çalıp söyleyemeyeceklerdi. Türk gruplarının bu gerçekle yüzleşmesi lazım. Dr. Skull tutkusu ve konseri onlara yol göstermeli. O konserde olmayanlar çok şey kaçırdı, bir grubum olsa Dr. Skull sevmesem bile o konserde olurdum, ders almak için. Neyi nasıl yaptıklarına bakardım ve insanların onlara bakışlarına. Ortam fazla kalabalıktı, hava çok sıcaktı. Grup ilk üç parçada soundunu oturtamadı. Peki 1500 kişiden kaçı bunları yazdı? Belki bir elin parmağı kadar kişi. Tüm gruplara bu kadar toleranslı, bu kadar anlayışlı, bu kadar tutku dolu seyirciler dilerim. Bardağın hep dolu tarafını gördüler. Dr. Skull'ı yeniden sahnede görmek her şeyin üstündeydi. Sevgili Çağlan Tekil, 15 Şubat 2020 tarihinde geçirdiği beyin kanaması nedeniyle kaldırıldığı hastanede durumu stabil vaziyette, Skull epiği Way Homeu yeniden dinleyebilmek için savaşını sürdürüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ankarali-elektronik-muzik-grubu-blakholdan-yeni-ep-violet/", "text": "Ankaralı elektronik müzik grubu Blakhol, eşsiz atmosferik soundunu teknolojiyle birleştiren ve görsel deneyime dönüştüren tarzıyla dikkat çekiyor. Grup, dördüncü şarkısı Ultraviolet ile birlikte Violet isimli EP'sini yayınladı. Blakhol, synth pop/rock etkisi taşıyan ve hepsi birbirinden yetenekli üç müzisyen ile gerçekleştirdikleri kolaborasyonun yanı sıra, duygusal, hareketli, melankolik ve nostaljik bir müzik deneyimi sunan EP'leri Violet ile müzikseverlerle buluşuyor. Blakhol'un Violet EP'si, vintage synthler, melodik gitar riffleri ve etkileyici ritim kompozisyonlarıyla dolu bir müzik ziyafeti sunuyor. EP, kolektifin müzikal vizyonunu bir üst seviyeye taşıyan şarkılar içeriyor. EP'deki dikkat çeken iş birliklerinden biri, müzik dünyasının sınırlarını zorlayan isimlerden Nilipek. Güçlü şarkı yazımı ve hüzünlü sesiyle tanınan Nilipek., Buz adlı şarkısıyla dinleyicilere zamana karşı koyamayıp kaderine terk edilmiş ama izleri silinmemiş gizemli bir ilişkinin derinliklerine götürüyor. Ayrıca, kısa süre içinde solo projeleriyle adından sıkça söz ettiren Mabastet'in Expanse ve Ankara Jazz Sahnesi'nin önemli isimlerinden Terry Jorrys'in grubun sesi olan Misucmaker ile birlikte seslendirdiği Shiver adlı parça, EP'nin çeşitliliğini arttırarak dinleyicilere geniş bir müzik yelpazesi sunuyor. Blakhol, son sahnesini ODTÜ Vişnelik'te Oscar And The Wolf öncesinde gerçekleştirdiği konser ile aldı. Gelecek dönemde prodüksiyonlarını sahneye taşıyabileceği yeni alanlarda eşsiz görsel-işitsel deneyimini geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan Blakhol, müzik tutkunlarına unutulmaz anlar yaşatmayı hedefliyor. Blakhol'un Violet EP'si, müziğin sınırlarını zorlayan, yenilikçi ve etkileyici bir elektronik deneyim sunarak dinleyicilerle buluşuyor. BBI Yerli'nin 174. konuğu olan Blakhol ile alakalı daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ankarali-elektronik-muzik-ikilisi-vulpes-dharma-ile-tanısin/", "text": "Uzun yıllardır tek başlarına müzik yapan iki mühendisten oluşan Vulpes Dharma'nın beş parçadan oluşan ilk EP'leri İnisiyasyon yayında. Arda Saraçoğlu ve Ahmet Sarıgüney'in Bilkent'te okurken bir sound design stüdyosunda tanışmasıyla kurulan, IDM, art-rock, indietronica, glitch ve future garage türlerini Türkçe vokallerle birleştiren Vulpes Dharma, Ankara'da modern, farklı ve sentez müzikler üretmeye devam ediyor. Radiohead, Aphex Twin, Moderat, John Frusciante ve Flume gibi isimlerden ilham alan ikili, ev stüdyolarında enstrümanlarını ve vokallerini kaydedip, kendi altyapılarını, mix'lerini ve mastering'lerini yapıyor. Derin müzik tutkularının yanı sıra, asla beyaz yakalı olmamayı istemeleri üzerinden de bir araya gelip, birbirlerinin eksikliklerini tamamladıklarını fark eden ikili, yaptıkları müzikle yeri bilinmeyen, başka çağlardan kalan ve adı konulmamış hisleri keşfe çıkıyor. Kendi müziklerinin yanında başka müzisyenlerin prodüksiyonlarında, görsel-işitsel sanat enstalasyonlarında, hip-hop altyapı üretimlerinde, kısa filmlerde ve oyun ses/müzikleri alanlarında çalışan ikilinin ilk konsept EP'si İnisiyasyon, 6 Kasım tarihinde dijital platformlarda yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ankaralı-synth-pop-grubu-soft-analogun-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Ankaralı synth-pop grubu Soft Analog'un yeni teklisi Yansımalar 6 Kasım tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayınlandı. 2019 yılında Ankara'da kurulan Soft Analog, synth-pop, indie pop, dream pop türlerini benimseyerek ürettiği parçalarında şehir yaşantısını ve modern zamanın yaşattığı duyguları yansıtıyor. 2019 Ekim ayında ilk teklisi Boşluğun İçinde'yi paylaşan Soft Analog, 6 Kasım tarihinde BBI Music Co. etiketiyle Yeni teklisi Yansımaları yayınladı. Soft Analog yeni teklisi Yansımalar'da doğanın, insanın ve evrenin bir bütün olduğunu ve birbirleri arasındaki dönüşümünü vurgulayıp günlük hayatta bu unutulsa da, birbirimizin ve doğanın yansımalarının taşındığını hatırlatıyor. Sözleri İdil Tavşanlı ve Ömer Çelik tarafından yazılan Yansımalar parçasının bestesi ise Ömer Çelik' ait. Parçanın mix'inde yine Ömer Çelik ismini görürken, mastering'inde ise Orçun Ayata imzası bulunuyor. Soft Analog'un Yansımalar parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/anlar-ve-hisler-bora-uzerin-umrunda/", "text": "Bora Uzer'in dokuz yıl aradan sonra GTR Müzik etiketiyle yayınladığı ikinci solo albümü Benim Umrumda 19 Ocak itibarıyla tüm dijital platformlardaki yerini aldı. 13 parçadan oluşan albümde 11 yepyeni parçanın yanı sıra iki bonus track bulunuyor. Yaşa isimli Gökhan Türkmen düeti bir Uzer-Türkmen ortak ürünü olmakla birlikte Kalbim Bir Dünya parçasının sözleri ise Bora Uzer'in bir önceki albümüne de katkıda bulunmuş olan Kenan Doğulu'ya ait. Albümde geri kalan tüm parçaların söz, müzik ve düzenlemeleri Bora Uzer'in elinden çıkmış. Üç parça hariç tüm enstrümanları kendisi çalmış, kayıtları kendi stüdyosunda gerçekleştirmiş. Albümde yer alan Çekingenim ve Sevgilim bonus track'leri ise ilk defa 2014 yılında Sevgililer Günü için hazırlanan bir proje kapsamında yayınlanmış. 2009 senesinde yayınladığı R&B, soul, funk sularında dolaşan ilk solo albümü B1 e nazaran bu yeni albümün genelinde daha düşük bir tempo hakim ve bu defa tüm şarkı sözleri Türkçe. Baştan sona bütünlüklü bir anlatı kuran albümün gücünü yalınlığından alan sözleri derin bir okumayı hak ediyor. Basın bülteninde yer alan bilgiye göre Anlara dokunan bu albümde Uzer'in ilham kaynağı; son yıllarda ülke ve dünyada yaşanan olaylardan etkilenen insanlar... Şarkı sözlerinin içeriğinde hissedilen bu tema özellikle albüme ismini veren Benim Umrumda sözlerinin içinde geçtiği Bazen parçasında ve Nerede O Günler?de doğrudan ifade ediliyor. İçinde bulunulan durumdan duyulan rahatsızlık, üzüntü, birlik olmaya duyulan gereksinimin şiddeti, geç kalmışlık hissi, gitme-kalma ikilemi, yolunda gitmeyen bir şeyler var duygusunun omuzlarda yarattığı ağırlık, tüm bunlara rağmen hep saklı tuttuğumuz inanç ve umut... Söz konusu iki şarkıda bir tür his bombardımanına hazır olmak gerek. Albümdeki diğer parçaları dinlediğimizde bir yandan hayatın küçük, bireysel dünyalarımızda bazen hiç de fena gitmeyen bir akışta seyrettiğini düşünüyoruz. Maalesef ki küçük dünyamızda kurduğumuz ilişkilerde tatmin olduğumuz halde yanı başımızdaki büyük resim günbegün boğazımızı sıkan bir ipe dönüşüyor. Bir yandan yaşamak istiyor ve bunun en doğal hakkımız olduğunu düşünüyoruz; Giyinmişim şık şık kendi çapımda keyfim çakır / Herkes mutlu, tüm dostlarım yanımda dediğimiz anlar ile Kim kimin umrunda, insanlar ölüyor / Ah benim umrumda / Boş çok ses var evrende / Huzur yok, barış yok evimizde dediğimiz anlar bazen bizi bile korkutan bir hızla birbirini kovalıyor. Bunların hepsi senin, benim gündelik hayatımızda oluyor. Mutlu olmaktan suçluluk, kişisel dertlerimizle veya zevklerimizle meşgul olmaktan utanç duyduğumuz anlar son senelerde hepimiz için fazlasıyla tanıdık. Vakit kaybetmeden bir an önce yaşamak isteyen tarafımızla kendimizi kahretmek isteyen tarafımız çarpışıyor. Atıl kalmayı tercih eden yarımızla bir an önce harekete geçme dürtüsünü tüm şiddetiyle iliklerinde hisseden diğer yarımız birbirlerini susturma derdinde. Fakat günün sonunda tüm dostlarımız yanımızda ve kendi çapımızda keyfimiz çakırken umursamaz görünsek bile bir şeylerin umrumuzda olduğu gerçeği değişmiyor. Birbiriyle mütemadiyen çarpışan ve kimi zaman bizi bitap düşüren onca hissin arasından baskın çıkıp albümün başlığına oturan iki sözcüğün Benim Umrumda olması tesadüf değil. Bora Uzer'in bu albümde kurduğu hikaye son birkaç senemizin çarpıcı bir özeti. Bu yüzden de Uzer'in Benim Umrumda albümündeki anlatıyı tam manasıyla kavrayabilmek adına albümü, şarkı sözlerinde defalarca tekrarlanan an ve his kavramları üzerinden okumayı tercih ediyorum; zira an kişinin kendisini çevreleyen ve kimi zaman da boğan bağlamdan azat olmak için tek şansı olabilir. Tam bu noktada albümün açılışını yapan ve ilk klip parçası olan Bu Ana referans vermek gerekiyor: Yürümek lazım hissediyorsan / Gel tut elimi bırakma kalbimi / Hissediyorsan bilirsin ki / Her şey bu anda. Zamanla kurduğumuz çarpık ilişkiyi onarmanın tek yolu kuvvetle muhtemel an'ı yaşamak olabilir. Popüler anlamıyla dillere pelesenk olmuş bu carpe diem klişesini gerçek anlamıyla yaşamak ise maalesef aceleye gelmiyor. Yaş almakla, deneyimlemekle birlikte kendiliğinden gelecek bir olgunluğa gereksinim duyuyor an'ı yaşamak. An'ı yaşamanın birincil koşulu ise hislere kulak vermek: Doğru yanlış yoktur insan bir kez hissedince! Ne de olsa günün sonunda ne hissediyorsun o'sun, o kadarsın. Belki bugünkü, şu andaki eylemsizliğini kabullenip gelecekte harekete geçmenin yolu da hissettiklerini olduğu gibi kabul edebilmekten ve onlara gereken değeri verebilmekten geçiyordur. Sanırım harekete geçmek gibi olgunluğa erişmek de en başta kendi hissettiklerimizi yadsımaktan vazgeçmeyi gerektiriyor. Bu noktaya ulaşmak bazen bir ömür alıyor; şanslıysak da en azından 30-40 sene. 40 yaşında olduğunu söylüyor Bora Uzer, olgunluğun beraberinde getirdiği kendi hayatına kuşbakışı bakabilme becerisi bu albümün belkemiğini oluşturuyor. Yakından bulanık görünen anlar yeterince uzaklaşmayı başardığımızda netleşiyor, büyük resim gözümüzün önünde ayan beyan beliriyor. O resimle ne yapacağımızı bilebilmek ise olgunluğun en arzu edilir armağanı olsa gerek. Benim Umrumda albümünde defalarca karşımıza çıkan his ve an motifleri bana Paolo Sorrentino'nun Youth (2015) filminde geçen You say that emotions are overrated. But that's bullshit. Emotions are all we've got. repliğini hatırlatıyor. Benim Umrumdanın da düşündürdükleriyle, hissettirdikleriyle, kendi içindeki çatışma-hesaplaşma-uzlaşma üçgeniyle hayatımızdan bir kesiti konu alan bir filmden kalır yanı yok aslında. İçine düştüğümüz kısır döngüde günlük hayatımızdaki kişisel alanımızdan en toplumsal dertlerimize uzanan sahneler birbirini kovalıyor. Evimizdeyiz, sevdiklerimizleyiz, mutluyuz, huzurluyuz, yalnızlığı sever oluyoruz, boş işlerden çok yoruluyoruz, suçluluk duygusuyla kavruluyoruz, bir şey yapmak istiyoruz, ne yapacağımızı bilmiyoruz, huzursuzuz, sıkılıyoruz, usanıyoruz, gitmek istiyoruz, kalmak istiyoruz, aşık oluyoruz, çakır keyif oluyoruz, damsızlıktan barlara giremiyoruz, kendimize eğlenecek başka yerler buluyoruz, yarın yokmuş gibi yaşamak istiyoruz. Sonra uyanıyoruz ve bir bakıyoruz ki yarın varmış. Hazzı yaşamak ile sorumluluk almak arasında bir yerlerde savrulan ama ne yaparsa yapsın ulaştığı huzur hissini uzun süreli kılamayan hayatlarımız bizi her ne kadar bastırmaya çalışsa da söyleyecek sözlerimiz var ve onları bir an önce söylemek için duyduğumuz gereksinim farkında olduğumuzdan daha ağır. Kanaatimce Benim Umrumda tam olarak bu gereksinimden doğan bir albüm. Söz konusu böyle bir albüm olunca aradan favori parça seçmek de albümün doğasına aykırı düşüyor, en az kendi hayatından favori sahneler seçmek kadar anlamsız görünüyor gözüme. Hepsi var, hepsi orada, senin hayatında, hepsi gerçek. Lansman konserinde sıra albümün kapanışında yer alan muzip Dam parçasına geldiğinde bu şarkıya albümde yer vermek konusunda kararsız kaldığını ama ısrarlara dayanamadığını söylüyor Bora. Albümün geri kalanıyla alakası yok diyor Dam için. Halbuki filmin kurgusunda hiç sırıtmıyor, bana kalırsa Damdaki sahneler tanıdık bildik bu anlar bütünü içerisine deyim yerindeyse cuk oturuyor. Seyirciden gelen tepkiler sonucunda Bora da Damın albümün ikinci klibi için uygun bir alternatif olduğunu düşünmeye başlıyor. 31 Ocak akşamı Zorlu PSM Studio'da gerçekleşen albüm lansman konserinde hafta içi olmasına rağmen hatırı sayılır bir kalabalık toplanmıştı. Bora Uzer'in sahne performansına önceki senelerde hem Kangroove ile hem de solo konserleriyle defalarca şahit olmama rağmen aradan geçen sürenin ardından nasıl bir konser izleyeceğim ve yeni albüm parçalarının sahneye nasıl uyarlanacağı benim için merak konusuydu. Işıklar kapandıktan sonra Bu Anın henüz konserden birkaç gün önce yayınlanmış klibi ekranda beliriyor. Yine sıcak bir dost meclisinde tanıdık yüzlere rastladığımız tipik bir Bora Uzer klibi olmuş Bu An. Bora'nın sahneye çıkmasıyla beraber ilk önce Benim Umrumda albümündeki parçaları birbiri ardına dinliyoruz. Aradan geçen zaman Bora'nın sahne performansından hiçbir şey götürmemiş; yine eski günlerdeki gibi sonsuz enerjisiyle sahneyi bir uçtan bir uca defalarca arşınlıyor. Gökhan Türkmen ve Çağrı Sertel'in sahneye konuk olduğu anlar ise konserin doruk noktalarından biri. Tam artık konser bitmek üzeredir herhalde diye düşünürken Şu anda reset atıyoruz ve tekrar başlıyoruz! diyor Bora, bu defa Dudaktan Dudağa ile başlayarak ilk albümün parçalarından bir seçki sunuyor. Bora Uzer'e sahnede Erdem Tekinay, Muzaffer Nezihi Egelioğlu & Anıl Tuncer, Orçun Sacaroğlu, Velican Sağun, Ezgi Alaş & Burhan Çatılı olmak üzere yedi kişilik bir ekip eşlik ediyor. Ekibi nasıl oluşturduğunu ve birlikte çalıştığı müzisyenlere ne kadar değer verdiğini vurgulamayı unutmuyor Bora Uzer, gerekirse müzik dinleyeceğimiz zamandan çalıp bunu yapmaya mecbur hissettiğini söylüyor. Ekipteki müzisyenlerin her biriyle nasıl tanıştığını, ne zamandır birlikte çalıştıklarını anlatmayı ihmal etmiyor. Doğru kişileri bulup bir araya getirme becerisinin Bora'nın her yaptığı projenin bu kadar kusursuz olmasında büyük rol oynadığı şüphesiz. Bora Uzer'in tatlı dili sayesinde bol sohbetli bir konser olunca sahnedeki müzisyenlerin yanı sıra Bora'nın sevdiği, birlikte çalıştığı, ailem dediği pek çok insanı da tek tek tanıma fırsatı buluyoruz. Elbette bu esnada müzik hiç kesintiye uğramıyor, groove'unu bir an olsun kaybetmiyor. Bu takdimler esnasında Bora'nın hayata bakışına dair kayda değer ölçüde fikir sahibi oluyoruz. Samimiyet, dürüstlük, iyi insan olmak, arkadaşlık gibi değerlerin kendisi için ne kadar büyük önem taşıdığını defalarca vurguluyor. Bora'nın birlikte çalıştığı, dinleyicisiyle tanıştırmaya değer gördüğü kişilerin çoğunun uzun senelerdir hayatında olduğunu fark ediyorum; dostluğa verdiği emek onun için dile getirmeye değer bir şey. İlişkilerine emek vermeyi bilen insan haliyle işine de emek vermeyi, ilmek ilmek örmeyi biliyor. Bora'nın tüm çalışmalarında olduğu gibi Benim Umrumda albümünde de tutulduğum şeylerin başında geliyor bu özen. Bir albümü dinledikçe daha çok dinleme isteği uyandırması, kulaklarda katman katman açılıp serpilmesi, geçilecek yeni kapılar vadetmesi ancak bu özenin bir sonucu olabilir. Kendisinden özen esirgenmiş onca albümün akıbeti dinleyici tarafından birkaç dinleyişte kenara atılmak oluyor. Anlıyorum ki Bora işinden, ilişkilerinden, kısacası kendi hayatından özeni esirgemiyor. Emek vermek ona külfet gelmiyor. Özen göstermek de albümde sıkça vurguladığı an'ın bir gereği, doğal akışın parçası pekala. İki saat süren konserin ardından kulise girdiğimde yine alışık olmadığım bir kulis ortamı, gerçek bir after party ile karşılaşıyorum. İnsanlar kulisten koridora taşmış. Senelerce bu akşamı beklemiş herkes orada. O sırada kulisten çıkan Bora, 10 dakika sonra burada çalmaya başlıyoruz diyor; çalsalar şaşırmam. Sanki az önce kendisinden dünya standartlarında bir sahne prodüksiyonu, devasa bir şov izlememişiz de evinde misafirlerini ağırladığı sıradan bir akşam yaşıyormuşuz gibi doğal ve rahat görünüyor. Yorgunluk veya sahne adrenalini sonrası düşüş gibi hallerin esamesi okunmuyor. Lise yıllarımda Kangroove ile hayatıma giren Bora Uzer'in ilk solo albümünü yayınlaması da üniversite yıllarıma tekabül ediyor. O dönemde her konserine iştirak edeyim derken vizeleri finalleri boş verdiğim çok olmuştu. Seneler sonra Bora'yı yeniden sahnede izlediğimde neden her konserini izlemekte bu kadar ısrarcı olduğumu bir defa daha anladım. Bugünlerde öğrenciyseniz siz de vizeyi finali boş verin, sıradaki ilk Bora Uzer konserini izleyin. Bundan on sene sonra hatırladığınızda mutlu olacağınıza kefilim. Vizelerin finallerin tekrarı olur ama hiçbir Bora Uzer konserinin tekrarı olmaz; onun albümleri gibi konserlerinin de her biri başlı başına birer hikaye. Ps. Ufukta görünen ilk konserler 1 Mart'ta IF Performance Hall Beşiktaş'ta ve 5 Nisan'da Babylon'da."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ansızın-bi-infilakın-ikinci-albumu-retro-bahar-yayinda/", "text": "Ansızın Bi' İnfilak'ın ikinci stüdyo albümü Retro Bahar 17 Mayıs tarihinde dijital platformlar üzerinden Garaj Müzik etiketiyle yayınlandı. İlk albümü Atımı Hazırlayın'ı 2018 yılında yayınlayan Ansızın Bi' İnfilak, geçtiğimiz hafta ikinci stüdyo albümü Retro Bahar'ı dinleyicilerine servis etti. Nisan ayında albümden ilk olarak video klibiyle birlikte paylaştığı Eskidin single'ı sonrasında grup, 7 parçadan oluşan uzunçalarının tamamını Unuttum Gitti parçasının videosuyla birlikte yayınladı. Genel olarak retro bir sound'a hakim olduğunu gördüğümüz yeni albümde grup, gitarlarda ve keyboard'ta vintage tonlarını tercih ederek 80'ler ve 90'ların müziğinden ilham almış. Mix'inde Orçun Ayata, mastering'inde ise David Blackman imzasını gördüğümüz albümle birlikte gelen Unuttum Gitti parçasının klibi ise Harutyun Arto Davulciyan yönetmenliğinde çekildi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aphex-twin-blackbox-life-recorder-21f-icin-yeni-bir-video-paylasti/", "text": "Aphex Twin, Blackbox Life Recorder 21f parçasına Weirdcore tarafından yönetilen yeni bir video klip çekti ve bu, Richard D. James'in beş yılın ardından yayınladığı ilk video olma özelliğine sahip. Aphex Twin beş yıl aradan sonra ilk EP'si olan Blackbox Life Recorder 21f / In a Room7 F760 ile geçtiğimiz hafta müzik sahnesine geri döndü ve şimdi de albümden ilk videosunu paylaştı. Video Richard D. James'in uzun süredir birlikte çalıştığı Weirdcore tarafından yönetiliyor. Aynı zamanda da James'in merhum ebeveynleri Lorna ve Derek James'e ithaf edilmiş olmasıyla dikkat çekiyor. Geçen hafta, EP'nin yayınlanmasından bir gün önce, James'e ait olduğu anlaşılan bir SoundCloud hesabında daha önce yayınlanmamış olan eski iki parçanın güncellenmesi de müzisyenin fanlarının gözünden kaçmadı. Short Forgotten Produk Trk Omc ve 2nd Neotek Test Trac Omc adlı bu iki parçayı da yakın zamanda yayınladığını görürsek şaşırmayız. Baş döndürücü ilginç video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aphex-twin-blackbox-life-recorder-21f-ile-geri-dondu/", "text": "Aphex Twin beş yıl aradan sonra Blackbox Life Recorder 21f şarkısı ile özlemimizi sona erdirdi. Guardian tarafından modern elektronik müziğin en özgün ve etkili figürlerinden biri olarak nitelendirilmiş Richard D. James yani Aphex Twin isimli İrlandalı elektronik müzisyen ve besteci, beş yıllık aranın ardından sessizliğini bozarak Blackbox Life Recorder 21f isimli yeni bir parça yayınladı. Sanatçı yeni parçasını öncelikle Soundcloud platformuna yükledikten sonra diğer platformlarda da az önce paylaştı. Geçtiğimiz hafta Aphex Twin Barselona'da düzenlenen Sonar 2023 isimli etkinlikte yer almış ve etkinlik sırasında Twitter üzerinden ilginç bir paylaşımda bulunmuştu. İzleyicilerine etkinlik esnasında bir sürpriz bıraktığını ve etrafa bakmalarını söyledi. 20 Haziran'da Los Angeles'ta QR kodlu posterlerin asıldığı bildirildi. Kodlar, YXBoZXh0d2lu adlı bir artırılmış gerçeklik uygulamasına yönlendiriyor. QR kodları uygulama ile tarandığında ise karşımıza ilginç müzik ve animasyon çıkıyor. Bu yılın başlarında Aphex Twin, 19 Ağustos'ta Londra'daki Field Day Festivali'nde yer alacağını da duyurdu. Kendisine sosyal medyada rastlamak zor olmasına rağmen Arca'nın bu ay paylaştığı üç fotoğraf alışılmışın aksine kendisini bir süre sonra sosyal medyada görmemizi de sağladı. James 2021 yılında NFT akımına kapılarak 'Weirdcore' akımı ve Freeka Tet ile yaptığı ürünlerle 128.000 dolardan fazla satış yaptı. Freeka Tet, NFT'lerin içerisine gömülü fazladan materyallerin olduğunu açıkladı ve fanlar yaptığı araştırmalarından sonra '14 Nisan' isimli bir mesaja ulaştı. NFT'lerden ve sonbaharda Aphex Twin posterleri Londra, Bristol ve Berlin gibi yerlerde görülmeye başlamadan önce James bir seri yeni parça paylaşmıştı. Önümüzdeki günlerde çıkaracağı parçalarda ise yeni bir yazılım türü ve synthesizer kullanacağını açıkladı. Blackbox Life Recorder 21f isimli yeni parçasıyla sizleri baş başa bırakıyor ve sonraki çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/apparat-yeni-albumuyle-geri-donuyor/", "text": "Alman prodüktör Sascha Ring'in solo projesi Apparat, yayınlayacağı LP5 albümüyle altı yıl aranın ardından geri dönüyor. Moderat grubunun üçte birini oluşturan Sascha Ring, Apparat projesi ile 2013 yılında yayınladığı Krieg und Frieden albümü sonrasında 22 Mart tarihinde yeni albümü LP5'ı yayınlayacağını açıkladı. DAWAN isimli yeni single'ıyla altı yıllık aranın ardından geri dönüş yapan Apparat'ın albümü için geri sayımı başlatıyoruz. 22 Mart tarihinde yayınlanacak yeni albüm LP5'ın şarkı listesi ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/apple-music-bagimsiz-plak-sirketlerine-50-milyon-dolar-yardim-yapacagini-acikladi/", "text": "Apple Music, Corona virüs pandemisi sebebiyle sıkıntı yaşayan bağımsız plak şirketlerinin faaliyetlerine devam edebilmeleri için 50 milyon dolar nakit yardım yapacağını duyurdu. Apple'ın yardımda bulunacağı plak firmalarının, doğrudan Apple Music ile dağıtım anlaşmasına sahip olması gerekiyor. Ayrıca her üç ayda bir Apple Music kazançlarında en az 10.000 dolar kazanması gerektiği gibi bir kriterin de altı çiziliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arada-filminin-soundtrack-albumu-yayinlandi/", "text": "İstanbullu genç bir punk'ı konu alan Arada filminin soundtrack albümü dijital platformlarda yayınlandı. Geçtiğimiz şubat ayında, ! fistanbul kapsamında ilk olarak seyirciyle buluşan, yönetmenliğini Mu Tunç'un yaptığı ve başrollerinde Burak Deniz ile Büşra Develi'nin oynadığı Arada filmi, konusuyla ve müzikleriyle ilgi çekmişti. Filmin müzikleri ise geçtiğimiz günlerde GRGDN Müzik etiketiyle dijital platformlardaki yerini aldı. Filmin orijinal müziklerini ve müzik süpervizörlüğünü Armageddon Turk ekibiyle yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Orkun Tunç üstleniyor. Gülden Karaböcek'in 70'li yıllarda çıkardığı Şaka Yaptım 45'liğine Armageddon Turk'ün yeniden düzenlemesinin yanı sıra albümde, Rashit'in 2002 tarihli arşivindeki demo kayıtlardan ortaya çıkan Ya Sev Ya Terket şarkısı gibi sürpriz parçalar da yer alıyor. 13 Nisan tarihinde vizyona girecek olan filmin fragmanını ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arcade-fire-dan-iki-yeni-parca-the-lightning-i-ii/", "text": "Özlediğimiz Kanadalı grup Arcade Fire, The Lightning I, II ile müzik sahnesine geri döndü! Grubun 6 Mayıs'ta çıkacak WE albümünün önizlemesi olarak kabul edilebilecek olan The Lightning I, II, dün gece tüm dijital platformlarda yayınlandı. Arcade Fire, yıllar sonra ilk kez müziğe dönmenin keyfini yeni teklisiyle çıkarıyor. The Lightning, Arcade Fire'ın sürekli üzerinde durduğu müzikal çizginin biraz daha esneyip yeni elementlerle buluştuğunu kanıtlayan bir kısa çalar. Şarkının sözü ve müziği grubun kurucu üyeleri olan Regine Chassagne ve Win Butler'a ait. Grup, Everything Now albümünün ardından çıkaracakları ilk albümü iki parçaya bölüyor. Birinci part'ta izolasyon kavramına odaklanan grup, 2. part'ta bu izolasyonun bitmesi ve bağlantıların yeniden kurulmasını konu alıyor. Grup, söz verdiği gibi yeni parçalarını bir video kliple birlikte paylaştı. Klibin yöneticisi olan Kanadalı yönetmen Emily Kai Bock, The Lightning I, II'nun video klibinde grubun ruhunu anladığını belli eden bir iş ortaya çıkarıyor. 6 Mayıs için geri sayıma başlarken sizi Arcade Fire'ın yeni kısa çaları ve video klibiyle baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arcade-fire-uc-yil-aranin-ardindan-yeniden-bizlerle/", "text": "Kanada'nın sevilen indie gruplarından Arcade Fire, üç yıl aranın ardından yeni bir parça ile geri dönüyor! Reflektor ve Everything Now gibi bayıldığımız albümlerin yaratıcısı Arcade Fire, üç yıllık paydosu The Lightning I, II isimli yeni parça ile bitiriyor. The Lightning I, II 17 Mart Perşembe günü gelecek. Grubun resmi Instagram hesabının yaptığı paylaşımda el yazısıyla çizilmiş bir kartpostalın üstünde Sizi özledik, yakında görüşürüz! yazıyor. Arcade Fire, 2017'de yayınladığı Everything Now albümünün ardından yayınladığı bir iki parça dışında müzik sahnesinde çok aktif olmadığı bir döneme girmişti. Grubun yeni bir tekli ile tahmin ettiğimizden erken dönüyor olması hepimizi çok heyecanlandırdı! Yeni tekliye kadar Arcade Fire'ın kült eserlerini dinlemek için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/archivein-yeni-albumunden-ilk-tekli-daytime-coma/", "text": "İngiliz grup Archive, 12. albümünden Daytime Coma adlı ilk teklisini 15 Eylül itibarıyla tüm dijital platformlarda yayınladı. Archive, albümün çıkışıyla beraber Super 8 adını verdikleri albümün yapım sürecini anlatan ve Darius Keeler'ın çocukluk evinde buldukları Super 8 kamera ile çekilen bir belgeseli de yayınlayacağını açıkladı. Toplam 17 parçadan oluşacak yeni albümün ilk tekli Daytime Comayı dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeys-5-yillik-aradan-sonra-yeni-albumunu-bugun-yayinladi/", "text": "2002'de kurulan ve ilk stüdyo albümleri Whatever People Say I Am, That's What I'm Not ile 2006'da hayatlarımıza göktaşı gibi düşen Arctic Monkeys, beş yıllık sessizliğini yepyeni bir albümle bozdu. 2013 tarihli AM'den sonra Nerede kaldı bu çocuklar? diyerek gözlerimizi yollarda bırakan Laz Alex Turner ve tayfasının yeni albümünün adı ise Tranquility Base Hotel & Casino. Büyüdüklerini her albümde biraz daha fazla hissettiren Arctic Monkeys'in yeni albümünde 11 adet şarkı yer alıyor ve şarkıların çoğu birçok kişinin sevgisini ilk günden kazanmayı başardı. Tranquility Base Hotel & Casino, çoktan malum ortamlara düşmüş olsa da biz efendilik yapıp bugünü beklemeyi tercih ettik. O yüzden lafı fazla uzatmıyor, albümü loop'a almak üzere sessizce uzaklaşıyoruz. Giderken de albümü ardımızda bırakıyoruz. Dinleyin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeys-agustos-2022de-zorlu-psm-sahnesinde/", "text": "Günün bomba haberi! Arctic Monkeys, 9-10 Ağustos 2022 tarihinde iki gün üst üste Zorlu PSM'ye geliyor! Bir süredir yeni albüm dedikoduları konuşulan Arctic Monkeys'ten Türkiye konseri haberi geldi! Zorlu PSM ve Arctic Monkeys resmi sayfalarının açıklamasına göre 9-10 Ağustos 2022 tarihlerinde Arctic Monkeys'i ülkemizde Zorlu PSM'de izleyebileceğiz. İstanbullular ile ilk kez, 2013 yılında gerçekleşen Rock'N Coke sahnesinde buluşan Alex Turner ve arkadaşları bir kez daha İstanbul'da müzikseverlerle buluşacak. Zorlu PSM konserinin bilet satışlarının ise 24 Kasım 2021 Çarşamba günü başlayacağı açıklandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeys-dort-yilin-ardindan-yeni-tekliyle-geri-dondu/", "text": "2010'ların en sevilen rock grubu Arctic Monkeys, yeni şarkıları There'd Better Be a Mirrorball için bir video paylaştı. Grup, 9-10 Ağustos'ta Zorlu PSM'de verdikleri konserlerle iki yılın ardından sahnelere dönmüştü. Arctic Monkeys'in yakında çıkacak olan The Car albümünün ilk teklisi ve açılış parçası olma niteliği taşıyan There'd Better Be a Mirrorball grubun dört yıl içindeki ilk yeni müziği olarak karşımıza çıkıyor. Yeni teklinin ilk video klibi ise grubun unutulmaz solisti Alex Turner tarafından yönetildi. Arctic Monkeys'in geri dönüşünün bir simgesi olan There'd Better Be a Mirrorball'u aşağıdaki linklerden dinleyebilir Alex Turner tarafından yönetilen ve lo-fi esintilerine sahip olan video klibi izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeys-paylasacagi-konser-albumunden-505-parcasi-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz ay Live at The Royal Albert Hall adlı yeni bir konser albümü yayınlayacağını açıklayan İngiliz rock grubu Arctic Monkeys, konserden 505 parçasını paylaştı. 7 Haziran 2018'de Arctic Monkeys'in Tranquility Base Hotel + Casino albümünün turunda kaydedilen Live at The Royal Albert Hall konser albümü, 4 Aralık'ta Domino Records aracılığıyla çıkacak. Grup, konser albümünün ön gösterimi tadında, 505 parçasını dinleyicilerinin huzuruna sundu. Ağırlıklı olarak Tranquility Base Hotel + Casino albümünden parçaları ve grubun klasiklerinden Brainstorm, R U Mine? ve I Bet You Look Good On The Dancefloor parçalarını da içeren konser albümünü dinlemek için can atıyoruz. Bu bekleyiş esnasında da sizleri konserden 505 parçasını dinlemek üzere aşağıdaki linke davet ediyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeys-ten-yeni-album-the-car/", "text": "30 Ağustos'ta yayınladığı 'There'd Better Be A Mirrorball' adlı tekliyle ipuçları verilen yeni Arctic Monkeys albümü 'The Car' yayınlandı! Davulcu Matt Helders, Ocak 2021'de açtığı bir Instagram canlı yayınında, grubun yeni bir albüm yapımının ilk aşamalarında olduğunu onayladı ve bu daha sonra Butley Priory'nin raporlarıyla kanıtlandı. Albüm 2021 yazında Haziran ve Temmuz ayları arasında kaydedildi. 2018'de yayınladıkları Tranquility Base Hotel & Casino adlı albümlerinin devamı olan albüm The Car, Alex Turner tarafından yazılırken albümün prodüktörlüğünü ise yine James Ford üstlendi. Albümün kapağı ise Davulcu Matt Helders tarafından çekildi ve düzenlendi. Albümün ilk teklisi There'd Better Be A Mirrorball dışında albümün geri kalan teklilerini dinlerken kendini yetmişlerde çekilmiş bir filmin içinde gibi hissetmek çok olası. Ne kadar Tranquility Base Hotel & Casino'nun devamı olarak nitelendirilse de o albümde bulunandan daha fazla kontrbas, yaylı çalgılar ve piyano sound'larını duyuyoruz ve bu da albümü ister istemez daha karamsar bir noktaya getirmeye yetiyor. Arctic Monkeys'in yeni albümü The Car'ı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysin-do-i-wanna-know-parcasi-youtubeda-1-milyar-goruntulemeyi-asti/", "text": "Arctic Monkeys'in 2013 çıkışlı parçası Do I Wanna Know? YouTube'da 1 milyar görüntülemeyi aştı. İlk olarak AM albümünün çıkış parçası olarak duyduğumuz Arctic Monkeys parçası Do I Wanna Know?'un video klibi YouTube'da kaldığı 7 yıl içerisinde toplam 1 milyar görüntülemeyi aştı. Digital Trends'in haberine göre, parça YouTube'da 1 milyar görüntülenmeyi aşan 25 videodan biri oldu. Arctic Monkeys haricinde 12 farklı rock grubunun bulunduğu listede, Imagine Dragons'tan Radioactive (1.16 milyar), Guns N' Roses'tan November Rain ise (1.37 milyar) görüntülemeye ulaşmış. Justin Bieber'dan Sorry (3.29 milyar), PSY'den Gangnam Style (3.63 milyar) ve Mark Ronson & Bruno Mars'ın Uptown Funk'ı ise (3.85 milyar) görüntülemeyle listedeki yerini alan parçalar arasında. David Wilson yönetmenliğinde, Blinkink animasyon ajansıyla birlikte yapılan Do I Wanna Know? videosunu, 1 milyar şerefine tekrardan izlemek isteyenleri aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysin-konser-albumu-yayinda/", "text": "Arctic Monkeys, ekim sonu müjdesini verdiği Live At The Royal Albert Hall konserinin albümüyle karşımızda! Ingiliz rock grubu Arctic Monkeys, 7 Haziran 2018'de Arctic Monkeys'in Tranquility Base Hotel + Casino albümünün turunda Live at The Royal Albert Hall konserinin canlı kaydını albüm haline getirdi. Albüm bugün (4 Aralık) Domino Records aracılığıyla yayınlandı. Albümünden elde edilen gelir, ülkeler arası savaş ve çatışmalardan etkilenen çocuklar için destek sağlayan hayır kurumu olan War Child UK'e bağışlanacak. Grubun üç senelik bir aradan sonra sahnelere döndüğü ilk konser olan etkinlikte, Tranquility Base Hotel + Casino albümünden parçalara ağırlık verildi fakat grubun klasikleri haline gelen I Bet You Look Good On The Dancefloor, Brainstorm, ve R U Mine? parçaları da bulunuyor. Ön gösterim olarak 505 parçasını yayınlayan grup, bugün ise albümün tamamını yayınlamış bulunuyor. 2013'teki Rock'N'Coke performansıyla hafızalarımızda yer edinen, şahsen tekrar tekrar canlı olarak izlemek çok isteyeceğim Arctic Monkeys'in Live at The Royal Albert Hall konser albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysin-the-black-keysle-bulustugu-noktada-micky-james-var/", "text": "Arctic Monkeys, Jake Bugg ve The Black Keys sevenler toplaşın, sizi yepyeni bir isimle tanıştırıyoruz; Micky James! Kendi grubuyla ABD'de gidilmedik yer bırakmayan James, grubunun dağılmasıyla solo kariyerine adım atıyor ve ortaya Dirty Canvas Records etiketiyle yayınladığı Give It To Me Straight isimli mis gibi bir single çıkıyor. Micky James, her ne kadar David Bowie, The Clash ve The Rolling Stones gibi isimlerden etkilendiğini söylese de biz Give It To Me Stragiht'i dinlerken kendimizi İngiliz aksansız brit pop ve rock'n roll'un indie ile buluştuğu noktada buluyoruz. Aaron Accetta ile American Authors'la yaptığı işlerle tanınan Shep Goodman'ın prodüktörlüğünü üstlendiği Give It To Me Straight ile sizleri tanıştırıyor olmaktan gurur duyuyor ve Micky James'in ilk single'ını hemen aşağıya iliştiriyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysin-yeni-teklisi-body-paint-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz haftalarda There'd Better Be a Mirrorball teklisiyle yeni albümü The Car'ı duyuran Arctic Monkeys, eli kulağında olan yeni albümünden Body Paint isimli teklisini paylaştı. Alex Turner tarafından yazılıp James Ford tarafından prodüksiyon süreci tamamlanan yeni albüm The Car'a dair yeni ipuçları yakalamamız mümkün. There'd Better Be A Mirrrorball'un melankolik ve lo-fi ağırlıklı yapısı, Body Paint ile sürdürülüyor. Body Paint, Brook Linder tarafından yönetilen bir müzik videosu ve Jimmy Fallon'ın özel şovunda yer alan bir canlı performans kaydı ile birlikte yayımlandı. Videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz. Arctic Monkeys'in 21 Ekim'de yayınlanacak olan yeni albümü The Car'dan gelen yeni tekli Body Paint'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysten-album-oncesi-son-cikis/", "text": "Arctic Monkeys'in 21 Ekim'de paylaşılacak yeni stüdyo albümü The Car öncesinde I Ain't Quite Where I Think I Am adlı üçüncü single klibiyle birlikte yayında! Arctic Monkeys, dört yıllık bir aranın ardından 21 Ekim'de yayınlayacağını açıkladığı The Car adlı yedinci stüdyo albümünün yayını öncesinde üçüncü teklisini video klibiyle birlikte paylaştı. The Car albümünde, İngiliz prodüktör James Ford ile iş birliği yapan grup, albümü Suffolk, Paris ve Londra'da çeşitli stüdyolarda kaydetti. Grup, albümden geçtiğimiz ağustos sonunda There'd Better Be a Mirrorball ve hemen akabinde ise Body Paint parçalarını yayınlamıştı. Son olarak da 23 Ağustos tarihinde İsviçre'deki Zurich Openair Festivali'ndeki performansları sırasında çalıp kaydettikleri I Ain't Quite Where I Think I Am adlı yeni parça, canlı performans videosuyla birlikte dinleyiciyle buluştu. 21 Ekim tarihinde albümün tamamını yayınlayacak olan grubun The Car albümündeki şarkı listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz. Video klibiyle birlikte yayınlanan I Ain't Quite Where I Think I Am adlı üçüncü single'a ve albümün diğer yayınlanan ilk iki single'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysten-yedinci-studyo-album-mujdesi-the-car/", "text": "Arctic Monkeys, The Car ismini verdiği yedinci albümünü yayınlanmaya hazırlanıyor! The Car albümünde, İngiliz prodüktör James Ford ile iş birliği yapan grup, albümü Suffolk, Paris ve Londra'da çeşitli stüdyolarda kaydetti. Basın açıklamasına göre, Arctic Monkeys'in yeni ve görkemli bir müzikal ortamda çılgınca eğelendiği bir kayıt oldu. Aynı zamanda Alex Turner kariyerinin en zengin ve en kaliteli vokal performanslarından birini sergiliyor. Albüm, Arctic Monkeys'in dün gece İsviçre'deki Zurich Openair Festivali (23 Ağustos) performansı sırasında çaldıkları yeni I Ain't Quite Where I Think I Am parçasını da içerecek. Yakında çıkacak olan albümün delüks LP baskısı ise Arctic Monkeys'in resmi sitesinde satışa sunulacak. Mayıs ayında ise grubun kurucu üyelerinden davulcu Matt Helders, The Car'ın müzikal olarak bir önceki albümlerinin kaldığı yerden devam ettiğini belirtmişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arctic-monkeysten-yeni-bir-konser-albumu-geliyor/", "text": "İngiliz rock grubu Arctic Monkeys, Live at The Royal Albert Hall adlı yeni bir konser albümü yayınlayacağını açıkladı. 4 Aralık'ta Domino Records aracılığıyla çıkacak olan albüm Live at The Royal Albert Hall, 7 Haziran 2018'de Arctic Monkeys'in Tranquility Base Hotel + Casino albümünün turunda kaydedilmişti. Bu konser, aynı zamanda grubun üç sene ardından yaptığı ilk konser olma niteliğindeydi. Tranquility Base Hotel + Casino albümünden parçalara ağırlıklı olarak yer verilen konserde aynı zamanda grubun klasiklerinden Brainstorm, I Bet You Look Good On The Dancefloor ve R U Mine? parçalarına da yer verildi. Geçtiğimiz yaz Do I Wanna Know? parçasıyla YouTube'da bir milyar izlemeyi geçen 12 müzik videosu arasına giren Arctic Monkeys'in Live at The Royal Albert Hall konser albümünü dinlemek için can atıyoruz. Konserin teaser'ına, parça listesine ve kapak tasarımına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arka-koltuk-ve-rabarba-yeni-radyosunu-buldu/", "text": "Ağustos sonu, Eylül başında Rock Fm'de bazı hareketlenmeler olduğunu görüyor ve izliyorduk. Ardından N. A. R. grubuna bağlı olan Rock Fm'in ve diğer grup radyolarının Gitassi Medya grubuna satıldığı haberi ortaya çıktı. 1 Eylül tarihinde Mesut Süre, Metehan Mert Çakır ve Kemal Ayça Rock Fm'in kendilerine devredilmesi için teklif verdiklerini ve anlaşırlarsa aynı şekilde radyoya devam edeceklerini belirttiler. Ancak 6 Eylül tarihinde Gitassi Medya ile anlaşamadıklarını ve Rock Fm'den 8 sene sonra ayrıldıklarını belirttiler. Vee bugün gelen açıklamayla bundan sonra Mesut Süre, Kemal Ayça ve Metehan Mert Çakır yani Rabarba ve Arka Koltuk programları bundan sonra 87.7 Kent Fm'de ses bulacak! Bu arada Rock Fm'de de yeni yayın dönemi 3 Ekim itibariyle başladığı açıklandı. Bakalım orada nasıl bir kadroyla nasıl bir yayın dönemi göreceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arkadasliklari-asklari-ve-guzel-muzikleri-ile-karsinizda-lovesick/", "text": "Uzun zamandır Netflix'te izleyecek güzel bir dizi bulamadığım için Acaba artık üyeliğimi iptal etsem mi? diye düşünmeye başlamıştım. Ta ki iki haftalık aradan sonra bilgisayarı ilk kez açtığım düne kadar! Öncelikle sevgili Netflix, sana büyük haksızlık etmişim, gayet güzel önerileri önüme getirip bırakıyormuşsun da ben hepsine kafamı çevirmişim. Dün, sürekli kullandığım ve hızına alıştığım bilgisayarı ofiste bıraktığım için eski bilgisayarımda bir şeyler izlemek durumunda kaldım. MacOS'un hızından sonra Windows'un epey zorlayacağını bildiğim için de Fazla zaman kaybetmeden bir dizi açayım, ekrana hiç dokunmadan gidebildiği yere kadar izlerim. dedim. Netflix ana sayfamda Britanya Yapımı İçerikler kısmını görünce, iflah olmaz bir İngiliz hayranı olduğum için karşıma ilk çıkan diziye tıkladım; Lovesick. İşin komik tarafı, ilk başta diziyi 6 bölüm ve 25'er dakikadan oluşan bir mini dizi zannettim, gerçeği ise ilk sezonun sonunda anlayacaktım. Güzel Londra manzaralarıyla çok güzel şarkılar birleşince ve dizideki karakterler Dylan, Luke, Evie, Angus bir anda hayatınızda çok önemli yerlere sahip olmaya başlayınca istemsizce Lovesick'i sahiplenmeye ve hatta kendi hayatınızla bütünleştirmeye başlıyorsunuz. Baş karakter olan Dylan'ın aşk hastalığına içten içe sinirlenirken, hiçbir zaman öyle bir karakter olmak istemeyeceğinizi fark ediyorsunuz. Evie'ye her şeyi içinde tuttuğu için isyan ederken aslında bir dönem aynı şeyleri yaptığınızı hatırlıyorsunuz. Luke gibi birinin herkesin hayatında olması gerektiğini düşünüyor, Angus'un saflığından ve sıfır egosundan bile fazlasıyla etkileniyorsunuz. Siz tüm dizi boyunca bunları yaşarken de arkada çok güzel şarkılar, daima sizin yanınızda olmuş müzisyenler çalmaya devam ediyor. İki günde üçüncü sezonu bitirmek üzereyken, bir kere bile Shazam'ı açmaya gerek duymadığım Lovesick soundtrack'ini aşağıya bırakıyorum. Kendini içten içe Londra sokaklarında hissetmek iisteyenler listeyi takip edip kulaklıkları takabilir ve kendilerini müziğe bırakabilirler. Bunu yaparken Dylan, Luke, Evie ve Angus'u yanında isteyenler ise hiç fırsat kaybetmeden Lovesick'i izlesinler derim. P. S.: Rica ediyorum, o dizideki viskiden bize de ikram edin! İlk yudumu aldıktan sonra gözlerimi kapattığımda hissedeceğim şeyi çok merak ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/armageddon-turkten-lo-fi-soundlu-anadolu-motifli-yeni-albumu/", "text": "Armageddon Turk'ten Anadolu müziğini lo-fi yorumladıkları yeni bir albüm geldi. Kelis, Moby, Gorillaz, Pet Shop Boys, Janet Jackson, Mel C, Aronchupa, Teoman, Sezen Aksu, Nazan Öncel, Edis vb. birçok isme yaptıkları official remix'lerle tanınan Armageddon Turk prodüksiyon ekibi, Anadolu türküleri ve anonim eserleri lo-fi hiphop, chillbeat soundlarda yorumladığı Anadolu Lo-fi adlı ilk albümünü yayına aldı. Orkun Tunç ve Zag Erlat'tan oluşan prodüktör ikili, pandeminin ilk karantina günlerinden beri üzerinde çalıştıkları albümün tüm prodüksiyonunu İstanbul ve Londra'daki evlerinde mobil olarak gerçekleştirdi. Albümde Kaan Çelik Metin, Ege Cengiz, Nevbahar Özel, Nevcivan Özel, Gonca Feride Varol gibi önemli müzisyenler de ekibe dahil olmuş. Albüm kapağında ise illüstratör Beril İrman'ın imzası bulunuyor. Armageddon Turk'un Garaj Müzik etiketiyle yayınlanan Anadolu Lo-fi albümüne aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ars-longa-ve-bir-baba-indie-takeover-bu-cuma-peyotede/", "text": "İstanbul alternatif sahnesinden Ars Longa ve Bir Baba Indie'nin yeni etkinlik serisi Bir Baba Indie Takeover 7 Aralık Cuma akşamı Peyote Nevizade sahnesinde! İlk albümleri Günler'i Mart 2015'te yayınlayan Ars Longa, geçtiğimiz yıl Yüreğim İmparator isimli single'ını Sony Music etiketiyle piyasaya sürmüştü. uzun süredir üzerinde çalışmakta olduğu Hayalet Radyo albümünden iki şarkılık kısa çalar Ağlayan Gelin / Bizim Şarkı'yı 2018 yazının başında dijital platformlardan paylaşan ekip, Günler albümünde kendilerine yer bulamamış parçalardan oluşan Günlerin Eskisi adı altında topladığı yeni kayıtlarını ise 23 Kasım tarihinde yayınladı. Ars Longa, yeni albümü Hayalet Radyo'nun hemen öncesinde 7 Aralık Cuma tarihinde bir kez daha Peyote Nevizade sahnesinde olacak. Konserin hemen ardından ise Bir Baba Indie'nin elektronik ve house müzik temelli yeni etkinlik serisi Bir Baba Indie Takeover ile gece, saat 04.00'e kadar Peyote Zemin Kat'ta devam edecek. Bir Baba Indie kurucularından Cihad Satıroğlu ve Mispis, Nihil Piraye ve DJ Set'leri ile tanıdığımız Zafer Sernikli gece boyunca elektronik ve house müziğin alt türlerine ineceği, bol danslı set'leriyle sahnede olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ars-longanin-yeni-teklisi-antakya-fm-yayinda/", "text": "Ars Longa, Aşkım Nerdesin? ve Deli Yaz teklilerinin ardından yeni parçası Antakya FM'i yayına aldı. Ars Longa, yeni label'ı Grow ile yayınladığı ilk işi Antakya FM'de tersine akan bir nostalji nehrine dalıyor. Önceki single'larının synth dalgasına 3 dakika 20 saniyelik bir ara veren ekip, renkli gitar cümleleri ve dokunaklı sözlerle ördükleri yeni şarkısında, alametifarikaları olan yüksek tempolu melankoliyi bir kez daha dinleyicinin beğenisine sunuyor. 23 Nisan Cuma günü itibariyle tüm dijital platformlarda yerini alan Antakya Fm isimli yeni single'ın söz, müzik ve düzenlemesi Ali Sinan Çulhaoğlu'na ait. Lyric videosu ise MuzikPlay kanalında yayınlandı. Ars Longa'nın yeni teklisi Antakya Fm ve lyric videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arti-bir-in-sundugu-cheerz-festival-in-detaylari-belli-oldu/", "text": "Bu sene ilk kez düzenlenecek olan +1 Sunar: Cheerz Festivali'nin line-up'ı, bugün düzenlenen bir basın toplantısı ile duyuruldu. Katılımcılarıyla ilk kez buluşmaya hazırlanan Cheerz Festival, bu sene 24-25 Eylül'de Life Park'ta gerçekleşecek. Hepimizin hafızalarına kazınmış festivalleri günümüzün dinamik etkinlik hayatına adapte eden festival, üç farklı sahnede müzikseverlerle buluşmak için geri sayımı başlattı. Radyocu, gazeteci Barış Akpolat ve Joker Pub'larının sahibi Volkan Tangör'ün ortak host'luğunda gerçekleşen lansmanda festivalin line-up'ı açıklandı. - Franz Ferdinand - Belle and Sebastian - Nouvelle Vague - Kadebostany - Moullinex - Islandman - Omar Dahl - NU - Thylacine - Paax Tulum - Veleyle - Menachem 26 - Omerar Nanda - Headwaters - Gaia Ekho - MT Axel - Madrigal - Nova Norda - Evdeki Saat - KÖFN - Gülinler - Tuğçe Şenoğul - Brek - Alaca Üç farklı sahnede müzik devam ederken TuzBiber ekibi iki gün boyunca festival katılımcılarına özel stand-up gösterileriyle de dinamik bir festival yaşantısı sunacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/arşiv-düş-macunu-peyote-konser-kayıtları/", "text": "Bu sitede bugüne kadar kişisel çalışmalarıma yer ayırmadım bilinçli olarak ama bu sefer bu kuralımı çiğneyerek bir paylaşımda bulunmak istiyorum. Düş Macunu benim sonradan dahil olduğum ve 2 sene boyunca bas gitarlarını çaldığım projeydi. Yakın tarihi hatırlayanlarda birçok kişide güzel ve özel izlenimler bıraktığına tanık oldum. Grup dağılalı neredeyse 6 yıl oldu ama zaman zaman bize gelen tepkiler, birkaç dergide dağılan gruplar başlığında adımızın geçmesi hem hüzünlendirdi, hem de sevindirdi. Hatırlanıyor olmak güzel şey. Peyote'nin arşivlerinden 10 Aralık 2009'daki kayıtlara ulaştık. Aynı zamanda Kırkbinsinek'ten de bildiğimiz, Peyote'nin sesçisi Alper Antmen'in çabalarıyla şimdi de yayınlama fırsatı bulduk. Konserin tamamı yerine 3 şarkıyı yayınlamamızın ayrı bir sebebi var. Diğer şarkıların stüdyoda alınmış prova kayıtları vardı ama yayınlanan bu 3 şarkının hiçbir yerde kayıtları yoktu. Yıllar sonra tekrar dinlemenin güzelliği ile sizlerle de paylaşalım istedik. Bu konserde Sinan Güngören, Ali Asaf Sarıca, Fırat Külçek ve benim olduğum kadroya ek olarak Theremin ve Kaoss Pad ile Asaf Zeki Yüksel eşlik etmişti. Düş Macunu mu? Belki, bir gün...!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ascraeus-sessizligini-bozdu-ha/", "text": "Türkiye thrash metal sahnesinin en eski gruplarından Ascraeus, The End of Silence ile 22 yıl süren yeni materyal suskunluğuna son verdi. 1999 tarihli son albümleri Disgust'tan bu yana yayımlanan ilk stüdyo kaydı özelliğini taşıyan The End of Silence'a bir de video klip eşlik ediyor. Hammer Müzik etiketiyle 26 Şubat'ta dijital platformlarda yerini alan The End of Silence, kısa çalardan ziyade bir tekli çalışması gibi dursa da eldeki yeni şarkıların birer birer ya da tamamının birden sürülmesi ile standart bir EP formatına bürünebilir. The End of Silence'a şimdilik eşlik eden öteki parça ise orijinali Disgust'ta bulunan konser klasiği Chaos in Istanbul'un 2021 versiyonu. Kayıtları Feyzi Ocak ve Fuat Güney tarafından İstanbul'da alınan The End of Silence'ın mix ve mastering aşamaları İngiltere'nin Derby kentinde bulunan Artifex Studios'da Jigsaw Audio olarak tanınan Myroslav Boris tarafından üstlenildi. Barış Benice yönetmenliğinde Çatı Katı stüdyolarında çekilen The End of Silence klibi, oldschool metal videoları ile moderniteyi sentezliyor. Şarkının altyapısına ve aranjmanına kulak kesilindiğinde geleneksel ile yenilik arasında denge gözetildiği dikkatlerden kaçmıyor. Adını Mars'ın en yüksek ikinci dağından alan Ascraeus, pandemi öncesi verdiği konserlerde izleyici kaşısına çıkardığı kadroyu The End of Silence ile 2021'de de koruyor... Nasa'nın Mars'tan gönderdiği son fotoğrafa göre, Berzan Önen, Tolga Yükseloğlu, Kaan Sağ, Ahmet Akyatan ve Özgü Koyluç'tan oluşan thrash metal beşlisi, uzun süreli ve temposu hiç düşmeyen boyun kırıcı konser performanslarıyla biliniyor ve Dünya'dakilere mesajlar vermeyi sürdürüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/asla-yalniz-yurumeyeceksinin-sesi-gerry-marsden-yasamini-yitirdi/", "text": "Amerikan sahne müziğinin dev ikilisi Rogers and Hammerstein ortaklığında Carousel müzikali için 1945'te yazılan Youl'll Never Walk Alone şarkısının İngiliz futbol kulübü Liverpool ile özdeşleşerek marşa dönüşen 1963 versiyonunu icra eden Merseyside kökenli Gerry and the Pacemakers grubunun solisti Gerry Marsden 78 yaşında yaşamını yitirdi. Kuruluşu The Beatles'dan da eski olan ve Merseybeat'ın ikinci en başarılı grubu kabul edilen Gerry and the Pacemakers, You'll Never Walk Alone ile 1963'ün ikinci yarısında Birleşik Krallık ve Avustralya listelerinde 1 numara olmuştu. Şarkının liste başarısının hemen ardından Liverpool'un evi Anfield Road tribünlerinde taraftarların tek bir ağızdan Youl'll Never Walk Alone'u söylemeye başladığı günden beri kimliği değişen ve anlamı derinleşen şarkı, futbolun mega popülerliği ve Liverpool'un uluslararası başarıları sayesinde, kısa sürede dünyanın dört bir köşesinde tanınan bilinen bir ezgiye dönüşmüştü. Şarkı son olarak, Birleşik Krallık'ta ve Avrupa'nın bazı bölgelerinde, Covid-19 pandemisiyle savaşan sağlık personeline ve karantinadaki hastalara destek marşı olarak da çalınır ve söylenir olmuştu. Ailesi tarafından yapılan açıklamada, 3 Ocak Pazar günü Merseyside'a bağlı Arrowe Park'ta 78 yaşında yaşama veda eden Gerry Marsden'in ölüm nedeninin Covid-19 olmadığı belirtildi. Sir Paul McCartney, Gerry Marsden'in ardından sosyal medya hesabından yayımladığı mesajda Liverpool'daki ilk günlerimizden bir arkadaşımızdı. O ve grubu, yerel sahnedeki en büyük rakibimizdi. You'll Never Walk Alone ve Ferry Cross the Mersey gibi unutulmaz performanslar birçok insanın kalbinde İngiliz müziğinin keyifli zamanlarını hatırlatmayı sürdürecek... diye yazdı. Liverpool FC'nin Twitter mesajında ise, Gerry Marsden'ın vefatından dolayı büyük üzüntü içindeyiz. Gerry'nin sözleri sonsuza kadar bizimle yaşayacak. Asla yalnız yürümeyeceksin sözleri yer aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ataturkun-sevdigi-sarkilar-ve-muzige-sanata-verdigi-deger/", "text": "Bugün Ata'nın müziğe, sanata ve sanatçıya verdiği değeri anlayabilmek için bir kaç sözünü okumak yeterli olacaktır. Kendisine olan saygı ve sevgimizi göstermek adına 10 Kasım'ı onun cümleleri ve sevdiği şarkılarıyla anıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/athena-altust/", "text": "Athena, 8. stüdyo albümü ALTÜSTü yayımladı. One Last Breath albümüne zor ulaşıldığı için, 7. Albüm olarak söz ediliyor bu albümden ama Athena'yı sevenler için One Last Breath'in yerinin de özel olduğunu düşünüyorum. Altüst, Pis'ten 4 yıl sonra yine Pasaj Müzik'ten ve Mike Nielsen prodüktörlüğünde piyasaya çıktı. Şarkılar canlı olarak Fade Out Stüdyoları'nda kaydedildi. Albümde 13 şarkı var. Athena albümlerinde her zaman başıma gelen dinledikçe güzelleşme durumunu bu albümde de yaşıyorum. Davet isimli şarkıyla başlıyor Altüst. Geleneği sürdürüp, en çok dinlenecek şarkıyı birinci sıraya yerleştirecek olursak Davet biraz daha arka sıralarda yer alabilir bana göre. Albümün ilk klibi -daha önce bir cep telefonu şirketinin reklamında kullanılan- Kafama Göre isimli şarkıya çekilecek. Altüst'te en çok dikkatimi çeken müzikal değişiklik, -her ne kadar Hakan'ın aklımıza kazınan sololarından bizi mahrum edecek olsa da- gitarların biraz geri çekilerek, Mehmet Emre Ataker'in çaldığı klavye ve synthesizerın kanatlardan etkili ataklarla gelmesi oldu. Türk Rock müziğinde klavyenin aktif hale getirilmesi, bana göre son zamanlardaki en güzel müzikal dönüşüm. İcra edilen müziği çok daha doygun ve keyifli hale getiriyor. Albümü sırayala dinlediğinizde bir adım öne çıkacak ilk şarkı Yamyam Zurna olacak. Athena'nın Ska'dan biraz uzaklaşıp yakın akrabası Reggae'ye dokunduğu şarkı Yamyam Zurna. Reggae'nin altından başarılı kalkmış Athena bu şarkıda. Derken; isminden çok daha güzel bir Athena şarkısı geliyor karşınıza; Yapma Be Kanka. Athena'yı yakından dinleyenler iyi bilir ki; abilerimiz slow şarkılarda çok başka başarılıdırlar. Bu albümde de Athena güzel slowları için 7 numaralı Yapma Be Kanka ve 10 numaralı Bu Adam Fezadan ile irtibat kurabilirsiniz. Albümün sonlarına doğru yaklaşırken hala karşımıza Ozan Kotra veya Yaşar Kurt çıkmasa da, Mazhar Alanson'la karşılaşıyoruz. Mazhar ve Fuat'ın 1974 yılında, Özkan henüz grupta değilken kaydettikleri Adımız Miskindir Bizim isimli bir besteleri var. Sözleri Yunus Emre'nin şiirinden alınıyor ve Türküz Türkü Çağırırız albümünde seslendiriliyor. Bu albümde de şarkıyı Gökhan Özoğuz ve Mazhar Alanson birlikte tekrar seslendiriyorlar. Şahsi fikrim; 80'ler öncesi Türkiye daha temizmiş. Bela isimli şarkının en güzel bölümü ise Gökhan'ın kızının, şarkının önsözünde yer alması olabilir. Altüst'deki şarkı sözlerinde, ağırlıklı ve diğer Athena albümlerindekinden daha fazla Tek Başına kalmış, insanlara uyum sağlayamamış, terk eden/edilen, hayal kırıklığı içerisinde hayatını devam ettiren bir adam profili gözümde canlanıyor ve stüdyodaki doğaçlamalardan çok beste çıkmış hissi uyanıyor bende. Albümün en başarılı bölümlerinden biri ise fotoğrafları. Kapakta renk karşıtlığının bana göre çok başarılı kullanıldığı dev bir dönme dolap var. Bu fotoğraf Emir Sarısaç tarafından Gürcistan'da çekilmiş. Albümü açtığınızda ise sözlerin yazılı olduğu kağıdın arkasında, poster şeklinde, tahminimce Poyrazköy'den çekilmiş bir 3. köprü fotoğrafı var. Yok edilmiş tüm o ağaçları ezerek yükselmiş fakat birleşememiş iki büyük köprü ayağı ve iki ayağın arasında üzgün olduklarını düşündüğüm grup elemanları var. Bir katliam sonrası çaresizlik ve sanatı net görebiliyoruz bu fotoğrafta. Ya da ben görmek istediğimi gördüm. Gökhan'ın Acun'la çalışmaya başlaması Athena'yla ilgisiz bir durum olsa da grubun ve Gökhan'ın tanınmasında yükselişe neden oldu kuşkusuz. Albüm belki bu sebeplerle daha çok insana ulaşacak ama atlanmaması gerekne bir durum var. Athena bu işi gerçekten iyi yapıyor. Gökhan Özoğuz'u uzun süre Türkiye'deki en iyi söz yazarlarından biri olarak tanımladım. Türkiye'deki müzisyenlerden de bir rüya grup oluşturacak olsam, bugüne kadarki Athena elemanlarından birkaç kişi kesinlikle içinde olurdu. Bu yüzden insanları severken/sevmezken medyanın veya toplumun getirmiş olduğu filtrelerden, efendi çocuklardan ziyade kendi tecihlerinizle benimserseniz hem o insanları hak ettiği yere koyar, hem de o insanlarla daha uzun vakit geçirmiş olursunuz. Evde de uygulayabileceğimiz güzel bir diyet. Albümdeki tüm söz ve besteler belirtilenler hariç, Gökhan Özoğuz ve Hakan Özoğuz'a aittir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ati-ve-ask-ucgeni-yeni-parcasi-cok-gizli-ile-tekrar-karsimizda/", "text": "Yerli sahnemizin, kendi tabirleriyle ruh pop gruplarından Ati ve Aşk Üçgeni, geçtiğimiz cuma günü yeni teklisi Çok Gizliyi video klibiyle birlikte Sony Music etiketiyle yayınladı. 2017 yılında Ati Yıldıztozu, Ozan Çanak ve Durukan Betses tarafından kurulan ve ilk albümleri Gecenin Karanlığında'yı 2018 yılında paylaşan Ati ve Aşk Üçgeni, beklenen yeni teklisini 31 Temmuz tarihinde Sony Music etiketiyle yayınladı. Yeni teklisinde şehir hayatının içinde kapıldığımız arayış çabalarını anlamlandırmaya çalışan Ati ve Aşk Üçgeni, tarz olarak da R&B ve Soul ögelerini ön plana çıkarıyor. Ayrıca grubun parçalarında duymaya alıştığımız melankoli dozunu da bu parçada biraz daha temkinli kullandığını söylemek mümkün. 31 Temmuz tarihinde dijital platformlarda yayınlanan parçanın Sony Music Türkiye YouTube kanalında yayınlanan video klibinin yönetmenliğini Adil Burak Aydın, konsept yaratıcılığını ise Yağmur Akın Karagöz üstlenmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/auroradan-yeni-album-the-gods-we-can-touch/", "text": "AURORA'nın 21 Ekim'de duyurduğu The Gods We Can Touch albümü, 21 Ocak tarihinde Decca etiketiyle yayınlandı. Norveçli sanatçı AURORA, geçtiğimiz aylarda yayınladığı Giving It To The Love ile müjdelediği albümünü dinleyicileriyle paylaştı. Mitolojiye olan ilgisini sound'a yakaladığı sürreal tonda hissedebildiğimiz Aurora, 15 şarkıdan oluşan albümünün her şarkısında farklı bir Yunan tanrısını veya tanrıçasını anlatıyor. AURORA, The Gods We Can Touch'ı İnsanlar ve tanrılar arasındaki spiritüel kapı oldukça karmaşık. İnanç, doğru ellerde dünyanın en güzel şeyi olabilir. Besleyici ve sıcak. Ve yanlış ellerde bir savaş ve ölüm işareti olabilir. cümleleriyle anlattı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/austinden-cikan-indie-guzelligi-the-soldier-thread/", "text": "Texas, Austin'de bir araya gelen, dört erkek ve bir kadından oluşan, 2007 yılından beri indie pop, indie rock, post rock tarzları arasında bir yerlerde müzik icra eden bir gruptur The Soldier Thread! 2009'da Shapes adındaki albümleriyle dikkatlerimizi çekmeyi başaran bu gençler, 2010 yılında yayınladıkları In Shades albümleriyle bu dikkat çekmenin sürpriz olmadığını bizlere kanıtlamış oldular. Grup, bu iki uzunçalarının dışında iki adet de mini albüme sahip. Yaptıkları müzik türü açısından tam bir sınıflandırılmaya gidilemese de indie ailesinden pop, rock ve yer yer de post rock saflarında olduğunu söyleyebiliriz. Hoş sesli bir kadın vokal. Elektronik alt yapılar üzerine yaylıların kullanımı. Yer yer dingin, yer yer ateşleyici melodiler. Özellikle So In Love ve Minds parçalarını dinlemenizi tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aybuke-pocan-uzun-bir-aradan-sonra-bi-bilsen-adli-teklisini-yayinladi/", "text": "Aybüke Poçan'ın yeni teklisi Bi' Bilsen BBI Music Co. etiketiyle yayında! Aybüke Poçan'ın yeni teklisi Bi' Bilsen bir ötekileştirilme hikayesini anlatıyor. Yanlış bir bedende sıkışmış bir karakterin hikayesini anlatırken toplum baskısına dikkat çekiyor. Sanatçı, şarkısını Cake Mosq'dan aldığı ilham ile yazıp besteliyor. Synthwave türünün elementlerini kullanarak sakin ve özgün bir sound yakalayan sanatçı, şarkının söz ve müziğine imzasını atıyor. Aranjede, mix ve mastering'de ise elektronik müzik prodüktörü ve müzisyen Anıl Ulusoy'un imzası bulunuyor. Aybüke Poçan, uzun bir aranın ardından Bi' Bilsen parçası ile yeni bir müzikal yolculuğa giriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aybuke-pocan-ve-anil-ulusoy-ortakligindan-yeni-tekli-yolumuz-bu/", "text": "Aybüke Poçan ve Anıl Ulusoy ikilisinin ilk ortak çalışması Yolumuz Bu tüm dijital platformlarda yayında! Yerli sahnenin dikkat çeken isimlerinden Aybüke Poçan, geçtiğimiz aylarda yayınladığı Keyfe Keder ve Hayat teklilerinden sonra üretimlerine kaldığı yerden devam ediyor. Aybüke Poçan ve birçok parçada prodüktörlüğünü üstlenen Anıl Ulusoy'un ilk ortak çalışması Yolumuz Bu tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Bestesi Anıl Ulusoy'a, sözleri Aybüke Poçan'a ait olan Yolumuz Bu lo-fi tarzıyla bu güç birliğini çok iyi simgeliyor. Şarkının vintage hissiyatı dinleyiciye hemen geçiyor ve içimizi ısıtıyor. Parçanın duygusu, Ege Cengiz'in trompet dokunuşuyla katlanarak çoğalıyor. Yeni teklinin görsel dünyası ise Utku Çebi ve Enes Görk imzası taşıyor. Yolumuz Bu, bir aşk hikayesini en saf haliyle dinleyenlerine sunuyor. Son dönemde farklı sound'lar deneyen Aybüke Poçan, Yolumuz Bu teklisiyle birlikte 2023 içerisinde yayınlayacağı yeni albüm hazırlıklarına başladığının müjdesini de dinleyicilerine veriyor. İkilinin ilk ortak teklisi Yolumuz Bu, Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle tüm dijital platformlarda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aybuke-pocandan-yeni-single-ve-ilk-istanbul-konseri/", "text": "İlk albümü Dedim Merhabayı bir yıl önce yayınlayan Aybüke Poçan, daha elektronikleşmiş yeni tarzının ve gelecek şarkılarının çizgisini yansıtan Ay isimli yeni single'ını 1 Şubat'ta Piva Music etiketiyle yayınladı. Söz ve müziği Aybüke Poçan'a ait olan şarkının kayıtlarında elektrik gitarda Onur Gülanber, klavyede Anıl Ulusoy, davulda Kaan Yol, bass gitarda Karcan Ural yer alırken, mix-mastering'i ise Orçun Ayata tarafından Studio Circus'ta yapıldı. Ay'ın aranje ve prodüksiyon aşamaları üzerinde ise yine Onur Gülanber ve Anıl Ulusoy çalıştı. Ay, Aybüke Poçan tarafından; hayatın ne kadar kısa olabileceğinin anlaşıldığı bir anda, çocukluk zamanlarını ve geçmişini çağırmak adına yazılan bir şarkı olma özelliğini taşıyor. İlhamı gökyüzünden alınan bu parça aynı zamanda Aybüke Poçan'ın kendisi için yazdığı ilk şarkı. Kendi şarkılarını yazıp söyleyen Aybüke, şubat ayı başında yayınlanan indie-pop tarzındaki Ay adlı yeni şarkısının lansman konseri ile uzun zamandır beklenen İstanbul buluşmasını 21 Şubat Perşembe akşamı Nayah'ta gerçekleştirecek. Aybüke Poçan'ın yeni sound'una ilk defa sahnede tanık olacağımız lansman konserine dair ayrıntılara şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aybuke-pocanin-yeni-teklisi-keyfe-keder-yayinda/", "text": "Alternatif sahneden Aybüke Poçan, synth-pop tarzındaki yeni single'ı Keyfe Keder ile yeniden karşımızda! Cake Mosq'tan esinlenerek yazdığı, geçtiğimiz ağustos ayında BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Bi' Bilsen adlı parçasıyla müziğe 1.5 sene aranın ardından dönüş yapan Aybüke Poçan, yeni teklisi Keyfe Kederi dinleyicisinin beğenisine sundu. Keyfe Keder ile diğer şarkılarından farklı bir konseptle karşımıza çıkan sanatçı, bu şarkısında sıkılmışlığı ve nefreti empati kurmanın mümkün olduğu bir dille dinleyenlerine aktarıyor. Anıl Ulusoy ile ürettikleri bu parça, yine kendilerine has sound design ile ön plana çıkarken, konseptiyle synth-pop severleri mutlu edecek. Söz ve müziği Aybüke Poçan'a ait olan şarkının, prodüktör koltuğunda Anıl Ulusoy otururken, fotoğraflar ise Utku Çebi ve Enes Görk'ün görsel dünyasından çıkıyor. Aybüke Poçan'ın yeni teklisi Keyfe Keder Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle tüm dijital platformda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aybuke-pocanin-yeni-teklisi-modern-zaman-koleleri-yayinda/", "text": "Aybüke Poçan'ın yeni teklisi Modern Zaman Köleleri tüm dijital platformlarda yerini aldı. Seksenlerin kendine has müzik dokusunu yaptıkları şarkılarla yansıtmak isteyen Aybüke Poçan ve Anıl Ulusoy ikilisi, indie-pop'un biraz dışına çıkarak bizi daha farklı hissiyatlara sürükleyen yeni parçası Modern Zaman Köleleri ile karşımızda. Hayatın zorluklarını anlatan Modern Zaman Köleleri, sevginin bir şekilde her şeyin üstesinden gelebileceğini; ancak gerçek sevginin tutsaklığı aşk sanmak olmadığını dile getiriyor. Şarkının tüm yapım süreçlerinde birlikte çalışan Aybüke Poçan ve Anıl Ulusoy ikilisi, Beşiktaş ve Ortaköy'de çekimleri yapılan ve şarkının retro hissiyatıyla bütünleşmiş klibinin de yapım ve yönetimini üstlenmiş. Aybüke Poçan'ın Modern Zaman Köleleri teklisine ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aytun-can-menek-uretim-surecinde-magaramiza-cekildik/", "text": "Çeşitli mekanlardaki DJ setleri, geçen yıl Süha ile birlikte yayınladığı Stardust single'ı ve ayrıca Radyo Babylon'daki çalışmalarıyla tanıdığımız Aytun, yepyeni bir proje için Can Menek ile bir araya geldi. Yol bellidir, müzikal gelişimlerimizi mağaraya resim çizer gibi dijital duvarlara işleyeceğiz mottosuyla yola çıkan Aytun & Can Menek, projenin ilk single'ı olan Dolanayı 15 Haziran'da Ampirik Records etiketiyle yayınladı. Dolana türküsünün electronica bir yorumuyla başlayan bu yolculukta Aytun & Can Menek, yaz boyunca bizi yeni single'lar ile beslemeye devam edecekler. Eylül ayında bir uzunçalar albüm ile projenin taçlanmasının ardından da yeni sezonda canlı performansları ile sahnelerde seyirci karşısına çıkacaklar. Dinleyiciyle buluşmaya şimdiden her şeyiyle hazır olan bu projenin ortaya çıkışına ve bundan sonraki rotasına dair ayrıntılı bilgi almak için Aytun & Can Menek ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendi simgeleriyle, kendi kodlarını oluşturup tarihte söz sahibi olmak üzere ilerledikleri bu yolun ilk durağında sorularımı yanıtladılar. Aytun, seni önceki çalışmalarından tanıyoruz fakat öncelikle her ikinizin de müzikal geçmişini biraz daha yakından tanımak isterim. Aytun: Ben sesin içine doğdum. Babam ben bildim bileli ses mühendisliği yapıyor, bu sebeple bedenim ve ruhum sese karşı hep duyarlı oldu. Bunun artıları kadar eksileriyle de uğraştım ve sonunda nötr noktasına ulaştım. Bilinmezlikte kendimi aramaya başladım, tüm o seslerden arındığında benim içim ne söylüyor ve ne söylemek istiyor, bunu araştırdım. Aslında sürekli kendimizle konuşur haldeyiz, bu sebeple müziğimde gerçekten kendimle konuşuyorum. İnsanın kendiyle konuşması, evrenle konuşması aynı zamanda. Can ile tam böyle bir noktada buluştuk. Henüz ilk buluşmamızda We Must parçasını ürettik. Sonuçta bir albüm yapma niyetimiz yoktu, ikimizin de yapmak istediği tek şey müzikti ve müziğimizle konuştuk, en önemlisi müziğimizle dinledik birbirimizi ve böylelikle birlikte keşifler alemine daldık. Can Menek: Çocukluğumdan beri müziğin içindeydim, aslında ailemin de çok büyük etkisiyle klasik müzik temelli eğitimlere başlamıştım. Daha sonra müziğin her zaman bir gelişim gösterdiğini ve benim de bütün duyularımla müziğin özgürlüğüne daha çok dahil olmam gerektiğini düşündüğüm dönemde birden fazla enstrüman çalmaya merak salmıştım. Türkiye'de alışkın olduğumuz -başta Erkan Oğur'un müziği olmak üzere- perdesiz gitar tınılarına merak salarak, kendimi perdeli gitarla koma'lı notaları çıkarmaya çalışırken bulmuştum. Bunun yanında pentatonikten de vazgeçemiyordum. Aynı durum hala geçerli. Aytun: Aytun & Can Menek projesi tamamen bir akış göstergesi aslında. Bir araya geldiğimiz ilk andan bu yana kesinlikle bir şeylerin başladığının farkındaydık ama bunu bitirmek niyetinde olmadık hiç. İkimiz de içsel süreçlerimizi yargılardan uzak bir alanda araştırabilme imkanı bulduk; bunu kim bitirmek ister ki? Sonuç olarak bu süreci albümle bitirmedik; sadece yeni başlangıçlar için önümüzü açtık, yeni boyutta yeni bir arayışa daldık. Bu süreçte birbirimize karşı açık olabildiğimiz ve yetebildiğimiz için ve tabiri caizse arınmayı sağlamak üzere mağaramıza çekildiğimiz için bu yaratım sürecine bizden başka kimse dahil olmadı. Tüm bu yaratım süreci bittikten sonra, gerçekten sanatına ve sözüne güvendiğimiz kişilere dinlettik ve evet, bu bir albüm oldu diye düşündük. Mix ve mastering bizi duyabilecek ve bizi koruyabilecek bir sanatçıdan çıkmalıydı. O noktada Mustafa Sarıoğlu projeye dahil oldu. Aytun: Dolana ikimizin hayatlarında da farklı noktalara işaret ediyor. Ve bunlar önemli kırılma noktalarını oluşturuyor. Can: Dolana yıllardır kafamın içinde alakasızca söylediğim bir türküydü. Aytun: Zor bir coğrafyada yaşıyoruz ve maruz kaldığımız sesler, görüntüler bu coğrafyayı reddetmeye itiyor çoğumuzu. Birçok kişi kaçıp gitmenin peşinde, tabii ben de bu noktada kendimi çok fazla sorguluyorum. 2016 yılında! F İstanbul kapsamında Arap kökenli grup Kazamada sahne aldığında onlara DJ setle eşlik etmiştim. O performans gerçekten tılsımlıydı, bir ayin gibiydi. Tüm gerçekliğiyle, kökleriyle sahnede olan bir gruba eşlik etmek bende içsel bir büyüme yarattı. Doğup büyüdüğüm coğrafya benim ayaklarım, bu tıpkı bir merdiven gibi beni yerin dibine itip kök salmamı sağlıyor ve aynı merdiveni kullanıp bulutların üstüne de çıkabiliyorum. Diğer bütün uzuvlarım, ruhum bir gezgin; tıpkı uçuşan yapraklar gibi etkileniyor ve bir etki yaratıyor. Ben bu sentezi seviyor ve kabul ediyorum. Can: Bildiğiniz gibi müzik bir evrimin içinde, aslına bakarsanız tüm dünyada uzun süredir böyle. Biz hem bu evrim ve gelişimi takip edip hem de doğduğumuz bu toprakların doğal seleksiyonu olarak Anadolu ezgilerini yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Aytun: Mustafa Özkent gerçekten sevdiğim bir müzisyen, bunun dışında ona ve müziğine baktığımda bir yakınlık hissediyorum. Konser sohbetleri beni cezbediyor, gerçekten yürekten yapılan sohbetler ruhun içini işaret ediyor. Konserinden aklıma kazıdığım iki cümle vardı. İlki Mustafa Özkent'in bakın beni 40 yıl sonra keşfettiniz işte cümlesiydi. Kesinlikle bana etki eden güçlü cümlelerden biri bu olmuştur. İkincisi de bunu böyle yapmak istedik ve oldu. Ben de aynen böyle düşünüyorum. Zaten orada olan şeylerin bizdeki anlamını görünür kılıyoruz, yapılan bu. 1973 yılıyla 2018'i karşılaştırdığımda daha şanslı olduğumuzu düşündüğümü söyleyebilirim. Toplumsal kodlardan sıyrılmaya çabalayan ve özgürlüğüne sahip çıkmaya çalışan bir jenerasyona ait hissediyorum kendimi. 1973'te müziği ilk duyduğunda dans eden insanlar Türk kökenli bir nakaratı duyduğunda dans etmeyi bırakırlarken, 2018'de tüm kalıpları altüst etmeyi seven kişilere müziğimizin ulaşacağını umuyorum. Can: Bu tarz oluşumlara yeni yeni kulağımız alışırken, daha önce de söylediğim gibi müzik, evrimine devam ederken geçmiş kalıntıları tıpkı bir gen gibi taşıyarak bugünkü haline dönüşüyor. Mustafa Özkent'in funky yorumu çok başarılı. Artık herkes her şeyi sabredip, sindirip dinleyebiliyor. Bu da aslında gelişimin göstergesi ve gelişimin tam ortasında olduğumuzun kanıtıdır. Aytun: Bu her şeyin mümkünlüğü noktası aslında. İnsan olarak muhteşem bir potansiyele sahipken minicik alanlar içerisinde sıkışıp kalıyoruz. Bir şey olma ve bir şey olmama çabası arasında yok oluyoruz. Ne özde olup akabiliyoruz, ne de özgür olup tamamen tanımlanan değerlere tutunabiliyoruz. Can: Yani diyoruz ki etrafınıza bakın, güzellikleri görün, hem öz olun hem de özgür olun. Aytun: Biz aslında bu performanslara hep hazırız. Albüm dışında performansımıza eklediğimiz birçok çalışmamız var. Ancak içinde bulunduğumuz düzlemde bazı gerçekler var ve bu bizi beklemeye itiyor. Vokaller ve gitarlar albümde olduğu gibi Can ile akacak. Altyapılar ile Turntable Scratch kısmını ben üstleniyorum. Turntable Scratch nasıl bir performans akışı sağlayacağımız hakkında iyi bir referans aslında. Aytun: Ampirik Records tamamen bir ihtiyaçtan doğdu. 2016 temelli bir oluşum, bu süreç aslında benim ne söylemek istediğime karar verdiğim sürece işaret ediyor. Ne söylemek istediğimi biliyordum ama bu söylemek istediğimi sunabileceğim alan arayışında kendimi yalnız hissediyordum. Sanatçıyı hiçe sayan sözleşmeleri bir sanatçı olarak kabul etmiyorum. Plak şirketlerinin kendi markalarını koruma ve sürdürebilme içgüdülerini elbette anlıyorum ama bunu yaparken bir yönüyle o plak şirketlerinin var olmasını sağlayan sanatçıların isteklerini önemsememelerini ciddi bir sorun olarak görüyorum. Hem kendim hem de benim gibi içgüdülere sahip sanatçılar için özgür bir alan yaratmak istedim. Bu yüzden adı Ampirik Records oldu. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni bu sebeple boş bir levha olarak ele alınır. Her ne kadar müziğin akılcılığa dayanan bir yolda matematik ile sonuç bulduğunu kabul etsem de müziğin özünü oluşturanın akılcılıktan ziyade deneycilik olduğuna inanıyorum. Bazen ne yapacağınızı bilmeden üretim alanına oturduğunuzda orada bulunmanın bir şey yarattığına şahidim. Ampirik Records olarak yapmayı amaçladığımız Dünya'ya bizimle ilgili bilgi vermek ve asıl niyetimiz yolumuzda ilerlerken kendimiz hakkında bilgi sahibi olmaktır. Aytun: Başvuruları değerlendiriyoruz, elimizden geldiğince en kısa sürede dönüş yapmaya ve projeleri beslemeye gayret ediyoruz. Kataloğumuzda daha şimdiden bambaşka tınılardan oluşan ses örgüleri var. Gerçekten ne yapmak istediğini bilen, gelişime ve geliştirmeye açık herkese değmeye çalışıyoruz. Detaylı kataloğumuza buradan ulaşabilirsiniz. Aytun: Bu proje kendi içimizdeki sınırlara müdahale etti ve sınırsızlığın lezzetini tatmış biri olarak diyebilirim ki bu proje, kendini gerçekleştirebileceği her yerde var olmaya hazır. Can: Diğer müzik türlerine nazaran psychedelic müzikte seçilen efektler, parça süreleri, elektronik veya organik sesler kullanılsa dahi doğaçlamaya kapı açması beni hep etkilemiştir. Yenilikçi ve emek gösterilmiş bütün üretimlerin; resim, müzik, heykel gibi bütün sanat dallarının dünyada ulaşması gereken herkese ulaşmasını diliyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ayı-dergi-ilk-sayısını-görme-engelliler-için-seslendirdi/", "text": "Bir müzik blogu olarak sınırlarımız belli olsa da bazı konularda sınırların dışına çıkmak gerek. Müzik dışında hayata geçirilen bir projeden kısaca bahsedeceğim. Son zamanlarda birbiri ardına yayılan, yetişmekte zorlandığımız, kültür, sanat ve edebiyat adına olumlu diyebileceğimi dergi furyasına tanık oluyoruz. Dergi konseptinin iç işleyişini bilmiyorum ama tıpkı müzisyenlerin artık evde, bağımsız olarak kendi albümlerini yayınlayabilme özgürlüğüne kavuşmaları gibi geliyor bana bu yükseliş. Her neyse konumuz bu değil. Bu dergilerden bir tanesini uzun süredir takip ediyorum. Evvela samimiyet mottosuyla, renkli kişilikleriyle çoğu zaman gülümseten ve sıkmadan okutabilen Ayı Dergi çok güzel bir işe imza attı. 1. sayılarını Muhammet Furkan Dut'un seslendirmesiyle görme engelliler için SESLİ DERGİ olarak yayınladı. 2 saat 57 dakikalık uzun ve oldukça emek isteyen bu işi kim akıl ettiyse, kim hayata geçirdiyse binlerce teşekkür ve destek bizden. Bir Baba Indie olarak bizim de gerçekleştirmeyi hayal ettiğimiz, yazdıklarımızı seslendirme işini birilerinin yapıyor olması çok mutluluk verici ve teşvik edici. Umarız bu hareket öncü olur ve hızla yayılır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/açık-radyo-14-dinleyici-destek-özel-yayınları-devam-ediyor/", "text": "25 Mart Cumartesi başlayan, bu yıl 14.'sü gerçekleşen Açık Radyo 14. Dinleyici Destek Özel Yayınları 2 Nisan Pazar akşamına kadar devam edecek. Olağan akışını 9 gün boyunca değiştiren Açık Radyo'nun bu yılki teması Empati, Özveri, Dayanışma ve Destek olacak. 22 yaşındaki Açık Radyo'nun 14. Dinleyici Destek Yayınları'na katılan ya da katılacak olan isimler ise; Sezen Aksu, Haluk Bilginer, Berkun Oya, Seren Yüce, Mert Fırat, Ohannes Şaşkal, Ahmet Ali Aslan, Ozan Sarohan, Barış Demirel, Entu, Kardeş Türküler, Gevende, Güzin Değişmez, mor ve ötesi, Kolektif İstanbul, In Hoodies, Ulaş Özdemir, Ceylan Ertem, Cenk Erdoğan, Cümbüş Cemaat, Bajar, Thunderbolt, Uğur Yücel, Can Yılmaz, Zafer Algöz, Cem Yılmaz. Programları anbean takip edebileceğiniz canlı blog adresine ise aşağıdan ulaşabilirsiniz. Dinleyiciler seçtikleri programın istedikleri bir saatine destek verebiliyorlar. Yani yayınların bedava olarak sürdürülebilmesi için dinleyiciler para vererek destek oluyorlar. Bunu da bir telefonla (0 212 343 41 41) ya da bir tıkla yapmak mümkün. Bunun karşılığında ise radyo, destekçisinin adını programın başında ve sonunda anarak teşekkür ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/aşkın-başlığı-müzik/", "text": "Gülmek, ağlamak, mutlu olmak, acı çekmek, tutku duymak, özlemek, heyecan, sağduyu, bağlılık... Bir tür çılgınlık. Aşk, bunun gibi binlerce duygudan beslenir, topraktan kökleriyle bu duyguları çekip, yapraklarına nefes aldırır ve ışıkla tutkuyu birleştirip, hayat verir. Bunu açıklamada henüz bilim de yetersiz. Feromon dediler, on beş gün dediler, kimyasal dediler, bir de aşık olan insanların depresyona çok yatkın olduğu tespit edilmiş. Seni çılgın, hadi oradan. Öyle mi gerçekten? İşlerin bundan çok daha karmaşık olduğuna eminim. Varoluşla yok oluş arasında bir yer orası, keskin bir tadı, uğultulu bir sesi var. Bazen distopik senaryolar yazarım bununla ilgili. Yaratılış gereği, bilinçaltı kodlarımızın amaçların uygun bir dürtü olduğunu bile düşünmüşlüğüm vardır, tektipleştiririm sonra bu olağan bir ihtimal de olsa, elerim. Ama daha çok bu duygunun insanlığı nasıl beslediği kafama takılır. Enteresan bir duygu, her şey mümkün. Düşünsene; ancak bu kadar bireysel ve evrensel olabilir. Müzik ve aşk iç içe geçmiş durumda. Hatta aşk yaşıyorlar. İnsanoğlu ikisinin arasındaki ortak nesne olarak, rahatsız edici derecede gerçek olanı görerek yapıyor bunu. Şu anda müziğin temalarında aşk başı çekiyor. Hatta bazen aşkı, müzik ele düşürdü diye düşünmüyor değilim ya da aşkın müziği. Ama aitliği en çok yaşatan sorunsallardan biri olduğu için, doğal karşılamak en doğrusu. Saklanamayan bir duygu olması da dışavuruma çok açık hale getiriyor. Yakıcı ve yıkıcı etkisiyle birlikte olan oluyor. Aşk müziği bu şekilde besliyor, dolayısıyla müzikte bir insan olarak aşık olan, olabilecek olan tarafımızı ve bizi. Eminim hiç aşık olmasaydık, aşkı keşfeden bir müzisyen, müzikte devrim yaratırdı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baalbek-laneti-the-wanton-bishops-nowhere-everywhere/", "text": "Ne kadar nefes kesiciyse o kadar ulaşmaya çalışmak tıpkı bir lanet gibi. Kan ter içinde kalıyorsun, dalağın şişiyor sonra. Durmadan koşuyorsun tam parmak uçları temas edecek o anda sırtındaki misinayla geri çekiliyorsun. Bir bakıma lanet gibi. Bekaa Vadisi'ndeki Baalbek gibi; Jüpiter, Venüs, Bacchus tapınakları gibi. Beyrut'un nefesini kesen, oluk oluk yaşam akarken bilmem hangi zihniyete yuva olan doğa ana gibi. Bir adım ilerisi tehlike işte! Lanet gibi. İş o ki Baalbek'in sert duruşunun uyandırdığı duyguyla The Wanton Bishops'ın 4 Kasım'da çıkan Nowhere Everywhere EP'sine kafayı taktım. Canıma tak edince bir kaç kelam edeyim dedim. Esas meseleye dönecek olursak, bir haftada müptezeli olduğum EP hakkında birkaç kelam edeceğim. Yaptıkları müzikle amaçlarına ulaşan ikili bu EP ile adımlarını sağlamlaştırdıklarını gösteriyor. Daha güçlü adımlarla özgünlüklerini koruyarak elektronik müziğin nimetlerinden faydalanıyorlar artık. Nowhere Everywhere elektronik vuruşlar ve dans ritimleriyle donatılmış, oldukça başarılı bir sonuç vermiş ve maalesef kısacık süren bir EP (13 dakikacık). Yoğun blues ve Arap ezgilerinin mükemmel uyumuna karşı koymakta güçlük çekilecek, çarpıcı, bir o kadar sert ama baş döndüren bir çalışma. Waslaha (2:38): EP'nin açılış şarkısı. Birden giren elektronik müzik ve Mansour'un sesiyle kafa kafaya giden back vokallerin güçlü kucaklaşması fark ediliyor önce. Fakat şarkının gücü elbette harmonicanın nazlı endamı ve back vokalleri. Ortadoğu'dan çıkan bir müzikte aranan ilk özellik elbette oryantal. Bu parçada bu isteğinizi size back vokaller veriyor. Hitman (3:05): Anadolu'nun bağrından kopa kopa gelen ezgisine, perküsyonuna, oldukça yoğun kullanılan snyth tabana, vokaline tav olduğum favori parçadır kendileri. Oryantal bu şarkıyla beraber blues rock'a bayrağını dikmiştir arkadaş! Dans ettirmese de kendine bağlıyor. The Kinda Pain I Love (2:31): EP'nin neşeli kapanış parçası olmakla birlikte diğer şarkılarla aynı düzlemde ilerliyor. İnişli çıkışlı bir çalışma olduğunu söylemek güç olur genel anlamda. Birbiriyle senkronize olan beş parçalık EP, aslında uzun bir şarkı gibi sadece. Jeolojik bir çalışma ya da her katmanda ulaşmak istediğinize ulaşıyorsunuz. Derinlere ilerledikçe birbirini takip eden; sesler, sözler, oryantal, vokaller, ritim ve dans... Üstelik blues rock ile dans etmek sanıyorum o aranılan cevher oluyor. Arka arkaya dinleyip tüketilen şarkılar... Tüketmekten korkulan şarkılar gibi bir kısa çalar. Birde ara ara dinlemeye mecbur olduğumuz şarkılar gibi, bir lanet gibi... Baalbek gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baba-zula-yeni-video-kervan-yolda/", "text": "Ülkenin şahsına münhasır gruplarından BaBa ZuLa geçtiğimiz günlerde yayınladığı yeni EP'si Kızıl Gözlüm'den Kervan Yolda parçasına çektiği yeni video klibini yayınladı. 20 yılı aşkın bir süredir müzik yapmaya devam eden BaBa ZuLa, 3 Mayıs tarihinde yayınladığı Kızıl Gözlüm isimli EP'sinde yer alan Kervan Yolda isimli parçasına çektiği video klibini yayınladı. Glitterbeat Records etiketiyle yayınlanan 3 parçalık EP'de Kızıl Gözlüm'ün yanı sıra Kervan Yolda parçasının Alman müzisyen Schneider TM ve Arastaman'ın bir remix'i bulunuyor. Eylül ayında çıkacak yeni BaBa ZuLa albümü Derin Derin'de orijinali yer alacak Kervan Yolda parçasının Schneider TM dokunuşlu versiyonunun videosu ise Cenk Kaptan yönetmenliğinde çekilmiş. Yeni video ve EP'nin tamamı hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baba-zulanin-haller-yollar-adli-yeni-canli-performans-kaydi-yayinda/", "text": "BaBa ZuLa'nın Gain Sahne için kaydettiği Haller Yollar parçasının canlı performans kaydı BBI Music Co. etiketiyle yayında! Saykedelik müzik grubu BaBa ZuLa, ilk olarak Gain Sahne için kaydettiği Urfa Beşeri Hoyratı Hikayesi adlı parçasının canlı performans kaydının ardından ikinci parçası Haller Yollar ile tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Türk halk müziği öğeleriyle bezeli, elektronik müziğin olanaklarından faydalanan saykedelik müzik oluşumu BaBa ZuLa'nın Gain Sahne için kaydettiği ikinci parçası Haller Yollar, BBI Music Co. etiketiyle 16 Aralık tarihinde tüm dijital platformlarda dinleyicilerle buluştu. Sözü ve müziği Murat Ertel ile birlikte Esma Ertel'e ait olan parçanın elektroniklerinde Levent Akman'ı görüyoruz. Darbukada ise yeniden Murat Adakale'nin ritimlerine şahit oluyoruz. BaBa ZuLa'nın Haller Yollar adlı yeni canlı performans kaydı BBI Music Co. etiketiyle yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baba-zulanin-urfa-besiri-hoyrati-hikayesi-canli-performans-kaydi-yayinda/", "text": "Baba ZuLa'nın Gain Sahne için özel kaydettiği Urfa Beşiri Hoyratı Hikayesi parçasının canlı performans kaydı BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında! Türk halk müziği öğeleriyle süslenmiş, elektronik müziğin imkanlarından yararlanan saykodelik müzik grubu BaBa ZuLa, iki farklı canlı performans kaydını yayınlamaya hazırlanıyor. BaBa ZuLa, ilk olarak Gain Sahne için kayıt aldığı Urfa Beşiri Hoyratı Hikayesi adlı parçasının canlı performans kaydını BBI Music Co. etiketiyle 2 Aralık 2022 tarihinde tüm dijital platformlarda yayınladı. Sözü Hamza Şenses ve Murat Ertel'e ait olan parçanın müziğinde ikilinin dışında Levent Akman ismini de görüyoruz. Parçanın düzenlemesi Murat Ertel, Levent Akman imzası taşırken, darbukada ise Ümit Adakale'nin ritimlerini dinliyoruz. Tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Urfa Beşeri Hoyratı Hikayesi canlı performans kaydının lyric videosu ise YouTube'da yayında. BaBa ZuLa ayrıca 16 Aralık tarihinde Haller Yollar adlı ikinci canlı performans kaydını da dinleyiciyle buluşturacağının haberini de veriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-presents-hindi-zahra-istanbul-ankara-ve-izmirde-sahne-alacak/", "text": "Ülkemizin önemli müzik mekanlarından biri olan Babylon, geçtiğimiz sene ilkini gerçekleştirdiği, Babylon Presents adını vererek kendi mekanı dışındaki yerlerde gerçekleştirdiği konserlerini bu sezon İstanbul dışına da çıkarıyor. İstanbul'un yanı sıra Ankara ve İzmir'de de gerçekleşecek olan Babylon Presents konserlerinin ilki kapsamında, Caz'ı Fas kültürüyle harmanlayıp kendine has tarzını sergileyen Hindi Zahra'yı tekrar izleme şansımız olacak. 17 Ekim'de İstanbul Volkswagen Arena'da, 18 Ekim'de Ankara Hayal Kahvesi'nde ve 20 Ekim'de İzmir Arena'da sahne alacak olan Hindi Zahra ile Babylon ruhunun tek bir şehirden çıktığına tanık olacağız. Ayrıca İstanbul'da gerçekleşecek olan konserde Ceylan Ertem, Hindi Zahra'dan önce Volkswagen Arena'da sahne alarak hayatında önemli yerleri olan bazı Türk kadın müzisyenlerinin şarkılarını yorumlayacak. Biletimi şimdi satın almak istiyorum diyorsanız şuraya tıklayarak Biletix üzerinden temin edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-sezonu-16-17-eylul-de-aciyor/", "text": "Katılımcılarını farklı sesler, yeni fikirler ve yeni keşiflerle buluşturan Babylon, Görmek için çok özlediğin birini, duymak için kavuşmanın neşesini diyerek 16 17 Eylül'de yeni sezonu başlatıyor. Farklı tarzlardan pek çok sanatçıyı sahnesinde ağırlamaya hazırlanan Babylon, 16 Eylül'de Palmiyeler, öncesi: Hav Hav! ve 17 Eylül'de Artz & Bugy, öncesi ve sonrası: Kerem Akdağ açılış konserleriyle tüm müzik severlere kapısını açmaya hazırlanıyor. Açıldığı günden bu yana şehrin müzik anlayışını değiştirmesinin yanı sıra hem yerel hem de küresel müzik kültürünü yaşatan bir merkez haline getiren Babylon; yeni sezon programıyla müzik severlerin buluşma adresi olmayı sürdürüyor. Görmek için çok özlediğin birini, duymak için kavuşmanın neşesini diyerek 16 17 Eylül'de müzik severlere kapısını açmaya hazırlanan Babylon'da sezon boyunca; Arooj Aftab, Artz ve Bugy öncesi ve sonrası: Kerem Akdağ, Balkan Wedding Party, Birkan Nasuhoğlu, Cemiyette Pişiyorum, Öncesi: Deli Gömleği, Da Poet & Kayra, DJ Assault, Frozen Clouds, Gökçe Coşkun, Hedonutopia, Hey! Douglas, Hey Gidi Günler, Islandman, Jakuzi, Jenny Hval, Kalben, Nilüfer Yanya, Kum, Lalalar, Let There Be House, Melis Danişmend, Oldies But Goldies, Palmiyeler öncesi: Hav Hav!, Radyo Eksen Partisi, Rashit öncesi: Ductape, Second, Seda Erciyes, The Away Days, The Comet is Coming, Tuğçe Şenoğul, Holistic Tsunami, Y2K Millennium Party ve çok daha fazlası yeni sezonda Babylon'da olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-soundgarden-24-25-haziranda-bomontiadada/", "text": "Kendine Has'ın sunduğu Babylon Soundgarden, Pozitif deneyimi ile 24-25 Haziran tarihinde yeniden Yapı Kredi bomontiada'da gerçekleşiyor. 1999 yılından bu yana yerli ve yabancı binlerce sanatçıyı müzikseverlerle buluşturan Babylon, Kendine Has Babylon Soundgarden ile bir kez daha bomontiada'nın dört bir yanını müzikle doldurmaya hazırlanıyor. 24-25 Haziran tarihlerinde müzikseverlerle buluşacak olan Babylon Soundgarden, iki gün boyunca katılımcılar müziğin yanı sıra birbirinden farklı aktiviteleri deneyimleme fırsatı bulurken, festivale özel hazırlanmış menülerin tadını çıkarma imkanı da bulacak. İki güne yayılacak festival boyunca Athena, Melike Şahin, Can Bonomo, Islandman, Aga B, Kolektif İstanbul, Deli Bakkal, Bahr, Su Sonia, Yalnayak ve Efza müzikseverlerle buluşacak. Turkish Edits, Radyo Eksen DJ'leri, Eray Düzgünsoy ve Undomondo ise Babylon ve avludaki keyifli DJ set'leriyle festival ruhunu gün boyu sürdürecek. İki gün boyunca dört tarafı müzikle çevrilecek Yapıkredi bomontiada'da Pozitif deneyimi ile gerçekleştirilecek Kendine Has Babylon Soundgarden'ın biletlerine şimdi Biletix ve Mobilet üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-soundgarden-bu-hafta-sonu-yapi-kredi-bomontiadada/", "text": "Babylon Soundgarden, 28-29 Mayıs tarihlerinde bomontiada'da katılımcılarına müzik dolu bir hafta sonu sunacak. Birçok farklı sanatçı ve DJin gün boyunca performans sergileyeceği festival bu hafta sonu başlıyor. İki güne ayrılan festivalin ilk gününde Artz & Bugy, Hey! Douglas, Bosphoroots gibi isimler sahne alacak. DJ performansları gün boyunca devam ediyor olacak. Festivalin ikinci gününün line-up'ı, keyifli bir pazar gününde yapılabilecekler listesinin başını çekiyor. Geeva Flava, Mert Demir, Sattas, Gaye Su Akyol ve Yüzyüzeyken Konuşuruz, gün boyu Kendine Has Sahnesi'nde performans sergileyecekler. Festival esnasında katılımcılar, birçok farklı deneyime sahip olacaklar. Solo Jazz atölyesi ve birçok farklı menünün yer alacağı festival için oldukça heyecanlıyız!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-soundgardenda-sahne-alacak-isimler-belli-oldu-2/", "text": "Babylon Soundgarden Festivali'nin bu seneki kadrosu açıklandı! 9 Eylül Cumartesi günü Babylon Kilyos'ta gerçekleşecek olan festivalde bu sene yer alacak ilk isimler açıklandı: Gorgon City, The Drums, Sevdaliza, Kadebostany, Whilk & Misky, Wax Tailor ve Hey! Douglas. Bu yıl ilk kez kamplı olarak gerçekleşecek olan festivalde katılımcılar, alana 8 Eylül Cuma gününden girerek, çadırlarını kurabilecek ve DJ performansları eşliğinde Babylon Soundgarden'a hazırlanabilecek. Aynı şekilde isteyen müzikseverler, festivali 10 Eylül Pazar sabahına kadar uzatıp, bu senenin festival sezonunu kapanışını yapabilecek. Festival için avantajlı dönem biletlerini, 15 Haziran Perşembe gününden itibaren mobilet. com ve mobilet iOS uygulaması üzerinden alınabiliyor. Detaylar babylonsoundgarden. com adresinden ve Babylon Soundgarden sosyal medya hesaplarında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-soundgardenin-programi-aciklandi/", "text": "27 Nisan Cumartesi günü Yapı Kredi bomontiada'da gerçekleşecek Babylon Soundgarden festivalinde sahne alacak isimler açıklandı. Diğer yıllardan farklı olarak bu yıl ücretsiz olarak gerçekleştirilecek festivalde: GUTS & Les Akaras de Scoville, Dubioza Kolektiv, Kaan Düzarat feat. İlhan Erşahin, Boogie Belgique, Ege Çubukçu, Hey! Douglas, Ah! Kosmos, Elektro Hafız, Doubledecker, DearHead, BREK, Netam, MARCH, Zeynep Erbay, Gunesta, Uninvited Jazz Band, Radyo Babylon DJ'leri, DJ Style-ist, Serdar Orcan ve Mr. Murdoc sahne alacak. Yapı Kredi bomontiada'da Kendine Has, Babylon ve Jungle isimli 3 farklı sahnede gerçekleşecek olan festivalde, ATÖLYE iş birliğiyle festival katılımcıları tüm gün boyunca farklı yaratıcı sohbet ve aktivitelere de dahil olabilecekler. Festival hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/babylon-yeni-sezona-merhaba-diyor/", "text": "Sezon kapanışı sonrasında, yaz boyunca bomontiada Avlu'da ve Babylon içerisinde Midnight Session'larla müziği susturmayan Babylon, yeni sezonda yine farklı türleri ve sesleri sahnesinde bir araya getiriyor. Bunun yanı sıra bu yıl çıkan güzel işlerden olan Sincerely, Future Pollution isimli son albümüyle Timber Timbre, Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında Babylon sahnesinde yer alacak. Bosna Hersekli Dubioza Kolektiv ska, punk, reggae, elektronik ve hip-hop ritimlerini Balkan melodileriyle harmanlayıp eğlenceli bir gece için ilk kez Babylon sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Yerli sahneden yine birçok ismin sahne alcağı Babylon'da Midnight Session'lar bu sezon da tam gaz devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/back-in-blacki-bir-de-brian-johnson-ve-foo-fighterstan-dinleyin/", "text": "Foo Fighters, geçtiğimiz hafta sonu verdiği konserde AC/DC'den Brian Johnson'la sahnede bir araya geldi. 2 Mayıs tarihinde Los Angeles'taki SoFi Stadyumu'nda Global Citizen's Vax Live isimli bir etkinlik düzenlendi. Tüm dünya olarak içinden geçtiğimiz bu pandemi döneminde aşılanmanın önemini vurgulamak ve herkesi aşı olmaya teşvik etmek için düzenlenen bu etkinlikte, sahnede de dünyaca ünlü müzisyenler vardı. Bu isimler arasında Foo Fighters ve AC/DC'den Brian Johnson'da bulunuyor. Foo Fighters, etkinlikte altı parçalık bir set ile sahne aldı. Parçalar arasında Everlong, All My Life ve 'Times Like These gibi hitler de bulunuyor. Bunun yanı sıra grup, AC/DC'nin Back In Black parçasında Brian Johnson'a da eşlik etti. Konserler, normalde 70,000 kişi kapasiteli stadyumda, 27,000 sağlık çalışanı ya da bu süreçte önemli rol oynayan çalışanlardan oluşan bir kalabalığa sosyal mesafelendirmeye dikkat edilmeksizin gerçekleşti. Etkinliği ayrıca 8 Mayıs Cumartesi günü YouTube üzerinden de izleyebileceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/back-to-the-belle-and-sebastian-dedirten-yeni-şarkı-we-were-beautiful/", "text": "1996 yılında Stuart Murdoch tarafından öyle tatlı bir grup kuruldu ki en güzel anlarımızda, terk edildiğimizde, hüzünlendiğimizde, yalnızken, arkadaşlarımız yanımızdayken o da hep bizimleydi. Bakın, hüzün ve mutluluk bir arada diyoruz. Naiflik ve tokat gibi çarpan gerçekler yan yana diyoruz; Belle and Sebastian diyoruz! Belle and Sebastian, son stüdyo albümü Girls In Peacetime Want to Dance'i 2015'te yayınlamış, o senenin sonunda da ikinci kez Türkiye'ye konser için gelmişti. O konser günü, şüphesiz hayatımdaki en güzel günlerden biriydi. Tek başımaydım, kimseyi görmüyordum. Şarkılar, ben ve Stuart'ın Sprite'ı vardık sadece. Bir de görevli Tolga abinin hiç unutamayacağım bir jestle beni sahne önüne geçirmesi... Selamlar sana Tolga abi, güzel adamsın! Diyeceğim o ki bu tatlı İskoç grup benim hayatımda çok önemli bir yere sahip ve geçen yıl yayınladıkları 12 single'lık The Jeepster Singles'tan sonra geçtiğimiz gün yepyeni bir şarkı paylaştılar; We Were Beautiful! Güzeldik, hala güzeliz Belle and Sebastian! Ama en güzel sensin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/badbadnotgood-ve-turnstileden-yeni-ep-new-heart-designs/", "text": "Şu sıralar BADBADNOTGOOD ve Turnstile iş birliğiyle ortaya çıkan EP odağımızda. Turnstile, Glow On isimli albümünü çıkardıktan iki yıl sonra sessizliğini en sonunda bozmuş oldu. Baltimore'lu dörtlü bu süre boyunca aralıksız konser verdi, ancak yeni bir parça yayınlamamıştı. şimdiyse işler değişti ve yeni müzikleri ile tarzlarını da kökten değiştirmişe benziyorlar. Yeni EP New Heart Designs, cazibeli, hayalperest ve hip-hop'a komşu Toronto grubu BADBADNOTGOOD ile Turnstile iş birliğinden doğdu. BADBADNOTGOOD ismini daha önce duyduğunuzu düşünüyoruz ama duymadıysanız da Time Moves Slow isimli teklisine sosyal medyada rastlamamış olmanız imkansız bizce. Yeni EP üç Glow On parçası olan Mystery, Alien Love Call ve Underwater Boi'nin tamamen dönüştürülmüş versiyonlarını içeriyor. Brendan Yates'in kusursuz sesi dışında şarkılar neredeyse hiç Turnstile gibi gelmiyor kulağa. BADBADNOTGOOD'un dokunuşları ve EP'deki ağırlığı rahatlıkla hissediliyor. Tursnstile eski tarzından uzaklaşmış gibi görünüyor ama bu yeni EP onların müzik hayatına devam edeceğinin konusunda bizlere güven de veriyor. Bu güzel iş birliğinin sonucuyla ortaya çıkan EP'ye Alex Henery tarafından çekilen ve kurgulanan, üç parçayı kapsayan bir video eşlik ediyor. Videoya ve EP'ye aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/badbadnotgooddan-iki-yeni-parca-birden-geldi/", "text": "Toronto'lu enstrümantal müzik grubu BadBadNotGood, yayınladığı iki yeni parçasıyla birlikte tekrar karşımızda! IV isimli son albümünü 2016 yılında paylaşan BadBadNotGood, geçen bu sürede artan popülerliğiyle birlikte 2019 yılında Jonah Yano'nun eşlik ettiği Key To Love parçasını yayınlamıştı. Grup, dün itibarıyla yine Jonah Yano iş birliğiyle Goodbye Blue ve parçanın enstrümantal versiyonu olan Glide (Goodbye Blue Pt. 2) şarkılarını dinleyicilerine sundu. Kanadalı quartet'in 2018'in sonu, grup olarak çıktığımız turnenin ilk uzun arasıydı. Bu arada bir şeyleri düşünme ve keşfetme fırsatımız oldu. Goodbye Blue da bu süreçte çıkan parçalardan biriydi. Sonunda melodileri ve duyguları kendi başlarına durduğunda hissedebileceğimiz bir enstrüman haline getirebildik. Umarız herkes bu iki şarkıyı sever ve bu sıkıntılı zamanlarda biraz huzur bulur. notlarıyla birlikte paylaştığı iki yeni parçası hemen aşağıda sizleri bekliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/badbadnotgooddan-yeni-album-mujdesi-ilk-tekliyle-beraber-geldi/", "text": "2010'da kurulan Kanadalı grup BADBADNOTGOOD, Talk Memory isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. BADBADNOTGOOD, XL Recordings etiketiyle yayınlayacağı yeni albümü Talk Memory'nin detaylarını paylaştı. Grubun beşinci stüdyo albümü Talk Memory, besteci Arthur Verocai ve Terrace Martin, Karriem Riggins ve Laraaji gibi modern isimlerle iş birlikleri de içeriyor. Belirtilen üzere 8 Ekim'de çıkması planlanan Talk Memory''nin odağı, iş birliği ve doğaçlama canlı performansın bir aradalığından gelen naturel hissiyat. Kanadalı grup, albümün haberiyle birlikte albümden ilk tekli Signal From The Noise parçasını da yayınladı. Tekliye, Duncan Loudan tarafından çekilen video klip de eşlik ediyor. Videonun başrolünde BBC dizisi People Just Do Nothing'in yazarı ve oyuncusu Steve Stamp bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bagimsiz-bir-muzisyenin-gozunden-spotify/", "text": "Yaklaşık bir buçuk yıldır takip ettiğim Amerikalı indie pop sarkıcısı Kelsey Byrne, nam-ı diğer Verite, son yıllarda bilinirliliğinin artmasının Spotify ile olan bağlantısını kaleme aldı. Konuya girmeden önce Verite'ten kısaca bahsetmek gerekirse; kendisi 2014, 2015 ve 2016'da üç adet EP çıkarmış olup geçen sene de ilk stüdyo albümü olan Somewhere in Between'i piyasaya sürdü. Indie pop yaptığına bakmayın çünkü öğrencilik yıllarında şimdiki tarzından çok farklı olarak The Cranberries, Nirvana ve Green Day dinlemiş olup kızlardan oluşan punk cover grubunda yer almış olsa da 16 yaşından itibaren kendi şarkılarını yazmaya başlamış. Kendisi yazımıza Brooklyn, New York'tan katılıyor. Verite de yazdığı ve bestelediği şarkılarıyla her mucize kovalayan şarkıcı gibi keşfedilmeyi bekleyerek 20'li yaşlarında EP'lerini Soundcloud'a yükleyip boş barlarda şarkılarını söyledi. 2014 yılında ilk teklisi Strange Enough'ı yayınladığında birkaç plak şirketinden güzel geri bildirimler aldı. Bu bankada kira için ayrılmış 1000$'ı olan birisi için bütçesel olarak düzelme ve düzgün gelir demekti. Zar zor geçinen amatörlerin dünyasından profesyonellerin elit dünyasına girme şansıydı bu telefon görüşmesi. Ama anlaşma son dakikada iptal olunca panik atak geçirecek duruma gelmişti. O zaman aslında insanların kariyerlerinin tamamen kendi sorumluluklarında olduğunu anladı. Olayı en başından beri müziğini yaparken, bir yandan bu projeyi, plak şirketi ile imza sonrası için stratejik, lojistik ve finansal yönleri ile de hazır hale getirmeye çalışıyordu. Bu olayla sonra sadece şarkılarını yazan ve söyleyen bir şarkıcı olmaktan yaratıcı bir girişimci olmaya dönüştürdü. Öncelikle kimsenin kendi dünyasını ve müziğini onun kadar önemsemediğini fark etti. Bu durum onda kendi kendini finanse eden bağımsız bir sanatçı için nelerin mümkün olduğuna dair bakış açısı ortaya çıkardı. Bunların üzerine de kariyerini adım adım kendi kurmaya başladı. Başlarda sorun hep finansal durumdu. Bu finansman arayışındaki sonuçsuzluklar ve planlarının gecikmesi kendisinde vazgeçme hissine kadar uzandı. Ama bu sorunu aşma zorunluluğu yadsınamazdı. Sıfırdan bir şeyler yaratmak için kendisine minimalist bütçe hedefleri koydu. Bu süreçte üç ayını haftada 50-70 saatini Times Meydan'ında bir kafede garson olarak geçirdi. Gerekli parayı biriktirince de artık kendi müziği ile ilgilenmek için işinden ayrıldı ve son dört yılını bağımsız bir sanatçı olmaya adadı. Verite kendisini tüm çalışmalarına ve yayınlarına hakim olduğu ve projesinin tüm yaratıcı kısmının kontrolüne sahip olmakla tanımlıyor ve işlerine nihai kararını kendi veriyor. ABD genelinde birçok mekanda (250 ila 650 kişi kapasiteli) kapalı gişe sahne aldı. Avrupa'da bazı yerlerde konserler verdi. Kendisini 30 saniyelik bir dikkat süresine sahip bir kültürün istisnası olarak görüyor. Geçenlerde Spotify'ın sadece kar amaçlı, kapitalist, albüm dinleme mantığını ve sanatçıların yaratıcılıklarına nasıl değer vermeyen bir iş modeli olduğuna dair bir yazı okuduğunu belirtiyor. 2000'lerin başında mp3 ve Napster ile müşterilerin istikrarlı bir şekilde azaldığını kabul ediyor. Bunlara ek olarak çalma listeleri ve albümden bağımsız tek şarkı dinleme özellikleri ile insanların tüketim alışkanlıklarının değiştiğini belirtiyor. Buna karşın biraz farklı bir açısı ile bakıldığında bunun iyimser noktaları da var. Şu an içinde bulunduğumu paradigma değişikliğini ise; Bağımsız sanatçılar yaratıcılıkları ve esnekliklerini birleştirip, kendilerini de finanse ederek, büyüyen, sürdüren ve hatta gelişebilen bir kuşaktır olarak belirtiyor. Verite bu işe ilk başladığında nasıl para kazanacağını bilmiyordu. SoundCloud, Spotify ve Apple Music'e şarkılarını bedava yüklüyordu. EP'leri için grafik tasarım, sanat yönetmenliği, tur ve konserlerinde şovları için kendi cebinden parasını veriyordu. Spotify ödeme yapmadığı için ilk 20 milyon dinlenmesine önem vermediğini belirtiyor. Garsonluk işinden ayrıldıktan sonra yapmak istediği işle ilgili para kazanmanın birçok yolunu keşfetti. İlk olarak sadece tur masraflarını karşılama karşılığında üniversite şovları düzenledi. Menajerine birçok kolejde ve kurumsal şirketlerde şov ayarlattı. Başkaları için şarkı sözü yazmaya ve söylemeye başladı. Sesinin demo kayıtlarını aldı. Geçinebilmek, hayatta kalmak ve ilerisi için gelir kalemlerini genişletme peşindeydi. Yaptığı işlerin hepsini sanatsal olarak görmese de bir şekilde kendini de idame ettirmesi gerekiyordu. İnternetten müzik dinlenmesini bir gelir kapısı olarak görmüyordu. Spotify'ın çok düşük bir ödeme yaptığını biliyordu ve yürüttüğü projelerden dolayı buna sızlanmak için zamanı yoktu. Sekiz ay sonra internetten dinlenme üzerinden ilk kazancını aldı ve bu onun banka hesabında daha önce görmediği bir meblağ idi. Bu dinlenme olayı herkesin dediğine karşın Verite'in en büyük gelir kapısıydı ve öyle de olmaya da devam edecekti. Bu dinlenme ve gelir onun projelerini ilerletmesini, hatta yeni yatırımlar yapmasını ve dinleyici kitlesi kazanmasını sağlıyordu. Artık onun gerçek hayran kitlesi vardı. Forbes'ta yer alan şu yazıdan uyarlanmıştır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bagimsiz-muzisyenlerin-bir-araya-gelerek-olusturdugu-oltadan-yeni-album-geldi/", "text": "Bağımsız müzisyenlerin bir araya gelerek oluşturdukları Olta Dayanışma, 5 Mart'ta beşinci albümünü yayına aldı. Umut denizine atılmış bir olta mottosundan yola çıkan müzisyenlerin bir araya gelerek ortaya çıkan Olta albümü, tüm gelirleriyle birlikte pandemi sürecinde işsiz kalan müzisyenlere, müzik ve sahne emekçilerine destek olması amaçlıyor. Olta, yeni müzisyenlerin katılımıyla albüm serilerini sürdürmeyi ve dayanışmayı büyütmeyi hedefliyor. Ekip bu albümden sonra ise Olta Türkü ve Olta Elektronik Müzik albümlerini yayınlamaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bahar-dalları-mayıs-2017/", "text": "Bu ay yayımlanan birkaç albüm ve EP'yi kısaca da olsa tanıtıp paylaşmak istemiştim fakat vakit bulamadan ayın sonuna geldiğimizi fark ettim. Hem de son günlerde bir süredir beklediğim birtakım albümler de birer birer düşünce boş geçmemek adına mayıs ayında yayınlanan işlerden dikkatimi çeken birkaç bahar dalını derip bir Spotify listesi oluşturdum. Siz yine benim listemle yetinmeyin tabii, albümlerin tamamını dinlemeyi ihmal etmeyin. Nejat Dimili Ambivalans: Son iki aydır dinlemeye doyamadığım, paylaşmak için yayınlanmasını heyecanla beklediğim bir albüm. Nejat Dimili'nin daha önceden duymuş olabileceğiniz Sus Onlara, Bazen, Yalanlarından gibi bazı parçalarının yeni düzenlemelerini ve yepyeni parçalarını bir araya getiren Ambivalans albümü son bir buçuk senedir üzerinde titizlikle çalışılan, her aşaması incelikle dokunmuş 10 şarkıdan oluşan bir ilk albüm. Almanya menşeli plak şirketi Timezone Records etiketiyle 26 Mayıs'ta yayınlanan Ambivalans'ın kayıtları Babajim İstanbul Studios&Mastering'de gerçekleşmiş. Albümün aranjesi Alpay Vural, mix'i Zeynel Günbek ve Uğur Yelkenci, mastering'i ise Pieter Snapper imzası taşıyor. İlk video Bazene çekildi fakat ben liste için sözleri aklımda dönüp duran Yalanlarındanı seçtim. Aytun Stardust: Stardust, Radyo Babylon'dan tanıdığımız DJ ve Prodüktör Aytun'un, şarkıcı söz yazarı ve elektronik müzik prodüktörü Suha ile beraber gerçekleştirdiği ilk projesi. Aytun'un kurucusu olduğu Ampirik Records'ın yayınladığı ilk çalışma olma özelliğini taşıyan Stardustın temelleri Suha'nın Amerika'da olduğu bir dönemde atıldı ve proje kısmen Türkiye-ABD arasındaki mesafe üzerinden gerçekleştirildi. Geçen sene yayınladığı Moonkid EP'si sayesinde tanıştığım ve sonrasındaki her çalışmasını ilgiyle takip ettiğim Suha'yı böylelikle ilk defa ortak bir çalışmada görmüş olduk. Suha'nın, elinin/sesinin değdiği her işe bir sihir kattığı kesin. Mehmet Güren Üzerime Kalan Günler: Biz'in dağılmasının ardından Mehmet Güren ilk defa bir solo çalışmayla ses verdi. Üzerime Kalan Günler'in sadeliğinden gelen bir vuruculuğu var. Bu durum parçanın sözleri için de düzenlemesi için de geçerli. Her şey dozunda. Şimdilik tek şarkı. Devamı gelsin. Canozan feat. Deniz Tekin Transatlantik: Yine işlerini ayrı ayrı ilgiyle takip ettiğim iki ismin heyecan verici iş birliğinden doğan bir parça Transatlantik. Deniz Tekin'in önceki çalışmalarından farklı, elektronik altyapılı bir iş. Deniz Tekin'in vokalini farklı janrlardaki projelerde duymak pek güzel. Kendisinden benzer tarzda sürprizler duymak için şimdilik beklemede kalın. Mehmet Güreli Zamboni Sokağı: Vakt-i zamanında bolca dinlediğim Yağmur (1998) albümünde yer alan Sen ve Ben Mehmet Güreli'nin yeni albümü Zamboni Sokağında bu defa Jehan Barbur düetiyle yer alıyor. Halihazırda sevdiğin bir şarkıyı sevdiğin bir sesten duyma lüksü. Az buz şey değil bence. Albümün ünü kulaktan kulağa yayılmaya başladı bile, siz de bu şarkıyla yetinmeyin. Emre Kula Theory of Change: Emre Kula'nın Theory of Change albümü bana çölde vaha gibi geldi. Gitar müziğini özlemişim de haberim yokmuş. Albümü baştan sona dinleyin, sonra bir daha dinleyin, sonra bir daha... Ben bu liste için albümün nispeten sakin noktalarından Sorry Hold On'u seçtim. Ezhel Müptezhel: Bir ilk albüm düşünün ki yayınlanmasıyla büyük heyecan yaratsın, 24 saat içinde gelsin gündeme otursun. İşte o Ezhel'in yayınlanır yayınlanmaz listemdekilerin paylaşma yarışına girdiği albümü Müptezhel. Nadiren de olsa böyle şeyler oluyor. Müptezhel, trap, hip-hop ve reggae soundlarını deneysel bir biçimde harmanlıyor.12 şarkıdan oluşan albümün prodüksiyon işlemleri son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz Bugy'e ait. Altyapılarda Bugy, Dj Artz ve Ezhel'in imzası bulunuyor. Dinleyin, bence siz de paylaşmadan duramayacaksınız. Haber kaynaklarını müzikle işgal etmeye hız kesmeden devam edelim. Gürhan Öğütücü Paraşütler: Come Again, Adamlar, Deniz Tekin gibi projelerden tanıyabileceğiniz, kanımca dahil olduğu her işe level atlatma yeteneğine sahip bir gitarist olan Gürhan Öğütücü'nün Bilgisayarımda duracağına Spotify'da dursun diyerek yayınladığı ilk solo çalışması Paraşütler 13 Mayıs'tan beri Spotify'da duruyor. Dolsun taşsın istediğim bir Spotify sayfasının daha açılışını bir single ile yapmış olduk, hayırlara vesile olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bahr-feel-the-run-yeni-video-klip/", "text": "Radyo Boğaziçi tarafından düzenlenen Battle of the Bands yarışmasının geçtiğimiz seneki birincisi BAHR, Feel The Run parçasına çektiği yeni video klibini yayınladı. 21. Battle of the Bands sonrasında, ilk albümleri I Resist'i 12 Haziran tarihinde Dokuzsekiz Müzik etiketiyle yayınlayan indie folk grubu BAHR, dün albümden ikinci video klibini paylaştı. 2016 yılında İstanbul'da kurulan BAHR, BBI Yerli köşemizin de yine aynı aynı yıl 41. konuğu olmuştu. Grup kuruluşundan tam dört yıl sonra yayınladığı ilk albümünün hemen öncesinde şarkıcı/şarkı yazarı Yusuf Bahar ve davulcu/perküsyoncu Nihal Saruhanlı'ya, bas gitarda Ceren Bettemir'in de dahil olmasıyla birlikte bugünkü şeklini almış oldu. BAHR'ın yeni video klibi Feel The Run hemen aşağıda! Battle of the Bands yarışması sonrasında, her pazartesi Açık Radyo'da yerli sahneden güncel sesler sunan Bir Baba Indie Lokal programına konuk olan BAHR grubuyla olan yayının videosuna aşağıdan, podcast'ine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balconytv-istanbul-mart-2016-performansları/", "text": "BalconyTV İstanbul'un aylık performanslarını paylaşmaya devam ediyoruz. Mart ayında da, her Cuma yeni bir ismi ağırlamaya devam eden projeye bu ay konuk olan isimler Büyük Birader, Ruşen Alkan, Yarımada ve Ucuz Şarap oldu. Bora Biçer, Gerçek Dorman ve Ulaş Tercan üçlüsüyle Mart ayının ilk konuğu olan Büyük Birader, kalbimizde ayrı yeri olan Ankara'lı bir gruptur. İç Anadolu'dan ülkenin geneline doğru sesi yükselterek büyümeye devam ediyorlar. İnsana ve yaşama dair içselleştirdikleri meselelerle protest bir tavrı ortaya koyan grubun, Yol ismini verdikleri albümü ise 2015 yılının sonlarında, dijital platformlar ve müzik marketlerde yerini aldı. Projenin en özel konuklarından biri olan Ruşen Alkar'ın performansı, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne denk gelen haftada yayına alındı. Şarkıya değer katar durum ise, şarkının kadın hakları ile ilgili sözlere sahip olması. Sözlerin tamamı kürtçe olan şarkının performansında Ruşen Alkar'a, Mehmet Polat ve İsmail Kızıl eşlik ediyor. 2015 yılında yayınladığı Sebr/Sabır albümü ise Kalan Müzik etiketiyle raflarda yerini aldı. Benim ve ekipten Eren'in de üyesi olduğu Yarımada ile, BalconyTV İstanbul'a Beklemez ismini verdiğimiz şarkının akustik versiyonuyla konuk olduk. 2011 yılından bu yana progresif rock ana başlığı altında konserler vermeye, bir yandan da kayıtlar almaya ve yayınlamaya devam ediyoruz. İstanbul manzarasını arkasına alıp neşeli melodilere Yarım Kalmış Film Gibi şarkılarıyla projeye konuk olan grup, Hasan Ozan Geçegel, Burak Arda Özgül, Ali Açık ve Tümerkan Aldanmaz kadrosuyla müzik hayatına devam ediyor. Grubun Aralık ayında Soundcloud adreslerinde yayınladıkları 7 farklı şarkıya da göz atmanızı öneririz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balconytv-istanbul-ocak-2016-performansları/", "text": "Tamamen gönül işi bir proje olan BalconyTV'nin İstanbul çekimlerini, 2016 itibari ile derleyip toplayıp her ay sonunda sizlerle paylaşacağız. Yerli sahnede ilk defa duyduğumuz ya da daha önceden çokça duyup sevdiğimiz isimlerin akustik performanslarını, İstanbul boğazı ve martıları eşliğinde sizlerle paylaşıyor olacağız. Beğendiğiniz performansları BalconyTV'nin sitesinden girip oylayabiliyorsunuz. Her performansa ilişkin linkleri de videoların altına ekliyor olacağız. Bu kısa açıklamanın ardından Ocak ayında BalconyTV'nin ağırladığı isimlere tek tek bakalım. Türkçe sözlü Alternatif Indie gruplarımızdan Birileri, Kalorifer Peteği isimli naif şarkılarıyla katılım sağladılar. Birileri'ni ayrıca Bir Baba Indie Yerli projesinde de yakın zaman içerisinde okuyabilirsiniz. Alanındaki en başarılı ve güzel işler icra eden müzisyenlerden olan Ege Çubukçu'da göğe uzanan boyu ile Ocak ayında BalconyTV'deydi. Çok eskilerden beri hayatımızda olan Özge Fışkın, Yeraltı performansıyla Ocak ayının son konuğuydu. Tüm geçmiş performansların da yer aldığı BalconyTV'yi aşağıdaki linklerden takip edebilir, sevebilir, paylaşabilirsiniz. Bizler de sık sık burada BalconyTV performanslarını burada yer vereceğiz. - http://www. balconytv. com/istanbul - https://www. facebook. com/btvistanbulofficial/ - https://twitter. com/BTV_Istanbul - https://www. instagram. com/balconytvist/"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balconytv-istanbul-ve-ankara-mayıs-2016-performansları/", "text": "Rap dünyasında oldukça bilinen bir isim olan Sansar Salvo, yayınlanma gününden itibaren BalconyTV İstanbul izlenme istatistiklerini alt üst etti diyebiliriz. Tüm zamanlarda izlenme oranlarında sıralama uzun süredir aynıydı. Sansar Salvo videonun yayınlanmasının ardından 3. sıraya yerleşti. Sanırım yakında ilk sıraya gelirse kimse şaşırmaz. Oyunun Anlamı performansını izlemek için sizleri baş başa bırakalım. Geçmişin üreten ve neredeyse tanıdığımız birçok isme enstrümanist olarak eşlik eden bestekarlar ve müzisyenler artık görünür olmaya başladı. Örneklerine başka bir yazıda değiniriz. Onlardan biri de Mert Tünay, İstanbul'un En Güzel Gözleri performansıyla BalconyTV İstanbul'da kendine yer buldu. Şarkıdan sonrasını da ayrıca izlemenizi öneririm. Konuk sunucu Dilan Bozyel'in projeye ayrı bir renk kattığının altını çizelim. Blues ve grunge ekseninde müzikler üreten bir grup olan Rezil, Sistem performansıyla bu ayki konuklar arasındaydı. Batu Mutlugil ile birlikte çalışmalarının olduğunun altını çizen Rezil'i incelemenizi öneririm. Multitap'ı yakından takip edenlerin çok iyi tanıdığı Selim Siyami Sümer ve Taçkın Bilal'in iki kişilik down-tempo, electronica türündeki projesine ev sahipliği yapan BalconyTV, onları Child Nature performanslarıyla ağırladı. Elektronik sesler ile canlı gitarın nefis buluşmasına tanıklık etmek isterseniz videoyla sizi baş başa bırakalım. Duman'ın Köprüaltı uyarlaması ile adını duyuran Sufle, kendi besteleri Nereye Gidersen ile BalconyTV Ankara'ya konuk oldu. Yakında albümü de çıkacak Sufle, her ne kadar Ankara'lı bir grup olsa da, bulunduğunuz şehirde birgün kendilerini görebilirsiniz. İlk kısa çaları Hayal Mayal Kuramamı yayınlayan Dasti, Neyim Var performansı ile BalconyTV'ye konuk oldu. Mayıs ayının bir başka funk, reggea performansı olan Sütlü Kakao, özellikle canlı izleyenlerin çokça sevdiği, eğlendiği gruplardan biridir. Özellikle bazı uyarlamaları oldukça hoş. No War performansları ile BalconyTV'ye konuk olan grubu sevip, paylaşabilirsiniz. Bir Baba Indie Yerli projemizde de ağırladığımız Kaptan Anadol!'u, BalconyTV Ankara'a da İstersen performansıyla izledik. Ekip olarak çok sevdiğimiz gruba ait bir parçayı canlı izlemek çok keyifliydi. Daha çok izleme, görme temennisiyle."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balconytv-istanbul-ve-ankara-nisan-2016-performansları/", "text": "BalconyTV bu ay itibariyle içeriğini, Ankara'yı da ekleyerek zenginleştirdi. Bu güzel gelişme ile yerli gruplar adına yeni bir gelişme daha kaydedilmiş oldu. Özellikle Ankaralı müzisyenlerin, yerli müzik dünyasına kattıkları çok kıymetli isimleri de düşünürsek, Ankara'ya yapılan bu yatırımın değeri daha da ölçülebilir oluyor. Yalnız BalconyTV'nin bu girişimleri karşılığında sizlerden beklediği bir destek var. Beğendiğiniz müzisyenleri ve eserlerini site üzerinden oylamanız. Oylama yaptıkça şehirler üst basamaklara kadar tırmanıyor. Bu da dolayısıyla şehrinizdeki müzisyenlerin daha kolay ulaşılabilir olmasını sağlıyor. Nisan ayında hem İstanbul, hem Ankara'ya katılan müzisyenler ve hangi eserlerine yer verdiklerine tek tek bakalım. Aslen Portekiz'li olan Ruben Monteiro ve Dinish Coelho, misafir olarak Küçük Kalp isimli eserlerini çaldılar. Videoda da izleyeceğiniz üzere aslında misafir tanımı anlamını yitiriyor. Performanslarına bu toprakların melodisine, içten bir yabancı dokunuş diyebiliriz. Geçmişinden bugüne neredeyse caz ile yatıp kalkan, ülkemizin önemli caz vokallerinden Şenay Lambaoğlu, BalconyTV İstanbul için Volkan Polat ile birlikte, sözleri Ömer Hayyam'a, bestesi Mehmet Güreli'ye ait olan ve daha önce çokça yorumlanmış olan Kimse Bilmezi tekrardan, kendi yorumuyla seslendirdi. 7 Nisan'da Salon İKSV'de güzel bir performans sergileyen ABD'li şarkıcı ve söz yazarı William Fitzsimmons, ayağının tozuyla BalconyTV kameralarının karşısına geçip, Hear You Heartı seslendirdi. Yerli sahnemizin farklı nitelikleriyle öne çıkan gruplarından Koma Redakte, müziği müzik için yapıyoruz mottosuyla kayıtlarını dinleyicileriyle buluşturmak için bugüne kadar özel bir emek sarf etti. BalconyTV'nin en özel performanslarından biri olan Benimle Derdin Ne?, sözleriyle birlikte anlattığı hikaye dikkate değer. BalconyTV'ye ikinci defa konuk olan, New York'ta yaşayan müzisyenlerimizden Sinem Saniye, hazır ülke sınırlarına girmişken Forever And Ever ile birlikte aynı gün kaydettiği Man Outta You performansı 7 ay aradan sonra yayınlandı. Forever And Ever gibi bu performansın da Editors Pick olarak işaretlendiğinin altını çizelim. İki güzel performansta Sinem Saniye'ye pek bi' sevdiğimiz, hatta bayıldığımız Feryin Kaya ve Burak Irmak'ın eşlik ettiğini söyleyelim. Aynı zamanda hukukçu olduğunu öğrendiğimiz Burcu Furtun, söz ve müziği kendisine ait olan, albümünde de yer alan Çırılçıplak isimli performansıyla BalconyTV Ankara'ya konuk oldu. DMC ile anlaşarak müzik hayatına yön veren Burcu Furtun'un etkileyici ve naif performansını da izlemenizi öneririz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balconytv-istanbul-yayında/", "text": "2006 yılında Dublinli 3 arkadaşın apartmanlarının balkonlarında başlattıkları BalconyTV, İstanbul'da da bir kez daha yayın hayatına başladı. Kısa bir sürede İrlanda'dan tüm dünyaya yayılan online platform, Avrupa'daki bir çok şehrin yanı sıra Kuzey ve Güney Amerika, Afrika ve Avustralya'ya ulaşarak 60'a yakın şehirde, dünyanın pek çok şehrinden balkonlarda icra edilmiş akustik müzik performansları videolar halinde dinleyiciyle buluşturmaya devam etmektedir. Bugüne kadar çekilmiş olan 6500'e yakın video arasında Mumford & Sons, Nouvelle Vague, Brasstronaut, Jessie J, Zaz, Dub FX, Ed Sheeran, Kimbra gibi dünyaca ünlü isimler de yer almıştır. BalconyTV İstanbul'un The Away Days, 123, On Your Horizon, Selin Damar, Nada, Peyk gibi isimlerin de yer aldığı ilk performanslar 2011'de başlayıp, 2013'de sonlanmıştı. Sonrasında bir süre sessizliğe gömülen BalconyTV İstanbul, 2015 Ocak ayı itibariyle farklı bir kadro ile tekrar canlandı ve geçtiğimiz haftalar yayınladıkları 2 ayrı performansla yoluna devam etmeye başladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balconytv-istanbul-şubat-2016-performansları/", "text": "BalconyTV İstanbul'un Ocak 2016 performanslarını geçen ay yayınlamıştık. Bu ay Şubat ayında gerçekleşen performansları yayınlamak üzere tekrar klavyenin başına geçtik. Şubat ayında Balcony TV'ye konuk olan müzisyenlerimiz bakalım kimlermiş. Unutmadan hatırlatalım. Beğendiğiniz performansları BalconyTV web sitesi üzerinden oylamayı unutmayın. 2013 yılında The Long Way ismiyle ilk albümünü yayınlayan Eren Coşkuner, ülkemizin değerli flütistlerinden biridir. Babajim Stüdyolarında kaydedilip, Gri Plak etiketiyle, 9 şarkıdan oluşan caz albümünde kendisine, Eylem Pelit, Ediz Hafızoğlu've Şenova Ülker eşlik etmiştir. BalconyTV'ye A Song ile konuk alan Eren Coşkuner'i aşağıdaki linklerden takip edebilirsiniz. 8 yaşından bu yana müziğin içinde yaşayan Damla Pehlevan, İlkbahar şarkısıyla Balcony TV'nin Şubat ayında konuğu oldu. Performansına Armağan Koçak, Selim Aydın, Ayberk Garagon'un eşlik ettiği Damla Pehlevan'ın geçmişinde Babazula, Shantel ve BİZ gibi oluşumlara sağladığı katkının yanı sıra, yarışmalarda elde ettiği dereceleri de bulunmakta. Türkiye'deki kadın caz vokalistleri diyince akla ilk gelen isimlerden olan Elif Çağlar da BalconyTV'nin şubat ayı konuklarındadı. İstanbul'da günbatımı eşliğinde Ediz Hafızoğlu, Çağrı Sertel ve Volkan Hürsever gibi üzerinde ayrı ayrı konuşulacak isimlerle birlikte Catch Us If You Cani seslendiren Elif Çağlar, bu şarkıyı son albümü Misfit'te, İlhan Erşahin ile birlikte kayda almıştı. Temas ile 2 albümlük yolculuğundan sonra tek başına yoluna devam Alper Fırat'lı, solo projesinin şarkılarından Hisli Beton performansını BalconyTV için seslendirdi. Yakın zaman içerisinde yayınladığı Tutmayın Beni O Malum Meyve isimiyle iki şarkılık single yayınlayan Alper Fıratlı'yı ileride daha fazla göreceğiz, duyacağız gibi görünüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balkanlardan-yalnızca-soğuk-hava-dalgası-gelmiyor-goran-bregoviç-ve-bijelo-dugme/", "text": "Balkan müziği, biz Türkler için müzikte aşinalığı çok kültürlülüğüyle kıran bir müzik geleneği. Rumeli Türk müziği, Doğu Roma ve Slav temelli bu müzik türü, komşunun, kulakların pasını silen gürültüsü bizim için. Kuzey Avrupa ve Amerika dahi Balkan folkunun büyüsüne kapılmışken, Balkanlardan yurdumuza gelen yalnızca soğuk hava dalgası gelmiyor. Goran Bregoviç ve Bijelo Dugme 25 Şubat'ta misafirimiz olacak. Hatta Volkswagen Arena'da ağırlayacağımız efsanevi grubun, İstanbul konseri için özel bir repertuar hazırladığı da konuşuluyor. Komşuluğumuzu pekiştirirken, bir yandan ben Bregoviç'in ilk grubu Jutro 'nun yayınladığı Kad bi' bio bijelo dugme Beyaz Bir Düğme Olsaydım adlı single çalışmasından sonra adlarını Bijelo Dugme olarak değiştirdiklerini, kısa sürede Yugoslavya'nın Beatles'ı olarak anılmaya başladıklarını, bunların yaklaşık seksenli yıllara tekabül ettiğini söyleyeceğim ancak Bregoviç'e yakından bakmak, aslında hayatınızın her döneminde ne kadar yakınınızdan geçtiğini göstermek istiyorum. İlk olarak, Emir Kustarica'nın unutulmaz filmi Çingeneler Zamanı'ndan bahsetmeli. Filmin güzelliği şöyle dursun, adını duyduğumuzda Ederlezi çalar. Ederlezi aslında bir halk şarkısı. Balkanlardaki çingenelere ait. Bregoviç tarafından yeniden düzenlendi. Kustarica Arizona Rüyası dedi. Bregoviç, Iggy Pop ile birlikte hayatımızın soundtrack'lerinden In The Death Car'ı çıkardı. Olmazsa olmazdı: Candan Erçetin, Oya-Bora, Sezen Aksu gibi sanatçılar Bregoviç şakılarını Türkçe sözlerle seslendirdi. Sonra Can Dündar MUSTAFA'yı yazdı, belgesel filmin müzikleri Bregoviç imzası taşıyordu. Kültür ve değer kavramlarının müzikteki ortaklığını yeniden anlamlandırmak, tanıdık ve derin Balkan müziğini Şubat soğuğuna karıştırıp ısınmak ve komşuya selam vermek için 25 Şubat'ta Bregoviç, Bijelo Düğme ile Volkswagen Arena'da olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balthazar-20-kasimda-yeniden-istanbulda/", "text": "Salon İKSV'nin, şehrin farklı mekanlarında geniş kitlelere ulaştığı etkinliği Gezgin Salon, 20 Kasım'da Belçikalı indie rock grubu Balthazar'ı Volkswagen Arena'da ağırlayacak. Solo projeleriyle daha önce Salon İKSV'ye de konuk olan indie rock ikilisi Balthazar, bir kez daha İstanbul'a geliyor. Belçikalı grup, pandemi sonrası ilk turnelerinde, +1 Katkılarıyla: Gezgin Salon kapsamında 20 Kasım Cumartesi günü saat 21.30'da Volkswagen Arena'da dinleyicileriyle buluşacak. Belçika'nın Gent kentinden lise arkadaşları Jinte Deprez ve Maarten Devoldere'in kurduğu Balthazar, 2019'daki dünya turneleri sırasında yazıp pandemi döneminde kaydettikleri yeni albümleri Sand ile sahneye geri dönüyor. İkilinin canlı çalmaktan aldıkları keyfin her notasına yansıdığı albüm, sahneden uzak kaldıkları günlerin acısını çıkaracakları pandemi sonrası turnelerinde, ilk defa İstanbullularla buluşacak. 20 Kasım Cumartesi günü saat 21.30'da gerçekleştirilecek konserin kapı açılış saati ise 19.00. Balthazar konserinin biletleri Lale Kart üyeleri için indirimli ön satış döneminin ardından, 30 Temmuz Cuma günü 10.30'dan itibaren, passo. com. tr internet sitesi üzerinden ve İKSV ana gişeden genel satışa sunulacak. Balthazar'ın son albümü Sand'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balthazar-dort-yil-sonra-yeni-albumuyle-geri-dondu/", "text": "Belçikalı indie pop grubu Balthazar, dört yıllık bir aranın ardından dördüncü stüdyo albümü Feverı yayınladı. Maarten Devoldere ve Jinte Deprez tarafından kurulan Balthazar, son olarak 2015 yılında çıkardığı Thin Walls isimli albümünün tam dört yıl sonrasında, 11 parçadan oluşan yeni albümü Fever'ı yayınladı. Ayrıca bu geçen dört yıllık arada Jinte Deprez, solo projesi J. Bernardt ile 2017 yılında Running Days albümünü yayınlayıp ülkemizin de içinde olduğu çeşitli ülkelerde konserler verdi. Geçtiğimiz yıl ve bu yıl içerisinde Fever albümünden Fever, Entertainment, I'm Never Gonna Let You Down Again ve Wrong Vibration isimli parçaları single olarak paylaşan grubun 11 parçadan oluşan yeni albümünün tamamını ise aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/balthazardan-yeni-album-yolda-ilk-tekli-ise-yayinda/", "text": "Belçikalı indie pop rock grubu Balthazar, yeni albümleri Sandi yayınlayacağını müjdelerken aynı zamanda albümden ilk parçasını da video klibiyle birlikte paylaştı. Grup, 29 Ocak 2021'de Play It Again Sam etiketiyle yayınlanacak albümden Losers isimli parçasını video klip eşliğinde dinleyicileriyle paylaştı. Albümün ilk şarkısı Losers, disko ritimleri ve ilgi çekici vokalleriyle kendini gösteriyor. Parçaya eşlik eden video klipte, grup üyeleri 70'lerin suç dizilerini anımsatan bir görüntüyle karşımıza çıkıyor. Jinte Deprez ve Maarten Devoldere öncülüğünde, ortaklaşa bir çalışmayla yürütülen Sand albümü, grubun eski albümlerine nazaran daha az melankolik fakat yine duygusal bir enerjisiye sahip. Balthazar'ın yeni albümün artwork'üne ve ilk teklisine, aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bandcamp-bandcamp-fridays-projesinin-suresini-uzatti/", "text": "2008'de kurulan Amerikalı online müzik şirketi Bandcamp, mart ayından beri pandemiden etkilenen sanatçıları desteklemek için başlattığı Bandcamp Fridays adlı projenin süresini uzattı. Bandcamp Fridays kampanyası her ayın ilk cuması site üzerinden alınan herhangi bir albümün bütün gelirini kesinti olmaksızın tamamiyle eserin sahiplerine aktarıyor. Pandemi sürecinin bitmesi gibi bir durum henüz mümkün olmadığından dolayı Bandcamp, Bandcamp Fridays kampanyasını uzatarak mayıs ayına kadar devam ettireceklerini açıkladı. Sanatçılara destek açısından çok büyük bir adım olan kampanyaya destek vermek için sevdiğiniz label'ların ya da sanatçıların Bandcamp sayfasına göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bandcamp-kesifleri-sen-yagmur-dok/", "text": "Bandcamp Keşifleri serisi oluşturmak istiyorum. Seri yazılar konusunda istikrarsızlığımı bildiğim için ne kadar başarılı olabilirim bilmiyorum ama deneyeceğim. Bandcamp gerçekten önemsediğim bir site ve çok özel ve kaliteli müzisyenler ve eserleriyle karşılaştığım bir yer. Memleket dahilinde bir Myspace muamelesi görmemesi en büyük temennim. Biliyorsunuz Myspace'de benzer mentalite ile kurulan ama sonra dating muamelesi gören bir siteydi. Her ne kadar şu an tasarım olarak harika olsa bile durumu toparlayamıyorlar. Yerli gruplar her zaman önceliğim olduğu için olabildiğince yerli keşiflerimi paylaşacağım. Künt'le daha önce çok karşılaştım ama hiç dinlemedim. Neden dinlemediğimi bilmiyorum. Sen Yağmur Dök kayıtlarını dinleyip beğendikten sonra kim bunlar? sorusuyla araştırmaya koyuldum. Yine Künt ile karşılaştım. Bu kadar ısrarla karşılaştığıma göre dinleme vaktim geldi hatta geçiyor. Sen Yağmur Dök, Künt'ün iki üyesi, Cihan Mürtezaoğlu ve Ezgi Altıner'in oluşumu olan, akustik gitarların verimli kullanıldığı, naif ve sakin vokallerle güçlendirilmiş oldukça hoş bir proje. Bazı grupların yaptıkları müziğe odaklanma sorunu olduğuna inanıyorum. X bir gruba bakıyorsunuz gerçekten güzel sözler yazıyorlar ama müzik o sözleri destekleyecek kadar güçlü değil; ya da tam tersi müzik harika ama sözler iyi değil. Bu ikiliyi iyi şekilde birbirine harmanlayan gruplara zaten tapıyoruz. Tapmaya devam edeceğiz. Sen Yağmur Dök'ü dinlerken bu ikiliye dikkat etmeye çalıştım. Oldukça başarılı bulduğumu ve üst üste dinlememe rağmen sıkılmadığımı, aman unutmamayayım diyerek linkleri kaydedecek yerler aradığımı itiraf etmeliyim. Cihan Mürtezaoğlu ve Ezgi Altıner ikilisi şarkıları belli tarihlerde Bandcamp'e yüklemişler. Sanıyorum single mentalitesiyle hareket ediyorlar. Bütün şarkıları yapalım, sonra hepsini yükleyelim fikri gitgide eskimeye başladı. Müzik dünyası kendi içinde evriliyor olabilir. Bu süreci yakında hep birlikte gözlemleyeceğiz. Şu an Bandcamp üzerinde 4 şarkıları var. Diğer yandan Bandcamp Keşifleri'nde beni yönlendiren şeyin albüm kapakları olduğunu fark ettim. Albüm kapağını beğendiğim gruba kesin girip bakıyorum. Bandcamp kullanan grupların da enteresan bir şekilde albüm kapağı tasarımlarında oldukça sanatsal, sıradan olmayan, çok hoş kapaklar tercih ettiğini gözlemledim. Sen Yağmur Dök, oldukça başarılı bulduğum albüm kapakları kullanmış. Albüm kapaklarında Özlem İlgezdi imzası var. - Ekşi Sözük'te Sen Yağmur Dök - Soundcloud'ta Sen Yağmur Dök - Facebook'ta Sen Yağmur Dök"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bandcamp-livestream-ozelligini-aktif-etti/", "text": "Amerikalı online müzik şirketi Bandcamp, Bandcamp Livestream adlı yeni bir özellik ile karşımızda! Bandcamp, mart ayından beri pandemiden etkilenen sanatçıları desteklemek adına başlattığı Bandcamp Fridays adli projesi ile pek çok müzisyenin ilgisini çekmişti. Şimdi ise sitesine sanatçıların websitesi üzerinden canlı konser yayını yapabilecekleri bir yeni özellik eklendi. Sanatçılar, site üzerinden biletli canlı konser yayını yapıp aynı zamanda konser esnasında dinleyicileriyle iletişimde kalabilecekler. Bandcamp'in Fair Trade Music Policysine göre normalde satılan biletlerden elde edilen gelirin %85'i direk sanatçılara iletilecek fakat 31 Mart 2021'e kadar yapılan satışlarda ise sanatçıya gelirin tamamı verilecek. Şu ana kadar Bandcamp Livestream projesine dahil olacağı netleşen kişiler arasında Amerikalı indie rock grubu Cloud Nothings ve Bobby McFerrin'in kızı Madison McFerrin gibi isimler bulunuyor. Takipte kalmak için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bandcampten-sanatcilara-pandemi-surecinde-destek/", "text": "2008'de kurulan Amerikalı online müzik şirketi Bandcamp, mart ayından beri pandemiden etkilenen sanatçıları desteklemek için Bandcamp Fridays adlı bir proje başlattı. Bandcamp Fridays kampanyası her ayın ilk cuması site üzerinden alınan herhangi bir albümün bütün gelirini kesinti olmaksızın tamamiyle eserin sahiplerine aktarıyor. Pandemi sürecinin bitmesi gibi bir durum henüz mümkün olmadığından dolayı Bandcamp bu Bandcamp Fridays kampanyasını senenin sonuna kadar devam ettirmeye karar verdi. Sanatçılara destek olmak açısından çok büyük bir adım olan bu kampanyayı bugün (2 Ekim Cuma) ve aşağıda belirtilen tarihlerde desteklemek için aşağıda linkini paylaştığımız Bandcamp'ın sitesine ve göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/banks-goddess/", "text": "Jillian Banks ismini ilk kez geçen sene yayınladığı Fall Over EP ile duyurmuştu. Ardından yayınladığı London EP ile ise dinleyiciler tarafından iyice tanındı. Bu EP'deki şarkıların yapımcılığını Jamie Woon, SOHN, Totally Enormous Extinct Dinosaurs ve Tim Anderson gibi isimler üstlenmişti ve oldukça etkileyici bir EP idi. Daha sonra BBC'nin ünlü Sound of anketinin 2014 uzun listesinde yer alan Banks, listeden Sam Smith ve Ella Eyre ardından üçüncü olarak çıktı. Başlarda dark R&B olarak tanımlanan tarzı, gizemli duruşu ile The Weeknd'e sık sık benzetilen Banks, ikinci EP ile albüm arasında yayınladığı singlelar ve videolar ile gizemli duruşundan biraz sıyrılmış gibi görünüyor. 9 Eylül tarihinde hemen her yerde yayınlanmış olacak olan albümü şimdilik internet üzerinden dinlemek mümkün. Albüm London EP'den üç şarkı içeriyor ve yine aynı şekilde Lil Silva, SOHN, TEED, Jamie Woon ve Shlohmo gibi isimler şarkıların yapımcılığını üstlenmiş. On şarkılık albümün tamamının sözlerinde Banks'in ismi var, ki zaten dinlediğiniz zaman bunu anlamamak imkansız. Genel olarak birbirinden farklı yapımcılarının izlerini taşıyan ama belli bir tarza sahip bir albüm Goddess, tutarlı ve başarılı bir çıkış albümü. Ama onu benim için özel yapan bunların hiçbiri değil. Albümlerle ilgili bazen sözlerin çok da önemli olmadığını düşünürüm bir dinleyici olarak, ama bu albüm kesinlikle o albümlerden biri değil. Müzikal altyapıları ne kadar iyi olursa olsun, bu albümü özel yapan şey kesinlikle Banks'in yazdığı sözler. Ve bu yönü bence Banks'in The Weeknd'e en çok benzeyen yanı. Çünkü müzikal olarak ne kadar güzel olsalar da The Weeknd şarkılarını da sözlerinden bağımsız düşünmek imkansız. Şarkı yazmaya lisedeyken anne ve babasının boşanmasıyla başlayan Banks, müziği içini dökmek için bir araç olarak görmüş ve bu albüm de bu tutuma sadık kalmış. Albüm boyunca Banks'in herhangi birinin değil kendisinin hikayelerini anlattığını açıkça anlayabiliyorsunuz. Bunlar sıradan bir kadının yaşadığı hikayeler. Bu albüm her yönüyle kadınsı bir albüm, güçlü, sert ama feminen. Kendisini son derece andıran bir albüm yapan Banks bu açıdan bir kez daha The Weeknd yakıştırmasını kazanıyor bence. Şarkılarda sahip olduğundan fazlasını isteyen, kalbi kırılan, tutkulu, güçlü ve dürüstçe kendi hikayelerini anlatan sıradan bir kadın var. Evet ilişkiler gibi iki yönlü, hem erkeği hem de kadını içine alan bir tema etrafında gelişiyorlar ama o kadar dürüstçe ancak bir o kadar da kadın elinden yazılmışlar ki, benim için bağ kurmamak imkansızdı. Albümde favorilerim You Should Know Where I'm Coming From, Alibi, Beggin For Thread ve Warm Water. Başından sonuna beklentimi boşa çıkarmadığını ve bir pop albümü olsa bile sözleri ve müzikal yönüyle sıradan bir pop albümü olmadığını söyleyebilirim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bant-mag-10-yasinda/", "text": "Geride bıraktıkları seneler içerisinde kendi deyimleriyle neredeyse kesintisiz ve oldukça düzenli bir şekilde hazırlanan Bant Mag. 10 yaşında! Bu yaş gününü de 4 Aralık Perşembe gecesi oldukça güzel bir line-up ile eşliğinde Babylon Asmalımescit'te kutlamaya hazırlanıyor. Bu gecede; Türk psikedelik müziğinin nevi şahsına münhasır grubu Baba Zula, Senbanabiriniandroid gibi bir albüm ardına merakla beklediğimiz 2. albümlerini çıkarmadan farklı projelerle devam etme kararı alan Korhan Futacı, Burak Irmak, Feryin Kaya ve Berke Can Özcan kadrolu, çok özlediğimiz Dandadadan, Develerle Yaşıyorum albümüyle büyük ilgi toplayan rakı sofralarının yeni vazgeçilmezlerinden olan Gaye Su Akyol, temelleri İsveç'te atılan, vurmalı çalgı ustası Hakan Vreskala ile Portecho ve Manner ile tanıdığımız Deniz Cuylan'ın, Nada projesinden Selen Hünerli'yi de yanlarına alarak ortaya koydukları projesi Norrda, yeni albüm hazırlığı öncesinde çalacakları yeni şarkılarıyla ilk kez sahnede olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/barbie-greta-gerwigin-feminist-yorumu/", "text": "Pespembe dünyasıyla Barbie vizyona girmek için gün sayıyor. Kamera arkasındaki feminist yönetmen Greta Gerwig'in kattığı yorumu ise merakla bekliyoruz. Greta Gerwig'in yönettiği Barbie filmi, Margot Robbie'nin başrolünde olduğu ve Ryan Gosling, Kingsley Ben-Adir gibi yıldızların yer aldığı bir kadroya sahip. Film, Barbie'nin dünyasını ve varoluşunu sorgulamasına yol açan bir kriz yaşamasını konu alıyor. Margot Robbie aynı zamanda filmin yapımcılarından biri. Greta Gerwig'in yönetmenlik çalışmaları ise genel olarak feminist eğilimleri ile biliniyor. Örneğin, 2019 yapımı Little Women uyarlamasında, Amy karakterini şımarık bir çocuktan kendi düşünceleri ve duyguları olan, evliliğin sosyoekonomik tarafını tam olarak anlayan dengeli bir kadına dönüştürme konusunda aktif bir seçim yapmıştır. Gerwig'in Frances Ha'sı da benzeri şekilde 20'lerinde bir kadının varoluşsal krizlerini işler. Kendisinin ele almasına alışık olduğumuz alternatif karakterleri, problemleriyle cebelleşen kadınları bu sefer Barbie filminde görüyoruz. Bu noktada Gerwig'in Barbie'ye kattığı yorumun onu yeni zamanlara daha çok hitap eden bir feminist ikona dönüştürmesi bekleniyor. Film, Oppenheimer ile aynı gün vizyona girecek ve harika kadrosu ile dikkatleri üzerine çekecek. Pazarlamasıyla öne çıkan Barbie, Oppenheimer'ın bile pazarlamasını yapıyor. Artık öyle ki Barbie gördükçe insanlar Oppenheimer'ı düşünüyor ya da tam tersi. Billie Eilish'in yeni çıkan şarkısı What Was I Made For? ile işlenen kimlik arayışı ve kişisel bunalım Oppenheimer ile ortak bir temaya sahip. Bu ortak yönlere rağmen iki farklı uçtaki bu filmlerin müzikleri de birbirinden çok farklı. Filmin soundtrack'leri Ice Spice, Billie Eilish, Charli XCX, Nicki Minaj, Lizzo, Sam Smith, Tame Impala ve Haim gibi birçok sanatçıyı barındırıyor. Yani yan yana sinema salonlarında Göransson'un gerici score'uyla Ice Spice'ı birlikte dinliyor olabiliriz. Dua Lipa'yı da unutmazsak süper olur, kendisini aynı zamanda Denizkızı Barbie rolünde izleyeceğiz. Filmde Ryan Gosling'in de soundtrack'e katkıda bulunduğu biliniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-adam-sarkisini-yorumladi/", "text": "Kakülünde Ak Oldum parçasıyla bizleri kalbimizden feth eden Barış Demirel, Sibel Alaş'ın hit şarkısı Adam'a kendi yorumunu kattı ve ortaya dinlemeye doyamayacağınız bir parça çıktı. Son dönemin en sevilen sanatçılarından, şarkıcı, şarkı yazarı ve prodüktör Barış Demirel, Sibel Alaş'tan dinlediğimiz ve 90'lı yılların Türkçe pop müziğine damgasını vuran Adam şarkısını 30 yıl sonra yeniden yorumladı. Tüm prodüksiyon, kayıt, enstrüman çalımları, aranjman ve mix'i sanatçıya ait olan şarkının klibini ise Berat Tunç çekti. İkinci albümü Bi' Aralar İyiydim'i geçtiğimiz mart ayında yayınlayan ve bu yazı çeşitli festivaller ve konserlerde geçirecek olan Barış Demirel'in Kadebostany ile birlikte yorumladığı Like a Dream şarkısı ise hala dilimizde. Sizleri şarkıyla baş başa bırakmadan önce bir güzel haber daha verelim; üçüncü albüm yolda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-baristik-mi-bu-yaz-montreux-jazz-festivalde/", "text": "Barış Demirel Barıştık Mı dünyanın önde gelen caz festivallerinden Montreux Jazz Festival'de performans sergilemek üzere İsviçre'ye gidiyor. Bu coğrafya ve yakınlarından duyduğumuz geleneksel sesler, caz, hiphop, ambient, progresif müzik gibi tarzlardan ilham alarak trompet odaklı rock müziği icra eden Barış Demirel; Montreux Jazz Festival'i düzenleyen koordinatörlerin dünya çapında araştırma yürüttükleri, başarılı müzisyenleri inceleyerek ve yetkin kişilerin önerilerini değerlendirerek yarışmacılarını belirledikleri Montreux Jazz Festival Talent Awards'a davet edildi. Daha önce Montreux Jazz Competitions başlığı altında festivale dahil edilen yarışma geçtiğimiz yıl yeni bir format kazanarak Montreux Jazz Festival Talent Awards adını almıştı. Bu değişiklikle farklı müzikal yaklaşımlara, özellikle de elektronik formlara bünyesinde alan açmayı amaçlayan festivalde geçen yıl da aynı yarışmaya Türkiye'den Islandman katılmış, on altı finalistten biri olarak sergilediği performansla yarışmanın üç ödülünden biri olan Shure Montreux Jazz Band Award ödülüne layık görülmüştü. Festival ekibinin aylar boyunca kendi network'leri vasıtasıyla yarının caz müziğini oluşturacak formlara dair uluslararası trendleri araştırdığı Montreux Jazz Festival Talent Awards yarışmacılarının performansları festival ekibi ve Montreux Jazz Insider uygulaması aracılığıyla seçilen üç kişilik jüri tarafından değerlendirilmişti. Festival sonrasında ise yarışmacıların performans videoları Aloe Blacc, Richard Bona, Derrick Hodge ve Bugge Wesseltoft'tan oluşan sanatçı komitesine gönderilmişti. Ülkemizde ve İngiltere, Hollanda, Belçika, Almanya gibi ülkelerde birçok festivalde ve performans mekanında performans sergileyen; Barış Demirel, Efe Demiral, Tibet Akarca ve Tolga Tohumcu'dan oluşan ekip 8 Temmuz gecesi La Coupole, House of Jazz'da müziklerini bu kez İsviçre'deki müzikseverler ile buluşturacak. Caz müziğin ve virtüözitenin tüm formlarına dair hayal gücünün önemine dikkat çekmeyi amaçlayan Montreux Jazz Festival Talent Awards'ta Barış Demirel Barıştık Mı ekibine başarılar diliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-baristik-mi-ve-serin-bu-cuma-cennet-bahcesi-burgazadada/", "text": "BBI Music Co. organizasyonu ve Bir Baba Indie'nin medya sponsorluğunda 4 Eylül Cuma günü Cennet Bahçesi Burgazada sahnesinde gerçekleşecek Barış Demirel Barıştık Mı ve Serin konserleri için sosyal mesafe kuralları uygun bir şekilde adanın şahane atmosferinin tadını çıkarmaya bekliyoruz! COVID-19 sebebiyle içinde bulunduğumuz pandemi günlerinde, sınırlı kişi kapasitesiyle birlikte sosyal mesafeli olarak güzel havanın tadını çıkarmak isteyenleri 4 Eylül Cuma günü Burgazada Cennet Bahçesi'ne bekliyoruz. Barış Demirel Barıştık Mı ve Serin konserlerinin gerçekleşeceği etkinlikte kapı açılışı sonrasında güzel müzik ve Burgazada'nın şahane atmosferine doyacağız. Etkinliğin biletleri ise Biletix'ten ve etkinlik günü kapıdan nakit olarak alınabilecek. Etkinlik görselleri için Alço Oğuz'a çok teşekkürler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-da-poet-ve-kamufle-ortakligindaki-yeni-parca-ofsayt-yayinda/", "text": "Barış Demirel, Da Poet ve Kamufle, futbola olan tutkularıyla bir araya gelerek Ofsayt isimli yeni parçalarını geçtiğimiz günlerde Lin Records etiketiyle yayınladı. Trompet sanatçısı Barış Demirel, prodüktör ve beatmaker Da Poet ve yerli rap sahnemizin kıdemli isimlerinden Kamufle'yi bir araya getiren single projesi Ofsayt, geçtiğimiz günlerde video klibiyle birlikte Lin Records etiketiyle yayınlandı. Caz, hip-hop ve rock gibi tarzları bir potada eriten bu yeni single'ın vokallerinde Kamufle ve Da Poet'i, trompet ve bas gitarda Barış Demirel'i, gitarda ise Barış Demirel Barıştık Mı projesinde davulcu olarak tanıdığımız Tibet Akarca'yı görüyoruz. Kapak tasarım Nuka'ya ait olan parçanın video klibi ise İpek Kent tarafından çekilmiş. Parçanın halı sahada geçen eğlenceli video klibi ise hemen aşağıda! Barış Demirel, Da Poet ve Kamufle Bir Baba Indie Lokal'de! Barış Demirel, Da Poet ve Kamufle, 2 Eylül Pazartesi günü Açık Radyo'da 20:00-21:00 saatleri arasında yayınlanan, Bir Baba Indie ekibinden Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu tarafından hazırlanıp sunulan Bir Baba Indie Lokal programına konuk olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-in-yeni-sarkisi-gonul-yoldasini-bulur-yayinda/", "text": "Yetenekli trompet sanatçısı Barış Demirel, şarkıcı ve prodüktör kimliğiyle yarattığı 'Gönül Yoldaşını Bulur' adlı yeni teklisini yayınladı. Trompetle olan yakın ilişkisiyle hepimizi mutlu eden Barış Demirel'den yeni bir tekli geldi. Gönül Yoldaşını Bulur Universal Music Türkiye etiketiyle yayında. Barış Demirel, yeni teklisi Gönül Yoldaşını Bulur'un prodüktör koltuğunu Da Poet ile paylaşıyor. Gönül Yoldaşını Bulur, yeni teklisini bir video klibiyle paylaştı. Canberk Ulusan ve Büke Akşehirli yönetmenliğinde çekilen videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-yeni-albumunden-ikinci-teklisini-yayina-aldi/", "text": "Barış Demirel, ilk solo albümü Mutluluklar'dan Kakülünde Ak Oldum adlı ikinci teklisini yayına aldı. Barıştık Mı grubuyla birlikte devam ettiği çalışmalarının yanısıra; hiphop, rap, caz, pop ve elektronik gibi bir çok farklı türden sanatçıyla da yaptığı çalışmalarda da müzikal çeşitliliğini göstermeye devam eden Barış Demirel, tüm parçaların söz ve müziği kendisine ait ilk solo albümü Mutluluklar'ı 4 Haziran'da yayınlamaya hazırlandığı bu süreçte dinleyicisiyle albümden ikinci teklisi Kakülünde Ak Oldumu yayınladı. Kakülünde Ak Oldum; bitmiş ama bitişinin kabulu zor bir aşk hikayesi olup vokali, güçlü sözleri ve trompetiyle dinleyiciyi hikayesine eşlik ediyor. Parçanın prodüktörlüğünü Barış Demirel'le birlikte, rapper, beat maker ve prodüktör Da Poet bulunmakta. Barış Demirel'in Gülbaba Records etiketiyle yayınlanan yeni teklisi Kakülünde Ak Olduma aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirel-yeni-teklisinin-kadebostany-reworkunu-yayinladi/", "text": "Barış Demirel, ilk solo albümü olacak Mutluluklar'dan yayınlanan Sal Beni adlı teklisinin Kadebostany rework'ünü yayınladı. 2011 yılında Barıştık Mı mahlasıyla sahne almaya başlayan trompetçi Barış Demirel, ilk solo albümü Mutluluklar'dan 'Sal Beni'yi 5 Mart'ta yayına almıştı. Müzisyen şimdi ise parçanın Beyonce'nin kült parçası Crazy in Love'ın yeni versiyonu gibi birçok hit single yayınlayan DJ / Prodüktör Guillaume de Kadebostany ya da nam-ı diğer Başkan Kadebostan versiyonunu yayına aldı. Kadebostany'nin Sal Beni versiyonu, Barış Demirel'in imzası haline gelmiş trompet soloları, yalın ve güçlü sözleri ve Türkiye'nin en başarılı MC & prodüktörlerinden Da Poet'in beat'leriyle gerçek bir 'indie pop' parçasıyken Guillaume'un rework versiyonu sert davulları ve güçlü sounduyla dikkat çekiyor. Kadebostany'nin Sal Beni rework'üne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirelden-yeni-album-habercisi-parca/", "text": "Barıştık Mı olarak tanıdığımız Barış Demirel, geçtiğimiz hafta paylaştığı yeni single'ıyla, çıkaracağı yeni albümünün müjdesini verdi. Barış Demirel, albümde kendisine eşlik eden, Efe Demiral, Tolga Tohucu ve Tibet Akarca ile birlikte 2016'dan beri üzerinde çalıştığı yeni albüm projesi FAIL PLAY için geri sayımı geçtiğimiz cuma başlattı. 2014 yılının sonunda yayınlanan T. E. A. R. albümü sonrasında, 12 Ekim Cuma tarihinde yayınlanacağı açıklanan yeni albümden ilk olarak Babamgil isimli single geçtiğimiz hafta dijital platformlarda Kabak & Lin Records etkietiyle paylaşıldı. Albümün trompetlerinde Barış Demirel yer alırken, gitarlarda Efe Demiral, bas gitarda Tolga Tohumcu, davul ve perküsyonda Tibet Akarca ismini görüyoruz. Barış Demirel'e tenör saksafonda Siney Yılmaz, trombonda ise Işık Üstündağ eşlik ediyor. Albümde kayıt ve mix Sinan Sakızlı tarafından yapılırken, mastering'ler ise Josko Joketovic 'e (Orange-Box-Studios Darmstadt emanet edilmiş. Dinledikçe kendini daha çok dinleten yeni parça, Babamgil için sizi hemen aşağı almayı şiddetle tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirelin-ilk-solo-albumunden-birinci-teklisi-yayinda/", "text": "Son dönemin başarılı trompet sanatçılarından Barış Demirel, ilk solo albümü olacak Mutluluklar'dan birinci teklisi Sal Beniyi yayınladı. 2011 yılında Barıştık Mı mahlasıyla sahne almaya başlayan trompetçi Barış Demirel, 7 Haziran'da yayınlanacak ilk solo albümü Mutluluklar'dan ilk parça olma özelliğini taşıyan Sal Beni'yi Gülbaba Records aracılığıyla yayına aldı. Sal Beni; sanatçının imzası haline gelmiş trompet soloları, güçlü vokali ve modern zamanların ruhuna uygun kafası karışık bir aşk hikayesini anlattığı sözlerden oluşuyor. Albümdeki tüm parçalarda olduğu gibi Sal Beni''nin prodüktörlüğü Barış Demirel'le birlikte MC ve prodüktör Da Poet tarafından üstlenilmiş. Barış Demirel'in Haziran ayında çıkacak Mutluluk albümünden ilk teklisi Sal Beniye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirelin-mutluluklar-albumunun-tamami-yayinda/", "text": "Yerli sahnenin başarılı trompet sanatçılarından Barış Demirel, yeni albümü Mutluluklar'ın tamamını yayına aldı. 2011 yılında Barıştık Mı mahlasıyla sahne almaya başlayan Barış Demirel, 2015'te ilk albümü T. E. A. R.'ı, 2018'te de ikinci albümü FAIL PLAY'i yayınladı. Barış Demirel grubu Barış Demirel-Barıştık Mı ile birlikte devam ettiği çalışmalarının yanısıra; hiphop, rap, caz, pop ve elektronik gibi bir çok farklı türden sanatçıyla da yaptığı çalışmalarda da müzikal çeşitliliğini göstermeye devam ediyor. Barış Demirel'in bu coğrafyanın seslerinden ve türlerinden ilham aldığı; hiphop, caz, rock ve lo-fi öğelerin bir araya geldiği tüm parçaların söz ve müziği kendisine ait ilk solo albümü Mutluluklar'dan daha önce Kadebostany Rework'leriyle birlikte Sal Beni ve Kakülünde Ak Oldum parçalarını yayınlamıştı. Şİmdi ise sekiz parçadan oluşan albümümün tamamını da Gülbaba Records etiketiyle yayınladı. Prodüktörlüğünü Da Poet ve Barış Demirel'in üstlendiği albümün tüm enstrümanlarını Barış Demirel çalmış. Albümde ayrıca Kadebostany rework'lerinin yanı sıra bir de ve Deniz Tekin düeti bulunuyor. Barış Demirel'in yeni albümü Mutluluklar'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baris-demirelin-yeni-albumu-bi-aralar-iyiydim-yayinda/", "text": "Üretken söz yazarı, prodüktör ve trompet sanatçısı Barış Demirel'in ikinci stüdyo albümü Bi' Aralar İyiydim Universal Music Türkiye etiketiyle yayınlandı. Barış Demirel, geçtiğimiz 2021 yılında yayınladığı Mutluluklar isimli albümünden sonra, yeni albümü Bi' Aralar İyiydim ile yeniden karşınızda! Hazırlık sürecinde yerli sahneden Da Poet, Kayra, Kamufle ve Islandman gibi başarılı prodüktör ve sanatçıların Barış Demirel'e eşlik ettiği Bi' Aralar İyiydim albümü, dinleyicilere neşe ve hüznün iç içe geçtiği yoğun bir atmosfer sunuyor. Albümde Barış Demirel, başarılı trompet yorumunun yanı sıra, söz yazarı olarak yetkin hikaye anlatıcılığıyla da öne çıkıyor. Albümün öne çıkan parçası Ağlamak İstiyorum Sayın Seyircilerin klibinin yönetmenliğini ise Burçin Esin üstleniyor. Barış Demirel'in yeni albümü Bi' Aralar İyiydim Universal Music Türkiye etiketiyle yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bassın-sesini-daha-da-açmak-isteyebilirsin/", "text": "Emmit Fenn ismini yakın zamanda daha fazla duyma olasılığımız bence oldukça yüksek! Siz bu ismi belki çoktan duydunuz, belki de bildiğinizden haberiniz yok! Evet, doğrudan konuya girdim ancak nasıl girmeyeyim, neden girmeyeyim?! Ben kendisi ile o çok sevdiğim sosyal medya sayesinde tanıştım. Çok doğaçlama bir tanışma oldu. Saatlerce yazıştık Emmit ile. Şaka tabii ki. Güldürmeyen şakalardan ama olsun. Benim de tarzım bu, çok güldürmüyorum. Konumuz müzik ve daha fazla sözü uzatmadan ana meselemize gelelim. Emmit Fenn'in ilk albümü olan Prolouge albümünü övmek istiyorum biraz. Öyle yüzlerce kelimelerle değil, sade sade anlatacağım hemen bitecek ve siz de dinlemeye koyulacaksınız. Öncelikle albümde iki şarkı var ki benim için en fazla öne çıkanlar onlar. Birisi ilk olarak 2015 yılında yayınlanan Painting Greys, bir diğeri de Stones. Ama özellikle Painting Greys dikkat çekiyor. Albüm versiyonu önce bir analog dünyaya götürüyor dinleyiciyi, ancak sonrasında işler değişiyor. İşte o değişim ile şarkı daha da tutunacak bir hal alıyor. Şarkının bir de YouTube'da Mohagani Sessions kanalında tamamen analog versiyonu var, onu da ayrıca çok öveyim, çok güzel olmuş, kafana çok sağlık Emmit. Stones ise biraz daha karanlık bir şarkı. Böyle evde boş boş oturasınız olur ise açıp tavana bakarak dinleyebilirsiniz. Ayrıca web sitesine de göz atmanızı tavsiye edebilirim, çünkü gerçekten ilginç bir tasarımı var sitesinin ve oradan şarkıları dinleyebiliyorsunuz, hem de farklı grafik oyunlarla. Bu iki şarkı ile beraber genel olarak 29 dakikalık Prolouge albümünü dinlemenizi öneriyor, sevgilerimi sunuyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bastan-sona-sevgi-kokan-album/", "text": "Avustralyalı üçlü Glades uzun zamandır beklediğimiz albümü To Love You'yu yayınladı. Karina Wykes, Cameron Robertson ve Joseph Wenceslao'dan oluşan Glades, daha önce This Is What It's Like EP'si ile kendisinden baya söz ettirmiş, çıkaracak albümleri için de kitlelerini oluşturmuştu. To Love You grubun da tanımladığı gibi baştan sona sevgi teması içeren bir albüm. Sadece romantizm anlamında değil, sevginin birçok halini kapsıyor. Herkesin sevgiye ihtiyacı olmasından, çevrenizdeki insanları sevmenize kadar. Kendileri o kadar dolu dolu bahsediyor ki albümde, ben ne kadar ifade etmeye çalışsam da az kalıyor şu an. En azından dünya genelinde bu duygunun azaltılması ve basitleştirilmesine karşın bu tip albümlere ihtiyacımız olabiliyor. Albümün giriş parçası Nervous Energy sizi doğrudan bu duyguların içine sokuyor. Albümün genelinde olduğu gibi alternatif-elektronik pop ezgileri bu şarkıyla başlıyor. Daha sonra albüm sizi alıp götürüyor. Albümde bir önceki EP'den favorim olan Drive'da mevcut. Albümün ilk müzik videosu için de Eyes Wide Shut seçilmiş. Videonun yönetmenliğini Grey Ghost yapıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bastille-yeni-teklisi-remind-me-ile-karsimizda/", "text": "2022 yılına bir albüm iki tekli ile başlayan Bastille, bu yıla tam gaz devam ederek pop türünde yani bir şarkıyla karşımızda! Give Me The Future albümünün en başlarında birkaç yazar arkadaşlarıyla bu şarkıya başladıklarını belirten Bastille, bu şarkının ne için olduğunu bilmediklerini fakat her zaman onlara farklı hissettirdiğini belirtiyor. Şarkının sözlerinin döngüdeki sahneler gibi kontrolsüz oynayan anılarının zihinleriyle ve onlarla nasıl alay edebilecekleriyle ilgili olduklarını belirtiyorlar. Şarkının yapım sürecinde kulağa fütüristik gelen 80'lerden bir grubun müziğine takıldıklarını bu yüzden albüm boyunca uyguladıkları fütüristik türün geçmişe uyarlamasına uyduğundan bahsetmekteler. Grubun vokali Dan Smith, büyük bir Michel Gondry ve Eternal Sunshine Of The Spotless Mind hayranı ve bu filmin hafızayı ve ilişkileri keşfetme şekline bayıldığı için bu şarkının verdiği hissiyatın bu filme benzediğinden ve bu şarkıya kafa sallamanın ayrı bir zevki olduğundan bahsetmekte. Bastille'in yeni teklisi Remind Me'yi aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bat-for-lashes-lost-girls-albumunden-kids-in-the-dark-yayinda/", "text": "Bat For Lashes'ın 6 Eylül'de çıkartacağını açıkladığı yeni albümü Lost Girlsten ilk parça Kids In The Dark yayınlandı. Natasha Khan namı diğer Bat For Lashes yeni bir albümüyle geri dönüyor! 2016 yılında yayınladığı The Bride albümü sonrasında Bat For Lashes, yaklaşık 3 yıllık bir aranın ardından yeni albümden ilk parçası Kids In The Dark'ı dijital platformlardan servis etti. 10 parçadan oluşacak Lost Girls isimli yeni albümde Bat For Lashes, 1980'lerde büyüdüğü Los Angeles'tan ilham aldı. Albümün şarkı listesine ve kapağına aşağıdan bakabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/battle-of-the-djse-başvuruda-son-hafta/", "text": "Radyo Boğaziçi tarafından bu yıl Borusan Mannesmann katkılarıyla 10.'su gerçekleşecek olan Battle of the DJs'in başvurularında son haftaya girildi. 22 Nisan Cumartesi günü sona erecek olan başvurularla birlikte yarışma, amatör DJ'ler için fırsat sağlamaya devam ediyor. Finali 6 Mayıs tarihinde radyo boğaziçi Fest kapsamında Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü'nde gerçekleşecek olan BODJ'da aynı zamanda techo/house tarzında ürettiği seslerle DJ/prodüktör Marc Romboy ve lokal sahneden isimler de performans sergileyecek. Sen de bu yarışmada yerini almak istiyorsan başvurmayı unutma!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/batuhan-polat-beklenen-kisacalari-mesafeler-yayinda/", "text": "Son dönemin dikkat çeken şarkıcı ve söz yazarlarından Batuhan Polat, beklenen ilk kısaçaları Mesafeler'i yayına aldı. 2018 yılından beri YouTube üzerinden bestelerini paylaşarak sesini duyuran Batuhan Polat, geçtiğimiz haftalarda yayınladığı ilk teklisi Kırık Camlar sonrasında 5 parçadan oluşan yeni kısaçaları Mesafeler'i tüm dijital platformlarda yayınladı. Klasik gitar tınıları üzerine Batuhan Polat'ın kendine özgü, melodik vokallerinden oluşan Mesafeler EP'si, 2018 yılında Drum&Bass stüdyolarında Aybars Gülümser'in desteğiyle kaydedildi. 2016 yılından beri şarkı yazmaya ve konserlerine devam Batuhan Polat'a, Arada Kalmaparçasında gitarıyla Ahmet Ali Arslan ve Gülyanak şarkısında ise mızıkasıyla Tuncay Korkmaz eşlik etti. Mastering'leri Batuhan Polat, Ercan Bektaş Ülger ve Can Kuman tarafından yapılan albümün kapak tasarımında ise Taçmin Sarı imzası bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/batuhan-polat-ve-can-kumanin-yeni-teklisi-ayni-degil-yayinda/", "text": "Batuhan Polat ve Can Kuman'ın yedi senelik arkadaşlığının meyvesi olan yeni teklisi Aynı Değil tüm dijital platformlarda yayında. Batuhan Polat ve Can Kuman, yeni teklisi Aynı Değil'i bağımsız olarak yayınladı. İkilinin, yedi senelik arkadaşlığının meyvesi olarak nitelendirdikleri tekliyle alakalı düşünceleri de parçayla ilgili ayrı bir cana yakınlık hissettiriyor. Kuman'ın belirttiğine göre; Batuhan Polat'tan parçayı ilk duyduğu zaman tam da ev arkadaşlıklarının yeni bittiği bir dönemde, parçayı dinlediğinde Tam benim hislerim, ben daha iyi açıklayamazdım demiş. Batuhan Polat ise Sanırım benim en derinden gelen şarkım. diyerek duygularını özetliyor. Mix'i ve aranjmanı Batuhan Polat ve Can Kuman ile beraber yapılan parçanın kaydı 2019'da Görkem Şen tarafından alınmış. Kapak görselini Taçmin Sarı hazırlamış. Yaylılar, üflemeliler ve mastering'de ise yine Can Kuman imzası bulunuyor. Batuhan Polat ve Can Kuman iş birliğinden çıkan tekli Aynı Değile aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/batuhan-polatin-beklenen-yeni-teklisi-oyunsuz-ciplak-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin sevilen isimlerinden Batuhan Polat uzun süren sessizliğini, yayınladığı yeni teklisi Oyunsuz Çıplak ile bozdu. Yerli sahnenin dikkat çekici isimlerinden, söz yazarı ve müzisyen Batuhan Polat, 2021'in Mayıs ayında yayınladığı Aynı Değil'' parçasının ardından, 2023 yılının ilk teklisi olan Oyunsuz Çıplak adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınladı. Batuhan Polat, yeni şarkısını bir aşk hikayesinin oluşturduğu psikolojik değişimin evrelerini ve bu evrelerin çözümlenmesini anlatan bir dışavurum ve yüzleşmenin hali şeklinde tanımlarken, parçanın altyapısındaki hafif karanlık gün batımı hissi, şarkı boyunca sözlerle örülen ferahlığa ve yüzleşmenin yarattığı coşkuya bırakıyor kendini şeklinde ekliyor. Parçanın söz, müzik ve prodüktörlüğünü Batuhan Polat üstlenirken, mix ve mastering'nde ise sanatçının kendisiyle birlikte, Ercan Bektaş Ülger ve Onur Tulum ismini görüyoruz. Promo fotoğraflar ise Berkay Öktem imzası taşıyor. Bu arada Batuhan Polat'ı, Oyunsuz Çıplak adlı yeni teklisinin ardından canlı canlı dinlemek isteyenler, 14 Şubat Sevgililer Günü'nde gerçekleşecek Bova Sahne konserini şimdiden takvimlerinize ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baturalptan-karisik-bir-album/", "text": "Birileri grubunun gitaristi olarak tanıdığımız Baturalp Yılmaz, solo projesiyle ikinci albümü Karışık Bir Albümü Garaj Müzik etiketiyle yayınladı. Kuruluşundan beri yer aldığı Birileri grubunun haricinde, 2017 yılında yayınladığı, tüm sözü ve müziği kendisine ait olan ilk albümü Çok Konuştum ile solo kariyerine de başlangıç yapan Baturalp, 14 parçadan oluşan ikinci stüdyo albümünü Garaj Müzik etiketiyle dijital platformlarda yayınladı. Baturalp Yılmaz, Çağdaş Topal, Özgür Ede, Çağatay Işık, Onur Gülanber'in aranjelerini yaptığı albümün kaydını Onur Gülanber YTÜ Stüdyo'larında alırken, mix ve mastering'lerde ise Evren Arkman ismini görüyoruz. Yönetmenliğini Tunahan Emre Bilgin'in yaptığı albümün çıkış parçası Herkese Eyvallah'ın video klibi ile Karışık Bir Albüm hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/baxter-duryden-yeni-album-habercisi-single-aylesbury-boy/", "text": "20 Mart 2020'de çıkardığı, büyük beğeni toplayan The Night Chancers albümünden sonra yedinci albümünü yayınlamaya hazırlanan Baxter Dury, Aylesbury Boy adlı yeni teklisini yayınladı. I Thought I Was Better Than You isimli yeni Baxter Dury albümü, Heavenly etiketiyle 2 Haziran'da dinleyicilerle buluşacak. Baxter Dury'nin yeni teklisi Aylesbury Boy'un ayrıca bir video klibi mevcut. Klibin yönetmenliğini ise Noel Paul üstlenmiş. Albümde tanıdık isimler var: Eska, Jgrrey ve Baxter Dury'nin uzun süredir iş birlikçisi Madeline Heart'ın yer aldığı albüm, Paul White'ın prodüktörlüğünde kaydedilmiş. 2 Haziran'da yayınlayacağı yeni albümünden hemen ardından Dury, 14 Haziran Çarşamba günü ise PSM Loves Summer kapsamında Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ne konuk olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-10-etkinligi/", "text": "Şubat ayının ilk haftasında TOP 5 listesine sığdıramadığımız etkinliklerimiz, TOP 10 listesine zor sığdı. Bob Marley kutlu doğum haftası, International Clash Day kutlaması, geçen yılın en özel gecelerinden biri olan Laneth gecesinin ikincisi derken ajandamız bir hayli kabardı. Gönlünüze göre en az birkaç etkinlik bulacağınız haftayı dibine kadar yaşamanızı tavsiye ediyoruz. Sonunu nasıl getireceğimizi bilemediğimiz yoğunluktaki haftaya Karga'da büyük bir partiyle başlıyoruz. Her yıl 6 Şubat ve haftasında Bob Marley'nin doğum günü kutlamaları kapsamında dünyanın birçok yerinde gerçekleşen etkinliklerin pozitif titreşimler yayma vakti yine geldi. Marley'nin 73. doğum gününü kutlamak için 6 Şubat akşamı Karga'da toplanıyor, bir alt kata, bir KargART sahnesine olmak üzere bütün gece Karga'nın katları arasında mekik dokuyoruz. Yıllardır roots reggae ve dub severlerin yakından tanıdığı Come Again'den evrilerek şahane bir dub projesine dönüşen Dub Again bugüne kadarki ikinci performansıyla KargART sahnesinde gecenin açılışını yapacak. 9 ay sonra sahnelere geri dönüş yapacak olan Bosphoroots ise bu geceye özel olarak bu uzun bekleyiş için kendisini affettirecek güzellikte bir performans hazırladı. Gecenin son performansı olacak Nyahbinghist Chanters ise reggae sahnesinden tanıdığımız müzisyenleri bir araya getirecek bir ayin olarak düşünülebilir. Rastafarianların senenin önemli zamanlarında kutlama ve anma amaçlarıyla bir araya toplandığı kutsal ayinlere Nyahbinghi deniyor; nyahbinghi kültürüyle henüz tanışmadıysanız deneyimlemek için Bob Marley celebration son derece uygun bir zaman. KargART sahnesinde tüm bu olaylar cereyan ederken Karga Kabin'de ise reggae komünitesinin demirbaş aslanları Da Frogg, King Seroman ve Orçun Tha Leo gece boyunca deck'lerin başında bolca Bob Marley çalmakla yetinmeyip reggae'nin derinliklerine inecekler. Adeta 1970'lerin sonlarında İngiltere'de punk ve reggae komüniteleri arasında kurulan köprüye nazire yaparcasına Bob Marley Doğum Günü kutlamasının ertesi akşamı Karga'da bu defa da International Clash Day kutlanıyor. Bob Marley & The Wailers'ın Punky Reggae Party! parçasını hatırlatan bu iki günlük Karga programının International Clash Day programı KargART sahnesinde Hack the Fool, F. Ö. K. ve The Young Shaven topluluklarını ağırlayacak. The Clash coverları ve kendi parçalarıyla performans sergileyecek grupların yanı sıra Deniz Bankal ve Murat Mrt Seçkin de Karga Kabin'i The Clash'ten feyz almış punk, post-punk ekiplerini, The Clash sonrası projeleri ve uyarlamalarını duyurmak üzere ele geçirecekler. Wooden Shjips projesiyle 2000'li yıllarda psychedelic müziğin yükselişine önemli katkı sağlayan Erik Ripley Johnson'ın 2009 senesinde eşi Sanae Yamade ile bir yan proje olarak başlattığı Moon Duo, zaman içinde Wooden Shjips'ten daha aktif bir hale gelerek Johnson'ın ana projesine dönüştü. Funkadelic, The Congos, Twink, Sergius Golowin gibi isimlerin 1970'lerde yayınladığı albümlerden ilham alan Moon Duo, psychedelic müziğe kendi yorumunu katarak yenilikçi bir sound yarattı. Bir süredir Moon Duo ile Avrupa turnesinde olan Johnson 2018'de Wooden Shjips ile daha aktif olmayı planladığından yakın zamanda Moon Duo'yu izlemek için ikinci bir şans daha yakalamak mümkün olmayacak gibi görünüyor. Büyük konser, kaçmaz. Genç yaşına rağmen kitleleri peşinden sürükleyecek müzik vizyonuna sahip Archy Marshall, Elvis Presley filmi King Creole'dan esinlendiği ismiyle King Krule, 7 Şubat Çarşamba ve 8 Şubat Perşembe akşamları sold-out olan konserleriyle Salon sahnesinde olacak! Geçtiğimiz dönemde yayınladığı son stüdyo albümü The Ooz ile müzik dünyasını bir kere daha sarsan, Mount Kimbie'ye birçok şarkısında eşlik eden, Frank Ocean, Beyonce ve Kanye West gibi isimleri kendine hayran bırakan King Krule'un İstanbul konserleri, hiç şüphesiz bu haftanın en önemli etkinliklerinden olacak. Elif Çağlar üçüncü ve son albümü The Art Of Time'ın lansman konseri için Lokalize serisi kapsamında 8 Şubat'ta Zorlu PSM Studio sahnesinde olacak. Toplam 8 parçanın yer aldığı The Art Of Time isimli albümde Elif Çağlar'a, piyanoda Çağrı Sertel, kontrbasta Volkan Hürsever ve davulda Ediz Hafızoğlu eşlik ediyor. Ülkemizin en önemli gruplarından Moğollar, 50. yılını özel bir konserle kutlamaya hazırlanıyor! Anadolu pop müziğinin isim babası ve en önemli temsilcilerinden Moğollar, 1967 yılında başladığı müzik yolculuğuna 23 adet 45'lik ve 11 adet stüdyo albümü sığdırdı. Tarihi boyunca Cem Karaca, Barış Manço, Selda Bağcan gibi dönemin önemli vokalistiyle çalışan Moğollar'ın 50. yaş gününde grubun yanında olmak istiyorsanız takviminizi 9 Şubat akşamına ayarlamayı unutmayın! Haftanın ikinci Bob Marley doğum günü kutlaması cuma akşamı gerçekleşecek. Babylon'da her yıl kalabalık bir dinleyici kitlesini bir araya getirmeyi başaran Bob Marley Celebration etkinliklerini bilen bilir, biletinizi önceden edinmekte fayda var. Geçen yıl son dakika bilet arayanlar epey üzülmüştü. Yine Sattas'ın senelik efsane Babylon performansını izleyebileceğimiz bu tek akşamda Sattas'ın öncesinde Genjah, Da Frogg, Mert Canka ve Sista I'ın yer alacağı Beton Orman Sound System'ı kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz. Özellikle son zamanlarda her sahne aldığı mekanda büyük bir parti ortamı yaratmayı başaran, enerjisi yüksek Beton Orman ekibini Babylon sahnesinde izlemek bir hayli eğlenceli olacaktır. Gecenin kabin amiri ise mükemmel şarkı seçimlerine şapka çıkarttığımız Selekta Firuzaga. Bu cuma Kadıköy'de olacaklara duyurulur! Geçtiğimiz yıl yayınladıkları 7 parçalık Değildir serisini Ezhel ve Kamufle ile ortak yaptıkları yine aynı isimdeki Değildir parçasıyla noktalayan, her konserinde üstüne koyan bir performans sergileyen Nihil Piraye cuma gecesi kargART sahnesinde yer alacak. Geçtiğimiz sene ilki düzenlenen ve tadı damağımızda kalan Laneth Bir Gece etkinliğinin ikincisi 10 Şubat Cumartesi akşamı, geçtiğimiz seneki lokasyonunda, Salon'da gerçekleşiyor. Cep telefonu ve internetin olmadığı yıllarda ülkenin dört bir yanında heavy metal'e gönül vermiş gençleri çatısı altında toplamış Laneth dergisine saygı duruşu niteliğindeki etkinlikte bu sene, yıllar sonra yeniden bir araya gelen The Climb, geçtiğimiz günlerde plak formatında The Godfather of Turkish Punk isimli toplama albümü çıkan Tünay Akdeniz, Rashit, Asafated, Murder King ve 20 seneye yakın süredir sessizliğini koruyan Ankaralı grup Hazy Hill'in şarkılarını yorumlayacak Razor sahne alacak! Böyle bir etkinlik kaçar mı? Kaçmaz! Belirli aralıklarla gerçekleşen Portal serisinde bu defa, gitarda Alican Öyke ve davulda Burçin Esin'in ortaklığıyla kurulan, 2013'te yayınladıkları kendi ismini taşıyan ilk stüdyo çalışmasıyla müzikseverlerle buluşan, geçtiğimiz haftalarda da yeni albümleri Kaybetmenin Mitolojisi'nin lansmanını gerçekleştiren Balina ile Tunga Alp Şen ve Berkhan Ay'dan oluşan, davul bas kimyasını analog ve dijital sesler etrafında toplayan Noisual sahne alacak! Cumartesi akşamı için güzel bir alternatif olacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-04-10-haziran/", "text": "2017 yılının yaz aylarında kurulan, post-punk ve akustik rock gibi tarzlardan etkilenerek kendi müziğini üretmeye başlayan The Sick Bags, yeni albümleri Burn the Bridgesın lansman konserini bu çarşamba Peyote Nevizade'de gerçekleştiriyor. 30 Nisan tarihinde Kare Müzikevi etiketiyle yayınlanan Burn the Bridges albümününün lansman konseriyle, haftanın etkinliklerinin açılışını Peyote Nevizade'de yapıyoruz. Dünyaca ünlü İskoçyalı rock grubu Travis, bir dönemimize soundtrack olmuş şarkılarını çalmak üzere 8 Haziran Cuma akşamı Zorlu PSM sahnesinde olacak! Sahnede, 1999 tarihli The Man Who albümlerini, 19 yıl sonra tekrar ziyaret edecek olan Travis, ayrıca unutulmayan şarkıları Sing, Why Does It Always Rain On Me?, Closer ve Side gibi hitleri de dinleyicilerle buluşturacak. Vokalde Fran Healy, bas gitarda Dougie Payne, gitarda Andy Dunlop ve davulda Neil Primrose'dan oluşan Travis'i yıllar sonra yeniden dinlemek için sabırsızlanıyoruz! Konser günü hava 27 derece ve açık görünse de ağızlardan Why does it always rain on me? Even when the sun is shinning I can't avoid the lightning! cümleleri dökülecek, hazırız! Ayrıca, alternatif yerli müzik sahnesinin önemli isimlerinden Pinhani ise Travis'ten önce sahnede olacak! Sonunda uzun zamandır beklediğimiz o büyük gün geldi, çattı! Artık, Peyote'ye Kadıköy'de de gidebileceğimiz için duyduğumuz sevinci kelimelere dökemiyoruz. 20 yıldır İstanbul'un kalbi Taksim'de alternatif müzik sahnesinin önemli mekanlarından biri olarak varlığını sürdüren Peyote'nin Taksim'de biriktirdiği alternatif müzik mirasını ve geleneğini, kendi kültürünü yaratıp sürdürebilmiş ender mekanlardan Muaf'ın samimi işlemeciliği ve işbirliği ile Kadıköy'e taşıdığını geçtiğimiz haftalarda sizinle de paylaşmıştık. 9 Haziran Cumartesi akşamı müdavimlerin, müzisyenlerin, müşterilerin, DJ'lerin, kısacası Peyote ve Muaf'a gönül vermiş herkesin bir arada olacağı açılış gecesinde sahneye İstanbul müzik sahnesinde özel bir yeri olan gruplardan BaBa ZuLa geçiyor. BaBa ZuLa'nın akabinde ise DJ kabininde Hakan Tamar olacak. Heyecanla bekliyoruz! Oldukça hareketli geçecek olan 9 Haziran Cumartesi gecesi 'da ise Vesvese Gecesi gerçekleşiyor. Gezici etkinlik serisi Vesvese'de, Analog Kültür Experiment'in canlı performansıyla birlikte Kaan Düzarat ve Hasan Erginöz DJ setleriyle birlikte uzun gece için terasta olacaklar. Analog Kültür Experiment'ın geçtiğimiz seneki Sonar İstanbul ve XJazz Kırım Kilisesi performanslarında ekibe eşlik eden Tolga Zafer'in de katılım göstereceği etkinlik, Hasan Erginöz'ün setiyle başlayacak ve canlı performans sonrası Kaan Düzarat'ın kabine geçmesiyle devam edecek. Uzun bir cumartesi gecesi için hazır olun! Kadıköy'ün en gözde mekanlarından biri olan zor'da, 10 Haziran Pazar akşamı ilginç bir deneyim yaşanacak. Jungle: Kapalı Alanda Orman Deneyimi adı verilen etkinlikte ise birbirinden güzel isimler DJ setlerin başında olacak. Fransız müzisyen Felix Pierrot aka Desire ve İstanbul'dan Eylül Deniz aka RedRice tarafından kurulan Hidrolik, alternatif synth ve gitar tonları, yalın ama metafora açık sözleriyle kendine özgü sound'unu yaratan Eve Dönüş Yok, 2018 Mayıs ayında çıkardığı Instant Distance albümü ile radarımıza takılan TKO, Bilgi Üniversitesi müzik bölümü öğrencisi olan Tunca Candaş'ın elektronik projesi Rijeka pazar gecesi zor'da dinleyeceğimiz isimler olacak. Sakin pazar gecesine alternatif etkinlik arayanlar muhakkak göz atsın deriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-12-18-mart/", "text": "14-15 Mart biletleri bir gün içinde tükenince eklenen 13 Mart konseriyle birlikte üç günlük bir King Gizzard & The Lizard Wizard şölenine kavuşmuş olduk. Dünya turnesindeki Avustralyalı grubun konser biletleri yerkürenin dört bir yanında göz açıp kapayıncaya dek tükenmesiyle nam salmış durumda. Tabii şu an itibariyle söz konusu üç konserin de biletleri tükenmiş bulunuyor, yani biletiniz varsa şanslı azınlıktansınız. Yoksa da kovalamaya devam edin, son dakika gidemeyen birilerinden rızkınızı satın alın. Ama yine de bilet bulamazsanız artık kendinizi kahretmeyin, çünkü 5 Ağustos'ta Gezgin Salon kapsamında Küçükçiftlik Park'ta grubu bir defa daha izleme şansımız olacak. King Gizzard & The Lizard Wizard aşkınızı açık havaya saklayın. 2012 yılında DJ Wankelmut'un One Day parçasında Reckoning Songu kullanmasıyla birlikte şöhreti dünyaya yayılan İsrailli müzisyen Asaf Avidan, 2017'de yayınladığı The Study on Falling albümünün turnesi kapsamında iki konser için İstanbul'u ziyaret edecek. Etkileyici vokaliyle sahnede kendisine hayran bırakan Asaf Avidan'ı canlı izlemek her zaman için büyük zevk. Bu haftanın kalp atışlarımızı hızlandıran önemli konserlerinden biri de 2017'de yayınladığı Resurgam albümünün turnesi kapsamında Babylon'u ziyaret edecek olan İngiliz müzisyen Fink. Blues ve funk tınılarına ayrı bir sevgi duysa da türler arasında gezinmekten çekinmeyen Fink, her albümünde yeni bir şeyler deniyor; bizleri şaşırtmaya doymuyor. Çarşamba akşamı seninleyiz, şaşırt bizi Fink. Geçen yıl kendi plak şirketi Kanto Records'tan yayınladığı yeni EP'si General Tales of Ordinary Madness'ta İdil Meşe ile bir defa daha güçlerini birleştiren Şafak Özkütle, denizler aşıp İstanbul'a geliyor. New York'ta yaşayan ve senenin büyük kısmını dünya çapında turnede geçiren; Burning Man, Maya Hearts gibi organizasyonları sallayan Oceanvs Orientalis'in performansları çoğu zaman olduğu gibi bu defa da sold out. Her ayın bir cumartesi gecesini sürprizlerle dolduran etkinlik serisi İndi-Bindi'nin üçüncüsü Beyoğlu'ndaki eski Nayah'ın yerinde bulunan Ren Bar Performance Hall'da gerçekleşiyor. Bir türe bağlı kalmayan İndi-Bindi'de bu defaki line-up epey gürültülü."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-12-19-subat/", "text": "Nevi şahsına münhasır müziğiyle Ahmet Ali Arslan geçtiğimiz hafta yeni albümü Günaşığı'nı dinleyiciyle buluşturdu. Müzik Hayvanı etiketiyle çıkan 2 EP sonrasında gelen bu yeni albüm Z Müzik/Kalan etiketiyle yayınlandı. İnsanda yine farklı duyguları uyandırmayı başaran bu yeni albümde Ahmet Ali Arslan'a hem albümde hem de sahnede yine birçok değerli müzisyen de eşlik ediyor. Albümün lansman konseriyle Ahmet Ali Arslan'ın bu yeni şarkılarını canlı canlı dinlemek istiyorsanız, çarşamba günü yollar Salon İKSV'ye düşmeli! Elektronik müziğin önde gelen isimlerinden Alman prodüktör Christian Löffler, alışılmışın dışındaki projesiyle 15 Şubat Perşembe akşamı Babylon sahnesinde olacak. Ki Records'un kurucu Christian Löffler bu konserinde, minimal tekno, tekno, house ve tech house sınırlarında akustik ve elektronik sesleri bir araya getiriyor; Christian Löffler Ensemble olarak dinleyeceğimiz konserde de akustik ve klasik enstrümanları canlı performansına dahil ediyor. Perşembe akşamı yolu Bomonti'ye düşenler muhakkak Babylon'a da uğramalı. Eskişehirli müzik oluşumu M4NM'in kurucularından olan Burkay Yalnız'ın solo projesi Ağaçkakan, 2013 ve 14'te yayınladığı albümlerden sonra geçtiğimiz yıl eylül ayında yayınladığı A Naşkvit isimli uzunçalarıyla bu hafta Peyote sahnesinde! Ağaçkakan'a sahnede, davullarda Kaan Akay, bas gitar ve elektroniklerde Emil Adil eşlik ediyor. Geçen yıl yerli rap sahnesinden çıkan en iyi işlerden olan A Naşkvit'i canlı canlı dinlemek için cuma gününe şimdiden notunuzu alın. İkinci stüdyo albümleri Yarı Cennet ile, kendilerini ne kadar çok sevdiğimizi bir kere daha bizlere hatırlatan Hedonutopia, 16 Şubat Cuma akşamı yeni albümlerinin lansmanı için Salon sahnesinde olacak. Farklı seslerin sessizlikle kaynaştığı noktada, melankoliye yepyeni bir anlam katan Hedonutopia'nın dört dörtlük yeni albümünü canlı canlı dinlemek istiyorsanız hafta sonuna adım attığımız ilk gecede Salon'daki yerini alın deriz. Kadıköy sound dendiği zaman aklımıza ilk gelen gruplardan Kesmeşeker, son stüdyo albümleri Kadıköy'ün lansmanı için 16 Şubat Cuma akşamı KadıköySahne'de olacak. İlk gençlik yıllarımızı şekillendirmemizde büyük emeği bulunan Kesmeşeker'i olmadı gerektiği yerde, Kadıköy'de dinlemek isteyenler bu fırsatı kaçırmasın. Kıta değiştirecekler ise akbilleri hazırlasın, yolumuz uzun! Geçtiğimiz günlerde yeni albümü Infinite and Reality'i yayınlayan Flower Room, geçen yıl sonunda çıkardıkları Great Journey EP'si ile Midvil, yanlarına The Sick Bags'i de alarak cumartesi gecesi Kadıköy'de olacaklara Woodstock'ta alternatif bir gece sunacaklar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-16-23-nisan/", "text": "Tolga Karaçelik'in yazıp yönettiği, bu seneki Sundance Film Festivali'nden Büyük Jüri Ödülü ile dönen Kelebekler filmin partisi ve akabinde Gevende konseri 17 Nisan Salı akşamı Babylon'da gerçekleştiriliyor. Filmde karşımıza soundtrack olarak çıkan Nazan Öncel'den Gidelim Buralardan, Grup Gündoğarken'den Bir Yaz Daha Bitiyor ve Barış Manço'dan Binboğanın Kızı gibi şarkıları da dinleyeceğimiz gecede, filmin kamera arkası görüntüleri eşliğinde Gevende konserini de izleyeceğiz. O zaman ne diyoruz; Kelebekler'i seven herkes salı akşamı Babylon'da buluşsun! 2014 yılında yayınladığı Zor Zamanlar adlı harikulade albümü sayesinde şöhreti katlanarak büyüyen Fikri Karayel, uzun bir aradan sonra İstanbul sahnelerine dönüş yapıyor. 23 Mart'ta Tolga Erzurumlu işbirliği ile yayınladığı Yol isimli single'ının ardından 19 Nisan Perşembe akşamı IF Performance Hall Beşiktaş Sahnesi'nde olacak Fikri Karayel'i canlı izlemek için uzunca bir süredir sabırsızlanıyoruz. Elbet bir gün kavuşacaktık, o gün bu haftaymış. Bu hafta bizden de bazı etkinlik haberleri var. Ülkemizin en köklü reggae grubu Sattas ve bu yıl 20. yaşını kutlayan, yerli bağımsız müziğin Beyoğlu'ndaki kalesi Peyote Nevizade ortaklığıyla bir konsere ev sahipliği yapacağız. Sattas, 20 Nisan Cuma akşamı uzun yılların ardından ilk defa Peyote Nevizade sahnesine reggae getirecek. Gecenin after'ında ise Beton Orman ekibinden C Fyah geceyi sabaha bağlayacak. Konser öncesinde Sattas'tan Orçun Sünear'la yaptığımız mini röportaja ise şuradan ulaşabilirsiniz. Reggae'niz geldiyse sizi de bu cuma Beyoğlu'na bekleriz. Elektronik müziğin Portekiz temsilcilerinden Xinobi, konser ve arter party ile 20 Nisan Cuma akşamı Zorlu PSM Studio'da olacak. Küçük yaşlardan itibaren müzikle uğraşan Bruno Cardoso, nam-ı diğer Xinobi, 2011 yılında yayınladığı EP'si The Best of Me ile profesyonel olarak müzik hayatına atıldı. Elektro ve techno türlerinin ağır bastığı müziğinde birçok farklı türe de yer veren Xinobi, Riva Starr, Agnes Obel, Nicholas Jaar, Toro Y Moi, John Grant, The Avener ve Moullinex gibi isimlerle çalıştı. Nicolas Jaar'ın And I Say şarkısına yaptığı edit ile birçok kişinin dikkatini çeken Xinobi'yi dünya gözüyle görmek isteyenler, cuma akşamı Studio'daki yerlerini alsın. KüçükÇiftlik Park'ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe'de, 21 Nisan Cumartesi günü 100% Urban Music'in 2018'deki ilk ayağı gerçekleştiriliyor. 2008 yılında kurulan ve kısa sürede dünyada geniş bir hayran kitlesine sahip olan Belçikalı indie rock grubu Intergalactic Lovers'ın Yasemin Mori ile birlikte headliner olduğu günde onlara, Kadıköy sound'ın en önemli gruplarından Kesmeşeker ve The Away Days eşlik ediyor. Cumartesi gününü yeşilliğe ve müziğe adamak isteyenlere duyurulur! Serinin ikincisi ise 2 hafta sonra Kadebostany, Kaan Düzarat ve Akın Sevgör ile birlikte KüçükÇiftlik Park'ta gerçekleşecek. Şimdiden ajandalara not düşmekte fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-16-23-temmuz/", "text": "Led Zeppelin'in efsanevi sesi Robert Plant, grubu The Sensational Space Shifters eşliğinde, 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında 17 Temmuz Salı akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde olacak. Bitmesini hiç istemediğimiz hikayeler anlatan eşsiz sesi, 70'lerdeki parıltılı Led Zeppelin günlerinden solo kariyerindeki unutulmaz yapıtlarına kadar kuşaklar boyu koruduğu yenilikçi müzikal tavrı ve izleyiciyi adeta hipnotize eden sahne duruşuyla Robert Plant için geri sayımı başlattık bile. İstanbul çıkışlı etnik elektronik sanatçısı, bizim de BBI Yerli'de 68. konuğumuz olan Captain Kubar, 18 Temmuz Çarşamba akşamı Who Kadıköy'de sahne alacak. Sanatçının 2018 yılında yayınlanan albümü Space Camels'dan şarkılar çalacağı gece, hiç şüphesiz hafta ortası için en iyi alternatiflerden biri olacaktır. Mecra'nın güneşi batırmalık etkinlik serisi olan Summer Night Sessions'ında bu hafta, Bir Baba Indie'nin kurucularından Cihad Satıroğlu ile Prenslerin Öcü'nün gitaristi İlkay Sarpay konuk olacak. Cihad Satıroğlu bu geceye özel house disko ağırlıklı setiyle kabindeki yerini alırken, İlkay Sarpay da kafasına takılan, diline dolanan ve rüyalarına giren şarkıları dinleyicilerle paylaşacak. 2016 yılından beri Gökçeada'yı kucaklayan Wunderfest bu sefer İstanbul'a geliyor. Herkesin dost olduğu bir ütopyada, pozitif başlangıçların önemi adına, ilk olarak, doğanın en yılmaz yeri olan Afrika'ya özgü müziklerle önce zihnimizi sonra ise bedenimizi rahatlatmayı amaçlayan etkinliğin konukları ise Deli Bakkal, Emre Çiftelerli, Osilator, Alphadub ve Einbau olacak. Sadece progresif rock için değil, tüm müzik dünyası için bahşedilmiş en önemli dehalardan biri olan İngiliz müzisyen Steven Wilson, 22 Temmuz gecesi Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde sahne alacak. Beşinci albümü To The Bone ile sevenleriyle buluşacağı bir dizi konser için yola çıkan Wilson, Zorlu PSM'yi de atlamıyor. Sanatçının kendi deyimiyle progresif pop şarkılarından ilham alan Back To The Bone, mültecilerden teröristlere; esneyebilen gerçeklerden kaosa uzanan geniş bir spektrumda güncel konulara değiniyor. Haftayı kapatmak için daha güzel bir etkinlik düşünemiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-17-20-ocak/", "text": "İlk albümünü uzun zamandır beklediğimiz Selin Sümbültepe 2017 Aralık ayında yayınladığı Cızgan ile uzun bekleyişimizi sonlandırdı, türler arasında cesurca gezinen şarkılarıyla bizi mutluluklara saldı. Şimdi albümdeki şarkıları canlı dinlemek üzere lansman zamanıdır. 17 Ocak Çarşamba günü Salon'da gerçekleşecek lansmana dair ayrıntılardan geçen ay Selin'in konuk olduğu radyo programımızda bahsetmiştik. Selin'in güzel sesinden ve tatlı dilinden bugüne kadarki yolculuğunu dinlediğimiz programı kaçıranlar lansmandan önce şöyle buyursun. Indie rock'ın naif sesli isimlerinden İsveçli sanatçı Jose Gonzalez, yedikten sonra tadına doyamadığımız şekerler kıvamındaki şarkılarıyla 18 Ocak Perşembe ve 19 Ocak Cuma tarihlerinde Salon sahnesinde olacak. Birçok filmde soundtrack olarak kullanılan şarkılarının yanında, The Knife, Massive Attack ve Joy Division gibi grupların şarkılarına yaptığı cover'larla da dikkatimizi çeken Jose Gonzalez'i canlı canlı dinlemek isteyenler Salon'daki yerini alsın! Bugüne kadar Kamuran Kolçak, Melik Şah veya son senelerde Baba Zula'nın vokallerinden biri olarak tanıdığımız Melike Şahin'in kendi ismiyle vereceği ilk konser bu perşembe çok sevdiğimiz mekan bomontiada ALT'ta! 2016'nın yaz aylarından bu yana odaklandığı solo projesinden gelen single'lar bizi albüm için heyecanlandırmaya devam ediyor. Yine iki hafta önce radyo programımızda konuk ettiğimiz Melike Şahin'den bu konsere dair bilgileri ilk ağızdan almıştık. Bir saatlik sohbet ile Melike'nin dünyasını yakından tanımak isteyenleri şu taraftan alalım. Trip-hop dendiği zaman akla gelen en önemli isimlerden Tricky, hafta içi yorgunluğunu unutturmak için 19 Ocak Cuma akşamı Babylon sahnesinde olacak. Massive Attack'le hayatımıza giren, daha sonra kariyerine tek başına devam etmek isteyen Tricky'i sahnede dinlemek ve kendinizi trip-hop ritmine bırakmak için bu fırsat kaçmaz diye düşünüyoruz. Ali Sinan Çulhaoğlu, Uygar Çehreli, Berat İşçioglu ve Tuba Gördes'ten oluşan yerli müzik sahnesinin pek sevdiğimiz isimlerinden Ars Longa, geçtiğimiz aylarda yayınladıkları Yüreğim İmparator teklisi ile hepimizi sevindirmeyi başarmıştı. 20 Ocak Cumartesi akşamı, ikinci evimiz dediğimiz Peyote'de Ars Longa dinleme fırsatı da kaçmaz diyor ve sizi etkinliğe doğru alıyoruz! Konserin ardından zemin kat Zafer Sernikli DJ Set ile geceye devam edecek. Kaçıranlar ve yeniden dinlemek isteyenler için Ars Longa ile gerçekleştirdiğimiz radyo programımız için sizi buraya alalım. Pek sık konser vermeyen Kırkbinsinek'in konser haberlerini duyunca işi gücü bırakıp yanlarına koşmak istiyoruz. Housing Crash ise son dönemlerde eylemlerini merakla takip ettiğimiz, bolca konser veren enerjik bir ekip. Biraz psychedelic rock biraz rock'n roll derken bu cumartesi öyle bir havamızı buluruz ki bizi kimse tutamaz. Hava soğuk, ısınmak için doğru yer Pendor Corner."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-18-24-haziran/", "text": "İstanbul Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle gerçeklecek PAR-IS-TANBUL Festivali 20-30 Haziran tarihleri arasında bomontiada'da gerçekleşiyor ve Fransız kültürünün farklı yönlerini disiplinlerarası programıyla vurgulayan festival, Paris'in küçük bir parçasını İstanbul'a taşıyor. Uzun süre DJ olarak çalıştıkları gece dünyasından gelen Herve Carvalho ve Guido Minisky ikilisinden oluşan Acid Arab ise PAR-IS-TANBUL kapsamında bomontiada'da dinleyeceğimiz isimlerden biri olacak. Acid Arab, Pierrot Casanova, Nicolas Borne ve Cezayirli klavyeci Kenzi Bourras'tan oluşan grubuyla birlikte bomotiada'da sahnede olacak. Etkinliğin ücretsiz olduğunu da belirtelim. Geçtiğimiz ay Nilipek. ve Can Güngör'le Kadıköy 'da gerçekleştirdiğimiz söyleşi serisinin ikincisi 21 Haziran Perşembe akşamı gerçekleşecek. Ekibimizden Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı'nin sunuculuğunu üstlendiği Bir Baba Indie 'da serisinde bu ay CanOzan, Sedef Sebüktekin ve Nova Norda konuk oluyor. Akustik performanslar ve çeşitli sürprizlerin de yer alacağı bu sazlı sözlü söyleşi için akşam saatlerinde akşam saatlerinde hepinizi teras'a bekleriz! Seyirci katılımına açık gerçekleşecek söyleşide yerli sahnenin kolektif işlere imza atan bu üç bağımsız müzisyenini yakından tanıma ve şarkılarını canlı dinleme imkanı bulacaksınız. Söyleşi sonrasında gece teras'ta Bir Baba Indie DJ Set ile devam edecek. Yılın en uzun gününde görüşmek üzere! Birbiriyle pek de iyi anlaşamayan üçlü C Fyah, Itekaka ve Mr. Vertigo'nun pis mi pis konseptleri MESS, Levvera ve Özge Ürer ile buluşuyor. Gitar ve trompetin de eşlik edeceği gecede Levvera ve Özge Ürer ise mikrofonda olacak. Reggae, dub, digital dub, hip hop ve jungle çevrelerinde seyir edecek gece boyunca, bol bol çalışılmış karambol yaşanması bekleniyor. Yüksek seviyede 'bass' vaadi ile yola çıkan ekip, 22 Haziran Cuma gecesi Nayah sahnesinde! Ülkenin en sevilen festivallerinden Chill-Out Festival, yıllar içinde Chill-Out'ta yaşanmış tüm hikayelere farklı bir perspektif kazandırmayı hedefleyen the missing part ile katılımcıları festivalin doğduğu yere Kemer Country Club'a davet ediyor. Açık hava festivallerini iple çektiğimiz bu günlerde etkinlikte sahne alacak isimler de şu şekilde olacak; Satori, Jacob Groening, Kermesse, Zebra Centauri, Elfenberg, cantanca, kozmonotosman, Mousike, Herhangi ve Menachem 26. Güneşi elektronik müzikle buluşturarak geceye bağlamak isteyenlerin cumartesi günü yeri belli. Bugüne kadar her birinde farklı konseptlere yer verdiği, dark ambient, blackgaze ve industrial electronic türlerinde 4 albüm ve 2 EP yayınlayan ve yeni albümü Other Rooms ile müzik camiasının dikkatini çeken Dahakara ile 2014 yılının Ocak ayında Numan Kılıç'ın bir süredir üzerinde çalıştığı materyalle beraber Karcan Ural ile iletişime geçmesiyle oluşum süreci başlayan, Mert Akgül ve Batu Çetinkaya'nın katılmasıyla da şimdiki halini alan Agency, 23 Haziran Cumartesi akşamı kargART sahnesinde olacak. Alternatif arayanlara, yolu Kadıköy'e düşecek olanlara duyurulur!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-19-25-mart/", "text": "Bugüne kadar Tamburada, DANdadaDAN, 123 ve Big Beats Big Times projelerinde birlikte çalışan Berke Can Özcan ve Burak Irmak bu kez ilk defa Harmondia'da baş başa kalıyor. İkilinin 9 Şubat'ta yayınlanan akıllara ziyan ilk albümü A Strange Tissue of Space and Timeın özellikle müzik çevrelerinde merakla beklenen ilk konseri bu çarşamba Babylon'da. Kendi müziğini Punk Pock R&B ve American Soul Music olarak tanımlayan Amerikalı topluluk Joan as Police Woman 22 Mart Perşembe akşamı Zorlu PSM Studio sahnesine geliyor. 9 Şubat tarihinde yayınlanan yeni albümü Damned Devotion sonrasında ülkemize gelecek olan grubun yer yer sert, yer yer deneysel müziğine kulak vermek için yerinizi şimdiden ayırtabilirsiniz. Haftanın eğlence garantili en büyük partisi bu cumartesi Babylon'da vuku bulacak. Mart ayı ortasında Bongo Joe Records'dan çıkacak olan ilk albümü Onu tanıtmaya gelen Altın Gün, albüm lansman konserlerinin ilkini, grubun doğuşuna ilham veren İstanbul'da gerçekleştirecek. Bas gitarist Jasper Verhulst'un Jacco Gardner ile birlikte verdiği İstanbul konserinden sonra 70'lerin Türkçe psychedelic müziklerinden esinlenerek kurduğu Amsterdam menşeli grup Avrupa'da şehir şehir dolaşıp Goca Dünya, Kırşehir'in Gülleri, Cemalım, Tatlı Dile Güler Yüze gibi parçaları yorumluyor. Canlı performansları görülmeye değer, kanıt olarak KEXP performansını şuraya bırakıyoruz. Turkish Psychedelia gecesi yalnızca Altın Gün ile sınırlı kalmıyor: Barış K, Grup Ses ve Undomondo da cabası! 2015 yılında yayınladığı She Got Caught ile radarımıza giren ve ardından 2016 senesinde yayınladığı A Lunar Manoeuvre albümüyle yerli müzik sahnemizdeki yerini sağlamlaştıran In Hoodies'in Tantana Records etiketiyle yayınlanacak ve plak olarak da basılacak Circling The Cage EP'sinin lansman konseri bu cumartesi Salon'da gerçekleşecek. Murat Kılıkçıer'e sahnede Feryin Kaya, Yasemin Özler, Todd Gibson ve Murat Yakupoğlu eşlik ediyor. Litvanyalı prodüktör Marijus Adomaiti'nin çok sesli elektronik müzik projesi Ten Walls, geçtiğimiz yılın mart ayında yayınlanan ilk stüdyo albümü Queen'den sonra 24 Mart Cumartesi gecesi FLOOR'da deck'lerin başına geçiyor! Yeni albümünün kayıtlarında vokalde Jonatan Backelie, Monika Liu ve ALX; piyanoda Petras Geniusa, çelloda Vytautas Sondeckis, bass'ta Domas Aleksa, vurmalılarda Marijus Aleksa ve yaylılarda Ricardas Sumila ile çalışan Ten Walls'un 24 şarkılık yeni albümüyle cumartesi gecesi pazar sabahına bağlanıyor ve eğlencenin dozajı tahmin bile edilemiyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-19-26-subat/", "text": "90'ların en önemli plak firmalarından Touch & Go etiketiyle yayınladıkları Fake Can Be Just As Good ve In an Expression of the Inexpressible, ardından da 4AD'ye geçiş yaptıkları Misery is a Butterfly albümleri ile birçok müzikseverin ilgi odağı haline gelen Blonde Redhead, 20 Şubat Salı akşamı IF Performance Hall Beşiktaş'ta sahne alacak. Yeni EP'leri 3 O'clock'u canlı canlı dinleyip haftaya erken başlamak isteyenler için kaçırılmayacak bir konser olacak gibi duruyor. bomontiada ALT'ta ilk defa bu hafta gerçekleşecek Plak & Play konsepti katılımcıları pikabın başına geçmeye davet ediyor. İster kendi plaklarınızı getirebilir, isterseniz de mekanda bulunan plakları çalmak üzere bir süreliğine DJ'liği devralabilirsiniz! Yalnızca plakların döneceği ve seçkiyi sizlerin belirleyeceği etkinliğe katılım ücretsiz. Yine açıklandığı günden beri heyecanla beklediğimiz bir konserin tarihi gelip çattı. Geçen yıl yayınladığı dördüncü albümü Dark Days & Canapes ardından MC ve prodüktör Ghostpoet'in hipnotize gücü bulunan sesinin derinliklerinde kaybolmak için bir perşembe akşamından daha iyisi olamazdı. Hafta sonu kaosundan önce son çıkış. İsmini Ömer Hayyam'ın bir dizesinden alan Dolu Kadehi Ters Tut, ikinci albümleri Dünyanın En İyi Albümü sonrasındaki ilk Kadıköy konseri için cuma akşamı kargART'ta olacak. Bunca Kadıköy hasretinden sonra kesin yine bizim için acayip sürprizler hazırlamışlardır. Grubun konser biletleri her zaman hızla tükeniyor, cuma akşamı fazla geç kalmadan Karga'da olmanızda fayda var. Hollandalı ikili Harm Coolen ve Merijn Scholte Albers'in elektronik müzik projesi Weval, Albers'in trip-hop geçmişi ve Coolen'ın house sevgisinin birleşimiyle şekillenen müziğiyle 24 Şubat Cumartesi akşamı Babylon sahnesinde olacak. Haftanın yorgunluğunu atıp günün hakkını vermek isteyenler bu konseri kaçırmasın deriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-2-8-nisan/", "text": "Ryan Karazija'nın melodik ambient folk projesi Low Roar, 4 Nisan Çarşamba akşamı Babylon'da sahne alacak. Daha önce Kaliforniya'da çeşitli projelerde yer alan Ryan Karazija, 2010 yılında İzlanda'ya taşınarak sadece bir laptop ile Low Roar'la aynı adı taşıyan ilk albümünü kaydetti. Low Roar, 2014 yılında yayınladığı 0nun ardından Eurosonic, Airwaves France, The Great Escape, ATP, Lowlands, Iceland Airwaves gibi festivallerin konuğu oldu. Nevado Music etiketiyle 2016'da yayınladığı üçüncü stüdyo albümü Once In A Long Long While kapsamında dinleyeceğimiz Low Roar için lafı çok uzatmıyor, 4 Nisan'da yolumuzu Babylon'a düşürmeye çalışıyoruz. 9 yıl aradan sonra ocak ayında yayınladığı ikinci solo albümü Benim Umrumda ile birlikte süpersonik performanslarına tam gaz devam eden Bora Uzer bu perşembe albüm sonrasında ilk kez Babylon sahnesinde olacak. Şimdiden uyaralım, Bora Uzer'in enerjisine yetişmek için doping almanız gerekebilir. Konserin öncesinde albüme dair kapsamlı bir inceleme okumak isterseniz sizi şöyle alalım: An'lar ve Hisler Bora Uzer'in Umrunda. Geçtiğimiz sene yayınladıkları ikinci stüdyo albümleri Yarı Cennet ile çalma listelerimizden ayıramadığımız Hedonutopia, 6 Nisan Cuma akşamı Peyote sahnesinde olacak. Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen lansman konserlerinde tüm dinleyicileri kendi dünyalarında gezintiye çıkaran pek sevdiğimiz Hedonutopia'yı, Taksim'deki evimiz Peyote'de dinlemek için sabırsızlanıyoruz. Yolunuzu cuma akşamı muhakkak Nevizade'ye düşürün! İlki geçtiğimiz sene Zorlu PSM'de gerçekleşen Sonar İstanbul'da iki gün boyunca birbirinden değerli DJ ve prodüktörleri dinlemiştik. Bu sene yine Zorlu PSM'de 6-7 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek olan Sonar İstanbul'un programı geçtiğimiz haftalarda açıklanmıştı. Bu hafta sonu elektronik müzik severlerin gideceği adres belli! Post-rock türünün en sevilen isimlerinden Balmorhea, geçtiğimiz sene yayınlanan albümleri Clear Language kapsamında, 6 Nisan Cuma akşamı Salon sahnesinde olacak. Sıcak bahar günlerine yeni giriş yapmışken, hüzünlü ve umutlu melodileriyle içimizdeki post-rock sevgisini birkaç tık üste taşıyacak olan Balmorhea'yı 2013 ve 2014'ten sonra Salon sahnesinde yeniden izlemek, izlerken tüm derdi tasayı bir kere daha unutmak istiyorsanız bizce bu konseri kaçırmayın. Aslı Özer, Erhan Ertetik ve Ertuğrul Biber'den oluşan İstanbullu caz fusion trio'su Cazzip Project'in ilk albümü Stories yakın zamanda TMC etiketiyle yayınlandı. 21. İstanbul Caz Festivali Genç Caz yarışması galibi Cazzip Project'in ilk albümündeki her parçanın ayrı bir hikayesi bulunuyor. İlkbahara çok yakışan hikayeler içeren Stories albümünün lansman konseri çarşamba akşamı Moda Sahnesi'nde gerçekleşecek. Konserde, kendi parçalarının yanı sıra popüler caz cover'larına da yer verecek Cazzip Project'e, sürpriz konuk müzisyenler ve albümün prodüktörü Cem Çatık gitarıyla eşlik edecek. Albüme dair ayrıntılı bilgi ise şurada: Cazzip Project: Hikayeler ve Bestesler İç İçe. Uzun zaman sonrasında, şubat ayında verdikleri kargART konserinde ideal kadrolarıyla sahne alan Bosphoroots, bu cuma Bova'da sahne alıyor. Konser sonrasında Beton Orman'dan King Seroman ve C Fyah'ın kabinde olacağı gecede reggae severler Beyoğlu'nda toplanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-2-8-temmuz/", "text": "Rap müziğin dünyaca ünlü isimlerinden Wiz Khalifa, 4 Temmuz Çarşamba akşamı KüçükÇiftlik Park sahnesinde olacak. İlk albümü Show and Prove'u 2006 yılında çıkaran ve kısa süre içerisinde rap müziğin zirve isimleri arasına yükselmeyi başaran Cameron Jibril Thomaz, sahne adıyla Wiz Khalifa, 26 farklı ülkede 12 hafta boyunca liste başı kalmayı başardığı See You Again adlı şarkısıyla yalnızca YouTube'da 3,5 milyara yakın dinlenmiş ve bu başarısını Grammy ve Golden Globe adaylıklarıyla taçlandırmıştı. Wiz Khalifa'dan önce sahne alacak isimler ise Anıl Piyancı, Aga B, Kamufle, Ezhel ve Ceza olacak! Beat'lere doymak isteyenler bu etkinliği kaçırmasın! 4 Temmuz Çarşamba akşamı, Küçükçiftlik Park rap ile sallanırken alternatif müzik severleri ise bambaşka bir isim Volkswagen Arena'da konuk ediyor; alt-J! Her albümünü sular seller gibi ezberlediğimiz, alternatif sahnenin en önemli gruplarından alt-J, son stüdyo albümleri Relaxer turnesi kapsamında bir kere daha ülkemizde olacaklar. 2012 yılında çıkardıkları An Awesome Wave albümleriyle Britanya'nın en prestijli müzik ödülü Mercury'yi kazanan ve ikinci albümleri This Is All Yours ile 57. Grammy Ödüllerinde En iyi Alternatif Albüm ödülü için aday gösterilen İngiliz grubu yeniden canlı canlı dinlemek için günleri saymaya başladık bile! İsmini haz ütopyasından alan ve 2008'de İzmir'de kurulan bir electro-indie ikilisi pek sevdiğimiz Hedonutopia ile müziklerini deneysel ve saykodelik tınılarla olgunlaştıran Eray ve Can tarafından kurulan Flower Room, 6 Temmuz Cuma akşamı, Muaf Peyote Kadıköy'de sahnede olacaklar. Yerli sahneye doymak ve cuma akşamınızı Kadıköy'e adamak istiyorsanız bu konseri kaçırmayın deriz! Paradisos Session'da bu hafta funk, blues, jazz ve rock öğelerini harmanlayarak kendilerine has şekilde dışavuran The Kites; sakin tavrı, melodik gitar partisyonlarıyla Beyaz Hayvanlar ve son olarak neşeli, melankolik, akılda kalıcı şarkı sözleriyle Yıldıztozu, Cennet Bahçesi Burgazada'da sahnede olacak. Sıcak bir cumartesi gününü adalarda geçirmek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir etkinlik olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Ayrıca geçtiğimiz günlerde The Kites ile gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbete de buradan ulaşabilirsiniz. Karayip ve reggae geleneğini caza ustalıkla yediren, İngiliz cazının büyük keşiflerinden Zara McFarlane ile modern caza dair yepyeni adımlar atan Toronto çıkışlı BADBADNOTGOOD, İstanbul Caz Festivali kapsamında 7 Temmuz Cumartesi günü KüçükÇitflik Park'ta sahne alacak. Erken dönem Nina Simone ve Roberta Flack tınıları barındıran McFarlane ve hip-hop cover'larıyla da tanınan saksofon, davul, klavye ve bas gitar dörtlüsü BADBADNOTGOOD'u aynı anda dinleyip kombo bir deneyim yaşamak isteyenler bu etkinliğe muhakkak göz atsın deriz. Co-founder'ımız, Dj Set'lerimizin baş sorumlusu Cihad Satıroğlu, Bir Baba Indie DJ Seti ile bu hafta Nayah sahnesinde funk, disco, reggae, dub civarlarında dolanacak. 2014 yılında Açık Radyo'da hazırlayıp sunduğu Bir Baba Indie radyo programını sonrasında birçok mekan ve festivalde Bir Baba Indie DJ Set'leri sürdüren CS, temponun hiç düşmeyeceği, Nayah'a özel bir setle bir kez daha deck'lerin başına geçecek. Perşembe Kadıköy civarında olacaklara duyurulur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-21-27-mayis/", "text": "Son senelerde Belçika'nın hayatımıza kattığı en büyük güzellik kuvvetle muhtemel Balthazar oldu. İlk önce Balthazar'ın çoğu indie rock grubundan sıyrılan müziğiyle radarımıza giren Jinte Deprez, sonraki senelerde de J. Bernardt isimli solo projesiyle bir defa daha aklımızı başımızdan alacaktı. Bir Baba Indie ekibi olarak 2017'de en çok dinlediğimiz albümlerden birisi olan Running Daysin sahibi J. Bernardt, 23 Mayıs Çarşamba akşamı Salon'da olacak. Seyirci katılımına açık gerçekleşecek söyleşide sesine, sözüne, sohbetine doyum olmayan bu iki kent ozanını biraz daha yakından tanıyacağız. Söyleşi sonrasında gece teras'ta Bir Baba Indie DJ Set ile devam eder, çünkü after party bir etkinliğin olmazsa olmazıdır. Etkinliğe katılım ücretsizdir. Bu ay Kadıköy'deki yeni adresinde muhteşem bir sahneyle yeniden doğan Nayah'da konserler yaz mevsiminin yaklaşmasına rağmen hız kesmeden devam ediyor. Roots reggae, dub, reggae fusion, reggae revival sularında yüzen Bosphoroots, görülmeye değer sahne performansı ve geniş kadrosuyla ilk kez yeni Nayah sahnesinde olacak. Konserin ardından reggae camiasının dance hall kraliçesi Lady Kadijah'nın kabine geçmesiyle Nayah'da dans sabaha kadar devam edecek. İstanbul çıkışlı dark-wave üçlüsü ELZ and the CULT, 25 Mayıs Cuma akşamı BKM Mutfak Çarşı sahnesinde olacak. Geçtiğimiz sene yayınladıkları Polycephaly adlı albümde müzik camiasının dikkatini üstüne çekmeyi başaran grup, aralık ayında da Monochrome isimli bir tekli yayınlamıştı. Görselliği de sahne şovlarında fazlasıyla etkili bir şekilde kullanan ELZ and the CULT'ı canlı canlı dinlemek isteyenler, cuma akşamı BKM Mutfak Çarşı sahnesindeki yerini alsın. Önce Beyoğlu'nda, sonra ise Beşiktaş'taki yeni yerinde caz başta olmak üzere çeşitli türlerde müziğe kapısını açan, canlı performanslar, jam session'lar ile pek çok müzisyene ve seyirciye ev sahipliği yapan Kaset Mitanni'nin artık gelenekselleşmiş Mitanni Caz Pikniği bu sene 27 Mayıs Pazar günü Beşiktaş'ta, Yıldız Parkı'nda gerçekleşecek. Mitanni der ki: Örtülerimizi serip, yiyeceklerimizi paylaştığımız; sohbet edip müzik yaptığımız güneşli bir gün hayal ediyoruz. Öyleyse bu pazar hayaller gerçek olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-22-28-ocak/", "text": "Lansman lansman koşturmaktan helak olduğumuz aylardayız. Bu haftanın lansmanıysa içkisini duble ve buzsuz sevenlere geliyor. İkinci albümü Kaybetmenin Mitolojisini 22 Aralık'ta yayınlayan Balina, gitarda Alican Öyke ve davulda Burçin Esin'den oluşuyor. 4 parçadan oluşan ve Ada Müzik etiketiyle yayınlanan EP'nin kapanış parçasında Lara Di Lara'nın vokallerini duyuyoruz. Gecenin ikinci lansmanı ise Şakir Kış, Mehmet Demirdelen ve Arda Söyletir'den oluşan Feza'nın 2018 başlarında yayınlanacak ilk albümü Kobroyu ilk defa dinlemek için iyi bir şans. Alternatif müzisyen ve gruplara programında giderek daha fazla yer veren If Performance Hall Beşiktaş'ta hafta sonunu aratmayacak bir perşembe gecesi bizi bekliyor. İlk albümleri 'Dreamed at Dawn'u geçen mart ayında Pasaj Müzik etiketiyle yayınlayan The Away Days gecenin açılışını yaptıktan sonra sahne sırası Nihil Piraye'de olacak. 7 parçadan oluşan Değildir serisini geçen aralık ayında Kamufle ve Ezhel ile ruh birliği içinde noktalayan Nihil Piraye'nin canlı performansını izlemek için uykusuz kalmaya, ertesi gün işe geç gitmeye değer. Gitar ve vokalde Hasan İnceler, elektro gitarda Erman Çağlar'dan oluşan ve 2017'de yayınladıkları İnceler Galeri adlı albümle playlist'lerimizden eksik olmayan Beyaz Hayvanlar, 25 Ocak Perşembe akşamı kargART'ta sahne alacak. Çok sık konser vermediğini bildiğimiz grubu dinlemeyi iple çekiyor ve yolunuz o gün Kadıköy'e düşerse, Beyaz Hayvanlar konseri de aklınızın bir köşesinde olsun diyoruz. Eylül 2017'de yayınladığı A Naşkvit adlı albümüyle yerli müzik sahnesinde büyük ses getiren, aynı zamanda bağımsız müzik kolektifi M4NM'in de kurucularından olan Ağaçkakan, 27 Ocak Cumartesi akşamı Salon sahnesinde olacak. A Naşkvit'in canlı performanslarına davulda Kaan Akay, bas gitar ve elektroniklerde Emil Adil eşlik ediyor. Cumartesi akşamı Ağaçkakan'dan önce Document1'ı, sonrasında ise Golem'i dinleyeceğiz. Dub Club Istanbul #9 bu defa da Simba Roots Hi-Fi Soundsystem eşliğinde Sofia'dan bir dub prodüktörünü ağırlıyor. Beton Orman'ın Bulgaristanlı üyesi Samity daha önce İstanbul'da Reggae Weekend etkinlikleri kapsamında KargART'ta iki defa performans sergilemişti. Dub sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bu gecede Barış Demirel ve Mert Fehmi Alatan dub parçalarına trompetleriyle eşlik edecek. Line-up'taki tanıdık diğer isimler ise soundsytemların gediklisi Reggaelation ile reggae veteranlarından Da Frogg Eyez. 27 Ocak gecesi İstanbul için dub vakti. Her iki yakada da dub titreşimlerinin duyulacağı gecenin Avrupa dub üssü Peyote Nevizade olacak. Debdebe'yi bilmeyenlere kendi tabiriyle anlatmak en güzeli: Canlı gibi ama tam değil. Elektro, eklektik. Hep bir yerin dolayları, sentetik ama sentez değil. Siz yine de bu tanımla yetinmeyin, Youtube'taki canlı kayıtlara kulak vermeyi ihmal etmeyin. Mahdy Alkelany'nin konuk olacağı Debdebe performansının öncesinde ve sonrasında gecenin pilotluğunu dub sahnesinin aktif DJ'lerinden Alphadub üstlenecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-23-30-nisan/", "text": "Londra'da yaşayan, Türk asıllı Nilüfer Yanya, 25 Nisan Çarşamba akşamı Babylon sahnesinde olacak. Daha önce ülkemizde dinleme şansı yakaladığımız Nilüfer Yanya, Small Crimes ve Keep on Calling ile yakaladığı çıkışı Baby Luv ile devam ettirdi. The Guardian, Pitchfork, The FADER, i-D, Noisey, Nylon ve BBC 6 Music gibi mecralardan övgülerle dönen Yanya, gitarı ve yumuşak vokaliyle soul ve indie pop'u aynı noktada buluşturmayı başarıyor. Son olarak Thanks 4 Nothing teklisini yayınlayan Nilüfer Yanya, bu yıl içinde Cornwall'da ilk uzunçalar albümünü kaydetmeyi planlıyor. Hanım kızımızın konserine daha önce iştirak etmemişlere duyurulur! Litvanya'da bulunan ve dünyanın en önemli gece kulüpleri arasında sayılan Opium Club'ın resident DJ'i Manfredas, 25 Nisan Çarşamba akşamı zor'da, setin başında olacak. Kendine has mix tarzı ve cold-wave, electro ve neo-trance etrafında gezinen seçkileriyle tanıdığımız Manfredas'a dinamo. fm'deki renkli seçkileri ve pastoral setleri ile bilinen minimüzikhol'un elebaşlarından Tutan eşlik ediyor. 60'lar ve 70'lerin konseptine garage ve surf rock karıştıran Ponza, 27 Nisan Cuma akşamı, shoegaze gitar tonlarını, hisli klavyeler, progresif davullar ve hülyalı vokallerle birleştiren Plaj'la birlikte kargART sahnesinde olacak. Hafta sonuna girerken kendini yerli sahnenin ellerine bırakmak isteyenler için hiç şüphesiz güzel bir alternatif olacaktır. Her ay, bir cumartesi günü farklı mekanlarda gerçekleşen etkinlik serisi İndi-Bindi'nin bu cumartesi dördüncüsü Ren Performance Hall'da gerçekleşecek. Serinin bu ayki konukları, İstanbullu instrumental psychedelic rock üçlüsü Uluru, dark ambient, experimental/industrial electronic müzik icra eden Dahakara olurken, Bir Baba Indie'den Cihad Satıroğlu ve The Young Shaven'dan tanıdığımız Archie McKay gecenin DJ'leri olarak önce ortamı ısıtıp sonrasında ateşe verecekler. 2015 yılının sonlarında Kutay Soyocak ve Taner Yücel tarafından kurulan, kadrosuna şu anda Kutay Soyocak, Meriç Erseçgen ve Can Kalyoncu'yla devam eden Jakuzi, 28 Nisan Cumartesi akşamı Peyote Nevizade sahnesinde olacak. Jakuzi'nin City Slang etiketiyle yayınlanan Fantezi Müzik albümünü canlı canlı dinlemek isteyenler rotasını şimdiden Nevizade yönünde belirlesin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-23-30-temmuz/", "text": "Haftanın stresi bastırmaya başlarken ve hafta sonuna henüz çok da yaklaşamamışken hepimiz birkaç bir şey içelim, güzel müzik dinleyelim diyerek kendimizi sokaklara atmak istiyoruz. Bir de o sokaklar Kadıköy sokaklarıysa tadından yenmiyor. Kadıköy'de de birçok kişinin kendini en son bulduğu mekan nedense hep zor oluyor. İşte, 25 Temmuz Çarşamba akşamı zor'da pek güzel bir etkinlik var, etkinlikte ise birbirinden yetenekli isimler var. Güzel bir hafta ortası etkinliği arıyorsanız, İz, Document1, Orçun Ayata ve 555-5555'ı dinleyerek ister dans edebileceğiniz isterseniz arkadaşlarınızla muhabbet edebileceğiniz bu etkinliği ıskalamayın deriz. Çarşamba akşamının bir başka etkinliği ise Dolu Kadehi Ters Tut'tan geliyor! Geçtiğimiz günlerde mecra'da tatlı bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Dolu Kadehi Ters Tut, 25 Temmuz Çarşamba akşamı DorockXL sahnesinde olacak. Geçtiğimiz günlerde yayınladıkları son single'ları Anlamı Yok ile sevenlerini daha da sevindiren grubu canlı canlı dinlemek isteyenler, ne yapıp edip hafta ortasında yolunu Kadıköy'e düşürsün! İstanbul Blue Night, BKM organizasyonuyla 27 Temmuz'da dünyanın en saygın gitar virtüözlerinden Joe Satriani'yi müzikseverlerle buluşturuyor. Mart 2018'de çıkardığı yeni albümü Beyond the Supernovanın ardından çıktığı dünya turnesi kapsamında, 27 Temmuz'da KüçükÇiftlik Park'ta sahneye çıkmaya hazırlanan Amerikalı usta müzisyenden önce ise sahnede Türk metal müziğinin efsane grubu Pentagram olacak. Bu cuma akşamını, kaliteli gitar sound'una ve metale adayacağız! Türkiye'nin en önemli elektronik müzik buluşmalarından Electronica Festival bu sene, 28-29 Temmuz tarihlerinde Kafes'te gerçekleşiyor. Festival, elektronik müziğin farklı zevklere hitap eden çok çeşitli dallarına dokunan geniş kapsamlı bir line-up ile 2 gün boyunca 4 sahnede 50'den fazla ismin performansıyla toplamda 70 saat sürecek. Electronica Festival'de dinleyeceğimiz belli başlı isimler WhoMadeWho, Stimming, Jacob Groening, Worakls ve Adana Twins olurken diğer isimler için sizi etkinlik sayfasına gönderiyoruz. Hemen aşağıda! Müzisyen ve prodüktör Selim Siyami Sümer ve Taçkın Bilal'den oluşan Tolarance Break ile 2013'te Çağdaş Onaran'ın solo projesi olarak temelleri atılan ve 2017'de yoluna dört kişi olarak devam eden Longaz, 29 Temmuz Pazar akşamı Muaf Peyote Kadıköy sahnesinde olacak. Haftayı müzikle bitirmek isteyenler bizce bu etkinliği kaçırmasın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-25-31-aralik/", "text": "Lokalize serisi kapsamında Studio'da gerçekleşen konserlerin şehir konseptli olanlarında daha önce Ankara gecesinde bulunmuştuk. Şimdi sıra Eskişehir konseptinde... Yolculuğuna 2000 senesinde Eskişehir'de başlayan Gevende'nin öncesinde Ağaçkakan ile Armonycoma or slt'den oluşan bir diğer Eskişehir çıkışlı oluşum roadside. picnic sahnede olacak. Sahnelerin yanı sıra Kadıköy sokaklarında da eküri olarak görmeye alıştığımız Ezhel ile Kamufle normal şartlar altında takılmayı çok sevdikleri bir mekan olan arkaoda'ya özgü bir istisna yapıyor ve bu çarşamba akşamı birlikte kabine geçiyorlar. Etkinlik ücretsiz fakat kapıdan girmek mümkün olur mu, izdiham yaşanır mı bilemiyoruz. Siz yine de şansınızı deneyin. 2017 çıkışlı Polycephaly albümüyle bir hayli dikkatimizi çeken ELZ kendisini hızlıca üç kişilik bir oluşuma dönüştürerek ve ELZ and The Cult ismini alarak live electronic performanslarına başladı. 2016'nın en çizgi dışı albümlerinden biri olan Tengri Tegi yayınladıktan sonra canlı performansıyla da beğenimizi toplayan Kam Ata ise deneysel çalışmalara meraklıysanız mutlaka kulak vermeniz gereken bir oluşum. Kendi deyişleriyle etkilendikleri post-punk ve dark wave türlerini, Orta Asya enstrümanları ve hömey, sıgıt, kargıra gibi vokal teknikleri ve elektro-akustik öğelerle etkileşime sokan grup canlı performanslarında doğaçlama öğelere yer veriyor. Yılbaşıyla taçlanacak hafta sonuna girerken cuma akşamı adresimiz belli. Peyote'nin radikal bir değişim geçirerek alt kat ile orta katı birleştiren yeni sahnesinde ilk Nihil Piraye konseri, bir nevi erken yılbaşı. Geçen yıl başladığı Değildir single serisini 8 Aralık'ta yayınladığı, seri ile aynı ismi taşıyan Değildir parçasıyla noktalayan Nihil Piraye'nin seriyi sonlandırdıktan sonraki ilk konseri. Henüz yılbaşı planı yapmayanlar için alternatif, makul ve eğlence garantili parti önerimiz elbette yine bir Beton Orman tayfası prodüksiyonu. Yılbaşında Woodstock Kadıköy'ün iki katında gece boyunda dinleyebileceğiniz Beton Orman DJ ve MC'leri sayesinde pozitif titreşimlerle yüklenerek start vereceğiniz 2018 sizin seneniz olabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-26-haziran-1-temmuz/", "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi MİAM Sonik Sanatlar Programı öğrencilerinin yeni çok-kanallı elektroakustik eserlerine yer verilecek bu konser, Arter'in özgün akustik alanının sessel olanaklarından faydalanmak üzere özel olarak yerleştirilmiş sekiz kanallı ses sistemiyle dağıtılacak. Kapsayıcı işitsel deneyim, dinleyicileri ses manzarası, glitch, musique concrete, ve daha birçok janrı kapsayan çok-boyutlu müzikal bir yolculuğa çıkaracak. Bu yıl 25. senesini çeyrek asıra yaraşır bir programla kutlayan İstanbul Caz Festivali 26 Haziran-17 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek. Bizlere yazın en güzel üç haftasını yaşatacak festivalin salı akşamı Zorlu PSM'deki açılış konserinde ise Türkiye caz tarihinin kilometre taşları olan solistler, besteciler ve topluluklardan oluşan bir yıldızlar geçidi, Kamil Özler şefliğindeki TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası eşliğinde seslendirilecek çeşitli yapıtlarla, geniş bir kesit sunacak. Ali Perret, Ateş Tezer, Ayşe Gencer, Ayşegül Yeşilnil, Ayşe Tütüncü, Deniz Dündar, Emin Fındıkoğlu, Kerem Görsev, İlham Gencer, Neşet Ruacan, Nezih Yeşilnil, Nilüfer Verdi, Okay Temiz, Önder Focan, Sibel Köse, Şenova Ülker, Tuna Ötenel, Volkan Hürsever, Yahya Dai gibi usta isimlerin icra veya yapıtlarıyla katıldığı dev bir kadro ile gerçekleşecek konser, önümüzdeki yıllarda gelenekselleşmesi planlanan özel projelere öncülük edecek. Kadıköy'de senenin açık ara en hareketli perşembe akşamına hazır mısınız? İstanbul Caz Festivali kapsamında bu yıl dördüncü defa gerçekleşecek olan Gece Gezmesi; Club Quartier, Moda Kayıkhane, Moda Sahnesi, Baba Sahne, Ağaç Ev Kadıköy, KargArt, Bant Mag. Havuz/BİNA, zor olmak üzere aynı akşamda 9 ayrı mekana tek bir biletle giriş imkanı tanıyor. Bağımsız sahnede öne çıkan pek çok sanatçının yer aldığı Gece Gezmesi programı sizlere Bir Baba Indie'de sene boyunca önerdiğimiz çoğu ismi aynı akşamda canlı izleme fırsatı sunuyor. Kalben, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Islandman, Nilipek., Melike Şahin, Taner Öngür & 43,75, Focan & Bıyıkoğlu Organic Quartet, Selim Selçuk, Cevdet Erek, Dolu Kadehi Ters Tut, Ati ve Aşk Üçgeni, Selin Sümbültepe, Ozoyo, SO Duo ve Dub Again Gece Gezmesi programında yer alan isimlerden sadece birkaçı. Kadıköy'deki yeni yerinde mayıs ayından beri sahnesiyle aktif olan Nayah, yeni sezonda kuvvetli bir programla seyirci karşısına çıkacağının sinyallerini şimdiden vermeye başladı. Eskişehir menşeli M4NM oluşumunun kurucularından Ağaçkakan, geçen yıl yayınladığı A Naşkvit albümünün ardından cumartesi akşamı ilk kez Nayah sahnesinde olacak. Live band ile birlikte sergilediği canlı performanslarıyla dinleyicisini kendisine müptela eden Ağaçkakan'ı henüz canlı izlemediyseniz bu konseri kaçırmayın. Biz hatırlatmaya devam edeceğiz, ta ki siz bir Ağaçkakan konseri izleyinceye kadar. Konserin ardından ise C Fyah geceyi sabaha bağlamak üzere deck'lerin başına geçecek. Sun is shining, the weather is sweet / Make you want to move your dancing feet sözleriyle terennüm ettirecek bir haberle 6 yıl aradan sonra Kilyos plajlarına geri dönen reggae ruhu, hafta sonu iki gün boyunca Milyon Beach Kilyos'ta yerli reggae sahnesine dair kapsamlı bir program sunacak. Sattas, Bosphoroots, Supernova Reggae Band, Zeytin ve Beton Orman All Stars'ın yer alacağı festivalde Beton Orman DJ'leri ve selektaları sayesinde deniz, güneş ve kumsalın yanı başından müzik hiç eksik olmayacak. 1 Temmuz Dünya Reggae Günü'ne yakışır bir festival, belki de çoğu kişi için bu yazın ilk denizle buluşma ihtimali."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-26-mart-2-nisan/", "text": "Çok bekledik, nihayet bu hafta muradımıza eriyoruz. Rüyalar gerçek oluyor, son senelerin psychedelic janrda en kendine özgü ve yenilikçi oluşumlarından Föllakzoid bu salı akşamı Salon'a geliyor. 2010'ların başından beri yayınladıkları kayıtlarla Şili'den başlayarak rüzgarı dünya festivallerini saran grubu canlı izleyenler anlata anlata bitiremiyor. Şimdi sıra bizde, aklınıza mukayyet olun. İngiliz müzisyen Nikolai Galen, BaBa ZuLa'dan Murat Ertel ve Gevende'den Gökçe Gürçay'ın birlikte kurdukları Anadolu Blues grubu Eis Ten Polin uzun bir aradan sonra yine bir canlı performans için Kadıköy'ü seçmiş. İsmini Yunanca'da 'şehire doğru' anlamına gelen ve zamanla İstanbul'u da tarif eden eis ten polin sözünden alan grup pek sık konser vermediği için 27 Mart Salı akşamı Sokak Sahne'de gerçekleşecek performans, bu haftanın kaçırılmaması gereken etkinlikleri arasında yer alıyor. Cihan Mürtezoğlu, 9 Mart'ta yayınlanan çiçeği burnunda albümü Deli Zamanın ilk konseri için perşembe akşamı Babylon sahnesinde olacak. Singer-songwriter ekolünün güçlü temsilcilerinden olan müzisyen, 11 parçadan oluşan ve Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayınlanan Deli Zaman albümü ile gündelik yaşamlarımıza işlemiş ikili ilişkiler ile toplumsal ilişkileri masaya yatırıyor. 2015 yılında Oğuz Kont ve Sarp Dağlar Şahin tarafından İstanbul'da kurulan The Flabbies, son zamanlarda faaliyetlerini ilgiyle takip ettiğimiz oluşumlar arasında. Enstrümantal dream pop ve indie pop sularında yüzen ikili bugüne kadar albümler, single'lar yayınlandı; tek eksiğimiz konserdi, şimdi o da ayağımıza geldi. Kadıköy'de bulunan, ses sistemine ve akustiğine hayran olduğumuz minicik Böcek Cafe, The Flabbies'in ilk konserine ev sahipliği yapacak. Bu tarihi geceye tanıklık etmek boynumuzun borcu. Jam Session kapsamında kargART sahnesinde gerçekleşecek bu çok özel etkinlikte Stiff & The House of Fraser, Cocktail Spins, Reptilians from Andromeda, You, me and end of everything sahne alacak. Gecede ayrıca cd, kitap, kaset ve plak standları açılacak. İngiliz Chris Corner'ın solo trip hop projesi olan IAMX, bu cumartesi bir kez daha ülkemizi ziyaret ediyor. 2018 yılında yayınladığı yeni albümü Alive In New Year Light albümü turnesi kapsamında, 2016 yılında iptal olan İstanbul konseri sonrasında IF Performance Hall Beşiktaş'ta sevenleriyle buluşacak. Lost On You şarkısıyla tanıdığımız ve bir dönem obsesyon seviyesinde dinlediğimiz Laura Pergolizzi ciğerimizi söken vokaliyle 1 Nisan Pazar ve 2 Nisan Pazartesi tarihlerinde Zorlu PSM'de sahne alacak. 2018'de 25. yılını kutlayan İstanbul Caz Festivali'nin 25. yıl konserleri kapsamında Zorlu PSM Ana Tiyatro'da gerçekleşecek konserlere dair bir de kötü haberimiz var: Her iki akşamın da biletleri uzun zaman önce tükendi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-26-subat-4-mart/", "text": "20 yıldır İstanbul'un kalbi Taksim'de, underground müzik sahnesinin önemli mekanlarından biri olarak varlığını sürdüren, ikinci evimiz tabirini kullanmaktan asla çekinmediğimiz Peyote, doğum gününü Baba Zula'yla birlikte kutluyor! Müdavimlerin, müzisyenlerin, müşterilerin, DJlerin, kısacası Peyote'ye gönül vermiş herkesin hep birlikte kutlayacağı yıldönümü hiç şüphesiz bu haftanın kaçırılmaması gereken etkinliklerinden biri olacak. 2017 sonunda yayınladıkları Maria Tambien teklisiyle kulaklıklarımızdan, DJ setlerimizden ayıramadığımız Khruangbin, yeni albümleri Con Todo El Mundo'nun tanıtımı kapsamında iki gün üst üste Salon sahnesinde olacak. Geçtiğimiz senelerde de ülkemizde dinleme şansı yakaladığımız grubun cuma akşamı gerçekleşecek konserinin biletleri tükenmiş olsa da perşembe akşamı için hala şansınız var. 2017 bitmeden yayınladıkları Beni Yanına Al teklisiyle playlist'lerimizde zirveye oynayan Ati ve Aşk Üçgeni, hazır yeni şarkısı Aşkın Şarabı'nı da dinleyicilerle paylaşmışken bir konser daha veriyor ve 2 Mart Cuma akşamı kargART sahnesine çıkıyor. Üstelik Ati ve Aşk Üçgeni'nden önce ve sonra, yerli elektronik müziğin sevilen ismi Kaan Düzarat da DJ setin başına geçiyor. Ati ve Aşk Üçgeni'nin Tantana Records etiketiyle kısa bir zaman sonra yayınlayacakları ilk albümleri Gecenin Karanlığında'nın lansmanını kaçırmayın deriz. Marsilyalı üçlü High Ku, SLY ve Ze Mateo'nun projesi Chinese Man, yanına Youthstar & A. S. M'yi de alarak 3 Mart Cumartesi Babylon sahnesinde olacak. Reggae, funk ve old school hip hop'ı bir arada dinlemek isteyenler, içinde eski Türk ezgilerinin de yer aldığı tanıdık altyapıları yeni parçalara dönüştüren Chinese Man'i merak edenler navigasyonları Babylon'a, takvimleri cumartesi akşamına ayarlasınlar. Generic Music'in bol müzikli parti serisi Get Closer, yenilenen konseptiyle elektronik müziğin sevilen isimlerini Beykoz Kundura'da ağırlamaya hazırlanıyor. 3 Mart Cumartesi günü, Beykoz Kundura'nın tarihi dokusunda, Famelog işbirliğiyle gerçekleşecek etkinlikte Be Svendsen, Armen Miran, Ali Kuru ve Headwaters sahnedeki yerlerini alacak. Havalar henüz ısınmamış olsa da cumartesi gecesi Beykoz Kundura'da olacaklar için sıcaklığın yüksek seviyelerde seyredeceğini söyleyebiliriz. Bir süredir tüberküloz teşhisiyle hastanede yoğun bakımda olan, İstanbul ve sokak müziği denince akla gelen ilk isimlerden Siya Siyabend'in vokalisti Bizon Murat için geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada bir yardım kampanyası başlatılmıştı. Yardım kampanyası devam ederken ayrıca 3 Mart Cumartesi akşamı KadıköySahne'de bir destek gecesi düzenlenecek. Daha fazla bilgi için burayı ve aşağıdaki linki inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-29-ocak-04-subat/", "text": "Kangroove'dan bu yana her türlü eylemini yakından takip ettiğimiz Bora Uzer 2009 senesindeki ilk solo albümü B1 den 9 sene sonra ikinci albümü Benim Umrumda ile geri dönerek bünyemizde kayda değer bir heyecan yarattı. Bonus track'leriyle birlikte 13 parçadan oluşan albüm baştan sona ahenkli ve tutarlı bir anlatı oluşturuyor. GTR Müzik etiketiyle ocak ayında yayınlanan albümde Yaşa isimli bir de Gökhan Türkmen düeti yer alıyor. Ağırlıklı olarak düşük tempolu parçalardan oluşan Benim Umrumda albümünün sahneye nasıl uyarlanacağını bir hayli merak ediyoruz. Çarşamba akşamı Zorlu PSM Studio'da gerçekleşecek albüm lansman konserinde merakımızı gidermek için sabırsızlanıyoruz. Electronica, indie rock, disco punk türlerinin ortaya karışık versiyonu WhoMadeWho, yeni albümleri 'Through the Walls' ile çıkacakları dünya turnesinin ilk ayaklarından birini 31 Ocak Çarşamba akşamı Klein'da gerçekleştiriyor. Bugüne kadar çeşitli etkinliklerde adını duyduğumuz Dharma Stories başlığı altında gerçekleşecek etkinlik, hafta ortası için güzel bir alternatif olabilir. Allen Hulsey ve Erdem Tunalı'nın bir süredir İstanbul'un elektronik sahnelerini alttan alta sallamaya başlayan ve her nasılsa halen yeterince keşfedilemediğini düşündüğümüz elektronik projesi Monality bu perşembe ilk defa Zorlu PSM Studio sahnesinde olacak. Önceden blues çalışmalarıyla tanıdığımız Allen Hulsey'nin doğum gününe denk gelen bu performans bir nevi parti tadında geçecek gibi görünüyor. Deep tech ve etnik elektronik müziği orijinal bir biçimde birleştiren Monality'nin live performanslarında vokaller, elektro gitar, synth'ler, perdesiz gitar, bağlama, kanun ve yaylı gitar birbiri ardına performansın birer parçası olarak karşımıza çıkarken bütünü oluşturan her bir öğenin yerinde ve kararında kullanılmasının yarattığı başarılı sound'tan etkilenmemek söz konusu olmuyor. Geçtiğimiz sene, Kırınardı isimli albümünü dijital olarak Baykuş Müzik, plak formatında ise Shalgam Records etiketi ile yayınlayan, yerli müzik sahnesinin önemli isimlerinden Gevende, 1 Şubat Perşembe akşamı Babylon sahnesinde olacak! Hafta sonuna ilk adımların atıldığı gece kaliteli müziğe doymak istiyorsanız, yolunuzu Babylon'a düşürün deriz. Bağımsız müzik oluşumu In The Void, session etkinlik serisine devam ediyor. Bu seferki temasını singer-songwriter olarak belirleyen In The Void'un bu seneki konukları arasında Ece Miyav, Onat Önol, Erkin Gören, Beyaz Hayvanlar, Özgün Semerci ve Bazak Hito yer alıyor. Benzer yaklaşımlara sahip müzisyenlerin bir araya geleceği session gecelerinin dördüncüsü 3 Şubat 2018'de Bantmag. Havuz/Bina'da olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-30-nisan-mayis/", "text": "Bu sene Dünya Düz? temasıyla üçüncüsü düzenlenen A Corner in the World Festivali 2-13 Mayıs tarihlerinde bomontiada merkezli gerçekleşecek. Performanslar, konserler, sergiler, Köşe Bucak Bomonti, Alt 29'59, Corner Pro etkinlikleriyle Türkiye, İran, Tunus, Fas, Lübnan, Kosova ve Suriye'den sanatçıları ağırlayacak festivalin açılış partisi 2 Mayıs akşamı Babylon'da. Baba Zula konseri ile başlayacak gecenin ikinci yarısında Ahmet Uluğ ve Undomondo DJ kabinini paylaşacak. Festival programına dair ayrıntılı bilgi için www. acornerintheworld. com adresini ziyaret edebilirsiniz. Geçen hafta itibarıyla bahar fiilen geldiğine göre açık hava festivallerine start vermenin tam zamanı! %100 Urban Music serisinin ilk etkinliği, 2 Mayıs Çarşamba günü Kadebostany, Kaan Düzarat ve Akın Sevgör'ü aynı sahnede buluşturacak. Ülkemizde geniş bir dinleyici kitlesi bulunan Kadebostany, mart ayında yayınladığı Monumental albümü sonrasında yine büyük ilgi görecektir diye tahmin ediyoruz. Festivalin açılışını Akın Sevgör yapıyor, ardından gecenin headliner'ı Kadebostany öncesinde ortamı ısıtma görevi Kaan Düzarat'a emanet. İş çıkışı adres belli. ABD'li folk/indie rock müzisyeni Angel Olsen, 2015 yılında geldiği Salon İKSV sahnesine bir kez daha konuk oluyor. 3 ve 4 Mayıs tarihlerinde üst üste iki gün sahnede olacak Olsen öncesinde ortamı yumuşatıp, ısıtacak isim ise Nilipek olacak. Enstrümantal rock, psychedelic rock ve post-rock sularında dolaşan Grails geçen yıl yayınladığı Chalice Hymnal albümü ile uzun bir aradan sonra sahnelere geri dönüş yapmış, hatta ilk konserini de yine Studio'da vermişti. Canlı yayınlanan konseri evimizde izlemiş, kalkıp gitmediğimize pişman olmuştuk. Şanslıyız ki Grails, Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında 4 Mayıs akşamı bir defa daha geliyor. Konserin ardından bir amfi geleneği olan Silent Disco'da kulaklıklarınızı takıp Bir Baba Indie'den Cihad Satıroğlu ve Kıyı Müzik'ten Evrim Cantimur'un setleri arasında geçiş yapmaya hazır olun. 5 Mayıs Cumartesi akşamından itibaren Nayah, Kadıköy'deki yeni mekanında reggae tutkunlarını buluşturmaya kaldığı yerden devam ediyor! Canlı performanslara yer vereceği sahnesi ve 400 kişilik kapasitesiyle yeni evinde bizleri ağırlamaya devam edecek olan Nayah'nın açılışını elbette Sattas yapacak. Gece boyunca Nayah'nın yerlileri Ras Memo, Mahi, Selekta Firuzaga, C Fyah, King Seroman ve Genjah'nın DJ kabinini paylaşacağı açılışta yine tüm reggae ailesi bir arada olacak. Nayah'nın yeni evinde Nayah'ya yaraşır büyük partiler bizi bekliyor! 30 Nisan Pazartesi günü Dorock XL'de birçok farklı tarzda grubun katılımıyla birlikte Tomurcuk Vakfı için bir yardım gecesi düzenleniyor. Down sendromlu çocukların dans eğitimi masrafları için organize edilecek olan bu geceye girişte kitap getirilmesi halinde 25 TL olan biletleri 20 TL olarak da alabiliyorsunuz. Ayrıca gecede toplanan kitaplarla down sendromlu ve engelli çocuklar için kütüphane oluşturulacak. Dardamar Rock Band, Ümit Taşkıran, Şehinşah, Redend, Voodoo Medicine ve Dolu Kadehi Ters Tut yardım gecesine özel olarak sahnede olacaklar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-5-11-mart/", "text": "Geçen sonbaharda Danimarka menşeli Music For Dreams etiketiyle ilk uzunçaları Rest in Spacei plak formatında yayınlayan Islandman, albümün dijital platformlardaki yerini almasının ardından lansman için minimüzikhol'de bizi uzun bir geceye davet ediyor. 2010'da Tolga Böyük'ün solo projesi olarak başlayan Islandman, vurmalılarda Eralp Güven, synthesizer ve gitarlarda Erdem Başer'in de katılımıyla canlı performanslarını bir defa izleyenlerin live elektronik dendiğinde ilk aklına gelen isimler arasında zirveye oynuyor. Rest in Space albümünü kutlayacağımız bu gecenin açılışı Nova Persona'ya, kapanışı ise Asaf Samuel'e emanet. IDM, house ve techno müziğin İtalyan asıllı Berlinli temsilcisi Mind Against, 9 Mart Cuma gecesi, haftanın tüm yorgunluğunu unutturacak setiyle Zorlu PSM Studio sahnesinde olacak. Dünya festivallerinin ve ünlü kulüplerin aranan yüzlerinden Mind Against'i aynı zamanda Art Department, Roisin Murphy ve Green Velvet gibi sanatçılarla işbirliklerinden de tanıyoruz. Hafta kapanırken ikiliyi canlı canlı dinlemek, bir yandan kendinizi Studio'nun eşsiz ışıklarına bırakmak istiyorsanız bizce bu konseri kaçırmayın. Ijsbrand De Wilde ve Gert Beazar'ın üniversitede kurduğu Stavroz, 9 Mart Cuma ve 10 Mart Cumartesi olmak üzere iki gece üst üste yeniden Babylon'da sahne alacak. Balkan ezgilerinden esinlenerek house müziğin sınırlarını genişleten Stavroz'a, gitarda Maxim Helincks ve Pieter De Meester'ın katılmasıyla grubun müziği caz ve minimal house'a yaklaşmıştı. Müziğin her çeşidine biraz rastlayacağımız Stavroz konserlerinden herhangi birine bilet almadıysanız kötü bir haberimiz var; iki gün için de tüm biletler tükendi. Alanlara ise iyi eğlenceler diliyor ve sessizce kendi köşemize çekiliyoruz. Geçtiğimiz hafta 20. yılını kutlayan Peyote Nevizade sahnesinde bu hafta gitar sesleri daha bir sert yükseliyor! Aralık ayında Ada Müzik etiketiyle yayınladıkları Kaybetmenin Mitolojisi isimli albümleriyle geri dönen ikili Balina ve şu an ilk stüdyo albümleri için çalışmalarına devam eden, 2015 Roxy Müzik Yarışması birincilik ödüllü, İstanbullu psychedelic-math rock grubu Kinesis, çıkardıkları aykırı seslerle birlikte cumartesi gecesi Peyote sahnesinde olacak. İstanbullu bağımsız plak firması Partapart tarafından bu sene altıncısı düzenlenen IndieCity festivali 9-10-11 Mart tarihlerinde toplam 10'u aşkın performansla beraber Red Bull Music işbirliğiyle Salon İKSV, MAMA, minimüzikhol olmak üzere 3 ayrı mekanda gerçekleşiyor. 9 Mart Cuma gecesi, Salon İKSV'de Aisha Devi, İskeletor, R. A. N ve FFRW sahne alırken, MAMA'da Benedikt Frey, Tufan Demir ve Partapart'ın kurucusu İlker Çiftçi ile Can Çakmakçı'nın projesi Men With a Plan müzik severlerin karşısında olacak. 10 Mart Cumartesi gecesi Salon İKSV'de Vox Low, Kid Fourteen, Affet Robot ve Forlorn Hope'un performanslarının ardından minimüzikhol'de Rebolledo, Autarkic ve Mind Shifter sahnede olacak. 11 Mart Pazar günü ise, Paradise Distribution'dan Ralph Boege ve Peer-Uli May, DJ Monitor'dan Yuri Dokter, dijital platformlarda müzik dağıtımı, kazanç ve telif hakkı yönetimi ve ile ilgili seminer verecekler. Seminerin devamında iaw Analog Kültür ve Roland Turkiye ile analog synth workshop'ları, kapanış partisinde ise Kaan Düzarat, In Hoodies, Z AXIS, DOLORES ve ORDA'nın pop-up perfromanslarıyla MAMA'da olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-7-13-mayis/", "text": "Alexandre Grynszpan ve Paul Armand-Delille ikilisinden oluşan Polo & Pan, Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında, 10 Mayıs Perşembe akşamı Studio sahnesinde olacak. Paris'in en popüler mekanlarında 2012'den beri sahne alan ve ilk albümleri Caravelle'i 2017 yılında yayınlayan ikili, dünyanın dört bir köşesine yaptığı seyahatleri, hedonistik dans müziğine, zamansız pop tınılarına ve güneşe olan özlemini anlattığı şarkılarıyla Studio sahnesini dolduracak. Hem Fransız hem de elektronik müzik olunca, biz de bu konser kaçmaz deme hakkını kendimizde buluyoruz. Elektronik poptan, baroka uzanan geniş bir yelpazede elektronik müziği farklı enstrümanlarla birleştiren İngiliz viyolonist, şarkıcı ve söz yazarı Patrick Wolf, 11 Mayıs Cuma akşamı Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında Studio'da olacak. Bir dönem Hard Times isimli şarkısıyla loop tuşlarını bozan ve çalma listelerimizdeki yerini korumaya devam eden Patrick Wolf'u dünya gözüyle görmek isteyenler cuma akşamı Studio'daki yerini alsın deriz! Ön grup olarak The Away Days sahne alacak. Two Fingers, Lightning Bolt, Broken gibi şarkılarıyla, müzik listelerinin üst sıralarında kendi yer bulan '94 doğumlu Jake Bugg, Garanti Caz Yeşili kapsamında, 11 Mayıs Cuma ve 12 Mayıs Cumartesi olmak üzere iki gün üst üste Babylon sahnesinde olacak. 2012 yılında yayınladığı ilk albümünden beri radarımızda olan ve Artık bir canlı canlı dinlesek! dediğimiz Jake Bugg, jenerasyonunun en yetenekli ve üretken isimleri arasında gösteriliyor. Son albümünde Grammy ödüllü prodüktörler David Ferguson ve Matt Sweeney ile çalışma şansını yakalarken The Memphis Boys, Gene Chrisman ve Bobby Woods gibi müzisyenlerin de desteğini alan Jake Bugg'ın Türkiye'deki ilk konserleri için geri sayımı başlatıyoruz! Imany, 2012 yılında ülkemizde verdiği unutulmaz konser sonrasında, 2016 yılında 6000 kişinin katılım gösterdiği Akbank Caz Festivali kapsamında sahne aldığı Volkswagen Arena'ya bu cumartesi bir kez daha geliyor. Caz, soul ve funk müziğinin önemli ismi Imany, ilk albümü Shape of a Broken Heart ile üç ülkede birden platin plak ödülü kazanmıştı. Imany seviyorsanız, kendisini canlı canlı dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyor ve yollarınızı cumartesi günü Volkswagen Arena'ya düşürmenizi öneriyoruz. Bu sene Dünya Düz? temasıyla üçüncüsü düzenlenen A Corner in the World Festivali'nin geçtiğimiz hafta Baba Zula konseriyle birlikte açılışını yapmıştık. Festivalin kapanışını ise İstanbul ve New York merkezli trip-hop üçlüsü Rain Lab ve Kübra Uzun a. k. a. Q-Bra Dj Set ile bomontiada'da yapacağız. Kapanışı yapmadan önce festival kapsamındaki diğer performans, atölye, konser ve diğer etkinlikleri şuradan takip ederek kaçırmamanızı öneririz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-9-15-nisan/", "text": "Her yıl farklı şekillerde Berlin, İstanbul ve Ankara'da düzenlenen XJAZZ Festival bu sene, 11 Nisan günü farklı mekanlarda start alıyor. 50'den fazla mekana yayılacak olan festivalde konserlerin yanında çeşitli paneller ve söyleşiler de mevcut olacak. İstanbul'daki konser mekanları, Peyote, IF Performance Hall Beşiktaş, Akbank Sanat, Nardis Jazz Club, Bova, Babylon, Borusan Sanat, Dorock XL, KargART, Kaset Mitanni, Salon, Klein, arkaoda ve Kırım Kilisesi olarak açıklanan festivalin İstanbul programına bu linkten ulaşabilirsiniz. Karanlık elektronik melodileri indie rock öğeleriyle birleştiren müziğiyle Kanadalı Suuns bu çarşamba Babylon sahnesinde! 2 Mart tarihinde yayınladıkları yeni albümleri Felt sonrasında düzenleyecekleri Avrupa Turnesi kapsamında bir kez daha ülkemizde sahne almaya hazırlanıyorlar. Konser öncesinde yerli isimlerimizden kim ki o da ortamı ısıtmak adına sahnede olacak. 2017 çıkışlı Polycephaly albümüyle dikkatimizi çeken ELZ, grubu The Cult ile verdiği konserlere tam gaz devam ediyor. 12 Nisan Perşembe akşamı, Bauhaus, Marilyn Manson, Depeche Mode ve Joy Division esintilerini şarkılarında bolca hissettiğimiz ELZ and The Cult ile birlikte dinleyeceğimiz bir diğer isim ise The Young Shaven olacak. Personal Space Records etiketiyle plak formatında yayınladıkları Honey Babe single'ı ile dikkatleri üzerine çeken grubu canlı canlı dinlemek istiyorsanız perşembe akşamı Peyote Nevizade'deki yerinizi alın! Fransız elektronik müzik sahnesinin önemli prodüktörlerinden Rone, canlı performansıyla 13 Nisan Cumartesi akşamı Studio sahnesinde olacak. Etienne Daho, Bryce Dessner, François Marry de François & the Atlas Mountains, Gaspar Claus, Yael Naim ve Jean-Michel Jarre gibi isimlerle yaptığı işlerle de tanıdığımız Rone'u dinleyeceğimiz gecede, Tunuslu EDM DJ'i Deena Abdelwahed da sahne alacak. Fransız Kültür Merkezi iş birliğiyle düzenlenen bu cumartesi akşamında, elektronik müziğin nabzı Studio'da atacak! Son zamanlarda yerli rap müzik denince akla ilk gelen isimlerden olmayı başaran Ezhel, 14 Nisan Cumartesi akşamı ilk kez canlı bir grup eşliğinde Volkswagen Arena sahnesinde şarkılarını söyleyecek. Standart konserlerinin dışında canlı canlı sahnede olacak Ezhel'e sahnede, Harun Tekin, Kamufle, Aga B ve İstanbul Trip de eşlik edecek. Daha önce Ezhel konseri izlememişlere, Ezhel'in canlı performansını merak edenlere, güzel bir salonda tekrar izlesek diyenlere son hatırlatmayı yapıyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanin-top-5-etkinligi-9-15-temmuz/", "text": "Şubat ayında açıklandığından beri rüyalarımıza giren büyük konserin zamanı geldi çattı. 25. İstanbul Caz Festivali'nin ağır toplarından Nick Cave, 14 yıl aradan sonra bu salı akşamı bir defa daha İstanbul'da olacak. En son 2004 senesinde solo bir konser için İstanbul'u ziyaret eden Nick Cave, arayı çok açtı, geçen senelerde İstanbul seyircisi tarafından çok özlendi. Arayı kapatmak adına bu defa The Bad Seeds ile birlikte Küçükçiftlik Park sahnesini teşrif edecek. İddia ediyoruz: Nick Cave ile başlayan bir haftanın pazartesi sendromu bile olmaz! Konserin öncesinde sahne Dilara Sakpınar'ın solo projesi Lara Di Lara'nın. Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ile Tuğçe Yapıcı'nın hazırlayıp sunduğu Bir Baba Indie 'da serisinin 11 Temmuz Çarşamba akşamı gerçekleşecek üçüncü söyleşisine Dolu Kadehi Ters Tut projesinin yaratıcıları Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava konuk oluyor. İkilinin akustik performanslarının yanı sıra çeşitli sürprizlerin de yer alacağı bu sazlı sözlü yaz akşamı söyleşisi için teras'ta buluşalım. Gelişmeleri Facebook etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz. Indie/folk ikilisi, tatlılık abidesi Angus & Julia Stone, 11 Temmuz'da Zorlu PSM'de sahne alacak. Arşivlerinde, başta Big Jet Plane olmak üzere milyonlar tarafından dinlenen pek çok şarkı barındıran Angus & Julia Stone kardeşlerin, 2006 yılında başladıkları müzik kariyerlerinde, sonuncusu geçtiğimiz yıl yayınlanan dört stüdyo albümü ve sayısız ödül yer alıyor. Eylül 2017'de yayımlanan son albümleri Snow turnesi kapsamında Zorlu PSM Ana Tiyatro'da sahne alacak olan ikili, hafta ortası sakinlik arayanlar için güzel bir alternatif olabilir. Electro swing ile dans etmeye hazırsanız bu büyük isimlerle dolu konser haftasının perşembe akşamını da Caro Emerald ile taçlandırmaya ne dersiniz? Konser performansları dillere destan Caro Emerald'ın enerjisine yetişmek hiç kolay değil. Çalsın brass'lar, scratch atsın turntable'lar! Dünyanın dört bir yanından gelen, farklı türlerde müzisyenler ve enstalasyon sanatçıları, Kanto çatısı altında ilk kez buluşuyor. Uzun süredir yurt dışındaki birçok festivalde Türkiye'yi başarıyla temsil eden Oceanvs Orientalis tarafından kurulan Kanto Records'ın Türkiye'deki ilk etkinliği bu cumartesi Suma Beach'te gerçekleşecek. Kısacası janrlara inanmayan, kalıplara sığmayan, yeni nesil müzik ve sanat anlayışının temsilcisi Kanto Records eylemlerine başlıyor. 21.00'de başlayacak programda Red Axes, Oceanvs Orientalis, Ichisan, Mr. Sür, Birgay yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-etkinliği-1-7-ocak/", "text": "Elektronik funk denince akla ilk gelen isimlerden ve müziğini pek sevdiğimiz İngiliz grup Fujiya & Miyagi, son stüdyo albümleri Transparent Things kapsamında 5 Ocak Cuma akşamı, Zorlu PSM Studio'da sahne alacak. Ülkemizde daha önce canlı canlı dinleme şansı yakaladığımız ve şarkıları Breaking Bad, Misfits, Skins ve How To Get Away With Murder gibi severek izlediğimiz dizilerde de soundtrack olarak kullanılan Fujiya & Miyagi için geri sayıma başladık bile. Bizce bu konser kaçmaz! Çocukluğumuzun vazgeçilmezi, Türk müzik tarihinin en önemli isimlerinden Barış Manço'nun doğum günü için 5 Ocak Cuma akşamı Babylon'da toplanıyoruz. 19 yıl önce aramızdan ayrılan Barış Manço'nun şarkılarını, Kabus Kerim ve Murat Meriç kendine has üsluplarıyla yeniden düzenleyecek, bizlere de hep bir ağızdan şarkılara eşlik etmek kalacak. Cuma akşamı için güzel bir alternatif olacaktır diye düşünüyoruz. Bant Mag. organizasyonuyla 5-6-7 Ocak günlerinde farklı mekanlarda bu sene sekizincisi düzenlenen Demonation Festivali, bu sene dört farklı mekanda, birçok farklı ismin katılımıyla gerçekleştirilecek. Kim, neredeymiş? diye merak ediyorsanız üç günün planını da aşağıya bırakalım. Cuma akşamı için yeraltı sahnemizin en aktif gruplarından The Infinity Chamber, Housing Crash ve The Young Shaven'ı üçü bir yerde izleyebileceğiniz adres Peyote Nevizade. Sürekli olarak birbirleriyle dirsek teması halinde, aynı etkinliklerde birlikte görmeye alışkın olduğumuz bu üç grubu tek bir gecede izlemek isterseniz bu cuma ilk defa Peyote'nin yenilenmiş sahnesinde olacaklar. All night long rock'n roll! Aralık 2015'te yayınladığı 5 parçalık Klan EP'den sonra uzun bir sessizliğe gömülen Klan'dan birkaç ay önce yeni EP'nin habercisi niteliğinde bir kayıt gelmişti. Klan'ın geçen ekim ayında bir video ile birlikte paylaştığı Thorn yeni albümde öncekinden farklı bir Klan sound'uyla karşılaşacağımızın sinyallerini veriyordu. Kim bilir, belki de yanılıyoruzdur. Albüm tanıtım konserini bekleyip hep birlikte görelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-etkinliği-11-17-aralık/", "text": "Davulcu Mehmet İkiz ve gitarist Cenk Erdoğan'ın projesi olan Lahza Salı günü Salon sahnesinde karşımızda olacak. Bir göz kırpma süresi manasına gelen Lahza Mehmet İkiz'in kurucusu olduğu Stockholm Jazz Records üzerinden geçtiğimiz Mayıs ayında albümünüyayımladı, sonrasında ülkenin caza değer veren plak şirketlerinden Kabak & Lin kataloğuna girdi. Caz müziğin iki önemli ismi farklı projelerle çok defa sahne aldıkları Salon'da Lahza olarak ilk kez dinleyici ile buluşacak. Çok özlediğimiz Direc-t 6 yıl sonra yeni bir albümle geri dönüyor, vuslat bir hayli yakın. Bilge Kösebalaban, Özgür Peştimalci ve Alex Tintaru'dan oluşan Direc-t'in Dör-t ismini taşıyan dördüncü albümü 8 Aralık'ta ilk olarak Apple Music ve iTunes'dan, 15 Aralık'ta ise tüm dijital platformlardan dinlenebilecek. 13 Aralık'ta Salon İKSV'de gerçekleşecek albüm lansmanında yeni albümü ve yıllardır özlediğimiz parçaları canlı dinlemek için sabırsızlanıyor, bir yandan da artık Direc-t dinlediğimiz yıllardaki kadar genç olmadığımız için konserde yeterince taşkınlık yapabilmek için enerji depoluyoruz. Lansmana dair her türlü ayrıntıyı etkinlik sayfasında, biletleri ise Biletix'te bulabilirsiniz. Hepimiz albümü dinlemiş bir halde hazır ve nazır olduğumuzdaysa Direc-t 29 Aralık Cuma akşamı 22:00'de Radyo Kanyon'da Bir Baba Indie programının konuğu olacak. Zorlu PSM'nin farklı müzik türlerini aynı çatı altında toplayıp bu yıl 2.'sini gerçekleştirdiği MIX Festival 15-16 Aralık tarihlerinde gerçekleşiyor. Yerli ve yabancı sahneden birçok türde ismin yer aldığı festivalin programına ve diğer detaylarına aşağıdan ulaşabilirsiniz. Boards Of Canada, David Lynch ve Erik Satie gibi isimlerden etkilenen Brian Batz'ın projesi Sleep Party People, dördüncü ve son stüdyo albümleri Lingering'de yer alan şarkılarını çalmak üzere, 16 Aralık Cumartesi akşamı, Garanti Caz Yeşili kapsamında Salon sahnesinde olacaklar. Sahneye tavşan kostümleriyle çıkan ve daha önce de İstanbul'da dinleme şansını yakaladığımız Sleep Party People'ı ilk kez dinleyecekler ve yeniden dinlemek isteyenler bu fırsatı kaçırmasın! Archie Mckay, Todd Gibson, Jake Kanelos ve Orkun Bagatur'dan oluşan ve geçtiğimiz ay, Vintage Records etiketiyle yayınladıkları Honey Babe ile bir kere daha dikkatimizi çeken The Young Shaven ile 2013 yılından beri İstanbul'da yerleşik faaliyetlerine devam eden, jazz ve funk etkilerini enstrümantal rock müzik ile birleştiren, 2016 yılında yayınladıkları Reverse Afro EP'si ile dikkatleri üzerine çektikten sonra bu yılın eylül ayında Deeelicious isimli ilk albümünü yayınlayan Farketmez, 16 Aralık Cumartesi akşamı kargART sahnesinde olacak. Epey keyifli bir gece olacak gibi duruyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-etkinliği-18-24-aralık/", "text": "Türkiye'nin en önemli ve köklü müzik gruplarından biri olan, metal müziğin efsane grubu Pentagram 30. yılına özel yayınladığı AKUSTİK albümünden şarkılarla, Atlantis Yapım iş birliğiyle gerçekleşen Vestel #gururlayerli konserleri kapsamında, 19 Aralık'ta Zorlu PSM Ana Tiyatro'da tüm sevenlerini, hepimizi müthiş bir yolculuğa çıkaracak. Müziğiyle soğuk kış günlerini geride bıraktıran, Venus albümleriyle hepimizi vizesiz, pasaportsuz tropikal iklime geçiren Palmiyeler ile yıllardır müziğiyle ve tavrıyla, ne yapsa takdir ettiğimiz ve çok sevdiğimiz Taner Öngür, 21 Aralık Perşembe akşamı Sanat Performance sahnesinde olacaklar. Haftanın yorgunluğunu atmaya bir kala böylesine bir müzik şölenini kaçırmayın diyoruz! Seni Görmem İmkansız ve Kahinar'ın yarısı olarak da bildiğimiz, ilk solo albümü Gölgelerine'yi yayınladıktan sonra geçtiğimiz haftalarda radyo programımızın da konuğu olan Tuğçe Şenoğul, beklenen lansman konseriyle bu perşembe gecesi Salon İKSV sahnesinde! Türkiye'de deneysel müziğini kitabını yazmış Nekropsi'nin davulcusu olarak tanıdığımız Cevdet Erek, 2017 Temmuz ayında, Bristol menşeili Berlinli label Subtext etiketiyle yayınlanan Davul albümünün lansmanı için Peyote sahnesinde olacak. Peyote'nin sahnesi yenilenmişken ve söz konusu sanatçı da Cevdet Erek olunca cuma akşamı yapacak daha güzel bir etkinlik düşünemiyoruz! Aklınızda bulunsun. Yıllardır dinleye dinleye eskitemediğimiz, ilk aşklarımızı yaşarken daima kulaklıklarımızdan taşan Peyk, uzun zaman sonra ilk konserini, oraya ait olduklarını düşündükleri Karga'da veriyor! Son dönemde yayınladığı You Betcha, Köleler ve Kilitler gibi teklileriyle bir anda yeniden gündemimize oturan Peyk'i kaçırmamak için hemen notunuzu alın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-etkinliği-4-10-aralık/", "text": "Modern psychedelic müziğin Fransız temsilcileri arasında yer alan Aquaserge ve Juniore 6 Aralık Çarşamba akşamı XXF Very Very French Festival kapsamında Babylon sahnesinde olacak. Anna Jean öncülüğünde kurulan Fransız indie pop grubu Juniore, vokal stiliyle Françoise Hardy'ye saygı duruşunda bulunuyor. İlk EP'leri Maraboutun ardından kendi isimlerini taşıyan ilk albümlerini yayınlayan grup son olarak geçtiğimiz Mart ayında Ouh La La adını taşıyan ikinci albümünü yayınladı. Parisli dörtlü Türkiye'de ilk kez sahne alacak. Tame Impala, Stereolab, Melody's Echo Chamber, Acid Mothers Temple elemanlarından oluşan Aquaserge Türkiye'de ilk kez Çarşamba günü Babylon'a sahnesine çıkmış olacak. Afrobeat'ten, tango, funk, Karayip ritimleri ve krautrock'a uzanan repertuvar ile dikkat çeken grup Laisse ça etre isimli son albümünü Şubat 2017'de yayınlamıştı. Ağaçkakan'ın eylül ayı sonunda yayınladığı süpersonik albümü A Naşkvitin canlı performansları da albümün kendisi kadar muazzam. Yakın zamanda gerçekleşen albüm lansmanında Babylon'da gördüğümüz performans bizi bizden aldı. Şimdi sıra Kadıköy'de. Ağaçkakan'a davullarda Kaan Akay, bas gitar ve elektroniklerde Emil Adil'in eşlik edeceği İstanbul'daki ikinci albüm konseri 7 Aralık Perşembe akşamı KargART'ta. Israrla tavsiye edilir, görmeyen kalmasın. Post-rock havalarını derinden hissetmeye başladığımız şu zamanlarda bu konsere ne kadar sevindik, anlatamayız. 2000'lerin başında kurulan 65daysofstatic bugüne kadar yayınladıkları albümlerle tüm post-rock severlerin favori gruplarından biri haline gelmiş 65daysofstatic, aynı zamanda çok sevdiğimiz The Cure frontman'i Robert Smith'in de en sevdiği gruplardan biri. Post-rock'ın en keyifli halini hafta sonuna bir kala yaşamak istiyorsanız Salon'da sahne önündeki yerinizi alın. Türkiye'de caz müzik dendiğinde akla gelen önemli isimler arasında yer alan Sarp Maden, Volkan Öktem ve Alp Ersönmez'den oluşan MadenÖktemErsönmez ilk albümleri olan MOE için yeniden İstanbul seyircisiyle Salon İKSV sahnesinde buluşacak. Yıllarca çok önemli müzisyenlerle farklı farklı projelerde karşımıza çıkan caz müzik ustalarını keyifli bir cumartesi akşamı dinlemek için sabırsızlanıyoruz. Gökçen Kaynatan'ın 60'lı yıllardan bugüne yaptığı deneysel elektronik müzik çalışmalarının erken dönem ürünlerinin nihayet kendi ismini taşıyan bir albümde bir araya getirilerek Finders Keepers Records tarafından plak formatında yayınlanmasını kutlamamak olmaz. Parti öncesinde Gökçen Kaynatan ile bir söyleşi de cabası. Archie Mckay, Todd Gibson, Jake Kanelos ve Orkun Bagatur'dan oluşan ve geçtiğimiz ay yayınladıkları Vintage Records etiketiyle yayınladıkları Honey Babe adlı vinyl single ile yerli sahne takipçilerinin dikkatlerini bir anda üzerine çeken The Young Shaven ile Dylan Ware, Fatih Aygün, Utku Karamuk ve Ertuğrul Akyüz'den oluşan The Infinity Chamber, 9 Aralık Cumartesi akşamı Pendor Corner'da sahne alacaklar. Laf aramızda, bu etkinliğin en güzel yanlarından biri ücretsiz olması. Bize kalırsa mutlaka yolunuzu o tarafa düşürün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-etkinliği-8-14-ocak/", "text": "10 yılı aşkın süredir Türkiye'de yaşayan ve sayısız sanatçıyla çalışan Barbados asıllı duayen ses mühendisi nam-ı diğer Ali Baba'nın bir süredir yaşadığı sağlık sorunları sebebiyle uzak kaldığı sahnelere, kendisine biraz olsun moral verebilmek adına birçok müzisyen ve grup bir araya geliyor. FOURinthePOCKET, maNga, Moğollar, Nil Karaibrahimgil, Sertab Erener, Teoman ve sürpriz sanatçıların katılacağı geceyi ıskalamamakta fayda var. Yakın zamanda 6 kişilik kadrosuyla ve mütemadiyen değişmeye devam eden sound'u ile izlediğimiz KFKO'yu bir defa daha izlemeye hiçbir zaman itirazımız olmaz. İdil Meşe ve Da Poet'ten oluşan elektronik/trip-hop projesi Rain Lab ise geçen yazdan beri konser vermediği için bu konser haberini haftalık ajandamıza dahil etmeden geçemedik. İdil Meşe'nin Amerika'ya taşınmasıyla birlikte Rain Lab, konserlerine aylar süren bir ara vermişti; şimdi aylar sonraki ilk konseri kaçırmak olmaz. Geçtiğimiz aylarda dağıldığını açıklayarak bizleri fazlasıyla üzen İngiliz indie rock, synth pop grubu Wild Beasts, müzik kariyerinin son konserlerinden birini, 11 Ocak Perşembe akşamı Salon'da verecek. Yeniden birleşirler mi? Bir kere daha canlı canlı dinleme şansı bulur muyuz? düşünceleri arasında izleyeceğimiz bu konser için hem heyecanlı hem de hüzünlüyüz. Bizce kaçmaz. Yerli rap sahnesinin yaptığı işlerle dikkatimizi çeken isimlerinden İstanbul Trip, Cumartesi akşamı ne yapsam? düşüncesini hafta başından hissetmeye başlayan bünyeler için ilaç gibi geliyor ve 13 Ocak akşamı Muaf Kadıköy'de sahneye çıkıyor. Üstelik bu gecede İstanbul Trip'in bir de özel konuğu var; 9 Canlı! Yolunuz düşerse güzel bir alternatif olabilir diyor ve topu size atıyoruz. Geçtiğimiz yıl ikinci albümleri Haykırmadan Anlatamam'ı Sony Music etiketiyle yayınlayan 2011 Be The Band müzik yarışması birincisi Neyse, Asmalımescit Beyoğlu'nun geçtiğimiz günlerde açılan taze mekanı Cemiyet'te sahne almaya hazırlanıyor. Ayrıca Neyse ile geçtiğimiz aylarda Radyo Kanyon'da gerçekleştirdiğimiz programı ise buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-13-19-kasım-2017/", "text": "Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava 'dan oluşan Dolu Kadehi Ters Tut'un interaktif canlı performansı ile fotoğrafı birleştiren bir konser deneyimine hazır mısınız? Seyirciyi de konsepte dahil eden bu etkinlikte konser mekanında çekilen fotoğraflardan oluşturulan pop-up bir sergi konserin bitiminde lounge alanında dinleyicileri bekliyor olacak. Katılımcılar kendi fotoğraflarından oluşan serginin tadını çıkartırken kabinde Nihil Piraye'den tanıdığımız Zafer Sernikli bulunacak. Daha önceki konserlerinde kendi hazırladıkları mini fotoğraf sergileriyle sahnelerini zenginleştiren DKTT'nin fotoğraf sergisine bu defa dinleyiciler de katkıda bulunma şansı yakalayacak. Dolu Kadehi Ters Tut'un Dünyanın En İyi Albümü adlı ikinci albümünün lansmanı öncesinde gerçekleşecek bu son akustik konserde gruba Alp Alptekin ve Tümerkan Aldanmaz eşlik edecek. Babası sayesinde müziğin içinde büyüyen ve gitar çalmaya başlayan, babası rahatsızlanıp gitar çalamayacak duruma geldiğinde, babasının gitarını çalmayı öğrenen Julie Byrne, ilk stüdyo albümü Rooms With Walls and Windows'la müzik dünyasına müthiş bir giriş yaparken, ikinci stüdyo albümü Not Even Happiness'la da Pitchfork'tan En İyi Yeni Müzik ünvanını kazandı. Julie Byrne, 15 ve 16 Kasım'da, iki gün üst üste bize bütün duyguları bir arada yaşatmak için Salon sahnesinde olacak! Sakin sakin hafta ortası müziğini dinlemek istiyorsanız kaçırmayın. Hem belki biz de oralarda oluruz. Birbirinden güzel beş parçadan oluşan Evrencan ve Uzaylılar albümünü 4 Ekim'de yayınlayan Evrencan Gündüz genç yaşına rağmen bolca sahne tozu yutmuş, geniş bir dinleyici kitlesi edinmiş son derece yetenekli bir müzisyen. Evrencan'ın etkileyici vokalini canlı dinlemek isterseniz 27. Akbank Caz Festivali kapsamında Moda Sahnesi'nin müthiş akustiğinin tadını çıkarabileceğiniz bu konseri ıskalamayın. Bu yıl yayınladıkları The 4th Dimension albümleriyle, The xx, alt-j ve Ed Sheeran gibi isimlerle birlikte Mercury Prize'a aday olan The Big Moon, ileride hiç şüphesiz indie müziğin altın kızları olarak anılacak. Marika Hackman'ın son stüdyo albümünde de tüm enstrümanları ele geçiren grup, The Maccabees, Ezra Furman ve The Vaccines gibi isimlerle çıktığı turneler sayesinde tüm dünyada tanınır hale geldi. İlk Türkiye konserini Garaj'da verecek The Big Moon için biz şimdiden sabırsızlanıyoruz! Jamaica kökenli Roni Size İngiltere Jungle piyasasının en ünlü prodüktörlerinden biri olmakla birlikte 1997 yılında kurduğu Reprazent isimli drum and bass kolektifiyle de türün öncülerinden sayılıyor. Hip-hop, reggae, house, drum and bass, jungle gibi türleri hatmetmiş; genç yaşına rağmen büyük bir usta olduğu şüphesiz Roni Size'ı dünya gözüyle görmek için doğru tarih 18 Kasım. Sahnesinin görkemli olacağı şüphesiz. Sahne performansına şapka çıkardığımız Sattas 27. Akbank Caz Festivali kapsamında çok özel bir konser ile Moda Sahnesi'nde konuklarını ağırlayacak. Eminiz ki 17 Kasım akşamı Kadıköy'de Sattas'ın sahnesine konuk olacak isimleri duyunca siz de bizim kadar heyecanlanacaksınız: Ceza, Can Bonomo, Korhan Futacı, Kamufle ve Ezgi Akdemir. Sattas konserlerini bilen bilir, hala bilmeyenler için ise bundan daha iyi bir başlangıç olamaz. Son dönemlerin yükselen trendi, yerli alternatif müziğin arasında ismini duyurmaya başlayan ekip Ansızın Bi' İnfilak bu Perşembe kargART sahnesinde olacak. 7 parçadan oluşan ilk albümleri Atımı Hazırlayın'ı Nisan ayında yayınlayan ekip sahne performanslarında yer yer The Doors'tan da parçalar çalıyor. Kim bilir, belki bu Perşembe günü de çalarlar. 70'lerin saykodelik rock'ını ve dönemin güncel indie rock sound'unu harmanlayan ekip Ansızın Bi' İnfilak'ın konserini dinlemek ise sadece 20 TL."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-16-22-ekim-2017/", "text": "Selam sana ey Bir Baba Indie okuru! N'aber? Biz de iyiyiz, teşekkür ediyoruz. Bu hafta biraz yoğun olacağız ve her zaman olduğu gibi at gibi gezmeye, o konser senin bu konser benim dolaşmaya devam edeceğiz. Bu hafta kimler var peki radarımızda? The Black Keys'e benzerliğiyle dikkatimizi çeken Hanni El Khatib, Ambivalans adlı müthiş albümünün lansmanıyla daha önce radyo programımıza da konuk olan Nejat Dimili, Üzerimize biraz sakinlik at! diyeceğimiz Douglas Dare, haftanın stresini unutturacak Betoko ve son dönemde en sevdiğimiz isimlerden Altın Gün! Her güne bir etkinlik seçtik ve sana da biraz yardımcı olmak istedik. Çıkar defteri, not almaya başla. Koş koş koş! Filistinli bir baba ve Filipinli bir anneden doğan Hanni El Khatib, ilk stüdyo albümü Will the Guns Come Out'ı 2011'de, The Black Keys'ten tanıdığımız Dan Auerbach prodüktörlüğündeki ikinci albümü Head in the Dirt'ü 2013 yılında, üçüncü stüdyo albümü Moonlight'ı 2015'te ve son olarak içinde bulunduğumuz yıl Savage Times'ı yayınladı. 7 yıllık profesyonel müzik kariyerine dört albümü sığdırmayı başaran Hanni El Khatib'i daha önce dinlememişseniz ve The Black Keys gibi müzik yapan birileri olsa da dinlesek! diyorsanız şiddetle tavsiye ediyoruz. Ön grup olarak sahne alacak olan Ayyuka ise yıllardır yerli sahnenin en sevdiğimiz isimlerinden biri olmaya devam ediyor. Bizce biraz erken gelin ve iki ismi de sahne önünden izleyin. Nejat Dimili'nin daha önceden aşina olabileceğiniz Sus Onlara, Bazen, Yalanlarından gibi birtakım parçalarının yeni düzenlemeleri ile yepyeni parçalarını bir araya getiren Ambivalans albümü bir buçuk sene boyunca üzerinde titizlikle çalışılan, her aşaması incelikle dokunmuş 10 şarkıdan oluşan bir ilk albüm. Almanya menşeli plak şirketi Timezone Records etiketiyle 26 Mayıs'ta yayınlanan Ambivalans'ın kayıtları Babajim İstanbul Studios & Mastering'de gerçekleştirilmiş. Ambivalans'ın yayınlanmasından bu yana bir mevsim geçti. Yaz bitti, mademki sonbahar geldi çattı; albüm lansmanının vaktidir. Söz konusu böylesi özenli bir albüm olunca parçaları canlı dinleyeceğimiz günü aylardır heyecanla bekliyoruz. Bu konser hafta ortasını taçlandırır. İlk EP'si Seven Hours'ı 2013'te, ilk stüdyo albümü Whelm'i ise 2014'te yayınlayan Douglas Dare, Olafur Arnalds ve Nils Frahm ile birlikte Avrupa ve Kuzey Amerika turnelerine çıktı. İki yıl önce Greg Haines'la birlikte İstanbul'da dinleme şansını bulduğumuz Douglas Dare, geçtiğimiz yıl, bağlı olduğu plak şirketi Erased Tapes etiketiyle ikinci stüdyo albümü Aforger'ı da yayınladı ve bir anda tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başardı. Minimal elektronun piyanoyla kesiştiği noktadan hoşlanıyorsanız bu konseri kaçırmayın. Üzülürsünüz. Techno ve deep house'ın dünya üzerindeki en önemli temsilcilerinden Betoko müzik kariyerine, 12 yaşında, çeşitli gruplarda gitar ve davul çalarak başladı. Daha sonra kendi plak şirketini kuran Betoko, nam-ı diğer Beto Cohen, 2002'de Londra'ya taşındı ve elektronik müziğe geçiş yaptı. Betoko'nun mix'leri, reklam filmlerinin yanı sıra çeşitli televizyon dizilerinde ve Madonna'nın Sticky N Sweet turnesinde de kullanıldı. Raining Again'le hepimizi ziyadesiyle yükseltmeyi başaran Betoko'yu dinleyip haftanın stresini atmak için şimdiden heyecanlanmaya başladık bile. Cuma akşamı yerimiz belli! King Gizzard & the Lizard Wizard'dan ve The Gaslamp Killer'dan sonra 70'ler Türk psychedelic rock müziğinden esinlenen Hollandalı Altın Gün, yayınladığı Goca Dünya ve Kırşehir'in Gülleri cover'larıyla bir anda radarımıza girmeyi başarmıştı. Ya kim bunlar, gelseler de artık dinlesek! diye isyan ederken konser haberiyle sevinmiş ve öğrendiğimiz günden bu yana geriye doğru saymaya başlamıştık. Artık kemerlerimizi çıkarmaya hazırlanıyoruz, çünkü cumartesi akşamı Altın Gün'le kendimizden geçeceğiz. Sonrasında da Ernesto Chahoud'un etnik ve funk DJ setiyle tüm stresimizi atacağız. Bekleriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-20-27-kasım/", "text": "Deniz Tekin'e gitarda Gürhan Öğütücü'nün eşlik edeceği bu akustik performans esnasında seyircilerin mekanda bulabilecekleri oyun hamurlarıyla konser esnasında yapacakları nesneler konser çıkışında lounge alanında oluşturulacak pop-up sergide görülebilecek. Dinleyicilerin sergi gezme deneyimi esnasında ise deck'lerin başında çoğunlukla reggae setleriyle tanınan C Fyah olacak. Basit malzemeyle üretilen bu hamurdan nesnelerle, Bir Baba Indie etkinlik serisi kasım ayının ilk iki haftasında gerçekleşecek resim ve fotoğraf konseptli konserlerden sonra bu defa da heykele göz kırpacak. Bu etkinliğe dair merak ettiğiniz tüm ayrıntılar için bknz. tazecik Deniz Tekin röportajı & C Fyah röportajı. Son dönemlerde yerli sahnenin en sevdiğimiz isimlerinden, Hip hop ve deneysel müzik kolektifi olarak kurulan ve bünyesinde birçok başarılı ismi barındıran M4NM'in kurucularından Ağaçkakan'ın yeni albümü A Naşkvit geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Albümde birçok sanatçıyla birlikte çalışan Ağaçkakan, yeni albümüyle bir kere daha playlist'lerimizi doldurmayı başardı. Performansını dört gözle beklediğimiz Ağaçkakan'ın yeni albümünü birinci elden dinlemek istiyorsanız, 22 Kasım Çarşamba akşamı Babylon'da, ön sıralardaki yerinizi alın! Joe Acheson tarafından kurulan Hidden Orchestra caz ve klasik müzik türlerinde gezerken aynı zamanda bir hikayenin içindeymişsiniz ya da bir sinema filminin içindeymişsiniz hissiyatını iliklerinize kadar yaşatıyor. Joe Acheson ve arkadaşları yayımladıkları ilk albüm Night Walks (2010) sonrası ikinci albümleri Archipelago(2012) ile de övgüleri topladı. 2015'te Reorchestrations albümünü yayımlayan Hidden Orchestra, 2017 yazında ise yepyeni albüm Dawn Chorus ile karşımıza çıktı. İki yıl sonra yeniden Türkiye'de olacak olan Hidden Orchestra ile kendi dünyanızda, kendi hayallerinizde güzel bir yolculuğa çıkacaksınız. İlk albümleri Polonya'nın Başı Belada ile kitlelerin sevgisini kazanan, bizim de ayıla bayıla dinlediğimiz ve geçtiğimiz hafta bomontiada ALT'ta konuk ettiğimiz Dolu Kadehi Ters Tut, yeni albümleri Dünyanın En İyi Albümü'nün lansmanı için 25 Kasım Cumartesi akşamı pek sevdiğimiz Salon sahnesinde olacak! Bol bol keyiflenmek, sevdiğiniz insanlarla birlikte müziğin dibine vurmak ve Dünyanın En Güzel Albümü'nü dinlemek için bizce orada olun! Bize son yıllarda vazgeçemediğimiz, geri dönüp tekrar tekrar dinlediğimiz bir albüm hediye etmiş olan Washed Out bu yaz yayınladığı son albümü Mister Mellow ile de çıtayı düşürmedi, beklentilerimizi boşa çıkarmadı. Şimdi ise albüm turnesi kapsamında iki akşam üst üste Salon'da, çünkü tek bir akşam hiçbirimize yetmezdi. Pazar, pazartesi demeden orada olacağız. Cihad Satıroğlu, Bir Baba Indie Dj Set'iyle ilk kez reggae'nin İstanbul'daki kalesi Nayah kabinine konuk oluyor. Indie, Trip Hop ağırlıklı olmak üzere bol groove'lu disko, funk ve sürprizli şarkılardan oluşan bir playlistle çarşamba günü Nayah'ın müziklerini ele geçiriyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-23-29-ekim-2017/", "text": "Bu sezonki line-up'ıyla bizi en mutlu eden mekanlardan Salon'u bu hafta yazmasak olmazdı! Çünkü neden? Çünkü Com Truise geliyor! Minik cumartesi olarak nitelendirdiğimiz çarşamba akşamı, Charli XCX, Twin Shadow, Daft Punk, Everything Everything gibi isimlere hazırladığı mix'lerle tanıdığımız Com Truise, geçtiğimiz aylarda yayınlandığı Iteration albümü de taptazeyken Salon sahnesindeki yerini alıyor. Eh, o zaman biz de Com Truise'u bir kere daha canlı canlı izlemek için sahne önündeki yerimizi alıyoruz! John Maus, 1980 doğumlu Amerikalı bir müzisyen, şarkıcı, söz yazarı, besteci ve aynı zamanda bir akademisyen. Kendisini aynı zamanda Animal Collective, Panda Bear ve Haunted Graffiti gibi gruplardan da tanıyoruz. Ortaçağ, Rönesans ve Barok müziğine merak salan Maus, sınıf arkadaşı Ariel Pink'le tanıştıktan sonra pop müziğe de merak salarak, ilk albümünü dönemin multi-track recorder'ları ve 90'ların synthesizer ses bankaları ile kaydetmiştir. Lo-fi ve synth-pop dolaylarında gezinen We Must Become the Pitiless Censors of Ourselves albümüyle birlikte eleştirmenler tarafından geçer not almayı başaran John Maus, müziğinin yanında aynı zamanda İsveç'te Europen Graduate School'da Felsefe öğrenimine devam eden Maus, University of Hawaii'de Politik Felsefe üzerine doktorasını tamamladı. John Maus'un müziğinde bu entelektüel arayışı da sezmek mümkün. Lo-fi, synth-pop severler bu çarşamba için hazırlıklarını şimdiden yapsınlar. 26 Ekim Perşembe akşamı Lokalize kapsamında Studio sahnesinde önce İnsanlar'ı ardından da Islandman'i izleyeceğiz. Her iki projenin de doğaçlama performanslarına tanık olacağımız bu gecenin tekrarı yok, neler yaşanacağını görmek için orada olmak şart. Barış K. ve Cem Yıldız'ın elektronik projesi olan İnsanlar'a bu konserde perküsyonda Sinan Tansal da eşlik edecek. Performansa eşlik edecek görseller, bilumum sürprizler ve İnsanlar'a dair pek çok ayrıntıyı öğrenmek isterseniz size tarih ve saat veriyoruz, bir kenara not alın: Geçen hafta Cem Yıldız ve Barış K.'nın konuk olduğu Bir Baba Indie radyo programının tekrarı 24 Ekim saat 22.00'de www. radyokanyon. com. tr'de. Of yaz bitti, artık festival de olmaz. derken aldığımız haberle pek bir mutlu olduk. Neymiş o haber? 27 Ekim günü, KüçükÇiftlik Park'ta, yılın son açıkhava festivalinin, 2nd Harvest Festival'ın olmasıymış! 2015'te ilki gerçekleşen ve alt-J, Mew gibi grupları izlememize olanak sağlayan festivalin bu yıl gerçekleşecek ikincisinde yine çok sevdiğimiz isimler var. İngiltere'den Jungle ile Hollanda'dan Kovacs festivalin ilk headliner'ları olarak açıklanırken, Parov Stelar Trio'nun saksafoncusu Max the Sax ile ülkemizin en sevilen isimlerinden Flört de ana sahnenin diğer isimleri olacak. KüçükÇiftlik Park'ın tüm zemininin çimle kaplanacağı festivalin alternatif isimlerinin ağırlanacağı Bahçe sahnesinde ise Sattas, The Ringo Jets, Palmiyeler, Alpman ve Kaan Düzarat sahne alacak. Yılın son açıkhava festivali için biz gerçekten heyecanlıyız. Bizce siz de temiz havadan yararlanacağımız son zamanları kaçırmayın! Bu hafta cuma gerçekten oldukça yoğun! 2012'de Avusturya'da kurulan Electro Pop/Techno ikilisi HVOB, Mart 2017'de çıkardığı son albümü Silk turnesi kapsamında Winston Marshall'ın da eşlik edeceği bir konserle bir kez daha Zorlu PSM'de olacak. Geçtiğimiz yıl Sonar Istanbul'un en iyi performanslarından birini sergilerken izleme fırsatı bulduğumuz HVOB'yi daha önce izlemediyseniz dünya gözüyle görmekte de fayda olduğunu düşünüyoruz. Yeni sezonda yerli sahneyi bir araya getirecek konser serisi Yerli Yerindenin ilki 28 Ekim 2017 Cumartesi günü gerçekleşiyor. Line-up'taki isimler Mor ve Ötesi, Adamlar, Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Deniz Tekin. Bu vesileyle Yerli Yerinde konser serisinin 2 Aralık'taki ikinci etkinliği için de şimdiden spoiler verelim çünkü bize bu yakışır: Büyük Ev Ablukada, Gaye Su Akyol, Can Kazaz ve Nilipek. izlemek isterseniz tarihi şimdiden ajandanıza işleyin. Geçen yıl yayınladığı ilk albümleri Ucube Dizayn sonrasında geçtiğimiz günlerde, albümden son klip şarkısı olarak Mayalar'ı yayınlayan Hedonutopia, yıl bitmeden yayınlamayı planladığı yeni albümü öncesinde bu cuma kargART'ta sahne alacak. Son olarak Nilüfer Festival'de dinleme fırsatı bulduğumuz Hedonutopia'nın canlı canlı kulak vermenizi önerdiğimiz, yeni albümle birlikte değişecek olan sound'unu dinlemek için Karga'ya da uğramadan cuma akşamını bitirmeyin deriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-28-kasım-3-aralık/", "text": "Seyirciye müziğin prova sürecini gözlemlemek suretiyle müzik üretimine gözlemci olarak katılma şansı sunan bu Açık Prova'da Can Kazaz'a Efe Demiral, Can Dedeoğlu ve Mertcan Bilgin eşlik edecek. Yarı sohbet yarı konser niteliği taşıyan açık provalar izleyicide adeta ekibin stüdyosuna konuk olmuş izlenimi yaratıyor. Sosyal medyada dinleyicileriyle iletişimi yaratıcı yöntemlerle sürdüren Can Kazaz, müziğinin üretim sürecini de dinleyicisiyle paylaşarak müzisyen-dinleyici arasındaki sınırları zorlamaya devam ediyor. Bir Baba Indie'nin küratörlüğünü üstlendiği, A Corner in the World x bomontiada Alt kapsamında gerçekleşecek kasım ayı etkinliklerinin son konseri niteliğini taşıyan Can Kazaz ile Açık Prova'nın hemen ardından radyo programları ve funky dj setleriyle tanıdığımız Yunus Emre Gök lounge alanında Bir Baba Indie etkinliklerinin kapanışını gerçekleştirecek. Bu etkinliğe dair merak ettiğiniz tüm ayrıntılar için bknz. tazecik Can Kazaz röportajı & Yunus Emre Gök röportajı. Pek sevdiğimiz, çok sevdiğimiz dünya tatlısı Nilipek.'in ilk stüdyo albümü Sabah, iki yıl önce yayınlandığında dinleme fırsatı bulduğumuz her şarkı için minnet duymuş ve iki yıl boyunca albümde yer alan her şarkıyı playlist'lerimizde döndürüp durmuştuk. Yeni albümü Döngü'yü 1 Aralık'ta yayınlayacak Nilipek.'in albüm lansmanı ise 28 Kasım'da Babylon'da gerçekleşiyor. Döngü'de Ayyuka ve Ceylan Ertem gibi isimleri de arkasına alan Nilipek.'i bir kere daha hem de yepyeni şarkılarla canlı canlı dinlemek için sabırsızlanıyoruz! Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez; gün geçmiyor ki İskandinavya topraklarından inanılmaz bir ses daha keşfetmeyelim. Nordic listelerinizin baş tacı olacak isim Siv Jakobsen 2015 yılında çıkardığı The Lingering EP'si ile dikkatleri çekmeye başladı ve 2 senelik Avrupa turnelerinin ardından tekrardan stüdyoya girdi ve Ağustos ayında 10 şarkıdan oluşan The Nordic Mellow albümünü yayınladı. Çarşamba günü çok daha olgunlaşmış bir müzik ile karşımızda olacak Siv Jakobsen. Nordic Folk müziğini sevenlerin kaçırmaması gereken bir konser. Michelle Gurevich bu hafta kulaklarımızın pasını silecek. Çarşamba günü Babylon sahnesinde olacak olan Rus asıllı şarkıcı, bilinen adıyla Chinawoman'ın ta kendisi. 2012 yılında ilk kez Türkiye'ye gelen Gurevich, ilk konserini de Babylon'da vermişti. Şarkıcı 2013 Taksim Gezi Parkı protestoları sıralarında Kiss in Taksim Square adlı bir single da yayınlamıştı. 2007'de ilk albümü Party Girl'ü yayınlayan şarkıcı 2010'da Show Me The Face'i yayınladıktan sonra daha da tanınır hale geldi. Bu muazzam konseri kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz, biz de orada olacağız. New Yorklu dance punk, art rock grubu Liars, son stüdyo albümü TFCF ile Pitchfork'un En İyi Yeni Albümler listesine girmeyi başardı ve bir anda yeniden müzik camiasının odak noktası oldu. Farklı sesleri müziğinde korkusuzca kullanan Liars'ı yedi yıl sonra yeniden İstanbul'da izlemek/dinlemek istiyorsanız 1 Aralık'ta Salon'daki yerinizi alın. Erken gelirseniz arka kapıda biraz laflarız belki. A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı Music Sessions'ın küratörlüğünü üstlendiğimizden daha önce bahsetmiştik. Kasım ayı içerisinde bomontiada ALT programında bir etkinlikte daha yer alıyoruz: 30 Kasım Perşembe günü 17:30'da Gizem Aksu moderatörlüğündeki Hisler Arşivi'ne konuk oluyoruz. Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ile Tuğçe Yapıcı'nın konuk olacağı Lounge Buluşmaları kapsamındaki Hisler Arşivi ikinci defa gerçekleşiyor. Normal şartlar altında röportajlarda soruları yönelten taraf olmaya bir hayli alışığız fakat bu defa Gizem Aksu soracak, biz ise hislerimizi anlatacağız. Volkswagen Arena'da ikincisi düzenlenecek olan Yerli Yerinde serisinde cumartesi günü bu sefer Büyük Ev Ablukada, Gaye Su Akyol, Can Kazaz ve Nilipek. sahne alacak. 18 yaş sınırının olmadığı bu konser serisinde dinleyiciler, mini bir festival ortamındaki gibi yerli sahneden birçok ismi aynı anda sahnede görme fırsatı bulabiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-30-ekim-5-kasım-2017/", "text": "Lokalize serisinin her ikisi de geçen yıl Studio sahnesinde izlediğimiz iki ismi içeren muhteşem eşleştirmelerinden bir diğeriyle devam ediyoruz: Korhan Futacı & Kara Orkestra ile Nihil Piraye'yi bir gecede art arda dinleme fırsatı her zaman elinize geçmez, zira bu iki ekibi her ses sistemi kaldıramaz. KFKO'yu anlatmak için fazla söze hacet yok, aynı suda iki defa yıkanamadığınız bir ırmak desek kafidir. Her izlediğinizde yeni boyutlara geçmenizi sağlayan KFKO müziğinin öncesinde şu sıralar yeni albüm hazırlıklarıyla meşgul olan Nihil Piraye'yi izleyeceğiz. Yeni albüm öncesinde Değildir serisindeki parçalara yer verecekleri son konserlerden biri. Kaçırırsanız bir süre daha tekrarı yok. Los Angeleslı Will Wiesenfeld, Post Foetus ile Geotic adı altında kaydettiği ambiance kayıtlardan sonra, müziğine electro-pop olarak devam etmek istedi ve projesinin adını Baths olarak değiştirdi. 10 yaşından beri müzik yapan Will Wiesenfeld, şarkılarında kullandığı farklı seslerle müzikseverlerin radarına girmeyi başardı. Son olarak Dream Daddy oyunu için yayınlandığı şarkıyla dikkatimizi çeken Baths, 3 Kasım'da Zorlu PSM Studio sahnesinde olacak. Bu konserin en güzel yanlarından biri de ön grup olarak çok sevdiğimiz Mind Shifter ve kim ki o'nun çalıyor olması. Bizce kaçmaz. Todd Terje ve Prins Thomas'la birlikte Norveç'in en önemli DJ'lerinden biri olarak kabul edilen Lindstrom, yeni albümü It's Alright Between Us As It Is ile müzik otoritelerinden ve en önemlisi bizden beş yıldızlı pekiyi ile ayrıldı. Kuzey'in Grammy'si Spellemannsprisen'e 4 kere aday olup 3'ünde ödülü kucaklayıp evine götüren ve yeni albümünden bol bol şarkı duyacağımız Lindstrom'un Garaj konseri için sabırsızlıkla bekliyoruz. Haftanın yorgunluğunu unutup bol bol dans etmek istiyorsanız siz de bu konseri kaçırmayın. Şair, besteci, müzisyen ve filozof kimliklerinin kendisine kattığı birikimi notalarla buluşturan; Antik Mısır kostümleriyle Uzay Çağı'nın kapılarını cazla aralayan, yüzün üstünde albümü ve binin üstünde şarkısıyla 20. yüzyılın en büyük müzikal miraslarından birine hayat veren eşi benzeri bulunmaz bir müzisyenin meşhur orkestrası. Marshall Allen'ın önderliğinde 1995'ten beri Sun Ra'nın mirasını ve reformlarını dünyanın dört bir köşesine ulaştıran Sun Ra Arkestra, müzik gündemimizin en üst sırasına yerleşecek derecede önemli konseriyle bir tarihe tanıklık etmenizi, bu sırada da kozmik bir yolculuğa çıkmanızı sağlayacak. Avustralya doğumlu İzlanda'da minimalist, deneysel ve noise müzik prodüktörü Ben Frost, 29 Eylül'de yayınladığı son albümü The Centre Cannot Hold turnesi kapsamında Salon'da sahne alacak. Rahatsız eden, karamsar dijital seslere kendinizi bırakıp, ruhsal bir seyahate çıkmak istiyorsanız bu konseri kaçırmayın! Bir Baba Indie'nin bu yıl ilgisini çeken isimlerden birisi olan ELZ uzun zamandır canlı performans sergilemiyordu. Şimdi ise ismi ELZ AND THE CULT olarak değişmiş ve üç kişiden oluşan bir band'e evrilmiş. Çarşamba akşamı görsellerle destekleyecekleri bir sahnede bu yıl yayınladıkları Polycephaly albümünü sergileyecekler. Giriş ücretsiz. Torontolu elektronik müzik projesi Austra, 2017 yılında yayınladığı Future Politics albümü sonrasında eski ve yeni şarkılarıyla birlikte Salon'a geliyor. Konseri izleyeceklere de şimdiden minik bir uyarı. Çok dans edip terinizi üzerinizde soğutmayınız ya da yanınıza yedek kıyafet alınız. Sizi seven Bir Baba Indie iyi konserler diler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-6-12-kasım-2017/", "text": "Yok Öyle Kararlı Şeyler'in tasarladığı ve ilk iki albümü için de hayata geçirdiği özgün Şarkı Sergisi konseptinin interaktif bir versiyonunun gerçekleşeceği konserde grup üyelerinden Erdem Topsakal ve Çağrı Özer akustik bir performans sergileyecek. Katılımcıların konser esnasında resim yapmalarına imkan tanıyan bu konserin bitiminde lounge alanında izleyicilerin yaptığı resimlerden oluşan bir pop-up sergi oluşturulacak. Böylelikle YÖKŞ'ün ilk iki albümünde kendi denetiminde gerçekleştirdiği bu geleneksel sergi konsepti bu defa seyirciyi üretime ortak olmaya davet eden interaktif bir yapıya bürünecek. Konserin hemen ardından lounge alanında sergiyi gezen katılımcıları bir de sürpriz bekliyor! Yerli rap sahnesinin yükselen isimlerinden Kamufle bu akşama özel olarak groove'dan mahrum bırakmayacak seçkisiyle kabinde olacak. Bu hanımefendinin Olafur Arnalds'la bir alakası var mı? diye soracak olanlara baştan söyleyelim; kendisi ciddi bir İstanbul aşığı olan Olafur'un kuzeni. Hem İzlanda'nın hem de kuzenini çok sevmemizin etkisiyle, naif sesli İzlandalı müzisyenimizi, iki gün üst üste Salon sahnesinde izlemek için şimdiden yerimizi ayırtıyoruz. Olöf Arnalds'ın Blonde Redhead, Björk, Jose Gonzales, The Dirty Projectors gibi isimlerle sahne aldığını öğrenince bizce siz de aynı şeyi yapacaksınız. Eh o zaman, hafta ortasında yerimiz belli. Sırada mini bir festival olarak nitelendirebileceğimiz Reggae Weekend var. Karga ile Beton Orman'ın ortaklaşa organize ettiği Reggae Weekend beşinci defa 10-11 Kasım tarihlerinde Karga'nın bütün katlarına pozitif titreşim yayacak. Artık klasikleşen bu 2 günlük etkinlikte hem KargART sahnesi hem de Karga Kabin reggae ritmleriyle gönlünüzü hoş etmeye, kaslarınızı gevşetmeye hazırlanıyor. Kasmayın, kendinizi müziğe bırakın. Garanti veriyoruz ki kafası gelecek. Yerli müzik sahnesinin her işini severek takip ettiğimiz gruplarından Gevende, son stüdyo albümü Kırınardı'yı bu yılın başında yayınladı ve halihazırda yüksek olan sevgimizi yeni albümle ikiye katlamayı başardı. Albümde yer alan Vertigo adlı şarkıya Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nda, Tolga Karaçelik'in çektiği video ile de büyük bir kitleye ulaşmayı başardılar. Gevende, cumartesi akşamı Salon sahnesinde olacak. Ağlaya Ağlaya dinlerken eski sevgilinizi, yüz vermeyen flörtünüzü düşünmek için bundan daha güzel bir fırsat olamaz. Kaçırmayın deriz. Simon Green, bizim onu tanıdığımız adıyla Bonobo, 13 Ocak 2017'de yayınladığı Migration adlı son stüdyo albümüyle müzik dünyasının gündemine yeniden oturmayı başardı. Yeniden diyoruz çünkü her albümünde, kısaçalarında; kısacası yayınladığı her yeni işte, müzik otoritelerinin en sevdiği isimlerden biri olmayı başardı. Migration da Pitchfork, Stereogum gibi dünyaca ünlü müzik sitelerinden yüksek puanlar alarak, Bonobo'nun başarısını bir kere daha kanıtlamış oldu. Bonobo live setiyle 11 Kasım Cumartesi akşamı 27. Akbank Caz Festivali kapsamında Volkswagen Arena'da olacak. Daha önce dinlemiş olanlar yeniden dinlemek, dinlememiş olanlar ise merakını gidermek için sahne önündeki yerini alsın. Bizce kaçmaz. Sony Music Türkiye ve Istanbul Blue Night Records işbirliğiyle yayınladığı son teklisi Yüreğim İmparator ile bir anda müzik gündemimizde ilk sıralara yerleşen, pek sevdiğimiz ve geçtiğimiz haftalarda radyoda da ağırladığımız Ars Longa, hafta sonuna yaklaşırken DasDas sahnesinde olacak! Yaa bütün konserler de Avrupa'da ama! diyenlere duyurulur. Kaçırmayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-haftanın-top-5-konseri-9-15-ekim-2017/", "text": "Bir Baba Indie ekibi olarak bundan sonra, bizim için haftanın Top 5 etkinliğini sizlerle paylaşmaya karar verdik. Efendim, ara sıra düşündüğünüzü biliyoruz, Yahu bunlar yemiyor, içmiyor, konserden konsere koşuyor. Biz Instagram'daki story'lere bile yetişemezken bu kadar konserden nasıl haberleri oluyor? diye. İşte bu düşüncenizi bir nebze de olsa azaltmak, hatta konserlerde karşılaşıp bira şişelerimizi tokuşturmak için, seni de oralarda görelim diye düzenli olarak böyle bir liste yapmaya karar verdik. Ne iyi etmişiz değil mi? Bizce de. Sevdiğin grupları daha yakından dinleyince ya da yeni müzisyenleri keşfedince gerçekten mutlu olacaksın. O yüzden koş! Ediz Hafızoğlu'nun üç yıl önce yayınladığı ilk solo albümü Nazdravein devamı niteliğinde olan 13 albümü 13 Ekim'de Kabak & Lin etiketiyle yayınlanıyor. Bir gün öncesinde albümü ilk defa dinlemek üzere bol konuklu bir albüm lansman konserinde buluşuyoruz. 12 Ekim'deki İstanbul lansmanında Ediz Hafızoğlu'na eşlik edecek isimler Birsen Tezer, Ece Ünsal, Elif Çağlar Muslu, Engin Arslan, Jülide Özçelik, Korhan Futacı ve Ülkü Aybala Sunat olacak. Geçmişle şu an'ı birbirine bağlayan duyguları içinde barındıran yeni Ediz Hafızoğlu albümünü dinlemek için geri sayımdayız, bir hayli heyecanlıyız. Müzik kariyerine İngiltere'de başlayan, adını her duyduğumuzda As bayrakları! deme isteğinden kurtulamadığımız Nilüfer Yanya, geçtiğimiz aylarda yayınlanan Plant Feed EP'si ile Pitchfork, NME gibi müzik platformlarında adından sıkça söz ettirdi. The xx'in altında sahne almış ve gelecekte adını her yerde duyacağımızdan emin olduğumuz Nilüfer Yanya'yı kaçırmayın deriz. Üstelik aynı gün İngiltere'den bir isim daha Garaj sahnesinde olacak; Chelou. İki EP ile birçok indie gruba taş çıkaracak işler yapan, Bloc Party'nin İngiltere turnesinin açılış ismi Chelou'yu kaçırmak da olmaz. Geç kalmayın! Bu sene nisan ve mayıs aylarında Kadıköy Muaf'ta gerçekleşen Beton Orman All Stars partilerinin üçüncüsü 14 Ekim'de yine gece boyunca Kadıköy Muaf'ı sallamaya geliyor. Beton Orman'ın demirbaşları ve konukları ile 22.00'den sabah 04.00'e kadar kesintisiz müzik ve spontane akacak bir yolculuğa hazır olun. Programda yer alan isimlere bakılırsa bu gece bitmez, mikrofon kapanın elinde kalır fakat taş taş üstünde kalmaz, partinin coşkusu Kadıköy rıhtımdan duyulur. Hem bu defa giriş de ücretsiz, hadi yine iyisiniz. Ann Wants to Dance isimli şarkılarını duyduğumuzdan beri kimdir, nedir merak ettiğimiz, biraz araştırdıktan sonra Fransız olduğunu öğrendiğimiz ikili Papooz'un müziğini dinlediğiniz zaman kendinizi kızgın kumlardan serin sulara atıyormuşsunuz gibi bir rahatlık hissine kapılıyorsunuz. 2016'da yayınladıkları ilk stüdyo albümleri Green Juice ile bu rahatlık hissini zirveye taşıyan Papooz, havalar soğumaya başlamışken içimizi ısıtmak için Paris'ten buralara geliyor. Keyifli keyifli salınayım, bir yandan güzel müzik dinleyeyim. diyorsanız 14 Ekim Cumartesi akşamı Salon'daki yerinizi alın! 2012 'de yayınladıkları ilk albümleri Full Faça'dan sonra 5 yıl boyunca beklediğimiz ikinci stüdyo albümleri Fırtınayt'ı geçtiğimiz hafta yayınlayan Büyük Ev Ablukada, albümden sonraki ilk konserini Babylon'da veriyor. Yaptıkları işle Türkiye'deki müzik piyasasında büyük bir furyanın öncüsü olan Büyük Ev Ablukada için çok fazla şey söylemek istemiyoruz. Zaten Babylon, Büyük Ev Ablukada severlerle dolu olacaktır. Babylon'un önündeki doluluğu gözümüzün önüne getirdik bile. Albümü çok sevdiğinizden eminiz, o halde bu konser kaçar mı? Kaçmaz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-mix-elektronik-1/", "text": "Bir Baba Indie ekibi olarak günlük hayatımızda genelde her ne kadar indie ve alternatif kıyılarında gezen müzikleri dinlesek de günümüz müziğinin gerek dijitalleşmelerden ve direkt olarak teknolojinin kendisinden etkilenmesinden dolayı zaman zaman farklı tarzlara kaydığımız oluyor. Bu liste ise son 2-3 yıl içerisinde Ben dinlemem abi, elektronik müzik neymiş diyenlerin bile artık az çok dinlemeye başladığı, aslında altında kendi içinde çok geniş bir tür dağılımı bulunan elektronik müzik parçalarından oluşuyor. Cumartesi akşamlarınızı şenlendirmek adına da bu listenin benzerlerini mümkün olduğunca yayınlayacağız. Lafı fazla uzatmadan sizi Bir Baba Indie'nin 20 şarkıdan oluşan, tam 2 saatlik ilk elektronik listesi ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yeri-152-bade-nosa/", "text": "13.03.2020'de ilk teklim 'Kendim Abla'yı Ada Müzik etiketiyle yayınladım. Sözleri bana ait, bestesini Emre Can Sarısayın ile birlikte yaptığımız şarkımızın prodüksiyonunu Cihan Mürtezaoğlu üstlendi. Sound konusunda oldukça açığız ve şarkıların farklı hissiyatlarının ayrı soundlarla güçlendirilebileceğine inanıyoruz. Şarkılarımızda sözlerin şiirselliğine oldukça önem veriyoruz. Uyarlama eserler, uyarlanırken yeniden yaratıldıklarında anlam kazanıyor bizim için. Hangi eserlerden nasıl bir seçki yaptığımız, uyarlanacak parçaları neye göre seçtiğimiz ve onlara yeni ne katıyor olduğumuz oldukça önemli. Bu bağlamda, YouTube'da canlı performans videolarını paylaşacağımız bir cover seçkisi yapacağız. Konseptimiz, 'bilge' yani sağduyulu şarkılar. Kahrın dibini görse de o kahır vesilesiyle büyüyüp yoluna devam ettiğini söyleyen, hakikati tek tarafıyla değil, türlü taraflarıyla ele alan bilge şarkıları cover'lıyor olacağız. Kendim Abla'nın kayıtları Fat Lab Kayıt Stüdyosu'nda Ali Rıza Şahenk tarafından gerçekleştirildi. Kayıt için İstanbul'da olmamız gereken zamanlar dışında Bodrum'da, evimiz ve atölyemiz arasında mekik dokuduğumuz sakin bir hayatımız var Emre Can Sarısayın ile. Kendimizi İstanbul'daki kayıt ve konser süreçlerine hazırlıyoruz, yeni şarkılar yapıyoruz ve performans videoları çekiyoruz. Soundcloud, Apple Music, Fizy, Muud ve YouTube'da yayınlandı ilk teklimiz. Henüz bu platformların artı eksilerini deneyimleyecek kadar tecrübemiz olmadı. Kısa vadede de uzun vadede de elimden geleni, keyifle yaptım diyebilmeyi temenni ediyorum. Zamansız işler yapıp bırakabilmeyi can-ı gönülden dilerim. Müzik grubunuzla BBI Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-100-eve-bion/", "text": "Daniel, 2015'te Leadsmen artist adıyla Arctic albümünü piyasaya çıkardı ve 2017'de Anthony Huseyin'in The Lucky One albümünün prodüktörlüğünü yaptı. Ben 2016-2017 yıllarında ilk trip hop projem Falling Woman ile konserler verdim. Onun dışında Rotterdam'da caz üçlü ve dörtlüleriyle konser vermekteyim. AJ, 2016 ilk albümünü yayınladı Dreams & Phantasms ve bir yandan caz üçlüsüyle konserlerine devam ediyor. Bireysel olarak üçümüz de birçok farklı ülkede, farklı projelerle sahne aldık. Hollanda, Türkiye, Japonya, Avusturya'da sahne deneyimlerimiz oldu. Eve Bion olarak çok yeni bir oluşum olduğumuz için konserlerimiz Hollanda'da yeni başlıyor. Artı Bazı mekanlar gerçekten müziğin kalitesiyle, konseptiyle, dinleyici kitlesine uygunluğuyla özenle ilgileniyorlar ve bu tavırda olan mekan sahipleri müzisyenle nasıl iletişim kurulması gerektiğini zaten iyi biliyor, profesyonel ve doğru bir duruşu oluyor maddi ve manevi anlamda. Eksi Bazı mekanlar ise sadece ticari kaygılarla haşır nesir olup nasıl sömürürüm, mekanı nasıl doldururum kafasında maalesef. Çoğu müzisyenin kullanıldığını görüyoruz ve elbette bu tavır ücret konusuna da olumsuz yansıyor. Eve Bion için sound konusu çok önemli. Aylarca nadir ve orijinal bir sound yaratmak için uğraştık ve bunun güzel bir geri dönüşü olsun istiyoruz. Bazı mekanlar ses sistemine fazla yatırım yapmıyor çünkü isin müzik kısmından bir hayli uzaktalar. Bu da bizi üzüyor tabi. Bireysel deneyimlerimizi genel olarak özetleyecek olursam, iletişimde olduğumuz kisinin bizi önemsediğini ve özenle çalıştığını gördüğümüzde organizasyondaki sıkıntılar aza indirgenmiş oluyor. Doğru iletişim ve iyi niyet çok önemli. Eve Bion olarak festival deneyimlerimiz 2019 bahar döneminde başlayacak. Aslında biz elektronik müzik sahnesi ve grup konseri arasında bir bağ kurma amacı güdüyoruz, dolayısıyla DJ set uyarlamamız da var, daha deneysel isler çıkarttığımız konser uyarlamamız da. Bu nedenle alternatif elektronik müzik severler, dans müziği severler, indie severler ve öğrenciler kitlemizi oluşturacak gibi duruyor. Sahne aldığınız yerlerden bir ücret alıyor musunuz? Aldığınız ücrete ek olarak size sağlanan yan haklar nelerdir?, Evet ücret alıyoruz ve bunun çok onemli olduğunu düşünüyoruz. Eğer performans başka bir şehirde gerçekleşiyorsa ek olarak yol-yeme-içme-konaklama masraflarının da karşılanmasını bekliyoruz. Eğer desteklediğimiz bir yardım projesi ya da kampanya varsa is değişiyor tabi. Bu noktada samimiyetine inandığımız işlere biz de gereken desteği vermek icin adım atabiliriz. Eve Bion ilk albümünü 2019'un erken sularında yayınlayacak. Daha önce de belirttiğim gibi sound Eve Bion'un en önemli parçası. Uzun süre boyunca bu otantik ve kendine özgü sound'u yaratabilmek icin uğraş verdik. Vinyl sampling ile yakaladığımız sesleri Eve Bion'un atmosferine özel bir terzi gibi tasarladık. Biz tamamen kendi bestelerimizi çalmayı seçsek de bu konuda sadece cover yapan müzisyenleri eleştirmek çok doğru değil bence. Biraz arz talep meselesi. Dinleyici ve mekan işletmecilerinin yeniliklere daha çok açılmasıyla kendi müziğini yapmak isteyen cesur müzisyenler de artacaktır diye düşünüyoruz. Daha müziğimizi oluşturmadan önce geceler boyu vinyl sampling yaparak ve oradan yakaladığımız sesleri analiz edip tasarlayarak ise basladık. Sonrasındaki süreç biraz daha Daniel ve benim interaktif yaratıcı sürecimizle Eve Bion'un müzikal kimliğini oluşturdu. Son aşamada AJ aramıza katildi ve elektronik müzikle benim vokal soundumun arasında gitarla yine interaktif bir köprü kurdu diyebilirim. Geldigimiz farklı kültürlerin ilhamı ve benzer zevklerin uyumunu yakaladığımızı düşündüğümüzde kayıt aldık. Profesyonel olarak bu için içinde olduğu icin mikslerimizi Daniel yaptı. Mastering için Grammy adaylığı olan Shawn Hatfield ile çalıştık. Rotterdam'da yari ev yarı stüdyo olarak kullandığımız bir alanımız var. Her hafta buluşup çalışmalarımızı sürdürmeye özen gösteriyoruz. Çok yeni yayınladığımız eserlerimiz icin SoundCloud'u kullandık. Zamanla artı ve eksilerini daha iyi tahlil ederiz diye düşünüyorum. Yarattığımız yeni sound, orijinalliğiyle farklı bir bakış acısı getiriyor. Bu anlamda müzik komünitesine iyi bir katkıda bulunduğumuzu düşünüyoruz. Kısa vadeli hedefimiz bolca çalmak, uzun vadeli hedefimiz 2. albümü yapmak. Motivasyon ve çevre açısından müzik yarışmalarına olumlu yaklaşmamıza rağmen müziğin gerçek değerinin fiziksel bir juri tarafından değerlendirilmesinin çok ötesinde olduğunun da farkındayız. Ve evet zamanında bazı bireysel derecelerimiz oldu. Daniel'in 2008'de Grote Prijs Van Nederland yarışmasında, AJ'in 2009 yılında Dutch Guitar Awards'ta derecesi, benim de 2013 Nardis Caz Vokal Yarışması'nda bir ödülüm var. Dinleyici ve mekanların yeniliklere kendilerini açık tutmalarını, organizatörlerin müzikle daha iç içe olup müzisyenleri daha çok gözetmelerini, müzisyenlerin ve tüm sanat dallarıyla uğraşan kişilerin disiplinlerarası işlere daha sıcak bakmalarını bekliyoruz. Daniel bir ses tasarımcısı ve prodüktör. Markalar için müzik ve ses tasarlıyor, iş ve müzik hayatı birbirlerine çok uzakta durmuyor bu nedenle. Ben müzik teorisi, şarkı yazarlığı ve vokal eğitimi veriyorum. AJ de bir yandan müzik doktorasını bitirirken bir yandan gitar eğitimi veriyor. Bize evebionofficial@gmail. com adresinden ve www. evebion. com websitemizden ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-101-hasan-azze/", "text": "Antalya, İstanbul, Yalova, Ankara, Tekirdağ, Bartın, Kütahya, Aydın gibi çeşitli şehirlerdeki farklı konser salonları ve kültür merkezlerinde sahneler. Eksikler: Akustik düzenleme, işi bilen bir ses mühendisi, müzisyene saygı. Eksikler: Çoğu mekanda olduğu gibi ekipman yetersizlikleri, mekanların akustik düzenlemesinin yetersizlikleri, ışık sistemlerinin olmayışı ya da yetersizliği. Organizasyonların en büyük sorunlarından birisi öncelikli olarak gerektiği gibi ve yeterli reklam bütçesi ayrılmamasıdır. Bundan hariç olarak menajerin müzisyenlerin ve ses teknisyenlerinin hakkından çok fazla pay alması. Organizasyonlar içerisinde bir diğer sorun da kapıya çalma diye tabir edilen ücret paylaşımıdır. Müzisyen için çok kötü bir durumdur. Konserlerimize gelen yaş grubu ortalama 20-35 yaş kadın ve erkek gruplardan oluşuyor. Konser sonrasındaki tepkiler genellikle olumlu yönde oluyor. Sahne alınan mekanlarda genelde ücret durumu değişiklik gösteriyor. Bu mekanın popülaritesine göre azalıp çoğalıyor. Daha iyi mekanlarda sahneye çıkma imkanı bulduğumuzda biraz para kazanacağız diye düşünürken tam tersi var olan hakkımızı da alamıyoruz. Çünkü o mekan isim yapmış bir mekan ve seni tanıyan kimse yoksa o sana imkan sağlamış oluyor. Yapılan emeğin ya da işin hiç bir önemi yokmuş muamelesi görüyoruz. En kötüsü de kapıya çalınan mekanlar. Sizin dışınızdaki herhangi bir durumdan dolayı mekana kimse gelmezse siz işini yapsanız da paranızı alamıyorsunuz. 2016 yılının Nisan ayında Kürar isimli 7 şarkılık bir yasal albümümüz var. Onun dışında 2018 yılında yayınlanan Kimisi Özledim Diyemez ve Olmadı isimli 2 teklimiz bulunuyor. 2019 yılının Ocak ayında ise Terzi isimli bir tekli daha yayınladık. Projemizde felsefi ve edebi ögeler yer alıyor genelde. Şarkılarımız insanların kendilerinden bir parça bulmasına gayret edilerek yapılıyor. Hayatı ya da anlatılan konuyu farklı bir bakış açısı ile göstermeyi de hedeflediğimiz şarkılarımız var. Olabildiğince canlı elementler ancak bazı projelerin gereği elektronik elementler de projelerimizde kullanılıyor. Cover projeler genelde gelen dinleyiciyi kazanmak adına bir acil durum butonu gibi görünüyor. Sizin şarkılarınızın hepsini bilmese de herkesin diline pelesenk olmuş şarkıları söyleyerek onları kazanma yolu gibi görünüyor. Ben genelde bestelerimi okuma taraftarıyım. Ancak sizi hiç tanımayan bir insanın da konserinize geldiğinde kendi bildiği bir şeylerden bir parça bulması gerekiyor. Bu dinleyiciyle sanatçı arasındaki bağı ısıtıp sıkılaştırıyor. Kayıtlarımın bir kısmını kendi evimde kaydettim. Bazı projelerimi de İstanbul'daki çeşitli profesyonel stüdyolarda kaydettim. Genelde şarkıları kendi ev stüdyomda bestelemeyi tercih ediyorum. Hatta pilot kayıtları bile kendi evimde kaydetme taraftarıyım. Şarkı şekil alıp son hale gelme durumundayken canlı çalınacak ve ev stüdyomun yeterli gelmediği durumlarda profesyonel stüdyolara gidip müzisyen arkadaşlarımdan yardım alıyorum. Onlar şarkılarımıza güzel dokunuşlarda bulunuyorlar. Kendim bir ses mühendisi olduğum için de şarkıların ham kayıtlarını alıp evimde mix ve mastering yapıp dinleyiciye sunuyorum. Kendim bir ses mühendisi olduğum için genelde kendi şarkılarımı kendim mix'liyorum. Ancak bazı işin içinden çıkamadığım durumlarda arkadaşım ve meslektaşım olan bazı ses mühendislerinden yardım alıyorum. Çünkü besteden başlayıp aranjeye ve ardından mastering'e kadar giden süreçte her adımda siz olduğunuzda bazen bakış açınızı kaybedebiliyorsunuz. Şarkıya çok alışılabiliyor. Bazı hatalar gözden kaçabiliyor. Tüm prodüksiyon işlemlerini yaptığım projelerin son haline gelene kadar bir başka kulak tarafından dinlenmesi taraftarıyım ve öyle de yapıyorum. Provalar için şu an Antalya'da bir stüdyo inşa etmekteyim. Ekibimizle alakalı bir kaç oyuncu değişikliği olacak gibi görünüyor. Kemik kadromuzu koruyarak yeni ekip üyelerini dahil edip en kısa sürede çalışmalara başlayacağız. Genel olarak en kötü haftada 1 kere bir araya gelip çalıyoruz. Kendi şarkılarımız dışında zaten çoğu zaman ev stüdyomda farklı projeler için bir araya geliyoruz. Her şehre ve her bütçeye lazım. Çünkü stüdyolar içerisine harcanan maliyete ve vizyona göre fiyat farklılıkları gösteriyor. Tabiki de her bütçeye ve amaca hizmet için farklı stüdyolar da var. Eserlerimi tüm dijital platformlarda yayınlıyorum. Genellikle en çok reaksiyon alınan platformlar Spotify ve Youtube. Youtube genel olarak ülkemizde video sitesi değil müzik sitesi olarak kullanılıyor ve arka planda çalışmıyor. Streaming kalitesi olarak çok kötü. Spotify yaklaşım ve vizyon olarak bana samimi ve güzel geliyor. Ancak bir Tidal kalitesi de yok. Belki önümüzdeki zamanlarda bunun için bir çalışma olabilir. Projemin yeteri kadar insanlara ulaşmadığını düşünüyorum. Olumlu olarak da ulaştığımız kişilerden güzel reaksiyon alıyoruz. Kısa vadede önümde 2 single projem 1 klip projem var. Amacım 2019 yılında en kötü ihtimalle her ay 1 şarkı ya da klip vermek. Uzun vadede birbirinden çok farklı sound ve türlerde albüm/şarkı üretmeyi düşünüyorum. Müzik yarışmalarını pek sıcak ve samimi bulmuyorum. Hiç müzik yarışmasına katılmadım. Müzik basını konusunda genelde dijitalleşen çağımızda yeteri kadar olmasına rağmen yeterli desteği görmüyoruz. Ancak son teklimi yayınladığım OnAir Sahne platformu çok başarılı çalışıyor. Dinleyiciler: Sadece dinleyici gözünden şarkılarımıza yorum yapsınlar örneğin sevdim ya da sevmedim gibi. Bunun dışındaki teknik ve gereksiz detayların bir önemi yok. Mekanlar: Önce güzel bir akustik düzenleme yaptırsınlar önce kendileri sonra gelen misafirleri sonra müzisyenler için. Bir de müzisyene değer versinler haklarını ortada koymasınlar. Organizatörler ve Menajerler: Adil iş yapsınlar ve herkes kazansın. Herkes hakkı kadarını alsın. Azı ya da fazlasını değil. Müzik dışında aslında şu an asıl mesleğim ses mühendisliği. Aslında her an müziğin içinde olsam da başkalarının işlerini yapmaktan bazen kendime şarkı yapmaya zaman bulamıyorum. Bu da bazen beni müzikten ve dinleyicilerimden uzaklaştırıyor. Bu dengeyi artık daha doğru kuracağıma inanıyorum. Tüm sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirler. Sosyal medyalarımızda bizimle iletişime geçebilecekleri telefon numaraları mevcut. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-102-anorexia/", "text": "Sanatçıların kendi özgün seslerini duyurlaları tercihimdir, fakar uyarlama parçalar yorum oldukça başlı başına bir üretim olabiliyor. Jimi Hendrix'in Bob Dylan'dan uyarladığı All Along The Watchtower mesela. Birikmiş duygu durumlarını evde enstrümanlarla deney halinde ortaya çıkarıp bir beste trafiği oluşturuyorum. Prodüksyon süreci The Fool Records tarafından üstlendi. Evimde herhangi rahat bir köşe. Her gün. İlk deneyim için vasat, belli kişilerle gitmeye devam ettikçe tat veriyor. iTunes, Soundcloud, Spotify ve YouTube. Soundcloud fazlaca rap dinleyicileri ve müzisyenleri tarafından hazmedilmiş durumda. Youtube ise esasen bir video paylaşım sitesi olduğundan müziğinizde görsellik yoksa ön plana çıkmanız güç. Spotify'dan memnunum. Vermek istediğim duygu hali tamamen yansıtıldı. Olumsuz denemez ama yakaladığım atmosferi daha geliştirmem gerek. Saçma buluyorum. Müzik kadar kişisel zevklerin ön planda olduğu bir alanda yarışma formatı tutarsız. Böyle bir formatta değerlendirilecek parçalar veya performanslar sadece teknik açıdan doğru olarak ele alınabilir. Çeşitli bloglar var epeyce ama bu bloglardan daha fazla ortaya çıkan küçük müzisyenler var. Ayrıca her ne kadar indie müzik paylaşım platformları olsa da, bu platformlar da risk almaktan çekiniyorlar ve bir şekilde başarısı tastiklenen indie sanatçılara yer veriyorlar. Küçük oluşumlar korkularını yenmeli. Müzisyenler bir kolektif olup mikro çapta saplı kalmaktansa, organize olup birbirlerinin dinleyici kitlerleri ile iletişimde olmaları gerek. Organizatörler sayesinde de sahnelere çıkıp gerçek bir alanda seslerini duyurabilmeliler. Öğrenciyim, henüz bir mesleğim yok. Müzik ve rutin hayatım sıkı sıkıya bağlı. Zaten müzik sayesinde rutin hayatıma katlanabiliyorum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-103-stars-like-dust/", "text": "Mustafa Yüksel Tüm enstrümanlar ve prodüksiyon. Daha önce uzun yıllar Dengesiz Herifler ile müzik yaptım. Son yıllarda Kaptan Anadol! ve Dasti ile müzik yapmaya devam ettim. Bir kere Babylon ve bir kez daha Babylon olmak üzere (16 Şubat). Babylon her açıdan çok harika bir yer. En önemlisi müzisyenlere saygılılar ve çok düzenli çalışıyorlar. Teknik açıdan da herhangi bir sorun gözlemlemedim. Ama artı bir nokta olarak Babylon'da ışıklandırma işi bence ekstra iyi yapılıyor. Yine daha önceki gruplarım ile Rock'n Coke, One Love vs. bir çok festivalde yer aldım. Eski büyük kalabalık festivalleri özlüyorum hem dinleyici hem de müzisyen olarak. Stars Like Dust ile birlikte artık ücretsiz veya biletine sahne almamaya karar verdim bir müzisyen olarak. Babylon hem ücret veriyor hem de kuliste oldukça cömertler. 2018 yılında Voyager 01 isimli bir albüm yayınladım. Kanto Records ile çalıştım. Benim için oldukça kişisel bir deneyimdi. Tek başıma, daha önce hiç pratiğimin olmadığı bir alanda çalıştım. Ankara, İstanbul ve Seattle arasında yapıldı albüm. Şarkıların oluşması, düzenlemeler, kayıtlar, miks ve mastering hepsini tek başıma yaptığım için biraz tek yönlü bir çalışma oldu galiba ama sonraki albümlerde daha farklı olacak umuyorum ki. Albümün genelinde bilimkurguya, fantastik temalara duyduğum merak baskın biraz. Genel olarak film müziği ayarında bir duyum istedim ve şarkıların iskeletlerini hep synthesizer tonları üzerine kurguladım. Klasik A-B-A-B-C-B şarkı formatını kullanmaktan kaçınmaya çalıştım. Gittikçe biçim değiştiren ve aynı temaya geri dönmeyen şarkılar yapmak hoşuma gidiyor. Uzun zamandır gitar çaldığım için de doğal olarak elektrik ve bas gitar kullandım düzenlemelerde. Vokaller işin biraz baharatı açıkçası. En başta vokal yapmak gibi bir niyetim de yoktu ama içimden geldikçe ekledim. Tamamen canımın istediğini yaptım diyebiliriz. Cover işi basit bir eğlenceden öteye gitmemeli diye düşünüyorum. İlk albümdeki ve hazırlanmakta olan ikinci albümdeki şarkıların büyük bir kısmı İstanbul'dayken hazırdı zaten. Yazın Seattle'a gittiğimde neredeyse tamamen boş bir yazım vardı, o nedenle şarkıların bitirilişi ve mikslenmesi ile uzun uzun ilgilenebildim. İkinci albümün de bitiriliş aşaması için evden uzaklaşmayı planlıyorum. Farklı şehirler veya ülkeler insanın tüm havasını değiştiriyor ve yeni bir perspektif, karakter kazandırıyor. Çok güzel yerler ve bir grup ile beraber saatlerce prova veya kayıt yapmayı çok özledim. Bu konuda paylaşabileceğim ciddi bir deneyimim yok. Soundcloud ayrı bir dünya ama onu biliyorum. İlk albümden büyük oranda memnunum, istediğim gibi duyuluyor ama daha önce de bahsettiğim gibi fazla tek yönlü olduğunu hissediyorum. Bu da işin derinleşmesini engelliyor galiba. Yani müzisyen olarak deneyimlerim iyi değil. Genelde mesaj at mail at kimse cevap vermesin düzleminde devam ediyorum. Bu sıralamada sadece dinleyicilerin gözlerinden öpüyorum. Mekanlar organizatörler müzisyenler tamamen maddi çıkarlar doğrultusunda birbirlerine bağlılar, o nedenle pek de bir şey beklemiyorum. Çok iyi müzikler yapılıyor Türkiye'de son yıllarda ve işlerin kalitesi anlamında rekabetin bu seviyede olduğunu hatırlamıyorum hiç. Tam gaz devam etsin herkes. Evet bir üniversitede araştırma görevlisiyim. Gayet dengeli gidiyor açıkçası, maddi olarak müziğe bağımlı olmamak güzel. Benimle veya Kanto Records ile iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-104-netam/", "text": "Indie, şarkıları maalesef herhangi bir kategoriye yerleştiremedik. 16 Şubat'ta Babylon'da ilk defa sahne aldık. Consensus. 2019 Şubat ayının başında yayınlanan, benim neredeyse 2 yıldır uğraştığım, grup olarak da 4 aydır çokça uğraştığımız, devamlı bir evrim içinde olan projelerden oluşan, herhangi bir kategoriye sığdıramadığımız, özellikle de sığdırmaktan kaçındığımız tazecik kısa çalarımızdır. Hepsi farklı tarihlerde şekillenmeye başlamış projeler fakat gitgide evrilerek zamanlarını kaybetmişler. Şarkıların doğum tarihleri önemini kaybediyor çünkü yaşadıkları süre boyunca geçirdikleri sayısız değişim ile sürece yayılan bir kimliğe sahip oluyorlar. Çok başarılı uyarlama eserler de var, kendini dinletemeyenler de... Bunların içinde başarılı olduğunu düşündüklerim, o eseri kendi yorumlamasıyla ve yaratıcı dokunuşlarla gözden geçirenler oluyor genelde. Semih'in, Batuhan'ın ve Damla'nın evlerinde, benim evimde ve bilgisayarımla dolaştığım sayısız yerde. Kayıtlar için Semih, Batuhan ve Damla ile buluşmalar yaptık. Bilgisayarımı ve ses kartımı alıp teker teker evlerine gidiyor, var olan projelerimin üstüne çalmalarını istiyor ve kaydını alıyordum. Tabiki bu grup çalışmasının sonunda proje farklı bir sürece girdi: Zaboda Batuhan'ın ve Semih'in çaldıklarıyla parça tamamen değişti, Mor Bulutta Damla'nın yazıp söylediği kısımlar şarkının devamını belirledi. Şarkıların miksini ben yaptım, mastering kısmını Kanto Records üstlendi, master kayıtları çok başarılıydı. Ekipman yetersizliği nedeniyle ortak çalışmalarımızı referans alınamayacak bir ortamda sürdürüyoruz. Sağlıklı ses alabileceğimiz bir çalışma ortamı kurabilmek için mücadele veriyoruz. Şimdilik teker teker çalarak bunları kayda eklemek gibi yöntemlerle çalışıyoruz. Uygun fiyatlı ve aynı zamanda referans alınabilecek bir sisteme sahip monitörleri olan bir kayıt stüdyosu ne yazık ki bulamadık. Daha iyi ekipmanlar ve daha iyi çalışma ortamlarında daha iyi sonuçlar alabilirdik. Şarkılar üzerinde çalışırken yaptığımız şeyin özgün olmasını hedefledik. Kısa veya uzun olarak ayıramayacağım ama ortak olarak hedefimiz, herhangi bir kategoriye sığmayan müzikler yapmaya devam etmek olacak. Bir yarışmaya katılmadık fakat müzikle uğraşan insanlar için güzel bir motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyorum. Birçok müzisyen müziğini insanlarla paylaşmak istiyor fakat bunu kendi imkanlarıyla başaramıyor, müzik basını sayesinde hem bu insanlar müziğini daha çok insanla paylaşabiliyor hem de müzik düşkünleri bu yeteneklerden haberdar oluyor. İstanbul Teknik Üniversitesinde mimarlık okuyorum. Semih, Batuhan ve Damla da lisans eğitimlerini sürdürüyorlar benim gibi. Benim rutin hayatım için gündüzleri mimarlık eğitimi alıyor, geceleri müzik yapıyor diyebiliriz. Hatta okul ile ilgili işlerimden arta kalan tüm zamanımı müzikle doldurmaya çalışıyorum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-105-ege-aydemir/", "text": "Bundan yıllar yıllar önce Onur Duman ile beraber kurduğumuz Kodo adlı bir grup projemiz vardı. Şimdilerde onu tekrar canlandırma yolunda adımlar atmaktayız, Onun dışında Atılay Küçükoğlu, Onur Duman ve Barış Kadıoğlu yine aynı şekilde beraber yürüttüğümüz Analog Bizans adlı bir projemiz daha bulunmakta. Benzer demek yerine ilham aldığım bazı grup ve müzisyenlerden bahsedebilirim. Birkaç festival ve küçük çaplı organizasyonlar. Spotify, Apple Music ve diğer dijital platformlara bağımsız olarak yayınladığım 5 tane teklim var. 2018 yılının yaz aylarında ilk teklim Bi' Yoksun Bi' Varsın şarkısı üzerinde çalışıyordum ve Ağustos ayında yayınladım. Bunun ardından şarkının akustik kayıtlarına başlayıp Eylül ayında ise şarkının akustiğini yayınladım. Daha sonra Ekim ayında ise Kaygılar adlı ikinci bestemi tekli olarak yayınladım. Onun ardından ise Yine adlı parçayı kaydedip Kasım ayının sonlarında yayınladım. 2019'a girdiğimde ise biraz daha deneysel ve özgün bir şeyler yapmak adına, yeni bir beste üzerinde çalışmaya başladım ve Şubat ayına kadar Efe Alaçamlı ile beraber bu beste üzerinde çalıştım ve Şubat ayının ordasında Aramızdakiler adlı teklimi çıkardım. Spesifik olarak tek bir şeyi ifade ettiğini söyleyemem, bir şey üretirken kendimi o an hangi enstruman, hangi sound ile anlatabileceksem o şekilde tasarlamaya çalışıyorum müziğimi. Genellikle yaratmaya çalıştığım, kendi iç dünyamı biraz olsun müziğe aktarmak oluyor. Genellikle kendi projelerimin kayıtlarını, adım adım ev stüdyosuna dönüşme yolunda ilerleyen odamda gerçekleştiriyorum. Çoğunlukla kayıt, düzenleme ve son ürüne gelene kadarki süreç benim kontrolümde ilerliyor fakat bu süreçte Atılay Küçükoğlu bana yardım ediyor, beraber çalışıyoruz. Genellikle evde kendi stüdyomda takılmaktayım. Her gün öğrenmeye ve üretmeye çalışırım. Şarkılarımı Spotify, Apple Music vb. neredeyse tüm platformlarda yayınlıyorum. Yalnızca Youtube'da henüz şarkılarım bulunmamakta. Hepimizin de kullandığı ve bildiği gibi dijital platformlar dinleyici açısından fazlasıyla yardımcı ve çok geniş dünyalar. İstediğiniz anda bildiğiniz veya bilmediğiniz sanatçılara ulaşabilmektesiniz fakat ne yazıkki bazı bağımsız veya yeni sanatçılar için aksine dinleyiciye ulaşmak pek de kolay olmuyor. Olumlu yönleri belirtmektense daha çok dinleyicilerin takdirine bırakıyorum açıkcası. Olumsuz yönler elbette var, daha çok öğrenmek, daha çok dinleyip daha özgün şeyler üretmem gerektiğini düşünüyorum. Kısa vadede daha çok dinleyicilere ulaşmak istiyorum. Uzun vadede ise kendi kitlemin oluşmasını isterdim diye düşünüyorum. Adil oldukları sürece varlıkları sürebilir herhalde rahatsız etmiyor çok fazla. Çoğu yerde, birilerine ulaşmak fazlasıyla zor birinin bize ulaşmasını beklemek de zor. Kısacası birbirimize ulaşamıyoruz bir türlü. Kovalamak lazım. Dinleyiciler: Daha çok dinleyelim, dinletelim, paylaşalım. Mekanlar: Sahneye çıkabiliriz mesela, güzel olabilir sahne alırsak, eğleniriz diye düşünüyorum. Organizatörler: Bağımsız ve ünsüzleri de sevin bence. Müzisyenler: Daha çok üretip, sevdiğimiz şeyi yapalım bence. Dijital Oyun Tasarımı öğrencisiyim. Genellikle oyun projelerinde de ses tasarımı ve müzik üzerine çalışıyorum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-106-make-mama-proud/", "text": "-Ek Olarak- Erdem Ünal Gitar, Davul Tech, sahne sorumlusu ve daimi dost. Erhan Kabakçı Tonmaister ve davul kayıtlarında mix/mastering de birlikte çalışıyoruz. Hepimiz ek olarak farklı türde müziklerle de ilgileniyoruz Kerem'in Ghambora isimli bir Lo-Fi projesi ve Underestimated isimli bir Metalcore projesinde gitarist olarak yer alıyor. Ekin, Intestine Autopsy ve Who Got Shot projelerinde de gitar çalmakta. Parham, Frozen Clouds da davul Underestimated' de gitar çalıyor ve ek olarak Hakamanes isimli bir elektronik müzik projesi yürütüyor. Herhangi bir eksiyle karşılaşmadık gecenin sonunda herkes evine mutlu döndü, gayet sıcak karşılandık. Teknik anlamda da tamamen kendi ekipmanlarımızı kullandığımız için ve ekiple geldiğimiz için herhangi bir esiklik yaşamadık. Dinleyici kitlenin yaş aralığı oldukça geniş 18-50 yaş aralığı bize ciddi bir geri dönüşte bulunuyor. Konser sonlarında karşılaştığımız manzara ise yüksek enerji ve geceden memnun insanlar oluyor. Bilindiği üzere biz de satılan bilet üzerinden ve merch üzerinden maddi kazancımızı sağlıyoruz her hangi bir ek hak söz konusu değil. Herhangi bir haksızlığa henüz uğramadık, bilet fiyatlarını biz belirliyoruz gelecek kitle de bizim sorumluluğumuzda az insan getirip az para alınca bara isyan edeni de var ancak bizim için böyle bir durum söz konusu değil. 1 Şubat 2019 tarihinde ilk teklimiz olan Burning Witches ı yayınladık. Biz tasarım konusunda sanatçıyı özgür bırakma taraftarıyız. Kapak çizdirirken sadece çizer kişiye Bu müzik sana ne hissettiriyorsa onu çiz dedik ve sadece logo gibi ufak detaylara karıştık. Tasarımcı da bir sanatçı, tasarımcılara şu şöyle bu böyle olsun gibi talimatlar vermek sanatçıyı sınırlamak ve sanatına saygısızlık etmekten farksız bizim için. Gitar, Bass, Vokal kayıtları MMP House diye isimlendirdiğimiz kendi stüdyomuzda Deniz Yurtdaş tarafından kaydediliyor. Davul kayıtları ise Kadıköy Jamsession Stüdyosunda Erhan Kabakçı tarafından alınıyor. Orijinal kayıttan önce şarkının 3/4 farklı demosunu kaydediyoruz bazı yerleri değiştirip gerekirse baştan trafik yazıyoruz. Mix/mastering'i Erhan Kabakçı ve Deniz Yurtdaş yaptı. Çalışmalarımızı sürdürdüğümüz stüdyomuz var, haftanın 3-4 günü çalışıyoruz. Birçok stüdyo parasını hak etmiyor ve gerçekten kötü kayıtlarla amatör insanları kazıklıyor. Stüdyo konusunda önemli olan doğru stüdyoyu bulmak ve işini iyi yapan, referansları kuvvetli insanlarla çalışmak biz güvendiğimiz ve sevdiğimiz insanlarla çalışıyoruz. Spotify, Youtube, Deezer, iTunes, Apple Music, Google Play ve Tidal gibi platformlarda aktifiz. Spotify tahmin edildiği üzere en çok memnun olduğumuz platform. Sonuçta sizin isminizi bir şekilde duyuruyor ve kullanıcısı çok fazla. Hepimiz işini özveri ile yapan insanlarız ama her şeyden önce hepimiz dostuz bu bizi kırılmaz kılan etkenlerden biri. Hepimiz farklı müziklerle uğraşıyoruz ve bu bizim kendi içimizdeki vizyonumuzu daha geniş kılıyor. Tek bir türe bağlı kalmadan birçok müzik türünü tek bir müziğe sığdırabilmemizi sağlıyor. Hedeflerimiz kesinlikle kalıcı olarak lokal olmak değil. Müziğimizi ülke dışına taşımak en büyük hedefimiz. E-mail adresimizden ve Instagram sayfamızdan bize ulaşabilirler. Önümüzdeki bahar aylarında yayınlamayı planladığımız ve çalışmalarını sürdürdüğümüz bir self-titled albüm var. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-107-aynasizlar/", "text": "Onat ve Batın lisedeyken Trio Kraker adında bir projede çalıyorlardı, Karakter Sınırı Vardı Yazamad EP'sini yayınladılar fakat şu an bu proje devam etmiyor. Eksikler: Genel olarak mekanların ve organizasyonların kaç kişi getirirsiniz? kafası, gruplara ücret ödemeye yanaşmaması veya komik ücretleri ödül şeklinde göstermeye çalışması bizce büyük bir eksiklik. Aynı zamanda ön grup act'lerinin hiç yaygın olmamasını da bir eksiklik olarak görüyoruz. Pek çok grubu tek akşama sıkıştırmaya çalışan ve hepsinin seyircisinden ayrı ayrı ayrı kapı ücreti koparmayı hedefleyen çakal organizatörleri eksik buluyoruz, zaten genellikle bu organizasyonlar kendi içinde pek çok eksiklikle karşılaşıyor. İlk birlikte çalmaya başladığımızdan beri bazı parçaları alıp alakasız cover'lar yapmak en büyük şamatalarımızdan biri oldu. böyle böyle Ciguli'nin Binnaz'ına Reggae Cover, İbo'nun Mavi Mavi'sine Mahmut Tuncer'in Kar Gördüm Kaydım'ına blues cover'dı falan derken bu keyfimizi bir yandan sahneye de aktardık. Yayınlanmış teklimiz ve Mart ortasında yayınlanacak olan EP'mizi Tantana Stüdyo'da kaydettik. Mix'ler için Ozan Çanak, masteringler için Görkem Karabudak beyler yardımcı oldular. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-108-ozgun-atay/", "text": "Şenol Coşkun; Emre Akbay'ın Göğe albümünün prodüktörlüğünü ve ses mühendisliğini üstlenmişti ve hala Emre ile çalışmalarını sürdürüyor. Aynı şekilde Fatih Çölgeçen'in teklilerinde prodüktörlük ve ses mühendisliği yapmakta. Spotify algoritması beni bir şekilde çeşitli rapçilere benzetiyor ancak benzediğimi düşünmüyorum. Siz söyleyin. Eksikler; belediye festivallerinde, ücret ödeme hususunda tanınmayan müzisyenlere yeterince bütçe ayrılmaması, ses ve ışık sisteminde bazı sorunlar.. Underground olarak 2012'de albümle aynı ismi içeren bir klip ile birlikte Lobotomi isimli bir LP yayınladım. Dönemin bilinen rap sanatçılarının çoğuyla (Fuat Ergin, No.1, Sansar Salvo, Rahdan, Xir Gökdeniz gibi...) düet çalışmaları ve kendi parçalarımdan oluşan bir rap albümüydü. 30 Temmuz 2018'de o albümden güzel karşılık alan düetleri ve Şanışer ile ara dönemde yaptığım bir düet çalışmasını birleştirip Düetler isimli kısa çalarımı dijital müzik platformlarında yayınladım. sırasıyla; Yoksa Aşk Mı Bu La, Bi'yerlerdeyim ve TV Seyredelim isimli teklileri dijital müzik platformlarında yayınladım. Groove bizim için önemli bir kavram. Onun dışında enstruman kullanımında geniş bir yelpaze olduğunu söyleyebiliriz. Sözlerde genelde dönem dönem hissettiklerimin, yaşadıklarımın kurgusal yansımasını sunmaya çalışıyorum ancak şarkı ve albüme bağlı çok değişken bir konu bu. Şenol Coşkun ile çalışmaktayım. Aynı zamanda kendim de ses mühendisliği yüksek lisansı yaptım, kendimle de çalışmaktayım. YouTube kanalımda ve tüm dijital müzik platformları kanallarımda yayınlıyorum. Kitlemi büyütmek ve sahnelerde yer alabilmek. Çeşitli kısa metraj ve uzun metrajlı filmlerde ses kayıt, post prodüksiyon tasarımı yapıyorum, bazı stüdyolarda çalıştım ses mühendisi olarak... Şu an işsizim diyebiliriz. ozgunatay@gmail. com ve tüm sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-109-ki/", "text": "-ki Stüdyosunu, enstrümanistliğini, bilgisini paylaşan Muhterem Sur, EP'nin yayım sürecinin tamamıyla ilgilenen, plak şirketim Subroomer Records'tan Cihangir Arslan ve mix-mastering'ini tamamlayan Kaan Beşik. Muhterem Sur önce Karmate ile sonra ise Resul Dindar ile çalıştı. Birlikte Resul Dindar'ın Divane albümünü ve Türk sanat müziği albümünü kaydettik. Sonrasında Muhterem Sur'un solo projesi Dostnağmeleri kaydettik. Şuan yeni projelerini kaydetmek için inzivaya çekilmiş durumda. Cihangir Aslan solo olarak ve grubu Sors ile sahne ve kayıt çalışmalarını devam ettiriyor. Kaan Beşik ise Cihangir Aslan'la birlikte mainstream projelerde birlikte çalışmaktalar. Spotify bile benzer sanatçı göstermedi. Ama EP'yi kaydederken bolca Kardeş Türküler, Orhan Gencebay, Amon Tobin, Squarepusher, Einstürzende Neubauten dinledim. Mental olarak bi eksiklikle karşılaşmadım. Gayet tatlılardı ve rahat çalışabildim. Bence mekanlarda Behringer görmemeliyiz. Ürettiği içeriğin en azından biraz daha iyi bi sistemle sunmak istiyor insan. Şu an eş dost ve akraba üzerine kurulu dinleyici kitlem mevcut. Müziğimi oluştururken kendimi etrafımdaki malzemelere bırakmaya çalışıyorum. Enteresan tınılar dokularla karşılaşabiliyorum. Bazen de ufak bir melodiye takıp, tüm yapıyı onun üzerine kuruyorum. Değişebilen bir durum. EP'de 2 parçada söz var. Birincisi, anonim bir türkünün sözleri azcık manipüle ederek oluşturuldu. 2. si ise multidisipliner sanatçı Rafet Arslan ile muhabbet ederken Rafet Abi'nin ağzından dökülüverdi İşçiler birleşemedi, Marksist gerillalar dünyanın burnunu düşürdü! Parçanın genelinde ise dünyadaki sosyo-ekonomik büyük geri sıçrama sürecinde gelişen teknolojinin ürünleri robotlar ve yapay zekalardan medet umulmakta. 2 kez sahne yaptım onlarda da live soslu DJ'ing formunda çaldım. Aralara kendi parçalarımı sıkıştırdım. Açıkcası cover işe yarıyor. Açıkçası benim müziğim pek dans edilebilecek bir müzik değil, bilindik parçalar kitleyi kıpırdatmak için daha etkili oluyor burası kesin. Muhterem Sur'un home stüdyosu ile kendi odamda kaydettim. EP'yi kaydetmeden önce annemin evini stüdyoya çevirip bağlamanın akordunu çeşitli şekillerde bozup yeni tınılar elde ettim. Sonra bunları manipüle edip parçaların temel formları oluşturan ses tasarımlarını elde ettim. Evde ki çeşitli materyalleri kaydettikten sonra parçaları oluşturmaya başladım. Kaan Beşikle çalışıyorum. Parçaların oluşum anından itibaren revizyonlar alarak ilerliyorum. Final aşamasında zaten herşey yerli yerinde olmuş oluyor. Geriye çok az iş kalıyor. Mevcut koşullarımızdaki maximum verim elde ediyoruz. Üretim aşaması biraz dengesiz ilerliyor. Bir dönem kapanıp müzik yapıyorum, bir dönem piyasa işleri ile ilgilenmek zorunda kalıyorum. çalışmalarımın çoğu odamda geçiyor. Soundcloud, Spotify, Deezer, Apple Music vb. bi çok kanaldan erişilebilinir halde. Platformların hatası mı benim mi bilemediğim bir durum var. -ki / DZ diye aratınca çıkmıyor da Sonu Hep Düz diye parça ismini yazınca EP'ye ulaşılabiliyor. Projeme karşı şu an nötrüm. Bitti diye üzülmüyorum aksine yaşandı diye seviniyorum. Kafamı tekrar toplayıp, 1. EP'nin devamı niteliğinde olan 2. EP'yi kaydetmek istiyorum. Pek inanmıyordum aslında müzik yarışmalarının çalışacağına. lakin Red Bull'un yarışması bilinirlik ve deneyim açısından ilginç fırsatlar sunuyor. Belki deneyebilirim. Çok fazla üretim var haliyle ortalık kalabalık. Mesela benle ilk defa Bir Baba Indie diyaloğa geçti. Ama diğer dikkat çeken müzisyen arkadaşlara destek veriyorlar. Feedback çok önemliymiş. Mutlu edermiş, üretme isteği verirmiş. Yeni yeni anlamaya başladım bunları. Bu aralar bolca feedback alsam süper olur. Mekanlar ve organizatörler içerik üretmeden işlerini yapıyorlar. Mesele %50, %50 ürün yoksa konser yok, konser yoksa mekan ve organizatör yok. Bu sebeple herkesin el birliği edip güzel etkinlikler oluşturması gerekiyor. Ama maalesef Türkiye'de her şey güllük gülistanlık değil. Kendi müziğimin yanında, ses mühendisliği yapıyorum. İkiside müzik olduğu için bazen kulaklarınız şişiyor. Bu yüzden sürekli kendi müziğinizi yapamıyorsunuz. Sosyal medya aracığılıyla rahatça direkt benle iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-110-limbus/", "text": "Bora Aygen ve Fatih Can Oklay'ın Bizar adlı grup projesi bulunmakta. Woodstock, Arsen Lupen, Peyote, Drck TXM, İKÜ Müzik Festivali, Kent FM Canlı Yayını. Artılar: Bazı sahneler amatör gruplara destek oluyor ve sahne şansı veriyor. Eksiler: Kimi zaman maddi sıkıntılar yaşanıyor. Grupların tanıtımlarının baştan savma yapılıyor. Ekipmanlar çoğunlukla eski ve yetersiz. Sesten sorumlu görevlilerin yeterli tecrübesi yok. Tanıtım eksiklikleri baş sorun. Hiç bir zaman yeterli insana ulaşamıyoruz. Bugüne kadar katıldığımız tek festivalin düzenlenmesini biz üstlendik. Teknik aksaklıklar da yaşandı. Fakat genel olarak iyi hissettirdi ve günün sonunda bize iyi bir anı bıraktı. Çoğunlukla arkadaşlarımız destek oluyor. Bizi ilk defa dinleyenlerden de iyi geri bildirimler almaktayız. Kesilen bilet miktarı üzerinden aldığımız fiyatlar bu sahneler için tabi yeterli değil, bunu göz ardı edemeyiz. Fakat asıl problemin hala yeterli dinleyiciye ulaşamamaktan geçtiğini düşünmekteyiz. İki kısımdan oluşan parçamızın adı Bomba. 2019, Mart ayında yayımlanan parçamızın söz dili türkçe olmakla beraber eleştirel bir karaktere sahip. Merak edip dinleyenlere keyifli dinletiler dileriz. Bizim için söz ve melodi ayrılmaz ikili, birbirini kuvvetlendiren iki kavram. Farklı şeylerden bahsetmeleri mümkün değil. Değindiğimiz konular ise genel olarak grup elemanlarının hayatlarında beğendikleri eserler, bakış açıları, eleştirileri ele almakla beraber özellikle toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Grupların kendi sahne tecrübelerini arttırmak için en iyi yol olduğunu düşünüyoruz. Bununla birlikte kendi benliklerini keşfetmelerini ve bu yoldan gitmeleri arzumuz olur. Kayıtlarımız, finansal dezavantajlardan dolayı ev ortamında kaydedildi. Kayıt öncesi şarkılarımız, konsept olarak kurgulandıktan sonra beste aşamasında iken çok fazla şekil değiştirmekte. Kısacası uzun bir deneme yanılma sürecinden sonra kayıt aşamasına geçiyoruz. Grubumuzun solo gitaristi, grup adına profesyonel destekte bulunmaktadır. Ev ortamında oluşturduğumuz hali hazırda bir çalışma ortamımız mevcut. Haftada en az bir gün prova olması şartı ile bir gün de beyin fırtınası olarak adlandırabileceğimiz çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Prova stüdyoları gün geçtikçe pahalılaşırken sunduğu hizmet kalitesi ile arasında uçurum farklar oluşmaya başladı. Kayıt stüdyoları ise finansal anlamda, maddi özgürlüğe sahip olamayan amatör oluşumlara pek şans tanımamakta. Eserlerimizi Spotify, iTunes, Soundcloud, Deezer, Youtube gibi platformlardan yayımlamaktayız. Her birinin kendi içerisinde olumlu ve olumsuz olarak adlandırabileceğimiz yanları mevcut. Grup içerisinde bir aile gibiyiz, en önemlisi de bu. Kısa vadeli hedefimiz, daha fazla insana sesimizi ve benliğimizi ulaştırabilmek ve proje aşamasında olan eserlerimizi yayımlayabilmek. Uzun vadeli hedefimiz ise örnek aldığımız grupların arasında bir gün anılabilmek. Katıldığımız bir müzik yarışması bulunmamakta. Ne yazık ki, bu yarışmaların geçerliliğine ve değerlerine pek inanmıyoruz. Dijital müzik basını, yeni grupları ve müzisyenleri tanıtmak ve yorumlamak amacıyla kurulsa da, bu konuda eksik kalmaktadırlar. Dinleyicilerin kişisel zevklerine karışmaksızın, sadece sesini duyurmaya çalışan sanatçılara destek olmalarını diliyoruz. Ne kadar hayal olsa da, mekanların müziğe ve müzisyenlere daha az ticari gözle bakılmasını diliyoruz. Günün sonunda elbette bu işten herkes kar etmekte... Organizatörlerin etraflarında oluşturdukları bu kolektif çalışmaları, tanımadıkları müzisyenler ile hayata geçirmelerini diliyoruz. Müzisyenler ise bu yola çıkarken yaşadıkları zorlukları unutmazsa, onları takip eden nesillere daha çok destek olabilirler. Grubumuzda 3 inşaat mühendisi, 1 endüstri mühendisi ve 1 ses mühendisi bulunmakta. Rutin hayatımız ile müzik hayatımızı dengelemek adına yeri geldiğinde bireysel olarak özel hayatlarımızdan zamansal fedakarlıklar yapmak durumunda kalabiliyoruz. Maalesef biz de bilmiyoruz, bu sebeple sizlere sormak istiyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-111-cinojunior/", "text": "Genelde tek başıma projeler ürettiğim için sürekli olarak katkı sağlayanlar olmasa da, gerektiğinde her zaman yardımıma hızır gibi yetişecek olan isimleri belirtmek istiyorum. Kısaca bahsetmek gerekirse; Aslı Kafa dergisinde yazar çizer. Sipan için, bir çok eserde, sahnede bas ve elektrik gitar çalmış gizli kahraman diyebiliriz. Çünkü o sadece hissiyatını çalar, hangi şartlar altında çaldığının bir önemi yoktur, hissetsin yeter ki. Onur ve Arda tanıdığım iyi ses mühendislerinden. Hali hazırda Onur sahne tonmaister'lığı yapmakta, Arda ise kayıt ve miks mühendisliğine devam ediyor. Abdurrahman Tarıkçı'dan bahsetsek kitap olur galiba. Hem mental hem müzikal, hem de birey olarak ornek aldığım yegane kişidir. Kendisi ses mühendisi, akademisyen ve müzisyendir. Çaldığı, çalıştığı isimler saymakla bitmez. Halen çaldığı gruplar; 5 Quartet, MaviSiyah, Yağmur Öncesi, Maqam Roads. Önceleri rap adına bir çok sahnede yer alsamda, su anda yaptığım müziğin sahnesini alma fırsatı bulmuş değilim. Şunu belirtmekte fayda var: son günlerde sanatçılarımıza -özelikle İstanbul'da- sözlü ve psikolojik olarak ağır hakaretlerin arttığını görüyorum. Bunun tamamen sanatçının iyi niyetinden kaynaklandığını düşünüyorum. Mekan sahipleri bana muhtaçsın algısı yaratıyor. Halbuki sanatını sunmak isteyene her yer sahnedir. Sanatçı, sokakta hedef kitleyi daha iyi yakalar neticede. O yüzden mekan sahiplerini eğlence adi altındaki kirli kafa yapılarını düzeltmeye ve saygili olmaya davet ediyorum. Gözünüzde dolar işareti olarak çıkan sanatçılara insan gözüyle bakmayı deneyin demek istiyorum. Sahne tonmaister'larını artık rahat bırakın! Onların işi konser sonrası ortalığı temizlemek veya ışık ayarlarını yapmak değil. Burada bir davul kick'inin değişmesi için patlaması gerekmiyor. Ne şartlar ve dakikalar altında soundcheck yapılıyor... Sahneye sadece para gözüyle bakan işletmecilerin ucuz akustik düzenlemelerini saymak istemiyorum bile. Çünkü bu sorunlar müzisyenin kalitesini neredeyse yarılıyor. Bu durumdan maalesef iki tarafta memnuniyetsiz. Sahnesi ve ekipmanı tam takır olan mekanlarımızın nabza göre sanatçı çıkarmasına sadece gülüyorum. İki tarafta pr ve maddi açıdan yaklaştığı sürece mekan ve sahne sahipleri hakkında artı şeyler düşünemeyeceğim. Sahne ücretlerinin sanatçının emeğinden çok popülerliğine göre verildiğini düşünüyorum. Ücret alma konusunda daha kolektif çalışmayı tercih ederim. Sanatçının, temel ihtiyaçlarını karşılayacağı sekilde bir ücret talep etmesi benim için en uygun yol diyebilirim. 2018 yılının aralık ayında Kollektive Leben adında üç eserlik maxi single yayınladım. Albüm isminin Almanca olması daha evrensel islere imza atmak istediğimden kaynaklı. İçindeki eserlere, gözlerin tamamen kapatılıp hikayeye dahil olmaktan geçen bir macera diyebiliriz. Herhangi bir kalıba ve tarza bağlı kalmaksızın elektronik, ambient ve ethnic tınılar oluşturmayı hedefliyorum. Buna bağlı kalarak içinde Dub ve Beat kalıntıları duymak her zaman mümkün olacak. Doğaçlamaların ve tarzların esnekliği uzerine müzik yapmak, yorumlamak, kalıplara sokulan her tarz müzikten bir adım daha önde. O yüzden müziğimin bir tarza sokulmasına izin vermeyeceğim. Buna bağlı olarak müziğimde her türlü ögeyi iç içe kullanabilirim. Yayınladığım ve yayınlayacağım albümlerimde de, birden fazla tarzı harmanlanmış olarak görebileceksiniz. Kendimi yeteri kadar materyal toplamış hissettiğim anda esere baslamak icin kapanırım. Bu çok zaman da alsa, üretim surecini kendimi şartlandırmadan bitirmeye gayret ediyorum. Yeter ki o hissiyatı dışa aktarabileyim, bu çok onemli. Ses mühendisi olduğum icin tüm miks ve mastering işlerini kendim hallediyorum. Lakin çoğu zaman kolektif çalışmayı sevdiğim için, projede iş bolümleri yapıp, ilgili kişilerle iletişim kuruyorum. İşimi severek yapıyorum, o yüzden her gün müzikle iç içeyim. Bazen sadece miks ve mastering işlerini hallediyor, bazen de üretim moduna geçip kapatıyorum kendimi. Olumlu: İçimden gelen ve kuralsız müzik yaptığım için, hissiyatını yakaladığım herkesi müziğime çekiyorum. Bağımsız olması ve plak şirketlerine tenezzül etmemem de cabası. Olumsuz: Dinleyici ile tek iletişim yerimin internet olması beni uzuyor. Çünkü hedef kitle ile birebir elektriklenme çok onemli. Gereken tek şey sahne almak. Bunun dışında üretim sürecinde, yetersiz ekipmanın müziğimi iyileştirmede sorun teşkil etmesi bir diğer olumsuz durum diyebiliriz. Kısa bir zaman sonra Enter the Deep' isimli ikinci albümümü tüm dijital platformlardan çıkartacağım. Uzun vadeli olarak hedeflerimden birisi de, uzun çalar bir albüm yapmak ve plak formatında yayınlamak. Yeraltına ve alternatif seslere daha çok destek vermeleri gerekir diye düşünüyorum. Overrated işlerle nereye kadar gider bu gemi bilinmez. Dinleyicinin nitelikli ve çabuk tüketmeyen olması çok önemli. Bunu gören mekan sahipleri ve organizatörler seçici davranarak arz talep üzerine isimler ile anlaşma yapacaktır. Yalnız... Müzisyenler arz talep uzerine müzik yapmasın. Kitleler ne istiyorsa onu vermesin. Sanatçı kendi hissiyatına saygı duyarsa, herkes de her şeyi tüketmez. İhtiyacın olanı al, gerisi bırak ihtiyacı olanlara kalsın. Ses mühendisliği yaptığım için müzikle sürekli iç içeyim. O yüzden müzikle arasında bir denge problemi olmuyor, aksine birbirlerine tamamlayıcı oluyorlar. Sosyal medya ve mail adresi üzerinden direkt bana ulaşılabilir. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-112-longaz/", "text": "Çağdaş Fırsattan İstifade'de davul çaldı, Mert kendi çapında elektronik müzik yapıyordu/yapmakta, Kerem Portrait And The Dream, Cenk Esen Group, Banar Esen Dündar Trio'da çaldı/çalmakta, Anıl ise Kilink, The Away Days, Tampon ve daha birçok grup ile uzun süre sahne aldı. Eksikler: Backline yetersizliği, sanatçıyı ağırlamadaki sorunlar, empati yetersizliği. Eksikler: Genel olarak yetersiz kalitede ekipman, iyi bir sesçiye rağmen kotarılamayan akustik. Epic Fair ve ODTÜ MT Rock Şenliği'nde sahne aldık. Festival deneyimlerimiz, normalden daha büyük bir kitleye hitap edebilmek açısından bizi oldukça motive etti. Kitlemiz genelde kendi jenerasyonumuzdan insanlardan oluşuyor. Şimdiye kadar konser sonrası gayet olumlu tepkiler aldık. 2017 sonlarında Arkana Bakma isimli teklimizi, 2018 Mayıs ayında uzun gecikmeler ardından ilk kısaçalarımızı yayınladık. Alaska'nın Viral 50'de 5. sıradan boy göstermesi ile kendimizi daha geniş bir kitlenin karşısında bulduk. Ardından Tantana Stüdyo'da Deniz Ağan ve Ozan Çanak sayesinde harika bir kayıt deneyimi sonucunda Tavşan'ı yayınladık. Son olarak ise yeni kısaçaların müjdecisi olarak Üşüdüğünde'yi dinleycilerimize sunduk. Müziğimizin tasarımı bizimle birlikte sürekli devinim halinde, epeyce değişken. Bazen sözler müziğin hissiyatını dolduracak şekilde yazılıyor, bazen ise tam tersi. Kolektif bir şekilde oluşturduğumuz bütünlüğü kesintisiz bir şekilde müziğimize aktarmaya çalışıyoruz. Müziğimizde kesinlikle şu şekilde bir yaklaşım mevcut! diyemeyiz fakat hissedilen belli bir atmosfer olduğuna inanıyoruz. Uyarlayan grubun/sanatçının izlerini taşıyan bir cover ise tabii ki insanlara ulaşmakta önemli bir araç. Fakat grupların bir noktada risk alıp kendi bestelerini de insanlara sunması gerektiği kanısındayız. Tavşan'ı Tantana Stüdyo'da çok değerli Deniz Ağan ve Ozan Çanak ile kaydettik. Diğer tüm şarkılarımız davullar hariç ev ortamında düzenlendi ve kaydedildi. Oldukça spontane gelişiyor aslında. Yazım süreçlerini ve kayıtları hep birlikte yapmaya özen gösteriyoruz. Genelde ev ortamı olduğu için daha rahat bir durumda oluyoruz. EP kayıt sürecinde her arada Arap Şükrü dinlemek gibi bir takıntımız vardı. Kendisini saygıyla anıyoruz. Şimdiye kadar Ozan Çanak, Orçun Ayata, Yiğit Yeşildağ ve Bora Kumpasoğlu ile çalıştık. Hepsiyle çalışmaktan ayrı ayrı zevk aldık. Bu aralar çalışma ortamımızı inşa etmekteyiz. Üretkenliğimizi oldukça olumlu etkileyeceğine inanıyoruz. Çalışmalarımızı ise mümkün olduğunca sık şekilde sürdürmeye çalışıyoruz. Kategorilerin sanatçıdan çok dinleyiciye yönelik olduğunu düşünerek hareket etmekteyiz. Tarz kaygımızın olmaması müziğimizi dinç ve dinamik tutmamızda, üretkenliğimizi sürdürmemizde çok önemli bir etken. Fakat eksisi ise kesin bir kitle yaratma konusunda bizi gerçekten zorlaması. Bir an önce yeni EP'mizin kayıtlarını tamamlayıp yayınlamak, ardından hiç olmadığı kadar dolu bir takvim ile etkinliklerde yer almak ve müziğimizi dinleyicilerimize daha efektif yollarla sunmak arzusundayız. Tabii ki önemli bir araç, fakat daha özenli çalışılması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdiye kadar bizi destekleme nezaketinde bulunan pek az basın aracı oldu. Umarız ileride yüzeyin altını eşeleyip daha geride kalmış gruplara şans veren, işini ince eleyip sık dokuyarak yapan bir müzik basını anlayışı ile karşılaşabiliriz. Sanatın öznelliğinden dolayı dinleyiciler içlerinden geldiği gibi dinleyip, desteklemesini temenni etmekten başka bir şey söyleyemiyoruz. Fakat mekanlar teknik açıdan kendilerini geliştirsin, organizatörler maddi kaygıları ahlaki kaygıların önüne koymasın ve müzisyenler ne olursa olsun sevdikleri, yapmak istedikleri müzikleri icra etsinler istiyoruz. Anıl hariç hepimiz öğrenciyiz. Çağdaş Kompozisyon, Mert İngilizce Öğretmenliği, Kerem Müzik okumakta. Anıl ise müzik ile iç içe çalışıyor. Rutin hayatımız ve müzik hayatımız sık sık çakışmakta. Çoğu zaman müzik hayatımızı sürdürebilmek için rutin hayatımızda ufak fedakarlıklar yapmak durumunda kalıyoruz. -Taner Yücel Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-113-suat-armagan/", "text": "2019 Şubat ayında ilk tekli Tuhaf 'ı yayınlandık. İlk fikirleri klasik gitarist olarak Almanya'da turnede olduğum bir dönemde attım. Wurzburg şehrinden geçen bir otoyol alt geçidi parçanın tınısal referansı oldu diyebilirim. 2019 Mart Ayında ikinci tekli Gitmek İstedim yayına girdi. Nedendir bilmem parçayı dinleyiciye sunarken tek bir cümleyle ifade etmeye çalıştım. Olduğu gibi aktarıyorum. Yaza kadar yeni parçalar gelmeye devam edecek. Müzik hayatımın büyük bir bölümünü klasik gitarist olarak geçirdim. Bu süreçte çağdaş müzikle oldukça ilgilendim. Yeni tınıları, yeni melodileri, yeni teknikleri gitardan dinleme fırsatım oldu. Klasik gitar perspektifinde yazılmış synth melodileri ve ritmler projenin tasarımının temeli diyebilirim. Keyifle uyarlıyor ve çalıyorum. Benim için çok kıymetli. Farklı tarzların, farklı coğrafyaların kucaklaşması gibi geliyor. Bir elektronik müzik dinleyicisinin, halk müziği parçasına eşlik etmesine vesile olabiliyor. Dinleyici ise sevdiği bir parçanın nev-i şahsına münhasır uyarlamasını memnuniyetle karşılıyor. Sözü gelmişken; Bir sonraki tekli Katibim uyarlaması. Nisan ayında tüm platformlarda yayına girecek. Temeller Beşiktaş'taki stüdyomda atılıyor. Sonrasında benim için çok eğlenceli bir süreç başlıyor. Ham kayıtlar İstanbul'da çalışma arkadaşlarımın stüdyolarına konuk oluyor. Büyüyor, gelişiyor, değişiyor, hatta bazen eksilerek geri dönüp yayına giriyor. Sizin de söylediğiniz gibi her kayıt bir deneyim. Bazen öngörülen bir müzik fikri kayıt esnasında başka fikirlerin çıkmasına olanak sağlıyor. Selim'le bu konuda bir hayli kafa yoruyoruz. Belki hiç kullanılmayacak yüzlerce kayıt, içimize sinen tek bir kaydın gidiş yolu olabiliyor. Tek bir saniye için günlerce çalışıp, bir kablo için İstanbul turları atabiliyoruz bazen. Selim bu konuda çalıştığım en tez canlı müzisyen. Adamda üşenme yok. Mix'leri birlikte yapıyoruz. Her parçada değişiyor. Mesela Tuhaf Daniel'in elinden çıktı. Mastering konusunda Eray Polat'la çalışıyoruz. Provalar çoğunlukla Selim'in Moda'daki stüdyosu Nordic Prodüksiyon'da yapılıyor. Daha geniş alana ihtiyaç duyduğumuzda Burhan Hasdemir'in stüdyosu, Studio Drum'n Bass 'da buluşuyoruz. Her hafta görüşüp çalışıyoruz. Bütün global platformlarda. Spotify, Apple Music ve Youtube en çok tercih edilen platformlar. Ekip olarak hedefimiz; Devamlı üretip, devamlı konser vermek. Çıkan teklileri baz alarak; Türkçe sözlü müzikler yayınlamamıza rağmen en çok ilgi Almanya, İngiltere ve Meksika'dan geliyor. Çalma listesi küratörleri ve blog yazarları çoğunlukla bu ülkelerden. Türkiye'de de bu konuda hatrı sayılır bir potansiyel var. Yeni parçalar, konserler geldikçe onların da ilgisi artıyor. Müzik dışında değil ama farklı dinamikleri olan bir işim de reklam/film müziği. Mesaimin büyük bir kısmını Meş Production çatısı altında, medya için müzik yaparak geçiriyorum. 2019 itibariyle MesRecords adıyla yapım şirketi faaliyetine de başladık. Yeni sanatçılarla, prodüktörlerle ve aranjörlerle omuz omuza çalışmalar yürütüyoruz. Bu proje de bu ortamdan payına düşen desteği alıyor. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-116-raven/", "text": "Geçmişe Yakın adlı üç parçadan oluşan teklim var. 11.03.19 tarihinde müzik platformlarında yayınlandı. İçerisindeki şarkıların adları; Seninle Ateş, Ağıt, Nereden. Eserlerimin en önemli teması varoluş ve karanlık. Bu tema bazen bulantı bazen bir umutla gelebiliyor fakat hakim olan melankoli asla bitmiyor. Sözlerde vurgulanan varoluş, müziğin ritminde ve ambiyansında kendini açığa çıkartıyor. Bazı şarkılar tam size uygundur. Sesinize ya da tarzınıza... Keşke ben yapsaydım dediğiniz şarkılar olur. Bir müzisyenin de cover yapması hem bu uygunluğa denk düşecektir hem de daha çok bilinen bir eserle daha çok dinleyiciye ulaşmasını sağlayacaktır. Fakat tabi bunun abartılması, artık eser üretememeye kadar gidebilir. Ben kendi adıma, üretmeyi ve yeni ürünler ortaya koymayı seven bir müzisyenim. Cover parçalar da yaptım fakat cover'lardan çok kendi müziğim ile sevildim. Böyle olması için de üretmeye hızla devam etme yolundayım. Kayıt öncesi oluşturduğum alt yapı ve yazdığım sözleri toparlayarak kayıt alıyorum. Alt yapı ve söz yazma işini hiçbir zaman gündüz yapmadım. Kayıt alırken dahi işlerimin hepsini gece yapıyorum. Gittiğim bir stüdyo henüz yok. Kayıtlarımı evde alıyorum. Kimseyle çalışmıyorum. Her şey bana ait. Düzenli bir çalışma programım yok. Zaten müzik grubum da yok. Mükemmel bir olay. Funk tarzda bir müzik grubunun vokalliğini üstlenmiştim bir keresinde. Birkaç kez prova almıştık fakat eski grub üyeleri arasındaki bir tartışma yüzünden grup dağılmıştı. Velhasıl, prova ve kayıt stüdyoları çok eğlenceli yerlerdir. Aynı zamanda vokal için mikrofonun kontrolünü ve sahnede ne gibi zorluklar yaşayacağını, bunlarla nasıl başa çıkması gerektiğini önceden öğretmiş olur. Eserlerim Spotify, Apple Music, Youtube gibi tüm dijital platformlarda mevcut. Henüz bu mecralarda yayınlanmadan önce Soundcloud'da yayınlıyordum. Özgür ve kullanımı kolay bir uygulama fakat dinleyicisi çok fazla bulunmuyor ve dolayısıyla çok kişiye ulaşamıyorsunuz. Spotify en çok tercih edilen platform olduğundan favorim Spoti. Olumlu olanların başında tabi ki müziğimin tarzı ve sözlerim yer alıyor. Projeyi gerçekleştirirken söz-beste olsun, alt yapı olsun, kayıt olsun her şeyin bana ait olması da önemli bir artı. Kendim zaten edebiyatçıyım, Gazi Üniversitesi'nde Türk dili ve edebiyatı son sınıf öğrencisiyim. Sözlerimi yazarken zorlama bir edebiyat yapmıyorum. Samimiyetimi de bu artılara ekleyebilirim. Fakat kayıt aşamasında eksilerim var. Olumsuz olarak bunu sayabiliriz. Kısa vadeli hedeflerim hali hazırda çıkmış olan teklimin daha çok dinleyiciye ulaşması. Uzun vadede daha çok ürün ortaya koymak ve -belki- tarzımda değişikliklere gitmeyi düşünüyorum. Tabii ki konserler, festivaller de uzun vadede hedeflerim arasında. Müzik yarışmalarını sempatik ve yararlı buluyorum. Derece yapanların nasıl ün sahibi olduklarını gördük. Keşfedilmeyi bekleyen gerçek sanatçılar için gayet güzel bir fırsat. Ben herhangi bir yarışmaya katılmadım. Üyesi olduğum OnAirSahne sayesinde müzik basınınında yeni yeni baş göstermekteyim. Özellikle dergi ve içerik üreten platformların, sanatçıların tanıtımı açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Dinleyicilerden beklentim, beni dinlemesi değil öncelikle müziğimi anlamasıdır. Elbette daha fazla kişinin dinlemesini isterim fakat derinliğe ulaşmadan dinlemelerini istemem. Ben klasik müziğe hayran biriyimdir ve müzik sanatının derinliğinin en inceliğine klasik müzikle dokunurum. Dinleyicim de beni dinlerken gerek sözlerdeki oyunlarla, gerekse müzikteki çoğu zaman tezatlıklar, çoğu zaman verdiğim melankolik tınılarla bu inceliğe dokunsun isterim. Mekanlar da bu doğrultuda organizatörler ve mekan kitlesi bakımından tarzıma uygun olsun isterim. Örneğin; organizatör, mekan hande yener müzikleriyle eğlenmek isteyen bir mekan diyorsa ben de hande yenerin bir şarkısının jazz versiyonunu repertuvarımda bulundururum. Böyle de uyumlu biriyim. Müzik dışında, son sınıf öğrencisiyim. Mezun olmama iki aydan az kaldı. Tabi mezuniyet koşuşturmacasında müzik yapmak biraz güç olsa da ben müziği dinlendiğim bir yer olarak gördüğümden, eve geldiğimde bir şeyler izlemek yerinde müziğin başına oturunca denge sağlanmış oluyor. Sosyal medya hesaplarım dışında OnAirSahne Instagram ve Twitter sayfalarından ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-117-soda/", "text": "Hayır, SODA hepimizin ilk ve tek projesi. Duman, Mor ve Ötesi, Yüksek Sadakat, Gripin, Kargo. Bar sahiplerinin müzikten ve müzisyenin dilinden pek anlamadığı aşikar. Bu noktada iletişim problemleri yaşayabiliyor, kendimizi ifade etmekte ve emeğimizin karşılığını almakta zorlanabiliyoruz. Konser salonları dışında canlı müzik yapılan barlarda genellikle ses sistemi problemleriyle karşılaşıyoruz. Aynı zamanda yetkin olmayan kişiler tonmaister olarak görev aldığından verimli bir sound yakalamak kolay olmuyor. Üniversite yıllarındayken Muğla Üniversitesi festivalinde çalardık. Bunun dışında FantaMania, KASDAV ve Rock'n Dark gibi festival tarzı yarışmalara katılarak birçok derece elde ettik. 18 yaşından 45 yaşa kadar farklı olgunlukta dinleyicilerimiz var. Genellikle sahne enerjimizden etkileniyor ve bizi samimi bulduklarını iletiyorlar. SODA ilk single albümleri olan Seviyor Sevmiyor da en temel insan duygularından biri olan aşka gönderme yaptı. Günümüz dünyasında diğer her şey gibi çok çabuk tüketilen aşk, varlığında insana kendini en iyi hissettiren duygu olduğu gibi, kaybedildiğinde ağrısı da bir o kadar büyük oluyor. SODA albümde bulunan şarkıları ile bu iki tezat duyguyu birbiri ile karşılaştırıyor ve dinleyicilerine iki uçtaki farklı duyguyu hissettirmeyi hedefliyor. Sanatçıların kısa süre içerisinde tanınırlığını artırması açısından olumlu buluyoruz. Doğru parça seçimi ve yaratıcı / gruba uygun bir icra şekli güzel iş yapar. Kayıtlarımızı BETA Records'un Kadıköy'deki stüdyosunda gerçekleştiriyoruz. Son derece profesyonel ve yardımcı olmaya hazır bir ekiple çalışıyoruz. İstanbul Kartal'da kendimize ait bir stüdyomuz var. Haftada en az 2 kez buluşup hem beste hem de cover çalışmaları yapıyoruz. Parçalarımıza güveniyor ve yaptığımız işi seviyoruz. Şu ana kadar yeterli seviyede PR yapamadığımızdan istediğimiz kitlelere ulaşamadık ancak bunun için yeni stratejiler geliştiriyoruz. Sürekli yeni besteler üretip insanlarla paylaşmak, konserler vermek, etkin bir sosyal medya yönetiminin de yardımıyla 2020'ye kadar müzik piyasasında adımızı duyurmak. 3 yıl içerisinde de müzik piyasasında kendine sağlam yer edinmiş ve aranan bir müzik grubu haline gelmek istiyoruz. Genç müzisyenler için son derece olumlu bakıyoruz ancak içlerinde adil bir süreç sürdüren çok az. Biz KASDAV 2005'de 4 dalda birincilik kazandık. Rock'n Dark 2006'da Türkiye ikincisi olduk. Zamanla daha fazla yer edinmek istiyoruz. Her birimizin müzik dışında sürdürdüğü asıl meslekleri var. Örneğin Candaş ve Okan İK Müdürüyüz özel sektörde. Aramızda armatörlük yapan var, demir çelik işiyle uğraşan var, otomobil piyasasında çalışan var. İş hayatı oldukça yoğun, dolayısıyla müzik konusunda bizi maalaesef kısıtlıyor. Ancak müzik bizim tutkumuz ve bir şekilde ona hakettiği ilgiyi göstermek için elimiziden geleni yapıyoruz. Bunun dışında BETA Records üzerinden ya da sosyal medya hesaplarımız üzerinden ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-118-hend/", "text": "Gorillaz, Mac Miller, Anderson Paak, Nubiyan Twist, RJD2, Does It Offend You Yeah?, Nick Murphy / Chet Faker, Bob Moses, The Prodigy, Vulfpeck vs. Hend olarak henüz sahne alma fırsatımız olmadı. Eksiklikler: Sahne ekipmanlarının yetersizliği, bazı mekanlarda sahnenin gerekli ölçüm ve hesaplamalar yapılmadan kurulması sonucu mekanın içerisinde tatmin edici bir sound elde edilememesi ve ses mühendisi arkadaşların kıvranması, kulislerin ve sahnenin bakımsızlığı vs. Artıları: Bazı mekanlar, özellikle büyükşehirdekiler, yukarıda sayılanların aksine davranarak gerçekten her ayrıntıya dikkat etmeye çalışıyor, onların hakkını vermek gerek. Aynı festivalin heryerde olması ister istemez işin kalitesini düşürür. Herşeyiyle tam bir festival yerine herşeyiyle idare eder festivallerle idare eder hale geliyoruz. Bu festival çılgınlığı içerisindeki gülümseten olay ise bu festivallere insanların gitmesi. İnsana siktir et ya çalın da eğlenelim işte hissi veriyor. Hiçbir müzisyenin bu işe sadece para kazanmak için girmediğini hepimiz biliyoruz; ancak hayatını idame ettirmek adına bir noktada para sorunuyla karşılaşılıyor. Belli başlı gruplar haricinde mekanlardan alınan miktarlar gerçekten komik. Bu durum müzisyenleri gruplarını dağıtmaya ve başka mesleklerle uğraşmaya itiyor. Bu noktada da eleştiri konseptinden çıkmamak adına, duruyoruz. Uyarlama eserler çalmak, kendi şarkılarına dikkat çekmek için önemli bir araç; ancak herkesin bu yüzden uyarlama yapmadığı çok açık. Çok sevdiğin bir sanatçının şarkılarını söyleyebilmek, çalabilmek eğlencelidir. Özellikle eski sanatçılardan uyarlama yapmak eğer iyi yapılıyorsa, eski şarkıların değerini hatırlatır. Aslında samimi ve içten yapılan hiçbir işin sırıtmayacağını düşünüyorum. Hepsini evde kendi küçük çaplı stüdyomda yaptım. 🙂 Miami'de okyanus manzaralı stüdyomda 1 hafta durmadan çalışıyorum, sonra uyanıp inşaat manzaralı evimde şarkıları son haline getiriyorum. Miksleri kayıtları evimde kendi imkanlarımla yapıyorum. Son Feci Bisiklet ve Öfkeli Kalabalık ile çalıştığımız Tahsin Güngör Aktürk sağolsun mikslere ve masteringlere yardım ediyor. Tabi ki profesyonel stüdyolarda sound açısından çok daha tatmin edici sonuçlar alabiliyorsun; fakat benim gibi kararsız insanlar için evde kendi imkanınla yapmak çok daha rahat oluyor. Şimdilik hazır stüdyolardan faydalanıyoruz. Çalışmalarımızı boş vakitlerimizde yapmaya çalışıyoruz fazla acelemiz yok. Prova ve kayıt stüdyosu açmak, işletmek çok maliyetli bir iş olduğundan bunu ekonomik gücüyle doğru orantılı olarak çok iyi yapan da var çok kötü yapan da... Yani rock albümü kaydında da, Ankaralı türkücü kaydında da bulunmuş biri olarak gözlemlerimden bu işi iyi yapmak isteyenlerin vizyonlarının yanında çok parası olması gerektiğini anladım. Bu durumda da elimizdekilerle yetiniyoruz diyelim. Biz distrokid bağımsız dijital dağıtım şirketi aracılığıyla Spotify ve iTunes gibi birçok dijital platformda yayınlıyoruz şarkılarımızı. YouTube'da sadece albüm kapağıyla yayınlamak istediğimizden bütün şarkıları koymadık. Hemen hemen yayınladığımız yayınlayacağımız bütün şarkılara video hazırlama niyetimiz var. Bütün platformlardan memnunuz aslında. Eksileri elbette vardır ama hala gelişim sürecindeki uygulamalar bunlar. Hiç olmasalardı bağımsız müzisyenlerin başı dertteydi biraz. Bunu dinleyen kişilerden duymak isteriz. Elimizden, içimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bu projeyi kafamda oluştururken çok fazla hedef belirlemedim. Kendi başıma bişeyler denemek istedim. Sağolsun diğer sanatçı arkadaşlarım da dahil olmak istediler. Herkesin kendi alanında bir şeyler deneyebileceği bağımsız bir alan yarattım istemeden. Bu durum bu minvalde kaldığı sürece yeni bir hedefimiz yok sanırım. Takılıyoruz işte. Yarışmalar yeni grupların isimlerini duyurmaları için gerekli platformlar; ancak bunların bir yarışmadansa bir festival havasında geçmesi taraftarıyız. Roxy, Be the Band, Battle of Bands ve liseler arası yarışmalarda bulunduk. Sadece sevgili Tarık Can ile Motto grubumuzla Battle of Bands birincisi olmuştuk. Eskiye oranla özellikle dijital platformlardaki girişim bizi memnun ediyor. Bu girişimin daha da fazla olması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle dijital basın bağımsız sanatçılar için çok önemli. Aslında kimsenin kimseden beklentisi olmaz ve herkes kendi işini doğru düzgün yapabilirse zaten resim tamamlanıyor. Bu konseptte kim nasıl istiyorsa öyle davranabilir; kendi üstüne düşeni yaptıktan sonra... Dinleyicilere de arkaya yaslanıp dinlemek kalıyor. Başka bir meslekle uğraşmıyoruz. Çok monoton ve rutin bir hayatımız olamadığından ikisi arasındaki denge kendiliğinden oluşuyor. Bütün sosyal medya hesaplarımız vasıtasıyla iletişime geçebilir; ayrıca hendcontact@gmail. com adresine mail atabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-119-sepya/", "text": "Öncelikle örnekte Brazzaville görmek beni çok sevindirdi. Bana bir şarkı yazarı olarak en çok ilham olmuş gruplardandır. Sepya'ya benzer müzik grupları: Ars Longa, The Away Days, Vera, Neyse, Nova Norda, vb. isimler Spotify'da çıkanlar. Bizim kendimizi sound olarak yakın gördüğümüz & ilham aldığımız gruplar ise: Parcels, Vök, Roosevelt, Massive Attack, vb. diyebiliriz. Bundan sonraki çıkışlarımızda soundumuz biraz daha bu yönde olacak diyebiliriz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi tonmeister çok önemli; iç monitörler önceden kontrol edilmeli, bir de oturma düzeni/ayakta fark etmez seyirci ile müzisyenin etkileşiminin daha fazla olacağı şekilde bir sahne düzeni hayal edilebilir. Bizim gibi gruplara daha fazla şans verilmeli. Mesela Sounds of İstanbul gibi bir etkinlik vardı yanlış hatırlamıyorsak, bu tarz etkinlikler de biz ve bizim gibi beste grupları yer almalı. Konser süresi kanayan yara... Cover çalarak 2 -2.5 saat sahnede kalmamız bekleniyor. Biz kendi şarkılarımızı yapabilecekken neden sadece mekanın cirosu için herkesin çaldığı şarkıları cover'layalım? Bunlar işin ticari kısmı ve ne yazık ki çok üzücü... Yani hep organizatörler aynı mı bilmiyoruz ama sürekli aynı isimleri sahnelerde görüyoruz, çeşitlendirilmeli. Biz festival anlamında sadece okulumuz Boğaziçi Üniversitesi Taşoda Festival'lerinde yer aldık. Taşoda bizim göz bebeğimiz. Ülke çapındaki festivallerde de yer almak istiyoruz ancak kimseye ulaşamıyoruz, kimse de şu ana kadar ne yazık ki bize ulaşmadı. Sepya Zeytinli'de de olmalı, Kuşadası Gençlik Festivali'nde de, Milyon Fest'lerde de... Kısacası bolca bestesi olan Sepya'nın dinleyici portföyünü genişletebilmesi için bu tarz geniş çaplı festivallerde boy göstermesi gerekiyor. Genel olarak arkadaşlarımız ve arkadaşlarımızın arkadaşları diyebiliriz. Bizim konserlerimiz çok eğlenceli geçer; enerjimiz yüksek, yerimizde duramayız. Dinleyicilerle birlikte biz de dans ederiz. Herkesin yorumu da genelde şarkılarımızı çok sevdikleri, daha fazlasını dijitalde görmek istedikleri oluyor. Ha bir de, şu ana kadar dinlediklerinden farklı olduğumuzu söylüyorlar. Biz de böyle olmaya çalışıyoruz zaten. Dediğiniz gibi komik rakamlar alıyoruz, oldukça komik. 1 saat matematik özel dersi versek daha çok kazanıyoruz. Zaten kazandığımız paraları da bir sonraki şarkının miksi, mastering'i vb. masraflarımız için biriktiriyoruz, o da yol parasından artırabilirsek. Bizce de gündeme taşınmalı. Bizim gibi yeni çıkış yapan gruplar sahne şansı buldukça bu durumun zamanla düzeleceğine inanmak istiyoruz. En son olarak ikinci teklimiz Kadıköy Rıhtımını 26 Nisan 2019'da yayınladık. Kadıköy benim için hep çok özel bir yer olmuştur. Bunaldığımda ya da eğlenmek istediğimde kendimi attığım yerdir Kadıköy. Bu şarkıyı da elimde gitarımla Kadıköy Rıhtımı'ndan Moda sahile doğru yürürken mırıldanmaya başladım. Sözler yavaşça döküldü, besteyi hafif yağmur sonrası güneşlenen Moda'da yaptım. İlk teklimiz Senin Gibiyi de 7 Eylül 2018'de yayınladık. Sepya'yı birleştiren ve bu yola başvurmaya iten şarkıdır diyebiliriz Senin Gibi için. Bizim için çok özel ve çok değerli bir şarkıdır, el emeği göz nuru. İlk göz ağrımız. Hiçbir pazarlama bütçesi olmamasına rağmen çok başarı olan bu şarkımız Spotify'da Türkiye Viral 50 listesinde de 1 hafta kaldı. Bizim için çok gurur verici bir şey. Hikayesi de hemen hemen hepimizin başına gelen platonik aşk. Ona karşı koyamayışımız, onunla konuşamayışımız, ona söylemeden ona kızmamız ve habersizce sevmemiz, en sonunda da silip silip baştan başlamamız üzerine bir beste. Klibi bunları okuduktan sonra bir daha izleyin deriz. Klibin senaryosunu şarkının da yazarı olarak ben yazdım. Bizim müziğimizde sözler ve vokal melodilerinin yanı sıra bass yürüyüşleri ve ritm -yani groove- çok önemlidir diyebiliriz. Bunların yanı sıra aramıza nispeten yeni katılan Burak ve Ozan 'ın inanılmaz müzik zekaları ve öngörüleri ile farklı düzenlemeler bizim için çok önemli bir hale geldi. Dolayısıyla müziğimiz içindeki farklı sesler dışında genel kompozisyon ve akor yürüyüşleri de bizim için elzem bir nokta. Bundan sonraki projelerimizde daha çok synth, daha çok pad ve daha ambiantik bir hava sezeceksiniz diyebiliriz. İnternette zilyon tane cover var. Bazısı gerçekten muazzam iyi, bazısı ise abi keşke yapmasaydın dedirtecek kadar kötü. Biz hiç cover yapıp yayınlamadık. Konserlerimizde de genelde çalmıyoruz. Bir yılbaşı partisinde yoğun istek üzerine Gökhan Türkmen Taş coverı yapmıştık. Bizce cover şarkının akorlarına bakıp olduğu gibi çalmaktan öte sıfırdan bir kompozisyon gibi olmalı. Biz de açıkçası buna ayıracağımız zamanı bestelerimize ve dolayısıyla yeni şarkılar üretmeye ayırıyoruz. Biz şarkılarımızla Türkçe müzikte yeni bir yol açmak istiyoruz, olanı tekrarlamak ya da yeniden yorulamak şu anki hedeflerimiz arasında bulunmuyor. İlk teklimiz Senin Gibi kayıtlarını Cep Sahne'de aldık. İkinci teklimiz Kadıköy Rıhtımının kayıtlarında ise farklı stüdyolar kullandık. Vokal ve saksafon kayıtları Babajim İstanbul Stüdyoları'nda, davul ve bas gitar kaydı Çikolata Müzik Fabrikası'nda, gitar & klavye ve geri vokal kayıtları ise sevgili Emir Yargın'ın ev stüdyosu Catchy'de alındı. Biz kayda girmeden yoğun bir pratik sürecine 1 ay öncesinden başlıyoruz. Prodüktörümüz Koray'ın tabiriyle şarkıyı uykumuzda çalabilecek hale gelinceye kadar çalışıyoruz diyebiliriz. Herkes kendi kısmını hatmediyor. Kadıköy Rıhtımı'nın miksini prodüktörümüz Koray yaptı. Bu işte bizce Türkiye'deki en iyi isimlerden biri, bizim yorumlarımız çok olumlu. İşe sadece deneyim değil zekasını da katıyor ve harikalar yaratıyor. Mastering için de ABD, Nashville'deki Sage Audio'dan Steve Corrao ile çalıştık. O da işinde çok iyi, mikse sadık kalarak süper bir mastering yaptı. Biz haftada bir 2 saat üniversitemiz bünyesindeki Taşoda Stüdyosu'nda grupça çok keyif alarak prova alıyoruz. Ancak onun dışında bireysel olarak da evde üretiyoruz ve düzenliyoruz. Gerektikçe birbirimizde buluşuyoruz. Provaları konser programına göre yoğunlaştırıyoruz. Prova biraz daha son rötuşları yaptığımız yer oluyor diyebiliriz. Kalbur üstü stüdyolar genel olarak yüksek fiyatlı ancak sizi tatmin ediyor. Biz de olabildiğince iyi stüdyolarda kayıt ve prova almaya çalışıyoruz. Biz eserlerimizi Spotify, Apple Music vb. dijital platformlarda yayınlıyoruz. Kliplerimizi de YouTube'da. Artısı çok farklı yerlerden çok fazla insana ulaşabilmektir herhalde. Ancak şöyle bir şey var, örneğin Spotify özelinde Türkiye'de sadece bir editör var. Yani Spotify'daki tüm listeleri sadece bir editör düzenliyor. Böyle bir tekel olması bizler gibi müzisyenleri zorluyor. Maalesef Spotify editöründen çalma listesi desteği alınmadığında düşük reklam bütçeleriyle şarkının yayılması bir hayli zor. Müzik çok sesli bir oluşum, dolayısıyla birden fazla kişi tarafından değerlendiriliyor olmalı. Kısa vade olarak bu yılı düşünebiliriz. Daha fazla tekli yayınlayıp albüm hazırlığına girişmeyi planlıyoruz. Türkiye çapında daha fazla dinleyiciye ulaşmayı ve bir kitle yaratmayı hedefliyoruz. Red Bull Warm Up müzik yarışmasına katılmıştık 2017'de. Halk oylamasıyla 2. olduk. Bundan sonra da herhangi bir yarışmaya katılmadık. Çünkü artık müziğin yarışla olacağına inanmıyoruz. Böyle olmamalı. Dinleyiciler: Bizi dinlesin, beğenirlerse arkadaşlarıyla paylaşsınlar. Organizatörler: Farklı müzisyenlerle olan organizasyonlarda bize de yer versin. Müzisyenler: Bizi dinleyin, bize ulaşın, biz size ulaştığımızda bize cevap verin. Ben, yani Huner uluslararası bir hayat bilimleri şirketinde marka müdürlüğü yapmaktayım. Mert Koç Üniversitesi'nde Gelişim Psikolojisi yüksek lisansı yapmakta. Filip bu yıl Matematik Öğretmenliği'nden mezun olacak. Burak Boğaziçi'nde sosyoloji eğitimine devam etmekte. Ozan ise bilgisayar mühendisi, bir start-up firmasında yazılımcılık yapıyor. Bazen iki farklı hayatımız var gibi hissediyoruz ancak bunun şu aşamada bize iyi geliyor. Bir hayatımızdan bunaldığımızda kaçabilecek ikinci bir hayatımız var. Tabii ki yol, zaman vb. zorluklar oluyor ancak müzisyen hayatımızdan aldığımız keyfin tarifi yok. Özellikle Instagram üzerinden gelen mesajları hızlıca cevaplıyoruz. Onun dışında mail üzerinden iletişim kurabiliriz: huner. alemdar@gmail. com. Gerçekten çok kapsamlı sorular hazırlamışsınız, ellerinize sağlık. 🙂 Ekleyecek bir sorumuz yok. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-120-uzayzaman-yolcusu/", "text": "Birlikte çalıştığım birileri yok aslında. Müziğimde ne kadar süreci üstlenirsem, o kadar bana ait hissettiriyor. Kadıköy sokaklarında müzik yapmaya devam ediyorum. Zira sokak müziği kutsaldır. Syd Barrett, Bob Dylan, King Crimson, No Clear Mind, Air, Fink, Morphine. Sokak, sokak, sokak. Çeşitli Taksim/Kadıköy mekanlarında da sahne aldım, fakat yeraltı etkinliklerinde barınmaktan daha çok zevk alıyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim, neredeyse doğru bulduğum hiçbir şey yoktu. Ücret konusuna değinmeyeceğim, içler acısı çünkü. Mesela en son konserim Kadıköy'de bir mekandaydı. Soundcheck almak için gittiğim mekanın görevlisi bana Konsere girmek için bilet almalısınız. dedi. Diyeceğim o ki, kimsenin birbirinden haberi dahi yok. Mekanlar, müzisyenlerin reklamını yapmamakla birlikte sahne alacak kişiyi bile tanımıyorlar. Şu dönemdeki mekan mentalitesini sadece geceyi dolduracak birini bulmak olduğunu düşünüyorum. 20 kişi demiştin, 18 kişi geldi muhabbetlerinden bahsetmiyorum bile. Şu ana kadar sahne aldığım mekanlarda hoşuma giden şeylerden birisi ışıklandırmaydı. Çünkü dinleyiciyle kurulan bağlantıyı destekleyen en önemli faktörlerden biri. Ne müzisyenin üstünde, ne de tam olarak dinleyenin üstünde. Denge önemli. Bir de kendinden distortion'lı monitörler, dinleyiciye uzak sahneler, bir an önce işim bitsin de gideyim diye çabalayan ses teknisyenleri de var tabii. Ben müzisyenin tanıtım yükünü sırtında taşımasını desteklemiyorum. Zira organizasyonlar bu yükü azaltmak için çok fazla çalışmıyorlar. Başka bir sorun ise bilet fiyatları. İnsanlar, sevdiği bir müzisyeni dinleyebilmek için maaş yatıracak konuma getirilmemeli bence. Dinleyici kitlesi oluşturmak bir müzisyen için değişik bir süreç aslında. Biraz müzisyenin elinde, biraz da tamamen kontrolünün dışında. Dinleyici kitlem genel olarak beni daha önce sokakta dinlemiş insanlar oluyor. Evet, alıyorum tabii. Bir günlük dolmuş ve sigara paramı karşılıyor. Komik. Konserimden sonra, sahnede içtiğim bir biranın parasını istemiş mekan biliyorum. Gerçekten, çok para mühim değil. Eğer haz alıyorsan. Fakat sömürme sistemi devreye girdiğinde, zaman hırsızlığı müzisyeni fazlasıyla zarara uğratıyor. 17 Mayıs tarihinde Sinekdoş isimli kısa çalarım, beraber çalışmaktan keyif aldığım OnAir etiketiyle tüm dijital platformlarda çıktı. Eski teklilerimin toplandığı bir kısa çalardı. Deneyselliğe önem veriyorum. Etrafımda ses çıkaran, çıkarmayan her varlığı kullanarak müziğime katmak hoşuma gidiyor. Müzisyenin, kendi müziğine şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. Risk önemlidir. Sadece tanınma isteğiyle, kendi hayatında dinlemekten zevk almadığı bir müziği uyarlama zihniyetini desteklemiyorum. Evde, mikrofonumun önünde gerçekleşiyor kayıt süreci. Şarkılarımı işleme sürecim, kısa deneme yazıları yazmamla başlıyor. Ardından, yazdığım denemelerden beğendiğim kısımları seçip düzenliyorum. Üstüne o kelimeleri en güzel şekilde ifade edebilecek melodiyi buluyorum. Zaman dilimlerini kesiştiriyorum. Yazdığım bir kelimeyi, antik dilimlerin bir firavunuyla ya da bir piramit işçisiyle aynı anda söyleyebilmek, farklı boyutlara geçit açıyor. Müziğimde zaman, lineer işlemiyor. Kendim yapmayı tercih ediyorum. Çünkü müziğimi en bana ait hissettiğim yöntem bu. Sokak provalar ve her türlü hazırlık süreci için en uygun yerdir benim için. Belki günde iki saat, belki iki gün boyunca aralıksız. Prova stüdyolarına harcanan para 1 yıl boyunca biriktirilirse, kendinizi daha rahat hissedebileceğiniz bir mini stüdyo kurulabileceğini düşünüyorum. Ne birileri size karışır, ne de kaç saat geçti diye düşünmenize gerek kalır. 70 farklı platformda yayınlandı son kısa çalarım. Fakat favorim Spotify olabilir. Çünkü müzisyen istediği an, istediği istatistiğe ulaşabiliyor. İnsanların müziğimde duydukları sesleri genişletmeliyim. Aslında ne kadar konsept bir proje gibi gözükse de, tamamen uzay temalı çalışmıyorum. Kısa vadede plansız bir akış yaratma düşüncesindeyim. Uzun vadede ise stadyum konserime hepinizi çağıracağım. Karşıyım. Müzik yarışmalarının bir şov ürünü olduğunu unutmamak gerekiyor. Bence bir müzisyene, müziğe karışılmamalı. Risk alın, elbet bir şeyler gerçekleşecek. Müzisyen iletişime geçmedikçe destekleyen gazete, site, dergi karşıma çıkmadı. Bahsettiğim gibi, tanıtım müzisyene bir yük olmamalı. Müzisyen sözünü yazmalı, müziğini yapmalı. Şu dönemdeki sistemden beklentim, algılarını değiştirmeleri üzerinedir. Eğlence görecelidir. İnsanların dinlediklerini şekillendirmeye çalışmak yerine, onlara istediklerini sunmalı mekanlar. Dinleyicilerden beklentim ise, bir şeyi paylaşmanın kutsallığını gözlemlemeleridir. İşletmeciyim müzik dışında, ama işletmeci hayatıma da dahil müzik. Arasındaki dengesizlikten doğan tatlı bir denge oluştu aslında. Tüm sosyal medya hesaplarımdan benimle iletişime geçebilirler. Mektup da olur tabii. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-121-erdi-gokcek/", "text": "Çok Yakınımda adlı EP'min 4 şarkısında HER NEYSE grubundan Berk Bekar ile çalıştık. Kendisi kayıt, düzenleme, klavye ve geri vokalde katkı sağladı.. Aklım Karışınca adlı şarkımın davullarını Tümerkan Aldanmaz çaldı. Düzenleme ve gitar çalımındaysa Kerem Oktay Bilgici eşlik etti. İzmit'te 262 Pub, Groove Akustik, Sufi Pub gibi birçok mekanda sahne aldım. Ses sistemlerinin yetersizliği, ücret azlığı, dinleyicinin alakasız olarak istek şarkı dayatması. Konser alanları ve barların varlığı, genç müzisyenlerin sahne deneyimi kazanması ve dinleyiciyle buluşması açısından çok önemli. Daha fazla mekan olmalı. Uzun süredir bir grupla ya da tek başıma sahne almadım ama arkadaşlarımın sahnesini izlemeye gittiğimde ya da sahneye konuk olduğumda daima monitör eksikliği gibi olaylara şahit oluyorum. Tabii memlekette ki mekanların genel problemi bu. Grupların ve mekanların, etkinliklerin reklamını yeteri kadar yapmadığını söyleyebilirim. Ve insanlar yeni şeylere kapalılar, kitleler daha çok bilindik isimler peşinden gidiyor. Yeni bir şeyler yapıyorsanız, bilinen isimlere oranla daha çok çalışmalı ve çaba göstermelisiniz. Seçenekler epey fazla ve bunun için halkla ilişkiler ve reklam çok önemli. Barlarda program yapıyorsanız, eşiniz dostunuz dışında, kişi sayısı çok olmamakla beraber müziğinizi seven insanlar dinlemeye geliyor. Dinleyiciden etkileşim almak güzel. Sahne aldığım zamanlarda tabii ki ücret alıyordum ve evet içecek için fişler veriliyor. Fişten ziyade mekanlar müzisyenlerin emeğinin karşılığını vermeli. Bu da genel bir sorun. 2018 yılında söz ve müzikleri bana ait olan Çok Yakınımda adlı 5 şarkılık albüm yayınladım. İki şarkıya klip çekebildik. Alternatif ve hafif müziğin bütün öğeleri içinde bulunmakta. Yani tanınan bir grup değilseniz ve bir yerlerde sahne almak istiyorsanız cover yapmak zorundasınız. Daha geniş kitlelere ulaşmak için cover yapmak, gidilmesi gerekilen bir yol diyebiliriz. Recordium'da vokal kayıtları alındı. Geri kalan tüm kayıtlar ev stüdyosunda gerçekleştirildi. Kayıt öncesi, şarkının iyice çalışılmış olunması çok önemli ve kayıt yapacağınız vakit, iyi gününüzde olmayabilirsiniz. Zamanlama ve planlama çok önemli. Şarkıların mikslerini, albümde büyük emeği olan Berk Bekar yaptı. Mastering için Landr kullanıyoruz. Kaliteli ve uygun fiyatlı stüdyolar var, arayıp bulmak gerek. Spotify, Deezer, iTunes, Fizy gibi birçok platformda yayınlıyorum. İlk yayınladığım şarkılarda kayıt kalitesi istediğim gibi olmadı. Ama zamanla geliştirilecek şeyler bunlar. Yeni bir single hazırlıyorum. Sonbahar gibi onu yayınlayacağım. Uzun vadede ise iyi sound'lu bir albüm yapmak istiyorum ve geniş kitlelere büyük sahnelerde müziğimi dinletmek gibi hedeflerim var. Hayır hiç destek görmüyorum. Alternatif piyasada bile tekelleşme söz konusu. Müzisyenler için diyebileceğim, herkes güzel güzel müziğini yapıyor, yani başarılar dilerim. İletişim Fakültesi mezunuyum. Şu an işimi yapmıyorum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-122-anil-aydin/", "text": "Eksikler, emeğimizi karşılamayan ücretler. Demonation Festivali'nde Kutu ile beraber sahne almıştım. Çok güzel bir deneyimdi, organizasyon sorunsuzdu ve gelen kitle de çalan grupların takipçileri olduğundan çok keyifli bir festival olmuştu. Henüz bu projemle bir konserim olmadı, daha önceki deneyimlerimden ve DJ setlerimden sonra hep iyi tepkiler aldım. Gelen kitle genelde çaldığım ve yaptığım müziğin takipçisi olmakla beraber, beni hiç tanımayan, müziğimi bilmeyen insanların da geldiği oldu ki sizi bilmeyen insanlara ulaşabilmek ve iyi tepkiler almak çok güzel bir his. Çaldığım yerlerden ücret alıyorum, fakat burada mekanların ödediği ücretler arasında uçurumlar olabiliyor. Ücretin yanında içecek fişi veriliyor. Son dönemlerde çaldığım mekanlarda hem ücret, hem ilgi/alaka konusunda hiçbir problem yaşamadım. Bu sevindirici bir gelişme, hem mekanlar hem de müzisyenler adına. Geçtiğimiz Mayıs ayında ilk teklim olan 'Belong'u yayınladım. Melankolik, synth pop bir şarkı. Karanlık bir yerlerden geliyor, ve düşsel bir atmosferde geziniyor. Sözlerden bahsedecek olursak, hem günlük hayatımda, hem de geride bıraktığım hayatımda beni etkileyen, üzerine bir iki laf etmek istediğim şeylerden bahsediyorum. Dolayısıyla aslında çok kişisel bir müzik yaptığımı söyleyebilirim. Tasarım olarak synth'ler beni mutlu ediyor, fakat üretim yaparken tasarıma çok odaklanmıyorum. Zaten işlerini çok sevdiğim prodüktörlerle çalışmak, benim ürettiğim müziğe onların kendinden bir şeyler katması beni çok heyecanlandırıyor. Uyarlama eserlere karşı değilim. Bence bu konuda önemli olan şey yorum. Müzisyen uyarladığı esere kendinden, kendi müziğinden bir şeyler kattığında ortaya enfes bir şey çıkabiliyor. Kayıt öncesi prodüktörümle beraber şarkıyı son haline getirip, stüdyoya giriyoruz. Yayınladığım teklimin kayıt sürecini Vibes İstanbul'da deneyimleme fırsatım oldu, onlar da bizi evimizde gibi hissettirdiler. Uzun ve sancılı bir süreç olabiliyor kayıt süreci, özellikle de yaptığınız iş konusunda çok titizseniz eğer. Fakat elde ettiğiniz sonuca baktığınızda verilen emeklere değdiğini görüyorsunuz. Özellikle prova stüdyolarının yetersizliği ve ücretleri yüksekliği üzücü. Keşke daha uzun süre daha makul fiyatlara kiralanabilecek alanlar olsa. Kayıt stüdyoları hakkında bir eleştirim yok. Spotify, Apple Music, iTunes, Deezer gibi platformlardan yayınlıyorum. Bu platformların aslında artıları çok, fakat dinleyiciye ulaşmakta zorlanabiliyorsunuz. Daha önce Soundcloud ve Bandcamp üzerinden paylaşımlar da yapmıştım, bu platformlar daha DIY olduklarından yayınlama öncesi prosedürler daha az. Müthiş insanlarla çalıştım bu projede, bu beni çok şanslı hissettiriyor ve yaptığım müziği istediğim, içime sinen bir şekilde paylaşmamı da sağladı. Olumsuz olarak daha çok dinleyiciye ulaşmak isterdim diyebilirim. Yakın zamanda bir tekli daha yayınlamayı düşünüyorum. Uzun vadede de müzik yapmaya devam etmek, daha çok üretim ve paylaşım yapmayı hedefliyorum. Katıldığım bir müzik yarışması yok. Müzisyenlerin tanınması adına güzel platformlar, verilen ödüller de müzisyenlerin kariyerleri adına faydalı olabiliyor. Şimdiye kadar ulaştığım yerlerden büyük destek gördüm. Birçok platformun imkansızlıklardan ötürü kapanmış olması üzücü, fakat hala zor da olsa bunu devam ettirenleri görmek de sevindirici. Bu alanda müzik basınına ulaşmak zor olabiliyor diyebilirim. Daha ulaşılabilir, daha yeni ve farklı projelere açık olmaları güzel olurdu. Müzik dışında baskı tasarımı ve resim yapıyorum. Aslında müzikle beraber bu üç alan da benim için kendimi ifade edebildiğim birer kanal. Gün içinde yoğunlaştığım kanal olabiliyor, fakat müzik hepsinin içinde var diyebilirim. Resim yaparken de müzik dinleyip şarkı söylediğim, hatta yazdığım bile olabiliyor. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-123-mert-gider/", "text": "Hangart, 60m2, Taşra Kabare, Mojo, Mask, vb.. Birkaç üniversitenin festivalinde çaldık. Bütçeleri olmasa da ulaşımın sağlanması ve etkinliği düzenleyen öğrenci arkadaşların ilgisinden çok memnun kaldık. Genel olarak başka konserlerde de karşılaştığımız, alternatif müziği takip eden genç kitle oluşturuyor. Güzel tepkiler alıyoruz. Aynı kişileri bir sonraki konserde görmek mutluluk veriyor. Müziğimde elektronik ve akustik tınılardan bir dünya yaratmaya çalışıyorum. Şarkı sözlerimde, günlük hayatı, yaşanmış gerçek olayları ve trajik hikayeleri kendime ait bir üslupla ele alıyorum. Yeni eserler üretmenin hem sanatçı hem de müziğin gelişmesi ve ilerlemesi açısından çok daha verimli olduğunu düşünüyorum. Şarkının tonunu, hissini aldığımızda zaman kaybetmeden kayda girmeye çalışıyoruz. Genelde kayıt yaptığım isimlerle mix'leri yaptım. Rıza Erekli, Akın Eldes gibi.. Kötü sistemli stüdyoların günümüzde barınamayıp, kalitenin arttığını düşünüyorum. Tüm dijital mecralarda yayınlanıyor. Artısı, eksisi çalıştığınız firma ya da bağımsızlığınıza göre değişir. Hangi şarkının, hangi listeye nasıl girdiği hala kafa karıştıran konulardan biri. Doğru insanlarla çalışıp kafamdaki sound arayışına yaklaşabilmek olumlu olarak sayılabilir. İçimden gelen müziği yaptığım için olumsuz bir yan olup olmadığını belki ileride söyleyebilirim. Sık aralıklarla şarkılar yayınlamak. Konserler ve festivallerde dinleyiciyle buluşmak. Müzik basını herkesi yazmaya yetişemediğinden dolayı daha çok mecra olması gerektiğini düşünüyorum. Doğru kitleye, kaliteli mekanlarda, dürüst insanlarla, müziksever dostlarımızla bir araya gelebilmek. Müzik yapmak dışında klip yönetmenliği yapıyorum. Bu durum, müziğime ekonomik olarak katkı sağlarken, müziğe bakış açımı da zenginleştiriyor. -Sonsuza kadar evet Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-124-manus-u-ala/", "text": "Bu müzisyenlerin haricinde zaman zaman Şenova Ülker Trompet, Barış Ertürk Saksafon ve Atacan İçyüz Gitar gruba eşlik etmektedirler. Mekanlarda genel olarak gözlemlediğimiz problem, ki bu probleme sebep olan başka müzik grupları da olabiliyor, ücret politikalarının yol, yemek, sigortasını kendi karşılayan bir müzisyene göre düşündüğümüzde çok düşük olması. Manuş-u Ala grubu, bir mekanda konser vereceği zaman oranın taban fiyatına göre anlaşmıyor ama mekanın taban fiyatının düşük olması, bizim gibi grupların da kaşe pazarlığı konusunda işini zorlaştırabiliyor. Bizim bu konudaki fikrimiz; teklif edilen düşük ücretleri müzisyenlerin kabul etmemesi gerektiği ve sadece eğlence amaçlı konser verip, bu işlerden evini geçindiren müzisyenlerin de kaşelerinin düşük olmasına sebebiyet verilmemesi gerektiğidir. Mekanların çoğunda müzisyen sayısı kadar sahne içi monitör olmaması herhalde birinci problem oluyor. Ve en önemli ikinci problemin tonmaister'lık yapan insanların aslında bu meslekle bir alakalarının olmaması diyebiliriz. Bir konser mekanının en önemli zorunluluğunun monitör ve tonmaister olduğunu basitçe söyleyebiliriz. Karışık müzik tarzlarında yapılan bir festival ise, bizim gibi caz müziği ve türevi gruplar öğlen saatlerine alınıyor, insanların güneşin altında bizi dinlemesi bekleniyor. Zaman zaman sahnenin üstü bile açık olabiliyor ve sahnede 60-90 dakika güneşin altında performans sergilemek zorunda bırakılabiliyoruz. Her gruba ait kulis olmayabiliyor ve eşyalarınızı herkesin girebildiği yerlerde bırakmak zorunda kalabiliyorsunuz. Konserlerimize gelen kitle genelde 25-35 yaş aralığında oluyor. Fakat 35 yaş üstünün de azımsanmayacak seviyelerde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Küçük çocukların da sahne önüne gelip çok eğlendiklerine tanık oluyoruz. Konser sonraları, genelde dinleyicilerin, yaptığımız pozitif ve neşeli müzikten olumlu etkilendiklerini gözlemleyebiliyoruz. Çıktığımız çoğu konserden kaşe ücreti alıyoruz. Türkiye'de caz müziğini tanıtmak adına destek veren mekanlarla farklı şekilde çalışmalarımız olabiliyor. Ücret dışında kulis rider'ımızın karşılanmasını talep ediyoruz. Bazı mekanlar, kendince sanatçıları az-orta ve çok tanınmış olarak sınıflandırarak bu istekleri bu değer yargısına göre uygulayabiliyor. Bazen de mekan sahibinin birebir ilişkileri bu konularda etkin olabiliyor. Gypsy jazz ile popüler müziği bir araya getiren Manuş-u Ala; sözleri Gizay Büyükdoğanay'a, müzik ve düzenlemesi Kaan Büyükdoğanay'a ait olan ilk tekli çalışması Bazı Günleri 5 Haziran 2019'da müzikseverlerin beğenisine sundu. Flamenkoda klasik gitar ne kadar önemliyse bizim yaptığımız müzikte de gypsy caz gitar o kadar önemlidir. Müziğimizin temelinde Django Reinhardt ve Stephane Grappelli'nin yarattığı müzik tarzı vardır. Bu noktadan çıkış yapan Manuş-u Ala; şarkı sözlerinde hayata dair konular içerir. Pozitif ve farkındalıklı yaşam bilincini yansıtmayı hedefler. Açıkçası, bizim uyarlama eserlere bakış açımız, bir eseri olduğu gibi seslendirmek değil, onu adeta kendimiz bestelemişiz gibi içselleştirerek, bambaşka bir forma sokmaktır. Tabi ki burada caz elementlerini kullanıyoruz. Kayıtlarımızı şu ana kadar kendimize ait olan Stüdyo Altıyol'da gerçekleştirdik. Bazı Günler'in aranjmanı Kaan Büyükdoğanay tarafından yapıldı. Stüdyoda provaları yapılarak son haline kavuşturduk. Müzisyenlerin içsellestirmediği bir parçanın kayıtlarının iyi geçeceğini düşünmüyoruz. Miksi Kaan Büyükdoğanay ve şu anda Detroit'te yaşayan Aray Dindoğru gerçekleştirdiler. Masteringi de Aray Dindoğru yaptı. Aray Dindoğru'nun profesyonelliği ve çalışma azmi olmasaydı, bu sonucu alamayabilirdik. Provalarımızı kendimize ait stüdyomuzda gerçekleştiriyoruz. Aktif bir grup olduğumuz söylenebilir, o yüzden repertuara yeni parça ekleyeceğimiz zamanlarda prova yapıyoruz. Stüdyo Altıyol, halen gelişmekte olan bir stüdyo. Eminim seneler içinde daha iyi bir noktaya gelecektir. Bazı Günler'i iTunes, Spotify ve YouTube gibi tüm dijital platformlarda yayınlıyoruz. Bazı Günler, kesinlikle ticari bir proje değil. Türkiye'de armonik olarak majör altyapılı, swing ritimli, neşeli ve sözleri direkt anlamlar içeren parçalar daha az dinleniyor. Bizim projemizin hem olumlu hem olumsuz tarafının aynı olduğunu söyleyebiliriz. Bu tarz bir müzik yaptığımız için belki türkçe sözlerle bu müzikleri dinlemek isteyenlerin beklentisini karşılamış olacağız, bir yandan genel dinleyiciye ulaşmamızın kolay olmadığını düşünüyoruz. Kısa vadede bir albüm hazırlığı içindeyiz. Uzun vadede bu müzik tarzının insanların kabul ettiği bir yere gelmesini istiyoruz. Çalışmalarımız devam edecek. Pop müzik dışında kalan tüm müzik türlerinin daha geri planda kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Sizin gibi alternatif dijital yayınlar sayesinde insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Dinleyicilerin, sadece kendilerine sunulanları değil, diğer müzik tarzlarını da araştırmalarını bekliyoruz. Mekanların her tarz müzik grupları için en azından farklı günlerde sahnelerini açmalarını bekleyebiliriz. Ve bu konularda ısrarcı olunmadan bir sonuç alınmayacağından eminiz. Organizatörlerin, kendi kazançlarını belirlerken adil olmalarını bekliyoruz. Bir müzik grubunun toplam kaşesi kadar veya daha fazla kazananlar var. Kazançlarının olması gereken %15 %20 seviyelerinde kalması gerekiyor. Manuş-u Ala kurulduğundan itibaren hiç bir üyemizin farklı bir mesleği yok. Grubun menajerliği ile Kaan Büyükdoğanay ilgileniyor, telefon numarası 05412074999. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-125-emircan-fidan/", "text": "Bu proje altında bir sahne çalışması henüz gerçekleştirmedim. Fakat başka projelerde sahne deneyimlerim oldu. İşletmecilerin işe olduğundan fazla ticari bakması kanımca en büyük eksiktir. Bir müzisyenin değeri sadece mekana getirdiği kitleyle ölçülmesi, teknik anlamda mekanların yetersiz olması Türkiye'de canlı müzik geleneğine zarar vermekte. Ücret konusundan pek bahsetmek istemiyorum çünkü çalışılan insanlara ve mekana göre değişkenlik gösterir ama bazı müzikle uğraşan insanlar ücret konusunda da müzik piyasasına ciddi bir zarar vermekte. Bunlar eksiklerdi. Bunların haricinde artı bir şey pek görmedim. Rahat geçen bir sahne sürecinde bulunmadım veya şahit olmadım. Bir kaç mekanda sesin iletilmesi gereken her alan için ayrıca tonmeister'lar olması iyi bir şeydir. Bu sadece belli başlı mekanlarda vardır o yüzden bu mekanlardaki sahne süreçleri daha rahat geçebilir. Onun haricinde diğer mekanlarda kendi kendinize tonmeister'lık dahi yapmanız gerekebilir. Neticede her ne kadar müziğin içine dahil bir iş olsa da ayrıca uzmanlık gerektiren bir iş. Tonmeister'ların işlerinde uzman olmayan kişiler olması ve bu kusurun sahnedeki bizlere mal olması diyebilirim. Herhangi bir festival organizasyonunda yer almadım. Sabit olarak sahne aldığım bir mekan yok. Onun haricinde tek sahnelik işlerde yer aldım. Hiç bir mekanda yaptığım işin ücret bakımından gerçek karşılığını alamadım. 2 elektro gitar, bir bass gitar, davul ve vokal ile bana ait olan bu sound oluşmakta. Kompozisyon olarak sözler ve şarkının akışı hususlara özellikle dikkat ederim. Olabildiğince kendini tekrar etmeyen kısımlar, bir önceki ve bir sonraki mısralarla bağlantılı sözler, aralara akılda kalıcı melodiler vs. Yukarıdaki esasları göz önünde bulundurarak kendimce teknik bir şarkı tasarlarım. Olan şarkıları olduğu aranjmandan çıkartıp başka bir şekle sokmak benim en sevdiğim cover yönetimdir. Onun haricinde bugün internet bu kadar yaygınken internette olan bir şarkının aynısını mekanda dinlemeyi veya çalmayı desteklemiyorum. Evde hazırladığım aranje kayıtta bambaşka bir hal aldı. Mesela Sanrı'yı ilk yazdığımda bambaşka bir aranjman ile yazmıştım. Stüdyoya girince her şey çok değişiyor. Şu anlık bir ekip olmadığı için kendi evimde bireysel çalışmalarımı sürdürüyorum. İstanbul'da çok güzel prova stüdyoları var ücretlerini sonuna kadar hakediyorlar fakat kayıt konusundaki ücret tarifeleri genel itibariyle çok tuzlu. Bu işi olduğundan çok zorlaştırıyor. Spotify, YouTube, Fizy, Soundcloud, Shazam vs. Şu an sadece bir tekli yayınlayabildim. Bu yüzden tarzımı pek ortaya koyabilmiş değilim. Bu yüzden bu konu hakkında söyleyebileceğim pek bir şey yok. Sadece her zaman daha iyisi için uğraşıyorum ve devam edeceğim. Kısa vadede bir mini albüm yayınlamayı düşünüyorum. Uzun vadede ise içerikleri arttırmak ve bu içerikleri daha çok kitleye ulaştırmak hedefimdir. En genel hedefim ise sadece müzikle yaşam sürmek. Müzisyenlerin kendilerini gösterebilmeleri için güzel etkinlikler olduğunu düşünüyorum. Olduğundan daha çok desteklenmesi gereken organizasyonlardır. Herhangi bir yarışmaya katılmışlığım yoktur. Teknolojinin gelişmesiyle her şeyin dijitale taşınması, dijitalin popülerleşmesi biz proje sahipleri için her şey daha zorlaştırdı. Müzik yapanın değil sermayesi olanın bu basında ön planda oluşu yıldırıcı bir şey ama bizler de buna karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Dinleyiciyle alakalı sorunum daha genel bir sorun. Bunu kısaca şöyle özetleyebilirim; önüne koyulanı tüketen bir toplum var. Bu konuda seçici olan dinleyiciler tarafından tercih edilebilmek isterim. Onlardan bir beklentim yok. Organizatör ve mekancılardan tek beklentim kararınca kar amacı gütmeleridir. Doğal olarak belli bir kar için bu işi yapıyorlar ama hiç bir kimse başkasının karı için ezilmemelidir. Üniversite öğrencisiyim. Öğrencilikle beraber aktif bir müzik hayatı sürdürmek zor. Ama bu genel olarak hayatın zorluğudur diye düşünüyorum ve bunlardan yorulmuyorum. Instagram, Twitter ve mail üzerinden iletişime açığım. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-126-tremonaut/", "text": "Albümün adı Entropi. Mayıs 2019'da arkadaşlarımın da katkılarıyla çıkardığım, kendi içinde indie, alternatif rock'tan progresif ve psychedelic rock'a kadar değişen hatta bence en son şarkıyla synthwave olan albüm. Kendi evimde, Erasmus'ta yurt odamda, İstanbul'un kafelerinde. Zaman içinde bilgisayar bile olmadan yapmış olduğum bestelere yenilerini katarak; bilgisayar, ses kartı, elektro ve bas gitarım ve mikrofonla yeni yeni kayıtlar aldım. Albümün başlarındaki düşük prodüksiyon şarkıların devamı zamanla tecrübe ve bilgisayar üzerinden synth kullanımımla farklı bir hale geldi. Şarkıların miksini çoğunlukla ben yaptım, birini ise Alptekin Aktaş üstlendi. Profesyonel bir mastering sürecinden geçmediler. Küçüklüğümden beri gittiğim prova stüdyolarına oldukça samimi buluyorum ve bu imkanlarla birçok müzisyenin yetişmesine olanak sağladıklarını düşünüyorum. İlk olarak arkadaşımla ortak YouTube kanalımızda yayınlamaya başladım, fakat YouTube fazlasıyla video odaklı bir platform. Daha sonra Soundcloud'da yayınladım, çünkü indie müziğin has olarak bu platformda yer aldığına inanıyorum. Fakat bu kadar çok sayıda müzisyen profilinin yanında keşfedilme ihtimalini Soundcloud'da düşük buluyorum. En son ise Spotify, Deezer ve Apple Music / iTunes gibi platformlarda albüm olarak yer almaya başladım. En olumsuz bulduğum özellik prodüksiyon kalitemin düşük olması ama bunu zamanla geliştirdim ve geliştirmeye de devam edeceğim. En olumlu bulduğum özellik ise, farklı şeyler denemeyi seviyorum ve çoğunluktan sıyrılabilecek kadar farklı olabildiğimi / olabileceğimi düşünüyorum. İsimlendiremediğim tarzlarda, içimden geldiği gibi müzik yapmayı planlıyorum. Müzik basını kuşkusuz müzisyenin müziğini dinleyiciyle buluşturmasına yardımcı oluyor. Fakat bence hem müzisyenlerin hem de dinleyicilerin yeterince müzik basını farkındalığı yok. Genel cevabım: Fark edilmek, hissetmeleri ve anlaşılmak. İTÜ'de Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği bölümünü bitirmekteyim. Müzik benim için derslerden nefes alıp daha motive devam etmemi sağlayan bir faktör oldu. Asıl niyetim ise iş hayatımda da mühendislik ve müzik arasındaki dengeyi bulmak. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-127-jeton/", "text": "Kayıt öncesi süreç; genelde Birkan'ın yeni bir beste çıkarıp Timur ve Emre'ye dinletmesi ile başlıyor. Ardından Timur söz ve vokal melodilerini, Emre ise üzerine davul yürüyüşlerini ekliyor ve bir gün netleştirip stüdyoya giriliyor. Stüdyoda beraber çalındıktan sonra içimize sinmeyen bir durum yok ise kayıt aşamasına geçiliyor. Kayıt aşamasında eldeki ekipman Emre'nin evine tanışıp sırasıyla davullar, bas gitar, elektro gitar ve vokaller kaydediliyor. Şarkının genel düzenlemesinde bir sıkıntı yoksa şarkı mix aşamasına taşınıyor ve ardından mastering. Bütün bu koşuşturmaca bittikten sonra şarkı digital dağıtıma gönderiliyor ve beklemesi bizim için biraz sıkıcı olan ortalama 2 haftadan sonra şarkı birçok müzik platformunda yerini alıyor. Şu an için şarkıların mix'ini grubun gitaristi Birkan yapıyor, mastering için ise İzmir'den Maven Mastering adında bir stüdyo ile çalışıyoruz. Şu an ne yazık ki yok fakat en kısa sürede beraber prova yapabileceğimiz bir alan oluşturmak istiyoruz. İstisna yerler ve adını kanıtlamış stüdyolar dışında çoğu stüdyo çok küçük alanlar da iyi yalıtım yapılmamış yerler buda doğal olarak içeride kötü bir duyuma yol açılıyor. Bunun üstüne birde bu küçük odalar da devasa gitar amfileri (Örneğin 4x12 speaker'a sahip kabine bağlı kafa amfiler) koyuyorlar ve gitarist için ses açsan kimse birbirini duyamaz sesi kıssan gitardan ton çıkmaz serüveni başlamış oluyor. Ayrıca yine bir çok yerde bateri çok bakımsız ve akortsuz oluyor ve bu durumda bateristin davulu tonlaması vakit alabiliyor. Son olarak yine bir çok yerde monitörler çok özensiz yerleştirilmiş ve neredeyse hiç bir işe yaramaz konumlarda oluyorlar ve vokal kendini duymadan ezbere söylemek zorunda kalıyor. Bir de özellikle filtre kahvesi olan stüdyoları seviyoruz, ayılmamız için etkili rol oynuyor. Şu an iki yeni teklinin üzerinde çalışıyoruz ve ağustos ayında yayınlamayı planlıyoruz. Uzun vadeli planlarımız arasında bir an önce konserle başlamak, her ay yeni bir tekli yayınlamak ve akustik videolar kaydetmek gibi planlarımız var. Bize göre müzik ruhsal bir tepkime ile var olur. Müzisyen hislerinden damlayanları notalara, sözlere döker ve bir bütünlük oluşturur. Dinleyici bu bütünlüğün içinden kendinden bir anlam yakalarsa o parçayı sever ve benimser. Bu durumda kimin neye göre müziği yarıştırdığını ve bu yarışta neye göre dereceler verdiğine anlam veremiyoruz. Sonuç olarak bu yarışmaların birkaç insanın cebini doldurmak dışında bir işe yaradığını düşünmüyoruz. Bugünler de popüler müzikten çok sıkıldığını ve artık daha farklı sound'lar duymak istediğini söyleyen insanlar ile daha sık karşılaşıyoruz bu hoşumuza giden bir durum ama bir çok insan yer altında yükselmeye çalışan grupların veya solo projelerin kayıt kalitesini büyük şirketlerden çıkmış kayıtlar ile kıyaslıyor fakat arada dudak uçuklatacak bütçe ve beraber çalışılan büyük ekipler gibi farklar var. Dinleyicilerin özellikle yerel grupları Aslında güzel ama kayıtları çok kötü abi ya, Bir Led Zeppelin değil aga vb. sebeplerle tek çırpıda silip atmak yerine bir nebze daha sahiplenerek ilerleyen günlerde bu grupların daha iyi imkanlar ile daha çok daha iyi işler çıkartacaklarını ummalarını dilerdik. Aramızda günlük yaşamını sürdürebilmek için çalışmayanımız yok. Farklı farklı iş alanlarında kısa vadeli, uzun vadeli durumlarda çalışmak durumunda kalıyoruz. Bizimkisi aslında günü kurtarmak ve üretim sürecimizi bu süreçte gerekli olabilecek ihtiyaçları en iyi şekilde yerine getirme gayreti. Stüdyo kiralama masrafları, eskiyen veya kopan teller, bozulan ekipmanlar, referans monitörleri, daha iyi kayıt, mix ve mastering imkanları gibi kat ve kat çoğalabilecek bir sürü masraf var. Kendi söylemimizle müziğimizi icra edebilmek için iyi bir çalışma ortamına ve zamana ihtiyacımız var. Bunu sağlayabilmek için de paraya ihtiyacımız yok demek isterdik ama bu berbat bir paradoks. jetonbandofficial@gmail. com adresine mail atabilirler veya direk sosyal medya üzerinden iletişme geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-128-osman-tugsal/", "text": "Genelde projelerimi uzun sürede üzerine düşünerek ve tek başıma canımı yiyerek yapmayı tercih ediyorum, tabii kreatif kişilerle de işbirliğinden çekinmiyorum, örneğin Limon Ağacı şarkısında ingiliz aranjör Adrian York'la çalıştık, kendisi 60'lı yaşlarda ve türkçe anlamıyor, ikimizin kafa ve düşünce yapısından ortaya çıkan funky sounddan çok memnunum. Sahne alma durumundan bahsedecek olursak aile gibi olduğumuz bir orkestramız bar denilebilir. Orkestramdaki arkadaşlar Kıbrıs'ta aktif olarak bir çok projede bulunmakta, İngiltere'de ise çalıştığım aranjör Adrian; 80'li yılların ingiliz pop gruplarıyla çalışıyordu. Bu soruyu ben de kendi kendime bol bol soruyorum, tam olarak bir cevap bulamasam da sanırım içinde bulunduğum dönemden dolayı yerli sahneden bol bol dinlediğim Pinhani'nin büyük etkisi var. Bir dinleyicim bana Coldplay ve Ortaçgil'in ortak çocuğu demişti, ilginç bulmuştum çünkü tam bir Ortaçgil hayranıyım, her şeyden önce söz yazarı kimliğimden ödün vermiyorum ama kendi soundumda aynı Coldplay gibi elektronik ve akustiği birlikte harmanlayan enerjik çalışmalara da önem veriyorum. Bunun yanı sıra, Radiohead, Amy Winehouse, Bernhoft, Ceylan Ertem gibi -ki bu liste say say bitmez- farklı çizgide ama özünde çok güzel ve özel üretim yatan müzisyenlere kapılmadan edemiyorum. Kıbrıs'ta var olan tüm canlı müzik mekanlarında sahne almışımdır sanırım, aynı şekilde gençlik festivallerinde de. Okuduğum yer Londra olduğu için bir yılın 8 ay'ını orada geçiriyorum, orada da Türk barlarında sahne almışlığım var. Mesela geçen ay Londra'da 22000 kişinin önünde Kıbrıs Türk festivalinde çaldım. Henüz sadece Kıbrıs'taki mekanlarla ilgili cevap verebilirim. Burada sahne aldığım yerler her zaman çok kibar ve saygılı yaklaşıyor biz müzisyenlere, bizim oralarda biraz ahbap çavuş ilişkisi var, tabii bu kimseyi rahatsız etmiyor sanırım çünkü herkes birbiriyle ahbap. Bu yüzden eğlenceli bir ortamımız var diyebilirim. Umarım Türkiye'deki büyük sahnelerde de bu samimiyeti tüm çalışanlarla koruyabileceğiz orkestram ile. İşte bu noktada biraz eleştirebileceğim sanırım, yer yer ses sistemimizi kendimiz kiralamamız gereken zamanlar oluyor, sahne diye paletlerin üzerinde çalmamız da gerekebiliyor, tabii kızmıyorum, Kıbrıs'daki sektör henüz çok küçük, yakında Türkiye'deki mekanları da gözlemleyince bu soruya daha geniş bir cevap verebileceğim. Ne yazık ki söylenen saatten geç başlama gibi bir alışkanlık geliştirdik, şu veya bu sebeblerden kafadan 1 saat kaybediyoruz, hem dinleyicinin hem de organizasyonun buna dikkat etmesi gerekli diye düşünüyorum. Kıbrıs'da bir çok gençlik festivalinde, Londra'da ise Kıbrıs Türk festivalinde çaldım, genelde bu ortamlarda her şey çok profesyonel çalışıyor, karşınızda da müzik dinleme kültürüne sahip müzik severler olunca tadından yenmiyor. Henüz 20 yaşındayım, haliyle beni dinlemeye gelen dinleyicinin de yaşı 18-28 arası oluyor genelde, bu durumdan memnunum, artık müzik dinlerken farklılık arayan, hemen herkesin kolaylıkla YouTube'da öğrenebileceği şarkıları vasat şekilde cover'lama dönemi bitti sanırım, seyirci bestelerimi seviyor ve bunu dile getiriyorlar sağolsunlar, ben de elimden geldiğince kendi ürettiğim şeyleri çalmaya özen gösteriyorum, tabii sevdiğim şarkıları da mutlaka cover'lıyorum, ben de dahil herkes bir barda eğlenmek ister! Dip Not: Hakkıyla duyumu güzel cover yapan tüm müzisyenlere sonsuz saygı duyuyorum. Genelde kapıya çalmak dediğimiz sistemle çalışıyoruz, bunun dışında asgari şartların sağlanması yetiyor. 2018 Aralık ayında üç şarkılık Sonunda Buldum EP yi çıkarttım, YouTube ve Spotify'dan ulaşılabilir. 2019 yazında ise Limon Ağacı henüz yeni çıktı, benim içime çok sinen bir çalışma oldu! Kendi YouTube kanalımda resmi olmayan akustik çalıp söylediğim besteler mevcut, merak edenler bir bakabilir. Akustik gitar benim en yakın arkadaşımdır, her an benimledir, hepsinden önce şarkı yazarı kimliğim bu şekilde oluşuyor, kayıtlarda da bu samimiyeti kaybetmemek için önce akustiklerle doğal bir aranje yaratıyorum, üzerine olmazsa olmazım synth soundlarımı birleştiriyorum ve kendi duymak istediğim şeyi duyana kadar çalışıyorum. Besteciliğimi ön planda tutmaya da özen gösteriyorum. Sebebi ise; 7B'luk dünyada benim anlatacağım hikayeyi başka kimse anlatamaz, bende başkası gibi anlatamam biliyorum. 18 yaşındaki Osman kolay yola kaçmak deyip sinirlenirdi, 20 yaşındaki Osman bir başkasının yazdığı şarkıya kendi hislerini katıp ortaya inanılmaz bir duygusal dünya koyan cover müzisyenlerini hayranlıkla izliyor. Bunun yanında kendini tanıtmak için bilindik şeyleri çalma durumu da kesinlikle ayıp değil! Okuduğum okulun prodüksiyon stüdyolarında saatlerce çalışıyorum. Londra, Westminster Üniversitesi. Dünyadaki en yeni ekipmanlar elimin altında oluyor orada, bu durumdan çok memnunum. Gerilmemeye ve vokal kayıtları öncesi bağırıp çağırmamaya özen gösteriyorum. Genelde tüm kayıtlarımı tek başıma, kendi dünyama kapanarak yaparım. Bu bana inanılmaz bir huzur veriyor. Kıbrıs'ta sevgili Emre Yazgın var işinde çok iyidir, hatta Buray'lada çalışıyor. Aynı şekilde genç arkadaşlarımdan Hüseyin User genç yaşta şaşırtıcı şekilde harika işler çıkarıyor. Londra'da ki okulda bir çok ingiliz arkadaşım da bana bu konuda yardımcı oluyor. Bazen birimizin odasında, bazen de kiralık stüdyolarda çalışıyoruz, yeni repertuar döneminde uzun soluklu ve gerçekten yorucu bir döneme girerken, hazır repertuarı çalacağımızda herkesin bireysel çalışmasını yapması yetiyor. Mimiklerimden leblebiyi anlayan arkadaşlarımla çalışıyorum ne mutlu ki. Teknoloji çok gelişti, bir ses kartıyla ortaya çıkan şeyler inanılmaz, hal böyle olumca ekipmandan çok atmosfere önem veriyorum, beni moda sokmalı! Tüm dijitallerde ve YouTube'da varım, pek yorum yapmak istemiyorum, hal daha gelişimde olan bir dijital dünyadayız. Güzel müziğe önem verip, playlisting durumunda biraz adiliyet gerekiyor sanırım. Pek olumsuz düşünmüyorum, bir şeyi başarımca seviniyorum, bu noktaya geldim şimdi daha ileri nasıl giderim diye kendime soruyorum. Mümkün olan en geniş kitleye müzik yapmak, bunu söylemekten hiç gocunmuyorum. Yarışmalar show dünyasına aittir, içerisinde bulunan müzisyenlerin yarattığı şey ise bir yarışma show'u dur. Müzik ön planda pek değil sanırım. Tabii birilerine bir şekilde kapıları açan yarışmalar varsa ne ala. Tabii profesyonel bir sektörde ulaşması zor kişiler olabiliyorlar ama biraz da öyle olması güzel sanırım, başarı yakalayınca bu noktaya otomatik gelebiliriz sanırım. Dinleyicimizden rica ediyorum, anlatılan hikayeyi can kulağı ile dinleyin, Müzisyen ve organizatör gelen dinleyiciye ev sahipliği yapmalıdır, hem birbirimize hem misafirimize bolca saygı duymalıyız. Yaptığım da okuduğum da iş budur. Bunun için doğdum. Başka da bir şey becermem zaten. Instagram, Twitter, Facebook, YouTube Osman Tuğsal diye aratarak bulunabilirim, projeleri oralardan duyuruyorum. iletisimotugsal@gmail. com hem bana hem Kıbrıs menajerime ulaşımı sağlayacaktır! Osman Tuğsal, karanlıkta, en umutsuz anda, ya da ortada hiç bir şey yokken hayata tutunmakla ilgili yaşanan kendini kaybedişlerin karşısında umut peşinde koşan adamdır. Kendime ve dinleyiciye umut olmak isterim. Üzerimize güneş doğacak. Toplulukta konuşamaya utanan arkadaşım konuşacak, ailesinden hiç mal kalmayan genç arkadaşım hayal ettiği yere gelecek. Ölümden korkan belki kucaklayacak, tutunmak için her zaman bir sebep bulacağız. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-129-monday-in-neptune/", "text": "Furkan Karadeniz; 11 yıl gibi bir süredir Gökçe'nin orkestrasında gitarist olarak sahne almakta. Uzun yıllar Found Deep ile bir çok festival ve mekanda beste/cover ile sahne almıştır. Röyksopp, Sohn, RY X, Jon Hopkins. Üretim aşamasındayız ve bu isim adı altında henüz sahne almadık. Eksikler: Vizyon sorunumuz vardı. Daha ucuza bulduğu projeyi daha iyi çalan bir projeye değişen işletmecilerimiz vardı. Artılar: Daha çok sahne alacak mekanlarımız, küçük kitlesi olan müzisyenlerin de seyircisiyle bir araya gelebilecek mekan çeşitliliği mevcuttu. Bundan 5-6 yıl öncesine kadar kısıtlı ses sistemleriyle, sound'a çok önem göstermeden sizden harikalar yaratmanızı isteyen insanlar ve mekanlar varken, şu an ses ışık teknolojisi anlamında dünya standartlarında konser salonlarına sahibiz. Hemen hemen Türkiye'nin her yerinde, Avrupa'da birçok şehirde konser vermiş bir müzisyen olarak şunu söyleyebilirim; ülkemizde zamanlamala ve planlamayla ilgili hep sorunlarla karşılaşılıyor. Sahnenin kurulum ve teslim edilme saati, soundcheck / sahne saati vs. Genelde festivaller bu konuda daha sistematik. Belçika, Almanya, Hollanda gibi ülkelerin işleyişleri ise dakikası dakikasına işliyor. 2003 Creamfields Festivali Placebo öncesi, Uludağ Üniversitesi Bahar şenlikleri MFÖ öncesi, Işık Üniversitesi Athena öncesi gibi birçok festivalde sahne almanın en güzel yanı bestelerinizi dinletebileceğiniz binlerce yeni insanla karşılıklı birbirinize bakıyor olmanızdır. Sahne öncesi hazırlıklarınız için çok zamana sahip olmasanız da karşınızda sizi dinleyecek ciddi bir kalabalık olur ve bunu değerlendirmek için en iyi performansınızı sergilemeniz gerekir. Tecrübelerimde farklı projelerle farklı şehir ve mekanlarda geniş yaş aralığındaki kitlelere gerçekleştirilen performanslar mevcut. Bence müziğin birleştirici bir güce sahip olduğunun bilincinde kitlelerle iletişim içindeyiz. Benim sahne aldığım projelerde, ulaşımından, konaklamasına her şey olması gerektiği gibi işliyor. Fakat hala 90'lar mantığında mekan işletmeye çalışan ve müzisyenini o gün orada layıkıyla ağırlamayan, kendini küçük kalmaya mahkum etmiş bir kaç mekandan da maalesef haberim var. Mart 2019'da dijital platformlardan yayınladığımız iki track'imiz mevcut. 1 dakikalık intro'muz Voyager 2, adını Neptün gezegenini ilk keşfeden uzay aracından alıyor. Highly Infected ise problemli bir ilişkilinin gel-gitlerini konu alan bir hikayeye sahip. Sahip olduğumuz alışkanlıklara bize ne derece zarar verirse versin ısrarla tutunmak istememizden esinleniliyor. Monday in Neptune bizi; ambient sound'u sequencer'larla destekleyip, down-tempo hissiyatlı derin bir yolculuğa çıkarıyor. Gerçekten iyi uyarlanmış şarkıların orijinal versiyonlarından daha çok ilgi duyulduğu örnekleri mevcut. Cover üretim öncesi için de bir prova gibi görülebilir. Benim gönlüm, günümüz dünyasında dinleyicinin her müziğe kolayca ulaşabildiği bir ortamda herkesin özgürce üretmesinden yana. Kayıtlarımızı, miks ve sound design'imizi 46 Hertz ve Moda17A Records'da gerçekleştirdik. Bir adada okyanusa bakan bir odanın tam tersine, kalabalık, birbirine tahammülü olmayan insanların, trafik ve kornaların arasından geçip yalıtımlı bir odaya kendimizi kilitleyerek üretim aşamasına geçebiliyoruz. Ürettiğiniz işe değer veren yakın dostlarınızın olması gerçekten değerli ve önemli. Miks için Volkan Konuk, Mert Karayazı, Metehan Balta gibi değerli ses mühendislerinden destek alıyoruz. Şarkılarımızın Stem Mix & Mastering için Levent Büyük'ün tecrübesinden geçiyor olmasından da çok mutluyuz. Kendimize ait ortamlarda üretip prova edebiliyoruz. Arada başka işler yapmak durumunda olsanız bile o ortam sizin mental olarak işe daha hızlı geri dönmenizi sağlıyor. Özellikle İstanbul'da, gayet büyük teknik kapasitesi yüksek, sahnedeki performansınızın aynısını prova edebileceğiniz, farklı oda sound'larında kayıtlar yapabileceğiniz bir çok stüdyo var. Herkesin müzik dinleme alışkanlığın farklı olduğu bir gerçek. Bu yüzden tüm platformlarda olmasına önem veriyoruz. Üretebiliyor olmak ve bunu çevremizdeki insanların da desteğiyle başka bir seviyeye taşıyor olmaktan mutluyuz. Eylül 2019 sonu bir şarkı daha yayınlamayı planlıyoruz. Şubat 2020 gibi de bir EP planlıyoruz. 45-60 ve 90 dakikalık farklı performanslar hazırlayıp canlı canlı seyirciyle buluşmak istiyoruz. Farklı söz yazarı, solist, müzisyen ve prodüktörler ile ortak projeler üretmek istiyoruz. Görsel sanatçılar ile canlı performanslar planlıyoruz. Proje için her türlü fikre ve icraata açığız. Geçmişte Roxy Müzik Günleri'nde jüri özel ödülü, Radyo Boğaziçi Battle of the Bands beste yarışmasında birincilikle onurlandırıldığımız tecrübelerimiz var. Müziği yarıştırmak değil de, oradaki tecrübeyi, olumlu/olumsuz eleştiriyi müzik kariyerine dönüştürebilmek için bir fırsat olarak görmek gerektiğini düşünüyorum. Eğer bunun adına araştırmacılık diyorsak, yeni çıkanı herkesten önce keşfedip okurlarına sunmak konusunda biraz daha aktif olmalılar diye düşünüyorum. Dijital ortamda her hareketin veriye dönüştüğü bir dönemdeyiz. Dinleyicinin abone olmak, playlist'lerine eklemek, beğenilerini olumlu/olumsuz yorumlamak, takip etmek, çevresiyle paylaşması gibi konularda daha aktif olması gerektiğini düşünüyorum. Buradaki hareketlilik zincirin halkasını oluşturuyor. Sonrası menajerler, organizatörler vs şeklinde zaten kendiliğinden gelişiyor. Hayır uzun yıllardır sadece müzik ile ilgilenmekteyim. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-130-pagos/", "text": "Biz ilk 2016'da bir EP çıkarmıştık, sonradan baya tarz değiştirdik o yüzden Spotify'da önerilenler biraz karışık sanırım. İlerlediğimiz yönde benzediğimiz gruplar Adamlar, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Palmiyeler, Jakuzi, Evdeki Saat vs. Babylon, Dorock XL, IF Beşiktaş, Karga Kadıköy, Ankara Noxus, Eskişehir Spr Pub, İzmir Alsancak Volume, Zeytinli Rock Festivali, Boğaziçi Taşoda Festivali, Sabancı Offtown Festivali, Bebek Festivali. Eksikler: Kulislerde daha fazla içki verilmeli. Artılar: İyi mekanlarda sesçiler genellikle baya iyi oluyor, bizim de dinleyenlerin de daha çok zevk almasını sağlıyorlar. Festivallerde yer aldık. Biz zaten festivallere gitmeyi çok sevdiğimiz için bi de üstüne konser verince tadından yenmiyor vallahi. Özellikle son Zeytinli bizim için çok keyifli geçti; hayran olduğumuz bir sürü insanla tanışma fırsatı yakaladık, bol bol içtik dans ettik, arabayı havuza attık yani. 😀 Fakat ilginç bir şekilde kendimiz peşinden koşturduğumuz festivallerde pek yer alamadık, genelde okulun müzik kulübünden ya da internetten haberi olup bize yazan organizatörler sayesinde sahne alabildik. Şu ana kadar özellikle bar konserlerinde genel olarak eş dost ve onların eş dostu ve onların eş dostu geldi. Bu minicik kitlemizle karşılıklı yükseliyoruz baya konserlerde, samimi ve eğlenceli bir ortam oluyor. Umarım dinleyici kitlemiz ve konsere gelen yelpaze büyüyünce de bu ortamı kaybetmeyiz. Genelde ya satılan bilet üzerinden para alıyoruz ya da belirli bir kaşe oluyor. Yan haklar da 3er bira falan. Pek kayda değer ücretler almıyoruz, totalde eksideyiz diyebiliriz. 😀 Aslında bu yakın zamana kadar pek sorun değildi ama mezuniyetlerin de yaklaşmasıyla yavaştan gerilmeye başladık. Şu an üçümüz de çalışıyoruz ve böyle yaşamak biraz yorucu. Konserlerden geçinebileceğimiz miktarda para kazansak baya tatlı olur. Bu bahsi geçen ilk EP'miz. Bunda Vera'nın solisti Arel Koray Nalbant'la çalıştık. Arel ve Canberk sayesinde epey geliştirdik kendimizi bu süreçte. O zamanlar benim 20'ye yakın bestem vardı, amatör kayıtlarını yapıp hepsini Arel'e attık, sonra bu 5'li kaldı. Lise 2'de yazdığım şarkı da var, EP'yi kaydetmeden 1 ay önce yazdığım şarkı da var. Bu şarkı uzun aradan sonra yayınladığımız ilk şarkı. Grupça baya seviyoruz kendisini. Bu da ikinci teklimiz, bu biraz daha sert Deliriyorum'a göre. Hatta tarz olarak baya farklı 😀 Bu geçiş döneminde farklı soundlarda birçok şarkı çıktı, biz de bir kısmını seri tekliler halinde yayınlamayı düşünüyoruz. Daha sonra da kendi içinde bir sound bütünlüğü olan ilk albümümüzü yayınlayacağız rüzgar eserse. Şu ana kadar yayınladığımız kayıtlarda Egeberk Deliceli ile beraberdik. Egeberk'le yollarımızı ayırdık geçtiğimiz Mayıs'ta. Kendisine çaldığı güzel davullar ve kalan her şey için teşekkür ederiz. Sound konusunda tam olarak ne istediğimize hala karar vermiş değiliz, gün geçmiyor ki farklı bir tarz deneyip 'aa iyiymiş bu da' demeyelim. O yüzden net bir şey söylemek zor. Genel olarak sadeliği seviyoruz. Şarkıların sözleri ise şimdiye kadar doğrudan özel hayatımla ilgili oldu hep. Henüz hayali olaylar veya karakterler hakkında şarkı yazmak pek içimden gelmiyor. O dönem canımı sıkan, kafamda dönen ne varsa ondan bahsediyorum genelde. Bizce konserlerde cover çalmak eğlenceli olabiliyor, özellikle de yorum katıp insanları şaşırtabildiğimiz şarkılarda. Repertuarımız beste ağırlıkla olsa da vakit bulursak birkaç cover ekliyoruz genelde. Bunun yanında tabii ki sahne verilmeme endişesi yüzünden bestelere ağırlık vermeme gibi şeylerin hem o grup hem de sektör için yararsız bir hareket olduğunu düşünüyoruz. Kayıtlarımızı plak şirketimiz Arpej Müzik'in kayıt stüdyosunda Burak Matiz ile gerçekleştiriyoruz. Miks için Orçun Ayata ile çalışıyoruz tekli serisine başladığımızdan beri, Orçun'la da karşılıklı baya yükseliyoruz. O bizim işleri beğeniyor biz onun işleri. Master için ise en son Barış Ergün ile çalıştık Yardım Et şarkısında, duyduklarımızdan gayet memnunuz. Provalarımızı Şişhane'de Master Studio'da alıyoruz genelde. Ama arada evde toplaşıp da çalıyoruz. Haftada iki gibi ortalamaya vurursak, ama dönemine göre değişiyor tabii. Biz kullandığımız stüdyolardan gayet memnunuz. Arpej stüdyolarından bahsetmiştik zaten. Prova aldığımız Master Studio'ya da yıllardır gidip geliriz, oranın sahibi Cenk Biner de bir ekipman ihtiyacımız olduğunda vs. hep destek olmuştur sağolsun. Tabii ülkenin ekonomik durumu sebebiyle oluşan olumsuz koşullar da yok değil, ama kökünün müzik sektöründen daha derinlerde olduğunu düşünüyoruz bu tarz problemlerin. Her yerden yayınlıyoruz ama temel olarak iki platform var. Spotify'ı çok seviyoruz, hem dinleyenlerin keşfetmesini hem de sanatçıların keşfedilmesini kolaylaştıran ve hızlandıran bir platform olduğuna inanıyoruz. Youtube biraz daha hızlı yanıp sönen, sanat tüketiminden ziyade vakit geçirmek için kullanılan bir yermiş gibi geliyor. Yaptığımız şarkıları ve konser vermeyi çok seviyoruz. Olumsuz bulduğumuz tek şey bu işten para kazanmanın bu kadar zor olması sanırım, biraz daha sermayemiz olsa belki paraya çevirmek daha kolay olabilirdi. Bol bol konser verip müzik yapıp hayatın tadını çıkarmak. Şu ana kadar irili ufaklı birçok sayfa bir bütçe istemeden bizim hakkımızda bir şeyler paylaştı. Müzik yapmayı seven insanlar olduğu gibi müzik hakkında yazmayı çizmeyi seven insanlar da var ülkemizde. Muhakkak bu işi esnaflığa döken mecralar vardır ama zaman içerisinde aradaki farkın okuyanlar tarafından ayırt edildiğine inanıyoruz. Dinleyiciler: Bir tık yorucu olsa da yeni şarkılara-gruplara şans verilmesi, bunu yapan insan sayısı da Spotify sayesinde gün geçtikçe artıyor bizce. Organizatörler: Sürekli rock/elektronik/caz gibi konseptlerde festivaller yapmak yerine daha spesifik mini festivaller yapılabilir soundu birbirine yakın gruplarla. Ben de Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum ve son bir senedir SOR'UN firmasında Solution Architect olarak çalışıyorum. İki hayatım var gibi, sabahları iş akşamları müzik. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-132-dusun/", "text": "Alternative Rock, Singer & Songwriter, Indie, Pop, Bedroom Pop asıl türümüz. İlk teklimiz Basit Güzel Şeyleri 16 Ağustos 2019'da dijital müzik platformlarında bağımsız bir şekilde kendi imkanlarımızla yayınladık. Parçayı mayıs ayında Boston'da Arsan hayali bir Indie grup için enstrümental olarak yazdı ve Türkiye'ye gelince Onur dinleyip anında sözleri ve vokalleri yazdı ve bu parça ikili olarak başlangıcımız oldu. Belirli bir kalıp veya janrı takip etmek yerine hislerimiz ve düşüncelerimize o an uygun gelen müzikal ve lirik konseptlerden yola çıkarak parçalarımızı yapmaya gayret ediyoruz. Bunun haricinde şimdiden kendimize ait bir sound yarattığımıza da inanıyoruz. Kulağımıza güzel gelen her şeyi kendimize göre yorumlayıp, ona benliğimizden parçalar katıp bunları eserlerimizin merkezine koyuyoruz. Uyarlama eserler bizce eski ve yeniyi aynı zamanda farklı düşünce yapısına sahip sanatçıların kafa yapısını müzikal anlamda harmanlamak için gayet önemli bir bağlam. Bunu bir endişeden çok bir etkileşim olarak ele almayı tercih ederiz, çünkü bizce her sanatçı sonuçta başkalarından etkilenerek kendini ifade etmeyi öğreniyor ve bu duygusal bağ uyarlama eserlerle güzel ve somut bir şekilde ortaya çıkabiliyor. Bütün vokal ve enstrüman kayıtlarımızı evde yapıyoruz. Genelde şarkı fikirlerini belli bir eskize oturtup, arabayla dışarıda turlarken dinleyip üstüne bir kahve içiyoruz. Sonra eve dönüp devam ediyoruz. Genelde 3-4 gün içinde bu düzeni devamı ettirip bir şarkı bitiyoruz. En çok arabada ve toplu taşımada aklımıza ana fikirler geliyor. İlk teklimizin mix ve master'ını kendimiz yaptık, bundan sonra çıkacak bir parçamız için yakın dostumuz Adham Farid'le çalıştık. Diğerlerini de ya kendimiz ya da Adham'la yapmak istiyoruz. Yatak odası. Arabada da beatbox ve doğaçlama yapıyoruz. Çok verimli ve kaliteli olabileceğine inanıyoruz, en azından öyle duyumlar aldık. Ama şimdilik bütçe ve verimlilik açısından evimizi tercih ediyoruz. Spotify, YouTube, Apple Music gibi ana akım dijital müzik ve medya platformlarında yayınlıyoruz. Bu platformları erişebilirlik açısından çok beğeniyoruz ve özellikle Spotify'ın şarkı önerme algoritmalarına bayılıyoruz. Eksik olarak düşündüğümüz tek nokta başka şeylerde de olduğu gibi bu konuda da parayı verenin düdüğü çalması. Çünkü şirket desteği ve finansal olanağı çok olan sanatçılar çok daha rahat bir şekilde büyük listelere girebilirken yeni çıkan sanatçılar ve gruplar bu konuda çok daha geriden başlıyor. Müzikal olarak ve arkadaş olarak kimyamızın inanılmaz bir derecede uyuşması bizi çok mutlu ediyor. Çok hızlı bir şekilde bizi tatmin edebilecek şarkılar yapabiliyoruz. Özellikle ikimizin de depresif ve yıkık bir dönemden çıkmamıza vesile oldu projemiz. Tek sıkıntı beraber müzik üzerinde çalışabileceğimiz sadece iki ay gibi bir süremizin olması çünkü birimiz okul için yaz sonunda yurtdışına gidiyor. Ama yine de çalışmalarımıza devam edeceğiz, malum internet çağındayız ve birbirimize şarkı fikirlerini gönderip yine birçok şarkı çıkaracağımızdan eminimiz. Sevdiğimiz ve istediğimiz müzikleri yapmaya devam edip bunları insanların da dinleyip bir şeyler hissettiğini görmek bizi çok mutlu eder. Uzun vadeli olarak da konserler verip dolu salonlar görmek, daha fazla insanla ve daha yüksek bir bütçeyle gerçekten kalıcı şarkılar, klipler kısacası ürünler yaratmak isteriz. Müzik yarışmalarının bizim için önemi çok büyük, çünkü lisede tanışmamıza ve en nihayetinde beraber müzik yapmaya başlamamıza vesile olan şey Vodafone Freezone Liselerarası Müzik Yarışması oldu. Onur bu yarışmada En iyi erkek solist ödülünü aldı ve bu ona hayatında müzik yapmaya karar verme cesaretini göstermesinde yardımcı oldu. Müzik basını bizce okurları ve müzisyenlerin sadece müzik zevki olarak değil, aynı zamanda kafa yapısı olarak da birbirini bulması ve etkileşime geçmesi için çok önemli bir mecra. Özellikle ülkemizde bulunan böyle kuruluşların çoğunun bağımsız ve bu işi gerçekten çok sevdiği için yapan güzel insanlar olması bizi çok mutlu ediyor. Dinleyicilerden beklentimiz sadece beğendikleri sanatçılara ellerinden geldiğince desteklemeleri. İlk teklimiz çıktığımızda aldığımız bütün dinlemeleri arkadaşlarımız ve şarkımızı bir şekilde keşfeden dinleyicilerin sosyal medya paylaşımlarına borçluyuz. Daha grup olarak hiç sahne deneyimimiz olmadığı için mekanlar ve organizatörler hakkında diyecek bir şeyimiz yok. Müzisyenlerin de dinleyiciler gibi olabildiğince birbirlerini desteklemeleri ve yeni şeylere ve ortak eserler çıkarmaya açık olması bizce çok önemli. Onur İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü'nde, Arsan da Berklee College of Music'te öğrenim görüyor. Sosyal medya hesaplarımızdan ve e-mail adresimiz dusunmusic@gmail. com'dan iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-133-kadirhan-ayter/", "text": "Eksik: Bazı mekan sahiplerinde olan bir şekilde ses çıksın da gerisi önemli değil düşüncesi. Daha önce Efes Brewstival' da yer aldım. Olumsuz hiçbir şey yaşamadık. Ulaşım, konaklama, ilgi alaka çok iyiydi. Sahne ve ekipman olarak hiçbir eksik yoktu, kuliste beklediğimizden fazlası vardı, herkes güler yüzlüydü ve her şey çok keyifliydi. Genel olarak güzel müzik dinlemeyi seven, yeni seslere açık kişilerden oluşuyor sanırım. Konserden sonra çok iyi tepkiler geliyor ve gelenler mutlu ayrılıyor. Yardım konseri vb. bir organizasyon olmadığı sürece sahne aldığım yerlerden ücret alıyorum. Aldığım ücrete ek olarak şehir dışıysa konaklama, yol, yemek dahil oluyor. Bir de mekanda/alanda kullanılmak üzere içki fişi alıyoruz. Bazı müzisyenlerin içki sınırı olmayan mekanlarda gidip sadece ücretsiz diye gereğinden fazla yiyip içtiğini de bildiğim için aslında mekanlara da çok kızamıyorum. Bizi biz bu hale getirdik ne yazık ki. Ama tabi ki içkinin sayısı veya türü konusunda bir kısıtlama olmaması gerektiğini düşünüyorum. Buna ek olarak kuliste en azından meyve, kuruyemiş vb. atıştırmalık olması ve kulis tuvaletinin temiz olması artık şart olmalı. Zaten canımızı sıkan birçok şey mutlaka başımıza geliyor, müzisyenin sahneye çıkmadan önce olabileceği en iyi halinde olması ve sadece performansa odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Sound olarak bütün enstrümanların en saf ve akustik olarak duyduğumuza en yakın hallerini kaydetmeye ve olabildiğince az editle live hissiyatı vermeye çalışıyorum. Sözlerimde değindiğim konular genel olarak beni rahatsız eden, üzen veya kızdıran şeyler. Aşk, hayat ya da yaşadığım bir gün veya gecenin hikayeleri. Üreten biri olarak tabi ki ben de maksimum beste minimum cover çalarak ilerlemek istiyorum ve bu konuda gerçekten çok diretiyorum. Fakat herkes bilmediği şarkılara o kadar açık olmayabiliyor, birkaç şarkı sonra sıkılıyor ve bildiği bir şarkı duymak istiyor. Sonuçta seni dinleyen kişi eğlenmeye çıkmış, seni tanımıyor ve yüksek ihtimalle müziğe senin baktığın gibi bakmıyor. Mekan sahipleri ve organizatörlerin tek derdi de insanların ne kadar eğlendiği ve ne kadar içki içtiği. Onlara da kızamıyorum tabi ki ama bence bildiğin bir şarkıyı istediğin zaman açıp dinleyebilirsin. İnsanlar yeniliğe açık olmadığı sürece müzik daha yavaş ilerliyor ve hala sadece cover yapan insanlar ünlü olup konserler verebiliyor. Onlara kötü ya da yanlış demiyorum tabi ki ben de cover çalıyorum, ama zaman değişiyor ve müzikal olarak dinleyiciyi eğitme şansı da sanatçıların elinde. Ben sanatçının her zaman üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Her şeye rağmen şu an Türkiye'de müzik adına güzel şeyler yapılıyor ve bu beni mutlu ediyor. 'Tanışmamışız Gibi' nin bir kısmını ev stüdyomda bir kısmını arkadaşımın stüdyosunda kaydettim. 'Delip Geçer' in vokal kayıtlarını ve önümüzdeki günlerde çıkacak EP'deki bütün enstrüman ve vokalleri Erekli Tunç Stüdyoları'nda kaydettim. Kayıt öncesi ben bütün şarkıların demolarını evde kaydedip kayıtta çalacak müzisyenlerle ve prodüktörlüğü kim yapacak ise onunla paylaşıyorum. Daha sonra kaydı, miksi ve prodüktörlüğü yapacak kişi veya kişiler ile oturup şarkıları beraber dinleyip üzerine ne yapabileceğimizi, ne ekleyip ne çıkarabileceğimizi ve kaydederken hangi mikrofon, amfi, enstrümanları kullanacağımızı konuşuyoruz. Müzisyenlerle ise gerekirse evde bir demo kayıt alıyoruz, onun dışında bütün sihir kayıt esnasında gerçekleşiyor. Miks için Mert Kasap, mastering için Sterling Sound' dan Chris Gehringer ile çalışıyorum. İkisi de beni çok rahat ettiren ve işlerini çok çok iyi yapan mühendisler, onlarla çalışma imkanı bulduğum için çok şanslı hissediyorum. Evde elektronik davul ve amfiler ile çok yüksek ses çıkarmadan prova yapacak bir alanım var. Genelde evde şarkıların trafiklerine bakıyoruz ve akorlar, riff'ler ve ritm üzerine konuşuyoruz. Daha sonra stüdyoda sahne provası alıyoruz. Her zaman olmasa da herkesin müsaitlik durumuna göre en az haftada bir prova yapmaya çalışıyoruz. Bazıları çok iyi bazıları çok kötü tabi ki bu fiyat-performans ile alakalı bir durum. Fakat eskiye nazaran artık çok iyi stüdyolar olduğunu düşünüyorum. Eserlerimi Spotify, Apple Music, Fizy, Deezer gibi platformlarda yayınlıyorum. Arayüz ve uygulama olarak en iyi bulduğum platform Spotify. Olumsuz bulduğum bir şey yok açıkçası çünkü ben üreten tarafım. Besteleri, düzenlemeleri kendim yapıyorum ve kayıtlarda kendim çalıyorum ve bunu istediğim gibi yapmaya özen gösteriyorum. Müzikaliteme ve sesime güveniyorum. Yakın zamanda Universal Müzik etiketiyle 4 şarkılık bir EP çıkaracağım. Ayrıca 'The Cranky Cats' isimli grubumla İngilizce bestelerden oluşan bir EP çıkarma düşüncemiz var. Ondan sonra olabildiğince çok konser vermek istiyorum. İlerisi için ise yurtdışında albüm kaydetmek ve mümkün olduğunca müzikle iç içe bir hayat. Katıldığım bir yarışma olmadı, televizyonda olan yarışmalardan hoşlanmıyorum. Gazetelerden mümkün olduğunca destek görüyorum, ne kadarı yeterli bilmiyorum. Bence müzik basınında olması gereken şey tabi ki olabildiğince kaliteli materyal, yeni gruplar/müzisyenler, pop yerine daha çok klasik müzik ve caz konseri haberleri. Dinleyiciden beklentim yeni isimlere şans vermesi, iyiyle kötüyü ayrıştırabilmesi ve kendini geliştirmesi. Mekanların sistemlerine, amfilere, ekipmanlara daha çok para harcaması ve müzisyenlere harcadığı paradan kaçınmaması. Organizatörlerden beklentim ucuza kaçmamaları ve yeni isimlere şans vermeleri. Müzisyenlerden beklentim ise vazgeçmemeleri. Aslında hepsinden tek beklentim para değil kalite ve gerçekten müzik peşinde olmaları. Bu bir döngü ve burda herkesi payı çok büyük. Sadece müzik yapıyorum. Müzik rutin hayatımın en büyük parçası, olmadığı zaman gergin oluyorum. Her sabah kahvemi içip gitar çalışmaya daha sonra da şarkı söylemeye, gelirse beste yapmaya veya düzenleme yapmaya başlıyorum, o anki moduma göre değişiyor. Bazen bütün gün gitar çalışıyorum ya da bütün gün şarkı söylüyorum ama her gün en azından dört saatimi mutlaka müzikle geçiriyorum. Sosyal medya hesaplarımda gerekli telefon numarası mevcut. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-134-ilaey/", "text": "Birkaç yıl önce Prag'a yerleşene dek, 2015 yılında İstanbul'da ilk EP çalışmasını yayınlayan Mikado grubunun vokaliydim. Bunun yanı sıra pek çok funk, neo-soul ve nu-jazz projemle Türkiye ve Avrupa'da sahne aldım. Sahne hayatıma ek olarak seslendirme yapıyorum; bugüne kadar Hasbro Studios, Dreamworks, Disney ve Netflix yapımlarında başroller dahil birçok karakterin Türkçe seslendirmesini gerçekleştirdim. IL Y ile: Prag, Budapeşte, Berlin. Önceki projelerle: İstanbul (Nardis, Ghetto, Karga, Peyote, Studio Alt, 60m2, Mitanni, İKSV Caz Festivali Moda Sahnesi, İKSV Caz Festivali Parklarda Caz, Mojo, Hayal Kahvesi Beyoğlu, Frankie, W, Suma Beach, Shaft, Dunia, Bronx, Hard Rock Cafe, Koç Üniversitesi Bahar Festivali, Odeon Sahnesi, Sevgi Gönül Oditoryumu), Ankara, Bodrum, Berlin, Rusya, Hollanda, Fransa. Tüm mekanları birlikte değerlendirmek ve bir genelleme yapmak oldukça güç. Bir mekanın artıları bir başka mekanın eksileri olabiliyor kolaylıkla. Artılar: Yeni ya da iyi muhafaza edilmiş/doğru kullanılmış bir ses sistemi ve işinin ehli, deneyimli ve yardımsever bir ses teknisyeni, iyi tasarlanmış bir mekan akustiği, iyi bir ışıklandırma sistemi, sahneye girişi kolaylaştıran bir kulis, olamıyorsa ekipman çantaları ve kişisel eşyaların bırakılabileceği bir oda, iyi havalandırma sistemi, iyi ve zamanlıca planlanmış soundcheck, dakik teknisyen. Eksiler: Subwoofer eksikliği, mekandaki nem kokusu, cızırdayan spotlar, cızırdayan, eskimiş kablolar, ezilmiş mikrofonlar, yarım yamalak alınan soundcheckler. İKSV Caz Festivali Gece Gezmesi, İKSV Caz Festivali Parklarda Caz, Karneval der Kulturen Berlin. Festivaller hem varolan dinleyici kitlesiyle buluşmak hem de yeni insanlara ulaşmak için en ideal fırsat diyebilirim. Şu anda konserlerim yoğun olarak Prag'da gerçekleşiyor. Buradaki konserlerimin kitlesini de yeni müzikler keşfetmek isteyen Çekler ve başka ülkelerden/kültürlerden Prag'a göç edenler olarak ikiye ayırmak mümkün. Özellikle Türkçe şarkılarıma şaşırtıcı derecede olumlu tepkiler aldığımı söyleyebilirim, sözlerin İngilizce'ye çevirisini yapıp bir kağıda yazıverdiğim oluyor konserlerden sonra. 🙂 Müziğimin mutlu bir yapısı olduğunu söyleyemem, dolayısıyla genellikle lezzetli bir melankoliyi paylaştığımız, sonrasında tanıdık- tanımadık farketmeden uzun uzun sarıldığımız zamanlar oluyor konserler. Çok kısa bir süre önce- 6 Eylül 2019'da ilk teklim Sin'i tüm müzik platformlarında bağımsız olarak yayınladım! Vokalin müzikte temel anlatıcı görevini üstlendiği ve kıvrak, ifade gücü yüksek melodik yapılar izlediği, ritmik olarak daha çağdaş tınıları elektronik seslerle, beat'lerle yakalayan ancak analog yaklaşımın canlılığını da gitar, balalayka, ukulele, duduk, trompet gibi enstrümanlarla pekiştiren bir sound yakalamaya çalıştık. Şimdilik yalnızca bir şarkımı yayınlamış olsam da, hali hazırda tamamen bestelerimden oluşan 2 setlik bir repertuvarı Prag ve Berlin'de sahneye koyuyoruz. Bir bakıyorsunuz bir şarkı indie/trip-hop/world music yelpazesinin daha trip-hop, hatta electronica tarafına göz kırpıyor, tüm salon dans ediyoruz; bir bakıyorsunuz elimde ukulele, yanımda balalayka, usul usul, indie-folk tınılarında hüzünlü bir yerlerdeyiz. Bu çeşitlilik içinde tüm şarkıların tematik olarak kendi aralarındaki bağı baki; şarkılar karanlık ve melankolik ancak umutsuz değil, bilakis melankoliyi kutsayan, kutlayan bir ruh hali içinde. Sin'in vokal kayıtlarını Istanbul'da sevgili dostum Harun Can'ın stüdyosunda, gitar kayıtlarını Prag'da evde gerçekleştirdik. Şarkıda duyduğunuz diğer öğeler yine benim evde yaptığım çalışmalar, canım arkadaşlarım Kirill ve Igor'la birlikte production aşamasında yaptığımız dokunuşlar ile son halini aldı. Başta evim- şanslıyım ki 3 yıldır komşulardan henüz bir şikayet almadım. 🙂 Ancak provanın çapına/amacına bağlı olmak üzere, her yerde çalışmam mümkün! Bir şarkı üzerine çalışıyorsam ve bunu bir kulaklık ve bilgisayar/iPad ile yapabileceksem, cafeler, publar; hava güzelse parklar, bahçeler harika yerler! Daha derli toplu bir sound provası içinse elbette prova stüdyoları. Olumsuz yanı: Müziğim herkese hitap etmiyor. Olumlu yanı: Müziğim herkese hitap etmiyor. Websitem ilaey. com'da yer alan contact bölümünden, sosyal medya hesaplarımdan veya ilaeymusic@gmail. com üzerinden benimle iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-135-light-motiv/", "text": "Sarp Öztürk Bevz, Deniz Gökpınar ise Scenes We Have Missed isimli melodic hardcore grubu, ve tek başına sürdürdüğü ziyan projesiyle müzik yapıyor. 12 Eylül'de Volume Alsancak'ta sahne aldık. Şu ana kadar sadece bir konser verdiğimiz için bu konuda bir şey söyleyemiyoruz, fakat Volume konserimizde bir tatsızlık yaşamadık. Mekanın davul seti çok eskiydi. Zil seti, trampet, ve kick pedalı getirmemiz istendi, fakat zil keçeleri, tomların derileri ve hi-hat aksamı son derece kötü durumdaydı. Genellikle uçuş uçuş gitar melodileri, uzun ve ekolu synth'ler müziğimizin temel taşlarını oluşturuyor. Sözler ise genellikle kişisel konulara değiniyor. Henüz yeni bir grup olduğumuz için sahneye hazır materyalimiz fazla değil. O yüzden konserlerimizde müziğimize ya da duruşumuza yakın gördüğümüz müzisyenlerin şarkılarını cover'lamakta bir sakınca görmüyoruz. Hepsi ev ortamında Sarp Öztürk tarafından kaydedildi. Sadece vokal kayıtları için ASFALYA RECORDS bize kayıt stüdyosunu açtı. Genellikle çok kaba bir demo kaydı hazırlıyorum. Bir süre onu dinleyip şarkının çalacağı dünyayı hayal ediyorum kafamda, fikirlerim oluşmaya başlayınca da kayıtlarımı temize çekip istediğim hissi uyandıracak detayları ekliyorum. Miksi ben yapıyorum, mastering için Yiğit Yeşildağ ile çalıştık. Haftada en az 1 saat stüdyoya gidiyoruz. Kendimize ait bir kayıt stüdyosu yok fakat evlerimizde bir araya gelip çalışıyoruz. Kısa vadeli hedefimiz mümkün olduğunca çok konser vermek ve müziğimizle insanlara ulaşmak. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-136-alishot/", "text": "Osman'ın liseden beri devam ettirdiği bir grubu var. Uzay. Yakında yeni birkaç single yayınlayacaklar. YouTube'dan ve Spotify'dan takip edebilirsiniz gelişmeleri. Travis Scott, Drake, Sheck Wes, 21 Savage, J Cole. Şu ana kadar küçük lise sahnelerinde ve yarışmalarında sadece, umuyoruz albümden sonra işler biraz daha büyüyecek. 2015'te yaptığım birkaç parça beraberce Alisan Music Channel kanalında YouTube'da, Alishot kanalında SoundCloud'da mevcut. Yeni parçalarım ise YouTube'da NEFARKIMIZVAR kanalında ve Spotify'da Alishot kanalında. 4) Alishot Çok Çalıştı sırasıyla yeni parçaları dinleyebilirsiniz. Bir rapçinin seyircisiyle optimum bağı kurabilmesi için kendi eserlerini seslendiriyor olması gerekiyor bence. Diğer müzik tarzlarında cover'ların orijinal kayıtlardan daha iyi olabildiğini bazen görüyoruz. Mesela son zamanlarda Polarrana diye bir kız inanılmaz cover'lar yaptı. Deniz Tekin'in piyano eşliğinde Kalben'in Saçlar parçasına yaptığı cover bence orijinalden daha tatlı olmuş. Ama benim yaptığım müzikte böyle bir durum yok, herkes kendi sözünü yazar, kendi flow'larıyla kendi sahnesinde müzik icra eder. Başka türlüsü seyirciyi de yakalayamaz zaten. Ankara/Bahçelievler'deki home studio'muzda gerçekleştirdik. Şu ana kadar Ten Yellow Chickens hariç bütün kayıtlar, bütün provalar evimizde oldu. Bir şarkı yazdığımda telefonuma kaydedip önce yakın dostlarıma dinletiyorum. Bu noktada, mesela Hakan çok iyi bir dinleyici olduğu için profesyonele çok yakın tavsiyeler verebiliyor. Ekipçe oturup şarkının son halini verdikten sonra Osman'la bazen bir saat bazen haftalar sürebilen kayıt aşamasına geçiyoruz. Kayıtlar bittikten sonra tekrar oturup demomuzu dinliyor, varsa eksikler düzeltmeleri yaptıktan sonra işi Osman'a ya da Friberk'le devrediyoruz. En başta Osman ilgileniyordu. Bu işe çok mesai harcamış çok da iyi bir kulağa sahip bir adam zaten, çok şanslıyım beraber çalışabildiğimiz için. Dünyanın birbirine en zıt iki müziğini icra etmemizin de faydası zararından fazla oldu. Birbirimize sürekli bir şeyler katabildik böylece. Şimdilerde ise Friberk yapıyor. Berk henüz çok genç ve ilerde mutlaka patlayacak bir adam. Daha bu işin başında onu yakalayabilmem benim için harika bir olay. Ufku çok geniş, önü çok açık bir beatmaker, burdan da beraber yaptığımız AF1 albümümüzün Ekim-Kasım arası çıkacağını duyurmuş olalım. Keyfimiz yerindeyse, çalışmak da istiyorsak çalışıyoruz. Şu zamana kadar ne zaman bir program yaptıysak uyamadık. Ama hiç planda yokken günlerce arka arkaya çalıştığımız zamanlar oldu. Ben bireysel olarak sürekli müziği düşünüyor, sürekli yazıp çiziyor ya da beat dinliyorum zaten ama ekip olarak toplanmalarımız bu şekilde ilerliyor. Maalesef Türkiye'de doğru düzgün ekipmanları olan, işini iyi yapan mühendislerin çalıştığı rap stüdyoları çok ama çok az. Bu yüzden bizim için Osman'ın ekipmanları büyük bir nimet oldu, kayıt aldıktan sonra dinlerken hevesimizi kaçıran durumlar olmuyor. SoundCloud'da yayınlıyordum bu işin başında, ama maalesef orası Türkiye'de çok takip edilen, bir şeyler başarabileceğiniz, sizi tatmin edebilecek bir platform değil. Yurtdışında şirketler, SoundCloud'da yetenek avına çıkarken Türkiye'de in cin top oynuyor. Türkiye'de müzik yapıyorsanız YouTube kesinlikle çok daha iyi bir alternatif. Onun dışında Spotify çok güzel bir platform, bütün verileri gözlemleyebilmemiz harika ve çay kahve parası çıkarabilmemiz yeterli zaten şu aşamada. Üzücü ama ülkemizde birbabaindie gibi bağımsız sanatçıların seslerini duyurabileceği platformların sayısı çok az. Benim yaptığım müzik de yapısı gereği çok kolay icra edilebildiğinden çok fazla iğrenç parça yayınlanıyor her geçen gün. E hal böyle oldu mu kurunun yanında yaş da yanıyor ve bu tarz platformlar maalesef işlerinize ilgisiz kalıyorlar. Defalarca çok kötü şeyler dinlediklerinden yazarlar, medya isminizi gördüğünde tıklayıp size bir şans vermiyor bile. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 3. sınıfta okuyorum, ayda bir de sınavlar oluyor. Sınavdan önceki iki hafta dostlarımı yarım saatliğinde bile göremediğim zamanlar oluyor. Okuldan arta kalan her vakitte de müzikle bir şekilde haşır neşir oluyorum. Metroya yürürken, yemek yerken, yatmadan önce sürekli ya beat dinliyor ya da müzik çalışıyor oluyorum bir şekilde; daha önce de dediğim gibi. Dinleyiciler bana Instagram'dan, organizatörler kardeşim Barış Ağırbaş'a yine Instagram'dan ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-137-kalk-yerine-yat/", "text": "Tunca'nın geçmişte ve devam eden projeleri var. Spotify veya benzeri platformlardan ulaşılabilir. Yani ne kadar benzer bilemem de, Spotify böyle uygun gördüğünden bunları yazabilirim sanırım; kaç canım kalmış, evdeki saat, açık seçik aşk bandosu. Barlar için konuşacak olursam.. düşündüm ama aklıma pek bir şey gelmedi. Sanırım eğlenebilmek için toplanabildiğimiz bir yer olması bar olması artısı. Sahipleri de zaman zaman, nezaketen iyi davranabiliyor tabi. Genellikle ses dağılımı, ortam akustiği eksi oluyor. Cover çalma şartı koşmaları da eksi diyebiliriz. Reklam yapamamaları.(sosyal medya hesaplarının sahte takipçilerle dolu olması ve gönderileri 10.000 takipçisi olan bir yere göre 10 kişinin beğenmesi) gibi.. Bazı mekanların sahne düzeni, yeri güzel olurken; bazı mekanlarda olmayabiliyor. Ses sistemler güzel ya da kötü olabiliyor. Ama ses dağılımı genel olarak kötü. Doğru bulduğum şeyler; Az da olsa hedefimiz olan dinleyici kitlesini yakalayabilme imkanı olması. Doğru bulmadığım şeyler; Para ile satın alınmış takipçilere reklam yapılması. Konserlerin genelde saatinde başlamaması. Konser öncesi ses kontrollerine ayrılan zamanın yetersiz olması. Genellikle 16-25 yaş aralığında samimi insanlar dinlemeye geliyor. Konserden sonra genellikle olumlu yorumlar alıyoruz. Genel olarak, çıktığımız sahnelerde sahne süremizi kendi şarkılarımızı çakacak kadar tutuyoruz. Yani yaklaşık 30-45 dk civarı. Bunun dışında mekan bizden sahnenin 2 saat olmasını talep ederse biz de ona göre ücret talep ediyoruz. Bunun dışında, organize ettiğimiz sahnelerde eğlenmek adına ve şarkılarımızı bizi tanımayan kitlelere sunmak için yaptığımızdan, mekan sahibinden içecek dışında talebimiz olmuyor. Başıboş EP ve Alternatif Sahne albümü içersinde bir teki yer alıyor. Projemizin bir konsepti yok. Şarkılarımıza hislerimiz, yaşadıklarımız, yaşayabileceklerimiz ve fikirlerimiz yön veriyor. Tam olarak bir şeyi ifade ediyor diyemeyiz çünkü çok şeyi ifade ediyor. Uyarlama eserler fikri güzel. Yapması keyifli; fakat yapan kişinin veya kişilerin, şarkıya kendi yorumlarını katması önemli. Şarkı orijinali gibi çalındığında, çalan ve söyleyen kişilerin değişmesi bir anlam ifade etmiyor. Kayıt almadan önce şey diyorum. Tunca bana gelsene kanka bass kaydını halledelim ama önce yemek yeriz. Kendimizle çalışıyoruz. Kendi kendimize, yani kendimiz. Evet var. Sahne olunca sıklaşıyor çalışmalarımız. Üretim olacağı zaman da aynı şekilde. Diğer türlü toplanıp yemek yemekle ilgileniyoruz. Soundcloud, YouTube, Spotify ve benzeri platformlarda yayınlıyoruz. Eksileri yok bence. Artıları da, gören geliyo yani güzel ortam. Her yerimiz olumlu. Olumsuz düşüncelere yer yok projede. Kısa vadeli planımız Türkiye Top 50 Spotify listesinde yer almak. Uzun vadeli olanı da World Top 50 Spotify listesinde yer almak. Yani şu an ki duruma bakıldığında okumayı seven bir toplum yok. Dolayısıyla yazılı basın istediği kitleye ulaşamıyor. Olması olmaması gerekenler hakkında çok bilgim olmadığından fikrim de yok maalesef. + Grubun maskotu kanka. Aykırı bi hayvan sonuçta. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-138-flawsome/", "text": "Adım Akın Kılıç, Flawsome şarkılarının tüm çalışmalarını kendim yapıyorum. Son zamanlarda, Flawsome benzeri müzik yapan Ditch Days ve Pink Skies adlı grupları takip ediyorum. Onların da yeni oluşum olduklarını ve oldukça başarılı olduklarını söyleyebilirim. Avustralya'nın Perth şehrinde yer alan The Velvet Lounge adlı mekanda sahne aldım. Insane ve Moving On adlı iki adet single'ımın çalışmalarını, şarkı sözlerini yazdıktan sonra yaklaşık 3 aylık bir süre içerisinde tamamladım. Yakın zamanda Dream Pop türünde iki single daha yayınlayacağım. Flawsome, şarkılarında dinleyiciyi harekete geçirecek gitar sololarına oldukça önem verir. Bu sayede, şarkıların melodisini dinleyiciler üzerinde etki yaratmasını ve akılda kalıcı olmasını dener. Ticari amaçlı yapılan cover şarkılar, cover'ı yapan kişinin ya da grubun üretkenliğini ve müziğe bakış açısını öldürüyor. Uyarlama şarkılara ümit bağlayan müzisyenler kendisini kısıtlıyor ve kendi müziğini dinleyicilere aktarmakta güçlük çekiyor. Çünkü müzik kariyerleri boyunca uyarlama şarkılarıyla anılıyorlar. Yayınladığım ve yayınlamayı planladığım çalışmaları kendi ev stüdyomda kaydediyorum. Yeni bir projeye başlamadan önce kendimi biraz müzikten uzak tutmaya çalışıyorum. Müziğe olan özlemim, farklı projeler yaratmamı sağlıyor. Uzak kaldığım süre boyunca kafamda tasarladığım bölümler, aranjeler ve hatta miksler, gerçekleştireceğim yeni projeyi genel hatlarıyla tamamlıyor. Kayıt sürecine başladığımda ise geriye kalan sadece süslemeler ve genel kontroller oluyor. Son miks düzenlemeleri ve mastering için Burak Ataş ile çalışıyorum. Yaptığı ufak dokunuşlarla, tarz içinde kalarak güzel sonuçlar elde ediyoruz. Günlük çalışmalarımı ve provalarımı yine kendi stüdyomda hemen hemen her gün gerçekleştiriyorum. Açıkçası, yorum yapacak kadar prova ve kayıt stüdyolarında bulunmadım. Fakat şunu söyleyebilirim ki; prova ve kayıt stüdyoları, randevu usulüyle çalıştığı ve içerideki sürenin kısıtlı olması sebebiyle dahat çalışma ortamı olmaktan çıkıyor ve sanatçı üzerindeki zamanlama baskısı projenin kalitesini etkiliyor. Ayrıca müzik, anlık bir ruh haline bağlı olarak gelişebilir, bu yüzden hızlıca ulaşıp çalışabileceğiniz bir stüdyonuz olmalı. Spotify, Apple Music, iTunes, Deezer, SoundCloud ve YouTube olmak üzere tüm platformlarda yayınlıyorum. Yeni ve gelişmekte olan bir tarz üzerine çalışmalar yapıyorum. Bunu olumlu bir taraf olarak görebilirim; fakat yeni tarzın dinleyiciler tarafından anlaşılması ve benimsenmesi zor bir süreç; bu da işin olumsuz tarafı. Yakın zamanda yeni çalışmalarımı da yayınlayıp, yeni çalışmalara başlamayı ve olabildiğince üretkenliğimi sürdürmeyi hedefliyorum. Beklentim sadece dinleyicilerden yana. Bu tarzın kabul görüp yayılması için dinleyicilerin tavsiyeleri çok önemli ve beni motive edecek konuların başında bu geliyor. Çalışmalarımı dinlesinler ve tavsiye etsinler istiyorum. Sosyal medya hesaplarım üzerinden iletişime geçebilirler. Evet, yansıtıyor. Bu bazen tamamen kendimle ilgili bile olabiliyor. Müzik; insanlara bir şeyler vermeli, dinleyiciler şarkıyı dinlediğinde sözlerde bir şeyler bulmalı ve bunun üzerinde düşünmeli. Herkese hitap etmek gibi bir düşüncem ve isteğim kesinlikle yok. Bazı dinleyiciler sözlerle birlikte müziğin içinde kaybolmak ister, ben de o dinleyicilerden birisiyim. Ve bu bahsettiğim ruh hali, bu tarz müzik seven bir kişinin şarkı üzerindeki etkisini belirliyor. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-139-toprak-ozcan/", "text": "Candaş Öztürk kendi solo çalışmalarını da yayımlıyor. Şu ana kadar kendi ismimle sadece Emaar Hayal Kahvesi'nde sahne aldım. Bunun dışında daha önce Dorock XL, The Wall Kadıköy ve Monc Live'ın sahnelerinde bulundum. Çıktığım bir yerde ilk derdim her zaman ses oluyor. Şanslıyım ki şu ana kadar genelde ilgili ve iyi tonmaister'lara denk geldim. Sanırım işler biraz mekanın tanınırlığıyla doğru orantılı ilerliyor. Daha küçük mekanlarda genelde daha az ilgili sesçiler oluyor bu durum moral bozmakla birlikte performansın kalitesini kötü etkileyebiliyor. İlk teklim Mutlu Şeylerin Şarkısını 25 Haziran 2019'da yayımladım. Daha sonra 27 Ekim 2019 tarihinde daha iddialı olduğum Deniz Kızını yayımladım. Sound'umun organik duyulmasına çok önem veriyorum. Kullandığım dijital enstrümanların özellikle de davulların organik tınlaması için miks konusunda çok titizim. Vokallerimde ve gitar tonlarımda kullandığım reverb'ler de benim için çok önemli. Bunun dışında kapaklarımda ve sözlerimde kapalı anlatımlar kullanmayı çok seviyorum. Sahnede seyircinin daha fazla eşlik edebilmesi açısından bir kaç cover parça çalmak bence güzel oluyor. Fakat cover kaydedip yayımlaya sıcak bakmıyorum. Miks ve mastering'i kendim yapıyorum. Kendi soundumu özgür bir şekilde kendim şekillendirebildiğim için bu durumdan mutluyum. Provalar için grubumla stüdyoya giriyoruz. Konserde çalacağımız her parça içimize sinene kadar provalara devam ediyoruz. Prova stüdyoları maalesef çok yetersiz. Birinde ekipman iyi oluyor ama kendinizi duyamıyorsunuz, birinde akustik çok iyi oluyor fakat davul çok kötü oluyor vs. Henüz tamamının yeterli olduğu orta bütçeli bir prova stüdyosu görmedim. Başta Spotify olmak üzere tüm dijital platformlarda yayımlıyorum. Spotify'ın algoritmasından çok memnunum. Bence içeriğimi gerçekten dinlemek isteyeceğim insanlara ulaştırıyor. Hitap ettiği kısıtlı bir yaş aralığı dışında, tarzımın ve benzerlerinin ülkemizde yeteri kadar dinlendiğini düşünmüyorum. Tek hedefim elimden geldiğince üretmek ve içeriğimi daha fazla insana duyurmak. Okulumla bir müzik yarışmasında bulunmuştum fakat ne soundcheck'ler düzgün alınıyor, ne sesler güzel miksleniyor, ne de jüriler adil bir değerlendirme yapıyorlar. toprakozcanmusic@gmail. com mail adresimden ya da Instagram hesabım @toprakozcan üzerinden bana ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-140-candas-ozturk/", "text": "Şarkılarımı kendi yazıyorum/besteliyorum. Bu süreçte yakın arkadaşım Toprak Özcan'ın da desteği dokunuyor. Toprak Özcan'ın iki teklisi var, Spotify'dan ulaşabilirsiniz. John Frusciante diyebilirim. Şu şarkısına çok benziyor diyeceğim kadar ortak özellik taşımıyoruz fakat, çok beslendiğimi düşünüyorum Frusciante'nin müziğinden. Vokal ve ritim gitaristi olduğum Ligament grubu ile Dorock XL, Emaar Hayal Kahvesi, Monc Live gibi yerlerde sahnelerimiz oldu. Soundcheckler genellikle büyük bir gerilim oluyor benim için. Vokali azıcık daha açsak mı, gitarı duyamıyorum gibi şeyler söylemekten korkar olduk bazı tonemaister arkadaşlar yüzünden. Soundcheck gibi önemli bir olayda takındıkları agresif tavır, tüm süreci zorlaştırıyor ve uzatıyor. Ayrıca çaldığımız mekanda kaşe almayı geçtim, içtiğimiz suyun parasını ödediğimiz bile oluyor. Müzisyenlere karşı daha farklı bir yaklaşıma geçilmesi gerektiği taraftarıyım. Çok büyük olmayan mekanlarda, kendimizi duyabilmek hayal gibi bir şey. Ya sadece kendimizi duyabiliyoruz, ya da sadece grubu. Ayrıca davulun genellikle ya overhead mikrofonları, ya da tom mikrofonları olmuyor. Ve bu da grubun tüm sound'unu negatif etkileyen bir durum. Bazı mekanlarda davetli listesi yazabilme gibi bir hak tanınıyor bize. Arkadaşlarımız biletsiz girebiliyor bu sayede. Bizim gibi tanınmaya, piyasada bir yer edinmeye çalışan gençler için bu çok güzel bir olanak. Çünkü herkes tanımadığı gruplara para veremeyebiliyor. Hayır daha önce bir festivalde yer almadım, ama deneyimlemek isterim. Genellikle arkadaş çevremiz ve çaldığımız mekanda genel olarak bulunan kişiler seyircimiz oluyor. Gelecek vaat ettiğimizi söyleyen birçok kişi oldu, bu da bize umut ve motivasyon veriyor tabii. Siz ücretsiz çalın, devamı gelir gibi bir algıyla karşılaşıyoruz çoğunlukla. Mekanlar yeni gruplara, gençlere destek olmak yerine işleri daha da zorlaştırıyor. Bazen para teklif ediyorlar, ama o kadar komik rakamlardan söz ediliyor ki, provalara verdiğimiz parayı bile karşılamıyor. Bar gibi yerlerde genellikle sahneden çok satılan bira daha önemli oluyor mekan sahipleri için. Bu durumu anlıyorum tabii ki, orası bir işletme. Bu işletmenin ayakta kalması için satış yapılması gerekiyor. Oysa sanatçıya hakettiği ücreti verseler, sanatçının enerjisi/ motivasyonu çok daha yüksek olacak, doğal olarak da mekana talep artacak. Spotify' da yayımlanmış üç teklim var. Birisi kendi bestem, diğer ikisi cover. Dün de Bugünün Aynısıydı ismli şarkının söz ve müziği bana ait. Şarkıda techno bir davul altyapısıyla, akustik gitar ve vokalimi harmanlamak istedim ve başarılı da oldum sanırım. Ben kendimi akustik gitarımla çok bağdaştırıyorum. Bu yüzden de şarkılarımın önemli bir elementi oluyor. Gerçekten sevdiğim şarkıların cover'larını yapmak çok keyif aldığım bir şey. Çünkü bazı şarkıları o kadar çok seviyorum ki, dinlemek yetmiyor. Bir de kendi sesimle hayata geçirmek istiyorum. Odamda kurduğum küçük bir stüdyom var, kayıtlarımı burada yapıyorum. Miks ve Mastering işlemlerini kendim yapıyorum. Evet, odam zamanla hem prova yapabileceğim, hem de kayıtlarımı yapabileceğim bir ortama dönüştü. Saatlik prova ücretlerini çok fazla buluyorum. Elbette bazı stüdyolar istediği ücrete denk gelecek bir deneyim sunabiliyor, ama çoğunlukla her stüdyo çıkışı kulaklarımız ağrıyor yapılan plansız ses izolasyonu gibi şeyler yüzünden. Spotify'da yayınlıyorum şarkılarımı. Sanatçıya destek veren adaletli bir platform. Yakın zamandaki hedefim bu yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik Teknolojileri bölümünü kazanmak. Uzun vadeli düşünecek olursak, gurur duyacağım projelerde yer almak istediğimi söyleyebilirim. Bunun için de elimden gelemi yapacağım. Fizy Liselerarası Müzik Yarışmasına katılmıştım. Soundcheck'ten sahneye kadar tamamen kaos ile geçen bir deneyimdi. Verilen emeğin karşılığında tek beklentimiz Saygı. Lise son sınıf öğrencisiyim. Daha önce bir müzik stüdyosunda çalıştım. Ayrıca uzun metraj bir filmde ses yönetmenliği yaptım. Bana instagram hesabımdan veya mail adresimden ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-141-specdrum/", "text": "Tekli ve kısa çalar, iki proje de bu yıl yayınlandı. Müziğim bir hikaye anlatıyor, duygu durumunuzu değiştiren bir yapıya sahip. Dinleyicilerle hislerimi paylaşıyorum ve hislerine ortak oluyorum. Her sanat eseri geliştirilmeye ve uyarlanmaya müsaittir, bakış açısı her şeyi değiştirir. Kanımca sanatçı üretken olmalı ki cover yapsa bile dinleyiciye bir şeyler katabilsin. Kendi bağımsız label'ım olan Milky Way Studio'da. Milky Way Studio'da, genellikle her gün. Çoğu yetersiz fakat elbette kaliteli çalışma ortamı yaratmış olanlar var. Spotify, iTunes, Apple Music ve daha bir çok platformda bulunmakta. Ne kadar uzun süre uğraşırsam o kadar gelişir, bu yüzden her zaman eksik sayılır. Uzun vadeli hedefim, projelerimi dinlemekten keyif alacak dinleyicileri toplamak ve ortak bir paydada buluşturmak. Kaliteli müzik araştırması yapıp, bilinmeyen sanatçılara destek olunmalı. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-142-goril-reggae-band/", "text": "Marley Brothers, Bosphoroots, Sattas, Dub Inc, Groundation vb. Başkent Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Haymatlos Mekan, Milyon Performance Hall, Black'n Roll, Milyon Fest Kilyos vb. Haymatlos Mekan bu konuda bizlere oldukça güzel bir geri dönüş sağladı. Hem sound olarak hem de müzisyen ve misafirlere yaklaşım olarak ekipçe çok olumlu olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Black n Roll konserimizde tüm bunları düşündüğümüzde oldukça negatif bir atmosferle karşılandığımızı belirtmek isteriz. Hem ücret ödeme, hem sound hem de yaklaşım olarak biraz noksan olduğunu düşünüyoruz. Milyon Performance Hall konserlerinde genelde eksik ekipman temin edilmesi açısından problemler yaşadığımız durumlar oldu. Öncesinde teknik rider paylaşımı yapılmasına rağmen bu durumun son anda belirtilmesi kısmen bizi zor duruma sokmuştu. Ancak ışık ve kamera çekimleri açısından Milyon Performance Hall'da oldukça güzel. Milyon Fest Kilyos deneyimimizde sahnenin konumu açısından festival alanına uzak bulunmamız biraz dezavantaj olsa da keyifli bir etkinlik oldu. Diğer sahnelere nazaran uzakta bir keşif sahnesi kurulması katılımı ciddi düzeyde etkiledi. Onun haricinde yorumumuz pozitif yönde. Genel olarak bu kitle ikiye ayrılıyor. Reggae sevenler, takip edenler ve aslında çok da fazla reggae dinlemeyenler... Çoğunlukla olumlu geri dönüşler alıyoruz. Hatta normalde reggae pek dinlemem ama sahnenizi çok sevdik yorumunu sıkça duyuyoruz. Ancak olumsuz geri dönüşlerin sebebi bir, iki kez enstrümanların vokalleri bastırdığı yönde oldu. Bu durumda da gerekli önlemleri almaya dikkat ediyoruz. Evet alıyoruz. Yan hak durumunun üç biradan fazlası olup olmaması mekana göre değişiyor tabi. Goril Koş isimli bir teklimiz var. Dijital platformlardan ulaşabilirsiniz. Yaptığımız müzikte seyirciye hissettiğimiz kalp ritmini aktarma durumuna özen gösteriyoruz. Sözlerimizde ise genelde duygu ve düşüncelerimizi dile getirmeye çalışıyoruz. Bu duygu ve düşünceler bir yandan eleştirel olarak yorumlanabiliyor. Ancak her bireyin hayatta şikayet ettiği ve mutlu olduğu durumlar olduğunu düşünerek biz de bu durumları kendi penceremizden yorumlamaya çabalıyoruz. Cover yaptığımız parçalar genel olarak grup üyelerinin gündelik hayatta sık dinlediği ve sevdiği parçalardan oluşuyor o yüzden çalmaktan keyif alıyoruz. Öncelikle grup üyelerinin bir kısmı bir ev ortamında toplanarak yeni düşünmüş olduğumuz fikirleri ortaya koyarak bir tartışma ortamı yaratıyoruz. Ardından ortak karar verildiğinde bu projeyi nasıl geliştirebileceğimiz hakkında konuşup kayıt için hazırlıklara başlıyoruz. Koş adlı teklimizin mix master işlerini Ediz Steel üstlendi. Genelde provalarımızı Misuc ya da ÇSM stüdyolarında haftada iki kez olmak üzere alıyoruz. Şu ana kadar çalıştığımız stüdyolar hakkındaki düşüncelerimiz olumlu yönde. Spotify, Youtube / Youtube Music, Apple Music, iTunes, Amazon, Pandora, Deezer vb. İlk iş olduğu için deneysel nitelik taşımakta olup devam sürecinin potansiyelini bize hatırlatmaktadır. Kısa vadeli olarak Karaçayır Düğün Salonu'nda, uzun vadede de Sziget'de sahne almak. Şu ana kadar herhangi bir yarışmaya katılmadık. Yarışmalar müziğin endüstriyelleştirilmesinin bir parçasıdır. Çok kendimize yakın bulmuyoruz. Dinleyiciler müziğe tüketilecek malzeme olarak bakmayıp müziğin ayrıca bir ruh barındırdığını bilmelerini isterim. Mekanların müzisyene kahve yanında verilen kurabiye muamelesi yapmaması isteriz. Organizatörlerin müzisyenlere sadece para getirecek bir meta gözüyle bakmamasını isteriz. Grubun yarısı öğrenci olarak hayatını sürdürürken diğer yarısı ise farklı işlerde çalışıyor. Ancak ortak olarak hedefimiz müzik yaparak ayakta kalabilmek. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-143-emre-uyar/", "text": "Emre Uyar: Yok Öyle Kararlı Şeyler, Emre Uyar, Mikado, Ete Kurttekin'de davulcu olarak yer alıyor. Volkan Topakoğlu: Volkan Topakoğlu Quartet, Sibel Köse Band ve Flapper Swing gibi projelerde bas çalıyor. Ege Cengiz: Mikado, Suit Up gibi projelerde trompet çalıyor. Barış Baykan: Gevrec Music Production Stüdyosu'nun sahibi Özge Fışkın, Damla Pehlevan, Melis Danişmend ve Alice Müzikali'nde davulcu olarak yer alıyor. Kendi projem dahil davul çaldığım birçok proje ile bugüne kadar Rock 'N' Coke, Sonisphere, Istanbul Caz Festivali, Akbank Caz Festivali, Nardis, Hayal Kahvesi, Karga, Badau, Babylon, Salon İKSV vs. Genellikle sahne, rider'ı veya ücret ile ilgili anlaşabildiğimiz yerlerde sahne almayı tercih ediyorum. Festival sahneleri haricinde bar, hall vs gibi mekanlar tasarlanırken akustik tasarımı bir hayli eksik yapılıyor. Tabii en güzel ekipman olsa bile müzisyen kendini duymakta zorluk çekiyor. Bunun getirdiği artı bir durum olduğunu düşünüyorum belki bu durum ile savaşma enerjisi de olabilir bu genellikle moral bozukluğu olmuyor ve müzisyenler herseye rağmen işini en doğru şekilde yapabiliyor. Burada ki savaşma enerjisi çok hoşuma gidiyor. Döviz sorunlarımız sebebi ile yurt dışından projeler daha az gelir oldu tabi gelseler bile bilet fiyatları da bu döviz durumuna endeksli bence bu durumun artısı 3. yeniler diye tabir ettiğimiz yerel projeleri dinleyici ile daha kolay buluşturması oldu. Geçmişte çok iyi festivaller de yer aldım bunlardan benim için en özelleri Sonisphere, Rock 'n' Coke ve İstanbul Caz Festivali oldu. Şimdi ki ismini kullanmak istemediğim festivallere oranla neredeyse organizasyon anlamında mükemmel ya da mükemmele yakın diyebileceğim organizasyonlardı. 2010 Sonisphere sanırım en acayip olanı oldu bütün Rock yıldızları ile tanışma ve sohbet etme imkanım oldu. Ete Kurttekin ile İnönü stadında festivalin açılışını yapmıştık. Çaldığım projelere göre değişiyor. Solo projem ile henüz 2 konser yaptım biri festivaldi o yüzden onu bi kıstas olarak tutamam. Ama YÖKŞ vs. gbi alternatif projelerim de grubun ve sizin fanınız olan insanları görüyor olmanız çok güzel birde sizi sosyal medyadan takip edenler var onlarda sık olarak geliyor konserlerime. Çalıştığım işi daha profesyonel hale getirmek için ücretin daha önceden belli olduğu ve konuşulduğu işleri tercih ediyorum. Bar vs. işlerinde kapıya çalma vs gibi durumlar hala devam ediyor zaten bunun işletmeci ve organizatörlerin vizyonu ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Kendi ismim ile evet. Emre Uyar olarak 6 Aralık'ta Groggy Punch isminde bir single yayınladım. Spotify, Apple Music vs bulabilirsiniz. Davulcu olmam ile de alakalı ama müziğim kesinlikle bir groove içerisinde kendisini ifade ediyor. Cover projesi değilse eğer çok fazla sahnede cover dinlemeyi sevmiyorum. Barış Baykan ve Sabi Saltıel'in Kadıköy Bahariye'deki Gevrec Music Production'da kayıtlarımı alıyorum. Bestelerimi yazma sürecim genellikle kendi davul stüdyomda oluyor. Aklıma gelen her şeye kaydediyorum ve sonra üzerinde doğaçlıyorum sonra bilgisayarımı alıp Moda'da bir kahveciye oturuyorum ve doğaçlama kayıtlarımı kesip biçmeye başlıyorum. Mix için Barış Baykan, mastering için Dedemastering'den Eray Polat ile çalışıyorum. Evet Moda'da bir çalışma alanım var. Hemen hemen her gün burada saatlerimi geçiriyorum. Son zamanlarda çok güzel kayıt stüdyoları açıldı. Outboard'lar harika ama ben uzun zamandır Gevrec Music Production ile çalışıyorum ve çok memnunum. Benim için başka bir harika ortam. Spotify, Apple Music, iTunes, YouTube üzerinden yayınlıyorum. Zamanın da Torrent üzerinden yaptığımız korsancılığı başka bir modern zaman korsancılığa dönüştüren bir sistem olarak adlandırıyorum. Olumsuz bulduğum bir şey yok. Çağımız gereği ve teknoloji ile bireysel müzik yapabilme yayınlayabilme çok yaygın ve güzel bir şey ama bir enstrümanist olarak müziğin halen sahnede canlı çalınıp müzisyenler arasında ki sinerjinin muazzam bir haz olduğunu düşünen ve tabi buna hayran olan birisiyim. Uzun vadede Solo projemin iyi bir yere geleceğini biliyorum davulcuların daha fazla müzik yazıp enstrümanist ve eşlikçilikten öte müzisyen kimliğine bürünmesinden yanayım. Kesinlikle hoşuma gitmese de evet 2 müzik yarışması kazandım bunlardan ilki liseler arası eski adı ile müzik yarışması 2004'de beste ödülü aldım. Diğeri Akbank Caz Festivali'nin Jammz isimli yarışmasında davulcu ödülü aldım zaten finale 2 davulcu kalmıştık. Diğer arkadaş gelmeyince ödülü bana verdiler. Hoşuna gitmiyorsa neden katıldın sorusunu kendime sordum ve şöyle bir cevap aldım o sıralar çok sosyal değildim müzik camiasında ve biraz insan tanımak istedim belki bu açıdan faydalı olmuştur ki bence oldu Cengiz Baysal ile orda tanıştım ilk kez. Bu konuda çok söyleşi vs dinliyorum katılıyorum orda söyledikleri şey bize ulaşın oluyor. Bu insanların sosyal medya hesaplarını ve mail kutularını daha sık kontrol etmesini talep ediyorum. Çünkü kimseye o kadar kolay ulaşılamıyor. Tabii eğer tanıdığınız yoksa. Yukarıdaki sorularda bunların bir çoğuna değindiğimi düşünüyorum. Sadece müzik ile ilgileniyorum, işim bu. Mail veya Instagram üzerinden bana ulaşabilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-144-baliklar/", "text": "Kutay Ergünbay, Merve Çalkan'a stüdyo ve sahnede ve davul-cajon çalarak eşlik etmektedir. vokal-backvokal ile katkıda bulunmuş ayrıca gitar, bas gitar, klavye, davul ve keman çalmıştır. Erdi Gökçek, 2017 yılından bu yana kendi parçalarını yayınlamaktadır. Foo Fighters, Radiohead, Mor ve Ötesi, Koray Candemir, Vega, planlanan bilet ve alkolün ön planda olması. bilgilerinin çoğunlukla yanlış eksik iletilmesi veya iletilmemesi. çalıştığınız grup-sanatçı konserde headliner ise teknik alandaki ihtiyaçlarınız biraz daha kolay karşılanabiliyor. Tam Ortasına adlı EP'miz 1 Ocak 2020 itibariyle yayında. Parçalarımız, 2000'lere göz kırpıyor ve Türkçe rock müziğin hiçbir zaman gücünü kaybetmeyeceğini düşünüyoruz. Miks ve mastering'lerimiz Fazlı Can Kaya tarafından yapıldı. Zaman zaman Drum&Bass provalarımıza ev sahipliği yaptı. Hepsi yeterli ekipmana sahip olursa daha sağlıklı provalar yapılabilir. Spotify, iTunes, Youtube ve bütün dijital platformlarda. Öncelikle gerçekten sevdiğimiz ve dinlemekten zevk aldığımız tarzda müzik yapıyor olmak. tarafından bakacak olursak evet, her zaman daha iyisi olabilir. zamanki yerinde duruyor. Basılı basın da eski gücünden pek bir şey kaybetmiş değil. zaman kaybı olarak değil değerlendirme olarak görmelerini bekliyoruz. freelance olarak kayıt, edit, mix ve mastering ile uğraşıyor. Bize sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilir ve Erdi Gökçek ile iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-145-serdar-emre/", "text": "Selim Eralp: 10 seneyi aşkın süredir zaten birlikte pek çok yerel projede; pop, pop rock, blues, rock'n roll tarzlar başta olmak üzere çalışıyoruz. Kendisi 80'li yıllardan günümüze kadar pek çok projede gerek bas gitarist, gerek solist vokal, gerekse de gitarist olarak bulunmuştur. Onun dışında şu sıralar kendisi; The Five Horsemen Metallica Tribute grubu'nun bas gitaristi, Darkphase speed/trash metal grubunun bas gitarist, vokalisti olarak çalışmakla beraber, başka yerel gruplarda da bulunmaya devam etmektedir. İyi basçıdır, iyi insandır, iyi vokaldir ve zehir gibi bir kafası vardır. Efe Demiryoğuran, Evren Arkman, Okay Aynur, Deniz Bayrak ile ilgili benim söyleyecek çok bir şeyim yok. Kendileri fazla söze yer bırakmayacak şekilde tecrübeli, çok projede yer almış, işin mutfağının ehil isimleri. Buradan okuyanlar, Google Amca'dan arayıp kendileriyle ilgili buraya sığmayacak kadar fazla bilgiye, birlikte çalıştıkları müzisyen ve gruplara, içinde bulundukları çok güzel şarkılara ulaşabilirler. Solo projem yeni olduğu için henüz kendi adımla bir yerde sahne almadım ama yerel gruplarla; IF Performance Hall, Siyah & Beyaz Bar, Hayal Kahvesi, Bis by Newcastle, Route, Amarillo Bar, Beyoğlu Hayal Kahvesi ve aklıma şu an gelmeyen pek çok mekanda şehir içi ve şehir dışı performanslarda sahne aldım. Daha önce defalarca tecrübe ettiğim gibi; bir işletmenin başında müzisyenlikten gelmiş birisi varsa, kendisi de daha önce aynı çemberden geçtiği için, halden anlıyor. Eksiklik olarak yukarıda bahsettiklerimin hepsini artıya çeviriyor. Ama tabii ki bu; sadece müzisyenlik geçmişi olan mekan sahipleri iyidir gerisi kötüdür demek değil. İşine saygı duyan, layıkıyla yapmaya çalışan, müzisyen mutluysa mekanın ve müşterilerin de otomatikman mutlu olacaklarını/edileceklerini bilen kıymetli mekan sahipleri bu genellemenin her zaman dışındadır. Ankara dinleyicisi genelde meraklı, keşfetmeyi seven, kültürel seviyesi yüksek bir kitledir. Her ne şekilde ve tarzda ya da solo olarak konser veriyor olursanız olun, yapmaya çalıştığınız şeyi anlamaya kafa yoran bir kitle bu şehirde hep vardır. Diğer şehirlere haksızlık ediyor olabilirim ama Ankara seyircisi çok özeldir. Geneli öğrencilerden oluşan, yer yer beyaz yakalı kesimin de ilgi duyduğu bir kitlem var diyebilirim. Tabii ki bir ücret alıyorum. . Sahne alacağım mekana göre de hem ücret hem de sağlanan yan haklar değişiklik gösteriyor. Şehir dışı bir sahne olduğu zaman; ulaşım, konaklama, yemek gibi giderleri mekanların sağlamasını bekliyoruz. Henüz yeni yayınlamış olduğum ilk tekli çalışmam Yarım 17.01.2020 tarihinde tüm dijital platformlarda ve bağımsız olarak yayınlandı. Retro bir müziğim var, enstrümanların canlı çalınmasına ya da daha doğrusu dijital olan çok sesin kullanılmamasına, şu ana kadar kaydettiğim ve prodükte edilen çalışmalarımda dikkat ettim. Müziğin de nefes alan, canlı bir varlık olduğunu düşünmüşümdür hep. Dolayısıyla sentetik olan bir müzikten ya da sıfırdan üretilmiş, prodüksiyon harikası şarkılar üretmekten uzak durmaya çalıştım. Benim için tek enstrüman ile ayakta durabilen şarkılar yaşayan şarkılardır ve bu şarkılar aranje edilirlerken de nefes almaya devam edecekleri şekillerde yapılmalıdırlar. Ben de müziğimde bu gerçekçiliğe çok önem verdim. Önümüzdeki süreçte, sevgili ağabeyim Cem Kısmet 'ten bir cover parça yayınlayacağım. Uyarlama parçalar, eğer ki içlerinde yeni bir müzikal fikir barındırıyorlarsa, farklı bir lezzetle çok güzel sonuçlar verebilmekteler. Ben de tamamen yaptığım diğer parçaların anlatım durumuna uygun olduğu için ve yeniden başarılı bir fikirle aranje edildiği için cover kullandım ve çok mutluyum :). Sahne verilmeme ya da dinlenilmeme endişesinin bir tek cover parçayla giderilebileceğini de düşünmüyorum. Şu an yayınlanmış olan kaydımın rough kayıtlarını evimde kendim gerçekleştirdim ve İstanbul'da Efe Demiryoğuran ile kayıtları finalize ettikten sonra yine miksleri onun tarafından, mastering işlemi de Evren Arkman tarafından, aynı stüdyoda gerçekleştirildi. Ben şarkılarımı bestelerken aslında kafamda aranjeleri de birlikte oluşuyor. Yani kimse bilmezken ben şarkının son halini kafamda duyabiliyor ve buna ulaşmak için çalışıyorum. Halihazırdaki kayıtlarda sevgili Selim Eralp, kendi evimdeki küçük stüdyomda bana aranje anlamında çok fazla destek oldu. Kafamdakine ulaşma aşamamda onunla parçalar üzerinde fikir alışverişi yaparak belirli bir seviyeye getirdik. Akabinde de İstanbul'da Efe Demiryoğuran son hallerini verdi parçaların. O da gerçekten parçalara çağ atlattı diyebilirim. Her ikisine de teşekkür ederim. Ev ortamında ve ev rahatlığında parçalarımı belirli seviyelere getirmek de oldukça rahat ve psikolojik olarak hasarsız bir süreçte işlerimi yürütmemi sağladı. Yukarıda belirttiğim gibi kaydettiğim 10 parçam için mikslerde Efe Demiryoğuran, mastering'lerde Evren Arkman ile çalışma şansı yakaladım. Her ikisi de son derece titiz, güzel ve başarılı şekilde, hatta beklentilerimin de ötesinde, bana yardım eden ses mühendisleri olarak teşekkürü hak ediyorlar her zaman. Eğer bir şarkının canlı çalımı üzerinde çalışmamız gerekiyorsa öncelikle evet evde taslak ve trafik olarak o şarkıyı bir seviyeye getirip daha sonra bunun sound unu kurgulamak için bir stüdyoda denemeler yaparak sonuca ulaşıyoruz. İşin içerisinde davul, tuşeler, gitar tonları, bas gitar tonları vs girince bunları evde sonuca vardırmak pek mümkün olmuyor. Yine de ne yapılacağını anlamak açısından ev provalarının önemi bence her zaman çok büyük. Çalışmaları da üzerinde çalışacağımız şeyler oldukça, ikili, üçlü, dörtlü gruplar halinde evde prova edip yine aynı sıklık nispetince stüdyolarda devam ettiriyoruz. Spotify, iTunes, Apple Store, Google Play/Youtube, Napster, Deezer ve pek çok dijital platformda ilk teklim yayında. Devamını da yine aynı platformlardan yayınlayacağım. İçlerinde en beğendiğim platform Spotify, gerek kullanıcı yoğunluğu, gerekse de arayüz rahatlığıyla benim de müzik dinleyicisi olarak en sık kullandığım platform Spotify. Ancak store'lardan müzik satın alabilme ya da Apple kullanıcılarına özgü olma durumundan dolayı iTunes ve Apple Store'da takip etmeye değer derecede başarılı platformlar bence. Şu an kayıtları tamamlanmış olan 10 adet (9 beste + 1 cover) parça var, bunları zamana yayacak ve doğru sindirilmesini sağlayacak şekilde yayınlamayı düşünüyorum. Bu yayınlar sürerken de olabildiğince fazla yerde ve fazlaca sahne almak, kitlelerle iletişim kurmak, müziğimi duyurmaya gayret etmek, hedeflerim arasında gösterebileceğim şeyler. 2010 yılında o zamanki grubum ile Fanta Stage yarışmasına katılıp, halk oylaması birinciliği kazanmıştık. Ama o günden bu güne fikirlerim, müziğin yarıştırılmaması gereken bir şey olduğu yönünde evrildi. Dinleyici: Ey dinleyici! Beni bi dinle 🙂 . Şaka bir yana, sadece kendim için değil, dinleyicilerin olabildiğince fazla şey dinlemeleri, yeni kişi ve gruplara objektif olarak kapılarının açık olması en büyük beklentim olur. Çünkü çeşitliliği besleyecek olan şey, dinleyicilerin farklı yelpazelerde, farklı tavırları takip etmeleri ve bunları desteklemeleri. Mekanlar: Haklısınız. Siz de kendinizi garantiye almak ve işinizi sürdürebilmek peşindesiniz. Ancak keşif günleri yapabilir. Yeni sanatçılara, gruplara en azından ana programınızdan önce yer verebilir, tepki ölçerek kendiniz için de yeni kaynaklar üretebilirsiniz. Unutmayın, hepimiz aynı gemideyiz. Organizatörler: Bir şeyi organize etmenin, sadece ondan daha fazla para kazanmaya çalışmak olmadığını bilen, gerçek organizatörlerden beklentim. Mümkün mertebe fazla organizasyonda, şans bulmaya çalışan bağımsız sanatçıları da destekleyecek şekilde hareket etmeleri. Facebook ve instagram üzerinden yazabilirler. Gerekli arkadaşlar cevap verecektir. Dolu dolu röportaj için ve güzel sorular için teşekkür ederim. Sorulması gereken her şeyi sormuşsunuz ya da en azından şu an aklıma sizin sorduklarınızdan başka bir soru gelmedi kendime soracak. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-146-mod/", "text": "Çağatay Dikici'nin an itibarıyla vokal olarak sahne aldığı Arctic Monkeys Tribute aktif projeleri arasında yer alıyor. Cenk Sinör ve Cem Görgül'ün ise OW! isimli projeleriyle geçmişte sahne aldığı dönemler mevcut oldu. Projemizin bünyesi dışında, farklı projelerde IF Beşiktaş, IF Ankara, Dorock XL, Ooze Venue, Yeditepe Springfest, SPR Eskişehir, 6.45 Ankara, 6.45 İzmir, gibi pek çok performans sahnesinde sahne aldık. Eksiklikler: Teknik altyapıların çalışanlar tarafından kullanım akıcılığı mental aksaklıkların başında geliyor olsa gerek. Bunun yanı sıra mekanların PR ve Reklam çalışmaları konusundaki hevessizliklerinin büyük ölçüde bir eksi oluşturduğunu söylersek yalan söylemiş olmayız sanırım. Artılar: Saygın mekanların yerleşmiş ve oturaklı projelere olan sağlıklı yaklaşımını görmek bizi her zaman mutlu etmiştir. Eksikler: Teknik ve Kulis Rider'ındaki eksiklikler bazen belirli ölçeklerde sorunlar yaratabiliyor. Mekanların da bu konu ile ilgili hassasiyeti maalesef çok yüksek olmuyor. Artılar: Belirli bir seviyenin üzerindeki mekanların teknik olarak sunduğu ayrıcalıkları ve faydaların tahmin edildiğinden çok daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Doğru etkinlikleri doğru kitleye ulaştırılmak çok zor bir hüner. Bunu süreci tam anlamıyla nitelikli dinleyiciye kazandırmayı başaran her organizasyona çok saygı duyuyoruz. Farklı projeler dahilinde Ege Rock Fest ve Yeditepe Springfest'te Festivallere dahil olma şansımız oldu. Organizsayonlar ve menajerlik süreçleri dahilinde bu etkinliklerde yer aldık. Süreçlerin her zaman yeterince akıcı işlemediğini belirtmekte fayda var tabii ki ama büyüklüğü ne kadar olursa olsun, festival kültürünün olduğu kadar birleştirici olabilen çok az şey var. Dinleyici kitlemiz 18-24 yaş bandı arasında bir kitleden oluşuyor. Bu kitleyi büyütmek ve fazlasıyla esnetmek niyetindeyiz. Alıyoruz. İşleyişi, yönetim süreci ve planlaması akıcı olan mekanların çoğunda neyse ki böyle bir sorun yaşanmıyor. Fakat belirli bir standardın altında çok fazla mekan talihsiz mekan olduğunun da ne yazık ki farkındayız. Güneş Doğduğundan Beri isimli ilk uzun çalarımızı 2020 yılında yayınladık. Indie ve Synth-Pop elementlerini ana-akım dışı Türkçe liriklerle sentezlediğimiz, çok fazla gurur duyduğumuz bir çıkış albümü oldu bizim için. Indie ve synth-pop elementlerini ana-akım dışı Türkçe liriklerle sentezliyoruz. Soundumuzda sentezleyiciler ve çeşitli indie-electronic elementler çok fazla önem arz ediyor. Fakat bu sürecin tasarımını gerçekleştirirken klasik grup kültürümüzü zedelememeye önem gösteriyoruz. Cover eserlerin bir beste projesi sentezinde, o beste projesinin kültürünü ve perspektifini yansıtacak şekilde icra edilmesi her zaman orijinal bir şey çıkarabilme imkanını ortaya çıkarıyor. Farklı bir oluşumdan; bir parçanın farklı bir yorumunu dinlemek bizim için her zaman heyecan verici olmuştur. Güneş Doğduğundan Beri için gerçekleştirdiğimiz kayıtlarının büyük çoğunu ev stüdyomuzda aldık. Vokal, Davul ve birkaç spesifik detayın kayıt sürecini ise farklı bir kayıt stüdyosunda gerçekleştirdik. Kayıt öncesinde elimizde olan materyali düzenlemek, dinlemek ve iyi bir pazar araştırması yapmak için kendimize ayırdığımız -en az- birkaç aylık bir süreç var. O sırada bizi temsil etmesi için tercih ettiğimiz ve yatkın olduğumuz bir sound ile yola çıkıp işleyişin geri kalanını da biraz yolda gerçekleştiriyoruz diyebiliriz. Kreatif süreçte, kayıt sürecinde veya albümün mühendislik süreci sırasında bile üretmeyi bıraktığımız hiçbir zaman dilimi genellikle olmuyor. Bu proje bazında mix için Başar Yurtçu, Mastering için ise Çağan Tunalı ile çalıştık. İkisi de harikulade deneyimlerdi. İyi ses mühendislerle çalışmanın bir projeyi ne kadar ileriye taşıyıp ne kadar motive edici olabildiğini bize olabilecek en güzel şekilde örneklediler. Kendimize haftada minimum 3-4 saatlik bir çalışma alanı bırakıyoruz. Prova için ayırdığımız bir 3-4 saatlik çalışma sürecimiz haricinde kreatif sürecimiz hiç bitmiyor. Prova stüdyolarının çoğunlukla genç müzisyenlerin mecburiyetini kötüye kullandıklarını düşünüyoruz. Birkaç elle tutulur stüdyo hariç, müzisyenlerin belirli bir standartta performans alabileceği yer ne yazık ki yok. Kayıt stüdyoları ise işleyişine ve kalibresine göre fazlasıyla değişkenlik gösteriyor. Kısa vadeli hedefimiz alternatif sahnede kendi sound ve kültürümüzü yansıtabilmek için bir alan oluşturmak. Bu süreçten sonra kontrollü büyüme hedefleri ile üretmeye ve kendi yerinde saymayan bir proje olmamak için çabalamaya devam edeceğiz. Müzik yarışmalarının genç müzisyenleri motive etmek için fazlasıyla heveslendirici bir kültür olduğunu düşünüyoruz. Gerek sahne imkanı, gerekse üretmeye teşvik etmesi açısından. Geçmişte çok daha sürdürülebilir amaçlara hizmet eden bir müzik yarışması kültürü olan Türkiye'de, şimdi aynı şeyi söylemenin güç olduğu kanaatindeyiz. Dijital basının içerik üreticilerine alan yaratma konusunda büyük işler başardığı kanaatindeyiz. Bu alan yaratma sürecinde gelecek içeriğin güzel filtrelendiği ve belirli bir dengelemeden geçtiği senaryoda ulaşamayacağı limit olmadığını düşünüyoruz. Pek çoğumuz kreatif süreç ve sonrasında, albüm sürecini finanse edebilmek için pek farklı işlerde çalışıyor olduk. Müziğin mesaisi olmadığı için iki farklı hayatı bir arada sürdürebilmek çok yıpratıcı ve zor olabiliyor. Ama yeterince istediğinizde ne kadar kolay olduğuna siz bile şaşırıyorsunuz. yanibasimdarecords@gmail. com adresi ve Instagram üzerinden iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-147-mali-akpolat/", "text": "Müziğime katkı sağlayanlar, demoları dinlettiğim arkadaşlarım oluyor genelde. Prodüksiyonlarımın tamamını kendi stüdyomda yapıyorum. Düzenleme, enstrümanların çalımı ve kaydı, miks, edit, mastering, yayınlama ve hatta klibine kadar her şeyi tek başıma yapıyorum. Müziğimi Daft Punk'ın Random Access Memories'i başta olmak üzere, akustik ve elektronik öğelerin buluştuğu hemen her müziğe benzetebilirim açıkçası. Bunun dışında Tame Impala, Childish Gambino, Kanye West, YYK, Evdeki Saat, Jakuzi, Soft Analog gibi müzikleri sayabilirim sanırım. Şimdiye kadar 10 yıldır gitaristi ve şarkı yazarı olduğum Kafile ile; Dorock XL, iF Performance, 6:45 KK gibi önemli konser mekanları dışında, MilyonFest Fethiye'de ve adını sayamayacağım kadar çok irili ufaklı otel, bar ve festivalde çaldım. 10 yıldır haftada en az 4 gün olmak üzere sürekli sahnedeyim. Sahne aldığım mekanlar arasında, ülkede ismi zikredilen seviyede olanlardan hep memnun ayrıldım. Dorock XL, iF Performance, Milyonfest vs. gibi. Ama lokal yerlerde aynı şeyleri söylemek biraz güç. Teknik imkanların gerekliliği konusundaki ısrarımız, mekanların bunlarla olmuyor mu yani dayatmasını aşamıyor bazen. Ben kendi adıma böyle bir yerde gerekirse sahneye çıkmıyorum. Dilerim herkes bir gün böyle bir rahatlığa erişir ya da tüm mekanların teknik imkanları süratle yükselir. Temel problem, konser süreleri. Eğer noname tabir edilen, ana akım gruplardan değilseniz, sahne süreniz 3-4 saat arası değişiyor. Alınan kaşeler bunu karşılamazken, alternatif bir mekanınız yoksa eğer, sizin yerinize hemen bir grup bulanacağından rest de çekemiyorsunuz. Bu sistemi yaratanlar biraz da bizleriz ama şartlar bizi buna zorluyor. Ama büyük markaların ya da firmaların sponsorluğunda, iyi organizatörlerle yapılıyorsa iş, o zaman da tadından yenmiyor. Gördüğünüz ilgi alakadan, sahne sürenizin insani oluşuna, sahne arkasındaki sosyal ortama kadar pek çok olumlu yanı oluyor. Lokal festivallerde büyük gruplarla gitarist olarak aynı sahneleri paylaştım daha önce. Ama yurtçağında bilinirliği olan; MilyonFest Fethiye'de sahne aldım. Grubumuzla yapım firmasına mail attık ve kendileri çok nazik bir şekilde yanıtladı, bizi festivale davet ettiler. Kendi karavanımız, bizimle ilgilenen teknik arkadaşlar vardı. Ben her anından oldukça keyif aldım. Line check bile sandığımdan çok daha sancısız geçti. İki taraf da bir şeyleri oldurmaya çalıştığının bilincindeyse, o iş olumlu yönde akıyor. Ama taraflar ille de benim istediğim gibi olsuncuysa, tıkanıyor maalesef bir yerde. Genel olarak öğrenci/çalışan gibi karma bir kitle var. Genelde performanstan çok memnun kaldıklarını vs söylüyorlar. Gençlere ve beyaz yakalı kitleye aynı anda hitap edebilmek ilginç oluyor. Aynı şeylere gülüp, aynı şeylerle eğlenebiliyoruz, keyifli anlar bunlar. Ücretten çok, sağlanmayan haklar desek daha doğru olur. Mekanlar üstü bir konu olarak, müzisyenliğin memlekette bir meslek dalı olarak görülmemesi, okulu olan bir işin devlet gözünde sadece operalar, senfoni orkestraları ya da okullarda öğretmenlikle sınırlanan bir çalışma alanı var. Oysa bunun bir sosyal güvencesi, sendikası, örgütlenmesi olması gerekir ki, çalıştığımız yerlerin de bize olan bakışı değişsin. Mevsimlik işçi muamelesinin mekancıdan önce, mesleğin memleketteki algısıyla alakası var. Milli yas dönemlerinde futbol maçları, tv programları vs iptal edilmeyip, konserler, oyunlar, temsiller iptal edildiğinde, mevzulara bakış açımızı daha net görünüyor bence. İlk teklim Endişe'yi Eylül, ikinci teklim Artık Olmuyor'u Kasım, üçüncü teklim Derin Uykuları ise Aralık 2019'da yayınladım. Çaldığım grup Kafile ile de 2019'da Kadın ve Bırak adlı iki şarkı yayınladık. Kendimi şunu şöyle yapmalıyım diye şartlamıyorum. Genelde şarkılarım kendiliğinden synth ya da gitar etrafında şekilleniyor. 70'ler pop/disko/funk müziğinin davulunu, basını, gitarını, 80'lerin synthlerini, 90'ların vokallerini karıştırarak tasarlıyorum genelde. Çünkü kulağımda var bu müzikler. Ama şuna benzesin, şunun dışında çıkmayayım gibi bir sınırlamam asla yok. Müzik Çin'den, Antik Yunan'dan buralara geldi, bizimle burada kalmayacak ve ilerlemeye devam edecek. Bu süreçte ne kadar özgür ve özgün olabilirsek, bizden sonrakilere waveform olarak kalabiliriz bence. Kayıtlarımın tamamını Antalya'da, kendi stüdyom Loop Records'ta yaptım. Kayıt öncesinde aklımda muhakkak bir melodi, riff, ya da bir akor döngüsü oluyor. Bunu ya telefondaki müzik uygulamasına kaydetmiş oluyorum ya da ses kaydedicisine mırıldanmış oluyorum. Sonra kafa olarak uygun olduğumda bilgisayar başına geçip şarkının iskeletini çıkartıyorum. Bunun dışında özel bir ritüelim yok. Miks ve mastering'imi kendim yapıyorum. Ancak grubumun şarkılarının mastering'lerini sevgili Evren Arkman yapıyor. İlk şarkımız Kadın'ın miksini de sevgili Alp Turaç yapmıştı. Evren ve Alp çok iyi ve yapıcı insanlar. Sektörde böyle insanların olması çok mutlu ediyor beni. Eserlerimi Spotify, iTunes, Apple Music, Deezer, Tidal, YouTube ve YouTube Music gibi yerlerde yayınlıyorum. Spotify, Apple Music ve YouTube dışındakilerin pek geçerliliği yok memlekette. Mevcut olanlar da beni dinleyicimle buluşturuyor. Telif takipleri de çok sistemli. Ben çok memnunum bu platformlara bağımsız bir müzisyen olarak ulaşabildiğim için. Olumsuz bulduğum bir yan yok. Olumlu yanı da sanırım konuşmak dışında bir şeyler yaparak kendimi ifade edebiliyor olmam. Kısa bir hayat yaşıyoruz ve her gününü yeni müzikler yazarak geçirmeye çalışıyorum. Müzik yazmak ve çalmak dışında bir hedef koymadım kendime. Eskisi kadar revaçta olmadığını biliyorum sadece. Herhangi bir yarışmaya katılmadım. Eskiden sıkı bir dergi takipçisiydim. Daha sonra belirli insanların göze sokulurken, bazılarından hiç bahsedilmediğini farkettim ve o gün bugündür basılı yayın takip etmiyorum. Ama elimden geldiğince dijital ya da görsel mecralarda müzik basınını takip ediyorum. Şunlar şuna dikkat etsin, bunlar da bunu düzeltsin gibi kişisel problemleri dile getirmektense; herkes işini vicdanına rahat rahat sığdıracağı şekilde yapsın diyebilirim. Umarım buluşması gereken herkes doğru yer ve zamanda buluşacaktır. Müzik dışında bir işim yok. Müzisyenim, kendi stüdyomda prodüktörlük ve ses teknisyenliği yapmanın yanı sıra gitar ve müzik dersleri veriyorum. Herkes bana maliakpolat@gmail. com ya da Instagram hesabımdan ulaşabilir. Müzik grubunuzla BBI Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-148-mojave/", "text": "Artılar: Teknik ekiplerin genelde yardımsever ve anlayışlı olması. Eksikler: Çoğu mekanın sahne tasarımı anlamında zayıf olması, sahnede basitçe düzenlenmiş ışıklar dışında görsel ögelere yer / önem verilmemesi. BBI oluşumunun Yeni Yerli adı altında düzenlediği cinsten yeni müzisyenlerin tanıtımına önem veren etkinliklerin sayıca çok az olduğunu düşünüyoruz. Bugüne kadar karşıma çıkan organizatörler genellikle yerli sahnenin gelişimi ve etkinlik çeşitliliğinden ziyade kendi ceplerini düşündüklerinden dolayı belirli mekanlarda hep aynı sanatçıların sahne aldığını görüyoruz ve bu bizim gibi yeni grupların motivasyonunu ciddi anlamda etkiliyor. Ancak son dönemde insanların alternatif müziğe artan ilgisiyle gelen sponsorlu etkinliklerin bu tarz sorunların önüne geçmesini umuyoruz. Hayır, herhangi bir festivalde yer almadık. Yeni grupların sahne almak için genellikle ekstra bir talebi olduğuna denk gelmedik şimdiye dek, zira yan haklar bir kenara, sahne alabilmek bile çeşitli noktalarda kesinlikle hak etmemesine rağmen mekanlar tarafından verilen bir lütuf olarak görülüyor. Doğruyu söylemek gerekirse bira fişinden ziyade beklediğimiz, konser öncesinde/sırasında/ sonrasında alabileceğimiz maksimum teknik desteği alabilmek. Çünkü bizi izlemek için para ödeyen insanlara yaptığımız müziğin en iyi haliyle birlikte bir gösteri sunmak istiyoruz. Bunun için de mekanın olanaklarından en yüksek seviyede yararlanmamız gerekiyor. Tabii ki bunun için de mekan çalışanları ile sanatçıların iş birliği içerisinde olması gerektiğini düşünüyoruz. 3 Ocak 2020'de Bihaber isimli ilk teklimizi yayınladık. Mart ayının sonlarına doğru 6 parçadan oluşan ilk EP'mizi yayınlamayı hedefliyoruz. Amacımız başlangıçtan beri sevdiğimiz sesleri harmanlamak oldu. Her birimizin ne kadar birbirinden farklı müzik zevki olsa da her zaman ortak bir nokta oluşturabildik. Bu özelliğimiz de farklı türleri bir araya getirmemizi kolaylaştırdı. Eski usül rock rifflerini yeni dönem synth sesleri ile birleştirdik ve ortaya progresif bir sound çıktı. Bunun bizim ayırıcı noktamız olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda son derece bireysel şarkı sözlerinin müziğimizdeki bu topluluk duygusuyla oluşturduğu tezatlığın bir bütün olduğunu hissediyoruz. İlham aldığımız grupların bu sound üzerinde büyük bir etkisi olduğunu düşünüyoruz ve bunun farkında olmaktan oldukça mutluyuz. Cover yapmanın özellikle ülkemizde yanlış anlaşılan bir durum olduğuna inanıyoruz. Cover yapmak, bilinen bir parçayı seyirci ilgisini kazanmak adına birebir aynı şekilde çalmak olmamalı. O parça cover yapan gruba ait olsaydı nasıl olurdu? sorusunu cevaplamalı diye düşünüyoruz. Buradaki asıl olay, sahne süresini uzatmak yada seyirci ilgisi kazanmaktan ziyade çalınan şarkıya farklı bir baharat ekleyip sunmak olmalı. İlk teklimizin davul haricindeki bütün kayıtlarını evde gerçekleştirdik. Önümüzdeki EP için aldığımız vokal ve davul kayıtları Riff'n Night Records'ta gerçekleştirildi. Kayıt öncesi sürecini tamamen günlük rutinimizde besteleri tamamlamakla geçiriyoruz. Çünkü grup üyelerinin hepsi zamanın çoğunu ya işte yada okulda geçiriyor. Arta kalan zamanlarımızı ise çok iyi planlamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki EP'nin kayıt süreci planlama sürecinden daha kısa sürdü diyebiliriz. Her şeyden emin olduktan sonra 5 şarkının kaydını da 1.5-2 hafta gibi kısa bir sürede tamamladık. Bu sırada kimse gündelik sorumluluklarından uzaklaşmadı. Bu durum bizi tabii ki her ne kadar zorlasa da aynı zamanda heyecanımızı arttırdı. Çünkü mix master süreci bitmemiş olmasına rağmen içimize sinen bir iş yaptığımız konusunda hemfikiriz. Şimdiye değin çalıştığımız insanlar hep tanıdık çevresinden bulunmuş ve profesyonel olmayan kişilerdi. Bu nedenle iyi/kötü yorum yapmanın doğru olmadığını fikrindeyiz. Bu işte önemli olan şeyin iletişim olduğunu düşünüyoruz. EP için Riff'n Night Records'tan Burak Tanyolaç ile çalışıyoruz. Güvenimiz ve keyfimiz yerinde. İyi işler çıkacağını umuyoruz. Bütün grup için yeterli olmasa da evet, var denebilir. Prova sıklığı müsaitliklerimize göre değişen bir durum. Bulunduğumuz dönemde haftada 2 prova almaya çalışıyoruz ancak bu sayı sürekli değişmeye çok müsait. Eserlerimizi başta Spotify, Apple Music olmak üzere distribütörümüzün el verdiği her platformda yayınlıyoruz. Spotify'ın algoritmik çalışmaları konusunda memnunuz. Yeni parçaların keşfedilmesini oldukça kolaylaştırabiliyor. Kısa vadeli olarak, EP'mizi olabildiğince çok dinleyiciye ulaştırabilmek var. Uzun vadede ise yurtdışındaki festivallerde yer almak için çabalayacağız. Müzik basınının çok çalışkan olduğu kanaatindeyiz. İnsanlar yeni ve otantik sesler duymaya her zaman açlar ve bunu onlara ulaştıran ilk organ her zaman basın oluyor. Bu konuda müzisyenlere inanılmaz derece yardımcı oluyorlar. Ancak her yeni gruba şans verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çeşitli basın organları da aynı organizatörler gibi risk almak istemiyorlar. Kaldı ki yerli sahnenin büyümesi sanıyoruz ki ancak bu şekilde sağlanabilir. Dinleyiciler: Doğrusu müzikte her türlü şeye açık olmalarını bekliyoruz. Hedefimiz asla bir tarza kapak atmak olmadı. Şimdiden ikinci albümümüzdeki tarzımızı oluşturmaya başladık ve bu yönde 4 bestemiz hazır denilebilir. Dinleyenlerden sadece yeniliğe açık olmalarını bekliyoruz. Mekanlar: Risk almaktan korkmamalarını bekliyoruz. Elbette mekan doldurmak öncelik olabilir ancak mekanların yerli sahneyi derinden etkileyebilecek konumda olduklarının farkına varmalarınız istiyoruz. Organizatörler: Aynı şekilde organizatörlerinde yeniliğe açık olmalarını istiyoruz. İsteğimiz ana akım sanatçılardaki ısrardan vazgeçmeleri değil ön grup kültürü oluşturmaları ve böylece son derece verimli bir orta yol bulunması. Rutin hayatlarında Enes okuyor. Barış ve Can çalışıyor. Uluç hem okurken hem de çalışıyor. Bu nedenle denge kurmak oldukça zor olabiliyor haliyle. Ancak bunun bir arzu meselesi olduğuna inanıyoruz. En yoğun zamanlarda bile müzik yapmak için bir araya gelmeye çalıştık ve bunun meyvesini ilerleyen zamanlarda alacağımıza inanıyoruz. bandmojave@gmail. com adresinden yada sosyal medya hesaplarımızdan bizimle iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla BBI Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-149-ef-cakir/", "text": "Ben 2 yıl Jazzberry Tunes'da korist olarak bulundum. Eksikler: Maddi kaygılara düşülmesi ve amatör olarak başlayan kişilerin önüne çekilen setleri eksiklik olarak buluyorum. Eksikler: Soundcheck'lere yeterince önem verilmemesi var. Monitörlerin ve ışıkçıların yetersiz olması. Reklam bu işin büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor açıkçası ve sadece kendi organizasyonlarımızla değil genel bir tanıtım sorunu var. Arkadaşlarımız ilk sırada geliyor. Bizi dinleyenler de genelde bizim kafada insanlar oluyor. Dinlediğimiz şeylerin, sosyal yaşamımızdaki bizlerin bir ucundan benzeri insanlar. Tepkiler de genelde beste çalmamız yönünde cover'lardan daha çok beğeniliyor. Sahneden düzenli bir gelirimiz olmadı şimdiye kadar. KIRMIZI RUJ. Efe'nin yaz okulu süresince evde tek başına kaydettiği bir şarkıydı. Bu piyasa bir selam niteliğindeydi. PARTİ'yi akustik bi çekimle Retro Stüdyoları'nda kaydettik. Şu ana kadar çıkmış olanlar şarkılarda bütün olayımızı göstermiş değiliz. Yayınlanmış parçalar singer & songwriter havasında daha çok. Bu sounda yeni şeyler katma planımız var tabii. Synthesizer ekleyeceğiz mesela. Biz cover eserlerine şu gözle bakıyoruz. Zaten dinlediğimiz, etkilendiğimiz şarkıları bir de biz yorumlayalım deyip çalıyoruz. Bir şarkıyı evde, bir şarkıyı Retro Stüdyoları'nda gerçekleştirdik. Aranjeyi bitirmiş olup kayda girmek önemli bir olay bence. Provalı oluyorsunuz bir kere. Kayıtta işler daha akıcı oluyor. Dersu Doğan ve Yiğit Uçkan. 'Parti'de Ahmet Sipahi ile çalıştık. Genelde benim evimde çalıyoruz. Şu an bir amfiler. pedallar. gitarlar ufak tefek perküsyon aletleri bir de piyanomuz var evde. Bazen de Doğu'nun davulunu taşıyoruz ufak bir stüdyo havası oluyor. Sıklığı değişiyor ama haftada bir toplanmaya çalışıyoruz, müzik için olmasa da muhabbet için. Prova ve kayıt stüdyolarını genel olarak pahalı buluyorum. Ama tabii ki daha kaliteli daha profesyonel ekipmanlarla çalmak daha tatlı oluyor. Ne kadar pound, o kadar sound diye bir söz var. Spotify, Youtube en popüler olanları. Spotify'da daha büyük bir kitleye ulaşmak daha zor. Editör playlist'lerine girmek için hali hazırda ortalamanın üstü sayıda bir kitlenizin var olması gerekiyor. Apple Music'in pek kullanıcısı yok çevremden. Soundcloud'da bazen demo paylaşıyorum kendine has bir kitlesi var oranın. Olumsuz: Para. Para büyük eksiklik, çaldığınız ekipmanlar önemli. Müzik endüstrisi Dolar bazlı yürüdüğü için bizi olumsuz etkiliyor her açıdan. Olumlu: Enerji. Bu işin enerjisiz yapılabileceğini düşünmüyorum. Arkadaşlarıma ve bana enerji veriyor açıkçası, heyecanlandırıyor bu proje. Müzik yarışmalarının varlığı gayet önemli, insanlar birbirinden etkileniyor bunları çok açık bir şekilde görebiliyorum. Bu güzel bir ortam yaratıyor. Biz katılmadık henüz. Bir Baba Indie sayesinde kendimizi, müziğimizi ifade etmeye fırsat bulduk. Bu tarz oluşumlar çok değerli özellikle bizim için. Mekanlar ve organizatörler için de amatör olaylara maddi kaygı güdülmeden daha fazla önem vermeleri benim beklentim. Ben öğrenciyim. Beraber çaldığım arkadaşlarım da aynı şekilde. ODTÜ'de okuyoruz açıkçası özellikle sınav haftaları yoğun oluyor, zaman denk getirmek zorlaşıyor. Müzik her türlü hayatımızda yer etmiş durumda çünkü bir araya gelmesek bile müzik adına yapıyoruz bir şeyler. Instagram direct message'dan veyahut efeckr9@gmail. com 'dan mail ile. Bence çok iyi bir fırsat insanlar size internetten erişebiliyor hemen bir göz atabiliyor. İlk etapta benim beğenmem gerekli tabii ki. Sonrasında en başta beraber çaldığım arkadaşlarıma sonra kulağına zevkine güvendiğim insanlara soruyorum elbette. Fakat bu sayılar 10'u geçmiyor. Müzik grubunuzla BBI Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-150-salome-orkun/", "text": "Aktif olarak Flört grubunda davul çalmaktayım. Ayrıca öncesinde The Young Shaven isimli grubumuzun da davulcusuydum, grup geçen sene ne yazık ki dağıldı. Henüz bir yerde sahne almadık 🙂 yakın gelecekte plan dahilinde. Youtube'da videosunu henüz yayınlamış olduğumuz On m'a dit les gens isimli teklimiz pek yakında tüm dijital platformlarda da yer alacak. Ayrıca ikinci teklimiz de yolda ve bir EP çıkarmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Müziğimizde hem sound hem de sözler açısından her zaman karanlık ve aydınlık, derinlik ve hafiflik, arasında bir denge arayışı içindeyiz. Genel sound ve stil olarak etkilendiğimiz belli dönemler mevcut, bunlara örnek; 70'ler ve 80'lerin disco sound'ları, 80'lerin New Romantics dönemi, eski Chanson Française örnekleri, synthesizer ağırlıklı New Wave müzikler ve tüm bu sound'ların retro modern bir tarzda sunumu diyebiliriz. Çıkış parçamızın söz içeriği, günlük hayatlarımızın aklımıza düşürdüğü varoluşsal sorulardan ve sorgulamalardan oluşmakta. Burada amacımız bu söz içeriğini fazla derinlere ve karanlıklara dalmadan, pop müziğin gramerinden de yararlanarak pozitif ve hafif denebilecek bir üslupla dinleyiciye akılda kalıcı melodiler ve özgün bir elektronik sound ile iletebilmek. Böylelikle bir karşı denge, kontrast yaratabilme amacındayız. Ek olarak, prodüksiyonu bize ait olan videomuzda da tasarımsal olarak benzer kaygıları ve amacı taşımaktayız. Video çalışmamızda yukarıda belirtmiş olduğumuz stil ve akımlara belli göndermeler de mevcut. Cover meselesi bizim açımızdan biraz farklı. Biz dinleyiciye ulaşmak için kendi bestelerimize öncelik tanıyor ve güveniyoruz ve bunun daha meşru ve samimi bir yol olduğu düşüncesindeyiz. Pek tabi ki farklı gruplar ve projeler dinleyicileriyle tanışmak için cover yoluna başvuruyor olabilirler ve bazılarının başarılı olduklarını da görmekteyiz. Biz de cover konseptine sıcak bakmaktayız fakat bu bizim için sevdiğimiz ve bize ilham veren sanatçılara bir saygı duruşu niteliğinde olacaktır. Kayıtlarımızı İstanbul'da ev stüdyomda gerçekleştirdik, parçanın mix ve mastering'i Almanya Hamburg'da dostumuz Reha Omayer tarafından yapıldı. Yaklaşık 1 senedir birlikte müzik yapma düşüncesindeydik. İlk olarak Niagara isimli Fransız grubun bir parçasını cover'ladık ve sonuç çok hoşumuza gitti. Buradan aldığımız cesaretle Salome'nin yazmış olduğu sözler ile bir günlük bir kayıt session'ı gerçekleştirdik ve çıkış teklimiz şeklini aldı. Sonrasında kısa zamanda parçamızın son halini almasıyla çıkan sonuç çok hoşumuza gidince işi duo projesine dönüştürme ve yola devam etme kararı aldık. Şu an için kullanmadığımızdan dolayı ortak bir fikir beyan edemeyeceğiz. Şu an için Youtube, çok yakında tüm dijital platformlarda! İlk olarak aynı yerde yaşamıyoruz ve haliyle birbirimiz çok göremiyoruz, iki farklı hayat ve iki farklı ülke.. Fakat zor gibi gözükse de bizim için önemli olan ne olduğu farketmeksizin birlikte bir şeyler üretebiliyor olmak. Ayrıca bizi en çok motive eden şey, benzer ortak zevklerimiz ve birbirimize olan güvenimiz. Uzun vadede hedefimiz, sahne alabilmek ve en kısa zamanda bizi tatmin edebilecek bir EP yayınlamak. Kısa vadede ise ikili olarak kreatif üretimlerimize aynı heyecanla devam edip insanlarla daha çok müzik paylaşabilmek. Müziğimiz Fransızca olduğu için sözlerin herkes tarafından anlaşılmasını pek tabi ki beklemiyoruz fakat toplamda müziğimizle vermek istediğimiz hissi insanlara iletebileceğimizi ve samimiyetimizin yardımıyla insanların bu hissiyatı kolaylıkla alabileceklerini düşünüyoruz. Müzik ve sözler elbette bir bütündür fakat müziğin evrensel dil olduğu gerçeği bizde daha ağır basmakta. Salome şu anda uluslararası ilişkiler öğrencisi ve onun için müzik oldukça ciddiye aldığı bir hobi, ben ise uzun zamandır serbest olarak yaptığım mesleğim grafik tasarımcılık ve profesyonel müzisyenlik arasında belli bir denge ile hayatımı sürdürmekteyim. Müzik grubunuzla BBI Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-151-sunday-queens-kings/", "text": "ve uzun süredir birlikte müzik yaptığımız Cetacea'da bizden biri denebilir. 2013 yılından beri birlikte müzik yapıyoruz. Haliyle çok fazla girişimimiz oldu, Pasifik-Silüet gibi alternatif rock gruplarının yanı sıra Scars & Stories ismiyle metalcore müzik yaptığımız ateşli seneler de vardı. Ne kadar benzerdir bilinmez ama bayılarak dinlediğimiz Kazy Lambist, Roosevelt, Paradis, Daft Punk gibi isimler var. Peyote, Shaft, Karga gibi lokal barlarda ve WinterFest 101'de sahne aldık. Eksiklikler: Lokal gruplara her hangi bir ödeme yapılmaması, hem ekonomik hem de motive açısından grubu düşürüyor. Eksiklikler: Lojistik ve ses sistemleri açısından maalesef çok gerideyiz. Kaliteli ekipmanlarla bile iyi ses almayı beceremiyoruz. Son 2-3 yıla göre festival sayılarındaki artış sevindirici ama line-up yapılırken tanıdık üzerinden gidilmesi bizim açımızdan biraz üzücü. Şu anlık sadece arkadaşlar arası ama umarız daha fazla bir kitleye ulaşabiliriz. Ocak ayından beri sırayla her ay bir single yayınlayarak devam etmekteyiz, daha elimizdeki şarkıların yarısına bile erişememiş olmamıza rağmen aldığımız tepkiler çok iyi. Önümüzdeki aylarda da yeni şarkıları yayınlacağız. En çok uğraştığımız şey dinleyicinin aklında hayali bir Pazar Diskoteği inşa etmek aslında. Müziğimiz dinleyiciyi belli bir ruh haline ve belirli bir hisse sokmayı hedefliyor. Cover yapmak istediğimiz zamanlar oluyor fakat bu işin resmi prosedürü çok yıpratıcı. Furkan ve ben kayıtlara başlamadan önce evin bir odasına bir home studio inşa ettik ve burada tüm kayıtlarımızı gerçekleştiriyoruz. Erkmen öncelikle şarkıların genel iskeletini oluşturuyor, ardından Furkan ve Cetacea bu iskeletin üzerine bir hikaye/konsept tasarlayarak sözleri ve diğer detayları ekliyor. Belirli bi süre fırında bekletip sunuyoruz. Kendi tasarladığımız home studio da çalışıyoruz, hafta içleri yalnızken tasarladığımız şeylerin üstüne her pazar buluşuyoruz ve müzik yapıyoruz. Grubun adı da buradan geliyor zaten. Geçmiş projelerimizde çok kullandık, fakat şimdi sürecin daha hızlı ve sürdürülebilir olması için evde çalışmanın daha iyi olduğunu düşünüyoruz. Spotify, Apple Music, YouTube gibi neredeyse tüm dijital müzik platformlarında bulunuyoruz fakat Spotify harici bizim müziğimiz için kullanımının düşük olduğu diğer platformlar bizim için çok bir şey ifade etmiyor. Erkmen yazılımcı, Furkan zaten müzik sektöründe çalışıyor. Müzik grubunuzla BBI Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-153-haz/", "text": "Daha önce de birlikte Plaj grubunda müzik yapıyorduk. Birimiz bas gitar birimiz de klavye çalıyoruz. Enstrumanlarımız çalıp Türkçe güzel sözleri olan parçalar yapmak istiyoruz. Kendi tarzımıza göre sevdiğimiz şarkıları uyarlamak isteyebiliriz ama bunun üzerine bir çalışma henüz yapmadık. İleride deneyebiliriz. Ezgi orada öğrenci olduğu için bir kaç parçamızın kaydını MIAM'da alma fırsatımız oldu, bunun için çok şanslıyız. Ama zaten iki kişilik minimal bir grup olduğumuz için evde yaptığımız kayıtlar da bizim ihtiyacımızı karşılıyor. Miksleri Ezgi yapıyor. Yayınladığımız parçanın mastering'ini Görkem Karabudak yaptı. Evlerimizin birbirine çok yakın olması bizim için için avantajlı bir durum. İkimizin evlerinden birinde istediğimiz zaman buluşup çalışabiliyoruz ki bu sık sık oluyor. Zamanımızın büyük çoğunluğunu sevdiğimiz şeyleri üretmek için birlikte geçiriyoruz. İlk parçamızı Spotify, Apple music, Youtube gibi tüm dijital platformlara yükledik. Şu an müzik dinlemek açısından Spotify daha gündemde gibi görünüyor. Projemizin olumlu tarafı hem iki kişi olmak hem de iki yakın arkadaş olmak diyebiliriz. Genelde çok rahatça anlaşabiliyoruz, benzer şeyleri beğeniyoruz, bu sayede karar almak da kolay oluyor. Şu anki hedefimiz müzik üretmeye devam etmek ve ürettiklerimizi kendi oluşumumuz Hisler Plak üzerinden paylaşmak. İleride bu etiket üzerinden farklı tarzlarda ürünler de yayınlamak istiyoruz. Bireysel olarak da ve çevremizdeki müzisyen arkadaşlarımızla müzik üretmek için de çalışıyoruz. Büşra illüstratör, şu an bir mobil oyun şirketinde oyun tasarlıyor. Ezgi MIAM'da müzik yüksek lisansı yapıyor. Bunlardan geri kalan vaktimizi birlikte eğlenerek, müzik dinleyerek ve yaparak geçiriyoruz. Sosyal medya hesaplarımız üzerinden bize ulaşabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-154-kaldik-boyle/", "text": "Her ikimiz de Rak-ı Plak-i grubunun eski üyeleriyiz. Ozan grubun vokali, ben ise elektro gitaristiydim. Grupta iki kişi olduğumuz için herhangi bir yerde sahne almıyoruz. Şarkılarımızı kendi YouTube kanalımız, Dur Biraz Düşüneyim isimli video paylaşım kanalı ve Spotify üzerinden dinleyicilerimizle buluşturmaktayız. Konser vermediğimiz için kitlemiz bize olan tepkilerini şarkılarımızın altına yazdıkları yorumlardan veya sosyal medya üzerinden iletmektedirler. Genel olarak ayrılık, aşk gibi temalarda dinleyicilerimizin duygularına tercüman olduğumuza dair geri dönüşler alıyoruz. Yayınlanmış üç tane teklimiz var. Dördüncüsünü ise Nisan 2020'de dinleyicilerimizi beğenisine sunacağız. İlk teklimiz 2019 yılında yayınlanan 'Efkar'. Genel olarak şarkılarımızın sözlerinde aşk, ayrılık, ihanet gibi temaları işlemekteyiz. Efkar da bu konseptte sözlere sahiptir. Alt yapıyı düzenlerken ise grup olarak ilk beste yapmaya başladığımızda Trap ritmler kullanmak istedik. Bu nedenle ilk iki bestemizde (Efkar ve yine 2019 yılında yayınlanan 'Sakın Dokunma') trap ritmler ile türk müziğinden dokunuşlar mevcuttur. Örneğin Efkar'da ara müzikler yaylı tanburla çalınmıştır. Ancak sonrasında daha pop ve rock ritmlerin bestelerimizde daha iyi olacağını düşündüğümüz için son teklimiz 'İşgal' daha pop-rock türündedir. Bestelerimizde Türk müziğinden temaların çok önemli bir yeri vardır. Her bestemizde mutlaka Türk müziğine ait dokunuşlar mevcuttur. Efkar'da yaylı tanbur, Sakın Dokunma'da kullandığımız ritmler ve İşgal'in solosu. Sözlerimizde ise daha önce de belirttiğimiz gibi ayrılık, aşk, ihanet temaları hakimdir. Müzik kayıtlarını telefonda yer alan uygulama üzerinden yaptıktan sonra vokal kayıtlarını stüdyoda yapmaktayız. Şarkıları genelde ben yapıyorum. Altyapıyı düzenledikten sonra Ozan'a yolluyorum. Sonrasında hazır olduğumuzda vokal kayıtları için stüdyoya gidiyoruz. Mix-mastering için arkadaşımız Samet bize yardımcı olmaktadır. Stüdyo olarak ise Ankara'da ÇSM'yi tercih etmekteyiz. Nisan ayında çıkacak teklimizde mix-mastering için ÇSM'den Mert Samur bize yardımcı oldu. Çalışmalarımızı daha çok beste yapmak için yapıyoruz. İki kişi olduğumuz için herhangi bir ortam bizim için çalışma ortamı olabiliyor. Eserlerimizi YouTube kanalları ve Spotify üzerinden yayınlıyoruz. YouTube kanalları bir anda çok fazla dinleyiciye ulaşmak için iyi ancak kendi içerisinden kapalı bir güruh şeklinde olduğu için o kanalı takip etmeyen kişilere ulaşmak zor oluyor. Spotify ise ayrı bir platform. Bazı algoritmaları var eğer o algoritmaya düşerseniz şanslısınız. Ancak böyle bir şansınız olmadığında keşfedilmek biraz daha zor oluyor. Projemiz ile ilgili olumlu yan iki kişi olduğumuz için müzik üretmemiz çok kolay oluyor. Aynı zamanda müziğimizle ilgili genelde ortak fikirlerimiz olduğu için genelde beste sürecimiz hızlı ilerliyor. Ancak iki kişi olmamız sahne almamız önünde bir engel teşkil etmektedir. Hem kısa hem de uzun vadede kitlemizin duygularına hitap edecek besteleri üretmeye ve yayınlamaya devam etmeyi hedefliyoruz. Dijital ve basılı müzik basını alanında gördüğümüz bir destek yok. Açıkçası bu alanda destek görmek için ne yapılması gerektiği konusunda bir fikrimiz de yok. Daha önce bir kaç platforma destek amaçlı yazdık ancak olumlu veya olumsuz herhangi bir yanıt alamadık. Bu konuda düşüncemiz müzisyenlerin gelişimi açısından da bu tür platformlara iletilen eserlerle ilgili olumsuz bir kanaat olsa dahi müzisyene iletilmesinin önemli olduğudur. Dinleyiciler: Bizi dinlemeye, dinletmeye devam etsinler. Her türlü eleştirilerini sosyal medya üzerinden mutlaka bize iletsinler. Mekanlar ve Organizatörler: Herhangi bir beklentimiz yok. Müzisyenler: Müziğimizle ilgili beğendikleri, beğenmedikleri ne varsa bize iletsinler ki daha iyisini yapmaya çalışalım. Aynı zamanda ortak projelere de kapımız her zaman açık. Her ikimiz de doktoruz. Ben psikiyatri uzmanıyım, Ozan ise acil hekimi. Mesleğimiz bir araya gelmemiz üzerinde olumsuz etkisi var. Ancak online imkanların artması nedeni ile bu olumsuz durumu rahatlıkla aşabilmekteyiz. oguzhan2036@gmail. com veya sosyal medya hesaplarımız üzerinden bize ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-155-kuf/", "text": "5 Nisan'da yayımladığımız üçlü ile henüz sahne almadık. Beste çalışmaları öncesi 5 yıl boyunca cover projemiz ile İstanbul ve Çorlu'da neredeyse her hafta sahne alıyorduk. Bir cover grubuysanız kariyeriniz ve geleceğiniz tamamen mekan sahibinin elindedir. Kendinizi özgür sanarsınız ve performans gösterirsiniz fakat mekan sahibin tek derdi ne kadar bira ve bilet sattırdığınızdır. Bu süreçte tecrübe ettiğimiz şey kendimize ait bir şeyler yapmak, buna güvenmek ve müziğimizden taviz vermemek oldu. Teknik olarak çok iyi ya da kötü diyebileceğimiz tehsisatlarda da çalma şansı bulduk. Asıl önemli olanın eldeki malzeme ne olursa olsun şartlar itibari ile olabilecek en iyi soundu çıkarmak olduğunu düşündük. Aslında bir müzik grubunu pişiren şeyin de tecrübe ettiği bu süreçler olduğunu düşünüyoruz. Şimdilik katıldığımız organizasyonlar çok büyük prodüksiyonlar değildi. Genellikle imece usulü ayarlanmış haftalık performanslardı. Burada da hepimizin tahmin edebileceği teknik sorunlar, anlaşılan şartların bir türlü yerine getirilmemesi gibi problemler yaşanıyordu. İyi yanından bakacak olursak ise her hafta belli bir kalabalığa çalmak haz vericiydi. Geçtiğimiz yaz kendi şehrimizde düzenlenen ilk festival ÇorluFest açılış grubuyduk ve ilk sesi çıkarmak mutluluk vericiydi. Genelde kendi şehrimizde belli bir kitleye çalıyorduk ve tepkiler de açıkçası taraflı oluyordu. Bizi asıl mutlu eden tepkiler albümü çıkardığımız süreçten sonra gelen sosyal medyadaki mesajlar oluyor. Farklı şehirlerden hatta ülkelerden çok güzel mesajlar alıyoruz. 5 Nisan'da 3 şarkıdan ulaşan ilk kısa çalarımızı yayımladık. Yaklaşık 7 ay süren kayıtlarını, mix ve mastering'ini kendimizin yaptığı bir albüm oldu. Her açıdan çok keyifli bir deneyimdi. İlk üçlemede her şarkının kendi hikayesi ve melodisi olsa da totalde tek bir hikaye anlatmaya çalıştık. Gri, günümüzde içine sıkıştığımız bunalımı ve yer bulamamayı referans alıyor. Sound olarak rock müzik dinamiklerini synth ağırlıklı bir düzene taşımaya çalıştık. İlk üçlüyü evimizde yemek yediğimiz küçük masamızda bir iPad ve GarageBand programı ile kaydettik. Mix ve masteringi kendimiz yaptık ama @xtaso ile çalışmak isteriz. Sevdiğimiz bir eski dostumuz. Yine albümü kaydettiğimiz evimizde çalışmalar yapıyoruz. Spotify, Apple Müzik ve YouTube üzerinden albüm dinlenebilir durumda. Bu platformlarda yeniyiz ve artılarını eksilerini yeni yeni keşfediyoruz. Öncelikle kimsenin tesiri altında kalmadan içimizden ne geçiyorsa onu kaydettik ve sonuçtan memnunuz. Tabii teknik anlamda daha profesyonel bir ekip ve stüdyo ortamında çalışsak şarkılar bir tık daha parlayabilirdi. Yine de daha önce kayıt deneyimimiz olmadan bu sonucu almak mutluluk verici. Kısa vadede ilk üçlüyü olabildiğince dinleyici ile buluşturmak ve üç şarkıyı da kliplendirmek. Uzun vadede ise üretime devam etmek ve çalabileceğimiz tüm sahnelere ulaşmak. Bu konuda çok güzel geri dönüşler alıyoruz ve her aldığımız dönüş dinlenme sayılarımızı etkiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-156-ozan-turkan/", "text": "Berk Pagos'ta da çalıyor. Uğur'un yine kendi ismi ile bir projesi var. Deniz Can ise daha çok çağdaş bestecilik üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Henüz bu proje ile sahne almadım. İlk teklim Ne Gerek Varı 20 Mart 2020 tarihinde dijital platformlardan yayınladım. Klibin çekimlerini kameraman ve yönetmen arkadaşım ile geçtiğimiz Kasım ayında Viyana'da gerçekleştirdik. Hikayeyi İstanbul Belgrad Ormanları'nda çektiğimiz drone görüntüleri ile desteklemeye çalıştık. Bu bir singer-songwriter projesi. Müzik prodüksiyonu eğitimi aldığım için sound kalitesine çok önem versem de, aslında benim için daha da önemli olan şey anlatmak istediğim hikayenin dinleyiciye geçmesi. Yazdığım her şarkıda kelimeleri daha özenle ve dikkatle seçtiğimi hissediyorum, sebebi dinleyiciyle ortak bi noktada buluşmaya çalışmam. İnsanız çünkü, benzer şeyleri yaşayıp ders çıkarıyoruz, benzer şeylere üzülüp seviniyoruz. Herkes hoşuna giden şarkıyı kendi yorumuyla söyleyebilmeli. Ve tabi ki eser sahibinin onayı ile dinleyiciyle paylaşabilmeli. 3 şarkımı MİAM öğrencisi olduğum için okulumun nitelikli stüdyosunda gerçekleştirdim. Eğitimim süresince bir sürü kayda katıldığım, denemeler yaptığım bir yer orası, ve bu 3 şarkılık kayıt serüveni de birtakım denemelerin sonucu. Mix ve mastering içinse bazen evimi, bazen okuldaki stüdyoyu kullanıyorum. Günümüz şartları akustik kayıt olmadan da müzik üretimini mümkün kıldığı için kayıtları evde aldığım da oluyor. Çocukluğumdan beri şarkı yazıyorum ama kaliteli ve dinlenebilir üretimlerim son birkaç senedir varlar. 2019 temmuz ayında bu şarkılar odamdaki not defterimde neyi bekliyorlar, neden harekete geçmiyorum?u sorgulamamdan sonra bir plan yapıp dostluğunu ve müzisyenliğini sevdiğim arkadaşlarımla iletişime geçtim. 1 hafta sonra kayda girdik. Planladığımız gibi 2 günde 3 şarkıyı bitirdik. Prodüksiyon eğitimi aldığım için çoğunlukla kendim yapıyorum ama bir süredir beraber birebir çalıştığımız bir hocam var, Taylan Özdemir, onun mentorluğuyla birçok şey ilerleyip iyi bi noktaya geliyor. Parçaları bir noktaya kadar ben getiriyorum, sonrasını beraber tasarlıyoruz. Hemen her gün evimdeki ekipmanları kullanarak şarkılarımın prodüksiyonuyla ilgileniyorum. Bazen sadece kayıt editi yapıyorum, bazen miks, bazense yepyeni bi şarkı ortaya çıkıyor. Bir defterim var, ilk üretimlerimi hep oraya not alıyorum. Melodisini ve akorlarını unutmamak için telefonum ile amatör ses kayıtları alıyorum. Online olarak bir müzik distrübitörü ile anlaştığınız takdirde eserinizi aklınıza gelebilecek her yerde yayınlayabiliyorsunuz. Spotify, apple music, tidal, deezer gibi platformlar en ünlüleri olsa gerek. Spotify'ın hemen hemen herkesin kullandığı bi platform olması büyük bir artı. Youtube da klip veya lyric video'lar için mükemmel bir ortam. Bi dinleyici kitlemin olması, büyük küçük sahnelerde onlarla buluşmak, üretmeye devam etmek, hayranı olduğum müzisyenlerle düetler yapmak. Ana akım medyada yer almak için orijinal, eşsiz üretimler yapmak gerektiğine inanıyorum. DIY sanatçısı olmayan müzisyenlerin, imzaladıkları kontratları özenle, birkaç kez, anlayarak okumalarını beklerim. Dinleyicinin sahneye saygı duymasını beklerim. Aslında bu zincirdeki herkesin birbirinin yaptığı işe saygı duyması ve gereken özeni göstermesi benim en büyük beklentim sanırım. Ses mühendisliği ve müzik prodüksiyonu yapıyorum. Şu an için müzisyen kariyerimle bu alanı homojen bir dengeyle yürütmeye çalışıyorum. Sosyal medya hesaplarımdan veya mail adresimden iletişime geçebilirler. 8 yaşımdan beri müzikle ilgileniyorum. O yaşlardan beri bağlama, gitar, keman gibi enstrümanlarla haşır neşirim. Son 5 senedir de acapella müzikle ilgileniyorum. Bi şekilde müzikle bi yaşam kuramayacağım algısı beynime işlendiği için üniversitede bambaşka bi bölüm, mimarlık okudum. Okulun son senesinde müzik yapmadan duramadığımı ve hayatımın geri kalanında bunu yapmak istediğimi kabullenip müzik yüksek lisansına başladım. O günden beri en büyük hayalim şarkılarımı yayınlamak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-157-kaba/", "text": "Palmiyeler, Büyük Ev Ablukada, Yavuz Çetin, Flört. Kadıköy'ün lokal barlarında, Yeditepe Üniversitesi ve çevresinde sahne aldık. İlk konserimiz tahmin ettiğimizden çok daha dolu olmasına rağmen genelde arkadaşlarımızdan ulaşıyordu, ancak zamanla arkadaşlar diğer arkadaşlarına söylemeye başladı ve tanımadığımız yüzler görmeye başladık. 2018 yılının yazında ilk teklimiz Göztepe Işıkları yayınladık. 2019 yılının Nisan ayında iki parçadan oluşan Gündüz Düş Görenler Tehlikelidiri yayınladık. Aynı zamanda dijital platformlarda canlı kayıtlarımız da mevcut. Şu anda 8 parçalık bir albüm üzerinde çalışıyoruz, yakın zamanda albüm içerisinden teklileri yayınlamaya başlayacağız. Gitar ve bas riff'lerini baskın olarak kullanarak üretim yapıyoruz. Ancak bolca efekt ve synthesizer'ın da bestelerimizde payı büyük. Geleneksel rock müziğini modernize etmeye çalışıyoruz. Sözlerimiz genelde öznel; psikolojimizden ve yaşadığımız olaylardan fazlaca beslenerek yazılıyor. Kadıköy'de Moda Plus ve Sunburst gibi stüdyolarda demo kayıtlar yaptıktan sonra, Babajim İstanbul'da Gündüz Düş Görenler Tehlikelidiri kaydettik. Yeni albümümüzü Yeditepe Üniversitesi stüdyosunda kaydediyoruz. İlk demolarımızı kaydettiğimiz zamanlar aşırı bir heyecanla yapıyorduk bu işi, halen daha bu heyecanı koruyoruz. Bu süreçte bir çok insanla tanıştık, örneğin çokça sevdiğimiz Pentagram grubunun üyeleriyle. Babajim İstanbul'da aldığımız kayıtların miksini Adham Farid, masteringini ise Güven Ersoysal yapmıştı. Şu an üzerine çalıştığımız albümü Yeditepe Üniversitesi'nde kaydediyoruz ve mikslerini Uğurcan Moroğlu yapıyor. Şimdiye kadar çalıştığımız kişilerle gayet iyi anlaştık ve elde ettiğimiz işlerden memnunuz. Üretim sürecini genelde evde toplanarak gerçekleştiriyoruz, konser ya da kayıt için ise çok sık olmasa da prova stüdyolarını tercih ediyoruz. Spotify, Apple Music ve Youtube'da yayınladık. Kullandığımız platformlardan memnunuz. Kısa vadede ilk albümümüzü tamamlayıp hemen ikinci albüm üzerinde çalışmayı hedefliyoruz, uzun vadede ise müzik dünyasında kalıcı bir yer edinmeyi. Sesini duyurmak isteyen bağımsız müzisyenler için imkan olabileceğini düşünüyoruz. Akustikhane'nin düzenlediği Akusticontest yarışmasında seçilen yirmi sanatçıdan biri de biz olmuştuk. İki şarkımızın videolu canlı kaydı alındı, Youtube'da ve dijital platformlarda yayınlandı. Bunun sonucunda dinleyici sayımız fazlasıyla arttı ve sosyal medyadan bolca sevindirici mesaj aldık. Akustikhane ekibiyle ve Zafer Yılmaz'la hem tanışmak hem de çalışmak son derece keyifliydi. Müzik basın platformlarının yeni müzik keşfi yapmak isteyen dinleyiciler için uygun kaynaklar olduğunu düşünüyoruz. Bu tarz mecralarda bulunmaktan ve dinleyiciye ulaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Hepimiz üniversite öğrencisiyiz. Sorunsuz şekilde okul ve müziği beraber yürütmeye çalışıyoruz, şimdilik iyi gidiyoruz. kabatheband@gmail. com adresinden ya da sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-158-sort/", "text": "Yaklaşık 2 yıldır Şile'deki, salgından önceki 2-3 aydır da Kadıköy'de çeşitli mekanlarda sahne aldık. Onun dışında 2019 yılında IşıkFest'te; geçtiğimiz yaz Şile, Ağva ve Beykoz'da açık hava konserleri verdik. Eksikler: Hakkımız olan ücretlerin geç ve/veya eksik verilmesi, ismi henüz duyulmamış bir grupsanız sizi bir birey ve sanatçı olarak görüp saygı göstermemeleri, sanatçıyı maaşlı çalışanı zannetmeleri. Genelde organizasyonlarda en büyük problemler iletişim eksikliğinden kaynaklanıyor, biz de bu yüzden çok sıkıntı yaşadık. 'Festival' olarak çıktığımız iki etkinlik oldu bunlardan biri IşıkFest19'du ki bu şu ana kadar verdiğimiz en iyi sahnelerden biriydi. Kalabalık bir kitlenin bestelerimize eşlik ettiğini görmek bir müzisyenin tadabileceği en güzel duygulardan biridir diye düşünüyoruz. Ayrıca o festivalde Murat Boz ve Ümit Sayın ile beraber Vazgeç Gönül şarkısını seslendirmek bizim için müthiş bir deneyimdi. Bu deneyimleri yaşmak isteyen müzisyenlere tavsiyemiz asla durmadan ve pes etmeden çok çalışmaları ve her zaman planlı-programlı ilerlemeleri. Genelde üniversite ve lise öğrencileri olmakla beraber yakın çevremizin, arkadaşlarımızın bu işe başladığımızdan beri desteği bizi hep ayakta tuttu. İlk defa dinleyip yorum yapanlar genelde daha önceden bize veya yaptığımız tarza karşı ön yargılı olduklarını ancak dinleyince çok beğendiklerini söylüyorlar. İlk defa konserimize gelen birini gördüğümüzde sonraki sahnelere de geldiğini görmek bizi mutlu ve motive ediyor. 2018'de evde kaydedip yayınladığımız Bi' Daha ve Mektup isimli iki teklimiz var. Ardından 2019 yılında yine kendi imkanlarımızla kaydettiğimiz ve en çok dinlenen şarkımız olan Ruh Halim Öyle Böyle çıktı. Aynı yıl içinde bu şarkıya stüdyo kaydı alma imkanı bularak Ruh Halim Öyle Böyle i yayınladık. 2020 yılının Mart ayında ise Şarkılar Bile Dans Eder isimli 6 şarkılık albümümüzü çıkardık. Genelde kendimize baktığımızda hep bir gökkuşağı görüyoruz ancak içinde bir sürü renk olduğu kadar siyah da var beyaz da... Müziğin de hayat gibi böyle olduğuna inandığımız için bestelerimizde hüznü de eğlenceyi de bulabilir dinleyenler. İnsanları dans ettirirken bi yandan sözleriyle içlerinde bir burukluk oluşturan şarkıları son albümümüzde bulabilirler. Evde kendi çabalarımızla kaydettiğimiz şarkıların yanı sıra Şarkılar Bile Dans Eder albümü ve Ruh Halim Öyle Böyle i Kadıköy Müziko Stüdyo'da kaydettik. Hiçbir anı atlamamak adına bu soruya cevaben bir video serisi hazırladık ve Youtube sayfamızda periyodik olarak yayınlıyoruz. Bu sorunun cevabını merak edenleri video serimize davet ediyoruz. Evdeki kayıtlarımızda miks ve mastering işleriyle Emir Beşok ilgilendi. Stüdyoda ise Onur Yenihayat ile çalıştık ve bizim için çok faydalı bir deneyim oldu. Hem bilgi birikimi hem de tavsiyeleriyle şarkılar son halini aldı. Geçtiğimiz yıl Redbull Warm Up'ın Türkiye çapında üniversite aşamasında birinci olmuştuk. Ancak birinci de olsak dereceye giremesek de hiçbir yarışma sanatçıların başarı kıstası olarak görülmemeli, sanatçıların kendilerini tanıtmak için bir platform olduğunu unutmamak gerekir. Dinleyiciler her zaman bizi dinlesin ve takipte kalsın, olumlu olumsuz düşüncelerini bizimle paylaşmaktan kaçınmasınlar. Mekanlar lütfen tüm müzik piyasasının patronu gibi davranmasınlar, müzisyenleri sevsinler birbirimiz olmadan hiçbirimizin anlamı olmaz. Organizatörler yaptıkları işin ne kadar hassas ve ince işçilik gerektirdiğinin farkında olsunlar ama bunu yaparken müzisyenlere ve çalışanlarına olan saygılarını asla kaybetmesinler. sortmuzik@gmail. com ve Instagram sayfamızdan iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-159-gabari-kontrol/", "text": "2 Mayıs 2020'de ilk teklimiz Mutlak Nefreti yayınladık. 80'ler elektronik müziğinin soundunu akustik enstrumanlarla harmanlamayı seviyoruz. Sözler de daha çok günümüz toplumunda yaşayan bireylerin gündelik sorunlarının mental etkilerinden bahsediyoruz. Cover'a karşı değiliz fakat ön plana çıkmak istediğimiz alan bu değil. Batuhan Oğuz besteyi tamamladıktan sonra ortalama 2 haftalık prova sürecine girip düzenleme üzerine çalışıyoruz. Hepimizin memnun olduğu noktada kayıt aşamasına geçiyoruz. İlk teklimizde yakın arkadaşımız Akın Erdem Kadız ile çalıştık. Daha önce de farklı projelerde çalışmıştık ve genel olarak tarzını çok sevdiğimiz birisidir kendisi. Fakat grubun iki üyesi de halihazırda ses mühendisi ve önümüzdeki projelerde bizim de üstleneceğimiz zamanlar olacak. Projeler daha çok elektronik ortamlarda gerçekleşiyor. Provaya ihtiyacımız olduğunda Stüdyo Ayı ya da çevremizdeki memnun kaldığımız stüdyolarda çalışıyoruz fakat daha çok elektronik. Spotify, Apple Music, Deezer vb. bir çok platformda yayınlanıyor. Hepsine ne kadar yakınsak o kadar uzağız. Gabari Kontrol instagram hesabı ya da gabarikontrol@gmail. com'dan sürekli ulaşılabiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-160-efza/", "text": "Saat planlamasının düzgün yapılmaması ya da çıkacak grubun kendi saatinde hazır olmaması... heyecanla saatlerce beklemek ve yorgun düşmek. Bu zamana kadar genelde eğlence mekanlarında sahne aldığım için kitle her kesimden ve karışıktı. İlk teklim Hüzün Kokar Bu Şarkı 2019, 17 Temmuz'da yayınladım, 15 Kasım 2019'da Isınsın Biraz ile devam etti. Kendimi prodükte etmeye ve mix'lerimi yapmaya karar vererek 20 Şubat 2020'de Düzen isimli single'ımı yayınladım. İki Kafa Bi' Ruhdaş isimli EP'yi de tamamen kendim üstlenerek, EP'nin parçalarını 3'er hafta aralıklarla yayınlamaya karar verdim. ''Gri 10 Nisan'da, Gündüz Vakti Bir Caz 1 Mayıs'ta yayınlandı ve EP'nin üçüncü parçası ruh 22 Mayıs'ta tüm dijital platformlarda olacak. Parçalarımda ana tür olarak genelde downtempo/elektroniği benimsedim, tabii bu değişkenlik gösterebiliyor. Farklı türlerden ilham almayı ve harmanlar yapmayı seviyorum. Mesela EP'den gride tango gitarlar ama nakaratta hiphop ritimler var, Isınsın Biraz'ın nakaratı RnB, EP'nin üçüncü parçası ruh'a makamlardan küçücük bir ilham alıp ud ekledim. Kesinlikle akustik bir enstrüman dahil ediyorum, piyano ya da gitar. Söz yazarken akılda kalıcılık önemsediğim bir unsur değil daha çok devrik cümlelerden yola çıkıyorum, sözleri dertleşmek, anlatmak, paylaşmak olarak görüyorum. Samimiyeti çok seviyorum; bu yüzden vokal kaydını tekte okuyup en az editle bitiriyorum. Parçalara mix yaparken de genelde sıcak, samimi ve üzerine çok düşünülmemiş bir sound yaratmaya çalışıyorum. Evet var... Hemen hemen her gün çalışıyorum, kendi parçamı yapmasam da öğrenebileceğim ya da kendimi geliştirebileceğim bir şeylerle meşgul olmaya çalışıyorum. Spotify, iTunes, Deezer, Tidal, Youtube Music, Youtube Türkiye'de en çok Spotify tercih edildiği ve ben de kullanıcısı olduğum için memnunum. Spotify Artist'te de her şeyi çok net takip edebiliyorum. Dijital dağıtım yaptığım site de Spotify ile anlaşmalı olduğu için benim açıma eksi bir yönü henüz yok. Hedefim sadece sahnede olmak ve bu şekilde müzikal anlamda üslubumu bozmadan özgünce devam etmek, biraz daha enteresan müzikler yapmak isterim uzun vadede. Yavaş yavaş görmeye başladım diyebilirim ve müziğime uygun yerlerde. O yüzden bu iyi hissettiriyor. Dinleyici: Yaptığım müziği anlaması, benimle hikayemi paylaşması. Mekanlar: Müzisyenlere gerçek emeklerinin karşılığını vermeli. Müzisyenler: Özellikle karantina sürecinde EP yayınlayan biri olarak anladım ki, birbirimize birbirimizin müziğini sevip, benimsediğimiz sürece destek olmalıyız. Karantinadan önce şan eğitmenliği yapıyordum, tabii müzikle ilgili gene ama asıl hedeflerim arasında değildi. Eğer karşımda yetenekli ve gerçekten duygu yüklü bi' insan varsa, az da olsa dediklerime kulak veriyorsa öğretirken gerçekten çok şey öğrendim. Bunu yapmak müziğime de bir şeyler illa katmıştır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-161-uzun-zamandir-calmiyoruz/", "text": "Sakin, Jakuzi, Mor ve Ötesi'nin ilk yılları. 2020 yılında çıkmış Bilinmezlik ve Dünya adlı iki teklimiz bulunmaktadır. İki beste de Covid-19 döneminde temassız olarak evlerden kaydedilip mixlendi, yayınlandı. Synth ve davul uyumu bestelerimizin temelini oluşturuyor. İnternetten tanışıp hiç buluşmadan besteler yaptık. Stüdyoların bizim istediğimiz rahatlığı ve sound'u veremeyeceğini düşünüyoruz. Youtube'dan her şey öğreniliyor. Şu ana kadar miks ve masteringi kendimiz yaptık. Sırf para vermemek için ses kartı aldık. Spotify, Deezer, Youtube Müzik, Apple Müzik, iTunes, Soundcloud, TikTok. Bu süreçte çok önemli olduğunu fark ettik. Önemli. Her üyemizin ayrı işi var. Ayrıca akademik kariyerleri de devam etmekte. Instagram hesabımız ve e-mailimiz üzerinden iletişim kurabiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-162-melis-yelman/", "text": "Severek dinlediğim ve ilham aldığım sanatçılar arasında FKA Twigs, Koffee, Jorja Smith gibi isimler var. Kendi şarkılarımı yazmadan ve yayınlamadan önce canlı müzik mekanlarında birkaç konser yaptım. Bundan önce üyesi olduğum koroda yurtiçi ve yurtdışında konserler verdik. Mekanların müzik estetiğinden yoksun kişiler tarafından idare edilmesi asıl problem sanırım. Müzisyen seçiminden yaklaşıma kadar çoğu şeyi etkiliyor. Müzik sadece ticaret olarak görmek için çok zor bir alan. Acilen (Aralık 2019): Gerçekten de yabancı bir salonda uyanıp bu duruma bi son vermem lazım diyerek yazdığım şarkı. Yerebatan (Şubat 2020): Zamanında tanımış olduğum tezatlarla dolu birinin hikayesi. Klibi özel bir izinle Heybeli Ada Ruhban Okulu'nda çektik. Şu ana dek yayınladığım şarkılarda belli bir ses tasarımı var. İlk şarkılarımda olabildiğince zengin bir ses tasarımı olmasına özen gösterdik çünkü böyle işlerden etkileniyoruz. Nitekim bu yönde olumlu tepkiler de aldık. Şarkılarımın kapak fotoğrafları şarkının dünyasını anlatıyor. Acilen sıcak ve turuncu, Yerebatan biraz mesafeli ve gizemli bir mor. Sonraki renk şarkının dünyasına göre belli olacak. Çok önemli bir konu bence, düşündüğünüz için teşekkürler. 40 senelik şarkıları milyon kere dinlemek, yeni bir şarkıya şans vermekten daha kolay çoğu kişi için. Bu durum hemen değişmeyecek ama meraklı müzik dinleyicisi sayısı artıyor kesinlikle. Cover'a karşı değilim, ama bunun bir dayatmaya dönüşmesine karşıyım. Birini özel bir stüdyoda, diğerini ise Bilgi Üniversitesi Stüdyosu'nda aldık. Yabancı bir ortamda düzgün kayıtlar alabilmek profesyonellik göstergesi ama bundan sonrası için ev ortamında kayıt almayı istiyorum. Ne kadar kendi içimizde halledebilirsek o kadar iyi. Şu ana kadarki işlerimizde Onur Tulum yer aldı, bundan sonra da birlikte çalışacağız. Provaları evde almak daha iyi eğer mümkünse. Spotify, Youtube, Apple Music hepsi hepsi. Kısa vadede daha çok şarkı yayınlamak ve ortak projelerde yer almak istiyorum. Uzun vadede kendi müziğimi yaratabilmek için çalışıyorum Ableton üzerinde. Müzik platformlarının tekelleşmesi gördüğüm büyük problemlerden biri, bir kişi tüm listeler üzerinde söz sahibi olmamalı. Evet var, hayatımı ikiye böldüğüm iş ve müzik arasında. Son bir sene hayatımın en yorucu senelerinden biriydi ama o kadar çok içimden geliyor ki müzik yapmazsam dinlenmiş ama mutsuz olurum. Yorgun ve mutlu oluyorum ben de. Umarım daha da fazlası olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-163-haybe/", "text": "Mekanların geneli ismi duyulmamış hiç bir sanatçıya kaşe vermiyor. Dinleyicilerin bile gelip gelmemesini müzisyenin sorumluluğu olarak görüyor. Artı yönleri ise sahne arkasında hiç olmazsa yardımcı olabilir miyiz? diye sorabiliyorlar. İstisnalar hariç ses sitemleri için hiç bir mekan özenmiyor, teknik bir sıkıntı yaşamadan konsere başlayıp bitirmek mucize gibi. Artı yönleri ise bütün mekanlarda genel olarak sound check işi ciddiye alınıyor. Eğer bir organizasyonda yer almak istiyorsanız ilk olarak organizasyonun belirlediği kadar bileti satıp organizasyona vermeniz gerekiyor. Henüz bir istisnaya rastlamadık. Bu kadar saçma bir sistemin içinde pek bir artı göremesekte organizasyonu yapan kişiler genel olarak sanatçılarla sürekli ilgileniyor durumda oluyorlar. 2019 Gezginfest Van'da yer aldık. Ancak festival bir kaç saçma sebepten iptal edildi ve sahneyi gerçekleştiremedik. 14-45 yaş arası genellikle rock müzik dinlemeyi seven insanlar dinleyici kitlemizi oluşturuyorlar. Kişisel eleştiriler hariç grubun bütününü ele alan kötü bir eleştiri ile hiç karşılaşmadık diyebilirim. Çoğunlukla enerjimizin çok güzel olduğunu söylüyorlar. 2018 yılında iki adet tekli yayınladık Azad Et ve Tan Vakti isimlerinde. sonrasında 2020 yılı Haziran ayında Kaçmam Lazım adında bir albüm yayınladık. Gruptaki tüm enstrumanların eşit derecede önemi olsa da, gitar müziği yaptığımızı düşündüğümüz için gitar riff'leri ve sololarına biraz daha önem veriyoruz diyebilirim. Cover eser çalmak, başkasının şarkısını aynı şekilde sahnede icra etmek değildir. O şarkıyı detaylarıyla ele alıp biz olsak nasıl çalardık diye düşünerek yeniden düzenleme yapmaktır diye düşünüyoruz. Bir noktada cover eser çalmak mecburiyet gibi geliyor, çünkü dinleyici kitlesi henüz ismi duyulmamış bir grubun/sanatçının şarkılarını dinlerken sıkılabiliyor ve konserde dinleyiciyi bağlamak açısından bir kaç cover eser çalınması gerekebiliyor. Şarkılarımızı kayıt stüdyosunda elimizden geldiğince profesyonel olarak alıp bir prodüksiyon şirketi aracılığı ile dijital dağıtımı yapıyoruz. Kayıtlardan önce kayını alacağımız şarkıları bu aşamaya hazırlamak uzun zaman alıyor. Albüm kaydetmek üzerinden anlatmak gerekirse; albüm kaydı başlamadan önce 3-6 ay kadar bir zaman gece gündüz kendi stüdyomuzda şarkıları düzenleyip kusursuz hale getirmeye çalışıyoruz. Bittiğine ikna olduğumuz noktada kayıt aşamasına geçiyoruz ve yaklaşık 1-2 hafta süren bir kayıt süreci sonunda şarkıları mix-mastering işlemi için stüdyoya bırakıyoruz. Şarkılarımızın mix ve mastering aşamaları kayıt aldığımız stüdyoda gerçekleşiyor. İşinde profesyonel olduğuna emin olduğumuz kişiler tarafından yapılan mix mastering işlemlerinde zaman zaman bizlerde küçük fikirler sunarak güzel bir sonuç çıkarmaya çalışıyoruz. Kendimize ait bir çalışma ortamımız var ve kendimizi çok şanslı sayıyoruz bu konuda. Haftada en az 2-3 gün bütün günümüzü çalışmaya ayırıyoruz. Anlam veremediğimiz bir şekilde pahalı olan prova ve kayıt stüdyolarına bir yere kadar mecbur olduğumuzu düşünüyoruz. Şarkılarımız bütün dijital platformlarda yayınlanıyor. Genelinin kötü yanı ücretli olup herkes tarafından erişilemiyor olması. Olumlu yönleri 4 kişinin tek bir şey iş emek vermesi ve sonucunda hepimizin ortak amaç için birbirimize destek olup çalması diyebilirim. Olumsuz yanı ise bu 4 kişinin her zaman koordine olamaması ve bir kişinin yaptığı bir sorumsuzluğun bedelini hepimizin ödemesi. Kısa vadede en yakın zamanda bir albüm daha çıkarmak diyebilirim. Uzun vadede ise Türkiyede geri planda kalmış olan rock müziği yeniden her yerde insanlara dinletmek ve bu piyasa ismi geçen gruplardan olmak asıl hedefimiz. Müzik yarışmalarının genelinde adalet sağlanmadığını hem katıldığımız hem izlediğimiz yarışmalarda gördük. Bu konu hakkında çok çok uzun konuşulabilir. Ancak genel olarak müzik yarışmalarının daha çok artmasını ve adaletli bir şekilde yürütülmesini istiyoruz. Artık her şey dijital ortamda daha kolay olduğu için basılı medyada belki göremeyeceğimiz karşılığı ve geri dönüşü dijital medyada görebiliyoruz. Dinleyicilerin sevip dinlediği grup ve müzisyenlerin, ellerinden geldiği kadar konserlerine gitmelerini bekliyoruz. Organizatörler, bir organizasyon yaparken müzisyenin haklarını bu kadar geri plana atmamalarını bekliyoruz. Müzisyenlerden ise tek beklentimiz üretmeleri ve asla pes etmemeleri. Instagram, Twitter ve Youtube'dan bizlere haybeofficial olarak ulaşabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızdan grup elemanlarına direkt olarak ulaşabilirler. İnsanlar eskiden olduğu gibi yeni çıkan müzik gruplarına ve sanatçılara ilgiyle yaklaşmıyor. Medya ise tamamen kalıplaşmış şekilde insanların önüne her zaman aynı şeyleri çıkardığı için, bizlere asla yer ayrılmıyor ve biz kendi sesimizi kendi imkanlarımızda duyurmaya çalışıyoruz. Bir albümü hazırlamak, kaydetmek, yayınlayacak bir şirket bulmaki klibini çekmek ve diğer sıkıntılarla uğraşmak yetmezmiş gibi bir de bütün bunlar bittikten sonra bu sefer insanların önüne kendi imkanlarımızda sunmaya çalışmak bizleri oldukça yoruyor ve yıpratıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-164-akapum/", "text": "Evren'in 90'lı yılların sonunda Ankara'da bazı punk gruplarında çaldı söyledi. Bir yandan da son bir buçuk yıldır pandemi öncesinde ara ara Haymatlos Mekan ve Araftafaray'da tek başına akustik dinletiler veriyordu. İlker 2000'lerin başında Bedroomdrunk adlı bir grupta çalıyordu. Çağ, 2000'lerde Dengesiz Herifler'deydi. Şimdilerde de bir yandan Katil Goril adlı projesiyle meşgul. Murat'ın 2yıl ABD'de ve 4-5 yıl da Türkiye'de çeşitli bar gruplarında tecrübesi var. Henüz oturmuş bir soundumuz yok, bu soruyu pas geçelim. Akapum olarak 11 Ocak 2020'de ilk kez Haymatlos Mekan'da sahne aldık. Yine ilk konserlerini veren Ankara kökenli İstanbullu Post Punk grubu Kaos da konuğumuz oldu. Yine bu tayfayla İstanbul rövanşına hazırlanıyorduk ki pandemi patladı. Haymatlos Mekan'da bu anlamda her şey şahaneydi. Teknik açıdan bir sorun yoktu. Bizden sonra sahne alan Kaos'un performansının sonlarına doğru ses sistemi biraz yorulmuştu ama büyük bir sorun değildi. Soundcheck ve konser sırasında tonmaisterimiz Ejder Çankayalı ile işbirliği yapan teknik personelin yaklaşımı gayet olumluydu. İsteklerimizin yerine gelmesinin yanı sıra değerli dokunuşları ve yorumlarıyla bizi olumlu anlamda da etkilediler. Grup olarak Organizasyonlar olarak nitelendirebileceğimiz pek bir tecrübemiz yok. Grup elemanlarının daha önceki gruplarıyla yer aldığı festivaller olsa da Akapum ile böyle bir deneyimimiz henüz olmadı. Söylediğimiz gibi şu ana kadar bir konserimiz oldu. Kaos ile olan önemliydi. Konserimiz şu an ikisi de epey yaş almış, birbiriyle iç içe geçmiş veya birbirinin ardılı iki jenerasyondan eski dostların güzel bir buluşmasıydı. 90'ların başından bu yana Konur sokak-Meclis Parkı-Mini Bar üçgeninde gelişen bir şehir kültürünün parçası olan ve birbirini uzun zamandır görmeyen dostlarla hep birlikte eğlendik. Genele oranla daha az olsa da tanımadığımız, bilmediğimiz görece genç bir tayfa da vardı. Konser sonrasında da hemen herkes olumlu yorumlarda bulundu. Konserimize giriş ücretsizdi. İstanbul'dan gelen konuklarımızın yol masrafları dışında herhangi bir ödeme almadık. Gönlümüzce yiyip içtik. Bestelerimizi kaydediyoruz. Konserimizde yarı yarıya beste ve covera yer verdik. Daha sonraki konserlerimiz beste ağırlıklı olacak. Son yayınladığımız tekli Nazım Hikmet'in İsviçre Dğları adlı şiirinden uyarlandı. 3 tekli yayınladık. Yürü La!, Balta ve İsviçre Dağları. Çok yakında Telaş adlı şarkımız, Veys Çolak ve Peyk'ten İrfan Alış'ın önayak olduğu 15-20 grubun şarkılarının yer alacağı bir dayanışma albümünde yer alacak. Başladığımızda yeni şarkı yaptıkça kaydedelim ve yayınlayalım dedik. Şimdiye kadar çoğunlukla Evren'in punk rock soundundaki bazı şarkılarını çalıştık. Bazı akustik şarkılar da var sırada. Öte yandan İlker'den de kaydedeceğimiz besteler geliyor. Tasarım ve müzikal olarak şimdiye kadar yayınladığımız 3 şarkının bir bütünlüğünden söz edemeyiz. Bu şarkılarda da ana trafik hakkındaki yorumlarımız dışında birbirimizin yaptığına pek müdahale etmedik. Yayınladığımız şarkıların mix & masteringlerini yapan Ejder Çankayalı ve görsellerini hazırlayan Kayahan Kaya da şarkıları kendi hissettikleri, deneyimleri ve zevkleri doğrultusunda yorumluyor. Dahil olan herkesin içtenlikle katkısını sunduğu bir şeyler üretmeye çalışıyoruz. Çok güzel de olabiliyorlar, berbat da olabiliyorlar. Her şarkı gibi. Bizce anahtar kelime: içtenlik. İki şarkımızın davul kayıtlarını yaptığımız Midas'ın Kulaklığı dışında, çoğunlukla Ejder Çankayalı'nın ev stüdyosunda ve her birimizin evinde. Güle oynaya kayıda başlıyoruz, güle oynaya bitiriyoruz ve aynı şekilde dinliyoruz. Genelde sarhoş da oluyoruz. Ejder Çankayalı. O iyi ki hep bizimle. Pandemi öncesi düzenli olarak Cult ve Stüdyo Dead House 'da çalışıyorduk. Şu sıralar stüdyoda bir araya gelmiyoruz. Bizim hakkımızda ne düşünüyorlarsa Allah onlara on katını versin 🙂 Güzel yerler, özveriyle çalışıyorlar. Spotify ve Youtube. Her ikisinin de erişiminin kolay olması büyük bir artı. Ama sizi bilen dinleyen kitlenin dışında birilerine ulaşmak ve ana akım isimlerin arasından sıyrılmak bu mecralarda zor görünüyor. Grup olarak birlikte çalışmaya yeni alışmıştık. Stüdyo çalışmalarında özellikle şarkıların trafiklerine ilişkin fikir alış verişi ve canlı çalarken gelişen doğal yorumlar müziğimizi geliştiriyordu. Ancak pandemi sonrası stüdyoda bir araya gelmiyoruz. Öte yandan online olanaklar sayesinde yeni şarkılar kaydetmeye ve yayınlamaya devam ediyoruz. Belki bu dönemde yayınladığımız şarkılar, yeniden bir arada çalmaya başladığımızda bambaşka yerlere gidecek. Mevcut durum bu anlamda olumsuz etkiliyor. Kısa ve uzun vadede tüm dünyayı bir bok çukurunda görüyoruz. Grup olarak da, bireysel olarak da hiç katılmadık. Uzak bir alan bize. İyi birer radyo dinleyicisiyiz. Onun dışında takip ettiğimiz pek bir şey yok. Dinleyiciler şahane, müzik dinlemeye ve sevdikleri müzisyenleri diğer insanlara tanıtmaya devam etsinler. Mekanlar, organizatörler konusunda şu durumda kimseden bir şey beklemiyoruz. Evet hepimizin kendince yaptığı işler var. Normal şartlar altında gayet dengeli bir durumda gidiyor. Zamanımınızın bir kısmını müziğe ayırabiliyor, gerektiğinde haftada birkaç gün bir araya gelebiliyoruz. Önümüzdeki dönem nasıl olacak o biraz belirsiz. Akapum Evren'in kendisinde bir sahne adı aradığı günlerde bir buçuk yaşında olan oğlunun durmadan tekrar ettiği bir kelimeydi. Bir anlamının olup olmadığını, eğer varsa günün birinde bunu öğrenip öğrenemeyeceğimizi bilmiyoruz. Kulağımıza hoş geldi, daha sonradan gruba evrildiğimizde de grubun adı oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-165-gokce-coskun/", "text": "Şunu söyleyebilirim; verdiğimiz ilk konser Kadıköy Dunia'daydı ve Eray Düzgünsoy'un desteği ve emeği olmasaydı projenin ilk adımını atmak daha zor olabilirdi. O yüzden konser mekanlarının, bu konuda söz sahibi olan kişilerin, müzisyenlerle kurduğu ilişkinin önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde tam tersinin de tabii. O ilişkiyi ne kadar şeffaf ve samimiyetle inşa ederseniz, tarafların da kendini güvende ve mutlu hissettiği bir iş ortamı yaratmış oluyorsunuz. Artılar: Dunia'nın sahnesi küçük bir sahneydi, mekan da öyle. Ve şarkılarımı söylerken dinleyiciye o denli yakın olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Eksikler: O an fark etmesem de fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla sahnenin bir kısmı hep karanlıktı, ışıklandırmayla ilgili bir düzenleme yapılabilir. Bugüne kadar bu alanda çok fazla deneyimim olmadığı için pas diyorum. Başka projelerde keman çalarken çeşitli festivallerde çalma deneyimim oldu. Öyle bir kalabalığın önünde farklı bir sorumlulukla hareket ediyor insan. Henüz kendi projemle bir festivalde yer almadım. Umarım bir gün. İlk konserimizde yaşları 18 ile 25 arasında değişen bir çok genç dinleyici gelmişti konsere. Onların yeni olana duydukları meraktan, önyargısız ve sabırlı hallerinden, zihinlerinin berraklığından hepimize bir miktar geçsin dilerim ki. Henüz bir konsere ücret alarak çıkmadım. Bu sorunun bence farklı çerçevelerden farklı cevapları var. Herkesin eşit şartlarda o işi yürüteceğini bilmek mühim olan. Yani eğer grup üyeleri bir konserde, verilen düşük bütçeye rağmen çalmayı kabul ediyorsa, o konseri düzenleyen organizatör ya da mekan sahiplerinin de müzisyenlerle, ses sistemcileriyle, ışıkçılarla, yani müzik emekçileriyle eşit şartlar ve koşullarda o konseri yapacağından emin olmak gerekiyor diye düşünüyorum. Aksi takdirde sizin üzerinizden; daha da önemlisi size sahnede eşlik eden müzisyen arkadaşlarınızın emeği üzerinden yapılan bir sömürü söz konusu. Benim açımdan bu kısmın net olması oldukça önemli. Geceleri uyumanızı sağlayan, yaşamınızı devam ettirebilmeniz için gerekli olan iç huzurun; zaman zaman kaybolsa da, kendini yeniden ve umutla var etme çabası. Elektrik gitarların, şarkıların ruhunu yansıtan en önemli öge olduğunu düşünüyorum. Bunu tamamen bir tercih olarak görüyorum. Şahsi görüşüm ve ihtiyacını hissettiğim şey ise; kendi şarkılarını yazıp söyleyen bir müzisyen olmak. Nadiren de olsa çok sevdiğim bazı şarkılara selam göndermek güzel olur tabii. İlk teklim Alıştım Beni Fadeout Stüdyoları'nda kaydettik. Ondan sonrasındaki bütün kayıt süreçlerini Şen Bakkal Stüdyoları'nda gerçekleştirdik. 2016 senesinden beri yazdığım 16-17 tane şarkı var. Bunların büyük bir kısmını 7 senedir yaşadığım köyde yazıp bestelemişim. Bir kısmını da İstanbul'da yazmışım. İlk teklim Alıştım Benin düzenlemesini Emir Ural yaptı. Sonrasında ise yola kardeşim Umut Burkay Coşkun ile devam ettik ve Umut bir süre şarkıların düzenlemeleri üzerinde çalıştı. Düzenlemeler hazır olduğunda da elimizdeki demoları bizimle kayıtta çalacak olan müzisyen arkadaşlarımla paylaştım ve kayıda girdik. Onların da şarkılara çok güzel katkıları oldu. Ama Kaçış şarkısının kayıt süreci yaşadığım en çılgın deneyimlerden biriydi. Şarkının düzenlemesi kayıt günü, kayda girmeden sadece iki saat önce yaptığımız prova sonrasında ortaya çıktı. Ve iki günde hemen hemen tüm kayıtları bitirdik. Herkesin kendinden bir şeyler kattığı bir şarkı oldu ve ben birlikte böyle bir şarkı yaptığımız için çok mutluyum. Şarkıların miks mastering'lerini Emre Malikler yaptı. Bence Emre işini çok iyi yapan biri olmasının yanı sıra birlikte çalışması çok kolay biri. Zaman zaman miks mastering dışında destekleri de oldu şarkılara. Bundan sonrasında da onunla çalışabilmeyi çok isterim. Kendi kendime evde şarkılarımı çalıp söylediğim zamanlar oluyor. Bazen de şarkıları geliştirmek için başlarına oturuyorum. Bu aralar biraz sık oluyor çünkü mevcut şarkıları bir şeylere dönüştürmeye uğraşıyorum. Sonrasındaysa Umut Burkay Coşkun'la yeni şarkıların düzenlemeleri için bir araya gelmeyi planlıyoruz. Şimdiye kadar kendimi en mutlu ve rahat hissettiğim stüdyo Şen Bakkal Stüdyoları oldu. Kolektif ortamı, dost sohbetleri, koşulsuz destekleri için minnettarım gerçekten. Şarkılar şimdiye kadar bütün dijital platformlarda yayınlandı. Bir çok kayda değer işin Soundcloud üzerinden çıktığını duymuştum. Diğer mecralara göre daha az hakim olduğum bir mecra olduğundan Soundcloud dünyasını keşfetmeye uğraşıyorum şu sıralar. Çanakkale'de yaşıyor olmanın, yani aslında İstanbul dışında yaşıyor olmanın bütün süreci biraz yavaşlattığını görüyorum. EP yayınlanmadan hemen önce, birlikte çalabileceğimiz bir grup arayışına girmiştim. Albümde benimle çalan müzisyen arkadaşlarımın hepsiyle sürekli olarak çalmak harika olurdu; ama hepsinin uzun zamandır emek verdiği projeleri var ve oldukça yoğunlar. Araya pandemi süreci de girdiği için o arayış sekteye uğramış oldu. Bir de böyle bir dönemde Çanakkale'den İstanbul'a gitmenin mümkün olmaması da süreci olumsuz etkileyen nedenlerden biri tabii ki. Olumlu tarafları ise; doğanın canlılığına günbegün tanıklık ettiğim bir yerde yaşamanın, bazen başka şansım olmadığı için bile olsa kendimle kalabilme halinin; şarkıların ortaya çıkmasında büyük bir payının olması. Hazır EP yayınlanmış ve şarkılar birikmişken, arayı çok da açmadan, birlikte uyumlu ve huzurlu olabilen bir ekiple konser vermek. Uzun vadede ise ilk albümümü yayınlamak ve şarkıların albümle birlikte özgürlüklerine kavuşması en büyük dileğim. Tabii şartlar ne gösterecek hiç bilemiyorum. Bu sıralar planlar hep biraz bulanık. Daha önce kendi projemle bir yarışmaya katılmadım. Genel olarak birileriyle yarışıyor olma fikri beni rahatsız ediyor. Müziğin kendini ifade edebilmekle alakalı bir şey olduğunu düşünüyorum. Gördüğüm kadarıyla bu konuda epey emek sarf eden ve vakit harcayan kişiler ve topluluklar var. Müzisyenlerin bu sayede dinleyiciye daha kolay ve daha çabuk ulaşabildiklerini düşünüyorum. İlk gözlemlerim bu yönde. Bu soruya bir dinleyici olarak yanıt vermek isterim; mekanlar ses sistemlerini güçlendirmek adına bir şeyler yapabilir. Zira güzelim şarkıları o ses sistemleri yüzünden dinleyemediğimiz zamanlar oluyor. Sahnede çalan müzisyenlerin de kendilerini ve birbirlerini duyamıyor oluşu moralleri düşürüp konserin seyrini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Barış İçin Müzik Vakfında keman dersleri veriyorum. Birbirinden güzel 25 tane öğrencim var. Çocuklar hayatımın çok önemli bir parçası, etrafta çocukların olmadığı bir yerde yaşadığımı düşünemiyorum. Hayatta bir çok şeyde, cesaretimin büyük bir kısmını onlardan alıyorum. Bir de yaşadığımız köyde uzun zamandır onarıcı tarım pratikleri uygulayarak üretim yapıyoruz. Hasat zamanlarının coşkusunu ve koşturmacasını bir müzik festivaline benzetebilirim mesela!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-166-katman/", "text": "Garip bir soru. Her mekan ücret ödemekten kaçar, istihkak içkisinden kaçar, saygısız davranır. Türkiye'de bu tip işletmelerin tek amacı para kazanmaktır. Ya da nitelikli olanlara biz erişemiyoruz. Ses sistemleri, rack sistemler, ışık sistemleri, bu sistemleri yönetebilecek kapasitede personel, temizlik personeli eksiklikleri vs. Türkiye'de üretim yapan müzik grupları yerine eğlence grupları tercih edilir. Bütün organizasyonlarda da öncelikli amaç eğlendiren grup olur. Üniversite festivallerinde yer aldık. Kazanç çabası olmadığı için nispeten eğlenceliydi. Tekrar olsa yine yer alırız. Yani, forza üni. festivalleri. Eş, dost, yakın hısım ve birkaç dinleyici. Genelde takdir ediliyoruz, olumlu yorumlar alıyoruz. Almıyoruz. Eleştirecek bir şey yok. Sunulan işin 100 dinleyicisi varsa para alabilirsiniz. Onun dışında eğlence işlerinde para alabilirsiniz. Kısmen özgünlük, kısmen anlatım, kısmen müzik. Bu yemekte neyin baskın olacağına yaratıcı karar veriyor. Bu bir endüstriyel hamle. Bu soruyu daha çok anlaşma imzalayanlar cevaplamalı. Biz sevmediğimiz bir eseri cover yapmayız. Karar verdik ve girdik. 1 haftada tamamlandı. Mix-Master iki ay kadar sürdü. Sonra bir remaster yaptırıp Onair ile anlaştık. Gayet sabit bir süreç aslında. Belli bir saat sınırımız vardı. 50 saati bölüştük ve eserleri sunulabilir halde kaydetmeye çalıştık. Mali Akpolat, gayet olumluydu. İşini seven ve bilen bir emekçi. Covid süresince hiç prova yapmadık. Farklı şehirlerdeyiz. Yeni metotlar üzerinde çalışıyoruz. Tek bir şey düşünmüyorum. Her işte olduğu gibi iki segmente ayrılıyor. İyi olanlar ve iyi olduğunu zannedenler. Bunun turnusolu da yok. Yıllar içinde öğreniliyor. Spotify, Youtube. Spotify'ın ahlaksızlıklarını bir de bizim yazmamıza gerek yok. Tek artısı bir dinleyicimizin telefonunu açıp uygulamaya girip dinleyebilmesi. Geri kalan tamamen iğrenç algoritmalar ve parayla beslenen birtakım kişilerin güya beğenisine kalmış Spotify'da. Youtube'a hiç girmiyoruz. Bu özeleştiri de sizle paylaşılabilecek nitelikte değil. Buradan bilgi süzmeniz biraz zor olur. Ayrıca gruba dair gizli bilgidir. Üretmeye ve sunmaya devam etmeye çalışmak. Katılmadık. Ana akım hiçbir aktörün bizi oylamasına, bizimle oynamasına izin vermeyiz. Dileğimiz kimseye de yapılmaması yönünde. Onair ve özelinde Beyza Hanım sağolsunlar. Onların bu kutsal çabaları ile birkaç yerde yer aldık. Sanırım parselli bir saha orası da. O yüzden takip etmek istemiyoruz. Etmiyoruz. Dinleyici, gerek mesleki gerek kültürel erginliği için çalışmalı. Mekanlar, sanat için aracı oldukları bilinciyle çalışmalı. Organizatörler, para kazanma güdüsü ile birlikte nitelikli işler yapmaya heves etmeli. Var. Bütün grubun öyle. Hayatımızın elde ettiğimiz maddi gelirin önemli bir kısmını ve ayrıca boş zamanımızı müzik için kullandık. Şimdi rölantideyiz. Denge zor, hem ilişkiler hem de maddi olarak. Bu işi niye yaptığımız her zaman bir muamma. Ama yapmaktan vazgeçmemek konusunda kararlıyız. Yolda olma bilinciyle ya yol oluruz ya yok oluruz. Böylesini paylaşmak da güzel geldi. Emekleriniz güzel neticelensin umarım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-167-cok-dusunduk/", "text": "Mor ve Ötesi ve Duman gruplarını sayabiliriz. İzmir özelinde bizim gördüğümüz kadarıyla, birkaç mekan hariç müzisyene daha çok sattırdıkları alkole göre muamele yapılıyor. Müzik dinlemeye gelen çok az bi kesim var. Sarhoş olup bağıra çağıra konuşan dinleyiciler de suçlu, kaliteli müziğe uygun bir vizyon geliştirmeyen mekan sahipleri de suçlu. İlk olarak 2019 Haziran'da Masal Bahçesi adlı teklimizi çıkardık. Aynı yılın Kasım ayında Bildiğim Yollar onu takip etti. Pandemi döneminde albümüzde de yer alan Bana Senden adlı parçayı tekli olarak çıkardık. 7 Ağustos 2020 itibariyle de ilk albümümüz Bi' Şeyler Oluyor tüm platformlarda yerini aldı. Müziğimizi gitar, bass ve davul ağırlıklı yapıyoruz. sözlerimizde ise hayali şeylerin yanı sıra yaşanmışlıklarımız anlatıyoruz. Kayıtlarımızı ilk önce taslak halinde hepimiz evlerimizde aldığımız kayıtlarla birleştiriyoruz. Ana kayıtlarımızı bu taslak üzerinden yapıyoruz. Çok ufak aranje değişiklikleri olabiliyor ama %95ini bizzat kendimiz yapıyoruz. Herhangi bir aranjörden yardım almıyoruz. Şarkılarımızın mix ve mastering işlerinden Umut Atakan Özşenol sorumludur. Kısa vadeli olarak pandemi sonrasında sahnelere geri dönmek ve dinleyicilerimizle buluşmak istiyoruz. Uzun vadeli hedeflerimizde daha çok müzikler yapmak, daha çok insana ulaşmak ve farklı şehirler ve organizasyonlarda sahne almak var. Teknoloji çağında yaşadığımız için dinleyicilerimizden şarkılarımızı sevdikleriyle paylaşmalarını ve müziği bir sanat formu olduğunun bilincinde tüketmelerini istiyoruz. Her mekanın biz müzisyenlerin sanatlarını en iyi icra etmelerini sağlamaları için ellerindeki ekipmanların sağlamlığını düzenli olarak kontrol etmelerini ve ses, ışık gibi teknik konulardan anlayan insanlar bulundurmaları gerekli. Müzisyenlerin maddi kaygıyla müzik yapmadıkları bir dünya hayal ediyoruz. Hepimiz üniversite öğrencisiyiz. Sadece sınav zamanları ders çalışıp geri kalan zamanlarda hep müzik yapıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-167-karaburun-dk/", "text": "Çağan Tunalı, Oceanvs Orientalis, Pet Shop Boys, Jakuzi, Ramadan. Erman, Dokuz Eylül'de ses mühendisliği okudu ve bu süreçten itibaren birçok etkinlikte canlı müzik tonmaister'i olarak görev aldı. Artılar: Günümüz siyasi koşulların yanı sıra global müzik endüstrisinin de geldiği noktayı düşündüğümüzde artılar saymak zor ama biz katılımcılarımızın enerjisini çok seviyoruz kendi şahsi deneyimlerimizden de bunu tattık. bu yüzden türkçe müzik yapmayı tercih ettik. Yine bu proje bağlamında yalnızca bir adet teklimiz var. Fakat Muratcan'ın MERLYN ekibiyle 1 albümü 2 teklisi bulunmakta. Korona sürecinin yarattığı fiziksel immobilizasyon Muratcan'ı evde dijital birtakım yapımlara yöneltti. Bunları İsviçre-Basel'de yaşayan ve üniversiteden eski ev arkadaşı olan Erman'la paylaştığında kendisinin çalışmalarıyla örtüştüğü anlaşıldı ve süreç başladı. Bu eserde modern seslerle oluşturulmuş altyapının üstüne retro synthler kullanılarak hybrid, güçlü bir sound elde etmeyi amaçladık. Ermanın Basel'deki stüdyosu ile Muratcan'ın İstanbul'daki evi arasındaki dijital aktarımlar vesilesiyle oluştu. Bu eserlerin birçoğu on sene önce İzmir'de -ikilinin aynı evi paylaştığı zamanlarda- oluşturulmuş; mix ve mastering'leri Basel'de, songwriting ve sözleri İstanbul'da tamamlanmıştır. Bütün prodüksiyon aşamasını kendi stüdyomuzda yapıyoruz. Elimizdeki bütün yapımları en başarılı şekilde duyurmak ve ilerleyen dönemlerde -tamamen- kendimize ait bir konseptle canlı performanslarımıza devam etmek. Müzik basınının rolü, bizim gibi bağımsız müzisyenler için ekstra önemli. Desteklerini esirgemesinler. Destekleriniz için BBI ailesine teşekkür ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-168-bugra-pakbese/", "text": "Türkiye'den Redd hem ilham aldığım hem de yaptığımız müziğin benzediği bir grup. Yabancı olarak Joy Division, Last Shadow Puppets, Radiohead ve tabii ki Leonard Cohen yine esinlendiğim grup/müzisyenlerden. Hayatımın çok uzun bir dönemi boyunca Johnny Cash, Led Zeppelin, Dire Straits gibi klasik rock gruplarını da dinledim. Esinlendiğim için müziğim de belli noktalarda hepsinden bazı izler taşıyor aslında. Ankara'da butik barlardan Milyon Performance Hall'e kadar birçok mekanda sahne aldım. Yaz tatillerinde birkaç kere Datça'da konser verdim. Eksiler: Her şeyden önce mekanların istekleri müzisyenin/grubun ne çalmak istediği değil de dinleyici profilinin ne dinlemek istediğine göre şekillenmiş vaziyette. Dolayısıyla kendi şarkınızı çalmak istediğinizde buna izin verilmiyor, verilse bile birkaç parçadan fazlası olmuyor. Kendinize ait ciddi bir kitleniz yoksa cover yapmak zorunda kalıyorsunuz. Mekanlar müzik aramıyor, gelen dinleyicinin yemeğinin ya da içkisinin yanına meze arıyor. Bir diğer eksi mekanı müzisyenin doldurması bekleniyor, dolayısıyla sizin dinleyici sayınıza bakıp düşükse hiç şans dahi vermeden reddedebiliyorlar. Dolayısıyla sektöre yeni girmiş müzisyenlerin/grupların pek şansı kalmıyor. Ya cover yapmayı kabul etmek zorunda kalıyorlar ya da konser vermekten vazgeçiyorlar. Teknik anlamda sahne içi monitoring çok zayıf. Çoğu zaman grup içinde birbirimizi duymadan çalmak zorunda kalıyoruz. In ear sisteme geçmek istediğimizde de birçok mekanda bunun altyapısı, ekipmanı bulunmuyor. Artıları: Aslında tonmeister'ı, teknik altyapısı yeterli olan mekanlarda büyük ölçüde sıkıntısız bir şekilde konser vermek mümkün oluyor. Böyle durumlarda en büyük artı zaten dinleyiciyle sizi buluşturacak yeterli zemini sağlaması. Kendi şarkılarınıza eşlik edildiğini gördüğünüzde eksi falan kalmıyor zaten ortada. Organizatörler her sanatçıyla ayrı ayrı daha ilgili olabilir, alt grupların isteklerine ve sahne sanatlarında daha tutukulu yaklaşabilirler. Aksaklıklara rağmen yüksek ilgiyi görmek ve ayakta alkışlanmak harikaydı. Müzikle olan ilişkim çok daha öncesine, çocukluğuma dayansa da 2017'nin sonlarında evimin bir odasını stüdyoya çevirdim ve bu tarihten sonra kendi adımla şarkılarımı yayınlamaya başladım. Akustik beş şarkıdan oluşan Kedili Ev Şarkıları isimli bir EP'yi 2017 sonunda YouTube üzerinden yayınladım. Kendi stüdyomun ilk ürünü oldu bu EP. Daha sonra 2019'un yaz aylarında Spotify, Apple Music ve diğer dijital platformlara Yolculuk, Manik Kadın ve Nehirlerden oluşan üç ayrı tekli yükledim. Ondan sonra üçer şarkıdan oluşan üç ayrı EP daha yayınladım. Bunlardan birincisi Yorgan Yok, Direniyor Gece ve Boşluk isminde üç şarkıdan oluşan daha karanlık bir sound üzerine kurulu bir EP oldu. Diğeri de Sahte Kahramanlar isminde, daha orkestral enstrümanları kullandığım bir EP. Yakın zamanda da Renkler Karışır Evrenimde isimli, akustik ve canlı kaydedilmiş üç şarkıdan oluşan bir EP daha yayınladım. Müziğim de benimle birlikte sürekli değişiyor. Şarkılar genellikle bir duygudan, bir görüntüden ortaya çıkıyor aslında. Onu en iyi nasıl ifade edebileceksem o şekilde ifade ediyorum. Bunu yaparken de sözlerine büyük önem veriyorum. Müzik de benim için o görüntüyü ya da o duyguyu ifade edebilme, muhabbet edebilme, dertleşme, ne dersek diyelim, bunun bir aracı. Dolayısıyla aracın amaç haline gelmesini istemiyorum. Bununla birlikte arkada dinlenip geçilebilecek bir müzik yapmıyorum. Yaptığım her şey bir anlama, bir duyguya, bir amaca hizmet ediyor çünkü. Dolayısıyla sakin sakin oturup dinlemek gerekiyor. Ya da bazen bağıra çağıra eşlik edip dans etmek. Kayıtlarımı kendi evimde tek başıma gerçekleştiriyorum. Şarkılarımı önce sadece gitar ya da piyanoyla yapıyorum ve demlenmeye bırakıyorum. Bazen ertesi gün oturmuş oluyor kafamda, bazen bir-iki sene sonra. Kafamda bütün enstrümanlarıyla, bütün partisyonlarıyla çok kez çaldıktan sonra odamda pilot kaydını alıp enstrümanları kendim ekliyorum tek tek. Her şeyiyle başından sonuna kendim uğraşmaya çalışıyorum. Amerika'yı keşfedecek çok bir şey yapmıyorum yani. Şarkılarımın mix ve mastering'ini olabildiğince kendim yapmaya çalışıyorum. Bununla birlikte mix'te mastering'de Orçun Ayata'nın imzasını taşıyan şarkılarım da var. Yakın tarihte bir konser yoksa çok fazla prova almıyorum aslında. Konserlerde de düzenli olarak birlikte çaldığım sabit bir ekibim olmuyor. Uygunluk durumuna göre kişiler değişebiliyor. Konser varsa ekipman çok olduğu için bir eve kurulup orada uzun süreye yayarak dinlene dinlene çalışmayı tercih ediyoruz. Önümüzdeki yıl içerisinde 2 albüm yayınlamak gibi bir planım var. Biri kış aylarında yayınlanacak, biri de yaz aylarında. Uzun vadede ise müziği bir iş haline getirmeden, keyif almayı sürdürerek devam ettirmek istiyorum. Müzik artık bir tüketim malzemesi haline geldi. Bunda günümüz dijital platformlarının işleme şeklinin de etkisi var. Dolayısıyla dinleyiciden beklentim müziğin peşinden gitmesi. Sadece kendisine sunulanı dinlemeyip daha fazlasına ulaşabilmek için çaba göstermesi. Mekanlardan beklentim yeniliklere açık olmaları, müziği rakamlarla eş olarak görmemeleri. Müzisyenlerin de sadece müzikte değil, farklı alanlarda da kendilerini beslemeleri gerektiğini düşünüyorum. Sadece iyi enstrüman çalabilmek ya da iyi söz yazabilmek yetmiyor. Hukuk mezunuyum ben. Şu anda da yüksek lisans yapıyorum. Uzunca bir süre daha okumaya niyetliyim. Birbirlerini besleyen şeyler olduğunu düşünüyorum aslında, kendimi okumakla doldurup müzikle boşaltıyorum. bugrapakbeseofficial@gmail. com üzerinden iletişime geçebilirler. Yine menajerim Büşra Uyar aracılığıyla da bana ulaşabilirler. Kendisinin iletişim bilgileri: busranuruyar@gmail. com."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-169-polen/", "text": "Mehmet Mutlu aynı zamanda Alaca grubunda ve Z Alper'in solo projesi yer almaktadır. Bugüne dek 3 single yayınladık. 2019 Ağustos'unda Benden Önce ve geç mayıs ayında Hayallerim ve son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında KOŞ çıktı. Dünya üzerinde olan şeyleri takip ederek yenilikçi bir sound ve tavır oluşturma amacındayız. Karantina döneminde Ordu'da altyapıları hazırladık ve genelde vokal kayıtlarını Babajim Stüdyoları'nda aldık. Kayıt öncesinde her şey içimize sindikten sonra vokal kayıtlarını alıp şarkıları mix'e yolluyoruz. Mix ve mastering de genellikle Çağan Tunalı'yla çalışıyoruz son şarkımızda mastering'leri Evren Göknar üstlendi. Prodüksiyon anlamında, zaten ev arkadaşıyız evde çalışıyoruz. Haftada 3-4 gün çalışıyoruz bu karantina döneminde hemen hemen her güne çıktı. Kısa vadede bir albüm hazırlığındayız. Uzun vadede hayatımız boyunca güzel ekipmanlarla güzel sistemlerde üretmek ve bunları sahnelemek amacımız. Genel olarak yenilikçi şeylere önyargıyla bakılmamasını ve yer verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Müziğin organizatör ve mekanların tekelinde olmadığı bi ortam oluşması için herkesin biraz elini taşın altına koyması güzel olur diye. Bir şeyin çok bilinmesi onun iyi iş olduğu anlamına gelmediği gibi az dinlenmiş şeylerin değersiz ve kalitesiz olduğu anlamına gelmediğinin de unutulmaması gerekir. Sosyal medya sayfalarımızdan ya da mail yoluyla bize ulaşabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-170-zeki-dizdar/", "text": "Gökay ile birlikte daha önce Gergin Bekleyiş grubunun vokali ve gitaristi olarak birlikte çalıştık. Grup bazı anlaşmazlıklardan dolayı dağıldıktan sonra yola ikimiz birlikte devam ediyoruz. Daha önceki projelerimizde pek çok yerde sahne almış olsak da pandemi sürecinden dolayı bu projeyle henüz sahne yapma fırsatı bulamadık. 1 Kasım 2019 tarihinde ilk teklim olan Yumsam Gözlerimi şarkısıyla solo kariyerimin başlangıcını yaptım. 2019'u 14 Aralık'ta çıkan Bırak Kış Gelsin şarkısının canlı akustik versiyonuyla noktaladım. 14 Şubat 2020 tarihinde Sana Uyandım isimli şarkımı, 1 Mayıs tarihinde de Eskişehir Otogarı'nda isimli şarkımı yayınladım. 12 Haziran tarihinde Seni Seviyorum isimli şarkımı ve son olarak da 28 Ağustos'ta Senin Yanın Olsun Mu Benim Yerim isimli şarkımı dinleyicilerin beğenisine sundum. Tüm şarkılar isimlerinden de anlaşılacağı gibi Aşk şarkıları. 28 Ağustos'ta çıkan Senin Yanın Olsun Mu Benim Yerim şarkısı Kadıköy'de Pür Recording Studio'da Berat İşçioğlu ve Burak Gürpınar tarafından kaydedildi. Mix ve masteringi Emir Can İğrek'in mixlerini yapan ve aynı zamanda da davulcusu olan Emre Kaya tarafından yapıldı. Diğer şarkıların tümü evde kaydedildi ve benim tarafımdan mixlendi. Pür Recording Studio'da Berat İşçioğlu ve Burak Gürpınar'la çok keyifli ve verimli bir kayıt süreci geçirdik. Bundan sonraki tüm kayıtlarımızı onlarla yapmayı düşünüyoruz. Bir Baba Indie, Yerli Gruplar ile Dinleyicileri Buluşturuyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-171-myfo/", "text": "M. Music. Co Youtube kanalında sanatçıların hem solo hem grup projeleri yer almakta, gelecektede M. Music çatısı altında üretime devam edilecek. Sahne alanlarının 4 vokal için yetersiz kalması, monitör eksikliği ve teknik bazı aletlerin çalışma sorunları, mikrofon kesintileri, sound check ve sahne arasındaki sound'un tutmaması. Organizatörler her sanatçıyla ayrı ayrı daha ilgili olabilir, alt grupların isteklerine ve sahne sanatlarında daha tutukulu yaklaşabilirler. Debut albümümüz RAFİNE 2019 senesinde yayınlandı. Grup arkadaşımız Kaan'ın babaannesinin şiirlerine yaptığımız bestelerin yanı sıra, Kargo grubunun Selim Öztürk'ünün Bize Ait isimli parçasını yorumladık. Çok bilinen Bile Bile ve Yanarım cover'ları da bulunuyor albümde. Pop ve opera arasında bir çizgi, çok seslilik ve tamamı Studio One'da yapılmış elektronik elementli aranjelerin klasik elementlerle birleşimi eser tasarımlarının temelini oluşturuyor. Kayıt öncesi M. Music Stüdyo'da yaklaşık her parça için 1 hafta bir sure ile aranjeleri sindirme ve çıplak sesle eşlikleri tamamlama süreci oluyor. Sonrasında ise en iyi ham kaydı almak üzere Kaan ve Alperenin uzmanlığında kişi başı 10 kanalı geçmeden kayıtlarımızı bitirmeye çalışıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-172-in-my-mind/", "text": "Mehmet Serdar: Words Into Pages ve Falsewake adlı metalcore/deathcore projeleri, Özgür Kanadıkırık: Fabcall ve Plan adlı altnernatif rock projeleri; ve birlikte yer aldığımız alternatif metal projesi Hillvalley. In My Mind olarak corona sürecinde kurulduğumuz için henüz sahne almadık. Yerel dinleyicinin maalesef yeni çıkış yapan sanatçılar için üst düzey bir antipatisi oluyor. Sizin bin bir emekle ürettiğiniz eserlere karşı oldukça ön yargılı ve küçümseyici davranılıyor. Ne zaman ki büyük kitlelere ulaşıyorsunuz, ancak o zaman saygı görüyorsunuz; sahnede de, mecralarda da. İkimiz de yaklaşık en son 10 sene önce başka projelerde sahneye çıktığımız için, o zamandan bu zamana pek çok şey değişmiştir diye düşünüyoruz. Yapacağımız yorumlar geçerliliğini yitirmiş olabilir. Mehmet: In My Mind olarak henüz bir festivalde yer almadık ancak ben Rockstation Winterfest (2010) 'e katılmıştım. Özgür: Ben de çeşitli projelerimle iki sene üst üste Roxy Müzik Günleri Final Geceleri'ne katılmıştım. 13 Temmuz 2020 Tarihinde The Girl With All The Gifts isimli single parçamızı akustik versiyonu ile birlikte yayınladık. Aynı isimli parçamızın akustik-video klip versiyonunu da bugün (2 Eylül 2020), ilk video klibimiz ile birlikte yayınladık. Müziğimizde çoğunlukla duygusal yoğunluklara ve şu an içinde bulunduğumuz dönemin de etkisi ile yalnızlıklara, iç sıkılmalarına yer veriyoruz. Biraz karanlık bir havamız var. Şarkılarımızı evde kendi odalarımızda yazıp kayıt için stüdyo tercih ediyoruz. Mix-mastering süreçlerini de aynı şekilde uzun zamandır çalıştığımız stüdyo prodüktörleri ile tamamlıyoruz. Mehmet: Ben uzun süredir yeni şarkılar yazıyorum. Uzun zamandır da Özgür'le ortak bir müzik zevkine sahip olduğumuz için birbirimiz ile iletişimde olmasak da ikimizin de içine sinecek şarkılar yapabiliyorum. Sonrasında birbirimiz ile internet aracılığı ile fikir alışverişinde bulunarak partisyonlara karar veriyoruz. Özgür: Şarkıları günlük hayatımda sürekli fon müziği yaparak vokalime en iyi uyacak şekilde fikirler üretiyorum. Böylece ikimizin de üretim süreci aslında neredeyse uyanık olduğumuz her saat oluyor. Sözler tamamlandığında bir demo ev vokal kaydı yapıyorum ve stüdyonun yolunu tutuyoruz. İyi ve ya kötü, her bir tecrübenin izi zihnimizde kalıyor. Unutulsa da, üstünden zaman geçip tozlansa da deneyimler asla aklımızın derin dehlizlerindeki yerinden ayrılmıyor. Ve bizim birer parçamız gibi, bizimle yaşayıp ölüyorlar. Bu yüzden aklımda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-173-eve-donus-yok/", "text": " Soundcheck'lerin verimli yapılmaması. Müzisyenler dahil herkes daha dakik olabilir. İletişim ve çalışma ortamında daha kurumsal ve profesyonel bir yol izlenebilir. Bir sorun yaşandığında mekan sahiplerinin ve çalışanlarının yapıcı yaklaşımları. Nadiren de olsa mekanda sound'umuzu anlayan bir tonmeister ile çalışmak. Olumsuzluklardan biri küçük grupların tanıtım ve tavır konusunda arka plana atılması. Güzel deneyimlerimizden biri ise organizasyonlarda değerli insanlarla tanışarak network kurabilmek. İlk teklimiz grubumuzla aynı adı taşıyan Eve Dönüş Yok 2017'de BML etiketiyle çıktı. Ardından 2018'de 4 parçadan oluşan kısa çalarımız EDY EPyi yayınladık. 2019'da Sonsuz Aşk teklisini, 2020'de Kurtuldun Benden takip etti. Son olarak 2020'de Mikro İktidar Alanları albümümüzü yayınladık. Şarkılarda oluşturduğumuz dünyayı ve ses karakterini genel olarak synthisizer belirliyor. Kullandığımız seslerin şarkılarda oluşturulan tasarımların değişilmez bir parçası olarak duyulmasına özen gösterdik. Genel olarak her şarkının kendine has bir karaktere ve hisse sahip olmasını istedik. Enstrümanları da bu doğrultuda kullandık. Şarkı sözlerimiz çoğunlukla ofis, okul ve ekranların içerisine sıkışmış bugünün insanlarından kesitler sunuyor. Mikro İktidar Alanları albümümüzü ve Kurtuldun Benden teklimizi evde, bir önceki parçalarımızı ise Bilgi Music stüdyolarında kaydettik. Çok yakında yeni klibimiz geliyor. Çalmayı çok özledik ve konserleri iple çekiyoruz. 🙂 2020 bitmeden yeni bir yapım sürecine de girmiş olacağız. İlginiz ve vaktiniz için çok teşekkür ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-174-blakhol/", "text": "2020 Ağustos ayında dinleyiciyle buluşan ilk kısa çalarımız olan About Time, trip hop, house ve IDM esintilerini duygusal, karanlık ve melodik eserlerde bütünleştiriyor. Blakhol, duygu ve hayal gücünü etkileyen şarkılar, hisler, ritimler ve atmosferler üretmeye odaklanan dinamik bir grup müzisyenden oluşur ve müziğinde sıcak vokaller, minimal melodiler, akıcı ritmik kompozisyonlar, synth tabanlı ve organik tınılar barındırır. Prodüksiyon sürecinin ilk aşamasında stüdyomuzda birkaç haftaya yayılan jam session'lar yapıyoruz, ardından ortaya çıkan kayda değer fikir ve materyali geliştirmek üzere aranjman ve premix aşamasına geçiyoruz. Bu süreçte bağımsız olabilmek kendi zaman çizelgemizi ve çalışma biçimimizi belirleyebilmemizi sağlıyor. Son aşamada ise parçaları mix ve mastering için güvendiğimiz isimlere yolluyoruz. İlk kısa çalarımızın mix ve mastering'i için ses mühendisi Aziz Berk Erten ile çalıştık. Aziz uzun zamandır tanıdığımız, güvendiğimiz ve alanında uzman bir isim. Kendimize ait iki çalışma stüdyomuz var, bunlardan birini prova ve jam session'lar için kullanıyoruz. Diğer stüdyomuzda da prodüksiyonu gerçekleştiriyoruz. Çalışma sıklığımız projenin hangi aşamasında olduğumuza göre değişiyor. Kısa vadede ilk hedefimiz şu an üzerinde çalışmakta olduğumuz Ekim ayı sonlarında dinleyici ile buluşturmayı planladığımız yeni teklimizi yayınlamak. Uzun vadede ise kaliteli müzik üretmeye devam ederek ve çeşitli etkinliklerde sahne alarak, hem ülkemizde hem de yurt dışında dinleyici kitlemizi arttırmayı hedefliyoruz. Tüm insanlardan beklentimiz daha açık fikirli, hoşgörülü, sağ duyulu olmaları ve işlerini ellerinden geldiğince iyi yapabilmek için mücadele etmeleri. Bu müzik sektörünün tüm aktörleri için de geçerli. Menajerimiz Can Şener ile kcansener@gmail. com mail adresi üzerinden iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-175-cemal-burkay-sen/", "text": "Mac Demarco, Homeshake, Unbelievable Truth, Papooz, Can Güngör, Korhan Futacı gibi grup ve müzisyenleri çok sevdiğim ve dinlediğim için bazen duyum bazen de his olarak benzerlik gösterdiğini söyleyebilirim. İzmir'de Çıngırock, Beri Blues, İz Performance, Tato, Volume gibi lokal konser mekanlarında sahne aldık. Eksikler: Kablo, sehpa, davul taburesi, monitör gibi basit ama önemli şeyler olabiliyor. Eksik ve yanlış bulduğum durum, bu işe zamanını ve parasını ayırarak günlerce prova alan, hazırlanan ve sahnede performans sergileyen sanatçıların emeğinin bilet satışıyla bir tutulması. Ne yazık ki iyi sanatçılar olarak kabul edilebilmek için işletme sahibine çok para kazandırmamız gerekiyor. Sektör yeni seslere açık değil. Yeni keşifler ve farklı sesler bir risk olarak görüldüğü için konser mekanlarında yıllardır aynı cover şarkıları dinliyoruz. Bu sebeple beste gruplarının sahne bulması ya da emeklerinin karşılığını alması çok zor bir hale geliyor. En azından bu durum İzmir'de bu şekilde. Çeşitli gruplarla müzik yaparken ertelemek zorunda olduğum kişisel projemle ilgilenmeye başladıktan tam bir yıl sonra 15 Kasım 2020 tarihinde Nereye Böyle adlı ilk teklimi yayınladım. Sonrasında çocukluğumun geçtiği ve ilk bestelerimizi yaptığımız çatı katımızla ilgili yazdığım Anahtar adlı teklimi 24 Ocak 2020'de yayınladım. Yine tüm enstrümanlarını kendim çalıp kaydettiğim ve beş şarkıdan oluşan ilk kısa çalarım Kapının Ardındakini 25 Nisan 2020'de yayınladım. Bu süreç boyunca finalize edemediğimi düşündüğüm için Kapının Ardındaki'nde yer veremediğim İzmir Çukuru adlı teklimi hayalini kurduğum gibi klibiyle birlikte 25 Eylül 2020 tarihinde tüm dijitallerde yayınlayabildim. Eserler içerik olarak çok kapalı ve dolambaçlı bir dil olduğunu söyleyemem. Ama bestelerimde kendi kişisel mücadelemi, hatıralarımı, pişmanlıklarımı ve iç dünyamı anlatmaya çalıştığım için soyut ifadeler kullanmak zorunda kalıyorum. Bundan dolayı sound tercihimde gitar soundlarında yayılan, tekrarlayan veya frekansı bozan/sürdüren efektler kullanmayı seviyorum. Tüm gitar, bas, klavye ve vokal kayıtlarını evde kaydettik. Davul kayıtlarını da yine evde midi klavye sayesinde dijital olarak kaydettik. Herhangi bir kayda girmeden önce fikirlerine çok güvendiğim arkadaşlarıma şarkımın akustik gitarla çalıp söylediğim demo versiyonunu atarım. Eğer aldığım yorumlar olumluysa, yanıma yeterince kahve, su ve atıştırmalık alarak odama kapanırım. Tüm günün sonunda bir eserin tüm gitar, bas, klavye ve davul kayıtlarını almış olarak sevgili dostum Burak Sert'e giderim. Vokal kayıtlarını kendisiyle birlikte alırız. Daha sonrasında tüm enstrüman ve vokal kayıtlarıyla birlikte projeyi kendisine teslim ederim. Muhtemelen bana söylediği teslim tarihinden 3-5 gün önce şarkının miks ve mastering'ini bitirmiş olur. Miks ve mastering için Burak Sert ile çalışıyorum. Kendisi iyi bir müzisyen ve çok sevdiğim bir dostum. Kendisiyle iletişimimiz iyi olduğu için sonuçtan da her zaman memnun kalıyorum. Provalarımız için semtimizde çocukluğumuzdan beri gittiğimiz bir stüdyo var. Bize ait olmasa bile, yıllar içinde kendimizi ait hissettiğimiz mekanlardan birisi haline geldi. Kısa ve uzun vadeli olarak iki planım var. İlki henüz kimseyle paylaşmadığım şarkılarımı düzenleyerek albüm formatında paylaşmak. Pandemiden dolayı ertelemek zorunda olduğum İkinci planım ise şarkılarımı sahnelemek. Gün içinde internette gezinirken binlerce uyarıcıya maruz kalıyoruz. Bunlar haberler, gündelik videolar, reklamlar olabiliyor. Bu yüzden her şeyin çok çabuk sindirilebilir hale geldiğini söyleyebilirim. Bu noktada müzik basınından ve müzikseverlerden ricam sadece şu olabilir: gündelik akışta görmezden gelinen ya da acımasızca eleştirilen eserlerin arkasına aylarca harcanmış emek ve maddi yatırım olduğunu unutmamaları. Müziğin yanında aynı zamanda ben bir reklamcıyım. Reklamcılık ve müzik ciddi mesailer ve pratikler gerektiren ve fikirler ürettiğiniz alanlar olmasıyla bence benzerler. Dengeyi kurabilmemi sağlayan en büyük nokta bu iki mesleği de çok seviyor olmam. Tek dezavantajı günün sonunda bıraktığı tatlı yorgunluk oluyor. cemalburkaysen@gmail. com ya da instagram. com/cemalbsen adresleri üzerinde doğrudan benimle iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-176-manitas/", "text": "Projemize benzeyen bir grup diyemeyiz. Bir çok isim ya da grubu içinde barındıran bir ikiliyiz biz. 1- Kendi tonmaisterı olmayan mekanlarda müzisyenlerin her gittiği mekanın akustiğine alışıp bu işi kendileri yapmak zorunda kalmaları. 2- Mekanların müzisyen seçiminde tarz olarak çok alışılmışa kaçmaları, o yüzden farklı müzik türlerine şans vermemeleri. 3- Canlı performans için tasarlanmamış mekanlar, ekipman ve alan olarak kısıtlı olduğu için sanatçının performansını negatif yönde etkileyebiliyor. İlk ve tek teklimiz olsun 21.08.2020 tarihinde yayınlandı. Şarkının söz ve bestesi bize ait. Canımızın sıkkın olduğu bir dönemde ortaya çıkarttığımız bu şarkı bizi müzikte ikili olarak profesyonel bir adım atmamız için motive etti. Tarzımızı kısıtlamaktan hoşlanmıyoruz ama elektronik öğelerin müziğimizde çok önemli bir yeri var. Bunun yanı sıra orijinal parçalarımızın söz ve müziğinin kendimize ait olması da bir o kadar önemli. İlk şarkımız Olsun un kaydı İzmir'de ZG Stüdyo ve Sinan İlbay'ın ev stüdyosunda alındı. Çok yakında çıkacak olan yeni şarkımızın ise vokal kayıtları Erekli-Tunç Stüdyosunda, enstrüman kaydı ise GTR Deneyevi'nde gerçekleşti. Her iki şarkımızın da kaydı bizim için çok keyifli geçti. Yanımızda olan teknik ekibin desteği bizi inanılmaz rahatlattı. Erekli-Tunç stüdyosu gibi efsaneleşmiş bir stüdyoda şarkı söylemek ise başlı başına özel bir deneyimdi. Evimizde oluşturduğumuz bir stüdyomuz var. Provalarımızı ve demo kayıtlarımızı burda yapıyoruz. Bu alan hemen yanı başımızda olduğu için her an çalışma yapıyor olabiliyoruz. Buna kısa ve uzun vade demek yerine kişisel ve profesyonel hedefler demek istiyoruz. Kişisel anlamda kendi duygularımızı, hislerimizi müzikle ifade etmeyi sürdürmek kendi şarkılarımızı yapmak. Profesyonel olarak da uluslararası bir dinleyici kitlesine ulaşmak. Dinleyici: Yeni müziklere, farklı tarzlara ve deneyselliğe açık olması. Mekan: Müzisyenle dinleyicinin arasındaki ambiyansı yaratmak için çaba sarfetmek. Organizatörler: İnsanları şaşırtacak, alışılmışın dışında festivaller ve konserler düzenleyebilir farklı yeni konseptli organizasyon yapabilirler. Müzisyenler: Kendimiz gibi olmaya devam edelim. Basın: Sanatçıdan ziyade sanatçının sanatına odaklanılması. Selin: Ben müzik dışında oyunculuk yapıyorum. İkisi bir arada hep hayatımda olan şeylerdi o yüzden doğal bir dengedeler diyebiliriz. Defne: Ben de bir yandan doktora yapıyorum. Pandemiden dolayı dersler online olduğu için benim de doğal bir dengede şimdilik, fakat okul yeniden başladığında üzerinde çalışmam gereken bir konuya dönüşeceği kesin. Menajerimiz: Selim Güler selim@wonderwheel. com. tr adresine mail atarak ulaşabilirler. Manitas ismi Roma filminden esinlenilmiştir. Filmde evde çalışan kızlar birbirlerine manitta diyorlardı biz de onu Manitas olarak bize uyarladık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-177-cagri-yildirim/", "text": "Alternative Rock, Singer & Songwriter, Indie. Kendimi tanıtmak adına birkaç kez rock barlarda bestelerimi seslendirdim. Üzgünüm ki çok sahne alamadım. Çıktığım mekanları baz alırsam gönüllü olarak oralarda bulunduğum için hoş karşılandığımı söyleyebilirim. Herhangi bir ücret talebim olmadığı için ekonomik olarak herhangi bir yorum yapmam yanlış olur. Çok fazla sahne yüzü görmediğim içinde bu küçük tecrübelerden genellemeler çıkaramıyorum. Ama istinasız her çıktığım yerde beni garip hissettiren dinleyici kitlesiyidi. Çünkü insanlara bestekar olduğumu söylememe rağmen ana akım şarkıları cover'lamamı istiyorlar. Çoğu dinleyicinin pek orjinal işlere hevesinin olmadığını düşünüyorum, keşfetmekten çok halihazırda bilinen garantili şarkıları istiyorlar. 2019 ''Müptezelin Sitemi'' Single dijital platformlara ilk defa çıktığım parçamdır. Önceden de birçok kayıt alıp youtube kanalımda paylaşıyordum ama yavaş yavaş yol yordam öğrendikçe parçalarımı dijital platformlara taşıdım. Bu konuda bu parça benim ilk göz ağrımdır. 2020 ''Kimsin'' benim yayınlanmış ilk EP albümüm. Biraz koyu bir renkte. Müzikler ve sözler de yer yer koyu. Oldukça öznel bir dille derdimi anlattığımı söyleyebilirim. Bu anlaşılma adına bana biraz engel olsa da kendimi kendimce ifade etmekten mutluyum. 2020 ''İki Nota'' 2 eski bestemden oluşuyor. Kaybedilenler ve İçine Attın. Bu parçaları çok seviyordum ve onları tekrardan kayda alarak insanlara sunmak istedim. Onları bir başlarına bırakmak içime sinmedi ve yeni bir hayat verdim. Single, 2020 ''Yolunda Sonunda'' Albüm Bu albümle beraber öznel dilimden vazgeçerek insanların beni anlayabilecekleri melodilere ve kelimelere ağırlık verdim. Nihayetinde amacım anlaşılmak. Şarkılarımın tonu yine koyu fakat diğerlerine nazaran farklı koyulukta. Eski koyu tarzımın son izlerimi de taşıyor olmasından dolayı ismi Yolun Sonunda. Varoluş. Sanırım şarkılarımdaki sözlerin en temelinde bu yatıyor. Şarkılar üretmemin nihai amacı var olabilmek. Ben öldükten sonra arkamda onlar kalacaklar ve beni hatırlamak isteyenler için bir fırsat olacaklar. Tüm şarkılarım kendimden, dünyamdan biraz zamanlar var olduğuma dair kanıtlarım. Ben bir gün ölsem dahi derdimi anlatmaya devam edebileceğim. Hepsini kendi kurduğum ev stüdyomda kayıt alına aldım. Ev stüdyosu dediysem de usb ses kartım, mikrofonum ve de gitarım. Diğer enstrümanları Daw'lar sayesinde çalıp, kayda aldım. Gün içinde aklıma gelen şarkı sözlerini, melodileri kayıt altına alıyorum. Bazen ise bir anda gelen ilhamla kayda oturuyorum. Çoğu zaman spontane bir şekilde kayıt alıyorum. Kayıt deneyimlerim benim en çok sinir krizi geçirmeye yaklaştığım anlar. İmkanlarımın çok iyi olduğunu söyleyemem. Kayda geçmeden önce kafamda bir şeyler oluşturuyorum. Lakin gitar kayıt kalitesi, vokal kayıt kalitesi düşündüğüm gibi olmayabiliyor. Elimdekilerle en iyisini yapmaya çabalıyorum. Hatta Müptezelin Sitemi, Kimsin Ep Albüm de dahi bulunan bazı şarkıların vokal kayıtlarını akıllı telefonumla aldığımı itiraf edebilirim. İmkanlarıma, ekipman yetersizliğime sitem edip köşeye çekilmeyi seçmiyorum çünkü bir mucizeyle hiçbir şeye sahip olmayacağımın bilincindeyim. Madem bu yolu bu şartlarda kabul ettim, o zaman elimden gelenin en iyisi yapmalıyım diyerek kendimi motive edip kayda devam ediyorum. Bireysel bir şekilde ürettiğim ve kayıt ettiğim için bunları da ben üstleniyorum. Mix ve mastering konusunda her bir parçada kendimi daha çok geliştiriyorum. Birilerine bu konuda bağımlı kalmaktansa kendi başıma halletmeyi seviyorum ve daha özgür hissediyorum. Daha çok yolum olduğunun farkındayım lakin şu an için bu durumdan memnunum. Çalışmalarımı kendi odamda yapıyorum. Annem ve kardeşimle kaldığım bir evin kendime ait olan bir odasında. Neredeyse her günümü müzik üzerine bir şeyler yaparak geçiyorum. Arada motivasyonumu kaybettiğim oluyor ve işleri sarkıtıyorum lakin genel olarak müzik odaklı yaşıyorum. Kısa vadeli hedeflerimin arasında yeni bir albüm çalışması var. Bunun yanında kendi kitlemi bulma arayışımın parçası olan tanıtımlar. Uzun vadeleri hedeflerim tam olarak net değil. Geleceği çok fazla ön göremiyorum. Özellikle pandemi sürecinde neyin nasıl olacağı hakkında bir fikrim yok. Dinleyicilerden: Ana akımda yer bulamayan, kendi çabalarıyla bir şeyler yapmaya çalışan müzisyenlere kulak vermeleri isterim. Bu isteği hem kendi adıma hem de tanıdığım, duyduğum müzisyenler adına sunuyorum. Farklı müzik tarzlarına karşı meraklı olmalarını, zevklerine uymayan müzikleri kötü diye adlandırmamalarını. Belki de en önemlisi beste yapan kişilere/gruplara şans vermelerini. Bana göre ki bunlar benim fikirlerim Ülkemizde büyük bir cover müzik sevgisi olduğunu düşünüyorum ama cover'ların çoğunun tekdüze. Herhangi bir yaratıcı dokunuş olmayan cover'ların üstlerde olduğunu görüyorum. Bunun yerine cover dahi olsa en azından kendinden bir şeyler katabilmiş müzisyenlerin cover'larına ilgi gösterilmesini dilerdim. Mekanlardan: Mekanlar ve dinleyiciler arasında oldukça kuvvetli bir ilişki var. Mekanlar dinleyicilere göre kendilerini düzenliyor, programlarını ona göre belirliyorlar. Aslında dinleyicilerdeki değişimin onları da etkileyeceğini düşünüyorum. Mekanlar bugün farklı türlerde müzik yapan müzisyenlere sahne veriyorsa bunu yine dinleyiciler sebebiyle gerçekleştiriyor. Bunların dışında mekanların müzisyenlerin emeklerinin karşılığı vermelerini dileyebilirim. Herhangi bir bahaneye sığınarak müzisyenlerin emekleri harcanamaz. Organizatörlerden: Mekanlar ve dinleyiciler arasındaki ilişkiyle benzer olduğunu düşünmekteyim ama daha fazlasını diyemem çünkü herhangi bir deneyimim olmadı. Bu yüzden bilmediğim bir konu hakkında konuşmamam gerekiyor. Müzisyenlerden: Müzisyenlerin birbirlerine destek olmasını dilerim. Evet hepiniz bu piyasada aslında gizli rakipler olabiliyoruz. Sahne kapmaca dahi oynayabiliyoruz. Lakin pandemi gibi bir olay karşısında hepimiz harcanıyoruz. Bu yüzden birbirimize destek olmamız, birbirimizi motive etmemiz gerekiyor. Özellikle ana akımın dışında kalmış müzisyenlerin bunu yapması şart. Daha şanslı olanlar yani ana akıma girmiş olanlar altta kalmış müzisyenlere tecrübelerini, nasıl yol izlemeleri gerektiğini aktarabilir., onları tanıtabilir, sahnelerinde yer verebilirler. Bir zamanlar altta oldukları dönemleri hatırlayıp onlarla empati kurabilirler. Elbette hayat bir tahterevalli Bertolt Brecht'in şiirinde de olduğu gibi Yukardakiler durabiliyorlar orada, sırf ötekiler durduğundan aşağıda Orada herkes için yer yok ama en azından birileri için bir umut olabilirler. Aslında bu konuda konuşulacak çok şey var, o yüzden burada bırakıyorum. Müzik Basınından: Bugün aslında her şey tamamıyla tanıtımlardan, reklamlardan oluşuyor. Müziğinizin kalitesi, özgünlüğü bunlar artık çok fazla önemli değil. Dinlenmeniz ve kitlenizi bulmanın tek yolu iyi bir tanıtım imkanına sahip olmanız. Çok yetenekli müzisyenlerin kaybolup gidiyor belki fırsat verilse dünyaya damgasını vuracak kişiler bunlar ama ne yazık ki unutulup gidiyor. Bazıları ise şanslı oluyor kendilerini tanıtabildikleri, kitlelerine ulaşabildikleri için. Realist olursak müzik sektörü böyle bir şey. Medyanın müzik sektörü üzerindeki etkisi neredeyse her şey olabiliyor. O yüzden medyanın başını çeken kişilerin bu müzisyenlere fırsat vermesi gerekiyor. Gerçekten bir farklılık, özgünlük sunanlara kucak açması gerekiyor. Hep aynı yolun yolcularıyla devam etmektense farklılıklara yer vermesi gerekiyor. Eğer bunu yapmazlarsa müzisyenler aynılaşıyor, sırf adının duyulması için kimliksizleşmeye başlıyorlar. Müzik medyası tek bir renk yerine bir çok rengi ön plana koyarsa, işte o zaman rengarenk bir müzik listemiz olur, sahnelerimiz olur. Herkesin aradığını bulduğu bir müzik sektörü olur. Aynı zamanda ben bir psikolojik danışmanım ama şu an mesleğimi icra etmiyorum. Günümü çoğunlukla müzikle geçiriyorum. Bu sektörde tutunmanın yollarını arıyorum. Tamamıyla kendimi buna adadım ama bunun ne kadar süreceğini bilmiyorum. Bağımsız olarak başladığım müzik serüvenime halen bağımsız ve hür bir şekilde devam ediyorum. Hayatımın son anına kadar da bu müzik dilini konuşmayı ve onun hakkında daha fazla bilgiye kavuşmayı arzu ediyorum. Herhangi bir şey üretmenin kutsallığına inanıyorum. Ölümden sonra geride bırakılan izleri önemsiyorum. Üretmemin nihai amaçlarından biri de öldükten sonra benden, dünyamdan kısacası yaşadığım zamandan bir şeyler bırakmak. Beni yeni keşfeden kişiler, kim olursa olsunlar benim varlığıma bir anlam katarlar ve belki ben de onlara."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-178-giray-songul/", "text": "Gençliğimde birçok grupta çalmış olsam da özellikle 2011 yılında katıldığım Star Akademi yarışmasından sonra kariyerime solo olarak devam etmekteyim. 2011 yılında StarTV de yayınlanan jüriliğini Ajda Pekkan, Sertab Erener, Ertuğrul Özkök ve Samsun Demir'in yaptığı Star Akademi yarışması finalinde 50% halk oyu alarak birinci oldum. Üniversitedeki çaldığım gruplarda Ankara'daki neredeyse her sahnede konser verdim. Star Akademi yarışmasından sonra da Sertab Erener ile Harbiye'de konser verme fırsatı buldum. Bugüne kadar sahne aldığım mekanlarda en büyük sorunlar genelde mekan sahiplerinin sunduğu olanaklar ile alakalıydı. Ticari antlaşmalar özellikle tanınmış biri değilseniz oldukça kötü bir standarda sahip. Mekan sahipleri burada konuya oldukça ticari olarak bakıyorlar ve harcamalarınız düşünülünce neredeyse zar zor kar ediyorsunuz. Onun dışında bazı mekanlarda ses sistemleri oldukça eski ve ses mühendisi canlı mixinizi yaparken sizden çok az geri bildirim alabiliyor. Yine bu durumlar da tamamen tanınmışlığınızla alakalı olarak değişebiliyor. İletişim eksikliği genelde yaşanan sorunların en büyüğü diye düşünüyorum. Organizasyon şirketi size haber vermeden sizin markanızı etkileyecek değişiklikler yapabiliyor ve size haber vermeyebiliyor. Burada organizasyon şirketlerinin biraz daha anlayışlı olması gerekiyor. Lise ve üniversite festivallerinde birçok sahne aldım. Aynı zamanda Zeytinli Rock Fest gibi alternatif rock sahnelerinde de bulundum. Büyük sahneler genç yeteneklerin deneyim kazanması için çok önemli artı olarak genelde daha iyi ses sistemleri ile çalma şansı buluyorsunuz. İlk profesyonel teklimi 2015 yılında 'Sonu Aynı' isimli parça ile yapmıştım ve ardından müziğe uzun bir ara verdim. 2020 yılında yeni müzik tarzımı duyurmak için 22 Ekim'de 'Ben Geceyim' şarkısını klibi ile yayınladık. Şu ana kadar oldukça iyi yorumlar aldık. Bundan sonra da yine güzel şarkılar yayınlamaya devam edeceğim. Eskiden daha pop ve özellikle yavaş parçalar yapıyordum. Yeni tarzımda artık daha ritmik ve içerisinde rap, hiphop ve EDM ögeleri barındıran bir tarz yakalamaya çalışıyorum. Özellikle besteleme aşamasının bir başlangıç ve sonunun olmaması gerektiğine inananlardanım. Bazen bir besteyi bitirmek birkaç yıl bile alabiliyor. Dolayısıyla sürekli olarak boş zamanlarda yeni sesler ve melodiler denemek, eskileri alıp geliştirmek bence bu konudaki en iyi strateji. Daha sonrasında da şarkılar arasından en iyileri seçip detaylı prodüksiyona giriyoruz. Kendi ev stüdyomda her gün mutlaka müziğe zaman ayırmaya gayret gösteriyorum. Şu anda hazırda yaklaşık 5-6 adet bitmiş parçamız var. Bunları belli aralıklar ile piyasaya tekli olarak süreceğim. Tabi bu süreçte yeni şarkılar da gelecektir. Farklı bir tarz yaratmaya çalışıyorum, Türkiye'de örnekleri çok olmayan. Bu tarzı dinleyenlerine doğru bir şekilde sunabilmek ve sonrasında konserlerde aynı duygularda buluşmak en büyük isteğim. Dinleyicilerin sevdikleri müzisyenlere sahip çıkması çok önemli. Günümüzde müzik yapmak ve yaymak çok basit, dolayısıyla yapan çok kişi var. İşini kaliteli yapan ve müziğini sevdiğiniz insanları etrafınıza sosyal medya vb. yöntemlerle yayın ki bu kişiler o müziği yapmaya devam edebilsinler. Bu konuda o büyük tüketici alışkanlıklarımızdan biraz uzaklaşmamız gerekiyor. Mekanların ve organizatörlerin de yeni seslere daha fazla fırsat vermeleri gerekli. Son olarak bir de yapımcı ve dağıtıcılar var ki onlarla ilgili kitap yazabilirim sanırım. Günümüzde sadece müziğinizi yaymak için bütün haklarını sizden alan yapımcılar türemiş durumda ve bir gram da satış pazarlama yapmıyorlar. Genç müzisyenler de sırf daha fazla kitleye ulaşabilmek için bu kişilerle anlaşıyor. Bu durum çok tehlikeli ve gençlerin bu tarz durumlardan kaçınmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Siz müziğinizi kaliteli bir şekilde yapmaya ve sahipliğini korumaya devam edin. Kaliteli işler kendini belli edecektir. Ben aslında girişimciyim. Uzun yıllardır farklı alanlarda yazılımlar geliştiriyorum ve daha sonrasında bunları piyasaya sunuyorum. Hatta bunlardan bazıları da yine müzikle alakalı. Dengeyi kurmak için zamanınızı çok iyi yönetmeniz gerekiyor ve disiplinli olmalısınız. Eğer başaramazsanız hem müzik kısmı hem diğer işleriniz bitmemiş projelerle dolup taşıyor. https://giraysongul. com'daki iletişim formundan veya info@giraysongul. com adresine e-posta göndererek ulaşabilirler. Ben müzisyenliği girişimcilikle aynı kefeye koyuyorum. Şarkılarım da duygularımın ürünleri. Bu açıdan baktığımızda diğer kalan her şey; satış pazarlama, üretim, dağıtım aslında aynı. Asıl kimliğim girişimci olduğu için müzisyenlik bana çok uyuyor. Diğer müzisyen arkadaşlara da aynı bakış açısıyla yaklaşmalarını öneririm. Örneğin E-posta listesi oluşturup aktif olarak kullanan az sayıda müzisyenden biriyim. Bu ve bunun gibi start-up kültüründen gelen yöntemler yayılmak adına müzisyenlere çok yardımcı olacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-179-exradyo/", "text": "Bugüne kadar tek konserimizi 8 Ocak 2020'de The Wall'da gerçekleştirdik. Şu ana kadar Adımlarım ve Bir Daha Asla teklilerimiz klipleriyle beraber yayınlandı. Bu iki şarkının içinde bulunduğu albümümüzü yayınlamadan önce, albüm içinden teklilerimizi dinleyiciler ile buluşturacağız. Kendimize belirlediğimiz çeşitli köşelerimiz olsa da tasarımda öncelikle şarkının neyi istediğini önemsiyoruz. Üflemelilerin ön planda olduğu funk soslu şarkılarımız ağırlıklı olsa da ileride yayınlayacağımız şarkılarda ud, piyano ve mızıka gibi çeşitli enstrümanlar da duyacaksınız. Davul hariç tüm enstrümanları ve vokalleri ev stüdyolarımızda bitirdik. Davulları ise Kadıköy'de Jinxx'te Anıl Çifter'le beraber kaydettik. Albümü oluşturacak besteleri kararlaştırdıktan sonra bir yandan grup elemanlarını toparladığımız bir yandan da şarkıların eskizlerini oluşturduğumuz bir ön kayıt süreci geçirdik. Kadromuz son halini aldığında ise stüdyoda şarkıların 1.5 2 ay boyunca provasını yaptık ve stüdyoda 6 kişinin fikirleriyle evrimleşen hallerini albüm haline getirmeye karar verdik. Ekim 2019 başında davulların kaydedilmesiyle beraber albüm kayıt süreci de başlamış oldu. Mix ve mastering'i Bekir Sıtkı Gürcan arkadaşımız üstlendi. Taleplerimiz ve onun insiyatifi birleştiğinde sonunda kayıt boyunca aklımızda olan dolgun, hacimli ve dinamik bir sound elde ettik. Kısa vadede en büyük hedefimiz albümümüzdeki her bir şarkıyı klibiyle beraber yayınlamak ve imkanlarımız el verdiğince ekstra içerikler de üretmek. Uzun vadede ise müziğimizi ulaşabildiğimiz en çok sayıda insana ulaştırmak ve mümkün olduğunca fazla konser yapmak istiyoruz. Neredeyse hepimiz müzik dışında bir gündüz işiyle meşgulüz diyebiliriz ancak küçük zaman sıkıntıları dışında bu durum müzik hayatımızda bir dezavantaj yaratmıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-180-ilke/", "text": "Mike Marsh Phoenix, Calvin Harris, The Vaccines, Kasabian ve daha nice tanınmış grup ve sanatçılar ile çalışmış bir mastering engineer. 2009 yılında çıkmış ve Best Alternative Music Album dalında grammy kazanmış Phoenix'in Wofgang Amadeus Phoenix albümünün mastering engineer'ıdır. Mehmet Kemaloğlu (TUNALI 103) ise daha önce Metehan ile çalışmış ve 13 Kasımda da Yiğit ile yeni bir tekli çıkaracak olan işinde oldukça başarılı ve çok sevdiğim bir Aranjör-Producer. Aslında bu zor bir soru, tam olarak bir müzisyene ya da gruba benzediğimi söyleyemem projem için. Fakat bazı yerlerde yer yer benzerlik olduğunu düşündüklerim: The Weeknd, Shawn Mendes, Capital Cities, Saint Motel, Angele diyebilirim. Müziği hep kendim için yaptığım için lise gezilerinde ufak tefek sahneler harici henüz bir yerde sahne almadım. Get it On'un indie pop ve R&B'nin güzel bir harmanı olduğunu düşünüyorum. Bu iki genre'nın yanı sıra electro pop soundu da bulmak mümkün. Aynı zamanda ikinci verseteki gitar ile hafif bir groove havası yok değil... Şarkının sözleri İngilizce ve kısa bir Fransızca kısım da var. Şarkı içinde kendi hayatımdan ve sevdiğim şarkı ve sanatçılara ufak atıflar da var. Bahamalardaki bungalov evimde.... diye başlayamıyorum, kayıtlarımın özel bir hikayesi yok. :(. İlham her yerde gelebiliyor ama sanırsam en çok arabada geliyor. Arabada yüksek ses müzik dinlemeyi çok severim, beni hep rahatlatır ve mutlu hissettirir. Aklıma da yeni fikirlerin yeni melodilerin gelmesinde yardımcı olur. Bunları kaydeder üzerlerine çalışırım. Get it On nasıl geldi ilk başlangıcı nasıl yaptım hatırlamıyorum ama şarkının kendi versiyonumu 1 hafta içinde yapıp Mehmet Kemaloğlu ile paylaşmıştım. Sonra da aranje işlerine başlamıştık. Miks için Mehmet Kemaloğlu (TUNALI103), mastering için Mike Marsh ile çalıştım. Her gün müzikle ilgilenmeye çalışıyorum. Genelde gitar ya da midi klavyem ile yeni şarkılar üzerinde ya da cover'lar üzerinde çalışırım. Sevdiğim şarkıların tür bağımsız akustik cover'larını yapmaktan çok hoşlanıyorum. Bunları genelde kendim arkadaş çevrem ve ailem için yapıyorum. Dinlenmek herkes gibi ben de isterim ama para ile alakalı bir beklentim yok. Kaliteden ödün vermeden olabildiğince fazla kişiye ulaşma amacım var. Rafine bir kitlem olmasını çok isterim. Müziğimi ve müzik pazarlama konusunda kendimi geliştirip daha büyük kitlelere hitap etmek istiyorum. Dinleyicilerden bir beklentim yok açıkçası, hepimiz birer müzik dinleyicisiyiz ve dinleyici olarak bir sorumluluğumuz yok. Sorumluluk, kendi projem için konuşmam gerekirse, tamamen bende yani müzisyende. Parçasını dinletmesi gereken, güzel müzik yapıp dinleyicinin önüne getirmesi gereken tabi ki müzisyen. Mekanlar, organizatörler ve müzik basını hakkında ise kaliteden ödün vermemelerini ve yeni sanatçılara daha çok şans vermelerini çok isterim. Bu belki de çok gerçekçi bir istek olmayabilir çünkü müzik, rekabetçi bir endüstri ve para elbette ki çok önemli ama gerçekten müziğe gönül vermiş insanlar olarak bazı şeylerden belirli ölçülerde fedakarlıklar yapabileceğimizi düşünüyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-181-yaren-ozhuy/", "text": "Ben daha çok yeniyim bu işte fakat mix & mastering'imi yapan Başar Yurtçu, Büyük Ev Ablukada ile çalışıyor. Kendi sound'umu keşfetmeye yeni başladım, daha hangi tür müzik yaptığımı bile bilmiyorum fakat size sık sık dinlediğim ve keşke bu müziği ben yapsaydım dediğim isimleri sayayım hemen. Belki benzer noktalar çıkabilir, yani umarım çıkar ve bu da beni mutlu eder: Janus Rasmussen, James Blake, Jordan Rakei, Sevdaliza. Lise arkadaşlarımla, Zorlu PSM'de düzenlenen PSM Caz Festivali'ne özel oluşturduğum aytenbando adlı caz grubu ile ilk konser deneyimimi yaşadım. Benim için çok önemlidir o an. Her ne kadar yaren özhuy olarak tekil bir şekilde sahne almamış olsam da arkadaşlarımla ilk konserimizi verdiğimiz anın ortak olması hafızamdaki en en en özel anıyı oluşturur. Tek düzelikten uzaklaşmaya çalışan, bir çıkış noktası bulduğunu sanarken yine aynı düzende kendini bulan bir melodi yaratma üzerine yoğunlaştım bu teklide. Bunu yaparken vokal düzenlemeler ve synth'ler benim yolumu çizmekte öne çıkan iki ana unsur oldu. Ben müzik yapmayı hep istedim. 3-4 sene önce bu işi ciddiye alıp kendi setup'ımı kurdum. Mikrofonuydu, midi klavyesiydi, ses kartıydı; hepsi hazır hazır beni bekledi evde. Derken 2019'da Güney Kore'ye gittim. Oraya da götürdüm bu setup'ı. Kendime verdiğim bir sözdü aslında müzik yapmak. Çünkü kendimi güvende hissederek ifade edebildiğimi düşündüğüm ilk alanımdı. Ama bu sözü hiç tutamadım. Erteleyip durdum, zorunda kaldım belki de. Güney Kore'de okuyordum, iş de bulmuştum. Bir hafta Türkiye'ye tatil yapmaya geldim derken pandemi koptu. Evim de, işim de, düzenim de, setup'ım da orada kaldı. Buna çok üzüldüm ama alışık olduğum bir şeydi ertelemek planlarımı. O sırada, karantinanın karantina olduğu zamanlarda, yakın arkadaşım Mine Özgüle beni gaza getirip müzik yapmak istediğini söyledi. Önce şakasına başladık, sonra da iş ciddiye bindi. Ona hep yapamam, her şeyim geride kaldı, hiçbir şey yok elimde dememe rağmen beni bilgisayarımın abc'siyle midi çalmaya gazladı. Sonuç olarak Gerin Bedenim'i yaptık. Üretmeye başladığım o dönemde kendim için adım atmam gerekti. Bir daha hiç yapamayacak olmaktansa yapmayı tercih ettim ve kendi şarkıma başladım. Çok uzun bir süreçti. Her şeyi yalnız yapmak her ne kadar havalı gözükse de bitmek bilmeyen bir çileymiş. Değdi tabii. Hem de fazlasıyla. Şimdi ise bir sonraki şarkımı, geride bıraktığım gözü yaşlı setup'ımla yapmaya can atıyorum. Bazen bu sektörde koşullar gereği çok bireyselleştiğimizi ve birbirimizi anlamak için çok çaba sarf etmediğimizi düşünüyorum. Halbuki biz hep beraber bir anlam ifade edebiliyoruz. Bu zincirde birbirimizi tanımak, destek olmak, eleştiri yapmak, duygularımızı dile getirmek çok önemliyken en basit iletişim problemlerinden dolayı kurumlar/kişiler birbirileri ile iletişimi koparabiliyor. Müziğin birleştirici gücünü inkar edemeyeceğimiz bir çağda yaşarken birbirimize destek olmamayı seçmeyi aklım almıyor. Benimkisi bir sistem eleştirisi gibi oldu aslında fakat düşününce bu problem ile her gün karşılaştığımızı fark ediyorum. Dolayısıyla tek beklentim organizatöründen müzisyenlerine kadar herkesin bilgiyi paylaşmaktan çekinmeden verici olması, empati kurması ve kendinden ufacık da olsa ödün vererek yeniliğe önyargısız bir şekilde imkan tanıması diyebilirim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-182-blushift/", "text": "Eksikler: Sahne boyutu, ses sistemi, akustik. İlk teklimiz Walk on Fire, Kasım 2020'de çıktı. Farklı müzik kültürlerinden insanların ortak paydada buluşmasıyla gerçekleşen oluşum. Bireysel olarak ürettiğimiz demo fikirlerini bir araya gelerek üzerinde çalışıp kaydediyoruz. Kısa vadede planımız birkaç tekli daha çıkarmak ve sonra bir albüm yayınlamak. Dinleyicilerin yeni gruplara daha fazla şans vermesini bekleriz. Bir kısmımız öğrenci, kalanlarımız da çalışmakta. Artan vakitlerimizin çoğunu müziğe ayırmaktayız. Instagram adresimizden bize ve kişisel adreslerimize ulaşabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-183-rakoon/", "text": "İstanbul'da yaşıyordum ama kalabalığın beni hasta ettiğini farkedip Tekirdağ'ın Saray ilçesinde bir orman evine taşındım. RainE Dawn çok genç ve başarılı bir vokal. Bu sene ilk solo teklisi A lot of loveu yayınladı. Aynı zamanda bir seslendirme sanatçısı. Disney, Warner, Netflix gibi platformlarda yayınlanan birçok çizgi dizi ve filmin karakterlerini konuşuyor ve şarkılarını söylüyor. Mesela şu an Fancy Nancy de Nancy'yi konuşuyor. Elektronik müzik dünyasına çok yeniyim. Bu yüzden henüz müziğimi belli bir tarzın ya da müzisyenin üzerinden tanımlamakta zorluk çekiyorum. Ama sürekli dinlediğim ve etkilendiğim müzisyenler var. Mesela, Christian Löffer, David August, Moderat, Black Coffe. Dediğim gibi elektronik müzikte yeniyim ilk albümümü pandemide yayınladım. 🙂 Henüz hiç sahneye çıkıp çalmış değilim. Ama Müzik hayatım boyunca farklı tarz ve projelerde yer alıp yüzlerce konserde yer aldım. Bunların içinde Harbiye Açıkhava Tiyatrosu da var çeşitli yaz festivalleri de var Cemal Reşit Rey, Atatürk Kültür Merkezi gibi klasik müzik konser salonları da var. Bu soruya maalesef artılar şunlar eksiler bunlar gibi net bir cevap veremeyeceğim çünkü değişken olmakla birlikte Türkiye'de adı bilinmiş bir mekana İlk gözünüze çarpan şey mekanın tasarımı barın göz alıcılığı olur, bazen de sahnesinin büyüklüğü. Ama bir müzisyen olarak o mekanda sahneye çıktığınızda fark edersiniz ki tüm o parıltılı detaylar güzellikler aslında göz boyamak için şekerden çikolatadan yapılmıştır. 🙂 Soundcheck'e başladığınızda ya ses sisteminin eski ya da yeni ve güzel olsa da eksik olduğunu görürsünüz. Bu maalesef mekan sahibi için önem sırasında sonlardadır ve siz bir şekilde o gece çıkar en yüksek enerjinizle çalarsınız. Kusura bakmasın kimse ama Türkiye'de mekancılık işini gerçekten tüm kalemleriyle dört dörtlük yapan çok azdır. Bu sene ilk elektronik albümüm Metamorphu yayınladım. Metamorphalbümündeki her track dönüşümün kapılarını simgeliyor. Dediğim gibi elektronik müziğe çok yeniyim. Fakat elektronik müzik benim için bütün müzikal tabularımı yıktı kurallarımı unutturdu. Sanırım insanlara dinlerken fazla düşünmeye fırsatları kalmayan kendilerini boşluğa bırakıp özgür hissettikleri bir müzik sunmak istiyorum. Ben borderline hastasıyım üretime geçmek benim için çok kolay olamıyor. Genelde uzun süren psikolojik sıkıntılı bir süreçten sonra karanlık bir tarafım ortaya çıkıyor ve uzun süredir parça bölük yaptığım şeyleri birkaç günde tamamlıyorum. Bütün çalışmalarımı genelde evimde gerçekleştiriyorum zaman zamanda müzisyen arkadaşlarımın stüdyolarında takılıyoruz. Elektronik müzikte çok heyecanlı bir yolculuğa çıkmış durumdayım. Şu an uzayın katmanlarını keşfediyor gibiyim. Hedefim gidebildiğim kadar uzağa gitmek. Dinleyiciden bir beklentim yok çünkü müzik dinleyicisi kendi ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda gönlünde yatan aslan kimse elinden geldiğince konserlere gitmeye çeşitli platformlarda takip edip desteğini veriyor. Ben müzisyenlerin müziklerini dinleyiciyle buluşturabilecekleri daha fazla mekan festival ve platform olmasını hayal ediyorum açıkçası. Türkiye'de müzik sektörü hep bir tekelleşmenin sıkıntısıyla boğuşup duruyor ve bunun sebebi kesinlikle müzisyenler değil."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-184-ahmet-safa/", "text": "Açıkçası bir süre rap müzik elementlerini ve klasik rock öğelerini harmanlayarak ilerlemeyi düşündüğüm için aklıma pek fazla isim gelmiyor. Belki maNga. Dinleyicilerin karar vermesi daha doğru olur. İlk parçamı Yolunu Kaybetmiş Kaptanı 14.02.2020 tarihinde dijital platformlarda yayınlama fırsatı yakaladım. Çok amatör bir kayıttı ve daha sonra aynı parçayı tüm düzenlemesi bana ait olarak 09.09.2020 tarihinde Demo başlığı altında tekrar yayınladım. Ardından ilk profesyonel kaydım olan Her Şeyin Başladığı Şehir adlı parçamı 20.10.2020 tarihinde bir video kliple beraber yayınlama fırsatı buldum. Yayın tarihlerinin benim için önemli bir yeri var. İlk parçamı yayınladığımda müziğimin Yüzyüzeyken Konuşuruz gibi daha alternatif pop tarzında ilerlemesini düşünüyordum. Fakat daha sonra ilk profesyonel parçamın altyapı unsurlarının beni en iyi şekilde yansıttığına karar verdim. Müziğimde mutlaka trap beat ve davul harmanını bir süre daha kullanmayı hedefliyorum. Yazdığım neredeyse tüm parçalarda bir rap müzik unsuru olan adlipi kullanıyorum. Sanırım bu da bir süre vazgeçmek istemediğim bir şey. Anlatılacak çok şey var ama benim için en büyük şey stres. Bir dinlenme kaygısı taşımıyorum ancak yaratım sürecinde Gerçekten istediğim gibi mi oldu? diye düşünüp, büyük stres yaşıyorum. Son parçamda mix Mali Akpolat'a, mastering Evren Arkman'a ait. Ev stüdyomda mutlaka her gün çalışmalar yapıyorum. Bu çalışmaların çoğunu bir beste veya söz yazımının dışında; aranje, mix ve mastering üzerine aldığım eğitimler oluşturuyor. Gözüm çok yükseklerde değil. İçimden geçen gerçeklikleri içimden geçtiği gibi anlatmak. Dinleyen kişilerde de ortak bir paydada buluşabiliyorsak benim için yeterli. Üretmeye ve anlatmaya devam edeceğim. Halihazırda bir üniversite öğrencisiyim. Fakat hem pandemi süreci sebebiyle hem de müzik işlerine daha fazla yoğunlaşmamdan dolayı pek okulla alakalı olduğum söylenemez. Sevgiyle kalın, anlayışlı olun, kalp kırmayın bir şeyler için beklemeyin çünkü hayat bunlar için çok kısa. Son olarak sanat sanat içindir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-185-raine-dawn/", "text": "Bir teklim var, A Lot of Love. Kendine dönüş, kendimize taktığımız zincirleri kırmayı ve sevmeyi öğrenebilmeyi ifade ediyor. Yaklaşık 3 yıldır İmaj Stüdyoları ve başka stüdyolarda animasyon seslendirme ve şarkı okumaları yapıyorum. Mix ve mastering'de Gündüzcan Çetinkaya ile çalıştım. Uzun vadeli hedefim, müziğimden keyif alıp bi o kadarda kendinden bir şeyler görebilecek insanlara ulaşmak. Mesleğimizin gerçek olduğunu ve sadece eğlence için yapmadığımızı anlamalarını isterim. Hayatımız pahasına emek veriyoruz, bizim için değeri sonsuz. Dokunulmaz bir hayal dünyası değil bu yaşadığımız hayat, gerçekliğimizdir. Animasyon seslendirmesi yapıyorum. Pandemiden dolayı pek bir şey yapamıyoruz açıkçası, tek kısmen rutin olarak yaptığım seslendirme ve şarkı kayıtları. Bana Instagram hesabımdan DM üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-186-baris-oner/", "text": "Yetenekli tonmaisterler, monitörler, mikrofonlar, nota sehpaları, enstrüman kabloları, davul mikrofonları ve hatta mikser. Ancak yaşadığımız en büyük sorunlar genelde sahnede monitör bulunmaması oldu. Etkinliklerin yeteri kadar duyurulmaması ve bununla birlikte gelen yetersiz seyirci ve yetersiz bilet satışı sorunları başta geliyor. Kapsamlı bir etkinlikte bunun haricinde organizasyona bağlı bir sorun yaşamadık. Şu ana kadar üniversitelerin düzenlediği ve Pinhani, Yüksek Sadakat, Kurtalan Ekspres gibi idolleşmiş grupların da aramızda yer aldığı festival ve şenliklerde sahne aldım. Kendim de profesyonelliğe yeni adım atmış biri olarak bu deneyimin bendeki etkisi çok fazla oldu. Bir şeyler başarmış ve bizlerin yolundan geçmiş büyük müzisyenlerle aynı ortamda bulunmak, önlerinde sahne almak, bir gün orada senin de olabileceğine olan inancını zirveye taşıyor. Bununla birlikte bir hayale kapılıp öylece sürüklenmek değil, onların neden ve nasıl orada olabildiklerini iyi düşünüp analiz etmek gerekiyor. 2020 yılının ağustos ayında Kandır Hadi Beni ve Palavra isimli iki teklimin yer aldığı Uyku adlı projemi Onair Sahne etiketi ile müzik severlerin beğenisine sundum. Profesyonel anlamda müziğe attığım ilk adımlar oldu bu şarkılar. 2020 yılının aralık ayında ise Yine De isimli bir tekli daha yayınladım ve bu seneyi noktalamış oldum, 2021'de devam etmek üzere. Sözler kendi yaşantımdan bazı duygularımın yansımaları oluyor genellikle. Sound için de şimdiye kadar ağırlıkla elektro gitar ve davulun vokale eşlik ettiği klasik rock soundlarını kullanmayı tercih ettim. Gelecek neyi gösterir göreceğiz. Bugüne kadar yayınlanmış şarkılarımı Edirne'deki evimde yazıp besteledim. Güzel bir teras manzarası var ve aklımda müzik harici bir şey olmasını engelliyor bu manzara. Tabi şarkıların ilk hallerinin yayınlanmış halleriyle genel olarak pek bir alakası olmuyor, sözler dışında müzikal olarak bir çok değişikliğe uğruyorlar ama kendimi çevremden izole edip biraz yalnız yaşamam gerekiyor çoğunlukla. Öyle olduğunda iç sesimi daha iyi dinlediğimi düşünüyorum. Kayıtlarımı ve mix-mastering işlemlerimi Lüleburgaz Bacalı Stüdyo'da Aydın Terziören ile birlikte yapıyorum. Kendisi profesyonel müzik kariyerime başlamam konusunda benim için çok değerli bir noktada bulunuyor. Kayıt esnasında ve sonrasındaki müzik bilgisi ile birlikte şarkılara çok önemli katkılar yapan çok değerli bir isim. Pandemi dönemine kadar üniversitemin müzik stüdyosundan yararlanıyordum. Şu dönemde is evime kurduğum mütevazı bir home stüdyom var. Demo kayıtlarımı ve provalarımı genellikle orada gerçekleştiriyorum. Kısa vadeli hedef koymayı daha çok seviyorum. Onu gercekleştirdiğimi görmek bir dahaki kısa vadeli hedefim ve gelecekteki hedeflerim için motivasyon kaynağı oluyor bana. İlk olarak bir kitle yakalamak ve insanların şarkılarımı duyduklarında Bu Barış Öner demelerini sağlamak durumundayım. Büyük festivallere çıkıp büyük kitlelere çalmak her zaman herkesin hayalidir ama kısa vadeli hedeflerle motivasyonu kaybetmeden amaca ulaşmaya çalışmak şu an önceliğim. Dinleyicilerden beklentim keşfetmeye açık olmaları. Yeni bir isim gördüğümüz zaman geçip sürekli dinlediğimiz isimlere takılı kalmamaları. Onlardan vazgeçsinler değil tabi burada söylemek istediğim ama şarkıyı geç butonundansa Dur bakalım bu çocuk ne anlatmış demeleri benim için çok önemli. Aynı şey mekanlar ve organizatörler için de geçerli. Sahne imkanı olmadığını ben çok düşünmüyorum ancak sahneye çıkan isme saygı konusu çok önemli. Ücretin ödenmediği, saygısızlığa maruz kaldığımız çok sahne yaşadık. Müziği gerçekten paradan çok daha fazla seviyoruz ama hepimizin birbirine saygı göstermesi lazım. Müzisyenin sahnede ihtiyaçları genelde bellidir, bir taraf programını size göre ayarlayıp saygı gösterip hazırlanıyor ve oraya çıkıyorsa aynı saygıyı herkes göstermek zorunda. Müzik basınından beklentim geleceklerinin bağlı olduğu yeni yetişen müzisyenleri birbirinden ayırmadan hepsine eşit düzeyde yardımcı olup seslerinin duyulmasına katkıda bulunmaya çalışmalarıdır. Öğrencilik hayatım devam ediyor. Üniversitede olmak müziğe oldukça katkı sağlıyor. Sosyal medya hesaplarımın DM bölümleri aktif. Instagram'da mail adresim de kayıtlı. İstedikleri yerden ulaşabilirler. Müziği sadece bir endüstri olarak görmüyorum ve bu yüzden basite kaçmak ve sadece dinleyici kazanmak değil, müziğe saygı duyup zengin altyapılı müzikler yapmaya özen gösteriyorum. Dinleyen herkesin kendi hayatıyla bağdaştırabileceği ve benimseyebileceği şarkılar yapmak ve onları hep birlikte haykıracağımız sahnelerde buluşmak en büyük hayalim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-186-nicelatte/", "text": "İzban adlı teklim 21 Kasım 2020 tarihinde dijital platformlarda yayınlandı. Bunun dışında YouTube'da bir İngilizce bir de Türkçe olmak üzere iki cover parçam bulunmakta. İlk olarak tarzımı yansıtacak bir sound yakalamaya çalışıyorum. Daha sonrasında söz ve beste süreçlerine giriyorum. Bu sürecin ardından kayıt almaya başlıyorum. Provalar için gerekli ortama sahibim. Sık sık prova almaya çalışıyorum. Kendi dinleyicilerime ulaşıp sadık bir kitle oluşturabilmek kısa ve uzun vadede en büyük hedefim. Bu projenin başlamasıyla birlikte hali hazırda çalışmış olduğum işimden ayrıldım. Instagram hesabımdan DM yoluyla veya yine aynı hesapta bio kısmında bulunan mail adresimden ulaşabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-187-erden-erdogan/", "text": "Ekibimde şu an yapımcılığını ve müzik desteğimi sunduğum 4 genç arkadaşım var. Ezgi Erdoğan, Kübra Yıldız, Mehmet Asko ve Ulaş Aydın. Geçmişte benim de yaşadığım zorlu yolları onların yaşamaması için elimden gelen her şeyi yapmaya gayret gösteriyorum ve en azından hayallerine ulaşabilsinler beni en çok mutlu edecek olan şey budur. Bana benzer hiç bir grup ve müzisyen yok. Ben reggae, alternatif, rock, pop, deep house ve akustik ile elektronik müziği harmanlayan biriyim. Yani çok çeşitli müzik yapan ve hiç bir standarda bağlı kalmayan bir müzisyenim. Her sanatçı illaki mekan sahipleri ile bir konuda sıkıntı çekiyor. Özellikle mekan sahiplerinin sanatın değerlerine sahip çıkıp onları topluma kazandırmaya yardım etmesi gerekirken çoğu yerde bu tam tersi oluyor. Her şey para demek değildir. Müzik evrensel bir yoldur. Mekanların en eksik yanı ise sanatçının sanatına saygı gösterilmeyen insanları sorun çıkarsa dahi hala mekanda tutabiliyor olmalarıdır. 2020 yılı içerisinde biri albüm olmak üzere 21 single çıkardım. Aynı zamanda ekibimde yer alan müzisyenlerin de single çalışmalarına destek oldum. Hepsini kendi ev stüdyomun içerisinde gerçekleştirdim. Sahil kasabasında yaşıyorum. Burada bana ilham olan bir çok şey var. Kendimle. Özellikle zamanında aldığım eğitimlerin çokça faydasını görüyorum. Evimde bir oda var ve odanın içinde müzik yapmak dışında klip çekmek için bile kendime alan kurdum. Haftanın her günü müzik, hayatım müzik yani. Kısa vadeli hedeflerimi gerçekleştirdiğime inanıyorum. 2021 yılı itibarıyla uzun vadeli hedefimi de gerçekleştirmek istiyorum. Bu da benim için şu demektir; Müziğimi herkese duyurmak. Tek hedefim bu. Çünkü bedenim ölse dahi müziğim ilelebet bu dünya da kalacak, mirasım budur. Instagram üzerinden ulaşabilirler. Ya da web sitem üzerinden. Öncelikle teşekkürler güzel sorular vardı ve bazıları bana unuttuğum şeyleri hatırlattı. Indie müzik ülkemizde daha da yaygınlaşacak ve benim bağımsız müziğe desteğimde hep devam edecek. Şu an dediğim gibi ekibimde 4 kişi var ve gün geçtikçe daha da artacak. Hayallerini gerçekleştirmeyi düşündüğüm genç müzisyenlere elimden geldiğince yardımcı olmaya devam edeceğim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-188-kiyi-seridi/", "text": "Nefes Alalım adlı ilk teklimiz geçtiğimiz ay yani Kasım 2020'de tüm dijital platformlarda yayınlandı. Yeni dünya düzeni, çay demlemek, isyan, rüya gibi birden çok duyguya ve kavrama selam duran şarkımız dinleyiciler tarafından oldukça beğenildi. Bağlamayı birçok parçamızda aktif olarak kullanıyoruz. Bunu halk müziği ya da anadolu rock gibi klasik formlardan ziyade daha özgün ve modern bir tarza adapte ederek yapıyoruz. Şarkı sözlerine oldukça önem veriyoruz, sözleri yazarken yaşamsa ve ebedi birikimlerimizi birleştirerek bir şeyler anlatmaya çabalıyoruz. Ayrıca klavye de soundumuzda oldukça önemli bir yer tutuyor. İlk teklimizin davul ve bas kayıtları stüdyoda profesyonel müzisyenler tarafından yapıldı, diğer enstrümanların ve vokallerin kayıtlarını evde kendimiz yaptık. Pandemi şartları devam ettiği müddetçe bu yöntemle çalışmaya devam edeceğiz. Yine pandemi şartlarından ötürü online toplantılar düzenleyip şarkılarımızın demo ve midi kayıtlarını yaparak altyapısını ve trafiğini belirliyor, daha sonra müsait gün ve saatleri belirleyip profesyonel kayıt aşamasına geçiyoruz. İlk teklimizin miks ve masteringini Pinhani grubuyla birlikte çalışan Eray Polat yaptı. Uzaktan uzağa çalışmak durumunda olduğumuz için biraz zor ve uzun bir süreç oldu. Pandemiden önce haftada 1 gün 2 saatliğine stüdyo kiralayıp çalışmalarımızı orada yapıyorduk. Şu an malum şartlardan ötürü yapamıyoruz. Kısa vadede kaydedilip yayınlanmayı bekleyen birkaç şarkımız var, bir kısmının çalışmalarına başladık bile. Uzun vadede belki single değil bir albüm yaparak müziğimizi daha geniş kitlelere duyurmak istiyoruz. Dinleyiciler: Şarkılarımızı bizimle birlikte söylesin ve müzik zevkine güvendiği herkese tavsiye etsin. Mekanlar: Hep benzer tarzlarda yapılan müziklere değil, farklı ve alternatif soundlara da fırsat versinler. Organizatörler: Hem çalanın, hem dinleyenin memnun olacağı bir ambiyans oluştursunlar. Müzisyenler: Birbirlerine destek olsun. Müzik basını: Hep aynı şeyleri gündeme getirmek yerine biraz da alternatif alanlara yönelsin. Grubumuzun tüm üyelerinin profesyonel meslekleri var. Birimiz eğitimci, birimiz yazılımcı, birimiz yönetmen, birimiz reklamcı... Hepimiz hem iş hem aile hayatımız arasında dengeyi kurma çabasındayız, tüm yaşam rutinimiz ve yoğunluğumuz arasında mutlaka müziğe vakit ayırıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-189-oda/", "text": "ODA olarak henüz bir yerde sahne almadım. 2020 yılının Ağustos ayında Ne Kadar Kaldı? yı yayınladım. EP, önceden amaçsız bir şekilde kaydettiğim ve kenarda duran parçalarımı bir araya getirmemle oluştu. Şarkılar genellikle o sırada ruh halim nasılsa ona göre şekilleniyor, Ne Kadar Kaldı? da bulunan şarkıları yazdığım dönem benim için biraz stresli bir dönem olduğundan dolayı şarkı sözleri biraz karanlık temalarda. Tüm kayıtlarımı yatak odamda kurduğum ufak stüdyomda gerçekleştiriyorum. Genellikle şarkıları bilgisayarın başında öylesine gitar çalarken kulağıma güzel gelen melodileri kaydedip üzerine eklemeler yaparak oluşturuyorum, sözler ise genelde şarkının üzerine doğaçlama şekilde bir şeyler mırıldanarak hoşuma giden kısımları toparlamamla oluşuyor. Şarkılarımda master yok, mix'i ise pek bilmesem de kendimce yapmaya çalışıyorum. Tüm ekipmanlarım yatak odamda olduğu için gitarı elime almadığım bir gün neredeyse yok. ODA olarak Türkçe bu tarz şarkılar yayınlamaya devam edeceğim, ODA'nın yanı sıra farklı bir isim altında İngilizce parçalar da yayınlamayı planlıyorum. Dinleyicilerden beklentim az dinlenen yabancı indie grupları dinlediklerini heyecanla arkadaş ortamlarında belirtirken, kendi ülkelerinde bulunan indie grupları görmezden gelmemeleri. Mekanlar ve organizatörlerden ise beklentim ülkemizde bulunan, güzel işler çıkartan fakat belli bir kitlesi bulunmayan insanlara/gruplara daha çok şans tanımaları. İngilizce Öğretmenliği okuyorum. Korona sebebiyle dersler online olduğu için şu an müziğe çok fazla zaman ayırabiliyorum. Kişisel sosyal medya hesaplarım ve mailim üzerinden iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-190-sinem/", "text": "Her ikimiz de geçmişte Orlando ve Rom isimlerini almış bir rock grubunda yer aldık. 2008-2013 yılları arasında bar programları yaptık ve yarışmalara katıldık. 2013 Roxy Müzik yarışmasında Rom adıyla finale kaldık ancak dereceye giremedik. Şu anda ise bu rock grubu aktif değil. Spotify'ın 'Sine'm Radio' listesinde yer alan bir kaç ismi sıralamaya çalıştım. Redd, Canozan, Sedef Sebüktekin, Sena Şener, Cihan Mürteaoğlu, Can Kazaz, Kalben, Jabbar, Ufuk Beydemir. Sine'm adıyla henüz sahne almadım. Eski rock grubumla ise Rock and Rolla, Gitar Cafe, Mojo, Studio Live, Shaft, Pulp vb. sahnelerde performanslarımız oldu. Eksikler: Ücret ödenmemesi ya da söz verilen ücretten eksik ücret ödenmesi, sahne için ses dengesinin olması gerektiği gibi kurulamaması. Artılar: Amatör gruplara düzenli performans sergileme imkanı verilmesi. Organizatörler genelde sizi bu işlerin ne kadar zor olduğuna, mekan dolu olsa bile yeterli parayı kazanamadığına ikna etmeye çalışıyor. Bir çok mekan yetersiz ekipmanla performans sergiletmeye çabalıyor, sahneye yatırım yapılmıyor. Konser saatleri bence realiteden bağımsız (alt grup olarak 21:00'de çıktığımız sahnelerde dolululuk yüksekken ana grup olarak gece 01:00'de çıktığımız sahnelerde kendi kendimize çaldığımız çok oldu). Bunlara karşın bazı sahneler elindekinin en iyisini sunuyor. Hem dekor, hem ekipman hem de çaba olarak. Böyle mekanlarda değerli hissediyorsunuz ve sahnede kendinizi duyabildiğiniz için performasınız oldukça yükseliyor. 2019 yılından itibaren sırasıyla İz (Nisan 2019), İlk Öpüş (Temmuz 2019), Beni Affet (Mart 2020), Bitmeyen Şarkı (Ağustos 2020) ve Bir An (Aralık 2020) isimli tekliler yayınladım. Bunlardan sadece 'Bitmeyen Şarkı' bir arkadaşıma ait bir beste, ben yalnızca düzenlemesini yaptım. Bunun dışındaki tüm şarkılar bana ait. Şarkılarımda toplumsal konuları işlemeyi seviyorum ancak bireysel olarak yaşadığım ya da beni etkileyen kişisel olaylar da sözlerimde yer buluyor. 'İz' şarkısını bir arkadaşımın ani ölümünden ve eşinin yaşadıklarından etkilenerek onlara ithafen yazmıştım. 'İlk Öpüş' şarkısı da aşka dair bir şiir diyebiliriz. 'Beni Affet' ise, Gezi Olayları'na polis şiddeti sonucu yaşanan ölümlerden etkilenerek, ölenlere ithafen yazdığım bir şarkıydı. 'Bir An', son zamanlarda artış gösteren kadın cinayetlerinde ölen kadınların annelerinin ağızlarından dökülen sözleri betimlemeye çalıştığım bir şarkı. Yani aslına bakarsanız, aşk, ölüm ve adaletsizlik beni etkiliyor. Özellikle 'Bir An'da, sözlerle müzik arasında bir kontrast yaratmaya çalıştım. Bu kontrast, yaşadığımız toplumun neredeyse içgüdüselleşmiş kafa karışıklığını temsil ediyor. Bu temsiliyeti devam eden şarkılarımda da korumaya gayret edeceğim, çünkü hayatın bir çok alanında yaşadığımız sorunların, absürtlüklerin ve güzelliklerin kaynağı olduğunu düşünüyorum. 'Bir An' şarkısı benim için bu anlamda önemli. Özgün ve eklektik bir deneyim yaratmaya çalışıyorum. Synth gibi elektronik seslerle gitar ve bağlama gibi analog sesleri harmanlamak, oryantal tınılı basit ve etkili melodilerle kafa karıştırıcı bir etki bırakmak istiyorum. 'İz' şarkısının kaydı ve mix, mastering işlemleri FadeOut Studios'da, 'İlk Öpüş' şarkısınınkiler ise Çikolata Müzik Fabrikası'nda gerçekleştirildi. 'Bir An' şarkısının kaydı ev stüdyomda, miks&mastering işlemleri ise Aksel Belibağlı tarafından kendi stüdyosunda gerçekleştirildi. Bunun dışındaki şarkıların tüm kayıtlarını ev stüdyomda gerçekleştirdim. Onur Öztürk ise yine ev stüdyomuzda mix ve mastering işlemlerini yaptı. Yakında yayınlanacak olan diğer şarkılarımın da kayıt ve mix/mastering işlemleri ev stüdyomda gerçekleştirildi. Genelde bir şarkı kaydı başlatmak için enstrümanlarımı alıp bilgisayar başına geçiyorum. Bazen bir söz, bazen bir melodiyle başlayan kayıtlar zamanla kendisini buluyor. Odaklanmış olmam ve bir şeyler hissetmem yeterli. Belli bir rutinim, favori enstrumanım ya da olmazsa olmazım yok. Şimdiye kadar üç ayrı stüdyo ile çalıştım, genel olarak hepsinden memnun kaldım. Ancak bazı şarkılarımın ve muhtemelen bundan sonraki şarkılarımın miks ve mastering işlemlerinin, hem bas gitarist hem de ses mühendisi olan eşim Onur Öztürk tarafından evde yapılmasını planlıyoruz. Küçük bir ev stüdyom mevcut. Zaman kavramım yok, ne kadara ihtiyacım olduğunu düşünüyorsam o kadar prova ve çalışma yapıyorum. 2021 hedefim daha sık tekli çıkarmak. Ek olarak tanıtım ve görsellik kısmına biraz daha vakit ayırmak istiyorum. Uzun vadeli olarak ise kendi dinleyici kitlesini yaratmış özgün bir şarkıcı ve şarkı yazarı olmak istiyorum. Dinleyiciler: Keşfetmekten vazgeçmemeleri ve bir şarkıyı başından sonuna kadar dinleyecek sabrı geliştirmeleri, Mekanlar: Tek hedefi para kazanmak olmayan, sanata değer veren, sanatı yönlendiren işletmeler olmaya çalışmaları, Müzisyenler: Müziğin de diğer tüm sektörler gibi bir sektör olduğunu ve her işte olduğu gibi burada da milyonlarca icracı olduğunu, her müzik yapanın zengin ve ünlü olmayı hedeflemesinin normal olmadığını kabul etmeleri ve birbirlerine destek olmaları, Müzik Basını: Sadece moda olan tarzdaki işlere değil, farklı tarzlardaki işlere daha çok yer vermeleri. 11 yıl finans sektöründe Risk Yöneticisi olarak çalıştım. Ancak 9-6 bir iş olduğundan müziğe istediğim zamanı ayıramıyordum. Bu sebeple profesyonel işimi bırakarak müzik alanına yöneldim. 2020 yılı başından itibaren müzik ve trading sektörlerine odaklandım. Tradingden para kazanıp temel gerekliliklerime ve müziğime yatırmaya çalışıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-191-ulas-aydin/", "text": "Ambient, Singer & Songwriter, Indie, R&B, Soul. Tuğkan, Kaan Boşnak, canozan, Perdenin Ardındakiler, üçlercağrı, Kahraman Deniz. Sarıyer Çayırbaşı Stadı, İstanbul Bilgi Üniversitesi. Artılar: Samimi ortam ve gerçekten sanatçıya verdikleri değer beni mutlu etti, küçük büyük demeden her koşulda hepimize aynı eşitlikte davranıldı. Sosyal medyalarda yaptıkları tanıtımlarda şuna denk geldim, ben ve benim gibi daha küçük kitleli grup/solo projeleri çok arka planda tutmaları, tabi bu bi pazarlama stratejsidir o kadarını bilemem ama biz de müzik yapıyoruz ve yaptığımız şeye saygı duyulmasını isteriz açıkcası. 2020 yılında profesyonel anlamdaki kayıt denemelerime aşladım, bundan önce kendi halimde demolar kaydedip sadece arkadaş çevremle paylaşıyordum, ardından ilk olarak 23 Ekim 2020 tarihinde Gözler' isimli single çalışmamı yayınladım fakat hala kendimi yeterli hissetmiyordum, ardından hız kesmeden 6 Aralık 2020 de Kördüğüm isimli şarkıyı yayınladım ve henüz ilk denemelerim olan bu tekliler ile güzel bir ivme yakaladım ardından okulum ve bi kaç özel sebepten ara verdikten sonra ve müziğimi olgunlaştırdıktan sonra Mayıs ayında geri dönerek ağustos ayına kadar sırasıyla; Ay Tutulması, Sevginiz Aynı Maskeniz Farklı, Sahte Olma, Hayali Silüetler, Gözleri Maskara Flormae Extra, Burdan Uzağa isimli projeleri yayınladım. Ardından yine kısa bi ara verdikten sonra kendi adıma ilk profesyonel, içime mix, mastering konusunda da tam anlamıyla sinen son teklim İçimde Yaktığım Şehirler 20 Kasım'da dinleyicilerle buluştu. Şu an da şubat ayında çıkartmayı planladığım ve aynı zamanda Mart ayında çıkacak olan albümümün de çıkış teklisi olacak olan Gitmeyi Ben Seçmedim isimli teklim sizleri bekliyor olacak. Benim müziğimde en çok önemsediğim konu aslında her anlamda kendim olmak yani insan beni nasıl görüyorsa şarkılarımı dinlediklerinde o müzikte o sözlerde de benim karakterimi bulmamlılar, ben biraz tabiri caizse dengesiz biriyim her an ne yapacağım belli olmuyor, bazen bazı şarkılarımda sözlerin verdiği hissiyata çok önem veriyorum, bazen de alt yapının içine çekmesine odaklanıyorum. Bana kalırsa işin en meşakkatli ve yorucu kısmı prodüksiyon kısmı yani ben bi alt yapı hazırladığımda alt yapıya söz yazımını bitirmem en fazla 1 saatimi alıyor, sonra da zaten hali hazırda yanımda duran mikrofonumdan kaydı gerçekleştiriyorum geriye miks ve mastering işlemleri kalıyor en çok kafa patlattığım kısım burası, bu konuda hala kendimi geliştiriyorum. Normalde kendim yapıyordum ama hala yeterli olduğumu düşünmediğim için son 2 projemi öz abim gibi gördüğüm Erden Erdoğan yaptı. Bu projelerden birisi yayında, diğeri de yolda. Çalışma ortamım benim evimdeki odam ve hemen hemen her gün bi şeyler üretmeye çabalıyorum, gündüzüm gecem müzikle. Şundan kesinlikle eminim ki bazı istisnalar hariç hiç kimse bu müzik yolunda hemen bir beklentiye girmemeli. İşin sırrı sabır aslında, sabredip kaliteli ve özgün işler üretip dinleyiciyi daha çok zinde tutmak gerekiyor, bırakırsak kaybederiz bu yüzden ben hedefim gerçekleşene kadar bu yoldan sapmayacağım. Hedefime gelecek olursak, hani çok değerli sanatçılarımız vefat etseler bile isimleri her zaman akıldadır, unutulmazlar ve şarkıları nesilden nesle devam eder, ekol olmuşlardır kendi tarzlarında, ben de o ekollerden biri olana kadar o ümidimi hep hevesle taşıyacağım. Dinleyicilerimden memnunum bana çok samimi geliyorlar fakat azınlık bi kesim keşfedilmemizi istemiyorlar, açıkcası onları da anlayabiliyorum, insanların iç güdüsünde var bu, değer verdiğimiz şeyleri paylaşamayız kimseyle ama daha iyi müzikler ortaya çıkarmam için daha iyi imkanlar gerekli ve bu da ancak keşfedilirsem mümkün olacak gibi gözüküyor. Müzisyenlerin ve aynı zaman da müzik basının da daha objektif olması taraftarıyım çünkü bazen denk geliyorum çok haksız bi rekabet var ortada ve bazı müzisyenler ve bazı basın kuruluşları buna ortak oluyorlar, tek ricam vicdanlarını unutmasınlar ve bu adaletsiz müzik piyasasına karşı gelsinler. Şu an aktif olarak üniversite 2. sınıf öğrencisiyim fakat onun dışında sağlık meslek lisesi mezunu olduğum için bir dönem hastanelerde çalıştım ve bu dönemde gerçekten müzik yapacak halim kalmıyordu. Bana sosyal medyadan ya da mail yoluyla ulaşabilirler her şekilde geri dönüş sağlamaya çalışırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-192-murat-goksel/", "text": "7-8 yıl önce Metropol grup elemanı olarak Kadıköy barlarında sahne aldım. Sürüden Ayrıl adlı kısa çalarımı 26 Mayıs 2020'de yayınladık. Bu albüm, kapitalist sistemin en iyi işlediği yani insanların birer piyon gibi en fazla kullanıldığı Dubai'deki iş hayatımdan ve sosyal yaşayıştan esinlendiğim şarkılardan oluştu. Gurbet ve sistemin bizleri birer gönüllü köleler haline getirmesi. Demo kayıtlarımı prodüktörüme ilettikten sonra Dubai'den Türkiye'ye gelişlerimde okumalar ve son rötuşlar için beraber çalışıyoruz. Evde, iş dönüşü neredeyse her gün. Hayat beklentilerimi minimuma çekip sadece müzikle uğraşabileceğim bir hayat. Mekanlar: Canlı müziğe daha fazla değer versin. Müzik Basını: Müzikaliteyi en etken kıstas olarak alsın. İnşaat Mühendisiyim, son 3 yıldır Dubai'de çalışıyorum. Dubai bugüne kadar çalıştığım 10. ülke. Rutin hayatım ve çalışma saatlerim aslında çok fazla ve yorucu ama özellikle son yıllarda bu rutine katlanabilmemin tek nedeni, biraz daha fazla para biriktirip bu kaynağı şimdi ve ilerleyen yıllarda müziğe aktarabilme düşüncesi, yoksa beni ne yazık ki mesleğimde tutan başka hiçbir şey yok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-193-berkan-ataoglu/", "text": "Çağatay Vural halen No Land grubunun bir üyesi. Ertuğrul Güdül, Loş isimli grubuyla bir tekli yayınladı. Arcan Akduman'ın ise bir çok müzisyenle birlikte çalışmaları mevcut. Dinleyicilerimden gelen yorumlara göre Radiohead, Coldplay. 2017'de yayınladığım Yeni Bir İlk adlı kısa çaları, 2019'da Aklım Hep Aynı Yerde teklisi takip etti. 2021'de de 15 Ocak itibariyle Bozukçalar adlı kısa çalar yayına girdi. İlk kısa çalar Yeni Bir İlk, daha önceki senelerde katıldığım yarışmalarda dereceye kalan şarkılardan oluşuyor. Aklım Hep Aynı Yerde teklisi öncekilerden farklı olarak akustik bir tınıya sahip. Son yayınlanan kısa çalar Bozukçalar'ın ismi bozuk çalmak deyiminden geliyor. Bu başlık altında topladığım 5 şarkıda sancısını hissettiğim, içime dert olmuş bazı konulardan bahsettim. Düzenlemeleri yaparken şarkıların birlikte, bir bütün halinde dinlenebilmesini amaçladım; sıralamayı da buna göre yaptım. Müziğimde, temel rock enstrümanlarının yanında farklı sesler kullanmayı seviyorum. Özellikle tuşlu çalgıların müziğimde önemli bir yeri var. Bozukçalardaki şarkıların davulları haricinde, bugüne kadar yayınladığım tüm şarkılarımı ev ortamında kaydettim. Yeni Bir İlkteki şarkıları tamamen kendim yaptım. Aklım Hep Aynı Yerde ve Bozukçaların mix ve mastering çalışmalarını ise Ertuğrul Güdül yaptı. Kendisi, geçmişte No Land grubunun da çalışmalarını üstlenmişti. Bozukçaları normal şartlarda 10 şarkılık bir albüm olarak yayınlamayı düşünüyordum. Pandemi nedeniyle süreç uzayınca 5 tanesini kısa çalar şeklinde yayınlamayı tercih ettim. Kısa zamanda, kalan 5 şarkıyı da kaydedip yayınlamayı düşünüyorum. Sonrasında, hayat da normale dönerse konserler vermeyi planlıyorum. Geçimimi mühendislikten sağlıyorum. Müzikle ilgili çalışmalarım için de evimin salonunu home studio olarak kullanıyorum. Hafta içi mesai saatlerinden arta kalan vakitler çok verimli olmadığından, müzikle hafta sonları ilgilenmeyi tercih ediyorum. Sosyal medya hesaplarımın yanı sıra berkanataoglu@gmail. com adresine e-posta atarak da benimle iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-195-ufuk-atar/", "text": "13 yıldır İstanbul'da yaşıyorum fakat pandemi sürecinden kaynaklı memleketim İskenderun'da ikamet ediyorum şimdilik. Atıl Aksoy geçmişte çoğu sanatçıyla çalışmış, Gökhan Türkmen'in birçok şarkısının da aranjelerini yapmıştır. Klasik müzik okulu çıkışlıyım fakat erken yaşta mandolin, gitar, bağlama, ud ve bateri çalma şansım olduğu için her müzik türünden ve çokça sanatçıdan etkilerin olduğunu düşünmekteyim. Eski acappella grubum Mensemble ve çalıştığım sanatçılarla Zorlu Center PSM, Ses Tiyatrosu, Salon IKSV, Caddebostan Kültür Merkezi, Akbank Sanat, Jolly Joker, Dorock XL, If Performance Hall ve çokça alternatif sahnelerde yer alma şansı yakaladım. 2019 yılında 'Nereye' adlı ilk teklimi yayınladım. Bu şarkının aranjesini Tunç Çakır, Yönetmenliğini de Bora Çifterler üstlenmişti. Şarkı içerisindeki etnik İrlanda Flüt solosunu ben çalmıştım. Yeni projelerde de farklı enstrümanlarla sentez yapmayı düşünüyorum. Rhodes, synthesizer ve akustik gitarın önemi büyük. Son şarkım 'Yaşa' Global olarak tüm dünyanın zorluklar yaşadığı, yüreklerin sıkıştığı bu dönemde yaşamın zorluklarına rağmen kaygıya düşmeden ümitle ilerlemeyi konu alıyor. Vokal kayıtlarını DB stüdyosunda, Gitar kayıtlarını Bluekite stüdyosunda, geri kalan Rhodes, synthesizer gibi kayıtlar Atıl Aksoy'un stüdyosunda gerçekleşmiştir. Emre Nişancı ve Dinçer Demirci ile çalışıyorum. Bağ, bahçe, deniz, orman her yerden çokça besleniyorum. Kendimle kalabildiğim ve düşünceleri en aza indirgeyebildiğim zamanlarda çok daha rahat yazabiliyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-196-yedi-kat-yabanci/", "text": "Alternative Rock, Ambient, Electronic, Indie, Experimental, Dream-Pop, Goth-/Chill-Wave, Shoegaze, Postrock. Panda Bear, Björk, Animal Collective, Arcade Fire, Arca. Benim için önemli olan belli bir tarza bağlı olmaksızın istediğim ve hoşuma giden müziği yapabilmek, bu bağlamda ana akıma yaklaşmaksızın ve orijinal bir sound yakalamak da hedeflerim arasında. Şarkı sözlerimde günlük hayattan kesitleri kullanmanın yanı sıra fizik-kimya-coğrafya gibi somut bilim dallarıyla ilgili konuların duygusal olarak üzerimde bıraktıkları duygular, yalnızlık, yabancılaşma, sosyal izolasyon temalarını kullanıyorum. Kısa vadede bir veya iki EP ve üzerinde çalıştığım albümü yayınlayarak şarkılarımı canlı çalmak istiyorum. Dinleyicilerden beklentim onlara ulaşabilmeme ve kendi hissetiklerimi onlara kendi müziğimle aktarabilmeme izin vermeleri 🙂 Organizatör/Mekanlar ve Müzik basınından beklentim müziği bir sanat olarak ele almaları ve sadece bir para kazanma aracı olarak görmemeleri. Berlin'de psikiyatride asistan hekim olarak çalışıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-197-emin-gok/", "text": "Bu teklimde müzisyen ve prodüktör rolüyle yer alan tek kişi benim. Projemin yakında yayınlanacak diğer parçalarında ise Eve Bion ve bir iki sürpriz sanatçının daha katkısı var. Müziğin ötesinde, projemin görsellerini ve diğer interdisipliner ögelerini kurgulamakta, sanatçı Cem Altınöz ve Silvana Soriano'nun büyük emeği oldu. Proje hazır olduktan sonra ise, özellikle yayınlanma sürecinde, öncelikle İdil Meşe ve Oceanvs Orientalis, Kanto Records çatısı altından bana büyük destek oluyorlar. Gelecek teklimde yer alan Eve Bion'un inanılmaz bir albümü çıktı geçen sene. Gerçekten seçici bir insan olarak söylüyorum, güçlü bir proje, çok güçlü. Müzik hayatıma averaj blues gitaristi olarak başladım. Kadıköy'de, Taksim'de, kenarda köşede kalmış barlarda ilk sahne deneyimlerimi yaşadım. Daha sonra farklı enstrümanları tadıp, farklı bir açıdan yaratım sürecine odaklandıkça, ben de değiştim, kitlem de, çalışmak isteyen mekanlar da. Koronavirüs döneminde, Mart 2021'de tam olarak başlattığım solo projem dahilinde hiç sahne almadım. Çok yakında, kısıtlamalar çok zorlayıcı seviyelere yeniden çıkmaz ise, sahne ile yeniden ve bu sefer çok daha farklı bir biçimde buluşuyorum. Emin Gök'ün tinsellik ve erotisizm arasında mekik dokuyan stili, şehvetli saksafon sampleları, ham ve içi dışına sığmayan Afro perküsyonlar, animalistik synthler, gerçek Vodou seremonileri ve felsefik söyleşilerden alınan kayıtlarla bezeli Bataille's Will'de vücut buluyor. Sanatçının yakın gelecekte tanışacağımız, geniş kapsamlı disiplinlerarası projesinin bir parçası olan şarkı, sanatla ilişkinizi tekrar sorgulamaya, erotik ve kutsal olana Fransız düşünür Bataille'ın açısıyla bakmaya teşvik eden bir çağrı. Herkes gibi benim de bir proje boyunca tekrar tekrar elimin gittiği soundlar, enstrümanlar veya efektler olsa da, müzik hayatımın şu noktasında, kullandığım o seslerin toplumda yarattığı etki ve çağrışımlar, kurabileceği sembolik bağlar daha çok ön plana çıkıyor benim için. Yani sorunuzun iki farklı boyutta cevabı var: Afrika ve Akdeniz kültürlerinden aşırdığım perküsyonlar, samplelardan kopardığım, kesip biçtiğim son derece seksi saksafon lickleri, kullandığım field recordingler bu projede en çok önem arz eden tasarımsal ögeler. Daha da önemli olan yaşatmaya çalıştığım aşkınlık hissiyatı. Harekete geçirmeye çalıştığım dürtüsellik. Bu soyut kavramlar yeni şeyler değil tabi ki elektronik janr içinde ama tasarımsal olarak bu kavramları dürüstlükle, çıplaklıkla ortaya koyan çok fazla eser de olduğu söylenemez. Burada anlatmaya, daha doğrusu aktarmaya/hissettirmeye çalıştığım şey bu. Kendi stüdyom var. Ama imkanlarını aşan bir isteğim olduğunda Babajım'a giderim genellikle. Neredeyse her gün bir şeyler besteliyorum veya kaydediyorum. Kayıt yapmanın binbir türlü yolu var. Teknik olarak konuşmuyorum. Bazen bir melodi ile gitarda on katmanlı bir loop döndürüp içinden ayıkladığım elementleri bir sene sonra kayıt ortamına aktarıyorum, zamanın ve hafızamın testine tabir tutuyorum bir nebze. Bu sadece bir melodi değil, benim için anlamlı bir melodi kurgulamak adına faydalı oluyor. Ama hiçbir şey düşünmeden sabah ilk iş bir kayıt seansına dalmak ve saf bir bakışla zevkimin götürdüğü yere gitmek de çok ilginç sonuçlar doğuruyor bazen. Hayatımın o anki durumundan, bulunduğum fiziksel koşullardan çok, kendini farklı yollardan gösteren bu gündeliklik hali, benim kayıt sürecimi/deneyimlerimi oluşturuyor. Mesela Bataille's Will, Outrider isimli bir sene kadar belki saatlerce üzerinde uğraştığım bir kompozisyonu, bir saat içinde tanınmayacak hale getirmem, yeniden düzenlemem ile ortaya çıktı bu gündelik süreç içinde. Yıllarca yaptığım bir çok tarz müzikte bir çok farklı mühendisle çalıştım. Mastering için bir şey diyemesem de, miks için söyleyebileceğim tek şey, neredeyse konuşup çalışacağınız her müzisyen/prodüktör/mühendis'in ufak veya büyük bir katkısı olabilse bile, o eseri son haline yaratıcısından daha başarılı bir şekilde kimsenin getirebileceğine inanmıyorum. Bu nedenle, çalıştığınız veya fikir aldığınız insan ile devamlı ve utanmaksızın revizyonlar yapmak ve her şeyi sorgulayıp tartışabilmek önemli. Bu gerçek sabır işi gibi geliyor bana. Bu noktada dostum Yiğit Soner ile çok güzel bir iletişimimiz var, aynı şekilde Mau5trap sanatçısı Dom Kane ile de. Kayıt ile ilgili sorunun cevabında detaylandırdığım gibi, gündelik olarak, kendi stüdyomda çalışıyorum. Uzun vadeli hedefler bir şeyler yaratmamı zorlaştırdı hep. Her gün, mümkünse yaratıcı bir süreç aracılığıyla, güzel iletişimler kurmayı hedefliyorum. Birazcık daha ufka çevirirsem bakışımı, 2021 bitmeden bu teklimin de önemli bir parçası olduğu, dünyanın her tarafından farklı disiplinlerden artistlerle kurgulamaya devam ettiğim, George Bataille'ın 'Erotisizm' kavramı üzerinden kurguladığımız deneyimi bir sergi formatına sokup fiziksel bir alan işgal etmek, mümkünse dünyanın birkaç şehrinde. Biraz geniş bir soru ve bana kalırsa lokal sahne ile global sahne için çok farklı şeyler söylenebilir. Bence bu saydığınız elementleri içeren müzikal ekosistem işleyebileceği gibi işliyor. Benim sanatçı olarak bir şey beklememin pek bir anlamı yok. Müziğinizle, tarzınızla, fikirlerinizle ulaşabilirseniz birilerine, zaten bu ekosistemin içine kenetlenebilirsiniz. Bir beklentim varsa, ki iletişimde olduğum çoğu sanatçı aynı fikirde, hükümet kanadından bu ekosistemin düzgün işleyebilmesi için teşvik, ya da en kötü bu sisteme köstek olmamaları beklentisi diyebilirim. Akademisyen olma hayalinde Psikoloji/Felsefe alanlarında uzmanlaşırken, terk edip müzik hayatına tam zamanlı girdim bu yıl itibari ile. Sosyal medya üzerinden gerekli tüm bilgilere ulaşabilecekleri gibi, şuanki projemi çatısı altında yürüttüğüm Kanto Records üzerinden de iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-198-kabuk/", "text": "Semih Keçeci: Şu anda Kabuk dışında Tuğkan'la sahne alıyorum. Geçmişte Ogün Sanlısoy, Gece yolcuları, Harun Kolçak, Umut Kuzey'le de çaldım. Burhan Tore: Geçmişte hepimiz irili ufaklı bir çok farklı grupta çaldık. Burhan Tore: Genelde 90'lar rock grupları özellikle Brit-rock ekolü. Emre Kılınçer: İkisinin bir arada olduğu çok az yerde bulundum. Mekan dediğimiz şey bir çok dinamiğin aynı anda işlemesi anlamına geliyor. Ses sisteminden, garsonuna, rodisinden, işletmecisine/ organizatörüne hepsi bir zincirin parçası. Çoğu zaman birbirlerinin ne iş yaptıklarını bile bilmiyorlar. Bence düzelecek bir durum değil, mutlaka bir sıkıntı çıkar çözümler de anlık olur. Semih Keçeci: Eleştirecek çok şey var ama bu pandemi döneminde bunları konuşmak biraz yersiz olur. Bütün müzisyenler neredeyse 1 senedir mağdur durumda. Bizler de Müzik piyasasının açılmasını bekliyoruz, projelerimiz ve görüşmelerimiz var. Bir şekilde devam etmek zorundayız. Emre Kılınçer: Sanırım 2013-2014 yıllarından itibaren isimli festivallerin çoğunda farklı gruplara ve isimlere eşlik ederek yer aldım. Ondan öncesinde de hınca hınç her yer insan dolu olan yerel festivallerde yer almıştım. Eğer pandemi döneminde olmasaydık bu festivallerin olumsuz bir çok özelliğinden bahsedebilirdim. Ama şu an özlemden de kaynaklı olarak hiç olumsuz bir şey söylemek istemiyorum. Burhan Tore: 26 Şubat'ta ilk teklimiz Nedendir Bilinmez i yayınladık. 2 Nisan'da ikinci şarkımız da yayında olacak. Her ay düzenli olarak bir ya da iki şarkı yayınlamayı düşünüyoruz. Erdem Yıldız: Genel olarak müziğimiz gitar ağırlıklı bir müzik. 90'ların Brit-Rock kültüründen etkilenmiş olsak da, Modern Rock müziğinde de yeni bir sound arayışı içindeyiz. Müzik serüvenini meydana getiren en önemli unsurun bu arayış olduğunu çok iyi biliyoruz. Şarkılarda tema olarak varoluş sıkıntıları, ayrılıklar ve kavuşamamalar, uzun yolculuklar ve derin metaforlar kullanmayı seçiyoruz. Hikaye anlatıcılığını önemli buluyoruz. Burhan Tore: Gitar kayıtlarını genelde evde yapmakla beraber davul ve vokal kayıtlarını Öztop müzik stüdyosunda yapıyoruz. Burhan Tore: Şarkıları önce akustik gitarla çalıp üzerine hep birlikte aranje düşünüyoruz. Erdem Yıldız: Yolumuz bir şekilde usta müzisyen Serdar Öztop'la kesişti ve miks-mastering işlerini kendisine teslim ettik. Sound kurmamızda ve doğru duyulmamızda emeği çok büyüktür. Erdem Yıldız: İçinde bulunduğumuz olağanüstü şartları avantaja çevirmek için tamamen üretime odaklanmış durumdayız. Listemizde çok fazla şarkı var. Bu şarkıların her biri üstünde incelikle düşünüp çalışıyoruz. Üretimi bırakmayan, uzun yıllar boyunca aktif olarak çalabilecek ve Türk Rock janrasında yeni renk olabilecek bir grup olmak için çabalıyoruz. Emre Kılınçer: En çok istediğim şey, sıkılmadan, bunalmadan, ön yargısız bir şekilde birbirlerini kabul edip önce yaptıkları işe sonra birbirlerine saygı duysunlar. Her şey orada başlıyor ve birbirlerine muhtaçlar. Birisi olmasa bu iş yürümez, zaten yürümüyor da. Ondan sonrası zaten süreç meselesi. Saygı oturduktan sonra nitelik ister istemez ortaya çıkmaya başlar. Doğru bilgi de zamanla peşinden gelir. Sonra bakarsınız biz de dünyadaki çok ünlü gruplar/isimler gibi konserler yapmaya başlarız. Öncelikle bağımsız müzisyenlere desteği için Bir Baba Indie ailesine teşekkür ediyoruz. Son olarak, umarız pandemi bir an önce biter ve dinleyiciler ile canlı canlı buluşuruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-199-eren-coskun/", "text": "Önümüzdeki süreçlerde yayınlayacağım tekliler ile beraber listem şu şekilde olacaktır: Ariel Pink, Palmiyeler, Beirut, Jakuzi, The Away Days. Eksiler: Sahne ekipmanlarının yetersizliği, mekan sahipleri tarafından müzisyene arka fon müziği muamelesi yapılması. Sahne ekipmanlarının yetersizliği, mekan sahipleri tarafından müzisyene arka fon müziği muamelesi yapılması. Artılar: Sahne estetiği, çoğu mekanın aurası. Şubat ayında yayınlanan, Bazı insanları, yerleri evimiz olarak görmeye başladıktan sonra hayatın akışında kaybolup \\evde olmayı özlediğimiz o anları, kopuk hikayeler, hitaplar ve yakınmalar ile tek bir gözden anlatan bir teklim var. Şu an için tüm kayıtlarımı evimdeki yatak odamda, mütevazı ev stüdyomda alıyorum. Kayıt öncesinde, yapacağım işi dinlediğimde beni nasıl hissettirmesini istediğime, hangi duyguları nasıl bir trafikle vereceğimi kararlaştırıp birkaç gün boyunca bu hisler üzerinde yoğunlaşıyorum. Beynimi bu tarzda projeler ve içeriklerle dolduruyorum. Sözleri ise günlük hayat içinde aklımda belirdikçe o sırada bulduğum yazı yazılabilen her türlü yere not alıyorum. Şarkının bittiğini hissettiğimde tek bir gün içinde ara vermeden kayıtlarımı alıyorum. Kayıt öncesinde, yapacağım işi dinlediğimde beni nasıl hissettirmesini istediğime, hangi duyguları nasıl bir trafikle vereceğimi kararlaştırıp birkaç gün boyunca bu hisler üzerinde yoğunlaşıyorum. Beynimi bu tarzda projeler ve içeriklerle dolduruyorum. Sözleri ise günlük hayat içinde aklımda belirdikçe o sırada bulduğum yazı yazılabilen her türlü yere not alıyorum. Şarkının bittiğini hissettiğimde tek bir gün içinde ara vermeden kayıtlarımı alıyorum. Şu an için kendim yapıyorum. Tabii ki de bu süreçte bilir kişilerden tavsiyeler, yardımlar alıyorum. Üretimin ve provaların büyük kısmını aynı odada gerçekleştiriyorum. Enstrümanlarımı günümün en çok geçtiği odada bulundurmak anlık olarak her an müziğe erişimimin olmasını sağlıyor. Böylece aklıma gelen bir şeyi soğutmadan direkt deneyebiliyorum. Kısa ve uzun vadede hedefim dünyanın farklı yerlerinden çeşitli dillerdeki insanlara hislerimi, düşüncelerimi müzik yoluyla aktarabilmek. Çok dinlenmeyi hedeflemiyorum sadece birilerinin dinlediğini bilmek benim için yeterli. Galatasaray Üniversitesinde Endüstri Mühendisliği öğrencisiyim. Kurumsal anlamda kariyerime de büyük önem veriyorum günlük hayatta ikisinin arasındaki çizgiyi çekebiliyorum, biri diğerinin gidişatını etkilemiyor. i. erencoskun@gmail. com ve sosyal medya hesaplarım üzerinden. Son olarak şunu söylemek isterim. Yaptığım müzikteki tek amacım samimi olmak. Hissettiklerimi dinleyen herkese hissettirebilmek. Farklı soundlar denemeye, gelişmeye devam ediyorum. Umarım bir gün sizlere de yaptığım şarkılarda kendinizden bir parça buldurabilirim. Sevgiler!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-200-ege-kulsoy/", "text": "18 yaşımda Kadıköy'de farklı kafe ve barlarda çaldım. Onun dışında bir yarışma aracılığıyla 2 kere Bostancı Gösteri Merkezinde sahne aldım. Sahne içi monitörlerin yetersizliği, artı olarak ise organizatör sanatçılarla yakından ilgiliydi. Aşk Dedikleri isimli ilk teklim 17 Nisan'da video klibiyle birlikte yayınlandı. Şarkılarımın sözlerinde metafor kullanmayı seviyorum ayrıca şarkılarımda yaşadığım hikayeleri anlatmaya çalışıyorum. Özel yaptığım bir şey yok sadece kayıt öncesi vokalzone pastil kullanmayi seviyorum daha rahat söyleyebilmek için yardımcı oluyor. Barış Çetin ile çalışıyorum, miximi yapması dışında aranjörüm de aynı zamanda. Kendisiyle yaklaşık 6-7 yıl önce tanıştım. Dinlettiğim şarkılarımın onun tarafından aranje edilmiş halini dinlemeye bayılıyorum, kafamdakinin en iyisini çıkarmış oluyor. Onunla çalıştığım için çok mutlu ve şanslıyım. Sözlerimi evde yalnızken yazmayı seviyorum. İyisiyle kötüsüyle ortalama 4-5 günde bir şarkı çıkıyor. Kısa vadeli hedeflerimin başında pandemiden sonra yoğun bir konser takvimine sahip olmak var. Uzun vadeli hedeflerim arasında ise, ilk günkü heyecanımı kaybetmeden sıkça üretmeye devam etmek var. Şu an Bilgi Üniversitesinde Sinema bölümündeyim. Onun dışında maalesef pandemiden ötürü gün içinde yaptığım farklı bir şey yok. Ders dışındaki zamanlarımı üreterek geçirmeyi seviyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-201-cemal-bilge-ozsar/", "text": "Cemal Bilge Özşar'ın çevirisiyle Romalı filozof Lucius Annaeus Seneca'nın Yaşamın Kısalığı Üzerine ve Öfke Üzerine isimli 2000 yıllık metinleri ilk kez Türkçe olarak yayımlandı. Bu metinler İstanbul ve Hacettepe gibi üniversitelerde ders kitabı olarak kullanılıp daha sonra İş Bankası ve Kafka Yayınları gibi büyük yayınevleri tarafından da yayımlandılar. Jack Haigh, 17 yıllık gitar tecrübesi olan profesyonel bir kayıt müzisyeni, Fiverr'da 250'den fazla kayıt almış ve bu işi profesyonelce yapmaya devam ediyor. Nicola Dadamo da Fiverr'da yaklaşık 600 profesyonel davul kaydını çalıştığı müzisyenlerin onayını kazanarak tamamlamış ve mesleğine halen devam etmekte. Kadir Süzgün, Türkiye'nin en ünlü animasyon yapımı olan tüm Kral Şakir film ve dizilerinin müziklerinin bestecisi, aynı zamanda ünlü isimlerden bağımsız sanatçılara kadar sayısız müzisyenin şarkılarının mix ve master'ında imzası var. Beste, prodüksiyon, mix ve master işlerine halen devam etmekte. Projem korona sürecinde aktif hale geldiğinden henüz bu projeyle çıktığım bir sahne bulunmuyor. Artıları: Ankara'nın seyircisinin genelde hep iyi olması. Eksileri: Monitör yetersizliği çok sık karşılaşılan bir sorun. Rock, pop, metalden ziyade daha farklı müzik tarzlarında, ya da bu tarzları içeren bir konseptte birleşen birkaç grubun sırayla sahneye çıktığı, gerek büyük gerek küçük kapsamda daha çok organizasyon yapılabilir. Böylece bir grubun tanınması için illa mor ve ötesi ya da Duman çalması gerekmez, ya da kendi bestelerini konserde rastgele bir dinleyiciye beğendirme kaygısıyla yapmaz. Bu konsept ve müzik tarzını beğenen dinleyiciler gelir, organizasyonda sahne alan grupların dinleyicileri de diğer grupları tanımış olur. Eğer üretilen müzik ve sahnede işleniş şekli iyiyse de hem müzisyenler hem de seyirciler için sonunda ezberden uzak, daha özgün ve keyifli bir etkinlik olur. Bunun hali hazırda yapılan bir şey olduğunu biliyorum, yalnızca daha fazla yapılabileceğini düşünüyorum. Seyirci olarak yer almıştım, en büyük sorun elbette hijyendi. 19 Şubat'ta Vulpes Dharma ile beraber yaptığımız şarkımız Uzansam yayınlandı, tarzımızı harmanlayabildiğimiz, içimize sinen ve beğenilen bir parça oldu. Yeni teklim Soluklan ise 10 Nisan'da yayınlandı. Soluklan, akustik ve orkestral elementlere elektronik ritimlerin ve falsetto vokallerin eşlik ettiği bir eser. Gitarını İngiliz gitarist Jack Haigh, davullarını İtalyan baterist Nicola Dadamo kaydetti, mix ve masterı ise Kadir Süzgün'ün imzasını taşıyor. Beste, aranje ve vokalleri bana ait. Sözlerin dinleyici için ifade ettiği anlam ile bana ifade ettiği anlamın eş değer olduğunu düşünüyorum, bu yüzden epey üstü kapalı yazdım. Her ne kadar şarkıdaki çoğu dize benim için birden fazla anlama sahip olsa da, genel olarak ilhamımı aldığım kitap George Orwell'in Nefes Almak İçin adlı eseridir. Şarkının isminde de kitaba bir gönderme var. Orkestral öğeler benim için çok önemli. Bunun yanı sıra zannediyorum şarkılarım başka bir Türkçe şarkıda büyük olasılıkla daha önce hiç duymadığınız, çocuk korolarını andıran ekolu tiz vokallere sahip. Akustik ve orkestral aranjeleri elektronik ritimlerle süslemek de çoğu zaman ister istemez yaptığım bir şey, şarkılarıma dönüp bakınca bunu kendimi tutamayıp hemen her seferinde yaptığımı görüyorum. Tüm şarkılarımı laptopum, ses kartım ve mikrofonumdan oluşan temel ekipmanımla ya odamda ya da evimin salonunda kaydediyorum. Ya odamda ya da evimin salonunda, laptop, ses kartı ve mikrofonumdan oluşan ekipmanımla çalışıyorum. Haftada en az birkaç sefer oturup beste çalışmaları yapıyorum. Kimi zaman da yalnızca gitar ile. Elimde epey beste var ve her ne kadar tarz olarak ortak bir kümeleri olsa da, çoğunlukla epey farklılar. Kendi ismim ile müzik yayınlamaya devam edeceğim, bunun yanı sıra farklı bir konseptte müzik yayınlayacağım alternatif bir sanatçı hesabı başlatmayı planlıyorum. Müzik konusunda atılan her adım koşulları bir ölçüde değiştirdiğinden uzun vadeli hedef belirlemek çok zor. Aslında müzik basınından epey memnunum, gayet kibar, destekleyici ve hevesliler. Ünlü müzisyenler yeni müzisyenleri tanıtma konusunda biraz daha aktif olabilir, belki onlara ayırdıkları playlist'lerini aktif olarak tanıtabilir ve güncelleyebilirler. Hemen her şeyin aşırı pahalılandığı ülkemizde de genç müzisyenlerin önündeki en büyük engellerden biri prodüksiyon maliyeti. Durumu olan, ünlü müzisyenler ve büyük stüdyolar gençleri bu maliyetten kurtarma yolunda biraz daha aktif olabilirler diye düşünüyorum. Herkes para kazanmaya çalışıyor farkındayım, yine de çok büyük isim ve markaların gençlere verebileceği en ufak fırsatların bile mucizevi sonuçlar yaratabileceğine inanıyorum. Öğrenciliğin ve müzisyenliğin yanı sıra kitap çevirmenliği yapıyorum. Yukarıdaki yanıtımda yazdığım gibi iki felsefe kitabının çevirmenliğini yaptım. Böyle değerli metinlerin Türkçe'ye kazandırılmasına ve tanınmasına vesile olmak mutluluk verici. Hacettepe Üniversitesi'nde Fransız Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisiyim. Keyif aldığım, eğitiminden ve hocalarından çok memnun olduğum bir bölüm. Benim için en kritik özelliklerinden biri de tıp, hukuk gibi bölümlerin tersine bana müzikle de uğraşmam için uygun zaman bırakabilmesi. 2021 yılında benim için çok kıymetli olan daha bir çok tekli yayınlamayı planlıyorum. Son teklim Soluklanı beğenen herkesi beni Spotify, Youtube ya da Instagram'dan takip etmeye davet ediyorum. Umarım bu yıl çıkaracağım sonraki eserler de Türkçe müzik için taze bir renk olur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-202-nil-abiska/", "text": "Projeme solo başladım ve solo devam ediyorum. Kendi projelerimde hem müzisyen, hem de prodüktör rolünü üstlenmek hayallerimden biriydi. Nothing ilk teklim. Planlarım arasında sıklıkla tekli yayınlamak var. Güzel şeyler yolda. Müziğimde sözlerin anlatmak istedikleri benim için oldukça önem taşıyor. Nothing; karşısında sıklıkla çağının dinlemeyi bilmeyen, umursamaz insanıyla karşılaşan birinin duyulmak, anlaşılmak isteyen bir hikayesi. Nothing'de ve çıkacak olan diğer şarkılarımda sözleri, müziği, enstrümanları birbiriyle harmanlayarak, dinleyiciye miksaj anlamında hem iyi bir dinleme deneyimi yaşatabilmek; hem de kendilerinden bir şeyler bulmalarını sağlayabilmek benim için çok önemli. Kayıtlarımın tümünü evdeki mini stüdyomda yapıyorum. Herhangi bir şeye başlamadan önce nötralize olmak; yani doğada vakit geçirmek, uzun yürüyüşlere çıkmak gibi şeylere ihtiyaç duyuyorum. Kendime beslenebileceğim bu ilham deposunu oluşturduktan sonra stüdyoma kapanıp; iç dünyama, sözlere, müziğe, aranjeye yoğunlaşıyorum. Aklımda tasarladığım aranje, çalışma esnasında sıklıkla yön değiştirebiliyor, bu da kayıt alma kısmını oldukça etkiliyor. Yazdığım bazı sözlerin veya enstrümanların kayıt esnasında aranjede istediğim gibi duyulmadığını farkedip, değiştirebiliyorum. Kendime karşı olan mükemmeliyetçi tavrımdan dolayı da, bir projeyi tamamlamanın en uzun süren kısmı kayıt aşaması oluyor, onlarca take alıyorum. Şarkılarımın miksini kendim yapıyorum. Miks bence çok şahsi bir şey. Bu yüzden beni çok iyi anlayabilen biriyle beraber çalışmadığımız müddetçe, dışarıdan birinin bu sürece dahil olmasını pek tercih etmiyorum. Umarım ileride bu konuda hakkındaki fikirlerimi değiştirebilecek kadar beni iyi anlayabilen insanlarla birlikte çalışabilirim. Mastering için ise yetenekli bir elektronik müzik prodüktörü olan Berkan Cesur ile birlikte çalışıyoruz. Provalarımı da yine evimde, stüdyomda yapıyorum. Sürekli yazıyorum, aklıma gelenleri kaydediyorum. Her gün yeni bir şeyler üretme, öğrenme ve kendimi geliştirme peşindeyim. Hikayelerimi insanlarla müzik vasıtasıyla paylaşmak, onlara dokunabilmek, hayatlarına eşlik edebilmek istiyorum. Benim için hayatı anlamlı kılabilmenin tek yolu bu. Özgün olmayı, kendimi özgürce ifade edebilmeyi hedefliyorum; insanın kendini hayal edebileceği yerlerin sınırı yok açıkçası. Zor bir süreçten geçiyoruz, alışkın olduğumuz düzenin dışında her şey. Dinleyicilerle ve diğer müzisyenlerle etkileşime geçmek; teknoloji sayesinde hem eskisinden daha kolay, hem de o samimiyeti yitirmeye başlamasından korktuğum için eskisinden daha zor. Yine de bir şeyler paylaştıkça çoğalıp büyüyor. Hikayelerimizi anlatabilmeye ve üretmeye devam edebilmemiz için, birbirimize destek olmamız gerekiyor. Bu da müzik basınının yerel sanatçılara bültenlerinde daha çok yer ayırmaları, dinleyicilerin de kendi aralarında paylaşımlarda bulunmaları ile mümkün olabilir gibi geliyor bana. Müzisyenler için söyleyebileceğim şey ise, birlikte işbirlikleri yapmaya açık olmaları. Mütercim Tercümanlık mezunuyum, ancak beni çağıran bir şeyler olduğunu hissettiğimden beri yalnızca müzikle ilgileniyorum. Müzisyenler için böylesine zor bir dönemde yeni müzik yapmaya başlayan biri olarak, tam zamanlı müzik yapmaya, tutkumun peşine düşmeye karar vermek kolay olmadı. Şu sıralar aklımda ses tasarımcısı olarak çalışmak, internetten sample/loop satmak gibi şeyler var. Müzik alanının dışına çıkmayı pek istemiyorum. Benimle sosyal medya hesaplarım ve nilabiska@gmail. com üzerinden iletişime geçebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-203-egemen-ozel/", "text": "Cem Şahin Hocam Fatma Turgut, Koray Candemir gibi müzisyenlerle aktif olarak çalışmaktadır. Çıkardığım ilk parçam por rock tarzında aslında. Fakat Türkiye'den Mor ve Ötesi ve Duman gruplarını söyleyebilirim. Taksim-Bova Sahnesi ve DoubleTree by Hilton Hotel İstanbul Avcılar konser salonu. Bova Sahnesinin eksik noktası olarak çok küçük bir alan olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden çok fazla insan sizi izleyemiyor. Artıları olarak ise monitörlerin sesi gayet iyi ve şirin bir mekandı. Hilton Oteli'nin eksilerine gelirsem yaklaşık olarak 200-300 kişilik bir alanları var. Sanırım çok etkinlik düzenlemedikleri için monitörlere ve sese çok önem göstermiyorlar. Bu yüzden eksik noktasının bu olduğunu düşünüyorum. Artı olarak söylemek istediğim nokta ise, büyük bir sahneleri var ve ses sorununu düzelttikleri takdirde çok güzel konserler ve etkinlikler yapılabilir. Her iki bulunduğum etkinlik içinde etkinliklerin doğru sahnede ve giriş ücreti için makul fiyatlar sunduklarını söyleyebilirim. Bu şekilde insan sayısının fazla olması bizi de çok olumlu etkiliyor ve yaptığımız işten zevk alıyoruz. Ayrıca mekanlarda gelir elde edebiliyor tabii ki. Çok ilginçtir henüz sadece 1 festivale katıldım. Bu sayıyı oldukça az buluyorum bir müzisyen olarak. Sanırım iş yoğunluğundan dolayı pek gidemedim ya da o an bir arkadaş ortamı bulamadım. Gittiğim konser de okulumuzun düzenlediği yaz festivaliydi. Mor ve Ötesi'ni dinlemek için gitmiştim. Ama farklı müzik tarzlarına sahip müzisyenlerin ve grupların konserlerine hep gitmeye çalıştım. Kendi kültürüme ait müzikleri oldukça fazla seviyorum. Bunun en önemli sebeplerinden biri de sanırım ailemin ve çok samimi 1-2 arkadaşımın Türk Halk Müziği dinlemesi ve benim böyle bir ortamda büyümem. Örnek olarak, Ahmet Aslan'dan Mor ve Ötesi Konserine ve Duman'dan Kardeş Türküler'in konserine gitmişliğim var. Ama kendim her gün 2-3 saat arası blues, hard rock ve metal dinliyorum. Bu kültürleri çok seviyorum. 7 Mart 2021 de bir tekli çıkardım. Yaklaşık olarak 6 ay çalıştım üzerinde. Cem Şahin Hocamın çok büyük katkısı oldu bu şarkı da. Ayrıca hep söylediğim her zamanda söyleyeceğim Onur Güler Abim, Hocam var. Onur Hoca'nın da bu şarkıda etkisi çok büyük. Bana müziği öğreten, beni geliştiren insan. Hep söylüyorum yerli müzikal idol olarak görüyorum onu ve görmeliyim de. Çünkü, Onur Hoca'da Youtube Türkiye'nin en büyük gitar kanalının sahibi. Çok başarılı birisi. Kısacası şarkı yapım sürecinde bu iki önemli müzisyenin, çok samimi 1-2 arkadaşımın ve ailemin çok büyük katkısı var. İleride de bir albüm yapma fikrim var. Şarkı yazarken veya bir şeyler üretmeye çalışırken çok sakin kafa ve sakin bir ruh halimin olmasını önemsiyorum. Çünkü hepimizin bir yoğunluğu var ve hayalleri hedefleri var. Umarım hep söylediğim gibi ileride hayallerimi gerçeğe dönüştürebilirim. Ben her zaman gitarı çok önemsiyorum. Bir grubum olmadığı için en iyi bildiğim enstrüman gitar. İnsanlara gitar ile müziğimi sevdirmeye çalışıyorum. Ama tabii ki her enstrümanın yeri ayrı. Yaklaşık 1 yıl önce evde kendime stüdyo yaptım gibi. Zaten gitarlarım evde var. Ben kayıdımı aldıktan sonra Cem Hoca'ya attım. O da düzenleyip şarkıyı bana geri yolladı. Malum pandemi olmasaydı Cem Hoca'nın stüdyosunda yapacaktık şarkıyı. Mix-Mastering işini de Cem Hoca yaptı. Benim de kendimi o konuda geliştirmem lazım. Kendi odama stüdyo kurdum. Sıklıkla orada yapıyorum çalışmalarımı. Fakat aklımda ilerisi için birkaç stüdyo projesi var. Uzun vadede prodüktör olmayı ve kendime ait bir stüdyo kurmayı düşünüyorum. Aynı zaman da kendime ait bir müzik kursu da açma planım var. Ek olarak, elimde birkaç tane daha şarkım var. Fakat henüz yoğunluğumdan dolayı bir türlü onlara odaklanamadım. Sanırım zamanla olgunlaşacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca, yaptığım şarkıları da insanlarla paylaşarak başarılı olma gibi bir planım da var. Dinleyiciler: Konserlerde çok önemli rol oynuyorlar. Müzisyenleri sürekli destekleyip yaptığı projeleri paylaşmaları çok önemli bizler için. Mekanlar: Pandemi Dönemi'nde bir şey söylemek zor tabii. Fakat onların da bize mekan/sahne vermeleri ve bu şekilde destek olmaları çok önemli. Organizatörler: Festivaller burada çok önemli rol oynuyor tabii. Gençlerin müzik için bir arada buluştuğu çok önemli yerler. Müzisyenlere bu festivallerde yer vermeleri ve onları tanıtmaları çok önemli. Müzisyenler: Daha henüz 22 yaşında olduğum için benden küçük müzisyenlere ya da müzisyen olmak isteyen insanlara bir iki bir şey söyleyebilirim. Sürekli üretsinler ben öyle yapmaya çalışıyorum ve piyasayı takip etmek çok önemli diye düşünüyorum. Sadece sevdiği müzik tarzlarını değil bütün tarzları takip etmek çok önemli diye düşünüyorum. Özel bir firma da satış danışmanlığı yapıyorum. Fakat yine pandemi den dolayı oraya da gidemiyorum. Dışarıdan müzik ile ilgili birkaç şeyler yapıyorum. Müzik ile hayatımdaki denge çok farklı. Sanki kimseye anlatamadığım şeyleri notalara dökmeye çalışıyorum gibi hissediyorum. Kısacası notalara anlatmaya çalışıyorum derdimi. Bu bir his olabilir veya bir duygu. Rutin hayatımla müzik arasındaki denge böyle diyebilirim. Direkt benimle iletişime geçebilirler. Sürekli takip ediyorum maillerimi. Müziğimi yayınladıktan sonra insanlardan çok güzel tepkiler aldım. Kendi Youtube kanalımı oluşturdum ve oradan paylaştım müziğimi. İzlenme sayısı da gayet iyi gidiyor şu anda. Ayrıca, David Gilmour'un müziği çok hoşuma gidiyor. Sanki dinlerken bu dünyadan çok farklı bir duyguya kapılıyormuş gibi hissediyorum ve o da bu dünyadan bir sanatçı değilmiş gibi hissediyorum. Çok önemli işler yapıyor. Ayrıca tekrardan yerli idolüm Onur Hoca'ya teşekkür etmek istiyorum. O olmasaydı bu projenin böyle olması çok zordu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-204-serif/", "text": "Şerif, Ankara'da farklı müzik gruplarıyla solist ve flütist olarak sahne aldı. Edebiyatla da ilgilenen müzisyen ilk şiir kitabı Gri'yi 2017'de yayımladı. Halen kendi şarkılarını yazmaya devam ediyor. Teknik donanımın ve konser saatlerinin uygun bir şekilde ayarlanması müzisyenler için çok önemli ve ayrıca konser mekanlarındaki çalışanların yakın ve ilgili tavrının yadsınamaz bir rolü var. Bana ait olan tüm şarkılarımda olduğu gibi ilk teklim Gizlide dinleyiciye kendi yaratıcılığımla sunduğum müziğin yanında bir hikaye anlatmak derdindeyim. Yani aslında şarkılarda en az beste kadar hikayenin de önemli olduğunu vurgulamayı ve farklı duygu durumlarını bir arada irdeleyen bir eser olmasını amaçladım. Bir yandan da müziği adlandırmak ve sınıflandırmanın doğru olmadığı inancını benimseyerek bu şarkıda farklı müzik türleri ve farklı zamanlardan getirdiğim öğeleri sentezleyerek bir arada dinleyiciye sunmak istedim. En önemlisi bunu herhangi bir kalıptan bağımsız olarak, doğru ya da yanlıştan yalıtılmış olarak, içimden geldiği gibi yapmaya çalıştım. Bu projemde, özellikle beslendiğim farklı türlerdeki sesleri bir arada kullanarak neredeyse tamamı dijital bir şekilde üretilmiş bir şarkıda hissiyat uyandırabilen bir düzenlemeye yer vermeye çalıştım yer yer yaylılarla, çoğu zaman synthesizer ve tuşlularla ve bazen de değişken davullarla. Kendime ait ev stüdyomda ve birlikte çalıştığım müzisyenlerle profesyonel stüdyo ortamında. Bu şarkının düzenlemesi aylar aldı ve vokal kayıtları da öyle... Tam içime sinene kadar kaydetmeye devam ettim, abartısız bin kere söylemişimdir vokal kayıtlarında. Bazen dışardan gelen bir ses bazen evin içinden ya da sokaktan geçen bir kamyon eşlik etmiş olsa ve yer yer yorulmuş olsam da bittiğindeki mutluluk çok kıymetliydi. Bu şarkıda mix-mastering için kendisi de bir başka grupta müzisyen olan Korat Eriş ile çalıştık ve çok güzel bir sound çıktığı kanısındayım. Evet var. Home-stüdyomda özellikle bazı günler sabahtan akşama kadar kayıt ve düzenleme ile vakit geçirebiliyorum. Kısa vadede hedefim bu ve bundan sonraki şarkılarımı yaptığım müziğe yatkın insanlarla buluşturmak. Ve uzun vadede ise müzisyen olarak kendimi daha çok geliştirip hem daha büyük prodüksiyonların içinde yer almak hem de kendi şarkılarımla sahnede olmak. Her şeyden önce dinleyiciden beklentim ön yargılardan sıyrılarak yeni şeyler keşfetmeye açık olmaları ve endüstrileşen müzik dünyasında özellikle bağımsız müzisyenleri desteklemeleri... Mekanlardan ve organizatörlerden beklentim ise olabildiğince farklı renkleri dinleyici ile buluşturmak için çaba sarf etmeleri ve bu dünyayı zenginleştirmeleri. Müzik basını ise hali hazırda büyük PR şirketleri ile çalışan müzisyenlere olduğu kadar lokal olana ve bağımsız müziğe de yer ve değer vermeleridir. Bir vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi olarak görev yapıyorum ve aynı zamanda doktora öğrencisiyim. Tüm bu uğraşları aynı anda yapmak bazen çok yıpratıcı olabiliyorken bazen ise birbiri için bir itici güç haline gelebiliyor. Dinleyiciler, mekanlar veya organizatörler serifbaltaci@gmail. com adresinden ya da sosyal medya hesaplarımdan benimle iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-205-oguz-kalak/", "text": "Oğuz Kalak 2020 yılında Technatolian ve Anksiyete albümleri ile Sen Kal Yanımda, İstedim Ben, Şiirleri Atfettim Sana teklilerini yayınladı. 2021 yılında ise dört adet türkçe rock cover parçası yayınlayan oğuz kalak, şuanda endüstriyel rock tarzında olan Tuzak albümünün hazırlığında. Eren Kırmızı 2019-2021 yılları arasında Skaldog adı altında çeşitli kurumlara jenerik müzikleri hazırladı. Şimdi ise aynı ad altında bağımsız sanatçılarla ortak çalışmalar yürütmekte ve Oğuz Kalak dahil çeşitli sanatçılara tanıtım ve yapım hizmetleri vermekte. Festival veya birden fazla grubun sahne aldığı organizasyonlar adını insanlara duyurmak için etkili olsa da kulis imkanlarının yetersizliği veya ekipmanların tüm gruplar için ideal olmaması gibi sorunlar işinizi zorlaştırabiliyor. 2019 Denizli'de düzenlenen Denizli Hip Hop Fest süresince; Şanışer, No.1, Allame, Şehinşah ve Anıl Piyancı gibi birçok ünlü isimle sahne alma fırsatı yakaladım. Kafe ve Bar seyircisinden farklı olarak, festivallerde bulunan prodüktör, menajer ve sanatçıların sizi dinlemesi ve tanıması, profesyonel müzik hayatına atılmanıza olanak sağlıyor. Bir festivalde yer almak için tek değil ama en büyük şansınız, festivalin organizatörüyle tanışmış ve kendiniz bir müzisyen olarak kanıtlamış olmak. 2020 yılı içerisinde EDM&Techno olan ama içerisinde birçok dünya sesi barındıran Technatolain albümümü ve Can Yalçın ile hazırladığımız rap albümü olan Anksiyete paylaşıldı. Albümlerim dışında da Sen Kal Yanımda, Şiirleri Atfettim Sana, Çelişki ve İstedim Ben teklilerini yine aynı yıl birçok platformda eş zamanlı olarak yayınladım. Yaptığım şarkılara baktığım zaman, ağırlıkla zıt karakterde gözüken sesleri harmanlayarak ortaya yeni bir tarz çıkmış gibi gözüken ama aslında hepimizin duymak istediği ve içimizde bulunan bir duygu çıktığını görüyorum. Kayıtlarımı kendi stüdyomda almayı tercih ediyorum. Parçalarımı genellikle stüdyomda tek başıma tasarlamayı tercih ediyorum. Çünkü yanımda herhangi birinin varlığı benim odağımı dağıtır ve harcadığım saatleri verimsizleştirir. Şarkılarımın mix ve masteringlerini kendim yapmayı tercih ediyorum. Provalarımı günlük olarak kendi stüdyomda yapıyorum. Kısa vadede orta çaplı bir kitle oluşturmak istiyorum. Uzun vadede de Rammstein abi gibi olmak istiyorum. Dinleyiciden beklentimiz, şarkılarımı özen göstererek dinlemeleri ve onlar için aralara gizlediğim farklılıkları farketmeleri. Mekanlardansa ses sistemlerini daha kaliteli ve müzisyenlerin ihtiyaçlarına yönelik şekilde kurmalarını istiyorum çünkü mekanlar genellikle sistemlerine gereken önemi vermiyor. Müzisyenlerin de birbirlerine karşı değil, aksine beraber olduklarını görmekten her zaman mutluluk duyarım. Müzik dışında çalıştığım bir işim var ancak aradaki dengeyi sağlamak neredeyse imkansız. İşimden artan vaktimin çoğunda stüdyomda oluyorum. Instagram veya oguzkalak@outlook. com adreslerim üzerinden benimle iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-206-selut/", "text": "Eksi: Performans öncesi mekanın ses ekipmanlarının kontrolünün yapılmamış olması. 7 Mayıs 2020 de Değerlimin Hikayesi İllüstrasyon/Müzikal kompozisyon serimin ilk parçası Sahiden i yayınladım. Kapak tasarımı ayrıca bu serinin ilk illüstrasyonu. O dönemde çizimlerimde kurduğum dünyanın bir fon müziğine ihtiyaç duyduğunu hissettiğim anda hikaye genişlemeye başladı. O dönemde yaşadığım her olayı çizimlerime aktarırken bir yandan parçalar oluşmaya başladı. Çizimlerdeki tekrar eden karakterler gerçek hayattaki insanların yerini aldı. Sahiden in ve sonrasında gelecek olan parçalarımın görsel açıdanda ses kadar güçlü bir sunumunu yapmayı amaçlıyorum. Sahiden de gitar ve vokal dışında dış mekan seslerini de kendim gittiğim yerlerden kayıt etmiştim, parçada kullanmamın nedeni görsellerin müzik ile uyumunu daha da desteklemekti. Klipteki animasyon ile desteklenmiş karakterler tamamen parçanın illüstrasyonundaki karakterlerdi ve hikayenin birer anlatıcısı görevini üstlenmelerini istedim. Parça vokal ve akustik gitar olarak Babajım stüdyolarında kayıt edildi. İlk kayıt deneyimimdi. Sonrasında parçada çalışmak istediğimiz müzisyenlere eriştik ve Tarla Records da ayrı ayrı enstrüman kayıtlarını yaptık. Provalarımı evimde yapıyorum. İlham gelince bir şeylerin başına oturuyorum diyebilirim. Onun dışında sıklıkla dinlediğim parçaları yeniden çalarak elimi ve sesimi çalıştırıyorum. Görsel sunumum üzerine çalışmalarım devam edecek, müzikal olarak daha fazla yetenekli güzel insanla tanışmak ve birlikte çalışmak istiyorum. Sahneye çıkmak istiyorum yeniden en yakın zamanda. Dinleyiciden tam olarak bir beklentim yok, zaten müziği onların içindeki anıları, hisleri tazelemek ve depreştirmek için yapıyorum. Dinledikten sonra hissedilen şeylerin bana yazılması çok hoşuma gidiyor. Müzik basınından, organizatörlerden ve mekanlardan biraz daha yeni isimlere açık olmalarını bekliyorum. Takipçi sayılarının aktarılan hissiyatla bir alakası olmadığını herkes biliyor ama işler o şekilde yürümüyor gördüğüm kadarıyla maalesef. Bir çok sanatçı profiline o an yoğunluk olmadığı için fırsatlardan mahrum kalıyor. Özellikle Türkiye müzik piyasasında bir şeylere takılı kalma huyu var ve bu çok üzücü. Burada tutunamayıp yurt dışında anında keşfedilen sonradan burda o kişinin başarısı üzerinden reklam yapılması mesela sürekli yaşanan bir şey.. bu durum tamamen on yargı ve orijinalliği görememek ile alakalı görüşümce."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-207-hermit/", "text": "İlk yaptığımız şarkı olmasa da stream platformlarına ilk adım attığımız şarkı. Klasik Rock grubu olmamıza rağmen daha farklı moodlara ve janr'lara dokunuyoruz ve Rüzgar Bitirdi de bunlardan bir tanesi. Genel olarak Klasik Rock'a daha yakın kalacak bir müzik yapsak da bu şarkıda insanlara daha catchy kalacak gitar tınıları ve vokal melodileri var ve normalde bu tarzda çalmaya, üretmeye alışkın olmasak dahi insanların olumlu tepkileriyle karşılaştık. Ki en önemlisi de bu. Grupça ilk yaptığımız şarkı olmasının yanı sıra; özellikle yapmak istediğimiz tarzda ve yeterli deneysellikteki şarkılarımızdan. Her sanatçının kendi konfor alanının dışında kalan ve müzikal olarak dokunması gereken alanlar olduğunu düşünüyoruz ve bu şarkıda da özellikle böyle birkaç alana dokunduğumuzu düşünüyoruz. Bir tanesi reversed edilmiş olmak üzere 2 adet solo barındıran, telefonik vokal efektlerine sahip Klasik rock'a tam olarak uygun bir parça. Genel olarak gruptaki herkesin ruh halini yükselten ve her grup üyesinin parçanın bir yerinde parladığı bir şarkı. Yanardöner birlikte çalmayı en sevdiğimiz şarkımız konumunda şu anlık. Genel sound olarak fırsat bulabildikçe farklı enstrüman ve tarzlarına kaçmaya çalışsak da yaptığımız müzik dolayısıyla gitar ve gitar tonları çok önemli. Genelde şarkıya karakterini veren riff'lere sahip olan, sound olarak davulun olabildiğince büyük gelmesi, vokalin enerjisinin tüm şarkıya yayılması vb. gibi çabamız hep var. Bunun yanı sıra songwriting olarak şarkılarda bir hikaye anlatma çabamızdan dolayı verse-prechorus-chorus'dan farklı olarak da her şeyi deniyoruz. Mix ve mastering'i biz yapıyoruz. Başka mix ve mastering yapan insanlarla çalıştığımızda karşılaştığımız genel problem ortak bir müzikal noktada buluşamamamız oldu. Aslında şarkılarımız söz ve bestenin tüm yükü taşımasından ziyade, birçok elementin ana yapıya destek vermesi ve çeşitliliği sağlamasıyla oluşuyor. Ve şarkının kalan diğer elementleri şarkı mix'lendikten sonra, belirli bir şekilde duyulması için ekleniyor. Bunun ayrımını yapmak ve iyi bir denge oluşturmanın en iyi bizim tarafımızdan yapılabileceğini düşündük ve bu yolda hareket ediyoruz şimdilik. Grup içinde konuştuğumuzda genel olarak hedeflerimiz hep bir sonraki adımda yapacağımız, yapmak istediğimiz müzikal fikirlerle alakalı oluyor. Bunun dışında festivallerde büyük kitlelere çalmak ve Türkiye'nin her yerinde çalmak tabi ki en büyük hedefimiz ve isteğimiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-208-bmp/", "text": "Elbette. Ümitcan Tuncer geçmişte Seksendört'ün gitaristiydi, şimdi de Emre Aydın ile çalışıyor ve Blakhol adlı bir projesi var. Efe Eroğlu ise çok yetenekli genç bir gitarist, Alice müzikalinde beraber çalışmaktayız. Yahya Dai saksofon denince Türkiye'de en çok tanınan isimlerden biri, kendi albümü olmak üzere yüzlerce projede yer aldı. Cihan Tanrıverdi ise 2017'de kendi albümünü yayınladı ve birçok commercial projede yer alıyor. Trentemoller, Röyksopp, Com Truise, Nightstop, Tycho, Gesaffelstein. Türkiye'de çalmadığım yer neredeyse kalmamakla birlikte bu albüm pandemide ortaya çıktığı için henüz herhangi bir yerde sahne alamadım. Açıkçası mekandan mekana göre değişkenlik gösteren bir durum. Mesela Zorlu PSM'de veya Babylon'da pek sorun yaşanmazken, daha küçük ve farklı zihniyette olan mekanlarda ekipmanların düzgün çalışmaması, mekanın akustik olarak doğru planlanmaması veya müzik yapmaya müsait olmayan bir yerde müzik yapılıyor olması gibi müzisyeni ciddi derecede etkileyen sorunlar ortaya çıkabiliyor. Eksiklikler genellikle doğru planlama yapılmadığı için veya planlama doğru yapılsa bile karşı tarafın size uyumlu olmaması nedeniyle ortaya çıkabiliyor. Mesela havalimanına gittiğinizde sizi alacak araç saatinde orada olmayınca bütün program sarkıyor ve haliyle bu da psikolojik olarak zamanla sizi yormaya başlıyor. Daha önce dediğim gibi pandemi döneminde çıkan bir albüm olduğu için bu proje ile festivallerde yer almadım. 2018 yılında Beachside, No Hard Feelings, 2019 yılında 73 to Oxford Circus, Dreamer, Voyage ve 1988 adlı teklilerimi yayınladım. Bunlar açıkçası daha kolay dinlenebilir, daha caz ve piyanonun daha baskın olduğu müzikler oldu. 2020 yılı bildiğiniz gibi çok zorlu oldu ve pandemi dolayısıyla uzun zamandır yapmak istediğim fakat zaman bulamadığım bir albüm ortaya çıktı. Karantinada olduğumuz bu dönemlerde ortaya çıktığı için albüme Isolated adını verdim ve 2021 yılı başında çıkmış oldu. Sound tasarımı açısından 80'lerdeki vibe'ı çok sevdiğim için genel olarak parçalara böyle yaklaşıyorum. Bu nedenle tabii ki synthesizer ve o dönemki elektronik davulların müziğimde çok önemi var. Instrumental bir album olduğu için synth sololar önde diyebilirim bir çok parçada yer alıyor. Evdeki stüdyomda yaptım gönderdiğim kişiler de evlerindeki kendi stüdyolarında yaptılar. Kayıt yapmayı çok seviyorum ve bu konuyla ilgili uzun bir geçmişim var. Yaklaşık 16 yıldır bir çok commercial projede müzik prodüktörlüğü yaptım ve edindiğim tecrübeler şu an çok işime yarıyor. Kayıt öncesi çalınacak her şey hazır ve hiç bir tereddüt yoktu. Dolayısıyla oldukça başarılı bir kayıt süreci geçirdim. Mix ve masteringlerimi kendim yapıyorum. 2005'te İTÜ Ses Mühendisliği bölümünde 2 sene okuduktan sonra Kompozisyon bölümüne yatay geçiş yapmıştım. Yine 16 yıllık bir miksaj ve mastering tecrübem var. Kısa vadeli hedefim yapmış olduğum albümle, sayıları az da olsa iyi ve kaliteli müzik dinlemek isteyen kitlelere kendimi tanıtmak. Uzun vadeli hedefim, yaptığım müziği uluslararası bir konuma getirerek dünyaca tanınmış bir artist haline gelmek diyebilirim. Bence şu an stream servisleri dolayısıyla bir dönem radyolarda olduğu gibi playlist savaşları nedeniyle bağımsız müziğin tanınması aynı şekilde zor. Baktığınızda indie müzik yapanların bir çoğu en büyük şirketlerden yayınlanmadığı sürece kendine bir kitle edinmekte çok zorlanıyor. Çözüm bence streaming sisteminden tekrar albüm edinmeye geri dönmek ve enthusiasm duygusunu öne çıkarmak gerek. Ancak sektörün büyükleri bir arada olamadıkça bu durum çok zor olacağa benziyor. Geçen hafta Cuma günü albümden Dark Things adlı parçanın video klibi yayınlandı. Lubomir Arsov'un IN-SHADOW A Modern Odyssey adlı animasyon kısa filminden görüntüler kullanılarak tarafımdan kurgulandı. Dikkat çekici bir iş olduğuna inanıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-209-esra-uccan/", "text": "Her seferinde farklı tecrübeler yaşadım. Genel olarak müzisyene para vermek istenmemesi gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bununla beraber çok sayıda ses problemleri yaşadım. Sesçiler her seferinde işlerini kötü yapıyorlar. Mutlaka bir yetersizlikle karşılaşıyoruz. Çok sayıda konser yapmış bir sanatçı değilim. Etkinliği doğru bir insan yönetirse her şey güzel oluyor. O da nadiren olabiliyor. Piyanist olduğum için bestelerimi piyanoyla yapıyorum ve aranjelerim çaldığım piyanolar üzerine kuruluyor. İşin kalanını bilgisayarda yapıyorum. Synth bu nedenlerden olmazsa olmazım. Kayıtlarımı İstanbul'da Ender Akay'ın stüdyosunda alıyordum. Artık evde kendi stüdyomda yapıyorum. Bu konularda oldukça iyiyim. Zaten Ender, İngiltere'ye taşındı. Ben şarkıyı besteliyorum, ön aranjman yapıyorum. Eğer ben bitirmeyeceksem aranjeyi, dosyayı mail'le aranjöre gönderiyorum. Aranjeyi telefonda bitiriyoruz. Ben evde kayıtlarımı yapıp kanalları ses mühendisine yolluyorum. Bana şarkı bitmiş olarak geliyor. Kısaca evden çıkmama gerek olmuyor. Rutinimin içinde gerçekleşiyor. Ender Akay'la çalışmaktan çok memnunum. Mix, mastering çok önemli. Şarkıyı rezil veya vezir edebilir. Beni, kişiliğimi, müziğimi anlayan ve empatiyle yaklaşan, kendini değil beni yaratan bir ses mühendisi kadar değerlisi yok. Ben evde çalışıyorum, grubumla stüdyoda veya evde çalışıyoruz. Sık sık çalışmak lazım. Ben uzun vadede sürekli üretmek istiyorum. Dünya festivallerinde yer almak önümdeki ilk hedef. Benim beklentim, bu sektördeki aktörlerin müziğin ne olduğunu anlamaları. Çünkü çok sayıda bu sektörün çalışanı kendisini müzik bilimci zannediyor. Ama değiller. Ben de değilim. Binlerce müzik türü var ve bütün müzikler güzeldir. Ben dinlemiyorum anlamıyorum diye bir anda o müzik kötü olmuyor. Ben kötü dersem bu sadece benim cahilliğimdir. Bir müziği anlamayınca bunu kabul edip anlamaya çalışıyorum. İste bizim sektörümüzün aktörleri böyle değiller. Tek tip müzikle ülkeyi parmaklarında oynatmaya çalışıyorlar. Türkiye'de algıları ve zevkleri tek tarza düşürüp, o küçük pasta dilimini sahip olmaya çalışıp insanların kültürel geleceklerini yok ediyorlar. Artık bir iyilik yapıp küçük hesaplar yapmayı bırakıp ülkenin kültürel gelişimi için çabalanması gerekiyor. Ben mimarım, ve aktif olarak çalışıyorum. Müzik ve mimari bir arada uygulamak için uyumsuz meslekler. İkisi de çok vakit alıyor. Ama mimar olmak beni daha iyi bir müzisyen yapıyor. Hatta mimar ve müzisyen olmak beni daha iyi bir gözlemci yapıyor. Razaki Menajerlik'ten ulaşabilirler. esrauccan@outlook. com'a da mail atabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-210-asli-ozer/", "text": "BBI Yerli köşesinin 210. konuğu, yeni yayınladığı Hayatın İzleri teklisi sonrasında Aslı Özer oldu. Cazzip Project'te Ertuğrul Biber ve Eren Turgut ile çalıyoruz. Randy Merrill, Grammy Ödüllü bir mühendis ve en son Adele'in 30 albümünü yapmıştı. Teknik rider konusunda genelde eksiklikler ve hatalar oluyor. Sahne içi duyumlar ve ses sistemleri çoğu mekanda çok iyi değil. Solo projemin ilk single'ı Hayatın İzleri 2 versiyon halinde çıktı. Yakında da akustik versiyonu yayınlanacak. Uzun yıllar kurumsal kimliğimle birlikte yürüttüğüm müzik hayatımı sorgularken sonunda zincirlerimi kopartıp sadece ve sadece hayallerimin peşinden koşmaya karar verdiğim bir dönemde yayınlandı. Parça, insanların sürekli başkaları için yaşamaları nedeniyle mutsuzluklarını irdeliyor ve herkese 'kendin ol' çağrısında bulunuyor. Benim ana enstrümanım piyano/synthesizer olduğu için özellikle tuşlu çalgılar üzerinden bestelerimi ve aranjmanlarımı yapıyorum. Sound'umda muhakkak bunları duyarsınız. Bunun beraberinde tabii ki parçanın ritim duygusu çok önemli. Bunu ön plana çıkartırken duymak istediğim sound içerisinde özellikle akustik davul benim için çok önemli bir yer barındırıyor. Davul ve vokal kayıtlarını Kadıköy Recordium Studio'da, kalan tüm enstrümanları piyano, synthesizer vs kendi ev stüdyomda kaydettim. Kayıt öncesi genelde aranjmanları tamamlama derdinde olurum. Kendi home studio'mda detaylar üzerine çalışır, bütün yapı oturduktan sonra kayıt planına başlarım. Co-producer olarak Ertuğrul Biber ile aranjmanların uzerinden geçiyoruz ve içimize sindikten sonra kayıt planına başlıyoruz. İlk adımda kendi synth/piyano kayıtlarımı bitiriyorum, sonra diğer enstrümanlar ve en son da vokal kaydını tamamlıyorum. Cazzip Project ile teknik olarak daha karmaşık ve canlı çalım açısından zorlayıcı performanslar vermeye alışkın olduğumuzdan bu yeni solo projemdeki kayıtlar genelde rahat geçiyor. Özellikle mix süreci çok önemli. Kafamdaki sound'u ortaya çıkarabilmek ve bunu yaparken anlaşabilmek çok önemli. Çok şanslıyım ki Berk ile çalışıyoruz ve çok iyi anlaşıyoruz. Projelerimin üzerine fazlasını katarak mix'liyor. Mastering tarafında ise Randy Merrill ile 4 parçalık bir proje tamamladık. Türkiye'de ise Ahmet Gökhan Coşkun ile çalışıyorum ve çok mutluyum. Prova önemli bir konu ve çok iyi hazırlanılması gerekiyor. Hayatım boyunca provaya ayırdığım zamana çok önem verdim. Ne kadar prova edersek, sahnede o kadar iyi performans çıkar. Birlikte çaldıkça da zaten bir bütün oluyorsun ve bir takım oyunu gibi birbirini dengede tutarak performans sergiliyorsun. Bizim provalarımız genelde Recordium'da oluyor. Çalışma sıklığı ise duruma göre değişen bir konu. Kısa vadede birkaç tane daha single çıkarttıktan sonra Türkiye'deki dinleyicilerimin müziğime iyice alışmasını hedefliyorum. Uzun vadede hedefim kesinlikle global bir dinleyici kitlesine sahip olmak. Bu projenin adımları atıldı, çalışmaları tamamlandı ve doğru zamanda, doğru şekilde dinleyici ile buluşmayı bekliyor. Dinleyiciler: Bir parçayı dinlerken müzikalitesini daha dikkat ederek dinlesinler. Mekanlar: Ön grup kültürünü daha da fazla artırmaları lazım. Yeni nesil, yeni şarkıcılara büyük sahnelerde de daha fazla imkan sağlanmalı. Organizatörler: Spesifik bir müzik türü tutuyor sadece, o türün sanatçılarına sahne verdirmemeleri daha iyi olur. Alternatif sahneler, organizasyonlar daha da fazla olmalı, daha da güçlenmeli. Bunun dışında önemli bir konu daha var ki o da Türkiye'deki müzisyenlerin yurt dışında daha fazla desteklenmesi lazım. Mesela İsrail Kültür Bakanlığı İsrailli müzisyenlerin çeşitli festivallerde yer alması için özel fon açıyor ve İsrail müziğini duyurmak için uluslararası festivallerle anlaşıp müzisyenlerine sahne aldırıyorlar. Müzisyenler: Birlik olmalı. Daha da birlik olma ve kesinlikle yaptıkları işin ne kadar değerli olduğunu fark etmeliler. Müzik Basını: Bence bir noktada müzik basını iyi. Her şeye rağmen belli mecralar direniyor ve özellikle alternatif müzik sahnesine dair gündemi sıkı tutuyorlar. Vardı. 12 sene boyunca global bir şirkette çalıştım, bir yandan da müzisyenliğimi devam ettirdim. Ancak ağır bir depresyonun ardından fark ettim ki aslında mutlu degilim. Ben hayatım boyunca hep müzisyendim ama gelecek kaygısı, sosyal baskılar derken başka bir kimlik daha oluşturmuştum kendime. Geçen 12 seneyi anlatırsam, zor. O kadar yoğun bir tempoda müziğinize istediğiniz vakti, konsantrasyonu ayıramıyorsunuz. Bütün dijital müzik platformları ve sosyal medya platformlarında Aslı Özer yazarak bana ulaşabilirler. Organizasyon vs. gibi konularda ise hello@giganticprod. com adresini kullanabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-211-sena-sahin/", "text": "BBI Yerli köşesinin 211. konuğu, bilir misin? parçasıyla geniş kitlelere ulaşan Sena Şahin oldu. Şarkılarımda canlı enstrümanların kullanılması benim için çok önemli ve vokal melodilerime cevap veren gitarlar, kemanlar aranje etmeyi çok seviyoruz. Bence bu gibi detaylar hem sound'u güçlendiriyor hem de parçada nostaljik ve daha yüksek kalitede bir duyum sağlıyor. İstanbul'da New Wave ile çalışıyorum, kendi stüdyomuzda ve aynı zamanda Denizkan Boz'un stüdyosunda kayıtlarımızı gerçekleştiriyoruz. Son iki şarkımdan önceki kayıtlarımı o dönemdeki label'larımın stüdyolarında gerçekleştirdim. Kayıt öncesi spesifik olarak yaptığım bir rutinim yok, sevdiğim müzisyenlerle pozitif bir ortamda olmaktan hoşlanıyorum. Genelde kalabalık stüdyoları seviyorum, o zaman ortaya kolektif bir iş çıkıyor, herkes fikirlerini söylüyor, farklı back vokaller kaydedebiliyor, farklı vokal melodileri deneyebiliyoruz parçanın üstünde. Bu da şarkıyı bir üst seviyeye getiriyor ve daha çok içime sinmesini sağlıyor. Almanya'dan GKG Mastering ile ve Türkiye'den Tarık Ceran ile çalışıyoruz. Aldığımız sonuçlar bizi çok mutlu ediyor. Her gün stüdyoda vakit geçirmeye özen gösteriyorum. New Wave'deki diğer sanatçı arkadaşlarım ile çok güzel bir çalışma ortamımız var, stüdyoda o gün işim olmasa bile diğer sanatçıların işlerine dahil olup orada bulunmak benim de müziğime çok katkıda bulunuyor. Müzik yapmanın günü veya saati yok belki ama yine de mesaili bir iş gibi bakmak çalışma isteğimi daha da artırıyor, ciddiye almamı sağlıyor. Yeni nesil pop yapmaktan büyük keyif alıyorum, Türkiyede bu sound'ları henüz pek duymuyoruz, açıkçası yaptığım müziğe tam bir sıfat yüklemek de istemiyorum, sadece onu geniş kitlelere tanıtmak ve sevmeleri en büyük isteğim. Bence genel olarak popüler olanı değil, güzel ve iyi olanı dinlemek konusunda biraz eksiğimiz var. Bu genel olarak dünyada böyle, bir müzisyen kendi müziğini anlatmak için önce mainstream işler yapıp duyulmak, sonra özüne dönmek zorunda kalıyor. Keşke hep kendi istediğimiz müziği yaparak kitlemizi bulabilsek tabii ama bu kitlemizle oluşturduğumuz bir dinamik ve zamanla oturuyor. Sosyoloji bölümünden mezun oluyorum, bundan önce de İtalya'da Sanat Tarihi okumuştum. Bir şeyler okuyup kendimi geliştirmeyi seviyorum, müzik yapmak vaktimin hepsini almıyor, ekstra bir meşguliyet gün sonunda beni müzik yapacağım zamanı bekleme heyecanına sürüklüyor ve iyi geliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-212-lavta/", "text": "BBI Yerli köşemizin 212. konuğu Efsun adlı ilk EP'lerini Garaj Müzik etiketiyle yayınlamaya hazırlanan Lavta oldu. 2022 başında ilk single'ımız Rüzgar ile profesyonel hayatımız başladı. 3 hafta öncesine kadar hepimiz Bursa'da yaşıyorduk ancak artık İstanbul'a yerleştik. Mix&mastering dahil olmak üzere her şeyi grup olarak birlikte yapıyoruz. (Ritim gitar ve vokal Yusuf Avşar, davul Esat Mestan, gitar Enes Kahraman, bas gitar Ali Eren İpek. Ama tabi ki gruba en büyük katkısı olan isim Garaj Müzik'ten Zeynep Naz Şahin'dir. Esat Mestan: Daha öncesinde bir grubum vardı o grupla yolları ayırdıktan sonrasında Lavta kurulmaya başlandı. Eş zamanlı Yusuf ve Enes de aynı gruptan ayrıldı ve hep birlikte Lavta projesini başlatma yoluna atıldık. Tarzımızı 3. Yeniler olarak adlandırılan yeni nesil alternatif müzik veya alternatif rock olarak tanımlayabiliriz. Ancak yeni EP'miz birçok tarzı içinde barındırıyor. Dolu Kadehi Ters Tut ve Adamlar diyebiliriz. Şu ana kadar grupça bir sahne tecrübemiz bulunmuyor ayrı ayrı sahnelerde bulunduk. Geçtiğimiz Şubat ayında ilk teklimiz Rüzgar'ı, sonrasında Terk-i Diyar Ormanı ve Yarını Düşünmeden'i yayımladık. Kasım ayında tamamı yayımlanacak olan EP'miz Efsun'dan Ağustos ayında Ah Be Kardeşim'i yayımladık. Eylül ayının ilk haftası da 2. şarkımız Hiçbir Şeyim Yok çıkacak. Aslında eserlerimizi duygularımızın hislerimizin bir aynası olarak nitelendiriyoruz çünkü ne hissediyorsak sadece onu yansıtıyoruz. Yayınlanmış kayıtlarımızın bir kısmını kendi stüdyomuzda, bir kısmını farklı stüdyolarda kaydettik. Sıradaki çıkacak tüm şarkıların kayıtları ise kendi stüdyomuzda gerçekleşti. Kayda başlama sürecimiz hep zor başlıyor. Kayıt süreci ise şarkının tamamıyla başkalaşıma uğradığı bir evre oluyor. Aklımızdaki aranjeyi projeye döktükten sonra, aklımıza binbir tane fikir geliyor ve bunları denemekten kaçınmadığımız için bir şarkının kayıt süreci oldukça uzun sürüyor. Çünkü ortaya çıkabilecek en iyi şeyi yapma konusunda çok hassasız. Daha öncesinde 2 farklı kişi ile çalıştık; mağdur olduğumuz durumlar oldu veya istediğimizi yakalayamadığımız oldu... Bu sebeple artık mix&master'ı kendimiz yapıyoruz. İstanbul'a taşınana kadar kendi stüdyomuz vardı ve neredeyse her gün yeri gelir prova yeri gelir yeni şarkı demoları için çalışmaları yapardık. Ama son 2 haftadır taşınma telaşımızdan yeni evimizde herhangi bir çalışma gerçekleştiremedik ama en kısa zamanda bu sorunu da çözeceğiz. Aslında şu anda 2023 için yayın planımız hazır ama çok daha uzun vadeli bir hedefimiz var. Türkiye'de iz bırakacak bir grup olmayı hedefliyoruz ve bizim gibi olan kim varsa onlara sonsuz destekte bulunmak istiyoruz. Dinleyicilerden beklentilerimiz tamamıyla dürüst ve yapıcı eleştiriler. Organizatörler, müzisyenler ve basın için beklentimiz ise, bizden daha bilgili ve tecrübeli birçok kişi var; bu kişilerle bizi bir araya getirmeleri, çünkü öğreneceğimiz ve öğrenmemiz gereken çok şey var. Aslında hepimizin farklı alanlara ilgisi var ama hiçbirimiz şu anda farklı alanlarla ilgilenmiyoruz. Hepimiz rutin hayatımızda da müzik sektörünün içinde bulunuyoruz. Aktif olarak hepimiz rodilik yapıyoruz. İstek olduğu takdirde prodüktörlük anlamında da işler yapıyoruz. Instagram, Tiktok, YouTube, Twitter gibi mecralarda hesaplarımız bulunsa da en aktif olduğumuz mecra Instagram; @lavtamusic. Yakın süreçte diğer mecralarda da aktifliği korumak en büyük hedeflerimizden biri. Dinleyiciler kolaylıkla @lavtamusic Instagram adresimizden ulaşabilir bu konuda çok sıcakkanlıyız. Mekanlar ve organizatörler de aynı şekilde isterlerse instagram, isterlerse Garaj Müzik aracılığıyla ulaşabilirler. Henüz kesinleşmese de bir menajerimiz var ama bunu şu anda dile getirmek doğru olmaz, görüşmelerimiz sürüyor. Destekleriniz için tüm ekibe teşekkür ederiz. Yepyeni güzel şarkılarla, en kısa zamanda tekrardan dinleyicilerimizin karşısına çıkacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-213-nihal/", "text": "BBI Yerli serisinin 213. konuğu, Yalan parçasıyla dikkat çeken Nihal oldu. 2017 yılında Love and Sex adında bir tekli çıkardım, müzisyen arkadaşım Mustafa Erdoğdu ile deneysel şeyler denediğimiz bir çalışmaydı diyebilirim. Daha sonra başka tarzları denediğim ortak çalışmalar ve cover paylaşımlarım oldu. 2022'de yayınladığım Yalan isimli teklimi, güncel olarak kendimi geliştirmekle birlikte müziğimi ortaya koyacağım bir sürecin, kendimce yeniden başlangıcı olarak sayabiliriz. Genelde parçalarımda yaptığım, ses dünyasının türlü türlü ihtimallerinden faydalanarak döngüler oluşturmak, vokalin ve synthesizer'ın öne çıktığı kompozisyonlar yapmaya çalışmak şeklinde. Parçalarda kullandığım sözlerde, genelde önceden yazdığım şiirlerden ya da o an odaklandığım bir ruh halinden feyz alıyorum. Konu olarak kullandığım temayı, -aşk vb gibi- sadece alegorik olarak kullanarak, onun altında başka duyguları ve konuları ifade ettiğim olabiliyor. Daha önceki kayıtlarımı stüdyoda gerçekleştirmekle beraber, son 1-2 senedir, prodüksiyon anlamında kendimi geliştirmeye çalıştığım için çoğunlukla kendi evimde bir kayıt sürecine giriyorum. Kayıtları gerçekleştirirken aranjmanın son hali ortaya çıkmış olduğundan, mevcut aranjmandan daha ötesine ilham veren son küçük dokunuşları sıklıkla yaparım. Son tekli çalışmamda miks bana, mastering ise ses mühendisi arkadaşım Umut Gülday'a ait. Kısıtlı zamanın esiri olduğumuz, duygusal tüketimin de yoğun olduğu dönemdeyiz. Böyle bir zamanda da dinleyeyiciler de, çok fazla çıkan şarkı ve sanatçılar içinde kendisine sıklıkla sunulana ve gözünün önünde olana daha çok şans verebiliyor. Bu durumda kendi müziğini duyurmak adına sanatçının zaten ortaya koyduğu kişisel çabaları dışında, basın ve organizatörlere düşebilecek kısımda belirtmek istediğim, yeni-farklı sanatçı ve gruplara, özgün çalışmalara ve performanslara, organizasyonlarda ve basında daha geniş yer vermelerini bekliyorum. Son zamanlarda bunun geliştirilmeye çalıştığını görüyorum, bu durum kendim için ve dinleyici olarak müzik keşiflerimde beni memnun ediyor. Mekanlar açısından bakarsak, onlardan beklenenin müzisyenleri destekleyen ve müzik ekiplerini suistimal etmeyen bir tarafta yer alması gerektiği. Bir mekanın işletmesinde canlı müzik kavramı ile yürütme söz konusuysa ses sistemi ile ilgili altyapıya da en başta önem verilmeli. İktisat mezunu ve hayatında o yönde iş tecrübeleri olan biri olarak 2017'den itibaren hayatımı müzik yaparak sürdürmeye karar verdim. Yine bu yöne uygun olarak müzik eğitimime 2020'de İtü Miam'da başladım. Düzenli olarak sahne aldığım, alternatif, jazz, soul, blues tarzlarında müzik yaptığım bir duo projem var. Tam zamanlı olarak sahne almanın ve bunu hayatının bütününde üstlenmenin artılarını da ve eksilerini de derinlemesine yaşamış biri olarak, ilhamlarımı ve müzik üreticiliğine dair heveslerimi dış dünyanın yıldırıcı hallerinden izole tutmaya çalışıyorum. Yeni kompozisyonlar ortaya koymak ve dolu dolu sahneler geçirmek beni canlı tutuyor. Ayrıca bazen bireysel, bazen de kollektif olarak performans yaptığım bir live elektronik projem var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-214-ani/", "text": "BBI Yerli serisinin yeni konuğu, ilk albümünden seri olarak yayınladığı teklileri ile dikkatleri çeken, alternatif sahnenin yeni ve genç isimlerinden Ani oluyor. Yıllardır bireysel olarak müzik yapıyorum ama tam bir tarih vermek gerekirse benim için net tarih ilk albümünün çıkış şarkısı olan Nehir'in yayımlandığı 22 Temmuz 2022'dir. Orkun Tunç, Osman Kürsad Tuncer, Mehmet Emin Sarıalioğlu, Erim Arkman, Mert Yüksel, Arda Civelek, Emre Ballı, Luca Fritz, Mustafa Maruf Can, Gonca Varol, Cengiz Onural, Kaan Metin ve Ege Cengiz. Görsel alanda Aslı Serindağ, Tayfun Çetinkaya, Soner Tunca, Pınar Köse, Kerem Kaplan. Birlikte çalıştığımız müzisyenlerin neredeyse hepsinin devam eden birçok projesi var. Merak edenlerin sosyal medya hesaplarına göz atmalarını tavsiye ederim. Bir tür söylemek benim için çok zor çünkü müziğin her dalından yemeyi seviyorum. Çoğunlukla soul tabanlar üzerinden ilerlemeyi seviyorum. Örnek vermek gerekirse: albüm içinde bulunan türler neo-soul, grunge, punk, experimental RnB ve folk. Bunu söylemek benim için güç. Her genre'da müzik yaptığım için birçok sanatçıdan etkileniyorum. Okullu olmamdan kaynaklı devlet orkestraları içinde bulundum. Bunun harici neo-soul çaldığımız bir band içerisindeydim, performans sahnelerinde bir süre çaldım. İlk teklim Araf; Nehir, AFY, Hepten Lanet Ettim ve Yerin Kulağı Var da şu ana kadar albümden yayımlanmış olan teklilerim. Şarkılardaki görsel dünya aslında benim içimde yaşadığım tüm sıkıntılarımın, arayışlarımın, çelişkilerimin elimizden geldiğince sembolize edilmiş tasarımları. Nehir'de, öncelikle doğum temsilen nehrin içindeyim sürekli akan bir hayat için büyüyorum ve tam merkezdeyim. Sonrasında hayatın akışına giren bir ruhu evrensel olarak temsil ediyorum. Tanrı bize dünyadan bir arsa bahşediyor. Üzerine düştüğümüz ilk andan şu ana ve sonrasına kadar süreklilik gösteren iki yol sunuyor; cennet ve cehennem. Birleşmeler ve parçalanmalar. Ama bize bu zoraki emri verirken yaşadığımızı ve hissettiğimizi umursamıyor. Şarkının sözlerine değinecek olursam en çok hissettiğim diğer şeyler de, yeryüzü dillerinden ve ilişkilerinden bıkmış olmam. Öyle ya da böyle hep yalnız yol alacağım bu baki. Sürekli olarak Tanrı'nın varlığını bilmem ve benimsemem onu yanımda istemem ama bir türlü yakınlığımın olmaması. Dünyanın yakıp kavurduğu ve yuttuğu o insanlardan olmam. Karanlıktan korkuyor olmam bu sadece karanlık bir odada olmak değil; ruhların karanlığı, dillerin karanlığı, dünyanın karanlığı vb bu yüzden hep soruyorum Tanrı'ya; Gece nasıl hissettirir sana ışıklar söndüğünde? Bana çöl gibi hissettiriyor, geceleri soğuktan yanıyorum, gündüzleri güneş doğuyor ve ben sıcaktan kavruluyorum ve tek isteğim bunu değiştirmek. Güzel bir dünyada değilsem kendi cennetimi yapmak istiyorum. Görselin sonunda ise koza içindeyim. Büyüyor, kozanın içinden çıkıyorum, annemin karnından çıkıyorum, görüyorum, öğreniyorum, deneyim ediniyor ve uçuyorum ama ben hiç bu kanatları istemedim çünkü yıllar günler gibi kayboluyor ve benim 1 gün uçmak ve dünyayı görmek için bolca zaman kozada kalmam gerekiyor. Ben bunu istemiyorum. AFY'de ise benim çok sıkışık olduğum döneme ait bir parçaydı. Tüm negatifi üstümde hissediyordum. Saflığın içindeyim; beyazın içinde ama siyah olan benim ve bunu ben yaptım. Kötü yanımla beyazın tam ortasındayım ama bundan kurtulmak istemiyorum, bununla yaşamak ve anlamak istiyorum. Bu yüzden ne kadar siyah olursam olayım bir su beni temizleyebilir, tüm kirim akabilir. Şu an çıkardığım bir albümü oluşturacak olan teklilerin her birini stüdyoda, Haremsound'da gerçekleştirdim. Harici yayımlanmamış çoğu kayıtlarımı evde alıyorum. Kayıt önce benim için heyecanlı ve merak uyandırıcı geçiyor çünkü her stüdyoya girdiğimde farklı şeyler dışa çıkıyor, her bir kayıt süreci bir öncekinden daha da verimli geçiyor. Her projede farklılık gösteriyor aslında. Net bir kaç isim vermem gerekirse Erim Arkman, Osman Kürşad Tuncer ve Arda Civelek diyebilirim. Kendime ait bir çalışma ortamım var. Tüm işim bu olduğu için hemen hemen her gün müzik başındayım desem yeridir. En az herkes kadar hırslıyım ve ideallerim var fakat ilk başta belirmek isterim ki asla bir beklenti içinde değilim. Kısa vadede ilk hedefim albümü sağlıklı bir şekilde yayımlayıp dinleyicilerle buluşturmak. Sonrasında bunları sahnede dinleyicilerle beraber seslendirebilmek. Uzun vade için bir isteğim yok. Tohumları ekmek tek isteğim ve onları beslemek. Bir gün meyveleri yemek dileği ile. Rutin hayatım hep müzikle geçiyor, müzisyenim. Sosyal medya hesaplarımda iletişim bilgileri bulunan menajerim Aslı Serindağ ile iletişime geçebilirler. 19 yaşındayım. Çok küçük yaşlardan beri müzikle beraberim ailem sayesinde. 7-8 yaşlarında keman çalarak başladım. Şükürler olsun ailemin müzik zevklerine bayılıyorum. Çocukken evde hep reggae, RnB, blues yoğunluklu türler dinlerdik. Şu an harmanlandığım tüm sound'ların hep içindeydim. Kulağım ve kalbim hep hakimdi. Sonrasında güzel sanatlar lisesinde okudum ve çello çalmaya başladım. Lise yılları içerisinde bir süre Türk Sanat Müziği dalında ilerledim. Aynı zamanda jazz müzik ile sıkça vakit geçirdim. Birçok enstrüman ile bağ kurdum ve herhangi bir enstrüman elimin altındayken kafam hep soul tabanlı yerlerde dolandı. 14 yaşlarımdan itibaren kendi müziklerimi çalmaya ve yazmaya başladım. Pozisyonum hep müzikteydi ama lirikal olarak anlattığım her şey negatif yansıdı. Sanırım tüm nefretimi liriklere dökmeyi seçtim. Bu sayede mental olarak rahatlamaya başladım ve dışa dönen tarafımın pozitif kalabilmesini sağladım. Hep çelişkili, hep araftayım. Günüm bittiğinde her gece nihilist ruhum beni gebertiyor ama tekrar uyandığımda güneş benim için tekrar doğduğunda şükür ediyorum. Bazen hayatın spiritüel tarafındayım. Beni dinleyen insanların bunu hissedeceklerine eminim. Umarım ortak dilde, bu mottoda yaşayan insanlarla hep bir ağızdan konuşabiliriz. Şu aralar tek istediğim albümün tamamını yayımlamak ve dinleyicilerle sahnelerde bütünleşebilmek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-215-donis/", "text": "BBI Yerli'nin 215. konuğu, 2022 yazında çıkardığı 1996 albümünün ardından yeni teklisi Yolumu Bulsam da İnanmam ile üretimlerine yayınlamaya devam eden Dönis oldu. Evet, Temmuz ayında 1996 albümüm çıktı. 30 Eylül'de de yeni teklim Yolumu Bulsam da İnanmam çıktı. Projelerim genelde içimdeki melankolik enerjiyi dışa yansıtmamı sağlıyorlar. Hayatımın çok büyük bir kısmı bilgisayar başında geçiyor, bu sebeple genelde bir hazırlık aşaması olmuyor açıkçası. Aklıma bir fikir geliyor ve mırıldanarak kaydediyorum, ardından bilgisayarda bu fikri gerçekleştirmeye çalışıyorum. Mix ve master işlemlerimi kendim halletmeye çalışıyorum, dışarıdan profesyonel bir destek almadım daha önce. İlerde profesyonel yardım almayı da düşünüyorum tabii. Kendi odamda, bilgisayarımın başındayım hep. Her gün en az 4 saat prodüksiyona otururum. Kısa vadede ismimi duyurup, uzun vadede global olarak tanınmak. Müzisyenler, sevdiği müziği yapmaya devam etsin. Normalde lisans olarak gastronomi bölümü mezunuyum, şu an ise ses teknolojileri üzerine yüksek lisans yapıyorum. En fazla sevdiğim aktivite ise bilgisayar oyunları oynamak. Her gün çılgınlar gibi oyun oynarım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-216-sera-savas/", "text": "BBI Yerli'nin 216. konuğu, son olarak 9 Aralık 2022 tarihinde Son Güzel Havalar adlı yeni albümünü yayınlayan, yeni nesil alternatif sahneden Sera Savaş oldu. İlk single'ım 2018 yılında Konuşmayalı yayınlandı. İlk albümümde yer alan şarkılarımın aranjelerinde Berkant Ali İncesaraç'ın, mix işlemlerinde Onur Gülanber'in ve son olarak menajerim İbrahim Zoroğlu'nun katkıları çok büyük. Albümün yapımı ise Garaj Müzik'e ait. Berkant Ali'nin çıkarmış olduğu solo projeleri dijital platformlarda mevcut. Yeni albüm çalışmalarına devam ediyor. Aynı zamanda Kalben'in ilk iki albümünün aranje ve kayıt süreçlerinde de büyük rolü var. Onur ise birçok müzisyenin albüm kayıtlarında mix çalışmalarını yürütmekle beraber o sanatçılarla birlikte sahnede yer almaya devam ediyor. Mekanlarda çalışan teknik ekiplerin samimiyeti, iyi bir sahne deneyimi yaşamamda çok yardımcı oldu bana, herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Yeni sanatçıların müziklerinin dinleyiciye ulaşabilmesi için canlı performans konusunda daha çok imkan olması gerektiğini düşünüyorum. 2018 yılında Bodrum Xuma Village'da yapılan Türkiye'nin ilk akustik müzik festivali Unplugged'da yer almıştım. İlk festival ve konser deneyimimdi ve hayatımın en güzel anılarından biriydi. Müziğini severek dinlediğim birçok değerli sanatçıyla tanışma fırsatı yakaladım ve canlı performansları izledim. 2021 Aralık ayında İstanbul Galataport'ta yapılan Christmas Market'te 3 gün sahne aldım. Daha önceki festival deneyimime kıyasla daha kalabalık bir ortamdı ve daha farklı bir deneyimdi benim için. Müziğimin o anda birçok farklı insana ulaşması beni çok mutlu etmişti. 2018'den beri yayınladığım single ve EP'lerim var. İlk yayınladığım single Konuşmayalıdan beri 15'i aşkın single ve 2 EP'm yayınlandı. İlk albümüm Son Güzel Havalar'ın tamamı da 9 Aralık'ta yayında olacak. Yazdığım şarkıların sözlerini, ilk yazdığım haliyle bırakıyorum genelde. O anda yazdığım duyguları anlatan en iyi sözler her zaman o anda aklımdan geçen hislerim oluyor. Tasarım açısından düşünmek gerekirse galiba yazdığım şarkıların sade kalması ve ilk yazıldığı halini koruması benim için çok önemli. Albüm kayıtları başlamadan önce, tüm kayıtlarımı evimde alırdım. Albüm kayıtlarını ise İstanbul'da bulunan Yarayolları Records stüdyosunda gerçekleştirdik. Albüm sürecinde kayıtlar başlamadan önce albümde yer alacak şarkıların demo hallerini Berkant'a göndermiştim. Demoların çoğu gitar ve vokal kayıtlarından ibaretti. Aranje konusunda her şarkıya ne yapabileceğimizi kararlaştırdıktan sonra stüdyoya girdik ve Berkant'ın hazırladığı demo altyapılarını kullanarak vokal kayıtlarını aldık. Kayıt süreci yaklaşık 1 hafta sürdü. Kayıtlardan sonra New York'a dönmem gerektiği için zamanımızı en iyi şekilde kullanmamız gerekiyordu. Günde 2-3 şarkı kaydederek tüm vokal kayıtlarını o hafta bitirdik. Yorucu bir süreçti ama çok verimli geçti. Vokal kayıtları alındıktan sonra, Berkant final aranjeleri bitirdi ve şarkıları tamamladık. Albümde yer alan tüm şarkılarımın mix'i Onur Gülanber'e ve mastering'lerse Babajim Stüdyo'larına ait. Şu ana kadar provalarımı evimde gerçekleştirdim. Albüm çıktıktan sonraki konserler için provalarıma stüdyoda devam edeceğim. Aslında şu anki asıl hedefim müziğimi, kendimi en iyi şekilde ifade edebilecek biçimde devam ettirebilmek. Hissettiğim müziği yapmaya devam etmek istiyorum. Müziğimin sadece hislerimden ve yaşadıklarımdan etkilenmesini istiyorum. Bu sadeliği ve gerçekliği koruduğum sürece çoğu hedefime doğru insanların da desteğiyle birlikte ulaşabileceğimi düşünüyorum. Müziğin değişkenliğine ve yeniliğine şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Müziğin dinlenme sayılarına bakarak değil, verdiği hisse göre dinlenilmesini umuyorum. Yazılım mühendisiyim. İşte olmadığım zamanlarda müzik yapıyorum. İlk albümüm Son Güzel Havalar son single çalışmam Şarkılar Perişan ile birlikte 9 Aralık'ta yayında olacak; bu albüm sayesinde çok güzel insanlar, anılar biriktirdim. Şarkılarımın dinleyicilerime de iyi gelmesini diliyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-217-hich/", "text": "Efekan'ın daha önceden ODA isimli indie rock/dreampop projesi vardı. Aslında HICH bir bakıma ODA'nın devamı sayılabilir. HICH olarak henüz bir yerde sahne almadık. Eksiler: Saymakla bitmez ama mentaliteyle başlayabiliriz, yapılan müzikle kimsenin bi alakası yok aslında herkes ekmeğinde. Sanat böyle bir şey değil bence. Zaten 20 dakika çalıp ineceksiniz artistlik yapmayından tutun monitörümüzü bilerek kapatmaya kadar bir sürü olay yaşadık. Onun haricinde kendimizi doğru düzgün duymadan çalıyoruz küçük sahnelerde özellikle, buna da alıştık. Artılar: Çok fazla artıyla karşılaşması zor ama özellikle bazı saygıdeğer insanlar, murat mrt seçkin gibi mesela, bize ve yaptığımız şeye değer verdiğini gösteriyordu bize. Karga'nın yeni müzik direktörü Ümit Üret' de yine aynı şekilde. Hepimiz kısıtlı imkanlarla türlü motivasyonsuzluklarla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, işimizi zorlaştırmak yerine kolaylaştıralım. Berkan: Bazı içinde bulunduğum organizasyonlar iyi planlanmamış ve gelişigüzel gerçekleşmiş şeylerdi. Bu şekilde düzensiz olunca biz yaptığımız şeyden zevk alamıyoruz. Onun haricinde, Peyote Eskişehir konserinde rider atmamıza ve önceden konuşulmasına rağmen sahnede gerekli ekipmanlar yoktu. Bu yüzden soundcheck konser saatinde başladı, hatta bas gitar amfisi gelmedi bile. Gruplardan birinin bascısı gidip evinden küçük bir amfi getirmişti. İki gitar olmamıza rağmen ikinci gitar amfisi olmadığından tek gitar çalmak zorunda kalmıştık. Saçma sapan bir konserdi anlayacağınız. Tüm bunlar temelde bahsettiğim şeyle alakalı bence. Bize, yaptığı işe ve hatta kendisine dahi saygısı olmayan insanlar. 24 Mart 2023'de ilk teklimiz Free Falling'i yayınladık. Parçanın temellerini aslında grup kurulmadan önce Ege'yle atmıştık. Şarkıyı en başta yavaş ve reverb dolu bir shoegaze parçası olarak düşünmüştük ama sonra varlığını unutup bırakmıştık. 2022 yazında Ege'yle beraber bilgisayardaki eski bitmemiş şarkılara bakıyorduk, sonra bu parçayı açtık ve pek beğenmedik, içimizi baydı. Tam kapatacakken ben dalgasına şarkının bpm'ini 200 lere çektim ve ana riff hızlıyken çok hoşumuza gitti. O kısımları hiç tekrar kaydetmeden sadece hızlandırılmış şekilde bıraktık ve geri kalan bölümleri yazdık. Sözler için de benim daha önceden başka bir parça için yazdığım sözleri kullandık ve bu şarkıya çok güzel uydu. Parçanın kaydında vokaller, davul, bas, gitarın ana riff'i ve synth akorları Efekan Küçükçınar'a, arka vokaller, diğer tüm gitarlar ve nakarattaki synth melodisi Ege Köksal'a ait. Şarkı sözlerini yazarken anlamsız bir şekilde kafiye olsun diye sıralanan sözler yerine genelde bir duyguyu, hayatımızda olup biten şeylerin o sırada bizde uyandırdığı hisleri yansıtan sözler yazmak için çaba gösteriyoruz. Enstrümanlara gelince, şimdiye kadar kaydettiğimiz henüz yayınlamadığımız parçalarımızda hep biraz atmosferik elementler kullandık. Bu arkaplanda sürekli devam eden bir pad olabilir, veya reverblü bir gitar melodisi olabilir. Dinleyiciyi şarkının içine daha iyi sokabilmek için genelde bu tarz öğeleri kullanıyoruz. Şu an yayınlamaya hazır ama doğru zamanı beklediğimiz 8-9 şarkımız var, parçaların hepsi Efekan ve Ege tarafından Efekan'ın yatak odasında kaydedildi. 1-2 şarkı haricinde şu an aslında yayınlamaya hazır olan parçaların hepsi daha önceden Efekan tarafından bestelenip kaydedilmiş parçalar. 2022 yazında Ege ve Efekan bir hafta boyunca kendilerini eve kapatıp tüm şarkıların üzerinden tekrardan beraber geçtiler ve parçalara son hallerini kazandırdılar. Parçaların mix ve master'larını Efekan yapıyor. Ortak bir prova alanımız yok, ya birbirimizin evine giderek ya da stüdyo kiralayarak provaları gerçekleştiriyoruz. Kısa vadeli planımız konserler verip dinleyici kitlemizi arttırıp şu an yayınlamaya hazır olan parçalarımızı yayınlamak. Uzun vadede müziğimizi Türkiye dışına da duyurmayı fırsat olursa yurt dışında da konserler vermeyi isteriz. Dinleyicilerden beklentimiz kendi ülkelerindeki gruplara ön yargıyla yaklaşmamaları. Mekanlardan ve organizatörlerden beklentimiz ise henüz büyümekte olan grupları küçümsememeleri ve ellerinde olan imkanları onlara da vermeleri. Efekan ve Ege İngilizce Öğretmenliği okuyor. Cansın yüksek lisansa hazırlanıyor. Berkan beyaz yaka bir işte çalışıyor. Hepimiz için müziğe zaman ayırmak biraz zor ama elimizden geldiğince zaman ayırmaya çalışıyoruz. wearehich@gmail. com adresinden veya instagram hesabımızdan bize ulaşabilirler. HICH, Efekan Küçükçınar'ın uzun zamandır aklında olan bir projeydi. Daha öncesinde ODA isminde bir solo dream-pop projesi olan ve bu isim altında bir EP yayınlayan Efekan'ın, sonrasında daha kapsamlı ve tek başına olmayacağı bir şekilde projeyi ilerletmek istemesiyle üniversiteden arkadaşı Ege Köksal, liseden arkadaşı Cansın Yurdakul ve beraber çaldığı Plastic Ideas grubundan arkadaşı Berkan Çalışkan gruba dahil edilerek HICH oluşmuş oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-218-nvz/", "text": "Yerli müzik dünyasının yeni ve genç isimlerinden Zeynep Naz Şahin, NVZ ismini verdiği solo projesiyle BBI Yerli köşesinin 218. konuğu oldu. NVZ, daha önce yayınladığı üç parçanın ardından, bugün (28 Nisan) yeni teklisi Mutsuzum'u Garaj Müzik etiketiyle paylaştı. NVZ'ı keşfetmek isteyenleri hemen aşağıya davet ediyoruz. 16 Ocak 1998 yılında İstanbul'da doğdum. 6 yaşında anaokulunda müzik ile tanışmamın ardından eğitim hayatım boyunca sahne performansı sergilemeye devam ettim. Türkçe-yabancı akustik pop, alternatif ve jazz tarzlarında sahne performansı veriyordum. Ama kendimi tarz olarak R&B, HipHop' da ifade etmeye devam ediyorum. Rap, R&B, Trap müzikle birlikte ayrıca Alternatif ve Pop tarzları arasında tanımlayabilirim. Üretim sürecimi İstanbul'da yapıyorum. Yaşadığın yer tabi ki etkili, özellikle üretim yapacağım günlerde minimum etkileşimde olmaya özen gösteriyorum. Sakinlik daha rahat üretmeme yardımcı oluyor. Ama tabi ki günlük yaşadığımız her bir an, bize anlatabileceğimiz birer hikaye oluşturuyor. Central Cee, Drake, Rihanna, Miley Cyrus etkilendiğim takipçisi olduğum sanatçılar. 2017-2019 yıllarında Bağdat Caddesi'nde ve Büyükada'da birkaç mekanda canlı sahne performansı yapıyordum. Sahne almanın en büyük zorluğu sanata da değer verilmemesi. Eğlence sektörü kolay gözükse bile işin arka tarafındaki süreçler maddi ve manevi zorlukları olabiliyor. Bütçelerin yetersizliği, sanatçılara yer verilmemesi yada konsere gidilen bir yerde ekip ve ekipmanların hazır olmayışı gibi bir sürü nedenden kaynaklanıyor. İlk şarkım 'Zorum Var' 2 Aralık 2022, ikinci yayınım 'Ara Sıra' 6 Ocak 2023 tarihinde, sonraki single'm 'DEG ' 17 Mart 2023 tarihinde yayınlandı. 28 Nisan 2023 tarihinde ise Mutsuzum yeni single'ım yayınlandı. Her projede önem verdiğim şey aslında herkesin her zaman ortak bir noktada olabildiğini görebilmesi. Şu an birlikte çalıştığım iki farklı stüdyo ve prodüktör mevcut. Böylelikle kendimi vokal ve müzikal anlamda daha geniş perspektiften bakmama yardımcı oluyor. Kayıtlarımı Kadıköy'de bir kutu odamız var stüdyomuz orada da aldığım oluyor orada Baturay Camcı ile birlikte üretime devam ederken ayrıca Etiler'de Fonetik Stüdyo'da da tüm kayıt sürecini Faruk Çeliker ile devam ediyor ve alıyorum. Evet mevcut hem kendi evimde hem de düzenli hem kayıt hem de prova için gittiğim stüdyolarda alıyorum. Dinleyiciden beklentim, meraklı olmaları. Zevkler ve renkler her geçen gün değişkenlik gösterebilir. Yenilikçi olup aslında müziği keşfetmelerini öneririm. Mekanlar konusunda içerik olarak farklı konseptler ile etkinlikler düzenlenebilir. Evet devam eden bir işim mevcut. İkisini birlikte devam ettirmek gerçekten iki insan olarak yaşamak diyebilirim. Çalıştıktan sonra aksam bana kalan her vaktimin çoğunu stüdyoda üretim halinde geçiriyorum. Bu da sosyal hayatı ve düzenli yaşamı bir tık olumsuz etkiliyor. Uyumuyorum gerçekten diyebilirim ama sonunda mutlu olduğum her iş içi bu tempoda devam edebilirim. nvzofficiall olarak beni TikTok, Instagram ve YouTube platformlarından ulaşabilirsiniz. Menajerim Fırat Yücel ile iletişime geçebilirler. Sosyal medya platformlarında iletişim bilgileri mevcut."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-219-damla-durakcay/", "text": "2017 yılından beri şarkılar paylaşmaya devam eden Damla Durakçay, geçtiğimiz aylarda yayınladığı Sahneden EP'si sonrasında BBI Yerli'nin 219. konuğu oluyor. İlköğretim ve lise yıllarımda müzik teori ve şan dersleri aldım. Yan flüt ve okulun caz bandosunda alto saksafon çaldım. Koroda ve çeşitli müzik gruplarında vokal olarak okulumu birçok platformda temsil ettim. Daha sonra üniversitede görsel iletişim tasarım eğitimi aldım ve sinema dalında çalıştım. Fakat müzikle bağım küçüklüğümden beri kopmadı. Günlük tutarak başladığım yazma serüvenim senaryolara, ordan hikayelere ve şarkı sözlerine dönüşmüş oldu. İlhamım kendi yaşadıklarımın bende bıraktığı hislerle, bir filmden, bir kitaptan, başka bir şarkıdan, bir fotoğraftan bana geçen hislerin birleşimi diyebiliriz. 2017 senesinde Biber isimli single'ımla müzik dünyasına profesyonel olarak adım atmış oldum. GTR Müzik etiketiyle birçok single yayınladım, listelere girdim, dizilerde şarkılarımla yer aldım, reklam jingle'ı seslendirdim ve çeşitli mekanlarda sahne aldım. En son 3 Şubat'ta, kendi şarkılarımın canlı kayıtları ve bir de cover'dan oluşan ilk EP'm Stüdyodan Canlı'yı yayınladım. 2017 yılında yayımladığım ilk şarkı 'Biber' ile aslında tatlı, soft köşelere sahip bir sound'u dinleyici ile buluşturmuş oldum. Üretim odaklı ve gelişerek ilerlemeyi seviyorum; o soft köşelere sahip soundları hoşuma gidiyor fakat son zamanlarda kendimi anlatırken daha elektronik altyapılı, synth pop tarzlarında bir yola da girdim. İkisini de içimde ve şarkılarımda yaşatıyorum. Önümüzdeki üretimlerim için de bunu hedefliyorum. 2008 yılından beri İstanbul'da yaşıyorum ama birlikte ürettiğim arkadaşlarım aslında İzmir'de yaşıyor. Uzun zamandır kayıtları İzmir'de alıyoruz. İstanbul'da yaşasam da içimdeki İzmirliyi bence her yerde yaşatıyorum:) Mesela 2019 senesinde yayınladığım Rakı İçmek İyi Geliyor şarkımı aslında 10 küsür sene önce İzmir'de yazmıştım. Kayıtlarını İzmir'de aldık ve klibini de yine İzmir'de çektik. İstanbul'da da uzun yıllar geçirdiğim için tabi bu şehirde deneyimlediğim ve yaşadığım her hikaye şarkılarımı mutlaka etkiliyor. Kurgu gibi yazsam da, hepsi aslında benim hayattan aldığım yansımam olarak gelişiyor. Bence Türkiye'de müzik sektöründe kırılması gereken tek şey 'ön yargılar'. Bu sistemi değiştireceğim diye işlere girişen yapımcılar, organizatörler bile sınırlı bir pencereden bakıyor bu sektöre maalesef ve 'yeni'ye çok kapalılar. Tutulan belirli köşeleri, ağır taşları hareket ettirmek çok zor. Bu yola yeni başlayan herkesin yanında yalnızca kendisi var. Kendi yolunda ilerlemeye adanmış ve üretmeyi bırakmayan herkes bir gün başarıya ulaşır ve sesini büyük kitlelere duyurur umarım. Az önce de bahsettiğim gibi 2017'de Biber adlı single'ımı çıkardım. 2018'de ise GTR Müzik ile yollarımız kesişti. Aynı sene, Meyan ve söz-müziği tamamen bana ait ilk şarkım Çık Dışarıya Oynayalım yayınlandı. 2019'da Rakı İçmek İyi Geliyor ve bir düet olan Uçurumlar çıktı. Rakı İçmek İyi Geliyor viral oldu ve bir hayli ilgi gördü, halen ilgi görmeye devam ediyor. 🙂 2020'de Veda ile aslında ilerlemek istediğim yola giriş yapmış oldum diyebilirim. 2021'de yayınladığım Elim Kaydı ve Ne Güzel Geldin pandemiden çıkışımıza denk geldi. Daha salınımlı ve pozitif hisssettiren şarkılar oldu ikisi de. 2022'ye geldiğimizde de Tam Zamanında, Ben Anlarım ve Keyfin Bilir adlı 3 şarkımı ard arda yayınladık. Daha elektronik, synth, disko pop yapılarıyla öne çıkıyorlar. Sözü ve müziği bana ait, kendimi en yakın hissettiğim şarkılar ortaya çıkmış oldu. 2020, 2021 ve 2022'de yayınlanan GTR Müzik'in toplama albümleri Karışık 2,3,4 ve 5'te de şarkılarımla yer aldım. Son olarak Şubat başında ilk EP'm Stüdyodan Canlı'yı yayınladım. Benim için dönüm noktası olan bir olay aslında EP'nin üretim süreci. 3 Şubat'ta yayımladığımız ilk EP'm Stüdyodan Canlı, 4 canlı performanstan oluşuyor, biri de bir cover. Hepsinin kaydını tek günde aldık. Hem de hem ses hem görüntü kaydı. Çok zorlayıcı ama unutamayacağım bir gün oldu. İlk kez bir cover yayınlıyorum. Seni Kimler Aldı benim için çocukluğumdan, ilk gençliğimden gelen bir ağıt gibi ve Sezen Aksu'nun söylemeyi en sevdiğim şarkılarından biri. O yüzden bunu herkese haykırma ihtiyacı hissettim. 'Biber', 'Ne Güzel Geldin' ve 'Elim Kaydı' ile aslında 90'lar pop ve soul'undan etkilenen bir sound duyuyorsunuz. O genre'yı sevmemek mümkün değil ama son dönemde dediğim gibi altyapısında elektronik dokunuşlar olan işlere daha çok kaydım. Bunlarla kendimi daha iyi ifade ediyor, kendimi daha çok burada buluyorum. İki tarzı da içimde ve şarkılarımda yaşatmaya devam edeceğim. Sahnede dinleyici ile buluşurken de seçtiğim şarkılar adını Blended Pop koyduğumuz bu türler ve seneler arası yolculuğa eşliğe uygun şarkılar oluyor. Bir kadın olarak, çoğu zaman hikayelerin kadın tarafını anlatıyorum aslında. 'Elim Kaydı' gibi muzip bir hikayeyle de, 'Veda' gibi hüzünlü bir hikayeyle de müzikte ve hayatta kadının bazen cesur, bazen hüzünlü, bazen aşık, bazen de kararlı varlığını yansıtan şarkılar yazmayı seviyorum. Kadın olarak hayattaki ortak derdimiz dilediğimiz gibi sesimizi duyurmak. Ben de bunu başarabilmek niyetindeyim. Geçen sene yayımladığım Tam Zamanında, Ben Anlarım ve Keyfin Bilir üçlüsüyle de oluşturmaya çalıştığım ana tema buydu aslında. Her şeyin bir zamanının olduğunu, herkesin yaralanabileceğini ve nihayetinde kendi gücünü bulabileceğini anlatmak istedim. Kayıtlarımı çoğunlukla İzmir'de aranjörüm Orhun Sevindik'in home studiosunda alıyoruz. İstanbul'da ise GTR Deneyevi ve Blue Kite stüdyolarında kayıtlar aldım. Kendime ait bir stüdyom maalesef henüz yok. Geçen seneye kadar sinema sektöründe çalışıyordum. Son bir senedir tek işim müzik. Bu da maddi olarak maalesef biraz zorlu bir yol. Umarım yan mesleklere ihtiyaç duymadan keyfimizce müziğimizi yapabileceğimiz günler görürüz. Instagram hesabım @damladurakcay, buradan, Damla Durakçay olarak YouTube kanalımdan ve Spotify gibi dijital müzik platformlarından beni takip edebilirler. Son olarak şunu belirtmek istiyorum... Önümüz yaz, bu dönemi biraz sahnelerde, biraz çeşitli festivallerde, şarkılarımı farklı dinleyicilerle buluşturarak, birlikte şarkılar söyleyeyeceğimiz ortamlarda geçirmek istiyorum. Yaz sonunda bir tekli projemiz var. Bu da bir cover olacak, ters köşe bir iş yapıyoruz. Şimdilik sürpriz olsun! Çok güzel bir şarkıya, çok iyi synth'lerle dolu bir yeniden yorumlama gelecek, dinleyiciyle buluşması için şimdiden heyecanlıyım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-220-marstan/", "text": "Kadıköy kökenli alternatif rock grubu Marstan 2019 yılından bu yana müzikal üretimine devam ediyor ve BBI Yerli'nin 220. konuğu oluyor. 2019 senesinde İstanbul Kadıköy'de kurulan bir alternatif rock grubuyuz. Kendi bestelerimizi yapıyoruz ve gerek müzikal gerek görsel prodüksiyonlarımızı kendi ekibimizle hazırlıyoruz. Grup üyeleri olarak hepimiz erken yaşlardan itibaren müziğin içindeydik. Bu zamana kadar farklı gruplarda yer almış ve üretmiş insanlarız. Belki de bu sebepten bizim için müzik yapmanın en ideal biçimi bir müzik grubunun olmasıdır. Alternative rock / Rock / Modern rock. İstanbul, Kadıköy'den bir müzik grubuyuz. Hep burada yaşadık ve hala müziğimizi burada yapmaya devam ediyoruz. Her yerin bir enerjisi ve ruhu olduğu gibi, Kadıköy'ün de yüksek ama hafif melankolik bir hali vardır ve bunu Marstan olarak müziğimizde yansıttığımızı düşünüyoruz. Biz bu yola Sali'yle başladık. Kendisi grubun menajeridir, Marstan'ın her şeyiyle ilgilenir. Şarkıları yayınlar, kliplerimizin animasyonunu yapar, reklam tarafıyla ilgilenir, fotoğraf çeker, video çeker, sosyal medyayı yönetir, bir gün bülten yazar, ertesi gün afiş yapar, öyle biridir işte... Kısaca müziğin dışında kalan tüm işlerin arkasında o vardır. Basçımız Muratay ile birlikte çalışırlar klip işlerinde. Çizimleri Muratay yapar, kendi içlerinde güzel bir dinamikleri vardır. Evet, var. Bugüne kadar hepimizi etkileyen birçok isim var. Sürekli olarak yeni gruplar ve sanatçılar keşfediyoruz. Yine de bizi özellikle bu projede etkileyen ana akım olan birkaç isimden konuşacak olursak, Foo Fighters, Bush, QOTSA, Nirvana, Weezer, The Smashing Pumpkins, Placebo diyebiliriz. Tüm grup üyeleri olarak uzun zamandır aktif şekilde müzik yapan insanlarız. Bu yüzden hepimiz çok sayıda sahne aldık. Marstan olarak şu zamana kadar yalnızca Kadıköy'de konserler verdik. Muaf, Dorock XL, The Wall, Woodstock bunlardan birkaçı. Bu durum haziran ayında değişiyor. 14 Haziran'da Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi'nde çalıyoruz, ertesi gün 15 Haziran'da ise IF Ankara'da konserimiz var. Her şeyden önce çok fazla donanımlı sahnenin olmayışı en büyük sorunlardan biri. Mekanların akustiğiyle ilgili eksiklikler olduğu gibi, her sanatçı ve grup kendi ekibinde müziğinin karakterini bilen bir ses teknisyenine bütçe ayıramamakta. Bu yüzden o mekanın ses teknisyeninin bazı yetersizlikleriyle sınanmak zorunda. Grupların ve sanatçıların bunu göz önünde bulundurması ve yapabildikleri ölçüde bu duruma hazırlıklı olmaları gerekiyor. Bu zaman kadar yayınlamış olduğumuz 11 teklimiz var ve tüm dijital platformlarda mevcut. Bunların içinden 9 tanesinin animasyon klipleri YouTube'da bulunuyor. Yaptığımız şey, Türkçe sözlü alternatif rock. Parçalarımızda yüksek davullar duyarsınız, bas gitarı aynı zamanda distorsiyona uğramış bariton bir elektrik gitarmış gibi deneyimlersiniz ve gitarları çözünürlüğü yüksek ama yine de yeterince gain barındıran şekilde işitirsiniz. Vokallerimiz satürasyon barındırsa bile temiz duyulur. Şarkı sözlerinde tabii ki anlatmak istediğimiz dertlerimiz vardır, yaşadığımız bu ülkeyi yansıtır, kişisel duygularımızın haykırışlarıdır. Grubun prodüktörlüğünü yine grupta vokal ve gitarları çalan Emre Mimaroğlu üstleniyor. Grubun mix'lerini yapan kişi de Emre. Parçaların mastering'lerinin bazılarını Çağlar Türkmen yaptı, fakat son iki teklimizin, Sır ve Kendinize Tapının mastering'lerini Aziz Berk Erten ile yaptık. Davul kayıtları için birçok stüdyoyla çalıştık ama en memnun olduğumuz ve kendimizi rahat hissettiğimiz stüdyo Vibes oldu, davul kayıtlarını stüdyonun ortakları Memet İncili ve Ozan Bankoğlu ile yapıyoruz. Vokal kayıtlarımızın hepsini Başar Yakupoğlu ile kendi home stüdyosunda kaydediyoruz. Bas gitarlar ve elektrik gitarlar yine Studio Vibes'da veya Emre Mimaroğlu'nun evinde kaydediliyor. Kendimize ait bir home stüdyomuz var, ama düzenli provalarımızı Kadıköy Moda'daki Moda Plus stüdyolarında yapıyoruz. Herkesin müzik dışında süregelen işleri var. Grubumuzun davulcusu Serdar özel bir firmanın müşteri ilişkileri yöneticisi, basçımız Muratay dövme sanatçısı ve kendi stüdyosunu işletiyor, vokalistimiz Emre müzik post prodüksiyon işinde. Marstan'ın disiplinli bir çalışma temposu var. Kendi işlerimizden yeterli zamanı ayırabildiğimiz için buna sadık kalabiliyoruz. mimarsali@gmail. com adresinden menajerimiz Sali ile iletişime geçebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-221-ozgur-akyuz/", "text": "Merhaba, ben Özgür. 19 yaşında gitarla tanıştım ve müzik hayatım bu şekilde başladı. Gitarı ve müziği yatak odamda hata yapa yapa öğrendim. Biraz çekingenlik, biraz da müziğe geç başlamaktan ötürü uzun süre beyaz yakalılığa devam ettim. İçimdeki müzik hevesini kıramadığımı anladığımda ofislere veda edip kendi müziğimi yayınlama sürecine başladım. İlk mini albümüm Bazen 2022'de yayınlandı ve müzik hayatım bu şekilde resmiyet kazandı. Hedefim samimi müzik yapmak, şarkılarla hikaye anlatmak ve durmadan üretmek. Akustik, elektronik, Batı, Doğu, pop, folk demeden tek amacım etiketsiz müzik ve bu müzikle başka hayatlara dokunabilmek. İstanbul'dayım. Hayattaki tüm tecrübelerin üretilen sanat üzerinde önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yaşadığım ülke, şehir ve hatta mahallenin bile müziğimde muhakkak payı vardır. En yakın temasta müziğime değer katan insanlar ailem ve arkadaşlarım. Klişe olacak ama onlarsız ne bir albümüm ne de bir müzik hayatım olurdu. Bazen albümünde şarkıları benim kadar sahiplenen Emre Sarıtunalılar ve Eray Uygur'un da parçalar üzerinde çok emekleri var. Bahsetmemeyi tercih ederim çünkü çok fazla ve her dönem ilhamlarım artarak değişmeye devam ediyor. Ankara ve İstanbul'da çeşitli mekanlarda sahne aldım. Albüm çıktığından itibaren daha çok kendi bestelerimi duyurabilmek adına İstanbul'daki performanslara odaklanıyorum. Türkiye'deki sanatçı için en büyük zorluk sanat yapabilmek ve bunu başka bir gelir kaynağına ihtiyaç duymadan icra edip hayatını idame ettirebilmek. Diğer bir büyük zorluk ise toplumun özgün müziğe verdiği önemin az olması. Bundan dolayı sanatçılar özellikle kariyerlerinin başlarında kendi müzikleri ile bir kitle oluşturmakta zorluk çektikleri için sosyal medyada ilgi çekebilecek içerikler veya cover gibi bilindik içerikleri kullanma yollarına gidiyor. Bu durumun tamamen günümüzdeki sanat ekosisteminin ticaret odaklı ilerliyor olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Böylece organizasyon ve menajerler sanatçıları ürettikleri sanatın kalitesinden çok uyandırdıkları ilgiye ve takipçi kitlesinin büyüklüğüne göre değerlendirmek durumunda kalıyor. Aynı şekilde yapımcı ve dağıtımcılar da piyasaya mümkün olduğunca fazla ürün çıkarma çabasına girdiği için sonunda olumsuz etkilenen önce sanatçı, sonra da sanat kalitesi oluyor. İlk mini albümüm Bazen 2022'de dijital şekilde tüm müzik platformlarında yayınlandı. İçerisinde 4 tane şarkı bulunuyor. Parçaların çoğunu ofis hayatını bırakıp hayatımda neyin önemli olduğuna karar verdiğim bir dönemde yazdım. Bu nedenle albümün teması samimi bir içsel bakış üzerine kuruldu. Parçaların hepsi bir akustik gitar ve vokal şeklinde yazıldı. Bir önceki soruda bahsettiğim gibi, albümün teması samimi bir içsel anlatım olduğu için akustik tınılı bir prodüksiyon yapmayı uygun gördük. Yalnızdaki ufak bir kısım dışında tüm parçalar akustik enstrümanlarla kaydedildi. Evet, parçalarımı genellikle kendi ev stüdyomda üretiyorum. Şu ana kadar olan tecrübemle gördüğüm, müzik ve müzisyen için en önemli unsur, yapılan sanata inanılması ve desteklenmesi. Eğer parçalarınıza ve size inanan çalışkan insanları bulabilirseniz, tüm takım olarak yaptığınız işten aldığınız zevk ve kazanım çok ciddi seviyede artıyor. Örneğin, dinleyici sizin parçalarınızı severse sizi takip ediyor ve istediğiniz mekanlarda çalabiliyorsunuz. Aynı şekilde organizatör size inanırsa size sahne veriyor ve yine aynı şekilde daha çok kişiye ulaşıyorsunuz ve kitleniz büyüyor. Basın ve medya aynı şekilde sizi sever ve size inanırsa yine sizi duyuruyor ve daha büyük bir kitleye ulaşıyorsunuz. Bunun sonunda da hem sanatçı hem de sanat kazanmış oluyor. Fakat eğer bu bahsettiğim süreçlere dahil olan insanlar sizi sanatınızla değil de sizden elde edebilecekleri kazanca veya medya değerinize göre değerlendiriyorsa, siz de sanat yerine bunlara önem vermeye başlamış oluyorsunuz. Bu şekilde de sanatçı kariyeriniz uzun soluklu ve anlamlı olmuyor. Şu an için tek bir menajerle çalışmadığım için en hızlı iletişim yolu sosyal medya hesaplarım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-222-saint-kitten/", "text": "İlk olarak 2008'de yayınladığı Want You Gone adlı EP'si ile müzik kariyerine başlayan Saint Kitten, bir süredir süren sessizliğini yeni teklisi Criminal ile bozuyor. Saint Kitten ile tanışın! İzmirli sesi çok kalın küçük bir kızdım. İnsanların takılmalarına maruz kaldığım için bundan utanırdım. Buna karşın ne zaman bir sahne görsem kendimi üstünde hayal ederdim. Daha internetin olmadığı senelerde kamera karşısına geçip beni çek der dururmuşum. Tiyatro kursuna yazılmıştım ve annem beni ne hikmetse koroya da yazdırmıştı. Herkesin önünde ince notalı şarkılar söylemek zorunda olmak kabusum olmuştu. Ta ki haftalar boyu süren pratiğin sonrasında beni en zorlayan o şarkının en ince notalarını vurana kadar. O günden sonra bir anda dünyanın en kendine güvenli insanı haline gelmedim. Hayat boyu bana eşlik etmiş sosyal anksiyetem muhtemelen o küçük sahnede doğdu. Ama sesimle barıştım, kalın vokalimi beni en özgün yapan karakteristik olarak kucakladım ve şarkı söylemeye tutuldum. Tanımadığım beş kişiyle sohbet etme fikri uykularımı kaçırır, ama bin tanesinin önünde sahne almak bana en tatmin veren şeydir. Müziğe ve şarkı söylemeye olan bu ilgim bilgisayar kurtluğumla birleşerek 2007 yılında ilk DAW'ımı öğrenmemle birlikte kendi şarkılarımı üretmeye dönüştü. O günden bugüne, en sevdiğim kitap ve film Breakfast on Plutonun baş karakterinden gelen Saint Kitten mahlası altında orijinal ve cover parçaların bulunduğu üç EP ve iki single yayınladım. Bugün hala tek kişilik şov formatında parçalarımı kendim yazmakta, üretmekte ve kaydetmekteyim. Profesyonel grafik tasarım background'um sayesinde kreatif konsept, görsel ve videolarımı da kendim hazırlamaktayım. İzmir'de doğdum ve tüm hayatımı burda yaşadım. Şehrimin ya da ülkemin kültür ve müzik zevkim üzerinde çok etkisini olduğunu söyleyemem. Dinlemeyi de en sevdiğim İngilizce sözlü ve electronica janrında müzik yapıyorum. Lokal olarak büyük bir dinleyici kitlesine hitap etmiyorum. Bu yüzden tutkuma rağmen tamamıyla kendimi müziğe adayacak bir adım atmadım ve hatta uzunca süre ara verdim. Ama her geçen sene hayatın tutkularımızı ertelemek için çok kısa olduğunu biraz daha farkederek, senelerdir üzerinde çalıştığım yeni parçamı ve müzik videosunu 23 Haziran Cuma itibariyle yayınlayarak resmi olarak geri dönüşümü yaptım. Artık ara vermeye niyetim yok ve üç yeni parça üzerinde çalışmaya başladım bile. Önümüzdeki sene ise New York City'te taşınıyorum ve müzik kariyerime dair çok heyecan verici planlarım var. Ailemizdeki asıl müzisyen ablam Eda Köyağasıoğlu, nam-ı diğer La Dee Eda'nın müzikal yeteneklerinin ve müzik zevkinin üzerimdeki tesiri büyüktür. Beni electronica müziğine aşık eden ve kendi şarkılarımı yapmaya heyecanlandıran idolum Emiliana Torrini'dir. Sıcakkanlılığı ve sevecenliği sayesinde kendisiyle tanışıp şarap sofrası paylaşmışlığım oldu. CD çalarından Love in the Time of Science albümünü dinleyip hayaller kuran 13 yaşındaki halim bunu duysa heralde kalp krizi geçirirdi. Ek olarak; kalın, cüretkar sesleri ve inanılmaz şarkı yazarlıklarıyla Fiona Apple ve Imogen Heap; senelerdir ister ruhu okşamak olsun, ister dans ettirmek, yaptığı her janrda başarılı Beck; ve pop sanatçılarına olan önyargılarımı buldozer ile yıkıp geçmiş, benim için müzik ve performans sanatının üst noktası Lady Gaga. 2012 senesinde bilgisayar oyunu Portal üzerine yapmış olduğum ve YouTube'da oyun komünitesinde tanınmamı sağlamış olan cover şarkılarını bir araya topladığım Want You Gone EP'sini yayınladım. 2015 yılında orijinal parçam Erik ve Mind Shifter, At Hırsızı ve Audioscent remix'lerinin olduğu Erik EP'sini yayınladım. 2017 senesinde GusGus, Jens Lekman, Nirvana ve Lady Gaga cover'larımı bir araya topladığım Always EP'sini yayınladım. 2018'de Lady Gaga Shallow cover'ımı tekli olarak yayınladım. Bu sene yani 2023 yılında ise 5 senelik uzun bir aradan sonra dönüş yaparak orijinal parçam Criminalı tekli olarak yayınladım. Dinlerken de icra ederken de en keyif aldığım janr her zaman electronica oldu. Ama bununla birlikte organik elementlere düşkün olmuşumdur. Synthesizer'a yaylılar ya da üflemelilerle eşlik etmeden duramam. Prodüksiyon, kayıt, mixing ve mastering'imi ufak ev stüdyomda kendim yapıyorum. Pozitif etki ve değer odaklı organizasyonlara görsel iletişim ve tasarım hizmet veren bir stüdyosunun sahibiyim. Uzaktan çalışan ve esnek saatlere sahip 7 kişilik bir ekibiz. Oldukça iyi çalışma şartlarına sahip olmama rağmen müzikle beraber götürmek zor olabiliyor. İkinci bir iş yerini yürütmek gibi. Bazen bu ikisi yarış halinde olabiliyor, biri daha çok ilgi istiyor ya da daha çok cezbediyor. Özellikle son parçamı piyasaya sürmek epey enerji ve vakit aldı. İçerik üretimi dahil bütün yayınlama stratejisini kendim yürüttüm. Müzik ve tasarımın birleştiği noktalar benim en sevdiğim işler. Çok keyif aldım ama bittiği için mutluyum. Biraz dinlendim, şimdi o vakti yine müzik üretmeye ayıracağım için heyecanlıyım. İstekli olduktan sonra öyle ya da böyle bir şekilde yürütülüyor her şey. Bir Baba Indie mütevazı müzik yolculuğum boyunca Türkiye'de bana destek veren yegane platform oldu. Bende yeriniz ayrıdır. Teşekkür ederim!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-223-sila-argun/", "text": "İki yıl önce yayınladığı ayna şarkısıyla alternatif müzik sahnesine adım atan ve son olarak nokta teklisini yayınlayan Sıla Argun'un dünyasını keşfediyoruz. Doğma büyüme Antalyalıyım. Küçük yaştan itibaren şarkı söylemeyi çok sevdim, sürekli müzik dinledim. Müziğe dair attığım ilk adım ortaokulda aldığım gitar dersleri oldu, ardından güzel sanatlar lisesinde okumaya başladım. Orada da piyano öğrenmemin etkisiyle müzikal anlamda desteğim arttı diyebiliriz. Sonrasında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Caz Bölümü'ne girdim. Orada da caz vokal üzerine olan eğitimimi tamamladım. Ankara'da pek çok kez sahne aldım, 2021'den beri de kendi bestelerimi yayınlıyor ve prodüksiyon öğrenmeye çalışıyorum. Bu konuda hala ne cevap vereceğimi bilmiyorum desem yalan olmaz. Alternatif indie, dream-pop ve folk gibi tarzları kendime yakın buluyorum, bir yandan da hala kendi tarzımı arıyorum diyebilirim. Ankara'da. Elbette, her şehrin insanı, alışkanlıkları ve dinamikleri çok farklı. Başka bir şehirde yaşıyor olsam eminim ki aynı şeyler çıkmazdı. Burada insanlar birbirine çok bağlı, üreten herkes. İmkanlar kısır olduğundan daha derinlikli üretimler yapıldığını düşünüyorum. Aslında tüm sevdiklerim, hayatıma girmiş ve beni etkilemiş herkes. Beni ben yapan, motive eden veya kalbimi kıran her uçtan insan müziğime bir parça kattı diye düşünüyorum. Müziğe başlamamda büyük etkisi olan annem pastanın en büyük dilimini alır diye düşünüyorum. Her zaman destekçim olmasının yanında, çok güzel bir sesi vardır ve kendimi bildim bileli birlikte şarkı söyleriz. Ben bir şey ürettiğimde onu bir hediye gibi görür, belki kimsenin katmadığı bir değer işte. Tabii ki. Küçükken evde ne dinlenirse dinlerdim, Green Day'den tutun Ezginin Günlüğü'ne. Onlardan elbet etkilendim diye düşünüyorum. Ortaokulda Lana Del Rey aşkım başlamıştı, ondan çok etkilenmiştim. Ardından lisede David Bowie ile tanıştım, onu muhtemelen bir ömür ilham kaynağı olarak göreceğim. Onun dışında Fiona Apple, Grouper, Sibylle Baier, Rozi Plain ve Adrianne Lenker gibi müzisyenlerden çok etkilendiğimi düşünüyorum. Evet, 2017'den beri Ankara'daki Lola, Haymatlos ve Last Penny gibi çeşitli mekanlarda sahne alma şansım oldu. En son da Sofar Ankara sahnesine konuk oldum. Yakın tarihte bir sahne görünmüyor. Yaptığınız müziğin sizin için olduğunu unutmanız isteniyor. Eğlenceli, hareketli veya popüler şeyleri duymak istiyorlar. Vokalseniz, hele kadınsanız, sizi ciddiye almayanlar veya objeleştirenler de oluyor. Daha güzel giyinmeniz, şık olmanız ve sürekli gülümsemeniz isteniyor. Nedense erkekler tişört giydiği için kimse onlara bir şey demiyor. Onun dışında seyircinin size istek parça için müzik kutusu muamelesi yapması ve işletmeci tarafından maddi manevi suistimal edilmek de bu ülkenin gerçeği. Ciddi anlamda zor kısacası. 2021'de ilk teklim olan ayna çıktı. Ardından Monolog, mayıs şarkısı ve son olarak da nokta'yı yayınladım. nokta, şu ana dek yaptığım en kompleks şarkı muhtemelen, yani prodüksiyon olarak. Hikayesinin küçük hissetmekten ama dünyadan yine de taşmaktan bahsetmesinden ötürü büyük yaylılar ve 4-5 kanal unison vokalle çok geniş bir sound elde etmek hayal ettiğim tezatlıktı. Elektronik ögeleri diğer şarkılarıma kıyasla çokça barındırıyor. Vokal armonilerini katmanlı inşa etmeyi çok seviyorum, şarkıda da bahsettiğim rüya halini güzel verdiğini düşünüyorum. Gerçekten beni tanıyan biri İşte Sıla der sanırım dinleyince. Ünlü olan Sıla değil, ben. Kayıtlarımı evde alıyorum. Prodüksiyon, miks ve master konusunda Safe Heights ismiyle müziklerini yayınlayan canım Altay çok fazla yardım ediyor bana. Biz bizeyiz işte, ben bir şeyler yapıyorum, birlikte topluyoruz. Odacığımda üretiyorum, stüdyoda kayıt almak gibi bir isteğim de pek olmadı. Tabii home stüdyom olsun, tüm ekipmanları ve imkanları sağlayayım çok isterdim. Başka bir işim yok. Okulum yeni bitti, o devam ederken de zaten müzik okuduğum için o denge hep paralel ilerledi. Her alanda üretip müzikle iç içe oldum. Denge de hiç sarsılmadı. Benimle Instagram veya profilimde bulunan mail üzerinden iletişime geçebilirler. Müzik yapmayı çok seviyorum, yeri geldiğinde zor ve sinir bozucu gelse de... Kendimi şanslı görüyorum, sevdiğim müziği sevdiğim insanlarla içimden geldiğince yapıyorum. Umarım hep de böyle olur, bana böyle güzel bir ifade alanı tanıdığınız için minnettarım. Teşekkürler, sevgiler!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-224-monvodia/", "text": "Yaşamına Ankara'daki aile evinin odasında devam eden monvodia, 2020 yılından beri üretimlerini yayınlamaya devam ediyor. Arctic Monkeys, The Strokes, Radiohead, James Blake gibi isimlerden etkilenen müziğiyle monvodia ile tanışın! Projemin adı monvodia. İsim bulmaya çalışırken ilginç ve yazı şeklinde şık duran, bir o kadar da özgün bir şey olsun istedim. Sözlük okuyup hoşuma giden kelimelerden türeterek uydurdum bu ismi. Kulağa çikolata markası gibi gelmesi hoşuma gidiyor doğrusu. Ben Yiğit! Ankara'da yaşayan yirmi üç yaşında bir öğrenciyim. Havacılık ve Uzay Mühendisliği okuyorum. Hobi olarak müzik yapıyorum. Profesyonel bir müzik eğitimim yok. Ben de pandemi döneminde heveslenip Youtube'dan müzik prodüksiyonu videoları izleyerek bir şeyler kaydetmeyi deneyen yatak odası müzisyenlerinden birisiyim aslında. İlk başladığımdan bu yana kaydettiğim tamamlanmış tüm kayıtları yayınlamayı seçtim. Dolayısıyla monvodia bir müzik projesinden çok bir çizerin eskiz defteri gibi de düşünülebilir. monvodia diskografisine bakıldığında sıfırdan başlayan bir kişinin müzik yapmayı öğrenme serüveni gözlemlenebiliyor gibi hissediyorum. Günlük hayatta insanlar bu soruyu sorduğunda üzgün, sakin, indie müzik gibi düşünebilirsin diyorum genelde. Hala kafalarında bir şey canlanmazsa alternatif, indie, dreamy, shoegaze, rock-pop gibi kelimeler fırlatmaya başlıyorum üzerlerine. Çoğu parçama indie-pop demek uygun olsa da kimisi rock ve hip hop elementleri de taşıyor. Ankara'da devam ediyorum. Ankara hep söylendiği gibi insanlarıyla anlamlanan bir şehir. Benim müziğimde de çevremdeki insanların, dolayısıyla da şehrimin, çok büyük bir etkisi var tabii. Dinleyicilerim diyebilirim sanırım. Müzik yayınlamamın tüm amacı kendim de tam olarak anlayamadığım bazı duyguları somutlaştırarak daha iyi anlamak. Tanıdığım veya hiç tanımadığım insanların müziklerimi dinleyip bu duyguları benimle paylaştığını duyduğumda sanki tüm bu şarkılar amaçlarına ulaşmış gibi hissediyorum. Kesinlikle. Dinlediğim her şeyin müziğimi etkilediğini düşünüyorum. Özellikle Car Seat Headrest hem müziği, hem de zaman içindeki gelişimiyle monvodia'nın başlamasında çok büyük etkisi olan bir grup. Bunun dışında Arctic Monkeys, The Strokes gibi indie rock gruplarından Radiohead, Joji, James Blake, King Krule gibi isimlere birçok sanatçı beni ve müziğimi oldukça etkiliyor. Daha önce sahne almadım. Ancak bir gün monvodia'yı sahneye taşımayı çok istiyorum. Sürekli sahneler almak gibi bir amacım olmasa da bir gün spesifik olarak ODTÜ Mimarlık Amfisi'nde çalmak yakın gelecekteki en büyük hayalim olabilir. Evet; şu anda monvodia adı altında sekiz EP ve üç single'a bütün müzik platformlarından ulaşabilirsiniz. Son yayınım bir ay kadar önce yayınladığım kısa çalarım Kaliko'm. Kendisi beş parçadan oluşuyor. Genel olarak bir şeylerin değişmesi, günlük hayatın zorlukları ve zamanı durduramayıp sürekli olgunlaşmamızı konu alıyor. Güncel müzik endüstrisinde çok da bahsedilmeyen ama hepimizin de hissettiği konulardan bahsetmek bence monvodia'yı en özel ve samimi yapan yanı. Örneğin Bugün Çok Gülümsedim isimli parçada çok da yakın olmadığım, biraz da çekindiğim insanlarla konuşurken kendimi gerginliğe bağlı olarak sürekli gülümserken bulmam konu alınıyor. Ya da Gitsem de zaten eğlenmezdim parçasında bir sosyal etkinliğe davet edilmeyen ve sonrasında 'Çağırsalar da zaten gitmezdim, gitsem de zaten eğlenmezdim.' gibi sözleri kendi kendine sayıklayarak daha iyi hissetmeye çalışan bir karakter başrolde. Bunun yanı sıra her şarkıda o parçayı özel kılan bir element kullanmaya çalışıyorum. Bu element keman yayı veya e-bow ile çalınmış, bir orkestrayı taklit eden atmosferik gitarlar; pitch-shift ile elde edilmiş vokal harmoniler veya basit bir mızıka olabiliyor. Kulağa tatlı ama bir yandan da karanlık gelen atmosferler oluşturmanın parçalarımın hislerini yansıttığını düşünüyorum. Kayıtlarımın tamamını odamda alıyorum. Her şeyi kendi başıma yaptığım için söz-müzik yazımı, kayıt ve prodüksiyon aşamaları genelde aynı anda gerçekleşiyor. Parçalar şekil almaya başladıktan sonra çevremdeki insanlara dinletmeye başlayıp ufak tefek değişiklikler yapmamla genelde son hallerini alıyorlar. Aslında evet. Aile evimdeki odacığım benim biricik üretim alanım. Evde birileri varken özellikle vokal kayıt almaktan çekindiğim için herkesin evden gittiği birkaç saat benim için altın değerinde oluyor. Bunun gibi fırsatlarım her zaman olmadığı için de genelde şarkıları yazdığım anda kaydettiğim fısıltı şeklindeki vokallerim çoğu zaman parçaların son hallerinde kendilerine yer ediniyor. Doğrusu kendimi tam olarak bir müzisyen olarak görmüyorum. Kaydedip yayınladığım her şeyi beni mutlu ve tatmin ettiği için yapıyorum. Dolayısıyla hiçkimseden kişisel bir beklentim yok. Buna rağmen gerek insanların beni dinleyip geri dönüşte bulunması, gerek bu röportajı yapma fırsatının bana verilmesi tabii ki beni çok memnun ediyor. Şu anda okulumu tamamlamaya çalışıyorum. Derslerimden kalan zamanda ise resim çiziyor ve dövme yapıyorum. Müzik ise hayatımda doğrudan bir yer edinmiş olmasa da sürekli olarak gün içerisinde aklıma gelen söz ve müzik fikirlerini not alıyorum. Yeterince fikir ve isteğe sahip olduğum günlerin gecesinde ise bir hevesle bilgisayarımın başına oturup enstrümanlarımı çevreme diziyor ve bir şeyler çalıp kaydetmeye başlıyorum. Birkaç parça şekillenmeye başladığında ise yeni EP yapım sürecine girmiş oluyorum genelde. Bu süreçte gün içerisinde sürekli olarak kayıtlarımı dinleyip notlar alıyor, geceleri eve dönüp üzerlerinde çalışıyorum. Hepsi tamamlandığında ise bir kapak tasarımı yapıp yayınlıyorum. Bir süre sonra aynı döngü baştan başlıyor.. Bu röportaj ile ilk defa yatak odamdan dışarı ufak bir adım atmış gibi hissediyorum. Çünkü bu proje adı altında ilk defa doğrudan müzik dışında bir paylaşımda bulundum. Bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-225-nodewave/", "text": "BBI Yerli'nin yeni konuğu, iki yakın arkadaş olan Burak Gezmiş ve Buğra Baran tarafından kurulmuş, indie dance, deep house ve melodic house tarzlarını barındıran Nodewave oluyor. İkilinin batı melodilerini Türkçe sözlerle harmanlandığı müziğine göz atın! Nodewave, iki yakın arkadaş Burak Gezmiş ve Buğra Baran tarafından kurulmuş, elektronik dans müziğini Türkçe vokallerle harmanlayarak ülkeye alışılanın dışında bir vizyon katmayı hedefleyen bir oluşumdur. Küçük yaşlardan beri müzikle ilgileniyoruz. Farklı tarzlarda bireysel proje üretim süreçlerimiz oldu. Bir gün eğlenmek için bir araya geldiğimiz de doğaçlama bir şekilde kaydettiğimiz Alabora adlı parçamızla beraber bu grubu kurma kararı aldık. Canlı performans odaklı parçalar üretiyoruz. Melodic house, indie dance ve deep house soundumuzun tanımına en uygun tarzlar diyebiliriz. Bu konuda kendimize bir sınır koymadığımız için elektronik dans müziği diye genelleyebiliriz. İkimizde İstanbul'da yaşıyor ve çok yakın oturuyoruz. Burası dünyanın en ilham verici şehirlerinden biri. Kaostan beslenebiliyoruz ve negatif ya da pozitif tüm hislerin bizim bir parçamız olduğunun farkındayız. Bu yüzden asla uyumayan bu şehirde her an her yerde yaratıcılığımızı tetikleyecek birçok etkenle iç içeyiz. Bob Moses, Eli & Fur, Monolink, Durante, Stereo MC's, Dışarıya kapalı özel eventler dışında henüz almadık. Türkiye'de piyasada en popüler olan tarzları yapmadığınız sürece büyük kitlelere müzik yapma şansınız az oluyor. Bu da birçok sanatçı gibi bizi de negatif etkiliyor. Bizim yapmak istediğimiz tarz biraz daha gece klüplerine ve elektronik festivallere uygun bir sound olduğu için spesifik olarak yaşadığımız sorun, birkaç şarkıyı mixleyerek çalabilen herkesin DJ olarak kabul edilmesi ve bu kişilerin sadece network sayesinde sahne alıyor olması. Müziğe dair bilgi sahibi olmayan insanların sadece çok fazla insan tanımalarından dolayı piyasadaki birçok güzel mekan da çalmaları, bizim gibi bu işin mutfağından gelen ve her aşamasını kendi üreten sanatçıların işini zorlaştırıyor. 10 Mart 2023 tarihinde ilk çıkışımız olan Alabora adı altında yayınladığımız 3 şarkımız var. 8 Eylül 2023 tarihinde ise Kokteyl adlı teklimiz yayınlandı. Genelde besteleri doğaçlama bir şekilde yapıyoruz. Bir araya geliyoruz ve akış bizi nereye götürürse şarkıya dönüşüyor. Projenin gelişim sürecinde ana fikirden kopmadan değişimler yaparak tamamlıyoruz. Çoğu zaman sözler bile ilk kayıtta çıkanlar olarak kalıyor. Her zaman en doğal akışta içimizden geleni beslemeye odaklandık. Dans müziği yaptığımız için genelde Buğra bilgisayarın başında altyapıyı ilerletirken, Burak elinde mikrofon kendini sahnede hayal edip dans ederek freestyle bir şekilde şarkıyı besteliyor. Biz çok yakın arkadaşız ve herhangi birimizin bir fikri ortaya çıktığı anda ikimizde o fikrin üzerine yoğunlaşabiliyoruz. Bu anlamda duygusal çok güzel bir bağ var aramızda. Gerçek dostla ortak olmak kadar haz verici bir şey daha yok. Kayıtlarımızı evimizde alıyoruz. Ayrı ayrı ikimizin de evinde stüdyo var. Birbirimize gidip gelerek süreci tamamlıyoruz. Prodüksiyon sürecinde sadece ikimiz varız. Mastering işlemi dışında her şey bize ait. Dinleyiciden bir beklentimiz hiçbir zaman olmadı. Onlara beklediklerini vermeye daha çok odaklıyız. Ama bir dilek hakkımız olsaydı tüm dinleyicilerin bir şarkıyı ilk defa dinlediğinde geçmişten kulağı alışık olan parçalarla kıyaslama yapmadan bu yeni ve sıra dışı işin tadını çıkarmaya odaklanmaları olurdu. Mekanların yeni sanatçılara çok daha fazla şans vermesini, sanatçının ne kadar insanı mekana doldurduğu önemli bir nokta olsa da müzik kalitesinin de bir o kadar önemli olduğunu unutmamalarını bekleyebiliriz. Müzisyenlerden beklediğimiz en önemli şey, müzikte başarı geldiğinde popülerlik geliyor olması gerçeğini egolarına meze yapmamaları. Kendi kişisel benliğini yüceltmek için değil, duygularını ve yaşanmış deneyimlerini insanlara bir hizmet olarak sunmak odaklı müzik yapmaları. Bunu farketmiş insanlarla ortak işler yapmak için çok heyecanlıyız. Müzik basını gözlemlerimize göre müzikten anlamayan birçok editör tarafından da yönetilebiliyor. Tamamen ticari bir piyasa kafasıyla hareket eden çok oluşum var. Potansiyeli olan sanatçıları çok daha fazla destekler ve yer verirlerse müzikalite de doğru orantılı gelişecektir. Prodüktörümüz Buğra Baran akustik danışmanlık yapıyor. Sesin ne olduğu, nasıl hareket ettiği, psikolojik açıdan insan üzerindeki etkileri gibi konularda uzman. Bu yüzden mesleği altyapılarımızın kalitesini doğrudan geliştiriyor. Besteci ve vokalimiz Burak Gezmiş seslendirme sanatçısı. Uzun zamandır ses kayıt ve mixing üzerine çalışması ve 24 saatinin çoğunda elinde mikrofon olması da sesinin gelişimi açısından iyi bir avantaj. Tüm dünyayı kasıp kavuran, en büyük festivallerin ana soundunu oluşturan house tabanlı müzik tarzı Türkiye'de de gitgide popüler oluyor. Biz de bu soundun batı hisleriyle sarılı Türkçe vokal versiyonuyla özgün ve iddialı bir grup olduğumuza inanıyoruz. Bunu yaparken asla kendi popülarite ve çıkarlarımız odaklı değil, dinleyicimize bize ayırdığı zaman da alabileceği en büyük keyfi verme odaklıyız. Bizi sahnede gördüğünüz de gerçekten kolektif bir bağ kuracaksınız ve o anı en güzel anlardan biri yapmak için karşınızda olacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-31-ciermento-ferforte/", "text": "Olayımız gitar, vokal, indie tadında başlayıp, albüm sırasındaki beyin fırtınaları sonucunda içinde funk, prog, grunge, blues esintileri içeren çok katmanlı bi müziğe dönüştü. Devamında ise sanırız böyle devam edecek gibi gözükmekte. Yani işte farklı bir şey yapmadan önce bu bizim tarzımıza ne kadar uyuyor diye düşünmüyoruz da fikir hoşumuza gidiyor mu ona bakıyoruz. - Mert Vokal ve küçük çaplı telli enstrüman katkıları. - Can Vokal, gitar, bas, davul, kayıtta ne çalması gerekiyorsa. Yani, Can aşağı yukarı gördüğü her enstrümanı çalıyor. O yüzden yarın bi gün 8 farklı grupta çalması muhtemel. Ama şu anda bütün ilgi alaka ve şefkatini Mert'e ve CF'ye yöneltmiş durumda. Gelecekte n'olacağını rabbisi bilir. Mert ise, 12 senedir gitarda intermediate seviyede, kur atlayacak diye bekliyoruz. Onun dışında da bir şey yapmıyor. Sanayide mühendis kendisi. Öyle bi proje var önünde. Daha çok ses sistemimizi kurup eşi dostu çağırıp ev konserleri verdiğimizden, başkalarının evine de bok atmamak için hep 5 deme taraftarıyız. Bir kere Acme diye bir barda çıkmıştık. Aksiliklerin bir çok sorumlusu olsa da bunlardan hiç biri mekanın kendisi değildi. İşte dediğimiz gibi kendi sistemimizi kendimiz kurma taraftarıyız. Albümde prodüktör olarak çalışan arkadaşımız da gelip teknik kontrolleri yaptı mı istediğimiz sese ulaşabiliyoruz. Teknik konularda aksaklıklar çok uç nokta olmadığı sürece sizin mekana önceden gidip kendi şarkılarınızı o ekipmanlarla nasıl ve ne şekilde çalacağınızı düşündüğünüz takdirde aşılmayacak durumlar değil. Sonuç olarak bizim yaptığımız müzikte her şarkı ilk; tek gitar ve tek vokalle başladı, teknik problemler elimizi kolumuzu bağlarsa da aynı şarkılar tekrardan tek gitar ve tek vokale dönebilirler. Bize ve arkadaşlarımıza bütün gece bedava içki teklif edildiği sürece bizce hiç bir mental eksiklik yoktur. Almadık. Sahne. Yani büyük bir festivalde almadık fakat küçük bir festivalde yer almışlığımız var. Ama soruya cevap verdirebilecek ölçekte bir olay değil idi. Bence bu yorum konusunda bizim bilinçli olmayan bi' ayrımımız var. O da birisi şarkıyı beğendiği zaman veya beğenmediği zaman bunu önemli bi' veri olarak alıyoruz. Ama sebeplerini kendimiz deşmeyi tercih ediyoruz. Dışardan gelen fazlaca; öyle olmayın böyle olun, yok yok öyle de olmayın şöyle olun düşüncelerinden etkilenmek istemiyoruz. Ama bir sebepten ötürü ortaya çıkmış bir şarkıyı, bir şekilde içselleştirip bir hale bürünüyorlarsa insanlar, bize iyi. Zaten başka türlü bir katkı da düşünemiyoruz. Mekanı ve zamanı biz dolduruyoruz belli bi oranda, orada olan herkes kitlemizdir diye düşünüyoruz işte. Can'a en yakın sahne Paris'te. Mert'e ise en yakını Ankara'da. Sıkıntı biraz burada başlıyor işte. Uğraşımız yok denecek kadar az şu aşamada. Çünkü biz birbirimizi uzaktan sevmeyi öğrenmiş iki insanız. Ağırlığımız albümlere ve kendi sesimizi bulmaya yönelik şuanda. Hedef kitlemiz yok. Niye olsun? Ama dediğimiz gibi, dinlediğinde içinde bir şeyler kıpraşan herkes zaten kitle olmuştur artık hedef gözetmeksizin. Öncelikle albümdeki doyuruculuğu sahnede bulmamız lazım ses olarak, bunu sağlarsak ve bir şekilde rutine oturabilirse bu iş, sahneye bakan yüzlerin gülümseyeceğini görür gibiyiz. Evet, beste grubuyuz. Organizatörlerle bir bağlantımız olmadı hiç, ama öyle bir istek olursa, çok güzel cover yapan, kendilerini bu yolda eğitmiş gruplar var. Bir-iki şarkı kendimiz istersek çalabiliriz tabi ki. Ama beste yapan albüm çıkartan bi grupken, neden kendi şarkılarımızı tanıtmaya çalışmayalım? Yani zaten senede birkaç kez bir araya geliyoruz, onda da buna yönelik konserler vermeye çalışıyoruz. Çoğunlukla vereceğimiz bir konser ya da çekilecek bir performans vidyosu bile çok planlı programlı olmak zorunda bizim için. Önce çıkabileceğimiz bir mekan bulup orayı kesinleştirdikten sonra çalacağımız şarkıları belirliyoruz. Ondan sonra da Can Türkiye'ye gelince 1 hafta prova alıp çıkıyoruz. Yani sahne programı değil de aylık kalkınma planlarımız var daha çok. Oturduk saydık genel hatlarıyla tamamlanmış olan 38 şarkı var. Bunlardan 14'ü ilk albümde olacak ki kaydı miksi bitti ilk bunların. Bir tek mastering kaldı yakın zamanda yayınlayacağız gibi gözüküyor. Onun dışındakiler ise canlı çalmaya çok alışık olduğumuz 8-10 tanesiyle beraber yarın çıksak desek herhalde 23-25 şarkı çalabiliriz diye düşündük. Bizim yaptığımız müziğin üretim biçimi en başından beri belirgin şekilde çizildiği için, genelde üç safhadan geçiyor. Müzik hazırlanırken yaşanan duygular çoğunlukla retrospektif. O nedenle anlatacağı şey gelecekle alakalı değil pek. Hakim olan birincil enstrüman gitar olsa da, besteler genel olarak kayıt sırasında eklenecek enstrümanlara yer bırakacak nitelikte. Örneğin folk bile duyulabilecek bir beste, stüdyo kayıt sırasında alabildiğine progresif bir yapıya bürünebiliyor. İkinci safha sözlerin müziğe etkisi. Sözler genel olarak Mert'in iç dünyasıyla ilintili. Bazen hinoğluhin oluyor bazense biraz karanlık oluyor. Ama genel olarak bireysel ve bize manalı oluyor sözler. Bu konuda hep, birilerinin bu sözlerle ilişki kurabileceğini varsayarak devam ettik; başkaları nasıl anlar/anlamaz diye endişelenmektense. Üçüncü safha söz ve müziğin etkileşimi. Can ve Mert'in müzik hakkında düşünceleri ve üretimleri aslında zaten ayrı ayrı önceden de vardı. Yıllarca beraber vakit geçirip hiç müzik yapmayı düşünmemiş iki insan bir anda böyle bir karar verince; ayrı ayrı yıllardır yazılanları ve çalınanları birleştirme uğraşı başladı. Ayrıca dinledikleri müzik ve müzik konusunda ki anlayışları da birbirinden baya farklı olduğundan hep bir sentez işi çıkıyor ortaya. Bizim grup olarak cover çalmaya karar vermemiz bizce iki şekilde olabilir. Ya çok keyif aldığımızdan için çalabiliriz ya da bir şarkıya ekleyeceğimiz bir şeyler olduğundan. Ama çok da üstüne düşündüğümüz bir durum da değil şuan. İlk albümü 2015 yazında kaydettik. Sonra ki süreçle cebelleşip duruyoruz şu sıralar. Ama sonuna geldik gibi, sanıyoruz ki bir aya kadar bir şekilde spotify'a koyacağız albümü. Süreç korku filmi tadındaydı aslında. Can geldi Paris'ten, her şeyi planlayıp programlamıştık, hangi gün hangi şarkılar kaydedilcek vs diye. 12 günde 14 şarkı kaydettik. Domuz gibi terledik, her gün işten çık gece geç saate kadar kayıt yap, sonra ertesi gün yine işe git, o günü planla gün içinde, sonra yine kayda şeklinde bir döngüydü. Ama bitti. Bu yaz aynı telaşa ikinci albüm için girmeyi düşünüyoruz ama bakalım işte. Bu arada kayıt yaptığımız stüdyo Haunted Attic Studios diye geçen sevgili arkadaşımız Atay İlgün'ün hem evi hem de stüdyosu. Bütün şarkıların miksini, prodüksiyonunu o yaptı ve başta klavye olmak üzere bazı ek enstrümanları da o çaldı. Onun da yaptığı çok ilginç ambient işler vardır. Wounded Wolf Press diye geçer internette bakarsanız. Biz kayıtları tanıdıkla ve ev stüdyosunda yaptığımızdan, çok avantajlıydık. Ama genel olarak teknik yeterlilikten çok kafamızda ki sesleri elde etmek konusunda yol gösterici olan bir anlayış olması gerekli bizim için. Sonuçta kaydetmek, miks etmek çok farklı işler ve biz bu konularda az deneyime sahibiz. Yani işte istenilen tonu/sesi alabilmek, mükemmel teknik imkanlardan daha önemli bizim için. Bizi anlayan biriyle çalışmak ilk albüme çok şey kattı o manada. Müzik bizce yarıştıralacak bir şey değil. Bir müzisyen bir müzisyenden daha iyi olabilir ama yarışma mantığı müziğin genel subjektifliğine aykırı. Yarışmaya katılmadık yani. - Çok hızlı tüketmeye alıştık ama yine de bir işi biraz daha sindirerek algılamaya çalışmak lazım diye düşünüyoruz. 10 liraya kolayca bi bira alabilirken çılgınca emek harcanan bir albüme aynı paranın verilmemesi. Albümlerden ziyade şarkıların tek tek dinlenmesi. Bazı sıkıntılarımız. Ama çözülmesini de beklemiyoruz bunların. - Mekanlardan beklentimiz parasal değil. Bedava içki karşılığında bir yere çıkmak bizim için hiç sıkıntı değil hatta tek beklentimiz. Konser vermekte ki temel amaç şarkılarımızı çalmak söylemek. Bu imkanı sağlayan mekanlara da saygımız sonsuz. - Organizatörler lütfen iyi organize etsinler. Bıktık artık. Sürekli kötü kötü organize ediyorlar. Hiç organize olamıyorlar. Bir kere kendileri organize değiller ki. Lütfen. - Müzisyenlerden parçalarını çalmalarını bekliyoruz. Sıkılmadan usanmadan enstrümanlarını çalmalarını. Kendi parçalarını çalmalarını. Türkiye'deki müzik yazarları bizim çok takip ettigimiz bir şey değil, ama arada okuduğumuz zaman prim verilen şeylerin samimiyet, özgünlük vs. olduğunu görmek bize komik geliyor biraz. Öyle bir noktaya geldi ki durum, müzisyenin etrafıyla nasıl iletişim kurduğu en önemli şey haline geldi. Müzikten daha çok konuşuyoruz göze hoş, tatlış gelmeyi. İçerde olmayan müziğin dışarda olmasıyla içeriye uyarlanması arasında da fark var; yine samimiyet/özgünlük konusunda. İki kişinin her şeyi çalamaması bu yüzden albüm kayıtlarında ki çeşitliliğe her zaman ulaşamamak büyük bir dezavantaj. Sonra ki aşamalarda içimize sinecek, bizim kadar şarkıları bilen insanlarla beraber konserlere çıkabiliriz. İki senede 40'a yakın şarkı yaptık. Sayısı tabi ki önemli değil ama üretken olduğumuzu hissediyoruz şu anda ve bu da bizi gayet mutlu ediyor. İlerleyen yıllarda da bundan sonra ne yapacaklar? diye takip eden bir kitlemiz olsa çok mutlu oluruz. - Facebook: facebook. com/Ciermento-Ferforte-1690896544475858/ - Twitter: twitter. com/ciermenferforte - Soundcloud: soundcloud. com/ciermento-ferforte - Youtube Kanalı: youtube. com/channel/UC9Z6kJ-8BRaBGivaoSvewNg Hmm şöyle bir şeye cevap vermek güzel olurdu mesela: Bu işin tanıtım tarafı hakkında ne düşünüyorsunuz? gibi. Cevabımızı da verelim hazır konuyu biz açmışken. Yani uğraşıyoruz, didiniyoruz ve bir şeyler ortaya koyuyoruz. Hep üretim sürecinin burada bittiğini düşünmüşümdür. Ama öyle olunca kimseye ulaşmıyor ürün ve onca emek boşa gitmiş oluyor. Ama müzik yapıp, kendi müziğine inanıp sonra da millet dinlesin diye para harcamak bize çok iki yüzlü bir şey gibi geliyor. Yani güzel olduğuna inandığımız bir şeyi duvara asıp baksınlar demiyorsun da, eline alıp kapı kapı dolaşarak insanların gözüne sokuyormuşsun gibi. Hal böyle olunca tanıtımı da üretimle taçlandırmak hoşumuza gidiyor bizim. İşte ne bilelim; vidyo olur, görsel olur, yazı olur, performans olur. O zaman da bütün bu müzik işi toplu bir üretime dönüşmüş oluyor her manada. Böyle şeyler deniyoruz biz de ama görsel manalarda çok deneyimli olmadığımızdan; Kendimizi Türk grafikerlere emanet ediyoruz. . Böylece işte her elde edilen şeyin içine biraz emek kaçmış oluyor. Bizce daha mutluluk verici oluyor. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-4-teneke-trampet/", "text": "Teneke Trampet kurulduğu zamanlarda sokak müziği yapıyordu. Gitgide elektriklenen müziğimizin temelinde ozan şarkıcılar geleneğine ve kolektif rock grubu düşüncesine duyduğumuz saygı ile hissettiklerimizi, düşündüklerimizi söylemeye ve sorularımızı paylaşmaya duyduğumuz ihtiyaç var. Buradan da hareketle şarkı sözünün niteleğine önem veren, sözünü kimi zaman yumuşak, kimi zaman sert söylemeyi tercih eden, müziğin içinde sık sık akustik enstrümanlara da yer vermeye çalışan bir grup olduğumuzu söyleyebiliriz. Basçımız Koray Bulut, Serap Yağız ve Taner Öngür ile birlikte çalışıyor. Gitaristimiz Ergin Kandemir ise Fötr Blues Band'de ve yeni oluşturduğu Ergin Kandemir Band'de gitar çalıyor ve vokal yapıyor. Kimi mekanlarda monitör ya da amplifikatör eksikliğinden ya da niteliğinden kaynaklanan zorluklar olabiliyor. Bunun yanında kimi yerlerde akustik enstrümanların yükseltilmesinde sorun çıkabilyor. Kimi yerlerde işletmecilerin çok kar odaklı düşündüğünü ya da organizatörlerin yaptıkları işi yeterince ciddiye almadıklarını gördük. Ama bu konuda bir genellemeye gitmek çok yanlış olur, çok memnun kaldığımız birçok mekan da oldu. Yer aldığımız festivalleri yukarıda anmıştık. Herhalde en önemli sorun zaman zaman karşılaşılan temizlik sorunu. Bunun yanında nispeten daha küçük festivallerde ses sistemiyle ilgili sıkıntılar olabiliyor. Demo ya da albüm yolladığımız festivaller oldu. Kimi festivaller ise doğrudan çağırdı. Tanıdığımız dinleyiciler yanında tanımadıklarımız da oluyor. Herhalde müziğimize verdikleri en güzel katkı kimi şarkıları bizimle birlikte söylemeleri. Bunun yanında konser sonrası bazı şarkıların sözleri hakkında fikir belirten dinleyiciler de oluyor. 80-90 kadar şarkı arasından 25-30 kadarını çalıyoruz. Farklı şarkılarda sabit kalan ve bütünlüğü sağlayan enstrümanların yanında farklı enstrümanlarla da bir çeşitlilik yaratmaya çalışıyoruz. Bir şarkının uyandırması istenen düşünce ya da tetiklemesi istenen itki sadece sözleriyle değil, o sözlerin nasıl söylendiğiyle ve nasıl bir enstrümantasyon kullanıldığıyla da yakından ilgili. Düzenleme sırasında bunun üzerine düşünmek gerekiyor. Bu bazen sert ya da yumuşak söyleme arasında bir tercih olarak ortaya çıkarken kimi şarkılar içinse teatral bir söyleyiş kullanmak gerekebiliyor. Şarkı sözlerinde bazen başka eserlere göndermeler yaptığımız da oluyor. Sokak müziği yaptığımız dönemde sevdiğimiz ozan şarkıcıların birçok şarkısını da çalıyorduk. Şimdi ise bu çok azalmış durumda. Başkalarının parçalarını ancak gerçekten kendimizden bir şeyler ekleyebilirsek yorumlamayı tercih ediyoruz. Birkaç tane demo çalışmamız ve sonrasında 2012'de Kalan Müzik etiketiyle yayınlanmış İzin Verme isimli bir albümümüz var. Bunlar yanında başka kimi şarkılarımızı da kaydettik. Albüm kaydımız oldukça uzun sürdü. Bunun bir nedeni grubun çoğunluğunun müzik dışında işlerle de uğraşması, yani müziğe kısıtlı zaman ayırabilmesi, diğeri ise çalıştığımız stüdyonun bilgisayarının bozulması, dosyaların uçup gitmesi gibi hesapta olmayan sürprizlerdi. İyi ekipmana ve geniş bir alana sahip bir stüdyoda çalışmak önemli. Çoğu stüdyo bu şartları sağlamıyor ancak sağlayanlar var. Kayıt yapılan stüdyoda ise enstrümanların amaca en uygun şekilde kaydedilebilmesi açısından iyi ekipmanın yanında ekipmanı tanıyan ve nasıl bir sonuç alacağını bilen bir kayıt teknisyeninin varlığı da gerçekten önemli. Dinleyicilerden bir beklentide bulunmak biraz ayıp gibi geliyor, ancak ilk kez duyduğu müziklere açık kulak ve açık zihinle yaklaşmak gibi bir şey söylenebilir belki. - Mekanlar: Müzik dinleyenlerin, müzik üretenlerin ve mekan çalışanlarının herkes için uygun koşullarda bir araya gelmesini sağlamaya çalışmak. Bu başlık, pahalı yiyecek-içecekle dinleyiciye itici gelmemekten müzisyene hem zevkle müzik yapmasını sağlayacak hem de parasal olarak kendisini yeniden üretmesine imkan sağlayacak koşulları sağlamaya kadar birçok bileşen içerebilir. - Organizatörler: Yapamayacağı şeyler vaat etmemek, kimsenin hakkını yememeye çalışmak ve yanlış bir şey yaptığında özür dilemekten çekinmemek. - Müzisyenler: Yanlış bir şey yaptığında özür dilemekten çekinmemek. Müzik blogları, birçok insanın farklı müzikler üzerine düşüncelerini paylaşmasına olanak verdiğinden yararlı. Herkes tarafından üretilebilir ve ulaşılabilir olması sayesinde müzik yazarlığını demokratikleştirdiği söylenebilir. Her edimin, dolayısıyla müziğin de son tahlilde politik bir yanı var. Zaman zaman bunu hatırlamanın, müzik üzerine yazan-çizen, düşünce üreten herkese iyi geleceğini düşünüyoruz. Müzik yarışmalarına kategorik olarak karşı değiliz. 2007'de Radyo Boğaziçi'nin düzenlediği Battle Of The Bands yarışmasını kazanmıştık. Eminiz vardır ama bu formu doldururkenki kısıtlı sürede aklımıza gelmedi. Vokalde çok sesliliğe önem vermek, akustik enstrümanlar kullanmak, şarkı sözleri ve neyi nasıl söylebileceğimiz üzerine düşünmek. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-40-cihan-bilgin/", "text": "Çok sahne alan biri olmadığım için bu soruya sağlıklı bir cevap vermem mümkün değil ama sesçi yok gibi görünüyor. Dediğim gibi çok girmedim o işlere ben daha ama duyduğuma göre para kazandırmıyorsa değer görmüyormuş müzisyen. Çoğunlukla üniversite öğrencileri oluyor ama arada orta yaş grubuna dahil insanlar da gelmiyor değil. Az çok nerede ne yapmam gerektiğini hissediyorum ben o yüzden insanların iyi ya da kötü demesi -çok özel bir durum olmadıkça- pek bir şey ifade etmiyor benim için; aslında müzikten keyif almaları yeterli. Böyle bir uğraşı olmamalı bence kimsenin. Güzel müzik yapmak ve ondan zevk almak daha önemli sanki. Anlattığım şeylerde kendini bulan insanlar kadar değerlisi yok benim için. Onlar olabilir hedef kitlem çünkü yalnız olmadığımı bilmek huzur veriyor bana. Dinleyiciyi cezalandırmak kötü bir şey. Onlar mutluysa ben de arada mutsuz olabilirim. Şarkıları benimle birlikte hissederek söyleyecek insanlar olmadıkça nerede çalarsam çalayım mutlu olamam diye düşünüyorum. Bu yüzden şimdilik bir şey yaptığım söylenemez bu konu ile ilgili. 17 tane var ama 12'sini çalıyorum. Genel olarak belirli bir sistemim yok aslında sınırlamak istemiyorum kendimi. tüylerim diken diken oluyor nefesim kesiliyorsa en önemlisi de sabah uyandığımda yine aynı güfteyi mırıldanıyorsam tamamlıyorum o şarkıyı en sonunda. Müzisyeni artık yaşamıyorsa o şarkının, cover yapmamak için hiç bir sebep göremiyorum çünkü icracısı hayatta olan parçaları çalmak saygısızlık gibi geliyor bana. Demolarım var benim. Mix-mast. nasıl yapılır bilmediğim, öğrenemediğim için kramplar giriyor mideme. Saatlerce aynı saniyeyi dinleyip bir sonuca varamadığım zamanlar oluyor. Ne kadar araştırsam da yeteneğim yok bu konuda. Şarkı yapmak başka onu kaydetmek çok başka. Ticari işletme olmuş her yer. Kimseyi suçlayamam bu yüzden ama ister istemez etkileniyor insan. Tanınmıyorsan bir değerin yokmuş gibi davranıyor çoğu yer. Katılmadım. Müziğin yarışması olabileceği fikri dahi beni rahatsız ediyor. Kişisel beğeniler çok farklı olabilir. Hepsinin sevgili, saygılı ve özverili olmasını beklemek biraz komik olur heralde. Sevdiğiniz işi yapmaya devam etmeniz hepsinden önemli. Kimin ne düşündüğünün ne önemi var. Pek müzisyen tanımadığım için istediğim enstrumanlara ulaşamıyorum. Olabildiğince yeni insanlarla tanışmaya çalışıyorum ama gerçekten arkadaş olmadıkça birlikte çalışmaktan keyif almıyorum sanırım daha profesyonel olmalıyım bu konuda. İçimden geldiği gibi çalıp söylüyorum. Daha çok beğenilmek için şurası şöyle, burası da böyle olsun diye sınırlamıyorum kendimi. Bu özgürlüğü de kendiliğimden elde ettiğim için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Aksi türlü bir yapıya da sahip olabilirdim. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-41-bahr/", "text": "Burak Öztürkmen Deli Gömleği'nin kurucu üyelerinden. Şu anda sadece BAHR ile çalıyor. Bu güne kadar sadece, 20 Kasım 2016'da Stüdyo Drum & Bass'de kendi organize ettiğimiz bir Açık Prova konseri gerçekleştirdik. BAHR olarak henüz böyle bir yorumda bulunabilecek durumda değiliz. Ancak yer aldığımız diğer projelerde genel olarak mekanlarda ses problemleri tecrübe ettiğimiz oldu. Özellikle de ilk defa çaldığımız yerlerden genellikle olumsuz bir tecrübe ile ayrılıp ancak tekrar tekrar çaldığımızda istediğimiz sese daha yaklaşan bir performans elde etme şansımız oldu. Genel olarak mekanların ortalama bir standarda sahip olması gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca mekanların orada devamlı çalışan tonemaister'larının gruplara daha özenli yaklaşması da daha iyi sonuçlar alınmasına yardımcı olacaktır. BAHR olarak iletişimde olduğumuz tüm mekanlar ile olumlu ve adil bir düzeyde ilişki kurduğumuzu söyleyebiliriz. İstanbul'da müziğe ve kültüre verdiği değeri ön planda tutmaya özen gösteren ve alt-kültürün hayat bulabilmesi için elinden gelen desteği veren işletmeciler, kolektifler ya da kuruluşlar mevcut. Ulaşmak için çaba harcadığımız mekanlar genellikle bu gibi yerlerden oluşuyor diyebiliriz. Ancak özellikle tekrar belirtmemiz gerekir ki BAHR henüz çok yeni, deneyimleyeceğimiz çok şey var daha. Organize ettiğimiz açık prova konserine çoğunluk olarak müzik ve kültür alanında çalışan ya da tecrübeleri olan profesyonelleri davet ettik. Konsere katılanlarla konser sonrasına yayılan süreçte uzun uzun değerlendirmeler, eleştiriler yapma şansımız oldu. Hem teknik hem de içerik olarak birçok konuda aldığımız eleştiri, tavsiye ve yorumun bizi çok daha geliştireceğine inanıyoruz. Konsere gelen diğer izleyiciler ile ise daha çok çaldığımız parçaların kendilerine nasıl hissettirdiği, sahnede nelere dikkat ettikleri, neleri beğendikleri ya da beğenmedikleri üzerine konuştuk. Kendilerinin müziğimizle ilgili yorumları da dinleme şansı elde ettik. Hem hepimizin Peyote ile uzun yıllara yayılan tecrübeleri ve anıları var; hem de yaptığımız müziği sahneye taşımamız için oldukça uygun bir profil taşıdığını düşünüyoruz. Peyote dışında Arka Oda, Karga, Kadıköy Sahne, Salon İKSV gibi mekanları da BAHR'a yakın hissediyoruz. BAHR'ın menajerliğini yürüten Melis Turanlıgil'in hali hazırda görüştüğü mekanlar mevcut. Bu mekanlardan tarihi kararlaştırma aşamasına geldiklerimiz de var. Konser tarihlerini yakında netleştirip duyurmayı planlıyoruz. BAHR hedefleri ve öncelikleri arasında global dinleyici kitlesine ulaşmak önemli bir yer tutuyor. BAHR'ın yaptığı müzik itibari ile dünyanın farklı yerlerindeki insanlara bir şeyler ifade edebileceğine, bir şeyler hissettirebileceğine inanıyoruz. Türkiye dışından müziğimizi paylaştığımız insanlardan aldığımız olumlu tepkiler de bu inancımızı kuvvetlendirir nitelik taşıyor. BAHR'ın sahne almaya başladıktan sonra kısa zamanda hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine sahip olacağına inanıyoruz. Önümüzdeki aylarda sahne almayı hayal ettiğimiz mekanların çoğunda sahne alabileceğini bununla beraber de festivaller, online müzik dergileri, video-bloglar ve en önemlisi daha geniş bir dinleyici kitlesi tarafından değerlendirileceğini düşünüyoruz. BAHR'ın sahneye çıkmaktaki en önde gelen amacı kendi müziğini paylaşmak. Şu anda cover çalmıyoruz ancak eğer cover çalacak isek bunun gurubun kendi aldığı bir karar olması gerekir diye düşünüyoruz. Elbette ki mekanlar ile ortak bir dil sürdürmek çok önemli ancak herhangi bir dayatmaya istinaden karar almak BAHR'a faydadan ziyade zarar verecektir kanısındayız. BAHR'ın sosyal medya hesaplarını aktif hale getirdiğimizden beri mekanlar ile iletişim halindeyiz. Çok kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen menajerimiz Melis Turanlıgil ilk etapta konser vermek istediğimiz birçok mekan ile birebir de iletişim halinde. Mekanların çoğundan olumlu geri dönüş alıyoruz. Yakın zamanda konser tarihlerini duyurmaya başlayacağız. BAHR'ın şu anda 13 adet bestesi bulunmakta ve tümünü konserde çalabilecek durumdayız. Yeni besteler üzerine çalışmaya da devam ediyoruz. Müzik olarak en kolay tanımlayacak sıfatın yalın olduğuna inanıyorum. Şarkılarımız tasarımsal olarak ne kadar karmaşık ritim ve kalıplara dönüşse de sadeliğini koruyor. Şarkılar tümünde akustik gitar kullanıyoruz. Bu da folkun el değmemiş haline yakın bir formda müzik yapmamıza olanak sağlıyor. Nihal'in caz ve etnik müzik alanında tecrübeli bir davulcu olması ise şarkıların alışıldığın dışında ritim kalıplarına bürünmesine olanak sağlıyor. Genel olarak temposu yüksek şarkılar olduklarını söyleyebiliriz. Her ne kadar bu şekilde yola çıkmış olmasak da etkilendiğimiz zaman ve coğrafyadan dolayı BAHR'ın şarkılarında yer alan kuvvetli bir politik söylem söz konusu. İnsanların bir arada olması gerektiğine, birbirlerine destek olması gerektiğine ve haksızlığa karşı mücadele etmesi gerektiğine inanıyoruz. Öte yandan BAHR'ı politik bir gurup olarak adlandırmak çok gerçekçi olmayacaktır. BAHR'ın şarkılarında toplumsal konular kadar kişisel hikayeler de mevcut. Beste guruplarının çalmayı düşündükleri cover'ları kendi eserleriymiş gibi düşünmeleri, çalmaları gerektiğini düşünüyorum. Çalmak istedikleri parçayı ben bestelesem nasıl yapardım? diye düşünerek cover'lamalılar. Sadece ihtiyaç ya da zorunluluktan dolayı cover çalmayı tercih etmemek gerekir. BAHR'ın şu ana kadar yayınlanmış Those Streets ve I Resist isimlerinde iki adet single'ı bulunmakta. Temmuz ayında Nihal ile birlikte bu iki şarkının kayıtlarını Stüdyo Drum & Bass'de gerçekleştirdik. Daha sonra ise Burak şarkıların bas gitarlarını kaydettikten sonra son versiyonu ile mix'lerini yapıp Soundcloud ve YouTube platformlarında yayınladık. Stüdyolar çok yoğun olarak kullanılan yerler olduğu için ekipmanların performans ve durumları ile ilgili sürekli problemle karşılaşmak söz konusu olabiliyor. Gurupların mümkün olduğunca kendi ekipmanlarını kullanmaları sorunu bir nebze de olsa çözüyor. Çok fazla olumsuz durumla karşılaştığımı söyleyemem. Uzun yıllardır stüdyoların yetersiz olduğunu düşündüğüm bir konu var; stüdyolar neredeyse tüm müzisyenlerin ortak buluşma noktası olmasına rağmen sosyal alan yaratma konusunda oldukça yetersiz kalıyorlar. Tasarlanan etkinliklerle, ortak alanlarla ya da çeşitli online platformlarda düzenleyecekleri kampanyalar ile birçok müzisyeni bir araya getirebilir, birçok yeni projeyi destekleyebilirler. Bunun hem stüdyolar hem de müzisyenler için oldukça faydalı olacağına inanıyorum. Eskiden daha çok müzik yarışması vardı. Birçok grup yarışmalardan sonra belli bir kitleye ulaşıyordu. Birçok gruba yarışmalar büyük fırsatlar sunuyordu. Sanırım daha çok yarışma olsa yeni guruplara müthiş faydası dokunur. Birçok başka müzisyenle de konuştuğumuz zaman ortak bir kaygı ve beklenti olan dinleyicilerin konserlere gitmeme sorunu aklıma geliyor. Konserlere gidilmeli, bilet alınmalı, değişik medya platformlarından takip edilmeli, yorum yapılmalı, eleştirilmeli, albümleri satın alınmalı, ürünleri satın alınmalı. Gruplara pratikte destek verilmedikçe hayatta kalmaları ya da en başta ortaya çıkmaları gittikçe daha zor bir hal alıyor. Çoğu kez bahsedilen Birbirimize çalıyoruz konusunun çok mühim bir sorun olduğunu düşünüyorum. Gruplarla yapılan anlaşmalarda adil ve profesyonel olmalılar. Etkinliklerin tanıtımları ve duyuruları ile ilgili özenli çalışma yürütmeliler. Mekanın teknik gereksinimleri ile ilgili profesyonel çözümler üretmeliler. Özellikle uluslar arası organizasyonlarda yerli ve yabancı grupların daha çok ortak projelerde yer alması gerekir. Bu alt grup olmak da olabilir, beraber sahne almak da olabilir ya da etkinlik dışında beraber alternatif bir proje gerçekleştirmek de olabilir. Büyük organizasyonlar yurtdışından sanatçı getirdikleri kadar yerli grupları yurt dışına götürmeye de özen göstermelidir. Özellikle festivallerin sayısı daha fazla olmalı. Boyutları daha küçük olan ama daha spesifik bir izleyici kitlesine hitap eden çeşitli festivaller yapılabilir. Özellikle İstanbul'da müzik etkinlikleri için kullanılmayan birçok alan çeşitli etkinlikler için değerlendirilebilir. İzin alma, teknik gereksinimleri tamamlama gibi konular her ne kadar büyük sorunlar çıkarabilse de dinleyiciler mekanları tecrübe etmek için yoğun ilgi gösterebilirler. Müzik bloglarının, online dergilerin son yıllarda hareketlenmeye başlayan yerli müzik dünyasına çok büyük katkılar sağladığını düşünüyorum. İnsanların dışarı çıkmaya çekindiği, sosyalleşmemeyi tercih ettiği dönemlerde birçok müzisyenin, dinleyici ile buluşmasına, dinleyici tarafından tanınmasına olanak sağladılar. Daha önce stüdyolar ile ilgili söylediğim şeyin bloglar ve dergiler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Müzisyenleri, dinleyicileri, organizatörleri, yazarları, başka alanlarla ilgilenen sanatçıları bir araya getirecek etkinlikler organize etmeleri gerekir. Görsel yayın daha ön planda olmalıdır. Röportajlar, canlı performanslar, konser eleştirileri, etkinlik yazıları daha çok video ve fotoğraf ile beslenmelidir. Bu sayede farklı sanat disiplinleri de bir araya gelerek daha geniş kitlelere ulaşacaktır. Kısacası; insanların daha çok bir arada olması gerektiğini, daha fazla projede ortak çalışmalar yürütmeleri gerektiğini düşünüyorum. Grubumuzu etkileyen en olumsuz konunun hepimiz çok az zamanı olması olduğunu düşünüyorum. Hem başka işlerde hem de başka projelerde çalışmamızdan dolayı beraber istediğimiz kadar vakit geçiremiyoruz. Bunun da olumsuz değil, üzücü olduğunu düşünüyorum. BAHR'da üçümüzün de etkilendiği farklı müzisyenlerden, müzik türlerinden, müzik kültürlerinden ortaya koyduğu şeyler var. Bu sayede yeni bir şarkıyı çalışmaya başladığımızda neticede ortaya çıkan şarkı hepimizin hayal ettiğinden farklı, bir o kadar birbirimizi çok güzel anlatan bir form alıyor. BAHR'ın şarkılarında dünya etnik müziklerinden, batının folk müziğinden, 90'lar rock müziğinden, Rock N' Roll'dan ve de Anadolu'nun müzik kültüründen izler bulmak çok mümkün. Bundan dolayı beraber çalmaya başladığımız ilk günden beri yaptığımız müziğin dünyanın başka başka yerlerindeki bir sürü insan için bir şeyler ifade edebileceğine inanıyoruz. Birçok farklı ülkede müziğimizi paylaştığımız yerlerden aldığımız olumlu eleştiriler ise bu inancımıza müthiş bir destek veriyor. BAHR'ın heyecanlı serüveni daha yeni başlıyor diyebiliriz. Öncelikle çok faydalı bir proje yürüttüğünüzü belirtmek isterim. Sizin de sorularda belirttiğiniz gibi müzik yarışmaları çok faydalı olabilir. 10 yıl kadar önce tanıdığımız birçok grup müzik yarışmalarından sonra dinleyiciye ulaşıyordu. Bu konuda özellikle lokal plak şirketleri büyük rol oynayabilir. Yeni kurulan grupların yerli müzik dünyasında kendilerini nasıl tanıtabilecekleri, kitlelere nasıl ulaşabilecekleri konusunda erişebilecekleri yol haritası sayısı çok az. Türkçe ve Türkiye özelinde yazılan çok az sayıda örnek var. Bunun dışında erişilebilen makale ve blog yazıları daha ziyade global izleyici kitlerlerini hedef alıyor. Bu tip yazılar da lokal olarak var olmaya adım atacak gruplara çok az fayda sağlıyor. Yeni gruplara daha çok sahne ve performans şansı tanılmalıdır. Son dönemlerde popülerlik kazanan video-bloglar bu konuda büyük fayda sağlıyor olmalarına rağmen tek başlarına yeterli değiller. Yerli müzik çevresinde yer alan herkesin dinleyicileri etkinliklere gitme konusunda teşvik etmeleri gerekir. Bu yolda davetiye verme, birebirde dinleyiciye ulaşma, geniş tanıtım kampanyaları yapma gibi yöntemler kullanılabilir. Etkinliklerin sayısı artırılmalıdır. Özellikle birden fazla grubun ya da müzisyenin bir araya geleceği etkinlikler organize edilmelidir. Bunlar küçük festivaller de olabilir, günlük etkinlikler de olabilir. Performans alanları sahneler ile sınırlı kalmamalıdır. Kamuya açık farklı alanlarda da etkinlikler düzenlenmelidir. Radyolarda, bloglarda, dergilerde, sosyal medya mecralarında yeni gruplar ile ilgili programların sayısı artırılmalıdır. Plak şirketleri toplama albümler yapmalıdır. Sadece anlaşmalı oldukları sanatçılar ile değil, bağımsız sanatçılar ile de toplama albüm projeleri yapmalıdırlar. Türkiye'deki büyük festivallerde keşif sahnesi gibi yeni gruplara ayrılmış programlar hazırlanmalıdır. Mekanlar, yeni müzisyenlerin şanlarını deneyebilecekleri ve geniş dinleyici kitlelerine ulaşabilecekleri aylık açık sahne performansları gibi etkinliklerle sanatçılara sahne şansı tanıyabilirler. Aynı zamanda Jam Session'larla müzisyenlerin bir araya gelmesi de sağlanabilir. Bunu yapan mekanlarda tesadüfen beraber müzik yapma şansı bulan müzisyenlerin çok başarılı gruplar ortaya çıkardıklarını geçmişte gözlemle şansımız oldu. Yerli müzisyenlerin uluslar arası arenada şans bulabilmeleri için organizatörlerin çalışmalar yürütmesi gerekir. Yabancı festivallerde sahne şansı, radyo ve video programlarında performans şansı, ortak projeler geliştirilmesi gibi çalışmalar yaparak yerli müzisyenlerin uluslar arası tecrübe kazanmasına destek olmak gerekir. Özellikle yaşları daha genç müzisyenler için ücretsiz, açık katılımlı atölyeler, seminerler, konuşma-tartışma oturumları düzenlenmelidir. Bu konuda üniversiteler, enstitüler ve medya kuruluşları önemli katkılarda bulunabilir. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-42-slug-salt-lava/", "text": "Peyote'deki konserde hiçbir şey eksik değildi. Bugüne kadar 2 konser verdik. Birisi Burgazada'daki Cennet Bahçesi, 2. de Peyote Nevizade'deydi. İkisine de arkadaşlarımız geldi. Peyote Nevizade. Müzikal olarak uyumluyuz ve şu ana kadar iyi geçti. Grubu sahneye taşımak için sadece iyi ve güçlü bestelere odaklıyız. Yeni ve daha iyi şarkılar yapmak için sürekli yeni arayışlardayız. Mekanlar zaten kısıtlı ve orada çalışanlarla ortak zevklerimiz aynı. Küçük bir komün olduğumuz için insanlara ulaşmak çok zor olmuyor. Bu soruya ancak ileride daha kapsamlı bir cevap verebiliriz. slugsaltlava. bandcamp. com adresinden bestelere ve EP'lere ulaşabilirsiniz. Kayıt aşaması ilk önce tek kişi başladı. Sonra yavaş yavaş gruba dönüştü. Genel olarak olumsuz karşılaştığımız durumlar; iş ile arkadaşlığın veya iş ile ailenin içi içe girdiği alanlar oluyor. Bu alanlar ayrı ve öyle kalması lazım. Arkadaşlık ayrı, iş ayrı. Dinleyicilerden beklentimiz albüm ve ürünleri satın almaları. Mekanlardan ve organizatörlerden beklentimiz ise daha tanınmamış gruplara fırsat vermeleri ve yaklaşılabilir olmaları. Sludgelord, Doomed and Stoned, Hand of Doom Radio, Stoned Meadow of Doom gibi yurtdışındaki blogları takip ediyoruz. Yazıları kısa ve öz. Bu da bizim için yeterli. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-43-müphem/", "text": "Peyote'yi sahnesinde ağırladığı sanatçı ve izleyici kitlesinden dolayı daha yakın buluyorum. Daha önceden de sahnesinde bir kaç defa bulundum. Edindiğim tecrübeler hep iyi yönde oldu. Bu tarz bir işi ilk defa sunduğumdan dolayı, ilk hedef olarak kitlelere müziğimi sanal ortamlardan ulaştırmaktayım. İkinci hedefim sahnede yer almak olacak. Kitle denilebilecek bir sayıya henüz bu tarzda çok yeni olmamdan ötürü sahip değilim. İyi bir tempoyla ve yeterli gayret ile sahneleri dolduracağımı, bir çok sanatçı ile çalışmalar yapacağıma ve bunun sonucunda çok daha büyük işlere imza atabilecek duruma geleceğime inanıyorum. Yapacağım işler ile bir çok kişinin beğenisini kazanacağıma eminim. Ürettiğim tarzda cover mantığının işlemeyeceği için sahnede doldurmam gereken zamanı doldururum. Daha önceden de sahnelerinde bulunduğum Peyote, Kosmos, Indigo gibi bir çok yer ile aracı vasıtasıyla veya bu mekanlarda bu işlerden sorumlu kişilerin iletişim bilgilerine ulaşarak sahne için ileriki dönemlerde hazır olacağım. Ama genel olarak sahnede olacaklar planlı ve hazır durumda. 9 tane var ve hepside canlı performansa hazır. Benimle Mezara ilk albümüm ve bu albümde sözler depresif ağırlıklı ve yaşanmışlıklar üzerinden ilerliyor. Enstrümantal olan parçalarda iste yer yer sözlere yansıyan depresif öğeler melodilere aktarılmış bir biçimde karşınıza çıkıyor. Ürettiğim tarzda cover örneğine çok az rastladım. Böyle bir fikrin sahip olduğum tarzda çok işleyeceğini düşünmüyorum. Müphem adıyla bir albüm çıkarttım. 24 Aralık'ta çıkan bu albüm her şeyiyle 1 yıl 2 ay sürdü. Zorlu bir dönem geçirdim kişisel sorunlarımdan dolayı. Tabii bu da albüm yapım aşamasını derinden etkiledi. Bu etkiler müziğime yansıyıp bugün bu albümü oluşturdu. Tek kişilik bir proje olmasının nedeniyle hemde bir çok kayıt, mix & mastering gibi işleri ev ortamında kendi başıma yapabiliyor olmamdan dolayı stüdyolardan uzağım. Böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Daha önce bulunduğum projelerde çalıştığım stüdyolardan hiç bir zaman memnun kalamadım. Hayır katılmadım. Yarışmaların, yarışma olduğuna ve pek bir getirisinin olduğuna inanmıyorum. Dinleyiciden; müziği dinlemek ve yaşamak için üşengeç olamamalarını bekliyorum. Mekanlardan; müzisyenlere ihtiyaçları olduğunu hatırlatarak onlardan müzisyenlere haklarını vermeleri bekliyorum. Organizatörlerin nasıl çok para kazandıklarıyla anılmalarını değil nasıl iyi organizasyonlar yaptıklarıyla anılmasını bekliyorum. Müzik bloglarının müzisyenin tanıtılması ve bir çok farklı kitleye ulaşmasında büyük bir etkisi olduğuna inanıyorum. Bu projeye başladığımdan beri her hangi bir şeyi ile ilgili bir sorun yaşamadım aksine her şey istediğim gibi oldu. Çok üretken olmamı çok olumlu buluyorum. Her konuda çabuk öğrenebilip uygulamam da aynı zamanda olumlu bulduğum yanlarımdan bir tanesi. Bu da tabii müziğimin ortaya çıkmasından bu yana geçirdiği tüm süreçlerde etkisini gösteriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-44-fezadan/", "text": "İçinde yer yer blues, grunge, indie öğeleri barındıran, vokaller ve melodileri de çoğunlukla bu topraklardan etkilenerek oluşan diyebileceğimiz bir alternatif rock grubuyuz. Etkilendiklerimizin başında Pink Floyd, Erkan Oğur, Pearl Jam gibi isimler geliyor. Tufan Arıkan, Kul adlı metal grubunda da bas gitar çalmakta. Evet örnek verdiğiniz gibi genellikle sahne içi monitörler iyi olmuyor. Ses sistemleri yetersiz. Sahne düzeni sıkışık, rahat bir çalım ortamı yok. Her tonmaister ile çalışmak kolay olmuyor, her tonmaister en iyisini bildiği için. Sahne tecrübesi elde etmek her zaman öncelik oluyor tabii ki. Geçtiğimiz ilk yol her grup gibi bu. Zorluk olsa dahi yaptığımız işe odaklanmaya çalışıyoruz, sıkıntı olsa da çözüp şükredip yolumuza devam ediyoruz. Şans değildi tabii ki, çalışmak ve yaptığınız işe varınızı yoğunuzu vermeniz önemli, her şeyde olduğu gibi. Genellikle arkadaş çevremiz geliyor fakat başka mekanlarda, örneğin şehir dışında konser verdiğimizde tabii ki farklı insanlar bizi dinliyorlar, biz tabii ki kitlemizi elimizdeki şarkıları artırıp yayınlayarak çoğaltmayı hedefliyoruz. Kitlemizin hepsi olmasa da bazı yakın arkadaşlarımızın tavsiyeleri bizi iyi noktalara getirmiştir diyebiliriz. Evet, iki yıl önce Torium Genç Orkestralar Yarışıyor yarışmasına katılmıştık, üçüncülük elde ettik. Müziğin rekabet unsuru olarak ele alınmasından yana değiliz tabii ki. Sahne tecrübesi için katılmıştık. 12 adet bestemiz var. 7 tanesi. Gitar ve bas altyapıyı tutarken solo gitar ile farklı arayışlara girebiliyoruz. Genellikle gitar müziği yapıyoruz, vokaller her zaman ön planda olduğu için enstrümanları da vokali destekleyecek şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Sözlerimiz ise genellikle insanın iç dünyasına dair. Sevdiğimiz parçaları cover olarak çalmayı seviyoruz. Genellikle başka türdeki parçaları kendi tarzımızda yorumlamaktan yanayız, farklı bir yorum getirmeyi seviyoruz. Şu sırada 5 parçamız kayıtlı halde, 3 tanesi mix ve mastering aşamalarından geçmek üzere, diğer ikisi tamamen yayına hazır, hatta bir tanesini Maria adı altında yayınladık, Spotify, iTunes ve YouTube'dan bulmak mümkün. Kayıt aşamalarında öğrendiğimiz şey çalma eyleminin en kolay şey olduğuydu. Önemli olan grup olarak bir bütün olabilmek, saygı çerçevesinde bütünlüğü sağlayıp ortak bir şekilde yola devam edebilmek. Ses sistemleri, özellikle de kablolar. Davulların bakımı ve periyodik olarak tüm enstrüman ve ekipmanın bakımı çok zor bir şey değil. Mekanlar Grubu ön planda tutmalılar. Organizatörler Her şey para değil. Müzisyenler Kardeş olalım, hepimize yetecek kadar sahne var. Kararsızlığımız. Dört üyemiz olduğu ve hepimizin farklı fikirleri olabildiği için yer yer sorun olabiliyor. Fakat sabır bu işin her daim nihai çözüm yolu. Grubumuzun karanlık bir yönü var ve bunu seviyoruz, dinleyicilerimize bunu aktarmayı isteriz çünkü günümüzde bu tarz bir yöne sahip gruplar çok az. İlerleyen yıllarda gerçekten kaliteli bir dinleyiciye sahip, kaliteli müzik yapan bir grup olarak yerimizi almak istiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-45-merlyn/", "text": "Grupta herkes şu anda müzikal açıdan sadece Merlyn için emek sarf ediyor. Spotify'da varız fakat çok yeni giriş yaptığımızdan oradaki benzerlikler sizi yanıltabilir. Bu benzetmeyi zamanla dinleyicilerimizin yapması taraftarıyız. 10 yılı aşkın bir süredir çeşitli birçok mekanda sahne aldık. Kadıköy Shaft Club, Taksim Ağaç Ev, Hard Rock Cafe, Beyoğlu Hayal Kahvesi, Eskişehir 222 Park bunlardan sadece bazıları. Mekanların genellikle müzisyen olduğunuzu unutup para karşılığında çalıştırdığı işçi muamele yapması en büyük problemlerden biri. Ayrıca işletmedeki tüm görevlilerin daha özenli seçilmesi ya da daha özenli eğitilmesi gerekli. Müşteri ve gruba davranıştan giyime kadar bu konuda kat edilmesi gereken çok mesafe var. En büyük problem mekanların elindeki ekipmanı kullanabilecek kalifiye eleman olmamasından ya da sağlanan bu ekipmanın orada çalacak müzisyenin ihtiyaçlarına göre belirlenmemesinden kaynaklanıyor. Bunun yanı sıra sahne ekipmanları, özellikle sahne içi ses sistemi ve davul, bakımsız olarak uzun süre kullanılıyor. Aylarca aynı probleme sahip ekipmanlarla çalmak zorunda kaldık. Mekan işletmecilerinin müzik için yatırımlarını artırması gerekli. Bazı isimlerin az sayıdaki festivali domine etmesinden ötürü yeni grupların büyük sahnelerde çalma deneyimini çok zor yakaladığını söyleyebiliriz. Çeşitli üniversite festivallerinde sahne aldık. Maalesef ülkemizde festival sayısı gün geçtikçe azalmakta. Örneğin geçen sene sahne alacağımız fakat iptal edilen festivaller oldu. Festival kültürünün gelişmesi için festival sayısının artması gerekli. Geçtiğimiz seneler boyunca mütevazi bir dinleyici kitlemiz oluştu. Bu kitlenin içinde 18 yaşından 60 yaşına kadar bir çok farklı zevke ve mesleğe sahip kişiler bulunmakta. Fakat şimdiye kadar konser aktivitesinden çok bar programı ağırlıklı gittiğimiz için çaldığımız mekanın kendi kitlesi ile harmanlanmış bir dinleyici kitlesi ile karşılaşmaktayız. Cüzi miktarlarda ödemeler yapılıyor. Fakat grubun prova, ekipman, vs gibi giderlerini göz önüne aldığınızda ödenen bu ücretler sembolik anlamdan öteye geçemiyor. 20 Ocak 2017 Cuma günü 8 şarkılık ilk albümümüz Ayağa Kalk OnAir etiketiyle tüm dijital platformlar ve müzik platformlarda yayınlandı. Yaptığımız işi tanımlamadık. Sadece güzel tınılar, güzel fikirler, bunları duygusal açıdan temsil eden uygun sözler ve tabii ki iyi bir düzenleme. Özellikle bestelerimizi sahnede kayıt tadında çalabilmek adına stüdyo provalarımıza devam ediyoruz. Aramıza klavyeci arkadaşımız Cem da katıldı. Sound derinliğini ve çeşitliliğini tam yansıtabilmek adına önemli bir katkı sağlayacak. Şu an kendi şarkılarımızı çalacağımız için çok heyecanlıyız. Cover çalmak kötü bir şey değil fakat artık bununla tanınmak istemiyoruz. Tek albümlü grup olmamızdan ötürü repertuarımız halihazırda hala cover çalmamızı gerektiriyor. O yüzden dert etmiyoruz. Fakat öncelik kendi bestelerimiz. Zamanla mecburiyetten ötürü değil keyif alarak kendi tarzımızın yansıdığı özgün cover'lar ortaya koymayı arzu ediyoruz. Albümümüzü Stüdyo 18 çatısı altında kaydettik. Aslında aklımızda öncelikle single fikri vardı fakat prodüktörümüz Levent Büyük ile kayıt görüşmeleri yaparken başka bestelerimizin de olduğundan kendisine bahsettiğimizde albüm fikri daha sıcak geldi. Albüm sayesinde kendi hikayemizi dinleyicilere daha net bir biçimde aktardığımızı düşünüyoruz. Miks ve Mastering konusunda Türkiye'de alanında en iyilerinden olduğunu inandığımız prodüktör Levent Büyük ile Stüdyo 18 çatısı altında çalıştık. Gerek kayıt, gerek miks, gerekse de mastering konusunda deneyimlerini grubumuzun müziğini çok iyi analiz ederek aktardı. Gelecekte de bu beraberliği sürdürmek niyetindeyiz. Haftada en az 2 gün stüdyo provası yapıyoruz. Bazı günler hep birlikte olmasa da ev çalışması yaptığımız da oluyor. Prova ve kayıt stüdyoları son senelerde oldukça gelişim kaydetti. Gayet yeterli prova stüdyoları bulunmakta. Fakat kayıt söz konusu ise ekipman kadar kayıt teknisyeni ve prodüktör büyük öneme sahip. Bu konuda seçici olunması şart. Biz Stüdyo 18'de Levent Büyük prodüktörlüğünde ve kayıt teknisyeni Çağdaş Şenel'in desteği ile kayıtlarımızı tamamladığımız için çok doğru bir seçim yaptığımızı düşünüyoruz. Spotify, Apple Music, Fizy gibi birçok platformda albümümüz yayınlandı fakat henüz bu mecralar için olumlu veya olumsuz geri bildirim yapmamız için oldukça erken zira albümümüz sadece 3 gün evvel (20.01.2017) yayınlandı. Çok eski arkadaş olduğumuzdan ve bir de artık yetişkin insanlar olduğumuzdan. Oluşan küçük sorunuları büyümeden rasyonel yollarla çözüyoruz. Aramızda demokratik bir ilişki var. Çok dara düşmedikçe alınan kararlarda oy birliği gözetiyoruz. Zaten 4 kişiyiz; yapacağımız bir işte her birimizin rızasının alınması yaptığımız işi motive kılmak açısından önemli. Grubun gelecekteki yerini biraz da sektörün durumu belirleyecek. Belirtildiği gibi Merlyn üretmeye devam edecek. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu göz önüne alırsak buna yanıt vermek oldukça zor fakat biz üretmeye ve ürettiklerimizi yayınlamaya devam edeceğiz. Bu işte devamlılığın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Grubumuzu bu noktaya taşımamız da aslında bir yerde devamlılığımız sayesinde oldu. O yüzden zaman içinde bu sektörde yer edineceğimizi düşünüyoruz. Evet katıldık ve bundan sonra da katılmayı düşünmüyoruz. Çünkü ülkemizde yarışma değerlendirme kriterlerinin yapılan işin kalitesi ya da önceden belirlenen kriterlerin ne kadar başarılı yerine getirildiği üzerinden değil şahsi bağlantılarınızın gücü üzerinden oluştuğuna inanıyoruz. Ayrıca müziğin sahnede ya da herhangi bir platformda yarış haline getirilmesine sıcak bakmıyoruz. Müzik insanlar tarafından farklı yorumlanabilir. İnsanlar müziğin farklı tınılarını beğenebilir. 1. Hard Rock Rising yarışmasında Türkiye ayağında online oylamayı 1. olarak tamamlamıştık. Sizin portalınız gibi birçok no-name sanatçıyı destekleyen mecrayı takip ediyoruz. Maalesef piyasada bazı isimlerin kartelleşmesi gibi bir durum söz konusu. Yeni çıkan bir grup olarak kendinize bu piyasada yer bulmanız çok zor. Belli bir noktaya gelene kadar da fikri dinlenen yazar ve blog'lar yeni çıkan isimlerle ilgilenmiyorlar ne yazık ki. Dinleyicilerden en büyük beklentimiz şarkılarımıza ulaşıp dinleyerek onların yaşantılarına dokunmamıza izin vermeleri. Mekan ve organizatörlerden sanatını icra eden tüm müzisyenlere eşit mesafede yaklaşmalarını temenni ediyoruz. Evet, grupta dördümüz de müzik dışında mesleklere sahibiz. Hepimizin iş temposu çok yoğun olmasına karşın özellikle son 1.5 yılda aramızda geliştirdiğimiz disiplinli sistem sayesinde ne müziği ne de kendi bireysel işlerimizi aksatmıyoruz. Gerektiğinde birbirimizin yükünü çekiyoruz. Merlyn ne kadar profesyonelleşirse profesyonelleşsin, içerisindeki amatör ruhu asla kaybetmeyecek bir grup yapısına sahip. Dördümüzün de bu konuda çok hassas olduğunu söyleyebiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-46-yürüme-mesafesi/", "text": "Henüz bir yerde sahne almış değiliz. Yaptığımız besteleri ev ortamında kayıt ettik. Şu an 4 tane oldu. Kısa bir süre sonra umuyoruz ki sahneler de başlayacaktır. İlk 3 şarkıyı Dudakları Güzel Kadın ismiyle albüm olarak 2016 Kasım ayında yayınladık. 2017 Ocak'ta ise Yoruldum adlı bir single yayınladık. Ölüm, hüzün, umutsuzluk gibi konulardan bahsediyoruz. Kendi eserlerini dinletememe ya da sahne verilmeme endişesinden değil grup sevdiği için, sevdiği şarkıları kendi sesiyle söylemeli bazen. Tabii eğer söylemezse de bu onların kararı olacaktır ama biz sahne esnasında sevdiğimiz şarkıları çalar ve söyleriz diye düşünüyorum zaman zaman. Sahne verilmeme ve ya kendi eserlerini dinletememe gibi endişeler yüzünden farklı şeylere yöneliyorsanız bir miktar taviz veriyorsunuz samimiyetinizden ve ya müzik yapmaktaki misyonunuzdan. Bir arkadaşımızın evinde, odasında kurduğu stüdyoda. Arkadaşım müzik öğretmeni. Evli ve küçük bir çocuğu var. Evinde bir odaya da kendi imkanlarıyla küçük bir stüdyo yaptı. Her zaman müsait olmuyor maalesef. Kimi zaman misafirler oluyor, kimi zamansa çocuğu hastaneye götürüyor. Belli bi zaman kararlaştırıyoruz ve o zaman gitarları alıp gidiyoruz. Soundcloud, Youtube, Facebook, Twitter... Ayrıca online bir sözleşme yaptık bir şirketle ve bu şirket Spotify, iTunes gibi platformlara şarkıları dağıtıyor. Umuyorum birkaç farklı kişiye de bu sayede sesimizi duyurabiliyoruzdur. Gördüğümüz kadarıyla Youtube, Facebook gibi platformlarda eğer bir miktar gücünüz yoksa kimseye ulaşamıyorsunuz maalesef. Kayıtlarınızı siz ve arkadaşlarınız dinliyor sadece. En azından bizimkisi öyle oluyor gibi şimdilik. Not defterimizde biriken sözleri, yarım yamalak yapılan besteleri düzenliyor ve kayıt ediyoruz ve dinlerken bizden bişeyler dinlediğimizi hissediyoruz. Bu sanırım en güzeli. Ama ekipman yetersizliği, İyi bir stüdyoda kayıtlarınızı gerçekleştirmiyor olmanız ve miks, mastering aşamasını işinin ehli insanlarla yapmıyor olmanız ise tam olarak kafanızdakini yansıtamamanıza sebep oluyor. Kısa vadeli plan; daimi bir davulcu bulup birkaç mekanda sahne almak denilebilir. Uzun vadede ise umuyorum ki kayıtlarımız çok daha fazla insana ulaşır ve bir miktar hislerimizi paylaşan insanlardan geri dönüşler almak çok güzel olur. Müzik yarışmaları hakkında bir şey düşünmedik. Bilmiyorum. Hayır herhangi bi yarışmaya katılmadık. Müzik basınının bizden haberi yok. Bizi bilmiyorlar. Yeni sesler keşfetmek için, müzik dünyasında ne gibi şeyler olduğunu öğrenmek için güzel elbette. Dinleyici bizce aramalı. Kendi hislerine, düşüncelerine tercüman olmuş, dünyanın başka bir ucunda da olsa müzisyenler vardır mutlaka. Dinleyicinin, Yeni bir şey söyleyen ve ve ya his olarak samimi şarkıları dinlemesini isteriz. Mekanlar konusunda, etrafta bir hayli duyuyoruz. Mekan sahipleri en az şu kadar insan getirirseniz sizi çıkartırız sahneye diyorlarmış ya da gittiğiniz zaman Facebook'ta grubunuzun sayfasının kaç beğenisi var diye soruyolarmış. Eğer böyleyseniz böyle olmayın diyelim onlara. Birimiz yüksek lisans yapıyor, tez aşamasında. Onun dışında okulu bitirmiş, bir miktar aylak insanlarız. Okuyoruz, müzik yapıyoruz. mesafesi@mail. com adresine e-mail atmak yeterli olur. Ama Facebook ve ya Twitter sayfalarına atılan mesajlarla da bize ulaşabilirler. Üniversitedeyken bir arkadaşımla ev tutacaktık. Emlakçının bir tanesine girdik ve orada sandalyede oturuyordum. Adam bir tane evi bize tanıtırken ana caddeye yürüme mesafesi dedi. Daha önce bu tabiri çok duymuştum elbette ama o an için fazlasıyla dikkatimi çekti. Emlakçı anlatmaya devam etti ama ben dalıp gittiğimi hatırlıyorum. Yürüme Mesafesi. Kime göre? Neye göre? Farklı insanlar aynı mesafeyi farklı zamanlarda yürürler. Ayrıca eğer zaman kısıtınız yoksa ve ayağınızın altında bir kara parçası mevcutsa her yer Yürüme Mesafesi. Bu tabirin ne kadar göreceli olduğunu düşündüm ve daha sonra bunu hayata benzettiğimi hatırlıyorum. Hayatında herkesin kafasında yaşadığını ve göreceli olduğunu düşündüm. Emlakçıdan çıktık ve adamla birlikte bir eve doğru bakmak için yola çıktık ama ben hala bu tabiri düşündüm. Daha sonra, her ne kadar izafi de olsa genel olarak bu tabirin kısalığı ifade etmek için kullanıldığını düşündüm. Hatta kullanılmadan önce hemen ifadesini kullanırlar. Şurdan çıkınca hemen yürüme mesafesi gibi. Bu yönüyle de hayata benziyordu. Hayat da. Sonuç olarak Yürüme Mesafesi'ni sevdim. Çıkardım not defterimi ve yazdım. Yürüme Mesafesi. Gün gelip bir müzik grubu kurmuş ve ona isim ararken aklıma geldi. Koyduk gitti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-47-hedonistic-noise/", "text": " Sanatsal anlayıştan uzak, ticari esnaf kafasında olunulması. Ses teknisyenlerinin amatör müzisyenleri ezerek tatmin olmaya çalışması. Yaş sınırı konusunda kesin ifadede bulunulmayıp yaşı küçük olanlar için Para verirsen geçer, vermezsen geçemezsin. tavrı takınılması. Sınırlı sayıda bulunan kaliteli mekanlardan cevap dahi alamamak. Uygun şekilde reddedilmek kabulümüz ama düzgün bir dille ve şekille başvurmamıza rağmen yok sayılmak istemiyoruz. Sahne başvurularına zamanında geri dönüş yapılması. Eksiklerin hepsi yaşayarak deneyimlediğimiz şeyler. Maalesef çoğu mekanda karşımıza bu tarz eksiklikler çıkarken çok az mekan gerçekten yukardaki artılara sahip. Ekipman ve ses sistemindeki yetersizlik. Sahnenin ortasında kolon bulunmasından dolayı rahat pogo, moshpit yapılamaması. Ses sisteminin düzenli bakımının yapılması ve ses kalitesinin yeterli olması. Sahnede seyirciyi engelleyecek bir şey olmaması. İçecek fişinin 33'lük birayla sınırlı kalmaması. Altkültür ortamında yapılan organizasyonlar gönüllülük esasıyla ve ticari kaygı gütmeden yapıldığı için bu tarz organizasyonlar genel olarak samimi bir havada geçiyor ve pek sorun çıkmıyor. Çıkan ufak tefek sorunlar genellikle mekan odaklı oluyor. Bazı organizasyonlarda ise farklı gruplara, seslere yer vermek yerine sürekli aynı grupların yer almasını eksiklik olarak görüyoruz. Peyote'de yapılan 7 grubun çaldığı Wargasm Fest'te yer aldık. Güzel bir ortam ve samimi bir seyirci kitlesi vardı. Peyote her zamanki gibi grupları iyi ağırladı. Festivale önceden Wargasm Collective'e ulaşarak başvurduk, gayet güzel geçti. Dinleyici kitlemiz şimdilik arkadaş çevremiz ve benzer müzikleri yapan diğer müzisyenler arkadaşlarımızdan oluşuyor. Küçük bir kitle olduğu için arkadaş buluşmasıyla ortak bile sayılabilir. Halı saha maçı yapmak ya da Bugün hangi kafede buluşsak? muhabbeti yapmak yerine Bugün nerde konser versek? diyoruz, güzel güzel kaynaşıp, sevişiyoruz. Tepkiler de gelen kitleye göre değişiyor, bazıları kaçarken bazen beklemediğimiz insanlar beğenebiliyor. Maalesef çoğunda ücret alamıyoruz. İnsanlar rahatça gelip dinlesin diye biletsiz yapıyoruz. Mekanlar da elini cebine atmak yerine sattığınız biletten bile pay kesmeye çalışabiliyor. Bu açıdan yerel müzik sahnesinde kazanılan paralar bazen gitar teli bile almaya yetmeyebiliyor. 2016'nın Nisan ayının başında kurulduk. Girdiğimiz ilk provadan albümün çıkmadan önceki son provasına kadar deli gibi sadece beste çaldık. Bir an önce ortaya bir şey koyup az da olsa ses uyandırabilmek için 27 Mayıs 2016'da 11 parçalık prova kayıtlarından oluşan Masturbation isimli bir demo albümünü internet üzerinden yayınladık. Pek bir etki olmadı, kayıtlar kirli olduğu için fazla sayıda insanın alışık olmadığı için gerçekten dinlemediğini düşünsek de kirli ve sert bir şeyler oraya koymak istemiştik, bunu başardığımızı düşünüyoruz. Müziğimizde genel olarak sade, basit ve sert olmaya çalışıyoruz. Kısa sözler ve tekrarlayan ritimlerle bir şeyler anlatıp içimizden geldiği kadar bağırıp çağırıyoruz. En başından beri uyarlama eser yapmaya karşıyız. Üçümüzde zamanında farklı farklı gruplarda fazlasıyla uyarlama çaldık ve artık sıkıldık. Hatta kişisel olarak ben artık uyarlama çalmaktan kusma seviyesine gelmiştim. Bolca Nirvana, Joy Division, Pearl Jam çaldığım bir zaman vardı artık her seferinde o grubun vokalistini taklit etmek zorundaymışım gibi hissediyordum, kendi özgün tarzımı ortaya koyamamaktan çok şikayetçiydim en sonunda üçümüzde %100 beste odaklı buluşarak bu grubu kurduk. Tek uyarlama parçamız Kilink'ten OC idi fakat onu da Shaft'ta çok kötü bir çalıştan sonra bir daha asla çalmayarak tarihin tozlu sayfalarına gömdük. Mümkün olduğunca özensiz ve mühendislik lisans eğitimimizin arasında hızlıca kayıt yapıp paylaşıyoruz. Çünkü defalarca dinleyip mükemmeliyetçilik kasamayacak kadar malız. Kendimizi ağbi nolacak yauğv zaten pank çal gitsin hem böle daa güzel bah bah diyerek kurtarmaya çalışıyoruz. Demo albümümüzde miks ve mastering olmadığı için pek bir tecrübemiz yok fakat diğer müzisyen arkadaşlarımız kayıt alıp memnun kaldığı için Stüdyo DODO'daki Ali Akdaş'ı önerebiliriz. No Land'in son albümünü de kendisi mikslemişti, gayet güzel. Provalarımız için maalesef kendimize ait bir çalışma ortamımız yok, stüdyoya gitmek zorundayız genel olarak haftada 2 saat, bazı haftalar 1 saat çalıyoruz. Birçoğu web sitesinde düzenli bakım yapmaktayız dese de yapmaz, çoğunda akustik olmadığı için kendi sesinizi duyamazsınız. Deneme yanılma yaparak zor da olsa iyi bir stüdyo seçebilmek yine de mümkün. Bandcamp: Her açıdan çok iyi hatta en iyisi ama ülkemiz sağ olsun PayPal'ı kapatarak dış mihrakları engellemeseydi de hobi olarak engelleseydi daha iyi olabilirdi. YouTube: Müzik odaklı olmasa da kliplerin keşfedilmesi için yararlı. Olumlu: İstediğimiz gibi bağırıp çağırıp istediğimiz sözleri söyleyebiliyoruz. Tamamen özgür gitar melodileri yazarak istediğimiz gibi çalabiliyoruz. Kısa vadeli: Albüm kayıtlarını istediğimiz gibi bitirerek ortaya güzel müzikler koyabilmek. Uzun vadeli: Kalıcı sanat eserleri bırakmak, gelip geçici sıradan bir grup olarak kalmamak. Radyo Boğaziçi'nin hazırladığı Battle of the Bands'e başvurmuştuk fakat seçilmemiştik. Gruplara kendini gösterme fırsatı verenler özgür olanlarını destekliyoruz, O Ses Türkiye ayarındakileri kınıyoruz. Yerel müziğe verilen belli bir destek var fakat bu destek 1-2 grup arasında dönmemeli, yeni kurulan bütün gruplara aynı fırsatlar tanınmalı. Kibarca atılan mesajlara da geri dönüşler olmalı diye düşünüyoruz. Büyük bir heyecanla mesajlar atıp geri dönüş almamak hoş değil. Mekanlar: Ticari, minibüsçü, esnaf kafasından çıkarak sanatsal açıdan vizyon edinsinler. Organizatörler: Etik değerleri ön planda tutarak para kazanmak yerine çeşitliliğe yönelsinler farklı gruplara ve seslere yer versinler. Toprak Işık: Fazla takılmasın, kalbine zararlı. Gruptaki iki kişi mühendislik okuyor. Ben İTÜ'de Bilgisayar Mühendisliği okuyorum, Emre ise YTÜ'de İnşaat Mühendisliği. Haliyle derslerimiz ağır oluyor ve uğraş istiyor dönem dönem hayattan soğuyarak zombiye dönüşebiliyoruz. Doğa ise en son Bilgi Üniversitesi'nde hazırlığı geçmeye uğraşıyordu, büyük ihtimalle geçmiştir. Facebook'tan bize yazabilirler veya hedonisticnoise@gmail. com'a e-posta atarlarsa geri dönüş yapabiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-48-silüet/", "text": "Daha önce aynı kemik kadro ile Scars & Stories isimli bir metalcore projemiz vardı. Hatta ilk teklimizi kaydettikten sonra bir de klip çekmiştik. Ardından müzik zevklerimizde ki değişimler yaptığımız müziğe de yansıdı ve Mert'in gelişi ile Silüet ismini alarak şuan ki tarzımıza evrildik. Erkmen'in solo olarak erkmenesen. bandcamp. com ve Spotify üzerinden yayınladığı bir elektronik müzik projesi bulunmakta, keza Özgür'ün de yine Spotify üzerinden devam ettirdiği bir indie projesi bulunuyor. Farklı gruplar ile Taksim ve Kadıköy de ki çoğu barda sahne aldık, fakat Silüet olarak henüz çok yeniyiz ve vaktimiz/enerjimizin çoğunluğunu üretmeye ayırmak için sahne şuan ikinci planımızda. Sadece kendi bestelerini çalan grupların, insanların ve mekanların gözüne kaçık gibi gelmesi, akabinde bunun normal bir şey olduğunu anlatmaya çalışmak zorunda kalmanız diyebiliriz. Çoğu işletmecinin müziği sevmeleri ve kendi işletmesinde sahne alan grubu benimsemesi. Gerek mekan akustiği, gerek sahne içi monitörlerinin yeterli konfigüre edilememesi kaynaklı sahne sırasında tamamen ezbere ve kafanın içinde ki metronoma göre çalmak zorunda kalmak kesinlikle. Konser tanıtımından anlanan şeye göre çok değişmekte, fakat çoğu zaman kendi afişimizi bile kendimiz tasarlamaktayız. Bu afişleri organizasyona gönderdiğimizde ise mekanın yakınlarında 3-5 noktaya asıp kendi görevlerini bize yıktıklarının bilincinde olmuyorlar maalesef. Kendi afişinizi tasarlama konusunda fırsat verilmesi artı bir yön olarak da sayılabilir. Çünkü grubunuzun artwork konseptini, tasarımsal imajını sizden iyi bilen kimse olmuyor genellikle. Genel olarak çok şikayetçi olmayan bir yapımız olmasına rağmen son olarak eklenmesi gereken, tek gecelik bir organizasyonun kalitesi, sahne alan grup sayısıyla ters orantılı olmakta. Grup olarak mümkün olduğu kadar buna dikkat etmeye çalışıyoruz. Yaptığımız müziği, beste çalmamızı, bizi seven kemik bir kitlenin haricinde bizim için doğru zamanda doğru yerde olmuş bir kalabalık var. En çok bu kalabalığın tepkileri bizi etkiliyor. -Ya o 2. çaldığınız şarkı kimindi ? -Kendi bestemiz. Biz de sevdiği müziği yapma uğruna komik ücretler ve siz zaten pek içen tiplere benzemiyorsunuz takılın kafanıza göre barda gibi yan haklara sahibiz. Daha 4 saat önce resmi olarak yayınlanmış Ara Sıra isimli bir teklimiz bulunmakta. Bu şarkıyı bir tekli serisinin ilk ayağı olarak planladık ve yayınladık. Hali hazırda diğer şarkılarımız için prodüksiyon çalışması devam ediyor. Zengin ve aynı zamanda dar bir enstrümentalite sergilemeye çalışıyoruz. Müziğimizde piyano, synthesizer ve yaylıların payı büyük fakat bunu vurucu ve anlık yükselen gitar partisyonları ile dengelemeye bayılıyoruz. İstediğimiz duyguyu yansıtmak için bir çok çeşitlemeye gittiğimiz oluyor ve açıkçası çoğu zaman bir şarkının nereye varacağını biz bile bilmiyoruz. Planladığımızın haricinde kayıt anında Aa bu müthiş oldu dediğimiz, anlık ekleme çıkarmalarımız olabiliyor. Hem müziğimizde hem sözlerimizde ise kesinlikle kendi hayatlarımız üzerinden ilerliyoruz. Bizzat kendinizin yaşadığı bir şeyi şarkıya dökmenin gerektirdiği cesaret ekstra motive sağlıyor. Ayrıca yalnız adamlarız biz, söz yazmak için konu bulmakta pek zorlandığımız söylenemez. Hiç istemesek de yeterli sayıda şarkımız olana kadar çalmak zorunda kalacağımız için iyi yanından bakmaya çalışıyoruz. Bizim için sahnede cover çalmanın bir geçiş dönemi olmasını istiyoruz. Kayıtlarımızı Kadıköy BlueNote Müzik'de Abdulkadir Çığşar ile gerçekleştirmekteyiz. Hepimizin günlük işleri olduğu için çok fazla Rockstar'lık yaşayabildiğimiz söylenemez. Mümkün olduğu kadar haftalara bölüp Abi haftaya senin kayıtlar var hazır mısın ? diyalogları kuruyoruz. Kayıtlarımız ve düzenlemeler için Abdulkadir Çığşar ile çalıştık, kendisi kadar değerli katkılarına müteşekkiriz. Mix Mastering için de Ankara'dan Mehmet Uğur Memiş ile çalıştık. Provalarımızı Kadıköy BlueNote da almaktayız. Bu aralar sürekli ertelemelere maruz kalsak da haftada 1 prova yapmaya özen gösteriyoruz. Her ne kadar özetinde bir ticarethane olsa da, özünde sanat üretildiği için biraz daha hassas olması gerektiğini düşünüyoruz. Ne yaptığınız, ne yapacağınız hakkında en ufak fikirleri olmadan Fast Food restoranı menüsü kıvamında tarifelerini sunup Tarkan bende, Şebnem bende, Pentagram bende.. geyikleri yapılan çoğu yerin haricinde gerçekten sizi anlayıp sizinle birlikte ilerlemeye çalışan stüdyoların olduğunu görüyoruz. Bu her zaman ekstra şevk ve çalışma isteği getirmekte. Youtube, Spotify, iTunes, Apple Music ve Deezer üzerinden yayınlamaktayız. İnsanların ve bizim çoğunluklu kullandığımız servislerde olmayı, SoundCloud Bandcamp gibi adreslere nazaran tercih etmekteyiz. SoundCloud ve Bandcamp'i kendi kişisel projelerimiz için kullanmaktayız fakat bu adreslerde özellikle Türkiye için genel dinleyiciye inmek pek kolay olmuyor. İçimizdeki, aklımızdaki ve kalbimizdeki müziği tamamen birebir yansıtmamız ve içimize sinmeyen hiç bir şey olmaması en olumlu yanı diyebiliriz. Olumsuz olarak ise elimizde olan, olmayan sebeplerden dolayı yaşadığımız gecikmeler kesinlikle. Önceki gruplarımızda bir çok plan yaptık, kendimize hedefler belirledik ve bu belirlediğimiz hedeflerin bize çok iyi gelmediğini defalarca tecrübe ettik. Bu yüzden şuan tek hedefimiz mümkün olduğu kadar çok üretmek. Geçmişten kalan, bir anda çıkan, eski bestelerden düzenlenenler derken çok sayıda bestemizin biriktiğinin farkına vardık. Bu besteleri kağıt üzerinde bırakmayı hiç istemiyoruz. Müziğin yarıştırılmasının tatsız olduğunu ve bu yarışmaların şanslı gruplara bir sıçrama tahtası olabileceği ihtimali dışında bir katkılarının olmadığını düşünüyoruz. Son yıllarda bir müzisyeni, albümü veya tekliyi değerlendirme, popüler kılma gücünün müzik konusunda bilgisi olan müzik basınından daha fazla takipçisi olan fenomen ve ne için ünlü olduğu bilinmeyen ünlü kişilere kaydığı bir gerçekti. Fakat artık kötü günler geçiyor gibi. Yerli gruplara destek olalım Bu söz artık eğitim şart gibi bir kalıba evrilmekte, Bir Baba Indie gibi bunu gerçekten içi dolu şekilde yapan platformların artması dileğindeyiz. Dinleyicilerin aslında ne kadar acımasız olabileceğini, ve genel kitlenin bazen sadece şarkınızın ilk 30 saniyesini dikkate aldığını, tüketiciden üretici kısmına geçtiğinizde farkediyorsunuz. Bunun değişmesini beklemek her ne kadar bir ütopya olsa da, keşke değişse diyoruz. Ülkenin yaşadığı dönem dolayısıyla sahne yapan mekan sayısı 2 elin değil 1 elin parmaklarından az kaldı, hala direnen ve direnecek olanlara sonsuz teşekkürler. Özgür; BlueNote Music de çalışmakta. Yine müzikle iç içe bir bölüm okuduğu için hayatı müzikle dolu. Furkan; yine sahne ve sanat ile ilgili okuyor. Mert içimizde en çok sanat dalıyla ilgilenen kişi olarak dans ve tiyatro ile de ilgileniyor. Erkmen; içimizde ki en ilginç kişi bu konuda. Çocukluğundan beri yazılımla ilgileniyordu ve şuan özel bir şirkette Yazılım Uzmanı olarak çalışmakta. Facebook sayfamız üzerinden doğrudan bizimle iletişime geçebilirler, son derece aktif kullanmaktayız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-49-temiz-iş/", "text": "Melike Sever var mesela, klibimizi çekti, fotoğraflarımızı çekiyor sahnelerde. Gülçin Kültür Şahin var, bir şarkımızda teyzeyi seslendirdi. Bade Ege de geri vokallerde destek verdi. Eksikler: Mekan sahipleri haliyle kazanç odaklı yaklaşıyorlar. Bunu yaparken müzik kalitesinden ödün verdikleri oluyor. Bu kadar kazanç odaklı olmalarına rağmen mekan ses sistemine yatırım yapmamakta ısrarcılar. Artılar: Bizi tanımadıkları halde şans verdiler, sağ olsunlar. Bu mekandan mekana değişiyor. Sahneye çıkmak üzereyken gitarların mikrofonlanmayacağını öğrendiğimiz de oldu, çiçek gibi sound check yapan da oldu. Ankara'da son zamanlarda canlı müzik mekanları eğlenme ve dans odaklı dinleyicilerle doluyor. Müzik kalitesi ve müzisyenin başarısı çok daha geri planda. Biz de mekana gelenlerden bizimle aynı potada olanları yakalamaya çalışıyoruz. Gelenler genellikle şaşırıyor. Abi besteler çok iyiymiş, oradan yürüsenize yorumları ağırlıkta. Verdiklerimizin karşılığını almaktan o kadar uzağız ki artık kovalamıyoruz bile. Aldığımız eve dönüş için taksi parasını karşılıyor. Bir de üstüne yarım kilo yoğurt falan anca. Siftahımız kendisi. 3 şarkıdan oluşmakta. Neden 3? Paramız 3'e yetti de ondan. Sanatın her türlüsüne can kurban. Bizim elimizden de müzik geliyor, varımızı yoğumuzu ona adıyoruz. Bize dert olan her şeyi konu ediniyoruz. Asıl olan burada dert veya fikir. Her şarkının yapım süreci bir dert, bir sevinç ya da bir fikirle başlıyor. Sonra oradan bazen bir söze bazen bir ezgiye dönüşüyor. Bir yerden sonra hepsi katman katman birbirini besleyerek ilerliyor ve giderek kendi karakteri oluşuyor. Biz de bu karakteri yakalamaya çalışıyoruz. Bazen şarkıyı kendimize uyduruyoruz bazen o bizi kendine uyduruyor. Bu yüzden müziğimiz kalıplara uymayı dert etmiyor. Her şarkı kendi kalıbını oluşturuyor. Bu süreçte bizim için mühim olan içtenliği korumak. Ne istediğini, ne anlatmak istediğini unutmamak. Sound olarak şimdilik klasik rock bileşenlerini kullanıyoruz: Çift gitar, bas, davul ve vokal. Daha fazlasını şimdilik fazla işin içine katmadan ilerlemeye çalışıyoruz zira bir yandan içimizdeki yaşlı metalci hala nefes alıyor. Çok sesliliği seviyoruz. Örneğin Ukde'de pişmanlığı anlatırken bas gitar geçmişe bağımlı bir melodide giderken, bir gitar acıyı, diğer gitar unutma isteğini anlatıyor. Çok seslilik güzel çünkü duygular da çok sesli. Müzik biraz da alışkanlık meselesi. Dolayısıyla insanlar hele ki bu tüketim manyağı çağda yeniye kafa yormaya üşeniyor. Daha önce duymadığı bir şeyi duymaktansa bildiği bir şey arıyor insanlar. Velhasıl, seyirciler kaçıp gitmesinler diye cover da çalıyoruz. Ha severek çaldıklarımız da yok değil tabi, ama genel olarak amaç bu. Taze çıkardığımızı kısa çaları ÇSM Stüdyosu'nda kaydettik. Yayınlanmamış olanları evde kaydediyoruz. Zaten üzerinde çalışabilmek için evde kayıt şart bizim için. Davulları ya vst ile hallediyoruz ya da internet üzerinden ulaştığımız session drummer'lara çaldırıyoruz. Evde yaptığımız çalışmalarda neredeyse bütün ayrıntılarıyla, sound kararlarından enstrümanların tek tek her bir notasına kadar her şeyi belirliyoruz zaten. Stüdyo kaydına fazla bir iş kalmıyor. Paramız yetmedi efendim mastering'e. Kayıt yapan stüdyo bir miktar destek verdi elbette. Gel gelelim mastering bambaşka bir uzmanlık alanı. Genelde stüdyolarda prova alıyoruz. Beste ve sound çalışmaları için ev ortamında buluşuyoruz. Sıklığı çok sık. Hep birlikteyiz. Olumlu: Bizim kaçışımız bu grup. Hayat çok kötü. Hep söylüyoruz: Kirli işlerden bıktık. Olumsuz: Reklam işleri çok can sıkıcı. Bu sebepten ötürü bizi bu kadar mutlu eden bir şey bile zaman zaman can sıkabiliyor. Diğer bestelerimizin de profesyonel kayıtlarını yapmak istiyoruz. Öncesinde evde hazırladığımız kayıtları demo olarak yayınlayacağız. Önümüzdeki bahar ve yaz aylarında elimizden geldiğince festivallere katılarak ve konserler vererek şarkılarımızı paylaşmak istiyoruz. O Ses vb. işlerin müzikle ve bizimle ilgisi yok. Beste yarışması olabilir ama bu konuda belirli bir planımız yok şu anda. İşin bu kısımlarına yeni giriyoruz. Bakıp göreceğiz. Şimdi ne desek yalan olur. Dinleyiciler: Okuyun, dinleyin, önem verin. Karşınızdaki sanat eseri ne olursa olsun derinine inince aldığınız tat bambaşka. İnsanları da dinleyin. Önyargıyı basıp geçmeyin. Her insanda bambaşka deryalar var. Dinleyici bilinçli olursa mekanlar, organizatörler ve müzisyenler ona göre şekil alır zaten. Olmaz mı? İnşaat mühendisi, kamu çalışanı, finans uzmanı, öğrenci. Şirketlerin çaldığı hayatımızdan dişimizi tırnağımıza katarak kendimize ayırabildiğimiz zamanımızı müziğe veriyoruz. Adeta bir karakter bölünmesi içinde yaşıyoruz. Müzikle yarattığımız hayalimizdeki dünyaya tüm gücümüzle tutunuyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-50-naf/", "text": "Artıları: Sesi ayarlayan kişilerin elinden geleni yapmaya çalışması. Eksileri: Özellikle dijital mecralarda Event'in tanıtılması konusunda geç kalınması veya tanıtım için az destek verilmesi. Dinleyici kitlemiz genelde beyaz yakalı olan ve bir çoğu birinci dereceden olarak tanıdığımız kişilerden oluşuyor. İlgili performans özelinde olumlu tepkiler alsak da sadece bu şekilde yüz yüze bir iletişim kuruluyor. Ancak ne viral paylaşım da ne de dijital mecralar üzerinden bir paylaşıma dönüşmüyor. Tam olarak komik diye tabir edilen ücretler alıyoruz, yan hak olarak da herhangi bir şey olmuyor. Tek sağlanan esnek soundcheck saati oluyor. Ama ücret verilmemesinin sebebi olarak da dinleyici kitlesinin genelde para verdiği şeylerin popüler veya yabancı grup olması olarak düşünüyoruz. Alternatif müzikten çok havalı gözükecek mekan ya da grup seçimi dinleyicinin ya da mekanın para harcamasında etkili oluyor. Mekan için daha çok satış yapacağı, dinleyici için de daha çok sosyal medyada paylaşım yapabileceği gruplar tercih ediliyor. Henüz resmi olarak yayınlanmış bir çalışmamız yok. Yakında çıkmasını planladığımız bazı çalışmalarımız var. Her bir şarkı bir hikaye anlatıyor. Bu hikayelerdeki kahramanlar da enstrümanlarımız. Karakterler her bir hikayede kendilerine biçilen rolleri oynuyorlar. Hedef duyguya nokta atışı yapacak kadar saf ve bir o kadar melodik piyano partisyonları, kalp ritmiyle ve beyindeki kaosla aynı frekansta seyreden davul ritmi, bunların arasına kum taneleri gibi yerleşen ambient gitar tonları ve naif dokunuşları hikayelerimizin atmosferini betimliyor. Parçalarımız bir araya gelince hayatın yalnızlık, umut, öfke, neşe, hüzün, sadakat gibi hisler ve kavramlar ile bütünleştiğini ve mükemmelleştiğini vurguluyor. Özgün eserlerini yapma sürecine girmeden, öğrenmek ve kendini geliştirebilmek adına en güzel yollardan biri. Yalnızca bu yolu sürekli sürdüren veya orijinal düzenlemeler yapmak yerine cover terimini yalnızca bilinen şarkıyı aynı düzenleme ile çalmayı tercih eden oluşumların kolaya kaçtıklarını düşünüyoruz. Aslında 3'ümüz izole olup günlük sorumluluklardan kurtulabilince üretken forma geçiyoruz. Hayalimiz elbette hem şehirden hem de diğer tüm bağıntılardan bu süreçte uzaklaşabilmek. Ancak günlük hayatımızın kısıtları sebebiyle çoğunlukla evlerimizdeki herhangi bir karanlık ve sessiz bir odada bu eylemi gerçekleştirebiliyoruz. Kayıttaki miks ve mastering işlemleriyle birlikte, performanslardaki ses düzenlemelerimizi Ümit Yaşar Doğdu ile yürütüyoruz. Ekipman ve akustik açısından belirli bir kaliteyi sağlayabilen stüdyo sayısı bizce ülkemizde az sayıda. Bu noksanlığı fırsat bilen bazıları da ne yazık ki değerinden yüksek saat başı ücretler talep edebiliyor. Parçalarımızı şuan için Soundcloud ve Youtube üzerinden yayınlıyoruz. Belirli bir süre sonrasında ise Spotify gibi platformlar üzerinden paylaşıyor olacağız. Özellikle Spotify gibi platformlar üzerinde yer alabilmek adına, tüm süreçlerimizi bağımsız yürütüyorken sanal da olsa bir yapımcı/dağıtımcı firmaya ihtiyaç duyulması bizce bir eksik nokta. Olumlu: Orijinal bir şeyler yapmaya ve elimizden geldiğince üretimde olmaya çaba sarf ediyoruz. Olumsuz: Ülkemizdeki alternatif denilen piyasa içerisinde bile kendine çok daha az yer bulan bir seda aslında. Bu sebeple geleceği ve alacağı tepkiler konusunda ara ara endişeye düşmekteyiz. Birkaç ay içerisinde bir EP yayınlanmayı hedefliyoruz. Bu konuda da sizleri gelişme olur olmaz haberdar ediyor olacağız. Uzun vadede ise hazır olan ve performanslarda da yer verdiğimiz parçaların yeni düzenlemelerini de içerek olan bir albüm yayınlamayı planlıyoruz. Aslında yeni yetenekler ortaya çıkarma amaçlı organizasyonlar olarak kendilerini tanımlamaktalar. Yeni isim konusunda bir diyeceğimiz yok, ancak bu isimlerin yaptıkları işlerin içeriğine ve orijinalliğine bakılmadan o sırada ülkede popüler olan akımlara yeni eklemeler yaptıklarını düşünüyoruz. Bu sebeplerle de bugüne kadar hiçbir yarışma içerisinde olmadık, ancak şartlar uygun olduğunda, yeniliğe açık olabilecekleri izlenimini veren bir yarışma içerisinde seve seve yer alabilmek isteriz. Geleneksel mecralarda biz veya bizim gibi bir çok müzik oluşumuna yeteri kadar yer verilmiyor. Bunu kabullendik zaten diyebilecek bir şeyimiz yok. Ancak gelir/gider gibi kısıtları olmayan ve sürekli yenilikleri keşfettiklerini öne süren birçok dijital blog gibi mecralarda, asıl meziyet her birinin olabildiğince farklı isimleri keşfetmesiyken, ana akımdan olmasa da alternatif akımdan hep aynı isimler üzerinde sürekli durdukları çok açıkça görülebiliyor. Bunun da bir kopyacılık etkisi olduğunu düşünüyoruz. Umarız, müzisyen olarak değil bir müzik oburu olarak heyecanla takip ettiğimiz bu mecralarda birbirinden ilginç ve yeni isimler görebiliriz. Dinleyici: Öncelikle dinleyicilerin canlı müziğin farkını ve zevkini anlayabilmelerini ve tüm müzisyenleri olabildiğince canlı olarak dinlemelerini bekliyoruz. Mekanlar: Gelir odaklı olmaktan çıkıp, yeniliğe imkan tanımalarını, zaten bu konu üzerinde yeterince çaba sarfedilirse gelir kısıtının tek bir akım üzerinde odaklanmayıp dağılım göstereceğini düşünüyoruz. Birçok kişi gibi biz de günlük hayatımızda başka bir meslek icra ediyoruz. Denge konusuna gelindiğinde ise özetle gündüzlerimizin kapitalizme, gecelerimizin ise müziğimize adandığını söyleyebiliriz. naiftheband@gmail. com mail adresimiz üzerinden her an hızlıca ulaşılabilir ve iletişim kurulabilir konumdayız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-51-crushem/", "text": "Deniz Tekin, Ars, Astral, Zafer Paydaş, Sharpera. Eksiler: Ücret ödemeye yanaşılmaması, etkinlik saatlerinin istisnasız sarkması, tonmeister'ların işlerini gelişigüzel yapmaları. Artıları: Genç gruplara sahne şansı tanınması. Eksikler: Etkinlik tanıtım eksiklikleri, etkinlik saatlerinin sarkması, müzisyenler üzerinden para kazanılması ve müzisyenlere birkaç adet içki verilmesi. Genelde akranlarımız ve arkadaş grubumuz ve mekanın sürekli müdavimleri. Konser sonrası tepkiler olumlu ve yapıcı oluyor. Açıklamada yazanlar gayet yeterli. Bu konuda genellikle genç gruplar heyecanlı ve istekli olduklarından, ilk etapta parayı önemsemeyebiliyorlar. Eğer genç gruplar ve yeni oluşumlar bilinçlendirilirse, sorun daha kolay çözülebilir. Bu işin bir ederi mutlaka olmalıdır. Bizim müziğimizde riff'lerin yeri, diğer öğelere oranla daha baskın. Sözler ise herkesin kendine göre yorumlayabileceği tarzda. Grup olarak cover çalmaktan kaçınıyoruz, yeniliklere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Grupların sahne alamama endişesi yüzünden cover'a başvurmaları içler acısı bir durum olarak nitelendirilebilir. Grubun tercihine göre cover'lar tabii ki setliste dahil edilebilir, ayrı konudur. Ayrıca Razor vs. gibi cover odaklı grupların yeri ayrıdır. Bu denli kaliteli cover grupları mevcut iken, diğer gruplar da cover çalmaya zorlanmamalıdır. Rage Records / Genco Kulaksız ve ev stüdyomuz Rip-off Records. Genelde, önce 10-15 beste yapılır ve aralarından en iyiler seçilerek albüme konur. Zaman zaman parça trafiği çok değişir, kimi zaman olduğu gibi kalır. Son haline karar verilip birlikte provaları yapılır. En genel haliyle böyle. Kendimize ait ortamımız yok, çalışmalarımızı stüdyolarda haftada bir ya da iki olmak üzere yapıyoruz. Youtube, Bandcamp, Spotify, Itunes, Amazon, Shazam, Soundcloud. Kulağımıza ve isteklerimize ilişkin bir proje yapmaya çalıştık. Genel olarak üzerinde ciddi zaman ve emek harcanan bir proje oldu. Sponsor eksikliği ve Türk yapım şirketi yetersizliği olumsuz olarak saydıklarımız olabilir. Kısa vadede kemik bir kitle toplamak, uzun vadede ise yurtdışı konserleri ve sağlam bir diskografi olabilir. Müzik ve yarışma kavramları bir araya gelmemelidir, herkesin söz konusu müzikteki hissiyati ve zevki farklıdır. Türkiye'de bu konu ile ilgili güzel bir atılım var. İsteriz ki, müzisyenler günden güne daha çok destek alsınlar. Öncelikle dinleyicilerden yapıcı eleştiriler, mekanlardan ilgi ve alaka, organizatörlerden özveri ve anlayış, müzisyenlerden etkileşim ve destek bekliyoruz. Facebook, Twitter, Instagram, Bandcamp, Spotify, iTunes ve Youtube internet sitelerinde Crushem Official adı altında hesaplarımız bulunmakta. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-52-şenceylik-2/", "text": "Ayrıca Şenceylikin ilk kayıtlarından beri yanımda olan sevgili İgal Asa, önceden yayınlanan Bu Dünyayla Şaka Olmaz kaydında gitar çalan Burak Uyar, yeni EP'nin stüdyo kayıtlarında büyük emek veren ve projeye değer katan Egemen Kanmaz, Ahmet Ali Arslan ve tabii ki yine Arel Koray Nalbant, ve son olarak, gerek eski kayıtlarda gerek Haziran sonu gelecek EP kayıtlarında müzisyen olarak yer almış Vera grubundan Canberk Karademir ve Dünyacan Yılmaz da projeye hep destek/moral veren, değerli katkılar yapan isimler. Arel Koray Nalbant, Vera grubunun solist/gitarist/şarkı yazarı olarak kariyerine devam etmekte. Bilet yüzdesinin çoğunu almalarına rağmen davetli listesine çok büyük tavır koymaları. Müzisyenin etkinliklerdeki en değerli taraflardan biri olduğunu çoğu zaman unutmaları. Müzisyeni her şeyi yapmaya/halletmeye/kabullenmeye mecbur taraf olarak varsaymaları. Artılar: İyi mekanların müzisyeni rahat ettirme, müzisyene ve özgün müziğe destek verme gibi yanlarını deneyimledim. Sahne içi monitörlerin yetersizliği, hatta bozukluğu. Soundcheck sürecinde sesten sorumlu yetkili bulundurulmaması. Bilet fiyatını anlaştığım fiyatın üzerine çıkarıp kapıda benden habersiz arkadaşlarımı rahatça kazıklayan bir mekanda konser verdim geçen ay: Kadıköy Hangart. Yaşadığım üzüntüyü unutamam. Taşoda Festivallerinde senelerdir her dönem çaldık, okulumuz yuvamız olduğundan mıdır nedir, harika geçiyor. Genelde singer/songwriter kafasından hoşlanan, şarkı sözlerini ve vokal dinlemeyi seven insanlar geliyor gibi gözlemledim. Yan hak gerçekten de 3 bira fişi (bazen 2) maalesef. 🙂 Ve gözümüz içkide olmasa bile insan hiç değilse bir ihtiyacı olduğunda hemen isteyebileceği görevliler olmasını bekliyor, mekanlarda bu eksik çok yüksek seviyede. Ben müzikten hiçbir zaman hatrı sayılır bir para kazanamadım, her konserde bindiğimiz taksileri ve otoparklara verdiğimiz parayı çıkardıysak şükrettik. 🙂 Belki yolun başında oluşumuzdandır bu, zaten müzikten bir geçim elde etmek en büyük önceliğim değil, müzik uğruna başka işlerde çalışmayı göze alıyorum. Fakat yine de bu emeğin karşılığında insan bir değer görmek istemiyor değil. Sözlerde genelde etrafta gözlemlediğim bozunmuş, yoz şeyler öne çıkıyor, bu yüzden daha toplumsal gerçekliğe yakın ifadeler ön planda gibi. Sound olarak gitar ağırlıklı sade bir müzik yapmak şimdilerde hoşuma gidiyor. Ben gerçekten Keşke bunu ben yazmış olabilseydim deyip gıpta ettiğim, hastası olduğum şarkılar varsa bunları kendi zevkim için cover'lamak gibi bir yol izliyorum. Dinleyiciler de genelde bestelerle uyumlu olan bu şarkıları konserlerde pozitif karşılıyor. Boğaziçi Üniversitesi Taşoda Stüdyosu ve İTÜ MİAM'ın kayıt stüdyosunda. Kayıt öncesinde prodüktörüm Arel Koray Nalbant'la bir düzenleme sürecinden geçiyoruz. Ufak demolar kaydediyoruz kayda girmeden. Sonrasında kayda giriyoruz, genelde zor zamanlar oluyor 🙂 çünkü mesela Boğaziçi Üni. Taşoda stüdyosu gün içinde öğrencilerin prova kullanımına açık, kayıt için orayı kapatabilmemiz ancak gece 12'den sonra oluyor. Kurulumdu kayıttı derken sabahı sabahlıyoruz. MİAM'da da aynı şekilde sıkışık bir zamanda kayıtları çıkarmaya çalışmıştık. Ama benim en sevdiğim süreç konserlerden ziyade kayıt süreci. 🙂 Çok öğretici ve zevkli buluyorum. Mikslerimi Arel Koray Nalbant yapıyor. Mastering için ABD'ye gönderiyoruz. Prova yapacağımız zaman güleryüzlü abimiz Cenk abi orada olduğu ve ses sistemi çok iyi olduğu için Master Studio'ya gidiyoruz. Fakat saatine 40 lira verilen provalar, günümüz öğrenci bütçesiyle düzenli yapılamayabiliyor. Dışarıdaki kayıt stüdyoları hakkında ise çok fikrim yok. Olumlu: Şarkı yapma sürecinin her parçası beni çok mutlu ediyor, bunu ömür boyu yapmak istiyorum, bu da bana projemin sürdürülebilir ve içten olduğunu hissettiriyor. Kısa vadede ilk EP ile Spotify, iTunes vs. gibi mecralarda iyi bir görsel ve işitsel bütünlükle şarkıları dinleyicilere ulaştırmak istiyorum. Uzun vadede, daha geniş bir vizyonla üretim yapan, Türkçe müziğe ve ülkedeki toplumsal sorunların çözümüne ve genel ruh haline önemli katkılarda bulunan iyi bir sanatçı haline gelmek istiyorum. Roxy Müzik Yarışması'na katıldık, bir derece alamadık. 🙂 Güzel bir deneyimdi. Bence ülkede müzik adına ne kadar yalnızlıktan bahsedilse de, müzisyenleri ve ortaya çıkan eserleri desteklemek için çaba gösteren çok iyi niyetli, çok güzel insanlar var. Dinleyiciler: Müzik dinlemenin internetten ziyade gerçek hayatta daha zevkli ve anlamlı olduğu idrakına varabilme şansına erişsinler. Mekanlar: Müzisyene değer ve mekan versinler. Aklıma çok fazla başka parti gelmiyor şu anda. Boğaziçi'nde İşletme lisans bitirdim, şimdi yüksek lisans yapıyorum ve öğrenci asistanlığı görevimi sürdürüyorum. Bunun dışında freelance olarak reklam müzikleri yapıyorum. Ben şu an yalnız ve bağımsız bir şekilde müzik yapmaya devam ediyorum. 🙂 Her şeyle kendim ilgileniyorum, bu yüzden bana Eda Sena Şenceylan ismiyle ve senceylik@gmail. com mail adresimden ulaşabilirler. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-53-induction/", "text": "Projenin başlangıcından beri 2 albümle birlikte çok sayıda EP ve tekli çıkardık. Bunların çoğu deneysel ve ironik olmakla beraber, en son Solar Sailing isimli teklimizi yayınladık. Yeni bir stüdyo albümümüz de yolda. Deneyselliğe ve eklektisizme önem veriyoruz. Her ne kadar proje ilk başladığında metal/noise ağırlıklı olsa da yeni çıkacak albümümüzde dub, dream pop, ambient ve endüstriyel müzikten izler var. Şarkılarımızı oluşturduğumuz parça ve desenleri toplayarak besteliyoruz. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-54-endless-buzz/", "text": "Dinleyici kitlemiz benzer tarzda müzik yapan diğer grup üyeleri, arkadaş çevremiz ve 90'lar rock müziğini seven genç kitle. Aldığımız tepkiler genellikle olumlu olup iyi vakit geçirdiklerine dair tepkiler alıyoruz. Aldığımız ücretler genellikle komik rakamlar oluyor ve grup üyelerine verilen içecek hakkı pek çok mekanda grup üyesi sayısına, o gece kaç grup sahne alacağına göre şekilleniyor. Hatta bazı mekanlarda grup üyelerinden oldukça fazla ücret alıyorlar. Temmuz 2017 tarihinde Feel The Ozone isimli teklimizi yayınladık. Tasarım olarak grubumuz 90'lar Grunge ve Punk müziğini yansıtıyor. Günümüze göre daha kirli bir müzik yapıyoruz. Sözlerimizde daha çok karamsarlık, dışlanmışlık, öfke kısacası bize bu dünyanın hissettirdiklerini konu alıyoruz. Beste grubu olarak sahne almak istediğimizde mekanların bizden kendi dinleyicimizi getirmemizi talep ediyor. Buradaki sorun kendi dinleyicimizin zaten bizi takip etmesi yaptıklarımızı bilmesi, o sahnelere çıkma amacımızın daha çok insana ulaşma isteğimizden kaynaklandığını anlayamamaları. Düzenli olarak gittiğimiz Stüdyo Dodo'da gerçekleştirdik. Kendimizi bir süre için eve kapatıp sadece müziğimizle ilgileniyoruz. Sonra kayıt aşaması için stüdyoya giriyoruz. Stüdyo Dodo ile çalışıyoruz. Kendi evimiz gibi hissediyoruz. Çalışma ortamımız genellikle grup üyelerinden birinin evi oluyor. Grup olarak haftada en az 1 kere bunu gerçekleştiriyoruz. Prova konusunda değil ama kayıt konusunda bütçe ayırması bazen oldukça güç oluyor. Bizim gittiğimiz stüdyoda oldukça ilgi görüyoruz. Teknik ekipman olarak memnunuz. Olumlu bulduğumuz şeyler gruptaki herkesin müziğe oldukça ilgi duyması ve bunun için fedakarlıkta bulunması diyebiliriz. Olumsuz olarak da hayat şartlarının bazen bizleri müzikten uzaklaştırdığı durumları yaşayabilmemiz. Kısa vadede hedefimiz bir albüm çıkarıp bunu yayınlayabilmek. Uzun vadede ise güzel sahnelerde pek çok insana kendi şarkılarımızı ulaştırabilmek. Yarışmalara sıcak bakıyoruz ancak uygun bir yarışma bulmak oldukça zor. Açıkcası bu konuda hiç destek gördüğümüz söylenemez. Grup üyelerinin hiç biri çalışmıyor, başka bir işle meşgul değil. Böylece müziğe daha fazla vakit ayırabiliyoruz ancak ekonomik olarak bu durum bizi zorluyor. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-55-padme/", "text": "Toprak Skastika'da trompet, Herbafrique'te klavye çalıyo. Geçici eleman olarak Bosphoroots'ta klavye çaldı. Moment'te bas gitar çalıp vokal yapmıştı. Zafer aynı zamanda Asperger'de gitar çalıyor ve vokal yapıyo. Orhan Bosphoroots'la davul çalıyo. Peyote, Karga, Dorock, IF Performance Hall Beşiktaş, Eski Yeni, Noxus, Eski Beyrut, Woodstock, Redrock, Retro Rock Bar, Ege Rock Festivali, İzmir Uluslararası Motosiklet Festivali, Gökçeada Motosiklet Festivali, Boğaziçi Üniversitesi Bahar Şenliği, Byzantion Fest gibi bir sürü yer var daha aslında, aklıma gelenleri yazdım. Eksikleri: Müzisyene insan muamelesi yapılmıyor. Bi de bizim yaptığımız müzik oturan insan müziği olmadığından sahnenin önündeki masaları kaldırtmak konusunda bazen zorlanabiliyoruz. 😀 Para olayını hiç söylemiyorum bile. Onun ne olduğu gayet belli. Açıkçası içinde yer aldığımız tüm organizasyonlarda bi bokluk çıkıyor. Özellikle diğer pank çalan arkadaşlarımız Asperger ve Hedonistic Noise'la da birlikteysek. Çaldığımız birçok mekan iflas etti veya dolmuşçulara devretti. Mutlaka soundcheckle alakalı sıkıntı çıkıyor bir şey duyamıyoruz veya işletmeciler uyanıklık yapmaya çalışıyorlar. Bi konseri ücretsiz yapacaktık mesela, biz aşağıda soundcheckteyken işletmeci içeri giren insanlardan para almış falan. Uğraş dur böyle şeylerle. Veya konserlerde kavgalar çıkıyo. Neden bilmiyoz. Bizim kontrolümüz hatta görüş açımızın dışında oluyo bunlar. Ama bilmiyoruz ya artık alıştık ve her seferinde acaba bu konser ne olcak/kim ölcek diye düşünüyoruz. Biz bence organizasyonda neyi eksik gördüğümüzü yazmak yerine, doğru bulduğumuz küççücük şeyleri yazalım: Bizim kapıdan içeri girmemize izin veriyolar, gürültümüzle milletin başını ağrıtmamıza izin veriyolar, bence hatta biz mekanlara para vermeliyiz lan adamlar haklılarmış. En komik ve en garip olanı da İzmir Motosiklet Fest'ti. Baya iyi ağırlandık, Seferihisarda bi otelde kaldık 3751879 yıldızlı. Öğlen geldik enstrümanlarımızı falan taşıdık sahneye, kurulduk. Sahnemiz akşam 9'daydı yanlış hatırlamıyosam. 1-1.30 gibi işimiz bitti, napsak bilemedik sonrasında. Sonra öğrendik ki her şey bedavaymış. Yemek falan yedik bütün gün yüzdük, otel odamıza yerleştik. İçki falan da varmış. Hiçbir şeye para vermemiz gerekmiyormuş. Kendimizi çok zor tuttuk sarhoş olmamak falan için, sahneye öyle çıkmıyoz biz çünkü. Neyse bir sürü insanla tanıştık orada, konuştuk muhabbet ediyoz bi şekilde zaman geçti ve en sonunda sahneye çıktık. O metalci görünen tipler sahneye falan atlayıp 70'ler 80'lerden bi şeyler yok mu? falan dedi birileri gelip METALİKA ÇALIN falan diye bağırdı. Birileri geldi Osman Aga falan istedi. Lan nolduğumuzu şaşırdık. Tüm dünyadaki motosikletçilerle burdakilerin inanılmaz farklı olduğunu keşfettik. Artık o tayfaya bulaşmıyoruz. 9/8'lik müzik yapmaktan korktuğumuzdan değil, garip tipler sadece. Neyse, o konserden sonra hayvan gibi içtik. Hatırlamıyoruz bi şey o günden pek. Arkadaşlarımız veya henüz tanışmadığımız arkadaşlarımız. Seviyolar. Kim ne duyuyo bilmiyo ki. Genelde çoğu mal ve zevksiz insanlar. Ondan bizi dinlemeye geliyolar bence. Sözler hep bizle alakalı. Günlük hayat, parasızlık, aptallık; bizi rahatsız eden şeyler, salak şirketler ve politikacılar. Hızlı çalmayı seviyoz. Davulcumuz Orhan'ı her sabah düzenli olarak özel diyetiyle besliyoruz daha da hızlı çalsın diye. Normal ya. Evde yazıyoz bi şeyler. Birbirimize gösteriyoruz. Sonra Truva Çorum izliyoruz. Biraz daha bakıyoruz şarkılara. Stüdyoda çalıyoruz sonra. Genelde rötuş falan yapıyoruz küçük kısımlar ve sözlerle alakalı olan. Aslında şarkıları ne kadar çok çalarsak o kadar çok olgunlaşıyor şarkılar. Kayda girdiğimiz zaman da gerçekten şarkıları çok daha iyi tanıyoruz, bazen bazı yerlere eklemeler ve çıkarmalar yapıyoruz. Ev provası da oluyor aslında, stüdyoya da gidiyoruz. Çalışmalar yazın sıkıntılı da, okul zamanı haftada 2 falan oluyor genelde. Spotify, YouTube ve adını sanını bilmediğimiz diğer platformlar. Ya onların da adını sanını duymadık çünkü böyle distrokid veya cdbaby gibi yerlerden yayınlayınca şarkıları, her yere atıyorlar neden bilmiyoruz. Ölmemek, hayatta kalmak için yeteri kadar yemek yemek. Bence baya saçma olaylar. Bir keresinde radyo boğaziçi'nin Battle of The Bands'inde finale kalıp 9 kişilik bi jüri karşımızda otururken çalmıştık. Baya garipti. Tabi ki kazanamadık. Ama hareketli müzik çalıyorsun ve adamlar oturup değerlendiriyor. Garip. Ya sağ olsunlar bunlara bari biz destek olalım bu salaklar hevesini alsın diyen abi/abla/trans/veya bilimum cinsiyete sahip tanıdıklarımız var. Onlar arada röportaj falan yapıyorlar. Yani bilmiyorum başka bi destek vs göremedik. Politik olduğumuz ve kötü şarkılarımız olduğu için sanırım ama. Indie'nin inanılmaz rağbet gördüğü bu dönemden başka bi şey beklemiyoruz zaten. Dinleyici: Bizi dinleme! Dinlemek zorunda kalırsan da arkadaşlarına da tavsiye et! Mekanlar: Hakkımıza girme, allah var! Hepsi çıkacak karşı tarafta hepsi! Organizatörler: Ya bırakın arkadaşlarınız bir sonraki festivalde çalsın! Yeni gruplardan falan azcık çağırın, çalsınlar! Öğrenci, anketör, garson, barmen, barista, özel ders öğretmeni, müzik öğretmenliği, çeviri işi, ekstraya gidilebilecek her iş. Aslında inanılmaz dengeli olmak zorunda değil mi zaten? sonuçta yazıklarımız çizdiklerimiz günlük hayatımızın yansıması. zaman ayırabiliyoruz jah'a çok şükür. Çok zevki, lüksü olan tipler de değiliz. görseniz anlarsınız zaten. Façe'den yaz façe'den. Veya mail de atabilirsiniz şuraya: padmeband@gmail. com düzenli bakıyoruz. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-56-henüz-yok/", "text": "Ulaş'ın Dokuz On adında yarı devam eden yarı ölü electronic/trip-hop projesi var, geçen yıl Salgın adında bir parça çıkartmışlardı. Grupça... Hiçbir yerde... 🙂 Kurulduğumuzdan beri öncelikli amacımız sadece beste yapmak oldu. Ki bunun nedeni de ayrı ayrı amaçsız bir şekilde mekanlarda çalmaktan sıkılmamızdı. Eksiler: Bütün bu işlerin para kazanmak için yapılıp müzik yapmadaki esas motivasyonun kaybedilmesi, unutulması. Zira günümüz müzik sektörü kocaman bir yapay balona döndü. Bu temmuz ayında Birden ve Her Şeyimle Sana olmak üzere iki tekli yayınladık. İki parçanın dinamikleri çok farklı olmakla birlikte müziğimizdeki ayrılıkları ve ortaklıkları anlatmamız için bizce etkili oldu. Parçaların melodik olup sözlerinin bir şey ifade etmesi bizim için çok önemli. Klasik tarzda bir müzik yani ama daha orijinal ve daha evrensel ögelerle. Sözleri yazarken bir olayı anlatmasına, bir paragraf olmasına, devam etmesine özen gösteriyoruz, asla beylik sözler peşinde değiliz. Cover eserler yayınlama günümüzde tanınma açısından çok pratik, risksiz, güzel bir yöntem. Ama bir şeyler katarak bunu kümülatif bir olguya dönüştürmek gerek ve bunun için yine dönüp dolaşıp kendinizden bir şeyler katmalısınız. Kendinden bir şey katmadan buralarda kalıcı olmak biraz sürpriz olurdu. Şu anlık sadece YouTube'ta yayınladık. YouTube bizim gibi yeni kurulmuş gruplar için pek ideal değil çünkü belli bir izlenme sayısına gelmeden ulaşmak istediğiniz kitlelere ulaşamıyorsunuz, reklam konusunda tek başınasınız; ama diğer yandan çok büyük bir sosyal ağ, müziğiniz tutulursa çok büyük kitlelere ulaşabilirsiniz. Olumlu yönü inandığımız müziği yapmamız, kendi bahçeni ekip biçmek gibi bir şey bu, her türlü üründen büyük tat alıyorsunuz. Olumsuz yanı dışarıdaki çoğu sanatçı gibi maddi yetersizliklerden istediğimiz kalitede işler üretemiyoruz. Kısa vadede iki hedefimiz var: sektördeki kalifiye, vizyonlu insanlarla tanışmak ve bizi anlayan çok temel bir dinleyici kitlesi edinmek. Uzun vadede ise hedefimiz uluslararası bir müzik grubu olmak. Müzik yarışmaları özellikle gençlerin sahne tozu almaları, profesyonel havayı solumaları açısından çok önemli lakin şarkıların, performansların yarışması bizce müziğin doğasına aykırı. Bizce müzik yarışmaları konseptinden öte müzik festivalleri konsepti daha güzel. Mekanlar, organizatörler, müzisyenler için ise düşündüğümüz şeyler hep neresinden tutarsak tutalım ülkenin pop kültürünün ortasında olduğu arz/talep dengesine geliyor ki bu çok detaylı konuşulması gereken bir konu. Hepimiz şu an çok ayrı kulvarlarda üniversite öğrencisi olmakla beraber esas kariyer konusunda seçtiğimiz sektör çoktandır müzik. Yalnız parçalarımızın hafif bir üne sahip olması lazım ki tabii bunu daha rahat hissedelim. henuzyok@gmail. com adlı tatlı bir e-mail hesabımız var, Ulaş da her gün oraya girip bir bakıyor. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-57-kozmik-yikim/", "text": "Daha önce aynı kadroyla 'Madde ve Mana' isimli farklı bir grubumuz vardı. Grup içindeki görevler daha farklıydı. Ama bu sıralar Kozmik Yıkım dışında Ali Cem ve benim kendi başımıza yaptığımız solo kayıtlarımız oluyor, sağdan soldan onları yayınlıyoruz. Bilmiyorum. Belki Thee Oh Sees olabilir. Bolca Peyote Nevizade, Karga, Salon İKSV, Burgazada Cennet Bahçesi/Neucomers, Vibe of Sanayi/Maslak Oto Sanayi. Eksileri: Neredeyse tüm konserlerde bir şeyleri duyamadan çalıyoruz falan ama bu tür sorunları pek önemsediğimizi düşünmüyorum. Grup olarak artıları: Her şey gayet düz ve normal. Ponza grubunun vokali olan Güneş tarafından butik bir garaj partisi diyebileceğimiz 'Vibe of Sanayi' yapıldı birkaç ay önce. Orada kesinlikle bu tür bağımsız olayların çok daha fazla gerçekleşmesini istemeye başladım. Sesi bile kendimiz ayarladığımız, stüdyo-garaj karışımı bir ortamda çok klas ve tatlı bir etkinlik düzenledi. Bunun bir parçası olmak çok mutlu etti beni gerçekten. Genelde kendi arkadaş çevremiz ve samimi olduğumuz grupların oluşturduğu tayfalar dinliyor. Müziğin içinde olan insanların bizi izlemesi hoşumuza gidiyor açıkçası. Bu iki tarafı da rahatlatan bir şey. Son birkaç konserdir ücret almıyoruz ama bahsettiğim küçük samimi ortamlarda böyle bir ücretten bahsedilmesi bile saçma zaten. Böyle ortamlarda çalarken bu beni rahatsız etmiyor. Bar gibi mekanlarda yapılan muamele de belli zaten. O yüzden pek bir şey söylememe gerek yok herhalde. 2016 Eylül'de kaydettiğimiz 'Semt, Drugs & Rock'n'Roll' adında bir albümümüz var. Daha önceden birlikte uzun süre çaldığımız için, bu albümün kayıtlarına başladığımız zamanı grubun kuruluşu kabul ediyoruz. Şu anda da ikinci albümün kayıtlarına başlamış durumdayız. Yapılabilecek en default rock müziği yapmaya çalışıyoruz. Dümdüz rock. Sade ve pis. Cover parçalar çalmayı seviyoruz. Ben özellikle sevdiğim için birkaç tane The Cure şarkısı çalabiliyoruz bazen. Bunun dışında insanların pek de sahnede duymaya alışık olmadığı bunalımlar, The Weeds gibi grupların şarkılarını çalıyoruz. Severek dinlediğim bir şarkıyı sahnede çalmak farklı bir eğlence. Cover çalmanın sıkıntılı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Tamamını evde gerçekletirdik. İkinci albüm için farklı planlarımız vardı. Son günlerde gelişen bazı olaylardan sonra onu da evde bağımsız bir şekilde yapmaya karar verdik. İlk albümde olaylar biraz hızlı gelişti. Eski şarkıları toplayıp yeni birkaç şey ekleyip kaydetmiş bulunduk. Fakat ikinci albümde demo kayıt topladığımız bir süreçten sonra albümün esas kayıtlarına girmeye karar verdik. Şayet öyle de oldu, son düzlükteyiz. Tüm kayıt sürecinde sadece grup elemanları çalışıyor. Yakınlarda arkadaşlarımızın güzel bir stüdyosu var. Biz de, hepimiz neredeyse aynı mahallede oturduğumuz için orada takılıyoruz. Kafamıza estiği zaman girip çalıyoruz. Belli bir rutini yok. Herkesin ulaşabilmesi için öncelikle Bandcamp'e ücretsiz olarak yükleme taraftarıyız. Onun haricinde onlayn bir distrübütör şirket ile neredeyse tüm dijital platformlara yayıyoruz kayıtlarımızı. Spotify, iTunes, saçma sapan rus Torrent sitelerinde bile var. Müzik yaparken kasmıyor olmak beni çok rahatlatıyor. Grupça kasmıyoruz. Her şey içimizden geldiği gibi gelişiyor; hem canlı performanslar hem kayıtlar. Böyle şeyleri bağımsız ve kendi kendimize yapabilmek en çok hoşuma giden şeylerden biri. Bilmem. Biz durmadan üretmeye devam ediyoruz. İlerisi için ben de meraklıyım. Hiç katılmadık. Müzik yarışmalarını saçma buluyoruz. Bana kalırsa Türkiye'deki onlayn müzik kaynakları gayet güzel. Yeraltı gruplar ve sanatçılar hakkında bile kolayca bilgi bulmak mümkün. Gayet sık ve düzenli güzel yayınlar yapan da bir sürü site, sayfa var. Basılı yayın hakkında bir fikrim yok. Genelde pop kültürüne hitap ettiklerini düşünüyorum. Dinleyicilerin eğlenmesi belki de en güzel şey çalarken. Eğleniyorlar da... Bu açıdan mutluyum. Hep eğlenmeye devam etsinler. Mekanlar ve organizatörler hakkındaki beklentilerim de yıllar içinde tüketildi, bir beklentim yok. -Evet öyleyiz. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-58-asperger/", "text": "Berkan'la birlikte benim geçmişte birbirimize alışmak adına bilindik grupların şarkılarını cover'ladığımız bir dönem olmuştu. Oradan beraber çalma alışkanlığı edindik epey. Ozan'la tanıştığımdan beri noise rock/shoegaze türünde bir grup kurmaya çalışıyor. Ama kafa yapısıyla uyuşan birini bulamıyor ne yazık ki. Yine de ev kayıtlarından oluşan demo bişeyler yayınlamıştı geçen aylarda, Abstract Sense yazarak keşfedebilir insanlar. Atakan ise adı olmayan bir post-rock grubunda çalıyor. Geçmişte de The Jackpumps isimli bir grupta çalmıştı. Şuan internette sadece Şahin isimli parçalarının epik bir klibi var. VE ÇOK GÜZEL. LÜTFEN GERİ DÖNÜN. Kendi kendimizi başka müzik gruplarına benzetmek istemiyoruz. Ama bir blog'un incelemesinde bazı şarkıları The Clash'e benzetmişlerdi. Bir de Gallerli lokal bir gruba. Onun dışında Spotify'daki ilgililerde çıkan gruplarla benzeşiyoruzdur herhalde. Peyote Nevizade, Woodstock, Retro Rock Bar, Redrock, Cosmos, Shaft, Ankara'da Eskiyeni.. Eksiler: Daha önce de çok defa yazıldığı gibi; mekanların genel olarak insanlara kötü davranması, müzik dinlemeye gelen insanları yürüyen ATM olarak görmeleri, tonmaister'lerin umursamazlığı vb. şeyler. Bilmiyorum yani ben bazen biz mi çok salağız veya dangalağız diye düşünüyorum, haklı yön arıyorum böyle davranmalarında. Ama gerçekten bulamıyorum. Sebepsiz bir kin var herkese karşı. En büyük sorun da buraları okusalar bile işletmelerinde yaprak kımıldamayacak olması. Bu en büyük eksiklik. Galiba bu yönümüzü düzeltmemiz gerekiyor demeyecek, özeleştiri yapamayacak tiplerin idare ettiği mekan sayısı çok fazla. Tam tersi olan sayılı mekanlar da var, onları da herkes biliyor zaten. Özellikle şu müşteriye bir-iki lira takayım da, böyle böyle işte ev/araba alırım düşüncesinden sadece barların değil, ülkedeki bütün işletmelerin vazgeçmesi lazım. Çok iğrenç bir şey. Mesela daha önce çaldığımız bir konserde etkinlik ücretsiz olmasına karşın kapıda yaşı tutmayan arkadaşlarımızdan para toplanmasına şahit olmuştuk ki bu sanırım hayatımız boyunca bir daha rastlayamayacağımız türden bir iğrençlikti. Artılar: Çok seyrek olsa da, bazı mekanların her açıdan gerçekten işlerini çok iyi yapması. Artılar: Şuana kadar çaldığımız mekanlardan Peyote ve Shaft'ın ses sistemi ve ışıklandırması çok güzeldi. Ankara'da Eskiyeni'nin de ışıklandırması çok iyiydi, ses konusunda biraz daha yardımcı olsalar çok iyi geçebilirdi o konser. Eksiler: Kabaca bir bok duyamamak. Uzun yıllardır var olmalarıyla övünen mekanların ses sistemlerindeki çağ dışı yetersizlik, grupların lan acaba çok mu kötü çalıyoruz diyerek dağılmasına bile sebebiyet verebilecek derecede vasat. Bunu düzeltelim diyen çalışanları şutlamaları da ayrı bir tuhaf. Bu tip işletmeleri gördükçe Hayat Bilgisi'ndeki Amil bey geliyor aklıma. Bir gün barın içine otopark falan yapabilirler. Diğer gruplarla birlikte düzenlediğimiz ve bir çok grubun yer aldığı bar konserlerine festival demeyi seviyoruz. Dolayısıyla isim olarak bakarsak, evet yer aldık. Ama yer aldığımız en kapsamlı festival bu sene Mayıs ayında Burgazada'da gerçekleşen Neucomers etkinliği olacaktı. Bizim de çalacağımız son gün hava iyice bozunca iptal olmuştu. O güne kadar çok iyi geçmişti festival bence. Bu iptal olan gün ileri bir tarihe ertelendi zannedersem. Arkadaş çevremiz, tanıdığımız insanlar, hep birlikte çaldığımız grupların üyeleri. Çok iyi zaman geçirdik her konserde. Zaten genelde hep birlikte çaldığımız için birbirimizi dinleyebiliyorduk. Şimdi ise albümden sonra internet üzerinden yeni tanıştığımız insanlar oldu. Şarkıları çok beğendiklerini söylediler, bu da bizi çok mutlu etti. Sanırım konserlere de gelirler. Böyle şeyler gruplara devam edebilme gücü veriyor. Konserin ücretli olup olmamasına bağlı oluyor bu durum. Ücretli olsa da zaten pek bir şey aldığımız söylenemez. O gece yola falan gidiyor, harcanıyor bir şekilde. Zaten bira fişi veriyorsa mekan her birimize o gece güzel geçiyor bizim açımızdan. Hem bu işten maddi geri dönüşler almayı beklemiyorduk zaten. Şuana kadar bir şeyler kazanma potansiyelimizin olacağı öyle büyük organizasyonlarda da yer almadık. Maddi olarak tek beklentimiz, eğer şehir dışında çalıyorsak mekanın yol parasını karşılaması. Bu sene mart ayında Torbacıdan Gelen Bayram SMS'leri adında bir tekli paylaştık. Temmuz ayında da 6 parçadan oluşan Pestenkerani'yi her yerden yayınladık. Albüm gecikmelerden ötürü 4 ay sonra çıkınca attığımız teklinin bir tekliliği kalmadı gerçi. Komplike olmayan, enerjik, melodik olan ve dinlemesi kolay müzikler yapmak hoşumuza gidiyor. İnsanlar şarkıları dinlerken melodinin eğlencesine dalıyorlar ama aslında sözler hayatın sıkıcılığıyla falan alakalı oluyor. Bu tezatlığı seviyoruz. Bütün gitar kayıtlarını ev ortamında gerçekleştirdik. Onun dışında davul/vokal kayıtları Stüdyo Dodo'da oldu. Herkese tavsiye edebileceğimiz bir yer. Zaten orası da ev ortamı gibi olduğu için aslında tüm kayıtlar o kafa rahatlığında gerçekleşti. Kayıt sürecinde öyle farklı şeyler başımıza gelmedi. Sıradandı yani. Genelde şarkıların ortaya çıkma aşaması biraz farklı. Şarkıların konusu mantıksız oluyor genelde. Hoşumuza gitmediğinden değil. Bilmiyorum, hani bir şarkı yazılır ve insanlara o konuda farkındalık yaratırsın ya. Beceremiyoruz bunu. Akaryakıt zammıyla ilgili bir şeyler yazamıyoruz mesela, insana çarpan köpeğe falan yazıyoruz. Bi sıkıntı var. Prova dışı çalışmalar çok seyrek olsa da birbirimizin evlerinde gerçekleşiyor. Provalar da Stüdyo Dodo'da oluyor. Sanki evin salonunda çalıyormuşuz hissiyatı oluyor bizde hep. Çok seviyoz orayı. Yazları herkes şehirdeyken haftada bir kez, kışlarıysa iki kez falan bir araya geliyoruz. Coca-Cola'yı tersten okursanız göreceksiniz; STÜDYO DODO'DAN BAŞKA GERÇEK YOK. Bilemiyorum dinleyen kişi söylemeli bunu bence. Kısa vadede yeni parçalar kaydetmeyi ve bir uzun-çalar albüm yapmayı istiyoruz. Uzun vadede ise; önümüzdeki sene bu zamanlar yaz festivallerinde çalmak çok iyi olurdu. Hiç müzik yarışmasına katılmadık. Bir şeyleri yarıştırma fikri hoş hissettirmiyor. Mekanlar: Bir şeyler dinlemeye gelen insanlardan aylık kira bedelini çıkartmaya çalışmayın. Şuan hepimiz okuyoruz ve düzenli çalıştığımız bir iş yok. Tek günlük işler falan oluyor genelde. Diğer işlerden arta kalan boş zamanı müziğe ayırmaya çalışıyoruz. Facebook sayfasından veya aspergermusic@gmail. com adresinden ulaşabilirler. İpe sapa gelmez, değersiz, önemsiz, uydurma, saçma söz. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-59-yalnizlar/", "text": "Geçmişte SARMAŞIK adlı projemiz vardı. Yine aynı üyeler o projenin içindeydi. Ege: Duman, Adamlar, Son Feci Bisiklet, Büyük Ev Ablukada gibi grupları dinliyoruz ve grubumuz bu isimlere benziyor. Kadıköy ve Taksim çoğu barında sahne aldık. Onun dışında Zorlu Center PSM'de bir projede sahne almıştık. Maçka Demokrasi Parkı'nda bir etkinlikte de sahne aldık. Eksiler: Ses sistemleri genelde kalitesiz oluyor. Çalan da dinleyen de tam verimi alamıyor. Işıklar da aynı şekilde tabii. Daha çok genç kitleye hitap ediyoruz. Genellikle sahne bittikten sonra gelenlerle muhabbet ediyoruz ve olumlu/olumsuz önerilerini dinliyoruz kendimizi geliştirmek açısından. Ege: Şu anda bir adet teklimiz var. Adı Uçsuz Bucaksız Yollarda. Dijital platformlar üzerinden yayına girdi. Sözleri ben ve Doruk'a ait. Aynı şekilde müziği de. Yiğit: Kayıt ve yayınlanma sürecinde yorulduk ama buna değdi. Ege: Cover dediğimiz şey bence çok önemli bir konu. Bir müzisyenin yaptığı eseri diğer bir müzisyenin uyarlaması muazzam olay. Kurulduğumuzdan beri cover yapmayı, şarkılara yeni bir şeyler eklemeyi, üzerinde oynamayı çok seviyoruz. Doruk: Sevdiğimiz sanatçıların şarkılarını yorumluyoruz ve sahnede çalıyoruz. Ege: Genellikle besteleri evlerde yapıyoruz. Eğer ufak ufak tınlamaya başladıysa stüdyoda çalıp, geliştirip, aranje ediyoruz. Şu an elimizde 3-5 tane parça var ve hep bu şekilde yaptık. Sanırım bu şekilde de devam edecek. Doruk: Kayıt sırasında da tamamen şarkıya odaklanıp başka bir şey düşünmeden en güzel şekilde çalmaya bakıyoruz. Doruk: Ülkemizde çok üst düzey ve çok vasat stüdyolar var. İşi bilenine yaptırmak gerek. Ege: Spotify, iTunes gibi büyük dijital platformlar ücretli olduğu için pek değer görmeyebiliyor. Ama gerçekten çok büyük platformlar. Doruk: Youtube ise herkesin ulaşabildiği büyük bir platform. Sadece müzik üstüne olsa daha güzel olacak tabii. Doruk: Olumlu olarak grubun kimyasını çok beğeniyoruz çünkü hepimiz arkadaşız ve aynı zamanda akrabayız. Olumsuz olarak kötü durumlarda çabuk motivasyonumuz düşüyor. Ege: Olumlu olarak provalar, kayıtlar olsun çok sıcak bir şekilde gerçekleşiyor. Bu da bize olumlu yansıyor. Bizim için her buluşma, konuşma gruba olumlu yansıyor. Ege: Kısa vadede bir teklimiz daha yayınlanacak. Onun kayıt aşamasındayız. Doruk: Uzun vadede ülkemizin değerli festivallerinde yer almak. Ege: Genellikle zaten tanınmış gruplar hakkında yazılıp çiziliyor. Yeni tanınmaya çalışan gruplara daha çok değer verilmeli. Doruk: Dijital yayın, basılı yayından daha değer görüyor. Ege: Dinleyicilerden gerekli desteği görmeyi istiyoruz. Konserlerimize gelsinler, dinlesinler, desteği esirgemesinler. Mekanlardan müzisyene ve sahne sistemlerine gerekli ilgiyi vermesini isteriz. Ege: Hepimiz üniversite öğrencisiyiz. Bir yandan dersler bir yandan müzikle boğuşuyoruz diyebilirim. Hayatın rutin akışından sıkıldığımızda nefes alabildiğimiz nadir bir şey müzik. Sanırım bu yüzden müzik yapmaya çalışıyoruz. Hemen hemen her sosyal mecrada varız. Twitter, Instagram, YouTube, Facebook üzerinden @yalnizlarband adıyla bize ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üstünden direk bize ulaşabilirsiniz. E-posta üzerinden de ulaşmak isterseniz yalnizlarband@gmail. com üzerinden ulaşabilirsiniz. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli'ye katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-60-chaude-zero/", "text": "2017'de yayınlanmış Scorpio Rising isimli bir albümüm, birkaç tane EP'im ve single'ım var. En son 2018'de çıkacak yeni albümüm Magnetricity'den bir tekli yayınladım. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli'ye katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-61-gergin-bekleyis/", "text": "Zeki daha önce birkaç grupta vokal ve ritim gitarist olarak görev aldı. Ayşim daha önce Belki isimli bir grupta ve Ahmet Bulut'un solo projesinde yine bas gitar ve back vokal olarak görev aldı. Gökay daha önce Hi-Hat isimli İzmirli bir grupta lead gitarist olarak görev aldı. Halen Tevekkel isimli cover pop rock grubunda da gitar çalıyor. Sergen daha önce birkaç ünlü isimle turneye çıktı, Ekin Topaloğlu ile kısa süreli bir projede bulundu ve Gergin Bekleyiş grubunun yanında halen Pasifik adlı grubun da davulculuğunu yapmakta. Ömer kısa öykü ve şiirlerden oluşan Şizofreni Günlükleri adlı bir kitap yayımladı. Kesmeşeker, Rashit, Alice in Chains, Arctic Monkeys, Franz Ferdinand, Audioslave. Açılışımızı Taksim Caravan Rock Bar'da yaptık, 2 Şubat Cuma akşamı Kadıköy Sokak Sahne ve 15 Şubat Perşembe akşamı Kadıköy Woodstock'ta sahne alacağız. Artıları: Işık ile ilgili bir sorun yaşamadık şimdiye kadar, mekan sahipleri genellikle müzisyene ve seyirciye saygılı. Eksileri: Sahneler gerçekten çok küçük, ses sistemleri ya çok eski ya da sorunlu. Artıları: Işıklandırma sanırım tüm mekanların en iyi yaptığı iş. Eksileri: Monitör sayısı yetersiz, sahne çok küçük ve ses sistemleri çok eski ve kullanışsız. Biz tanıtımımızı sosyal medya üzerinden kendimiz yapmaya çalışıyoruz, şimdiye kadar bir iki dergi haricinde kimse tanıtım konularında yardımcı olmadı. Türkiye'de sanat dallarının takipçileri çok az. Sanatçılar ve takipçiler iyi olduklarını düşündüğü şeyi kendine saklamaktan ya da rakip görme ediminden vazgeçip dostlarıyla paylaşırsa kaliteli denen ürün artar ve bunlardan cesaret alan yeni üreticiler çıkar. Böylelikle bu topluluk büyür diye düşünüyoruz. Henüz çok yeni kurulmuş bir grubuz ancak, 2018 yılı içerisinde tüm festivallerde yer almak için elimizden geleni yapacağız. Şimdilik genellikle tanıdıklar ve onların tanıdıkları, az da olsa sosyal medya üzerinden duymuş olanlardan oluşuyor. Tepkiler doğru yolda olduğumuzu gösterir nitelikte. Açıkçası biz beste grubu olduğumuz ve sesimizi duyurabilmek için mümkün olduğunca çok yerde sahne almak istediğimiz için şimdilik ücret konusunda bir talebimiz olmadı. İlerleyen dönemde belirli bir dinleyici kitlesi oluşturabilirsek zaten para kazanmaya başlayacağımızı düşünüyoruz. Dediğim gibi önceliğimiz para değil, müziğimizi insanlara duyurmak. Hepsi 2017 yılının ikinci yarısında yayınlanmış olmakla birlikte Yüklen Geceyi, Kentin Serserileri, Kendi Halinde, Bırak Kış Gelsin ve grubun da adını taşıyan Gergin Bekleyiş isimli şarkılarımızı yayınladık. Bunun haricinde konserlerde çaldığımız Kaktüsün Aşkı isimli şarkımız ve albüm için hazırladığımız 2 şarkımız daha mevcut. Biz bir gitar grubuyuz aslında. Ağırlıklı olarak kirli gitar tonları ve davulun ön planda olduğu 90'lar grunge müziği ruhunu benimsemiş şarkılar yapmaya çalışıyoruz. Sözlerimiz genellikle gündelik hayattan, yaşananlardan ve grubun genel tavrı ve adı olan Gergin Bekleyiş'ten geliyor. Hepimiz biraz içe dönük insanlarız sanırım. Gönül ister ki 20-25 bestemiz olsun ve insanlar sadece bizim şarkılarımızı dinlemek için konserlerimize gelsin ancak şimdilik böyle bir durum söz konusu değil maalesef. Halihazırda konserlerimizde 6 tane beste çalıyoruz ve geri kalan süreyi de sevdiğimiz ve kendi yorumumuzu katabileceğimiz yabancı cover'lardan oluşturuyoruz. Kayıtlarımızı evde bir odayı küçük çaplı bir stüdyoya dönüştürüp orada yapmaya karar verdik. Şarkılarımızın mix'ini de kendimiz yapmaya çalışıyoruz. Asıl olanın şarkının ne kadar iyi mix'lendiği değil, karşıya geçirdiği duygu olduğunu düşünüyoruz. Tabii ki albüm kaydına girdiğimizde profesyonel destek alacağız. Evde kendimizi saatlerce odaya kapatıp bir iskelet oluşturuyoruz, sonrasında provalarda şarkının evrimini ve son halini almasını seyrediyoruz. Şimdiye kadar yayınlamış olduğumuz şarkıların tüm dokunuşlarını kendimiz yaptık. Yaklaşık 10 tane stüdyo ile görüştük ancak çok fahiş fiyatlar ve kalitesiz işler gördük ve albüm kaydına girene kadar bu şekilde idare etmeye karar verdik. Provalarımızı Kadıköy'de Drumm Studyo'da yapıyoruz. Genellikle bir sahne bir prova şeklinde devam ediyoruz. Aslında biz ilk başladığımız stüdyodan memnun kaldık ve onu hiç değiştirmedik. Gerek ekipmanları, gerekse mekanın genişliği, rahat çalışma ortamı sağladı. Kayıt için henüz bir stüdyo ile temasa geçmedik. Bestelerimizi Tunecore aracılığı ile tüm platformlarda kendimiz yayınlıyoruz. iTunes, Spotify ve Youtube en çok ilgi gösterdiklerimiz. Tek sorunumuz şarkılarımızı geniş kitlelere duyurma konusunda sanırım. O kadar çok platform ve müzisyen var ki aradan sıyrılıp insanların sizi gerçekten dinlemesini sağlamak güç. İyi müzik eninde sonunda hak ettiği değeri bulur düşüncesiyle üretmeye ve paylaşmaya devam ediyoruz. Kısa vadede konserlerimize gözü kapalı gelecek kemik bir kitle oluşturmak ve şarkılarımızı bizimle birlikte söylemelerini istiyoruz. Uzun vadede tabi ki albümler yapıp Türkiye'nin bilinen ve sevilen rock grupları arasında yer almak istiyoruz. Bir jürinin karşısında şarkı söylemeyi doğru bulmuyoruz. Grupların ve eserlerin yarıştırılmasına da sıcak bakmıyoruz. Zevkler ve renkler tartışılmaz düşüncesiyle mutlaka sözlerinizin ve müziğinizin bazı insanlarca sevilmeyecek, bazı insanlarca ise beğenilecek olduğunu düşünüyoruz. Şimdiye kadar sadece Gaia Dergi'den destek gördük. Sağolsunlar çok hızlı ve etkili biçimde tüm sosyal medya hesaplarından grubumuzun tanıtımını yaptılar. İlerleyen dönemde diğer dergi ve gazetelerden de destek bekliyoruz. Türkiye'de en büyük sorunlardan bir tanesi bize göre mekan sahiplerinin müziğe, müziğin kalitesine, icra edilebilmesi için gereken asgari şartlara değer vermemesi. Her mekan sahibini tabii ki topa tutmak istemiyoruz fakat bazıları gerçekten sadece nasıl daha çok kazanacağına bakıyor. Sahneyi 3 kişi duracak büyüklükte yapıp bir masa daha koymaya, müzik tesisatına alınabilecek en ucuz ekipmanı almaya çalışmak gibi... Dinleyici ise herhalde en masumu. Dinleyicileri bir kaç kategoriye ayırabiliriz diye düşünüyorum örneğin sadece evinden takip edenler diyebileceğimiz kitle ateşli seyirciler fakat çevremizde maalesef göremiyoruz. Yeni oluşumları en çok yoran herhalde salt kötü eleştiri yapanlar. Bana göre bu kitlenin gözden kaçırdığı en büyük şey, ister istemez, kendileri de farkında olmadan sadece yabancı sanatçıları/grupları beğenmeleri ve yerel gruplara kesinlikle önyargıyla bakmaları. Hepimizin grup dışında uğraştığı bazı işler var tabi ki ama gelecekten tek beklentimiz Gergin Bekleyiş'ten başka birşey düşünmek zorunda kalmadan rahatça müziğimizi yapmak aslında. Tüm sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirler, hangisi kolaylarına geliyorsa aslında. Genellikle dakikalar içerisinde geri dönüş sağlıyoruz. Cevap: Biz son dönem gruplarından farklı bir sound yaptığımızı düşünüyoruz. Türkiye'de rock müzik biraz soft rock indie tarzına doğru kaymışken biz o sert ve kirli gitar tonlarıyla çalınan grunge akımını temsil etmeye çalışıyoruz. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli'ye katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-62-fatih-colgecen/", "text": "İlk stüdyo çalışmamı sevgili dostum Emre Akbay ile Taş Parçaları isimli Birhan Keskin şiirini besteleyerek müzik serüvenime başlamıştım. Bir süre, Bahçeşehir Üniversitesi Studyosu'nda çeşitli albüm kayıtlarında prodüktör asistanlığı ve Avare grubunun Farklı Resimler adlı albümünde back vocal tecrübelerini deneyimlemiş oldum. Sonraki zamanlarda yapmış olduğum müzikal çalışmalarda; Tuvana Ceylan, Emre Yılmaz gibi müzisyen arkadaşlarım ile ortak çalışmalarımız oldu. Geçtiğimiz ocak ayı içerisinde sevgili Şenol Coşkun ile ilk single çalışmam Rüyamda Ne Gördün isimli şarkımızı bütün dijital müzik platformlarında yayınladık. Halen sevgili dostum Eren Gürses ile beste ve sahne çalışmaları için çabalamaktayız. Önümüzdeki süreçte çeşitli platformlarda şarkılarımızı insanlara ulaştırmak niyetindeyiz. Üniversite eğitimim sırasında fakülte bünyesinde yer alan öğrenci kulübümüzün düzenlemiş olduğu etkinliklerde sahne aldım. Bir süre Türk Sanat Müziği topluluğunda sevgili şefimiz Muhteşem Baran'ın öncülüğünde solist & korist olarak çeşitli eserleri yine üniversite içerisinde gerçekleşen konserlerimizde seslendirdim. 1 Şubat 2017 tarihinde kadıköy hangart sahnesi'nde; Emre Akbay ve Dostları adıyla gerçekleştirdiğimiz konserde, Emre Akbay'ın sahnesine Kamil Hajiyev ve diğer dostlarımız ile nefis bir konser deneyimledim. Eksikler: Başka gruplar ile edindiğim deneyimlerden biri; Müzisyenlere hak ettikleri maddi değerin sunulmuyor oluşuydu. Ortada ciddi bir emek mevcut müzisyen açısından ve birçok müzisyen geçimini müzik icra ederek sağlıyor. Mekan sahiplerinin daha nesnel bakması ve empati kurması gereken bir durum. Artıları: Bazen bazı mekanlarda dinleyici ve işletme sahibi ile ayrı ayrı hoş bir samimiyet yakalanabiliyor. İşletme sahibinin müziğe duyduğu tutku ve saygı, yeni müzisyenler ile kaynaşma açısından güzel bir atmosferde buluşabilmemizi sağlıyordu ve bu durum tatlı anıların ortaya çıkmasına vesile oluyordu. Eksikler: Ses sisteminin nitelikli olmayışı, sahne içi monitörlerinin dizaynında yanlışlıkların olması fark ettiğim eksikliklerdendi. Artıları: Işıklandırmaların göz alıcı güzellikte olması müziği daha hissettirici kılan bir durum ve bazı işletmeler bunu iyi sağlıyordu. Tanıtım konusunda gözlemlemiş olduğum bir eksiklik olmamıştı. Fakat konserlerin başlama saati hiçbir şekilde zamanında gerçekleşmiyor. Bilet fiyatları çoğunlukla bütçeyi zorluyor. Menajerlik konusu ise halen ülkemizde profesyonelce yürütülen bir sorumluluk değil ve daha çok ticari kaygılar ön planda tutularak hareket ediliyor. Bir menajerin her zaman sanatçı ve kendisi açısından profesyonel bir üslup ve mantıkla çalışmasını tavsiye ederim. Mühim olan sanatçıyı ve dinleyiciyi samimi ve sağlıklı bir noktada buluşturabilmek. Ne zamanki para, sanatın ve sanatçının gerisinde kalırsa işte o zaman daha nitelikli bir müziğe ve kaliteye ulaşmış oluruz. Daha önce herhangi bir festivalde yer almadım. Umarım ileride deneyimlemiş olurum böyle hoş bir buluşmayı. Henüz tam anlamıyla aktif bir konser serüvenim olmadı ama daha önceki küçük sahnelerimde daha çok öğrenci ve genç sayılabilecek kesimlerden oluştuğunu söyleyebilirim. Henüz ücret karşılığı bir konser deneyimim olmadı ama müzisyen arkadaşlarımın çoğu zaman hak ettikleri ücreti aldığını görmedim. Birçok sözde, sanatı ve sanatçıyı destekleyen mekanın ağırlama konusunda bile insanca muamele ettiğini çok az gördüm ve bu çok üzücü bir tabloydu benim ve kulislerine tanık olduğum müzisyen arkadaşlarım için. 12 Ocak 2018 tarihinde ilk tekli çalışmam olan Rüyamda Ne Gördün isimli şarkımı bağımsız olarak yayınlamıştım. Tekli çalışmama bütün dijital platformlardan ulaşabilirsiniz. Bağımsız, özgün ve cesur şarkı sözleri ile akustik ve synthesizer tabanlı alternatif müziğin birbirini tamamladığı bir kendini ifade etme biçimi olarak tanımlıyorum yaptığım müziği. Şarkılarımda topluma karşı yabancılaşma ve bireyin içsel yolculuğunu edebi bir bütünlük içerisinde ifade etmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz yıllara nazaran uyarlama eserlerin daha da yaygınlaştığını ve neredeyse beste çalışmalarının önüne geçtiğini fark etmiş bulunuyorum. Kendi şahsi fikrimce bu durum oldukça üzücü ve vahim bir tablo ile karşılaştığımızı göstermektedir. Sanat için, özellikle müzik için zorlu bir dönemden geçiyoruz. Ertelenen konserler, festivaller, kapanan mekanlar ve daha birçok problem yaşanmakta. Ve birçok sanatçı beste çalışmalarını büyük bir heyecan ile paylaşamamakta ve dinletememekte. Sanırım insanımızın yeni olana açık olmayışı, hep aynı üretimlerle yetinmesi, yetinmek istemesi, genç müzisyenlerin cover eserlere daha da kolay bir yolmuş gibi bakmasına sebep olmakta ve bu durum gerçek müziğe ulaşmamızı engellemektedir. Her şeyden önce bir şarkıcının sıklıkla cover eserleri yorumlama noktasında tercih etmesi, yaratıcılığına ciddi zarar vermekte ve kendisini görmesini engellemektedir. Dilerim daha çok beste çalışması ile etkileşim halinde oluruz. Zannımca bu her müzisyen için farklılık gösteren bir süreç. Fark ettiğim en donuk ayrıntı ürettiğiniz bir şarkının ne zaman kayıt edileceğini, o kaydın ne kadar sürede biteceğinin kesin olmaması diyebilirim. Haliyle çoğunlukla stresli geçen bir süreç ortaya çıkıyor. Kayıt esnasında ise doğaçlamaya dayanan yeni okumaların ve seslerin de şarkıda yer alabildiğini gördüm. Sanırım ortaya çıkan bir beste için son hali budur diyemiyorum. Her daim üzerine bir şeyler eklemek söz konusu olabiliyor. Miks ve mastering için sevgili Şenol Coşkun ile çalışıyorum. İlk tekli çalışmam Rüyamda Ne Gördün parçamızı birlikte inşa etmiştik ve o süreç olumlu anlamda oldukça öğretici geçmişti. Olumsuz bir durum söz konusu olmamıştı. Çünkü karşılıklı anlayış ve birbirimizi söz hakkı tanımak şeklinde ilerlemiştik. Kendime ait prova alanım yok ve daha çok ücret karşılığı kiralama yoluyla prova alıyoruz. Eserlerimi ağırlıklı olarak youtube ve soundcloud hesaplarımda paylaşıyorum. Fakat son tekli çalışmamı spotify, itunes vb. platformlarda da paylaşma şansım oldu. Her platformun kendine özel artıları ve eksileri mecvut. Youtube ulaşılabilirlik açısından, soundcloud genç müzisyenleri keşfetmek açısından artı yönlere sahip ve spotify ise müthiş bir albüm arşivini barındırdığı için hoşuma giden bir yöne sahip. Olumlu bulduğum nokta müziğim için çabalıyor oluşum. Yeni bir ses yaratmak ve daha yaratıcı sözler yazmak için hep sorgulama içerisinde olmam hoşuma giden bir ayrıntı. Olumsuz bulduğum yönlerim ise tekrara düşme korkusundan kurtulamamak. Henüz müzik serüvenimin çok çok başındayım ve uzun vadeli olarak hedefim her üretimde daha farklı, daha yaratıcı ve gerçek hisleri ifade etmeye çalışmak. Kısa vadeli hedeflerim ise çeşitli platformlara başvurarak canlı performans sergilemek ve youtube kanalıma ağırlık vermek. Bir müzisyenin kendini ifade etmesi, tanıtması açısından oldukça hoş bir şans... Herhangi bir müzik yarışmasına katılmadım. Dijital ve basılı alanlarda yeteri kadar destek görmüyorum. Bu şimdilik ısrarla arzuladığım bir aşama değil. Çünkü daha çok yeniyim, en yaşlı şarkım bile iki yaşında... Fakat diğer müzisyenler için üzücü şanssızlıklar söz konusu. Özellikle bağımsız müzik ya da diğer ismiyle alternatif müzik ana akım medyada yeteri kadar yer bulamıyor. Ana akım medyada daha çok popüler ya da ticari kaygıların ön planda olduğu müziklerin, müzisyenlerin tanıtımı yapılıyor. Umarım alternatif müzik dediğimiz üretimler gazete ve dergilerde kendilerini daha çok ifade etme, tanıtma şansı bulurlar. Dinleyiciler: Bizi özenle ve saygıyla dinlesin. Mekanlar: Bize daha çok sahne şansı tanısın. Sahne almak için popüler olmamız şart konulmasın. Mühim olan iyi müziği paylaşabilmektir. Müziğe dair her şeyle bağımsız olarak kendim ilgilendiğim için bana nelitudere@gmail. com ve diğer sosyal mecra hesaplarım aracılığı ile iletişim kurabilirler. Şarkı sözlerim meselesi olan duyguları barındırıyor. Ve insanlarla yüz yüze anlatmak istediğim durumları, duyguları birebir dile getiremediğimden dolayı hissettiklerimi şarkı söyleyerek ifade etmeye çalışıyorum. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli'ye katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-63-sercan-candemir/", "text": "Şarkı yazım ve müzik üretim sürecinde tek başımayım, arkadaşlarım konserlerde bana eşlik ediyorlar. 2004 yılında kurucusu ve vokalist/gitarist olduğum grubum Kaybeden Tribi'nin ilerleyen safhalarında Barış Hakanoğlu ile hem kayıt hem konserlerde yine beraberdik. 2010 sonrasında Sercan Candemir olarak devam etmeye karar verdikten sonra da kopmadık, paslaşmaya devam ediyoruz. Yalçın Avcı ise hem kendi besteleri olan bir müzisyen hem de müziğe bakışımız çok benzer olan bir arkadaşım. Nick Drake, Glen Hansard, Cenk Taner, Genç Osman, Tamirane, Mersin Üniversitesi Bahar Şenlikleri, Çukurova Rock Şenlikleri, Pick Up, Ora ve Mersin'de adını şimdi anımsayamadığım birkaç sahil barı. Eksikler: Genelde ses sistemi eksikleri. İşinin ehli personel azlığı. Artılar: Bazı mekanlar gerçekten müzisyene ya da müziğine kıymet verildiğini hissettiyor. Bu her iki taraf için de olumlu katkılar sağlıyor aslında. Eksikler: Sesten anlayan yeterli teknik personel eksikliği ile karşılaşmıştım daha önce. Bunun yanısıra, soundcheck için gerekli zaman ayırılmaması ya da yeterine ciddiyetle yaklaşılmaması da sorun teşkil ediyor bazen. Artılar: İşini gerçekten iyi yapan insanlarla çalışmak bir müzisyen için gerçekten muazzam bir şans. Daha önce çaldığım ya da mekanlarda çalan insanları dinlediğim yerlerde gerçekten kaliteli ekiplerle de karşılaştım. Çok aktif sahne almadığım için daha çok eskiden çaldığım yerlere dair gözlemlerimi aktarabilirim. Hazırlanan organizasyonların içerikte yer alan müzisyenlerin tarzlarının uyuşmaması ya da çok farklı noktalara bakmaları sinerjiyi yok ettiğini düşünüyorum. Bahar Şenlikleri kapsamında çalmıştım. O zaman ben de üniversite öğrencisiydim ve dinleyenler de üniversite öğrencisi olduğundan çok güzel bir iletişim kurmuştuk. Mekanlarda çalmaktan ziyade, açık havada çalmanın daha farklı bir enerjisi olduğunu düşünüyorum. Genelde sosyal mecradan takip edip gelip dinleyenler oluyor. Şarkılarımı çalarken bazen mekana göz gezdirdiğim oluyor, bu enerjiyi gerçekten seviyorum. Kendi yazdığım şarkıları çaldığım için şarkıdaki hani herkesin burası dediği yeri gözlemliyorum. Yalnızca üniversite öğrencisiyken Mersin'de çaldığım bir mekandan ücret alıyordum, o zaman için bir üniversite öğrencisini tatmin edecek gibiydi diye anımsıyorum. Bunun dışında çaldığım yerlerden bir ücret almadım sanırım. 2017'de Spotify, iTunes gibi dijital mecralarda Dünya Kalabalık teklisini yayınladım. 2016'da Youtube ve Soundcloud'ta Mevsim Normalleri isimli 6 şarkılık bir albüm yayınladım. Halen de hem Youtube hem de Soundcloud'ta yazdığım şarkıları kaydedip tekli olarak yayınlamaya devam ediyorum. Sözün ön planda olduğu bir müzik yaptığımı düşünüyorum. Müzik yapmaya ilk başladığım zamandan bu yana hep songwriter adamları dinlerdim yerli ya da yabancı. Bir edebiyat dergisinde hikaye yazıyorum. Sanırım anlatmayı seviyorum, ya da bir derdim var bu tarafta. Şarkılarım da kendi önemsediğim bazı iç kavramlarıma, durumlara ya da bu kavramların ya da durumların herkeste ifade ettiği şeylere yansıması oluyor. Sonsuz döngü ya da etkileşim gibi. Çalmayı ya da dinlemeyi gerçekten sevdiğim şarkıları çalıyorum konserlerde. Bu yüzden bir problemim yok cover şarkılarla da, zaten sevdiğim adamların/kadınların şarkıları oluyor. Şarkı yazmak kaydetmekten daha kolay geliyor bana. Tüm kayıt işleriyle kendim uğraşmak zorunda olduğum ve maalesef bu tarafta bir yardım alamadığım için kurcalayarak öğreniyorum. Aslında her kayıtta bir şeyler daha öğreniyorum. Aslında en profesyonel yardım gereken tarafın burası olduğunu düşünüyorum. Genelde akustik tabanlı şarkılar kaydettiğimden evimin odalarından biri buna ayrılmış durumda. Hemen her gün gitarı elime alıyorum sayılır. Kayıtları, çalışmaları evde yaptığım için çok net bir değerlendirmeye sahip değilim. Spotify, Soundcloud, Youtube gibi kanalları kullanıyorum. Spotify'da şarkınızı yayınlatmak için bir plak şirketine ihtiyacınız var. Benim gibi kendi haline müzik yapan adamların böyle bir şansı maalesef çok zor. O yüzden kendi imkanlarımla yayınlatabiliyorum. Soundcloud hala sevdiğim bir mecra, direk müzik dinlemek için gelenler var bu yüzden Youtube'dan daha amaca uygun geliyor. Fakat Youtube hala en geniş kitle ulaşım imkanına sahip mecra, bu yüzden tercih ediyorum. İnandığım müziği yapıyorum. Sözlerini kendi yazdığım şarkıları çalıyorum. Kendimi gerçekten bağımsız hissediyorum, bu daha nevi şahsına münhasır eserler vermemi sağlıyor. Olumsuz olarak, İstanbul'da yaşamadığım için dinleyenlerle iletişim sağlayabildiğim tek yer konserler oluyor. Bunu ayarlamak da tekil bir müzisyen için her zaman kolay olmayabiliyor. Kendi halimde şarkılar yazan bir adamım. Maddi bir beklentim şu anda yok, zaten müzikle hiç ilgili olmayan bir sektörde, çalışıyorum. Konserlerde yer almak istiyorum, herhangi bir ücret beklentim de yok şu anda. Çünkü kendimi ya da müziğimi insanlara duyurmak istiyorum. Bunun için çabalamaya devam edeceğim. Mekanlarla iletişim kurmaya çalışıyorum daha sık konser verebilmek için. Bunun yanısıra yönlendirebilecek, fikir verebilecek insanlarla tanışmak istiyorum müzik sektöründen. Bekledim, beklemeye devam ediyorum. Bunun için gerçekten çabaladığıma inanıyorum. Radyo Boğaziçi'nin Battle of the Bands yarışmasına katılıp finallere kalmıştık. Sonra maalesef özel sebeplerden dolayı final gecesine katılamamıştık, affımızı istemiştik. Battle of the Bands gibi güzel ve özendirici yarışmalar olsun, nitelik kaybetmeden sayısı artsın isterim. Alternatif müziğin yeri ve tanımının değiştiğini düşünüyorum. Sayısı çok az olan dergi/blog vb. saymazsak herkes herkesin sevdiği şeyleri görüyor, onlara destek olmayı tercih ediyor diye düşünüyorum. Dinleyicilerden şarkılarıma sıkça Kimseler bilmesin, bana kalsın gibi yorumlar geliyor. Bu aslında iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilemiyorum. Aslında anlıyorum, kötüyü, yani kıymet verip anlam yüklediğiniz bir şeyin sonradan saçma sapan bir şeye dönüşmesini istemiyoruz. Ama bir şekilde o şarkıyı yazan adamın da bir motivasyona ihtiyacı var, daha başka şarkılar üretebilmek için. Mekanlardan, organizasyonlardan kendi halinde sesini duyurmaya çabalayan benim gibi müzisyenlere sahnelerini daha çok açmaları, destek olmaları. Dediğim gibi müzisyen için de, mekan ya da organizasyon sahibi kişiler için de olumlu bir şeye yol açacağını düşünüyorum. Evet müzik dışında bir mesleğim var; MBA mezunu bir elektrik mühendisiyim, enerji sektöründe çalışıyorum. Aslında sevdiğim şeylere ya da hedeflediğim şeylere beklentimi devam ettirebilmek için standart bir iş rutinim var. İşten eve geldiğimde genelde ilk yaptığım şey müzik odama geçip bir şeyler çalmak oluyor. Bazen evde yaptığım bir kaydı gecenin bir saatinde bitirince çok objektif değerlendiremediğim oluyor. Sabah işe gidip ofise geçince dur bakalım dün ne yapmışım deyip kulaklıkları taktığım oluyor. Keşke sadece müzik yapıp, yani sevdiğin işi yapıp para kazanabilsen ve başka bir işte çalışmaya ihtiyacın olmasa. Fakat maalesef bunu yakalayabilmek çok güç. Müzisyenim, şarkılar yazıp kaydediyorum, paylaşıyorum. Bir edebiyat dergisinde düzenli olarak yazıyorum, daha önce de yazdığım dergiler vardı. Bunun dışında radyo programcılığı yapmıştım üniversite zamanında. Bunların hiçbirinden maddi bir kazanç sağlamış değilim. Sanırım yakın gelecekte mühendislikten kazandığım parayla geçinip, sevdiğim şeylerle maddi beklenti olmaksızın uğraşmaya devam edeceğim. Müziğe dair her şeyle bağımsız olarak kendim ilgilendiğim için bana sercancandemir@gmail. com ve diğer sosyal mecra hesaplarım aracılığı ile iletişim kurabilirler. Müzik projenizle Bir Baba Indie Yerli'ye katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-64-pusula/", "text": "Bodrum, Milas ve Muğla ağırlıklı olmakla birlikte Antalya, İzmir, Burdur'da muhtelif mekanlarda sahne aldık. Eksikler: Ödemelerdeki aşırı gecikme yada hiç tahsil edememe. Bazen sahneye su bile koymadıkları oluyor. özellikle belediye etkinliklerinde. Artılar: İlgi alakanın ortalama piyasa müzisyenlerinden nispeten daha iyi olması. Eksikler: Monitör yetersizliği. Kapalı alanlarda sahne içi ve dışında akustiğin yeterinde düzenlenmemiş olması. Kullanılan seslendirme ekipmanlarının yetersizliği. Kulis olmaması. Bodrum Rock Festivali: Genel olarak iyi niyetle başlayan proje gerek organizasyondan gerek müzisyenlerden kaynaklı sebeplerden dolayı baya sıkıntılı sonuçlandı. Dinleyici kitlemiz 18-55 yaş arası olmakla birlikte ağırlık 25-45 arasında. Konserlerden sonra genellikle dönüşler oldukça eğlenceli ve keyifli olduğu yönünde. Sahnelerden çok özel durumlar haricinde mutlaka ücret alıyoruz. Ancak ücretin kesinlikle yeterli olmadığını düşünüyoruz. 2016 Ağustos'ta GEL isimli 4 şarkılık EP yayınladık. Şarkıların tamamı kendimize ait. Prodüksiyonu tamamen kendimiz üstlendik ve bağımsız olarak yayınladık. Yayınladıktan sonra grup adına biraz ivme kazandığımızı söyleyebiliriz. Öncelikle gitar ağırlıklı bir müzik yapmakla birlikte ambient ve synth öğelerini de ağırlıklı olarak kullanmakla birlikte modern elektronik müzik öğeleri ile canlı rock müzik öğelerini bir potada eritmeye de çalışıyoruz. Şarkı yazımı anlamında şarkıların anlatmak istediği bir hikayesi olduğuna gerek sözler gerek müzik gerekse aranje-sound unsurlarının hikayeyi anlatırken birbirlerini tamamlaması gerektiğini düşünüyoruz. Kendi şarkılarımızı sahnede çalmakta zorlanıyoruz çünkü eğlence odaklı bir sahne anlayışımız var. Başlarda kendi şarkılarımızın sahnemizi düşürme endişesi oldukça fazla idi. Yavaş yavaş daha çok çaldıkça bu endişe de kırılmaya başladı. Duruma göre şarkılar başlı başına kaydedilirken, bazen şarkı bir yandan aranje edilirken diğer yandan da yazılmaya devam ediyor gibi bir durum söz konusu. Bazen de provalarda şarkıların iskelet halleri çıkıyor. Sonra prodüksiyona alıyoruz. Tamamen izlediğimiz lineer bir formül yok. Çalışma ortamımız var depodan hallice. Genellikle haftada bir toplanırız. Müzik yapmasak bile fikirlerimizi yapmak istediklerimizi paylaşırız. Soundcloud ile ilk yayınladık. Sonra pek gerekli görmedik çünkü insanlar pek yönelmek istemiyorlar gibi geldi. iTunes ve Spotify'da şarkıları yayınladıktan sonra dinleyicilerden gelen en önemli soru biz bu parçaları nereden dinleyeceğiz? oldu. O sebeple YouTube kanalımıza da yükledik. Olumlu tarafından bakarsak yıllardır eskiz defterlerinde biriken şeyler artık vücut bulmuş durumda. Gerçekten kulak kabartan dinleyiciler de oldukça beğendiklerini söylediler. Kısa vadede Muğla dışında daha sık sahne alabilmek. Uzun vadede ise hayatımızda müziğe daha fazla ağırlık vermek. Hiçbir zaman elemeleri geçemedik. =) Artık yarışmaların çok da gerekli olmadığını düşünüyoruz. Maalesef. Bağımsız oluşumların hiçbirisi ucunda bir menfaat olmadığı sürece destek göreceğine de inanmıyorum. Dinleyici: Mekana geliş amacının ne olduğunu kavramaları lazım. Performans boyunca sahnede hayvan gibi çalan müzisyen varken fıtıfıtı cep telefonu ile oynamasın mümkünse. Mekanlar: Alternatif seslere de sahne versinler. Tamamen garantici olmaktan vazgeçsinler. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-65-metehan-gumus/", "text": "Genelde şarkılarımı tek akustik ve vokal olarak kaydediyorum. Ama bazı şarkıların oluşum aşamasında cajonda Tarkan Acar ikinci gitarda Mehmet Gümüş oluyor. Tarkan Acar cajonuyla bir çok müziyene eşlik ediyor. Mehmet Gümüş uzun yıllardır klasik gitar çalıyor bu konuya yoğunlaşıyor bana eşlik haricinde kimseyle çalışmıyor. Bir çok barda cover şarkılarla sahne alıyorum. Şu an aktif olarak da bu işin içindeyim. Kendi şarkılarım ve cover'lardan oluşan bir konseptle Leman Kültür, Kahvelon, Perla gibi yerlerde aktif olarak çalıyorum. Eksiler: Özelikle mekan sahipleri ve misafirler arasında sıkışıp kalmak. Günümüzde popüler müzik almış başını gidiyor. İnsanların bilmedikleri şeyler çalmak onları rahatsız ediyor. Çünkü asıl amaçları oraya eğlenmek için gelmiş olmaları. Bu durumda mekan sahipleri misafirler ve müzisyenler arasında bir gerginlik oluyor. Arada sıkışıp kalabiliyorsunuz. Müziğin sadece eğlence olmadığını anlayabilmek birazda eğitim ve kültürden geçiyor sanırım. 20 yıldır canlı performanslarda temcit pilavı gibi aynı şeyleri çalıp duruyor müzisyenler. Çoğunun başka çaresi yok çünkü. Müzik dinleyicilerinin yeni şeylere açık olması gerekiyor. Ve tabii ki mekan sahiplerininde aynı şekilde. Ancak bu şekilde müzikte çok seslilik yakalanabilir. Artılar: Bazı mekan sahipleri çok samimi ve içten bu gelen misafirlere de yansıyor ve ortada çok sıcak ve samimi bir ortam oluyor. Eksiler: Mekan sahiplerinin çoğunun 4 müzisyenin yapacağı işi 1 müzisyene yüklemesi. Finansal açıdan kendini rahatlatıyor ama artık neredeyse grup müziği yapılabilecek hiç mekan yok. Bu grup müzisyeni olan arkadaşlara haliyle haksızlık oluyor. Ses sistemleri eski oluyor ve çoğu mekanda monitör kıtlığı çekiyoruz. Hoparlörler patlayana kadar değiştirmiyorlar. Bu da yapacağınız işin kalitesini yarı yarıya düşürüyor. Eksiler: Bu konu şöyle; organizatörler, menajerler ve diğer arka plan çalışanları sizden tek şey istiyor tanınmış olmak. Ama unuttukları bir şey var milyonlara hitap eden bir müzik türü yok ortada. Bu şekilde bakmalarının tek sebebi bizleri sağılacak bir inekmiş zannetmek. Saygı görmek için çok beğenilmek diğer türlü çoğu menajer ve organizatör sizi kaale almayacaktır. Para kokusu almadıkları sürece sizinle ilgilenmeyeceklerdir. Her hangi bir rock festivalinde arabesk dinlemeniz sırf bu sebeptendir. Tarzlar çakışıyor ve ortaya karışık, kalabalık ve anlamsız bir 7 gün oluyor. Daha önce önce ki soruda anlattığım durum yüzünden hiçbir festivalde yer alamadım. Genelde sosyal medya üzerinden takip eden kişiler geliyor ve dinliyor. Tanıdık yüzler görmek sizi memnun ediyor. Göz göze gelmek yazdığınız şarkının ona verdiği hissi görmek muazzam bir duygu. Daha çok yazmam üretmem gerektiğini söylüyorlar genelde. Ücret alıyorum ama günümüz şartlarında tek bir insana yetecek paranın çok çok altında. Yan hak çoğu zaman olmuyor. 'Kış Geliyor' geçtiğimiz yılın aralık ayında Youtube sayfamda yayınlandı. Anlamlı ve samimi bir klibi de var. Şarkıyı klibin çekildiği oda da yazmıştım. Benim için çok duygusal ve anlamlı bir görsellik kattı şarkıya. 'Kuş ve Ağaç' bir yıldır üzerinde çalıştığım bir şarkıydı. 14 Şubat'ta youtube kanalımdan yayınlandı. Görsel olarakta Leevi Lehtinen'ın Harmonica adlı kısa filminden yararlandım. Genelde her iyi sanatçının yaptığı gibi sözlere önem veriyorum. Sözlü müzik bir ifade biçimiyse bunu hakkını vererek yapmak gerekiyor. Benim için müzikal olarak en önemli nokta akustik gitar. Sevdiğiniz bir müzisyenin şarkılarını söylemek tabiki de çok güzel. Ancak kendi söz ve müziğin her zaman daha önemli olmalı. Çünkü bir süre sonra artık kendi şarkıların değil yaptığın cover'larla anılıyorsun ve bir tekli ve ya albüm yaptığında kimsenin dikkatini çekmiyor. Bu konuda endişe ve kaygısı olan bir müzisyen asla kendi duygularını dinleyiciye aktaramayacak ve dinleyici hep bir eksiklik hissedecektir. O ince çizgiyi aşmamakta fayda var. Genelde hatasızlık üzerine kafa yoruyorum bu hem hatalı hemde duygusuz çalmama sebep olabiliyor. Kayıt almakta şarkı yazmak gibi o zamanın geldiğini anlıyor ve işe koyuluyorsunuz. O anı yakalamak çok önemli. Evet var. Neredeyse her gün çalışıyorum. Çok pahalı ve işin ehli çok az sayıda insan var. Çok bilenin burnu havada oluyor. Az bilen işleri mahvediyor. Ortasını bulmaksa neredeyse imkansız. Soundcloud iyi fakat çok az inan tarafından biliniyor. Youtube'ta ise herkes reklamlardan muzdarip.. Olumlu: Bu işi severek yapıyorum amacım ne listeye girmek ne ödüller almak. Tek derdim anlaşılmak ve aynı dertleri paylaştığım insalarla birlikte olmak. Kendime ait bir albüm olması en büyük hedefim sanırım. Kartonette ismim yazsın ve bir miras olarak kalsın. Müzik yarışmaları saçma geliyor. Tek bir tarz değil bir çok tarz var ortada ve işin ehli bir jüri maalesef yok. Burada iş tabii ki halkta bitiyor. Genelde en popüler şarkıyı söyleyen birinci oluyor ya da şovu. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-66-kapitone/", "text": "Ve şuan gruba dahil olma aşamasında Burak Özcan ve Emre Şenay arkadaşlarımız var. Konserlerimiz de birbirinden farklı insanlar görüyoruz genelde ve bizi keyifli hissettiren de bu. Şöyle ki sahnede olmak bizim için günlük hayatın içinde var olmaktan çok daha öte bir ruh hali ve sahneye adım attığımızda var olan zamanın içerisinde kendi zamanımızı yarattığımızı ve yaşayabildiğimizi hissediyoruz. Genellikle konserlerden sonra dinleyiciler ile bu enerji bağını kurabildiğimizi görüyoruz.. Aslında çoğu grubun yaşadığı aynı klişe tabi ki biz de de var. Mekanına göre değişmekte olup genellikle komik rakamlar ve olmayan yan haklar ile çoğu konser de kazandığımız paradan çok cebimizden harcıyoruz. Biz her zaman bir üretim isteği içerisindeyiz ve uyarlamanın sevdiğin bir yada bir kaç şarkıyı kendi hissettiğin gibi çalıp söylemenin ötesine geçip cover band mantığı oluşuna pek sıcak bakmıyoruz. Evimiz dışında kendimize ait uygun bir çalışma ortamımız yok, genellikle prova stüdyoları kiralıyoruz. Çoğu prova stüdyolarının duyum olarak çok yetersiz kaldıklarını düşünüyoruz. Üretmek, üretmek ve daha fazla üretmek. Sanatın her hangi bir dalının kimseler tarafından iyi veya kötü olarak ayrıştırılmasını çok anlamsız buluyoruz. Üretilen eserlerin göreceli olduğunu ve ölçülemeyeceğini düşünüyoruz, bu sebeple hiç bir yarışmaya katılma gereksinimi duymadık. Herhangi bir plak şirketine bağlı olmadan kendini duyurmak çok zor. Kendi imkanlarıyla eserler ortaya koyan müzisyenlere yeterli desteğin verilmediğini düşünüyoruz. Daha fazla insana ulaşmak için dergiler, bloglar vb. mecralara ihtiyacımız var fakat bu mecralarda haber değeri taşımak için bir plak şirketine ya da büyük bir kitleye sahip olmak gerekiyormuş gibi hissediyoruz. Ulaşmaya çalıştığımız yerlerden geri dönüş yapan kısım gerçekten çok düşük. Bir çoğu attığımız mailleri açmıyor bile. Bizce haber değeri taşımak için müzisyenlerin etiketlerinden çok ürettikleri eserler değerlendirilmeli. kapitoneband@gmail. com mail adresinden ve sosyal medya hesaplarımızdan iletişime geçebilirler. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-67-makyaj/", "text": "Nazmiş'in Yersiz diye hoş bir grubu var. Fatih'in evinde düzenli sahne alırız. Kedisi en büyük hayranımız. Mekanlar kar elde edemeyeceği, yeni gruplara sahne vermekte oldukça çekimser davranıyor. 2018 mart tarihli, üç demodan oluşan bir adet Ep'miz var. Çıkartana kadar anamız ağladı. Tuhaf tuhaf stüdyolarla uğraştık. Sonunda istediğimiz sound'u yakalayamasak da tatlı bir şeyler oldu. 2018 ağustos-eylül gibi adamakıllı bir albüm çıkaracağız. Bakalım artık. Bireysel konuları işledik. Dinleyen insanların içi bayılsın istedik. Biraz konudan sapıyoruz ama Demo Ep kapağı için vokalistimiz Photoshop kullanmayı öğrendi. Ciddiye alarak yaptığımız ilk kayıt olduğu için fena sıçtık. Stüdyo Dodo Ali Abi. Harika insandır. Moda Plus'ta zar zor kaydettikten sonra, kendileri parçaları hesap makinesinden dinleniyormuş gibi bir kaliteye getirdi. Ali Abi'ye götürdüğümüzde az çok iş gören bir hale getirdi sağolsun. Çalışmaları stüdyolarda yapıyoruz. Vokalimizin ailesinin dükkanı var bi tane. Onların deposunu düzenliyoruz. Kendine ait duşu da var, şofbeni çalışmıyor ama. Spotify ve Youtube. Spotify paralı gerçi. Güzel, değişik bir albüm çıkartmayı becerebilmek kısa vadeli hedeflerimiz arasında. Uzun vadede, sosis partisi vermeye çalışıyoruz. Katıldığımız oldu. Çok sıkıcı oluyor. Güzel güzel eğlensek daha iyi olur sanki. Birkaç tuhaf jüri yarışma anında birbiriyle alakasız şarkıları kendilerine göre yargılıyor. Müzik subjektif bişey ne de olsa o yüzden haz etmeyiz. Hiç kazanamadık ondan da böyle diyor olabiliriz. Bazı dergi/bloglar arkamızda oldu ama ne yazık ki çok fazla ilgi görmüyor böyle şeyler günümüzde. Facebook falan da açmamız lazım bir ara sanırız. makyajband. rock@gmail. com'a mail atabilirler. Ama Instagram'dan daha çabuk cevap veririz herhalde."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-68-captain-kubar/", "text": "2018 Nisan'da ilk albümüm Space Camels'ı dijital platformlar üstünden yayınladım. Projenin çıkış noktası trip-hop ve trap'te bulunan gizemli elektronik piano, synth ve davul partisyonlarını, doğu müziği enstrümanlarıyla birleştirince nasıl bir sound ortaya çıkacağını merak etmekti. Altyapıları kurmaya ve üstüne ud, klarnet gibi enstrümanlarla melodiler yazmaya başlayınca oldukça mistik bir sound elde ettiğimin farkına vardım ve ürettikçe daha da çok hoşuma gitmeye başladı. Bu işitsel deneyin ilk meyvesi Space Camels yaklaşık 2 ay gibi kısa bir sürede tasarlandı ve ortaya çıktı. Eğer gerçekten uyarlama ile şarkıya yeni bir tarz, yeni bir nefes katılabilecekse kesinlikle varım. Fakat bir şarkının birebir aynısının sadece başka insanlarla çalınması ve bunun üstünden gelir, ün sağlanmaya çalışılmasına karşıyım. Bazı coverlar vardır ki, orjinallerinden bile daha güzel duyulabilirler. Mesela A Perfect Circle'ın Imagine'i, şarkıya bambaşka bir boyut kazandıran bir cover olmuştur. Kendi evimde kurduğum ufak bir home studio'da kayıtlarımı gerçekleştiriyorum. Fruity Loops üstünden altyapıları ve melodileri oluşturuyorum. Kayıt öncesinde sadece kafamda bir tasarım fikri vardı ve bu fikrin işitsel olarak nasıl duyulacağından emin değildim. Şarkıları oluşturmaya başladıktan sonra, kafamda kurduğum bir işitsel dünyayı pratiğe dökmenin tadına eriştim. Kafamda kurduğum dünyayı müziğe yansıtabildiğimi gördüğüm anda ise tüm albüm kısa bir zamanda oluştu diyebilirim. Miks ve mastering süreciyle de kendim ilgileniyorum. İnsanın çalışma ortamı kendi salonu olunca, yaratım süreci ve prova sıklığı değişkenlik gösterebiliyor. Her hafta belli bir stüdyo saati olan bir rock grubunun aksine, sabah uyanır uyanmaz kahvenizi yudumlarken yeni bir şarkıya başlamış bulabiliyorsunuz kendinizi. Bir müzisyen için inanılmaz büyük bir rahatlık olduğunu düşünüyorum ve yaratım sürecini de daha kontrol edilebilir kılıyor. Eserlerimi Spotify, iTunes, Deezer, Soundcloud ve Youtube platformlarımda yayınlıyorum. Soundcloud hesabı, diğer platformlardan ayrı bir yerde, çünkü her an istediğiniz zaman müzik yükleyebiliyor ve anında sizi dinleyenlerle paylaşıp tepki alabiliyorsunuz. Soundcloud'a yükleyip, bu olmamış diye sildiğim çok parça olmuştur sonradan. Spotify ve diğer paralı servisler bu özgürlüğü vermiyor, bir şeyi yüklediğinizde paylaşılması 1 ayı bulabiliyor, keza silinmesi de öyle. Soundcloud hariç diğer platformları daha profesyonel ve bitmiş kayıtları paylaşmak için kullanıyorum, ama skeç defteri gibi bir platforma sahip olmakta güzel. Sound'uma güveniyorum, kendim de severek dinliyorum ve kendi yaptığım müzikten motive oluyorum. Bu önemli bir şey, sırf tutsun diye yapılmış bir bestenin size veremeyeceği, kafanızda yarattığınızı pratikte görmenin verdiği bambaşka bir haz. Olumlu yönü olarak bunun beni ve müziğimi motive etmesi olduğunu söyleyebiliyorum. Olumsuz gördüğüm tek şey, hiç bilmediğim ve daha önce girmeye çalışmadığım bir sektöre girdim, nereden başlayacağım hakkında çok bir fikrim yok ve denemem gereken çok fazla şey var. Bunların yükü biraz olumsuzluk hissi yaratıyor, ama çok değil. Kısa vadede yaptığım projeyi tanıtmak ve kendi kitlemi bulmak istiyorum. Uzun vadede ise müziğimi sürekli geliştirmek, yeni albümler yaratmak ve trip-hop kültürünün bir parçası olarak anılmak isterim. Müzik yarışmaları bir müzisyen için iyi olabiliyor, çünkü hem kendi yaptığınız tarzda müzik yapan insanlarla tanışma fırsatı, canlı performanslarını izleme fırsatı buluyorsunuz hem de kazanmasanız bile müziğinizi bir şekilde birilerine ulaştırmış oluyorsunuz. Lise dönemimde Kasdav Liselerarası Müzik Yarışması'nda, En İyi Beste dalında birincilik ödülü almıştım. Bu ödül hala benim müzik yapmama motivasyon sağlayan, bu konuda daha önce bir şeyler başardım, niye tekrar başaramayayım ki? diye düşündüren bir anı hayatımda. Müzik basını hem dijital hem de basılı olarak büyük önem taşıyor çünkü insanlar, güvendikleri yazarların tavsiyelerini dinliyorlar, ayrıca online müzik platformları da yazarların tavsiye ettikleri grupları kendi listelerine ekleyebiliyorlar. Yeni müzik keşfetmenin dijitalden önceki tek yolu yazılı basındı, artık tek yolu olmasa da hala çok büyük bir önem taşıyor. Sinema ve Televizyon mezunuyum. Çok uzun süre dizi ve film setlerinde çalıştım ve bu hayat yüzünden o süre boyunca asla müzikle tam anlamıyla ilgilenemedim. Bu müzik projesinin çıkmasının en büyük sebeplerinden biri, seneler sonra sinema ve televizyon sektörünü bırakıp tamamen müziğe odaklanma vaktimin geldiğine karar vermemdi. Müzik konsantre olunması gereken bir şey, bazı insanlar tabii ki yapabiliyordur, ama ben günde saatlerce çalışıp bir de üstüne profesyonel anlamda müzikle uğraşabileceğimi düşünmüyordum. O yüzden bu dengeyi sağlayabilmek adına mesleğimden vazgeçme riskini aldım. Denge değil, sadece müzik olsun diye. Instagram, Facebook ve Soundcloud hesaplarımı ben kullanıyorum, buralardan iletişime geçebilirler. Ayrıca captainkubarmusic@gmail. com hesabına mail atabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-69-dmlll-damla-bozkurt/", "text": "Keman ağırlıklı enstrümantal müzik yapıyorum. Albümde bazı masalların karanlık taraflarını hissettirmeye çalıştım. Çok iyi bildiğimiz masalların hikayeleri, çocukluğumuzda inandığımız kadar saf ve pembe olmayabilir. Aynı yaşadığımız dünya gibi, masallar da oldukça üzücü, düşündürücü, bazen karanlık hisler gizliyor olabilir. Bu hislerle yazdığım bestelerden oluşan bir albüm oldu. Uyarlama eserlere kesinlikle karşı değilim, ama her müzisyen öncelikle kendini olabildiğince varedebilmeli, kendi sesini, müziğini yaratabilmeli. Daha sonra başkalarının eserlerine farklı yorumlar getirmesinde bir sakınca görmüyorum. Kendi evimde gerçekleştirdim. Albümdeki 2 parçada bas gitar ve piyano var. Onları arkadaşımın evinde, kendisinin enstrumanlarıyla kaydettim. Kayıt dönemi benim için en eğlenceli ve en yorucu dönemdi. Tamamen bu iş için eve kapandım diyebilirim. Yoğun bir yalnızlık ve meditasyon dönemi olmasıyla birlikte son derece öğretici, beni daha çok kendime yaklaştıran, şaşırtan, hırpalayan, tatmin eden, bazen edemeyen, sabrı ve cesareti öğreten ilginç bir dönemdi. Mixi kendim yapıyorum. Masteringi ise plak şirketimin sahibi, aynı zamanda çok iyi bir ses mühendisi olan Douglas Kallmeyer yaptı. Eserlerimi yayınlamaya ilk olarak Soundcloud'da başladım. Hala yeni birşeyler çiziktirdiğimde oraya yüklüyorum. Soundcloud sosyal medya mecraları arasında, bana göre en yararlı ve en güzel tasarlanmış sitedir. Bir kere odak noktası tamamen müzik. Soundcloud'da gerçek ismini bile öğrenmenize gerek kalmadan harika müzisyenlerin parçalarını dinleyebiliyor, paylaşabiliyor ve etkileşimde bulunabiliyorsunuz. Bu açıdan yıllardır büyük bir zevkle kullanıyorum ve Soundcloud olmasaydı bu albümü yapmak benim için sadece hayal olarak kalacaktı. Açıkcası müziğimdeki teknik ve müzikal özeleştiri yaptığım konular dışında herşeyi çok olumlu buluyorum, bence bir albümü yaparken yaşanan herşey değerlidir. Kişi veya grup için doğru zamanda yapılmışsa geriye kalan şeyler, yorgunluklar, gecikmeler, anlaşmazlıklar işin tadı tuzudur. Albümümle ilgili en olumlu şey ise, albümün kendime ait bütün gelirlerini Umut Çocukları Derneği'ne bağışlayacak olmam sanırım. Uzun vadede yaptığım müziği sahneye taşımak istiyorum, bunu yapabilmek için kalabalık bir ekibe ihtiyacım oldugundan, ve uzun soluklu bir planlamaya gereksinim duydugumdan dolayı zaman alacağını düşünüyorum. Müzik yarışmaları günümüzde özellikle genç müzisyenleri motive ettiğinden dolayı varlıklarından rahatsız olmamakla beraber 'yarışma' sözcüğünün çok güzel çağrışımlar yapmadığını düşünüyorum. Henüz duyulmamış bir müzisyen olduğum için blog ya da dergilerden pek destek beklemiyorum, ancak albümüm çıktıktan sonra basın bültenini gönderdiğim hiçbir yerden de geri dönüş alamadım. İlginç bir şekilde Amerika'da bunun tersi oldu, birçok blogda albümle ilgili duyurular yapıldı. Buna şaşırmadım çünkü ülkemizde bu işlerin bebek adımlarıyla ilerlediğini düşünüyorum. Burada bir üretim yapıp bunun duyulmasını sağlamak, ne yazık ki yurtdışında duyurmaktan çok daha zor. Mekanlar: Mekanların müzisyenlerle acilen barışması, müzisyenlerin köle değil emekçi olduğunu, el üstünde tutulmaları gerektiğini öğrenmeleri, hakları neyse verilmesi gerektiğini artık bilmeleri gerekiyor bence. Müzik eğitimi çok zorlu bir süreçtir, müzisyenin hayatı hiçbir zaman kolay değildir. Hakkının maddi manevi karşılanması çok önemlidir. Organizatörler: Müzisyenlerle aynı dili konuşmayı başarabilirlerse mekanlar ve müzisyenler arasındaki iletişimi daha sağlıklı yürütebilirler diye düşünüyorum. Müzisyenler: Lütfen daha önce yapılmış şeyleri zorlamasınlar, kendi seslerini bulmaya çalışsınlar, bulamıyorlarsa enstrumanlarında teknik olarak ilerlesinler, harika müzisyenlerle çalışmanın kapısı bu şekilde aralanacaktır. Birbirleriyle yarışmasınlar artık, bunun sonu yok. Dünyanın en iyi müzisyeni diye birşey yok. Mesleğim müzisyenlik, bir orkestrada keman sanatçısı olarak çalışıyorum. Rutin hayatım müzik diyebilirim. Cevap: Albümün birçok adımını yalnız gerçekleştirdiğimi görüp, bu işi yapmanın imkansız olmadığını anlayıp cesaretlenen, kolları sıvayan insanlar görmek beni inanılmaz derecede mutlu etti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-70-trubadoor/", "text": "Silverchair, Panicroomtakeshit, RATM, Nirvana, Violent Femmes. Performansımızın iyi olması yüzde yüz bize bağlı bir durum. Seneler önce soundcheck bile yapmadan sahne aldığımız mekanlar oldu ve bu da bizi iki kat yıpratan bir durumdu. Konserlere katılımın yeterince fazla olmadığını düşünüyoruz. Üniversite şenlikleri hariç herhangi bir festivalde yer almadık. Genelde sahnede gösterdiğimiz performanstan hiçbir şey anlamadıysak ve kötü bir performansın gerçekleştiğinin farkındaysak, seyircinin olumlu tepkilerinin bir önemi olmaz ve daha iyi performans göstermemiz gerekir. Genelde seyircinin katılımı ne kadar fazla olursa alınan ücret artıyor tabii ki. Ama katılım ne kadar yüksek olursa olsun, en iyi şartlarda bile, o gün alınacak ücret müzisyenin geçimine yetmeyecektir. İki kişiden oluşan bir grubuz. Sound olarak elektronik müziğin grunge ve punk rock ile buluşması diyebiliriz. Synth'ler zaman zaman bir eşlik enstrümanı ve zaman zamanda bi eşlik enstrümanı olarak yer almakta. Gitar enstrümanı ise bildiğimiz punk rock tınılarında, davul da agresif sert bi sound'a sahip. Yaptığımız cover eserler oluyor fakat bestelerimize öncelik tanıyoruz. Hücum kayıtları Stüdyo Altı'da, Virüs adlı bestemizi de Game of Records'ta gerçekleştirdik. Kayıtları yapmadan önce stüdyoda prova alıyoruz. Çalışmalarımız da stüdyoda çalarak geçiyor. Genelde konserlerden önce daha sık Kadıköy'deki stüdyolarda prova alıyoruz. Bugüne kadar Kadıköy'de gittiğimiz iyi stüdyolar: Mayday, Game of Records, Stüdyo 6, Drum N Music. Soundcloud, Spotify ve Bandcamp gibi ortamlarda paylaşıyoruz. Bu platformlar arasında bir fark görmüyoruz. 2 kişi olduğumuz için mükemmeliyetçi olmaktan başka çaremiz yok. Gösterebileceğimiz en iyi performansı sergilemek ve yaratacağımız en iyi müziği yaratmak. Katılan her grubun canlı performans göstermesi ve ona göre değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Demo'yu yolladım, ismimi yazmamışlar finale demek bizim için öğrenilmiş çaresizliktir. Müzik eleştirmenleri konusunda daha yeni simaların da katılımının olmasını bekleriz. Çeşitlilik zenginliktir. Her şeyden önce, dinleyicinin konserlere katılımının çok daha fazla olması gerekir. Çünkü işin %90'ı budur. Cevap: Her önüne gelenin duyduğu bir şey özel olarak neye ait olabilir ki."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-71-nasil-derler-bilirsin/", "text": "Nasıl Derler Bilirsin olarak sahne programımız yeni oluşturuldu. Grup lansmanını önümüzdeki ay yapacak. Beste grubu olduğumuz için öncelikle ürettiklerimizi paylaşmamız gerektiğini düşündük. İlk EP'miz 8 Mayıs 2018 tarihinde tüm dijital platformlarda yerini aldı. Fakat elbette ki gruptaki herkesin birçok sahne deneyimi var. Eksiklikler: Özellikle giriş ücreti üzerinden anlaştığımız mekanlarda gerekli reklamın yapılmaması ya da çıkacak gruba/müzisyene göre bu reklamın büyük değişkenlik gösterebiliyor olması büyük bir sorun. Türkiye'deki genel elektrik altyapısı sorunundan da kaynaklı elektrik sistemindeki arızalar ve doğurduğu risklere karşı yeterince önlem alınmaması, ses sisteminde olan eksikliklerin ya da sorunların ciddiye alınıp giderilmemesi de sık sık karşılaştığımız bir durum. Soundcheck ve sahne saati gibi konularda yaşanan tutarsızlıklar. Afiş, biyografi gibi sanatçı veya grubu tanıtan materyallerin hatalı olması, güncel olmaması. Festival ve benzeri organizasyonlarda sahne aldık. Genellikle gruplar için kulislerin yeteri kadar sağlanamaması, grupların arka arkaya hızlı bir şekilde sahnedeki changeover'ı gerçekleştirmesi sebebiyle kötü bir sound ile çalınması gibi sorunlarla karşılaştık. Açıkçası genellemek çok güç. Birçok yaştan ve birbirinden çok farklı sosyal alandan dinleyicilerimiz geliyor. Konserden sonraki tepkiler ise keyifli diyaloglar doğuruyor. Sanki bizi dinlemeye gelenler uzun yıllardır arkadaşımız gibi bizimle iletişim kurabiliyor. En keyif aldığımız durumlardan birisi de şüphesiz budur. Ücret alıyoruz, tabii bunlar ciddi paralar değil, kaldı ki birçok kez hiçbir ücret almadığımız konserler de oldu. Ek olarak bazı yerlerde sadece bir miktar alkollü, alkolsüz içecek gibi yan hak sağlanırken, bazı yerlerde ise yol ve yemek hakları da sağlanmakta. 8 Mayıs 2018 tarihi ile tüm dijital platformlarda yer alan 3 parçalık bir EP'miz bulunmakta. Ayrıca aynı tarihte EP'mizde yer alan Ormanın Sesi adlı parçamızın klibi de yayınlandı. Keyifli olduğu kadar yorucu bir süreçti. Bu süreçte başımıza gelen talihsizlikleri anlatmaya başlasak, okuyucuların da keyfini kaçırmış oluruz muhtemelen. Fakat geç olsa da sonuç olarak içimize sinen bir iş oldu, önemli olan da bu esasında. Özünde Singer-Songwriter geleneği olan bir grup olduğumuz için, neyi anlatırsak anlatalım sözler bizim için önem sırasında ilk planda. Dinleyicilerimizi bir hikayenin/derdin parçası yapabilmek, onlara Şu sahnede birileri bir şeyler anlatıyor dedirtebilmek bizim için önemli bir başarı kriteri. İlk olarak Türkiye'de cover parça çalışmalarının çok yanlış anlaşıldığını düşünmekteyiz. Genel olarak cover çalışmalarına bakıldığında yeni bir yorum/hissiyat yaratılmadan yapıldığını görüyoruz. Ortaya çıkan yeni çalışma da parçanın replikası olmaktan öteye gidemiyor. O yüzden iyi/gerçek cover'larla karşılaştığımızda büyük bir ilgiyle dinliyoruz. Öte yandan elbette ki bir takım kaygılar yüzünden cover çalışmaları yapan müzisyenler/gruplar da var. Çoğu zaman bu kaygı seyirciye daha kolay ulaşmak için var oluyor. Fakat bu gibi kaygılarla yapılmış hiçbir eserin iyi bir niteliğe sahip olabileceğini düşünmüyoruz. Son yayınladığımız EP maNga'nın kendi stüdyosunda gerçekleşti. Kayıtlar ise Arda Ertem tarafından gerçekleştirildi. Bize çok yardımları dokundu, buradan da tekrar teşekkürlerimizi iletiyoruz. Haliyle en yoğun olduğumuz dönem, kayıt öncesinde geçirdiğimiz günler oluyor. Grup müziği yapmanın en iyi ve en zor yönlerinden biri de, bu dönemde herkesin bir fikrinin olması. Bu fikirleri ortak bir paydada, gruba en uygun olduğunu düşündüğümüz şekilde sentezlemeye çalışıyoruz. Bunu başaramayan gruplar da dağılan yada sürekli üye değiştiren gruplar oluyor zaten. Kayıt öncesi parçalara son dokunuşları genelde ev stüdyosunda yapıyoruz. Ardından soundu tam anlamıyla duyabilmek için stüdyoya giriyoruz. Ve artık kayıt için hazırız. Son yayınladığımız EP'deki Ormanın Sesi adlı parçamızın mix'i Mehmet Uğur Memiş'e, onun dışındaki tüm mix ve mastering'ler İlker Yavaş'a ait. Çalışmalarımızı genel olarak Ergin'in ev stüdyosunda gerçekleştiriyoruz. Çalışma sıklığımız çok değişken olsa da minimum haftada bir kere çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Şu anda şarkılarımız Spotify, Apple müzik gibi birçok dijital platformlarda mevcut. Platformların kolaylıkla yasal dinlenme sağlıyor olabilmesi sanatçılar ve yapımcılar açısında önemli bir artı. Fakat bu tarz platformlarda bile lobicilik faaliyeti olduğu da bir gerçek. Ticari bir projenin parçası olan müzisyenler bu gibi platformlarda bir şekilde karşınıza kolaylıkla çıkabiliyor. Kimsenin herhangi bir yaptırımı olmadan istediğimiz müziği yapabiliyoruz. Hissetmediğimiz hiçbir şeye parçalarımızda yer vermiyoruz. Konu müzik olduğu için bunu olumlu bir durummuş gibi söylemememiz gerekirdi. Zaten müzik doğası gereği herhangi bir yaptırımın değil, gerçek hissiyatın dışavurumu olmak zorunda. Fakat günümüzde birçok müzisyen sadece ticari kaygılarla müzik yapıyor yada bu duruma itiliyor. Kısa vadedeki hedefimiz yeni çalışmalarımızı olabildiğince dinleyiciye buluşturmak. Uzun vadede ise gerçek ve sağlam bir dinleyici kitlesi oluşturmak istiyoruz. Kitleden kastımız büyük kalabalıklar değil; dinleyici ile müzisyenin arasında bir perde olmayan, birçok farklı sesin aynı sazın-sözün çevresinde, gerçek samimiyetle buluşabildiği bir topluluktan bahsediyoruz. Daha önce herhangi bir müzik yarışmasını katılmadık. Ana akım medyada bulunan yarışmaların müzik adına bir değer taşıdığını düşünmüyoruz. Kaldı ki bu gibi yarışmaların yıllardır düzenleniyor olmasına rağmen, geride sadece birkaç müzisyenin hatırlanıyor olması da durumu özetliyor. Öte yandan ana akımda yer almayan alternatif yarışmaların birçok müzik grubunu bizlere kazandırdığını da görmek mümkün. Özetle eğer mesele müzik ise tek kaygısı müzik olan yarışmaların olmasında bir sakınca yok. Tabii tek derdi müzik olan yarışmaların dahi sanat etiği çerçevesinde tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat şimdi o topa girmeyelim. Bugün yeni bir şeyler yaptıysanız ve bunları insanlara duyurmak için aklınıza basın organları geldiyse, yapmanız gereken ilk şey sağlam bir tanıdık bulmak yada PR için en düşük faiz oranına sahip bir bankadan kredi çekmek olacaktır. Fakat bunların hiçbiri iyi müziğin dinleyicilerle buluşmasına engel olamıyor. Sizler gibi bu işi gönülden yapan, tek derdi müzik olan platformlar olduğu müddetçe onlar hiçbir zaman kazanamayacak. Dinleyiciler: Şarkıları tüketerek dinlemesinler, onları anlamaya çalışsınlar, kendi anlamlarını yaratsınlar. Yani tabii yine onlar bilir. Mekanlar: Biliyoruz elbette para kazanmaya çalışıyorsunuz fakat mekanlarınıza ticarethane çerçevesinden baktığınız kadar, o mekanlarda sanat icra edildiğinin de gerçekten farkında olmanızı umuyoruz. Organizatörler: Daha fazla etkinlik, daha fazla konser, daha fazla yeni müzik. Müzisyenler: Her zaman farklı farklı yerlerden, kısık cümlelerle bir şeylere tepki vermek yerine; rahatsız olunan konulara hep bir ağızdan daha güçlü karşı durmaya davet ediyorum. Gelin canlar, bir olalım! Grubumuzdaki her üye sadece müzik yapıyor. O yüzden hayatımızı da müzik oluşturuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-72-erdem-erdem/", "text": "Şimdilik, pek memnun olmasam da, tek tabanca idare ediyorum. Halihazırda tek kişilik bir uğraş veriyorum. Bu şahsi projemin dışında Dinar Bandosu'nda ve Küçük Mücennep adlı Klasik Türk Müziği icra ettiğimiz bir grupta gitar çalmaktayım. Folk, World, Enstrümantal, Saykodelik Türk Müziği. Salih Korkut Peker, Akın Eldes, Haddim olmayarak Göksel Baktagir. Seçici olmamaları ya da seçiciliklerinin trendlerin boyunduruğunda olması. Zaten tutan bir akımı kazanca odaklanarak pohpohlayan bir mekandansa, kitlesine yeni girişimleri tanıtan, böylece yeni akımların doğmasına ön ayak olma cesaretini gösteren, bu sorumluluğunun farkında olan mekanları yeğlerim. Kendini bu ikinci kategoride lanse eden ancak temcit pilavı gibi aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp sunan, böylece bağımsız müziğin de içinin boşaltılmasına vesile olan mekanlara da, aman diyim, dikkat edilmesini salık veririm. Batılılaşma ile köklerine dönmenin dengesini sağlayabilen dinleyicilerimle iyi anlaşıyoruz. Türk Müziği olarak andığımız janrlar toplamını, dünyanın çağdaş imkanlarıyla yorumlamaya çabalıyorum. Antropoloji ve Etnografi eğitimimin de katkısıyla, tüm toplumların müziklerini birer kültür ögesi olarak ele almayı ve müziğin entertainment kısmından evvel kültürel tarafıyla haşır neşir olmayı yeğliyorum. Nihayetinde, benim müziğim, içerik olarak daha yerli, üslup olarak daha batılı, anlayış olarak dünyalı, ağırlıkla gitar üzerine inşa edilmekte olan, bugüne dek kafama dolmuş olan sadalar çorbasından ister istemez damıttığım seslerden ibarettir. Genellikle saz eserleri, sirtolar, longalar, oyun havaları, saz semaileri tercih ediyorum. Üstelik bunlar sıklıkla 70 yılı aşkın süre önce üretilmiş oldukları için telif konusunda da sıkıntı çıkarmayan eserler. 😀 Hem de bu eserler üzerine kafa patlatmak, ustaların açtıkları yollardan yürümenin, feyz almanın bir yolu. Hepsini kendi derme çatma ev stüdyomda gerçekleştiriyorum. Waterbending Nihavend'in remaster işlemini değerli dostum Durali Çakır gerçekleştirdi. O da proje dosyası ve kanal kayıtları yitirilmiş bir işti. Deneme masterı masterlandı yani 😀 Bunun dışında kimseyle çalışma şansım olmadı. En eksik yanlarımdan birinin bu olduğunu düşünüyorum. Hem yatak odam, hem stüdyom olan salonumda yaşamsal aktivitelerimin çoğunu gerçekleştiriyorum. Buna provalar, kayıtlar da dahil. Müzik dışında sorumluluklarımın yoğunlaştığı dönemler hariç, hemen her gün bir şeylerin ucundan tutuyorum. Spotify, iTunes gibi popüler dijital platformlarda, insanların alışkanlıkları erişilebilirlikle yakından ilişkili olduğu için YouTube'da ve müzikal seyir defterim olarak gördüğüm Soundcloud hesabımda yayınlıyorum. Artısı; bu işler eskiye nazaran daha kolay. Eksisi; erişilebilirlik konusunda parayı veren düdüğü çalıyor. Erişilebilirlik, sizin müziğinizin, donanımınızın, duruşunuzun, tavrınızın gittikçe daha da önüne geçen bir parametre haline geldi. Sosyal, kültürel, maddi sermayeniz, akıbetinizi, ürettiğiniz eserden daha fazla belirliyor. Kimleri tanıdığınız, kimleri yağladığınız yaptığınız işten daha önemli hale gelmiş durumda. Yalnız olmak hem hoş hem sıkıcı, yer yer bunaltıcı. Umarım bir gün müziğimi paylaşabileceğim paydaşlara erişirim. Mix ve master işlerinden çok anlamıyorum. Çalgı tarafı daha ağır basan bir müzik insanıyım. Müzik prodüksiyonundan daha iyi anlasam daha olumlu sonuçları olurdu; fakat bu kez de başka yanlarım eksik kalacaktı sanırım. Daha çok bestemi düzenleyip kaydedebilmek. Açık fikirli müzisyenlerle tanışmak. Müzik ekseninde hoş beş etmek, meşk etmek. Daha çok müzisyenle çalmak. Uzatmalı Antropoloji eğitimime devam ediyorum. Müziğimi hakiki yollardan besleyen ve müzik dahil hayata dair anlam dünyama zemin hazırlayan, diğer taraftan müziğe ayıracağım vakti en çok çalan, ana uğraşım, başımın tatlı belası Antropoloji."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-73-sopa/", "text": "Konserlere genellikle İTÜ Rock Kulübü ve İTÜ'nün farklı müzik kulüplerinden dostlarımız ve bir şekilde bize rastlamış olan rock müzik takipçilerini görebiliyoruz. Genellikle çalınan cover'lardan önce bestelerimiz dikkat çekiyor ve eşlik alıyor bu da bizi mutlu ediyor. 4 Mayıs 2018'de yayınladığımız ilk albümümüz Burada Hiç Renk Yok var. Uzun zamandır sahnede pişirdiğimiz 6 bestemizi kaydettik. Albümümüz gitar ağırlıklı ve rifflerin ön planda olduğu bestelerden oluşuyor ancak bu doğal oluşmuş bir süreç. Gitar ağırlıklı olsun, sert olsun gibi bir tasarımımız olmadı, içimizden ne geldiyse o çıktı. İleride daha soft veya daha sert şarkılar yapmamız da mümkün. Şarkı patrondur. Sözleri de genel olarak önce yazdığımız müziğin bizde uyandırdığı etkiye göre yazdık. Ağırlıklı olarak bireysel ve toplumsal problemleri yansıttığımız sözler var albümde. Pek mutlu sözler yazamadık ancak tüm şarkıların içinde problemlere karşı az da olsa bir umut belirtisi var. Bestelerimizi çalmayı tabii ki daha çok seviyoruz ancak cover'a karşı değiliz özellikle türküleri yorumlamayı çok seviyoruz. Sahnemizde şu anda çaldığımız cover'lar genellikle halk müziği eserleri oluyor ancak daha uzun sahne istendiğinde bazı sürpriz popüler eserleri icra ettiğimiz de oluyor. Albümümüzü davul hariç kendi ortamlarımızda kaydettik. Kayıtların çoğuyla albümün miksini de yapan ritm gitaristimiz Bekir ilgilendi. Davullarda ise dört şarkıyı Bubinga Records'da Cem Çatık ile, iki şarkıyı da Deneyevi'nde Ergin Özler ile kaydettik. Miksleri ritm gitaristimiz Bekir Sıtkı Gürcan yaptı. Mastering'de ise Steve Corrao ile çalıştık. Provalarımızı İTÜ Rock Kulübü odasında gerçekleştiriyoruz bu yüzden şanslıyız. Çok düzenli prova almıyoruz ancak hem albümün konserlerinin başlayacak olması hem de yeni şarkıların yazımı için biraz düzene geçeceğiz gibi görünüyor. Cdbaby aracılığıyla yayınladık albümü ve böylece Spotify, iTunes, YouTube, Apple Music başta olmak üzere bütün platformlarda varız. Farklı insanlara ulaşmak adına bu platformların avantajları tartışılamaz. Albümümüzü olağanca duyurabilmek, daha çok dinleyiciye ulaşmak, daha çok konser vermek ve tabii ki hiç bekletmeden yeni şarkılar çıkarmak. Grubumuzda hem çalışmakta olan hem de okumakta olan insanlar var. Sopa'yı bir işten ziyade hobimiz olarak görüyoruz, her ne kadar yoğun zamanlarımızda biraz uzak kalsak da asla tam anlamıyla ihmal etmiyoruz. bandsopa@gmail. com ve sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz. Siz de müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-74-elz-and-the-cult/", "text": "FET Özyürek, Mert Tanır, Batuhan Ege Örs, Ezgi Beyazıt, Carbon Works Sürekli birlikte çalışılan görsel tasarım sanatçıları, freelance ekip. Burak Kamacı aynı zamanda 'Yeni Meta' isimli grupta klavye, vokal ve prodüksiyonda yer almaktadır. Genel olarak bütün mekanlarda ortak diyebileceğim eksik ve bence sorun şudur ki mekanlar geceyi tamamıyla projenin, grubun ve müzisyenin doldurmasını bekliyor. Grubun tabii ki önemli bir kitlesi olmalı; en azından 10-15 kişi getirebilmeli fakat bunun tam olarak doğrusu mekanın kendini doldurabilmesidir. Bir 'venue' halihazırda kendi kitlesine, ekolüne ve sonik atmosferine sahip olmalıdır. Burada gördüğüm en büyük yanlış bu top tamamen gruba atılıyor, mekan sadece projeyi ayarlıyor ve gerisine kesinlikle bulaşmak dahi istemiyor. Sosyal medya hesaplarından etkinlikleri duyurma, poster, afiş basımı ya da asımı isteme ya da mekanın size katabileceği tanıtımı onlardan rica etme yönelmeleri anında reddediliyor. Mekanlar bu konuda o kadar isteksiz ki yukarıda belirttiğimiz sahne aldığımız yerlerden biri kendi mekanının önüne sürekli rica etsek de afişimizi bile asmak istemedi, etkinlikten birkaç saat önce isteksiz bir şekilde yerleştirildi. Yani bu daha çok örneklendirilip anlatılabilir ama özetinde gördüğümüz en büyük birinci eksik mekanların grupları sadece 'book'layarak' geriye kalan her şeyi bizlere bırakması ve kitle istedikleri gibi olmayınca -size hiç yardım edilmemesine rağmen- morallerinin düşmesi söz konusu oluyor. Bununla karşılaşınca da bu başarısızlık hissi tamamen bizim üstümüze kalıyor doğal olarak ve hem maddi hem manevi olarak çok yıpratıcı bir şey. İkinci gördüğümüz en büyük eksik ise -grup içinde ve başka gruplardan arkadaşlarımızla konuştuğumuz bir durum bu- artık hemen hemen alt grup kültürünün bitmiş olması. Bu ne kadar mekanda, ne kadar büyük grupların kendisinde bitiyor emin değiliz fakat yine de mekanın talep etmesi ya da her yurt dışından gelen ya da yerli büyük ismin altına bir bağımsız grup seçilse ve bu desteklense şu an içinde bulunduğumuz durum çok daha iyiye gider diye tahmin ediyoruz. Bunu bir eksik olarak görüyoruz ve ne kadar mekan tekelinde olmasa da teşvik edilebilecek bir şey olarak görüyoruz. Genel olarak ses sistemi ve havalandırma bütün mekanların ortak eksiği gibi görünüyor. Bunlara biraz daha önem verilip bütçe ayrılabilir açıkçası. Bir de çoğu mekanda sahne arkası olmuyor, olsa da sahneden alakasız bir yerde olabiliyor. Bizce sahne arkası müthiş önem ve değer taşıyan bir yer. Kendi bakış açımızdan baktığımız zaman biz görsel bir grubuz. Kendi tasarladığımız kostümleri giyen, zaman zaman kaşını gözünü boyayan, gotik müzik estetiğinde ilerleyen bir grubuz. Hazırlık aşamalarımızı bir bar taburesinde ya da mekanın tuvaletinde yapıp daha sonra sahneye gitmek, performansa başlamak için 'affedersiniz geçebilir miyim?' tarzı minik laflamalara maruz kalmak biraz can sıkıcı olabiliyor. Bunu söylediğimiz zaman ya da şu an olduğu gibi dile getirdiğimiz zaman saçma ya da burnu havadalık olarak görülüyor ama tam tersini düşünüyorum. Sahne arkası müzisyenin kutsal mekanlarından biridir, kendini materyal ve mental olarak hazırladığı yerdir. Tanıtım eksikliklerinden yukarıda bahsetmiştim, buraya da uygulayabiliyorum sanırım. Bu konuda ilham verebileceğini düşündüğüm için In The Void ve Sibel Engingök'ten bahsetmek istiyorum. Kendisi gerçekten takdir edilesi bir tutumla hazırladığı Fill The Void etkinlik serilerinden birine bizi davet etti. Normalde büyük organizasyon şirketlerinden bekleyeceğiniz bir planlama ve şevk ile işini yapıyor; biz kendisi ile tanıştığımızda çok sevinmiştik ve çok şaşırmıştık. Şöyle ki isminiz, kitleniz, ne kazandırdığınız, ne götürdüğünüz hiç önemli değil. In The Void ekibi sevdikleri ve birlikte çalışmak istedikleri bağımsız grupları alıyor, onların kalacak yerlerini ve yol ihtiyaçlarını karşılıyor ve kendi etkinlik serisini oluşturuyor. Bunları yaparken hemen hemen hiçbir şey de kazanmıyor. Biz Ankara'ya gitmiştik In The Void ile birlikte, ilk kez İstanbul dışına çıkıyoruz ve heyecanlıyız aynı zamanda uzun süredir hayranı olduğum Art Diktatör ile tanışacağım için heyecan daha da artıyor. Sibel'e neden Ankara ve Noxus diye sorduğumda özellikle bu tarz yerleri seçtiğini, bizim İstanbul'da dinleyip gördüğümüz her şeyi yaşadığımız şehir dışında da deneyimlememizi istediğini söyledi. Gerçekten bütün organizasyonda ve süreçte tek motivasyonu buydu ve haklıydı. Setimiz bittiği zaman yanımıza 5-6 kişilik bir arkadaş grubu geldi, bizi daha önce dinlediklerini söylediler ve In The Void'in yaptığı şeyi takdir ederek talebin yüksek olduğundan fakat kimsenin bu tarz organizasyonlarla uğraşmamasından yakındılar. Genel olarak mükemmel bir deneyimdi, organizasyon bu kadar iyi bir amaç ve motivasyonla yapılınca da isterse en büyük felaket başınıza gelsin, pek de sizi etkilemez bir hale geliyor. Organizatörün, organizasyon planının mental olarak sürece ve performansa etkisi çok büyük. Biz karanlığı temsil ediyoruz. Dışta kalmışlığı temsil etmeye çalışıyoruz oldukça. Lirik, melodik ve teatral olarak müziğimiz, performansımız bunu yansıtıyor ve böyle bir temel üzerine kurulduk, ilerledik. O yüzden aynı bizim gibi problemli tipler geliyor konserlerimize. Çok eğleniyorlar, bazen görüyoruz kafalarının içinde kayboluyorlar. Bu proje hakkında bizi en çok tatmin eden şey de bu oldu. Biz şarkılarımızı sahne alırken ne hissediyorsak bizimle aynı şeyleri hisseden belki de daha fazlasını hisseden bir kitleye ulaştık. 10-15, 50-70 kişi hiç fark etmez. Bir konserimizde son şarkımızı çalarken sadece 2 kişi kalmıştı, konserden sonra hep birlikte gidip karanlığın sanatını, acının romantizesini kutladık; biralarımızı tokuşturduk. Olmalı tabii ki ama olmuyor maalesef. Evet komik rakamlar almak ve yannda 3 bira fişiyle geceyi kapatmak artık resmen bir standarda dönüştü. Çoğu zaman yeni insanlara ulaşmak, ürettiğimiz işi canlı sergilemenin hazzına varabilmek için sahne alıyoruz. Yoksa aldığımız 'kaşeler' ya da yan haklar ne bizim o geceye çıkmadan önceki provamızı karşılayabiliyor, ne yolumuzu ne de yemeğimizi. Gruba yapılan görsel ve işitsel donanım yatırımını saymıyorum bile. Eleştirimi açıkçası şu an pek de dile getirmek istemiyorum; bu konuda biraz artık kendimi tekrarlamaya başladım ve dilimde tüy bitti. -I Did This to Myself İlk Tekli (11 Kasım 2016) -All In My Head Promosyon Teklisi (17 Şubat 2017) -Polycephaly İlk Albüm (10 Mart 2017) -Monochrome İkinci Tekli (1 Aralık 2017) -Reflect Your Pain + She Was Misunderstood Maxi Single (22 Haziran 2018) Bizim müziğimizde duygunun yeri çok önemli. Aslında duygudan ve insani karmaşadan uzak olan 'robotik' vokaller ve altyapıları kullanarak buradan hissi bir atmosfer yaratıyoruz. Sound'umuzu oluştururken geç 90'lar ve erken 2000'ler ses tasarım formülleri, şarkı yapıları önemli değer taşıdı. Şarkı sözlerini yazarken ise genelde deneysel yollar kullanmayı seviyorum. İlk albümümüz Polycephaly tamamen cut-up yöntemi ile yazıldı. Cut-up aslında Dadaist bir yazım tekniği. Dadaizm'den önce kullanılmış olsa da bu dönemde en yoğun kullanımına ve karakterizasyonuna rastlıyoruz. Aynı zamanda daha ileri zamana baktığımızda grubun üzerinde etkisi çok büyük olan David Bowie'nin de kullandığı yazım yöntemlerinden biri. Ben cut-up yöntemini kullanımımı şu şekilde özetleyebilirim size; bir bütün yazmaktansa her an her yerde hissettiğim, aklıma gelen anlamlı ya da anlamsız cümleleri bir kenara yazıyorum. Daha sonra sanatsal ve kişisel gelişimimi en çok etkilemiş filmlerin repliklerini, kitaplar ya da dergiler arasından çıkardığım satırları da alıyorum. Bunları kelime kelime ayırarak keserek biçerek kaba bir bütün meydana getiriyorum. Ortaya soğuk, duygulardan uzak, gelişigüzel oluşmuş fiziksel bir şiir çıkıyor. Daha sonra bunun üstünde kendi ayarlarımı da çekerek şarkı sözlerimi yazıyorum. Cover eserleri yanlış bulmuyorum, hatta grup yada birey için de anlamlıysa daha da güzel. Grubun da kendi eserlerini dinletemediğini düşünüp cover yapmasına karşı değilim, eğer set arasına bir iki cover yerleştirilip motivasyon bu oluyor ise. Kendi tercihleridir, bunun doğrusu ya da yanlışı olmadığını düşünüyorum, setinin içine cover katarak seyirciyle buluşma noktası yakalamak istiyorsa kesinlikle müzikal bir tercihtir, grubun kendi duruşudur. Yanlış bulduğum nokta cover'ın nasıl yapıldığı. Arkadan karaoke altyapısı gibi geliyorsa; grubun ekolünün üstüne hiçbir şey katılmamış, üzerinde hiç düşünülmemiş, direkt internetten bulunan tab'lerin üzerine çalışıp gelinmiş cover eserine ısınamıyorum. Cover bu olmamalı. Grubun cover esere karşı duruşu da bu olmamalı. Eğer bir cover dinliyorsam o şarkının grup ile birlikte nasıl evrildiğini dinleyebilmek, onların şarkıyı nasıl şekillendirdiklerini görmek isterim. Böyle de olmalı diye düşünüyorum. Kayıtlar genelde evde ya da Stüdyo Dodo, Beyoğu'nda alınır, oralarda durur. Grup olarak yeniyiz. Şu an ilk defa birlikte bir şeyler yapıyoruz. Bundan önce ben solo olarak çalışıyordum, üretimlerim kendime aitti ve evde yapıyordum. Şu an genelde ben bir vokal melodisi ya da davul yürüyüşü yazıp Burak ve Efe ile paylaşıyorum. Bunun üzerine herkes kendi rotasını düşünüyor, tasarlıyor. Beğendiğimiz, ısındığımız parçaların üstüne üçümüz evde bir araya gelerek üretmeye başlıyoruz. Üretimimiz çok hızlı, elimizde şu an neredeyse 100'e yakın bitmiş/bitmemiş halde yayınlanmamış eser mevcut ve her gün üretime devam ediyoruz. 2013-2018 yılları arasında sürekli olarak Stüdyo Dodo'dan Ali Akdaş ile çalıştık. Kendisini çok severiz. Grubumuzun üzerinde manevi desteği çok büyüktür ve çalışmamızdan da çok memnunuz. Vokal mixleri ve kayıtlarını hala kendisiyle alıyoruz fakat prodüksiyon, mixing ve mastering için an itibarıyla Ampirik Records ve Mustafa Sarıoğlu ile çalışıyoruz. Memnunuz. Evde prova çok nadir alıyoruz. Genelde kişisel provalar evde alınıyor, herkes setlist'e kişisel hazırlanıyor. Provalarımızı stüdyolarda alıyoruz. Ayda en az 3 prova almaya, prova alamıyorsak da bir araya gelmeye çalışıyoruz. Grup olarak üçümüzün de kişisel programları ve dinamikleri çok farklı. Fakat bu projenin vizyonuna inandığımız için ve istekli olduğumuz için vaktimizi ayırıyoruz. Konser öncelerinde ise genelde en az 2 prova her zaman alırız konserin olacağı hafta. Maalesef hemen hemen hepsi -en azından bizim bulunduğumuz stüdyolar- çok küçük ve ekipman olarak tatmin edici değil. Tüm dijital platformlar ile çalışıyoruz, genel olarak da hepsinden memnunuz. Siz de müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-75-tunca/", "text": "John Frusciante, RHCP, Bee Gees, The Do, Nujabes. Bu konuyla ilgileniyorum teknik olarak. Müzik dışındaki işim bu çünkü. Şunu söyleyebilirim ki; neredeyse hiçbir mekanda akustik düzenleme yok. Bir müzisyen için en büyük sorun bu. Henüz bir organizasyon şirketi ile iletişim kurmadım. Şimdilik kendi konserlerimi kendim organize edeceğim. Şu ana kadar chill-out/trip-hop tarzında birçok albüm ve tekli yayınladım. Sadece sahnelerde çok sevdiğim şarkıları çalarım. Dinlemekten hoşlandığım müzisyenleri başkaları ile paylaşmak amacım sadece. Ben bestelerimi önce kafamda bitiririm. Ardından direkt kayda girerim. Bir partisyonu defalarca çalmam ve o an doğaçlama gelişir her şey. Bazen burada ne çalıyorum yahu ben?! derim kayıttan sonra ve o çaldığımı dinleyerek tekrar hatırlamak zorunda kalırım. Bestelerimin hiçbir dökümanı yoktur. Her şeyi aklımda tutarım. Sahne için hazırladığım bir setup ile stüdyomda çalışıyorum. Açıkçası bir ses kartı ve bir monitör koyan stüdyom var diyor. Onları işin içine katmıyorum bile... Çok iyi stüdyolar var. Çok iyi mühendisler var ama biraz da sanatsal açıdan bakmaları gerekiyor olaya. Kullandığım ücretli bir servis ile tüm dijital platformlarda ve Youtube'da yayınlıyorum. Rock star olmak! Şaka bir yana sanatımı daha geniş kitlelere duyurmak istiyorum. Hayalini kurduğum sahneler var. KEXP, Deezer vs... Ayrıca John Frusciante ile bir düet yapabilmek en büyük hayalim! Müzik yarışmaları saçmalıktan ibaret. Müzik yeteneği ile alakası yok. Sadece 'ünlüler' 'ünsüzleri' kendi egoları dahilinde oylayıp karar veriyorlar. Sanat bu değil. Destek görüyorum açıkçası. Özellikle dijital platformlar bu konuda daha etkili. Yazarlar, editörler ya da bu işi yapanlar hakkında bir şey diyemem ama müzisyen arkadaşlar mutlaka her release için iyi bir basın bülteni hazırlamalı ve bunu yüzsüzce her yere yaymalı! Dinleyiciler; zaten dinliyorlar. Ama destek vermek istiyorlarsa lütfen dinletsinler. Mekanlar; no name müzisyenleri de görün. 🙂 Müzisyenler; ne istiyorsanız onu yapın ve kimsenin sizin sanatınızı etkilemesine izin vermeyin. Özellikle plak şirketlerinin! Cevabım ise şu; Ben tarzımı 'Insidie' olarak tanımlıyorum. Tamamen bir tarza bağlı kalmadan içimden geleni yaptığım için bu ismi uygun gördüm. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-76-sirma/", "text": "To Love adlı EP'm ile çıkış yaptım, yayınlanma tarihi Temmuz 2017. Arkasından To Love EP ve To Love çıktı. İlk Türkçe şarkım Belki Bir Gün 29 Haziran 2018'de yayınlandı. Ben şu ana kadar tek başıma yazdığım şarkıları, kayıtlarını kendim aldığım, prodüksiyonun da en azından yarısıyla ilgilendiğim şarkılar çıkarmıştım aslında To Love böyle bir sürecin meyvesi, biraz keşif dönemiydi... Ama Belki Bir Gün başka müzisyenlerden yardım almadan yarattığım ilk şarkı. Sözü, müziği, düzenlemesi, prodüksiyonu bana ait. Kendi evimde, mütevazı kayıt ve çalışma ortamımda yarattım. Yarattığım herşey benden bir parça, nasıl gönlümden geçiyorsa öyle yaratıyorum, bu konuda pek kendime hakim olamıyorum. Dolayısıyla sözlerde de lafı dolandırma huyum yoktur. Müziğe gelince... Elektronik müzik yaptığım için, kendi sesimden sonra en önemli enstrüman benim için bilgisayarım. Ses dizaynıyla uğraşmak benim besteleme sürecimin bir parçası. Bunu ilk defa duyuyorum. Amerika'da tam tersi, bazı mekanlar cover çalacaksanız sahne alamazsınız kuralı koyuyorlar. Şu ana kadar bir cover yayınlamadım, bir gün aklıma eser, heves ettiğim bir şarkı olur, ben de yapabilirim, yayınlayabilirim... Neden olmasın? Henüz kendi şarkılarımdan ona sıra gelmedi ama. Konserlerde daha önce cover'ladığım sanatçılar oldu, orası ayrı. Bazen setlist'e serpiştiriyorum 1-2 tane. Keyifli tarafı, cover'ı söylerken ruh halinin biraz daha gevşemesi bence. İnsan kendi yaratıcı kimliğinden uzaklaşıp da bir cover seslendirdiğinde, farklı bir rahatlıkla söyleyebiliyor bazen. Brooklyn, New York. Çoğu evimde, kutu gibi bir stüdyo dairede yaşıyorum ben orda... Tek başıma alıyorum bütün kayıtlarımı. Ama To Love EP'si için ekstra birkaç analog synth kayıtları almıştım, o kayıtları Greylock Records'ta gerçekleştirdim, evime 10 dakika mesafede, küçük bir stüdyo, Berklee'den bir arkadaşım işletiyor... To Love kayıtlarını da komşu stüdyo, Virtue & Vice Studios'ta gerçekleştirdik. Belki Bir Gün tamamen evimde, tek başıma... Ama Belki Bir Günün akustik bir versiyonunu kaydettim bu hafta, piyano ve vokal şeklinde, hem çaldım, hem söyledim... O kaydı da daha önce staj yaptığım Babajim Stüdyolarında gerçekleştirdim, İstanbul'da. Ben öyle kayıt var yakında, hadi ruhen hazırlayayayım kendimi kafasında bir insan değilim. Benim her günümün içinde az ya da çok müzik var. Evimin rahatlığında alıyorum kayıtlarımı genelde ve dolayısıyla bütün iş bende bitiyor. Yalnızlık bu aşamada benim için önemli. Ama mekan değişikliği de arada iyi gelebiliyor tabii... Yarın Bodrum'a gidiyorum mesela, giderken yanıma klavyemi ve kayıt mikrofonumu da alıyorum... Belki ordayken birşeyler yaratırım, hiç belli olmaz. Oranın havasının bana yarayacağına dair bir his var içimde. To Love EP'nin mix'ini Mike Tuccillo, mastering'ini Emily Lazar yaptı. Mike, Los Angeles'ta yaşıyor. Emily Lazar ise New York'ta... Belki Bir Günün mix'i derli topluydu benim elimden çıktığında, Mike daha da toparladı, bu sefer mastering'i de o yaptı. Keşke olsa! Canlı performans trafiğim henüz başlamadı. En son geçtiğimiz yaz New York'ta Summer Streets adlı bir sokak festivalinde sahne aldım. Daha sık sahne alabilmem için biraz dinleyici kitlemin de genişlemesi lazım, daha fazla şarkı yapmam lazım... Dolayısıyla önceliğim hep yaratmak oldu şu ana kadar diyebilirim. Fakat yoğun bir konser programım olsun, sık sık provalar yapayım, ben de çok isterim! Yeter ki konserlere gelsin dinleyiciler. Prova stüdyolarına mecburum, ses yalıtımlı bir mekan yaratma şansım olmadığı sürece kendi evimde... Kayıt stüdyolarına gelince- ben açıkçası çok muhtaç değilim kendilerine... Yine de arada kayıt stüdyolarında da çalışmak keyifli olabiliyor. Örneğin Belki Bir Günün akustik versiyonunu Babajim'de kaydetmek istedim, çünkü onların piyanosunu ben 30 yıl çalışsam alamam, alsam da onların kullandığı mikrofonlara gücüm yetmez- ki zaten evim o kadar küçük ki, tüm bunları koymaya yerim de yok! E gitmişken vokal kayıtlarını da orda aldım. Çok da keyifli geçti. Bence yine de ne olursa olsun her sanatçı hazırlığının büyük bir kısmını stüdyo ve prova öncesinde halledip, oralarda geçirdiği vakti, harcadığı bütçeyi iyi değerlendirmeli. Ben böyle yaklaşıyorum. Spotify, en sevdiğim ve dünyada şu an en önemli platform. Formatını bir kullanıcı olarak seviyorum. Ve her ne kadar küratörlerinin seçim zevklerini bir sanatçı olarak bazen sorgulayıp anlamaya çalışsam da, endüstrinin içinde olduğum için çoğunlukla zevklerine göre hareket ettiklerini iyi biliyorum ve buna saygı duyuyorum. Artı, Spotify'ın sanatçılara özel bir app'i olması da büyük bir avantaj. Dinleyici trafiğini bizzat takip edebilmek, Spotify çalma listelerine girdiğinizde hemen haberinizin olması... Apple Music, Apple'a ait olduğu için bir kere gelecek vaadediyor... Fakat kullanıcı olarak adapte olmakta zorlandım, sanatçı olarak da dinlenme sayılarını ve dolayısıyla geliri, satışları takip edememek büyük bir sorun... Aynı sorun bu modelle işleyen her platform için geçerli. Spotify'da olduğu gibi, bu meseleler biraz daha şeffaf hale gelmeli. SoundCloud artık aramızdan yavaş yavaş ayrılıyor... Son bir gayretle batmaktan kurtulmuş olsa da böyle bir durum var. Keşfedilmek açısından önemli bir platformdu SoundCloud, şimdi çok popüler bir DJ olan Illenium ile iki şarkı yapmış olmamızın sebebidir SoundCloud'un varlığı... Illenium kariyerinin başında ordaki demolarımı dinleyip de benimle iletişime geçmişti, Drop Our Hearts ve Drop Our Hearts böyle ortaya çıktı. O yüzden bende anısı var. Fakat her ne kadar SoundCloud Go modeli sonradan geldiyse de, SoundCloud genel olarak hala sanatçıya maddi anlamda hiçbir katkı sağlamayan bir platform. Artık eskisi kadar çok kullanılmadığı için de sanatçıların önünü açma, tanınmasını sağlama konusundaki rolü de azaldı. Ve YouTube... Hep önemliydi, hala önemli... Fakat çok dağınık ve karmaşık! Ve eğer yeterince takipçiniz yoksa YouTube'tan bir gelir elde etmeniz gibi birşey söz konusu değil. Türk platformları bu yeni şarkım sayesinde ilk defa deniyorum, tanıyorum... O yüzden burdaki platformlar konusunda henüz bir görüşüm yok. Olumlu: İçimdeki yaratma kabiliyetine güveniyorum ve istediğim zaman tek başıma müzik yapabilmek bana kendimi özgür ve güçlü hissettiriyor. En genel hedefimi söyleyeyim size: solo projemden geçinebilmek. Sadece SIRMA olarak, kendi müziğimi yaparak geçinebilmek. Hayatım boyunca bunu başarabilirsem, hedeflerimden en büyüğüne ulaşmışım demektir. Var. Berklee'de yaz programı için verilen Arif Mardin Bursunu kazandım 17 yaşımda. Sonra üniversite eğitimini orda almak istedim, mülakata girdim, yetenek bursu aldım. Bunların arasında lisedeyken bir de Nardis Caz Vokal yarışmasına katıldım, o zaman 18 yaşımdaydım ve en genç yarışmacıydım, 3. oldum... Bence müzik yarışmaları yıpratıcı olabilir ama sanatçı kendini her türlü sonuca hazırlamışsa ve kendinden şüphe etmeyecekse, önemli fırsat kapıları da açabilir. Türkiye'deki basından gördüğüm ilgiden memnunum, fakat keşke daha da fazla sanatla ilgili yayın yapan dergiler, bloglar olsa, bu yayınlar daha fazla okunsa... Ama dünyanın genelinde müzik basınında bir zayıflama var. Bunun en büyük sebebi bence, dijital platformların artık müşterilerine özel çalma listeleri düzenlemeleri, ve dinleyicilerin müzik yayınlarından yeni sanatçılar keşfetmek yerine, Spotify'dan, Apple Music'ten direkt faydalanmaları... Hype Machine eskiden çok önemliydi, tüm blog trafiği ordan takip edilirdi... Fakat Hype Machine'in eski hareketliliğinden de eser kalmadı. Bu da müzik basınının dijital dinleme servislerinden aldığı yaranın en büyük kanıtı aslında. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-77-baris-guven/", "text": "Spotify da mevcut albümüm, Can Güngör belki diyebilirim. Profesyonel bir konser deneyimim yok, Antalya'da barlarda düzenli olarak geçimimi sağlıyorum. Saat sorunları, tabi bunda belediyenin de etkin olması gerekiyor. Konser dönüşü eve gidemeyecekleri için konsere gidemeyen öğrenciler var. Herkes taksiyle dönebilecek kadar para kazanamıyor. Sahne aldığım mekanlardan çok genel gözlemim bu. Zar zor bilet parası denkleyen liseyi yeni bitirmiş ya da üniversiteli dinleyicilere bara girince zorla bir şey satın aldırma baskısı. Alkol kullanmıyorum diyor dinleyici zorla bira vermeye çalışanı görmüştüm bir keresinde. Konser fiyatları tek bir sanatçı için pahalı olmayabilir ama bir kaç sanatçının konserine gitmek isteyen dinleyiciyi pek fazla düşünen yok. Üstüne üstlük bir de mekanların kendi arasındaki rekabet. Diyelim ki x isminde bir müzisyen a tarihinde geliyor, o müzisyeni getiren mekanla rekabet halinde olan mekan da aynı tarihte o tarza yakın bir müzisyeni getiriyor. Dinleyici o gün içerisinde tek birini seçme hakkı kalıyor. Üzücü, bu sanatçıları da küçük görme hali. Bar müzisyeni olarak da söylenecek şey ne yazık ki repertuar sorunu. En düzgün denilen mekanlar bile müşteri çekebilmek için müzisyenine baskı yapıyor Ankaranın bağlarını çalmalarını istiyor. Her farklı mekan bir anda tavernaya dönüşebiliyor. Halbuki müzisyenin bir tarzı var, artık müzisyende mekanların değişiminden dolayı her şeyi türlü repertuara sahip olmak zorunda kaldı. Söylenecek o kadar çok şey var ki. Albüm yapmış müzisyen tutulduysa kıymetli tutulmadıysa müzisyenin başarısızlığı olarak görülüyor. Çoğu mekan yeni bir isme yer vermiyor kim tutuyorsa ona yer veriyor. Bir isim yaratmaktan üretici olmaktan çok uzaklar. Hal böyle olunca kalite git gide düşüyor. Mekanlar neredeyse mafyavari bir tavırla yaklaşıyorlar. Parası olmayan dinleyici, ünlü olmayan müzisyen sürekli eziliyor. Yazık kimse bu muameleyi haketmiyor. Ses sistemleri çoğu mekanın rezalet durumda. Kolonlar, mikserler, monitörler çok kötü. Işıklandırma en rock and roll mekanda bile Ankara pavyonları gibi. Halbuki her sanatçının kendi konsepti var. Bu konseptin temel ihtiyaçlarını sağlayacak teknik ekipmanın hiç biri yok. Dolayısıyla farklı tarzda tabiki müzisyen çıkmaz. Komik rakamlar alıyoruz, ek olarak sağlanan hak yok. Ne de olsa daha ucuza çalacak, bol bol gürültü yapacak pop da çalan gitarcı buluruz, millet nasıl olsa geliyor mantığındalar. Buluyorlar da, hal böyle olunca kalite git gide düşüyor. Sigorta yapan işletmeci ben görmedim bile. İşletmecilere sorsan altında Mercedes araba ama gel gör ki hiç bir zaman mekan para kazanmıyor. Yaşa hürmet yok. Elli yaşında müzisyen arkadaşıma çok basit bir şey gibi yarın gelme maç var ya da millet sıkıldı senden seni istemiyoruz git gibi şeyleri rahat rahat söylüyorlar. Başka meslekte olsa utana sıkıla söylerler böyle şeyleri ama müzisyenlere çok hoyratlar. Albümüm var. Genelde bir albüm baştan sona aynıdır. Ben farklı bir müzikalite denedim, hem söz hem de enstrüman notasal dizilimler olarak farklı bir iş oldu. Antalya'da kaydedilen ilk albüm de oldu. Çok zorlu zamanlar atlattı. Albümümün adı Eskisi Gibi. Yedi şarkıdan oluşuyor. İki şarkıma klip çektim. Birincisi Albüme ismini veren şarkım Eskisi Gibi. İkincisi de küçük bir kitle tarafından çokça sevildiği için Görkemli Kaybedenler şarkım. 2017 yılında ekim sonunda yayınladık. Sözlerde aile ilişkisini bile yazdım, hem umut veren hem de depresyon halini anlatan çaresizliğe de yer verdim. Her şarkımda ayrı ayrı bir karakteri anlattım. Albümün kendi içinde bir konsepti var. Mesela Murat şarkımdaki karakter, Affet beni çocuğum şarkımda terkedilen çocuk. Albümün konsepti uzun bir hikaye. Eğer ilgilisi olursa anlatırım. Eskisi Gibi'nin sözleri bazı dinleyiciler üzerinde çok güzel etkiler bıraktı. İntihar etmekten vazgeçtim gibi mesajlar çokça aldım. Görkemli Kaybedenler'de herkes bu beni anlatıyor diye tepki verdi. Çok şaşırdım. Şarkıyı yazarken aklımda olan insanlarla, beni anlatıyor bu şarkı diyenler değildi. Meğerse ne kadar çok yalnız insan varmış. Ben en çok hem müzikal hem de ilk şarkım olduğu için Murat şarkımı çok seviyorum. Affet Beni Çocuğum'sa hep hayalini kurduğum aile ilişkilerini anlatan bir şarkı oldu. Dinleyen olmadı ama keşke şu sözlerde iş olsa da dinlesek dediğim farklı şarkıyı yaptığım için kendi içimde mutluyum. Gel ve Yokluğun kalmış şarkım da farklı müzikal bir deneyim oldu. Hüzünlü Dönenceler ise ap ayrı bir düet tadı hikaye oldu. Düetin ne kadar önemli olduğunu hayatın içindeki o sese daha yaklaştırdığını anladım. Uyarlama şuanki gibi çıkış yapmak için kullanılan taktik değildir. Bu konuda çok şikayetçiyim. Uyarlama tek bir cümle ile şudur: Bir şarkıyı çok sevmişsinizdir onu kendi tarzınızca yorumlarsınız ya da şarkının kayıt imkanları dönemsel tarzından dolayı kötüdür onu canlandırırsınız şimdiki imkanlarla. Belki bir de kendi dünya görüşünüze yakın şarkıları bazı dönemlerde yorumlayarak bir tavır sergilersiniz. Her ne olursa olsun bu önünüze gelen her şarkıyı yorumlayacağınız anlamına gelmez. Uyarlama yapılacak eser çok azdır, elli atmış tane değildir ayrıca bir YouTube kanallık bir durum yok. Loop Records da kaydettik. Yeni açılmıştı o zamanlar. Antalya'da Sun Records etkisi yarattı. Kendi küçük dünyamızda bizim için harikaydı. Kayıt bir insanın deneyimleyeceği en uç noktalardan biri. Mükemmel olmak istiyorsunuz, çünkü yapılan kayıt siz ölseniz dahi hayatta kalacak. Aşıkların tanışma ayrılma şarkıları olacak, hayal kırıklıkları ve sevinçler yaşanacak. Korkuyor insan. Aranjörün etkisi önemli. Mesela açık e kapalı e harfini söyleme durumu var. Bunu kişi anlamaz ama aranjör hemen uyarır. Yıllar süren alışkanlığı bir anda atamazsınız. Kayıtta şarkı söylemek canlı gibi söylemek değil. Nefesinizin sesi bile kaydedilirken söyleme biçiminiz değişiyor. Canlı söylediğinizden mutlusunuz ama kayıtta duyduğunuz şeyden memnun olmayabilirsiniz ya da tam tersi. Sabırlı olmak küçük hataları büyütmemek önemli. Artık alt yapı hazırlama gibi bir imkan var. Fl Stüdyo, Cubase vs gibi programlarla alt yapı üzerine çalışabilirsiniz. Bu bir artı ama ana olay yine bir prova stüdyosunda çalışmak. Haftada bir. Şehirden şehire değişiyor. İstanbulda harika ama Antalya'da çok kötü. Bir tane iyi prova stüdyosu yok diyebilirim. Bakımsızlar, aletler çok kötü, çok kötü kokuyor odanın içinde ses akustiği rezalet. Prova yeri saatlerinizi geçirdiğiniz bir yer ev gibi olmalı çünkü prova sizin sahnedeki yeterliliğinizi oluşturduğunuz uyumu yarattığınız yer. Her şeyin doğduğu konuşulduğu yerin bu kadar izbe olması çok kötü. Spotify, Deezer vb. YouTube'da da kendi kanalım var. Eskiden albüm yapmak zormuş, günümüzün zorluğu ise bu kadar müzisyenin arasından çıkmak. Mesela Netd'ye saat başı iki üç şarkı yükleniyor. YouTube vs gibi platformlar çok tıklanmadığınız sürece sosyal platformların mezarlığına gömülüyorsunuz. Bizi çıkarttığı gibi de dibe vurdurabiliyor da. Çok şey öğrendim. İnsanın kendi işini yapması bambaşka. Hayata nasıl baktığınızı yaptığınız iş belirliyor. O yüzden bence herkes bir şey üretmeli. Müziğe dair çok şey öğrendim. Bazen üç akor diyip dalga geçtiğimiz şarkıların bile ne kadar güçlü etkiler bırakabileceğini gördüm. Olumsuz olarak kendi vokallerim. Kayıt sırasında bahsettiğim gibi bambaşka insan olmak zorunda kalıyorsunuz o da bazen güzel bazen kötü oluyor. Bende benim beceriksizliğimden kaynaklı hatalar var. Kendimce açıklamam var ama olmasa daha iyiydi. Şarkı tonlarımı değiştirmeliydim. Çok şey öğrendim ikincisinde tekrarlamam. Çok iyi bir söz yazarı olmak. İnsanlara dokunacak besteler ve hikayeler yapıp anlatmak. Kısa vadede yaşadığım yerde fark yaratmak. Bunu az çok yaptım. Uzun vadede Türkiye'de şehir yaşantısının her türlü halini yaşayan beyaz yakalı bir çalışından, çöpçüsüne kadar uzanıp hikayelerini anlatmak. Müzik yarışmaları doğru yanı da var yanlış yanı da. Ben hiç katılmadım. Doğru yanı bir heyecan yaratıp insanlara ulaşabiliyorsunuz ama müzik bir yarış olamaz. Çünkü her şeyin sonu beğeni algısıyla alakalı. Estetik algı kişiden kişiye şehirden şehire o kadar değişiyor ki. Doğuda ve karadenizdeki müzisyenin yaptığı bestede kullandığı müzik alt yapısının karakteri ile akdeniz bölgesi aynı değil. Yarışma olacaksa çok iyi bir çözümlemesi yapılarak olmalı. Türkiye çapında liseler arası yarışma yaparsanız tabi kolejli çocuklar öne çıkacak. Altı yaşından beri piyano çalan çocuklar var o kadar iyi çalıyor ki juri ya da dinleyici mesela o yeteneği anlayamıyor en çok gürültü yapanı seçebiliyor. Kesinlikle rezalet. Şarkılarımı dağıtacak alternatif kanallar aradım. Bir kaç aracı var o da yetersiz. Mesela yeni müzisyenler ile ilgili inceleme yapan bir blog adam akıllı yok. Yazan bir kaç kişi varsa da özenti. Türkiye'de çok başarılı çok yetenekli müzisyenler var ama yanı başındaki o yeteneği görmemek için resmen kendini zorluyor. Çağımızın en büyük problemi iyiye nasıl ulaşacağını nasıl araştırma yapacağını bilememesi. İletişim fakültesi mezunuyum. Tezimde Türk Pop müziği üzerine araştırma yaptım. Müziğin en tarihsel kökenine kadar indim. Ne yetenekler ne müzisyenler reklam stratejileri yüzünden harcanmış. Dinleyici müzik kalitesini arttırsın. Mesela bir Erkan Oğur'u, Fazıl Say'ı bilsin. Sevsin sevmesin önemi yok. Yep yeni iş yapan sazının üstadı olmuş müzisyeni bilsin. İkincisi gittiği yerlerde kötü müziklere dur desin. Biz bunları dinlemek istemiyoruz desin. Mekanlarda böylece yavaş yavaş değişir. Algı da değişir. Mekanlar iyi müzisyen ünlü olsun olmasın sahne versin iyi bir yeteneği keşfedip ona yatırım yapsın müzisyen zaten ilerleyen dönemde bunun karşılığını verir. Organizetörler araştırmacı olsun. Reklam yüzleri dışındaki müzisyenleri iyi seçsin. Diğer ünlü müzisyenlerle tanıştıracak ortamı yaratsın. Müzisyenler bir başka müzisyene insani olarak destek olmak zorunda. Yaptığımız iş yeterince zor bizler de birbirimize çamur atarak dedikodu yaparak zorlaştırmamalıyız. Beğeniriz beğenmeyiz iyi olana destek olmak boynumuzun borcu. İkincisi bir müzisyene bir kesim tarafından linç girişimi başladığında aman ne derler diye çekinmemek lazım destek olmak gerek. Müzisyenlerin bir başka yapması gereken konu da iş arkadaşlarının haklarını dile getirmek. Sigortasız, imkansız çalışan müzisyen arkadaşına destek olmak, mafyavari mekanlara karşı ortak duruş sergilemek. Sadece müzik var. Günümün çoğu pratik yapmakla geçiyor. Vokal ve gitar egzersizleri. İyi müzisyenleri dinlemek kulak alıştırmaları. Mail hesabımdan, instagram hesabımdan da belki olabilir. Kendime iyi bir sanatçı müzisyen nasıl olmalıdır diye sık sık soruyorum. Sürekli pratik yapmalı, çalışmalı, kendini geliştirmeli. Daha iyi söylemeli daha iyi enstrüman çalmalı. İyi bir sanatçı olacaksan hissetmediğin şeyleri yazmayı öğrenmelisin demiştim kendime. Albümün tamamı hiç görmediğim tanımadığım insanları, yaşamadığım şeyleri yazarak yaptım. Bunu devam ettirmeliyim. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-78-sinan-oksuztepe/", "text": "Evet Sokrat ST ve Hasan Azze müzik kariyerlerine aktif bir biçimde devam ediyorlar. İlk çıkış yaptığım çalışma Paranoid oldu. Paranoid albümü ismini tam olarak yansıtan bir proje; bazen insanlara bazen hayata bazen de sanatçının kendisine başkaldırısını anlatan hikayelerden oluşuyor. Albümün genelinde trap soundlar dikkat çekiyor. Özgün olmadığını ama işin mutfağını zenginleştirdiğini düşünüyorum. Profesyonel standartlardaki bir home studioda kaydettim. Kendimi daha rahat hissettiğim için. Kayıt almadan hemen önce mikrofon patladı ve kısıtlı süre olduğundan başka bir mikrofonla kayıt almak zorunda kalmıştık. Albümün asıl kayıtlarını 1 gün içinde aldık. Aklımda bunlar yer edinmiş. Hasan Azze. Kesinlikle çok iyi bir ses mühendisi ve albümün çıtasını yukarıya çekti. Kendi odam çalışmak için yeterli oluyor ama şimdilik. Sık sık üretim halindeyim aslında, sadece arasından ayıklıyorum içime sinenleri. Hiç prova stüdyosunu kullanmadım. Kayıt stüdyosunda 1 kez kayıt aldım ve bence insan üretirken özgür olmalı, biraz gerilmiştim. Spotify, iTunes, Youtube bence bu üç platform birbirlerini tamamlıyor. Daha iyi ekipmanlarla daha iyi kayıt alabilirdim, olumsuz olarak söyleyeceğim bu. Olumlu olarak ise albümün bir konseptinin olması çok hoşuma gidiyor. Hedefim her zaman insanlar tarafından anlaşılmak ve kendim yapmak istediğim müziği insanların beğeneceği şekilde sunmak. Şimdilik hayır ve yaptığım müzik türü dolayısıyla ana akım medyada çok destek göreceğimi düşünmüyorum. Umarım rap müziğe çok daha fazla yer verirler. Mekanlar: umarım rapçileri göz ardı etmezler, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Mimarlık bölümünde okuyorum. Ve genelde mimari projelerle geçiyor hayatım, geri kalan boş vakitlerimin neredeyse tamamını rap yaparak geçiriyorum. Hangar Yapım şirketiyle iletişime geçerek ulaşabilirler. İstediğim güzel müzik yapmak ve bunun meslek saydığım bir hobiye dönüşmesi, tabiki okulum aksamadıkça. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-79-hemdert/", "text": "Herhangi bir gruba benzetemiyoruz kendimizi ama illaki ilham aldığımız gruplar var. Henüz yeni bir oluşumuz fakat yakın zamanda çıkacağımız sahneler olacak. Doğal olarak bizim gibi yeni gruplar Zeytinli Rock Festivali gibi büyük çaplı sahnelere kolay kolay çıkamıyor genelde bar sahnelerine çıkıyorlar. Bizce bar sahnelerinin en büyük eksikliği gruplara çok kucuk bir alan tanımaları ama bu müziğimizi icra etmemize engel mi, hayır değil. Eski çalışmalarımızda şu ana kadar rastlamadık. Hayır henüz alamadık ama bu yıl Zeytinli Rock Festivali'ne başvurmayı düşünüyoruz. Gelen dinleyici kitlemiz genelde yaptığımız müziğin yakın takipçileri oluyor ama illaki çıktığımız sahnede iki bira içmek içip gelip bizi orda tanıyan insanlarda olacaktır. Elbette alıyoruz ama çok tatmin edici bir rakam değil maalesef. Şu ana kadar yayınlanmış Dokundukça yanar canım, Güzel Madam isminde iki akustik teklimiz var. Bu iki şarkının hikayesi aslında vokalimiz Eray Bodruka ait şarkıların sözlerinden aslında hikayeyi az çok anlayabiliyorsunuz. Uyarlama cover hakkındaki düşüncelerimiz aslında bunlar güzel şeyler sahnelerde çalarken kendi şarkılarınız bir yana insanların yakından takip ettiği bildiği çok sevdiği şarkıları çalmak onlar için de bizim için de bir farklılık. Kayıt öncesi bir prova alıp şarkıyı tamamlıyoruz, eksikleri var mı yok mu gözden geçiriyoruz. Sonrasında kayda giriyoruz. Aslında bizim için fazlasıyla güzel bir deneyim. Bir aralar kayıt alamıyorduk imkansızlıklardan dolayı, şu an alabildiğimiz için mutluyuz. Provalarımızı haftada 3-4 kez gerçekleştiriyoruz. Provalarımızı Studio Vision da alıyoruz. Artık bir nevi evimiz gibi orası. Prova ve kayıt stüdyoları müzisyenlerin olmazsa olmazı. Fakat biraz fiyatları pahalı özellikle bizim gibi daha yeni gruplar için para konusu çok sıkıntı bir durum. Youtube da yayınlıyoruz. Youtube'un eksisi çok fazla kişiye ulaşamıyor. Reklam vermediğiniz sürece doğru düzgün bir izlenme veya dinlenme alamıyorsunuz maalesef. Kısa sürede amacımız kendi kitlemizi oluşturmak. Çok büyük olmasına gerek yok bizim kitlemiz diyebileceğimiz bir ufak çaplı kitlemiz olursa bizim için yeterli. Uzun vadede tabii ki her müzisyenin veya grubun olduğu gibi tanınmak, daha çok dinlenilmek, yapılmamış işleri yapmak. Ama henüz şu anki hedefimiz ufak bir kitle sadece. Müzik yarışmaları genç müzisyenlerin tanınmamış insanların bu yolda ki en büyük artılarıdır. Tabii ki adaletli olduğu sürece gençlerin önünü açmak için önemli işler bunlar. Dinleyicilerden beklentimiz sahne aldığımız da bize katılsınlar, bizimle eğlensinler istiyoruz ama şu da bir gerçek, biliyorsunuz ki kaliteli dinleyici olmazsa kaliteli müzik de olmaz. Organizatörlerden isteğimiz sürekli aynı grupları çıkarmak yerine tanınmamış keşfedilmeyi bekleyen insanlara da yer vermeleri. Aslında müzik dışında pek bir mesleğimiz yok. hemdert11@gmail. com'dan bize ulaşabilir veya Instagram hesabımızdan. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-80-till-daylight/", "text": "Şarkılarımız arasında tür genişliği epey fazla olabiliyor, o yüzden buraya Bu tür şeylerden hoşlananlar şarkılarımızda bunun gibi şeyler bulabilir tarzında bir cevap vermenin uygun olacağını düşündük. Eksikler: Şehir dışı tecrübelerimize bakacak olursak, hiçbir mekanın hiçbir misafir ettiği gruba yol ve/veya konaklama konusunda yardımcı olmaya yanaşmaması bariz bir zorluk. Mekan sahiplerinin ben ne kazanacağım ki, ben bu gruba niye yatırım yapayım? dediğini, bir grup şehir dışından bir kez gelip çaldığında konser iyi geçmediyse bir daha gün vermeye yanaşmam gibi şeyler söylediğini duymak zor değil. Bunları açıkça kulaklarımızla da duyduk, bu tür bir yaklaşımın varlığından emin olabilirsiniz. İstanbul'da ve İzmir'de hava alanından mekana ulaşmamız konusunda bile yardımcı olan bir mekan bulmak henüz mümkün olmadı. Şehir dışında bir mekana gittiğimizde küçük bir festival yapıyor olmamıza rağmen konseri aylık takvimlerine bile koymamış olduklarını dahi gördük. Artılar: Noxus'ta büyüdük, her zaman bize ev sahipliği yaptı. Henüz biz lisedeyken bize konser için tarih verecek kadar güvenmiş olan bir mekan. IZ Performans bize henüz single bile çıkartmamışken kalacak bir yer verdi. Fakat otel kendi otelleri olduğu için verdi. 1984 Bahçe mükemmel yaklaşımı olan, insan dostu ve idealist bir mekan. Türkiye-KKTC arası yol parası veya kalacak yer vermediler fakat sahnenin bütün backline'ı kiralanmıştı ve kapıdan gelen gelir kirayı tamamlamıyordu, kendileri tamamlamayı teklif ettiler ve öyle yaptılar. Bunun dışında bir grup metalci Ankaralı çocuğa (yıl 2015'ti, o zamanlar adımız Sachive Gress'ti ve thrash metal yapıyorduk) bir Cumartesi gecesini verip saçmalıklarına gık çıkarmadan katlandılar. Woodstock'taki sesçi Erkan Bey mümkün olan her konuda size yardımcı olmaya açık bir adam. Bizimle de o muhatap olduğu için bizim için işleri epey kolaylaştırmıştı. Eksikler: Türkiye'de akustiği sahnedeki müzisyenler için ideal olan mekan sayısı bir elin parmağı kadar, iki elin parmağını geçmez. Çoğu mekanda monitör sayısı ve sub bass'lar pek yeterli değil, akustik yüzünden soundcheck ile konser esnasında sahne içinde duyabildikleriniz arasında büyük fark oluyor, davul akustikten dolayı sahnedeki çoğu frekansı kapatıyor ve bir şeyleri duymak çok zorlaşıyor. Woodstock'ta sahnede tavanda kocaman bir tahta var, Atakan orada çaldığımızda kafasını oraya 40 dakika içinde 2 kez çarptı. 🙂 Son olarak, Türkiye'deki çoğu sahne inanılmaz küçük. Beş kişilik bir rock grubunun sığması epey zor oluyor, hareket etme imkanınız neredeyse olmuyor. Artılar: Woodstock'ın sesçisi Erkan Bey işini oldukça iyi ve pratik yapıyor, var olan imkanlardan elde edilebilecek olanın en iyisini elde etmeye çalışıyor. Noxus: Mixer'i çok kullanışlı. Backline'ı ortalama üstünde. IZ Performans: Sahnenin ve salonun küçüklüğü hariç epey iyi bir ses sistemleri ve backline'ları var. 1984 Bahçe: Mekan yazları açık hava oluyor. sahnesi Türkiye'deki bir çok mekandan daha geniş. Bir organizasyonun müzisyen açısından iyi olmasını sağlayan şey düzen ve şeffaflıktır. Birden fazla müzisyen / müzisyenler ekibi sahne alırken, hepsinin hakkının korunması ve hepsinin bu organizasyonda eşit imkanlarda bulunması gerekir, bir grup bir organizasyonda tek başına bulunuyorsa da o gruba uygun koşullar sağlanmaya çalışılmalıdır diye düşünüyoruz, böyle olmasından organizasyon da karlı çıkacaktır. Bunun yanında herhangi bir organizasyondan önce bu organizasyonda bulunacak bir gruba karşı her şey tam şeffaflıkla gösterilmelidir. Bir organizasyonda da bize konserde çalacağımız belli olur olmaz kurallar, detaylar, sahne sıra ve süreleri ve yaptırımlar pdf dosyalarıyla açıkça belirtilmişti, bu her şeyi daha başlamadan rayına oturttu. Fakat bazı organizasyonlarda ton ve tutum konusunda sıkıntı yaşadığımızı belirtmeliyiz. Gözlemlediğimiz kadarıyla yaşımızın nispeten küçük olmasının bu tür organizasyonlarda bize karşı tutumların yanlış bir tona kaymaya eğilim yaratıyor olduğunu söyleyebiliriz. Bu tür şeyler tabii ki performansınızı doğrudan etkileyebiliyor. Bir festivalde çalarken kar yağdı. Aralık sonunda olmasına rağmen organizasyon hiç hazırlıklı değildi, sahnede göletler oluştu. Hatta konser esnasında Atakan kayıp düştü. Bunun dışında bizden sonra çalacak olan ünlü bir grup duyduğumuz kadarıyla hep yaptığı şeyi yapıp anlaşılmış olandan daha erken soundcheck'e başlamak isteyince bize verilen süre sahnemize 30 dakikadan az kala azaltıldı. Son olarak, bir organizasyonda bize müzisyen olarak davranılmadığına üzülerek şahit olduk. Bunun küçük olmamızdan kaynaklandığından eminiz (aslında çok da küçük değiliz, yaş ortalamamız 21, fakat genelde diğer herkesten çok daha küçük oluyoruz). Orada biraz kademesi olan insanlar tarafından bize bizi davet eden organizatör hariç sanki hayrına sahneye çıkartılan vasatın altında bir lise grubuymuşuz gibi davranılıyordu. Organizatöre saygı ve sevgimizden dolayı problem çıkartmayıp çaldık. Üniversite öğrencileri ağırlıklı olmak üzere, 17-25 yaş arası yoğunlukta bir dinleyici kitlemiz var. Artık çoğuyla arkadaş olduğumuz için eğer biz Abi nasıldı? diye sorarsak Oğlum her zamanki Till Daylight işte diye, biz sormazsak da genelde Çok kısa çalıyorsunuz şeklinde tepkiler alıyoruz ağırlıklı olarak. Kısa çalıyor olmamızın sebebi artık coverlardan kurtulup kendi şarkılarımızı çalmak için uğraşıyor olmamız, şarkı sayısı aynı, niteliği farklı oluyor aslında. Bizi seven herkesle doğrudan iletişim halindeyiz, genelde hepsiyle arkadaş oluyoruz zaten, camia küçük. O yüzden eleştiri ve önerilerini de insanlar hiç çekinmeden belirtiyor. Düşük performanslı çaldığımız bir konserden sonra bir dinleyicimiz gelip Bugün niye böyleydi? diye soruyor, bu da aslında süper bir şey. Eleştirileri doğrudan alabilmek kendimizi geliştirme konusunda bize çok yardımcı oluyor ve olacaktır diye düşünüyoruz. Sabit bir ücret almıyoruz henüz, bazen biletlerden pay alıyoruz. Hiçbir mekan çoğu özgün rock grubuna kaşe ücreti vermiyor. Piyasada rock çalan bir program grubuysanız, o zaman belli bir süre için belli mekanlarda belli bir miktar para alabilirsiniz. Ama o da emeğinize değecek bir para olmaz, ve daha az alacak birini buldukları anda sizi şutlarlar. Burada anlaşılması gereken şey şu, bir konser bizim açımızdan sadece oraya gidip çalmamızla bitiyormuş gibi geliyor çoğu mekana. Mekanların gözünde onların elektrik, eleman vb. masrafları var sadece ortada. Oysa ki müzisyenler konsere gelene kadar o konsere gelirken harcadığı otobüs parası hariç o konser için prova yaptığı stüdyoya, konserde kullandığı ekipmana, yaparsa tanıtım için yaptığı reklama ve bunlar gibi bir sürü şeye de para harcıyor. Asıl kötü olan şey şu, mekan O zaman çalma burada deme özgürlüğüne sahip. Ama zaten indie bir rock/metal grubunun çalabileceği mekan sayısı sınırlı. Ne yapalım, müzik mi yapmayalım? Elimizdeki imkanlardan en iyisini elde etmeye çalışıyoruz. Olması gereken ideal şey ortak bir şekilde ilerlemeye çalışmak. Mekan olmazsa biz çalamayız, bizler olmazsak mekan konser yapamaz. Muhtemelen mekanların da kendi şikayetleri vardır, şikayet etmek yerine aynı gemide olduğumuzu fark edebilsek keşke. Yayınlanmış bir teklimiz var. Killing Joke Mart 2018'de neredeyse bütün dijital müzik marketlerde, Mayıs 2018'de ise klibi ile birlikte Youtube'ta yayınlandı. Şarkı DC Comics'in aynı ismi taşıyan Batman: Öldüren Şaka hikayesinden esinlenerek yapıldı. Bu hikayede ve şarkıda kötü geçen bir gün teması işleniyor. Anlatılmak istenen şey şu; herhangi aklı başında bir insanın Joker seviyesinde delirmesi için başından geçmesi gereken tek şey sadece çok kötü geçen bir gün! Müziğimizde genel olarak elektronik altyapı kullanmayı seviyoruz, bizim müziğimizin dokusunu heavy riff'lerin altına eklenmiş synth'ler ve elektronik altyapı oluşturuyor diyebiliriz. Bunun dışında canımız o an hangi türde bir şeyler çalmak isterse, latin'den reggae'ye, jazz'dan death metal'e, onu şarkımızın içine ekliyoruz. Kendimize tür ismi bulmakta zorlanmamızın en büyük sebebi bu. Sadece çalmaktan keyif aldığımız şarkıları cover olarak konserlerde çalıyoruz. Dinleyicilerle çok ilgili bir şey değil. Fakat arada dinleyicileri heyecanlandırabilecek bir şarkıyı biraz tınlatıp selam çakmayı da sevdiğimizi söylemek gerekiyor. Bunlarla birlikte, artık cover çalmaktan sıkıldık ve kendi şarkılarımızı çalmayı tercih etmeye özen göstermeye çalışıyoruz. Bir dinleyicinin sizin çaldığınız bir cover'dan keyif aldığında hissettikleriniz ile kendi yaptığınız bir şarkıyı çaldığınızda verdiği tepkileri izlemeye çalışırken hissettikleriniz oldukça farklı oluyor. Yayınlanmış teklimiz Killing Joke Midas'ın Kulaklığı stüdyolarında kaydedildi. Her şey aslında Beyler hadi yeni şarkı bakalım diyerek başlıyor, bu kadar basit. Bazen konserler için çalışırken provalarımızın son 15-20 dakikasında bir bestenin temellerini atmış oluyoruz, bazen biri bir beste yapıp demosunu kaydedip gruba atıyor. Bazen de sadece beste yapmak için stüdyoya giriyoruz. Hep beraber yapıyorsak ya bir ritm ya da bir riff ile başlayıp ilerletiyoruz, en son Atakan vokalleri yazıyor. Beste bittikten sonra ev koşullarında demoyu kaydedip bütün olarak nasıl durduğuna bakıyoruz kendimiz temel bir mix yapıp istediğimiz halinin taslağını oluşturuyoruz. Sonra da stüdyoyu aslında sadece ekipmanları için kullanıyoruz, sound mix ve master istediğimiz halini alana kadar ses teknisyenini/mühendisini darlıyoruz. Erkan Tatoğlu ile çalıştık, kendisiyle çalışmanın güzel yanı kendi bildiğini okumak yerine müzisyenin istediği şeyi yapmaya çalışıyor. O yüzden hep birlikte başına birkaç saat oturup tam istediğimiz şeye çok yakın bir şey ortaya çıkarabilmiştik. Üstelik single çıktıktan sonra ilk konserimize hiç haber vermeden gelip bizi dinlemişti, inanılmaz mutlu olmuştuk. Yok, genelde hepimizin uygun olduğu her boşluğu değerlendiriyoruz. Fakat hepimiz farklı okullarda öğrenciyiz, Atakan Bilkent Müzik Kulübü'nde yönetim kurulu başkanı, Yiğit şehirden epey uzakta oturuyor ve okulu yılda 3 dönem, Erim profesyonel vücut geliştirmeci ve bunun gibi bir takım zorluklardan dolayı zaten çok fazla hepimize uyan boşluk bulunmuyor. O yüzden hepsini değerlendiriyoruz! Fakat şunu da belirtmek gerekiyor ki Ankara'da gerçekten oldukça güzel stüdyolar var. Killing Joke Youtube hariç Spotify, iTunes ve Apple Music, Deezer, SoundCloud, Amazon, Pandora, Tidal, Napster, iHeartRadio, ClaroMusica, Saavn, MediaNet, Shazam, BandCamp ve birkaç küçük müzik markette daha yayınlandı. Spotify çok kullanışlı ve herkes kullandığı için şarkıyı yüklerken sizi dinlemek isteyen insanların telefonlarına bağlı olan kulaklıklarına doğrudan göndermiş gibi oluyorsunuz. Telefonlarına ayrıca indirme zahmetine girmek zorunda kalmıyorlar, bu da dinlenmenizi arttırıyor çünkü o kadar uğraşmayacak insanlar da kolayca açıp dinleyebiliyor. Liseden beri birlikte müzik yapmaya çalışan bir grup arkadaşız. Grubumuz bizim ailemiz ve birlikte müzik yapmanın yanı sıra birbirimizin dostluğundan büyük keyif alıyoruz. Bu yüzden Till Daylight'ı çok seviyoruz, ve bu proje bizi bu yüzden bu kadar heyecanlandırıyor. Herkes Rock am Ring'de headliner olmak ister. Tabii ki biz de istiyoruz, ideallerimiz ve hayallerimiz var. Kocaman festival sahnelerinde çalmayı kim istemez? Ama olmazsa da bu grup var olduğu için ve birlikte müzik yapıyor olduğumuz için mutluyuz, bu bize yeter. Müzik genel olarak göreceli bir şey olduğu için yarışmalar genelde çok adil geçemeyebiliyor ama bu bir suçlama değil, sadece gerçekçi bir yorum. Çünkü yarışmalar genelde tüm türlere açık olduğu için kazananlar yarışmanın jürisinin müzik zevkine göre şekillenebiliyor. Belki de yarışmalar müzik türü cetveli biraz daha kısılarak düzenlenirse daha sağlıklı sonuçlar elde edilebilir. Tekrar söyleyelim, bu bir suçlama değil, çok doğal bir şey. Bununla birlikte tabii ki biz de yarışma kazanmak isteriz, her taze grup CV'sine bir yarışmada alınmış bir başarıyı eklemek isteyecektir diye düşünüyoruz. Henüz hiç yarışmaya katılma fırsatı bulamadık, fırsatını bulduğumuzda katılmayı isteriz. Basılı müzik basını ne yazık ki ölmeye yüz tutmuş gibi geliyor, kendi yağında kavrulmaya çalışıyor fakat o da tükenmek üzere sanki, keşke daha canlı olsa. Dijital basın ise internet aleminde revaçta ve yurt içinde de dışında da size birçok yeni insana kendinizi duyurma fırsatı tanıyor. Fakat radyo ve televizyon alemi de tıpkı basılı müzik basını gibi ölmeye yüz tuttu sanki. Radyolar daha az tercih edildiği ve özgün program sayısı sayılı olduğu için gücünü kaybetti sanıyoruz ki, zaten radyoyu ayakta tutan iki şeyden biri o özgün programlar. Diğeri de artık vintage olmaya başlamış olması galiba. Televizyon ise kalifiye olmayan içerik ile kendi kendini bitirdi. Her grup televizyonda olmak isteyecektir, biz de çok isteriz ama dışarıdan bakınca durum bu sanki. Ülkemizde Number 1 ve Dream Türk'ün nasıl bittiğini tükendiğini hep birlikte izledik. Bu kanallar hala açık mı çoğu insan bilmiyordur bile belki. MTV ise dünya çapında bu konuda herkesin gösterdiği bir numaralı örnek oldu herhalde. Teen Moms ya da Keeping Up with the Kardashians ile müzik basını arasında bir bağlantı kurmak zor. Dinleyicilerden en büyük beklentimiz konserlere gelmeleri. Eğer dinlediğiniz şeyi seviyorsanız ya da dinlediğiniz grubun daha iyisini yapabileceğine güveniyorsanız arkasında durun ki sevdiğiniz şeyi üretenler daha iyisini üretebilsin. Mekanların yapmadığı şey tarıma yapılan bir yatırım gibi bir şey aslında. Tarlaya, tohuma, malzemelere yatırım yaparsınız, işçi tutar yatırım yaparsınız, emek verir emek yatırırsınız, sonra ürün çıkar, satarsınız, yatırımınızdan para kazanırsınız, ya da dolu vurur bir sonraki hasata kadar tekrar yatırım yaparsınız. Bir konseri yaptığınızda aynı gün belki masrafınız çıkmayabilir, belki zarar edebilirsiniz. Bir mekan meyve sebzeye ya da inşaata değil insana yatırım yapıyor ve muhtemelen meyve sebzeye yatırım yapsa daha sabırlı olacak. Bu fark edilse belki de her şey düzelecek. Bunun farkında olan mekanların ne kadar başarılı olduğunu hep birlikte görüyoruz zaten. Organizatörler açık olursa, şeffaf olursa, kar amacı güden bir organizasyonsa herkesin kazanması gerektiğinin farkında olursa, müzisyenlerin bir organizasyona eklenen bir süs değil organizasyonun bir parçası olduğunun farkında olursa hiç bir sorun olmaz. Bunlara özen gösteren organizasyonlar zaten kalifiye oluyor. Müzisyenler: Bizler insan ruhunu besleyen bir numaralı gıdayı üretiyoruz sevgili dostlar. Bunu unutmayalım. Müziğimizi yaparken çok eğlenmeye ve bu esnada mümkün olduğunca fazla insanı eğlendirmeye bakalım! tilldaylight. band@gmail. com adresini her gün kontrol ediyoruz. Bunun dışında sosyal medya hesaplarımıza gelen mesajları da hemen okuyup cevaplama konusunda hassas olmaya çalışıyoruz. Bunlarla birlikte, grubun elemanlarının hepsine her zaman kişisel sosyal medya hesaplarından erişebilirsiniz. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-81-duhan-demirci/", "text": "Şarkı yeni çıktığından pek düşünme şansım olmadı, ancak sanırım Büyük Ev Ablukada'ya bir yakınlık var. Derin Yerler adlı teklim 31 Ağustos tarihinde yayınlandı. Yaptığım müzikte belli bir kriterim yok, beğendiğim sesleri birbirine bağlanacak şekilde düzenleyerek ilerliyorum. Ancak güçlü synthler, bol vokaller ve ritmik tutarlı bir drum sürekli kullandığım elementler arasında. Şu anlık kendi bestelerimi paylaşma taraftarıyım, ancak zamanı gelince kendimce yorumlamalar yapmak istiyorum. Kayıtlarımı evimdeki stüdyomda ve Karabalık Sound Production'da yapıyorum. Kayıt süreci benim için rastlantısal başlayıp, o günkü planlarımı ertelememe kadar gidiyor. Beğendiğim bir dizilim yakaladığımda sonuna kadar gitmeye özen gösteriyorum, sonralarında belli aralıklar vererek revizeler yapıyorum. Tamam budur dediğimde ise son minör düzeltmelerimi yapıyorum. Miks ve mastering için Orçun Ayata ile çalışıyorum. Kendini Sofar Sounds, Radyo Kanyon, Vera, Ansızın Bir İnfilak ve Hediye Güven ile çalışıyor. Aynı zamanda freelance olarak profesyonel düzeyde yurtiçi ve yurtdışı bir çok iş yapıyor. Provalarımı evimdeki stüdyomda alıyorum. Eğer evdeysem ve modumdaysam durmadan pratik yapmamla sonlanan bir döngüye giriyorum. İşlerini çok beğendiğim belli yerler mevcut. Bunlardan biri beraber çalıştığım Karabalık Sound Production. Eserlerim bütün dijital streaming platformlarında yayınlanıyor. Düzenli bir şekilde şarkılarımı yayınlamak, kendimi daha fazla geliştirmek. Müzik yarışmalarına katılmadım, Sofar ve BİP'e dahil oldum. Ancak kısa ve uzun metraj filmlere müzik besteciliği yapmaktayım. Türkiye ve yurtdışında birçok gösterim ve ödül alan işlere dahil oldum. Çok fazla seçenek var! İmkanlar bir şeyler yapmak isteyen insanlar için çok uygun. Dinleyicilerden beklentim, açık fikirli olmaları. Mekanlar, alternatif sanatçılara daha fazla ilgi göstermeli. Organizatörler, hedef kitlelerinin ne istediğini iyi anlamalı ve ona göre şekillenmeli. Müzisyenler, sürekli üretmeye devam etmeli, birbirimize destek olmalıyız. Bu işte hep beraberiz. Kısa ve uzun metraj filmlere müzik besteciliği yapmaktayım. Aynı zamanda freelance olarak ses tasarımı, miks ve mastering ve kayıt operatörlüğü yapmaktayım. Sosyal medya hesaplarımdan, www. ampirikrecords. info'nun iletişim bölümünden veya mail yoluyla bana ulaşabilirler. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-82-insan-miyiz/", "text": "Ve Ankara genelinde sayısız okul şenliklerinde sahne aldık. 1- Özellikle büyük organizasyonlarda ön grupların sadece bilet kaynağı olarak görülmesi en büyük sorunlardan biridir bizce. 2- Büyük organizasyonlarda ana sanatçı kaygısından dolayı gerek soundcheck gerek de sahne sırasında önemsenmemek de bir başka problem bizce. 1- Özellikle Ankara'da bir müzik grubu olduğumuz için bizce çok şanslıyız çünkü aramızda harika bir dayanışma var. Birbirimize karşı olabildiğince egoyu ve kıskançlığı sıfıra indirmeye çalışıyoruz ve gerek sahne de gerek kayıtlarda birbirimize destek olarak çok güzel bir birlik oturttuğumuzu düşünüyoruz. 2- Özellikle Ankara'da belli başlı oluşumlar yeni müzisyenlere güzel sahne imkanları sağlıyor ve bu da bizi hem güzel bağlantılar kurmamızı hem deneyim kazanmamızı hem de yeni kitleler kazanmamızı sağlıyor. Eksilerde de belirttiğim gibi pek umursanmamaktan dolayı aslında elde olan sistem yeteri kadar kullanılmıyor bizce ön gruplar için. Ön grupların genel sorunu pek umursanmamaktır. Geçtiğimiz festivallerde kapı açılış saatinden dolayı çok sorun yaşamışlığımız var. Sırf bizi dinlemek için bilet alan dostlarımızım sıradan dolayı içeri girememesi gibi durumları yaşadık. Ancak bunla ilgili sorunumuzu organizatörlere belirttik ve ilerdeki konserlerde düzelteceklerini söylediler. Aaal yaz şenliğinde Hayko Cepkin, Manga, Duman, Zakkum, Yüksel Sadakat ve Saddas ile sahne aldık. Nmçaal şenliğinde Son Feci Bisiklet, Manga ve Mor ve Ötesi ile sahne aldık. Aaal Open Festivali'nde de 7 Ekim'de Kurtalan Express, Mor ve Ötesi ve Pihani'yle sahne alacağız. Hepsi çok güzel deneyimlerdi ve bize sahne ve backline hakkında pratik açıdan çok şey öğretti. Kitlemiz 18 yaş çevresinden oluşuyor. Konser sonrasında çok güzel tepkiler alıyoruz ve her konserde yeni insanlar kazanıyoruz ve bu insanlara kendi işlerimizi detaylıca anlatıp onların da fikirlerini alıp daha kusursuz projeler ortaya koymaya çalışıyoruz. Barlarda saatlerce çalan insanlara 2-3 bira ile ödeme yapılması bizce müzik piyasasına yapılan en büyük vurgundur. Grup olarak belli bir kaşe miktarımız mevcut. Daha güzel işler yapıp kitlemizi arttırdıkça kaşe miktarımızı da yükseltiyoruz. Yayınlanmış iki single ımız mevcut. Bu günlerde de aktif olarak 8 şarkılık bir albüm projesini yarıladık. Önümüzdeki aylarda dinleyicilerimize ulaştıracağız. Amacımız kafamızdaki düşünceleri ve o anki hisleri tüm enstruman ve vokal partisyonlarıyla bir bütüne çevirebilmek ve dinleyicilerimize yansıtabilmek. Bizce cover birebir kopyalama olmamalı. Sanatçı cover yaparken kendinden de bir şeyler katmalı ancak şarkının ana fikrini de bozmamalı. O yüzden bizce cover çok ince bir konudur. Yayınlanan 2 single'ımız çekilen klibimiz ve şu anda kaydedilen albümümüz Retro Yapım ile gerçekleştiriliyor. Kayıt olayı çok ciddi bir olay bizce. Canlı sahneden çok farklı bir olay o yüzden kayıtlar için saatlerce metronom ile çalışılmalı. Retro Yapım da Özgün Özdemir Ve Anıl Güzeldere ile çalışıyoruz. Haftada en az 2 saat Retro Stüdyosu'nda çalışıyoruz. Bir çok stüdyo gerek ekipman ve deneyim açısından yetersiz ancak Ankara da belli başlı stüdyolar kendilerini geliştirmiş durumda. Her zaman kaliteli stüdyolarda çalışma taraftarıyız. Youtube, Spotify ve iTunes üzerinden yayınlıyoruz. Her platformdan gayet memnunuz özellikle çalma listeleri sayesinde yeni kitleler de kazanıyoruz. Her proje bir öncekinden daha iyi olmalı bizce. Gruplar kendilerini durmadan geliştirmeli. Yakın zaman için bolca röportaj ve konser ayarlıyoruz. Albüm kayıtlarına başladık. Daha uzun vadede çok daha büyük kitlelere ulaşıp çok daha güzel işler çıkarmayı istiyoruz. Aaal şenlik elemelerinde bulunduk 2 kez. 2'sinde de seçildik ve gayet takdir edip beğendiğimiz yarışmalardı. Dinleyiciler açık sözlü olmalı ve tutucu olmalı sanatçıyla bütünleşmeli. Mekanlar sistemlerini geliştirmeli. Organizatörler ön grupları daha çok önemsemeli ve saygı duymalı. Müzisyenler her zaman birbiri ile destek içinde olmalı. Hepimiz öğrenciyiz. Projeleriniz yer yer bize zaman sorunu yaşatıyor ancak üstesinden gelmeye çalışıyorız. Instagram sayfamızdaki iletişim numaralarıyla bize ulaşabilirler. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-84-man-in-the-tub/", "text": "İlk albümümüz olan Waking Up iki hafta önce (12.10.18) tarihinde yayınlandı. Digital mecralarda ulaşılabilir durumda. Parçalarda çok fazla sample, synth ve pad kullanıyoruz, yeni atmosfer arayışları yaparak çok katmanlı oluşumlar deniyoruz. Bazı parçalarımız 50 kanala kadar varabiliyor. Biz şimdiye kadar hep kendi bestelerimizi oluşturma yoluna gittik ama cover yapmak istediğimiz onlarca şarkı da var aklımızda tabii ki, belki birgün ayrı bir projede cover yapma fırsatı buluruz. Muhteşem cover yapan gruplar mevcut buları saygıyla izliyoruz ama ekonomik kaygılarla hedefini şaşıran çalışmalara da her gün denk gelebiliyoruz tabii ki. Çoğunlukla ev kaydı yaptık, profesyonel destek gerektiği durumlarda Kadıköy'de Stüdyo Bee de kayıt aldık. Bizim çalıma şeklimiz kayıt öncesi ve sonrası gibi keskin fazlar şeklinde gelişmiyor, mix'e girdiğimiz gün bile düzenlemede birşeyleri değiştirmek veya eklemek durumunda olduğumuz süreçler yaşadık. Bu nedenle hiçbir zaman tamam şimdi hazırız kayıda giriyoruz diyemiyoruz biz. Mix birkaç deneme sonrasında hem ekonomik kaygılardan hemde derdimizi anlatamama korkusundan ötürü kendimiz yapmak zorunda kaldık, mastering i New York'ta Aybar Aydın a yaptırdık. Kendi evimizde çalışıyoruz. Haftada iki gün bir araya geliyoruz mutlaka. İstanbul'da muhteşem stüdyolar var, bu konuda çok şanslıyız. Eserlerimizi DistroKid üzerinden yayınladık ve onlar 150'ye yakın dijital mecraya koyuyorlar. Ayrıca kendimiz Soundcloud'a yükledik. Spotify yeni sanatçılar için daha çok playlist oluşturmalı. Her işte olduğu gibi mutlaka kulağınıza takılan keşke şurayı şöyle yapsaydık dediğimiz yerler var elbette ama genel olarak sonuçtan çok memnunuz. Canlı performanslara ağırlık vermek istiyoruz aynı zamanda elimizde beklettiğimiz 2-3 beste çalışmasını tamamlayıp single veya EP yayınlamak istiyoruz. Yerli bağımsız basın bütün baskılara rağmen muhteşem iş çıkartıyor. Görselleştirme sanatçısı olarak kendi işimi yapıyorum haftanın belirli günleri bir araya gelip çalışıyoruz. Bize mail ile ulaşmak mümkün ayrıca Facebook veya Instagram üzerinden mesaj da atılabilir. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-85-parya/", "text": "Genelde üniversite öğrencilerinden oluşan bir kitlemiz var. Müziğimizin sıra dışı olduğunu düşünüyorlar. Şehirdışı konserlerimizde transfer, konaklama ve yemek ücretlerimiz genelde karşılanmıyor, konser ücretleri prova masraflarını karşılamaya dahi yetmeyebiliyor. İlk kısaçalarımız Oldugum Gibiyi 2017 yılında yayınladık. İkinci kısaçalarımız Kayboluşu ve son teklimiz Girdapı 2018 yılında kaydedip aynı yıl dinleyiciye sunduk. Kayboluş EP'sinde, tematik çalışarak birbirinden farklı tarzlarda şarkıları bir konu üzerinde birleştirmeyi amaçladık. Girdap teklisinde ise kliple birlikte dinleyiciyi bir karadeliğin içine çekiliyormuş hissine ulaştırmayı amaçladık. Şarkılarımızda bir tema çerçevesinde çalışmayı önemsiyoruz. Sözlerimiz bu temanın felsefi ve edebi temellendirmelerini içerirken bestelerimiz de dinleyiciyi tema hissiyatında bir yolculuğa çıkarıyor. Konserlerimizde dinlenme kaygısı gütmeden kendi bestelerimizi çaldığımız gibi, uyarlama ve icra etme arasında büyük bir fark olduğunu düşünüyoruz. Yaptığımız uyarlamalarda şarkının orijinal yapısını bozmadan bazı dinamiklerini değiştirmeye çalışıyoruz. Stüdyoda ve evde şarkıyı son haline getirip kayıtlara başlıyoruz. Kendimize ait bir ortamımız yok, haftada birkaç gün stüdyoda vakit geçiriyoruz. Genel olarak prova odalarının akustik dizaynından veya ekipmanların kalitesizliğinden rahatsızız. Prodüktörlerin de her tarza uygun iş çıkaramadığını düşünüyoruz. Tüm dijital platformlarda yayınlıyoruz ancak Türkiye kökenli bir grup olmamızdan ötürü yeterince gelir elde edemediğimizi düşünüyoruz. 2019 yılında bir albüm çıkarmayı planlıyoruz. Müzik yarışmalarının adını duyuramayan gruplara ve müzisyenlere yardımcı olduğunun farkındayız fakat müziğin yarıştırılmasına karşıyız. Müzik basınının daha fazla prim uğruna yeni ve alternatif grupları desteklemediğini düşünüyoruz. Dinleyicilerin müziği bir tüketim ürünü olarak görmemeleri ve estetik değerinin farkına varmalarını, mekan ve organizatörlerin müzisyenleri bir bankamatik gibi görmemelerini, müzisyenlerin de bu duruma karşı kabullenici ve tepkisiz kalmamalarını bekliyoruz. Hepimiz öğrenciyiz. Müzik, hayatımızın büyük bir kısmını oluşturuyor. Dinleyicilerimiz bizimle sosyal medya hesaplarımızdan, mekanlar ve organizatörler ise menajerimiz Sercan Aydemir'le iletişime geçebilir. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-86-hakan-gencol/", "text": "Nefesli Düzenlemeleri: Nimrod Talmon, Hakan Gencol, Tod A. İtalya'daki kayıtlarda yer alan Marco Pampaluna, William Nicastro, Cristiano Novello ve Stefano Iascone, zaten İtalya'da oldukça tanınan 'Figli di Madre Ignota' grubunun elemanları. Şu anda çok aktif sayılmayabilirler, ancak geçmişte çeşitli albümler çıkartıp, birçok konser verdiler. Hatta bunlar arasında, İstanbul ve Eskişehir'de verdikleri konserler de var. Yapımcım Tod A. ise zaten Amerikalı 'Firewater' grubunun kurucusu ve lideri. O da son zamanlarda fazla aktif sayılmaz ama geçmişte Amerika ve Avrupa'da birçok konser verdi. Alternative Rock, Singer & Songwriter, Indie. Daha önce, solo ve gruplarla farklı mekanlarda sahne almıştım. Bunları saymam gerekirse; İzmir'de Mavi Bar; Ankara'da Arta Nova, Mimarlar Derneği, Eylül Bar, ODTÜ; İstanbul'da Zihni Bar, The James Joyce Irish Pub'ı; Bodrum'da Mavi'yi ve Köşe'yi sayabilirim. Milano'da yaşadığım 5 yıl boyunca (1988-1992), özellikle Naviglio Grande ve Brera civarında birçok pub ve barda tek başıma müzik yapmıştım. Çocuk albümü lansman konseri ise 2015 yılında İzmir Bios Bar'da gerçekleşmişti. Bu projeyle ilgili, lansman konseri hariç herhangi bir konser vermedim. Ancak daha önceden gerçekleştirdiğim, gerek bireysel, gerekse grup halindeki performanslarda verilen ücretler gerçekten trajikomikti. Yanında birkaç içki içme hakkı da veriliyordu, herkesin bildiği gibi. Bunun dışında, nakliye, mekana ulaşım, vs gibi masraflar hiçbir zaman karşılanmazdı. Yine de, bu konunun, mekan sahiplerinin alıştıkları, müzisyene minimize edilmiş haklar sunma durumundan bağımsız olarak, biraz da müzisyenin ağırlığıyla, ikna yeteneği ve duruşuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu ilk yayımlanan EP'm. 5 parça içeriyor. Sırasıyla: Sensizlikle, Tek Kıvılcım Yeter Bazen, Çocuk, Matruşka, Bir Melektin Sen. Bu EP'de 5 parça yer alıyor. Sırasıyla: Anlama!, Saatli Bomba, On the Ground, Yansam Sana, Palyaço. Bu EP'deki parça sayısı ise 4. Sırasıyla: Eskici and Hurdacı Song, Bulutlanma Bana, Yansımalar, Neysem Oyum. Çocuk albümünü, 3 ayrı kısa çalar olarak tasarladım. 3'er ay arayla, yani 6 ay içinde 14 parçadan oluşan kısa çalarların, yalnızca dijital platformlarda yayımlanmasını hedefledik. 'Çocuk' adı, bir parçanın aynı ismi taşıyor olması dışında, bunun ilk albüm olmasına bir gönderme niteliğini taşıyordu. Belki bu seçim, yapımın bir çocuk şarkıları albümü sanılmasına neden olmuş olabilir, ilk bakışta. Yine de, albümün ticari amaçları yoktu, bağımsız olarak üretilmişti ve tamamen kişisel çabalarla tanıtımı yapıldı. Sözler bazen gerçekten yaşadığım deneyimlerden doğuyor, bazen de kendi inanç ve felsefemi yansıtıyor. Farklı zaman dilimlerinde yazılmış sözler de var aslında çıkan kısa çalarlar içinde. Sanırım müzik dilindeki tutarlılık, onları bir arada tutuyor. Bunun dışında, albümde sesleri mümkün olduğunca doğal biçimde, minimum dijital efektle kullanmaya çalıştık. Cover/uyarlama eserlerin, özgün bir projeye değer katabileceğini düşünüyorum. Ancak, orijinalinden çok farklı bir yorumu olduğu müddetçe. Orijinaline çok yakın olarak icra edilen uyarlama eserleri çok değerli ve anlamlı bulmuyorum. Farklı bir yorum getirilmesi, cover'ı albümde ya da sahnede anlamlı kılacaktır, hiç kuşkusuz. Yayımlanmış üç kısa çalarımdaki kayıtlar kendi ev stüdyomda, yukarıda söz ettiğim Milano'daki stüdyolarda gerçekleştirilmişti. Ek kayıtların bir kısmı, yapımcım Tod A.'in kendi stüdyosunda, diğer bölümü de Veli Erişim Meral tarafından yapıldı. 30 Haziran 2015'de dijital platformlarda piyasaya çıkan ilk kısa çalarım için yaptığım kayıtlardan yukarıda söz etmiştim. Müzisyenler, yapımcı, sıra dışı kayıt ortamı gibi özellikleriyle oldukça farklı koşullarda kayıtları yapılmış, daha sonra miksleri de yine aynı ortamda, kayıtları gerçekleştiren ses mühendisi tarafından oluşturulmuştu. Bu çalışmadan önceki stüdyo deneyimlerim, yalnız başıma ya da farklı müzisyen arkadaşlarla gerçekleşen, herhangi bir albüm amacı gütmeyen kayıtlar için yapılmıştı. Hayatımdaki ilk ve tek albümde, yapımcım Tod A.'in yönlendirmesiyle kendimi İtalya'da bulunca, kayıtları ve miksi yine Tod'un tanıdığı ses mühendisi Marco Bonanomi gerçekleştirmişti. Çok başarılı bir ses mühendisi olduğunu düşünüyorum Marco'nun. Mastering ise İstanbul'da Babajim Istanbul Studios & Mastering'de Pieter Snapper tarafından yapıldı. Dünya çapında bir ses mühendisi olduğunu düşünüyorum Pieter'ın. Kendisi artık Eskişehir'de yaşıyor olsa da, Babajim'la çalışmayı sürdürüyor, özetle bundan sonraki çalışmalarımda da kendisiyle çalışmayı isterim. 3 yıl önce kendime bir ev stüdyosu yaptım. İzolasyonu, akustik açıdan yapılması gerekenler kendi elimden çıktı. Çok büyük bir yer sayılmasa da burada albümün vokal, akustik gitar ve elektrik gitar kayıtlarını gerçekleştirdim. O günden bugüne cajon gibi birkaç perküsyon enstrümanını da ev stüdyoma kattım. Sanırım davul kaydı dışındaki kayıtların büyük kısmını burada yapmaya devam edeceğim. 2015 Kasım ayındaki lansman konserinden sonra, ailevi sağlık sorunlarıyla uğraştım. Bu süreçte, müzikten biraz uzak kaldım. Beste yapmak, söz yazmak, gitar çalıp şarkı söylemek gibi hep yapageldiğim uğraşlardan ayrı düştüm. + Türkiye'de piyasaya çıkan albümler arasında farklı bir sound'a sahip olması. + Hiçbir ticari kazanç arzusu olmadan, tamamen içten geldiği gibi gerçekleştirilmiş, akışta kalarak ortaya çıkmış bir albüm olması. En sona bırakıldığı için, vokal kayıtlarının üstlerinde yeterince çalışılma fırsatı kalmadan mikse girilmiş olması. Albümün adı olan 'Çocuk', albümde yer alan bir parçanın adından yola çıkılarak konulmuştu. Bir de, ilk albüm olmasını simgeliyordu biraz da. Ancak bu ismin, albümün bir çocuk şarkıları albümü olduğunun düşünülmesine yol açtığını da düşünüyorum. Tanıtımını tamamen kendi kişisel çabalarımla yapmış oluşumun, albümün fazla duyulmamasına neden olduğu düşüncesini taşıyorum. En kısa zamanda, yeniden şarkı yazmaya, yeniden şarkı söyleyip bu parçaların demo'larını kaydetmeye başlamayı hedefliyorum. Uzun vadeli hiçbir planım ve hedefim bulunmuyor. Akışın getirdiklerine uyarak yaşıyorum. Lise yıllarında okul orkestrasıyla katıldığımız Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması, katıldığım tek yarışma sayılır müzik alanında. O zamanlar seçici jüride Zerrin Özer, MFÖ, Edip Akbayram gibi isimler yer alırdı. Daha sonraki yıllarda, bu tip yarışmaların müzik adına ne denli önemli olduğunun farkına vardım. Tabii günümüzde bazı firmaların düzenlediği yarışmalar var, bunları çok fazla takip edemediğim için genç müzik grupları adına ne gibi getirileri olduğu konusunda bir şey söyleyemiyorum. Yine de, her şekilde bu tip etkinliklerin müzik meraklıları adına yararlı olduğunu düşünüyorum. -meli, -malılarla dolu bir yanıt vermek istemiyorum, işin gerçeği. Ben istediğimi bekleyebilirim, yalnız dinleyici, mekan, organizatörler ve müzisyenlerden değil, bütün dünyadan... Ama herkes, kendi hayat planındaki, onu oluşturan koşulların kaçınılmaz sonucunda olması gerektiği gibi yaşamaya, davranmayı sürdürecektir. Ayrıca beklentili olmak kişiyi üzebilir, kaygılandırabilir, gelecek endişesine sokabilir. Yine de söz konusu bu ayrı birimlerin nasıl olduğu bir dünya hayal ederdin? diye soruyu biraz rötuşlarsam, ağzımdan sırasıyla şu sözcükler dökülebilirdi: Benim dünyamda, dinleyici, müzisyen sahnedeyken gerçekten dinlemeyi bilip, cep telefonuyla daha az ilgilenerek, daha az konuşarak, gerçekten o anı hissediyor, yaşıyor; mekan, daha havadar, daha kişisel alanlara saygılı, dinleyicileri birer para aracı değil, gerçek birer insan olarak kabul ediyor; organizatörler -belki de- artık birer aracı olarak bu sistemde yer almıyor, yer alıyor olsa bile bunu yalnızca ticari olarak değil, sanatın yaygınlaştığı bir dünyada yaşamaya katkı olarak görüyor; müzisyenler ise, yalnızca kendi işlerini, keyif aldıklarını yapıyor, yeteneklerinin doğrultusunda üretiyor, üretiyor, üretiyorlar. Endüstriyel tasarımcıyım. 20 yıl kadar da yarı zamanlı öğretim görevliliği yaptım. İzmir, İstanbul ve Eskişehir'de dersler veriyordum. Bodrum'a taşındıktan sonra, kısa bir süre daha ders vermeyi sürdürdüm. Sonra da zaten bu albüm projesini gerçekleştirme amacıyla o faaliyetlerime son verdim. Dolayısıyla, şu anda bir başka işim bulunmuyor diyebilirim. Bu 6 ay boyunca müzikle olan ilişkim yeni bir platforma taşındı diyebilirim: başka müzisyenleri dinlemek, parça seçmek, bilgi toplamak, seçtiklerimi programda çalmak gibi bir uğraşa dönüştü. Yayın dönemi sona erdi, ben de programda 'pause'a basmaya karar verdim. Anlaşılan, yeniden şarkı yazmaya, kendi kayıtlarımı yapmaya geri döneceğim. Bu süreçte çok şey birikmiş oldu, bana yeniden müziğe dönme konusunda çok fazla içgörü ve heves getirdi, böyle hissediyorum. Bu yüzden bundan sonra, müzik üretme konusunda çok daha aktif olacağımı düşünüyorum. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-87-voyvo/", "text": "2018 çıkışlı 6 parçalık Bir Garip Aşk Hikayesi isimli bir kısa çalarımız ve 2017 çıkışlı Renksiz isimli bir teklimiz bulunmakta. 3 kişilik bir grup olmanın getirdiği dolu bir sound çıkarmak gibi bazı zorluklar var. Bu zorlukları, biraz şans ile biraz da bilinçli hareket ederek aşabiliyor konumdayız bizce. Çaldığımız enstrümanların yanı sıra, bu bilinçli hareketler dolayısıyla, birey olarak, enstrüman üstü bir şekilde, her birimiz Voyvo için çok önemli bir rol oynuyoruz. Kazandığımız bir Radyo Boğaziçi 19. Battle of the Bands birinciliği var. Daha önce de Yıldız Teknik Üniversitesindeki bir yarışmada birinci olmuştuk. Anıl ve Tuğrul öğrenci; Mert ise IBM'de bir beyaz yaka. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-88-perdenin-ardindakiler/", "text": "Solo projelerimiz kapsamında üretmeye devam etmekteyiz. Two Feet, Hippie Sabotage, Chase Atlantic vb. Bu proje kapsamında henüz sahne almadık. Bu sene konserlere başlamayı planlıyoruz. Gökyüzü, Beni Tamamla, Yalnız Kalmışım, Ellerim Seni İstedi, Yeniden, Kendime, Ankara'yla Bozuşuruz isimli 7 teklimiz var. Tek derdimiz içimizde taşıdığımız hüznü, endişeyi bir şekilde dışa vurabilmek. Üretmeyen bir müzisyenin toplum tarafından sanatçı sıfatıyla karşılanmasını yanlış buluyoruz. Bu sanat ve zanaat arasındaki fark gibi. Üretirsen sanatçı olmaya adaysındır, üretmiyorsan sadece geleneği devam ettiriyor ve sıradanlaşıyorsundur. Sahne alamama korkusundan dolayı yazdığı onca şarkıyı bir kenara bırakıp 2 saat cover çalmayı tercih eden insanları da anlayamıyoruz. Biz müziğimizde anılar, hikayeler paylaşıyoruz. Bu hikayeleri sahnede paylaşamayacaksak o sahneye çıkmamızın bizim için hiçbir anlamı olmayacağına inanıyoruz. İçinde ruh varsa cover yapmak güzeldir ancak bize göre bu durum üretim sürecinin önüne asla geçmemelidir, çünkü farkı üretilenler yaratacaktır. Genelde Direnç önce bana bir altyapı demosuyla gelir. Ben onu dinleyip olumlu ya da olumsuz fikrimi belirtiriz. Bu deneme-yanılma süreci genellikle iyi bir soundda karar kılana kadar devam eder. Daha sonra ruh halim uygun olduğunda şarkı sözlerini yazmaya başlarım. Vokal melodisi genelde altyapıyı dinlediğim vakit kafamda oluşmuş olur zaten. Söz yazımı bittiğinde Direnç'e bir demo kayıt yollarım ve o kayıt üzerinden son rötüşları yapıp kayda girerim. Kayıt bittikten sonra Direnç kayıtları alır ve Mix-Mastering işlemleriyle şarkıyı finalize eder. Kendimiz yapıyoruz. Dışarıdan kimseye bağımlı değiliz. Henüz konser vermeye başlamadığımız için herhangi bir çalışma ortamımız yok. Evlerimizde çalışıp yeni şarkılar üretmeye gayret ediyoruz. Şarkılarımızı tüm dijital platformlardan yayınlıyoruz. Spotify ve YouTube'un dinleyicilere ulaşmada bize çok faydası olduğunu düşünüyoruz. Kendimize ait bir sound yakaladığımıza inanıyoruz. Olumsuz bulduğumuz tek şey üretim ve dağıtım sürecinde kendi aramızda yaşadığımız tartışmalar. Ama bu da işin tuzu biberi sanırım. Yaşadığımız fikir ayrılıkları ya da farklı kişisel zevklerimiz Perdenin Ardındakiler'in çıkış noktası diyebiliriz. İkimizin farklı zevkleri ortada buluştuğu vakit kendimize ait bir müzik açığa çıkıyor. Şarkılarımızın dinlenmesini istiyoruz. Ben müziği kendime yapıyorumcuları pek samimi bulmuyoruz. Pek çok insanın kalbine dokunmayı, bu şarkıları onlarla birlikte söylemeyi çok istiyoruz ve bu bizi motive ediyor. Müziğin yarıştırılamaz bir şey olduğunu düşünüyoruz. Biz müziğin anti-pozitivistlerindeniz sanırım. 🙂 Çünkü sanatta ortak bir iyi ya da ortak bir kötü yoktur. Hiçbir jüri bir şarkının iyi olup olmadığına karar veremez. Dinleyici için iyiyse iyidir, kötüyse başka bir dinleyici için belki yine iyidir. Bunun bir ortası yok. Müzik basını biz bağımsız müzisyenler için bulunmaz nimet. Çünkü biz herhangi bir şirketle çalışmıyoruz dolayısıyla yaptığımız müziğe para akıtamıyoruz, reklam veremiyoruz.. Bu da geniş kitlelere ulaşmamızı epey zorlaştırıyor. Böyle bir durumda gerçekten bağımsız ve underrated müzik gruplarına destek olabilen platformlar yüreğimize bir nebze su serpiyor diyebiliriz. Dinleyicilerin yeniliğe açık olması gerektiğini düşünüyoruz. Yeni bir grup keşfettikten sonra aylarca kendini diğer şarkılara, diğer gruplara kapatmalarını yanlış buluyoruz. Dinleyici de müzisyenler gibi. Ne kadar çok şey dinlerse o kadar gelişler. İyi bir müzik dinleyicisi piyasanın servis ettiği yemeği tükürmesini bilir, yeni tatlar arar. Ne kadar iyi müzik dinleyicisi olurlarsa toplumun maruz kaldığı müzik o kadar güzelleşir. Müzisyenler için bir şey söylemek pek haddimize olmaz. Ancak taklit etmeyi en kısa zamanda bırakmaları gerekir. Taklit etmek yanlış değil. Bir en iyi taklit edilerek öğrenilir. Ancak taklit ederek öğrenilen bilgi müzisyenin kalbindekiyle pekiştirilmelidir. İşte o zaman kaliteli ve özgün işler ortaya çıkar. İkimiz de öğrenciyiz. Direnç aynı zamanda prodüktörlük yapıyor. Günlük yaşantımızla müzik hayatımız arasındaki denge biraz bozuk aslında. Çünkü günlük hayatımızda çok fazla sorumluluğumuz ve bizi bekleyen çok fazla engel var. Ancak eve gidip yeni şarkılar yapmaya başladığımızda kendimizi günlük hayatımızdan soyutlamış oluyoruz. Müzik dünyamızda kendimiz ekip kendimiz biçiyoruz ve kimsenin önümüze bayat sınav soruları koymasına izin vermiyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-89-onat-onol/", "text": "Bazı mekanlarda ekipmanlar eski ve bozuk olmasından dolayı ses konusunda sorunlar olabiliyor. Listelediğim mekanların çoğunda böyle bir sorun yoktu ancak kötü bir soundcheck sonrası hem müzisyenin morali bozulabilir hem de dinleyicinin konserden aldığı keyif daha zayıf kalabilir. Müzik, yapısı gereği duygulara çok bağlı, bu yüzden teknik sıkıntıların müzisyenin mental yapısını bozması performansını negatif bir yönde etkileyebiliyor. Hayır, henüz yer almadım. İlerde bir festivalde çalmayı da isterim. Evet, temsili bir ücret aldım son birkaç konserimde. Yalnız bu ücret, genelde etkinlik için ayrılan toplam bütçenin çok küçük bir miktarı oluyor. Yakın zamanda çalmayı çok istediğim bir mekandan yol paramı karşılamayacak kadar komik bir teklif aldığım için çok moralim bozuldu mesela. Mekana beni dinlemeye gelen üç kişi benim aldığımdan fazlasını bırakıp çıkıyor. Bence bu durum sanatçılar için adil değil. Özellikle yeni albümüm Everyone Asked About You'da üstünse fazlasıyla durduğum, fakat her eserimde de esintileri bulunan konulardan biri insanların içinde bulunduğu ve hızı günden güne yükselen bir bağlan-terket döngüsü. Hepimizin hayatında bir insan sirkülasyonu var ve bu ister istemez kurduğumuz ilişkilerin değersizleşmesine ve belli kalıplara oturmasına yol açıyor. Şarkı yazma döngüm genelde rastgele bir anda başlıyor. Bir nakarat olur veya aklımda oluşan bir melodi olur, bunu nerede olursam olayım bir şekilde kaydetmeye çalışıyorum. Sonra bu melodinin üstünde durup asıl parçanın kendisini yazıyorum. Stüdyolara gereksiz bir miktarda para bayılıp hoşuma gitmeyen gereksiz temiz bir kayıt elde edeceğime evde kendi şartlarımda D. I. Y bir şekilde idare eder bir kayıt edinmeyi hem tercih ederim, hem müziğime bunun daha uygun olduğu görüşündeyim. Yeni albümüm Everyone Asked About You için Batu Çetinkaya ile çalıştık. Onu delirtmeme rağmen bence fazla hoş bir sonuç elde ettik. Öncelikle albümlerimi Bandcamp'te yayınlamayı tercih ediyorum. Distrokid aracılığıyla da çoğu platformda mevcut. Ancak düşük ses kalitesinden dolayı albümlerimi Soundcloud'a yüklememeye karar verdim. Ben üretmeye devam etmeyi planlıyorum. İlerledikçe görürüz. Özellikle son yıllarda müzik basınının bazı konularda ilerlediğini, bazı konulardaysa gerilediğini düşünüyorum. Öncelikle, sunum ve makale kalitesi olarak artık batı sitelerinden çok bir farkı kalmadı bizim sitelerin. Fakat özellikle okunma sayılarının pek ilerlediğini düşünmüyorum. Bu büyük olasılıkla kitlenin de çoğunlukla kaymış olduğu YouTube vb platformlara müzik basınının girmemiş olmasından kaynaklı bir durum. Özellikle batıdaki kanalların son yıllarda izlediği politika bana kalırsa örnek alınabilirdi. Bunun haricinde, olan platformların da bu sorunları çözmek yerine kendi tayfalarından olan bir grup insanı öne çıkarma çabasına girmesi bu durumu iyileştirmedi elbette. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-90-renksiz/", "text": "Özlem AKPINAR'ın geçmişte Sonus isimli elektronik müzik altyapılı ve Düşsel Melankoli Satırları isimli doom altyapılı projeleri oldu. Ayrıca Let It Flow adlı grubun Meanings albümünde konuk sanatçı olarak yer aldı. Arda YİĞİT, Anova isimli Ankaralı Hard Rock/Metal grubunun kurucusuydu. Redd, Kargo, R. E. M, Şebnem Ferah, Anneke Van Giersbergen, The Civil Wars, Eksiler: Çoğu zaman mekanlarda yeterli bilgiye veya tecrübeye sahip tonmaister bulunmuyor. Ayrıca ses sistemlerine yeterince bütçe ayrılmadığını düşünüyoruz. Organizasyonlarda gruplaşmalar oluştu ki bu çok can sıkıcı. Etkinlikler belli kişilerin ve sanatçıların etrafında dönmeye başladı. Bunun sonucu olarak hem çeşitlilik kalmıyor hem de yeni bir müzik topluğu veya sanatçı kendini tanıtmak için yeni mecra bulmakta zorlanıyor. Organizatörlerin bu anlamda biraz ülke müziğinin geleceğini düşünerek davranmalarını bekliyoruz. Konserlerimizde çok çeşitli kitlelerden dinleyicilerimizle buluşuyoruz. Lise ve üniversite öğrencileri de oluyor, çalışan genç ve orta yaşlı kesim de. Ama genel bir çerçeve çizmek istersek günlük hayatında müzik dinleyen, müziğe zaman ayıran ve önemseyen, gerçekten kaliteli müzik arayışında olan kitleler konserlerimize geliyor diyebiliriz. Konser sonrası gelen tepkiler de çok güzel. Seyirciyle farklı bir bağ kurduğumuzu söylüyorlar. İlk kez dinlemeye gelen bir çok kişi bize sonraki konserlerden nasıl haberdar olabileceklerini soruyor. Bunu duymak çok güzel. Eğer bir yardım konseri veya özel bir organizasyon değilse mutlaka ücret alıyoruz. Aldığımız ücreti de müziğimizi devam ettirmek ve daha iyilerini yapmak için kullanacağımızdan içimiz rahat. Ücret yanında bize sağlanan haklar sahne aldığımız yerin mental ve teknik yapısına göre değişmekle birlikte genellikle yetersiz kalıyor. 5 Kasım 2018 tarihinde Yenilensin isimli ilk teklimizi Sarı Ev Müzik Yapım etiketiyle yayınladık. Uzun zamandır konserlerimizde çaldığımız ve kitlemiz tarafından bilinen bir şarkıdır. Bazı şarkılar kaderini kendisi çizer, yayınlanmak ister, kendi yolunu yapar. Yenilensin de öyle bir şarkıydı. Bunun dışında albüm hazırlığı içerisindeyiz. Elimizde yayınlanmak için sabırsızlanan bir defter dolusu şarkı daha var. Müziğimizde deneyselliğe açığız ancak gitar altyapısı üzerine kurulu şarkılar yapıyoruz. Şarkıya istediğini vermek gerektiği düşünüyoruz. Bu sebeple eğer bir şarkı synth veya elektronik enstrumanlar istiyorsa şarkıya onu vermeye çalışıyoruz. Duygu ve ambiyans bizim önceliğimiz. Şarkı sözlerimiz genellikle bireysel ya da toplumsal sorunları konu alıyor. Değişen yaşam biçimlerimizin bizde bir yabancılaşma duygusu yarattığını ve çıkış yolunu kendi içimizde aramak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz. Şarkılarımız da işte bu duygu durumlarından ve düşüncelerden besleniyor. Günümüzde uyarlama eser, yeni bir grubun kendini duyurmak için zorunluluğu haline gelmiş durumda. Bu konuda çok katı değiliz, elbette uyarlamalar yapılmalı. Batı müziğiyle kıyaslandığında tek sesli olması ile eleştirilen Anadolu Müziğinin bu uyarlamalar sayesinde çok sesliliğe kavuşması ve tarzların birbiri ile iletişime girmesi mutluluk verici bile denilebilir. Ancak bunu yaparken samimi olmak gerek. Eğer kendimi duyurmak için bunu yapmak zorundayım diyor ve bu sebeple uyarlama yapıyorsanız samimi duyulmamak gibi bir riski göze alıyorsunuz demektir. Ayrıca eğer yerli gruplar uyarlama yapmadan kendini duyurmakta zorlanıyorsa bu, ülkemizdeki dinleyicilerin de yeniliğe açık olmadığı veya hiç değilse mesafeli yaklaştığı gibi bir fikri doğuruyor. Bunu el birliğiyle aşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Kayıtlarımızı, birçok başarılı sanatçı ve grubun albümlerine imza atmış olan İstanbul'un en köklü kayıt stüdyolarından Stüdyo 18'de gerçekleştirdik. Öncelikle ufak çaplı bir ev stüdyosu kurmakla işe başladık. Bu sayede fikirlerimizi veya bestelerimizi ortaya çıktığı anda kaydetme ve bu kayıtlar üzerinde yeni fikirler üretme imkanımız oluyor. Şarkılar belli bir olgunluğa eriştiğinde taslak kaydımızı alıp profesyonel kayıt stüdyosunun kapısını çalıyoruz. Biz bu konuda çok şanslıyız ki Stüdyo 18 ekibi ve Levent Büyük gibi bir ustayla çalışıyoruz. Burada bu konuda tecrübeli uzman kişilerle birlikte kayıt tekniği ve enstrumanlar üzerine yeniden kafa yorup her şey içimize sindiği anda kayda başlıyoruz. Kayıt süreci çok keyifli geçiyor. Şarkılar kayıt esnasında bir çok şey kazanabiliyor veya fazlalıklarından arınabiliyor. Bunu deneyimlemek bizim için heyecan verici. Ancak bir şarkı bitti demek genellikle insanların tahmin ettiğinden çok daha uzun bir süreç istiyor. Levent Büyük ile çalışıyoruz. Kendisi hem vizyonu hem de tecrübesiyle bizim her zaman şarkılarımızı gönül rahatlığıyla emanet ettiğimiz bir üstat. Provalarımız için ev-stüdyomuzu ve profesyonel prova stüdyolarını kullanıyoruz. Ev stüdyomuz bize her an çalışma imkanı sunuyor. Eserlerimizi Spotify, Apple Music, Fizy, Deezer, Amazon gibi her türlü dijital müzik platformlarında yayınlıyoruz. SoundCloud gibi platformlar eğer telif kaygısı yoksa yeni bir grubun kendini dinletmesi ve dinleyici tepkilerini ölçmesi açısından çok faydalı. Bu anlamda -eskiler bilir- MySpace de çok önemli bir platformdu ancak zamanla ortadan kayboldu. Umarız SoundCloud da aynı sonla karşılaşmaz. Bu tarz platformlar bizce çok önemli. Renksiz olarak belli bir kalitede ve tarzlar arası geçişkenliği olan bir müzik yapıyoruz. Bu anlamda doğru yolda olduğumuza inanıyoruz. Bir tarza bağımlı olmamak kitlede böyle bir beklenti oluşturmamak özgür hissettiriyor. Bizim gibi meselelere kafa yoran herkesin müziğimizde kendilerini bulabileceğini düşünüyoruz. Kısa vadede yayınladığımız Yenilensin adındaki tekliyi olabildiğince dünleyiciyle buluşturmak istiyoruz. Daha sonra sırada, kaydı mix ve mastering çalışmaları tamamlanmış yayınlamaya hazır bir şarkımız daha var. Bu şarkılar ile ilgili çalışmalarımız biter bitmez konser ve eşzamanlı olarak albüm çalışmalarına başlamayı düşünüyoruz. Uzun vadede en büyük hedefimiz iyi müzik yapmak ve bunu hayatımız boyunca yapmak. Bizim için en temel hedef bu. Bunu başardığımız sürece müziğimizin bir şekilde yerini bulacağına inancımız tam. Basılı müzik yayınlarının yok denecek kadar azaldığını hep birlikte deneyimliyoruz. Bu aslında tüm basın dalları için kaçınılmaz bir gelişme. Dijital basının da ilerleyen zamanlarda buna zıt olarak daha da yükseleceğini ve internet etkisiyle de giderek özgürleşeceğini düşünüyoruz. Tüm dijital müzik platformlarında bizi Renksiz olarak bulabilir ve dinleyebilirsiniz. Dinleyicilerimiz bize tüm sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilir. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-91-mavi-huydur-bende/", "text": "Serkan Atay: Bu proje dışında yakında yayınlamayı düşündüğüm Indie Elektro Pop-Rock tarzında deneysel bir solo proje üzerinde çalışıyorum. Okan Acarbaş: Geçmişte Sabor Latino'da şimdi ise Zincir ve Retrowaves'ta lead gitar çalıyorum. Ayrıca doğaçlama üzerine kurulu Estarabim adlı enstrümantal rock projem de var. Bu soruyu ilham aldığımız, etkilendiğimiz isimlerden bazılarını sayarak yanıtlamak istiyoruz. Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Erkan Oğur, Cenk Taner başlıca sayabileceğimiz isimler. Mavi Huydur Bende olarak henüz sahne almadık. Albümümüz yeni çıktı yakın tarihlerde biri İzmir'de biri de İstanbul'da olmak üzere iki tane lansman konseri düzenleyeceğiz. Tabii bu proje dışında farklı çalışmalarda sahne almıştık. Eksikler: Her şeyi müzisyenin halletmesi, yapması gerektiğini düşünmeleri. Artılar: Dinleyiciler ile buluşma imkanı sağlıyor olması. Eksikler: Ses sistemlerindeki eksiklikler, yalıtım eksiklikleri. Soundcheck'te sesten sorumlu yetkili bulundurmamaları. Sahne aldığımız mekanlardan ücret alıyoruz ama maalesef birçok mekan bunu minimuma çekme gayretinde. Ayrıca hasılat sistemi denilen bir uygulama ile mekanın belirlediği limite ulaşılmadığında mekan sahipleri no name bir sanatçıyı eli boş gönderiyor neredeyse. Serkan Atay: Şehri Getir Gel adlı ilk tekliği 2016 yılında yayınladım henüz Okan ile tanışmamıştık. Beraber çalışmaya başladıktan sonra dört şarkı daha yayınladık. Albüm çalışması için yeni düzenlemelerini yaptığımız bu dört şarkıyı kısa bir süre sonra paylaştığımız mecralardan kaldırdık. Onun sonrasında resmi olarak ikinci teklimiz Geçmiş Ama Bitmemişi bu yıl yayınladık. İlk albümüz Bahçe ise 27 Kasım'da dijital platformlardaki yerini aldı. Müziğimizde en önemli şeylerin başında şarkı sözleri geliyor. Yazarken anlatımda şiirselliğin olmasına özen gösteriyoruz. Grup da adını bir şiirden alıyor zaten. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya ve bu kullandığımız isme yakışacak şekilde eserler sunmaya çalışıyoruz. Sound olarak ise keskin kurallarımız yok. Şimdilik akustik ve sade bir sound'ta müzik yapıyoruz ama değişime açık bir grubuz. Cover çalışmalar daha büyük bir kitleye ulaşma konusunda etkili oluyor. Biz bu sulara girmemeye çalışıyoruz. Buna karşı değiliz ama biz grup olarak öncelikle üretmek ve ürettiğimiz eserlerle var olmak istiyoruz. Kayıtlarımızın tamamını evimizde kurduğumuz home stüdyomuzda gerçekleştiriyoruz. İlk önce elimizdeki demoları birbirimizle paylaşıp kaydına başlayacağımız şarkıyı belirliyoruz. Okan seçtiğimiz şarkının partisyonlarını yazıp bitirdiğinde kayıtlara geçiyoruz. Albüm kayıtlarını alırken şehirlerde yaşıyorduk. Bu yüzden albümü uzaktan uzağa iki farklı ev ortamında kaydederek bitirdik. Bizim için farklı bir deneyim oldu bu. Ama artık ikimiz de İzmir'deyiz. Miks ve mastering için herhangi bir destek almadık maalesef. Yetersiz olacağı ihtimalini bildiğimiz halde bu işi bazı imkansızlıklar yüzünden kendimiz yaptık. Ama sonraki çalışmalarda profesyonel destek almayı düşünüyoruz. Rahatça çalışabildiğimiz ev ortamımız var. Daha önce farklı şehirlerde olduğumuz için provaları sıkça alamıyorduk. Şimdi aynı şehirdeyiz ve bunu artık bir düzene sokma gayretindeyiz. Eserleri öncelikle Spotify, iTunes ve YouTube olmak üzere birçok dijital platformda yayınlıyoruz. Spotify'ın sanatçılar için geliştirmiş olduğu sanatçı uygulamasını çok beğeniyoruz. Diğer platformlar bu konuda yetersiz kalıyor. Onların da bu şekilde bir uygulama geliştirmeleri gerektiği düşüncesindeyiz. Ayrıca ilk çalışmalarımızı yayınladığımız Soundcloud'ta da halen aktif olarak varız. Olumlu: Üreten bir grup olmamız ve kendimize özgün bir yol çizme amacında olmamız. Olumsuz: Maddi imkansızlıklar yüzünden istediğimiz bazı şeyleri yapamıyor olmak. Hedefimiz daha iyi müzik yapmak ve eserlerimizi daha çok insana ulaştırabilmek. Tabii sadece müziğimizi icra ederek hayatımızı kazanabileceğimiz bir noktaya varmak amacımız. Hayır katıldığımız herhangi bir müzik yarışması yok ve katılmayı da düşünmedik. Bu tarz yarışmalara mesafeliyiz özellikle de televizyon için yapılan yarışmalara. Henüz bu konuda bir destek göremedik. Beğendiğimiz ve takip ettiğimiz bazı müzik bloglarına yeni yeni basın bültenleri gönderiyoruz. Yazılı basında bu konuda yaptığımız bir çalışma olmadı henüz. Basılı yayınlarda yer almanın alternatif ve bağımsız gruplar için biraz daha zor olduğunu biliyoruz. Yazılı basında yer alan müzik yazarlarının bağımsız gruplara biraz daha fazla yer vermelerini diliyoruz. Müziğimizi beğenen dinleyicilerden beklentimiz bizim eserlerimizi paylaşarak bize destek olmaları elbette. Bağımsız bir grup olduğumuz için müziğimizi geniş bir kitleye duyurabilmek için buna ihtiyacımız var. Mekanlar, elbette ticari yerler ama bazen bu kaygıdan sıyrılıp müzisyenlerin üstündeki baskılarını azaltmalılar. Sanatçıların kendi müziklerini yapmalarına izin vermeleri. Farklılıklar güzeldir. Organizatörler: Onlardan beklentimiz büyük kitlelere ulaşan grupların olduğu organizasyonlarında yeni gruplara sahne imkanı tanıyarak destek olmaları. Tabii daha çok etkinlik özellikle de alternatif işlerin ve yeni isimlerin olacağı etkinlikler düzenlemeleri. Alternatif ve bağımsız grupları dinleyen ciddi bir kitle var ve öyle bir festival düzenlenmesi durumunda ciddi bir katılımın oluşacağını düşünüyoruz. Ve tabii biraz nicelikten sıyrılıp niteliğe yönelmeleri. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-92-busra-asti/", "text": "Büşra Aştı 2011'de kurulan Sprint in Mind adında dark jazz besteler üreten grupla 2 sene çalışmıştır. Grubun çalışmaları Youtube'da yayınlanmıştır. Tasarım aslında uzun süredir farklı gruplarla çalışarak biriktirdiğim ama bir türlü yansıtamadığım duygularımı aslında tek başına kalarak üretme ihtiyacıyla kendiliğinden oluştu. Gitar çalıyorum, şarkılarımı gitar ile yazıyorum daha sonra düzenleme aşamasında gelişiyor değişiyor. Sözlerde çok farklı konulardan etkilenebiliyorum, bazen bir bilgisayar oyunu -Lighthouse şarkısını Life is Strange oynadıktan sonra yazdım- bazen hayatın mücadelesi, bazen bir kırgınlık olabiliyor. İstediğim, üretirken, içime işleyen biriken kendiliğinden oluşan o duygu durumlarını ifade etmek. Bu toplumsal bir konu da olabilir bir aşk hikayesi de. Yayınladığım cover eserler var, sahnede de çaldım ama ben olabildiğince kendi ürettiklerimi yayınlamayı zaman harcamayı üstüne çalışmayı tercih ediyorum. Şarkılar uzun süre benimle birlikteler aslında. Genelde sözleri yolda uzun yürüyüşlerim sırasında yazıyorum ve bu yüzden yalnız yürümeye çok önem veririm. Benim için önemli bir motivasyon kaynağı sakin sakin yürümek ve düşünmek. O günlerden birinde eve geliyorum ve tamamen plansız şarkıyı oluşturmaya başlıyorum. Daha sonra düzenlemesi için daha teknik bir çalışma yapıyorum. Bir süre sonra da kayıt ve mix süreci başlıyor ve bu genelde o dönemki ruh halime bağlı olarak değişiyor. Mix ve mastering ses mühendisliği mezunu olduğum için kendim yapıyorum. Bir arkadaşım belli parçaların mastering ve mix süreçlerinde katkı sağladı. Evdeki küçük çalışma alanımı kendime göre düzenledim, düzenli olarak çalışıyorum. İtü Miam'da müzik okuyorum okulda da çalışma ve kendimi geliştirme imkanım oluyor. Çok değerliler benim için, 15 yaşından itibaren çalışmaya başladığım o stüdyolar bana çok şey kattı, bu bir etkileşim biçimi ve sürmeli ve herkes bu kaynaktan beslenmeli. Spotify, Youtube vb. pek çok platformda yayınlıyorum. İnsanlara ulaşmak çok kolay değil bu platformlarda bu bir eksik olabilir. Tek başıma olmam hem olumlu hem olumsuz. Tek başıma herşeyi yükleniyorum, şarkı yazma, düzenleme, kaydetme, mix, mastering, yayın ve bu biraz yorucu. Ama bir yandan da tamamen beni yansıtıyor. Daha fazla üretmek daha iyi üretmek daha iyi ifade etmek. Lisede bütün müzik yarışmalarına katıldım. Daha sonra katılmadım. Müzik ile yarışma fikri çok cazip gelmiyor ama pek çok insanın buluşması anlamında da çok değerli, yarışıyorum hissine kapılmadan müzik üretilirse aslında keyifli denebilir. Ama müzik ve yarışmak fikri bana göre değil. Büyük hedefler olmalı belki de, daha özenilmiş üstüne düşünülmüş organizasyonlar, yıllarca hatırlanacak festivaller. Mimarlık mezunuyum aktif olarak mesleğimi sürdürüyorum. İTÜ MIAM'da müzik yüksek lisansı yapıyorum. Çok yorucu bir süreç yaşıyorum diyebilirim. Bu sırada her fırsatta gitar çalıyorum ama daha fazla zaman yaratmak isterim kendi müzik çalışmalarım için. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-93-the-lynch/", "text": "Ferhat Dünden ve Erhan Atasoy olarak bu projeye 2004 yılında 2b11 ismiyle başlamıştık. Şimdiye kadar seyirciden gelen yorumlardan Swans, My Bloody Valentine, Joy Division ve The Sisters of Mercy vb. benzetmeler duyduk. Müziği yapan kişinin bu tip benzerlikleri farketmesi genelde çok zordur. Sanatın hangi dallarıyla büyürseniz üretiminizde de bunun izlerinin farkedilmesi çok doğal. The Lynch olarak daha sahne almadık. 2b11 olarak sahne aldığımız mekanlar şimdi kapanmış, sahipleri çoktan emlak işine girmişlerdir. Yurt dışında olduğu gibi gruplar ile bir kardeşlik ağı kuramıyor olmaları, en büyük eksikliklerden biri. Her zaman daha kötüsü ve daha iyisi vardır; birinin eksiği diğerinin fazlası. Bazı mekanlarda düğün salonlarından 2. eli 200 liraya kapatılmış 8 kanallı mixer bulunurken diğer mekanda 100 watt'lık iki ampül altında sahne alırsınız. Gitarınızın sesi kartondan içi boş amfilerden değil monitörlerden gelir. Bu soruya şudur ya da şu değildir demek çok zor. Eskiden internet pek hayatımızda olmadığından ; konser tanıtımları geceleri tutkal ve su batırılıp duvarlara fırçalanarak asılan afişlerle anca yapılabiliyordu. Polislerin sizi iş üstü yakalaması gibi sorunlar da cabası tabii. Şimdi sosyal medya icat oldu, bu sıkıntılar sona erdi. Bir tık ile tüm dünya sizin küçük dünyanızı öğrenip o küçük sahnede vereceğiniz konserin saatinden tutun kimler katılacak görebiliyor, öğrenebiliyor. Teknoloji çok garip. Albüm hazırlığı sürecinde ismini vermek istemediğimiz festivallerce çağrıldık fakat gitme şansımız olmadı. Bu işi para için yapsaydık arabesk veya pop çalar, cover müzik yapardık. Amacımız hiç bir zaman para olmadı. Bu işe harcadığımız paralar az değil, bunun da pek tabii farkındayız. Grup ekipmanlarımızı satsak Edirne taraflarında ufak bir tarla alabiliyor olmamız bazen iyi hissettiriyor. The Sound Of Your Sigh isimli 2016'da yayımlanmış bir adet kısa çalarımız var. Tamamen tek mikrofon ile hücum kayıt yapmıştık. Everything Ends isimli albümümüzü de 12 Kasım 2018 tarihinde Robonima Records etiketiyle yayımladık. Bu albümü tamamen üç saat kadar bir sürede canlı çalıp kaydettik. Bu sefer hücum-kanal yöntemi kullanıp eski usül tekniklerle mastering yaparak kendimizi sınadık. Tekdüze bas melodilerinin üstünde çığlık gibi yankılanan feedback'li gitarlar, dertli, kirli vokaller, zangırdayan davullar ve analog tınılarla dolu bir albüm olarak tanımlamıştık Everything Endsin soundunu. Tasarım olarak öncelikle en önemli olanlar enstrumanlar ve bu performansın insanda uyandıracağı hislerdi. Konu olarak albüm baştan sona birini veya bir şeyleri kaybetmenin insan üzerindeki etkilerini anlatıyor. Bu genelde önceliği para olan müzisyenlerin yapacağı şeylerin başında gelir. Stüdyoda eğlence olsun diye Judas Priest Painkiller çaldığımız olmuştur. Başka türlüsü çok zor. Everything Endsi Mors Müzik'te kaydettik. Cidden çok iyi bir stüdyo, kaydın her adımında lambaların konuştuğu garip bir deneyim yaşadık orada. Kayıt tuşuna basıp stüdyoya giriyor ve sadece çalıyoruz. Bizim albüm kaydetme anlayışımız bu kadar. Diğer türlü çok para harcardık ki bizde pek yok ondan. Ferhat Dünden ile çalışıyoruz. Pek olumsuz bir geri dönüş olmadı henüz. Çalışma ortamımız yok. Yılda belki 3-4 kez prova yaptığımız oluyor. Acelemiz de yok. Çok sevdiğimiz stüdyolar vardı, hiç sevmediğimiz, yetersiz topraklama tesisatı yüzünden çarpılıp ölme tehlikesi atlattığımız stüdyolar da vardı. 14-15 senelik grup hayatımızda İstanbul'un çeşitli yerlerinde stüdyolara girip çıkma şansımız oldu. Bazıları yaptıkları işin ciddiyetine varamamış insanların yönetimiyle battıkça batıyordu. Prova için gün ve saat ayırmışsınız mesela, gittiğinizde başka bir grup çalıyor ya da kayıt için yer ayırmışsınız, gittiğinizde eleman daha dükkanı açmamış vb. Bir de kendi yaşamındaki iniş ve çıkışları piyasaya aldırmadan prova saat ücretlerine yansıtan bazı stüdyo sahipleri var. Çocuğu okul kazanıp şehir dışına çıktıysa yandınız, tez zamanda prova ve kayıt ücretleri iki hatta üç katına çıkacak demektir. Kayıtlarımız Bandcamp, Soundcloud ve Spotify öncelik olmakla beraber çoğu bilinen dijital ortamda var. Ülkedeki internet hızları bu haldeyken Bandcamp'e flac dosyası yüklemek bazen bütün gününüzü alıyor. Bu yüzden diğer sitelere genelde müziğinizi mp3 formatında yüklemek zorunda kalıyorsunuz. Bu da tüm kaliteyi ve teknik uğraşınızı çöpe atmak demek. Olumlu bulduğumuz şey, hayranı olduğumuz gruplar ve müzisyenler gibi canlı kayıt yapmamız. En olumsuz bulduğumuz şey de bu aynı zamanda. Konser vermek ve ikinci albümü kaydetmek olabilir. Zamanında bir yarışmaya katılmıştık. Bu işlere nereden başlasak kardır diye düşünüyorduk. Amaç sadece tanıtımdı. Yarışma sonucu açıklandı, Rock kategorisinde tamamen Rap türünde bir şarkının kazandığını görünce bu yarışma işlerinden elimizi eteğimizi çektik. Albüm çıktığı zaman güzel bir dil ile yazılmış kapsamlı bültenler hazırlayıp bazı yerli müziği desteklediğini iddia eden sayfalara gönderdik. Haber göndermediğimiz halde İngiltere'de yerel bir radyoda çalındık, Brezilya'dan bir sayfaya röportaj verdik. Türkiye'de de radyolarda şarkılarımız çalındı, bir gazetede ufak bir haber olduk ama bazı severek takip ettiğimiz internet sayfalarına maalesef sesimizi duyuramadık. Eminiz yoğunlar ya da kendince sebepleri vardı. Ülkede bize destek olan ve bizle röportaj yapan sayfalar da oldu, hepsine çok teşekkür ederiz. Bizim için bunlar büyük başarılar. Bazı basın insanları haber bulamadıkları zaman maillerini kontrol etmeleri yeterli. Arkadaşlarının yeni çıkacak albümü hakkında söylentiyi bile haber yapmadan önce müzik adına neler neler yaşanıyor ülkede biraz bakmaları gerek. Sırf kendimiz için söylemiyoruz, biz yine de şanslıyız bu konuda. Bu ülkede birilerinin adamı olmadığından sesini duyuramayan binlercesi var. Hem müzik, hem de başka konularda. Dinleyici Dinleyip geçmeyin. En ufak bir geri bildirim size farklı soundlar olarak geri döner. Sizden para istemiyoruz, sadece dinlediğinizi belirtin yeterli. Çekingenliğe gerek yok. Mekanlar ve Organizatörler İlk adımı karşıdan beklemeyin. Naz yapacak bir durum yok. Çağıracağınız grubu önce biraz dinleyin. Müzisyenler Yılmayın. Önceliğiniz müzik oldukça illa birileri sizi dinleyecektir. Hepimiz özel sektörün maaşlı köleleriyiz. Dağıttığınız mağazaları topluyor, yemeklerinizi pişiriyor, geride bıraktıklarınızı temizliyoruz. Haftada 1 gün izin yapıyor, yılda 52 gün yaşıyoruz. Müzik her anımızda var, kaçacak başka yerimiz yok. Cevap: Bu türde Türkçe müzik yapmak büyük ustalık gerektiriyor. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-94-metaphorine/", "text": "Bu sene yayınlanmış bir tekli ve canlı performansımız var. Teklimiz Metaphorine, grubun adını taşıyan parça, 3 metrekarelik bir odada 1 günde kaydedildi. Canlı parçamız 100 ise sözleri yazıldıktan sonraki gün video kaydedilirken doğaçlama tamamlandı. Herkesin olmalı denen genre kavramını asla benimseyemeyen iki insanız, çok şükür. Çünkü müziğin bir çok türünü yapmayı ve tek bir çiçek beslemektense, üstün genetik yeteneklerimizle müziğin DNA'sıyla oynamayı ve çok meyveli bir ağaç yetiştirmeyi hedefliyoruz. Albümde elbette gitardan vazgeçmeden rock müziğin her türlü köşesinde deneyler yapılıyor olacak. Bu yüzden temelde müziğin belli bir türünden çok kendisini ve değişebilitesini dinletmek istiyoruz. Kendi bestelerimizi icra etmekten yana olmakla birlikte, en sevdiğimiz ve yine DNA'sını değiştirdiğimiz cover eserleri de bizi de yansıttığı sürece seslendirmekten çekinmiyoruz. Ancak 1 ya da 2, çünkü kendi bestelerimizi tesis etmek kadar hiçbir şey iyi hissettirmeyecektir muhakkak. Minik bir hostelin staff odasında, home studio ekipmanlarıyla kaydedildi Metaphorine, canlı performans 100'da ise, 3 dostumuzun iPhone'ları kullanıldı, biri vokal, biri gitar, biri video için. Teşekkürler Steve Jobs, dandiğinden de olsa kaydımızı almamızı sağladı. Şarkı yaptığımız zaman, amaç edindiğimiz zaman, sadece 1-2 günde bir şeyler çıkarabildiğimizi gördük. Çünkü başlayınca üzerinde çalışmaktan kendimizi 2 saniye bile alamıyoruz ve bir şekilde bitirene kadar çürüyerek devam devam devam ediyoruz denemeye. Bağımlılık gibi bir durum haline geldi bizde üretmek, ancak bir daha ne zaman yapacağımız hiç belli olmuyor. Düzenli çalışmaya alışmak gerek belki. Hostelde çalışırken Reza'nın odasındaki home studio ekipmanını kullanır 2-3 m2'lik odada da olsa kayıt alırdık, ancak ikimiz birlikte kovulduktan sonra ev tutmak için tüm ekipmanları sattık ve gitarlarımızla kaldık. Ekipmanları satarak da bir şey elde edemeyince Reza Eskişehir'e taşınmak zorunda kaldı, 2 ay sonra her şey bitti diye düşünürken bir anlık bir kararla ve birkaç şanslı olay dizisiyle yakın dostlarımla arabaya atlayıp Reza'yı geri getirdik ve aynı gece şarkıyı yazdım. Ertesi gün ise söyleyip kaydettik. Şu an Youtube ve Soundcloud'tayız ve mutluyuz. Olumlu olduğum noktalar beni ve Reza'yı inanılmaz iyileştirmesi. Çünkü ikimiz de zor hayatlar yaşadık ve kesinlikle hem tecrübelerimizi hem de o tecrübelerin kazanılma evrelerindeki travmaları bir noktada iyileştirmemizi sağlıyor. Reza 19 yaşında olmasına rağmen hem devleti İran'la, hem de Türkiye'ye geldiğinden beri Türkiye'yle sorunlar yaşıyor. 3 yıldır ailesinden kimseyi görememesine rağmen hala devlet işlemlerinde iyiye bir hareket göstermedi, hatta bunun da üzerine sınır dışı edilme noktasına geldi. Ben ise yıllardır müzik yapmaya çalışıp her ne şekilde olursa olsun engel olunmaya çalışılıp, destek olunmayıp kendi inançları doğrultusunda kontrol altında tutulmaya çalışırken, kendi emeğimle aldığım bir takım enstrumanlarım daha öğrenemeden çöpe atıldı, asla ders alamadım, stüdyoya gitmek için evden kaçtım 16 yaşında 🙂 ve dahası. Bunları iyileştiren ancak bu durumlar içerisinde de çok kolay yapılabilen bir şey değil müzik. Bu yüzden hem olumlu hem olumsuz tarafının çıkış noktası aynı. Hayatta kalmak ve müzik yapmak, müzikle hayatta kalabilirken müzik yapmak. Hayatta kalmak için müzik yapmak. Bu işte para yok, fazlasında da gözümüz yok. Hayatta kalsak yeter, ikimiz de yeterinde köpek gibi çalıştık zaten. Müziğe hizmet etmeyi tercih ettiğimizi anladığımız noktada tüm bu çabalara giriştik, biz zaten bir şekilde gelir sahibi olsak ve hayatta kalabilsek müziği küçük odalarda yapıyorduk zaten. Müzik basınının iyiye gittiğini düşünüyorum. Underrated müzisyenlere, amatörlere bu kadar destek verildiğini bilmiyordum. Üstelik bir kaç radyodan da iyi yanıt aldık ve bu bizi çok mutlu etti. İlgi olması ve ilgiyi karşılayacak platformlar olması, müzik isteyen insanlar olması inanılmaz güzel. Havadaki ses dalgalarının bile kıymetini bilmek gerek. Dinleyiciden beklentimiz her enstrümanı tek tek dinlesin ve her ayrıntıyı tek tek gözlemlesinler. Şeytan/tanrı ayrıntıda gizlidir. Mekanlardan beklentimiz, iş hayatında yeterince stres yaşamış iki genç olarak, güler yüzlü olsunlar ve adalet terazileri doğru çalışsın, fazlasına gerek yok zaten hiçbir şeyin. Organizatörlerden de beklentimiz aynı sanırım, onlar çok insanla muhattap olduğu için yoruluyorlardır çokça, herşeye rağmen herkes yaptığı işte kendini ararsa bizde de kendilerini bulacaklar ve şunlar şöyle olmalı demeye gerek kalmayacak kimse için, onlar bize, biz de onlara karışmayalım. Müzisyenlerden beklentimizse, biz müzisyen değiliz, üretmeyi seven ve ürettiği kadar varolan insanlarız herkes gibi -. Bu yüzden bizi eleştirin, hatalarımızı görün, kendinizden bir şeyler katın, ama içimize bakın. Reza'ya çalışma izni çıkaran bir yürekli işveren çıkmadığı sürece işsiz olacak ne yazıkki. Ben ise hem okuyorum hem de eczanede çalışıyorum; birinin elinin ekmek tutması gerek ne de olsa. Bir kaç dostumuz da yardım ediyor ve Reza'nın barınması için de büyük fedakarlıklar yapan dostlarımıza tekrar teşekkür ediyoruz. Instagram'da Metaphorineofficial olarak geçiyoruz, Facebook'ta da Metaphorine ismiyle bir sayfamız var. Yaptıklarımızla var olmak, üretmek, ürettiğimiz kadar varolmak, kendimiz için ve yapabileceklerimiz için varolmak, bu cevabı veremeseydik ikimiz de hayatta olmazdık, muhtemelen. Ve hayatta olmamızın tek nedeni de yeni şeyler üretebilecek olmamız, hakikaten. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-95-cetacea/", "text": "Cetacea ismiyle sahne almadım fakat geçmişte çeşitli grupların parçası olarak sahneye çıktım. Eksikler: Müzisyenlerin akşamı doldurma objesi olarak görülmesinden ve her zaman daha ucuza sahne alacak birilerini bulabileceklerinden emin olmaları beni çok üzüyor. Doğru kitleyi yakalayıp uygun yerde uygun müziği dinletmeyi amaçlayan mekan sahibi çok az. Artılar: Profesyonel yaklaşmakta zorluk çektikleri için bağ kurmak daha kolay. Eksikler: Mekanlarda genelde ayrı sesçi ve ışıkçı olmaması ve ışıkçının yapması gereken işin ses teknisyenine yüklenmesi, buna rağmen teknisyenlere verilen ücretin düşük olması. Artılar: Ambiyans olarak çoğu mekanı başarılı buluyorum. Nadiren Çok kötü iç dizayn ya diyorum. Eksiler: Bilet fiyatları ve yeni projelere soğuk bakmaları. Bence her müzisyen sahne aldığı yerden ücret talep etmeli. Oraya gidip çalan kişi bizsek bize muhtaçlar. Lütfen birbirimizle değil de kapitalizmle yarışalım arkadaşlar. Dimensional Comprehension. Bu albümde üzgün bir insanın mutlu bir robota dönüşmesi anlatılıyor. Albümü sırayla baştan sona dinlerseniz bu hissi yakalayabilirsiniz. 2018 Aralık ayında yayınladığım ilk albümüm olan Dimensional Comprehension'ın benim artık kendimi gerçekleştirip gerçekten istediğim müziği yapmaya başlamam konusunda çok büyük bir önemi var benim için. İçinde kişisel mevzularımı anlattığım ama kimsenin tam olarak detayları bilemeyeceği parçalar içeren gizemli bir albüm. Benim için synthesizer çok önemli. Bütün müziğimi synth'ler ve sample'lar üzerine kuruyorum. Eski bir havaya sahip modern bir müzik üretmeyi planladım hep. Darkwave ve lo-fi demek istiyorum ama disco/synthwave parçalar da var, bi türe oturtamıyorum açıkçası, ilerleyen zamanlarda kendi tarz adımı bulurum belki. Müziğimin nereye gideceğini de zaman gösterir. Olay paraysa, popülerlikse sonuna kadar destekliyorum. Sadece bir dinleyici olarak cover'ların şarkının birebir kopyası olmamasını tercih ederim. Yatağa yatıp bir hafta boyunca uyanmıyorum. Kalkabildiğim zaman da o bir haftada birikmişleri yazmaya ve kaydetmeye başlıyorum. Mikslerimi kendim yapıyorum. Mastering'imi Lard Graves yaptı. Albüm artwork'ümü yapan canım sevgilim Sarah da bana görseller konusunda ve manevi olarak yardımcı oluyor. Evimde çalışıyorum. Bütün gün ile günde sıfır saat arasında değişiyor. Düzensiz biraz. Şu sıralar özellikle küçük ve orta çaplı stüdyolar tutunmakta çok zorlanıyor. Fiyatları arttırmak zorunda kaldıkları için müzisyenler de zorlanıyor ve alternatif seçenekleri tercih ediyor, olay paradoksa sarıyor. Spotify, iTunes/Apple Music, Deezer, Tidal, Soundcloud ve Bandcamp'te varım. Spotify ve iTunes zaten tartışmasız sektörün en iyileri. Spotify şimdi sanatçıların bir label yanda distribütör olmadan parçalarını yayınlayabilmesini sağlamaya çalışıyormuş. iTunes müziğinizi satmak için iyi bence. Deezer'ı pek kullanma gereği duymadım. Tidal'da parçaları mümkün olan en yüksek kalitede dinleyebiliyorsunuz. Soundcloud sıfırdan başlıyorsanız reklam yapmak için çok iyi çünkü mutlaka birileri sizi takip ediyor. Ayrıca Spotify'da olduğu gibi web sitelerinde ve sosyal medyada gömülü olarak şarkılarınız paylaşılabiliyor. Bandcamp'in ise yeni ve bağımsız sanatçılara ufak kıyakları var, rastgele insanlara sizi dinlenmeniz olmasa da gösterebiliyor. Üstelik sayfanızın rengini falan ayarlayabiliyorsunuz, daha ne olsun. Cetacea'nın olumlu bulduğum yanları tamamen kaygısız bir şekilde kendi istediğim müziği yapabilmem olabilir. Olumsuza değinmek gerekirse prodüksiyon ve miks işlerimi kendim hallettiğim için hiçbir zaman tam anlamıyla istediğim sound'a ulaşamıyorum. Hep Şunu şöyle yapabilsem keşkeler çıkıyor. Kısa vadede müziğimi olabildiğince yaptığım işleri beğenebilecek insanlara ulaştırmak ve daha fazla müzik üretmek istiyorum. Uzun vadede ise Utah'a taşınıp nükleer saldırılara dayanıklı bir sığınak inşa etmek isterim. Maalesef görmüyoruz. Ama ben bu gerçeği kabullendim. Medya en çok ne ilgi çekecekse onu sunuyor tabii ki. Eskiden olduğu gibi yetenek avcıları da yok artık. PR ve reklam şirketleri var. Menajerler ve sponsorlar var. Herkes kendi işine bakıyor. Ünlü olmak isteyen insandan bol bir şey yok sonuçta. Çağın bize sunduğu imkanlar sayesinde eskiden ortaya çıkamayan gizli yetenekler de doğal olarak artık gizli değil. Fazla fazla çok yetenekli insan var dünyada. Dinleyiciler sadece onlara sunulanı dinlemekten fazlasını yapmalı. Araştırmalı, müzik zevkini geliştirmeli. Neyi sevdiğini keşfetmeye çalışmalı bence. Mekanlar: Daha fazla alt kültür türleriyle ilgili benzer sanatçıları toplayıp konserler düzenleyebilirler. Organizatörlerin de biraz risk alması lazım. Alıştıkları düzenden çıkmaya korkuyorlar gibi geliyor biraz. Ve tabii lütfen işinizi hakkıyla yapmaya özen gösterin ki insanlar sizinle tekrar çalışmak istesin. Albüm kapağımda denize/okyanusa aitmiş gibi gözüken bir şeye benzeyen ama oraya ait olmayan bir şey kullanmak istedim. Plastik poşet dedik. Denizanasına benzettik. Cetacea da latince balinalar demek zaten. Belki ufak bir düşündürür insanları. Radikal biri değilim ama insanların kendileri düşünerek bulabilecekleri cevapları bulmalarını sağlamak istiyorum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-96-kafkaesque/", "text": "Eksiklikler: Bar mekanlarının müzisyenlere özgürlük çok tanımaması, büyük sanatçılara daha çok önem verilmesi. Eksikler: Bar Mekanlarında yetersiz ve düzensiz hazırlanma. Eksikler: Küçük veya ön grupların tanıtımına çok düşülmemesi. Sonuçta bağımsız sanatçıların da tanıtıma ihtiyacı var. Artılar: büyük mekanlar bu konuda çok daha iyi bir tanıtıma giriyorlar. Gibi Festival, Işık Üniversitesi Mayday Festivali. Gibi Festival arkadaşlarımın kurduğu Gibi Kollektifin düzenlediği bir festivaldi. Fakat arkadaşlığı kenara bırakıp konuşmak gerekirse tam kıvamında sıcak sabaha kadar elektronik müzikli bir festivaldi. Eksik olarak katılımcı sayısı azdı ama bu ortamı daha da sıcak yaptı. Mayday Festivali ise Işık Üniversitesi Müzik Kulübünün düzenlediği bir üniversite sanatçıları festivaliydi. Sanatçılar üniversite öğrencileriydi ve dışardan da gelebiliyorlardı. Ortam harika bir sıcaklıkta kalabalık ve samimi bir ortamdı. Bu sene de orada olacağım. Genel olarak daha önce synthwave dinlememiş veya doğaçlama müziği çok bilmeyenlerden oluşsa da konser sonralarında gelip bir çok soru soruyorlar ve bilgi almak istiyorlar. Çok ilgilerini çekiyor. Kişisel olarak para çok talep etmiyorum. Sadece eğlendiğim için yapıyorum ama bu işi grup şeklindeyken yapılan zamanına gelince provalara harcanan zaman, ekipmanların parası ödenen paralara nazaran çok daha uçuk bi yerde. Bugün siz tek bir stüdyoya saati 70 TL verirken, bir saatlik sahne için o parayı teklif ediyorlar. Spotify'da Kafkaesque projemde Metasynthesis adlı bir kısa çalarım var. Bunlar ilk zamanlarımda yaptığım projeler çok sevmesemde başladığım nokta onlardır. Bir de gene Spotify'da Ulas Tomac adımla Lazer Bülbül adlı bir Azer Bülbül coverım var fakat elektronik cover kendisi. Okuduğum bölüm sebebiyle analog tüm ekipmanlar ilgimi çekiyor. Bu sebeple elimden geldiğince analog synthesizerlar kullanıyorum. Synthwave yaparken arpejler, ambient yaparken padler ve techno yaparken kick'lere çok önem veriyorum. Cover eserlere karşı bir sorunum yok fakat eğer sanatçı kendisi üretmeyip sadece cover yapıyorsa bu duruma çok karşıyım. Basite kaçmak oluyor bu. Üretene saygı eksikliğidir. Ama dediğim gibi eğer kendisi üretiyor ve aynı zamanda cover yapıyorsa sanatçıdır o kişi. Aslında iki şekilde oluyor: Düzeli kayıt ve düzensiz ani kayıtlar. Düzenli kayıtlar her sabah uyandığımda ilaçlarımı aldıktan sonra kahvemle bilgisayar başına oturmakla başlıyor. Düzensizler ise bir anda ekipmanları kurmamla başlıyor. İkisi sonra aynı yola dönüyor. Önce bir pad sesi ve iki akorla başlıyorum. İlerledikçe ne tür olmasına karar veriyorum. Doğaçlama oldukları için biraz daha rahat oluyorum bu konuda. Daha sonra bitince bir gözden geçirme yapıp çıkartıyorum. Genelde 1, en fazla 2 günümü alıyor bir şarkı çıkarması. Profesyonel kimseyle çalışmıyorum kendim yapıyorum fakat profesyonel yardım almayı çok isterim. Çünkü çok amatörüm bu konuda ve yetersizim. Var. Birincisi kendi odam, ikincisi okulumun stüdyosu. Her sabah odamda müzik yapmaya başlıyorum zaman kısıtlamam olmadan kafam ne isterse. Okulda ise boş vakitlerimde giriyorum. Çok pahalılar. Daha fazla imkan vermeliler. Saati 100 liraya yerler var. Eğer Cover yapan bir eğlence grubuysanız asla o parayı çıkartamıyorsunuz. Basit bir matematik: Bir konser için 6 saat stüdyo alsanız 600 TL. Grup 5 kişilik olsa 120 TL eder kişi başı. Eğer barda çıkıyorsanız en fazla stüdyo paranızı çıkartırsınız. Spotify, Soundcloud ve Youtube. Ne yazıkki ülkemizde yeni müziğe sadece moda olunca açılan bir kitle var. Onlara ulaşmak için sadece beklemek lazım. Reklamları daha iyi olabilir ama bunlar da masraftan geçiyor ve ucuz bir miktar da değil. Projemin öncelikle olumlu kısmına gelirsek: klipleri gene bir nebze eğlenceli kolajlar. Müzikleri sizi ciddi ruh değişimine sokabiliyor. Canlı dinliyorsanız Islandman dinle gibi siz de salınıp gidebilirsiniz benimle. Sahnede kendime değil sizle müzik yapıyorum. Olumsuz yönleri ise çok basit: daha çok hamım. Profesyonel destekle biraz toparlanabilirim. Çok isterim profesyonel isimlerle çalışmak. Özgün bir şeyler yaratıp bunu canlı olarak paylaşabilmek ve en büyük isteğim Etnik Synthwave yapıp bunu dinleyiciyle buluşturmak. Özellikle Murat Ertel, Elektro Hafız ve Barış K. ile duo parça yapmayı çok isterim bu konuda. Lisede Doğuş Üniversitesi Liseler Arası Müzik yarışmasında birincilik kazanmıştık. Çok güzeldi fakat şu an bu işler juri yerine seyirci oylarıyla işliyor. Yani daha çok arkadaşını getiren kazanıyor. Bu da şehir dışından gelen grupları bir hayli üzüyor. Açıkçası istediğim desteği göremiyorum. Kendimi duyurmaya çalışıyorum fakat bir noktada tıkanıyor. Keşke bir yerlerdeki insanlar yerine sizler gibi herkese kapıları açık olsa. Dinleyiciler lütfen açık olsunlar yorum yapsınlar bana. Beğenmedik diyebilsin yoksa ne anlamı var. Mekanlar da aynı şekilde beğenirlerse çıkartsınlar yoksa zor anlar yaşanabiliyor ve ekonomik bakılıyor. Bir kaç yerde çıkmayı çok isterim. Örnek vermek gerekirse arkaoda, Bant. Mag, Mecra gibi yerlerde DJlik yapmak çok isterim. Müzisyenler ise kendi işlerini yapmaya devam etsinler çünkü kendinizi yansıtmayıp sadece piyasa için yapıyorsanız müzisyen değilsiniz. Mühendislik öğrencisiyim. Denge yok aslında tutturamadım dengeyi. Ama genellikle ders-müzik-ders-ev-müzik olarak ilerliyor. Tüm sosyal medyada beni @frusungitari olarak bulabilirsiniz. Instagram'dan, Twitter veya e-mail adresimden ulaşabilirler. Ah! Evet. İllüstrasyonları evet kendim yapıyorum. Ruh halimi ben de bilmiyorum ve galiba sesim güzel olmadığı için enstrümantal yapıyorum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-97-progleby/", "text": "Bana ilham olan grup ve müzisyenlerden bahsedebilirim. John Frusciante, Radiohead, Josh Tillman, Steven Wilson, Low Roar, David Bowie. Barlarda. Fakat bu isimle ve bu müzikle değil. Bir çok grupla bir çok kez gitar/vokal olarak sahne aldım. Kendi ismimle Apple Music, Spotify gibi mecralara 1 EP ve 2 single paylaşmıştım. EP 3 şarkılık konsept albüm edasındaydı, bir yolculuk hikayesi olarak düşünmüştüm. Fakat o kadar da hazır değilmişim bu işlere zamanında. Remaster yapma planları dahilinde internet ortamlarından kaldırdım. Daha sonra Progleby adı altında Soundcloud'a giriştim. Sonuna kadar açık, belirli bir tarz benimsemek istemiyorum. Bir gün synthwave bir gün post-rock yapan biriyim. Fakat siyaset veya politikaya bulaşmayacağımdan eminim. Daha kişisel, duygusal, psikolojik konulara yöneliğim. Cover yapmak zanaat, şarkı yazmak/bestelemek sanat gibi. Duvarları yıkıp insanlara kendilerini dinletmeleri gerek. Cover'ları çok severim fakat kendi şarkılarını arka planda bırakmamalı. Yatak odamda. Bazı kayıtlarımızı stüdyolarda aldığımız olurdu eskiden ama bu projemde evimden çıkmadım diyebilirim. Binbir sorun içinde kayıt almaya, kaydı temiz hale getirmeye çalışıyoruz. Keşke Paraguay'da bir çifliğim ve milyon dolarım olsa da dehşet kalitede kayıt alabilsem. Profesyonel desteğim yok fakat Furkan Yangöz, Doğaç Ovat ve Ulaş Tomaç bana çok yardımcı oluyor. Müzikle iç içe olduğum her an bir çalışma benim için. Dinlerken, çalarken, bestelerken veya yazarken. Her an yeni şeyler öğreniyorum. Nerede ve ne zaman olduğu hiç fark etmiyor. Bazıları büyük para tuzağı olsa da genel olarak amacına uygun çalışıyorlar. Soundcloud'dan memnunum. Kontrol neredeyse tamamen sanatçıya ait. Herhangi bir maddi beklentim olmadığından bana en uygunu burası. Spotify'da ve Apple Music'de daha önce parçalarım vardı fakat kontrol kesinlikle sanatçıda olmadığı için bir süre uzak kalacağım, sanırım Spotify bu olay üzerinde çalışıyordu en son. Biraz yeni yetmeyim. Çok kaliteli ekipmanlarım veya profesyonel mix, master'larım yok. Güzel fikirlerim var ve zamanla gerçekleştireceğimi umuyorum. Yeteri desteği siz ve sizin gibi oluşumlardan beklemekteyiz, fazlası zarar zaten. Dinleyiciler: Sevgilerini paylaşsınlar, onlar olmadan biz de yokuz. Biraz da geri dönüş yapabilirler, eksiklerimizi öğrenmeliyiz. Müzisyenler: Müziği sevdikleri için yapsınlar, paranın peşinde ömür geçmez. Direkt olarak benimle iletişime geçebilirler, çok da mutlu olurum. Bir mail adresim var: berkaradeniz@outlook. com. tr Bir de sosyal medya mesaj kutum. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-98-bora-ozkan/", "text": "Projede yalnızca ben varım, müziğimi tek başıma yapıyorum. Gitar soundumun özgün olması ve minimalist bir çalış tarzımın olması. Keşke müzisyenler cover çalmamak için dirense, dinleyici de yeni ve farklı müzik duymaya tahammüllü olsa, belki herkes kendi istediği müziği çalabilir sahnede. Deneyimim yok, 20 yaşındayım, kayıtlarımı odamda yapıyorum. Özgün ve amatör ruhlu olması, dinleyici tarafından keşfedilebileceğini düşündüğüm şeyler var içlerinde. Olumsuz bulduklarımı kendimce düzeltmeye çalışıyorum ama yeterince iyi yapamadığımı düşündüğüm şeyler var. Yeni bir proje için bir albümde gitar çalmak. Twitter ve Soundcloud adreslerimden iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-99-kayip-nesil/", "text": "Uzaklarda Bir Yer grubunun dağılmasıyla Sabri ve Mervan yeni bir oluşum için tekrardan bir araya gelirler. Önceliğimiz müziğimizi ön plana çıkarmak ama geçimimizi de bu işten sağlamak istiyorsak ücret de ihtiyaçlar doğrultusunda önemli bir konumda. Sırasıyla; Rüyamda Bir Kız Karmaşık Biçimde ve Biraz Deli isimleriyle üç teklimizi yayınladık şimdi de sıra albüm kaydında Bakırköy Ne Tarafta? Albümü büyük ihtimalle yaza doğru yayınlanmış olur. Her şarkı hayatıma girmiş bir kadını temsil etmekte.. Bununla beraber başımıza gelen bir takım olayları hayal dünyamızla birleştirdiğimizde ortaya güzel şeyler çıktı. Kayıtlarımız çok keyfili geçiyor çünkü stüdyo sahibi grubumuz da klavye çalıyor. Aramızda ki en tecrübeli ve yaşça büyük olan da kendisi. Atakan abi gerçekten abi kelimesinin karşılığını veriyor ve bizimle fazlasıyla ilgileniyor. Bize çok güveniyor ve inanıyor bu yüzden de o da kayıp nesilin bir parçası. Alternatif müziğin içerisinde olup Kayıp Nesil ailesini büyütmek istiyoruz. bu yolda da emin adımlarla ilerlediğimizi düşünüyoruz. Pop kültürünün çok fazla olduğu bir ülkedeyiz. Alternatif müziğe daha fazla destek olacak kişilere ihtiyaç var. Biz de bu doğrultu da elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız. Dünyada gezilecek bir sürü yer, yaşayacağımız ortalama elli senemiz var. Ama biz yıllarımızı okula gitmek, çalışmak ve insanları mutlu etmekle harcıyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-can-bayrak/", "text": "Albüm kayıt öncesi ve sonrasında, şarkıların demo hallerini kaydedip son aşamaya geldiği prodüksiyon sürecinde, 123 grubundan Feryin Kaya ve Arda Erboz'la çalıstım. Bu kişileri, albümümün aranjörleri/prodüktörleri olarak adlandırmakta bir sakınca görmüyorum. Aksine gurur duyuyorum. - Arda Erboz Elektrik ve Akustik Gitarlar, Trombone - Can Güngör Davul - Emre Ataker Piyano ve Tuşlu Çalgılar - Feryin Kaya Bas Gitar - Tunç Çakır Perküsyon'la birlikte çalıştık. - Zeynep Doruk Geri Vokaller ve albümde yer alan tek düet şarkı olan Bence Böyle İyi şarkısının sözlerini birlikte yazdık ve birlikte söyledik. - Yasemin Özler Viyolonsel - Selen Kesovo Viyola - Ömer Öztüyen Keman hepsinin bu albümün olusma aşamasinda katkisi çok büyük benim için. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu an henüz albüm yayınlanmadan aktif bir konser programımız yok. Konser anlamında en yakın tarih olarak albüm lansman tarihimiz olan 12 Ekim'in duyurusunu şimdiden yapabilirim. 12 Ekim Pazartesi gecesi Babylon Bomoti'de, ''Belki Sen Belki Ben''in albüm lanmsan gecesini yapacağız. Albümde yer alan 8 şarkıyı ilk kez çalacağımız bu konserin yapılacağı mekanın Babylon gibi hem senelerdir gelip giderek kendimi çok yakın hissettiğim, hem de ülkemizde yurtiçi ve yurtdışından gelen birçok önemli müzisyenin sahne aldığı bir adres olması da benim için ayrı bir anlam taşıyor ve beni şimdiden fazlasıyla heyecanlandırıyor. Kendi solo albümüm dışında yaklaşık son 9 senedir içinde bulunduğum ve halen birçok farklı mekanda, organizasyonda konserler verdiğim, bol bol sahne tozu yuttuğum ve benim müzikle, sahneyle bağımı bugüne kadar diri tutmamı sağlayan Marvin adında bir cover grubum var. Marvin olarak bugüne kadar Hayal Kahvesi, Mojo, TaksimMask, JollyJoker İstanbul gibi birçok barda sahne aldık. Bunun akabindeki son yıllarda bar programlarına ara vererek özel organizasyonlarda, partilerde daha sık sahne almaya devam ettik. Çaldığımız mekanları ya da içinde yer alacağımız organizasyonları bugüne kadar her zaman elimizden geldiğince ''seçmeye' gayret gösterdik. Az önce belirtmiş olduğum mekanların hepsi yaptığımız müziğin enerjisine ve kalitesine bizim onlara güvendiğimiz kadar güvendi. Her zaman yaşanması muhtemel olan bazı sıkıntılar dışında, bu açıdan bugüne kadar konser verdiğimiz mekanların tamamına, keza çaldığımız diğer özel organizasyonların çoğuna 5 üstünden 5 vermek gerekir. Ülkemizdeki canlı müzik sahneli bar işletmeciliğinin, bazı dengelerini göz önüne alırsak her gün büyük bir savaş vererek var olmaya çalıştığı bir gerçek. Ama buna rağmen ben, mental olarak daha ileriye dönük bir vizyon geliştirerek müziğe, sanata, paylaşıma o gün kazandığı ya da kazanacağı paradan daha fazla önem ve öncelik veren, cesaretli olmayı başarabilen mekanların sayısının çok daha fazla olabilmesini isterdim. New York'ta bir müzikal akimin öncüsü olmuş CBGB's'in hikayesini bence mekan işleten herkesin bir kez düşünmesi ve bu ''çıkış yoluna'' şans vermesi gerekir. Bu anlamda Nevizade'de senelerdir ayakta durmayı başaran Peyote ülkemizden güzel bir örnek bence. Bugüne kadar büyük çapta herhangi bir festivalde sahne almadım. Ama bunun için sabırsızlanıyorum. Bugüne kadar yukarıda bahsettiğim cover grubum Marvin ile, farklı birçok organizasyonda, ortamda çalma fırsatımız oldu. Bu sayede özel ev partilerinden, kurumsal gecelere, bar konserlerinden düğün gecelerinde çalmaya varan bir skalada çok farklı yaş grubundan ya da ortamdan insanla karşılaştık diyebilirim. Bu açıdan bir kategoriye sokmam pek mümkün değil. Tabi ki sahnede cover müzik çalmakla kendi müziğini insanlarla paylaşmak arasında çok büyük farklar var. Siz, yaptığınız işleri takip eden kitle üzerinde bir algı ve kimlik oluşturuyorsunuz ve bunun sizin üzerinizde de zamanla gelişen bir sorumluluğu oluyor, olacaktır elbette. Bu sorumluluk ve yaptığınız işi hep daha iyi bir noktaya ulaştırmak adına çalışmak, zamanla sizi takip eden insanlara ve kendinize karşı bir amaç haline dönüşüyor. Edindiğiniz kitlenin devamlılığını sağlamak ve gün geçtikçe daha geniş kitlelere ulaşarak hayatlarına dokunabilmek çok harika bir tatmin olsa gerek. Şu an için 12 Ekim'de Babylon'un Şişli Bomonti'de yeni açılacak olan mekanında yapacağımız lansman gecesi için hazirlaniyoruz. Yaptığım müziğin genel bir yaş kitlesi olacaktır. 15 -45 yaş aralığında, genelde yabancı veya Türkçe rock müziğe ilgisi olan; müzikte söze, derinliğe ve farklılıklara önem ve şans veren bir kitleye ulaşacak ve ilgi uyandıracak şarkılardan oluşan bir albüm olduğunu düşünüyorum. Yol uzun ve belirsizliklerle dolu. Bu yüzden de heyecan verici. Çok düşünmüyorum. Benim için önemli olan her zaman o an için en iyi iletişimi kurup müziği ve ortaya saçılan duyguları en saf halleriyle yaşamak ve yaşatmak. Cover müzik yaparak müziğe başlamış ve ilk olarak bu yoldan sahne alarak profesyonelliğe adım atmış biri olarak; süreç içinde, konserlerde, hatta albüm içinde seçimi ve icrasi doğru yapılmış bir cover şarkının gücüne de en az şarkılarım kadar inanıyorum. Bu konuyu kendime ya da müziğime bir hakaret olarak da almam. Aksine doğru yapıldıgı takdirde, bir farklılık ve yenilik olarak bakmak bence daha gerçekçi ve başarması kendine güven gerektiren bir yol bence. Mekanlara ulaşmak ve bunun gibi genel tanıtım, basın ilişkileri alanında Gülçin Kocakır'la birlikte çok uyumlu bir şekilde çalısıyorum. Zaman zaman kendi çevremde kurduğum ilişkilerin de yardımı oluyor tabi ki.. Bu albüm; müziğim ve yazdığım sözler, aslında hayatımın son 5-10 senesinde yaşadığım olayları, ilişkileri, bunların benim üzerimde yarattığı etkilerin bir dışavurumudur. Herkes, hayatında kendi filtresinden geçirerek benim yaşadiğim gibi bir sürü olay yaşıyor. Bunların bazılari hayatlarımızdaki kırılma noktaları olarak, bazıları da bizi değişime zorlayan, farkındalık kazanmamıza ve bu sayede olgunlaşarak hayata giderek daha farklı pencerelerden bakmaya başlamamız olarak gösterebiliyor kendini. Bu albüme bu perspektiften bakarak sadece yaşadığım ikili ilişkileri değil, bu sayede hayatımla kurduğum ve beni şu an olduğum noktaya getiren kişiyi ve bu süreç içinde hissettiğim duyguların, yaptığım seçimlerin ve yaşadığım olayların bir yansıması diyebilirim. Cover konusundaki fikrimi önceki soruda belirtmiştim. Belki Sen Belki Ben adında çıkacak olan 8 şarkılık albümümün ilk single'i Işıklar Altında 2015 Temmuz ayında Noiseist etiketiyle dijital olarak piyasaya sürüldü. Süreç, benim senelerdir evimdeki bilgisayarımda bir sürü farklı versiyonlarıyla kaydedip bir türlü sonlandırmadığım demo şarkılarımı daha öncesinden müzikle duruşlarını, işlerini beğenerek takip ettiğim ama henüz tanışmamış olduğum Feryin Kaya ve sonrasında Arda Erboz'a dinletmemle başladı. Sonrasında şarkılarımı beğenerek bu projenin içinde bulunmak isteyecekleri bir iş olacağını söylediler ve şarkılar üzerinde, 2 aylık bir aranje sürecinin sonrasında 2014 Temmuz ayında Sinan Sakızlı'nın Taksim Hayyam Stüdyoları'nda albüm kayıtlarına başladık. Aranje süreci içinde ben yine Feryin Kaya ve Arda Erboz gibi, birgün beraber bir projede çalışmak ve müzik yapmak istediğim Emre Ataker, Tunç Çakır, Zeynep Doruk ve Can Güngör'le iletişime geçtim ve onların da bu süreç içine dahil olmalarıyla birlikte, çoğu trafik ve melodik olarak zaten hazır olan şarkıları kaydetmek için birlikte stüdyoya kapandık. Kayıtlar 12 gün kadar sürdü. Bol mesaili, bol içkili, az uykulu, bol sohbetli, yorucu ama harika bir kayıt süreci sonrasında Taksim Hayyam Stüdyoları'nda stüdyo kayıtlarını sonlandırmış olduk. Sonrasında Taksim Babajim Stüdyoları'nda 1 haftalık bir süreçte vokal kayıtlarını bitirdik. Albümün mixlerini Mike Nielsen Yaptı. Masteringini ve sonrasında yapımcılığını ise tanışmaktan ve beraber çalışmaya başlamış olmaktan çok mutlu olduğum Çağan Tunalı/Noiseist üstlendi. Provalarda ve kayıt sırasında genel olarak büyük sorun, fikir çatışmaları yaşamadık. Ben, şarkılarımı zaten belli bir noktaya getirmiştim ve şarkılar bütün çalıştığım müzisyen arkadaşlarımın harika dokunuşlarıyla yollarını buldu ve son hallerine geldi. Genel hatlarıyla müzik yarışmalarının, müzisyenler açısından, özellikle seyirciyle buluşma ve isimlerini daha geniş bir platform üzerinden kendilerini tanıtma ve seyirciden tepki alma şansı bulmaları açısından olumlu olduğunu düşünüyorum. Tabi ki zaman zaman bu platformlarda oluşan bazı organizasyon yetersizlikleri, bozuklukları ve müzisyenlerin bu yarışmalar üzerinden fazla beklenti içine girmelerinin veya yarışmaların, katılımcılar üzerinde böyle bir beklenti yaratmasının can sıkıcı sonuçlar yaşattığını da biliyorum. Bir müzisyen olarak çalacağım bir mekandan en büyük beklentim bana, müziğime ve beni evinden çıkıp dinlemeye gelecek olan insanlara sundugu standartların yeterli olmasıdır. Bu konu bence genel çerçevede saygıyla alakalı bir durum. Kişi önce kendine, sonra işine ve buna bağlı olarak mekanında çalacak olan müzisyenine ve müşterisine saygılı olmak zorunda hissetmeli ve bunun sorumluluğunda davranmalı. Bu sorunun benim için yanıtı; kişinin hangi işle uğraşıyor olursa olsun yaptığı işi severek yapması, o işe ve çalıştığı insanlara da bu gözle ve sorumlulukla yaklaşabilmesiyle çok alakalı. Bunun dışında hiçbir beklentim yok. Müzik blogları bence her zaman olmalı ve büyüyerek ve etki/ilgi alanlarını genişleterek varolmaya devam etmeli. Bu noktada etki altında kalmadan, yapıcı ve objektif kalmayı başarabilen, kendini ve müzikal fikirlerini özgürce paylaşan tüm blog yazarlarına teşekkür etmek ve her zaman desteklemek gerekir diye düşünüyorum. Özellikle müzik konusunda çeşide, üretkenliğe, paylaşıma ve birlik olmaya bu kadar ihtiyacı olan güzel ülkemizde. Grubumla hiçbir sorunum yok. Olumsuz bir durum olursa da anlayışla, saygıyla birbirini dinleyerek ve anlayarak çalışarak çözeriz. Amaç ortak olduğu sürece hiçbir konuda çözülemeyecek bir şey olmaz diye düşünürüm. Hepsini yaşayarak görmek en güzeli. İyisiyle-kötüsüyle, doğrusuyla-hatasıyla, uzun bir yolun daha başında görüyorum kendimi. Her şeyi tadına vararak yaşamayı ve müzikte ve sanatta her zaman kendini tekrar etmeden ilerlemeyi istiyorum. Hayatımı ve yaşamımı müzikle, sanatla paylaşımla ve onun açtığı yollarla mümkün olduğunca zenginleştirmek ve dolu dolu yaşamak. - Facebook: https://www. facebook. com/canbayrakmusic - Twitter: https://www. twitter. com/canbayrakk - Instagram: https://www. instagram. com/canbayrakk - Vimeo: https://vimeo. com/user22978193 - Spotify // http://spoti. fi/1fgbFai - iTunes // https://itun. es/tr/URtD8 Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-non-square/", "text": "Non Square projesi ile ilk kez Salon IKSV de sahne aldım. Non Square Reflections Of Us adlı albümüm Mart 2019 da, Audioban Music etiketi ile yayınlandı. Benim için özgün ses tasarımları ve döngüsellik çok önemli. Yarattığım ses dünyası ile anılmak ve tanınmak amaçlarımdan biri. Daha çok pop müzik ile uğraşanların tercih ettiği bir konu. Tekli çıkarmanın daha mantıklı olduğu düşüncesi ile yola çıkanların konser verebilmek için çaresizlikten cover yaptıklarını düşünüyorum. Bütün kayıt ve müzik üretim süreci evimdeki stüdyoda gerçekleşti. Evimdeki stüdyoda düzenli şekilde çalışarak bitirdiğim albümümde büyük sıkıntılar yaşamadım. Ama her üretken insanın yaşadığı oldu mu olmadı mı sorularını sıklıkla sorduğum bir dönemdi. Reflections Of Us albümünün mikslerini Emre Malikler yaptı. Kendisi ile bu albüm sürecinde tanıştık ve iyi ki de tanıştık. Bu albüme katkısı ve emeği çok. Mastering'ler yine Emre Malikler'in tavsiyesi ile Almanya Calyx Mastering de gerçekleşti. Bizim için gayet iyi geçen bir süreçti. Provalarımı kendi evimdeki stüdyoda gerçekleştirdim. Lansman konseri için 2 hafta boyunca değişken sürelerde provalar yaptım. Albümüm Spotify, Soundcloud, Apple Music de mevcut. Spotify editör listelerine girme konusunda daha anlayışlı bir kuruluş olmalı. Şimdilik çok az dinleyiciye ulaşabildim. Kısa sürede daha fazla insana ulaşmak ve konser vermek istiyorum. Ülkemizde müzik basınının tembel ve duyarsız olduğunu düşünüyorum. Hangi mecra olursa olsun insanlara ulaşmak ve yanıt almak çok zor. Bana, yeni isimlere destek olmak yerine, bilinen isimler üzerinden ilerleyerek kendilerini garantiye alıyorlarmış gibi geliyor. Youtube, Instagram, Facebook, Twitter hesaplarım mevcut. Hepsinin linkine www. nonsquaremusic. com adresinden ulaşabilirler. info@nonsquaremusic. com ya da hello@audiobanmusic. com adreslerinden iletişime geçebilirler. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-panopsis/", "text": "Sezgin Çelik, Hüseyin İflazoğlu ve Umut Şah 2011-2018 yılları arasında Anarres grubunda yer aldılar. Ethem Saran ise halen Bajar ve Flux Duo gruplarında yer alıyor. Panopsis olarak henüz sahne almadık. Ama daha önceki grubumuzla Shaft, Mask, B1 Live, Buddha gibi mekanlarda sahne aldık. Eksikler: Bazı mekanlarda grupların kapıya çalmak zorunda bırakılması ve mekana dinleyici getirme sorumluluğunun neredeyse tümüyle gruplara bırakılması. Artılar: Özellikle bazı mekanların no-name gruplara sahne verme konusunda olumlu yaklaşımı. Eksikler: Ses sisteminin genellikle eski veya yetersiz oluşu, yenilenmeyişi; tonmaister eksikliği. Daha önceki deneyimlerimizden hareketle söylersek, çok tanınmayan gruplara genellikle hafta içi geç saatlerde sahne verilmesi, bu grupların yeni dinleyicilerle karşılaşma imkanını çok azaltıyor. Panopsis olarak henüz bir festivalde yer almadık. Ama daha önceki grubumuzla İstanbul'daki çeşitli küçük festivallerde ve bahar şenliklerinde yer aldığımız oldu. Bu tür küçük ölçekli veya gönüllülüğe dayalı festivallerin genellikle teknik eksiklikleri olduğu için sahnede istediğiniz sound'u tam olarak yakalamanız zor oluyor haliyle. Bu da çok keyifli bir durum değil. Daha önceki grubumuzla bilet gelirinin yarısını alacak şekilde veya hiçbir ücret almadan sahne aldığımız oldu. 3 bira fişi dışında ek olarak sağlanan herhangi bir hakla karşılaşmadık diyebiliriz. Panopsis projesinde ise ücret almadan sahne almayı düşünmüyoruz. Aksi takdirde, mekanların keyfi ücret politikasına onay vermiş oluyoruz ve bu da tüm müzisyenler için haksız bir durum. 4 şarkılık ilk kısa çalarımızı More-Than-Human-World adıyla 16 Mart 2019'da yayımladık. Dünyanın insandan ibaret olmadığı fikrinden ilham alan albümün ve şarkıların isimleri, dünyaya bakış açımızı da yansıtıyor. Albümün görsellerini de yine bu bakış açısıyla Doğa Eroğlu hazırladı. Bu projede; elektronik öğelerle zenginleştirilen gitar ve klavye melodilerinin önde olduğu, söz içermeyen, atmosferik bir müzik yaratmayı amaçladık. Bu açıdan, enstrümantal niteliği Panopsis projesinin olmazsa olmazı diyebiliriz. Buna ek olarak, dünyanın insandan ibaret olmadığı yönündeki felsefi bakış açısı da müziğimize yön veren şeylerden biri. Bazır gruplar/müzisyenler çok başarılı uyarlamalar yapıyorlar, bunları dinlemesi de çok keyifli olabiliyor gerçekten. Yine de bu projede amaçladığımız şey tümüyle kendi müziğimizi yaratmak ve icra etmek. O yüzden, herhangi bir şekilde uyarlama yapmayı düşünmüyoruz. Kayıtlarımızı kendi ev stüdyomuzda yaptık ve yeni kayıtlarımızı da aynı şekilde yapmaya devam ediyoruz. Beste ve kayıt süreçlerini grup olarak bir arada yapıyoruz. Herhangi birimizin ortaya attığı bir fikir veya melodi üzerinden çalışmaya başlıyor ve şarkı son haline gelinceye kadar da birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Şarkıları kaydederken de yine grup olarak bir arada oluyoruz. Panopsis projesi kapsamında miks ve mastering için başka biriyle çalışmadık. Albümün miksini ve masteringini grup arkadaşımız Sezgin Çelik yaptı. Bu tercihimizin iki nedeni var; birincisi müziğimizin her aşamasında işin içerisinde olmak hoşumuza gidiyor ve istediğimiz sound'u yaratmak bu şekilde daha kolay oluyor. İkincisi ise parasal koşullar; malumunuz miks ve mastering ücretleri oldukça yüksek olabiliyor. Prova için çeşitli stüdyolara gidiyoruz. Albümün yayımlanmasının ardından çalışmalarımızı sıklaştırmaya başladık. Öncelikle şunu söylememiz lazım; Türkiye'nin ekonomik koşulları altında stüdyoculuk yapmak çok zor gerçekten. Biz de bir ara denedik, ordan biliyoruz. 🙂 Bu nedenle nitelikli bir şekilde stüdyo işletmeye devam eden arkadaşlara saygı duyuyoruz. Bununla birlikte, özellikle son dönemde kayıt ve prova ücretleri iyice yükselmiş durumda ve bu da birçok müzisyen gibi bizi de zorlayan bir durum. İyi bir stüdyoda albüm kaydetmek için bir servet ödemeniz gerekebiliyor neredeyse. Hemen hemen tüm dijital platformları kullanıyoruz. Bandcamp ve YouTube gibi ücretsiz dinleme imkanı olan platformları çok önemsiyoruz. Diğer yandan, giderek daha fazla insan Spotify ve iTunes üzerinden müzik dinlediği için bu platformlarda da yer alıyoruz. Türkiye'de post-rock odaklı müzik yapan grup çok az, dolayısıyla yerli post-rock dinleyicisi de canlı canlı post-rock dinlemeye hasret kalıyor. (Kendimizden biliyoruz 🙂 Bu açıdan bizim için Panopsis projesinin en önemli yanı, eksikliğini hissettiğimiz müziği üretiyor olmamız. Ve umuyoruz ki yerli post-rock dinleyicisini de hitap edebilecek bir müzik çıkarabiliriz ortaya. Bu da projemizin en olumlu yanı olur elbette. Diğer yandan, sözsüz müzik yapıyor olmak, piyasa koşulları açısından olumsuz bir durum gibi düşünülebilir belki, çünkü dinleyiciler çoğunlukla sözlü müzik beklentisine sahip; yine de biz sözlerden azade olmanın müzikal açıdan gayet olumlu olduğunu düşünüyoruz. Kısa vadede; öncelikli hedefimiz yerli ve yabancı post-rock dinleyicisine ulaşabilmek. Yani yaptığımız müziğin duyulması ve sevilmesi. İlk albüm çıktı ama gecikmeden yeni şarkılarımızı da kaydedip yayınlamak ve müziğimize uygun mekanlarda sahne almak istiyoruz. Uzun vadede ise hedefimiz müziğimizi sürekli geliştirmek ve post-rock denildiğinde akla gelen gruplardan biri olmak. Müziği yarıştırma fikri pek hoşumuza gitmiyor açıkçası. Ama yetenekli müzisyenlerin keşfedilmesi açısından işlevsel yanları var elbette. Biz herhangi bir müzik yarışmasına katılmadık hiç. Basılı gazete veya dergi gibi alanlarda yeni grupların yer bulması pek kolay değil. Dijital alanda ise küçük veya büyük ölçekli birçok blog, internet sitesi, vs. var ve bazıları bağımsız/yeni müzisyenlere alan açma konusunda oldukça olumlular. Daha önceki projelerimizde bu yönde deneyimlerimiz oldu. Panopsis projesi ise henüz çok yeni olduğu için daha yeni yeni ilişkilenebilmeye başladık müzik basınıyla. Örneğin, Bir Baba Indie olarak yerli gruplara sağladığınız bu alan çok önemli ve değerli bizim açımızdan. Umuyoruz ki müzik basınında ve radyo alanında bu tür alanlar artar. Bunu hem kendimiz için hem de genel olarak yerli müziğimizin gelişmesine katkı sunacak bir şey olarak dile getiriyoruz. Dinleyiciler: Popüler olanı dinlemekle kalmayıp yeni müzikleri keşfetmeye açık olmaları, bağımsız müzisyenleri desteklemeleri, mekanlardan ve organizatörlerden de bu yönde talepte bulunmaları. Mekanlar ve Organizatörler: Müziği sadece ticari bir girişim olarak görmemeleri, ticari kazancın yanında bir sanat alanı olarak müziğin gelişmesine katkı sağlamayı da bir o kadar önemsemeleri. Müzisyenler: Müzikal olarak ortaya konulan her emeğe saygıyla yaklaşma konusunda daha hassas olmaları ve müzik alanının gittikçe daha fazla ticarileştirilmesine karşı birlik içerisinde olmaları. Ethem haricinde üçümüzün de müzik dışında aktif olarak yaptığımız işler var. Umut akademisyen olarak bir üniversitede çalışıyor, Hüseyin matematik öğretmeni olarak lisede çalışıyor, Sezgin de uluslararası bir şirkette Yunanca çevirmeni olarak çalışıyor. Mesai usulü çalışma biçimi hayatımızın büyükçe bir kısmını kaplıyor olsa da müzik tutkumuz sayesinde uzun yıllardır düzenli olarak müzikal çalışmalar yapıyoruz birlikte. İstanbul gibi yorucu bir şehirde iş ve müzik arasındaki dengeyi sağlamak bazen zor olabiliyor elbette, ama yine de niyetimiz bu dengeyi sürdürmek ve hatta belirli bir vadede müziğin kapladığı yeri daha da arttırmak. Özellikle bu proje kapsamında uzun vadeli hedefimiz bu yönde diyebiliriz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-synthonation/", "text": "Ahenkli birçok melodinin farklı seslerle biraraya getirilmesi ile oluşan bir müzik tarzımız var. Dünyanın içinde bulunduğu sorunlara kimsenin bir çözüm getirememesi bizi oldukça üzüyor. Bizce iş bir süper kahramana kalmış kadar karışık görünüyor. 🙂 İnsanlar bu parçayı dinlerken istedik ki, bu dünyayı idare eden sistemin adaletsizliği üzerine düşünsünler; ve çaresizlikleri ile yüzleşsinler. Kendi küçük stüdyomuzda üretiyoruz ve kayıt alıyoruz. Grupta emeği geçen tüm isimleri gizli tutmayı tercih ediyoruz. Bu tercihimize anlayış gösterdiğiniz için teşekkür ederiz. Müzik yarışmaları bize bir şey ifade etmiyor. Herkes özgürce içinden gelen müziği üretmeli ve kendi dinleyicisini aramalı. Dinleyiciler: Müziğimizi sevsinler yeter. Koşarken, yolda, otobüste, metroda dinlesinler çok isteriz. Ülkemizin desteği bizim için çok önemli. Altenative, electronic müzik chartlarında, özellikle UK'da ilerleyebilmemiz için her türlü desteğe ihtiyacımız var. Tanıtım konusunda çok büyük sıkıntı yaşıyoruz. Müziğimizin Türkiye'deki radyolarda nasıl çalınmasını sağlayacağımızı bilmiyoruz. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-yarimada/", "text": "Art Rock, Alternatif Rock/Metal, Ambient Rock gibi türevlerden etkileniyoruz; yine de Progressive Rock başlığı altında tarzımızı genelleyebiliriz. - Mehmet Sinan Güvenç Bas Gitarist, Geri Vokaller - Eren Karacaoğlu Vokal, Elektrik Gitarist - Halil İbrahim Aksu Davul, Perküsyon, Ksilofon, Geri Vokaller - Ilgaz Yalçın Fakıoğlu Elektrik Gitarist - Peyote - ODTÜ Mimarlık Amfi - Kamayor Sanat Atölyesi - COOP - Kontra Record - B1 Live Beşiktaş - Dunia - Burgazada Cennet Bahçesi Grubumuz ile sahne aldığımız mekanlardaki en büyük eksiklik genelde sahne içi monitörlerle ilgili oluyor. Kalitesiz monitörlere bağlı olarak duyma sorunları doğal olarak uyumlu çalmayı etkileyebilir. Vokalin kendini duyması konusunda, genel ayarlar veya mekandaki genel ekipman yetersizliği nedeniyle zorlanabiliyoruz. Bu bizimle birlikte, tanıdığımız, konuştuğumuz grupların başına da gelmekte. Bunun yanında birçok mekanda amfi kalitesiyle alakalı sıkıntı yaşadığımızı da rahatlıkla söyleyebiliriz. Konserlere başladığımız zaman ilk sahne aldığımız yerler bizim tarzımızda müziği ve performansı kaldırabilecek yerler değildi. Hem teknik olarak hem mental olarak bu tarz mekanlar kendilerine fon müziği oluşturabilecek bir hedef koymuşlardı. Hedefimizdeki mekanlarda çıkmaya başlamamız biraz zaman aldı. Değerlendirmeyi son iki yılda sahne aldığımız mekanlar üzerinden yaparsak; en büyük eksikliği samimiyet konularında görüyoruz. Nedense bu tarz müziklerle ilgilenen insanlarda karakter olarak bir mesafe söz konusu olabiliyor. Bizlerin depresif yönelimi olan şarkıları olsa da, gayet sıcak ve neşeli insanlarız. Karşımızda da bizim davrandığımız ölçüde samimiyet görebilmek istiyoruz. ODTÜ Müzik Topluluğu'nun 2015 ve 2016'da düzenlediği 20. ve 21. Geleneksel Rock Şenliği'nde sahne aldık. İlk konser öncesi grup üyelerinin askerliğinden sebebiyle uzun aralar vermiştik ve açıkçası böyle bir ortamında ilk kez çalacağımız için endişelerimiz vardı. Her iki konserde de, konser sırasında ve sonrasında çok güzel bir ortam gördük. ODTÜ dinleyicisinin ve festivalde çalışan öğrencilerinin orada sahne alan gruplara çok büyük saygıları bulunuyor. Kimseden şarkılar esnasında çıt bile çıkmamakta; bu da ister istemez seyirciyle olan iletişiminizi arttırmak konusunda ayrı bir saygı ve çaba gösterme isteği uyandırıyor. Çok memnun kalmıştık oradaki uyum doğruluğundan. Bir olumlu yorum olarak buraya gönülden yazabiliriz. Bir diğeri de, Taner Öngür'ün düzenlediği 'Burgazada Paradisos Sessions' seçkilerinden birine katılmamızdı. Ada içerisinde bulunan Cennet Bahçesi'nde düzenlenen festivalde dinleyici genel olarak aynı güne katılım sağlayan diğer müzik gruplarıydı. Alan müziğe uygun olarak düzenlenmediğinden, tabii olarak teknik konularda bir yorum yapmak doğru olmayabilir ama Taner Öngür ve Mert Hallı'nın yardımları ve samimiyeti bir çok konunun ötesinde, gönlümüzü okşayan bir konudur. Burgazada Paradisos Sessions etkinliğinde ise mekanın organizasyon aşamasıyla ilgilenen Mert Hallı'nın bize Facebook üzerinden ulaşıp, teklif vermesiyle sahne aldık. Konser vermeye başladığımız ilk dönemlerde genelde yakın çevremizden ve ailelerden oluşan bir dinleyici kitlemiz vardı. Hatta bazı konserler kendi aramızda 'konser değil sanki düğün düzenliyoruz' diye şakalaşıyorduk. Daha sık konser verdikçe tanımadığımız insanların konser sonrasında bizlere ulaştığını ve yorumlar yaptığını gördük. Bu insanlar İskoçyalı bir öğrenci de olabildiği gibi; şirkette çalışan biri de olabiliyordu. Grup olarak birçok alandan dinleyiciye ulaşabiliyoruz; evet, hala yeterince kitlemizi oluşturamadığımızı ayrı olarak düşünmekteyiz. Ancak yine de bizi dinleyen insanlar bir kalıp halinde hareket eden, tek bir tarza sıkışan dinleyici yerine müziği hayatının içinde bir kalıp olarak yaşamayan insanlardan oluşabiliyor. Şarkılarımızı, müziğimizi dinleyen kitleyle düşündüğümüzde; bizi en iyi şekilde, bu çok çeşitliliğin ve sınır tanımaksızın birçok farklı insan tarafından dinlenebilip, aynı şekilde şarkıların içine girilebilmesinin yansıttığını söyleyebiliriz. Bu bize gerçekten zevk ve tutku veren bir olgu. Bestelerimizin bu kaynaktan beslendiğini ve armonilerde bir kalıba bağlı kalmama temelinin buradan geldiğini düşünüyoruz. Bir düşünceye, maddeye, sınıra ya da herhangi bir şeye ait olma arzumuz hem bireysel hem grup olarak yok. Bu konudaki yakınlık hissiyatımız karşılıklı etkileşimin ve samimiyetin çarpıştığı noktalar olduğunu söyleyebiliriz. Dudaklarımıza küçük bir tebessüm koyup, oradan koşarak uzaklaşırız. Sadece bestelerinizi çaldığınız bir playlistiniz varsa ve müzik piyasası dediğimiz şeyin içerisinde adınız-sanınız para etmiyorsa, enstrümanlarınızı bir kenara koyup, menajer kimliğine bürünüp mekan sahiplerine ya da yetkililerine sesinizi duyurmaya çalışıyorsunuz. Biz de elimizdeki imkanlarla girdiğimiz her mekana demomuzu bırakıp geri dönüş bekledik. 5 mekana girdiysek sadece 1'inden dönüş alabildik. Bu konuda bizi doğrudan dikkate alan ve sorduğu tek soru cover çalıyor musunuz? olan Peyote'den Emre Aksoy'du. Ne kadar bilet satabileceğimizi, ne kadar seyircimizin olduğu gibi durumlarla hiç ilgilenmedi. Yarımada'nın hayata adım atmasından sonraki en önemli adımın bu olduğunu söylersek abartmış olmayız. O yüzden Emre Aksoy ve tüm Peyote ekibine çok şey borçluyuz. Tek tek enstrüman bazında değerlendirmek yerine bir grup olarak müziksel tasarımı ifade etmenin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Şöyle anlatalım: Grubu ilk kurduğumuzdan bu yana bestelerin oluşum süreci aslında bizim tasarımsal olarak müziğimizi ve sözlerimizi genel olarak ifade ediyor. Bir kişide armoni olunca, o provada onu çalar ve biz de bakarız. Hep beraber o armoni üzerine gittiğimizde, melodi değişir, düzenlenir ve gruba uygun hale gelir. Örneğin: Birçok parçamızın temeldeki melodisi aslında sıcak bir yaz gününü akla getiren bir his verirken şarkı geneliyle düşündüğümüzde o depresif havaya katılan bir melodi haline gelebilir. Grup içerisindeki bireylerin öznel alanında yansıttığı şeyler grup kimliğine girdiğinde ortak ürün temeliyle çok farklı, bambaşka bir hale gelebiliyor. Bizim müziğimizde ana gövde olarak kurduğumuz ve beslendiğimiz konu Yarımada'dır. Hatta birçok kez bir değişim çalışmasında 'Şimdi Yarımada oldu, bak o aralıktayız' bile diyebiliyoruz. Bu bizim dilimizin tam ucunda olan noktayı söyleyemeyip bir isim koymakla kolaylaştırdığımız bir kavram gibi oluyor. Bukalemun şarkımızı da temel olarak inceleme fırsatınız olursa, 8 dakikalık şarkıda aslında tüm grubun özetini sizlere sunuyoruz. Manik bir ifade olduğu gibi, ayakları yere basma gayretinde, bir şey anlatma telaşını da içinde barındırıyor. Johann Sebastian Bach'ın eserlerindeki dehalığından toz tanesi kadar etki almaya ve icra ettiğimiz müziğe yansıtmaya çalışıyoruz. Belki son bir cümle daha kurarsak; içten gelenin doğru olduğunu, bir kalıba, sınıra, şarta bağlı kalmadan akmasına izin veriyoruz ve ortaya çıkan şeyi sunmaya, anlatmaya gayret ediyoruz. Sözsel kısma gelince, sözleri genel olarak vokalimiz Eren Karacaoğlu yazıyor. Ucu açık, birçok yere çekilebilecek sözler mevcut. Herkesin kendi hayatında bir yere koyabileceği cümleleri, şarkı içindeki tasarımlarımızla yazıya döküp, dile getiriyor. Muğlak tanımlamalardan besleniyoruz. Kuruluşumuzdan itibaren performanslarımızda hiç cover parça çalmadık ve çalmayı da düşünmüyoruz. Tanınabilirlik algısıyla birçok mekanın da isteğiyle beste çalmaya hevesli gruplar, listelerinde yorum parçalara da yer veriyorlar. Bu yorumlar basit ve genel tabiriyle kalıp cover sınırlarının dışına çıkamayabiliyor. Yaratıcılığı kısıtladığını düşünüyoruz. Cover için harcanacak vakit yerine kendi mental ve teknik gelişimimizi, varolan gücümüzle ne kadar zorlayabileceğimizi test ediyoruz. Dışarı nasıl yansıdığını bilmiyoruz ama içimizdeki bu kendini mental ve teknik zorlama eyleminden dolayı epey bir mutluyuz. Navigasyon ile bilinçli ve hatasız gidilen bir yol sonunda bulunan harika bir orman yerine, kendi hissiyatlarımız ve yön duygumuzla bulacağımız o harika ormanı arıyoruz. Ararken yanlış yola sapsak dahi, yanlış girdiğimiz yolda neler var onu keşfetmeye, oradan bir dost kazanmaya çalışıyoruz ve sonra o harika ormanı aramaya devam ediyoruz. Cover konusunda çok farklı işlerle birlikte yapılan çizgi dışına çıkan yorumları beğensek de ; diğer şarkılardan beslendiğimiz temelleri kendimizle yorumlayıp yeni bestelere katmanın bize daha iyi yansıdığını belirtebiliriz. Profesyonel isimli şarkımızı da yine KİD Müzik Prova ve Kayıt Stüdyosu'nda, Ümit Yaşar Doğdu'nun büyük yardımlarıyla kaydettik ve yayınladık. İlerleyen günlerde EP çalışmamız da olacak. Grubu ilk kurduğumuzda Roxy Müzik Günleri'ne kayıt gönderme telaşındaydık. O zaman yine aldığımız kötü bir Bukalemun ve Yoklama kayıtlarını alıp yollamıştık. Şarkılara ve kendimize çok güveniyorduk. Zira sahneyi uzaktan dahi göremedik. O gün başka bir şeyi anladık; rekabet duygusu. Hırslıydık. Sahneye çıkmaktan, övgü almaktan haz duyuyorduk. Sükunet içerisinde ne yaptığımıza baktığımızda aslında hepimiz hastalıklı birer adama dönüşmüştük. O günden sonra yarışmalara bir daha başvurmadık. Çünkü, sanat bambaşka bir şey. İnsanın içinde oluşan, onu uzun süre rahatsız eden ya da onun zihnini meşgul eden bir meselenin dışavurumu bizim için. Dolayısıyla yarıştırılan şey nedir? İnsanın duyguları mı? Gün sonunda Joan Miro'nun Bird's Flight in Moonlight ve Vincent Van Gogh'un Starry Night tablolarına bakıp Miro, Van Gogh'tan iyi ya da Van Gogh, Miro kadar hayalperest değil diyebilir misiniz? Böylesine bir kıyaslamaya nasıl girebiliriz? Bir sanat eserinin ortaya çıkış aşamasında eser sahibinin hangi duygulara hasıl olduğunu bilmeden, sadece içsel bir cesaret ile ortaya koyduğu tavrı eleştirmek, onu başka bir şey ile kıyaslamak eser sahibinin eserine değil doğrudan duygularına yönelik hakarettir. Bu hakaret içindeki en kritik nokta da, eser sahiplerini birbirine kırdırmak, onlara sen diğerinden daha iyi olmalısın fikrini empoze etmektir. Bu konuda fikren kesin çizgilerimizin olduğunu, eleştiri ve tavrımızı her zaman koruduğumuzu belirtelim. - Dinleyici Gerçekten iyi müzik nedir, nasıl olur diye sorgulasınlar. Dinleyicinin edindiği rol, müzisyenin büyümesine ya da küçülmesine olanak sağlıyor. Bizlerin ortaya koyduğu eserin karşılık bulacağı tek olgu dinleyici. Dolayısıyla biz iyi müzik yapma arzusunda olan insanlar olarak iyi dinleyicilere ihtiyacımız var. Bizi alkışlarken bir yandan da eleştirsinler. Eleştirirken de empati yapsınlar. Bir şarkının sahneye çıkana kadar katettiği mesafe kolay olmuyor. Yıkıcı değil yapıcı olsunlar. Eminizki diğer müzisyen arkadaşlarımız da aynı düşüncededirler. - Mekanlar Ticari kaygılarını anlayışla karşılıyoruz ama özeti müzik olan bir konuyu tamamen ticarete indirgemek büyük bir yıkımdır. Mekan sahibi eğer bu riski göze alamıyorsa, risksiz ve getirisi bir mekan işletmekten daha yüksek olan sektörler de var. Duygusallığı sıfır, kazancı yüksek. Dürüst ve şeffaf olsunlar. - Organizatörler Özellikle yurt dışı bağlantılı progresif müzik festivallerine yönlendirsinler. İyi olduğuna inandığı müzisyenleri, bilet satma kaygısıyla değerlendirmesinler. - Müzisyenler Yaratıcı ve farklı projelerde olsunlar, deneysellikten korkmasınlar. Rekabet duygusu yerine kolektif hareket etme duygusuyla yaklaşsınlar. Birbirilerine destek olsunlar, önce onlar alkışlasınlar ama önce onlar eleştirsinler. - Diğer: O ya da bu sebepten e-posta gönderdiğimiz insanlar, mekanlar, gruplar nezaket gösterip olumsuz dahi olsa yazdıklarımıza cevap versinler. İletişim kurmak ayıp değil, günah değil. Yapmayın. Organizasyonlara yönelik iletişimlerde biraz çekimser kalıyoruz. Daha atak olsaydık geçmişte birçok konserde yer alıp, şu anki bir kaç mekana sıkışmışlığı çözebilirdik. Bir diğer konu da kayıt konusunda maalesef çok geç kalmamız. Düzgün çalmaya ve bestenin trafiğine yönelik zamana verdiğimiz çabayı, az da olsa kayıt kısmına kaydırabilmek önemliydi. Gelecekte bunlara yönelebilmek söz konusu olacak. Genel hatlarıyla da kafamızdaki tasarımsal formun oturması üzerine iç daraltırcasına uymaya çalışıyoruz. Milisaniyelik bir uyumsuzluğa bile uzun süreler kafayı takıyoruz. Bu da yaptığımız iş üzerinde zaman zaman tatminsizliğe yol açıyor. Bizim de öngöremediğimiz bir tatmin noktamız var. Oraya gelene kadar da sanırım iç daraltılarımızla kanlı-bıçaklı olacağız. Bir bütün halinde çaldığımızda ortak bir farklı hava çıkarabilmemiz. Yani gerçekten bir grup olabilmemiz bizim en iyi olumlu özelliğimiz. Enstrüman bazında değerlendirirsek davul bizde sadece ritim ayarında kullanılan bir formatta değil; daha çok beslemeye yönelik çalışan bir enstrümanmışçasına hareket ediyor. Aynı zamanda var olan tüm formlara yönelik tam bir yabancı. Bu yabancılığı, alışılagelmiş algılar nedeniyle negatif imgeler uyandırıyor. Hatalı mı, değil mi tartışılır ama ortaya bir irade koyma gayretinde olduğumuzu ve arkasında durduğumuzu söyleyelim. Keza burada bas gitarı da aynı ölçüde değerlendirebiliriz. Normal doğruları inkar etmediğimizi, sadece onların üzerine kendi inandığımız doğruların, farklı hareket ettiğimiz alanların bize bestelerde daha fazla enstrüman alanı açtığını gördük. Ayrıca gitarlarda yoğun efekt kullanımının temel, kemik tonlardan enstrümanları kopardığı ve bestelerimizi beslediğini de düşünüyor ve olumlu olarak görüyoruz. Gün sonunda bu arayışın bizi hangi noktaya götüreceğini hayallerimizi bir kenara koyarsak kestiremiyoruz. Fakat, her birimiz ayrı ayrı, olur da yaşarsak 50-60'lı yaşlarda çocuklarımıza ve torunlarımıza sadece inandığımız şeyin peşinden gittiğimiz için mutlu olduğumuzu anlatacağız. - https://www. facebook. com/yarimadayolu - https://twitter. com/yarimadayolu - https://instagram. com/yarimadayolu - https://soundcloud. com/yarimada - https://yarimada. bandcamp. com/ Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli/", "text": "Bir Baba Indie ile yola çıkalı 7 yıl oldu. (10 yıl oldu bile) Bir yandan hayat içerisinde olgunlaşmaya çalışırken diğer yandan da çocuğumuz haline gelen blogumuzu da büyütmeye çalıştık. Orta direk anlayışıyla günü kurtardığımız için; ulan şöyle 10bin TL'miz olursa Tofaş alır, hafta sonları Şile'ye tatile gideriz diyen aile babası hassasiyetiyle yazıyoruz. Bazen böyle kocaman hayaller kuruyoruz o babalar gibi ama sonra tekrar sabah oluyor ve yine aynı senaryo dönüp dolaşıyor. Yaşadığımız hayatı iyiden iyiye benimsediğimizden olsa gerek buralar gerçekten kendi halinde. Hal böyle olunca bir sürü projeler üretip sonra o projelerin günden güne tozlanmasına şahit oluyorsunuz. Bizim için bu ürettiğimiz projelerden en çok değer verdiklerimiz yerli gruplar üzerine oldu. Bu projeleri giriş mahiyetinde hayata geçirsek de, hala tam olarak tatmin olmuş değiliz. Ekip olarak yerli gruplarla daha fazla temas halinde olmak, onlara burada daha fazla yer vermek istiyoruz; ama dedim ya burasının kendi halindeliğinin yarattığı bir düzensizlik söz konusu. Bundan şikayetçi olduğumuzu da sanmıyorum. Şikayetimiz en fazla o babalar gibi dilimizdedir. Şimdi konuyu uzatmadan sadede gelelim. Bir Baba Indie e-posta adresi bizim okuyucular, organizatörler, ajanslar, müzik grupları başta olmak üzere herkesle bağ kurduğumuz en önemli yer. Bu e-posta hesabına günde ciddi sayılacak ölçüde posta geliyor. Ekip olarak gelen bu postaları sürekli kontrol ediyoruz. Bize gelen postalardan en çok yerli gruplardan gelen postalara seviniyoruz ve ilgiyle inceliyoruz. Tabii gelen her postayı da maalesef cevaplayamıyor ve yazıya dökemiyoruz. Ekip olarak dinleme kısmında oldukça titiziz ve dinlediğimiz şeye gerçekten bir şey katarak yazmak istiyoruz. Zira biz yanlış da olsa kendi cümlelerimizi kurabileceğimiz gruplara bu sayfada yer vermek istiyoruz. Bu yüzden çoğu gelen postayı üzülerek cevapsız bırakıp, sayfalarımızda yer veremedik. Üstelik yazmama sebebi sadece beğenmeme de değildi; bazen vakit olmaması, bazen ise iki cümle kuramama başarısızlığıydı. Bize değer verip, az-çok tıklanma oranımız olan sitemizde yer almak için posta gönderen yerli grupları bundan sonra cevapsız bırakmamak, evimize gelen misafire bir tabak daha koyabilmek için aklımıza bir fikir geldi. Yerli gruplara bundan sonra tek bir koşul hariç, hiçbir koşul yaratmadan burada haftalık olarak yer vereceğiz. Atılan posta zamanlamasına göre grupları belli periyotlarda yayınlayarak onları kendi okuyucularımızla buluşturacağız. Önceden hazırlanmış bir yığın soru var. Bu sorular sizin dinleyiciye tüm şeffaflığı ile tanıtmaya yönelik sorularda oluşuyor. Bu sorular sizlerin iç dünyası, hayata ve müziğe bakış açınız, dinleyiciler, organizatörler, mekanlar ve diğer herkesle ilgili düşüncelerinizi anlatabilmenize yönelik hazırlandı. Cevapları da kendi cümleleriniz ile sizler hazırlayacaksınız. Biz sadece cevaplar için öneriler sunabiliriz. Bunun dışında bir müdahalemiz olmayacak. Klasik olarak bu şarkıyı yaparken neden etkilendiniz sorularını sormuyoruz. Bunları zaten sizlere çeşitli röportajlarda soracaklar. Ben müzik yapmak istiyorum diyerek geçiştirilmeyecek kadar önemli bir soru bu. Mesela Mekanlardan, organizatörlerden ve en önemlisi dinleyicilerden bir yerli grup ne bekliyor? Yerli müzisyenler, diğer müzisyenlerden ne bekliyor? vs. gibi bir çok şey var. Bu sayfalarda yer verdiğimiz gruplara bunlara ilişkin sorular sorup, bugüne kadar odalarına çekile çekile edindikleri kaygılarını dile getirmiş olacağız. Bu sofraya eğer hep birlikte oturuyorsak, hep birlikte doyarak kalkacağız. Biz büyük bir aileysek, sofradan kimsenin aç kalkmasına gönlümüz razı olmayacak. Soruları cevapladıktan sonra info@birbabaindie. com'a soruları yanıtladığınıza dair e-posta göndermeniz gerekiyor. Çünkü Google Form'da cevaplar bittiğinde bize bir bildirim vs. gelmiyor. Yazıda kullanabileceğimiz fotoğraf ve videolarınızla birlikte bizi haberdar ettikten sonra yayın akışımıza uygun olarak yazının paylaşımını yapıyoruz. Biz, janr olarak indie ağırlıklı müzik paylaşımları yapıyor olabiliriz ama bizim indie anlayışımız tüm sınırlarımızı zorlarcasına bağımsız olma anlayışına daha yakındır. Buradaki bağımsızlık anlayışını da daha geniş anlamda kendini, yaptığı müziği, hayata ve insanlara bakış açısını dile getirebilen herkesi kapsayacak şekilde tanımlıyoruz. Dolayısıyla hiçbir kaygı olmadan buradan grubunuzu paylaşabilirsiniz. Sorular için sizinle Google Drive üzerinden hazırladığımız bir formu paylaşacağız. Üstte bahsettiğimiz sebeplerden dolayı formu doldurduktan sonra bize e-posta göndermeyi ıskalamayın. Göndereceğiniz postanın başına BBI Yerli Grup / Grup_İsmi yazmanızı, diğer postaların arasında kaynamaması için önemle rica ediyoruz. Öyleyse biz sofraya oturduk. Kapı açık. İçeri buyurun! Hakan Abi'nin sözünden yola çıkarak şunu ekleyelim: Yaptığınız müziğin samimiyetine inanıyorsanız hırs, haz ve rekabet duygularınızdan arınınız. Ulaşmaya çalıştığınız dinleyici kalbinizdedir. Dokunun! BBI Yerli projesine bugüne kadar katılan gruplar/müzisyenlere buradan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbimix-mayis2014/", "text": "Çünkü yaklaşık 2.5 senedir paylaştığımız mix'lerimizi sizlere ulaştırmayı görev bilip, ant içmişiz biz!! Mayıs 2014 mix'i ile yine 10 parçadan oluşan, ancak bu sefer biraz daha tadı damakta bırakacak 29 dakikalık bir seçki paylaşıyoruz sizlerle."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbimix-nisan2014/", "text": "Yavaştan kendini göstermeye başlayan ilkbaharın da etkisiyle yer yer yağmurlu, yer yer güneşli klasik bir Nisan ayını daha geride bıraktık. Artık havalar güzelleşiyor, önümüz yaz! Ancak Bir Baba Indie durmuyor, sizleri 39 dakikadan oluşan bir yolculuğa gezmeye götürüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbinolandkonseri/", "text": "17 Ekim Cuma gecesi, beşinci yılımızın şerefine, devamı gelecek olan ilk performans gecemizi Kadıköy Dunia'da gerçekleştirdik! İtiraf etmeliyiz ki, Bir Baba Indie olarak bu gecenin bizim için anlamı çok derin, çok özeldi. Performans gecesi adı altındaki ilk etkinliğimizi No Land'in müziğiyle gerçekleştirmeye karar verdiğimizden itibaren tatlı heyecanlar yaşadık. Beklediğimizden daha büyük bir kalabalık da bizimleydi Cuma gecesi. Küçük ama bir o kadar da samimi olan mekanda, No Land sayesinde her birimiz tınıların sihrine kapıldık. Bir Baba Indie olarak bizleri takip edenlere, çok sevgili No Land ve Organikinsan'a, Dunia'ya, etkinliğe katılan herkese çok teşekkür ediyoruz! En kısa zamanda tekrardan görüşmek dileğiyle, Konsere dair birtakım fotoğraflara ise Facebook sayfamızdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbiradyo20-no-land-programı/", "text": "Bir Baba Indie ile çok önemli gelişmelere vesile olacak adımın ilkini atıyoruz. Bir Baba Indie var olduğundan bu yana yerli gruplar için bir şeyler yapabilme, onlara destek olabilmek için derin düşünceler içerisindeydik. Açık Radyo'dan önce sitede olabildiğince, takip edebildiğimiz yerli grupları paylaşmaya çalıştık. Açık Radyo'dan sonra da yerli gruplar üzerine iki tane özel program yaptık. Açık Radyo'daki 20. programda ise çok özel bir eylem içerisinde No Land'i ağırlayacağız. İlk dinlediğimizde İşte budur! nidaları attıran grup üyeleriyle müzik haricinde No Land'in bilinmeyenlerini, yerli grup olgusunu yıkıp yerine yersiz grup olgusunu getirmelerini, sınırsızlığı konuşacağız. Programda harika No Land şarkılarının yanı sıra, onların sevdiği, etkilendiği gruplara/müzisyenlere de yer vereceğiz. Bir Baba Indie, Açık Radyo'daki 20. haftasında No Land'i ağırlıyor. No Land üzerine yazılacak çok şey var ama önce konuşmayı tercih ettik. Kabuğumuza sığmayacağımız No Land özel programında, grup üyeleriyle birlikte, 23:00'dan sonra, 94,9 Açık Radyo'da olacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbisezonfinali/", "text": "Bu sefer kendimiz ile ilgili bir haber vermek ve birkaç kelam etmek istedik. Blogu kurduğumuzdan yana birden fazla büyük hayalimiz vardı. Bunlardan biri de Açık Radyo'da yayın yapmaktı. Buna hazır mıyız gerçekten diye geçen senelerin ardından en sonunda hazır olduğumuza karar verip başvurumuzu gerçekleştirdik. Olacaktı, olmayacaktı; bu sezon olmadı, sonraki sezona kaldı derken kendimizi mikrofonun başında bulduk. Bir Baba Indie'nin tarihi dönüm noktaları blogun kurulmasından çok seneler öncesine dayanıyor. Orası ayrı mesele tabi ki ama 02/05/2014 tarihi gerçekten büyük bir dönüm noktasıdır. Cihad'ın ilk anonsa Merhabalar diyerek başlamasından bu yana sizlerle olduk. İstikrarlı bir şekilde bir iki program hariç her programı büyük çabalarla, büyük bir özenle hazırladık. Daha önce sık sık belirttik. Yazdıklarımız sese dönüşürken çok büyük değişimlere uğramadık. Kendimize hiç kural koymadık ama gerçekten samimiyeti aktarabilmenin yollarını aradık. Umarız 26 haftalık yayın hayatımız boyunca bu samimiyeti sizlere aktarabilmişizdir. Yazının haber kısmına geçersek, 26. Hafta programıyla Açık Radyo'daki yayın hayatımız sona eriyor, en azından ara veriyor. Sebepleri bizimle alakalı olmamakla birlikte, bu demek değil ki gerçekten bir son! Bir Baba Indie olarak farklı ortamlarda, size daha çok yakınlaşarak görünür olacağız. Radyonun samimiyetini, güzelliğini elbette inkar etmiyoruz. Radyo ile ilgili de bazı gelişmeler olacak. Müzik çalmadan, konuşmadan durmayacağız. Açık Radyo'da bu dönemki son programda Bir Baba Indie'nin dünü, bugünü ve yarını hakkında konuşacağız. Yeni projelerimizden, bize bundan sonra nasıl ulaşabileceğinizden bahsedeceğiz. Yeni projelerimizle ilgili sürprizleri de yayın esnasında açıklayacağız. Bir Baba Indie'nin son Açık Radyo programını çok büyük bir hevesle dinlemenizi, bir kez daha bize kulak vermenizi istiyoruz. Bugün itibariyle Twitter'dan #bbisezonfinali hashtag'i ile Bir Baba Indie ile ilgili düşüncelerinizi paylaşmanız da bizim için oldukça önemli. Yayın esnasında da mesajlarınıza bolca yer vereceğiz. Bize karşı gösterdiğiniz hassasiyet ve ilgi için, var olduğumuzdan bu yana dokunmak istediğimiz sizlere gerçekten minnettarız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bbiyerli83-albus-in/", "text": "Solo bir proje olduğundan bir tek ben varım. Ben de Midvil isimli Heavy Psych Trio'sunda davul çalmaktayım. Yeni bir single yayınlayarak Spotify'da paylaştım. Etkilendiğim isimler arasında Coldplay, Placebo, alt-J, Radiohead gibi gruplar var. Eksiler: Bir yerde sahne alacağınız zaman sadece yapacağınız sanatı düşünmeniz gerekirken seyirci getirme/mekan doldurma gibi endişelerinizin oluşması sağlanıyor mekanlar tarafından ister istemez. Bu durum sahne performansına ve seyircide yaratacağınız etkiye de sirayet ediyor maalesef. Mekanların kendi reklamlarını kendileri yapmaları ve mekan doldurma endişelerini kendileri yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Artılar: Son yıllarda yerli müzisyenlere destek olunan bir algı oluşmaya başladı. Hem gruplar hem kollektifler hem de çoğu mekan yerli gruplara destek oluyor. Yukarıda bahsettiğim konu hakkında düzeltici önlemler alındığında yerli müzisyen de kendini daha rahat hissedecek. albus-in ile sahne aldığımda kendi ekipmanımı götürdüğüm için çok büyük sıkıntılar yaşamamaktayım ancak Midvil sahnelerinde özellikle davul konusunda çoğu mekanda sıkıntılar yaşıyorum. Ekipmanlar eski ve bakımsız oluyor çoğu yerde. Genelde organizasyonlar oldukça değişken sahneye çıkış saatleri oluyor. Aklıma gelen en büyük sıkıntı bu. Burgazada'da gerçekleşen 2017 Neucomers ve 2018 farklı isimli bir müzik festivaline Midvil ile katıldık. Yukarıda belirttiğim sahne saati değişkenlikleri en çok buralarda başımıza geldi. Genel olarak tanıdıklarım ve onların çevresi katılıyor. Sahne aldığım yerlerden bazen gelen kişi sayısına göre bazen ise önceden anlaşarak ortalama konser başına 150-200 TL civarı aldığımı söyleyebilirim. Yan hak da dediğiniz gibi oldu hep. Bu konunun belli bir standart ile ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela mekanların hafta içi ve hafta sonu ödeme tarifeleri olmalı. Örneğin, tarifeye göre Çarşamba çıkıyorsan 150 TL, Cumartesi çıkıyorsan 300 TL gibi. Sanatçının mekanı doldurmak gibi bir endişesi olmamalı ki sanatına bakabilsin diye düşünüyorum. 5 şarkılık bir albüm hazırladım, ismi Digits. Albümü paylaşmadan önce ufak bir teaser olması amacıyla ilk single'ımı dün yayınladım, ismi Double Dare. Elektronik müziği tatlı gitar tınıları ile harmanlamaya çalışıyorum diyebilirim. Bu proje için bugüne kadar yaklaşık 15 adet parça hazırladım. Bunların 13'ü benim bestem, kalan 2'si ise cover'dı. Kendi tarzım ile harmanlayabileceğimi düşündüğüm ve sevdiğim bir şarkıyı uyarladığımda şahsen kişisel bir tatmin duyuyorum. Buradaki olay bişeyi yapmış olmak için yapmak değil, kendi müzik tarzınız ile harmanlayabileceğiniz şeylere yönelmek bence. Oturup boş bir sayfaya beste yapan biri değilim. Şarkının herhangi bir partı bir zaman aklıma düşüyor ve gidip kaydettikten sonra üstüne inşa etmeye başlıyorum. Kadıköy'de stüdyosu bulunan aranjör Süleyman Muhtadov ile çalışıyorum. Kendi ev stüdyomda çalıştığımdan haftada 2-3 kez prova yapma şansım mevcut. İyi insanlar tarafından yönetiliyorlar genelde ancak döviz nedeniyle eskiyen ekipmanların değiştirilmesi konusunda güçlükler yaşanıyor. Spotify ve Soundcloud platformlarını kullanıyorum. İkisinden de memnunum. Genelde tek başıma çalıyorum. Herhangi bir grup üyesine bağlı olmadığım için kendi isteğim üzerine sahneler ayarlayabiliyorum. Kısa vadede, 1 ay içerisinde albümümü çıkartmak istiyorum. Daha sonra uygun olan tüm sahnelere çıkarak ses duyurmak amacım. Uzun vadeli planım ise tek başıma çalmayı bırakıp bir band oluşturarak daha dinamik bir sahne ile müziğe devam etmek. Lisedeyken KASDAV'a katılmıştık. 2007 yılında en yaratıcı performans ödülü almıştık. Daha sonra Bronx Pi Sahne'de üniversiteler arasında yapılan yarışmada Galatasaray Üniversite'si gecesinin birincisi olup finalde Boğaziçi Üniversitesi'ne kaybetmiştik. Bir başka yarışmaya da Hard Rock Cafe'de katılmıştık. Hard Rock Rising isimli yarışmaya Bonn isimli grubumuz ile katıldık. Burada biraz hakkımızın yendiğini düşünüyorum. Açıkçası yeteri kadar destek alıp alamayacağımı bu süreçten sonra anlayacağım. Ama şöyle bir baktığımda, alabileceğimi düşünüyorum. Yerli müzik her geçen gün büyüyor, bunu duyurmak her basın organının ana vizyonu olmalı. Bunun için de yeterli kaynağa ihtiyaçları var. Yeterli kaynak için de daha fazla sponsor ve tüketici bilincine ihtiyaç bulunuyor. Süreçteki tüm bileşenler birbiri ile bağlantılı ve birbirine bağımlı aslında. Dinleyiciden bir beklentim bulunmuyor. Her insan birbirinden farklı. Mekanlar, yukarıda bahsettiğim gibi mekanı doldurma işini sadece müzisyene bırakmamalı. Onlar samimiyetle mekanın dolu olmasını sağlamaya çalışmalı. Organizatörler, daha objektif olmalı. Yeni kişilere açık, iyi niyetli olmalılar. Müzisyenler ise, klişe olacak ama paylaşımcı ve aktif olmalılar. Evet. Bir IT firmasında Süreç Kalite Risk Yönetimi Uzmanı olarak çalışıyorum. Sadece müzikten para kazanmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla müzik yapabilmek için çalışıyorum diyebilirim. Telefon ve mail ile ulaşılabilir durumdayım. Müzik projenizle BBI Yerli'ye katılmak istiyorsanız, detaylı bilgilere linkin içerisinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beabadoobee-ve-laufey-ortakligiyla-a-night-to-remember/", "text": "Bu sene bireysel olarak yaptıkları çalışmalarla içimizi ısıtan beabadoobee ve Laufey bir araya geldi ve sinematik bir tekliyle aramıza geri döndü. Beabadoobee bu yıl duygusal açıdan yüklü iki teklisi Glue Song ve The Way Things Go'yu paylaşmıştı. İlki daha çok romantik ve sevimliydi, ikincisi ise daha hareketli ve keskindi. Bugün yeni caz havaları içeren aşk şarkısı A Night To Remember ile aramıza her geçen gün yükselen İzlandalı-Çinli caz şarkıcısı Laufey'le birlikte geri döndü. Laufey gerçekten de çok popüler şu sıralar. Sosyal medyayı aktif bir şekilde gen-z dilinde kullanması ve günümüzde yapanına fazla rastlamadığımız midcentury pop-caz türünde şarkılar yapması onu gerçekten de öne çıkarıyor. Geçen ay çıkardığı Bewitched albümü beğenileri toplamıştı. Indie pop türünün önde gelen isimlerinden olan beebadobee ile beraber çalışmaları gerçekten de rüya gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beach-fossilsten-yeni-album-habercisi-single-dont-fade-away/", "text": "Indie rock grubu Beach Fossils, altı yıl aradan sonra paylaşacağı Bunny isimli ilk stüdyo albümünün detaylarını ilk tekli Don't Fade Away ile duyurdu. Brooklyn çıkışlı indie rock grubu Beach Fossils, 2017 yılında servis ettiği Somersault adlı albümünün altı yıl sonrasında yeni bir albüm paylaşacağının müjdesini verdi. İlk olarak da 7 Mart tarihinde albümden Don't Fade Away isimli yeni teklisini dinleyiciyle buluşturdu. 2 Haziran tarihinde Bayonet Records etiketiyle yayınlanacağı açıklanan Bunny isimli yeni albüm toplamda 11 parçadan oluşuyor. Albümünün prodüktörlüğünü Lars Stalfors ile birlikte grubun solisti Dustin Payseur üstlenirken Payseur'a gitarda grup arkadaşları Tommy Davidson, basta Jack Doyle Smith ve davulda Anton Hochheim eşlik ediyor. Bunny albümün şarkı listesiyle birlikte albümden yayınlanan ilk tekli Don't Fade Awayin video klibine ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beach-housedan-dort-ay-suren-bir-yayin-sureci-once-twice-melody/", "text": "Space Song, Myth ve Silver Soul gibi parçalarıyla dinleyicilerine nostaljik bir melankoli sunan alternatif müzik grubu Beach House, yeni albümü Once Twice Melody'i yayınladı. Şarkılarındaki nostalji hissini modern bir altyapıyla dinleyicilerine sunan Beach House'un son albümü Once Twice Melody, dört parça ve 18 şarkılık bir dinleme seyri sunuyor. Albümün tamamının yayınlanma sürecinin dört parçaya bölünmesi, şarkıların sindirilmesini kolaylaştıran bir hamle olmuş. Aynı zamanda dört farklı zamanda tamamlanan albüm, düzenli aralıklarla kendini hatırlatarak güzel bir pazarlama stratejisi de oluşturmuş. Once Twice Melody, Beach House'a dair en çok sevdiğimiz şeylerden birini bize sunuyor: sürrealizm. Hayal dünyasını elektronik altyapıya yerleştirme konusunda güvendiğimiz grup, Once Twice Melody ile bu pratiği tekrarlıyor. Günlük hayatın koşuşturmacasından ayrılıp kendini Beach House'un yarattığı atmosfere bırakmak isteyenleri aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beach-housedan-yeni-ep-become/", "text": "Geçen yıl yayınladıkları Once Twice Melody isimli 9. stüdyo albümlerinden sonra Beach House, sessizliğini Become isimli EP'siyle bozdu. Yeni EP Become'ın prodüktörlüğünü Beach House'un kendisi üstlenirken mixing'i ise Alan Moulder, Trevor Spencer, ve Caesar Edmunds tarafından yapıldı. EP'nin mastering'i ise Greg Calbi ve Steve Fallone tarafından Sterling Sound'da yapılmış. EP'deki şarkılar aslında Once Twice Melody albümüne aday şarkılarmış. Grup, yeni çıkan 5 şarkının o dönem Once Twice Melody havasına uygun olmadığını düşündüklerini belirtirken, daha sonra bu parçaları yayınlamak üzere raflara kaldırmış. 28 Nisan itibarıyla bu parçalar Become EP ile beraber karşımızda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beastie-boysun-aglio-e-olio-epsi-tum-dijital-platformlarda-yayinda/", "text": "Uzun süren aradan sonra yeni bir derleme albüm olan Beastie Boy Music ile tekrardan dinleyicisiyle bir araya geleceğini açıklayan Beastie Boys, bu bekleyiş sırasında boş durmadı. '90larda sadece Vinyl'da yayınlanan Aglio E Olio EP'si, artık tüm dijital platformlarda mevcut. Aglio E Olio EP ilk 1995'te Grand Royal aracılığıyla 1995'te çıktı. 1994'te lll Communication albümü ile hip hop'tan ilerleyen ekip, 1998'deki Hello Nasty bir sonraki albümleri için çok fazla punk parça yazdıklarını düşünüp bunları albüme koymak yerine bütün bu parçaları EP olarak yayınlamaya karar verdi. Ad-Rock, Mike D ve MCA'e Suicidal Tendencies'in davulcusu Amery AWOL Smith'in stüdyoda eşlik ettiği sekiz parçalık 7' EP, Eylül 1995'te New York'ta kaydedildi. Aglio e Olio albümü adını popüler İtalyan yemeği olan sarımsak ve zeytinyağlı spaghetti'den alıyor. Bunun sebebi ise dinleyicilerinin EP'nin basit ve fazla gösterişten uzak olduğunu en baştan algılayabilmesini istemeleri. Aglio E Olio EP'sinin özel versiyonu Soba Violence ve The Doors'un Light My Fire cover'ını içeriyor fakat maalesef dijital platformlarda bu parçalara yer verilemedi. Aglio E Olio'ya, parça listesine ve albüm kapağına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beaten-fameden-atesle-gelen-zindelik/", "text": "Elçin Orçun ve Güven Gültekin ikilisinden oluşan BEATEN FAME'in 1 Mart'ta yayınlanacak yeni albümü Zindeden tadımlık 5 şarkı Epic Istanbul/Sony Music etiketiyle yayınlandı. Hip-hop, R&B, dubstep, trip-hop gibi tarzlardan beslenen ikilinin yeni albümünden ilk video klibi Peri Tozu da dün izleyiciyle buluştu. İçsel bir isyanla gelen uyanışın anlatıldığı Zinde albümünün miks ve aranjeleri Güven Gültekin, mastering'i Mahmood Sadeghi, tüm söz ve vokalleri ise Elçin Orçun imzası taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beaten-fameden-yeni-sarki-kim-bilir-geldi/", "text": "Daha önce bireysel olarak yaptıkları farklı işleriyle de tanıdığımız, İstanbul'dan iki bağımsız müzisyen, Elçin Orçun ve One Might Stand adıyla da bilinen Güven Gültekin'in 2016 yılında bir araya gelmesiyle kurulan Beaten Fame'den yeni bir single daha geldi. Beaten Fame, hip hop, breakbeat, bass, dub ve elektronik müzik gibi farklı tarzları harmanlayarak, geçtiğimiz yıl yayınladıkları debut single'ları Dünya ile dikkatleri çekmişti. Kendi prodüksiyonlarının yanı sıra canlı DJ performanslarındaki finger drumming, scratch ve vokal dokunuşlarıyla canlı performanslarının methini bu aralar bol bol duyduğumuz Beaten Fame, yeni yılın ilk günlerinde Sony Music'in elektronik müzik etiketi Epic Istanbul'dan yeni şarkısı Kim Bilir'i yayınladı. Paylaşılan bu ikinci tekli sonrasında, grubun ilk albümünü de merakla beklemeye devam ediyoruz. Kim Bilir'in video klibini izlemek için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beats-by-girlzden-yeni-konser-serisi-bir-arada/", "text": "Beats by Girlz Türkiye, güncel müzik sahnesinin güçlü kadın seslerini, yeni konser serisi Bir Arada ile bu sonbaharda Pera Müzesi'nde bir araya getiriyor. Kendi hikayesini anlatmak isteyen genç kadınları destekleyen bir müzik ve teknoloji girişimi olan Beats By Girlz Türkiye ile Pera Müzesi iş birliğinde düzenlenen ''Bir Arada'' konser serisi sonbahar boyunca her ayın son cuma günü düzenlenecek. Üretimleriyle dikkatleri çeken Ceren Temel, Tuğçe Şenoğul, Selin Sümbültepe ve Dilan Balkay gibi seslerin ağırlanacağı bu seri kapsamında her müzisyenin özel bir konuğu da olacak ve şarkılarını bu konuklarla ''bir arada'' seslendirecekler. Seyirciler konserlere katılmanın yanı sıra Uzun Cuma kapsamında 18.00 22.00 arasında müzeyi ücretsiz gezme olanağı da yakalayacak. Beats By Girlz Türkiye kendi müziğinin peşindeki, kendi hikayesini anlatmak isteyen genç kadınları destekleyen bir müzik ve teknoloji girişimidir. 2013 yılında New York merkezli bir girişim olarak başlayan ve ABD'nin birçok eyaletinin yanı sıra Danimarka, Lizbon, Londra, Berlin, Prag, Güney Afrika ve Paris gibi yerlerin de olduğu 30'un üzerinde bölgede faaliyet gösteren Beats By Girlz ağının bir parçasıdır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beirut-agustosta-kucukciftlik-parkta-2/", "text": "Michael Franti Barış ve Özgürlük Şarkılarıyla Babylon'da! Dredg İstanbul Konseri bilet fiyatları açıklandı!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beiruttan-yeni-album-habercisi-yeni-sarki-gallipoli/", "text": "Zach Condon'ın indie folk projesi Beirut, üç yıl aradan sonra Gallipoli isimli yeni parçasını yayınlayarak, yeni albümünün geleceğini müjdeledi. Son olarak 2015 yılında yayınladıkları No No No isimli albümlerinin ardından, 1 Şubat 2019 itibariyle yayınlayacakları, Gallipoli isimi yeni çıkacak albümden, yine aynı isimli yeni bir single da dün gece itibariyle dijital platformlardan dinlenebilir hale geldi. 12 parçadan oluşacak Gallipoli albümünü, yayınlanan ilk single Gallipoli ile beklerken, aşağıdan albümünün yayınlanan kapak tasarımı ve şarkı listesine göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beiruttan-yeni-sarki-geldi-the-tern/", "text": "Zack Condon, Beirut'un yeni çıkartacağı Hadsel albümünden son teklisi The Ternü yayınladı. Indie folk grubu Beirut yakında paylaşacağı yeni albümü Hadsel'den So Many Plan parçasının ardından The Tern adlı yeni teklisini yayınladı. Bu kadar olumlu ve hatta umutlu görünen bir şarkıyı nasıl yazdığına şaşırdığını belirtirken Zack Condon, aynı zamanda uzun zaman sonrasında yeni turne tarihlerini de açıkladı. 2019 yılında gerçekleştirdiği turnenin ardından ilk konserlerini 16 ve 17 Şubat 2024 tarihinde Berlin Tempodrom'da gerçekleşeceğini de duyurdu. 10 Kasım tarihinde yayınlanacak Hadsel albümünden son tekli The Ternü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belcikanin-kayip-bicagi-ghinzu/", "text": "Öncelikle Belçikalı bir grup neden Ghinzu gibi japonvari bir isim koya kendine sorunu cevaplayarak başlayalım. Grup yerel bir yarışmaya katılırlar ve haliyle bir isimlerinin olması gerekmektedir. O güne kadar muhtemelen bunun üzerine pek düşünmedikleri için de televizyonda gördükleri Ginsu isimli bir bıçak markasının ismini kendilerine yapıştırıyorlar. İlk olarak 2000 yılında Electronic Jacuzzi albümünü çıkaran grup fazla göze batamıyor. Zaten albümü kendi plak şirketlerinden sadece Belçika'da piyasaya sürüyorlar. Indie/noisy rock karışımı, içerisine elektronik dokunuşlarla çok şekil bir albüm olan Electronic Jacuzzi, kendilerine yetecek kadar satıldıktan sonra bir süre yine ortalıktan kayboluyorlar. Albüm içerinde Turn Up The Satan, Dolly Fisher, R2D3 ve One Show Ballerina gibi çok güzel şarkılar mevcut. 2004 yılında ikinci stüdyo albümleri olan Blow'u Belçika'da piyasaya sürüyorlar. Albümdeki Do You Read Me?'nin büyük başarı elde etmesi ve hit olmasının ardından grup Fransa ve Almanya gibi ülkelerde de isim yapmaya başladı. Üstüne bir de Fransa'da Iggy & The Stooges'un alt grubu olarak çıkınca albüm kendi çapında patlama yaptı. Çeşitli festivallerde yer alan grubun albümdeki en başarı şarkılarından biri olan The Dragster-Wave Taken'da kullanılması da grup için büyük bir fırsat oldu. Bu albümde özellikle Blow, Jet Sex, The Dragster-Wave, Sweet Love ve High Voltage Queen gibi şarkılar kendini öne çıkarıyor. Do You Read Me? bunlardan farklı bir tonda ve hedefte gibi. Zaten albümde onun hit olarak nitelendirilmesinin bir sebebi de bu olabilir. John Stargasm'ın piyano başına geçip döktürdüğü şarkılar çok başarılı oluyor. Albüm noisy'lik kısmından kendini kurtarıp daha trip-hop ögelere ekliyor. Blow'dan sonra Ghinzu yine ortadan kayboluyor ve bu sefer biraz daha pazarlamaya para harcayarak son gelen başarılarının da etkisi olarak üçüncü albümü Mirror Mirror için teaserla 2009 yılında geri dönüyor. Albüm öncekilerden daha rock soundu ağırlıklı. Grup ilk tekli olarak Take It Easy'i seçiyor. Özellikle teaser'da kullanılan Mirror Mirror ile The End of The World, This Light ve This War Is Silent kendini öne çıkaran şarkılar oluyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belki-de-en-iyisi-groundation/", "text": "Hiç uzatmadan grubu söyleyeyim, Groundation. Reggae müzik için biraz ön yargı vardır birçok şarkı birbirine benziyor diye. Ancak işte işin içine girdiğinizde tam olarak öyle değil o durum. Groundation'ın tüm albümlerini dinlemenizi kesin olarak tavsiye ediyorum ama özellikle bir tanesi var ki... İşte onu dinlediğinizde Yahu bu müzik öyle sabit bir müzik değilmiş ki! diyeceksiniz. Gerçekten müzik tarihinin en özel albümlerinden biri olduğuna inanıyorum, hatta kendimce de eminim. Albümün adı ise Hebron Gate. Groundation'ın yaptığı şarkıların bir derdi var birçok reggae sanatçısı gibi. Öyle sahilde kokteylimi alırım, biramı açarım, reggae çalar, oh mis takılırım. demiyorlar açıkçası. Reggae müzik için böyle bir mesele de var ki oraya çok da girmeyeyim şimdi. Tabii eğlence ve dans için reggae müzik çok pozitif bir müzik ama sadece bunun için yapılmıyor bu müzik. 9 şarkıdan oluşan Hebron Gate'in çok çok iyi kaydedilmiş bir albüm olduğunu düşünüyorum. Mix ve mastering açısından da oldukça kaliteli. Albümün öne çıkan şarkıları üzerinden gideyim ve çok da uzatmadan bir an önce bu albümü dinlemeniz için köşeme çekileyim. Something More benim bu albümde en sevdiğim şarkı. Grubun vokali olan Harrison Stafford tüm şarkılarında olduğu gibi bu şarkıda da muazzam vokali ile öne çıkıyor. Şarkıları söylerken yaşıyor, gerçekten yaşıyor ama. Aşağıda bir konserini de bırakacağım, orada da göreceksiniz. Ardından şahane bir saksafon solosu ile bizleri karşılayan Hebron geliyor. Hebron da gerçekten ya bu reggae şarkıları hep aynı diyen herkese, hepimize tokat gibi geliyor. Cidden geliyor. Son olarak Babylon Rule Dem'e dokunarak vedaya doğru gidiyorum. Groundation'ın en özel ve güçlü yanlarından biri brass'ların kullanılış biçimi. Çok çok iyi yazılmış sololar, çok iyi yazılmış bölümleri var. Öyle boş boş övmüyorum. Dinlediğinizde anlayacaksınız tam olarak ne demeye çalıştığımı. Babylon Rule Dem şarkısı da buna kanıt olarak gösterilebilir bir şarkı. Böyle öve öve bitiremediğim, 2002 yılında Groundation'ın Don Carlos ve The Congos ile yayınlamış olduğu Hebron Gate albümünü şöyle bırakıyorum. Bir de dediğim gibi Groundation'ın şahane bir konserini de aşağıya iliştiriyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belle-and-sebastian-in-26-yila-sigdirdiklari/", "text": "Belle and Sebastian, tavuk-yumurta problemini Hüzün mü mutluluktan çıkar, mutluluk mu hüzünden? olarak değiştirmeyi başarabilen bir indie-pop oluşumu. Grubun solisti Stuart Murdoch'un Glasgow'dan Londra'ya taşınıp karşılaştığı şeyler yüzünden hayal kırıklığına uğramasının ardından Glasgow'a geri dönmesiyle temeli atılan grup, Glasgow'da yer alan bir kafede kurulurken küçük ve lokal bir grup olarak devam etmek istese de Tigermilk albümünün ülke genelinde büyük ses getirmesi, Belle and Sebastian'ın kalbimizin en derinine dokunan müziğinin yolcuğunu başlatmış oldu. 1966 yılında Fransız yazar Cecile Aubry tarafından yazılan ve 6 yaşındaki bir çocuğun köpeğiyle olan ilişkisini konu alan bir romanın televizyon adaptasyonunu izleyen Murdoch, bu ikiliden çok etkilenerek bir hikaye yazıyor ve grubun ismi böylelikle Belle and Sebastian oluyor. Tıpkı müzikleri gibi: hem hayatın içinden hem de bambaşka bir dünyaya aitmiş gibi hissettiren bir durum. Belle and Sebastian, müzik üretim sürecine oldukça kalabalık bir ekiple başlıyor: Grubun kurulmasında, bir durum romanı yazarmışçasına şarkılarını kaleme almasıyla ve bu romansal müzikal dünyaya ses vermesiyle Steve Murdoch, kemanıyla Sarah Martin, Belle and Sebastian sound'unun vazgeçilmez enstrümanı olan gitarda Stevie Jackson, klavyede Chris Geddes, bas gitarda Stuart David, bateride Richard Colburn ve grubun demirbaş enstrümanı çelloda Isobel Campbell. Bu yedi üniversiteli öğrencinin hayatlarında farklı detaylar olsa da hepsi tek bir konuda hemfikir: grubu olabildiğince küçük bir çevrede tutup müziğin kişisel yaşantılarına engel olmamalarını sağlamak. Tabii ki işler grubun istediğinin tam tersi yönde gelişiyor ve Tigermilk, yayınladığı andan itibaren İngiltere'nin müzik gündemine oturdu. Bir anda kazandıkları popülariteyle basit bir okul projesi ya da arkadaş takılmacasının birkaç adım ötesine geçmiş olan grubun hayran kitlesinin oluşması da zaman almadı. İlk albümleriyle gördükleri yoğun ilgiyi sene boyunca birçok farklı evde, kilisede, kütüphanede, kafede ve konser alanında konser vererek taçlandıran chamber-pop grubu, 1997'de yılında çıkardığı ikinci albümü If You're Feeling Sinister albümüyle ününü ve sesini farklı kıtalara da duyurabilmeye başlamış olacak ki takvimler 1997'nin Eylül ayını gösterdiğinde Belle and Sebastian, sevilen şarkılarını bu sefer farklı bir kıtada, Amerika'da seslendirdi. İkinci albümünün üstüne art arda üç EP yayınlayarak içten hikaye anlatıcılığının yanında üretkenliğiyle de gönüllerde taht kurmaya hak kazanan grubun 1997 yılında çıkardığı EP'ler şu şekilde: Dog on Wheels, Lazy Line Painter Jane, 3...6...9... Seconds of Light. Grup, çıkardığı iki albüm ve üç EP ile müzik yazarlarından ve indie müzik çevrelerinden güçlü ve olumlu dönütler aldı ve Belle and Sebastian, özgün kimliğiyle alternatif müziğin önde gelen isimlerinden biri olmaya hak kazandı. Benim Belle & Sebastian ile tanışma hikayem ise sanatın türler arası paslaşımının belki de en güzel ikilisi olan sinema-müzik ilişkisiyle oldu. 2014 yapımı olan ve yine Belle and Sebastian'ın yaratıcısı Stuart Murdoch'un elinden çıkan bir proje olan God Help the Girl, bir müzikal film. Pretty Eve In The Tub'daki Eve'in ta kendisi, Eve doğaçlama bir şekilde güzel müzik icra edebilen bir kadın. Film boyunca Eve'in hayatından kesitleri, Belle & Sebastian'ın başarıyla yerleştirilen God Help The Girl albümü eşliğinde dinliyoruz. Bu filmi ilk kez izlediğimde grubu tanımıyordum, filmin havası da bana kaldırabileceğimden de çok hipster gelmişti ancak filmi izledikten sonra kendimi bilinç dışı bir şekilde filmin soundtrack'ini dinlerken bulunca Belle and Sebastian dünyasına girerek kendime bir şans tanımak istedim. Giriş o giriş, tanışma anımdan itibaren hayatımın belirli dönemlerinde kendimi B & S şarkılarını yaşarken buluyorum. God Help The Girl'ü dışarıda tutarsak grubun baştan sona dinlediğim ilk albümü, 1998'de yayınlanan ve müzik yedilisinin yaptığı en başarılı albümlerden biri olarak kabul edilen The Boy With the Arab Strap oldu. Tıpkı bir bebeğin öğle uykusundan uyanıp emzirme saatinden sonra en keyifli ve tatlı anlarını yaşaması gibi bence The Boy With the Arab Strap ile B & S da bu albümle üstündeki toyluğu atarak yaptığı müziği daha kendinden emin ve temiz bir noktaya oturtabilmiş. Özgün hipster tarzına dair herhangi bir endişesi olmayan fakat gevşekliğe de yer vermeyen bir Belle and Sebastian karşılıyor bizi The Boy With the Arab Strap albümünde. 12 şarkının yer aldığı bu albümde tempo, albümde geçirilen dakikayla birlikte artıyor, albümün 9. parçası olan ve albüme de adını veren The Boy With the Arab Strap ile bu müzikal seyir şahlanıyor. Albümün son parçası The Rollercoaster Ride ile bize bu albümdeki rollercoaster yolculuğunun bittiğinin sinyallerini veren grup, 2001'de bas gitarist Stuart David'in solo kariyerine odaklanabilmesi için gruptan ayrılmasının ardından ilk büyük müzikal kırılımını yaşamış oldu. Stuart David'in ayrılığının ardından 2001'de Jonathan David ve I'm Waking Up To Us EP'lerini ve 2002'de Storytelling filmi için yaptıkları soundtrack albümünü yayınlayan ve bu albümün ardından Kuzey Amerika turnesine çıkan grup, kayıtlardaki viyolonselin sahibi olan Isobel Campbell'in de gruptan ayrılmasının ardından büyük bir müzikal değişime gitti ve hem döneminin ruhuna ayak uydurarak hem de yeni bir kan arayışı ile daha elektronik bir sound'a kaymaya başladı. 2003 yılında plak şirketi değişikliğine giderek Matador Records'a veda eden grup, yeni şarkılarını Rough Trade Records'tan paylaşmaya başladı. Bu transferin en taze çıktıları Step Into My Office ve I'm a Cuckoo teklileri, İngiltere'deki listelerde yüksek sıralara ulaşarak grubun başarılarına başarı kattı, özellikle I'm a Cuckoo ile grup kendi dinleyici kitlesinin de dışına ulaşabilmeyi başardı. Hüznün neşeli tınıları veya neşenin hüzne sıkıştığı notaları bizimle buluştururken indie müziğin ruhuna uygun davranan Belle & Sebastian, sene 2005'i gösterdiğinde üç sene boyunca hiçbir şey yayınlamayarak müziğe şimdiye dek verdikleri en uzun arayı verdikten sonra yayınladığı The Life Pursuit ile kendilerinden beklenmeyecek derecede mutlu ve yüksek tempolu bir geri dönüş yaptı. Tekrara düşme endişesinin ve grubun iki üyesinin birbirine yakın tarihlerde ayrılmasının hissedildiği bu albüm, dinleyiciye yeni ve tazelenmiş bir Belle & Sebastian portresi sunuyor. Another Sunny Day ve Funny Little Frog gibi ilkbahar aylarının soundtrack'i olabilecek şarkıların bulunduğu The Life Pursuit, 13 şarkıdan oluşuyor. The Life Pursuit'in ardından müziğe ara veren ve 2008'de yayınladıkları The BBC Sessions albümü dışında hiçbir müzikal faaliyet göstermeyen grup, 2010 yılında Write About Love'ı yayınladı. Uzun süreli ayrılığın ardından grup, güzel ve başarılı bir dönüş sağlayarak kendini yeniden hatırlattı. Eski üretken temposunu daha oturaklı ve arada nefes payları ve esler bırakarak devam ettiren grup, 2013'te The Third Eye Centre albümüyle müziğe devam etti. Bu süre zarfında grup üyeleri kendi solo kariyerlerinde de müzik üretmeye devam ettiler, belki de bu yüzden The Third Eye Centre, diğer albümlerle kıyaslandığında belki bir köprü görevi gördü, belki üstüne daha az uğraşılmış bir albüm oldu. Yukarıda da bahsettiğim gibi 2014'te yayınlanan God Help The Girl'ün ardından grup, (burada tam son dönem yazacakken albümün 2015'te, yani 7 sene önce çıktığını fark ettim) son üretimleri arasında benim kişisel favorim olan Girls in Peacetime Want to Dance albümünü yayınladı. İçinde The Party Line, Nobody's Empire ve The Everlasting Muse gibi loop'un içinde loop'a almalık şarkıları barındıran 12 şarkılık albüm, Grammy ödüllü Ben H. Allen'ın prodüktörlüğünü üstlendiği bir albüm oldu. Beş sene önce How to Solve Our Human Problems EP'sini yayınlayan grup, We Were Beautiful gibi üstüne paragraflarca övgüler yağdırılabilecek bir şarkıya imza attı. HTSOHP albümünün ardından müziğe devam eden grup da hepimiz gibi pandemi engeline takıldı. 24. yılını pandemide kutlayan grup, konser veremediği ve turneye çıkamadığı süre zarfında live performanslarını derlediği What to Look for in Summer albümünü yayınladı. Sevdiğimiz grup son olarak, geçtiğimiz Cuma günü Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasının ardından bu saldırıya karşı If They're Shooting at You isimli teklisini yayınlayarak Ukrayna halkına desteğini gösterdi. Hayatın her türlü zorluğunu diskografisine başarılı bir şekilde yediren grup, savaşın yıkıcı yanlarını son teklisinde de anlatmak konusunda zorlanmıyor. If They're Shooting at You'nun klibinde Ukraynalı fotoğrafçıların kadrajından bir kolaj oluşturmayı tercih eden grup, şarkıdan ve klipten elde ettiği tüm geliri ICRC'ye bağışlayacağını belirterek müziğin iyileştirici ve ilham verici gücünü kullanmaktan da geri durmuyor. Mayıs ayında yeni bir albüm ile beklenilen kavuşmayı yaşayacağımız Belle and Sebastian, yeni şarkılarında da insanlara ve insanlığa hüzünlü bir umut aşılamaya devam edecek gibi duruyor. 26 sene boyunca hayatın her alanını içtenlikle ve dünya üstü bir realistlikle yakalamayı başaran ve kendine özgü bir dinleyici kitlesi yaratırken müzikal çizgisini esneten fakat bu terk etmeyen İskoçyalı indie-pop grubu Belle and Sebastian, müzik üretmeye devam ettiği her an hayatımızdaki yenilikleri, müziğin tek ve evrensel bir dil oluşturabilme gücünü her daim kanıtlamaya devam edecek. Bir gün Belle & Sebastian yeni bir albüme veya kayda imza atmayacak olsa bile şarkıları, birçok farklı jenerasyonun, sayısız hayatın günlük deneyimlerini ve hislerini zamansız ve mekansız bir şekilde anlatmaya devam edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belle-and-sebastiandan-duble-album-geliyor/", "text": "İskoçyalı indie pop grubu Belle and Sebastian, konser kayıtlarından oluşan bir duble albüm paylaşacağını açıkladı. 11 Aralık'ta New York temelli Matador Records aracılığıyla yayınlanacak albüm What to Look for in Summer, grubun 2019'daki dünya turu ve Boaty Weekender Cruise gemisi performanslarından oluşacak. Albümlerin yapım aşamasında İngiliz progressive rock grubu Yes'in Yessongs ve İrlandalı rock grubu Thin Lizzy'nin Live and Dangerous adlı konser kayıtlarından oluşan albümlerinden esinlendiklerini açıklayan grup, uzun bir süre boyunca albümün adının Live and Meticulous olmasını istediklerini fakat daha sonra vazgeçtiklerini belirtti. Çıkacak albümün şarkı listesine ve kapak çalışmasına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belle-and-sebastiandan-yeni-tekli-i-dont-know-what-you-see-in-me/", "text": "Doksanların ortasında indie pop ve rock akımı içerisinde kendilerine önemli yer edinmiş ünlü İskoç grup Belle and Sebastian, 2023'e sağlam bir giriş yapıyor. Bu cuma çıkacak olan Late Developers albümünden yayınlanan I Don't Know What You See In Me adlı ilk tekli, Belle and Sebastian'ın prodüktör, besteci Wuh Oh 'la ilk ortak çalışması olarak dikkatleri çekiyor. Andrew Litten yönetmenliğindeki klibi eşliğinde I Don't Know What You See In Me tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belle-and-sebastianin-stuart-murdochu-ilk-romanini-yayinlayacak/", "text": "Murdoch yeni kitabı hakkında Yıllardır bunun hakkında şarkı söylememe rağmen bu hikayeyi uzun bir şekilde anlatmanın doğru zamanı gibi geldi diyor. Popüler indie gruplarından Belle and Sebastian'ın üyesi Stuart Murdoch, ilk romanı Kimsenin İmparatorluğu'nu Eylül 2024'te Kuzey Amerika'da HarperVia ve Birleşik Krallık'ta Faber aracılığıyla yayınlayacağını duyurdu. Kısmen anı, kısmen kurgu olan roman 1990'ların başında Glasgow ve Kaliforniya'da geçiyor. Kronik yorgunluk sendromu nedeniyle hastaneye kaldırıldıktan sonra yeni dünyanın yeniden keşfi arayışında olan bir karakteri konu alıyor. Murdoch'un heyecanı ve hevesi bizlerin de bu kitabi iple çekmesine sebep oluyor. 1 yıl sonra çıkacak kitabı elimize almak için gerçekten de sabırsızlanıyoruz. O zaman şimdi sizleri Belle and Sebastian'ın Suki Waterhouse ile beraber yapıp haziran ayında paylaştığı son çıkardıkları eser olan tekli ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belle-and-sebastianın-yeni-videosuyla-iskoçyaya-taşınıyoruz-we-were-beautiful/", "text": "İskoçya'nın en tatlı grubu, yaptıkları her işi sabırsızlıkla beklediğimiz Belle and Sebastian, geçtiğimiz aylarda yayınladığı ve bizim de haftalarca loop'a alıp dinlediğimiz We Were Beautiful şarkısı için çektiği videoyu paylaştı. 2015'te yayınladıkları Girls In Peacetime Want To Dance albümüyle kendilerine olan özlemimizi kısmen giderebilmiş, aynı yıl ülkemizde verdikleri konser sayesinde de Belle and Sebastian'a olan aşkımızı dağlara taşlara haykırmıştık. We Were Beautiful yayınlandığı zaman da ayrılmak istemediğimiz eski sevgilimizle yeniden karşılaşmışız gibi hissettik. Bize bu hisleri yaşatan şarkının şimdi güzel bir videosu var! Yönetmen koltuğunda Franz Ferdinand'la yaptığı işlerden tanıdığımız Blair Young'ın oturduğu şarkının Glasgow'da çekilen videosunda, sıradan bir cumartesi sabahına uyanan insanları görüyoruz. İnsanın içine işleyen şarkı ve kısa film tadındaki videoyla parçalar yeniden bir bütün haline geliyor ve Belle and Sebastian'ı neden bu kadar sevdiğimizi bir kere daha hatırlıyoruz. We Were Beautiful'la birlikte Yeni albüm mü geliyor? sorusu zihnimizde uçuşurken, kalbimiz Evet, kesin geliyor! diyerek hızlıca çarpmaya başlıyor. Umarız haklı çıkarız ve yeni Belle and Sebastian albümü yıllarca müzik çalarlarımızdan eksik olmaz! We Were Beautiful'un videosu için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/belle-sebastianın-yeni-epsi-ile-tüm-sorunların-çözümü-var/", "text": "İskoçya'nın tatlı grubu Belle & Sebastian, geçtiğimiz aylarda How To Solve Our Human Problems adlı üç adet EP serisi yayınlayacağını açıklamış ve hepimizi mutlu etmişti. Dün bu EP'lerden ilkini Matador Records etiketiyle yayınlandı bile! How To Solve Our Human Problems (Part 1)'da grubun daha önce single olarak yayınlanmış olduğu We Were Beautiful adlı mükemmel şarkı da yer alıyor. Dinledikçe Canım sen hala çok güzelsin! dedirten şarkıya Sweet Dew Lee, Fickle Season, The Girl Doesn't Get It, Everything Is Now adlı dört adet şarkı eşlik ediyor. Dur bir kahve koyayım, sonra ne dinleyeceğimi bulurum. diyenler hiç yorulmasın. Belle & Sebastian'ın son güzelliği, adeta hafta sonu için yaratılmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bells-of-youthdan-yeni-video/", "text": "Bells of Youth, tamamı kadın beş kişiden oluşan Hollandalı bir grup. Grup yaptıkları müziği Blondie kadar Punk, Fleetwood Mac kadar rock'n'roll olarak tanımlıyor. 2014'te 'BOY' isimli ilk albümlerini yayınladılar. Aynı yıl ülkelerinde ve yurtdışında, aralarında Black Cross Paaspop ve Sziget'in de bulunduğu 40'tan fazla festivalde yer aldılar. 3FM ve Radio2 gibi radyoların 'yeni yetenek' radarına giren grubun She Said/He Said adlı parçası, bu radyoların çalma listelerinde yer aldı. 2015 yazında grup, daha önce AC/DC, Bob Marley ve Iron Maiden ile de çalışmış prodüktör Tony Platt ile stüdyoya girerek ikinci albümlerini kaydetti. V2 Records etiketi ile piyasaya çıkacak olan albümün çıkış tarihi ise Nisan 2016. Bells of Youth'un yeni albümünden çıkan ilk single'ı ise Arcadia parçası oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ben-fero-bir-seyleri-farkli-yaptiginizda-insanlar-kayitsiz-kalamiyor/", "text": "Sekiz ayda Youtube'ta toplam otuz milyon izlenmeye ulaşan üç parçası bol bol Güzelbahçe, basketbol, bodybuilding ve eğlence ihtiva ediyor. Spotify'da Türkiye Viral 50 listesinin ilk 12'sine 10 şarkısıyla birden giren ilk albümü Orman Kanunlarının yayınlanmasının iki gün sonrasında Ben Fero'yu Bir Baba Indie ile Başköşe programında konuk ettik. Bu röportaj 22.02.2019 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie ile Başköşe programında Ben Fero ile gerçekleştirilen sohbetin bir bölümünün deşifresidir. Programın ses kayıtlarını ise buradan dinleyebilirsiniz. Ben Fero: Evet, teknik olarak bir sene olmadı. İlk şarkımı 8 Haziran'da yayınladığım için yaklaşık dokuz ay gibi bir süre oldu sanırım. Ben Fero: Her şey beklentimden çok çok daha iyi gidiyor. Kendi belirlediğim hedeflere yakın bir şey olacağını düşünüyordum ama bu kadar kısa sürede bu noktaya geleceğini hiç düşünmüyordum. Mahallemiz Esmeri yaparken bu şarkı bir yıl içerisinde Youtube'ta bir milyon izlenmeye ulaşırsa bu işe devam ederim diye düşünüyordum. Sağ olsun insanlar beğendiler, beni de motive ettiler. Cihad: ... ve şarkı sekiz ay içerisinde on milyon izlenmeyi geçti. Ben Fero: Evet, ben de bundan cesaret alarak devam edebildim. Sonuçları da bu şekilde oldu. Tuğçe Yapıcı: Albümdeki tüm şarkılar yayınlandığı ilk günde Spotify Türkiye Viral 50 listesine girdi. Ben Fero: Evet, onun dışında Ezhel'in Felaket şarkısı ve Reynmen'in Derdim Olsun şarkıları var Top 10'da. Yani Top 12'ye albümdeki on şarkı da girmiş oldu. Ben Fero: Ben İşletme mezunuyum, o yüzden istatistiği severim. Hem yurt dışındaki hem de Türkiye'deki piyasayı, izlenme ve dinlenme sayılarını takip ediyorum. O yüzden bütün şarkıların Top 50'ye girme ihtimali olduğunu düşündüm. Çünkü bunun sadece benim şarkılarımın iyi olmasıyla alakası yok. Bunun o sırada çok dinlenen bir insanın yeni bir şey çıkarmamasıyla da alakası var. O sıralarda çok büyük sanatçılar bir şey çıkarmayacağı için Top 50'ye girebileceğini düşündüm ama bu noktada değil. Ben Fero: Ben hazırım, ön hazırlıklar için de İstanbul'a erken geldim. Önümüzde beş gün var. Tuğçe: Dilersen hikayenin en başına dönelim. İlk defa 2017 sonbaharında Ezhel'in albümünü dinlemişsin ve Türkiye'de bu müziği beğenen yüz kişi varsa benim yapmak istediğim müziği de en azından on kişi beğenir demişsin. Türkiye'de ilk defa trap müzik yapıldığını fark etmen Ezhel'in Müptezhel albümünü dinlemene tekabül ediyor. Ben Fero: Evet, kesinlikle. 2005-2010 seneleri arasında çok yoğun olarak Türkçe rap dinledim. Sonrasında üniversite ve askerlik sebebiyle hobilerimi yürütmeye çok vaktim olmadı. Ezhel'i dinleyince oradan büyük bir cesaret aldım. Bana ilham kaynağı oldu ve ben de başladım. Ben Fero: Çok güzel soru, bunu hiçbir yerde konuşmamıştım. Rap camiasından, müzik, sanat vs. camialarından hiçbir tanıdığım yoktu. Çocukluk arkadaşım Cankut Öztürk'ten beni Anıl Piyancı ile tanıştırmasını rica ettim. Anıl ile tanıştığımızda ona bir şarkı yapmak istediğimi anlattım ve stüdyosunu kullanıp kullanamayacağımı sordum. Anıl da stüdyosunu kimseye açmıyormuş ama Cankut çocukluk arkadaşı olduğu için bana özel bir torpil yaptı. Böylece Mahallemiz Esmeri Anıl'ın Yeşil Oda Yapım stüdyosunda kaydettik ve daha sonraki şarkılarımın büyük çoğunluğunu yine aynı stüdyoda prodüktör Can Volkan ile birlikte yaptık. Yani geçen aya kadar kayıtları hep İzmir'de alıyordum. Ben Fero: Evet hala İzmir'de yaşıyorum ama tabii şimdi artık çok sık gidip geliyorum İstanbul'a. Ben Fero: Evet, 2009-2014 arasında Sabancı Üniversitesi'nde okuduğum dönemde İstanbul'da beş yıl yaşadım. Cihad: 28 Eylül'de Zorlu'daki bir konserde Ezhel'in sahnesine konuk olarak gelmiştin, ben seni ilk kez orada tanıdım. O zaman sana dair hiçbir fikrim yoktu ama sahneye çıkmanla birlikte ortamdaki enerjiye ikiye, üçe katlandı. O zamana kadar seni fark etmediğim için çok şaşırmıştım, eve gidip baktığımda Mahallemiz Esmerin bir milyon izlenmeyi geçmiş olduğunu gördüm. Ben Fero: Şu ana kadar çıktığım sahneler arasında en kalabalık olan oydu. İki bin kişi vardı. Benim için üstesinden gelmem gereken bir sınav gibiydi ama keyifle bunu yapabildim ve aldığım feedback'lere göre insanlara da keyif verebildiğimi düşünüyorum. Ben Fero: 2018 kışında NBA All Star'a gitmeye karar vermiş ve uçak biletimi bile almıştım ama Amerika vizelerine başvurular bir süreliğine durdurulmuştu. O dönem de tam benim başvuracağım zamana tekabül etti. Uçak biletimi iptal ettirdim, ertesi gün başvurular tekrar başlatıldı. Adeta ayarlanmış bir şey gibiydi. Tuğçe: Ve sonuç olarak Amerika gezisi için biriktirdiğin parayı Mahallemiz Esmerin prodüksiyonuna yatırdın. Ben Fero: Hıdıdı stili Snoop Dogg'ın yeni nesil rapçiler ilk hareketlenmeye başladığında onlardan bahsederken kullandığı bir laftı. Aslında Snoop Dogg bu tarz rapçileri biraz aşağılıyor ama baktığınızda da kulağa hakikaten biraz hıdıdı bıdıdı gibi geliyor. Ben Fero: Zekeriyaköy'ün deniz kenarında olup, biraz daha az kalabalık olanı, ama yine İstanbul'un biraz dışında. Ne tam yazlık ne de tam kışlık bir yer. Huzurlu, sakin bir yer, balıkçılar var. Yeşili çok. Zekeriyaköy kadar da high-class değil. O tarz bir yer. Cihad: Basketbol oynuyor musun hala? Klibinde de gördük çünkü. Ben Fero: Evet, çok seviyorum ve hala oynuyorum. Benim için çok büyük yeri var. Basketbolun bana verdiği yorgunluk beni çok mutlu ediyor ve rahatlatıyor. Hem fiziksel kontakt var, hem teknik var; hem de hız, atletizm önemli olduğu için güzel bir spor. Cihad: Zaten hip-hop kültüründe de basketbol her zaman var olan bir spor. Ben Fero: Kesinlikle, baktığınızda hip-hop kliplerinde en çok gördüğünüz spor basketboldur. Ben Fero: Bir gün ofiste oturuyordum... O zamanlar çalışıyordum, geçen eylül ayında işten ayrıldım. Hatta bayağı bir ikisini aynı anda götürmeye çalıştığım dönem oldu. Bayağı yorucuydu. Ezhel ile beraber sahneye çıkıyordum, pazartesi ise mesai yapıyordum. Mahallemiz Esmerin yeni yayınlandığı dönemde bir gün ofiste otururken Ezhel 06 ve DJ Artz beni takip ettiler. O zamanlar Ceza Fan Page, Şehinşah Fan Page gibi bir sürü sayfa beni takip ediyordu. Acaba kendileri mi takip ediyorlar? diye girip bakıyordum ve fan sayfası olduğunu görüyordum. O yüzden onları da fan sayfası zannettim ama peş peşe takip ettikleri için acaba kendileri mi? diye düşündüm. Instagram'dan girip bakınca kendi profilleri olduğunu gördüm. Efe Çelik'e Instagram'dan mesaj atıp teşekkür ettim. Sonrasında ilk DJ Artz ile görüştük, beni bir hafta sonraki Ezhel konserine çağırdı. Ezhel ile de orada tanıştık. Ondan sonra hep aynı şehirde denk geldiğimizde görüştük. Ben Fero: Evet dediğiniz gibi genelde tepkisiz kalan insan olmuyor. Ya pozitif ya da negatif bir geri dönüş oluyor. İkisini de gayet doğal buluyorum, biraz biraz da alışmaya başladım. Mahallemiz Esmeri ilk yayınladığımda insanlar bayağı sert tepkiler verdiler, o zaman da daha ilk defa böyle bir şey yapmış olduğum için neredeyse acaba bir yerlerde yanlış mı yaptım? diye düşünmeye başlayacaktım ama yine de kendi dinleyiciliğime ve görüşlerime güvendiğim için her zaman yaptığım işin arkasında durdum. İnsanlar ilk defa beni gördüğünde genelde negatif tepkiler verdiler, garipsediler ya da değişik buldular. Hak da veriyorum, yaptığım şeyler Türkiye'de çok alışılmış şeyler olmayabilir. Benim dediklerimi dinlemeden, bir röportajımı bile izlemeden şarkılarımı dinledikten sonra zaman geçtikçe alıştılar. Anladığım kadarıyla albüm çıktığından beri bir sürü insan beni ilk defa tanıdı. İlk defa dinleyen insanların tepkisi bu şekilde olduğu için şu anda böyle bir tepki var. Ama hep şu şekilde oldu: İnsanlar dinledikçe, izledikçe aa keyifliymiş, sardım dediler. Tuğçe: Acaba senin tabirinle değişik, çok da görülmemiş bir şey olması mı bu kadar keskin hislere yol açıyor? Çünkü insanlar hem Youtube'ta hem ekşi sözlük'te senin için birbirleriyle kavga ediyorlar. Ben Fero: Bir şeyleri farklı yaptığınız zaman insanlar hiçbir zaman kayıtsız kalamıyor. Aynı sizin dediğiniz gibi, pozitif veya negatif... Beni tam tanımadan, araştırmadan yaptıkları yorum olabilir. Hiçbir zaman beni beğenmiyor olabilirler. Gayet anlayışla karşılıyorum ama evet, insanların internette bunu yapmasına da şaşırıyorum. Çünkü ben yirmi yıldır bu müziği dinliyorum, beğendiğim şarkıyı dinledim, beğenmediğim şarkıyı dinlemedim yani. Sonuçta yayınlanmış her şarkı benim beğeneceğim şekilde olacak diye bir kaide yok. Hiçbir zaman da altına girip bu çok kötü olmuş diye yorum yapmadım. Adam sunmuş, oraya koymuş. Bir kere açtım, beğenmediysem bir daha açmadım. Beğendiğimi beş kere açtım, on kere açtım. Bu şekilde. İnsanların kendi bileceği iş, sonuçta o da bir özgürlük, yorum yapabilirler yani. Tuğçe: Albümde yer alan Akalım parçasında minik bir serzenişin var radyolarda çalmamak üzerine, radyocu olarak dikkatimizi çekti. Ben Fero: Yani aslında zaten çalmıyordu radyolar, temennim de çalmaları değildi. Evet şimdi şaşırıyorum ama zaten hip hop zaten dinlenen bir müzik türü -kendimden bahsetmiyorum-, neden dinlenen bir müzik türü radyolarda çalınmıyor? diye düşünüyordum. Velhasıl, ondan dolayı ufak bir sitemim vardı o şarkıda ama eğlenceli bir şarkı yapmaya çalıştım. Amacım sitemden veya üzüntü belirtmektense insanlara kafa sallatmaktan başka bir şey değildi. Ben Fero: Furkan Karakılıç beş şarkının beat'lerini yaptı: Yaylan, Akalım, Babafingo, Buldum ve 3 2 1. Anıl Piyancı'nın prodüktörü Can Volkan da bir tane yaptı. Bir tane Diverse mahlaslı Yiğit isimli bir arkadaşım yaptı, bir tane de Tanerman yaptı. Ben Fero: Yok, benim hiç yapabileceğim bir şey değil o. Ben sadece bu iyiymiş deyip üzerine zenginleştirmeye yönelik tavsiyelerde bulunabiliyorum. Ben Fero: Evet, düetler yaptım zaten. Ben Fero: Sercan ile henüz düet yapma fırsatı bulamadık ama yaptığım düetler var. Khontkar ile yaptım, Keişan ile yaptım, onun dışında Berkcan Güven ile de yaptım. Ben Fero: Bu işte de yeni olduğum için onu biraz zaman gösterecek. Kendimi geliştirmek istiyorum biraz. Sesimi kullanırken olsun, müzik bilgim, nota bilgim vs. Şu an çok bir şey diyemiyorum ama benim asıl ruhum trap, hip-hop; kısaca rap yani. Ben Fero: Bu müthiş profesyonel ve çok güzel bir şey, gerçek müzik. Ama çok benim tarzım olduğunu sanmıyorum. Ben Fero: Farklı ve kendilerine has bir şeyler yapmaya çalışabilirler ve imkanları dahilinde en çok emek vererek yapmaya çalışabilirler. Yani siz ortaya insanların beğenebileceği bir şey sunduğunuzda zaten gerisi kendiliğinden oluyormuş. Ortaya koyacakları iş en önemlisi. Ne bunu paylaştırmak ne de yaymak. Olacağı varsa o kendiliğinden oluyor. Kendi içinize sindirecek kadar, daha iyisini yapabilir miydim? diye şüpheniz olmayacak kadar en iyisini yapmanızı, kendinizi zorlamanızı tavsiye ederim. Ben Fero: Oklahoma City batıda, Toronto doğuda. Ben Fero: Dünyada birçok şeyi temin ettiğimiz yerden, internetten. Ben Fero: Şu ana kadar yayınlanmış şarkılar arasından Biladerim İçin. O yüzden dinleyiciye de çok teşekkür ediyorum, affedersiniz maldan anlıyorlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ben-feronun-ilk-albumu-orman-kanunlari-yayinda/", "text": "Yerli trap sahnesinin hızlı çıkış yapan isimlerinden Ben Fero, ilk albümü Orman Kanunlarını bugün itibarıyla dijital platformlarda yayınladı. Geçtiğimiz yıl içerisinde yayınladığı Mahallemiz Esmer, Kimlerdensin ve 3 2 1 parçalarıyla milyonlar dinlenen Ben Fero, beklenen ilk albümü Orman Kanunları'nı 20 Şubat itibarıyla yayınladı. İlk yayınladığı single'ların da dahil olduğu toplam 10 parçadan oluşan ilk albüm 34 dakikadan oluşuyor. Mix ve mastering çalışmaları Can Volkan tarafından yapılan albümün kapak görselleri ise Berkcan Güven ve Alper Çanakçı tarafından yapılmış. Ben Fero, biletleri tükenen Orman Kanunları albüm lansman konseriyle 27 Şubat Çarşamba gecesi Salon sahnesinde olacak. Ayrıca, yayınladığı ilk albüm Orman Kanunları sonrasında Ben Fero, 22 Şubat Cuma günü 19.00-20.00 saatleri arasında Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie ile Başköşe programının konuğu oluyor. Programı 94.9 frekansından veya www. acikradyo. com. tr adresinden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ben-sana-öylesi-taptım-inan-palmiyeler/", "text": "Mart ayının sonlarında Palmiyeler isimli bir grup Palmiyeler isimli bir Ep çıkardı. The Ringo Jets'in İstanbul'dan çok Milano'da çaldığı, The Away Days'in Londra'da yatacak kanepe aradığı müzik ortamımızda çok fazla konser veremediler. Palmiyeli bir şehir olan Antalya'da kendilerini çığlıklarla karşılayacak bir genç kız kitleleri henüz oluşmadı, radyolarda kendilerine fazla yer bulamadılar, Fox'un hiç bir yaz dizisinde şarkıları çalınmadı. Hatta kendileri ile Soundcloud üzerinden iletişime geçtiğimizde bizi konser organizatörü zannettiler. 10'lu yıllar ortaları Türk Indie'si idealinden konuşmak istiyorsak karşımıza bir kaç tane fraksiyon çıkıyor. Bir yanda Yüzyüzeyken Konuşuruz, Son Feci Bisiklet, Kalben, Adamlar gibi yeni dönem ülke içi pazara çalışan gruplar; bir yanda Ringo Jets, The Away Days, She Past Away gibi daha dış pazara yönelik çalışan gruplarımız var. İlk olarak tanımlanan gruplar, bu topraklara ait janra kalıpları içerisinde daha Türk işi bir estetik algıyla şarkılarını oluşturuyor. İkinci olarak tanımlanan ingilizce isimli gruplar ise direkt olarak batıdan gelen, tüm dünyada kabul edilmiş janraların bütün tipik özelliklerini taşıyacak şekilde şarkılar yapıyorlar. The Ringo Jets'i dinlediğimiz zaman dünyanın herhangi bir yerinden çıkmış bir Garage Band duyuyoruz. The Away Days çalmaya başladığı zaman pantolonlarının paçalarını Berlin'de mi yoksa New Jersey'de mi daralttıklarını anlayamıyoruz. Böylesi heyecan verici -daha küresel- müzikal olaylarını pek fazla yaşayamadığımız için ne zaman böylesi bir grup türese bir heyecan, bir sevinç... Palmiyeler de bu sayılan gruplar gibi. Bol reverblü, kırçıllı gitarlar, delay'e boğulmuş vokaller; bazen The Cure'u bazen Stone Roses'ı azıcık da Mac Demarco'yu hatırlatan bir sound. Gitar Johnny Marr gibi çalınıyor. Bazen sadece sol kanala yaslanmış şekilde duruyorlar bazen de 80'lerin chorus çılgınlığındaki gibi akortsuz gelen gitarları iki kanaldan da duyuyoruz. Çok alışkın olmadığımız şekilde back vokal kullanıyorlar. Şarkıların aralarında ah, uh diye sesler çıkarıyorlar. Arada bir yine alışık olmadığımız şekilde bir kızın sesini de duyuyoruz Kendisi bir yandan da davul çalıyor. Rana, tüm Ep boyunca basit ritmler ile ilerliyor ama kesinlikle insanı hareket ettiriyor. Baslar bir o kadar basit ama azı ya da fazlası olsa şarkılar bir anda çöker gibi duruyor. Karmaşık bir müzik değil nitelikli bir müzik yapıyorlar. Prodüksiyonları adeta İngiltere ya da Amerika'da yapılmış gibi; ritmler bir anda değişiyor, klavyeler girip ortamı buğulandırıyor, synthesizerlar çıkıp bir berraklık katıyor. Albümün miksi Umut Metin tarafından yapılmış; yağ gibi, bir o kadar da özgür akıyor EP. şeklinde cevaplıyorlar. Açıkcası hangi Türk gruplardan ne açıdan etkilendiklerini çıkarmakta zorluk çekiyoruz ama hamurlarında buralara ait bir şey olduğu belli. Bu hamur, bu Türk hamuru, onları en değerli yapan noktada ortaya çıkıyor. Biraz önce sayılan, dünya piyasasındaki amiral kayığı gruplarımızdan She Past Away ile elele farklı bir konumda duruyorlar; kendileri Türkçe sözlü müzik yapıyorlar. Kusursuz bir şekilde janra müziği yapıp Türkçe söz yazıyorlar. Batı janraları altında, anaakım müzik yapan türk gruplarının İngilizce söz yazmak gibi bir eğilimi var. The Ringo Jets bir röportajlarında bu durumu Türkçe'ye göre daha kolay. Söz dizimi rahat. Heceler çok daha rahat oturuyor diye tanımlıyor. Zaten bu rahatlığı sözlerin kompleksliğinde de görebiliyoruz. Palmiyeler, İngilizce söz diziminin rahatlığını Türkçe'ye çok güzel bir şekilde entegre ediyor. Ama büyük bir problem burada ortaya çıkıyor. Palmiyeler, One Lovegibi bir festivalde çıkmış olmasına rağmen hala çok büyük bir kitle edinmiş değil. Bu kadar yeni bir grubun Soundcloud'da 4 ay içerisinde maksimum 2000 dinlenme, Youtube'da 4500 izlenme sınırlarında geziyor olmaları doğal. Ama kendilerinin akranları olarak belirttikleri Kim Ki O, Haza Vuzu, Haylayf Ş. Üçgeni gibi grupların da inanılmaz bir fanbase'leri olmadığını varsayarsak, ve böylesi janra spesifik grupların medya ilgisizliği yüzünden göz önünde olmadığını göz önünde bulundurursak içinden enerji akan müzikleri ile kitleleri dans ettirme dualarına amin demekten başka bir şey yapamıyoruz. Sabahtan beri yalamaktan bir hal olduğumuz Palmiyeler'in kaliteleri hakkında izlenim veren bir başka konu daha var. Türk müziğinin en büyük sıkıntılarından birisi olan görsellik sorunu da kendilerinde bulunmuyor. Allah İngiltere'nin yeni öğrenci alım politikalarından ve internetten razı olsun. Son yıllarda ülkemizde çılgınca bir Visual Artist artışı yaşandı. Artık bizim de sexual innuendo kolajcısı sanatçılarımız, güzel sanatlar son sınıf soyutçularımız, Jpeg virtüözlerimiz var. Ama maalesef grupların görsel materyalleri Ocean Grunge, birkaç bilgisayar programı ile grup adı yazıp grup elemanlarının sıraya dizildiği kötü fotoğraflara efekt koymaktan ya da ışıksız ortamlarda DSLR ile klip çekmekten öteye gidemiyor. YÖKŞ ve Son Feci Bisiklet'in bayraktarlığını yaptığı bu yetersiz albüm kapağı kültüründe Palmiyeler profesyonel bakış açıları ile bir adım önde duruyor. Grubun bahsedilen gevşekliği ve rahatlığı Ep kapağının karışık kolajından, satışa çıkan tişörtlerine ve facebook'taki bannerlarına kadar her şeyde büyük bir tutarlılık ile yansıtılmış. İşi daha da güzel yapan taraf bütün görseller ile grup elemanlarının kendilerinin ilgilenmesi. Grup için görselleri oluşturmak grubun duruşunun göze hitap eden parçası ve bolca plastik sanatlar içeriyor. Bu da sevdiğimiz ve üzerinde çalıştığımız bir başka alan. Böyle olunca grup için bir şeyler üretmek de daha zevkli hale geliyor, hem grup olarak kendinizi daha iyi ifade etme şansı yakalıyorsunuz. Palmiyeler Ep yayınlama ve bir kaç konser verme sürecinde kendini gayet güzel şekilde ifade etti ve Türk Indie sahnesine çok güzel bir giriş yaptı. Artık ikinci Ep ya da albüm olur, daha fazla şarkılarını dinlemek istiyoruz, kalbimize daha fazla bıçak saplanmasını istiyoruz.. Her Şey Anlamsızın radyo düzenlemesini istiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/benjamin-clementine-ve-ilginc-hayati/", "text": "İngiliz besteci, müzisyen, şair ve aktör Benjamin Clementine 12 Ağustos'ta PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında İstanbul'daki dinleyicileriyle Zorlu PSM'de buluşmaya hazırlanıyor. Konser öncesinde ise geceye Zorlu PSM Amfi'de Melis Karaduman konseriyle ısınacağız. Şimdi gelin müzik dehası Benjamin Clementine'in geçtiği çakıllı yolları ve hakkında bilinmeyenlere kulak verelim. 34 yaşındaki İngiliz sanatçı Londra'da ağırlıklı olarak göçmenlerin yaşadığı Edmonton'da doğdu. Beş çocuklu ailenin en küçüğü olan Benjamin Clementine, Edmonton'da katı Romalı Katolik büyükannesinin yanında büyüdü. Büyükannesinin vefatından sonra ise ebeveynlerinin yanına taşındı. Küçük yaşlarda sıfır müzik eğitimiyle klasik eserleri çalabiliyordu! Ailesi, 11 yaşındayken bir piyano aldı ve Clementine fırsat buldukça piyano çaldı, ancak oğlunun hukuk okuyacağını uman babası onun müzik aletleriyle vakit geçirmesini yasakladı. Clementine notaları okumayı henüz bilmiyordu ama birkaç ay içerisinde kulak aşinalığı ile Erik Satie ve Claude Debussy'e ait eserleri taklit etmeye başladı. Radyoda durmadan duyduğu pop müzikten sıkıldıktan sonra Classic FM kanalı bu konuda ona yardımcı oldu. Sonraki beş yıl boyunca ebeveynleri boşanana kadar buna devam etti. Gençlik çağlarında aylarca sokakta kalmak zorunda kaldı! Clementine İngiliz edebiyatı hariç bütün derslerinde başarısız olduktan sonra 16 yaşında okulu bıraktı. Ardından ailesiyle bir tartışma yaşadı ve kendini Londra, Camden Town'da psikolojik ve mali sorunların üzerine evsiz bir şekilde buldu. 19 yaşına geldiğinde ise Paris'e taşındı ve birkaç yılını burada geçirdi. Place de Clichy isimli bölgedeki otellerde ve barlarda müzik yaptı, barınma ihtiyacını ise sokaklardan karşılamaya devam etti. Bir süre sonra Montmartre'da bir pansiyona taşındı ve 20 euro karşılığında 10 kişilik bir odada kalmaya başladı. Sonraki üç yıl boyunca şarkılar yazıp besteledi ve edindiği yarı bozuk bir gitar ve ucuz bir klavye ile müzik hayatına devam etti. Sokaklardan festivallere geçip ün kazanması çok hızlı oldu! Dört yıl boyunca adeta bir serseri gibi yaşadıktan sonra bir ajans tarafından keşfedildi ve ilerleyen zamanda Clementine'ın menajeri olacak olan Matthieu Gazier ile tanıştırıldı. 2012'de Festival de Cannes'da bir konser verirken, Fransa'da bir iş insanı olan Lionel Bensemoun ile tanıştı ve Clementine'in müziğini kaydedip yayınlayabilmesi için birlikte Behind plak şirketini kurdular. Fransız basınının ilgisini çekmeyi başardı ve Francofolies festivalinin İngiliz devrimi anlamına gelen la revelation anglaise des Francos lakabına sahip oldu. Daha sonra, Aralık 2012'de, Fransa'daki Rencontres Trans Musicales of Rennes'e davet edildi ve burada ilk kez büyük bir sahnede performans sergiledi. Arka arkaya tam dört gece çaldı. Güzel gelişmeler arasında şanssızlıklar asla peşini bırakmadı. Büyük bir anlaşma imzalamadan önce, Paris'te bağımsız plak şirketi olan bir Fransız tur acentesiyle tanışıp çalışmaya başladı ve İsviçre'deki Montreux Caz Festivali, Kanada'daki Montreal Caz Festivali gibi yüksek profilli festivallerde çaldığı kısa bir Avrupa turnesine çıktı. 2013'teki Kuzey Denizi Caz Festivali'ne davet edildi, ama Clementine katılamadı, çünkü tren bileti alacak parası yoktu ve Rotterdam'a gitmek için tek çaresi yürümekti. Clementine tam 45 kilometrelik yolu yürüyerek gitmeye çalıştı ama başaramadı. Buna rağmen iki yıl sonra aynı festivale katılımı için bir teklif daha aldı. 2014 yılında ilk stüdyo albümü At Least for Now'ın klip çekimi sırasında Clementine, İrlanda'da bir taş yığınının üzerine düştü, dirseğini ağır şekilde yaraladı ve daha sonra taşların üzerinde yürürken ayak parmağını kesti. 2015'in mart ayında ise benzer bir talihsizlik yaşadı ve Paris'teki bir konserinde parmağını derin bir şekilde kesti. Ama bu onu durdurmadı ve seyirciler ona peçeteler fırlatana kadar çalmaya devam etti. Benjamin Clementine gerçekten çok ilginç, zorlayıcı ve mücadele dolu bir geçmişe sahip. Karşısına çıkan şanssızlıklar onu asla durdurmadı ve çocukluğundan bu yana mücadelesine devam etti. Müzikal yeteneği ve hayata tutunma şekliyle bizlere ilham olan Clementine'i canlı canlı izleme fırsatına sahip olduğumuz için bu yüzden kendimizi çok şanslı hissediyoruz.12 Ağustos Cuma günü Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında sahne alacak Benjamin Clementine konserinin biletlerine Passo'dan ulaşabilir, daha detaylı bilgi içinse Zorlu PSM'nin web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/berkcavdar-in-yeni-teklisi-gunes-batmadan-yayinda/", "text": "R&B ve lo-fi üretimleri ile alternatif sahnede dikkat çeken berkcavdar'ın yeni teklisi Güneş Batmadan yayında! Güneş Batmadan, lo-fi türünün beat yapısını ve groovy melodileri birleştirip dinleyenleri yaz aylarının son günlerine götüren bir parça olarak karşımıza çıkıyor. berkcavdar'ın vokalleri, şarkıda öne çıkıyor. Afterwork tarafından yaratılan görsel dünyada, parçanın kapak fotoğrafında da gözümüze çarpan güneşli ve sıcak alt tonlar, Güneş Batmadan'ın tamamında hissedilebilir. Elektronik piyano, davul, gitar ve bas gitar'dan oluşan parça, yeni nesil alternatif müziğinin en iyi sentezlenmiş örneklerinden biri olmaya aday. Güneş Batmadan, Afterwork ekibinin kreatif direktörlüğünde çekilen bir müzik video ile yayınlanacak. berkcavdar'ın yeni teklisi Güneş Batmadan BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/berkcavdar-in-yeni-teklisi-kusursuz-firtina-yayinda/", "text": "2021 yılında yılında berkcavdar adı altında üretimlerini yayınlamaya başlayan Berk Çavdar, yeni teklisi Kusursuz Fırtınayı yayınladı. Geçtiğimiz aylarda son teklisi Sandalyemi Tutmayın Geri Döner miyim Bilmiyorumu yayınlayan berkcavdar'ın yeni teklisi Kusursuz Fırtına kişisel ve toplumsal boyutta stabiliteden olabildiğine uzak bir yaşam sürmekten ve bunun getirdiği bıkkınlıklardan ve dejavulardan bahsediyor. berkcavdar, yeni teklisinde soul, r&b, funk ve jazz türlerini birleştirerek ortaya özgün bir sound çıkarıyor. Şarkının sözü ve müziği Berk Çavdar'a ait, mixing süreci ise Mavi Zebra olarak da bildiğimiz Aytuğ Erdil ve Berk Çavdar tarafından tamamlanıyor. Şarkının mastering'i Onur Tulum tarafından yapılıyor. Şarkının kapağı Yasin Arıbuğa imzalı. BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Kusursuz Fırtınayı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/berkcavdardan-alternatif-randb-turune-yeni-soluk-stgdb/", "text": "2021 yılında yılında berkcavdar adı altında üretimlerini yayınlamaya başlayan Berk Çavdar, dördüncü teklisi SANDALYEMİ TUTMAYIN GERİ DÖNER MİYİM BİLMİYORUM ile dinleyenlerini bir kez daha selamlıyor! Yeni teklide berkcavdar, 20'li yaşların ikinci yarısında belki de kaçınılmaz olarak aklımızda yer edinen pişmanlıkları, hataları ve acabaları tartışıyor. Geçmişe takılı kalmanın ne kadar tehlikeli olduğunun farkında olan anlatıcı, hatalarını tekrar etmemek için geçmişten ders çıkarırken aynı zamanda önüne bakmaya çalışıyor. Geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki dengeyi sağlamaya çabalarken parça ilerledikçe kendini mental bir kaosa sürüklenmiş halde buluyor. SANDALYEMİ TUTMAYIN GERİ DÖNER MİYİM BİLMİYORUM'un enstrümantal yapısı, hip-hop, r&b, funk ve jazz gibi birçok müzik türünden ilham alırken, bu yapıya eşlik eden vokal akışları, hece ölçüleri ve kafiyeli ilerleyişi ile şarkıya ağırlıklı olarak hip-hop ve r&b'ye yaklaşan bir his veriyor. Güçlü ve kaotik outro; yırtıcı gitarlar, melodik piyano akorları, sinematik synthesizer vuruşları ve daha birçok katman ile berkcavdar'ın müzikal yolculuğunun bir özeti niteliğinde. Sözü ve müziği berkcavdar'a, mix'i Mavi Zebra'ya, mastering'i ise Bryan Shortell'e ait olan SANDALYEMİ TUTMAYIN GERİ DÖNER MİYİM BİLMİYORUM'un dikkat çeken kapak tasarımı ise Yasin Arıbuğa imzası taşıyor. berkcavdar'ın yeni teklisi SANDALYEMİ TUTMAYIN GERİ DÖNER MİYİM BİLMİYORUM BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/berkcavdarin-yeni-teklisi-yanimda-yaninda-yayinda/", "text": "Berk Çavdar, solo projesiyle yayınladığı teklilerine ''Yanımda, Yanında'' ile devam ediyor. Yanımda, Yanında, berkcavdar'ın önceki işlerine kıyasla vokal ve lirik yapının daha öne çıktığı, müziğin anlatılan hikayeyi desteklediği bir çalışma niteliğinde. Kaotik toplumsal atmosfer, bitmek bilmeyen beklentiler ve hayal kırıklıkları tarafından nefessiz bırakılan bir kişinin, çareyi kendisini evinde ve güvende hissettiren kişide aramasını anlatan parça 23 Temmuz'da BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Lo-fi melodik dokuların hip-hop benzeri güçlü kick'ler ve dinamik ritimlerle birleşiminden oluşan yeni şarkı, kaotik toplumsal atmosfer, bitmek bilmeyen beklentiler ve hayal kırıklıkları tarafından nefessiz bırakılan bir kişinin, çareyi kendisini evinde ve güvende hissettiren o kişide aramasını anlatıyor. Söz ve müziği berkcavdar'ın kendisine ait olan parçanın mastering'inde Bryan Shortell imzası bulunuyor. berkcavdar'ın yeni teklisi ''Yanımda, Yanında''ya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/berkun-oyanin-yeni-dizisi-bir-baskadir-icin-geri-sayim-basladi/", "text": "Berkun Oya'nın yazıp yönettiği, 12 Kasım tarihinde Netflix'te yayınlanacak yeni dizi Bir Başkadırın fragmanı ve ilk görüntüleri izleyiciyle paylaşıldı. Severek izlediğimiz Masum dizisinin ardından Berkun Oya, 12 Kasım tarihinde tüm dünyayla aynı anda Netflix'te yayınlanacak yeni dizisi Bir Başkadır ile geri dönüyor. Yapımcılığını Krek Film adına Ali Farkhonde ve Nisan Ceren Göçen üstlendiği dizi, Öykü Karayel, Funda Eryiğit, Fatih Artman, Settar Tanrıöğen, Tülin Özen, Bige Önal, Defne Kayalar, Alican Yücesoy, Nesrin Cavadzade, Öner Erkan ve Gökhan Yıkılkan'dan oluşan zengin oyuncu kadrosuyla da dikkatleri çekiyor. Farklı hayatları, hayalleri, korkuları olan birbirinden zıt görünseler de yolları kesiştiğinde sınırları ortadan kaldıran birbirine zıt karakterlerin hayatlarına dokunabildiğine tanık olduğumuz hikaye,12 Kasım itibarıyla Netflix'ten izlenebilecek. Bir Başkadır'ın resmi fragmanını ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/berlinde-yari-turk-yari-cek-bir-muzisyen-melis/", "text": "Geçen sene bu günlerde Soundcloud'da denk geldim kendisine. Yarı Türk, yarı Çek, Berlin'de yaşayan bir müzisyen Melis Soyaslanova. 2012 yılında Josh Christopher ile kurduğu IYES'ten de edindiği tecrübeyle, 2017'nin Kasım ayında kendisi için zorlu bir dönemden sonra beş şarkıdan oluşan ilk EP'si Parallels'i piyasaya sürdü. Anne babasının boşanması ve arkadaşlarıyla arasının bozulması gibi ağır bir dönem geçirmesi üzerine duygularını hem sound olarak hem de söz olarak şarkılarına yansıtmış. Sesindeki kırılganlık ve naiflik de şarkılardaki duyguları yansıtmasına yardımcı oluyor. Sözlerini de kendi yazdığı şarkıları daha çok folk, çağdaş elektronik, fütüristik pop karışımı. IYES tecrübesinden ilk demo teklisi Love Song Idea'ya kadar nasıl bir sound'da müzik yapacağının üzerinde çalıştığını belirtiyor Melis. Bu süre zarfında da şarkı sözü yazma konusunda kendini geliştirmiş. Üzerinde bir baskı olmadığı için acele etmediğini, geçtiğimiz beş yılın kendisine çok fazla şey öğrettiğini söylüyor. Grup olunca devamlı bir uzlaşma zorunluluğu olması da solo çalışmalarının kendisini çok yansıttığına yüzde yüz emin olması gerektiğini ifade ediyor. Love Song Idea, Melis'in YouTube sayfasına koyduğu videosuyla da çok etkilemişti beni. Şarkı, alışılmışın dışında olmasına rağmen yoğun bir ilişki yaşayan, hala birbirlerine değer verip anlayışlı davransalar da yaşadıkları aşktan bıkmış ve hayal kırıklığı içindeki iki kişinin arasında geçen bir diyalogu anlatıyor. Bu şarkı Melis'in Parallels EP'sinde bulunmuyor ve şarkının kayıt ve yayın sürecinin de kendine özel bir hikayesi var. Şarkı sözleri ve melodisi bir anda aklına geliyor ve kendi yatak odasında kendi imkanlarıyla kaydediyor. Bu şarkı bilgisayarının sabit sürücüsü çöküp silinene kadar da bir prodüktörle çalışmayı düşünmüyormuş. O yüzden elinde kalan tek düzgün kayıt üzerinden oluşturulmuş. Şarkının bu halinin de mükemmel olmasa da kendi içinde bir güzelliği olduğuna inanıyor ki sonuna kadar kendisine katılıyorum. Love Son Idea'dan sonra beni en çok etkileyen şarkıları da Flower ve Holding Hands. Özellikle Flower'da yavaş yavaş yükselen müzikle Melis'in duygu dolu sesi çok güzel bir bütünlük sağlıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/besteciler-ve-enstrumanistler/", "text": "Uzun zamandır kafamın içinde yaşatmaya çalışıp, geçmiş dönemleri simule etmeye çalışıyorum. Beethoven oluyorum. Sonra Mozart. Bazen de Tchaikovsky. Klasik müziğin bildiğim, bilmediğim bütün isimlerini anıyorum. Sonra onların o dönemlerde ikibinonbir yılına gelen eserlerini düşünüyorum. Muazzam bir his ve heyecana kapılıyorum. Elbette bütün enstrümanları mükemmel ötesi çalamadıkları gerçek. Zira konçertolar, senfoniler vs. tüm eserleri bestelerken sayfa sayfa her şeyi yazıyorlardı ve kopyalarını işin erbabı olan enstrümanistlere dağıtıyorlardı. İlk defa bestelediği bir şeyi enstrümanistlere sunduklarında Hadi canım sen de, benden iyi mi çalıyorsun Çello'yu? Böyle olmaz! diye bir tepki görebilirlerdi. Ama onlar koskocaman orkestrasıyla birlikte muhteşem eserler sundular. Yani şunu demeye çalışıyorum. Besteciler ve bu bestecilere sonsuz saygı içerisindeki enstrümanistler. Düşündükçe heyecanlanmamak elde değil. Bu arada Klasik müzik severler için hatırlatma. Yarın (30.03.2011) 18:00'de Ahmet SAY Kadıköy Belediyesi, Süreyya Operası'nda ücretsiz olarak bir seminer verecek. Düşünce Tarihi Boyunca Müzik/Müzikte Yeteneğin Geliştirilmesi başlığı ile ilgilenenlere ve bestecilere faydalı olabileceği kanısındayım. Ayrıca 10-11 Nisan tarihlerinde ise Beethoven Çello-Piyano sonatları olacak. Yine Süreyya Operasında gerçekleşecek etkinliğe katılmak için internetten bilet satın alınabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beton-ormandan-compilation-album-bohal/", "text": "Reggae ve rap sahnelerinden tanıdığımız çok sayıda DJ, MC ve müzisyeni bir araya getiren B. O HAL compilation albümü 4 Nisan'da Beton Orman etiketiyle yayınlandı. Beton Orman son bir senedir hazırlıkları devam eden B. O HAL albümü ile geri döndü! BETON ORMAN etiketi ile yayınlanan albüm, 16 sanatçıyı bir araya getiriyor. 2016 yılında yayınlanan Beton Orman Dub Sampler albümüne nazaran daha geniş bir sound çeşitliliği barındıran albüm Reggae, Dub, Hip-Hop türevlerini harmanlıyor. Beton Orman İstanbul Dub Sampler Vol. 1 (2016) albümünden sonra Beton Orman imzasıyla yayınlanan ikinci compilation albüm olan B. O HAL, bu kez farklı müzikal disiplinlerden gelen sanatçıları buluşturuyor. Albümde yer alan Ezhel, Aga B, Da Poet, Farazi ve Ben Büdü gibi Hip-Hop sound üstatlarının parçalarında Karayip dokunuşları hissediliyor. Bunun yanı sıra B. O HALde underground familyasının tanıdık isimleri olan King Fifi, Da Frogg, Genjah, Komadub, Afel, Levvera, SVS ve albümdeki tek grup olma özelliğini taşıyan Dub Again yer alıyor. Beton Orman B. O HAL derleme albümünün lansman konseri 27 Nisan Cumartesi akşamı Nayah sahnesinde gerçekleşecek! Özel konuklarla birlikte sahnede dev bir kadro ağırlayacak olan bu çok özel lansman konseri, Beton Orman'ın üç yıl aradan sonra gelen yeni albümü için büyük bir kutlama partisi tadında geçecek. Gecenin kadrosu ise epey kalabalık: Aga B, Ben Büdü, Afel ve Levvera'nın sahnesine gece boyunca konuk olacak isimler ise Da Poet, Orçun Tha Leo ve Genjah. Sahnede bu isimlere deck'lerin başında Alphadub eşlik edecek. Gecenin warm up'ını Mantis, after party'sini ise Da Frogg seçkisiyle geçireceğiz. Ayrıntılar için konserin Facebook etkinlik sayfasına göz gezdirebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/beton-ormanin-yeni-toplama-albumu-dubwise-anatolia-yayinda/", "text": "Ülkenin önemli underground müzik kolektiflerinden Beton Orman, yeni toplama albümü Dubwise Anatoliayı dijital platformlarda yayınladı. Ülkemizde reggae ve dub müziğin en önemli oluşumlarından olan İstanbul çıkışlı Beton Orman'ın yeni toplama albümü Dubwise Anatolia, 20 Nisan itibarıyla dijital platformlarda yayınlandı. Farklı disiplinlerden gelen, lakin gönlü dub'tan yana olan prodüktör, müzisyen ve grupları 'Dubwise Anatolia' albümünde bir araya getiren Beton Orman, 'dubwise' geleneğine Anadolulu bir tavırla yeniden bakıyor. Grup Ses, Genjah, Da Poet, Monomixer, Komadub, Debdebe, Froggressive Dread Unit, Murat Tolga, Evil Osman, Zanusar, Herif, Alphadub, Volkan İncüvez ve FitiSound'un parçalarının yer aldığı toplama albümün mastering'ini 12m3 Soundsystem ile tanıdığımız Serkan Köseoğlu, kapak tasarımını ise aynı zamanda Haossaa'nın davulcusu olan Ozan Aktuna üstlenmiş. Beton Orman'ın 2019 yılında yayınladığı B. O Hal sonrasında çıkan yeni toplama albümü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bi-şarkım-var-projesinden-albüm-geliyor/", "text": "Başak Yavuz ve Ceyda Özbaşarel'in Kaset Mitanni'de düzenledikleri, amatör ya da profesyonel şarkı yazarları ve dinleyiciler arasında köprü niteliği taşıyan projeleri Bi' Şarkım Var albüm oldu, raflara düşmeye hazırlanıyor. Albüm 9 Aralık'ta iTunes'ta, 16 Aralık'ta ise tüm dijital platformlarda ve müzik marketlerde yerini alacak. 14 şarkı yazarını buluşturan, Babajım Records'ta kaydedilen albümü; Ruşen Alkar Dip Nere, Ömer Türkoğlu 302, Başak Yavuz Duvar, İpek Aktar Soyer & Emre Soyer Sonsuz, Cengiz Eyüboğlu Lelele, Banu Kanıbelli Bir Şarkı Bunu Yapar, Eda Sena Şenceylan Davulla Bavul, Ceyda Özbaşarel Gülşen Beklerken, Barış Uğur Ardıç Dede, Kudret Kurtcebe Beat, Gülce Duru Bir Oldukça, Fulya Özlem Unut, Emre Akbay Uyan, Turgay Demiryürek -Yaşar Yaşar şarkıları oluşturuyor. Albümdeki şarkılara enstrumanlarıyla hayat veren enstrümanistler; Ayşe Tütüncü, Adem Gülşen, Apostolos Sideris, Christian Thome, Fotini Kokkala, Marina Liontou, İzzet Kızıl, Tamer Temel, Cansun Küçüktürk, Hasan Yılmaz, Arel Koray Nalbant ve Kaan Arslan. Görünmeyen kahramanlardan da bahsedelim. Miks ve mastering Cansun Küçüktürk tarafından yapılmış. Kapak tasarımı ise Sanat Deliorman'a ait. Kendi şarkınızı istediğiniz stilde yazın. Şarkınız küfür ve hakaret içermesin. Ya kendiniz çalın söyleyin ya da arkadaşınız sizin için çalsın veya söylesin. Başvuru için, şarkılarınızın amatör kayıtlarını veya kayıtlarının bulunduğu bir linki, sözlerini de yazarak 'bisarkimvar@gmail. com' adresine göndermeniz yeterlidir. Mümkünse birden fazla şarkı göndermeniz tercihimizdir. bi' şarkım var! bir yarışma değildir. Gönderilen şarkılar, tarafımızca değerlendirilip size haber verilecektir. Değerlendirme yarışma amaçlı değildir, şarkının seslendirilmeye hazır olmasıyla ve tek amacının popüler kültüre hizmet etmek olmaması ile ilgilidir. Seçilen şarkılar, ayda bir Mitanni'de sahnelenmektedir. Aynı zamanda meraklısına 94.9 Açık Radyo'da Cumartesi günleri saat 16.00'da bi'şarkım var! programı da var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bicycle-film-festival-istanbul-2013/", "text": "Bundan tam 12 sene önce, Paris, Londra, Milano gibi 20'den fazla şehirde düzenlenerek uluslararası bir etkinliğe dönüşen ve dünyanın her yerinde yoğun ilgi gören Bicycle Film Festival, ikinci kez İstanbul'da! Brendt Barbur'ın New York'ta bisiklete binerken yaşadığı otobüs kazasının etkilerini, olumlu bir etkinliğe dönüştürmek istemesi ile 2001 yılında kuruldu. Uluslararası alanda bu yıl 12. yılını kutlayan BFF, bisikletlerin değerinin müzik, sanat ve sinema üzerinden anlaşılması amacıyla, dünyanın önemli şehirlerinde de düzenleniyor ve bu yıl ikinci kez İstanbul'da yapılacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bilgi-universitesi-ogrencilerinin-duzenledigi-netflix-temali-festival408-basliyor/", "text": "İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Programı ve Sahne Sanatları Alanı öğrencileri tarafından düzenlenen Çağdaş Gösteri Sanatları Festivali festival408, online olarak 23-30 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Programı ve Sahne Sanatları Alanı öğrencilerinin düzenlediği festival408, 10. yaşını kutluyor. Pandemi sürecinde hissettiğimiz belirsizlikleri ve netteki dizilerle kapatmaya çalıştığımız sosyalleşme ihtiyacını irdelemek için seçilen Net Miyiz? teması Netflix tasarımı ile birleştiriliyor. Festival, 23 Mayıs Pazar günü Performans Sanatları öğrencilerinin GALA gösterisi ve açılış partisiyle başlayacak. Canlı etkinlik programı 23-30 Mayıs tarihleri arasında Zoom, Twitch ve Youtube üzerinden izlenebilirken, tüm festival akışı 24 Mayıs'tan itibaren www. festival408. com web adresi üzerinden takip edilebilecek. Festivalde oyun yazımından koreografiye, yönetmenlikten tasarıma, pazarlamadan web tasarımına kadar tüm yaratıcı, idari ve teknik aşamaları tam 10 yıldır kendilerini geleceğin etkinlik organizatörleri, menajerleri, ışık tasarımcıları, sahne amirleri, dansçıları ve performansçıları olarak tanımlayan BİLGİ'li öğrenciler tarafından gerçekleştiriliyor. Festival, 23 Mayıs Pazar günü saat 16:00'da Performans Sanatları öğrencilerinin sahne aldıkları GALA: 408 Performansları ve 10. Sezon Özel: Mezunlar Söyleşisinin ardından DJ Regret eşliğindeki açılış partisiyle başlıyor. 24 Mayıs'ta www. festival408. com web adresinde yayına başlayacak çağdaş gösteri sanatları festivali kapsamında, Melis Karaduman ve Canay Doğan konserinden, Malik Derin Küçümen ile Solo Charleston Atölyesine, İKSV Zorlu PSM İş Sanat Moda Sahnesi ile Dijital Sahnenin Kürasyonu ile ilgili söyleşilerden C Fyah ile kapanış partisine pek çok etkinlik bulunuyor. BBI Music Co. performans sponsorluğunda gerçekleşecek festival408in canlı etkinlik programı 23-30 Mayıs arasında Zoom, Twitch ve YouTube üzerinden izlenebilirken, tüm festival 24 Mayıs'tan itibaren www. festival408. com web adresi üzerinden takip edilebilecek. Tüm canlı etkinliklere kayıt için https://linktr. ee/fest408 web adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-eilish-2021de-yeni-belgeselinin-yayinlanacagini-acikladi/", "text": "En son Fender'la yaptığı iş birliği ile gündemimizde yer verdiğimiz Billie Eilish, bu sefer de belgesel haberiyle karşımızda! Müzik dünyasına genç yaşta, hızlı bir şekilde giren Billie Eilish, bugüne kadarki bütün işlerinde hem müzikal hem de görsel olarak parçaları ve sıradışı videolarıyla izleyenleri kendine hayran bırakmasını bildi. Sanatın çeşitli alanlarına dokunan projeler yapan genç sanatçı bu sefer de yeni belgeseli Billie Eilish: The World's a Little Blurrynin Şubat 2021'de yayınlanacağını açıkladı. Apple Original Film aracılığıyla Interscope Films, Darkroom, This Machine, ve Lighthouse Management & Media iş birliğinde sinema ve Apple TV'de yayınlanacak belgeselinin yönetmen koltuğunda R. J. Cutler oturuyor. Bu sene Albüm of the Year ödülü dahil olmak üzere totalde beş Grammy kazanan Billie Eilish'in 2021'de çıkacak Billie Eilish: The World's a Little Blurry belgeselinin teaser'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-eilish-ve-rosaliadan-hbo-dizisi-euphoria-icin-ortak-parca-geldi/", "text": "Billie Eilish ve Rosalia iş birliğinden HBO dizisi Euphoria için Lo Vas a Olvidar isimli yeni bir tekli geldi. Billie Eilish ve Rosalia, geçtiğimiz gün yeni teklinin müjdesini paylaşmasının hemen ardından dün Lo Vas a Olvidar parçasını yayına aldı. Amerika'nın önde gelen televizyon kanal gruplarından HBO, Zendaya'nın başrolünde olduğu Euphoria dizisi için hazırlanan parçanın prodüktörlüğünde ise Billie Eilish'in abisi Finneas bulunuyor. Euphoria'nın Part 2: Jules bölümünde de dinleyebileceğimiz parça, Amerika-Avustralyalı film ve müzik direktörü Nabil tarafından çekilen müzik videosu eşliğinde yayınlandı. Dizinin bölümü 24 Ocak'ta HBO aracılığıyla izlenilebilecek. Billie Eilish ve Rosalia iş birliğinden çıkan Lo Vas a Olvidar parçasına ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-eilish-what-was-i-made-for-isimli-yeni-parcasini-yayinladi/", "text": "Billie Eilish 21 Temmuz'da vizyona girecek Barbie filmi için kardeşiyle beraber kaydettiği What Was I Made For? adlı yeni teklisini paylaştı. Billie Eilish, What Was I Made For? adlı parçasıyla yakında vizyona girecek Barbie filminin soundtrack'ine yaptığı katkıyı paylaştı. Tekli, Eilish yönetmenliğinde bir video kliple beraber paylaşıldı. Videoda, sanatçı bir masada oturuyor ve Barbie kutusundan oyuncak bebek büyüklüğündeki kıyafetleri çıkarıyor. Billie Eilish bu parçayı kardeşi Finneas ile beraber Los Angeles'daki ev stüdyosunda yazdı. Eilish dışında Barbie filmi için şarkı yapan başka önemli isimler de var. Filmde Barbie deniz kızını canlandıran Dua Lipa, Dance the Night isimli teklisi ile katkıda bulundu. Nicki Minaj ve Ice Spice ise güçlerini birleştirerek Aqua'nın 1997 çıkardığı ve hepimizin aşina olduğu hiti Barbie Girl'ü sample'layan Barbie World isimli tekliyi çıkardılar. Charli XCX, Tame Impala, Lizzo, Haim, PinkPantheress ve daha fazlası filmin soundtrack'ine önemli katkıda bulundular. Filmin oyuncu kadrosu kadar müzik kadrosu da gerçekten etkileyici. Barbie 21 Temmuz'da sinemalarda! Billie Eilish'in yeni teklisine ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-eilish-yeni-videosunda-soyledi-yonetti-oynadi/", "text": "Bu sene içerisinde ilk albümünü yayınlayan Billie Eilish şaşırtmaya devam ediyor. Albümde yer alan xanny isimli parçaya video klip çeken Eilish bu sefer de yönetmen koltuğunda oturdu. Geçtiğimiz mart ayında ilk albümü When We All Fall Asleep, Where Do We Go?'yu yayınlayan 17 yaşındaki fenomen isim Billie Eilish, albümde yer alan xanny isimli parça için hem kamera arkasına hem de kamera karşısına geçti. Tek plan halinde çekilen videonun yönetmen koltuğuna oturan Billie Eilish yaptığı basın açıklamasında İlk yönetmenlik deneyimimi paylaşmaktan çok heyecanlıyım. Görseller benim için çok önemli ve aklımda görsel dünyayı sunabilecek bir yerde olduğum için gururluyum. Bana güvenen herkese teşekkür ederim. şeklinde sözlerini paylaştı. Billie Eilish'in suratına bol bol sigara söndürülen video klip aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-eilishin-yeni-parcasi-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz gün bir anda yeni tekli yayınlayacağını açıklayan Billie Eilish'in yeni parçası Therefore I Am klibiyle birlikte yayında. Billie Eilish, her ne kadar dünya olarak pandemiden dolayı zor günler geçiriyor olsak da üretmeye ve dinleyicileriyle olan bağını sağlam tutmaya gerek geliştirdiği projeler olsun gerek yeni ürettiği parçaları aracılığıyla olsun devam ediyor. Henüz bir kaç gün önce yeni bir parça çıkaracağını açıklayan müzisyenin yeni teklisi Therefore I Am yayında! Therefore I Am, Billie Eilish'in bu sene James Bond filmi için şubatta yayınladığı No Time to Die ve temmuz ayında yayınladığı my future parçasından sonra üçüncü tekli olma niteliğinde. Billie Eilish'in yeni teklisi Therefore I Ame ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-eilishten-iki-yeni-sarki-guitar-songs/", "text": "Billie Eilish, iki yeni şarkıdan oluşan Guitar Songs isimli EP'sini yayınladı. Billie Eilish, yaptığı basın açıklamasıyla TV ve The 30th başlıklı parçalarının bulunduğu Guitar Songs adlı EP'sini duyurdu. Happier Than Ever'dan sonra yayınladığı ikinci albümünün ardından yayınladığı ilk şarkılar olma özelliğini taşıyan bu iki şarkı, alışık olduğumuzdan daha sakin ve temiz bir sound yakalıyor. Guitar Songs EP'si, aşağıdaki linklerden dinlenilebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billie-joe-armstrongun-karantina-projesi-no-fun-mondays-albume-donusuyor/", "text": "Amerikalı punk rock grubu Green Day'in vokalisti olarak tanıdığımız Billie Joe Armstrong, yeni projesi No Fun Mondaysin albümünü yayınlayacağını açıkladı. Karantina döneminde Armstrong'un takipçilerine verdiği her pazartesi bir yeni cover sözü olarak başlayan No Fun Mondays projesi, yeni bir albüm olarak dinleyicisiyle buluşuyor. John Lennon'dan Billy Bragg'e pek çok sanatçının parçalarını cover'layan Armstrong'un 27 Kasım'da Reprise/Warner aracılığıyla çıkacak cover albümü No Fun Mondays'in tracklist'ine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/billur-battal-in-yeni-teklisi-uzerine-konustuk/", "text": "17 Haziran'da yayınladığı İtiraf Et parçasıyla beğenimizi kazanan Billur Battal ile son teklisi ve müzikal yolculuğuyla alakalı sohbet etme fırsatı bulduk. Selamlar! Konserler arası bir on günlük ara vardı, o yüzden rutinimin biraz dışındayım. Ailemi gördüm, yeni şarkının paylaşımlarıyla ilgilendim, arkadaşlarımla görüşüyorum. Elimdeki sözleri ses kayıtlarını bir cesaret bulup toparlasam harika olacak ama... Biraz yorgunum sanırım. İtiraf Et'le ilgileniyorum genel olarak, heyecanlı ve mutluyum böyle bir iş çıkardığımız için. Etrafım çok üretken ve yetenekli insanla dolu. İnsan ister istemez kendini kıyaslıyor, imreniyorum daha doğrusu. Ben de 5-6 yıldır bir şeyler karalıyorum, şarkı yapmak istiyorum, kenarda duran da birçok sözüm, melodim var ama beğenemiyorum. Enstrüman çalmadığım için de çevremden daha bağımlı bir şekilde üretim yapabiliyorum. Avantajımsa etrafımda bana seve seve yardım eden bir sürü arkadaşım olması. Sürekli bunu söylüyorum ama gerçekten çok şanslıyım. Arkadaşlarım olmasa ne yapardım bilmiyorum. Şarkının yazım aşamasında Dilan ve Oğulcan'ın katkısı oldu dediğim gibi. Onun dışında da ne yapsam hep yardımcılar zaten. Uğurhan'a attım şarkı geliştikçe, yorumlarını aldım. Arsan'la prodüksiyona başlamadan önce beste üstüne çok fazla karar verdik, beraber şekillendirdik parçayı. Hatta yazarken aklıma geldi, çalışma günlerimizden birinde Berke uğradı stüdyoya. O da beat'le ilgili bazı fikirler verdi. O gün de bayağı dinamik katmıştık parçaya. Mastering'de yine yıllardır sahnede beraber çalıştığımız arkadaşım Adham Farid vardı. Çekim için yine Ogün'le planlamaları yapmaya başladık ve sonuç planladığımızdan da güzel oldu bence. Ogün'ü yıllardır tanıyorum ve işlerini çok seviyorum. Benim projemde de ilişkimizin ayrı bi dinamiği oldu. Mutlu ediyor bu beni. 15 yıllık canım arkadaşım Alper Kabadayı makyajda, Rıdvan Deniz saçta eşlik etti. Yeni arkadaşım Merve Akbudak styling'deydi. Canım Ecem Kaya da tüm süreçlerde yanımda, sağ olsun. Şu an çok gururluyum böyle bir şarkı yayınladığım için. Her dinlediğimde vay be, yaptık işte gibi düşünceler geliyor kafama. Küçüklüğümü düşünüyorum. Umutlanıyorum. Tabii bu işin tazeliğiyle alakalı. Bahsettiğim gibi, yazarken yapmacık insanları düşünerek tasarlamıştım şarkıyı. Sound'un iddiası ve sözlerin agresifliği beni güçlü hissettiriyor. Aslında kelimenin tam anlamıyla fierce hissediyorum. Tuttuğunu koparan birinin söyleyeceği şeyler gibi bunlar. Sahnede nasıl olur acaba diye düşünüyorum. Bu gibi düşünceler geçiyor kafamdan. Benim bu projeyi başlatmamdaki en büyük motivasyonlarımdan birisi performans yapma isteği. Umarım üretmeye devam edebilirim ve en kısa zamanda minik de olsa bir kataloğum olur. Sahnede insanlarla birlikte şarkılarımı söyleme fikri beni çok heyecanlandırıyor. Umarım! Albüm çok zor bir ihtimal gibi görünüyor ama mini bir EP yapmak çok isterim yıl bitmeden. Elimden geleni yapacağım bunun için. Billur Battal'ın yeni teklisi İtiraf Et'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bininci-tekil-fazla-tekrara-düşmeyen-ev-yapımı-kısa-şarkılar/", "text": "Bu hissi en çok da Sofar'da yaşadım. Her şeyi bir kenara bırakıp sadece müzik dinlemenin, müziği bir araç değil, amaç olarak görmenin nasıl bir duygu olduğunu hatırladım. Bunu; günlerini sürekli müzikle geçiren, işi müzik olan biri olarak söylüyorum. Mevzu müzikle alakası olmayan bireylerde ne haldedir hayal edemiyorum. Bu yüzden insanların ellerine tutuşturulan her müziği dinlemesi mantıklı geliyor. Çünkü onun için müzik; bir film gibi oturup dinlenilecek bir şey değil, zamanını ve kulaklarını oyalamasını sağlayan bir araç sadece. Müziğe kesinlikle para vermez, konserlere kesinlikle gitmez. Canlı müziği de ancak rakı sofrasında dinlerler. Neyse konumuza dönelim... Sofar'da hangi müzisyenlerin çıkacağı maili geldiğinde içinde Birileri grubu da vardı. Kendilerini daha önceden tanımadığımdan, gitmeden önce biraz dinledim ve dinledikten sonra canlı performansları için daha da heveslendim. Performanslarını izlerken grubun basçısı Emre Dereli dikkatimi çekti. Emre'de basçı değil de daha çok vokalist havası sezdim. Grubun vokalisti Can Soykök ise daha çekinik, daha naif bir abi. Ama Emre'nin içinde bir çocuk yaşıyor sanki. Önüne düşen saçlarıyla sahneye de bir o kadar yakışıyor. Bu düşüncelerimi o evin salonunda bırakmıştım ki; bugün Instagram'da In the Void Sound'un paylaştığı fotoğrafa denk geldim. Kendisini o basçıya benzettiğim için hemen profiline abandım ve Bininci Tekil'in Dipsiz Kuyu parçasından 20 saniyecik dinlememle, yazının başında bahsettiğim o eksikliği tamamlayacağımı hissettim. Sonrası zaten Youtube, Soundcloud arasında gitti geldi zaten."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-bindie-oneriyor-ocak-2010/", "text": "Kısa bir ara verdiğimiz Bir Baba Indie Öneriyor listelerinin 2010 Ocak güncellemesiyle yeniden birlikteyiz. Son olarak Ekim 2009'da yayınladığımız listelerimizi düzenli olarak paylaşmaya gayret ve özen göstereceğiz. Aslında yılın ilk ayı, önceki yılın genel bir değerlendirmesi yapılır, adettendir. Ancak biz tarzlar içerisinde boğulmayalım diyerek böyle bir olaya gerek duymadık, duyamadık. O sebeple işin kolayına kaçıp, bildiğimiz yoldan devam etmek daha mantıklı geldi. 1- İlk sırada, sıklıkla haberlerimizde yer verdiğimiz Anneke Van Giersbergen ve grubu Agua de Annique'nin merakla beklediğimiz yeni albümü In Your Room var. Yine ilk albümleri gibi gayet şirin, gayet naif, gayet hoş bir albümle ilk sırayı kimseye kaptırmadılar. 2- Koymadık mı hiç onları listeye? gibi bir şaşkınlıkla karşıladığımız Tristame ise ikinci sıradaki yerini yine hakkıyla, söke söke alıyor. 3- Listenin üç numarasında ise geçtiğimiz günlerde bahsettiğimiz Gençliğin Sesi adlı yazıda mevzu bahis edilen Avusturyalı grubumuz Anoroc var. 4- Avustralya'dan listemize katılan Indie Rock grubumuz Blame Ringo Kuru kuru 4 numaraya koymakla olmaz olm bu işler, neden bizim hakkımızda bir yazı yok? dese gayet haklı bir duruma düşeceğinden, özür dileyerek, ilerki günlerde kendilerini sevdiğimizi belirtecek bir yazı çizittirmeyi burdan kendime salık veriyorum. 5- Brazzaville'den David Brown'un birçok Türk müzisyeni de yanına alarak, ortaklaşa gerçekleştirdikleri projesi Brazzaville in Istanbul'u da eklemeden olmaz diyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-10-yil-partisi-7-kasimda/", "text": "Bir Baba Indie'nin 10. yaşını anlı şanlı kutlayacağımız Bir Baba Indie 10. Yıl Partisi 7 Kasım'da Tamirane Akasya'da! 2009 yılında kurulan Bir Baba Indie, ağırlıkla bağımsız müzik üzerine özgün içerikler üreten kendi halinde bir müzik oluşumu olarak 10. yaşını doldurdu! Dile kolay 10 sene boyunca odağına indie-alternatif müziği alırken tür gözetmeksizin her türlü sese kulağını açık tutmayı da ihmal etmedi. birbabaindie. com adresinde 10 senedir kesintisiz sürdürdüğü dijital müzik yayıncılığının yanı sıra içerik sağlama, etkinlik organizasyonu, booking, DJ setler, radyo programları ve çeşitli yaratıcı projelere imza attı. Tüm bunları yaparken pek çok sanatçıyla ve müzik sektörü profesyoneliyle temasa geçti, onlarla birlikte üretti; birlikte büyüdü. 7 Kasım Perşembe akşamı Tamirane Akasya'da Bir Baba Indie 10. Yıl Partisi'nde yolun başından beri temas ettiğimiz herkesi bir arada görmek istiyoruz. Tabii ki sizi de. %100 Music, Tamirane ve Zuhal Müzik'in destekleriyle gerçekleştirilecek bu özel gecenin açılışını Zafer Sernikli'nin DJ Seti ile yapacağız. Kokteylin ardından Büyük Ev Ablukada'nın Galvaniz Gelbiraz'ı olarak tanıdığımız Gülinler, çok yakında yayınlanacak ilk solo albümü öncesinde şarkılarını Bir Baba Indie takipçileriyle paylaşacak. Ardından sahneyi devralacak olan The Kites'ın caz, funk, rock ve füzyon eksenindeki performansıyla geceye devam edeceğiz. Bir Baba Indie 10. Yaş Partisi kapalı bir etkinlik olup, katılım yalnızca davetlilere özeldir. info@birbabaindie. com adresine e-mail gönderen Bir Baba Indie takipçileri arasından sınırlı sayıda kişiye davetli kontenjanı ayrılacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-2-orçun-sünear-sattas-radyo-kanyon/", "text": "6 Şubat Bob Marley'nin doğum günü vesilesiyle Sattas'tan Orçun Sünear'ı radyo programımıza konuk almak için uygun bir zaman olduğunu düşündük. Böylelikle ben de Bir Baba Indie'nin Radyo Kanyon'daki ikinci programında Cihad Satıroğlu'na co-pilotluk yapmış oldum. 4 Şubat akşamı Babylon'da gerçekleşen Bob Marley Doğum Günü Kutlaması'nın öncesinde reggae'ye, Beton Orman'a, Bob Marley'ye ve tabii ki Sattas cephesindeki sıcak gelişmelere dair uzun uzun konuşma fırsatı bulduk. Muhabbet sarınca çok konuştuk, biraz da Bob Marley ve Sattas dinledik. Orçun Sünear'ın en sevdiği Bob Marley parçası olan Natural Mystic'i övdük, ardından 4 Şubat'ta Babylon Bomonti'de parçayı Sattas'tan canlı dinledik. Bizim için bol Sattas'lı, reggae'li ve Bob Marley'li bir hafta oldu. Kendi adıma çok özel bir sohbet olduğunu belirtmem gerek, ne de olsa uzun zamandır her adımını takip ettiğim bir grup söz konusu. Daha fazla ayrıntı vermiyorum, gerisi programda. Tek diyeceğim, reggae sevmiyorsanız da dinleyin. Orçun Sünear bir şekilde sevdirir. BBI Mixcloud hesabından dinlemek için tıklayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-2013te-bunlari-dinledi/", "text": "Yeni bir yıl daha hoşgeldi! 2013'ü sonunda bitirdik... Adettendir diyerek Best Of toplaması yapmaya uyuz oluyoruz. Ancak 2013'te neler dinlemişiz diye geriye bakmayı seviyoruz. Yine yıl içinde her ay yaptığımız Bir Baba Indie Mix'in yanısıra, 2013'te neler dinlemişiz bir geriye bakalım istedik. Hem de Spotify Playlist hediyeli! Bir Baba Indie 2013 yılında bunları dinledi!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-2014te-neler-dinledi/", "text": "Her zamanki gibi bir tutam mutlu, biraz sıkıntılı ve müzik anlamında çok da verimli olmayan bir yılı daha geride bırakıyoruz. Gerçi listeyi oluştururken eklediğimiz ve eklemediğimiz albümlere ve bunun üstüne gittiğimiz ve gidemediğimiz konserlere bakınca bu sözümüzden anında cayıp, utanabiliriz de. Bu bizim genel sıkıntılı halimizdir deyip sözü kişiselden çıkarıp, Bir Baba Indie'ye atınca yılı gayet verimli geçirdiğimizin de farkına varıyoruz. Yıla baktığımızda; 26 program süren Açık Radyo maceramızı, sizlerden aldığı talebi gördükçe mutlu olduğumuz, 'gayet düzenli' devam etmeye çalıştığımız Mix'lerimizi, başta Dunia Kadıköy olmak üzere dinlediğimiz müzikleri de ufak ufak, farklı ortamlarda da paylaştığımızı, No Land ile başladığımız canlı performanslı etkinliklerimizi görüyoruz. Hatta Dj Set ve canlı performansların yeni yılla beraber farklı mekanlarda da gerçekleştirip, artarak devam edeceği müjdesini şimdiden vermiş olalım. Not: Bir bakmışsınız liste kendi kendini güncellemiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-2017de-neler-dinledi/", "text": "Geçtiğimiz sene müzikal açıdan ne kadar kötüyse 2017 de aksine o kadar keyifli ve verimliydi. Global olarak baktığımızda birçok grubun yıllar sonra yayınladıkları yeni albümleri dinledik, Kesin dağıldı bunlar. dediklerimizin geri dönüşlerine tanık olduk. Yerli sahnede ise birçok yeni isimle tanışmanın yanı sıra, yeni albümleriyle uzun zaman sonra dönüş yapan birçok isim de bu sene playlist'lerimizdeki yerini aldı. Biz de sıkıcı En İyiler listeleriyle sizi boğmak yerine istediğiniz zaman açıp dinleyebileceğiniz, 2017 yılında yayınlanan, en çok dinlediğimiz şarkılardan oluşan yerli ve yabancı olmak üzere iki adet liste hazırladık. Sözü daha fazla uzatmadan listelerimizi sahneye davet ediyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-2019da-neler-dinledi/", "text": "2019 yılının sonuna geldik! Gelenekselleşmiş Bir Baba Indie neler dinledi? listelerini de 'sonunda' yılbaşı hediyesi olarak Spotify sayfamıza eklemiş bulunuyoruz. Genel olarak yıl sonu listelerine baktığımızda, bu sene de bazı türlerin diğerlerinin önüne geçtiğini görüyoruz. Ama biz hiçbir türü öne çıkarmadan, Ne çıkarsa bahtıma! halet-i ruhiyesinde, 2019'da yayınlanan parçalardan oluşan listeler yaptık. Açıkçası listeleri yapmaya başlarken ortaya nasıl bir şey çıkacağından emin değildik, fakat çıkan sonuç Al loop'a, günlerce dinle. dedirtti. Kişisel Spotify listenizden sıkıldıysanız, yılın son gününe yetiştirmeyi başardığımız toplam 100'er parçadan oluşan BBI Mix 2019 Yerli ve BBI Mix 2019 Yabancı listeleri şimdi emrinize amade. Bir Baba Indie herkese mutlu yıllar diler! - Yerli Liste: Cihad Satıroğlu - Yabancı Liste: Gözde Ulukan - Görsel tasarım: Gizem Satıroğlu"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-21-haziran-aksami-konuklariyla-mecrada/", "text": "Sunuculuğunu Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ile Tuğçe Yapıcı'nın üstlendiği Bir Baba Indie 'da serisinin 21 Haziran Perşembe akşamı teras'ta gerçekleşecek söyleşisine Canozan, Sedef Sebüktekin ve Nova Norda konuk oluyor. Akustik performanslar ve çeşitli sürprizlerin de yer alacağı bu sazlı sözlü söyleşi için akşam saatlerinde teras'ta buluşalım, yılın en uzun gününün yorgunluğunu birlikte atalım! Kendi deyişiyle müzik hayatına 13 yaşındayken herkesin evinde olan 'dandik klasik gitar'la başlayan, çok sayıda müzisyenle ortak çalışmalar gerçekleştiren Canozan, bugünlerde yeni grubu Canozan Band ile sahnelerde arz-ı endam ediyor. Şarkılarında genellikle günlük hayattan, kedilerden, takıntılarından, aşk hikayelerinden ve rutinlerinden bahseden Sedef Sebüktekin, son dönemde kişisel projesine yoğunlaşıp yeni grubu ile konserlerine ve albüm hazırlıklarına başlamış bulunuyor. Kurumsal hayatı bırakıp Şubat 2018'de ilhamın ve yeteneklerin gücüne inanarak yola çıkan Nova Norda, hemen her ay yeni bir single yayınlayarak, bir cesaret hamlesiyle başlayan hikayesini elektro pop, hip-hop sedalarıyla anlatmaya devam ediyor. Seyirci katılımına açık gerçekleşecek söyleşide yerli sahnenin kolektif işlere imza atan bu üç bağımsız müzisyenini yakından tanıma ve şarkılarını canlı dinleme imkanı bulacaksınız. Söyleşi sonrasında gece teras'ta Bir Baba Indie DJ Set ile devam eder; zaten haziran itibarıyla artık evlerde durulmuyor, sıcaktan uyunmuyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-bomontiada-altta-hisler-arşivine-konuk-oluyor/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı Music Sessions'ın küratörlüğünü üstlendiğimizden daha önce bahsetmiştik. Kasım ayı içerisinde bomontiada ALT programında bir etkinlikte daha yer alıyoruz: 30 Kasım Perşembe günü 17:30'da Gizem Aksu moderatörlüğündeki Hisler Arşivi'ne konuk oluyoruz. Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı'nın konuk olacağı Lounge Buluşmaları kapsamındaki Hisler Arşivi ikinci defa gerçekleşiyor. Normal şartlar altında röportajlarda soruları yönelten taraf olmaya bir hayli alışığız fakat bu defa Gizem Aksu soracak, biz ise hislerimizi anlatacağız. Etkinlik A Corner in the World X bomontiada ALT kapsamında gerçekleşmektedir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-ev-sohbetleri-basliyor/", "text": "Bir Baba Indie olarak YouTube'da Bir Baba Indie Ev Sohbetleri'ne başlıyoruz! Kolektif Chefs'in yaptığı patates salatası, kısır eşliğinde gün tadında, samimi bir şekilde geçen Ev Sohbetlerinde sık aralıklarla sevdiğimiz oluşumları, isimleri evimize konuk ederek, güzel bir muhabbet çevireceğiz. Bu muhabbetleri kayıt altına alıp sizi de sohbete ortak etmek istiyoruz. İlkini aynı zamanda BBI bünyesinde de olan M. Sinan Güvenç ve Eren Karacaoğlu'nun bulunduğu Alternatif / Progresif Rock grubu Yarımada ile gerçekleştirdiğimiz sohbet serilerine önümüzdeki günlerde farklı isimlerle beraber devam edeceğiz. BBI Ev Sohbetleri'nin ilk konuğu olarak karşınızda YARIMADA! BBI Yerli'de Yarımada'yı daha yakında tanımak için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-her-cuma-22-00da-radyo-kanyonda-yayinda/", "text": "2014 yılında, 39. Yayın Dönemi'nde Açık Radyo'da yapmış olduğumuz Bir Baba Indie programının ardından, çok özlediğimiz radyo programımıza tekrardan başlıyoruz! Programın tekrarı her Salı 22.00 23.00 arasında radyokanyon. com. tr'de, ertesi gün ise SoundCloud ve MixCloud hesaplarında. Apple Podcast'ten de Bir Baba Indie programına ulaşabilirsiniz. Tüm programlara ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-hip-hop-edition-vol-2-bu-cuma-nayahta/", "text": "Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition serisinin ikincisi, 21 Aralık Cuma akşamı, Ağaçkakan konseri sonrasında Nayah sahnesinde olacak. İlki geçtiğimiz ay yapılan Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition serisinin ikincisi 21 Aralık Cuma tarihinde Ağaçkakan konseri sonrasında yine Nayah'ta gerçekleşecek. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition Vol. 2'de Nayah'ın Resident DJ'lerinden C Fyah ve Bir Baba Indie DJ Set'leriyle tanınan Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan, Old School Hip-Hop ağırlıklı, geçmişten günümüze hip-hop ve türlerinden oluşan, geceye özel olarak hazırladıkları set'leriyle sabah saatlerine kadar Nayah sahnesinde olacaklar. Bu cuma günü gerçekleşecek olan etkinlikte sahnede ilk olarak, geçen yıl yayınladığı A Naşkvit albümü sonrasında, enerjisi hiç azalmayan canlı performansıyla Ağaçkakan olacak. Ağaçkakan'a sahnede ise davullarda Kaan Akay, bas gitar ve elektroniklerde ise Emil Adil eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-hip-hop-edition-vol-3-bu-gece-nayahta/", "text": "Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition 11 Ocak Cuma gecesi üçüncüsüyle bir kez daha Nayah sahnesinde! Bu gecenin özel konuğu olarak, yerli rap sahnesinin güçlü isimlerinden Kamufle de mikrofon başında olacak. Bir Baba Indie'nin düzenli olarak devam ettiği etkinlik serilerinden Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition'ın ikincisi geçtiğimiz ay Ağaçkakan konseri sonrasında Nayah'ta gerçekleşmişti. 11 Ocak Cuma üçüncüsü gerçekleşecek gecede, Nayah'ın Resident DJ'lerinden C Fyah ve Bir Baba Indie DJ Set'leriyle tanınan Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura, East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan, Old School Hip-Hop ağırlıklı, geçmişten günümüze hip-hop ve türlerinden oluşan set'leriyle sabah saatlerine kadar Nayah sahnesinde olacaklar. Ayrıca yerli rap camiasının en güçlü MC'lerinden Kamufle, Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition etkinlik serisinin üçüncüsünde gecenin özel konuğu olarak mikrofonu ele geçirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-hip-hop-edition-vol-4-bu-cuma-nayahta/", "text": "Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition 8 Şubat Cuma gecesi dördüncüsüyle bir kez daha Nayah sahnesinde! Bu gecenin özel konuğu ise, geçtiğimiz ekim ayında yayınladığı OL albümü sonrasında Hayki olacak. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition etkinlik serisininin geçen ay Nayah'ta gerçekleşen üçüncüsünde, yerli rap sahnesinden Kamufle konuk olmuştu. 8 Şubat Cuma gecesi dördüncüsü bir kez daha Nayah sahnesinde gerçekleşecek olan etkinliğin bu ayki konuğu ise, geçtiğimiz ekim ayında yayınladığı OL albümü sonrasında Hayki oluyor. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition Vol. 4'te, Nayah'ın Resident DJ'lerinden C Fyah ve Bir Baba Indie DJ Set'leriyle tanınan Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura, East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan, Old School Hip-Hop ağırlıklı, geçmişten günümüze hip-hop ve türlerinden oluşan set'leriyle sabah saatlerine kadar Nayah sahnesinde olacaklar. Temponun hiç düşmediği bu etkinlik serisinin dördüncüsünde, gecenin özel konuğu olarak Hayki ise mikrofonu ele geçirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-hip-hop-edition-vol-5-nayah/", "text": "Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition beşincisiyle, 26 Nisan Cuma akşamı, Çağrı Sinci konseri sonrasında Nayah sahnesinde olacak. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition serisinin beşincisi 26 Nisan Cuma tarihinde Çağrı Sinci konseri sonrasında, Nayah'ta gerçekleşecek. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition Vol. 5'de Nayah'ın Resident DJ'lerinden C Fyah ve Bir Baba Indie DJ Set'leriyle tanınan Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan, Old School Hip-Hop ağırlıklı, geçmişten günümüze yerli/yabancı hip-hop ve türlerinden oluşan, geceye özel olarak hazırladıkları set'leriyle sabah saatlerine kadar Nayah sahnesinde olacaklar. Yerli rap sahnesi takipçilerinin yakından tanıdığı Çağrı Sinci, 26 Nisan Cuma akşamı konuklarıyla birlikte Nayah sahnesinde olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-hip-hop-edition-vol-7-bu-cumartesi-nayahta/", "text": "Bir Baba Indie'nin old school hip-hop ağırlıklı parçalardan oluşan, dans garantili etkinlik serisi Bir Baba Indie Hip-Hop Edition Vol.7 17 Ağustos Cumartesi gecesi bir kez daha Nayah'ta gerçekleşecek! 17 Ağustos Cumartesi gecesi Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition Vol.7 etkinliğiyle Nayah'ta bir kez daha hip-hop rüzgarı estiriyoruz! 2Pac, Ice Cube, Eminem, Snoop Dogg, Nas, Xzibit, RUN DMC, Ini Kamoze, KRS-One, DMX, Kris Kross, Montell Jordan, Coolio, Cypress Hill, Beastie Boys, Cartel ve çok daha fazlası bu cumartesi Nayah'ta! Nayah'ın yerlilerinden C Fyah ve Bir Baba Indie'nin kurucularından Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura geceye özel olarak hazırladıkları, East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan Old School Hip-Hop ağırlıklı seçkileriyle gece boyunca Nayah sahnesinde olacaklar. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition etkinlik serisinin yedincisinde geçmişten günümüze hip-hop ve türlerinden oluşan C Fyah ve Kejura seçkisi ile Nayah'ta kapanışa kadar dans etmeye hazır olun! O halde Come Baby Come Baby Baby Come Come!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-hip-hop-edition-vol-8-ile-dansa-devam-ediyoruz/", "text": "Bir Baba Indie'nin old school hip-hop ağırlıklı parçalardan oluşan, dans garantili etkinlik serisi Bir Baba Indie Hip-Hop Edition Vol.8 20 Eylül Cuma gecesi bir kez daha Nayah'ta gerçekleşecek! 20 Eylül Cuma gecesi Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition Vol.8 etkinliğiyle Nayah'ta hip-hop rüzgarı estirimeye devam ediyoruz! 2Pac, Ice Cube, Eminem, Snoop Dogg, Nas, Xzibit, RUN DMC, Ini Kamoze, Kendrick Lamar, Missy Elliott, KRS-One, DMX, Kris Kross, Montell Jordan, Coolio, Cypress Hill, Beastie Boys, Cartel, Ceza ve çok daha fazlası bu cumartesi Nayah'ta! Nayah'ın yerlilerinden C Fyah ve Bir Baba Indie'nin kurucularından Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura geceye özel olarak hazırladıkları, East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan Old School Hip-Hop ağırlıklı seçkileriyle gece boyunca Nayah sahnesinde olacaklar. Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition etkinlik serisinin sekizincisinde geçmişten günümüze hip-hop ve türlerinden oluşan C Fyah ve Kejura seçkisi ile Nayah'ta kapanışa kadar dans etmeye hazır olun!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-ile-baskose-nilipek-can-gungor-24-mayista-mecrada/", "text": "Seyirci katılımına açık gerçekleşecek söyleşide sesine, sözüne, sohbetine doyum olmayan bu iki kent ozanını biraz daha yakından tanıyacağız. Söyleşi sonrasında teras'ta gece Bir Baba Indie DJ Set ile devam eder, çünkü after party bir etkinliğin olmazsa olmazıdır. Gelişmeleri Facebook etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-ile-baskose-yeni-sezonda-acik-radyoda/", "text": "Bir Baba Indie, 4 yıl aradan sonra Açık Radyo'ya geri dönüyor! Her program yerli sahneden bir konukla, sanatçının yeni albümü üzerine yarım saatlik derin bir söyleşi ve dinleme seansı olarak kurgulanan Bir Baba Indie ile Başköşe programı, 48. yayın dönemi boyunca Açık Dergi kapsamında iki haftada bir cuma günleri 19.30-20.00 saatleri arasında Açık Radyo'da yayınlanacak. Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı'nın hazırlayıp sunacağı programda sezon boyunca yerli sahneden yakın dönemde yayınlanan 13 albüm ele alınacak. Jingle'ında Islandman'den Agit parçasının kullanıldığı program, yerli sahnede üretilen nitelikli albümlerin yaratıcılarına uzatacağı mikrofon ile albümlerin yaratım süreçlerine dair bir söyleşi serisi oluşturacak. Barlas Tan Özemek'in eylül ayı sonunda yayınladığı ilk solo albümü Yalancılar Kahvesinde, Can Kazaz'ın henüz kasım ayı başında yayınlanan tazecik albümü Sürsün Bahar, Hedonutopia'nın 23 Kasım'da yayınlanacak üçüncü albümü Yakamoz Sandalı ve Ah! Kosmos'un üç yıl aradan sonra ekim ayı sonunda yayınladığı ikinci albümü Beautiful Swamp, Bir Baba Indie ile Başköşe'nin 2018 programında başköşede yer alacak albümler seçkisini oluşturuyor. Açık Radyo 94.9 frekansının yanı sıra acikradyo. com. tr adresinden de dinlenebilir. Programın kayıtlarına ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-lokal-68-yerli-mix-ozel-programi/", "text": "Bir Baba Indie ekibiyle Açık Radyo'da güncel yerli sahneden sesler sunan Bir Baba Indie Lokal, 24 Ağustos Pazartesi tarihinde yayınlanan programında yerli sahneden 14 parçalık bir seçkiye yer verdi. Her pazartesi saat 20:00-21:00 arasında 94.9 Açık Radyo'da yayınlanan, Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu'nun hazırlayıp sunduğu Bir Baba Indie Lokal programının bu haftaki seçkisinde, ağırlıklı olarak ağustos ayında yayınlanan yeni parçalardan oluşuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-lokal-her-pazartesi-acik-radyoda/", "text": "Bir Baba Indie ekibiyle güncel yerli sahneden sesler duymaya devam edeceğimiz Bir Baba Indie Lokal programı 6 Mayıs Pazartesi günü başlıyor! Bir Baba Indie ekibi Açık Radyo'nun yeni yayın döneminde isim ve format değiştirerek her pazartesi saat 20:00-21:00 arasında Bir Baba Indie Lokal programıyla radyolarınızda olacak. Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu'nun hazırlayıp sunacağı Bir Baba Indie Lokal'de güncel yerli sahneden sesler, konuklar, canlı performanslar ve yerli müzik gündemine dair konularla sizlerle olmaya devam edeceğiz. 6 Mayıs Pazartesi akşamı programın ilk konuğu Büyük Ev Ablukada'dan da tanıdığımız, şimdilerde solo projesiyle dikkat çeken Gülin olacak. Açık Radyo'yu 94.9 frekansından ve acikradyo. com. tr adresinden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mecrada-11-temmuzda-dolu-kadehi-ters-tutu-konuk-ediyor/", "text": "Bir Baba Indie 'da serisiyle temmuz ayında da sizleri terasa serinlemeye davet ediyoruz! Sunuculuğunu Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ile Tuğçe Yapıcı'nın üstlendiği Bir Baba Indie 'da serisinin 11 Temmuz Çarşamba akşamı gerçekleşecek üçüncü söyleşisine Dolu Kadehi Ters Tut projesinin yaratıcıları Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava konuk oluyor. İkilinin akustik performanslarının yanı sıra çeşitli sürprizlerin de yer alacağı bu sazlı sözlü yaz akşamı söyleşisi için teras'ta buluşalım. İsmini Ömer Hayyam'ın bir dizesinden alan Dolu Kadehi Ters Tut, 2014 sonunda Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay tarafından bir duo proje olarak kuruldu. Az zamanda büyük işler başaran DKTT, üretkenliğiyle nam saldı; Mürsel Oğulcan Ava'nın yönettiği klipleriyle milyonlarca izlenmeye ulaştı. Ömer Hayyam, Özdemir Asaf, Sabahattin Ali gibi isimlere duydukları ilgi şarkı sözlerindeki şiirsellikte büyük rol oynamakla birlikte; ikilinin muzip mizah anlayışları şarkılarının alametifarikası niteliğinde. Akustik ev kayıtlarından oluşturdukları Polonya'nın Başı Belada (2015) ve ilk stüdyo çalışmaları Dünyanın En İyi Albümü (2017) olmak üzere iki uzunçalar albümün yanı sıra çok sayıda single yayınladılar. Deniz Tekin, Canozan ve Dilan Balkay ile ortak çalışmalar gerçekleştirdiler. Red Hot Chili Peppers'dan esinlenerek oluşturdukları funk rock ve alternatif rock türündeki yeni şarkılarıyla 2017'den itibaren davulda Tümerkan Aldanmaz ve bas gitarda Alp Alptekin ile birlikte band olarak sahne almaya başladılar. Grubu yalnız bırakmayan sadık dinleyici kitlesi sayesinde bir hayli coşkulu geçen konser performansları ise kesinlikle görülmeye değer. Etkinliğe katılım ücretsizdir. Gelişmeleri Facebook etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-menajere-ne-gerek-var-paneli-sound-ports-istanbulda/", "text": "Bağımsız sanat, kültür ve müzik festivali Sound Ports İstanbul bu yıl 13-14 Ekim tarihleri arasında bomontiada'da dolu dolu bir programla katılımcılarla buluşmaya hazırlanıyor. Festival kapsamında Bir Baba Indie ekibi de 13 Ekim Cumartesi günü Menajere Ne Gerek Var? başlıklı bir panel gerçekleştirecek. Gülbaba Music organizasyonu, Kendine Has desteği ile ve Babylon, bomontiada avlu, ATÖLYE ve A Corner in the World X bomontiada ALT'ın mekan partnerliğinde 13-14 Ekim'de iki gün boyunca devam edecek olan festivalin bu yılki teması Empower One Another. Sound Ports İstanbul, üçüncü senesinde müziğin gücünden aldığı ilhamı, keşif, deneyim ve düşünce çeşitliliğiyle harmanlayarak ortak üretim alanları yaratıyor. Sound Ports İstanbul 2018 // Yaratıcı Buluşmalar kapsamında müziğin ekseninde yer alan kültür profesyonelleri, sanatçılar ve festival katılımcıları bir araya gelecek. 13 Ekim Cumartesi günü 16.45'te ATÖLYE'de gerçekleşecek olan Bir Baba Indie: Menajere Ne Gerek Var? başlıklı panelin moderatörlüğünü Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı üstlenecek. Bir Baba Indie'nin 2018 ilkbaharında internet sitesinde başlattığı ve müzik çevrelerinde önemli bir boşluğu doldurarak büyük yankı uyandıran Menajer Röportajları serisine konuk olan menajerlerden Hakan Yalçın, Can Şener ve Ahmetcan Taşdemir'in konuşmacı olarak yer alacağı panelde, Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu, konuklarına menajerliğin ne olduğuna ve menajerlerin sektördeki yerine dair yeni sorular yönelterek meseleyi daha kapsamlı bir biçimde ele alacak. Panele katılım ücretsiz olup katılım için bit. ly/soundports2018_yaraticibulusmalar ya da soundports-ist. com/bulusmalarüzerinden kayıt formunu doldurmanız gerekmektedir. Ayrıntılı bilgi için Sound Ports İstanbul 2018 // Yaratıcı Buluşmalar etkinlik sayfasını ziyaret edebilirsiniz. İki gün boyunca bomontiada avlu ve Babylon'da Chinese Man feat. Youthstar, Kutiman Orchestra, Gili Yalo, Femina, Deniz Tekin, Şehinşah, Dub Again, Ozoyo, Levni ft. Melik gibi isimleri izleyeceğimiz festivalin ayrıntılı programına Sound Ports İstanbul 2018 etkinlik sayfasından, festival biletlerine ise Mobilet'ten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-2022/", "text": "Pandemiden sonra nihayet normale döndüğümüz, ülkecek her geçen gün daha kötüye gittiğimiz bu ilginç yılda müzik adına sevindirici gelişmeler yaşandı. Pandeminin neden olduğu karantina günlerinde sevdiğimiz sevmediğimiz neredeyse tüm gruplar, bu kapanmayı üretim yaparak fırsata çevirdi. Bunun dolayısıyla 2022'de bu üretimlerinin meyvelerini yiyebilme fırsatımız oldu. Yılın başından sonuna her periyodunda sevdiğimiz grupların art arda çok değerli üretimlerini görmek, dinlemek paha biçilemez bir şeydi. Eski grupların kendileriyle beraber müziklerinin de onlarla büyüdüğüne şahit olmak, yeni grupların ise gelişimini görmek, kreatifliklerini test etmek oldukça heyecan vericiydi. Velhasıl kelam, ülkece durmadan kötüye gittiğimiz, pandeminin sona ermesiyle beraber yeniden düzenlenen konserler ve festivallerle beraber müziğin birleştirici gücünü oldukça hissettiğimiz, çıkan yeni üretimlerle beraber biraz olsun kafamızı dağıtabildiğimiz ilginç bir seneydi 2022. Bu senenin güzellerini Spotify üzerinden listeledik, aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-agustos-2013/", "text": "Eylül'ün ortalarında olmamız Ağustos mix'ini paylaşmamıza engel değil! Geçtiğimiz aydan derlediğimiz 10 parçalık Ağustos playlistimizle, Bir Baba Indie Mix adı altında toplamda 20. mix'imizi paylaşmaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz. Bir Baba Indie Mix | August 2013 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-aralik-2013/", "text": "2013 biteli tam 12 gün oldu evet ama Aralık 2013 Mix'ini neden paylaşmayalım diyerek hemen bir 10 parça daha toparlayıp, sunuverdik sizlere. 3 parça sonra dayanamayıp, yine hüznün dozunu kaçırmış olabiliriz. FYİ!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-aralık-2014/", "text": "Çok canlar yakar bu liste çook."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-aralık-2015/", "text": "Ve koskoca bir yılı daha arkamızda bırakıyoruz. Büyük çerçeveden baktığımızda söyleyebileceğimiz; iyi bir sene olmadığı... Umarız ki yeni yıl bize kaybettiğimiz umudumuzu ve sevgimizi geri getirir. Şimdiden herkese iyi kilerle dolu, mutlu yarınlar dileriz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-ekim-2013/", "text": "Sonbahar ile birlikte, yürek burkan, iç sıkan Ekim playlistimiz ile dozu iyice artırıp, yola devam ediyoruz. Bir Baba Indie | October 2013 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-ekim-2014/", "text": "Ekim ayında son düzlüğe girerken Ekim 2014 adlı Mix'imizi bitirmiş bulunuyoruz. Bu haftaki programla birlikte ara vereceğimiz Açık Radyo yayınlarının yerine yakında açıklayacağımız yeni projelerimizle beraber BBİ Mix'e de tam gaz devam edip, keşiflerimizi yine buradan düzenli olarak paylaşacağımızı söyleyebiliriz sizlere şimdiden. Yine mevsimlik, güzel bir liste oldu. E haydi aşağıdan buyurun o zaman."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-ekim-2015/", "text": "Ekim mix'ini, hastalıklı dönemden kurtulup aydınlığa ulaşmayı bekleyenler olarak paylaşıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-ekim-2017/", "text": "Oh, sonunda en sevdiğimiz havalara girdik! Yazı dolu dolu, bol müzikli bir şekilde arkamızda bıraktık. Yer yer Esmiyor! Yeter artık! diye isyan ettik, kimi zaman sahilde arkadaşlarla içmek için buluştuğumuzda Yaz be! diye sevindik. Kah güldük, kah ağladık derken ekim ayına kadar geldik! İnce hırkalar kalın hırkalara, battaniyeler yorganlara dönmeye başladı. Her şeyi de söylemeyelim canım, haydi açın dinleyin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-eylul-2013/", "text": "Sonunda en sevdiğimiz mevsimlere gelmiş bulunuyoruz. Ufaktan kış moduna bir giriş yaptık Eylül mixtape'i olsa da... Kasmadan, rahat rahat, eğlenceli olmayan parçalar paylaşabileceğiz sonunda!! Yine aralara güzel şeyler sakladık, ıskalamayın sakın! Bir Baba Indie | September 2013 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-eylül-2014/", "text": "Eylül ayını ortaladığımız şu günlerde, yeniden eski defterleri açıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bir dönem takıntı yaptığımız, defalarca döndürmüş olduğumuz artık mix, radyo ve blog yazılarından da aşina olduğunuz gruplardan seçme şarkılarla Eylül 2014 mixini tamamlamış bulunuyoruz. Bir Baba Indie Mix | September 2014 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-eylül-2015/", "text": "Ülke olarak birbirinden zor, birbirinden karanlık günler geçirdiğimiz yazın bu son günlerinde biraz olsun nefes aldıracak, kafa dağıtacak bir mix'le daha karşınızdayız. Bizce müzik yalnızca eğlenme aracı değil. Nefes almak, yaşadığımızı hissetmek için tınılara ihtiyacımız olduğu çok açık. Son zamanların en iyi mixlerinden biri olduğunu düşüdüğümüz Eylül 2015 Mixinde yer alan 10 parçanın 10'una da dikkat kesilmenizi tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-haziran-2015/", "text": "Ve sonunda hepimizin beklediği mevsim geldi! Tüm sosyal ağlarımızda mezuniyet, düğün, festival, tatil vs. gibi yazın geldiğine dair kesin bilgiler içeren nice fotoğraflarla birlikte içimizin kıpır kıpır olduğu günlerdeyiz. Pek çok güzelliği barındıran bu mevsimin başlangıcını da yine güzel bir playlist hazırlayarak kutlamaya karar verdik. Herkese keyifli dinlemeler & bol güneşler dileriz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-haziran-2018/", "text": "Havalar bir türlü ısınmıyor! isyanlarımız yerini Esmiyor! nidalarına bıraktı bile. Bir yandan ülke gündemi, diğer taraftan iş güç, sıcakla birleşince nefes alamayacak hale geldik. Bu nefessiz günlerimize temiz hava gibi gelen tek şey ise hiç şüphesiz müzik oluyor. Kendimizi herkesten, her şeyden izole etmek isterken farkında olmadan kulaklığımıza sarılıyor, birkaç dakika için bile olsa etrafımızdakileri unutmayı başarabiliyoruz ve kendi dünyamıza çekiliyoruz. Bir Baba Indie olarak her ay hazırladığımız Mix'lerimizin en yenisi Haziran 2018 ise sizi 26 şarkı boyunca tüm dış güçlerden koruyacak bir kalkan görevi görüyor. O zaman lafı uzatmayalım ve bu sıcak yaz günlerinde, soğuk su, klima ya da buz gibi bir bira görevi görecek playlist'imiz için seni aşağıdaki bağlantıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-haziran-temmuz-2014/", "text": "İş yoğunluğuydu, radyoydu, türlü türlü koşturmacalardı derken yaklaşık 3 senedir yayınladığımız Mix'lerimizi ilk kez 2 aylık yapmak durumunda kaldık. Ama radyo sağ olsun, ayda yaklaşık 4 mixtape değerinde program biriktirdiğimizden sanırım aftan yararlanabiliyoruz. O sebeple kendimizi affettik. Bundan böyle yine Mixtape'leri düzenli yayınlayacağımızın sözünü de vererekten keyifli dinlemeler dileriz. BBI'den herkese kucak dolusu sevgiler... <3Playlist: 01. The Hillbilly Moon Explosion Flying High Moaning Low 02. Loney Dear Airport Surrounding 03. Wise Children Absence 04. Nada Surf See These Bones 05. Kurt Vile Feel My Pain 06. Brutal Hearts Bedouin Soundclash 07. Folly And The Hunter Our Stories End 08. Sing Fang Look At The Light 09. Active Child Hanging On 10. Get Well Soon Aureate!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-kasim-2013/", "text": "Birbirinden değişik 10 parçadan oluşan Kasım 2013 Mix çıktı! Bir Baba Indie Mix | November 2013 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-kasım-2015/", "text": "Dingin, mahzun ve huzur verici renkleriyle fazlasıyla etkisi altına girdiğimiz sonbaharı arkamızda bırakıyoruz. Yere dökülmüş birbirinden farklı ve bir o kadar güzel olan yaprakların tınılara dönüşmüş halini Kasım mix'inde sizler için bir araya getirdik."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-mart-2014/", "text": "Aslında Mart 2014 miximizi bir süre önce sizlerle paylaşmıştık. Ancak blogumuzun meşhur yenilenme süreci dolayısıyla sizlere post şeklinde servis etme şansı bulamadık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-mart-nisan-2015/", "text": "Geç kalan baharı kapı eşiğinde beklediğimiz şu günlerde kendimizi işe güce, okula biraz fazla kaptırmış olacağız ki Mart Mix'imizi de Nisan'ınkine dahil ettik. Ama olsun, bahar güneşiyle birlikte yükselip arşa değenler için bu ay da enerjisi yüksek bir liste hazırladık. Baharınızı mutlu kılacak keyifli dinlemeler diyoruz! 05. The Do Anita No!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-mayıs-2015/", "text": "Havaların ısınmasıyla birlikte kendimizi sahillere, çimenlere ve daha bilumum güzel enerji saçan yerlere atmaya başladığımız şu günlerde içimizin renk tonu da biraz olsun açıldı. Baharı yavaş yavaş uğurlarken mayıs ayıının fon müziklerini hazırlamayı da ihmal etmedik; her türlü duygu durumuna uygun bir playlist hazırladık. Herkese bol mavi & yeşilli günler ve keyifli dinlemeler diliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-nisan-mayis-2018/", "text": "Kışı hatırlatan, yağmur çamur temalı şarkıları bir kenara bıraktık; üstümüzdeki kasveti attık, kendimizi eğlenceli melodilerin kucağına bıraktık. Dinlerken içimizi kıpır kıpır eden, bir kere dinledikten sonra loop tuşunu bozduran şarkıları da Neden sadece biz dinleyelim ki? diyerek, bu kez aylık değil iki aylık Bir Baba Indie Mix'lerimizden en yenisine ekledik. Sizi keyiflendiren türün ne olduğunu bilmediğimiz için çalma listemize her türden biraz serpiştirdik. Evet, iş çıkışı arkadaşlarınla buluşmaya giderken, ev yolunda rahat yatağının hayalini kurarken, Tinder flörtünü beklerken dinleyebileceğin yeni Nisan & Mayıs 2018 MIX'imiz aşağıda seni bekliyor. Afiyet olsun!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-ocak-2014-2/", "text": "2014'ün ilk Mix'i sonunda geldi! Size 43 dakikadan oluşan 10 parçalık yine güzel bir seçki hazırladık. Ocak 2014 mixtape'i için sizi hemen aşağıya alalım o vakit. Bir Baba Indie Mix | January 2014 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-ocak-2015/", "text": "2015'te özellikle mix konusunda daha düzenli gideceğimizin sözünü göstere göstere verirken, sizi taze keşiflerden oluşmuş, mis gibi bir mix ile baş başa bırakmak istiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-subat-2014-2/", "text": "Blogun az güncellendiği, sıkıntılı aylardan geçiyoruz. Evet, kabul bu aralar biraz boşladık. Ancak geçtiğimiz günlerde Twitter'da da müjdelediğimiz gibi, gayet şık bir şekilde daha da aktif olarak geri döneceğiz. Fırtına öncesi sessizliğidir bu! Sözü uzatmayalım, yenilenmiş Bir Baba Indie öncesi son mixtape'imiz Şubat 2014 ile sizleri başbaşa bırakalım. Bir Baba Indie Mix | February 2014 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-temmuz-2013/", "text": "Temmuz ayında da yine çok temiz bir playlist hazırladık. Sadece 5 kişinin bildiği cins gruplarla bezeli bu miximizde bu sefer tempoyu biraz daha ortalamanın üzerinde tuttuk elimizden geldiğince. Bir Baba Indie Mix | July 2013 from BirBabaIndie on 8tracks Radio."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-temmuz-ağustos-2015/", "text": "Normallerin üstündeki hava sıcaklığı sebebiyle bir o yana bir bu yana dönerek, sinek vızıltılarından kaçarak uyumaya çalıştığımız şu günler için serinletici etkisi yaratan bir playlist hazırladık! Yazın yavaş yavaş bittiğine işaret eden Temmuz & Ağustos 2015 mix'i bizi karmaşık duygular içerisine sokacak gibi gözüküyor ama biz varız diyorsanız; keyifli dinlemeler!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-mix-temmuz-ağustos-2016/", "text": "Ülke olarak oldukça zorlu bir ayı geride bıraktık! Umarız ne biz, ne de ardımızdan gelenler böyle bir durumla bir daha kesinlikle karşılaşmaz. Hepimize çok çok geçmiş olsun! Tüm bunların sonunda Temmuz ve Ağustos aylarını birleştirip, toplamda 27 parçadan oluşan 1 saat 49 dk.'lık bir BBI Mix hazırladık sizlere."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-nerde-co-sunar-hip-hop-showdown/", "text": "Bir Baba Indie ve Nerde. co iş birliğiyle 23 Mart Cumartesi günü Pan's Social House'ta gerçekleşecek olan Hip-Hop Showdown etkinliğiyle Beyoğlu'nda Mısır Apartmanı'nın tarihi atmosferinde hip-hop rüzgarı esecek! Bir Baba Indie, mekan keşif platformu Nerde. co ile iş birliği yaparak düzenli olarak devam ettirdiği etkinlik serilerinden Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition'ı Beyoğlu'nun tarih kokan binalarından Mısır Apartmanı'ndaki Pan's Social House'a taşıyor. Bir Baba Indie ve Nerde. co ortaklığında Hip Hop Showdown ismiyle 23 Mart Cumartesi günü gerçekleşecek olan partide hip-hop, electronic, funk, disco gibi farklı tarzlarda gerçekleştirdiği DJ Set'leriyle tanınan, Bir Baba Indie'nin kurucularından Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura ve Nayah başta olmak üzere birçok mekanda gerçekleştirdiği reggae, dub, hip-hop tarzlarındaki DJ Set'leriyle tanınan C Fyah gece boyunca deck'lerin başında olacaklar. Tabii sahnenin sürpriz konuklarla kalabalıklaşma ihtimali ise bir hayli yüksek! Tarihi Mısır Apartmanı'nın 2. katında yer alan Pan's Social House'ta gerçekleşecek olan Hip Hop Showdown etkinliğine içeceklerinizi ve atıştırmalıklarınızı dışarıdan getirebiliyorsunuz. Getirdiğiniz içecekler ise gece boyunca bar ekibi tarafından muhafaza edilerek soğuk olarak size servis ediliyor. Giriş: 20 TL / Biletler için Mobilet!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-oneriyor-ekim-2009/", "text": "Ortasına geldiğimiz 2009 Ekim ayının BBI önerileriyle yeniden karşınızdayız. Es geçmemeniz gereken Top 5'imizi aşağıdan inceleyebilirsiniz. 5- 27 Ekim'de ülkemizde konser verecek olan, Songs: Ohio'dan tanıdığımız Jason Molina'nın grubu Magnolia Electric Co.'da, yeni albümleri Josephine ile listemize son sıradan girmeyi bildi. (Aynı zamanda şuradan önümüzdeki günlerde gerçekleşecek İstanbul konserinin haberine de ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-oneriyor-subat-2010/", "text": "Yine biraz gecikmeyle de olsa, Bir Baba Indie Öneriyor listesinin Şubat 2010 güncellemesiyle tekrardan birlikteyiz. 1- Listenin ilk sırasında bu ay RISHLOO var! Önceki albümlerinden daha özgün, kendini bulmuş bir Rishloo, Feathergun albümüyle de aslanlar gibi oturdu zirveye bu ay. Güzel bir detaylı yazıyı da talep ediyoruz tabi... Karşınızda Rishloo! 2- İki numarada ise Hollanda'dan, 2010 yılı albümleri Seadrift Soundmachine ile birlikte tanıştığımız BLAUDZUN mevcut. Güzel keşiflerden bir tanesi olarak yer alıyor listemizde. 3- 2010 yılı yeni albümleri Down The Way ile dikkatlerimizi çekmiş olan ANGUS & JULIA STONE bu ayın en sevindiren bir diğer keşfi olarak listemize 3 numaradan giriyor. Mahrum kalmamak için buyursunlar! 4- Yine geçmişe selam olarak Funeral albümü ile birlikte Şubat ayımızı şenlendiren ARCADE FIRE'a da yer vermeden geçemezdik. Hala duymamış olanlar, duymak isteyenler mi var? Çok ayıp! 5- A Perfect Circle'dan tanıdığımız gitarist Billy Howerdel'in son projesi olan ASHES DIVIDE'ı da Şubat ayı listesinde görüyoruz. Şuradan da bakınılabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-paylasiyoruz/", "text": "Zaman tuhaf, karmaşık, üzerinde düşündüren ve en şaşırtıcı şekilde tarif ederken zaman kaybettiren bir şeymiş. Bu cümleyi yazmak saniyelerimi, kurmak dakikalarımı aldı. Bir Baba Indie'nin 5. yılına ithafen bir şeyler yazmak için uyanır uyanmaz klavyenin başına geçtim. 5 yıl içinde olmayan için anlık, bizim içinse gerçekten 5 yıldır. Geçmişin bizi bugüne getirdiği noktada Bir Baba Indie'nin kendine has duruşunun, arzularının hiç değişmediğini görmek sevindirici ama benim için sürpriz asla değil. Samimiyetle yaptığınız işlerin içerisindeki samimiyeti yok etmek anlık bir karara bağlıdır. Bu 5 yıllık dilimde bir çok insanın bir araya gelip bloglar açtığını, dergi çıkartmaya çalıştığını, komün halde olmayı arzulayıp butik bir hikayeyi çoğullaştırıp karmaşıklaştırarak bizlere sunmaya çalıştığını gözlemledim. Bir süre sonra bu insanların eminim hala neden olduğuna anlam veremediği bir son yaşadığına da bir süre sonra şahit oldum. Bunun neden olduğunu ancak kendi tecrübemizin ışığıyla anlatabilirim. İnsanlar devamlı başka insanlara bir şeyler sunmaya, sunduğu şey konusunda ikna etme gayretinde. Bir adam bir kadına ona sevdiğini söylerken binlerce düşünceyi, kelimeyle bütünleştirerek ona sunar. Bunun için bir sürü yöntem dener. Onu ikna eder ya da edemez; ama bu bir süreçtir. Bir çocuk ebeveynlerinden bisiklet ister. Ebeveynleri ona Derslerine çalışırsan alırız der. Çocuk çalışır, sunumunu bir karneyle gerçekleştirir. Ebeveyn ikna olur ve bisikleti alır ya da çocuk iyi bir sunum yapamaz ama aile ona yine bisikleti alır. Bu da samimiyetin ve sevginin doğurduğu bambaşka bir süreçtir. İnsanlar devamlı kendisine ait bir fikrin düşüncesi ve o fikrin kendisi için kazınımı peşindedir. Dinler, kültürler, sanatın kendisi, siyaset, spor müsabakaları, felsefe ve her şey. Her şeyin kendi içinde bir diktası, bir çıkışı ya da ebeveyn okşaması vardır. Hepsinin özünde de insanın kendine has, tek çocuk olarak yetiştirdiği yaramaz yaratımı, hazlarımız vardır. İşte bu dağılan, artık harf girilmeyen blogların sonunu getiren şey de buydu. İnsanlar bloglar açtığında tıklanma rekorları kırmak, okunma sayılarını arttırmak, içeriği herkese hitap edilebilir kılmak için çabalıyor. İşte tam bu noktada samimiyetin yitirilmesi konusu cereyan ediyor. Sunumların pazarlamaya döndüğü andan itibaren üzerinizdeki hatıralarla dolu penyeyi çıkartıp, yerine kurumsal bir gömlek giyiyorsunuz. Sizi dış dünyaya anlatan, birini size pazarlayan, sizi de Aman biri gelse de hazzıma dokunsa diye bekleten bir dünyaya sürüklüyor ve meseleler değişiyor. Bir insana bir şey pazarlamanın, bir insanın hazzına dokunabilme kabiliyeti ölçüsünde olduğu fikri, anlık hislerle yazdığım bu yazıda bana pek sıcak geldi. Öyleyse şunu diyebilir miyiz? İnsanların bitmez tükenmez hazlarından kaçına dokunabilirsiniz? Blogların butik hikayelerinden kastım tam olarak bu işte. Yola müzik blogu diye çıkıp, sonradan içeriğine sinema, edebiyat başta olmak üzere bir çok şey ile içeriğini zenginleştirerek çuvallaması ile nihayete ermesi bana şaşırtıcı gelmiyor. Bir de çok yazarlı blog olunca çok başarılı olacak algısı var ki meselenin yazar sayısıyla değil, yazarların mentalitesiyle alakalı olduğunu söylemek gerekti ğini düşünüyorum. Hatta bir örnek vermek gerekirse muzikalsozluk. com hüsranı mükemmel bir örnek olacaktır. Sözlüğün harika fikri ve varlığı yaşasın diye, devamlı İlgi görmezse kapatırız tehditlerini arkamıza rüzgar alıp yazdığımızı bilirim. Bir günde 500'e yakın entry girdiğim günler olmuştu. İlgi görmek nedir, sorar dururum. Öylesine! Konumuz müzikti, sahi! Şimdi, sizi 5 yıl öncesine götüreceğim. Bir Baba Indie'de ilk yola çıktığında bu şekilde varolmak istemişti ama Bir Baba Indie bugün de gördüğünüz üzere hiç o çizgide kalamadı. Sadece müzik yazmak istediğimizi, inandığımız müziği karşılık beklemeden, salt bir şekilde yazmak dışında bir şey istemedik. Daha çok nasıl okunabilirizin altında çok fazla bir şey yoktu. Indie olgusunun, çemberin dışında olup bitenleri başkalaştırmadan, kimliklere büründürmeden, ailenin üvey evladı muamalesi yapmadan önce anlamaya sonra anlatmaya çalıştık. Bir Baba Indie'nin tarihsel gelişimi de bir öğrenmeden ibarettir aslında. Müziğin bağımsızlığı felsefesi üzerinde çıkılmış bir seyahat boyunca yol kenarlarında dura kalka öğrendiği, öğrenmeye devam ettiği bir gelişimdir. İnsanlara, yani sizlere bir şeyler sunduk ama bir şeyler pazarlamadık. Yazdığımız yazıların okunma oranlarına hep baktık ama onlara göre hareket etmedik. 10 kere okunmuş yazımız da var 5000 kere okunmuş yazımız da var. Senelerce radyo hayaliyle yanıp kavrulduk. Her hafta kaç kişinin dinlediğine bakmaksızın mikrofonlarımızın başına geçtik ve heyecanla yeni hayallerimizin yolunu gözledik. Bir kadının bir adama salt bir şekilde, sevgi dolu bakmasından başka bir şeyi gözetmeden yazdık ve sadece büyüyen o adamın yanında gerçek bir kadın olarak ona eşlik ettik. Sen adam olamamışsın diyerek terk eden kadın değil! Kadın-erkek ilişkilerinin en güzel yanı da bu değil mi? Birlikte büyümek, öğrenmek, yaşamak ve en önemlisi anlamak! Bizim için müziği yazmak, dinlemek tüm kusurlarımızla paylaşma arzusundan başka bir şey değil. Paylaşıyoruz, bir babaya ilk sevdiğimiz adamı/kadını anlatır gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-sunar-bi-sahne-bi-sohbet/", "text": "Bir Baba Indie heyecanla sunar! 22 Mayıs Pazar günü Beykoz Kundura'da gerçekleşecek Bi' Sahne, Bi' Sohbet'in ilk konukları Eren Alıcı, Melis Karaduman ve Dilan Balkay olacak. Bir Baba Indie ile Kundura Sahne'nin ortaklaşa düzenlediği Bi' Sahne, Bi' Sohbet'in 22 Mayıs Pazar günü gerçekleşecek ilk etkinliğinin konukları yerli sahnemizin genç ve özgün müzisyenleri Eren Alıcı, Melis Karaduman ve Dilan Balkay olacak. Söz ve müzik yazarı genç müzisyenlerin şarkıları kadar ilham verici hikayelerinin peşinde güncel bir Türkçe müzik belleği yaratmayı amaçlayan Bi Sahne, Bi Sohbet, sanatçıların sevilen şarkılarını akustik versiyonlarıyla dinleme şansı yaratırken, günümüzün kent ozanlarını yakından tanıma fırsatı da sunacak. Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ile Ahsen Çamlıca'nın moderatörlüğünde gerçekleşecek ilk programın konukları ise; 2014'te YouTube'da yayınladığı Biraz Olsun adlı şarkısı ile dikkatleri çeken ve 2017'de çıkardığı ilk solo albümü Bizi Orada Aramanın yanı sıra Dibi Ne Kadar, Hiç Uyanmasam, Sarmaşık ve özellikle fenomene dönüşmüş Uzunlar gibi çok dinlenen teklileri ile tanınan Eren Alıcı, nam-ı diğer Evdeki Saat; trompeti ve güçlü vokaliyle Dolu Kadehi Ters Tut, Evrencan Gündüz, Can Ozan gibi yerli sahneden birçok grup ve müzisyene eşlik etmiş, 2019'da Bizi Bir Ettim ve Derken adlı teklileriyle başlayan solo kariyerinde Parçalanmadan, Hepsi Kafamda, Zor ve eleştirmenlerce 2021'in en iyi albümlerinden biri olarak gösterilen Kuyu gibi özgün projeler üretmiş multi-enstrümantalist, şarkıcı ve şarkı yazarı Dilan Balkay ve ilk kez 2021'de yayınladığı Anda, Zamansız, Maske gibi solo çalışmaları kadar No.1, Canay Doğan, Veys Çolak gibi müzisyenlerle birlikte yaptığı ortak çalışmalarla adından söz ettiren, R&B tarzında şarkıları ve güçlü vokali ile merak uyandıran, bu yıl yayınladığı EP'si Sensus ve Kadın parçası ile başarısını sürdürmüş Melis Karaduman olacak. 22 Mayıs Pazar günü 19:00'da kapılarını açacak olan etkinliğin biletlerine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-sunar-menajere-ne-gerek-var-paneli-youtubeta/", "text": "Geçen yıl Sound Ports İstanbul Festival kapsamında gerçekleştirilen Bir Baba Indie Sunar: Menajere Ne Gerek Var? başlıklı panelin videosu şimdi YouTube'ta yayında! Gülbaba Music organizasyonuyla, 13-14 Ekim 2018 tarihinde üçüncüsü düzenlenen Sound Ports İstanbul Festival Yaratıcı Buluşmalar kapsamında bomontiada'da bulunan Atölye İstanbul'da gerçekleşen Menajere Ne Gerek Var? isimli panelin konukları Hakan Yalçın, Can Şener ve Ahmetcan Taşdemir olmuştu. Menajerliğe dair çeşitli soruların yanıtlarının arandığı panelin 37 dakikalık videosu, şimdi Sound Ports İstanbul Festival YouTube kanalında yayında. Bir Baba Indie'nin 2018 ilkbaharında birbabaindie. com adresinde başlattığı ve müzik çevrelerinde önemli bir boşluğu doldurarak büyük yankı uyandıran Menajer Röportajları serisine konuk olan menajerlerden Hakan Yalçın, Can Şener ve Ahmetcan Taşdemir'in konuşmacı olarak yer aldığı panelin moderatörlüğünü Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu üstlendi. Bir Baba Indie ekibi olarak Menajer Röportajları serisini tasarlarken müzisyenler ve menajerler arasında köprü kurmaktan başka bir amacımız daha vardı: Menajerlik mesleğinin kapsamını, bir sanatçının kariyerindeki işlevini ve gerektirdiği becerileri menajerlerden dinlemek. Menajerlik mesleğinde mesai harcayan profesyonel kişilerin deneyimlerine ve anlatılarına başvuran bu röportaj serisinde herkese eşit ifade imkanı tanımak amacıyla tüm katılımcılara aynı soruları yönelttik. Sound Ports İstanbul kapsamında gerçekleşen Bir Baba Indie sunar: Menajere Ne Gerek Var? başlıklı panelde ise Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu, konuklarına menajerliğin ne olduğuna ve menajerlerin sektördeki yerine dair yeni sorular yönelterek meseleyi daha kapsamlı bir biçimde ele aldı. Menajer Röportajları serisinde yer alan tüm röportajlara şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-sunar-muzigimi-dinleyiciye-nasil-ulastiririm/", "text": "Bir Baba Indie ekibi bu yıl Sound Ports Istanbul Festival'inin Yaratıcı Buluşmalar bölümünde Müziğimi Dinleyiciye Nasıl Ulaştırırım? başlıklı bir panel düzenliyor. 10 Kasım Pazar günü saat 17.45'te arkaoda'da gerçekleşecek panelin moderatörlüğünü Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı üstlenecek. Panel konuşmacıları ise sanatçı Can Kazaz, Pozitif'ten Elif Cemal, Sony Music Türkiye'den Ali Çetinkaya, Roscoe'dan Yaren Avcı ve zu PR'dan Uğur Yüksel olacak. Panele katılım mekan kapasitesi ile sınırlı olduğundan şimdiden yerinizi şuradan rezerve etmenizi tavsiye ederiz. Bir Baba Indie ekibinin geçen seneki Sound Ports Istanbul Festival kapsamında gerçekleştirdiği Menajere Ne Gerek Var? panelini kaçıranlar için video'sunu şuraya bırakıyoruz. Müziğini dinleyiciye nasıl ulaştıracağı üzerine kafa yoran tüm sanatçıları ve tüm müzik sektörü profesyonellerini ise 10 Kasım'da arkaoda'ya bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-sunar-sattas-20-nisan-cuma-peyotede/", "text": "Ülkemizin en köklü reggae grubu Sattas, aynı zamanda yerli sahnenin en fazla konser veren gruplarından biri. Bir Baba Indie ekibi olarak bugüne kadar birçok konserinde bulunduğumuz Sattas'ın, bu yıl 20. yaşını kutlayan, yerli bağımsız müziğin Beyoğlu'ndaki kalesi Peyote Nevizade ortaklığıyla bir konserine ev sahipliği yapacağız. Dans garantili müziğiyle Sattas, 20 Nisan Cuma akşamı uzun yılların ardından ilk defa Peyote Nevizade sahnesine reggae getirecek. Gecenin after'ında ise Beton Orman ekibinden C Fyah geceyi sabaha bağlayacak. Ayrıca, geçtiğimiz seneki Bir Baba Indie radyo programında konuk olan Orçun Sünear'lı programa şuradan, editörlerimizden Tuğçe Yapıcı'nın yazdığı destansı Sattas yazısına ise buradan ulaşabilirsiniz. Etkinlikle alakalı tüm detayları sayfalarımızdan ve aşağıdaki Facebook Event linkinden takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indie-yerli24-atari-kasedi/", "text": "- Mustafa İlhan Ulukapı Bass Gitar - Eren Anıl Ayyıldız Gitar/Vokal - Taylan Yıldırıcı Bateri - Fatih İmrenk Gitar Üniversite Şenlikleri. Çünkü; şarkılar üniversite evinde, üniversite problemleriyle, üniversite öğrencileri tarafından yapıldı. Bizi de en iyi anlayacak topluluk yine üniversite öğrencileridir. Konya'da bulunan bir kaç kafe ile anlaşma sağladık, akustik gecelere çıkmaya yakınız. Ayrıca Selçuk Üniversitesi, Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığı ile de, bahar şenlikleri için temaslara başladık. Seviliriz biz ya. Samimiyiz bi kere, şarkılarımız farklı, tebessüm ediyor insanlar dinlerken. Şimdi o biraz da covera bağlı. Eğer ulan çalmazsak bunu ayıp olacak diyorsak içimizden seve seve çalarız. Mesela Barış Manço'nun ölüm yıl dönümüdür, böyle bir istek geri çevrilir mi hiç? Başka türlü alakasız, gereksiz bir şarkı ise nazikçe geri çeviririz efenim, o kadar hazırlanıp gelmişiz oraya, fırsat verin de çalıştığımızı ortaya koyalım. Genelde insanlara şarkılarımızı dinletiyoruz ya da tanıdık mekanlara gidiyoruz. Bu uğraşlarımız da başarıya ulaşacak gibi gözüküyor. 17 adet var, hepsini de çalabiliriz. Genelde öğrenciliği ifade ediyor. Ancak şarkılarımızın bir kısmı da var ki; onlar başımıza gelen minik olaylardan hemen sonra yazıldılar. Örnek vermek gerekirse; 0,7 ucunuz var mı? adlı şarkımız ilk kategoriye girerken, Karşıya geçerken gördüğüm kız sen misin? adlı şarkımız ikinci kategoriye girmektedir. Tanınmak için cover çalmak bize göre değil, biz aaa ben onları dinledimm blabla şarkısı onların değil mi yaa? diye tanınmak istiyoruz. Havalandırma genelinde yetersiz oluyor ve eğer fazla iş yapmayan ve yapmaya da çalışan bir stüdyoya gidiyorsanız asla kaliteli veya bakımlı enstrüman bulamıyorsunuz. Dinleyicilerden, bizi dinlemeleri dışında pek bir beklentimiz yok. Mekanlar ve organizatörlerden ise bağımsız gruplara şans vermelerini istiyoruz. Müzisyenler de aynı şekilde bu grupların elinden tutmalı, çünkü müzikte rekabet diye bişey yok. Yani biz ünlü olduk desek, başka bir müzisyenin ekmeğine engel olduğumuz anlamına gelmez. En azından alt grupluk şansı verilebilir. Ya da büyük konserlerde alternatif sahneler kurularak bağımsız gruplara desteklenebilir. Katılmadık. Ama katılmayı düşündüğümüz bir kaç tane var. Bence olması gereken şeyler, ses duyurmak açısından yardımı dokunan organizasyonlar. Genelde en büyük yardımı bu yolla elde edebiliyoruz aslında. Hele bir de İstanbul, Ankara veya İzmir dışından bir grupsanız en çok ihtiyaç duyulan şey yardım oluyor zaten. Şarkılarımızın bir kısmında, şarkılarda pek alışık olmadığımız sözcükler kullandık. Aslında bu bizim açımızdan olumsuz değil, biz seviyoruz şarkılarımızın bu özelliğini ama bazen böyle şarkı mı olur tepkisini alıyoruz. Şarkılarımızın bir kısmının sözleri sıradışı ve bir kısmının da sözleri gerçekten bişeyler hissedilerek yazıldı. Şarkılarımızın büyük bir çoğunluğunda da bass gitarı çok melodik kullandık, yani şarkıyı bir defa dinleyince aklınıza önce bass gitarı geliyor. Bu yüzden şarkılarımız belli bir kısım tarafından seviliyor. - E posta: atarikasedimuzik@gmail. com - Facebook: facebook. com/atarikasedimuzik - Twitter: twitter. com/atarikasedim - Soundcloud: soundcloud. com/atarikasedi Tamam her şarkı çocuğunuz gibi ama, ayırdığınız fakat kayırmadığınız bir şarkınız var mı? / Var efenim, Karşıya geçerken gördüğüm kız sen misin? adlı şarkımız. Müzik grubunuzla Bir Baba Indie Yerli projesine katılmak için linkteki yazıyı okumanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indieden-yerli-elektronik-mixtape/", "text": "Bir Baba Indie ekibinin Red Bull Music Festival için hazırladığı, yerli elektronik sahneden bir seçki sunan mixtape şimdi Soundcloud'ta! 3-13 Ekim tarihleri arasında yayın yapan Red Bull Music Festival Istanbul Radio'da yayınlanan Bir Baba Indie mixtape, elektronik sahneden 2019 çıkışlı yerli işlerden oluşan bir seçki sunuyor. Suha, Sordino, Islandman feat. Barış Demirel Barıştık Mı, Captain Kubar, Bora Uzer, Çağan Tunalı feat. İlhan Erşahin, Hey! Douglas, İpek İpekçioğlu & Hakan Vreskala, Ali Kuru, Haximum ve Ahu'dan birer parçanın seçildiği mixtape'i Zafer Sernikli miksledi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-baba-indienin-konuk-oldugu-hisler-arsivi-kaydi-yayinlandi/", "text": "30 Kasım 2017'de bomontiada ALT'ta gerçekleşen Hisler Arşivi serisinin ikinci söyleşisinde icracı, koreograf ve eğitmen Gizem Aksu, Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı'yı konuk etmişti. Hisler Arşivi'nin kayıtları A Corner in the World'ün Soundcloud hesabında yayınlandı. Yukarıdaki sorular üzerinde temellenen Hisler Arşivi serisinde Gizem Aksu, konuk ettiği sanatçıların hislerine odaklanıyor. Hisler Arşivi serisinin tüm kayıtlarına şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-diziden-geriye-kalanlar-13-reasons-why/", "text": "Bir dizi, sadece bir diziden fazlası olabilir mi? Bir dizi, bütün hayatınızı etkileyebilir mi? gibi klişelerden bahsetmeyeceğimiz bir yazıya hoş geldiniz. Netflix & Chill furyasının başını alıp yürüdüğü, ardına bile bakmadığı, adeta bir Yaşar Usta olduğu bu günlerde, pek sürükleyici bir diziyi dört günde bitirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Aklınızdaki soruyu da cevaplayayım; işsiz değilim. Gelelim dizimize! 13 Reasons Why'ı eminim bir şekilde duymuşsunuzdur. Çeşitli sosyal mecralarda deli gibi paylaşımı yapılan ve bazı ülkelerde gençleri olumsuz etkilediği düşünülerek yasaklanmış bir dizi kendileri. Ne diyelim, zamanında Pokemon'un çocuklar üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu hatırladıkça çok da garipsemiyoruz artık bu durumları. Joy Division, M83, Woodkid, Chromatics, The Kills, The Cure, Elliott Smith gibi çok sevdiğimiz isimlerin yanında, daha önce belki adını bile duymadığımız, dinledikçe içimize işleyen şarkılara ev sahipliği yapan bir soundtrack listesi olduğu için. 13 Reasons Why'da bu şarkılar o kadar yerinde kullanılmış ki kendinizi ister istemez karakterlerin yerine koyuyorsunuz. Miya Folick çalmaya başlıyor, Hannah Baker'ın gözlerindeki hüznü hatırlıyorsunuz, derken şarkı Angel Olsen'a dönüyor ve Jessica Davis'in gizledikleri sizin sırrınız oluyor. E bilirkişiler bu işi bu kadar güzel yapmışken bize de sadece sizinle paylaşmak kalıyor! Ayy yaz gelmiyor dedik ama şimdi de esmiyor! demeye başladığımız şu zamanda güzel bir dizi izlemek istiyorsanız 13 Reasons Why'a bir şans verin. Zaten izlerken Shazam elinizden düşmeyecektir. Yok efendim ne dizisi, gider ortamlarda sosyalleşirim. diyorsanız da sizler için listeyi aşağıya bırakalım. Uzatın ayaklarınızı, mevsimin tadını çıkarın. Belki bu şarkılar sizin hayatınızın minik bir bölümünün de soundtrack'i olur. Kim bilir!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-festival-daha-iptal-edildi/", "text": "Pandemi sebebiyle en çok etkilenen meslek gruplarından birinin sanat sektörü olduğu hepimiz için aşikar. Her yasağın teker teker kalkmasına rağmen müzik yasağının bir lütufmuş gibi sunularak gece 1'e çekilmesi bu sektöre verilen önem hakkında hepimize çokça fikir sunuyor. Bu yıl yaklaşık 14 festival ve konser farklı sebepler sunularak iptal edildi. Yıllardır yapılan Zeytinli Rock Festivali için hala karar açıklanmasını beklerken ani bir kararla Milyonfest iptal edildi. Milyonfest'in iptal edilme sebebi ise İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü'nün festivalin yapılacağı bölgedeki ekolojik dengeye olumsuz etki edeceğini öne sürmesi ve bu konudaki şikayetleri göz önüne alması. Fakat aynı konumda çevreye kasten zarar verilerek yapılan bazı yapıların da farkındayız. Ekolojik çevreye sanat dışında zarar veren birçok kurum ve kuruluşa neden ceza kesilmediğini ya da imar faaliyetlerinin durdurulmadığını anlamak çok güç. Milyonfest henüz iptal edilen festivallerin sonuncusu. Geçirdiğimiz bu zor günlerde sarıldığımız nadir şeylerden biri sanatken umuyoruz ki başka konserler, festivaller iptal edilmesin ve müzik susturulmasın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-florence-filmi-high-as-hope/", "text": "KATE BUSH, altıncı albümü The Sensual World'ü bir röportajında anlatırken kendisini görsel bir artist olarak tanımlamıştı. Bugüne kadar çıkardığı albümlerinde bir filmin bölük pörçük sahnelerini anlatan Florence + the Machine ise bu tanıma en tematik albümü ile karşımıza çıkarak daha da yaklaştı. Bu bir Florence filmi! High As Hope, June adlı parçayla özlediğimiz bir şekilde başlıyor. Ship to Wreck'in hiperaktif akorlarından sonra Dog Days Are Over'dan ve Only If For A Night'tan alıştığımız daha sonra açılacak ağır bir girişe sahip. Sözleri ise daha önce metaforlar üstadından hiç beklemediğimiz kadar realistik: I would come to you to watch the television screen... Sanırım Welch bu sebeple yeni uzunçalarlarının Florence-stilinden farklı olduğunu söylemiş olmalı. Ancak, bana kalırsa biraz kendini kandırmış, çünkü Patricia ve No Choir gibi parçalarında çok eski bir Florence + the Machine i tekrar selamlayacağız. Albümün ikinci şarkısı ve çıkış parçası olan Hunger, High As Hope'tan biraz ayrılmakta. Dördüncü albümlerinin en hareketlisi olmasıyla, en akılda kalıcı melodiyi vermesiyle ve Florence'ın geniş oktavını çekinmeden kullanmasıyla titiz bir çalışmanın ürünü olan şarkı kendini sevdiriyor. Cuma gecesine yaptığı atıflarla Welch'in otuzlu yaşları nasıl karşıladığını, bir şizofrenin aklındaki sesler gibi her taraftan hücum eden arka vokallerdeki farklı tonların Florence'larıyla görmüş oluyoruz. Hunger, üç buçuk dakikanın nasıl geçtiğini anlamadan bitiyor. Bir sonraki parça: South London Forever. Sigur Ros'un Gobbledigook'unun Laura Marling tarafından cover'lanması. Sözler yine muazzam realistik. Bu albümü ben Feist, Bjork'un Vespertine'ini yapsaydı, diye nitelendiriyorum. Keza bu şarkıda her saniye araya başka bir enstrüman ve vokal giriyor ama buna alışmak gerekiyor çünkü geldiği yerde daha çok var. Welch bir röportajında bu albümünü 'olgunlaşmış Lungs diye tanımlamıştı. Ben yüzde yüz katıldığımı söyleyemem. Ancak, şarkıların çoğunda mikrofonun Flo'ya çok yakın olması ve Blinding'deki nefes oyunları özellikle sıradaki parça Big God'ı Lungs'a yaklaştırıyor. İkinci teklileri olan bu parça gerçekten de ilk albümlerinde olsaydı asla sırıtmazdı. Fakat How Big How Blue How Beautiful'dan kalan borazanlar ve Ceremonials'ın Seven Devils'ından hatırımıza gelecek sözler ve yaylılar Florence'ın her defasında kendine bir şeyler katarak yoluna devam ettiğini kanıtlıyor. Sonrasında, albümden ilk duyduğumuz Sky Full of Song bizi karşılıyor. Tanıdık bir melodinin olması çok iyi. Zira nefes almamızı ve şarkıları daha konsantre takip etmemizi sağlıyor. Çünkü Florence, ondan alışkın olmamıza rağmen, bu sefer ucundan tutamayacağımız kadar bol enstrüman ve arka vokal kullanmış. Şarkılar neredeyse uçuyor. Biraz bulanıklar. Çoğunda nakaratı bile yakalamak zor. Sky Full of Song ise albümün isyankarı gibi. Sadeliğiyle Florence'ın sesini ön plana çıkarmış. Tüm albümde bize eşlik eden yüksek bass sesi ise bu şarkıda neredeyse bir piyano notası gibi. Welch bu parçasında sahneden indikten sonra biten enerji patlamasının boşluğunu anlatıyor: Grab me by my ankles I've been flying for too long. Grace ise tüm Florence parçaları arasında en Jazz sosuna bandırılmışı denilebilir. Grubun, Wish That You Were Here gibi şarkılarından da hatırlayacağımız üzere balat tarzı, hikaye anlatan şarkılar yapmayı sevdiğini biliyoruz. Bu parçada ise ilaveten June ve South London'la ittifak kurmuş bol korolu bir nakarat mevcut. Kardeşi Grace'e yazılmış. Sıkı durun! Florence + the Machine'in Lover to Lover'dan beri bol grand-piyanolu, bol mu bol vücut perküsyonlu, kitsch bir Amerikan filminin aurasına sahip, siyahi kilise korolarından fırlama en az bir şarkıyı albümlerine sıkıştırmayı Delilah ile öğrenmiştik. Sıradaki iki parça ise Florence'ın kariyerindeki mihenk taşlarından olabilir. Patricia çok yavaş başlıyor. Akustik versiyonunu birkaç kez konserlerinde çalmışlardı. Bu sebeple Grace'in devamı gibi olacağını zannediyorsunuz, en başta. Kemanın yaylarına birkaç kere vuruluyor ve Amy Lee havasında bir arka vokal: From you the flowers grow. Ve bir anda müthiş bir ön-nakarat, Patti Smith için durmadan tekrarlıyor: I BELIEVE HER! Arkadaki keman adeta Madonna'nın Erotica'sından çıkma! Şarkının sitemi ve nakarattan sonraki yaylılar insana Kasabian'ın en ünlü parçalarını anımsatıyor. Şarkıda, albümün genelinde olduğu üzere arka plana atılamaz bir doksanlar havası da var. Ve buradan kardeş parça 100 Years'a geçiyoruz. Albümün yayınlanmasından birkaç hafta önce Jools Holland'a çıkan grup bu şarkıyı aslında çalmıştı. Açıkçası canlı performansı o kadar iyiydi ki beklentilerimizi çok yüksek tutmuştuk. Ancak, How Big döneminde Third Eye'de yaşadığım hüsranı daha az olmakla birlikte yine de yaşadım. (2015 yılında Londra'da verdikleri bir konserde Third Eye'ı ilk defa seslendirmişlerdi ve stüdyo versiyonunu dinleyince aynı problemle burada da karşılaşmıştım.) Şarkı arka vokallerle, kirli gitar sesleriyle ve yaylılarla öyle boğulmuş ki Florence'ın mikrofonla bir olmuş dudakları da buna eklenince zor anlaşılır bir hal almış. 100 Years'ı aklınızda yapısını oturtmak için üç dört defa dinlemeniz gerek. Bu yüzden tam bir Hit olacak derken geriye sadece epik şarkı sözleri kalıyor: Hubris is a bitch. 100 arms. 100 years. Son iki şarkı da uzaktan hısımlar, aslen. İlk dakikası gözüme Interstellar'dan sahneler getiren The End of Love, Florence'ın en Adele parçası. Ceremonials'daki Never Let Me Go'nun bir ton aşağı indirilmiş hali ve Grace'in bir nevi Part-2'si. No Choir, Bird Song'un olgunlaşmış, All This and Heaven'ın ise bir ton aşağı çekilmiş hali. Vokal adeta bizimle konuşuyor ve bir piyano şarkının geneline iskelet olmuş. Bitirmek için hoş ve sade bir parça. Ancak albümde bu formülün uygulandığı o kadar çok şarkı var ki maalesef beklentimizi karşılamıyor. High As Hope, üç yılın ardından How Big'in hiç de altında kalmayacak, güzel bir albüm. Ancak, How Big de 'daha az Florence-stili' diye pazarlanmıştı. Sanki bu, grubun kurtulmak istediği bir illet gibi lanse ediliyor. Halbuki Florence'ın hayran kitlesinin çoğunluğu hala en çok ilk iki albümü sevmekte. Neticede Guardian'da tek dört yıldız alan albümleri de Lungs ve kabul etmek gerekir ki ABD'de hiçbir zaman Lungs dönemindeki kadar ün yapamadılar. Kendilerini her seferinde yenilememeleri ve bunu gerçekten başarmaları takdire şayan. Ancak High As Hope sanki henüz demo aşamasında kalmış ve sıkı bir prodüktör tarafından tekrar elden geçirilmesi gerekiyormuş gibi duruyor. Bence, albümdeki en güzel şey istisnalar dışında dinleyicinin sesleri daha net alabilmesini sağlamış olmaları. How Big birçok eleştirmen için grubun en iyi albümü olsa da ikinciye dinlemek için kulaklarınızı dinlendirmenin şart olduğu enstrümental bir kalabalığa sahipti. Üçüncü albümde adeta birinci şarkıdan on birincisine bir uğultu parçalara eşlik ediyordu. High As Hope'ta ise piyanoyu gitardan ayırır olmanın sevincini yaşıyorum. Bence High As Hope grubun şimdiye kadarki en iyi işi. Ama Florence'ın daha kırması gereken çok zinciri var ve bu yüzden 'bundan iyisini yapamazlar' demek yerine beşinci albümlerinde bu zincirleri kırmalarını temenni ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-liam-gallagher-macerasi-o-an-icin-beklersin-ya/", "text": "21 yıl önce orta okula gittiğim dönemdi... Evde durmadan Burçin'li, Yunus'lu, Jess'li, Yiğit'li Number One TV'yi izliyordum. Bir öğleden sonra helikopterden inip şarkı söyleyen adamların klibine denk geldim. Şu an bile düşünce anlamadığım bir sebeple çok etkilenmiştim. Belki bir gün sonra okulda bunun muhabbetini açtığımda beni gazlayan arkadaşım C. olmasa böyle bile olmayabilirdi. Koşarak albümü almaya gittiğimde, öyle bir albüm yok denmesi bile her şeyi değiştirebilirdi. Belki de 1-2 hafta sonra aynı gazla önceki iki albümü için de aynı cevabı almak ve durmadan dinleyememiş olma ihtimali de değiştirebilirdi. Neyse ki bunlar olmadı, o gün benim için milat oldu ve Oasis hayatımın bir parçası oldu. Geçen sene Ekim ayında beni o gün gazlayan arkadaşım C.'den bir telefon geldi ve 20'sinde Liam'ın Avrupa turnesi biletleri satışa çıkacakmış, gidelim mi? Ne dersin? diye sordu. O anki coşku ve harbi, bu sefer olacak galiba hayalini gerçeğe dönüştürmek için o tarihte saat 10:00'da bilgisayar başında hazır hale geldik. Bu aslında hayallerimizi yıkabilecek bir gerçekle de yüzleşmekti; çünkü İngiltere konser biletlerinin yaklaşık beş dakikada tükendiği bir gruptan bahsediyoruz -ki 2009'da Oasis'in yeni Wembley Stadyumu'ndaki konserin saha içine çıkan on binlerce bilet 10 dakika içinde tükenmişti. Milano'yla başlayan denemeler, kararsızlığımız yüzünden Berlin'in de tükenmesi sonucunda Amsterdam'da başarı ile sonuçlandı. Bunların hepsi panik, kararsızlık ve heyecan dolu 15 dakika gibi bir süre içerisinde oldu. Artık tek yapmamız gereken 8 Mart 2018'i beklemekti. Zaman konser için yaklaştıkça heyecanımız da artıyordu. O anın hayali ile sanki gerçeküstü bir olay yaşıyordum. Normalde sıklıkla yaptığımız bir şey değil sonuçta yurt dışında konser izlemek, özellikle bu şekilde konser için bir yere gitmek. Bazı önceki konserlerin Liam'ın sağlık sebepleri ile iptal edilmesi de ayrıca gerildiğimiz bir noktaydı. Ama Amsterdam'a her türlü gelir mantığı bizi biraz rahatlatıyordu. Nitekim zaman geldi çattı, biz Amsterdam'a gittik ve konser gününü beklemeye başladık. Ama içimizde hep bir şüphe olmadı değil, ta ki sabah attığı Amsterdam'a geldik tweet'ini görünce. İşte o an titremeye başlamıştık. Sonuçta gençliğimizde durmadan dinleyip, en hayran olduğumuz adamın konserine gidecektik. Geçmişte Türkiye'ye hiç yaklaşmadıkları için bir daha izleme şansımız olmayabilir korkusu da cabası. 2008'de gittiğim Oasis konserinden tam 10 yıl sonra yeniden, çok daha yakından Liam Gallagher'ı izleme şansım olacaktı. Bu istediğimiz şeye çok daha kolay ulaşabildiğimiz bu çağda bile hayal gibi bir şeydi. Konserine gittiğim tüm İngilizler gibi konser programı aynen denilen şekilde ilerliyordu. Saat 21:00 olduğunda Fuckin' in the Bushes çalmaya başladı. Ve üstünde parkası, kollarını hafifçe sağa sola sallayarak Liam sahneye geldi... Morning Glory, Greedy Soul, Wall of Glass derken yine o en sevdiğim şarkılarından biri olan Slide Away... Yeni albümden birkaç şarkı sonra yine Oasis şarkıları başladı. Konserinde çalmasını hiç ummadığım Be Here Now, üstüne Wonderwall ve bis... Bisten büyük sürprizle döndü. Liam ile birlikte Bonehead de sahnedeydi. Supersonic, Cigarettes & Alcohol efsanelerinden sonra Liam'ın da en sevdiği Oasis şarkısı olan Live Forever ile bir buçuk saat rüya gibi geçmişti. Konser biterken ne olduğunu anlamadık bile. Yetmek kelimesi yetersizliğini gösterdi. İlk defa bir konser sonrası alanı terk etmek istemedim. Boş boş sahneye bakarken unutulmaz anı halen yaşıyordum. Liam'ın sahnedeki aurası gerçekten çok farklı, çok acayip. Birçok grubu veya şarkıcıyı sahnede izleme şansını buldum ama onun gibi bir modda olanı hiç görmedim. Orada çok farklı bir ruh halinde, çok farklı bir alemde gibi. Bakışları, hareketleri, konuşmaları... Röportajları veya öyle videolarda izlediğimizden çok farklı. Kendi dünyasına giriyor orada ve o anı yaşıyor. Anlatılmaz yaşanır gibi bir durum var. Sanki seyirci hiç yok da aynadan kendini izliyor gibi. O an kontrol tamamen onda. Bunu şovun bir parçası olduğu için değil, kendisi böyle olduğu ve hissettiği için bu şekilde davranıyor. Eski videoları, canlı kayıtları izleyince aradaki fark sadece yaşı ve saçı. Davranış, hareketler hep aynı. Konserle ilgili bir not da şarkılarda Noel Gallagher'ın söylediği yerleri Liam söylemiyor, seyirciye bırakıyor. Artık aralarında devam eden husumetten olsa gerek onun hakim olduğu şarkılar da şu ana kadar konser şarkı listelerinde yer almadı. İstanbul'a dönüp bunların anısını yaşamaya devam ederken şaka gibi bir haber aldık. Artık kaderin bir oyunu mu, yoksa bir mucize mi bilmiyorum. 14 Ağustos 2018'de KüçükÇiftlik Park'taki Liam Gallagher konseri anons edildi. Heyecandan titremeye başladım. Ama bu Liam, sahneye çıkana kadar konserin olup olmayacağına emin olamazsın, bu da onun acı gerçeği. Her durumda şu anki umut ile bile 10 yılda bir izlediğin adamı 5 ayda iki kere izleme şansına sahip olmak da pek olası bir durum değildi, ama olacak diye ummaya devam. O an için yeniden beklemeye başladım. Liam'ın çok güzel bir açıklaması var: ''200 kişi de olsa 2000 kişi de olsa konser, konserdir. Sen sadece moda girmeli ve herkesi coşturmalısın. En iyi şekilde söylemeli ve kontrolü devamlı elinde tutmalısın.'' Belki de bu yüzdendir ilk turneden sonra Britanya'daki konserlerinde şarkı listesini değiştirdi. Wonderwall gibi en popüler Oasis şarkısını listeden çıkardı ve yerine onun B-Side'ı olan Whatever'ı ekledi. Bunu birkaç şarkı için de yaptı. Ama ne zamanki Britanya dışına Avrupa'ya turneye başladığında eski listeye çok yakın bir liste yaptı. Be Here Now'ı çıkarıp Whatever ile devam etmek gibi. Bir yıl her yerde aynı liste ile konser vermek yerine biraz bölgesel olarak modifiye etmesi bence çok hoş bir durum. Bunun üzerine yukarıdaki dediğini okuyunca çok daha anlamlı geliyor. Tekrar tekrar teşekkür: MTV Türkiye her ne kadar artık olmasa da 2008'de beni o konsere gönderdikleri için halen ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir insanın en büyük hayallerinden birini gerçeğe dönüştürmüşlerdi. Bonehead nam-ı değer Paul Arthurs. Kendisi Oasis'in daha grup adı bile konmamışken Liam Gallagher, Tony McCarroll ve Paul Guigsy McGuigan ile olayın en başından içinde olan gitarist. 1999 yılındaki büyük değişimde o da gruptan ayrılmıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-masaldan-yukselen-kadim-sesler-oma/", "text": "Eylül ayının gelişiyle birlikte bütün yaz dinleyiciyle buluşmayı heyecanla bekleyen albümler sandıklardan çıktı, dijital platformlara birer birer düşmeye başladı. Hem de henüz eylül ayının ilk haftasındayız, onlarca albüm daha sonbaharda yayınlanmak için sırasını bekliyor. Geçen hafta yeni kayıtların arasında en çok dikkatimi çeken OmA'nın on parçadan oluşan Tohum albümü oldu. 6 Eylül'de People Make Music etiketiyle yayınlanan albümü dinlerken üçüncü parçada vokale ve sound'a dair bir şeyler tanıdık gelince şarkı listesine bir defa daha alıcı gözle baktım. Albümde yer alan Zürafa ve Ordular adlı parçaları fark edince OmA'nın sıfır kilometre bir proje olmadığını hatırladım. 2016 senesinde Youtube üzerinden yayınladığı bu iki parçayla Facebook haber kaynağımı kendi çapında meşgul eden OmA'dan uzun süre haber alamamıştık. Kaldı ki projenin aktörlerine dair herhangi bir fikrim olmadığı için zaman içerisinde peşini bırakmış, varlığını unutmuşum bile. Demet Çizenel'in kendine has bir tavra sahip vokaline aşinalık hissedince gizem çözüldü, sır perdesi aralandı. Bundan iki yıl önce kendisini repeat'e aldıran ve ah şu Bolşevikler gibi bir sözü dilime dolamaya mazhar olmuş Ordular ile bu defa Spotify'da olmak üzere yeniden kavuştuk. İlk şoku atlatıp kendisiyle hasret giderdikten sonra albümü bir defa daha en başından dinlemeye koyuldum. Kendi deyişleriyle OmA'nın tohumu, Alman-Türk şarkıcı ve şarkı yazarı Demet Çizenel ile müzisyen ve müzik yapımcısı Burak Güngörmüş'ün 2014 yılında Büyükada'da yollarının kesişmesiyle atılmış. -Adaların kerametine daima inandığım için böyle bir albümün temellerinin de bir adada atılmış olması benim için şaşırtıcı değil. Olağanın sınırlarının aşılmasına, olağanın üstüne çıkılmasına imkan tanır adalar.- 2014 yılında Büyükada'da başlayan kayıt süreci Babajim Stüdyoları'nda nihayete ermiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Çıkalım çıkmasına da, asıl masal biz kerevete çıktıktan sonra başlıyor. Nükleer santraller, temel hak ve özgürlükler gibi somut ifadelerin yanı sıra aynı ismi taşıyan şarkıda tekrar eden bir Zürafa sembolü var ki işte o sen ne istersen o demek. Çalıştır saksıyı, doldur boşlukları. Ne direktliğin getirdiği düzlük, ne sembollerin getirdiği bir şeyler demeye çalışırken hiçbir şey diyememe tuzağına av olmak. OmA sözcüklere av olmayan, bilakis onları ustalıkla eğip büken şarkı sözleriyle özlediğim dengeyi henüz ilk albümünde ustalıkla kuruyor. Sen Harikalar Diyarı ol, ben de Alice dese de kendi dolaştığı diyarları bize ancak ucundan gösteriyor. Oralara zahmetsizce ulaşmak öyle pek de mümkün sayılmaz. Önümüzdeki günlerde müziğiyle uykularınızı kaçırır mı bilmem ama OmA'nın Şarkı sözü nasıl yazılır? sorusunun yanıtına dair bir şeyleri anladığından şüphem yok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-modern-romantik-mesele-emre-akbay-şarkıları/", "text": "Müzisyenler müziklerini tanımlarken olabildiğince sade anlatımlar seçiyorlar. Emre Akbay müziğini, sözün ön planda olduğu, tarzın en melodik hali; anlam kaygılı ve duygu uyandıran müzik olarak tanımlıyor. Bu, benim içinse yozlaşmış bir romantizm anlayışından uzak, hafif ve seyreltilmiş bir anlatı. Sadeleştirme eylemi yok etmekten doğarken, seyreltmek eklemekten gelir. Bu seyreltilmiş anlatılar romantizmin hayalperestliğini ve kuralsızlığını hissettirirken, klasiğe rest çeken modern bir tavır da içeriyor. Klasik ve ağdalı bir romantizm anlayışını terk eden, şiirsel, derin ama anlaşılır ifadeler; kısacası romantizmi, modern olanla seyrelten özgün bir tavır: Modern Romantik. Bu Modern Romantik karakteri belirleyen ise şarkı sözleri. Bazen kendi kendimize kurduğumuz, bazen de yalnızca düşünce olarak kalmasını isteyerek, ses vermediğimiz pek çok cümlenin farklı bir formu olan şarkı sözleri, bu yüzden anıların alarmı oluyor ve filmografik birkaç dakika yaşayarak, müzisyenle beraber ortak bir enerji alanına girmenizi sağlıyor. Sözlere taban sağlayan, sözleri vurgulayıp ön plana çıkartan basit ve sade altyapılarda aynı zamanda hikayenin zamansal kurgusunu yaparak, o duyguyu zaman düzlemine oturtmanızı sağlıyor. Sözün ön planda olması armonik olarak alt yapıyı fazlaca basitleştirse de, kompozisyonda bir boşluk hissetmemek sözlerin, flowların ve vokal tekniğinin, dinamizmi ve duyguyu doğru bir şekilde dengelediğini gösteriyor. Aslında etnik kökenden, coğrafyadan ve kompleks müzik türlerinden olabildiğince sıyrılmak, müziği bağımsız kılan, fazlaca evrenselleştiren ve özgürleştiren bir hareket; ancak etnik tınılara, armonik kalıplara bir sınır çekilerek, basit birkaç akorla bile oluşturulabilecek altyapılar, sözler olmadan yalnızca aidiyetsiz birer melodiye dönüşebiliyorlar. Tabii altyapı üzerinde şiirsel iç görü yeteneğinin etkili bir dışa vurumuna şahit oluyorsanız aidiyet yalnızca ufak bir ayrıntı olarak kalıyor. Bu, sözlerde bireyselliği, alt yapılarda ise kaygıdan uzak bir evrenselliği, bir müzikal sınırın, aynı zamanda sınırsızlığın içinde uyuma sürükleme hali. Ve birbirine benzetilen, deforme edilen, yeniden kurgulanan soyut düşünceler, yani sembolize edilenler. Singer-song writer akımında yer alan müzisyenlerin belirgin özelliklerinden biri. Şiirsel iç görü ile yazılmış sözler, kelime oyunları, somutlaştırmalar sözlerde fazlaca yer alıyor. Bu akımda yer alan müzisyenler, deyim yerindeyse önce şair sonra müzisyen oluyorlar. Bu, istisnalar dışında, singer-songwriter akımında yer alan müzisyenlerin enstrümanist özelliklerini çok fazla ön planda tutmamalarını da açıklıyor. Akımın, enstrümanlar yerine kompozisyonun bütününü dinleyiciye sunan bir tür olması bunu gerektiriyor olsa da, can yakıcı soloları Emre Akbay şarkılarında dinlemek kulağıma hiç fena bir fikir gibi gelmiyor. Akımların değişmesi ve gelişmesini bu noktada müzisyenlerin kalıplara olan bakış açılarıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Müzikte kapalılık yerine devinim ve etkileşim, bu gelişimi her zaman fazlaca tetikliyor. Bu devinimin bir ayağını da dinleyiciyle yüz yüze iletişim oluşturuyor. Sanatçıların dijital mecralardan önce, dinleyici ile şarkılarının enerjisini aynı ortamda paylaşmaları ve başka müzisyenleri dinleyebilmeleri, bunun için çok sağlam bir adım. Aslında Eskişehir'de sık sık konserler veren ve sahne hayatını daha çok Eskişehir'de yaşayan Emre Akbay da bu platformlarda sıkça dinleyici ile buluşuyor. Geçen Aralık ayında Sofar Fest'te Merve Çalkan ile sahne alan Akbay, bu devinime sağlam adımlar atmaya devam ediyor. Akbay'ın aynı zamanda Yiğit Tungaç, Oktay Zengin, Cihan Demir ve Şenol Coşkun 'dan oluşan kadrolaşmış bir ekibi var. 1 Şubat Çarşamba 2017 günü Atölye Hangart'ta Emre Akbay ve Dostları adlı bir konser veren ekip, No Land grubunun vokalisti Kamil Hajiyev ve Fatih Çölgeçen'i sahnelerine konuk etti. Ekibi oluşturan müzisyenlerin güzel iletişimi ve sahne performansı sırasında birbirlerine duydukları güvenden doğan rahatlık, ekibin enerjisini gerçekten yükseltiyor. Son olarak, Bir Şarkım Var isimli projede 'Uyan' şarkısıyla yer alan Emre Akbay, yaza doğru çıkaracağı albümün kayıtlarını Bahçeşehir Üniversitesi Stüdyoları'nda tamamladı. Yakın zamanda albüm hakkında daha fazla bilgi vereceğiz. Albümle birlikte kısır tanımları yok ederken, yeni modern romantik meselelere de dalacağız gibi görünüyor. Emre Akbay'ın daha önce katıldığı BBI Yerli projemizdeki sayfasına da buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-orgutu-ifsa-ediyoruz/", "text": "Yukarıda saydığım isimler ve bu isimlerin birinin ya da bir kaçının içinde olduğu gruplar bildiğiniz bir örgütü oluşturuyor. Bilinmeyen biri tarafından dünyanın en verimli toprağına ekilen bir bir ağaç gibi... Bu ağaçta yetişen birbirine benzeyen ama her birinin tadı birbirinden farklı olan yaz kış meyve veren bir ağaç. Bu adamların bir araya gelmesi nasıl oldu hiç bilmiyorum. Eğer bir gün birine rastlarsam mutlaka sorup öğreneceğim. İçlerinde olduğu projeleri güzelleştiren, anlamlar katan ve yıllarca unutulması zor işler yapıyorlar. Kendileri ve birlikte çalıştıkları kim olursa olsun bir araya geldiklerinde birbirlerini o kadar iyi tamamlıyorlar ve besliyorlar ki, ortaya çıkan şey hep dinlediğinizin en iyisi oluyor. Mesela, Feryin Kaya. İlk Dinar Bandosu'nda duydum; sonra DANdadaDAN'da; sonra 123. Kendi müzik hayatıma bakınca ne kadar gereksiz şeylere kaygı duyduğuma inandım. Birden fazla grupla çalışınca kendi müzisyenliğim/duygularım körelir mi diye düşündüğüm çok oldu. Düşüncemde haklı olabilirdim belki; ama burada ayırt edilmesi gereken şey bu adamların mental açıdan kendilerini çok üst düzeye getirmeleri. Bu adamlar hangi ortamda, hangi projede, hatta evrendeki başka bir gezegende, başka türlü canlılarla bir araya gelip müzik yapmaları gerekse bile, birbirlerini besleyip, yine harikalar yaratabilirler. Sadece müzikal anlamda bir arada olmadıkları basit bir araştırmayla ortaya çıkabiliyor. Korhan Futacı Yasemin Mori'nin son albümünün hazırlanmasına etkin rol aldığını biliyoruz. Aynı şekilde Kırkaltı'nın Güz Bulutları klibinde eli var. Aynı şekilde Kırkaltı'da Görkem Karabudak'ın vokal olarak katkı sağladığı, geçen sene Ediz Hafızoğlu'nun editörlüğünü yaptığı Drum'n Bass dergisi ekinde albümün hediye olarak dağıtıldığını ekleyelim. Peki Kırkaltı'nın gitaristi kim? Barlas Tan Özemek! DANdadaDAN dağıldığında hepimiz hayal kırıklığı yaşamıştık. Hala da etkileri vardır; ama sonra durup düşününce hayal kırıklıklarım hafifledi. Gruptan Korhan Futacı'yı çıkartınca geriye Feryin Kaya, Burak Irmak ve Berke Can Özcan kalıyor. Onların üzerine Dilara Sakpınar'ı koyunca ise ortaya 123 çıkıyor. Şöyle yapalım bir de... DANdadaDAN'ın elemanlarını alalım. Üzerine Tansu Kamer ve Özlem Şimşek'i ekleyelim. Bakın şimdi de Tamburada oldu. Uzun zamandır bu yazıyı yazmak için kafamda düşüncelerimi toplamaya çalışıyordum. Bugün, bu sefer yazacağım diyerek bilgisayarın başına oturdum. Kafam çok karıştı. Kim nerede, kiminle çalmış, ne yapmış, ne çalmış soruları içinde kayboldum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-ulkenin-halki-hem-futbolu-hem-muzigi-severse/", "text": "İlk olarak tuttuğum takımdan mevzuya girmek isterim. Kuzey Londra ekiplerinden Tottenham Hotspur'un stadı White Hart Lane'de 2007'den beri oyuncular sahaya çıkarken beri Star Wars Bölüm 1'in en bilinen ve karizma şarkısı olan Duel of The Fates çalıyor. Hatırlamayanlar için Obi-Wan Kenobi ve Qui-Gon Jinn'in Darth Maul ile dövüş sahneleri esnasında çalan şarkı olarak da belirtebiliriz. Spurs maçlarını izlerken bu şarkıyı duyunca insan gerçekten etkileniyor. Neden Duel of The Fates de başka bir Star Wars şarkısı değil diye Spurs başkanı Devy'ye sormuşlar ve Darth Vader'ın tema şarkısı olan Imperial March tribündeki çocuklar için ürkütücü olabilir. yanıtını almışlar. Ayrıca her galibiyet sonrası maçın bitiş düdüğü ile statta Glory, Glory Tottenham Hotspur çalıyor. Manchester'da ise olay bu kadar sakin değil, resmen kan gövdeyi götürüyor. Şehrin kırmızı tarafında The Stone Roses çalarken, mavi tarafında ise malum bolca Oasis çalıyor. 2000'lerin başında United'ın The Class of '92 olarak da adlandırılan altın jenerasyonu oyuncularından Gary Neville'ın istediği üzerine, oyuncular Old Trafford'da sahaya çıkarken The Stone Roses'tan This Is The One çalıyor. Ian Brown'un da bir United taraftarı olmasının da taraftarın bu şarkıyı sahiplenmesinde katkısı var. Ayrıca şarkının şeytan tarafından tüketilen bir kızı anlatması ile de Kırmızı Şeytanlar a güzel bir gönderme var. Manchester'ın mavi tarafında ise durum biraz daha farklı. City of Manchester'da oyuncular sahaya çıkarken Richard Rodgers ve Lorenz Hart'ın 1934 yılında yazıp bestelediği Blue Moon çalıyor. Şarkı ilk kez 1989-90 sezonunda statta söylenmiş. Ayrıca Blue Moon'un The Doves, Supra, The Marcels, ve Beady Eye tarafından yeniden yorumlanmış versiyonları da statta çalınmış. Ayrıca dönemsel olarak da Oasis'ten Some Might Say de çalabiliyor. City'nin maç günü ritüellerinden biri de oyuncular maç öncesi soyunma odasına girerken odada Wonderwall çalıyor olması. Bunun ayarlaması da malzemeciler tarafından yapılıyor. Zaten konu City olunca illa bir yerinde Gallagher kardeşlerle kesişmemesi garip olurdu. En meşhur taraftarlık filmlerinden biri olan ve West Ham United ve Millwall arasındaki rekabeti anlatan Green Street Hooligans'ı izlemiş olanların aşina olacağı I'm Forever Blowing Bubbles ülkenin en eski taraftar şarkılarından biri. John Kellette, James Brockman, James Kendis, ve Nat Vincent tarafından yazılan şarkıyı kendilerine uyarlayan taraftarlar, ilk kez 1920'de o dönem teknik direktörlük yapacak Charlie Paynter'in tanıtımında söylemişler. Ayrıca oyuncular sahaya çıkarken bu şarkıya baloncuklar eşlik ediyor ve çok güzel bir görüntü oluşuyor. Leicester City'nin müzik dünyasından en büyük taraftarı Kasabian. Durum bu olunca da takımın iç saha maçlarında attığı gollerden sonra statta geçtiğimiz senelerde Premier League'in de tema müziği olan Fire çalıyor. Londra ekibi Chelsea'nin stadında ise ülkenin genel müzik tarzından farklı olarak reggae müzik hakim. 1960'ların sonundan beri maç başlangıçlarında Harry J'den Liquidator çalıyor. Kuzey Londra ekiplerinden Arsenal de ise işler biraz daha farklı. Çalacak şarkılara genelde taraftarlar karar veriyor. Son yıllarda favori Fatboy Slim'den Right Here, Right Now. Ayrıca Motörhead'den The Game çalmışlığı da var. Liverpool şehrinin mavi tarafı Everton'ın stadında şampiyon oldukları 1962-63 sezonunda İngiliz polisiye dizisi olan Z Cars'ın tema müziği çalmaya başladı. Everton'ın şampiyon olması bu şarkıyı daha meşhur hale getirdi ve bir yıl sonra dizinin hayranı olan dönemin Watford teknik direktörü Bill McGarry oyuncuların tünelden çıkarken bu şarkının çalınmasını istemiş. White Hard Lane geçtiğimiz yıllarda yıkıldı ve yerine yenisi yapıldı Aralık 2018'de açılması planlanıyor. Kırmızı Şeytanlar, Manchester United'ın lakabı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-yaz-gecesi-sahnesi-konser-serisi-bu-hafta-sonu-beykoz-kundurada/", "text": "Koronavirüs salgını sebebiyle birçok mekanla birlikte mart ayından beri etkinliklerine ara veren Beykoz Kundura, bu hafta sonu kapılarını Bir Yaz Gecesi Sahnesi konser serisinin ilki için tekrar açıyor. Yeni normalimizi yaşadığımız şu günlerde etkinlik mekanlarımızdan da fiziki koşullarına bağlı olarak gerekli önlemleri alıp gerçekleştirecekleri çeşitli etkinlik haberleri de almaya başlıyoruz. 25 Temmuz Cumartesi ve 26 Temmuz Pazar tarihilerinde Beykoz Kundura, Bir Yaz Gecesi Sahnesi'nin ilk konuklarını bu hafta sonu ağırlıyor. Cumartesi günü, Chico, Hedonutopia, The Kites ve Undomondo sahne alırken, pazar günü ise Büber, Tolga Duyan feat. Bulut Adalı Seçkin ve Barış Demirel Barıştık Mı'nın canlı performansları yer alacak. Beykoz Kundura tarafından organize edilen etkinliğe, Beşiktaş iskelesinden kalkacak ücretsiz özel tekne servisi ile boğazdan ulaşmak mümkün. Kendi araçlarıyla etkinlik alanına gelecekler için de otopark kullanımlarının ücretsiz olduğunu belirtelim. Bilet fiyatlarına tekne ile ulaşım ve bir ikram dahildir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bir-çocuğun-mayın-tarlasındaki-yolculuğu/", "text": "Yıllardan 2004, henüz 4. sınıfa gidiyorum. Bütün derslerimize tek bir öğretmenin girdiği dönemler. Öyle bir şey ki, daha o yaştayken annenizden çok öğretmeninizi görüyorsunuz. Dolayısı ile okul, kişilik oluşumunda belki aileden daha büyük bir öneme sahip. Her şeye masumca yaklaştığımız, kötü nedir bilmediğimiz bir dönem. Müzik dersimize de aynı öğretmen girerdi. Müzikten veya tek bir notadan dahi anlamıyordu gerçi ama eğitim sistemi bunu gerektiriyordu belli ki. O yaşlarda insan düşünemiyor ve öğretmenini gözünde tanrılaştırıyor. Gelecek hafta şarkı söyleyeceksiniz, not vereceğim. Türkçe olmak zorunda, türkülerimizden seçerseniz daha güzel olur. dedi kendisi. Türkü nedir tam olarak bilmiyordum henüz. Ne söyleyebilirim ki ben? diye düşünüp durdum. Bundan sonraki 1 hafta boyunca çalıştım sürekli tabii. Anneme, babama, abime sürekli söyledim bu şarkıyı. Onlar da sevdiler. Yanlışlarımı söylediler, birlikte düzelttik ve hazırlandık. Gün geldi, çattı. 53 kişilik sınıfın ortasına geçip tek başıma şarkı söyleyecektim ve bundan dolayı nasıl heyecanlı olduğumu anlatamam. Öyle bir şey ki, şu an bile hissedebiliyorum aynı heyecanı. Sıra bana geldi, tahtaya çıktım ve Mayın Tarlası'nı söylemeye başladım. Sınıfa karşı şarkı söylemek o kadar hoşuma gitmişti ki, kendimi sahnede bir grup eşliğinde söylüyormuşum gibi hissetmiştim. Hatta gaza gelip Koşmuşum, düşmüşüm, kalkmışım. Sevişmek sevmekten gelir inanmışım. Elimden tuttuğunda öyle bir güvenmişim ki, bize bir şey olmaz sanmışım. kısmını da söyledim. Geçtiğimiz günlerde Babajim Stüdyoları'nda bir dersim vardı ve Pieter Snapper ile birlikte mastering stüdyosundaydık. Siyah bir akustik gitar gördüm ve elime alıp dokunmak istedim sadece. Bildiğim bir kaç nota var, onlara bastım ve tellere dokundum. Sesi çok hoşuma gitmişti ve bu durumu biraz devam ettirdim. Pieter Snapper'ın, Yalnız o Şebo'nun gitarı. diyerek beni uyarmasıyla o gitarı hiç bırakmak istemedim ve son bir kez daha dokunduktan sonra yerine bıraktım. Ve az önce anlattığım hikaye tekrardan aklımda belirdi. Aradan 13 sene geçti, büyüdüm. Ve seçtiğim meslek, yaptığım işler, kısaca tüm hayatım müzikle iç içe. Ve iyi ki öğretmenimi hiç bir zaman dinlememişim diyerek kendi kendime seviniyorum. Şebnem Ferah'a, beni bu güzel şarkılarıyla büyüttüğü için teşekkür ediyorum. Ve öğrencilerini çocukları gibi görüp, tüm çabası onlara güzel bir gelecek hazırlamak olan öğretmenlere teşekkür ediyorum. Her ne kadar az olsalar da.."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/biraz-ambient-cokca-post-ve-progresif-rock-sky-architects/", "text": "Sesler okyanus ötesinden gelmiyor. Danimarka'nın doğusunda, Aarhus'dayız. Yeni tanıştığım Sky Architects ile sizleri tanıştırayım. 70'lerin progresif rock gruplarına yer yer göndermeler var. King Crimson'dan 65daysofstatic arası etkileşimleri olduklarını söyleyebilirim. Kendi içlerinde tam olarak tanımlayamadıklarını düşündüğüm bir sinerjiden bahsediyorlar. Bu üstü kapalı sinerji ilerleyen dönemlerde ortaya çıktıkça bu grubu ya kalıcı bir iz bıraktıracak konuma getirecek ya da o kaosun içerisinde kaybolmasına sebep olacak. Ek bilgi: Sky Architect adında bir de Hollandalı grup varmış. Progressive Rock grubu. Sadece bir EP'leri var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/biraz-anticsten-biraz-our-love-to-admiredan/", "text": "Interpol'ü yaptıkları müzik dolayısıyla bir Paramore gibi düşünemeyiz, elbette... Son albümlerinde çıkıp 80'ler synth'leri kullanmaları komik olabilirdi. Ancak Barricade ile All The Rage Back Home arasında kalan ama hiç akla takılacak bir melodisi olmayan If You Really Love Nothing ile başladığımız albüm bize grubun zamanda donuk kaldığını hissettiriyor ve albümün geneli de maalesef bu havayı koruyor. Birçok eleştirmen için Marauder, grubun geçmiş işlerine çakılan bir selam ve bu bir yere kadar da doğru: Şimdiye kadar albümün en sevileni olan ve bir nevi albümün adını da taşıyan The Rover, durmadan yankılanan gitarlarıyla ve sözleriyle gerçekten de özellikle ilk albüme verilmiş hoş bir selam: Open up and enlighten again / Enjoy the skyline, it's an incremental end. Veya Who Do You Think?'in içinde olduğu Our Love to Admire'dan fırlama bir havaya sahip NYSMAW da bu şarkılardan biri. Ama Survaillance'dan sonrası XV. Louis'nin ve Regina Spektor'un dediği gibi, le deluge... Marauder, bunca aynılığa, bunca tekrara ve bunca tekdüzeliğe rağmen hoş bir uzunçalar. Nasıl Nuri Bilge Ceylan filmleri Cannes için artık sözlü bir kanuna dönmüşse indie rock camiasından 3 yıldır beklediğimiz bu atak da bir nevi dinleyenlerin arasında konuşulmadan kabul edilmiş bir hareket. Ne yaparsa yapsın muhakkak iz bırakan, zeki, stil sahibi, işini bilen bir grubun, aynı niteliklere sahip güzel bir albümü Marauder. Ama bu 'klasik rock çalgıları bas / bariton vokaller sonsuz gitar tekrarları' formülünü bir kere daha uygularlarsa ben hastaneye yatacağım, onlarsa Sigur Ros'un uğradığı hezimeti yaşamak durumunda kalacaklar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/biraz-sert-biraz-metafizik-villeneuve-mercury/", "text": "Caka satılan bilimsel datalar, sahip olunan yada olunamayan yetenekler, olmazsa olmaz statüler, kimlik olan etiketler hatta belki istatiksel olarak neye denk gelişi insan yada onunla ilgili herhangi bir şeyin. Bazı kırılmalar var hayatta. Bunlar bir kişiye olabildiği gibi bazen kitlelere, çoğunluğa ve bununla beraber bazen sadece bir cümleye, bir filme yada bir şarkıya. Bir de en fenası kıpırtısızlığa. Ölüme. Tabi kırıldığı yerden kırmakta var hayatta. Roller değişmiş, kalbe uzak tüm silahlar kuşanılmış, surlarla çevrili kalenin içinde durup atlar ve filler ileri sürülen. En güçlü hamleyle borcunu ödemek gibi. İşte O da bu şarkının konusu. Sert ve Fizik. Hafıza kaybı belki omurilik zedelenmesi, böbrek yetmezliği en kötüsü sonbahar temizliği. Her şey birbirinin yerini alıyor işte. Hayat sıradan bir tiyatro oyunu ve rollerde tiratlar kadar aynı. Baş rollerin değişkenlik gösterdiği sıradan bir oyun. Biri birinin yerini almaz, biri görünmez olabilecek kadar yeteneklidir sadece... O bu şarkının konusu değil ama."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/birinci-dünya-barışının-etkisinde-umut-üzerine-söylevler/", "text": "Kayahan'ın vefatının ardından biyografisi hemen hemen tüm medya organlarında kendine yer buldu. 1949 doğumlu Kayahan, müziğe başlama hikayesini bir televizyon kanalında anlatırken, gitar henüz Türkiye'de yaygınlaşmadığı için ilk önce mandolin ile tanıştığını söylüyordu. Bu, tarihi mini kesit Türkiye'deki müziğin kırılımlarına da ışık tutuyor. Modern dünya ile tanışan yeni jenerasyon anne-babaların, henüz bebek doğmamışken, anne karnındayken dinletmeye başladığı klasik müzik eserleri, uyanık yapımcılar tarafından çoktan albümleşti ve raflarda yerini aldı. Dolayısıyla 1949 itibariyle dünyaya gelen her yeni jenerasyon da, müzikal anlamda bir öncekinin üzerine katarak ilerlediğini varsayarsak, klasik türk müziği enstrümanları diye adlandırabileceğimiz, mazisi bizans dönemine ve Endülüs'e kadar dayanan uzun bir tarihle yüzleşebiliriz. 80'lerden sonra ülkenin varolan kültürel kırılımının halk müziğinden, arabesk-fantezi eksenine kayması da yine çağın başka bir geriye yaslanış hikayesidir. Aşık Veysel'in köy enstitülerinde eğittiği çocuklardan, damar müzik eksenine gerilemek bir nevi ülkenin genç nesline bel altı girişmekten öte bir şey değildir. Dikkat çekmek istediğim konu müzikalitenin ötesinde, müziğin insanlar üzerindeki etkisi ve o etkinin hiçbir sanat dalının yaratmayı başaramadığı şeyi başarması; yani ülkenin genel kültür seviyesini doğrudan etkilemesi. Müzik, kültürel olarak ait olduğu topraklardan, köklerinden beslenebilir. Bunda tuhaf bir şey yok ama müzik bir ırkı, bir mezhebi temsil etse dahi, bir ayrışma aracı asla değildir. Bağlama ve Türkü sevdalısı çokça tanıdığımın, bizim türkülerimiz varken ne gerek var bunlara diyerek parmakla hedef gösterdiği ve bunlar batılı işi diyerek bilmeden faşizan bir yaklaşım gösterdiğinin farkında bile değil; oysa dinlediği müziğin sözlerinde bolca kardeşlik, barış ve sevgi türevi sözcükler varken. Müzik, müziktir! Aydınlatır, öğretir, ışık tutar, heyecan verir, omuz verir, gülümsetir, içini ısıtır. Müziğe dair pragmatist bir algıyla yaratılan üstü kapalı kavram, sadece hayata karşı tutunacak dalı olmayan savunmasız insanların, müzik diye sarıldığı ama gerçekteki müzikle alakası olmayan bir metadır. Müziğin ne olduğu ve ne işe yaradığına dair hala alacak yolumuz var. Yüksek tirajlı ulusal gazetelerin müzik eklerinin kalitesi, ana akım radyoların en çok çaldığı şarkılar, toplumun müzik üzerinde ne düşündüğünü gösteriyor. Fakat durum o kadar da umutsuz değil. Kayahan'ın çocukluğundan bu yana gelen ve ana akımın dışında bir şekilde kalmayı başaran her yeni jenerasyon, bir öncekini tekrar etmeden, üzerine katarak devinim yaratmayı başardı. Bu gelişimin biraz ağır ilerlemesi çok üzücü ama yakın zamanda hızla ivme kazanması da çok mümkün. Çözüm ise farkındalık yaratmakta ve çoğaltmakta. Tarihler 9 Haziran 2016'ı gösterdiğinde, henüz 6.000 izlenme barajını aşmamış Babylon'da canlı kaydedilmiş Birinci Dünya Barışı isimli nefis bir eser yayınlandı ve belki de bu, bu yazıyı özetleyebilmem için ihtiyacım olan tek şeydi. Korhan Futacı ve Kara Orkestra'ya eşlik eden 8 güzel çocuk sebep oldu buna. KFKO, var olan jenerasyonun ve yakın tarihte müzik adına yarattığı kırılım ile en önemli oluşumlardan biri olduğuna inancımı sıkça burada dile getirdim. Tekrar o konuya girmeden, önceki düşüncelerimin devamı olarak yeni bir konuya bağlayacağım. Klasik müzik ve ardından onun minimize edilerek, dönemine uygun şekilde ortaya çıkan caz müzik ana akımların daima uzağında kaldı veya kendini elitizm kıskacından kurtaramadı. Müzik türleri ile dinleyicilerin ilişkisi son zamanlarda ya da belki de hep kolay dinlenebilirlik üzerine kuruldu. Müziğin kalitesi de bunun üzerinden değerlendirildi. Bu büyük hatanın bir an önce ortadan kalkması için, dinleyicinin kendini bir an önce değiştirmesi lazım. Yeni nesilin, dünyada olup biteni yakından takip edebilme imkanın kolaylaşması ve buna binaen köklerinden kopmadan doğru olanı süzebilme beceresi edinmesi, dolayısıyla çok önemli bir hal aldı. KFKO'nun performansına eşlik eden çocukların yaratacağı dalganın etkilerini ilerleyen yıllarda gözlemleyeceğimizi düşünüyorum. Saksafon, trompet, trombon, fagot, kontrbas vb. birçok enstrümanın varlığı, müziği zenginleştirmek için, zihinde yeni kompozisyon algısının oluşması adına oldukça önemli. Gitar ya da bağlama ikilemine sıkışmış neslin çocukları bunlara bir şekilde aşinaydı ama o enstrümanlar sadece konservatuvardaki abileri ve ablalarının çalabileceği şeylerdi ve ulaşılmazdı. Zaten ulaşmak isteseler bile, mevcut müfredatın saçma sapan olması, ebeveynin çocuğu üzerinde kurduğu baskıcı, gelecek kaygısı zehiriyle doldurduğu saldırgan tutumu, o çocuğa ulaşmak istediği alanı kapatacaktı. Bir de bildiğiniz üzere, konservatuvarda torpil var ön yargısı da hala yıkılmadı. Üstelik bunun üzerine konservatuvar okuyan insanları müzikten soğutan sebepler de gizliliğini koruyor. Düşünsenize, mevcut sistemde eğitim veren konservatuvarlar Kerem Görsev'i sınır dışı etti. Compel'de her ay gerçekleşen söyleşilerden birine katılan Fuat Güner, söyleşi esnasında yakın çevresindeki donanımla insanlarla a'dan z'ye her şeyini hazırladığı müzik bölümü için anlaştığı üniversitelerden ticari kaygı sebebiyle veto yediğini anlattı. Hal böyle olunca, biz hangi çocuğa, müziğin derinliklerinde keşfe çıkarttıracağız. Sadece çocukların değil, herkesin gözünde müzik tam bir şov dünyası ve hafta sonu eğlencesinden öte bir şey değil. Bin kere yazdığımı tekrarlayacağım. Radyoda dinlediğiniz 3 dakikalık şarkının evvelinde çok büyük bir zaman ve emek var. Yakın zamanda hayatında hiç stüdyoya girmemiş, sesi güzel bir arkadaşımı bir kayda soktuğumuzda harcanan emek karşısındaki şaşkınlığından belgesel yapılabilirdi. Zira şahit olduğu şey sadece kayıt aşamasıydı. Bu yüzden o çocukların sahnede olması çok önemli. Korhan Futacı ve Kara Orkestra, ana akım diyince akla gelen ilk isimlerden Sezen Aksu'nun dikkatini çekmesi tesadüf değildir. Çünkü bu adamlar iyi müzik yapıyor ve yarattıkları sinerjiyle ülkede kendini tekrar eden müzik eksenine yeni bir farklılık ve farkındalık kazandırıyor. Dolayısıyla büyük bir algoritmayla çalışan arama motorları Sezen Aksu yazdığında, KFKO'yu muhakkak bir yerlere sıkıştıracaktır. Elazığ'ın Kovancılar ilçesinde yaşayan Mehmet bir gün aşık olduğu Ayşe'yi düşünürken Sezen Aksu'nun adını Youtube'a yazacak ve belki de Arif'in Manchester'a attığı gol yerine, Birinci Dünya Barışına ulaşacak. Bu çarpışmalar toz bulutuna dönüşmeyecek, aksine yeni dünyalar yaratacak. O yüzden bu çocuklar bugün ana akımdan etkilenerek ve tesadüfen ulaştığı bu yeni isimlere, yeni enstrümanlara yarın merak ederek, öğrenmek isteyerek ulaşmaya çabalayacak. Alternatif müziği yakından takip eden insanların içinde enstrüman olarak gitar olmayan DANdadaDAN'a ilk temas ettiğinde, gitarsız müzik mi olur? derken, bugün keşke dağılmasalardı söylevlerinin ardından, seneler sonra verilen bir konseri hınca hınç dolduruyor. Müzik adına kalıcı bir eser ya da proje yaratmak oldukça sancılı ve zaman alan bir şey olsa da, tarihin akışı içerisinde ait olduğu veya olmadığı kültüre de doğrudan etkisi vardır. Şefika Kutluer ismini hayatınızda kaç kere duydunuz? 2 Aralık'ta Zorlu PSM'de Mozart'ın 239 yıldır saklı kalan bir eserini, Avusturyalı Tutti Mozart Orkestrası ile birlikte seslendirdi. Avusturya Devlet Kültür Nişanı sahibi olan Şefika Kutluer, dünya çapında bir flütçü ve bu ülkede yaşayan, müziği takip eden çok ama çok az insan tarafından biliniyor olması oldukça üzücü. Bu ülke Fazıl Say'ı piyanistliğinden daha çok, siyasi yaklaşımı ve eleştirileriyle biliyor. Çünkü işin o kısmında kavga, entrika ve bir sürü garip gündem maddesi var. Yoksa Fazıl Say'ı da kimse bilmeyecekti. Bu iki örnek işte bu ülkedeki insanların hayata bakış açısını, kültürel olarak durduğu noktayı, yaşadığı topraklarda ve dünyada olup bitene farkındalığını da gösteriyor. Belki çok abarttığımı düşünecekseniz ama Şefika Kutluer'i bilen insanların sayısı %50'nin üzerinde olsaydı bugün terör saldırılarını, Suriye meselesini, darbeyi veya benzeri başka bir şeyi konuşmayacaktık. Müziğin anlattığı şeyler insanlarla doğrudan alakalıdır. Aşık Veysel'in Beni Hor Görme Gardaşımı ile John Lennon'un Imaginei aynı şeyleri anlatıyor. Anlatılanları anlasaydık, anlatabilseydik, sırf bizi trafikte solladı diye bir insana öfkelenmek yerine sevgiyle yaklaşabilirdik. Çok basit bir konuda bile aklımıza ilk gelen kavga değil de, sarılmak olabilirdi. Bu isimleri, eserlerini, aldıkları ödülleri bilmek zorunda elbette değiliz ama derdimiz iyi müzik ise, o zaman algımızı dar tutmamamız gerekiyor; ya da iyi derken zihinsel donanımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. İyi müziğin ne anlama geldiğini ve neden bu kavramın altının doldurulması gerektiğinin farkında olmak gerekiyor. KFKO'nun ortaya koyduğu eseri beğenmek zorundayız düşüncesini empoze etmediğimin altına çizerek, sahnede duran o çocukların umut olduğunu vurgulamak istedim. O çocuklar Türkiye'nin en önemli sahnelerinden biri olan Babylon'a 12-13 yaşlarında ayak bastılar. Yarın yine aynı veya benzer birçok sahneye yine ayak basacaklar ve eserlerini sergileyecekler. Bunları yaparken kendi yaşıtlarını ve kendinden sonraki nesli de, ortaya koydukları eserlerle etkileyecekler. Mesela gitar ya da bağlama dışında bir enstrüman çalmaları değil. Mesele müziğin derinliklerinde, bir önceki jenerasyonun öğretilerinin ötesinde, üzerine kattıkları yeni düşünceler ile hareket kabiliyetlerini geliştirmeleridir. Sadece enstrümanistlikle ölçülemeyecek, zihinsel bir aydınlanmanın doğruyacağı yeni bir dünya adına altı çizilesi en önemli konu budur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/birkan-nasuhoglu-nova-norda-canozan-ve-sedef-sebuktekinden-ortak-proje/", "text": "Yeni nesil müziğin temsilcilerinden Birkan Nasuhoğlu, Nova Norda, Canozan ve Sedef Sebuktekin, yapım aşaması bir ay sürecek 8 parçalık ortak albüm projelerini duyurdu. Çok yakın arkadaş olan dörtlü, eylül ayı boyunca şehir dışında bir evde izole olup albümün üretim aşamasına başlayacak. Süreç esnasında yaşadıkları evden dış dünyayla sürekli etkileşim halinde olacak ekibin hayatından kesitlerden oluşan video günlükler, beste yapımı ve müzisyenlik deneyimleri üzerine soruları yanıtlayacakları videolar ve canlı konserler yer alacak. Bütün bu bir aylık süreç aynı zaman da 140 Journos tarafından görüntülenerek belgesel haline getirilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/birkan-nasuhoglu-ve-nova-norda-ikilisinden-yeni-tekli-geldi/", "text": "Birkan Nasuhoğlu ve Nova Norda ikilisi, Sevgililer Günü'ne özel Uyanmam isimli yeni teklisini yayınladı. Electro pop ve hip-hop türlerini harmanlayan Nova Norda ile şarkıcı, şarkı yazarı Birkan Nasuhoğlu, Uyanmam adlı yeni parçalarını 12 Şubat'ta yayınladı. Hayatın her alanında ve toplumun her kesiminde barış, sevgi ve fırsat eşitliği için mücadele edip bunu her koşulda dile getirmek için çabalayan ikili parçayı Çevremizdeki olayların iç dünyamızı sınadığı bitmek bilmez bir süreçten geçerken, huzuru içimizdeki sevgiye sığınmakla buluyoruz. şeklinde tarif etti. Erekli-Tunç Stüdyoları'nda, tek seferde, canlı olarak kaydedilen şarkının kayıt ve miks işlemlerini Mert Kasap gerçekleştirirken mastering'ini ise Başar Yakupoğlu üstlendi. Nova Norda ve Birkan Nasuhoğlu ikilisinin yeni teklisi Uyanmam'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/birkan-nasuhoglundan-yeni-tekli-seni-bana-getir/", "text": "Alternatif sahnenin üretken isimlerinden Birkan Nasuhoğlu, sözü ve müziği kendisine ait olan ''Seni Bana Getir'' isimli yeni teklisini klibiyle birlikte bağısız olarak yayınladı. Seni Bana Getir, 7 Ekim'de Yolların Gözledim'in yayınıyla başlayıp üç şarkıdan oluşan bir hikaye anlatımının ikinci şarkısı. Birkan Nasuhoğlu, sevdiği insana kavuşmayı iyileşmenin de başlangıcı olarak görüyor ve bu kavuşmayı 'kendine gelmesiyle' özdeşleştiriyor. Halkanın son parçası, hikayenin devamını anlatacak olan Uç da Gel teklisinin klibi ise 2 Aralık'ta yayında olacak. Erekli-Tunç Stüdyoları'nda Mert Kasap tarafından kaydedilen parçanın düzenleleri Birkan Nasuhoğlu ve Mert Kasap imzası taşırken, mix'ini Mert Kasap, mastering'inde ise Evren Arkman bulunuyor. Parçanın elektrik gitarlarını Birkan Nasuhoğlu çalarken tuşlu çalgılarda ise Burak Irmak ismini görüyoruz. Seni Bana Getir adlı parçaya ve Onat Esenman yönetmenliğinde çekilen video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/birkan-nasuhoglunun-yeni-projesi-tanri-turku-dinliyor-yayinda/", "text": "Birkan Nasuhoğlu, Tanrı Türkü Dinliyor projesini 26 Şubat Cuma günü tüm dijital platformlarda yayınlandı. Alternatif sahnenin üretken isimlerinden Birkan Nasuhoğlu, ikisi türkü, bir tanesi de yeni beste olmak üzere üç parçadan oluşan Tanrı Türkü Dinliyor maxi single'ını yayınladı. Proje, Birkan Nasuhoğlu'nun düzenleme ve icradaki usta müzisyen kimliğini gözler önüne seriyor. Sözleri Pir Sultan Abdal'a, müziği Ali Sultan'a ait Dostum Dostum, Aşık Mahzuni Şerif'in İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım ve Birkan Nasuhoğlu'nun yazdığı Ozan Sarohan ile feat yaptığı Ben Ahımı Aldım'ın yer aldığı Tanrı Türkü Dinliyor'un kayıt ve mix'ini Mert Kasap mastering'inde Başar Yakupoğlu bulunuyor. Birkan Nasuhoğlu'nun 'Tanrı Türkü Dinliyor' projesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/biz-ne-calacagimizi-siz-de-ne-dinleyeceginizi-bilmiyorsunuz/", "text": "21 Aralık'ta Babylon'da gerçekleşecek olan Rebels & Friends gecesi öncesinde Ömer Ahunbay, Hakan Özer ve Ahmet Kenan Bilgiç ile Jingle House'ta bir araya geldik. Bizim bu röportajı gerçekleştirmek üzere buluştuğumuz gün, Gevende'den Ahmet K. Bilgiç, Okan Kaya ve Gökçe Gürçay'ın sahnede Rebel Moves'a eşlik edeceği bu özel etkinlikte neler yaşanacağını henüz kimse bilmiyordu. Şans bu ya, toplantı saatine denk gelmişiz. Jam session rotasının kabataslak çizilmesine şahit olduk. Ahmet K. Bilgiç'i görmüşken Gevende'nin sessizliğinin sebebini ve grubun akıbetini de sormamak olmazdı elbette. Arnavutköy'de konuşlanmış olan Jingle House, reklam ve medya sektörüyle uzaktan yakından alakası olan herkesin ismini duyduğu, 1990'lardan bu yana reklam müzikleri alanında Türkiye'de pastanın büyük kısmını elinde tutan, adeta bir müzik fabrikası gibi çalışan bir şirket. Ömer Ahunbay ve Hakan Özer'in zamanlarının büyük kısmını geçirdikleri ve kendi deyişleriyle içerisinde izole bir hayat yaşadıkları Jingle House karargahına beş çayı ziyaretinde bulunarak, hem hasret gidermek hem de 21 Aralık Cuma akşamı Babylon'da neler yaşanacağını ilk ağızdan öğrenmek istedik. Ahmet Kenan Bilgiç: Biz şimdilik 'ara'dayız. 18 senedir hiç ara vermediğimizi fark ettik. Herkes farklı yerlere yerleşti: Bodrum, Berlin, Fethiye... Kırınardı albümünün konserlerini de yaptık zaten. Ahmet: En son Bartu Ben dizisinin müziklerini yaptım, geçen yaz bir Amerikan filmi yaptım, şimdi bir tiyatro yaptım: Mert Fırat'ın oyunu Timsah. Bir de şu an Süha Rami'nin albümü üzerinde çalışıyorum, ilk defa bir folk albümünün prodüktörlüğünü yapıyorum. Hakan Özer: Daha önce 2015'te bir tane Karaköy Nublu'da, bir tane de Sıraselviler'deki Nublu'da olmak üzere Gevende ile birlikte iki session yapmıştık. Ahmet: O sefer Gevende tam kadro oradaydı tabii. Ömer Ahunbay: Bilmiyoruz ki. : ) 3-4 ay önce Ahmet ile burada bir session yaptık, garip bir şey oldu, fena olmadı. Hakan: Ahmet'ler bizi arayıp bir an önce ne yapacağımızı konuşalım, çalışalım dediler. Telaşlanacak bir şey yok dedim, çünkü ne yapacağımızı bilmiyoruz. Büyük ölçüde doğaçlama yapacağız. Ahmet: Tabii yine yolu ve köşeleri belli olan bir doğaçlamadan bahsediyoruz. Her ne kadar son senelerde birlikte sahnede bulunmamış olsak da müzikal olarak herkes birbirini çok yakından tanıyor. Gevende kendi içerisinde birbirini tanıyor, Rebel Moves kendi içerisinde birbirini tanıyor. Biz onları tanıyoruz, onlar bizi tanıyor. O yüzden önemli olan zaten ensemble'da nerede buluşabileceğimizi tahmin etmek. Ona göre oturup köşeleri çizeceğiz ama ucu açık olacak, gerisi oradaki oyun alanına bağlı. Tabii ki sahneye hiçbir şey hazırlamadan çıkmayacağız. Belki Rebel'ın şarkılarına biraz el atılır, oradan riff'ler alınır, sıfırdan riff'ler yazarız veya doğaçlama esnasında çıkan riff'lerden beğendiklerimizi geliştiririz. Açıkçası biz de ortaya ne çıkacağı konusunda meraktayız çünkü son konserlerin hepsinde ortaya bambaşka sound'lar çıktı. Ömer: Ama o başka bir konseptti, o konserdi. Hakan: Aslında daha çok 115 BPM ve biraz daha aşağısında kendi aramızda takılmayı çok seviyoruz. Takılma derken hakikaten takılma... Ömer bir groove ile başlıyor, onun üzerine doğaçlama çalmayı seviyoruz. Yıllarca çala çala repertuvar çalmak bir süre sonra sıkıyor. Mesela geçen seferki konser aslında bir repertuvardı. Orada çok fazla doğaçlayamıyorsun, sınırlar çok sıkı oluyor. Cihad: Yine de Rebel Moves şarkıları çok değişmişti, ilk hallerinden çok farklıydı. Ahmet: Her ne kadar iki grup birbirinden çok farklı olsa da temelde aynı dinamiklere sahibiz. İki taraf da senelerdir birbirini çok iyi biliyor ve birisi bir riff girdiğinde oradan nereye gideceğini, hangi sürprizleri yapacağını biliyoruz. Bilmemize rağmen hala bir sürpriz yapılıyorsa, o sürprize nasıl katılacağımızı da biliyoruz. İki ekibin içerisinde de ensemble dinamiği var ve bu ensemble dinamiğine yaslanıp hangi yöne gideceğimize bakacağız aslında. Çünkü prova dediğimiz şey o ensemble'ı oturtmak için yapılan bir şeydir. Zamanla çok çalmış, sahne almış insanlar olarak hepimizde zaten oturmuş bir ensemble ruhu var. O ensemble aslında hangi yöne gideceğine, kimin ne sürprizler yapacağına sahnede karar verecek. Hakan: O gün sahnede bizim içimizdeki dünyada büyük ihtimalle Rebel tarafı biraz daha fazla elektronik olacaktır ama bunun içinde Erol'un etnik unsurları da mutlaka olacaktır. Erol bağlama çalabilir mesela, daha bilmiyoruz ama... Ama yuvarlak olarak aslında Erol'un vokalleri performansa etnik bir lezzet katacaktır, Ahmet'ler de daha akustik bir tat katacaktır. Hakan: Bu aslında seyirciyle birlikte yapacağımız bir performans olacak. Biz güzel bir şeyler yapabilirsek ve seyirciden bunun reaksiyonunu görürsek performans güzel bir loop'a, devinime giriyor ve birlikte yükseliyoruz. Bunu geçmişteki konserlerde yaşadık, bir de öyle bir sürpriz var tabii ki. Tuğçe: Herhalde artık sıradan bir konser vermektense session'ların bu interaktif yönü de sizin ilginizi daha çok cezbediyor. Ömer: Bizim başlangıç noktamız da o zaten. İlk Babylon konserimiz tamamen jam session'dı. Sahnede ne çalacağımızı hiç bilmiyorduk, hiçbir hazırlığımız yoktu. Hakan: Haziran ayında Kaş'ta yaptık, Kaş'ı yıktık geldik. Ömer: Orada bir gece Rebel şarkıları çaldık. Hakan: Ama gerçekten doğaçlama çaldığımız performansla mukayese ettiğimizde benim için arada uçurum var. Rebel parçaları çalmak keyifli ama doğaçlama çalarken insanlar da daha çok eğleniyor. Ömer: Bugüne kadar kayıtlarını aldığımız session'ların hiçbirinin kaydından bir hayır görmedik. Cihad: Daha önce bizim radyo programımıza geldiğinizde arşivde 150 saatlik kayıt olduğunu söylemiştiniz. Ömer: En son geçen nisan, mayıs aylarında burada 3-4 session yaptık. Onların kayıtlarını aldık, hatta Youtube'ta bile o session'lardan kesitler paylaştık. Hakan: Biz onlara aramızda takılmaca diyoruz. 15 dakikadır çaldığımızı zannediyoruz, bir bakıyoruz bir saat olmuş, hala aynı parçayı çalıyoruz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun... Geçenlerde bir de Backyard'ta çaldık, orada Ömer'in oğlu Tibet de perküsyonda bize katıldı. Tuğçe: Elde kaydedilmiş çok fazla materyal olunca o session'ları dinleyip aralarından parça formuna dönüşebilecek bir şeyler yaratmak da ciddi vakit alıyor. Hakan: Ömer'in demin söylediği gibi burada başka bir sürü işler yaptığımız için... O işe oturup kendini tamamen adaman gerekiyor, o bambaşka bir iş. Rebel bizim nefes alma alanımız gibi ama hiçbir zaman hayatımız olamadı. Biraz keyfekeder bir durum var ama bu söylediğinizi yapabilmemiz için diğer işlerde bütün şalterlerimizi indirip, o malzemeleri alıp, başına oturmamız gerekiyor. O başka bir hayat, bu hayatta değil, onu biliyorum. Ömer: Geçen martta Erol geldi buraya, çaldık ve kaydettik. 3 saatlik falan malzeme var, içinde 20 dakikalık falan bir şeyler çıktı. Onu kestim, biçtim ve oynamaya başladım ama oynadıkça bozuluyor... O haliyle okey ama oturayım biraz süsleyeyim deyince o gecenin ruhu kayboluyor. Bizim In-House Sessions adlı ilk albümümüz tamamen stüdyoda oturup bir haftada yaptığımız kayıtlardan oluşuyor mesela. Yalnızca çok uzun olduğu için parçaları 6-7'şer dakikalık formata indirdik ama miks falan, hiçbir şey yok. Ahmet: Cass McCombs İstanbul'a geldiğinde bizim stüdyoya gelmişti, birlikte takıldık ve çaldıklarımızı kaydettik. Ben gelen tüm misafirlerin kayıtlarını arşivliyorum. Bugge Wesseltoft'tan Marcus Miller'a kadar gelen herkesin kayıtları var. Cass ile kayıtları yaptık, çok iyi çaldığımızı düşünüyorduk ve inanılmaz eğlendik. Ertesi gün kaydı dinleyince bu neymiş ya?! dedim, sonra bir baktım Cass 45 dakikalık kaydı hiçbir edit yapmadan Soundcloud'a yüklemiş. Hay allah niye yolladık! diye düşünürken olaya aydık, aslında Cass en güzelini yapıyor. Çünkü dur bakalım şuradaki melodiyi alalım, aranjman yapalım vs. dediğinde genelde hiçbir zaman işe yaramıyor. Zaten albüm kayıtlarında da öyle oluyor bu iş, demolar hep daha güzel oluyor. Bir mikrofon koyup kaydettiğin şey çok güzel oluyor ama albüm kaydına girip beş mikrofonla kaydettiğinde aynı şey çıkmıyor. Bizim son albümde de demoda olan her şeyin aynısı olamadı. Ahmet: Reklam sektöründe her şey çok planlanmış, programlanmış ve bütün haritayı gördüğün bir müzik yapıyorsun. Bir modacı ruhu var ama terzilik yapman gereken çok fazla dönem oluyor. Sahnede bir şeyleri belirlememe isteği, yalnızca köşeleri belirleyip çalma arzusu... Kafamızdaki o bilgisayar programında, kompozisyonda verilen bir şeye göre kendi içindeki moda ruhunu ezmeden bir şey planlıyorsun. Onu kırmak istiyorsun. O yüzden belli bir parçayı çalmak çok çekici gelmiyor. Ben Ömer Abi ile 13-14 senedir beraberim. Ben onlar kadar işin içinde ve 8 kişiyi produce eden bir konumda değildim, onlar hep beni produce ettiler ama ben bu konumdayken bile bu hissi yaşıyorum. Ömer ve Hakan Abi ise 8 kişilik bir ekibin programını ve dünyasını belirliyorlar, bu yüzden de köşeler darlıyor ve sahnede kenarları yıkıp beraber bir şey yapabilmek heyecan veriyor. Yoksa biz çok iyi takılıyoruz, köşe koymayacağız, çıkacağız, takılacağız gibi bir şey değil. Mevzu o kenarı koymayalım da bari orada rahat olalım hissi. Ahmet: Commercial diyemezsin ama programlanmış ve belli bir plana oturtulmuş, projelendirilmiş müziklerden bahsediyorum. Ömer: Aslında o tarafta yapılan işlerin çoğunluğunda biz müzisyen olarak işin bir bölümündeyiz. Onların çoğunluğu görsel malzeme ile beraber oluşturulan işler; filmler, reklamlar... Medyaya müzik üretmek denilen bir alan bu ve bu alanın kendine has birtakım kuralları var. Orada golü tek başına değil hep beraber atıyorsun. Golü attığın kişilerden biri filmin yönetmeni, bir reklamın kreatifi... Benim fikrim değil, birkaç kişinin fikrinin bir araya gelmesi söz konusu. Halbuki müzik yaptığın zaman sen kendi kendine müzik yapıyorsun veya bir grupta 3-4 kişi oluyor. O başka bir duygu, bu başka bir şey. Ahmet: Hikaye başkasının hikayesi bir defa. Ömer: Orada sky is the limit bu arada. Bir gün klasik müzik, bir gün drum'n bass yapıyorsun... Yapabildiğinin en iyisini yapabilmen için onun gerektirdiği her konu hakkında bilgi ve fikir sahibi olman gerekiyor. İşin prodüktörlük tarafı en ağırı o anlamda. Tuğçe: Üçünüzün de müzikle ilgili işler yapmanız kendi müziğinizde kalıpları kırma arzusu duymanıza zemin hazırlamış olabilir. Yoksa belki de müzisyen olarak çok daha kalıpların içinde işler yapacaktınız. Hakan: Az önce Ahmet'in dediği şey çok doğru, biz zaten sürekli ısmarlama müzik yapıyoruz. Ben her güne birilerine bir şey beğendirmekle başlıyorum. Ömer: Bu işin bir tek avantajı var, çok şey öğrenmek mecburiyetinde kaldık. İşin teknolojisi ve müziğin kendisine dair öğrendiğimiz ve halen öğrenmeye devam ettiğimiz şeyler... Biz her günü takip ediyoruz. Neler çıktı, nasıl yapılıyor, hangi teknolojiyle yapılıyor, nasıl bir miks mantığı var vs. Bunlar bizim vücudumuzun birer parçası oluyor ve kendimize yaptığımız işlerde de etkisini gösteriyor. Bu bazen yaptığımız işin skalasını da genişletiyor. Hakan: Kimileri Bir İleri albümünde ciddi bir emek var ama o albüm güme gitmiş gibi hissediyoruz, o da ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Tuğçe: O albüm nisan, mayıs gibi çıkmış 2013'te. O yüzden normal. Ömer: Biz o dönem bayağı bir heyecanlanmıştık ve şevkimiz kırıldı. Hakan: Ama bizimle beraber birçok sanatçı da aynı şeyleri yaşadı. Ömer: Halen de yaşanmaya devam ediyor aslında. Bakacak olursanız müzik sektörünün içinde bulunduğu durum çok da parlak değil. Kendi içinde klikler oluşturmak çok önemli bu dönemde. Mesela Gevende çok güzel bir klik oluşturdu ve bu, sürekli yapmaya ve üretmeye devam ettikleri için oldu. Yapmaya ve üretmeye devam etmesi gerekiyor sanatçının. Uzun aralar vermek bence çok doğru değil, sürekli olarak üretime devam ettiğin zaman varsın. Tuğçe: En azından içinde bulunduğumuz dönem durmayı kaldırmıyor. Hakan: Bir film seyrederken sizde de filmi ileri sarma hissiyatı oluyor mu? O derece hızlı tüketmeye alıştık. Ahmet: Çok da hızlı üretiliyor ama. Ömer: Yerli sahnede de çok güzel işler çıkıyor, bir kere eskiden Türkiye'de çok az müzik üretilirdi, şimdi çok daha fazla müzik üretiliyor. Bu aslında çok güzel ve önemli bir şey. Eskiden müzik üretmek pahalı bir şeydi, şimdi müzik üretmek çok pahalı bir şey değil. Cihad: 4-5 sene önce evinde yatak odasında çaldığı şarkıları Soundcloud'a yükleyen pek çok müzisyen bugün yüzlerce, binlerce seyirciye çalan sanatçılara dönüştü. Ömer: Kayıt teknolojileri de çok ucuzladı, bugün bir albümün kaydını beş bin liraya tamamlayabileceğin stüdyolar var. Bu da birçok fikrin paylaşılabileceği bir ortamın varlığını gösteriyor. Paylaşabiliyorsun ama o paylaştığın şey doğru insana doğru şekilde ulaşabiliyor mu? İşte orada problem var. Çok yakında birisi bir formül bulacak arkadaşlar, bu yeni üretimleri dinleyiciye ulaştırmanın formülünü bulacak. Tuğçe: Evde kayıtlar yapan müzisyenlerden her gün çok sayıda e-mail alıyoruz. Kayıtlar bir şekilde yapılıyor ama müziği tanıtamamak hepsinin dile getirdiği ortak sorun. Ömer: Çok olduğu zaman çok'un içerisinden iyiyi seçebilmek tüketici için çok zor. Dolayısıyla tüketici bir müddet sonra kötüyü de iyi olarak algılayabilir. Neyin iyi neyin kötü olduğu muğlak. Ama çok yakın zamanda, önümüzdeki 5 sene içerisinde birileri bir formül bulacak. Bahsettiğim 50 bin TL para harcayıp Youtube'tan milyonlarca tık satın almak değil, bir parçanın hakikaten çok insana ulaşmasından bahsediyorum. Cihad: Bir yandan özellikle mainstream'de bu da işe yarıyor, milyonlarca dinlenmeyi gören izleyici videolara daha çok ilgi gösteriyor. Ahmet: Popüler kültürün nasıl yön verdiğine dair en güzel örnek Müslüm Gürses'in seslendirdiği İtirazım Var parçasının orijinalinin izlenme sayısının 2 milyon, Timuçin Esen'in izlenme sayısının ise 12 milyon olması. Çok basit bir resim. Popüler kültürün ve pazarlamanın sektördeki gücü. Ömer: Müzisyen olarak işin o tarafıyla ilgilenmeye kalktığın zaman kafayı yeme durumuyla karşı karşıya kalırsın. O zaman müzik yapmaktan çok başka şeyler yapmaya başlarsın. Tuğçe: Şimdi bağımsız sanatçılar işin tanıtımıyla da kendileri ilgilenmek durumunda kalıyorlar. Ömer: Olmayınca da büyük bir sükut-u hayale uğruyorsun işte. Bazen olmuyor, çok tanıtım yapsan da olmayabiliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi insanlar şarkıları sevmiyor, bu çok anlaşılır bir durum, insanlar sevmeyebilir, kısıtlı bir kesime hitap edebilir. Ama ikincisi senin elinde olmayan sebeplerden ötürü insanların şarkıya ulaşamamaları, insanların şarkıyı bilmemeleri. Birincisi en kötüsü olsa da ikincisi sanatçıya bir daha eline gitarı aldırmayacak kadar kötü hissettiren bir durum. İşin o tarafı çok tatsız. Ahmet: Ben bir geçiş döneminde olduğumuzu hissediyorum, bunlar oturacak. Hakan: Her anlamda çok bariz bir geçiş dönemi yaşıyoruz ve ben arkama yaslanmış halde o geçişi seyrediyorum, şu an elimden başka bir şey gelmiyor. Ahmet: Bu dönemde de mekanda derinliği yakalamış, zamana yayılmış eserler 50-60 sene sonra da dinlenecek. Kısa vadede başarı dediğimiz pek çok şeye denk geliyoruz ama 10-15 sene geçmeden kimse başarıyı öngöremez diye düşünüyorum. Ömer: Maalesef öyle bir durum var. Dolayısıyla işin müzisyen tarafında onu çok fazla kafaya takmamak gerektiğini düşünmeye başladım. Bu da yaptığın parçayı etkileyen bir şeye dönüşüyor. Ahmet: Oraya gireceğine git gerçekten commercial müzik yap, hiç değilse kafan rahat eder."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bize-yazmak-ister-misiniz/", "text": "BBI MYK ekibi olarak aramızda yaptığımız konuşmalar sırasında ortaya çıkan taze kan arayışımızı yaklaşık 2 sene sonra tekrardan bu şekilde bir ilan açarak duyurmak istedik! - BBI diline hakim, klavyesine güvenen, - 1-2 yazıdan sonra sıkılmayacak, düzenli olarak içerik girebilecek, - Dilbilgisi kurallarına dikkat edip editörleri yormayacak, - Müzik gündemini günlük olarak takip eden, - Konser, festival ve çeşitli müzik etkinliklerini takip edip katılan, en azından katılmaya çabalayan, - Yeni sesler keşfetmekten hoşlanan, Yazar adayı arkadaşlarımız; yazmış olduğu en az 15-20 cümle uzunluğundaki, en az 2 adet albüm, konser ya da grup kritiğini ya da yazı dilinizi ve müzik kafanız hakkında bize fikir veren, BBI formatına uygun olarak yazmış olduğunuz yazılarınızı birbabaindie@gmail. com adresine gönderebilirsiniz. Biz de gelen talepleri bir toplayalım, bakalım, sonrasında size bir dönüş yapalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bizon-murat-icin-destek-gecesi/", "text": "Bir süredir tüberküloz teşhisiyle hastanede yoğun bakımda olan, İstanbul ve sokak müziği denince akla gelen ilk isimlerden Siyasiyabend'in vokalisti Bizon Murat için geçtiğimiz haftalarda sosyal medyada bir yardım kampanyası başlatılmıştı. Yardım kampanyası devam ederken ayrıca 3 Mart Cumartesi akşamı KadıköySahne'de bir destek gecesi düzenlenecek. Mekana kurulacak bir stantta satılacak olan tüm CD ve diğer malzemeler dahil, gecenin geliri Murat Toktaş'ın tedavisinde kullanılacak. Siyasiyabend tarafından başlatılan destek kampanyasına bağış yapmak isteyenlerin ise grubun davulcusu Erdem Göymen'in hesap bilgilerini kullanabileceği belirtiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bjork-atopos-adli-yeni-sarkisini-yayinladi/", "text": "Björk, yakında çıkacak olan albümü Fossora'nın çıkış single'ını paylaştı. Vioar Logi'nin yönettiği Atopos'un videosu; maskeli bir Björk, bir bas klarnet grubu ve DJ Kasimyn'in Björk'ün mantarlı ve karanlık dünyasında geçiyor. Björk dün Twitter'da parçanın Fossora'nın kılavuzu gibi olduğunu yazdı. Albüm, kısmen pandemi deneyiminden ve karantina övgülerinden ilham aldı. Başlığı, basına belirtildiği üzere Björk'ün uydurduğu bir kelime. Kazıcı, hendek anlamına gelen fossore kelimesinin değiştirilmiş hali. Björk'ün yeni albümü Fossora, Utopia'nın devamı olarak piyasaya sürülecek. 30 Eylül tarihinde yayınlanacak albüm Björk'ün söylediğine göre iç dünyasını yansıtmak için en az uğraştığı albüm. Çünkü kendini her çıkmaza sürüklenmiş hissettiğinde bu albümü tamamlamak için masa başına oturduğunu söylüyor. Björk'ün yeni şarkısı Atopos'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bjork-yeni-albumunun-gelecegini-duyurdu/", "text": "The Guardian'ın haberine göre, 2017 yapımı Utopia albümünün devamı olan Fossora sonbaharda çıkacak. Albüm, tekrar eden bas klarnet tınılarını, bir gabber vuruşu ve Latince'deki digger kelimesine dayanan ve adından da anlaşılacağı gibi mantar yaşamının süreci temasını işliyor. Ayrıca albüm Björk'ün 2018'de ölen ve bir çevre aktivisti olan Hildur Runa Hauksdottir'in annesi için yazılmış iki şarkı da içeriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bjorkten-yeni-album-oncesi-bir-video-klip-daha/", "text": "Björk, 30 Eylül'de çıkacak olan Fossora albümünden Björkvari bir video daha paylaştı. 60'ına merdiven dayamış olmasına rağmen ilk günkü yaratıcılığından ödün vermeyip hepimizi kendine aşık eden Björk bu aralar 30 Eylül'de çıkacak olan onuncu albümünün son hazırlıklarıyla meşgul. Şu ana kadar görsel olarak bizi Björk standartlarından mahrum bırakmayan sanatçı, albüm öncesi son teklisi Ovule'u müzik videosu ile birlikte yayınladı. ve biz kendimiz gerçek aşkın üçüncü alanında dolaşıyoruz, Björk'ün yeni teklisini aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/björkün-yeni-albümünden-ilk-şarkı-yayınlandı-the-gate/", "text": "İzlanda'nın fahri belediye başkanı Björk Guomundsdottir, nam-ı diğer Björk, kasım ayında yepyeni bir albümle dönmeye hazırlanıyor. Son olarak 2015'te yayınladığı Vulnicura ile dinlediğimiz Björk'ün isimsiz albümünün prodüktörlüğünü ise yine çok sevdiğimiz Arca üstleniyor. O halde lafı çok da uzatmadan sizi ilk single The Gate ile baş başa bırakalım. İsterseniz bir yandan Iceland landscape photos yazıp çıkan görselleri izleyin. Zira şarkıyı dinlerken İzlanda'ya nasıl taşınacağım? diye düşünmeye başlayacaksınız. Keyifli dinlemeler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-country-new-road-dostluk-zorluklar-ve-muzik/", "text": "İngiliz deneysel rock grubu Black Country, New Road; değişimler ve zorluklara rağmen devam eden müzik kariyerleri ve dostluklarıyla odağımızda. Bir grup genç tarafından 2018'de kurulan Black Country, New Road; kısa bir süre içerisinde günümüz deneysel rock ve post-punk müziği içerisinde kendine önemli bir yer edindi. Birçoğu lise arkadaşı olan ve bazı dönemlerde birbirlerinin ev arkadaşı bile olan üyeler müziklerinde dostluklarının önemini tekrar tekrar sergiledi. Ana solistleri ve gitaristleri olan Isaac Wood'un 2022'de ayrılması üzerine şu anda altı üyeden oluşan grup, 2023 itibarıyla üç albüm yayınladı. Isaac'le beraber yaptıkları iki albüm de hem dinleyiciler hem yorumcular tarafından övgüler aldı. Isaac, filtresiz bir şekilde duygularını dillendiriyormuş gibi hissettiren vokal performansları ve yazımında önemli bir rol oynadığı şiirsel ve çarpıcı şarkı sözleri ile dinleyiciyi kendine çekmeyi başarıyordu. Ancak bu dürüst sanatkarlığın çoğu zaman olduğu gibi bir bedeli vardı. İkinci albümlerinin dinleyiciye kavuşmasının ardından Isaac arkadaşlarına daha fazla devam edemeyeceğini, sahnede içini dökmenin yarattığı stresin kendisine fazla geldiğini ifade ederek gruptan ayrılma kararı aldı. Isaac'in bu zor kararının ardından grubun geriye kalan altı üyesine Isaac'in eksikliğinde nasıl bir şekilde devam edeceklerine karar verme görevi kalmıştı. Bunun cevabı Live at Bush Hall isminde yayınladıkları albümde gizliydi. Live at Bush Hall, daha önce sadece Isaac'in sahiplendiği grubun sesi olma görevini bölüştükleri bir albümdür. Albüm basçı Tyler Hyde, klavyeci May Kershaw ve flütçü/saksafoncu Lewis Evans'ın ana vokal olduğu şarkılar içeriyordu. Bu kararı BBC'ye açıklarken baterist Charlie Wayne, Bu grubun kalbinde yer alan şey okulda tanışmış bir grup arkadaş olması. O arkadaş grubunun bütünlüğü en önemlisi ve her zaman da öyle oldu şeklinde ifade etmişti. Bu albümde Isaac'i ve arkadaşlıklarını unutmadılar. Örneğin, ilk şarkı olan Up Songu bütün grup Look at what we did together, BC, NR friends forever sözünü haykırarak sonlandırır. Wayne aynı röportajda, Müzik hiçbir zaman arkadaşlıktan daha büyük olmadı. Birbirimizi güvende tutmak ve birbirimizi kollamakla ilgiliydi dedi. Live at Bush Hallun tamamında hem birbirlerine hem de müziğe olan sevgileri açıkça görülüyor. Isaac'in ayrılması grubun karşılaştığı ilk sarsıcı değişim değildi. Grubun temelleri 2015 yılında kurulan Nervous Conditions isimli bir gruba dayanıyor. Orijinal Black Country, New Road üyelerinin Luke Mark hariç hepsinin Connor Browne ve Jonny Pyke isimli iki müzisyenle kurduğu bu grup Browne'a yönlendirilen cinsel taciz iddiaları nedeniyle dağılmıştı. Black Country, New Road da Browne ve Pyke olmadan kurdukları, müzik yapmaya devam etmeyi seçtikleri bir grup oldu. Grup zorluklara ve bu zorlukların ardından kendilerini toparlayıp sanatlarına devam etmenin bir yolunu bulmaya yabancı değil. Isaac'in kendi mental sağlığı nedeniyle yaşadığı zorluklar üzerine müziği bırakması olgunca ve doğru bir karardı. Grubun bu kaybın ardından sanatlarına devam etmeyi tercih etmesi ve bu durumu kendilerini değiştirmek ve geliştirmek için bir fırsat olarak görmesi aynı şekilde olgunluklarını ve kararlılıklarını sergiliyor. Yaklaşımlarından müziklerinin ün veya başarı gibi motivasyonlardansa sanat tutkusu ve dostluktan beslendiği görülüyor. Birçok insan tarafından Isaac'in ayrılışı grubun geleceğini ciddi bir şekilde olumsuz etkileyebilecek bir olay olarak yorumlanmıştı. Gerek Isaac'in sahip olduğu üne rağmen kendi sağlığını ön planda tutması, gerek grubun onu bu kararında desteklemesi ve sanatlarını geliştirmeye odaklanmaları değerlerini gösteriyor. İlk albümleri For the first time sadece altı şarkıdan oluşmasına rağmen grubun özgün yanlarını ve inovatif fikirlerini seyirciye başarıyla aktardı. Caz, punk ve rock elementlerini sentezleyerek zamanımızın post-punk sahnesinde Black Midi, Squid gibi grupların yanında anılmaya başladılar. Albüm boyunca söz yazımı ve eklektik prodüksiyon, şarkıların içerdiği yüklü üzüntü, anksiyete, sinir ve sevgi duygularını dinleyiciye aktif bir şekilde aktarıyordu. İkinci albümleri Ants From Up Therede ise ilk albümde sergiledikleri bütün fikirleri bir adım daha öteye taşıyarak daha kapsamlı bir albüm yaptılar. Sözlerin katmanlı anlamları ve şarkılar arası kurdukları bağlantılarla dinleyiciyi irdelemeye ve anlam aramaya itmelerinin yanı sıra enstrümantasyon da Isaac'in vokal performansını destekleyerek çarpıcı bir üretim ortaya koyuyor. Live at Bush Hall ise hem kolektif olarak yeni bir kimlik sunabildikleri hem de müzisyenlerin bireysel boyutta kendilerini daha çok ön plana çıkarabildikleri bir projeydi. Albüm farklı temaların etrafında düzenledikleri üç konserden biri olan Bush Hall'da okul balosu temasıyla yaptıkları bir performansın kaydı. Konser sırasında seyircilerle aralarında geçen konuşmaları da albüme dahil ederek çok daha samimi bir hissi bu albümde yakalamış oldular. Her albümde kendilerini daha da ileriye taşıyan, kuruluşlarından beri zorluklar ve değişimle karşı karşıya kalan grup kararlılıkla ilerleyerek hepsi birbirinden farklı şekillerde etkileyici olan üç albüm ortaya koydu. Günün sonunda gerçekten de onlar için müzik hiçbir zaman arkadaşlıktan önemli olmadı ama müziğe olan tutkuları zorluklardan daha büyük oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-midi-yeni-albumunden-son-teklisini-paylasti/", "text": "Black Midi, yakında çıkacak olan Hellfire albümlerinden son teklisini paylaştı. Eat Men Eat, yönetmenliğini Maxim Kelly'nin yaptığı Western ezgileri taşıyan bir video klibe sahip. Eat Men Eat, Black Midi'nin basçısı ve vokalisti Cameron Picton tarafından kaleme alındı. Eat Men Eat, bünyesinde İspanyol müziğinde önemli bir yeri olan flamenko müziğinden de ögeler barındırıyor. Şarkı ayrıca, parçanın sonuna yerleştirilmiş 50'den fazla hayran tarafından gönderilen ses kaydı ile sonlanıyor. Yakın tarihte İstanbul'u ziyaret eden grup, Zorlu PSM'de Shame grubu ile birlikte katılımcılara oldukça güzel bir sahne sunmuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-mirror-5-sezon-bolumlerinin-fragmanlari-yayinda/", "text": "Netflix'in yeni sezonu merakla beklenen dizilerinden Black Mirror'ın 5. sezon konu başlıkları belli oldu. Charlie Brooker'ın tarafından hayata geçirileni ve Annabel Jones'un yürütücü yapımcılığını üstlendiği Black Mirror'ın 5. sezonu, üç ayrı hikaye ile izleyicisiyle buluşacak. Geçtiğimiz günlerde yayınladıkları resmi fragmanla 5 Haziran tarihinde yayınlanacağı açıklanan Black Mirror'ın 5. sezonunda yayınlanacak üç bölümün konuları da belli oldu. Black Mirror'ın 5. sezon resmi fragmanı ve bölümlerin ayrı ayrı fragmanları ise hemen aşağıda. Bir taksi şoförü bir anda gündemin odağı haline gelir ve hızlıca kontrolden çıkar. Yalnız bir genç hayranı olduğu pop yıldızı ile tanışmak ister. Ancak, bu yıldızın cazibesi göründüğü kadar masum değildir. Yıllar sonra bir araya gelen iki üniversite öğrencisi hayatlarını sonsuza dek değiştirebilecek bir dizi olayla karşı karşıya kalır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-mirror-yeni-sezonuyla-iddiali-bir-geri-donus-yapiyor/", "text": "Black Mirror çılgınlığı geri dönüyor! 15 Haziran'da yeni sezonu yayınlanacak diziden yeni fragman geldi. Black Mirror bundan tam 12 yıl önce ilk sezonuyla yayına girdiğinde, ağzımız açık izlemiş, olay örgüleri ve senaryolarıyla dönemin en iddialı yapımları arasında yerini almıştı. Aradan geçen onca zamanda bizler de Black Mirror vari bir dünyaya adapte olmaya başladık desek, abartmış olmayız. Şimdi ise bu kült yapımın 6. sezonu için geri sayıma geçildi. Charlie Brooker'ın yaratıcılığını ve senaristliğini üstlendiği, her bölümüyle ses getiren karanlık ve satirik antoloji serisi yine aklın sınırlarını zorlayacak yeni bölümleriyle 15 Haziran'dan Netflix'te yayına girecek. Yeni sezondan ilk fragman da geldi! Sıradan bir kadın, hayatının global bir dijital platform tarafından prestijli bir drama dizisine uyarlandığını öğrenince neye uğradığını şaşırır dizide kendisini Hollywood'un ünlü isimlerinden Salma Hayek canlandırmaktadır. Genç bir çift doğa belgeseli çekmek için durgun bir İskoç kasabasına gider ancak tarihin şok edici olaylarına yer veren bir yerel hikayenin cazibesine kapılır. Alternatif bir dünyanın 1969 yılında, yüksek teknoloji gerektiren riskli bir görev üstlenmiş iki adam akıl almaz bir trajedinin sonuçlarıyla mücadele eder. Sorunlu bir genç yıldız, dahil olduğu vur kaç olayının sonuçlarıyla uğraşırken paparazzi tarafından takip edilir. 1979, Kuzey İngiltere. Silik bir satış danışmanı bir felaketi önlemek için korkunç şeyler yapması gerektiğine ikna edilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-mirror-zirvede-mi-birakmaliydi/", "text": "Netflix'in çok sevilen distopik bilimkurgu dizisi Black Mirror, uzun bir aradan sonra yayımlanan yeni sezonuyla tekrar sevenleriyle buluştu. Ancak beklentilerimizi ne kadar karşıladığı tartışılır. Black Mirror ilk beş sezonunda bizleri ileride teknolojinin geleceği nokta ile bunların hayatımıza olası etkilerini yansıttığı distopik dünyalara doğru bir yolculuğa çıkarmıştı. Ancak, bugüne kadar geçmiş, gelecek ve şimdinin bir arada harmanlanıp kaleme alındığı senaryolar dizinin 6. sezonunda adeta uçup gitti ve yerini gerilim ve korku temalarına bıraktı. Bu da ne yazık ki dizinin sevenlerini pek de tatmin etmedi. Yeni sezondaki tüm bölümlerde en dikkat çeken şey ise son yıllarda da dizi dünyasının odağına yerleşen retro havanın hakim olmasıydı. Her bölümün hikayesi kendi içerisinde tutarlı ilerlese de genel olarak dizinin bağlamından koptuğu net bir şekilde görülüyor. 6. sezonun ilk bölümünde karşımıza çıkan ve Netflix'e ithafen tasarlanmış Streamberry platformu ilk iki bölümle bağlantılı olarak ilerlemiş. Özellikle ilk bölüm tamamen bu platform üzerinden kurgulanmış. Yapımcılar Netflix'i bu senaryolarda biraz tiye de almış sanki. Diğer bölümlere nazaran eski Black Mirror havasını izleyiciye yansıtan tek bölüm ise yeni sezonun açılışı olan Joan Is Awful. İnternetin hayatlarımızı izleyen bir senarist veya bir yapay zeka yazarı olarak değerlendiren bu bölümde, Joan'ın yaşadığı her gün platform üzerinden izleyicilerle paylaşılıyor. Kısacası var olan gerçeklik dizide biraz abartılarak bizlere sunulmuş. Diğer bölümler ise daha ziyade korku, gerilim ve şiddet temaları üzerinden ilerleyerek var olan çizgisinden çıkıyor. Dizinin yaratıcısı ve aynı zamanda da senaristlerinden olan Charlie Brooker, dizinin orijinal konseptinden biraz sıkıldığını daha önce verdiği bir röportajda dile getirmişti. Bu açıklamadan sonra, her ne kadar çok da şaşırmamak gerek desek de, izleyince biraz hayal kırıklığı yaşatmadı değil. Fazla spoiler vermeden derlediğimiz son sezon izlenmeye değer mi bilmiyoruz, ancak beklentinizi düşürmenizde fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-mirrorin-6-sezonu-geliyor-ilk-fragman-yayinda/", "text": "Netflix'in kült dizisi Black Mirror altıncı sezonuyla geri dönüyor! Dizinin yeni sezon çıkış tarihi ve ilk fragmanı ise yayınlandı. 5. sezonu 2019 yılında yayınlanan, Netflix'in distopik bilim kurgu dizisi Black Mirror'ın yeni sezonuyla alakalı bilgiler gelmeye başladı. Bu yeni sezon, dizinin en tahmin edilemeyen sezonu olarak tanımlanırken, dizinin yaratıcısı Charlie Brooker ise yaptığı açıklamada yeni bölümlerin hayranları sürprize boğacağını belirtti. Serinin bugüne kadar ki en iyi ve en kalabalık oyuncu kadrosu olduğu ifade edilirken, yeni sezonun Haziran 2023'te yayınlanacağı ilk teaser ile birlikte duyuruldu. Yeni sezonda Aaron Paul, Annie Murphy, Ben Barnes, Himesh Patel, Josh Hartnett, Kate Mara, Rory Culkin ve Salma Hayek Pinault gibi önemli isimler rol alacak. Black Mirror'ın 6. sezon fragmanını aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/black-pantherin-cekimlerine-onumuzdeki-sene-baslaniyor/", "text": "Black Panther'in başrolü olarak tanıdığımız Chadwick Boseman'ın vefatı, filmin çekilip çekilmeyeceğine dair hepimizin kafasında soru işaretleri oluşturmuştu. Fakat yeni haberlere göre netliği belli olmasa da Black Panther'ın çekimlerine önümüzdeki sene başlanacak gibi gözüküyor. The Hollywood Reporter'dan gelen bilgilere göre Marvel, önümüzdeki sene temmuzda başlamak üzere Atlanta'da Black Panther için altı aylık bir çekim sürecine hazırlanıyor. Marvel ya da yönetmen Ryan Coogler tarafından resmi bir açıklama yapılmamış olsa da geçtiğimiz haftanın başında Black Panther 2018'in prodüktörü Victoria Alonso'nun bildirdiğine göre Chadwick Boseman'in bilgisayar ortamında özelleştirilmiş ve yaratılmış, yani CGI versiyonu kullanılmayacak. Chadwick Boseman'in eksikliğinin her şekilde hissedileceği filmde düşünülen ve beklenen o ki Letitia Wright'ın canlandırdığı karakter Shuri'nin daha baskın bir rolü olacak. Orijinal Black Panther kadrosundan Lupita Nyong'o, Winston Duke ve Angela Bassett'in de tekrardan ekipte olması bekleniyor. Afrikan-Amerikan kültürünün sinema sektöründeki önemli bir temsilcisi olan Chadwick Boseman olmadan Black Panther'dan aynı keyfi alamayacak olsak da onun anısını devam ettirecek bir film olacağını düşündüğümüzden vizyona gireceği zamanı iple çekiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blade-runner-evreninden-bol-synthli-bir-grup-bi-android/", "text": "Bir süredir müzik sektörüne eskisi kadar vakit ayıramıyorum. Zira işten arta kalan zamanımda yeni bir diziye başlamak, eski bir diziye devam etmek, filmleri yarım bırakmak, başıboş dolaşıp biranın ucuz olduğu mekanları aramak gibi aktivitelerle kendime zaman yaratmaya çalışıyorum. Ancak geçtiğimiz günlerde Bir Baba Indie'ye gelen bir mail'in başlığı dikkatimi çekti ve Bu neymiş ya yeni bir mobil uygulama mı? diyerek bir göz atayım dedim. Bi Android isimli, daha önce herhangi bir şekilde bir yerlerde karşılaşmadığım bu taze grup, mail'e Sevgiler yazarak minik bir bülten iliştirmişti. Bültenin ilk kelimesi de synth pop olunca bir anda kalbim çarpmaya başladı. Çünkü synth pop'a, darkwave'e, post-punk'a ve bunların türevlerine ölüp bitiyorum, son zamanlarda ilişkilerimi bile bunların üzerine kuruyorum. Spotify'ı açtım, ilk şarkı için play tuşuna bastım ve şarkı başladığı anda gerçekten çok ama çok heyecanlandım. Ancak benim ilk heyecanlarım kimi zaman pek bir yersiz oluyor diye beklemeye karar verdim ama yok, dinlediğim şey çok çok iyiydi ve ilk işim o anda yanımda olan Cihad'a Bi Android'in Güneş Kucağında şarkısını dinletmek oldu. Cihad'dan da benzer tepkiler alınca ve Google'a Bi Android yazıp sadece Android cihazınızda dinleyebileceğiniz en iyi 10 mobil uygulama türevi içeriklerden başka bir şey bulamayınca da siz pek sevgili BBI okurlarıyla bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Lafı bu kadar uzattıktan sonra genel bilgilere geçelim. Samet Evci ve Hazar Kayaaltı tarafından, 2018 yılında kurulan Bi Android, kendi deyimleriyle 80'lerin synth pop ve new wave'ini alıp A Takımı'na selam gönderiyor; varoluşsal dertleri eğlenceli sözleriyle günümüze taşıyor. Bence de grubun yaptığı bundan farklı değil. Çünkü Bi Android'i dinlerken 80'lerin ortasına ışınlanıyorsunuz, kendinizi bilim kurgunun günümüzle buluştuğu noktada buluyorsunuz. Philip K. Dick'in Do Androids Dream of Electric Sheep kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama ben grubun adının da verdiği yetkiye dayanarak kendimi bolca o kitabın içinde, çoğu kişinin anlayabileceği bir dilden konuşmak gerekirse Blade Runner evreninde buldum. Bi Android'in bu noktada yaptığı en önemli şeyse bu kitap ve filmlerdeki açıklanamayan noktaları bariz anlaşılabilen sözleriyle dinleyiciye anlatıyor olması. Kısacası grubun Sanki Robotmuş Gibi adlı EP'si replicant'ların dilinden daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Albümün ilk şarkısı Uzay, dinleyeni çok yorgun olsa bile oturduğu yerden kaldırıp dans ettirebilme gücüne sahip. Bu şarkıda eline silahını almış Harrison Ford gibi hissediyor insan. Albümün benim için iki favori şarkısından biri olan Güneş Kucağında ise geçtiğimiz haftalarda yağan karın altında yürürken loop'a aldığım ve o esnada ezberlediğimi fark ettiğim mü-kem-mel bir şarkı. Sanki yıllar önce tanıştığım ama tanıştığımı unuttuğum biriyle yeniden karşılaşmışım gibi hissettiriyor. Bu hissiyatın akabinde ise şarkıya sıkı sıkı sarılmak istiyorsunuz. EP'nin üçüncü şarkısı Daha Aynı, ilk ikisine göre biraz daha karanlık, biraz daha depresif. Kendisinin Ayrılık Sonrası Dinlenecek Şarkılar listemde de ilk üçe gireceğini söyleyebilirim. Dördüncü şarkı olan Yeni Bir Dert, Güneş Kucağında ile birlikte bir diğer favorim. Müzikte 80'ler tam olarak hissediliyor, sözler aklıma kazınıyor. Bunların sonucunda şarkı, canım sıkıldığında ve bir şeylerden kaçmak istediğimde sığınacağım bir liman etkisi yaratıyor. Gündelik dertlerimizin asla bitmiyor oluşunun bunda ciddi bir etkisi bulunuyor. Son şarkı olan İleri Sar da albümün bütünlüğünü bozmuyor, ilk dört şarkıdaki gündelik sıkıntılarından kaçmamıza yardımcı olacak son sözler olarak karşımıza çıkıyor. Son dönemde ciddi bir 80'ler furyası var ve bu durum beni inanılmaz mutlu ediyor. Belki 80'lerin o çok meşhur gruplarını asla canlı canlı dinleyemeceğiz, yeni bir neslin öncüsü olan o isimleri kanlı canlı görmek mümkün olmayacak ama yenilerde de hiç fena isimler olmadığını böyle bir anda karşınıza düşen mail'lerden bile anlayabiliyorsunuz. Ülkemizde son zamanlarda bu janrlarda oldukça kaliteli gruplar çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Bi Android de yakın bir zamanda bu isimlerin arasında önemli bir yere sahip olacak gibi duruyor. Umarız yakın bir zamanda kendilerini canlı canlı dinleyip şarkılarına eşlik edebiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bleachersdan-yeni-tekli-modern-girl/", "text": "Bleachers, grubun yeni plak şirketi Dirty Hit altında çıkardığı ilk şarkı olan 'Modern Girl' ile geri döndü. Yeni tekli, grubun 2021'den bu yana ilk projesi olarak dikkatleri çekiyor.. Son yıllarda indie ve pop müziğin en popüler prodüktörlerinden biri olarak ün kazanan grubun solisti, Jack Antonoff, Clairo, Florence and the Machine, Lana Del Rey, Lorde ve Taylor Swift ve daha pek çok kişiyle işbirliği yapmıştı. Saksafonlarla başlayan ve ağıza yakılan bir nakaratı olan bu şarkı, biraz Springsteen havası taşıyan, sizde dans etme isteği uyandıran klasik bir pop-rock şarkısı. Tekli ayrıca, Netflix dizisi Sex Education'ın son sezonunda yer alıyor. Modern Girl aynı zamanda Alex Lockett'ın yönettiği, grubun coşkulu performansının olduğu bir müzik videosuyla birlikte çıktı. Klip boyunca arka planda dikkat çeken domates, video sonunda eziliyor; izleyiciyi anlamı hakkında da merakta bırakıyor. Bu enerjik şarkı ve video grubun yeni albümünün coşkulu bir fragmanı gibi. Klibi aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blind-feste-saatler-kaldi/", "text": "Belçikalı grup Balthazar'ın sahne alacağı festival olan Blind Fest'e saatler kaldı! Açıldığı ilk günden bu yana Beyoğlu ve Asmalımescit'in en gözde canlı müzik mekanlarından olan BLIND, bu sonbahar eğlenceyi açık havaya taşıyor. Şaşırtıcı indie rock tınılarıyla süslü muhteşem müzikleri ile ülkemizde de çok sevilen Belçikalı indie rock ikilisi Balthazar'ın ana konuk olacağı ve bu yıl ilk kez düzenlenecek +1 Sunar: 'Blind Fest', bugün Garanti BBVA'nın desteğiyle Parkorman'da gerçekleşecek. Balthazar daha önce Türkiye'de birçok kez konser vermiş olsa da her gelişimde heyecanı diri tutmayı başaran nadir gruplardan. Indie pop/rock türlerini başarılı bir şekilde sentezleyen grup, daha önceki röportajlarında Türkiye'ye gelmeyi çok sevdiklerinden ve her geldiklerinde farklı lezzetler deneyip daha önce görmedikleri ve merak ettikleri yerleri gezdiklerinden bahsetmişti. Balthazar'dan önce yerli alternatif sahnenin sevilen ve önde gelen ekiplerinden Dolu Kadehi Ters Tut, Perdenin Ardındakiler ve The Away Days grupları sahne alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bloc-party-luks-hayat/", "text": "Bloc Party 2004 senesinde çıkardığı Silent Alarm albümünün kaymağını daha fazla yiyebilecek mi? Yoksa artık kendilerine karşı güven kaybetmeye başlayan fan kitlesi gruba sırt mı çevirecek? Tam olarak bu nokta da geldi The High Life EP albümü! Londra çıkışlı Bloc Party, 20 yıla yaklaşan müzikal geçmişleri boyunca ilk albümleri Silent Alarm'ın başarısı ile kıyaslanarak her daim eleştiri oklarına maruz kaldı. İkinci albümleri olan A Weekend in the City ile her ne kadar beğeni almış olsa da ardından yayınladıkları ve en son 2022'de çıkan Alpha Games ile iyice yerden yere vuruldu. Ben açıkçası bu yıl içinde grup dağılır ve bir taraftan solo kariyerine devam eden Kele Okereke ortalama albümler yayınlamaya devam eder diye düşünürken geçtiğimiz hafta grup dört parçalık bir EP yayınladı. The High Life adıyla çıkarılan bu Ep açıkçası beni hiç heyecanlandırmadı. Ancak bu sene Paramore grubu ile çıktıkları turnenin kayıtlarını izlerken de eski Bloc Party özlemi oluşmuştu. Bu nedenle dijital stream servislerinden birinde bu EP'yi dinlemek istedim. Nisan ayı içinde tekli olarak yayınladıkları, açılışı yapan ve EP ile aynı ismi taşıyan High Life parçası eğlenceli funky ritimler ile dans pistine atlamanıza neden olabilecek kadar enerjik olmuş. Grup belki de eskiye dönebilme konusundaki arzusunu bu parça ile yansıtmış. Yeni bir şey var mıydı? Kesinlikle hayır. Çerez ancak eğlenceli bir çalışma olmuş. Yaz günleri için fena olmayacak bir yapısı var. Arından gelen Keep It Rolling ile aynı enerji enjekte edilmeye devam edilmiş. Parçaya Amerikan underground sahneden rap, punk, rock tarzlarını harmanlayan başarılı KennyHoopla eşlik etmiş. Bence bu çalışma High Life'dan çok daha başarılı ve grubun geleceği için umut vadediyor. Üçüncü sırada yer alan Blue ise tam olarak Bloc Party! Karmaşık, duygusal, ve yine hiçbir şeyi ciddiye almayan naif bir çalışma. Grubun bu kırılgan yapısını gerçekten çok özlemişim. Bu parça bana çok iyi geldi! Kapanışı yapan The Blood Moon ise yine grubun nevi şahsına münhasır duygusal melodilerini içermekte olup kendi kimliklerini yansıttıkları bir yapıda olmuş. Kadere atıfta bulundukları bu parçayı ben sevdim, ancak yeterince güçlü bulmadım. Sonuç olarak Bloc Party için dönüm noktası sayılabilecek bir döneme giriliyor. Hala ciddi anlamda fan kitlesi olan grup kendi dinleyicisinin güvenini kaybetmeye başladığı dönemde çıkardığı The High Life Ep ile küçük umutlar vermiş, ancak bu kesinlikle yeterli değil."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bloc-party-yeni-epsi-the-high-lifei-duyurdu/", "text": "Büyük Britanyalı indie rock grubu Bloc Party, yeni EP'leri The High Life'ın çıkacağı müjdesini hayranlarına verdi. Grup, sosyal medyada EP'nin kapak resmini, adını ve çıkış tarihini paylaştı. The High Life, 21 Temmuz'da Infectious/BMG aracılığıyla yayınlanacak. EP'nin şarkı listesi henüz belli olmasa da bu ayın başlarında, neşeli funk havası taşıyan ilk teklisi High Life'ı ve Cleveland doğumlu sanatçı KennyHoopla ile bir araya geldikleri Keep It Rolling'i yayınlamıştı. Keep It Rolling grubun çıkardığı ilk işbirlikçi tekli olma özelliğini taşıyor. Bir basın açıklamasında grubun solisti Kele Okereke, bir süredir Kenny'nin hayranı olduğunu ve Londra'da birlikte stüdyoya girme şansını kaçırmayıp Keep It Rolling'i yazdıklarını belirtmişti. KennyHoopla da hayranı olduğu Bloc Party ile ortak bir çalışma çıkarmanın yapılacaklar listesinde olduğunu söylemiş ve heyecanını dile getirmişti. Paramore ile yoğun bir turne yılının ardından Bloc Party, gelecek dönemlerinin simgesi olacak İngiltere festivalleriyle dolu bir yaza ve dört parçalık bir yayına hazırlanıyor. Kele Okereke, Paramore turnesine davet edildiğimizde gerçekten bir araya gelip grubun nerede olduğunu görmek ve ortaya çıkan müziği paylaşmak istedik. diyor ve Bana göre bu, vahşi doğadan çıkıp hayatı yeniden kucaklamanın sesi. diye ekliyor. The High Life, 21 Temmuz'da onları merakla bekleyen hayranlarıyla kavuşacak. EP'nin son çıkan teklisi Keep It Rolling'i buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bloc-partynin-solisti-keleden-yeni-tekli/", "text": "Bloc Party'nin sesi Kele, True Love Knows How To Death isimli yeni teklisini yayınladı. Post Punk Revival'ın simgelerinden olan Bloc Party'nin solisti Kele, yayınlayacağı yeni albümden ilk teklisini paylaştı. True Love Knows How To Death isimli parça, özellikle kapağıyla büyük dikkat çekti. Bloc Party'nin efsane çıkış albümü Silent Alarm'ın ateşe verildiği bu görsel, Bloc Party hayranlarının büyük tepkisini çekti. Bloc Party, Editors ve Interpol gibi ilk albümünde büyük başarı yakalayan, uzun süre etkisini yitirmeyen ve büyük beğeni toplayan albümleri Silent Alarm'ın ardından gerek grup elemanlarının oldukça sık değişimi gerekse de sound'larının evrilmesiyle bir daha ilk albümdeki etkiyi dinleyiciler üzerinde yakalayamamıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bloguma-dokunma/", "text": "Bir Baba Indie olarak Blogspot'a gelen erişim yasağından beri, blogu ister istemez askıya almış olduk. Hem de daha faal olmak adına türeyen birçok fikrin, eyleme döneceği şu günlerde böyle bir olayın vuku bulması resmen baltaladı bizleri. Dns değiştirmek, blogu başka bir platforma taşımak falan bunların hepsi geçici olarak birtakım çözümler tabi ama pire için yorgan yakarak bir şeyleri çözmeye çalışan zihniyete karşı da bir şeylerden kaçarak çözüme ulaşmak da çözüm olmuyor maalesef. Şu anda da en azından Bloguma Dokunma oluşumunun Facebook ve Twitter sayfalarından toplu ve daha organize bir şekilde tepki yürütmekte fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blondie-vokalisti-debbie-harryden-otobiyografi-geliyor/", "text": "Blondie'nin vokalisti Debbie Harry'nin otobiyografisi Face It 1 Ekim'de Harper Collins etiketiyle yayınlanacak. Blondie'nin ikonik vokalisti Debbie Harry'nin anılarını kaleme aldığı Face It adlı ilk kitabının ekim ayı başında yayınlanacağı yayınevi Harper Collins tarafından açıklandı. Debbie Harry'nin 1970'lerde New York'taki hareketli müzik sahnesinde başlayan ve o dönemden bugüne değin devam etmekte olan uzun müzik kariyerini, rol aldığı 30'dan fazla sayıdaki filmi, aktivistliğini, yaşamının önemli dönemlerini aydınlatan bu kitap elbette Harry'nin de belirttiği gibi ancak bir başlangıç kitabı olabilir. 1970'lerden beri müzik sahnesinde aktif bir figür olan Debbie Harry, kitapta yer alanlardan çok daha fazla anlatacak hikayesi olduğunu belirtiyor. Şu an 73 yaşında olan ikonik sanatçının, aralarında Madonna, Shirley Manson, Karen O, Cindy Lauper gibi isimlerin bulunduğu pek çok kadın sanatçıya ilham kaynağı olduğu biliniyor. Kitapta Debbie Harry'nin ağzından biyografik anlatılar, rock müzik üzerine çalışan gazeteci yazar Sylvie Simmons'ın sanatçı ile yaptığı röportajlar, nadir bulunan fotoğraflar ve orijinal illüstrasyonlar yer alacak. Kitabın giriş bölümü ise Blondie'nin kurucu üyelerinden, grubun gitaristi, aynı zamanda Debbie Harry ile bir dönem birliktelik yaşayan Chris Stein tarafından kaleme alınmış. Kitabına gelebilecek en iyi ve en kötü yorumlara hazırlıklı olduğunu belirten Debbie Harry, vurdumduymaz bir insan değilim ama mizah duygum oldukça iyidir. diye ekliyor. 2017'de 11. albümü Pollinator'ı yayınlayan efsanevi grup Blondie, 20 Temmuz'da Elvis Costello ile birlikte çift headliner'lı bir ABD turnesine çıkacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blondshellin-ilk-albumunden-once-yayinladigi-yeni-sarkisi-joiner/", "text": "Los Angeles merkezli Blondshell, ilk albümü Joinerı 7 Nisan'da piyasaya sunacak. Albüm öncesinde yeni şarkı Joiner yayında! İlk uzun metraj albümünü yayınlayacak olan alternatif rock'ın yeni simalarından 25 yaşındaki Sabrina Teitelbaum, albümden önce yayınladığı 4 şarkının ardından son teklisi Joiner ile geldi. Albümle aynı adı taşıyacak olan Joiner, Partisan Records etiketiyle yayınlanacak. Müziğini dürüstlükle eleştirebildiği bir grup olarak öne çıkacak Blondshell, kadın öfkesi tabiriyle dikkat çekiyor. - Veronica Mars - Kiss City - Olympus - Salad - Sepsis - Sober Together - Joiner - Tarmac - Dangerous"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blue-filmi-başka-çarşambada-bir-baba-indie-radyoda-ve-vizyonda/", "text": "Blue Blues Band'in iki dahi müzisyeni Kerim Çaplı ile Yavuz Çetin'in hikayelerini anlatan Blue filmi geçen hafta İstanbul Film Festivali kapsamında ilk gösterimini gerçekleştirdi ve festival kapsamındaki Ulusal Belgesel Yarışması Mansiyon Ödülü'nün sahibi oldu. 21 Nisan'da vizyona girecek film vizyon öncesinde 19 Nisan'da Başka Çarşamba kapsamında Başka Sinema salonlarında olacak. İlk defa 11 Nisan Salı günü İstanbul Film Festivali'nde gösterilen, 12 Nisan'da ise galası gerçekleştirilen filme dair söylenecek, üzerine konuşulacak çok fazla ayrıntı var. Vizyona girecek olması sevindirici bir haber, zira bildiğiniz üzere belgesellerin vizyona girmesi her zaman mümkün olmuyor. Başka Çarşamba gösterimlerinden ve vizyon imkanından faydalanarak filmi izlemek için zaman ayırmanızı ekipçe tavsiye ediyoruz. Filmin vizyona gireceği 21 Nisan akşamı Blue'nun yönetmeni Mehmet Sertan Ünver ve yapımcısı Suzan Güverte'yi Radyo Kanyon'daki Bir Baba Indie programında ağırlayacağız. Blue filmi üzerine konuşmak için bir saatin bize yetmeyeceğinden eminim, yine de elimizden geldiğince filmin yapım sürecini ve bundan sonraki yolculuğunu ele alıp farklı açılardan irdelemeye çalışacağız. Program 21 Nisan Cuma akşamı saat 22.00'de www. radyokanyon. com. tr adresinden dinlenebilir. Kaçıranlar için programın tekrarı ise 25 Nisan'da yine saat 22.00'de yayınlanacak. Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin'i doğru anlatmak için büyük çaba sarf ettiği her halinden okunan belgesel iki müzisyenin de portrelerini çizerken duygu sömürüsünden kaçınarak, Çaplı ve Çetin'in efsanevi yönlerini gösterirken insani yönlerini göstermeyi de ihmal etmeden, kahramanlaştırmadan meramını anlatmayı başarabilmiş. Nokta atışı konu başlıkları ve -her ne kadar görmesek de- başarılı bulduğum röportaj sorularıyla doğru noktalara parmak basan bu film Çaplı ile Çetin'i tanıyanlar için büyük bir arşiv değeri taşıyor, tanımayanlar için ise ideal bir tanışma fırsatı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blues-krallığının-sonu-b-b-king/", "text": "Size onunla ilgili çok güzel sözler sarf edebilirim fakat onu en iyi Lucille anlatacaktır. Blues, siyah insanların özgeçmişi ve hayatı anlatabildikleri en iyi olgu. Yaşadıkları sevinç ve üzüntüleri anlatan sözleriyle ve naif müzikal tonları sayesinde kendilerini dünyaya tanıttılar. Üzerlerindeki tüm baskılara rağmen hala mutlu olmalarını New Orleans'ın blues sokaklarına borçlulardı. Beyaz insanın ırkçı tavırlarını unuttukları bu yerde siyah insanın eğlencesi blues'u doğurdu. Sanırım B. B. King için ozan diyecek olsam, kimse bana karşı çıkmaz. Nitekim söyledikleriyle dinleyene hayat dersi veren, müziğiyle söylediklerini onaylayan bu adamın hayatı gerçekten bir ozana yakışır nitelikte. B. B. King, işte böyle bir ortamda müzik yaşamına başladı. Mississippi'den Memphis'e oradan Amerika'nın her yerine müziğiyle ulaşmaya başlamadan önce kendisi çalıştığı tarlanın traktör şoförüydü. Şoför olduğu zamanlarda da müzik ile uğraşıyordu. Üyesi olduğu kilisenin korosunda solistti. Fakat tanrı onu Blues Boy King olarak seçmişti. Şimdi de kendisinin hayatımda uzun süre kalan tek kadın dediği Lucille'den bahsetmek istiyorum. Aslında kendisi B. B. King'in 30 dolara aldığı bir gitar fakat onun için yaptıkları Lucille'yi Lucille yapan şey. 1949'da bir kış günü B. B. King, Arkansas'ta bir mekanda çalar. Mekanın ısıtılması için içeride bulunan kovaların yarısına kadar kerosen doldurulup yakılır. Üstad gitarını çalarken bir ara kavga çıkar ve kerosen dolu kovalar devrilir. Devrilen kovalar yangına neden olur ve herkes çabucak mekanı terk etmeye çalışır. B. B. King dışarı çıkanlar arasındadır fakat gitarını içeride unutmuştur. Etraftaki uyarılara aldırış etmeyen King gitarı içeride çıkarmayı başarır. Sabahında olay yerine gidenler iki kişinin içeride yanarak can verdiğini ve bu kişilerin Lucille adındaki kadın için kavga eden kişiler olduğunu görürler. B. B. King, bu olaydan sonra gitarına bu kadının ismini verir. duymadan gayet sade bir şekilde sadece vibrato'larıyla belirginleştirip çalmasıydı. Bundan dolayı eğer onu bir kez dinlediyseniz, onu diğerlerinden ayırt etmeniz çok kolay olacaktır. Sadece bir nota çalması bunun için yeterli. Hayatı dolu dolu yaşamış bu adamın Lucille ile yaptıkları gerçekten ilham verici. Benim blues ile ilgilenmemi hatta bir elektro gitarımın olmasında pay sahibi olan bu adam kim bilir kaç kişiye daha blues sevgisini aşıladı. King soyadlı 3 blues efsanesi de artık yaşamıyor. Blues'un heyecanı artık eskisi gibi olmayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blues-tutkunları-bu-haftasonu-volskwagen-arenada-buluşuyor/", "text": "Blues tutkunları 12 Aralık Cumartesi günü, Pozitif Live'ın düzenlediği etkinlikte Volkswagen Arena'da buluşmaya hazırlanıyor! Blues Sessions Istanbul'da Delta'ya uzanan köklerini Çağdaş Blues ve Soul ile harmanlayan ve günümüzdeki en etkin temsilcilerinden ödüllü sanatçı Jimmy Burns, Chicago Blues, Gospel ve Boogie Jazz tarzlarının önde gelen vokalisti, başarılı müzisyen Katherine Davis, birçok uluslararası prestijli organizasyonda ödüle layık görülen gitarist Dave Herrero ile Dave Herrero Trio, Chicago'lu grup Mississippi Heat ile ünlü saksafoncu Sax Gordon ve Berk Arıhan Blues Experience sahne alacak. Bu gecenin sürpriz ismi ise, ülkemizin en önemli caz vokallerinden Elif Çağlar, Jimmy Burns ve Katherine Davis ile birlikte Barış Manço ve Özdemir Erdoğan gibi efsane isimlerin parçalarını seslendirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blur-surprizi-sticks-and-bones/", "text": "Blur yeni albümüne yaptığı eklemelerle heyecan katsayımızı artırıyor. Şimdi sırada Sticks and Bones var. Blur iddialı ve sağlam bir şekilde yeniden bir araya gelme albümleri olan The Ballad Of Darren'ı temmuz ayında yayınladı ve aradan çok da zaman geçmeden iki bonus parça içeren özel bir baskıyı da dinleyicileriyle paylaştı. Şimdiyse albümün Japonca baskısından Sticks And Stones adlı bir bonus parça bizlerle. Blur şarkılarının çoğu Damon Albarn tarafından söylense de zaman zaman baş gitarist Graham Coxon da vokal görevini üstlenebiliyor. Bu durum efsanevi Blur teklisi Coffee & TV'de geçerliydi ve sürpriz! Yeni teklide de Graham Coxon sesiyle karşımızda. Coffee & TV teklisine benzer hüzünlü, hayalperest ve süzülen bir havası var ama biraz daha sert bir tekli diyebiliriz. Müzik ilerledikçe teklinin hoş bir hayal dünyasına girdiğini hissedebiliyoruz. Acaba siz de hissedebilecek misiniz? Yeni bonus parçaya aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blur-yeni-teklisi-st-charles-squarei-yayinladi/", "text": "Blur yeni çıkaracağı albümün The Narcissist isimli ilk teklisini yayınladıktan sonra albüme ait ikinci tekli olan St. Charles Squarei de paylaştı. Blur geçtiğimiz ay tam tamına sekiz yıl aradan sonra yeni bir albüm yayınlayacağını duyurdu. The Ballad Of Darren isimli albümün duyurusu The Narcissist isimli teklinin yayınlanmasıyla yapıldı. Bu teklinin paylaşılmasından kısa süre sonra grup, bir konserlerinde çalacakları şarkılar bittikten sonra bir sürpriz yaptı. Yeni çıkaracakları albüme ait birkaç parça daha çaldılar. Bu şarkılardan bir tanesi de son çıkardıkları St. Charles Square idi. Biz de onun bu sözlerine katılıyoruz, çünkü sekiz senenin ardından çıkardıkları bu şarkılarda gerçekten eski Blur havasını baya seziyoruz ve bunu ne kadar özlediğimizi hatırlıyoruz. O zaman sizi de eski Blur havalarını sezeceğiniz St. Charles Square ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/blurdan-yeni-album-habercisi-the-narcissist/", "text": "Blur uzun süreli sessizliğini bozuyor! Yeni albüm haberi The Narcissist adlı tekliyle geldi. Son albümü The Magic Whip'in ardından 8 sene geçerken Britpop'un bayraktarı Blur, 9. stüdyo albümünü çıkarmaya hazırlanıyor. The Ballad of Darren isimli albüm takvimler 21 Temmuz'u gösterdiğinde yayına girecek. Albüm habercisi The Narcissist ise şimdi yayında. Çoğumuzun beklediği üzere, ayrıca The Narcissist isimli yeni tekliden aldığımız ipuçlarına göre, Blur'un yeni albümü The Ballad of Darren alıştığımız enerjik Blur sound'undan biraz daha ırak olacak. The Narcissist ise kulağa çok tatlı geliyor. Atalet içinde başlayıp devam ederken şarkının sonunda Blur'un çok sevdiğimiz sert gitar tonlarıyla kapanışı yapıyor ve nostalji hissini yaşatıyor. Dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-dylan-yeni-album-geliyor/", "text": "Bob Dylan, 19 Haziran'da paylaşacağı yeni albümü Rough and Rowdy Ways hakkında yeni detaylar paylaştı. 79 yaşındaki efsane müzisyen, yeni stüdyo albümü Rough and Rowdy Ways'in tüm parça listesini, Instagram hesabından paylaştığı post'la birlikte dinleyicilerine duyurdu. Daha önceden yayınladığı Murder Most Foul, False Prophet ve I Contain Multitudes parçalarıyla birlikte toplamda 10 parçalık albümünü yayınlamaya hazırlanan Dylan, son olarak 2017 yılında 10'ar parçalık 3 bölümden oluşan Triplicate albümünü sevenleriyle buluşturmuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-dylandan-universal-music-ile-300-milyon-dolarlik-anlasma/", "text": "Bob Dylan, Universal Music ile 60 yıllık kataloğu için 300 milyon dolarlık bir anlaşma yaptı! Bob Dylan, Universal Music ile bütün kariyeri boyunca yazmış olduğu parçalar için bir anlaşma yaptı. New York Times'a göre yapılan anlaşma yaklaşık 300 milyon dolar değerinde olup 600'den fazla parçayı içeriyor. Anlaşma Bob Dylan klasiklerinden Blowin' in the Wind, The Times They Are A-Changing, Like a Rolling Stone'dan bu sene yayınladığı Rough and Rowdy Ways albümüne kadar olan bütün parçaları içeriyor. Jody Gerson, Universal Music'in yayın bölümünün başkanı, müzik sektöründe bu denli önemli bir yere sahip olan bir müzisyeni temsil etmenin ne kadar değerli bir şey olduğunu fakat aynı zamanda ne kadar büyük bir sorumluluk getirdiğinden bahsetti. Bob Dylan'ın bugüne kadar yayınladığı klasikleşmiş parçalarından birkaçına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-dylanin-ilk-cevrim-ici-konserine-hazir-misiniz/", "text": "Bob Dylan, Shadow Kingdom isimli yeni bir çevrim içi konser yayınlayacağını açıkladı. Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Bob Dylan, 18 Temmuz'da Live Nation'ın sahibi olduğu canlı yayın şirketi Veeps üzerinden yeni bir konser yapacağını açıkladı. Etkinlik, Dylan'ın neredeyse otuz yıl içinde yapacağı ilk çevrim içi yayınlanacak konseri olacak. Belirtilene göre konser aynı zamanda Bob Dylan'ın özel olarak hazırladığı parça listesiyle samimi bir ortamda gerçekleşecek. Shadow Kingdom, aynı zamanda Bob Dylan'ın geçen sene yayınladığı son albümü Rough and Rowdy Ways albümünden sonraki ilk etkinliği olma niteliğinde. Mayıs ayında da müzisyen adına Oklahoma'da the Bob Dylan adlı Dylan'ın kariyerine adanan bir merkez açılacak. Bob Dylan'ın geçtiğimiz sene yayınladığı albümüne ve Shadow Kingdom etkinliğinin biletlerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-dylanin-kaydedilmis-tum-muzik-katalogunu-sony-music-satin-aldi/", "text": "Sony Music, Bob Dylan'ın kayıtlı tüm müzik kataloğunu ve gelecekteki tüm sürümlerinin haklarını satın aldığını duyurdu. Bob Dylan'ın 1962'den beri yaptığı çalışmaları kapsayan anlaşmanın mali hakları tam olarak açıklanmasa da Billboard'un haberine göre ana hakların 200 milyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bob Dylan, 1961'de Columbia Records ile anlaştı. 1962'deki Bob Dylan'dan 2020'deki Rough and Rowdy Ways'e kadar tüm stüdyo albümleri, plak şirketi aracılığıyla yayınlandı. Sony Music, 1988'de Columbia'nın ana şirketi olan CBS Records Inc.'i satın alarak 1991 yılında adını Sony Music Entertainment Inc. olarak değiştirmişti. Bob Dylan kayıtlı müzik kataloğunun haricinde, beste ve şarkı sözleriyle alakalı haklarını da 2020'nin sonlarında Universal Music Publishing'e 300 milyon doların üzerinde bir değerle satmıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-dylanın-küçük-hediyesi-all-along-the-watchtowerın-istanbul-sırrı/", "text": "Bilmiyorduk işte. Hamdık. Hele anonsu hiç hatırlamıyorum, gürültüye gelmiş olabilir! Ama bir gariplik vardı yine de... Sözleri ezbere bildiğimiz için, parçaya bir türlü eşlik edemediğimizi hatırlıyorum. Çünkü konserde Bob Dylan parçanın sözlerini değiştirmişti! O zaman buna benim gibi çok şaşıran birçok insan oldu elbette. Dank edenin ne olduğunu daha iyi anlatabilmek için, sanırım tarihe en çok yorumu yapılan parça olarak geçen All Along the Watchtowerın sözlerini biraz anlatmak lazım.. Başka türkü anlaşılması mümkün değil çünkü. Anlaşılmazlık yine devam ediyor... Hatta daha da büyüyor. Başka bir güçlü görüş de var. Şarkının yazıldığı tarih olan 1967'de Vietnam Savaşı'nın içerisindeydi ABD ve orada görev yapan askerler Watchtowerı biraz ara verip kendine dönme, kendine bakma, değerlendirme zamanına anlamıda bir deyim olarak kullanıyorlarmış.. Nitekim Forrest Gump filminde de bu şarkı tam da Forrest Vietnam'da askerken kullanılmıştı.. Bir değişik ilginç görüş; Joker'in bizzat Bob Dylan olduğu yönünde.. İlk bölümde Patronlar içer şarabımdan, çiftçiler kazar tarlamı; bu satırdakilerin hiçbiri bilmez bunların değerini' derken yılar sonra davalık olduğu menajerini kastediyor. Geçirdiği büyük motosiklet kazasından sonra evinde uzun süre yatmak zorunda kaldığı dönemde yazdığı şarkı olduğu için hayatı ciddiye almamaya, daha farklı bir gözler bakmaya, hatta şükretmeye başlıyor. Şarkının sözleri de onu anlatıyor.. Yukarıda yazdığım gibi, bir fan sitesinde okuduğum birçok yazıda heyecanla Bob Dylan'ın son konserlerinde bu şarkıda ufak bir değişiklik yaptığı yazılıyordu.. Konsere giden fanlara göre, Bob Dylan, All Along the Watchtower'da parçanın sonuna ek yapmıştı! Dylan, bir kaç performansında parçayı, şarkının ilk cümlesiyle bitirmeye başlamıştı. Parçaya orijnal şarkının sonuyla başlamıştı! Dolayısıyla parçayı da bugün parçanın ilk dize öbeğini sona almış ve onla bitirmişti! O zaman çok garipsediğimiz ama lan adam yorumuna çeşitlilik katıyor diye geçiştirdiğimiz şey, demek aslında on yıllardır tartışılan konunun çözümüydü: Şarkının bütün belirsizliği de, sözleri tersyüz edince, sona eriyordu. Bir çember gibiydi şarkı; ama geriden başlayarak çember tamamlanıyordu. Şimdi düşünüyorum da, Bob Dylan aslında bu topraklardan birisi değil mi? Zaten daha sonra 2 kere daha geldi; belki Mayıs'ta yeni albümü çıkacak yine gelir. Hatta bence hediye de değildir. Belki bir öngörü de içeriyor olabilir. O kadar çok Watchtower yorumu var ki.. Ben en çok sevdiklerimi seçtim.... Tabii bu parçayı, 67 yılında albüm çıktıktan 6 ay sonra böyle yorumlayarak bambaşka noktaya taşıyan ve müzik tarihin en iyi coverı seçilen yorumla başlayalım. O kadar güçlü bir yorum ki, parçanın aslında Bob Dylan'a ait olduğunu unutturacak kadar damgasını vurdu tarihine. Dylan'ın mızıkalı parçasını gerçek ruhuna oturtan O'dur çünkü. Bob Dylan da zaten daha sonra bu şarkısının en iyi yorumunun Hendrix'ten geldiğini defalarca söylemiştir. Rahmetlinin gitarı parçayı yerli yerine oturtup anlamını müzikal olarak çok daha ileri taşımış. Bunun bir de dizide (4. sezon 17. bölüm) Kara'nın babasıyla piyano başındayken anımsadığı bir piyano solosu var ki.. Sylon marşının dramatizasyona uyum 10 numaradır. Ya inanmayacaksınız belki ama parçanın ruhuna en çok yaklaşan yorum, hiç aklınıza gelmeyecek birisinden, Chris de Burgh'den gelmiş bence.. Evet, evet; Lady in Redi söyleyen şarkıcı! Tamam, dövmeden önce mutlaka dinleyin bir kere.. Bana kesinlikle hak vereceksiniz.. En sevdiğim gruplardan Dead Can Dance'in kadın sesi Lisa Gerrard da konuya el atmış ve kendi tarzının da dışında bir şey ortaya çıkarmış. Said the joker to the thief. Who feel that life is but a joke. But you and I, we've been through that, And this is not our fate. So let us not talk falsely now, - Most Likely You Go Your Way - Making Believe - All Along The Watchtower - Ballad Of Hollis Brown - Just Like A Woman - The Water Is Wide - Ballad Of A Thin Man - Highway 61 Revisited - Mama, You Been On My Mind - Mr. Tambourine Man - Don't Think Twice, It's All Right - Knockin' On Heaven's Door - I Shall Be Released - You're A Big Girl Now - Leopard-Skin Pill-Box Hat - Like A Rolling Stone - Blowin' In The Wind - Barbara Allen - One Too Many Mornings - It Ain't Me, Babe - Maggie's Farm Bob Dylan, G. E. Smith, Tony Garnier, Christopher Parker."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-marley-in-dogum-gunu-bu-sene-nasil-kutlandi/", "text": "6 Şubat 2022, reggae müziğin efsanevi ismi Bob Marley'in 77. doğum günüydü. Her yıl 6 Şubat haftasında farklı mekanlarda kutlanan Bob Marley'in doğum günü, bu sene de müzikle ve pozitif enerjiyle geçti. Babylon İstanbul sahnesinde Bob Marley'in ruhu Sattas, C Fyah ve Goril Reggae Band ile hissedildi! Türkiye'de reggae müziğin önemli isimleri, dinleyicilerine unutulmaz anlar yaşattılar. Eğlence kültürünün izlerini taşıyan eskinin Babylon'u, şimdinin Blind Istanbul'unda ise BBI Music Co. organizasyonuyla Bob Marley şarkıları tek bir ağızdan söylendi. Müziğin pozitif titreşimleri havada uçuşurken The Marleyz ve Genjah eşliğinde dinleyiciler müziğin keyfine vardı. Soundsystem severler için The Wall'da Dub Club Istanbul, oldukça renkli bir etkinlikle hazırda bekliyordu. Önce Ina Vanguard Style belgeselinin ilk gösterimi yapıldı, sonrasında ise herkes müziğin keyfini doyasıya çıkardı. Karga Kadıköy'de ise oldukça renkli bir kadro ile kutlamalar devam etti! Özge Ürer, Sista Aloha ve Babilgen, müziğin farklı renklerini DJ kabininde hünerli bir şekilde gösterdi ve böylece Bob Marley'nin doğum gününü kutlama geleneği Karga Kadıköy'de 22. kez gerçekleşmiş oldu. Avrupa yakasındaki bir diğer etkinlik ise Bomontiada içerisinde bulunan Popülist'te gerçekleşti. Reggae sahnesinin veteran isimleri Ras Memo ve Da Frogg geceye özel, plaktan seçkileriyle Bob Marley'nin mirasını dinleyiciyle buluşturdular."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-marleynin-75-yasini-kutluyoruz/", "text": "Her yıl 6 Şubat haftasında çeşitli mekanlarda kutlanan Bob Marley'nin doğum günü bu yıl da yine çok renkli! İstanbul'da 4 ayrı mekanda gerçekleşecek Bob Marley etkinliklerini sizin için toparladık. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 6 Şubat akşamı Bob Marley'nin doğum günü evinde kutlanıyor! Nayah'ta yılın en özel günlerinden biri olan 6 Şubat akşamında Sattas, Bosphoroots gibi yerli sahnenin güzide reggae gruplarının üyelerinden oluşan İstanbul Reggae Union, hepimizin ezbere bildiği Bob Marley şarkılarıyla sahnede olacak. Sahnenin konuklarla kalabalıklaşacağı gecede Barış Demirel, Cihan Çokbilir, Da Proff, Güneş Özgeç, Kelly Brewer, Selin Sümbültepe ve Umut Tanılkan mikrofonu paylaşacak diğer isimler olacak. Etkinliğin warm-up ve after'ında ise Nayah'ın sevilen DJ'lerinden C Fyah setin başındaki yerini alacak. Karga'nın 21. kez kutladığı Bob Marley doğum gününde kargART'ta canlı sahnede Good Vibes 21:30'da sahne alırken, reggae ortamlarının kıdemli DJ'lerinden Da Frogg ise 22:30'dan itibaren Karga Kabin'de! Mart sonunda yayınlayacağı ilk uzunçalarından paylaştığı Parla ve Reva Mı Bu? teklileriyle çıkış yakalayan İstanbullu reggae grubu Bosphoroots, Bob Marley'nin 75. doğum gününü kutlamak için 7 Şubat Cuma akşamı Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde! Etkinliğin warm-up ve after'ı ise C Fyah'tan. Her yıl 6 Şubat haftasının cumartesi günü Bob Marley'nin doğum gününü düzenli olarak kutlayan mekanlardan biri olan Babylon'da program bu yıl da yine dopdolu! Sattas'ın Bob Marley'in 1979 tarihli New York'taki son kayıtlı konserinin bütün parçalarını seslendireceği gecede; Bob Marley Tribute grubu The Marleyz, Genjah & Friends ve Alphadub da performanslarıyla 8 Şubat Cumartesi gecesi Babylon sahnesinde olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bob-marleynin-dogum-gunu-6-subatta-nayahta-kutlanacak/", "text": "Bilenler bilir, senenin en coşkulu doğum günü kutlaması her yıl 6 Şubat'ta reggae tutkunlarını bir araya getiren Bob Marley'nin doğum gününde gerçekleşir! Bu yıl yine Bob Marley'nin doğum günü evinde kutlanıyor! Uluslararası bir müzik ve kültür ikonu haline gelen Jamaikalı reggae efsanesi Robert Nesta Marley'nin Could You Be Loved, Exodus, Get Up Stand Up, Is This Love, Jamming, Natural Mystic, No Woman No Cry, One Love, Redemption Song, Three Little Birds, The Sun Is Shining, Soul Rebel, Iron Lion Zion ve daha nice şarkısını, efsanenin doğum gününde hep birlikte coşkuyla söylemek isteyenler her yıl olduğu gibi bu yıl da 6 Şubat akşamı Nayah'ta bir araya geliyor. Şayet daha önce hiç Bob Marley doğum günü kutlamasına katılmadıysanız bu sene siz de mutlaka bu deneyimi yaşayın. One Love ruhunu tam olarak hissetmek isterseniz 6 Şubat Çarşamba akşamı yolunuzu Nayah'a düşürün. Etkinliğe dair ayrıntıları Facebook etkinlik sayfasından takip edebilir, etkinlik biletlerini ise şuradan edinebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/boiler-room-istanbula-geri-geldi/", "text": "2010 yılından beri dünyanın birçok yerinde etkinliklerine devam eden Boiler Room, 2 yıl aranın ardından İstanbul'a heyecan verici bir programla geri dönüyor. Daha önceden Kaan Düzarat, Barış K, Mehmet Aslan, Subsky, Mutlu San ve Levni & Sloth Pallas gibi isimlerin yer aldığı etkinlik serisi bu yıl 12 Ekim Perşembe günü yeniden gerçekleşecek. Canlı performanslarda ise; kuruluşunun 20. yılını kutlayan BaBaZuLa ve son zamanların en yükseldiğimiz isimlerinden olan Barış K. ve Cem Yıldız önderliğindeki İnsanlar'ın canlı performanslarının yanı sıra Dj kabininde ise Özel Zevkler'den Ece Özel, Macadam Mambo'dan Zozo ve NYC merkezli O. BEE yer alacak. Boiler Room İstanbul'a katılmak için ise için ise henüz geç kalmamış olabilirsiniz. Hemen şuradaki linkten başvurunuzu gerçekleştirip çarşamba sabahı gelecek olumlu ya da olumsuz cevaba göre etkinliğe katılma fırsatı yakalayabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bombay-bicycle-club-yeni-albumu-my-big-dayi-duyurdu/", "text": "Bombay Bicycle Club; Damon Albarn, Jay Som, Nilüfer Yanya ve daha birçok sanatçı eşliğinde yaptığı yeni albümü My Big Day'i çıkarmak için gün sayıyor. Bombay Bicycle Club, 20 Ekim'de AWAL aracılığıyla My Big Day adlı yeni bir albüm çıkarıyor. Ön izleme olarak da aşağıda sizlerle paylaştığımız, albümle aynı adı taşıyan çıkış parçasını yayınladılar. My Big Day, grubun vokalisti ve gitaristi olan Jack Steadman tarafından Kuzey Londra'daki The Church Studios'da ve grubun kendi stüdyosunda üretildi. Albüm Damon Albarn, Jay Som, Nilüfer Yanya ve Holly Humberstone'un yanı sıra bu yaz tanıtılacak beşinci bir ismi de barındırıyor. Çıkış parçasında ise grubun iş birliği yaptığı herhangi bir özel isim yok ama hareketli melodiler ve gitar riff'leriyle dolu eğlenceli bir şarkı. My Big Day parçası Everything Everything'den Jon Higgs ve Foals perküsyonisti Kit Monteith tarafından yönetilen, grup üyelerinin akşam haberleri sunucularını taklit ettiği bir video klip ile paylaşıldı. O zaman sizi bu eğlenceli ve ilginç kliple baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bomontiada-alt-kasım-ayı-müzik-programı-bir-baba-indieden/", "text": "Kasım ayında konserlere yalnız gitmiyoruz, siz de geliyorsunuz! A Corner in the World x bomontiada ALT'ın kasım ayı müzik programı Bir Baba Indie'ye emanet! Bir Baba Indie'nin kürasyonuyla kasım ayı boyunca her salı akşamı bomontiada ALT'ta gerçekleşecek etkinlikler yalnızca birer konser değil, katılımcılar için özgün birer deneyim olarak tasarlandı. Music Sessions başlığı altında gerçekleştirilecek konser serisinde sahnede Yok Öyle Kararlı Şeyler, Dolu Kadehi Ters Tut, Deniz Tekin ve Can Kazaz; konserlerin ardından kabinde ise Kamufle, Zafer Sernikli, C Fyah ve Yunus Emre Gök yer alacak. Kapasite sınırlı, biletinizi şimdiden hazır edin deriz! Özellikle internet ve sosyal medyanın gücü sayesinde müzisyen ile dinleyici arasında giderek silikleşen sınırlardan yola çıkarak konserleri seyirci için interaktif bir deneyim haline dönüştüren Bir Baba Indie etkinlik serisi resim, fotoğraf, heykel ile canlı performansı birleştiriyor. Disiplinlerarası sanatsal üretime teşvik ederek seyircinin bir canlı performansa yalnızca izleyen ve dinleyen olarak değil, aynı zamanda üreten bir özne olarak da katılımını sağlayan bu etkinlikler günümüzde seyirci ve müzisyen arasındaki iletişimin dönüşümüne somut bir biçimde tanıklık etmemize imkan tanıyacak. Toplu halde yapılan bir müzik dinleme etkinliğinde dinleyicinin bu deneyime resim, fotoğraf, heykel gibi formlarda vereceği katkının öne çıkartılmasıyla canlı performans deneyiminin hem müzisyen hem de dinleyici için zenginleştirilmesi amaçlanıyor. Bu seride yer alan etkinliklerde müzisyenler kendi müziklerinin dinleyici üzerinde yarattığı esinlenmeyi gözlemleme imkanı bulacak ve dinleyicinin katılımı konser deneyimini zenginleştirerek yaşanan an'a doğrudan etki edecek. Yok Öyle Kararlı Şeyler'in tasarladığı ve ilk iki albümü için de hayata geçirdiği özgün Şarkı Sergisi konseptinin interaktif bir versiyonunun gerçekleşeceği konserde grup üyelerinden Erdem Topsakal ve Çağrı Özer akustik bir performans sergileyecek. Katılımcıların konser esnasında resim yapmalarına imkan tanıyan bu konserin bitiminde lounge alanında izleyicilerin yaptığı resimlerden oluşan bir pop-up sergi oluşturulacak. Böylelikle YÖKŞ'ün ilk iki albümünde kendi denetiminde gerçekleştirdiği bu geleneksel sergi konsepti bu defa seyirciyi üretime ortak olmaya davet eden interaktif bir yapıya bürünecek. Bir Baba Indie'nin küratörlüğünü üstlendiği, A Corner in the World x bomontiada Alt kapsamında gerçekleşecek kasım ayı etkinliklerinin açılışı niteliğindeki bu akşamda konserin hemen ardından lounge alanında sergiyi gezen katılımcıları bir de sürpriz bekliyor! Yerli rap sahnesinin yükselen isimlerinden Kamufle bu akşama özel olarak groove'dan mahrum bırakmayacak seçkisiyle kabinde olacak. Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava 'dan oluşan Dolu Kadehi Ters Tut'un interaktif canlı performansı ile fotoğrafı birleştiren bir konser deneyimine hazır mısınız? Seyirciyi de konsepte dahil eden bu etkinlikte konser mekanında çekilen fotoğraflardan oluşturulan pop-up bir sergi konserin bitiminde lounge alanında dinleyicileri bekliyor olacak. Katılımcılar kendi fotoğraflarından oluşan serginin tadını çıkartırken kabinde Nihil Piraye'den tanıdığımız Zafer Sernikli bulunacak. Daha önceki konserlerinde kendi hazırladıkları mini fotoğraf sergileriyle sahnelerini zenginleştiren DKTT'nin fotoğraf sergisine bu defa dinleyiciler de katkıda bulunma şansı yakalayacak. Dolu Kadehi Ters Tut'un Dünyanın En İyi Albümü adlı ikinci albümünün lansmanı öncesinde gerçekleşecek bu son akustik konserde gruba Alp Alptekin ve Tümerkan Aldanmaz eşlik edecek. Deniz Tekin'e gitarda Gürhan Öğütücü'nün eşlik edeceği bu akustik performans esnasında seyircilerin mekanda bulabilecekleri oyun hamurlarıyla konser esnasında yapacakları nesneler konser çıkışında lounge alanında oluşturulacak pop-up sergide görülebilecek. Dinleyicilerin sergi gezme deneyimi esnasında ise deck'lerin başında çoğunlukla reggae setleriyle tanınan C Fyah olacak. Basit malzemeyle üretilen bu hamurdan nesnelerle, Bir Baba Indie etkinlik serisi kasım ayının ilk iki haftasında gerçekleşecek resim ve fotoğraf konseptli konserlerden sonra bu defa da heykele göz kırpacak. Seyirciye müziğin prova sürecini gözlemlemek suretiyle müzik üretimine gözlemci olarak katılma şansı sunan bu Açık Prova'da Can Kazaz'a Efe Demiral, Can Dedeoğlu ve Mertcan Bilgin eşlik edecek. Yarı sohbet yarı konser niteliği taşıyan açık provalar izleyicide adeta ekibin stüdyosuna konuk olmuş izlenimi yaratıyor. Sosyal medyada dinleyicileriyle iletişimi yaratıcı yöntemlerle sürdüren Can Kazaz, müziğinin üretim sürecini de dinleyicisiyle paylaşarak müzisyen-dinleyici arasındaki sınırları zorlamaya devam ediyor. Bir Baba Indie'nin küratörlüğünü üstlendiği, A Corner in the World x bomontiada Alt kapsamında gerçekleşecek kasım ayı etkinliklerinin son konseri niteliğini taşıyan Can Kazaz ile Açık Prova'nın hemen ardından radyo programları ve funky dj setleriyle tanıdığımız Yunus Emre Gök lounge alanında Bir Baba Indie etkinliklerinin kapanışını gerçekleştirecek. Etkinlikler öncesinde ısınma turları için Spotify playlist'imiz de emrinize amade. İyi dinlemeler!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bomontiada-alttan-konuk-sanatçı-programı-alt-001/", "text": "Bu sezon A Corner in the World tarafından programlanan bomontiada Alt performans sanatları alanında genç sanatçıları ve çeşitli toplulukları desteklemek için konuk sanatçı programı başlatıyor. 3 Ekim 10 Kasım tarihleri arasında sürecek program süresince sanatçılar performans sanatları alanında geliştirdikleri projelerle başvuru yaparak stüdyodan ve danışmanlık olanaklarından yararlanabilecek. Projelerini geliştirirken danışmanlık ve prodüksiyon desteği alarak performanslarını ya da projenin farklı aşamalarını paylaşma imkanı bulabilecek olan katılımcıların son başvuru tarihi ise 28 Ağustos 2017. - Başvuracak sanatçıların 30 yaş altında ya da ilgili alanlardaki eğitimini en fazla üç yıl önce tamamlamış olması - Performans sanatlarının bir ya da birkaç dalıyla profesyonel olarak ilgilenmesi - Turkiye'de yaşıyor olması"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bon-iver-pdlif-parcasina-yeni-animasyon-klip/", "text": "Bon Iver, nisan ayında yayınladığı parçası PDLIF için yeni bir video klip yayınladı. Videonun geliri ise COVID-19 pandemisine destek amacıyla çalışan Direct Relief kuruluşuna gidecek. Please Don't Live in Fear anlamına gelen, 17 Nisan'da dijital platformlarda yayınlanan yeni Bon Iver parçası PDLIF'e yeni bir video klip geldi. Video klibin tüm geliri ise sağlık çalışanlarına ve kişisel koruyucu ekipman dağıtımı konusunda yardımcı olan kar amacı gütmeyen bir kuruluş Direct Relief'e gidecek. Aaron Anderson ve Eric Timothy Carlson tarafından yapılan video klipte, şarkı sözleriyle uyumlu olarak tasarlanmış saykodelik animasyon çizimlerden oluşuyor. İçinde bulunduğumuz salgın günlerinde biraz olsun umut vermeyi amaçlayan Bon Iver'ın yeni video klibini aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bon-iverden-bruce-springsteenlı-jenny-lewisli-yeni-parca-auatc/", "text": "2006 yılında Justin Vernon tarafından kurulan Amerika'lı indie folk grubu Bon Iver, Bruce Springsteen, Jenny Lewis gibi isimlerin vokallerinde yer aldığı yeni parçası AUATC'ı video klibiyle birlikte yayınladı. İki hafta önce Taylor Swift'in Folklore albümünde eşlik ettiği Exile adlı parçası yayınlanan Bon Iver, 5 Ağustos itibarıyla yeni parçası AUATC'i yayınladı. Ate Up All Onların Cake'in kısaltması olan AUATC parçasının vokallerinde ise birçok ünlü ismi görmek mümkün. Bruce Springsteen, Jenny Lewis, rivulare'den Elsa Jensen ve Wye Oak'tan Jenn Wasner'ın Bon Iver'le birlikte vokallerinde yer aldığını gördüğümüz parça Justin Vernon ve Phil Cook tarafından yazılmış. Aaron Anderson ve Eric Timothy Carlson tarafından yönetilen parçanın video klibinde ise şehir sokaklarında maskesiyle dans eden bir adamı izliyoruz. Parçaya ve parçanın video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/borusan-sanatin-yeni-muduru-aydın-dorsay-oldu/", "text": "Borusan Sanat yönetiminin başına Aydın Dorsay getirildi. 2006 yılından bu yana Borusan Sanat Genel Müdürü olarak görev yapan Ahmet Etem Erenli'nin Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Koordinatörlüğü'ne gelmesiyle birlikte boşalan yöneticilik koltuğuna 25 Ocak itibarıyla Aydın Dorsay geçti. 2021-2022 sezonunda sanatın herkes tarafından ulaşılabilirliğine destek olmak amacıyla seyircili deneyim alanlarımızla eş zamanlı dijital platformlarda konser yayınlarımıza etkin biçimde devam edeceğiz. Sezon başından bu yana radyodan yayınlanan konserler, çevrimiçi platformda kayıt versiyonuyla da müzikseverlerin beğenisine sunulmaya devam edecek. Borusan Sanat bünyesinde yeni Şef/Müzik Direktörümüzü belirledikten sonra yeni albüm kayıtları ve turneler gerçekleştirmek hedeflerimiz arasında yer alıyor. Umuyoruz ki yeni göreve başlayacak Şef/Müzik Direktörü ile Borusan Sanat'a yeni bir soluk getireceğiz dedi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphoroots-ve-deniz-tekin-is-birligiyle-cikan-derdim-var-kliplendi/", "text": "Bosphoroots'un ilk uzunçaları Rizom'da, Deniz Tekin iş birliğiyle yer alan Derdim Var parçasına, kayıt anlarından oluşan yeni bir video klip geldi. 2015 yılında İstanbul'da kurulan reggae grubu Bosphoroots, yayınladığı 1 EP ve 2 tekli sonrasında 22 Mayıs tarihinde ilk uzunçaları Rizom'u paylaşmıştı. Albümdeki Deniz Tekin'in de söz ve vokalleriyle eşlik ettiği Derdim Var parçasına, kayıt anlarından oluşan görüntülerden oluşan yeni bir video geldi. A2 Stüdyo'da gerçekleşen Rizom albüm kaydı esnasında yakalanan anların, çeşitli drone görüntüleriyle birleştiği video klip Berkay Öktem tarafından hazırlandı. Bosphoroots ve Rizom albümüyle ilgili daha fazla bilgi almak için Tuğçe Yapıcı'nın kaleme aldığı Bosphoroots'un ilk albümü Rizom: Köklere saygı duruşundan çok daha fazlası yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Albümden yayınlanan üçüncü video klibi aşağıdan, Police and Soldier parçasına çekilen video klibi ise buradan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphoroots-ve-kamufle-is-birligi-bomboklan/", "text": "Türkçe reggae dendiğinde yerli sahnede ilk akla gelen gruplardan biri olan Bosphoroots, en son geçtiğimiz aralık ayında Hayal adlı teklisini sevenleriyle buluşturmuştu. Bugünse, ünlü rap ve hip-hop sanatçısı Kamufle ile bir araya gelerek ürettikleri Bomboklan'la içimizi kıpır kıpır yaptılar. Dijital dağıtımını Kahuna'nın üstlendiği parçanın iddialı başkaldırı sözlerine mutlu ve enerjik bir rap müzik ile erken dönem reggae tınıları eşlik ediyor. Şarkının ismi kulağa ilginç gelebilir, kökeni ise Jamaika'ya dayanıyor. Jamaika Patoisi dilinde argo bir kelime olarak geçen Bomboclaatdan geliyor. Sözlerinde Koray Sürücü ve Basri Fırat Bayraktar'ın imzası bulunan parçanın bestesini ise Koray Sürücü yaptı. Aranjmanında da yine Koray Sürücü, Yüce Akın, Yağız Kayaoğlu, Ergin Can Turhan, Alp Görener, Önder Mutlu ve Mert Fehmi Alatan'dan oluşan Bosphoroots ekibini görüyoruz. Prodüksiyonu ve mixingi Ali Burak Şahin ve masteringi de Utku Ünsal üstleniyor. O zaman biraz dans diyor ve sizi Bomboklan'la baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphoroots-vokalisti-levveradan-yeni-solo-tekli-nadas/", "text": "Ülkemizin köklü reggae gruplarından Bosphoroots'un vokalisti Levvera, solo projesiyle Nadas adlı yeni teklisini Garaj Müzik etiketiyle yayınladı. Solo teklilerinin yanı sıra Çağrı Sinci ve Da Poet gibi Türkçe Rap sahnesinin önemli isimleriyle düet şarkıları da bulunan Levvera, 2022'nin son çeyreğinde peşi sıra yayınlamaya hazırlandığı 3 teklisinden ilki olan Nadas'ı 2 Eylül 2022 tarihinde tüm dijital platformlarda yayınladı. Söz ve müziği Levvera'ya ait olan parçanın prodüktörlüğünü Ankara'dan Info üstlenirken, teklinin görsel dünyasını Merjek Kreatif oluşturdu. Fotoğrafları ve kapak tasarımı ise Berkay Öktem'in ellerinden çıktı. Reggae'nin yanı sıra afrobeat, dancehall gibi alt türlerdeki üretimlerini düzenli olarak sergilemeye devam eden Levvera, 2022 yılını hızlı bir şekilde kapatmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphorootsun-ilk-albumu-rizom-koklere-saygi-durusundan-cok-daha-fazlasi/", "text": "Eski defterleri karıştırınca fark ettim ki Bosphoroots ile tanışmam 2015 senesine tekabül ediyormuş. Hal böyle olunca grubun beş senedir beklediğim ilk albümü üzerine yazmak için zaman yaratmayı da kendime borç bildim. 2016'da yayınlanan ilk EP'si 3 Azgın sonrasında Bosphoroots ile grubun ilk röportajını yapmakta hiç tereddüt etmemiştim. Geçici bir hevesle veya herhangi bir furyaya dahil olma arzusuyla yayınlanmadığı belli olan bir çalışmaydı 3 Azgın, reggae komünitesi başta olmak üzere kısıtlı bir müzik çevresinin de dikkatini çekmeyi başaran üç parçalık bu tematik EP bir hayli umut vadediyordu. Yeni duyduğunuz bir sanatçıyı yakın markaja almanızın sebebi ille de kalburüstü bir iş yayınlamış olması değildir. Çoğu zaman kusurlarına rağmen değerli bir şeylerin pırıltısını görebildiğiniz ilk işler geleceğe dair daha fazla merak uyandırıyor. Gelişimi izlemek bana her zaman heyecan veriyor. Bosphoroots için de bu EP'nin sadece bir başlangıç olduğu, grubun ilgimi cezbedebilecek işler üretmeye devam edeceği aşikardı. Belki biraz fazla beklemem gerekti ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki beklediğime değdi. Reggae müziğe ve özellikle de köklere derinden bağlılık duyan Bosphoroots ile yaptığım, 12 Mayıs 2016'da Kıyı Müzik'te yayınlanan röportajın başlığı şöyleydi: Bu tarafa da bakın, biz de alternatifiz. Bosphoroots her ne kadar kendisini alternatif olarak tanımlasa da 2015 yazında yayınladığı ilk single This is How I Want ve bir sonraki yıl gelen 3 Azgın daha ziyade reggae'ye meraklı yerli müzik dinleyicisinin radarına girmeyi başarabildi. Halbuki geleneksel anlamıyla easy-listening kategorisinde bulunmasa da reggae'nin doğasından gelen bir dinleme kolaylığı barındıran bu müziğin daha geniş kitlelere ulaşmasının önünde kanımca müzikal anlamda hiçbir engel yoktu. Alternatif müzik dinleyicisinden hak ettiği ilgiyi göremese de yerli reggae komünitesinin müzisyen ve DJ'leri ile dinleyicileri Bosphoroots'taki ışığı görmekte gecikmedi. Bosphoroots evim dediği Nayah'ın kendisine sık sık açtığı sahnesini reggae dinleyicisiyle bağ kurmak için iyi değerlendirdi. Kadıköy'de Karga'nın yanı sıra o senelerde şimdikinden daha hareketli olan Taksim'de birkaç mekanda daha sahne tozu yutma şansı bulabildi. Belirtmeden geçmemek gerekir ki o yıllarda iyiden iyiye hareketlenmeye başlayan alternatif müzik camiasına kıyasla bu camiadan ayrıksı bir yerde konumlanan reggae grupları için sahne bulmak halen hiç kolay değildi. Aradan geçen dört seneye rağmen bu durum bugün bile pek değişmiş değil. Neyse ki alternatif sahnenin kendisini akustik, alternatif rock, alternatif pop, indie rock vs. gibi türlerle fazlaca sınırlandırdığı o günlere kıyasla bugün farklı türlerde üretim yapan sanatçılarla daha sık karşılaşıyoruz ve üretimdeki bu çeşitlilik farklı türlerin de kendilerine sahne bulabilmesi yolunda -henüz emekleme aşamasında da olsa- umut vadeden adımlar atılmasını sağlıyor. Aslına bakılırsa Bosphoroots'un reggae çevresinde takdir görmesi ve sahiplenilmesi daha geniş kitlelere ulaşmasına da zemin hazırlayabilecekken 3 Azgın sonrasında Bosphoroots, müzik dışı sebeplerle üretimini istediği hızda sürdüremedi. Grup üyelerinin yurt dışına gitmesi, sağlık sorunları vs. gibi aksilikler yüzünden aktif çalışmalarına devam edemeyen grubun ilk albümüne kavuşmamız, bu aksilikler olmasaydı muhtemelen bu kadar uzun sürmeyecekti. Planlarını hayata geçirmek için istediği koşulların olgunlaşmasını bekleyen Bosphoroots'un yeniden yoğun olarak sahnelere dönüşü ve albüm çalışmalarına başlaması bundan 1,5-2 sene öncesine tekabül ediyor. O günlerden bugün bizi Rizoma getiren süreç bir bakıma Bosphoroots'un tarihçesindeki ikinci perde sayılabilir. 2018 sonbahar sezonuyla birlikte bu defa planlı bir yol haritasıyla ilerlemeye başlayan Bosphoroots, bir yandan albüm çalışmaları için temelleri atmaya hazırlanırken bir yandan da konserlere ağırlık verdi. Son 1,5 sene içerisinde sık sık programında yer alarak artık kemik bir izleyici kitlesi arasında efsaneleşmeye başladığı Nayah sahnesinin yanı sıra Zorlu PSM, Babylon gibi büyük sahnelerde de kendisine yer bulmayı başardı. Ankara'da da İstanbul'daki gibi bir kemik kitle edinen Bosphoroots, EskiYeni, Haymatlos gibi Ankara mekanlarında kadirşinas Ankara seyircisi tarafından ilgiyle karşılandı. Ankara rotalarına Eskişehir'i de ekledi, soğuk kış günlerinde sık sık yolları arşınlamaya başladı. Sahne performansının gücü kulaktan kulağa yayılmaya başlasa da her nedense halen festivallerde kendisine kısıtlı yer bulabilen grup, 2019 yaz sezonunda Edirne Müzik Festivali, Trakya Müzik Festivali, Bebek Şenliği gibi birkaç festivalde performans sergileyebildi. 2018 bitmeden reggae-rap sahneleri arasındaki dostluğun bir ürünü olan Afel düeti Başka Sokakı yayınlayan Bosphoroots, sahne performanslarında bu şarkıya da yer vermeye başlasa da konser repertuvarları ağırlıklı olarak roots reggae, dub, reggae fusion, reggae revival cover'larından oluşuyordu. Grubu ilk dönemlerinden beri takip etmeyen, sonradan keşfeden seyirciler Bosphoroots'u çok iyi sahne performansı gösteren bir cover grubu zannetmiş olabilirler. Kanımca kendisini bu şekilde konumlandırmak zaten geçen senelerde yeni şarkılarını yayınlamakta bir hayli geciken Bosphoroots'un tanınmasını geciktiren kritik bir hata oldu. Reggae komünitesi tarafından hem lirikalitesi hem de sound'uyla konserlerde istek alan 3 Azgın şarkılarına ise bu dönemde repertuvarında yer vermeyi tercih etmedi. Bana kalırsa üvey evlat muamelesi görmeyi hiç hak etmeyen bu şarkılara, en azından konserlerde bolca istek alan ve reggae dinleyicisinin kulağında yer eden Babil Çökecek parçasına, belki grubun son sound'una uygun yeni düzenlemelerle mutlaka yer verilmeliydi, bunun için hala da geç değil. Köklere bu denli bağlılık duyan bir grubun kendi köklerine de sahip çıkarak umut vadeden ilk EP'sindeki bu güzide parçaları tarihe gömmemesi temennim. Bir grubun yolculuğunu ilk günden beri takip eden dinleyiciler için o grupla tanıştıkları ilk şarkıların yeri her zaman başkadır ve konserlere gittiklerinde bu şarkıları duymak isterler; zira söz konusu grupla olan ilişkilerini çoğu zaman erken keşfetmişlik üzerinden tanımlamayı seçerler. Ekim 2019'da ilk LP'nin ilk single'ı olarak dijital platformlardaki yerini alan Parla, 3 Azgından çok daha eğlenceli ve parlak bir sound, dile dolanan hafif sözler ve pozitif titreşimleri ile beni biraz şaşırtmıştı. Aslında grubun ilk single'ı This is How I Wanttan tanıdığımız bu Bosphoroots pozitifliği beni şaşırtmamalıydı ama sanırım bir tarafım Bosphoroots'tan hep daha karanlık, dub'lı bir sound beklemişti. Yine aynı dönemde üye değişiklikleri sonucu grup bugünkü son kadrosunu ulaşmıştı: Rizom albümündeki tüm şarkı sözlerini de yazan vokalist Koray Sürücü namıdiğer Levvera, perküsyon ve nyahbinghi'de Murat Tolga, davulda Yağız Kayaoğlu, klavye ve geri vokallerde Yüce Akın, basta Fırat Bodur, gitarda Ergin Can Turhan, saksofon ve geri vokallerde Önder Mutlu'dan oluşan Bosphoroots hızlı geçecek bir sezona hazırdı. 2019 bitmeden albümün ikinci single'ı olan Reva Mı Bu? parçasını da yayınlayan Bosphoroots, bu defa ağırdan almayacağını ve sezon bitmeden bu albümü yayınlamaya kararlı olduğunu hissettiriyordu. Bosphoroots'tan beklediğim sound'a daha yakın bir iş olan Reva Mı Bu?, neşe küpü ilk single Parladan farklı olarak ihtiva ettiği karanlık dub etkileriyle albümde karşılaşacağımız müzikal çeşitliliğin de güçlü sinyallerini veriyordu. Nihayet 22 Mayıs'ta Beton Orman etiketiyle yayınlanan ilk Bosphoroots uzunçaları Rizom, gerek içeriğiyle gerekse de ismiyle, bundan seneler önce roots reggae temelinde İstanbul'da bir araya gelen grubun köklere çaktığı bir saygı duruşu olmaktan çok daha fazlasını sunuyor. 2016'da yaptığımız röportajda zikrettikleri Biz de alternatifiz iddiası dayanaksız değil, zaten Rizom da katışıksız bir reggae albümü sayılmaz. Grup üyelerinin hem dinleyici olarak hem de icracı olarak farklı türlere kulaklarının ve enstrümanlarının açık olması Bosphoroots'un en büyük artılarından biri. Bosphoroots köklere duyduğu saygıyı her fırsatta vurgulamayı ihmal etmese de, müzikal bağnazlıktan çok uzak bir noktada duruyor. Reggae fusion, reggae revival, new roots türlerindeki yeni işleri de takip eden ve reggae müziği yalnızca belli bir dönemin üretimiyle sınırlı algılamayan grup, dört Türkçe ve üç İngilizce parça içeren ilk albümünde farklı reggae sound'ları arasında dolaşmaktan çekinmiyor. Bunca çeşitliliği bir akışa oturtabilmek ve dinleyicinin yabancılaşmasına mahal vermeyecek bir şarkı dizimi kotarabilmek ise hiç de göründüğü kadar kolay değil. Bugün yerli alternatif sahnede ya her şarkısı birbirine benzeyen tekdüze albümlerle ya da albüm bütünlüğüne sahip olmaksızın rasgele bir araya getirilmiş ama neden aynı albümde bir arada oldukları adeta bir sır sayılabilecek albümlerle karşılaşıyoruz. Bosphoroots ise birbirini tekrar etmeyen şarkılardan oluşan, baştan sona sıkılmadan, ilgiyle dinleyebileceğiniz bir albüm vücuda getirmeyi başarmış. Rizomda dakika doldurmak için bulunan, grubun anlatısına hizmet etmeyen tek bir şarkı bile yok. Cesur davranırken albüm tutarlılığını gözetmeyi de ihmal etmeyen ilk albümlere kolay kolay rastlanmıyor. Önceden yayınlanan ilk iki single dışında Deniz Tekin düeti Derdim Var da albümün bir diğer ağır topu olarak nitelendirilebilir. Alternatif sahnenin en yetenekli isimlerinden Deniz Tekin'in hem geri vokalleriyle hem de MC olarak destek verdiği şarkı, rap verse'leri ve ikinci dinleyişte eşlik edebildiğiniz ultra akılda kalıcı nakaratıyla çok dikkat çekecektir. Alternatif sahnede bu sene duyacağımız en iyi şarkılardan birinin bir reggae albümünden çıkması güzel bir ters köşe oldu. Deniz Tekin'in de son senelerde içine girdiği müzikal arayış ve MC'liğe ilgi duymasıyla başlayan süreçte kanımca imza attığı en doyurucu iş olmuş Derdim Var. Bu şarkının, çoğumuzun Deniz'i ilk tanıdığımız parça olan Bende Bir Problem Var ile taşıdığı lirikal paralellik ise gülümseten bir ayrıntı. Müziği listelerden keşfetmeyi tercih eden ve yeni müziğe ulaşmak için çok da fazla çaba sarf etmeyi sevmeyen dinleyicilere bile kolayca ulaşacağını ve Bosphoroots'un yeni dinleyicilerle buluşmasını sağlayacağını düşündüğüm parça, Deniz Tekin'in de müzikte dümeni kırdığı yeni rotayı işaret eden sağlam bir emsal teşkil ediyor. Albümdeki iki adet kişisel favorimden ilki ise üçüncü şarkıda albümün gidişatını değiştirerek tekdüzelikten kurtaran Jah Is By My Side. Bu noktada albümdeki şarkı diziminin başarısına bir defa daha şapka çıkartmak gerek. İkinci favorim ise seneler önce bir demosunu dinlediğim ve bence albümün en kuvvetli şarkısı olan Peaceland. Albümde bir orijinal versiyonunun yanı sıra Peacedub ve Synthland olmak üzere Arastaman imzalı iki ayrı versiyonunu da duyduğumuz parçaya hak ettiği mesainin ayrılmış olduğunu görmek beni sevindirdi. Kulağı reggae ve dub sound'larına daha alışkın olan dinleyicinin kadrini kıymetini bileceğini düşündüğüm Jah Is By My Side, Peaceland ve versiyonları Bosphoroots'un iyi bir cover grubu olmaktan çok daha fazlası olduğunun ve reggae müziği içselleştirerek zevklerini inceltebilmiş reggae dinleyicisini de tatmin edebilecek şarkılar üretebildiğinin kanıtı niteliğinde. Alternatif müzik ve rap müzik dinleyicisine hitap eden güçlü hit adayı Derdim Var, isminin aksine easy-listening sularında yormadan gezinen bir sound'a sahip Zamanın Yükü, reggae ve dub türlerinde daha derinlemesine dinlemeler yapmış reggae tutkunlarını ihya edecek olan Jah Is By My Side, Peaceland ve Reva Mı Bu?, reggae müzik ile dans etmeyi seven ve pozitif titreşimlere aç dinleyiciyi mest edecek Police and Soldier ve Parla ile Rizom hakikaten herkes için iyi müzik vadediyor. Bosphoroots'un tek tek yayınladığı single'lar ile belki de tamamen anlaşılamayan müzikal yetkinliği ve meramı albümü baştan sona dinleyince netlik kazanıyor. Single'ların saltanatına çoktan alışsak da bir sanatçının müziğinin bütünlüklü olarak anlaşılabilmesini sağlayacak ve havada duran taşları yerine oturtarak binanın uzun yıllar ayakta kalmasını mümkün kılan iskeleti inşa edecek olanın da eninde sonunda bir albüm olduğunu unutmamak gerek. Grubun ana kadrosu ve Deniz Tekin dışında albümde emeği geçenlerin de isimlerini anmayı ihmal etmeyelim. Parlada eski Sattas üyesi Mert Fehmi Alatan, Reva Mı Bu? parçasında Ege Cengiz ve Fuatcan Başkır kayıtlarda gruba eşlik etti. Albüm kayıtları A2 Studio'da Aras Tüysüz ve Ali Sak tarafından gerçekleştirildi, mix ve mastering'de ise yine Aras Tüysüz imzası bulunuyor. Albüm artwork'ü Murat Tolga'ya, artwork tasarımı ve fotoğraflar ise aynı zamanda Police and Soldier klibinin çekim, düzenleme ve kurgusunu da üstlenen Berkay Öktem'e ait. Yerli sahnede henüz çok az kayıtlı ürün bulabileceğimiz reggae türünde doğru ekibi kurmak ve teknik anlamda içe sinecek bir albüm kaydetmek kolay iş değil. Sattas'ın 2012 senesinde yayınlanan Sattas Reggaeband albümünden bu yana albüm olarak ses getirebilen ve çekirdek reggae komünitesini aşarak geniş kitlelere ulaşabilen, sanatçısını büyük festival sahnelerine taşıyabilen bir reggae albümü çıkmamasında bu faktörün de etkisi büyük. Bu anlamda Bosphoroots hem şarkı yazımı ve düzenlemeleriyle hem de tüm imkansızlıklara rağmen böyle bir albümü yaratmayı başarabilmiş olmasıyla içten bir tebriği fazlasıyla hak ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphorootsun-ilk-uzuncalarindan-ilk-teklisi-parla-yayinda/", "text": "İstanbullu reggae grubu Bosphoroots'un ilk uzunçalar albümünden ilk teklisi Parla bugün Beton Orman etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı. 2015 yılında İstanbul'da kurulan roots reggae grubu Bosphoroots, geçtiğimiz sene kasım sonunda yayınladığı Başka Sokak parçası sonrasında yeni albüm habercisi ilk teklisini paylaştı. 2016 yılında 3 Azgın isimli tematik EP'sini yayınlayan Bosphoroots, 2019'un Aralık ayında servis etmeyi planladığı ilk uzunçalar albümünden ilk teklisi Parla'yı Beton Orman etiketiyle dijital platformlarda yayına aldı. Mix ve mastering'i Aras Arastaman Tüysüz tarafından yapılan parça, Pür Recording Studio ve A2 Stüdyo'da kaydedildi. Ayrıca parçanın künyesinde ise Sattas'tan tanıdığımız Mert Fehmi Alatan'ın da gruba trompetiyle eşlik ettiğini görüyoruz. Parçanın görsel tasarımı ise grubun perküsyoncusu Murat Tolga tarafından yapılmış. Yeni albüm kayıtlarına devam eden grup, kasım ayında yeni albümden bir tekli daha paylaşacak. İlk Bosphoroots albümünden yayınlanan Parla'yı dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphorootsun-yeni-singlei-baska-sokak-yayinda/", "text": "İstanbul çıkışlı reggae grubu Bosphoroots'un yeni single'ı Başka Sokak bugün itibarıyla dijital platformlarda yayınlandı. 2015 Ocak ayında İstanbul'da kurulan reggae grubu Bosphoroots'un hip-hop & reggae sanatçısı Afel ile birlikte yaptığı yeni single'ı Başka Sokak bugün dijital olarak yayınlandı. İlk teklisi This is How I Want'ı 2015 yılında paylaşan Bosphoroots, 2016 yılında ise tematik içerikli üç parçadan oluşan ilk kısaçaları 3 Azgın'ı yayınlamıştı. Başka Sokak parçasında; vokallerde Koray Sürücü a. k. a. Levvera, bas gitarda Fırat Bodur, gitarda Utkan Şiar Canevi, klavye ve geri vokallerde Yüce Akın, davulda Yağız Kayaoğlu, perküsyonda Murat Tolga, tenor saksafonda Önder Mutlu'nun yanı sıra gruba vokallerde Afel, trompetlerde Sattas'tan tanıdığımız Mert Fehmi Alatan, trombonda Burak Dursun eşlik ediyor. Parçanın mix & mastering'leri ise Aras Tüysüz a. k. a. Arastaman ismini görüyoruz. İki yıl aradan sonra gelen Başka Sokak parçası ile birlikte albüm hazırlıklarına devam eden ekip, 2019 yılının ilk yarısında ilk uzunçalar albümlerini yayınlamak için çalışmalarını sürdürüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bosphorootsun-yeni-singlei-reva-mi-bu-yayinda/", "text": "İstanbullu reggae grubu Bosphoroots, ilk uzunçalar albümünden ikinci single'ı Reva Mı Bu?yu dijital platformlarda yayına aldı. Bosphoroots'un 2020'nin ilk çeyreğinde yayınlayacağı ilk uzunçalarından ikinci single bugün itibarıyla yayınlandı. Geçtiğimiz ekim ayında, albümden paylaştıkları ilk single olan Parla'nın yayınlanmasının hemen akabinde, 20 Aralık tarihinde ikinci single Reva Mı Bu? dijital mecralardaki yerini aldı. Tüm enstrümanları ve vokalleri A2 Stüdyoları'nda Aras Arastaman Tüysüz tarafından kaydedilen Reva Mı Bu? parçasında gruba trompette Ege Cengiz, trombonda Fuat Can Başkır eşlik ediyor. Mix ve mastering'i yine ilk parçada olduğu gibi Arastaman tarafından yapılan parçanın artwork'ü ise Murat Tolga imzası taşıyor. Grubun ayrıca albümden yayınladığı ilk single Parla'ya çekilen video klibi ise geçtiğimiz günlerde YouTube'da yayına alındı. Buğra Özbek yönetmenliğinde çekilen video klibi izlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bowienin-sarkilarina-moonage-daydream-icin-yeni-derleme/", "text": "İzleyenleri David Bowie'nin müzikal hayatında sinematik bir yolculuğa çıkarmayı hedefleyen film 16 Eylül tarihinde ona eşlik edecek bir albümle vizyona girecek. Belgesel ya da biyografi gibi tanımların ötesinde olacağı söylenen filmde David Bowie'nin müzik dışında uğraştığı resim, sinema, dans, tiyatro ve heykel gibi çeşitli disiplinleri de üretim şekli ele alınacak. Ayrıca bu filmle beraber David Bowie'nin kült eserlerinin hiç duyulmamış versiyonları da geliyor. 1983 tarihli Let's Dance adlı albümün açılış şarkısı olan Modern Love dinlemeye açılan ilk alternatif miksajlı şarkı oldu. Bu şarkının ise orijinal versiyonundan farkı piyano ile açılıp a capella vokallere bağlanıyor olması. Brett Morgen, Kurt Cobain: Montage of Heck, Jane, Crossfire Hurricane gibi ödüllü belgeselleri bulunan Amerikalı bir film yapımcısı. Morgen, yaklaşık 5 yıldır üzerinde çalıştığı bu filmin ön gösterimini 75. Cannes Film Festivali'nde yapmış ve şu zamana kadar da yayınlanan fragmanlarla ilgileri filme çekmeyi çokça başarmıştı. Bu filmin değerli olmasının asıl nedeni ise Bowie'nin ölümünden bu yana ailesinden geçer not almış ilk film olması. Daha önce yayınlanan Stardust filminde ise kurgusal ögelerin fazlasıyla barındırılması ve telif hakları nedeniyle müzisyenin hiçbir şarkısına yer verilememesiyle çokça eleştiriye maruz kalmıştı. Bu filmde ise Bowie'nin daha önce hiç yayımlanmamış konser kayıtlarını IMAX formatında izleyeceğiz. David Bowie'nin uzun süreli prodüktörü olan Tony Visconti, Bohemian Rhapsody ile Oscar alan Paul Massey henüz künyede gördüğümüz bazı isimler olarak karşımıza çıkıyor. David Bowie'nin Moonage Daydream için derlenip yayımlanan ilk şarkısı Modern Love'ı aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/boygenius-indienin-yukselen-sesi/", "text": "Boygenius ilk uzun çaları The Record ile bir araya gelişlerinin hiç de tesadüf olmadığını ve uzun soluklu bir müzik kariyerine çoktan adım attıklarını kanıtlıyor. Boygenius, 2016 yılında Julien Baker'ın bir mekanda Henry James okuyan Lucy Dacus'u görüp kendine engel olamayarak hipnotik bir çekim ile yanına gitmesiyle temellerini atmış oldu. Konu her ne kadar Henry James olarak görünse de, sonraları sosyal medyalarında birbirlerine gönderdikleri gündelik yazılar, şiirler ile aralarındaki bağ gelişti ve yine aralarına spontane bir şekilde Phoebe Bridgers da eklenince All Star kadro kendiliğinden kurulmuş oldu. Kendi solo kariyerleri için yazdıkları sözleri birbirleriyle paylaşmalarının üstüne güçlü bağlar geliştiren bu üç kadın, deyim yerindeyse kendi fanuslarını oluşturdu. Ve bunu Julien Baker, Hepimiz için aynı anda bir şeyler oluyordu ve sanırım birbirimize doğru çekildik sözleriyle net bir şekilde ifade etmişti. Bu üç arkadaş 2018 yılında birlikte bir şarkı yapma amacıyla stüdyoya girdiklerinde altı şarkı ortaya çıkınca artık tamamen solo kariyerlerinin yanında bir grup oluşturma fikrini benimseyip ilk -orta uzunlukta- olan kayıtlarını EP olarak yayınlamışlardı. Souvenir gibi bir hit barındıran bu EP gerek popülaritesi artan Phoebe Bridgers etmeni gerekse de grubun bu sene içinde yayınladığı ilk uzunçaları The Record sayesinde her sene yeni çıkan bir kayıtmış gibi daha fazla kitlelere ulaşarak tazeliğini geçtiğimiz beş sene içinde korudu. Phoebe Bridgers'ın yükselen solo kariyerinde Grammy adaylıkları ve özel hayatının medyatikleşmesi, fanları arasında grubu sadece bir EP ile tozlu rafa kaldıracak endişesini oluştururken; bu sene üstünde uzun seneler konuşulacak ilk uzunçalarları olan The Record yayınlandı. Bu albümü üç şarkının iç içe geçtiği; ergenlik dönemlerinin coşkularını ve kırılganlıklarını anlatan kısa bir film ile sundular bizlere. The Film adını alan bu projenin yönetmenliğini Oscar adaylığı bulunan ünlü oyuncu Kristen Stewart yaptı. Bu projenin açılışını yapan ve aynı zamanda albümün ikinci sırasında yer alan $20 adlı çalışma kırsal bir evde ergenlik dönemindeki odasında uyanan ve hurda bir arabayı adam etmeye çalışan Julien Baker'ın hikayesine odaklanıyor. Ergenliğin verdiği sancılı dönemleri yine üç kız arkadaş olarak atlatmanın tempolu coşkusunu izleyene hissettiriyor. The Film projesi, albümün en büyük hiti olan Emily I'm Sorry, Phoebe Bridgers'ın hikayesi ile devam ediyor. Bir savaş arenası ortasında yine tadilat bekleyen hurda bir kamyonun üstünden atlayan büyük araçların yer alması ve bunun ortasında duran Phoebe ile belki de hayatlarında yaşadıkları öfkelerin ve sonucuna etki edemedikleri savaşlara metaforik bir gönderme yapılıyor. Ve bu kargaşayı sona erdirmek adına kamyonu yakma sahnesinde yine grup arkadaşları Phoebe'ye destek oluyorlar. Kısa filmi kapatan ve benim için de albümün en özel parçası olan True Blue ise Lucy Dacus'un hikayesine odaklanıyor. Yeni başlangıçları ve umudu simgeleyen bu hikayede ana karakterimiz yine grup arkadaşlarının desteği ile gökyüzünden aldığı ilham sayesinde tüm evinin duvarlarını maviye boyuyor. Albümde yer alan ve Sherly Crow'a tatlı sert göndermelerde bulundukları Not Strong Enough, sakin ve kendi halinde olan Cool About It ve öfkeli sözleri ile kafa sallatan Satanist parçası da gizliden öne çıkıyor. Indie folk tarzında uzun seneler konuşulacak ve kült statüsünde yer alacak The Record albümü ile Boygenius elemanları birbirlerine olan bağı fazlasıyla güçlendirerek, bir bütün olmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Yer yer erkek egolarını tiye alan duruşlarıyla sevgilerini, hislerini, düşüncelerini birbirlerine yönlendirmeyi tercih ederek sıkı dostluklarını başarılı çalışmalar ile taçlandırıyorlar. Bu üçlünün solo kariyerlerinde yayınladıkları albümleri de ihmal edilmeyecek ve her biri ayrı yazıya konu olacak kadar başarılı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/boygeniustan-surpriz-ep-haberi-geldi/", "text": "boygenius, geçtiğimiz Mart ayında piyasaya sürülen ilk albümlerinin devamı olan The Rest isimli sürpriz bir EP'yi duyurdu. Phoebe Bridgers, Lucy Dacus ve Julien Baker'ın yer aldığı indie grubu, Boston'daki konserine EP'de yer alan Black Hole adlı yeni bir şarkıyla başladı. Kısa süre sonra ise Instagram hesaplarında EP müjdesini verdiler. Grup, yeni EP'deki şarkılar üzerinde iş birliği yapmak üzere Tony Berg, Jake Finch, Ethan Gruska, Calvin Lauber, Collin Pastore ve Marshall Vore'u bir araya getirdi. Fiziksel ve dijital yayının yanı sıra yeni EP, hem siyah hem de şeffaf sarı versiyonda vinil ve bir CD olarak sunulacak. Üçlü ayrıca yakın zamanda The Record albümündeki parçalardan biri olan Cool About It için bir müzik videosunu yayınladı. Lauren Tsai'nin yönettiği klip, bir köpek ile oyuncak arasındaki ilişkiyi tasvir ediyor. The Rest, 13 Ekim'de Interscope aracılığıyla çıkacak, geri kalan üç şarkının isimleri ise henüz açıklanmadı. EP'nin ön siparişleri devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bozcaada-caz-festivalinin-kadrosu-belli-oldu/", "text": "Bu yıl üçüncüsü 19-20-21 Temmuz tarihlerinde her zamanki mekanı Ayazma Manastırı'nda gerçekleşecek Bozcaada Caz Festivali'nin kadrosu açıklandı. Deniz, doğa, doğaçlama müziği buluşturan Bozcaada Caz Festivali, caz müziğin usta isimleri, genç yetenekleri ve farklı disiplinlerden müzisyenleri bir araya getiriyor. Festivalin bu seneki line-up'ında Yussef Dayes, Bobby Rausch, Erkan Oğur, Birsen Tezer, The Kites, Barış Demirel Barıştık Mı, Bidar, Pow Trio, Selin Sümbültepe ve Anatolian Blues Project gibi isimler yer alacak. Üç gün boyunca müzik dışında farklı disiplinleri de bir araya getiren programıyla Bozcaada Caz Festivali'nde, gastronomi etkinlikleri, çocuk atölyeleri, beden odaklı atölyeler, Bozcaada keşif rotaları, tadım etkinlikleri, Bozcaada'nın çeşitli yerlerinde sürpriz konserler ve sosyal projelerde gerçekleşecek. Geçtiğimiz yıl tüm biletleri tükenen Bozcaada Caz Festivali'nin bu yılki biletleri ise Biletix'te satışta."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bradley-cooper-maestro-filmiyle-geliyor/", "text": "Bradley Cooper ve Carey Mulligan'ın başrollerini üstlendiği Maestro filminden ilk fragman geldi! Bradley Cooper yeni filmi Maestroda sadece oyuncu olarak karşımıza çıkmayacak. Yönetmenliğini, ortak senaristliğini ve eş yapımcılığını Cooper'ın üstlendiği film, efsanevi orkestra şefi ve besteci Leonard Bernstein'ın hayatını konu ediniyor. Carry Mulligan'ın ise Bernstein'ın eşi Felicia Montealegre'yi canlandıracağı film için geri sayım başladı. 22 Kasım'da sinemalarda, 20 Aralık'tan itibaren ise Netflix'te yayına girecek olan yapım kamera arkasındaki güçlü kadrosuyla da dikkat çekiyor. Cooper bu filmi Spotlight'ın senaristi olan Josh Singer ile birlikte yazdı, filmin yapımcıları ise Martin Scorsese ve Steven Spielberg. Anlayacağınız bizleri muazzam bir biyografik film bekliyor diyebiliriz. Maestro'nun ilk fragmanı ise heyecan katsayımızı daha da yükseltti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brayden-tabakian-ile-tanistiniz-mi/", "text": "Davulculuğunun ve söz yazarlığının yanı sıra müzik ve eğlence videolarıyla ününe ün katan Brayden Tabakian, İstanbul ve Ankara'daki hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. 2019 yılında davul performanslarını ve cover'larını paylaşmasıyla TikTok dünyasında yer edinip ününe ün katan Brayden Tabakian kısa sürede popülerlik kazanıp geniş bir hayran kitlesine ulaştı. Geçtiğimiz sene yayınladığı Skydive ismindeki ilk parçasıyla profesyonel müzik kariyerine başlayan Brayden Tabakian üretimlerine ve konserlerine hız kesmeden devam ediyor. Paylaştığı sosyal medya içerikleriyle sükse yapıp; sesini oldukça geniş kitlelere duyuran başarılı sanatçı davulculuğunun ve söz yazarlığının yanında modelliğiyle de tanınıyor. Brayden Tabakian, önümüzdeki günlerde BBI Music Co. organizasyonuyla Türkiye turnesine çıkıp İstanbul ve Ankara'daki dinleyicileriyle bir araya gelmeye hazırlanıyor. Çeşitli mekanlarda sahne alacak olan genç sanatçı; 22 Haziran Perşembe günü Kadıköy Sahne'de, 25 Haziran Pazar günü Blind sahnesinde ve son olarak 28 Haziran Çarşamba günü 6:45 KK sahnesinde dinleyicileriyle bir araya gelip performans sergileyecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brek-yeni-album-benim-ruyam-yayinda/", "text": "Brek, önümüzdeki günlerde yayınlayacağı yeni albümü Beyaz Dalga'dan yeni bir tekli daha paylaştı. Benim Rüyam Epic Istanbul etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında. Geçtiğimiz aylarda yayınladığı Bilmek İstemem ve İlaç Gibi adlı parçalarıyla yeni albümünün müjdesini veren Brek'ten taze bir tekli daha geldi. Yeni albümden yayınladığı önceki parçalara göre daha farklı bir atmosfere sahip olan Benim Rüyam parçası 15 Mayıs itibarıyla Epic Istanbul etiketiyle yayınlandı. Parçanın kısa film tadındaki video klibi ise Palmiyeler'in vokali olarak tanıdığımız Mertcan Mertbilek'in imzası taşıyor. Söz, müzik, mix, mastering'i Brek'e ait olan parçanın gitarlarında ise Dehan Kılınçarslan ismini görüyoruz. Karşınızda Brek'in yeni albümden yayınladığı üçüncü teklisi Benim Rüyam!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brekin-ilk-albumu-tv-juiceda-yasanmis-ve-yasanmamis-anlarin-tamami-var/", "text": "Öncelikle, en iyi kulaklığınızı alın ve bilgisayarınızın ya da telefonunuzun kulaklık girişine bağlayın. Şimdi de yazının en altına gidin, orada gördüğünüz albümü Spotify üzerinden açın. Dinlemeye başlayın. Bundan sonra yazının geri kalanını okuyabilirsiniz. Yerli sahnenin son zamanlarda fazlasıyla üretken bir hale büründüğü, bu gidişatın da biz müzik severleri ziyadesiyle mutlu ettiği konusunda sanırım birçoğumuz hem fikiriz. Yeni çıkan başarılı isimlerin yanında, birden çok projede karşılaştıklarımız, belki de kim olduğunu hiç bilmeden dinlediğimiz sanatçılar çeşitli müzik listelerimizdeki yerlerini alıyorlar. Gün içinde toplu taşımanın stresinden uzaklaşmak istediğimizde, gece yalnız olduğumuz anlar keyif verdiğinde, elimizde soğuk bir bira ile Moda Sahil'de gün batımını izleyip her şeyi, herkesi unutmaya ve sadece kendi varlığımızı hissetmeye çalıştığımız o anlarda da kulaklarımızda hep bu listeler oluyor. Şimdi sizi yeni bir isimle, Brek'le tanıştırmak istiyorum. Kendisini başka mecralarda geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni albümü TV Juice'un haberiyle görmüş olmanız muhtemel. Brek'e çok daha önce yer vermek istemiş ama albümü sindirmekten, daha doğrusu dinlerken bana hissettirdiklerini kelimelere nasıl dökeceğimi düşünmekten bir türlü buna fırsat bulamamıştım. Sanırım şimdi en doğru zamanın içindeyim, Brek'i tam olarak anlatmaya hazırım! Brek'i fiziksel olarak birçoğunuz Nihil Piraye ve geçmiş dönemde Mispis'ten tanıyorsunuz. Brek, Berk Sivrikaya'nın -en azından müzikal açıdan- alter egosu diyebiliriz. Bu bölümü daha fazla irdelemiyor ve Brek'in müziğine odaklanarak yazıya devam ediyorum. 4 hafta önce mail box'ıma çok ama çok güzel bir şarkı düştü. Dead Dance isimli bu şarkıyı açtığım anda -ki ofisteydim- tüm işi gücü bırakıp sessizce dinlemeye başladım. 3 dakika 28 saniye sonra şarkı bittiğinde yapabildiğim tek şey loop tuşunu aktifleştirmek oldu ve uzunca bir süre hiçbir şey yapmadan dinlemeye devam ettim. Dinledikçe daha çok sevdim, sevdikçe kendimden daha fazla şey buldum. Zaman makinesini 2016 yazına, düştüğüm büyük boşluğun içine ve o boşluğu müzikle kapatmaya çalıştığım anlara ayarladım. Evet, müzik boşlukların büyük bir kısmını kapatıyor ve yine müzik, tam olarak kapanamayan o boşluğu yeniden açabiliyor. Yine de zarar görmeden Dead Dance'i saatlerce dinlemeyi başardım. Dört gün önce de Brek'in ilk albümü TV Juice yayınlandı ve ben bu sırada yine ofiste, para kazanmak için yaptığım işlerin arasında kaybolmuştum. Haliyle mesainin bitmesini, akabinde de kendimi bir an önce eve atmak istiyordum. Böyle bir anda karşınıza çıkan bir albümü nasıl dinlersiniz? Ya tamamen geçiştirirsiniz ya da onu kaçış noktası olarak görür ve her şarkıyı, her notayı sindirerek dinlersiniz. Ben tahmin ettiğiniz üzere ikinci seçeneği seçenlerdenim. TV Juice, The Fall isimli bir şarkıyla açılıyor. Yaz, sıcak, deniz, kum, güneş demeden dinlediğim post-punk ve synth-pop odaklı şarkılar, her zaman için kendimi gerçek hissetmeme neden oluyor. The Fall'da da aynısını hissediyorum, çünkü hep aradığım ama hiç bulamadığım şarkının vücut bulmuş hali tam olarak The Fall. Gereği yapılıyor ve şarkı birden çok playlist'teki yerini alıyor. İkinci şarkı Unending Night'ta hissettiklerim ise fazlasıyla yoğun. Bir anda hiç yaşamadığım bir dönem olan 80'lerdeyken, aniden 2015'in ocak ayında, Motorama'nın Poverty albümünü ilk dinlediğim güne ışınlanıyorum. Bu noktada Poverty'nin en sevdiğim albümlerden biri, 80'lerin de en sevdiğim dönem olduğunu da belirtmem gerekiyor. Kısacası şarkı, sevdiğim her şeyi bana fazlasıyla veriyor. Dead Dance, ah o Dead Dance! Yukarıda bahsettiğim halde yeniden değinmeden geçemiyorum, çünkü albümün bu kısmında takılıyorum ve bir süre daha ilerleyemiyorum. Sanırım o loop tuşu, Dead Dance'i ne zaman duysam devreye girecek. Dördüncü şarkı Spook, ilk üç şarkıdan daha farklı bir sound'da ilerliyor. Daha hareketli, bol tuşlu; istemeden de olsa tempo tutmanıza neden oluyor. Spook daha karanlık anları akıllara getiriyor ve Dead Dance'le gittiğiniz geçmişi bir anda yerle bir ediyor. Şarkıdan sonra gerçeklerle yüzlemeye başlıyorsunuz. Bu yüzleşmeler sizi yorduğunda da Bell Tolls 4 No 1 kulaklarınıza doluyor. Hemingway'in sorusunun cevabını hiçbir zaman bulamadıysanız üzülmeyin, Brek'in şarkısı size cevabı açıkça veriyor. Ayrıca bu şarkıda Radiohead'in 15 Step'inden, Sisters of Mercy'nin Temple of Love'ına ve hatta Visage'ın Fade to Grey'ine kadar birçok şarkı aklınıza gelecek, bunu da belirtmeden geçmeyelim. TV Juice'un altıncı şarkısı Slowsugar, başı ve sonu farklı olan şarkılardan ve albümün temposunu yükselten birkaç şarkıdan biri. Albümle aynı adı taşıyan TV Juice ise intro'suyla benim aklıma Mozart'ın Requiem'indeki bölümlerden Lacrimosa'yı getirdi, akabinde çocukken televizyon karşısında izlediğim ve etkisinden uzun süre çıkamadığım bir filme evrildi. Uzun yıllar boyunca evimde neden televizyonum olmadığını hatırlamama da yardımcı oldu. Bu hatırlatmadan sonra Burn It Down, bu satırları yazarken karşımda bulunan televizyonu yakıp yıkmama neden olabilecek bir etkiyle, yüksek bir tempoyla başladı. Albümün sondan önceki şarkısını dinlerken içimden gelen tek şey ise her şeyi bırakıp sokaklarda bilinmezliğe doğru koşmak oldu. Bu koşudan yorulduğumda da albümün son şarkısı You'll Say Goodbye Again, karanlığın içinden geceye baktığım anları, haliyle hayatımdaki birçok geceyi hatırlattı. Kısacası Brek'in albümü, hiç yaşamadığım dönemlerden, yaşadığım en kötü dönemlere ve oradan çok da fena olmayan günümüze kadar uzun bir yolculuğun rotasını çizdi benim için. Genel olarak burada anlattığım her albümü bir filmin soundtrack'i ile özdeşleştiriyor olsam da TV Juice'u kendi hayatımın soundtrack'i olarak saklamak istiyorum. Mastering'i Görkem Karabudak'a, kapak görselinin tasarımı da Mertcan Mertbilek'e ait olan TV Juice, Brek'in kendi müzik stüdyosu olan KARE Müzikevi'nde kaydedildi. Ben de lafı daha fazla uzatmıyor ve sizi albümle baş başa bırakıyorum. Tadını çıkarın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brekin-ilk-konserinden-canli-performans-videosu/", "text": "Bu yıl içerisinde kısa bir zaman zarfında yayınladığı Tv Juice ve Mikrodalga Sörfü adlı iki albümün ardından Brek ilk konserini nihayet 2 Kasım Cuma akşamı Salon'da gerçekleştirdi. Güçlü ve tutarlı sound'u, ilk konserden olgunlaşmış bir iş ortaya koymasıyla izleyiciyi etkileyen -hatta belki de biraz şaşırtan- performansı kaçıranlar için Tesadüfen Hayattanın 2thirty5 tarafından çekilen videosu bugün yayınlandı. Mikrodalga Sörfü albümünde yer alan Tesadüfen Hayatta parçası, tabir-i caizse şarkıdan ziyade ilk dinleyişte vuruculuğuyla kalbinize saplanan bir bıçak. Bıçağı yerinden çıkarırsanız kan kaybından öleceksiniz, saplandığı yerde bırakırsanız da fütursuzca kalbinizi deşmeye devam edecek. Seçim sizin ama bir kez dinledikten sonra kaçış olmadığı konusunda uyarmak vazifemiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brekin-yeni-albumu-1990-yayinda/", "text": "Yerli alternatif sahnenin çok değerli ismi Brek, 1990 isimli yeni albümünü yayınladı. Daha önce yayınladığı 'hem gitmemiş gibi hem de burdan çok uzakta' ve 'köprüden önce son çıkış' adlı teklileriyle beraber yeni albüme dair beklentilerimizi oldukça yükselten Brek, uzun süredir beklenen '1990' isimli albümünü KARE Müzikevi etiketiyle yayınladı. MUTSUZLAR adlı son uzunçalarını 2021'de yayınlayan Brek, bu albümden sonra sessizliğini Tastamam Ellerinde adlı harika bir tekliyle bozmuştu. Brek'in yeni uzunçaları 1990, daha önceki albümlerden biraz farklılık gösteriyor. Özellikle ÖLÜPOP albümünden aşina olduğumuz depresif ve karanlık havadan ziyade; yeri geldiğinde dans ettiren, yeri geldiğinde ise tatlı bir hüzün yaşatan çok dengeli ve çok tatlı bir albüm olmuş 1990. Brek'e gitar ve piyanoda Bora Yavurcuk eşlik ederken, davul setinde ise Yağız Nevzat İpek var. Mix kısmında Brek ve Barış Ergün güçlerini birleştirirken, mastering'de ise Görkem Karabudak mevcut. 14 şarkıdan oluşan bu uzunçaları biz oldukça beğendik, sizin de beğeneceğinizden şüphe duymadığımız bu albümü dinlemek için sizleri hemen aşağıya alalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brekin-yeni-teklisi-ilac-gibi/", "text": "Brek, Beyaz Dalga albümünden yeni teklisi İlaç Gibiyi Epic Istanbul etiketiyle paylaştı. Mart ayında yayınladığı teklisi Bilmek İstemem ile yeni albümü Beyaz Dalga'nın müjdesini veren Brek'ten yeni bir parça daha geldi. Tüm söz, beste ve prodüksiyonu Brek ait olan İlaç Gibi isimli yeni tekli de Brek'e gitarıyla Dehan Kılınçarslan eşlik ediyor. Atmosferik melodiler üzerine melankolik sözleriyle dikkat çeken yeni teklinin videosu Mine Alıcıoğlu ve Brek ortaklığında çekildi. Klibinin kurgusunu ise Tuğçe Kep üstlendi. 2018 yılında yayınladığı Tv Juice ve 2019 çıkışlı ÖLÜPOP albümleri sonrasında, 2020 sonbaharında yayınlanması beklenen yeni Brek albümü Beyaz Dalga'dan 24 Nisan tarihinde yayınlanan yeni tekli İlaç Gibi hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bright-eyes-yayinladigi-mariana-trench-parcasiyla-yeni-albumunun-detaylarini-paylasti/", "text": "Bright Eyes, Mariana Trench ismiyle yayınladığı parçasıyla birlikte yeni albümü hakkındaki detayları da açıkladı. Bu yılın başında açtığı Instagram hesabıyla birlikte, tam dokuz yıl sonra yeni bir albümle döneceğinin müjdesini veren Nebraska çıkışlı indie rock grubu Bright Eyes, dün itibarıyla yayınladığı yeni parçası Mariana Trench ile birlikte albüme dair bazı detayları da paylaştı. Yeni albümünü 21 Ağustos tarihinde Down in the Weeds Where the World Once Was ismiyle yayınlayacağını, video klibiyle birlikte paylaştığı son single'ı Mariana Trench ile birlikte duyurdu. Albüm hakkında detaylı bilgi vermeden single'larını art arda paylaşmaya başlayan Bright Eyes, 22 Haziran tarihinde yayınladığı son single'ı Mariana Trench'e aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bright-eyestan-dokuz-yil-sonra-yeni-single-persona-non-grata/", "text": "1995 yılında kurulan Bright Eyes, tam dokuz yıl sonra yeni single'ı Persona Non Grata ile geri döndü! Amerikalı indie rock grubu Bright Eyes, 2011 yılında yayınladığı The People's Key albümünün tam dokuz yıl sonrasında yeni parçasını yayınladı. Persona Non Grata parçasıyla geri dönen grubun frontman'i Conor Oberst, yeni şarkının yayınlanmasının yanı sıra 2020 planları ve yeni albümleriyle alakalı da bazı açıklamalarda bulundu. Ayrıca Oberst, corona virus pandemisi sebebiyle endüstrinin bir kısmının geçici olarak durdurduğunu ancak ne olursa olsun bu yıl yeni bir albüm çıkaracaklarını belirten oldukça iştahlı açıklamalarda bulundu. Yayın tarihi henüz belli olmayan Dead Oceans ismini taşıyacak yeni albümleri paylaşılana kadar Bright Eyes severler, yeni single Persona Non Grata ile hasret gidereceğe benziyor. Karşınızda yeni Bright Eyes parçası Persona Non Grata!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bright-eyestan-thin-lizzy-coveri-geldi/", "text": "Bright Eyes, geçtiğimiz hafta sonu katıldığı CBS This Morning programında yeni albümünden çaldığı parçaların yanı sıra Thin Lizzy'nin Running Back şarkısını yeniden yorumladı. Conor Oberst ve arkadaşları tam 9 yıl aradan sonra, 14 parçadan oluşan yeni albümü Down in the Weeds, Where the World Once Was'ı geçtiğimiz hafta (21 Ağustos) yayınladı. Geçtiğimiz hafta sonu ise Bright Eyes katıldığı CBS This Morning programındaki Saturday Sessions bölümünde yeni albümde yer alan Mariana Trench ve Persona Non Grata parçalarının yanı sıra Thin Lizzy'nin 1976 çıkışlı şarkısı Running Back'i yeniden yorumladı. Grubun geçtiğimiz cumartesi yayınlanan programda çalınan Thin Lizzy cover'ı ses olarak, Mariana Trench ve Persona Non Grata parçaları ise video olarak paylaşıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/brit-rock-efsanesi-travis-19-ekimde-zorlu-psmde/", "text": "Glasgow çıkışlı brit rock grubu Travis, 19 Ekim 2022 Çarşamba günü 'The Invisible Band' albümünü ve diğer hit parçalarını seslendirmek için bir kez daha Zorlu PSM'ye geliyor! Britanya'nın brit-pop mucizesi Travis, şu sıralar The Invisible Band albümünün 20. yılını kutlamakla meşgul. Geçtiğimiz aralık ayında albümü parçaların yeni versiyonlarıyla birlikte tekrardan yayınlamıştı. Piyasaya çıktıktan sonra, Birleşik Krallık listelerinde 4 hafta bir numarada kalan Travis grubunun The Invisible Band isimli 3. stüdyo albümü ilk olarak 2001 yılında yayınlanmıştı. Multi brit ödüllü bu albümle birlikte grup ayrıca Glastonbury, T in the Park, V Fest, Fuji Rock Japan, Benicassim İspanya ve dünyanın önde gelen birçok festivalinin yanı sıra Coachella & Montreux'de destansı performanslara imza atmıştı. En son 2018 yılında ülkemizi ziyaret eden grup, tam dört yıl aradan sonra hepimizin ezbere bildiği Sing, Side, Why Does It Always Rain On Me?, Closer, My Eyes gibi hit'leriyle bir kez daha Zorlu PSM sahnesinde bizlerle birlikte olacak. 30 yılı aşkın süredir 9 albüme imza atan İskoçyalı brit-rock grubunun Zorlu PSM konserinin biletleri Passo'da!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/broken-social-scenein-yeni-albumu-yolda/", "text": "1999 yılında, Kanada'nın Toronto kentinde kurulan Broken Social Scene, sosyal medya üzerinden yeni albüm haberi bilgisini paylaştı! Grup, son stüdyo albümü Forgiveness Rock Record'u 7 yıl önce dinleyicilerle buluşturmuştu. Bizi, hiç gelmeyen yıllık izni bekliyormuşuz gibi bir hissiyat içinde bırakan Broken Social Scene, yeni albümüne ise Hug of Thunder ismini veriyor. 7 Temmuz'da City Slang/Arts & Crafts aracılığıyla yayımlanacak olan albümde 12 adet parça bulunuyor. Hug of Thunder'da gruba, Feist, Metric'ten Emily Haines ve James Shaw ile Stars grubundan Amy Millan gibi isimler eşlik ediyor. 2017'yi uzun bekleyişlerin sona erdiği yıl olarak ilan etmemize ramak kala, böyle güzel bir haberle karşımıza çıktığı için Broken Social Scene'i de alkışlarla stüdyoya uğurluyoruz. Albümden paylaşılan ilk tekli Halfway Home'u dinlemeniz için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bruce-springsteenden-yeni-projeler-geliyor/", "text": "Geçen hafta yeni albümü Letter To You'nun çıkacağını açıklayan Bruce Springsteen, önümüzdeki dönem için pek çok yeni projeyle geleceğini açıkladı. Arşivlerinden kaybolmuş albümlerden oluşan projeler de olacağını söyleyen Springsteen, Rolling Stone'a verdiği röportajda 1998 box set'i Tracks albümünün devamı niteliğinde projelerinin de olacağından bahsetti. Bütün bu projelerinden bahsederken Springsteen, eski kayıtlarından Geride kalan çok fazla başarılı eser var. Bu eserleri bulmak o kadar da zor değil sadece geri dönüp arşivinize bakmanız gerekiyor. Eserlere dönüp tekrardan o seslere geçmem zor olmuyor. Sadece onlara ulaşmak istemem gerek. diye bahsetti. Bruce Springsteen, geçtiğimiz hafta çıkacağını yayınladığı Letter To You albümü ile ilgili röportajda ilgi çekici bir bilgiye daha yer verdi. Görünen o ki, Springsteen'in tüm albümü birlikte yazdığı gitar, bir Springsteen on Broadway performansında fanlarından birinin hediye ettiği gitar. Sanatçı gitara kısaca göz attıktan sonra gitar çok hoşuna gidiyor ve albümü bu gitarla hazırlıyor. Springsteen'in E Street Band ile kaydettiği albüm Letter To You albümünden aynı isimli ilk parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bruce-springsteenin-yeni-albumu-letter-to-you-yakinda-dinleyiciyle-bulusuyor/", "text": "Bruce Springsteen'in yeni albümü Letter To You yolda! 23 Ekim'de Columbia aracılığıyla çıkacak olan Letter To You adlı 12 parçalık albüm, Springsteen'in eşlikçisi E Street Band ile kaydedilirken, prodüktörlüğünü ise Springsteen ve Ron Aniello üstleniyor. Janey Needs a Shooter, If I Was the Priest ve Song for Orphans gibi 70'lerde üretilip albümlerde yer alamayan parçaların yeni kayıtlarını da içerecek olan albümde aynı zamanda yepyeni parçalara da yer verilecek. Bruce Springsteen albümde yer vereceği Letter To You adlı parçasını da bugün itibarıyla dinleyiciyle buluşturdu. Letter To You, 2019'da filmi ile birlikte çıkan Western Stars albümünden beri yayınlayacağı ilk albüm olacak. Springsteen'in yeni albüm haricinde bu sene The Rising, Devils & Dust, Live in New York City, Live in Dublin ve 18 Tracks albümlerini de yeniden yayınladığını da hatırlatalım. Springsteen'in yeni parçası Letter To You'yu aşağıdan dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bryce-dessner-ve-anohni-is-birlginden-another-world-parcasina-yeni-versiyon/", "text": "The National'dan Bryce Dessner ve ANOHNI iş birliğinden çıkan Another World parçasının yeni versiyonu yayında. The National'dan Bryce Dessner, geçtiğimiz gün (2 Nisan) Australian String Quartet ile bir araya gelerek 37d03d etiketiyle Impermanence/Disintegration isimli yeni albümünü yayınladı. Albümde, ingiliz müzisyen ve görsel sanatçı ANOHNI ile Another World parçasının yeni düzenlemesine de yer verildi. Another World, hem albümün hem de sahne performansının kapanış parçası. Sahne performansı, Sydney Dance Company tarafından sergilenmekte olup 2019'da Avustralya'da çıkan orman yangınlarını hatırlamak adına koreografisi yapılmış. ANOHNI, Bryce Dessner ve Australian String Quartet iş birliğinden Another World parçasına ve Sydney Dance Company tarafından hazırlanmış performansına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-hafta-john-grant-dinleyecegiz/", "text": "90'ların sonu 2000'lerin başından itibaren The Czars grubuna ses veren John Grant, 2010 yılında Midlake elemanlarıyla beraber kaydedip, ilk solo albümü olarak yayınladığı Queen of Denmark ile kariyerine tek olarak devam etmeye başladı. 16 parçadan oluşan, gayet iyi bir debut albümle solo kariyerini başlatan Grant, 2013 yılında yayınladığı son albümü Pale Green Ghosts ile birlikte de Folk camiasındaki yerini iyice belirginleştirip, ben de buradayım dedi. Bu arada; Midlake vokalinin gruptan ayrılması ve kankaları John Grant'in yayınladığı son albümüyle birlikte şu soruyu da kendi aramızda oldukça tartışır olduk. Konser öncesi dinlencesine de aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-hafta-yayınlanan-en-iyi-4-albüm-21-nisan/", "text": "2004 yılında kurulan Austin, Texaslı Psychedelic Rock ekibinin 5. stüdyo albümü Death Song bu haftanın en ilgi çekenlerinden oldu. Grup, ismini Velvet Underground'ın şarkısı The Black Angel's Death Songdan alıyor. Albüm isminin de Death Song olması ile grubun artık tamamlandığı mesajının verildiğini hissediyorum. Özellikle Half Believing ve Life Song parçaları bu albümdeki favorilerim diyebiliriz. Bir diğer güzel albüm ise sert müzikten hoşlananlar için bulunmaz bir nimet. Sharptone etiketiyle yayınlanan You Are We, 2006 yılında kurulan İngiliz Metalcore ekibinin 3. stüdyo albümü. Bu senenin en heyecanla beklediğim albümlerinden biriydi Predateurs. Grubun diğer albümleri gibi Prophecy Productions etiketi ile yayınlandı. Fransız Shoegaze/Post Rock grubunun ülkemizde de çok dinleyeni var. Öyle ki Spotify'da İstanbul açık ara farkla 1. sırada yer alıyor. Umarım albüm turnesinde ülkemize de uğrarlar da bize de güzel müzik dinleme fırsatı tanırlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-isyanın-ruhu-var-ozbi/", "text": "O zamanları değerli kılan, neler yaşadığımızı hatırlatan, Gezi Parkı'na atfedilmiş şarkılar yapıldı dinlemekten sıkılmadığımız. Tam o dönemlerde çıkardığı Asi parçası ve ona çektiği klip ile tanıdım Ozbi'yi. Ondan sonra düzenli olarak açıp açıp duygulandım durdum. Ama neden bilmiyorum, senelerce başka ne işler yapıyormuş diye bakmadım. Nankörlük işte. Bir gün Youtube'da sağda çıkanlardan başladım Ozbi'nin yeni işlerini dinlemeye. Groovypedia Studio Sessions'daki Zaman Aktı performansına denk geldiğimde tüylerimi diken diken etti bu adam. Asi'de gördüğüm o edebiyatını geliştirmiş, ezgili söylemeye başlamış, olgunlaşmış... Mix Festival'de de kendisine denk geldiğimizden bahsetmiştim. Performansı çok iyiydi, daha sonrasında kesinlikle bir konserine gideceğimizi söylemiştim. Ben kendisinin yakın zamanlarda bir konseri var mı acaba diye ararken o konserlerini benim evime getirdi. Rakılı Live serisiyle dertlendirdi beni. Gülce Duru'yla başladığı projesini devam ettiriyor, iyi de ediyor ama akşam akşam çocuğumu vurmuşlar gibi oldum. Karnıma bir ağrı saplanıyor sanki. Aysel parçasına takıldım, dönüyorum. Samimi bir ses tonu, samimi bir gülüşü var Onur Dursun'un. Hal böyleyken içinize işliyor her bir nota, her bir söz. Gülce Duru'yla birlikte anlatmak istediklerini o kadar güzel, o kadar naif geçiriyorlar ki bana; yaşadıkların hayatın içerisine girip, ben de onlardan biri oluyorum sanki. Bir tarafta Gülce Duru'nun sesi kulaklarınızda hoş bir tat bırakırken, öte yandan Ozbi'nin Anadolu Çocuğu havaları sizi içinize döndürüp o acıyı hissetmenizi sağlıyor. Rakılı Live serisine canlı çekim dışında ufak ufak klipler de serpiştirmişler. Tiyatroculuk, oyunculuk gibi işlerden her ne kadar anlamasam da iyi işin seyirciye bir şekilde geçtiğine inanıyorum. Oyuncu Elif Parlak şarkının hissiyatını bana öyle bir yansıtıyor ki sigarayı bırakalı 3 ay olmuşken bir paket sigara alıp tekrardan başlayasım geliyor. İçine çekişinde yaşadığı acıyı aynen ben de yaşıyorum gece gece."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-sefer-all-filler-no-killer/", "text": "The Killers'dan Hot Fuss'ı hiç dinlediniz mi? Neredeyse tüm kritikler şarkıların hepsi için 'all killer, no filler' der. Üzgünüm, bu sefer tam tersi. Sam Smith'in üçüncü uzunçaları Love Goes'u dinlerken iki şey düşündüm: Birincisi, müzisyenin Londra'daki 12 milyon poundluk evi; ikincisiyse müzik sektörünün histerik oburluğu. Üç yılda bir yeni albüm talebinin acımasızlığı kulaklarıma oturdu. Kendini unutturmamak ve lüks yaşam standardını ayakta tutabilmek için kalıptan kalıba girmek son derece üzücü. Tabii şu da var: Sam Smith'in hiçbir zaman high-art derdi olmadı. O yüzden, üç yılda en azından daha oturmuş bir albüm çıkarabilirdi. Hiçbir şeyin aceleye geldiği yok, aksine COVID sebebiyle albüm, normalden 6 ay sonra piyasaya sürüldü. Pandemide hayatlarını kaybedenlere kayıtsız kalamayan Smith, albüme şimdiki adını veriyor; ancak, karantina döneminden kısa süre önce duyurduğu üzere normalde albüme adını veren To Die For'dan başlayabiliriz mesela: O kadar ortalama ki ne bir lirikal pırıltı var ne de hoş bir melodi. Hatta kartını en iyi oynadığı sesi bile efektlerle boğulmuş. Yeni bir albüm gibi hissettirmiyor. Kaldı ki şarkıların yarısını iki yıla yakındır biliyoruz: Promises, Fire On Fire, Dancing with a Stranger, How Do You Sleep, Diamonds. Bunları çıkarınca da geriye hızlandırılmış veya temposu düşürülmüş Money On My Mind remix'leri tadında bir şarkılar silsilesi kalıyor. Sam Smith, zaten hiçbir zaman popun dahi ismi olarak kendini lanse etmedi; her zaman net ve emin adımlar attı, mainstream'den ayrılmadı hatta kendisi oldu. Ancak, Love Goes böyle bir kariyer için bile sık tekrara düşmüş. Şahsen Smith'in sesini, şarkı sözlerini ve vücut perküsyonlarıyla arka vokalleri kullanma şeklini Adele ile ciddi anlamda benzetirim. İkisi de aynı şehrin suyunu içmiş, neticede. İkisi de aynı temalarda geziniyorlar: Kalp kırıklığı. Ama bu albümü de katıp, Adele'in üçlüsüyle karşılaştırdığımda, Londralı divanın bile isteye aynı tematik havada yaptığı üç albümde hangi şarkının hangisine ait olduğunu ilk notalardan ayırabildiğimi fark ettim. 25'taki müthiş gelişmiş sesiyle 19 arasında büyük bir toyluk/ustalık farkı var. Sam Smith'te ise durum kesinlikle bu değil. İkinci albümü The Thrill of It All da eleştirmenlerden çok karışık geri dönüşler almıştı. Gerçi ikinci albümlerin pek günahı olmaz, genelde ilkiyle aynı denizde yüzerler ve sevenlerini çok rahatsız etmezler. Love Goes ile Sam Smith'in paslanmaya başladığını görüyoruz. Öyle ki çoğumuza Smith'in stüdyosu tahsis edilse aşağı yukarı Love Goes'la çıkardık ki stüdyodaki insanlar da ayrı bir problem. Charli XCX ile çalışmış 1991'li Lotus IV diye bir arkadaş, çoğu şarkının prodüktörlüğünü almış durumda. Halbuki albümün açık ara en iyi parçası Dancing with a Stranger'ın prodüktörü StarGate gibi Rihanna'yla ciddi işlerinde çalışmış esaslı biri. Promises için Calvin Harris'in sadece adını yazmam yeterlidir diye düşünüyorum. Gerçi albüme adını veren Love Goes'da da Euphoria'dan tanıyıp sevdiğimiz Labrinth ile çalışılmış ama o bile sünen bir şarkıya daha fazla yardım edememiş. Avril Lavigne-msi kötü bir Demi Lovato düeti var ki evlerden ırak. Bu kişilerin dışında hükmünü kurabileceği görece deneyimsiz isimlerle çalışmasına bakacak olursak bence Love Goes'un asıl prodüktörlüğünü daha kişisel bir iş adı altında Smith'in kendi egosu yapmış. Komiktir, Boyz II Men şarkılarından hallice olan Kids Again veya benim kişisel favorim olan Diamonds gibi doksanlar sonu 2000'ler başı Marc Anthony hatta poplaştırılmış Maroon 5 havası veren şarkılar var. Tek sorun bunları çoktan dinlemiş olmamız. Love Goes'un normalde yazın başında çıkması gerektiğinin niyetini anlıyorum, aslında. Çünkü bu albüme o zaman daha yumuşak bakabilirdik. Fethiye yolunda serin araba seyahatleri ve güzel akşamüstü kokteyllerinin hayalleriyle dolan aklımız için soft ve hoş bir fon olabilirdi bu 17 şarkı. Ancak kış geliyor, kurtlar sofrasına ciddi bir dönüş var. Neticede şüphesiz aynı klasmanda olduğu Katy Perry, Ariana Grande ve Taylor Swift, hayranlarını memnun eden yeni albümlerle; Lady Gaga, Moby ve Robyn'den esinlendiği ve hakkını da pekala verdiği yarı house yarı pop, ayakları sağlam basan bir albümle 2020'ye girdiler. Sırada da spekülasyonları bile gümbür gümbür gelen Adele var. Bu açıdan bakınca dünya için kötü bir yıl olsa da pop müzik için hasadı verimli bir yıldı 2020. Ben Sam Smith olsaydım maalesef bu uzunçalara arkamı yaslamazdım. Arka vokallerde auto-tune kullanmak belki Smith için yenidir. Evet, hatta bir yere kadar tazeliği de hissettirebilir ama bu albüm kesinlikle Smith'in iddia ettiği gibi 'deneysel' değil. Aslında ilk paragrafıma geri dönerek bitireceğim: 3 yıl Sam Smith'in dikkatli adımlarıyla giden bir pop sanatçısı için gayet yeterli bir süre. Üstüne pandemi sebepli bir altı ay daha da katıldığını düşünecek olursak şimdiye üstesinden gelmesi gerektiği bir writer's block durumu kalmamalıydı. Açıkçası Dancing with a Stranger ilk çıktığında çok heyecanlanmıştım çünkü tarz olarak yakın duran Disclosure'la yaptığı iki iş de birbirinden kaliteliydi. Fakat bazen her şeyi silmeli. Kill your darling Sam. Non-binary bireylerin önünü açmış harika bir figür olan Sam Smith'in bir sonraki işi için bu yazdıklarımdan utanmak isterim. İyi dinlemeler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-sevmek-midir/", "text": "The Power of Loveı Anneke van Giersbergen'in sesinden dinlediğim günden beri, dinleyip bir kenara kaldıramadım. Tınılarla cümleleri birleştirdim her zaman. Şarkıyı durmaksızın dinlemek, bana hep cümleleri durmaksızın okumak gibi geldi. Şarkıların da bir ruhu vardı ve bir ruhu olan şarkıyı nasıl daha gerçek hale getiririm sorusunun cevabı buydu benim için. Birleştirmek bir şeyleri, cümleleri düşünmek... Düşündüm ve son zamanlarda yolum hep Sabahattin Ali'nin cümlelerine çıktı. Tınıları, asıl olarak karısına yazdığı mektuplarını okurken birleştirdim. Şarkıda Love is danger, love is pleasure, love is pure the only treasure. cümlelerini duydukça Sabahattin'in Aliye'sine duyduğu aşkı hissetmeye çalıştım içimde. Onun aşkı benim yüzümü güldürdü. Yavaş yavaş ve tekrar tekrar okudum cümleleri. Bir solukta okunup, harcanamayacak kadar değerli olduğunu gördüm. Şarkıda aşkın var olan saflığını anlatan cümleler kulağıma doldukça okudum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-yaz-zorlu-psm-amfide-gerceklesecek-olan-etkinliklerle-bir-baska-gececek/", "text": "Sene boyunca birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yaparak kültür-sanat ve eğlence sektörlerinde önde gelen mekanlardan biri olan Zorlu PSM, yaz boyunca etkinliklerine Amfi'de devam edecek. Geçtiğimiz yaz boyunca film gösterimleri, DJ performansları, konserler ve happy hour'lar gibi birçok farklı etkinlikle sıcak yaz günlerinin kurtarıcısı olan Zorlu PSM Amfi, bu sene de oldukça kalabalık ve yoğun bir etkinlik takvimiyle karşımızda olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bu-yil-izlenmeye-deger-5-dizi/", "text": "Bu yıl içerisinde izleyiciyle buluşan birçok dizi oldu, biz de bunlar arasından izlenmeye değer olanları inceleme altına aldık. Bu sene şanslıyız ki gayet iyi diyebileceğimiz birçok dizi hayatımıza girdi. Verimli geçmekte olan bu yılın kıymetini bilelim, çünkü önümüzdeki yıl hiç de böyle geçmeyebilir. Yılın son çeyreğine girmek üzereyiz. Hollywood' da başlayan grevler dozunu artırarak devam ediyor. Bu yüzden yeni sezonda diziler büyük tehlikede. Sektör taleplerine yeterli karşılığı bulmaz ise kurak bir 2024 bizleri bekliyor. Tablo bu denli karanlıkken 2023' de yayın hayatına giren ve ses getiren dizilere dikkat çekmek istedim. Henüz izlemeyenler için bu sıcak günlere güzellik katacak diziler ile başlayalım o halde. Shrinking bu sene başlarında Apple Tv'de yayınlanan ve kara komedi tarzını başarı ile icra eden bir dizi. How I Met Your Mother ile uzun seneler hayatımızda olan Jason Segel dizi de ana karakter konumunda. Jimmy karakterine hayat veren Segel dışında yıldız isim Harrison Ford ise Paul karakterini canlandırıyor. Jimmy bir sene önce eşini bir trafik kazasında kaybetmiş ve bunun yasını sürmekte olan bir terapisttir. Bu yas sürecinden çıkmak için artık çaba göstermek isterken, hem bu süreçte ihmal ettiği kızı ile ilişkisini düzeltmek zorundadır hem de sürekli gerilim yaşadığı ve kızına her daim destek olan komşusu Liz ile de buzları eritmeyi istemektedir. Liz rolünü Cougar Town dizisinde hayranlık duyduğum Christa Miller canlandıryor. Tabii Jimmy'nin sadece özel hayatını değil, işinde yaşadığı ve sürekli tatlı sert sürtüşmeleri olduğu patronu Paul ile iletişimini de düzeltmesi gerekmektedir. Paul özel hayatından pek bahsetmek istemeyen, Jimmy'nin kendini toparlaması için fazlası ile sabır gösteren ve hastalarının tedavisinde çok fazla empati kurmasından oldukça rahatsız olan huysuz ancak eski kurtlardan biri. Bu kadar çok zıt insanın bir arada olma çabası ve karakterlerin hayatlarını yoluna koyma gayretleri izleyene oldukça keyifli anlar yaşatıyor. Jimmy'nin her bölümde hastaları ile kurduğu bağ ve onlar için geliştirdiği ya da geliştiremediği yöntemler diziyi basit bir komedi dizisi olmaktan çok yukarıya çıkartıyor. Oyunculuk anlamında ise beni en çok etkileyen Jimmy'nin mesai arkadaşı Jessica Williams'ın canlandırdığı Gaby karakteri oldu. Enerjisi, açık sözlülüğü ve Jimmy'i bolca silkeleyişi ile diziye çok fazla pozitif hava katmış. Daha çok Childish Gambino sahne adıyla tanınan, ancak hayatlarımıza Community ve Atlanta dizileri ile de dokunan dahi adam Donald Glover'ın yaratıcısı olduğu Swarm, tek sezondan oluşan 7 bölümlük bir başyapıt. Mart ayı içinde Amazon Prime Tv'de yayınlanan dizi, ünlü bir şarkıcının takıntılı fanı olan Dre karakteri merkezinde gelişiyor. Dre karakterine ise Dominique Fishback hayat veriyor. The Deuce izleyenler belki hatırlarlar. Şu ana kadar çok fazla ön plana çıkmayan Dominique Fischback bu diziden sonra kolay kolay hafızalardan çıkmayacak. Diziye dönecek olursak, henüz izlemeyenler için basit bir fangirl dizisi algısı yaratacak olsa da olayın gerçek yüzü hiç öyle değil. Daha başlarken seyirciyi hikayede yer alan olay ve kişilerin kurgu olmadığı konusunda uyaran dizi, günümüzün ünlü divalarından birisini merkeze alıyor. Fandom kültürünü, sosyal medyayı da bol bol dahil ederek, basit bir müzik ikonuna bağlılıktan ziyade, Tanrısal tutku şeklinde ifade etmeye çalışılan dizide, izleyiciye daha ne kadar ileri gidebilir hissi gerilim dozu artarak sunuluyor. Yer yer gore sahneler barındıran dizi, izleyicilerin gerçekleşen bir cinayetin vahşetinden ziyade bunun nedenlerine ya da verdiği hazza odaklanmasını istiyor. İlk oyunculuk deneyimi ile konuk olarak katılan Billie Eilish ise oldukça göz kamaştırıcı bir performans sergilemiş. Henüz izlemeyenler bu sevimli görünümlü ancak gerilim yüklü diziyi kesinlikle kaçırmamalılar. Yapımcılığını Reese Witherspooun'un üstlendiği, başrolünde ise pek kıymetlimiz Kathryn Hahn'ın yer aldığı bir kitap uyarlaması Tiny Beautiful Things. Claire karakteri 50 yaşında geçmişin pişmanlıkları, hayal kırıklıkları, atlatamadığı travmalar ile mücadele eden bir kadın. 20'li yaşlarının başında annesinin kaybı, erkek kardeşinden uzaklaşma, eski bağımlılığı ve huzurevinde ilgilendiği yaşlılar... Tüm bunlara terapiste gittiği eş adayı ve ilgilenmek zorunda olduğu kızı da ekleniyor. Bu kadar yükün üstesinden gelebilecek gücü bir platformda takma isimle yazdığı ve insanların sorunlarına derman olmaya çalışarak bulmak istiyor. Dizi ülkemizde Disney+ kataloğunda yer alıyor ve tek sezondan oluşuyor. Yasın insan hayatına komple yayılan ve dönem dönem yüzleşmesi daha zorlaşan bir süreç olduğunu gösteriyor. Geçmişte yaşadığımız kayıplar, acılar, travmalar asla geçmez, ancak onlarla yaşamayı, barışmayı ve bu yükleri taşımanın yöntemini bulabileceğimizi bizlere gösteren bir dizi olmuş. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında geçen bu dizi, bu yılın en iddialı dramalarından. Beef gerek izleyiciden gerekse eleştirmenlerden tam not alarak bu seneye damgasını vuran dizilerden bir tanesi. Nisan ayı içinde Netflix platformuna eklenen dizi günden güne daha fazla kişiye ulaşarak izlenme oranını yukarılara çıkarmayı başardı. İntikam çiğ yenen bir yemektir mottosuyla sektöre pek havalı giriş yapan dizi, iki yabancının trafikte birbirlerine zorbalık yapmasıyla başlıyor ve günden güne birbirlerinin hayatını kabusa çevirmesini konu ediniyor. Beef'in başrollerinde Steven Yeun ve Ali Wong yer alıyor. 10 bölümlük tek sezondan oluşan bu dizi tartışmasız yılın ilk yarısının en çok konuşulan yapımı oldu. Kişisel hırslar, alt benliklerin ve geçmiş yaşanmışlıkların vermiş olduğu acı çektirme isteği ve bunun kontrolden yavaş yavaş çıkışını gözler önüne seren bu diziyi izlemeden bu seneyi bitirmeyin derim. Oyunseverlerin senelerdir oynayıp ve oynarken film tadı aldığı bu oyunun dizi uyarlaması ilk açıklandığı zaman birçok kişide heyecan uyandırdı. Konsol oyunları ile aramın pek iyi olduğu söylenmese de ben de diziyi merakla bekleyenlerdendim. Ocak ayı içinde ülkemizde BluTv tarafından yayınlanan bu dizi tüm dünyada izlenme rekorları kırdı. Genellikle oyunun temel yapısına sadık kalan dizinin bazı bölüm ve sahnelerde oyunun dışına çıktığı için fanları tarafından eleştiri yağmuruna tutulduğunu da belirtmek lazım. Tüm insanlığı yok etmekte olan bir virüs ile yalnız başına savaşmaya çalışan ve yakın zamanda kızını kaydeden Joel ile bu virüse karşı bağışıklık geliştiren, insanlığın umudu, 14 yaşındaki Ellie'nin hikayesi kısaca The Last of Us. Joel'in üstlendiği misyon, Ellie'yi aşı geliştirilmek ve insanlığı bu virüsten kurtarmak için sayıları azalan bilim insanlarına ulaştırmak. Ancak Joel kimseye güvenmemektedir. Ellie ile zamanla kurmuş olduğu baba-kız ilişkisi nedeni ile ona neler yapılacağını kestiremediği için insanlara aşı umudu olmak yerine Ellie'yi hayatta tutmayı ve onun sorumluluğunu almayı tercih etmektedir. İlk sezonu 9 bölüm olan dizinin bölüm süresi ise yaklaşık bir saat. Çok fazla aksiyon, gerilim ve kan sevenleri üzecek yapıda bir dizi olsa da oyuna sadık kalıp yarattığı atmosfer ile bu yılın yine en iyilerinden. Özellikle oyunun fanları tarafından çok fazla eleştirilip oyundan tamamen bağımsız olarak yaratılan 3. bölümün hikayesi dizinin genelinde benim de en beğendiğim bölüm oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bubituzak-moleküllerime-doldular/", "text": "İki farklı yol var. Yaşayarak öğrenmek. Keşfedip, mücadele etmek. Yaşayarak öğrenip sonra 360 derecelik bir kırılma yaşamak. Büyük risk. İnsan egosu için zıt bir temas. İki farklı dünyadan birinde zirvede olup ya yerim dünyanızı dedikten sonra paralel evrendeki ruhunuza adapte olmak. Neyse, şöyle ki: o yazıda Çilekeş'in evrildiğini, değiştiğini söylemiş ve bu konudaki memnuniyetimi dile getirmiştim. Yazının sonlarına doğru ise 4. albüm ile Çilekeş ismini terk edip, Histeri Çalışmalarını kullanacaklarını iddia etmiştim. Çilekeş dördüncü albümü için beklentimi çok üste çekti. Daha fazla progressive, daha fazla psychedelic, daha fazla deneysellik. Belki enstrümental şarkılar. Ambianslar. Beklentim bu yönde. 4. albüm hiç gelmedi ama başka türlü gelişmeler oldu. En çok dikkatimi çeken ise Görkem Karabudak'ın iyiden iyiye klavyesi ile bütünleşmesiydi. Başta Kara Orkestra ile içinde bulunduğu tüm projelerde bambaşka bir Görkem Karabudak izledik, dinledik. O güne kadar hep görüntüdeki birinci adamı arkada efsanevi işler yaparken görmek, onun derdinin ön planda olma arzusunda olmadığını hissettirdi hep bana. O her konserde aldı rakısını, geçti klavyesinin başına. Gür sakalları, ufacık boyu ile çaldı sadece. Kendi kurduğu aidiyetliğini en güzel şekliyle yaşamaya başladı. Tabii bir yandan da yerli, amatör gruplarında yanlarında durdu hep! Hiç unutmuyorum. Peyote'de Meriva ile sahne aldığımız gün soundcheck esnasında içeri girdi. O gün de Korhan Futacı ve Kara Orkestra'nın Ghetto konseri vardı. Tüm güler yüzüyle hepimizi selamladı, başarılar diledi ve çıktı. Aklımda öylesine samimi ve güzel bir görüntü var. Velhasıl kelam Görkem Karabudak'ın sahiden, gerçek bir müzisyen olduğunu ve iyi işler yaptığını düşündüm. Göz önünde olsun olmasın hep güzel işlerle uğraştı, uğraşmaya da devam ediyor. Bu beni kendi müzik hayatıma epey bir motive ediyor. Görkem Karabudak, Kara Orkestra'dan ayrıldığını duyurdu. Sebeplerini bilmiyorum. Üzüldüm. Sonra vardır bir bildiği dedim. Bu süreçte tabii konuyu getirmek istediğim yer Bubituzak ama ona ilerleyen satırlarda geleceğim. Bu süreçte kendine en çok dönen Ali Güçlü Şimşek sanırım. Onun tüm Çilekeş performansı zaten benim nazarımda hep üst düzey ve imrendiriciydi. Hatta kendisine ta! yıllar evel Myspace üzerinden hayranlığımı belirten bir mesaj yollamıştım. Bana o gün döndüğü cevapta ne demek istediğini çok daha iyi anlıyor ve o cümlelerin izlerini görüyorum. Ali Güçlü Şimşek kendi içinde kendine ait dünyanın müziğini yapan bir adam. Ne başka meselelerin, ne başka itelemelerin müziğini yapıyor. Çilekeş sonrası Görkem Karabudak'ın Kara Orkestra'ya yoğunlaşması sonrası bu ikili ne kadar bir araya geldi bilmiyorum. Bubituzak'ın Çilekeş ile bağlantısını da bilmiyorum. Ben sadece genel izlenimimi paylaşıyorum. Yarın yeni bir Çilekeş albümü çıkadabilir ama hissiyat olarak bu evrimin bir parçasıdır Bubituzak. Bubituzak, üç kişilik bir grup. Grupta Ali Güçlü Şimşek ve Görkem Karabudak'a Kreş'ten tanıdığımız, sevdiğimiz Emrah Atay eşlik ediyor. Uzay Yollar Taşlı albümü Pasaj'dan çıktı. Mike Nielsen'in kayıt ve prodüksiyon olarak içerisinde olduğu bir albüm olduğunu ayrıca belirtmek isterim. Albümün ilk izlerini aylar evvel, ismi o zaman Kulaç olan ama albümde ismi Kim Kime Kim olarak değişen şarkıyla gördük. İşte bu! dediğimi net hatırlıyorum. Sonra korsancılık oynayıp şarkıyı bir şekilde kaydedip, MP3'e çevirip aylarca dinledim. O şarkı tüm albümün ve evrimin yeni aşamalarını gösteriyordu. Histeri Çalışmaları'nda ciddi sayılabilecek bir kasvet vardı. Melodiler, düzenlemeler çok muntazamdı ama kasvetliydi. Bubituzak'ın şu anki hali ise yine aynı kalitede ama kasvetli değil. Daha başka bir havası var. Keyif alıp a-ha nidaları attırıyor mesela! Albümde biribirinden iddialı parçalar var. Hangisini koyarsanız koyun hit olur gibi. Albümü ve Bubituzak'ı şu an kendi bünyemizde heyecana sürükleyende bu. Sanki yıllardır hazırlanıyormuş ve sonunda patlamış gibi. Bu da dolayısıyla sonraki albüm üzerindeki beklentileri yukarı taşıyor. Albümde benim tekrar tekrar dinlemekten kendimi alıkoyamadığım parçalar şöyle: Bugün Dünya Tersine Dönüyor, Uzay Yolları Taşlı, Maytap, Talebe. Bu parçaları evde falan filan dinleyin ama esas dinlemeniz gereken kesinlikle uzun yolculuktur. Geçen hafta 1400 km yol yaptığımda arabada daha önce Bubituzak dinlememiş iki kişi vardı. Yanımızda bir sürü cd olmasına rağmen yol boyunca bağıra bağıra tüm albümü baştan sona söyledik. Bubituzak'ı bir de yolda deneyin yolların fatihi olun. Özetle albüm üzerine yazacak çok şey var ama şimdilik dinlemek daha keyifli!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bulent-ortacgilin-hikayesi-kitap-oldu-bu-su-hic-durmaz/", "text": "Bülent Ortaçgil'in hayatına ve müziğine dair merak edilenlerin yer aldığı ve Mahmut Çınar'ın kaleme aldığı Bu Su Hiç Durmaz kitabı İnkılap Kitabevi tarafından yayınlandı. Bülent Ortaçgil'in bir şarkı yazarı olarak birden fazla sayıda kuşağı etkilediği şüphesiz. Bugün kendi şarkılarını yazan, çalan ve söyleyen pek çok müzisyene kimlerden etkilendiğini sorduğumuzda aldığımız cevaplar arasında ilk sıralarda Ortaçgil'in ismine rastlıyoruz. Müzisyen ve yazar Mahmut Çınar'ın Bülent Ortaçgil ile söyleşilerini kaleme aldığı Bu Su Hiç Durmaz isimli kitapta ayrıca Sezen Aksu, Jehan Barbur, Banu Güven, Yekta Kopan ve Orhan Kahyaoğlu'nun Ortaçgil'e dair yazıları yer alıyor. Mahmut Çınar bu kitapta okuru, Bülent Ortaçgil'in çocukluğundan aile ilişkilerine, gündelik hayatından müzik çalışmalarına, içinde yaşadığı dönemin ve bugünün sosyal siyasal koşullarından gelecek tasavvuruna kadar bir nehrin akışını andıran hayat hikayesiyle buluşturuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/burada-muzik-var-konserleri-28-eylulde-basliyor/", "text": "ADA Müzik tarafından düzenlenen etkinlik serisi BurADA Müzik Var 28 Eylül tarihinde Moda Kayıkhane'de başlıyor. 28 Eylül'de başlayıp 7 Ekim'e kadar sürecek Ada Müzik Günleri'nde Moda Kayıkhane'de 9 gece boyunca, 2 farklı sahnede 27 ayrı performans içerisinde toplam 42 sanatçı yer alacak. 28 Eylül gecesi konser serisi Ezgi Aktan ile başlayacak etkinlik serisinde Grup Gündoğarken'in Vasiliki Papageorgiou'yu konuk edeceği konserinin ardından sahnede Birsen Tezer olacak. Aylin Aslım'ın da konuk olacağı Birsen Tezer'in sahnesinden sonra ilk gece Kolektif İstanbul konseriyle sona erecek. 29 Eylül Cumartesi günü ise Burcu Tatlıses, Bülent Ortaçgil ve Bulutsuzluk Özlemi sahne alacağı etkinlik serisinde Fazıl Say, Moğollar, Yeni Türkü, Mor ve Ötesi, Kesmeşeker, Jehan Barbur, Nekropsi, Hüsnü Arkan, Mehmet Güreli, Ezhel Barlas Tan Özemek, Bartu Küçükçağlayan, Gaye Su Akyol, Özge Fışkın, Gürol Ağırbaş, Jehan Barbur, Şenay Lambaoğlu, Güvenç Dağüstün ve daha birçok isim sahne alacak. Tüm etkinlik detaylarına şuradan, biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/burak-cihangirli-lansman-konseri-oncesinde-ilk-solo-albumunu-anlatti/", "text": "Yerli müzik sahnesinde çeşitli projelerde aktif olarak yer alan yetenekli caz davulcusu Burak Cihangirli'nin geçtiğimiz temmuz ayında yayınlanan ilk solo albümü End of the Dreamsin albüm lansman konseri 13 Eylül Perşembe akşamı Nayah'ta gerçekleşecek. Cihangirli'nin rüyalarından olduğu kadar elektronik müzikten de beslenen ve sekiz parçadan oluşan albümün lansman konserinde Burak Cihangirli'ye sahnede Deniz Özçelik, Ekin Bilgin, Volkan Ergen ve konuk müzisyen olarak Burak Küçük eşlik edecek. Geniş bir zaman sonucunda var olmuş olan görebildiklerimi ve görmeye çalıştıklarımı bildiğim bir dil ile anlatmaya karar vermem, şu an sonuç olarak adlandırdığım durumdan daha hızlı gelişti ve bu projeye emek veren güzel insanlar sayesinde de hayat buldu! Bu albümde ilk dört parça arka arkaya rüyalarımdan bahsediyor. Rüyaları anlatmayacağım; çünkü parçalarda yeterince detay var ve bunların kafanızı şişireceğine inanıyorum. Ardından Absolution geliyor, bu parçada çok değerli ve usta müzisyen Volkan Ergen'i darbuka ve tabla çalarken duyabilirsiniz. Bir sonraki hikayemiz Circle Of The Lights; kurgusal bir gezegen düşünün... Sevgi ile beslenen bir gezegen ve sizin sorumluluğunuz ise sevgiyi üretmek ve yaymak. Sevgiyi üretmek için tek ihtiyacınız kendiniz! Bu hikayeyi sadece hatırlatmak için koymak istedim kendime ya da dinleyen herhangi birine. Ardından son iki parça için çok sevdiğim, desteğini hiç esirgemeden gösteren değerli müzisyen Burak Küçük'e çok teşekkür ederim. Burak ile beraber önce Expression çaldık up tempo swing eşliğinde ve en son olarak End Of The Dreams... Bu hikayede kötü olan her rüyayı bitirmek için çaldık yine tekrar Burak Küçük ile, umarım da öyle olur herkes için. Son olarak Yunus Dölen'e çok teşekkür ederim çok güzel kayıtlar aldığı için; ve Burak Arda Özgül'e bu güzel kayıtları yaptığı mix ve mastering ile daha da güzel hale getirdiği için. Burak Cihangirli ayrıca Önder Focan Trio ve Nilüfer Verdi Quartet'in yanı sıra Dolunay Obruk Band, Ceyda Köybaşıoğlu, Baturay Yarkın Trio ve Volkan Ergen ile de çalışmalarına halen devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/burak-yesildurakin-solo-projesiyle-ikinci-teklisi-yayinda/", "text": "Journers grubuyla tanıdığımız Burak Yeşildurak, solo projesiyle Sessizce Kaybolur adlı ikinci teklisini yayınladı. Solo projesiyle ilk olarak geçtiğimiz aralık ayında yayınladığı Karşı Kıyı parçası sonrasında Burak Yeşildurak, yeni teklisini yayına aldı. Parçanın kapak fotoğrafı olarak da kullanılan fotoğraf aslında parçanın hikayesini de oluşturuyor. Parça, Burak Yeşildurak'ın 4-5 yaşlarında sahilde çekilen fotoğrafından esinlenmesi sonucu ortaya çıkmış. Şarkının bestelenmesi sonrasında, bir gün duvarında asılı duran bu fotoğrafa gözü takılan Burak, 1993 yılına dönüp o sahildeki anılarına gömülmesi sonucunda art arda dökülen kelimelerle birlikte sözlerini yazıp parçayı tamamladığını belirtiyor. Western ile Anadolu melodileri arasında gezinen parça, nostaljik synth melodileriyle birlikte genel olarak romantik gamlarda yürüyor. Burak Yeşildurak'ın solo projesiyle yayınladığı ikinci teklisi Sessizce Kaybolur dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/buralardan-geliyor-deeperise-move-on-ft-jabbar/", "text": "Farklı türlere sırtını dayayan ve bunu yurt dışındaki örnekleri göz önünde bulundurarak, hakkıyla yapan bir çok isim var. Her birimiz bu isimleri, bize yakın gördüğümüz türleri dinliyoruz ve üretmelerinden de bir hayli mutluyuz. Tabii karşımıza çıkanlar haricinde atladıklarımız ya da dinleme şansı bulamadıklarımız da oluyor. Ama bazen de yakalıyoruz, daha doğrusu o isimler bizi bir yerlerde yakalıyor! Deeperise da bu isimlerden biri. Mahlasına bakınca bir an Türkiye'den mi diye sorduysanız hemen yanıtlayalım, evet! Deeperise ilk olarak 2017'nin Mayıs ayında Raf şarkısını yayınladı. Tüm dijital müzik ortamlarından ulaşılabilen şarkının Haziran ayında ise Move On ismi ile İngilizce versiyonu yayınlandı. Benim için hakikaten İngilizce versiyonu çok daha akıcı. Türkçe versiyonu da dikkat çekici ancak Move On çok daha başarılı geliyor kulağa. Vokal, şarkının sözlerini yazan ve müziğini de yapan Jabbar. Aranjesi ise Deeperise 'a ait. Ayrıca şarkı için çekilen video klibin gerçekten başarılı bir iş olduğunu belirtmeliyim. Move On Raf dinlenmek, Evren Arasıl'ın yönettiği klip de seyredilmek için sizleri bekliyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/burcu-tatlıses-ilk-albüm-lansman-konseriyle-yarın-babylonda/", "text": "Bugüne dek Funda Arar, Mustafa Ceceli, Fatih Erkoç, Zuhal Olcay, Yıldız Usmonova, Nilgül Göknur ve Esma Er gibi isimlerin albümlerinde 40'dan fazla şarkı sözüyle yer alan Burcu Tatlıses, kendine özgü dili ve şarkılarıyla ilk albümü Güzel Kokuyorum'la birlikte Pop'a yeni bir tanım getiriyor. Albümünde Mabel Matiz, Emre Aksu, Cihan Murtezaoğlu gibi sanatçılarla çalışan Burcu Tatlıses'in söz ve besteleri tamamen kendisine ait albümünde ilk kez bir Baba Zula parçası, Bir Sana Bir De Bana yeniden yorumlanıyor. Geçtiğimiz günlerde çıkan bu ilk albümün ilk konseri ise 14 Nisan Salı günü Babylon sahnesinde gerçekleşecek. Albümde yer alan AY adlı parçaya çekilen yepyeni video klip için de sizi hemen aşağıya alıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/burcu-tatlıses-sevgi-ağacın-gölgesinde-kalsa-da/", "text": "Yeni yeni öğreniyorum. Kendisinin cahiliymişim meğersem. Burcu Tatlıses aslında hep kulağımızın dibinde seslenip durmuş bize. Geçmişinde Funda Arar, Zuhal Olcay, Ziynet Sali ve Fatih Erkoç gibi isimlere verdiği şarkılarla hayatımıza sürekli ortak olmuş. Güzel Kokuyorum ismini verdiği albümünde, altı çizilesi sözlerle dolu çok güzel şarkılar var. Dinlerken sürekli, hayda! kim sebep oldu bu şarkıya diyip kızdım. Şarkı yapmak, yazı yazmak hakikatten özel ve güzel bir durum; hiç itirazım yok. Ben de o belaya bulaştığımdan biliyorum. O yüzden bu şarkıların derinliği içinde, kendimi üzülürken buluyorum. İyi sözcüklerin varlığına taktım son zamanlarda. Küfürlü, kibirli, acımasızca kurulan kötü sözcükler insanların dilinde tüm konforuyla yaşarken, o güzel sözcükler sersefil yaşam sürüyor. İnsanlar, karşısındaki kişiye iyi bir şey söyleyeceği zaman susar oldu. Belki de hep böyleydi. 30 yıllık geçmişim kadarını biliyorum. Sonra dönüp onca yazara, şaire bakıyorum; iki kelimeyi bir araya getirebilse yazmazdı belki diyorum. Biz şarkıyı 3 dakika dinleyip kapatıyoruz ama o sözcükleri duyan, önemseyen olsaydı böyle mi olurdu? En fazla biz böyle şarkılardan mahrum olurduk. Şahsen ben mahrum olmayı isterdim. Ruhunun güzelliğini, kalbinin naifliğini bir şarkının içine, noktadan önceki sözcüklere gizlemiş kadının, kadınların ya da adamların gülümsemesini daha çok isterdim. Sevdiğimadam albümde olmayan bir şarkı. Bu şarkıda diyor ki; bi' mutluluksa bin hüzündür / biraz ılıksa hep hazandır / yine de o benim sevdiğim adamdır... Siz en son hangi kadının bu kadar cesurca sevgisini gösterdiğini gördünüz? Vereceğim örnek benim için -sık yazdığım için- tekrara girecek belki ama kabul etsek de, etmesek de insanlar mükemmel varlıklar değiller. İnsanlar aşık olunca birbirlerinden kusursuz davranmalarını istiyor ya, işte bunu anlamıyorum. Karadeniz'in coğrafi yapısı yol için, hava alanı için kusurlu. Zira seven kişi, Karadeniz'in bu durumunu kusur görüp yargılamadı hiçbir zaman. Varlığını sorgulayıp, doğadan nefret edince insan onu da bozmanın yollarını pek güzel buluyor. Tıpkı aynı insanlar suni sevgilerin gölgesinde, sevdiği adamlarda/kadınlarda yapmayı arzuladıkları şey gibi... Bu şarkının içinde insanın içindeki o doğal, olağan hali keşfetme durumu var. Kusurlarımızın, eksikliklerimizin sevme meselesinde önem arz etmediğini anlatıyor. Kaktüse dikenleri olan, can yakan bir şey olarak değil de, bir çiçek olarak bakabilme hassasiyetini anlatıyor. Yeni bir konuyu sorgulayabiliriz. Aklımın kılıcı kalbe değmediğinden diyor sevgili Burcu. Akıl ve kalp klişeli romantizm kasmayacağım. Korkmayın. Akılcı yaklaşımların her zaman arkasındayım. İnsan aklını her alanda, her durumda kullanmalı. Mesela, sorgulayalım derken de bunu kastediyordum. Sahiden, bir kadını/adamı severken neyi göz önünde tutuyorsunuz? Kafalarımızda bize ait olmayan, kültürlerin, dinlerin, ön yargıların illetinde yaratılan imgelerle mi aşktan söz ediyorsunuz, yoksa şu yukarıda yazdığım, ya da sevgili Burcu'nun şarkılarında anlattığı gibi; salt bir şekilde mi aşktan söz ediyorsunuz. Kendi tecrübelerim, başka hayat gözlemlerim hepsi dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor. Bir şey olmam gerekiyor... sonra sevebilir, sevilebilirim. Eğer bir şey olabilirsek işte o zaman gönül rahatlığıyla acı verme hakkımız da oluyor çünkü. Zira, bir avuç insan hala, aklının kılıcını kalbe değdirmedi... Seviyor; deli olmalılar! Albümüne ismini veren şarkı da yine naifliğini koruyor ama biraz isyan da ediyor. Doğadaki her şey, insan vücudu bile çürümeye mahkum. Kaçış yok. Zira, bugün ortaya koyduğumuz iyi niyetler, güzel hayaller ve bunların uğruna sarf edilmiş her eylem öz barındırır. Öz, çürümez ve bozulmaz. Sevgili Burcu'nun dediği gibi, güzel kokuyorsa hep güzel kokar. Bu şarkıda pek güzel ifade etmiş bu durumu. Yazıyı noktalama vakti geldi. Cihan Mürtezaoğlu'nu yoğun şekilde hissettiğimiz İnci Gece şarkısıyla sizi Burcu Tatlıses ile baş başa bırakayım. Ulan derken; Sadri Alışık gibi, naif bir dille yazdım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/bushtan-album-habercisi-yeni-tekli/", "text": "Bush, BMG etiketli 2022 tarihli son stüdyo albümleri The Art Of Survival sonrasında Greatest Hits albümünün habercisi Nowhere To Go But Everywhere isimli yeni teklisini yayınladı. Britanya topraklarından çıkan ve grunge, post-grunge akımların bu coğrafyadaki önemli temsilcisi olan Bush, yakın zamanda 21 şarkıdan oluşan Greatest Hits albümü öncesinde, Bush'un bilinen gitar distortion seslerini duyarak kendimizi iyi hissettiğimiz bu teklisi ile Bush severleri üzmemiş durumda. Erken dönemlerinde, yakaladıkları başarının arkasında Nirvana etkisini hissetmiş olsak da bu durumun onları sevmemiz olumsuzetkisi olmayan grup, yaklaşık 20 yıldır yollarına başarılı şekilde devam ediyor. Gavin Rossdale, etkileyici bariton vokali ile şarkıya çok sağlam bir imza atmış. Güçlü arka vokaller, bilinen ama tam yerinde kullanılmış kısa gitar riff'ler ile birleşerek şarkıyı oldukça başarılı hale getirmiş. Tüm post-grunge sevenlere dinlemelerini tavsiye ediyorum. - Swallowed Razorblade Suticase, 1996 - Machinehead Sixteen Stone, 1994 - The People That We Love, 2021"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/buyuk-ev-ablukadadan-yeni-tekli-yangin-akvaryum/", "text": "Büyük Ev Ablukada'nın yeni albümünden ilk tekli Yangın Akvaryum yayında. Büyük Ev Ablukada en son 2015'te bir videoyla tanıttığı Fırtınayt albümünü 2017'de yayınlamıştı. 2017'den beri gerçekleştirdikleri her performansın üstüne ekleyerek 2022'nin Nisan ayında üç gün üst üste Mutsuz Parti konseptine son vermişlerdi. Şimdi ise Defansif Dizayn'ın sonbahara doğru bizlerle olacağını açıklayan Büyük Ev, albümlerinden ilk şarkıyı yayınladı: Yangın Akvaryum. Büyük Ev Ablukada'nın konserlerinin her zaman bir konsepti olduğunu biliyoruz. Defansif Dizayn da bir albümden öte aslında yepyeni bir konsept. Bu albümün habercisi olan ilk şarkı Yangın Akvaryum 7 dakika 22 saniyelik bir şarkı. Şarkının girişinde bizi coşkulu bir melodi karşılıyor ve biraz ilerde ise Bartu Küçükçağlayan'ın fısıltılı vokalleri giriyor. Yangın Akvaryum Bartu Küçükçağlayan ve Mert Üçer'in kaleminden çıkıyor. Korhan Futacı, Taşkın Akarsu, Okan Akbaş, Maikel Brina Utra, Güneş Karaduman ve Ertan Şahin üflemeli çalgılarda şarkıya eşlik ediyor ve üflemeli aranjmanı ise Tümer Uluçınar tarafından yapılıyor. Albümün prodüksiyonunda Büyük Ev ile çalışan Can Güngör'e bu şarkıda Afrodisman Salihins eşlik ediyor. Mastering'de Ahmet Gökhan Coşkun, mikste ise Baran Göksu bulunuyor. Yeni konseptleri hakkında bize fazlaca ipucu veren kapağı ise Wiseslang imzalı. Büyük Ev Ablukada'nın yeni teklisi Yangın Akvaryum'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/byzantion-fest-5-burgazadada/", "text": "Burgazada Cennet Bahçesi, başta Taner Öngür olmak üzere, güzel işleri herkese ulaştırmak isteyen insanlarla, her sene, keyifli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Ürettiklerini sergilemenin ve güzel işlerle buluşmanın çok keyifli olduğu Cennet Bahçesi'nde bu sene, 11 Haziran'da Paradisos Sessions 2016 başlayacak. Byzantion Fest #5'i de 18 Haziran'da izleyebileceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/büyük-ev-ablukadanın-uzatmalı-sevgilisi-fırtınayt-yayınlandı/", "text": "Büyük Ev Ablukada diye bir grup var, dinledin mi? sorusuyla, 2008'de hayatımıza giren Büyük Ev Ablukada, 2012'de yayınladığı ilk stüdyo albümü Full Faça'dan sonra, hiç gelmeyen sevgiliyi bekler gibi beklediğimiz Fırtınayt'ı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Fırtınayt, Güneş Yerinde'yle başlıyor ve sizi direkt olarak kendi dünyasına davet ediyor. Daha sonra çok sevdiğimiz Evren Bozması başlıyor ve Büyük Ev Ablukada'yı ne kadar özlediğimizi hatırlıyoruz. Arayan Bulur ve Hayaletler'in yeni düzenlemelerini çok seviyor, Benim Kafam Siktirmiş Gitmiş'i konser dışında da dinleyebiliyor olmanın heyecanını yaşıyoruz. İhtimallerin Heyecanına Üzülüyorum'la albümü kapatıyoruz. 9 şarkılık enfes bir albümden sonra konser takvimlerimizi açıyor, sıradaki Büyük Ev Ablukada konseri için beklemeye başlıyoruz. Lafı çok uzatmayalım ve Fırtınayt'ı aşağıya bırakalım. Dinleyin! Bu arada Büyük Ev Ablukada Fırtınayt albümüyle 14 Ekim Cumartesi Babylon sahnesinde yer alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/c-fyah-reggae-etkinliklerinin-potansiyeli-her-zaman-belliydi/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşecek interaktif müzik etkinliklerinin üçüncüsü Deniz Tekin ile Hamurdan Heykelcikler + C Fyah DJ Set olacak. 21 Kasım Salı akşamı Deniz Tekin'in akustik bir performans sergileyeceği konserin hemen ardından lounge alanında kabin C Fyah'a emanet olacak! Uzun senelerdir Nayah'nın Müzik Direktörü ve Resident DJ'i olarak tanıdığımız C Fyah'nın temel olarak reggae ekseninde yoğunlaşan setleriyle tanışmanızı istiyoruz. Etkinlik öncesinde C Fyah sorularımızı yanıtladı. En basit haliyle sevdiğim şarkıları daha iyi bir ses sisteminde dinleme isteği ve arşivciliğin birleşmesiyle başladı galiba olaylar. Bu aralar reggae, dub tarzı sound'ları duyma ihtimali biraz daha artmış durumda. Yıl 2011-12 gibiydi, biz de Nayah'da pazar günleri Homegrown Sundays diye bir etkinlik yapıyorduk; King Seroman ve Naranjaman ile beraber yumuşak yumuşak bol groove'lu roots reggae ve dub çalıyorduk. Baktık insanlar da gelip eğleniyor, sonrasında da gelen olumlu tepkiler ve Nayah'nın ortamı kapıları açtı sanırım. Aslında uzun süredir Kadıköy'e de bir Nayah yakışacağını düşünüyorduk ve aramızda konuşuyorduk. Kadıköy'de de kısa sürede reggae community toplandı ve sıcak ortamımız oluştu. Hatta yeni yerimizde merdiven de olmamasının avantajıyla reggae dinleyenler ve müdavimler daha sık gelir oldu. Bu da bir yandan Nayah'nın reggae'nin kalesi olma özelliğini pekiştirdi aslında. Şu sıralar yine hafta sonu ve çarşamba partileri devam ediyor. Aynı anda bir altyapı çalışması da söz konusu, bir aksilik olmaz ise 2018'de daha aktif ve dinamik bir Nayah bizi beklemekte. Bu aralar Beton Orman'ın da aktifliğiyle reggae partileri çoğaldı ve çeşitli mekanlara, şehirlere yayıldı. Ben de mümkün olduğunca kolektifin içinde kalarak Beton Orman aktivitelerinde yer almaya çalışıyorum. Hatta 18 Kasım Cumartesi Mert Canka ile beraber Beton Orman'ın bir Eskişehir etkinliğinde sahnede olacağız. Onun dışında Moda Kayıkhane ile arada projelerimiz oluyor, orada da yine reggae ağırlıklı olmak üzere gecenin konseptine uygun setler çalıyorum. Ayda bir de Nayah'nın karşı komşusu Rock N Rolla'da bambaşka bir tarzda, nu metal ağırlıklı alternatif bir set yapıyorum, bana da değişiklik oluyor. Bir de old school hiphop durumları var, eskiden daha sık yapardık, şimdilerde iki ayda bir falan oluyor ama 10 kaplan gücünde geçiyor hepsi. Son olarak Sattas'tan Mert Fehmi Alatan ve Sami Dönmez ile beraber kafamızda işin içine enstrümanların da dahil edileceği bir şeyler var. Aslında geçen sene Fehmi ile beraber ufaktan başlamıştık, bir aksilik olmaz ise onu da aralık ayı itibarıyla aktifleştireceğiz. Dışarıdan bakıldığında genel hatlarıyla İstanbul gece hayatında eskiye oranla bir düşüş ve negatif hava söz konusu. Beton Orman bu tarz bir atmosferde reggae ruhuna yakışanı yaptı ve işin pozitif tarafından bakmayı başardı bence. Öte yandan işlerin Kadıköy ve Beşiktaş gibi daha 'hood' havasındaki semtlere kayması Beton Orman'ın uzmanlık alanı olan underground etkinliklerin kapısını da açtı. Bence reggae etkinliklerinin her zaman potansiyeli belliydi ama Kadıköy'de doğru zamanda doğru kitleye ulaşınca level atlanmış oldu. Etkinliklerin artışı, kalitesi ve iyi gitmesi reggae müzikle ilgilenen kişi sayısını da artırdı. Bu ikili bir döngü oluşturarak kendini tekrar ettikçe süreç pozitif yönde gitmeye devam edecektir. 2012'deki Rototom Sunsplash Festivali'nin yeri benim için çok başka, oradan bir performansı öne çıkarmak gerekirse seçimim o zamanki adıyla Dub Station sahnesinde izlediğim Jah Shaka'nın performansı olur. 6 tane devasa soundsystem, açık hava ve 60'lı yaşlarındaki Jah Shaka'nın akşam 22:00 sularında başlayıp sabah 7:00'ye kadar devam eden ritüel havasındaki performansı. Üçüncü olarak da 2014'te jungle ve drum 'n' bass tarzlarına sarma sebebim olan Moskova'daki ufak bir underground kulüpte gerçekleşen lokal DJ ve MC'lerin yer aldığı drum 'n' bass partisi diyebilirim. Hatta onlardan ikisini daha sonra Nayah'da da misafir ettik. Deniz Tekin ile Hamurdan Heykelcikler + C Fyah DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cage-the-elephantin-yeni-albumunden-ilk-sarki-yayinda/", "text": "Kentucky çıkışlı grup Cage The Elephant, 19 Nisan tarihinde Social Cues isimli yeni albümünü yayınlayacağını, yeni single'ı Ready To Let Go ile duyurdu. 2006 yılında kurulan Cage The Elephant, beşinci stüdyo albümü Social Cues'u yayınlamaya hazırlanıyor. 2015 yılında yayınladığı stüdyo albümü Tell Me I'm Pretty ve 2017 yılında yayınladığı konser kayıtlarından oluşan Unpeeled albümü sonrasında 19 Nisan tarihinde yayınlanması planlanan Social Cues albümünden ilk parça Ready To Let Go ise video klibiyle birlikte paylaşıldı. 19 Nisan tarihinde yayınlanacak Social Cues albümünün şarkı listesini ve albüm kapağını ise aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/caglan-tekilin-ardindan-toplandik-sarkilarda/", "text": "Sevgili dostumuz Çağlan Tekil'e son görevimizi yerine getirmek ve birbirimize destek olmak üzere bir araya gelme imkanımız olamadı. Zamanı geldiğinde en uygun koşullarda anısına toplaşacağız, biliyorum. Evlerimizde durmamız gerektiği şu dönemde ancak ruhumuzu serbest bırakıp sosyal medya üzerinden acımızı paylaşabildik. Ulusal medyada ve müzik sitelerinde yayımlanan başsağlığı mesajları ve ardından yazılarının içinde kaybolup kaybımızın zamansızlığına bir kez daha haykırdık, radyoda arkadaşlarının çaldığı şarkılarla yasımızı en derinden tutarken. Çağlan'ın bire bir temas ettiği, haber yaptığı, duyurduğu, tanıttığı, yeniden bir araya getirdiği, sahnede görmekten mutlu olduğu, üzerine kalem oynatmayı sevdiği, arkadaşlarıyla birlikte veya tek başına iken dinlemekten keyif aldığı bilinen isimleri sıralarsam nasıl bir çalma listesi çıkar ortaya diye hayal etmekten alıkoyamadım kendimi bu yas günlerinde. Ortaya 2 saat 51 dakikalık bu kampsamlı karışık liste çıktı geçen hafta sonu. Çağlan için önemli ve değerli bazı isimleri Spotify'da yer almadıkları için ne yazık ki ekleyemedim. Gönlümüzdeler. Toplam 40 isimlik listeyi tekrar tekrar dinlediğimde, bunu bilgisayarımda saklamanın bencillik olacağını hissettim dostlar. Çağlan'ı böyle uğurlamak ve anmak istedim. Hep o bize çaldı. Bu kez biz onun için çalalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cagri-sertel-yeni-albumunden-tepemsultan-adli-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Sahnede birçok isme eşlik eden; prodüktör, aranjör, besteci ve piyanist Çağrı Sertel, solo projesiyle yayınlayacağı multiverse albümünden Tepemsultan adlı ilk teklisini dinleyiciyle buluşturdu. Çağrı Sertel'in pandemi sürecinde tasarlamaya başladığı, kendine özgü beste dünyasını elektronik sound dünyası ile birleştirdiği yeni solo projesi multiverse ile ilk teklisi Tepemsultan'ı Space Goats etiketiyle 20 Kasım tarihinde yayınladı. Sonic Boom, Korhan Futacı, Derya Türkan gibi isimlerin yanı sıra Murat Boz, Yalın, Nil Karaibrahimgil gibi isimlere de sahnede eşlik eden Çağrı Sertel, 2017 yılında yayınladığı ilk albümü Instant'ın ardından hazırlandığı yeni albümü multiverse'den kayıtlarını dinleyiciyle paylaşmaya başladı. Müziğini anlık değişimlere uğratabildiği ve bu değişimi yönetebildiği bir dünya yaratmayı amaçlayan Çağrı Sertel; analog synthler, drum machineler, elektronik keyboardlar ve akustik piyanodan oluşan özel bir kurgu oluşturdu. Kendi yazdığı beat'lerin üstüne, akustik piyanodan çıkan sesleri effect pedallarından geçirerek kendi sound'unu oluşturan Çağrı Sertel, önümüzdeki günlerde yarattığı multiverse dünyasından teklilerini paylaşmaya devam edecek. Albümünün ilk teklisi 'Tepemsultan'ın mix'ini Çağrı Sertel ve Feryin Kaya birlikte üstlenirken; mastering'i Feryin Kaya, kapak çalışması ise Esat Berke Vargün imzası taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/calexicodan-yeni-albüm-edge-of-the-sun/", "text": "En son 2012 yılında çıkardığı Algiers ve akabinde yayınladığı canlı kayıt albümü Spiritoso sonrasında yeni stüdyo albümü Edge of The Sunı 2015 Nisan ayında çıkartacağını açıkladı. Albümün yapımcı koltuğunda ise Neko Case ve DeVotchKa gibi isimlerle çalışmalar yapmış olan Craig Schumacher bulunuyor. Bu yeni albümden çıkan ilk single ise Cumbia De Donde adlı şarkıya geldiğini de belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/camel-istanbula-geliyor/", "text": "Progressive rock'ın en büyük temsilcilerden Camel, 27 Mayıs 2023 tarihinde Volkswagen Arena'ya geliyor! Bu albümle istedikleri başarıyı elde edemeyen Camel 1974 yılında daha sonra onları gelmiş geçmiş en iyi progressive rock grubu olarak aday gösteren, müzik listelerinde üst sıralara taşıyacak olan Mirage albümünü yayınladı. Mirage'ın yayınlanmasının ardından Amerika'da 3 aylık bir turneye çıkan topluluk, üçüncü albümlerini Paul Gallico'nun romanından esinlenerek The Snow Goose adıyla 1974 yılında piyasaya çıkardı. Bu albüm Camel'ı kitlelere tanıtırken, müzik dünyasındaki yerini de sağlaştırmış oldu. İngiltere müzik listelerinde ilk 30'a giren albüm, senfonik rock için bir başyapıt olarak kabul edildi ve müzik basını tarafından yerlere göklere sığdırılamadı. Ülkemizde oldukça geniş bir hayran kitlesine sahip olan efsanevi grup Camel, tarihler 27 Mayıs 2023'ü gösterirken Volkswagen Arena'yı ziyaret edecek. Etkinliğin biletleri ise çok yakında satışa olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-dedeoğlundan-ikinci-dört-mis-gibi-bir-yolculuk/", "text": "Dört şarkılık bu şahane albümle şöyle mis gibi bir yolculuğa çıkmaya hazırlanın, ister çayınızı demleyin, ister soğuk bir bira açın, isterseniz okula, işe giderken takın kulaklıklarınızı ve basın Çal tuşuna. Albümün giriş şarkısı olan Gün Gelir ile Dedeoğlu'nun güzel sesiyle tanışıyor olacaksınız. Evet, geçmiş olsun, artık sürekli dinlemek isteyeceğiniz bir ses ile tanıştınız. Sakin ve kuytu bir köşede dinlemekten keyif aldığınız şarkılar vardır. Bu şarkı da tam olarak o listenin en tepelerinde kendine çok sağlam bir yer edinecektir. İkinci şarkı olan İşim Bitti ile bambaşka bir yere gidiyoruz. Misler gibi Türkçe sözlü Blues şarkısına merhaba diyelim. Gerçekten abartısız belirtmeliyim, muazzam olmuş İşim Bitti... Uydurmasyon yapmam söz konusu değil. Bilgi Music Label etiketi ile yayınlanan İkinci Dört albümünün prodüksiyon ve düzenlemesi Can Dedeoğlu'na ait. Yardımcı prodüktörlüğünü, miksajını ve kayıt mühendisliğini Can Yurttagül üstlenirken, Adham Farid de diğer kayıt mühendisi olarak yer alıyor albümde. Mastering Güven Ersoysal tarafından yapılırken kapak tasarım da Berke Coşku'na ait. Albümde Can Dedeoğlu ile birlikte yer alan müzisyenler ise; Mert Can Bilgin, İpek Ektaş, Cem Çatık ve Can Yurttagül."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-gungor-bu-sular-derin-parcasina-yeni-klip-yayinladi/", "text": "Can Güngör, ikinci albümü Sular Darın sene-i devriyesinde özel bir kliple karşımızda. Can Güngör; sözü, müziği ve düzenlemesinde kendi imzasını taşıyan Bu Sular Derin'in klibini yayına aldı. Sony Music etiketiyle yayınlanan ve 15 şarkıdan oluşan albümün klasikleşmeye aday şarkılarından Bu Sular DerinI kliplendiren sanatçı, bu kez zihinlere kazınan çarpıcı video klipleriyle tanınan Fatih Kızılgök yönetmenliğinde, sinematik bir anlatıma bürünüyor. Koreografisini Çıplak Ayaklar Kumpanyası'ndan Mihran Tomasyan'ın üstlendiği video çalışmanın dansçı/oyuncu kadrosunda Defne Uluer ve Selim Cızdan yer alıyor. Görüntü yönetmenliğini Muratcan Gökçe'nin gerçekleştirdiği klip, ilişkilerde insanın kendi merkezinden, bir başkasının merkezine ne kadar uzanabileceğine dair sorgulamaları görselleştiriyor. Can Güngör'ün Bu Sular Derin klibi sanatçının youtube kanalında yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-gungorden-yeni-album-oncesi-ilk-tekli-teselli/", "text": "2015'te yayınladığı Silik Düşler albümünü defalarca baştan sona dinlediğimiz, her şarkısında kendimizden bir şeyler bulduğumuz Can Güngör, yakında yayınlanacak yeni albümünden ilk single'ı paylaştı; Teselli! 2016'nın son aylarında yayınladığı Yalnız Ölmek şarkısıyla belirli bir kitlenin odağından çıkarak birçok kişi tarafından dinlenilmeye başlanan Can Güngör'ün yeni şarkısında, hem hüzün hem de umursamazlık var. Dinlemeye başladığınız anda, en azından hayatınızın bir döneminde kendinizden bir şeyler bulduğunuzu ya da bulacağınızı biliyorsunuz. Teselli'de söz ve müzik, düzenleme ve birçok enstrümanın icrası Can Güngör'e; şarkının miksi ve mastering'i ise Emre Malikler'e ait. Şarkının kayıtları, sanatçının Nilipek'le ortak olarak kurduğu Şen Bakkal Stüdyoları'nda Umut Çetin tarafından gerçekleştirildi. Kapak tasarımında ise Hare Sürel'in illüstrasyonu bulunuyor. Lafı çok uzatmadan Can Güngör'ün Teselli'sini aşağıya iliştirelim. Yeni albüm öncesi hepimizin tesellisi olsun! Ayrıca Radyo Kanyon'da Can Güngör'le gerçekleştirdiğimiz sohbeti buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-gungorun-ikinci-albumunden-yeni-single-disarda-kis/", "text": "Can Güngör'ün yayınlayacağı ikinci stüdyo albüm Sular Dardan yeni bir single daha geldi. Yeni albümden ikinci parça Dışarda Kış şimdi yayında! 2015 yılında yayınladığı ilk stüdyo albümü Silik Düşler ve 2016 yılında yayınladığı Yalnız Ölmek isimli single sonrasında hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaşan Can Güngör, bu yıl içerisinde yayınlayacağı ikinci stüdyo albümü Sular Dar'dan yeni parçası Dışarda Kış'ı Sony Music etiketiyle paylaştı. Geçtiğimiz nisan ayında albümden yayınladığı Teselli parçası sonrasında Can Güngör, çıkış tarihi netleşmeyen yeni albümünden bir parça daha paylaşarak bekleyişimizi devam ettiriyor. Kayıtları, Nilipek'le ortak olarak kurduğu Şen Bakkal Stüdyoları'nda Umut Çetin, Can Aydınoğlu ve Can Güngör tarafından gerçekleştirilen parçanın sözü, müziği, düzenlemesi ve birçok enstrümanın icrası Can Güngör'e, miksi Emre Malikler'e, mastering'i ise Ahmet Gökhan Coşkun'a ait. Ayrıca elektrik gitarda Can Aydınoğlu, perdesiz elektrik basta Ozan Kısaparmak'ın eşlik ettiği şarkının geri vokallerinde ise Melike Şahin yer alıyor. Kapak fotoğrafı Aylin Güngör'e ait olan single'ın kapak tasarımında ise yine Can Güngör ismini görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-gungorun-yeni-albumu-sular-dar-ile-anilar-ortaya-dokuluyor/", "text": "Can Güngör'ün yeni albümü bugün yayınlandı. Silik Düşler'den 5 yıl sonra gelen ikinci albüm Sular Dar, beni fazlasıyla mutlu etti diyebilirim. Zira Silik Düşler'i özellikle 2016 ve 2017 yıllarında o kadar dinledim ki o dönemde yaşadığım iyi-kötü her anın soundtrack'i Can Güngör'e aitti. Kimi zaman bindiğim bir takside duyuyordum şarkılarını, kimi zaman yağmurlu bir havada dalgın dalgın yürürken Can'ın sesi eşlik ediyordu bana. Durum böyle olunca insan Yeni gelen albüm nasıl olacak acaba? Bir öncekini yakalayabilecek mi? diye düşünüyor. Şimdi kendimi vererek dinlemediğim, çalışırken fon olsun diye açtığım Sular Dar, eski anıları canlandırdı kafamda. Burada Can Güngör'ün sesine ayrı bir parantez açacağım, çünkü sesini müziğinden bağımsız olarak da çok seviyorum. Bazı ses tonları ile böyle bir ilişkim var, onları yakalayınca da bırakmak istemiyor insan, hep daha fazlasını istiyor. Sesi, çok güzel midir, değil midir tartışılır. Nihayetinde güzellik de öznel bir kavram. Ancak Can Güngör'ü dinlerken pürüzsüz akan bir suyu izliyormuş gibi hissediyorum, müzikleri de bu sesle bütünlüğü yakalıyor. İki albümde de böyle bu durum. Sular Dar'ın yayınlanan ilk teklisi Dışarda Kış, ki albümde olacağını bile bilmiyordum aslında, albümün en 2015 şarkısı. Sigara kullanmadığım halde dinlerken bir sigara yakıp pencere önünde üşümek istiyorum. İlk dinlediğimde de çok sevmiştim, favorim hala bu şarkı. Bugünlerde Bir Şey Var, alıştığımız Can Güngör şarkılarından çok farklı mesela. Sanki Büyük Ev Ablukada dinliyormuş gibi hissettiriyor ve bunun nedeni sanırım geri vokal. Lakin geri vokalde kim olduğunu bir türlü çıkaramadım, bu bilgiyi basın bülteninde de bulamadım. Kimi zaman Gülin'in sesine benzetiyorum, akabinde ses Elçin Orçun'un sesine dönüşüyor. İkisinden biri değilse de sesin sahibinden kendisini tanıyamadığım için buradan özür diliyorum. Bugünlerde Bir Şey Var, belki böyle çok sesli bir şarkı olduğu için de farklı şarkıları anımsatmış olabilir bana. Büyük Ev Ablukada demişken, Bartu Küçükçağlayan da Canavar Banavar kimliğiyle Güneşsiz/Sular Dar adlı şarkıda eşlik etmiş Can'a, aynı şarkıda yeni albümü mektuplar'ın ilk bölümünü bugün dinlediğimiz biricik Nilipek. de var hatta. Her şarkı hakkında ayrı ayrı yorum yapmayayım ama şunu söyleyebilirim; Can Güngör, yeni albümünde Silik Düşler'de yarattığı çizginin dışına çıkmış. Şaşırtan ve ilk dinleyişte Aa nasıl Can Güngör bu? diyebileceğiniz parçalar var. Her ne kadar kişisel olarak değişime karşı olsam da müzisyenlerin böyle bir yol izlemesini anlayabiliyorum. Zira sürekli aynı şeyi yapıyorum düşüncesi insanı yiyip bitirir bir noktada. Sonuç olarak dinledikçe daha çok oturacak bir albüm benim için Sular Dar. 5 yıl sonra Can Güngör'ün sesini 1 saat 11 dakika boyunca duyabilmek bile sevindirici. 15 şarkıdan oluşan Sular Dar'da, ilk albümde olduğu gibi prodüktör/aranjör koltuğunda yine Can Güngör'ün kendisini görüyoruz. Mikslerini Emre Malikler, Baran Göksu, Umut Çetin ve Can Güngör'ün paylaştığı albümün kayıtlarının tamamı Şen Bakkal Stüdyoları'nda gerçekleşti. Mastering kısmını ise Hollandalı ses mühendisi Christopher Leary üstlendi. Albümün kapak fotoğrafı ve kolaj çalışması ise Zeynep Özkanca'ya ait. Bonus olarak albümün ikinci şarkısı Sesini Ver'in klibi de yayınlandı. Hikayesi Can Güngör'e ait olan Sesini Ver şarkısının stop-motion çekilen klibinde, aşkı hayvan figürleri üzerinden anlatarak aslında sadece iki insan arasında olmayan aşk kavramı evrensel bir boyutta ele alınıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-gungorun-yeni-albumunu-mujdeleyen-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Can Güngör'ün uzun zamandır beklenen, 24 Nisan'da yayınlanacak yeni albümü Sular Dar'dan ilk tekli Bahçeden Çocuk Sesi Gelmiyor yayınlandı. 2015 yılında ilk albümü Silik Düşler'i yayınlamasının ardından Can Güngör'den sırasıyla Yalnız Ölmek, Teselli, Dışarda Kış adlı parçaları tekli olarak dinlemiştik. Birçok farklı müzikal rengin bulunacağı belirtilen, toplam 15 parçadan oluşacak albümden ilk şarkı Bahçeden Çocuk Sesi Gelmiyor, Sony Music etiketiyle bugün dijital platformlardaki yerini aldı. Daha önceki çalışmalarında olduğu gibi Can Güngör, bu albümde de prodüktör/aranjör koltuğunda kendisi oturuyor. Enstrümanların büyük bir çoğunluğunu kendi icra eden Can Güngör'ün 24 Nisan'da dinleyiciyle buluşacak olan yeni albümü Sular Dar'ın tüm söz, beste ve düzenlemeleri de yine kendisine ait. Albümün kapak fotoğrafı ve kolaj çalışmasında ise Zeynep Özkanca imzası bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazaz-açık-prova-sahneye-çıplak-çıkmak-gibi/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşen interaktif müzik etkinliklerinin sonuncusu Can Kazaz ile Açık Prova + Yunus Emre Gök DJ Set olacak. 28 Kasım Salı akşamı seyirciye müziğin prova sürecini gözlemlemek suretiyle müzik üretimine katılma şansı sunan bu açık provada adeta Can Kazaz'ın stüdyosuna konuk olmuş gibi hissedeceğiz. Etkinliğin öncesinde Can Kazaz'a yakın dönemde hayatındaki gelişmeleri ve açık provayı sorduk. Filmi izlediğimde tam kendimi sorguladığım, içimde sürekli gitmek-uzaklaşmak güdüsünü taşıdığım bir dönemdeydim. Çünkü en zor zamanları, uzun süreli yolculuklar ve uzaklaşmalarla atlattım. Bir arınmaya ihtiyaç duyuyordum. O yüzden her şeyi bırakıp giden bir gencin bu kararı nasıl ve neden aldığı çok ilgimi çekti. Yola çıkarken yanına aldığı kitapların en ilgimi çekenlerini de edinip okudum. Sonraları hiç aynı motivasyona ve arka plana sahip olmasak da beni harekete geçiren hikaye olarak kaldı. Şehirden kırsala göçün yapılabilirliğini defalarca sorgulattı bana. Yalnız olmak ve bir başına olmak arasındaki farkı, hangi durumda bunlara ihtiyacım olduğunu öğretti. Sıfırdan başlıyor olsaydım başlamak, isim duyurmak zor olurdu diye tahmin ediyorum. Ama şu anda başka hiçbir zorluğu yok benim için. Aniden bir yere hızır müzisyen olarak gitmemin gerekeceği bir durumu da hiç yaşamadım açıkçası bugüne kadar. Takvimleri, organizasyonu güzel yapılmış etkinlikler için de şehirlere ve Türkiye'nin her yerine gidebiliyorum. Üniversitedeki işimden istifa ettiğim anlamına geliyor ama akademik çalışmalarıma ara vermedim. Akustik ekoloji konusunda araştırma ve okumalar yapmayı ve projeler geliştirmeyi sürdürüyorum örneğin. Zamanla literatür ve teorik çalışmalarıma da eğileceğim. Çok uzun zamandır cepten yiyordum, ikamet değişikliği cebi doldurmak için zaman yarattı bana. İnsanları tanıdıkça, beni dinlemeyi seçen insanları gözlemledikçe onları hayal kırıklığına uğratmamak için bir niyet ve çabaya sahibim. Ama onlarla iletişim kurabildikçe, kendi doğrularımı da anlatma fırsatım oluyor zaman zaman. Dolayısıyla tamamen dinleyicinin yönlendirdiği bir durum değil de karşılıklı olgunlaştırdığımız bir ilişki var diyebilirim. Sanırım bir şeyleri doğru yapıyorum ki sokakta tanıyanların yüzü gülüyor ve ölçülü bir saygıyla yaklaşıyorlar bana. Mesafesi doğru ayarlanmış bu iletişim nadiren arkadaş da kazandırıyor. Klasik müzikte yapılan bir şeydir aslında dinleyiciye açık prova. İlhan Usmanbaş anlatırdı, öğrencilik dönemlerinde şimdiki gibi internetten her şeye erişilmediği ve dinleme imkanları bile olmadığından, senfoni orkestralarının provalarına gidip onların notalarını takip eder, rica edip bazen alabilirlermiş. Böyle bir çaba ve özveriyle öğrenilmiş bilgiler, malzemeler kolay kolay unutulmaz. Benim yapmaya çalıştığım müzik türünde de buna benzeyen ama farklı bir durum oluşuyor. Dinleyici, müziği geliştirme noktasına çok yakınlaşabiliyor. Müzisyenler nasıl karar veriyor, nasıl tercih değişikliği yapabiliyor o an tanıklık ediyorlar. Dinleyici kültürüne katkı sağlayabilecek bir deneyim olduğunu da düşünüyorum. Egosu hasarlı veya kırılgan müzisyenlerin yapabileceği bir şey olmadığını düşünüyorum mesela bunun. Çünkü katkıya çok açık bir halde yapıyoruz provaları. Çıplak sahneye çıkmak gibi biraz. Çok eğleniyoruz bir yandan, açık olmayan provalarımızda da sürekli geyik yapabiliyoruz. O halimizi de görüp katılabiliyor dinleyici. Tiyatral veya rol yaptığımız bir şey değil kesinlikle. Güldürmek, şakalamak gibi bir vaadimiz de yok. Konserlerime gelen yüzlerce kişiyle bu türden bir samimiyeti yakalamak mümkün değil mesela. Tüm bu sebeplerden, daha sık yapmak istediğim, sadece bir dinleti değil karşılıklı bir paylaşım ortamı gibi daha çok. Konserlerde de grubun parçası olan Efe Demiral, Can Dedeoğlu ve Mert Can Bilgin ile beraber hem kendi şarkılarımı hem de belki konserlerde çalmadığımız bazı müzikleri prova ediyor oluruz. Çok güldüğümüz anlar var. İlk yaptığımız açık provada tuvalete gitmem gerektiği için Efe Demiral Nereye Gidiyoruz isimli şarkımı söylemişti, komikti o bayağı. Aklıma ilk bu geldi. Son açık provada ortam ve zaman müsait olduğu için enstrümanlarımızla başka müzisyen arkadaşlarımız çıkıp müzik yapmaya başlamıştı. O da çok keyifliydi. Can Kazaz ile Açık Prova + Yunus Emre Gök DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazaz-yine-mi-sen-istanbul-klibini-yayınladı/", "text": "Can Kazaz, geçtiğimiz ay başında yayınladığı single Yine mi Sen İstanbul'a çektiği video klibini yayınladı. Can Kazaz'ın müzik tarihindeki ilk video klibi olma özelliğini taşıyan Yine mi Sen İstanbul geçtiğimiz Cumartesi günü Entropi Sahne'de lansmanı yapılarak sevenleriyle paylaşıldı. Yurdaer Okur'un oyuncu olarak yer aldığı video klibin yönetmenliğini Hakan Kemiksiz gerçekleştirdi, senaryosunu ise Can Kazaz kendi yazdı. Ve karşınızda Yine mi Sen İstanbul!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazazdan-muzik-sektoru-emekcileri-icin-ornek-kampanya/", "text": "Can Kazaz, Corona salgını sürecinde tüm etkinliklerin askıya alınması sonrasında, tüm sanatçılara emsal olabilecek bir dayanışma hareketi başlattı. Corona salgınından ekonomik olarak oldukça etkilenen müzik sektörü emekçileri için Can Kazaz, dün Twitter hesabından yaptığı paylaşımla, kitlesel fonlama imkanı sağlayan Patreon'da bir hesap açarak aylık olarak biriken parayı, sahne alabilmesini sağlayan beş ekip arkadaşıyla paylaşacağını açıkladı. Patreon hesabında her 500 euro biriktiğinde yeni bir konser vereceğini açıklayan Kazaz, tüm emekçilerin varlıklarını sürdürebilmesi için sanatçılara bir model oluşturabilmek adına bu kampanyayı başlattığını belirtti. Bu hesabı, her koşulda müziğimle var olmama emekleriyle destek olan ve geçimlerini konserlerden sağlayan ekip arkadaşlarıma, COVID-19 salgını sürecinde vefa borcumun bir kısmını ödeyebilmek amacıyla açtım. Konserler ve festivaller tamamen bilemediğimiz bir tarihe ertelendiği ve uzun bir belirsizlik dönemine girdiğimiz için gelir kaynaklarını, hayat güvencelerini kaybetmiş durumdalar. Bu dönemde online konserleri ve canlı yayınları kendim için bir fırsat olarak görmek yerine, yapacağınız aylık otomatik ödemeleri isimlerini yazdığım beş sahne arkadaşıma ödeyeceğim. Bütün çabam müziği canlı olarak sahneleyebilmemizi sağlayan ve stüdyo kayıtlarında icra eden emekçilerin varlığını sürdürebilmek için, isterse her sanatçının uygulayabileceği somut bir model oluşturmak adına. Beni maddi olarak desteklemek istiyorsanız her zaman tüm dijital müzik platformlarından müziklerimi dinleyip, paylaşabilirsiniz. Dinleyenlerimin senelerdir süren ilgisi sayesinde Patreon'dan gelecek katkıdan, kendime pay ayırmaya şu anda ihtiyaç duymuyorum. Minnettarım. Hiçbir maddi destekte bulunamayacaksanız da canınız sağolsun, biliyorum zor durumda birçok insan ve iş kolu var. Paylaşmanız yeter. Online konserleri sıradan cep telefonu yayınlarından farklı olarak YouTube kanalımdan yüksek ses kalitesiyle yapacağım. Bunun için evdeki stüdyoma bir canlı yayın sistemi kurdum. Görüntü kalitesi muhteşem olmayacak ama yine de iyi olacak. Bu yıl başladığımız Yuken Edits konserlerinin tek başıma gerçekleştirdiğim kısa bir versiyonu şeklinde gerçekleşecek. Ayrıca Instagram hesabımdan herkese açık ve düzenli olarak sohbet canlı yayını da yapacağım. Yayınların bazılarına müsait olduklarında ismini yazdığım arkadaşlarımı da konuk alıp izleyenlerle tanıştırmak istiyorum. Patreon hesabında 500 biriktikçe bir konser yapacağım. Her 500 'da bir konser gibi düşünebilirsiniz. Talep beklediğimin çok üzerinde olursa bu frekansı sonradan değiştirebilirim. Süre olarak yayınlar 45 dakikayı kolay kolay aşmaz ve tahminen yarım saat civarında sürer."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazazdan-tanju-duru-coveri-raylar-boyunca/", "text": "Can Kazaz, Tanju Duru'dan bildiğimiz, söz ve müziği Hakan Yılmaz'a ait olan Raylar Boyunca isimli parçayı kendi yaşadığı köy evinde yorumladı. Parçanın video ve miksajı yine Can Kazaz'ın hünerli ellerinden çıktı. CAN KAZAZ'IN YAYINLADIĞI TEKZİP: Kendi işlerim için oldukça hassas olduğum doğru melodi, tartım ve doğru söz icra etme konusunda yeterli hassasiyeti bu kayıtta göstermediğim için en önce Tanju Duru'nun değerli hatırasından ve bu şarkının ortaya çıkmasında katkılarını sunmuş herkesten özür dilerim. Şarkıyı kaydetmekle ilgili anlık yüksek heyecanım, kontrol-teyit mekanizmamı askıya almış bulundu. -Camdan akıyoruz değil Camdan bakıyoruz -Issız kırların değil Uçsuz kırların -Yeterli artikülasyonu yapmadığım için ağzımdan çıkmayan bazı harfler var nehi değil nehir, çocukluğumu değil çocukluğumuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazazin-beklenen-albumu-sursun-bahar-yayinda/", "text": "Geçen sene yayınladığı Ben Sizden Kaçtım albümü sonrasında Can Kazaz, 9 parçadan oluşan yeni albümünü EMI Music etiketiyle yayınladı. Sürsün Bahar ismindeki yeni albümüyle Kazaz, şehir hayatını ve bu hayatın içinde yalnızlaşmış modern insana dair izlenimlerini bizlere aktarıyor. Tüm şarkıların söz, beste ve düzenlemesi Can Kazaz'a ait olan albümün kayıtları ise Hayyam Stüdyoları'nda gerçekleşti. Albümün mix ve mastering'inde ise Barış Büyük imzasını görüyoruz. Ayrıca Değil Mi? isimli şarkıda da trompetiyle birlikte Barış Demirel ekibe eşlik ediyor. Can Kazaz'ın Sürgün Bahar albümü ile 30 dakikalık bir yolculuğa çıkmak için sizi hemen aşağıya davet edelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazazin-beklenen-kızılgerdan-albumunun-tamami-yayinda/", "text": "Can Kazaz'ın müzik yolculuğunda yeni bir sayfa açtığı, yeni albümü Kızılgerdan müzikseverlerle buluştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazazin-kareli-gomleginin-mahzuru-yok/", "text": "2 Kasım'da yayınlanan Can Kazaz albümü Sürsün Bahar üzerine iki kelam etmek için 14 Kasım akşamı Studio'da gerçekleşecek olan lansman konserini bekledim. Can Kazaz'ın bugüne kadar övmediğim bir yanının kalmadığını düşünürken yanıldığımı gösteren bu iki saatlik konser boyunca aklımdan geçenleri dilim döndüğünce kayda geçirmeyi boynumun borcu biliyorum. Can Kazaz ile ilk kez 2015 senesinde farklı oturumlarda konuşmacı olduğumuz bir sempozyum vesilesiyle Eskişehir'de tanıştık. O zamanlar ilk albümü Yollar ve Su yayınlanmış, Youtube ve Soundcloud'ta bulunan kayıtları dikkatleri çekmeye başlamıştı bile. Sonraki senelerde kendisiyle iki röportaj ve bir konser organizasyonu gerçekleştirme şansım oldu. Şans olarak niteliyorum çünkü birlikte yaptığımız her çalışmada işine gösterdiği saygı ve özene bir defa daha hayranlık duydum; neden bu kadar sevildiğini ve yükselişinin önlenemez olduğunu daha iyi anladım. Seneler içerisinde müziğinin olgunlaşmasını olduğu kadar sektörün işleyişine dair eleştirilerini, kıvrak zekasının ürünü olan yazılarını da ilgiyle takip ettim. Müzisyenlerin yanı sıra sektördeki çoğu kişinin de çeşitli ortamlarda dile getirdiği eleştirileri derli toplu ifade etmekteki becerisini ve takipçileriyle paylaşmaktaki cesaretini paha biçilmez buldum. Bir müzisyen olarak suya sabuna dokunmaktan ve amiyane tabirle iş kaçırmaktan çekinmeyip paylaştığı görüşleriyle başlattığı güncel tartışmaların yerli sahnenin geçirdiği büyük dönüşüm sürecindeki önemi büyük. Zira tartışmalar vuku bulmazsa kavramların içi boş kalır, gerekli standartlar belirlenemez, sektör yeni üretimlere uyum sağlayacak biçimde evrimleşemez. Can Kazaz'ın yanlış gördüklerini üşenmeden yazıp çizmesi işte tam da bu sebeptendir; müzik sektörünün dijital devrimine denk gelen ve üstüne üstlük bu dönemi bu coğrafyada yaşayan her müzisyenin ortak deneyimleri sayılabilecek mevzuları bireysel bir perspektiften ifade etmenin uzun vadede getireceği kazanımları bildiğindendir. Can Kazaz bu yüzden elini taşın altına sokmaktan çekinmez; yoksa yanlış gördüklerini sık sık dile getirmesi şikayet edip mızmızlanacak yer aramasından değildir. Her şeyden, hatta müzisyenliğinden bile önce, Can Kazaz'ın kendi olmayı başarabilmiş, her türlü özentilikten uzak bir birey olduğunun altını çizmem gerekiyor ki bu yazıya daha yerinde bir girizgah yapabileyim. Can Kazaz doğru bildiklerinden ödün vermiyor, başından beri anaakım dinleyicinin kulağının aşina olduğu pop müzik çizgisinde ilerlemesine rağmen dünya starlarına falan özenmiyor, kendisini üzerine büyük gelecek gülünç hallere sokmaya kalkışmıyor. Çünkü Can Kazaz'ın derdi başka, vaktini ve enerjisini her daim müziğinin üzerine bir taş daha koymak için harcamayı yeğliyor. Bu yüzden de herhangi bir imajın kisvesi altına sığınmaya gereksinim duymuyor. Kazaz'ın tüm işlerinde sivrilen ortak bir duruş var: Her şeyden önce müzik. Daha iyi yazılmış, daha iyi icra edilmiş, daha iyi söylenmiş, daha iyi kaydedilmiş, daha iyi performe edilecek şarkılar... Hep bir öncekinden daha iyi. Hal böyle olunca kostümler, imaj çalışmaları, fiyakalı görseller, dekorlar vs. gibi samimiyetsizliği hissedilince pek eğreti duran tüm detaylar Can için ikinci planda kalıyor. Can Kazaz'ın önceliği o gece lansman konserinde olduğu gibi sahneye çıkıp nitelikli bir müzik şöleni sunmak ve Can bunu kareli gömleğiyle yapmakta hiçbir beis görmüyor. Büyük şovlara, dekorlara, kostümlere elbette bir itirazım yok ama konserlerde birincil beklentim iyi bir performans ve ne yalan söyleyeyim, kulaklarım iyi müzik duymayınca bu saydıklarımın hiçbirisi benim gözümü boyamaya kafi gelmiyor. Müziğin imajlardan ve egolardan sıyrılmış, yalın bir biçimde sunulmasını ne kadar özlediğimi o gece Can Kazaz'ı izlerken bir defa daha fark ediyorum. Son senelerde dinleyicilerin konserlerde müzik dinlemektense sohbet etmelerinden, telefonlarıyla ilgilenmelerinden rahatsızlıklarını dile getiren müzisyenlerin sayısı oldukça arttı. Konser izleme kültürüne dair konuşulması gereken konuların nihayet dile getirilmeye başlamasından büyük mutluluk duyuyor ve tartışmaları yakından takip ediyorum. Fakat uzun senelerdir en az üç akşamından birini konser izleyerek geçiren bir dinleyici olarak çoğu müzisyenin sahnede birbirlerini dinlemeye gerek duymadıklarına da sık sık şahit oluyorum. Şarkı henüz bitmediği halde sahnedeyken kendi sözü bitince icra edilen müziği yok sayan vokalistlere rastlıyorum. Setlist'te enstrümantal bir parça varsa sahneden inip parça boyunca seyircilerin arasındaki arkadaşlarıyla muhabbet eden şarkıcıları hayretle izliyorum. Arkasındaki müzisyen arkadaşı hatırı sayılır bir solo atarken sahneden doğru seyircilerle şakalaşan vokalistlere alışamıyorum. Belki bunların hepsi şovun bir parçasıdır, böyle olması gerekiyordur; ya da ben müziğe haddinden fazla anlam yüklüyorumdur. Yine de seyirci davranışlarını yerin dibine batırmadan önce bir müzisyenin iğneyi kendisine batırmasının da dinleyicilere serzenişte bulunmasından daha etkili olabileceğine inanıyorum. Daha sen bile grup arkadaşını dinlemeye değer bulmuyorsan seyirci neden dinlesin? sorusuna ben bir yanıt bulamıyorum. Can Kazaz'ın performansı ise bu konuda bir ders niteliğinde. Sahnedeki tüm müzisyenler birbirini dinliyor, ortaya çıkan müziğin ahengini borçlu olduğumuz faktörlerden önemli bir tanesinin de dinleme eylemi olduğunu çekinmeden söyleyebiliriz. Can Kazaz sahnede kendisine eşlik eden müzisyenlerden dikkatini esirgemediği gibi es verdiği anlarda seyircinin dikkatini kendi üzerine çekmeye de çalışmıyor. Vokal yapmadığı anlarda kendisine eşlik eden müzisyen arkadaşlarını dinliyor ve bu esnada -tahminimce bilinçli bir tercihle- kendisini handiyse görünmez kılıyor. Müzik dinleme adabına sahip bir müzisyenin sahnedeki hali tavrı da seyircisine müziğin nasıl dinleneceği konusunda bir nevi rehberlik ediyor. Yukarıda bahsettiklerimin hiçbirisi tesadüf değil, hepsi Can Kazaz'ın dinleyicisiyle paylaştığı incelikli hayat görüşlerinin birer parçası. Can Kazaz dinleyicileriyle ilişkisinde belki zaman zaman didaktik sayılabilir ama bunun dozunu ustaca ayarlıyor. Sıkıcı ve dayatmacı olmaksızın hoşsohbet ve sarkastik üslubuyla iyi bildiğini düşündüğü şeyleri bazen dile getirmekten; bazen de duruşuyla, bakışıyla, hali tavrı ve en temelde varoluşuyla çevresine öğretmekten zevk alıyor. Seneler içerisinde takipçileriyle kurduğu dolaysız ilişkinin dinleyici kültürünü dönüştürücü gücü bu anlamda çok değerli. Tam iki saat süren konser, Can Kazaz'ın tek başına gitarıyla sahneye çıkıp birkaç şarkı söylediği başlangıç bölümüyle ezber bozdu. Daha ziyade konserin bis kısmında gelmesini bekleyeceğimiz bu bölümde Biraz, Hayallerin Peşinde, Nilipek.'in konuk olduğu Kendi Halimde, Unut ve yeni albümün son parçası olan Yirmi Yedi'yi Can Kazaz'ın gitarından dinledik. Hem Can için hem de bizim için ısınma ve heyecanımızı yenme bölümü sayılabilecek bu mini setten sonra sahne nüfusu beklenilenden daha fazla kalabalıklaştı ve 35 kişiye çıktı! Efe Demiral, Canberk Ünsal, İpek Ektaş ve Mert Can Bilgin konser boyunca bir daha terk etmemek üzere sahnedeki yerlerini alırken 30 kişiden mürekkep Chromas korosu da albüm kaydında olduğu gibi konserde de Duyar Mısın? parçasında sahneye konuk oldu. Yine önceki albümlerden Yollar ve Su, Yok, Ben Giderim, Bir Ben Kalsam ve son albümden Sen Diye'nin ardından konserde yeni bir faza girdik. Onur Çalışkan'ın klarnetiyle sahneye gelmesi üzerine Ben Sizden Kaçtım albümüyle başlayan dönemin şarkılarına geçiş yapıldı. Birkaç parça sonra sahneye gelecek olan Begoa Ensemble String Quartet ise konserin ağırlıklı olarak Sürsün Bahar albümüne yoğunlaşan son bölümünü başlatacaktı. Sürsün Bahardaki parçaları büyük ölçüde sona saklamasıyla bir albüm lansmanından ziyade bir retrospektif konserinin karakteristik özelliklerini taşıyordu 14 Kasım konseri. Gökhan Bağcı, Erkin Onay, Korcan Köstük ve Filip Kowalski'den oluşan Begoa Ensemble ile birlikte icra edilen Ankara'da Biri Var, Bunca Yıl, Keşke Uyuyabilsem parçalarında seyircinin eşliği bir an bile eksik olmadı. Chromas korosu gitmiş olsa da yüzlerce kişilik seyirci korosu Can Kazaz'ın emrine amadeydi. Yeni albümdeki şarkılar iki haftadan kısa bir süre içerisinde ezberlenmişti. Her nasılsa ben de kendimi şarkılara eşlik ederken buldum, albümü birkaç dinleyişte ezberlediğimi oracıkta fark ettim. Bazı şarkıcıların yazıp da sahnede hiç söyleyemedikleri şarkılar vardır, Sürsün Bahar da Can Kazaz için ilk konser itibarıyla bu türden bir şarkı olmaya aday görünüyor. Babasının kaybına ithafen yazdığı, bir bakıma kendi yas sürecinin acı meyvesi sayılabilecek olan Sürsün Baharı söylemek Can Kazaz için fazlasıyla duygu yüklü, ağır bir deneyimdi. Tıpkı albümde olduğu gibi sahnede de Barış Demirel'in trompetiyle eşlik ettiği Değil Mi? parçasının yanı sıra Leylek, Güneş Ve Rüzgar, biste gelen Sürekli Dert de son albümün eksik kalan parçalarını tamamladılar. Sanırım Can Kazaz'dan dinlemeyi daha çok sevdiğim Marc Aryan parçası Kalbin Yok Mu? ise Kazaz'ın senelerdir repertuvarında yer verdiği tek cover çalışması. O akşam konserde belirttiğine göre bu parçanın yaylıları da ilk defa bu konserinde orijinaline uygun olarak icra edildi. Sürsün Bahar, Can Kazaz'ın Ben Sizden Kaçtım albümünde girdiği yolda sağlam taşlar döşeyerek devam ettiğinin göstergesi. Yönünü arama süreci geride kalmış, Kazaz bulduğu yönden memnun olsa gerek ki rüzgarı arkasına almış ve Sürsün Baharda bir önceki albüme göre daha sağlam bir sound'a imza atmış. Bu sulara demir atar mı emin değilim ama en azından bir süre daha aynı yönde ilerleyeceğine dair bir his var içimde. Son olarak dijital çağın nimetlerinden doya doya faydalanırken bir albümün kartonetini karıştırmanın hazzını hiç tadamayanları Sürsün Baharı dinlerken künyesinde biraz vakit geçirmeye davet ediyorum. Hayyam Stüdyoları'nda kaydedilen ve EMI etiketiyle yayınlanan Sürsün Bahar albümünün künyesine Discogs'tan ulaşıp albümün yapımında emeği geçenlerin ayrıntılı listesini inceleyebilirsiniz. Can Kazaz'ın birlikte çalıştığı müzisyenlere ve mesai arkadaşlarına gösterdiği saygının bir diğer göstergesi olarak her zaman künyeleri ulaşılabilir bir yerde kayıtlı halde bırakmaya çalıştığını bilenler bilir. Ne mutlu ki bilmeyenlerin de biraz daha yakından bakarak Can Kazaz'ın hassasiyetlerinden öğrenebilecekleri çok şey var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-kazazin-yeni-albumu-ve-toprak-yayinda/", "text": "Can Kazaz, merakla beklenen yeni albümü ve Toprakı dinleyicilerle buluşturdu. Serüvenine Bir Albüm isimli albümüyle başlayan, çıkardığı sıra dışı parçalarla beraber yükselirken Sürsün Bahar albümüyle pik yapan Can Kazaz, 1 Aralık 2022 tarihinde hiç şüphesiz akıllara kazınacak yeni albümü ve Toprakı sevenleriyle buluşturdu. ve Toprak, açılış parçası Zifir Sessizlikte Bulursuna çekilen video klibiyle beraber Universal Music Türkiye etiketiyle tüm platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/can-temizden-yeni-album-habercisi-olulerle-konusmanin-puf-noktalari/", "text": "Can Temiz, 25 Mart'ta yayınlanacak ilk solo albümü Ahlaken Alçak için geri sayımı Ölülerle Konuşmanın Püf Noktaları ile başlattı. 2005'te başlayıp 2017 yılına kadar devam eden Model yolculuğunda ve sonrasında edindiği müzikal deneyimleri ve becerileri ilk kez solo bir albümde toplayan Can Temiz, bu aralar yeni teklisinin ve iki aydan kısa bir süre içinde dinleyebileceğimiz ilk albümü Ahlaken Alçak'ın heyecanını yaşıyor. Müziğini kendine has bir anlatım şekliyle dinleyicilerine sunmaya hazırlanan Can Temiz, ilk teklisi Ölülerle Konuşmanın Püf Noktaları ile bundan sonraki müzik dilinin nasıl olacağını bize enstrümantal bir zenginlikle sunuyor. Ölülerle Konuşmanın Püf Noktaları, geçmişin yüklerine sünger çekmek isteyen birinin melankolik sözlerini bize taşıyor. Can Temiz'in yeni teklisinin ve albümünün kapak çalışması ise Can Dağlı izleri taşıyor. Ölülerle konuşmak için kaçırılmaması gereken taktikleri almak için Can Temiz'in yeni teklisini dinlemenizi öneriyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canavar-net-direkt-ve-sert-sozleriyle-yeni-teklisini-yayina-aldi/", "text": "Yamaç Yeşil'in solo projesi CANAVAR, TÜRÜME YABANCIYIM adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. 163 grubunun gitaristi olarak da tanıdığımız Yamaç Yeşil, solo projesi CANAVAR ile üretimlerine devam ediyor. CANAVAR, ilk parçası BOYUMDAN BÜYÜK İŞLERİM'de olduğu gibi, yeni teklisi TÜRÜME YABANCIYIM'da da ters giden şeyleri kendi diliyle eleştirmeye devam ediyor. Kendisinin sosyal medyanın aktif bir kullanıcısı olduğunu kabul eden CANAVAR, herkesin sevgi görebildiği bu platformda bile sevgi bulamamaktan şikayetçi. Net, direkt ve sert sözleri; heyecan verici, enerjik ve yerel ögeleri barındıran müziğiyle CANAVAR, yeni teklisi TÜRÜME YABANCIYIM ile dinleyiciye dert yanıyor. Söz ve müziği Yamaç Yeşil'e ait olan parçanın düzenlemesi ve prodüksiyonu ise yine sanatçı tarafından yapılmış. CANAVAR'ın TÜRÜME YABANCIYIM isimli yeni teklisisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canavardan-dert-yandigi-yeni-bir-tekli-daha-kategorizasyon/", "text": "Yamaç Yeşil'in solo projesi CANAVAR, yeni teklisi KATEGORİZASYON ile bir kez daha dinleyicilerine dert yanıyor. CANAVAR, İlk olarak yayınladığı BOYUMDAN BÜYÜK İŞLERİM ve TÜRÜME YABANCIYIM teklilerinin ardından solo projesinin üçüncü teklisi KATEGORİZASYON'u tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. CANAVAR da her jenerasyonun, ondan bir önceki jenerasyonun yüzüne bağıra bağıra söyleyebileceği yeni teklisi KATEGORİZASYON ile insanların üzerine yapıştırdığı etiketlerden dert yanıyor ve suçu eski jenerasyonlara atıyor. Ön yargıyı, insanları kategorize etmeyi ve bunların getirdiği bilgisizliği eleştiren CANAVAR, yeni teklisi KATEGORİZASYONu yayına aldı. Söz ve müziği Yamaç Yeşil'e ait olan parçanın düzenlemesi ve prodüksiyonu ise yine sanatçı tarafından yapılmış. CANAVAR'ın yeni teklisi KATEGORİZASYON'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canay-dogandan-yeni-solo-tekli-kac/", "text": "Alternatif sahnenin genç ve yeni isimlerinden Canay Doğan'ın yeni teklisi Kaç tüm dijital platformlarda yayında! 2021 yılı başından beri üretimlerini yayınlamaya başlayan, alternatif sahnenin genç ve yetenekli isimlerinden Canay Doğan'ın yeni teklisi Kaç yayınlandı. Gerçeklerden ve kendine bile itiraf edemediği şeylerden kaçan birinin nasıl hissettiğini anlattığı yeni şarkısıyla Canay Doğan, kafa karışıklığı yaşayan birinin zihnindeki akışı müzikal bir form ile tanıştırıyor. Yeni nesil genç şarkıcı & şarkı yazarı Canay Doğan, son olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Melis Karaduman ile birlikte hazırladığı Kadın parçasının yayınlanmasının hemen ardından solo projesiyle üretimlerini paylaşmaya Kaç parçasıyla devam ediyor. Sözü ve müziği sanatçıya ait olan Kaç şarkısının prodüktör koltuğunda Yiğit Keven'i görüyoruz. Kaç şarkısının Alço Oğuz imzası taşıyan visualizer'ında ise Canay Doğan'ın şarkı boyunca anlattığı maraton hissiyatını alabiliyoruz. Canay Doğan'ın yeni teklisi Kaç, Garaj Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canay-doganin-ara-dur-ilk-solo-teklisi-yayinda/", "text": "Yeni nesil şarkıcı & şarkı yazarı Canay Doğan, solo olarak ilk teklisi Ara Duru yayına aldı. Canay Doğan, 8 Ocak tarihinde Melis Karaduman ile birlikte yayınladığı Ben de Biraz Deliyim adlı ilk ortak teklisi sonrasında ilk solo parçası Ara Dur'u 26 Mart tarihinde Avrupa Müzik etiketiyle yayınladı. Yaşadığımız modern dünyanın, mükemmelliğe odaklı var olma ve yaşama dayatmasının içerisindeki sıkışmışlık hissinin bir dışavurumu olarak yansıyan Ara Dur, dinleyicilerde bu farkındalığı yaratmayı amaçlarken sanatçının da buhranlarının içinde bulduğu ve bulamadığı cevaplara odaklanıyor. Parçanın video klibi BBI Music Co.'dan Berkay Öktem yönetmenliğinde Belgrad Ormanı'nda çekilirken, altyapı düzenlemelerinde Tolga Şişko, mix ve mastering'de ise Eskişehirli synthwave ikilisi Saturn Bar'dan Bilal Subaşı imzası bulunuyor. Canay Doğan'ın yeni teklisi Ara Dura ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/candlebox-veda-albumleri-the-long-goodbye-ile-bize-son-kez-merhaba-diyor/", "text": "1990 yılında Seattle'da, tozu dumana katan grunge'ın patladığı yıllarda kurulan, bugüne dek toplam 8 stüdyo albümü bulunan Candlebox, Amerikan hard rock, grunge ve post-grunge alt türleri içinde kendisine her daim bir yer bulmuştur. Çıkış albümleri olan 1993 tarihli olup grup ile aynı ismi taşıyan Candlebox albümünden bu yana grubun her albümünü takip ettim, dinledim, konserlerini stream servislerinden defalarca izledim. Grup, her ne kadar ilk 2 albümleri ile ABD 'de çok önemli bir başarı elde etmiş, Platin ve Altın Plak Ödülleri de almış olsa da, takip eden albümlerde, giderek daha ana akım müzik içerisinde tanımlanabilir, kolay tüketilir ve fakat canlı performans ve konserlerde izleyiciyi hem hareketlendirecek hem de dinlerken duygulandıracak besteleri tercih ederek güncel kalmayı hedeflemiş ve bunda da ABD sınırları dahilinde düzenledikleri sayısız turne ile başarılı olmuştur. Candebox, Seattle merkezli ve de 1990 çıkışlı bir grup olsa da grunge alt rock türünün tipik bir temsilcisi olduğu söylenemez. Gerek vokaller ve gerekse dönemin dinleyiciye aşıladığı nispeten karanlık, zaman zaman kötümser ve yoğun yaşam isyanı yansıması Candlebox'da çok geçerli değildir. Zaman zaman müzikleri tipik bir L. A. glam rock grubunu dahi çağrıştırır. Grup, süre içinde, gerek albüm kayıtlarında ve gerekse konser ve diğer canlı performanslarda, birçok önemli müzisyen ile çalışmıştır. Bu müzisyenler arasında Pearl Jam, Godsmack, RHCP üyeleri de bulunmaktadır. The Long Goodbye, grubun değişmeyen solisti ve kurucularından Kevin Martin'in, müziği bırakma kararı eşliğinde servis edilmiş olan son albümleri. Bir veda turu ile Ağustos 2023'de anons edilen albüm, grubun 1995 tarihli albümleri olan Lucy'den bu yana müzikal zenginlik olarak en iyi ve de endüstri standardı eklentilerden en uzak albümleri. Grup, bu albümde daha ziyade istediği, sevdiği, müziği yapmış durumda. Final bir albüm olmasının bunda etkisi belli ki büyük. Albüm 10 şarkıdan oluşuyor. Albümün genel havası, indie hard-rock, hard-rock semalarında, akıcı bir albüm. Tamamını baştan sona dinleyebiliyorsunuz. What Do You Need, , albümde gitarlar, tekrarlar, arka vokaller, harmoni içindeki karmaşa ile albümdeki en iyi şarkı. Bu besteyi, Cellphone Jesus aniden yükselen reverb arka vokaller ve nefis tuşlular ile takip ediyor. Elegante, klasik adult rock öğeleri ve bir yol şarkısı olma özellikleri ile ve ardından da Hourglass ve Ugly ise mutlaka dinlenmeyi hakeden diğer şarkılar. Candlebox'dan dinlenmeyi mutlaka hakeden 3 şarkı ile keyifli dinlemeler dilerim. - You Candlebox 1993 - Lucy Lucy 1995 - Happy Pills Happy Pills 1998"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canozandan-yeni-album-askin-bu-sarhoslugu/", "text": "Canozan'ın sekiz parçadam oluşan Aşkın Bu Sarhoşluğu adlı yeni albümü yayında! Alternatif sahnenin üretken isimlerinden Canozan, daha önce Kolarıma Dön Bebeğim ve Aşkın Bu Sarhoşluğu adlı iki single yayınladığı yeni uzunçalarının tamamını yayınladı. Geçen yıl yayınladığı Kapalı Perdeler albümünün ardından Aşkın Bu Sarhoşluğu adlı yeni albümünü dinleyiciyle paylaşan Canozan, üretimlerini hem solo hem de Canosonik olarak paylaşmaya devam ediyor. Albüm öncesinde, albümle aynı ismi taşıyan, Deniz Tekin'in de vokalleriyle yer aldığı Aşkın Bu Hali isimli parçayı single olarak paylaşan Canozan; Billur Battal ve BARÇIN gibi isimlerle de yaptığı düetlere de albümde ayrıca yer vermiş. Canozan'dan genel olarak alışık olduğumuz, melankolik parçaların ağırlıkta olduğu yeni albümün tamamını aşağıdan dinleyebilirsiniz. Canozan'ın hazırladığı playlist ve hakkında az bilinenlerden oluşan 10 Soru 1 Playlist köşemize ise buradan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canozandan-yeni-sarki-aglama-ben-aglarim/", "text": "Yeni nesil alternatif sahnenin popüler isimlerinden Canozan, sözü ve müziği kendisine ait olan 'Ağlama Ben Ağlarım' adlı yeni sürpriz şarkısını dinleyiciyle buluşturdu. Yerli alternatif sahnenin üretken ve yetenekli isimlerinden Canozan, projesini titiz ve yoğun bir kayıt sürecinin ardından takipçileriyle buluşturuyor. Yeni çalışması Ağlama Ben Ağlarım ile Canozan, dinleyenlerine duygusal çeşitliliklerle zenginleşen melankolik bir şarkı sunuyor. Şarkının prodüktörlüğünü sanatçının kendisi üstlenirken, Canberk Cebecioğlu ve Buğra Ortakçı gibi değerli müzisyenler de projeye eşlik ediyor. Sar Bu Şehri, Toprak Yağmura, Öyle Kolay Aşık Olmam ve Hiç Kimsenin Günahı Yok gibi duygusal şarkılarla dinleyici kitlesini büyüten Canozan, birbiri ardına yayınladığı romantik şarkılarla bir kez daha dikkatleri üzerine çekiyor. Canozan'ın yeni şarkısı Ağlama Ben Ağlarım, 29 Eylül Cuma tarihi itibarıyla sanatçının kendi yapım şirketi aracılığıyla tüm müzik platformlarında yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/canozanın-dorduncu-albumu-armut-agaci-yayinda/", "text": "Canozan'ın dördüncü albümü Armut Ağacı 8 Mayıs itibarıyla Avrupa Müzik etiketiyle yayınlandı. Toplam sekiz parçadan oluşan albümde ayrıca önceden yayınlanan Dünya Dursun ve Delirmiyorsan Tebrikler adlı şarkıların da akustik versiyonları yer alıyor. Canozan bu albümde genel olarak yalnızlık, doğa, varoluş temaları üzerinden ilerleyerek, doğadan uzakta evde kalmak zorunda olduğu bu günlerde özgürce doğada dolaşan, ağaçlarla ve denizle bütünleşmiş bir insanı anlatılıyor. Karantina sürecinde, müzisyenlerin ev stüdyolarında kendi bölümlerini kaydetmeleri ve sonrasında Canozan'ın bu bölümleri aranje edip birleştirmesiyle ortaya çıkan albümde yer alan iki parçanın vokallerinde ise Sedef Sebüktekin ismini görüyoruz. Aynı zamanda trompet ve back vokalde Dilan Balkay, bas gitarda Buğra Ortakçı, back vokalde Billur Battal ve Kaan Arslan, davulda Ertuğrul Biber, perküsyonda Velican Sagun ve Abbas Karacan imzası bulunuyor. Karşınızda yeni Canozan albümü Armut Ağacı!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cappadox-bu-yıl-gelin-bahçemizi-ekelim-diyor/", "text": "İlki geçen yıl düzenelenen Cappadox, bu yıl 19 22 Mayıs 2016 tarihleri arasında müzik, çağdaş sanat, gastronomi, açık hava etkinliklerini Gelin bahçemizi ekelim teması altında topluyor. Destinasyon ve deneyim festivali Cappadox, günümüzün hızlı yaşamına alternatif bir pencereden bakarak hıza ve küresele karşı, doğanın ritmini, insani ölçeği ve yereli merkeze alarak Uçhisar, Göreme ve yakın çevresindeki etkinliklerle gerçekleşecek. Voltaire'in ünlü kitabı Candidein son cümlesinden bir alıntı olarak Gelin bahçemizi ekelimi festivalin teması haline getiren Pozitif, 2016'da da yeni bir festival deneyimi sunmaya devam edecek. Bundan sonra salt müzik festivallerinin haricinde de bu tarz festival deneyimlerinin artacağını düşünüyoruz. Yukarıdaki konu başlıklarına ilgi duyuyorsanız Cappadox ve benzer festival deneyimlerini de ıskalamamak gerek diyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cappadoxun-2018-tarihleri-belli-oldu/", "text": "Bir yandan doğanın içinde kaybolup diğer taraftan güzel şarkılar dinlemeyi, üstelik bununla da yetinmeyip birçok aktiviteyi de beraberinde yapmayı kim istemez ki! Biz çok isteriz. Biz ve bizim gibi düşünenler için kaçırılmaması gereken bir festival var; Cappadox! İlk olarak 2015 yılında düzenlenen ve üç yıldır aralıksız devam eden Cappadox, müzik, çağdaş sanat, gastronomi ve açık hava etkinliklerini doğayla bir bütün haline getirmeyi amaçlıyor. Adını Kapadokya'nın eski adı olduğu düşünülen ve günümüzde Delice Çayı olarak bilinen Cappadox kolundan alan festival, İç Anadolu'nun mistik ve gizemli yönlerinin görülmesi için katılımcılara olanak sağlıyor. Geçtiğimiz senelerde Peter Broderick, Yasmine Hamdan, Acid Pauli, Ah! Kosmos, Rhye, Gevende, İnsanlar, Sun Ra Arkestra, Erik Truffaz gibi isimlere sahnesinde yer veren Cappadox, 2018 tarihlerini de açıkladı. Volkswagen ana sponsorluğunda, Pozitif deneyimiyle gerçekleşen Cappadox, bu yıl 14 17 Haziran 2018 tarihleri arasında düzenlenecek. Yerel ve uluslararası iş birlikleriyle her sene gelişen Cappadox'un programı ise önümüzdeki günlerde açıklanacak. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cappadoxun-programi-aciklandi/", "text": "Bu yıl 14 17 Haziran 2018 tarihlerinde düzeneneceği açıklanan Cappadox Festivali'nin bu yılki programı açıklandı. Bu yıl sessizlik temasıyla gerçekleşecek müzik, sanat, gezi ve gastronomi gibi alanlardan oluşan festivalin müzik programında ise Mulatu Astatke, ALA. NI, Duman, Christian Löffler, Nicola Cruz, BaBa Zula, Gaye Su Akyol ve Kalben gibi isimler bulunuyor. Türkiye'den ve uluslararası çağdaş sanat dünyasından isimlerle şekillenen çağdaş sanat programının küratörlüğünü ise Fulya Erdemci ve yardımcı küratörlüğünü ise Ilgın Deniz Akseloğlu yürütecek. Gastronomi programı ise Mustafa Otar önderliğinde yürütülecek ve Levon Bağış ve Nihan Aras'ın da katkılarıyla gerçekleşecek. Cappadox'un özer tasarlanan sahnelerinde yer alacak bu yılki müzik programında Mulatu Astatke, Duman, Kalben, Tsu!, Nicola Cruz, Christian Löffler, ALA. NI, BaBa ZuLa, Birsen Tezer, Ceylan Ertem, Gaye Su Akyol, Islandman, Flamingods, Feathered Sun, Fontan, Ahmet Aslan, Gigi Masin, Dwarfs of East Agouza, Populous, Chihei Hatakeyema, Dijf Sanders, Cero 39, Yazz Ahmed ve daha fazlası yer alacak. Biletlerinin 9 Nisan'da satışa çıkacağı festival hakkında daha detaylı bilgiye aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/caribou-cherry-adli-yeni-daphni-albumunun-cikacagini-duyurdu/", "text": "Dan Snaith yeni teklisi Cloudy'i yayınladı. Albümün başlık şarkısını geçtiğimiz ay yayınlayan yapımcı, aynı zamanda bu albümün içinde olacak ''Cloudy'' adlı yeni bir tekli de yayınladı. Elektronik müziği ve diğer şarkılara nazaran daha canlı tınıları bir araya getirerek prodüksiyonunu yapan Snaith bu şarkı için ''Bu bulutun özü onu havada tutmaktır, arada sırada sadece havadan ağır olan bir balonu hava süzülmesi için dürtmek gibi. Bu şarkıda daha canlı çalıştım ve bunun kulüplerde bu kadar patlamasına çok şaşırdım.'' yorumunu yaptı. Cherry'den önce Snaith'in Daphni adına yayınladığı son şarkı Paradise'ın 1981 yıllarında yayınlanan şarkısı ''Sizzlin' Hot''ın bir çevirisi olan 2019'daki ''Sizzlin''di. Bu şarkı yeni kayıtta yer almıyor. Geçtiğimiz sene Snaith ''You Can Do It'' adlı bir tekliyi klibiyle birlikte Caribou adına yayınlamıştı. En son gelen Daphni albümü ise 2017'de yayınlanan ''Joli Mai'' adlı albümdü. Dan Snaith'in yeni teklisi Cloudy'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cariboudan-suddenly-albumunun-remixi-geliyor/", "text": "Caribou olarak tanıdığımız Dan Snaith, 2020 yılında paylaştığı Suddenly albümünün remix'lerinden oluşan yeni bir dijital koleksiyon yayınlayacağını açıkladı. Caribou, geçtiğimiz gün Suddenly albümünün parçalarından oluşan yeni bir koleksiyon yayınlayacağını açıkladı. 12 Mart'ta Merge aracılığıyla yayınlanacak olan set'te, daha önce yayınlanmış olan Four Tet, Floating Points, Morgan Geist, India Jordan parçalarına da yer verilecek. Koleksiyonda aynı zamanda Toro y Moi, Jessy Lanza, Prince Nifty, ve Koreless gibi ünlü isimlerle de iş birliklerinin yer aldığını da belirtelim. Caribou'nun Suddenly albümünün remix listesine, artwork'üne ve orijinaline aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cat-power-alti-yil-sonra-wanderer-isimli-albumle-geri-donuyor/", "text": "Naif melodiler dendiğinde aklımıza gelen ilk isimlerden biri, hiç şüphesiz Cat Power oluyor. Sanatçı 2012'de yayınladığı son stüdyo albümü Sun'dan bu yana, yani tam tamına 6 yıl sonra yeni bir albüm yayınlıyor. Şarkılarıyla insanı, bulunduğu yerden alıp çok uzaklara götürme gibi bir yeteneğe sahip olan Chan Marshall, hepimizin bildiği ismiyle Cat Power'ın yeni albümünün adı Wanderer olacak. Üstelik 11 şarkıdan oluşan ve Domino Records etiketiyle raflardaki yerini alacak Wanderer'ın aynı isimli şarkısında sanatçıya Lana Del Rey eşlik ediyor. 5 Ekim'de yayınlanacak albümün ilk şarkısı Wanderer'ın henüz tamamını dinleme fırsatı yakalayamamış olsak da Cat Power bir güzellik yapıp şarkının 1 dakika 18 saniyelik intro bölümünü paylaştı. Dinlediğimiz kadarıyla yeni albümde de derin düşünceler eşliğinde uzak diyarlara yolculuk yapacağız. Merak edenler için Wanderer'ın intro'sunu aşağıya iliştiriyoruz. Bununla da yetinmiyor ve albümün tracklist'ini de şarkının hemen altına bırakıyoruz. O zaman gelsin 5 Ekim!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cava-grande-huzunlu-dansa-devam-ediyor/", "text": "Cava Grande'nin 2020 baharında paylaşacağı ikinci stüdyo albümü Hollow Shell'den üçüncü teklisi Unveiled dijital platformlardaki yerini aldı. Elektronik müzik projesi Cava Grande ile 2020 yılına hızlı giriş yapan Tan Tunçağ, A Room Above The Earth ve The Pond parçaları sonrasında yeni albümünün üçüncü teklisi Unveiled'ı geçtiğimiz günlerde dinleyicilere servis etti. Analog synth'ler, karanlık dark wave tarzındaki vokallerle hüzünlü bir dans müziği oluşturan Cava Grande, yeni albümünden parçalar yayınlamaya devam ediyor. Unveiled parçasını, Mind Shifter'ın synthwave tarzında ve New York'lu prodüktör Lebip'in deep tech tarzında yaptığı iki remix'le birlikte paylaşan Cava Grande'nin yeni teklisini aşağıdan dinleyebilirsiniz. Parçanın kapak tasarımı, her zaman olduğu gibi grubun görsellerini de yapan Miray Kurtuluş'a ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cava-grandeden-yeni-album-hollow-shell/", "text": "Tan Tunçağ'ın elektronik müzik projesi Cava Grande'nin ikinci stüdyo albümü Hollow Shell, 29 Ocak'ta tüm dijital platformalarda yayınlandı. Portecho ve Mira sonrası müzik serüvenine Cava Grande adı altında devam eden Tan Tunçağ, ikinci albümünde ilk kez vokalli şarkılarını yayınladı. Cava Grande Hüzünlü dans müziği tarzıyla dinleyiciyi analog synth'ler, atmosferik melodiler ve canlandırıcı ritimler eşliğinde yeni bir ses evreniyle buluşturuyor. Bu evrenin albümün kapak tasarımında ise gerçeküstü kolajları ile Miray Kurtuluş imzası bulunuyor. Cava Grande, yeni albümünden A Room Above The Earth, The Pond ve Unveiled adlı üç teklisini 2020 yılında paylaşmıştı. Bu teklilerden Tan Tunçağ'ın A Room Above The Earth için yaptığı 3D animasyondan oluşan, bilim kurgu temalı video klip 5 uluslararası film festivalinde gösterime girdiğini de belirtelim. Cava Grande'nin yeni albümü Hollow Shell'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cava-grandeden-yeni-tekli-ghost-vessels/", "text": "Tan Tunçağ'ın elektronik müzik projesi Cava Grande, geçtiğimiz yıl yayınladığı ilk albümü sonrasında Ghost / Vessels ismindeki yeni teklisini paylaştı. Portecho'dan tanıdığımız Tan Tunçağ'ın bir süredir devam ettirdiği elektronik müzik projesi Cava Grande, geçtiğimiz yıl yayınladığı ilk albümü Worm Universe sonrasında yeni teklisini yayınladı. Mart ayında Zorlu PSM'de gerçekleşecek Sonar İstanbul 2019 festivalindeki performansı öncesinde Cava Grande, yayınladığı Ghost ve Vessels isminde iki yeni parçasında kullandığı analog synth'ler, atmosferik melodiler ve karanlık ritmlerle bize tekrar merhaba diyor. 16 Şubat tarihinde gerçekleştirdiğimiz Bir Baba Indie Takeover etkinliğinde konuğumuz olarak Peyote Nevizade'de sahne alan Cava Grande'nin yeni teklisini dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cava-grandenin-ikinci-albumunden-ilk-parca-yayinda/", "text": "Tan Tunçağ önderliğinde devam eden elektronik müzik projesi Cava Grande'nin bahar aylarında çıkartacağı ikinci albümü Hollow Shellden ilk tekli A Room Above The Earth yayınlandı. Portecho'dan tanıdığımız Tan Tunçağ'ın elektronik müzik projesi Cava Grande, kurucusu olduğu Santima Records etiketiyle yayınlayacağı ikinci albümü Hollow Shell'den ikinci teklisi A Room Above The Earth'ü yayına aldı. İlk albümü Worm Universe'ü 2018 yılında paylaşan Cava Grande'ye canlı performanslarında sahnede trombon ve synth'lerde Hazal Döleneken, canlı görsellerde Miray Kurtuluş ve bazen de trompette Serkan Emre Çiftçi eşlik ediyor. Hollow Shell isimli yeni albüm yayınlanmadan önce 3 ayrı teklisini paylaşacak olan Cava Grande'nin ilk yayınladığı A Room Above The Earth parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/caz-ve-insan-hakları-hareketi-1960larda-nasıl-bir-araya-geldi/", "text": "1960'ların ortasında John Coltrane kariyerinin zirve noktasındaydı ve caz müziğin ne olduğuna dair geleneksel görüşleri altüst eden, yenilik yaratan bir caz fikrinin kuruluşuna öncülük ettiği çoktan kabul edilmişti. Aynı dönemde, büyük kültürel ve siyasal değişimler insan hakları hareketi olarak ortaya çıkmış ve var olan toplumsal düzeni yıkmaya yönelmişti. Birbirine paralel gelişimleri ve benzer bir kültür ve tarihten beslenmeleriyle insan hakları ve avant garde caz hareketi birbirlerini güçlendirmiş ve etkilemiştir. - COLTRANE ALABAMA: Son bölümde; John Coltrane, muhabir Frank Kofsky ile müziğin gücü ve bu kocaman evrende neler olduğunu yorumlarken müziğin nasıl kullanılabileceği üzerine konuşmaktadır. İkili, görüşmeyi 1966'da insan hakları hareketinin en hareketli zamanlarında yapmıştır. Coltrane, bu görüşme öncesinde Malcolm X'in bir konuşmasına katılmış ve Kofsky, Coltrane'e insan hakları önderi tarafından desteklenen görüşler ile yaptığı müzik arasındaki ilişkiyi sormuştur. Coltrane bu soruyu, bence müzik insanoğlunun, insan kalbinin bir ifadesi olarak yalnızca olan biteni anlatır. diyerek yanıtlamıştır. Coltrane insan hakları hareketinin oldukça içindeydi. Malcolm X'in siyah bilincine ve Pan-Afrikanizm'e dair görüşlerinin pek çoğunu paylaşmakta ve müziğine yedirmekteydi. Kendisinin harekete dair en büyük saygı duruşu ise 1963'te dört kız çocuğunun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Birmingham'daki kilise saldırısına cevaben yazılan Alabama isimli şarkı olmuştur. - MINGUS, LITTLE ROCK NINE'A CEVAP VERİR: Charles Mingus'un 1959 yılında çıkardığı albüm Mingus Ah Um, Arkansas Valisi Orval Faubus'un Little Rock Ninea tavrını lanetleyen bir şarkı içermiştir. Vali, dokuz siyahi öğrencinin Arkansas merkezinde bir liseye girişini güvenlik güçlerinin yardımıyla engellemeye çalışmıştır. Mingus'un plak şirketi Columbia şarkı sözlerini çok tahrik edici bulmuş ve Mingus şarkının asıl sözlerini içeren tam kaydını başka bir şirketle çıkarmıştır. Bu video orjinal yazıda bulunmamaktadır. Bir Baba Indie ekibi tarafından eklenmiştir. - NORMAN GRANZ, KANUNLARA KARŞI ÇIKAR: Listedeki diğer isimlerden daha erken bir dönemde harekete geçen biri olarak Granz bir müzisyen değil, bir konser organizatörü ve müzik yapımcısıydı. Granz, 1950'lerde Dizzy Gillespie ve Ella Fitzgerald gibi yıldızların içerisinde bulunduğu Jazz at the Philharmonic isimli popüler bir turne organize etmiştir. Organizasyon için özel olarak ayrımcı oturma planına sahip konser salonlarını seçen Granz, salon sahiplerine renkli ve beyaz oturma yerleri olmamasını şart koşmuştur. Hatta koltuklardaki renkli ve beyaz yazılarını kendisi bizzat kaldırmıştır. - CORE, FIVE SPOT CAFE'DE BİR SHOW DÜZENLER: 1963'te CORE, New York'ta Five Spot Cafe isimli caz kulübünde iki yardım konseri düzenlemiştir. Konserler birçok önde gelen müzisyeni ve müzik eleştirmenini bir araya getirmiştir. Dr. Martin Luther King'in Mart ayında Washington'da gerçekleştirdiği bir hayalim var konuşmasının ve bu konuşmanın henüz bir ay öncesinde dört kız çocuğunun öldürüldüğü Birmingham'daki kilise saldırısının hemen ardından düzenlenen organizasyon; Ben Webster, Al Cohn ve Zoot Sims gibi pek çok müzisyenin yanı sıra NAACP ve SNCC gibi insan hakları örgütlerinin de desteğini kazanmıştır. - NINA SIMONE, CARNAGIE HALL'DE MISSISSIPPI GODDAMİ SÖYLER: Bilgilendirme: Cansu Demirer'in tercümesiyle yayınladığımız bu yazı, blankonblank. org internet sitesinde, Jessie Wright-Mendoza imzasıyla yayınlanmıştır. Metnin orjinalini http://blankonblank. org/2015/05/jazz-civil-rights-movement/ linkinden okuyabilirsiniz. Yazı içerisinde paylaştığımız tüm yazılı ve görsel materyaller blankonblank. org adresinde, orjinaline bağlı kalarak yayınlanmaktadır. This article translated by Cansu Demirer has been published on blankonblank. org web site with the signature of Jessie Wright-Mendoza. You can read the original text on http://blankonblank. org/2015/05/jazz-civil-rights-movement/ link. All of the written and visual materials shared in the paper have been published as adhiring to the originals."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cazin-post-rock-hali-a-troop-of-echoes/", "text": "Amerikalılar post rock'ı sevmiş olmalı! Bizim New England eyaletinin hemen aşağısında Rhode Island var hani. Bilmiyorum deme? Ben de bilmiyordum yeni öğrendim. Orada bir yerde işte önemli değil. Post rock'ı başka şeylerle harmanlayınca daha güzel oluyor. Progresif-post rock buna en güzel örnektir. A Troop of Echoes ise post rock'a biraz da Jazz katmış. Yeni bir şey değil elbette. Jagga Jazzist var hatırladığımız. A Troop of Echoes'de bir önceki gönderideki Sky Architects gibi debut albümlerini piyasa sürdüler. İnternette haklarında çok fazla bilgi yok. Siteleri de açılmıyor zaten. A Troop of Echoes; Saksafonu Jazz'dan ötürü dominant enstrüman olarak kullanmışlar. Tüm şarkılarda ağırlığı hissediliyor. Twitter'larında şöyle yazıyor: High-energy song-based experimental instrumental dance rock!!! Kasvetlere sürüklemeyecekler bizi. Albümdeki Golden Gears bu tanıma en çok uyan şarkı. Days in Automotion debut albümlerinde toplam dokuz adet şarkı var. Dinleyin, biraz da post rock ile neşelenin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cazzip-project-hikayeler-ve-besteler-ic-ice/", "text": "Aslı Özer, Erhan Ertetik ve Ertuğrul Biber'den oluşan İstanbullu caz fusion trio'su Cazzip Project'in ilk albümü Stories, TMC etiketiyle yayınlandı. 21. İstanbul Caz Festivali Genç Caz yarışması galibi Cazzip Project'in ilk albümündeki her parçanın ayrı bir hikayesi bulunuyor. Çok bölümlü ve değişken ritmli parçalardan oluşmasıyla dikkat çeken Stories albümü, ismini bu hikayelerden alıyor. Cem Çatık prodüktörlüğünde Bubinga Records'ta kaydedilen albüm beş yıl süren bir çalışmanın ürünü. Kayıt ve mix Cem Çatık'ın, mastering ise Pieter Snapper'ın elinden çıkmış. Cazzip Project'in etkilendiği müzisyen ve oluşumlar arasında Hiromi Uehara, Avishai Cohen, Esbjorn Svensson Trio, Chick Corea Elektric Band ve Gogo Penguin isimlerine rastlıyoruz. İlk bakışta Nazlı Şahin'in imzasını taşıyan kapak tasarımıyla ilgi çeken albüm kesinlikle etraflı bir dinlemeyi hak ediyor. Albümde yer alan 6 parçanın da hikayeleriyle birlikte elimize ulaşan Storiesi dinlerken siz de parçaların hikayelerini okumayı ihmal etmeyin. Bugünlerde iyiden iyiye yüzünü göstermekte olan ilkbahara çok yakışan hikayeler de bulacaksınız. 7 Motions: Parçanın özelliği, 7 farklı bölümden ve değişken ritimlerden oluşması. Aslı Özer, her bölümü farklı bir ruh hali ve hissiyatla bir yılda bestelemiş. Dolayısıyla parçayı dinlerken her bölümde farklı bir hikayeyi dinliyorsunuz. Hızlı ve dinamik bir yapıya sahip olan parça, Ertuğrul Biber ve Erhan Ertetik'in düzenlemeleriyle son halini almış. Bu nedenle adı, 7 Motions. Rainbow: Grubun albüm kaydına girmeden çok kısa bir zaman önce, prova esnasında besteledikleri bir parça. Bestedeki akor ve tuşeler, sert yağmur damlalarını andırdığı ve aslında karanlık bir ruh halini yansıtırken bestenin sonunda yumuşayan tuşesi ile fırtına sonrası ortaya çıkan gökkuşağını anlattığı için adı Rainbow. En sert fırtınalardan sonra bile, en göz alıcı renkleriyle gökkuşağı belirir. mesajını taşıyor. H. I. P: Bu parça da grubun prova esnasında besteledikleri bir parça. İlk defa rhodes sound'unu kullanarak bir beste yapmışlar. Aslı Özer parçayı dinlerken Erhan Ertetik'e, Bu parça bana elleri cebinde, yolda karşısına çıkanlarla şakalaşarak yürüyen, eğlenceli bir adamı anımsatıyor. demesi sonucu Erhan'ın, O zaman parçanın adı hands in the pocket olsun yorumuna karşılık adını almış. Hands in the Pocket adı uzun olduğundan, grup zaman içinde parçayı H. I. P olarak çağırmaya başlamış. Hip; aynı zamanda İngilizce'de tarz sahibi kişi demek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ceylan-ertem-yine-de-amin/", "text": "Ceylan Ertem'i ANİMA döneminden beri tanıyorum. İlk kez sesini Yağmurla Gelen ile duymuştum. Hikayesinin orada kalacağını düşünmüyordum. Grup dağıldı ama Ceylan dağılmadı, solo kariyere adım attı ve özellikle son beş yılda Türk müzik endüstrisine önemli katkılar yaptı. İlk albüm Soluk belki de en indie çalışmasıydı. Sonrasında Ütopyalar Güzeldir yapmak istedikleri konusunda önemli ipuçlar veren kariyeri açısından önemli bir çalışmaydı. Takip eden Amansız Gücenik ve cover albümü Yuh, Ceylan'ın hem hayran kitlesinin artması hem de genel kabul görmesi açısından sanatçıya artı değer katmıştır. Yine de Amin Ceylan Ertem'in beşinci solo albümü. Albüm ismini şair Sinem Sal'ın şiir kitabından almış. Ceylan albümü kaydetmek için farklı bir yer düşünmüş ve birlikte çalacağı arkadaşlarını gaza getirip haydi dostlar gidelim de bir Antep havası alalım gitmişken de Antep'te albümü kaydedelim demiş. Gerçi kamp ateşi etrafında, bir çiftlikte veya malikanede albüm kaydeden gruplar da var. 25 kişilik bir ekiple Gaziantep Üniversitesi Mavera Kongre ve Sanat Merkezi Konser Salonu'nda canlı çalınıp kaydedilen bir albümde Volkan Öktem, Alp Ersönmez, Adem Gülşen ve İstanbul Strings gibi önemli isimler var. Aranjör koltuğundaysa Cenk Erdoğan, Can Güngör, Cihan Mürtezaoğlu, Tunç Çakır ve Steven Kamperman oturuyor. Mixler Berk Kula, mastering Alex Psaroudakis tarafından gerçekleştirildi. Ceylan'ın müzik tarzını belli bir türe indirgemek veya kısıtlamak yanlış ve kendisine haksızlık olur. Poptan caza, rock'tan arabeske evrilen bir müzik türü bu. Kendini tekrarlamayı sevmiyor, hayranlarının da kendisinden değişken albümler beklentisi olduğu düşüncesinde... Zaman zaman söylemesi zor şarkılar seçtiği olsa da genel olarak ses rengine uygun şarkılar barınıyor albümlerinde. Kendisine uyan elbiseleri giyiyor ve güzel taşıyor desek anlaşılır herhalde meramımız. İsyankar, güçlü ama bazen de aşk acısıyla yanmış kavrulmuş bir kadının sesi bu... Ceylan, bunun dışında iyi bir konser sanatçısı. Bu topraklarda pek çok şehirde önemli konserler yaptı ve canlı performansıyla da kendini kanıtladı. Kanıtlamaya gerek mi var derseniz evet yok, seversin ya da sevmezsin. Ceylan Ertem'e baktığımda Pj Harvey, Sezen Aksu, Yıldız Tilbe, Janis Joplin karışımı bir kadın görüyorum. Kalabalık bir evde yaşamış olan Ceylan, ailesindeki kadınlardan da figür olarak etkilenmiş. Bir yanı dışa dönük, diğer tarafı da oldukça naif bir profili var Ceylan'ın. Şarkılarında tutkulu bir kadın var hep. Bazen kendisini bazen de başkalarını anlatıyor. Son albümdeki Nilüfer'de Sahici ruh, cihanda sulh, bir de sevsen beni daha ne isterim kafasında... Amansız Gücenik albümünde daha içe dönük ve yer yer arabeske kayan bir ruh hali vardı. Yine de Aminde ise daha dışa dönük, kabuğundan sıyrılmış bir Ceylan var. Bugüne kadar yaptıkları işler arasında belki de istediklerini en çok yansıttığı albüm kanımca... Müzikal çeşitlilik ve prodüksiyon açısından da tatmin edici. Sound olarak poptan rocka caza hatta latine kayan esintiler var. Sıla'nın iki bestesi ve Yıldız Tilbe'nin bir bestesi albümün pop tarafını güçlendirmiş. Albüm yapım aşamasında 1980'lerin hafif Batı müziğinden etkilendiğini yadsımıyor Ceylan. Gerçekten bazı şarkılar Sezen Aksu'nun 2017 şarkıları gibi tınlıyor. Tipik bir Ceylan şarkısı Nilüfer orkestrasyonu ile dört dörtlük, konserlerde iyi enerjiyle çalındığında seyircide tekrar sesleri yükseltecek güçte. İnadına eski sevgiliye sitemlerle dolu bir çalışma. Esmer buram buram Sezen etkisi hissedilen bir şarkı. Akustik Korsan, insanda rakı içme hevesi veren Kovdum, gitarın çalınmadığı, enfes bir şekilde konuştuğu İzin ve elektronik yapılı Yıldız Tilbe bestesi HiçbirŞeyimsin albümün ana hatları. Yine de Amin bu yılın en iyi albümlerinden. Kaliteli müzik vaat ediyor. Kaliteli müzik de iyi müzisyenlerle olur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chet-faker-hakkinda-az-bilinen-7-sey/", "text": "Elektronik, downtempo, soul ve trip hop türlerinde yıllar boyunca birçok farklı üretim yapmış ve Built on Glass albümü ile büyük kitlelere ulaşmış Chet Faker'la 21 Haziran'da Zorlu PSM sahnesinde buluşmadan önce yetenekli sanatçının bilinmeyenlerini sizler için derledik. Evet, bizce de biraz saçma duyuluyor ama Chet Faker'ın gerçek ismi Chet Faker değil. Nicholas Murphy olarak doğan Chet, ünlü caz sanatçısı Nick Murphy ile isim benzerliği kurbanı olmamak için sahne ismini Chet Faker olarak belirlediğini açıkladı. Sonra tekrar Nick Murphy ismine dönen kafası karışık sanatçımız kariyerine Chet Faker olarak devam ediyor. Chet Faker'ın ilk müzikal üretimi Thinking in Textures EP'si olsa da sanatçı ismini tam anlamıyla Blackstreet'ten No Diggity cover'ının Superbowl reklamında kullanılmasıyla duyurmuş oldu. İlk albümünü 2014'te yayınlayan sanatçı, doğum yeri olan Avusturalya'da bu tekli ve albüm ile birlikte ARIA listesinde 1. sıraya yerleşti. Kim bilir, belki de Chet Faker'ı ileride Superbowl sahnesinde de görürüz! Ukulelesiyle özdeşleşen ve Riptide şarkısıyla gönlümüzde taht kuran Vance Joy, Chet Faker ile aynı lisede okumuş. Hatta iki sanatçı, müzik kariyerlerinin başlangıcında birbirlerinin konserlerine giderek ve şarkı yazım süreçlerinde paslaşarak birbirlerine destek olmuşlar. Chet Faker'ın 24. Akbank Caz Festivali için İstanbul'a geleceği duyurulduğunda biletlerin iki saatte tükenmesinin ardından Chet Faker hayranları, bir imza kampanyası başlatarak mekanın, dolayısıyla da kontenjanın değiştirilmesini talep etti. Normalde Babylon'da gerçekleşmesi planlanan konser, Black Box Istanbul'a taşınmıştı. No Diggity'nin hit olmasının ardından alternatif müziğin eşsiz sanatçısı, dünyaca ünlü müzik dergisi Rolling Stone tarafından 2013 yılında En İyi Bağımsız Sanatçı seçilmişti. 2014 yılında ilk albümünü yayınlamasının ardından kendini kulüp kültürünü partiler, film ve video aracılığıyla daha geniş bir dünyaya bağlayan bir platform olarak tanıtan ve dünyanın en iyi ünlü DJ'lerinin set başına geçtiği Boiler Room'un Melbourne ayağında set başına geçen Chet Faker, dinleyicilerine keyifli ve unutulmaz bir an yaşatmıştı. Yoğun konser temposuna geçtiğimiz yıllarda gittiği turnelerle alışan sanatçı, sadece Eylül ayında Amerika'da 16 konser veriyor olacak. Bu yaz da 11 konser verecek olan Chet Faker, 21 Haziran'da Zorlu PSM sahnesinde İstanbul'daki sevenleriyle bir kez daha buluşacak! Chet Faker'ın eğlenceli sahnesini Zorlu PSM'de izlemek için biletler burada."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chet-faker-it-could-be-nice-ile-uretmeye-devam-ediyor/", "text": "Renkli kişiliği ve chill kavramını müziğiyle yeniden tanımlayan kendini ifade ediş biçimiyle Chet Faker, yeni teklisi It Could Be Nice ile sakin sularda yüzmeye devam ediyor. 21 Haziran'da Zorlu PSM'de sergilediği performansla hepimize iyi hissettiren Chet Faker, yeni teklisi It Could Be Nice'ı dün yayınladı. 2013'te Rolling Stone dergisi tarafından En İyi Bağımsız Sanatçı ilan edilen Chet Faker, 2022'de aynı zamanda bir EP de yayınladı. Chet Faker, yalnızca ürettiği güzel şarkılarla tanınan bir sanatçı değil. Şahsına münhasır tavırları onu, daha yakından tanımaya değer bir sanatçı kılıyor. Chet Faker hakkında az bililnen 7 şey yazımızı gözünüzden kaçırdıysanız buradaki linkten ulaşabilirsiniz. It Could Be Nice, geçtiğimiz Eylül ayında sadece Amazon Original'da paylaşılmıştı. Faker, yeni teklisinin resmi duyurusunu animatör Felix Panis-Jones tarafından hazırlanan bir video ile yaptı. Evet, bu video da en az şarkı kadar iyi hissettirici bir yapıya sahip. Chet Faker'ın 30 Ağustos'ta yayınlanan It Could Be Nice teklisini aşağıdaki linklerden dinleyebilir ve yetenekli animatör Felix Panis-Jones tarafından hazırlanan video klibi izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chet-fakerdan-yeni-bir-tekli-daha-get-high/", "text": "Chet Faker uzun bir aradan sonra paylaştığı ikinci teklisi Get High ile karşımızda! Nick Murphy beş yıl aradan sonra, geçtiğimiz ekim ayında paylaştığı Low parçasıyla, alter egosu Chet Faker'ı yeniden canlandırmıştı. Bu parçanın ardından ise ikinci tekli Get High 5 Şubat tarihinde dinleyiciyle buluştu. Blues klavye akorlarının üzerine inşa edilen parça, aynı zamanda saykedelik bir video kliple birlikte yayınlandı. Klipte Murphy'yi bulutların üzerinde süzülürken ve piyano çalarken görüyoruz. Biraz molaya ihtiyacım vardı. Kendimi bir süreliğine kaçmak isterken buldum ve sonucunda bu parça ortaya çıktı. diyen Chet Faker, Nick Murphy ismiyle son olarak Aralık 2020'de enstrümantal albümü Music For Silence'ı yayınlamıştı. Yeni Chet Faker teklisi Get Highı video klibiyle birlikte aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chet-fakerdan-yeni-tekli-low-yayinda/", "text": "Chet Faker takma adıyla tanıdığımız Nick Murphy, beş senedir işlerine kendi ismiyle devam ediyordu. Sanatçı bir kez daha kafaları karıştırıp Chet Faker ismiyle yeni teklisi Lowu yayınladı. Devam projelerinin de olacağını hissettiren Chet Faker, Yeni teklisi Lowda isminin anlamı gibi düşük ama rahatlatıcı etkisi olan blues melodilerini kontrbas ve sesi ile dinleyicisine geçiriyor. ADA/Warner ve BMG Australia ile işbirliği içinde kendi şirketi Detail Record's aracılığıyla çıkacak tekli Low ile ilgili Heath Johns'un Rolling Stone'a bahsettiği üzere Chet Faker projesinin tekrar hayata geçmesiyle birlikte yeni işler de gelecek gibi gözüküyor. Chet Faker'ın yeni teklisi Low'a aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/childish-gambinodan-iki-yeni-sarki-birden/", "text": "Childish Gambino'dan bu hafta sonu iki yeni şarkı birden geldi. Grammy ödüllü Awaken, My Love! albümü sonrasında yeni bir video klip paylaşırken, katıldığı Saturday Night Live'da yeni bir parçasını daha seslendirdi. Donald Glove'un projesi ya da alter egosu denebilecek Childish Gambino'nun, hafta sonu yayınladığı This Is America parçasına çektiği video klip kısa sürede 15 milyon izlenmeye ulaştı bile. Parçanın geri vokallerinde ise Young Thug, 21 Savage, Quavo, Rae Sremmurd'dan Slim Jxmmi ve BlocBoy JB gibi isimler yer alıyor. Hiro Murai yönetmenliğinde çekilen bu politik video klip şimdi burada! Glover, Saturday Night Live programında ilk kez seslendirdiği Saturday parçasıyla birlikte ise dinleyicilerine ikinci güzelliğini yapmış oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chris-cornell-daha-once-yayinlanmamis-guns-n-roses-cover-patience/", "text": "Dün yaşasaydı Chris Cornell'in 56. doğum günü olacaktı! Ailesi de bugünün anısına Cornell'in Guns N' Roses'ın Patience parçasına yaptığı cover'ı paylaştı. Soundgarden, Audioslave ve solo projesiyle yaptığı işleri aklımıza kazıdıktan sonra 18 Mayıs 2017 tarihinde intihar ederek yaşamına son veren Chris Cornell'in geçtiğimiz gün doğum günüydü. Dün Chris Cornell'in Facebook sayfasından yapılan açıklamayla birlikte, 2016 yılı oturumlarından birinde kaydedilen Guns N' Roses'ın Patience parçasının Chris Cornell yorumu paylaşıldı. Ailesi, yaptığı açıklamada Chris Cornell'in doğum gününde bu parçayı paylaşmanın çok doğru bir zaman olduğunu söyleyerek. Chris'i kutlamaya ve hayatta tutmaya devam eden herkese teşekkürlerini ilettiğini belirtti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chris-cornell-filmi-black-daysin-cekimleri-basliyor/", "text": "Chris Cornell'in yaşamının son günlerine odaklanan Black Days filminin çekimlerine önümüzdeki ay başlanacağı açıklandı. 2017 yılında aramızda ayrılan Chris Cornell'in son günlerine odaklanacak bir film yapılacağı uzun zamandır konuşuluyordu. Brad Pitt'in yapımcılığını üstlendiği Black Days adlı filmin çekimlerine ise eylül ayında başlanacağı açıklandı. Los Angeles merkezli prodüksiyon şirketi AmeriFilms LLC ve Road Rage Films tarafından hazırlanacak olan film, Soundgarden'ın dağılmasının ardından Audioslave'ı kuran grunge müziğin önemli figürlerinden Chris Cornell'in son zamanlarını anlatacak. 2017 yılında Detroit'te bir otel odasında kendini asarak intihar eden Chris Cornell'i bu filmde, 2017 yılında yayınlanan Sun Records adlı dizide ve 2005 yılında Walk The Line adlı filmde roller üstlenen Johnny Holiday'in canlandıracağı açıklandı. Geçtiğimiz ay, Chris Cornell'in 56. doğum günü anısına, ailesi daha önce yayınlanmamış Guns N' Roses'ın Patience parçasına yaptığı Cornell cover'ını paylaşmıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chris-martin-konser-sirasinda-hayrani-icin-dovme-tasarladi/", "text": "Coldplay'in solisti Chris Martin grubun Londra'daki Wembley Stadyumu'ndaki son gösterilerinden biri sırasında bir hayranı için dövme tasarladı! Coldplay'in 20 Ağustos'taki konseri sırasında Martin, hayran olan Mattie Jolley'nin ondan dövmeyi tasarlamasını istediğini gösteren bir işaret gördü. Fix You performansından önce Martin'in sahnede diz çöktüğü ve Jolley'e kağıt ve kalem hazırlamasını işaret ettiği ve şarkıyı söylerken tasarımı Jolley'nin not defterine çizdiği bildirildi. Jolley, dövme hakkında, Az önce ne olduğunu fark ettiğimde gözyaşlarına boğuldum ve hala da şoktayım dedi. Gecemi daha da güzelleştirmek için beni 80.000 kişilik bir kalabalığın arasından seçti. Bunu yapmak zorunda değildi ve yaptığı için çok minnettarım. Jolley, tasarımı bir sonsuzluk işaretini anımsatan aşk kalbi olarak tanımladı. Bu ay Wembley Stadyumu'nda gerçekleştirdiği altı konserden biri olan bu gösteride grup, ABBA'nın 'Knowing Me, Knowing You' ve Kate Bush'ın 'Running Up That Hill' şarkılarını da setlist'lerinde yer verdiği dikkatleri çekerken, Natalie Imbruglia ile birlikte Olivia Newton-John'a da saygılarını sunduklarını da eklediler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/christine-mcvie-anisini-yasatan-little-darlin/", "text": "Christine McVie yaşasaydı, 80. yaş gününü kutluyor olacaktı. Bu özel günün şerefine sanatçının daha önce yayınlanmamış parçası Little Darlin' huzurlarınızda. Christine McVie... Fleetwood Mac grubunun klavyecisi ve değerli üyesi McVie'nin doğum günü 12 Temmuz. Geçen sene hayatını kaybeden sanatçıyı anmak ve doğum gününü kutlamak adına 2004 yılında çıkardığı solo albümü In The Meantime'ın yapımı esnasında sırasında kaydedilmiş ama yayınlanmamış olan tekli Little Darlin' dinleyicilerle buluştu. Funk esintili bir bas hattıyla başlayan parça, şarkıcının geniş diskografisinin eğlenceli ve heyecanlı parçalarından birisi. Rhino ayrıca hem In The Meantime hem de McVie'nin kendi adını taşıyan 1984 tarihli ilk albümünün yeniden basımlarını bu yıl içinde paylaşacağını ve projenin şarkıcının yeğeni Dan Perfect tarafından denetleneceğini doğruladı. Perfect, 2004 albümünü Belki de en kişisel ve samimi projesi olarak nitelendiriyor ve teyzesinin 2023'te albümün yeniden ortaya çıkışını görmek için yanında olabilmesini ne kadar istediğini söylüyor. Chris ve ben bir süredir orijinal parçaları Dolby Atmos'ta yeniden düzenlemek için çalışıyorduk ve Chris şarkılara taze bir yaşam ve çağdaşlık katan bu süreçten dolayı oldukça heyecanlı... Keşke bunları görecek kadar yaşasaydı diyor Perfect. Little Darlin''in piyasaya sürülmesine ek olarak, Christine McVie ile grup arkadaşı olan Mick Fleetwood da şarkıcıya 80. doğum günü için saygılarını Songbird adlı parçasının enstrümantal ve sözlü bir uyarlamasını paylaşarak sundu. Sanatçının Little Darlin' isimli parçasının paylaşılmasına şahit olamaması gerçekten üzücü. Ortaya çıkardığı ve bizleri büyülediği eserler her zaman var olacak ve onun anısını sürdürecek. Biz de bu şarkıları dinleyebildiğimiz için kendimizi şanslı hissediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/chvrches-manhattanla-ilk-albumune-selam-cakiyor/", "text": "Chvrches, Manhattan isimli 2013 yılında kaydedilmiş ama ilk albümlerinde yer almayan tekli ile yıldönümü baskısının müjdesini verdi. Chvrches, ilk albümleri The Bones of What You Believe'in 10. yıl dönümü baskısını daha önce yayınlanmamış bir şarkı olan Manhattan ile duyurdu. Yeni baskı 13 Ekim'de Glassnote etiketiyle çıkıyor. Albüm beş canlı kaydın yanı sıra Manhattan da dahil olmak üzere albümün orijinal kayıtlarından daha önce yayınlanmamış dört şarkıyı da içeriyor. The Bones of What You Believe grup tarafından Glasgow'daki Cook's Alucard Studio'da kaydedildi, ardından da Rich Costey tarafından miksajı yapıldı. Chvrches grubunun ilk albümlerinin yıldönümüne özel çıkardığı Manhattan teklisine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cicekler-icinde-agresyon-idles/", "text": "Son yılların en başarılı gruplarından, kanımca da en iyi post punk grubu olan IDLES, kariyerine 2009 yılında İngiltere, Bristol'de başladı. Şarkılarında, Özellikle halkımız arasında pek sevilen tabiriyle 'erkeklik' olarak nitelendirilen toksik masküleniteyle her fırsatta savaşan grup, Welcome adlı ilk EP'sini 2012 yılında yayınladı. 2016 yılında, grubun solisti Joe Talbot'un annesinin üzücü kaybının etkisiyle beraber IDLES, Brutalism isimli ilk albümünü 2017 yılında yayınladı. IDLES, Bu trajik kaybı olabilecek en hareketli biçimde; 'melodisi cennet sözleri cehennem' kalıbına sığdırabileceğimiz şekilde betimliyor. Özellikle Mother parçasında bu etkiyi görebiliyoruz. Grubun en dikkat çekici yönü bence içindeki kontrolsüz gibi görünen öfkeyi belli köşeler çizerek fevkalade bir hat içinde tutması. IDLES'ı dinlerken biri tarafından yumruklanırken aynı kişi tarafından kucaklanır gibi hissedeceksiniz. Bu kavram karışıklığının içinden müthiş bir portre çiziyor IDLES, ben ve birçok kişinin onlara hayran olmasındaki yegane sebeplerden biri de bu olsa gerek. Brutalism albümüyle beraber içinde bulunduğu depresyon ve bunun getirdiği öfkeyi muazzam bir şekilde bizlere ulaştıran grup, 2018 yılında ise kendilerine en büyük ivmeyi sağlayan Joy as an Act of resistance albümünü yayınladı. Başyapıt demekten çekinmeyeceğim bu albümle birlikte birçok önemli müzik platformuna konuk olan IDLES, bunun yanında grubun pek sevilen şarkısı 'Never Fight A Man With A Perm'ü Peaky Blinders dizisine servis ederek grubun en büyük prömiyerlerinden birini yapmış oldu. Bu albümde yine çok sevdiğimiz agresyonunu çiçek buketleriyle beraber sunuyor. Bu albümde bahsetmeden geçemeyeceğim bir parça var: Samaritans. 'Ben bu kadar yazı okuyamamam, bana bir şarkıyla grubu anlat!' diyecek olursanız size bu parçayı servis edebilirim. 2 senelik aranın ardından pandeminin boy gösterdiği 2020'de, benim de kendilerine iyice bağlanmamı sağlayan albüm olan Ultra Mono albümüyle geri dönüş yapan grup, bu 2 senelik süre içinde birçok medya platformuna röportaj vererek grubun içselleştirdiği konuları ve kendilerini daha yakından tanımamızı sağladı. Özellikle birçok kısa belgesel ve röportajların da içinde bulunduğu mini canlı performanslara YouTube üzerinden kolayca ulaşmanız mümkün. 2017'den 2021'e uzanırken, tabiri caizse seri üretime geçen IDLES, takvimler 12 Kasım 2021'i gösterirken CRAWLER'ı yayınladı. Önceki albümlere nazaran daha dingin ve olgun bir sound'a sahip olan CRAWLER, özellikle The Beachland Ballroom, MTT 420 RR, Car Crash, The Wheel gibi parçalarıyla birçok IDLES hayranını mest eden bir albüm konumunda. Yepyeni IDLES albümü ise yolda: TANGK, 16 Şubat 2024 tarihinde bizlerle olacak. Albümün ilk teklisi geldi bile: Dancer. LCD Soundsystem ile IDLES'ın ortak işi Dancer, çıktığı günden itibaren kulaklıklarımı esir almış durumda. Eminim birçok dinleyicinin durumu da benden farksızdır. IDLES, 27 Kasım'da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde! Bir diğer önemli müjde ise 27 Kasım'da bu fevkalade adamlar ülkemize ilk ziyaretini gerçekleştirecek. Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ne konuk olacak olan IDLES, kış sezonunun açılış konserini İstanbul'da gerçekleştirmiş olacak. Her şeyin ardında IDLES, şu an Birleşik Krallık'ta en çok dinlenen 5 punk grubundan biri, dolayısıyla kariyerlerinin bu noktasında onları dinlemek ayrı bir değer katacak. Eminim ki zaman geçtikçe hatırlayıp kendimizi çok şanslı hissedeceğimiz bir konser olacaktır. Gelenleriniz için orada görüşmek üzere. Etkinlik sayfası ve biletlere ise şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ciermento-ferfortenin-ikinci-albumu-cansiz-yayinda/", "text": "Ankara ve Liege arasında yolculuğa devam eden ikili Ciermento Ferforte, ikinci albümü Cansız'ı geçtiğimiz günlerde dijital platformlarda yayınladı. Ciermento Ferforte, funk, progressive, grunge ve indie tarzlarından esintiler bulacağınız müziğiyle Türkiye Fransa arasında yoluna devam eden bir müzik ikilisi. Table Records etiketiyle yayınladıkları ikinci albüm, Cansız ise 26 Ekim tarihinde dijital platformlardaki yerini aldı. BBI Yerli 31'de yer alan Ciermento Ferforte ilk albümünü 2016'nın Haziran ayında Ne De Güzel Gidiyorduk... ismiyle yayınlamıştı. Prodüksiyonu Ege Tülek ve Ciermento Ferforte tarafından yapılan albümün kapak tasarımı ise Merve Atmaca imzası taşıyor. Albümün davullarında Berker Banar, Mert'in Valsi'nin vokallerinde Ayça Sönmez, Bırak Bu İşleri'de slide gitarda Egemen Kırkağaç, Cansız'daki ek gitarlarda Ege Tülek, Kör'deki ortam seslerinde ise Alban Lejeune ismi bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cigarettes-after-sex-bir-kez-daha-ulkemize-geliyor/", "text": "Teksaslı dream pop grubu Cigarettes After Sex, 4 Temmuz tarihinde KüçükÇiftlik Park'ta! Son olarak geçtiğimiz sene Gezgin Salon kapsamında izleme fırsatı bulduğumuz Amerikalı dream pop grubu Cigarettes After Sex, 4 Temmuz 2023 tarihinde bir kez daha ülkemizi ziyarete hazırlanıyor. Greg Gonzalez tarafından 2008'de Teksas, El Paso'da kurulan dream pop/shoegaze grubu Cigarettes After Sex; romantik, seksi, huzurlu melodileri ve can yakıcı şarkı sözleri ile kısa sürede tüm dünyada popülerleşti. genellikle romantizm ve aşk temalarına dayanan şarkı sözleri ve Gonzalez'in muhteşem sesiyle tanınıyor. Grubun gizemli imajı ve 80'lerin Reo Speedwagon hiti Keep on Loving Youya 2015'te getirdikleri yorum çevrimiçi mecralarda kısa sürede fenomen olmalarını sağladı. 2017'de kendi adlarını taşıyan ilk albümleri ve takip eden kayıtlarıyla da yerini sağlamlaştıran üçlünün önceki İstanbul konserleri ayin tadında geçti. Cigarettes After Sex, Yüzdeyüz Müzik katkılarıyla 4 Temmuz'da KüçükÇiftlik Park sahnesinde! Biletler yakında Biletix'te!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cigarettes-after-sex-bubblegum-ve-stop-waiting-diyor/", "text": "Ülkemizi kısa bir süre önce ziyaret eden Cigarettes After Sex, Bubblegum ve Stop Waiting isimli iki yeni tekli çıkardı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da da konserleri olan, Greg Gonzalez'in Brooklyn merkezli projesi Cigarettes After Sex, uzun yıllardır puslu, rüya gibi öforik şarkılar yapıyor ve son zamanlarda hızlı bir şekilde ilerliyor. Geçen yıl, grubun 2016 yılında çıkardığı şarkısı K. sosyal medyada gündeme gelmişti. Ama grubun Apocalypse şarkısının da yakaladığı başarı göz ardı edilemez. Cigarettes After Sex bu senenin başlarında çıkardıkları Pistol parçasının ardından geçtiğimiz günlerde de Bubblegum ve Stop Waiting isimli teklileri paylaştılar. Her ikisi de grubun her zamanki havasına uyan sisli ve hayalperest parçalar diyebiliriz. Bubblegum, tiz akustik gitarlar ve güçlü atmosferik bas sesleri ile derin konsantrasyonlu bir tekli iken, altı dakikalık Stop Waiting daha yumuşak ve tatlı bir parça olmuş. Bu birbirinden güzel iki tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz. Umarım tekrar İstanbul'a gelirler de bir de canlı dinleriz bu güzel eserleri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cigarettes-after-sex-yeni-teklisi-youre-all-i-want-ile-geri-dondu/", "text": "Texas çıkışlı ambient pop grubu Cigarettes After Sex, yeni teklisi You're All I Want ile yürekleri dağlamaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl ekim ayında ikinci stüdyo albümü Cry'ı paylaşan Cigarettes After Sex, albüm sonrasındaki ilk parçasını yayına aldı. You're All I Want adlı parçayı, 2017 yılında Cry albümünün kayıtları sırasında fırtınalı bir gecede bestelediğini söyleyen grubun kurucusu Greg Gonzalez, şarkının sözlerini ise kız arkadaşı ve kendisiyle ilgili görmüş olduğu bir rüyadan esinlenerek yazdığını belirtiyor. Cigarettes After Sex'in albüm sonrasında, arayı çok açmadan yayınladığı yeni parçası You're All I Want'ı hemen aşağıdan dinleyip siz de melankoli trenine atlayıp rüyalara dalabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cigarettes-after-sexin-yeni-albumunden-ilk-sarki-yayinda/", "text": "Amerikalı dream-pop grubu Cigarettes After Sex, 25 Ekim'de yayınlayacağını açıkladığı ikinci stüdyo albümlerinden yeni single'ını paylaştı. 25 Ekim'de yayınlanacak yeni Cigarettes After Sex albümü Cry'dan paylaşılan ilk şarkı Heavenly hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cihan-bilginin-neyse-ne-adli-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Cihan Bilgin, yeni şarkısı Neyse Neyi tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Geçtiğimiz aylarda, Her Şey Yolundadır Umarım isimli mini belgesel ve aynı ismi taşıyan akustik bir albüm yayınlayan Cihan Bilgin, yeni teklisi Neyse Neyi BBI Music Co. etiketiyle 23 Temmuz'da tüm dijital platformlarda yayınlandı. Sözü ve müziği müzisyenin kendisine ait olan şarkının prodüksiyon ve miks işlemleri Soft Analog grubundan Ömer Çelik, master işlemleri ise Barış Ergün tarafından yapıldı. Teklinin kapak fotoğrafı Berkay Öktem, kapak tasarımı ise Glennis imzası taşımakta. Indie Elektronik tarzındaki parçanın hikaye anlatımı içeren şarkı sözleri, gerçek ve hayal arasındaki Cihan Bilgin dünyasını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Cihan Bilgin'in yeni teklisi Neyse Ne ye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cihan-mürtezaoğlu-can-güngör-salon-iksv-27-11-2015/", "text": "Dün akşam Salon İKSV'deki konserin haberini birkaç hafta öğrendiğimde kesin gitmeliyim demiştim. Cihan Mürtezaoğlu ve Can Güngör'ün aynı sahneyi paylaşması gerçekten özel bir durumdu. Konser sırasında da, iki müzisyen bunu sık sık dile getirdi ve lise döneminden bu yana süregelen arkadaşlıklarında bunun hayalini kurduklarını belirttiler. Yerli müzik dünyasının son 10 yılına yön veren bazı kırılımlar yaşandı. Bu kırılımlar varolan müziğin bir nevi güncellemeleriydi adeta. Örnek vermek gerekirse; Duman ve Mor ve Ötesi'nin yarattığı fırtınanın ardından ortaya bir sürü yeni grubun çıkmasının yanısıra, sessizce yolunda ilerleyen gruplarda daha duyulur oldu. Bu kırılımın ardından zaman zaman farklılık ve yenilik sunan gruplar ortaya çıksa da çok fazla parlayamadan ve yaptıkları müziğin arkasında duramadan kayboldular ya da piyasa dediğimiz hastalıklı yapının illüzyonuna kapıldılar. Çok uzun süreler sonra Korhan Futacı ve Kara Orkestra ile tanıştığımızda derin bir oh çekerek bir şeylerin iyi anlamda değiştiğini, yıllar süren tıkanıklığın ardından müzikalite olarak harika şeyler dinlemeye başladığımızı birçok insan gibi bizde bu sayfalarda dile getirmiştik. Türkiye'de sayısız derecede eğitimli ya da alaylı iyi müzisyen var. Birtakım mental problemlerden dolayı icra ettikleri müziklere haksızlık yapmıyor olsalar bugün iyi olan yüzlerce gruptan hangisinden bahsedeceğimizi şaşırıyor olacaktık. Tam bu noktada mental olarak problem yaşamayanları günden güne daha net seçebiliyoruz. Benim için bunlardan biri de Cihan Mürtezaoğlu ve Can Güngör'dür. İki ismi aslında isim olarak değil de, grup olarak algılamakta fayda var. Arkasında bu isimleri destekleyen müzisyenler ile birlikte, tıpkı KFKO'da olduğu gibi yeni bir kolektif yapı oluşturduklarını ve çok özel işler ortaya koyduklarını düşünüyorum. Dünkü akşam bu kolektif yapının artık rüştünü ispat ettiğini söylersek sanırım yanlış olmaz. Konserin ayrıntılarına girmeden Nilipek albüm lansman konserini yazarken Can Aydınoğlu ile ilgili yazdıklarım, teknik bir hataya kurban gittiği için yazıya dahil olamamış. O yorumu buraya da yazarsam yanlış bir şey yapmış olmam. Nilipek konserinde tüm konserin lokomotif ismiydi. Yaratıcı bir orta saha gibi diğer grup üyelerini sırtladı, ileri taşıdı, atağı başlattı. Nasıl tanımlarsanız, neye benzetirsiniz bilmiyorum ama dün hem Cihan Mürtezaoğlu, hem Can Güngör ile 2 saatten fazla sahnede kalarak, kusursuz bir performans sergiledi ve bu kolektif ruh için ne kadar değerli ve önemli olduğunu gösterdi. O yüzden bir önceki yazıda teslim edemediğim hakkını şimdi teslim etmek istedim. Cihan Mürtezaoğlu'nun ilk dakikalarını kaçırdım. Konser başlama saatinin 9 olarak belirtilmişti ama nasıl olsa bu ülkede hiçbir konser saatinde başlamaz diyerek, konser salonuna 5-10 dakika gecikmeyle girdim. Birçok konuda hastalıklı olan bu yapıyı düzeltmek için mücadele eden tüm mekan sahiplerini, organizatörleri ve müzisyenleri ayrı ayrı takdir ve teşekkür etmek gerek. Cihan Mürtezaoğlu konserde, ekibiyle Silahlı Kız, Bir Beyaz Orkide, Talihsiz Orman, Deli, Sarı Söz ve Uçurtma gibi çok sevilen şarkılarını çaldı. Bir tane de İbrahim Tatlıses şarkısı Dönmüyor Geriyi bizlerle paylaştı. Konser bitene kadar Kedi ve Karpuzu çalarlar mı diye bekledim. Eğer kaçırdığım kısımda çaldılarsa da oldukça üzgünüm. Albümü henüz çıkmamış Cihan Mürtezaoğlu'nun çoğu şarkısını ezbere bilen, ucundan yakalayan, eşlik etmekten kendini alıkoyamayan seyircinin gerçekten bir albüme ihtiyacı var mı sorusunu sordum kendi kendime. Elbette var ama kesinlikle albüm olmalı algısının yıkılması adına önemli bir örnekti dün akşamki konser. Bu yüzden bir müzisyeni/müzik grubunu değerlendirirken sadece iyi müzik yapıp yapmadığını referans almakta fayda var. Eskide kalmış olan albümü olmalı, konser salonunu doldurmalı, rockstar olmalı gibi düşünceleri çok ciddiye almamak gerekiyor. Her ne olursa olsun, bir şeylere mecbur olduğu için değil, keyif aldığı ve istediği için yapan sanatçıların varlığı daha önemli. Sahnede Cihan Mürtezaoğlu'na Can Aydınoğlu, Tayis Yıldızcı, Canberk Ünsal ve Zafer Resul Tunçoğlu eşlik etti. Can Güngör'e gelirsek ise benim için özel bir durumu vardı dün akşamki konserin. Can Güngör'ün geçen sene Moda sahnesinde verdiği ilk konseri izleyenler arasındaydım. O konser ile ilgili şöyle bir şey yazmıştım. O günden bugüne kaç konser verdiler bilmiyorum ama dün gece konserden çıktığımızda hepimizin dilinde benzer cümleler dolanıyordu. ... harikaydılar, ... çok keyif aldık, ... nefis çaldılar vb. bir sürü cümleyi kurduk ya da duyduk. Dolayısıyla ilk günkü konseri izlediğimde edindiğim izlenimde haklı çıkmanın keyfini ve etrafımdaki insanlara abi muhakkak dinlemelisin diyerek albüm hediye ettiğim, ısrarla dinlettiğim insanların iyi ki dinletmişin, çok sevdik cümlelerinden edindiğim hazzı yaşıyorum şu an. Can Güngör sık sık seyircinin albümü ezbere bilmesine, ona eşlik etmesine mütevaziliği ve içtenliği sebebiyle şaşırdı belki ama bizim tarafta bu çok olağandı. Konserde albümdeki bütün şarkıların yanı sıra iki tane yeni şarkı da çaldılar. Bunlardan birisi Yalnız Ölmek idi. Sahnede Can Güngör'e Can Aydınoğlu, Deniz Güngören, Tufan Büyükgüngör, Berkay Küçükbaşlar ve Ozan Tekin eşlik etti. Konserin son kısmında ise beklenen buluşma gerçekleşti ve Cihan Mürtezaoğlu ile Can Güngör sahnede yalnız kaldı. İkili birbirine ait olan şarkıları seslendirdikten sonra ekibe seyircinin de yoğun isteğiyle Ceyl'an Ertem de dahil oldu. Konseri Cihan Mürtezaoğlu'nun Uçurtma şarkısıyla müthiş bir nokta koyarak bitirdiler. Son zamanlarda izlediğim en etkileyici konser olduğunu, orada olan herkesin çok şanslı olduğunu söylemek gerek. Bu konsere katkısı olan herkese ayrı ayrı teşekkür etmek gerek diyerek bizde yazıyı noktalayalım. Yoksa gidemeyenler için daha fazla pişmanlık uyandırıyor olacağız. Bu kolektif yapıyı yeni tanıyanlar, henüz keşfetmemişler için tekrar kendilerine ulaşabilecekleri linkleri paylaşalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cihan-mürtezaoğlu-sarıdır-rüzgarın-sözü/", "text": "Son yıllarda Türkiye'de müziğin başına gelmiş en güzel birkaç şeyden biridir Cihan Mürtezaoğlu. Birkaç gün önce artık sloganlaşacak kadar bilinen Sarı Söz'ün yeni bir versiyonunu yayınladı. Bu kayıt albümün habercisi kuşkusuz. Cihan Mürtezaoğlu ve etrafında Can Güngör'ün de olduğu bir grup müzisyen ile bir kırılım yarattılar yerli müziğimizde. Bu kırılımları dikkatle incelemeye çalışıyorum. Can Güngör'e başka bir yazıda değineceğim ama ondan önce Cihan Mürtezaoğlu'ndan bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 2 yıl önce Bandcamp üzerinden bilmediğim, gözden kaçırdığım neler var diye siteyi tararken Kedi ve Karpuz ile tanışmıştım. Sembolik bir bedel ile şarkıyı satın alıp etrafımda ne kadar tanıdığım varsa Abi dinleyin çok güzel diyerek kendi çapımda misyonerlik faaliyetleri yürüttüm. O günden bu güne nerede bir Cihan Mürtezaoğlu ismi görsem yazıysa açıp okurum, şarkıysa açıp dinlerim. Kendi yarattıkları ekol ile birlikte bir rüzgarı arkasına alan bu insanların yaptıkları işin özünde gerçekten samimiyetle harmanlanmış bir dışavurum var. Müziklerin içinde şu anki zamanın izleri çok belirgin ama geçmişin vücutlarındaki varlığını da inkar etmiyorlar. Cihan Mürtezaoğlu hakkında daha detaylı bir yazıyı albüm ile birlikte yazacağım. Kuracağım cümleleri daha da belirginleştirip umarım sizlerle paylaşabilirim. Uzun süredir Bir Baba Indie olarak telafuz ettiğimiz İyi Müzik İçin İyi Dinleyici mottosuyla Cihan Mürtezaoğlu'nu her sevdiğiniz insana bir kez olsun dinletmenizi isteriz. Ayrıca TTNet ve birkaç gün içinde iTunes'da da dinlenebilecek şarkıdır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cihan-mürtezaoğlundan-yeni-klip-hatırla-mektupları/", "text": "Cihan Mürtezaoğlu 2016 yılında yayınladığı ilk uzun çaları Bitsin Bu Delilik ile farklı ve özgün bir işe imza atmıştı. Aslında doğrudan albümü övmek isterdim şu an ama bu yazıyı yazmamın nedeni bambaşka. Albümü hala dinlemediyseniz çabuk koşun! Bora Çifterler'in yönettiği klipte Dilşah Demir ve Hakan Ummak da oyuncu olarak yer alıyor. Klipte Cihan Mürtezeoğlu'na davulda Zafer Tunç Resuloğlu, gitarda Efe Demiral, bass gitarda da Canberk Ünsal eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cihangir-aslandan-night-owl-isminde-yeni-bir-tekli-geldi/", "text": "İstanbul elektronik müzik sahnesinden Cihangir Aslan, Night Owl isimli yeni teklisini tüm dijital platformlarda yayınladı. Cihangir Aslan, 2018 yılında yayınladığı Roots isimli albümü sonrasında iki yıl kadar süren sessizliğini 2020'nin Kasım ayında Ride to Light ile bozmuştu. Sanatçının geri dönüşünün ardından yeni kısaçalarının ikinci teklisi, Aslan'ın Akın Sevgör ile iş birliği yaptığı At The Third Point aralık ayında yayınlandı. Process EP'nin üçüncü parçası Night Owlda Cihangir Aslan'a, Dolu Kadehi Ters Tut, Evrencan Gündüz ve kendi solo projelerinden tanıdığımız Dilan Balkay trompetiyle eşlik ediyor. Parça aynı zamanda Zeynep Aslanoba yönetmenliğinde çekilen stop-motion klip ile yayınlandı. Cihangir Aslan'ın yeni teklisi Night Owl'a ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cihangir-aslanin-solo-albumu-roots/", "text": "Bu yazıya Herkesin çok yakından tanıdığı Cihangir Aslan... diye başlamayı ben de çok isterdim, lakin bu kez işler biraz daha farklı. Aslında kendisini çok yakından tanıyoruz, sadece o kadar yakından tanıdığımızın farkında değiliz. Cihangir Aslan, birbirinden başarılı birçok isminin gitaristliğinin yanında aranjörlüğünü yapıyor, hem de öyle böyle isimler değil çalıştıkları. Aralarında Hüsnü Arkan, Pamela, Gülay, Bora Duran, Gülden Mutlu ve daha niceleri var. Biz ise kendisini geçtiğimiz sene 10-13 Ağustos'ta gerçekleştirilen Nilüfer Festivali'nde, Akın Sevgör'ün gitaristi olarak tanıdık. Zaten Akın Sevgör'ün müziğini ne kadar seviyorsak, Cihangir Aslan'ın ilk solo çalışması olan Roots'u da bir o kadar sevdik, beğendik. Deneyselin elektronikle, minimalin teknoyla buluştuğu bir noktada yer alan Roots, 7 güzel parçadan oluşuyor. İlk şarkı Ritüel, dinlediğiniz ana göre gerçekten ruhani bir müziğe dönüşebiliyor, sizi zihninizde hiç keşfetmediğiniz noktalara savuruyor. İkinci şarkı Summit K başlarken tekno kendini derinden derinden hissettiriyor, şarkı hızlandıkça kulaklığınızın gürültüyü kesme oranına göre kalp atışınız da hızlanıyor. Tam sakinleşeceğinizi düşündüğünüz 40. saniyede ise yeniden heyecanlanmaya başlıyorsunuz ve bu heyecan şarkı boyunca devam ediyor. Üçüncü şarkı Nar'da sizi çok ama çok güzel bir sürpriz bekliyor. Çocukluğunuzun en sevdiğiniz seslerinden birini, Hüsnü Arkan'ı duyuyorsunuz. Eğer cennetin yedi katı gerçekten varsa ve Roots'taki her şarkı bir katı temsil ediyorsa, Nar da hiç şüphesiz yedinci kat oluyor; dinlediğiniz her saniye buna daha da emin oluyorsunuz. Internal başladığında arka planda duyduğunuz sesler ile tüm günün rutinini dinliyormuş gibi hissediyorsunuz, şarkıya sığınarak gün içinde sizi sıkan her şeyden kaçabileceğinizi hissediyor ve her melodiye ayrı bir minnet duyuyorsunuz. Obscured Council çalmaya başladığında yeniden bir sorgulama başlıyor. Varoluşçuluk edebi akımdan daha fazlası olsaydı, bu şarkıda kendini gösterirdi diye düşünüyorsunuz. Sudden Decisions ise bu zamanki kadar dinlediklerinizden daha farklı hissettiriyor. Heyecanlısınız ama aynı zamanda kızgınsınız da! Tıpkı çok içip o anda deli gibi eğlenip komple yanlış kararlar verdiğiniz bir akşamdaymışsınız gibi hissettiriyor ve bu rahatsızlık hissi kendinizi garip bir şekilde daha güçlü hissetmenize neden oluyor. Jump room ile bir önceki güçlülük kendini umursamazlığa bırakıyor. Her melodi öyle bir bütün içinde akıyor ki artık dünya yansa umrunuzda olmayacak! Cihangir Aslan'ın kendi plak şirketi Subroomer Records'tan çıkan albümü Roots'u muhakkak dinleyin. Yaşadığınız en sıradan anların bile soundtrack'ini bu albümde bulacağınızdan eminim. Yazmak için neden bu kadar geç kaldığımızı soracak olursanız da tıpkı Cihangir Aslan'ın yaptığı gibi bir yerlerde kendi köklerimizi arıyorduk. O halde lafı çok da uzatmadan sizi Roots'u dinlemeye davet ediyorum!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cilgin-rayindan-cikmis-uslu-ve-tekrar-cilgin-iste-otoboke-beaver/", "text": "Japonya'dan bizlere ilişkiler, hayat gayesi, günlük problemler gibi konuları alışılagelmişin dışında anlatım tekniği ile yüzümüze vuruyor, sevmedikleri şeyleri bizlere bağıra bağıra söylüyorlar. 2009 yılında kurulan, Accorinrin, Yoyoyoshie, Hiro-Chan, Kahokiss'den oluşan bu hırçın grup, hardcore punk ve noise punk janralarında üretim yapmaktadırlar. Grup ismini, okudukları lisenin yakınındaki bir garsoniyerden esinlenerek belirlemişler. Kyoto temelli bu insansı yaşam formları topluluğu, dertlerini, düşüncelerini bizlere güçlü sert bir yumruk olarak değil de art arda ve hızlı yüzlerce, binlerce darbe ile vuruyorlar. En büyük silahları ise vokalleri. Vokalleri sıradan vokalden daha çok öfkeli bir kalabalığın inatçı bağırışları gibi öne çıkıyor. Zaten vokallerin büyük bir çoğunluğu da tüm grup tarafından sergileniyor. Grup, yansıttığı görsel kimlik ile kendilerine Sen kadınsın, böyle davranman lazım, evlenmen gerek, geride kalman lazım. diyenlere karşı Hadi oradan! İstediğim gibi davranırım, istediğimi söylerim, bağırırım, gitarlara abanırım, davulu patlatırım. Bana bulaşma! imajı veriyor. Grup, Otobokebeaver Daijikenbo ve Akimahenka teklilerini piyasaya sürdükten sonra 2016 yılında İngiliz plak şirketi Damnably ile anlaştı. Ardından The Okoshiyasu!! Otoboke Beaver adında, çoğunluğu önceki teklilerinden oluşan albümünü piyasaya sürdü. 2017 yılında ise Love Is Short!! teklisini yayınladı. Sonraki yıl ise Coachella'da çalma şansı bile yakaladılar. Grup, geçtiğimiz yıl Itekoma Hits albümünü müzik severlerle buluşturdu ve bu albüm müzik basını tarafından oldukça beğenildi. Hatta Pitchfork tarafından ''Çok vahşi bir öfkeyle beslenmiş, dinlemesi heyecan verici.'' şeklinde değerlendirilmişti. Bu albümün ve Otoboke Beaver'ın benim için en çekici yanı ise, öfkeli olmalarına karşın oldukça iyi vakit geçirdiklerini hissettirmeleri ve gerçekten eğlenmeleri. Bu denli öfkeye rağmen sıkmayan ve keyif verici herhangi bir içeriğe rastlamak çok kolay değil. Grubu özgün yapan en büyük özellik de bu olsa gerek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cinsel-taciz-siddet-ve-manipulasyon-sahne-arkasinda-neler-donuyor/", "text": "Ne güzel şey sevdiğimiz sanatçıların albümlerini iple çekmek, konser sıralarında birkaç dakika sonra dinleyeceğimiz şarkıların hayaliyle elimizde biramız, kapı açılışlarını beklemek. Zor bir günün ardından yatağımıza uzanıp hep elimizin gittiği o albüme uzanmak, geceye kendimizi bırakmak ve sevdiğimiz şarkıların 4-5 dakikası içine dünyaları sığdırmak... Müzik ile haşır neşirsen misal, bu duygu yüklü anlatı sana tanıdık geldi bile. Sen de mutlaka One Love Festivali'nin girişinde veya Arctic Monkeys'i izlemek için gittiğin Rock'n'Coke festivalinin avlusunda buna benzer duygular yaşadın, unutmamak için gördüğün ve duyduğun her şeyi aklının bir köşesine kazıdın. Ne kadar müzik ile iç içe olsak ve konserden konsere koşsak da, işin ışıltılı olmayan, kapalı perdeler arkasında kalan kısmı çoğu zaman gözümüzden uzaktaki sahne arkalarında ve kayıt stüdyolarının içinde yaşanıyor. Müzik camiasındaki manipülatif davranışın, çoktan etiğe dair tüm değerlerini kaybetmiş büyük şirketler ile sınırlı kaldığını zannederken olayın yaygınlığı bu yaz patlak veren Burger Records skandalı ile farkettim. Biz kimi dinliyoruz? Verilecek cevap İki kere Glastonbury'i açmış grup veya Şehrimdeki en çok dinlemeyi yakalamış sanatçı ile kalmıyor. Ne yazık ki an itibarıyla müzik sektöründe dinleyicelerin ve sanatçıların müziğe olan adanmışlığının sömürülmesi üzerine işleyen bir düzenek mevcut. Indie müzik sahnesinin yeni yeni popülarite kazanmaya başladığı 90'lı yılların başında, Riot Grrrls ile tanıştık. Riot Grrrls, erkek egemen punk sahnesinde kadınların da eşit şekilde yer alması gerektiğini savunan, konserlerde kadınlar için güvenli bir alan yaratmayı hedefleyen bir akımdı. Akımın kurucuları olan hayranlar ve sanatçılar, gittikleri konserlerde müzisyenler tarafından sayısız kez cinsel şiddete uğradıktan sonra haklarını savunmak için fanzinler çıkarıp diğer kadınları, müzisyen sıfatı altındaki tacizciler hakkında uyardılar. Ne yazık ki 30 yıl önceki problemler, günümüzdeki problemler ile aynı, pek de büyük bir gelişme kat edememişiz. Bu esnada Lydia'nın 16 yaşında olup, Joey'nin 22 yaşında oluşu ve Joey'in ilişkilerini saklaması için Lydia'yı sürekli olarak zorlaması işleri olduğundan daha da çirkin bir boyuta taşıyor, olayın kendisi yeterince çirkin olmak için yeterli değilmiş gibi... Los Angeles müzik sahnesinin en önemli isimlerinden biri olan SWMRS hakkında yapılan bu suçlamadan sonra, bağlı oldukları Burger Records ilk büyük darbesini yiyor ve şirketin kapanmasına gün be gün yaklaşılıyor. Joey Armstrong skandalından sonra cinsel tacize uğrayan hayranlar ve çalışanlar kendi hikayelerini anlatmaya başlıyorlar. Şirkete bağlı olan The Buttertones, The Frights, The Growlers, ve Cosmonauts cinsel taciz suçlamalarının göbeğindeki gruplar oluyor. The Growlers grubunun solisti Brooks Nielsen 31 Temmuz'da Instagram üzerinden bir açıklama yaparak hayranlarından özür diliyor. Kendi davranışlarım ve grup üyelerimin davranışları için özür diliyorum. Zarar verdiğim, konserlerimizde güvende olduğunu hissettirmediğim her davranışın sorumluluğunu üstleniyorum Ne ilginçtir ki tacize uğrayan insanlar olayın yükünü yıllarca üzerlerinden atamazken, müzisyenler Instagram'daki birkaç satırlık özür yazıları ile iki haftaya affedilmeyi bekleyebiliyor. Eğer şanslılarsa, ki çoğu zaman öyle oluyorlar, olay bir aya kalmadan unutuluyor ve gruplar konser planlarına kaldığı yerden devam edebiliyor. Bir diğer mide bulandırıcı haber ise Bir Baba Indie'de bir süredir kendisinden epeyce bahsettiğimiz Phoebe Bridgers'ın şarkıcı ve söz yazarı Ryan Adams tarafından maruz bırakıldıkları. Phoebe, The New York Times'ın Ryan Adams'ın uyguladığı cinsel tacizler hakkında röportaj yaptığı kadınlardan biriydi. Anlattıklarına göre Ryan, Phoebe'ye 2014 yılında ulaşarak ona müziği hakkında yol göstermek istediğini söylüyor. Profesyonel ilişkileri kısa süre sonra romantik bir ilişkiye dönüşüyor ve birkaç hafta içinde duygusal manipülasyon da başlıyor. 2017 yılında Ryan Phoebe'nin kendi otel odasına bir şey getirmesini istemesi üzerine, Phoebe odaya girince onu çıplak karşılıyor ve kendini onun üzerine zorluyor. Phoebe Ryan'dan ayrıldıktan sonra Adams profesyonel desteğini tamamen geri çekiyor. Ryan'la tanıştığımda 20 yaşındaydım ve müzik dünyasında kimseyi tanımıyordum. Ne zaman farklı müzisyenler ve yapımcılarda tanışmaya başladım, Ryan'ın boktan bir insan olduğunu ve bu davranışların normal olmadığını farkettim. Popüler bir beyaz müzisyen olarak bu kadar açık şekilde bu konuyu konuşabildiğim için çok şanslıyım, arkamda anlattıklarımı doğrulamak için sürekli çalışan gazeteciler mevcut. Ryan'ın çevresindeki herkes bana yapılanı biliyordu fakat kimse kılını kıpırdatmadı. Onun içinde bulunduğu network'ün de sorumlu tutulması gerekiyor. diyor Bridgers."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/clairo-lavender-ile-bagis-kampanyasi-baslatti/", "text": "Clairo Lavender isimli yeni teklisi ile Gazze'ye yardım için bir bağış kampanyası başlattı. Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Clairo yeni şarkısı Lavenderı henüz hiçbir platformda yayınlamadı, ancak 1 dolar veya daha fazla ücret ödeyerek erişmeniz mümkün. Bu yıl Clairo orada burada bir sürü çalışma yaptı. Phoenix ile After Midnight 'te, Synthia ile So Low'da ve beabadoobee ile Glue Song'da iş birliği yaptı. Kısa bir süre önce ise Lavender teklisini paylaştı. Yeni teklisi son çıkardığı For Now gibi bağış toplamayı amaçlıyor. Lavender, hepimizin sevip aşina olduğu sound'ta, lo-fi, sakin, samimi ve duygu dolu bir aşk şarkısı. Şarkıdan elde edilen gelirin tamamı Gazze'deki sağlık personellerine yardım etmek için Medecins Sans Frontieres'a gidiyor. Bu link'ten yeni şarkıyı dinleyebilir veya satın alıp bağışta bulunabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/clark-ve-thom-yorke-is-birliginden-dogan-medicine/", "text": "Clark, Thom Yorke'un prodüktörlüğünü üstlendiği yeni albümü Sus Dog'u beraber seslendirdikleri Medicine parçasıyla duyurdu. Britanyalı elektronik müzik sanatçısı Clark, 10. stüdyo albümü olan ve 12 parçadan oluşan Sus Dog isimli yeni albümünü yayınladı. Bununla yetinmeyen sanatçı, Thom Yorke'un kendisine eşlik ettiği, albümün de çıkış şarkısı olan Medicine'ı video klibiyle birlikte yayınladı. Yorke aynı zamanda bu albümün yönetici yapımcılığını üstlendi. Sus Dog, Clark'ın diğer albümlerden farklı olarak tamamen sesine odaklanan ilk albümü olma özelliği taşıyor. Bizlere diğer albümlerine göre daha içten ve sıcak bir eser sunmak istediğini ise Medicine parçasından anlayabiliriz. Yorke bu parçanın vokalini yapmakla kalmayıp bas gitaristliğini de üstleniyor. Şarkıda bir Thom Yorke dokunuşu olduğu ise açıkça belli oluyor. Harmonisinden sözlerine Yorke'un esintilerini üzerlerimizde çok açık bir şekilde hissedebiliyoruz. Albüm dijital platformlarda yayına çıktı ve 16 Haziran'dan sonra fiziksel formatına da ulaşabileceğiz. Clark aynı zamanda şu an Kuzey Amerika'da bir turnede! Kim bilir belki bir gün kendisini ülkemizde de ağırlama şansını yakalarız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coachella-2022nin-tam-kadrosu-aciklandi/", "text": "Pandemi sebebiyle üst üste ertelenen Coachella festivali, Nisan 2022'de geri dönüyor! Covid-19 salgını sebebiyle Coachella 2020'nin iptal edilmesinin ardından, tarihi dört kez ertelenen Coachella Valley Music and Arts Festival, bu yıl 15-17 Nisan ve 22-24 Nisan olmak üzere iki hafta sonu olarak gerçekleştirilecek. Bu yıl gerçekleşecek festivalde Kanye West Billie Eilish, Harry Styles ve Swedish House Mafia gibi isimlerin headliner olarak yer aldığı tüm kadrosu açıklandı. Kadroda ayrıca Phoebe Bridgers, Megan Thee Stallion, Lil Baby, 21 Savage, Danny Elfman, Doja Cat, Run the Jewels, Jamie xx, Carly Rae Jepsen, Vince Staples, Japanese Breakfast, Baby Keem, Caribou, City yer alıyor. Girls, Denzel Curry, Caroline Polachek, 100 gecs, DJ Koze, Turnstile, Rina Sawayama, Freddie Gibbs & Madlib, the Avalanches, King Gizzard & The Lizard Wizard, Arooj Aftab, Orville Peck, Nilüfer Yanya, Disclosure, Brockhampton, PUP, the Blessed Madonna, Peggy Gou, Spiritualized, Amber Mark, Slowthai, Fatboy Slim, Mako Kream, Idles, JID, girl in red, Duck Sauce, BadBadNotGood, Amyl and the Sniffers ve çok daha fazlası da yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coachella-da-corona-virusu-sebebiyle-ertelendi/", "text": "Şu an tüm dünyanın gündeminde en üst sıralarda olan Corona virüsü sebebiyle konserler ve festivaller ertelenmeye ve iptal edilmeye devam ediyor. Nihai kararın kısa bir süre içerisinde verileceği belirtilen Coachella festivalinin şu anki mevcut senaryoya göre 9 ve 16 Ekim'in hafta sonları, Stagecoach'un ise 23 Ekim'in hafta sonunda gerçekleşmesi planlanıyor. Coachella'nın bu yılki kadrosunda Lana Del Rey, Thom Yorke, FKA Twigs, Danny Elfman, Lil Uzi Vert ve Run the Jewels'ın yanı sıra Rage Against the Machine, Frank Ocean ve Travis Scott'ın yer alıyordu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coachella-festivali-ucuncu-kez-ertelendi/", "text": "Bu sene nisan ayında düzenlenmesi planlanan The Coachella Valley Music and Arts Festival, kısaca Coachella festivali, üçüncü kez pandemi şartları nedeniyle ertelendi. 1999'dan beri Kaliforniya'daki Coachella vadisinde düzenlenen Coachella müzik ve sanat festivali, geçen sene her zamanki gibi Nisan ayında yapılması planlıyordu fakat pandemi nedeniyle ekim ayına ertelenmişti. Organizatörlerin etkinliği ekim ayına ertelemesinin ardından hala kritik durumun devam etmesi sebebiyle festival iptal olmuştu. 2021 yılı için de ekip, festivalin bir kez daha iptal olduğu kararını açıkladı. Coachella'nın kardeş festivali olarak da bilinen Stagecoach Country Music Festival için de Coachella ile birlikte iptal kararı alındı. Henüz yeni bir tarihin belirlenmemiş olmasıyla birlikte 2021 sonbaharına kadar etkinliklerin yeniden yapılması pek mümkün olmayacak gibi gözüküyor. Keyifle yeniden bir araya geleceğimiz kalabalık etkinliklerin geri döneceği günleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu esnada geçmiş etkinliklerden bazı kesitlere göz gezdirmeniz için aşağıdaki linke bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplay-cift-albumle-geri-donuyor/", "text": "Coldplay, Everyday Life isimli yeni duble albümüyle 22 Kasım tarihinde geri döneceğini açıkladı. Hayranlarına gönderdiği bir mektupla yeni albüm haberini duyuran Coldplay, 22 Kasım 1919 tarihi not düşülmüş metinde 100 seneye yakın bir süredir adına Everyday Life dediğimiz şey için çalışıyoruz diyerek taşları yerine oturtuyor. It appears Coldplay may be announcing their new albums via letters to fans in the post! ... You might write double album... One half is called Sunrise the other is called Sunset. Son olarak 2015 yılında A Head Full of Dreams ismindeki albümünü yayınlayan Coldplay, geçtiğimiz yıl Los Unidades ismiyle yaptıkları yeni projesiyle 3 şarkılık bir EP yayınlamıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplay-surdurulebilirligin-izinde/", "text": "Şarkıları kadar çevreye duyarlı yaklaşımıyla da dikkat çeken Coldplay, dünya turnesini çevreci adımlarla sürdürüyor. Coldplay, geçtiğimiz yıl mart ayında başladıkları Music Of The Spheres World Tour kapsamında dünyanın dört bir yanındaki hayranları ile buluşmaya devam ediyor. Grup sekizinci turneleri olan Music of the Spheres World Tour'a çevreci bir hedef ile başlamıştı: Turnenin total karbon emisyonunu önceki turnelerine göre %50 oranında azaltmak. Coldplay'in resmi Instagram hesabından yapılan açıklamaya göre, ikinci yılına giren Music Of The Spheres World Tour şimdiye kadar, grubun 2016-2017 yılları arasında gerçekleşen A Head Full Of Dreams turnesine göre %47 daha az karbon emisyonu üretti. Grup, bu oranın başlangıç olarak iyi bir nokta olduğunu ama sürdürülebilirlik hedefleri kapsamında hala gelişime açık alanları olduğunu da ekledi. Music Of The Spheres World Tour, baştan sona çevreci bir turne olarak tasarlandı. Karbon emisyonunu azaltma hedefine yönelik alınan aksiyonları prodüksiyonun her adımında görmek mümkün. Sahnede kullanılan tüm ışık ve ses ekipmanları %100 yenilenebilen enerji kaynakları ile desteklenmiş durumda. Coldplay bu hedeflerine ulaşmada hayranlarından yardım almayı da ihmal etmiyor. Konserlerde dağıtılan LED ışıklı bileklikler dönüşümlü olarak kullanılıyor ve bu sayede plastik tüketimi sınırlanmış oluyor. Bunun yanı sıra, konserlerde gönüllü seyirciler stadyum içerisinde onlara ayrılan özel alanda pedal çevirerek favori Coldplay şarkılarına eşlik ederken bir yandan da konser alanında kullanılmak üzere elektrik üretimine destek oluyor. Ayrıca Music Of The Spheres World Tour turnesine katılan herkes adına bir ağaç dikilmiş oluyor, yayınladıkları rapora göre şu ana kadar dikilen ağaç sayısı 5 milyon. Turnedeki tüm konserler öncesinde hayranlarını konser alanlarına ulaşımda toplu taşıma ve bisiklet kullanımına teşvik eden Coldplay için çevre dostu olmak bir takım oyunu. Sürdürülebilirlik hedefleri kapsamında The Ocean Cleanup ve ClientEarth gibi kar amacı gütmeyen çevreci kuruluşlar da destekçileri arasında. Karbon emisyonu analizine yönelik verilerin toplanması ve hesaplamalarının yapılması konusunda ise gruba MIT Enviromental Solutions Initiative ekibi destek veriyor. Konu hakkındaki detaylı bilgiye bu bağlantıdan da ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplay-ve-a-head-full-of-dreamse-dair/", "text": "İlk albümleri Parachutes yayımlandığından beri 16 yıl geçmiş. 16 yılda Coldplay küresel ölçekte kabul gören bir grup haline geldi. Grammy'den MTV'ye pek çok müzik ödülünü kazanmış dünya çapında 70 milyondan fazla albüm satmış bir İngiliz grubundan bahsediyoruz; The scientist, Trouble, Speed of Sound, Viva la Vida, Paradise vs. gibi pek çok hit. Alternatif rock veya post brit-pop sularda girdiği müzikal yolculuğuna elektro-pop sularda devam ediyor. Aslında grubun tarzını illa kategorize etmek yersiz, diledikleri gibi müzik yapıyorlar. Debut albümdeki ilk single Yellow da kumsaldaki ergen ve sivilceli frontmanden bugüne Chris Martin büyüdü, gelişti, popülerleşti, paralel olarak grubu da. Bu gelişimi hem müzikal olarak hem de hayat tecrübesi olarak görebiliriz. Bugün orta yaşlarındalar ve arayışları sürüyor. Bir önceki albümleri 2014 çıkışlı Ghost Stories, Coldplay diskografisi içinde en zayıf halka olarak görülebilir, beklentilerin uzağında kalmış olabilir zira tarz olarak öncüllerinden ayrı yerde duran daha elektronik ve daha ağır ilerleyen bir yapıdaydı. Bir bakıma Chris Martin'in solo albümü hissiyatı verdi dinleyicilere. Albüm yapısına hiç uymayan ve diğer şarkılar arasında eğreti duran, muhtemelen prodüktör yönlendirmesiyle single olarak servis edilen A Sky Full of Stars ise Coldplay fanlarına soğuk duş etkisi yaratmış bir pop disko şarkısıydı. REM'in Reveal albümündeki Imitation of Life işlevselliği görmekteydi. Bunda şaşılacak bir şey yok Coldplay müziği son yıllarda içerisinde gittikçe elektronik pop öğeler barındırıyor, yetmiyor popüler figürler de albümde yer alıyor. Bakınız Rihanna, Beyonce, vs... Acaba Coldplay'de U2'nun pop albümünde düştüğü ruh haline mi düştü dersiniz? Chris Martin eşi Gwyneth Patrow'dan ayrıldıktan sonra epey farklı ruh hallerine düştüğü kesin. Yeni albüm çalışmalarında tanıdık bir isim Mevlana da huzuru bulması bunun en canlı örneği. Yeni albüm A Head Full Of Dreams e dönersek grup öncelikle kaliteli pop müzik vaat ettiği söylenebilir. Albümün prodüksiyonu son dönemde pop müziği etkisi altına alan İskandinav Stargate ekibine ait. Stargate gruba ve albüme çeşitli zenginlikler katmış. Albüme Noel Gallagher, Beyonce, Tove Lo, Khatia Buniatishvili, Merry Clayton hatta Barack Obama bile destek vermiş. Pop, rock, R&B etkileri hakim albümde. Şarkı sözlerindeyse melekler ve mucizeler yer alıyor. Felsefe olarak da Hayatın muhteşem çılgınca dizayn edilmiş bir yer olduğu benimsenmiş. İlk single Adventure Of A Lifetime hareketli cıvıl cıvıl yapısıyla sizi içine alıyor. İkinci single Birds de radio friendly bir şarkı ve aynı canlılığı hissetmek mümkün, sanki bize yazı müjdeliyor. Everglow sözlerinin derinliği ile favorilerimden. Beyonce destekli Hymn For The Weekend yine ön plana çıkan bir şarkı. Tove lo ile düet Fun da oldukça naif. Army Of One ve Colour Spectrum da bir Coldplay albümü dinlediğinizi hissettiren iyi şarkılar. Son tahlilde A Head Full Of Dreams genel olarak Coldplay sevenleri memnun edecek, erken dönem muhafazakar Coldplay seven kitleye eski günleri özletecek, grubun dünyadaki popülaritesini sürdürecek, diskografide en iyilerden biri olmasa da ortalamanın üzerinde bir albüm. Asıl soru bundan sonra ne yapacakları? Çünkü Coldplay gittkçe bir pop grubu haline dönüşüyor. Elbette bahsettiğimiz boyband hali değil... Ancak Chris Martin için bu albüm bişeylerin tamamlanması anlamına geliyor. Belki de son Coldplay albümü...."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplayden-higher-power-teklisine-yeni-bir-video-daha/", "text": "Coldplay, mayıs ayı başında klibiyle birlikte yayınladığı Higher Power teklisine yeni bir video klip daha paylaştı. Geçtiğimiz ayın başında yeni teklisi Higher Power'ı yayına alan İngiliz rock grubu Coldplay, parçayı dans eden uzaylı hologramların olduğu video klibiyle birlikte paylaşmıştı. Grup şimdi ise, tekliye hazırladığı yeni bir video klip daha paylaştı. Bir önceki videodaki gibi dans eden uzaylıları bu sefer hayali bir planet olan Kaotica'da ve robot köpeklerle birlikte izliyoruz. Dave Meyers tarafından yönetilen kliple ilgili basın açıklamalarında, The Terminator, Blade Runner ve The Fifth Element gibi filmlerden referans alınarak senaryonun hazırlandığı belirtildi. Aynı zamanda senaryo, pandemi sürecinde hepimizin ne kadar kendimizden ve etrafımızdaki insanlardan yabancılaştığımızı da konu olarak ele alıyor. Coldplay'in Higher Power teklisine yayınladığı yeni videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplayden-iki-yeni-sarki-birden-geldi/", "text": "Coldplay'in bu hafta başında duyurduğu yeni albümünden iki yeni şarkı bugün itibarıyla yayında! Bu hafta başında duyurulan, yeni duble Coldplay albümünden Orphans ve Arabesque isimli iki yeni şarkı bugün itibarıyla yayınlandı. Toplam 16 parçadan oluşacak Everyday Life albümünden yayınlanan bu iki parçanın prodüksiyonu The Dream Team tarafından yapılırken, Arabesque parçasında Nijeryalı saksafoncu Femi Kuti ve vokaliyle Stromae'nin de katkılarını görüyoruz. 2 ayrı bölümden oluşacak Everyday Life albümü 22 Kasım'da yayında olacak. Albümün şarkı listesi ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplayden-yeni-video-everyday-life/", "text": "Coldplay'in geçtiğimiz ay yayınladığı yeni albümüyle aynı ismi taşıyan Everyday Life parçasına çektiği yeni video klip yayınlandı. 22 Kasım tarihinde yayınlanan yeni Coldplay albümü Everyday Life'a ismini veren parçaya yeni bir video klip geldi. Toplam 16 parçadan oluşan albümde daha önceden Orphans ve Daddy parçalarına çektiği video klipleri yayınlayan grup, verdiği 4 yıllık aranın ardından hızlı girişini sürdürüyor. Klibin yönetmenliğini ise daha önce Drake'in Nice for What, God's Plan ve In My Feelings parçalarının klibinde yönetmen koltuğunda oturan 23 yaşındaki Karena Evans üstleniyor. Ukrayna, Güney Afrika ve Fas gibi ülkelerden görüntüler içeren klip, dünyada ilk olarak 9 Aralık tarihinde Güney Afrika kanalı olan Soweto TV'de yayınlandı. Bugün itibarıyla YouTube üzerinden tüm dünyada izlenebilen yeni Coldplay videosu Everyday Life videosu hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/coldplayin-yeni-projesi-los-unidadesden-pharrell-isbirligiyle-yeni-sarki/", "text": "Coldplay yeni projesi Los Unidadesden yayınlayacağı yeni EP'den Pharrell Williams ortaklığındaki yeni parçasını paylaştı. İngiliz grup Coldplay'in Global Citizen vakfına destek amaçlı kurduğu yeni projesi Los Unidades yayınlayacağı yeni mini albümü Global Citizen EP'den Pharrell Williams'in de eşlik ettiği yeni şarkısı E-Lo'yu yayınladı. Pharrell'in haricinde Stormzy, David Guetta, Stargate, Cassper Nyovest, Wizkid, Tiwa Savage gibi daha birçok ismin bulunduğu, Los Unidades'ın yeni EP'si bu cuma yayınlanacak. Karşınızda Los Unidades a. k. a. Coldplay ve Pharrell Williams ortak yapımı E-Lo!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/corona-virus-salgini-nedeniyle-online-konserler-artiyor/", "text": "Corona virüs sebebiyle tüm dünyada etkinlikleri iptal edilen sanatçılar sosyal medya üzerinden verdiği online konserlerin sayısını her geçen gün artırıyor. Corona virüs (COVID-19) tüm dünyayı etkilemeye devam ediyor. Dünya genelinde 200.000'e yakın kişiyi enfekte eden salgın, dün yapılan açıklamaya göre ilk ölümün gerçekleştiği ülkemizde de 98 kişiyi etkisi altına almış durumda. Bu bela salgın sebebiyle tüm etkinlikleri, konserleri iptal edilen dünyadan ve Türkiye'den müzisyenlerin sayısı ve online olarak verdikleri konserlerin sayısı da her geçen gün artmaya devam ediyor. Hayranlarıyla iletişimde kalmaya devam etmek için online konserler veren isimlerin arasında; Neil Young, Neil Young Archives web sitesinden Fireside Sessions isimli canlı konser serisini pazartesi günü duyurdu. Coldplay'den Chris Martin ise pazartesi günü Instagram'dan Together, at Home isimli serinin bir parçası olarak en büyük hit'lerinden Yellow ve David Bowie'den Life on Mars parçasını çalarak seyircilerden istek parça aldı. Dead Cab For Cutie'den Ben Gibbard ise Live From Home isimli canlı konser serisinde seyircilerin isteklerini çalmasının dışında özel düetler yapacağını da belirten sanatçılar arasında. Ülkemiz rap camiasından Da Poet ise dün saat 20:00'da stüdyosundan yaptığı YouTube canlı yayınıyla çeşitli müzikler çalarak takipçilerinin sorularını yanıtladı. Duyarlı sanatçılarımızdan Haluk Levent, iptal edilen konserinin yerine 15 Mart tarihinde Twitter'dan bir canlı konser gerçekleştirdi ve şu an 930.000 kişiyi aşkın bir takipi tarafından görüntülenme aldı. Keman virtüözü, akademisyen ve besteci Cihat Aşkın ise geçtiğimiz günlerde IGTV üzerinden bir solo resital gerçekleştirdi. Umarız en kısa sürede bu salgın illetinden kurtularak normal hayat düzenimize geri döneriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/courtney-barnett-cephesinden-iyi-ve-kotu-haber-ayni-anda-geldi/", "text": "Courtney Barnett yeni albümünün müjdesini verirken, 12 yılın ardından Milk! Records'un kapanışını da duyurdu. Avustralyalı şarkıcı Courtney Barnett yeni albümü End of the Day'in haberini verdi. Bununla birlikte, 2012'de, 24 yaşındayken kurduğu plak şirketi Milk! Records'u kapatacağını da açıkladı. End of the Day, Courtney Barnett için bir dönüşü işaret ediyor. Dosdoğru konuşması, lirik kelime oyunu ve güçlü gitarıyla ünlü müzisyenin yeni albümü meditatif doğaçlama parçalardan oluşuyor. Koleksiyon, orijinal olarak Danny Cohen'in Anonymous Club belgeselinin müziklerinin bir parçası olarak oluşturulan 17 parçayı kapsıyor. Film yapımcısı Claire Marie Vogel'in görselleştirdiği, Start Somewhere, Life Balance ve First Slow adlı üç parça ise önden bizimle buluştu. Milk! Records'un ilk enstrümental albümü olan End Of The Day, 8 Eylül'de çıkacak ve şirketin kapanışını yapacak. Başlangıçta Courtney Barnett'in ilk EP'si I've Got a Friend Called Emily Ferris'i yayınlamak için kurulan Milk! Records, Barnett ve Jen Cloher'ın rehberliğinde Cloher'ın son albümü I Am the River, the River Is Me de dahil olmak üzere 70'in üzerinde albüm, derleme ve ortak çalışma yayınlamıştı. Liz Stringer, Hachiku, East Brunswick All Girls Choir, Tiny Ruins, Hand Habits, Sleater-Kinney ve daha fazlası dahil olmak üzere düzinelerce sanatçı şirkette bir yuva bulmuştu. Barnett'in şirketteki ilk albümü dört ARIA ödülü ve Avustralya Müzik Ödülü kazanmış ve hem Grammy hem de Brit ödüllerine aday gösterilmişti. Barnett, Milk!'in kapanmasıyla ilgili olarak, Bu inanılmaz topluluğun bir parçası olmak ve bu kadar çok harika sanatçıyla birlikte çalışmak hayatımın en büyük onurlarından biri oldu diyor ve Milk!'in bir parçası olan herkese teşekkürler! Kayıt yolculuğu, sizsiz aynı olmazdı diye de ekliyor. Yayınlanan ilk üç şarkıyı buradan da dinlyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cover-meselesi/", "text": "Türk müzisyenlerin bir kısmının gördüğü, bir kısmının görmediği, bir kısmınını ise görmemekte ısrar ettiği bir sorun üzerine rastgele bir şeyler yazmak istiyorum. Cover çalmak; yani bir şarkıyı yeniden yorumlamak. Bizim gruplarımızdaki anlamı ise aynısı çalmak, kopya etmek. Bu süreç böyle devam ediyor. Süresini araştırıp hesaplamaya gerek var mı bilmiyorum. İsteyen varsa buyursun araştırsın. Mekan sahipleri ilk başta mecburiyetten girdikleri yolda para kazanmaya devam ettikçe bu düzenin bir parçası olarak kaldılar. Kendilerini kanıtlamak, kendi müziğini üreten insanlara destek vermek, dinleyici görünümlü eğlence/şehvet/seks/alkol düşkünü kesime direnmek gibi eylemlere girmiyorlar. Onların önceliği daima ceplerine giren para oldu. Mekan sahiplerine hayrat yaptırın, müzik okulları açın demiyoruz ama bir kez olsun kendi müziğini yapan insanlara destek olun. Para almadan sahneye çıkıp, kendi şarkılarını çalmak isteyen müzisyen sayısı oldukça fazladır. Mekanların para kazanmak uğruna, dinleyicilerle birlikte kör bir sistem haline getirdikleri düzenin baskısında kalan bir gruptur sadece Motto. Sahnedeki boş alanları başkalarına ait şarkılar ile doldurmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Motto eğer o boşluğu hiçbir şey ifade etmeyen seslerle doldurmaya çalışsa yine o boşluğu doldurabilir ama mekan ve seyirci kaygılarından dolayı muhtemelen bunu tercih etmiyorlar. Umarım bu kararlarından bir an önce vazgeçerler. Burada mekan sahipleri ve dinleyicilere düşen en büyük görev müzisyenleri rahatlatmaktır. Kaygılarını yok etmektir. Mekan sahiplerinin ve dinleyicilerin tepkileri, alkışları ve kurduğu cümlelere göre şekillenen bir grup insandan bahsediyoruz. Tek kaygıları müzik yapmak olan insanların duygularıyla, hayalleriyle bu kadar oynamayın. Eğer bir grup kendi şarkılarıyla tanınmak istiyorsa ona müdahele etmek büyük bir zulümdür. Yapmayın etmeyin. Sahnedeki saati doldurmak nedir? Neyi şekillendirip sınırlandırıyorsunuz? Müzik, hatta sanat sınırları çizilebilecek bir şey değildir. Yemek mi yapıyoruz? Sanatın bir tutam, 3 çay bardağı gibi ölçü kalıpları yoktur. Sanatçının içinden, duygularıyla yükselip dışarı çıkan ve insanlarla paylaştığı kadar ölçüsü vardır. Bir insanın içinden gelerek sunduğu bir şeyi kimsenin yargılamaya hakkı yoktur. O ortaya çıkan şeyin bir bedeli de yoktur. İşletmecinin kar amacı, müzisyenin hayalinden, duygularından daha büyük değildir. Hele ki sırf eğlenmek için peçeteye yazılmış kağıtta şarkı ismi yazıp gönderen karaktersiz dinleyicinin keyfinden hiç büyük değildir. Müzisyenlerin bir kısmı ise tamamen kendine ve kendi ürettiği bestelere özgüvensizliği yüzünden cover çalıyor. Yıllardır bununla ilgili bir sürü örnekle karşılaştım. İki beste arasına cover koyalım. Bizim besteyi böylece dinletebiliriz diyen de oldu, Metallica çalıp tecrübe etmeden beste yapmak imkansız diyen de... Hayretler içinde konuştum bu insanlarla. Eminim benimle aynı şeyleri düşünen bir çok insanda bu insanlardan en az biriyle, hayretler içinde konuşmuştur. Oradan oraya atlayarak bir şeyler yazdım. Yazdıklarımda hakaret içerikli şeyler, doğrular ve yanlışlar vardır muhakkak. Tartışılsın, konuşulsun istiyorum. Müzisyenler, işletmeciler, dinleyiciler bu konuyu masaya yatırsın istiyorum. Buyurun gelin yorum kısmına bir cümle bir şey yazın. Gerçekten müzik yapmak isteyen insanların buna ihtiyacı var. Başkalarına ait duygulardan uzak yaşamaya,"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/cristiano-ronaldo-defansta-oynar-mi/", "text": "Müzik içinde erken yaşta kişiye kazandırılmış fiziksel ve mental eğilimin ileri ki yıllarda hak ettiği yerde olmasa bile en azından doğru bir müzik karakterinde olacağını gösterebilir. Bu yüzden ülkedeki Müzik kültürünün orta okul çağındaki çocuklara blok flüt ve Serdar Ortaç soslu 7 nota üzerinden anlatılmasına anlam veremiyorum. Yakın zaman içinde 11 yaşındaki koleje giden bir kız çocuğunun piano eğitimi, Mozart ve Bach isimlerini ağzından düşürmemesi, yaşının gereği bunlar ile ön plana çıkma çabası açıkçası beni şaşırtmıştı. Klasik müzik eğitimi sadece parası olan, elit kesimin hak ettiği bir müzik türü değildir. Daha varoş kesimlerde pek çok çocuğun bağlaması sırtında gezdiğini görebilirsiniz. Bunun elbette kültürel farklılık ile doğrudan alakası vardır. Ama kalkıp müziğin dili, dini, ırkı olduğundan bahsetmek çok yersiz olacaktır. Bunu böyle algılayıp, müziği sınıflandırmak çok saçma olacaktır. Bach'ın nasıl bir müzisyen olduğunun tüm müzikle uğraşanların uzaktan ya da yakından bilmesi, ilgilenmesi büyük kazanç olacaktır. Tabi Bach'ın kim olduğunu ona öğretecek, varlığından bahsedecek kişilerin mutlaka her kesimde olmalıdır. Mesele virtüözlük falan değil. Disiplinli bir çalışma sonucunda mükemmel enstrüman hakimiyeti elde edilebilir ama mentalite olarak gelişmenin disiplinli çalışmayla alakası yoktur. Müzik gerçeğinin farkında olmak, o farkındalığı bol bol araştırarak, dinleyici olma kavramından sıyrılıp, üreten-müzisyen kavramına yaklaştırmak ile elde edilmesi gerekmektedir. Cristiano Ronaldo'dan kasıt şudur? Pes 2010 oynayanlar bilirler. Oyuncuları mevkilerinde oynatınca puanları artar. Kalkıp C. Ronaldo'yu defansa koyarsanız tam puanlarını bilmiyorum ama sanırım 50-60 lara düşer. Müzik içinde mental ve fiziksel kapasite dahilinde grupların doğru strateji ile müzik yapmaları gerekmektedir. Aksi takdirde uzun stüdyo çalışmalar, öz güven kaybı, başarısızlık ve hüsran ile geçen yılların olması kaçınılmaz bir son olacaktır. Sex Pistols bir röportajında cover çalmaya çalıştıklarını ama iyi çalamadıkları için kapasiteleri dahilinde, kendi şarkılarını üretmeye karar vermelerinden bahsediyorlardı. Fiziksel olarak yetersizlik zaman içerisinde tolere edilebilir ama mental olarak eksikliklerin fark edilemezse tolere edilmesi çok zordur. O yüzden amatör grupların doğru zamanda doğru yerde olabilmeleri için kapasitelerinin farkında olarak, mentalitelerinin kapasitelerinin en az bir kaç yıl ileriden gitmesi koşuluyla, savundukları fikirlerin daima arkasında olmaları gerekmektedir. Şahsi görüşümdür ki kapasitelerinin sınırlarını daima zorlamalı ve o zorlamanın sonucundaki gelişimleri zamana yayarak gözlemlemelilerdir. Daima ileriye doğru yürüyen insan ilk başladığı noktayı her adımda daha geride bırakacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/crr-caz-şubatında-jan-garbarek-olafur-arnalds-mum-kelis-ve-daha-fazlası/", "text": "Şubat ayında bu sene ikincisi düzenlenecek olan Cemal Reşit Rey Caz Şubatı konserleri kapsamında 1 18 Şubat tarihleri arasında Jan Garbarek, Olafur Arnalds, mum, Kelis, Esperanza Spalding gibi isimlerin de yer aldığı toplam 14 ayrı konser gerçekleşecek. Konserleri detaylı bir şekilde görmek için ise tıklayınız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/da-poet-ve-baris-demirel-ilk-ep-dpbd-yayinda/", "text": "Mayıs başında yayınladıkları Bi Milyon teklisi sonrasında, Da Poet ve Barış Demirel iş birliğinden DPBD isminde 4 parçalık yeni bir EP geldi. Beatmaker, prodüktör, MC olarak tanıdığımız Da Poet ile Barıştık Mı projesine ve solo olarak çalışmalarına devam eden trompetçi Barış Demirel, iş birliklerini yeni bir EP ile taçlandırdı. Geçtiğimiz yıl yayınlanan Ofsayt isimli teklilerinin hemen ardından çalışmalarını hızlandıran ikili, bu ayın başında DPBD EP'den ilk teklileri Bi Milyon'u Nuhado Records etiketiyle yayına almıştı. Toplam dört parçadan oluşan EP'de BaBa ZuLa'dan tanıdığımız Murat Ertel'i elektro bağlaması ve vokaliyle Dün 1 Bugün 1 parçasında, solo projesi ve Da Poet ile yürüttükleri Rain Lab'den tanıdığımız İdil Meşe'yi ise Uyku Yok adlı parçada vokaliyle konuk olarak görüyoruz. EP'deki elektrik ve bas gitarları Barış Demirel çalarken, synth, davullar ve genel aranjmanlarda ise Da Poet imzasını görüyoruz. Albümün mastering'ini ise Buğra Kunt üstlenmiş. 22 Mayıs yayınlanan DPBD adlı EP ve geçtiğimiz haftalarda albümden yayınlanan ilk video klip çalışması Bi Milyon ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/da-poet-ve-baris-demirel-is-birliginden-yeni-tekli-bi-milyon/", "text": "Da Poet ve Barış Demirel iş birliğiyle yayınlanacak DPBD ismindeki yeni EP'denBi Milyon ismindeki ilk tekli paylaşıldı. Türkçe Rap sahnesinin üretken isimlerinden beatmaker, prodüktör, MC Da Poet ile Barıştık Mı projesinin dışında solo olarak da çalışmalarına devam eden trompetçi Barış Demirel'den Nuhado Records etiketiyle yeni bir EP geliyor. Geçtiğimiz sene Kamufle'nin de konuk olduğu ilk tekli çalışmaları Ofsayt'ı paylaşan ikili, bu kez 4 parçadan oluşan yeni kısaçalarlarıyla dinleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. EP'de BaBa ZuLa'dan Murat Ertel'in elektro bağlaması ve vokaliyle konuk olduğu Dün 1 Bugün 1 parçasının yanı sıra Uyku Yok adlı parçada ise İdil Meşe'nin vokallerini duyacağız. İkilinin 22 Mayıs tarihinde yayınlayacağı DPBD adlı EP'sinden paylaşılan ilk tekli Bi Milyon tüm dijital platformlarda ve hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/da-poet-ve-idil-mese-den-bir-rain-lab-teklisi-bir-dost-ararim/", "text": "Alternatif sahnenin sevilen ismi İdil Meşe ve rap müzik sahnesine Kendini Bul albümü ile damgasına vuran Da Poet ikilisinden oluşan Rain Lab, Bir Dost Ararım isimli yeni teklisini paylaştı. Prodüktörlüğünü yaptığı şarkılarla özgün müziğini üretmeye devam eden Da Poet ve İdil Meşe'nin başarılı hikaye anlatıcılığı, ikilinin ortak projesi olan Rain Lab'de bir kez daha buluşuyor. İkilinin 2016 yılında başlattığı projesinden yeni tekli olan Bir Dost Ararım, hepimizin hayatta belirli dönemlerde ihtiyaç duyduğu dost arayışını inişli-çıkışlı bir perspektiften anlatıyor. Şarkının prodüktörü tabii ki Da Poet olurken Bir Dost Ararım'ın hisli sözleri, İdil Meşe ve Da Poet'in kalemlerinden çıkmış. Rain Lab'in dost arayışına katılmak için sizi şarkıyla baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/da-poetin-beklenen-albumu-kendini-bul-yayinda/", "text": "Türkçe rap sahnesinin önemli MC ve beatmaker'larından Da Poet, uzun zamandır beklenen yeni albümü Kendini Bulu yayınladı. Bugün Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanan ve 10 şarkıdan oluşan albÜm, Da Poet'in 2011 yılında yayınladığı Poetika albümünden on yıl sonra yayınlanan ilk solo çalışması niteliğinde. Tamamı 2020 pandemi sürecinde kaydedilen Kendini Bul, Da Poet'in kendi stilini oluşturduğu bir albüm diyebiliriz. Pandemi ile daha da güçlenen belirsizlik, kaos ve laf kalabalığının içinde sanatçının kendi iç dünyasına yolculuğunu ve bu yolculuklardan topladıklarını anlattığı Kendini Bul, Da Poet'in kendi dünyasına şarkı sözü yazarı ve yorumcu olarak da odaklanma serüvenini simgelemekte. Albümün söz ve tüm müzikleri Da Poet'e ait ve yanı sıra Allame, Barış Demirel, Baneva, Karacalı, İdil Meşe, Levvera, Savai ve Kayra gibi isimlerden oluşan kalabalık bir düet listesi de bulunuyor. Albümün kapağı, ilustrasyon sanatçısı ve ressam Hemad Javadzade'ye ve kapağın genel düzenlemesi ünlü graffiti sanatçısı Tunç 'TURBO' Dindaş'a ait. Ayrıca albüm, Apple Music'in dünyada yayına açtığı animated album art çalışmasının Türkiye'de uygulandığı ilk yerli albüm. 10 şarkıdan oluşan Kendini Bul albümüne ve albümün adını taşıyan, Ali Demirel yönetmenliğinde çekilen Kendini Bul şarkısının klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dadaruhi-tribute-albumu-yayinda/", "text": "Uzun süre önce duyurulan proje sonunda nihayete erdi. Dadaruhi Tribute albümü 13 müzisyen/grubun katılımıyla albüm haline geldi. Albümün yayınlanma tarihi gezi direnişi sebebiyle ileri bir tarihe ertelenmişti. Offprint albümün lansman gecesini Arkaoda'da yaparak 15 Eylül'de yayınladı. 2002'den bu yana Replikas'tan dinleye dinleye fazlasıyla alıştığımız şarkıların bu hallerine alışmak epey zaman alacak. Albümde şarkıların yeni hallerine alışma süreci bir yana dursun, en güzel şey şarkıların birebir çalınmaması olmuş. Her grup/müzisyen kendi tarzından sıyrılmadan Replikas Dadaruhi'yi yorumlamış. Kafalarda hep sorduğumuz bu şarkıyı şu adamlar çalsa nasıl olurdu? sorusunun yanıtları gizli bu albümde. - Change of Plans Kemir Beni - Kör Taşın Kıyısında Nekizm - Ventochild Haydi Bir Ses Duy - kim ki o . - Hayvanlar Alemi Hacıyatmaz - Troll Tres Yaş Elli - Ayyuka Deli Halayı - Chopstick Suicide Karabasan - roadside. picnic Bir Bağlam Roka - Umut Çetin Ş - Teyp Quartet Ömür Sayacı - D2GG Kesit - Kafabindünya Tabu Albümü Bandcamp üzerinden $5 karşılığında satın alabiliyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/daft-punk-nadir-bulunan-maskesiz-videolarindan-birini-paylasti/", "text": "Bir defaya mahsus olarak 1997 Los Angeles Mayan Tiyatrosu'ndaki canlı performanslarını yayınlamak için Twitch platformunda yayın açan Daft Punk, performanslarından 12 dakikalık bir kesiti YouTube üzerinden yayına aldı. Daft Punk'ın arşivden yenilenen videoları paylaşması, düzenli bir seri haline gelmeye başlıyor. Daha önce Da Funk ve Revolution 909 performanslarının görüntülerini ilk kez yeni açtıkları TikTok hesabından paylaşmışlardı. 2021 yılında şok bir haberle müziği bırakma kararını açıklayan Fransız elektronik müzik ikilisi Daft Punk, yayınladığı eski kayıtlarıyla beraber yeni bir üretim yapmamasına karşın kendini sürekli hatırlatıyor. Bu kez kendileriyle özdeşleşmiş maskelerini takmadıkları epey ilgi çekici bir konser kaydının görüntülerini hayranlarıyla buluşturdu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/daft-punk-tron-soundtrack-albumunun-tamami-yeniden-yayinladi/", "text": "Daft Punk, Tron filmi için hazırlamış olduğu soundtrack albümünü yeniden yayınladı. Üstelik bu sefer albümde dokuz yeni parça daha bulunuyor. Fransız elektronik müzik ikilisi Daft Punk, on sene önce Tron filminin soundtrack albümünü yayınlamıştı. Daft Punk, geçen bu on senenin ardından soundtrack albümünü, dijital platformlarda paylaşılmamış dokuz yeni parçayla birlikte dinleyicisinin huzuruna sundu. Daha önce eylül sonunda yine Tron'un onuncu yılı için özel bir box set yayınlayan ikili, Sea of SimUlation, ENCOM, Part II, ENCOM, Part I, Round One, Castor ve Reflections gibi daha önce paylaşılmamış olan parçaları da dahil etmişti. Bu haftaya kadar sadece plak olarak dinlenebilen parçalar, iki yeni parça daha eklenerek artık tüm dijital platformlarda yayında. Daft Punk'ın Tron filmi için hazırladığı, toplam 9 parçanın yer aldığı albüme aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/daft-punktan-yayinlanmamis-yeni-bir-sarki-infinity-repeating/", "text": "Daft Punk, Random Acces Memories'in 10. yılına özel yayınlanmamış bir şarkının prömiyerini yapıyor. Dünyaca ünlü ikili Daft Punk, önümüzdeki Perşembe günü Paris'te yer alan Pompidou Center'da efsane albüm Random Acces Memories'in 10. yaş gününe özel Infinity Repeating adlı yayınlanmamış bir parçanın prömiyerini yapacak. Infinity Repating adlı parça Random Acces Memories albümünün kayıtları sırasında yapılmış. Şarkıda ayrıca çok sevdiğimiz The Strokes'un vokali Julian Casablancas var. Pompidou Center'ın internet sitesindeki bilgiye göre Infinity Repeating adlı parçayı deneyimlemenin üç seçeneceği olacak. Ultra yüksek kaliteli dinleme deneyimi için parça, 30 hoparlörden oluşan bir ses sistemiyle servis edilecek. Merkez ayrıca şarkıya eşlik edecek bir sinema deneyimine imza atacak. Son olarak 350 kişilik Pompidou Center Forum'un dev ekranında gösterime girecek bir videonun yer alacağı kolektif bir deneyime ev sahipliği yapacak. Ayrıca katılımın da ücretsiz olacağı gelen bilgiler arasında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/daha-karanlik-daha-emprovize-yeni-no-clear-mindla-tanismaya-hazir-miyiz/", "text": "Vasilis Dokakis: Türkiye'ye geri dönmemizin bu kadar uzun süreceğini hiç düşünmezdik. O yıllardan bugüne dünya oldukça değişti, hepimiz hayatın en basit yanlarının kıymetini daha çok bilmeye başladık. Grup için de çok fazla şey değişti. Pandemi başladığında müziğimizi yeniden tanımlamakla ilgili çok yaratıcı bir sürecin içindeydik, sonra durduk ve tekrar bu işe dönmek için uygun zaman ve alan bulana kadar çok uzun bir süre beklemek zorunda kaldık. Ekipte değişiklikler oldu. Davulda eski üyemiz Stephanos Chytiris ile yeniden bir araya geldik ve grup içindeki bazı rolleri, orkestrasyonları değiştirdik, bestelerimizde daha fazla alan ve farklı bir zaman duygusu ortaya çıkarmaya çalıştık. İsteğimiz daha karanlık ve daha emprovize yönümüzü keşfetmek, şarkıların ve özellikle de sözlerin nefes alabileceği boşluklar yaratabilmek. Bir yandan altı kişilik bir grupkenki enerjimizi de değerli buluyoruz tabii ki. V. D.: Bunun cevabını biz de hep çok merak ettik. Kesinlikle tek bir sebebi yoktur. Öncelikle, müzik kültürümüz ve geleneklerimiz çok benziyor. Yüzlerce yıldır komşuyuz ve ister istemez birbirimizi etkiliyoruz. Müzik yaparken daha melankolik kalıpları, Doryan modlarını çok fazla kullanıyoruz, bu sanırım Türkiye'deki insanların içine işliyor. Başka bir sebep müziğe yaklaşımımız olabilir. Pek çok Türkiyeli müzisyenle tanıştıktan sonra, buradaki müzik eğitiminin neredeyse dinsel, ritüelvari bir yönü olduğu hissine kapıldık, müzisyenler istedikleri uzmanlık seviyesine ulaşabilmek için sanatlarını çok çok ciddiye alarak icra ediyorlar. Biz de aynı şekilde işimizi oldukça ciddiye alarak ve samimi bir biçimde yapıyoruz, hatta bu durum yeni albüm kaydetmemizin her seferinde çok uzun zaman almasının da sebebi büyük ihtimalle. V. D.: Aslında Dream is Destinyden bir sonraki albümümüz Mets bağımsız plak şirketi Inner Ear etiketiyle yayınlanmıştı. Bunun ardından çeşitli nedenlerden dolayı Makenayı kendimiz yayınlamaya karar verdik. Bu nedenlerden en önemlisi, o sırada gerçekten kimsenin yardımına ihtiyacımız olmadığını hissetmemizdi. Haklarımızı paylaşmak konusunda fikirlerimiz biraz tuhaf çünkü şimdiye kadar yaptığımız her şeyi yardım almadan, büyük stüdyolar olmadan, özel ekipman ve maddi yardım olmadan yaptık, sadece çok çalışarak albüm yazmayı, kaydetmeyi ve üretmeyi öğrendik. Hayranlarımızın desteği çok önemli, bu destek albümleri tamamlamak için gereken enerjiyi ve kaynakları bulmamızı sağlıyor. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, belki de doğru bir bağımsız plak şirketi fark yaratabilir ve bizi bir üst seviyeye taşıyabilirdi, ama sektör şu anda çok karışık. Bizim durumumuz zaten garip çünkü dünyanın her köşesinden çok sayıda insana hitap ettik, albümlerimiz çok farklı ülkeleri gezdi ama aynı zamanda hep yeraltındayız sanki. Hiç yaptığımız işle ilgilendiğini söyleyen bir majör şirket olmadı fakat bu bizim için hiç sorun değil çünkü başardıklarımızdan ve gerçekten bağımsız olmanın getirdiği özgürlükten dolayı mutlu hissediyoruz. V. D.: Bu konuda gruptaki herkes adına konuşamam ama kişisel olarak en heyecan verici an, stüdyoda doğan bir fikir hayata geçtikten sonra hiç tanımadığınız birinin size gelip, hayatının zor bir zamanında ona müziğiniz aracılığıyla yardım etmeyi başardığınızı söylediği zaman. V. D.: Hepimiz Floating Points, Pharoah Sanders and The London Symphony Orchestra'nın Promises albümünü çok sevdik. Karantina sırasında sırf bu albümü dinlemek ve daha iyi hissetmek için bir araya geliyorduk. V. D.: Karantinaya birbirine uzak yerlerde yakalandığımız için buluşmamız çok zor oluyordu. Herkesin pandemiyi Atina'da geçirecek durumu yoktu, bazıları Atina'da olmak istemeyip bütün bu süreç bitene kadar daha kırsal bölgelere taşınmayı tercih etti. Bu süre zarfında uzun yıllar süren uğraşın ardından stüdyomu kurmayı başardım ve canlı çalmayı çok özlediğimiz için Lefteris Volanis ve Metsin kayıtlarından önce birlikte çaldığımız sevgili grup arkadaşımız Dimitris Kourtis ile şarkılarımızın bu iki alternatif versiyonunu oluşturmaya karar verdik. Neticede artık stüdyonun adı Lotus olarak değişti, bunun dışında yeni mentalitemiz ve yeni kadromuzla şarkılarımızın canlı versiyonlarını tekrar kaydetme planlarımız var. V. D.: Hala işlerin nereye gittiğini ve yakın gelecekte hayatımızın nasıl olacağını anlamaya çalışıyoruz, bu yüzden kesin bir şey söylemek zor. Türk hayranların sıcaklıkları ve desteklerine saygı duyuyoruz, Türkiye her zaman geri dönmek istediğimiz bir yer. V. D.: Bildiğin gibi, son albümümüzden beri uzun zaman geçti. Lefteris ve ben son 3 yıldır ayrı ayrı tek başımıza yeni şarkılar üzerinde çalışmaya başladık ve bu çalışmalardan iki çok farklı proje doğdu. Önümüzdeki birkaç ay içinde farklı isimlerle ama No Clear Mind çatısı altında bunları yayınlamayı planlıyoruz. Lefteris, en başından beri grup arkadaşımız olan ve aynı zamanda bu yeni albümün prodüktörlüğünü yapan Dimitris Pagidas'la iş birliği yaptı. Benim projem daha kişisel bir albüm oldu, kayıtlarda Yunanistan'ın şu anda en yetenekli davulcularından biri olan Chris Vigos'tan yardım aldım. Bu iki albümün de bir an önce yayınlanmasını istiyoruz, böylece insanlar bireysel müzik anlayışlarımızı da görebilecekler. Ancak bu albümleri şu anki grup kadrosuyla sahnede çalmak neredeyse imkansız olacağı için, projelerde sadece NCM adını kullanmak yerine farklı isimler vermek bize daha doğru göründü. Bu albümleri yayınladıktan hemen sonra da İstanbul konserlerinde ilk defa şahit olacağınız yeni kadromuz ve yeni mentalitemizle yeni kayıtlara başlamak için heyecanlıyız! V. D.: Gelin kısa bir süreliğine de olsa hep birlikte çok yoğun bir müzik deneyimi yaratmaya ve etrafımızı saran koşulları unutmaya çalışalım. EDİTÖR NOTU: Bundan tam 10 yıl önce No Clear Mind ile yaptığımız röportaja göz atıp nostalji yapmak isteyenleri şuradaki link'e bekliyoruz. EDİTÖR NOTU 2: 2015 yılında No Clear Mind Türkiye Turnesi'nin ilk ayağı olarak Bir Baba Indie'nin katkılarıyla gerçekleşem No Peyote konserinden de arşivden görüntülere aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dahakaranin-yeni-albumu-happiness-forgets-yayinlandi/", "text": "Supereich, Kitschcraft ve Groupie & Star gibi farklı çalışmalarıyla da bilinen Özüm Özgülgen'in 2013 yılında başlattığı dark wave / endüstriyel elektronik müzik projesi Dahakara'nın yeni albümü Happiness Forgets yayınlandı. Şu ana kadar 5 stüdyo albümü ve 2 EP yayınlayan Dahakara, altıncı stüdyo albümü Happiness Forgets'i R-ACT / Sony Music Turkiye etiketiyle yayınladı. Geçtiğimiz yıl dikkatlerimizi çeken Other Rooms albümü sonrasında gelen bu yeni uzunçalar albüm toplam 8 parçadan oluşuyor. Albümde, Other Rooms albümünde de yer alan Broken Tower parçasının yeni düzenlemesinin yanı sıra, dark pop projesi ELZ and the CULT'ı da Grim Reminder şarkısında konuk olarak görüyoruz. 22 Şubat tarihi itibarıyla dijital platformlardaki yerini alan yeni albümü ve Broken Tower parçasının Arif Akdenizli tarafından çekilen video klibini aşağında görebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dahakaranin-yeni-albumu-other-rooms-yayinlandi/", "text": "2013 yılında müzik hayatına başlayan ve bugüne kadar birçok farklı konseptte ve dark ambient, experimental electronic, industrial electronic türlerinde dört stüdyo albümü ve iki adet EP'si yayınlanan Dahakara'dan yeni bir albüm geldi; Other Rooms. Albüm adını, Truman Capote'nin pek sevdiğimiz romanı Other Voices, Other Rooms'tan alıyor. 28 Şubat'ta yayınlanan ve 8 şarkıdan oluşan Other Rooms'u hem dijital ortamdan hem de CD çalarlarımızdan dinlemek mümkün. Üstelik bununla da kalmıyor ve eğer istersek Eazycut Records tarafından basılmış plak versiyonlarını da edinebiliyoruz. Experimental rock ve dark electronic ağırlıklı yeni albümde her şarkıda sizi farklı bir sound karşılıyor. Albümün açılış parçası Broken Tower'la kafanızdaki sorulara cevap bulmaya çalışırken şarkının değişmesiyle bir anda kendinizi tüm cevapları biliyormuş gibi hissederken buluyorsunuz ve bu durum her şarkıda kendini hissettiriyor. Other Rooms'un ilk videosu da Arif Akdenizli yönetmenliğinde Broken Tower için çekildi. Biz lafı daha fazla uzatmayalım, hem albümü hem de videoyu aşağıya iliştirelim. Dahakara'yı dinlerken siz neler hissedeceksiniz, bakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dam-funk-chalet-dj-set-dam-funkın-modern-funk-ideali/", "text": "Geçtiğimiz yaz Nite Jewel'le ortak projeleri Nite Funk ile yayınladıkları EP'den beri Dam-Funk'ın yaptığı her işi takip ediyordum. Buna solo ve başka müzisyenlerle ortak parçaları haricinde, büyük özenle oluşturulmuş ve Dam-Funk'ın kendine has funk anlayışını yansıtan Dj Setleri de dahildi. Dam-Funk'ın Berlin'de olduğum süre zarfında Chalet'in Club Night programı dahilinde müzik çalacağını öğrendiğimde, YouTube'dan videolarını izleyip, club ortamında yaşama hayalini kurduğum bu deneyimi asla kaçırmamam gerektiğini biliyordum. Tanımayanlar için Dam-Funk'tan biraz bahsetmek lazım. Kimlik adı Damon Garrett Riddick olan Kaliforniyalı Dam-Funk, günümüzde funk müziği ileri götüren sayılı isimlerden. Bu janrın sadece James Brown'dan ve hızlı-sert tonlardan ibaret olmadığını herkesle paylaşmayı kendine görev edinmiş müzisyenin esas ilham kaynağı 70'lerin sonundan 80'lerin ilk yarısına kadar olan dönem. Bu dönemin synthesizer'lı ve drum machine'li soundunun etkisi, Dam-Funk'ın kendi eserlerinde bariz bir şekilde duyuluyor. Dam-Funk'ı bir dönem kopyacısından ayıran ise müziğindeki ince melodiler ve ambient akorlar. Oldukça hafif müziği hem dans edilebilir hem de rahatlatıcı olmayı başarıyor ve yaratılan uçma hissi çoğu zaman galaktik parça isimleriyle de vurgulanıyor. Evinde müzik yaparak ve çabalayarak geçen uzun yılların ardından solo kariyeriyle başarıya ulaşmasının sebebi de funk müziğe olan inancı ve bu türün ifade gücünü zenginleştiren yaklaşımı. Dam-Funk 2009 yılında yayınlanan ilk albümü Toeachizown'dan beri kahramanı Steve Arrington ile Higher, hemşehrisi Snoop Dogg ile 7 Days of Funk albümlerini yaptı ve son albümü Invite the Light'ta Ariel Pink ve Flea gibi isimlerle çalıştı. Başka projelerle de gerçekleştirdiği yoğun üretiminin yanında DJ setlerinde koleksiyonundan seçtiği az bilinen funk plaklarını dinleyicilere aktarmaya devam ediyor. Chalet'deki gecede de Dam-Funk bizi farklı renklerde funk grooveları arasında gezdirdi. Müzik yapmaya başlamasına neden olan Prince'in Lady Cab Driver'ıyla başladığı setine bir Funkadelic klasiği Knee Deep'in de içinde bulunduğu 1975-1985 dönemine ait funk ve boogie parçalarıyla devam etti. Snoop Dogg'la ortak parçaları Faden Away, takip eden G-funk parçaları kısmına girişi yaptı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/damla-pehlevanin-ilk-studyo-albumu-karmakader-her-doneme-eslik-ediyor/", "text": "Kimi zaman tek başınıza bir mekanda oturup bir şeyler içer ve etrafta olan biteni izlersiniz. Kimi zaman gittiğiniz bir mekanda belki de aklınızda hiç olmayan bir maç vardır ve onu izlersiniz. Kimi zaman da arkadaşlarınızla muhabbet etmek ve tüm haftanın yorgunluğunu atmak istersiniz. Sevgili Bir Baba Indie okuyucuları, ben de az önce kendimi Fenerbahçe ve Anadolu Efes maçı izlerken buldum, ancak o anda kafamda sadece bir şarkı çalıyordu. Daha önce Alman DJ Shantel ve BaBa ZuLa'dan klavyeci ve yorumcu olarak tanıdığımız sanatçı Damla Pehlevan'ın Düşten Güzeldir şarkısını, aslında hiç farkında olmadan saatler mırıldanıyordum. Peki, ben böylesine yeni bir şarkıyı nasıl bu kadar kısa sürede ezberlemiş ve heyecanlı bir maçın ortasında bile mırıldanmayı başarabilmiştim? Bu sorunun cevabından önce sizlerle paylaşmam gerekenler var ve lafı hiç uzatmadan onlara geçiyorum. Damla Pehlevan, yukarıda da bahsettiğim gibi tanıdığımız birçok isimle daha önce çeşitli iş birlikleri yapmış bir isim ve kendisi geçtiğimiz günlerde ilk uzun çalar albümü karmakader'i yayınladı. Damla'nın albüm yayınlanmadan önce paylaştığı Silikon adlı şarkıyı da karmakader'e dahil ettiğini ve bu şarkının bağımlılık yapan bir etkisi olduğunu belirtmem gerekiyor. Zira hangover olduğum gecelerde bile Silikondan mısın? diyerek uyanmalarını başka kimse açıklayamaz. Her neyse! Damla'nın albümünden bahsedelim biraz. Albümde Pinhani'den tanıdığımız gitarist Eray Polat prodüktörlüğü üstleniyor, düzenlemeleri ise yine Eray Polat, Sabi Saltiel ve Gürkan Kömürcü üstleniyor. Kayıtlarda Çağrı Sertel, Volkan Öktem, Turgut Alp Bekoğlu, Burak Irmak gibi önemli müzisyenlerin yanında yurtdışında da ses getiren yerel müzisyenler Hasan Gözetlik, Cafer Nazlıbaş ve Tamer Karaoğlu da Damla'ya eşlik ediyor. Albümü yayınlanmadan önce ilk kez dinlediğimde çok heyecanlandığımı ve Damla'nın sesini Sertab Erener'in sesine benzettiğimi söylemiştim. Aslında Sertab Erener'in sesine değil de albümü, Sertab Erener'in kendisiyle aynı adı taşıyan ve içinde Yanarım, Zor Kadın gibi şarkılarının olduğu albüme benzetmiştim. Velhasıl Damla, hem dile dolanan hem de en sevdiğimiz dönemleri hatırlatan mis gibi şarkılar yapıyor. Albümde birçok duyguyu bir arada bulabiliyorsunuz. Kimi zaman geçmiş sizi ele geçirirken kimi zaman bir umut bulutunun içine giriyorsunuz. Zaman zaman yalnızlığın önemli hissederken, arada sırada yeniden aşık olmanın önemini fark edebiliyorsunuz. Sonuç olarak birçok duyguyu bir arada yaşamak, 90'ların tadını -kısmen- alabilmek ve yeni işlere şans vermek için Damla Pehlevan'ın oldukça başarılı albümünü aşağıdaki linkten ve bilumum diğer dijital platformlardan dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/damon-albarn-yeni-album-detaylariyla-birlikte-ilk-teklisini-yayinladi/", "text": "Damon Albarn, yeni albümü The Nearer the Fountain, More Pure the Stream Flows'un yeni detaylarıyla birlikte albümden ilk teklisini de yayına aldı. Blur'un frontman'i ve Gorillaz'ın kurucu üyelerinden Damon Albarn, daha önce The Nearer the Fountain, More Pure the Stream Flows isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıklamıştı. Müzisyen şimdi ise albümün 12 Kasım'da Transgressive aracılığıyla yayınlanacağı bilgilisini paylaştı. Albarn, albüm haberini ilk kez 2019'da paylaşmıştı. İlk fikir ortaya çıktığında albümün esasen orkestral olması düşüncesi varmış fakat pandemiden ötürü projenin iptal edilmesi gerekmiş. Daha önce ise müzisyen, albümden ilk kez çıkış parçasını Boiler Room canlı yayın etkinliğinde paylaşmıştı. Damon Albarn'ın albümle aynı ismi taşıyan ve albümün ilk parçası olma özelliğindeki yeni teklisine albümün parça listesiyle birlikte aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dan-auerbachin-mark-knopfler-soslu-yeni-şarkısı-shine-on-me/", "text": "The Black Keys ve The Arcs'tan bildiğimiz Dan Auerbach yeni solo albümü Waiting On A Songdan hem bir single, hem de bazı detayları paylaştı. 2 Haziran'da Auerbach'in şirketi Easy Eye Sound etiketiyle yayınlanacak olan ve Nashville'e bir aşk mektubu niteliği taşıyacak olan albümde Auerbach bugüne kadar müziğe dair sevdiği her şeyin bir tarihini çıkaracağını ifade ediyor. Albümden Shine On Me parçasını da muhteşem bir videoyla paylaşan Auerbach'in şarkıya dair sürprizi ise Dire Straits'ten Mark Knopfler oldu. Şarkının üretim sürecinde kafasının içinde Knopfler'ı duyduğunu söyleyen Auerbach sonrasında Knopfler'a ulaşıp şarkıya dair hiçbir açıklamada bulunmadan hissettiği bir şeyler çalmasını rica etmiş. Knopfler'ın iki gün sonrasında yolladığı ritimlerle karşınızda Shine On Me efendim!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dan-auerbachtan-yeni-video-klip-waiting-on-a-song/", "text": "The Black Keys'ten bildiğimiz Dan Auerbach, solo projesinden yeni video klibi Waiting On A Song'u paylaştı. Auerbach, 2 Haziran'da yeni anlaştığı firması Nonesuch Records'tan yayımlanacak olan Waiting On A Song albümünden, aynı isimle paylaşılan bu yeni video klip; 70'li yıllarda lise son sınıfta okuyan birtakım kasabalı gencin son yaz macerasını konu alıyor. Bu albüm sonrasında sıra da artık ufak ufak The Black Keys'e gelecektir diye düşünüyor, sizi video kliple baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dandy-islandin-yeni-mini-epsi-nuclear-nature-yayinda/", "text": "2019 yılında düzenlenen 21. Battle of the Bands finalistlerinden Dandy Island, iki parçadan oluşan yeni mini EP'si Nuclear Nature'ı yayınladı. Ev arkadaşları olan Burak Aydın, Bora Özden ve Ege Erdal tarafından 2018 yazında kurulan Dandy Island, ilk konserlerinden sonra gruba Efe Erdal 'ın da katılmasıyla grup şu anki kadrosunu tamamlamış oldu. Grup, 2020 bahar aylarında önce Monster in the Bushes daha sonra da Lovin' House isimli ilk teklilerini yayınlamasının ardından ise 30 Nisan'da Nuclear Nature isimli yeni EP'sini yayına aldı. 30 Nisan'da yayınlanan Nuclear Nature'ın prodüktörlüğünü Al'york gitaristi Ediz Steel üstlenirken, kayıtlar Ankara'daki Midas'ın Kulaklığı Stüdyoları'nda 7 günde Ediz Steel ve Keihan Khasmakhi tarafından yapılmış. Kapak tasarımı ise Lovin' House'un da kapak tasarımını yapan Sefa Özdoğan tarafından hazırlanmış. Dandy Island'ın yeni duble teklisi Nuclear Nature'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dans-muzigine-james-blakein-dubstep-kokenlerinden-gelen-bir-yorum/", "text": "Karantina süreci boyunca Instagram üzerinden yaptığı canlı yayınlardan sonra James Blake'in hayranlarına yeni sürprizi 16 Ekim'de yayınladığı Before EP'si oldu. İngiliz müzisyen ve yapımcı Blake, müzik sahnesine ilk adımını 2009 yılında yayınladığı Air & Lack Thereof EP'si ile attı. Karanlık garage yorumu ile süslediği EP, dubstep'in alışagelmiş kalıpları haricinde nasıl yapılabileceğinin ilk örneklerinden biriydi. Blake, yalnızlık temalı elektronik parçaların babası Burial'dan topu alarak kendine has prodüksiyonu ve yumuşak vokalleriyle müzik dünyasındaki en heyecan verici isimlerden biri olduğunu hepimize kanıtlamıştı. James Blake'i Assume Form albümünde son gördüğümüzde yeni bir ilişkinin uyuşturucu etkisi altındaydı. Kendisini hiç görmediğimiz kadar mutlu görmüştük. Depresyonundan değil, ilişkisinden ve yeni hayatından bahsediyordu bize. Tüm kariyeri boyunca yalnızlığının etkisi ile müzik yapmış olan Blake'in bu ruh halinden sıyrılması ile yaptığı müzik de epey farklılaşmıştı. Assume Form'u takip eden Before EP'si sanatçının ilk yıllarına döndürüyor bizi. Blake, Before ile diğer işlerine göre daha dans odaklı bir yöne gidiyor. Assume Form'da yakaladığı mutlu tınıları ve serenat misali yazarlığını koruyarak, müziğe ilk başladığı yıllarda kullandığı loop dubstep ritimlerini müziğine geri kazandırıyor. I Keep Calling, uzaktan gelen ve yankılanan vokalleri ile karşılıyor bizi. EP kapağına baktığımızda James'i bir pencere yansımasında şehirin gece ışıklarına bakarken görüyoruz. I Keep Calling, bu düşüncelere dalmışlık ve büyük şehirdeki yalnızlık temalarını 4 dakikada karşı tarafa geçiriyor. Seni arayıp duruyorum diyor Blake, iç içe geçmiş bir şekilde onlarca kere I Keep Calling diye kendini tekrarlarken. EP ile aynı ismi taşıyan Before parçasında, Blake'in kendi kökenlerini yeniden sahiplenişini iyice görüyoruz. Yıllarca üzerinde durup mükemmelleştirdiği vokallerini ritmik elektronik ögeler ile birleştirerek yeni ve eski müziğinin müthiş bir füzyonunu sunuyor bize. Parçanın arkasındaki mekanik ve bas efekti yoğun synth'ler You're my family, you move me naturally diyerek itiraf ettiği aşkının altını daha da iyi çiziyor. Do You Ever dört parçanın arasındaki en dans edilesi olanı. Şarkının Empire Of The Sun'a kadar bile uzatabileceğimiz bir ilham perde arkası var. Do You Ever, EP içinde favorim olarak seçeceğim parça olmasa bile Blake'in her müzik tarzını kendininkine göre evirip çevirebileceğinin en somut kanıtı olarak gösterilebilecek olanı. Parçanın başındaki distorted piyano tınılarından sonra birbiri ardına dizili dans ritimlerinin birbirine girerek oluşturduğu bütün EP'nin karakterini en iyi yansıtan şarkı. Summer of Now ise bizi James Blake'in üçüncü stüdyo albümü The Color In Anything'e götürüyor. f. o. r. e. v. e. r, Waves Know Shores ve Choose Me parçalarında gördüğümüz tarzda, pür vokal üzerine kurulmuş bir başlangıçla albümün final şarkısı ile tanıştırılıyoruz. Boğuk ve dumanlı bir başlangıçtan sonra şarkı yavaş yavaş gidişatını hızlandırıyor. Arkada plandaki gümbür gümbür kulağa vuran bass ritminin sesi yükseliyor ve James Blake'in oturmuş sound'larının biri olan autotune vokalleri bass'a eşlik ediyor. Parçanın bitişi, sanatçının gelecek için heyecanını gösteriyor: I'm not the summer of all my worries, and I'm not the summer of yours / I'm not the summer of 2015, but I can be the summer of now. Blake ileriye bakıyor ve şarkının ritmik progresyonu baktığı yöne ışık tutuyor. James Blake bize son EP'si Before ile duygularının ön planda olduğu söz yazımının artık müziğinin bir parçası olduğunu, üstüne üstlük bunun müziğinden hiçbir şey eksiltmediğini gösteriyor. Assume Form ile gittiği yönü sorgulatsa bile, Before ile yönünü eskiye göz kırparak çizmeye devam ediyor. Blake dans odaklı ve DJ setlerinde harika duyulacak gümbür gümbür dört parça ile her şeyi yapabildiğini ve kendi becerilerin sınırlarını ne denli zorlayabildiğini bir kez daha kanıtlıyor bize. Gelecek işlerini büyük bir heyecanla bekliyoruz. Yakında bir de Frank Ocean ile yeniden bir iş birliği yaparsa tadından yenmez."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/darkside-yeni-albumu-live-at-spiral-houseu-yayinliyor/", "text": "Darkside, gruba dahil olan baterist Tlacael Esparza'nın getirdiği yeni soluk ile Live at Spiral House albümünü yarın dinleyicilerle buluşturuyor. Darkside, bu cuma yani yarın Matador Records'la yayınlayacağı yeni albümü Live at Spiral House'u duyurdu. 2021'de çıkan Spiral'ın ardından gelen bu albüm, grubun yeni üyesi baterist Tlacael Esparza ile birlikte Los Angeles'taki prova stüdyoları Spiral House'da geçen yaz kaydettikleri canlı performanslardan oluşuyor. Nicolas Jaar ve Dave Harrington'dan oluşan indie rock grubu Darkside, Live at Spiral House ile Esparza'nın katılımıyla yarattıkları yeni sound'u dinleyicilerle buluşturuyor. Albümde, 2021'de yayınladıkları Spiral ve 2013'teki Psychic albümlerinden seçme parçalar yer alıyor. Esparza'nın katılımının getirdiği tazelik ile birlikte uzun bir aranın ardından gelecek olan albümü merakla bekliyoruz. Jaar'ın söylediklerine göre, grubu tekrar bir araya getirmeye karar verdiklerinde bunun için alan oluşturmaları gerektiğini fark etmişler ve provalar sonrası kayıtlara arkadaşları ve ailelerini çağırarak albüm çalışmalarını samimi bir hale getirmişler. Bu anları yakalayan albümün yapım sürecini gösteren bir mini belgesel de geçen pazartesi izleyicilerin beğenisine sunuldu. Aşağıdan belgeseli izleyebilirsiniz. Ayrıca Darkside, 2014'ten beri ilk kez turneye çıkıyor. Avrupa'daki konserlerine bugün başlayan grup, Türkiye'ye de uğrayacak mı acaba? Bu sene ülkemizde görmek istediğimiz gruplara bir yenisi eklenebilir diyor ve albümü merakla bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/darksidedan-8-yil-sonra-gelen-album-spiral/", "text": "Nicolas Jaar ve Dave Harrington ikilisinin güçlerini birleştirerek ortaya çıkardığı Darkside, 8 yıllık bir aranın ardından yeni albümü Spiral ile geri döndü! Darkside, bir süredir teklilerini paylaşmaya başladığı Spiral albümünün tamamını Matador Records etiketiyle yayına aldı. Albüme şu an için sadece Apple Music ve Spotify'dan erişim sağlanabiliyor. Albüm, Jaar ve Harrington ikilisinin 2013 yılında yayınladığı çıkış albümü Psychic'ten sonra devam niteliğinde bir albüm. Spiral aynı zamanda ikilinin daha önce yayınladığı Liberty Bell The Limit ve Lawmaker, teklilerini de içeriyor. Müzisyenlerin belirttiği üzere Darkside projesi ikilinin çalışmadığı günlerde bir araya gelerek keyif almak için çaldıkları zamanlarda ortaya çıkmış. Darkside'ın yeni albümü Spiral'a aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/darksidein-yeni-teklisi-the-limit-yayinda/", "text": "Nicolas Jaar ve Dave Harrington'ın projesi Darkside'ın heyecanla beklenen yeni albümünden ikinci teklisi The Limit yayında. Nicolas Jaar ve Brooklyn'den multi enstrümentalist Dave Harrington'dan oluşan duo Darkside, geçtiğimiz senenin sonunda Spiral isimli yeni bir albüm yayınlayacağı müjdesini vermekle sınırlı kalmayıp aynı zamanda Liberty Bell teklisini de dinleyicisiyle paylaşmıştı. Duo şimdi ise albümden The Limit teklisini albümün parça listesi ve artwork'ü ile birlikte yayınladı. 23 Temmuz'da Matador etiketiyle yayınlanacağı açıklanan albümün mix'i Rashad Becker, mastering'i ise Heba Kadry tarafından yapıldı. Duo'nun daha önce yaptığı basın açıklamasına göre albümün kayıtları 2019'un sonunda tamamlanmıştı. Darkside'ın Spiral albümünden yeni teklisi The Limit'e, albümün parça listesine ve artwork'üne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/daughterdan-yeni-albüm-not-to-disappear/", "text": "2010 yılında Elena Tonra, Igor Haefeli ve Remi Aguilella tarafından Londra'da kurulan Indie Folk grubu Daughter, If You Leave albümünden 2 sene sonra Not To Disappear ile dinleyicilerinin karşısına çıktı. İçerisinde müzikal anlamda diğer parçalarından ayrılan No Care gibi bir sürpriz de taşıyan albüme ilişkin mutsuz ve dramatik yapısının grubun bir önceki albümüyle benzer nitelik taşımasına dair bir eleştiri sunulabilecek olsa da bu durum Not To Disappear'ın hem zayıf noktasını, hem de gücünü içerisinde barındırıyor. Zira albümün yaşattığı hissiyatın If You Leave albümünden süregelen bir his olması dinleyiciyi sıkmıyor, aksine albümler birbirini tamamlıyor. Parçalı bulutlu havasıyla derinden iz bırakan If You Leave albümünün ardından Not To Disappear ile grup bu kez kasvetli bir yağmur yağdırıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dave-grohl-ve-greg-kurstinden-beastie-boys-coveri/", "text": "Foo Fighters'tan Dave Grohl ve uzun zamandır beraber çalıştığı Greg Kurstin ile Beastie Boys'un Sabotage parçasını cover'ladı. Dave Grohl ve Greg Kurstin Işıklar ve Tanrı'ya yeniden adanma bayramı olarak kutlanan sekiz gün boyunca sürecek Hanuka bayramı için yeni bir cover serisine başladı. İkili serinin ilk parçası olarak Beastie Boys'tan Sabotage parçasını seçti. Grup yaptıkları paylaşıma göre ilerleyen günlerde çeşitli Yahudi sanatçılardan parçaları cover'layacak. Kurstin, Foo Fighters'ın 5 Şubat'ta çıkacak olan Medicine at Midnight kaydının prodüktörlüğünü üstlendi. Grup aynı zamanda albümden ilk teklisi Shame Shamei Kasım ayının başında Saturday Night Live'da sahneledi. With all the mishegas of 2020, @GregKurstin & I were kibbitzing about how we could make Hannukah extra-special this year. Festival of Lights?! How about a festival of tasty LICKS! So hold on to your tuchuses... we've got something special coming for your shayna punims."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/david-bowie-biyografisi-stardusttan-ilk-goruntuler/", "text": "David Bowie'nin 1971 yılında ABD'ye yaptığı ilk ziyaretini anlatacak olan biyografik film Stardust'tan ilk görüntüler paylaşıldı. I Am Slave ve Death of a President gibi filmlere imza atan İngiliz film yapımcısı Gabriel Range yönetmenliğinde çekilen Stardust'tan ilk görüntüler paylaşıldı. Johnny Flynn'in başrolünde bulunduğu David Bowie'nin 1971 yılında ABD'ye yaptığı ilk ziyareti anlatan biyografik film Stardust, 15 26 Nisan tarihleri arasında online olarak gerçekleşecek Tribeca Film Festivali kapsamında gösterilecek. Bowie'ye Johnny Flynn hayat verirken, David Bowie'nin o dönemki eşi Angie Bowie'yi Jena Malone, halka ilişkiler sorumlusu Ron Oberman'ı ise Marc Macron canlandıracak. Christopher Bell'in senaryosunu yazdığı Stardust filmnden ilk görüntüler ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/david-bowienin-canli-konser-album-serisinden-ikincisi-geliyor/", "text": "20. yüzyılın müzik dünyasına en çok etkisi olan sanatçılardan biri olan David Bowie, aramızdan ayrılmış olsa da geride bıraktığı işleri gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. 13 Aralık 1995'te Birmingham National Exhibition Centre'da gerçekleşen Big Twix Mix Show Festival'ın bir parçası olarak David Bowie'nin sahne aldığı performansın kaydı albüm oluyor! 20 Kasım'da yayınlanacak No Trendy Rechauffe adlı albüm, aynı zamanda daha önce tekli olarak çıkması planlanan fakat bu albümle birlikte yayınlanacak olan Hallo Spaceboy parçasının ikinci versiyonunu da içerecek. No Trendy Rechauffe (Live Birmingham 95), David Bowie'nin 1990'lardaki altı konserinin canlı kaydının albüm haline getirilmesinden oluşan Brilliant Live Adventures serisinden yayınlanan ikinci albüm olacak. İlk albüm Ouvrez Le Chien (Live Dallas 95), Temmuz ayında yayınlanmıştı. Üçüncü albümün 2020 bitmeden, serinin kalanının ise 2021'de yayınlanması planlanıyor. Brilliant Live Adventures serisinden ilk albüm olan Ouvrez Le Chien (Live Dallas 95)'a aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/david-bowienin-space-oddity-50-yıl-ozel-videosu-ile-uzay-yolculugu-yapiyoruz/", "text": "David Bowie ile unutulmazlar arasındaki yerini koruyan Space Oddity'ye, şarkının ve aynı zamanda Apollo 11'in Ay yüzeyine inişinin 50. yılına saygı duruşu niteliğinde olan yeni bir video klip geldi. Başka bir evrenden geldiğine inandığımız efsanevi sanatçının resmi sitesine ve Youtube kanalına yüklenen video Bowie'nin 1977 yılında, Madison Square Garden'daki 50. yaş günü performansından daha önce hiç görülmemiş anları da içeriyor. İzleyenleri David'in Apollo 11'i kutlamak için günümüzde bir yerlerde bu şarkıyı söylediğine inandıran, bir kısmını gözyaşları içinde bırakan paylaşım hayranları arasında büyük heyecan uyandırdı. Space Oddity klibinin yeni versiyonu ilk olarak NASA'nın Washington'da düzenlediği anma etkinliğinde gösterildi. Şarkı ise, 1969 yılında, Neil Armstrong ve Buzz Aldrin Ay yüzeyinde tarih yazmadan günler önce yayınlanmıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/david-gilmourun-gitarlari-set-the-controls-for-the-heart-of-the-sun-dedi/", "text": "David Gilmour, gitar koleksiyonunun tamamını küresel iklim değişikliğiyle mücadele için açık arttırma yoluyla elinden çıkarttı. Efsanevi gitaristin 69 model ikonik siyah Fender Stratocaster'i ise rekor kırdı. Christie's müzayede evinin New York şubesinde 20 Haziran'da düzenlenen açık arttırmada, Pink Floyd gitaristi, solisti ve söz yazarı David Gilmour'un 120'den fazla enstrümanı ve çeşitli müzik aletleri yaklaşık 21,5 milyon dolara alıcı buldu. Mazattan elde edilen gelirin tamamı (21 milyon 490 bin 750 dolar), kar amacı gütmeyen iklimle mücadele hukuk örgütü ClientEarth'e devredildi. 2008'de kurulan ClientEarth, 2012'de Yılın Kar Amacı Gütmeyen Örgütü seçilirken, 2013'te de Çevresel Sorumlulukta Üstün Başarı ödülüne layık görülmüştü. Açık arttırmada alıcı karşısına çıkan toplam 126 parça arasında Fender, Rickenbacker, Gretsch, Gibson, Ovation ve C. F. Martin marka gitarlar ve kutuları, çeşitli amfiler ve bir adet de banjo yer aldı. Kara Strat olarak bilinen David Gilmour ile özdeşleşmiş 1969 model siyah Fender Stratocaster, 3 milyon 975 bin dolarla koleksiyonun en pahalı parçası oldu. Takvim yaprakları bundan tam 49 yıl önce 1970'in bugününü, yani 27 Haziran'ı gösterdiğinde, Bath Festival of Blues and Progressive Music'te Gilmour'un elinde ilk kez görülen The Black Strat, açık arttırmada bir gitara ödenen en yüksek rakamla dünya rekoru kırdı. İngiltere'nin Somerset yakınlarındaki Shepton Mallet kasabasındaki Bath festivalinde Pink Floyd'tan önce sahneye Jefferson Airplane ve Led Zeppelin çıkmıştı. O günkü Pink Floyd setlist'inden Set the Controls for the Heart of the Sunın bootleg'ine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Kötü haber: Yukarıda sözü edilen o ilk performanstan maalesef görüntü yok. İyi haber: Pink Floyd, Shepton Mallet'te verdiği konserden sadece 24 saat sonra, 28 Haziran'da Hollanda'nın Rotterdam kentinde Avrupa'nın Woodstock'a ilk yanıtı olarak kabul edilen ve 100 bin kişinin katıldığı Kraligen Pop Festival'de aynı şarkıyı yine çalacak ve günümüze dek ulaşan aşağıdaki kısa film, Gilmour'un The Black Strat'i ile çıktığı ikinci konseri belgeleyecekti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dead-on-a-sundayden-bloody-mary-yorumu/", "text": "Dead On A Sunday, Lady Gaga şarkısı olan Bloody Mary'i yorumladı. Denver çıkışlı Dead On A Sunday, son zamanlarda popüler olmuş Netflix yapımı Wednesday dizisinin editleriyle birlikte çok paylaşılan Lady Gaga'nın Bloody Mary şarkısını kendilerine has yorumuyla hayranlarıyla paylaştı. Ross Ryan'ın yaratıcısı olan Dead On A Sunday, 2021'de So What If It Kills Me teklisinden bir sene sonra, şarkının da yer aldığı ilk albümü Strange Days'i yayınladı. Ross Ryan, Dead on a Sunday'i hayata geçirme sebebini her zaman bir rock grubunda şarkı söylemek istemesinden dolayı olduğunu ifade ediyor. Sesinin, popüler çizgi film programı Bob's Burgers'ın baş karakteri olan Bob Belcher'ın sesine benzediğinin farkında değilmiş. Ryan'ın yayınladığı videolarda TikTok'un bunu fark etmesinin ardından müziği TikTok'ta viral oldu. Mr. Kitty'nin 2014 yılında yayınladığı Time isimli albümünde bulunan After Dark adlı şarkı Dead on a Sunday tarafından şekillendi ve Blink-182 grubunun Dammit isimli şarkısının sözleriyle de birleştikten sonra Dammit adı altında TikTok'a yüklendi. Dinlenmeler her geçen gün artması sebebi ile şarkı çoğu kişi tarafından beğenilerek popüler oldu. Dead on a Sunday, son çalışması Bloody Mary ile de oldukça ilgi görüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/death-cab-for-cutie-20-yilina-ozel-the-photo-albumu-yeniden-yayinliyor/", "text": "Indie rock'ın köklü gruplarından Death Cab for Cutie'nin 2001 çıkışlı The Photo Albumü 20. yılına özel olarak yeniden yayınlayacağını duyurdu. Death Cab for Cutie'nin 2001 çıkışlı The Photo Album'ünün 20. yılını, toplam 35 parçadan oluşan genişletilmiş versiyonuyla kutluyor. Albüm, içerisinde yayınlanmamış şarkıları, Björk'ün All Is Full of Love cover'ını ve daha birçok sürprizi barındıracak. 29 Ekim'de dijital platformlarda yayınlanacak albüm 2022 baharında ise plak olarak satışa sürülecek. Grup ilk olarak ise Coney Island parçasının resmi demosunu dinleyiciyle buluşturdu. Son olarak 2018 yılında Thank You for Today adlı albümünü yayınlayan Death Cab for Cutie'nin 13 Ekim'de paylaştığı Coney Island parçasını ve 2001 çıkışlı The Photo Album'ünü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/death-cab-for-cutienin-yeni-epsinden-ilk-sarki-yayinda/", "text": "Amerikalı indie rock grubu Death Cab for Cutie, 6 Eylül tarihinde yeni EP'si The Blue'yu yayınlayacağını duyurdu. Mini albümden paylaşılan ilk parça ise Kids in '99 oldu. Death Cab for Cutie, 2018 yılında yayınladığı uzunçaları Thank You For Today sonrasında yeni bir mini albüm yayınlamaya hazırlanıyor. 5 parçadan oluşan The Blue isimli yeni EP'nin 6 Eylül tarihinde yayınlanacağı duyuruldu. EP'den ilk olarak Kids in '99 parçası yayınlandı. Parça, 1999 yılında Washington'daki Bellingham'daki Olimpiyat Benzin Boru Hattı patlamasında ölen üç çocuğa saygı niteliği taşıyor. Grubun vokalist ve gitaristi Ben Gibbard ise 1999'daki Olimpiyat Boru Hattı patlamasının Bellingham'da yaşarken beni oldukça etkileyen bir trajediydi. Bunca yıl sonra, şehrin kendi halk şarkısının olmasının değerli olduğunu hissettim. şeklinde bir açıklamada bulundu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/debdebe-ilk-album-faz-yayinda/", "text": "Tarza değil tavra kıymet veren 3 kişiden oluşan Debdebe'nin ilk albümü FAZ Venüs Müzik etiketiyle bugün yayınlandı. Gitar ve çağlamada Volkan İncüvez, synth, drum machine ve sampler'da FitiSound, vokallerde ise Seçkin Erdi'nin yer aldığı Debdebe, bugün itibarıyla ilk albümü Faz'ı yayına aldı. İlk olarak 2016 yazında sahneye çıkan üçlü, kendi tabirleriyle dem'in içinde ben de varım demek değil, hemdem olmak derdini taşıyor ve şarkılarında tarza değil tavra kıymet veriyor. Grup, canlı performanslarında önceden oluşturduğu altyapıların üstüne canlı enstrümanlarla beraber çalıyor ve her çalış esnasında şarkıların yeniden üretildiği bir performans ortaya çıkıyor. Yeni albüm sonrasında gerçekleşecek performansların ilki ise 1 Haziran tarihinde yeni albüm lansman konseri kapsamında Beyoğlu'nda Anahit Sahne'de yapılacak. Debdebe'nin 24 Mayıs tarihinde Venüs Müzik etiketiyle yayınlanan, 6 parçadan oluşan Faz isimli ilk albümünü ise hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/declan-mckenna-yeni-teklisi-sympathyi-yayinladi/", "text": "Declan Mckenna bu yılki ilk teklisi Sympathy ile geri döndü ve henüz yayınlanmayan üçüncü albümünün ayrıntılarını verdi. İngiliz şarkıcı Declan Mckenna 2015 yılında Glastonbury Festivali'nde Emerging Talent yarışması ile adını duyurdu ve o günden bu yana istikrarlı bir şekilde müzikal kariyerini inşa etmeye devam ediyor. Bu yılki ilk teklisi Sympathy'i ise kısa bir süre önce paylaştı. Reading and Leeds Festivali'nde sahneye çıkmadan yayınlanan teklide yaz havası hakim. Declan McKenna, Sympathy yazlık bir melodi ve yaptığım en olumlu, dışadönük ve iyimser şarkı gibi geliyor bana diyor. Parçanın yapımcılığını, Arlo Parks ve Mercury ödüllü ilk uzunçaları Collapsed In Sunbeams'in yapımcılığını da yapan Gianluca Buccellati üstlendi. En çok David Byrne ve Frank Ocean ile yaptığı iş birlikleriyle tanınan David Wrench ise parçanın miksajını gerçekleştirdi. Mckenna'nın British Bombs ve Brazil gibi şarkılarından daha farklı bir yazım ile öne çıkan Sympathy, festival öncesinde hayranları ve kendi için yenilenmiş ve canlı hissettiren bir enerji kaynağı oldu. Ayrıca tekli, Camber Sands'te çekilen, Declan'ın sahilde şarkı söylediği eğlenceli bir müzik videosuyla birlikte yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deezer-yeniden-turkiye-pazarinda/", "text": "Dijital müzik platformlarından Deezer yeniden Türkiye'deki faaliyetlerine başladığını duyurdu. İlk olarak 2013 yılında Türkiye pazarına giren Deezer, sonrasında sessizliğe bürünerek pazarı Spotify ve Apple Music gibi oyunculara bırakmıştı. Türkçe uygulamasını güncelleyen Fransız Deezer, daha güçlü bir altyapı ve zengin müzik seçenekleriyle yeniden Türkiye pazarına giriş yaptığını duyurdu. Türkiye'den birçok popüler ismi kataloğuna ekleyen Deezer, Drake, Dua Lupa, Marshmello gibi dünyaca tanınan isimleri de kataloğuna ekleyerek 56 milyon parçalık arşivini kullanıcıların beğenisine sundu. Türkiye'den Avrupa Müzik & DMC, Sony Müzik, Universal Müzik Grubu, Pasaj Müzik, Seyhan Müzik, Poll Production ve GTR gibi şirketlerle de anlaşarak, kullanıcıların bu şirketlerden yayınlanan şarkılara erişimini açmış oldu. 56 milyon parçalık arşiviyle yeniden Türkiye pazarına giren Deezer, Türkiye'deki editörlerin Türkiye'deki kullanıcılarına özel olarak hazırladığı Çok Taze, Gece Vardiyası ve Rapturk gibi çalma listeleriyle de kullanıcıların yeni şarkılar keşfetmesini sağlayabilecek. Bu çalma listelerinin haricinde de yine kullanıcıya özel olarak Deezer yazılımcıları tarafından geliştirilen bir algoritma ile Deezer müzik editörlerinin önerdiği ve kullanıcıların sevdiği şarkıların listesini sunan Flow ile her kullanıcıya özel olarak sonsuz bir çalma listesi deneyimi fırsatı sunuyor. Ayrıca Deezer, uygulamayı ilk kez yükleyen kullanıcılarına, 3 ay boyunca Deezer Premium'u ücretsiz olarak deneme fırsatı sunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deftones-dort-yil-sonra-ohms-ile-geri-dondu/", "text": "Alternatif metal grubu Deftones, tam dört yıl aradan sonra, bir süredir spekülasyonları devam eden yeni albümünden yayınladığı Ohms parçasıyla geri döndüğünü duyurdu. Lise arkadaşı olan Stephen Carpenter, Frank Delgado, Chino Moreno, Chi Cheng, Abe Cunningham tarafından, 1988 yılında California'da kurulan Deftones, tam dört yıl aradan sonra yeni albümüyle aynı ismi taşıyan Ohms parçasıyla geri döndü. Grubun 2016 yılında yayınladığı Gore albümünün ardından yayınladığı ilk parça olma özelliği taşıyan Ohms, aynı zamanda yeni albümün de habercisi oldu. Deftones, toplam 10 parçadan oluşacak Ohms albümünün 25 Eylül tarihinde çıkacağını açıklamasının birkaç saat sonrasında, albümden ilk tekliyi de dinleyicisiyle buluşturdu. Albüme adını veren kapanış şarkısı Ohms parçasının rafatoon tarafından çekilen video klibini ise hemen aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deli-gomlegi-distortiona-devam-diyor/", "text": "Punk rock/grunge temelinde, 1999'dan beri müzik üretmeye devam eden Deli Gömleği, Hayalci ismindeki beş şarkılık yeni EP'siyle yeniden seyirci karşısına çıktı. 2014 yılında paylaşılan Tuzak albümü sonrasında yayınlanan ilk kayıt olma özelliği taşıyan bu albümle Deli Gömleği, gitar sesinin iyice kısıldığı günümüz müziğine aldırmadan distortion'ı köklemeye devam ediyor. Mix ve mastering'i Yeni Zelanda'daki Blue House'da yapılan albümün, İstanbul'da gerçekleşen kayıt süreci ise yaklaşık sekiz ay sürmüş. Kurulduğundan beri, pek çok kez kadro değişikliğine giden Deli Gömleği, son olarak Özver Yılmaz, Furkan Güleray ve Birkan Başören kadrosuyla yola devam ederken, albüm sonrasında kargART, Peyote Nevizade ve Ege Rock Fest bünyesinde sahne aldı. Hayalci'nin kapak resminde Ela Aydemir, kapak düzenlemesinde ise Vasilisa Yılmaz imzasını görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/demonation-festivali-no-7-bu-haftasonu-gerçekleşiyor/", "text": "Bu sene 6-7-8 Ocak tarihlerinde Bant Mag. tarafından 7.'si düzenlenecek olan Demonation Festivali'ne sayılı günler kaldı. Festival bu sene Arkaoda, Babylon, KargART ve Bant Mag. Havuz'dan oluşan 4 farklı mekanda, hip hop'tan punk'a kadar geniş bir skalada toplam 14 ayrı bağımsız ismi bir araya getirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/demonation-no-5/", "text": "Bant Magazine ekibi No: 1'den bu yana bizi Demonation Festival ile heyecanlandırmaya devam ediyor. Yılları çabuk geçiyor. Demonation Festival, 1, 2, 3 derken 5. si ile tekrardan bizlerle. Kendine has üslubu ile hayranlık beslediğimiz festival bu sene yine beklentilerimizi fazlasıyla yerine getirdi diyebiliriz. Festivalin 5. si 24-25 Ocak tarihlerinde Babylon'da olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deniz-tasarin-yeni-albumu-pisman-olunmayan-dunler-yayinda/", "text": "Türkiye'deki caz sahnesinin, son dönemdeki dikkat çekici isimlerinden Deniz Taşar, 19 Şubat'ta yayınladığı yeni albümü Pişman Olunmayan Dünler ile cazın sınırları genişletmeye devam ediyor. Ülkemiz caz sahnesinin yeni nesil isimlerinden Deniz Taşar, hayatın içinden hikayeler sunarak dinleyenleri ortak duygularda buluşturmaya çalıştığı yeni uzunçaları Pişman Olunmayan Dünler'i dijital platformlarda yayınladı. Deniz Taşar'ın 2015-2020 yılları arasında yazdığı şarkılardan seçtiklerini, günümüz Deniz'inin yorumladığı yeni albüm, yaşanmış ve yaşanabilecek hikayelere dair hisler taşıyan, yedi parçadan oluşan kişisel bir albüm. Caz müziğin haricinde, elektronikten alternatif pop'a, rock'tan hip-hop'a uzanan ve müzikal tanımlamaların dışına taşan, türler arası bu albümde tüm söz ve müzikleri yazan Deniz Taşar aynı zamanda iki parçanın da ortak aranjörü olarak yer aldı. Diğer beş parçada ise aranjör olarak Adem Gülşen imzası bulunuyor. Vokal ve geri vokallerde Deniz Taşar'ın, tuşlu çalgılarda Adem Gülşen'in, davul, vurmalı çalgılar ve elektronik seslerde Ekin Cengizkan'ın yer aldığı albüm ayrıca, akustik ve elektro gitarda Cenk Erdoğan, trompette Şenova Ülker, alto saksofonda Serhan Erkol, yaylılarda Çağlar Haznedaroğlu, Hakan Güven, Burak Kayan, Gözde Öcal Güvemli; kontrbasta Ozan Musluoğlu ve Enver Muhamedi ile bas gitarda Orhan Deniz ve Şentürk Öztaş konuk olarak yer aldı. Pandemi sebebiyle müzisyenlerin kendi stüdyolarında uzaktan kaydettiği bölümlerin dışında, albüm Gevrec Music Production ve Hayyam Stüdyoları'nda Barış Baykan ve Sinan Sakızlı tarafından kaydedildi. Albümün mix'i Barış Baykan, mastering'i ise Dede Mastering'de Eray Polat tarafından yapıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deniz-tekin-geeva-flava-ve-dilan-balkayi-bulusturan-mana-ep-yayinda/", "text": "Deniz Tekin, Geeva Flava ve Dilan Balkay'ın ortaklığıyla hazırlanan, canlı performans kayıtlarından oluşan Mana EP yayında! Alternatif sahnemizden Deniz Tekin, Dilan Balkay ve Geeva Flava, üç şarkıdan oluşan Mana EP için bir araya geldi. EP'de yer alan üç şarkı Bir Vahayı Deniz Sandım etrafında birleşiyor. İnsanın olayları ve diğer insanları değerlendirirken ve yeniden yarattığı birtakım döngüsel sanrılardan yola çıkan ilk iki şarkı, 2021'in kışında yazıldı. Üçüncü şarkı eski bir SoundCloud demosu, yerini bulması altı sene sürdü. Üç şarkının birbiriyle bağı, şarkıların anlattığı kaçınılmaz döngüyü de yansıtıyor. Hem tempo, hem de gam sayısız kere yön değiştirse de EP aynı tonla başlayıp aynı tonda bitiyor. Şarkıların üstüne yazıldığı durum ve olayların ardında büyülü bir hikaye yatmıyor. Günlük hayatın ve iletişimdeki küçük nüansların iç dünyamızda yankı bulması, algımızın ve duygularımızın süzgecinden geçmesindendir. Müzikteki anlatımın büyüsü, insanlığın paylaşılan ortak bilincinde tezahür eder. Mana EP'nin yansıttığı duygu berrak ve durgun, anlattığı hikaye karışık. Her cevabın kendi sorusunu doğurmasından belki de anlatılmayacak bir hikayedir kendimizinki. Merak kediyi öldürür de denebilir. Deniz Tekin, Geeva Flava, Dilan Balkay üçlüsü ekseni etrafında şekillenen Mana EP tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deniz-tekin-izole-bir-sistemde-entropi-devamlı-artar/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşecek interaktif müzik etkinliklerinin üçüncüsü Deniz Tekin ile Hamurdan Heykelcikler + C Fyah DJ Set olacak. 21 Kasım akşamı Deniz Tekin'e gitarda Gürhan Öğütücü'nün eşlik edeceği bu akustik performans esnasında seyircilerin mekanda bulabilecekleri oyun hamurlarıyla yapacakları nesneler konser çıkışında lounge alanında oluşturulacak pop-up sergide görülebilecek. Etkinliğin öncesinde Deniz Tekin ile beş soruluk mini bir röportaj gerçekleştirdik. İkinci albüm hazırlığı içindeyiz, çok yakın zamanda bir şeyler geleceğini söyleyebilirim. Fikir galiba Oğulcan ve Uğurhan'dan çıktı, önce bir Deniz Tekin'e ulaştık, o da diğer bir Deniz Tekin tanıyormuş. Yeşillik olur dedik. Termodinamiğin ikinci yasası: İzole bir sistemde entropi devamlı artar. Tarif etmesi zor ama doğrudan etkiliyor diyebilirim. Oyun hamurlarını hala çok severim. Genelde pembemsi kahverengiye gelene kadar renkleri birbirine karıştırırdım. Deniz Tekin ile Hamurdan Heykelcikler + C Fyah DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/deniz-tekin-ve-damla-topcu-is-birliginden-cikan-yeni-tekli-yetmiyor/", "text": "Damla Topçu ve Deniz Tekin iş birliğiyle çıkan Yetmiyor adlı yeni tekli tüm dijital platformlarda yayında! Damla Topçu ve Deniz Tekin, Yetmiyor isimli ortak bir proje için bir araya geldi. Sony Music Türkiye etiketiyle bugün yayınlanan parça, indie, dance ve electronic türlerini harmanlayarak ortaya çıkmış. Sözü ve müziği Damla Topçu ve Deniz Tekin'e ait parçayla ilgili ikili, Yetmiyor; bir içe bakış sürecinin anlatımı, içinde yaşadığımız kaosu anlamlandırma çabası diye belirtiyor. İki güçlü kadının dayanışmasıyla hayat bulan Yetmiyorun düzenlemesinde Damla Topçu, İzel Baybars, Ogün Kayıkçı, Deniz Tekin imzası bulunuyor. Klibin yönetmen koltuğunda ise Can Özen oturuyor. Damla Topçu ve Deniz Tekin'in yeni teklisi Yetmiyor ve video klibine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/depeche-mode-spirit/", "text": "Yeni bir DM albümü çıkagelmiş ve biz yorumlamamışız. Böyle bir terbiyesizlik olamaz! Şaka bir yana DM hiçbir zaman şurada dursun da bir ara bakarız denilebilecek bir ekip olmadı benim için. Her dönem yaptıkları işlerle ilgiyi çekmeyi bilen ve her yeni albüm öncesi dinleyici kitlesinde heyecanı yüksek tutan bir fenomen... Dev bir müzik topluluğu... Kayıtsız kalınamayacak bir marka... Saygı duruşu! Çıkış tarihi olarak da içerik olarak da zamanın ruhuna uygun bir albüm Spirit. Belki de grubun en politik albümü... Albüm dünyanın nereye gittiğine kafa yoran, günümüzün sosyal-politik sorunlarına dokunan, her gün gazetede internette okuduğunuz başlıklara cevap vermek istercesine yazılmış şarkılardan oluşmakta. Bir memnuniyetsizliğin dışa vurumu... Post Brexit Trump dünyasına bir özeleştiri. Bir meydan okuma. İçinde yaşadığımız dünyadan memnun değil grup. Herkesi şapkasını öne alıp düşünmeye sevk ediyor... İnsan nezaketinin kayboluşuna dem vuruyor. Geriye gidiyoruz sloganıyla başlıyor albüm... Bunca olumsuzluk varken insanlık niye bir devrim yaratmıyor sorusuyla payımızı alıyoruz DM'den. Anton Corjbin imzalı Where's the Revolution gerek videosu gerek agresif sounduyla sizi yakalıyor. Eternal, Poison Heart ve So Much Love üçlemesi albümün duygusallığı yüksek çalışmaları. You Move eski DM soundunu hatırlatan yapısıyla benim single adaylarımdan. The Worst Crime tertemiz soundu ve gitar-synthsizer uyumuyla kendini belli ediyor. Kapanıştaki Fail, Gore'un vokalleri ve etkili sözleriyle Ey insanlık we're fucked up, ruhunuz nerede diyerek noktayı koyuyor. Gerisini siz düşünün. Albümün prodüktör koltuğunda James Ford oturmakta. Foals, Florence & The Machine ve Arctic Monkeys ile çalışan önemli bir isim. James Ford grubun soundunu canlandırmaktan ziyade görkemli ama dramatik bir hava yaratmayı başarmış gözüküyor. Soundu geliştirmek değil derdi, önemli dokunuşları var. New wave synth-pop'un ustaları yine işlerini doğru yapmış. Bazı şarkılarda elektronik unsurların yersizce uzun kaotik tutulduğu önceki iki albüme nazaran daha oturaklı bir albüm bu. Depeche Mode şarkıları öyle şarkılar ki Shazam a ihtiyaç duyurmadan her ortamda kendilerini belli ediyor. Son üç albümde İngiliz prodüktör Ben Hillier ile çalışan grup taze bir kan aramış belli ki. Kimi yazarlar Ford'un eski prodüktör Flood'tan öykündüğünü belirtip eleştirmişler. Bence modern ve iyi bir prodüksiyon. Genel olarak değerlendirildiğinde Exciter'la birlikte 2000'li yıllardaki en iyi albümü diyebilirim. Spirit ciddi ve ağır bir albüm. Bir iki dinleyişte anlaşılır türden değil. Yavaş yavaş özümsenerek dinlenmeli. Rolling Stone acılı ve kederli bir ağıt olarak nitelendirmiş albümü. Spirit küresel sorunların korkutuculuğuna işaret ediyor. Ancak bu problemlerden kaçmak için bir ışık yakmıyor. Kalıp mücadele etmemiz konusunda bizi uyarıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/depeche-modedan-martin-goreun-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "1980 İngiltere çıkışlı Depeche Mode'un kurucu üyelerinden Martin Gore, solo projesiyle yayınlayacağı EP'nin müjdesini paylaştığı yeni teklisiyle verdi. Depeche Mode'dan Martin Gore, The Third Chimpanzee isimli beş parçalık yeni bir EP yayınlayacağını açıkladı. 29 Ocak'ta Mute aracılığıyla yayınlanacak olan EP'den ilk olarak Mandrill parçasını paylaşan müzisyen, EP'nin ismini daha önce okuduğu The Rise and Fall of the Third Chimpanzee kitabından aldığından bahsetti. Ayın başında the Rock & Roll Hall of Fame'e dahil edilen Depeche Mode, en son 2019'da Spirits in the Forest adlı bir konser belgeseli yayınlamıştı. Martin Gore, Depeche Mode ile birlikte kendi solo projelerine de devam ediyor. Martin Gore'un yayınlayacağı The Third Chimpanzee EP'sinden ilk teklisi Mandrill'e aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/depeche-modedan-yeni-album-memento-mori/", "text": "Uzun süreli sessizliğini bozan Depeche Mode, Memento Mori isimli beklenen yeni albümünü yayınladı. Bir önceki Spirit isimli albümlerinden sonra 5 yıllık hasreti dindiren Depeche Mode, 12 şarkılık yeni albümü Memento Mori'yi dinleyicilerle buluşturdu. Sevilen isim Andrew Fletch Fletcher'ın kaybının ardından ilk Depeche Mode albümü olma özelliğini taşıyan Memento Mori, 23 Mart itibarıyla yayına girdi. Bu albüm de, müzik camiası için altın bir üretim dönemi olan pandemi zamanlarında yazılmaya başlanmış. Dave Gahan, Apple Music 1'den Zane Lowe ile yaptığı röportajda minimalizmin grubun yeni albüme yaklaşımının bir parçası olduğuna değindi. Andrew Fletcher'ın kaybının hala kendilerine gerçek gelmediği ve alışamadıklarını dile getiren Dave Gahan ve Martin Gore, çıkacakları yeni dünya turnesinin grup kariyerleri boyunca atılacakları en büyük zorluklardan biri olduğunu da belirtiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/depeche-modedan-yeni-sarki-yok-goldfrappten-dave-gahanli-sarki-var/", "text": "İngiliz elektronik müzik ikilisi Goldfrapp, geçtiğimiz günlerde Ocean isimli yepyeni bir tekli yayınladı. Her ne kadar Goldfrapp'i tek başına çok seviyor olsak da bu şarkının en güzel yanı, Depeche Mode'un frontman'i Dave Gahan'ın da gruba eşlik ediyor olması. Yavaş başlayan şarkı, Dave Gahan'ın sözlere girmesiyle ne kadar güzel ilerleyeceğinin sinyallerini veriyor. Başlangıçta derinlerden gelen synthesizer sesi, Alison Goldfrapp'in de vokallere eşlik etmeye başlamasıyla hızını artıyor ve gittikçe yakınlaşıyor. Dave ve Alison'ın sesleri bir noktada birleşiyor ve şarkı gerçekten dinleyeni içine almayı başarıyor. Tebrikler, yepyeni bir loop şarkınız oldu! İstersek bu şarkıyı size beş sayfada da betimleriz ama nihayetinde Marcel Proust değiliz ve o yüzden şarkıyı aşağıya bırakmakla yetineceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/depeche-modetan-martin-goreun-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Depeche Mode'un şarkı yazarı ve kurucu üyelerinden Martin Gore'un yeni teklisi Howler yayında. Martin Gore, 29 Ocak'ta çıkacak yeni EP'si The Third Chimpanzee'de yer alan yeni teklisi Howler'ı yayınladı. The Third Chimpanzee'de yer alan beş enstrümantal parçadan biri olan Howler, sanatçının EP için kaydettiği ilk şarkı niteliği taşıyor. Gore, yeni parçasıyla ilgili İnsan sesine benzeyen, insan sesini anımsatan çeşitli vokalleri yeniden sentezledim. Bu yüzden parçaya bir maymunun adını verdim. Bunun geri kalan parçalara devam etmek için iyi bir tema olabileceğini düşündüm. şeklinde açıklamalarda bulundu. Tüm EP'de olduğu gibi sinematik bir müzikal manzara çizen Howler, Martin Gore tarafından yazıldı ve Santa Barbara Kaliforniya'da Electric Ladyboy stüdyosunda kaydedildi. Martin Gore'un yeni teklisi Howlera aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/derbeder-olduk/", "text": "Pop müzik camiası kendi içindekilerden çok sıkılmaya başladı sanırım. Yakında bizler Ne olursun Serdar Ortaç'a yatırım yapın diye söylenmeye başlayabiliriz. İş yerinde Kral TV her gün bilfiil açık. Yemek yerken sürekli izliyoruz. Şarkılarının çoğu Sezen Aksu'dan geliyor. Ya eskilerden cover bir parça ya da söz-müzik Sezen! Bu kültürün acayip bir huyu var. Sezen Aksu Ay ay ay balonlar ne kırmızı! diye şarkı yapıp, başka bir şarkıcıya verse zirveye oynuyor. Bizim Sezen bildiğin sektöründe öncü, bestecilikte lider. Bir de son dönemlerde teknolojiyle gelişiminin paralel olduğunu düşündüğüm DJ furyası var. Yine aynı isimler, yine aynı şarkılar ve bilmem kaçıncı versiyonları. Bazen alttaki ritme konsantre olup, eğlencesine bir sürü şarkıyı potpori şeklinde söyleyip, ne kadar şaşırdığınıza şahit olun. Hepsi de birbiriyle uyumlu. Ne güzel! Kral TV ve benzeri kültürler yeni açılımlar yapmaya başladı. Bunun ardı arkası kesilmez bir süre. Enteresan şeyler oluyor. Sinsi bir şekilde içe doğru ilerliyorlar. Keşfettikçe elleri uzanıyor. Uzandıkça da bizim mahrem kabul ettiğimiz alanlara giriyorlar. Mahremiyet sürekliliği olmayan bir durum. Hiçbir mahremiyet sürdürülebilir değildir. Bu kapalılığın iki sonucu vardır. Ya bozulup, düzene ayak uydurursun; ya da yok olursun. Hayko Cepkin'in ilk zamanlarını hatırlarsınız. Ne kadar sevmiştik. İlgiyle dinlemiştik. Hatta kendi içimizde ne kadar iyi bir aranjman ustası olduğunu, ne güzel klavye çaldığını konuşmuştuk. Hayko Cepkin bir gün Tanışma Bitti dedi; Kaos'u ilk defa Kral TV ekranlarında söyledi. Türk Kral TV izleyicisi o gün Scream/Brutal Vokal ile tanıştı. O günlerden sonra Hayko Cepkin'in esas kitlesi dağıldı. Hala içten içe sadık olanlar da var ama azınlık olarak. Bu bir tercih meselesi. Hayko Cepkin böyle istediği için oldu. Aksi takdirde olmayacaktı. Sonra bu furyanın bir benzerini Mor ve Ötesi'nde yaşadık. Onlar bu durumun farkına vardıktan sonra geri dönmeye çalıştılar ama çok başarılı olamadılar. Bu konuda o yola girip bildiğinden şaşmayan tek isim sanırım Athena ve Duman'dır. Nasıl başladılarsa öyle gittiler. Kral TV olsa da olmasa da aynı tarzlarından ödün vermediler. Bir de içinde Replikas gibi kendi sınırları içinde büyüyen, radikal değişiklikler yapmayan isimler var. Mesela yine yukarıdaki isimlerin yolundan gidip biz ne yapıyoruz diyen Çilekeş gibi gruplarda var. Lakin bu gruba daha çok Peyote gruplarını sokabilirsiniz. Peyote gerçekten bu ülkede hala müzik yapılabilirliğine inandıran bir kültürdür. Bazı hayal kırıklıkları yaşadım son dönemlerde. En başta bahsettiğim mahremiyetten kastım Peyote Kültürü içinde olan gruplardır. Kesinlikle Peyote'yi tabu haline getirmeye çalışmıyorum. Bu alternatif müzik yapan gruplar diye basit bir şekilde sınıflandırmaya gönlüm elvermediği için kullandığım bir ifade. Keşke Peyote gibi bir çok yer olsa da onlardan da bahsetsek. Konuya dönersek bu hayal kırıklıklarımdan biri Korhan Futacı ve Kara Orkestra oldu. Yine iş yerinde öğlen yemeği yediğim günlerden bir gün Kral TV'de görünce dondum kaldım. Korktuğum başıma gelmişti. Ardından ise adını dahi hatırlamadığım, göğüsleri, dudakları silikonlu garip bir kadının şarkısı çıkınca hislerim hızla yere çakıldı. Anlatmak istediğim aslında tam olarak budur. KFKO'dan sonra ben Sezen Aksu, Serdar Ortaç ya da benzeri müzik adına bir şey katmayan insanları dinlemek istemiyorum. Peki buna sebebiyet veren kim? Nükhet Duru'dan dinlediğimiz Ben Sana Vurgunum'u coverlayan KFKO! İlk Akustikhane'de dinlediğimizde garipseyip, kızmıştım. Yine de tercih onlarındı. DANdadaDAN, Tamburada gibi bayılarak dinlediğimiz oluşumdan böyle bir hareket görmek düşüncelerimi hayli zorlamıştı. Bir bildikleri vardır elbet diyerek kendimi sakinleştirdim. Bu cover'ın nereden geldiğini Dream TV'de Korhan Futacı daha sonra açıklıyor. Önce videoyu izleyelim. 03:55'de Ben Sana Vurgunum'un hikayesi var. 03:55'den sonraki kısımdan sonra anladığım şey ise büyük baskı gördükleri. Tabi ki boğazlarına bıçak dayamamışlar ama nasıl olduğunu bilmediğim şekilde ikna olmuşlar. Korhan Futacı gibi adamları bize sevdiren müzikleridir elbette ama alttan alta hayranlık besleten şey bu adamların mantalite ve sanata bakış açılarının çok üst düzeyde olmasıdır. Mesela bu cover için direnemeyen adamlar ile Sien gibi, olağan üstü sanatsal içerik barındıran bir şarkıyı yapan aynı adamlar. KFKO albümü Ediz Hafızoğlu'nun şirketi Lin Records'dan çıkartmak üzereyken ne oldu da Dokuz Sekiz Müzikten çıkarttı tam orasını anlayamadım. Dokuz Sekiz Müzik son dönemlerde ismini çok duyduğum bir şirket. Videoda da izlediğiniz üzere bu cover konusunda ısrarcı olan isimlerden biri de şirketin sahibi Ahmet Çelenk. Aynı kişi Papyon, Aydilge, Emre Altuğ gibi isimlerle çalışmış. Son olarak ise Yasemin Mori. Bu çok tehlikeli bir nokta aslında. Şirketin hedefi para kazanmak için yeni, ilgi çekecek arayışlar içinde mi yoksa KFKO ve Yasemin Mori'yi kadrosuna katarak tarzını mı değiştiriyor? Yasemin Mori'nin Dünya klibinin de Kral TV'de döndüğünü hatırlatırsak bunun altında sanatçıların isteği dışında gelişen bazı şeyler olduğunu düşünüyorum. KFKO ve Yasemin Mori gerçekten kendilerini Kral TV'de görmek istiyorlar mı diye çok merak ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/derin-sarıyerden-yeni-single-törensiz-gömülen-hayaller/", "text": "Ayrı bir dostluğumuz ve muhabbetimiz olan, sevgili Derin Sarıyer'den yeni bir single geldi. Törensiz Gömülen Hayaller ile yine hayata dair derinlemesine mesajlar veren Derin Sarıyer, yeni şarkısında öncekilere oranla daha ritmik bir alt yapıyla bizleri karşılıyor. Önden izleme fırsatı bulduğumuz klibinde yine minimalist renk tonlarından vazgeçmediğini ama oyunculuk adına ilerleme kaydettiğini ekleyelim. iTunes üzerinden satın alınabilir Törensiz Gömülen Hayaller için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz. Derin Sarıyer, Törensiz Gömülen Hayallerin akustik versiyonunu, daha önce Motto Müzik için, Oğuz Kaplangı ile birlikte canlı çalıp söylemişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dersunun-uyanirsam-adli-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Yerli sahnenin hem duygusal hem de protest sözleriyle dikkatleri çeken müzisyenlerinden Dersu'nun yeni teklisi Uyanırsam yayında! Dersu Doğan'ın 2015'te kurduğu ve hala yer aldığı alternatif rock grubu Bildiğin Gibi Değil'den bağımsız olarak; minimalist piyano ve etnik müziğin elektronik müzikle harmanlanmasını hedefleyerek başlayan yolculuk olan Dersu projesi, yeni teklisi Uyanırsamı video klibiyle birlikte BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Dersu, geçtiğimiz aylarda etnik-elektronik bir sounda sahip olan Loopland albümünü yayınlamıştı. Yeni teklisini yayınlayan müzisyen, elektronik tarafını koruyarak, bu sefer Türkçe vokal de içerip, piyano ve synth üzerine kurulu soundunun yanı sıra hem protest hem de duygusal sözleriyle ilgileri üstüne çekiyor. Klibi ise günümüzün en ciddi problemlerinden biri olan kadın cinayetlerine değiniyor. Dersu'nun yeni teklisi Uyanırsam ve video klibine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/destroy-earthten-the-shepherda-canli-performans-videosu/", "text": "Progressive/psychedelic rock grubu Destroy Earth, 2018 tarihli çıkış albümü The Nature of Loveda yer alan The Shepherdın canlı performans videosu ile sessizliğini bozdu. Destroy Earth'ün Eskiz ve İsrailli Ouzo Bazooka ile birlikte 19 Nisan'da Babylon'da verdiği Psychedelia Night konserinde Onursal Yazman, Bilge Han Deniz ve Yağmur Akın Karagöz'ün topladığı görüntüler Fatih Esmer'in kaydettiği ses ile tam altı ay sonra birleşince ortaya bir live klip çıktı. 24 Ekim'de Zorlu PSM Studio'da Türkiye'deki ilk konserini verecek olan Selanikli psychedelic/stoner rock üçlüsü Naxatras'tan hemen önce sahne alacak Destroy Earth'ün çekirdek kadrosunu Dehan Kılıçarslan, Umutcan Özen ve Durukan Yaşar oluşturuyor. Grup, stüdyoda olduğu gibi sahnede de Ozan Çanak'ın desteğiyle dört kişi çalıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/develerleyasiyorum/", "text": "Bu albümü neden sevdiğime dair onlarca sebep sayabilirim. Ancak en çok alaturkayla bu denli alternatif sözleri birbirine harmanlayabilmesi, olamazı oldurması hoşuma gitti. İlk intibalardan sonra biraz da derine inecek olursak, albümde ağırlıklı olarak eskinin kokusu var. Eski, esip esip duruyor. Gaye sanki uzun zamandır Türk Sanat Müziği söylüyor ve o yorumunu da harmanlıyor gibi. Vurmalıların varlığı sesine ve şarkılara acayip yakışmış. Bazı şarkılarda perküsyondaki ritimler hafiften White Stripes tadında. Serzenişleri, ayaklanışı, başkaldırışı her şeyiyle sanki ben bir panayıra davet edilmişim de her çadırda bize ait, aşka ait, kırgınlıklara ait, sevdaya ait her şeyin filmini izliyorum. Herhalde artık daha da allayıp pullayamam bu albümü. Her dediğimi sonuna kadar hakeden harika bir albüm olmuş. Böylesiyle karşılaşmıyorduk kaç zamandır. Ölü Bir Adama şarkısına ise ayrı bir sempatim mevcut. Tavsiye ediyorum! Bir an evvel bizi konserlere boğmasını diliyor ve daha uzun yıllar müziklerini dinleme umudunu taşıyorum. Belki ilerde yazıda yazmaya başlar. Bence Gaye Su Akyol ismini daha çok duyacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/diiv-yeni-parcayla-birlikte-album-mujdesi/", "text": "Brooklyn çıkışlı rock grubu DIIV, 4 Ekim'de yayınlayacağı üçüncü stüdyo albümünü paylaştığı yeni şarkı Skin Game ile birlikte resmen duyurdu. DIIV, 2016 yılında çıkardığı Is the Is Are albümünün ardından, 4 Ekim tarihinde paylaşacağı yeni stüdyo albümü Deceiver'ı yayınladığı Skin Game parçasıyla birlikte duyurdu. Vokal, gitar Zachary Cole Smith önderliğinde kurulan DIIV, Andrew Bailey, Colin Caulfield ve Ben Newman kadrosuyla yola devam ediyor. Grubun yayınlayacağı 10 parçalık yeni Deceiver albümünden ilk parça Skin Game ve albümün şarkı listesi hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dijital-muzik-platformlarindaki-38-milyon-parca-hic-dinlenmedi/", "text": "2022 yılı boyunca dijital müzik platformlarında yayınlanan 38 milyon parçanın hiçbiri bir kez bile dinlenmedi! Geçtiğimiz pazar günü İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer'in Twitter hesabı üzerinden attığı şu tweet oldukça ilgimizi çekti. Paylaşılan bu haberde, 2022 yılında dijital müzik platformlarında yayınlanan parçaların, tam 38 milyon tanesinin bir kez bile dinlenmediği ortaya çıktı. Dijital müzik endüstrisine dair çok ilginç bilgilerin yer aldığı haberin diğer detayları ise oldukça dikkat çekici. Söz konusu sunum, bir zamanlar MRC Data ve Nielsen Music olarak bilinen eğlence pazarı analisti Luminate'in CEO'su Rob Jonas'tan geldi. Yukarıda gördüğünüz ilgili slayt, Luminate verilerine göre bazı çarpıcı bilgiler veriyor. Luminate tarafından 2022 yılı itibarıyla çıkarılan verilere göre 158 milyon parçanın yaklaşık dörtte birine (%24) bir kez olsun bile tıklanmadı. Bu yaklaşık 38 milyon parça ediyor. 38 milyon parça, SIFIR dinlenme!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dijital-muzik-platformu-tidala-turkiyede-erisim-yasagi-geldi/", "text": "Yüksek kalitede müzik dinlemeyi sevenlerin tercih ettiği, dijital müzik dinleme platformu TIDAL'a Türkiye'de erişim yasağı geldi! RTÜK geçtiğimiz ay yaptığı duyuruyla, lisans başvurusu yapmazsa Spotify'a çeşitli yaptırımlar uygulanacağına dair uyarılarda bulunmuştu. Bunun üzerine Spotify'ın, kendilerine verilen 72 saatin sonunda gerekli başvuruları yaptığını açıklayan RTÜK, lisanslama süreciyle ilgili hazırlıkların başladığını açıklamıştı. Benzer bir durum bugün, bir diğer dijital müzik dinleme platformu TIDAL'ın başına geldi. Ancak TIDAL'dan 72 saatlik süre içerisinde gerekli başvuruları yapmadı ve Türkiye'de erişimi yasaklandı. Yüksek seviyede ses kalitesi sunmasıyla, rakiplerine göre fark yaratan TIDAL, Türkiye'deki az denilebilecek sayıdaki kullanıcısına artık hizmet veremeyecek. Radyo Televizyon Üst Kurulu, TIDAL ile ilgili yapmış olduğu açıklamada ise aşağıdaki ifadelere yer verdi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuz 9 Kasım 2020 tarihinde İnternet ortamından yayın lisansı almadan yayın hizmeti yapıldığı tespit edilen URL adreslerini ilan ederek ihtarda bulunmuştur. RTÜK'ün resmi internet sitesine eklenen ihtar metninde aralarında https://www. tidal. com URL adresinin de bulunduğu yayıncılar açıkça belirtilerek kendilerine lisans müracaatı yapmaları için mevzuat gereği 72 saat süre tanınmıştır. Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmeliğin 'İnternet ortamından yayın lisansı almadan yapılan yayın hizmetleri' başlıklı 10'uncu maddesi kapsamında yapılan duyuru üzerine bahse konu yayıncı dışındaki tüm platformlar gerekli başvurularını yapmıştır. Başvuru talebini içeren dilekçesini sunmayan yayıncı hakkında Üst Kurul tarafından 6112 sayılı Kanunun 29/A maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sulh ceza hakimliğine başvurulmuş ve ilgili mahkeme söz konusu yayınla ilgili olarak erişimin engellenmesi kararını vermiştir. Adı geçen kuruluşun lisans talebine ilişkin müracaatta bulunması halinde verilen kararın kaldırılması için yeni bir süreç başlatılacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dikkat-cekici-elektro-pop-ikilisi-polenden-yeni-tekli-kurtulamam/", "text": "Son dönemin dikkat çekici elektro-pop ikilisi Polen, video klibiyle birlikte yayınladıkları yeni teklisi Kurtulamam ile karşınızda! Yenilikçi ve özgün stiliyle son dönemin dikkat çekici ekiplerinden olan Polen, Kurtulamam adlı yeni teklisini video klibiyle birlikte yayınladı. Enerjik ritimleri ve akılda kalıcı sözleriyle dikkatleri çeken Kurtulamam parçası Universal Music Türkiye etiketiyle yayınlandı. Mehmet Mutlu ve Alper Gülay ikilisinden oluşan Polen, daha önce funk, lo-fi ve R&B gibi çeşitli türlerde parçalar yayınlamıştı. Geçtiğimiz şubat ayında yayınladıkları Yalan Dolan parçasının akabinde ise yine müzikal çeşitliliklerini sürdürdükleri Kurtulamam ile dinleyicilerin karşısına tekrar çıkıyor. 2019 yılında kurulan Polen'in ilk döneminden notların yer aldığı BBI Yerli köşesindeki yanıtlarına ise buradan göz atabilirsiniz. Yönetmenliğini İrem Koskos'un üstlendiği Kurtulamam parçasının video klibi aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dilan-balkayin-dorduncu-teklisi-parcalanmadan-yayinda/", "text": "Evrencan Gündüz, Dolu Kadehi Ters Tut, Canozan, Sedef Sebüktekin gibi isimlere trompeti ile eşliğinden tanıdığımız Dilan Balkay'ın dördüncü teklisi Parçalanmadan yayında! Söz, müzik ve aranjesi Dilan Balkay'a ait olan Parçalanmadan pandemi sürecinde yazıldı. Parça, Dilan'ın aranje ve prodüksiyonunu tamamen kendisinin üstlendiği ilk işi oldu. Gitarlarda Onur Güney Kumaş'ın eşlik ettiği parçanın miks ve mastering'ini ise Dolu Kadehi Ters Tut'tan tanıdığımız Oğulcan Ava üstlendi. Teklinin kapak görseli ise Dilan Balkay'ın tasarımı. Bir süredir kendi bestelerine ağırlık vermeye başlayan Dilan Balkay, 2019'da Bizi Bir Ettim ve Derken isimli teklilerini, 2020'nin Nisan ayında ise Hepsi Kafamda isimli teklisini yayınlamıştı. Dilan Balkay'ın yeni teklisi Parçalanmadana ve önceki işlerine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dilegin-kabul-oldu-lana-del-rey-tum-dunya-seni-konusuyor/", "text": "Birazdan okuyacağınız yazıda adı geçen şahsiyeti tanımıyor olabilirsiniz. Tanıyor ama kimse bilmesin, ayağa düşmesin diye gizlice dinliyor da olabilirsiniz. Ben Blue Jeans'i biliyorum gerisini de merak ediyorum diyorsanız doğru yerdesiniz. Çünkü Lana Del Rey nam-ı diğer Elizabeth Grant hafife alınmaması, iki üç cümleyle geçiştirilmemesi gereken bir şahsiyet. Yakın zamanda adından epeyce söz ettireceğini biliyoruz. Kimdir, nedir, ne yer, ne içer, o dudaklarda bi asimetri var ama ne gibi sorularınıza tatminkar cevaplar alacaksınız ancak bu yazıda değil. Bu yazı tamamen yazarın hissiyatları ölçüsünde oluşturulduğundan ya şimdi okumayı bırakın ya da... Bırakmayın ama yaa, benim de söyleyeceklerim var!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dilhan-sesenin-ilk-albumu-kumdan-insa-putlarla-yayinda/", "text": "Dilhan Şeşen'in ilk albümü Kumdan İnşa Putlarla Gülbaba Records etiketiyle yayında. Dilhan Şeşen, geçtiğimiz aylarda albümden yayınladığı Onca Şeye Koş ve Ay Kuşlar teklilerinin ardından Kumdan İnşa Putlarla ismindeki ilk albümünün tamamını yayına aldı. Dilhan Şeşen, yer yer dalgalı yer yer bir çarşaf durgunluğunda bir okyanusa benzettiği albümünde, ekipçe canlılık hissini korumaya özen gösterdiklerini vurguluyor. Aynı zamanda sinematografiye de önem verdiğini dile getiriyor. ''Hergele'' isimli 7 dk süren parça ile açılan albüm, bizi yer yer alternatif rock, yer yer indie pop sularında gezintiye çıkarıyor. Avangart elektronik öğelerin de kullanıldığı albümün kapanışını, Dilhan Şeşen'e gitar ve yaylıların eşlik ettiği dupduru bir parça olan Aklımın En Ortasına Kurdun Bir Yuva yapıyor. Albümün prodüktörlüğünü Kaan Ceylani üstlenmiş. Yardımcı prodüktörler ise Barış Ergün ve Cihan Reşit Köse. Albümün düzenlemelerini hep beraber yapan ekibe, davullarda Berke Köymen ve albümün ismini taşıyan Kumdan İnşa Putlarla parçasında, divanıyla Bahadır Kartal eşlik etmiş. Ses tasarımına önem veren ekip bu koltuğu Barış Ergün'e teslim etmiş, mastering için ise daha önce çalıştıkları Marcin Bocinski ile çalışmışlar. Albümün atmos uyarlamasını ise SonicArt stüdyolarından Deniz Ünsal üstlenmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dinleyip-hayallere-dalmalık-ses-wilsen/", "text": "Bazen tüm insanlık kapitalizmin yok edici girdabına kapılacak ve artık güzel müzik üretilmeyecek diye korkuyorum. Böyle zamanlarda ya bir Pink Floyd albümü açıp Ne de olsa ben bunu ölene kadar dinlerim. diyorum ya da hemen yeni birilerini keşfetme açlığı ile yeni müzikler dinliyorum. Wilsen'ı hiç dinletmeden tarif etmek gerekirse; atmosferik indie ve folk elementlerini harmanlayıp, enstrumanları ve sesini oldukça minimal bir şekilde işleyen, dinlediğinizde sizi mistik bir havaya büründürüp belki hayatınız hakkında düşünmenizi sağlayan kadın vokalli parçalar bütünü olduğunu söylerdim. Tabii bu oldukça uzun bir cümle olduğu için muhtemelen bu cümleyi kurmak yerine sizden zamanınızı ayırıp dinlemenizi isteyebilirdim. Sirens albümünü dinlerken dikkatimi çeken ilk şey, davulun parçalarda oldukça az kullanılmış olmasına rağmen kullanıldığında da bir o kadar kendini özlettirmesi. Bir bakmışsınız, sırf davulun o tatlı soundu için Paper Ships parçasını tekrardan dinliyorsunuz. Fırçayla çalınan davulun tadı çok başka oluyor tabii. İlk duyduğumda her ne kadar yakıştıramasam da Springtime parçasında kullanılan distortion gitar, albümü farklı bir noktaya götürmüş ve aynı zamanda 10 dakikalık Anahita'nın hazırlığını da yapmış. Wilsen, Sirens albümünden sonra 2014 yılında Magnolia ismi ile bir E. P çıkarmış. Sirens albümünün üzerine kayda değer pek bir şey katmadığı ve bir bakıma tekrara da düştüğü için albüm yeteri kadar ilgi görmemiş. Sirens albümü ile aynı dinlenme oranlarında seyretmiş. Ne yazık ki E. P'de Magnolia parçası haricinde açıp tekrardan dinlemenizi sağlayacak bir unsur da bulunmuyor. Kötü olduğunu söylemek mümkün değil ancak bazı şeyler eksik kalmış gibi. 2015 yılında çıkardığı teklisi Garden'da bir takım değişikliklere gidip, bazı elektronik elementleri de parçasına serpiştirmiş Wilsen. Bir yerlerde pazarlama politikaları da devreye girmiş olmalı ki, Spotify'da dinlenmesi en yakın parçasının beş kat kadar üstünde. Fakat bu parça da bana yetmedi, Wilsen'dan çok daha iyi işler çıkabileceğini biliyordum. Tam bu parçayı dinlerken de Acaba sen de onlardan mısın? Süper bir albüm yapıp sonra devamını getiremeyenlerden misin? hissiyatına kapılmaya başlamıştım ki 2016 yılında çıkarttığı Centipede teklisini dinlerken buldum kendimi. Bu parçada ciddi değişiklikler var. Vokalin tavrı değişmiş ve daha kendinden emin, daha melankolik bir hale bürünmüş. Garden parçasında kaybedilen davul canlılığı burada tekrardan devreye girmiş ve aranjede belli bir Daha ne gelecek? havası var. Bu parçanın ve gelecekteki albümün prodüktörlüğünü Ben Baptie üstlenmiş ve bu değişikliklerin sebebi çok yüksek ihtimalle kendisi. Daha önceden The Black Keys, Oh Land gibi isimlerle çalışan prodüktörün ayak izleri profesyonellik kokuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/direc-t-6-yıl-sonra-dör-t-ile-geri-dönüyor/", "text": "Çok özlediğimiz Direc-t 6 yıl sonra yeni bir albümle geri dönüyor, vuslat bir hayli yakın. Bilge Kösebalaban, Özgür Peştimalci ve Alex Tintaru'dan oluşan Direc-t'in Dör-t ismini taşıyan dördüncü albümü 15 Aralık'ta tüm dijital platformlardan dinlenebilecek. Rus Kozmonotları (2004), Olympos (2005) ve Son Ağaç (2011) albümlerinin ardından uzun bir ara veren nev-i şahsına münhasır gruplarımızdan Direc-t nihayet yeni bir albüm ve konserlerle geri dönüyor. Albümde yer alan 12 parçanın arasında daha önceden bildiğimiz Sen Bana, Ben Sana da bulunuyor. Albümün çıkış parçası olan Öp! ise sizlerle paylaşmak için bizi sabırsızlandıran güzellikte, elimize geçtiğinden beri dinlemeye doyamıyoruz. 3:22 saniye süren ve bittiğinde kendinizde her şeyi yapabilecek gücü bulabileceğiniz mini bir doping niteliğinde. Tanıdığımız, bildiğimiz kütür kütür Direc-t sound'u enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş. Grubun, çoğunu stüdyo doğaçlamalarında beraber ürettiği ilk albüm olan Dör-tte tüm parçaların müzikleri Bilge, Özgür ve Alex'e ait olup Öp! ün sözleri Bilge ve Özgür'ün ortak çalışmasının ürünü. Nerede? ve Ah! isimli şarkıların sözlerinde Özgür'ün imzası varken geriye kalan sözler Bilge'nin kaleminden çıkmış. GRGDN Müzik etiketiyle yayınlanacak olan albüm yakın zamanda plak formatında müzik marketlerdeki yerini alacak. 1 Aralık'ta iTunes'da ön siparişe açılan albümün tamamı 8 Aralık'ta ilk olarak Apple Music ve iTunes'da, 15 Aralık'ta ise tüm dijital müzik servislerinde yayında olacak. 13 Aralık'ta Salon İKSV'de gerçekleşecek albüm lansmanında yeni albümü ve yıllardır özlediğimiz parçaları canlı dinlemek için sabırsızlanıyor, bir yandan da artık Direc-t dinlediğimiz yıllardaki kadar genç olmadığımız için konserde yeterince taşkınlık yapabilmek için enerji depoluyoruz. Lansmana dair her türlü ayrıntıyı etkinlik sayfasında, biletleri ise Biletix'te bulabilirsiniz. Hepimiz albümü dinlemiş bir halde hazır ve nazır olduğumuzdaysa Direc-t 29 Aralık Cuma akşamı 22:00'de Radyo Kanyon'da Bir Baba Indie programının konuğu olacak. Sorularımızın bir kısmı şimdiden hazır, sizin de sorularınız varsa yorumlara bırakmayı ihmal etmeyin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/diskolarin-unutulmaz-grubu-the-bee-geesin-belgeseli-geliyor/", "text": "1970'lerin ve diskoların unutulmaz müzik grubu The Bee Gees'in belgeseli çıkıyor! The Bee Gees; Barry, Robin, ve Maurice Gibb kardeşler tarafından 1958'de kurulan grup, özellikle 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında popülerleşmesiyle birlikte bugün de dahil olmak üzere hala dinlenen pek çok hit parçaların altına imzasını attı. Grubun bu büyük başarısı ve serüvenini ele almak üzere ise önümüzdeki ay The Bee Gees: How Can You Mend A Broken Heart isimli belgeselleri çıkacak. Gibb kardeşlerin grubu kurma aşaması, yükselişleri ve kariyerlerindeki dönüm noktalarını ele alacak olan belgeselden kısa bir klip ise dün yayınlandı. Yayınlanan klipte Maurice Gibb, 1975'te hit olan 'Fanny ' parçasından, Barry ve Robin Gibb'in vokal harmonilerinin onları nasıl başarıya götürdüğünden bahsediyor. The Bee Gees'in 12 Aralık'ta yayınlanacak olan The Bee Gees: How Can You Mend A Broken Heart isimli belgeselinden kısa bir klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/diskonun-kralicesi-roisin-murphy/", "text": "90'ların dans müziği denince aklımıza gelen başlıca gruplardan Moloko'yla beraber hayatımıza giren, elektro-pop'un çok sevilen ismi Roisin Murphy, yeni şarkılarıyla beraber tekrardan İstanbul'daki hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Biz de bu vesileyle onun solo kariyerinde attığı adımları yeniden hatırlayalım istedik. Moloko'nun yanı sıra solo çalışmalarıyla da büyük ses getiren Roisin Murphy, Ruby Blue adlı ilk solo albümünü 2005 yılında yayınlamıştı. İkinci albümü Owerpowered ise büyük ses getirmiş ve Murphy'nin solo kariyerinin güçlü bir temel üstüne inşa edilmesini sağlamıştı. Ancak bu albümün ardından Murphy solo kariyerinde sekiz yıl sürecek olan bir duraklama dönemine girdi. Dönem ve sound değişiyordu ve onun bu yeni ortama müziğini adapte etmesi gerekiyordu. İşte 2015 yılında yayınladığı Hairless Toys adlı üçüncü solo albümü tam da bu kırılmayı yaşamasını sağladı ve hatta albüm Mercury ödüllerine aday gösterildi. O yıldan itibaren Murphy inanılmaz üretken olduğu bir döneme girdi ve albüm üstüne albüm yayınlamaya başladı. Pandemi dönemini belki de en verimli kullanan isimlerden biriydi. 2020'de Roisin Machine ve 2021'de ise Crooked Machine adlı albümlerini yayınladı. Yeni albümününü müjdesini ise geçen ay veren Murphy, bu süreçte CooCool ve The Universe adında iki yeni teklisini de piyasaya sürerek yenilikçi ve değişime açık tavrını bir kez daha ispatlamış oldu. Yarın yani 7 Haziran'da PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ne konuk olacak olan Roisin'in pek güzel solo parçalarının yanı sıra Moloko klasiklerini de seslendireceğinin müjdesini verelim. Kaçırılmamasını tavsiye ettiğimiz bu etkinliğin sayfasına ve biletlerine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dj-shadowdan-yeni-album-geliyor/", "text": "DJ Shadow'un toplam 23 parçadan oluşan yeni duble albümü Our Pathetic Age 15 Kasım tarihinde geliyor! Albümden yayınlanan ikinci parça Rosie ise bugün yayınlandı. Toplam 23 parçadan oluşacak yeni DJ Shadow albümünün ilk 11 parçalık bölümü enstrümental parçalardan oluşurken albümün ikinci bölümünde ise Run the Jewels, Nas, De La Soul, Inspectah Deck, Ghostface Killah, Raekwon, Interpol'den Paul Banks, Future Islands'dan Samuel T. Herring, Wiki ve daha birçok isim yer alacak. Rocket Fuel parçası sonrasında yayınlanan Rosie isimli albümün ikinci single'ını ise hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dktt-can-ozan-ve-deniz-tekin-x-3lü-yeni-sarkiya-klip-geldi-belki/", "text": "Yeni işlerini merakla beklediğimiz, şu sıralar kayıt sürecinde olan yerli oluşumlarımızdan Dolu Kadehi Ters Tut'tan geçtiğimiz hafta yine güzel klipli, yeni bir şarkı geldi. Hem de bu sefer ekip oldukça kalabalık! Vokallerde DKTT'den Uğurhan Özay ve oldukça üretken isimlerimizden olan Deniz Tekin'in bulunduğu parçanın altyapıları ve prodüksiyonu ise Deniz Tekin ile yaptığı işlerden kendisine aşina olduğumuz Can Ozan'dan geliyor. Aynı zamanda klipte rol alan 2 farklı Deniz Tekin de cabası! Yönetmenliğini DKTT'den Mürsel Oğulcan Ava'nın üstlendiği video kliple birlikte grup, kısa bir süre sonra yayınlanacak olan yeni DKTT albümü Dünyanın En İyi Albümü öncesinde ortalığı ısıtmaya başladı bile. Ayrıca bu ekibe de dikkat edin, buralardan daha çok iş çıkar! Daha önceden Radyo Kanyon'daki Bir Baba Indie'de de ağırladığımız Dolu Kadehi Ters Tut ve Deniz Tekin ile yapmış olduğumuz programlara ise aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/document1-ile-tanisma-vakti/", "text": "2014 yılında Ulaş Aydın tarafından kurulan document1 ismini özellikle son zamanlarda fazlasıyla duyuyoruz. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Caz Festivali'nde de sahne alan document1'ın Salon İKSV konserinden canlı kaydedilen iki videosu YouTube kanallarında yayında. Ulaş Aydın'ın solo projesi olarak başlayan document1, 2016 yılında Moment, 2017'de Nova ve 2018 yılında Lines albümünü yayınlamasının ardından, bugün canlı sahnede, davullarda Çağdaş Topal, bas gitarda Emre Dereli, saksafonda ise Tarık Karakoç'un eşlik ettiği bir grup halini aldı. Özellikle son zamanlarda ismini sıklıkla duyduğumuz document1, 30 Haziran tarihinde İstanbul Caz Festivali kapsamında gerçekleşen Parklarda Caz etkinliğinde Fenerbahçe'de sahne aldı. 24 Mayıs tarihinde Ağaçkakan ile birlikte Salon İKSV'de verdikleri konserin canlı kayıtlarını da video olarak paylaşan grup, Lines albümünde yer alan parçası Bygone'ın canlı kayıtlardan oluşan videosunu kendi Youtube kanalında yayınladı. Haziran sonunda yayınladığı ilk video ise Night at Japetus isimli parçaya gelmişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dokunmak-ceylan-ertem/", "text": "Bu sabah işe gelirken telefondan Twitter'a girdim. Ceylan Ertem'in son tweet'inden Ceylan Ertem'in bir blogu olduğunu öğrendim. Bu benim için heyecan vericiydi. Sevdiğim bir müzisyenin müzik hayatına ilişkin günlüklerini yazdığı bir blog sayfası vardı. Ceylan Ertem ona dokunmak isteyenlere, müziğini sadece dinleyerek değil, okuyarak paylaşma iznini vermişti. Tam da ka. RE'de bizim kurduğumuz hayal gibi... Sonra o uzun ve güzel yazıyı okumaya başladım. Her satırda sanki güzel bir kitap okuyormuş gibiydi. Blogtaki şu cümleleri okumak bile Ceylan Ertem'e hayran olmaya yeterdi; ama devamında Ceylan Ertem, Edip Cansever'e dokunuyor. Tıpkı bizim ona dokunduğumuz gibi... O dokunuşun anısını, hikayesini bize anlatıyor. Ceylan Ertem'in müziklerindeki etkinin nerelerden geldiğini anlatıyor bize. Edip Cansever etkisinden şöyle bahsediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dokunmak/", "text": "Dokunmak romantik bir harekettir. İnsanlar, sevdiği canlı ya da cansız her şeye dokunmak, hissetmek ister. Bazen bir kızdan/erkekten hoşlanırsınız ve onunla ilk buluşmanızda bir bahane bulup ona dokunmak istersiniz. Bu eylemi gerçekleştirme isteği beyninize girdiği andan dokunana kadar heyecan ile yoğrulmaya devam eder. Dokunursanız heyecanınızın ardından bir sarhoşluğa bürünebilirsiniz; ya da aksi durumda hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Radikal kararlar almak büyük şikayetlerin ardından alınan duygusal ve mantıksal eylemlerdir. Üzerinde düşündüğünüz, tartıştığınız, küfürler ettiğimiz bir yaşam biçimi üzerinde artık bu eylemlerin fayda etmediğini düşünürsünüz. Yıllarca sevmediğiniz bir işte çalışıp, her gün küfürler ederek geçirdiğiniz bir günün insanın kendi geleceğine kattığı değer sıfırdır. İnsanın sevmediği biriyle evlenmesi, o kişinin dünyanın en iyi insanı olsa bile insanı umutsuzluğa sürükleyen bir evrenin başlangıcı ve sonucu arasındaki zaman dilimi bu karara iteler. İnsanın istemediği bir okulda ve istemediği bir bölümde eğitim görmesi de yine aynı zaman dilimi içinde yaşanan karamsarlıklar silsilesidir. Bizlerin en büyük sancısı, ölmek ve doğmak arasında kurduğumuz kötü ve iyi ilişkisine bir türlü dengeler sağlayamamamızdır. Bütün insanlar ölmenin olağan üstü bir durum olduğu kanısındadır; zira doğmanın da iyi anlamda olağan üstü olduğu kanısındadır. Ölmek ve doğmak arasındaki çizgide olan şeyleri de normal kabul ederler. Hem inişleri hem de çıkışlarıyla. Hepimiz inişler ve çıkışların rastlantısal ve yazılı olmayan kurallara, toplumun itelediği gerçeklere ne kadar ayak uydurup uydurmadığımızın neticesinde gerçekleşeceğine inanıyoruz. Biz sevdiğimiz istediğimiz hayallere ne kadar dokunabiliyoruz? Bu dokunma hayali kurduğumuz şeyleri ne kadar arzuluyoruz? Yoksa çok fazla içine kapanık ve çekingen bir halde yaşam mı sürüyoruz? Önümüze bir sürü engel mi çıkartıyoruz? Hepsine evet yazarak geçenlerin sayısı çok fazladır. Hayır diyerek istisna grubuna koyduğum insanlar ise dokunmak için radikal kararlar alan insanlardır. İntihar etmek ise bu iki gel-git arasında sıkışıp ruhunu öldüren insanların bedenlerini de ruhu yalnız kalmasın diye uyguladıkları fiziki bir eylemdir. Peter Bardens Gibi Ölmek yazısını yazarken ölümün kaçınılmaz olduğunu kabul edip, öldükten sonra nasıl hatırlanmak istediğimi düşünerek yazmıştım. Şimdi ben bu yazıda sürekli ölümden bahsediyorum ya; bu yazıyı okuyan insanların hepsi dehşete kapılacaktır. Öyle bir şey söz konusu değil. Anlatmak istediğim sadece hayvanlar etki-tepki ile yaşarlar. İnsanlar hayatlarını bu kadar rastlantısal yaşamamalılar. Açıkça gözlemlediğim kadarıyla insanların suni bir hedefleri olması ve bu suni hedefler doğrultusunda tüm mutsuzluklarını bastırıyor olması bir insanın alabileceği en kötü karardır. Bu yüzden idealist insanlar her zaman imrenilen insanlar olmuşlardır. İnsanların kendi hayallerinin peşinden gitmek isterken önlerine çıkan engeller o kadar zayıf ve güçsüzdür ki, o engellerin varlığından bile yolun sonuna geldiklerinde şüphe duyarlar. Bu yüzden insanlar kendi yaşamlarını stabil bir haz ile yaşamak için ve sonlandırmak için doğru olan şeyi yapmalıdırlar. Vincent Van Gogh yaşadığı psikolojik problemleri belki iyileştirebilecek şeyler yapabilirdi ama o sanatını koruyabilmek ve sürdürebilmek için bunun yerine kendini daha çok dibe itti. Kimse Van Gogh'un ölümünden dehşetle bahsetmiyor. Aksine ölümü ve hatta kulağının kesme hikayesi bir çok insan için hala sır perdesidir. İnsanların Van Gogh üzerine düşündüğü şeyler önce resimlerden başlayarak devam eder. Bu Van Gogh'un idealleri ile ilgili çizdiği yolun hikayesidir. O dalgalanan bir hayat yaşamadı. İstediği stabil hayatı yaşadı. Stabil hayatın içinde elbette ruhsal iniş-çıkışlar oldu ama genel yaşam çizelgesindeki iniş çıkışlar kadar dalgalı değildi. Mesela kitaplar, kaynaklar Beethoven'ın aksi, geçimsiz bir adam olduğundan bahseder. Beethoven kendini bu konuda iyileştirip, toplum nazarında düzgün, beyefendi bir adam olarak tarihe geçebilir miydi? Geçebilirdi. Zira o bu hareketin içinde kalsaydı o zaman başkalaşırdı. O başkalaşmak yerine kendi bildiği yoldan giderek her gününü daha iyi bir besteci olarak geçirme hayali ile yaşadı. Öyle de oldu. Bugün herkes Beethoven'ın aksiliğinden ziyade bıraktığı bestelerini anarak onu yüceltiyor. Bu şekilde düşünürsek ideallere giden yolda ilerlerken toplumun önerdiği her şeyin kişiler üzerinde zafiyet gösterdiğini iddia edebiliriz. Yüzeysel düşünürsek bu zafiyetlerin sanatçıları toplum nazarında kötü insan profiline sürüklediği de açıkça görünmektedir. Bugün 18 Ekim Perşembe. Fazıl Say yargılanıyor. Nedeni, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçundan dolayı. Fazıl Say, Hayyam'ın Irmaklarından şaraplar akacak' diyorsun Cennet-i ala meyhane midir? 'Her mümin'e iki huri' diyorsun Cennet-i ala kerhane midir? dizelerini paylaştığı için... Yani olayın özeti toplum tarafından kabul görmeyen düşünceleri onaylanmayan iki insanın, Fazıl ve Hayyam'ın, toplum ile yaşadığı çatışmasını; yani idealleri ve inandıkları şeyler uğruna bildikleri yoldan hiç bir zaman şaşmamalarını göstermektedir. Bugün Fazıl Say'ı asabilirler. Assınlar. Biz Van Gogh'u nasıl hatırlıyorsak onu da öyle hatırlayacağız. Kimse Egemen Bağış'ın Yargı onu saçmaladı saysın. Keşke Fazıl Say bizi bunu, uluslararası platformda anlatma durumuna düşürmeseydi cümlelerini hatırlamayacak; hatırlayanlar da Egemen Bağış'ın bu düşüncesini aşağılayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tut-gitarlari-birakiyor-auto-tuneun-tadini-cikariyor/", "text": "Yeni şeyler denemekten hiçbir zaman kaçınmayan Dolu Kadehi Ters Tut, her yeni çalışmasında dile dolanan şarkılar yaratmayı başarıyor. Bu defa daha önce hiç girmedikleri yollara sapan grup, bir süreliğine gitarları bir köşeye bırakıp Auto-Tune'un tadını çıkarıyor. Dolu Kadehi Ters Tut'un yeni single'ı Anlamı Yok 6 Temmuz itibarıyla dijital servislerdeki yerini aldı. Biz şarkıyı sizden bir süre önce dinlemeye başladığımız için her zamanki gibi yayınlanana kadar şarkı sözlerini ezberlemiş bulunuyoruz, şimdi sıra sizde! Elektronik bir altyapı üzerine kurulan parçanın grup adına özelliği, ikilinin gitar kullanmadıkları ilk parçası olması. Şarkının beste ve sözleri Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava'ya ait, altyapı ise Mürsel Oğulcan Ava tarafından üretilmiş. Vokallerde her zamanki gibi Uğurhan, geri vokallerde ise Oğulcan yer alıyor. Şarkının mix aşamasında Barış Ergün ile iş birliği yapan ikili, mastering için ise Babajim İstanbul Stüdyoları'ndan Adham Farid ile çalıştı. Anlamı Yokun artwork'ünde yer alan görsel, Voyager 1 tarafından çekilmiş olan Pale Blue Dot isimli fotoğraf. 1990 yılında dünyadan 6,4 milyar kilometre öteden çekilen fotoğrafta dünya ufak, soluk mavi bir nokta olarak görünüyor. Söz konusu görsel, 1994 senesinde Carl Sagan'ın Soluk Mavi Nokta isimli kitabının kapağında da kullanılmış. An itibarıyla yeni albüm çalışmasında olan grup, Anlamı Yok isimli parçaya özel bir önem verdiklerini; ancak parçayı yeni tasarladıkları albümün bütünlüğü içerisine yerleştiremedikleri için single olarak yayınladıklarını belirtiyor. Böylelikle müzikal anlamda birtakım deneysel girişimlerde bulunabilmek için kendilerine yeni bir alan açıyorlar. Sunuculuğunu Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ile Tuğçe Yapıcı'nın üstlendiği Bir Baba Indie 'da serisinin 11 Temmuz Çarşamba akşamı gerçekleşecek üçüncü söyleşisine Dolu Kadehi Ters Tut projesinin yaratıcıları Uğurhan Özay ve Mürsel Oğulcan Ava konuk oluyor. İkilinin akustik performanslarının yanı sıra çeşitli sürprizlerin de yer alacağı bu sazlı sözlü yaz akşamı söyleşisi ve ardından gerçekleşecek Bir Baba Indie DJ Set için teras'ta buluşalım. Gelişmeleri Facebook etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tut-isimiz-sadece-muzik-degil/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşecek interaktif müzik etkinliklerinin ikincisi Dolu Kadehi Ters Tut ile Fotoğraflı Dinleti + Zafer Sernikli DJ Set olacak. 14 Kasım akşamı DKTT'nin akustik bir performans sergileyeceği konserin bitiminde konser mekanında çekilen fotoğraflardan oluşturulan pop-up bir sergi lounge alanında dinleyicileri bekliyor olacak. Bu fotoğraflı dinleti fikrinin nereden çıktığını ve konserde bizi nelerin beklediğini Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay yanıtladı. Oğulcan: Bu albümden önce Dünyanın En İyi Albümü yoktu bence. Oğulcan: Konserlere her zaman bir dinletiden fazlası olabilmesi adına özenmeye çalışıyoruz. Gelecekte de bu yönde çalışmalarımız güçlenerek devam edecek. Uğurhan: Güzel geri dönüşler aldık. Bütün süreç ani gelişti aslında ve bizim için çok keyifliydi. Umuyorum ki devamı da gelecek. Oğulcan: Yani aslında son zamanlarda yaptığımız işlerin altında isimleri yazmasa da, genel olarak birlikte çok vakit geçirdiğimiz için hem Deniz'in hem Can'ın albüme büyük katkıları oldu. Zaten Can bizzat kayıtta bizimle çalıştı. Ayrıca bu süreç içinde Deniz'e klip de çektik. Dolayısıyla sürekli bir kolektif çalışma söz konusu. Ben de devamının geleceğini umut ediyorum. Oğulcan: Aslında Sabahattin Ali'nin tüm kitaplarının bu kliple büyük ilişkisi var. Hikayenin en büyük ilhamıydı bunlar. Kuyucaklı Yusuf veya Kürk Mantolu Madonna da en az İçimizdeki Şeytan kadar etkili olurdu benim için. Benim şahsen hayatımın son dönemindeki bazı özel olaylara yön vermiş olmaları haricinde, Sabahattin Ali'nin kitapları her zaman iletişimsizlikten, duygularını düzgün paylaşamamaktan dolayı ayrı düşen veya karşı karşıya gelen insanların hikayelerini anlatıyor ve bu hikayeler gerçek hayatta olduğu gibi genellikle mutlu bir şekilde sona ermiyor. İnsana yaşadıklarından geriye sadece bir avuç belki kalıyor. Belki de devam etmemize değerdi gibisinden. Ama insanlar çoğu zaman sorunu kendilerinde değil, karşılarındakilerde arıyor. Biraz da olsa görsem bir meyil diyerek, kendileri bir meyil göstermekten geri duruyorlar. Bu da içimizdeki şeytanın işi bence. Kimileri buna gurur da diyor. Benim için bütün bunların en tatlı ve etkili şekilde özetlendiği hikaye Sabahattin Ali'nin Değirmen kitabındaki Kırlangıçlar öyküsü. Bunu okuyan insanlar Belki ile anlatmaya çalıştığımız duygu ve durumları Sabahattin Ali'nin ustalığıyla tecrübe edebilirler. Uğurhan: Bu yakınlığın müziğimize etkisinden ziyade yaptığımız müziği sunuş tarzımız bu yakınlığı sağlıyor bence. Biz de sosyal medya kanallarımızı içerik açısından canlı tutmaya ve elimizden geldiğince mesajlara cevap vermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla keyifli ve samimi bir iletişim söz konusu oluyor. Uğurhan: Bazen bu yakınlık sebebiyle elimizden gelmeyecek şeyler isteyebiliyorlar. Ya da gelse de bir tuhaf olabilecek diyeyim. Oğulcan: Örneğin doğum günü kutlama videoları çekmemizi istiyorlar. Ama biz kısa vadede bunun önünü alamayacağımız için bu taleplerine olumlu cevap veremiyoruz. Uğurhan: Ya da bizden bağımsız organizasyonlarda değişiklikler yapmamızı isteyebiliyorlar. Konser 18 yaş altı olsun, konserin saati değişsin gibi. Uğurhan: İlk akustik konserimizde ilk albüm kapağımızı çizen Buse Emiroğlu'ndan mekanda bir tür sergi oluşturmasını istemiştik. O da kendisinin ve arkadaşlarının çizimlerinden oluşan bir çalışma yaptı. Sonuç hem keyifli hem de estetik oldu. Biz de bunu geliştirerek devam ettik. Zamanla fotoğraflar vesaire de eklendi. Oğulcan: Elimizden geldiğince yoruyoruz. Daha önce sizinle yaptığımız radyo programında işimize sadece müzik olarak bakmadığımızı söylemiştik. Bu sebeple her noktayı göz önünde bulundurarak daha geniş bir sanat projesi gibi hareket etmeye çalışıyoruz. Bu da her aşamada mümkün olabildiğince özgün tasarım gerektiriyor. Biz yaptıklarımızdan çok keyif alıyoruz ve her zaman insanların da keyif alması umuduyla hareket ediyoruz. Uğurhan: Öncelikle bu konser, yeni albümümüzle birlikte bizim için bir nevi veda. Tam olarak olmasa da bir süreliğine bu konseptte akustik konser vermeyeceğiz gibi görünüyor. Misafirlerimiz az önce bahsettiğimiz içeriklere ek olarak, düşünüp taşınıp çıkaracağımız bazı sürprizler bekleyebilirler. Ayrıca her zaman akustik konserlerimizde gevezelik edip insanlarla sohbet ediyoruz. Dolu Kadehi Ters Tut ile Fotoğraflı Dinleti + Zafer Sernikli DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tut-olum-dansina-davet-ediyor/", "text": "Dolu Kadehi Ters Tut yeni albümleri Ölüm Dansı ile çıtayı bir üst noktaya taşıyor. Dolu Kadehi Ters Tut dokuz yıla yaklaşan müzik yolculuğunu 5. albümü ile sürdürüyor. Alternatif sahnenin en sevilen isimleri arasında yer alan Dolu Kadehi Ters Tut, Ölüm Dansı adını verdikleri yeni albümünü bugün yayınladı. Bu albümün yapım süreci ise iki yıl sürdü. İlmek ilmek işledikleri 13 parçadan oluşan albümün ilk kısmı 7 Nisan'da dinleyicilerle buluşmuştu. Ölüm Dansı: Kısım 1 adını verdikleri lansman konseri ise geçen ay Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleşmişti. Bugünse albümün tamamına kavuştuk. Yeni albüm, Uğurhan Özay ve Oğulcan Ava'nın kendilerini içinde buldukları çağın olaylarını, 13. yüzyılın karanlık günlerinde ortaya çıkan danse macabre akımına atıfta bulunarak yorumlama çabasıyla ortaya çıktı. Her geçen gün daha da ciddileşen yerel ve küresel sorunlarla ilgili oldukça protest şarkıları da içinde barındıran albüm, 23 Haziran'da Selin ile yayınladıkları Olabilirdik teklisini de içeriyor. Konserlerindeki enerjiyi ve tansiyonu albümlerine de taşımak isteyen ikili, bu amaçla Ölüm Dansı'nı sahnedeki ekibi ile birlikte tasarlayıp oluşturdu. Davulda Berke Köymen, bas gitarda Şener Engin, gitarda Bahadır Kartal, trompet, klavye ve geri vokallerde Dilan Balkay ve yine geri vokallerde Billur Battal ile çalıştı. Vokalleri Uğurhan Özay'a ait olan albümün prodüktörlüğünü de gitarlarına ve geri vokallerine ek olarak Oğulcan Ava üstlendi. Yapımcılığını kendi şirketleri olan SMF Productions üzerinden bağımsız olarak yürüten ekip, yeni albümün mix aşamasında Grammy ödüllü Ryan Hewitt ve mastering aşamasında ise Dan Shike ile çalıştı. Albümün kapağı ve görsel dünyası da Oğuzcan Pelit imzası taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tut-yeni-albümünü-yayınladı/", "text": "2014 yılında kurulan Dolu Kadehi Ters Tut, 2015 yılında yayınladığı ilk albümü Polonya'nın Başı Belada'nın akabinde ise toplam 5 single ve 3 yeni klip yayınladı. Son zamanların en üretken ekiplerinden olan DKTT 3 Kasım Cuma tarihinde ise beklenen ikinci stüdyo albümü Dünyanın En İyi Albümü'nü dijital platformlardan servis etti. Geçtiğimiz Eylül ayında Deniz Tekin ve Canozan ile birlikte yaptığı Belki adlı şarkıya çektikleri klip sonrasında gelen, 11 şarkıdan oluşan bu albümde tüm sözler ve besteler Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay'a ait. Grubun akustik hali sonrasında Red Hot Chili Peppers etkisinin de görüldüğü funk rock ve alternatif rock etkili yeni sound'unun hakim olduğu albümde ve sahnede gruba; davulda Tümerkan Aldanmaz, bas gitarda ise Alp Alptekin eşlik ediyor. 25 Kasım Cumartesi Salon'da gerçekleşecek yeni albüm lansmanı öncesinde ise A Corner in the World X bomontiada ALT kapsamında Bir Baba Indie işbirliğiyle 14 Kasım Salı gerçekleşecek olan Music Sessions: Dolu Kadehi Ters Tut + Zafer Sernikli Dj Set etkinliği ile birlikte ise bir nevi ilk albümün kapanışını gerçekleştirmiş olacak. Radyo Kanyon'da yayınlanan Bir Baba Indie isimli programımızın 14.07.2017 tarihli 25. hafta konuğu olan DKTT ile gerçekleştirdiğimiz programın kaydına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tuttan-album-oncesi-son-single/", "text": "Yerli sahnenin üretken ekiplerinden Dolu Kadehi Ters Tut, yeni albümü öncesinde Sedef Sebüktekin'in de vokallerine eşlik ettiği yeni single'ı Gitmeyi dijital platformlarda yayınladı. 2014 yılının sonlarında Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay tarafından kurulan Dolu Kadehi Ters Tut, 5 Nisan tarihinde yayınlayacağı Karanlık albümünden yeni bir parça daha paylaştı. Geçtiğimiz hafta albümden ilk olarak paylaştığı Beyler parçası sonrasında, yeni single'ı Gitme'yi yayınladı. Vokallerde Sedef Sebüktekin'in de yer aldığı Gitme isimli parçanın da bulunduğu albümün davullarında Can Kalyoncu, trompet ve geri vokallerde Dilan Balkay ve yine geri vokallerde Billur Battal ismini görüyoruz. Söz ve bestelerin tamamı ise Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay'a ait. Albüme 1 hafta kala çıkan yeni single Gitme hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tuttan-yeni-klip-tehlikeli-ikilem/", "text": "Yeni albümlerini çok yakın zamanda yayınlayan Dolu Kadehi Ters Tut albümün ilk video klibini de yine kendi üsluplarına yakışır farklılık ile yayınladı. Nedir bu farklılık derseniz ki dersiniz, bugüne kadar yaptıkları tüm klipleri izlemenizi tavsiye ederiz. İşte o zaman kendilerine ait bir anlatım oluşturduklarını göreceksiniz. Sözü daha da uzatmadan Dolu Kadehi Ters Tut'un yeni albümünden Tehlikeli İkilem şarkısı ve muazzam dans figürleriyle sizleri baş başa bırakıyoruz. Klibin yönetmenlik koltuğunda M. Oğulcan Ava oturuyor. Yapım da yine M. Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay'a ait. Kamerada Kubilay Çokterazi ile Doğuş Özel var. Yardımcı yönetmen ise Ecem Kaya. Editi de M. Oğulcan Ava'ya ait klibin renkleri Doğuş Özel'e emanet edilmiş. Ayrıca da belirtmeliyim, 25 Kasım'da Salon İKSV'de Dünyanın En İyi Albümünün lansman konseri var. Kaçırmayınız, çünkü grup sahne performanslarında şahane sürprizlerle karşınıza çıkıyor, çıkacak, çıkmaya devam edecek!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dolu-kadehi-ters-tuttan-yepyeni-tekli-27/", "text": "Dolu Kadehi Ters Tut'un uzun süredir beklenen teklisi #27 tüm dijital platformlarda yayında! Ülkemizin sevilen gruplarından Dolu Kadehi Ters Tut, yılların değişmesiyle birlikte değişen yaşlarına ithafen yazdıkları teklilerine bir yenisini daha ekledi. Grup, son teklisi Hiç İyi Değilim'in ardından her sene yaşlarının ismini vererek yayınladıkları şarkılara #27 ile devam ediyor. Prodüktörlüğünü ve söz yazarlığını grup üyelerinin üstlendiği yeni tekli #27'de DKTT, kendi parçalarının imzası sayılabilecek olan elektro gitar introsunu yineliyor. Hatrı sayılır bir bass ve hafifçe başlayıp yükselen trompet solosu ile grup, müzikal üretimlerine hız kesmeden devam ediyor. Trompette Dilan Balkay'ın, back vokallerde yine Dilan Balkay'ın ve Billur Battal'ın olduğu Dolu Kadehi Ters Tut'un yaş dolu yeni teklisi #27 tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/donis-ve-damla-eker-den-melankolik-bir-sarki-bulutlar/", "text": "Dönis, Damla Eker'le iş birliği yaptığı yeni teklisi Bulutlar ile yeni bir müzikal yolculuğa başlıyor! Billur Battal ve Canosonik ile çıkardığı Heal Me single'ından sonra üretimlerini yayınlamaya devam eden Dönis, Bulutlar adlı yeni tekllisinde Damla Eker eşliğinde melodik esintilerin ağır olduğu bir müzikal dünya yaratmayı başarıyor. Bu şarkıda söz yazarlığında birlikte çalışan Dönis ve Damla Eker, vokallerinin uyumuna bir de söz yazarlıklarının uyumunu ekleyerek yeni şarkılarını taçlandırıyorlar. Bulutlar, perküsyonların ağırlıkta olduğu melankolik bir ortam yaratmayı başaran bir tekli olarak karşımıza çıkıyor. Düşüncelerin insanı hapsettiği bir atmosferi anlatan teklinin söz, müzik ve prodüksiyonunda Deniz Karadağ olurken vokal ve söz yazarlığında Damla Eker sanatçıya eşlik ediyor. Bulutlar, 25 Şubat tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/donisten-bol-synthli-ilk-album-1996/", "text": "Alternatif sahneden Dönis, synth türlerinden derlediği 1996 adlı yedi parçalık ilk albümünün tamamını dinleyiciyle buluşturdu. Deniz Karadağ, Dönis isimli solo projesiyle ilk olarak, geçtiğimiz aylarda yayınlanan Heal Me ve Bulutlar şarkılarında Canozan, Billur Battal ve Damla Eker gibi isimlerle yaptığı ortak çalışmalarla dikkatleri çekmişti. Çok yönlü sanatçı, yeni albümünden yayınladığı Yıldızlar, Vazgeçmem ve Arar İnsan isimli teklilerinin ardından yedi parçadan oluşan 1996 isimli albümünün tamamını BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Dönis, yedi şarkılık ilk albümünde insanın varoluşsal kaygılarına, başka insanlara ve anılara duyulan özleme ve kişisel kaygılarına değiniyor. Söz yazarlığındaki dengeyi yeni albümündeki her şarkıyla kanıtlayan sanatçı, albümün tüm söz ve müziğinin yaratılış sürecini üstleniyor. Albümdeki tüm parçaların sözü ve müziği kendisine ait olan Dönis, aynı zamanda albümde yer alan tüm şarkıların prodüksiyon sürecini de yine tek başına yürütüyor. Dönis'in 1996 adlı ilk stüdyo albümü göz atmak isteyenler için hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dr-skullın-beklenen-konser-albumunde-hersey-yolunda/", "text": "Otuz beşinci yılını sürmekte olan Dr. Skull, geçen sonbaharda çeyrek asır sonra kendi evinde verdiği tam kadro ilk konseri kapsayacak albümün/videonun çıkış tarihinin ufukta belirdiğini yayımladığı bir klip aracılığıyla müjdeledi. Laneth ve Non Serviam isimli fanzin ile derginin kurucusu, Headbang Bookazine'in genel yayın yönetmeni, Radyo Eksen programcılarından Çağlan Tekil, şubat ayı ortasında geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede günler süren yaşam savaşını kazanamayarak 7 Nisan'da aramızdan ayrılmıştı. Ankara konseri için benim zirvem oldu diyen Tekil, grubun tam kadro ile full set konsere çıkmasını sağlamak üzere ne hayalinden ne de çalışmalarından vazgeçmiş, Laneth Bir Gece'nin 2017'deki ilkinde Razor'a Dr. Razor adıyla Dr. Skull parçalarını yorumlatmış, Hammer Müzik etiketiyle 2019 başında çıkan box set'e de ön ayak olmuştu. Fanların çektiği fotoğraflardan ve konser fotoğrafçılarının karelerinden kurgulanan Herşey Yolunda videosunu duyurmak için 30 Ağustos'un seçilmesi ise bir başka Dr. Skull inceliğiydi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/drab-majestyden-neon-tonlarda-yeni-video-klip-geldi-out-of-sequence/", "text": "Los Angeles çıkışlı synth-pop ikilisi Drab Majesty yeni şarkıları Out Of Sequence için Muted-Windows yönetmenliğinde çekilen video kliplerini paylaştı. Şarkı, aynı zamanda Dais Records etiketiyle çıkan yeni albümleri Modern Mirror'da da yer alıyor. Out of Sequence bireyin önceki, şu anki ve idealindeki kişilikleri arasındaki kopukluğu tanımlıyor. Bunun dışında, asla dinmeyecek olan başka bir çağa ulaşma arzusu da şarkıda kendisine yer buluyor. Şarkının karamsar post-punk esintili gitar partisyonları, hisli vokalleri ve fazlasıyla kararlı synth yoğunluğu büsbütün trajik bir kaderi yansıtıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dracula-frankenstein-gibi-kult-korku-filmleri-youtubea-geliyor/", "text": "Korku filmi meraklılarına müjde! Universal Pictures'ın bazı klasik korku filmleri 15 Ocak itibarıyla bir haftalığına YouTube'da bedava olarak izlenilebilecek! NBCUniversal 15 Ocak itibarıyla yedi klasik korku filmini YouTube'un 'Fear: The Home of Horror' kanalında bedava olarak yayınlayacağını açıkladı. Dracula (1931), Frankenstein (1931), The Mummy (1932), The Invisible Man (1933), The Wolf Man (1941), Bride Of Frankenstein (1935) ve Abbott And Costello Meet Frankenstein (1948) filmleri YouTube'da bir hafta boyunca bedava izlenilebilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/drake-yeni-albumunun-kapaginda-ozel-bir-cizime-yer-verecek/", "text": "Drake, For All The Dogs albümünün kapağında oğlunun yapmış olduğu bir çizime yer vereceğini duyurdu. Drake geçtiğimiz günlerde yeni albümünün kapağını paylaştı. Yeni kapak oğlu Adonis'e ait bir çizim! Geçtiğimiz ay Titles Ruin Everything: A Stream of Consciousness adlı şiir kitabını yayınladıktan saatler sonra albümünü duyuran Drake, temmuz ayının sonunda da yeni albümü For All The Dogs'un tanıtımını yaptı ve iki hafta gibi kısa bir sürede çıkacağını söyledi, ancak bu henüz gerçekleşmedi. Geçen hafta ise Drake Los Angeles'ta verdiği bir konser sırasında izleyicilere Bad Bunny'nin yeni albümde yer aldığını açıkladı. Ben ve Benito şarkı yapmayalı yaklaşık altı yıl oldu. Bu yüzden albümde hepiniz için bir şarkımız var dedi. Bu açıklamaların ve güzel haberlerin üstüne bir de yeni albüm için tam bir tarih verse çok güzel olurdu doğrusu. Albümün çıkmasını beklerken kendisinin Travis Scott ile iş birliğinden doğan MELTDOWN teklisiyle baş başa bırakalım bari sizleri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dredg-yeni-album-chuckles-and-mr-squeezy/", "text": "Geçtiğimiz günlerde, şöyle bir yazı ile yeni albümün haberini geçmiştik. Daha uzun aralıklarla albüm çıkartan dredg için biraz sürpriz olmuştu. Merak içinde ayların geçmesini bekledik. İlk şarkı internet alemine düştüğünde Çok sağlam bir şeyler geliyor! diye düşünmüştük. Chuckles and Mr. Squeezy beklentimizin çok altında kaldı. Kötü demek dredg'e olan saygımızdan ötürü biraz ağır kaçabilir zira albüm değerlendirmesi yapmayacağım ya da şarkıları şöyle böyle demeyeceğim. Albümü dinledikten sonra sesli olarak Ya adamların saçmalamaya da hakları var. Öyle değil mi? diye bir düşünceye kapıldım. Müziği üretmek; Los Lunes Al Sol filminde Ana karakteri ve J. Fante'nin Los Angeles Yolu kitabında Bandini'nin makinalarla bütünleşerek sabahtan akşama kadar çalıştıkları ve üzerlerine yapışıp, ten kokusunu yok eden balık kokusu gibi bir şey değil. El Cielo, Catch Without Arms gibi albümleri yapan adamlar aynı adamlar; ve bu adamlar o albümleri yaparken doğrudan Salvador Dali etkisinde ürettikleri aşikar. Zaman değişiyor. Bizler değişiyoruz. Müzisyenler maddiyatı yok saymışi tamamen maneviyata yönelmiş insanlardır. Bir çok müzisyen yaptıkları ya da yapacakları şeylerle ilgili diğer insanlar tarafından çok çelişkili ifadeler kullanmakla itham edilebilirler. İşin aslı öyle değil. Kafalarının içindeki bir çok varsayım ve bir çok gel-git, üretme ve tasarlama kaygıları onları anlık olarak farklı düşünmeye yöneltebilir. Sık sık bunalımlara sürükleyebilir. Çok çalışarak 300 kg. halteri kaldırabilirsiniz, 100 Metreyi 10 saniyede koşabilirsiniz, iyi bir matematikçi olabilirsiniz, iyi bir iş adamı olup, çok para kazanabilirsiniz... Örnekler uzar ve gider. İyi müzisyen olmak diye bir şey yok. Çoğumuzun karıştırdığı ve beklentilerle dolayı yargıladığımız insanlara bunu yapmaya da sanırım hiç birimizin hakkı yok. Tüm bunları kafamda düşününce dredg'i yerden yere vuramıyorum. Çünkü onların bizi kendilerini ilk anlattıkları hallerini çok iyi biliyor ve anımsıyoruz. Hatta gerçek anlamda saygı duyuyoruz. Chuckles and Mr. Squeezy annelerin bazen çocuklarına gereksiz yere çıkışması, kalbini kırması belki de dövmesidir. Tıpkı Ediz Hun'un 1974 yapımı olan Gariban filminde Afacan'a attığı tokat sahnesindeki gibi. Bir anlık öfkeyle atılmış bir tokattır Chuckles and Mr. Squeezy. Bizim için Ediz Hun neyse dredg de odur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dry-the-river-severlere-kötü-haber/", "text": "2014 yılında yayınladıkları son stüdyo albümleri Alarms In The Heart sonrasında, geçtiğimiz ay içerisinde yayınladıkları Hooves of Doubt ismindeki 5 parçalık EP ile bizleri sevindiren, çok sevdiğimiz Dry The River'dan bu sefer kötü bir haber geldi!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dun-gece-dorock-xlda-neler-oldu/", "text": "Dün gece haksızlığa uğramış tasarımcı, müzisyen kısaca tüm sanatçı arkadaşlarımdan organizasyonun bu ayağını Dorock XL'da gerçekleştirdiğim için özür dilerim. Başkaları adına utanıyorum ve onlara acıyorum. Acınacak haldesiniz, manevi dünyanızın eksikliği yüzünüze, yüzünüzün pisliği dilinize yansımış.- tanıdık geliyor mu?- Evet.. Tanıdık geliyor. Şu anda içinde yaşadığımız realitede bizi yönettiğini düşünenlerin mantalitesiyle eş değerde... İnsiyatif yoksunu, ego manyağı, paradan başka hiç birşey düşünemez olmuş içi boş birer kuklasınız adeta. Maç var, yemek satacağız, bira satacağız diyip tasarımcı arkadaşlarımızın standlarını apar topar kaldırtanlar adına.. Müzisyen arkadaşlarımıza ve bize ikinci sınıf muamelesi çekenler adına.. In Hoodies sahneden tepkisini belirtirken beni kenara çekip neden müdahale etmiyorsun diye sorduğunda cevap olarak Recep Tayyip Erdoğan mıyım ben? diye sorduğumda bana el kol yapmalıydın senin müzisyenin değil mi? diyen küçük hanım adına.. Benim müşterim bira alıyor bu yüzden konser salonuna elini kolunu sallayarak girebilir, sen kapıda duracaksın grupları dinlemeye gelenleri tanıyıp onlara bilet keseceksin, bizim müşterimiz ile senin müşterin ayrı diye talimat verenlerin adına.. Kulisi basıp bizi darp etme noktasına gelen işletmeci adına.. Aynı işletmecinin ben buraya milyon TL'ler harcadım diyip bütün sanatçı arkadaşlarımıza, bana ve o oda da olan herkese ağzına gelen her türlü küfürü basıp üzerimize saldırmaya çalışması adına utanıyorum. Acınasısınız, sefilsiniz ve zavallısınız. Perişan bir halde kıvranıyorsunuz. Jenerasyonunuz bitmekte ve sizin için en üzücü olacak şey ise bu şekilde hatırlanacak olmanız. Direniş devam ediyor, siluetlere aldanmayın, sevgiler. Facebook sayfasından yapılan açıklamalar bu şekildeydi. Bir Baba Indie ekibi olarak sık sık dile getirdiğimiz ve hassasiyet gösterdiğimiz bir konu aslında bu. Biz müzisyenler, yazarlar, dinleyiciler ve müziğin içerisindeki tüm taraflar için bu işe yatırım yapan herkese minnettarız. Bizler büyük çabalarla bu işteki rolümüzü idame ettiriyoruz ve karşılığında tek istediğimiz, gün sonunda birilerine sanat adına yaptığımız şeyi ulaştırabilmek oluyor. Üstelik büyük çoğunluğumuz bu işten maddi bir karşılık beklemekten bile vazgeçmiş durumda. Bu yüzden mekanlar ve bu yöndeki tüm yatırımlar çok kıymetli. İşletmenizin çalışanlarından tutun da, müşterilerinize kadar aralarında sınıflar ve katmanlar yaratmak bu işin doğasında olmayan bir şey. Bu anlayışta direnmekte ısrar ediyorsanız, bulunduğunuz sektörü değiştirebilirsiniz. İnsanlara reva gördüğünüz bu acımasızlığı meşru kılacak çok daha karlı sektörler var. Bulunduğunuz sektörün kurallarını, sadece güç sizde diye tek başınıza belirlemeye hakkınız yok. Dün mağdur ettiğiniz insanların kendilerini koruyacak, savunacak ve hakkını arayabileceği bir gücü ne devlet nezdinde, ne de başka bir platformda yok. Bunu bildiğiniz için rahat davranıyorsanız ama bunun ticari kaygılarınızdan da üstün olan insani ilişkiler boyutunda hiç etik olmadığını bilmenizi isterim. Konuyla ilgili gelişmeleri takip edeceğiz. Dorock XL'ın konuyla ilgili herkesi tatmin edecek bir açıklama yapmasını umuyoruz. Dün yaşananlardan dolayı mağduriyet ve üzüntü yaşayan herkese Bir Baba Indie ekibi olarak geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dunya-kadinlar-festivalinden-birlikteyiz-cagrisi/", "text": "WOW Dünya Kadınlar Vakfı ve British Council iş birliği ve İBB desteği ile 19-20 Mart tarihlerinde gerçekleşecek WOW Dünya Kadınlar Festivali İstanbul'un program detayları açıklandı. Kadınların yaşadığı zorlukları ve tehlikeleri kadın temsiliyetini güçlendirerek toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu yapacak WOW Dünya Kadınlar Festivali, 19-20 Mart'ta Müze Gazhane'de gerçekleşecek. #birlikteyiz sloganıyla, İstanbul'da ilk kez fiziksel olarak katılımcılarıyla buluşacak olan WOW İstanbul'un açılışı 19 Mart Cumartesi günü WOW İstanbul Türkiye Küratörü ve British Council Sanat Direktörü Esra A. Aysun ile festivalin iki gün boyunca sunuculuğunu üstlenen müzik yazarı İpek Atcan'ın sunumuyla başlayacak. İKSV Alt Kat ve Toplum Gönüllüleri Vakfı iş birliği ile gerçekleştirilen WOWsers programı, tasarımcı ve sanatçı Pınar Akkurt'un uygulamaya ve ileri dönüşüm prensiplerine dayanarak tasarladığı 'Çöpler, Kilimler ve Pikseller' atölyesi, çöplerin nasıl süreçlerden geçtiği, tasarımda motiflerin anlamları, atıkların günlük hayata etkisi ve iş birliğinin gücü gibi alanlara odaklanıyor. Atölye, festival kapsamında genç sanatçılarla buluşarak onların yaratıcı yönlerini besleyecek bir alana sahip olmasını sağlayacak. Bağımsız medya kuruluşu 5Harfliler tarafından oluşturulan 5Harfli Sesler bölümünde, 5Harfli yazarlar hepinizi feminist sesleri paylaşıp çoğaltmaya bekliyoruz çağrısıyla okuyucularıyla buluşacak. 5Harfliler editörü Bahar Kılınç'ın moderatörlüğünü yapacağı bölümde, Ahu Öztürk, Birgül Oğuz, Canan Balan, Dılşa Ritsa Eşli, Seçil Epik ve Evrim Hikmet Öğüt konuşmalarıyla eşlik edecek. WOW Sesler Ekranda ise Birleşik Krallık ve Türkiye'den müzikleriyle değişim yaratarak feminizmi destekleyen sanatçıların konser kayıtları izleyicilerle buluşacak. Helen Epega, Miss Baby Soul, Breakup Haircut, Maya Law, Ayanna-Witter Johnson, Bryony Jarman-Pinto ve Dilan Balkay'ın performansları izleyicilere sunulurken, 'Benim Şehrim Benim Sesim' projesinin danışmanı olan Birleşik Krallık'tan bağımsız müzisyen ve ses tasarımcısı Mandy Wigby ve Di Mainstone'un özel projesi 'Deeds Not Word' filmleri de iki gün boyunca Türkiye'de ilk kez WOW İstanbul izleyicileri ile buluşacak. Festivalin 'Kadınların Müziği: Birlikte Söylüyoruz!' kısmında ise Anadolu ve çevresinin kadın şarkılarını sahneye WO Kardeş Türküler'den Selda Öztürk, Fehmiye Çelik, Diler Özer ve Burcu Yankın taşıyacak. Kadın müzisyen arkadaşları, Beril Sarıaltun, Ezgi Karadayı, Fotini Kokkala ve Kamucan Yalçın'ın eşlik edecekleri konserde, WOW İstanbul çerçevesinde yapılacak atölyesinin katılımcıları da sahneye çıkacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dunyanin-en-sikici-ve-uzun-gaye-su-akyol-yazisi/", "text": "Gaye Su Akyol adından iyice söz ettiriyor. Roskilde'e çıkacak yeni albüm geliyor. Uzay muzay ne ayak, bunlar dejenere gençlik, hipsterlar, maksat ilginçlik olsun, bir değeri yok özenti ya da; Gaye süper şıngırdayan rakı bardakları, vintage, değişik, orijinal, uzay kafası, olmuş, kaliteli diye uzayıp gidebilecek anlamlar çağrıştıran, ülkede bu tarz müzik ile içli dışlı olan herkesin malumu bir kişilik, figür, kurum ya da sanatçımız. 2014 yılında çıkan ve Gaye Su Akyol'u ana akım ile tanıştıran Develerle Yaşıyorum bazı kitleler tarafından Bu Türkiye için çok fazla ve daha önce yapılmamış bir şey bazı kitleler tarafından ise Bu ne ya? olarak karşılandı. Queen ve Freddie Mercury hakkındaki yorumları ve ressam yönü ile de internette bolca dikkat çekti. Ya yerin dibine sokuldu ya da göğe çıkarıldı. Ama kötü diyenler neden kötü olduğunu özenti ya da yapay gibi içi boş kalıplarla; iyi diyenler de yenilikçi ve derin gibi anlamsız sözlerle savundular, kafaları daha çok karıştırdılar, ortaya düzgün bir argüman süremediler. Mevzuyu açıklağa kavuşturabilmek ve Gaye Su Akyol hakkında konuşabilmek istiyorsak öncelikle Develerle Yaşıyorum'dan başlamak gerekiyor. Develerle Yaşıyorum yıllardan beri Turkish Psych'ın yaptığı kaliteli şeylere herhangi bir devrim getirmiyor. Bu albüm Anadolu müziğini batı standartları ile icra edelim şeklindeki derin ve içinden çıkılmaz estetik sıkıntının çağdaş bir yansıması. Bu sıkıntı kimi zamanlar commandante che guevara'nın melodisini sazla çalmak gibi hastalıklı bir anlayışa bürünse de rockçı ortamlarda Replikas'tan Erkin Koray'a uzanan bir yolda bir çok kaliteli işe rastlayabiliyoruz. Yeri gelir batı enstrümanı doğu melodisi çalar yeri gelir doğu enstrümanı batı melodisi çalar, gitarla türkü okunur, bağlamayla punk yapılır. Hiç bitmeyen bir alışveriş gibi bütün sanatçılarımız bir ordan alıp bir burdan verip Nihal Atsız'dan İhsan Oktay Anar'a herkesin derdi olan Retro Sevdası'na katkıda bulunurlar. Yeri gelir Turancı Retro ile psylocibin müziği yaparlar yeri gelir Oryantalist Retro ile groovy zikir yaparlar. Develerle Yaşıyorum belli bir yere kadar bu işin Oryantalist kısmında yer alıyor. İçerisinde Gaye Su Akyol'un eski işleri Toz ve Toz ile Seni Görmem İmkansız'dan parçaların da olduğu albümün ilk yarısında otantik bir meyhaneye, TSM'ye, Ortadoğu danslarına hatta 90'lar Türkçe Pop'a göndermeler var. Albümün bu ilk yüzü meyhane havasını desteklemek için alkışlar, ıslıklar ve içkili mekan sesleri kullanırken bütün bu sayılan özelliklerin kayıtlara aktarılma biçimleri bu teatralliği destekliyor: Develerle Yaşıyorum çok başarılı bir kayıt, bütünlüğü olan bir albüm. İkinci yarısı ile sertleşmeye başlayıp ilk yarıdaki ruhtan çıkıp, Ölü Bir Adama gibi alakasız bir şarkıyla kendini soğutsa da hemen ardından gelen Cehennem Meyhanesi'nin sonundaki çılgın zilli kısım ile hakiki bir sertlik kazanıyor. Sevgilim partilerde sürterken evde Disintegration dinleyip sabah 4'e kadar SMS beklediğim zamanlardaki ruh halimi çağrıştıran Ruhun Ölmüş Senin ile kapanan albüm, başından sonuna kadar size düzgün müzik vadediyor. Ay bu albüm çok farklı diyen kişiler, bu tarz müzik yapan sanatçıların içerisinde böylesi tutarlılığa alışık olmadıkları için Develerle Yaşıyorum'a bu kadar ilgi göstermiş olsalar gerek. 3 yılda birbirinden alakasız 12 şarkı yazıp hepsini yalandan albümlerde toplayan bir indie piyasamız olduğu için böylesi işler insanların kafasını karıştırıyor. Bu noktada Gaye Su Akyol ve Bubituzak'ı sanatçı olarak vazifelerini düzgün şekilde yerine getirdikleri için tebrik etmiyor, aksini yapsalardı havanız nerden geliyor diye yüzlerine tüküreceğim için bana teşekkürü borç bilmelerini istiyorum. İyi müzik. Gerçekten iyi müzik. Albümün en kötü şarksı bu. Öyle düşünün. Müzik kötü değilse o zaman neden bazı dinleyiciler Gaye Su Akyol'a düşman kesilmiş durumda? Neden entel dantel ya da ayak olarak görülüyor? Neden bu fenomeni açıklayabilmek için doğu ve batı gibi dünyevi sosyal konstrüksüyonları geride bırakıp garpsız, şarksız ve gözlemcinin önem arzetmediği fezaya füze yollamamız gerekiyor? Bu tarz acayip kelimeler ve sözler ne anlam ifade ediyor? Uzaya neden gidilecek? Evet, müzik iyi diye 10. kez tekrar etmeye gerek yok. Ama bütün bu Gaye Su Akyol mevzusunun bir de söz yanı var ki bu noktada yukarıda bahsedip daha sonrasına attığımız mizah devreye giriyor. Gaye Su Akyol'un toplumun belli bir zümresini, bir yere kadar temsil ettiğini ve insanların bu yüzden saldırdığını söyleyebiliriz. Evet, sadece Facebook'ta ortak arkadaşlar vasıtasıyla rastlayabildiğimiz, Londra'da public house'larda filmli makineyle çekilmiş fotoğrafları olup girilmesi zor Berlin techno partilerine zart diye girebilen, bir sürü piercingli güzel kız ya da dövmeli acayip adam arkadaşları olan ve kot taşlama atölyesinden espasa çevrilmiş yerlerde sırtı dönük inceleme yapan cello bello tiplere benzediğini söyleyebiliriz. Bunlar gibi daha birçok boş beleş örnek verebiliriz. Kendisini kişisel olarak tanımadığım için dışarıdan gördüğüm kadarıyla yaptığı iş üzerine yorum yapabiliyorum. Gidip Gaye Su Akyol'u içerisinde bulunduğu sosyo-kültürel ortamdan, bütün çocukluğundan, arkadaş çevresinden ve konuşma biçiminden, lisede yaptığı esprilerden, komik bulduğu akraba ve köşe yazarlarından dolayı bir ergen gibi eleştirecek değilim. Şüphesiz her birimizin okuduğu sınıf okulun en haylazı, babası dünyanın en güçlüsüdür ve aldığımız kapak ile okuduğumuz kitap sayısı o gün masada bulunan herkesten çok daha fazladır. Bu yüzden Gaye Su Akyol'un mizahını abuk sınıf çatışmaları üzerinden yorumlamak yerine daha önce de yapıldığı gibi Ata Demirer üzerinden incelemek istiyorum. Çağırışımlar yapmaya müsait, zaten halihazırda pastişten ölen bir müziğin ve görüntünün üzerine gidip 'Pink Floyd'un dediği gibi' söz yazarsanız dinleyici kanında akan asil kandan dolayı Türk usulü parodi kurundan müziğe bir değer biçecektir. Bu müthiş müzik sözler ile birleştiği zaman konsept albüm ile güldürü kaseti arasında çok sıkıntılı bir şekilde gidip gelmeye başlıyor. Fantastik gibi halihazırda espri yüklü kelimeleri, Baht ve Yar gibi pop müzik bağlamında kitsch kelimeler ile kombinlerseniz emin olun dinleyicileriniz de sizin güldüğünüz kadar gülecektir. Albüm dışı bu iki örnek uçlarda gezinse de Gaye Su Akyol'un mizahının ne gibi şeyler sunacağı hakkında fikir veriyor; Develer ile yaşıyor, filleri gelece-e uçuruyor, acılı bir şekilde yok olmaz imkansız ve hayır kelimelerini peşpeşe sıralıyor. Gerçekten sıralıyor. Eğer bu çöl ve uzay teması bir sahne alt-kimliğinin bir parçası ise ve Fantastiktir Bahtı Yarimin bu parodi yönüne bir kayma belirtiyor ise develerle yaşayan kadın bu son çıkacak albüm ile birlikte ölsün. Çünkü caz ile hicaz dikotomisi daha önce Süheyl ve Behzat Kardeşler tarafından kullanıldı. Çünkü yazdığı sözler ciddi anlamda dağınık olan parçaları birleştirmeye heves bile ettiremeyecek kadar kişisel bir mevzu ise ve mizah gibi daha da kişisel bir süzgeçten geçiriliyorsa geriye anlaşılacak bir şey kalmıyor. Kendisini sadece müzikal vizyonu ve ülkemize göre gelişmiş görsel anlayışı için tebrik edebiliyorum. Elimizde gerçek ve otantik bir pop yıldızına en yakın olan şey, abartısız analizlere boğmadan bile müthiş olduğu su götürmez bir albümün sahibi. Ama bana gül bahçeleri vadedip sadece iyi müzik ile yetinmemi bekliyorsa o zaman zaman affetmez ve yıllar yıllana yıllana yılan olur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/duran-duranin-yeni-albumunden-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Duran Duran, yeni albümünden ilk teklisi INVISIBLE'ı video klibiyle birlikte yayına aldı. 1978'de İngiltere'nin Birmingham şehrinde kurulan new wave grubu Duran Duran, FUTURE PAST isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Albüm, 22 Ekim'de Tape Modern aracılığıyla yayınlanacak olup grubun 15. stüdyo albümü niteliğinde. Grup dün ise albümden ilk tekli olan INVISIBLE parçasını video klibiyle birlikte yayına aldı. Grubun yeni teklisi INVISIBLEın prodüktörlüğü Erol Alkan tarafından üstlenilmiş. Parçanın miksinde ise Mark Spike Stent imzası bulunmakta. Duran Duran'ın yeni albümünde Giorgio Moroder, Mark Ronson, Blur'dan Graham Coxon, vokalde Lykke Li ve piyanoda David Bowie ile daha önce beraber çalışmış olan Mike Garson bulunacak. Duran Duran'ın yeni albümünden video klibiyle yayınlanan ilk teklisi INVISIBLEa aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dusun-ve-min-taka-is-birligiyle-cikan-yeni-tekli-pusula-yayinda/", "text": "Onur Ata Çeliker ve Arsan Salaryfar'dan oluşan İstanbullu ikili Düşün, yeni teklisi Pusulayı Epic İstanbul etiketiyle yayına aldı. İlk olarak 2019 yılında yayınladıkları Basit Güzel Şeyler adlı teklileriyle müziklerini üretmeye başlayan, kendi tabirleriyle pastel pop ikilisi Düşün, sözleri ve vokalinde Min Taka ile iş birliğine gittikleri yeni teklisi Pusula'yı 22 Ocak tarihinde yayınladı. Sözleri Düşün ve Min Taka tarafından yazılan Pusula parçasının mix ve mastering'ini Adham Farid ve Petrichord üstlendi. Kapak tasarımında ise Dane Persky ve Neek Azar imzası bulunuyor. Hikayeleri lise yıllarına dayanan Onur ve Arsan, Min Taka ile ilk kez geçtiğimiz yıl Bir Kere parçasında bir araya geldiğini de hatırlatalım. Epic İstanbul etiketiyle yayınlanan Pusula parçasını ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/duvarin-arkasindan-gelen-sesler/", "text": "Bir yıl öncesine gittiğimizde çok fazla kanatlanmadan, Franz Kafka'nın Prag'dan ayrılamaması gibi yine belli isimlerin/grupların etrafından hiç ayrılamadığımızı anladık. O isimlerin üzerinden tekrar geçmek isteriz. 1) ARS LONGA Dinle: Soundcloud // Ars Longa'nın geri dönmesi bence yılın en özel olaylarından biriydi. Bu geri dönüşün şerefine Ars Longa'yı listenin özel konuğu yapıyoruz. 1) YORA Dinle: Soundcloud // Gün Sözleri albümü Türkiye'de olması gerektiği gibi, devamı da gelmesi gereken bir albümdür. Yora, 2012'de en çok dinlediğimiz yerli gruplardan biridir. Işık Lekesi'ni üzerimizde bıraktığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 1) MUTRİB: Dinle: Soundcloud // Bu ülkedeki müzisyenlerin en büyük problemi kendileri olamamalarıdır. Mutrib bu düşüncedeki müzisyenlere karşı gerçek düşüncenin ispatıdır. Müziğin amacının gerçekten içinden gelen o kutsal müziği yapmak olduğunu anlayamayanlara güzel bir cevaptır. 1) BUBİTUZAK: Dinle: Myspace // Çilekeş'in Histeri Çalışmaları evrimi nereye varacak diye merak ediyorduk. O evrim kendi içinde moleküllere mi ayrıldı, bu da evrimin bir parçası mı henüz anlayamadık. Zira, Bubituzak diye bir şey var. Kulaç ile albüme giden yolun sinyalini çakmışlardı. Çok beğendik, çok sevdik. 1) DRAMA: Dinle: Soundcloud // Müzik yolunda bu sene çok çalıştılar, çok koşturdular. Kayıtlar, konserler vs. Bir bilgi almadık ama 2013'de daha büyük atılımlar bekliyoruz. Geçen senede bu listedeydiler. Yine bu listede olmaları gerektiğine kanaat getirdik. Onlar şikayet edene kadar burada kalacaklarını teyit ederiz. 1) CHANGE OF PLANS: Dinle: Soundcloud // Change of Plans'in de çok özel bir grup olduğuna dair derin hissiyatlarımız var. Önümüzdeki sene bu hissiyatlarımızı daha derin bir şekilde işleyeceğiz. 1) ON YOUR HORIZON: Dinle: Soundcloud // Yeni EP haberiyle 2012'yi güzelleştirmişlerdi. Listenin olmazsa olmazı. 1) KORHAN FUTACI VE KARA ORKESTRA: Bir Baba Indie yazarları olarak bir araya gelsek, sabaha kadar konuşup, çıkmazlara gireceğimiz tek gruptur sanırım. O bizi heyecanlandıran duyguları ifade edememe sorunu yaşıyoruz. KFKO sadece bu sene bizim için tek kelimeyle değil, mayalar müsaade ettikçe dinleyeceğimiz ender gruplardandır. 1) CEYL'AN ERTEM: Blog'da çok bahsetmemiş olabiliriz ama uzun uzun dinlediğimiz, keyif aldığımız Ütopyalar Güzeldir'i bu listeye koymamak olmazdı. 1) EDİZ HAFIZOĞLU: 2012'de en çok dikkatimizi çeken müzisyen oldu. Bu listede Ediz Hafızoğlu gibi müzisyenlere her zaman yer olacaktır. 1) FLÖRT: Anadolu Beat albümü ile bir çok şey anımsattı bizlere. Dijitalleşmenin yapaylaşmaya ittiği hayatlarımıza çok güzel göndermeler yaptılar. Kayıt türüyle, şarkı sözleriyle, klipleriyle onların gitmeye çalıştığı yoldaki çabalarının takdir edilmesi gerektiği kanısındayız. Güzel düşüncelere sahip bu adamları her zaman sevip, korumamız, yüceltmemiz lazım. 1) MOR VE ÖTESİ: 2012 tam biterken beklediğimiz güneşin hikayesini anlatan bir albüm ile karşımıza çıktılar. Mor ve Ötesi'ne ayrı bir yazıda değerlendirme yapmak istiyoruz. Buradaki yorum bir giriş mahiyetinde olsun. Çünkü; Mor ve Ötesi'nin şahsen benim hayatımda özel bir yeri vardır. Dünya Yalan Söylüyor albümündeki o kırılım garip bir şekilde yükseliş ve alçalış moduna sokmuştu. Büyük Düşler'de eskiye özlem vardı. Güneşi Beklerken'de ise Mor ve Ötesi bize Bizimde eskiye dair özlemlerimiz var ama Güneşi Beklerken'i bir kez dinleyin diyerek bize bence kendi kariyerlerinin en iyi albümlerini sundular. Daha detaylı analizi paylaşacağız; zira o özlenen Mor ve Ötesi bu listede olmalıydı. Öyle de oldu. 1) ASFALT DÜNYA: Her biri ayrı ayrı yetenekli adamlardan oluşan adamlardan oluşan Asfalt Dünya, ikinci albümleri Büyük Yollar ile bizlere 2012'ye dair hatırlanacak bir şeyler bıraktı. Devam eden yıllarda da sık sık hatırlayacağımız için bu listeye koymadan edemedik. 1) GENÇ OSMAN: Mavi Sakal'dan bildiğimiz, sevdiğimiz Genç Osman bize Gökyüzü Masmavi diye bir hatırlatmada bulunmak için geri döndü. Sahi kaosun içinde gökyüzünün rengini unutmuştuk. Bize bunu hatırlatan Genç Osman'ı da listeye dahil ediyoruz. 1) REPLİKAS: Replikas'ın bu listede olması tamamen kendi insiyatifimdir. Biz Burada Yok İken albümü yeni şarkılar bekleyen dinleyiciyi ters köşeye yatırdı. Neyse ki albüm güzel olunca kimsenin doğrudan bir itiraz olmadı. Bir Baba Indie olarak 2012'de en unutamayacağımız olay Replikas ile aramızda yaşanan diyalogdur. Özgürce yazı yazmanın kutsallığına inanırken, özgürlüğün Profesyonel çizgiler ile çizildiği ortamların varlığından haberdar olduk. Bir Baba Indie kendi halinde bir müzik blogudur. Ne daha fazlasıdır, ne de daha eksiği... Bir Baba Indie yazarları olarak inandığımız şeyleri yazmaya devam edeceğiz. Bu yüzden bu inandığımız değerler ile tüm kırgınlıklarımızdan sıyrılıp, objektif olarak baktığımızda, bu albümün bu listede olması gerektiğine karar verdik. Son olarak geçen sene belirttiğimiz gibi bunlar sadece bizim her gün bir kere dinlediğimiz isimler... Bu listenin, özellikle A Yüzü'nün çok daha büyümesi, gelişmesi lazım. Burada bize düşen görevin bir benzeri sizlere de düşüyor. O yüzden bizim unuttuğumuz, göremediğimiz isimler varsa mutlaka paylaşınız. Bizim kapalı olan gözlerimizi açınız. Hiçbir şeyi kurtaramayabiliriz, çözemeyebiliriz ama çok güzel müzikler dinleyebiliriz. Belki de yapabileceğimiz en iyi ve en doğru şey bu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/dünyanın-akustik-olarak-kusursuz-ilk-konser-salonu-almanyada-açıldı/", "text": "Almanya'nın Hamburg kentinde açılan Elbphilharmonie konser salonu görsel anlamda muhteşem dalga biçimli cephesi, eğimli asansörleri ve görünürde sonsuz merdivenleri ile harika bir tasarım perspektifine sahip. Bununla birlikte, 843 milyon dolarlık binanın merkez noktası, konser salonu boyunca dengeli bir ses için özel olarak tasarlanmış bir tür merkezli oditoryum. Wired'ın belirttiğine göre, İsviçreli mimarlık firması Herzog and De Meuron; tavan, duvarlar ve korkulukları kaplayan 10.000 benzersiz akustik panelin mercan kayalığına benzer yapısını oluşturmak için One to One Studio ile çalıştı. 10.000 panelin içerisinde, oditoryumda sesi şekillendirmek üzere tasarlanmış olan bir milyon hücre ya da çim parçası bulunmaktadır. Ses dalgaları bir panele çarptığında pürüzlü yüzey, oditoryumun tamamında dengeli bir yankı yaratmak için sesi emer veya yansıtır. Herzog ve De Meuron, en iyi akustik dengeyi ve güzel tasarımı yakalayabilmek için ünlü akustik mühendisi Yasuhisa Toyota ile işbirliği yaptı. Sonrasında, One to One'ın kurucusu Benjamin Koren, fiber akustik panellerin her biri için farklı bir şekil üretmek amacıyla bir algoritma geliştirdi. Merkezi salonda 2150 kişilik koltuk bulunuyor ve fütüristik yapıyı vurgulayan 1000 adet cam ampul ile aydınlatılıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ed-obriendan-album-oncesi-yeni-parca-geldi/", "text": "Radiohead gitaristi Ed O'Brien, ilk solo albümü Earth'ten yeni bir tekli daha paylaştı. Olympik yayında! Radiohead'in solo albüm çıkaran üyelerine Ed O'Brien'ın da ekleneceği haberini geçtiğimiz aylarda vermiştik. İlk olarak Ekim 2019'da Santa Teresa teklisini yayınlayan EOB, hemen ardından albümde yer alacak Brasil ve Shangri-La isimli parçalarını da paylaşmıştı. EOB, 17 Nisan tarihinde Capitol Records etiketiyle yayınlamaya hazırlandığı ilk solo albümü Earth'ten yeni parçası Olympik'i yayına alarak albüm için de geri sayımı başlattı. Tüm bu üretimlerinin yanı sıra Ed O'Brien, COVID-19 belasıyla da uğraşmaya devam ediyor. Tüm dünyayı etkisi altına almış olan Corona virüs salgınında, semptomları göstermesi sebebiyle kendini Galler'deki evinde karantina altına alan EOB, her geçen gün daha iyiye gittiğini belirten, sevgi dolu paylaşımlar yapmayı da ihmal etmiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ed-sheeran-muzigi-birakabilir/", "text": "Ed Sheeran 100 milyonluk dava için mahkemeye çıktı: Suçlu bulunursa müziği bırakacak! Ünlü müzisyen Ed Sheeran, Marvin Gaye'in popüler şarkısı Let's Get it On'dan intihal yapmak suçlamasıyla bugün (2 Mayıs 2023) mahkemeye çıktı. Britanya'lı sanatçı Ed Sheeran, Thinking Out Loud'u Marvin Gaye ve Ed Townsend'in birlikte yazdığı 1973 tarihli hit Let's Get it On'dan intihal ettiğini sert bir dille reddetti. Bugün Manhattan'daki duruşmada Sheeran, jüri tarafından suçlu bulunursa müziği bırakacağını da dile getirdi. 2017'de yayımlanan şarkısı Shape of You ile üne kavuşan Sheeran, Tüm hayatımı sanatçı ve söz yazarı olmaya adamışken birinin bunu alçaltmasını gerçekten küçük düşürücü buluyorum diye ekledi. Geçen hafta Manhattan mahkemesinde Townsend'in varislerinin avukatları, Ed Sheeran'ın bir canlı performans sırasında Thinking Out Loud ve Let's Get it On arasında bir geçiş yaptığı anların görüntülerini izletmişti. Avukatlar, bunun Sheeran'ın şarkıyı kopyalamaktan farksız olduğunu düşünüyor. Birçok konserde şarkıları birleştiriyorum. Pek çok şarkının benzer akorları var. Let It Be'den No Woman No Cry'a geçebilir ve sonra yine geri dönebilirsiniz. Ve açıkçası, beni suçladığınız şeyi yapmış olsaydım, sahnede 20 bin kişinin önünde bunu itiraf etmek tam bir aptallık olurdu diye ekledi Ed Sheeran."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ed-sheeranin-yeni-teklisi-video-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Ed Sheeran, senenin ilk solo teklisi olan Bad Habitsi video klibiyle birlikte yayınladı. Ed Sheeran, uzun bir sürenin ardından senenin ilk solo teklisi olan Bad Habits parçasını 25 Haziran'da Asylum Atlantic Records UK etiketiyle yayına aldı. Müzisyenin önceki işlerine nazaran daha farklı bir tarza sahip olan teklinin video klibinde Ed Sheeran'ı bir vampir olarak izliyoruz. EDM tarzının, synth ve bass sound'larının ağır bastığı parça, Sheeran'dan beklenilenin aksine olan bir parça olsa da video klibiyle müzisyen bir kez daha dinleyicilerine keyifle dinleyip izleyecekleri bir parça sunmuş oldu. Ed Sheeran'ın yeni teklisi ve video klibine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eddie-van-halen-hayatini-kaybetti/", "text": "65 yaşındaki Hollandalı gitar virtüözü Eddie Van Halen, gırtlak kanseri sebebiyle hayatını kaybetti. Van Halen grubunun arkasındaki önemli isimlerden biri olan efsanevi gitarist Eddie Van Halen, bir süredir boğaz kanseri teşhisi sebebiyle tedavi görüyordu. Bugün itibarıyla hayatını kaybettiği Wolf Van Halen tarafından doğrulandı. Eddie Van Halen ve kardeşi Alex Van Halen Amsterdam'da doğdu, sonrasında ise 1960'larda California'ya taşındı. Küçük yaşlarda aldığı piyanoyla yıldızı barışmayan Eddie Van Halen, gitarı eline aldı ve bir daha bırakmadı. İlk gruplarını 1964 yılında kuran kardeşler, 1972 yılında Van Halen ismiyle müzik yapmaya devam ettiler. 1974 yılında ise gitarda Eddie, davulda Alex, solist olarak David Lee Roth ve bas ve geri vokalde Michael Anthony'den oluşan kadrosuyla ilk Van Halen ismini taşıyan albümlerini 1978 yılında yayınlayarak ticari başarıya ulaşan ilk rock albümlerinden birine imza attılar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eddie-vedderin-iki-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Pearl Jam'in frontman'i olarak hafızalarımızda yer edinen Eddie Vedder, solo olarak iki adet yeni tekli yayınladı. Eddie Vedder, Matter of Time ve Say Hi isimli iki yeni teklisini, Epidermolozis Bulloza veya kelebek hastalığı olarak bilinen deri ve mukoza gibi vücut bölgelerinde içi şu dolu kabarcıklar oluşumu ile kendini gösteren genetik hastalığın tedavisi ve araştırmaları için fon oluşturma amaçlı organize edilen Venture Into Cures canlı yayın etkinliğinde ilk kez dinleyicisiyle bir araya getirdi. Matter of Time Matt Finlin ve Jeff Lermire tarafından yönetilen bir animasyon klip eşliğinde, Say Hi da bir canlı performans klibi eşliğinde paylaşıldı. Parçalar, Epidermolysis Bullos ile savaşan altı yaşındaki Eli Meyer için yazılmış olup Eddie Vedder'in EB Research Partnership adlı hayır kurumunu kurmasına ön ayak olmuş. Eddie Vedder'in iki yeni teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eddie-vedderin-matter-of-time-adli-yeni-epsi-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz ay solo olarak iki yeni tekli yayınlayan Eddie Vedder, Matter of Time isimli EP'sini ve yeni bir Bruce Springsteen cover'ı yayınladı. Pearl Jam'in frontman'i olarak tanıdığımız Eddie Vedder, geçtiğimiz ay Matter of Time ve Say Hi isimli iki yeni teklisini, Epidermolozis Bulloza veya kelebek hastalığı olarak bilinen deri ve mukoza gibi vücut bölgelerinde içi su dolu kabarcıklar oluşumu ile kendini gösteren genetik hastalığın tedavisi ve araştırmaları için fon oluşturma amaçlı organize edilen Venture Into Cures canlı yayın etkinliğinde ilk kez dinleyicisiyle bir araya getirmişti. Vedder, şimdi ise bu iki teklinin ardından Matter of Time EP'sini yayınladı. EP'de evde kayıtları alınmış akustik parçalar ve Bruce Springsteen'in Greetings from Asbury Park, N. J.'den klasik parçası Growin' Up cover'ı da bulunuyor. Eddie Vedder'ın Bruce Springsteen'den Growin' Up yorumu ile birlikte EP'nin tamamına ulaşmak için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/efe-demiraldan-39-dakikalik-bir-ruya-uyku-pansiyon/", "text": "Çok sayıda projeden tanıdığımız gitarist Efe Demiral'ın ikinci solo albümü Uyku Pansiyon 25 Ocak'ta yayınlandı. Can Kazaz, Cihan Mürtezaoğlu, Barıştık Mı Barış Demirel ve çok sayıda sanatçıyla birlikte çalışan Efe Demiral, Inside Out adlı ilk solo albümünü 2016 senesinde yayınlamıştı. Üç sene aranın ardından gelen Uyku Pansiyon ise 9 parçadan oluşuyor. 39 dakika süren bir rüya niteliğindeki albüm, Bilgi Music Label etiketini taşıyor. Klasik ve elektrik gitarların Efe Demiral'a ait olduğu albümde emeği geçen müzisyenler arasında Eren Turgut, Mertcan Bilgin, Gunnar Halle, Tamer Temel, Berke Can Özcan, Deniz Özçelik yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ege-cubukcu-ile-herkes-kendine-yakisani-giyiyor/", "text": "Yerli rap sahnesinin alternatif isimlerinden Ege Çubukçu, haziran ayında yayınladığı BADD parçasının trip versiyonuyla birlikte orijinal halini bugün yayına aldı. 14 sene önce yayınladığı 1 Gün isimli albümüyle paylaştığı Yaz Geldi ve Hey DJ gibi hit parçaların sonrasında Ege Çubukçu, geçtiğimiz yıl Derya isimli yeni uzunçalarını yayınlamıştı. Rap sahnesinin İzmirli temsilcisi, bu albümün ardından, geçtiğimiz haziran ayında yayınladığı BADD' trip isimli yeni single'ıyla birlikte parçanın orijinal halini de bugün Basemode Records etiketiyle paylaştı. Düzenlemesi Brok Beatz'e, sözü ve bestesi Ege Çubukçu'ya ait olan BADD parçasıyla birlikte EDM, hip hop ve trap müziği harmanlayan Ege Çubukçu, BADD' trip parçasının videosunu ise geçtiğimiz ayın sonlarında yayınlamıştı. Video kliple birlikte BADD parçasının iki versiyonunu hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ekhonun-yeni-teklisi-macka-parki-yayinda/", "text": "Kendine özgü müzikal anlayışı ve yenilenen sound'u ile müzik serüvenine devam eden Ekho, 23 Nisan'da yeni teklisi Maçka Parkı'nı yayına aldı. 2019 yılında Deli Çiçek ve Poyraz'ın ardından 6 şarkı daha yayınlayan Ekho, o günden bugüne olumlu değişimler yaşadı. Ekho'nun tüm şarkılarının bestecisi ve söz yazarı Çağdaş Özdemir, grubun yeni yapılanmasında singer/songwriter rolünü üstlenmiş bulunuyor. Davulda Umut Çevikol, bas gitarda Saygun Sazcı ve elektrik gitarda Kürşad Toksöz'den oluşan grup, Maçka Parkı'na çektiği kliple de, şarkının güçlü enerjisini sinematografik bir anlatımla izleyicilere sunuyor. Klibin yapımcılığını burusvilis company üstlenirken, yönetmen koltuğunda ise Mustafa Doğan yer alıyor. Grubun yenilikçi müziğine önemli katkı sağlayan isimlerden biri de usta müzisyen Alen Konakoğlu. Maçka Parkı'nın mix ve mastering mühendisliğini üstlenen Konakoğlu, şarkıda günümüz rock müzik soundunu ortaya koyuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eklenen-yeni-isimlerle-rock-offa-geri-sayim/", "text": "Ülkemizin mevcut en büyük heavy metal festivali Rock Off, bir yıllık aradan sonra önümüzdeki hafta sonu yeniden metalseverlerle buluşacak. Rock Off 2019, 6 Temmuz Cumartesi İstanbul Parkorman'da düzenlenecek. Birlikte Güzel ana sponsorluğunda Vera Müzik ve Freebird Agency işbirliğinde gerçekleşecek olan Rock Off 2019'a bir destek de geçtiğimiz günlerde birinci yaşını kutlayan Audioban'dan geldi. Powered by Audioban: Dragon's Den kapsamında iki yerel grubun daha sahne alacağı açıklanan festivalin kadrosu böylece son halini almış oldu. Rock Off 2019 headliner'ı İsveçli progressive metal devi Opeth. Türkiye'ye daha önce altı kez gelip toplam 12 konser veren Opeth'i en son 2015 yılında canlı izlemiştik. Opeth kısa festival programını değil iki saatlik uzun setini çalacak. Finlandiya'dan melodic folk metal temsilcisi Ensiferum, Rock Off 2019'un öteki yabancı konuğu. Ensiferum da Opeth gibi en son dört yıl önce Türkiye'deydi. Rock Off sahnesi Finlandiyalı ekibin ülkemizdeki dördüncü konseri olacak. Türkiye'de heavy metal denince akla gelen ilk isim Pentagram, İstanbul'a da uğrayan uluslararası gezici festival Sonisphere 2010'dan sonra ilk kez büyük bir metal festivalinde yer alacak. Grup, 2017'de 30. yılını Akustik albümüyle kutladıktan sonra dur durak demeden elektrikli konserlerle yoluna devam ediyor. Ankaralı groove thrash grubu Black Tooth, symphonic death metal kulvarından Khepra, metalcore temsilcisi Undertakers ve djent dörtlüsü TEC festivalin başaltı yerli grupları. Ejderhanın mağarası Dragon's Den esprisinde Audioban'ın kuracağı Music Embassy sahnesinde yer alacak gruplardan ilki Furtherial. Opeth çizgisinde progressive unsurlar barındıran grubumuz olarak Rock Off 2019 headliner'ı ile aynı festivalde yer alacak olmanın heyecanı içindeler. İzmirli melodic hardcore grubu Scenes We Have Missed de festivaldeki en genç grup sıfatıyla Rock Off'un başka bir rengi olacak ve adını devlerle birlikte duyuracak. Söyleşiler ve imza seanslarının da yer alacağı Rock Off 2019'un gün boyunca müzikleri Çağlan Tekil'de olacak. İlki 2014 yılında gerçekleştirilen Rock Off'un 2019 biletleri Biletix'te."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/el-topodan-yeni-ep-yecüc-mecüc/", "text": "2015 yılı başlarında Yağız liderliğinde Birkan ve Durukan'ın katılımıyla İstanbul'da kurulan bol noise içeren bir grup: El Topo. Grup, ilk olarak Kasım 2015'te yayınladığı EP'si Dust and Pavements'tan sonra KARE Müzikevi etiketiyle yeni bir EP daha servis etti. Ye'cüc Me'cüc ismini taşıyan yeni EP'de grup konsept olarak; İskandinav, Hindu ve Chibcha Yerlileri'nin mitolojilerinde yer alan üç kötü tanrıçayı ele alıyor. Üç parça adını aldığı tanrıçanın karakterini yansıtan seslerden aranje edilerek ortaya çıkartılmış. Sonuç olarak karanlık, progresif ve gürültülü işlerden hoşlananların oldukça ilgisini çekecek bir albüm gelmiş El Topo'dan. Bu arada grubu canlı dinlemek isteyenler bu akşam Peyote Nevizade sahnesinde Uluru ile birlikte dinleyebilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/electric-fenceden-nostalji-gecesi-class-of-nuke-em-high-1/", "text": "Sert gecelerin yaratıcısı Electric Fence yine muazzam bir line-up ve okul kavgası nostaljisinin ağır basacağı mis gibi bir konserle karşımızda. 15 Nisan Pazar günü punk & stoner sahnesinin hızlı ve özgün grupları ortalığı yıkacak, biralar keyifle yudumlanacak. Herkes için yaşanması gereken bir gece olacak diye de ekleyelim. Peyote Nevizade'de gerçekleşecek etkinlik için ön satış biletleri 20 TL, kapıda ise 25 TL olacak. Biletleri Peyote Nevizade, Bar Rasputin ve Hammer Muzik Metal Shop'dan edinebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/electronica-festival-istanbulun-programı-açıklandı/", "text": "Yaz geliyor, var olan festivallerin akıbetleri ne kadar belirsiz de olsa da artık yavaş yavaş festival mevsimi de açılıyor! Ülkemizde elektronik müzik ve festival dendiğinde akıllara ilk gelen etkinliklerden olan Electronica Festival'ın İstanbul ayağı programı da açıklandı. Bu sene onuncusu gerçekleşecek olan Electronica Festival İstanbul, 29 30 Temmuz tarihlerinde Suma Beach Kilyos'ta yine birbirinden kıymetli isimleri ağırlayacak. Andhim, Architectural, Britta Arnold, Claptone, Doctor Dru, Dominik Eulberg, Eagles & Butterflies, Einmusik b2b Jonas Saalbach, Elderbrook, Etapp Kyle, Feathered Sun, Francesco Tristano, Frankey & Sandrino, Henry Saiz & Band, Oceanvs Orientalis, Oliver Huntemann, Red Axes, Stavroz, Swayzak, Viken Arman, Voiski ve Yokoo'nun yanı sıra; Ahmet Şendil, Alican, Ali Efe Dinç, Batur, Becky Fr, Birol Giray, Discolog, Doruk Güralp, Drell, Efe Kantel, Ferhat Albayrak, Furkan Kurt, Jaffer, Mert Yücel, Mousike, Moophy, Murat Uncuoğlu, Nisso, Procombo, Rubsilent, Seko, Sezer Uysal, The Contra ve Yang festivalin kadrosunu oluşturuyor. Festivalin etkinlik sayfasına buradan, 131 TL olarak belirlenen biletlere ulaşmak için ise Biletix'e şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elektronik-muzik-ikilisi-ikarunun-ilk-albumu-monolith-yayinda/", "text": "Ikaru'nun çıkış albümü Monolith, 9 Nisan'da dijital platformlardaki yerini aldı. Temelleri 2016 yılında Ankara'da atılan; müziğini downtempo temeller üzerine electronica, chill-out ve ambient türlerinden beslenerek inşa eden Ikaru, Alptuğ Çavuş ve Salih Gaferoğlu'ndan oluşuyor. Eklektik elektronik beat'ler ve akustik enstrümanları kendine özgü bir ses dünyasında buluşturan ekip, yayınladığı teklilerle izini sürdüğümüz çıkış albümü Monolith'i 9 Nisan'da dinleyicisiyle buluşturdu. Albümde Netam, Anatolian Sessions ve Mercan Dede & Dexter Crove gibi başarılı isimlerin üç farklı şarkıya yaptığı remix versiyonları bulunurken, iki şarkıda da ikiliyle Barış Demirel'in ortak çalışması yer alıyor. Aynı zamanda albümde caz sahnesinden tanıdığımız davulcu Burak Cihangirli iş birliğiyle yayınlanan Tufan parçası da bulunuyor. Ikaru'nun Gülbaba Records etiketiyle yayınlanan çıkış albümü Monolith'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elektronik-muzik-ikilisi-jungledan-yeni-tekli-geldi/", "text": "İngiliz elektronik müzik ikilisi Jungle, yeni teklisi Romeo'yu yayınladı. Josh Lloyd Watson ve Tom McFarland tarafından 2013'te İngiltere'de kurulan elektronik müzik grubu Jungle, dün (6 Temmuz) yeni teklisi Romeo'yu yayına aldı. Rapçi Bas'in de eşlik ettiği tekli, ikilinin 13 Ağustos'ta yayınlamaya hazırlandığı üçüncü albümü Loving In Stereo'da da bulunacak. Tekli aynı zamanda J Lloyd & Charlie Di Placido tarafından yönetilmiş ve Nathaniel Williams & Cece Nama tarafından koreograflığı üstlenmiş bir video klip ile birlikte yayınlandı. İkilinin daha önceki işlerinde olduğu gibi bu parçada da kendinizi dans etmekten alıkoyamayacaksınız. Daha önce parçalarında henüz başka müzisyenlerle iş birliği yapmayan ikili, albümün hazırlık sürecinde Bas'in çok katkısının olduğundan bu nedenle onun için bir istisna yapmak istediklerinden bahsetti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elektronik-muzik-ikilisi-pavyonberlinin-yeni-teklisi-dusunce-yayinda/", "text": "Kadıköy'de temelleri atılan elektronik müzik ikilisi pavyonberlin'in Düşünce adlı ikinci teklisi BBI Music Co. etiketi ile yayınlandı. Serkan Erel ve Mete Birgören tarafından, 2020 yılında kurulan pavyonberlin, Türkiye'deki gece hayatını simgesel olarak özetleyen pavyon kelimesi ve elektronik müzik sahnesinin dünyadaki en önemli merkezlerinden biri olan Berlin şehrinin isminin birleşmesinden oluşuyor. Grup, haziran sonunda yayınladığı arkaoda isimli çıkış teklisinin ardından Düşünce adlı yeni parçasını 20 Ağustos tarihinde yayına aldı. Sözleri Serkan Erel, müziği Mete Birgören ve Serkan Erel ikilisine ait olan yeni teklide grup, başımıza geleceklerden kaçamayacağımızı, kaçmaya çalışsak da sonunun gelmeyeceğini ve düşmenin öğretici tavrına kendimizi bırakmamız gerektiğinden bahsediyor. İkili, vahşi batı filmini anımsatan seslerle başlayan parçada swing'li blues ritminin girmesiyle bizi tekinsiz duygulara sürüklüyor. Pavyonberlin'in ikinci teklisi Düşünce BBI Music Co. etiketiyle şimdi tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elektronik-muzik-triosu-existeinsin-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Elektronik müzik triosu Existeins'ın yeni teklisi Düşlem tüm dijital platformlarda yayında. 2018 yılından beri birlikte müzik yapan, elektronik müzik üçlüsü Existeins, darkwave türündeki yeni teklisi Düşlemi 21 Mayıs'ta BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Elektronik müziğin çeşitli alt türlerini icra eden trio Existeins, 2018 yılında Gökçer Güngören ve Aybüke Solak tarafından İstanbul'da kurulmuş. Yaklaşık 1 yıl sonra Alper Erdoğuk vokal olarak dahil olmasının üstüne Türkçe elektronik müziğe başka bir pencereden baktırmayı hedeflemeye başlayan Existeins, melodik, dinamik ve elektronik olan Düşlem adlı yeni teklisinde yer alan sözlerin içe dönük olması sebebiyle birçok dinleyicinin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşünüyormuş. Söz ve müziği Aybüke Solak'a ait olan parçanın tüm mix, mastering ve edit işlemleri Gökçer Güngören'e ait, vokallerde ve klavyede ise yine Alper Erdoğuk yer alıyor. Existeins'ın 21 Mayıs tarihinde BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlanan Düşlem teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elektronik-muzik-uclusu-moderattan-album-oncesinde-yeni-tekli/", "text": "Elektronik müzik üçlüsü Moderat, yeni albümleri MORE D4TA'dan önce EASY PREY adlı yeni teklisini yayınladı. Gezgin Salon Festivali kapsamında 25 Haziran'da Parkorman'da L'imperatrice ile aynı gün sahne alacak olan Moderat, FAST LAND'in ardından yeni albümünden ikinci tekli olan EASY PREY'i video klibiyle birlikte paylaştı. Gernot Bronsert, Sebastian Szary ve Apparat'tan Sascha Ring'den oluşan üçlü Moderat, altı yıl aradan sonra Mayıs ayında yeni albümlerini yayınlayacaklar, Haziran ayında İstanbul'da sahne alacaklar. Moderat'ın yeni albümü MORE D4TA'dan ikinci tekli EASY PREY'i aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elektronik-rock-ikilisi-saturn-bardan-mor-ve-otesi-yorumu-geldi/", "text": "Eskişehirli elektronik rock, synthwave ikilisi Saturn Bar, Türkçe rock'ın önemli gruplarından Mor ve Ötesi'nin Orda Durma parçasını yeniden yorumladı! Eskişehirli elektronik rock ikilisi Saturn Bar, 2017 yılından beri rock, house, synthwave, jazz gibi türlerden esinlenerek yayınladığı Kalbimde (2019), Eskisi Gibi Olmaz (2020) ardından yeni teklisini yayınladı. Türkçe rock'ın önemli gruplarından Mor ve Ötesi'nin 2021 çıkışlı albümü Gül Kendine'de yer alan Orda Durma'yı, parçanın çıkışının tam 20 yıl sonrasında yeniden yorumladı. Synthwave ve elektronik rock formlarında cover'lanan parçada grup, rock köklerine sahip çıkmayı da ihmal etmemiş. Canlı performans videosuyla birlikte yayınlanan parçanın kamera arkasında ise Hakan Ergin, Merve Çimen, Egemen Çeşit, Yusuf Zeynel yer alıyor. Saturn Bar'ın BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Mor ve Ötesi'nden Orda Durma yorumuna aşağıdan ulaşabilirsiniz. Mor ve Ötesi'nin 2001 çıkışlı Gül Kendine albümünde yer alan Orda Durma parçasının orijinaline ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elif-caglar-muslu-album-kampanyasi/", "text": "Dün Elif Çağlar Muslu'nun ikinci albümü hakkında paylaşmış olduğumuz yazının, farklı sosyal medya mecralarda görmüş olduğu tepkiler sebebiyle blog olarak ortak bir değerlendirme ve bilgilendirme metni yazmaya karar verdik. Bu bağlamda, yazdığımız bu metin herhangi bir taraf tutma kaygısı taşımamakta ve olabildiğince objektif bir dil ile yazılmaktadır. Bir Baba Indie olarak 5 yıldır, elimizden geldiğince ve farklı düşünceler içerisinde müzik üzerine yazmaktayız. Yazdığımız ilk blog yazısından bu yana hem bireysel hem de biz olanı Bir Baba Indie'ye yansıtmaya çalıştık. Biz diyoruz, çünkü bireysel olarak yazdıklarımız, Bir Baba Indie'nin kolektif yapısını oluşturdu. Ancak bu kolektif yapıda düşüncelere ya da fikirlere karşı hiçbir önyargı bulunmadı, sansür içermedi. Bu sebeple de oluşturduğumuz biz vurgusu kolektif bir yapı içerdiği kadar, bireysel bir tarafı da içerisinde barındırmaktadır. Başka bir deyişle, Bir Baba Indie bu zamana kadar kişilerin düşüncelerini özgür bir şekilde yayınlandığı bir alan oldu ve olacaktır. Sadece bu duruma örnek teşkil edebilmesi için, bu zamana kadar aynı konunun farklı bakış açılarıyla ele alındığı çok sayıda post'unu blog içerisinde bulabilirsiniz. Maalesef dün, özellikle Twitter'da ilgili blog post'un üzerine yazılan ve yer yer de hakarete varan yorumları üzülerek takip ettik. Yazılan post, bakış açınızla alakalı olarak, içerisinde birtakım düşünsel problemleri barındırıyor olabilir ancak bu, ilgili post'u yazan kişiye hakarete varabilecek tanımlamalara sebebiyet vermemeli diye düşünüyoruz. Bu yaşadığımız durum maalesef ülkede yaşanan kutuplaştırma ikliminin bir diğer tezahürü olarak değerlendirilebilir. Bu olayla bir kez daha farklı düşüncelerin bir araya gelebileceği ortamların her geçen gün daha da azaldığını, insanların birbirlerine olan anlayışlarının yok olmaya başladığını hepimiz gibi fark etmekteyiz. Bugün dijital mecraların Habermasvari bir bakış açısıyla, kamusal alan düşüncesinin bir yansıması olarak nitelendirildiği günümüz düşünsel dünyasında, maalesef dün yaşanan tartışmaların dijital mecraların bu nitelendirmelerden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bahsettiğimiz gibi, elbette yazılan post'un içeriğinde sıkıntılar olabilir. Blog içerisinde, bu konu hakkında Mehmet Sinan Güvenç ile aynı düşüncelere sahip olmayan arkadaşlarımız dahi bulunabilir ancak bu durum ne kendisine ne de yazının içeriğine hakaretlere varacak sıfatları yakıştırmaya sebebiyet vermedi, vermeyecektir de. Biz halen düşüncenin kolektif olarak üretilebileceğini ve tartışılarak daha da geliştirilebileceğine inanan bir grup insanız ve buna inanmaya devam edeceğiz. Bu yazı vasıtasıyla üzdüğümüz, kırdığımız kişiler olduysa da Bir Baba Indie adına ayrıca özür dileriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elif-caglar-muslunun-album-album-kampanyasi-uzerine-bir-elestiri/", "text": "Elif Çağlar Muslu, bir süre önce yeni albümünü çıkartabilmek için internet üzerinden bir kampanya başlattı ve dinleyenlerinden albüm masraflarını karşılayabilmesi için bağış istedi. Buraya kadar her şey normal. Elbette bu ülkede bırakın albüm yapmayı, müzik yapmak bile epey zor. Yetenekli ve müzik adına üretken biri olmanızın hiçbir getirisi yok. Birden çok faktörün bir araya gelmesi ve sizi hayal ettiğiniz yere çıkartması gerekir. Bu konuda Elif Çağlar Muslu'ya kesinlikle hak veriyorum. Hele bir de bestelerinizi ana dilinizde yapıp söylemiyorsanız... serzenişinde sonsuz kere haklıdır. Dinleyicilerin değerlendirme ölçütü -maalesef- çoğu zaman hazları ve depresyonlarına dokunulma oranlarına göre oluyor. Açık Radyo'daki son programda da dile getirdiğim bir şey vardı. İnsanlar radyolarında, evlerinde dinledikleri 3-5 dakikalık şarkıların ardında yatan büyük zamanın, emeğin çoğu zaman farkında değil diye olaya açıklık getirmiştim. Hal böyle olunca elbette ortaya konan eser ile ilgili maddi ya da değil bir takdir, karşılık bekliyorsunuz. Aksi takdirde Ben boşa mı çabalıyorum? hissi uyandırıyor. Gelelim bu kampanyadaki eleştirilerime/sorularıma. Bir kimliğe bürünerek değil, herhangi biri olarak belki de tamamen cahilliğimden eleştiriyorum. Affınıza sığınıyorum. 1) Elif Çağlar Muslu'nun popüler akımlar dışında müzik yapmanın zorluğa değinmesi ve ardından müziği bırakmak gibi bir seçeneğinin de olmamasından bahsetmiş. Elbette bu bir seçenek olamaz. Lafı bile edilmemeli ama talep edilen şey ile olumsuz bir sonucun doğmaması için yapılmaya çalışan şeyin meşrulaştırılması hoş değil. Öyleyse şunu sormak gerekir; Elif Çağlar Muslu'dan ve icra ettiği müzikten de daha az popülaritesi olan bir müziği icra eden Light In Babylon ve Siya Siyabend gibi projelerin var olma çabaları nasıl açıklanabilir? Samimiyetle soruyorum. Bu proje sahiplerinin gerçekten müziği bırakma ihtimali olmuş mudur? Hiç sanmıyorum. Beşiktaş Balıkçılar çarşısında, dışarıdaki masalardan birine oturun. O gece mutlaka bir Siya Siyabend üyesi masanızın yanından, elinde kendi çabalarıyla bastıkları cd'leriyle geçecektir. Aynı ülkede, aynı havayı soluyan iki tip müzisyenden biri gerçekten karanlıklar içerisinde, bulutlara yumruk atarak varlığını korumak istiyorsa, diğerinin müziği bırakma ihtimalini tartışması bana yaptığı işe yeteri kadar sarılmadığı izlenimini uyandırtıyor. 2) Kampanya fikrini hoş, fakat formatını ciddi boyutlarda sorunlu buluyorum. Kampanya detaylarına bu vesileyle madde madde devam edelim. Kampanya ile ilgili ön yazının ardından paranın nereye harcanacağına ilişkin detaylar yazılmış. Şeffaflık çok hoş, kesinlikle tebrik ederim. Zira bu şeffaflık istenilen para ve yapılmak istenen şey üzerinde yeni düşüncelere sevk ettiriyor. Tekrar belirtmek istiyorum. Ben burada Elif Çağlar Muslu'nun çok istediği ikinci albümünü çıkartması için, bu isteği ve talebi sorguluyorum. 3) Caz müzik piyasasını, müzisyenlerin ne kadar kazandıklarını bilmiyorum. Bildiğim şeyler var ama onlarla kıyaslıyorum. Ben bu işin en minimum kazanılan tarafındayım. Sayısız kez parasız konser verdim ve bu müzik hayatımda, bir konserden aldığım en büyük para 35 TL'den fazla değildi. Elbette, mükemmel müzisyenler vardır ve bu iş ile hayatını idame ettirenleri vardır. Fakat, şunu sormak istiyorum. Madem ki bu albümü öyle ya da böyle çıkartmak birinci hedef neden ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyoruz. Ben de yaptığım bestelerin davullarını Ediz Hafızoğlu çalsın isterdim ya da baslarını Feryin Kaya. Sahiden harika olurdu. Fakat, bu hem benim müzisyenliğimin ölçüsünde hem de eğer bir meblağ ödenecekse gücümün yetmemesinden kaynaklı olarak mümkün değil. Mükemmel performans gösteren insanlarla çalışmak haklı bir istek fakat durum şu an bunu gerektirmiyor ve bu albümün çıkması birinci amaçsa, dinleyiciden 23 bin dolar istemek bana hoş gelmiyor. 4) Stüdyo/Kayıt masrafları için 4 bin dolar istediğini yazıyor. Elif Çağlar Muslu'ya açık açık şunu demek isterdim. O kadar çaresiz değilsin. Yapma lütfen! Parantez içinde yazanlar ise çok vahim. Söz konusu müzisyenler kim bilmiyorum ama onların Türkiye'ye gelme durumlarında business uçmayı talep etmelerinin epey masraflı olacağını, bunun pek mantıklı olmadığını ve bunun yerine kendisinin New York'a gitmesinin daha makul olacağını yazıyor. Sanırım en çok şaşkınlık yaşadığım madde burası. Bu ülkede iyi müzisyen mi yok? Kerem Görsev ile çalan Kağan Yıldız, Ferit Odman kötü müzisyenler mi? Jehan Barbur'a son albümünde eşlik eden Çağrı Sertel kötü mü? Can Çankaya, Uraz Kıvaner, Ediz Hafızoğlu... Ben giriş seviyesinde caz müzik bilgim ile bir sürü isim sayabiliyorken Elif Çağlar Muslu'ya, ikinci albümü için eşlik edebilecek müzisyen yok mu Türkiye'de? Böylesine güzel bir istek için az bir meblağ alarak ya da hiçbir şey talep etmeden çalacak tek bir kişi yok mu bu ülkede? Tekrar yazıyorum. Birlikte çalışılacak kişiyi seçmek elbette Elif Çağlar Muslu'nun hakkıdır ama imkanlar bunu gerektiriyorsa o zaman alternatifleri düşünmek gerekir. Kaldı ki hiç mi konservatuarda okuyan, caz müzik yapmaya hevesli müzisyen yok? Mesela Elif Çağlar Muslu ikinci albümünü genç, yetenekli, ismi duyulmamış müzisyenler eşliğinde çıkartsaydı. Ne hoş olurdu değil mi? O zaman bu kampanya için değil 35 bin dolar daha fazlası için insanlar elini cebine atabilirdi. 5) Kayıt mevzusu da bambaşka bir konu. Türkiye'de dünyanın en iyi albümü kaydedilmez belki doğrudur ama herkesin dinleyebileceği kadar iyi şeyler kaydedilebilirdi. Eğer durumlar şu an bunu gerektiriyorsa Elif Çağlar Muslu'nun albümünü maksimum performans ile kayıt altına alıp, 4 bin dolardan çok daha aza bu işi halledebilecek insanlar var. Burada değinmek istediğim konu şu: Kayıt kalitesinden daha ötede yansıtılması gereken şey samimiyettir. Evinde kayıt yapıp paylaşan binlerce insan var ve fazlasıyla insanlar tarafından seviliyor ve dinleniyorlar. 6) Mix, mastering, seyahat, konaklama gibi konularda da yukarıdakilerden farklı şeyler yazmayacağım için bu kısmı noktalıyor ve üçüncü aşamaya geçiyorum. Yani kampanya tarifesine. Şimdi buraya kadar olan kısmı ayırıyorum. Bu kampanyayı ilk okuduğumda onaylamamıştım. Sonra acaba yanılıyor muyum diye bir kaç kez daha okudum. Önyargılı mıyım diye düşündüğümden, forumlara, ekşi sözlüğe baktım. Herkes deli gibi destek verdiğini söyleyip Elif Çağlar Muslu'ya desteğini sunuyordu. Twitter'da da durum farklı değildi. Birçok müzisyen de Elif Çağlar Muslu'yu destekliyordu. Herhalde ben bazı şeyleri yanlış anladım diyerek konuyu kendi içimde kapatmıştım. Sonra yine rast geldim bu kampanyaya. Bu sefer devamını da okudum. Yani bu kampanya için ödenebilecek tariflere. Daha büyük hayal kırıklığı yaşadım. Hala kendi içimde sorular soruyorum. Nasıl olabilir diyorum ama oluyormuş demek ki diyerek yine kabuğuma çekilip düşünmeye devam ettim. Şimdi de yazıyor ve paylaşıyorum. Belki de ben hatalıyımdır. Kim bilir! 7) 10 dolar karşısında Elif Çağlar Muslu albümün dijital kopyasını indirebiliyorum. Henüz piyasaya çıkalı iki-üç gün olmuş Kerem Görsev'in Emirgan albümünü iTunes üzerinden indirmek 9.99 dolar. Bunu normal kabul edebiliriz. 9) 50 dolar karşılığında bir önceki seçeneğe göre ek olarak Elif Çağlar Muslu bize Facebook aracalığı ile teşekkür ediyor. Bu tam bi Acun Ilıcalı yaklaşımı olmuş. Yani Elif Çağlar Muslu'nun bana teşekkür etmesinin bedeli 25 dolar! Özür dilerim ama benim gönüllü olarak yapacağım bağışa zaten bedel biçerek olayın hassas dengelerle korunan zarını deliyorsunuz ve yetmiyor bir de alay eder gibi Facebook'ta teşekkür ediyorsunuz. 10 dolar veren adama da edin o zaman. Herkese ödeyebildiği kadar mı muamele yapıyorsunuz? Bugün bir internet sitesinde Elif Çağlar Muslu'nun röportajını okudum. Orada Güneydoğu'dan birisinin, bulunduğu yerde albümü olmadığı için albümü korsan olarak indirdiğini ve kendisine özür mesajı gönderdiğini söylüyor. Ben böyle bir şey yaşasam gurur duyar, o adama/kadına albümü imzalayıp yollardım. Röportajda Elif Çağlar Muslu arada kaldığını söylüyordu. Yapmayın lütfen! Müzik böyle büyük bir travmayı kaldıracak kadar güçlü değil. 10) 150 dolar karşılığında 5o dolardaki tüm seçeneklere ek olarak, bu sefer teşekkür dijital ortamdan cd kitapçığına geçiyor ve ek olarak bir de kartpostala sahip oluyorsunuz. Bir önceki maddedeki eleştirimi yineliyorum. 11) 500 dolar'a 150 dolar seçeneğindeki tüm seçeneklere ek olarak, 1 saatlik Skype yoluyla caz vokal dersi ve albüm lansman veya herhangi bir konsere iki kişilik davetiye. Dersin süresi 10 dakika uzarsa ücretlendirmeye ek tarife uygulanacak mı? Hakikatten şaka olduğunu düşünüyorum. Üstelik dersin neden yüz yüze değil de Skype üzerinden olduğunu anlayamadım. Bakın ortada son derece samimi olduğu iddia edilen bir talep üzerine açılan kampanyadan bahsediyoruz. Dinleyicilerin bam teline dokunması beklenen bir projede araya Skype gibi doğal olmayan bir şey sokuluyor. Şunu sormak istiyorum: 500 doların bu albümün çıkmasına katkısı yadsınamaz. 500 dolara Türkiye'deki en iyi stüdyoların birinde, 3-4 dakikalık basit bir şarkıyı ortalama üstü seviyede kaliteyle kaydedebilirim. Bağışçı ve kampanya sahibinin kazançları bu durumda eşit değil. Caz vokali olma arzusunda olmayan sıradan bir dinleyicinin 500 dolar ödemesi bu yüzden mantıksız. Neden verelim? Konsere davetiye kazanmak için mi? Bir bilete 250 dolar vermek için mi? Üzgünüm! 12) 3.000 dolar seçeneği ise daha da enteresan. Bu meblağı ödeyen bir kişi için, Elif Çağlar Muslu, sizin belirlediğiniz herhangi bir yerde ikili olarak konser verebileceğini söylüyor ve parantez içerisinde ekliyor: İstanbul dışı yerlerde seyahat ve konaklama masrafı buna dahil değil. Hangi tarafından tutayım bilmiyorum. Elif Çağlar Muslu adına haddim olmayarak üzülüyorum. Eyvallah albümdür, müziktir hepsine eyvallah ama yapma yahu değmez. Lütfen yapma! Bu denli müzikal geçmişi iyi olan birisi bu seçeneği koyarak ya tüm dünyaya mesaj/ders veriyor ya da kendini hiç önemsemiyor; yaptıklarını, yapacaklarını, hayallerini. 13) 7.500 dolar seçeneğinde de bu sefer dörtlü olarak istenilen yerde 1 saat özel konser seçeneği var. Bir önceki maddedeki eleştirimi yineliyorum. Müzik harika bir şeydir. Ondan daha harika olan şey onu renklendiren müzisyenlerdir. Müzisyen olmak benim nezdimde samimiyettir. Parasal bir değeri yoktur. Yukarıdaki bağış detaylarından, örneklere kadar hepsi sadece olayın kirli kısımlarını öne sürmek içindi. Hesap-kitap içinde değilim; yanlış anlaşılmasın. Fakir edebiyatı da yapmıyorum ama olanla olanı yapabilen müzisyenlerin tarafındayım. Edit: Bir Baba Indie olarak yazılmış ek bilgilendirme yazısına da buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elliot-page-trans-birey-olduğunu-acikladi/", "text": "Juno filminin başrolü olarak tanıdığımız daha sonra Umbrella Academy'deki rolüyle iyice dikkatleri üzerine çeken oyuncu Ellen Page, transseksüel olduğunu ve bundan sonra Elliot Page ismi ile hayatına devam edeceğini açıkladı. Salı günü sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ile birlikte sevenleriyle transseksüel olduğunu açıklayan Elliot Page, paylaşımında trans bireylere karşı nefret ve ayrımcılığın ne denli fazla olduğuna ve bu sebepten dolayı zarar gören birey sayısının fazlalığına dikkat çekti. GLAAD'ın Transgender Media'sının başındaki Nick Adams, Variety ile yaptığı röportajda Elliot Page'in bugüne kadarki başarılarıyla LGBTQ bireyleri için önemli bir örnek ve ilham kaynağı olduğundan bahsetti. Elliot Page'in sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elsiane-soslu-makarna-tarifi-ve-sevim/", "text": "Son gördüğüm günden beri sırtı hayli bükülmüş Sevim'in. Yüzündeki çizgilerde neo-klasik dönemden ressamın imzası var. Gözleri, kapaklarına meydan okuyor. Direnmek, vücudunun bir parçası onun! Mekanik bunun dışında. Gördüklerim ona ulaşmıyor. Bundan eminim. Ama karşımdaki kadının tüm dünyayı sırtında taşıdığını görüyorum. Saçma! Parabol eğrisine dönüşen bedeni daha nasıl itaatkar olabilir yaşamın karşısında onu düşünüyorum. Aşkın, nefretin, özlemenin ve adının umurumda dahi olmadığı tüm çatışmaların karşısında. Kendime geliyorum bana uzattığı bir fincan kahveyle. Ne kadar sağlıklı görünüyor oysa. Kavak dikliğinde bedeni! Böyle ihtişamlı duruş bir onda olmalı diyorum. Sonra açtığı şarkıya takılıyor zihnim. Yine şu Kanadalı ikiliyi açtı diyorum içimden. Trip-Hop dinlemeyi seviyor olmasını anlıyorum fakat bu ikilide ne bulduğunu anlayamıyorum. sonra şarkıya eşlik ediyor. How am I supposed to heal you/How am I supposed to reach you deyip, sesini Björk'e benzettiğim Elsieanne Coplette oluyor gözlerimin önünde. Nefesini odaya bırakırken gerçek bir nefes işte böyle bırakılır diyorum kendi kendime. Dudakları aralandıkça odanın perdesi kıpırdıyor. Pamuk tarlaları geliyor gözümün önüne ve daha doğuda uyanılan ilk sabah, güneşle beraber. Anlıyorum. O, o kadın oluyor ve eşlik etmemi bekliyor kendisine. Odanın içinde kayboluşunu izlemek daha güzelken eşlik edemiyorum. Down tempo, jazz, elektronik bileşenleri doğru kullanılarak Kanada'ya, oradan daha soğuk şehirlere gidebilirsin diyor ve devam ediyor: Elsiane dinlemeyi bundan dolayı seviyorum. Mesela önünde bir kapı var. Aç onu ve geç içinden diyor. Açıp geçiyorsun. Sağa yönel, bir kapı daha diyor yine geçiyorsun. Bir kapı bir kapı daha. Sana durmadan kapılar gösteren müziği kim sevmez ki? Sahi zihnin kaç kapısı var? Sen biliyorsundur. diyor. Ruhun sonsuz kapısı var değil mi? Bahsettiklerini düşünüyordum. Sorular soruyor ve durmadan cevapların belkide bir şarkıyla çıkılan yolda olduğundan bahsediyordu. Ayağa kalkıp müzik çalara yöneliyorum. Next tuşuyla buluşuyor parmaklarım. Hybrid çalmaya başlıyor. Şimdi durup bana bu gruptan bahsetmeye devam edeceksin. diyorum. Dur cümlelerini ben tamamlayalım. Mesela bu şarkı 2007'de çıkan Hybrid albümünden. İlk albümlerini çıkışlarından 7 sene sonra yapmış olduklarını ve neden bu kadar beklediklerini anlayamadığını söyleyeceksin. Proziac, Vaporous, Morphing, Across The Stream şarkılarının nasıl bir dünya olduğunu ekleyecek. Dahası 11 şarkıdan oluşan albümü her dinleyişinde Kanada'da her şeye yeniden başlamak istediğini söyleyeceksin. Öyle değil mi Sevim? Ama susuyor. Bugün kesinlikle rolleri değiştik çünkü sessizlik benim sihirimdi. Ya ben Sevim oluyordum ya da Sevim'i özlüyordum. Oysa yanımda. Sahi özlemek için kaç arşın olmalı aramızda? Şu ana dair kesin olan tek şey onu anlayamıyor olmam. Aramızda bir duvar olduğunu hissettiriyor Final Escape çalarken. Her hareketini seyrediyorum. Şarkıyla bütünleşiyor her defasında hatta ileri gidiyor şarkı O oluyordu. Uzun ve ince parmaklarının uzantısı olan küt tırnakları fincanı müzik aletine dönüştürüyordu. Bu onun duyargaları açık bir eklem bacaklı olduğunu hayal ederken yaptığı biralışkanlıktı. Muhtemelen yağmur ormanlarında ya da Serengeti'de falan yavaş ama estetiğe dikkat ederek ilerliyordu. Sevim, Elsiane dinlemeyi gerçekten seviyordu. Bu onun kendini anlatma yöntemiydi. Konunun Trip-Hop'tan fazla olması sanırım bununla ilgiliydi. Müzik çaların next tuşuyla buluşan parmaklarım ve sıradaki şarkı! İşte bu şarkı kesinlikle üst kattaki teyzeye gidiyordu. Odanın içinde gezintiye dolaşan gözlerimin son durağı bir tablo. Kazimir Malevich'in Black Square tablosunun reprodüksiyonuna bakıyorum. Şu malumunuz tablo hani HİÇBİR ŞEYİ anlatan. Sahi hiçbir şey nasıl anlatılırdı Sevim? Siyaha boyanan bir kareyle sınırlayabilir miyiz hiçbir şeyi? Hem bir şarkı da hiçbir şey olabilir ve bunu anlatabilir. Öyle değil mi? diyorum. Elindeki fincanı orta sehpaya bırakıyor. Söze girecek anlıyorum. Müzik çalara doğru yürüyor ve bir kaç kere next tuşuna basıyor. Bak bu çalan şarkı Mechanist Of Emotion albümünden Nobody Knows. 2012'de çıkıyor ikinci albüm. Daha profesyoneller artık. Altoları duyuyor musun? Kadının sesi engin bir denizden okyanusa varıyor Ecem. Kendini bırakmadığın bir yere varamazsın yani. Kuantum bilmek lazım belki. Mesela ardında iz bırakıyorsun duydukça. Hem metodik yerlerde kaotik ilişkiler de yaşanmıyor. Kendimizle kurduğumuz kaos ilişkileri sonlanmadıkça 'hiçbir şeyi' göremeyeceğiz de. Şu tabloya bakınca hiçbir şey hissedemediğimiz zaman erişeceğiz Malevich'in anlatmak istediğine. Her şeyi hissedebildiği ölçüde hiçbir şeyi çizebildi belkide. Ama hala anlayamıyorum bende. deyip devam ediyor: Bugün biraz tuhaf davranıyorsun, her şey yolunda mı? gibi cümlelerle. Toparlanıp Evet! diyebiliyorum. Bahsettiklerini düşünüyorum sadece. Hiçbir şeyin müzikle uyumsuzluğunu sonra hala her şeye koştuğumu düşünüyorum. Bir yoldayım; bir atlas okyanusunun derinlerinde. Sanırım Mechanist Of Emotion albümü nefesimi kesti. Hem söylediklerin... Birden cümlem kesiliyor. Bunu neyle yaptığını anlayamıyorum ama. Beni tamamlamak istiyor. Bazen bilmek yada hissetmek herhangi bir şeyi değiştirmez. Herhangi bir anlama da gelmez. Mevcut durum yeterlidir. Duygu mekaniği bir şarkı ismiyken üzerine saatlerce konuşabilir. Bazen konuşmak yerine duymak, yazmak yerine seyretmek gerekir. Herhangi birinin hayata dair kurduğu cümleler yetmezken sesler yeter. Anlıyorum hiçbir şeyinde her şeye dahil olduğunu düşünüyorsun. Bir de şu kafandaki kambur olduğuma dair düşünceleri çıkarsan iyi olur. Hem bir yüke sahip olduğum fikrinde saçma. Sevim cümlesini bitirdiğinde atomlarıma ayrıldığımı zannettim. Tüm elektronlar ve protonlar birbirini yakaladı ve işte BOMBOŞ kapıdan dışarı fırlıyorum merdivenlerden ışık hızıyla inip sokağa atlıyorum. Arabanın ani freni ve kırmızı arabayla yanak yanağayım. Şekerleme uykumda gördüğüm rüya... Odaya dolan Elsiane soslu makarna kokusu. Ablam yine harikalar yaratmış deyip telefona sarılıyorum. -Alo! Sevim. Elsiane soslu makarna tarifi ister misin? -Hadi bize gel!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elvis-costello-yeni-album-detaylarini-yeni-parcasıyla-birlikte-paylasti/", "text": "Elvis Costello, 30 Ekim'de yayınlayacağı yeni albümü Hey Clockface'i, yeni teklisi We Are All Cowards Now ile birlikte duyurdu. İngiliz şarkı sözü yazarı, şarkıcı Elvis Costello, daha önceden Hetty O'Hara Confidential ve No Flag parçalarını yayınladığı albümü Hey Clockface'in detaylarını, albümden paylaştığı üçüncü tekli We Are All Cowards Now ile birlikte duyurdu. Elvis Costello, 30 Ekim tarihinde yayınlanacak, toplam 14 parçadan oluşan yeni albümü Hey Clockface'in şarkı listesiyle birlikte albüm kapağını da dinleyicisiyle paylaştı. Albümün 9 parçasının kayıtlarını 2 günde tamamladığını belirten Costello'nun yeni albümünden şu ana kadar yayınladığı 3 teklisini aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elvis-presleynin-hayati-cizgi-roman-oluyor/", "text": "King of Rock and Roll Elvis Presley'nin hayatı çizgi roman oluyor! Jailhouse Rock, Blue Suede Shoes, Hound Dog ve bunlar gibi günümüzde hala keyifle kendini dinleten ve çalmaya başladığı andan beri dans pistini boş bıraktırmayan pek çok parçanın altında imzası olan Elvis Presley'nin hayatı çizgi romana uyarlanıyor. Çizgi romanın bu senenin sonlarına doğru Z2 Comics aracılığıyla yayınlanması planlanıyor. Chris Miskiewicz tarafından yazılıp Michael Shelfer tarafından da çizimleri yapılan Elvis: The Graphic Novel, Elvis Presley'nin müzik kariyerinin başından en sükse yaptığı ve King of Rock and Roll unvanını aldığı zamanlara kadarki serüvenini anlatıyor olacak. Z2 Comics'in çizgi romandan paylaştığı ilk ön gösterim görsellerine aşağıdan ulaşabilirsiniz! PAGE REVEAL The first look at @ElvisPresley: The Official Graphic Novel is here!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elvis-presleynin-torunu-benjamin-keough-27-yasinda-yasamini-yitirdi/", "text": "Elvis Presley'nin kızı Lisa Marie Presley'nin oğlu Benjamin Keough 27 yaşında intihar ederek yaşamını yitirdiği açıklandı. Elvis Presley'nin 27 yaşındaki torunu Benjamin Keough'nun tabanca ile intihar ettiği açıklandı. Ölümü ile ilgili soruşturma başlatılırken, annesi Lisa Marie Presley'nin menajeri tarafından yapılan açıklamada, Lisa Marie Presley tamamen yıkıldı fakat 11 yaşındaki ikizleri ve en büyük kızı Riley için güçlü kalmaya çalışıyor. Benjamin'i çok seviyordu ve onu hayatının aşkı olarak görüyordu ifadeleri kullanıldı. Müzik dünyasının ikon isimlerden Elvis Presley'nin torunu, kızı Lisa Marie Presley ve müzisyen Danny Keough'nun oğlu olan Benjamin Keough da aynı dedesi gibi müzisyendi ve aynı zamanda birkaç filmde de rol almıştı. Yaşadığı apartman dairesinde ölü olarak bulunan Benjamin için polis, olay yerinde bir silah olduğu ve intiharın bu silahla gerçekleşmiş olabileceğini belirterek soruşturmanın sürdüğünü belirtti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/elzden-yeni-klip-ve-polycephaly-albüm-lansmanı/", "text": "Alternatif sahnemizin en yeni isimlerinden ELZ ile henüz tanışmadıysanız, bu işe seve seve aracı olabiliriz. Farklı zamanlarda, iki defa Akademia Music Awards'ı kazanan 1994 doğumlu ELZ, New Yorklu sanatçı Valley ile birlikte kaydettiği Acid Symphony şarkısına Carbon Works tarafından çekilen müzik videosu ile Hollywood Music in Media Awards'a, Independent Music Video dalında aday oldu. Bu sayede dünya müzik endüstrisinin de dikkatini çekmeyi başaran ELZ, belleklerimizde çoktan yer edindi bile! Trip-Hop ve synthwave türündeki ilk kayıtlarını Future in Chrome Past adlı EP'de toplayan ELZ, Polycephaly adını verdiği 12 parçalık albümü için geri sayıma başladı. Albümün genel temasını akli dengesizlik ve huzursuzluk olarak belirleyen sanatçı, Future in Chrome Past'in genel bütünlüğünü oluşturan geçmişten Polycephaly ile sıyrılıp geleceği belirleyen bir rotayı dinleyenlere sunuyor. Polycephaly'e ilişkin olarak dinleyebildiğimiz I Did This To Myself isimli parçanın klibini geçtiğimiz günlerde YouTube üzerinden paylaşan sanatçı, Polycephaly'nin lansman konserini 17 Şubat Cuma akşamı, Indigo Pub & Cocktails'te gerçekleştirecek. Lansmanın en güzel sürprizlerinden birisi ise lead single olarak nitelendirilen All In My Head'in de aynı gün tüm sosyal platformalardan yayımlanacak olması! Doğa Can Ertürk ve Ezgi Beyazıt tarafından albüme özel olarak hazırlanan illüstrasyonların da sergileneceği konserde ELZ, Kuntay Seferoğlu, Efe Akıncıoğlu ve Öner Erhan'dan oluşan ekibi The Cult ile birlikte sahne alacak. Müzikal açıdan bizi tatmin etmeyi fazlasıyla başarmış olan ELZ'yi sizin de beğeneceğinizi umuyoruz ve dört gözle Polycephaly'i dinlemeyi bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emir-aksoyun-sandiktan-cikardigi-ilk-parcasi-ile-tanisin/", "text": "Emir Aksoy, yıllardır biriktirdiği şarkılarını sandıktan çıkarmaya başladı. İlk çıkan parça Tanışma yayında! İlk olarak Emir Bey ismiyle tanıdığımız Emir Aksoy, yıllardır biriktirdiği şarkılarını yeniden düzenleyerek, resmi olarak paylaşmaya başladı. İlk olarak Tanışma adlı parça dijital platformlarda yayınlandı. Bu parçayı ise Temmuz ayında paylaşılacak Toz takip edecek. Tanışma parçasının sözleri, Long Way From Home, Evden Uzakta, Pürtelaş 3+1, Kitapçı, ve ben yalnız gibi video serilerinden tanıdığımız Levent Sevi'nin aynı isimli şiirinden geliyor. On yıldan daha uzun zaman bir önce Aksoy'un bu şiiri bestelemesiyle ortaya çıkan eser, yeniden düzenlenmesiyle son halini almış. Düzenlemesi, mix'i ve mastering'i Emre Malikler'e ait olan parçanın gitarlarını ve tuşlularını da yine Emre Malikler'e emanet etmiş. Tuşlularda Elif Dikeç de parçaya eşlik etmiş. Parçanın yardımcı vokallerinde ise Emir Bey projesinde uzun yıllar Emir Aksoy ile aynı sahneyi paylaşan Nilipek. üstlenmiş. Kapak fotoğrafı ise Aksoy'un analog fotoğraflarından seçilerek hazırlanmış. Sandıktan çıkan Tanışma adlı ilk resmi Emir Aksoy parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emir-bermuda-nin-yazi-karsilayan-yeni-teklisi-bir-yanim-uzakta-yayinda/", "text": "Alternatif müzik sahnesinden Emir Bermuda, üretimlerine bir sene sonra Bir Yanım Uzakta ile devam ediyor! Alternatif sahnede farklı tarzlardaki üretimleriyle dikkatleri çeken Emir Bermuda, geçtiğimiz sene yayınladığı Al Beni Yak parçası ile güzel bir dinleyici kitlesine ulaşmıştı. Neredeyse bir senenin ardından yeni teklisini yayınlayan sanatçı, Bir Yanım Uzakta ile yaz aylarına merhaba diyor. Emir Bermuda, yeni teklisi ile yaz gecelerinin, aşk ve ayrılık kavramlarının yer bulduğu bir parça hazırlıyor ve şarkısına buruk bir mutluluk hissini yerleştiriyor. Emir Bermuda, yeni şarkısının söz, müzik ve prodüksiyon süreçlerinin altına imzasını atıyor. Onurcan Mudun, sanatçıya mix-mastering tarafında dahil oluyor. Emir Bermuda'nın yeni teklisi Bir Yanım Uzakta aşağıdaki linklerden dinlenilebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emir-bermudanin-185-dakika-adli-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Şarkıcı ve söz yazarı Emir Bermuda'nın indie pop türündeki yeni teklisi 185 Dakika, BBI Music Co. etiketiyle yayında! Indie/bedroom pop ögelerini birleştirerek kendine özgü bir sound elde eden Emir Bermuda, bu teklisinde bir uçak yolcuğunun öncesinde, sırasında ve sonrasında yarattığı hisleri, ayrılık ve yalnızlık duygusunu anlatıyor. Emir Bermuda'nın indie/bedroom pop türündeki yeni şarkısı Amerika ve Avrupa indie müziğinden ilham alırken new wave, yeni nesil Türkçe müziğe farklı bir bakış açısı sunuyor. Söz, müzik ve prodüksiyonu kendisine ait olan şarkının mix-mastering'i ise Onurcan Mudun imzası taşıyor. Sanatçı, kendi içinde yarattığı müzikal dünyanın izlerini taşıyan kapak tasarımını ise kendisi tamamladı. Emir Bermuda'nın BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan yeni teklisi 185 Dakika'yı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emir-bermudanin-klibiyle-birlikte-paylastigi-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Yerli sahneden Emir Bermuda'nın yeni teklisi Paralel Evren Günceleri klibiyle birlikte yayınlandı! Ankara'nın alternatif sahne temsilcilerinden Emir Bermuda, 2019 yılında yayınlamaya başladığı teklilerine Paralel Evren Günceleri'ni ekleyerek devam ediyor. Parçada, yaşamında karşısına çıkan tüm ihtimalleri, şöyle olsaydı ne olurduları, pişmanlıkları ve keşkeleri alternatif bir gerçeklikte, paralel bir evrende kendisiyle karşılaştığı bir hikaye üzerinden anlatıyor. Emir Bermuda, pop, hip-hop ve indie rock gibi farklı türlerde ürettiği parçalarıyla genre-bender bir yaklaşıma sahip. Emir Bermuda'nın yeni teklisine SekizKırk tarafından çekilen video klip eşlik ediyor. Klibin dış mekan çekimleri Ankara'nın Tulumtaş bölgesinde, iç mekan çekimleri ise Fenomen Studio'da gerçekleşmiş. Emir Bermuda'nın Avrupa Müzik etiketiyle yayınlanan yeni teklisi Paralel Evren Günceleri'ne ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emir-taha-yeni-yila-bir-arayisla-giriyor-kalp-care-arar/", "text": "Yerli sahnenin en yeni ve dikkat çekici isimlerinden Emir Taha, yeni şarkısı Kalp Çare Arar ile müzik üretimine devam ediyor. Son zamanların dikkat çeken isimlerinden Emir Taha, yapımında Detonate ile birlikte çalıştığı Kalp Çare Arar isimli parçasını 2 Şubat'ta tüm dijital platformlarda yayınladı. Brixton'da yaşayan ve birçok listede #1 numarayı zorlayan B. S. G. ile adnı geniş kitlelere duyuran Emir Taha'nın yeni single'ı Kalp Çare Arar'ın ilgi çekici video klibini aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emir-yargindan-boiler-room-parodisi-iceren-yeni-klip/", "text": "Müziğinin yanı sıra klipleriyle de her zaman orijinal ve eğlenceli işlere imza atan Emir Yargın'ın bugün yayınlanan yeni single'ı Mevzu Kriz, Boiler Room parodisi içeren klibiyle hafta sonuna girerken modumuzu yükseltti. Son dönemde Emir Yargın'la Çakal Lezzetler kanalını da takip ederek sayesinde mutfakta mini çakallıklar yapmayı öğrendiğimiz Emir Yargın'ı mayıs ayında yayınladığı Beni Yalnız Bırakın single'ının ardından Açık Radyo'daki Bir Baba Indie Lokal programında ağırlamış ve bundan sonraki dönemde bir süredir ara verdiği müzikal çalışmalarını hızlandıracağını öğrenmiştik. Aradan çok geçmeden bugün Emir Yargın'ın Mevzu Kriz adlı yeni single'ı tüm dijital platformlarda yayınlandı. Henüz şarkının sözleri ortada yokken, Arel Koray Nalbant ile yaptıkları film müziği çalışmaları esnasında Mevzu Krizin melodisi ortaya çıkmış ve ikili melodiyi çok beğenerek Emir Yargın'ın yeni şarkılarından birinde kullanmak üzere rafa kaldırmış. Sözleri Emir Yargın'a ait olan parçanın müziği ve prodüktörlüğü Arel Koray Nalbant'a ait. Emir Yargın, daha önce denemediği vokal tınılarının şarkıya adaptesi ve bazı sözlerin Arel Koray Nalbant dokunuşları ile ehlileşmesiyle, şarkının son haline geldiğini belirtiyor. Yayınladığı tüm müzik videolarında alışılmışın dışında şeyler deneyen Emir Yargın, Mevzu Kriz videosunda da Solomun parodisi yapan DJ karakteri ile Boiler Room etkinliklerine gönderme yapıyor. Alternatif sahnedeki sanatçılar için çok sayıda video çeken Emir Yargın, kendi videosu Mevzu Krizin de yönetmenliğini üstlenmiş. Emir Yargın'ın 16 Kasım Cumartesi akşamı Nayah sahnesinde olacağının haberini de buradan verelim. Orada da kendi tarzında bir Boiler Room yaratacağına şüphemiz yok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emre-akbaydan-yeni-ep-geldi-göğe/", "text": "Öncelikle çıkan işleri gördükçe Eskişehir'in havasında, suyunda bir şeyler olduğunu düşünüyorum ve güzel yapılmış pop müziği her zaman sevdiğimi de bir kez daha kendime itiraf etmek istiyorum. Hemen akabinde ise Eskişehirli üretken müzisyen Emre Akbay'ın, 1 senedir üzerine titrediği yeni EP'si Göğe'yi 4 Ağustos itibariyle dinleyicileriyle paylaştığı haberini vermekten mutluluk duyuyorum. Daha önce dijital ortamlarda farklı demo ya da canlı kayıtlarını dinleme şansı bulabildiğimiz Mühür, Kimim Ben, Rüzgar, Beyaz, Göğe gibi şarkıların da olduğu 5 parçadan oluşan yeni EP, toparlanmış kayıtlarıyla bu sefer mini bir albüm olarak karşımıza çıkıyor. Birçok farklı müzisyenin katkılarının olduğu albümün kayıtları ise Şenol Coşkun, Mesut Mustafa Yıldırım, Arif Tunç Konak tarafından alındı. Albümün prodüktör, mix ve masteringlerinde Şenol Coşkun'un, albüm kapağında ise Aydın Ceran'ın imzası bulunuyor. Albümü genel olarak hoş melodiler ve vurucu sözlerden oluşan güzel bir alternatif pop albümü şeklinde tarif edebiliriz. Emre Akbay'ın bilinirliğini ve dinlenirliğini bir adım daha öteye taşıyacağını düşündüğüm Mühür ve Rüzgar'a da ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Kimi zaman bir şarkıyı ya da albümü ilk dinlemeden sonra bir kez daha dinleyebilmem için çok ufak bir vokal melodisi bile yeterli olurken özellikle bu iki şarkıda aldığım, tadından yenmeyen o eski Türkçe Pop şarkıları havası da sanırım ayrıca hoşuma gitti. Ayrıca albümü nerelerde dinleyebiliriz? diye soracak olursanız, sizi hemen aşağıdaki dijital platformlara yönlendirebiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emre-akbayin-ilk-uzuncalari-dus-kusu-yayinda/", "text": "Eskişehir'den şarkıcı-şarkı yazarı Emre Akbay, ilk uzunçalar albümü Düş Kuşunu dijital müzik platformlarında bağımsız olarak yayına aldı. Emre Akbay 2017 yılında yayınladığı Göğe isimli EP'sinin ardından, sırasıyla Yitirdiğim, Mevsim, Rüyamda isimli parçalarını single olarak paylaşmıştı. 2018 yılının başlarında yeni albümü için hazırlıklara başlayan Emre Akbay, 4 Haziran tarihinde 8 parçadan oluşan ilk uzunçalar albümü Düş Kuşu'nu bağımsız olarak yayınladı. Tohumlar isimli parçada No Land ekibiyle birlikte çalıp söyleyen Akbay'a, Rüyamda parçasında ise Gülşah Erol eşlik ediyor. Ayrıca albümün davullarında Oktay Zengin, akordeon ve piyanolarında ise Esin Nilay Zengin ismini görüyoruz. Kayıtları İstanbul ve Eskişehir'de alınan albümün mix ve mastering'lerinde ise Şenol Coşkun imzası bulunuyor. 'Emeği geçenler künyesi' oldukça kalabalık olan Emre Akbay'ın ilk uzunçalar albümü Düş Kuşu'nu hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz. Albümün ilk klibi ise 2017-2019 yılları arasında Oktay Zengin, Çağatay Vural ve Melih Özmen'in çektiği videolara, Emre Akbay'ın kurgusu sonucunda Papatyalar parçasına geldi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/emre-musaoglunun-yeni-albumunden-ikinci-tekli-geberiyorum-yalnizliktan/", "text": "Emre Musaoğlu'nun 11 Şubat 2022 ayında çıkacak Affektif adlı ilk albümünden Geberiyorum Yalnızlıktan adlı ikinci teklisi, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında! Albümden çıkan ilk single olan Ben Seni Bulurum ile dikkatleri üzerine çeken Emre Musaoğlu, oldukça karamsar bir şarkı ile tekrar karşımıza çıkıyor. Sözü ve müziği kendisine ait olan bu şarkıda, enstrümanlarda ve prodüksiyon aşamasında da kendisini görüyoruz. Şarkı sözlerinin bir iç hesaplaşma sonucu ortaya çıktığını dile getiren sanatçı, her geçen gün kendimize karşı beslediğimiz nefretin, ne kadar büyüdüğünü gözler önüne serdiğini anlatıyor. Emre Musaoğlu'nun önümüzdeki ay yayınlanacak albümü Affektif öncesi ısınma turları olarak da sayabileceğimiz Geberiyorum Yalnızlıktan, şimdi tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/en-bastan-etkileme-zorunlulugun-varsa/", "text": "Son dönemdeki yeni dizi yapımlarının artışı ile haliyle hangisine yetişeceğiz, hangisini izleyeceğiz diye ikilemlere düşebiliyoruz. Sırf denemek için bile başladığım ve 2-3 bölüm sonra bıraktığımız diziler olduğunu düşünürsek, kalite yapım kendisini taaaa en başından göstermek zorunda kalıyor. Bunun da en önemli göstergesi kesinlikle konuya ek olarak kullanılan müzikler ve güzel bir intro. Çünkü o yapım ile ilgili ilk izlenimi intro'da vermek zorunda kalıyorlar. En etkileyici intro'lardan sizler için seçmeye çalıştık. Geçtiğimiz dönemi kasıp kavuran Dark, çok başarılı konusu ve görüntü yönetmenliği dışında sanat eseri bir intro'ya sahip. Tamamen konusuna uygun karanlık bir havası var. Intro'daki şarkı ise Apparat'tan Goodbye. Bu sene 9. sezonuna giren American Horror Story'de her sezon farklı bir intro karşımıza çıkıyor. Değişmeyen tek şey kullandıkları şarkı. O dönemi ve konusunu da düşünürsek gerçekten ürkütücü ve etkileyici. Dört sezon olsa da yılbaşına üç bölüm çıkaran Sherlock'un intro'su da ayrı bir güzelliğe sahipti. Hem konusuna uygun gizemliği hem de Londra'nın tilt-shift efektli videoları uyum içerisinde. Intro müziğinin bestesi ise David Arnold ve Michael Price'a ait. Belki de kendini izletmekte en başarılı vampir dizisi olan True Blood'ı da es geçemeyiz. Dizinin kalitesi tartışılabilir ama intro'su müziği ile inanılmazdı. Jace Everett'ın Bad Things şarkısına dizinin konusuna uygun görüntüler eşlik ediyor. Kendinden çok fazla söz ettiren dizilerden biri de True Detective'di. Son yıllarda gerek konu gerek oyunculuk olarak çekilmiş en başarılı yapımlardan biriydi. Intro'su da buna yakışır seviyedeydi. Yine çok başarılı bir şarkıya ve dizinin o mistik yapısını veren efektler ile hazırlanmış bir videoya sahipti. Şarkı ise The Handsome Family'den Far From Any Road. Kişisel favorilerimden Black Sails'i de duygusal davranarak listeye ekliyoruz. Dizi Define Adası diye bildiğimiz hikayenin öncesini anlatıyor. Bear McCreary'nin tam olarak korsanları anlatan sakin başlayan ve gaza getirici bestesi de çok başarılı. Son olarak da Macella'nın intro'sundan bahsetmeden geçemeyeceğiz. Anlık gel gitler yaşayan ve sonrasında o anı hatırlamayan bir dedektifin ana karakter olduğu diziye çok uygun intro müziği ise The Bug feat. Inga Copeland'dan Fall. Çok başarılı bir animasyona kudretli bir müziğin eşlik ettiği Game of Thrones, dizinin psikolojini veren The Walking Dead, Narcos ve her izlediğimizde karnımızı acıktırarak ironinin dibine vuran intro'su ile de Dexter gibi yapımlar zaten en temel ve güzel örnekler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ep-seretan-live-in-dreams/", "text": "EP formatını seviyorum, ancak iyisine denk gelmek zor. EP, yani kısaçalar, albüme göre kısa ve özdür, dağılmaya müsait etmez. Bütünlük kaybolduğu anda belirsizliğe yuvarlanır ve albümlerin ihtişamının yanında unutulur gider. Bir kısaçaların etkili olması için gerekli olan yoğunluğa sahip sanatçılar arasında en başarılı bulduğum FKA Twigs. Üç kısa, bir uzunçalar sahibi Twigs'in tüm kısaçalarları baştan sona tek parça halinde dinlenilmesi gereken eserlerdir bana göre. Albümü LP1'ı ise başta sona aynı keyifle hiç dinleyemedim. Nasıl edebiyatta roman yazarılığı veya hikaye yazarılığı daha güçlü yazarlara rastlıyorsak, belki bu durum müzisyenler ve kayıt formatları için de geçerlidir. Ben hala FKA Twigs'in M3LL155X'ü üzerine düşüne durayım, bereket, bir başarılı kısaçalar daha var son zamanlarda dinlediğim: Özcan Ertek'in Seretan projesiyle yayınladığı ilk kısaçaları Live In Dreams. Live In Dreams üzerine çok şey söylenebilecek, yoğun bir kısaçalar. Kolay lokma değil, her dinlemede farklı özelliklerini belli edecek şarkılara sahip. Müziğini yarattığı kadar keşfetmiş de Ertek. Live In Dreams ayak değmemiş ses alemlerine yapılmış bir kefiş gezisi gibi. Elektronik müziği, tüm potansiyeline rağmen, gitgide daha alışıldık ve tekdüzeleşmiş duyduğumuz özellikle şu günlerde, Live In Dreams benzersiz tını ve dokularıyla müzikte artık herşeyin denenmiş olduğu görüşünü sorgulatıyor. Ve tüm deneyselliğine rağmen ulaşılabilir, pekala da dans edilebilir bir iş olmayı başarıyor. İçinde dört parça bulunduran Live In Dreams sert tonlarla başlayıp sona doğru yumuşuyor. Parçaların ortak yanı, bireysel öğelerin harmoni, melodi ve ritim ayrımı tanımadan birlikte tınlaması. Açılış parçası The Open Door her sesin gürültü, her gürültünün de müzik olduğu bir duruma sahip. Sanki diğer öğeler arasına tesadüf eseri karışmış gibi duyulan birçok ses, tek seferde etkisini tamamlıyor ve yerini başka bir sese veriyor. Kısaçalara ismini veren Live In Dreams'in ise fiziksel yanı ön planda. Ancak bu fiziksellik, vücutta hissedilme durumunun yanı sıra farklı şekillere sahip cisimlerin hareketlerinin, maddesel olayların göz önüne gelmesiyle de ilişkili. Yine bu fizikselliği içinde barındıran, favorim Ghost In My Head'de eksen çevresinde dönen bir cismin havayı itmesiyle oluşan sese benzer bir ses ana motif. It's Still You albümün en sakin ve sade parçası. Usulca bitiriyor kısaçaları. It's Still You'yu doku bakımından harika bulmama rağmen, keşke kendinden önce gelen ve birbirine oldukça yakın olan diğer parçalara bağlantı noktası daha duyulabilir olsaydı, diye düşünmeden edemedim. Seretan'ın bu ilk işinden sonra gelecekleri iki anlamda merak ediyorum. 1: Karşıma daha ne keşifler çıkacak? Ertek enstrüman da icat ediyormuş; kendisi müzikal ifadenin sınırlarını genişletmeye kararlı gibi. 2: Yayın formatı. Gerçekten merak ediyorum, sevgili okur. Single ve albüm yapımı arasındaki fark çok aşikar, ama bence kısaçalar da hak ettiği itibarı vermek lazım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/erdi-gokcekin-yeni-teklisi-alisamadim-yayinda/", "text": "Alternatif sahneden Erdi Gökçek'in yeni teklisi Alışamadım 22 Ocak tarihinde dinleyiciyle buluştu. BBI Yerli köşemizin 121. konuğu olan Erdi Gökçek'in yeni teklisi Alışamadım 22 Ocak cuma günü dijital platformlarda yayınlandı. Geçtiğimiz yıl kasım ayında, beş parçadan oluşan ilk akustik EP'si Hala Rüyadayım'ı paylaşan Erdi Gökçek, şarkıcı & şarkı yazarı kimliğiyle yayınladığı Sen Bi Yolunu Bul parçasını ise ilk olarak 2019 yılında dinleyiciyle buluşturmuştu. Alışamadım adlı yeni teklisiyle Erdi Gökçek, içinden geçtiğimiz ve iliklerimize kadar hissettiğimiz bu zor dönemi umut ederek ve karamsarlığa kapılmadan bir şekilde atlatacağımızı ifade ediyor. Parçanın düzenlemesini Suat Uğur Kır yaparken, elektrik gitarlarda Candaş Orhan, bas gitarda Sıtkı Sencer Özbay, mix & mastering'te ise Fazlı Can Kaya imzasını görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eren-coskundan-yeni-sonbahar-sarkisi-don-bak-bana/", "text": "Alternatif sahnenin yeni ismi Eren Coşkun'un Dön Bak Bana adlı yeni parçası BBI Music Co. etiketiyle yayında. Eren Coşkun'un yeni teklisi Dön Bak Bana ile dinleyenleri karanlık bir atmosferle buluşturuyor. Unutulmaya başlanan detayları, unutulma korkusunu ve anlara tutunma ihtiyacını anlatan bu teklide sanatçı, diğer şarkılarından farklı bir tarz deneyerek dinleyenleri iç diyaloglarına ve sitemlerine davet ediyor. Sözlerini Eren Coşkun'un yazdığı bu teklide beste Eren Coşkun ve Deniz Can Baş ikilisine ait. Kayıt, mix-mastering'i kendi evinde tamamlayan sanatçı kapak görseli olarak Tomas Rico'nun kendi bahçesinde yetiştirdiği pancarların suyunu kristalize ederken mikroskop ile fotoğrafladığı görseli kullanıyor. Eren Coşkun ve Deniz Can Baş'ın Dön Bak Bana adlı yeni teklisini aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/erkin-sagsen-hend-projesiyle-yeni-teklisini-yayinladi/", "text": "Alternatif müzik sahnesinden birçok grubun gitaristi olarak tanıdığımız Erkin Sağsen, HEND projesiyle yeni teklisi Kaygan Yolu tüm dijital platformlarda yayınladı! Son Feci Bisiklet ve Öfkeli Kalabalık gibi grupların gitaristi olarak tanıdığımız Erkin Sağsen, Hend ismiyle yeni şarkısı Kaygan Yolu Wonder Wheel Live etiketiyle tüm dijital platformlarda yayımladı. Yeni teklisinde iç hesaplaşmalara alternatif çözüm sunan Erkin Sağsen, aynı zamanda parçanın söz, müzik, düzenleme ve mix'ini de üstlendi. Mastering'inde Tahsin Güngör Aktürk ve Naci'nin olduğu parçanın klip yönetmenliğinde ise Barış Fert bulunuyor. Müzisyen, synth pop, indie elektronik ve hiphop aracılığıyla toplumun ve kendi iç sesinin ikileminde kalarak kendinde kavgaya tutuşan insanın hayat mücadelesinde iç hesaplaşmasına dikkati çekiyor. HEND'in yeni teklisi Kaygan Yol ve klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eski-bir-dosta-kavusmak-gibi-tindersticks-the-something-rain/", "text": "Uzun süredir yolunu gözlediğim albüm sonunda yayınlandı. Eski bir dostu bekler gibi bekledim bu albümü. Sen yokken neler oldu ah bilsen! diye hevesle cümlelere başlayacağım eski bir dost gibi. Bu bekleyişin en güzel tarafı anlatacak olanın ben olmadığımı bilmek, heyecanla beni bana anlatmasını beklemek. Beklediğime değdi. 1994 yılı albümleri Curtains, grubun zirve yaptığı bir albümdü. Kemikleşmiş Tindersticks dinleyicileri gelmiş geçmiş en iyi Tindersticks şarkılarının bu albümde olduğunu düşünür, buna kuşku yok. Grubun daha sonra çıkardığı albümler hiçbir zaman hayal kırıklığı yaratmadı ama Curtains'in yerini de dolduramadı. The Something Rain, her ne kadar ismiyle gönülleri fethetse de bu kanıksanmış düşünceyi değiştirebilecek bir albüm değil, sanırım bunda birçok kişi hemfikir olacaktır. Ancak ben A Night In ve Another Night In ile zirveye çıktıklarını düşünmüşümdür hep. Bu iki şarkının üstüne çıkan bir şarkı cenneti vaat edebilir ancak. Yeni albümdeki A Night So Still bu yolda ilerleyecek mi merak ediyorum. Tindersticks'in bir diğer özelliği de şarkılarının insan zihninde yarattığı film kareleri. Çok az grupta bu etkiyi yaşadım ben. Belki bunda Claire Dennis filmlerine yaptıkları film müzikleri de etkilidir. Filmleri hiç izlememiş olsanız bile kafanızda bazı sahneler canlanır. Çoğu, filmdekilerle uyum içinde olan sahneler. Şaşırtıcı, ama öyle. Bu albüm, hayal etmenizi kolaylaştıran bir öykü-şarkıyla açılıyor. Chocolate. Hüzünlü bir aşk hikayesi. Cinsiyetini bulamamış bir aşk hem de. Öyküyü David Boulter anlatıyor. Yaklaşık on dakikalık bir bekleyişin ardından nihayet Stuart Staples'le, Show Me Everythingle devam ediyor albüm. Fonda yinelenen bir show me ile yolculuk başlıyor. This Fire of Autumn, Slippin' Shoes, Frozen, Come Inside geliyor peşi sıra. Albüm yayınlanmadan bir süre önce piyasaya sürdükleri Medicinei ilk kez duyarmış gibi dinliyorum. Albümün atmosferi bunu hissettiriyor. O kadar uyumlu ki şarkılar birbiriyle, sıralarını değiştirsem de bozulmuyor etki, ben sadece sesleri dinliyorum. Azalan ve çoğalan sesler. Uzun bir otobüs yolculuğunda cama yansıyan hayalet şehirler gibi zihnimde dönüp duruyor melodiler. Goodbye Joe ile susuyor sözcükler. Siyah beyaz bir film hayal ediyorum. Ta ki Chocolate ile yeniden seslere dönene dek. Sonrası... Hep farklı oluyor. Günlerdir bıkıp usanmadan dinliyorum. Eskitir miyim diye korkmuyorum. Bu hissi seviyorum. Yazarın bir başka Tindersticks yazısı için tıklayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eskilerden-can/", "text": "Deneysel rock grubu olarak kuruluyor CAN. O zamanların Batı Almanya'sında. Bu bahsettiğimiz sene 1968. Sonraki senelerde Krautrock teriminin yaygınlaşması ile grubun adı, Krautrock'ın öncü gruplarından biri olarak anılmaya başlanıyor. Grubun isminin CAN, kurulduğu yerin Almanya ve albümlerinden birinin adının Ege Bamyası olması karşımıza Türkiye'yle bir bağlantı çıkaracak gibi duruyor ancak, öyle olmuyor. CAN ismi; communism, anarchism, nihilism kelimelerinin baş harflerinden meydana geliyor. Bu ismin öncesinde The Can ve Inner Space isimlerini de kullanmışlar. Inner Space isminin etkisiyle midir bilinmez, Berlin'de bir uzay üssünde kayıt yaptıklarına dair -kesin olmayan- bilgiler vardır. Grubun müzikal geçmişi, önünde saygı belirtisi olarak kabul edilen her hareketin yapılabileceği büyüklüktedir ve istersek buradan incelenebilir. Grubun en çok bilinen şarkısı Vitamin C ancak o kadar çok başarılı düzenlenmiş eseri var ki grubun, Paperhouse'dan mı bahsedelim, Oh Yeah mi diyelim? Deneysel, Post-Progressive Rock veya Krautrock seven arkadaşlarımızın CAN'i dinleyip ona hayatlarında bir yer açmaları veya bulunduğu yeri sağlamlaştımaları en iyi seçenek gibi görünüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eskiz-bir-basina-yetmez-bir-araya-gel/", "text": "İstanbullu rock and roll grubu Eskiz, 26 Şubat Cuma gecesi sürpriz bir video tekli yayımlayarak heyecan yarattı. Bir Araya Gel'in videosunda garage rock revival sularında protest kimliğini yeniden vurgulayan bir Eskiz portresi çizildiği görülüyor. Pandemi sürecinde Türkiye'de müzisyen olarak varolmaya ve bu varoluşun yanında getirdiği tecrübeye eleştirel bir bakış diye tanımladıkları Bir Araya Gel, çıkışı bir hayli ertelenen ve nihayet geçtiğimiz sonbahar gün yüzü görerek 2020 yılı seçkilerine giren ikinci uzun çalar Kozmik Ruh Dansı'ndan sonra grubun ilk üretimi olma özelliğini taşıyor. Grupla uzun zamandır çalışan ses mühendisi Ozan Çanak ile ortaklaşa yürütülen prodüksiyonun kaydı gibi video çekimine de Tantana Stüdyo ev sahipliği yapıyor. Bilge Han Deniz ve Onur Çakır'ın yönetmenlik imzasını taşıyan klibin kurgusu ise Çakır'a ait. Eskiz yeni yıla Kozmik Ruh Dansı'nda yer alan üç parçanın demosunun sunulduğu Arkeoelektronik ile girmişti. Deniz Ağan, Can Tunaboylu ve Uygar Çetiner'den oluşan üçlü, Bir Araya Gel ile önümüzdeki yakın döneme dair güçlü ve dinamik sinyaller veriyor şimdi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eskiz-firtinalar-koparken-ile-yeni-album-iklimine-girdi/", "text": "Grubun, Alp Ersönmez prodüktörlüğünde kaydedilen yeni stüdyo albümü Kozmik Ruh Dansından ikinci tekli 'Fırtınalar Koparken' 22 Kasım'da yayımlandı. Klavyeci Yasemin Özler'in vokalleri şarkıyı Eskiz'in diskografisinde ayrı bir yere oturtuyor. Geçtiğimiz ay ortasında çıkan ilk tekli 'Mümkün Değil'de olduğu gibi dün dijital platformlarda yerini alan 'Fırtınalar Koparken' de videosuyla birlikte geldi. Ankaralı rock'n'roll üçlüsü Al'York ile çalışmalarından tanıdığımız Adil Burak Aydın'ın yönettiği klip, spor konulu film meraklılarına sürprizler barındırıyor. Klipte, 1976'nın üç Akademi ödüllü filmi Rockyden merdivenlerin tepesine tırmanma ve çiğ yumurta içme sahneleri hemen dikkat çekiyor. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından düzenlenen ilk yaz olimpiyatı Paris 1924'e katılan Britanyalı atletlerin iç dünyalarını işleyen, En İyi Orijinal Müzik dahil olmak üzere 1981'in dört Oskarlı Ateş Arabaları da Fırtınalar Koparken'in sprint ve özellikle final sahnesine ilham vermiş. Videonun ilk karesinde beliren yazılar ise atletizm sporunu TV başında izlemeyi seven meraklıların gönlünü çeliyor. Eskiz, Kozmik Ruh Dansını, her yönüyle ilk kez deneyimledikleri bir üretim sürecinin ardından heyecanla ilerledikleri yepyeni bir başlangıç diye özetliyor. Albümün 2020'nin hemen başında çıkması bekleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/esperanza-spalding-arturo-bandini-ile-roma-yolu/", "text": "Sırt çantama rastgele giyecek bir şeyler koymaya başladım. Bilgisayar hala açık ve Yeter artık! Beni kapat. diye inliyordu. Bu inlemeleri duymam mümkün değildi. Çünkü; kalbimin çarpıntısının kaburga kemiklerimi kırmasına ramak kalmıştı. En son pasaportumu, arabamın ruhsatını, çekmecedeki kredi kartlarımı ve nakit paraları aldım. Kapıya gelip, ayakkabılarımı bağlarken Arturo'ya seslendim. Hey! Arturo... Hadi gel sende... Arturo benden önce arabaya koşup, arabanın ön koltuğuna oturdu. Sokaktaki kadınlar ve çocuklar sanki büyük bir suç işlemişiz gibi meraklı gözlerle bize bakıyorlardı. Resmen kaçıyor gibiydik. Haksız sayılmazlardı ama biraz meraklı olmasalar iyi olurdu. Sınırı geçerek İtalya'ya doğru yola çıktık. Aslında Arturo'yu heyecanlandıran şey ile beni heyecanlandıran şey aynı değildi. Arturo'nun derdi memleketini görmekti; besbelli. Yüzü gülüyordu. Ben ise heyecanıma heyecan katmış vaziyette arabanın hızını arttırıyordum. Arnavutluk Limanından gemiyle Lecce'ye doğru geçerken Arturo bana gülümseyerek: Esperanza... Esperanza... dedi. Onu uyardım. Arturo... Git başka kadınlarla ilgilen ve beni seni çağrıdığıma pişman etme! Arturo devam etti: Esperanza için o kadar yol gidilir mi? Sanki senin yanına gelecek, yanağını okşayacak. Komik olma ahbap! diyerek mırıldanıyordu. Sustum ve söyleyeceklerinin bitmesini bekledim. Lecce limanından İtalya'ya giriş yapmıştık. Önümüzde 7-8 saatlik bir yolculuk daha vardi. Bari kıyılarından içeri kıvrılarak, Roma'ya varacaktık. Arturo'nun ten rengi bile değişmiş, güneş gibi göz alıyordu. Bari kıyılarından geçerken Roma'ya neden gittiğimi sorguladım. Biraz geç kalmış bir sorgulamaydı. Tek amacım Esperanza Spalding'i görmek ve tanışmaktı. Ona neden bu kadar hayrandım bilmiyorum. Kontrbas'ın etkisinden olabilirdi. Umurumda değildi. Esperanza Spalding'e ulaşmak, sahnede görmek bile bu maceraya değerdi. Roma'ya vardığımızda Esperanza Spalding'in kaldığı oteli çaprazdan gören, butik bir otelden oda kiraladım. Arturo Memlektim... diyerek gezmeye gitti. Odaya çıkarken, kafamdaki tek şey odanın camının Esperanza'nın gölgesini gösterse yeter düşüncesiydi. Odaya çıktığımda dev bir karanlık vardı. Çünkü; camdan baktığımda önümde bir apartman duruyordu. Arturo bu tip odalara alışıktır; ama ben pek değilim. Zaten Esperanza'yı görmek bile mümkün değildi. Konserin olduğu gece Arturo ile birlikte, konserin yapılacağı yere doğru ilerledik. Kapının girişinde taşkınlık yapan bir grup insan vardı. Arturo kolumdan tutarak kenara çekmeye çalıştı. Konserin başlamasına az bir süre kalmıştı. İçeri girmekten başka düşüncem yoktu. Arturo'ya dönüp Dur iki dakika Arturo. İçeri girmemiz lazım. Arturo'dan güçlüyüm. Kendimi ondan kurtararak girişin önüne geldim. Fakat araya giren polisler Arturo ve beni alıp bir polis aracına soktu. Arturo onlara dert anlatmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. 17 kişiyle birlikte bir nezarete attılar. Yaşadığım hayal kırıklığını tamir etmem mümkün değildi. Belki de Arturo'yu dinlemeliydim. Zaten o da bana küfürler ederek, beni duvardan duvara vuruyordu. 17 kişilik grup bize gülüyordu. Neden ortalığı karıştırdıklarını anlamak dahi istemiyordum. O konsere gidemedim. Esperanza orada şu an kontrbas'ı ile dans ediyor ben ise Roma'nın bilmediğim bir yerinde nezaretteyim. Üstelik yanımda büyük yazar Arturo Bandini var. Ne kadar şanslıyım! Ertesi sabah polisler gerçeği anlayarak bizi bıraktılar. Otele gidip, hemen geri dönmeye karar verdim. Arturo uykusuz ev yorgundu. Otele doğru yaklaşırken bir kalabalık gördüm. Evet yanlış görmüyordum. Esperanza ekibiyle birlikte kaldığı otelden ayrılıyordu. Bu tek ve son şansımdı. Taksiciye durmasını söyledim. Taksi durunca arabadan indim. Arkamdan da Arturo... Esperanza'ya doğru koşmaya başladım. Her bir adımda Esperanza'yı daha çok hissediyordum. Güvenlik görevlileri hızımı keserek beni durdurdu. Onları yıkıp geçmek istedim. Bir tanesi karnıma sert bir yumruk indirdi. Ardından Arturo'ya da bir tane indirdiler. Yerde kıvranırken Esperanza güvenlik görevlilerini durdurdu. Yanımıza geldi. Yerde kıvranırken karnımdaki acı kalbimin çarpıntısıyla karışarak içimde büyük depremlere sebep oldular. Esperanza bana, ben Esperanza'ya bakıyordum. Esperanza gülümsedi, elini uzattı. Ayağa kalktım. İmza atmak için bir kalem istedi. Ona İmza için Teşekkür ederim. Sadece seninle tanışmak ve konseri izlemek istedim; ama kapının önünde çıkan olaylar yüzünden polis Arturo ve beni -Arturo Bandini bu arada tanırsın, büyük yazar- içeri aldı. İzleyemedim. Çok üzgünüm. Seni görmek için taa İstanbul'dan geldim! diyerek cümlemi tamamladım. Esperanza Arturo Bandini'ye dönüp, onu selamladı, hatta sarıldı. Arturo'ya dönüp, yüzünün ortasına çakmak istedim. Öyle kıskandım ki tarif edemem. Esperanza bana döndü. Bir davetiye verdi. Davetiyeyi açıp baktığımda havalar uçacaktım. Esperanza'ya bir kere sarılmak istediğimi söyledim. Beni kırmadı. Nezaretanenin kiriyle sıkıca sarıldım ve onunla vedalaştım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-habercisi-iksv-caz-ile-gece-gezmesi/", "text": "İlk kez 2015 yılında düzenlenen Gece Gezmesi, bu sene de 26 Ekim Çarşamba günü gerçekleşecek. Kadıköy'ün farklı sokaklarındaki mekanlarında, herkesin zevkine hitap edecek çeşitliliği ile alternatif müziğe doyuracak gibi gözüküyor. Etkinlik, Kadıköy-Moda-Yeldeğirmeni bölgelerinde, 11 farklı mekanda, tam tamına 23 konser ile gerçekleşecek. Bilet fiyatı: 56 TL, buradan satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-10-17-nisan/", "text": "Almanya'dan minimal elektronik sesler üreten ikili Atna ve yerli sahnemizin iki aktif ismi Da Poet ve İdil Meşe'den oluşan Rain Lab XJAZZ Festival kapsamında Borusan Sanat'ta sahne alacaklar. Geçtiğimiz yıl itibariyle dönüşümüne hızlı adımlarla devam eden Nihil Piraye'nin bol synth'li, çift davullu, bol salınmalı müziğini daha önce canlı dinlemediyseniz fırsat bu fırsat! Canlı performansları konusunda da daha önce izleyen kimseyi pişman ettiğini görmediğim Nihil Piraye, XJAZZ Festival kapsamında bu Perşembe Peyote Nevizade sahnesinin konuğu oluyor. Hayalleri, tasarıları ve fikirleriyle Pozitif'e hayat vermeyi sürdüren Mehmet Uluğ'un doğum günü bu yıl da Babylon'da kutlanıyor. İki Ankaralı grubun Kadıköy çıkartmasına şahitlik etmek için perşembe akşamı Dunia'ya. Hatta ve hatta MickeySaysBye'ın ilk İstanbul konseri. Deneysel, saykodelik ve progresif işlerden hoşlanıyorsanız, Kadıköy çıkışlı 6 kişilik enstrümantal müzik yapan, Loopenstraat ismindeki bu grubu aklınızın bir yerine yazıp, muhakkak kulak veriniz. Lopenstraat perşembe günü, elektro gitar, elektro kontrbas, davul enstrümanlarıyla birlikte oluşturdukları müziklerinde bolca caz öğesi bulunduran Mikado'yla beraber kargART sahnesinde! Geçen hafta Afrika'da, Fildişi Sahili'nde katıldığı AbiReggae Festivali'nin hemen ardından Sattas, ayağının tozuyla 14 Nisan'da Sanat Performance sahnesinde olacak. Hem de bir ay önce yayınladığı yeni EP'si Bir Ben Miyim?in lansmanı için. Lansman öncesi uzun bir albüm incelemesi ve Sattas tarihçesi okumak isterseniz sizi Yeni Bir Grup Keşfettim, İsmi Sattas yazımıza yönlendirelim. Yok efendim ben şimdi yazı falan okuyamam diyenler için de yakın zamanda Orçun Sünear'ın konuk olduğu Bir Baba Indie Radyo programının kaydını Soundcloud'tan dinlemek mümkün. Retro-fütüristik izler taşıyan Voyager albümüyle Vitalic bu aralar arkadaş listemin en çok paylaştığı isimlerden birisi. Öyleyse bu cuma gece yarısından sonra adres belli. Ayyuka hakkında çok da fazla bir şey demeye gerek yok sanrım. Geçen ayki kargART konserleri sonrasında bu ay da Avrupa yakasındaki evlerine, Peyote Nevizade'ye geçiyorlar. Kaçırmayın! Ras Memo çalıyorsa Nayah'a uğramak farzdır. Son ayların en etkinlik fakiri cumartesi gecesini Bosphoroots ve Zeytin kurtaracak. Çünkü en yalnız kaldığınız zamanlarda reggae daima imdadınıza koşar. Korhan Futacı, Çağlayan Yıldız ve Ediz Hafızoğlu kadroyla özgür caz icra eden Lycian Trio, prömiyerini XJAZZ kapsamında, Peyote'de gerçekleştiriyor. Gecenin açılışını ise geçtiğimiz haftalarda Peyote Pazar Teras konserleri kapsamında sahne alan Efe Demiral 'Inside Out' projesiyle gerçekleştirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-18-23-nisan/", "text": "Müjde: Türkiye seyircisinin doyamadığı Riff Cohen salı ve çarşamba olmak üzere iki akşam üst üste Salon'da. Bu defa Yemen Blues'dan Ravid Khalani de daha önce pek çok iş birliğinde olduğu gibi sahnede Cohen'e eşlik edecek. Blue Blues Band'in iki dahi müzisyeni Kerim Çaplı ile Yavuz Çetin'in hikayelerini anlatan Blue filmi geçen hafta İstanbul Film Festivali kapsamında ilk gösterimini gerçekleştirdi ve festival kapsamındaki Ulusal Belgesel Yarışması Mansiyon Ödülü'nün sahibi oldu. 21 Nisan'da vizyona girecek film vizyon öncesinde Başka Çarşamba kapsamında Başka Sinema salonlarında olacak. Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin'i doğru anlatmak için büyük çaba sarf ettiği her halinden okunan belgesel iki müzisyenin de portrelerini çizerken duygu sömürüsünden kaçınarak, Çaplı ve Çetin'in efsanevi yönlerini gösterirken insani yönlerini göstermeyi de ihmal etmeden, kahramanlaştırmadan meramını anlatmayı başarabilmiş. Nokta atışı konu başlıkları ve -her ne kadar görmesek de- başarılı bulduğum röportaj sorularıyla doğru noktalara parmak basan bu film Çaplı ile Çetin'i tanıyanlar için büyük bir ödül gibi, tanımayanlar için ise ideal bir tanışma fırsatı. Bir süredir ekipçe geçirdiğimiz bol muhabbetli gecelerin sonunda kapanış/sızma şarkımız olan Yalnız Ölmek single'ını 2016 sonunda yayınlayan Can Güngör bu çarşamba Lokalize kapsamında Studio sahnesinin ilk konuğu. Ardından da kudretinden sual olunmayan KFKO. Lokalize'den yine epik bir eşleştirme daha. Kaçmaz. Kariyeri boyunca toplam 13 albüm yayınlayan, son olarak geçen yıl True Love adlı albümüyle dinleyicilerini sevindiren Fatih Erkoç'un farklı türlerdeki çalışmalarını her zaman severek takip ediyoruz. Konser bulunca da kaçırmıyoruz. Bu hafta yine şehrimizi iki akşam üst üste teşrif edecek bir diğer çok sevilen, konserlerine kolay kolay bilet bulunmayan isim ise Iyeoka. Fransa'dan misafir No Tongues bu çarşamba Bilgi Yeni Müzik Festivali kapsamında kargART'ta. Giriş ücretsiz. Beton Orman bu çarşamba Myth, Da Frogg ve Dubrada ile Anadolu yakasında, Feneryolu'nda. Emre Nalbantoğlu Ankara'dan İstanbul'a fırsat buldukça gelmeyi ihmal etmiyor, zira buralarda seveni çok. Nisan başında gerçekleşecek olan konseri 19 Nisan'a ertelenmişti, şimdi artık konser vakti geldi. Multi-enstrümanist Emily Wells tek başına dev bir orkestra olduğu için kendisini sahnede izlemek çok zevkli. Daha önce izlemediyseniz konser öncesinde canlı performans videolarına mutlaka bir göz gezdirin. Kötülük Bizim İşimiz albümü sonrasında uzun bir aradan sonra başladıkları yeni albüm kayıt sürecinde 90BPM ekibi cuma akşamı kargART sahnesinde. Kamufle Moral Band Studio Session albümünü mart sonunda yayınlayan Kamufle ise sanırım ilk defa KargART sahnesinde izlenebilecek, ne mutlu bize. Her rap gecesi gibi bu gece de bol konuklu: Da Poet, Farazi, Kayra, Savai, Sorgu gecenin konukları. Geçen ayki Kırınardı albüm lansman konserinin biletleri tükenen Gevende bu defa da Salon'da. Biletler için elinizi çabuk tutmanızda fayda var. Hazırlıkları içerisinde oldukları albümün yayınlanmasını iple çektiğimiz Pilli Bebek bir defa daha Kadıköy'de. Yeni albümü Ben Sizden Kaçtımı geçen ayın sonlarında yayınlayan Can Kazaz'ın albümünde şimdiden arkadaşlarımın birtakım favori parçaları olduğunu görüyorum, demek ki albüm hızla yayılıyor. 29 Mart'ta gerçekleştirdiği albüm lansman konserinde seyircinin Can Kazaz'ın eski parçalarını hep bir ağızdan söylediğine şahit olduk, bugünlerde konserlerde pek sık rastlanan bir durum değil bu hep beraber şarkı söyleyebilme vakası. Sanıyorum ki Can Kazaz'ın dinleyicileri cumartesiye kadar Ben Sizden Kaçtım şarkılarını da ezberlemiş olur ve Salon'da hep bir ağızdan söylerler. İngiliz müzisyen ve prodüktör Gaudi dub, reggae ve psychedelic ritmleriyle bu cumartesi gece yarısından sonra Babylon Bomonti'de. Sabahlar olmasın. Record Store Day kutlamalarına meraklıysanız Eray Düzgünsoy, Zoltan Robotny ve Bahadır Dilbaz kutlamalar için dj setleriyle Karga'da olacaklar. Outro ve Zoltan stantları da 17.00'den itibaren açık olacakmış. Record Store Day kutlamalarını gelenekselleştiren Yeni Çarşı'daki nadide plak dükkanımız Kontra Record Store bu sene de dolu dolu bir program hazırlamış. 14.30'da Barış Demirel / Barıştık Mı ile başlayacak program Tunç Çakır, Dj Yakuza, Hiccup, In Hoodies, Palmiyeler ve Da Poet ile devam ediyor. 21.30'da Fasitdaire dj set ise günün son atraksiyonu. Portal serisi, kültür ve tarz gözetmeksizin, sesi sadece ses olarak duymayı ve paylaşmayı amaçlamaktadır. 130 adet ile sınırlı biletler Karga giriş kat barda ön satışta. Lokalize'nin bu haftaki diğer konuğu dans garantili Hey! Douglas. 21-23 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek Fanzineist festivalinin Tight Aggressive ayağında cumartesi günü 20:30-23:30 arasında Yeldeğirmeni'nde bulunan mekana ait stüdyoda Company Fuck ve Alper Erkut ile Deniz Beşer'in projesi Noise Jam'in performansları izlenebilir. Etkinlikte sınırlı sayıda izleyicinin stüdyoya alınacağını belirtelim. Teneke Trampet ikinci albümleri Olmazdan yepyeni şarkılarıyla cumartesi akşamı Kadıköy'de, Gitar Cafe'de. Pera Eğitim, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı klasik müzik konseriyle kutluyor. Pera Müzesi, Kadıköy Belediyesi Çocuk Sanat Merkezi iş birliğiyle, 22 Nisan Cumartesi günü bir klasik müzik konseri gerçekleştiriyor. Kadıköy Belediyesi Çocuk Sanat Merkezi Oda Orkestrası Çocuk Bayramı'na özel hazırladıkları parçaları Pera Cafe'de seslendiriyor. Keman, viyola, çello, flüt, obua, saksafon, vurmalılar ve gitarlardan oluşan orkestraya konserde Çocuk Sanat Merkezi Çoksesli Çocuk Korosu'ndan küçük bir grup da eşlik edecek. Repertuvarınızdaki caz parçalarını özgün şekilde yorumlamayı öğrenmek veya başka tarz söylüyorsanız caz ile ufkunuzu genişletmek istiyorsanız Elif Çağlar İle Caz Vokale Giriş Atölyesi 22 Nisan 2017 tarihinde başlıyor. İki hafta sonu boyunca toplam 20 saat sürecek olan atölyeye katılım 12 kişi ile sınırlı. Kayıtlar için son tarih ise 20 Nisan. Fanzineist'in arkaoda ayağında 14:00-20:00 arasında fanzinciler, d. i. y. üretimlerini paylaşıyor olacak. Sonrasında 20:00'dan itibaren Poster-iti ve Reptilians From Andromeda performansları arkaoda sahnesinde izlenebilir. Prenslerin Öcü'nün bildiğiniz ve bilmediğiniz bütün şarkıları pazar akşamı Punch Kadıköy'de. Akşam oturmasına gidenler dinleyebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-22-26-mart/", "text": "Adeta günler çuvala girmişçesine 9 ayın konseri festivali bu haftaya toplanmış. Yazarken yorulduk, gitmeye dermanımız kalmadı. Multivitaminle, ginsengle enerji toplamaya çalışıyoruz, bize şans dileyin. En azından birkaçında karşılaşalım. Güzel haber: Sahra çöllerinde akıl kaçırtacak güzellikte müzikler yapan Tinariwen 10 Şubat'ta yayınladığı yeni albümü Elwanın ardından konser vermeye geliyor. Kötü haber: Biletler şimdiden tükendi. Bileti olmayanlar için yeni albümdeki favorilerimizden bir parçanın canlı performansını paylaşıyoruz. Sold out konserler karşısında elden başka bir şey gelmiyor. Pilli Bebek'in geçen hafta yeni bir single yayınladığını belki fark etmişsinizdir. Çoğu Zaman single'ı aynı zamanda uzunca süredir hasretle beklenen yeni bir Pilli Bebek albümünün de ufukta göründüğünün habercisi. Yeni single'ın hemen ardından Pilli Bebek Erken saat konseri dinlemek isteyen tüm dinleyicilerimize özel, hafta içi konseri. açıklamasıyla perşembe akşamı sizi Kadıköy'e davet ediyor. Konser 22.00'de başlıyor, geç kalmayın. Geçen yaz yayınladığı Profesyonel single'ının ardından ismini daha sık duymaya başladığımız, geçtiğimiz hafta kayıtlarını tamamladığı yeni 4 parçalık EP'leri öncesi yakaladığı ivmeyi devam ettiren Yarımada ile maalesef henüz hiç tanımadığımız Available Tensions perşembe gecesi Peyote'de. Tanıdıklarımıza sarılmaya, tanımadıklarımızla tanışmaya gidiyoruz. Bol seyircili ve yoğun etkileşimli performanslarını birkaç ay önce Peyote'de izlediğimiz Heranherşeyolabilir bu defa Salon'da. Biz yalnızca Gülin Kılıçay ve Öyküm Elif Erdoğan ikilisini izlemiştik, şimdi Burkay Yalnız da bu ünü dilden dile dolaşan ikiliye dahil olmuş. Henüz izlemediyseniz Yakalayamam demeyin, yakalayın. Aylar önce açıklandığından beri büyük heyecan uyandıran; bugüne kadar dünyada 27 farklı şehirde 53 defa, Türkiye'de ise ilk defa düzenlenen Sonar Festival'in tarihleri geldi çattı. İki gün boyunca Zorlu PSM'nin 4 sahnesinde eş zamanlı olarak gerçekleşecek festival elektronik müziğin dünü, bugünü ve yarınını merak edenlerin kaçırmak istemeyeceği zengin ve nitelikli bir program sunuyor. Konserlerin yanı sıra yaratıcılık ve teknoloji başlıkları altında gerçekleşecek yoğun bir konferans ve atölye programı da iki gününüzü Zorlu PSM'de geçirmenize neden olabilir. 24 Mart'ta başlayacak bir diğer önemli festival ise bu yıl ikinci defa düzenlenen Sound Ports İstanbul festivali. Geçen sene Tel Aviv-İstanbul Bağlantısı teması ile iki şehirde birden gerçekleşen festivalin bu yılki teması İçsel Yolculuk. Değişimin öncelikle zihnimizde ve ruhumuzda başlayacağını bilerek seçilmiş bir tema bu. 2 Nisan'a kadar devam edecek festivalin bu seneki mekanları şöyle: Kargart, Arkaoda, Flamme, Bina ve Salon. Bugüne kadar The Clash, Iggy Pop, Blondie, The Cramps ve Black Uhuru gibi isimlerin dünya turnelerinde warm up DJ'i olarak yer alan, 40. yılını devirmiş efsane dj Scratchy Sounds cuma akşamı Arkaoda'da Sound Ports İstanbul'un açılış partisi için set başına geçecek. Festivalin ilk gecesi ortak özellikleri Orta Asya ve Anadolu Şamanizmi ile bağlantılı müzikler icra etmek olan iki gruba ayrılmış. 2016 sonunda yayınladığı Tengri Teg albümüyle dikkat çeken Kam Ata ve kudretinden sual olunmayan Yakaza Ensemble ile uçuşa geçmeye hazır olun. Cuma akşamı Kadıköy'de uğranabilecek bir diğer mekan da Punch. Her ay bir defa gerçekleşen Soul Punch gecelerinde mekanın küçük sevimli dj kabini önündeki disko topunun altında büyük dans dönüyor, yerdeki kilim yerinde durmuyor. Ras Memo ve Da-Frogg'un Punch'a özel hazırladığı bu sette funky parçalar birbiri ardına akıyor. Dans bu adamların işi! Hem cumartesi akşamını İstanbul'un kalabalık merkezlerinden birinde geçirmek istemeyen hem de eğlenceli bir konser izlemek isteyenler için adres Kuzguncuk. Ahmet Beyler orijinal grup, Kuzguncuk havası da cabası. Önden yayınladığı Sonsuz single'ı ve ardından gelen Akustik albümüyle 30. yılını taçlandıran Pentagram'ı bugünlerde bir defa daha izlemek isteyenler için iyi bir fırsat. İleride oradaydım diye anlatacağınız bir konser olacağı kesin. En son konserlerini ne zaman vermişlerdi hatırlamıyoruz ama aradan uzunca bir zaman geçtiği kesin. Bilenler bilir, Rebel Moves son senelerde sık konser veren bir grup değil. Tam da bu yüzden her konser haberi evde bir bayram havası estirmeye yetiyor. Rebel Moves'un ardından Midnight Session için yukarıda bahsettiğimiz Scratchy Sounds set başında olacak. Sazıyla sözüyle sahnedeki muhabbetiyle memleketin en eğlenceli gruplarından olan Kolektif İstanbul bu cumartesi Salon'da. Son zamanlarda gidecek düğün bulamadıysanız fırsat ayağınıza geldi, zira Kolektif İstanbul konserleri düğün gibi bir şey oluyor. Hafta sonunu sağ salim atlatabilenler için bir de pazar etkinliği var bu hafta. Yakın zamanda Berlinli label City Slang Records ile anlaşan Jakuzi, 24 Mart'ta tüm dünyada dijital, plak ve CD formatlarında yayımlanacak albümünün lansman partisi için Arkaoda'da set başına geçiyor. Kutlama gibi kutlama."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-25-30-nisan/", "text": "İstanbul Teknik Üniversitesi MİAM Perküsyon Topluluğu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Devlet Konservatuvarı perküsyoncuları ve sa. ne. na perküsyon grubu ile birlikte 25 Nisan 2017 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü, Mustafa Kemal Amfisi'nde özel bir konser verecek. Müzisyenler, Türkiye prömiyerleri gerçekleşecek olan Edgard Varese'in Ionisation, Marc Mellits'in Gravity ve Elliot Cole'un Postludes adlı eserleri dahil olmak üzere, perküsyon müziğinin doğuşundan 21. yüzyıla uzanan zaman içerisindeki önemli besteci ve perküsyoncuların çeşitli eserlerini seslendirecekler. Prömiyeri yapılacak eserlerin yanı sıra, Henry Cowell ve Karlheinz Stockhausen gibi bestecilerin ve Emmanuel Sejourne ve Nebojsa Zivkovic gibi perküsyon sanatçılarının eserleri de seslendirilecek. Ayrıca konserde seslendirilecek birkaç parçaya MİAM öğrencilerinin hazırlamış oldukları görseller bu eserlerin yorumu sırasında eşlik edecek. Robonima Records GraNerd'ün ilk albümü Microinsanitynin lansmanını sunmaktan gurur duyar. 2013'ten beri İstanbul'da birçok farklı sahnelerde yer alan Gramafonia ve Teenage Nerd Prostitution'ın ortak projesi olan GraNerd'ün müziği ezici endüstriyel sesler, kısa devre elektronik sesler çevresinde toplanır ve Gramafonia'nın kendine has vokali ile bağlanır. Matt Sellier ile Gabriel EA Clark'ın duo projesi olan İsidor Fink, synthler, amfiye bağlanmış akustik enstrümanlar, oyuncaklar ve işlenmiş seslerle çalışarak yoğun ve sinematik ses manzaraları dokumak üzere kurgulandı. Kendi adını taşıyan ilk albümleri 2016'da Kare Müzikevi tarafından yayınlandı. Macaristanlı d-beat hardcore punk grubu Pigpride bir diğer Macaristanlı street punk grubu Bad Icons ile beraber 25 Nisan Salı akşamı Peyote'de. Ayrıca İstanbullu hardcore grubu Pourbon da aynı gece ilk konserini verecek. Byzantion Records & Shows / Tight Aggressive dur durak bilmeden çalışıyor. İstanbul Caz Festivali işbirliği ve Emin Fındıkoğlu'nun müzik direktörlüğüyle gerçekleştirilen, caz duayeni Tuna Ötenel'in 10 yıl aradan sonra sahneye çıkacağı bu özel konserin geliri, müzik öğrencisi gençlere burs olarak verilecek. Tuna Ötenel şimdi tek eliyle çaldığı kornetiyle birlikte çok özlediği ve özlendiği sahneye dostları Sibel Köse, Hakan Behlil, Neşet Ruacan, İmer Demirer, Murat Verdi, Can Kozlu, Hasan Kocamaz ve Emin Fındıkoğlu ile beraber çıkacak. 2017 Şubat'ında surf ve pop etrafında gezinen albümleri II ü yayınlayan Palmiyeler yüksek enerjili ve renkli performanslarıyla 26 Nisan'da Babylon sahnesine konuk oluyor. Sürprizi bozmak gibi olmasın ama bu defa Palmiyeler'e perküsyonda Yağız Nevzat İpek eşlik edecek. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin. Kara Plak'ın artık gelenekselleşmeye başlayan Karga Bar'daki kitap lansmanlarının yanılmıyorsam üçüncüsü 26 Nisan Çarşamba gecesi Bob Dylan Kayıtlar kitabı için gerçekleşecek. Çarşamba akşamı Karga'nın müzik direktörü Bahadır Dilbaz'ın arşivinden Dylan, dostları, hisdaşları ve uyarlamalarından oluşan bir set dinleyeceğiz. Daha önce The Beatles için yapılan lansman gecesi pek şenlikli, Leonard Cohen için olan ise pek hüzünlü geçmişti. Güzel müzik dinlemek, eşi dostu görmek ve evinize dönmeden önce Bob Dylan Kayıtlar kitabınızı herkesten önce edinmek isterseniz 26 Nisan Çarşamba akşamı Karga Bar'da buluşalım. Etkinliğe katılım ücretsiz ve herkese açık. Bu çarşamba Nayah'ta 1930'lar Jamaika'sında başlayan Rastafari hareketinin reggae kültürü üzerindeki devasa etkisi mercek altında. Geçmişten günümüze, Bob Marley'den Chronixx'e, Karayipler'den Afrika'ya bütün titreşimler Nayah'ta! Haykırmadan Anlatamam isimli taş gibi albümünü 24 Mart'ta yayınlayan Neyse yeni albümün ilk Kadıköy konseri için 27 Nisan'da Kadıköy Sahne'de. Seviyoruz. CreativeMornings'in nisan ayı teması Eşik! Konuk Mercan Dede ile görünenin ötesinde bir dünyayı hissetmek üzerine bir sohbet dinlemek isterseniz sabahın 9.00'unda bomontiada'da olmanız yeterli. Etkinlik herkese açık ve ücretsiz. İsveçli shoegaze, indie pop grubu The Radio Dept. bu cuma 2016 tarihli albümü 'Running out of Love'ın turnesi kapsamında ikinci defa Salon sahnesinde olacak. Her ikisi de olumlu eleştiriler alan albümlerini yakın zamanda yayınlamış olan The Away Days ve Hedonutopia bu cuma Peyote'de. Konserler bitince giriş katına uğrayıp Zafer Sernikli'nin techno'nun alt türlerinde gezinen setini dinleyebilirsiniz. Malumunuz, Peyote'de gece kolay kolay bitmez. Boğaziçi Üniversitesi'nde baharın simgesi Taşoda Festivali'nde bu sene de Meydan Sahne ve Manzara Sahne olmak üzere iki ayrı sahnede Taşoda'da çalışmış 40'a yakın müzik grubu sahne alacak. Önemli not: Dışardan katılımcılar sadece yanlarında Boğaziçi Üniversitesi mensubu ile girebilecek ve bir Boğaziçi Üniversitesi mensubu dışarıdan sadece bir katılımcıyı içeri sokabilecek. Ras Memo ve Da Frogg ile her ayın bir gecesi Punch Kadıköy'de funk, soul, disco, boogie, afrobeat & breaks! İşte nisan ayında o gece bu cuma. Elif Çağlar sunumuyla sahne deneyimi kazanmak, ilk defa sahnede caz söylemek ya da öğrendiklerinizi sahnede uygulamak istiyorsanız profesyonel müzisyenler eşliğinde 28 Nisan Cuma akşamı, 21:30'da Uniq İstanbul/Tamirane sahnesi sizin. INI Concert serisinin bu bölümünde Bosphoroots ve Mr. Sıska Woodstock Kadikoy'de aynı sahneyi paylaşıyor olacak. Dj kabininde ise Nayah'ın demirbaşı Selekta C Fyah var. Uzunca bir süredir açılmasını beklediğimiz Ataşehir'deki müzik ve tiyatro mekanı DasDas'ın açılışı nihayet gerçekleşiyor. Peyk konseri bekleyenler kaçırmasın. Türkiye'de DJ'lik kavramının gelişmesinde büyük rol oynayan Get Physical Music temsilcisi Murat Uncuoğlu, parçalarıyla Beatport listelerinde defalarca 1 numarada yer alan Ahmet Şendil ve Housekeeper kurucusu İlker Aksungar 29 Nisan Cumartesi günü saat 15:00'da Babylon'da. Etkinliğe katılmak için ad soyad, telefon ve meslek bilgilerini hello@housekeeper. com. tr adresine göndererek başvuruda bulunmak mümkün. · Bu etkinlik Housekeeper Podcast Contest yarışmacılarına ve sınırlı sayıda katılımcıya açık olacaktır. Biz geçen hafta uzun bir aradan sonra izledik, doyamadık. Bir daha olsun bir daha gideriz demiştik. Sözümüzün arkasındayız. 2013 yılında katıldığı Red Bull Music Academy sayesinde tanıştığı Perulu müzisyen Ale Hop ile güçlerini birleştiren Özcan Ertek, 29 Nisan Cumartesi akşamı Bant Mag. Havuz sahnesinde, yeni iş birliğinin ilk konserini de veriyor olacak. Seretan ve Ale Hop'un ayrı ayrı ve birlikte gerçekleştirecekleri performansları bu gecede izlenebilir. Astrofella yeni şarkılarıyla Salon sahnesinde. Club Bangkok ise kim bilir yine ne hinlikler peşindedir. Dardı Zamanlar, Sokaklar Kadar adlı taze albümünü mart ayında yayınlayan Gettodan Çıkış ve gözümüzün bebeği stoner rock/psychedelic trio'su Uluru bu cumartesi Peyote'de. Taksim'in elimizde kalan en punk, en rock'n roll mekanı Pendor Corner yardırmaya devam ediyor. Yeldeğirmeni'nde bahar 30 Nisan Dünya Caz Günü'nde beş ayrı mekanda farklı etkinliklerle kutlanacak. Şifa Sokak'tan aşağı inen merdivenlerin dibindeki çimenlikte bir ukulele buluşması. Sahne performanslarının stand-up'tan kalır yanı yokmuş diye duyduk. Uğrayıp bakmak şart oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-27-mart-2-nisan/", "text": "Bu haftada yine Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu olarak radarımıza takılan etkinlikleri şöyle bir toparladık. Yine gündem oldukça yoğun! O yüzden fazla uzatmadan hemen haftanın etkinlikleriyle sizi baş başa bırakalım. Alternatif Pop olarak tanımladığı müziğiyle Can Kazaz, Bilgi Music Label etiketiyle yayımladığı ilk stüdyo albümü Ben Sizden Kaçtım'ın lansman konseriyle Babylon Bomonti sahnesinde! · Cazın en büyük arşivi Youtube! Yolda konserlerinin ne kadar eğlenceli geçtiğini bilen bilir. Siz bilmeyenlerdenseniz fırsat bu fırsat, denemesi bedava. Sound Ports Istanbul'un hafta içi güzelliği Flamme'de 23.00'ten 4.00'e kadar sürecek bir elektronik müzik gecesi. Gecenin açılışını Mystic Flow yapacak, ardından Tolga Böyük'ün pamuklara sarmalanası projesi Islandman sahne alacak. DJ Asaf Samuel ve kapanışta Orkun Özdemir ise sabaha kadar sizi eve gitmekten alıkoyacak. Deniz Tekin, lansmanını yapmış olmasına rağmen, yayımlayamadığı ilk albümü Kozakuluçka'nın konserlerini vermeye hızla devam ediyor! Yoğun bir programa sahip çarşamba gününün bir diğer ilgi çeken yerli etkinliklerinden. Fazla tantana yapmadan sessiz sedasız gelip gitmek Mick Harvey'nin şanındandır. Yine haber kaynağıma düştüğünde inanmakta zorlandığım bir konser haberi oldu. 20 Ocak'ta yayınladığı Intoxicated Women albümünün ardından bu defa Serge Gainsbourg yorumlarından oluşan özel bir setlist ile geliyormuş gönlümün efendisi. Buralarda kadrinin kıymetinin yeterince bilinmediğini düşündüğüm vokallerden Aysu Çöğür'ü Peyote'nin programında görmek mutluluk verici. Ne demek istediğimi anlamadıysanız Korkunun Olmadığı Yer single'ını dinlemeniz yeterli olacaktır. BBI olarak Zorlu PSM'de birkaç ay önceki akustik Athena konserine gitmiştik. Bir cuma akşamı 3000 kişi bir araya gelince konser bir süre sonra akustik olmaktan çıktı tabii ama eski Athena fanlarını mutlu edecek bir setlist ile başlayıp ikinci yarıda Dilek Taşı, Diyemedim, Bahçe Duvarından Aştım gibi cover'lara varan 3 saat su gibi aktı. İçimizdeki Athena sevgisi bambaşka, hatta ekipte Athena'nın dünyanın en iyi grubu olduğunu düşünen bir arkadaşımız bile var. İsmi bizde saklı kalsın. Athena'nın klasikleşmiş akustik konserlerinden biriyle daha karşı karşıyayız bu Cuma! Yaşı şu an 30 civarlarında olan çoğu insanın beynine işlenmiş olan 'el classico' parçalarıyla birlikte Athena yine keyifli bir konser için Zorlu PSM Ana Sahne'sine çıkmaya hazırlanıyor. Geçen hafta Tinariwen konserine bilet bulamadığım için sızlanırken Sound Ports Istanbul ekibinden yüreğime su serpen bir hatırlatma geldi: Bu hafta Tamikrest konseri var. Sahra Çölü'nden, Mali'den birtakım psychedelic sedalar duymak isterseniz Tamikrest biletlerine de bir el atın. TAU ise Berlin'den doğru kendisini çölün ruhani zenginliğine kaptırmış bir diğer oluşum. Cuma akşamı boyunca serap görmeye hazırım şahsen. Cuma gecesi kulağınız biraz sert ve teknik bir şeyler çektiyse sizi hemen Peyote'ye alıyoruz! En son ay başında Zorlu PSM'de '9'dan Sonra Rock' gecesinde izleme fırsatı bulduğumuz, sevdiğimiz oluşumlardan El Topo ve geçtiğimiz yıl içerisinde yayımladıkları 3 parçalık EP'leri Miasma sonrası yeni EP hazırlıklarına devam eden Math Rock grubu Kinesis bir araya gelerek Peyote'de rüzgar gibi eseceğe benziyor. Biletleri tükenen her konser bizi sevindiriyor. İlhan Erşahin ve Oceanvs Orientalis bir araya gelince de farklı bir sonuç beklenemezdi zaten. Ne gelir elimizden bileti olan şanslı azınlığa iyi eğlenceler dilemekten başka. Kozmonotosman'ı tanımayan yok. Giriş de ücretsiz. Daha ne diyelim. Berklee College of Music'in ilk Afrikalı öğrencisi olmasının yanı sıra geleneksel Etiyopya müziğine eklediği Latin ve Caz müzik tınılarıyla birlikte yaşayan efsanelerinden biri olan Mulatu Astatke yine saydığım tarzların ilgililerini şimdiden heyecanlandıran bir performansa imza atmaya Babylon Bomonti sahnesine geliyor! Ayrıca etkinlikte, geçtiğimiz Şubat ayında gerçekleşen Acid Arab konseri öncesinde dinleyip, bayıldığımız Nusaibin de Midnight Session'da yer alıyor. Ama ne yalan söyleyeyim, Mulatu Astatke'den ziyade Nusaibin için oldukça heyecanlıyım. Şuradaki şarkı haricinde internet üzerinden parçasını dinleyemediğimiz Nusaibin'i aklınızın bir köşesine muhakkak yazın ve canlı performanslarını mutlaka izleyin! Ritm ustası Okay Temiz, 38 yıl sonra yeniden yayınlanacak olan Zikir albümü şerefine müzik araştırmacısı ve Record Store Journal kurusucu Haluk Damar'ın konuğu oluyor. Giriş ücretsiz, yer sınırlı, erken gitmekte fayda var. Söyleşi 19.00-21.00 arası. Ardından Haluk Damar plak koleksiyonuyla partiyi başlatıyor. Geçen sene yine Sound Ports Istanbul kapsamında izlediğim huzurlu trip-hop üçlüsü Buttering Trio'nun buralarda sevenleri artıyor. Siz de henüz dinlemediyseniz bu defa kaçırmayın derim. Da Poet ve İdil Meşe'nin bir süredir devam eden ortak projelerinin şimdilerde yeni bir ismi var: Rain Lab. Gecenin açılışı da bu şahane ikiliden. Kısacası festival gibi festival Sound Ports Istanbul. Cumartesi Peyote'ye uğramak için iki değil tam üç sebebiniz var. 10 Mart'ta yayınladıkları Bir Ben Miyim EP'si ile bugünlerde her yerde adlarına rastlamanın mümkün olduğu Sattas yakın zamanda Afrika yolcusu. Fildişi Sahili'nde headliner olarak sahne alacakları AbiReggae Festivali öncesinde grubun vokalisti Orçun Sünear Nayah'ta set başında. Beton Orman'ın sosyal medya hesaplarından canlı yayınlanacak bu radyo programında Mento, Ska, Rocksteady'li Jamaika günlerinden günümüzün dijital reggae türlerine uzanan reggae tarihi üzerine bir sohbet gerçekleştirilecek. Reggae hakkında bilmediğiniz her şeyi öğrenebileceğiniz bu üç adamın sohbetlerine doyum olmaz. Gelin, tanışıp kendiniz görün. Pazar akşam üzeri yapılacak daha iyi bir şey yok + giriş ücretsiz. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi Sound Ports Istanbul da bu senelik sona eriyor. Açıldığı gibi kapanmak için de Arkaoda'yı seçen festival 20.00'den sonra üst katta TAU ve Islandman konserleriyle, alt katta ise Rejoicer'ın DJ seti ile bu senelik bize baş baş diyor. Böyle orijinal, niş bir festival daha kazandığımız için mutlu mesut bir halde kapanışı yapıyor, üçüncü seneyi şimdiden iple çekiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-27-şubat-5-mart/", "text": "İlk olarak kurucusu olduğu Eski Bando grubundan tanıdığımız ve sonrasında solo projesiyle, geçtiğimiz yıl gelen ilk albümü Şişelere Mektuplar ile Güney Marlen, Salı akşamı Hayal Kahvesi Beyoğlu sahnesinde. Studio'nun yaşattığı üstün performans izleme deneyimini yerli sahneden yeni isimler keşfetme imkanıyla buluşturan Lokalize serisinin nihayet ana akım medyanın ilgisini yerli sahneye çekmeyi başardığını söylemek yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. Aksi takdirde son 7 senedir gözümüzün önünde çiçeklenip bir gül bahçesine dönüşen yerli sahnemizdeki alternatif üretimin bu ay doğmuşçasına ilgi çekmiş olmasına başka bir açıklama bulamıyorum. Zararın neresinden dönülse kardır, fakat bu bağlamda Lokalize büyük iş başardı, hakkını teslim etmek gerek. Alternatif mekan ve yayınların senelerdir işaret etmeye çalıştığı alanı tek bir hareketle aydınlattı. Bu hafta da Lokalize serisi kapsamında Studio'da iki gün üst üste heyecan verici 6 performans gerçekleşecek. Bunların ilk günü elektronik başlığı altında toplanan Tolerance Break, Akın Sevgör ve Seretan performanslarını içeriyor. Multitap'ten Selim Siyami Sümer ve Taçkın Bilal'in projesi Tolerance Break geceye downtempo, electronica bir açılış yapacak. Ardından geçen sene yayınladığı ArsNova albümüyle gözbebeğim olan fakat maalesef henüz canlı izleme fırsatı bulamadığım Akın Sevgör'ü umuyorum ki nihayet izleyebileceğim. Klasik müzikten gelen altyapısını elektronik müzikle son derece orijinal bir biçimde birleştiren çalışmalarını sahnede dinlemek için sabırsızlanıyorum. Dürüst olmak gerekirse gecenin beni en çok heyecanlandıran performansı da Akın Sevgör. Elektronik sahnemizin en aktif isimlerinden olan Seretan'a ise bir yerlerde mutlaka rastlamışsınızdır, yaklaşık son bir buçuk sene içinde kendisine farklı davulcuların eşlik ettiği live setleriyle her fırsatta çeşitli mekanlarda çaldı. Şimdi de henüz şubat ayında yayınladığı Transference EP'sinin hemen ardından 9'dan Sonra Elektronik gecesinin kapanışını yapmak için Studio'da olacak. Nayah'ın demirbaş kabin amiri C Fyah'ın genellikle hafta sonları gecenin sonuna doğru girmeyi çok sevdiği 90'lar hiphop sularına bir çarşamba gecesini tamamen adamasını kaçırmak olmaz. Gecenin sürprizi ise rap aleminin en sevdiğimiz karakterlerinden Kamufle'nin gece boyunca zaman zaman mikrofona el koyacak olması. C Fyah ile Kamufle'nin yakalayacağı uyumu görmenizi isterim. Cuma günkü Zorlu PSM konseri öncesinde Grails elemanları Arkaoda kabininde olacaklar. Meraklısına duyurulur! Yerli sahneden Eskiz, Rock'n Roll ruhunu tam gaz devam ettirdiği yeni albümü Beterin Beteri Var albüm lansmanıyla Babylon Bomonti sahnesinde! Lokalize'nin bu haftaki ikinci etkinliği ise 9'dan sonra başlayıp 3 saat içinde bütün boyun kaslarımızı telef etmeye kararlı bir program sunuyor. Bu topraklarda son dönemin gördüğü en nitelikli psychedelic müzikleri üreten gruplardan olsa da tevazunun değer görmediği bir döneme denk gelmesinden kelli, hep hak ettiği yerden çok geride kaldığını düşündüğüm Kırkbinsinek'i bu gecenin line-up'ında görmek beni özellikle mutlu etti. Gecenin ikinci ismi, bir defa tanıştığınızda bir daha kolayına vazgeçemediğiniz gruplardan Uluru da uyumuyla büyüleyen bir stoner rock trio'su. Bugünlerde üçüncü albümlerinin kayıt sürecinde olan grubun bu defa ne harikalar yaratacağını merakla bekliyorum. Üç parçalık Ye'cüc Me'cüc EP'si ile 2016'nın son dakika golünü atan El Topo ise son zamanlarda sıkça dinlediğim albümler arasındaki yerini almayı başardı. Uluru ile El Topo zaten çeşitli sahnelerde sık sık eşleşiyorlar, bu sefer Kırkbinsinek'in de katılımıyla 2 Mart'ta aslanlar gibi çalan üç grubu art arda izleyeceğiz. Voltranı oluşturuyoruz. O gece büyük uçarız, net. Dream Pop, Indie janrında, yerli sahnemizin Avrupa ve Amerika'ya açılan kapılarından olan The Away Days, uzun zamandır beklenen ilk uzunçalar albümü Dreamed at Dawn lansman konseriyle bir kez daha Salon İKSV sahnesine çıkıyor. Tolga Akyıldız'ın bu Cuma 13.'sü gerçekleşecek olan Açık Sahne etkinliği yine garajistanbul sahnesinde gerçekleşecek. Akın Eldes'li yeni kadrsouyla Kurtalan Ekspres, Seyyal Taner, Mavi Sakal, Ogün Sanlısoy, Batu/Batuhan Mutlugil gibi önemli isimlerin yanı sıra Teneke Trampet, Büyük Birader, Naz Ölçal, Gözde Öney, Evren Uysal, On Yedi 3 Mart Cuma akşamı garajistanbul sahnesinde olacak. Partapart tarafından bu yıl 5. düzenlenecek olan IndieCity Festival bu sene Salon ve Sumahan'da gerçekleşecek. Glasxs, Jtamul, Throwing Snow, Dark Sky, PT Soundsystem, Ahu, Jacob Korn ve Marc Pinol gibi isimlerin yer alacağı festivalle ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz. Elektronik Müzik'le bir şekilde ilgiliyseniz, bu etkinliği ve katılan isimleri ıskalamayın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-4-9-nisan/", "text": "Beş yıl aradan sonra ikinci albümlerini 24 Mart'ta yayınlayan Neyse albüm lansman konseri için Babylon Bomonti'de olacak. Albüme mutlaka kulak verilmesi gerektiğini düşünüyoruz, biz de şimdiden bir kısmını ezberlediğimiz Haykırmadan Anlatamam şarkılarını ilk defa canlı dinlemek için akşam konserde olacağız. Konsere gelemeyecek olanlara da bir güzellik yapalım: Geçen hafta Neyse'nin konuk olduğu Bir Baba Indie radyo programının tekrarı her zamanki gibi Salı akşamı 22.00'de www. radyokanyon. com. tr adresinden dinlenebilir. Lokalize kapsamında Studio'da gerçekleşecek ikinci BaBa ZuLa konseri bu çarşamba. Kesmeşeker'in Beyoğlu'na geçmesi uçsuz bucaksız azınlık için her zaman için haber değeri taşımıştır, taşıyacaktır. İkinci güzel haber: Giriş ücretsiz. Program saat 20.00'de başlar, giriş ücretsiz. Radyo Modyan'dan Plug in the Mod serisinin konuğu Kolektif İstanbul progresif düğün müziği ile kargART sahnesinde. Müslüm Baba'nın Evlatları, izleyenleri hayranlık durumunu anlamak için kullanılmış tüm kalıp ve kavramları bir kez daha düşünmeye davet ediyor. Yönetmen Vuslat Saraçoğlu'nun katılımıyla gerçekleştirilecek gösterimin ardından bir de söyleşi yapılacak. Konuşmacı Fuat Ercan, söyleşi başlığı ise 'Yoksulluğun Sosyolojisi, Toplumsal Değişim ve Müzik'. Kanımca haftanın en heyecan verici etkinliği budur. Salon'da neler yaşanacağını aşağı yukarı bile kestirmenin mümkün olmadığı bir serbest düşüş gecesi. Geçen yıl bana 4 saat boyunca gerçek anlamda unutamayacağım bir konser yaşatan Ali Ekber Aydoğan bir defa daha şehrimizi teşrif ederek bu sene de Mode XL, Hey Douglas ve Farfara'dan tanıdığımız Tolga Böyük ve Eralp Güven ile birlikte seyirciyi çığrından çıkaracakmış. Derdiyoklar'ı sahnede görmeden ölmeyin, diyeceklerim bu kadar. Bu Tantana Records gecesinde sıra Derdiyoklar'a gelinceye kadar pis rock'n roll ruhunu yaşatma işi Eskiz ve Yıldıztozu'nda. Hiçbiri kaçmaz. Paul Osterlund, Alper Erkut ve Matt Loftin'den oluşan Foton Kuşağı bir süredir beklenen Fast For The 70's adlı yeni albümünün lansmanı için bir kez daha çok sevdikleri Peyote sahnesinde olacak. Gecenin ikinci grubu ise ilk albümleri olan Semt, Drugs & Rock'n'Rollu geçen yıl yayınlayan Bakırköylü Kozmik Yıkım. Lara di Lara ikinci solo albümü Hazineler İçindesin sonrasında kargART sahnesinde. Midvil şubat, Available Tensions da mart Peyote konserlerinden sonra bu sefer Kadıköy'de Woodstock sahnesindeler. Ahmet Beyler müzik grubunun bir projesi olan Sosyal Müzik Atölyesi, birlikte doğaçlama müzik yapılan, sanatçı ve seyirci kavramlarının iç içe geçtiği, kendini ifade etme aktivitesidir. 1. sosyal müzik ve doğaçlama ile ilgili bilgi verilmesi. İsmini dünyanın sayılı beton yığınlarından biri olan İstanbul'dan alan Beton Orman kolektifi 8 Nisan Cumartesi akşamı Muaf Kadıköy'de büyük bir parti veriyor. Beton Orman All Starsa konuk olacak isimler arasında Ankara'da yeraltı çalışmalarını sürdüren, rap'iyle öldüren reggae'siyle süründüren nam-ı diğer free style king Ais Azhel, yanı başında ise Yunanistan'dan, geceye özel hazırladığı setinde kah Trakya'dan kah Jamaika'dan getirdiği enerjisi yüksek rap ve reggae titreşimleri ile şehrimizi şenlendirecek olan Batı Trakyalı remix canavarı Ben Büdü var. Bu ikilinin performansları sonrasında ev sahipleri olarak Beton Orman'ın kıvrak isimleri Firuzaga, Genjah ve King Seroman setin başında olacak. Mikrofonda ise Sista-I, Da-Frogg ve Da-Proff'a rastlamak mümkün. Gecenin ısınma turlarını Nayah müdavimlerinin yakından tanıdığı C Fyah ile Ankara'dan İstanbul sahnesine transfer olan, Kafa Sesi programıyla da bilinen Hepyek Selekta yapacak. Bugünlerde Da Poet'in yeni albümü Bir Baba Indie ekibinin gözdeleri arasında. Lansman gecesinde plak satışı da olacakmış, haberiniz ola. Balık pazarında 90'lardaymışçasına bir gece yaşatmak için Kronik ve Kramp sahnede, Çağlan Tekil ise set başında. Kadıköy'de bir hırtlık daha diyorlar ve ekliyorlar Biletler 20 gayme. Hafta sonunu Kadıköy'de geçirecekler için alternatif etkinliklerden... Housing Crash ve Mosquito kargART sahnesinde."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/etkinlik-takvimi-6-12-mart/", "text": "Bu hafta da yine farklı tarzlarda müzik sevenlerin ayrı ayrı sevineceği bir hafta olacak. Radarımıza takılan etkinlikleri şöyle bir toparladık. Buyurun. Gözümüze çarpan kadınlar günü etkinliklerinin ilki Nayah'da gerçekleşecek olan Sista Soundsystem: Mikrofonda Sista I ve Melissa Lara Clissold, set başında Sista Aloha ve Lady Kadijah. Bu ekip çok kolay ve sık bir araya gelemiyor, o yüzden toplanmışlarken kaçırmayın. Nayah'da geçen ay yaşanan Bob Marley doğum günü kutlamasındaki coşkuya şahit olanlar bu etkinliği de kaçırmayacaktır zaten. Üstelik giriş de ücretsiz. Bir diğer kadınlar günü etkinliği ise Zorlu PSM Studio'da geçen aydan beri devam eden Lokalize serisi kapsamında gerçekleşecek. Bu özel Lokalize gecesinde Nilipek, Merve Çalkan, Sedef Sebüktekin ve Selin Sümbültepe konserlerini arka arkaya izlemek mümkün. Sözlerim anlaşılmıyomuş, anlaşılsın diye yazdım sanki diyerek rap müziğe yeni bir bakış açısı getiren Ethnique Punch bu perşembe Kargart sahnesinde. Sözleri anlamazsanız da Alphadub'dan, Grup Ses Beats'ten şahane altyapılar var. Kısacası gidin bir izleyin bence. Şubat ayında yayınladığı albümü A Timeless Massin ardından Humbaba'yı bir defa daha izlemenin tam zamanıdır. El Topo'yu henüz geçen hafta izledik. Tertemiz, albüm kaydına girmiş gibi çalıyorlar. Bu hafta bir defa daha dinlemeye varım. Karanlıktan korkan varsa korkusunu yenmesi için en doğru yer El Topo konseri. Elektronik müzik janrasında, son zamanlarda benim de en keyif aldığım isimlerden olan Belçikalı House Müzik dörtlüsü Stavroz Cuma akşamı Babylon'u sallamaya geliyor. Warm Up ve After'larında ise Kaan Düzarat setin başına geçecek. Ancak bilet almadıysanız, bu etkinlik sizi çok da ilgilendirmeyebilir. Biletleri çoktan tükendi bile. Büyük Ev Ablukada geçen ay olduğu gibi bu ay da Lokalize kapsamında Studio'da matine (16.00) ve suare (19.00) olmak üzere aynı gün içinde iki ayrı performans gerçekleştirecek. Biz geçen ay 19.00 seansında izledik, vakitlice bitiyor, cumartesi akşamına güzel bir başlangıç oluyor, orada ısınıp sonra başka konserlere akmak saat itibarıyla mümkün oluyor. Ay Şuram Ağrıyo konserlerini bilenler bilir, konserden daha ziyade teatral bir performansa benziyor. Arkamızdaki gençlerin ay Bartu'nun çorapları çok güzeeeeel, ay Bartu çok tatlı yaa ihihihi nidaları arasında dinledik konseri. Ne diyelim, Bartu hayranları bu 360 derece konseri kaçırmasın ve açılarını iyi ayarlamaya özen göstersin. Kadıköy'de Sattas izlenebilecek en güzel yer kesinlikle Kargart. Anadolu yakasındaysanız kaçırmayın. Hem bugünlerde Sattas'ın size bir sürprizi de olabilir, yakın takibe almanızda fayda var. Aynı akşam Peyote terasta da Cihad Satıroğlu ile Evrim Cantimur olacak, onlara da uğrayıp selam vermeyi unutmayın. Off the Record'ın mantığına benzer biçimde Evrim de Shazam çıktı mertlik bozuldu diyor. İyisi mi siz bilmediğiniz şarkıları shazam'lamayın, gidin dj'in kendisine sorun. Nirvan Bilirmul'u yakaladığınız yerde mutlaka dinleyin. Üstüne üstlük Böcek Live'ın ses sistemi İstanbul'da pek çok sahneye oranla son derece başarılı, bütün sesleri tek tek duyabilmenin konserin etkisini de artıracağı bir vaka Nirvan Bilirmul. Kaçırmayın. Ocak ayında kar yağışı sebebiyle ertelenen Demonation Festivali'nin ikinci gün konserleri nihayet bu cumartesi Babylon Bomonti'de gerçekleşecek. Islandman, Da Poet, Loradeniz, Secondhand Underpants ve Lopenstraat 11 Mart Cumartesi gecesi Demonation Festivali No:7 kapsamında Babylon sahnesinde olacak. Beşi bir yerde. Sahnede kendileri de eğlendikleri için seyircinin eğlenmesini de kaçınılmaz kılan nadide gruplardan biri Komik Günler. The only good system is a soundsystem diyenler için Da Frogg, Genjah ve Sista I Beton Orman Soundsystem ile Komik Günler konserinden sonra gecenin geç saatlerinde The Mekan'ı devralacaklar. Biraz bas duymak isterseniz uğrayın, bugün bir soundsystem kolay kurulmuyor. İşte o grup ve o konser! Makena albümü sonrasında, Arçil ve Şota ikilisi gibi olduk demiştik, Bir Baba Indie ve No Clear Mind ikilisi için... Daha önceden öncülük ve aracılık ettiğimiz İstanbul'da verdikleri 2 Peyote konseri sonrasında, Yunan dostlarımızı bu sefer, yine sevdiğimiz bir başka mekan olan Salon İKSV'de keyifle seyredeceğiz. 11 ve 12 Mart günleri art arda 2 gün gerçekleşecek olan konserlere gitmeyi düşünüyorsanız bizce biletlerinizi tükenmeden alınız. No Clear Mind bizi yine hüzünlere gark etmeye geliyooor ulaaan!!!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eurovision-sarki-yarısmasi-da-corona-sebebiyle-iptal/", "text": "1956'dan beri gerçekleştirilen Eurovision Şarkı Yarışması da Corona virüs salgını sebebiyle bu yıl iptal edildi. Bu yıl 65'inci kez düzenlenmesi planlanan Eurovision Şarkı Yarışması'nın, Corona virüs salgını nedeniyle bu yıl iptal edildiği duyuruldu. Eurovision'da geçen yılı Arcade şarkısıyla kazanan Hollanda'da yapılacak olan yarışma, 12 Mayıs 16 Mayıs 2020 arasında Rotterdam'da bulunan Rotterdam Ahoy'da gerçekleşecekti. Türkiye'nin 7 yıldır katılmadığı yarışmada 41 ülkenin yer alması bekleniyordu. Bulgaristan ve Ukrayna'nın 1 yıllık bir aranın ardından geri döneceği yarışmada, Karadağ ve Macaristan da yarışmadan çekilme kararı almıştı. 2020 yılında iptal edilen yarışmadaki şarkıların, 2021 yılında yarışıp yarışmayacağı ise henüz belli değil."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eurovisionda-rock-and-roll-nasil-kazandi/", "text": "Pandemi nedeniyle geçen yıl iptal edilen Eurovision Şarkı Yarışması'nın 65. edisyonu dün gece Rotterdam Ahoy'da 3 bin 500 seyirci ve yarışmaya katılan 39 ülkenin TV yayınları ile Youtube'ları başındakilerle birlikte tahmini 200 milyon izleyicinin önünde İtalya'nın zaferiyle sonuçlandı. Sanremo Müzik Festivali'nden büyük ödülle ayrılanın Eurovision temsilcisi olmaya hak kazandığı İtalyan usulü elemede rock grubu Maneskin tüm aşamaları geçip beşinci günün sonunda Süper Final'de ipi göğüslediğinde takvimler 6 Mart 2021'i gösteriyordu. Bundan beş yıl önce Roma'nın banliyölerinden Monteverde'de lise koridorlarında tanışan Damiano David (22, vokal), Thomas Raggi (20, gitar), Victoria De Angelis (21, bas) ve Ethan Torchio (20, davul) birlikte müzik yapmaya karar verdiklerinde grubun elbette bir isime ihtiyacı vardı. 2016'da henüz 15-17 yaşlarında olan elemanlar, yarı Danimarkalı bas gitaristleri Victoria De Angelis'ten ortaya Danca sözcükler atmasını istediler. De Angelis de ayışığı anlamına gelen maneskini önerdiğinde grubun adı belirlenmiş oldu. Müzik yarışmalarına katılmak istediklerinde kendi şarkılarını yazmak zorunda olduklarını gördüler ve katıldıkları ilk yarışmayı kazanarak winner hüviyetine doğru ilk adımı da atmış oldular. Bağımsız plak şirketlerinin yıllık buluşmasında 30 kişiye çalarak yavaş yavaş yerel müzik endüstrisi çevrelerinde boy göstermeye başladılar. Yeni bir araya gelen topluluklar için kritik öneme sahip olan grup olabilme ve sıkı çalabilme sürecini, Danimarka seyahatinde art arda konserlere çıkarak ve saatlerce prova yapmaktan yılmayarak kısalttılar. Adını kendi şarkıları olan ilk tekli Chosendan alan, geri kalanını ise TV şovu X Factorda icra ettikleri cover'larla tamamladıkları ilk kısaçalarları 2017 sonunda çıktı. EP kısa sürede çok satarak İtalya'da platin plak oldu. 2018 başında ilk İtalyanca tekli Moriro da re ve aynı yılın sonunda ilk uzunçalar Il ballo della vita ile İtalyan müzik listelerinde 1 numaraya yükseldiler. Bu plak da üç kez platin oldu. 2019'u yeni bir şeyler üretip yayımlamak için acele etmeden ve dinlenerek geçiren Maneskin, 2020'nin tüm dünyada müziğe darbe indireceğini bilmiyordu tabii. İşte Ayışığının sönümlenmeden daha da parlayacak serüveninde Sanremo tam da burada devreye giriyor. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olma koşulu aranan bestelerin katılabildiği ulusal elemeden Zitti e buoni adlı serserice hedefe kilitlenen şarkıyla Eurovision biletini kapıyordu Maneskin. Kimseden direktif veya sipariş almadan ve kimseye nasıl yapalım diye sormadan, sevdikleri ve bildikleri türde bir besteyle kendi ülkelerindeki yarışmada elemeleri teker teker geçerek, ülkenin büyük bir kesiminin beğenisini ve desteğini arkalarına alarak. Dünyanın en büyük müzik yarışması Eurovision'ın prodüksiyonunu ağırlıklı çapta finanse eden beş ülkenin Big Five imtiyazıyla doğrudan finalde yarışıyor olması Maneskin'in tek dezavantajı gibi görünüyordu. Çünkü Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve İspanya ile birlikte İtalya Büyük 5 i oluşturuyor ve kanıya göre yarı finalde yer almamak televizyonları ve internetleri başında oy vereceklerle daha geç bağ kurmak, toplamda daha az görünerek finaldeki televoting öncesinde sadece bir kez şov yapabilmek demekti. Ya şu wild cardtan vazgeçip finale çarpışarak çıkacaklar ve böylelikle halkın hem kulağına hem de kalbine girecekler ya da İtalya ve Fransa gibi işi şansa bırakmayıp çok güçlü temsil edilecekler. Ah nasıl unuturum, ev sahibi ülke de doğrudan finalde yer alma hakkına sahip. Tahmin edin bakalım Hollanda kaçıncı bitirdi? Tabii ki İspanya'nın hemen üzerinde 23., toplayabildiği puan da 11 olabildi. Maneskin'in Rotterdam'a nasıl geldiği kadar yarı finalde çalmayıp final gecesi sahneye sondan üçüncü sırada 24. ülke olarak çıkması da altı çizilmesi gereken bir konu. İzleyicinin yorulması ve abandone olması da olasılıklar dahilindeydi ama hepimiz biliyoruz ki sağlam ritmli ve yüksek volümlü bir şarkının bünyede yaptığı uyarıcı etki gibisi yoktur. Finlandiya'nın sert çocukları oynamak istediği ancak bariz fake duran kızgın nu metal şovundan sonra gecenin rock klasmanındaki öteki işi Maneskin'in gitar tonlarını duyan, yapmacık durmayan vücut dillerini gören herkesin kanı kaynadı. Azerbaycan'ın burleskvari koreografisi ve erotizm kartı da hiç işlemedi. Çünkü ne müzik ne de şov olarak sahici durmuyorlardı. Çok bilindik bir Hint tekerlemesini alıp Azeri türküleriyle ne kadar ustaca mash-up da yapsanız, Agent Provocateur defilesini andıran gözalıcı seksilikte de olsanız, Maneskin'in glam rock dönemi kostümleri ve makyajları gibi cuk oturmadıkça üzerinize pek bir şansınız yok. Tüm dünya pandemi nedeniyle neredeyse 1,5 yıldır canlı müziğin ne demek olduğunu unutmuşken, 26 şarkı arasından bünyedeki konser özlemini en iyi yansıtan, performanslarda konser deneyimine en çok yaklaşan, 3 dakikalığına da olsa ekranlardan evlere konser atmosferini sokabilen, bundan beş yıl önce lisede rock grubu kurmaya karar veren bu yaramaz çocuklardan başkası değildi. Geçen yılki yarışma iptal edildikten hemen sonra sahra hastanesine çevirilen Rotterdam Ahoy'a, koronada balkondan aryalar söyleyerek gelmiş İtalya'nın jüri oylarında gerideyken halk oylamasında öne geçerek 524 puanla elde ettiği haklı zaferinin ardından ödülü kucaklarken rock and roll never dies diye haykırması tarihe geçti. Ve bunu İngilizce ile değil İtalyanca ile başarmış olmaları, gitar bas davul üçlüsünün elektriğe bağlandığındaki yenilmezliğini bir kez daha kanıtladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ev-sohbetleri-bir-baba-indie-youtube-kanalinda/", "text": "Pandemi sebebiyle evlerimizde daha çok vakit geçirdiğimiz günlerde başlattığımız Ev Sohbetleri, Bir Baba Indie YouTube kanalında konuklarını ağırlamaya devam ediyor. COVID-19'un yarattığı boşluğu ve şoku atlatmamızın ardından, evlerimizden başlattığımız Ev Sohbetleri'nde 7. bölüm yayınlandı. Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu, her hafta bir müzisyen ya da gruba evlinde bağlanıp, 5 çayı tadında bir sohbet gerçekleştiriyor. Nilipek. ile başlayan seride, bugüne kadar Can Güngör, Batuhan Polat, Kamufle, Onur Özdemir, Birkan Nasuhoğlu & Nova Norda ve son olarak da Perdenin Ardındakiler evlerinin kapısını Bir Baba Indie Ev Sohbetleri için açtı. Şu ana kadar yayınlanmış tüm bölümlere aşağıdan ulaşabilirsiniz. Haa bu arada, kanala abone olmayı unutmayalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/evdeki-saat-in-yeni-teklisi-kalkmam-gerek-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz haziran ayında ilk albümü Huzursuzluğun Meyvesini hayranlarıyla buluşturan Evdeki Saat'in yeni teklisi Kalkmam Gerek yayında. Geçtiğimiz günlerde 10 Soru 1 Playlist'e konuk olan ve alternatif pop türündeki üretimleriyle mutsuz parti şarkıları üretmeye devam eden Evdeki Saat, dört aylık bir aranın ardından yeni teklisi Kalkmam Gerek ile karşımızda. Şarkı başlangıcına hakim olan dans ve parti tınıları, Eren'in sözlere girmesiyle yerini bir anda melankolik havaya bırakıyor. Şarkının sözleri ve bestesi Eren Alıcı'ya ait. Aranje ve prodüksiyon koltuğunda ise Eren Alıcı ve Yüce Akın isimlerini görüyoruz. Kapak fotoğrafı Göksu Yangın tarafından çekilmiş. Başta Avrupa turnesi olmak üzere birkaç farklı sahnesinde şarkıyı canlı seslediren Evdeki Saat'in yeni teklisi Kalkmam Gereki aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/evdeki-saat-in-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Evdeki Saat'in müzikal üretimleri hız kesmeden devam ediyor. Albümden son single Sustum video klibiyle birlikte yayında! 2022'nin ilk çeyreğine Sarmaşık ve Rüyadasın gibi teklileri sığdıran Evdeki Saat, müzikal koleksiyonunu genişletmeye devam ediyor. Sözü ve bestesi Evdeki Saat'e ait olan Sustum şarkısının bir de video klibi var. Berlin'de çekilen klibi, aynı zamanda kapak fotoğrafında da imzası olan Harun Güler çekmiş. Video klip, toplum içinde insanlara dağıtılan etiketlerin anlamsızlığını vurguluyor. Bugün yaşadığımız dünyada insanların cinsel kimliklerinin ya da kimliksizliklerinin artık haber değeri taşımadığı bir toplum düşlüyorum. diyerek video klibine de atıfta bulunan Evdeki Saat, mayıs ayında çıkaracağı yeni albümünden önceki son çıkışı da yapmış oluyor. Synth ağırlıklı yapısıyla önümüzdeki yaz aylarına güzel bir hazırlık yapan Sustum'da Eren Alıcı'ya back vokaliyle Bilge Teker de eşlik ediyor. Eren Alıcı, 22 Mayıs'ta Melis Karaduman ve Dilan Balkay ile birlikte Bir Baba Indie Sunar: Bi' Sahne, Bi' Sohbet etkinliğinde sahne alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/evdeki-saat-yeni-teklisi-sarmasik-ile-karsimizda/", "text": "Alternatif popun yükselen isimlerinden Evdeki Saat, 2022'yi yeni teklisi Sarmaşık ile karşılıyor. Sound kabuğunu değiştirme sürecinde olan Evdeki Saat'in 2022 yılında çıkacak olan albümünün sinyallerini veren yeni teklisi Sarmaşık, bugün dinleyicisiyle buluştu. Dinleyicisine sadece bir şarkı değil, aynı zamanda ağlarken dans ettiren bir deneyim yaşattıran Evdeki Saat, duygu ve his yüklü bir anlatım diliyle renkli, hareketli bir müzikal ritmi buluşturuyor. Son zamanlarda alternatif sahnenin en çok ses getiren isimlerinden olan Evdeki Saat, 2014 yılında Eren Alıcı tarafından kuruldu. 2014'te YouTube'da yayınladığı Biraz Olsun parçasıyla müzik dünyasına giriş yapan Evdeki Saat, yıllar boyunca yaptığı parçalarla kendi sound'unda yaşadığı değişimlere dinleyicilerini de dahil etti. 2020'de yayınladığı Uzunlar teklisiyle adını geniş kitlelere duyuran Evdeki Saat, Sarmaşık teklisiyle başlayarak lokal sesleri global müzikle buluşturmayı amaçlıyor. Aranjmanını Bahadır Kartal, Yüce Akın ve Karakter'in üstlendiği Sarmaşık'ın söz ve müziği Eren Alıcı'ya ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/evdeki-saatin-yeni-albumu-huzursuzlugun-meyvesi-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz aylarda ''Sarmaşık'', ''Rüyadasın'' ve ''Sustum'' adlı üç tekliyi albümün habercisi olarak yayınlayan Evdeki Saat, içerisinde bu şarkıların da bulunduğu 7 parçalık bir albümle karşımızda. Adını Cihat Akbel isimli bir Twitter kullanıcısının attığı ''Hiçbir zaman huzuru bulacağımı düşünmüyorum fakat artık bu huzursuzluk meyvesini vermeli.'' tweet'inden alan albüm, melankolik sözlerin, elektronik altyapıların üzerine yerleşmesiyle oluşuyor. Albümün son şarkısı ise elektronik müziğin yerel tınılarla buluştuğu, Evdeki Saat'in ilk cover çalışması olan, söz ve bestesi Selahattin Sarıkaya'ya ait Adana Köprü Başı. Altyapıda Kaan Ceylani'nin, klavyede Yüce Akın'ın, bağlamada Bahadır Kartal'ın ve vokalde Eren Alıcı'ının bulunduğu klibin çekimleri Tuhafier'de, Melike Başlı yönetmenliğinde gerçekleşti. Klibin yapımcılığını ise By Willow üstleniyor. Huzursuzluğun Meyvesi adlı albümün kapak tasarımı ise ''Rüyadasın'' ve ''Sarmaşık'' teklilerinin de kapak tasarımını üstlenen Afterwork'e ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/evdeki-saatin-yeni-teklisi-fark-etmeden-yayinda/", "text": "Yeni dönem yerli alternatif sahnenin başarılı ismi Evdeki Saat'in yeni teklisi Fark Etmeden tüm dijital platformlarda! Haziran ayında yayınladığı Huzursuzluğun Meyvesi albümüyle tüm dinleyenlerini hüzün dolu danslara davet eden ve geçtiğimiz Ekim ayında yayınlanan teklisi Kalkmam Gerek ile yolda olan yeni projelerinin müjdesini veren Evdeki Saat, 2022 yılını dijital dağıtımı Kahuna tarafından yapılan yeni çalışması Fark Etmeden ile noktalıyor. Yeni şarkıyla hareketlenirken düşüneceğimiz yeni bir Evdeki Saat dönemine giriş yapıyoruz. Geçmişten gelen ve zararlı olan durumları; bağlanmış olduğumuz insanların ve olayların fark etmeden nasıl üzerimize yapıştığını yeni projesi aracılığıyla sorguluyoruz. Fark Etmeden, bu içsel diyalogu hareketli altyapısıyla harmanlayarak dinleyicinin bir süreliğine de olsa fark etmeden özgürlüğü ve bağımsızlığı deneyimleyebileceği bir şarkı haline getiriyor. Fark Etmeden için Atıl Aggündüz tarafından Studio Sumo'da çekilen klip ise şarkıyla beraber Evdeki Saat YouTube kanalında yayında. Klipte öne çıkan kablolar ve eski teknolojik aletlerle; gelecekte izlenebilecek nostaljik bir performans kurgulandı. Kablolar kuvvetli bir set oluştururken, müziğin zamansızlığına da dikkat çekiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/evden-çık-sub-seni-bekliyor/", "text": "Müzik gerçekten emek veren ve çabalayan müzisyenlerle daha güzel. Bunun için bir etkinlik hakkında kısaca bir duyuru yapmak istiyoruz. Bu hafta, 19 Temmuz Çarşamba akşamı Kadıköy Zor'da bizleri bir şölen bekliyor. Hem müzik hem de görsel açıdan etkisini fazlasıyla hissedeceğimiz bir gece var. Mosquito, Midvil, TKO, Document1 ve HICCUP'ın yer aldığı gece için özellikle söyleyebileceğimiz en önemli şey, burada şahane bir müzik olayı var! Ayrıca gecenin kapanışını da DJ performansı ile Vesim Ipek yapacak. Fark yaratan bir etkinlik olacak olan SUB gecesini kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz. Giriş ücretinin 20 TL olduğunu belirtelim tabii."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/everything-everythingden-yeni-albüm-haberi-a-fever-dream/", "text": "Bu yıl yeni albümlerin yılı olmaya devam ederken, İngiliz grup Everything Everything'den de yeni albüm haberi geldi! Son stüdyo albümü Get to Heaven'ı 2015 yılında yayımlayan grup, yeni albümünün adını ise A Fever Dream olarak belirlemiş. Albüm haberiyle yetinmeyen Everything Everything, A Fever Dream'in ilk teklisi Can't Do'yu da dinleyicilerle paylaştı. Ekranı bir tıkla aşağı kaydırarak, 18 Ağustos'ta RCA Records etiketiyle raflardaki yerini alacak olan albümün tracklist'ini inceleyebilir, albümün ilk ipucu olan Can't Do'yu dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/explosions-in-the-sky-yeni-albumunden-ilk-single-yayinda/", "text": "Explosions in the Sky'ın 2016'dan bu yana paylaşacağı ilk stüdyo albümü olan End'in habercisi Ten Billion People adlı yeni tekli yayında! Enstrümantal post-rock grubu Explosions in the Sky, 2016'daki The Wilderness'tan bu yana ilk stüdyo albümlerini duyurdu. Yeni albüm End, 15 Eylül'de Temporary Residence Ltd. aracılığıyla çıkıyor. Albüm açılış şarkısı olan Ten Billion People'ı paylaştılar. Bir basın bülteni, End'in ismine rağmen son Explosions in the Sky albümünün olmadığını garanti ediyor. Albüm, grubun PBS belgeseli Big Bend: The Wild Frontier of Texas için yaptığı film müziği albümünü takip ediyor. Sonlar, başlangıçlar, duraklar... Explosions in the Sky yeni albümüyle 15 Eylül'de aramıza dönecek. Albüm çıkana kadar sizi yeni teklileri ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eyedress-ve-mac-demarco-is-birligi-the-dark-prince/", "text": "Eyedress ve Mac DeMarco'nun bir araya gelmesiyle ortaya çıkan The Dark Prince ilginç bir video klip ile birlikte paylaşıldı. Eyedress adıyla performans sergileyen Filipinli alternatif pop sanatçısı Idris Vicuna, yeni teklisi için Mac DeMarco ile bir iş birliğine imza attı. DeMarco'yla birlikte söylediği iki Eyedress teklisinden ilki ise kısa bir süre önce çıktı. The Dark Prince sakin ama belli belirsiz tınılarla ürpertici bir pop-rock şarkısı. Eyedress son çalışması Teen Mom teklisini geçen ay paylaşmıştı bizlerle. Öte yandan DeMarco ise geçtiğimiz nisan ayında tam tamına 199 parçadan oluşan bir albüm yayınlamıştı. Albümün büyük çoğunluğu enstrümantal ve oldukça başarılı. İkilinin beraber çalıştığını görmek oldukça heyecan verici. Yeni teklinin çıkmasını da sabırsızlıkla bekliyoruz. Yeni tekliye ve ilginç video klibine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eyedress-yeni-teklisi-teen-mom-ile-karsimizda/", "text": "Eyedress bu seneki dördüncü teklisi olan Teen Mom isimli parçayı bizlere sundu. Sahne adı Eyedress olan ve bedroom pop türünde müzik yapan Filipinli Idris Vicuna yeni teklisi Teen Mom'ı yayınladı. Jealous, Romantic Lover ve Something About You isimli parçalarıyla sosyal medyada nam salmış sanatçının bu eserinde de kendine has tarzını görüyoruz. Geçen yıl yayınladığı Full Time Lover isimli albümünde hip hop, punk, shoegaze gibi farklı türleri bir arada harmanlayan Eyedress, Bu albüm bütün türleri birleştirdiğim albümdür diyor ve gerçekten de kendine özel melodileri ve tarzıyla müzik dünyasına önemli katkıda bulunuyor. Sanatçının yeni teklisi Teen Mom'a ve ilginç video klibine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/eylul-ve-ekim-aylarina-izini-birakan-9-yabanci-album/", "text": "Cazdan post punk'a, elektronikten sludge metal'e kadar farklı müziği içinde barındıran eylül ve ekim aylarında yayımlanmış 9 yabancı albüm tavsiyesi aşağıda sizleri bekliyor. Yaklaşık bir yıl önceki ilk albümü Brutalism ile çıkış yapan Bristol menşeli post punk beşlisi Idles'dan daha önce uzunca bahsetmiştik. O yazıda müzik camiasının şu an İngiltere'nin en heyecan verici gruplarından biri şeklindeki övgüsünü gerçekten de hak ettiğini vurgulayarak hem grubun müziğinin hem de vokalist Joe Talbot'ın ortaya koyduğu agresif ve muhalif politik tavrın punk rock ruhunu muazzam şekilde ortaya koyduğunu anlatmıştık. Brutalism adından da anlaşılacağı gibi öfkeden patlamak üzere olan yıkıcı bir albümdü ve yayımlandıktan sonra Idles'a büyük festival ve salonların kapısını da açtı. Ekip arayı açmadan ikinci albümleri Joy as an Act of Resistance'ı Eylül başında yayımladı. Müzikal açıdan bakıldığında Brutalism'de ortaya koyduğu yırtıcı post punk çizgisini burada da koruyan Idles liriklerinde ise mizahi ve iğneleyici üslubun dozajını iyice artırmış durumda. Joe Talbot şarkı sözlerinde toplumdaki yozlaşmayı, politik ve sosyal açıdan dünyanın içine batmış olduğu büyük pisliği kabullenmiş gibi gözüküyor. Fakat pes etmişe de benzemiyor ve buna karşı yeni söylemlerin peşine düşüyor. İngiltere'deki Brexit faciası, göçmen sorunu ve milliyetçilik üzerine muhalif tavrı önceki albümde olduğu gibi devam ediyor. Bir de tüm bunların yanında erkek egemenliğini ve kemikleşmiş olan cinsiyetçi ve erkeksi jargonu yerle bir edercesine taze argümanlar üretiyor. Joe Talbot'un zekice kurguladığı sözleri günümüzdeki muhalif söylemin artık değişmekte olduğunu ve çökmekte olan sisteme karşı en anarşist, belki de en punk tavrın ironik şekilde naiflik, naziklik ve farklılıkları tolere etmek olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Tim Hecker deneysel elektronik müziğin iki önemli alt kulvarı olan ambient ve drone dendiğinde akla gelen ilk sanatçılardan biri olsa da onun bugüne kadar icra ettiği müziği sadece bu iki başlık altına hapsetmek müziğine büyük haksızlık olur. Kanadalı müzisyen parçalarında bu iki akımın ortak yapı taşı olan uçsuz bucaksız ses duvarlarını bir ses işçisi gibi inşa ederken aynı zamanda eşsiz melodi ve kompozisyonlar yaratma konusundaki yeteneğini de öne çıkarıyor. Son olarak Eylül ayında yayımladığı Konoyo isimli albümü de bu müzikal yaklaşımın en muazzam örneklerinden biri. Hecker bu albümün konseptini Japonya'nın en eski ve geleneksel saray müziklerinden biri olan gagaku'dan ilham alarak kurguluyor. Albümün kaydı için sık sık Tokyo'ya giden Hecker burada bulunan bir Budist tapınağında bir grup gagaku icracısı Japon müzisyenle bir araya geliyor. Hecker bu tapınakta modern elektronik müzikte kullanılan teknoloji ile tarihteki en eski Japon saray orkestralarına ait telli ve üflemeli çalgıları buluşturuyor. Hem dijital hem de analog kaynaklardan elde ettiği sesleri öyle ustalıkla sentezliyor ki ortaya çıkan sonik pasajlar ziyadesiyle yoğun ve bütünlüklü duyuluyor. Hecker kendi ses tasarımı olan ve büyük bir yıkımın habercisi niteliğindeki siren seslerini henüz albümün açılışında yankılandırıyor. Bir ambient albüm için her ne kadar klişe olsa da Konoyo kompozisyonel açıdan sinematik bir biçime sahip. Atmosferinde umutsuzluğun yoğunlaştığı ve insanlığın içinde bulunduğu büyük çaresizliği anlatan distopik bir bilim kurgu filmi için hayal edilebilecek en uygun soundtrack albümlerinden biri Konoyo. 2012 yılında Tokyo'da sokak müzisyenliği yaparak işe koyulan Japon saykodelik rock dahileri Kikagaku Moyo ekim başında çıkan yeni albümü Masala Temples ile uluslararası rock camiasında adından sıkça söz ettirmeye başladı. Albüm sonrasındaki Amerika turnesi sırasında Seattle şehrinin meşhur radyo kanalı KEXP stüdyosunda yarım saatlik bir canlı performans dahi sergiledi. Masala Temples caz esintilerinden, Hint raga müziğine ve oradan krautrock'ın döngüsel kompozisyonlarına kadar farklı tatları içinde barındırıyor ki bu da ortaya çıkan müziğe saykodeli hissiyatını veriyor. Parçalar zaman zaman Tame Impala'nın daha sterilize ve pürüzsüz tınlayan modern saykodelik pop/rock yaklaşımını zaman zaman da Khruangbin'in özellikle orta doğu coğrafyasına uzanan daha tozlu ve çamurlu soundunu taşıyor. Bu sayfalara her bir yazıda Brooklyn'li bağımsız plak şirketi Beyond Beyond is Beyond kataloğundan en az bir grup tanıtmayı görev edindim kendime. Önceki yazılarda İsveçli kozmik kolektif Our Solar System ve Arizonalı krautrock dörtlüsü The Myrrors'ın hipnotik müziğinden bahsetmiştik. Bu ayki güzellememizin hedefinde ise yeni albümü Hiisi ile Finlandiya'lı ekip Kiki Pau var. Önceki bahsettiğimiz iki gruba kıyasla indie ve folk rock müziğin daha naif ve aydınlık sounduna yakın bir müzik icra ediyor Kiki Pau. Albümde bulunan toplam 4 parça akustik gitarlar, yaylı altyapıları ve yer yer kuş cıvıltılarının da etkisiyle pastoral temalara sahip. Siz sıcak güneşin altında yavaş yavaş kavrulurken günlük streslerinizi bir kenara bırakmanızı sağlayacak meditatif bir güce de sahip aynı zamanda parçalar. En son geçen sene Avustralyalı şarkıcı/söz yazarı Courtney Barnett ile ortak olarak çalışmaları Lotta Sea Lice ile karşımıza çıkan Kurt Vile geçtiğimiz günlerde yeni albümü Bottle It In'i yayımladı. Kurt Vile her zaman olduğu gibi size bir dost, belki bir dert ortağı gibi yaklaşıyor. Yalnızlığına ve kendine olan yabancılaşmasına dair şarkılarını tüm içtenliğiyle paylaşıyor dinleyenle. Penayı bir kenara atarak geliştirdiği kendine has gitar çalma tekniği ve uzun tekrarlara dayalı kompozisyonları onun müziğini saykodelik folk ekseninde bir noktaya konumlandırıyor. Müzikal açıdan bakıldığında başyapıt niteliğindeki 2011 albümü Smoking Ring For My Halo veya 2013'teki şahsi favorim Waking On a Pretty Daze'i arkalarından takip eden bir kayıt Bottle It In. Gün içindeki depresyon veya anksiyeteniz sizi tatmin etmiyorsa ya da saçma sapan olaylar karşısında yeteri kadar endişelenmediğinizi düşünüyorsanız Beak>'in yeni albümü histeri katsayınızı artırmak üzere imdat çağrınızı duymuşa benziyor. Trip-hop efsanesi Portishead'in kurucusu ve davulcusu Geoff Barrow'un yan projesi olan Beak> parçaları kurgularken tekrar ve rastlantısallık fikirleri üzerine oldukça kafa patlatmışa benziyor. Ürpertici synthler, kesintisiz şekilde motorik ilerleyen davul-bas ikilisi ve Barrow'un ürkek ve yabancılaşmış sesi en güzel kabuslarınızın fon müziği olmaya aday. Deneysel elektronik müzik sahnesinin yeni parlayan isimlerinden Amerikalı Sean Bowie aka. Yves Tumor Ekim ayında yayımladığı Safe in the Hands of Love albümünde tarif etmesi oldukça güç ve komplike müziğiyle karşımızda. Elektronik müziğin tüm alt türlerini bir blender'da karıştırdıktan sonra ortaya çıkan malzemeyi caz, R&B ve trap'le yoğursak belki bir miktar yaklaşabiliriz onun tarifine. Efsane plak şirketi Warp Records'dan çıkan albümde hayli yavaş tempolu bir aşk parçasının bir anda büyük bir gürültü girdabının içinde boğulduğuna dahi şahit olabiliyoruz. Elektronik müziğin herhangi bir alt türüne yakın olan müzikseverlerin bir şekilde bir noktasından tutup kendi müzikal zevkine uygun en azından birkaç parça bulabileceği eklektik bir kayıt denebilir bu albüm için. En son geçen ay paylaştığımız zihin açan güncel albümler listesinin stoner rock bölümünde Amerikalı ekip Weeed'in krautrock, shoegaze ve cazdan beslenerek stoner'a alternatif bir bakış getirdiği This isimli albümünü bolca övmüştük. Bu ay ise yine stoner olarak nitelendirebileceğimiz ama sertlik dozajını biraz daha yukarı çekerek doom ve sludge metal sularında gezen Newcastle'lı ekip Pigsx7'in King of Cowards albümüne yer veriyoruz. Açılış parçası GNT'nin girişinde sinsice bir araya gelmeye çalışan gitar, davul ve bas üçlüsü tedirginliğin ilk sinyallerini veriyor dinleyene. Hemen arkasından Matt Baty'nin gürüldeyen vokali işe dahil olduğundan ise artık son derece tekinsiz bir yerde olduğunuzun tam anlamıyla farkına varıyorsunuz. Sonrasında gelen 5 parça boyunca da ekip sizi bu güvensiz alandan dışarı salacakmış gibi gözükmüyor. King of Cowards özellikle Black Sabbath ve Motörhead sevenlerin çılgın atmaları için en ideal ortamlardan birini sağlayan yılın sağlam rock albümlerinden biri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ezhel-ve-baba-zula-sziget-2018de/", "text": "Bu yıl 8-15 Ağustos tarihlerinde Budapeşte'de 26.'sı gerçeklecek olan Sziget Festival'a katılacak isimler açıklandı. Arctic Monkeys, Gorillaz, Kendrick Lamar, Lana Del Ray, Kygo, Mumford & Sons gibi isimlerin headliner'ları oluşturduğu festivalin bir başka önemi ise, bu yıl ülkemizden de iki ismin sahne alacak olması! Geçtiğimiz günlerde açıklanan, kendi ülkelerinde gözde ve yükselişte olan müzisyenlerinin buluştuğu Europe Stage'de bu yıl, geçtiğimiz yıl bomba etkisi yaratan Müptezhel albümüyle Ezhel sahne alırken, World Music Stage'de ise Türk psychedelic müziğin en önemli isimlerinden BaBa ZuLa yer alacak. Bonus olarak da festivale hazırlık playtlist'inizi aşağıya bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ezhel-ve-murda-diyor-ki-turco-we-made-it/", "text": "Senelerdir süren, yabancı mihrakların bizi engellediği söylemini yıkarak geliyor Ezhel. Ankara'da çıkan bir sound'u Almanya'dan dünyaya duyuruyor... Bunu Türkiye sınırlarından yapamıyor çünkü kendi topraklarında özgürlüğü engelleniyor. Aslında bizi yabancı mihraklar değil kendimiz engelliyoruz çıkarımını yapmamızı sağlıyor. Hollanda'da yaşayan ve müzik üretimini orada yapan Türk asıllı Murda ile Ankara'nın bozkırından, başkentimizden dünyaya açılan Ezhel, Almanya'nın Türkiye'si diyebileceğimiz ve Türk hip-hop kültürünün dünyaya açıldığı kapı olan Kreuzberg'in girişinden görüntülerle başlıyorlar klibe. Her seferinde kendi ülkesinde özgürce üretemediğini dile getiren Ezhel, şarkısında kısa zamandaki yükselişine inanamıyor ama Turco we made it, yani biz Türkler yaptık diyor, gururlanıyor. Bir yandan da gurbet ele düştüm diyerek alttan alta bu duruma sitem ediyor. İnanamıyor, çünkü senelerdir topraklarımızda bize öğretilen ve kabul ettirilen tüm çizgileri yıkıyor; ona inanmayanlara da puşt demekten de kaçınmıyor. Bunu da çok naif ve acıtmadan yapıyor. Yükselirken hiçbir zaman yalnız yürümeyen Ezhel, yanına sürekli birilerini çekerek kolektif güçten yararlanıyor. Bu arada, Ufo361 ile arasındaki anlaşmazlığa da gönderme yapıyor aslında. Birlik ve beraberliklerini gösteriyor, parayla ve güçle bu birlikteliğin, bu bağın yıkılamayacağını, aksine birliktelikle büyüyeceğini gösteriyor bize. Kreuzberg'de yaşayan Türk kültürünü, Türkleri yüzümüze çarpıyor. Kilometrelerce uzakta da olsak biz Türk'üz, kültürümüzü burada da yaşatıyoruz, diyor. Şunu da vurgulamak gerek; pandemi döneminde dijitalin gücünü daha çok hissediyoruz ve dijitalin bize görünür kıldığı sonsuz bilgi ve birikime erişebiliyoruz. Bu doğrultuda farkındalığımız artıyor, toplum olarak kendi bacağımıza sıktığımızı daha çok gözlemleyebiliyoruz. Ezhel zaten bunu yıllardır anlatmaya çalışıyordu, halen gözler önüne sermeye devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ezhel-ve-saniserin-olayli-parcalariyla-sessizlik-bozulsun/", "text": "Ezhel ve Şanışer'in bugün itibarıyla yayınladığı iki yeni şarkı güne damgasını vurarak başladı. Türkçe rap sahnesinden Şanışer ve 17 arkadaşının ortak olarak yayınladığı Susamam parçası bugün video klibiyle birlikte paylaşıldı. Şanışer'e eşlik eden diğer 17 isim ise Fuat, Ados, Hayki, Server Uraz, Beta, Tahribad-ı İsyan, Sokrat St, Ozbi, Deniz Tekin, Sehabe, Yeis Sensura, Aspova, Defkhan, Aga B, Mirac, Mert Şenel ve Kamufle. Adalet, hukuk, özgürlük, kuraklık, eğitim, kadın cinayetleri, hayvana şiddet, kentleşme, trafik gibi konulara değinilen 14:54'lük Susamam parçasının videosu hemen aşağıda. Ezhel ise 10 Ekim Ankara Katliamı, Gezi Direnişi, 15 Temmuz Darbe Girişimi gibi konulara değindiği yeni parçası Olay'ı bugün yayına aldı. Bu arada videoya Topluluk Kuralları'na dayanarak yaş sınırı getirilmiş ve YouTube trendlerinden de kaldırılmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/f-istanbulun-muzik-bolumunde-david-bowie-iggy-pop-betty-davis-filmleri/", "text": "Senenin en soğuk ve haliyle de sıkıcı aylarından birini yaşanılır kılan! f İstanbul'un en sevdiğimiz bölümlerinden birinin! f music olduğunu söylememize gerek var mı? Bu yıl 15-25 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek 17. ! f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali için geri sayım devam ederken! f music bölümünde izleyeceğimiz filmlere birlikte göz atalım. Programda David Bowie'den Betty Davis'e, Iggy Pop'tan Josh Homme'a her biri ayrı ayrı iştahımızı kabartan isimler var. Francis Whately'nin sanatçının ölümünden sonra tamamladığı filmi David Bowie: The Last Five Years / David Bowie: Son Beş Yıl 10 Ocak 2016'da kaybettiğimiz ve mübalağasız herkesi derin bir yasa boğan David Bowie'nin son görüntülerini bize ulaştıracak. İzlemeye kalbimiz dayanır mı bilmiyoruz ama David Bowie'nin ölümünden önce yayınladığı son iki albümü The Next Day (2013) ve Blackstarın (2016) yanı sıra kanserle mücadelesini ve hastalığı sırasında yapımına başladığı Broadway müzikali Lazarusu odağına alan film, arşiv görüntülerinden yakın arkadaşlarıyla yapılmış söyleşilere uzanan zengin materyaller içeriyor. Iggy Pop'ın 2016'da yayınladığı ustalık dönemi başyapıtı Post Pop Depression albümünün Kaliforniya çöllerindeki kayıt sürecini belgeleyen American Valhalla belgeselinin çift kişilik yönetmen koltuğunda Josh Homme ve fotoğraf sanatçısı Andreas Neumann oturuyor. Londra'da Royal Albert Hall'da gerçekleşen ve kayıtları ayrıca albüm olarak da yayınlanan konserin görüntülerine de filmde rastlayabileceğiz. Sundance'in Dünya Sineması bölümünde En İyi Belgesel seçilen Rumble: The Indians Who Rocked The World filmi blues'dan caz'a ve günümüz hip hop'ına, Amerikan yerlisi müzisyenlerin Amerikan müziğinde görünmeyen ve yok sayılan etkilerini belgeliyor. Catherine Bainbridge ve Alfonso Maiorana'nın birlikte yönettiği ve Jimi Hendrix'ten Quincy Jones'a, Martin Scorsese'den Slash'e birçok tanıdık ismi ekrana taşıyan film, eleştirmenler tarafından yılın en iyi müzik belgesellerinden biri olarak gösteriliyor. Betty: They Say I'm Different filmi ise 70'lerde Betty Davis'in ortalığı kasıp kavuran şöhretinin ve 30 yılı aşkın zamandır ortadan kayboluşunun gizeminin peşine düşüyor. Phil Cox'un belgesel ve animasyonu yaratıcı bir şekilde harmanlayan filmi, 1970'lerde müziği, sahnesi ve performatif görselliğiyle tabuları kırıp yağmalamış, evlilikleri sadece bir yıl sürse bile Miles Davis'in hayatını ve müziğini derinden etkilemiş, ırkçılıktan toplumsal cinsiyete Amerikalı kadınlar için unutulmaz bir özgürlük sembolü olmuş Betty Davis'in, Amy Winehouse, Macy Gray, Nikka Costa gibi ardından gelen bir çok kadın müzisyeni nasıl etkilediğinin ve Amerika, İngiltere, Fransa ve Japonya'daki moda tasarımcılarına nasıl ilham verdiğinin hikayesine de tanıklık ediyor. Programın açıklanması için 18 Ocak'ı, biletlerimizi edinmek için ise 2 Şubat'ı bekliyoruz. Özellikle de! f partilerinde dağıtmak için bir hayli sabırsızlanıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/facebook-ve-instagramda-videolara-muzik-ekleme-ozelligi-geldi/", "text": "Facebook ve Instagram'ın bir süredir çeşitli ülkelerde kullanıma sunduğu müzik ekleme özelliği Türkiye'de de kullanıma açıldı. Hikayelere müzik eklemesine sağlayan yeni özelliği artık ülkemizdeki kullanıcılar da kullanılabilecek. Özelliğin yayına alınması için Facebook, Türkiye'deki plak şirketleri ve distribütörlerin yanı sıra müzik yayıncılığı toplulukları ve kuruluşlarıyla da yeni ortaklıklar gerçekleştirdi. Türkiye'deki kullanıcılar da artık 39 milyon şarkıyı içeren kütüphanedeki şarkıları diledikleri gibi hikayelerine ekleyebilecekler. Müzik özelliğiyle birlikte kullanıcılar Facebook profillerine dilediği şarkıları ekleyerek profilin en üst bölümünde bu şarkıları listeleyebilecek. Özellikle Corona sonrasında insanların evlerine kapanmasıyla birlikte Instagram canlı yayınları da oldukça artmıştı. Instagram'da bunun üzerine iki önemli eksiğini güncelledi. Artık web'den canlı yayınlar da izlenebilirken, direkt mesaj özelliği de kullanılabilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/facebookun-kullanicilarini-begendikleri-sayfalara-gore-fisledigi-anlasildi/", "text": "Tüketici, takipçi ve seçmen davranışlarını değiştirmek isteyen iş dünyası ve siyasi partilere hizmet sunan bir veri analiz şirketi olan Cambridge Analytica'nın, 50 milyon kullanıcıya ait bilgileri usulsüz bir şekilde ele geçirip şirketlere dağıtmasıyla Facebook ciddi bir kayıp yaşamaya başladı. Bu kayıp hem maddi hem de manevi açıdan gerçekleşti. Maddi anlamda 50 milyar dolarlık zararı olan Facebook'a sosyal medya üzerinden tepkiler de çığ gibi büyüyor. Hatta pek sevdiğimiz Massive Attack de resmi Facebook sayfasını kapatıp Twitter üzerinden durumla ilgili bir açıklama yaptı. Lakin konumuz şu an için Massive Attack'in Facebook sayfasını kapatması ya da birçok insanın #deletefacebook hashtag'ini kullanarak attığı tweet'ler değil. Bu skandalın ardından öğrendik ki Facebook'ta beğendiğimiz gruplar ve sanatçılar aslında kişilik testinin birer parçalarıymış. 2015 yılında yapılan araştırmaya göre Facebook, Björk ve Tom Waits'i beğenen insanların deneyimlere açık, The Smiths'i beğenen kullanıcıların nevrotik, Placebo, Judas Priest ve Marilyn Manson'ı beğenenlerin aşırı derecede nevrotik, Jason Aldean için beğen butonuna basmış kullanıcıların ise yeniliklere kapalı olduğunu söylüyor. Üstelik bu araştırma sadece bu isimlerle ve hatta sadece müzikle de sınırlı kalmıyor. Markalar, filmler, aktiviteler... kısacası akla gelebilecek her şey için Facebook kendi etiketini yaratıyor. Ne diyelim, bundan sonra ya #deletefacebook akımına katılacağız ya da beğendiğimiz sayfaların altında büyük anlamlar aramaya başlayacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/faithlessin-solisti-maxi-jazz-hayatini-kaybetti/", "text": "Faithless'ın solisti Maxi Jazz, 65 yaşında hayata gözlerini yumdu. Faithless, bu kötü haberi sosyal medya hesabından duyurdu. İngiliz elektronik müzik grubu Faithless'ın sevilen sesi Maxwell Fraser, nam-ı diğer Maxi Jazz, Cuma gecesi evinde ölü bulundu. Grup, Jazz'in ölümünün ardından Maxi'nin bu kötü haberini duyurduğumuz için çok mutsuzuz. Hayatımızı birçok yönden değiştiren bir insandı. Müziğimize doğru anlamı ve mesajı kattı. Herkes için hem derin hem de erişebilir bir bilgeliği olan sevimli bir insandı. Onunla çalışmak bir onur ve tabii ki gerçek bir zevkti. Parlak bir söz yazarı, bir DJ, bir Budist, muhteşem bir sahne varlığı, araba aşığı, sonsuz konuşmacı, ahlaki pusula ve dehaydı sözlerini söyledi. Maxi Jazz, 14 Haziran 1957'de Londra'da doğdu. Solistliğini yaptığı Faithless grubu 1995 yılında kuruldu. Rollo, Sister Bliss ve Maxi Jazz'den oluşan grup, en iyi dans gösterisi dalında BRIT ödülü'ne aday gösterilmişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/farazi-ve-sorgudan-90lara-selam-anti-kahraman-90-nesli/", "text": "Türkçe rap sahnesinden Farazi ve Sorgu, 90 neslinin hayata bakış açısını 90'lar hiphop sound'uyla birlikte sunduğu Anti-Kahraman: 90 Nesli adlı yeni albümünü yayınladı. İlk olarak 2011 yılında birlikte çalışmaya başlayan Sorgu ve Farazi, 2013 yılında yayınladıkları ilk EP'nin ardından beklenen albümleri Anti-Kahraman: 90 Nesli'yi Deadly Habits Music / Venus Music / Below System Records etiketiyle yayınladı. 12 parçadan oluşan albüm, 90 Nesli ismini artık laçkalaşan, içi boş 90'lar nostaljisinden ziyade 90 neslinin hayata bakış açısı, öfkesi ve 90'ların hiphop sound'uyla sunuyor. 2013-2019 yılları arasında aktif olan 90 BPM grubunun kurucularından olan Sorgu ve Farazi'yle birlikte 90BPM'den Da Poet ve Savai'nin de yer aldığı albümde Ege Çubukçu, Kamufle, Kodes Kahra ve Negatif isimlerini de konuk olarak görüyoruz. Bugün itibarıyla dijital platformlarda yayında olan Anti-Kahraman: 90 Nesli albümünü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fatouma-diawara-sesim-yalnızca-şarkı-söylerken-düzeliyor/", "text": "24. İstanbul Caz Festivali hız kesmeden devam ederken festivalin son haftasında bizi heyecanlandıran konserlerden birisi de Afrika müziğinin yıldızlarından Fatoumata Diawara ile Hindi Zahra'yı aynı sahnede bir araya getirecek olan 17 Temmuz akşamı gerçekleşecek. Olympic Cafe Tour projeleri kapsamında The Grand Tarabya Hotel'de sahneyi paylaşacak olan isimlerden biri olan Hindi Zahra'yı artık buralarda tanımayan kalmadı. Senede birkaç defa ülkemizi ziyaret ediyor, konserlerine bilet bulmak hiç de kolay olmuyor. O gecenin sahnede parlayacak diğer yıldızı Fatoumata Diawara'yı daha yakından tanımak isterseniz sizi hemen aşağıya doğru alalım. Bugüne kadar Damon Albarn'dan Herbie Hancock'a kadar sayısız isme eşlik eden Diawara'yı radarınıza almakta daha fazla gecikmeyin. Bana kalırsa bunun asıl sebebi Malililerin kendi geleneksel enstrümanlarını kullanmayı tercih etmesi; bu da bizi atalarımızın ruhlarına yakınlaştırıyor. Her enstrümanın kendine özgü bir dili vardır! Mali'de müzik çok güçlü ve çok derindir. İnsanlar için müzik, yemek kadar önemlidir. Mali müziğinin dışında elbette diğer türleri de dinliyoruz fakat Mali müziği hakikaten çok derindir. Ali Farka Toure'den önce de onun 'ataları' vardı, onlar da dedelerimizin dinlediği şarkıları söylediler. Ayrıca ülkemizi müziğin gücüyle kurtaracağımızı ümit ediyorum. Aslında öyle sayılmaz, sadece Bambara dilinde söyleyebiliyorum. Tiyatroda Fransızca da söylüyorum fakat kendimi çok rahat hissettiğimi söyleyemem. Sesimi seyirciye tüm çıplaklığıyla göstermeyi seviyorum! İlk İngilizce şarkı söyleme tecrübem Bobby Womack'in albümü içindi. Biraz endişeliydim fakat albümün prodüktörlüğünü yapan Damon Albarn beni İngilizce şarkı söylemeye ikna etti. Bu dünyaya geldiğimden beri bulabildiğim en iyi iletişim biçimi sanat oldu. Doğru sözcükleri bulmakta hep zorlandım, konuşurken sesimin daima bozuk bir tınısı vardı, yalnızca şarkı söylerken düzeliyordu. Sanatsal ifade her zaman için benim kendimi özgürleştirmeme olanak tanıdı. Benim için sanat tanrının, maneviyatın, birleşmenin, umudun, pozitifliğin yoludur; bildiğim en iyi iletişim aracıdır. Adaletsizliğin karşısında kendimi ifade edebilme gücü. Sadeliği ve paylaşma becerisiyle olduğu kadar sevgisiyle de bana ilham kaynağı oluyor. 19 yaşındayken ailemden ayrılıp bilinmeyene yelken açmak. Mali-ko'yu kaydetmek; çünkü Mali'de yaşadığımız sorunların algılanmasına gerçek anlamda bir katkısı oldu. Henüz bilmiyorum çünkü yalnızca bugünü yaşamaktan yanayım. Biraz fazla hassas olduğumu söyleyebilirim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/feeder-playing-with-fire-ve-elfi-yayinladi/", "text": "Feeder, farklı sound'larıyla dikkat çeken Playing With Fire ve ELF isimli iki yeni teklisini yayınladı. Feeder, 11 stüdyo albümüne, bir o kadar derleme albüme ve yanılmıyorsam 45-50 arasında tekliye sahip. Ödül ve başarılar kısmına ise hiç girmiyorum. Şimdi böylesi bir grubu tekli servis etti diyerek kısa bir yazı ile paylaşım üretmek beni rahatsız etmiyor değil. Geriye doğru sayfalarca yazmak geliyor bir müziksever olarak içimden. Ancak yazının içeriği bu. İki şarkıdan oluşan çalışma gerçekten çok iyi bir Britanya rock sunumu. Playing With Fire sert bir sound'a sahip, vokal nispeten daha yırtıcı, arkada tekrar eden gitar enerjiyi sağlıyor, sürekli beliren ve kaybolan synth sert sesler şarkıyı bir hayli keyifli hale getirmiş. ELF ise daha pop çok sularda, boyu geçmeyeyim dedikleri bir şarkı olmuş, vokal yumuşak, chorus aynı şekilde gitarla sunulsa da naif. Ceketi ilikleyerek dinlemeye geçtiğim gruplar içinde olan Feeder'ın bu yeni çalışmasını ve özellikle de Playing With Fireı tavsiye ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/feisttan-cat-stevens-coveri-geldi/", "text": "Kanadalı şarkıcı Leslie Feist, İngiliz müzisyen Cat Stevens'ın parçası Trouble'ı yorumladığı canlı kaydını yayınladı! Projeleri arasında belli bir süre ara vererek dinleyicilerini özleten Feist, Amerika'daki seçim döneminin yaklaşmasından ötürü sahalara geri döndü. Cat Stevens'ın 1970'te yayınlanan üçüncü albümü Mona Bona Jakone'den Trouble parçasında Feist'ın parçayı yorumlarkenki enerjisi biraz kaybolmuş biraz buruk fakat aynı zamanda bu negatif ruh durumlarından kendini çıkarma çabası içeriyor. Yazar ve film yönetmeni Ali Vanderkruyk tarafından çekilen video klipte kamera merdivenlerden yukarı çıkıp müzisyenin etrafında daireler yapıyor ve müziğin ruhuyla birlikte ilgi çekici bir sinerji oluşuyor. Aynı zamanda performansın kaydı ise sadece bir kere alınmış. Son olarak 2017'de Pleasure adlı orijinal albümünü yayınlayan Feist, geçtiğimiz sene de Leonard Cohen'in Thanks for the Dance albümüne dahil olmuştu. Ekim ayında ise Nina Simone'un Human Touch parçasını cover'lamıştı. Feist'ın Cat Stevens cover'ı Trouble'a ve orijinal haline aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/felicity-groom-tum-sarkilarin-guzel-oldugu-albumler/", "text": "İlk albümden çıtayı böylesine yükseltiyorsunuz ya, işte o zaman beni benden alıyorsunuz. Her ne kadar sonraki albümler genelde debut'un tadına ulaşmasa da ilk albümdeki enerji, yılların birikimi ve amatör tat gerçekten kayda değer edinimler olarak biz müzik severlere kar olarak kalıyor. İlk albümden ortada çıta mıta koymayan bir diğer grup ise Felicity Groom. Avustralya'nın bağrından kopan bu güzide grup, gerçekten ilk albümden bizlere inanılmaz olgunlukta, inanılmaz müzikaliteye sahip bir albüm sunuyor. Her ayrıntının ince ince düşünüldüğü, gerektiğinde deneylerden kaçınılmayan, solistin yürek burkucu vokali ile bizleri üzmekten çekinmediği tam da kışın ben geliyorum dediği zamanlarda hayatımıza giren aşmış güzellikte bir grup Felicity Groom. Aslında grup ilk dinlendiğinde, aynı topraklardan hayatımıza giren Howling Bells'i epeyce andırıyormuş gibi gelse de son tahlilde Felicity Groom, bence Howling Bells'e kıyasla biraz daha damar bir ekipten oluşmakta, başka bir deyişle siz nasıl diyorsunuz? melodik bir tat vermekte. Aslına bakarsanız Howling Bells'in son albümü ve Felicity Groom'un debut albümü kafa kafaya yarışan iki güzide albüm olarak değerlendirilebilir. Howling Bells; Baby Blue, Don't run ya da The Loudest Engine ile bizleri can evinden vurmaya çalışırken, Felicity Groom neredeyse albümdeki tüm şarkılarla bunu hayata geçirmekte. Bu açıdan bakıldığında Felicity Groom Gossamer ile daha karakteristik bir albüm ortaya çıkarmış desek pek de garip kaçmaz. Albümün ve grubun detaylarına yoğunlaşacak olursak; daha önce de belirttiğim gibi solist için ayrı bir parantez açmam gerekir. Gerçekten oldukça karakteristik bir sese sahip olsa da abla- ki kendisinin sahne adı da Felicity Groom olarak geçmekte, asıl isminin ne olduğu tam olarak bilinmemekte. Cat Power gibi düşünebilirsiniz.- biraz Juanita Stein'i andırmakta ancak sesinin Gossamer e çok iyi yakıştığını belirtmem gerekir. Kederli, hüzünbaz bir kadın vokal arıyorsanız, muhtemelen Felicity Groom sizlere bir vokal olarak çok geniş bir gül bahçesi vaad edecektir. Debut olmasına rağmen çok olgun bir albümle karşı karşıya kaldığımızdan dem vurmuştum. Bunu da biraz açmak isterim izninizle. Grup müzikal olgunluğunu kullanmış oldukları geniş enstrüman yelpazesiyle sağlamakta. Grup, kullanmış olduğu farklı enstrümanları, resmen şarkıların ayrılmaz yapısal bir unsuru haline getirebilmiş. Özellikle bu durum grubun genel müzik yapısı olan; 'alternatif rock'a kayan indie' yaklaşımını zengişleştiren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Grubun ilk albümde bu yeteneğe erişmesi ise paha biçilemez. Şimdi teker teker saymak istemem ama neredeyde her şarkıda bu tavır ve tutum var. Özellikle albümdeki favorilerim arasında yer alan Under Oath ya da Building a House ya da You come along gibi şarkılar, bu multi enstrümantalist yapının güzide örneklerinden sadece birkaçı olsa gerek. Gerek vokalin inanılmaz sesi, gerek bestelerin melodik yanı, gerekse düzenlemelerde kullanılan enstrümanların şarkılara oldukça naif ve bir o kadar da yerinde katkısı, bu debut albümü benzerlerinden ayırıyor. Felicity Groom debut albümleriyle biz müzik severlerin ocağına incir ağacı dikerek, bütün kışı bizle geçirmeye ne dersiniz diye soruyor. Bize de bu çağrıyaevet demek düşüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/felix-da-housecat-red-bull-music-academy-night-kapsaminda-babylonda-sahne-aliyor/", "text": "İnsan hayatının belli dönemlerine damga vuran albümler vardır; benim için Felix da Housecat'in 'Kittenz and Thee Glitz'i bu albümlerden biri. Beni electroclash janrıyla tanıştırmasının yanı sıra daha sonraları Ladytron, Peaches, Fischerspooner ve Legowelt gibi isimlere dinlemeye yönelten bu albüm 2001'de yayımlanmış ve A. B. D.'nin yanı sıra Avrupa'da da büyük ilgi görmüştü. Prodüktörün kariyeri ise aslında 1990'lu yılların ortalarına uzanıyor. 'Gitar çalamadığı için' elektronik müziğe asılan ve 90'lı yılların Robin S., Ultra Nate gibi isimlerinden de hatırlayabileceğimiz NY house sound'unu ruhunda taşıyan kayıtlara imza atan Felix'in mainstream bir isim haline gelmesinde 'Kittenz' albümü ve o dönemde yükselişe geçen electroclash akımı önemli rol oynuyor. Sonraki yıllarda ise prodüktörün dinleyeni şaşırtmamakla birlikte hayal kırıklığına da uğratmayan yeni albümleriyle tanıştık, kısa sürede sevdik. Bu albümlerden 2009 tarihli 'He Was King', prodüktörün günün sound'unu kendi tarzıyla kolayca harmanlayabildiğinin en güzel örneğiydi. Fakat asıl sürprizler prodüktörün hiçbir albümünde yer almayan kısaçalarlardı. 'Like Somethin' 4 Porno!' gerek remixleriyle, gerek orijinal versiyonuyla olsun, son yılların en başarılı dans parçalarından biri olarak öne çıktı. 2013 tarihli 'Sinner Winner' ve 'I Just Wanna Be A Lesbian' EP'leri ise Felix'in görkemli synth layer'larına ihtiyaç duymadan, daha minimal altyapılarla da parlayabildiğinin en güncel örnekleriydi. Sözün özü 1 Şubat gecesi Babylon'da parti var! Felix da Housecat sevenlerin mest olacağı kesin; henüz keşfetmemiş olanların ise çok eğlenceli bir gece geçireceklerini şimdiden tahmin etmek zor değil. İnsan hayatının belli dönemlerine damga vuran albümler vardır; benim için Felix da Housecat'in 'Kittenz and Thee Glitz'i bu albümlerden biri. Beni electroclash janrıyla tanıştırmasının yanı sıra daha sonraları Ladytron, Peaches, Fischerspooner ve Legowelt gibi isimlere dinlemeye yönelten bu albüm 2001'de yayımlanmış ve A. B. D.'nin yanı sıra Avrupa'da da büyük ilgi görmüştü."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/festivalde-hangi-filme-bilet-almaliyim-diye-dusunenlerden-misiniz/", "text": "İstanbul Film Festivali bu yıl 38. kez sinema tutkunlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği festivalin biletleri yarın (23 Mart Cumartesi) saat 10.30'da genel satışa çıkıyor. Bu yıl festivalde 19 bölümde, 45 ülkeden 187 yönetmenin 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmi gösterilecek. Toplam 186 film arasından seçim yapmanızı kolaylaştırmak üzere spotlarımızı dikkatlice çevirdik. Galalar ve Dünya Festivallerinden bölümlerindeki bazı ödüllü ve/veya olumlu eleştiriler alan filmlerin festivalin ardından vizyona gireceğini tahmin edebiliyoruz. Altın Lale için yarışacak 12'si Uluslararası Yarışmada 24'ü de Ulusal Yarışmada gösterilecek filmleri de seçkimize dahil etmedik. - Sinema tarihinin en büyük ve en çok ilham kaynağı olmuş yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Kubrick'e ithaf edilen Bir Başyapıt Fabrikası: Stanley Kubrick toplu gösterimi (13 film) - 2018'de yitirdiğimiz usta sinemacılar anısına programa alınan Konformist ve İş - 50. yıl dönümünde yenilenmiş dijital bir kopyayla gelen tüm zamanların en iyi korku filmlerinden Rosemary'nin Bebeği - Konusu nedeniyle çıkardığı sansasyon ve aldığı övgülerle yönetmenini dünya çapında üne kavuşturan, başrollerini Dirk Bogarde ve Charlotte Rampling'in paylaştığı 1974 yapımı Gece Bekçisi - 1896'daki ilk Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapan tamamı beyaz mermerden inşa edilmiş Atina'daki Panathinaiko Stadyumu'nda, günümüzden tam yarım asır önce 100 bin seyirci önünde AEK ile Slavia Prag takımları arasında oynanan tarihi basketbol finalini anlatan spor filmi 1968 - Çekimleri dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen, buzdağından şelaleye suyun her halini saniyede 96 kare tekniğiyle filme alan, Finlandiyalı çello metal grubu Apocalyptica'nın da müzikleriyle zenginleştirdiği belgesel Aquarela - Cinsellikle ilgili önyargılara ve ölüme dair kanılara esaslı bir bakış atan Herkesi Şaşırtan Adam - Özlenen eski usul Amerikan Bağımsız Sineması'nın tadını vadettiği ve Fransız orta sınıfı gerçekliğinden izler taşıdığı yazılıp çizilen On Dört - Festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülünün sahibi ve Türk Sinemasına Altın Palmiye kazandıran Yol'un yönetmeni Şerif Gören'in restore edilmiş kopyasıyla 1987 tarihli On Kadın - Müzikseverlerin merakla beklediği Musikişinas bölümündeki yedi filmin tamamını ise konuları ve fragmanlarıyla birlikte mercek altına alıyoruz: One Direction, Backstreet Boys, Take That ve The Beatles, farklı dönemlerde müziğe damga vurmuş olan boybandlerden bazıları... Kendini One Direction hayranı olarak tanımlayan yönetmen Jessica Leski, boyband fenomenini farklı kuşaklardan hayranların bakış açılarıyla çözmeye çalışıyor. Filmin omurgasını hayranların paylaştığı gazete kupürleri, afişler ve fanteziler oluştururken konser kayıtları, röportajlar ve çığlık atan ergenlerle hem eğlenceli hem parlak bir fan dünyasının evrensel çerçevesi çizilmiş oluyor. Bir Zamanlar Normaldim, yaşı kaç olursa olsun, hayranlıkları hakkında başkalarının ne düşündüğünü umursamayan fanları anlatıyor. İKSV, 20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Leyla Gencer'i vefatının onuncu yılı olan 2018'de, hem 9. Leyla Gencer Şan Yarışması'yla hem de Primadonna ve Yalnızlık başlıklı bir sergiyle anmıştı. Şimdi de bir belgesel ile Leyla Gencer'in anısını yaşatmaya devam ediyor. Büyük yıldızla tanışma ve çalışma fırsatı bulmuş sanatçılarla yapılan söyleşiler aracılığıyla onu daha yakından tanıma fırsatı sunan Leyla Gencer: La Diva Turca belgeselinin yapımcılığını, Leyla Gencer Arşivi'ni de bünyesinde bulunduran İKSV, yönetmenliğini ise Selçuk Metin üstleniyor. Belgeselin metni ve senaryosunda gazeteci ve yazar Zeynep Oral'ın imzası bulunuyor. Halit Ergenç'in sesiyle güçlenen yapımın çekimleri 2018 boyunca Milano, Roma, Napoli ve İstanbul'da yapıldı. PJ Harvey'le 2011 tarihli Let England Shake albümünde de işbirliği yapan ve şarkıların her biri için kısa filmler çeken İrlandalı foto muhabiri ve yönetmen Seamus Murphy, ünlü müzisyenle iş birliğine devam ediyor. Murphy sanatçıyı Kabil'den Kosova'ya ve oradan Washington'a kadar izleyerek son albümü The Hope Six Demolition Project'in yapım aşamasını belgeliyor. Harvey'nin ilham almak için ziyaret ettiği şehirlerdeki deneyimlerini ve devamında, stüdyodaki yaratım sürecini yakından takip eden Murphy, Harvey'nin anlatımı ve şiirsel bir kurguyla birleştirdiği görüntülerle gizemli müzisyenin dünyasına açılan, yer yer savaş bölgesi gezi günlüğü yer yer multimedya sanat projesi kıvamında özgün bir müzik belgeseli yaratıyor. Arjantinli bandoneon virtüözü ve besteci Astor Piazzolla, tango devrimini gerçekleştiren kişi olarak tanınıyor. Yeni Tango adını verdiği, caz ve klasik müzik etkileri taşıyan tango tarzı, bütün dünyada yaygınlaşmasına rağmen türün geleneksel formundan uzaklaştığı için özellikle kendi ülkesinde çok ters tepkilerle karşılaşmıştı. Bu belgesel, başta oğlu Daniel'in arşivinden özel görüntüler ve konser kayıtlarıyla bu müzik dehasının yalnızca ülkesinin müzik dünyasıyla değil ailesiyle de sallantılı ve çetrefil ilişkisinin iç yüzüne canlı bir bakış atıyor. Piazzolla'nın kızı Diana'yla saatler uzunluğundaki sohbet kayıtları kendinden emin, inatçı ve tutkulu bir dahinin nasıl bir baba olduğuna dair ipuçları da veriyor. Elektronik müzik ve sinema dünyasının tanınmış isimleri Berlin'in kentsel görünümlerini, uçucu, anlık ruhunu yakaladılar: Innervisions'dan Frank Wiedemann, Modeselektor, Alex. Do, Hans-Joachim Roedelius, Gudrun Gut & Thomas Fehlmann ve Samon Kawamura bu benzersiz filme izlerini bıraktılar. Sinemasal bir aşk mektubu, Berlin gecelerinin gizli yüzü... Berlin'e ve çağımıza bir sevgi gösterisi sunmak için bir araya gelen sanatçılar, sessiz dönemin klasik filmlerinden Walter Rottman'ın yönettiği Berlin: Büyük Bir Şehrin Senfonisi'ni baştan kurdular. Şehirden şehre, dağdan ovaya kültürler ve zaman arasında bir köprü kuran Saz bir yol belgeseli, adı gibi sazın yollarından şarkılar topluyor. Az sayıdaki Batı Avrupalı saz müzisyeninden biri olan Petra Nachtmanova, bu enstrümanın yüzyıllardır nasıl hala birçok kültürün kalbinde yer aldığını öğrenebilmek için Berlin'den yola çıkıyor ve yedi ülke, 10.000 kilometre aşarak sazın doğum yeri Horasan'a gidiyor. Yönetmen Stephan Talneau'nun ilk filminde Nachtmanova, 2.000 yıldır kuşakları bir araya getiren bu çalgının kökenlerini ve gizemini Erdal Erzincan, Erkan Ogur, Murat Ertel, Ayşe Şewaqi, Mübariz eliyev, Telli Turnalar, Özgür Fırat, Umut Erdoğan, Saz Ensemble Sevda, Tatavla Keyfi gibi müzisyenlerle birlikte keşfediyor. Saz dünya prömiyerini İstanbul Film Festivali'nde yapacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fill-the-void-5-bu-hafta-sonu-noxus-ankarada/", "text": "Bağımsız müzik mecrası In The Void tarafından düzenlenen Fill The Void serisinin beşincisi 31 Mart 1 Nisan tarihlerinde Noxus Ankara'da düzenlenecek. Daha önce Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de düzenlenen Fill The Void serisinin beşincisinde yine birçok bağımsız müzisyen, sahne almak için bir araya geliyor. Girişlerin ücretsiz olacağı etkinliğin programına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fill-the-void-serisinin-dördüncüsü-12-13-14-maysta-eskişehirde/", "text": "In The Void tarafından düzenlenen Fill The Void serisinin dördüncüsü 12 13 14 Mayıs tarihlerinde Peyote Eskişehir'de gerçekleşecek. Şimdiye kadar İstanbul ve Ankara'da gerçekleşen Fill The Void serisi ile 85'e yakın müzisyeni, 20'ye yakın kolektif ve oluşumu bir araya getiren In The Void oluşumu, serinin dördüncüsüyle birlikte Eskişehir'in lokal seslerinin yanı sıra İstanbul, Ankara ve İzmir'den farklı tarzlarda müzik yapan müzisyenlerle, müzikseverleri bir araya getirmeyi planlıyor. Kombine biletlerin 25 TL, tek günlük biletlerin ise 15 TL olacağı festivalin ön bilet satışları ise Peyote Eskişehir'den yapılacak. Etkinlik sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fill-the-voidin-üçüncü-etkinliği-25-26-şubatta-ankarada/", "text": "2011 yılından beri yerli bağımsız sahneden isimlerin tanıtılmasına büyük destek veren In The Void oluşumundan, festival tadındaki etkinlik serisi Fill The Void'un üçüncüsü geliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/first-aid-kit-yeni-albumleri-palomino-yu-duyurdu/", "text": "Kardeş olan ikili, yayınlayacakları beşinci albümleri Palomino'yu Out Of My Head adlı yeni tekli ve onun video klibi ile duyurdu. İsveçli kardeşler Klara ve Johanna, geçtiğimiz ay üç yıllık sessizliklerini Angel adlı tekli ile bozmuşlardı. Angel'ın 4 Kasım'da Columbia aracılığıyla piyasaya sürülecek olan Palomino adlı albümünün ilk şarkısı olduğu ve yeni yayınladıkları Out Of My Head'in ise bu albümün ikinci şarkısı olarak piyasaya sürüldüğü ortaya çıktı. Yeni şarkıdan bahseden First Aid Kit, Bu şarkıyı geçen yıl söz yazarı ve yapımcı Björn Yttling ile birlikte yazdık. First Aid Kit için başka biriyle ilk olan ilk şarkı yazışımızdı ve çok ilham vericiydi. Şarkı, neredeyse bir bilinç akışı gibi, anın etkisiyle yazıldı. Kendi düşüncelerinin içinde sıkışmış hissetmek ve umutsuzca kaçmak istemekle ilgili. Bu şimdiye kadar yazdığımız ve en sevdiğimiz şarkılardan biri, bununla gurur duyuyoruz ve sonunda paylaşacağımız için çok heyecanlıyız. cümlelerini kullandı. Şarkının prodüksiyonunda Daniel Bengston ile çalışan ikili prodüksiyonun 80'lerden eski bir rock şarkısı gibi hissetmesini istediklerinden bahsediyor. First Aid Kit'in yeni teklisi Out Of My Head'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fleet-foxesin-shore-albumu-yayinda/", "text": "Dün yeni albüm haberini paylaşan Fleet Foxes'ın Shore adlı albümü dijital platformlara düştü. 2017'deki Crack Up albümlerinden bu yana yeni iş çıkarmayan indie folk grubu Fleet Foxes, dün verdikleri yeni albüm haberinin üstünden neredeyse 24 saat sonra Shore adlı yeni albümünü yayınladı. Albümün yapım ve yayınlanma süresi kendi içinde pek çok ince detay barındırıyor. 14 parçadan oluşan albümün total uzunluğu bir saatten biraz daha az sürüyor ve albüme harika bir artwork ile eşlik ediyor. Grubun albümü gece yarısı paylaşmak yerine Amerika saatiyle 9:31'de paylaşılmasının nedeni ise sonbahar ekinoksunun başladığı saat olması. Resmi olarak pazar günü albüm ile ilgili bilgi vermeye başlayan grup, esasında uzun zamandır albüme dair çeşitli ipuçları paylaşıyordu. Geçtiğimiz ay grubun frontman'i Robin Pecknold'un verdiği online konserde stüdyonun arkasında bulunan saatin hiç değişmeden 9:22'yi göstermesi de bu ipuçlarından biriydi gibi gözüküyor. Fleet Foxes'ın yeni albümün aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fleet-foxestan-yeni-akustik-canlı-performans-videosu-geldi/", "text": "Seattle çıkışlı folk rock grubu Fleet Foxes, I'm Not My Season parçasına yeni canlı performans videosu yayınladı. Fleet Foxes, geçtiğimiz yıl eylül ayında yayınladığı Shore albümünde yer alan I'm Not My Season parçasının canlı performans videosuyla tekrar karşımızda! Brooklyn'de yer alan St. Ann & Holy Trinity Kilisesi'nde çekilen videoda grubun vokali Robin Pecknold'u klasik gitarıyla birlikte parçayı söylerken izliyoruz. Bu videonun çekildiği kilise, aynı zamanda Fleet Foxes'un Aralık 2020'de katıldığı Stephen Colbert ile The Late Show'daki performansın da çekildiği kilise olma özelliği taşıyor. Bu arada Fleet Foxes, 5 Şubat'ta 'Shore albümünü plak ve CD olarak da yayınlamayı planlıyor. Dinleyiciler, Pecknold'un 10 Şubat'ta verdiği online konserinin kaydını da plak olarak ön sipariş verebilecek veya piyasaya sürüldüğü hafta sonunda satın alabileceğini de hatırlatalım. Robin Pecknold'un kardeşi Sean'ın yönettiği I'm Not My Season klibini aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/fleetwood-mac-in-eski-klavyecisi-brett-tuggle-hayatini-kaybetti/", "text": "Brett Tuggle, hem Fleetwood Mac hem de The David Lee Roth grubu için önemli bir müzik insanıydı. Rolling Stone dergisi, 20 yılını Fleetwood Mac ile geçiren ve David Lee Roth grubunun eski bir üyesi olan klavyeci Brett Tuggle'ın 19 Haziran Pazar günü kanser sebebiyle 70 yaşında öldüğünü doğruladı. Brett Tuggle'ın oğlu Matt yaptığı açıklamada ailesinin Brett'i kaybetmesinden dolayı çok üzgün olduğunu ve Brett'in Matt'in hayatına her zaman müziği getirdiğini belirtti. Fleetwood Mac'in dışında The David Lee Roth grubunun da bir üyesi olan Tuggle, grubun en bilindik parçalarından biri olan Just Like Paradiseın yazım sürecine de dahil olmuştu. Müzik dünyasından birçok farklı önemli isimle çalışma fırsatı bulan Brett'in ölüm haberinin doğrulanması üzerine, müzik camiasından isimler Brett'in ailesine başsağlığı dilediler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/florence-and-the-machine-album-hazirliklarina-devam-ediyor/", "text": "King şarkısını video klibiyle birlikte yayınlayarak yeni albümünün hazırlıklarına devam eden Florence and the Machine, tekli koleksiyonuna My Love ile ekleme yapıyor. Florence and the Machine'in yeni albümü Dance Fever, 13 Mayıs'ta yayınlanacak. Beşinci stüdyo albümünü yayınlamaya hazırlanan grup, Dance Fever'ın üçüncü teklisi My Love'ı, King klibinde de birlikte çalıştığı Autumn de Wilde yönetmenliğindeki bir kliple taçlandırıyor. My Love ile Florence'ın yarattığı atmosfer, bizi yakın tarihe, Lungs'ın çıktığı dönemlere götürüyor. Eskiyi tekrar etmeyen fakat severek dinlediğimiz Lungs albümünü anımsatan teklisi My Love ile Florence and the Machine, yeni albümü Dance Fever'la uzun süre boyunca playlist'lerimizin baş köşesinde olacak gibi duruyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/florence-and-the-machineden-ruya-gibi-bir-klip-king/", "text": "Sürreel sesi ve bu dünyadan değilmiş gibi hissettiren aurası ile Florence and the Machine, hayranlarına yeni bir tekli ve müzik klibi ile sürpriz yaptı. Son albümü High As Hope'u 2018'de yayınladıktan sonra Light of Love teklisini ve Cruella filmi için hazırladığı şarkısını yayınlayan Florence and the Machine, sürpriz bir dönüşle yeni teklisi King'i video klibiyle birlikte yayınladı. Kendine has aurası ile yıllardır şarkılarına bayıldığımız Florence and the Machine grubu, yeni teklisi King'in video klibinde aynı zamanda 2020 yılında çıkan Emma filminin yönetmeni olan Autumn de Wilde ile çıkararak yine beklentileri karşılayan bir iş ortaya çıkarmış. King ile feminist damarını bize en güzel şekilde gösteren Florence Welch, klipteki konumuv ve şarkı sözlerinde cinsiyet kurallarını yıkıyor. Toplumun biçtiği cinsiyet rollerini irdeleyen ve bunları günlük hayatta karşımıza çıktıkları haliyle ele alan başarılı soul & indie grubu, King ile playlistlerimizi taçlandırıyor. Bir kısa film tadındaki video klibi izlemek ve şarkıyı dinlemek için aşağıya bekleniyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/florence-the-machinein-yeni-albumu-dance-fever-yayinda/", "text": "Modern yüzyılı Orta Çağ'ın büyülü dünyasıyla birleştiren Florence + the Machine, yeni albümü Dance Fever ile dans vebasına kapılıyor. Alternatif müziğin büyülü prensesi Florence Welch, müziğine Orta Çağ'ı davet etmeye devam ediyor. King, Free, Heaven Is Here ve My Love şarkılarını tekli olarak yayınlayarak Dance Fever'a dair bir önizleme sunmuştu. Daha önceki şarkılarına ve albümlerine kıyasla daha vahşi ve yüksek tempolu bir albüm yaratan Florence + the Machine, yeni albümünü betimlerken daha önceki işlerinden çok daha kişisel ve Florence'a özgü olduğunu vurguluyor. Pandeminin yarattığı albümlerden biri olan Dance Fever, Florence'ın izolasyon sürecinde Orta Çağ'da yaşanan dans vebasını öğrenmesiyle ortaya çıkmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/flower-room-dan-yeni-album/", "text": "Eray Gedik ve Can Öztürk'ün bir araya gelerek 2010 yılında oluşturduğu Flower Room, ilk olarak doğada müzik yaparak başladıkları müzik yolculuklarına doğanın saflığı kadar yalın seslerle ürettikleri müziklerini zamanla insanlarla da paylaşmak adına sokağa taşımaya karar verdiler. Halen bu ikiliyi, İstanbul'un çeşitli metro istasyonlarında, sokaklarında, parklarında müziklerini çalarken görmeniz mümkün. Geçtiğimiz günlerde Taksim metrosunda gerçekleşen performanslarına birkaç dakikalığına da olsa kulak verme şansı bularak bu söylemlerine şahit olmaktan da mutluluk duyuyoruz. Daha önceden yayınlanmış, psychedelic akustik tınılardan oluşan parçalarını Jamsession Stüdyosu'nda yeniden kaydeden ikili, 11 parçadan oluşan Infinite and Reality albümünü 5 Şubat tarihinde Kare Müzikevi etiketiyle de dijital platformlardan dinleyicilerine servis etti. Toplamda 1 saat 8 dakikalık bir ruhsal seyahate çıkmak isteyenleri fazla vakit kaybetmeden en uygun zamanlarında aşağıya doğru alalım. Bu ikiliyi yakın zamanda sahnede dinlemek isteyenlere ise 17 Şubat Cumartesi Midvil ve The Sick Bags ile birlikte Woodstock Kadıköy'de sahne alacaklarını hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/flying-lotus-flamagra-albumunun-enstrumantal-versiyonunu-yayinlamaya-hazirlaniyor/", "text": "Flying Lotus, geçtiğimiz yıl yayınlanan albümü Flamagra'nın enstrümantal versiyonunu 29 Mayıs'ta paylaşmaya hazırlanıyor. Albümden ilk olarak Black Balloons Reprise yayında! Amerikalı Flying Lotus'un geçtiğimiz yıl yayınladığı Flamagra isimli son albümünün enstrümantal versiyonu 29 Mayıs tarihinde dinleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz senenin başarılı işleri arasında olan Flamagra albümünün enstrümantal versiyonundan ilk olarak ise Black Balloons Reprise parçası yayınlandı. Anderson. Paak, George Clinton, Little Dragon, Tierra Whack, Danzel Curry, David Lynch, Shabazz Palaces, Thundercat, Toro y Moi, Solange gibi isimlerle ortaklıkların olduğu 27 parçalık Flamagra albümü, 2015 çıkışlı You're Dead sonrasında yayına alınmıştı. Flamagra albümünde Danzel Curry ile birlikte duyduğumuz Black Ballons Reprise parçası, enstrümantal albümden yayınlanan ilk parça oldu. Parçayı bir de böyle dinleyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foals-indie-ve-math-rock-arasi-temasa/", "text": "Modern indie müziğin önde gelen isimlerinden Foals, 4 Eylül'de PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında ülkemize geliyor. Foals öncesi Vestel Amfi'de Kırık Pena konseri ile ısınıp sonrasında Bir Baba Indie Yes, Indied ile partileyeceğiz! Gelin, konser öncesi grubu biraz daha detaylı inceleyelim. Vokalde komşumuz Yunanistan'da doğan Yannis Phillippakis, gitarda Jimmy Smith ve davul setinin başında Jack Bevan'dan oluşan Foals, indie müziğin altın döneminde, 2005 yılında Oxford'da kuruldu. Aynı paydayı paylaştığı birçok gruptan biraz daha farklı bir noktaya konuldu her zaman. Bunun sebebi Foals'un aslında hiçbir zaman bir tür veya başlık altına sığamamasıydı. Bu söylemimi destekler biçimde Sınırları kabul etmemek bizi ayakta tutuyor diyor Foals. 23 Mart 2008'de Warner Music etiketiyle piyasaya sürülen Foals'un debut albümü Antidotes, kamuoyu tarafından oldukça beğenildi ve çok hızlı bir şekilde İngiliz radyolarında üst sıralara kapağı attı. Bu albüm benim gözümde eşi benzeri olmayan bir albüm. Genelde bir şarkı veya grubu dinleyince yer yer o grubun esinlendiği, bir başka deyimle benzediği, bir grup/şarkı getirebilirsiniz aklınıza. Örnek verecek olursak, Editors Interpol veya Arctic Monkeys Strokes benzerliği gibi. Fakat bu albümün eşi benzeri yok bence, o yüzden ilk dinlediğim andan itibaren çok farklı bir pencere açtı bende Foals, bundan dolayı da yeri hep ayrıdır benim için. Bu albümden kaçmaz dediğim şarkılar ise şunlar: Two Steps Twice, Electric Bloom, Red Socks Pugie. İlk albümü belirli bir seviyenin üzerinde olan gruplar için en zorlayıcı şeylerden biridir belki de ikinci albümü yapmak. Nitekim ilk albümü çok sevilmiş ancak bir daha ne yapsalar o ilgiyi yakalayamamış yüzlerce grup var, mesela aklıma ilk gelen örnek Bloc Party. Her neyse, Foals'un ikinci albümü Total Life Forever, yine Warner Music etiketiyle 7 Mayıs 2010 tarihinde piyasaya sürüldü. Bu albüm hakkında karışık görüşler olsa da bence nefis bir albüm. Bu albümden şunu dinleyin demeyeceğim, bence direkt albümü baştan sona açın ve keyfinize bakın, pişman olmayacaksınız. İllaki bir tane söyle Arda'cığım diyecek olursanız, seçimimi Black Gold adlı parçadan yana kullanacağım. Foals, bu albümde math rock tınılarının yanında biraz daha klasik, sert gitar tonları ve yer yer klavyeyi de katıyor. 31 Ocak 2013 tarihinde piyasaya sürülen Holy Fire, o yıl birçok iyi albüm çıkmasına rağmen 2013 yılının en iyi albümü tartışmasında önde gelenlerden biriydi. Nitekim bu başarıyı da grubun yer almaya başladığı dünyaca ünlü festivallerden ve dinlenme oranından anlayabiliyoruz. Ayrıca Holy Fire, Foals'un plak ve cd bazında en çok sattığı albüm. Bu albümde oldukça fazla sevdiğim şarkı olmasına rağmen bir adım öne çıkan şarkılar şunlar: Milk & Black Spiders, My Number, Late Night ve Inhaler. Ve karşınızda favori Foals albümüm What Went Down. Sadece Foals özelinde değil, genel albüm sıralamamda başa koyduğum albümlerden biri benim için. Nitekim bu albüm, NME tarafından her sene düzenlenen yılın albümü kategorisinde boy gösterdi ve 20 albüm arasından 8. olmayı başardı. Ayrıca Foals, bu albümle beraber bir olgunluk dönemine giriyor diyebiliriz. Özellikle FIFA oyun serisinde yer alan Mountain At My Gates şarkısı bu albümün geniş kitlelere yayılmasında ve keşfedilmesinde oldukça büyük bir paya sahip. Bu albümden yine öne çıkan parça isterseniz seçmekte zorlanacağım, fakat bu şarkıya ait çok fazla anım olduğu için Lonely Hunter diyeceğim. Ve işte Foals'un en az beğenilen, aynı zamanda en alternatif albümü. Fakat ben bazı grupların bu gibi albümlerini çok seviyorum; genel olarak o zamana kadar belli türde güzel işler yapmış olan grupların konfor alanlarından çıkıp bambaşka tınılar yakalayıp, bu yakaladığı malzemeden de ortaya fevkalade bir ürün koyuyorlar. Everything Not Saved Will Be Lost da bu örneği verebileceğim en iyi albümlerden. Kaçmasın diye tembihlediğim şarkılar ise: In Degrees, Exits, Sunday. Ve çok sevgili Foals'un son çıkan albümü, Life Is Yours. Foals, bu albümde Everything Not Saved Will Be Lost albümündeki yoğun klavye tonlarından sonra biraz daha gitar tınılarına geri dönüş yapıyor. Çok dengeli çok tatlı bir albüm Life Is Yours. 17 Haziran 2022 tarihinde çıkan albüm, tatlı yaz günlerini her seferinde yaşatıyor bize. Ayrıca bu albüm yine Warner Music etiketli, gerçekten bu istikrar bence çok önemli gruplar açısından, tebrik etmek lazım. Bu albümden şiddetle önerdiğim şarkılar ise 2001, 2am ve Wake Me Up. Foals'un stüdyo albümlerinin yanında bir de farklı farklı sanatçılar tarafından mix albümleri de var, ayrıca belirli stüdyolara özel şarkı kayıtları da. Bu tür yan kayıtlar konusunda gördüğüm en aktif grup belki de Foals. Beğenilir veya beğenilmez, yaptıkları işlerden maksimum verimi vermeye çalışıyorlar, takdir edilesi. Dijital kayıttan dinliyor olmama rağmen Foals, her dinlediğimde büyük heyecan ve enerji veriyor bana. Hep canlı dinlemek istediğim gruplardan biriydi ve çoğu kişinin de istek listelerinde olduğunu tahmin ediyorum. İmdadımıza kim yetişse ki? Zorlu PSM! Foals, PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında 4 Eylül Pazartesi gecesi Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ni ziyaret etmeye hazırlanıyor. Daha önce birçok kez İstanbul'a gelmeye hazırlandılar, fakat ikisi de iptal olmuştu, bu sefer şükür kavuşturana diyelim. Son yılların en iyi konserlerinden biri bence bu, sakın kaçırmayın! Etkinlik detaylarını buraya, biletlerini ise şuraya bırakayım. Foals konseri öncesinde Zorlu Vestel Amfi'de yeni dönem alternatif grupların sevilen ismi Kırık Pena sahne alacak. Sonrasında ise bendeniz Arda Toklu ve Cihad Satıroğlu Zorlu Vestel Amfi'de Yes, Indied! adlı serimiz altında DJ Set'in başında olacağız, bekleriz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foals-yeni-singleiyla-ortaligi-daha-da-isindiriyor/", "text": "İngiliz Foals'un bu yıl yayınlanacak albümünden On The Luna isminde yeni bir şarkı daha yayınlandı. Foals'un bu yıl içersinde Everything Not Saved Will Be Lost ismindeki yeni albümünü Part 1 ve Part 2 şeklinde, iki parça halinde yayınlamayı planladığını geçtiğimiz ay haber olarak duyurmuştuk. 21 Ocak'ta yayınladığı ilk single Exits sonrasında, 8 Mart tarihinde yayınlayacağını açıkladığı Everything Not Saved Will Be Lost Part 1 albümünden ikinci single ise bugün itibarıyla dijital ortamlara düştü. Grup, yeni albümünün 6 numaralı parçası olacağı belirtilen On The Luna isimli ikinci single'ını, konser ve sahne arkası görüntülerden oluşan bir video klip ile birlikte bugün YouTube hesabından dinleyicilerine servis etti. Yeni video kliple birlikte albüm için geri sayıma devam ediyoruz. İzleyelim!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighters-dokunakli-sarkisi-the-teacheri-yayinladi/", "text": "Foo Fighters yeni albümü için geri sayıma geçmişken, The Teacherı yayınlayarak albümün hem sound'una hem de ruhuna dair önemli bir ipucu verdi. Foo Fighters yeni albümü But Here We Are'ı yayınlamak için gün sayıyor. 2 Haziran'da dinleyicilerle buluşacak olan yeni albümün heyecanını yaşayaduralım, grup bugün albümde yer alan yeni şarkılarından The Teacher'ı paylaşarak beklentimizi daha da yükseltti. Foo Fighters 11. stüdyo albümü But Here We Are'ı geçen yıl hayatını kaybeden bateristleri Taylor Hawkins'e ithaf etmişti, ancak bu albümün Dave Grohl için bambaşka bir anlamı daha var. Grohl'un müzik hayatındaki en önemli destekçisi olan ve geçen ağustosta hayatını kaybeden annesi Virginia Hanlon Grohl'a da adanan bu albüm, dinlerken hepimizin tüylerini diken diken edeceğe benziyor. Rescued, Under You ve Show Me How parçalarının ardından yeni albümdeki dördüncü tekli olan The Teacher, Grohl'un öğretmen olan annesine adanmış 10 dakikalık bir destan niteliği taşıyor ve alışıldık Foo Fighters şarkılarından daha farklı bir yerde duruyor. Şarkı, Amerikalı sanatçı Tony Oursler'ın kısa filmiyle birlikte yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighters-sahneye-tam-kapasiteli-bir-konser-ile-geri-donuyor/", "text": "Foo Fighters, uzunca bir süre sonra ilk defa tam kapasite konser verecek. Pandemi sürecinden olumsuz yönde en çok etkilenen sektörlerden biri eğlence sektörü oldu diyebiliriz. Uzunca bir süredir çeşitli konser, tiyatro, bienal gibi etkinliklerin özlemini çektiğimiz bu günlerde, aşılanmanın da artmasıyla birlikte ufak ufak ve yavaşça da olsa dünya genelinde biraz rahatlama söz konusu. Aşılama hızının en yüksek olduğu ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri. Birkaç haftadır farklı büyüklüklerde konserlerin gerçekleşmeye başlayan ülkede, ABD'li rock grubu Foo Fighters tam kapasiteli bir konser gerçekleştireceğini açıkladı. Foo Fighters konseri, pandemi başladığından bu yana neredeyse 460 gün sonra, 20 Haziran'da Manhattan'ın tam ortasında bulunan ve dünyanın en ünlü arenası olarak da bilinen Madison Square Garden'da gerçekleşecek. Konser, aynı zamanda grubun 26. yıl dönümüne ithafen çıkacakları turdan önceki ilk etkinlik olacak. Foo Fighters, 2017'de çıkan Concrete and Gold albümünden sonra çıkan ilk albüm olan Medicine at Midnight'ı Şubat ayında yayınlamıştı. Dinlemek için aşağıdaki linke davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighters-ve-alanis-morissetteten-sinead-oconnor-coveri/", "text": "Foo Fighters ve Alanis Morissette, geçen hafta hayatını kaybeden İrlandalı müzisyen Sinead O'Connor'ı Mandinka adlı parçasına yaptıkları cover'la andı. Foo Fighters geçtiğimiz hafta sonu Fuji Rock Festival'da sahne aldı ve 26 Temmuz'da hayatını kaybeden müzik dünyasının ikonik isimlerinden Sinead O'Connor'ı anmak adına sahneye Alanis Morissette'i davet etti. Dave Grohl ve Morissette, O'Connor'ın 1987 tarihli ilk albümü The Lion and the Cobra'da yer alan Mandinka parçasını birlikte seslendirdi. Fuji Rock'taki performans müzik dünyasının O'Connor'a sunduğu pek çok övgüden sadece biriydi. Ölüm haberinin ardından Kate Bush, ANOHNI, Perfume Genius, Massive Attack, Tori Amos, Tegan ve Sara, U2, Flea, Chuck D gibi birçok sanatçı O'Connor'ın vefat etmesi üzerine onu farklı şekillerde andı. Ayrıca Alanis Morissette ve Dave Grohl ilk kez aynı sahneyi paylaşmıyor. Geçen yıl Taylor Hawkins'i anma konserlerinde grupla birlikte Morissette de sahne almıştı. Ayrıca Hawkins, Foo Fighters'ın bir üyesi olmadan önce Morissette'in ekibiyle de çalıyordu. O'Connor'ın anısını yaşatan bu anlamlı cover'a aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighters-ve-dave-chapelleden-radiohead-yorumu-geldi/", "text": "Foo Fighters, geçtiğimiz gün sahnede Dave Chapelle ile birlikte Radiohead'in Creep parçasını yorumladı. Foo Fighters, gün geçmiyor ki yeni bir haberle ya da bir etkinlikle daha karşımıza çıkmasın. Grup dün (20 Haziran), dünyanın en ünlü arenalarından biri olan Madison Square Garden'da tam kapasite bir konser ile sahalara geri döndü. Madison Square Garden'de gerçekleşen etkinlik, neredeyse iki yıla yaklaşan sürelik pandemi döneminin ardından ilk defa tam kapasite olarak yapılan nadir konserlerden biri oldu diyebiliriz. Henüz tam konser kaydı paylaşılmamış da olsa, gecenin vurucu noktalarından biriyle karşınızdayız. Konserde Dave Chappelle ile Foo Fighters, Radiohead'in klasiklerinden biri olan Creep parçasını yorumladı. Daha önce John Mayer ve Bradley Cooper gibi isimlerle parçayı beraber yorumlayan Chapelle, belirttiği üzere Foo Fighters ile de dünyanın en ünlü arenası olan Madison Square Garden'da sahneye çıkmak gibi böylesine bir fırsatı kaçırmak istememiş. Foo Fighters ve Dave Chapelle'in Madison Square Garden'daki Creep yorumuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighters-yeni-teklisi-show-me-howi-yayinladi/", "text": "Foo Fighters yeni albümünden bir tekli daha paylaştı. Show Me How, video klibiyle birlikte yayında! 2 Haziran 2023 tarihinde But Here We Are adlı 10. stüdyo albümünü yayınlamaya hazırlanan Foo Fighters, dream-pop ve shogeaze esintilerini hissettiğimiz ilgi çekici parça Show Me How'ı bir video kliple beraber yayınladı. Taylor Hawkins'in vefatının ardından çıkacak olan ilk albüm But Here We Are, gördüğümüz ve tahmin ettiğimiz üzere alışılmış Foo Fighters sound'unun yanında biraz daha farklı tecrübelere götürecek bizi. Yeni parça Show Me How'da buna zemin hazırlar vaziyette. Show Me How klibinin yönetmen koltuğunda ise New Yorklu yönetmen ve fotoğrafçı Tim Kellner oturuyor. Ayrıca Foo Fighters şu sıralar yeni bir turneye başlamış bulunmakta, daha önce ülkemize hiç ayak basmayan Foo Fighters buraya da uğrasa ne de güzel olur aslında. Yeni parça ve klip için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fightersin-waiting-on-a-war-parcasinin-video-klibi-yayinda/", "text": "Foo Fighters, önümüzdeki ay çıkacak olan Medicine at Midnight albümünden Waiting On A War parçasının video klibini yayınladı. Amerikalı rock grubu Foo Fighters, geçtiğimiz hafta yeni albümünden üçüncü teklisi Waiting On A War'u yayınlamıştı. Grup, şimdi ise parçanın video klibini dinleyicileriyle paylaştı. Klipte parçanın sözleri gibi duygusal bir serüveni yansıtıyor. Grubun frontman'i Dave Grohl'un belirttiğine Waiting On A War, müzisyenin 11 yaşındaki kızıyla savaşlarla ilgili yaptığı bir sohbetten esinlenilerek hazırlanmış. Paola Kudacki tarafından yönetmenliği üstlenilen klipte, bir grup gencin gün ışığında keyif dolu dakikalar geçirirken bir anda kafasına kese kağıdı geçmiş politikacıların gelip ortamın modunu nasıl alt üst ettiğine tanıklık ediyoruz. Foo Fighters'ın yeni teklisi Waiting On A War ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fightersin-yeni-belgeseli-yolda/", "text": "Foo Fighters'ın frontman'i Dave Grohl yönetmenliğinde çekilen Foo Fighters belgeseli yolda. Dave Grohl, yeni çıkacak olan What Drives Us belgeselinden ilk fragmanı ve yayın tarihini açıkladı. Foo Fighters, geçtiğimiz sene 25. yıllarına ithafen yeni bir tur düzenleyecekti fakat pandemiden ötürü iptal edilmişti. Bu turun haberiyle birlikte de yeni belgesel müjdesi paylaşılmıştı. Şimdi ise Dave Grohl, filmin Amerika'da The Coda Collection, yurtdışında ise Amazon Prime Video aracılığıyla 30 Nisan'da yayınlanacağını açıkladı. Yönetmenliği Dave Grohl tarafından üstlenile filmin prodüktörlüğünü Foo Fighters üstleniyor. Filmde aynı zamanda Ringo Starr, AC/DC'den Brian Johnson, St. Vincent, Slash, Guns N' Roses'tan Duff McKagan, U2'dan The Edge, Red Hot Chili Peppers'tan Flea ve Metallica'dan Lars Ulrich ile röportajlara da yer verilecek. What Drives Us belgeselinden ilk fragmana aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fightersin-yeni-davulcusu-josh-freese/", "text": "Foo Fighters'ın yeni bateristi belli oldu. Josh Freese grupla birlikte turneye çıkmaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Taylor Hawkins'ten sonra bir süre sessizliğe bürünen Foo Fighters ekibi, bu sessizliklerini 17 Mayıs günü çıkardıkları Under You isimli teklileri ile bozmuştu. 24 Mayıs'ta büyük bir turneye çıkmaya hazırlanan gruptan beklenen haber de geldi. Grup eski dostları baterist Josh Freese'in Foo Fighters'a dahil olduğunu ve turnede de yaz boyunca birlikte sahne alacaklarını açıkladı. Daha önce Guns N' Roses, A Perfect Circle, Puddle of Mudd, Nine Inch Nails, Weezer, Paramore, the Replacements, Sting, The Vandals gibi isimlerle çalışan Josh Freese'in ileride gruba müzikalite açısından nasıl bir katkıda bulunacağını da merakla beklemiyor değiliz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighterstan-bee-gees-coveri-geldi/", "text": "Foo Fighters, 1970'lerde diskoların vazgeçilmez ismi Bee Gees'in You Should Be Dancing parçasını yeniden yorumladı. Henüz birkaç hafta önce önce Medicine at Midnight isimli yeni bir albüm çıkaran Foo Fighters, bu sefer küçük bir değişiklik yaparak karşımızda. Grup, 1970'lerde diskoların vazgeçilmez grubu Bee Gees'in You Should Be Dancing parçasını cover'ladı. Grubun frontman'i Dave Grohl'un açıkladığı üzere cover'ın ortaya çıkışı son derece spontane olmuş. Bee Gees'in How Can You Mend a Broken Heart belgeselinin üstüne sohbet ederken Grohl'un önerisi üzerine kayıda başlanmış. Foo Fighters'ın Bee Gees cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighterstan-senenin-ilk-teklisi-no-son-of-mine-yayinda/", "text": "Foo Fighters, yeni yıla hız kesmeden başlayan gruplardan biri oldu. Grup, 2021'in ilk günü No Son of Mine isimli yeni teklisini yayınladı. Amerikalı rock grubu Foo Fighters, kasım ayında 5 Şubat 2021'de Roswell Records/RCA aracılığıyla Medicine at Midnight isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıklamıştı. Albümden Shame Shame parçasını daha önce yayınlayan grup bu sefer de No Son of Mine isimli yeni teklilerini dinleyicisiyle buluşturdu. Albümün yayın tarihine kadar aktif olmaya devam eden gruptan Dave Grohl ve Medicine at Midnight'ın prodüktörü Greg Kurstin, Hanukkah bayramı boyunca kısa bir cover serisi yapmıştı. Seride Beastie Boys'un Sabotage Drake'in Hotline Bling parçalarını da yorumlamışlardı. Foo Fighters'ın 5 Şubat 2021'de Roswell Records/RCA aracılığıyla çıkacak Medicine at Midnight albümünden yeni No Son of Mine teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighterstan-yeni-album-mujdesi/", "text": "Dave Chapelle tarafından sunulan Saturday Night Live programının konuğu olan Foo Fighters, programda yeni parçası Shame Shamei ilk kez sahneledi. Amerikalı rock grubu Foo Fighters, geçtiğimiz akşam Saturday Night Live programının konuğuydu. Grup programda hem yeni albüm çıkaracağını açıkladı hem de albümden Shame Shame parçasını ilk kez dinleyicileri için sahneledi. Foo Fighters'ın yeni albümü Medicine at Midnight, 5 Şubat 2021'de Roswell Records/RCA aracılığıyla çıkacak. Greg Kurstin ve Foo Fighters tarafından prodüktörlüğü üstlenilen albüm, dokuz parçadan oluşuyor. Albümün ses mühendisliğinde Darrell Thorp miks kısmında ise Mark Spike Stent'in imzası bulunuyor. Foo Fighters geçtiğimiz Ocak ayında 00959525 adlı EP'sini yayınlamıştı. Grubun son stüdyo albümü Concrete and Gold ise 2017'de çıkmıştı. Foo Fighters'ın 5 Şubat 2021'de çıkacak yeni albümü Medicine at Midnights albümünden ilk teklisi Shame Shame'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/foo-fighterstan-yeni-tekli-under-you/", "text": "Foo Fighters, sevilen davulcu Taylor Hawkins'in üzücü kaybı sonrası kaydettiği yeni albümünden bir parça daha paylaştı. Geçtiğimiz günlerde albümün müjdesini veren Rescued isimli parçanın ardından bu kez de Under You karşımızda. Yeni tekli Under You'nun şarkı sözleri Taylor Hawkins'in kaybına parmak basıyor. I woke up and walked a million miles today / I've been looking up and down for you / All this time it still feels just like yesterday / That I walked a million miles with you. Foo Fighters ayrıca 21 Mayıs tarihinde içinde yeni albümden duymadığımız şarkıların da yer alacağı bir stüdyo performansı yayınlayacak. Veeps üzerinden kaydolarak ücretsiz bir şekilde elde edebileceğiniz bu içeriğe 24 Mayıs tarihine kadar erişilebilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/forest-swords-açelyalar-çiçek-açtı-sevim/", "text": "Karanlık mı karanlık bir oda... Kalın beyaz duvarlar... Sevim'in yokluğunda çalan şarkı... Aydınlığa ulaşmak için parmak uçlarıyla yoklanan kalın beyaz duvarlar... Yine karanlık mı karanlık oda... Duvarın soğukluğunu soğurmak, boyanın dokusunu hissetmek... Müziğin tüm şartlara uyumluluğu... Bu anda Ona nelerden bahsetmeyi istemezdim ki! diye geçiriyorum içimden. Şu çalan şarkının sahibi adamı tanıyor muydu sahi? Birden durup, ona: Sevim! İngiliz bir adam var. Adı Matthew Bornes ama sahne için kendine şekil bi isim seçmiş: 'Forest Swords'. 2009'da kendi kayıtlarını internet üzerinden paylaşmaya falan başlıyor. Derken talihi dönüyor. Ani bir sıçrama işte. İlk EP Fjree Feather çıkıyor önce. Şu Down Steps şarkısı efsane bak. Kapaktaki görseli gördün mü? Hangimize daha çok benziyor dersin o kadın? Sabit gözler, kırılgan ifadesi suratının... Matthew Bornes'ın şarkılardan oluyor işte canım! Olmayan bir yeri var ediyor, saklanan birini buluyor insan. Sahi aradığın, bu çocukta neden olmasın Sevim? diyorum. Kendimle konuşmalarımın bir sonu yoktu! Sevim de yoktu üstelik. Olsaydı neler söyleyeceğini tahmin etmek zor değildi fakat olmamasına alışamıyordum. Asıl zor olan buydu! Parmak uçlarım duvardaki düğmeyle buluşuyor sonunda. Karanlığın içindeki tek doğruylayım işte: Aydınlık! Sevim birden gelmişti aklıma. Karanlıkta yaklaşan görüntüler, aydınlıkta kendini infilak ediyordu. Bunu çözmenin bir yolu olmalıydı. Şimdi durup tüm bunlardan Sevim'in nasıl hoşlanacağını hayal ediyorum, heyecanlı heyecanlı kıpırtılarını. Bazen insanları gerçekten tanıyabiliyorsunuz. Yani işte neyi sevebileceğini, neyden hoşlanabileceğini öngörebiliyorsunuz. Hele hislerinin ve bilinçaltının peşinden koşan bir müzisyen, besteci ve prodüktörün işlerinin başarılı sonuçlar verdiği kanısındaysanız, bunu seveceğini düşündüğünüz biri yada birileri ile paylaşıyorsunuz. Paylaşmaya can atıyorsunuz! Bu Forest Swords afili bi adam. Yaptığı parçaları dinlerken görüntülerden beslendiğini hissettiriyor. Bazen gördüklerinin karışık olduğunu düşünüyorsunuz bazen de küçük bir derenin altındaki çakılları görmüş olabileceğini hissedecek kadar arılaşabiliyor sesler. Ve ritim en olmazsa olmazlardan. Zaten kendisi de şöyle diyor: Pek çok parçamın bir nevi tribal veya ilkel bir yanı var sanırım ama sebebini açıklayamam. Yalnızca hoşuma gidiyor. Bir şeyler hissetmemi sağlıyor çünkü. Şair burada hissetmeden ortaya çıkarılan iş, iş midir? diyor yani. Yaptığı remake'lerden de anlaşılıyor dönüşümü ve değişimi bile hissederek yapan biri. Hissetmek demişken, Sevim şuan bu yazıyı bir yerlerde okuyorsa kesin oradan oraya parmaklarının üzerinden süzülüyordur. Siz de eşlik etmek istersiniz belki. Sözü fazlasıyla uzatmış olduğum fikrine kapılarak sizi hayallerinizle baş başa bırakıyorum. Ha bu arada Sevim'i oralarda bir yerlerde görürseniz selam söyleyin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/frank-oceanin-godspeed-parcasini-bir-de-james-blaketen-dinleyin/", "text": "Senenin başında Instagram'da Frank Ocean'ın Godspeed parçasını piyanoda çalarken videosunu paylaşan James Blake, bugün parçanın kendi stüdyo kaydı versiyonunu paylaştı. James Blake, Frank Ocean'ın dört sene sonra sessizliğini bozduğu Blonde albümün parçalarına aranjmanını ve prodüksiyonunu yaptığından dolayı aşinalığı bulunmakta. Albüme ve parçalara alışık olmasının yanı sıra, sanatçı bu sefer beklenmedik bir hareketle karşımızda. İngilizcede sarışın anlamına gelen Blonde, albümün adı olduğundan ötürü James Blake, radikal bir karar ile saçını sarıya boyatarak cover parçasının ile çıkışını yaptı. Parçanın orijinaline sadık kalarak yayınladığı Frank Ocean Godspeed cover'ının yani sıra, sanatçı Nirvana'dan Come as You Are, Joni Mitchell'den A Case of You, Radiohead'den No Surprises ve Billie Eilish'ten when the party's over adlı parçaları da karantina sürecinde cover'ladı. Kendi orijinallerinden ise Nisan'da You're Too Precious ve temmuzda Are You Even Real?' adlı parçaları yayınlandı. James Blake'in Frank Ocean Godspeed cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/friendly-fires-8-yil-aradan-sonra-yeni-albumuyle-geri-donuyor/", "text": "İngiliz indie rock üçlüsü Friendly Fires, 8 yıl aradan sonra yeni bir albümle geri döndüğünü açıkladı. 2011 yılında yayınladıkları Pala isimli uzunçaları sonrasında sessizliğe bürünen Friendly Fires, geçtiğimiz gün yayınladığı yeni parçası Silhouettes ile birlikte yeni bir albüm yayınlayacağını duyurdu. 16 Ağustos tarihinde yayınlanacağı açıklanan Inflorescent isimli yeni Friendly Fires albümünden ilk olarak ise Silhouettes parçası paylaşıldı. Geçtiğimiz aylarda tekli olarak paylaşılan Lack of Love ve Heaven Let Me In parçalarının da yeni albümde yer alacağını açıklayan grubun Inflorescent albümünde yer alacak tüm şarkılarını ve albüm kapağını aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/frndzz-academy-2020-basvurulari-3-ocaka-kadar-devam-ediyor/", "text": "Compel ana sponsorluğunda bu sene üçüncüsü düzenlenen FRNDzz Academy'nin başvuruları 3 Ocak'a kadar devam ediyor. FRNDzz, 2015 yılında aldıkları DJ kursu sayesinde yolları İlker Aksungar ile kesişen bir grup DJ adayının, güçlü arkadaşlıklarını üstün organizasyon yetenekleri ile birleştirerek kurduğu bir müzik oluşumu. İlk yılında Miller tarafından düzenlenen Soundclash yarışmasında 4 finalist, 1 Türkiye şampiyonu ve 1 dünya şampiyonu çıkartan FRNDzz, 2017 yılında aynı yarışmada 2 yarı finalist ve 1 Türkiye şampiyonu çıkarttı. İstanbul ve Ankara stüdyolarında çalışmalarına devam eden FRNDzz üyelerini her Salı saat 22.00'de Radio 2019'da dinleyebilirsiniz. FRNDzz Academy ise müzik ile ilgilenen amatör veya profesyonellerin müziğini geniş kitlelere duyurabilmesini sağlamak amacıyla Compel ana sponsorluğunda bu sene üçüncüsü düzenlenen bir yarışma. Bu yıl yarışma jürisinde Barış Akpolat, Burak Elvan, İlker Aksungar, İskender Karfakis, Nataliya Vodolagina (FA 19 Finalisti), Sinan Arsan, Sine Büyüka ve Uğur Altıntaş yer alıyor. Yarışmanın son başvuru tarihi 3 Ocak 2020 saat 23.59. İlk 12'ye giren yarışmacılar 6 Ocak 2020 tarihinde saat 12.30'da, nihai sonuç ise 30 Ocak 2020 tarihinde saat 20.00'de açıklanacak. Compel Presents FRNDzz Academy 2020'ye gönderilecek demonun türü ile ilgili bir kısıtlama bulunmuyor. Yarışmaya gönderilecek demo daha önce yayınlanmamış olmalı ve bir başkasına ait olmamalı. Herhangi bir siyasi veya dini görüşle bağdaştırılabilecek ses kullanılan demolar değerlendirmeye alınmıyor. · Yarışma amatör ya da profesyonel tüm müzikseverlere açık. · Yarışmacıların hazırladıkları demoyu 30 dakikadan az, 65 dakikadan fazla olmayacak şekilde #FRNDzzAcademy etiketi ve yarışma için hazırlanan görsel ile birlikte SoundCloud hesaplarına yüklemeleri gerekiyor. · Yarışmacıların SoundCloud hesaplarına yükledikleri demonun açıklama kısmına setin tracklist'ini yazması gerekiyor. Tracklist yazılmayan demolar değerlendirmeye alınmıyor. · Yarışmacıların isim ve soyadı, adres, telefon, e-posta, özgeçmiş ve demonun SoundCloud linkini en geç 3 Ocak 2020 Cuma günü saat 23.59'a kadar www. frndzzacademy. com internet sitesinde bulunan başvuru formu aracılığıyla göndermeleri gerekiyor. · Yarışmacılar 1'den fazla demo ile yarışmaya katılabilir. · Birden fazla kişinin ortak hazırladığı demoyla yarışmaya katılması mümkün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/frozen-clouds-ve-kumdan-sen-ben-yok-geldi/", "text": "Alternatif sahnenin en genç ve iddialı isimlerinden Frozen Clouds ve Kum bir kez daha bir araya geldi ve Sen Ben Yok adlı yeni şarkılarını yayınladı. Çocukluk yıllarına dayanan arkadaşlıklarını müzik kariyerlerinde de sürdüren Frozen Clouds, birçok sanatçıyla yaptıkları iş birlikleriyle adlarından söz ettirmeye devam ediyor. Hardcore punk ve metal müzik türlerine elektronik elementler, akustik enstrümanlar ve clean vokaller ekleyerek müzikal çeşitliliğini bir üst seviyeye taşıyan grup, Emo-Trap sound'un başarılı temsilcisi Kum ile bir kez daha bir araya geldi. Daha önce Bazen ve Esaret şarkılarını çıkaran Frozen Clouds ve Kum, şimdi de Sen Ben Yok ile karşımızdalar. Şarkı, herkesin bağımsız olduğunu ve kimseye ihtiyaç duymadığını, ancak aynı zamanda herkesin birbirine ihtiyaç duyduğunu anlatıyor. Bu parçanın kapak fotoğrafını Nick Cave'den Red Hot Chili Peppers'a yıldızları fotoğraflayan Monica Fritz; grup fotoğraflarını ise Yaren Avcı çekti. Parçanın video klibi ise YouTube'da yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/future-islands-yeni-albumu-as-long-as-you-are-yayinda/", "text": "Amerikalı synthpop grubu Future Islands, altıncı stüdyo albümü As Long As You Areı 4AD etiketiyle yayınladı. Baltimore'da Wrightway Stüdyosu'nda Steve Wright prodüktörlüğünde yapılan As Long As You Areın yapım aşamasında, grubun eskiden sadece turne davulcusu olan Mike Lowry ile grubun kurucu üçlüsü William Cashion, Samuel T. Herring ve Gerrit Welmers bir araya geldi. On yıldan uzun bir süredir her yıl istisnasız turneye çıkan Future Islands için 2020 turne açısından pandemi sebebiyle sakin geçse de 9 Ekim'de A Stream of You and Me adlı global canlı yayın konserinde sevenleri için şarkılarını çalarak sevdiklerinden uzak durmadılar. Maryland'de Michael Garber yönetiminde gerçekleşen canlı performansa ışık sanatçısı Pierre Claude'un ışık gösterileri eşlik etti. Future Islands'ın yeni albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/future-islands-yeni-teklisi-deep-in-the-nighti-paylasti/", "text": "Future Islands yeni teklisi Deep In The Nightı siyah beyaz ilginç bir video klip ile bizlere sundu. Baltimore çıkışlı alternatif pop grubu Future Islands, 2020'deki As Long As Long As You Are'dan bu yana bir albüm yayınlamadı, ancak son zamanlarda oldukça meşguller. Grup yakın zamanda Weezer ile turneye çıktı. Solist Samuel T. Herring; Billy Woods, Algiers ve R. A. P. Ferreira gibi isimlerin yeni çalışmalarına katkıda bulundu. Ayrıca yakında çıkacak olan Apple TV+ korku dizisi The Changeling'de rol alıyor. Future Islands bağımsız teklileri Peach'i 2021'de ve King Of Sweden'ı ise geçtiğimiz yıl yayınlamıştı. Bugün ise yeni tekli Deep In The Night ile geri döndüler. Samuel T. Herring'in duygulu sesini merkeze koyan yumuşak, dingin bir parça. Yönetmen Albert Birney'nin tekli için hazırladığı video klibi, grubu fotoğraflarla siyah beyaz olarak gösteriyor. Klip çoğunlukla grup üyelerinin yüzlerinin ve enstrümanlardaki parmaklarının aşırı yakın çekimlerinden oluşuyor. Sesine hasret kaldığımız Samuel T. Herring'in yeni çalışmasına ve video klibe buradan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/future-islandsin-yeni-album-detaylari-yeni-teklisiyle-birlikte-aciklandi/", "text": "Future Islands, üç yıl aradan sonra paylaşacağı yeni albümü As Long as You Are'ın 9 Ekim'de yayınlanacağını yeni teklisi Thrill ile birlikte duyurdu. Baltimore çıkışlı synthpop grubu Future Islands, 2017 yılında yayınladığı The Far Field'ın tam üç sene sonrasında yayınlayacağını duyurduğu albümünden yeni teklisini video klibiyle birlikte yayına aldı. 9 Ekim'de yayınlayacağını duyurduğu As Long as You Are adlı yeni albümünden ilk olarak geçtiğimiz temmuz ayında For Sure teklisini videosuyla birlikte paylaşan Future Islands yeni parçalarını albüm öncesinde dinleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Yayınlanacak yeni albümden yayına alınan ikinci tekli Thrill video klibiyle birlikte 12 Ağustos tarihi itibarıyla dinleyiciye servis edildi. Grubun vokalisti Sam Herring'in hem yönetmen koltuğunda oturduğu hem de oyunculuk sergilediği yeni video klibi ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/future-islandstan-yeni-video-for-sure/", "text": "Baltimore çıkışlı synth-pop grubu Future Islands'ın yeni teklisi For Sure video klibiyle birlike yayında. Son olarak 2018 yılında Adult Swim Single kapsamında yayınladıkları Calliope teklisi sonrasında Future Islands'tan video klibiyle birlikte yeni single geldi. Geri vokallerinde Wye Oak'tan Jenn Wasner'ın da yer aldığı parça ile grup, tam 2 sene sonra yeni bir parça ile geri dönmüş oldu. 2017 yılında yayınladıkları The Far Field albümü sonrasında grup üyeleri kendi solo projelerine ağırlık vererek çeşitli üretimlerini yayınlamışlardı. Grubun vokali Samuel T. Herring, geçtiğimiz yıl Hemlock Ernst ismiyle, DJ Shadow ve PBDY'nin de konuk olduğu Back At The House ismiyle bir hip-hop albümü yayınlamıştı. Grubun bas gitarlarından sorumlu William Cashion ise haziran ayının sonunda Postcard Music isimli solo labümünü yayına almıştı. İki yıl aranın ardından yayınlanan yeni Future Islands teklisi For Sure video klibiyle birlikte aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/game-of-thrones-oyuncularinin-yer-aldigi-muzik-videolari/", "text": "Yılın o en sevdiğimiz, Aman efendim, hiç bitmese! dediğimiz zamanındayız. Havalar yavaştan ısınıyor, artık insan kendini dışarılara atmak istiyor ama altı haftalık bir serüven, bizleri bilhassa pazartesi akşamları televizyonumuza, bilgisayarımıza bağlamaya yetiyor. Nedir bu serüvenin adı? Tabii ki Game of Thrones'un son sezonu. Merak etmeyin bu yazıda herhangi bir spoiler göremeyeceksiniz, zira ben de her pazartesi sabahı erken uyanıp Game of Thrones'u izleyemediğimden gün sonuna kadar sosyal medya düşmanı oluyorum. Niçin? Sırf spoiler'ın s'sini görmeyeyim diye. O yüzden size böyle bir kötülük yapamayacağım. Onun yerine bu yazıda, Game of Thrones ve müziğin birleştiği bir noktadan bahsedeceğim, aslında uzun uzun anlatmak yerine liste olarak aşağıya bırakacağım. Dizide karşımıza çeşitli rollerde çıkan oyuncuların birçoğu, YouTube çukurunda kaybolduğumuzda herhangi bir müzik videosunda kendini gösterebiliyor. Son dönemde Game of Thrones'la ilgili o kadar çok video izlemişim ki neredeyse her gün farklı bir oyuncunun yer aldığı bir müzik videosu ile karşılaşıyorum. O yüzden lafı çok fazla uzatmıyor ve karşıma çıkan o videoları sizlerle paylaşıyorum. Buyurun efendim. Bu arkadaş da şarkıcı Lily Allen'ın küçük kardeşi olur. Öncelikle bu ablamızın Molotov Jukebox adlı bir grubu olduğunu belirtelim, sonra videomuzu paylaşalım. Ramsay Bolton ve Melisandre rollerinde izlediğimiz Iwan Rheon ve Carice van Houten da kendi şarkılarını yapan oyunculardan. Onların da birer videosunu aşağıya iliştirelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/garajın-yeni-sezonuyla-nefesler-tutuldu/", "text": "Garajistanbul, Bana kısaca Garaj diyebilirsiniz! mottosunu benimsediğinden beri bir şeylerin değişeceğini az çok tahmin ediyorduk. Bugün açıklanan line-up'tan yola çıkarak epey bir şeyin değişmiş olduğunu da söyleyebiliriz. 10. yılını deviren, eski adıyla garajistanbul, şimdiki adıyla Garaj, bugün bizi epey heyecanlandırdı. Geçtiğimiz günlerde The Horrors, kendi hesabından yaptığı açıklamada Türkiye'ye konser için geleceğini söylemiş ve hepimizi heyecanlandırmıştı. The Horrors dışında kimlerin olacağını merak etmekten yerimizde duramaz olmuştuk. Garaj'ın Play Tuşu'yla birlikte yola çıkarak hazırladığı line-up'tan bazı isimleri hemen şuraya bırakıyoruz; 2manydjs, Black Lips, Agar Agar, Jens Lekman, All We Are, Lapalux, Altın Gün, El Perro Del Mar... ve daha kimler kimler! Elektronik ve indie türleriyle öne çıkan line-up'ıyla bu sezon kalbimizi kazanan Garaj'daki konserleri iple çekiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/garbagein-yeni-albumunden-ilk-tekli-yayinda/", "text": "Amerikalı rock grubu Garbage'ın No Gods No Matters adlı yeni albümünden ilk tekli The Men Who Rule the World klibiyle birlikte yayında! 1994 yılında Wisconsin'da kurulan Amerikalı rock grubu Garbage, 2016 yılında çıkardığı Strange Little Birds albümünün ardından paylaşacağı No Gods No Matters adlı yeni albüm albümünden ilk teklisiyle geri döndü. 11 Haziran tarihinde yayınlanacak yeni albümden ilk tekli The Men Who Rule the World video klibiyle birlikte yayınlandı. Grubun vokalisti Shirley Manson, yayınlanacak yedinci albümleriyle ilgili olarak: Bu albüm, dünyanın ne kadar çılgın olduğunu ve kendimizi içinde bulduğumuz şaşırtıcı kaosu anlamaya çalışma şeklimizdi. Bu, şu anda yapmak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz bir kayıt. şeklinde açıklamalarda bulundu. Garbage, Strange Little Birds albümünü piyasaya sürmesinin ardından 2018'de Version 2.0 ismiyle bir de remix albümü yayınlamıştı. The Men Who Rule the World parçası ve video klibi hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gayda-ile-uzay-yolculuğu-king-creosote-astronaut-meets-appleman/", "text": "Sonbaharın gelmesiyle birlikte albümler de yerini sarartmaya başlıyor. Arz-talep meselesi, yazın ne kadar eğlenceli şarkılar dinliyorsak kışın da bir o kadar sakin, bazen depresif, bazen hüzünlü şarkılar dinliyoruz. Popüler bilim ve uzaya olan ayrıca merakımdan ötürü albümün kapağı ve ismini gördüğümde hemen ilgimi çekmeyi başarmıştı ancak, albüm çıkmadan 2 ay öncesinde yayınlanan klibini görünce iyiden iyiye mest oldum. Genel olarak nasıl şarkılar dinleyeceğiniz hakkında fikir veriyor, fakat her şeyi de göstermiyor. Bir astronot, notalara eşlik ediyor uzayda. Bu albümü dinlemeye başladığımda, şarkıların hakkında bir kanıya varmadan önce çok da fazla zaman geçirmediğimi farkettim. Hatta bir çoğumuz şarkıları ilerleterek bile güzel mi yoksa kötü mü diye karar verebiliyoruz. Müziğin hayatımızda kapladığı yere bakıyorum, son 100-200 yıl içerisinde bile bu kadar değişmiş. 100 yıl kadar öncesinde müzik dinlemek için özel bir etkinliğe gitmeniz veya zengin olup evinize getirmeniz gerekiyorken, bir 50 yıl kadar öncesinde radyolardan herkesin evinde çalınabilir hale gelmiş. Şu anda elimizin altında bir dünya müzik var. Sanırım bu bolluktan dolayı da şımardık ve müziğe eskisi gibi değer vermemeye başladık. Zaten kaçırsak da elimizde bir çok seçenek var diyerek, hemen bir kanıya varıyoruz muhtemelen. Albüm kritikleri yazmaya başlamak istememin en büyük sebeplerinden biri de artık çok az albüm dinlediğimi farketmemden kaynaklanıyordu. Spotify'da toplam 1500-2000 kadar listelerime kaydettiğim şarkı vardır ancak bu müzisyenleri, albümlerini, hikayelerini ne kadar biliyorum ki? Bilmiyorum, ama bilmek istedim işte. Tüketim toplumu olmanın dayattığı bu tüketip, ertesi günü yenisini alma isteği beni tükettiği için artık bunun değişmesini istedim. King Creosote'un albümüyle 2 Eylül'den beri, yani çıktığı tarihten bu yana vakit geçiriyorum. Bazen kitabıma odaklanırken duymuyorum onu, bazen de gaydanın sesinden kitabı okuduğumu unutuyorum. Acele etmedim o yüzden yazmak için. Albümde hangi şarkının neyi ifade ettiğini, benim hangi şarkı için ne hissettiğimi oturtana kadar yazmadım. Gaydanın sesini ilk duyduğumda bir an durdum, o an yaptığım bütün işi bırakıp Melin Wynt şarkısını dinledim. Sanırım gaydaya ayrıca bir sempatim var çünkü inanılmaz hoşuma gidiyor. Bir an Braveheart filmi gözümde canlandı, soundtracklerine bayılmıştım. İskoçlar güzel abiler. Ne tam olarak hüzünlü, ne tam anlamıyla depresif. Neşeli hiç değil.. Ama bir huzur var sesinde ve enstrumanların tınısında. Özellikle Love Life parçasında bu huzuru iyiden iyiye farketmek mümkün. Ama bu favorimin Melin Wynt olduğu gerçeğini değiştirmiyor tabii ki. Albümden çok fazla bahsetmemiş olsam da oldukça sevdim kendilerini, keyifli dinlemeler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gece-gezmesi-gerçek-ve-mecazi-anlamda-yolda-olmak/", "text": "Şehir merkezinin dışında bulunan bir festival alanında, bileğimizde bir bileklikle sahneler arasında koşuşturma deneyimine ziyadesiyle alışkınız artık. Hatta festival denince çoğumuzun aklına ilk gelen görüntü bu oluyor. Oysa kent merkezinde her gün geçtiğimiz sokaklarda, normal şartlar altında birbirinden bağımsız biçimde işleyen mekanların hepsine tek bir bileklikle giriş hakkı kazanabildiğimiz, o geceye özel olarak bizim için tasarlamış bir festival fikri buralar için nispeten yeni bir konsept. Çok mekanlı festival kavramı bizi çok sahneli bir festival deneyimi yaşamak için şehir dışına çıkma zorunluluğundan kurtararak klasik anlamdaki festival algısına yeni bir boyut ve dolayısıyla da sonsuz olasılık kazandırıyor. Sevip takip ettiğimiz çok sayıda sanatçı olmasına rağmen hepsini festival kapsamında ayrı ayrı programlamak mümkün olmuyor. Bu nedenle çok mekanlı kapsamlı bir etkinlik yaratarak hepsini aynı gün genel bir şemsiye altında sunmak, bir yandan da İstanbul Caz Festivali'nin hafif elit algılanan duruşunu kırmak istedik. Zaten festival olarak caz dışı veya cazla komşu türlere kucak açmaya, bugüne kadar festivale dahil ettiğimiz Robert Plant, Paul Simon gibi popüler veya Antony and the Johnsons, Imogen Heap gibi kendi müzikal çizgisine sahip sanatçıların çizgisini İstanbul'da takip ettiren genç müzisyenlere de yer vermeye çalışıyoruz. Gece Gezmesi de buna olanak tanıyan bir etkinlik oldu. Uzun lafın kısası, Gece Gezmesi hem yerli sahneyi iyi takip eden seyirci için sevdiği veya merak ettiği birkaç ismi birden tek bir gecede canlı izlemeyi mümkün kılan bir etkinlik hem de pek takip edemeyenlerin arayı kapatması için güzel bir fırsat. Dinleyicinin son senelerdeki alternatif müzisyen ve grupların konserlerine gösterdiği ilgisizlik zaman zaman gündeme gelen, tartışma yaratan bir konu. Alternatif, genç, bağımsız oluşumların dijital platformlardaki dinlenme oranlarıyla konserlerine iştirak eden seyirci sayısı arasındaki orantısızlık pek çok kültürel ve sosyo-ekonomik değişkene bağlanabilir. Canlı performanslara karşı dinleyicinin ilgisizliği ve bunların sebepleri ayrı bir yazının konusu olmakla beraber buradaki kısıtlı alanda altını çizmeye gerek duyduğum bir husus var: İstanbul Caz Festivali gibi 24'üncü senesindeki, uzun yıllar içinde kendi seyircisinin güvenini kazanmış köklü bir festivalin bu uğurda yeni ve özel bir bölüm başlatarak janr ayrımı yapmaksızın yerli sahnedeki özgün üretimi kapsayan bir seçki sunması festival seyircisinin alternatif oluşumlarla tanışmasına vesile olacağından ötürü son derece değerli bir çaba, uzun vadede dengeleri değiştirmekte rol oynayacak bir etken niteliğinde. Makul fiyattaki tek bir biletle 22 ayrı performansa giriş hakkı kazanan seyirci, belli bir ismi dinlemek için erkenden gittiği bir mekanda başka bir performansa da rastlamak suretiyle yeni isimlerle tanışma fırsatı bulabiliyor. Hem de belki de İstanbul Caz Festivali'nin seçkisinde karşısına çıkmasa sene içerisinde hiç rastlamayacağı isimlerle. Küçükken hikayenin gidişatını kendi seçimlerimle yönlendirmeme imkan tanıyan kitapları çok severdim. Nereye varacağını bilmediğin bu orman yoluna girmek istiyorsan 24. sayfaya, bildiğin yoldan evine dönmek istiyorsan 35. sayfaya git gibi direktiflerle okuyucunun deneyimini kendisinin belirlemesine ve dolayısıyla da kendi hikayesini yaratmasına izin veren bir kitaba benzetiyorum Gece Gezmesi'ni. Gece Gezmesi'nde eş zamanlı olarak gerçekleşen performanslar arasından seçim yapmak bir hayli meşakkatli olduğu için ilk iki seneki tecrübelerime dayanarak çok mekanlı festival deneyimi üzerine birtakım tüyolar verebilirim. Kendi adıma ilk iki sene uyguladığım yöntem Gece Gezmesi'nin öncesinde programımı belirleyip çizdiğim rotaya sadık kalmak oldu. İlk sene şanslıydım, en çok izlemek istediğim tüm konserler aynı mekandaydı. Ben de bütün geceyi Club Quartier'deki tenis kortunda performansları izleyip konser aralarında da rastladığım eş dostla hasret gidererek geçirdim. Geçen sene ise iki farklı mekan arasında mekik dokuyarak geceyi tamamladım. Her iki senenin de ortak noktası konserler bittikten sonra bütün katılımcıların after party için aynı mekanda toplanması olmuştu. O yüzden gece boyunca arkadaşlarınızın gideceği mekanlara göre rota belirlemektense izlemek istediğiniz konserlere göre plan yapmanız daha akla uygun bir seçim gibi görünüyor. Arkadaşlarınızla gecenin sonunda buluşup birbirinize izlediğiniz konserleri anlatmak bazen beraber izlemekten bile daha keyifli olabiliyor. Hem yalnız dolaşmak vakit kaybetmenizi de önlüyor. Her iki sene de rotamı belirlerken o zamana kadar izleme fırsatı bulamadığım ve sık sık konser vermediği için başka yerde rastlama ihtimalimin az olduğu isimlere öncelik vermiştim. Bunun hala konser seçimi için iyi bir yöntem olduğunu düşünmekle beraber bu sene programımı daha serbest tutmaya niyetliyim. Zira Gece Gezmesi, etkinliğin doğası gereği hem gerçek hem de mecazi anlamıyla yolda olmayı, yolun getirdiği değişimlere açık olmayı gerektiriyor. Seçtiğim performansları baştan sona izleme takıntımdan vazgeçebilirsem geceyi akışına bırakıp kısa süreliğine de olsa çok sayıda mekana uğramak, performanslara tadımlık göz atmak ve bilmediğim isimlere dair fikir sahibi olup Gece Gezmesi'ne bir keşif etkinliği muamelesi yapmak da bir başka verimli yöntem olabilir. Tek bir doğru rota belirleme yöntemi olmamakla birlikte doğru kişisel program tamamen sizin beklentilerinize bağlı. Fakat bir gerçek var ki o da ne aradığınızı biliyorsanız Gece Gezmenizi halinizden memnun bir halde tamamlama ihtimalinizin kesin olduğu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gece-gezmesi-rotanızı-belirlemeniz-için-tavsiyeler/", "text": "4-21 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek 24. İstanbul Caz Festivali'nin en çok ilgimizi çeken etkinliklerinden birisi Gece Gezmesi. İlk defa 2015 yılında düzenlenen bu çok mekanlı etkinlik bu sene ViTRin Türkiye Güncel Müzik Buluşması kapsamında üçüncü defa düzenleniyor. 6 Temmuz akşamı Kadıköy'de 8 ayrı mekanda gerçekleşecek yaklaşık 20 performansa tek bir biletle giriş hakkı kazanmak mümkün, fakat onca şahane konser arasından hangilerini seçeceğinize karar vermek hiç de kolay değil. İşinizi kolaylaştırmak için alternatif müzik sahnesini yakından takip eden müzik yazarı, dj ve blogger'lara Gece Gezmesi'nde hangi konserlere katılacaklarını sorduk. Kendi programınızı oluştururken onların seçkilerinden faydalanmak daha rahat karar vermenizi sağlayabilir. Öncelikle Uluslararası İstanbul Caz Festivali'ndeki Gece Gezmesi konseptini gerçekten beğendiğimi belirteyim. Kadıköy'ün sekiz ayrı mekanında, alternatif ve bağımsız güncel müziğin temsilcilerini aynı gece tek biletle izleyebilmek, müzikseverler için iyi bir olanak. Ayrıca bu sayede hem müzisyenler ve mekanlar açısından güzel bir sinerji yaratılabilir hem de kentin önemli bir bölgesi canlandırılabilir. Ben bu kapsamda birkaç ismi görmeyi planlıyorum. Müziğinde farklı etkileşimleri barındıran Big Beats Big Times'ın dinamik performansını canlı dinlemek isterim. Akın Sevgör'ün piyano odaklı besteleri elektronik altyapıyla buluşturan elektroakustik kayıtlarını beğeniyorum. O da bu nedenle listemde. Geleneksel enstrümanlarla elektronik tınıları arasında güzel bir uyum yaratan Yakaza Ensemble'ın yeni albüm kaydı üzerinde çalıştığını biliyorum. Konserde belki ondan da bazı ipuçları verirler diye umuyorum. O gece bu performanslardan kalan vaktim olursa diğerlerine de bakabilirim tabii. 6 Temmuz'da nereye gideceğimizi şaşırtacak bir Gece Gezmesi bu. Planımı canlı dinlemek üzere sık karşılaşmadığım isimler ve mekanlar üstüne yapayım. O gece gözümü arkada bırakacak başka konserler olsa da bu anlamda kulağımı en doğru yerlere götürmeye çalışacağım. Öncelikle mekan + isimlere bakınca beni ilk çeken All Saints Moda Kilisesi. Üstelik ta Second'dan beri duymayı sevdiğim bir sesi, Özgün Semerci'yi bulmuşken kaçırmamalı. Yakaza Ensemble de dinleyicisine bitti demeden bitirilmeyecek bir grup. 21.45'de No Land'i feda ettiğim DorockXL'a doğru yol alırken gece gezmesi benim için gece deparı halini alacak. Eski bir Kadıköylü olarak kiliseyle DorockXL arası en kısa yolu bilme avantajına sahibim. Eskiz başlarken DorockXL kapısına dayanmış olurum. Son Feci Bisiklet için de o gece beni bu yaşta başka mekana koşturmayıp neyse ki aynı mekana denk getiren organizasyona teşekkürü bir borç bilirim. Gece Gezmesi'nin tek kötü tarafı hepsi birbirinden cazip performans seçenekleri arasından seçim yapmak galiba. Benim kişisel tercihim ise aynı gece içerisinde farklı müzik türleri ve eğilimlerden seçenekleri değerlendirmek yönünde olacak. Her biri yakın dönemde adından söz ettiren ve canlı performanslarını merak ettiğim müzisyenler. Bu yüzden Gece Gezmesi'ne saat 19:30'da Club Quartier'de Cenk Erdoğan ve Mehmet İkiz'in Lahza projesinin canlı performansını dinleyerek başlayacağım. Oradan çıkınca 21:30'da Moda Sahnesi'ndeki Jakuzi performansına yetişmeyi planlıyorum. Saat 23:00'de KargArt'taki Akın Sevgör performansına rahat rahat yetişebilirim. Gecenin sonunda eğer hala enerjim kaldıysa son seçenek saat 01:00'de Zor'da başlayacak olan Kaan Düzarat ve Kerem Akdağ DJ Set olabilir. İstanbul'da olmayacağım ama bu gece için herkese kolaylıklar dilerim. Programda boş yok. Ben hangilerini izlemek isterdim? Of, çok zor. Tercihlerimi daha nadir izleme olanağı bulduğumuz isimlerle sınırladım. Peki, işte liste. - Yakaza Ensemble Şu an ülkemizdeki en özgün ses bütünü onlara ait. Ve yılda en fazla 3 konser veriyorlar. Konserin All Saints Moda Kilisesi'nde olması da ayrı bir değer katıyor. Londra Caz Festivali öncesi son konser. Londra'ya gitmeyecekseniz bunu kaçırmayın. - Gevende Kırınardı son yılların en iyi albümlerinin başında geliyor bana göre. Konser frekansları sıklaşıyor ama yine de grubun her konser teklifini kabul etmemesi izleme seçeneklerini azaltıyor. - Big Beats Big Times feat. Jakup Kurek Berke Can Özcan'ın davulcular kolektifi diyebileceğimiz projesi Big Beats Big Times, bu sefer 123'ten biraderleri Feryin Kaya ve Burak Irmak ile birlikte -her ne kadar şarkılarının büyük hastası olsam da- davul çalışını hep özlediğim Can Güngör'le birlikte. Genç Polonyalı gitarist Jakup Kurek de bonus. Her seferinde farklı ekipler sahne aldığı için her seferinde izlemekte fayda var Big Beats Big Times'ı. - Lahza Cenk Erdoğan ve Mehmet İkiz'den oluşan gitar davul duo'sunu İkiz'in Stockholm'de yaşıyor olması sebebiyle buralarda yakalamak zor. - Hayvanlar Alemi Ankara çıkışlı Hayvanlar Alemi grubu üyelerinin biri hariç kalanları yurt dışında yaşadığından, dışarıda en bilinen psikodelik rock grubumuz olmalarına rağmen buralarda çok nadir canlı dinleme şansımız oluyor. Bu gece o gece. Bu kadar iyi müzisyenin aynı akşam sahneye çıkıyor olması seçim yapmak konusunda oldukça zorlayıcı. Bu bağlamda sadece müzisyen veya grup seçimi değil mekan seçimi de önem kazanıyor. Yenilikçi müzikleriyle dikkat çeken Yakaza Ensemble'ın oluşum sürecinden itibaren sıkı bir takipçisiyim. Her verdikleri konser bir başka oluyor diyebilirim. Bu sebeple, Daha önce izlemiştim, bu seferlik eleyeyim diyemeyeceğim; hele ki All Saints Moda Kilisesi'nin ambiyasında izlemem söz konusu olacaksa. Mehmet İkiz ve Cenk Erdoğan'ın projesi Lahza da müzikal doyum için tercih edeceğim konserler arasında yer alacaktır. Bir de üstelik albüm lansman konseri... Yani önce Club Quartierda gerçekleşecek konseri izleyip oradan All Saints Moda Kilisesi'nde Yakaza Ensemble'ı izlemeye yetişmeye çalışabilirim. No Land, Eskiz, Help! The Captain Threw Up, Hayvanlar Alemi ve Son Feci Bisiklet Burgazada Progresif Müzik Festivali, Peyote ve Karga sahnelerinden takip ettiğimiz, bildiğimiz ve sevdiğimiz gruplar... Onları dinlemeyi bir sonraki konserlerine erteleyip Kamufle Moral Band ve Gevende konseri arasına sıkışıp kalmış olurdum. Kararı o ana bırakmayı tercih eder ama şimdi karar verecek olsam dosdoğru Gevende konserine yola çıkardım. Hangi konserde olursam olayım bir diğer konsere anlık da olsa aklımın kayacağı kesin. Öte taraftan Livingroom'da sahne alacak Meriç Çalışan, Çağıl Kaya, Cem Tuncer ve onlara eşlik edecek birbirinden ehil müzisyenleri dinlemek de oldukça heyecan verici, üstelik adı üstünde Caz Festivali'nin de hakkını vermiş olabilirdi. Neyse ki gecenin sonu yine tipik bir Kadıköy gecesi olarak Zor'da tamamlanıyor hem de Kaan Düzarat & Kerem Akdağ DJ Set'iyle. O saatten sonra bir şey kaçırmadığımız için içimiz rahat ederek eğlenebiliyoruz. Sabaha da aklımda kimin müziği kalmışsa en çok kendimi vererek dinlediğimin o olmuş olduğunu bilmenin huzuru... Yaşasın Gece Gezmesi! Gece Gezmesi'nin programının açıklanmasıyla beraber İstanbul'da olmadığıma ilk kez biraz üzülmüş olabilirim. Birbirinden şahane yaklaşık 20 konserin güzel Kadıköy'ün güzel sokaklarında bir gecede verileceği bu etkinliğe şimdilik gidemeyecek gibi görünsem de ben olsam kesin şunlara giderim dediklerimi belki ilham veririm dileklerimle sizlerle paylaşıyorum. Programım hayli yoğun, o yüzden en geç saat 19.00 gibi beslenmenizi bitirmiş, bol miktarda sıvı tüketmiş ve en rahat pabuçlarınızı giymiş olarak sizi sokağa davet ediyorum. İlk durağımız 19.30'da Club Quartier'deki Lahza adlı Cenk Erdoğan ve İkiz konseri, ikisi de ayrı ayrı muazzam müzisyenler, birlikte kim bilir neler yaparlar neler. Dinleyebildiğimiz kadar çok şarkı dinleyip 20.30'da Dorock XL'deki No Land konserine geçiyoruz, çünkü geçen senenin en iyi albümlerinden birini yapan bu ekibi canlı dinlememek olmaz. Bir saat de burada geçirdik saatlerimiz 21.30'u gösterdiğindeyse soluğu Living Room'da alıyor, ikinci albümünü taze yayınlamış Çağıl Kaya'nın ve ekibinin şahane performansına şahit olup Caz Festivali'nde olduğumuza ikna oluyoruz. Eğer enerjiniz kaldıysa 22.30'da tekrar Club Quartier'e dönüp Ceyl'an Ertem'i dinleyin, kendisi iki eliniz kanda olsa durup dinlenilecek bir müzisyen malum. Yok ben artık yaşlandım iki ayrı durak daha yapamam derseniz Çağıl Kaya ile caza doyun ve doğrudan 23.15'te Moda Sahneye geçip Gevende'yle geceyi bitirin, bu konserle müziği canlı dinlemenin önemini bir kere daha anlayacaksınız. Buyurun size birkaç hafta yetecek kadar bol müzik, eğer ben de o tarihlerde İstanbul'a gelemezsem, kendi gezmemi yapar, gider gece denize girerim. Hıh. Antalya'dan sevgiler. 20.30 No Land Dorock XL: Ülkenin en ülkesiz ve özgün grubu No Land'i Sofar performanslarından beri takip ediyorum.. İlk albümleri Aramızda muhteşem, sahnede de gerçekten büyüleyiciler. Bildiğim kadarıyla ilk kez Dorock XL sahnesinde olacaklar, kaçmaz! 21.30 Jakuzi Moda Sahnesi: Fantezi Müzik sevenler buraya! Synthpop'ta medar-ı iftiharımız Jakuzi'yi dinlerken salınmadan durmak neredeyse imkansız. Peygamber Vitesi'nden beri Kutay'ın vokaline hayranım zaten. 23.00 Akın Sevgör KargArt: Bu adam bir dahi. Üstelik o kadar az canlı performans yakalama şansınız var ki, bulmuşken kaçırmayın derim. Türkiye 'de elektronik müzik adına da güzel şeyler oluyor dedirten albümü ArsNova'yı bayıla bayıla dinliyorum. Fi dizisinde Vanity Corner şarkısı kullanılınca daha popüler oldu, çok da iyi oldu. 01.00 Kaan Düzarat Kerem Akdağ Dj Set Zor: Kaan Düzarat ve Kerem Akdağ hakkında fazla söze gerek yok sanırım. Geceyi sabaha bağlamak için ideal. Bu arada diğer konserlerle aynı zamana denk gelse de, pek sevdiğim mutlaka uğramak istediğim isimler: Hayvanlar Alemi, Yakaza Ensemble ve Gevende. Orada görüşürüz! Ekleme: 6 Temmuz'da gerçekleşecek Gece Gezmesi'ne No Land katılamayacak, No Land'in yerine daha önceden kargART'ta sahne alacağı duyurulan Help! The Captain Threw Up sahne alacak. KargArt'ta ise Bubituzak sahnede olacak. Ayrıca Dorock XL'de gecenin kapanışını da DJ setiyle Murathan Özbek yapacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gece-yagmurunu-dinlemekten-de-baska/", "text": "Güzel bir yaz akşamında hem şaşırtıcı hem de keyifli olan şeylerden biri de sanıyorum yağmur! Günlerce sıcak, çok sıcak, esmiyor yahu gibi söylenmeler sonrasında güzel bir yağmur akşamı nasıl da iyi oluyor. Çok iyi oluyor. Hakikaten çok keyifli oluyor. Peki sadece sessizlik içinde, arada çat diye gelen gök gürültüsünün yanında ne dinlesek güzel olur diye düşündüğünüzde aklınıza hangi şarkılar, hangi müzisyenler geliyor? Elbette bir çok isim önceliklidir her bir birey için. Ancak ben özellikle bir albümden hatta bir şarkıdan bahsetmek istiyorum böyle güzel bir gecede. Fazıl Say'ın 2014 yılında yayınlamış olduğu Say Plays Say albümü o da. Albümün tamamı çok çok güzel. İstediğiniz zaman, hangi ruh halinde olursanız olun bir el uzatıyor Fazıl Say. Ve o eli tutmamak çok zor artık, duymak yetiyor. Ama özellikle Ses şarkısı bir başka. Pencerenizi açın, yağmur sertleştikçe en önemli sanatçılarımızdan biri olan Fazıl Say'ın ona cevap verdiğini fark edeceksiniz. Sen varsın ama bak bunlar da var, böyle güzel notalar da var. Böyle güzel geceler her zaman olmaz. Ama siz bu güzel albüm için böyle güzel geceleri de beklemeyin. Hep aklınızda, bir yerde kalsın. Çünkü Say Plays Say çok özel bir albüm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gectigimiz-aylarda-yayinlanan-9-zihin-acici-kayit/", "text": "Bugüne kadar Jungle, Tekno ve Footwork gibi alanların kesiştiği noktada dans odaklı bolca materyal üreten Felix Manuel, Ağustos ayında yayınladığı yeni kaydı Portrait with Firewood'da işin içine bolca piyano katarak modern klasiğe göz kırpan daha deneysel bir yola giriyor. Geçmişte aldığı caz eğitiminin de yardımıyla albümün açılış parçalarında kendi icrası olan piyano partisyonlarını çeşitli elektronik sesler içerisine konumlandırıyor. Djrum'un bu albümde klasik ve elektronik müzik gibi iki farklı alanı buluşturmada geldiği nokta neredeyse Jon Hopkins'in bu işi en usta şekilde yaptığı 2009 çıkışlı albümü Insides'da olduğu kadar başarılı. Eski parçalarına kıyasla elde ettiği sesleri bir araya getirirken daha detaylı bir işçilik ortaya koyan Djrum dinleyiciye konsantrasyon gerektiren bir deneyim vaadediyor. Aynı zamanda parçalarını oluştururken vücut sanatı akımının önemli isimlerinden Marina Abramovic'in ünlü The Artist is Present performansından esinlendiğini belirtiyor. R&S Records bünyesinden çıkan albümün kapanış şarkısının hemen öncesinde yer alan Showreel pt.3 isimli parçada hayli yüksek BPM'li tekno-trance arasında giden yolun sonlara doğru hız kesmeden ve hiç belli etmeden bir anda Drum & Bass'e evrildiği kısım yılın elektronik müzik adına en heyecan verici olaylarından biri. 1971 çıkışlı Black Sabbath albümü Master of Reality'nin giriş parçası Sweet Leaf'de Tony Iommi'nin fuzz pedalına yüklenerek gitarıyla ürettiği tonlarca ağırlık çeken muazzam rifi sonralarda literatüre stoner rock olarak da geçecek olan yeni bir tarzın doğuşuna işaret ediyordu. Akort dizilimi genelde pese çekilerek kullanılan bas ve elektrik gitarları ve yumruk atıyormuşçasına çalınan davulları ile genelde belirli kalıplar içerisine hapsedilerek icra edilen bu tarz günümüze kadar yolunu bir şekilde buldu. Washighton çıkışlı Weeed ise Temmuz ayında yayınladıkları This ile stoner rock denince akla gelen kalıpları kırarak bu janra yeni bir soluk getiriyor. Özellikle Krautrock, saykodelik rock, caz ve nadiren de olsa Shoegaze sularına girip çıkarak bu tarzı daha renkli ve eğlenceli hale getirmeyi başarıyorlar. Her ne kadar alternatif rock kanadına yakın dursa da doom köklerine asla ihanet etmeyen parçalar enteresan vokal kullanımı, beklenmedik noktalardaki dur kalklar ve sürekli değişerek farklı yerlere yönelen kompozisyonları ile dinleyiciyi son ana kadar merakta bırakıyor. Mahlasının önündeki DJ sıfatından kurtularak müzikal kimliğini ve prodüksiyon maharetlerini ortaya koymak açısından yerinde bir hareket yapan İtalyan müzisyen Khalab temmuz ayında yeni kaydı Black Noise 2084'ü On the Corner etiketiyle yayınladı. Albüm sample tabanlı elektronika ve Afro müziğin çeşitli alanlarını sıra dışı bir vizyonla buluşturuyor. Proje için Brüksel'de bulunan Royal Museum for Central Africa'ya çağrılarak burada saklı tutulan buluntu sesleri ve konuşma kayıtlarını kullanan Khalab arşiv ve güncel olan arasında bir bağ oluşturuyor. Hazine değerindeki ünlü İngiliz bağımsız müzik dergisi Wire'ın bir tam sayfalık övgüsünü alan albüm kullandığı ses parçalarını bir araya getiriş şekli ve genel yapısı itibariyle geleneksel batı müziğine uzak duruyor. Dolayısıyla parçaları oluşturan katmanlara tek tek odaklanmaktansa ortaya çıkan sesi bir bütün olarak ele almak daha önemli hale geliyor. Shabaka Hutchings ve Tamar Osborn gibi İngiliz deneysel caz sahnesinin önemli isimlerini de konuk eden albüm bu yılın en iyi elektronik kayıtlarından bir olacak gibi gözüküyor. Black Noise içeriğinin yanında aynı zamanda kapak tasarımıyla da harika bir iş çıkarıyor. Küçük yaşlarda aldığı klasik müzik eğitimi ve üniversite eğitimi sırasında içine girdiği serbest jazz dünyası Amerikalı elektronik müzik sanatçısı Laurel Halo'nun yarattığı müzikal alanı temellendiren en önemli iki nokta. Halo günümüzde bu iki alandaki uzmanlığını teknoyu kulüp dışarısına çıkararak bu janrın farklı habitatlarda da hayatta kabileceğini göstermek için kullanıyor. Özellikle geçtiğimiz senelerde yayınlandığı In Situ (2015) ve Dust (2017) albümleri oldukça soyut karakterli, içerisinde bolca aksak ritim ve atonalite barındıran deneysel çalışmalardı. Temmuz ayında yayınlamış olduğu Raw Silk Uncut Wood ise deneysel teknodan uzaklaşarak emprovizasyona açık modern klasik kompozisyonlar oluşturduğu ambient olarak adlandırılabilecek bir kayıt. Albümün genelinde piyano, klavye ve çeşitli perküsyon seslerini manipüle ederek elde ettiği yeni sesleri belirli örüntülerden uzak şekilde birbiri ardına diziyor Halo. Albümle aynı ismi taşıyan 10 dakikalık parçasında aynı zamanda İngiliz çellist Oliver Coates'un ağırbaşlı çello tınılarını bulmak da mümkün. Detroit'li ses tasarımcısı ve elektronik müzik prodüktörü Rod Modell, Deepchord isimli projesi altında yeni albümü Immersions'ı yayınladı. Alman tekno sahnesinin dev plak şirketi Kompakt'ın lideri olan usta Wolfgang Voigt'in bir diğer plak şirketi Astral Industries etiketiyle yayınlanan albüm bu yılın dub-tekno adına en leziz işlerinden birini sunuyor. 15 dakikayı aşan süreleriyle oldukça uzun iki parçadan oluşan albümde Modell şarkılarını şekillendirirken asla acele etmiyor. Uzun şarkı sürelerini avantaja çeviren Modell parçalarını temelleri en sağlam şekle gelene kadar dakikalarca yontuyor. İlk parça Immersions 1 yüksek oktanlı tekno vuruşlarını parçanın beşinci dakikasına kadar gizli tutuyor. Buraya kadar son derece yoğun ve sakin synth tabanlı ses öbeklerini usulca servis eden parça bu noktadan sonrasında belirgin şekilde hissettirmeye başladığı beatler için sağlam bir altyapı hazırlıyor. Doğaya ve gece temasına ait bolca ses barındıran kayıtlar son derece organik ve akışkan tınlarken dinleyeni gizemli ve diğer yandan huzurlu bir yolculuğa çıkarıyor. Immersions kulağı hem ambient müziğin meditatif sakinliğine hem de tekno'nun hareketli yapısına açık olanların atlamaması gereken bir kayıt. RP Boo her ne kadar 1990'lar Şikago'sunda bir müzik türü ve buna paralel olarak gelişen bir dans stili olarak doğan Footwork akımının yaratıcılarından biri olsa da günümüze kadar oldukça sınırlı sayıda albüm üretmişti. Bu açıdan I Will Tell You What hem RP Boo'nun hem de Footwork'ün günümüzde geldiği son noktayı gösteren, bu janr açısından modern olarak adlandırılabilecek çok önemli bir kayıt. Albüm IDM, Drum and Bass ve Dubstep başta olmak üzere elektronik müzik evreninin en kuytu köşelerinde kalmış daha nice alt-türe ait en kaliteli işleri yayınlamakla görevli İngiliz Planet Mu etiketini taşıyor. 150 BPM üzerinde seyreden kafa karıştırıcı derecede aksak ritimler ve farklı yerlerinden kesip biçilerek arka arkaya yapıştırılmış gibi bir hissiyat veren vokal sample'ları albümün en önemli iki ana damarını oluşturuyor. Birkaç kelimelik cümlelerden oluşan vokal samplelarının çok hızlı şekilde arka arkaya sıralandığı bölümlerde adeta tekerlemeye dönüşen parçalar dinleyicinin aklına kazınmayı başarıyor. Pürüzsüz seslerin kullanıldığı, rafine ve fazla dijital duyulan house'tan sıkıldıysanız Felix Clary Weatherall'un sahne ismi Ross From Friends imdadınıza koşacak albümü Family Portrait ile aramızda. Her bir şarkının girişinden sonucuna kadar detaylıca kurgulanarak kendi hikayesini oluşturduğu albüm house müziği klişelerden kurtararak yaratıcı bir müzikal perspektif getiriyor. Şarkılarının temelinde kullanılan sesler çeşitli efektlerle bozularak eski görünümler alıyor ve bu sayede albüm lo-fi kimliğini de elde ediyor. Her bir şarkı tek başına disco-house ağırlıklı herhangi bir DJ setin önemli parçası olabilecek güce sahip; fakat aynı zamanda albüm baştan sona dinlendiğinde tek başına dinamik bir DJ set'e dönüşerek kendi içinde bütünlüklü bir yapı kurgulamayı da başarıyor. Deneysel hip-hop ustası Flying Lotus'un 2008'de kurduğu plakşirketi Brainfeeder etiketiyle basılan albüm küresel elektronik müzik çevrelerinde de oldukça ses getirmeyi başarmış durumda. Brooklyn'li üçlü Forma Ağustos ayında Kranky etiketiyle yayınladığı albümü Semblace'da bir elektronik müzik topluluğu ne derece canlı duyulabilir? sorusuna zihin açıcı cevaplarla karşılık veriyor. Semblance'ı müzikal tür olarak belirli bir noktaya konumlandırmak çok kolay değil; zira albümün beslendiği kaynaklar koca bir okyanus gibi. Analog klavyelerle oluşturulan uçsuz bucaksız sonik pasajların başrole geçtiği kayıtlarda hem canlı davul hem de drum machineler bir arada kullanılıyor ve ortaya çıkan hipnotik poliritimler dinleyiciye üç boyutlu bir ses deneyimi yaşatıyor. Zaman zaman vokal, gitar ve saksafon gibi elemanların da eklemlendiği parçalar genel olarak minimal yaklaşımını hiçbir zaman yitirmiyor. Son olarak, listenin meditasyon bölümünde Meksika sınırında bulunan Arizona'lı saykodelik rock ekibi The Myrrors bulunuyor. 50 saniyelik büyük bir kakofoni şeklinde ilerleyen serbest caz etkileşimli Awakening ile hiç beklenmedik bir açılış yapan albüm hemen ardından ikinci parça ile meditasyon ve yükselme seansına başlıyor. Amfiye bağlanarak icra edilen elektrik keman, ağaç oyması flüt, saksafon, elektrikli buzuki, Afgan rübabı ve menşei kim bilir hangi coğrafyada bulunan envai çeşit perküsyon enstrümanı... Dikkatle kulak kesildiğinizde tüm bunlar The Myrrors'ın parçalarında bulunan cevherler. Yeni dönemdeki en heyecan verici ve fantastik rock topluluklarını bünyesinde bulunduran Amerikalı plak şirketi Beyond Beyond is Beyond etiketiyle basılan albüm ülkemizde son zamanlarda telaffuz edilirken dahi kafa karışıklığına sebebiyet veren saykodelik rock müziğin gerçek anlamda ne olduğuna dair çok önemli ipuçları barındırıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gedicin-turler-arasinda-gezindigi-ilk-teklisi-fallus-ile-tanisin/", "text": "Gedic'in türler arası sound'ları harmanladığı ilk teklisi Fallus yayında! Müzik kariyerine 2014 yılında stoner rock projesi olan Forsioux ile başlayan ve ardından RSPC, Dark' O Bairo ve daha sonra 2020 yılında Red Bull birinciliği kazanan Bubba ile müzik deneyimini devam ettiren Eskişehirli müzisyen, prodüktör Oğuzhan Gedik, farklı tarzlarda müzik yapan gruplarla çalışarak edinmiş olduğu deneyimi Gedic projesiyle ilk teklisini yayınladı. Gedic'in ilk çalışması Fallus, Intro'suyla birlikte tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayında. Yaratıcı eserlerin ortaya çıkışının haybeden olmadığının kanıtı niteliğindeki bu projeyi Gedic, Shinya Tsukamoto'nun etkileyici filmi Tetsuo ile Japon endüstriyel müziğinin öncülerinden sayılan Chu Ishikawa'dan esinlenerek hayata geçirmiştir. Gedic'in belirgin sound'ları sayesinde bu proje adeta duyusal imgelerle dolu bir evrende yolculuk için davetiye rolü taşıyor. Gedic'in yeni teklisi Fallusa ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/geeva-flava-ve-min-taka-dan-yeni-tekli/", "text": "2021'den beri aktif müzik hayatına Min Taka olarak devam eden Yasemin Koyuncu ve 2016'da albüm yayınlayarak çıkışını yapan Geeva Flava'dan yeni bir iş birliği geldi. Müzik hayatına hem tek hem Canozan ve Seda Erciyese klavye çalarak devam ettiren Min Taka, ilk olarak Düşün ile beraber çalıştıkları Bir Kere adlı teklide yaptığı vokallerle piyasaya başarılı bir giriş yapmıştı. Sonrasında ilk teklisi olan Muscoril'i 2021 yılında yayınlayan Min Taka o zamandan beri tekliler yayınlamaya devam ediyor. Geeva Flava ise 2013'te kurulan ve caz, rock ve folk aracılığıyla mekanların ve insanların ilerici hikayelerini anlatmakta. İlk albümlerini 2016'da yayınlayan Geeva Flava, yayınladıkları Hadal Zone adlı albümle adlarımdan bahesttirmekte. Bu ikilinin ise Perşembe gecesi yayınladıkları folk türünü yansıtan di mi adlı teklide enstrümantal olarak beraber çalışmaktalar. Şarkının yazımında Burak Erensoy, Aybars Gülümser, Ömer Kaya, Arda Semercioğlu, Atakan Türkan ve Yasemin Koyuncu yer alıyor. Min Taka'nın ve Geeva Flava'nın yeni teklisi di mi, aşağıdaki linklerden dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/geeva-flavanin-yeni-albumunden-ikinci-teklisi-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Kendilerini evrensel hikaye anlatıcıları olarak tanımlayan müzik grubu Geeva Flava'nın yeni teklisi Lagoon yayında! Geeva Flava, Hadal Zone albümünden ikinci teklisi Lagoon'u Altay Erlik yönetmenliğinde çekilen ilginç ama izlerken de bir o kadar da güldüren video klibiyle birlikte yayına aldı. Sözleri ile albümle aynı adı taşıyan çizgi romanın hikayesini özetleyen parça, temsil ettiği basitlik anlayışıyla albümdeki yolculuğun özüne yeni bir anlam katıyor. Aybars Gülümser, Burak Erensoy, Arda Semercioğlu ve Atakan Türkan 'dan oluşan ve 2013 yılında kurulan Geeva Flava; kendine özgü tarzıyla caz, rock, halk müziği ve progresif türlerini harmanlayarak benimsediği çalışmalarına 2016 yılında yayınladığı kendi ismini taşıyan albümle başlamış. Grup şimdi ise pandemi döneminde şehirden uzakta bir stüdyo kurarak girdikleri müzik kampından yayınlamaya hazırlandıkları Hadal Zone isimli albümleriye çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Geeva Flava'nın Gülbaba Records etiketiyle yayınlayacağı Hadal Zone albümünden ikinci teklisi Lagoon'a ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/genc-caz-basvuruları-basladi/", "text": "Temmuz ayında gerçekleşecek 26. İstanbul Caz Festivali kapsamında bu yıl 17. kez düzenlenen Genç Caz konserleri için başvurular başladı. Türkiye'de amatör veya yarı profesyonel olarak müzikle ilgilenen genç müzisyen ve topluluklara festival programında yer alabilecekleri bir platform oluşturan Genç Caz, caz ve benzeri müzik türlerine ilgi duyan genç müzisyenleri teşvik etmeyi ve profesyonel müzik dünyasına hazırlamayı amaçlıyor. Genç Caz'a katılmak isteyen müzisyenler ve topluluklar başvurularını iksv. org/genccaz adresinde yer alan online başvuru formunu doldurarak yapabilirler. Başvuru formu, dosyaları içeren bağlantı ile beraber en geç 10 Mayıs 2019 Cuma günü saat 17.00'ye kadar gönderilmelidir. Genç müzisyenler seçmelere klasik ya da çağdaş caz türlerindeki çalışmalarının yanı sıra, blues, funk, soul ya da caz etkileşimli yerel müzik ve benzeri tarzlardaki demoları ile katılabiliyor. Repertuvar, adayların kendi özgün bestelerinin yanı sıra caz standartlarının veya başka parçaların yorumlarından da oluşabilir. Genç Caz'a profesyonel bir albüm yayımlamamış ve müzisyenleri 30 yaşın altında olan topluluklar başvurabiliyor. Genç Caz Seçici Kurulu tarafından, başvuruların arasından belirlenecek on topluluk, 26 Mayıs Pazar günü Salon İKSV'de halka açık yapılacak değerlendirme konserlerine davet edilecek. Değerlendirme konserlerinde seçici kurul, 15'er dakikadan oluşacak canlı performansları izleyerek 26. İstanbul Caz Festivali'nde yer alacak isimleri belirleyecek. Kazananlar, festivalin bu yıl da programında olan Parklarda Caz etkinliği kapsamında düzenlenecek ücretsiz Genç Caz konserlerinde yer almaya hak kazanacak. Bu yıl ilk kez İstanbul Caz Festivali, Genç Caz kapsamında Audioban ile işbirliğine gidiyor. Yeni ve alternatif sanatçıları ve müzik sahnesinin farklı alanlarında çalışan isimleri, çeşitli mekanlarda kurguladığı etkinliklerde dinleyiciyle ve birbirleriyle buluşturan Audioban, Genç Caz'a başvuran tüm müzisyenlerin katılımına açık üç atölye ve ustalık sınıfı gerçekleştirecek. 10-26 Mayıs 2019 tarihleri arasında Audioban ofisinde alanında yetkin isimlerle, Albüm Yapım Aşamaları-Caz Prodüksiyon, Stream/Dijital Haklar ve Perfomans Pratikleri ve Sahneleme konularında eğitimler düzenlenecek. Genç Caz Seçici Kurulu'nda müzisyen Aycan Teztel, müzisyen Ayşe Tütüncü, müzisyen Cenk Erdoğan, müzisyen Ceyda Köybaşıoğlu, müzik yazarı Feridun Ertaşkan, müzisyen Harun Tekin, müzik yazarı ve yapımcı Hülya Tunçağ, müzisyen Volkan Öktem, gazeteci Yekta Kopan ve İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer yer alıyor. Genç Caz konserleri, geçen on altı yıl içerisinde 70'in üzerinde genç caz sanatçı ya da topluluğuna dünyaca ünlü caz sanatçılarıyla aynı festivalde yer alma imkanı sağladı. Bunun yanı sıra sanatçılar İstanbul Caz Festivali sonrasında başka festivallere katıldılar ve Türkiye ile yurt dışındaki çeşitli caz kulüplerinde sahne alma fırsatı yakaladılar. Geçtiğimiz yıllarda yolu Genç Caz'dan geçenler arasında; Gevende, Mikado, Ece Göksu, Ozan Musluoğlu, Batuhan Şallıel ve Anıl Şallıel, Volkan Topakoğlu, Yaşam Hancılar, Cihan Mürtezaoğlu, Deniz Taşar, Çağrı Sertel, Ekin Cengizkan, Başak Yavuz, Tolga Erzurumlu, Eylül Biçer, Can Tutuğ, Sanat Deliorman, The Kites, Cazzip Project ve İpek Dinç gibi müzisyen ve topluluklar yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/genc-caz-konserleri-icin-son-basvuru-tarihi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından sonbahar aylarında gerçekleştirilecek 27. İstanbul Caz Festivali kapsamında genç caz müzisyenlerinin sahne alacağı Genç Caz Konserleri'nin son başvuru tarihi 30 Haziran olarak açıklandı. 27. İstanbul Caz Festivali'nin koronavirüs sebebiyle ertelenmesin ardından başvuru süresi uzatılan Genç Caz değerlendirme konserlerinin son başvuru tarihi de 30 Haziran olarak belirlendi. Türkiye'de amatör veya yarı profesyonel olarak müzikle ilgilenen genç müzisyenleri ve grupları 27. İstanbul Caz Festivali programında yer alabilecekleri bir platform oluşturan Genç Caz, caz ve benzeri tarzda müziklere ilgi duyan genç müzisyenleri teşvik etmeyi ve profesyonel müzik dünyasına hazırlamayı amaçlıyor. Genç Caz'a katılmak isteyen müzisyenler ve topluluklar başvurularını genccaz. iksv. org adresinde yer alan online başvuru formunu doldurarak yapabilecekler. Başvuru formunu en geç 30 Haziran Salı gününe kadar gönderebilecek olan genç müzisyenler, seçmelere klasik ya da çağdaş caz türlerindeki çalışmalarının yanı sıra, blues, funk, soul ya da caz etkileşimli yerel müzik ve benzeri tarzlardaki demoları ile katılabiliyor. Profesyonel bir albümü yayımlamamış, 30 yaşın altında olan toplulukların başvurabildiği Genç Caz'a müzisyenler, kendi özgün bestelerinin yanı sıra caz standartlarının veya başka parçaların yorumlarıyla da katılım gösterebilecek. İstanbul Caz Festivali bu yıla özel olarak Genç Caz'a başvurmayı düşünen toplulukların sayısını öngörebilmek ve gerekli sağlık önlemlerini planlamak amacıyla, başvuru yapmayı düşünen adayların ayrıca genc. caz@iksv. org adresine de bir e-mail göndermelerini rica ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/genc-caz-konserlerinde-sahne-alacak-muzisyenler-belirlendi/", "text": "Bu sene 25. yaşını kutlayan İstanbul Caz Festivali kapsamında gerçekleştirilecek Genç Caz konserlerinde sahne alacak müzisyenler belirlendi. İstanbul Caz Festivali kapsamında bu yıl 16. kez düzenlenen Genç Caz konserleri için başvuruda bulunan grup ve solo projeler arasından 27 Mayıs Pazar günü Freezone Stüdyo'da İKSV Serisi kapsamında yapılan değerlendirme konseri sonrasında kazanan isimler Art Blakey Tribute Band, JmH, The Kites, Nar, Pelin Güneş Quartet ve Portrait and A Dream bu sene 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde Beylikdüzü Yaşam Vadisi Parkı ve Fenerbahçe Khalkedon ile Fenerbahçe Parkı'nda ücretsiz gerçekleştirilecek Parklarda Caz etkinlikleri kapsamında Genç Caz konserlerinde yer alacaklar. Değerlendirme konseri, Genç Caz Seçici Kurulu tarafından, fusion caz, rock caz, funk caz, latin caz, pop caz, acid caz, blues, soul, R&B, elektronik caz ve benzeri tarzlarda yapılan başvurular sonrasında seçilen 10 topluluk arasında gerçekleştirildi. Bir Baba Indie ekibi olarak yerinde takip ettiğimiz Genç Caz Değerlendirme konserindeki deneyimlerimize dayanarak bu sene Genç Caz konserlerini ajandanıza şimdiden eklemenizi tavsiye ederiz. Etkileyici performanslarla karşılaşacağınızı ve Parklarda Caz etkinliklerinden takibe alacağınız yeni keşiflerle ayrılacağınızı garanti ediyoruz. Türkiye'de amatör veya yarı profesyonel olarak müzikle ilgilenen genç müzisyen ve toplulukların festival programında yer alabilecekleri bir platform oluşturmanın yanı sıra onları teşvik etmeyi ve profesyonel müzik dünyasına hazırlamayı da amaçlayan Genç Caz'ın Seçici Kurulu'nda bu sene müzisyen Aycan Teztel, müzisyen Cem Tuncer, müzisyen Cenk Erdoğan, müzik yazarı Feridun Ertaşkan, müzisyen Ferit Odman, müzisyen Hediye Güven, müzik yazarı ve yapımcı Hülya Tunçağ, müzik yazarı Sevin Okyay, gazeteci Yekta Kopan ve İstanbul Caz Festivali Direktör Yardımcısı Harun İzer yer aldı. Genç Caz konserleri, geçen on beş yıl içerisinde 60'ın üzerinde genç caz sanatçı ya da topluluğuna dünyaca ünlü caz sanatçılarıyla aynı festivalde yer alma imkanı sağladı. Bunun yanı sıra sanatçılar İstanbul Caz Festivali sonrasında başka festivallere katıldılar ve Türkiye ile yurt dışındaki çeşitli caz kulüplerinde sahne alma fırsatı yakaladılar. Geçtiğimiz yıllarda Genç Caz katılımcıları arasında Gevende, Mikado, Ece Göksu, Ozan Musluoğlu, Batuhan Şallıel ve Anıl Şallıel, Volkan Topakoğlu, Yaşam Hancılar, Cihan Mürtezaoğlu, Deniz Taşar, Çağrı Sertel, Ekin Cengizkan, Başak Yavuz, Tolga Erzurumlu, Tümer Uluçınar, Hakan Başar, Geeva Flava, Eylül Biçer, Sanat Deliorman, İpek Dinç, Can Tutuğ, Cazzip Project gibi şimdilerde isimlerine aşina olduğumuz müzisyen ve topluluklar yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/genc-indie-rock-grubu-bir-adim-geriden-ile-tanisin/", "text": "Dört İstanbullu gençten oluşan, taze indie rock grubu Bir Adım Geriden'in üçüncü teklisi Kararsın yayında. Beş yıl önce şans eseri tanışan Eren Yetik, Melihcan Çalışkan ve Oğuzhan Özgür'ün bir araya gelmesiyle oluşan Bir Adım Geriden, 2020 yılının son çeyreğinde vokale Emirhan Göl'ün eklenmesiyle son halini aldı. Tüm ekibin toplanmasıyla birlikte, Kal Bende isimli ilk teklilerinin de temeli aynı günün ortasında atılmış oldu. Indie ve alternatif rock dinamiklerini, başta gitar ve melodik klavyelerle müziğinde buluşturan Bir Adım Geriden, yirmili yaşların başındaki dört gencin spontane tecrübelerinden yansıyan sözleri, müziğiyle birleştirerek dinleyicilerine sunmaya devam ediyor. Kuruluşunun üçüncü ayında Kal Bende isimli teklisini hazır hale getirip yayınlayan grup, geçtiğimiz mart ayında Rüyam Biterken adlı teklisini Avrupa Müzik etiketiyle yayınladı. Üretken grubun üçüncü teklisi Kararsın ise 21 Mayıs tarihinde Avrupa Müzik/GROW etiketiyle yayınladı. Gökhan Karkış prodüktörlüğünde Erekli Tunç Stüdyoları'nda kaydedilen teklinin mix'i Gökhan Karkış, mastering'i ise Turgay Poyraz Yıkılmaz imzası taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/genc-synth-pop-grubu-kupa-onlusundan-yeni-tekli-bir-kadin/", "text": "Balıkesir'de kurulan aile grubu Kupa Onlusu'nun Bir Kadın adlı yeni teklisi tüm dijital platformlarda yayında. 18 yaşındaki Alaz Dedeoğlu ve 13 yaşındaki Ekin Dedeoğlu kardeşlerden oluşan, Balıkesirli bir synth-pop grubu Kupa Onlusu'ndan yeni bir tekli daha geldi. Bu yıl içinde ilk olarak Aynalardan Çıkıyorsun ve Karambole Yaşıyorum parçalarını yayına alan Kupa Onlusu, 7 Mayıs itibarıyla Bir Kadın adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayına aldı. Kupa Onlusu'nun yayınladığı Bir Kadın adlı yeni parçanın sözlerini diğer parçalarda olduğu gibi baba Alpaslan Dedeoğlu yazdı. Parçanın prodüktörlüğünü ve mix/mastering'ini ise Alaz Dedeoğlu üstlendi. Kapak tasarımı, yine diğer parçalarda olduğu gibi İrem Aysu tarafından hazırlandı. Kupa Onlusu'nun yeni teklisi Bir Kadına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/generation-x-gezegenine-doğru-yolculuk-othermxn-ve-yeni-albümü/", "text": "Son zamanlarda ülkece yaşadığımız onca olumsuzluğa rağmen yerli sahnede bir çok isim kendini göstermeye başladı. Sebepleri tamamen ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte, elektronik müzik de ülkemizde son sürat gelişmeye devam ediyor. Bunun en büyük örneklerinden biri de Generation X albümüyle OtherMxn olmuş. Partapart etiketi ile yayınlanmış bu albüm, kuşkusuz 2016 yılının en özgün yerli işlerinden biri. Bass, vaporwave, acid ve pop elementlerini oldukça akıcı bir şekilde kullanan OtherMxn, aynı zamanda albümün mix & mastering işlerini de kendisi üstlenmiş. Bir müzisyenin aynı zamanda söz yazıp, beste ve aranje yapması, üstüne bir de kendi parçasını mixleyip, albümün mastering işlerini halletmesi gerçekten tebrik edilmesi gereken bir konu. OtherMxn'in yarattığı gezegende bir iki tur atmak için dijital müzik platformlarında ismini aratmanız ya da biraz aşağı bakmanız yeterli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/genjahin-yeni-teklisi-riddim-19-yayinda/", "text": "Beton Orman tayfasından Genjah, ilk albümü sonrasında paylaştığı yeni teklisiyle tekrar karşımızda. Riddim-19 dijital platformlarda yayında! Ülkemizin reggae, dub müzik kolektiflerinden Beton Orman'ın geçtiğimiz haftalarda yayınladığı Dubwise Anatolia albümünün hemen ardından, son iki senedir reggae/dub prodüksiyonlarıyla dikkatleri geçen Genjah'tan da yeni bir tekli geldi. 2019 yılında Beton Orman'ın yayınladığı toplama albüm B. O Hal'de Afel ile birlikte Pranga parçasını paylaşan Genjah, yine aynı sene Ocelot Riddim isimli albümünü yayınlamıştı. Bu yıl paylaşılan Dubwise Anatolia toplama albümünde Da Poet ile birlikte Jam isimli parçaya imza atan Genjah, yeni parçası Riddim-19 ile üretimlerini yayınlamaya devam ediyor. Kapak tasarımı Glennis aka. Hazal Günal tarafından yapılan, Beton Orman etiketiyle yayınlanan teklinin mastering'i ise Da Poet tarafından yapılmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gercek-grunge-arayisinda-5-album/", "text": "Seattle'daki bağımsız plak şirketi Sub Pop'ın iki ortağı, 1989 yılının ilk çeyreğinde İngiliz Melody Maker müzik gazetesinin yazarı Everett True'yu Seattle'a davet edip burada gelişmekte olan müzik sahnesinin tanıtımını yaptılar. Geri döndüğünde True'nun yayınlayacağı yazı İngiltere'de Seattle müziğine karşı bir ilgi uyandıracak; bu ilgi oradan da bütün dünyaya yayılacaktı. The Godfather of Grunge olarak bilinen yapımcı Jack Endino'ya göre o yıllarda kimsenin tam olarak ne olduğunu bilmediği ama kendini belli eden farklı ve ortak bir ses gerçekten belirmişti Seattle'da. Birinci dereceden aktörleri tarafından gürültülü, kaotik, belli bir yapıdan uzak, aptalca bir heavy rock olarak tanımlanan, temelini punk rock'ın oluşturduğu bir ses. Bunu bir adım daha ileri taşıyan bir diğer faktör ise bu indie grupların stüdyoya Jack Endino'yla girmeleri ve onun, gürültüleri minimum derecede filtrelemesi vb. tercihlerinden dolayı aslında farklı türlere meyleden bu grupları bazı ortak paydalarda buluştırmasıydı. İşte o gerçek grungeın sesini duyma çabası bizleri Everett True'nun 18 Mart 1989 tarihli makalesinde bahsettiği grupların Endino tarafından kaydedilen ve çoğu Sub Pop etiketiyle basılan aşağıdaki beş harika albümüne götürüyor. Eğer ortada bir grunge müzik varsa, bunun bayrağını en önde taşıyan grup Mudhoney, marşı ise ilk teklilerindeki Touch Me I'm Sick olmalıdır. Biçimsel olarak gayet basit, anlam olarak absürd birer şaka ya da punk olan sözler; bir hayli distorted vokal ve gitarlar; en fazla üç akordan oluşan besteler. Ön dönem grunge'ın ilk temsilcisi olarak efsaneleşmiş Green River grubundan ayrılan Mark Arm ve gitarist Steve Turner'ın kurduğu, o yıllarda Sub Pop'ın en büyük silahı olan Mudhoney'nin Superfuzz Bigmuff'ı grunge'ı en eksiksiz tanımlayan albüm olarak nitelendirilebilir. Tekli olarak da çok beğenilen Touch Me I'm Sick ve Sweet Young Thing Ain't Sweet No Moreun yanı sıra, In 'n' Out of Grace ve Mudride bu albümün kesinlikle tavsiye edeceğim şarkılarından. Yeni baskı: Superfuzz Bigmuff Plus Early Singles (1990). 1988'de 6 şarkılık EP olarak çıkan Superfuzz Bigmuff, grubun diğer teklileri ile birleştirilerek 12 şarkılık bir albüm olarak yayınlanmıştı. Nirvana ve Mudhoney'nin ilk konserlerine ön grubu olarak çıktıkları Blood Circus, o dönemin Seattle'ında ömrü çok kısa süren sayısız gruptan biri. Tarihsel önemi, bugün geriye dönüp bakıldığında anlaşılıyor. Bugün Spotify'da bile bulunmayan Primal Rock Therapy, size kendini spesifik olarak tekrar tekrar dinlettirecek vurucu bir şarkının eksikliğini çekebiliyor olsa da müzikal açıdan grunge olarak tanımlanan özellikleri hemen hemen eksiksiz sağlayıp baştan sona iyi bir dinleti sunuyor. Fakat Michael Anderson'ın klasik rock and roll ya da blues rock tarzındaki vokali, eskiyi modern rock'a evirirken belki de en büyük devrimi vokalde yapan grunge sahnesinde biraz eğreti duruyor. Yine de Sub Pop etiketindeki ilk gruplardan olmasıyla ve yaptığı müzikle, ortadan kaybolmadan önce döneme yaptığı katkı yadsınamaz. Six Foot Underı ve Road to Helli özellikle genel dinleyicinin beğeneceğini düşünüyorum ama heavy riff'leriyle Electric Johnny ve Bloodman benim bu albümdeki favori şarkılarım. Yeni baskı: Primal Rock Therapy Sub Pop Recordings: '88 '89 (1992). 5 şarkılık aynı isimdeki EP, dünyadaki grunge patlamasından sonra, çoktan dağılmış olan grubun önceki teklileriyle ve hiç yayınlanmamış kayıtlarıyla birleştirilerek tekrar piyasaya sürülmüştü. Blood Circus'tan daha ağır, yer yer Soundgarden kadar kasvetli, vokali Mark Arm kadar kirli ama daha bağıran, üslubu onun kadar minimalist ama çok daha agresif ve dobra. Albümün ismi ve True'nun Melody Maker'da alıntıladığı röportajı bile buna işaret ediyor zaten. Temelinde punk'tan ziyade metal etkisi hissettiren TAD, o dönemin mihenk taşlarından biri. Helot şarkısının çok daha fazla bilinmesi gerektiği kanaatindeyim. Yeni baskı: God's Balls Deluxe Edition (2016). God's Balls'a ilk teklileri Daisy/Ritual Device'ın eklenmiş hali. Grunge'ın tarihin tozlu raflarında gizlenmiş kayıtlarını anlattığımız bu yazıda, sadece ABD'de bile 2 milyona yakın satmış olan Bleach albümünün gizli bir yanı yok elbet. Ama Aberdeen'den Kurt adında bir çocuğun Jack Endino'yu arayarak stüdyosunda kayıt yapmak istediğini söylemesiyle başlayan Nirvana efsanesi de ilk başlarda post-punk indie bir sahnenin küçük bir oyuncusuydu. Bleach, bu kökenleri keşfetmek ve daha sonra In Utero (1993) gibi seviyelere hangi adımlarla gelindiğini görmek için tam da ihtiyacımız olan şey. Ses olarak da en az yukarıda bahsedilen kayıtlar kadar grungy. School, About A Girl ve Blew, en ünlü şarkılarından birkaçı. Melody Maker'daki yazı yayınlandığında Bleach kaydedilmişti ama çıkışına üç ay vardı. Nirvana'nın piyasada bulunan kaydı ise Love Buzz/Big Cheese (1988) teklisiydi. Bu teklinin arka kapağında büyük ihtimalle şaka amaçlı kullandıkları mahlasları Kurdt Kobain ve Chris Novoselic yazıyordu. Everett True'nun makalesindeki isimler de aynen bu şekilde şekilde yazılmış. O dönemde isimlerinin yazılışını medyaya da bu şekilde kodlamış olabilirler ama True'nun isimlerinin gerçek yazılışını bilmeden, tekli kapağındaki şakaya düşmüş olması da kuvvetle muhtemel. Birkaç yıl sonra bütün dünyanın adını ezberleyeceği ve yine aynı gazetenin kapağına sayısız kez çıkacak olan Cobain'in adının yanlış yazılması, yıllar sonra farkedildiğinde grunge'ın masum kökenlerini hatırlatan güzel bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Grunge'ın kökleri konuşulduğunda mutlaka adı geçen Screaming Trees'in Jack Endino ile kaydettikleri ama Sub Pop değil SST Records etiketiyle çıkan albümleri Buzz Factory, neden her grunge denilenin grunge olmadığına dair güzel bir örnek. Green River'dan Mudhoney başlığı altında zaten bahsettiğim için ve Soundgarden, The Melvins gibi ön dönem grunge grupları aslında metal sayılabilecek bir müzik yaptıkları için beşinci ve son albüm tanıtma hakkımı bu şekilde kullanmak istedim. Belki de wah pedalı efektleri olan Wish Bringer ve End of the Universete ilk tekrarın ardından giren müzikal kısım dışında ses olarak bu yazının bağlamında tanımlanan grunge'a dair hiçbir özellik taşımayan, vokali Mark Lanegan tarafından gayet temiz söylenmiş, sözlerinde de şiirsellik içeren bir albüm Buzz Factory. Pearl Jam gibi ana akım rock'a ya da hard rock'a yakın işleri sevenler beğeneceklerdir. Yaygın kanının aksine grunge terimi direkt ve salt olarak 1992'de Seattle dışından üzerlerine yapıştırılan bir etiket değil, Sub Pop'ın iki patronu Bruce Pavitt ve Jonathan Poneman tarafından 1980'lerin sonunda da medyaya bilinçli olarak söylenen bir şeydi. Daha önce yapılmamış bir şey olarak Pavitt ve Poneman gruplarını tek tek tanıtmak yerine bir paket halinde müzik şirketlerini pazarladılar. Bunu yaparken de bir pazarlama hilesi olarak grunge kelimesini kullandılar. Everett True'nun 18 Mart 1989 tarihli Sub Pop yazısı bile ilk cümlesinde Seattle'ın yeni jenerasyon thrash metali ifadesi geçmesine rağmen birer kez grunge, grungy ve grunginess kelimelerini kullanır. Yine de bu kelimelerin sadece Blood Circus ve Mudhoney başlıkları altında kullanılması, aslında her şeye rağmen o dönemde grunge teriminin daha doğru bir anlama oturtulduğunu kanıtlar nitelikte. 1992'deki yaygın kullanımına baktığımızda ise Pearl Jam ile sludge metal yapan Alice in Chains'i aynı kefeye koyan grunge'ın bir müzik türünden ziyade aynı dönemde aynı coğrafyadan çıkan grupları tek sözcükle ifade etmeye yarayan bir terimden ve hayranlarının garip bir kış modası benimsediği bir akımdan başka bir şey olduğunu iddia etmek mümkün değil. Hatta Seattlelı olmayan Stone Temple Pilots grubunun bile grunge olarak adledildiğini düşünürsek, önceki cümledeki tanım dahi boşa düşüyor. Tekrar seksenlerin sonuna dönersek, bu yazıda da peşine düştüğümüz ortak bir grunge sesi gerçekten var gibi görünüyor. Tam anlamıyla sadece Mudhoney'de olsa bile onun haricindeki az sayıda grupta da farklı derecelerde yansımaları var. Peki bu ortak ses -peşinen Jack Endino'nun kayıt stüdyosundan çıkan bir illüzyon olmadığını varsaysak bile- punk'tan ya da rock'ın, metalin başka alt türlerinden kendi başına bir alt tür yaratacak kadar ayrışıyor mu? Öyle ise en fazla kaç grubun bu denli ayrıştığını söyleyebiliriz? Bu tartışmayı kesin ve genel geçer bir sonuca bağlamamakla birlikte şahsen ben bir grunge türünden ziyade; belli başlı gruplar için kullanılmasını uygun gördüğüm, başka türlerin içine katıklı bir grunge sesinin varlığından yana olacağım. Seattle'ın grunge etiketiyle birlikte toplu halde pazarlanması, '92 sonrası süreçte özellikle sahnenin baş aktörleri açısından can sıkıcı ve çılgınca bir metalaştırmaya yol açtı. Fakat erken dönemde bu toplu etiket, başlıcası Nirvana olmak üzere aradan sivrilecek birkaç grubun hayal edemeyecekleri bir popülerliğe ulaşmalarına ön ayak oldu. Bu grupların popülerliği tekrardan grunge etiketinin ve Seattle sahnesinin popülerliğini besledi. Uzun zamandır bağımsız olan müzik gruplarının büyük plak şirketleriyle anlaşmalarının önünü açtı. Yani önce sayısız indie grup, aralarından birkaç tanesinin dünya ile buluşabilmesine yetecek kadar büyük ve çeşitli bir sahne oluşturdu; sonra o birkaç tanesinin dünya çapındaki popülerliği bu indie sahneye çok daha büyük bir ilgi getirerek onların da tanınmasına yardımcı oldu. Bütün olumsuz yanlarına rağmen bütün bunlar grunge palavrası sayesinde oldu. Bugün tesadüf eseri kulağına çalınan Smells Like Teen Spiritin izini süren genç bir müzik sever, keşfinin sonucunda Green River'a kadar gidebiliyorsa, bu da grunge sayesindedir. İster yalan, ister gerçek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gerçekten-dinliyor-musunuz/", "text": "Spotify'da önerilenler arasında gezerken eskilerden dinlediğim ve çok sevdiğim yerli bir gruba rastladım. 4-5 yıl evvel heyecan ve merakla dinliyordum. Grubun albümleri ilk çıktığı zaman konserlerine de gitmiştim ve bugün hala pozitif imgelerle hatırladığım bir performansları vardı. Maalesef şimdilerde o gruba dair bir ize rastlamıyorum. Onlara dair tek bildiğim, grup üyelerinden biri şu an sevdiğim bir grupta çalmaya devam ediyor. Zira diğer grup üyeleri de şu an iyi yerlerdedirler diye umuyorum lakin benim değerlendirmem grup ve o zamanki albümlerinin itelemesiyle dışarıya taşan düşüncelerimle ilgili. Bu yazımın konusu dinlemek üzerine olacak. Söz konusu grubu dinlerken farkettiğim ve aklımda uzun süredir dolaşan bir takım düşünceleri artık yazıya dökebilirim. Herkes iyi müzikler dinlemek istiyor ama iyi müziğin ortaya çıkması sadece müzisyenin sırtına yüklenebilecek bir yük değil. İyi müziğin taraflarından biri de kuşkusuz dinleyicidir. Dinleyicinin rolünü bu denli önemli kılan şeyleri izah etmeye çalışayım. Yukarıdaki örnekte verdiğim grubun kayıtlarını yıllar sonra tekrar dinlediğimde kayıtların gerçekten kötü olduğunu ve vokal performansının ise yapılan müzikle örtüşmediğini fark ettim. Seneler öncesinde çok iyi dediğim gruba bugün iyi dahi diyemiyorum. İnsanın sağlam bir zaafiyeti olduğu kanısındayım ve bu zaafiyet, insanın gün içerisinde karşılaştığı en basit bir uyarıcı karşısında dahi bizlerin değerlendirme odağını belirlediğini kabul etmek gerek. Zira az çok bilgi sahibiyseniz reklamların da insanların bu zaafiyetlerinden yola çıkarak bizleri yakalamaya çalıştığını söyleyebiliriz. Mesela reklam müzikleri müzikalite olarak kötüdür ama orada insan algısının basit, çocuksu, bilinçli olarak komikmiş gibi davranıp komik olmama gayretini çok iyi hazmettiğini söylemek gerek. Beethoven'ın 9. Senfonisini herkes en az bir kere duymuştur ama bu senfoniyi 100 kişiye dinlettiğinizde eminim 100 kişinin tamamı doğru cevap veremeyecektir. Genellikle cevapların çoğu Mozart olur. O da Mozart'ın popüler olmasından kaynaklıdır. Zira size Var mı Nazo gibisi? desem bu ses ve sözler size 9. senfoniden daha tanıdık ya da daha popüler gelir. Beethoven Nazo kıyaslaması yapmadığımı altını çizerek söylemek isterim. Sadece insan algısının da tıpkı bedenlerimiz ve düşüncelerimiz gibi büyüyebildiğini ve algımızın değerlendirme kalitesinin aslında çok basit imgelere aldanıyor olmasının büyük ihtimalle gelişmemiş bir algıyı işaret ettiğini söylemek gerekir. Medyanın tüm yönlendirmelerinin, liderlerin peşinden sürüklediği kitlelerin ve tam zıttı yönünde bu yönlendirmelerin ve bir liderin peşinden gitmeyen kitleleri kıyasladığınızda da bu algı kalitesini çok net görebilirsiniz. Biraz daha genişletirsek aslında o anki biz sadece duygularımıza dokunan bir sözün ya da bir melodinin peşinden gidip kolay bir şekilde iyi diyebiliyoruz. Müzik adına bir şeye bu kadar kolay bir şekilde iyi dememek gerektiğini, iyi demeden önce çok yönlü düşünüp buna karar vermek ve dile getireceğimiz kusura karşı yıkıcı değil yapıcı olmamız gerektiği kanısındayım. How I Met Your Mother'ın ilk bölümlerinde Ted, Robin'e daha ilk buluşmada Seni seviyorum dediği için zincirleme bir takım olaylar yaşanıyordu. Bu da mesela paralel bir konu. Bazen anlık hislerle, kendi iç çatışmalarımızı ve benliğimizin var olduğu noktayı görmezden gelip büyük bir aldatmacayla yersiz cümleler kurup, ait olmadığımız boyutlarda geziyor olabiliriz. Yani aslında hazlarımızdan bahsediyorum. Bahsetmeye çalıştığım değerlendirme eşiği Whiplash'teki Fletcher'ın yaklaşımı da asla değil. Aslında bahsettiğim şey dinleyici olarak sadece biraz daha dikkat. Mesela dinleyici olarak ses sistemi kötü olan bir mekanı eleştirmezseniz o mekan ses sisteminde hiçbir iyileştirme yapmayacaktır. 2009 yılında God Is An Astronaut İstanbul konserinde dinleyicilerin mekana sığamamalarından şikayet ettikleri için bir sonraki konser daha geniş bir mekanda yapılmıştı. Yine eğer Türkiye'de iyi müzik dinleyebileceğiniz mekan sayısının azlığından yeteri kadar şikayet edebilseydik Taksim'de yığınla tek gitarlı, pop şarkılar çalan mekanlar olmazdı. Bu apayrı bir konu ama dinleyici olarak yeteri kadar tavır alabilseydik gecede 100-200 TL'ye 4-5 saat aralıksız şarkı çalan tek gitarlı, tamamen hafta sonu eğlencelerine malzeme olan müzisyenleri daha güzel sahnelerde, daha iyi müzikler çalarken dinleyebilirdik. Yani aslında şu an radyolarda, evlerinizde, arabalarınızda, konser mekanlarında dinlediğimiz müziği talep edenler bizleriz. Bizlerin talepleri bu ticari oluşumları şekillendirir. Üzgünüm ama bu konudaki durumumuz içler acısı. Müzisyenlerin hala yaşam koşulları olarak ideal seviyede yaşamadıkları aşikarken onları finansal olarak destekleyecek insanların varlığını inkar etmek mümkün değil. Örnek vermek gerekirse; bugün bir akım başlasa ve yarın 1 milyon kişi deli gibi Caz ya da Post-Rock dinlese hangi güç sahibi bu ilgiyi görmezden gelir? Biraz gerçekçi ve mantıklı yaklaşmak lazım. Müzik dinlerken algılarımız en fazla kendi iç dünyamızdaki pozitif ya da negatif dalgalanmalar kadar açık. Dinliyoruz ama dinlediğimiz müziği değerlendirmiyoruz. Elbette bir müzikolog gibi davranış gösterin demek doğru değil ama bir sonraki adımda Neden Türkiye'de iyi müzik yapılmıyor? demek hakkını elde etmek için üzgünüm ama gerçekten müzik dinleme kabiliyetimizi arttırmamız gerektiğine inanıyorum. Aslında sorumun cevabını çok yakın bir zaman diliminde aldığımı söyleyebilirim. Bas gitar çaldığım Yarımada'nın, Peyote konseri sonrasında dinleyici kitlesinden deli gibi övgüler yağıyordu. Davulun atakları, şarkı sözleri, gitarın introları vs. gibi. İçten içe abarttıklarını düşünüyordum ama bir yandan da hoşuma gidiyordu. O tatmin olmamışlık hissi ile dinleyen yorumları öyle bir noktada çarpışıyorduki kafamda bir sürü düşünce uyanıyordu. Zira benimle hemfikir olan birileri daha vardı. O da Peyote'nin müzik direktörü Emre Abi'ydi. Bize vuruşlardan, metronomdan, efekt tercihi ve kullanım şeklimizden, sahnedeki duruşumuza kadar birçok konuda samimiyetle ve büyük bir nezaketle, özür dileyerek eleştiri getirdi. O günden sonra Yarımada ile günde en az bir kere Emre Abi'yi andık. O eleştirileri bertaraf etmek yerine aklımıza sokup tek tek üzerine gittik. İki gün evvel Yarımada provasında yıllar sonra içimdeki o tatminsizliğin ortadan kalktığı hissine kapıldım. O hissi aklımdan atmak kendi adıma kolay olmadı. Emre Abi gerçekten haklıydı ve onun eleştirileri üzerinden baştan sona değişime uğradık. Bir dinleyici olarak, objektif bir şekilde dışarıdan Yarımada'yı baktığımda şu an severek dinlerdim ya da ilerisi için onlara bir şans verirdim ama önceden asla dinlemezdim. Bu örneği şunun için verdim: Eğer Emre Abi o gün hiçbir şey demeden mekandan ayrılsaydı ve biz dinleyici yorumlarını baz alıp hayatımıza devam etseydik kötü ve hatalarla dolu müzik yapan, sadece biz ve ufak çevremiz tarafından günden güne unutuluyor olacaktık. Şu an olduk mu onu bilmiyorum. Belki daha da gerilemişizdir ya da hala hatalarla doluyuzdur. Bu gelişimden çıkarttığım tek şey doğru müzik adına gerçekten doğru şekilde düşünmeyi, yargılamayı ve dinlemeyi öğrenme isteği ve çabamın tavan yapmış olması oldu. Tüm bu çabalardan sonra arkadaşlarımın bana yolladığı kayıtları dinlerken, radyoda bir şarkıya rastladığımda ya da bir konsere gittiğimde kafamda milyon tane sorgulama mekanizması çalışmaya başlıyor ve o sorgulamaları bir şekilde anlamaya ve aktarmaya çalışıyorum. Çünkü müzik adına birtakım müzikal ve mental eleştiriler hedeflere ulaşırsa eminim bu müziğin sahibine bir şey katacaktır. O yüzden dinlediğimiz şeye rutin olarak yemek yeme, su içme muamelesi yapmamak gerekiyor. Dinleyici olarak bize düşen yegane görev bize sunulanı gerçekten dinlemektir. Çilekeş'in evrim sürecinden sık sık bahsettim. Onların Histeri Çalışmaları sonrasında verdiği bir röportajda kurdukları cümle aşağı yukarı aklımda. Ali Güçlü Şimşek olması lazım, Çilekeş'in ilk albümündeki dinleyen kitleyi gördükten sonra değişmeye karar verdik, Oraya ait değildik gibi bir cümle kurmuştu. Çok hak vermiştim kendilerine. Bugün Bubituzak'ın müzikalitesinin geldiği noktayı görmezden gelmek mümkün değil. Dolayısıyla dinleyici kitlesi üzerinden alınan radikal bir kararın bugün gelinen noktaya bakıldığında oldukça haklı olduğu ortaya çıkıyor. Hemen hemen aynı dönemde yükseliş gösteren Manga'nın ise bugün hangi noktada olduğunu da bu kıyaslamaya ortak edersek sonuçlar daha belirginleşecektir. Özetle şunu demek lazım; müzisyeni büyüten şey gerçek ve iyi niyetli eleştiridir. Dinleyici olarak bizlerin, inandığımız, güzel fikirli, çiçek gibi müzisyenlerimizi besliyor olabilmemiz lazım. Müzisyenler, dinleyicilerden aldıkları geri dönüşlere göre yollarına devam etmeye meyillidirler. Dolayısıyla dinleyici ne kadar büyürse müzisyen de o kadar büyür. Türkiye'de iyi müzik yapılmıyor çünkü Türkiye'de müziği iyi şekilde dinlemeyi başaran insan sayısı maalesef çok az. Bu yazıyı özelden genele yayılan farkındalık yazısı olarak, geçen sene yazdığım bir yazıyı tekrar paylaşarak noktalıyorum. Değerlendirmelerimde yanlış algıladığım noktalar varsa, eleştirilerinizi severek ve öğrenerek okuyacağımı bilmenizi isterim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gerçekten-çok-başka-ibrahim-maalouf/", "text": "2013 yılı, Babylon Asmalımescit. Günümün muhteşem geçeceğine çok çok eminim. Çünkü konseri olan insan, hayatımda dinlemeyi en çok sevdiğim müzisyenlerin başında geliyor. İlk kez canlı olarak izlediğimde sahneden gözümü ayıramamıştım. Bir de o kadar güzel bir müzik ve müzik dinleyicisi vardı ki, hakikaten çok özel bir konserdi benim adıma. Ibrahim Maalouf'u canlı izlemek, dinlemek gerçekten özel bir durum. Özellikle benim için başka bir anlamı var. Sonrasında ise çok daha büyük bir sahnede izleme şansım oldu. 2016 yılında Red&Light albümü için yapılan turne kapsamında Volkswagen Arena'ya gelen Maalouf ve ekibi tüm dinleyicilerin harika bir gece geçirmesini sağlamıştı. Geleneksel 3 sübaplı trompet yerine babası Nassim Maalouf'un 1960'larda icat ettiği 4 sübaplı trompeti çalan Ibrahim Maalouf üretim anlamında da hakikaten eşsiz müzik insanlarından birisi. İlk albümü Diasporas'ı yayınladıktan sonra ortaya koyduğu tüm albümlerde bambaşka sesler ve duygular karşılıyor dinleyiciyi. Ben bu yazımda bir albüm incelemesine girişmeyeceğim. Tek tek her albümü hakkında bahsetmektense daha önce dinleyemeyen insanlara ulaşmasını istediğim bu müzik insanın özellikle sevdiğim şarkılarına küçük küçük dokunacağım ve kaçacağım. Evet, önce True Sorry. 2013 yılında yayınlanan Illusions albümünün bence en güzel şarkısı. Ben her dinlediğimde samimiyetle söyleyeyim bir acayip hüzünleniyorum. Özellikle 2016 yılında yayınlanan ve canlı performanslardan bir araya getirilerek oluşturulan Live Tracks albümündeki intro'lu versiyonu baş tacımdır. Şimdi açtım tekrar; Gerçekten bu çok güzel bir şarkı. Ardından 2012 yılında yayınlanan Wind albümüne gidelim. Surprises için de bu albümün en iyisi yorumunu getirebilirim. Bu şarkıyı da yolda boş boş dolaşırken, hiçbir işim yokken -ki genelde yolda boş boş dolaşırım- dinlemeyi pek seviyorum. Ibrahim Maalouf konseri olduğunda görüşürüz. Boş boş dolaşmaya çıkıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gettodan-çıkış-dardı-zamanlar-sokaklar-kadar-kısa-çaları-yayında/", "text": "Gettodan Çıkış'ın yeni kısa çaları Dardı Zamanlar Sokaklar Kadarı ben yazmaya, siz de dinlemeye Gettodan Çıkış ile başlamıyorsunuz. Kısa çalara dair iki tane sürpriz var. Bunlardan birincisi J. S. Bach. Kısa çaların ilk şarkısı Uzun Geçse Bu Gece, Invention D Minor ile başlıyor. Sonrası ise yangın yeri. Sürprizin ikincisi ise ilk kısa çaların içinde gizli. İkinci kısa çalar aslında geçmiş ve geleceğin tam ortasında bugünü anlatıyor; hatta bundan sonraki her albüm/kısa çalar. İlk kısa çaların adı olan Ölüm O Gün Maviydi, aslında ikinci kısa çalardaki şarkılardan birinin adı olarak belirlenmişti. Bu kısa çaların adı, Dardı Zamanlar Sokaklar Kadar ise 3. kısa çalardaki şarkılardan birinin adı. Gettodan Çıkış'ı geleceğe bağlayan şarkılar silsilesi böyle böyle büyümeye devam edecek. Gettodan Çıkış'ın gittiği yol ve tercih ettikleri kompozisyon yapısı itibariyle 1.2 motor, Renault Twingo ile off-road yapmayı bile isteye tercih etmiş iki kişi izlenimi uyandırıyor bende. Bu benzetmeyi hem teknik, hem de mevcut düzenin işleyişinin zorluklarına binaen yaptım. İki yönlü bu düşünceyi genişletelim öyleyse. Müziğin kudretini çok önemli dört maddeden aldığına inanıyorum. Melodi, Ritim, Duygu, Yaratıcılık. Bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan eserin beğeni düzeyi değişse bile, takdir eşiğinin en tepelerde olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Gettodan Çıkış'ı analiz ederken de doğallıkla bu kıstasları gözden geçirmeye çalıştım. İki kişilik zengin bir müzik olabilir mi? Eğer çoksesli bir proje ile kıyaslamaya kalkarsanız tabi ki yanıltıcı olur ama Gettodan Çıkış iki kişiden oluşsa da, kalabalık bir grup izlenimi ortaya koyuyor. Onların bu konuda büyük dertleri yok. Aksine daha konforlu bir alanda, biz bu müziği böyle yapıyoruz düsturu var. Sıkı sıkı bağlı oldukları bu fikir ile ilerliyorlar. Bu kaygı eşiğinin az olmasının yansımasını da, ikinci kısa çalarda fazlasıyla gözlemleyebiliriz. Hiçbir şarkı melodiye boğmuyor ve sık tekrara girmiyor. Benzer müzik yapan yerli gruplarımızın sıkça bir hata bu. Çünkü, aynı melodiyi şarkı boyunca çalmak bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. Bu konuyu başka bir yazıda ayrıca değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. Ritim açısından bakarsak tüm kısa çalardaki tüm şarkılar sizi ayakta tutmayı başarıyor. Şarkıların enerjisi ve birbirlerine bağlılığı, stabil bir heyecanla dinletmeyi başarıyor. Bunun iyi ya da kötü olduğu kişinin ruh durumuna göre değişiklik gösterse de, eğer enerjiniz yüksek bir gündeyse, Gettodan Çıkış size eşlik edebilir. Son olarak yaratıcılık kısmına değinerek bu bölümü kapatalım. Stoner rock sınırları ve nereye gidip, gitmeyeceği belli olan bir tarz. Üzerine ne koyarsanız tarzın dışına çıkıp, başka bir anlayışa sıçrıyorsunuz. Kalıplaşmış her tarz için bunu söyleyebiliriz. Gettodan Çıkış'ın tercihi ise daha çiğ bir yaklaşımla, sınırların dışına çıkmadan neler yapabilirizin üzerine kurgulanmış vaziyette. Dolayısıyla bu yaratıcılık kısmını da, önceden yaratılmışın üzerinde dolaşmaya zorluyor. Somut olarak, elinizi kolunuzu bağlayıp düşüncelerinizi devreye soktuğunuzda, yaratıcılığın başka bir alanında kendinizi var edebilirsiniz. Yazının girişinde bahsettiğim albüm isminin, bir sonraki albümden bir şarkı olması, J. S. Bach ile intro yapmak gibi denemeler de yaratıcılık kapsamında değerlendirilebilir duruyor. Kaldı ki, bu müziğin tüm yükünü bas gitar ve davul'un üzerine yükleyip bir dağ yaratmak zaten başlı başına yaratıcı bir girişim. Diğer önemli konu ise dinleyicinin algısındaki müzik grubu formülü. Klasik Rock dörtlüsü diye üstü kapalı bir tanım var bu cenahta. Abi bu müzikte solo yok, lead gitar çok iyi gibi tanımlar var. Mesela DANdadaDAN efsanesi henüz yanı başımızdayken, lead gitar tanımı da komik geliyor ya neyse. Elektrik gitarsız müzik mi olur? Oldu. Hem de bir çok elektrik gitarlı müzik grubundan daha iyi olduğu yetmedi, kült bir proje olarak tarihe kazındı. Nitekim, dinleyicinin müzik algısı tarihler boyunca zayıflatıldığı için, insanlar sadece müzik üzerinden nemalanan insanların mükemmel şekilde pazarladıkları kalıpların doğru olduğuna inandı. Bu gerçek herkesin malumuyken, Gettodan Çıkış'ın kendine yer açması gerçekten zor mu, yoksa kolay mı olacak zamanla anlayacağız. Volkan Bilgin ve Oğuzhan Doğan'ın dinleyici üzerindeki algıyı yıkmak üzerine çeşitli düşünceleri var. Bunları zaman zaman paylaşıyorlar ama bir de her yerli müzik grubundaki gibi üzerlerine yüklenen kendi grubunun menajeri, halka ilişkiler sorumlusu, prodüktörü vs. olma durumları olduğu için her şeye ne kadar yetebildikleri de bir tartışma alanı olarak yıllardır gözümüzün önünde duruyor. Dardı Zamanlar Sokaklar Kadar kısa çaları 6 şarkıdan oluşuyor. Kısa çaların kapanış şarkısı olan Kargalarla Raks dışındaki tüm şarkılarda sözler mevcut. Ölüm O Gün Maviydi ve Sessiz Oda gibi özellikle nakaratları çok güçlü şarkılar var. Fişekin sözlerindeki göndermeleri de dikkate alırsak, sözler açısından sadece insan ilişkilerine serzenişte bulunan değil, ülkenin gidişatına yönelik hassas noktalara değindiğini görebilirsiniz. Toplamda 24 dakikayı bulan şarkıların kayıtları iki farklı stüdyoda alındı. Davul kayıtları Stüdyo Ayı'da Erce Arslan ve Onur Narin tarafından alındı. Bas gitar ve vokal kayıtları ise Stüdyo Recordman'de Utku Çılgın tarafından alındı ve yine aynı isim tarafından miksleri yapıldı. Albüm kapağı ve hazırlanan görsellerde ise Efkan Yıldırım imzasının olduğunu ayrıca belirtelim. Kısa çaların eleştirilecek tek yanı sanırım bas gitarın, vokallerin önüne geçmesi diyebiliriz. Buradaki dominant öğenin bas gitar kabul edilmesi kuşkusuz bunun öncelikli sebebi diyebiliriz. Bir de şahsi beğeni düzeyim, Golden Horn'dan Emrecan Ağtaş ya da Editors'tan Tom Smith gibi tok sesli erkek vokaller olduğu için beklentim oldukça düşük seviyede kalıyor. Yani sorun Volkan Bilgin'de değil, bende. Kısa çaları, aşağıda paylaştığım hesaplardan dinleyebilirsiniz. Gettodan Çıkış da son zamanlarda, ait olduğu topluluğu besleyen ve büyüten bir rolde üretmeye ısrarla devam eden projelerden biri. Sahip oldukları müzikal deneyim ve mental olarak kendilerini tamamlamalarının neticesinde programlı bir şekilde hedeflerine ulaşmaya devam edecekler gibi duruyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gezelim-görelim-besteleyelim-karavan/", "text": "Ey ahali, toplaşın! Birazdan müthiş bir oluşumla tanışmanıza vesile olacağız, heyecanlıyız. Karavan, Belçika'dan Lefto ve Amerika'dan Free The Robots'un bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış bir müzik projesi. İki müzisyen de analog ve dijital synthler ile enstrümanları harmanlayarak ortaya çıkardıkları caz, blues, psychedelic, elektronik ve hip-hop beatleri ile tanınıyor. Hal böyle olunca kendilerini bir anda ortak bir turnede buluyorlar. Turnenin üzerinden bir buçuk yıl geçiyor ve Abi, biz yedik, içtik. Yediğimiz bizim olsun ama gördüklerimizi neden müziğe dökmüyoruz ki? diyorlar. Böylelikle gezindikleri coğrafyadan ilham aldıkları proje, yani Karavan ortaya çıkıyor. Batı ve doğu sentezini fazlasıyla hissettiğimiz albümün açılış parçası East, sizi oturduğunuz yerden alıp Ortadoğu'nun içine fırlatıyor. La Experiencia, Lebanon, Voyager derken aynı bölgenin içinde dolaşmaya devam ediyorsunuz. Warzone ve Choose Your Drug'ı da dinledikten sonra West çalmaya başlıyor ve gözlerinizi açıp kendinizi Los Angeles'ta bir caz kulübünde buluyorsunuz. Sona doğru yaklaşırken Red Rum isimli bir parça karşılıyor dinleyeni ve akıllara ilk olarak Kubrick geliyor. Danny'nin çatallı sesini hatırlayıp biraz gerilmişken Stay ve Outro ile albümü bitiriyoruz. New Los Angeles etiketiyle 19 Mayıs'ta yayımlanmış Karavan'ı giriş, gelişme ve sonuç etkisiyle bir dinleyin. Belki siz de bize gezdiğiniz yerlerden aldığınız ilhamları anlatırsınız, paylaşırız. Öyleyse lafı uzatmadan sizi aşağıya alalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gezgin-salon-festivali-geri-donuyor/", "text": "Festival ruhunu duvarların ötesine taşımayı başaran Gezgin Salon, +1'in desteğiyle iki gün sürecek bir yıldızlar geçidi ile devam ediyor! İKSV'nin 50. yılına özel düzenlediği etkinliklerin ardı arkası kesilmiyor. En son Salon İKSV'nin dönmesiyle müzikseverlere mutlu anlar yaşatan İKSV, sürprizlerine devam ediyor. 25 Haziran Cumartesi gününde iyi müziğe yeni albümlerini çıkarmış olan Alman elektronik müzik grubu Moderat ve Fransız soul-funk'ının başarılı isimlerinden L'Imperatrice ile doyacağız. Bir sonraki gün ise dream-pop'un dünyaya yansıyan ismi Cigarettes After Sex ve batının habibisi Tamino ile müziğe kendimizi bırakmaya devam edeceğiz. Salon İKSV'nin Instagram hesabında yapılan paylaşıma göre çok yakında eklenecek birkaç sürpriz isim de var. 25-26 Haziran'da Parkorman sahnesinde birbirinden farklı isimlerin yer alacağı festivalin biletleri 25-27 Şubat arası Lale Kart üyelerine özel satışa çıkacak. 28 Şubat 2022 günü saat 10.30'da ise Şişhane'de yer alan İKSV ana gişeden ve passo. com. tr'den ulaşılabilir olacak. İKSV'nin Eczacıbaşı Topluluğu ile yürüttüğü proje ile sınırlı sayıdaki öğrenci bileti 10 liradan satışa çıkacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gezgin-salon-festivali-muzige-doyacagimiz-iki-gun/", "text": "Her yaz heyecanla beklediğimiz +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali, müzikseverleri 29-30 Temmuz'da Parkorman'a bekliyor. Gezgin Salon Festivali bu yıl da ruhumuzun ihtiyaç duyduğu müziği bizlere getirmeye hazırlanıyor. Ne yalan söyleyelim festivalin Parkorman'da düzenlenecek olması da bizleri ayrıca heyecanlandırıyor. Mekan yenilenen yüzüyle yeşilliklerin içinde müziğin bir an bile eksik olmayacağı Gezgin Salon Festivali'ne 29-30 Temmuz'da ev sahipliği yapacak. Farklı müzik türlerinde önde gelen dünyaca ünlü grup ve isimleri dinleyicilerle buluşturan festival bu yıl da dopdolu bir program sunuyor. Festival izleyicisi iki gün boyunca alternatif, elektronik ve güncel müziğin sevilen isimleriyle eğlenme fırsatı yakalayacak. Festival, ilk gününde Satori, L'Imperatrice, Agar Agar, Sylvie Kreusch ve Emir Taha'yı; ikinci gününde ise Jon Hopkins, Büyük Ev Ablukada, Warhaus, Still Corners ve Tsar B'yi ağırlayacak. Festival ve gruplarla ilgili detaylı bilgiye Salon İKSV'nin web sitesinden ulaşabilirsiniz. Biletler ise Passo'da ve İKSV ana gişeden temin edilebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gezgin-salonda-son-dakika-degisikligi/", "text": "Geçtiğimiz aylarda 25-26 Haziran'da Parkorman'da gerçekleşeceği açıklanan Gezgin Salon Festivali'ne saatler kala festivalin line-up'ında bir değişiklik yapıldığı açıklandı. Birbirinden farklı ve güzel isimle festival ruhunu duvarların ötesine taşıma amacı güden Gezgin Salon'un line-up'ı Şubat ayında belli olmuştu. 25 Haziran'da Moderat, L'Imperatrice, Molchat Doma, Rhye, Feng Suave ve Palmiyeler'in; 26 Haziran'da ise Cigarettes After Sex, Tamino, Jakuzi, Islandman, Kit Sebastian ve Barış Demirel'in sahne aldığı festivalin gerçekleşeceği yer Parkorman olarak açıklanmıştı. Festivale saatler kala, L'Imperatrice hayranlarını üzen bir haber geldi. L'Imperatrice'in basçısı David Gaugue'un son dakika Covid-19'a yakalanması sonucu Fransız grup, 25 Haziran'da gerçekleştirecekleri konseri iptal ettiklerini açıkladı. Salon IKSV'nin sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, L'Imperatrice'in yerini Toronto çıkışlı alternatif müzik grubu BADBADNOTGOOD'un dolduracağı belirtildi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gezi-parkina-kutuphane-yapiliyor-gizli-ozne-yitik-ulke/", "text": "1 yıl önce bir kitap yazmak için klavyenin başına geçtim. Kendi içimde anlatmak isteyip, biriktirdiğim şeyler vardı. 6-7 ay sonra yazıp bitirdim kitabımı. Sonra her heves edip bir şeyler yazan insanlar gibi kitabım için bir yayınevi aradım. Tanınmış yayınevlerinin bir kaçına e-posta gönderdim. Dönmediler. Bir tanesiyle görüştüm. Onunla da yeteri kadar samimi bir ortam yaratamadık. Derdim sadece şuydu. Kitabımı basın ama gelir elde etmek istemiyorum. Kitabımı Tema'ya bağış karşılığında satın diye ifade ettim. Malesef kimseyi bulamayınca kendim basıp, yayınlamaya karar verdim. Karşıma ilk sırada ekşi sözlük geldi. Hiç düşünmeden girdim. Okumaya başladım. Sözlükteki girdilerden 2. sıradakinde şöyle yazıyordu. Neruda kullanıcı adıyla bu iki mesajları yazan adamı merak ettim. Paylaştığı internet adresine girdiğimde Tayyare isimli kitabı gördüm. Muhteşem bir kapağı vardı. Aşağılara doğru indikçe bir hazineyle karşılaştım. İsmilazımdeğil isimli kitabın içeriğini okuduğumda tamam doğru yerdeyim! dedim. O an heyecanım oldukça yüksekti. Hemen twitter adreslerine girip takip etmeye başladım. Saniyeler sonra geri bildirim geldi. Böyle güzel bir şey yapan adamın adının Kadir Aydemir olduğunu öğrendim. Twitter'da yazdığı her şey kitap olan bir adam Kadir Aydemir. Bu konuda oldukça samimi ve istekli. Twitter'da kitaplarla ilgili yazı yazan bloggerlardan kitap tanıtımı için destek isteyen mesajlar yazdı. Bu vesileyle mesaj attım kendisine. Bir Baba Indie'nin bir müzik blogu olduğunu; eğer müzik temalı kitapları olursa seve seve tanıtacağımızı söyledim. Müzik temalı kitapları olmadığını söyledi ve teşekkür etti. Bizde beklemeye geçtik. ... ve geldi çattı Gezi Parkı Direnişi! Yetebildiğimiz kadar hem sosyal medyada, hem meydanda direnişe katıldık. İtiraf etmeliyim ki müzik dünyasında hiç sevmediğim, devamlı eleştirdiğim bir çok grubun, bir çok müzisyenin duruşlarını, yaptıklarını, yazdıklarını görünce kendimden utandım. Ne haldeymişiz, nasıl bir zihin körlüğündeymişiz bunu anladım. Bu süreçte bir yandan gözlerimiz açılırken bir yandan da sosyal medyada yazılanları retweetleyip durduk. Medya susmuşken etrafta kim varsa, kim direnişe bir harf yazdıysa retweet ettik. Kendi hesabımdan yaptığım paylaşımlarda sanırım en çok Yitik Ülke ve Ediz Hafızoğlu'yla karşılaştım. Sürekli, canla başla direnişin istihbaratı gibiydiler. Şu an kadar size Yitik Ülke ile tanışıklığımı yazdım. Şimdi ise Yitik Ülke'nin direnişi daha nitelikli kılan esas girişimini yazacağım. Gezi Parkı'na kütüphane kuruluyor. Yitik Ülke ve Kadir Aydemir bu girişme öncü olarak harekete geçtiler. Gezi Parkı'nda büyümeye devam eden anlamı çok büyük olan bir kütüphane yapıyorlar. Herkes evlerindeki kitapları getirip oraya koyuyor. Twitter'da saniyede bir gelen mesajları gördükçe inanılmaz duygulandım. Direnişi kirletmeye çalışan insanlara bundan daha iyi bir cevap olamazdı. Bu kütüphane girişimini okurken bir yandan da direnişi desteklemeyen ve direnişin altında sadece akp karşıtlığı olduğunu savunan, gerçeği görmeyen bir kaç kişinin yazdıklarını takip ettim. İçimden keşke kendi ideolojilerine ait bir kaç kitap alıp kütüphaneye koysalar dedim. Sonra düşündüğümü Twitter'dan paylaştım. Direniş ilk günden bu yana herkese kapısını açtı. Siyaseti, ayrımcılığı, ırkçılığı, ötekileştirmeyi, cinsiyet ayrımcılığını vs. her neyse onu dışarı itti. Direniş, kapıdan içeri sadece iyi niyeti, hakkını arayan halkı aldı. Bir hafta öncesine kadar insanlara olan inançsızlığımın şaşkınlığı karşısında direnişin içinde var olmaya çalışırken bir yandan da insanların içindeki güzelliğe bakıyordum. Hala bakmaya devam ediyorum. En büyük kaygım bu güzel insanların eskiye dönmesidir. Bir Baba Indie kendi halinde bir müzik blogudur. Yazacak çok şeyimiz var. Zira ilk yola çıkarken başka şeyler de yazdık. Bu konuda kendimize sınırlar çizip kendimizi hapsetmenin bir anlamı yok. Biz yine müziği yazmaya devam edeceğiz ama yeri geldiğinde güzel olan şeylere sayfamızı kapatmayacağız. Gezi Parkı'na Kütüphane projesini sonuna kadar destekliyoruz. Kütüphanenin büyümesi için gereken neyse yapacağız. Son olarak; yitik ülke yayınlarının müzik temalı kitabı yoksa biz yazarız belki; kim bilir! Tüm Direnişçilere, Yitik Ülke'ye, Kadir Aydemir'e ve projeyi destekleyen herkese Bir Baba Indie'den selam olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/geçmişten-gelen-yeni-albüm-wye-oak-tween/", "text": "Baltimore'lu grup Wye Oak geçen hafta sürpriz bir albüm yayınladı. Adı Tween. Böyle şak diye, habersiz, single'sız bir şekilde çıkınca albümler seviniyorum. Mehmet Tez'in konuyla ilgi yazısında belirttiği gibi, albüm bölük pörçük dinlenmemiş, bütünlüğü promosyon amaçlarına kurban gitmemiş oluyor. Tween'in önceden reklamını yapmak zaten pek mantıklı olmazmış, çünkü Tween yeni bir albüm sayılmaz. Albümün basın açıklamasında şarkıların üçüncü ve dördüncü albüm arasında oluşan, ancak dördüncü albüm Shriek'in konseptine uymadıkları için dışarıda kalan şarkılar oldukları belirtiliyor. Bu durum albüme karşılaştırmalı bir bakış açısını ilginç hale getiriyor. Tween hem eski hem de yeni olarak görülebilecek bir albüm. Adından da anlaşılacağı gibi, arada bir durum oluşturuyor. O zaman önce bir geçmişe dönelim. Jenn Wasner ve Andy Stack'den oluşan grup bir süre garage sounduna sahip gitar müziği yaptıktan sonra daha orijinal bir sound yaratıp Civilian'ı oluşturdular ve alternatif müzik alemlerinde tanınır oldular. Müzik yine gitar ağırlıklıydı, ancak bana göre Wye Oak'un en kuvvetli tarafı olan incelikli motifler ilk bu albümde kendini gösteriyordu. Takip eden Shriek'de ise ritmik ve dinamik yapı başarılı oluşturulmuştu, özellikle Tower ve Glory çok iyi groovelara sahipti. İki albüm arasında olması nedeniyle Tween'i Civilian ve Shriek'le kıyaslayıp hangi albüme daha yakın olduğunu bulayım dedim ilk başta, ama pek bir sonuca varamayacağımı fark ettim. Çünkü Tween iki albümden de çok farklı. Öyle ki Tween acaba Wye Oak'un gelecekteki soundu böyle mi olacak diye düşündürüyor. Ayrıca, toplama bir albüm olmasına rağmen grubun diğer albümleriyle boy ölçüşebilecek de bir albüm Tween. İlk parça Out Of Nowhere bir intro niteliğinde ve albümün geneline hakim olan atmosferik soundu yoğun bir şekilde bünyesinde barındırıyor. Takip eden If You Should See ve No Dreaming'de Cocteau Twins etkileri duymak oldukça sevindirici. Özellikle No Dreaming Wye Oak'un hemşehrisi Beach House'un son albümlerinde bulamadığım en iyi Beach House şarkılarına benziyor. Tam Wye Oak bu sefer efekti bol bir shoegaze/dreampop albümü yapmış derken, Too Right albümü sert ve karanlık bir noktaya çekiyor. Better 'da basit bir gitar melodisi kozmik bir soloya evriliyor, Trigger Finger'da uzaktan gelen vokallere eşlik eden gitar tonları ise Civilian'ı hatırlatıyor. On Luxury'deki bas ve vokalin etkileşimi ise bence albümün en güzel olayı. Nakarattaki vokal, kıtadaki bass melodisini devam ettiriyor gibi. Watching the Waiting folk esintili ve albümün beni en endişelendiren şarkısı. Son yıllarda popüler olan folk-revival grupları üzerimde öyle kötü etki yarattı ki, yakınından geçildiği anda huzursuzlanmaya başlıyorum. Aman Wye Oak bu şarkının devamını getirmesin. Bu eleştirim özel durumundan ötürü Tween için geçerli olmasa da, kesinlikle inanıyorum ki, Wye Oak o albümü yaptığı zaman gerçekten büyük bir grup olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ghostpoet-yeni-albumuyle-hikayelerine-devam-ediyor/", "text": "İngiliz söz yazarı-şarkıcı Ghostpoet, karantina döneminde I Grow Tired But Dare Not Fall Asleep ismindeki yeni albümünü yayınladı. Jazz-noir ve neo klasik melodilerini, minimal elektronik ritimlerle buluşturan Obaro Ejimiwe aka Ghostpoet, yeni albümünde de kendine özgü vokaliyle hikayelerini anlatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Massive Attack'ın 2016 yılında yayınladığı Come Near Me parçasına vokalleriyle eşlik etmesiyle isminden daha çok söz ettiren Ghostpoet'i son olarak 2018 yılında Babylon sahnesinde canlı olarak izleme fırsatı yakalamıştık. 2017 yılında yayınladığı Dark Days & Canapes albümünün akabinde 1 Mayıs 2020 tarihi itibarıyla paylaştığı, 10 parçadan oluşan I Grow Tired But Dare Not Fall Asleep isimli yeni Ghostpoet albümünü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gibsondan-jimi-hendrix-gitarlarinin-replikalari-geliyor/", "text": "Amerikalı enstrüman üreticisi Gibson, 20. yüzyılın müzik dünyasında en etkili elektro gitaristlerinden olan Jimi Hendrix'e ait gitarların replikalarını yarattı! Jimi Hendrix'in iki ikonikleşmiş Gibson gitarı 1969 Flying V ve 1967 SG Custom, Gibson tarafından özel bir bakıma alınmıştı. Bunun üstüne Gibson, bu iki gitarın replikalarının yaratıldığını açıkladı. Hendrix'in The Flying V gitarından, 125 tane sağlak ve 25 tane solaklar için üretilecekken SG Custom gitarından sadece 150 tane sağlaklar için üretilecek. Gitarlarla birlikte aynı zamanda Jimi Hendrix'in ünlü ses mühendisi ve prodüktör iş birlikçisi Eddie Kramer'in arşivinden Hendrix'in fotoğrafları ve çeşitli anektodları da paylaşılacak. Hendrix'in 1969 Flying V ve 1967 SG Custom gitarlarının Gibson tarafından üretilen replikalarıyla ilgili detaylı bilgi ve tanıtım videosu için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/giorgio-bizi-diskoya-gotur/", "text": "Beklentileri ucu ucuna karşılayan yeni Daft Punk albümü Random Access Memories'in en güzel özelliğinin bizi yeniden Giorgio Moroder'e kavuşturması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İtalyan prodüktör Moroder'in sesi soluğu uzun süredir çıkmıyordu; yeni Daft Punk albümünün künyesinde Giorgio Moroder adını görünce ise heyecanlanmak kaçınılmazdı. Zira bir hatıratma yapmak gerekirse Berlin, Freddie Mercury, Blondie ve Donna Summer, prodüktörün 70'li ve 80'li yıllarda çalıştığı isimlerden sadece birkaçı. Yine Türkiye'de kara listeye alınan 'Midnight Express' filminin Oscar ödüllü müzikleri de ona ait. Kalp atışını hızlandıran 'Chase'in cazibesinden kaçmak hala pek mümkün değil. Moroder sound'unun etkilerini ise takip eden yıllar boyunca elektro-pop icra eden çoğu prodüktörün çalışmalarında hissetmek mümkün. Daft Punk albümünde yer alan oto-biyografik 'Giorgio'nun güzelliği bir yana, 80'lik Moroder'in performansını yeniden sahnelerde icra ettiğini görmek büyük mutluluk. İtalyan prodüktör bu performanslarından birini ilk kez çaldığı Amerika Birleşik Devletleri'nde Deep Space NYC'de gerçekleştirdi. Performansın kaydı ise internet üzerinden dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/girl-in-redden-yeni-bir-ekim-marsi-geldi-october-passed-me-by/", "text": "we fell in love in october ile yeni nesil alternatif müziğini tekeline alan girl in red'den yeni bir October marşı geldi. Norveçli söz yazarı-şarkıcı girl in red bu yıl sessiz kaldığı müzik piyasasına geri döndü. 2018'de çıkarttığı We Fell in Love in Octoberın devamı olan October Passed Me By şarkısında Marie Ulven'e The National'dan tanıdığımız Aaron Dessner eşlik ediyor. girl in red yeni teklisinin şu anki ruh halini ve müzik algısını tam anlamıyla yansıttığını belirtiyor. 2021'in Nisan ayında çıkardığı If I Could Make It Go Quiet albümünden sonra geri dönüş yapan şarkıcı, October Passed Me By ile seyircilerine sonbahar aylarının hüznünü ve duygularını benzersiz bir şekilde yansıtıyor. October Passed Me By'ın 14 Ekim'de yayınlanan bir de kısa filmi olacak. Linkten ulaşabilirsiniz. girl in red'in yeni teklisi October Passed Me Byı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/glassın-iptal-olan-22-mayıs-nublu-konserine-yönelik-açıklama/", "text": "Severek takip ettiğimiz Glass'ın 22 Mayıs'ta gerçekleşmesi planlanan ve iptal olan Nublu konserinin detaylarını an itibariyle öğrenmiş bulunuyoruz. Yazılanları üzülerek okuduk ve ortadaki durumu hiç hoş karşılamadık. Aşağıda Glass'ın paylaştığı yazının linkini ayrıca paylaşacağız ama özet geçmek gerekirse; Nublu konseri öncesi soundcheck için mekana bırakılan eşyaların çalınmasıyla ilgili yaklaşık 3 haftadır devam eden bir süreç var. Bu sürecin sonucunda Glass'ın tüm çabaları ve uğraşına rağmen mağdur edildiğini okuduk. Bu konunun hassasiyetini geçmiş dönemde sık sık yazarak dile getirmeye çalıştık. Glass'ın başına gelenlerin geçmişte ve bugün de sık sık tekrarlandığını düşünüyoruz. Yansıyanlar kadar bilgimiz olan bu konuda, pek ses etmeseler ya da duyuramasalar bile birçok müzisyenin mekan veya organizatör kaynaklı sorunlar yaşadığını biliyoruz. Bu topraklarda müzik ile uğraşan insanların dinleyiciyle yaptıkları müziği paylaşabilmeleri için neredeyse hiçbir beklenti içinde olmadan konser verdikleri herkes tarafından biliniyorken, bu insanlar üzerinden para kazanıp, bir de onlara haksızlık yapılması hoş değil. Söz konusu yazıda Nublu'nun elektrik tesisatındaki yaşanan sorun nedeniyle Nublu'nun sesçisini elektrik çarptığı yazıyor. Neyse ki, çok ciddi bir şey olmamış ama aksi bir durumda, sesçinin sağlığına doğrudan etki edecek bir durum doğsaydı ne yapılacaktı? Organizatör'ün kendi çıkarları doğrultusunda, üzerinden para kazanacağı müzisyen ve mekan arasında güçlü olandan yana tavır koymasını nasıl değerlendirelim? Kaybolan bir bilgisayara sadece bilgisayar gözüyle bakıp, içindeki tüm bilgilerin görmezden gelinmesine ne diyelim? Mesela, mekanın içi para dolu kasası çalınsaydı yerine yeni kasa aldıklarında çalınan paralar da içinde mi olacaktı? Konuya ilişkin gerçekten sorulacak çok soru var. Burada doğrudan Nublu'ya yönelik eleştiri getirmek işin kolay kısmı ama ben Türkiye'deki mekan sahiplerinin müzisyene bakış açısının biradan farklı olduğunu düşünmüyorum. Biraz daha fazla bira satabilmek için promosyon malzemesi yapılan konserlere ve bunların farkında olmasına rağmen, sadece müzik yapabilmek adına sessiz kalan müzisyenlerin varlığını bu olay ile tekrar hatırlatalım. En sonunda lanet olsun bilgisayarına dedirtecek kıvama getirdiğiniz Glass'a da geçmiş olsun dileyelim. Sen müzik yap biz buradayız! Dinlemeye devam edeceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/glastonbury-festival-2021-yilindada-gerceklesmeyecek/", "text": "Glastonbury Çağdaş Performans Sanatları Festivali'nin organizatörleri, etkinliğin bu sene de gerçekleşemeyeceğini açıkladı. Glastonbury Çağdaş Performans Sanatları Festivali, sadeleştirilmiş kullanımıyla Glastonbury, yeşil alanda müzik ve canlı sanat performansların sergilendiği dünyanın en büyük açık hava festivallerinden biri. Geçtiğimiz sene Covid-19 nedeniyle düzenlenemeyeceği açıklanan festivalin bu sene de salgın durumunun devam etmesinden dolayı iptal edildiği açıklandı. 1970'den beri İngiltere'nin Pilton, Somerset bölgesinde Glastonbury şehrinde hippi akımları ve özgürlük hareketi etkisi ile yapılmaya başlanmış olan etkinlik, geçen seneye kadar her yıl düzenleniyordu fakat geçtiğimiz sene pandemiden ötürü iptal olmuştu ve yeni gelen bilgilere göre bu seneki etkinlik de iptal edildi. Katılımcılar haklarını bu sene gerçekleşmesi beklenen etkinliğe aktarmıştı fakat bu yılın da iptal olmasıyla birlikte hakları 2022'ye aktarılabilecek. Henüz 2022 için belirlenen bir line up olmamasıyla beraber umudumuzu kaybetmeden 2022'deki harika geri dönüşe tanıklık etmek için can atıyoruz! Bu esnada 2019'un bazı unutulmaz anlarına tanıklık etmek isterseniz aşağıdaki linke davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/glasxs-gokyuzu-sadece-gokyuzu-degil-ve-dunyayla-cok-derdim-var/", "text": "Melis Uslu'nun solo projesi Glasxs ile tanışmam bundan tam üç sene öncesine, projenin isminin henüz Glass olduğu günlere dayanıyor. O zamandan bu yana köprünün altından çok sular aktı fakat geçen zaman içinde Glasxs benim için yaratıcı hamlelerini her daim ilgiyle takip ettiğim bir proje olmaya devam etti. O günlerde henüz ilk konserini vermemiş ve single'lar yayınlamakla meşgul olan Melis, şimdi iki albüme imza atmış, Türkiye'de ve yurt dışında pek çok konser vermiş, üretkenliğinin sekteye uğramasına hiç müsaade etmemiş bir sanatçı. Geçen yıl itibarıyla Londra'ya taşınan Melis şimdilerde Popular Music üzerine yüksek lisans yapıyor, gece karanlığında parklardan ilham alıp şarkılar yazıyor, 2 Ağustos'ta Cemiyet'te gerçekleşecek lansman konserine hazırlanıyor; bir yandan ikinci albümün heyecanından yerinde duramazken bir yandan da hiç hız kesmeden dört koldan üretmeye, hayaller kurmaya devam ediyor. Glasxs'e önce 13 Temmuz'da yayınlanan ikinci albümü Mavi Toz Ormandaya dair merak ettiklerimi sordum; sonra da bu kırmızı saçlı, nahif masal kahramanıyla biraz Londra'ya, gökyüzüne ve seksizme dair konuştuk. Glasxs'in ilk başladığı, hatta adının Glass olduğu dönemde Nublu'da ekipmanımın çalındığı zaman Mirkelam'ın menajeri çok sevgili Süheyl Atay ile tanışmıştık. Onun sayesinde All Stars Publishing ile bir araya geldik. Canım Özgür Can Öney bir anda stüdyoda belirdi, neyime güvendiyse önayak oldu. All Stars'dan Serkan Taşçı, bu albüm olabilecek en iyi yerden çıksın diye epey peşinden koştu. O arada bağlantıda olduğumuz bazı insanlar yurt dışına taşındı, bir anda kalakaldık. Sonunda Türkçe albümü konuşmaya başlamamızdan 2 yıl sonra, bu yıl Sony Music Türkiye ile anlaşmak gibi muhteşem bir şey oldu, Sony'nin yeni ve harika label'ı Epic İstanbul etiketiyle çıktı albüm. Tüm bu süreci anlatayım desem bitmez, şimdiden uzattım bile, ama dediğin gibi inanılmaz sabırsızdım artık. Ha şimdi ha yarın derken sonunda çıktı! Evet, gerçekten öyle. Glass ismiyle ilk yayımladığım single The Boy With No Soul idi. Onun klibinden, görsellerinden itibaren başlıyordu aslında Glasxs... Tam aklımızdaki persona pagan tanrısı değil, peri değil ama sanki dünyanın başından beri varmış, sonunda da olacakmış ve olan biteni sürekli izliyormuş gibi sonsuz bir varlık. Evet, önceden klipleri o çekiyordu, sıfır bütçe ve iPhone ile. Ama onun dışında da hep bizimleydi, konserlerde kurtarıcımızdır, her şeyimizdir o. Ben bir şarkıyı ilk yaptığımda Orçun'a dinletiyorum, İnanç'a gönderiyorum, önce onların fikirlerini alıyorum. İnanç'ın muhteşem basları bir yana, Orçun hep nokta atışı geri bildirimler verir. Mesela o demese Kimse Bilmez kısa haliyle kalacaktı, uzatsana bunu dedi, kısa hali şimdi dinlenmiyor. Back vokaller konusuna gelirsek, aslında bu ilk değil. Planet Reverse albümünde Planet Reverse şarkısında da back vokalleri var. Hele ki vokal kayıtlarını tekrar birlikte alıyorsak Orçun'u da İnanç'ı da kaçırmıyorum, back vokal deniyorlar. Back vokallerde kendisi gönüllü oldu evet, Hayaletler'in acayip ıslıkları ona ait mesela. Ama her şeyi gönüllü yapmıyor. 😀 Zorla yaptırıyoruz, benim işim var, bırakın artık beni diyor ama benim hain planlarım onu sahnede dans ettirmek yönünde. Bir de görsellere de devam ediyor aslında, birkaç video var, sürpriz. Hain planlarını gerçekleştirmek için lansmandan iyi fırsat bulamazsın bence. Kimse Bilmez'in evriminde Orçun'un etkili olduğunu bilmiyordum. Peki o şarkıyı yorumlamaya karar verdikten sonra Mehmet Güreli ile iletişiminiz nasıl gelişti? Albüme gelinceye kadar birkaç senelik bir süreç var arada. Mehmet Güreli bir keresinde Instagram'da beğenmişti şarkıyı, ben de havalara uçmuştum. Ama bu seneye kadar kendisiyle iletişime geçememiştim hiç. Albüm süreciyle birlikte birkaç kez iletişime geçtik, muhteşem bir insan. Kimse Bilmez'i söylerken hep duygulandığını söyledi. Bir de sanıyorum çok bilinmeyen bir şey, şarkının sözleri, şiir olarak Ömer Hayyam'ın ama Kimse Bilmez kısmı yokmuş şiirde, o kısım Mehmet Güreli'nin alametifarikasıymış. Babam fizikçi; kuantum, uzay, yıldızlar, uzaylılar, küçük ayı, kara delik ne varsa konuşurduk küçükken balkonda. O zamandan beri gökyüzüne baktığımda bu sadece gökyüzü diye bakamama gibi bir şansa sahibim. Ama onunla birlikte dünyayla da çok derdim var, o yüzden böyle bir genel ilham var. Onun dışında Mavi Toz Ormandada çok fazla müzisyenden de ilham var. James Blake'ten, Radiohead'den... It Follows'dan var, Disasterpeace'ten var. Çalar Saat Sabahın Beşi'nin ismi aslında Franny ve Zooey olacaktı. Bir de aslında genel olarak hep masallar ve korku filmlerinden ilham var. Kendi stüdyom muhteşem bir şeydi, iş dışında iki albümümü de orada yaptım. Şimdi yine bir ev stüdyom var, bir yandan ikinci yüksek lisansımı yapıyorum; Goldsmiths, University of London'da Popular Music alanında. James Blake'in mezun olduğu bölüm. 😀 Üniversitenin stüdyolarını da kullanıyorum yani. Bir yandan asıl stüdyoda mühendislik de yapıyorum. Stüdyonun ana mühendisi Radiohead'in Nigel'ıyla çalışıyor, çok komik, stüdyoda fotoğrafları falan var. Bir gün e-posta attı ben bu hafta yokum, Thom Yorke'la provalardayız diye. Çok garip bir okul, hayatımda hiç bu kadar hipster'ı bir arada görmedim. Şakalar bir yana, çalışma ortamı olarak asıl hayalim burada tekrar kendi stüdyomu açmak tabii. Londra'da günler sürreal, bunu da anlatsam bitmez. İlk geldiğimizde sabah 3.00'te uyanıyordum o zamanki işim 5.00'te başladığı için; mesela o zaman bir gün çok sinirlenip bir şarkı yazdım, ilham öyle de geliyor... Yol üzerinde bir park vardı, o saatler gece karanlığı olduğu için orman gibi görünüyordu, Goodnight Forest diye bir şarkı yazmıştım işte gece otobüsünden oraya bakıp, sonra burada NX Records mixtape'ine seçti, yine nereden nereye... Alakasız bir işte çalışıyorum şimdi de, parklar bahçeler ilham oluyor ama çok vakit olmuyor. Ama işte yakında daha düzenli olur sanırım bir şeyler. Çok tatlı bir şehir, tadını çıkartmak gerekiyor, bazı parklarda geyikler var. Bir konser vardı, kimsenin çıtı çıkmıyordu, herkes pür dikkat dinliyordu, çok ilginçti. Çok tatlı oluyor tepkiler; kostüme, makyaja kadar soruyorlar. Alpha Minus ile Berlin'de bir konser vermiştik, kulaklık konseriydi, sessiz. Kulaklığını çıkartsan çok komik, sadece benim çıplak sesimi ve tuşlara vuruş tık tıklarını duyuyorsun, ama içeride herkes çıldırmış. Epic İstanbul ekibi çok tatlı insanlar. Bağımsızken önümde bir kapı vardı, onu açtılar. Sony sanatçısı olmak hala inanamadığım bir şey. Evet, daha önce izleyicilerin kendi kendilerine sevdikleri dizilere Youtube videosu hazırlayıp üstüne Kimse Bilmezi koyduklarını görmüştük ama hiçbir dizide bir şarkım yayımlanmamıştı. O da çok heyecanlı oldu. İnsanlara kendi kendine ulaşmak çok zor. Çok insandan bu sayede çok güzel yorumlar geldi. Ama komik bir kısım var, Glasxs diye yazıyor video'da, hala kim bu, diğer şarkılarını dinlemek istiyorum diye yorumlar geliyor, bir gün cevap yazacağım Gılasekses diye. İnanç benim canım dostum, sonsuza kadar çalışacağız birlikte, ve sahnede de hep öyle olacak. Özgür CanÖney'i ise maNga'ya ayıp olmasa kaçıracağız ama o kadar güzel turneler yapıyorlar ki şu an, hep denk getiremiyoruz tarihleri. Ama sonsuza kadar Özgür şurada çalacağız, n'olur gel diyeceğim, keşke hep olsa ama mesela 2 Ağustos'ta Asmalı Mescit'te Cemiyette lansman konserimiz var; ÖCÖ, Grey Owl hep birlikteyiz! Bir de Bir Baba Indie'den Cihad ve Radyo Gusto'dan Eralp'in DJ Setleri olacak o gün. Çok heyecanlıyız! Çok istiyorum. Sonbaharda bir mini turne de olacak. Ne şirinsin, neler hayal ediyorsun! Alpha Minus, Deniz Kurtel, Mind Shifter ilk aklıma gelenler. Elz ve In Hoodies de yapsa keşke, yapıyorlar mı remix bilmiyorum. Bir de Kalbenin Kuşlar'ının remix'ini loop'a aldım, Egemen Özkasnaklı harika bir iş çıkartmış, şarkı zaten harika!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/glasxs-yeni-sezen-aksu-coveri-seni-kimler-aldi/", "text": "Glasxs, Sezen Aksu'nun sevilen parçalarından biri olan Seni Kimler Aldı'ya yaptığı cover'ı yeni teklisi olarak Epic Istanbul etiketiyle yayınladı. Bu yıl içerisinde Retro Roketler ve Serkan Çinioğlu ile Güneş Doğmaz ve Kimse Görmüyor Vol. 2 adlı parçaları yayınlayan Glasxs, söz ve müziği Sezen Aksu'ya ait olan Seni Kimler Aldı adlı parçayı bugün itibarıyla dinleyiciyle buluşturdu. Parçanın prodüksiyon ve mix süreçlerini Glasxs'in kendisi üstlenirken, bas gitarda ise İnanç Yılmaz ismini görüyoruz. 2019 yılında yayınlanan Space Is The Place parçasında Radiohead başta olmak üzere bir çok grupla çalışmalarından tanıdığımız Londralı yapımcı Mikko Gordon ile çalışan Glasxs, 2020 yılında da arayı açmadan üretimlere devam ediyor. Yönetmenliği Orçun Can tarafından yapılan parçanın video klibi ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/glasxsin-yeni-albumu-mavi-toz-ormanda-yayinda/", "text": "Mayıs ayında, minimal elektronik dokunuşlarla yeniden ses verdiği teklisi Yemen Türküsü sonrasında, yerli sahnemizin indie-electronica, trip-hop projelerinden olan Glasxs'ten yeni bir albüm geldi. Glasxs projesi, Melis'in Londra'ya taşınması sonrasında İstanbul-Londra arasında devam ederken, toplam 9 parçadan oluşan Mavi Toz Ormanda isimli ikinci albüm, Epic İstanbul etiketiyle bütün dijital platformlardaki yerini aldı. Bir orman perisinin hikayesini anlatan, albümden yayınlanan ilk video klip, Başka Bir Dünya Yok ise Londra'da Ertu Muslu tarafından çekildi. Glasxs'in ilk Türkçe sözlü albümü olan Mavi Toz Ormanda içerisinde, Mehmet Güreli şarkısı Kimse Bilmez ve Deniz Tekin ile birlikte seslendirdiği Sonsuza Kadar gibi şarkılar da yer alıyor. Albüm lansmanının 2 Ağustos Perşembe günü Sanat Performance Hall'da yapılacağını da ayrıca belirterek, albümü dinleyip yeni video klibi izlemek isteyenleri de hemen aşağıya yönlendirelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/glasxsten-mikko-gordon-yapimi-yeni-single-space-is-the-place/", "text": "Glasxs, Radiohead ile çalışan ünlü yapımcısı Mikko Gordon ile güçlerini birleştirdiği yeni single'ı Space Is The Placei Epic İstanbul etiketiyle yayınladı. Ankara'dan İstanbul'a ve son senelerde Londra'ya uzanan müzikal yolculuğunu ilgiyle takip ettiğimiz uzaya tutkun sanatçı Glasxs, doğa ile robotları bir araya getirmeye ve indie-electronica türünde üretkenliğini sürdürmeye devam ediyor. Bir önceki single'ı Bebek Bana Her Şeyi Anlatta başta Radiohead olmak üzere pek çok grupla çalışan Londralı yapımcı Mikko Gordon ile başladığı iş birliğini devam ettiren Glasxs, Space Is The Place adlı yeni single'ında sis düdüğü benzeri synth'leri ile dinleyicilere tekinsiz bir müzikal yolculukta kılavuzluk ediyor. Prodüksiyonunu ve bestesini Mikko Gordon'ın üstlendiği parçanın sözleri ise Glasxs, Mikko Gordon ve Orçun Can imzası taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/god-is-an-astronauttan-yeni-album-mujdecisi-tekli-geldi/", "text": "İrlandalı post-rock dörtlüsü God Is An Astronaut, yeni albüm haberini yeni bir tekli ve video klibini paylaşarak verdi. God Is An Astronaut, yeni teklisi Burial'ı video klibiyle beraber yayınladı. Parça, grubun 12 Şubat'ta Napalm Records aracılığıyla yayınlayacağı Ghost Tapes #10 albümünden ilk tekli olma niteliği taşıyor. Burial'ın video klibinin yönetmenliğinde Chariot Of Black Moth bulunurken, albümün kapak tasarımında ise grupla daha önce de beraber çalıştığı David Rooney'in imzası var. Ghost Tapes #10, grubun 2018'de yayınladığı Epitaph albümünden sonra paylaştığı ilk albüm olacak. Tüm dijital platformlarda yayınlanacak albüm, aynı zamanda farklı farklı vinyl tasarımlarıyla birlikte sınırlı olarak satışa sunulacak. Grubun yeni albümden yayınladığı ilk tekli ve videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/godfather-of-harlem-mafyalar-icinde-buldum-seni-muzik/", "text": "Normalde mafya film veya dizileri beni çok sarmaz ama ne zaman işin içine müzik girer işte o zaman durum değişir. Bu tip bir durumu Epix'in yapımı Godfather of Harlem ile yaşadım. Gerçek olaylardan esinlenilmiş olmasının yanı sıra işin içinde kurgusal da olsa müzik olunca ilgimi çekti ve pişman etmedi. Dizi 2007'de Ridley Scott'ın yönettiği American Ganster filminin öncesini konu alıyor. Harlem'in babalarından Ellsworth Raymond Johnson nam-ı değer Bumpy Johnson'ın 1963 yılında Alcatraz Hapishanesinden çıkışı ile başlıyor. Bumpy Johnson diğer mafya liderlerini ispiyonlamadığı için eroin satmaktan dolayı 11 yıl içeride yatmış. Tabi klasik hapishaneden çıkıp mahallesine döndüğünde bazı şeyler eskisi gibi kalmamış. Bu süre içerisinde İtalyan mafyasından vekaleten iş başında olan Vincent Chin Gigante Harlem'i sahiplenmiş. Tabi ki bu Bumpy Johnson'ın hoşuna gitmiyor ve diğer İtalyan mafya liderlerininde suyuna giderek mahallesini geri almaya çalışıyor ve olaylar gelişiyor. Dizi de Malcom X'ten, Martin Luther King'in meşhur I have a dream konuşmasına, hatta bir bölümünde o zamanların Cassius Clay'ine kadar bir çok hikaye var. Dizinin içindeki hikayelerden biri de Vincent Chin Gigante'nin kızı Stella Gigante'nin Afroamerikalı bir şarkıcıyla yasak aşk yaşaması. Malum o yıllarda böyle şeyler yasaktan da öte doğrudan ölüm sebebiydi. Bir de mafya lideri kızıysan sevgilini/kocanı seçme şansın daha düşüktü. Hal böyle olunca dizinin içinde paralel güzel bir hikayeyi de takip ediyoruz. Stella daha çok Afroamerikalıların müzik mekanlarında takılıyor ve Teddy Greene ile o şekilde tanışıyor. Dizi de Teddy Greene kurgusal karakterlerden biri. Öyle olmasa çok daha güzel olabilirmiş lakin pek her zaman dinlemediğim bir tür de olsa arkadaşın müzikleri baya iyi. Kendi bestelerini yapıp, bir şekilde ünlü olma derdinde arkadaşımız. Nitekim de sesi ile tarihi Apollo'ya çıkacak kadar yükseliyor. Bu süreçte mafya ile yaşadıkları, plak şirketlerinin mafya ile bağlantıları gibi konulara da teyet geçiyorlar. Dizinin bir güzel kısmı da introsu. Sadece animasyonu değil Swizz Beatz, Rick Ross, DMX'in Just in Case şarkısı da baya güzel. Son olarak da dizinin soundtrack albümünü de paylaşmadan edemeyeceğim. Dediğim gibi pek fazla dinlediğim bir tür olmamasına rağmen baya loopa alıp uzunca dinlemişliğim oldu. Kendime not: Bu dizinin jeneriğini sonra düşününce jeneriklerle ilgili ikinci bir yazı yazmam gerekiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/godspeed-you-black-emperor-istanbul-konseri-biletleri-satışta/", "text": "1994 yılında kurulan, Montreal çıkışlı Post Rock'ın köklü gruplarından Godspeed You! Black Emperor ilk kez Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde sahne alıyor. 17 Kasım Salı gecesi sahne alacak olan GYBE, kış aylarını karşılayacağımız günlerde bizi büyülü bir yolculuğa çıkarmaya hazırlanıyor. Konserin bilet fiyatları da, ülkemizdeki dövizin son zamanlardaki haliyle aynı kaderi paylaşıyor gibi duruyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/godspeed-you-black-emperordan-yeni-album-geliyor/", "text": "Kanadalı post rock grubu Godspeed You! Black Emperor, 2 Nisan'da G_d's Pee AT STATE'S END! adlı yeni albümünü yayınlayacağını duyurdu. Bu albüm çoğunlukla yolda yazdığımız parçalardan oluşuyor. İkinci dalganın başında maskeler içinde, mesafeli olarak kaydettik. Sonbahardı ve güneş inanılmaz derecede şişman ve turuncuydu. Çeşitli rahatsızlık, endişe ve şaşkınlık durumlarının altında eğilerek orada bir hesaplaşma yaratmaya çalıştık. Albümünün tamamının yayınlanmasından önce çeşitli single'lar yayınlanacağını da belirten grubun yeni albüm artwork'ünü de aşağıda görebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gogol-bordello-dan-iyi-niyet-koleksiyonu-tadinda-bir-album/", "text": "Gogol Bordello, yeni albümü SOLIDARITINE'i 16 Eylül'de yayınlayacağını duyurdu. Yeni albüm duyurusuyla birlikte 2022'nin ikinci yarısında gerçekleştirecekleri Kuzey Amerika turnesinin detayları da geldi. Gogol Bordello'nun 2017'deki son albümü Seekers and Finders için orijinal olarak kaydedilen bazı parçalar, yeni albüm SOLIDARITINE'in temelini oluşturuyor. Dünyaya insanlığın sahip olduğu potansiyelin gücünü gösteren zamansız bir albüm vermek istiyoruz. Grubun solisti Eugene Hutz, önümüzdeki aylarda dinlenmeye müsait olacak yeni albümleriyle alakalı hislerini bu şekilde paylaştı. Yeni albüm, 13 şarkılık bir iyi niyet koleksiyonu oluşturuyor. Tracklist'i aşağıda bulabilirsiniz. SOLIDARITINE'den Forces of Victory ve Focus Coin'i dinlemek için aşağıdaki linklerden yararlanabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gokberk-ugurlunun-yeni-teklisi-sanri-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin yeni ve genç isimlerinden Gökberk Uğurlu, Sanrı adlı yeni teklisini tüm dijital platformlarda yayına aldı. Gökberk Uğurlu'nun dördüncü teklisi Sanrı, müzisyenin belirttiğine göre yurtdışında eğitim gördüğü ve tek başına yaşadığı dönemde hissettiği yalnızlıkla birlikte içsel sorgulamalarını üzerine yazdığı, varoluşçu bir parça. Müzisyen, son dönemde çevresinde de gördüğü ümitsizlikten dolayı şarkıyı bitirip yayınlamak için doğru bir zaman olduğunu düşünerek, indie pop tarzında aranje edilen Sanrı parçasını 9 Nisan 2021'de BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Söz ve bestesi Gökberk Uğurlu'ya ait olan parçanın aranjesini ise sanatçıyla birlikte Hüseyin Ozan Türkan üstlenmiş. Parçanın mix ve mastering'i ve gitarlarında ise yine Hüseyin Ozan Türkan ismini görüyoruz. Gökberk Uğurlu'nun yeni teklisi Sanrıya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gokcen-kaynatan-temeli-olmayan-muzik-kalici-olamaz/", "text": "Geçen sene bu zamanlar Gökçen Kaynatan ve Elektronikleri konserinden önce Gökçen Bey'i stüdyosunda ziyaret etmiştim. Beş çayı ziyafetiyle başlayan ve 4,5 saat süren röportajımız 10 Kasım 2016 tarihinde Artful Living'te yayınlanmıştı. 1960'lardan bugüne süren deneysel elektronik müzik çalışmalarından bir seçkiyi içeren ve kendi ismini taşıyan albümünün 1 Aralık'ta Finders Keepers etiketiyle plak formatında yayınlanması vesilesiyle bu röportajı Bir Baba Indie'de yeniden yayınlamak istedim. Bir seneden fazla süredir beklediğim bu albümü ıskalamanızı istemem. Şayet Gökçen Kaynatan'ı tanımıyorsanız ve yalnızca bu röportajı okuyarak kendisine dair her şeyi öğrenebileceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Fakat zararın neresinden dönülse kardır; geç de olsa bir yerden başlamanız gerek. Henüz yayınlanan albümde yer alan tüm parçaları geçen sene Gökçen Bey'in stüdyosunda kendi anlatımıyla dinlemiş, duvarlarını süsleyen tablolarını incelemeyi de ihmal etmemiştim. O günlerde, konserde kullanmak için özel sipariş üzerine yaptırdığı ve ağırlığı 22 kilo olduğundan bir süre gümrükte takılı kalan KromaLaser'ına uzun bir bekleyiş sonucunda henüz kavuşmuştu. Hatta sağ olsun, bana biraz çalmayı bile öğretmişti; en azından notaları basmayı başarabilmiştim. Türkiye'de henüz enstrüman bile bulmanın mümkün olmadığı 1950'lerde çoğunlukla kendi icat ettiği ekipmanlarla rock'n roll ve elektronik müzik parçaları icra eden, gerek gitar çalışıyla gerekse sıra dışı kostümleriyle 1970'lerde zamanının ötesinde işlere imza atan Gökçen Kaynatan'ın stüdyosunda o yıllarda aldığı ekipmanları görme şansına nail oldum. Hem de hepsi hala ilk günkü gibi temiz ve işler haldeydi. Gökçen Bey anlattıkça aynı senelerde satın aldığı arabalarının da işler halde olduğunu ve bunları çoğunlukla kendisinin tamir ettiğini öğrendim. Aynı zamanda bir iç mimar ve endüstriyel tasarımcı olduğunu, Beyoğlu civarındaki pek çok binanın restorasyon işlemlerini gerçekleştirdiğini, 1999'dan bugüne mahkemelerde -müzik telif hakları da dahil olmak üzere- on ayrı meslekte bilirkişilik yaptığını, Kültür Bakanlığı'na kayıtlı bir ressam ve müzisyen olduğunu, 2013 senesinde uzay ve küresel ısınma gibi konular üzerine 1956'dan beri yaptığı sulu boya ve akrilik çalışmalarını içeren bir sergi açtığını, eski bir rallici olduğunu, çok iyi dans ettiğini de... Uzun senelerdir biraz saklandığını kendisi de inkar etmiyordu. Finders Keepers tarafından 1 Aralık tarihinde taze yayınlanan, bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış parçaların yer aldığı Gökçen Kaynatan isimli plağın Türkiye'de elektronik müziğin temellerine inmek isteyenler için muhteşem bir kaynak niteliği taşıdığı tartışmasız. Albümde Doğanın Ötesi, Sihirbaz, Pencerenin Perdesini, Beyoğlu'nda Gezersin, Clearway, Madımak, Evren, Cennet Dünyamız ve Lost Island olmak üzere sizi bir ses kaşifinin yolculuklarıyla tanıştıracak 9 parça yer alıyor. Albümde yer alan parçalar arasında 1972 senesinde yayınlanmış Pencerenin Perdesini / Beyoğlu'nda Gezersin kırkbeşliğinin yanı sıra Gökçen Kaynatan'ın arşivinden çıkan, bugüne kadar hiç yayınlanmamış veya yalnızca TRT'de yayınlanmış kayıtlar da bulunuyor. Anadolu rock ve pop türlerinin gelişimine ışık tutacak Gökçen Kaynatan'ın 1968 senesine uzanan erken dönem çalışmalarının yer aldığı albümü iTunes ve Bandcamp üzerinden dinlemek mümkün. Siz de Gökçen Kaynatan'ı daha yakından tanımak isterseniz 9 Aralık Cumartesi akşamı Bina'da kendisiyle bir söyleşinin de gerçekleşeceği Gökçen Kaynatan Albüm Çıktı Partisini hemen ajandanıza ekleyin. Kendinizi bir uzay üssünde hissetmenizi sağlayacak canlı performansına şahitlik etmek isterseniz ise 16 Aralık'ta Mix Festival kapsamında Gökçen Kaynatan ve Elektroniklerini izleyebilirsiniz. Yapı meselesi. Olmayan şeyleri yapmaya bayılırım. O zamanlar dünyada olmayan 2-3 şey yaptım mesela. Bunları yokluktan yaptım. Mesela 8 kanallı pre-amp ve power-amp yaptım, sahnede orkestra elemanlarıyla beraber onu 10 sene kullandık. Bas gitar olmadığı için bas gitar yaptım. O zamanki orkestramın talebelerini ben yetiştirdim. Mesut Aytunca, Erol Bilem benim gitar talebelerimdi. O esnada ben gündüzleri Haydarpaşa Lisesi'nde öğrenciydim, akşamları ise Pınar Dershanesi'nde müzik öğretmenliği yapıyordum. Evet. Moda'daki o güzellik, iskeleden denize atladığımız zamanlar... İskelenin önünde denizin derinliğinin 12 metre olduğu yerde attığımız madeni parayı yosunların arasında görebiliyorduk, şimdi 1 metreyi bile göremiyoruz. O zamanlar Göztepe tarafında evler yapılmaya başlandı, foseptik taşmaları da denize verildi. Denizin kirlenmeye başlamasının ilk nedeni oydu. Sonra Marmara'da birkaç tanker patladı, yandı. Marmara tarafı mahvoldu. Küresel ısınma desen, bütün dünya ülkeleri sürekli karbon sirküle ediyor. Bugün dünyanın hali acınacak durumda, ozon tabakası artık yok. Bunlardan etkileniyorsunuz, oturup bir beste yapıyorsunuz. Aklınıza bir şeyler geliyor, onları çizme ihtiyacı hissediyorsunuz. Mesela doğanın canlı olduğunu biliyor musunuz? Doğa çoğalan, büyüyen bir boşluktur. Biz evrende nokta bile değiliz. 2013'te yaptığım resimlerin çoğu Hubble teleskobunun çektiği fotoğraflardan kompoze ettiğim tablolardır. Doğanın kendisi tanrıdır. Dünya da bize armağan edilen cennettir. Yetenek yetmiyor ki. Bugün bir çocuğun yeteneği varsa istediği enstrümanı bulabiliyor ama o zamanlar öyle bir şey yoktu. Yetenek değil, ihtiyaçtan doğuyor. Öğrenme arzusu çocukluktan başlıyor. Engelleme olduğu zaman insanda daha çok istek yaratıyor. Kaan Düzarat'ın sizinle yaptığı röportajda müziğe kendinden bir dokunuş eklemezsen olmaz demişsiniz. Ona bir ruh vereceksin. Yaptığın işe ruhunu vermezsen, ruhundan bir parça akıtmazsan kimse etkilenmez ondan. Şimdi ne çaldıklarını bilmiyorlar. Hızlı çalmanın bir yararı yoktur, dörtte üçü karamboldür. Hızlı bir şey çalıyorsan çal tabii, ama çaldığın notayı tek tek duy. Elektronik müzikten nefret eden insanlar buraya gelince bu çok farklı bir elektronik diyerek etkilendiklerini söylüyorlar. Güzel olan bunu yapabilmek. Elektronik adı altında birtakım şeyler yapılıyor, onların hiçbiri elektronik değil. Elektronikte ses melodiyle beraber gidecek, aynı armonide olması lazım. Bir bütünlük olması şart. O bütünlüğü sağlayamazsan olmaz. Elektronik müzik üçe ayrılır: Birincisi hiçbir enstrüman kullanmadan yapılan, tamamen frekanslardan oluşan full elektroniktir. İkincisi biraz enstrüman kullanılan fakat ağırlıklı olarak frekanslardan oluşan melodik elektronik, üçüncüsü ise pop parçaların frekansların eşliğinde ritm ve melodiyle yorumlandığı pop elektroniktir. Bunların hepsinde temel şartlar bir altyapıya sahip olması, bir konsepti, amacı, senaryosu olmasıdır. Bir de sesi kullanmasını çok iyi bileceksin. Müzik terbiyesi. Konservatuvarda bunu öğretirler işte. Mesela armoni öğrenirken bütün gamı ezberden bilirsen çalarken de onu nasıl çalacağını, sesine göre ayarlaman gerektiğini bilirsin. Sana bir solo bırakılıyorsa yerin, sıran geldiği zaman volümünü yükselteceksin, solon bittiği zaman düşüreceksin. Solist çıktığı zaman orkestra olarak belli bir seviyeye düşmen gerek. Geçenlerde buraya bir arkadaş geldi. Ben elektronik müzikten nefret ederim ama burada dinlediklerimden büyük keyif aldım dedi. Müzikte enstrüman olması şart değil ki... Seneler önce Yeşilköy'de evde tek başıma otururken bir şeyler yapmak istedim. Cehennem parçasını yapayım dedim, aslında Cennet yapacaktım ama Cennet derken Cehennem oldu. 21:30'da başladım, 1:30'da uyandığımda 15 dakikalık bir kaydı bitirmiştim. Cehennem böyle ortaya çıktı. Mesela Cehennem parçasının Cehennem nedir? mantığından kaynaklanan bir anlamı var. O parçayı Almanya'da çaldığımda slayt makinelerinin değişik açılardan verdiği slaytlar ve frekans müziğinin bütünleşmesiyle mekanda bulunan İsa'nın havarilerinin aziz heykelleri hareketlendi. İnsanlar o kadar etkilendi ki iki kadın düşüp bayılmış. Halbuki kalp hastalarının, sinir hastalarının konsere girmemesi anons edilmişti. Öylesine dinliyorlardı ki konser salonunda çıt çıkmıyordu. Başka bir akşam da yine oturdum, değişik bir şey yapayım dedim. Enstrüman yoktu, hiçbir şey yoktu. Bardakları masanın üzerine dizdim, içlerine suları belli seviyelerde doldurarak hepsinden birer nota oluşturdum. Kayıt makinesini, mikrofonu hazırladım. O parça da yeni çıkacak plağın içinde mevcut. Gitar ve alto arpla çaldığım, içinde birtakım efektler bulunan Lost Island var bir de. Hiçbir alet olmadığı için efektleri de canlı canlı yaptım. Sana bir şey söyleyeyim; onları takip edersen hiçbir şey yapamazsın. Kulak onu algıladığı zaman ondan kopya çeker. Ben bir yere geldim ama dünya henüz oraya gelmedi. Dünya geriden geliyor. Ellerinin altında daha mutena aletleri var, hem de odalar dolusu... Ama ruh olmayınca onları toparlayıp bir bütün meydana getiremiyorlar. En meşhur Fransız elektronikçisi Jean Michel Jarre var mesela... EMS çalıyor ama EMS'in o kendine özgü, karakteristik sesi yok, EMS'ten birkaç tane frekans sesi alıyor, hepsi hepsi o. Melodik olarak kullanamıyor. Ben onu enstrüman diye kullanıyorum. Altyapıları önceden hazırlayıp sampling müziği yapıyorlar. Mesela Oxygene parçasının tamamını makine çalıyor, o sadece armoniyi veriyor. Ama parçayı çalan adam değil, makine. Genel olarak bugün dünyada yapılan müziklerin çoğu sampling. Üzücü olan ne biliyor musun? Finders Keepers olmasaydı o albüm kaybolup gitmişti. 43 sene gecikmeli de olsa bu vesileyle çoğu kişi kendisini tanıma fırsatı buldu. Muhtemelen sizin plaklarınız yayınlandıktan sonra da benzer bir durum olacak. Benim öyle bir merakım hiç yok. Tarkan nasıldı, 60'lı yıllarda Gökçen Kaynatan da öyleydi. Sizler bilmiyorsunuz tabii... 70'ten sonra bir çekildim kenara, kimse beni tanımıyor. Çekilmedim hiçbir şeyden. Ben yine müzik yapmaya devam ettim. Paylaşacağız inşallah. Yayınladığın zaman güzel bir şey yapman lazım. Her şey güzel değildir. Bina gibi, temeli olmayan bir müzik de kalıcı olamaz. Hangi sesin insanı etkileyeceğini bilmek lazım. Mesela Bach duyulmayan sesleri kompozisyonlarına yerleştirmiş, duymuyorsun ama etkileniyorsun. İçeride 27 oktavlık bir alet var, ben ona belalı alet diyorum. Kulak 10-12 oktavdan, 16 bin frekanstan sonrasını duymaz. Beyin ve kulak algılar ama siz duymazsınız. Hayvanlar ise duyabilir, onların duyma kapasitesi 20 binin üzerindedir. Fakat siz 10-15 dakika o frekansı algılarsanız kulaklarınız duymaz hale gelir. Çünkü o frekans kulaktaki çekiç, örs ve üzengi kemiklerini birbirine kaynak yapar. Frekansla bina bile yıkabilirsiniz. Kısacası müzik işkencede de kullanılır, keyif vermek için de. Onun frekansını ayarlamak lazım. Gençlere de tavsiyem müziği bir bütün olarak görmeleri ve kullandıkları sesleri armoni ve ritme uygun olarak sentezlemeleri. Sonuçta enstrüman olsun veya olmasın herhangi bir objeyle de müzik yapılabilir. Aslında sahnelerden kopmamışsınız, elektronik müzik olmasa da müzisyen arkadaşlarınızla beraber konserler vermeye devam etmişsiniz. Evet, elektronik müzik ile Türkiye'de ilk defa sahnede canlı konser vereceğim. Plaktaki parçaların üzerine gitarımla senkronize olarak eşlik edeceğim. O günkü teknoloji ile bugünkünü birleştireceğim. Yine de benim 1950'li yıllardan bu yana çaldığım her parçada muhakkak elektronik bir efekt vardır. Kendi yaptığım alette de dört kanalı efekt olarak kullanıyordum. Konserlerde enstrümantal parçalar çaldık, birlikte çalıştığım arkadaşlarımı büyük saygıyla anıyorum. Metin Ersoy bir efsanedir. Bir tek Erol Büyükburç ile çalışma fırsatımız olmadı, onu da çok severim. 70'li yıllarda Anadolu'dan gelirken muhakkak bana uğrardı. Gece 1:00'de, 2:00'de beni kaldırırdı, 3-4 saat otururduk. Allah rahmet eylesin. Ama tek başınıza burada hiç konsere çıkmadınız sanırım. Tek başına oraya çıkıp o parçaları çalacak, o kadar aleti oraya kuracak benim gibi deli dünyada bir tane daha yok. 1976-79 seneleri arasında televizyona tek başıma çıkar, bütün hazırladığım altyapıları çalardım. Sonrasında ise Gökçen Kaynatan ve Arkadaşları Show Orkestrası ile çıktım. Dünyaya yayınlandı o parçalar ama kimse farkına varmadı. Maçka ve Kuruçeşme'deki stüdyolarda televizyon için canlı klipler çekiyorduk. Ankara onları renkli izliyordu, İstanbul'da ise siyah beyaz yayınlanıyordu. TRT'de olması lazım, inşallah bulacağız. 1976 veya 77'de buraya gelip arşiv için çekim yaptılar. O çekimler için 2,5 ay boyunca dansçıları stüdyoda eğitiyordum. Ayrıca kamera akışlarını kendim yazıyordum. 45 saniye sonra 1. kamera, 50 saniye sonra 2. kamera... Dekorları kendim yapıyordum. Uzay dekorları, kostümler... 3.5-4 dakikalık bir çekim için 2.5-3 aylık bir çalışma sürecinden geçiyorduk; karşılığında ise 15-20 lira arasında bir para alıyorduk. Bugün bir başkası da onu alıp bire bin katlayarak para kazanıyor. Aradaki fark bu. O amatör ruh sana bir şeyler yaptırıyor, her şey para değil. Para insanın elinin kiri. Ben bir iş için kazandığım paranın 3 mislini harcadım. 10 mislini de harcarım. Maksat bu işten para kazanmak değil. Ben bir şey vereyim, kalıcı olsun, bir şey kalsın. Bu ayrı bir mantık. Ama bu benim bütün hayatımda var. Karıncayı, oradaki güvercinleri korurum, hepsini beslerim, suyunu mamasını veririm. Şurada gördüğün çiçekleri yaşatırım. Bunların hepsi bir bütün. Üretmek para kazanmak değildir. Bir şey yapmaktır. İnsan olmanın bir bedeli vardır. İnsan akıllı olduğunu iddia ettiğine göre var olanı yaşatmak da onun görevidir. O işi çok yanlış yapıyorlar. Neden? Bir kere saygısızlık. O parçanın hangi şartlarda nasıl yapıldığını bilmedikleri gibi müzikle de alakaları yok. Sen büyük bir emek verip olmayanı yapmışsın, birisi gelip onu alıyor, üzerinde oynayıp çalıyor. Ne güzel yaptım diyor. Kendi başına yapıt yap, başkasının temeli üzerine oturma. Tabii, izin almak gerekir. Bunun telif haklarına göre çok büyük cezası var ama birçok müzisyen sesini çıkarmıyor. Halbuki parçaların, içlerindeki her frekansın bir anlamı var; onu bilmeden üzerinde edit yaparsan parçayı mahvedersin. Şimdi bu şekilde çıkıp çok büyük paralar kazanıyorlar. Kazansınlar ama bir sanatçının eserini aldıkları zaman üzerinde oynamadan çalsalar daha iyi olur. Gençleri tenkit etmek kolay, etmemek gerek. Bir şeyler yapsınlar ama yaparken bir temel oluşturabildiğin takdirde o iş değerli ve kalıcı olur. İnsanda bir amatör ruh olması lazım, bir de mesleğe saygı. Olmaz... Bu neye benziyor biliyor musun? Para basmaya benziyor. Kimsenin eserinin üstüne bir şey yapılmaz. Bu kural edebiyatta da geçerli, sanat eserlerinde de, heykelde de, resimde de... Finders Keepers'ın patronlarından DJ Doug var. Bu parçaları yaparken ne kullandınız? diye sordu. Önce anlamadım, meğer madde veya alkol anlamında soruyormuş. Evet, Çamlıca gazozu bayağı etkiliyordu beni dedim. Parçalarımın hepsi psychedelic ve new-age. Ben 1950'de new-age müzik yapmışım, henüz dünyada öyle bir şey yoktu, new-age 30 sene sonra çıktı. Topkapı'da bit pazarından bir radar osilatörü buldum, onunla neler yaptım neler... Öyle bir yoklukta çıkan şeyin bir altyapısı, bir kökeni varsa o 100 sene sonra da dinlenir. Halbuki temeli olmayan bir şey dağılır, kaybolur gider. Müzik frekans ve ritmin kaynaşması, sentezidir. Yaptığın yapının temelini kazmak gibi. Biz maalesef her şeyi istismar etmeye ve gösterişe bayılıyoruz. Her şeyi lambalarla süslüyoruz. Arabaya katkı koyup hızlandırmak gibi bir şey. Şuuraltını yukarı çıkarmaya çalışırken vücuda büyük zarar veriyorlar. İnsan beyni o kadar fazla şey yapabilir ki... Biz onun binde birini bile kullanamıyoruz. Mesela benim 1979'da geçirdiğim ciddi operasyondan sonra yazdığım Anjiyo parçası var. Onu dinlediğin zaman olmaz böyle bir şey diyeceksin ama oldu. Ben bile şaşırdım. Onlardan evvel bana en az 20 kişi geldi. Ondan evvel Türkiye'de müzik nasıl? diye sor. Bir defasında konser verirken dalmışım, romantik bir parça çalıyorum. Çalarken gözlerimi hep kapatırım, silah tutsan görmem. Konsantre olmuşum, şuuraltı çalıyorum. Seyircilerin arasından bir kadın da yüksek sesle Bakın bakın, işte yaşlılık bu! Adam sahnede uyuyor, uyuyor! diyor. İşte biz buyuz, sorduğun sorunun cevabı bu. Gökçen Kaynatan Albüm Çıktı Partisi Finders Keepers 9 Aralık'ta Bina'da gerçekleşecek. Gökçen Kaynatan ve Elektronikleri canlı performansı ise 16 Aralık'ta Mix Festival kapsamında Zorlu PSM'de izlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gokhan-turkmenden-on-sarkilik-serinin-ilk-parcasi-askin-enkazi/", "text": "11. yılını kutlayan Gökhan Türkmen, on şarkılık albüm projesinin ilk parçası Aşkın Enkazı ile tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Parçanın söz ve müziği önceleri Yedinci Ev grubuyla tanıdığımız, son dönemde ise solo projesine odaklanan Birkan Nasuhoğlu'na ait. Mix'i Tunç Çakır ve düzenlemesi ise Ahmet Faik Dökmeci imzası taşıyan parça; GTR Deneyevi, Hayyam Stüdyoları ve Blukite Studio'da kaydedildi. Aşkın Enkazı, akustik gitarın etrafında dönen aranjesiyle serinin devamında karşılaşacağımız sound'a dair merak uyandırıyor. Aşkın Enkazının klibi ise Gökhan Türkmen'in gelecek aylarda yayınlanacak Sır ve Gülmedi Kader adlı şarkılarıyla birbirini takip eden bir hikayenin ilk bölümü olma özelliğini taşıyor. Klibin yönetmenliğini yine sinematografik çekimleriyle tanınan Bora Çifterler gerçekleştirdi. Beş günde tamamlanan çekimlerde Özge Demirtel sanatçıya eşlik etti. Gökhan Türkmen, yeni single serisinin hikayesini anlatmak üzere 28 Ekim Pazartesi akşamı 20.00-21.00 saatleri arasında bir defa daha Açık Radyo'daki Bir Baba Indie Lokal programına canlı yayın konuğu oluyor. Geçen yaz Gökhan Türkmen'in konuk olduğu programda bir saate sığmakta zorlanmıştık. 28 Ekim'de radyolarınız açık olsun, Gökhan Türkmen ile sohbete kaldığımız yerden devam edeceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gokhan-turkmenden-yuzyuzeyken-konusuruz-coveri/", "text": "Gökhan Türkmen, son dönemde alternatif sahnedeki yerini iyice sağlamlaştıran Yüzyüzeyken Konuşuruz'un Para Hala Bende parçasını yorumladı. Deep house tarzında ve ağırlıklı olarak analog synth'lerin kullanıldığı düzenlemede aranjör Aytaç Özgümüş'ün imzası bulunuyor. Yüzyüzeyken Konuşuruz'un 2014 yılında yayınlanan Otoban Sıcağı albümünde yer alan parçanın söz ve müziği Kaan Boşnak'a ait. Gökhan Türkmen'in mayıs ayında yayınlanan, 2013 yılından günümüze remix'lerinin yer aldığı Iptıs Çaktıs albümünün ardından 21 Haziran'da yılın en uzun gündüzünde yayına giren Para Hala Bende parçası da Gökhan Türkmen'in kendi label'ı olan GTR Müzik etiketiyle tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Türkmen'in, Para para para! sözüyle ünlü Napoleon Bonaparte kılığında görüldüğü kolaj kapak tasarımı ise dikkat çekiyor. Gökhan Türkmen 1 Temmuz Pazartesi akşamı 20.00-21.00 arasında 94.9 Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie Lokal programında Tuğçe Yapıcı ile Cihad Satıroğlu'nun konuğu olacak. Bu cover'ın hikayesini de elbette programda ayrıntılı olarak konuşacağız. Gökhan Türkmen'e sorularınızı şimdiden info@birbabaindie. com adresine iletebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gokyuzunu-izletirsin-hedonutopia/", "text": "Herhangi bir parkta uzanıp gökyüzünü seyretme şansınız oldu mu bilmiyorum ama ben bu ara çokça yapıyorum bunu. İşte böyle güzel günlerde ne dinlediğim de önemli oluyor. Eğer yanımda bir arkadaşım yoksa kulaklıksız kalmam da mümkün değil. Yine öyle bir günde, öyle güzel bir albüm dinledim ki. Özellikle bir şarkıyı üst üste kaç defa dinlediğim konusunda hiçbir fikrim yok, bildiğim gerçekten çok fazla olduğu... Bahsettiğim bu muazzam albümü yapan grup ise Hedonutopia. Son zamanlarda, yavaş yavaş adını sıkça duymaya başladığımız Hedonutopia'nın ilk albümü Ucube Dizayn 2016 yılında yayınlanmıştı. Benim albümün başına oturmam uzunca bir zaman sonra oldu ama güzel oldu. Geç olsun, güç olmasın... klişesini de atlamayayım. Özellikle bir şarkı var ki, yukarıda da bahsettiğim gibi, üst üste sürekli dinliyorum. Şarkının intro melodisi gülümsememe neden oluyor. Nedeni hakkında da gerçekten hiçbir fikrim yok, sanırım iyi melodi duymak, güzel bir cümle duymak bunu gerektirir. Dediğim gibi bir parkta uzanıp, soğuk çay eşliğinde gökyüzüne bakarak bu şarkıyı saatlerce dinleyebilirim. Şaka yapıyorum. Öncelik her zaman biranındır. Neyse, şarkıyı bilen bilir zaten. Bilmeyenlere gelsin: Maymun Kral! Çok iyi şarkı yapmışsınız, çok iyi! Albümde dikkatimi çeken diğer şarkıların da altını çizeyim. Blonde, Mayalar ve Japon Orman. 7 şarkılık albümde yer alan diğer şarkılar ise Lasido, Eridin Amma ve Sar. Bu güzel albümü dinlemeyen var ise hemen listesine eklesin diyorum. Hakikaten hemen yapın bunu! Ayrıca Radyo Kanyon yayınlanan Bir Baba Indie programında Hedonutopia'nın konuk olduğu yayını dinlemek için de sizi aşağıya alabiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/golden-hornu-keşfetmek-yeşilin-ve-uyanışın-şarkıları/", "text": "Yaş kemale doğru, görece bir hızlı bir yavaş ererken dönüp geçmişi sorgulama, kendini hırpalama, yaraları sarıp sarmalama, varoluşun dizine yatıp uyuma evrelerini birer birer atlarken ben, yeni olana karşı bir antipati geliştirdiğimi de fark ediyorum. Bunu en çok mevcudiyetimin çok önemli bir parçası saydığım müziğe karşı yapıyorum. Bir zamanlar hevesle aradığım bulduğum yeni sesler heyecanlandırmıyor artık beni, yeni çıkmış kitapları satın alıp kütüphane rafında eskimeye bırakmak huyum da bu sıralara rastlıyor zaten. Yaklaşık bir ay boyunca Kings of Convenience'ın Riot On A Empty Street albümünden başka hiçbir şey dinlemiyorum mesela. Tanrım ufak ufak geçmişe gömülüyorum. Bu yılın temmuz ayında çok da bir mazimiz olmayan bir arkadaşımla spontan bir tatile çıkıyoruz sonra, arabaya bindiğimizde tam olarak nereye gideceğimizi, nerede kalacağımızı bilmiyoruz. Yol bizi götürürken torpido gözünden eski cd'leri çıkarıp yıllanmış şarkıları dinliyoruz. Yol bizi ülkenin en ucuna götürüyor, kıyısından düşmesek bari diyoruz. Gökçeada'dayız. Hayatımda ilk kez çadırda konaklıyorum, ölmeden önce yapılması gerekenler listeme mi başlıyorum acaba diyorum. Kimin ne zaman öleceğini kim bilebilir? Öyle bir mekana denk geliyoruz ki biri İstanbul'dan kaçıp adaya gelmiş, biri İstanbul'a hayatta gitmem diyen iki genç ruh bildiğim ve bazen bilmediğim güzel müziklerle o çadıra, o denize, o her sabah ayağımın altına serilen yemyeşil çimlere bağlanmamı sağlıyor. Hafızam bir gidip bir geliyor. Bu çalan kim diyorum sürekli, cevabı aslında çoğunlukla biliyorum. Sonra bilmediğim bir gruptan şevkle bahsediyorlar. Eve dönünce dinlerim onu da diyorum. Dinlemeyeceğimi biliyorum. Yeniden dört duvar arasında uyanalı 23 gün olmuşken neydi o grubun adı diye soruyorum kendime, neyse ki not almışım bir yerlere, birkaç yeni isimle birlikte. Youtube'da arayıp canlı kayıtlarını buluyorum. Ekran yeşilliğe boyanıyor ve arkada kuş sesleri... Kendimi yeniden çadırda uyanmış, çıplak ayakla çimlere basmış buluyorum. Bu sesi nereden biliyorum diyorum kendime şarkıyı duyduğum anda. Hiç bilmediğim bu adamlar bildiğim ve çok aşina olduğum tüm sesleri içinde barındırıyor. Hem çok yeni hem yıllardır tanıyormuşum gibi. Kafamda dolanıyor: Sometimes it's hard to go back. Ben epeydir zor olanı başarıyorum, o okyanusta yüzüyorum. Sanırım en çok bu şarkıyı seviyorum, çünkü hayatımın ilk çığlığını insansız ada sahilinde araba camında saçlarım uçuşurken attığımı anımsayıp gülüyorum, şehirde ümitvar çığlıklar atılmıyor çünkü. Hikayemi buraya kadar okuduysanız eğer Golden Horn'un mistik dünyasına salınmışsınızdır diye tahmin ediyorum. Şarkıların hikayeleri hala sürüyor içimde, belki bu yüzden tam olarak ne hissettiğimi kağıda dökemiyorum. Çünkü uzun zaman sonra yeni olanın eskimemesi arzusunu duyuyorum, müziğin iyileştirici gücüne kendimi tümüyle bırakıyorum. Yeniden önümde uzanan yolda, henüz tanıştığım ama her birini kendimden saydığım dostların güzel sesleri arasında olmanın güvenini duyuyorum. Ve tüm bunları bana yeniden hatırlattığı için Golden Horn'u kalbimin en müstesna köşesinde tutuyorum, yıllanmak ve fakat asla eskiyip yok olmamak, her yağmurda göğe bakıp mırıldanmak üzere."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/google-play-music-eylul-ayinda-kapanmaya-basliyor/", "text": "Daha önceden kapanacağı açıklanan Google'ın müzik uygulaması Play Music'in kapanış takvimi ayrıntılı bir şekilde duyuruldu. Yapılan açıklamaya göre Google Play Music uygulamasının, Eylül 2020 itibarıyla kapanmaya başlayacağı, Aralık 2020'de ise tamamen kapatılıp yerini YouTube Music'e bırakacağı açıklandı. Eylül ayında Yeni Zelanda ve Güney Afrika'daki kullanıcıların, ekim ayında diğer tüm bölgelerdeki kullanıcıların hesaplarının kapatılacağı, aralık ayının başı itibarıyla da uygulamanın tamamen kapatılacağı belirtildi. Google Play Müzik kullanıcılarının, aralık ayına kadar çalma listelerini, sanatçıları, albümlerı, şarkıları, satın alınan tüm içeriklerini YouTube Music'e aktarım yapabileceğini, ancak bu tarih sonrasında herhangi bir aktarım işleminin yapılamayacağı da açıklanan bilgiler arasında. Şirketlerin yaptığı hamleler sonucunda, dijital stream platformlarındaki savaş iyice kızışacağa benziyor. Bundan sonrasında neler yaşanacağını da izleyip göreceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillaz-in-animatoru-jamie-hewlett-yeni-kitabini-duyurdu/", "text": "Gorillaz'ın animatörü Jamie Hewlett, Mat Wakeham ile ortaklaşa yazdığı kitabı duyurdu. İngiliz animatör ve Gorillaz'ın ortak yaratıcısı Jamie Hewlett, Phoo Action ve Get the Freebies resimlerini toplayan bir sanat kitabının geleceğini duyurdu. Phoo Action: Silver Jubilee, 1990'larda kültür dergisi The Face'de yayınlanan Get the Freebies çizgi romanından 2008 BBC pilotu için uyarlanmış Phoo Action TV şovunun sözlü tarihini içerir. Gorillaz'dan Mat Wakeham ile ortaklaşa yazılan kitap, ilk kez 12 bölümlük Get the Freebies çizgi romanını bütünüyle bir araya getiriyor. Z2 Comics aracılığıyla sonbaharın sonlarında çıkması bekleniyor. Jamie Hewlett bu çizgi roman hakkında, Bu karakterleri ve özelliklerini sevdiğimi söylemek yetersiz kalıyor, bu kitap, Britanya'nın önde gelen kültürel aydınlarından birinin elinden, 20. yüzyılın sonlarının en komik ve ilham verici yeraltı çizgi romanlarından bazılarına açık aşk mektubumdur. cümlelerini kurdu. Kitap, Gorillaz'ın Ekim 2020'de çıkan ve St. Vincent, Elton John, The Cure, Robert Smith, EarthGang, GoldLink ve daha fazlalarının katkılarını içeren son albümü Song Machine: Season One Strange Timez ile bağlantılı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillaz-ve-beck-is-birliginden-yeni-video-geldi/", "text": "Geçtiğimiz ay görsel ve işitsel Song Machine projesinin ilk sezonunu yayınlayan Gorillaz, sezondan yeni işler paylaşmaya devam ediyor. Grup, Beck'le birlikte yaptığı The Valley of the Pagans parçasına yeni video klip paylaştı. The Valley of the Pagansın video klibinde grup üyeleri 2D, Murdoc, Noodle ve Russel'ın Los Angeles'ta Pagan adlı bir low rider'da şehri gezdiklerine tanıklık ediyoruz. Adeta bir Playstation oyununda gibi hissettiren müzik videosunda Beck'in olduğu kısımlarda ise müzisyen Fruit Phone adlı küçük bir telefon ekranından videoya dahil oluyor. Geçtiğimiz ay aynı zamanda Apple Müzik için hazırladığı radyo programlarına da başlayan grubun görsel ve işitsel Song Machine Serisinin ilk sezonu Song Machine: Season One Strange Timez, 23 Ekim'de yayınlandı. Serinin son parçası olarak grup Elton John ve 6LACK ile Pink Phantom adlı single'ını yayınlamıştı. Gorillaz'ın Beck ile bir araya geldiği The Valley of the Pagansın video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillaz-ve-elton-john-song-machine-serisinde-bulustu/", "text": "Geçtiğimiz ocak ayından beri Song Machine adlı yeni görsel ve işitsel serisi için çeşitli sanatçılarla single'lar paylaşan Gorillaz, bütün single'ların bir araya gelmesinden oluşan Song Machine-Season One albümünü yayınlayacağını açıkladı. Sadece yeni albüm haberini paylaşmakla kalmayan Gorillaz, aynı zamanda albümden son parçasını da yayınladı. Daha önce pek çok sürpriz isimle dinleyicisinin huzuruna çıkan grup, bu sefer de bizi şaşırtmadı ve Elton John 6LACK ikilisiyle The Pink Phantom adlı yeni single'ını çıkardı. Serinin önceki bölümlerinde Amerikalı hip-hop sanatçısı ScHoolboy Q ile Pac-Man'ın gerçek ses efektlerine sahip PAC-MAN, Fransız/İngiliz rapçı Octavian ile Friday 13th ve serinin üçüncüsünden Aries parçasıyla dinleyicisinin huzuruna çıkan Gorillaz'ın Song Machine- Season One albümünü sabırsızlıkla bekliyoruz. Gorillaz'ın Elton John ve 6LACK ile çıkardıkları yeni single The Pink Phantomı aşağıdan dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillaz-ve-leee-johnun-the-lost-chord-parcasinin-videosu-yayinda/", "text": "Gorillaz, müzisyen Leee John ile iş birliğinden çıkan parçası The Lost Chordun videosunu yayınladı. Gorillaz, geçtiğimiz ocak ayından beri Song Machine isimli görsel ve işitsel bir seri için projelerini yayınlıyordu. Beck, Tony Allen, Robert Smith ve Elton John gibi önemli isimlerle bir araya gelerek yeni işler çıkaran grup, Leee John'la beraber çıkardıkları The Lost Chord'un video klibini yayınladı. Yapılan basın açıklamasına göre, The Lost Chordun yayınlanan klibi bu sezondan son görsel proje olacak. Yeni parçaların yanı sıra Gorillaz, Apple Music için Song Machine Radio isimli bir radyo programı projesi ve 20. yıllarına ithafen ekim ayında Gorillaz Almanac kitabını yayınladı. Gorillaz ve Leee John'un bir araya geldiği The Lost Chord parçasının video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillaz-yeni-albumlerini-new-gold-ile-duyurdu/", "text": "Gorillaz yeni albümleri Cracker Island'ı duyurdu. Albüm 24 Şubat 2023'te Warner/Parlophone aracılığıyla çıkacak. Gorillaz, Tame Impala ve Bottie Brown'ın yer aldığı albümün ilk şarkısı olan New Gold'u yayınladı. New Gold'da Gorillaz'ın electronica ve trip hop soundlarının yanı sıra Tame Impala'nın saykedelik pop ve biraz da synth saoundlarını da duyuyoruz. Şarkı Gorillaz'ın alıştığımız tarzından farklı olmamakla beraber aynı zamanda albümün konsept getirisiyle beraber daha farklı soundlar da deneniyor. Cracker Island bir albümün yanı sıra aslında bir konsept. Albüm grubun 2018'de yayınladığı The Now Now albümünün devamı olarak yayınlanacak. Ancak grubun yaptığı açıklamaya göre ne kadar bir önceki albümlerinin devamı olsa da daha deneysel ve o albümden daha farklı bir konseptle karşımıza çıkacak. Albümün içerisinde Tame Impala'nın yanı sıra Bad Bunny, Stevie Nicks, Beck ve Adeleye Omotayo yer alıyor. Albüm bu yılın başlarında Londra ve Los Angeles'ta kaydedildi ve yapımcılığını Greg Kurstin, Remi Kabaka Jr. ve Gorillaz yaptı. Gorillaz şu an albümü tanıtmak için çıktıkları bir dünya turunun içerisinde. Yakında albümden daha çok ipucu geleceğinden bahseden grup, Cracker Island için çok heyecanlı. Gorillaz'ın yeni şarkısı New Gold'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillazdan-apple-music-icin-yeni-radyo-programi/", "text": "Ocak ayından beri Song Machine adlı yeni görsel ve işitsel serisi için çeşitli sanatçılarla single'lar paylaşan Gorillaz, Apple Music için yeni bir radyo programı hazırlayacağını açıkladı. Grubun her karakteri 2D, Murdoc Niccals, Noodle, ve Russel seriden birer saatlik bölümler sunacak. Özel konuklara da yer verilecek programda aynı zamanda karakterlerin seçmiş olduğu parçaları da dinleme şansımız olacak. Serinin ilk bölümü ise bugün (19 Ekim)'de Türkiye'de gece saat 12'de yayınlanacak. Gorillaz'ın Song Machine serisi kapsamında paylaştığı teklilerin bir araya geleceği uzunçalar, Song Machine: Season One Strange Timez, 23 Ekim'de yayınlanacak. Serinin son parçası olarak grup Elton John ve 6LACK ile Pink Phantom adli single'ını yayınlamıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillazin-yeni-albumunden-2-yeni-sarki/", "text": "Gorillaz, 29 Haziran tarihinde yayınlayacağını açıkladığı yeni albümü The Now Now öncesinde 2 yeni parça birden servis etti. George Benson'ın gitarıyla eşlik ettiği Humility parçasıyla birlikte, albümde yer alacağı açıklanan bir diğer parça olan Lake Zurich de Gorillaz severlere armağan edildi. Albümün prodüktör koltuğunda ise Arctic Monkeys ile yaptığı işlerden tanıdığımız James Ford bulunurken, albümde yer alan Hollywood parçasında ise Snoop Dogg ve Jamie Principle vokalleri üstleniyorlar. Daha fazla görselli Gorillaz isteyenler için de Lake Zurich ve Humility parçasının Jack Black'li video klibini aşağıya bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorillazin-yeni-teklisi-skinny-ape-yayinda/", "text": "Kısa bir süre önce Tame Impala ve Bootie Brown eşliğinde New Gold, aynı zamanda albümle aynı ismi taşıyan Cracker Island, Baby Queen gibi parçaları yayınlayarak yeni çıkacak albümü için sevenlerini heyecanlandıran Gorillaz, bu sefer Skinny Ape ile karşımıza çıkıyor. Bugüne kadar özellikle Demon Days, Gorillaz, Plastic Beach gibi dünya çapında milyonlarca satan, çıkışları üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen üretimlerine hız kesmeden devam eden Gorillaz, son olarak 2020 yılında yayınladığı Song Machine, Season One: Strange Timez isimli albümünden sonra 10 şarkılık ve içinde Tame Impala, Beck, Bad Bunny, Stevie Nicks, Adeleye Omotoyo ve Thundercat gibi isimlerin de bulunduğu Cracker Island isimli albümünü 24 Şubat 2022 itibarıyla yayınlamaya hazırlanıyor. Gorillaz, Skinny Ape'in çıkışıyla beraber Londra ve New York'ta gerçekleşecek olan sanal gerçeklik temelli konserleri için de kolları sıvadı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gorkem-karabudak-solo-projesiyle-ilk-teklisini-yayınladı/", "text": "Çilekeş ve Bubituzak gibi grupların haricinde sayısız grupla ve sanatçıyla stüdyoda ve sahnede çeşitli iş birlikleri yapan Görkem Karabudak'tan ilk solo tekli geldi. Vokal olarak yer aldığı Çilekeş grubunun sonrasında Görkem Karabudak'ı yeniden mikrofonun başında gördüğümüz Akısız Başın Sürgünü parçası 12 Mart tarihinde yayınlandı. 1-2 aylık aralıklarla paylaşılacak teklilerle birlikte EP'ye tamamlanacak parçaların ilki olma özelliği de taşıyan bu ilk Akılsız Başın Sürgünü parçasının tüm söz, müzik, aranje, kayıt, prodüksiyon, miks aşamalarının hepsini sanatçı kendisi üstlenmiş. Mastering işlemleri için Cem Büyükuzun ile çalışmış. Kapak tasarımı Deniz Bankal tarafından yapılan parçanın video klibi ise Bora Genel'in ellerinden çıkmış. İlk tekliye göz atmak isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gossun-dorduncu-teklisi-sapa-yol-yayinda/", "text": "Kadıköy merkezli synth-pop ikilisi GOSS'un dördüncü teklisi Sapa Yol BBI Music Co. etiketiyle yayında! Gözde Oktaş ve Serkan Serter'den oluşan ve üst üste yayımladıkları teklilere hız kesmeden devam eden Kadıköy merkezli synth-pop/electronic rock ikilisi GOSS'un yeni parçası Sapa Yol, BBI Music Co. etiketiyle yayında. GOSS'un son bir yıl içerisinde Anla, Seçilmiş Günlerim ve Bana Kimse Sormadı parçalarından sonra yayımlanacak dördüncü tekli olma özelliğini taşıyan Sapa Yol, herkesin içinde barındırdığı umutsuzluk serzenişini yüksek sesle ifade ediyor. Söz ve müziği GOSS'a ait olan parçanın prodüksiyonunu ise Aras Tüysüz üstlendi. Bas gitarları Ali Sak tarafından çalınan parçanın kayıt, mix ve mastering'i Aras Tüysüz tarafından A2 Stüdyoları'nda gerçekleştirildi. Fotoğraf çekimleri BBI Music Co. prodüksiyonunda Berkay Öktem tarafından yapılan parçanın artwork'ü ise Cansu Özkul Değirmencioğlu tarafından tasarlandı. Parçanın, Berkay Öktem tarafından çekilen video klibi ise YouTube'da yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gossun-yazi-getiren-teklisi-yeniden-yayinda/", "text": "Kadıköylü synth-pop grubu GOSS, üç parçadan oluşan ilk EP'leri ile aynı ismi taşıyan ilk teklisi Yeniden'i BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Bugüne kadar Anla, Seçilmiş Günlerim, Bana Kimse Sormadı ve Sapa Yol adlı 4 teklisi bulunan GOSS, yoluna 3 parçadan oluşan ilk EP'leri Yeniden ile devam ediyor. Grubun karantina döneminde tamamladıkları parçalardan oluşan bu EP'de 3 farklı ruh hali işleniyor. Serinin ilk parçası olan ve EP ile aynı adı taşıyan Yeniden, evlere kapanışla beraber yaşanan içe dönüşü dinamik bir tavırla anlatıyor. Parçada melodik synth'ler, oyuncu gitarlar ve vokaller baharın getirdiği enerji ile birleşerek dinleyicileri keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Söz ve müziği GOSS'a ait olan parçanın prodüksiyonunu Aras Tüysüz üstlendi. Bas gitarları Ali Sak tarafından çalınan parçanın kayıt, mix ve mastering'i yine Aras Tüysüz tarafından A2 Stüdyo'da gerçekleştirildi. Fotoğrafı Aksel Köseoğlu'na ait olan albüm kapağı ise grubun kendi tasarımı. GOSS'un yeni teklisi Yeniden BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gossun-yeni-akustik-epsi-yayinda/", "text": "Kadıköy merkezli synth-pop / electronic rock ikilisi GOSS, üç parçadan oluşan Akustik EP'sini yayınladı. Temelleri 2017 yılında atılan, 2020 yılından itibaren şarkıları dinleyiciyle buluşturan GOSS, sevilen parçalarından Anla, Kalbinin İçinde ve Seçilmiş Günlerim'in akustik versiyonlarından oluşan Akustik adlı yeni EP'sini tüm dijital platformlarda yayınladı. Sakin vokaller ve duygusal gitar melodileri ile grubun duygusal dünyasının bambaşka bir yönünü ortaya çıkaran parçaların prodüksiyon, kayıt ve mix'ini Efe Demiral üstlenirken, mastering'ler ise Babajim İstanbul Stüdyoları'ndan Güven Ersoysal tarafından yapıldı. Fotoğraflar ise Saygın Ayyıldız ve Özgür Elver'in kadrajından çıktı. Bugüne kadar Deniz Tekin ile birlikte yaptıkları İZ parçası da dahil olmak üzere, 9 tekli yayınlayan GOSS'un üç parçadan oluşan yeni Akustik EP'sini aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gossun-yeni-parcasi-agac-kabuklari-yayinda/", "text": "GOSS, 1,5 ay önce çıkardığı 'ne olacaksa olsun artık' teklisinden sonra yeni teklisi 'Ağaç Kabukları'nı bizlere sundu. İstanbul-Kadıköy çıkışlı bağımsız elektronik rock ve synth pop ikilisi GOSS, yeni teklisi Ağaç Kabukları'nı yayınladı. Temellerini 2017 yılında Serkan Serter'in gitarda ve Gözde Oktaş'ın davulda olduğu rock grubunda atan GOSS, 2020 yılından itibaren dark pop, new wave ve synth-pop tarzlarından ilham alan parçalar yayınlayarak müzik dünyasına katkıda bulunmaya devam ediyor. GOSS'un bugün çıkardıkları Ağaç Kabukları teklisi ile beraber bir tanesini de Deniz Tekin eşliğinde yaptıkları tam 11 teklisi mevcut. Ağaç Kabukları'nın samimi şarkı sözleri, sıcak gitar tonları ile cüretkar synth'lerin birleşmesiyle oluşan söz ve müziği GOSS'a ait. Prodüksiyon, mix ve mastering'ini Yaşar Görkem Arslan'ın üstlendiği şarkının üstelik yapay zeka ile de hazırlanmış ilginç ve eğlenceli bir videosu bulunuyor. Yeni tekli, yaşam mücadelesi için her şeyi deneyip bir türlü bu dünyaya tutunamamış olmayı konu alıyor. Tüm bu koşuşturmacanın arasında hiçbir şeye yetememe, ne yapsa başarılı olamama, her şeyin ters gitmesi nedeniyle üzerine çöken yenilmişlik duygusundan, kendini affederek uzaklaşan birinin hikayesini anlatıyor. O zaman şimdi sizleri bu ilginç hikayenin ardındaki heyecan verici tekli ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gossun-yeni-teklisi-bana-kimse-sormadi-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Kadıköy merkezli bir synth-pop/electronic rock ikilisi GOSS, Bana Kimse Sormadı adlı üçüncü teklisini klibiyle birlikte BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Temelleri 2017 yılında, Serkan Serter'in gitarda ve Gözde Oktaş'ın ise davulda olduğu rock grubuna dayanan GOSS, geçtiğimiz yıl içinde pop rock ve synth öğeleri barındıran yeni bir projeye evrildi. Anla adındaki ilk teklisini Mayıs 2020'de yayınlayan GOSS, ardından Seçilmiş Günlerim parçasını yayına almıştı. İkili, kendi varoluşunu sorgulayan, şehir hayatı içinde kaybolmuş birinin hikayesini anlattığı üçüncü teklisi Bana Kimse Sormadı'yla birlikte bu yılın ilk parçasını BBI Music Co. etiketiyle 15 Ocak tarihinde yayınlamış oldu. Mastering'i Londra Metropolis Stüdyoları'nda The Who, Oasis ve Blur gibi grupların da ses mühendisliğini yapan Andy 'Happy' Baldwin tarafından yapılan şarkının mixing'i Orçun Ayata, prodüksiyonu ise Can Özen tarafından gerçekleştirildi. Şile, Akçakese köyünde, çekimleri iPhone7 ile gerçekleştirilen Bana Kimse Sormadı parçasının video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gozyasi-cetesinden-lansman-oncesi-yeni-video/", "text": "Gözyaşı Çetesi'nin geçtiğimiz eylül ayında yayınladığı albümü Karar'ın bugün gerçekleşecek lansman konseri öncesinde Zorlu PSM'de çekilen canlı performans videoları yayında! Gitarda Faruk Kavi, tuşlu çalgılarda Barış Çakmakçı, basta Umut Arabacı, davulda Sinan Tınar, vurmalılarda Anıl Dağ ve vokalde Pınar Balcı'dan oluşan kadrosuyla Gözyaşı Çetesi, Eylül 2016'da yayınladığı Garip Davam adlı ilk albümünün iki sene sonrasında geçtiğimiz eylül ayında yeni albümü Karar'ı Tantana Records etiketiyle yayınlamıştı. 21 Kasım Çarşamba günü Zorlu PSM'de gerçekleşecek olan Karar Albüm Lansman Konseri öncesinde ise sırayla Karar ve Bir isimli şarkıların Zorlu PSM'de çekilen canlı performans videolarını yayınlandı. Prodüksiyonu Antilop tarafından yapılan videoların yönetmen koltuğunda ise Fatih Yılmaz oturuyor. Gözyaşı Çetesi'nin 7 Eylül'de çıkan albümü Karar'ın tamamını dinlemek için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grafiti-denince-akla-ilk-gelen-isimlerinden-turbonun-istanbul-isimli-sergisi-brieflyartta/", "text": "Türkiye'de grafitinin ilk temsilcisi olan Turbo, Nilgün Yüksel tarafından kürate edilen İstanbul başlıklı yeni sergisinde İstanbul'u etki altına almaya devam ediyor. Brieflyart'ta 4 Ekim 12 Kasım 2022 tarihleri arasında küratörlüğünü Nilgün Yüksel'in yaptığı, Tunç Turbo Dindaş'ın İstanbul başlıklı sergisi yer alıyor. Tunç Turbo Dindaş adıyla da bilinen Turbo, İstanbul'u eşi benzeri bulunmayan sanat diliyle yeniden şekillendiriyor. Kentin içinden ve dışından seçtiği imgelerle ironiyi birleştirdiği yapıtlarında dinamik bir dil seçiyor. Turbo, İstanbul'dan, hip-hop'tan, geçmişin aklımıza kazınan imgelerinden, zamanın ruhundan beslenen yapıtları, duvarlardan inip bu kez kağıtlarda, ve farklı malzemelerde değişik baskı teknikleriyle yeniden hayat buluyor. 17. İstanbul Bienali kapsamında seyirciyle buluşan sergi 4 Ekim 2022 saat 12:00 ila 17:00 saatleri arasında yapılacak sanatçı performansıyla da izleyiciyi sokak sanatına bu kez içeriden bakmaya davet ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grammy-odüllerinin-kategori-isimleri-yenilendi/", "text": "Amerika kökenli müzik ödülleri Grammy Ödülleri, Best World Music yani En İyi Dünya Müziği Albümü kategorisinin ismini Best Global Music Albüm yani Dünya Çapında En İyi Müzik Albümü olarak değiştirdi. Amerikan müzik endüstrisinde büyük bir öneme sahip Grammy Ödülleri, 1957'den bu yana NARAS adlı akademi tarafından veriliyor. Geçtiğimiz senelerde Yo-Yo Ma, Ladysmith Black Mambazo, Tinariwen, Gipsy Kings, Ravi Shankar, Caetano Veloso, Gilberto Gil, the Chieftains gibi isimlere verilen ödülün bu seneki sahibi ise Angelique Kidjo'ya verildi. Gün geçtikçe iyice globalleşen, kapsayıcılığını arttırmaya çalışan ve daha da modernleşme çabasında olan akademi, uzun zamandır bu tür çeşitli değişikliklerin sürecinde olduğunu belirtti. 2021 Grammy Ödülleri adayları 24 Kasım'da açıklanacak. Heyecanla bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/green-dayden-sok-etkisi-yaratan-yeni-tekli-here-comes-the-shock/", "text": "Green Day'in koca bir hayal kırıklığı yaratan yeni teklisi Here Comes the Shock tüm dijital platformlarda yayında. Amerikalı punk rock grubu Green Day, geçtiğimiz iki sezondur Ulusal Hokey Ligi 'nin resmi müzik grubu olarak sahneye çıkıyordu. Bu performansları yeni parçalarının ilk çıkışını yaptıkları etkinlik olarak değerlendiren grup, bu sefer de Here Comes the Shock parçasını sahneleyerek gerçekleştirdi. Grubun ilk kez NHL'de sahneledikleri Here Comes the Shock parçası, bugün itibarıyla tüm dijital platformlarda video klibiyle beraber yayınlandı. Uzun bir aradan sonra yeni yeni sahalara dönmeye başlayan grubun parçası, isminin hakkını veriyor diyebiliriz. Beklentiler yüksekken, grubun şoke edici bir şekilde hayal kırıklığına uğratan teklisi, eski dönemleri aratıyor diyebiliriz. Green Day'in yeni teklisi Here Comes the Shocka ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/green-dayden-yeni-single-bang-bang/", "text": "Green Day, dört yıllık bir aradan sonra sessizliğini bozdu. En başarılı punk rock grubu ünvanı, birçok ödül ve başarıyla dünya çapında yetmiş milyona yakın albüm satan Kaliforniya'nın asi ruhu Green Day, Uno!-Dos!-Tre! adlı üçleme albümden sonra sessizliğe gömülmüştü. Sessizliği grubun vokali Billie Joe Amstrong, Instagram üzerinden yaptığı bir single duyurusuyla bozmuştu. Kuruluşunun otuzuncu yılını, Ekim ayında çıkaracakları on ikinci stüdyo albümleri Revolution Radio kutlayacak olan grup, Bang Bang adlı single çalışmasını Spotify üzerinden yayımladı. Billy Joe Armstrong'un Rolling Stone'a yaptığı açıklamaya göre, babasının küçük manyağı ve annesinin küçük askeri olan biri tarafından anlatılan bir silah hikayesini konu edinmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/green-dayin-frontmani-billie-joe-armstrongdan-yeni-parcalar-yolda/", "text": "Amerikalı punk rock grubu Green Day'in frontman'i Billie Joe Armstrong, son zamanlarda yeni parçalar üzerinde çalıştığını paylaştı. Ekimin başında, karantina döneminde takipçilerine verdiği her pazartesi bir yeni cover sözü olarak başlayan No Fun Mondays isimli projesini yeni bir albüm olarak dinleyicisiyle buluşturacağını açıklayan Billie Joe Armstrong, NME ile yaptığı röportajda hem kendisi yeni parçalar üretmeye başladığını hem de gelecekte yeni bir Green Day albümünün olma olasılığından bahsetti. John Lennon'dan Billy Bragg'e pek çok sanatçının parçalarını cover'layan Armstrong'un No Fun Mondays cover albümü, 27 Kasım'da Reprise/Warner aracılığıyla çıkacak. Bu projenin kendisini üretme yolunda motive ettiğinden de bahseden Armstrong, Green Day'in yeni iş çıkarma olasılığıyla ilgili pozitif konuştu. Gelecek yeni işin; uzunçalar, EP ya da sadece bir parça olabileceğini söyleyen Armstrong, önemli olanın doğru zamanın gelmiş olması diye belirtti. Green Day'in geçtiğimiz şubat ayında çıkardığı 13. stüdyo albümüne ve Billie Joe Armstrong'un No Fun Mondays YouTube kanalına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gren-11-yıl-sonra-geri-dondu/", "text": "2009 yılında kendi ismiyle yayınladığı albümü sonrasında verdiği 11 yıllık aranın ardından GREN, yeni albümünün habercisi teklisi Son Günüm ile geri döndü! 2000'li yılların sonlarında sert gitar müziğiyle alternatif sahnemizin aktif gruplarından biri olan GREN, verdiği uzun bir aranın ardından, Mevsimsiz İklimler adlı yeni albümünün habercisi teklisi Son Günüm ile geri döndü. 23 Ekim tarihinde Ferment Records etiketiyle yayınlanan bu albümde söz ve besteyi merkeze alan bir müzikal yaklaşıma evrilmiş. Prodüktör ve aranjör koltuğunda Görkem Karabudak ismini gördüğümüz albümde, grubun vokalisti ve şarkı yazarı Nedim Zakuto'yu synth ve klavyeleri çalarken, yine grubun kurucu üyelerinden Can Karamustafaoğlu'nu davulda, Hakan Şeremetoğlu'nu ise gitarda görüyoruz. Mevsimsiz İklimler albümünün aynı zamanda açılış şarkısı olan Son Günüm bol enstrümanlı, orta tempolu, canhıraş bir rock baladı olarak dikkatleri çekiyor. Bu şarkının ardından kasım ayında ikinci tekli olarak video klibiyle birlikte Geri Dönmez, sonrasında ise 20 Kasım tarihinde albümün tamamı dinleyicilerle paylaşılacağını da ekleyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grena-yeni-teklisi-oyun-ile-karsinizda/", "text": "Emre Çelik, kendimden bir parça olarak bahsettiği solo projesi Grena ile Oyun adlı yeni teklisini yayınladı. Grena, karamsar bir zamanda bestelenen ama huzurlu olmayı de elden bırakmayan bir tekli olan Oyun'u BBI Music Co. etiketiyle 16 Temmuz'da yayına aldı. Yeni tekli, bas gitar ve elektro gitar eşliğinde yürüyüp enerjik bir hava ile ilerlerken akor tercihlerinde biraz daha karamsarlaşabiliyor. Şarkıda pandemi ile başlayan dönemin getirdiği yalnızlaşma ve depersonalize olma hali anlatılıyor. Parçada ayrıca, sorgulamak ve boş vermişlik ikilemindeki bir kişinin başından geçen inkar süreci ve bu sürecin büyük bir döngü oluşundan bahsediliyor. Söz ve müziği Grena'nın kendisine ait olan parçanın düzenlemesi ve prodüksiyonu ise yine sanatçı tarafından yapılmış. Grena'nın Oyun isimli yeni teklisi ve lyric videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grimes-ve-anymanin-yeni-sarkisi-welcome-to-the-opera/", "text": "Grimes ve Anyma'nın merakla beklenen iş birliği Welcome to the Opera yayınlandı. Bu parça aynı zamanda Anyma'nın yeni albümünden ilk tekli olma özelliğine de sahip. Hem Grimes hem de Anyma dünya dışı hissettiren ama aynı zamanda elektronik müzik yaratmalarıyla da tanındıkları için, ikilinin mükemmel bir müzikal eşleşme olması sürpriz olmadı. Anyma'nın yeni albümünden ilk tekli de olan Welcome to the Opera'nın bir diğer özelliği ise bu yılın ilk yapay zeka vokali kullanılmayan Grimes şarkısı olması. Sanatçı, geçen mayıs ayında, yapay zeka ile gerçeği harmanlayacağı müzikler yaratmaya devam edeceğini söylemiş ve Elf Tech adlı uygulamayı kullanarak üretimde bulunuyordu. Ancak bu parçada çıplak sesini kullanmayı tercih etti. Yapımı bir yılı aşkın bir süredir devam eden Welcome To The Opera, Grimes'ın fütüristik, duygusal tonunu sinematik bir deneyimle birleştirerek Anyma'nın bugüne kadarki en tatmin edici çalışmalarından biri olduğunu kanıtlıyor. İkili, nihayet onları sabırsızlıkla bekleyen hayranlarını eşsiz bir deneyim vaat ederek operaya davet ediyor da diyebiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grimestan-miss-anthropocene-albumunun-remix-versiyonu-geliyor/", "text": "Kanadalı müzisyen Grimes, bu sene yayınladığı Miss Anthropocene albümünün remix versiyonunu yayınlayacağını açıkladı. Grimes sahne ismiyle tanıdığımız synth-pop müzisyeni Claire Elise Boucher, Şubat ayında Miss Anthropocene isim bir albüm yayınlamıştı. Müzisyen, şimdi de albümün remix versiyonunu yayınlayacağını dinleyicilerine müjdeledi. Miss Anthropocene Rave Edition ismiyle paylaşılacak olan albümün yayın tarihi olarak 1 Ocak belirlendi. Albümde Channel Tres, Modeselektor, BloodPop ve çeşitli sanatçılarla iş birliklerine yer verilecek. Albüm aynı zamanda Grimes'in a DJ mix for Apple Music etkinliğinde remix'lediği iki parçayı da içerecek. Miss Anthropocene Rave Edition'ın parça listesine, artwork'üne ve albümün orijinaline aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grizzly-bear-bir-mektup-var/", "text": "Bir kişiden mektup geldi. Mektubun ilk kelimesi delilikti, sonra heyecanla okuduk. Çok beğendim mektubu. Ben bu deliliği, mektubu çok sevdim. Sizinle de paylaşmak istedim. Bu deliliği yapan sadece ben miyim acaba diye merak ettiğimden kaleme alındı aslında bu yazı. Deliliğin özü şudur: Youtube ve türevi herhangi bir video sitesini açmak, akla o anda gelen bir kelimeyi mümkün mertebe İngilizcesi bilinecek- arama butonuna yazmak, karşına çıkacakları heyecanla beklemeye koyulmak. Yüzde 80 ihtimalle en abidiğinden tonlarca video bizi bekliyor olacak. Artık bize düşen aralarından 6. hisse ve Yaradana sığınıp şaheser müzisyenleri yakalamak. Arkasından gelen onca tesadüfle, her arayışta karşıma çıkan farklı bir şarkısıyla Tanrım bu grubu dinlemek kaderim mi? sorusunu bana sordurttu sevgili Grizzly Bear. Önce A Take Away Show serisinde Beirut'un sevimli solisti Zach'ın bir bar kapısında çakırkeyf söylediği Knife'la yeniden karşıma çıktılar, aradım taradım şarkının aslını aynı programda kendilerinden dinledim. Sanırım her şey o gün başladı. O utangaç gülümsemeler, biz burada yol ortasında şarkı söyleyerek nasıl bir dingillik yapıyoruz Tanrım bakışları, grupla aramdaki o duygusal bağın en güçlü ilmeği oldu. Sonrasında bilmem hangi deneysel sebeple Slow Lifea ulaştım. Aynı gün içerisinde bulabildiğim tüm şarkıları bilgisayarımdaydı ve ben muhtemelen çok az insanın bildiği şahane bir grup keşfetmiştim. Evet, ne dediğinizi duyar gibiyim. Evet, iyi müzisyen bulmak sanıldığı kadar kolay değil. Evet, iyi müziğe ulaşmak için gidilecek en garip yol bu. İşe herkes gibi başlamış bir Indie grubu var karşımızda. Aslında yaptıkları müziğe indie deyip kenara çekilmek pek uygun düşmez. Broklyn menşeli grubumuz iki yakın arkadaşın evde yaptıkları kayıtları piyasaya sunmaya karar vermeleriyle kuruluyor. Sonrasında grup Chris Taylor ve Daniel Rossen'ı da yanlarına alarak halihazırdaki durumunu alıyor. Toplamda 3 albümleri mevcut. Horn of Plenty, Yellow House ve Vecatimest. Ben işe Vecatimestten başlamanız taraftarıyım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grizzly-bear-solisti-ed-droste-artik-bir-terapist/", "text": "Indie rock grubu Grizzly Bear ile tanıdığımız Ed Droste yakın zamanda Los Angeles'ta terapist olarak çalışacağını duyurdu. Grizzly Bear grubunun solisti ve multi-enstrümantalist Ed Droste artık terapist olduğunu açıkladı. Durumu Kariyerimin bir sonraki aşaması olarak tanımlayan sanatçının bağımsız muayenehanesi Los Angeles'ın Los Feliz semtindeki yetişkinlere ve gençlere danışmanlık sunuyor. Grizzly Bear'ın 2017'de Painted Ruins adlı son albümünü yayınlamasından bu yana altı yıl geçmesine rağmen Droste'un müzikten tamamen uzaklaşmadı. Haerts'ın For the Sky ve Morrissey'in Morning Starship şarkılarında onlarla birlikte çalıştı. Ancak 2020'ye gelindiğinde Droste, Lunch Therapy adlı podcast'te Grizzly Bear'dan psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamlamak için ayrıldığını açıkladı. Kendisine yeni kariyer adımında başarılar diliyoruz ve bizlere bıraktığı müzikler için teşekkür ediyoruz. O zaman yazıyı Grizzly Bear'ın en popüler çalışmasıyla sonlandıralım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grizzly-bear-yellow-house-albumunu-plak-olarak-yeniden-yayinliyor/", "text": "Amerikalı indie rock grubu Grizzly Bear, 2006 çıkışlı Yellow House albümünü plak olarak yeniden yayınlayacağını açıkladı. 2002'de New York'ta temelleri atılan indie rock grubu Grizzly Bear, kariyerlerinde dönüm noktası olan Yellow House albümünün 15. yılına ithafen, plak olarak yeniden yayınlayacaklarını açıkladı. Vinyl Me, Please aracılığıyla yayınlanacak plaklar, üç farklı renk olarak 3 Eylül'de dinleyicilerinin huzuruna sunulacak. Grizzly Bear geçtiğimiz sene, 2004'teki çıkış albümü olan Horn of Plenty'i plak olarak yeniden yayınlamıştı. Grup aynı zamanda beş senenin ardından en son 2017'de Painted Ruins isimli yeni bir albüm yayınlamıştı. Grizzly Bear'in Yellow House albümünün orijinal versiyonuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/grizzly-beardan-yeni-albüm-geliyor/", "text": "2002 yılında Brooklyn, New York'da kurulan Grizzly Bear'ın yeni albümü yolda! Grubun Painted Ruins adını verdiği albüm, 18 Ağustos'ta dinleyicilerle buluşacak. Son stüdyo albümü Shields'i 2012 yılında yayımlayan grup, yeni albümden ilk tekli Three Rings'i de bu ayın başlarında sosyal platformlardan paylaşmıştı. Şimdi de albüm bilgisi ile birlikte ikinci tekli Mourning Sound dinlenmeye hazır bir şekilde sizleri bekliyor. Bu yıla dair umutlarımız gittikçe artarken Grizzly Bear da bizleri sevindirmeyi başardı. Ne diyelim, müzikle kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gulbaba-music-night-20-aralikta-nayahta/", "text": "20 Aralık Cuma akşamı Nayah sahnesini ve kabinini Gulbaba Music ekibi devralıyor! Gece boyunca Gulbaba Music kürasyonuyla hazırlanan canlı performans ve DJ setlerden oluşan dans ve keşif dolu bir program sizleri bekliyor! 2011 yılında Ahmetcan Taşdemir ve Serhan Lokman tarafından kurulan Gulbaba Music, o gün bugündür bir menajerlik, booking, turne ve etkinlik şirketi olarak hem yerli hem de uluslararası sanatçıların dünyanın dört bir yanında konserler vermesini sağlıyor. Bu turne trafiğinden fırsat buldukça da gece boyu kesintisiz dans ve pozitif titreşimler vadeden etkinlikler, devasa partiler düzenlemeyi ihmal etmiyor. Gulbaba Music Night; Gulbaba Music ekibinin sizi, Mama Africa'nın izini sürmeye davet ettiği nevi şahsına münhasır bir arınma gecesi. Hayatın her anını müzikle yaşayan Gulbaba ekibi sayesinde yeni müzikler keşfetmek isterseniz 20 Aralık Cuma akşamı istikamet Nayah. Gulbaba partilerini hiç tecrübe etmediyseniz daha fazla geç kalmamanızı tavsiye ederiz; zira büyük eğlence kaçırıyorsunuz. Facebook etkinlik sayfasından gelişmeleri takip edebilir, gecenin biletlerini ise biletino'da bulabilirsiniz! Önceki senelerde Come Again olarak Nayah sahnesinde sık sık arz-ı endam eden grubun bir kısım üyesi son senelerde Dub Again ismiyle yeni bir proje başlattı. Uzun bir aradan sonra yeniden Nayah sahnesinde çalacak olan Dub Again'in reggae ve dub komünitesinde meraklısı çok. Sık dokunmuş reggae ritmini yerli ve reggaeli söz ustalarının sesleriyle süsleyen Dub Again, yaklaşık yirmi yıldır reggae/dub icra eden üyeleriyle geleneği müziğinde her daim öncelikli tutuyor ve canlı performansları gerçek anlamda bir ayin havasında geçiyor. 3Pillie İstanbul'da yaşamını sürdüren bir müzisyen/MC. Asıl enstrümanı piyano olmasına karşın, yazdığı beat'lerdeki ve bestelerdeki diğer enstrümanları canlı kaydediyor. Müziğinde caz, neo-soul ve hip-hop öğelerini barındıran 3Pillie, Badmash Kolektif'ten üç şarkılık bir kısaçalar yayınladı ve yeni albümü için hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yıl Sound Ports Festival kapsamında performans sergileyen 3Pillie, 20 Aralık'ta ilk kez Nayah'ta. 12 senedir menajerliğini yaptığı gruplar ve sanatçılar ile dünya çapında 50'den fazla ülkede festivallere katılmış olan Ahmetjah, gittiği yerlerden topladığı nadir, organik, analog ve saykedelik sesleri Gulbaba Music Night için hazırladığı özel set ile sizlerle buluşturacak. Underground elektronik müzik mecrasının aktif isimlerinden biri olan Alphadub, 9 yılı aşkın süredir Açık Radyo'da Ras Memo ile reggae ve dub müziğin her renkten ve nadide seçkilerini dinleyicilerle paylaşıyor; son 2 yıldır ise Da Frogg ile beraber Açık Radyo'da Beton Orman programını hazırlayıp sunuyor. Soul, Funk, Reggae/Dub ve Dub-House türlerini barındıran plak koleksiyonu ile 2009 yılından bu yana ciddi bir hazine yaratan Alphadub'ın, Kim Ki O ve Elektro Hafız gibi isimlere yaptığı remix'ler plak formatında yayınlanırken, geçtiğimiz aylarda Polonyalı plak şirketi Moonshine Records etiketiyle de 12'lik bir EP'si dinleyicilerle buluştu. Kültür ve müzik endüstrisinde 12 yıl süresince venue manager, programmer, festival direktörlüğü gibi çeşitli pozisyonlarda görev almış, halen Bina ve Arkaoda'nın müzik direktörlüğünü yürüten ve en büyük zevkinin müzik paylaşmak olduğunu söyleyen Funky Queen, Gulbaba Music Night'a özel Afro funk, dance, beat seçkisini Nayah sahnesinde sunacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guler-ozince-den-yeni-tekli-her-sey-dahil/", "text": "Güler Özince'nin yeni teklisi Her Şey Dahil Sony Music Türkiye etiketiyle 22 Temmuz Cuma günü yayında! Söz yazarlığındaki doğal yeteneğiyle dinleyenlerin beğenisini kazanan Özince, geçtiğimiz ayda Balkon Sohbeti adlı teklisiyle sekiz aylık müzikal suskunluğunu bozmuştu. Sanatçı, yeni teklisi Her Şey Dahili başrollerinde Gonca Vuslateri ve Gürgen Öz'ün bulunduğu şarkıyla aynı isimdaş olan film için hazırladı. Şarkılarına daha önce birçok farklı reklam filminde ve yerli dizide denk geldiğimiz şarkıcı, ilk kez bir sinema filmi için şarkı hazırladı. Her Şey Dahil'in künyesinde romantik söz yazarlığında Güler Özince'yi, mixing'i Ozan Türkan'a, mastering'i ise Utku Ünsal'a ait. Güler Özince'nin yeni teklisi Her Şey Dahil 22 Temmuz itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guler-ozince-ile-her-sey-dahil-roportaj/", "text": "Son zamanlarda Her Şey Dahil filmi için hazırladığı Her Şey Dahil şarkısı ile gündemde olan Güler Özince, sorularımızı cevapladı. Teşekkür ederim, zinde ve gayet motiveyim. :)) İlkbaharda hazırladığımız çalışmaların ardından; bu yazı uzun bir tatil yaparak, yeni şarkı ve projeler hazırlayarak geçirdim. Bu sırada da üç yeni tekli yayınladık Sony Music Türkiye etiketiyle. Son derece spontane gelişti esasen. Gonca daveti üzerine Datça'ya sete gittim, orada Gürgen ile de hızlı bir kaynaşmanın ardından, bir hafta kadar sette; genelde kahkaha krizlerine boğulduğumuz, eğlenceli zamanlar geçirdik. Filmin ana müzik hikayesi de o süreçte gelişti. Ortada öyle bir şarkı yoktu yani, İstanbul'a dönünce yazdım. İfade etmeyi, anlatmayı ne kadar seviyorsam, bir o kadar seviyorum dinlemeyi, izlemeyi, muhakeme etmeyi. Hayatımı yaşarken aklıma, gözüme ya da kalbime takılanları fark edip, onları kendimce yorumluyorum. Böylece kafa sesimin monologları şarkıya dönüşmüş oluyor. Öncelikle iyi ki bu sadece varsayımsal bir soru! Müzik olmasaydı, başka bir enstrüman olarak bedenimi seçer ve oyuncu olurdum muhtemelen. Ürettiklerinden çok hoşlandığım isimler elbette var, ancak sorunun bütününe cevaben; Hayır yok. Evet görebileceksiniz. 🙂 Çok özledim dinleyenlerle karşılıklı söylemeyi, önümüzdeki süreçte bolca görüşeceğiz. Güneş enerjisiyle çalışan, serbest gezen organik bir ruh olduğum için, bana orman, deniz ve güneş şart! Bu yüzden Ege-Güney arasında uzun zamanlar geçirir, doğanın içine dalarım fırsat buldukça. Çünkü, çok daha net duyabiliyorum iç sesimi. Dinleyicileri bilmem ama, ben hayatımın sonuna kadar seve seve dinleyebilirim L'lmperatrice, Isaac Delusion Sonate Pacifique şarkısını."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guler-ozincenin-yeni-albumu-zihnimin-odalari-yayinda/", "text": "Yerli sahnemizin yeni nesil besteci, söz yazarlarından Güler Özince; tüm söz ve müzikleri kendisine ait, 8 parçadan oluşan Zihnimin Odaları adlı albümünü yayınladı. Merkür Retrosu, Öyle Olsa, Bulurum Yolunu gibi şarkılarıyla müziğini hatrı sayılır kitlelere duyuran yeni nesil besteci ve söz yazarı Güler Özince'nin güncel olayları ve içsel durumları anlattığı 8 parçadan oluşan albümü Zihnimin Odaları 18 Kasım tarihinde dinleyiciyle buluştu. Güler Özince, son sekiz yılda yaptığı bestelerden oluşan albümüyle dinleyicisini, kendi zihin odalarımızda hapsolduğumuz pandemi sürecinde dünyanın etrafında renkli bir tur atmaya davet ediyor. Düzenlemelerin Güler Özince ve Batuhan Çaylak'ın yaptığı albümün mix'lerini Erim Arkman, mastering'ini ise Evren Arkman üstlenmiş. Kayıtları pandemi sebebiyle yaklaşık bir yılda tamamlanan, bossa, gipsy, latin, samba, jazz, hicaz gibi birbirinden farklı türlerin sergilendiği Zihnimin Odaları albümüne hemen aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gulinler-music-is-my-boyfriend/", "text": "Büyük Ev Ablukada'nın Galvaniz Gelbiraz'ı olarak tanıdığımız Gülinler, çok sevdiğimiz Dinozorlar şarkısının stüdyo kaydını single olarak yayınladı. Solo projesini geçen seneden beri yakından takip ettiğimiz Gülinler, çoğunluğu kendi şarkılarından oluşan bir albüm hazırlığında. Gerek konserlerinden, gerekse de onlarca defa dinlediğimiz akustik kayıtlarından ezbere bildiğimiz Dinozorlar şarkısı ise albümün ilk single'ı olarak 8 Kasım'da yayınlandı. Albümdeki şarkıların düzenlemeleri ve kayıtları, mazileri Eskişehir'e ve oradan da Büyük Ev Ablukada'ya dayanan dostu Mert Aslan Üçer'in imzasını taşıyor. Hatta ikilinin, Dinozorları baştan sona evde bir battaniye altında kaydettiklerine dair söylentiler var. Söz ve müziği Gülinler'e ait olan şarkıda elektrik gitar, bas gitar, geri vokaller ve mix de yine Aslan'a ait. Mastering işini ise hünerli parmaklarıyla Görkem Karabudak üstlenmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gulinlerin-yeni-teklisi-teker-teker-yayinda/", "text": "Büyük Ev Ablukada'nın Galvaniz Gelbiraz'ı olarak da tanınan Gülinler, Teker Teker ismindeki yeni teklisini yayınladı. Büyük Ev Ablukada ve heranherşeyolabilir'den tanıdığımız Gülin Kılıçay, bir süredir solo projesi Gülinler'le parçalarını yayınlamaya başlamıştı. Geçtiğimiz yıl, ilk olarak YouTube'da yayınlanan Kitapçı serisindeki Bazen Hep Birlikte ve Boşluk isimli akustik kayıtlarını paylaşan Gülinler, 2019 sonuna doğru ise Mert Aslan Üçer''in düzenlemelerini yaptığı Dinozorlar parçasını yayına almıştı. Güftesi Gülinler, bestesi ve prodüksiyonu yine Mert Üçer tarafından yapılan Teker Teker isimli yeni parçasını bugün itibarıyla dijital platformlarda yayınladı. Ayrıca parçanın mix'inde Gürkan Erdem, mastering'inde ise Çağan Tunalı imzası bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gun-yuzune-cikan-yeni-david-bowie-kayitlarinin-ikincisi-geldi-i-cant-read-97/", "text": "Geçtiğimiz günlerde Parlophone Records, yakın zamanda yayınlanacak olan Is It Any Wonder? isimli EP'de bulunan şarkıları paylaşmaya devam ederek yeni David Bowie hazinelerini bir kez daha bizlerle buluşturdu. Fiziksel olarak Dünya Plak Günü'nde çıkması beklenen kısaçalarda da bulunan The Man Who Sold The World'ün farklı bir versiyonunun yayınlanmasının ardından Bowie sevenleri, I Can't Read '97 ile bir kez daha heyecanlandı. Şarkının orijinal versiyonu Bowie'nin pek de uzun soluklu olmayan grubu Tin Machine'nin 1989'da yayınladığı, grup ile aynı adı taşıyan, çıkış albümünde yer almıştı. David Bowie ise 1997 yılında, henüz Earthling albümü mix aşamasındayken parçayı yeniden solo olarak kaydetmiş fakat şarkı albüme alınmamıştı. Son anda albümden çıkarılan şarkının yerini ise The Last Thing You Should Do almıştı. Şarkının Hartford'daki provalar esnasında Tim Pope tarafından yönetilen ve çekilen klibinde ise dünya ötesi bir diyardan gelen Bowie maskesinin ardından bizlere sesleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gunes-ozgecin-yeni-teklisi-bence-gercek-hepsi-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin sevilen isimlerinden Güneş Özgeç'in yeni teklisi Bence Gerçek Hepsi yayında! Alternatif sahnenin söz ve müzik yazarlarından Güneş Özgeç'in yeni teklisi Bence Gerçek Hepsi'yi tüm dijital platformlarda yayına aldı. Sözü ve müziği Güneş Özgeç'e ait olan şarkının vokalleri, enstrümanları, düzenlemesi ve prodüksiyonu da sanatçının imzasını taşıyor. Mix'lerini Alp Turaç'ın yaptığı, mastering'ini Erdem Helvacıoğlu'nun üstlendiği şarkının albüm kapağını sanatçı Kübra Su Yıldırım tasarlanmış ve fotoğrafları Merve Terzioğlu tarafından çekilmiş. Şarkının Kapadokya'da çekilen video klibinde ise, Dinçer İşgel'in imzası bulunuyor. Güneş Özgeç'in bir ekinoks dolunayı gecesinde, değişiminin başladığı gece yazdığı Bence Gerçek Hepsi, masalsı ve mistik sözleri ile dikkat çekiyor; ritmik öğeleri koyu elektronik seslerle buluşturan müziği ile dinleyiciyi zamansız bir yere sürüklüyor. Güneş Özge'in yeni teklisi ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guns-n-rosestan-2022-model-november-rain/", "text": "Guns N' Roses'ın 1991 çıkışlı marşı November Rain yeni versiyonuyla yayında! 1985 yılında California'da kurulan kült grup Guns N' Roses'ın 1991 yılında çıkan Use Your Illusion I albümünde yer alan Noverber Rain parçası, 50 kişilik bir orkestranın eşlik ettiği 2022 versiyonuyla yeniden yayında. November Rain haricinde daha önce yayınlanmamış 63 parçayı barındıracak Use Your Illusion I + II albümünün super deluxe box set'i 11 Kasım'da piyasaya sürülecek. Yeni orkestralı versiyonuyla daha da görkemli hale gelen efsanevi şarkının mix'ini Porcupine Tree'den Steven Wilson, yeni orkestra bölümlerini düzenlemelerini ise besteci Christopher Lennertz gerçekleştirdi. Steven Wilson, Twitter'da yaptığı yorumda, Use Your Illusion albümünün 30. yıl dönümünde orkestrasyonlu versiyonlarının, orijinaliyle aynı performansa sahip olduğunu ve orijinaline sadık kalınarak mix'lendiğini, örnek seslerin de orkestrasyonla birlikte yeniden kaydedildiğini belirtti. 63'ü önceden yayınlanmamış, toplamda 97 şarkıdan oluşacak Super Deluxe Edition, GNR'nin merchandise sitesinde 499,98 $'a ön satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guvenli-bar-programlarindan-zorunlu-bir-yolculuga-the-road-bize-ne-anlatiyor/", "text": "Albümde tek başına öne çıkan ne bir grup üyesi ne de şarkı var. 'The Road', albüm formatına dijital çağda inanan ve onunla birlikte yolculuğa çıkmayı seven müzisyenlerin ve dinleyicilerin özeli. Albüm dönmeye başlayınca hiçbir şekilde mola vermiyor, verdirtmiyor. Ve kırk yedi dakikanızı ayırdığınızda tekrar tekrar dinleme isteği içinizde doğuyor. Bir cover grubu düşünün, istikrarlı biçimde yıllardır her hafta iki kez bar sahnelerinde çalıyor... Hafta sonu sert, hafta içi yumuşak bir setlist eşliğinde. İpucu bu kadar. Pop, o kadar popüler değil artık canım. Reggae, mümkün değil. Hip-hop, şaka herhalde. Electronica, uzmanlık alanım değil ama zor be kardeşim. Punk, hayır. Rock, belki. Caz, hiç fena fikir değil ama çok ütopik. Evet, bu müzik türü olsa olsa heavy metaldir. Çünkü metal, sayısız çeşitlilikte alt türleri barındıran kolları ve kurumayacak bir devinimle akan ana bir nehir, güçlü bir pınardır. Saatler süren performansınız boyunca Seattle'dan Alice in Chains, Bayonne'dan Gojira, Berlin'den Rammstein çalıp gecenin sonunu Comfortably Numb klasiğiyle çok klas bir şekilde bitirebilirsiniz örneğin. Buna kimsenin itirazı olmaz ve hatta dünyanın neresinde olursa olsun o bardan çıkan her metalci evine mutlu döner. Heavy metalin modasının geçmemesinde etkili olan unsurlardan biri bu çeşitlilik avantajı ise ötekisi de köklerini inkar etmeden sürekli yeni arayışlar içinde bulunmasıdır. Bir başka önemli unsur ise heavy metalin sadece bir müzik türü değil, bir anlayışı, bir felsefesi, kendi başına bir kimliği olmasıdır. Hemen yukarıda alıntıladığım bu bölüm, o uzun bar programlarıyla tanıdığımız Razor'ın ve tamamı orijinal bestelerden oluşan albümleri The Roadu kaydeden Razor Inc. ile Furtherial'ın sesi Başer Çelebi'ye ait. Hammer Müzik etiketiyle bu ay başında (1 Kasım) CD formatında yayımlanan ve aynı gün dijital platformlarda da yerini alan The Roadun bize ne anlattığını doğru aktarabilmek için böyle dolambaçlı bir giriş kaleme alma gereksinimi duydum. Ritim gitar ve vokallerde Başer Çelebi, solo gitarda Bora İnce, bas gitarda Yetkin Taşkın ve davulda Berkay Yıldırım'dan oluşan Razor Inc.'in bu ilk albümünde, dokuzu İngilizce ikisi Türkçe olmak üzere, 10'u orijinal 1'i de cover toplam 11 şarkı sıralanıyor. Uzun bir birlikteliği 47 dakikaya sığdıran grubun ilk üyelerinden Barış Dai bir parçada gitarı emanet alıyor. Heavy metalin farklı sahnelerinden ve konserlerden aktardığı kareleriyle tanıdığımız Photobook The Stage üyesi Melis Gözüyukarı da çellosuyla sürpriz yapıyor. Razor'ın, yıllarca barlarda kendilerini izleyen ve destekleyen sevenlerine armağan ettiği bu orijinal ve anonim yolculuk hakkında daha fazlasını öğrenebilmek için grubu bu pazartesi akşamı saat 20.00'de Açık Radyo 94.9 frekansında Bir Baba Indie Lokal'de ağırlayacağız. Şüphe yok ki yine çok orijinal şeyler duyacağız. Aşağıdaki performans, 8 Kasım'da Jolly Joker'da 25 Yıl Sonra Tam Kadro Dr. Skull Ankara Konserinde filme alınmıştır. 2017'deki ilk Laneth Bir Gece'de Dr. Razor olarak izlediğimiz, bu yıl başında ise Hammer Müzik'in çıkardığı remastered ve box set Dr. Skull albümlerinin lansmanında yolları bir kez daha doktorlarla kesişen Razor Inc.'in, dumanı üzerinde albümleri The Roadu baştan sona ilk kez çaldıkları bu tarihi gecede, bu kez kendi yazdıkları müziklerle Dr. Skull için açılış yapmalarından daha anlamlı bir yol anısı olamazdı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guz-gulleri-gibiyiz-1-obiymy-doschu/", "text": "Sonbaharın da gelmesiyle birlikte melankolinin ağır bastığı, farklı ülkelerden keşiflerimizin ilkini paylaşmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Karşınızda Güz Güleri Gibiyiz serisinin birincisi Obiymy Doschu! Grup enterasan bir şekilde, Ukrayna'dan çıkma ve belki de grubu bu kadar tutmamızın ana sebebi de bu. Çünkü tarz olarak kendi belirttikleri de gibi Progressive Rock, Neoclassic, Neofolk ve Doom Metal arası olan sound'larını, ilgi çekici bir şekilde yöresel ezgiler ve vokallerle pekiştirmişler. Etkilendikleri grupları da ''Anathema, My Dying Bride, Empyrium, The Gathering, Opeth... şeklinde sayarsak da, grubun beni neden anında yakaladığının yanıtını da almış oluyoruz. Bir kere albüm fazlasıyla melankolik etkileşimlerden de anlaşıldığı gibi. O sebeple dinlemeden önce bir kere daha düşünmek lazımBunu kaldırmaya hazır mıyım acaba?' diye. Grup, ilk albümü olan Elehia'yı internet üzerinden paylaşma yöntemine gitmiş. Bu sebeple de, birçok yerden rahatlıkla indirip dinleyebilme şansına sahipsiniz. Hazırsanız promo videolarıyla grubun müziği hakkında genel bir fikir edinebilir, sonrasında sitelerine girip gönül rahatlığıyla bu albümü dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/guzel-dizilerin-guzel-sarkilarindan-olusan-calma-listeleri/", "text": "Diziler ve müzikler... Uyum ve ahenk içinde olduklarında çok güzel işlerin çıktığı yapımlar daha da keyif veriyor, daha da çekici oluyorlar. Malum son dönemde çılgın gibi artan kaliteli ve eğlenceli diziler sayesinde bu güzel yapımları da izlerken güzel de müzikler dinliyoruz. Yeri geldiğinde bildiğimiz şarkılara eşlik de ediyoruz, gaza geliyoruz, bilmediklerimizi de Shazam ile sonra dinlenecekler listesine ekliyoruz. Peki kimse de çıkıp bunları bir araya getirmiyor mu? Benim şahsen en çok ihtiyacım olan şeylerden biri de bu güzelliği çıkıp birilerin yapması. Güzel haberi vereyim, bunu yapan güzel insanlar mevcut. Spotify'da Ignatious Pop isimli kullanıcı dizilerin tüm sezonlarında yer alan şarkıları içeren çalma listelerini hazırlamış. Özellikle müzik seçimleri çok güzel olan The Deuce, Big Little Lies, True Detective, Legion, The Handmaid's Tale, The Boys, American Gods, Narcos, Ozark, tabi ki Peaky Blinders ve bir çok dizinin de çalma listelerini bu kullanıcının sayfasından dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gzms-in-dunyanin-sonuna-dogru-adli-teklisi-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin özgün ismi GZMŞ'in funk ögelerini mizahi bir dille buluşturduğu yeni teklisi Dünyanın Sonuna Doğru yayında! GZMŞ, Dünyanın Sonuna Doğru adlı yeni parçasında, insanlığın dünya üzerindeki yarattığı kaostan dolayı gezegende gerçekleşen sorunları mizahi bir dille eleştiriyor. İnsanları, dünyanın negatifliklerinden sıyrılıp anın içinde olmaya davet ediyor. Şarkıcının tercih ettiği synth altyapısı, şarkının dinamik yapısına uyarak funk tınılarını şarkıya dahil ediyor. Dünyanın Sonuna Doğru, hareketli yapısıyla sadece eğlenceli bir şarkı olmakla kalmayıp modern dünyanın yarattığı sorunlara ve krizlere de değiniyor. GZMŞ, yeni teklisinin söz ve müziğine imza atarken, prodüktör koltuğunda ise üretken isimlerden Keven ile birlikte çalışıyor. BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan GZMŞ'in yeni teklisi Dünyanın Sonuna Doğruyu aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/görkem-karabudaktan-solo-sesler-toplar-tüfekler/", "text": "Çilekeş'le karşımıza çıkan, sonrasında Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Bubituzak gibi gruplarla yaptığı işlerin dışında Gaye Su Akyol ve Yasemin Mori gibi isimlerle de kendini gösteren Görkem Karabudak bu sefer gitarı eline alarak, mikrofonun karşısına tek başına oturdu ve tek şarkılık canlı bir akustik performans videosu kaydetti. 2016 yılının sonlarına doğru yayımlanmaları beklenen Bubituzak ve Gaye Su Akyol'un ikinci albümleri öncesinde Görkem Karabudak'tan gelen bu sürpriz şarkı, FadeOut Studios ve SoberWorks işbirliğiyle hazırlandı. Geçtiğimiz günlerde paylaşılan Toplar Tüfekler parçası sonrasında Görkem Karabudak'tan bakalım ne zaman yeni şarkılar dinleyebileceğiz? Bu şarkı sonrasında yeni şarkıları merakla bekleyenler kulübüne ben de adımı yazdırmaktan mutluluk duyuyorum!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gülbaba-musicin-4-yılında-israilli-boom-pam-kadıköysahnede/", "text": "Selda Bağcan ile giriştiği ortak projeden ya da geçtiğimiz Aralık ayında Gaye Su Akyol'un da eşlik etmesiyle Karaköy Külah'ta verdiği konserle hatırlayabileceğimiz, 2003 yılında İsrail'de kurulan Surf Rock grubu Boom Pam, 11 Mart Çarşamba gecesi KadıköySahne'de olacak. Gruba bu gece bir de Boom Pam, A Hawk And A Hacksaw gibi isimlerle daha önce ortak projeler yapmış, Beirut'un da çok sevdiği klarnet virtüözü Cüneyt Sepetçi de eşlik edecek. Boom Pam ve Cüneyt Sepetçi'nin yanı sıra çalacağı saykedelik şarkılarla geceye DJ Set olarak Murat Meriç de katkı sağlayacak. Gecenin bir başka özelliği de, menajerliğini yaptığı gruplara verdiği Avrupa turneleriyle ses getiren Gülbaba Music'in 4. yaş partisi olması. Aşağıda grubun popüler parçalarından Alakazam ve Selda Bağcan efsanesi Yaz Gazeteci Yaz için çektikleri mini klibi izleyip, 10 Mart Salı gün içerisinde Twitter hesabımız üzerinden soracağımız soruya doğru cevap veren ilk 5 kişiye 11 Mart Çarşamba KadıköySahne konserine çift kişilik davetiye vereceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/gülşah-erol-polisler-tarafından-darp-edildi/", "text": "Birds Ensemble, ABSTRA, Miss Crowley, Karakulak Ensemble, YEKPARE, MUTRIB gibi daha birçok grupla yaptığı çalışmalarla tanıdığımız çellist Gülşah Erol, Instagram hesabından yaptığı açıklamada; 2 Ağustos tarihinde Kadıköy Metro girişinde enstrümanını bomba sanarak bir odaya alındığını ve darp edildiğini paylaştı. Gülşah Erol'a çok büyük geçmiş olsun diyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/günümüzde-müzik-sektörü-2-bölüm/", "text": "Açıklama 1: Öncelikle başlıktan da anlayacağınız üzere bu yazı serisi sektör üzerine yazılmıştır. Eskiler, çocuklarının müzisyen olmasını istemezlerdi. Çünkü müziği bir iş olarak görmezlerdi. Eminim bu yazıyı okuyan birçoklarınız anne ve babalarından böyle hikayeler dinlemişlerdir. Müzik üzerine okumak ve müzisyen olmak isteyen anne ve babalarımız hatta ağabey ve ablalarımız aile tarafından baskı görerek bu hayallerini gerçekleştirememişlerdir. Bu durum sadece müzik için de geçerli değil. Sanat dalları eskiler için hobi olarak algılanıyordu. Günümüzde bu durum artık değişti. Aileler kendi yaşadıklarını çocuklarına yaşatmamak için her türlü desteği veriyor. Peki ne değişti? Artık müzik sadece hobi olarak değil, iş olarak da görülüyor ki bu sektör demek. Müzik eğitimi alanlar bilir, müzik eğitimi alırken insanlara sadece müzik üzerine bir eğitim verilmez. Ayrıca işin business kısmının da eğitimi verilir. Bu sebeple müzik kariyerine başlayan insanlar amatör ve profesyonel olarak ikiye ayrılır. Müzikten para kazanmaya başladığınız zaman profesyonel olursunuz ama hala öğrendiklerinizle yerinizde sayıyor veya yerinizde saymayı tercih ediyorsanız amatör müzisyensinizdir. Bu konuyu örneklerle biraz daha açacağım ve sonra kapatacağım. Ülkemizde üzücü olaylar yaşadığımızda müzik sadece eğlence aracı olarak görüldüğü için konserler iptal edilir ve müzik yayınları durur. Böyle durumlar yaşadığımız zaman sanatçılar ve biz bunun yanlış olduğunu belirtiyoruz. Çünkü insanlar müzik üzerinden para kazanıyor. Nasıl mağazalar yaşanan olaylardan ötürü kepenk indirmek zorunda kalmıyorlarsa, konserler de iptal ettirilmek zorunda bırakılmamalı. Müzisyen de aynı bir mağaza çalışanı gibi yaptığı iş ile parasını kazanıyor. Sadece müzisyen mi? Hayır, organizatör, sesçi, ışıkçı ve konser mekanları da müzik üzerinden para kazanıyor. Bir diğer örnek ise, müzik yapmak için işini veya mesleğini bırakan insanlar. Aylık belli bir geliri ve yaşam tarzı olan bu insanlar, müzikten yaratıcı ve ruhsal olarak beslenmelerine ek olarak maddi bir tatmin de bekliyorlar ki bu gayet normal. Bu insanların hiçbiri ben müziğimi sanatsal tatmin için yapıyorum, bana ödeme yapılmasa da olur tarzında düşünmüyorlar. Verdikleri konserlerle, çıkarttıkları single veya albümlerle hem müziklerini daha geniş kitlelere yaymak hem de bunu yaparken sosyo ekonomik durumlarını stabilize etmek istiyorlar. Gayet normal olan bu duruma kim karşı çıkabilir ki? Üretenin ürününü satması kadar doğal bir şey yok. Ticari kısımla sanatsal kısım birçok mesleği sadece müzik olmayanların anlam veremedikleri bir duygusal rahatsızlık yaratıyor. Ama tek işiniz müzikse ve gerçekten üretiyorsanız bunu sektörü ve gününüzdeki imkanları kullanarak, seçtiğiniz strateji ile insanlara sunma ve karşılığında ekmeğinizi kazanma hakkınız sonuna kadar vardır. Dolayısı ile müzik bir yandan sanatsal bir yaratımı ve ruhsal tatmini içerirken, diğer taraftan bir 'iş'tir. İş dünyasında sektörel ayrımlar olduğuna göre, müzik sektörüne müzik sektörü denmesinde veya bu sektörün hızla değişen bileşenlerini analiz etmekte hiçbir sakınca yoktur. Açıklama 2: Indie'nin bir müzik tarzı olmadığını yazmış ve açıklamasını yapmıştım. Bunu yazarken detaylandırmadığım bir kısım oldu. Indie birinci bölümde de yazdığım gibi menajer ve plak şirketlerinden bağımsız olarak müziğini sunanlara verilen bir isimdir ama zamanla bu kapsamdan çıkıp bir müzik tarzı haline gelmiştir. Indie'nin bağımsız kapsamından çıkmasının sebebi neydi? Her müzik türü müzisyenlerin çaldığı ritimlere, kullandıkları enstrümanlara ve benzeri kriterlere göre isimlendirilmiştir. Indie türü İngiltere çıkışlıdır. Brit pop, alternatif rock ve folk türleri içerisine katılabilecek bir müzik türü tanımı olmadığı için bu türe 'indie' adı verilmiş ve diğer türlerden ayrı anılması sağlanmıştır. Indie müzik yapan isimleri dinlerken folk, rock ve pop etkilerini görüyoruz ama saf folk olarak adlandırmak doğru olmaz. Günümüzde indie, her müzik türü gibi kendi içinde de türlere ayrılmıştır. Ben ve benim gibi insanların Indie'yi bağımsız olarak görmeye devam etmesinin sebebi budur ama müzik türü olarak gören insanları da anlıyorum ki bu sebeple bana göre kelimesini ekliyorum. Günümüze geldiğimiz zaman işler biraz değişiyor. Çünkü artık hiçbir müzik türü saf haliyle sunulmuyor bize. Yani indie müzik türü olarak belirlenirken ne yaşandıysa şimdi bütün müzikler aynı durumu yaşıyor. Açıklama 3: Müzik sektörünü iki açıdan ele alabiliriz. Birincisi geçmiş, ikincisi çağdaş müzik ki ben günümüzün müzik sektörünü ele alıyorum. Geçmişte şartlar çok farklıydı. Günümüzde müzik türleri yazdığım gibi birbirine kaynaştı ve türleri birbirinden ayıran kalın çizgiler çok çok inceldi. Ayrıca teknolojinin ilerlemesiyle imkanlar arttı ve müzik elektronik alt yapılardan beslenen bir hale geldi. Artık müzikleri sadece ritimler veya enstrümanlar üzerinden türlerine ayırmak mümkün değil. Mesela kullandıkları enstrümanlar ve çaldıkları ritimlerden ötürü Mumford & Sons verilebilecek en doğru örnek. Mumford & Sons için folk mu, indie mi, rock mı diyeceğiz? Normal şartlarda üç müzik türünün de kullanılması doğru. Çünkü içinde üç müzik türünü de bulmak mümkün ama müzik türleri kaynaştırıldığı için belli bir kalıbın içine sokup, şu türdür demek mümkün değil. İlk yazımda Coldplay örneğini çok eleştirildiği için ve anlatmak istediğim duruma çok iyi bir örnek teşkil ettiği için verdim. Öte yandan Coldplay ile birlikte başka isimlerin de değiştiğini belirttim. Bu kısımda anlatmak istediğim şu isim öncü, bu isim başarılı gibi bir konu değil. Coldplay gibi sanatsal yaratımından ödün vermeden sektörel şartlara paralel hale getiren bir çok isim ve grup var. Değişen diğer isimlerin hepsini tek tek örnek vermem de mümkün değil ki bu açıdan yaklaşacak olursak Arctic Monkeys, Muse veya Radiohead farklı şekillerde değiştiler. Coldplay ise daha popüler tercihlerle değişti. Coldplay ile paralel şekilde değişen bir diğer isim de Snow Patrol. Zaten günümüzde müziğin nasıl ve ne şekilde yapıldığını değil, nasıl ve ne şekilde piyasaya sunulduğunu yazıyorum. Birinci bölümü açıklamalarla birlikte özet geçtiğime göre ikinci bölüme başlayabilirim artık, ama ikinci bölüme geçmeden önce size bir tavsiyem olacak. How Music Works adlı kitabı okumanızı öneriyorum. Birinci bölümde işin mutfağını yani en saf hali sanatçı kısmını yazdım. Şimdi business kısmına geçiyoruz ve bu serinin ikinci yazısı menajerlik üzerine olacak. Aslında standart eğitimde sıralama bu şekilde gitmiyor. İkinci bölüm yapımcı ve plak şirketi olarak işleniyor ama günümüzde daha albüm çıkarmadan menajer ile çalışmaya başlayan isimler oluyor. Ben bu durumu çok doğru bulmuyorum ve sebeplerini detaylıca yazacağım. Menajerlikler dallara ayrılır ki strateji açısından en doğru olanı budur. Sanatçı veya grup ile General Manager, konserler ve festivaller ile Booking Manager, basın ve medya ile de PR Manager ilgilenir. Eğer tutkunuzun peşinden gitmeye gerçek anlamda karar verdiyseniz ve amacınız müziğinizi daha bilinir, tanınır yani popüler hale getirmek ve bunun yanısıra finansal olarak da başarılı olmaksa ise, yol boyunca bazı iş stratejileri ile adımlarınızı atmanız gerekir. Yol boyunca ilerlerken disiplinli ve organize bir şekilde bu stratejileri uygulamazsanız başarı şansınız oldukça düşer. Böyle bir strateji gütmeyi seçmeyen müzisyenler de var. Bu tabii ki bir tercihtir. Öte yandan bu müzisyenler yukarıda saydığım zaruri adımların hepsini kendileri üstlenir. Kendi kendilerinin menajeri, booking agent'i ve PR'cısıdırlar. Bu enerji ve zamanlarını aldığı için ve günümüz piyasasında yeterli bir çaba olmaktan uzak olduğu için bu durum müzik kariyerlerine kendi halinde müzik yapan grup olarak yansır. Popüler olma kaygıları yoktur. Mevcut başarılarından ve ünlerinden memnundurlar, fazlasında da gözleri yoktur açıkçası. Mesela Brazzaville'in durumu en güzel örnektir. Hem görece başarılıdırlar hem de mevcut Music Business organlarını kendileri yönetmekte ve bundan gayet memnun şekilde kariyerlerine devam etmektedirler. Tutkusunu keşfedenlerin bir bölümü de yola daha farklı devam eder. Burada özellikle belirtmek istediğim, bu sektörde yer alma şartı illa müzisyen olmak değildir. Sektörün içinde sizi cezbeden, iyi olduğunuz, başkalarına başarıyla destek verebildiğiniz herhangi bir pozisyon da olabilir, bir müzisyeni veya grubu temsil etme görevi de olabilir, organizatör veya medya kısmında da yer alabilirsiniz. Her nerede yer alırsanız alın müzik sektöründe elde ettiğiniz başarının bileşenleri, sadece müzikal veya organizasyonel yeteneğiniz, salt tutkunuz, veya şansı yaver gitmiş bir kul olmanız değildir. Her iş kolunda olduğu gibi müzikte de, başarı için bazı kritik bileşenler ve izlemek isteyenler için bolca yol haritası vardır. Günümüzde müzik sekötürünün en önemli parçası bence PR'dır. Çünkü sadece müzisyeni bağlamaz. Plak şirketlerinin de PR bölümleri vardır, organizasyon şirketlerinin ve festivallerin de PR bölümleri vardır, ve tabii ki ister bağımsız, isterse plak şirketi ile sözleşmeli olsun müzisyenlerin de PR'ları ile ilgilenen kişi veya ekipler vardır. albümündeki single'ları Get Lucky için yaptıkları PR çalışmasını örnek verebiliriz. Menajerlik ise hayati önem taşıyor. İyi bir menajer, müzisyeni hedefleri doğrultusunda ihtiyacı olan diğer sektör oyuncularıyla bir araya getirir. Hedeflerini gerçekleştirmesinde müzisyene en kapsamlı desteği veren kişidir. Yurtdışında menajerlerin iş tanımı ile booking ve PR yapanların iş tanımları çok net çizgilerle birbirinden ayrılmıştır. Herkes aynı bedenin farklı bir organı gibi hem bireysel görevlerinin farkında olarak, hem de bütüne hizmet etmek için uyum içinde çalışır. Aslında iş hayatında sıkça gördüğümüz başarılı ekiplerden hiçbir farkları yoktur. Merkezde müzik ve müzisyenin kariyer hedefleri vardır, etrafında bu hedeflere yönelik kararlar alan ve adımlar atan etkin bir ekiptirler. Bu arada hemen belirtmekte fayda var, menajerlerin müzisyelerin hayatına girmeleri, genellikle yapımcılarından sonra olur. En başta da belirttiğim üzere, önce müzisyen yapımcı ile ürünü yani müziğini kayıt altına alır, ve sonrasında menajerle yürünür, ki zaten çoğunlukla şirket bunu sanatçıya sunar. Yapımdan önce menajer sahip olan sanatçılara baktığımızda, yapımcı ve plak şirketi ile anlaşmaları sonrasında, çaylaklık dönemlerine denk gelen görece az tecrübeli menajerleri ile yollarını ayırmak durumunda kaldıklarını görürüz. Bu tabii ki her menajer için geçerli değil, ama durum sıklıkla böyle çünkü kariyerinizin başında profesyonel olarak bu işi yapan ve sektöre hakim, deneyimli bir menajer ile çalışabiliyor olmanız çoğunlukla mümkün değil. Öte yandan size ticari anlamda yatırım yapan yapımcı şirket, başarıyı garantilemek için size bildikleri en tecrübeli menajeri ayarlayacaktır. Öte yandan, günümüzde birçok müzisyen plak şirketinden bağımsız olarak çalışabiliyor, kendi albümlerini yayınlayabiliyorlar. Tabii ki bu durumda yapımcıları da kendileri olan bu müzisyenler freelance olarak menajerlik hizmeti alıyorlar. Yukarıdaki sıralamayı takip etmelerini gerektirecek bir durum yok. Yapımcı ve menajer sahibi bir müzisyenin bir sonraki çalışma arkadaşı booking manager'dır. Dünyada bir çok booking şirketi var. Booking ve PR için genel olarak bu hizmeti veren şirketlerle anlaşılır. Booking şirketleri aynı ürün kataloğu gibi bir katalog hazırlar. Tabii o şirketlerle çalışmak o kadar kolay değildir. Bunu genellikle menajer ayarlıyor, sanatçının bizzat karıştığı bir durum değil. Müzisyenin olmazsa olmazı konserlerinin organize edilmesi için iş başındadır. Sanatçının çıkacağı tüm konser mekanlarıyla iletişimi sağlarken, yine sanatçının kariyer hedeflerine uygun olarak gerekli mekan, etkinlik ve festivallerle bağlantı kuruyorlar. Aslında ülkemizde menajerlik ve booking aynı anda ve tek kişi tarafından yapıldığı için bu kavram bize biraz zor anlaşılır veya gereksiz gelebilir ama dünyadaki sistem budur. İkinci bölümü sonlandırmadan önce toparlayacak olursam hedeflerinizi iyi belirlemeli, ne istediğinizden emin olduktan sonra yol almanızdır. Hedefiniz Türkçe müzik yapmak, Türkiye'de belirli mekanlarda ve festivallerde sahne almak ise benim yazdıklarım sizin ilginizi çekecek bir bölüm değil. İlerleyen bölümlerde yazacaklarım sizin için daha uygun. Çünkü yazdığım gibi Türkiye'de sistem daha farklı. Mesela yapımcı ile anlaşmadan menajerinizi ayarlayabilirsiniz. Ayrıca burada booking ve pr desteği veren şirketler yok. Ben bu bölümde hedefi yurtdışı olanlara yönelik bilgiler verdim. Gelecek bölümlerde işin mutfak kısmına dönmeye devam edeceğim ve ilk iki bölümde yazdıklarımı daha da detaylandıracağım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/günümüzde-müzik-sektörüdünya-ve-türkiye-1-bölüm/", "text": "Avrupa'ya baktığımız zaman Türkiye müziği çok geriden takip ediyor. Aslında bu hep böyleydi ama imkanların her anlamda arttığını düşünürsek günümüzde hala geriden geliyor olmamız garip. Türkiye'de hemen hemen her tarz müzik türünü bulmak mümkün. Ancak benim yazdığım daha derin bir konu. Günümüzde indie çılgınlığı hala devam ediyor mesela. The Smiths'in 80'lerde, Radiohead ve Oasis'in 90'larda, Coldplay'in 2000'lerin başında yaptığı müzik, yıllar sonra ülkemizde popüler bir müzik tarzı haline geldi. Dünya indieden uzaklaşırken, ülkemizde dinleyiciler bu değişime uyum sağlayamadı ki uyum sağlayamadıkları için de sevdikleri isimleri eleştirmeye başladılar. Bunun en büyük örneği şüphesiz Coldplay. Coldplay ülkemizde hala Parachutes, A Rush of Blood to the Head ve biraz zorlarsak X&Y albümleriyle seviliyor. 1. Dünya üzerinde Coldplay gibi müzik yapan binlerce isim ortaya çıktı. Coldplay'in artık diğerlerinden bir farkı kalmadı ve kendilerini tekrarlıyorlardı. 2. Artık müzik başka noktalara geliyordu. Coldplay müziğin gittiği noktayı gördü ve yumuşak bir geçişle müziğin gittiği noktaya yönelmeyi seçti. Eğer müziklerini değiştirmek yerine aynı müziği yapmaya devam etselerdi şuan festivallerde en büyük isim olamaz, stadyum turnesi yapamaz (2012'de gittiğim Mylo Xyloto turnesi hayatım boyunca gördüğüm en harika stadyum konseriydi) ve değişmeyen diğer isimler gibi belli bir kesime hitap ederek yollarına devam ederlerdi. Günümüzde artık saf rock ve pop kalmadı. Bu tarzlar içlerine diğer müzik tarzlarını katarak bizlere geniş bir yelpaze sunmaya başladı. Günümüz diyorum ama bu durum 2007'den beri böyle. Geçen yıllar içerisinde değişen sadece Coldplay olmadı. Diğer isimler daha farklı tarzlarla müziklerini harmanladılar. Ülkemize baktığımız zaman durum böyle değil. Rock ve pop müzik hala eski haliyle yapılıyor ülkemizde. Yenilikleri müziğimize katamadık ki zaten bu sebeple indie tarzı müzik yapan isimler gençlerin beğenesini kazandı ve ilgiyi üzerlerine çektiler. Yeni isimlere alışamayanlar da 90'lara takılı kaldı. Eskileri sevmek güzeldir ama takılı kalmak müzik açısından bize bir şey katmaz. Artık müziğin geldiği noktayı görmek ve yenilenmek gerekir. Eğer bu yenilenme yapılmazsa dünya ile aramızdaki fark daha da açılacak ve artık hiç yeni akımlara yetişemeyecek bir noktaya geleceğiz. Çünkü müzik artık yıllarca belirli kalıplar üzerine dayalı kalmıyor. Popülerlik her geçen yıl değişiyor. Mesela, biz son yıllarda indie tarzına takılı kalırken elektronik müzik daha popüler bir noktaya geldi. Rock ve alternatif müzik ile isim yapan festivaller artık David Guetta, Avicii ve Martin Garrix gibi isimlere yer vermeye başladı. Eskiden bu isimleri sadece Tomorrowland gibi festivallerde görürdük. Sadece bu tarz isimler mi? Hayır, daha deneysel elektronik tarzlar bile yer alıyor. Bu değişim elektronik müzikle de sınırlı kalmadı. Progresif ve deneysel tarzlar da en çok ilgi gören tarzlar arasına girdi. Pop müziğe baktığımız zaman Sam Smith, The 1975, Bastille gibi isimlerle pop müziğin ruhu değişti. Taylor Swift ve Kacey Musgraves gibi isimlerle country, Jamie Cullum gibi isimlerle de caz, pop müziğin içine dahil oldu. Kendrick Lamar gibi isimler rap müziğe yeni bir soluk getirdi. Indie olarak adlandırdığımız müzik de elektronik ve pop ile bu değişime uyum sağladı. Kısacası artık müzik tarzlarını harmanlamak moda. Hiç kimse eskisi gibi tercih ettiği müzik tarzını en saf haliyle sunmuyor, sunanlar da başarılı olamıyor. Bir diğer nokta çeşitlilik. Artık hiç bir grup ve orkestra tek bir müzik aletine bağımlı kalmıyor ve her enstrümanı çalabiliyor. Mesela gittiğiniz konserlerde grubun klavyecisini bir şarkıda bateri, bir şarkıda gitar çalarken görebiliyorsunuz. Ayrıca her grup üyesi geri vokal yapıyor. Çiftli seslerden çoklu seslere geçiş yapıldı. Imagine Dragons ile vurmalılar müziğin temelini oluşturmaya başladı. Yeni yetenek isimler artık vurmalı çalgıları ön plana çıkarıyor. Kısacası sadece gitar, bas, bateri ve vokal ile grup kurma dönemi tarihe karışıyor. Indie kelimesi adından da anlaşılacağı gibi bağımsız demek. Sinema bu kavramı özüyle korurken müzik maalesef indie kelimesini başka noktalara taşıyarak bir tarz haline getirdi. Aslında indie kelimesi müzik sektöründe ilk kullanıldığı zaman böyle değildi. Plak şirketlerinden bağımsız olarak müzik yapan ve menajeri olmayan isimlere indie deniliyordu. Hala indie kelimesini bu şekilde algılayan insanlar var ki onlardan biri de benim. Çünkü hala plak şirketlerine bağımlı olmadan müziğini sunan insanlar var ve sayıları hiç azımsanacak gibi değil. Geçtiğimiz yaz Rock Werchter için Belçika'ya, Lollapalooza Berlin için Almanya'ya gittiğim zaman sokaklarda müzik yapan insanlar gördüm. Bu insanlar para kazanmak için çalmıyorlardı. Daha doğrusu müzik yaptıkları için insanların para vermelerini istemiyorlardı. Önlerine koydukları çantalarında albümlerini dizmişler ve insanların kendilerine sosyal mecralar üzerinden nerelerden ulaşabileceklerini belirten kağıtlar koymuşlardı. Para vermek isteyenler sadece albüm satın almak şartıyla destek olabiliyordu. Albüm satın almak istemiyorsanız müzisyen şarkısına ara vererek size sesleniyor ve paranızı iade ediyor. Bunun haricinde çeşitli sosyal mecralar müziklerini daha fazla kitleye duyurmak isteyenler için imkan sağlıyor. Hatta daha da ilerisi, hiç plak şirketlerine ihtiyacınız olmadan albüm bile çıkarabiliyorsunuz. Toparlarsak bu yazı serime işin en saf hali mutfak ile başladım. Serinin devamında sofraya yani işin business kısmına geçeceğiz ve seri devam edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-beirut-st-apollonia/", "text": "2006 yılında solo proje şeklinde başlattığı müzik yaşantısında, daha ilk albümden gidişatın ne denli güzel olacağının sinyallerini gözlere sokmuştu zaten Zack Condon. Böyle düşünenleri yanıltmadı da dört senede çıkan irili ufaklı bir sürü albüm ve şarkıyla birlikte. The Gulag Orkestar albümünden aynı isimli parça ya da Postcard From Italy'yi dinlemek, grubu sevmek için başlı başına bir sebepti zaten. Bu gelenek diğer albümlerde de bozulmadı. En alakasız bir insanı bile bir şarkıyla kesinlikle yakalıyordu bu adam hiç acımadan. Böyle grupları ayrı bir seviyorum. Dünyanın en müzikten anlamayan, en abuk adamını bile getirsen karşına, kulaklığı kulağına taktığın zaman yüzünü dahi buruşturmadan sonuna kadar dinleyip, beğeniyor ya... İşte orada çok fena hazlar duyuluyor. Ne güzel değil mi yahu? Hatta işi iyice abartıp şarkıyı bana da atsana diyenleri bile var! Şöyle ki; Sagopa'dan Kürtçe türkülere kadar oldukça geniş bir müzik dağarcığı olup, bu tarz işlerle oldukça alakasız bir arkadaşın telefonun da şu an Beirut, Shamrain, IAMX, Emptyself, Midlake ve hatta Iron Maiden çalıyorsa olay işte orda bitmiştir abicim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-eisley-mr-moon/", "text": "Haftanın Şarkısı demişiz ama 8 haftadır aynı şarkıda takılıp kalmışız. Aslında beklenilenin aksine oldukça da verimli bir zaman dilimiydi bu keşfedilen yeni gruplar açısından. Ancak klişe blogger bahaneleri'' burada da devreye girdi ve standart, gündelik koşturmacalar sebebiyle, gerekli olan zaman dilimi o tazecik şarkılardan birini seçip, koymak için ayrılamadı maalesef. İşte hayata da kısaca bunların birleşim kümesi de diyebiliriz sanırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-jehan-barbur-neden/", "text": "1980 Beyrut/Lübnan doğumlu dupduru bir ses... Aynı Zühal Olcay, Birsen Tezer familyasında olduğu gibi son derece naif ama bir o kadar da vurucu... Bugüne kadar bir çok projede, birbirinden değerli bir çok isimle çalışmalar yapmış olan Jehan Barbur takıldı bu hafta da kulaklarıma. Daha önceden dinlenilen sıradan bir şarkı, kimi zaman doğru yerde, doğru zamanda'' dinlenilince çok daha başka yerlere sürükler ya insanı. İşte Jehan Barbur'un Neden''i de aynen o etkiyi bıraktı bende. Şarkıyı repeat manyağı yapıp sadece kendime saklayasım da gelmiyor değil! Bu arada Jehan Barbur'un -biraz da denk düşmüş olan- yeni albüm haberiyle de bu postu güzel bir şekilde sonlandırmaktan mutluluk duyuyorum. Yarın itibarıyla tüm müzik marketlerde Jehan Barbur'un ikinci solo albümü olan Hayat'ı bulabilirsiniz efendim. Hatta şuradan da önceden bir tadına bakabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-lightning-dust-take-it-home/", "text": "Lightning Dust adlı grubun Take It Home adlı şarkısı, tam da bugünde geçmişi var etmek üzerine kurulu sanki. Şöyle ki şarkı, her ne kadar modern sesleri barındırsa da, buram buram geçmiş kokan bir şarkı. 60'lardan kalmış bir davul tonuyla başlamakta şarkı. Ton her ne kadar 60'lar olsa da, ritimin sakin hali bir o kadar 'yeni'. Hatta davul tonu için Roxy Music referans bile verilebilir. Günümüzün dijital kayıt cihazları içerisinde böyle bir ton yakalamak oldukça zor olsa gerek. Sonrasında bir vokal var ki herhalde uzun zamandır dinlediğim en iyi kadın solist. Kadın gırtlaktan söylüyor bir kere şarkıyı. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama kadın rahmetli Azer Bülbül gibi titretiyor sesini. Bu gırtlak mevzusu da şarkıyı ayrı bir boyuta taşımakta kuşkusuz. Bugünde geçmişi yaratmak kolay iş olmasa gerek. Yaratabilenler, bunu güzel bir ahenk ile sunabilenler, bugünü de işin içine katabilenler ve bunu güzel bir melankoliyle sunabilenler haftanın şarkısı da oluverirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-luz-casal-negra-sombra/", "text": "Madem adamlar yapmış böyle bi güzellik, dibine kadar kullanmak lazım diyerekten, Grooveshark sayesinde artık klasik bir blog köşesi haline gelmiş olan Haftanın Şarkısı olayının ''Bir Baba Indie şekliyle beraberiz. Biliyorum bazen Indie olayının ucunu kaçırabiliyoruz. Alakasız isimleri söyleyebiliyoruz, yazabiliyoruz, çizebiliyoruz ya da yazmak isteyip, yazmıyoruz, içimizde patlatıyoruz. Sonuç olarak kalıp adamı değiliz. Orada Bir Baba Indie yazsa da müzik müziktir! Neyse, bu mübarek ramazan ayının da coşkusuyla zaten önemli olan da niyettir! diyerek kıvırmaya çalışmaktan mutluluk duyuyorum. Konu başlığına dönecek olursak; müzik dosyamın içerisinde Karışık başlıklı bir klasörüm vardır. Burası hiçbir tarza bağlı olmayan, klasik müzikten, black metale kadar her türlü birbirinden alakasız parçaların bulunduğu, sağdan soldan tek tek gelen, seçilmiş parçalardan oluşan bir yerdir. Ne zaman atıldığı bilinmeyen bir yığın, birbirinden güzel parça... Ara ara kafaya eser, klasörü açar bakarım. Sonuç olarak da Ne ara koydum la bunu buraya?, Oha süpermiş bu, Kim ki bunu söyleyen? şeklinde gayet birbirinden kibar tepkiler veririm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-magyar-posse-whirlpol-of-terror-and-tension/", "text": "FM'de en bilinmedik ligleri dolaşttım. Finlandiya. Evet Finlandiya. Kuzey soğukluğu, müzik falan oh mis. FM Alt+Tab ile görev çubuğuna indirilir. Şimdi güzel bir müzik açalım. Müziklerim klasörü sol çift tıkla ve içerideyim. Merhaba dünya ben geldim. FM oynarken fonda bana eşlik edecek birilerine ihtiyacım var. Kapı görevlisi Hmm... diyerek bana hangi takımı aldığımı sordu. Gururla Jippo dedim. Bana neden güldüğünü sezon sonunda anlayacaktım ama henüz sezon daha başlamamıştı bile. Medya tahminine göre 7. sırada bitirecektim. Jippo nereli? diye sordu. Finlandiya dedim. Gel öyleyse! diyerek, kuzeye doğru götürdü beni."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-maria-mena-just-hold-me/", "text": "Bazı şarkılar vardır ya hani, hangi ruh halinde ve ortamda olursak olalım direk ilk dinleyişte budur dedirtir. Rahatlıkla yakalar, ele geçirir insanı. İşte bunlardan biri de geçtiğimiz haftalarda tanıştığım Maria Mena oldu. 1986 Norveç doğumlu bir abla Maria Mena. 16 yaşında piyasaya girmiş biri olarak gayet dolu dolu işler yaptığını söyleyebilirim şu ana kadar yayınladığı dört adet stüdyo albüme baktığımda. Kolay kolay bir şarkıyı repeat'e almam. Fakat aldığım şarkının canını da çıkartmam öyle yüzlerce, binlerce kez dinleyip. Şarkı, playlist'imde art arda üç kere çalabilme başarısı gösterebilmişse şayet o benim için tamamdır. Temiz iki, üç hafta daha benimledir. İşte bu özellikte bir başlangıç şarkısı olan Just Hold Me ardından hemen şarkının yer aldığı Apparently Unaffected albümünün geri kalanına kulak kabarttım. Ancak albüm hiçte beklediğim gibi Kalburüstü bir şarkı, gerisi yalan şeklinde değildi. Hepsinin dinlenebilirliği gayet yüksek, boş şarkı neredeyse yok gibiydi. İşte bu sebeplerden ötrü, daha önceden bu ismi duymadıysanız hemen aşağıdaki video ile birlikte şarkıya kulak kabartmanızı şiddetle tavsiye ederim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-selah-sue-raggamuffin/", "text": "Yaz ayları geldi, biz de halen sürmekte olan bir melankoli var. Utanamasak haftanın şarkısını, kap karanlık bir post-rock şarkısı seçeceğiz. İşte bu melankolik hali atmak, sokaklara atılmak ve duvarları süslemek adına, en azından diğer şarkılara nazaran daha hareketli bir şarkıyı haftanın şarkısı olarak seçtik. Seçtiğimiz şarkının sahibi, içi dolu pıtırcık bir hipster olan Selah Sue adlı güzel bir kardeşimiz. Sesi kadar kendisi de güzel olan bu genç vokal, henüz 21 yaşında ve yaptığı işlerle boyundan çok büyük işlere girişiyor ve bunun üstünden başarıyla gelebiliyor. Selah Sue adlı bu güzel kızımızın, Raggamuffin adında bir şarkısı var ki, tam da bu yaz aylarında dinlemek için özel yaratılmış. Bol reggae soslu, yeterince ritmik, güzel melodiler ve inanılmaz bir vokal performansı içeren bu şarkı, yaz ayları için oldukça idea.. Hatta hani Dinlediğim şarkı hem güzel olsa hem de kimse bilmese dediğimiz şarkılar var ya, Raggamuffin tam da bu sınıfa girebilecek şarkılardan. En azından şimdilik kimse bilmiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-the-do-when-was-i-last-home/", "text": "Son zamanlarda bir şekilde çevremde çok dinlenildiğini gördüğüm bir grup var. Belki de zaten dinlenilen bir gruptu ancak benim mazisi pek de eskiye dayanmayan tanışma hadisemizle birlikte her yerde karşıma çıkıp dikkatimi daha da bir çekmeyi başardılar. Evet, böylesine içli bir müziğe rağmen, isimlerinin baş harflerinden grup kuracak kadar da yüzeysel olan bu güzel Fransız Indie ikilisi The Do'dan bahsediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-sarkisi-warpaint-shadows/", "text": "Birbirinden hoş, alımlı dört hanımdan oluşan deneysel, saykodelik işlerle uğraşan bir topluluk Warpaint. Grubu popüler yapan birkaç sebep var. Bunlardan biri Shannyn Sossamon'ın grubun ilk kurulum aşaması içerisinde yer almasıydı ki bu ablayı 40 Days and 40 Nights, A Knights Tale, The Holiday, The Rules of Attraction gibi bir çok filmden hatırlayabilirsiniz. Bir diğer sebep ise Red Hot Chili Peppers'ın eski gitaristi John Frusciante'nin grubun kayıtlarında miks ve mastering işlemlerini yapmasıydı. İşte bu sebeplerle bile grup gayet de ilgi çekici bir şekilde karşımızda duruyor. Bu hafta, genel olarak dinlenmesi şiddetle tavsiye edilen bir albüm olan The Fool'dan haftanın şarkısı olarak paylaşacağımız parçamızın adı ise Shadows."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haftanin-top-5-etkinligi-11-17-haziran/", "text": "2017 yılında yayınladıkları Dünyanın En İyi Albümü sonrasında paylaştıkları single'larla üretime hız kesmeden devam eden Dolu Kadehi Ters Tut, konserlerine de aynı hızda devam ediyor. 13 Haziran Çarşamba, IF Performance Hall Beşiktaş'ta full kadro ve elektrikli olarak gerçekleşecek olan konserde yine farklı sürprizler görmek de mümkün! Dinleyici kitlesini her geçen gün daha da katlayan DKTT'yi daha önce canlı dinlemediyseniz, grubun enerjisine şahit olmak için bu çarşamba oldukça iyi bir fırsat! Yerli sahnenin keyifli gruplarından Palmiyeler'i ilk olarak 2015 yılında, kendileriyle aynı adı taşıyan EP'leriyle duymuş ve bir anda bağrımıza basmıştık. Palmiyeler, 2016 yılında yayınladıkları Karbeyaz ve Senden Haber Yok single'larının ardından 2017'de ilk stüdyo albümleri II ile de birçok kişinin radarına girmeyi başardı. Geçtiğimiz haftalarda yepyeni albümleri Akdeniz'le yaz aylarında ne kadar mutlu olduğumuzu bizlere bir kere daha hatırlatan Palmiyeler, 15 Haziran Cuma akşamı Muaf Peyote Kadıköy sahnesinde olacak! Tiril tiril bir cuma akşamında Palmiyeler'i izlemek isteyenler bu konseri kaçırmasın! Co-founder'ımız, Dj Set'lerimizin baş sorumlusu Cihad Satıroğlu, bayramın ilk gününde şekerlerinizi dağıtmak için Kadıköy'de, 'da olacak. 2014 yılında Açık Radyo'da hazırlayıp sunduğu Bir Baba Indie radyo programını, 2017 yılında Radyo Kanyon'da yerli sahneden müzisyen ve oluşumları ağırlayarak sürdüren Cihad, electronica, nu-disco, funk ve indie çizgisinde dalgalanan Bir Baba Indie Dj Set'lerine muhtelif mekan ve festivallerde 2014 yılından beri düzenli olarak devam ediyor. Ekip olarak bulunacağımız bir gecede, bayram coşkusunu Cihad'ın çalacağı şarkılarla yaşamak istiyorsanız siz de muhakkak teras'taki yerinizi alın! Matt Loftin, Todd Gibson ve Efkan Zeren'den oluşan kadrosuyla İstanbul'dan Housing Crash, daha önceden Mosquito ismiyle tanıdığımız, şu an yeni EP'leri üzerine çalışan, yeni alternatif rock topluluğu Hack the Fool ile birlikte alternatif bir cumartesi gecesi yaşamak isteyenler için kargART sahnesinde olacaklar. Biletler ise etkinlik günü kapıda 20 TL karşılığında satışa sunulacak. Cumartesi gecesine sert ve alternatif bir etkinlik arayanlara duyurulur! Yaklaşık bir senedir sahnelerden uzak kalan Kadıköy'ün sert ve karanlık gruplarından Humbaba ve 2014 yılında bir araya gelen psychedelic rock, heavy psych üçlüsü Midvil, Electric Fence organizasyonuyla Woodstock Kadıköy sahnesinde olacaklar. O özlediğimiz, giriş ücretine dahil olan 1 birayla birlikte 20 TL'ye satışı yapılacak olan biletler ise kapıdan temin edilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haim-bir-animasyon-filmi-icin-hazirladigi-yeni-parcasini-yayinladi/", "text": "Uzun bir aradan sonra sessizliğini Women in Music Pt. III albümünü paylaşarak bozan HAIM, yeni bir parçayla karşımızda. Yeni animasyon filmi The Croods: A New Age için Feel the Thunder adlı yeni bir parça yayınlayan HAIM, parçanın yazılma ve prodüksiyon aşamasında Ariel Rechtshaid ile beraber çalıştı. Ayrıca grubun belirttiğine göre parçada Guns N Roses'dan esinlenilmiş. Bu sene Women in Music Pt. III adlı albümünü yayınlayan HAIM, ayrıca albümden Man From the Magazine, Summer Girl, Now I'm in It, Hallelujah ve The Steps parçalarına, Paul Thomas Anderson yönetmenliğinde çekilen videoları de dinleyicisiyle paylaşmıştı. HAIM'ın yeni animasyon filmi The Croods: A New Age için yayınladığı yeni parçaya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haimden-yeni-ep-ve-video/", "text": "Üç kız kardeşten oluşan HAIM'den Hallelujah isminde 3 şarkılık yeni bir EP ve video geldi! Bir süredir sessiz olan HAIM kardeşler, 2 hafta önce paylaştığı Now I'm In It videosunun ardından 3 parçadan oluşan yeni EP'leri Hallelujah'ı yayınladı. Daha önceden birçok videoda beraber çalıştıkları Paul Thomas Anderson ile bu iki yeni parçada da çalışan grubun yeni EP'si dün itibarıyla dijital platformlardaki yerini aldı. Hallelujah isimli 3 parçadan oluşan yeni EP'sini yayına alan grup, aynı ismi taşıyan parçasının video klibini de YouTube kanallarından paylaştı. Hallelujah, Now I'm In It ve Summer Girl parçalarının yer aldığı yeni EP ve Hallelujah parçasının video klibi ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/haimin-man-from-the-magazine-parcasina-yeni-video/", "text": "Müzikle iç içe büyüyen üç kız kardeşin kurduğu grup Haim, Women in Music Pt. III albümünden Man From The Magazine parçasının videosunu yayınladı. Haziran ayının sonlarına doğru yayınlanan Women in Music Pt. III albümü, grubun 2017'de yayınladığı Something to Tell You albümünün üstüne çıkan ilk işleri oldu. Albüm, bu üç senelik süre içerisinde grup üyelerinin yaşadığı zorlukların müziğe yansımasından oluşan bir ürün niteliğinde. Women in Music Pt. III albümünden Man From The Magazine parçasının yönetmenliğini Paul Thomas Anderson üstlendi. Ailenin uzun zamandır iş birliği yaptığı Anderson daha önce Summer Girl, Now I'm in It, Hallelujah, ve The Steps. parçalarının da yönetmenliği yapmakla beraber, Women in Music Pt. III albümünün kapak tasarımını da yapmıştı. Haim'in Women in Music Pt. III albümünden Man From The Magazine parçasının videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hakan-muhafizin-ikinci-sezonundan-ilk-surpriz-teaser-geldi/", "text": "Netflix'in ilk yerli yapımı olan Hakan: Muhafız'ın ikinci sezonundan ilk teaser yayınlandı. Daha ilk sezonu yayınlanmadan ikinci ve üçüncü sezonunun onayını alan, ilk yerli yapım Netflix dizisi Hakan: Muhafız'ın ikinci sezonundan Cüneyt Arkın'lı ilk teaser yayınlandı. Çağatay Ulusoy, Hazar Ergüçlü, Ayça Ayşin Turan ve Okan Yalabık'ın da rol aldığı Hakan: Muhafız'ın dizisinin ikinci sezonunda Cüneyt Arkın ve Hazar Ergüçlü'nün bir konuşmasının yer aldığı ilk teaser Netflix'in hesaplarından paylaşıldı. Yeni sezon yayın tarihi henüz açıklanmayan dizinin ikinci sezonundan ilk görüntülerin yer aldığı teaser'ı aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hakan-muhafızin-ikinci-sezonu-26-nisanda-basliyor/", "text": "Netflix'in ilk yerli yapımı olan Hakan: Muhafız 26 Nisan'da ikinci sezonuyla geri dönüyor. İlk sezonun başrollerinde Çağatay Ulusoy, Ayça Ayşin Turan, Hazar Ergüçlü, Okan Yalabık'ı izlediğimiz Hakan: Muhafız'ın geçtiğimiz ay, yeni sezondan Cüneyt Arkın'ın da yer aldığı teaser görüntülerini paylaşmıştık. Yeni sezonda Burçin Terzioğlu ve Engin Öztürk'ün de katıldığı oyuncu kadrosunun olduğu bir videoyla bugün yeni sezon yayın tarihini duyuran Hakan Muhafız, 26 Nisan Cuma günü geri dönüyor. Tüm dünya üzerinden 10 milyonu aşkın kişi tarafından izlenilen dizi Türkiye'den sonra en çok, Brezilya ve Meksika başta olmak üzere, Latin Amerika ülkelerinde seyredildi. Latin Amerika'dan sonra ise Afrika ülkelerinde ilgi gören dizi Avrupa'da ise en çok Fransa ve Almanya'da izlenmiş durumda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hangi-sun-in-the-arms-of-love/", "text": "JAN: Seninle birlikte hiçbir zaman göremeyeceğim bir oyundan.- Peki ya müziğe ne dersin. Zaman bulduğumuzda, kompozisyonuyla insanda hayranlık uyandıran, önemli bir piyano konçertosunu dinleyebiliriz. Bu diyaloglar Ingeborg Bachmann'ın, Radyo Oyunları kitabından bir alıntı. Kitaptaki diyalog uzun süredir düşündüğüm ama tarif ederken, betimlerken kullandığım şeylerin bir özeti gibiydi. Müziğin değiştiğini, evrim geçirdiğini söyleyebilecek kadar iddialı şeyler söyleyip duruyorum. Müzik otoritesi, kriterler koyacak biri değilim, olmadım, olmayı da isteyeceğimi sanmıyorum. Sadece kendi minik evrenimde, minik tespit oyunlarım ile vakit geçiriyorum. Müziğin değiştiğini ya da değişmeye meylettiğini iddia etmem elbette yeni şeylerdeki müziğin trafik akışlarını ve beste yapılarında bazı şeyleri fark etmem ile mümkün oldu. Jan ve Jennifer bana bu konuda yardımcı oldu. Ciddi müzik? Bir müziği dinlemenin ötesinde bir kompozisyon olarak incelenme meselesi vs. Müziği sadece dinleyen ama incelemeyen kişiler olarak eğer daha iyi müzikler dinlemek istiyorsak öncelikle bunu sorgulamamız ve sorgulamanın ardından tespitler ve öneriler oluşturmamız gerektiği kanaatindeyim. Yani iyi müzik için; daha doğrusu sanatın tartışılma meselesinin ötesinde bizim için iyi olan, bizim kendi içimizdeki benliğe doğrudan etkiler oluşturan müziğin benliğini masaya yatırmak gerektiği kanısındayım. Haklılığımı ya da haksızlığımın ispatı için örnek vermeden, kendi içimdeki müziğin benliği üzerine bir takım görüşler dile getiriyordum. Bu da kafamdaki müziğin benliği ve evrimi üzerine cümleleri bir araya getiriyordu. Müziğin artık değiştiğini ve tek bir enstrüman odaklı olmasından sıyrıldığını ya da sıyrılması gerektiğini düşünüyorum. Takip ettiğim müzisyenlerin ya da grupların da benzer kaygılar taşıdığına inanıyorum ve her yeni şarkılarında bu evrimi gerçekleştirdiğini gözlemliyorum. Müziğin enstrüman ya da solist odaklı olmasından ziyade bütün nesneleriyle ve mantalitesiyle, bir bütün olarak, senkronize bir şekilde hareket etmesi gerektiği kanısındayım. Ana enstrüman gerçeğini ortadan kaldırıp, sosyalist! bir müzik ortaya koymak gerektiği kanısındayım. Tüm enstrümanlardan eşit ölçüde verim almak ve bütün enstrümanların ve solistin maksimum enerjisiyle dışa vurumunu sağlamak gerektiğine inanıyorum. Bu görüşümü desteklemesi için 123'ün Sun In The Arms Of Love şarkısının 3 farklı versiyonu olması bana ciddi anlamda ışık tuttu. Şimdi sizinle bu şarkının üç farklı versiyonunu paylaşacağım. Şarkının, İlhan Erşahin katkılı bu versiyonunda baştan sona İlhan Erşahin'in etkisini dinliyoruz. Saksafon şarkı boyunca kullanılabilecek her yerde, tüm etkisiyle kullanılmış ve şarkının oldukça önüne geçmiş vaziyette. Sanırım bunu 123 dahil kimse, İlhan Erşahin'e olan saygıdan ötürü garip karşılamayacaktır. Zira her ne kadar saksafonun bu mükemmel entegrasyonu kulağa hoş gelse de müziğin tüm enstrümanlarca bütünlüğüne yan yeni bir ses olarak katıldığı için bir negatif özellik oluşturuyor. Şarkının esas kısmını dinliyorken bir anda dikkat dağıtıp, saksafonu dinlemeye yönlendiriyor. Her tekrarda ezberde kalan kısım saksafonun gireceği ve çıkacağı yerler; ve dolayısıyla melodisi oluyor. Tekrar söylemekte fayda var. Şarkının iyi ya da kötülüğünü eleştirmiyorum. Zira, haddime değil. Sadece kendi içimdeki müziğin benliği ve evrimine örnek teşkil etmesi açısından açıklama getirmeye, sorgulamalar yaratmaya çalışıyorum. Bu yüzden diğer versiyona geçmeden evvel bir an için bu versiyonu dinlerken saksafonu unutarak dinlemeyi denemenizi ve ortaya çıkan boşluğu deneyimlemenizi istiyorum. Bir yönlendirme yapmak istemiyorum ama saksafonun kattığı alışkanlıktan dolayı hissi olarak bir yalnızlık hissedeceğinizi düşünüyorum. Bu versiyonun diğer versiyona göre daha iyi olduğunu iddia ediyorum. Biraz daha canlı ve hareketli. Bir önceki versiyonda iddia ettiğim şeyin aslında grup tarafından çalınmış hali. Bu sefer saksafon yok. Şarkı tüm nesneleriyle, özellikleriyle daha fazla ön planda; ve canlı çalınıyor olmasından dolayı daha samimi ve kutsal bir buluşma örneği teşkil ediyor. Zira dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Burak Irmak ve Berke Can Özcan! Bu şarkıda bu ikiliyi özellikle 02:40'dan sonra daha dikkatli dinlemenizi istiyorum. Saksafonun ortadan kaldırılmasıyla daha fazla özgürleştirilebilmiş ya da daha duyulabilir olmuş iki enstrümanın şarkıya ritimsel ve melodisel olarak nasıl etki ettiğini, kendini açığa çıkarttığını belirgin bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Şöyle bir deneme örnekleme yapayım. Johann Sebastian Bach ile Vincent Van Gogh'un bir gün sandalla denize açıldığını, sandalın büyük bir dalga tarafından devrildiğini ve ikisininde boğulmak üzere denizin dibine doğru çöktüğünü düşünün; ve bu iki büyük dehadan JS Bach'ın henüz The Art Of Fugue üzerine bir çalışma yapmadığını, Vincent Van Gogh'un ise Patates Yiyenler'i resmetmediğini; yani, bu dünyaya bu önemli eserleri henüz bırakmadığını düşünün. Aslında ne kadar önemli bir kayıp olduğu konusunda yeteri farkındalığı yarattığımı düşünüyorum. İşte şarkının bu versiyonunda denizde boğulmaktan son anda kurtulan bir Burak Irmak ve Berke Can Özcan dinliyorum. Nefes aldıklarını hissediyorum. Önceki versiyonunda saksafonun dominant renkleri altında kaybolan; masmavi bir gökyüzü çizen ressamın vazgeçip üzerine kara bulutlar çizdiğini hissediyorum. Belki bu versiyona karşı fazla duygusal yaklaşıyor olabilirim. İtiraz etmem! Dilara Sakpınar, bu versiyonu Rock'n Coke'da çalmadan önce bir takım kaygılarını dile getirmişti. Şarkının eskisi kadar hareketli olmadığını, beğenilip-beğenilmeyeceğine yönelik endişeleri olduğunu dile getirmişti. Şarkıyı ilk canlı dinlediğimizde kaygısında haklı olduğunu düşünüp, özlemle eski versiyonunu hatırlamak istediğimi düşünmüştüm. O günden bugüne fikirlerimin değiştiğini düşünüyorum. Şarkının bu versiyonuna ilişkin başta oluşan negatif düşüncenin eskiye olan alışkanlıktan ve henüz bu haline dair hazırlıksız olduğumuza dair düşünceler oluştu kafamda. Daha detaylı ve JAN'ın diyalogta dediği gibi kompozisyon olarak şarkıyı incelemeye koyulduğumda birçok şey fark ettim. Müziğin benliği ve evrimi üzerine ortaya koyduğumu savların hepsini bu şarkıyla anlatabileceğimi düşündüm. Şarkı bu haline gelmeden önce Burak Irmak gruptan ayrılmış, yerine Arda Erboz ve Seçil Kuran gelmişti. Onların dahil olmasıyla müzikal olarak grup biraz daha zenginleşmişti. Rock'n Coke değerlendirmesinde bu değişikliğin grup üzerine etkilerinden bahsetmiştim. Arşiv kısmından bu kısımları okuyabilirsiniz. Dikkat ettiyseniz diğer versiyonlardan bahsederken bas gitardan ve solistten hiç bahsetmedim. Halbuki her iki versiyonunda da şarkının en iyi işçileri ve ön plana çıkartan şeylerin bunların olduğu konusunda hiç şüphem yoktu. Bu versiyonda bunlardan bahsedebilirim. Kendimi daha özgür ve iyi hissediyorum. Feryin Kaya'nın bas partisyonlarını değiştirip, yeni bir şeyler denemesi dolayısıyla Berke Can Özcan'ı da yeni bir keşfe çıkartmış. Ritim daha da yavaşlayarak, davul partisyonlarını zenginleştirmiş. Bu iki etkileşimin Dilara Sakpınar'ı daha da rahatlarak solist olarak daha keyifli bir Sun In The Arms Of Love yorumu yapmasına sebep olmuş. Burak Irmak ve İlhan Erşahin'in dominantlığını ortadan kaldırarak yerine ortadaki sinerjiye aynı enerjiyle katılan Arda Erboz ve Seçil Kuran'ın doğru ve ön plana çıkmayan katılımları ve müziği zenginleştirmek adına Dilara Sakpınar'ın synthesizer katılımına ve yeni bir renklendirme ile şarkıyı boyutlandırmasına sebep olmuş. Derdimi doğru şekilde anlatabiliyor muyum bilmiyorum. Eksik ve yanlış bir şekilde ifade ediyorsum affınıza sığınıyor ve yardımınızı rica ediyorum. Şarkının son haliyle tüm enstrümanları ve düşünce yapısıyla bir bütünlük oluşturduğunu ve gerçekten bir müzik eseri ortaya konduğunu düşünüyorum. Bu enstrümanlardan biri daha fazla öne çıksaydı şarkının bütünlüğünün bozulacağını düşünüyorum. Solist bir yandan şarkısını mırıldanırken diğer enstrümanları dinlemeye gayret gösterin. Hepsinin kendi içinde ve dışındaki gelişen dünya ile ne kadar uyumlu olduklarını göreceksiniz. Şarkıyı en bütün halinden parçalayarak, atomlarına ayırarak dinlemeyi deneyin. Her bir yanından bir şeyler fışkırdığını ve bütünüyle bir önem taşıdığını anlayacaksınız. Burada bir vücut gibi hareket eden bir gruptan ve bir şarkıdan bahsediyorum. Havada dans eden kuşların ahengi, güneşin dağların arkasından doğup, minik bir göl üzerindeki ağaçların yansımasına etki etmesi gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hangisi-daha-iyi/", "text": "Experimental, post rock kıvamındaki şarkıların oluşma aşamasında bazı farklılıklar var. Sanırım olayın iki boyutu var. Doğaçlama tüm grubun bir arada bir melodi üzerine yoğunlaşması ya da grubun bestecisinin evindeki dünyasında bir şeyler ortaya çıkarttığı. Doğaçlama bestelere bakarsak şarkının uzunluğu ve kısalığı göz ardı edilmeksizin çok sık tekrarlar var. Burada hep hmm o zaman bu şarkı kötü ön yargısı oluşturulsada aslında öyle olmayabilir. Mesela Sorterargatan 3 / Gösta Berlings Saga bu özelliğe vurgu yapabilir. Şarkının neredeyse büyük bir çoğunluğunda bas gitar dümdüz çalıyor. Çok fazla değişken bir riff yok. Zira yine ritm gitarlarda bu tekrarlara katılıyor. Davul ve Rhodes'ların değişkenliği daha doğrusu alt yapı üzerinde çeşitli denemeleri ile şarkı tamamlanıyor. Bir başka örnekte ise Five / Interpol diyebilirim. Post Rock'ın ambiansından uzakta olsa deneysel çizgide olduğunu inkar edemeyeceğimiz bir şarkı. Bu şarkı özellikle üzerine çalışmış bir şarkı değildir. Açıkçası buna çok ihtimal vermiyorum. Şarkının içinde minik değişiklikler dışında başından sonuna kadar aynı paralelde devam eden riffler var. Şarkıdaki farklı renkleri ise Delay Efekti ile alıştığımız gitarlar ve arada vokalin çığlıklarıdır. Hem Sorterargatan 3 hem de Five ikiside bayıla bayıla dinlediğim şarkılardır. Doğaçlamayı yerinde ve doğru hareketlerle tekrarlı bir şekilde yapılması aslında kötü bir şey değildir. En azından eskisi kadar olumsuz bakmıyorum. Doğaçlama olmayan bestelere baktığımızda ise grubun bestecisi kimse onun evinde, kendi dünyasında yaşadığı şeyleri bir araya getirerek ortaya çıkarttığı bestelerdir. Sanıyorum ki bazı progresif kökenli deneysel bestelerin kaynağında bu tarz üretilmiş besteler yatmaktadır. Her ne kadar duygu yoğunlaşması eşliğinde bu besteler ortaya çıksada nihayetinde saatlerce tek başına uğraşıp, en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü için az tekrarlı, daha teknik besteler oluyor. Saatlerini hatta günlerini bir besteye harcamaya meyilli bestecilerin takıntılı mükemmelliyetçi özelliklerinden dolayı da progresif rock vurgusu sonsuza dek devam edecektir. Tabii burada iki farklı çalışma tarzı sonrası ortaya çıkmış farklı tarzda bestelerden bahsediyoruz. Belki de ikinci çalışma stilini sadece Progresif Rock olarak algılamak alt tanım olarakta deneyselliğine vurgu yapmak daha doğru olacaktır. Çünkü; post rock'ı bir şekilde tanımlayabiliyorsunuz. Daha uç sesler, ambians oluşturacak öğeler bir araya enstrümental bir çizgide geldiği zaman minimum bir Post Rock bestesi olmuş oluyor. Fakat nasıl ki evrenin sonsuzluğunu kabul ediyorsak, Progresif Rock'ın sonsuzluğunuda kabul etmek doğru olacaktır. Bu bağlamda progresif rock nasıl ki jazz, blues hatta death metal gibi başlı başına bile bir özelliği ve dinleyen kitlesi olan tarzları bir araya getirip, kendi bünyesinde barındırabiliyorsa aynen post rock'ı da kendi kanatları altına alabilir. Tabi ki Post Rock'ın da kendi başına bir tarz olduğunu kabul ederek. Hangisi daha iyi dersek ben progresif rock'ın altında yaşayan bir post rock'ı her zaman öncelikli olarak tercih ederim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/harlemin-goz-bebegi-apollo-theatrein-belgeseli-the-apollo-emmy-kazandi/", "text": "Her sene Amerikan televizyon yapımlarına verilen Emmy Ödülleri'nin bu sene 72. si düzenlendi. Roger Ross Williams'ın yönetmen koltuğunda oturduğu New York- Harlem'in tarihi Apollo Theatre ile ilgili Apollo Theatre belgeseli, Spike Jonze'un Beastie Boys Story, Netflix'in Michelle Obama belgeseli Becoming, Laurel Canyon: A Place in Time, and The Great Hack gibi belgeselleri sollayarak Emmy almaya hak kazandı. Arşiv görüntüler, müzik, dans, komedi performansları ve sahne arkası görüntüler de barındıran belgesel aynı zamanda Patti LaBelle, Pharrell Williams, Smokey Robinson ve Jamie Foxx gibi sanatçılarla röportajlara da yer veriyor. Yeni yeteneklerin keşfedilmesine önayak olan The Apollo Theatre, açıldığı günden bu yana Billie Holiday, Aretha Franklin, Ella Fitzgerald, Diana Ross & The Supremes, Stevie Wonder, The Jackson 5, Luther Vandross, Dave Chappelle, Lauryn Hill, Jimi Hendrix gibi dünyada ün salmış ve sanat dünyasında büyük ses getirmiş sanatçılara da ev sahipliği yaptı. Afrikan-Amerikan kültürünün imza attığı başarılara da kök salan sahne Apollo Theatre'ı konu alan The Apollo belgeseli aynı zamanda günümüz kültürel ve ırk problemlerine de yer veriyor. Fotoğraf 23 Ocak 2019'da New York'taki Apollo Theatre'a ziyaretimden bir kare. Apollo, Swing danslarından Lindy Hop dansı için de aynı zamanda büyük önem taşıyan bir yer. Çeşitli Lindy Hop yarışmaları ve performanslarına da yıllarca yer vermiş. Ben de 5 senedir Swing dansları yaptığımdan dolayı bu efsane yeri görmeden dönmek istememiştim. Tiyatro o esnada kapalı olduğundan dolayı içeri girme şansım olmamıştı fakat benim için sadece o efsane giriş kısmını ve Apollo yazısını görmek bile çok heyecanlandırıcı bir andı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hasmet-asilkan-preludes-from-the-cosens-lute-book-albumunu-yayinladi/", "text": "Haşmet Asilkan, namı diğer Fatih Vural, solo kariyerinin üçüncü albümü ''Preludes from the Cosens Lute Book''u yayınladı! Üniversite yıllarında birçok grupla sahneye çıkıp daha sonraki dönemlerde ise Künt ve Adamlar gruplarında kontrbas çalan müzisyen Haşmet Asilkan, solo kariyerine ''Preludes from the Cosens Lute Book'' albümünü yayınlayarak bir yeni proje daha ekledi. ''Preludes from the Cosens Lute Book'' albümü; 1610 yılında yazılmış, MS Add.3056 katalog numarasıyla Cambridge Üniversitesi kütüphanesinde bulunan ve 19. yüzyıldaki sahibi; Frederick W. Cosens ismine atıfla Cosens Lavta Kitabı ismiyle anılan el yazmasında, Rönesans lavtası için yazılmış 71 eser bulunmaktadır. Eserlerin bazılarının bestecisi bilinmemektedir, bu bilinmeyen eserler içinde, daha evvel hiç seslendirilmemiş olan on dört adet prelüt, ilk kez bu albümde toplu halde seslendirilmiş bulunuyor. Lavta müziği araştırmacısı John H. Robinson'a göre albümde seslendirilen prelütlerin bestecisinin, İtalyan besteci Lorenzo Tracetti olduğunu tahmin edilse de, günümüzde konuya dair kesin bir bilgi bulunmamakta. Albümde Fatih Vural, luthier Ozan Özdemir tarafından yapılan bir rönesans lavtasını, enstrümanın kendi otantik sesini yakalayabilmek için bağırsak tel kullanmış. Albüme ve yönetmen Volkan Ergen tarafından görüntülenen albümden bir prelütün performansına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonistic-noise-ve-no-relicsten-split-album/", "text": "Hedonistic Noise ve No Relics 3 silahşörlerinin, 2018 Kasım ayında üçüncü toplaşması gerçekleşen Wargasm Fest canlı performans kayıtlarından oluşan sürpriz split albümü Mevzu Records'tan yayınlandı. Bu split kapsamında, 2016 yılında Masturbation demo albümü, 2017'de ilk stüdyo albümleri Silence Is More Musical ve 2018'de gelen ikinci albüm Doğal Seçilim ile ilgili kitlenin dikkatini bir hayli çeken Hedonistic Noise ile Crust Punk temalı, politik ve kaotik müzik yapan No Relics'in bir araya gelme sebebi ise hayırlara vesile diyebiliriz. Bir sosyal sorumluluk projesi olarak yola çıkan Live Split albümünün ve yakında yayınlanacak olan Zamansız Zerk toplama albümünün tüm gelirleri, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı'na bağışlanacak. Ayrıntılı bilgi edinmek ve projeye kitap bağışı yapmak için siz de https://koruncuk. org/ adresini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonutopia-21-nisanda-w-istanbulda/", "text": "Geçtiğimiz yılın sonunda yayınladıkları Yarı Cennet albümüyle başa sarıp dinlediğimiz, son dönemde birçok mekanda konserlerini izleme fırsatı yakaladığımız Hedonutopia, özel bir konser için 21 Nisan Cumartesi günü W İstanbul'da sahne alacak. 2016 tarihli Ucube Dizayn albümleriyle yerli müzik takipçilerinin radarına giren Hedonutopia, dört dörtlük olarak nitelendirmekte hiçbir sakınca görmediğimiz ikinci albümlerinden sonra, şimdi de üçüncü albümün hazırlığı içinde. Ayrıca en önemli detayı da hemen sizlerle paylaşalım; Hedonutopia'nın 21 Nisan'da vereceği konser tamamen ücretsiz olacak. Red Bull Music desteğiyle gerçekleştirilecek olan konseri izlemek için tek yapmanız gereken şuradaki formu doldurmak! 21 Nisan Cumartesi, saat 18:00'da Hedonutopia'nın müziğinde kaybolmak istiyorsan, adresin belli!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonutopia-albümü-ucube-dizayn-geliyor/", "text": "Bu seneki Radyo Boğaziçi 18. Battle Of The Bands müzik yarışmasının kazananı, İstanbul bağımsız müzik sahnesinin nevi şahsına münhasır gruplarından olan Hedonutopia'nın beklenen albümü sonunda çıkıyor! 18. Battle Of The Bands birinciliği sonrasında DokuzSekiz Müzik'ten Maxi Single ödülünün de sahibi olan Hedonutopia, bir süredir kaydedip hazır bir şekilde beklettiği albümü Ucube Dizayn'ı DokuzSekiz Müzik etiketiyle paylaşmaya hazırlanıyor. 2 Aralık tarihinde çıkması planlanan albüm, iTunes üzerinden şu an ön satışta! - Lasido - Japon Orman - Maymun Kral - Eridin Amma - Blonde - Mayalar - Sar"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonutopiadan-dort-dortluk-yeni-album-yari-cennet/", "text": "Yerli sahnenin -hiç şüphesiz- en sevdiğimiz gruplarından Hedonutopia, yepyeni albümü Yarı Cennet'i dün yayınladı, ne iyi etti! İlk stüdyo albümleri Ucube Dizayn'ı geçtiğimiz yılın sonunda yayınlayan grup, arayı fazla açmadan, fakat Eh artık yeni bir albüm de gelmese mi? diye söylenmeye başladığımız şu sıralarda yayınladığı Yarı Cennet ile kulaklarımızın pasını silmekle kalmadı, kendi cennetinde bize de bir yer açtı. 7 şarkıdan oluşan albüm, açılış şarkısı Burgaz Halayı ile dinleyeni içine almayı başarıyor. İkinci şarkı Bilmiyorum Hiç Güvende miyim ise bizim için çok ayrı bir yerde bulunuyor. Zira Hedonutopia'yı ağustos ayında, Nilüfer Müzik Festivali'nde canlı canlı dinlerken bu şarkıyı duymuş ve inanılmaz heyecanlanmıştık. Kavurucu sıcaklar geçti, kombiler derecelerini yükseltti ve biz de sonunda şarkımıza kavuştuk! Büyük Hırsız ile alıştığımız Hedonutopia'daki değişikliği fazlasıyla hissediyoruz ve bu kesinlikle kötü bir şey değil. Aksine her şarkıyı loop'a almak isteyeceğiniz kadar güzel bir değişim, gelişim. Şizolar başladığında ve enstrümanlar kulağınıza dolduğunda Yarı Cennet'in doruk noktasına çıktığınızı hissediyorsunuz. Korku'da ise Gülden'in sesi, sizi korkudan çok uzağa, tatlı bir rahatlığın içine çekiyor. Sarışın Kızıl ile geçmişe selam gönderiyor ve adını Sadık Hidayet'in eserinden alan Kör Baykuş'la dopdolu bir albümü kapatıyoruz. Uzunca bir süre playlist'lerimizden eksik olmayacak Yarı Cennet'i dinlemeniz için sizi aşağıdaki bağlantıya alalım. Hatta Ya ben canlı canlı dinlemek istiyorum! diyorsanız Hedonutopia, bugün 17:30'da, MIX Festival kapsamında Zorlu PSM'de sahne alacak! Kaçırmayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonutopianin-7-albumunden-ilk-single-atlantis/", "text": "Hedonutopia'nın yedinci stüdyo albümünden Atlantis adlı ilk teklisi yayında! 2016 yılından bu yana ürettikleri müzikle, dinleyicileri ile derin bir bağ kuran, yolculukları boyunca yayınladıkları her yeni albümde dinleyici kitlesini daha da büyüten Hedonutopia, Atlantis teklisi ile 7. albümünün müjdesini verdi. Müziklerini Elektronik ritimler, uçuşan melodiler ve uzaktan geliyormuş gibi duyulan derin vokaller ile deneyselliğin çorak topraklarından, melankolinin derin sularına kadar geniş bir coğrafyada geziniyor şeklinde tanımlayan grup, Atlantis parçasını Karşı taraf olmadan bu taraf olmaz. Karşı taraf ve bu taraf hiç birleşmez. Fakat birbirlerine muhtaçtırlar. Karşı kıyılardan gelen kötü rüzgarlara göğüs gere gere erken öğrenmişizdir ayakta kalmayı. Ah şu karşı taraf olmasa ömür geçmez düşünce gelişmez. cümleleriyle tanımlıyor. Yedinci albümün habercisi olan Atlantis'i dün gece ilk kez Blind konserinde izleyicileriyle paylaşan grubun yeni teklisi, 4 Kasım itibarıyla DokuzSekiz Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonutopianin-yeni-albumu-7-tum-dijital-platformlarda-yayinda/", "text": "Yerli alternatif sahnenin kendine has grubu Hedonutopia, yedinci stüdyo albümünü tüm dijital platformlarda yayınladı. Grubun merakla beklenen yeni albümü 7, 2 aralık 2022 itibarıyla sevenleriyle buluştu. Hedonutopia, üretim serüveninin hemen başında verdiği 7 yılda 7 albüm sözünü tutarak hazırladığı son albümünde, bas gitar ve akustik gitar kullanımlarına daha çok yer vererek, ilk albümünde başladığı deneyselliğin kapılarını dinleyicisine sonuna kadar açmış bulunuyor. Yarattıkları kendine has dilleri ile alternatif sahnede sağlam bir kitleye sahip olan Hedonutopia, 7 albümünde ilk yayınladıkları tekli Atlantis'in yanı sıra Kür, Öldüm Vay!, Sarmaşık, Hazin Efe, Kölemen Çıkmazı, Oldu Olanlar gibi sıra dışı parçalara yer verdiler. Albümün öne çıkan parçası ise Öldüm Vay! ölümü sarmalayan, ölümden sonra gerçekleşebilecek başlangıçları hisseden ve bitişlerin yeni kapılar açtığını hatırlatan duygusuyla karşımıza çıkıyor. Hedonutopia bu albümü betimlerken Bir köşede durup zaman içinde uyanacak şarkılar barındırdığının vurgusunu yapıyor. Hedonutopia 7 albümünü; Yaşadığımız toprağın hissini, aşkları, ayrılıkları, insan olmanın derdini, duygu değişim durumlarını, karşı olana dair ihtiyacı, geçmişin izlerini, kendi yarattığımız sarmaşıklarda boğulmama savaşını, ölümün bir başlangıç yaratışını anlıyoruz!'' şeklinde tanımlıyor. Hedonutopia, albümün ilk konseri için 9 Aralık'ta Zorlu PSM %100 Studio sahnesini ziyaret etmeye hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hedonutopianin-yeni-albumu-yakamoz-sandali-yayinda/", "text": "Hedonutopia her yıl albüm yayınlama geleneğini sürdürerek yeni albümü Yakamoz Sandalını bugün itibarıyla yayına aldı. Haziran ayında Yarı Cennet albümünden yayınladıkları Şizolar'ın video klibiyle birlikte yeni albüm müjdesini verdiğimiz Hedonutopia'nın üçüncü albümü Yakamoz Sandalı bugün Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayınlandı. En son 2017 Aralık ayında yayınladıkları ikinci albüm Yarı Cennet'in ardından yayınlanan Yakamoz sandalı albümü 7 şarkıdan oluşuyor. Kaan Düzarat'ın Analog Kültür'ünde 5 gün boyunca analog ekipmanlarla kaydedilen albümün müzik prodüksiyonunda Jakuzi'den tanıdığımız Taner Yücel yer alırken mastering'inde ise Chris Sansom ismini görüyoruz. Albümün kapak fotoğrafı ve grafik tasarımlarında Studio Pul ile çalışan ekibin poster ve basın fotoğraflarında ise Nazlı Erdemirel tarafından çekilmiş. Albümün ilk video klibi ise 3 numaralı şarkı Bil ki'ye geldi ve aşağıda sizi bekliyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hendin-yeni-teklisi-illüzyon-yayinda/", "text": "Yerli alternatif sahneden HEND'in yeni teklisi ''İllüzyon'' tüm dijital platformlarda Wonder Wheel etiketiyle yayınlandı. Erkin Sağsen'in solo projesi olarak başlayıp Can Sürmen ve Ozan Hatipoğlu'nun eklenmesiyle gruba evrilen HEND'in yeni teklisi İllüzyon 23 Nisan tarihinde yayınlandı. Indie elektronik ve hiphop bileşenlerinin yer aldığı parça, New Age ögelerini de birleştirerek varoluşsal bir hikaye anlatıyor. Şarkının söz ve müziği Erkin Sağsen, aranjesi Erkin Sağsen, Can Sürmen ve Ozan Hatipoğlu, mix ve mastering'i ise Calvin Cry tarafından yapılmış. Geçtiğimiz aylarda HEND'in solisti Erkin Sağsen'in başarılı yorumuyla yayımlanan Kaygan Yol'un ardından paylaşılan İllüzyon'un klibi ise kurgusuyla dikkat çekerken Barış Fert'in yönetmenliğinde müzikseverlerle buluştu. Video klibiyle birlikte yayınlanan HEND'in İllüzyon adlı yeni teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/her-gün-dinlemek-zorundasın-artık-agar-agar-youre-high/", "text": "Uzunca zaman, sürekli dinlediğiniz şarkılar olur öyle değil mi? Bir yerde çalarken duyarsınız, bir arkadaşınız söyler, kendiniz keşfetmiş olursunuz, bir şekilde kulağınıza çalınır. İşte artık o şarkı hayatınıza girmiş demektir. Hatta abartıyorum gibi gelebilir ama aşık olmuş gibi bile hissedebilirsiniz. Hani hoşlandığınız insanı sürekli görmek için her şeyi yaparsınız ya, aynı onun gibi... Kesin daha önce başınıza gelmiştir! Şimdi burada da öyle bir şarkının hikayesi var. Bu muazzam şarkıyı ortaya çıkaran, zihnindekileri notalarla buluşturan ve iki kişiden oluşan Agar Agar eğer gözünüzden, kulağınızdan kaçtı ise, kaçmasın. Fransız ikili Clara Cappagli ve Armand Bultheel gerçekten güzel işler ortaya koyuyorlar. Elektronik müzik üzerine kurguladıkları projeleriyle sizi kesinlikle etkileyecektir. En azından o potansiyeline inanın. Özellikle yazının sebebi olan şarkıyı söylemeliyim tabii: You're High. 2017 yılının başında yayınladıkları bu şarkıyı kesinlikle dinlemenizi öneriyorum. Beğenmezseniz de olsun, yine de bir dinlemiş olun siz. Ayrıca ikilinin daha önce yayınladıkları 5 şarkılık Cardan albümüne ve Prettiest Virgin kısa çalarına göz atmanızı da ayrıca tavsiye ederim. Şimdiden iyi dinlemeler diliyorum. Umarım her gün dinleyeceğiniz şarkılardır ve onlarla buluşmuş olursunuz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/her-zaman-yeniligi-ve-farkliligi-arayan-bir-sanatci-olmak-istiyorum/", "text": "15-16 Ocak 2022 tarihleri arasında Nef Bebeköy'de gerçekleşen ORGANICS by Red Bull: Talent District etkinliğinde yetenekli sanatçı Seda Erciyes ile müzikal kimliği üzerine konuşma fırsatı yakaladık. Büyürken dinlediğim ikonlar ve sonrasında müzisyenliklerine saygı duyduğum sanatçılar ilhamım oldu. Ama en çok mükemmel olmayıp kendine has bir figürü, sesi, izi olan, masaya cesur ve yeni bir şeyler getirmek için çalışan sanatçılardan etkileniyorum. Her zaman yeniliği ve farklılığı arayan bir sanatçı olmak istiyorum. Kendi kimliğimle alakalı, engeller eve kalıplara isyanım kimliğimi şekillendiriyor diyebilirim. Aynı anda müzisyen / mühendis olamazsın, Bu tırnaklarla kaliteli görünemezsin Caz barda abartı makyajla şarkı söyleyemezsin Seksapel kullanıp bedenini öne çıkaramazsın vb. kadınlar üzerinde kurulmak istenen anlamsız bir otorite bana ilham oluyor. Dinleyicilerimin şarkılarımda neyi sevdiklerini ve benim vermek istediğim şeyi görüp görmediklerini öğrenmek çok hoşuma gidiyor. Birilerinin o gününü iyileştirdiysem veya içinde yaşadığı bir duyguya dokunduysam bunu bilmek çok özel bir his. Online ortamda çok güzel vakit geçiriyoruz. Hem müziğimi hem mizahımı hem de duruşumu anlıyorlar, konserlerde de aşırı mutlu oluyorum gelip tanıştıkları zaman. Harika insanlar. Biraz dürtü, çokça başkaldırı. Özel hayatımda eril tarafımla dengeli biriyim. Ama sanatçı kimliğimi pro-kadın bir yerden, bir başkaldırı aracı olarak kullanmayı seçtim. O kadar tabu, o kadar kural, o kadar baskı var ki ve bu eril düzen bize o kadar çok zarar verdi ki birilerini bu yolla rahatsız etmek ve öğrenilmiş, aktarılan yanlışlara son vermek derdim. Bizim var oluşumuz ve toplumda ayrıştırılan, ayıplanan, aşağılanan azınlıkları temsil etmemiz çok önemli. ORGANICS by Red Bull: Talent District bu sene yaratıcı alanlarda öne çıkan kadın sanatçılara, üreticilere destek vermek istiyordu. Konuşmalarda ana başlıklardan biri de müzikti. Uçak projemiz beni davet etmelerinde büyük rol oynadı ve seve seve dahil oldum. Bu sene Uçak klibinin evreninde geçen sanal bir performans vereceğim, güzel iş birlikleri ve konserler olacak. Yeni şarkılar çıkacak. Çalışmaya her daim devam."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hercules-love-affair-ve-anhoni-den-yeni-klip/", "text": "Hercules & Love Affair'ın 2022 albümü In Amber'den ANOHNI'nin yer aldığı One, yeni bir müzik videosu ile karşımızda. ANOHNI, One, Andy ve benim savaş çığlığı olarak hayatta kalmanın gücünü kutlamak için yazdığımız bir şarkı. dedi. Belirli noktalarda, özellikle çocuklar olarak ikimiz de hayatta kalmak için çok savaştık. cümlesini de ekledi. Tim Walker, drag yıldızı ve yaratıcısı Salvia'nın yer aldığı klibi yönetti. Salvia yaptığı açıklamada, Tim bana bundan bahsettiğinde bu proje hakkında hemen heyecanlandım dedi. Şarkıyı duymadan önce video için her şeyi yapmaya açıktım çünkü katılan herkesi çok seviyordum. Ama şarkıyı duyduğumda ve onunla çok fazla bağlantı kurduğumda, başka birinin hikayesini oynamaktansa kendi deneyimlerimi ve duygularımı verdiğim şeye kanalize edebileceğimi fark ettim. Bu yüzden video, başka birinin projesi olmasına rağmen bana çok doğal ve kişisel geliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/herkes-tek-28-ocak-persembe-modasahnesi-comda/", "text": "Kendine Has'ın desteğiyle gerçekleşecek Herkes Tek, 28 Ocak Perşembe günü, modasahnesi. com'dan beş saatlik özel bir yayınla dinleyicilerin evine konuk oluyor! Toplam 20 sanatçıyı bir araya getirecek olan Herkes Tek, 28 Ocak Perşembe günü, beş saatlik özel bir yayınla dinleyicilerin evine konuk oluyor. Her sanatçının 15 dakikalık solo performansıyla sahne alacağı etkinlik Moda Sahnesi'nin internet sitesi üzerinden yayınlanacak. Herkesin tek olarak yer alacağı etkinlikte: Ahmet Ali Arslan, Akkor, Ali Deniz Kardelen, Barlas Tan Özemek, Can Güngör, Cava Grande, MC Deniz Alnıtemiz, Dilan Balkay, Gökçe ÇeÇe Gürçay, Gülinler, Güneş Özgeç, In Hoodies, İdil Meşe, Kalben, Kamufle, Korhan Futacı, Nilipek., Özgün Semerci, Tuğçe Şenoğul ve Umut Çetin yer alacak. Olmadı Kaçarız ve HOOD Base organizasyonuyla, #KendineHas desteğiyle 19:00 00:00 saatleri arasında gerçekleşecek etkinliğin biletleri modasahnesi. com adresinde satışa sunuldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/herman-dune/", "text": "Bu size ilk postum, umarım son da olmayacaktır. Anlatacağım ilk grup Herman Düun ya da Herman Düne... Bu adamlar İsveç denen ülkeden çıkan en güzel grup olabilir. 1999-2000 yılları arasında kurulmuş.. David-Ivar Herman Düne ve Andre Herman Düne aynı evin iki çocuğu... Böyle bağıra çağıra duygularını açıklayan, her aşık gibi hafif deli insanlara benziyor bu grup. Çarçabuk söyledikleri iyi yazılmış sözler güzel ya da çirkin olmayan bir sesten çıkınca daha da hoş geliyor kulağa, o zaman daha çok seviliyor bu adamlar. 10-15 tane albüm, EP ve yayınlanmış kayıtları var.. Mas Cambios ve Not On Top harika albümlerinin en başında geliyor. Grup 2006'da dağılır gibi olmuş ama ne de olsa kan çekiyormuş ki hala takılıyorlar kendilerince. Aslında ilk zamanlar duo falanlarmış da, sonradan İsveç'te grubu duyanlar gelmiş ve 5-6 kişi olmuşlar. Bu aralar da Strange Moosic diye de bi albüm çıkaracaklar haberiniz olsun. Kendilerini yutub mutub bişeylerden dinleyebilirsiniz! Hatta size link vereyim ya!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hey-genc-yasta-tıras-olmuslar-siz-de-bizdensiniz/", "text": "Onları iki yıldır bu çok alternatifli megakentte düzenli aralıklarla izliyor ve belgeliyorum. Bu süre içinde bir kez İstanbul dışına çıktılar, ODTÜ'deki o rock şenliğinde yanlarında olamayışımı kendime sorun ettim. Üç hafta sonra da ilk yabancı sahne deneyimi için Bulgaristan'a seyahat edecekler, 21-22 Haziran'da Villa Yustina'daki Electric Orpheus Festivali'nde çalmak üzere. Geçen yıl Red Bull Music Warm Up'ta yer alan altı gruptan biri olmayı başardılar, İstanbul'un birbirine uzak noktalarında tek günde çekimi tamamlanan sıradışı bir video kliple adlarından daha sık söz ettirdiler. Ama asıl başarı, kimilerinin 2018 yılının en iyi konserleri derlemesine de giren, Kaliforniyalı Oh Sees'in Zorlu PSM Studio'da sunduğu tek gecelik şovun açılışına ev sahibi grup tarafından seçilmeleriydi. Son olarak, uzun süredir üzerinde çalıştıkları ilk uzunçalarlarını takvim yaprakları 27 Nisan 2019'u gösterdiğinde yayınladılar. Gülşah Turgut, teklilerinin prömiyerini Radyo Eksen mikrofonlarından anons etti. Hakan Tamar, birçok kez şarkılarını programlarında çaldı. Haklarında doyurucu bir albüm/konser yazısına rastlayamadım diye düşünürken, bu kadar yakından izlediğim bir grubu farklı bir pencereden nasıl yazabilirim, yoksa yazamaz mıyım? diye iki hafta da endişelerimle geçti. Ve işte şimdi o yazı hazır! Birbirine benzemeyen dört üyeden müteşekkil The Young Shaven, birbirini tamamlayan 10 şarkılık albüm Hidden Hipsi GRGDN Müzik etiketiyle çıkardı. Eazycut Records üretimi plaklardan ve tabii ki dijital platformlardan albümü keşfetmeyi size bırakacağım, ayrıca 27 Nisan'da düzenlenen Kargart'taki albüm tanıtım gecesinden iki şarkılık video da olacak yazının sonunda. Peki, kim bu genç yaşta tıraş olmuşlar? Gizli saklı ne var ne yok diyerek grup üyelerini tek tek sayalım... Önce bir bilgi: Genç yaşta tıraş olmuşlarda sakalını kesmeyen eleman sayısı yazıyla üç! Bir tek vokalist sakal bırakmayı sevmiyor. Adı Archie Mckay. İrlanda asıllı ve melez aksanlı bir Avrupa göçmeni Amerikalısı, kimine göre de o tam bir San Fransiscolu. Bas gitarist Jake Kanelos, Midwest'in bağrından ABD'nin en büyük nüfusa sahip üçüncü kenti Chicago'dan geliyor. Gitarist Todd Gibson, Buz hokeyi. Gitar. Aile. diyor, yani katıksız bir Kanadalı. Baterist ise İstanbullu sanatçı bir aileden Orkun Bagatur. Türkiye'de yaşamayı seçerek İstanbul'un bağımsız ve alternatif rock sahnesine yıllardır renk katan, asıl değerlerinin bir gün onlara ulaşamadığımızda anlaşılacağına inandığım üç yabancı müzisyenle, insanlığa yakıştıramadığı her türlü düzensizliğe, kartopu gibi büyüyen hukuksal ve sosyal adaletsizliklere karşın doğup büyüdüğü toprakları terk etmeyip arenada kalarak savaşmayı tercih etmiş bizden birinin bileşkesi işte The Young Shaven! Bu pencereden bakınca, davulcu Orkun'un ara sıra dile getirdiği başka bir ülkeye gidip yaşama istemini The Young Shaven sınırları içerisinde kısmen bastırdığını; Archie, Jake ve Todd'un da Orkunsuz, yani aralarında bizden biri olmadan sahne ışıklarından bugünkü kadar keyif alamayacaklarını tahmin etmek güç değil. Gizlisi saklısı aşağı yukarı bu kadar The Young Shaven'ın. Gerisini tüm çıplaklığıyla sahneye her çıktıklarında ortaya döküyorlar zaten. Klasikleşen setlist açılışı How Many Listeners?dan sonra ikinci şarkıdan itibaren herkes dans etmeye başlıyor bir anda. Archie, mikrofon ayaklığından o sırada tamamen kurtuluyor ve olaylar art arda hızla gelişiyor... Sahneden izleyicinin yanına kaşla göz arasında iniveriyor ve birlikte dans edip söylüyorlar. Gözüne kestirdiği, sağlam gördüğü her yere uzanıyor, tırmanıyor. Bazen de elden ele en arkalara kadar gönderilip sahneye uzun bir crowdsurfing sonunda dönüveriyor. Bu arada, Todd katmanlı gitar sound'u ve zarif sololarıyla sonik bir sörfe çıkarmayı ihmal etmiyor tüm salonu avcunun içine alarak... Jake ve Orkun'un ritm uyumu ve atak birlikteliği ise tam bir lokomotife çeviriyor grubu; kürek kürek kömür attıkça makine dairesine hızlanarak tek bir istikamette yol alıyor bu şov. Biraz proto-punk çokça post-punk, biraz alternative rock yer yer indie rock, biraz dans ve tam bir trans haliyle belli başlı durakları olan ekspres bir yolculuk. Varış noktası ise genellikle sonlarda çalınan Trinidad/Tobago, büyük bir aile arasındaki kır düğünü sonundaki wedding band moduna dönüyorlar tam orada tropikal nağmelerle. Ve setlist'e yeni ekledikleri Hadi Hadi Akşamlar ile kapanış, The Young Shaven'ın Türkçe ada sahip ilk meyvesi. Hidden Hips'i henüz dinlememiş ya da bir kez olsun Shaven konserinde bulunmamış olanlar için kaleme aldım bu yazıyı. Benim göremediğimi duyamadığımı, videoya alıp da yansıtamadığımı kendi kulaklarınızla duyun, gözlerinizle görün siz yine de. Bunun için önce haziran sonunda çıkacakları Bulgaristan'daki festivalden dönmelerini bekleyeceğiz. Belli mi olur, gitmeden önce ısınmak için bir konser duyurabilirler her an. Eminim, rock'n'roll gecelerinizin en canlılarından birinin ortasında bulacaksınız kendinizi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hic-cekilmemis-bir-filmi-izler-gibi-sey-sey-sey/", "text": "Gevende'nin şu sıralar çalışmalarına bir ara vermiş olduğunu geçen kış Ahmet K. Bilgiç ve Rebel Moves ile yaptığımız röportajda öğrenmiştim Eğer yakın gelecekte Gevende'den yeni sesler duyacağımızın müjdesini alsam ziyadesiyle heyecanlanacağım doğrudur; lakin her projenin doğal akışına saygı göstermek gerektiğini de seneler içinde iyi bir dinleyici olma yolundaki mesaimde öğrenmiş bulunuyorum. Hatta bazen sevdiğim projelerin bitmesinden, grupların dağılmasından falan da hastalıklı bir haz aldığımı itiraf etmem gerek. Güzel de olsa bir şeyler bitmeli ki yeni şeyler doğabilsin; suların yatağı değişebilsin, farklı denizlere açılabilsin. Süregiden şeylerin doğasında yeninin yoluna taş koyan bir şeyler var ki bende tanımlayamadığım bir huzursuzluk doğuruyor. Biliyorum, yukarıdaki paragrafta haddinden fazla şey dedim. Biliyorum, Gevende'nin yolculuğunda yeniye her zaman yer vardı. Biliyorum, Ahmet Kenan Bilgiç öylesine üretken ve çok yönlü bir müzisyen ki kendisinden her daim yeni projeler duymak sürpriz sayılmaz. Fakat bilmediğim bir şey vardı; gecenin köründe sayfiye yerlerindeki konserlerin klişe başlıklı basın bültenlerine biraz da bezmiş bir biçimde göz gezdirirken bu cuma yayınlanacak olan yeni bir şarkıya rastlayıp sabaha kadar dinleyeceğimden bihaberdim. Reggae'ye düşkünlüğümü ve yerli sahnede iyi reggae tınılarına duyduğum özlemi bugüne kadar yeterince dile getirmişimdir. Ahmet Kenan Bilgiç'in kurucusu olduğu LU Records etiketiyle 23 Ağustos'ta yayınlanacak olan yeni parçası Şey Şey Şey reggae, folk, manouche ve swing öğelerini ustalıkla kullanarak hiçbir bileşenin sırıtmadığı bir bütün yaratıyor. Gevende'nin şarkı sözlerindeki şahsına münhasır dil yerine bu defa kendisini Türkçe ifade ediyor Bilgiç. Uzun zamandır film müzikleri ile iştigal eden prodüktör, besteci, gitarist Ahmet Kenan Bilgiç'in filmlere müzik tasarlamak üzerine harcadığı mesai Şey Şey Şeyde kuvvetli biçimde hissediliyor. Şarkıyı birbiri ardına sayısız defa dinlerken gözümün önünden gitmeyen sahnelerin hangi filme ait olduğunu bulmak için bir hayli kafa patlatıyorum ama nafile. Öyle bir film yok. Ama ne şanslıyım ki benim için artık var. 2020 ilkbaharında çıkarmayı planladığı solo albümü öncesinde Ahmet Kenan Bilgiç'in yayınladığı ilk parçanın ana dokusunu oluşturan gitarlar Bilal Karaman imzası taşıyor. Basın bülteninde ayağınızın altında ince taneli bir kumsalı hissettirdiği söylenen Şey Şey Şeyin söz, beste, aranjman ve prodüksiyonunun yanı sıra ukulele de Ahmet Kenan Bilgiç'e ait. Feryal Öney, Ekin Beril, Kutay Soyocak, Şebnem Hassanisoughi, Burak Ekinil, Güler Tuncer ve Caner Anar'ın yer aldığı kalabalık koro ise şarkının imgelemimde yarattığı gücü perçinliyor. Parçanın sağlam iskeletini oluşturan davul Berke Can Özcan, perküsyon ise Memduh Akatay ile emin ellerde. Mix & mastering'te imzası bulunan Sinan Sakızlı ile yıldızlar geçidi tamamlanıyor. Çoğu zaman aradığımı bulamasam ve hatta onca sesin arasında ne aradığımı bile unutsam da gecenin bir vakti karşıma çıkan bir şarkı neden hala aramaya devam ettiğimi bana hatırlatıyor. Anlıyorum ki hatırlamak için bazen yalnızca tek bir şarkıya ihtiyacım var. İçime su serpiliyor. Gözlerimi kapattığımda hiç çekilmemiş bir filmi izleyerek uykuya dalıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hikayesi-de-müziği-kadar-sarsıcı-olan-bir-kadın-melody-gardot/", "text": "Melody Gardot, 1985 yılında New Jersey'de dünyaya geldi. Annesi bir fotoğraf sanatçısı olduğu için, onunla birlikte seyahat ederek büyüdü. Dokuz yaşında piyano dersleri almaya başladı. On altı yaşına geldiğinde ise, Philedelphia'da barlarda piyano çalmaya başlamıştı. On sekiz yaşında, kırmızı ışıkta geçen bir sürücünün hatası sebebiyle bisiklet kazası geçirdi. Kaza sebebiyle oluşan ciddi beyin hasarı yüzünden, bir yılını hastanede yatağa mahkum olarak, fiziksel travmaları ve kısa süreli bellek sorunlarını aşmaya çalışarak geçirdi. Hastanede yattığı bu süre içerisinde gitarla tanıştı ve gitar çalmayı öğrendi. Bir doktorun müzikal yeteneğini keşfetmesiyle, doktorunun önerisine uyarak yatağında şarkılarını kaydetmeye başladı ve bu onu hayata bağlayan şey oldu. Judy Garden, Janis Joplin, Miles Davis, Norah Jones gibi isimlerden etkilenen Gardot, 2005 yılında ilk albümü olan Some Lessons:The Bedroom Sessions'ı çıkardı. Besteleri ve sözleri kendisine ait olan bu albümün, Norah Jones'un çok fazla etkisinde olarak yorumlansa da, çıkardığı diğer albümlerle ne kadar özgün olduğunu hissettirdi. Etnik caz, blues, flamenko temelli coverlara imza attı. 2006 yılında Worrisome Heart, 2009 yılında My One and Only Thrill, 2012 yılında The Absence, son albümü olan Currency of Man ise 2015 yılında piyasaya çıktı. Aynı zamanda kliplerinin senaristliğini ve yönetmenliğini üstlenen Gardot, Currency of Man albümünün Preacherman adlı parçasına çektiği kliple de, müziğini bütünlüğünü, sarsıcı ve baş kaldıran taraflarını daha derinden hissettirmeyi başardı. Kendini dünya vatandaşı olarak tanımlayan Gardot, bir çok ülkede konserler verdi. Tarzının bir parçasına dönüşmüş, hiç çıkarmadığı güneş gözlüğü ve o çarpıcı müziğiyle İstanbul'da da gönlümüze dokundu. İKSV Caz Festivali kapsamında, muhteşem konserlere imza attı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hip-hop-edition-vol-11-ile-28-subat-cuma-nayahtayiz/", "text": "Birkaç aylık aranın ardından Bir Baba Indie: Hip-Hop Edition Vol.11 ile 28 Şubat Cuma gecesi Nayah'tayız! Bir Baba Indie'nin soğuk kış gecelerini ısıtacak, old school rap parçalarından oluşan etkinlik serisi Hip-Hop Edition on birincisiyle 28 Şubat Cuma gecesi Nayah'ta gerçekleşecek. Nayah'ın yerlilerinden C Fyah ve Bir Baba Indie'nin kurucularından Cihad Satıroğlu a. k. a. Kejura, East-West ayrımı yapmaksızın tüm yakaları kucaklayan, dillere pelesenk olmuş kült parçalardan oluşan setleriyle Nayah'ta bir defa daha hip-hop rüzgarı estirecek! 2Pac, Ice Cube, Eminem, Snoop Dogg, Xzibit, Coolio, Cypress Hill, Beastie Boys, RUN-DMC, Cartel ve çok daha fazlası Bir Baba Indie Hip-Hop Edition Vol.11 ile 28 Şubat Cuma gecesi Nayah'ta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hit-like-a-girl-yeni-kadin-davulcularini-ariyor/", "text": "Hit Like a Girl Yarışması yetenekli kadın davulcuları aramaya devam ediyor! Hit Like A Girl, 11 senedir dünyanın farklı ülkelerinde bölgesel olarak gerçekleştirilen kadın davulcuların katılımına açık bir online yarışma olarak devam ediyor. Hit Like A Girl Türkiye kadın davulcular yarışması, HLAG Türkiye temsilcisi Leyan Senay organizatörlüğünde profesyonel ve amatör kadın davulcuların müzik ve bateri çalmaya teşvik etmek amacıyla bu yıl ikinci kez Türkiye'de online olarak düzenlenecek. Hit Like A Girl Yarışması, Leyan Senay'ın da iş birliğiyle birlikte Vater Percussion, Senkop Müzik, Turkish Cymbals, Öke Cajon, Roland V Davulları, Nouvart, Ayşe Gizem Ceyhan, Liverpool gibi çok sayıda firmanın sponsorluğu ve desteği ile düzenleniyor. Yarışmanın jüri üyeleri arasında Türkiye'nin başarılı davulcularından Ferit Odman, Lale Kardeş, Aykan İlkan, Aslı Polat, Cenk Ünnü ve Monika Bulanda yer alıyor. Katılımcıların yarışma için kendilerinin belirledikleri, kendilerini ve yeteneklerini en iyi ifade eden bir müziğe davul performans videosu hazırlamaları gerekiyor. Video için ideal süre 3 dakika olup tarz ve zaman olarak hiçbir sınırlamanın yapılmadığı da belirtiliyor. Yarışma, 12 Nisan'a kadar yapılan başvuruları kabul ediyor. Yarışmaya başvurmak için buradaki Instagram hesabını inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hood-base-onculugunde-deprem-bolgesindeki-muzisyenler-icin-acil-yardim-talebi/", "text": "Kreatif kültür sanat birimi HOOD Base, deprem bölgesindeki müzisyenler için acil yardım talep ediyor! 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen deprem sonrasında, ülkece zor ve sarsıcı bir süreçten geçtiğimiz bu süreçte HOOD Base, bölgedeki müzisyenler için acil yardım istiyor. Kültür-sanat alanında etkinlik ve içerikler tasarlayan; müzik ve görsel sanatlar temelli projeler üreten kreatif bir birim olan HOOD Base, geçtiğimiz pandemi döneminde, Onaranlar Kulübü iş birliğiyle hayata geçen Dirsek Teması hareketi başlatmıştı. Dirsek Teması, kültür-sanat sektörü çalışanları için kolektif bir destek hareketi olup şeffaflık ilkesini benimseyen kurum ve STK'lar ile işbirliği yapıyor. Bu doğrultuda Dirsek Teması'nı kalıcı kılabilmek adına Kütüphane adlı yeni bir faza geçtiler. Kütüphane, yine yaratıcı endüstri için yaratıcıların eser ve üretimlerinden sosyal fayda sağlamak amacıyla tüketiciye sundukları bir platform ve arşiv alanı. Gelirleri ise periyodik olarak belirlenen odaklara yönlendirilerek satışa çıkıyor. Yaşanan depremler nedeniyle maddi güçlük yaşayan afet bölgelerindeki müzisyen ve eser sahiplerine acil destek sağlanması talebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na hitaben hazırlanan dilekçeye bio'daki linkten ulaşabilir, KVKK metnini onayladıktan sonra imzaladığınız dilekçeyi linkteki klasöre yükleyebilirsiniz. Lütfen imza öncesi KVKK metnini dikkatle okuyunuz. Yaşanan depremler nedeniyle maddi güçlük çeken bölgedeki müzisyenler ve eser sahiplerine acil destek sağlanması talebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na hitaben hazırlanan dilekçeye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hoscakal-kadar-canli-sekliyle-orda-burda-bi-yerde/", "text": "Büyük Ev Ablukada'nın haziran ayı sonunda Youtube'ta yayınladığı HOŞÇAKAL KADAR parçasının canlı şekli şimdi yalnızca ses olarak da dijital platformlardaki yerini aldı. Nisan 2019'da DasDas'ta gerçekleşen Büyük Ev Ablukada konserinde saksafonda Korhan Futacı'nın eşlik ettiği HOŞÇAKAL KADAR'ın konser kaydını Youtube'tan dinlemek zorunda olmaktan pek hoşnut değildik. Bu süpersonik kayıt şimdi artık çalma listelerimize eklenmeye hazır biçimde müzik dinleme platformlarındaki yerini almış bulunuyor. Daha önce Fırtınayt albümünde yer alan stüdyo kaydını dinlemeye doyamadığımız parçanın Korhan Futacı'lı canlı versiyonunun kaydı ve miksi Başar Yurtçu, mastering'i ise Çağan Tunalı imzasını taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hot-chip-18-ocak-akşamı-sizi-dansa-bekliyor/", "text": "Londralı Electronic Indie grubu Hot Chip, 18 Ocak Çarşamba akşamı Joker No:19'un 2. yılı için ülkemize geliyor! Alexis Taylor ve Joe Goddard tarafından 2000 yılında kurulan grup, daha sonra Al Doyle, Felix Martin ve Owen Clarke'ın da katılmasıyla son halini aldı. Özellikle Ready For The Floor, And I Was a Boy From School, The Warning gibi dans parçalarıyla ortalığı bir anda dans pistine çevirebilme çevirebilme gibi bir potansiyele sahip İngiliz grup, Beşiktaş'ta bulunan Joker No:19'un 2. yılı için düzenlenen özel bir etkinlikle ülkemize geliyor. 18 Ocak Çarşamba akşamı, Hot Chip'in 10 numarası Alexis Taylor ve gitarist Owen Clarke Dj set performanslarıyla saat 22:00'da Joker No:19'a konuğu olacak. Hot Chip performansı öncesinde ise, 19:30'da Dj ikilisi Kara Kuzu ortamı hazırlayacak. Girişler ise 2. yıla özel olarak Joker No:19'dan olacak. Çarşamba akşamı n'apsam diyenler! Etkinliği ıskalamayınız!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hot-chip-ve-jarvis-cockun-yeni-parcasi-yayinda/", "text": "İngiliz synth-pop grubu Hot Chip ve Pulp grubundan tanıdığımız Jarvis Cocker, Straight to the Morning adlı yeni parçaları için bir araya geldi. Disko eğlencesini evlerimize getirmeyi amaçlayan parçanın prodüksiyonu, Hot Chip ve müzik yapımcısı Mark Ralph tarafından yapıldı. Parça ile birlikte ayrıca Mighty Mouse Remix'i ve Straight To The Morning oyun kartları da çıkacak. Orijinal olarak şarkıyı akıllarında Dua Lipa varken yazan ekip, Paris'te Cocker'la bir araya geldikten sonra fikirlerini değiştirdi. Straight to the Morning, dışarı rahat rahat çıkamadığımız bu günlerde, dışarı çıkıp dans edip eğlenmeyi temsil eden bir disko marşı niteliğinde. Hot Chip ve Jarvis Cocker'in yeni parçası Straight To The Morninge aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/hot-chip-ve-yune-pinku-is-birligi-fire-of-mercy/", "text": "İngiliz synth-pop, indie dance grubu Hot Chip, yapımcı ve söz yazarı Yune Pinku ile bir araya geldi ve ortaya Fire of Mercy çıktı. Hot Chip, Fire of Mercy adlı yeni bir şarkı ile geri döndü. Al Doyle, Joe Goddard, Felix Martin, Owen Clarke, ve Alexis Taylor şarkıyı Malezyalı-İrlandalı yapımcı ve söz yazarı Yune Pinku ile iş birliği içinde yaptı. Fire of Mercy, Hot Chip'in geçen ağustos ayında çıkan son albümü Freakout / Release'in yayınlanmasından bu yana ilk parçaları. Yune Pinku ise iş birliği hakkında: Elektronik dünyasında büyük efsaneler oldukları için Hot Chip ile çalışmak büyük bir onur. Bana Fire of Mercy'i dinlettiklerinde ve şarkıya katılmamı istediklerinde onlarla çalışacak olmak beni çok heyecanlandırdı diyor. Hot Chip, Los Angeles'taki Hollywood Palladium ve San Francisco'daki Portola Festivali dahil olmak üzere 2023'ün geri kalanında birçok konser verecek. Kendine inanmanın içe dönük bir keşfi olan Fire of Mercy'i aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/housekeeper-podcast-contest-2019un-kazananı-zafer-sernikli/", "text": "Housekeeper Podcast Contest 2019'un kazananı, Bir Baba Indie Takeover etkinliklerinde de kabini devralan Zafer Sernikli oldu. Türkiye'nin köklü house müzik oluşumlarımdan Housekeeper tarafından bu yıl dördüncü defa düzenlenen Housekeeper Podcast Contest, house müzik tutkunlarına amatör ve profesyonel katılımcıların deneyimleyebildiği bir platform kazandırıyor. FRNDzz Academy projesiyle de tanıdığımız DJ İlker Aksungar'un öncülük ettiği yarışmada, katılımcıların house müzik ve türevlerini içeren setleri müzik dünyasının tanınmış isimlerinin de yer aldığı jürinin yanı sıra katılımcılar tarafından da değerlendirildi. Jürisinde Akman Akgül, Barış Akpolat, Demir Uyanık, Eda Solmaz, İlker Aksungar, İskender Karfakis, Sinan Arsan, Ufuk Özgönül, Uğur Altıntaş 'ın yer aldığı yarışmanın kazananı 15 Haziran'da The Game'de düzenlenen final sonucunda açıklandı. Başta hem harika setler dinleten hem de oylarıyla beni bu başarıya layık gören finalistler ve jüri üyeleri olmak üzere bu prestijli yarışmada emeği geçen İlker Aksungar ve Housekeeper ekibine, rüyamda bir arada görsem benim olduklarına inanamayacağım müthiş ödülleri sağlayan Compel çatısı altındaki sponsorlarımıza ve tabii ki bu süreçte yanımda olan herkese kocaman teşekkürler! Yaklaşık 25 yıldır müzikle uğraşıyorum ve müziğe bakışım, yaklaşımım ve sahnede icra biçimim zamanla değişiyor. Tüm bu değişimleri keseme doldurduğum yeni meyveler gibi görüyorum, son yıllarda enerjimi neredeyse tamamen elektronik müziğe, DJ'liğe ve canlı performans kurgusuna ayırmış olmamın ilk meyvelerini de toplamaya başlıyorum. Bu ödülü bir yolun sonu değil aksine henüz yeni başlayan bir sürecin ilk adımı olarak görüyorum. Yıllardır verdiğim emek bu motivasyonla katlanarak artacak ve çok çalışmaya devam ederek hayalini kurduğum müziğin peşinde koşmaya devam edeceğim. Çok teşekkürler! Bir Baba Indie ekibi olarak ödülleri topladığımız bu senede Housekeeper Podcast Contest 2019'un birincisi Zafer Sernikli'yi tebrik ediyoruz. Sıradaki Bir Baba Indie Takeover etkinliğinde görüşmek üzere! Müziğe çocuk yaşta piyano ve gitar çalarak başladı. 3 sene Dokuz Eylül Üniversitesi konservatuvarında yarı zamanlı piyano eğitimi gördü. 2010-2018 yılları arasında kurucularından olduğu Mispis ve Nihil Piraye guruplarıyla 2 uzunçalar albüm ve birçok single yayınladı, başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde önemli sahne ve festivallerde sahne aldı. 2017 yılında DJ'lik kariyerine başladı. İstanbul elektronik müzik sahnesinde çeşitli kulüplerde Tech House ve Techno ağırlıklı setlerle performans sergilemesinin yanında çeşitli pub ve barlarda da Disco ağırlıklı seçkileriyle kabine geçiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/housing-crashden-ilk-video-single-pocket-full-of-years/", "text": "İstanbul'da Housing Crash adında taptaze, yeni bir noise pop grubu kuruldu ve ilk meyvesi Pocket Full of Yearı süper bir video ile birlikte yayınladılar. Üyeleri daha önce Foton Kuşağı, Kutu, In Hoodies ve The Young Shaven gibi yerel gruplar ile birlikte çalıştı. Grubun davulcusu halen In Hoodies'de çalmaya devam ediyor. Video Kadıköy Barlar Sokağı Kadife Sokak'ta bulunan Trip'de canlı olarak çekildi. Ses kaydı Erhan Kabakçı, mix ve mastering ise Chris Holmes tarafından yapılmıştır. Standart bir dinleyici iseniz ilk başta vokalin kötü olduğunu düşünebilirsiniz. Açıkçası bana ilk başta hissettirdiği buydu. Ancak ilk nakaratta You're smilling down.. From your big house dediğinde vokalin tahmin ettiğim gibi kötü olmadığını farkettim. Hatta bayıldım. Aksine vokalin bu şekilde seçilmesi, kullanılmasının şarkının gidişatına en yakışacak, en uygun haliyle seçildiğini düşünüyorum. Kirli-paslı hali şarkının altyapısına ve sözlerine oldukça uygun. Yeni şarkılarını ve albümlerini sabırsızlıkla bekleyeceğim. Housing Crash 1 Ekim 23.00'da Peyote Nevizade'de Tight Aggressive'in ilk yıldönümü partisinde çalıyor olacak. Bir sonraki konser ise 18 Kasım'da Karga'da. Grubun Soundcloud ve Bandcamp sayfalarından şarkıyı istediğiniz formatta indirebilir ya da dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/housing-crashten-yeni-bir-video-klip-sticking-around/", "text": "Grubu hala keşfedememiş ve özellikle Noise işlerden hoşlanan müzikseverler dikkat dikkat! İlk olarak Ekim ayında yayınladıkları ilk single Pocket Full of Years ile ortamlara giriş yapan İstanbullu Noisepop grubu Housing Crash'ten yeni bir video klipli single geldi! Foton Kuşağı, Kutu, In Hoodies ve The Young Shaven gibi bir çok farklı İstanbullu grupla çalışmış olan, Matt Loftin, Todd Gibson, Paul Osterlund ve Murat Yakupoğlu'ndan oluşan ekibi ikinci klipte Bubingo Records stüdyosunda, Pendor Corner sahnesinde çalarken ve grubun solisti/basçısı Matt Loftin'i de İstiklal Caddesi'nde Nostaljik Tramvay'ın peşine takılmış bir şekilde Sticking Around adlı yeni şarkıyı söylerken görüyoruz. Parçanın ses kaydı Cem Çatık, mix/masteing'i ise Chris Holmes tarafından yapılmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/how-to-dress-well-what-is-this-heart/", "text": "Tom Krell'i anlaması zor biri gibi görünüyor. Tanıdığımdan değil tabi ama okuduğum röportajları onun çok yönlü biri olduğunu kanıtlıyor. Kendisi hem felsefe alanında doktora adayı hem de çok fazla kaynaktan beslenen yetenekli bir müzisyen. Üçüncü albümü What is This Heart?da yine farklı kaynaklardan beslenen Krell'in bu albümü ile ilgili, onun en kişisel albümü olduğu söyleniyor. Yakın zamanda How To Dress Well, The Weekend ve Frank Ocean gibi isimler sayesinde tekrar kıymete binen R&B, hayatımıza TLC, Janet Jackson, Ashanti, Aaliyah gibi isimlerin şarkılarını hayatımıza yeniden soktu. Daha önceki How To Dress Well albümleri ve mixtapeleri de Tom Krell'in müziğindeki R&B etkilerini göz önüne seriyordu. Bu son albümdeyse daha bir popa kayan Krell R&B dalgasıyla ilgili Kendi yarattığı bir trende bağlanmak zorunda olmama lüksüne sahip olduğunu söylüyor. How To Dress Well albümlerinde zamanla bir sadeleşme, basitleşmeden söz etmek mümkün olabilir. Love Remains ve Just Once EP'nin yarattığı kristalin arkasından izliyormuş hissi ilk albümden bu yana yavaşça azalıyor. Love Remains'deki Suicide Dream 2 ve What is This Heart?'daki Repeat Pleasure dinleyende farklı hisler uyandırıyor. Bu sadeleşmenin bir diğer sebebi ise daha önce de söylediğim gibi bu albümün önceki iki albümden daha pop bir albüm olması. Pop denince aklınıza aynı tornadan çıkmış gibi tınlayan ve anlam derinliği taşımayan şarkılar gelmesin, ulaşılabilirlik açısından bir pop albümü bu. Tom Krell'in kendi sözleriyle açıklayayım: I could say it smarter, but I want it gentle. Albümün nasıl bir pop albümü olduğunu anlatan en doğru sözler bunlar bence. Albümü yaparken Tracy Chapman'ın For You şarkısını daha önce hiç dinlemediği kadar dinlemiş Krell ve Alice Munro'nun kısa öykülerini okumuş. Bu albümü yaparken önceki iki albümüne kıyasla daha sabırlı davranmış, kendi deyimiyle, aklına gelen sesleri kaybetmekten korkmamış, bu albümün daha kişisel olarak anılmasını sağlayan aile ve ilişki sorunlarından, geçmişinden, hastalıktan ve düşük gibi olaylardan etkilenmiş. Ne zaman bir sanatçı psikolojik sorunlardan akıl hastalıklarından bahsetse, aklıma istemsizce Passion Pit'in Gossamer'i geliyor. Tabii ki bu albüm kıyasla daha melankolik. Albümün bence duygusal olarak en vurucu şarkısı Tom Krell'in ailesinden bahsettiği 2 Years On. Bu şarkıyı daha çok sevmemin sebebi ilk albümlerdeki kırılgan melankoliyi seviyor olmam olabilir. Albümden diğer iki favorim ise Face Again ve Repeat Pleasure. Face Again değiştirilmiş vokallerle yine karanlık bir his bırakırken, Repeat Pleasure'ın daha farklı bir etkisi var, daha ritmik ve daha neşeli. Tom Krell'in How To Dress Well projesi de kendisi gibi anlaşılması kolay olmayan, çok yönlü bir karaktere sahip, Krell zamanda bir müzisyen olarak gelişiyor, değişiyor ve etkilendiği kaynakların etkileri müziğine yansıyor. Bazen anlayamasam da bir dinleyici olarak bu gelişim sürecini izlemek bana mutluluk veriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ice-pop-ikilisi-royksopp-kalpleri-eritmek-icin-geri-dondu/", "text": "Fazlasıyla ilgi gören Profound Mysteries projesinin yaklaşmakta olan son parçasını yeni duyuran Röyksopp, şimdi Part III'ün tüyler ürpertici olan The Night'ı dinleyicilerine sunmaya hazırlanıyor. Mysteries III, 18 Kasım 2022'de piyasaya sürülecek. Alison Goldfrapp'e ek olarak Astrid S, Jamie Irrepressible, Pixx ve Maurissa Rose gibi birçok farklı konuğu da içinde bulunduruyor. Profound Mysteries III hakkında ikili: Profound Mysteries Part lll ile üçlü albüm çalışmalarımızı sonlandırıyoruz. Altın rengi, parıldayan parlaklığının altında, belirsizliğin ve karşıtlığın seviyeleri yer alır; tatlı ve üzücü, harika ve yanlış. Bunlar birbirinden zıt şeylerdir ve hayatın içindedir. Biz insanız ve hayatın içinde hayal etmek kaçınılmazdır. Biz insanız, hayal ederiz. cümlelerini kurdular. Rolling Stones'da albümler hakkında yapılan bir yorumda Nostalji ve yeni fikirlerin enerjisi yoluyla bu pürüzsüz ve tutarlı yolculuk Prodound Mysteries, ilk iki bölümü ile Röyksopp'un kariyerinin koca bir adım ilerlemesini sağladı. Bir bütün olarak ele alındığında, kesinlikle Melody AM'den bu yana en iyi müzik koleksiyonları olabilir. Aynı zamanda diğerlerinden farklı olması nedeniyle de kariyerlerinde cesur bir sayfa açmayı başardılar. cümleleri kullanıldı. Profound Mysteries projelerini aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/icimizden-bir-ses-diyor-ki-longazin-ismini-cok-duyacagiz/", "text": "Temelleri 2013'te İzmir'de atılan Longaz'ın grupla aynı ismi taşıyan 5 parçalık albümü 20 Mayıs tarihinde tüm dijital platformlarda yayınlandı. 23 dakika süren albümdeki Arkana Bakma adlı parça 2017'de single olarak yayınlanmış ve dikkatlerimizi Longaz'ın gelecek çalışmalarına yöneltmişti. Nihayet yayınlanan ilk Longaz EP'sinde şarkı sözleri ve besteler grubun kurucu üyesi Çağdaş Onaran'a ait olup düzenlemeler Longaz tarafından yapılmış. Çağdaş Onaran, Mert Karaca ve Ege Akyıldız 'dan oluşan Longaz'ın bu albümünde mix ve mastering'te Mavi Çatı Records Prova ve Müzik/Ses Kayıt Stüdyosu'ndan Yiğit Yeşildağ ile Bora Kumpaşoğlu'nun imzasını görüyoruz. Artwork ise Yiğit Gönlügür'e ait. İçimizden bir ses diyor ki; Longaz'ın ve Longaz üyelerinin isimlerini gelecek yıllarda sık sık duyacağız. İzmirliler için, albüm lansmanının 2 Haziran Cumartesi Volume Alsancak'ta gerçekleşeceğini de hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idil-ates-in-yeni-ep-si-fantasma-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin genç ve dikkat çekici isimlerinden İdil Ateş'in üç şarkıdan oluşan ilk EP'si Fantasma'nın tamamı Garaj Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında! Geçtiğimiz aylarda yayınladığı altı farklı teklisiyle müziğinin farklı uçlarını dinleyicileriyle paylaşan sanatçı ve söz yazarı İdil Ateş, müzikal deneyimlerini birleştirerek Fantasma adlı üç şarkılık ilk EP'sini yayınladı. Nehir, Kör ve Sanrı isimli üç şarkıdan oluşan bu EP'de sanatçının hayatından izlere rastlamak mümkün. EP'nin ilk teklisi Nehir, bizi mitolojik bir evrene taşıyarak Yunan mitolojisinde Psyhke ve Eros'un hikayesini anlatmıştı. EP'nin diğer iki şarkısı Kör ve Sanrı'da ise İdil Ateş'in diskografisinde gördüğümüz hikaye anlatıcılığı, özenle hazırlanmış besteler eşliğinde devam ediyor. İdil Ateş, Fantasma'nın üretim yolculuğunda bestelerin üretimi ve prodüksiyon sürecinde Yiğit Keven ile birlikte çalışıyor. Sanatçı Kör parçasında bossa nova esintilerinin ağırlıkta olduğu bir altyapı ile hikaye anlatıcılığına devam ediyor. Sanatçı, daha önceki şarkılarında yaptığı gibi Körde de duygusal dünyasına dair bir keşfe çıkıyor. Kör, sakin altyapısı ve his yüklü sözleri ile güneşin battığı andaki sakinliğe sahip olan bir şarkı oluyor. Sanrı, sanatçının çok sevdiği bir yakınıyla hislerini paylaştığı bir şarkı. Sanrı aracılığıyla bir yardım eli uzatan İdil Ateş, bu parçasında da sözü ve müziği kendi hayatındaki deneyimlerini kullanarak oluşturuyor. EP'den Kör şarkısına Berkay Öktem yönetmenliğinde, SumoHub stüdyosunda çekilen video klibi ise 3 Eylül 2022 saat 22.00'de İdil Ateş'in YouTube kanalından yayınlanacak. Fantasma'nın görsel dünyası, Merjek Kreatif imzası taşırken EP'nin kapak tasarımı Berkay Öktem'e, Nehir fotoğrafları Mert Gider'e, Sanrı ve Kör'ün fotoğrafları ise Ahmet Emre Saka'ya ait. İdil Ateş'in üç parçadan oluşan ilk EP'si Fantasma, Garaj Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında! İdil Ateş'in yayınladığı yeni EP'si FANTASMA'yı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idil-ates-ve-birkan-nasuhoglu-ortakligindan-yeni-tekli-seneler-gecti/", "text": "Alternatif sahnenin genç ve dikkat çekici isimlerinden İdil Ateş, hem Yedinci Ev hem de solo projesiyle paylaştığı, kalplere dokunan şarkılarıyla tanıdığımız Birkan Nasuhoğlu ile birlikte Seneler Geçti adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Geçtiğimiz sene Fantasma isimli üç şarkıdan oluşan ilk EP'sini yayınlayan İdil Ateş, üretimlerine Birkan Nasuhoğlu ortaklığıyla bir yenisini daha ekliyor. İdil Ateş'in Birkan Nasuhoğlu iş birliğiyle yayınladığı yeni teklisi ''Seneler Geçti'', konuşulması gereken şeyleri senelerce içinde tutan ve bunun verdiği yükle hayatına devam etmeye çalışan bir dosta yazıldı. 2021 yılında İdil Ateş tarafından yazılıp arkadaşına ithaf edilen şarkı, sevginin her zaman beraber olmak değil, bazen bırakabilmek olduğunu ve beraberinde yaşanılan içsel çatışmayı dinleyenlerine anlatıyor. Parçanın söz ve müziğinde İdil Ateş ve Birkan Nasuhoğlu ortaklığını görürken, prodüktör koltuğunda sanatçının önceki parçalarından da aşina olduğumuz Yiğit Keven oturuyor. Kapak tasarımı ve fotoğraflar ise Berkay Öktem imzası taşıyor. İdil Ateş ve Birkan Nasuhoğlu'nun yeni teklisi Seneler Geçti 14 Nisan tarihinde BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idil-ates-yeni-teklisi-dejavu-ile-zamana-goz-kirpiyor/", "text": "Alternatif müziğin parlayan genç isimlerinden İdil Ateş'in elektronik altyapısıyla dikkat çeken yeni single'ı Dejavu tüm dijital platformlarda! İstanbul asıllı şarkıcı ve söz yazarı İdil Ateş, Mart 2021'de BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı Belki De isimli teklisiyle yükselişe geçerken, hemen ardından Düş'ünce ve Zaman isimli parçalarını yayına almıştı. Beşinci teklisi Dejavu ile daha güçlü ve özgüvenli bir şekilde yolculuğuna devam eden İdil Ateş, Keven prodüktörlüğünde hazırlanan sound'unda ise daha elektronik bir altyapı tercih ediyor. Söz yazarlığındaki ince tonları önceki şarkılarında da deneyimlediğimiz İdil Ateş, Dejavu parçasında da bizi şaşırtmıyor ve söz yazarlığının akışkanlığını bize bir kez daha kanıtlıyor. Dejavu'yu dinleyip zaman kavramıyla hesaplaşmak isteyenleri aşağı alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idil-atesin-zaman-adli-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Alternatif müziğin genç isimlerinden İdil Ateş'in elektronik altyapılar ve kendine has soft vokali ile bir araya getirdiği yeni teklisi Zaman yayında! Cover çalışmalar paylaşarak başladığı müzik yolculuğuna kendine ait besteleri yayınlayarak devam eden İdil Ateş, geçtiğimiz aylarda çıkış yakaladığı Belki De parçası sonrasında yeni teklilerini yayınlamaya devam ediyor. Yiğit Keven ile bir araya geldiği son teklisi Düş'ünce sonrasında yine prodüktör koltuğunda Yiğit Keven'i gördüğümüz Zaman parçasıyla macerasına kaldığı yerden devam ediyor. Elektronik melodilerin, sanatçının iç dünyasından yansıyan sözlerle bütünleşerek dinleyicileri sakin olduğu kadar karanlık bir atmosfere çektiği Zaman, İdil Ateş'in dördüncü teklisi olma özelliğini taşıyor. Sözleri sanatçıya ait olan şarkı, BBI Music Co. etiketiyle 15 Ekim 2021 tarihinde tüm dijital platformlarda yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idil-meseden-yeni-parca-geldi-dunya-halim/", "text": "Oceanvs Orientalis ve Da Poet ile yürüttüğü Rain Lab projelerinden tanıdığımız İdil Meşe'den yeni canlı ve akustik bir kayıt geldi. Dünya Halim'in videosu yayında! Elektronik müzik ve hip-hop sahnesinde yaptığı ortak çalışmaları, dünyanın birçok ülkesine duyuran İdil Meşe, Büyükada'da samimi bir ev ortamında seslendirdiği Dünya Halim isimli yeni parçasının videosunu yayınladı. Bir süredir bulunduğu New York University'de müzik üzerine eğitimini tamamlayan İdil Meşe'ye çelloda Zeynep Ayşe Hatipoğlu ve Alman gitarist Jesper Poelke eşlik ediyor. Serkan Hökenek yönetmenliğinde çekilen yeni parçanın ses kaydı ve mix/mastering'inde ise Özgür Atmaca imzasını görüyoruz. Solo projesinden daha fazla sesler duyacağımızın sinyallerini veren İdil Meşe'nin geçtiğimiz günlerde yayınlanan Dünya Halim parçasını dinliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idil-meseden-yeni-tekli-geldi-yara/", "text": "İdil Meşe'nin uzun seneler geçse de hissi taze kalan duygusal yaralara değindiği yeni teklisi Yara tüm dijital platformlarda! Alternatif sahnenin üretken isimlerinden İdil Meşe'nin yas, aşk ve ayrılık temalarında gezinen yeni şarkısı Yara, Ada Müzik etiketiyle yayında. Yara, kıpır kıpır ritimler ve duygulu gitarlar ile bir Akdeniz akşamını andırırken, hüznü de yumuşak bir şekilde içinde taşıyor. Söz ve müziği İdil Meşe'ye ait olan Yara adlı yeni şarkı Umut Çetin'in Brezilya esintili gitarları ve dokunaklı synth'leri ile kurduğu ses dünyası ve düzenlemesiyle dinleyiciyle buluşurken, akustik gitarda ve gitar düzenlemesinde Özgür Çıtır, bas gitarda Ozan Kısaparmak ve perküsyonda Velican Sağun yer alıyor. Ses prodüksiyonu, mix ve mastering'i Umut Çetin tarafından yapılan şarkının vokal kaydı Şen Bakkal Stüdyosu'nda Barış Yalaz, perküsyon, gitar ve bas gitar kayıtları Ada Stüdyosu'nda Özgür Özkan Mete ve Ceren Çakar tarafından yapıldı. Şarkının kapak görseli bir başka tanıdık isim, Gülinler tarafından çizilirken, Alptuğ Çavuş tarafından boyutlandırıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idlesdan-mujde-yeni-album-tangk-geliyor/", "text": "IDLES, heyecanla beklenen beşinci albümü TANGK'ten Dancer adlı ilk teklisini yayınladı! 16 Şubat 2024'te piyasaya sürülecek olan IDLES'ın yeni albümü TANGK için heyecan verici haberler var. Bu beşinci stüdyo albümünün yapımcılığını Nigel Godrich, Kenny Beats ve Mark Bowen üstleniyor. Özel konuklar arasında ise LCD Soundsystem'in ünlü isimleri James Murphy ve Nancy Whang da yer alıyor. Birleşik Krallık'ın özgün sesi IDLES, Grammy adayı CRAWLER albümünün ardından heyecanla beklenen on bir parçalık devam albümü TANGK'i duyurdu. Nigel Godrich, Mark Bowen ve Kenny Beats gibi müzik dünyasının önemli isimlerinin iş birliğiyle hazırlanan TANGK, IDLES'ın kariyerinin en çarpıcı ve cesur kaydı olarak öne çıkıyor. Albümden yayınlanan hareketli ve çarpıcı ilk tekli Dancer ile birlikte IDLES, dinleyicilere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Ayrıca, geri vokallerde LCD Soundsystem'den James Murphy ve Nancy Whang'ın katkıları da dikkat çekiyor. Dancer, yeni bir ilişkinin heyecanını anlatırken aynı zamanda IDLES ve hayranları ya da IDLES ve dünya arasındaki özel bağa dikkat çekiyor. Bu parça, TANGK albümünün bir yansıması gibi, yaklaşan boşluk hissini dindirmek isteyen herkese hitap eden bir aşk şarkısı niteliği taşıyor. Türkiye'de GRGDN Müzik temsilinde Partisan Records etiketiyle yayınlanacak albümün daha ilk şarkısından oldukça belli ki, IDLES hayranları, 16 Şubat 2024 tarihinde TANGK albümünün çıkışını dört gözle bekleyecekler. IDLES, 27 Kasım Pazartesi tarihinde ülkemizde Zorlu PSM'de sahne almaya hazırlanıyor. Konser biletleri ise satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/idlesin-ultra-mono-albumunden-yeni-video-war/", "text": "2009'da İngiltere'de kurulan rock grubu IDLES, bugün yayınlanan Ultra Mono albümünden War parçasının videosunu paylaştı. Will Dohrn tarafından yönetilen video; sokaklardaki, kulüplerdeki ve hastanelerdeki madde bağımlılığına dikkat çeken kolajlara yer veriyor. War adlı parça aynı zamanda bugün yayınladıkları Ultra Mono albümlerinin ilk parçası. Grup bu haftanın başında (22 Eylül) 2021 Birleşik Krallık ve İrlanda turunda gruba eşlik edecek sanatçıların listesini paylaşmıştı. Fransız müzisyen Jehnny Bett, İngiliz şarkıcı Anna Calvi, Gallerli müzisyen Cate Le Bon gibi farklı kesimlerden pek çok kadın sanatçıyı da misafir olarak ağırlayacak turun biletlerinin hepsi satılıp tükenmiş. Günümüzde kadın sanatçılara yeterli desteğin olmadığı düşünüldüğünden dolayı, grubun 2021'de gerçekleştireceği turda tüm misafir sanatçıların kadınlardan oluşması planlanıyor. War adlı parçanın videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ifade-ozgurlugu-icin-artists-for-amnesty/", "text": "Uluslararası Af Örgütü, örgütün ifade özgürlüğü üzerine düzenlemiş olduğu kampanyaların sesini daha iyi duyurabilmek adına Artists for Amnesty adında yeni bir girişimde bulundu. Girişim kapsamında http://www. artistsforamnesty. org internet sitesini açan ve bu site üzerinden aralarında Melissa Auf Der Maur, Metric, Nelly Furtado ve Grimes gibi müzisyenlerin de bulunduğu isimlerin parçalarını ücretsiz paylaşan UAÖ'nün ziyaretçilerinden tek isteği, e-mail adresleri. İndirmek istediğiniz parçayı seçtikten sonra e-mail adresinizi giriyorsunuz ve parçayı ücretsiz indirebileceğiniz link adresinize gönderiliyor. Tabii her şeyin bir bedeli var! Bu işlemi gerçekleştirdikten sonra UAÖ newsletter'larına abone olmuş oluyorsunuz. Kendi dünyamızdan çıkıp dünyada dönen sosyal eşitsizliklerin ve sansürün bilincine varmamız adına müzikseverler için biçilmiş kaftan, heyecan verici bir proje olmuş Artists for Amnesty. Kulak vermeli."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iggy-pop-yeni-albumu-every-loseri-duyurdu/", "text": "İkonik isimlerden Iggy Pop, 6 Ocak tarihinde yeni albümü Every Loser'ı Atlantic Records ve Gold Tooth Records aracılığıyla yayınlayacağını duyurdu. 1947 doğumlu sanatçı punk rock'ın öncü ismi Iggy Pop, 6 Ocak'ta çıkaracağını açıkladığı Every Loser adlı albümden ilk olarak, kayıtlarında Guns N' Roses'tan Duff McKagan, Red Hot Chili Peppers'tan Chad Smith gibi isimlerin de eşlik ettiği Frenzy isimli single'ını geçtiğimiz 28 Ekim tarihinde paylaşmıştı. Free adlı son albümünü 2019 yılında yılında dinleyiciyle buluşturan Iggy Pop, yeni albüm ile alakalı olarak da Kayıtlarda çalan müzisyenler çocukluğumdan beri tanıdığım adamlar ve bu müzik sizi mahvedecek açıklamalarda bulundu. Toplam 11 parçadan oluşacak Every Loser albümünün tracklist'ine ve albümden paylaşılan Frenzy adlı ilk tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iggy-popa-mac-demarco-yonetmenliginde-yeni-klip/", "text": "Mac DeMarco, Iggy Pop'un son albümünde yer alan SONALI parçasına çektiği video kliple kendine yönetmen titrini de ekledi. Mac DeMarco, söz yazarı, şarkıcı ve yapımcı kimliklerine bir yenisini daha ekledi. Iggy Pop'un bu yıl içerisinde çıkardığı Free isimli albümünde yer alan Sonali isimli parçasına Mac DeMarco'nun çektiği video klip bugün yayına alındı. Mac DeMarco'nun Here Comes The Cowboy albümündeki Nobody adlı parçasına çektiği klipte yer alan yılan insanların yer aldığı bu video klipte DeMarco'nun konsepti bu klipte de devam ettirdiğini görüyoruz. Yılan insanlar, pembe tüylü arabalar ve daha neler neler... Iggy Pop'un Sonali parçasının video klibini izlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iggy-poptan-yeni-album-free/", "text": "Iggy Pop, Free isimli yeni albümünün müjdesini verdi. 2016 yılında paylaştığı Post Pop Depression'ı takip eden çalışması, 6 Eylül'de, Loma Vista etiketi altında sevenleri ile buluşacak. Basın açıklamasında kendine has bir biçimde kasvetli ve fazlasıyla düşünceli olarak tanımlanan albümde Noveller ve Leron Thomas gibi isimler ile müzikal birliktelikler de bulunuyor. Iggy Pop merakla beklenen uzunçalarını, Bu diğer sanatçıların benim adıma konuştuğu bir albüm. diyerek özetledi. Ekim ayında, şarkı sözlerini içeren 'Til Wrong Feels Right isimli kitabını çıkartacak olan sanatçı, albümle aynı adı taşıyan parçası Free'yi paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ihanet/", "text": "Rutin şeyler arasında kaybolup duruyoruz sürekli. Sonra çıkış yolları arıyoruz. Bazen buluyoruz. Bazen bulamıyoruz. Bir şekilde geçip, gidiyor zaman. Bu kaos içerisinde sürekli müziğe ihanet ediyoruz. Bilerek yapmıyoruz. Bizde böyle olmasını istemiyoruz ama sürekli ihanet içinde oluyoruz. Bir işe giriyorsun bütün gününe ambargo konuyor. Çalıştığın parayı ekipmana harcama planı yapıyorsun önüne kredi kartı ekstreleri, faturalar geliyor. Birine aşık oluyorsun tüm zihnine ambargo koyuyor. Başka bir şey düşünemez oluyorsun. Ben sanatçıların duygularını en iyi ifade edebilen insanlar olduğuna inanıyorum. Duygusal olarak çözemedikleri şeyleri uğraştıkları sanatlara yansıtarak hayat veriyorlar. Bundan daha orijinal bir şey olabilir mi? Sadece aşk olarak bakmıyorum olaya. Her türlü duygu karmaşasının bir yansımasıdır sanat ve sanatçılarda değerli insanlardır. Hiç biri sıradan yaşamıyor hayatı. Tam olarak kilitlenen noktada burası. Tüm duyguların deşarj olma şekli başkadır. Eğer zıt bir karakter sizi beslemiyorsa o sanat ile uğraşan kişinin bütün sanatsal faaliyetlerini sekteye uğratabilir. Sonra ise ihanet başlar. Bana göre evet. Çünkü sanat ölene kadar yanımızda olacaktır kuşkusuz. Zira her ihanetin ardından hedeften biraz daha uzaklaşacağına inanıyorum. Bu istem dışı ihanetlerin varacağı noktayı da gerçekten merak ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iki-direk-arası-temaşa/", "text": "Yerli müzikler adına iyi şeylerle karşılaşmaya devam ediyoruz. Radarımıza yeni giren gruplardan İki Direk Arası Temaşa'dan bahsetmek istiyorum. Bantmag organizatörlüğündeki Demonation Festivali'nin ilk gününde en çok merak ettiğimiz grubu daha önce ne internet üzerinden, ne de canlı olarak dinlemiştik. O yüzden neyle karşılaşacağımızı hiç bilmiyorduk ama belki isminin fonetik olarak akılda kalıcılığından, belki son dönemlerde çok sık görmemizden kaynaklı epey bir merak üzerimizde hasıl olmuştu. İki Direk Arası Temaşa, Cem Emre Memiş, Tevfik Reşidi ve Taylan Turan triosu ile güzel işler yapıyorlar. Konserin ardından daha net şeyler düşünebildiğimiz grup hakkında aklımda oluşan cümleleri toparlayarak paylaşmak istiyorum. Konserde, sahnenin sağ kısmına yanaşık bir düzende durunca ilk başta garip gelmişti ama sonra gruba dördüncü bir üye gibi olan, bu tip sahneler için gördüğümüz en yaratıcı ve canlı görüntüler ile bize hem işitsel hem de görsel bir ziyafet sundular. Diğer sahnelerde de bu sahne düzenini kullanıyorlar mı henüz bilmiyoruz ama fırsat buldukça her konserlerine gideceğiz ve gördüğümüz, duyduğumuz şeyleri paylaşmaya çalışacağız. Tınıları bana biraz Uzakdoğulu post-rock gruplarını andırdı. 4-5 sene önce yoğun bir şekilde dinlediğim gruplara çok yakın bir çizgidelerdi. Bizim topraklar için artık gitgide alışılmış bir müzik olmasına rağmen, o alışılmışa daha pozitif melodiler ile yenilikçi bir üslup getirmişler. Bu janrın temsilcilerinin derin kasvet ve karanlığı içine gömülmekten sıkılıp, kaçtığımız bugünlerde bize nefes aldırdılar. İki Direk Arası Temaşa'da kompozisyon olarak bas gitarın rolü normalin üzerinde; daha belirgin. Elektrik gitar ise zaman zaman geri planda eşlik enstrümanı olarak katılıyor. Davulcu Taylan Turan'a ayrı parantez açmak istiyorum. Son zamanlarda izlediğimiz en iyi davulculardan biriydi. Tuşeleri, seriliği ve partisyon olarak zorlu ve iyi performans gerektiren yerleri gülümseyerek, keyifle çalması çok takdir edilesiydi. Sıkı bir şekilde kendisini radara aldığımızı belirtelim. Babylon TV tarafından kayda alınan Elina Lowensöhn videosuyla yazıyı noktalamadan evvel sosyal medyada İki Direk Arası Temaşa'ya nerelerden ulaşabilirsiniz onları paylaşalım ve yazıyı noktalayalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iksv-1000-üniversiteli-genç-arıyor/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı 45. yaşını kutladığı 2017 yılı içerisinde sponsor Eczacıbaşı'nın da desteğiyle genç öğrenci arkadaşları sevindirecek yeni bir projeye başlıyor. İKSV, bu projeyle birlikte öğrenimini Türkiye'de sürdüren 18-25 yaş arası tam 1000 üniversite öğrencisine, İKSV'nin düzenlediği tüm etkinliklerde kullanabilecekleri 250 TL değerinde İKSV Kültür Sanat Kart hediye edecek. İKSV Kültür Sanat Kart projesiyle gençlerin kültür-sanat etkinliklerine erişimini artırmak amaçlayan İKSV, Türkiye'de öğrenim hayatını sürdüren 18-25 yaş arasındaki tüm üniversite öğrencilerinin projeye başvurabileceğini belirtti. Başvurular, 23 Ocak 11 Şubat 2017 tarihleri arasında, kultursanatkart. iksv. org adresi üzerinden yapılacak. Genç öğrenci arkadaşların şimdiden notlarını alıp, hatırlatmalarını ayarlamalarında fayda var. 250 TL değerindeki İKSV Kültür Sanat Kart, bir yıl boyunca İKSV'nin düzenlediği tüm etkinliklerde geçerli olacak. Kartlar, bir yıl süre ile öğrencinin kişisel kullanımı ile sınırlı olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iksv-bu-sene-50-yasina-giriyor/", "text": "Kar amacı gütmeyen bir kültür-sanat kurumu olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı, bu sene 50. yaşını kutlayacak! 50 yıl önce İstanbul Festivali ile etkinliklerine başlayan İKSV, günümüze kadar geçen zaman diliminde modern ve klasik müzik, sinema ve sahne sanatları, güncel sanat ve tasarın alanlarında binlerce etkinlik düzenleyerek milyonlarca sanatseverle buluştu. İKSV, 50. yılında da hız kesmeden etkinliklerine devam edeceğini açıkladı. Bu sene, tüm yıla yayılan sayısız etkinliğinin yanı sıra birçok farklı eser siparişi ve teşvik programıyla da birçok sanatseverin yüzünü güldürecek. İKSV'nin 50. yılı için Eczacıbaşı Topluluğu ile yarattıkları projenin detaylarını geçtiğimiz günlerde yazmıştık. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın yeni etkinliklerini heyecanla bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iksv-festivalleri-ve-gezgin-salon-programi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın düzenlediği 51. İstanbul Müzik Festivali, 30. İstanbul Caz Festivali ve +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali'nin programları açıklandı! İstanbul Kültür Sanat Vakfı bu yaz bir kez daha festivallerinde klasik ve güncel müziğin önde gelen isimlerini konuk edecek. Birçoğu festivalle ilk kez İstanbul izleyicisinin karşısına çıkacak sanatçılar, Cumhuriyet'in 100. yılına özel projeler, merakla beklenen isimlerle İKSV festivalleri, izleyicilerini farklı ülkelerden kültür-sanatın nitelikli örnekleri etrafında bir araya getirecek. 1-17 Haziran arasında, Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenecek festivalde, Cumhuriyet'in 100. yılına özel olarak geliştirilen yeni projeler, asırlar boyunca Anadolu topraklarında yaşamış birçok önemli kadın figürden ilhamla yazılan eser siparişleri; Cumhuriyet'in ilk yıllarından geleneksel Türk müziği ve Türk tango besteleri; günümüz klasik müzik dünyasının yıldız solistleri, seçkin orkestralar ve disiplinlerarası projeler yer alıyor. Festival 25 konserde, Salzburg Mozarteum Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Hollanda Kraliyet Concertgebouw Oda Orkestrası, Münih Oda Orkestrası, Borusan Quartet gibi önemli topluluklar ve Anne-Sophie Mutter, Barbara Hannigan, Fazıl Say, Matthias Goerne, Arabella Steinbacher, Nicolas Altstaedt, Avi Avital gibi solistlerin de aralarında olduğu 60'ın üzerinde ismi ağırlayacak. Konservatuvar öğrencileri, konserleri her sene olduğu gibi ücretsiz takip edebilecek. 1994'ten beri temmuz ayını müzikle buluşturan İstanbul Caz Festivali bu yıl 30 yaşında. Garanti BBVA'nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali, 7-18 Temmuz tarihleri arasında, popüler ve yeni isimlerle dolu bir program sunacak. 40'a yakın konserde usta isimlerden yeni keşiflere 200'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak festival programında, Ho Hey ve Ophelia gibi şarkılarıyla tanınan Amerikan folk topluluklarından The Lumineers, Afro-pop'un çığır açan sesi Fatoumata Diawara, cazdan blues ve folka uzanan güçlü vokaliyle Lizz Wright ve çağdaş cazın en güzel seslerinden Güney Kore'nin yıldız ismi Youn Sun Nah Quartet'in yanı sıra Morcheeba, Alfa Mist, Kovacs, Mammal Hands gibi isimler yer alıyor. Okay Temiz ile Riff Cohen'i ilk kez bir araya getirecek Riff Cohen & Okay Temiz The Ritual festivalin bu yılki özel projelerinden. Festivalin klasik mekanlarına bu yıl Parkorman'ın yanı sıra yeşillikler içindeki terasıyla Robert Kolej ekleniyor. Festivalin vazgeçilmezlerinden Caz Vapuru bu sene de İstanbul Boğazı'nı turlarken, müzik maratonu +1'li Gece Gezmesi Kadıköy sokaklarına yayılacak. Ücretsiz Parklarda Caz konserleri bu yıl da devam ediyor. Salon İKSV'nin sınırlarına sığmayıp, iyi müziği Beyoğlu'ndaki evinden Parkorman'a taşıdığı etkinliği +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali'nin ikincisi 29-30 Temmuz'da Parkorman'da düzenlenecek. Geçtiğimiz yıl iki günde 20 bine yakın müzikseveri ağırlayan festival bu yıl da iki günlük müzik maratonunda sevilen pek çok yerli ve yabancı ismi sahnesinde ağırlayacak. Festivalin ilk gününde sahnede elektronik bir aydınlanış deneyimi sunan Satori, soul-funk'ın imparatoriçesi L'Imperatrice, elektro-pop'a yeni bir soluk getiren Agar Agar, deneysel pop üslubuyla Sylvie Kreusch ile küresel müzik sahnesinde adını duyuran Emir Taha; ikinci gününde klasik ile elektronik müziği harmanlayan Jon Hopkins, samimi sahne enerjileriyle Büyük Ev Ablukada, romantik masalları ve şehvetli sesiyle Warhaus, meşhur çöl noir tınısıyla Still Corners ve karanlık R&B tarzıyla Tsar B festival izleyicileriyle buluşacak. +1 Sunar: Gezgin Salon Festivali programı için tıklayın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iksv-festivallerine-yeni-direktor-atamalari-yapildi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Müzik Festivali ve İstanbul Caz Festivali'nin yeni direktörleri atandı. 46 yıldır farklı kulakları müzikle buluşturmaya devam eden İstanbul Müzik Festivali'nde 2008 yılından bu yana Direktör Yardımcısı olarak çalışan Efruz Çakırkaya, İstanbul Müzik Festivali Direktörü olarak atanırken, bu sene 25. yaşını kutlayan İstanbul Caz Festivali'nde 2011 yılından bu yana Direktör Yardımcısı olarak çalışan Harun İzer ise İstanbul Caz Festivali Direktörü görevini üstlenecek. Harun İzer, 2005'ten beri İstanbul Caz Festivali'nin direktörlüğünü üstlenen, 15 yıldır birlikte çalıştığı Pelin Opcin'den, görevi devralırken Opçin şubat ayında, Londra Caz Festivali'ni düzenleyen Serious'ın Programlama Direktörü olarak göreve başlamıştı. Ayrıca 2006 yılından bu yana İstanbul Müzik Festivali'nin direktörlüğünü yürüten Yeşim Gürer Oymak, festivalin tüm sorumluluğunu Efruz Çakırkaya'ya devrederek, İKSV Genel Müdür Yardımcılığı görevini sürdürecek ve aynı zamanda festivale Artistik Danışman olarak destek vermeye devam edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iksv-ve-eczacibasindan-ogrencilere-mujde/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Eczacıbaşı Topluluğu'nun destekleriyle 2022 boyunca tüm öğrenci biletlerini 10 TL'den satışa sunacağını duyurdu. Gençlerin sanata erişimini kolaylaştırabilmek adına İstanbul Kültür Sanat Vakfı ile Eczacıbaşı Topluluğu, bir projede buluştu. 80. yılını kutlayan Eczacıbaşı Topluluğu, 2022 boyunca tüm İKSV etkinliklerinde geçerli 25.000 bilet desteğiyle öğrencilerin kültür-sanat etkinliklerine erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor. Bu yıl 50. yılını kutlayacak olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın düzenleyeceği İstanbul Film Festivali, İstanbul Müzik Festivali, İstanbul Caz Festivali, İstanbul Tiyatro Festivali, Filmekimi ve Gezgin Salon ile Salon İKSV'de düzenlenecek etkinliklerde geçerli olacak öğrenci bileti indirimiyle gençler, sanata kolayca ulaşabilecekler. Eczacıbaşı Topluluğu, 75. yılında da öğrencilerin kültür-sanat etkinliklerine erişimini kolaylaştırmak adına 18-25 yaş arası 1.000 üniversite öğrencisine 250 TL bakiyeli İKSV Kültür Sanat Kart desteği sağlamıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/imagine-hayal-edebilir-misiniz/", "text": "Çocukken annemin cüzdanında duran, üzerinde fotoğrafımın olduğu pembe bir kart görmüştüm. Annem, yaşadığımız ülke içinde bu kartın benim varlığımı temsil ettiğini söylemişti. Kartla bazı haklar edinebiliyormuşum falan... Ben de o çocuk hayalciliğimle kartımı kaybedince görünmez olacağımı düşünürdüm. Hayalciyim... Aslında o kart, benim kimliğim değildi. Kimliğim yalnızca bana ait olan benim taşıdığım duygu, düşünce ve eylem bütünlüğümdü. Büyüyünce farkettim. O pembe kart bunların hiçbirini temsil etmiyordu. Seni bir coğrafyaya ait kılıyor ve o coğrafyanın tüm yükünü senin omuzlarına yüklüyordu. Pembe, mavi, Türk diye ayrışmak, çoğu insanın bireysel kimliğinin önüne geçmiş durumda. Aslında var oluşumuzdan gelen aidiyet duygusu sosyal bir adaptasyon şekli ve şu anda ötenaziye dönüşüyor. İnsanlığın ötenazisi... Halbuki o pembe kart, yaşama hakkını dokunulmaz kılıyordu ya hani? Lennon zor değil diyor. Üzerinden kırk beş yıl geçti. Benim için on yıl öncede kolay değildi, hala da zor. Aslında hep yakın hissetmiştim kendimi, küçükken benim John amcamdı. Böyle büyük amcaların nasihatleri hep kilometre taşı olur hayal et- , zorlanıyorum. Çocukluğumdaki korkularım gerçek oldu, görünmez oldum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/in-hoodies-ikinci-albumunu-yayinladi-recalibrated-expectations/", "text": "In Hoodies, 1 Mart Cuma itibarıyla yeni albümü Recalibrated Expectationsı Xgergedan etiketiyle dijital platformlarda yayınladı. Yerli sahneden In Hoodies, 2016 yılında yayınladığı ilk albümü A Lunar Manoeuvre, 2017 çıkışlı A Lunar Manoeuvre albümünün remix'lerinden oluşan Straight From The Medula, 2018'de yayınladığı 4 şarkılık Circling The Cage EP'si ve Coo Coo single'ının sonrasında ikinci uzunçalar albümü Recalibrated Expectations yayınladı. Blue Kite, Vibes, The Potting Shed ve Tantana stüdyolarında kaydedilen yeni albümde In Hoodies'e Yasemin Özler, Todd Gibson, Feryin Kaya, Si Connelly, Burak Irmak, Berke Can Özcan, Tunç Çakır, Mahmut Albulak ve Berkan Tilavel eşlik etti. Kapak çalışması ise Murat Güzelgün'e ait olan albümde yer alan Man Down şarkısının Elif Demir imzalı animasyon videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/in-hoodies-ve-n-l-p-is-birliginden-yeni-tekli-hold-on/", "text": "In Hoodies ve Matt Loftin'in N. L. P. projesinden Hold On ismiyle yeni bir ortak single geldi! Bağımsız müzik sahnesinin üretken isimlerinden In Hoodies; Foton Kuşağı, In Hoodies ve Housing Crash gibi gruplardan da hatırlayacağımız Matt Loftin'in solo projesi N. L. P. ile Hold On parçası için bir araya geldi. Eylül ayında Akkor, Zeynep Oktar, ox, KAOSMOS, Karakter ve Le Horla'nın Cut the Crap şarkısı için yaptığı remix'leri Cut the Crap Revisited EP'sinde bir araya getiren In Hoodies, bestesi ve sözleri kendisine ait olan Hold On parçasını Matt Loftin'in N. L. P. projesi ile hayata geçirdi. Pandemi döneminde evde kaydedilen parçanın vokallerinde Matt Loftin'i, geri vokallerde ise In Hoodies ismini görüyoruz. Düzenlemesi ve mix'inde Matt Loftin, mastering'inde ise Görkem Karabudak imzası gördüğümüz parçanın kapak çalışması ise illüstrasyon sanatçısı Hande Koçhan'a ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/in-hoodiesin-yeni-epsi-circling-the-cage-yayinda/", "text": "2016 yılında A. K. Müzik ve Müzik Hayvanı ortaklığında yayınladığı ilk albümü A Lunar Manoeuvre sonrasında yerli sahnemizden In Hoodies yeni EP'si Circling The Cage ile geri döndü. 15 Mart tarihinde Tantana Records etiketiyle yayımlanan EP ayrıca sınırlı sayıda plak olarak da basılacak. Geçtiğimiz yıllarda birçok sahnede yer alan In Hoodies, Yasemin Özler, Feryin Kaya, Todd Gibson, Murat Yakupoğlu, Memet İncili ve Ozan Bankoğlu kadrosuyla, 2017'nin yaz aylarında girdiği ikinci albüm çalışmaları sonucunda dört şarkılık yeni EP'sini ortaya çıkardı. Vibes İstanbul stüdyolarında kaydedilen yeni EP'nin kapak tasarımında ise Kerem Ardahan ve Big Baboli Print House'un imzası yer alıyor. In Hoodies'in Circling The Cage albümünü canlı canlı dinlemek için, 24 Mart Cumartesi tarihinde yolunuzu Salon'a düşürebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/in-hoodiesten-yeni-bir-chronicles-sergisi-ve-a-lunar-manoeuvre-remix-albümü/", "text": "In Hoodies'in geçtiğimiz sene Salon İKSV'de sunduğu Chronicles sergisi, 24 Mayıs 21 Haziran tarihleri arasında, genişletilmiş versiyonu ile bu sefer Kadıköy ZOR'da görülebilecek. Sadi Güran, Ethem Onur Bilgiç, Artemis Günebakanlı, Baran Kurtoğlu, Zez Eah, Somon, Barış Uçar, Esk Reyn, Furkan Nuka Birgün, Tayfun Pekdemir, Elif Deneç, Derin Çiler, Deniz Bankal, Ezgi Beyazıt, Alex Senna, Painite, Emir Özşahin, Eda Noy, Gizem Oktay, Mert Tügen, Selin Çınar, Murat Güzelgün, Selver Yıldırım, Yağız Gülseven, Murat Kalkavan, Felat Delibalta, Elif Müftüoğlu, Mia Miette, Ebru Tatlısu, Goldie Bold, Gözde Ulukan, Özlemöz, Büşra Üzgün, Zeynep Mar, Sinan Kutluay, Betül Sayınta, Tuğba Güler, Elvin Tür, Barış Yavuz, Güneş Akyürek, Fırat İtmeç, Volkan Şeker ve daha birçok sanatçının çalışmaları bulunan serginin açılışı 24 Mayıs Çarşamba akşamı yapılacak. Yine aynı gece içerisinde, debut albüm A Lunar Manoeuvre'ın yeni düzenlemelerinden oluşan ve Partapart tarafından yayımlanacak Straight From The Medulla albümü ise ilk kez dinlenebilecek. Astrofella, Chris Potter, CRINOID, Da Poet, Ethnique Punch, Mind Shifter, Suha, OEMR, Z-AXIS, VIIA gibi birbirinden dikkat çekici isimlerin düzenlemelerinin yer aldığı albüm, Müzik Hayvanı & Partapart işbirliği ile sınırlı sayıda basılacak. Yine CD versiyonu, Chronicles sergi açılışında ZOR'daki yerini alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/in-hoodiesten-yeni-video-shed-tune/", "text": "Yerli sahnemizin, naif melodileri başarılı bir şekilde önümüze getiren grubu In Hoodies'ten yepyeni bir video geldi! Geçtiğimiz yıl yayınlanan ilk stüdyo albümü A Lunar Manoeuvre'de yer alan Shed Tune için çekilen videoda bol bol kuzey ışıkları, insanı özendiren manzaralar, yer yer yalnızlık, aslında epey bir yalnızlık var. İpek Efe tarafından çekilen videoyu izlerken bir çiftin aynı yerde olduğunu düşünebilirsiniz, en basit anlamıyla belki müziğin de etkisiyle devam eden bir ilişkiyi izlediğinizi düşünebilirsiniz. Fakat klibi izledikçe arkasında daha farklı anlamlar aramaya başlıyorsunuz. Bir noktadan sonra Gerçek bir dünyayı mı izliyorum, yoksa hepsi hayal mi? sorgulamaları havada uçuşuyor. Cevabı biz de bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, izlediğimiz görüntüler melodilerle birleşince ortaya gerçek bir müzik şöleni çıktığı. Neyse, kendimizi biraz fazla kaptırdık. En iyisi videoyu aşağıya iliştirelim de kendiniz karar verin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/inanmakla-kalmayan-inandırmaya-da-kudreti-yeten-gulinler/", "text": "Büyük Ev Ablukada ve heranherşeyolabilir projelerinden tanıdığımız Gülin Kılıçay, geçen seneden beri solo projesiyle de sahnelerde arz-ı endam ediyor. Sahnedeki tavrına hayran, konserlerinin tutkunu olduğum Gülinler'in ilk kez dijital platformlarda iki şarkısı yayınlandı. Gülinler'in konuk olduğu, 2018 yazında Youtube'ta yayınlanan Kitapçı programındaki performansından Bazen Hep Birlikte ve Boşluk şarkılarını artık YouTube dışındaki streaming platformlarından da dinleyebileceğiz. Bir yandan Büyük Ev Ablukada ile çalışmalarına devam ederken bir yandan da solo olarak bir albüm hazırlığında olan Gülinler'in albümünü beklerken gelen bu sürprize bir hayli sevindim, zira albüm için en iyi ihtimalle bu yılın sonuna kadar beklememiz gerekecek gibi görünüyor. Ayrıca başından beri severek takip ettiğim güzide canlı performans programımız Kitapçı Akustik'in samimiyetiyle etkisi altına alan kayıtlarını yalnızca YouTube'tan dinleyebilmekten de biraz muzdaribim. Kayıt ve miksinde Feryin Kaya'nın imzası bulunan bu iki parça da albümü beklerken ara ara bana Youtube'u açtıran kayıtlardan. Bazen hep birlikte ovalardan aşağı bir vadide ölmeyi ancak Gülinler önerirse şarkının neşeli melodisi ile sözlerdeki karanlığın tezatını bu kadar kolay kabullenebilirim sanırım. Boşluk ise zaten Fırtınayt albümünden aşina olduğumuz, şimdi ise albümdeki prodüksiyonlu halinden daha yalın bir versiyonunu dinlediğimiz, hangi dizesini daha çok sevdiğime henüz karar veremediğim; ortaokulda olsam her bir dizesini çantama, sırama, duvarlara yazacağım türden bir şarkı. 2010'larda alternatif yerli müziğe ucundan kıyısından ilgi göstermiş her dinleyici, yaşadığı şehirde bir Büyük Ev Ablukada konseri gerçekleştiyse ve şansı yaver gittiyse en azından bir defa olsun BEA'yı canlı izlemiştir diye tahmin ediyorum. Haliyle Galvaniz Gelbiraz'ı da sahnede canlı görmüştür, en azından bir Gülinler konserinde sahnede rastlayabileceği dans figürlerine dair fikir sahibidir. İşte şimdi bir de Gülinler'i yalnızca konser diye nitelendirilmesi yeterli olmayacak kendine özgü muhabbetli performansıyla izlemek gerek. Büyük Ev Ablukada'nın sahne performanslarındaki teatralliği her daim gözümü kırpmadan izlediğim gibi Gülin Kılıçay'ın tiyatro geçmişinin izlerini hissettiğimiz bir diğer proje olan heranherşeyolabilir'de de Öyküm Elif Erdoğan ile sahnede kurdukları sohbeti ilgiyle izlemiştim; şanslıyım ki aktif oldukları dönemde gerçekleşen birkaç heranherşeyolabilir konserinden birini izleme şansım olmuştu. Şimdi de Gülinler'in solo konserlerinde bu defa sahnede tek başına kurduğu, kurguladığı ya da kontrollü bir biçimde doğaçladığı muhabbete tekrar tekrar tanıklık etmekten büyük haz duyuyorum. Çünkü her yeni konserde baştan sona yeni bir anlatı kurmayı başarıyor; zaman, mekan, seyirci, kısacası o anda elindeki malzeme ne sunuyorsa ondan yepyeni bir şey yaratmakta hiç zorlanmıyor. Sahnede sohbeti seven vokalistlerin düştüğü aynı replikleri tekrar etme hatasına düşmeden, seyirciyi de anlatının bir parçası haline getirerek o konsere özel, eşsiz bir anlatı kuruyor. Zaten konser denen şey tam da budur ve konser tutkunları aslen müzikten ziyade bu eşsizliğin, biricikliğin peşindedir. 2010 senesinde Bartu Küçükçağlayan ve Afordisman Salihins'in kurduğu Büyük Ev Ablukada'ya dahil olup müzikle daha yakından ilgilenmeye başlayan Gülin, bugün halen 2010'lar boyunca pek çok müzisyeni ve dinleyiciyi derinden etkilemiş bu grubun üretimine katkıda bulunan, önemli bir parçası. Şüphesiz ki Büyük Ev Ablukada, içinde bulunduğumuz on yıllık dönemde çok sayıda müzisyene ilham verdi, yoluna ışık tuttu, cesaret kaynağı oldu, bir dönemi ve halen isimlendirilmekte zorlanılan bir akımı başlatan kıvılcımı yaktı. Büyük Ev Ablukada giderek daha da etkileyici hale gelen sahne şovlarıyla konserlerine devam ediyor, kim bilir sıradaki albümde bizim için ne güzellikler düşünüyor... Bu esnada Gülinler, BEA ile dolu dizgin koşturduğu yollarla da yetinmiyor, daha fazla şarkı söylemek istiyor; belki de bazı günler de sahnede tek tabanca olmanın tadını çıkarıyor. Repertuvarında yalınlığıyla büyüleyen kendi bestelerine, Büyük Ev Ablukada parçalarına ve sevdiği şarkılara yer veren Gülinler, 18 Ekim Cuma akşamı şarkılarını söylemek üzere akustik bir performans için Nayah sahnesinde olacak. İlk defa izleyecekseniz sürprizi bozmak istemem fakat zevk sahibi seçkisinde Gülden Karaböcek'ten, Kara Orkestra'dan, Ari Barokas'tan şarkılara da rastlayabilirsiniz. Gülinler, kendi deyişiyle aramalara, bulmalara, kaybolmalara ve değişimlere inanıyor. Bazı insanlar inanmakla kalmaz, inandırmaya da kudretleri yeter. İşte Gülinler onlardan biri; tüm bu inandıklarının peşinden giderken yürüdüğü yollara tanıklık edebilmek bizim için büyük şans."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/incubus-morning-viewun-yeniden-kaydi-icin-studyoda/", "text": "Incubus 2001 çıkışlı albümü Morning View'u yeniden kaydetmek için stüdyoya girdi. Albüm 6 Ekim'de piyasaya sürülecek. Bir süredir sahalarda olmayan Incubus'u çok özlemiştik! Incubus, Taylor Swift'in yayın politikasının izinden giderek 2001 albümü Morning View'u baştan sona yeniden kaydedeceğini açıkladı. Hit şarkıları Wish You Were Here ve Nice to Know You'nun bulunduğu albümde grup, nu-metal köklerinden arınıp daha yumuşak alternatif rock tınıları benimsemişti. Albüm, Morning View XXIII adı altında Virgin Music etiketiyle 6 Ekim'de yayınlanacak ve içindeki tüm şarkıların taze kayıtlarından oluşacak. Yeni kayıt haberinin şerefine grup 6 Ekim tarihinde Hollywood Bowl Los Angeles'da da bir konser verecek. Konserde Morning View'un baştan sona çalınmasının yanı sıra grubun diğer hit parçalarına da yer verilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/indie-ikilisi-young-heretics-ile-tanisin/", "text": "Uzun zamandır yeni keşfedilen indie grupları hakkında bir şey yazmıyorduk. Bu uzun arada yeni keşfedilen epeyce yeni grubum oldu. Bu nadide gruplardan bir tanesi de Young Heretics adlı indie ikilisi oldu. Indie dinleyicilerinin derdi yapılan müziğin bazen çok mıy mıy olmasıdır. Belli bir noktadan sonra çoğu indie grubunun müzikal olarak birbirinin tekrarı işler yaptığını görebiliyoruz. Böyle olunca da sıkılıyoruz, bayıyoruz, üzülüyoruz sevgili dostlar. İşte bu tekrar içerisinde, arada farklı iş yapanlar ya gerçekten çok iyi iş yapıyorlar ya da çölde vaha Ronaldinho misali bana inanılmaz geliyor. Young Heretics bence ilk şıkka dahil olan bir grup. Yaptıkları iş hem farklı hem de güzel. Bir şeylerin tekrarı değil. Kendilerince indie sınırlarını da olabildiğince genişletmişler ve hatta yer yer post-punk' a da kaymışlar. indie'nin karakteristiği olan mıy mıy'lık yok yaptıkları işlerde. Metronom almış başını gitmiş, şarkılar sert olmasa bile klavye desteğiyle sert bir alt yapıya bürünmüş. Bazı şarkılarda melankolinin dibine vurmuş. Agresifler, farklılar! Dinlemeniz önerilir. Şöyle de bir blogları var bu güzel ikilinin. Valla tip olarak kardeşe benziyorlar ama sevgili gibi de pozları var. Emin olamadık. Hemen aşağıdaki The Lost Loves adlı şarkıları ise şiddetle önerilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/indie-pop-ikilisi-cults-yeni-albumunden-trials-adli-yeni-teklisini-yayinladi/", "text": "New York'lu indie pop ikilisi Cults, dördüncü albümü Hostu yeni teklisi Trials ile duyurdu. Madeline Follin ve Brian Oblivion'dan oluşan indie pop ikilisi Cult, 2017 yılında yayınladığı uzunçaları Offering'in ardından yeni albümünü 18 Eylül tarihinde yayınlayacağını yeni videosu Trials ile birlikte duyurdu. Geçmişte kendi müziğini ortaya koymak konusunda oldukça utangaç olduğunu belirten multi enstrümantalist ve şarkıcı Madeline Follin, bu albümün ilk kez, kendi yazdığı parçaların üzerine Brian Oblivion ve yapımcı Shane Stoneback'in dokunuşlarıyla ortaya çıktığını belirtiyor. Albümün mix'lerini, Angel Olsen, Future Islands gibi isimlerle yaptığı çalışmalarla tanınan John Congleton, mastering'ini ise Björk ve Slowdive ile çalışan Heba Kadry üstlenmiş. Yeni albümden ilk olarak geçtiğimiz haziran ayında Spit You Out parçasını dinleyiciyle buluşturan Cult, ikinci tekli Trials'ın video klibiyle birlikte albümün şarkı listesini ve çıkış tarihini de duyurdu. Albümün kapak tasarımını ve şarkı listesini aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/indie-rock-grubu-magnetic-fields-istanbulda/", "text": "New York'lu indie rock grubu The Magnetic Fields, 21 Kasım Salı günü Salon İKSV sahnesinde bizlerle olacak! Stephen Meritt tarafından kurulan New York çıkışlı indie rock grubu The Magnetic Fields, 21 Kasım Salı Salon İKSV'de bizi bekliyor olacak. Öyleyse konsere hazırlık olarak sizleri grubun en ünlü parçalarından birisi olan The Book of Love ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/indie-rock-new-jerseyli-temsilcisi-real-estate-grubundan-yeni-bir-ep-geliyor/", "text": "Real Estate grubundan Half a Human isminde yeni bir EP yayınlayacağı müjdesi geldi! New Jersey çıkışlı indie rock grubu Real Estate, önümümüzdeki ay yeni EP'leri Half a Human'ı yayınlayacaklarını açıkladı. EP, 26 Mart'ta Domino Records aracılığıyla yayınlanacak. Hayranlarını sadece yeni EP haberiyle merakta bırakmayan grup aynı zamanda EP ile aynı ismi taşıyan ilk teklisi Half a Human'ı da video klibiyle beraber yayına aldı. Neredeyse altı dakika süren Half a Human, EP ile ilgili beklentileri arttıran nitelikte bir parça denilebilir. Real Estate'in Half a Human EP'sini merakla beklediğimiz bu süre zarfında ön gösterim tadındaki EP ile aynı isimli ilk tekli Half a Human'ı dinlemek için aşağıdaki linke davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/indie-rockin-yerli-temsilcilerinden-birilerinin-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Indie rock müziğin temsilcilerinden Birileri, yeni single'ları ultrapopu yayına aldı. 2015 yılında kurulan Birileri, geçtiğimiz gün (16 Nisan) yeni teklisi ultrapopu Universal Music Türkiye etiketiyle yayına aldı. Sözleri grubun solisti Jan Soykök tarafından yazılan ultrapopun bestesi ve düzenlemesi Jan Soykök, Baturalp Yılmaz, Çağdaş Topal, Emre Dereli ve aynı zamanda parçanın prodüktörlüğünü de üstlenen Ozan Çanak'a ait. Birileri'nin yeni teklisi ultrapopu dinlemek ve İdil Dizdar & Said Dağdeviren yönetmenliğinde çekilen video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/indiecity-festival-bu-cumartesi-salon-ve-sumahanda/", "text": "Partapart tarafından bu sene 5.'si düzenlenecek olan IndieCity Festival 4 Mart Cumartesi günü Salon ve Sumahan'da! 5 senelik geçmişinde 20'den fazla sanatçıyla 30'dan fazla albüm yayınlamış olan bir plak firması olan Partapart'ın kurulduğundan beri düzenlemiş olduğu IndieCity Festival'da bu sene; yerli sahnemizden, çok sevdiğimiz Trip-Hop ikilisi Glasxs saat 21.00'de festivalin açılışında Salon sahnesinde olacak. Hemen ardından yeni Partapart keşiflerinden Jtamul sahne alacak. Akabinde ise İngiltere'den Throwing Snow canlı performansıyla Salon sahnesinde müziği devam ettirecek. Monkeytown Records'dan yayınladığı albüm ve canlı performanslarıyla dikkat çeken Dark Sky yine gecenin ağır toplarından... Salon sahnesinin kapanışını PT Soundsystem yaparken, After Party kapsamında ise festival, Sumahan'da Ahu ile başlayıp. Sonrasında gece Jacob Korn'un canlı performansıyla ve Marc Pinol'ün dj setiyle sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek. Bu arada, festivalden bir gün önce, 3 Mart saat 19:00'da, SAE Istanbul'da Bedroom to Headphones isminde, Avrupa'nın en büyük dijital dağıtım şirketlerinden biri olan Paradise Distribution'un kurucusu Ralph Boege seminere konuşmacı olarak katılacağı bir de seminer düzenlenecek. Meraklısına duyurulur!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ingiliz-indie-rock-grubu-yuck-dagildigini-duyurdu/", "text": "İngiliz indie rock grubu Yuck, ilk albümünün çıkışının 10. yılında dağıldını duyurdu. Grubun gitar, vokali Max Bloom, Twitter hesaplarından attığı tweet'le: Size artık birlikte turneye çıkmayacağımızı veya yeni müzikler yapmayacağımızı söylemenin doğru olduğunu düşünüyorum. Birlikte üç albüm çıkardık ve başardığımız her şeyden çok gurur duyuyorum. Ancak hepimiz çizgiyi ne zaman çekeceğimizi bilmenin önemli olduğunu düşündük. Anlaşmak hiç kolay bir şey değil gerçekten. şeklinde açıklamalarda bulundu. Max Bloom, 2008 yılında grubun ritim gitaristi ve baş vokalisti Daniel Blumberg ile önceki grubu Cajun Dance Party'nin dağılmasının ardından Yuck'ı kurdu. Daha sonrasında ise aralarına bas gitarist Mariko Doi ve davulcu Jonny Rogoff dahil oldu ve 2011 yılında grupla aynı ismi taşıyan debut albümlerini yayınladılar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ingiliz-olsa-begenirdiniz-decorate-decorate/", "text": "2000'lerin post punk akımında kendine yer edinememiş, kıyıda köşede kaybolanların arasına girmiş grup: Decorate. Decorate. Post punk akımının altın döneminde; Danimarka topraklarında bir araya geldiler, 2008 ve 2009 yıllarında kanımca hak ettiği değeri görmemiş Normandie ve Instructions adlı iki albüm yayınladılar. Özellikle giriş albümleri Normandie, komple bir albüm olma niteliğini taşıyor. Decorate. Decorate. açılışını yaptığı Surname of Copenhagen isimli parçasıyla ile beraber albüme dair beklentilerimizi oldukça yükselten, oluştuğu toprakların soğuğunu oldukça hissettiren bir şarkıyla bize merhaba diyor. Kişisel olarak favori parçamı seçmekte zorlandığım 7 şarkılık bu albümde, kesinlikle dinlemenizi önerdiğim parçalar: Departure, International ve daha önce de bahsettiğim Surname of Copenhagen. Genel olarak kasvetli ve isyankar bir hava yaratan bu albüm, Night Drivelarınıza eşlik etmek için biçilmiş kaftan. Özellikle Departure adlı parçası, genel sound ve bana hissettirdikleri bakımından en çok etkilendiğim parçalardan biri. İkinci albüm, kanımca ilk albüm kadar etki yaratamasa da Brothel, Paper Cuts gibi parçalarla Decorate. Decorate. adlı grubun artık müzik üretimine devam etmemesinde yaşadığım hüzne sebep olan parçalardan olma özelliğini üstleniyor. Özetle, post punk revival türüyle yakından ilgiliyseniz, bu grubu ve yaptıkları işleri sevmeme ihtimaliniz yok denebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ingilteredeki-sanatci-ve-menajerler-canli-yayin-vergi-sistemi-protestosu/", "text": "The Music Managers Forum ve Featured Artists Coalition, teklif edilen canlı yayın konserlerinin yeni vergilendirme sistemini protesto etmek üzere bir mektup yazdı. Müzik yöneticilerini temsil eden dünyanın en büyük profesyonel müzik menajerlik organizasyonu olan The Music Managers Forum ve öne çıkan müzik sanatçıları için İngiltere merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Featured Artists Coalition, İngiliz müzik telif hakkı kolektifi PSR for Music'e canlı yayın konserlerinin yeni vergilendirme sistemini eleştirdikleri bir mektup yazdı. PSR for Music'in yeni sistemine göre gerçekleşecek olan canlı yayınların bilet satışından %8-17 oranında vergi alınacak fakat PRS, yeni sistemin geçici ve deneysel bir çalışma olacağını belirtti. MMF ve FAC'ın yazdıkları yazıda yeni vergilendirme sisteminin sanatçılar için son derece kullanışsız ve cezalandırıcı nitelikte olduğu belirtiliyor. Yazılan yazı; Liam Gallagher, Dua Lipa, Biffy Clyro, Fontaines DC, Gorillaz ve Yungblud gibi sanatçıların menajerleri ile FAC'ın üye sanatçılarından oluşan 50'den fazla ismin imzasını taşıyor. MMF ve FAC'ın PCR'a yazdıkları mektuba aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/insan-miyiz-ask-acisini-anlatiyor-gel-evine/", "text": "İnsan Mıyız yeni teklisi Gel Evinede yeni biten bir aşkın özlemini eğlenceli bir hisle dinleyiciye aktarıyor. Ankaralı indie pop grubu İnsan Mıyız bu yılki üçüncü teklisi Gel Evine ile karşımızda. Geçtiğimiz aylarda Ten parçasını çıkararak yerli sahneye hızlı bir dönüş yapan ve ardından ikinci tekli çalışmaları olan Gördüm Rüyamda'yı yayınlayan İnsan Mıyız, bugün yayınlanan yeni şarkılarında ise yeni biten bir aşkın özlemini eğlenceli kılmaya çalışıyor. Grubun solisti ve söz yazarı Ergin Katı, bu şarkıda da duygusunu dinleyiciye geçirmeyi başarıyor ve dans ederek de aşk acısını atlatabileceğimizi kanıtlıyor! Bestesi grubun davulcusu ve aynı zamanda besteci ve prodüktör olan Safa Yıldırım'a ait olan parçayı buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/insan-nasil-direnir/", "text": "Hayatın bizden alıp götürdüklerini unutuyoruz. Bir daha asla sesini duyamayacaklarımızı, yüzünü göremeyeceklerimizi unutuyoruz. Biz ki canımızın bir parçası dediklerimizin bu dünyadan göçüp gitmelerini unutuyoruz, neleri unutmayız. Bazen bu unutmak kavramı insanı küçük kılıyor gözümde. Diyorum ki, insan eksilince nasıl yaşayabilir? Varlığın son bulması nasıl sindirilebilir ki? Bu kadar nasıl vurdumduymaz olabiliyoruz zamanla? Ama hiddetim geçince durup tekrar düşünüyorum. Unutmasaydık nasıl yaşayabilirdik? İnsanı ilk bakışta kötü kılan bu karakterin aslında onun benliğini korumasını sağlayan yegane şeylerden biri olduğunu anladığım an bitiriyorum bu sorgulamayı. Neyse ki garip varlıklarız diyorum. Alışarak, unutarak kaldığımız yerden devam ediyoruz bir süre sonra. Ama tökezleyerek ama koşar adımlarla ama sadece minik minik... Yürüyoruz. Zaman geçiyor. Ve sonra hayatın akışı içinde öyle bir döneme denk geliyoruz ki, yaşadığımız coğrafyada öyle şeylere denk geliyoruz ki, olanlara her tanık oluşumuzda, her düşünüşümüzde yine utanıyoruz kimilerimiz insanlığımızdan. Ölenlerin arkasında kalanlar olarak zamanla kendimize gelebiliyoruz belki ama tanık olduğumuz sürekli artan ölümlere alışmak tabirinin üzerimize oturmadığına emin olarak konuşmaya başlıyoruz. Vicdanı dile gelmiş, hassas insanlar olarak dinliyoruz bu yok oluşlara yapılan söylemleri. Bir kez daha utanıyoruz benliğimizden. Bir canın gidişine alışamayan bizler, yüzlercesinin gidişine tepki veremez hale geliyoruz. Daha doğrusu bizi o karaktere sokmaya çalışmalarını izliyoruz suratımızı ekşiterek. Kalbimizin sıcaklığını ellerimizden almaya çalışanlara karşı var olan vicdanımızı dillendiriyoruz. Bakıyoruz, olması gereken yoldayız. Söz veriyoruz kendimize. O kalbi kurutmayacağımız adına söz veriyoruz. Ve yine devam ediyoruz yolumuza. Evet, insanız unutuyoruz. Ama yine de,"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpol-istanbula-geliyor/", "text": "Çok sevdiğimiz New York'lu post punk revival üçlüsü Interpol, 24 Temmuz 2023 tarihinde yeniden İstanbul'a geliyor! Indie rock ve post-punk uyanışının ikonlarından New York'lu grup Interpol, bir kez daha İstanbul'u ziyaret etmeye hazırlanıyor. Ülkemizde görmek istediğimiz gruplar adlı yazımızda da yer verdiğimiz; canımız, çok sevdiğimiz Interpol, 12 senenin ardından tekrardan İstanbul'a geliyor. Geçtiğimiz yaz çıkardıkları The Other Side Of Make-Believe isimli 7. stüdyo albümlerinin turnesi kapsamında Interpol, 24 Temmuz gecesi Maximum Uniq Açıkhava sahnesinde olacak. Obstacle 1, No I In Threesome, Rest My Chemistry, Narc, All The Rage Back Home gibi klasiklerin yanında yeni albümlerindeki parçaları da dinleyebilme fırsatı bulabileceğimiz konserin biletleri 14 Nisan'da satışta. Etkinlik sayfası ve biletlere ulaşabileceğiniz linke buradan ulaşabilirsiniz. İstanbul konserinin şerefine Primavera Sound 2022 konserini de aşağıya bıraktık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpol-yeni-epleri-ile-turn-on-the-bright-lightsin-20-yilini-kuluyor/", "text": "New York çıkışlı alternatif rock grubu Interpol, 2002'deki ilk stüdyo albümü Turn On the Bright Lights'ın yirminci yıldönümü kutlamak adına albümü canlı çaldıkları kült klasiği bir kaydı dinleyicilerle buluşturuyor. Black Sessions adı altında gerçekleşen kayıt, 2002 yılında Paris'te Radio France için yer almış, Ağustos 2003'te sınırlı sayıda The Black EP olarak CD'ye basılmıştı. Şimdi aynı EP, kayıttan en sürükleyici altı şarkıya yoğunlaşmış şekilde üçlünün resmi kataloğuna dahil oluyor. Interpol, gitarist Daniel Kessler ve o dönemde New York Üniversitesi'nde okuyan davulcu Greg Drudy'nin ilk stüdyo seanslarında hayat buldu. Kessler'ın aynı üniversiteden arkadaşı Carlos Dengler bas ve klaveyci olarak grubu dahil olduktan sonraysa vokalde de Paul Banks'le beraber ilk oluşumları tamamlanmış oldu. Daha sonra davulda Sam Fogarino'yu tercih eden ve nihayetinde trio olmaya dönen oluşum, Matador Records'la anlaştıktan sonra çıkardıkları ilk albümle kendilerinden çokça bahsettirdi. İlerleyen yıllarda, yine Turn on the Bright Lights başta olmak üzere 2004 çıkışlı Antics ve 2007 çıkışlı Our Love to Admire albümleri ve Evil gibi tekliler, grubu alternatif rock'ın yıldızlarından biri haline getirdi. The Dark EP'yle grup, şüphesiz bir yandan dört yıldan sonra ilk albümleri olan 15 Temmuz 2022 çıkışlı The Other Side of Make-Believe'le geleceğe bakarken, bir yandan da ilk albümlerinin tarihi niteliğini kutlamayı arzuluyor. Interpol'ün yeni EP'si The Black'i aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpolden-paul-banksin-yeni-projesi-muzzdan-yeni-single/", "text": "Intepol'den Paul Banks, iki müzisyen arkadaşıyla beraber başlattığı yeni müzik projesi Muzz ile yeni single'ı Broken Tambourineı yayınladı. InterpoI'den Paul Banks, The Walkmen'den Matt Barrick ve Bonny Light Horeseman'dan Josh Kaufman'ın yer aldığı yeni proje grubu Muzz, yeni single'ı Broken Tambourine'i Matador Records etiketiyle yayınladı. Bu ayın başlarında ilk olarak yayınladıkları Bad Feeling adlı ilk single sonrasında grup, arayı açmadan ikinci single'ını da paylaştı. 2015 yılından beri Muzz için çeşitli çalışmalarını sürdüren grup bu sefer bu birlikteliği biraz daha ileri götürmeye kararlı duruyor. New York'a taşınmadan önce, liseden beri arkadaş olan grup üyelerinden Banks ve Kaufman, müzik sahnelerinden tanıdıkları Barrick ile bir araya gelerek yaptıkları çalışmalar ise artık meyvelerini vermeye başladı. Son yayınlanan parça Broken Tambourine ve ilk single Bad Feeling aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpolden-yeni-album-haberi-iki-yeni-tekliyle-geldi/", "text": "Dört yıl aranın ardından Interpol, yeni albümü The Other Side of Make-Believe'i 15 Temmuz'da dinleyenleriyle buluşturacak. Interpol, yedinci stüdyo albümü olan The Other Side of Make-Believe, 15 Temmuz'da Matador Records etiketiyle yayınlanacak. Uzun süreli sessizliklerini Toni isimli tekli ve teklinin video klibiyle bozan grubun yeni albümündeki temaları hakkında minik ipuçları veriyor. Destansı sıfatıyla nitelendirilen video klip, Van Alpert tarafından yönetilmiş. Grup, iki şarkı arasını fazla açmadan destansı hikayenin ikinci yarısını da dinleyicileriyle paylaştı. Albümün ikinci teklisi olan Something Changed, dün video klibiyle birlikte yayınlandı. Toni'nin devamı niteliğinde olan klibin yönetmen koltuğunda yine daha önce Post Malone ve Machine Gun Kelly gibi isimlerle çalışan Van Alpert'i görüyoruz. Interpol'ün iki yeni teklisi Toni ve Something Changed video klipleriyle birlikte yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpolden-yeni-album-ve-ilk-tekli/", "text": "Pek sevdiğimiz, gözlerimizi yollarda bırakan Interpol'den güzel haberler var! 24 Ağustos'ta Marauder isimli yeni bir albüm yayınlayacak olan grup, bu haberin müjdesini vermekle kalmadı, yeni bir şarkısını da sevenleriyle paylaştı! The Rover isimli albümün ilk teklisini Mexico City'de gerçekleştirilen bir basın toplantısında paylaşan Interpol, daha sonra bu basın toplantısını şarkının müzik videosu olarak kullanacak. Interpol yeni albümünde, MGMT, Mercury Rev ve The Flaming Lips gibi gruplarla yakın ilişki içinde olan Dave Fridmann ile çalışıyor. Albümün şarkı listesine ve bahsi geçen basın toplantısına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Merak etmeyin, şarkıyı da onların yakınına iliştiriyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpolden-yeni-belgesel-ve-remix-projesi-geldi/", "text": "Interpol, son albümüyle ilgili yeni kısa bir belgesel paylaştı, remix parçalardan oluşacak yeni derleme ise yolda! Canımız Interpol, 2022'de çıkan son albümleri The Other Side of Make-Believe'deki parçaların remix'lerinin yer alacağı bir derleme olacak olan Interpolations'ı piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Projede Daniel Avery, Jeff Parker, Jesu, Water From Eyes ve Makaya McCraven'ın katkıları yer alıyor. Albümün 10. parçası Big Shot City remix'i ise şimdi yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/interpolden-yeni-bir-album-the-other-side-of-the-make-believe/", "text": "Geçtiğimiz aylarda, üç yılın ardından yeni albümlerinin 15 Temmuz'da yayınlayacağını duyuran Manhattan'lı müzik grubu Interpol'ün yeni albümü Matador Records etiketiyle yayınlandı. Üç sene süren bir müzikal sessizliğin ardından geçtiğimiz Nisan ayında iki yeni tekliyle dönüş yapan grup, yeni albümlerinin yolculuğunu Toni ile başlatmışlardı. Toni, Something Changed, Fables ve Gran Hotel parçalarını tekli olarak seçti. 15 Temmuz itibarıyla The Other Side of the Make-Believe albümündeki diğer şarkılar da ulaşılabilir durumda. Interpol, yeni albümüyle 2000'lerin rock sound'unu günümüz alternatif müzik standartlarıyla buluşturmayı başarıyor. Melankolik ve zaman zaman damar sayabileceğimiz şarkı sözleriyle geniş bir diskografi yaratmış olan grup, indie rock türünün temellerine selam çakmayı ihmal etmiyor. Interpol'ün yeni albümü The Other Side of the Make-Believe, aşağıdaki linklerden dinlenilebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/isim-annesi-frida-kahlo-olan-bir-sinematik-pop-projesi-joy-exit/", "text": "Şirin Soysal ve Erdem Helvacıoğlu'ndan oluşan Sinematik Pop ikilisi Joy Exit'in ilk EP'si 15 Haziran'da yayınlandı. ABD menşeli Diffuse Records etiketiyle yayınlanan ve grupla aynı ismi taşıyan kısaçalar albümde İstanbul ve New York arasındaki mesafeyi hiçe sayarak üretilmiş beş parça yer alıyor. Nihayetinde metropolün ortasında kendisine kurtarılmış bir bölge yaratarak kayıtlarını tamamlayan Joy Exit, gerek müziğiyle gerekse de görselleriyle dinleyicisine bir film noir estetiği sunmayı başarıyor. Bugüne kadar caz türündeki çalışmalarıyla tanıdığımız Şirin Soysal'ın sinema ve tiyatroya duyduğu ilgiyi, besteci Erdem Helvacıoğlu'nun film ve oyun müzikleri alanındaki tecrübesiyle birleştiren bu yeni projenin isim annesinin de Frida Kahlo olduğunu eklesem sizi meraklandırmak için yeterli bilgi vermiş olacağımı sanıyorum. Joy Exit'in karanlığın içindeki coşkulu çıkış arayışını Şirin Soysal ve Erdem Helvacıoğlu ile konuştuk. Şirin Soysal: Kayıtların başında kaydettiğimiz bir şarkı vardı, LP'de yer alacak. Dünyaya bir daha dönmek istememeyi veya acının son bulması dileğini ifade eden bu şarkı için Frida'nın bu sözlerinden esinlenmiştim. O cümleden doğan Joy Exit isminin, müziğimizin ve duruşumuzun aura'sını tam olarak yansıttığını fark ettik. Listemizdeki ilk isimlerden biriydi. Bir sürü isim düşündük, tarttık ettik. Dönüp dolaşıp Joy Exit'te karar kıldık. Şirin Soysal: Erdem'in yaptığı müziğin üzerine ana melodi ve sözleri yazıyorum. Bu benim için yeni bir şey. Dediğin gibi, eskiden tek başıma yazardım, aklıma gelen bir melodiye sözler döşerdim, enstrüman dahi yoktu. Şimdi Erdem'in yarattığı o çok zengin ve sihirli ses dünyasına kendimi ekliyorum; bu sürecin akıcılığı ve doğallığı beni başlarda şaşırtmış olsa da, şimdi 'olması gereken bu zaten' diyorum. Müziğin içinde saklı olan hazineleri ortaya çıkarıyormuşum gibi bir duygu. Erdem Helvacıoğlu: Çok rahat ve hızlı ilerleyen bir çalışma ortamı ve sistemi oturttuk. Benim yaratmaya başladığım ses dünyasına aynı anda Şirin de sözler ve melodiler bularak katılıyordu. Daha sonrasında beraber melodileri en rafine haline getirmeye çalışırken aynı anda aranje ve prodüksiyon üzerinde de beraber düşünüyor, çalışıyor ve tasarlıyorduk. Şirin Soysal: Çok kolay ilerledi. Sadece iki kişi olmanın avantajı büyük. Erdem'in İstanbul stüdyosunda simultane çalışıyorduk, her şey o anda üretiliyordu. O parçayı yaparken ben de sözleri yazıyordum. Şarkıyı tam anlamıyla birlikte yazıyorduk aslında ve bunun büyüsü apayrı. Devamında Erdem hazırladığı track'leri bana gönderiyordu, ben de üzerlerine kaydediyordum. Şarkılar olgunluğa kavuşunca vokalleri kaydetmeye New York'taki stüdyosuna gittim. Erdem Helvacıoğlu: Sürecin iki metropol arasında ilerlemesi grubun sound'una ve parçalara çok şey kattı. Müzik dergilerinden hayran olduğumuz grupların nasıl medeniyetten uzak bir yerde stüdyoya kapanıp kayıt yaptıklarını gıpta ile okurduk eskiden. Benim New York'taki stüdyomda da buna benzer bir ortam yarattık. Dünya metropolünün içinde sadece şarkılara konsantre olduğumuz sessiz, loş ışıklı bir ev stüdyosu ortamı oluşturduk. Kayıtlar sonrasında da şarkıların mikslerini aynı stüdyoda uzunca bir sürede tamamladım. Elektronik müzikte miks işlemi ve tüm müzik prodüksiyonu bir nevi bestenin parçası olduğu için çok titiz bir şekilde miksler üzerinde çalıştım. Şirin Soysal: Bu bir coşkulu çıkış arzusu, arayışı. Müziğin ve sözlerin mistik-melankolik doğası gizemli ve karanlık bir dünya yaratırken, tabii ki en yüksek arzu bu karanlığın ötesine geçmek. Mistik dememin sebebi, karanlığın ötesinde ne olduğunu bilememem, ama o bilinmezliğin içinde derin bir huzur ve güzellik bulmam. Şirin Soysal: Bildim bileli film müziklerine çok büyük merakım var. Eskiden aldığım CD'lerin büyük bir kısmı soundtrack albümleriydi. Bu yüzden Erdem'in yaptığı müzik beni çok etkiliyor. Sevdiğim film müzikleri gibi, büyük sound ve büyük duygular barındırıyor. Ben şarkı yazarken genelde soyut yazmıyorum, sözlerde mutlaka bir anlatı, bir başlangıç, neden, sonuç oluyor. Çünkü bir duyguyu en iyi bu şekilde aktarabiliyorum. Sinematik Pop çok bilinen veya kullanılan bir janr değil. Joy Exit de aynı anda birçok farklı janrın içinde sayılabilir fakat en iyi tanımlayan kalıp bu oldu. Erdem Helvacıoğlu: İşin ilginci özel bir çaba sarf etmeden, doğal bir biçimde sinematik olarak adlandırabileceğimiz bir ses dünyası yaratmamız. Beraber çalışmamızın ilk ürünü EP'de yer almayan, LP'de yer alacak olan Wasteland parçası. Bu parçanın ilk demo'sunu İstanbul'da oluşturduğumuzda ikimiz de görsel çağrışımları bu denli yoğun bir müziği bu kadar doğal ve hızlı bir şekilde ürettiğimizi fark edince şaşırdık desem yalan olmaz. Benim film müziği dünyam Şirin'in tiyatro dünyası ile organik bir biçimde birleşti. Şirin Soysal: Albüm kapağını bir film karesi gibi yapmak bilinçli bir seçimdi. İlk baştan beri ikimizin de aklında böyle bir estetik vardı. Bir sürü film karesi bulduk, biriktirdik. Sonra da biriktirdiğimiz kareleri, fotoğraflarımızı ve ilk videomuzu çeken Melisa Önel ile paylaştık. Melisa'nın görsel dünyası bizim estetiğimize çok yakın. Aynaya karşı sigaralı konsept onun fikriydi. Ortaya, içinde duygusal şiddet, ince bir erotizm ve çıkış arayışı barındıran bir görsel çıktı. Erdem Helvacıoğlu: Artwork'te ikimiz sinematik bir görsel içindeyken, klipte Şirin o dünyayı tek başına yaratıyor. Erdem Helvacıoğlu: Nicholas Winding Refn'in Drive filmine kesinlikle çok yakışırdı. Erdem Helvacıoğlu: LP'deki parçaların vokal kayıtları tamamlandı. Birkaç ekstra bas gitar ve elektrik gitar kayıtları yapılacak. Daha sonrasında da ben miksleri New York'taki stüdyomda tamamlayacağım. Erdem Helvacıoğlu: LP yayınlanana kadar hem Türkiye'de hem de Avrupa'da konserler vermeyi planlıyoruz. İlk aşamada canlı performansımız duo şeklinde olacak. Şirin vokallerin yanı sıra minimal canlı vokal efektlerini de üstlenecek, ben de hem altyapıları kontrol edeceğim hem de elektrik gitar çalacağım. Bir sonraki aşamada ise albümdeki synth seslerini canlı çalacak, altyapıları canlı olarak miksleyecek bir klavyeci-DJ ile üçlü şeklinde çalışmayı planlıyoruz. Şirin Soysal: İlk üç solo albümümden şarkıların ve bazı cover'ların da olduğu konserler ve ayrıca klasik caz konserleri devam ediyor bir yandan. İki şarkılık bir Türkçe single projem var fakat bundan bahsetmek için henüz biraz erken. Erdem Helvacıoğlu: Norrda ve Nada gruplarından tanıdığımız Selen Hünerli'nin solo albümünün prodüktörlüğünü üstlendim, bu aralar onun üzerinde çalışıyorum. New York'lu müzisyenler Nick Balaban ve Michael Schumacher'in 2019 yılı içerisinde yayınlanacak olan albümlerinin ilk demo'larını oluşturmaya başladım. Kıvılcım Akay'ın Ben de Buradayım adlı belgeselinin müzikleri üzerinde çalışıyorum. Ayrıca kendi solo elektronik pop albümümün de ana hatlarını oluşturmaya devam ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/iskandinavyadan-gelen-sicak-sesler-mantua/", "text": "Uzun zamandır yazmak istediğim ancak sakin bir kafayla oturup yazma fırsatı bulamadığım güzel bir grupla sizi tanıştırmak için sabırsızlanıyorum. Karşınızda Danimarka çıkışlı alternatif pop rock grubu Mantua! Öncelikle grup hakkında çok fazla bilgiye ulaşmak pek mümkün değil. Ancak sınırlı bilgiden ziyade yayınladıkları iki EP, grubu dinlemeniz için gayet yeterli bir sebep. Alternatif pop rock'a yakın bir tarzda müzik yapan, Kopenhag menşeli trio Mantua'dan bahsetmekten mutluluk duyuyorum. Grup, 2016 yılında çıkan bu 6 şarkılık albümün hemen ardından, 2017'nin Mayıs ayında yayınladıkları, 4 şarkılık Mantua II adlı EP'siyle bizi karşılıyor. İlk albümdeki gibi, şarkıların öne çıktığı bir albüm olmasından ziyade, albümü dinledikçe genel olarak sevmeye başladığımı söyleyebilirim. Yine de Life in the Sun ve Come Home parçalarına ayrı bir başlık atmak isterim, ıskalamayınız. Yukardaki önerilerle birlikte, İskandinavya'dan gelen bu sıcak seslere kulak vermeniz için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/islandman-canli-tüketiniz/", "text": "Bugüne kadar fırsat bulup yalnızca bir defa canlı izleyebildiğim ve birkaç aydır anlata anlata bitiremediğim, yarın akşam ikinci defa izlemeyi iple çektiğim, performansıyla beni gerçek anlamda heyecanlandıran bir isim var yerli sahnemizde. Aslında bahsettiğim yeni bir proje değil. Tolga Böyük'ün 2010 yılından beri aktif olan, geçen yıl yayınladığı Ağıt isimli EP'sinden sonra adını daha sık duymaya başladığımız Islandman projesi. 2016 yılının en iyileri listesinde pek rastlayamamış olsak da geçen senenin kalburüstü işlerinden biriydi Ağıt. Farfara, Mode XL ve Hey Douglas gibi birbirinden değerli ve olgun projelerinden de tanıdığımız Tolga Böyük'e Islandman'de vurmalılarda Eralp Güven, synthesizer ve gitarda ise Erdem Başer eşlik ediyor. Henüz Islandman ile tanışmadıysanız SoundPicnic video serisine konuk oldukları, bu hafta yayınlanan yeni parçaları Nightwind ile başlamanız yerinde bir tanışma olacaktır. Zira böylelikle Islandman'in afrobeat'ten krautrock'a uzanan müziğinin ışık ve mapping oyunlarıyla buluştuğunda yarattığı on kaplan gücündeki etkiye şahit olabilirsiniz. Kendi deyişleriyle Sahnede synthesizerlarla oluşturdukları mekanik ses raylarının üzerine işlenen emprovizelerle yol alan ve yeni ses diyarlarını keşfetmeyi amaçlayan, canlı dinlenmesini şiddetle değil sevgi ve ısrarla tavsiye ettiğim Islandman 2 Şubat'ta Lokalize serisi kapsamında Zorlu PSM Studio'da Nihil Piraye'nin ardından izlenebilir. Studio'nun etkileyici ses ve ışık sisteminde Islandman'in yaratacağı atmosferin seyirciyi nasıl içerisine çekeceğini görmek için sabırsızlanıyorum. Geçen Kasım ayında Berlin'de Tinariwen'in ön grubu olarak sahne alan Islandman'i Berlinliler dinledi. Siz de bir İstanbullu olarak daha fazla gecikmeyin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/islandman-yeni-parcasi-sunshinela-karsimizda/", "text": "Islandman üstüne çalışmakta olduğu yeni albümünden ilk parça olan Sunshine'ı yayınladı. Bugüne kadar Islandman eklektik müzisyenler ve etnografik materyallerin şaşırtıcı genişliğiyle eşsiz parçalar üretti. Anadolu'nun psikedelik seslerinden yola çıkan bu egzotik konvoy, narin ve dans edilebilir, parıldayan ve sürreal algılanan parçalarla yolculuğuna devam etti. Islandman'in 6 Ekim'de Kopenhag merkezli plak şirketi Music For Dreams etiketiyle çıkacak olan yeni albümünün ismi ise Popsicle Obstacle. Albümün adı bilinenin ve göz önünde bulunanın çoğu zaman ihmal edilen cazibesine parmak basıyor. Popsicle Obstacle adlı 4. albümünde grup, popüler müziğin ses motiflerini yanına alarak kendi derinliğini test ediyor ve nihayetinde kendi pop çağını başlatmış oluyor. Grup yeni albümünden ilk teklisinin heyecanını yaşarken bir taraftan da yoğun bir turne takvimini göğüslüyor. Islandman ağustos ayında Almanya'dan Kosova'ya, İsveç'ten Türkiye'de İzmir, İstanbul ve Muğla'ya kadar uzanan birçok konser verecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/islandmanden-bahari-kulaklarimiza-getiren-bir-ep-bahar/", "text": "Dört şarkıdan oluşan kısaçalar, güneşi ve doğayı karşılama sürecimizde bize eşlik ediyor. Electronica türünün topraklarımızdan çıkardığı en eşsiz isimlerden olan Islandman, bugünlerde hem yeni EP'si Bahar'ın hem de yakında gerçekleşecek olan İngiltere turnesinin heyecanını yaşıyor. Godless Ceremony albümü ile evrensel bir müzik diline sahip olmayı başaran elektronik müzik grubu, istikrarlı bir şekilde diskografisini genişletmeye devam ediyor. Albümün bahar mevsimini çağrıştıran tüm renkleri kapsayan cıvıl cıvıl albüm kapağının altında LAR Studio imzası var. Islandman'in dört şarkıda baharı getiren yeni kısaçaları Bahar, 6 Mayıs 2022 itibarıyla tüm dijital platformlardan dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/islandmanin-baris-demirelli-yeni-parcasi-yayinda/", "text": "Islandman'in bu yıl içerisinde yayınlayacağı Kaybola albümünden, Barış Demirel'in de trompetiyle eşlik ettiği yepyeni parçası Sahara yayınlandı. Bu yılın sonlarına doğru yayınlanacak yeni Islandman albümü Kaybola'dan daha önce Lamani ve Dimitro isimli parçaları dinlemiştik. Bugün itibarıyla yeni albümden üçüncü ve son single Sahara paylaşıldı. Üstelik parçada trompetiyle Barış Demirel imzası da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Islandman'in Montreux Jazz Talent Awards'ta festivalin en iyi çıkış yapan grubu seçilmesinin ardından, bu yıl da Barış Demirel Barıştık Mı projesi de festivale davet alarak göğsümüzü kabartmıştı. Bu iki ismi buluşturan, Music For Dreams etiketiyle yayınlanacak Kaybola albümünden paylaşılan son single Sahara şimdi dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/istanbul-cocktail-festival-icin-geri-sayim-basladi/", "text": "Her yıl keyifli bir hafta sonu bize yaşatan İstanbul Cocktail Festival 5-6 Ağustos'ta yine KüçükÇiftlik Park'ta düzenleniyor. İstanbul Cocktail Festival için geri sayım başladı. Yaratıcı görünümleri, birbirinden farklı sunumları ile yeme içme dünyasının yıldızı olan kokteyllerin yer aldığı festivalin ilk günü Mert Demir, KÖFN canlı performanslarıyla sahnede yerini alacak, ayrıca İlhan Erşahin ve Kaan Düzarat da aynı sahneyi paylaşarak keyifli bir müzik ziyafeti bizlere sunacak. İstanbul Cocktail Festival'in ikinci gününde ise sahnenin açılışı Deniz Sipahi ve Emir Taha'ya ait. Festivalin kapanışını da son zamanların yükselişe geçen şarkıcı ve söz yazarı Elderbrook yapacak. Popüler kokteyl duraklarının en sevilen sunumları, uzman miksolojistler ve gurmelerden atölyeler, her damak tadına hitap eden yemek alanı, özgün butiklerin tasarım ürünleri, gün boyu süren aktiviteler ve oyunlar ile renklenecek festival 5-6 Ağustos'ta KüçükÇiftlik Park'ta sizleri bekliyor. Biletler ise Biletix, Biletino ve KüçükÇiftlik Park gişesinde!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/istanbul-icin-playlist-vakti/", "text": "Her zaman uzun uzun yazı yazacak değiliz ya! Özel günler için benim de çalma listeleri hazırlamışlığım vardır. Ne var ki, bunları kaç kişi dinledi derseniz eğer, benden başka sadece bir kişi olacaktır yanıtım. Bu kez, bu çok özel pazartesi sabahına uyandığımızda, elimin gittiği tüm şarkıları sıralamak istediğimi fark ettim. Tüm özel anılarımızda sevdiğimiz müzikler daima ardı ardına yanımızdadır. Bugüne dair bir çalma listesi oluşturup da buradan paylaşmamak olmazdı. Kişisel olarak favorim yok, ama ortadaki kısımların arka arkaya gelmiş olmasını önemsiyorum: O şarkılar sevgiliye yazılmış olsa da metaforlar yerli yerinde; Dr. Skull'ın Ankara'dan gelip maviyi ve yeşili bir arada görmesi gibi... Ceviz Ağacı ile 2014'teki uyanışa da dokunmak güzel oldu. Evet katibim, Üsküdar'a Gider İken de var bu listede."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/istanbula-sonbahar-geldi-akbank-caz-festivali-12-23-ekimde/", "text": "2500 albümde yer almış, caz dünyasının en üretken müzisyenlerinden kabul edilen, iki Grammy Ödülü sahibi Ron Carter; günümüzün soul müzik temsilcilerinden Imany; afrobeat akımını rock ve hip hop ile birleştiren davulcu, besteci ve söz yazarı Tony Allen; dünyanın en iyi tenör saksafoncusu kabul edilen 75 yaşındaki Pharoah Sanders; ödüllü trompet sanatçısı Paolo Fresu ve Latin cazın önemli isimlerinden kabul edilen, üç Grammy adaylığı bulunan Kübalı besteci ve piyanist Omar Sosa, yerli caz sanatçılarımızdan Fatih Erkoç, İlham Gencer, Önder Focan, Oktay Temiz ve Ferit Odman ve daha birçok caz sanatçısı ile farklı mekanlarda cazı İstanbul çatısı altında bütünleştirecek. Akbank Sanat bu yıl sevimli bir Caz Blog oluşturmuş. Festival sanatçıları hakkında ayrıntılı bilgiler, Türkiye ve dünyada caz müzik tarihi, caz müziği ve caz sanatçılarını konu edinen filmler, playlistler ve daha fazlasını bu renkli blogda bulabilirsiniz. Ayrıntılı festival programına ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/istanbulda-bahar-var-altin-gun-baba-zula-shantel-kozmonotosman/", "text": "KüçükÇiftlik Park'ın güzel günleri müjdeleyen festivali Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul'da Bahar, 13 Mayıs Cumartesi günü İstanbullulara müzik, eğlence ve lezzet dolu bir gün vadediyor! Sahnede Altın Gün, BaBa ZuLa, Shantel ve Kozmonotosman'ın olacağı festivalde baharın gelişi kutlanırken, bir yandan da leziz yemeklerle ve dansla dolu bir gün bizleri bekliyor. Geçtiğimiz yıl Goran Bregoviç Wedding & Funeral Band, Shantel, BaBa ZuLa ve Ahırkapı Büyük Roman Orkestrası'yla şehre baharı getiren festivalde bu yıl da anadolu pop, rock, funk ve saykodelik müziğin en güzel örnekleri sergilenecek. URU organizasyonuyla gerçekleşecek Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul'da Baharın avantajlı dönem biletleri Biletix'te ve KüçükÇiftlik Park gişesinde!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/istanbuldan-she-past-away-gecti/", "text": "Geçtiğimiz mayıs ayı içinde onları önce canlı izleme şansını yakaladık. Üç yıldır yollarını gözlüyorduk. Ardından da tamamı yeni şarkılardan oluşan albümlerine ay sonunda dijital ortamlarda kavuştuk. Tam dört yıl süren narin bir yalnızlık içinde, yeni albüm haberleri duyulduğundan bu yana da her geçen gün artan bir anksiyeteyle beklemekteydik... She Past Away, bağlı olduğu Atinalı plak şirketi Fabrika Records'un 14 Mayıs'taki Fabrika Gecesiınde Selofan ve Tango Mangalore ile birlikte, Zorlu PSM Studio'da İstanbullu post-punk severlere unutulmaz bir dark wave ziyafeti sundu. 31 Mayıs'ta da Disko Anksiyeteyi yayımladı. She Past Away'in Bursa'dan Atina aktarmalı Barselona'ya uzanan kariyerindeki ilk ürünü olan Kasvetli Kutlama kısa çalarının üzerinden bugün tam on yıl geçmiş bulunuyor. 2012'de ilk albüm Belirdi Geceyi, 2015'te de Narin Yalnızlıkı sunan ikili, vokal ve gitarda Volkan Caner ile grubun ilk işlerinden itibaren prodüktörlüğünü yapan Doruk Öztürkcan'dan (2015'ten beri synth ve drum machine) oluşuyor. 14 Temmuz'da ABD'de Metropolis'ten ve dünyanın geri kalanında da Fabrika'dan plak formatında da çıkacak olan Disko Anksiyete, SPA diskografisinde türlü değişiklikleri çatısı altında barındıran kilometre taşı bir albüm olarak anılacak gibi duruyor. Öncelikle, sanatsal fikir ayrılıkları nedeniyle grupla yollarını ayıran bas gitarist İdris Akbulut'un yer almadığı ilk She Past Away albümü bu. İkincisi, albümün altıncı parçasına sıra geldiğinde tekrar okuyoruz ve emin oluyoruz ki ilk kez Türkçe bir ada sahip olmayan She Past Away şarkısıyla yüz yüzeyiz; şarkı ilerlediğinde ve sözler Volkan'ın ağzından dökülmeye başladığında bu ilkin sadece şarkı adıyla sınırlı kalmadığını fark edip iyice kulak kabartıyoruz... La Maldad ile She Past Away anadilimiz dışında ilk kez sesleniyor karanlıklara. Özellikle post-punk kulvarında bir norm haline gelen İngilizce'den farklı bir dil aracılığıyla yankılanan sözcüklerin bu kez İspanyolca imgelenmesindeki keskin başarımlarıyla bir kez daha hayran kalıyoruz She Past Away'e. Düne kadar grubun çıkardığı iki albüm ve bir EP'nin kapakları için siyah beyaz çalışmalar tercih edilmişti. Bu kez Disko Anksiyete'de öteki renklerle karşı karşıyayız. Zaten bu değişiklik belirgin biçimde daha synth-pop uçlara dokunan son albümün ilk intibası için bilinçli bir dışavurum. Biraz seyreltilmiş gotiklikte bir disko ancak anksiyete de o oranda daha yüksek. Önceki albümlerin kapaklarındaki mutlak siyah egemenliğini kırmızının tonları kırıyor çatlamış bir ayna görüntüsü içinden. Bu çalışma Fabrika'nın kendi gözü Marilia Fotopoulou'ya ait. She Past Away'in verdiği röportajlarda sıkça açılan konu başlıklarından biri de kültürlerarası köprüsel konumlarını değerlendirmelerinin istenmesidir... Burada SPA'nın, önceki albüm Belirdi Gecenin kapağında İzmirli ressam Barış Malkoç'un yapıtına yer verdikten sonra şimdi de suyun öte tarafındaki Atina'dan bir sanatçıya elini uzatmış olmasını, o sorulara verilmiş uygulamalı bir yanıt olarak okuyorum kendi adıma."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/istanbulun-gürültüsü-yetmediyse-bir-de-swansı-deneyin/", "text": "2013 ve 2015 yıllarında 2 kez Salon İKSV sahnesine konuk olan New Yorklu deneysel rock topluluğu Swans bu sefer Zorlu PSM sahnesinde vereceği konser için 16 Mayıs'ta İstanbul'a bir kez daha uğruyor. 1997 yılında dağılmaları ardından grubun kurucusu ve beyni Michael Gira ekseninde yeni bir kadro ile 2010'da tekrar doğan ekip bu dönem sonrasında ortaya çıkardıkları The Seer, To Be Kind ve The Glowing Man gibi başyapıt niteliğindeki muazzam albümleriyle kült statüsüne erişmiş durumda kanımca. Sahnede olduğu zamanlarda ise dinleyiciye sadece işitsel bir performans sunmak yerine oldukça yüksek desibellere çıkarak icra ettikleri bol tekrara dayalı uzun ve hipnotik parçalarıyla seyirciye çok boyutlu, zaman zaman zorlayıcı bir deneyim vadediyor Swans. Küçük yaşlarında babasının mesleği ve ailevi meseleler yüzünden İstanbul da dahil olmak üzere Avrupa'nın çeşitli ülkelerine sürüklenip buralarda yaşamak zorunda kalan, bu yolculuk sırasında uyuşturucu mevzusundan İsrail'de bir süre hapis yatan ve sonrasında neredeyse her gün sokaklarında birilerinin silahla vurulduğuna şahit olduğu New York'un kenar bir mahallesine geri dönen Michael Gira'dan her kulağa hitap eden ya da hayatın güzelliklerini anlatan bir müzik duymak oldukça saf bir beklenti olurdu. New York'a döndüğünde kendini aynı zamanda dönemin en karanlık ve çizgi dışında kalan akımı no wave'e kaptıran Gira özellikle aynı dönemden benzer müzikal bakış açısına sahip Suicide ve Theoretical Girls gibi yerel sahnenin diğer gruplarından aldığı ilhamla 1982 yılında Swans'ı kurdu. 70'lerin ortalarında Amerika ve İngiltere'de müzik sektöründeki dinamiklere, özellikle üretim-dağıtım mekanizması içerisinde işleyen çarka önemli derecede etkisi bulunan büyük plak/dağıtım şirketlerine tam anlamıyla bir başkaldırı olarak tohumları atılan punk kültürü müthiş bir hızla dünyaya yayılırken, olayın beşiği New York'un yeraltı sahnesi no wave hareketi ile punk rock müziği daha da anarşist ve sert bir noktaya taşıyordu. Swans, kurulduktan sonra hemen ertesi sene yayımladıkları ilk albümleri Filth ve sonrasından gelen Cop ile temeline deneyselliği oturttukları no wave hareketinin etkisi altında rock müziğin kulağa hoş gelmesi muhtemel tüm sıradan kalıplarını yıkarcasına son derece tüyler ürperten bol gürültülü şarkılarla işe koyuldu. Sonraki yıllarda-özellikle grubun en sadık ikinci elemanı olarak gösterilebilecek Jarboe'nun ekibe zaman zaman vokal ve klavyeleriyle dahil olmasıyla- müzikal açıdan sürekli olarak doğal bir dönüşüm içerisinde oldular. Zamanla hafifleyen sound'u, aydınlığa dönen atmosferi ve Gira'nın sakinleşen sesiyle deneysel rock müziğin neredeyse tüm alt-türlerinde üretim yapan Swans her albümüyle bu tarzın sınırlarını zorladı. Sıradan bir alternatif rock grubunun yaptığı müzikten sıkılması ya da materyal yetersizliği sebebiyle oldukça yapay şekilde tarz değişikliğine gitmesinden ziyade Swans için değişim ve dönüşüm onların müziğinin en doğal parçası oldu. Bu dönüşüm boyunca grup standart ve kulağın alışık olduğu tüm rock kalıplarından sıyrılarak noise, endüstriyel rock, post-punk, folk-rock, ambient gibi türler arasında serbestçe gezinerek sıradışı albümler kaydetti. Michael Gira'nın 1996'da Swans'ı 14 senelik bir sessizliğe gömmesi ardından 2010'da grubu tamamen yeni bir kadro ve daha zengin enstrümanlarla yeniden kurarak bu sefer post-rock ve dakikalarca uzayıp giden drone temelleri üzerine büyük ses yığınlarını dizdiği daha farklı bir yola saptı. Swans'ın canlı performansları ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Ekibi geçtiğimiz Kasım ayında Hollanda'nın Utrecht kentinde bağımsız ve deneysel müziği öne çıkaran festivali Le Guess Who?'da dinlediğimde özellikle Gira ve ekibinin sahne performansı oldukça sıra dışı ve etkileyiciydi. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Swans parçalarını çaldığı salonu ciddi anlamda yerle yeksan edecekmişçesine yüksek ses seviyelerinde icra ediyor. Salonun içini dolduran gürültü iç organlarda hissedilebilecek ve insanı hareketsiz bırakabilecek kadar etkili olabiliyor zaman zaman. Festival ekibinin herhangi bir fiziksel rahatsızlığa karşı isteyen seyircilere kulaklık dağıtmış olması dahi salonun çeyreğine yakın bir kısmını ilk yarım saat içerisinde konser alanında tutmaya yetmediğine şahit olduğumu da belirtmem gerekir; fakat İstanbul konserinin Zorlu PSM'nin büyük salonunda olduğunu düşünürsek içeride bu sefer daha dengeli bir ses olacağını tahmin ediyorum ki bu birçok dinleyici için konser keyfini artıracaktır. Le Guess Who? sahnesinde 2010 yılı sonrasında yayımladıkları epik üçlemeleri The Seer, To Be Kind ve serinin finali The Glowing Man'den parçalar icra eden ekip sahnede post-rock ve drone temelleri üzerine devasa ses duvarları inşa ediyor. Gitarlar, davullar, vibrafon, çanlar, gonglar ve çeşitli üflemeliler eşliğinde bu devasa duvarı meydana getiren her bir ses katmanı sırasıyla birbiri üzerine eklenerek şarkılar içerisinde dakikalarca tekrarlanıyor. Alışılmadık derecede uzun sürebilen parçalar dingin melodilerden kaosa doğru evrilirken gerilim katsayısı her geçen dakika artıyor. Sadece işitsel değil aynı zamanda sinematik bir deneyim sunmak istediğini belirten Michael Gira estetik açıdan da insanı konfor alanının dışına itiyor. Ortaya çıkan seslerin kulağa nasıl geldiği ya da sesler arasında belirli bir uyum ya da düzenin mevcut olup olmaması gibi kaygıları bir kenara bırakan Swans'ın asıl derdi dinleyiciyi çoğu zaman bolca gürültüden oluşan büyük bir ses yığınının içerisine bırakmak. Seslerin en yoğun ve gürültülü olduğu noktalarda ise bir kara deliğe dönüşen müzik insanın bu ses yığını içerisinden kolayca çıkmasına ise pek müsaade etmiyor. Son zamanlarda ülke ahvali yüzünden deliye dönen, bunalan, şöyle ağır bir tokatla uyanıp kendine gelmek isteyen herkesin 16 Mayıs akşamı yolunu Zorlu PSM'ye düşürmesini tavsiye ederim. Özellikle son bir senedir yabancı müzisyen ve grup kıtlığının artık fazlaca hissedilmeye başlandığı memlekette Swans gibi sahnede her şeyini verircesine muazzam bir enerjiyle çalan grupların değerini bilmek gerekli. Ayrıca PSM'deki büyük sahnenin ses kalitesinin de Swans deneyimine önemli katkısı olacağını düşünüyorum. Es geçileceğini sanmıyorum ama yine de son bir nokta olarak eklemekte fayda var. Müzikle ilgili olsun olmasın herhangi bir konu üzerinde bile müthiş kafa açıcı farklı fikirlere sahip Michael Gira ile yapılacak kapsamlı bir röportaj Gira'yı Türk müzikseverlere daha yakından tanıtmak konusunda çok faydalı olabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/italia-90-punk-bazen-ciddiye-alinmak-ister/", "text": "2016 yılında Londra'da kurulan Italia 90, yaşamları boyunca biriktirdikleri tüm adaletsizlikleri çekinmeden dile getiriyor ve underground sahneden çıkıp içlerine sinmeyen tüm kayıtları yeniden düzenleyip bizlere belki de yılın ilk yarısının en iyi albümlerinden birini hediye ediyor. 1990 Dünya Kupası; Italia 90 olarak tanıtılmıştı. Çocukluğumun kıyısından yakaladığım bu harika etkinliğin o dönem tüm dünyayı etkisi altına alışına tanık olmuştum. Konumuz futbol değil tabii, ancak bu unutulmaz turnuvayı grup adı olarak kullanan ve Living Human Treasure adı altında albüm çıkaran Londralı, bomba gibi yeni bir post punk grubu. Grup ilk kayıtlarını 2017 yılından itibaren birer yıl arayla kendi adını taşıyan bir üçleme şeklinde yayınladı. Bunları kaset formatında underground ruha sadık kalarak elden ele yaymıştı. O dönemler belli bir kitlenin dikkatini çeken grup ufak konserler ile kendi kitlesini yaratmaya başlamıştı. Ve Italia 90, Brace Yourself Records'un dikkatini çekerek anlaşmayı 2021 yılında koparmış ve hatta aynı dönem bunu Borderline isimli tekli ile taçlandırmıştı. Onları takip eden kitle bir anda artmış ve albümleri sabırsızlıkla beklenmeye başlanılmıştı. Ve beklentiler bu sene yayınlanan Living Human Treasure ile hiç de haksız çıkmadı. Karşımızda son dönemlerde yapılan en iyi post punk albümü vardı. Albümün hikayesi sosyal meselelere, adaletsizliklere, düşük ücretlere ve sömürülüşlere adanmıştı. Albümü kolay dinlerim diye düşünene ufak çapta bir tokat niteliğinde açılan Cut ve devamında Leisure Activities parçaları rahatsız edici ve kendini tekrarlayan gitarlar, öfkesini tok ve olgunca hissettiren vokalleri ile bizi kendi içine çekiyor. Tempo ve öfkenin dozu Magdalane ile artıyor. Punk müzikten istediğimiz bu değil mi zaten? Albüm en uzun parçası olan Competition ile devam ediyor. Grubu kuruluşundan beri takip edenler bu şarkının grubun eski çalışması olduğunu bilirler. 8 dakikaya dayanan çalışma benim de grup ile tanıştığım dönemdeki parçalardandı. Ardından en enerjik, punk ruhuna gerek sözleri gerek melodisi anlamında uygun parça olan New Factory geliyor. Tatlı bir eleştiri olarak kabul edilmesi koşulu ile; MTV için bile uygun bir punk çalışma olmuş bu. Albüm en büyük hitlerini sanki ikinci yarısına saklamış gibi. Funny Bones girişi ile, Joy Division hala müzik yapıyor olsaydı, bu parça olabilirdi hissini oluşturdu. Kendini tekrara aldırarak dinlettiren bir çalışma kesinlikle. Sonuna doğru içine alan melodisi ile kendine hayran bıraktırıyor. Golgotha ve Does He Dream ile devam eden albüm, sondan bir öncesinde Tales From Beyond hazinesini barındırıyor. Şahane bir videoya sahip olan çalışma zaten grubunun uzun yıllar önünün çok açık olduğunu bizlere gösteriyor. Albüm kapağı ile de benden tam puan alan grup, post punk tarzında kaçak dövüşen gruplara da ders vermiş adeta. Living Human Treasure öyle güzel olmuş ki uzun süre plak çalarımda dönecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/itekakanin-cagri-sinci-ve-levverali-yeni-teklisi-bi-tane-daha-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz aylarda Hiyerarşi Yok isimli ilk teklisini yayınlayan itekaka, farklı disiplinlerden müzisyenlerle beraber çalıştığı Bi Tane Daha adlı teklisini BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınladı. Aga B. ile yaptığı iş birliği Hiyerarşi Yok ile itekaka ismiyle üretimlerine başlayan Mert Fehmi Alatan, şarkılarını özgün bir şekilde üretirken titiz bir süreç yürütmeyi ihmal etmiyor. Başarılı bir trompetçi olarak tanıdığımız itekaka, kendine has duruşunu müziğiyle birleşiyor ve prodüktör kimliğiyle karşımıza çıkmaya devam ediyor. Rap, reggae ve jazz tarzlarını ortak bir sound içinde buluşturan parçada yer alan önemli müzisyenler bir müzikal şölen yaratıyorlar. Mikrofonda Çağrı Sinci ve Levvera, alto-tenor-bariton saksafonlarda Barış Ertürk, kontrbasta Volkan Topakoğlu, perküsyonlarda Kerem Sefil'in yer aldığı parçanın tüm prodüksiyon ve kompozisyonu itekaka'ya ait. Parçanın mix ve mastering kısmında ise Anıl Çifter var. Pandemi döneminde, parçada yer alan müzisyenlerin kendi ev stüdyolarında yaptıkları kayıtlardan oluşan 'Bi Tane Daha', oldskool hiphop akımına da göz kırpan zengin sound'uyla dikkat çekmeye aday bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Bi Tane Daha şimdi BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/izmirden-genc-ve-bagimsiz-indie-sesler-longaz/", "text": "Temelleri 2013 yılı ortalarında İzmir'de Çağdaş Onaran'ın kendi şarkılarını yazmasıyla atılan Longaz çeşitli denemelerden sonra 2017 başlarında 4 kişilik bir grup olarak şu anki halini aldı. Kendi müziklerini yapmak adına bir araya gelen, henüz 18 yaşındaki bu genç ekip, 2 beste ve 1 MacDeMarco cover'ı olmak üzere evde 3 parçadan oluşan bir demo kaydetti. Demo sonrasında 5 parçalık bir EP hazırlığına girişen ekip, geçtiğimiz haftalarda EP'de de yer alacak ilk teklisi Arkana Bakma'yı Spotify, YouTube ve Soundcloud üzerinden paylaşıma açtı. Dinlediğimiz single ve geçmişte kaydedilen demo sonrasında radarımıza giren ekibin iyi kaydedilmiş ve düzenlenmiş yeni çalışmalarını merakla bekliyor, tüm parçalarını da aşağıya bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/izmirli-shoegaze-projesi-light-motiv-yeni-epsi-dioramas-ile-karsimizda/", "text": "light motiv'in ikinci EP'si DIORAMAS, tüm dijital platformlardaki yerini aldı. light motiv, müzik serüvenine ikinci EP'si DIORAMAS'ı yayına alarak devam ediyor. Bütün yazım, kayıt ve miks süreci Sarp Öztürk tarafından tamamlanan EP'de, light motiv'in modülasyon efektlerini kapattığı bir yanına tanıklık ediyoruz. Mastering'i Görkem Karabudak tarafından tamamlanan EP, 2019'da çıkan Fluid isimli EP'den anlar ve izler taşımakla birlikte bu sefer dahil ettikleri yeni gitar tonları ve klavyeleriyle, sound'unu bundan sonra nereye taşıyacağı konusunda bizi heyecanlandırıyor. 2019 başlarında İzmir'de kurulmuş, bağımsız bir dream-pop/shoegaze projesi light motiv'in canlı performanslarında kendisine davulda Çağdaş Onaran, ikinci gitar ve klavyede Mert Sarıkaya, baş gitarda ise İlker Özalp eşlik etmekte. 2019 Eylül ayında Fluid adlı EP'sini yayınlayan light motiv, müzik dünyasına hızlı bir giriş yapmıştı. light motiv, şimdi de 7 parçadan oluşan ikinci EP'si DIORAMAS ile müzikal yolculuğuna devam etmekte. light motiv'in Tamar Records etiketi, GRGDN temsilciliğinde yayınlanan yeni EP'si DIORAMAS'a aşağıda ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/işe-sırıtarak-gitmek-sağ-olasın-jens-lekman/", "text": "Unuttuğumuz ve önemsediğimiz şeyleri ne zaman ve nasıl hatırlarız? Pek bilmiyorum. Ama bir şekilde hatırlarız sanırım, sadece geç kalmamak en önemlisi. Şimdi ben yakın, artık belki de uzak zaman içerisinde bir şeyleri unutmuştum. Ama nasıl unutmak. Yok böyle bir unutmak. Ama Bir Baba Indie'de ve Play Tuşu'nda yazar olan arkadaşım Gözde Ulukan, geçtiğimiz günlerde bir yazı yazdı ve ben yeniden anımsadım o hatırlanması gereken bazı şeyleri. Öncelikle o yazı için güzel arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Sonra da onun sayesinde tanıştığım daha önce dinlemediğim bu güzel adamın şarkılarına balıklama atlıyorum. Bugün sabah uyanıp biraz daha mutlu olmak için dinlediğim, gömleğimi daha da güzel ütülememi sağlayan, saçlarımı güzelce taramama vesile olan yok öyle bir şey, kafam 1 numara, kel gibi bir şeyim-, ayakkabılarımı çok daha güzel ve estetik bağlama nedenim -bazen bağcıklarını ayakkabının içine sokuyorum üşengeçlikten- Jens Lekman'ın Life Will See You Now albümünde ufak bir gezinti yaptım ve buradan da sizlerle, bizlerle buluşturmak istedim. What's That Parfume That Wear şarkısını sırıta sırıta dinlemeye başladım evden çıkarken. Arkasından Evening Prayer ile metroda neredeyse dans etmeye başlayacak bir haldeyim, -normalde de hiç dans edemem, kalas biriyimdir o konularda, ama güzel içilirse zincirleri acayip koparıyorum-, ve metroda daha yolumun bitmesine varken başlayan How We Wet, the Long ile keyifler iyice yerine geliyor. Yürüyen merdivenin tepesinde How Can I Tell Him ile biraz sakinleyip adım adım ofise geçiyorum... Güzel bir güne başlamış oldum Lekman dost sayesinde. Sağ olsun. Ayrıca hemen belirteyim; Jens Lekman, grubuyla birlikte ilk kez 8 ve 9 Eylül'de, iki gün üst üste Garaj sahnesinde olacak. Canlı canlı izleyebileceğiz. Bu arada yaz bitti bitiyor, hoş geldin sonbahar!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/j-bernardtın-ilk-albümü-için-geri-sayım-başladı/", "text": "Balthazar'ın vokali Jinte B. Deprez'in solo projesi olan J. Bernardt nihayetinde çıkacak olan ilk albümün tarihini, açılış şarkısıyla beraber duyurdu! 16 Haziran'da çıkacak olan Running Days albümünden Calm Down, The Other Man ve Wicked Streets şarkılarından sonra açılış parçası olan On Fire servis edildi. Albümün sevginin güzelliğiyle başlamasını tercih ettiğini söyleyen sanatçı aynı zamanda bu albümü müzikal ve lirik açıdan kişisel bir rekor olarak görüyor. Hayatın telaşlı temposu ile oldukça uyumlu bir albüm hazırladığını düşünen sanatçının On Fire şarkısını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jack-white-gelecek-albumunden-iki-yeni-aarki-yayinladi/", "text": "The White Stripes'la ayrı, solo albümüyle apayrı sevdiğimiz Jack White, geçtiğimiz gün yeni bir şarkı yayınlayacağını söylemişti. Hepimiz Kimin nesidir, nasıl bir şey olacak? soruları eşliğinde yeni şarkıyı beklerken Jack White bir güzellik yapıp iki şarkı birden yayınladı. Yayınlanan şarkılar Connected by Love ve Respect Commander, Jack White'ın henüz ne zaman dinleyicilerle paylaşılacağını bilmediğimiz yeni albümü Boarding House Reach'te yer alıyor. Her ne kadar albümün yayınlanma tarihini bilmiyor olsak da Boarding House Reach'in Jack White'ın kendi label'ı Third Man's Records etiketiyle raflardaki yerini alacağını da belirtelim. Connected by Love'a Pasqual Gutierrez yönetmenliğinde çekilen video ve Respect Commander için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jake-buggin-yeni-teklisi-all-i-need-yayinda/", "text": "Henüz 18 yaşındayken müzik dünyasına hızlı ve emin adımlarla giren İngiliz müzisyen Jake Bugg, All I Need adlı yeni teklisiyle birlikte dinleyicisiyle tekrar buluştu. En son nisan ayında Rabbit Hole ve Saviours Of The City parçalarını kısa film eşliğinde paylaşan Jake Bugg, yeni parçası All I Need'te gün geçtikçe teknolojinin ağır basmaya başladığı modern dünyaya ayak uydurma çabasını konu alıyor. Bu sene paylaştığı üçüncü parça olan All I Need, aynı zamanda motivasyonel bir parça olma özelliği de taşıyor. Parçayı dinlerken de videosunu izlerken de tanıklık ettiğimiz üzere Bugg'a eşlik eden koroyla birlikte bu hissiyat iyice de artıyor. Bugg, 2017'deki Hearts That Strain albümünden sonra ismi ve tarihine dair net bir bilgi verilmemiş olsa da bu sene yeni albüm yayınlayacağını açıkladı. Jake Bugg'un ilk kez dinlerken bile eşlik etme hissiyatı yaratan yeni teklisi All I Neede aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jakuzi-fantezi-muzik-uzerine-birkac-cumle/", "text": "Geçtiğimiz günlerde ilk albümlerine eklenen dört yeni şarkıyı da dinledikten sonra, Jakuzi'nin Fantezi Müzik albümü hakkında birkaç kelam etmenin vaktinin gelmiş de geçiyor olduğunu düşündüm ve bu yazıyı yazmaya başladım. Yerli işlerde beni bir süredir heyecanlandıran birkaç isimden biri de Jakuzi. Geçtiğimiz sene bu zamanlar Domuz Records'tan çıkarılan albümün ilk versiyonunda 7 şarkı bulunuyordu. Kaset formatında çıkan albüme, 24 Mart'ta Berlin merkezli City Slang Records'un dokunuşuyla dört şarkı daha eklenerek CD, plak ve dijital formatlarda tekrar piyasaya sürüldü. Şarkıların sözleri ve bestelerine Kutay Soyocak ve Taner Yücel ikilisi el atıyor, işin teknik kısmında, yani mix ve mastering ile Taner Yücel ilgileniyor. Synthpop ve dream pop denilince kulağıma kazınan sesleri düşünerek dinledim bu albümü. Depeche Mode, The Knife, Pet Shop Boys, Clan of Xymox, Tangerine Dream, Cocteau Twins, Slowdive gibi nice isimin müzikleri aynı anda çalmaya başladı sanki zihnimin içinde. Düşünmeden dinleyince yetersiz, düşündüğünde ise tatmin edici bir albüm olduğunu fark ettim sonra. Aslında belli bir kalıbın içerisinde değerlendirmek pek doğru olmayacak. Fakat albümü dinlerken projenin anıldığı tür olan synthpop müziğinin havasından bir türlü çıkamadım. Hem günümüz synthpop'u ile altın çağını yaşadığı dönemleri değerlendirirken buldum kendimi, ters orantıya sahip bir tablo çıktı karşıma. Analogdan dijitale geçiş sürecinin yaşanmış olması, ses kalitesinde yaşanan iyileşmeler, gelişen sample teknolojisi ve tüm bu nimetlerden faydalanan günümüz synthpop'unun en azından altın çağında olduğu gibi dans ettirebilme gücünü hala taşıyor olmasını dilerdim. Mesela o dönemlerden Clan of Xymox'ın karanlık, yıkıcı, melankolik tavırlarda şarkıları olsa da dans ettirmeyi başarabiliyordu. Jakuzi'yi addedildiği tarz ile düşününce synthpop'un neşeli karakterini umursamayışı ilk göze çarpan nokta oluyor. Albüm boyunca ritim tutuyorsunuz ama dans etmeniz pek mümkün görünmüyor. Değişen şartları göz önünde bulundurduğumuz zaman synthpop'un da müzikal eklektizm yaşaması normal bir durum aslında. Gerek teknolojinin gelişimine sağlanan adaptasyon gerekse synthesizer kullanımına bakış açısının değişmesi synthpop adı altında daha alternatif işler yapılmasını sağlayan faktörler oldu. 80'lerde synthesizer'ın kullanımının bile ne kadar güç olduğunu, bunun müzik için kabul edilemez olduğuna dair pek çok tartışmaların yaşandığı ya da Queen'in albüm kapaklarındaki no synthesizer notunun olay yaratması ve bu düşüncenin desteklenmesi gibi bir çok yıkıcı sayılabilecek yaklaşımlar vardı. Günümüzde synthesizer kullanımının revaçta olması, hatta bir nevi müzik için besin kaynağına dönüşmesi gibi yapıcı yaklaşımlar da var artık. Aslında ben iyi ki dönüşmüş diyenlerdenim. Maalesef ki bu düşüncenin aksini savunan, bazı müzik türlerini ve müzisyenleri ısrarla domine eden, yenilikten uzak müzik yaklaşımlarına sıkı sıkı bağlı, türler arasındaki değer tartışmalarını ısrarla devam ettirenler de var. Fakat durumu genel olarak değerlendirdiğimiz zaman alternatifler üreten bir cihazınız var ve bununla neler yapabileceğinizi göstermek kalıyor geriye. Jakuzi aslında bunu gösteren bir proje. Yaratıcı işler çıkardıklarını söylemek gerek. Mesele sadece yaratıcı işler yapmak da değil, bu müzik türü için yaratılan algıya bir yumruk atmak da var Fantezi Müzik albümünde. Türkçe kesinlikle bu müzik türü için uygun bir dil değil algısının yıkılışını görebiliyorsunuz. Bunun en hoş kanıtı; işte burada! Albümün genel ruhu melankolik, besin kaynağı çatışma/hesaplaşma, havası ise parçalı bulutlu. Bu durum albümün ilk şarkısından son şarkısına kadar devam ediyor. Tavrını sonuna kadar koruyan, kendi dinamiğini yakalamış bir albüm. Yaklaşık 45 dakika boyunca, dağılmadan albümün kafasını yaşayabiliyorsunuz. Keza bir albüm içinde bunu yakalamak zordur. Kopuk tek bir şarkı bütün albümü rezil de edebilir, vezir de edebilir. Bu albüm için bu tarz noktalara değinemeyeceğim çünkü şarkılar kafa kafaya gidiyor. Yani hislerinizi canlı tutabilmeyi başarıyor. Albümde kullanılan enstrümanlar hakkında söyleyebileceğim birkaç şey bulunuyor. Yoğun olarak synthesizer kullanılıyor. Bunun yanında Can Kalyoncu'nun pasif davul soundu ile yakaladığı ritimler şarkıların melankolik tavrını yumuşatıyor. Bas gitar'ları Taner Yücel çalıyor. Enstrüman bakımından ne kadar sade olsa da, melodi bakımından zengin sounda sahip albümün parçaları. Bununla beraber bu projenin esas adamı olan Kutay Soyocak vokalistliğinde çığır açıyor adeta. Peygamber Vitesi'nde şarkı söylediği dönemlerdeki yorumlarına ve sesinin dokusuna bakacak olursak bu projede daha güçlü ve daha tok bir hale dönüştürüyor sesini. Dahası her parçada, parçanın ana karakterine bürünerek şarkıları söylüyor. Bir nevi teatral bir parçaya dönüştürüyor şarkıları. Mesela Bir Düşmanım Var şarkısını pavyonda edasıyla söylediğini belirtiyor Kutay Soyocak. Bahsi geçen şarkı albüm içerisinde sevdiğim parçalardan oldu. Özellikle vokalin ama yapamam / onla başa çıkamam / çok istesem bile / öyle hemen yapamam dediği anda tüyler diken diken oluyor. Vokalin şarkıyı söylerken ne hissettiğini anlayıp, buna canınızı sıkabiliyorsunuz. Çünkü, insanın kendisiyle hesaplaşmasının en çıplak hali bu. Bol synth'li, saksafon soloları ile donatılmış bir şarkı. Dream pop'a bu şarkıyla selam çaktıklarını söylemek yanlış olmaz. Şarkının video klibi Taner Yücel'in elinden çıkıyor ve oldukça deneysel bir çalışma sunuyor. Buradan göz atabilirsiniz! Albümdeki şarkıların sözleri ve besteleri Kutay Soyocak ve Taner Yücel ikilisinin ortak çalışması. Minimal ama etkili sözlere sahip parçalar, genel olarak samimi ama tedirginlik hissi uyandıran, müstehzi ve biraz da can yakıcı. Bu bağlamda beni en çok etkileyen şarkılardan biri de kesinlikle Lubunya oldu. hastalıklı bir yüzün var/güzelliğini aşağılar/sevmesem de kendimi/istiyorum seni sözlerine sahip şarkı gerçekten insanın kalbini kırmaya yetecek kadar güçlü bir şarkı. Duyduğunla hissettiğin arasında kuvvetli bir bağ oluşturuyor. Şarkının genel atmosferi sizi geçmişe götürüyor. Lubunya, ne kadar güzelsin! Sevdiğim diğer bir şarkı da Koca Bir Saçmalık. Bu şarkıyı söylerken vokal hangi role büründü bilmiyorum ama ilk duyduğum andan beri aklıma gelen tek şey, Pilli Bebek'ten Cem Kısmet'in sesi oluyor. Albümün sarkastik ruhunu belki de en iyi yansıtan şarkıdır. Post-punk ritimleri ve synthleri ile 80'ler havasının solunduğu bir şarkı. Bununla beraber Her An Ölecek Gibi, Geriye Dönemiyor ve Yine Aynı Şeyi Yaptım albümde severek dinlediğim diğer şarkılar. Albümün kapak fotoğrafı Berk Çakmakçı'ya ait. Model Bora Akıncıtürk. Bir Japonya hatırası olarak getirilen BDSM maskesi ile çekilen fotoğraf, albümün ruhunu tamamlamış. (kaynak: kargamecmua. org/dergi/sayi/104/3868) Albüm, adından da anlaşılacağı gibi tam olarak bir çeşit fantezi ürünü. Sözlerden video kliplere, albüm kapağından sound'una kadar tüm noktalarda o ruh hissediliyor. Sıra dışı bir karanlık, sıra dışı bir gerçeklik ve sıra dışı bir tavır. Jakuzi, etnisite ve tını arasındaki uyumdan tam anlamıyla beslenebilen bir organizma ve bu durum dinleyicide merak uyandırıyor. Albümü hala dinlememiş olanların kaçırdığı öyle güzel hesaplaşmalar var ki, daha geç olmadan güçlenme sırası sende sevgili okur!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jakuzinin-beklenen-ikinci-albumu-hata-payi-yayinda/", "text": "Jakuzi'nin beklenen ikinci albümü Hata Payının tamamı bugün itibarıyla City Slang etiketiyle dijital platformlarda yayınlandı. 2017 yılında yayınlanan Fantezi Müzik albümü sonrasında Jakuzi'nin merakla beklenen ikinci albümü Hata Payı, Berlin menşeli City Slang etiketiyle yayınlandı. Yeni yıl itibarıyla Şüphe, Yangın, Toz ve dün sabah saatlerinde video klibi yayınlanan Kalbim Köprü Gibi parçalarının single olarak paylaşılmasının ardından Hata Payı albümünün tamamı dijital platformlarda yayınlandı. Kutay Soyocak, Can Kalyoncu, Meriç Erseçgen, Ahmetcan Gökçeer kadrolu Jakuzi'nin yeni albüm tanıtım konserleri ise ilk olarak 16 ve 17 Nisan tarihlerinde Salon İKSV'de gerçekleşecek. Albümden son olarak yayınlanan Kalbim Köprü Gibi parçasının video klibine ve albümün tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jam-session-etkinlik-serisi-9-martta-basliyor/", "text": "Mart ayı boyunca Kadıköy'de birçok farklı mekanda, film ve müzik söyleşilerinin gerçekleşeceği Jam Session etkinlik serisi başlıyor. Toplam 6 farklı mekanda, 18 performansın, film ve müzik söyleşilerinin gerçekleşeceği etkinlik serisinde birçok farklı tarzda müzisyen ve grup yer alıyor. Tüm konserlerin ücretsiz olacağını hatırlatarak serinin açılışını ise Nilipek ve Ahmet Ali Arslan'ın Bina'da gerçekleştireceğini belirtelim. 4 hafta boyunca gerçekleşecek serinin programına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jam-session-festivali-yarin-bizlerle/", "text": "Jam's Session Festival için son hazırlıklar tamamlandı, unutulmaz bir eğlence için geri sayım başladı! Jam's Session Festival yarın Maximum Uniq Açıkhava'da! Jam's Session Festival için heyecan dorukta çünkü müzikseverleri bir araya getiren festivale saatler kaldı. Festivalde, Tom Misch ile birçok şarkıya imza atan cazın en heyecan verici yeteneklerden biri olarak görülen davulcu Yussef Dayes, sahne enerjisiyle herkesi büyüleyen Noga Erez, akustik enstrümanlarını elektronik ritimlerle birleştirerek tekno müzikte devrim yaratan Hamburg merkezli tekno bando takımı MEUTE, renkli parçalarıyla festival sahnesine Glasgow'dan misafir olacak olan şarkıcı, söz yazarı ve flütist Alex Amor ve farklı müzik türlerini bir araya getirerek kendine özgü evrenini dinleyicileriyle paylaşan M. I. L. K. performans sergileyecek. The Irish Spirit ana sponsorluğunda, 3dots tarafından Maximum Uniq Açıkhava'da gerçekleştirilecek Jam's Session Festivali'nin biletlerine Passo üzerinden ulaşılabilir. Jam's Session Festival hakkında tüm gelişmeler ve detaylar ise @theirishspirit sosyal medya hesaplarından takip edilebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jamariquaiın-yeri-bende-ayridir/", "text": "Efendim yıl 2002, aylardan Ekim ya da Kasım. Yazarınız 8-9 yaşlarında, ilkokul üçüncü sınıfa yeni başlamış. Misafirlikteyiz. O zamanlar logosu kocaman kırmızı bir dudak olan Kiss Tv adında bir müzik kanalı var, zamanının çoğunu müzik kanalları arasında zaplamakla geçiren çocuk bendenizin favori kanalı. Müzik zevkimden haz etmediğini daha önce belirtmiş ev sahibesinden laf yeme pahasına, kumandayı elime geçirir geçirmez açıyorum Kiss Tv'yi. Ev sahibemiz muhabbete dalmış beni ve kanalı fark etmezken, Kiss Tv'de Jamiroquai'ın Love Foolosophy'si gösteriliyor. Yaz tatilinin bitmiş, okulun başlamış olmasını hala kabullenememiş bana şarkının klibini izlerken bir hüzün çöküyor. Bütün yaz izlemiş olduğum bu klip, yazla özdeşleştirilebilecek her şeye de sahip. Yaz hissiyatı ve Yaz şarkıları konsepti kafamda herhalde ilk kez o zaman oluşuyor. Öncelikle acayip oynak gitar riffiyle Love Foolosophy. Jamiroquai'ın vokalisti Jay Kay uçurum kenarında üstü açık bir araba kullanır, yanında bir adet uzun tüylü köpek, arkada Heidi Klum, Klum'un da köpeğin de saçları uçuşur. Çiftimiz rüzgardan muzdarip olsa gerek ki, ikisinin üzerinde de kürk var çünkü sonra gelen villa sahnesindeki bikinili kadınlardan mevsimin yaz olduğunu anlayabiliyoruz. Jay Kay de arabadan indiğinde kürkten bunalıyor ve Love Don't Cost a Thingde elbiselerini yürürken baştan sona atan bir Jeniffer Lopez edasıyla kürkü uşağına doğru atıyor. Villaya giriyoruz ki o da ne? Havuz kenarında sayısız kadın var! Tam, acaba burası Jay Kay'in Play Boy malikanesi mi diye düşünürken, Klum Jay Kay'i başka bir kadına bakarken yakalıyor ve havuza itiyor. Ama hayat Jay'e güzel! Şarkısını suyun içinde de söylemeye devam ediyor, sonra bir bakıyoruz ki yerden hava üfleyen bir oyuncağın üzerinde uçuyor, çevresinde de kadınlar dans ediyor. Tam şarkıda davullar sustuğunda, klipte de akşam olup içeri geçildiğinde Jay Heidi'ye yaptıklarından pişman gözükürken, davulların girmesiyle birden dans etmeye başlamasın mı? Klip bundan sonra iyice anlamsızlaşıyor. Jay kah üzgün kah kadınların arasında dans edip onlarla flört ediyor, kah flashback gibi klibin başındaki araba sahnesinden sevgi kareleri! İyi ki çocukken bu kadar eleştirel izleyecek durumum yokmuş da, bütün klipleri zehir zıkkım etmemişim kendime! Kliple şarkı arasında bağlantı Jay Kay'in ortada salak salak dolaşması olabilir. Yoksa, şarkı sözleri anlatıcıyı aşktan mağdurmuş gibi gösterirken, biz klip seyircisi olarak Heidi Klum'un tarafında olmaktan kendimizi alamıyoruz. You Give Me Somethingin klibi de benzer tonda. Bu sefer Heidi Klum yok, ama Jay yine parti seviyor ve nereye gitse orda bolca dans ediyor. Bu sefer daha az lüks meraklısı ama hayat yine ona güzel. Müzik de öyle hafif, oyuncu ve dansa davet ediyor. Çocukken çok sevdiğim bu iki şarkı ve kliplerinin benim funka bakış açımı nasıl şekillendirdiğini çoğunlukla eski/yeni funk albümleri dinlediğim bu yaz fark ettim. İlkokul çocuğuyken post tatil sendromunda sarıldığım müzik, şimdi de haleti ruhiyeme aldığım darbe sonrası yaz neşemi yerine getiriyor. Funk'a atfettiğim yaz neşesi durumunu açıklamam gerekirse: Benim için funk tamamen sıcak havaların, parlak renklerin müziği. İşin neşe kısmının ise optimizmle alakası yok. Neşe öforiden geliyor, çünkü insanı hareket etmeye sadece davet etmeyip, resmen zorlayan bir ritmik yapıya sahip olan funk oldukça öforik bir müzik. Ve her aşırı neşe hali gibi içinde huzursuzluk ve kaygı barındırıyor. Disko nasıl içinde hüzün de barındırıyorsa, funk da hınzır ve hafif olduğu kadar sıkıntılı da. Funk bu anlamda çok gerçekçi bir şekilde neşeli. Anlamlandırma faslını daha fazla uzatmadan, bu yaz dinlediğim iki funk öğeleri taşıyan albüme geleceğim. Bu albümlerden ilki, Nite-Funk'ın kendi adını taşıyan EP'si, diğeri ise Metronomy'nin Summer 08i. Bu iki albüm, yukarıda sevgiyle bahsettiğim Jamariquai singleları gibi kompleks ritme sahip olmayan, bas gitarın dominant olduğu, sağlam groovelara sahip funk-disco albümleri. Ve ikisi de fazlasıyla sıcak yaz albümleri. Önce Nite-Funka rastladım: Nite-Funk epsi, Nite Jewel ve Dam-Funk'ın ortalığından çıkan ilk albüm ve iki sanatçının solo işlerinin karışımı niteliğinde. Nite Jewel'in tarzı hülyalı elektro-pop iken, Dam Funk, funk geleneğini boogie damarında devam ettiriyor. Nite-Funkta ikili becerilerini birleştirip dört tane birbiriyle uyumlu olduğu kadar kendine has şarkı oluşturmuş. Açılış şarkısı Don't Play Games orta tempo ve memnun edici bir serinlikte. Parlak ve atmosferik synthe tonlarının üzerinde sentetik bas ve synthesizer iç içe geçerken, Nite Jewel'in sesi basit melodileri tekrarlıyor. Şarkının sonlarına doğru ise drum machine etkin varlığını hatırlatmak için ön plana çıkıyor. Albümün single'ı Let Be Me uzun zamandır dinlediğin en acayip şarkı, her dinlediğimde daha da hayran kalıyorum. Hem çok akılda kalıcı ve hareketli bir şarkı, hem de detayları bol, ayrıca karanlık bir tarafı da var. Bir arkadaşımın Let Be Menin kendisine Michael Jackson'ın Off The Wall zamanlarını anımsattığını söylemesinden sonra ise, Michael Jackson'ın Let Be Me'ye dans etmesini düşünmekten kendimi alamıyorum. Şarkı albümün tepe noktası olduğu gibi kendi içinde de tepe noktasına sahip, o da basın kalından inceye doğru çıktığı ve enstrümantal köprüden son nakarata giriş yaptığı yer. Nite Jewel ve Dam Funk bu şarkıda kesinlikle çok üst bir şeye ulaşmışlar. Temponun düştüğü Love x2, EP'nin en seksi parçası ve çok başarılı bir funky R&B şarkısı. U Can Make Me piyano akkorlarıyla hoş bir disko şarkısı ve albümü tatlı bir şekilde bitirecekmiş izlenimi verip, huzursuz bir şekilde sonlanıyor. Bu arada Dam-Funk'ın içli sesini albümde ilk defa şarkının sonunda duyuyoruz. Nite-Funkı ilk seferde çok beğenip, hemen kendimi Nite Jewel ve Dam-Funk'ın solo işlerine de kaptırdıktan sonra dikkatimi başta kuşkuyla yaklaştığım Metronomy'nin Summer 08sine çevirdim. Aslında Metronomy'i, bu albümde de olduğu gibi, yaz estetiğini hep kullanan bir grup olarak bilmişimdir. Kuşkumun sebebi, Metronomy'nin diğer albümlerinin birkaç iyi şarkı haricinde benim için hayal kırıklıkları olmasıydı. Bu albümde ise durum tam tersi; şarkıların çoğu iyi. Summer 08, hali hazırda en iyi Metronomy şarkıları olduğunu düşündüğüm The Look ve The Bay tadında, bas melodilerinin belirleyici olduğu, funky bir albüm. Grubun beyni Joe Mount, bu iki şarkıda olduğu gibi müziğinin absürt ve itici olan taraflarını Summer 08de çoğu zaman çekici bir hale getirmeyi başarmış. Bu özelliğinden ötürü Summer 08i dinlerken sıklıkla bana göre pop müzik tarihinin antipatiği sempatik yapmakta en başarılı grubu olan Talking Heads'i hatırladım. Özellikle Joe Mount'ın albümün ilk dört şarkısındaki komik olmanın sınırlarında gezen vokalleri Talking Heads etkisini daha da arttırıyor. Albümün ilk dört şarkısı çiğ bir sounda ve oyuncu bir havaya sahip ve bu halleriyle Metronomy'nin ilk albümü Nights Outu anımsatıyorlar. Açılışı yapan Back Together vokallerde kadın-erkek arasındaki bir diyalogdan oluşuyor ve bu iki kişiyi de Joe Mount seslendiriyor. Şarkının ortasında tonun değişmesi ve farklı bir nakaratın girmesi, Mount'un bu albümde klasik şarkı yapısının dışına çıkmaya meyilli olduğunu baştan belli ediyor. Miami Logic aksak ritmiyle albümün en sevdiğim şarkılarından, ayyaş şarkıları listemde kendine iyi bir yer edinecek gibi duruyor. Old Skool sürekli kendini tekrarlayan yapısıyla albümün en bariz dans parçası ve benim bildiğim en hip-hop etkili Metronomy şarkısı. 16 Beat yoğun davulları ve şarkının sadeliğini renklendiren, akılda kalıcı, hoş nakaratıyla başka bir favorim. Robyn-Mount ortak yapımı Hang Me Out To Dryla albüm, daha yavaş ve yumuşak ikinci yarısına giriş yapıyor. Hang Me Out To Dry albümün en sıradan şarkısı ve ancak dinlendirici bir işleve sahip olmasıyla takdirimi kazanıyor. Mick Slow ise önceki Metronomy albümlerinde sevmediğim şarkıları andırıyor. Ama bundan sonra gelen My House, Night Owl ve Love's Not An Obstacle albümün hafifliğini güzel bir şekilde ortaya koyan şarkılar. Özellikle Night Owl ve Love's Not An Obstacle albümün ilk yarısındaki coşku ve agresifliğin sonlara doğru kendini romantik bir melankoliye bıraktığını gösteriyor. Çiğ prodüksiyon, son şarkı Summer Jamde geri dönüyor ve Summer 08, Nite-Funk gibi karanlık bir noktada bitiyor. Evet, havalar serinlemeye başladı. Yakında vücutlarımız kalın kıyafetlerimizin ağırlığının altında pek hareket etmek istemeyecek ve ben şu an için kafamdan savuşturduğum sorumluluklar ve yanlarında eşantiyon gelen endişelerle takılıyor olacağım. Müzik ve görüntüler sıcağı hatırlatan yegane şeyler olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/james-blake-the-colour-in-anything-bir-ustalık-albümü/", "text": "Kendimden az şüphe etmedim sevgili okur. Genelde ilk seferde iyi izlenim yaratan albümleri çok kısa bir süre sonra sıkıcı bulurum, ilk seferde anlamadıklarımla ise ilişkimiz yıllar boyu heyecanını yitirmez. James Blake'in The Colour In Anything'i ya çok bildiğim yerlerden soruyor soruları ya da nadir rastlanan başarıda bir albümle karşı karşıyayım, diye düşündüm ilk başta. Ben ikici olasılıktan yola çıkarak bu yazıyı yazıyorum, çünkü eğer bana çok tanıdık bir albüm olsaydı sürekli albümü dinlediğim şu bir haftanın sonunda kesin tüketmiş olurdum albümü. Aksine dinledikçe daha başarılı buluyorum bu albümü ve James Blake'in ustalık eserini yapmış olduğuna inancım gitgide güçleniyor. 2016'ın daha yarısına bile gelmemiş olduğumuz için yılın en iyi albümlerinden olduğunu iddaa etmeyeceğim. Ama aday göstermekte sakınca görmüyorum. Yılın şu zamanına kadar dinlediğim albümlerden en beğendiğim bu albüm oldu. Öncelikle James Blake'in müzik kariyerinden bahsetmek istiyorum. Müzik dünyasına dupstep ve ötesi denilebilecek kategorilerde gezinen ilk kısaçalarlarıyla merhaba demişti. Dupstep sevenleri sevindiren, benim gibi bu müzik türüne uzak insanları bezdiren kısaçalarlarla. Bu eserlerin benim için ilginç tarafı, sanatçının 7 yıldır yaptığı her müzikte kendini hissettiren tarzını küçük parçalar halinde içinde barındırıyor olmaları. Daha hiç duymamış olsanız ve denk gelseniz bu parçalara aha bunu James Blake yapmıştır diyebilirsiniz. Kısaçalarlarda numune gibi verilmiş özellikler, 2011'deki ilk albüm James Blake'te dubstep ritimlerinin de aradan çekilmesiyle daha bol ve birbirleriyle bağlantılı hale gelmişti. Güzel sesini ve soul/gospel vokallerini de ilk bu albümde duyabilmiştik James Blake'in. Albümden Wilhelm Scream'in bir şaheser, diğer birkaç şarkının da oldukça başarılı olduğunu düşünsem de, severek dinlediğim bir albüm olamadı James Blake hiçbir zaman. Fazla statik, yer yer sert, bazen de belirsizliğe karışacak kadar minimal olan bir albüm, ama gelecek vaat eden anlara sahipti. 2013'te gelen Overgrown ise içinde bulundurduğu güçlü şarkılarla tekrar tekrar döndüğüm albümlerden oldu. Overgrown'da Blake ayrıca bariz bir şekilde ilk işlerinde ağır basan track formatından şarkı formatına geçerek statiklikten uzaklaşmıştı. Hala statikliğin izleri vardı, ancak albümde katkısı geçen Brian Eno'nun da etkisi olsa gerek ki daha organik bir düzeydi. Müziğinde kademe kademe yaptığı değişikliklerle bugüne geldi Blake ve ilk seferde daha önce yapmadığı hiçbir şeyin olmadığını düşüneceğiniz The Colour In Anything, bu uzun süren gelişim döneminin olgunluk safhası. Optimal noktayı bulmuş Blake bu albümde. Ne üstün körü, ne de fazla ciddiye alınmış; ne dinlemesi çok ağır, ne de çok basit; yeni bir ruh halinde, ama hala bariz bir şekilde James Blake. 17 şarkılık uzunluk, insanı sıkmayan bir şekilde ayarlanmış. Yoğun bir şekilde hislere hitap eden, ancak bunu oldukça incelikli bir şekilde yapan bir albüm. The Colour In Anything'le ilgili beni şaşırtan ilk özellik, başladığı yerden uzaklaşabilen, inişli çıkışlı şarkılar barındırması içinde. Oldukça dokunaklı kullanabildiği piyanosu ve sesinin, duyguları doğrultusunda istedikleri yere gitmesine izin vermiş Blake. Daha öceki albümlerinde belki sadece vokal tekniği olarak kullandığı gospel ve soul etkilerinden sonra, bu albümde Blake tam bir soul şarkıcısına dönüşmüş. Halihazırda çok etkileyici olan sesiyle bu sefer çok daha yoğun bir şekilde duygu iletebiliyor ve Beyonce'nin son albümünde kendisine niye yer verdiğini anlamak güç olmuyor. Albümün açılış şarkısı Radio Silence'ın bir Bill Withers alıntısıyla başlaması, albümün alacağı yön hakkında hemen ip ucu veriyor. Piyanonun başlattığı şarkıda, bir süre sonra James Blake'in kullanmaktan çok hoşlandığı siren gibi tınlayan sentetik yaylılar devreye girip, şarkının duygusal yoğunluğunu daha da vurguluyorlar. Durakların bu kadar etkili kullanıldığı çok albüm bilmiyorum. Points ve Timeless, boşlukların varlığından güçlerini alan şarkılar. Ayrıca bu boşlukları takip eden elektronik öğeler ve ritim öğelerinin de ne kadar incelikli olduğu bu şekilde ortaya çıkıyor. Her öğenin duyulabilen bir işlevi var, hiçbir şey yer kaplasın diye kullanılmamış. Her katmanın rahatça duyulabileceği alana sahip Modern Soul, bunun bir başka güzel bir örneği. Abes veya komik olabilecek de öğeleri de incelikli bir şekilde kullanabilmiş Blake. Yarın yokmuş gibi kullanılmış Autotune, Vocoder ve daha nice efekt Blake'in sesini komik boyutlarda yabancılaştırıyor. Ancak bu sesleri katman katman koro halinde duymak oldukça etkileyici. Aynı adamın sesinin, çeşitli ses perdelerinde, tonlarında ve tınılarında harmonileri, albümün yoğun bir şekilde duyulara hitap ediyor olmasının en büyük nedenlerinden. Blake'in her köşeden insanı kıstıran sesi, memnun edici bir şekilde sarıp sarmalıyor. Şarkı sözlerinde kendi stilini bulmuş gibi Blake. Ayrılık sonrası hislerini anlatığı şarkı sözleri oldukça direkt, kısa ve öz. Müzikal güzelliğini anlatacak söz bulamadığım, Bon Iver'ın Justin Vernon'uyla yapılan I Need A Forest Fire, Stop Before I Build a Wall Around Me diyerek bittiğinde bu kelime aklınızda yankılanmaya devam eden, albümdeki anlamla yüklü birçok sayıklamadan biri oluyor. Albümdeki ritmik yapılar ve Put Away And Talk To Me ya da I Hope My Life 1-800 Mix gibi şarkılar göz önünde bulundurulduğunda, Blake'in hip-hop devleri Drake ve Kanye West üzerindeki etkisinin nedenini anlamak çok zor değil. Hip-hop'a son yıllarda Blake kadar özgün bakış açıları kazandırabilmiş sayılı kişilerden Frank Ocean ise, bu albümde My Willing Heart' ve Always'in ortak yazarı. Ayrıca Blake tarafından albümün tamamı üzerinde büyük etkisi olduğu söylenen Frank Ocean'ın ruhu, özellikle Choose Me ve Noise Above Our Heads'de kendini hissettiriyor. Soğuk ve ciddi James Blake'e ancak tutkulu Frank Ocean'ın aktarabildikleri bu iki hisli ve seksi şarkının oluşmasını sağlamış olabilir. James Blake kendini yeni topraklarda bulmamış, daha önceden yaptığını mükemmeleştirmiş. Ve çoğu sanatçının kendini yenileme kaygısı hissettiği zamanlarda bu durum, ironik bir şekilde yenilikçi. Yine başka bir ironi, Music Can't Be Everything diye biten bir albümün bu kadar yüksek bir müzikal boyuta ulaşmış olması. Açıkçası bu albüme kadar James Blake'in becerilerinden o kadar da emin değildim. Ama 17 şarkılık bir albümde, her şarkının ayrı ayrı bu kadar iyi olması zor başarılacak birşey. Bu albümle James Blake en içten hayranlığımı kazanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/james-blaketen-yeni-bir-cover-daha-geldi/", "text": "Geçtiğimiz ay Before adlı yeni EP'sini yayınlayan James Blake, The First Time Ever I Saw Your Face parçasının cover'ını yayınladı. İngiliz müzisyen James Blake, Godfather of folk olarak tanınan Ewan MacColl tarafından yazılıp Amerikalı müzisyen Roberta Flack tarafından popülerleştirilmiş The First Time Ever I Saw Your Face parçasını cover'ladı. Müzisyen aynı zamanda The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da parçayı canlı olarak seslendirdi. Basın açıklamasına göre Blake, 11 Aralık'ta ayrıca bir Covers EP yayınlayacağını açıkladı. EP, daha önce cover'ladığı Frank Ocean'ın Godspeed parçasını, The First Time Ever I Saw Your Face parçasını ve pek çok başka parçanın da cover'larını içerecek. James Blake'in The First Time Ever I Saw Your Face parçasının cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jamie-t-gelecek-albümünden-iki-yeni-single-yayınladı/", "text": "Hip Hop vokalleri dinamik gitar riff'leriyle harmanlayıp, gerek sokakta geçen bir diyaloğu, gerekse liseli bir gencin absürt anılarını baz alan sözleri; akılda kalan kelime oyunlarıyla şarkılarını süsleyen one-man-band çıkışlı Jamie T iki yıl aradan sonra iki yeni single ile karşımızda. Haziran sonunda yayınlanan Tinfoil Boy ve şimdi de Power Over Men melodik ritmlerden uzaklaşmamakla birlikte, ilk üç albümüne kıyasla Jamie T'dense daha çok klasik İngiliz indie rock grubu sound'una sahip. Ancak Tinfoil Boy aktris Florence Bell'in monoloğu ve meşhur dizi Skins'in bir bölümü olabilecek stildeki müzik videosuyla kendine özgü yerini alıyor. Sheila, If You Got the Money, Calm Down Dearest gibi parçalarıyla ana akımda liste başarısı da göstermiş olan Güney Londralı Jamie T'nin dördüncü albümü Tricks, 2 Eylül'de satışa sunulacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/japon-post-rock-grubu-hopeless-local-marching-band-ile-tanisin/", "text": "Bir sokak kavgasında adamlardan birinin diğerine Kimsin ulan sen' demesi gibi bir şey. Yeni bir 500won project vakası daha. Bu Uzakdoğulu post rock yapan abiler neden böyleler bilemedim. Hopeless Local Marching Band, Japonya'lı bir grup. Post-Rock/ Experimental Rock kıvamında çok güzel işler yapıyorlar. Repeating Myself adıyla şubat ayında bir EP yayınlamışlar. Yeni keşfettik. Müzikte Devrim Var mıdır? yazımızda vurgulanmak istenen her halta deneysel müzik yaftası yapıştırmaya tepki gösterirken tam üstüne Hope Local Marching Band iyi geldi. Şarkı isimlerini aşağıya yazıp yazıyı noktalıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jay-jay-johanson-bury-the-hatchet-2017/", "text": "Sizi bilmem ama İsveç deyince benim aklıma üç şey gelir. İlki 1990'lı yılların uzun saçlı sarışın golcüsü Thomas Brolin, diğeri IKEA, üçüncüsü ise Jay Jay Johanson... Jay Jay 20 yılı aşkın müzik kariyerinde bir sonbahar günü yeni albümüyle dünyayı selamlıyor. Naif sesi ve depresif sounduyla yıllardır gönüllerde kral dairemize yerleşmiş bu nev-i şahsına münhasır insana benim gibi kayıtsız kalamayanlar her yeni albümde yine yine yeniden heyecanlanıyor. 20 yıl geçmesine rağmen hala underrated kalmayı başarmış biri. Jay Jay Johanson'un kimi zaman depresif, kimi zaman dans ettiren, kimi zamansa huzur veren derinlikte şarkıları var. Yer yer piyanoyla sihirli dokunuşlar bazen elektronik altyapılı hamleler bazense akustik çalışmalarla zengin bir ziyafet sunuyor. Trip hop tan electronic-dance a veya jazz'a evrilen şiir gibi sözlere sahip şarkılar bunlar. Melankolinin sularında yüzmek istiyorsanız gibi bir klişeyi bana yaptıran doğru adam Jay Jay! Melankoli dediysek ağlak bir vokal değil. Kimi zaman fısıldar gibi kimi zamansa konuşur gibi söyleyen aşık bir adam. Yeni albüm Bury The Hatchet'a gelirsek sonbaharın hüznüne yakışır bir albüm. Son iki albümde eski tadı bulamasam da Jay Jay bu albümde daha özenle çalışmış gibi. Piyanonun ağırlığının hemen her şarkıda hissedildiği, nefeslilerin ve elektronik geçişlerin yer aldığı Jay Jay soundunun bariz bir örneği. Giriş şarkısı Paranoid, You'll Miss Me When I'm Gone, enstrümental The Girl With The Sun in Her Eyes, ve Bury The Hatchet albümün öne çıkanları. Jay Jay Johanson çoğu kez ülkemize konsere gelen bir sanatçı. İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlerde pek çok kez sahne aldı. Ben de kendisini bir kez canlı izleme fırsatı bulmuş, Far Away'i kilitlenmiş bir şekilde, yaşayarak söyleyen bu adama tekrar hayran olmuştum. Tekrar izleriz umarım. Ayrıca Jay Jay'in 27 Eylül'de Performance Hall Ankara, 28 Eylül'de Container Hall İzmir, 29 Eylül tarihinde ise İstanbul Dorock XL sahnesinde bir kez daha ülkemizi ziyaret edeceğini de hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jeff-buckleynin-nadir-kayitlarini-dinlemeye-hazir-olun/", "text": "Jeff Buckley'nin müzik tarihinde yeni bir sayfa açan albümü Grace, 25. yılına özel olarak bonus şarkılarla birlikte yeniden yayınlanacak. Dijital platformlardan ulaşabileceğimiz Grace albümünün yeni versiyonunun yanı sıra, müziği ile çoğumuzun kalbini ve hüznünü okşayan sanatçının diskografisini yeniden, canlı konser kayıtlarından oluşan dört yeni albüm ile birlikte dinleyeceğiz. Albümler 1994 ve 1995 yılları arasında, Jeff Buckley fiziksel olarak aramızdan ayrılmadan birkaç yıl önce, çeşitli şehirlerdeki konser kayıtlarını içeriyor. Daha önce yayınlanmış olan albümler Grace, Sketches for My Sweetheart the Drunk ve Mystery White Boy'u ise ilave edilen bonus şarkılar ve nadir kayıtlar ile dinlemek mümkün olacak. Bunun yanı sıra, Jeff Buckley'nin son demo kayıtlarından biri olan Sky Blue Skin ise resmi olarak ilk kez Spotify ve Apple Music gibi platformlarda 23 Ağustos tarihinde paylaşılacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jehanbarbur-sizlerhicyokken/", "text": "Bir aylık maaşımın tamamıyla benzin alıp, benzin bitene kadar Sizler Hiç Yokken'i dinleyerek gidebilirim. Sizlerin hiç olmadığı bir yerde, yani benzinimin bittiği yerde yeteri kadar kelimelere boğulabilir miyim acaba? Jehan Barbur çok iyi demek bile bazen haddimi aştığımı hissettiriyor. Öylesine çarpıştırıyor duygularımı. Bir önceki albümdeki sarı sızıntılar hala bedenime dokunup kaçarken, bu albümü sonsuz tekrarla dinlemeye devam ediyorum. Sahiden ne yazacağımı da bilmiyorum. Övüp övüp bitireceğim herhalde. Henüz CD dönmeye başlamadan aslında nasıl bir şey ile karşılaşacağınızı anlıyorsunuz. Sizler Hiç Yokken, sahiden yer yer derinlere dokunuyor, yer yer de insanın içindeki sonbaharda uykuya dalmış ilkbahar kıpırtılarını dürtüyor: Kalk. Sen mevsime aldırma. Aklın da, kalbin de hep bahar; ilkbahar diyor. Bilmiyorum yeri mi... Tükenmek üzerine yoğun düşüncelerle kavgalar içindeyken albümün dışına çıkmak istemiyorum ama Jehan Barbur'un sözlerinin üzerinden geçerken belki de bu tükenmişlikleri, kaybettiğimiz o güzellikleri, değerleri tekrar anlamak gerekebilir. Belki bize kaybettiğimiz salt sevgi meselesinde aydınlanma yaşatabilir. Jehan Barbur bu albümde Çağrı Sertel, Cenk Erdoğan, Mert Önal, Orhan Deniz, Barış Yazıcı, M. Cem Tuncer, Çağ Erçağ, Volkan Hürsever, Engin Arslan, Toygun Sözen, Abbas Karacan, Berkant Çelen, Kenan Evrim Aslan ile çalışmış. Albüm kaydı için oldukça zengin bir kadro olduğunu söylemek lazım. Albüm kayıtlarındaki bu durum üzerinde ayrıca konuşmak isterim. Bu hakikatten bir solist için muazzam bir şey. Şarkının ahengine göre enstrümanistinizin olduğunu düşünsenize. Tabii yazmadığım isimler de var. Alp Ersönmez, Sinan Kaynakçı, Barış Çakmakçı, Batur Alp Özcan, Güneş Kortel gibi şarkların söz, müzik ve düzenlemelerine katkıda bulunanlar da var. Albümün kayıtlarında Erim Arkman, mikslerinde Nino Moschella, masteringinde Mike Wells, fotoğraflarında ise Ekrem Şerif Egeli'nin isimlerinin yer aldığını da belirtelim. Yani albüm sahibi Jehan Barbur fakat albümün ardında gizli saklı duran 21 kişi daha var. Bu da apayrı bir konu tabi ama böyle bir albümü çıkartmak için 22 kişinin emeği var. Anmamak olmazdı. Albüm, Ellerimde Kelimeler ile başlıyor. Çağrı Sertel'in piyanolarının dominatlığı ile şarkıya doğrudan dalıyorsunuz. Şarkıda dokunma'nın kutsallığının önemine değiniyor. Dokunmak diyince Ahmet Cemal'in Dokunmak isimli kitabı geliyor aklıma. Okuduğum en iyi kitaplardan biridir. Bana da kendi projelerimde oldukça ilham kaynağı vermiştir. Jehar Barbur, dokunma eylemine albümün ikinci şarkısı Kiminsin Be Adam ile devam ediyor. Şarkıdaki Cenk Erdoğan'ı buram buram yaşamak ayrı bir keyif; her zamanki gibi. Dokunsam konuşsam da ne vark eder, dokunsam konuşsam da ben diyor bu sefer. Bir de bu şarkının Kırılganmış hislerim... ile başlayan kısımdaki şarkının akışına mest oldum. Orayı sarıp sarıp dinleyesim geliyor. O başta bahsettiğim bahar kıpırtılarını yaşadığım yerlerden biri burası. Söz konusu adam kimse ona selam ederim. Albümdeki en vurucu, derinden sarsan şarkı Can. Bu vurucu olma hikayesi kişiden kişiye değişir ama Bir Baba Indie için vurucudur. Korkuyorum bazen dinlemeye. İçimdeki bastırdığım hisler ayaklanmasın diye. Dinliyorum ama ısrarla. Her defasında daha çok severek. Daha çok dinleyerek. Yorum yapmak oldukça zor. Can'daki o an vurgusunun bir başka şekliyle bu sefer Naz Barı'nda karşımıza geliyor. Gün bitmiyor bir an bile nasıl uzuyor, Kalp duymuyor o an bile nasıl çarpıyor diyor Jehan. Aralarda da yaylı tanbur evimizi ziyaret ediyor. Hoşgeldin diye karşılıyor içimde eski bir kadın. Tahta kapıyı usulca ardımdan örterek. 21 Aralık Marduk efsanesini hatırlarsınız. O dönemin kafası güzel insanlarını da hatırlarsınız. Jehan Barbur'un hayatlarını kötü bir Amerikan felaket senaryosu gibi yaşayanlara mesajı var. Daha doğrusu serzenişi diyelim. Yine, Cenk Erdoğan'ın o nefis tınıları ile hareketli bir şarkı olduğunu ve dinleyeni içine aldığını söyleyelim. Bu tam bi neşelenerek serzenişte bulunalım şarkısı. Ardışık, başka türden bir serzeniş şarkısı diyebiliriz. Bir süre önce Beşiktaş'taki heykekin orada çok sevdiğim bir arkadaşımı bekliyordum. Bankta tek başımaydım. Sonra üç kişi olduk; tanımadığım bir kadın ve adamla. İkisi de birbirine kendi inandığı şeyi dikte ediyordu. Ara ara sesleri yükseliyordu. Çocuk arada bir sigara yakıyordu. Bir yabancı bene rağmen tartışıyorlardı. Benden rahatsızlardı ama aceleleri vardı tartışmak için. Kalmak ve gitmek arasındaki ince çizgidelerdi. Sevgilerini hiç sorgulamamışlardı. Gerçekten neden bir aradalardı? Sevgi diye tanımladıkları şey gerçek miydi? Arkamda başka bir kadın ve erkek vardı. Onlarda ayakta tartışıyorlardı. N'oluyor yahu?, Nedir bu insanların derdi? dedim içimden. Başka şeyler de düşündüm. İnsanların birbirine karşı bırakın sevgililik hadisesini, herhangi bir iletişimde dahi samimiyetsizleştiğini fark ettim. İki gün evvel çok yakınımdan biri, ölen birinin ardından onunla ilgili 14 sene sonra hatırladığı anılarını anlattı bana. Ona şunu dedim: Sana onu hatırlatan geçmişteki güzel günler. Garip gelmiyor mu o güzel günlerin o öldükten sonra yok olması? Bizi bir arada tutan meğer o'ymuş. Aslında o'nu her her hatırladığımızda onu değil, kaybettiklerimizi hatırlıyoruz. Albüm kapağındaki ikinci not işte bu şarkıda anlatılıyor. Çok şeyi kaybettik. Bizler o samimiyetin içinde birbirimize bir şekilde ilişirken bizi öyle bir değiştirdiler ki, biz buna itiraz etme şansına bile sahip olamadık ve galiba kaybettik. Artık bir başkasına dokunurken başka meseleler girdi araya. Pragmatist bir algı hasıl oldu ve yitirdik aradaki o salt sevgiyi. Ardışık belki başka bir şeye yazılmıştır. Ben o kaybettiğim ama tekrar kazanmak için çabaladığım güzel hislere armağan ediyorum bu şarkıyı. Ve bonus track olarak geçen son şarkı Kendine Zaman Ver ile albüm sona eriyor. Pinhani'den bildiğimiz, bayıldığımız Sinan Kaynakçı bu şarkıda Jehan Barbur'a eşlik ediyor. Bu şarkıyı albümü edinmeden önce dinlemiştim. Güzel bir videosu vardı. Hatta paylaşalım ve nokta koyalım. Jehan Barbur'un son albümünü muhakkak edinmenizi ve pür dikkat incelemenizi öneririm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jim-e-stack-ve-bon-iverdan-yeni-tekli-jeanie-yayinda/", "text": "Yaptığı başarılı iş birlikleriyle dikkatleri üstüne çeken Amerikalı müzisyen Jim-E Stack, 30 Ekim'de AWAL aracılığıyla çıkacak Ephemera albümünden bir yeni isimle daha tekli yeni parça yayınladı. Ephemera albümünden yayınlanan yeni tekli Jeanie'de Jim- E Stack'e, Amerikan indie folk grubu Bon Iver'in kurucusu Justin Vernon eşlik ediyor. Daha önce Bon Iver'in AUATC parçasını birlikte yazan ve prodüktörlüğünü beraber üstlenen Jim-E Stack & Justin Vernon ikilisi, bir araya geldikleri yeni tekli Jeanie ile dinleyicilerini sabırsızlandırmaya devam ediyor. Jim- E Stack'in Empress Of, Kacy Hill ve Octavian gibi müzisyenlerle de iş birliği yaptığı 30 Ekim'de AWAL aracılığyla çıkacak Ephemera albümünün tracklist'ine ve Justin Vernon'un eşlik ettiği yeni tekli Jeanieye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/jim-jarmuschun-zombie-filminde-iggy-pop-ve-tom-waits-oynuyor/", "text": "Geçen yazdan beri The Dead Don't Die isimli bir zombie filmi üzerinde çalışan rock'n roll tutkunu yönetmen Jim Jarmusch'un film kadrosu tamamen açıklandı. Önceden açıklanan Bill Murray, Adam Driver, Selena Gomez, Chloe Sevigny, Tilda Swinton ve Steve Buscemi kadrosuna Jarmusch'un önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı Tom Waits, Iggy Pop ve Wu-Tang Clan'dan RZA katıldı. Filmin konusuna dair detaylar henüz gizli tutulsa da filmin, Bill Murray tarafından çok komik olarak tanımlandığı biliniyor. Mayıs ayında Cannes Film Festivali'nde prömiyeri yapılacak olan film 14 Haziran'da vizyona girecek. The Dead Don't Die, 2016 senesinde yayınlanan Patterson filminden bu yana Jarmusch'un ilk uzun metrajlı filmi olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/joey-jordison-hayata-veda-etti/", "text": "Cümlede ne kadar eski davulcusu demek içimizi burksa da daha üzücü haber Joey Jordison'ın ölüm haberi oldu. Maalesef müzik dünyası çok yetenekli bir bateristi genç yaşında kaybetti. Ailesinin yaptığı açıklamaya göre Joey, uykusunda huzur içinde vefat etti. 2012'de kendisine nörolojik bozukluk olan transvers miyelit teşhisi konmuştu. 2013 yılında da grup ile yollarını ayırmışlardı. Bir çok kişinin ergenliğinin deli grubu olan Slipknot'ın çok önemli parçası olan ve bizi double crossları kendine hayran bırakan bir bateristi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/john-carpenterin-yeni-teklisi-the-dead-walk-yayinda/", "text": "Amerikalı film yönetmeni, prodüktör ve besteci John Carpenter, The Dead Walk isimli yeni bir tekli yayınladı! John Carpenter, şubat ayında beş senelik bir aradan sonra ilk kez soundtrack olmayan Lost Themes III: Alive After Death albümünü yayınlayacak. Cadılar Bayramı'ndan bir kaç gün önce Weeping Ghost teklisini paylaşarak albümden ön gösterim yapan Carpenter, bu sefer de albümden The Dead Walk isimli teklisini yayına aldı. 2016'da yayınladığı, bir önceki albümü Lost Themes II'de olduğu gibi, John Carpenter bu projede de oğlu Cody Carpenter ve vaftiz oğlu Daniel Davies ile birlikte çalıştı. Parça, artwork'ünde Liverpool'lu illüstratör Boneface'in ve animasyonunda da Liam Brazier'in imzasını taşıyor. John Carpenter'in 5 Şubat 2021'de yayınlanacak olan Lost Themes III: Alive After Death albümünden ikinci teklisi The Dead Walk'a ve animasyonuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/john-frusciantenin-elektronik-muzik-albumunden-ilk-parcasi-amethblowl-yayinda/", "text": "John Frusciante, Kanadalı müzisyen Venetian Snare'in elektronik müzik label'ı Timesig aracılığıyla, kedisine adadığı Maya isimli albümünü 23 Ekim'de yayınlayacağını açıkladı. Basın açıklamasına göre Maya, Frusciante'nin kendi ismi altında çıkardığı ilk elektronik müzik albümü olacak. Genellikle Trickfinger adı altında elektronik müzik yapan sanatçının son Trickfinger albümü She Smiles Because She Presses the Button geçtiğimiz haziranda çıktı. Yeni albümü ve kedisi üstünde sohbet edilirken Frusciante, Maya, müzik yaptığım 15 sene boyunca benimle beraberdi bu nedenle albüme onun adını vermek istedim. Müziği çok severdi ve bu kadar kişisel bir albüm ismi olmasından dolayı nedense albümü Trickfinger adı altında çıkarmak doğru gelmedi, bu nedenle albüm kendi adım altında çıkmış olacak. diye belirtti. John Frusciante'nin albümünden yayınladığı ilk parça Amethblowl ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/john-frusciantenin-maya-albumunden-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "John Frusciante, 23 Ekim'de çıkacak Maya albümünden yeni teklisi Brand Eyi yayınladı. Frusciante'nin kendi ismi altında çıkardığı ilk elektronik müzik albümü olacak olan Maya'nın yayınlanmasına iki haftadan az bir süre kala, müzisyen albümden yeni teklisi Brand Eyi videosu ile birlikte yayınladı. Genellikle Trickfinger adı altında elektronik müzik yapan sanatçının son Trickfinger albümü She Smiles Because She Presses the Button geçtiğimiz haziranda çıkmıştı. Amalia Irons'ın yönetmen koltuğunda bulunduğu parçanın videosunda, beyaz gözlü bir kadının karanlık bir tünelden yürüdüğünü görüyoruz. İlerleyen dakikalarda Frusciante botanik bir alanda etrafı camla çevrili bir mekanın içinde ve üstüne lazer tutulmuş bir vaziyette görüyoruz. John Fruciante'nin yeni parçası Brand Eye ve ilerledikçe ilginçleşen videosuna ve aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/johnny-marrdan-10-yila-ozel-album/", "text": "Smiths'in gitaristi, İrlandalı müzisyen Johnny Marr, solo kariyerinin 10. yılında nefis bir 'Best Of' albüm ile karşımızda. Johnny Marr, elbette en çok The Smiths kariyeri ile bilinen, grubun en iyi albümlerinde hem gitarist, hem şarkı ve söz yazarı hem de geri vokaller ile yer almış olan gerçekten çok önemli bir müzisyen. Marr, bu önemli başarısının haricinde, hemen hemen 2013 yılına dek, solo birikimlerini bir kenarda devam ettirirken diğer yandan çok başarılı birçok proje içinde yer almış, eşlik etmiş, canlı performanslar dahilinde kendi gibi dev isimlerle sahne almış, aşırı mı aşırı dolu bir müzik insanı. 2013'den bu yana, solo çalışmalarına devam eden Marr, bu sürede 4 stüdyo albüme imza attı. 'Best Of' albümü ise en son yayınlanan ve de içinde daha önce yayınlanmamış müthiş bir beste olan The Answer'ı da barındıran harika bir toplama çalışma. Gitardan daha çok vokalimle beğendiğim şarkım çok fazla sayılmaz, The Answer, onlardan biri' demiş. Katılıyor ve fakat mütevazi bir açıklama olarak kabul ediyoruz. Toplam 24 şarkıdan oluşan ve Rough Trade tarafından servis edilen albümün dijital stream hali yanısıra vinyl versiyonu da satışta. Albümde, çok sevdiğim The Messenger şarkısının bir de demo versiyonu var ki öyle de kalabilirmiş dedim dinlerken. Marr, saygıyla cover versiyonunu yaptığını belirttiği, Depeche Mode I Feel You'ya bu toplama albümünde de yer vermiş. Albümde, Marr'ın bilinen gitar + tuşlular kombinasyonunu içeren çok sayıda şarkı bir arada. Genel tarzın dışında kalan ve bir yanı ile isyankar Trip-Hop öğeleri içeren ve çok önemli bir sosyal yönü de olan, benim de BBC'den zaman zaman takip ettiğim ünlü İngiliz oyuncu ve aktivist Maxine Peake ile The Priest kayda değer kritik çalışmalardan."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/johnny-marrdan-dort-epden-olusan-yeni-album-haberi/", "text": "Johnny Marr, 4 EP'lik bir seri olarak yayınlayacağı Fever Dreams isimli yeni albümünü duyurdu. The Smiths'in gitaristi olarak da tanıdığımız, bir yandan solo projesine de devam eden Johnny Marr, dört EP'lik bir seri olarak yayınlayacağı Fever Dreams isimli yeni albümünü paylaştığı yeni video kliple birlikte duyurdu. Şarkılar önce 4 EP olarak dijital platformlarda paylaşıldıktan sonra albüm formatında toplanacak. Fever Dreams Pt 1 isimli ilk EP, 15 Ekim tarihinde BGM etiketiyle yayında olacak. Gospel hissiyatlı elektronik bir tını yaratma fikrim vardı. diyen Marr, Spirit, Power and Soul isimli ilk teklisini de video klibiyle birlikte yayına aldı. Albümün ilk bölümünün parça listesini ve video klibi aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/josh-homme-kanserle-mucadelesinde-muzikle-ayakta-kaliyor/", "text": "Queens of the Stone Age'in kurucusu Josh Homme, son bir yıldır kansere karşı verdiği savaşın detaylarını ve şu anki durumunu paylaştı. Queens of the Stone Age grubunun kurucusu, vokalisti ve gitaristi olan Josh Homme, kendisine 2022 yılında kanser teşhisi konulduğunu daha önce paylaşmıştı. Fazla detaya inmeden tedavi sürecinde başarılı bir ameliyat geçirdiğini ve hala iyileşme sürecinde olduğunu söyleyen Homme, Revolver'a verdiği bir röportajda pandemi, yakın arkadaşlarının vefatları ve eski eşi Brody Dalle ile can sıkıcı bir boşanma sürecini içeren son birkaç yılının zorluklarından bahsetti. Bu zorlukların yanı sıra Homme kanserle de mücadele ediyor. Sanatçı, son dönemdeki mücadelesinde bir şifa yolu olarak müziğe yöneldiğini de sözlerine ekliyor. Homme, Terapiye karşı değilim, gitmiyorum çünkü bunun yerine çalıyorum. Son birkaç yılda çok fazla terapi aldım ama günün sonunda nasıl ilerleyeceğimi biliyorum, din olarak benimsediğim müzik ile'' diyor. Son yıllarda yaşadığı zorlukların üstesinden nasıl geldiyse kanserin de üstesinden öyle geleceğini ve kendisini öldürmeyen şeyin güçlendireceğini düşünüyor Homme. Homme, duygularını Queens of the Stone Age'in 16 Haziran Cuma günü çıkacak olan yeni albümü In Times New Roman'a aktardı. Albümü ve sanatçının duygularını müzik eşliğinde dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. O zamana kadar çıkardıkları son iki şarkıyla sizleri baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/journersin-yeni-parcasi-yok-mu-yayinda/", "text": "2003 yılında Metin Akdülger, Burak Yeşildurak ve Mehmet Can Erdek tarafından lise grubu olarak kurulan Journers'ın yeni şarkısı Yok Mu? yayınlandı. Oyuncu Metin Akdülger ve eski arkadaşları Burak Yeşildurak ve Mehmet Can Erdek'ten oluşan Journers, 2019 yılında yayınladığı Döngüm parçasıyla başladığı tekli serisine kaldığı yerden devam ediyor. Journers, düzenli olarak yayınladığı teklierinin altıncısı Yok Mu?'yu dijital platformlarda 28 Eylül itibarıyla paylaştı.. Son olarak geçtiğimiz haziran ayında Sonsuzluk Neymiş Dostlar adlı parçalarını yayınlayan Journers'ın yeni parçası Yok Mu?'yu hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz. Müziklerinin oluşmasında etkinli olan grupları, nasıl bir araya geldiklerini ve daha birçok şeyi samimi bir biçimde anlattıkları, YouTube'daki Ev Sohbetleri serimizin sekizinci konuğu olan Journers'un konuk olduğu bölüme aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/journerstan-burak-yesildurak-solo-olarak-ilk-teklisini-yayinladi/", "text": "İlk olarak Journers grubuyla tanıdığımız Burak Yeşildurak, solo projesiyle ilk teklisi Karşı Kıyı'yı 25 Aralık'ta yayınladı. Burak Yeşildurak, 2020'nin sonunu yeni bir parça yayınlayarak keyifli bir şekilde getirmemize vesile olan müzisyenlerden. İlk olarak Journers grubundan tanıdığımız Yeşildurak, 25 Aralık'ta solo olarak ilk teklisi Karşı Kıyı'yı yayınladı. Deneysel çalışmayı seven ve oluşturduğu ezgileri etnik geçişlerle süslemekten keyif alan müzisyenin içindeki yolculuğu anlattığı Karşı Kıyı teklisi, müzisyenin belirttiğine göre folk yönü baskın olan bir şarkı. Şarkılarının bestelerinden tutun tüm kayıtlarını, mix-mastering aşamalarını ve kapak tasarımını kendi yatak odası stüdyosunda yapan Burak Yeşildurak'ın yeni teklisi Karşı Kıyı'ya ve arkadaşı Ozan Günay'ın yeşilliklerin arasında keşfe çıkıp ara ara dans ettiğine tanıklık ettiğimiz video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/journerstan-kumpir-tadinda-yeni-tekli-mumya/", "text": "Journers, kapanma sürecinde kumpir tadında Mumya isimli yeni bir tekli yayınlayarak keyfimizi yerine getiriyor. Kendini sıkışmış ve değersiz hisseden bir karakterin, özgürlük arayışını ve özlemlerini hayal etmesini anlatmakta olan Journers'ın yeni teklisi Mumya, kapanma sürecinde bir hafta sonu grup üyelerinden Burak Yeşildurak'ın besteyi yapıp Metin Akdülger'e atması, Metin Akdülger'in de bas ve vokallerini kaydetmesiyle ortaya çıkmış. Parçaya göre, mumyalar aslında değersiz bez ve toz parçaları. Fakat herkes onları arayıp bulmaya çalıştığı için bu durum mumyaları olduğundan değerli kılıyor. Bunun sebebi olarak da parçanın pandemi döneminde hazırlanmış olmasını gösterebiliriz. Zira bu sürecin olumsuzluğuna rağmen kişinin kendini keşfetmesi ve farkındalık duygusunun artırılmasının önemi üzerinde durulmuş. Belirtilene göre yeni şarkı, grubun arkadaşı Efe Türkoğlu'nun değimiyle kumpir gibi. Dans ritminde fakat içinde blues, arabesk bir tavır ve psytrance öğeleri barındırmakta. Journers'ın yeni teklisi Mumya'ya ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/joy-division-tarihini-anlatan-yeni-bir-kitap-geliyor/", "text": "Eski NME yazarı Jon Savage, post-punk denince akla ilk gelen isimlerden olan Joy Division hakkında 30 yılı aşkın bir dönemi kapsayan bir kitap yayımlamaya hazırlanıyor. This Searing Light, the Sun and Everything Else: Joy Division The Oral History ismini taşıyacak olan kitap, grubun geçmişinde yer alan önemli isimlerle, 30 yılı aşkın bir sürede yapılmış olan röportajlardan oluşan bir koleksiyon şeklinde olacak. Joy Division üyeleri Bernard Sumner, Peter Hook ve Stephen Morris'in haricinde Ian Curtis'in eşi Deborah Curtis, grubun grafik tasarımcısı Peter Saville kitaba katkıda bulunan isimler arasında yer alıyor. Joy Division kitabının 7 Mart 2019'da İngiltere'de, 23 Nisan 2019 tarihinde ise ABD'de yayımlanacağını da belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/joy-divisionin-vokalisti-ian-curtisin-mezar-tasi-ikinci-kez-calindi/", "text": "Joy Division grubunun unutulmaz solisti Ian Curtis'ın mezar taşı geçtiğimiz hafta sonu bir kez daha çalındı. İlk olarak 2008 yılında tahrip edilen Ian Curtis'in İngiltere'nin Macclesfield şehrinde bulunan mezarının tekrar taşının tekrar çalındığı duyuruldu. Üzerinde Ian Curtis'in ölüm tarihiyle birlikte, grubun unutulmaz parçası Love Will Tear Us Apartın sözlerinin yazılı olduğu mezar taşının ikinci kez ortadan kaybolduğu grubun resmi olmayan, Twitter fan sayfasında paylaşıldı. Son yıllarında yaşadığı epilepsi nöbetleri ve depresyondan kurtalamayan Curtis, 18 Mayıs 1980 tarihinde kendi yaşamına 23 yaşındayken son vermişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/julia-stone-ve-matt-berninger-is-birliginden-yeni-bir-tekli-geliyor/", "text": "Avustralyalı müzisyen Julia Stone, The National'ın frontman'i Matt Berninger ile birlikte yeni bir tekli yayınlayacağını açıkladı. Julia Stone, geçtiğimiz gün sosyal medya hesapları aracılığıyla The National grubunun esas elemanı Matt Berninger ile beraber We All Have isimli bir yeni teki yayınlayacağını açıkladı. Cuma günü (29 Ocak) çıkacak olan tekli, St. Vincent ve Doveman adıyla tanınan Thomas Bartlett prodüktörlüğünde hazırlanmış. 29 Ocak'ta yayınlanacak olan We All Have teklisine aynı zamanda Gabriel Gasparinatos tarafından yönetilen bir video klip eşlik edecek. Klibin çekimleri Tazmanya'nın Southport bölgesinde yapılmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/julia-stoneun-yeni-teklisi-dance-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Sydney çıkışlı folk rock ve indie pop ikilisi Angus & Julia Stone'dan tanıdığımız Julia Stone, yeni solo albümünü yayınlayacağını açıkladı. En son 2012'de solo albümü By the Horns'u çıkaran Julia Stone'un yeni albümü Sixty Summers, 19 Şubat 2021'de BMG aracılığıyla yayınlanacak. Amerikalı müzisyen St. Vincent ve Doveman adıyla tanınan piyanist Thomas Bartlett'ın prodüktör koltuğunda oturduğu proje, aynı zamanda The National'ın frontman'i Matt Berninger ve Bryce Dessner gibi konuklara da yer verecek. Geçtiğimiz yaz tekli olarak yayınlanan Break ve Unreal parçalarını da içerecek olan 13 parçalık albümden Dance adlı yeni parçası da 29 Ekim tarihinde klibi ile birlikte yayınlandı. Dancein video klibinde Amerikalı aktör Danny Glover ve aktris Susan Sarandon'ı izliyoruz. Klibin yönetmen koltuğunda ise Jessie Hill bulunuyor. Çıkacak albümden yeni tekli Dancee ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/juliancasablancas/", "text": "İlk olarak The Strokes frontmani olarak tanıdğımız Julian Casablancas'ın hayatımızda kapladığı yer her geçen gün daha da artıyor. Julian Casablancas, 2009 yılında yayınladığı debut solo albümü Phrazes for the Young sonrasında paylaşacağı ikinci solo albümü Tyranny'yi ise The Voidz ismindeki yeni grubuyla beraber kaydetti ve 23 Eylül 2014 tarihinde de servis edeceğini açıkladı. Geçtiğimiz günlerde albümden ilk single olan 11 dakikalık parça Human Sadness'ı paylaşan grup, albümlerini ise klasik yöntemlerin haricinde gayet farklı bir yöntemle de paylaşmaya hazırlanıyor. Aşağıda da görüldüğü üzere albümü, içerisinde bir USB bellek barındıran çakmak şeklinde de paylaşacağını duyurdu. Artık Alırım bi dal dediğimiz sigaralar Casablancas Çakmakları'yla yanacak!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/just-kids-çocuklara-yardım-için-buluşuyoruz-13-şubat-kontra-record-store/", "text": "13 Şubat Cumartesi günü savaş mağduru, yardıma muhtaç, sağlık sorunları olan çocuklar için Kontra Record Store'da bir etkinlik düzenlenecek. Yaş aralığı gözetmeksizin çocuklar için açılan yardım kutusuna, etkinlik gününe kadar oyuncak, battaniye, giysi, ayakkabı, boya kalemi, defter yani özetle bir çocuğu mutlu edecek her şeyi Kontra Record Store'a getirip bırakabilirsiniz. Toplanan tüm yardımlar Hayata Destek Derneği ve Çocuklar Giysin Diye organizasyonu aracılığıyla çocuklara ulaştırılacak. Etkinliğe katılım sağlayacak hiçbir bireyin ve kuruluşun siyasi ve ideolojik bağlılığı bulunmamakta. Bu konudaki hassasiyetin organizasyon planlama süresince dikkatle incelendiğini belirtelim. - 15:00 Yarımada - 15:45 Nuux - 16:30 Barış Demirel - 17:15 Skysketch - 18:00 Agency - 18:45 In Hoodies - 19:30 Umut Adan 2014'te iki müzisyen arkadaşımla birlikte kimsesiz çocuklar için düzenlenen bir etkinlikte yine çalmıştım. O gün orada çocukları eğlendirmek, mutlu edebilmek için çaldığımızda duygularımız karmakarışık olmuştu. O gün yaşadıklarımı kendi blogumda not almıştım. Bu etkinlikte her ne olup bitecekse bir yerlerde bir çocuk gülümseyecek. Bu yazıyı okuyan güzel insan, sevgi ve paylaşmak çok harika şeyler. Tüm güzelliğinizle etkinliğe desteğinizi bekliyoruz. Etkinlik ücretsiz olup, etkinliğe ilişkin tüm detayları aşağıdaki linklerden takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/k-i-t-a-p-c-inin-son-konugu-cava-grandenin-performansi-gorulmeye-deger/", "text": "Yeniköy Kitapçısı'nda çekilen haftalık müzik performans programı K İ T A P Ç I'nın son konuğu Tan Tunçağ'ın kendi tasarladığı bilgisayar oyunlarıyla paralel ilerleyen melankolik ambient electronica projesi Cava Grande oldu. Yönetmenliğini Levent Sevi'nin, yapımcılığını ise Ahmet L. Şişman, Feryin Kaya ve Canberk Ünsal'ın üstlendiği K İ T A P Ç I programı geçen mart ayında yayın hayatına başladığından bu yana Can Kazaz, Ağaçkakan, Melike Şahin, Nilipek., Lara Di Lara ve Selin Sümbültepe'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçıyı ağırladı. Serinin son videosunda Cava Grande'ye trompette Serkan Emre Çiftçi eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/k-i-t-a-p-c-inin-yeni-konugu-taner-ongur/", "text": "Yeniköy Kitapçısı'nda çekilen haftalık müzik performans programı K İ T A P Ç I'nın son konuğu Moğollar'ın efsanevi bas gitaristi olarak tanıdığımız, son senelerdeki solo çalışmalarını ise ilgiyle takip ettiğimiz Taner Öngür oldu. Yönetmenliğini Levent Sevi'nin, yapımcılığını ise Ahmet L. Şişman, Feryin Kaya ve Canberk Ünsal'ın üstlendiği K İ T A P Ç I programı yaklaşık bir sene önce yayın hayatına başladığından bu yana Özgür Yılmaz, Can Kazaz, Ağaçkakan, Kamufle, Özgün Semerci, Melike Şahin, Nilipek. ve Lara Di Lara'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçıyı ağırladı. Serinin son videosunda Taner Öngür'ün Elektrik Gramofon (2017) albümünde yer alan Zehra parçasının akustik performansı yer alıyor. Taner Öngür'e gitarda Haluk Önol'un eşlik ettiği bu performanstan başka parçaların da yayınlanmasını dört gözle bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadikoy-ve-moda-dolaylarinda-gece-gezmesine-cikiyoruz/", "text": "İstanbul Caz Festivali'nin festival kapsamında alternatif seslere alan açan etkinliği Gece Gezmesi 4 Temmuz Perşembe akşamı Kadıköy ve Moda dolaylarında sekiz ayrı mekanda! Bu yıl All Saints Moda Kilisesi, Bant Mag. Havuz / BİNA, Kadıköy Sahne, Kadıköy Sineması, KargART, Mecra, Moda Kayıkhane ve Moda Sahnesi olmak üzere sekiz ayrı mekanı mesken tutan Gece Gezmesi, önceki senelerden hızlı temposuna antrenmanlı olduğumuz konser izleme maratonu için 4 Temmuz'u seçmiş. Bize de tarihi öğrenir öğrenmez takvimimize işleyip o günü aylar önceden rezerve etmek düştü. Gece Gezmesi'ne dahil olan mekanların sahneleri Gaye Su Akyol, Ah! Kosmos, Cava Grande, ELZ AND THE CULT, Hedonutopia, Eda And Augmented Life ve The Kites'ın yanı sıra CanOzan ve konukları, The Ringo Jets, Melis Danişmend, Gülin, Lalalar, TSU!, Nusaibin, Ekin Fil, Volkan İncüvez Kün, Süha Rami, Flux Duo, Şallıel Bros gibi bağımsız sahnenin farklı türlerdeki seslerine ve İsrail'den Liraz'a ev sahipliği yapacak. All Saints Moda Kilisesi hariç diğer tüm Gece Gezmesi mekanlarına tek bir biletle girebileceğiniz etkinliğin ayrıntılı programını incelemek ve bilet satın almak için İstanbul Caz Festivali'nin resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadikoyun-yeni-eglence-merkezi-festival-park/", "text": "Kadıköy'ün yeni açık hava etkinlik alanı Festlval Park açıldı! İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ tarafından hayata geçirilen Kadıköy'ün merkezinde konumlanan Festival Park, yaz boyunca çeşitli kültür-sanat etkinliklerinin yanı sıra yeme-içme alanları ve tasarım dükkanlarını katılımcılarla buluşturacak. 8.500 m2 alanı ve 10.000 kişi kapasitesi ile konserlere, festivallere ev sahipliği yapacak Festival Park, başta Kadıköylüler olmak üzere tüm İstanbullulara yaz boyunca birçok farklı etkinlikle güzel deneyimler yaşatmayı ve yeni bir kültür-sanat yaşam alanı olmayı amaçlıyor. 6 Haziran tarihinde Gaye Su Akyol ve Anatolian Sessions konserleriyle açılışı yapılan alanda 7 Haziran Salı günü ise Yasak Helva ve BaBa Zula sahnedeydi. Festival Park, 8 Haziran Çarşamba ise Soft Analog ve Papooz konserlerine ev sahipliği yapacak. Festival Park Kadıköy'ün açılış konserlerine katılmak için ücretsiz olarak Radar İstanbul mobil uygulaması indirerek ücretsiz olarak etkinliklere kayıt olabilirsiniz. Radar İstanbul uygulamasını ise buradan indirebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadinlar-ve-şarkilar-90lı-yıllarda-ortaya-çıkan-rock-prensesleri-3-bölüm/", "text": "1980'li yılların sonundan itibaren rock müzik camiasında oldukça önemli bir yeri olan Şebnem Ferah öncelikle üyelerini sadece kadınların oluşturduğu Volvox grubunda yer almış ve genel olarak erkeklerin sesinin duyulduğu bir müzik türünde ezberi bozmuştur. Volvox'la yapılan röportajlara bakıldığında grubun çalışmalarını yürüttüğü 1988-1994 yılları arasında sorulan soruların kız grubu olmaları temelinde yürüdüğü görülür. Aralarında Özlem Tekin, Buket Doran gibi isimlerin de bulunduğu grup üyeleri öncelikle Bu iş erkek işidir. diyen bir güruhla karşılaştıklarını, küçümser tavırlar gördüklerini, sonrasında grubun yaptığı müziğin sertliği anlaşıldığında saygı görmeye başladıklarını anlatırlar. Yapılan röportajlardan biri sırasında Kız grubu diye bir şey yoktur. Rock grubu vardır. Önemli olan o müziği yapanların cinsiyeti değil, nasıl yaptıklarıdır. cevabını verdikleri an karşılık olarak sorulan soru Hıbır-Laneth-Tempo'nun ortaklaşa düzenledikleri Yılın Oscarları ödüllerindeki En Seksi Kadın kategorisinde Volvox'un dört elemanının ilk beşte olmasını nasıl değerlendirdikleri olur. Elbette ki tüm bu sorulara makyaj ve dekolteyle ilgili ne düşündükleri sorusu da eklenir. Volvox, ilk zamanlar konserlere özellikle makyajsız ve erkek görünümlü çıktıklarını belirtmiştir. Çünkü kötü müziklerini görünümle kapatıyorlar. türü lafların çıkartılmasını istememektedirler. Ferah, yine aynı albümde sevdiği adama aşkını ve geri dönme çağrısını Dur gitme/Bırak kadının olayım diyerek yapmaktadır. Rock müzik türünden bir başka isim Şebnem Ferah'ın Volvox grubunda birlikte çaldığı Özlem Tekin'dir. Fark edilmese de Özlem Tekin, Şebnem Ferah'a nazaran daha güçlü, daha bağımsız bir kadın imajı çizmektedir. Çok üzgünüm istemeden/Seni dün gece aldattım/Kim olduğu mühim değil/sana bağlanmaktan kaçtım diyerek dönemin kadın müzisyenlerinin söylemlerinden çok daha cesur bir noktada konumlandırmıştır kendisini. Bu cesur duruşa klibinde Yüreğimde öfken/Yüzümde gölgen/Gidiyorum dönmem, bahardan önce/Altımda deprem/Ardımda seller/Gidiyorum dönmem, bahardan önce sözleriyle sevdiği adamı öldürüp özgür ve huzurlu bir şekilde arabasıyla ormana gömmeye götürdüğü Bahar şarkısını da örnek verebiliriz. Görgülü bilgili olsun, zengin olsun diye/Hiç işim olmaz benim keyfim yerinde/Magazin malı güllü dallı motorlar gibi koca aramıyorum ki oğlum ben/Bu şarkılar niye/Aşk için aşk/Bende sapına kadar var, o ayrı/Ama bil, kesip atamam/Sen olmasan bile/Unutamam ben bu aşkı/Dağları deldim tek başıma/Çölleri aştım/Bir tek ben/Erleri yendim kız başıma/Sende yıkılmam. Kız başına erleri yenen Tekin, sapına kadar aşka sahip olduğunu söylerken kabahatin pek çoğunu da koca arayan motor hemcinslerinde buluyordu. 1990'ların sonunda adını duyuran Aylin Aslım ise 2000'lerin başında daha aktivist bir tavır sergilemeye başlamış, sadece kadınlardan oluşan grubuyla sahne almaya başlamış, özellikle ikinci albümündeki Güldünya şarkısıyla kendisini gösteren feminist damarı sonraki albümlerinde de devam etmiştir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadinlar-ve-şarkilar-bir-proje-olarak-kadın-şarkıları-4-bölüm/", "text": "Aylin Aslım ve dönemin birçok kadın müzisyeni için kabaran feminist damar kadın cinayetlerine yönelik şarkılarla özellikle Güldünya'nın öldürülmesinden sonra fabrikadan çıkmış gibi gözle görünür olmuş, öncesinde Sezen Aksu'nun Ünzilesi dışında pek de örnek bulamadığımız bu tarz çalışmalar Kadın Şarkıları projeleriyle artmıştır. Ünzile'den sonra Kardelen Projesi'nde kendisini gösteren Sezen Aksu, daha sonrasında ilk defa Sabancı Vakfı'nın inanılmaz gösterişli gecesinde Sertab Erener tarafından seslendirilen Kız Leyla şarkısının da sözlerini yazmıştır. Güldünya Şarkıları albümü ise farkındalığı artırma ve samimiyeti açısından her ne kadar önemli bir konuma sahip olsa da gerek bir proje modasının parçası olması gerekse albüm fotoğraflarının toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretir olması sebebiyle eleştirilmesi gereken bir konumdadır. Güldünya cinayeti sonrasında yazılan bu şarkı farkındalık açısından önemli olduğu kadar, devletin sansür politikasına da muazzam bir örnek teşkil etmiş, Aylin Aslım'ın bu şarkısı halkı küçük düşürdüğü gerekçesiyle yasaklanmıştır. Kadın şarkıları ve devlet yasakları arasındaki ilişki elbette ki kendisini ilk olarak 2000'lerde göstermemiştir. Leman Sam'ın Anladım ki şarkısı, içinde geçen Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe/ sırf sana benziyor diye/ usulca sokulup/ 'Merhaba' dedim. sözleri nedeniyle TRT denetimi tarafından onay görmemiş, gerekçesi olarak ise Türk kadının tanımadığı hiçbir erkeğe selam vermeyeceği, şarkının Türk kadının ahlakını bozduğu gösterilmiştir. Ayla Algan'ın Fikret Şeneş imzalı Bak Şu Adama Aşık Oldu şarkısı da evli bir erkeğe aşık genç bir kadının hikayesini anlattığı için TRT'den onay görmemiştir. - Bölüm: Hür Doğdum, Hür Yaşarım - Bölüm: Erkekler ve Zamane Kızları - Bölüm: 90'lı Yıllarda Ortaya Çıkan Rock Prensesleri"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadinlar-ve-şarkilar-erkekler-ve-zamane-kızları-2-bölüm/", "text": "Ajda Pekkan'ın 1975 tarihli plağındaki şarkılar, İlham Gencer'in 1965 tarihli Zamane Kızları isimli şarkısında korkarak ve şaşkınlıkla anlattığı kadının dile gelişidir aslında. Hürriyeti seçen, kimseden korkusu olmayan kadını süsünden püsünden dolayı çita maymununa benzetip mutfak işlerini bilmediği için yermek daha sonrasında Gencer'i ürkütmüş olacak ki eserini şaka yaptığını söyleyerek bitirmektedir. Adı Delikanlı Sevdası olan bu şarkı Almış kaçırmışlar seni/Çökertmişler ıssıza sözleriyle hikayesini anlattığı kadını için At bizim avrat bizim/Silah bizim şan bizim/Namus belasına gardaş/Yatarız zindan bizim diyen Cem Karaca'nın tacizkar haliyle adeta erkek dünyasının fon müziği gibidir. Lakin bu tavır tabii ki sadece Cem Karaca'ya özgü değildir. Bu şarkının ortaya çıkış tarihi olan 1980'den bir süre önce yükselişe geçen İbrahim Tatlıses de İndim derelerine/Bilmem nerelerine/Kaytan bıyıklarımı/Sürsem nerelerine diyerek taciz eden şarkılara muazzam bir örnek vermiştir. Erkeklerin kadınlar için yazdıkları şarkılardan enteresan bir örnek Ali Rıza Binboğa'nın seslendirdiği En Büyük Feminist Benim şarkısı olacaktır. Kendisini feminist sanan kadın arkadaşıyla buluşmaya giden sevgilisine seslenen Binboğa En büyük feminist benim, başka büyük yok!/Kim ki yanlış anlar feminizmi ona da geçit yok yok yok!/O kendini feminist sanan zavallı kadın/20 kocadan ayrı, 50 sevgiliden terk/Ben ki seninim diye kıskanıyor anla artık diyerek feminizmden de en iyi erkeklerin anlayacağını söylemiştir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadıkoyün-tarihi-rexx-sinemasi-kapandi/", "text": "Kadıköy'ün tarihi ve önemli kültür sanat mekanlarından olan Rexx Sineması'ndan kötü haber geldi. 1920'lerde Apollon Tiyatrosu, 1930'larda Hale Sineması ismiyle işletilen salon, 1961 yılında yıkılarak 1962 yılında Reks adıyla yeniden hizmet vermeye başladı. Kadıköy'ün en gözde kültür sanat mekanlarından biri olarak gösterimlerine devam eden salon, 2000'li yılların başında Rexx ismini alarak faaliyetini sürdürmeye devam etti. Bu sabah hızlıca yayılan haberlere göre, Corona virüs salgını nedeniyle ülke çapındaki tüm sinemalar İçişleri Bakanlığı'nın talimatı üzerine faaliyetlerini durduran Rexx sinemasının tahliye işlemlerinine başlandı ve faaliyetlerine tamamen son verdi. Bir diğer taraftan, Beyoğlu'nda bulunan tarihi Atlas Sineması'nın da kapanacağı da konuşulan haberler arasında. İki köklü sinemamız için de oldukça üzgünüz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kadıköy-plak-günleri-için-geri-sayım-başladı/", "text": "'PlaKadıköy', 24-25 Eylül'de Moda'da başlıyor. Üstelik bir ilk. Müziğin pure hafızasının kilometre taşı olan plak kültürünün nabzı, iki gün boyunca Moda'da plağa gönül vermiş pek çok müzisyen, yazar, müzik düşünürü, etkinlikler ve konserler ile atacak. Plak satışının yapılacağı stantlar, değiş tokuş stantları, söyleşi ve plak okuma etkinlikleri, plak Dj seçki yayınları, konserler ve daha fazlası. Özellikle Velvet Indieground demişken, kendileri Indie temalı plak satışları yapmakta ve kendilerini farklı bir plak dükkanı olarak tanımlamaktalar. Arşivine buradan ulaşabilirsiniz. Bon Iverler, Arcy Marshalllar, Warpaintler neler neler... Kendileri de PlaKadıköy 'de olacaklar. Kaçırmayın derim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kafaless-ve-elektro-hafizdan-muzikli-resim-albumu-geliyor/", "text": "İllüstratör Kafaless ve müzisyen Elektro Hafız'dan yeni müzikli resim albümü geliyor. Albümden üç parça şu an yayında! Elektro Hafız ve Kafaless beş parçadan oluşacak müzikli resim albümlerinden ilk üçünü Instagram'da yayına aldı. İlk olarak kasım sonunda 40lar50 adlı parçayı yayınlayan ikili, sonrasında 9/8-Nezli ve geçtiğimiz gün ise Anzünder ismiyle üçüncü parçalarını yayına aldılar. Pandeminin ilk zamanlarında kurgulanmaya başlayan bu seride Kafaless ve Elektro Hafız'dan 5 farklı hikaye seyrediyor olacağız. Bu hikayelerde kendilerine has üsluplarıyla müziği ve animasyonu bir araya getiren sanatçılar; Yeminnen Usandım diyerek, hali hazırda normal olmayan eski normal ve alışmaya çalıştığımız yeni normal dünyaya esprili bir serzenişte bulunuyorlar. Şu ana kadar yayınlanmış üç parçaya ve animasyon çizimlerine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kaiser-chiefsten-yeni-video-hole-in-my-soul/", "text": "İngiliz Indie Rock beşlisi Kaiser Chiefs'ten yeni video geldi! Kaiser Chiefs geçtiğimiz aylarda videosunu yayınladığı Parachute isimli single sonrasında, 7 Ekim tarihinde çıkartacağını açıkladığı yeni albümü Stay Together'dan 2. video klibini Hole In My Soul adlı parçaya çekti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kalp-hanim-yeni-bir-kalben-mujdeliyor/", "text": "Hani bazen yolda yürürken veya dışarıda ufak bir iş hallederken bir anda, sokağın köşesinde kendisinden yıllardır haber almadığınız bir arkadaşınız beliriverir. Birbirinize yaklaşırken eski arkadaşınızın yenilenmiş benliğiyle, sizin şimdiki halinizin nasıl anlaşacağını bilemez, ufak bir ürkeklik yaşarsınız. Kalben'in yeni albümünü o ürkeklikle açtım. Karşınızdaki hep o çok sevdiğiniz, ama hayat işte, irtibatta kalamadığınız, eski ama yeni arkadaşınıza sarıldığınızda, ilk merhabada buzlar eridiğinde içinize su serpilir ya, işte Kalp Hanım'ın öyle bir etkisi oldu bende. Kalp Hanım yeni bir Kalben müjdeliyor, ama bildiğimiz, eski zamanlardan hatırladığımız Kalben'den çok uzak olmayan bir Kalben bu. 2015 senesinde Sofar ve Soundcloud'dan tanıdığımız Kalben, 2016'da herkesin çokça dinleyip çabucak tükettiği bir albümle müzik piyasasını temelinden sarsmıştı. Şarkıları, sözlerinin alışılagelmedik temaları sadık dinleyicilerine tanıdıktı, ama kalbini açtığı yorumu albümde biraz geriye çekilmiş, sanki azıcık törpülenmişti. 2017'deki Sonsuza Kadar albümü Kalben'in şarkılarındaki enstrüman çeşitliliğini artırmış, şarkı sözleri de o güzel sıra dışılıklarından ödün vermeden ayaklarını iyice yere basmıştı. Ama Sonsuza Kadar genel olarak kulağa, özellikle yorum açısından, hala 2016'daki albümün devamı gibi geliyordu. Kalben 2019'da bunu yavaş yavaş değiştirmeye başladı ve hem müzikal altyapı anlamında hem de yorumculuğunda yeni şeyler denedi. BKE ve Hayrettin Taşkaya ile yaptığı Günaydın müzikal olarak Kalben'in sesine yeni bir zemin denemesi yaparken, Nükhet Duru ile söylediği Bir Nefes Gibi de kendini tutmazsa yorumunun alacağı duygusal derinliği dünya aleme gösterdi. Kalp Hanım şarkısını ilk dinlediğimiz Aşk Çeşmesi EP'sinde ise farklı ritim ve müzikal yaklaşımları aynı eser altında bütünlükle birleştirmenin denemelerini yaptı. Sanıyorum ki bu iki senelik müzikal yolculuk sayesinde Kalben, Kalp Hanım albümünün, üzerine kafa yorulmuş sound'unu ve cerrah titizliğiyle yazılmış sözlerini deneysel bir çatı altında birleştirdi. Albümün beni düşündüren tek yeri çeşitliliğin biraz fazla kaçmış olma ihtimali. Bunu örneklerle açmakta fayda var. Yankılar albümün uvertürü; bizi albümde ne bekliyor, bunun müjdesini veriyor adeta. Mesela başlangıçta sakin sakin tınlayan gitarın üzerine büyük bir sürprizle gelen klasik kemençe, Genco Ari'nin albümdeki tüm düzenlemelerinde dikkati çeken bir kontrastın habercisi. Aynı kontrast Avrupa Var, Amerika Var'daki elektronik altyapının üzerine serpilen saksafon müdahalelerinde de hissediliyor. Ama esas şaşkınlık Leyla'nın İzleri ve Kasımpatılar ikilisinde yaşanıyor. Başta eski arkadaşın yeni benliği derken tam olarak bu ikiliden bahsediyordum aslında. Albümün ağırlık merkezini oluşturan bu iki şarkı işte o Sofar'dan ve Soundcloud'dan tanıdığımız Kalben'in şarkıları. Ama iki şarkı da Kalben için deneysel olan müzikal müdahaleler ve Kalben'in duygusal yoğunluğa sahip yorumu sayesinde yepyeni, dinleyince yerinde duramadığınız şarkılar olmuş. Her albüm çokça dinlensin diye yapılır; kimi albümler yolda giderken tekrar tekrar dinlenir, kimileri hayat akıp giderken, sindire sindire. Kalp Hanım, Leyla'nın İzleri ve Kasımpatılar sayesinde yeni bir eve taşınırken, yeni bir işe başlarken dinlenecek bir albüm haline gelmiş. Serpilen, kabuk değiştiren bir hayatın şarkıları bunlar. Bu ağırlık merkezinden sonra albümün sürprizleri devam ediyor ve Kalben'in saçlardan, kaçık çoraplardan veya bağır çağır ağlayan üst komşunun kızlarından bahsetmeyi ana akıma kabul ettiren şarkı sözü yazarlığı Seni Özlerim'le yeni bir boyut alıyor. Şarkının sonundaki kısım ise en azından bir konuda düşünce dünyamızda devrim yaratabilecek güçte. Ada = Vapur ve Sait Faik önermesini Seni Özlerim'den sonra sonsuza dek geçmişte bırakabileceğiz, bu nedenle tüm ülke olarak Kalben'e bir teşekkür borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Albümün tek aksayan yanı, Seni Özlerim'le yükselmişken devamında gelen üç şarkının bizi neredeyse bambaşka bir düzleme savurması. Sadece piyano eşliğinde söylediği Gezegen'den sonra başka bir albüme ait gibi duran Son Adalar geliyor. Çiçekçi'de Kalben'e Umut Çetin eşlik etmiş, ama albümün ilk yarısındaki enerjiyi sona taşımakta bu şarkı da ne yazık ki yetersiz kalmış. Kalp Hanım albüm olarak yeni bir Kalben önerirken, Kalben bize Kalp Hanım şarkısının yeni, akustik bir halini önermiş. Geçen yaz dinleyiciyle buluşan EP'de en çok öne çıkan şarkı olan Kalp Hanım'ın akustik versiyonuna Kalben yeni sözler de eklemiş. Albümü bitirdiği noktada dinleyicilerine, konserlerinde yaptığı gibi, 'Kalp Hanımlara, Kalp Beylere, kendini hanım ya da bey olarak tanımlamak istemeyenlere, hepimize, kalbimle' diye sesleniyor. Toplumsal cinsiyeti kadın-erkek ikileminde deneyimlemeyen non-binary bireylerin görünürlüğüne Kalben'in ana akım müzik semalarında açtığı bu alan kayda değer. Kalben bu albümü ilk iki albümüne kıyasla daha özgürce söylemiş, hislerini sesine daha görünür, duyulur şekilde katmış. Müziğinin yeni alt yapılarıyla bize çeşnili, üzerine düşünülecek bir hediye vermiş. Kalp Hanım, günahlarıyla sevaplarıyla uzun vadede Kalben'in kariyerinin dönüm noktası olarak anılacak. Ben yeniliklerde dinlenilmesi gerektiğine inansam da şu ara dünyanın durumu malum. O nedenle bir süre evlerde, yolda karşılaştığımız arkadaşımızın hediye ettiği kasımpatları masada duruyormuş gibi dinleyeceğiz artık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamufle-19t-albumunde-son-duraga-yanasti/", "text": "Kamufle'nin dört parçaya böldüğü, ilk bölümü 28 Şubat tarihinde yayınlanan yeni albümü 19T'nin son bölümü de yayınlandı. Yeni albümünü, 3'er parçadan 4 bölüme bölen Kamufle, albümün son kısmını da yayına alıp tüm parçaları 19T çatısı altında topladı. Basemode Records etiketiyle yayınlanan 19T albümünün son bölümünde Kamufle & Can Kazaz & Barış Demirel iş birliğinin olduğu Gecenin Körü parçasının yanı sıra Yardım Lazım ve Tam Sevinecekken isimli iki solo şarkısını da dinleyiciyle buluşturdu. Parçaların altyapıları diğer bölümlerde olduğu gibi Da Poet tarafında nyapılırken albümün mix ve mastering işlemlerinde ise Buğra Kunt imzası yer alıyor. Albümün son bölümünün çıkış parçası olan Gecenin Körü ise Can Özen yönetmenliğinde hazırlanan video klibiyle birlikte dinleyiciye servis edildi. 19T albümün tamamı ve yeni video klip hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamufle-19t-albumunun-ucuncu-duraginda/", "text": "Kamufle'nin yeni 19T albümünün üç parçadan oluşan üçüncü bölümü Basemode Records etiketiyle yayınlandı. Yeni albümü 19T'nin ilk bölümünü şubat sonunda yayınlayan Kamufle, 24 Nisan itibarıyla dört parçadan oluşan albümünün üçüncü bölümünü yayına aldı. Albümün bu bölümde, daha önce konserlerde canlı olarak Kamufle'den duyduğumuz Kış Kış şarkısı ile birlikte, yakın zamanda kaybettiğimiz Vio Sensei anısına Türkçe Rap sahnesininin genç yeteneklerinden Ahiyan ile birlikte hazırladıkları Gül Dikenleri ve Kader Dahi Bilmez adlı parçalar yer alıyor. Albümün üçüncü bölümünün altyapılarında ise her zaman olduğu gibi Da Poet imzası bulunurken, mix ve mastering işlemleri Buğra Kunt tarafından yapıldı. Kış Kış şarkısının konser ve stüdyo görüntülerinden oluşan ve Oğuzhan Üstün tarafından kurgulanan videosuyla birlikte 19T Part 3 ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamufle-iletişime-geçmeye-ihtiyacımız-var/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşecek interaktif müzik etkinliklerinin ilki Yok Öyle Kararlı Şeyler ile Resimli Dinleti + Kamufle DJ Set olacak. 7 Kasım akşamı YÖKŞ'ten Erdem Topsakal ile Çağrı Özer'in akustik bir performans sergileyeceği konserin hemen ardından lounge alanında katılımcıları bir de sürpriz bekliyor! Yerli rap sahnesinin yükselen isimlerinden Kamufle bu akşama özel olarak groove'dan mahrum bırakmayacak seçkisiyle kabinde olacak. Gerek solo çalışmaları gerekse Kamufle Moral Band ile olan çalışmalarıyla Bir Baba Indie'nin bir süredir radarına aldığı Kamufle'nin dj setleriyle de tanışmanızı istiyoruz. Etkinlik öncesinde Kamufle sorularımızı yanıtladı. Albüm davalarına yüklendim, yeni işlerin peşindeyim bu aralar. Red ile zaten 2010 yılında Gravür isimli bi ortak albüm yapmıştık; hem Red hem de Ezhel ile 10 yıla dayanan arkadaşlığım var. Bu aralar Ezhel'in İstanbul ayağındaki konserlerine dahil oluyorum. Çorbada benim de tuzumun olması çok mutluluk verici ve onun bu başarısına şahit olmak güzel bir duygu. Yakın zamanda bir single çıkartma durumum var, şimdilik ona kanalize oldum. İşler kallavi gidiyor, her şey yolunda çok şükür. Arada kendi bireysel konserlerim, freelance işlerim, çamaşır bulaşık derken akıyor zaman. Geçen yaz İstanbul Caz Festivali kapsamında Gece Gezmesi sahnesinde yer aldık, bir de Rain Lab & Kamufle Moral Band olarak Babylon Bomonti'de Midnight Sessions kapsamında bir konserimiz oldu. Bir süredir başka konser vermedik fakat 9 Aralık Cumartesi günü Kadıköy Kargada Kamufle Moral Band konseri var, bizim için güzel bir geri dönüş olacak. Bugüne kadar mahallede hiç Kamufle Moral Band konseri yapmadık. Güzel olacak güzel. Sağlam bir arşivci olduğumu düşünüyorum ve yıllardan beri yığınla albüm, yığınla şarkı dinledim. Hem sample kullanmak amaçlı hem de müzik kültürümü geliştirmek için. Arkadaşlar sen neden şunları bi yerlerde çalmıyorsun? deyip duruyordu ama çok çetrefil bir şey dj olmak. Ben hala yaptığımın dj'lik olduğunu savunmuyorum. Kendi editlerimi ve 70's 80's 90's arasında sürüklenen Funk & Soul & Hip Hop sound'lu işleri çalıyorum. Bazen ipin ucu kaçıyor. Keyifli mevzu, insanlar da sevmeye başladı. Funk & soul ve jazz sound'lu çoğu insanın kulağına pek çarpmamış 90'lı yıllara uzanan hip-hop şarkılar çalacağım, umarım insanların kulağına şifa olur. O günü heyecanla bekliyorum. Farklı bakış açılarına sahip insanlarla iletişime geçmeye çok ihtiyacımız var şu zamanlarda. 7 Kasım Yok Öyle Kararlı Şeyler ile Resimli Dinleti + Kamufle DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamufle-ve-lara-di-laradan-duygularimiza-tercuman-denge-ep-yayinda/", "text": "Yerli rap sahnesinin sevilen isimlerinden Kamufle ve Dilara Sakpınar'ın solo projesi Lara Di Lara, beş parçalık Denge EP'sini yayına aldı. Kamufle ve Lara Di Lara, 4 Haziran tarihinde uzun süredir merakla ve heyecanla merak ettiğimiz beş parçadan oluşan yeni EP'si Denge'yi Dikkat Records etiketiyle yayına aldı. EP'nin son parçası olan Yapma Be Kardeşim'de konuk sanatçı olarak da trompette Barış Demirel'i dinliyoruz. EP ile ilgili etkileyici noktalardan biri Gidesim Var parçasından Başımı alıp gidesim var bu şehirden kimseye hissettirmeden gibi sözlerinin kimimizin bu yaşadığımız pandemi sürecindeki hislerine tercüman niteliğinde olması. Bir yandan da Hissizleşmiş parçasına çekilen video klibin Samsun Galaxy S21 Ultra ile Silivri'de bir kum ocağında çekilmiş olması da bi hayli dikkat çekici. Klibin yönetmen koltuğunda Melih Kun, kısaçaların kapak fotoğrafında ise Oğuzhan Üstün imzası bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamufle-yeni-video-sikici-ve-monoton/", "text": "Kamufle'nin 12 parçadan oluşan son albümü 19T'den Sıkıcı ve Monoton parçasına yeni bir video klip geldi. Kamufle, şubat ayında başlayıp dört parçada yayınladığı yeni albümü 19T hikayesine yeni videosuyla birlikte devam ediyor. Basemode Records etiketiyle yayınlanan albümün ilk bölümünde paylaşılan Sıkıcı ve Monoton parçasına, Kamufle'nin arkadaşları ve dinleyenleri tarafından evde telefon kamerasıyla çekilen videolardan derlenen yeni bir video paylaşıldı. Kıvanç Dönmez yönetmenliğinde kurgulanan kolaj videoda, Kamufle'nin salgın zamanlarında bol bol vakit geçirdiği odasına ve evine konuk oluyoruz. Altyapıları Da Poet tarafından hazırlanan bu parçada Kamufle'ye trompette Barış Demirel, bas gitarda Yüzyüzeyken Konuşuruz'dan Can Tunaboylu da eşlik ediyor. Bir Baba Indie YouTube kanalında Kamufle ile son albümünü ve pandemi günlerinde geçirdiği zamanları geniş geniş konuştuğumuz Ev Sohbetleri serisinin dördüncü bölümüne ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamuflenin-19t-albumunden-ilk-video-geldi/", "text": "Kamufle'nin beklenen albümü 19T'nin ilk bölümü 28 Şubat tarihinde Basemode Records etiketiyle paylaşıldı. Deniz Tekin'in de yer aldığı, 19T Part 1'ın çıkış şarkısı Fugithora'nın video klibi ise geçtiğimiz gün yayınlandı. Kamufle'nin 1989 yılından bu yana yaşadığı Türk-İş Blokları ve Kadıköy arasında gidip geldiği, hayaller kurduğu en özel anlarına şahitlik eden otobüs hattından ismini alan yeni albümünün ilk bölümü geçtiğimiz hafta Basemode Records etiketiyle yayınlandı. 3 parçadan oluşan 19T Part 1'ın çıkış parçası olan Fugithora'da ise Deniz Tekin düeti dikkatleri çekiyor. Latincede Zaman akar anlamına gelen Fugit horadan ismini alan parçanın video klibi ise geçtiğimiz gün yayına alındı. Can Özen yönetmenliğinde çekilen video klibin ve diğer parçaların bestesi ve düzenlemesi Da Poet imzası taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kamuflenin-yeni-albumu-19tnin-ikinci-bolumunu-yayinda/", "text": "Kamufle'nin yeni albümü 19T'nin, Ezhel ve Anıl Piyancı düetlerini de içeren, üç parçalık ikinci bölümü yayında! İlk bölümü 28 Şubat tarihinde yayınlanan yeni Kamufle albümü 19T'nin ikinci bölümü de bugün itibarıyla yayında. Adını Kamufle'nin uzun yıllardır yaşadığı Türk-İş Blokları ile Kadıköy hattı arasında seyreden 19T otobüs hattından alan albümün ikinci bölümünde bulunan Ezhel ile hazırladıkları Sürçülisan parçasında Kaan Boşnak'ı da çağlama çalarken duyuyoruz. Sözleri Kamufle ve Anıl Piyancı'ya ait olan Damarıma Basma parçasının ve diğer parçaların tüm altyapıları ise her zaman olduğu Da Poet imzası taşıyor. İlk bölüme oranla daha agresif bir sound duyduğumuz 19T Part 2'nin çıkış parçası Sürçülisan için tasarımını ve kurgusunu Amaia Otaola'nın yaptığı bir de lirik video hazırlandı. Lirik videoyu izleyip Basemode Records/Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanan üç parçayı dinlemek isteyenleri ise hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kana-kanadan-yasam-olum-ve-zaman-uclusu-oluler-haric/", "text": "Özenli bir çalışmanın sonucu olan ve Haziran 2015'te kaydedilen Ölüler Hariç, Tamar Records ve GRGDN Müzik iş birliğiyle 21 Ocak 2022'de yayınlandı. Müzisyen ve prodüktör Övünç Dan tarafından hazırlanan tek kişilik müzik projesi Kana Kana, birbirinden farklı 3 teklinin ardından Haziran 2015'te Şişli'deki bir evde kaydedilen albümü Ölüler Hariç'i yayınladı. Tarzını betimlerken Türkçe Sözlü Hafif Gotik Müziği tamlamasını kuran Kana Kana, albümdeki her şeyi kendi hazırlamış. Kana Kana, albümünde kendine konu olarak yaşam, ölüm ve zaman üçlüsünü belirlemiş. İtalyan yönetmen ve fotoğraf sanatçısı Pierluigi De Rubertis'in Milano'daki Cimitero Monumentale Di Milano mezarlığında çektiği kısa filmi La Citta Dei Mortiden uyarlanan Her Gün Bir Doz, albümdeki dokuz şarkının buluşma noktası ve tüm albümü birleştirme görevi görüyor. Albümün kapanış şarkısı Eve Veda'daki şiir ise 2020'de hayatını kaybeden radyo programcısı ve müzik yazarı Çağlan Tekil anısına yazılmış ve Pierluigi De Rubertis tarafından İtalyanca seslendirilmiş. Kana Kana'nın yıllar sonra sandıktan çıkardığı albümü Ölüler Hariç'i dinlemek için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kaos-yaratan-grian-chatten/", "text": "Grian Chatten, Leonard Cohen gibi ustaların izinden gitmek isteyen bir post punk ikonu... Odağımızda ise son albümü Chaos for the Fly var. Grian Chatten solo müzik kariyerinde alışık olduğumuz tarzdan farklı bir noktada ilerliyor. Bir grubun vokali için en riskli iş solo albüm yayınlamaktır. En büyük handikap ise, geçmişte fazlasıyla görmüş olduğumuz, grubun sound'unu ve yapısını kendi solo kariyerinde devam ettirenler oldu. Grian Chatten için de aynı şeyi beklerken, beni tam anlamıyla ters köşe yaptı diyebilirim. Post-punk sahnesi için Fontaines D. C. çok değerli bir gruptur. 2020 senesinde grubun çıkarmış olduğu ikinci albümleri A Hero's Death Grammy ödülü ile taçlandırılmıştı. Keza 2021 senesinde yayınladıkları Skinty Fia ile zirveye yerleştiler. İrlandalı grup bu iki albümü ile birçok gruba ilham ve cesaret kaynağı oldu. Konu bu denli büyük bir grup olunca, bu grubun en dikkat çeken üyesinin bir solo albümü olması müziğin kapitalist şirketlerinin iştahını hayliyle kabartıyor. Grian Chatten grubun vokali olma artısını cebine koyup başarılı sesi ve etkileyici sahne şovları ile kendisine yan yol çizmek isteyerek ilk solo albümünü yayınladı. Chatten gruptaki post-punk imajından ziyade daha sakin, durulmuş ve duygularını ön plana çıkartan naif bir yapıda bizlere seslendiği pop/folk ağırlıklı bir sound ile sarmalamış ilk albümünü. Özetle solo kariyerinde farklılık yapıp post-punk ya da alternatif rock kulvarından sıyrılıp Leonard Cohen vari bir solo kariyerine başlangıç vermiş. Bu beni açıkçası şaşırttı. Çünkü ben albümü dinlemeye başlarken birçok şarkının sound'unu Skinty Fia albümünde yer alan I Love You şarkısına yakın bekliyordum. Çünkü riskli olmayan, başarılı sound'a sahip bu şarkı ayrıca Grian Chatten'ın ses karakterini de en iyi yansıttığı ve tam piyasanın istediği tarzda popüler bir şarkıdır. Ancak Chatten beni de ters köşe yapmış oldu. Bambaşka bir altyapı ile bu albümü oluşturmuş. Chatten'ın nişanlısı Georgie Jesson da gitarı ve vokali ile albüme çeşitli dokunuşlar yapmış. Albüm 9 şarkıdan oluşuyor ve Partisan Records tarafından yayınlandı. Albümde benim en dikkatimi çeken çalışma ise Fairlies oldu. Hatta bunu biraz daha sert bir yapıda Fontaines D. C. albümüne koysa bence daha iyi yapardı. Bunun nedeni albüm bütününe biraz uzak ve Chatten'ın aklının grubunda olduğu bir çalışma olmuş bence. Diğer başarılı çalışma All Of The People dost görünümlü tüm sahtekarlar için yazılmış bir parça. Bir rock star'ın yaşayabileceği problemler ve sahte dostlarına göndermeler içeren güzel bir balad. Bakalım çevresindeki hangi arkadaşları bu çalışmayı üstlerine alınacaklar! Albümün açılışını yapan The Score güzel sözlere sahip düşük tempo ancak akılda kalıcı yapıda bir parça. Benim de albümde dikkatimi çeken çalışmalardan birisi oldu. Açıkçası bana biraz Elliott Smith havası verdi. Arından gelen Last Time Every Time Forever ise Cohen vari bir hava yarattı bende. Nişanlısının vokali ise etkileyici hale getirmiş şarkıyı. Chatten post-punk imajında sıyrılıp daha kült sanatçıların izinden gitme kararı alışı konusunda dinleyeni ikna etmiş bence bu albümle. Sonuç olarak; Grian Chatten cool görünme çabaları ile biraz Liam Gallagher'a benzetilip bazı kitleler tarafından antipatik bulunsa da, seveninin daha fazla olduğunu düşünüp bu albümü sahipleneceklerini düşünüyorum. Bir grup elemanının solo kariyere yöneldiğinde kesinlikle bu yapıda, bambaşka tarzda albüm yapabilmesi benim için her daim önemli bir başarı olmuştur. Chatten da bunu başaranlardan."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kapali-alan-konserlerinde-virusun-bulasma-riski-nedir/", "text": "Geçtiğimiz ağustos ayında Alman bilim insanları, Leipzig, Almanya'daki Quarterback Immobilien Arena'da, korona virüsün bulaşıcılığını test ettikleri deneysel bir çalışma yaptılar. Martin Luther University Halle-Wittenberg üniversitesinin klinik bulaşıcı hastalıklar departmanının başındaki Dr. Stefan Moritz ve kurduğu ekip tarafından ilerletilen proje, 1400 gönüllü ile birlikte gerçekleştirildi. Bütün bu gönüllülerin önceden Covid-19 testleri yapılmış, ateşleri ölçülmüş, üstlerine dijital lokasyon takip mekanizması yerleştirilmiş, maske ve el dezenfektanı temin edilmişti. Alman pop müzisyen Tim Bendzko'nun performansını izleyen katılımcılar, 10 saat boyunca deney esnasında farklı farklı sosyal mesafelendirme kurallarına uyarak hareket ettiler. Konser esnasında hangi pozisyonlarda ve hangi aktiviteler sonucunda hastalık bulaştırma riskinin en yüksekte olduğunu tespit etmeyi hedefleyen araştırma sonucunda konserlere sağlıklı ve güvenli bir şekilde devam edilmesi için bir yönetmelik oluşturulması da amaçlardan biriydi. The New York Times'a göre yapılan araştırmanın sonucunda korona virüsünün kapalı alan konserlerde bulaşıcılığının belirlenen kurallara uyulduğu sürece çok düşük. Fakat tabii ki havalandırma ve sosyal mesafelendirme çok büyük bir faktör. Araştırmaya göre doğru hava sirkülasyonu risk faktörlerini önemli miktarda azaltıyor. Royal Society of Medicine'nin epidemoloji ve halk sağlığı bölümü başkanı Dr. Gabriel Scally'nin The Times'a belirttiği üzere araştırma potansiyel olarak kullanışlı fakat normal etkinliklerde yaratılması zor olacak bir alandan bahsettiğimiz gerçeği de bulunuyormuş. Hem kültür-sanat sektörü çalışanları hem de bu tür etkinliklere katılmaktan keyif alan bireyler olarak umarız en yakın sürede sağlıklı bir şekilde daha fazla aktif olabileceğimiz günler yakındır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kapanaetkinlik-mekanlarına-destek-festivali-save-our-stage/", "text": "Amerika'daki bağımsız müzik mekanları, organizatörler, festivalleri temsil eden The National Independent Venue Association, YouTube ile iş birliğine giderek üç gün sürecek bir sanal müzik festivali olan Save Our Stages'i düzenleyecek. 16-18 Ekim arası sürecek festivalde rock'tan pop'a çeşitli janrlardan performanslara yer verilecek. The Parish Austin'de Black Pumas'tan Belly Up Tavern-San Diego'daki Jason Mraz'ın performansına, Apollo Theater-New York'ta The Roots'tan Troubadour-Los Angeles'taki Foo Fighters konserine kadar pek çok performansa tanıklık edeceğiz. Yola çıkış sebebi, pandemi nedeniyle kapanan etkinlik mekanlarını ekonomik olarak desteklemek olan sanal müzik festivali Save Our Stages'le ilgili gelişmelerden haberdar olmak ve detaylı bilgiye sahip olmak için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kara-plak-yayınlarından-yeni-kitap-bob-dylan-kayıtlar/", "text": "Bildiğiniz üzere ülkemizin tek müzik kitapları basan yayınevi Kara Plak, Mart 2016'dan bu yana harıl harıl çalışıyor. Bir sene içinde The Beatles, Kadife Bey, Highway 61 Revisited Bob Dylan, Caz Çok Zor ve I'm Your Man Leonard Cohen'in Hayatı olmak üzere beş kitap yayınladılar. Kara Plak'ın altıncı kitabı Bob Dylan Kayıtlar ise 28 Nisan'dan itibaren bütün kitapçılarda ve internet satış sitelerinde olacak. Taciser Belge, Nergis Perçinel ve İpek Ruhnaz Üstüner tarafından çevrilen 272 sayfalık Bob Dylan Kayıtlar'ın orijinali 2004 yılında yayımlanmış ve uzun süre çoksatarlar listelerinde kalmıştı. Geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Dylan, önce şarkı sözünün bir edebi tür olup olmadığı, ardından da ödülü kabul edip etmeyeceği tartışmalarıyla gündemi uzun süre oyalamıştı. Biz de bu tartışmaları seve seve takip etmiştik, zira dünya gündemini hep böyle mevzuların oyalamasından yanayız. Bu kitap Nobel'den önce de Bob Dylan'ın ödüller konusunda yaşadığı sorunlara ve bunların nedenlerine dair merakımızı birinci ağızdan, Bob Dylan'ın samimi anlatımıyla gideriyor. Kara Plak Sunar: Bob Dylan Kayıtlar // Kitap Tanıtım Gecesi 26 Nisan'da Karga Bar'da! Kara Plak'ın artık gelenekselleşmeye başlayan Karga Bar'daki kitap lansmanlarının yanılmıyorsam üçüncüsü 26 Nisan Çarşamba gecesi Bob Dylan Kayıtlar için gerçekleşecek. Çarşamba akşamı Karga'nın müzik direktörü Bahadır Dilbaz'ın arşivinden Dylan, dostları, hisdaşları ve uyarlamalarından oluşan bir set dinleyeceğiz. Daha önce The Beatles için yapılan lansman gecesi pek şenlikli, Leonard Cohen için olan ise pek hüzünlü geçmişti. Güzel müzik dinlemek, eşi dostu görmek ve evinize dönmeden önce Bob Dylan Kayıtlar kitabınızı herkesten önce edinmek isterseniz 26 Nisan Çarşamba akşamı Karga Bar'da buluşalım. Etkinliğe katılım ücretsiz ve herkese açık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kara-plaktan-bir-bob-dylan-kitabı-daha/", "text": "Bob Dylan diskografisindeki tüm şarkıların on üç çevirmen tarafından Türkçeye kazandırıldığı Bob Dylan Sözler (1961-2012) kitabı Kara Plak Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Daha önce Bob Dylan'ın Kayıtlar (1. Cilt) kitabını ve Mark Polizzotti'nin 1965 Tarihli Bob Dylan albümü Highway 61 Revisited üzerine kaleme aldığı aynı adlı kitabı yayınlayan Bob Dylan sever yayınevimiz Kara Plak, yalnızca müzik kitapları basmak üzere çıktığı yolculuğunda üçüncü bir Bob Dylan kitabıyla daha Dylan tutkunlarını mest etmeye devam ediyor. Kara Plak'ın son mahsulü Bob Dylan Sözler (1961-2012) adlı 705 sayfalık evladiyelik bir kitap oldu. Yaşayan en önemli şarkı yazarlarından ve şairlerden biri olan Bob Dylan, 2016'da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığında büyük bir tartışma yaratmıştı. Ödülü almasının sebebi olarak Büyük Amerikan şarkı geleneğine yeni, şiirsel bir ifade tarzıyla katkıda bulunması gösterilmişti. Dylan'ın şarkı sözleri artık Türkçeleriyle de okurun ve dinleyicilerin arşivine eklenecek. Kendi adını taşıyan ilk albümünden başlayarak 31 Bob Dylan albümündeki şarkılar Sözler'de bir araya geliyor. Sevin Okyay'dan Armağan Ekici'ye, Selahattin Özpalabıyıklar'dan Mahir Ünsal Eriş'e, Süreyyya Evren'e, Kutlukhan Kutlu'ya on üç çevirmenin yer aldığı bu kitapta ayrıca Nazım Dikbaş'ın her albüm için özel olarak yaptığı kapak çizimleri bulunuyor. Bob Dylan Sözler (1961-2012) kitabını Kara Plak Yayınları'nın internet sitesinden de edinebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/karanligin-sicak-sesi-interpol/", "text": "Bugüne kadarki en detaylı Interpol incelemesi için parlak ışıklarınızı açın. Kemerlerinizi bağlayın, çok sevdiğim Interpol hakkında bilmeniz gereken her şeyi bu yazıda derledim, şimdiden keyifli okumalar. Grubun temeli 1997 yılında New York Üniversitesi'nde atılıyor. Interpol'ün kurucusu ve gitaristi Daniel Kessler, bir süredir grup kurma arayışı içindeyken tam o sırada müstakbel Interpol'ün ilk davulcusu Greg Drudy ile tanışıyor. Daha sonra, geride bıraktığı yaz ayları içinde Paris'te bir yurt dışı eğitim programına katılan Daniel, burada başka bir New Yorklu Paul Banks ile tanışıyor ve grubun sesini de bulmuş oluyor. Ayrıca şöyle bir detay var; Paul Banks ilk başta gruba ikinci gitarist olarak katılıyor, yani Daniel Kessler aslında vokal ve baş gitarist konumunda. Daha sonra grup bir gün yine bir şeyler üretmek için stüdyodayken, Paul Banks çok da ciddiye almadan bir şeyler mırıldanıyor. Daniel Kessler, halihazırda yazılmış olan birkaç şarkı sözünü Paul Banks'e okuması için veriyor, Paul ise bu fikir hakkında ilk başta oldukça çekimser olmasına rağmen arkadaşlarını kırmıyor ve okumaya başlıyor. Bir de ne görsün, o kadar iyi seslendiriyor ki Paul, arkadaşlarının ağzı açık kalıyor ve Paul'u vokal olması için ikna ediyorlar. Aynı zaman dilimi içinde New York Üniversitesi'nde tarih sınıfında Daniel Kessler, grubun efsane basçısı Carlos Dengler ile tanışıyor ve Carlos'u gruplarına katılması için davet ediyor. Çok iyi bir gitarist olan Carlos, grupta başçı eksikliği olduğu için Kessler'ın bas gitarını eline alıp görevi üstlenmeye çalışıyor. Müzik hakkında doğuştan büyük bir yeteneği olan Carlos, kısa süre içinde enstrümana hakim olmayı başarıyor. O güne kadar elektronik gitar üzerinde harikalar yaratan Carlos Dengler, hünerlerini bas gitara taşıyıp oldukça kreatif riff'ler üretmeye başlıyor, nitekim bunları stüdyo albümlerinde de duyabiliyoruz. Bir yıl boyunca durmaksızın bir araya gelip şarkılar çalan arkadaşlar, 1998 yılında artık işleri ciddileştirmek isteyip New York'un alternatif barlarında çalmaya başlamışlar. İlk büyük konserlerini 3 Ağustos 1998 tarihinde veren Interpol, bu konserle beraber çeyrek asırı aşan kariyerlerinin başlangıcını yapmış oluyor. Uzun süre boyunca konserler veren ve bir albüm yapma aşamasında olan Interpol, 2000 yılında grupta bir değişikliğe gidiyor. Davulcu Greg Drudy gruptan ayrılıyor ve yerine yine Daniel Kessler'ın bir giyim mağazasında kasa sırasında tanıştığı Sam Fogarino bagetleri devralıyor. Uzun bir süre boyunca üstünde çalışılan, Interpol'ün ilk ve çoğu kesim tarafından en çok beğenilen albümü... Turn on the Bright Lights. Bu albümün bu kadar iyi olmasına çok da şaşırmamak lazım bence, çünkü albüm çıkana kadar ardında büyük bir emek ve ayırılan zaman dilimi var. Albüm çıkana kadar kendilerine bir plak şirketi arayan, fakat neredeyse başvurdukları her şirketten veto yiyen Interpol, kendilerine tek teklif veren plak şirketi olan Matador Records ile anlaşıyor ve Turn on the Bright Lights, Matador etiketiyle yayınlanmış oluyor. Hiç şüphesiz albüm çıktıktan sonra Interpol'ü reddeden her plak şirketi kafalarını duvarlara vurmuştur. Zira bu albüm, Pitchfork tarafından 2002 yılının en iyi albümü seçilirken, diğer müzik otoriteleri tarafından da büyük övgüler aldı. Untitled gibi inanılmaz bir parçayla başlıyor bu 11 şarkılık efsane albüm. Interpol'ün kendine has evrenine çok sağlam bir giriş yapıyoruz Untitled sayesinde. Kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi intro parçalarından biri, nitekim benim için de öyle. Ardından hızlı bir tempo artışıyla beraber Obstacle 1 geliyor karşımıza. Grubun en büyük prömiyeri belki de bu parçayla beraber yapıldı. Yani kendimi kasmayacağım bu şarkıyı övmek için, enfes bi parça yani fazla söze gerek yok. NYC, PDA, Say Hello to the Angels, The New... albümdeki her bir parçayı öve öve bitiremem, o yüzden aslında tüm yorumlarım bütünsel. Sözü fazla uzatmadan kişisel favorimi size belirtip yazıya devam etmek isterim. Sürpriz! aslında benim bu albümden bir favorim yok. Şöyle oluyor, herhangi bir şarkı açıyorum bu albümden, daha sonra kendimi bütün albümü dinlerken buluyorum, bir tür zehirlenme gibi aslında. İnsan zehirlenmekten zevk mi alır, bana ne yaptın yahu Interpol'cüğüm? Ha bu arada, albümün içine giremeyip single olarak kalan bir tane cevher var: Specialist. Dinlemeyen kalmasın! İlk albümü belirli bir eşiğin üzerinde olan gruplar için yapılması en zor iş belki de ikinci albümü yapmak, ki aslında çok da kısa bir süre içinde yapıyorlar Antics'i, 2003 yazında kayıtlara başlayıp 2004 baharında albümü yayınlıyorlar ve yine ne yapıp ne edip ortalığı delip geçiyor Interpol'cüğümüz. Yani yine ben şiirler, aşk mektupları yazarım bu albüm için ama gerek yok. 10 Şarkılık bu albüme Next Exit adlı sakin ve tatlı bir şarkıyla giriş yapıyoruz. Ardından grubun en büyük hiti Evil geliyor karşımıza. Narc ile beraber bir başkaldırı havası yaşarken Take You On A Cruise ile dertleniyoruz. Ama çok da düşmüyoruz, Slow Hands geliyor ardından ve hoplamaya çağırıyor bizi Interpol. Çok da lafı uzatmamak lazım biliyorum, o yüzden kanımca favorilerimi söyleyeyim bu albümden: C'mere, Narc, ve Not Even Jail. Yine bir tane albüme girememiş, single olarak kalmış bir hazine var: Song Seven. Mutlaka dinleyin. Ayrıca Interpol, Turn On The Bright Lights'daki heyecanı devam ettirip üstüne bir de taş gibi Antics'i yayınlayınca, Glastonbury vb. büyük festivallerde yer alması kaçınılmaz oluyor tabii. Takvimler 10 Temmuz 2007'yi gösterirken Interpol üçüncü albümünü yayınlıyor. Bu albüm özelinde birkaç değişiklik mevcut. Etiketi Matador Records'dan alıp Capitol Records'a teslim eden grup, sound olarak da klavyenin daha ön planda olduğu bir sisteme girip farklı bir şeyler deniyor. TOTBL ardından gelen Antics'de biraz olsun mutlu anlara parmak basmamızı sağlayan Paul Banks, bu albümde oldukça hüzünlü sözleri ve sesiyle bizi tekrardan üzüyor. Bence TOTBL ve Antics'in seviyesine erişemese de oldukça deneysel ve gayet başarılı bir albüm. Bu albümden favorilerim ise The Scale, No I In Threesome ve Rest My Chemistry. Üçü de oldukça üzgün şarkılar, Paul abi bana biraz gözyaşı borçlusun maalesef. Evet, geldik işte o albüme. Çoğu kişi tarafından en sevilmeyen Interpol albümü. Yani ben de bu fikre tam katılmasam da geri kalan albümler arasında sırıttığını söyleyebilirim. Ayrıca bu albüm hakkında büyük bir yanılgı mevcut: Çoğu dinleyici grubun efsane basçısı Carlos Dengler'ın bu albümden önce ayrıldığını düşünüyor. Fakat Carlos Dengler grupla beraber bu albümün kayıtlarını bitirdikten sonra ayrılıyor. Tabii bu ayrılıkla beraber büyük bir darbe alıyor Interpol. Zira Carlos Dengler'ın ayrılığı sebebiyle grubu dinlemeyi bırakan hiç de azımsanmayacak bir kesim mevcut. Bu albüm hakkında karışık düşüncelere sahibim. Genel olarak bence Interpol albümlerinde kırık parça bulunmuyor, fakat bu albümde birden fazla mevcut. İsimlerini verip herhangi bir önyargı oluşturmak istemem, o yüzden sadece favorilerimi yazıp devam edeceğim: Success, Summer Well, Barricade ve Try It On. İşte burada, tam burada... Favori Interpol albümüm! Ayrım yapmak ne kadar zor olsa da benim için bir adım öne çıkıyor bu albüm. Zira en çok yaşanmışlık biriktirdiğim Interpol albümü El Pintor. Kapağından, başlığından şarkılarından bu kadar haz duyduğum herhangi bir müzik albümü yok benim için. Kişisel yorumlara biraz ara verip albüm hakkında bilgilere odaklanırsak, bu albümde Paul Banks bas gitarın başına geçiyor, ayrıca bu albümle beraber Matador Records çatısı altına geri dönüyor Interpol. Ya abiler siz albüm başlangıcının tarihini yazmışsınız bence bu arada, yani All The Rage Back Home gibi bi parçayla başlayıp My Desire'la girdiğimiz suya alıştırıyorlar bizi, gerçekten inanılmaz. Bence tam olarak bir olgunluk albümü diyebiliriz El Pintor için, nitekim video klip çalışmaları da adeta bir kısa film edasında geçmeye başladı bu albümden sonra. Bu albümden favori seçimim yine olmayacak, bütün albüm diyeceğim. Fakat benim için yeri çok çok ayrı olan bir parça var, zira ilk dövmem de bu şarkı üzerineydi: My Blue Supreme. El Pintor'dan sonra dört yıllık Interpol hasretini Marauder albümüyle kapatıyoruz. Çok tatlı bir albüm, özellikle klipleri yine usta işi şekilde hazırlanmış. Açılış parçası If You Really Love Nothing'in klibinde Kristina Stewart oynuyor, daha önce izlemediyseniz kesinlikle göz atmanızı öneririm. The Rover ise başka bir hit, onun klibi ise büyük grubun bir hayran kitlesinin olduğu Meksika'da geçiyor. Türkiye için Tarkan ne konumdaysa Meksika için de Interpol o konumda, kulağa gerçekten çok ilginç geliyor. Bu albümden favorilerim ise The Rover, If You Really Love Nothing, Surveillance, Number 10 ve kapanış parçası It Probably Matters. Ve en taze albümümüz karşınızda. 15 Temmuz 2022 tarihinde piyasaya sürülen bu albüm, oldukça farklı bir havaya sahip bence. Aşina olduğumuz Interpol tınıları hariç çok farklı ve yeni melodiler işitebiliyoruz. El Pintor ile başlayan klip kalitesi ise üstüne koya koya devam etmiş bu albüm özelinde. Interpol bu albümde daha önce yapmadığı bir işe imza atıyor. 11 şarkılık albümün tamamı farklı sanatçılar tarafından yeniden düzenlenip 'Interpolations isimli bir derleme albüm olarak piyasaya sürülecek. Bugüne kadar dört parçanın düzenlenmesi yapıldı bile. Gerçekten grubun kalitesi, kreatifliği ve her geçen gün üstüne koyarak devam etmesi büyük haz verici, iyi ki varlar. Bu albümden de favorilerimi yazıp albümler dosyasını kapatalım: Toni, Mr. Credit, Fables, Something Changed ve klibinden de büyük keyif aldığım Gran Hotel. Kapanışa yaklaşırken biraz da Paul Banks'e değinmek istiyorum. Böylesine bir yetenek gerçekten her zaman önümüze çıkmıyor, yani yaptığı her iş büyük haz veriyor. Nitekim Interpol dışında farklı personalarda ürettiği işler var, hemen onların önerisini yapayım. 2009 yılında Julian Plenti is... Skyscraper başlıklı ilk solo albümünü yayınladı Paul. Interpol kadar ses getirmedi belki ama oldukça beğeni topladı belli bir kesim tarafından. Bunun hemen ardında 2012 yılında Banks adında muhteşem, inanılmaz, usta işi bir albüm daha yayınladı. Gerçekten bayılıyorum Banks albümüne, bence siz de kulak verince bu övgüleri hak ettiğini anlayacaksınız. Yani Interpol kadar ses getirmedi dedim ama Paul Banks yaptığı bütün solo konserlerinde bütün biletleri satmayı başarmış, ki bu ilgiyi de hak ediyor, canım benim. Pandemide ise çocukluk arkadaşı Josh Kaufman ve Matt Barrick ile birlikte Muzz adlı bir grup kurdular. Tek ve tatlı bir albüme sahip olan bu grubun bir de cover albümü var. Özellikle Mazzy Star'ın Fade Into You'sunu çok güzel yorumlamışlar, nefis. Çocukluğumdan beri kulağımdadır Paul Banks'in sesi, hayatımın her türlü döneminde bana eşlik etti icra ettiği sanatla beraber, özel bir teşekkür etmek istedim. Interpol gibi gruplar gerçekten çok değerli. Yani bu kadar uzun süre beraber olup hala üstüne koya koya devam etmek büyük iş. Yaptıkları her işi takdir etmek gerek, gelecek olan her türlü işi de sabırsızlıkla bekliyoruz. Sabırsızlıkla beklediğimiz bir başka konuysa Interpol'ün İstanbul'a dönüşü. Bildiğiniz üzere Interpol 24 Temmuz'da Maximum Uniq sahnesine konuk olacak. Bu etkinliği kaçırmamanızı tavsiye ediyorum, malum artık böylesine kaliteli grupları çok fazla dinleyemiyoruz eskisi gibi. Biletler için hemen buraya tıklayabilirsiniz, sevgiler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/karanlık-alacakaranlık-bir-gece/", "text": "Korku sineması seven herkes ama herkes için şahane bir akşam gerçekleşecek. Freddy'e saygı duyanlar, Chucky ile oynamanın keyfine varmak isteyenler, 13. Cuma'nın kıymetini bilenler, hepimiz oralarda olacağız. Korku sinemasını sayfalarla buluşturan ve 4. sayısı yayınlanan Alacakaranlık Dergisi ekibi 22 Temmuz akşamı Kadıköy Moda Idea'da Alacakaranlık Dergi Koleksiyoner Festivali yapıyor. Kadıköy Moda Idea'da saat 16.00'da kapılarını açacak olan etkinlik, çeşitli stantların yanında, birçok etkinliğe de yer verecek. 16.00'da başlayacak olan etkinlikte nitelikli, özel koleksiyon ürünlerine yer verilecek. Bu ürünler arasında VHS, DVD, lobi kartları, sinema afişleri, çizgi roman, figür, plak vb. parçalar yer alacak. 18.00'de düzenlenecek olan Çizim Atölyesi'nde ise Alacakaranlık çizerleri uygulamalı bir Workshop ile etkinliği daha da hareketlendirecek. 22.00'de ise gecenin finali Amerikan korku sinemasının önde gelen yönetmenlerinden John Carpenter'ın unutulmaz filmlerinden The Fog (1980) gösterimi ile yapılacak. Geçmişe bağlı olarak açık hava sineması kültürüne uygunluğu, konu ve tematik olarak bireysel korkulardan ziyade toplumsal korkulara hitap etmesi ve sonuç olarak etkinlik kapsamında bir topluluk tarafından izlenecek olması da bu filmin seçilmesinin ana nedenleri arasında. Film arşivcileri, çizgi romancılar ve figür koleksiyonerlerini buluşturacak olan takas pazarı, çok sayıda materyalin sunum, paylaşım ve döngüsünü sağlayacak. Alacakaranlık'ın 2017 Nisan-Temmuz sayılarında çizer olarak katkılarını sunan isimlerin moderatörlüğünde gerçekleşecek olan atölye, katılımcıların, derginin ve etkinliğin içeriğine yönelik üretim sürecine dahil olma serüvenini oluşturacak. The Fog filminin yönetmeni John Carpenter, Amerikan korku sinemasının en önemli yönetmenlerinden birisidir. Kendisi aynı zamanda slasher alt türünün de yaratıcısı konumundadır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kardelenin-ilk-epsi-lutfen-kalbimi-sokun-yayinda/", "text": "Ceketin Bende Kaldı ve Emanet teklileri ile güzel bir çıkış yakalayan KARDELEN, ilk EP'si Lütfen Kalbimi Sökünü Universal Music Türkiye etiketiyle yayınlandı. Geçtiğimiz haftalarda 10 Soru 1 Playlist'e konuk olan KARDELEN'in Lütfen Kalbimi Sökün adlı EP'sine dair tüm detaylar aşağıda. Şu ana kadarki müzik üretimlerini ilk kez bir EP'de toplayan KARDELEN, Ceketin Bende Kaldı, Emanet, Yaktın Beni, Bi' Kalp, Güm, Lütfen Kalbimi Sökün'den oluşan altı parçalık EP'sini Universal Music Türkiye etiketiyle yayınladı. Yeni EP'si ile birlikte Güm ve Lütfen Kalbimi Sökün teklilerini de paylaşan KARDELEN, modern R&B üretimlerine devam edecek gibi duruyor. Prodüksiyon süreci, KARDELEN ve Mert Demir tarafından tamamlanan EP'nin mix-mastering'inde ise Emir Ural'ın ismiyle karşılaşıyoruz. KARDELEN'in Lütfen Kalbimi Sökün adlı yeni EP'sini aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/karen-o-ve-danger-mouse-is-birliginden-yeni-sarki/", "text": "Yeah Yeah Yeahs'i frontwoman'ı Karen O ve Amerikalı prodüktör Danger Mouse iş birliğinde yayınlanacak albümden yeni bir parça daha geldi. Son zamanların üretken isimlerinden Karen O ve prodüktör Danger Mouse ilk olarak geçtiğimiz kasım ayında, çıkacak olan albümleriyle aynı ismi taşıyan parçaları Lux Prima'yı yayınlamıştı. 15 Mart tarihinde BMG etiketiyle yayınlanacağı açıklanan Lux Prima albümünden yeni bir parça daha geldi. 2013 yılında Yeah Yeah Yeahs ile yayınladıkları Mosquito albümü sonrasında kendi solo projesine ağırlık veren Karen O'nun, Danger Mouse'la birlikte yayınladığı yeni parça Woman'ı ise aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/karsinizda-baxter-dury/", "text": "New-wave'den post punk'a uzanan çeşitli tınıların alaycı anlatımla mükemmel harmanlanışı Baxter Dury, 14 Haziran'da PSM Loves Summer kapsamında Zorlu PSM'ye geliyor. Biz de Baxter Dury'nin müzikal yolculuğunu mercek altına aldık. Müzik hayatına babası Ian Dury için düzenlenen anma töreninde sahne alarak başlayan Baxter Dury 2000'lerin başından bu yana çeşitli türlere yelken açarak kariyerini sürdürüyor. İlk stüdyo albümü Len Parrot's Memorial Lift'i 2002 yılında piyasaya süren Baxter, geçtiğimiz günlerde 8. stüdyo albümü I Thought I Was Better'ı yayınlamıştı. İlk albümünden itibaren neredeyse her albümde bir hit yakalamayı başaran Dury, özellikle Leak At The Disco, Cocaine Man, I'm Not Your Dog ve Miami isimli parçalarıyla biliniyor desek yanlış olmaz. Son albümünden ise şu ana kadar en çok ses getiren parça Aylesbury Boy oldu. Ayrıca ünlü DJ ve prodüktör Fred Again.. ile de Baxter'ın Baxter adında itinayla tavsiye ettiğim çok başarılı bir şarkıları var, şarkıyı ilk dinlediğimde o kadar etkilemiştim ki keşke bu ikili bir albüm yapsa demiştim. 17 Aralık 1971 tarihinde Buckinghamshare, İngiltere'de dünyaya gelen sanatçı, her şarkısında İngiltere'nin havasını oldukça iyi veriyor. Başlıkta da dediğimiz gibi, müziğini yaparken oldukça çeşitli kaynaktan beslenen Baxter Dury, yabancı bir dergiye verdiği röportajda son albümü I Thought I Was Better Than You'yu yaparken yararlandığı başlıca isimleri sıralamıştı. Bu isimler ise şöyle: Kendrick Lamar, Grace Jones, Tyler, The Creator, Frank Ocean, Nancy Sinatra ve Whodini. Yeni albümünün heyecanını paylaşan Baxter Dury, şu sıralar uzun sürecek bir Avrupa turnesinde ve İstanbul da uğrayacağı duraklardan bir tanesi. Sanatçı PSM Loves Summer kapsamında 14 Haziran Çarşamba günü Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ne konuk olacak. Şiddetle önerdiğimiz bu konserin etkinlik sayfasına ve biletlerine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kasabianin-olayli-sesi-tom-meighandan-solo-album-the-reckoning/", "text": "Tom Meighan'ın vokali, müziğe olan tutkusu gibi konularda negatif bir cümle kuramayız. Ayrıldığı grubu Kasabian'ın Ada'yı aşmış olan muhteşem başarısının arkasındaki ana karakter olan Tom, talihsiz bir şekilde rehab'de olması gereken bir dönemde iken olmayıp, kız arkadaşına fiziksel şiddet uygulamaktan ötürü yargılanarak bir kamu cezasına çarptırılması sonrasında, henüz bu karar üzerinden 24 saat geçmeden grup ile grubun aldığı karar ile ilişiği kesilmiş olan bir müzisyen. Doğru karar, doğru uygulama. Ardından gelen rehab, kız arkadaşı ile yeniden birliktelik ve evlenme süreci ile toparlanma 1-2 tekli ve takip eden solo debut albüm. Bu Britanya topraklarının müzikal verimliliği konusunu bir cümle ile araya almak istiyorum. Aslında üzerinde susmadan saatlerce konuşabileceğim bir konu. Tom Meighan özelinde bakalım. Tom, Leichestershire'ın Blaby adında, 2023'teki nüfusu sadece 6.500 olan bir köyde doğmuş, büyümüş bir müzisyen. Üşenmedim, inceledim. Google haritalardan, sokak gezintisi dahi yaptım. Bu denli tipik bir İngiliz köyünden dahi her an dünyanın bir diğer ucunda hayran kitlesi oluşturabilen müzisyenler çıkabilmesi hem hayran olduğum hem de bir miktar yüksek bir tonla olmasa da kıskandığım bir durum. Tom Meighan'ın solo albümünün ilk dikkat çekici bilgisi, mastering' de işi üstlenen Katie Tavini. Tavini, Britanya müzik dünyasının oldukça önemli sahne arkası oyuncularından. We are Scientists ve Bloc Party gibi başarılı grupların arkasında yine bu ismi görmek mümkün. İşin 'magic' tarafı özetle doğru diyeceğimiz bir teknik kişiye emanet edilmiş. 2022'de servis edilen birkaç tekli ve EP'nin ardından sunulan albümde toplam 12 şarkı yer alıyor. Albüm genelinde Kasabian'dan aşina olduğumuz sound'a rastlıyoruz temelde. Her ne kadar Kasabian'a herhangi bir enstrüman ile katkı üretmemiş olsa da grubun yaptığı müziği belirlediği çok açık Tom Meighan'ın. Çok melodik bir rock albümü. Kolay eşlik edilebilir şarkılar ve tekrarlar ile Covent Garden'daki mekanları doldurma ihtimali yüksek bir albüm açıkçası. Ancak müzikal dünyama önemli bir katkısı olacak bir albüm değil. Albüm genelinde dinlerken sıyrılan şarkılar ise var elbette. Çok beğendiğim vokali eşliğinde Deep Dive, Don't Give In ve Everyone Is Addicted To Something müzikal kalite, daha farklı sound, ayrışma adına önde olan 3 şarkı. Özellikle Deep Dive net olarak beste ile çok uyumlu davul sound'u, etkileyici vokal tekrarı ve çok basit de olsa çok yerinde kullanılan tuşlular ile açık ara önde."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kaset-satislari-yeniden-canlaniyor/", "text": "Kasetler, dijital müzik çağında hala popülerliğini koruyor. Bu durum İnsanların nostaljik duygularını yansıtırken, fiziksel bir müzik koleksiyonu oluşturma arzularını da tatmin ediyor. Kasetler, günümüzde dijital stream ve CD'lerin varlığına rağmen hala varlıklarını sürdürmektedir. Son yıllarda, kasetlerin tekrar popüler hale gelmesiyle birlikte, bazı müzik şirketleri ve sanatçılar, kasetleri yeniden piyasaya sürmek için adımlar atmıştır. 2020 yılı, son yıllarda kasetlerin en çok satıldığı yıl olmuştur. Bu artışın nedeni, müzik dinleyicilerinin kasetlerin nostaljik hissini sevmeleri ve müzik koleksiyonlarını genişletmek istemeleridir. Ayrıca, bazı insanlar dijital müziğin depolama ve saklama sorunlarıyla uğraşmak istemedikleri için kasetleri tercih etmektedirler. Son yıllarda, birçok sanatçı, albümlerini hem dijital formatta hem de kaset formatında piyasaya sürmektedir. Örneğin, The Weeknd, Taylor Swift, Billie Eilish ve Post Malone gibi birçok popüler sanatçı, albümlerini kaset formatında piyasaya sürmüştür. Ayrıca, kimi müzik şirketleri de kasetleri yeniden basarak, müzik severlerin ilgisini çekmeye çalışmaktadır. Bu yeniden canlanan kaset trendi, müzik endüstrisi için önemli bir fırsat sunmaktadır. Kasetlerin yeniden popüler hale gelmesi, müzik endüstrisi için yeni bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Ayrıca, kasetlerin yeniden canlanması, müzik koleksiyonu yapmak isteyen müzikseverler için de iyi bir seçenek olmaktadır. Ancak, kasetlerin tekrar popüler hale gelmesiyle birlikte bazı endişeler de ortaya çıkmıştır. Kasetlerin eskisi kadar kaliteli bir ses sunamayabileceği ve daha hassas bir ortamda depolanmaları gerektiği konusunda bazı endişeler vardır. Ayrıca, kasetlerin üretimi için gerekli olan malzemelerin ve ekipmanların artık üretilmediği veya üretiminin durdurulduğu bir gerçektir. Sonuç olarak, kasetlerin tekrar popüler hale gelmesi, müzik dinleyicileri için nostaljik bir his uyandırmaktadır. Ayrıca, müzik endüstrisi için de yeni bir gelir kaynağı sağlamaktadır. Ancak, kasetlerin kaliteli bir ses sunup sunamayacağı ve üretiminin zorlukları hakkında bazı endişeler vardır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kaybolup-gidenlerden-the-king-said/", "text": "Muhtemelen balık burcu olmamım da etkisiyle böyle saçma sapan durumlarda romantizm yapabiliyorum. Müzikte bu genelde klasik ya eskiden ne güzel şarkılar vardı ya da bunları ne dinlerdik be tarzında değil, artık var olmayan ama zamanında beni çok etkilemiş çok fazla bilinmemiş gruplar olarak gün yüzüne çıkıyor. Böyle dibine kadar indie diyebileceğimiz ve Spotify'ın olmadığı kendi yağında kavrulmaya çalışma durumu olan ama ne yazık ki artık devam etmeyen bu gruplar dinleme listelerinde karşıma çıkınca bir hüzün ortamı yaratıyor. Bu gruplardan biri de en son albümünü 2013'te Bandcamp üzerinden çıkaran Kuzey İrlandalı post rock grubu The Kind Said. İki EP, bir teklisi, bir de canlı kayıtları bulunan Dromore'lu grup gitarlarda Alex Mack ve Josh Lockhart, bassta Nathaniel Mack ve bateri de ise Zachariah Lockhart'dan oluşuyor. The King Said... üç şarkıdan oluşan ilk EP'si 3'ü Ocak 2011'de çıkardı. Bundan iki yıl sonra ikinci ve benim favorim olan EP Comet Chaser'ı 2013 yılında piyasaya sürdüler. 2013'te ise Spindrift teklisini yine Bandcamp üzerinden yayınladılar. Son olarak da 2015 yılında, 2013 yazında verdikleri konser kaydını yine Bandcamp üzerinden dinleyicilerine sundular. The King Said...'i dinlerken ilk başta dediğim duyguları birebir yaşıyorum. Şarkılarındaki melankoli ve umut duygusu bana mutluluk veriyor. Benim en sevdiklerim parçası Architect'i de aşağıya bırakıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kayra-yeni-albumunun-ilk-bolumunu-yayinladi/", "text": "Yerli rap sahnesinin kendine özgü ismi Kayra, yeni albümü Bütün Ayazların Ortasındanın ilk bölümünü yayınladı. Bütün şarkıların birbiriyle bağlantılı olarak ustaca kurgulandığı albüm 13 şarkıdan oluşuyor. Albümün 25 Ocak'ta yayınlanan Bütün Ayazların Ortasında: Part 1 kısmında ise 3 parça yer alıyor. Bütün düzenleme işlemleri Da Poet'e ait olan albümün altyapıları Da Poet, Radansa, Beatific Vision, C1556 imzası taşıyor. Kayıtları Studio BK'da Buğra Kunt tarafından alınan albümün mix mastering işlemleri de Buğra Kunt tarafından gerçekleştirildi. Basemode Records etiketiyle dört bölüm halinde yayınlanacak olan albümün ilk video klibi Bedirhan Karakurluk tarafından Kafamda Cehennem isimli şarkıya çekildi. Storytelling tekniğinin Türkiye'de en başarılı temsilcilerinden olan Kayra'nın yepyeni albümü Bütün Ayazların Ortasındanın lansman konseri 2 Şubat Cumartesi akşamı Nayah'ta gerçekleşecek. Nayah sahnesinde Ağaçkakan, Da Poet, Farazi, Kamufle, Sayedar & Önder Şahin, Radansa ve Sorgu'nun da aralarında bulunduğu dev bir konuk kadrosunu ağırlayacak olan konserin öncesinde ise Savai DJ Set ortamı ısıtacak. Yıl boyunca çok konuşulacak olan bu albümün lansman konseriyle ilgili ayrıntılar Facebook etkinlik sayfasında, biletler ise şurada."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kayranin-yeni-albumunun-ikinci-bolumu-yayinda/", "text": "Türkçe rap sahnesinin kendine özgü isimlerinden Kayra, ocak ayında ilk bölümünü yayınladığı Bütün Ayazların Ortasında albümünün ikinci bölümünü de yayınladı. Bütün Ayazların Ortasında albümünün 25 Ocak tarihinde, üç parçadan oluşan ilk bölümünü yayınlayan Kayra, albümün ikinci bölümünü de yayına aldı. Düzenlemeleri Da Poet'e ait olan albümün alt yapıları ise Da Poet, Radansa, Beatific Vision, C1556 imzası taşıyor. Üç parçadan oluşan oluşan Bütün Ayazların Ortasında: Part 2, Basemode Records & Sony Music iş birliğiyle tüm dijital müzik platformlarda yayınlandı. Olmadım Say, Kül Kalır ve Dişçi Koltuğu isimli üç yeni parçadan oluşan albümün ikinci bölümüne ve Bedirhan Karakurluk yönetmenliğindeki ikinci video klip çalışması Olmadım Say'a aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/keanu-reeves-ve-yeni-dogstar-teklisi-breach/", "text": "Keanu Reeves 90'lardaki rock grubu Dogstar'ın yeni teklisinde bas gitarın başına geçti ve bir de solo çıkardı. Keanu Reeves, 30 yılı aşkın bir süredir zamanının ve sanatsal enerjisinin çoğunu film yıldızı olmaya adadı. Hala bunu yapmaya da devam ediyor. IMDb, Constantine 2'nin şu anda yapım aşamasında olduğunu söylüyor. Ancak bu günlerde, Keanu aynı zamanda rock yapıyor. Bu yılın başlarında Keanu Reeves'in 90'lardaki alternatif rock grubu Dogstar büyük dönüşlerini duyurdu. Geçen ay Dogstar 23 yıl aradan sonra ilk yeni şarkıları Everything Turns Around'u çıkardı. Bunun üstüne ayrıca Somewhere Between The Palm Trees And Power Lines adlı bir albüm ve bir de turne duyurdu. Şimdi Dogstar ikinci bir şarkı yayınladı ve bu şarkı Keanu'nin bas gitarıyla yaptığı şov ile öne çıkıyor. Dogstar bu haftanın başlarında Instagram'da Breach'in yayınlanmak üzere olduğunu ve Keanu'den fena bir bas solosu geleceğini açıklamıştı. Şimdiyse şarkı bizlerle. Parça biraz Queens Of The Stone Age enerjisiyle örülü, orta tempolu eğlenceli riff'lerle dolu bir rock şarkısı. Ve Keanu'nin mükemmel bas performansı bu şarkının en önemli özelliklerinden birisi. Bu şarkı aklımıza bir soru da getiriyor. Çoğu insan daha fazla dikkat çekmek için rock gruplarına katılır. Ancak Dogstar'daki rolünde Keanu Reeves normalde olduğundan daha az ilgi alıyor gibi görünüyor. Nadiren başrolde şarkı söylüyor, basın fotoğraflarında asla ortada durmuyor ve küçük olduğu düşünülen mekanlarda çalıyor. Öyleyse niye bu teklide bir bas solosu alıp öne çıkıyor? Acaba grubun buna ihtiyacı olduğunu mu düşündü veya daha da öne çıkmak mı istedi? İlerleyen zamanda çıkaracakları albümle bu soruların cevabını alabiliriz umarım. Öyleyse sizi Dogstar'ın yeni teklisi ve Keanu'nun enfes performansıyla baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/keaton-hensondan-yeni-albüm-kindly-now/", "text": "Maniğin uykuya daldığı depresifin uykudan uyandığı mevsim gibi mevsim: Sonbahar! Parçalı bulutlu havalar, gri gökyüzü çamur toprak. Islandığımız yağmur ve kaçtığımız yaz sıcağı. Mevsim normallerini takiben değişen playlistlerimiz. Bunlarla beraber ve bunların dışında, aşk. Hah işte bu noktada: sanat! Keaton Henson, aslında bir illüstrasyon sanatçısı. Görsel sanatçılığı dışında şarkıcı ve söz yazarı. Bunların içinde en çok aşık bir adam. Melankolik folk parçalardan oluşan albümleri ile adından söz ettiren İngiliz şarkıcının beşinci albümü Kindly Now 16 Eylül' de PIAS America şirketi tarafından çıkarıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kejnu-dogru-yer-dogru-zaman/", "text": "İsimlerinin, üniversite zamanlarında vahiy yoluyla bulmuş olduğum ve yıllardır internet ortamlarında kullandığım mahlasıma yakınlığına rağmen, ilk olarak yanlış bir zaman ve mekanda dinlemem sebebiyle grup hakkındaki yorumlarım eh işteden öteye geçememişti. Bunu duyan Anıl durur mu? Yapıştırdı cevabı! Kejnu, 10 yılı aşkın bir süredir müzik yapan, Zürihli bir Alternatif Pop Rock grubu. Şu ana kadar yayımladıkları da 4 tane uzunçalar albümleri var. Grubun 2006, 2008, 2010 ve 2014 yıllarında yayınlamış olduğu albümleri ayrı ayrı dinlediğinizde, müzikal olarak hangi evrelerden geçtiklerine, özünden kopmadan, Post Rock, Alternatif Pop/Rock, Lo-Fi, Akustik Singer/Songwrriter kafalarında işler yaptıklarına şahit olacaksınız bir kere. Grubu dinlediğinizde, vokalin yer yer Sigur Ros'tan Jonsi'ye benzediğine, hatta bazen de Steven Wilson ya da Riverside dinliyormuşum hissi yaratan şarkıları olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Grubun özellikle de 2008 yılı albümü Companion'da yer alan Deadlock King adlı şarkınında baya bir Progresif Rock kafasında olduğu da aşikar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kelimeler-kusurludur-the-talking-bugs-random/", "text": "Bu noktada şarkıya dönüyorum. Klibin en yorucu ve vurucu bölümüne: durmadan arılar. En kuvvetli metafor. En doğru yerlerde hatırlatılan gerçekler gibi. Hınca hınç dolu yer küre, olması gereken mücadeleler. Ya kazanmak ya kaybetmek. Endişe, bi hayli korku. Acaba frengi mi? Yoksa entelektüel sayrılık mı? Doğuştan kötü olabilirdi, doğuştan iyi olmalı... Çok çok korkuya bürünüyor zihnimde arılar. Bir an Tarkovsky olmadan önce uyanmalıyım diyorum. Bana kalırsa yolda olmanın tadını alanlar için, tadı damakta bir yol şarkısı. Duyguları net, ifadesi minimal şarkı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kelimelerden-uzak-bir-adam-douglas-appling-nam-ı-diğer-emancipator/", "text": "Melodrama uyumlu dışavurumlar lyrics adını aldı. Sözlü müzik, her zaman yol ayrımındaki iki tabela gibi. Nereye gideceğini her zaman bilirsin. Dışavurumun yönlendirdiği dinleyici, duyduğu kelimelerin hikayesini kendi kafasında yazarken, altyapı bir eşlikçi, bir tamamlayıcıdır. Kompozisyon, dinleyicinin temasını belirler. Bunu günümüzde, popüler müzik de manipülasyon derecesinde kullanıyor. Hatta, moda göre müziğin bilinçaltı temeli de aslında, o zaman dilime hapsolmuş hisse somut bir aidiyet kazandırmak. Müzik özgür olmalı; ama bu bağlamda dinleyici özgür değil, yönlendirilmiş olabilir. Sözsüz müzik, evet şu acapellanın tam tersi olan dinleyiciye bu konuda daha fazla alan sağlıyor. Elbette sınırsız olamaz, çünkü isimlendirme de bir yönelimi doğurur. Latin kökenli bir kelime olan emancipate'in anlamı düşünceyi özgür bırakmak. Sözsüz müziğin nokta atışı olarak gördüğüm bu kelime topluluğu, kelimelerden uzak bir adamda hayat buldu. Douglass Appling. Nam-ı diğer Emancipator. 4 yaşında kemanla tanışan Amerikalı müzisyen, ilerleyen yıllarda deneysel nitelikteki birçok indie rock grubunda davul çalmış. Henüz on dokuz yaşında kendi imkanlarıyla çıkardığı ilk enstrümantal albüm olan, Soon It Will Be Cold Enough (2006), canlı enstrümanlar ve elektronik müzikle harmanladığı, yaratıcı ritmlerin yer aldığı bir albüm olmuş. Her ne kadar bu albüm Bonobo'nun tarzına çok benzediği düşünülerek eleştirilse de, tüm albüm dinlenildiğinde Appling'in ne kadar özgün bir iş çıkardığı, su götürmez bir gerçek. 2010 yılında, ikinci albümü olan Safe In The Steep Cliffs ile birlikte tanınmaya başlayan Appling 'in bu albümü profesyonelliğe atılan en büyük adımlarından biri olarak nitelendirilmiş, benimde gönlümde de taht kurmuştu. İlk albümünde olduğu gibi, şarkı isimlendirmelerinden yola çıkarak doğa temalı parçalar yaptığı düşünülen sanatçının, canlı enstrumanlardan kopamamasının bir sebebini de buna bağlıyorum. Keza aynı yıl tanıştığı kemanist Ilya Goldberg ile çalışmaya, canlı performanslar sergilemeye başlamışlardı. Üçüncü albümü olan Dawn To Dask'ı 2013 yılında çıkaran Appling, on parçanın yer aldığı bu albümde ''Minor Case'' adlı parçasına ilk video klibini çekti. Bu albümden sonra hayran kitlesini genişleten Appling, Ekim 2013 'te 12 şehirlik bir Avrupa turnesine çıktı. Döndüğünde son albümü olan Seven Seas'i piyasaya sürdü ve konserlerine devam etti. Geçtiğimiz Mart ayında İstanbul Babylon'da konser veren Appling, keyifli sahne performansıyla İstanbullularla da buluştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kendine-has-demonation-festivali-bugun-basliyor/", "text": "2010 yılından bu yana, her sene düzenlenen Kendine Has Demonation Festivali, bugün başlayarak beş farklı mekanda tüm hafta sonu devam edecek. 4 Ocak Cuma günü başlayacak festivalin açılışını, daha önceden pek de alışkın olmadığımız Kadıköy Sineması'nda Büyük Ev Ablukada'dan tanıdığımız, bu aralar solo projesiyle de gayet aktif olan Gülin gerçekleştirecek. Günün etkinlikleri ise arkaoda'da taşınarak Jtamul, Captain Kubar, ELZ & The Cult ile devam edecek. 5 Ocak Cumartesi günü ise yerli sahnenin farklı tarzlarından Brek, RedRice, Şam, Lalalar, Gözyaşı Çetesi'nden oluşan 5 isim, festival kapsamında Babylon sahnesinde olacak. Festivalin son günü olan 6 Ocak Pazar günü ise Bant Mag. Havuz / Bina'da kurulan Filtresiz Sahne'de Umut Çetin ve Can Aydınoğlu yer alırken, Batuhan Polat ve Skata ise KargART sahnesinde festivalin kapanışını gerçekleştirecekler. Festivalin tüm programı ise ise aşağıdadır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kendinin-disina-bir-adim-hadi/", "text": "Herhangi bir yerde okuduğunuz herhangi bir cümle. İnsan bazen bir cümleyle toplayabilir tüm cesaretini. Koşmak, dokunmak, aslına ulaşmak, merakların ardındaki perdeyi aralayıp ordan Kaf Dağı'na bakmak, herhangi bir atomu parçalarına bile ayırmak... İnsan bazen arzularının peşinden gidecek cesareti ekranda duran bir cümlede bulabiliyor. Bulduğunuz anda ilerliyorsanız her şey yolunda görünebilir fakat bazen müthiş bir dengesizlik vardır ortalıkta. Dünyanın bir ucundan çıkabilir bacağınız her şey fazladır o anda. Ya da aynaya baktığınızda hiçbir şeyi görürsünüz ve az gerçekten o ana çok fazladır. Böyle anlarda acilen atılması gereken bir adım vardır. Kendin için, kendi dışına... Sanırım benim için yol vakti. Dışıma bir adım atmalıyım artık ben de! Dışına bir adım atmalısın belki sende sevgili okur. Ben Sevim. Kendime ulaşmak için atmam gereken bir adıma sahibim. Hepiniz gibi. Hatta hepinizin sahip olduğu bir çok şeye de sahibim. Gözlere, kulaklara, fikirlere, müziğe, anılara, anlara, anlamlara... Ne anlama geldiğini bilmeye ihtiyacım olan cümlelere... Hala ve hala insanlara, seslere. Hayallere sahibim bir de bazılarını kaybetmiş olsam dahi geri kalanına. Çocukken babamla beraber kurduğumuz bir hayale bile sahibim. Geçenlerde Ecem'in okuduğu Beyrut Hayali hikayesinin rüyasını görüyorum son günlerde. Beyrut'u, oraya ulaşmanın arzusuyla yanan Samir'i, okumaktan başka bir şeye mecbur kalmamalı insan!, karanlığı da okuyabilmeli insan, karanlığın yüzünde yazılanları da! deyişini. Birkaç sabahtır bu hikayenin içindeyim. Ya rüya bitmiyor ve uyanamıyorum ya da ben rüyanın peşinden gitmeyi fena halde istiyorum. Sonra babam... O yaşıyor olsaydı bizde bir gemiyle Akdeniz üzerinden Beyrut'a gidebilirdik, gitmeyi çok istemiştik. Bana anlattığı Lübnan masallarını anımsıyorum bazen güzelliği dillere destan kadınlarını, toprağın nefes alırken çıkardığı sesleri, bunların dışında ve aslında bunların hep içinde olan yıkımları, direnişi ama yeniden dirilmeyi. Sanırım küllerinden yeniden doğan bir kuş Beyrut ve böyle bir yer olarak kaldı hep onun düşünde. Asla pes etmeyen bir ruh! Ve ben şu an kararımı verdim. Siz bu şarkıyı dinlerken ben çok uzaklarda olacağım klişesiyleyim şimdi. Salonda arka arkaya atılan adımlar ve Beyrut'un beni çağırışı. Güneye inmeliyim daha güneye, dünyanın kalbine. Küçük bir bavul salonda, Ecem'e bir not -Kendi dışıma bir adım atmaktan başka şansım yok, Beyrut'a gidiyorum. Dünya belki bir gün kurtulabilir- bırakıyorum kapıya, bilet rezervasyonu ve tamam. Azzura ile aşacağız Akdeniz'i. Bir feribot için havalı bir ada sahip. Mavi masmavi... Akdeniz gibi Leila gibi olmalı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kerala-dust-yeni-albumuyle-istanbula-geliyor/", "text": "Elektronik müziğin başarılı ismi Kerala Dust, bir kez daha İstanbul'u ziyaret etmeye hazırlanıyor. Son olarak geçtiğimiz sene Zorlu PSM'nin ev sahipliği yaptığı Sonar İstanbul'un beşinci edisyonunda sahne alan elektro-rock grubu Kerala Dust, yeni albümleri Violet Drive'ı yayınlamaya hazırlanırken bu albüm kapsamında çıktıkları Avrupa turnesinde bir kez daha Zorlu PSM'nin misafiri olacak. Londra çıkışlı elektronik müzik oluşumu Kerala Dust, üretimlerinde elektronik müzik ve geleneksel şarkı yazarlığı arasındaki ayrımı kapatmayı hedefliyor. Solist Edmund Kenny, 17 Şubat 2023'de çıkması planlanan albümle ilgili şu sözleri söyledi: Violet Drive, 2020-2021 yılları arasında İsviçre Alpleri ve Berlin'de kaydedildi. Eski dostum Tilmann'ın İsviçre Alplerinde bir stüdyosu var, 2020'de bir araya geldik ve bu inziva ortamında gelen ilhamla davul partileri kaydetmeye başladık. Londra'ya dönüp çocuklarla buluştuğumda, albümü bu hazırladığım davul katmanları üzerinden yazdık. Brexit sonrası döneme denk gelmesinin projenin üzerinde ilginç bir etkisi oldu. Avrupa'nın birçok ülkesinin sesleri sanki onlara özlem duyarmışçasına albüme yansıdı. Almanya'nın uzun karayollarındaki motor sesleri gibi bateriler, eski İtalyan filmlerinin melankolik melodileri ve Güney İspanya çöllerini anımsatan gitarlar. Albümün konusu da buna elverişli zaten; sanrılarla dolu bir dünyada kendimize ve birbirimize bağlanmak için, gerçek bir şeyler bulmak ve hissetmek için gösterdiğimiz çaba. 8 Nisan Cumartesi günü Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde gerçekleşecek olan Kerala Dust konseri için etkinlik detaylarına ve biletlere buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-alacadan-nayah-kulisinde-5x5-video-serisi/", "text": "Neo-soul, R&B ve hip-hop tarzlarındaki beste ve düzenlemeleriyle dikkatimi celbeden Alaca, Nayah kulisinde canlı kaydedilen 5x5 serisinden ikinci videoyu da yayınladı. Yerli sahnede pek de sık rastlamadığımız türlerde müzik üreten gruplara denk geldiğimde vakit kaybetmeden kendilerini takibe alıyorum. O grubun yol haritasını daha yakından izleyebilmek, dinleyiciye ulaşabilme seviyesini ve dinleyici tarafından nasıl konumlandırıldığını henüz yolun başından adım adım takip edebilmek yerli sahneye dair pek çok dinamiği daha iyi anlamlandırmama yardımcı oluyor. @alacamusic Instagram sayfasında yer alan videolardaki kendilerine özgü cover parça düzenlemeleriyle bu yılın başlarında radarıma takılan Alaca, birbiri ardına yayınlamaya başladıkları kendi besteleriyle de ilgime mazhar olmaya hız kesmeden devam ediyor. 2015 yılında tanışan Rahman Ata ve Mehmet Mutlu, çeşitli gruplarda birlikte çalıştıktan sonra Alaca ismiyle, kendi bestelerini yapmak üzere 2018 yılında bir araya gelmişler. İlk single çalışmaları Mükemmelsin, geçtiğimiz nisan ayında yayınlandı. Neo-soul, R&B ve Hip-hop tarzlarında beste ve düzenlemeleri olan Alaca; Anıl Deniz, Mehmet Ali Şimayli, Emir Ural, Rahman Ata ve Mehmet Mutlu 'dan oluşuyor. Grubun haziran ayında yayınladığı ikinci single ise Al Bunu adını taşıyor. Geçen mayıs ayında ilk konserini Kadıköy'de konuşlanmış olan Nayah'ta veren Alaca, bu ilk konserin ardından 5x5 adını verdiği video performans serisi için de Nayah kulisini mesken tuttu. Afişlerle kaplı alaca bulaca duvarları ve portakal rengi koltuklarıyla geçen sezon boyunca hafta sonları kalabalık ve curcunalı gecelere, hafta içleri ise müzik üzerine uzun ve derin muhabbetlere ev sahipliği yapan Nayah kulisinde çekilen videolardan ilk olarak İstemek İstemiyorum parçasının canlı performansı temmuz ayı sonunda yayınlanmıştı. Matematikle arası iyi olmayanların bile ilk dinleyişte en azından bir kısmını ezberleyeceğini düşündüğüm akılda kalıcı sözlere sahip İstemek İstemiyorumun ardından serinin 25 Ağustos'ta yayınlanan henüz tazecik ikinci videosu ise Kendini Bul adlı parçanın canlı performansına geldi. Aktifliğini korumasını ve hem üretimde hem de sahnelerde daha fazla görmeyi dilediğim Alaca'nın yeni şarkılarını dinlemeyi kendi adıma heyecanla bekliyorum. Şu sıralar güneşin altında olgunlaşmış, hafif ballanmış bir yaz meyvesi kıvamına gelen Alaca'yı keşfetmenizin tam da vaktidir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-apartmanlar-aslinda-guzel-bir-yer/", "text": "Geçtiğimiz yıl İstanbul'da bir araya gelen post punk / noise punk / stoner garage dörtlüsü Apartmanlar, ilk parçası Güzel Bir Yeri dijital olarak yayınladı. Softa grubundan tanıdığımız Furkan Güleray'ın 2018 yılında gerçekleşen girişimiyle oluşan grubun kadrosunda tanıdık isimler görmek mümkün. Furkan Güleray'ın elektrik gitarıyla yer aldığı grupta, bugüne kadar birçok projeye bagetleriyle eşlik eden Birkan Belmondo davulda, ses teknisyeni sıfatıyla tanıdığımız Fatih Esmer bas gitarda, gizemli kişilik Ölü Bebek ise mikrofonda yer alıyor. İlk teklisi olan Güzel Bir Yer'i KARE Müzikevi etiketiyle 1 Şubat tarihinde dijital olarak yayınlayan Apartmanlar ayrıca 29 Ocak'ta yayınlanan Türkiş Garaj Gürültüsü toplama albümünde The Raws, Kozmik Yıkım, Reptilians From Andromeda ve Al'York gibi ekiplerle birlikte yer aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-avcudan-sakin-ve-ofkeli-bir-album/", "text": "Keşfetmenizi istediğimiz yeni bir isimle daha sizlerle birlikteyiz. Geçtiğimiz günlerde, mailimize Avcu adlı bir projenin basın bülteni düştü. Bülteni incelediğimizde Avcu'nun aslında bizim için pek de yeni bir isim olmadığını fark ettik. Bültende belirtilen isim, 2013 yılında Babajim Records etiketiyle yayınlanan Hepberaberyalnız albümünde ve Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku filminin soundtrack albümünde, yine aynı isimli şarkıyla yer alan Meriva grubunun vokalisti Soner Avcu idi. Soner Avcu ayrıca yerli sahnenin, sevdiğimiz, sert gruplarından El Topo'nun 2016 yılı sonunda yayınladığı Ye'cüc Me'cüc albümünde de vokalleri üstlenmişti. Yer aldığı grupların ve görsel medyaya ürettiği çeşitli müziklerin haricinde, kendinde birikenleri Avcu ismini verdiği solo projesiyle birlikte, 2014 yılında açtığı müzik stüdyosunda kaydedip Avcu Records ismindeki label'ında yayınladığı bir albümle müziğe dökme kararı almış. Hayatının son 4 senesindeki deneyimlerini anlattığı Mavi albümünün tüm söz, müzik, prodüksiyon, mix, mastering işlerini de yine kendi üstlenmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-cinojuniordan-etnik-seslerle-bezeli-dub/", "text": "Geçtiğimiz aylarda BBI Yerli #111'de yer verdiğimiz Cinojunior'ın dört parçadan oluşan yeni EP'si Enter the Deep yayında! Mersin'den Cinojunior, tüm prodüksiyonunu kendi üstlendiği ikinci EP'si Enter the Deep'i geçtiğimiz haftalarda yayınladı. Elektronik sesler üzerine inşa edilen mini albümde bol bol ambient, etnik ve oryantal öğeler bulmak mümkün. Cinojunior'ın 2018 yılında ilk olarak yayınladığı üç parçadan oluşan Kollektive Leben albümü sonrasında yayınlanan bu EP'de genel olarak doğu ezgileriyle bezenmiş bir dub sound'u hakim. Albümün kapak tasarımında Kafa Dergisi'nden Aslı Alpar ismini görürken, Ghetto Paradise isimli son parçanın baslarında ise Abdurrahman Tarıkçı imzası mevcut. Cinojunior hakkında daha fazla bilgiye BBI Yerli köşesinden ulaşabilirsiniz. Kendi projesi haricinde prodüksiyon işleriyle de uğraşan Cinojunior, geçtiğimiz aylarda yayınlanan yerli rap sahnemizden Saian'ın yeni albümü Berhava'daki tüm mix/mastering işleriyle birlikte bir parçanın prodüksiyonunu üstlendiğini de belirtelim. Sınırlı sayıda CD olarak da basılan tüm Cinojunior albümlerine aşağıdan ve iTunes üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-gencligin-sesi-anoroc/", "text": "Gelecek vaadeden yeni bir grupla daha karşınızdayız. Bu sefer ki yetenekli arkadaşlarımız Avusturya'dan. Anoroc ile tanışın! Şimdi bu genç arkadaşlar indie/alternatif rock sound'una sahip 2 adet albüm yayınlamış olmalarına rağmen, MySpace profillerine try to play music yazacak kadar da naif çocuklar. 2008 yılında Antigone adında ilk albümünü çıkaran Anoroc bence asıl bombayı hemen akabinde, 2009 yılında çıkardığı The Completion Of Our Exaggeration albümüyle patlatıyorlar. 2009 çıkışlı albümde en azından, kendi kriterlerime göre hit olabilecek 3-5 tane parça var ki, sırf bu yüzden bile dinlenmesi gereken bir albüm denilebilir. Bu tarza gönül vermiş Bir Baba Indie'cilere da gönül rahatlığıyla öneriyoruz. Afiyet olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-istanbuldan-yeni-bir-indie-rüzgarı-cape/", "text": "İTÜ Miam ses mühendisliği bölümünde tanışan Eray Uygur ve Ömür Öztürk'ün kurduğu Alternatif / Indie Rock grubu Cape, ilk EP'si Wonderland'ı 2016 Kasım ayında Mana Müzik etiketiyle tüm dijital müzik platformlarında yayınladı. 4 şarkıdan oluşan EP'nin kayıtları Jingle Factory stüdyosunda yapılırken, şarkıların prodüksiyonu ve miksleri yine grup üyeleri Eray Uygur ve Ömür Öztürk tarafından yapıldı. Sterling Sound'dan Greg Calbi'nin masteringi ile albüm son haline ulaştı. Beklentilerimizi oldukça yükselten 4 şarkıdan oluşan ilk EP'de şarkıları çok da birbirinden ayıramadık. Sonuç olarak Lie, Road, Miss You ve Wonderland'e de ayrı ayrı paragraflar açarak övebiliriz. O sebeple; siz de grubun çıkan bu ilk kısa albümünü baştan aşağıya döndürüp döndürüp dinleyerek, albümün sizi 15 dakika boyunca başka diyarlara sürüklemesine izin verin! Şu an için kesinleşmiş bir etkinliği olmayan grubun ilk canlı performasını da merakla beklediğimizi eklemeden geçemeyeceğim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-izmirli-genc-alternatif-rock-grubu-enfekte-ile-tanisin/", "text": "İzmirli genç alternatif rock dörtlüsü Enfekte, Sahipsiz adlı üçüncü teklisini 26 Kasım'da BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. 2018 yılında cover çalan bir grup olarak kurulan Enfekte, zamanla kendi bestelerini üretme konusunda hemfikir oldu ve şu anki ismiyle bestelerini bu yıl itibarıyla yayınlamaya başladı. 3 Mayıs 2021 tarihinde Zamanla Alışırsın adlı ilk teklisini yayınlayan grup, 28 Mayıs 2021 tarihinde ise Yol adlı ikinci teklisini dinleyiciyle buluşturdu. Geçen bu sürede besteleri üzerine çalışmalarına devam eden grubun üçüncü teklisi Sahipsiz ise dün itibarıyla dinleyiciyle buluştu. 26 Kasım tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Sahipsiz parçasında grup, ormanda kaybolan bir çocuk hikayesinden ve parçanın enstrümantal versiyonu sonrasında çizilen albüm kapağından etkilendiğini belirtiyor. Berke Güzel, Yusuf Doğan Sarıkaya, Emre Gönül, Ege Özsel'den oluşan Enfekte'nin dikkat çekici yeni çalışmasına bakmak isteyenleri hemen aşağıya alalım. Sahipsiz'i beğenen bunu da beğendi diyerek grubun Yol adlı ikinci teklisine de kulak vermenizi tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesfet-secil-kuran-solo-projesi-dyrghe-ses-verdi/", "text": "Geçmiş dönemdeki 123 ekibinde ve sa. ne. na'da perküsyonist olarak tanıdığımız Seçil Kuran, geçtiğimiz haftalarda solo projesi Dyrghe'nin ilk parçasını iTunes ve Spotify üzerinden yayınladı. 16 Mart tarihinde Who Are We Who We Are etiketiyle yayınlanan Truthsayer isimli bu ilk parçada Seçil Kuran'a, davullarda Berke Can Özcan, gitar ve bas gitarlarda Arda Erboz, yaylı çalgılarda ise Özüm Günöz, Özgecan Günöz Kızılay, Evrim Demirel ve Funda Kasnak Altun eşlik etti. Söz ve müzikte Seçil Kuran imzası bulunurken, aranjelerde ise Arda Erboz yer alıyor. Projeye dair küçük bir ipucu verecek olursak, trip-hop etkisinin yoğun olduğu, sert gitar riff'lerinin de eksik olmadığı karanlık bir müzik diyebiliriz. Ardından gelecek işleri merakla beklemeye iten bu ilk çalışmayla baş başa bırakalım şimdi sizleri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesmesekerin-kadikoy-albumu-plak-formatinda/", "text": "Cenk Taner kaptanlığında 1990 yılında kurulan Kesmeşeker'in geçtiğimiz yıl Ada Müzik etiketiyle çıkan 10. albümü Kadıköy, şimdi plak formatında yayınlanıyor. Seneler içerisinde kültleşen ve kemik bir dinleyici kitlesine sahip olan Kesmeşeker'in geçen yıl yayınladığı Kadıköy albümü tıpkı diğer albümler gibi heyecanla karşılandı ve içerisinde yer alan şarkılar kısa sürede klasikleşti. Albümde söz ve müzikleri Cenk Taner'e ait olan 10 şarkı bulunuyor: Değişti Zaman, Keçi, Önce Nar Sonra Pancar, Kadıköy'de Çok Güzel Solduk Biz, O, Sonbahar, Litra, Dahi Çocukları Düşlerinden Vururlar, Kadıköy'de Zen ve Az Ya Da Çok. Kadıköy kayıtlarında, Cenk Taner, Canay Cengen ve Gökhan Özcan'dan oluşan Kesmeşeker kadrosuna, Cansun Küçüktürk, Özgür Ulusoy ve İlkay Özboyar eşlik ediyor. Tüm düzenlemeleri Kesmeşeker'e ait olan albümün kayıt ve mix'i Canay Cengen (2017), mastering'i Levent Büyük, Çağdaş Şenel (Stüdyo 18), kapak tasarımı ise Engin Güneysu imzasını taşıyor. LP edisyonu için remastering'i İhsan Apça tarafından yapılan albüm 180 gr. olarak basıldı. Kesmeşeker Kadıköy LP, bugünden itibaren esenshop. com üzerinden ön satışta ve 1 Nisan Pazartesi gününden itibaren plak dükkanları ve müzik marketlerde olacak. Bu nadide parçayı plak koleksiyonlara dahil etmek isteyenlerin ellerini çabuk tutmasını tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kesmeşekerin-yeni-albümü-kadıköy-tüm-dijital-platformlarda-yayında/", "text": "Kadıköy sound dendiği zaman aklımıza ilk gelen gruplardan Kesmeşeker'in son stüdyo albümü Kadıköy, geçtiğimiz hafta yayınlanmış ve hepimizin beğenisini kazanmıştı. Albüm, bugün de tüm dijital platformlar üzerinden paylaşıldı. 10 şarkıdan oluşan Kadıköy'de ilk gençlik zamanlarımızın Kesmeşeker'ini buluyor ve albümü dinlerken, nerede olursak olalım çantaları toplayıp Kadıköy sokaklarında kaybolmak istiyoruz. Kadıköy'de tüm şarkıların söz ve müzikleri Cenk Taner'e ait. Cenk Taner'e bas gitarda Canay Cengen, vurmalılarda ise Gökhan Özcan eşlik ediyor. Albümün kapağını ve şarkı listesini de aşağıya iliştirip sizi Kesmeşeker'in yeni albümüne alalım. Akbilleri, taksi paralarını hazırlayın. İstikamet Kadıköy!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/keven-ve-pelin-celik-is-birligindeki-yeni-tekli-gozlerin-rengine-bak/", "text": "Keven ve Pelin Çelik'in alternatif pop türündeki yeni teklisi Gözlerin Rengine Bak tüm dijital platformlarda yayında! Yetenekli prodüktör, şarkıcı ve söz yazarı Keven, Pelin Çelik ile birlikte çalıştıkları bu projede narsist bir adamın, yanındaki kişiyi onun duygularıyla oynamak pahasına yanında tutmaya çalışmasını konu ediniyor. Duygularıyla oynanan kişinin bu gerçeği fark edişi, hala aşık olmasına rağmen gitmeye karar vermesi ve bu art niyetli adamı terk edişini şarkı ilerledikçe fark ediyoruz. Bir şey hissetmediği halde sırf yanında kalıp narsist isteklerini doyursun diye aşık numarası yaparken, onun ne kadar güzel olduğunu anlayamayacak kadar gerçeklikten kopuk durumda. Sözlerinde, duygularıyla oynanacak yeni bir kişinin karşısına çıkacağını bildiğini anlıyor ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini dinleyenlere anlatıyor. Kendini Gerçekliğe sıkı sıkıya bağlı ve o gerçekliğin getirilerini soyut bir şekilde yaşayan bir sanatçı olarak nitelendiren Keven, prodüktörlüğünü yaptığı Gözlerin Rengine Bak eserinde de melankolik söz yazarlığına devam ediyor. Keven ve Pelin Çelik'in yeni teklisi Gözlerin Rengine Bak BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kevin-bacondan-yavru-keciliakustik-radiohead-yorumu/", "text": "Amerikalı aktör Kevin Bacon, Radiohead'in Creep parçasını akustik olarak yorumladı. Üstelik yavru keçileriyle birlikte! 62 yaşındaki Amerikalı oyuncu Kevin Bacon, bir çiftlikte minik keçileri gömleğini kemirirken Radiohead'in Creep parçasını akustik gitarıyla hem çaldı hem söyledi. Klibin başında Keçiler bunu çalmamı istedi diyen Kevin Bacon, #GoatSongs hashtag'iyle Instagram hesabından daha önce de çeşitli videolar yayınlamıştı. Geçtiğimiz kasım ayında Frank Ocean'dan Think Bout You ve The Beach Boys'tan Don't Worry Baby parçalarını yorumlayan Kevin Bacon, yine kızı Sosie ile birlikte de For Non Blondes'ten What's Up parçasını yorumlamıştı. Radiohead hayranı yavru keçilerin de olduğu Kevin Bacon'ın Creep yorumu aşağıda sizi bekliyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kevin-parkerdan-yardim-konserine-ozel-akustik-performans/", "text": "Avustralya'dan ve Yeni Zelanda'dan müzisyenlerin bir araya geldiği Music From The Home Front isimli yardım konserlerinde Kevin Parker aka Tame Impala da akustik bir performansla yer aldı. Avustralyalı bağımsız müzik şirketi Mushroom Group, Avustralya'dan ve Yeni Zelanda'dan müzisyenleri bir araya getirerek Music From The Home Front ismiyle geçtiğimiz hafta sonu bir yardım konseri düzenledi. Sağlık çalışanlarına destek amaçlı düzenlenen etkiliğe katılan Kevin Parker, Tame Impala'nın son albümü The Slow Rush da yer alan On Track parçasını gitarıyla birlikte solo olarak seslendirdiği bir performans sergiledi. Kevin Parker'ın On Track akustik yorumunu ve 3 saati aşkın süren canlı yayınların tamamını aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/keşfet-şey-beni-anlatır-ama-en-çok-seni-anlatır/", "text": "Ben: Hacı Düş Macunu'nun gitaristlerinden biri de sanırım bizim sözlükte yazar bu arada. B: Profil fotoğrafına bakmıştım da tam hatırlamıyorum. Hmm sanırım bas gitaristti ya. Heh tamam ya tamam, na şu çocuktu! O yıllarda, Müzikal Sözlük adında kurmuş olduğumuz internet girişimi sayesinde, ilk olarak yine internet üzerinden Mehmet Sinan Güvenç yani nam-ı diğer MeSiGu ile tanışmıştık. Üstteki konuşmaya benzer bir diyalog, Sinan'ı canlı canlı sahnede gördüğümüz ilk andan küçük bir alıntıydı... Bu arada, sanırım o an GIAA etkisinde olduğumuz için, Sinan'la yüz yüze tanışmak, tamamen aklımızdan çıkmıştı. Ama kısa bir süre sonra yüz yüze tanışabildik ve 2010 yılında Hacı biz Bir Baba Indie adında bir blog kurduk. Kafamıza göre takılıyoruz. Gel sende karala bir şeyler istersen şeklindeki teklifimizle Sinan'ın aramıza katılışı da çok uzun sürmemişti. Tabii o günden bugüne kadar yıllar geçti... Sinan'ın gruplarını, solo projelerini defalarca dinledik, izledik ama Yarımada'nın BBI Yerli #8 ve BBI Ev Sohbetleri #1 haricinde Sinan'ın yaptığı işleri BBI sınırları içerisine pek de fazla taşıdığımız söylenemez. Kankacılık konusu BBI'de hepimizin oldukça ihtiyatlı yaklaştığı bir konu olduğundan dolayı, sanırım pek de cesaret edemedik bugüne kadar. Ancak gün bugündür! Özellikle son 2-3 haftadır, sabah işe giderken ve gece yatmadan önce muhakkak günde 2 doz ŞEY alıyorum. Ve sizin de Şey'i keşfedip, almanız gerektiğini düşünüyorum! Şey, Sinan'ın Ağustos 2014'ten beri kendi ev stüdyosunda uğraştığı solo projelerinden biri. Şey bugüne kadar Bark (2014), 5U (2014), Tüm Bunlar Sadelikten Uzaklaşma Telaşı (2015) Büyük Ev (2015), Ağaç (2016) adında toplam 5 tane EP yayınladı. Bu sene içerisinde ise, yeni single İz'le birlikte tüm EP'lerden derlenen, toplam 11 parçadan oluşan albüm Harman'ı yayınladı. Harman albümüyle Şey projesini oldukça güzel özetleyen Sinan, adeta Şey'i dinlemeye nereden başlanır? sorusunun cevabı niteliğinde bir Best Of albüm derlemiş. Benim için baştan sona kadar akan bir albüm olan Harman'da Cassiopeia, İZ, Verebildiği Kadar Sevgi, Şiddetli Hava Olayları ve Girizgah'a özellikle takıldığımı da belirtmeden geçemeyeceğim. Ama Cassiopeia benim çok net hit'imdir! Cassiopeia tarzında yeni parçalarla birlikte, Şey projesini canlı canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum lafını bir kere de buraya yazarak, tarihe bir not olarak düşmekten de ayrıca mutluluk ve heyecan duyuyorum!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/khontkardan-yeni-sarki-geldi-kime-ne/", "text": "Khontkar... Sony Music'in hip hop label'ı Basemode Records'ın yeni ismi. Son yıllarda yayınladığı birçok single ve EP'nin ardından 2017 Ağustos ayında Basemode Records etiketiyle Hiçbir Şeyim Yok isimli single'ını paylaşmıştı. Yükselen trap müziğin yerli temsilcilerinden Khontkar, geçtiğimiz günlerde ise yeni single'ını ve video klibini servis etti. Kime Ne isimli bu yeni parçanın tüm prodüksiyonu Khontkar'ın alter-egosu Barry Allen'a ait. Parçanın video klibinin çekimleri ise Kötü Adam yönetmenliğinde, İzmir'de Khontkar'ın büyüdüğü semt olan Gürçeşme'de gerçekleştirilmiş. Parçanın giriş sözleri bir hayli tanıdık gelse de Khontkar son zamanlarda yerli hip hop sahnesinin radarımıza takılan isimlerinden oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/khruangbin-3-gun-ust-uste-tekrar-ulkemize-geliyor/", "text": "Bu yıl başında yayınladığı Con Todo El Mundo albümüyle radarımıza iyiden iyiye giren Khruangbin, hipnotize edici müziğiyle Şubat 2019'da bir kez daha Salon'a geliyor. Bu sene içerisinde 1-2 Mart tarihinde iki gece üst üste Salon'da izlediğimiz Khruangbin, 8-9-10 Şubat 2019 tarihlerinde, 3 gece üst üste bir kez daha Salon sahnesinde! İlk olarak 2015 yılında yayınladığı The Universe Smiles Upon You albümüyle dikkatlerimizi çeken ekip, bu yıl yayınlanan ikinci albümleri Con Todo El Mundo ile 2019 yılı içerisinde bir kez daha ülkemizi ziyaret edecek. Biletlerinin 8 Kasım itibarıyla Biletix ve Salon Gişe'de satışa çıkacağı açıklanan konserin Facebook Event'lerinden daha fazla bilgiye aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/khruangbinden-album-mujdecisi-yeni-single-time-you-and-i/", "text": "Texas'lı üçlü Khruangbin, 26 Haziran'da Dead Oceans etiketiyle yayınlayacağı yeni albümü Mordechai'den yeni teklisi Time 'ı videosuyla birlikte yayınladı. Amerikalı psychedelic müzik üçlüsü Khruangbin'in Leon Bridges ile 7 Şubat 2020 tarihinde paylaştığı Texas Sun isimli EP'si sonrasında yeni albümünden ilk parçası yayınlandı. 26 Haziran tarihinde paylaşacağını duyurduğu yeni albümü Mordechai'dan Laura Lee Ochoa'nın vokallerinin bulunduğu Time parçası dinleyiciyle buluştu. Geçmiş dönemde ağırlıklı olarak enstrümantal müzik yapmasına alışkın olduğumuz Khruangbin, Texas Sun EP'si sonrasında, kendine özgü disko ve funk öğelerini de koruyarak, vokallerin bol kullanıldığı parçalarla karşımıza çıkacak gibi duruyor. Yeni Khruangbin parçası Time 'ın video klibine aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/khruangbinden-late-night-tales-serisi-icin-kool-the-gang-yorumu/", "text": "Geçtiğimiz haziran ayında Mordechai albümü yayınlayan Khruangbin, 4 Aralık'ta tamamı yayınlanacak Late Night Tales serisinin sıradaki kürasyonunu gerçekleştirdi. 2000'lerin başında, yazar A. W. Wilde tarafından başlatılan Late Night Tales serisinde bugüne kadar, Belle & Sebastian, Metronomy, BadBadNotGood, Olafur Arnalds, The Flaming Lips, The Cinematic Orchestra, Röyksopp, MGMT ve Agnes Obel gibi isimler kürasyonu gerçekleştirdi. Serinin sıradaki derlemesi ise Khruangbin tarafından hazırlanacak. Ülkemizde oldukça sevilen ve bugüne kadar birçok konser gerçekleştirmiş Khruangbin, geçtiğimiz haziran ayında yeni albümü Mordechai'nin tamamını yayına almıştı. Late Night Tales serisinde ise toplam 15 parçalık bir seçkiye yer verecek olan grup, bir de cover parçaya yer verdi. Bu parça ise geçtiğimiz günlerde kurucu üyelerinden Ronald Bell'in hayatını kaybettiği haberini verdiğimiz Kool & The Gang'in 1974 çıkışlı Light Of Worlds albümünde yer alan Summer Madness parçası oldu. Khruangbin'in 4 Aralık yayınlanacak seçkisi öncesinde paylaşılan Kool & The Gang cover'ı Summer Madness'a hemen aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/khruangbini-neden-dunyalar-kadar-seviyoruz/", "text": "Laura Lee, Mark Speer ve Donald DJ Johnson'dan oluşan Teksaslı grup Khruangbin, ikinci uzunçalar albümü Con Todo El Mundoyu 26 Ocak'ta yayınladı. 2015 tarihli ilk LP'si The Universe Smiles Upon You ile gelecekte yöneleceği frekansların sinyalini verdiğini düşündüğüm grup, beni şaşırtmadı. Khruangbin akmış, yolunu bulmuş. The Universe Smiles Upon You'nun başarılı bir ilk albüm olduğunu inkar edemeyeceğim; fakat yine de ilk albümü grubun müzikal yolculuğu adına ayakları yere basan bir arayış dönemi olarak yorumlamayı tercih ediyorum. Con Todo El Mundo ise Laura Lee'nin dedesinin kendisine hep İspanyolca sorduğu Como me quieres? sorusuna kabul ettiği yegane yanıttan geliyor: Con Todo El Mundo. Bu topraklarda birçoğumuzun çocukluktan aşina olduğu bir soru ve onun klişe yanıtı Khruangbin'in dünyadaki her türlü sesi kutsayan bu albümüne son derece uygun tınlıyor. Zira hakikaten de Khruangbin'in Con Todo El Mundo albümüne ilham veren dünyalar kadar ses, melodi, şarkı, müzisyen, hikaye ve coğrafya var. Bana kalırsa Khruangbin'in yarattığı kendine has sound ile kısa sürede dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasının temelinde, esinlendiği müzik türlerinin geleneğine hakim olmak için gösterdiği çaba yatıyor. Zaten Khruangbin de müziğinin dinleyici tarafından algılanmasını bu gelenek çerçevesinde yürütmeyi bilhassa tercih ediyor. Khruangbin'in Spotify hesabını takip edenler, grubun kendi hazırladığı Flight 505 to Kingston, Flight 428 to Tehran, Flight 519 to Rio de Janeiro gibi dünyanın farklı köşelerinden müzikleri bir araya getiren playlist'leri fark etmişlerdir. Elbette bu listelerin arasında Şenay, Rüya Çağla, Sezen Aksu, Esin Afşar, Erkin Koray, Osman İşmen gibi isimleri içeren bir Flight 609 to Istanbul listesi de mevcut. 2016 senesinde İstanbul'u ziyaret eden grup, bu toprakların seslerine de kayıtsız kalamamış. Hazırladıkları listelerde ne kadar derine inebildikleri tartışmalı olsa da farklı coğrafyaların müziklerini keşfetmek ve paylaşmak için duydukları açlığı değerli buluyorum. Nasıl ki müzisyenlerin ortaya yeni sesler çıkartabilmek için önce kökleri özümsemeleri gerekiyorsa, dinleyicilerin de duydukları yeni sesleri sindirebilmeleri için önce kökleri öğrenmeleri gerekiyor. Khruangbin bu gerekliliğin bir hayli farkında. Yani tüm o listeler, esinlendikleri isimlere bir saygı duruşundan veya bir PR kampanyasından ibaret değil. Birlikte bir uçuşa çıkıyoruz ve Khruangbin nereye varmak istediğini iyi biliyor. Bize de uğradığı durakların bir haritasını bırakıyor ki varacağımız bir sonraki istasyona ısınarak hazırlanalım. Yazının başında belirttiğim gibi, Khruangbin'in yolda bıraktığı ekmek kırıntılarını takip etmeyi bilenler için şu ana kadar bize pek de sürprizli bir yolculuk yaşattıkları söylenemez. Boşa kürek sallayarak yapılan müzikal arayış hallerinin aksine bu sağlam çizilmiş rota, grubun müziği adına daha da çok heyecanlanmama sebebiyet veriyor. Tay dilinde uçak anlamına gelen Khruangbin, müziğiyle olduğu kadar diğer yaratıcı içerikleriyle de ismiyle bütünlüklü bir konsept oluşturmayı başarıyor. Grubun merch'lerini bulabileceğiniz web sitesinde AirKhruang Duty Free tabelası sizi karşılıyor. Con Todo El Mundo albümünün yayınlanmasını kutlamak için ise Khruangbin şu adreste saniyeler içinde size özel bir yol playlist'i hazırlıyor. Varış noktanızı seçtikten sonra sizin için en doğru playlist'i hazırlayabilmek adına uçuşunuza dair birkaç soru yöneltiyor: Pencere kenarı mı yoksa koridor mu? Kahve mi yoksa çay mı alırdınız? Tercihiniz birinci mevkiden yana mı olurdu yoksa ekonomide yolculuk etmeyi mi yeğlerdiniz? Son olarak, direkt uçuş mu, aktarmalı mı? Bu dört soruya cevap verdikten sonra, Khruangbin bu defa da yalnızca size özel bir Spotify listesiyle çıkageliyor. Listeniz uçuş süresinden uzun olduğu için olası rötarlara karşı da hazırlıklısınız. Listelerin cazibesine kapılıp ben de kendime birkaç uçuş rotası belirledim. Kalkış noktası İstanbul olunca haliyle listeler de pek şenlikli. Rana-Selçuk Alagöz'den Malabadi Köprüsü ile başlayan ilk listemde Ahmed Fakroun, Tim Maia gibi tanıdık isimler bana göz kırparken bir diğer listemde Sezen Aksu, NEU! ve Camel birbiri ardına denk geliyor. Listeye dikkatlice bakınca yolculuğun en hülyalı anları için eklenmiş olduğunu tahmin ettiğim bir parça görüyorum: Erkut Taçkın'dan Mühür Gözlüm. Khruangbin isminin grubun müziğini şekillendiren dünyanın dört bir yanındaki sesleri simgelemesi boşuna değil. Her ne kadar Laura Lee, Mark Speer ve Donald DJ Johnson'ı bir araya getiren 60 ve 70'li yılların Tay funk kasetleri olsa da grup üyelerinin her birinin farklı ve zengin müzikal zevkleri var. Mark Speer'ın keşfettiği Monrakplengthai isimli blog'da bulunan sayısız Tay kasetinin kayıtlarını dinleyerek Khruangbin müziğinin oluşumuna yön veren grup, ikinci albümünde farklı yönlere doğru sürüklendiğini ifade etse de ne zaman ilhama ihtiyaç duysalar temel kaynakları olarak gördükleri Tay kasetlerine geri döndüklerini belirtiyorlar. Grubun üç üyesini de çatısı altında birleştiren türler soul ve R&B; fakat bunlardan farklı olarak Laura pyschedelic müziğe, dub reggae'ye ve groovy Fransız popuna meraklı. Mark dünyanın dört bir yanından gelen her türlü sese iştahla kulak kabartıyor: Etiyopya, Tayland, Jamaika, Yakın Doğu... DJ ise aslen gospel kökenli ve şu anda hip-hop ve rap müzik prodüksiyonuyla iştigal ediyor. Hatırı sayılır bir müzikal çeşitliliği arka planında barındıran Khruangbin'in canlı performanslarına dair dikkatimi çeken önemli bir özellik ise performanslarını adeta bir DJ set gibi kurgulamaları. Yükselişler, düşüşler, seyirciyi dinlendirdiği anlarda bile kitlenin dikkatini canlı tutmakta ustalaşmış bir DJ'i hatırlatıyor. Ya da çıktığı en yüksek rakımdan inişe geçerken yere çakılmadan, huzursuzluk hissi yaratmadan, kaymak gibi inen bir pilotu. Laura Lee, 4 yıl yaşadığı Londra'nın müzikal anlamda kendisine kattığı en büyük kazanımın DJ kültürüne kendisini kaptırmasına imkan tanıyan ortamı olduğunu belirtiyor. Londra'daki vaktinin kayda değer bir kısmını partilerde ve festivallerde geçiren Laura, DJ'lerin set akışlarını nasıl kurguladıklarını, dinleyiciyi bilinçli bir şekilde ellerinde tutmayı nasıl başardıklarını inceleme fırsatını bulmuş. Laura'nın gözlemlerinin etkisini Khruangbin'in canlı performanslarında hissetmek mümkün. Konser esnasında seyircinin dikkatini canlı tutmanın giderek zorlaştığı bir çağda grupların setlist'lerini ve genel anlamda canlı performanslarının akışını kurgularken başvurmaları gereken faydalı kaynaklardan birisi ve hatta en zengini de bittabi DJ kültürü. Bu hazineye erken uyanan gruplar bugünlerde sahne ışıklarını üzerlerine çekmeyi daha hızlı başarıyor. Khruangbin'in sold out konserlerle dolu uzun turnelerinin başarısı tesadüf veya şans eseri değil. Yalınlık Khruangbin'de işimize yarıyor. Yaptığımız müzikten şüphe duyduğumuzda bir şeyler eklemektense genellikle bir şeyler çıkarıyoruz. diyor Laura Lee. Tam da müzisyenlerin şiar edinmesi gerektiğini düşündüğüm bir noktaya parmak basıyor. Yerini bulamamış öğeleri bir yerlere sokuşturmak için müziği kanırtmaktansa çıkarıp nefes aldırmak gerektiğini hissetmişimdir hep. Sadelik dışarıdan her ne kadar kolay görünüyorsa ona erişmesi de bir o kadar meşakkatli. Vokallere minimal ölçüde yer veren enstrümantal bir grup olan Khruangbin'in tüm üyeleri başlangıçta vokal yapmaktan bir hayli çekiniyormuş. Dinleyicinin ilgisini sözlerden ziyade müziğe odaklamasını sağladığı için enstrümantal müziği çok sevdiğini söyleyen Laura Lee, dinleyicinin müziğe odaklanmayı zaman zaman ıskaladığını ekliyor. Sözler oyundan çıkartıldığında ise müziği dinlemek farz oluyor. Laura Lee, enstrümantal müziğin belli bir dile ait şarkı sözleri barındırmadığı için taşıdığı evrensel niteliği de seviyor. Grubun ikinci albümü Con Todo El Mundo da yine vokallerden asgari düzeyde faydalanan, Tay funk sularından Orta Doğu rüzgarlarına yelken açmış bir keşif diyarı. Çocukluğundan itibaren piyano ile haşır neşir olan, bas çalmaya ise Khruangbin'in hemen öncesinde başlayan Laura Lee, ilham aldığı dub reggae hissiyatını Khruangbin'in müziğine taşıyor. 20 yaşındayken insomnia'dan muzdarip olduğu gecelerde herkes uykudayken Roots Radics parçalarını dinleyerek sessizce baslarını çalmaya çalışan Laura Lee'nin Khruangbin parçalarında kurduğu dub baslarından oluşan iskelet, bütünü oluşturan sağlam parçaların kanımca en kuvvetlisi. Speer'a göre, rotasını arayan Khruangbin denkleminde yalnızca üç sabit var: Funky davullar, dub baslar ve melodik gitarlar. Con Todo El Mundoda ise bu karışıma Orta Doğu dolaylarından yeni öğeler ekleniyor. Kendi adıma ilk albümdeki dream-pop'a yakın duran sound'tan sonra ikinci albümde yarattıkları sound'un daha eklektik ve doyurucu olduğunu söyleyebilirim. Con Todo El Mundonun üretim sürecinde Mark Speer'ın en çok dinlediği isim İranlı pop star Googoosh olmuş. Speer, kendisi gibi başka dinleyicilerin de birtakım İngilizce şarkı sözleri duymaksızın da dinledikleri müziğe kendilerini kaptırabilmeleri fikrinden büyülenmiş, ikinci albümde gitarıyla yapmayı hedeflediği şey bu olmuş. Johnson ise ilk albümün yayınlanmasının ardından çıktıkları kapsamlı turneler ile çaldıkları açık hava festivallerinin Khruangbin üzerindeki etkisini ikinci albüme yansıtmak istediklerini belirtiyor. İkinci albümün mix'lerinde kick'lerin ilk albüme kıyasla daha baskın olması, festivallerde seyirciyi dansa davet etmeye duydukları istekten ileri geliyormuş. Son dönemde dünya çapında özellikle 60'lı ve 70'li yılların psychedelic Türkçe müziklerine yönelik yükselen ilgiyi bir milliyetçilik meselesi haline getiren yorumlara rastlıyorum. Bağlamadan etkilenerek yazdığı Flying Microtonal Banana (2017) albümüyle Türkiye'deki dinleyicilerin ilgisini çeken Avustralyalı grup King Gizzard & The Lizard Wizard ve Türkçe türkülere psychedelic yorumlar getiren Hollandalı topluluk Altın Gün geçen mart ayında birbiri ardına konser vermek için ülkemizi teşrif edince entelijansiyamız da sosyal medyada huzursuzluğunu dile getirmekten geri kalmamıştı: Bizi bize bizle anlatıyorlar, Kendi müziğimizi yabancılardan dinliyoruz! minvalindeki paylaşımlar sosyal medya ahalisinin de beğenisini toplamıştı. Bu tepkiler özünde saf bir kendi köklerimizi keşfedelim, türkülerimize/bağlamamıza hak ettiği değeri vermeyi ihmal etmeyelim hissinden doğmuş gibi görünse de icra edilen müziği müzisyenin milliyetini baz alarak değerlendirmek son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir bakış açısı. Şayet dünyanın bir başka köşesinde bizim müziğimizden etkilenerek üreten müzisyenler varsa, bu kişilerin milliyetlerini öne sürmek suretiyle yaptıkları müziğe burun kıvırmak haddimize düşmez. Ayrıca yabancıların bizim müziğimizi çalmasını küçümsemenin yerli müziğe sahip çıkmak gibi bir izahı da kabul edilemez. Kaldı ki Erkin Koray'ı ve Neşet Ertaş'ı dinleyip seviyor olmamız Altın Gün'ü de dinlememize ve takdir etmemize engel değil. Söz konusu müzik olduğunda diğer alternatifleri dışlayan birtakım seçimler yapmak gibi bir mecburiyetimiz yok. Khruangbin ise dünyadaki hiçbir sesi dışlamayan, kapsayıcı sevginin şifresini çözmüş bir ekip olarak Karayipler'den Tayland'a, İran'dan Fransa'ya, Jamaica'dan Etiyopya'ya kadar etkilendiği sesleri müziğine katıp yeniden var ediyor. Eğer ki yukarıda bahsi geçen tartışmalardaki gibi herkes kendi müziğini kendi coğrafyasında ikamet eden müzisyenlerden dinlemekte ısrarcı olsaydı, Khruangbin'in müziği de şimdi olduğu gibi dinleyici kitlesini günden güne artırmaya devam edemezdi. Gök kubbe altında üretilmiş her ses bir bakıma dünya kültür mirasının parçası sayılır. Khruangbin örneğinde olduğu gibi, müzisyenler, içine doğduğumuz veya hiç gitmediğimiz diyarlarda doğmuş sesleri bir arayagetirip yeni sesler üretmekte alabildiğine özgürdür. Şarkılar kimsenin tekelinde değildir; yalnızca onları çalanın telinde, söyleyenin dilindedir. Khruangbin dünyanın seslerini kendi duyduğu noktadan yeniden üretmek üzere çıktığı yolculukta beslendiği kaynakları dinleyicilerinden saklamıyor, yol haritasını adım adım paylaşmayı ihmal etmiyor. ABD dışındaki dinleyicileriyle kısa sürede kurduğu tutkulu iletişimde dolaştığı coğrafyalara selam etmesinin payı yadsınamaz. Albümün ilk parçası Como Me Quieres, Sezen Aksu'nun 1984 tarihli Sen Ağlama albümünün hit'lerinden Geri Dön parçasına selam çakıyor. Biz Khruangbin'i dinliyoruz, Khruangbin tüm dünyayı dinliyor. Khruangbin bizi görüyor, artık bize düşen de Khruangbin'in uçağına atlayıp dünyayı kuş bakışı görebilmeyi denemek. Bizim müziğimizi sahiplenirken geriye kalan her şeyi dışladığımız o dipsiz kuyuya düşmeden müzik dinlemeyi ve müziği değerlendirmeyi öğrenmek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/khruangbinin-yeni-albumu-mordechainin-tamami-yayinda/", "text": "Khruangbin, paylaştığı üç teklinin ardından beklenen yeni stüdyo albümü Mordechai'nın tamamını yayına aldı. Bu yıl içinde yayınladığı Time, Pelota ve So We Don't Forget parçalarının ardından Khruangbin, beklenen yeni stüdyo albümü Mordechai ile tekrar karşımızda! Dead Oceans etiketiyle dijital platformlarda paylaşılan, toplam 10 parçadan oluşan albüm, grubun daha fazla kitleye ulaşmasında oldukça önemli bir rol üstlenen 2018 çıkışlı Con Todo El Mundo albümü ve onun dub versiyonu olan Hasta El Cielo sonrasında yayınladığı ilk uzunçalar. Grup verdiği bir röportajda, bu albümde daha vokalli parçalar duymamızı ise Vokaller, şarkılara melodileri dahil etmenin farklı bir yoludur. Biz de köklerimizden çok fazla uzaklaşmamaya dikkat ederek vokalleri minimumda tutmaya çalıştık. Çünkü entrümantal müziğin en sevdiğimiz yanı bu açıklığı ve yorum özgürlüğü. diyerek açıklıyor. Khruangbin, Mordechai albümü ile çeşitli ülkelerden müzikal esintilerle birlikte bizi dünya turuna gezmeye davet ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kill-bill-20-yilinda-4k-edisyonuyla-donuyor/", "text": "Kill Bill 20. yılını bu senenin sonunda vizyona girecek olan yeni edisyonuyla kutlayacak. Kim der ki Kill Bill vizyona gireli 20 yıl oldu diye... Zaman su gibi akıp geçiyor o ayrı ama asıl güzel haber yönetmen Quentin Tarantino'nun başyapıtlarından biri olan ve hatta sinema tarihinin kült yapımları arasına giren Kill Bill'in 20 yılında 4K edisyonuyla izleyiciyle buluşacak olması. Anlayacağınız Gelin geri dönüyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kim-kiminle-nerede-ne-yapıyor-etkinlik-rehberi-8-10-eylül/", "text": "Oh be! Sonunda adamakıllı nefes alabildiğimiz, Aman hırkanı almadan çıkma, akşam soğuk olur. dediğimiz havalar başladı. Hırkalara, gömleklere sıkı sıkı sarıldığımız gibi kulaklıklara da sıkıca sarılmaya başladık. Soğuk kahveler yeniden ısınırken; biralar yerini şaraba, pikeler ise battaniyelere bıraktı. Müzik mevsim normallerinin üstünde keyifli hissedilirken, konser sezonu da geldi çattı! Ne iyi oldu, ne güzel oldu! Sevdiğimiz birçok mekan bu hafta sonu sezon açılışını yapmaya hazırlanıyor. Kimileri kaliteli çizgisine devam ederken, bazıları da kendini yeniliyor ve Durun, biz daha ölmedik! deyip kendine ön sırada yer buluyor! Eski adıyla garajistanbul, şimdiki adıyla Garaj, sezona bomba gibi giren isimlerden olacak gibi duruyor. İsveç'in hüzünlü atmosferini, akılda kalıcı sözleri ve güzel melodileriyle aynı potada eriten Jens Lekman, 8 ve 9 Eylül'de Garaj sahnesinde olacak! Daha önce ülkemizde dinleme şansını bulduğumuz Jens Lekman, bu sefer grubuyla birlikte geliyor ve bu da Türkiye için bir ilk olma özelliği taşıyor. Aşk acısı çekiyorsanız ya da yeni aşık olmuşsanız, hayata yeniden karışmak istiyorsanız ya da zaten hayatın içindeyseniz; kısacası ne olursanız olun bizce Jens Lekman'ı kaçırmayın! Şehrin müzik konusunda en büyük destekçilerinden Salon, bu sefer denizleri aşıyor ve kapıların ardındaki konser keyfini merkezden uzağa, Beykoz Kundura'ya taşıyor. 10 Eylül'de gerçekleşecek Gezgin Salon konseptiyle bize Haydi bakalım, artık yerimizde durmayacağız! diyen Salon'un getirdiği isimler ise keyfimizi ciddi anlamda yerine getiriyor. Olafur Arnalds ve Janus Rasmussen'den oluşan, konserleri her daim sold-out olan İzlandalı Kiasmos, techno'nun ana vatanı Berlin'den Pantha du Prince, İspanya'nın sıcak ikliminden bizim de performansını iple çektiğimiz Pional, ülkemizin elektronik müzik denince akla gelen iki ismi Mind Shifter ve Men With A Plan ile DJ setletiyle gece hayatının nabzını tutan Büber, Gezgin Salon kapsamında Beykoz Kundura'da dinleyeceğimiz isimler olacak. Kesinlikle kaçmaz! Babylon, Bomonti'deki evine geçmeden önce tatilin tadını son kez çıkaralım diye Babylon Soundgarden kapsamında bizleri Kilyos'ta ağırlıyor. 8 ve 9 Eylül'de gerçekleşecek Babylon Soundgarden'da; The Drums, Kadebostany, Anne Marie, Wax Tailor, Gorgon City, Ezhel, Hey! Douglas, Whilk & Misky, Men With A Plan, Sevdaliza ve Derrick May gibi isimleri dinleyeceğiz. Daha önce canlı canlı dinleme şansı elde ettiklerimizi yeniden dinlemek için sabırsızlanıyor, diğerleri için ise müthiş bir heyecanla beklemeye başlıyoruz! E geri sayıma başlayalım o zaman! Bu arada sizi, geçtiğimiz günlerde yaptığımız Wax Tailor röportajı için buraya, Babylon Soundgarden'ın detaylı programı için şuraya alalım. Zorlu PSM, sonbahara ayak uyduruyor ve Japonya'dan post-rock janrının en sevilen isimlerinden birini, MONO'yu getiriyor. Bu sene Studio'ya daha fazla önem vereceğini açıklayan Zorlu, MONO'yu da Studio sahnesinde ağırlayacak. Ülkemizde daha önce Salon'da dinleme şansını bulduğumuz grubu yeniden dinlemek için heyecanlanıyoruz. Hüznü en derinlerde hissedeceğimizden öyle eminiz ki konser öncesi mendilleri hazırlayacağız. Her an kalbimiz yerinden çıkabilir, hazırlıklı olmakta fayda var!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kimdir-bu-buyuk-ev-ablukada/", "text": "Son birkaç aydır bu gizli adamların isimleri büyük büyük vuruyor suratımıza. Arkadaş ortamında evde takılıyoruz tavrıyla kimi zaman bir Bülent Ortaçgil, kimi zaman da -biraz da abartırsak- Kings of Convenience oluyorlar. Bu rahatlığın yanına bir de kafalarına göre sözler ekleyin... Alın size Büyük Ev Ablukada! Bugüne kadar Last Fm ya da Myspace vasıtasıyla şarkılarına ulaşılan grup, sonunda web sitesini de harekete geçirdi ve bununla birlikte 26 Aralık'ta Canavar Banavar ve Afordisman Salihins olarak verdikleri Çıplak Ayaklar Kumpanyası Ay şuram ağrıyo konserinin kayıtlarını da takipçileriyle paylaştı. İşte bu kayıtları yolda da dinleyin diyen grubun web sitesine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kimse-senin-gibi-soylemiyor-artik-chris-cornell/", "text": "Bir müzik kariyerine en fazla ne kadar şey sığdırılabilir? Modern rock müziği şekillendiren 90'lar Seattle müziğinin ilk temsilcilerinden olan Soundgarden grubunun vokalisti olmak bile başlı başına yeterliyken Chris Cornell; Audioslave, Temple of the Dog gibi gruplarla ve birçok solo çalışması ile 33 yıllık müzik kariyerine inanması, anlatması ve tekrarlanması güç şeyler sığdırdı. İlk başta en büyük silahı dört oktavlık ses aralığı gibi görünse de diğer Seattle müzisyenlerinin hedef seviye olarak gördüklerini ifade etmekten çekinmedikleri söz/beste yazarlığındaki yetenekleri ve çok geniş bir duygu yelpazesine sahip müzikal çeşitliliği belki de daha büyük paya sahipti onun mirasında. Kendisiyle aynı adı taşıyan derleme albüm, tam da bunu yansıtmayı hedefliyor, Thayil'e göre. Rolling Stone'a verdiği röportajda Kim Thayil, 16 Kasım'da piyasaya çıkan Chris Cornell albümünü sanatçının şarkı yazarlığında sahip olduğu biçimsel geniş spektruma ışık tutmasını hedefleyerek derlediklerini söylüyor. Ne var ki bunu yaparken, aramızdan ayrılış şekliyle alakalı olarak -kendini asmıştı- ailesine ve arkadaşlarına zor gelecek sözleri ya da isimleri olan şarkıları bir kenara itmişler. Pretty Noose gibi hitlerin albüme dahil edilmemeleri, her ne kadar melankoliyle ya da intiharla ilgili yazılmamış olsalar dahi, bundan kaynaklı olabilir. Chris Cornell'in kariyeri boyunca grup ya da solo olarak yayınladığı her albümden iki, her EP'den de birer şarkı konulmaya çalışılmış olan albüm, en hit parçalara neredeyse eksiksiz yer veriyor. Bu durumu bariz şekilde bozan istisnalar ise Thayil'in bahsettiği geniş bir müzik tarzı yelpazesi kapsama motivasyonuna, yani fazlaca heavy metal/hard rock şarkıları alternatif olanlarla dengeleme isteğine kurban gitmiş olabilir. Bu satırları yazdığım sıralarda resmi internet satış sayfasında Tükendi olarak görülen kutu seti; 4 CD'den, bu CD'lerle aynı şarkı düzenine sahip 7 plaktan ve müzik klipleriyle dolu bir DVD'den oluşuyor. Spotify'da radarınıza girebilecek olan 64 şarkılık Chris Cornell albümü, işte o 4 CD'nin içeriğindeki şarkılardan meydana geliyor. 1984'ten beri müzik yapan Soundgarden grubunun 1987'de çıkardığı, ilk EP'leri olan Screaming Life'ın en ünlü şarkısı Hunted Down, bu albümde de ilk CD'nin ilk şarkısı olarak yer alıyor. Canlı söylenmiş karışık kayıtlardan oluşan dördüncü CD'deki Nothing to Say (Mercer Arena, Seattle, 1996), Black Sabbath'ın bıraktığı mirası 90'larda en bariz şekilde devam ettiren grup olarak gördüğüm Soundgarden'ın bu bağlamdaki en karanlık, Chris Cornell'in ise vokal olarak en güçlü parçalarından biri. Ağustos 1988'de yayınlanan 4 şarkılık Fopp EP'sindeki cover ya da remix olmayan, Soundgarden kaleminden çıkan tek şarkı, Kingdom of Come. Grubun setlist. fm'de kayıtlı 795 konserine göre yıllar içinde sadece 15 kez canlı çalınmış bu şarkının albümde yer almasına gerek de yoktu aslında. Zaten bir önceki EP ile birleştirilerek 1990'da albüm olarak piyasaya sürülen Screaming Life/Fopp'u tek kayıt sayarsak; bunun Hunted Down ve Nothing to Say ile temsil edilmiş olması benim için kafi idi. Onun açacağı bir şarkılık boşluk başka albümler için çok yararlı olurdu. Grubun ilk tam albümü olan, 1988'de piyasaya sürülen Ultramega OK'den ise Flower ve All Your Liesı görüyoruz. All Your Lies, 1986'da birçok grubun bir araya gelerek çıkardığı In Deep Six albümündeki üç Soundgarden şarkısından biriydi, iki sene sonra Ultramega OK'e de dahil edilmişti. Tahminimce derlemenin doğasından kaynaklı gereklilikler nedeniyle derlemede kendine bir yer edinse de ideal bir durumda yine aynı albümden bir başka şarkı olan Beyond the Wheelın yanında esamesi okunacak bir şarkı değil. Chris Cornell'in RE notası ile başlayıp 3 oktav yukarıdaki FA'ya kadar çıktığı (D2-F5), imza performanslarının başında gelen, Soundgarden yelpazesindeki ağır ve karanlık tarafın ise en ünlü temsilcisi olan Beyond the Wheel'ın eksikliği malesef büyük bir hayal kırıklığı. Ultramega OK'den bir başka şarkı olarak ise kesinlikle Incessant Macei dinlemenizi öneririm. Louder Than Love (1989) albümü üç müthiş şarkı ile açılır: Ugly Truth, Hands All Over, Gun. Üç şarkı sonra albüme ismini veren şarkı Loud Love ile ivme kazanır. Bir üç şarkı daha sonra bunu Big Dumb Sex ile tekrar eder. Not: Sebeplere tekrar tekrar girmiyorum. İdeal durumda olması gerektiğine inandığım değişiklikleri ve kişisel tavsiyelerimi görsellerden okuyabilirsiniz. Temple of the Dog, Chris Cornell'in o dönemde yeni bir araya gelmekte olan Pearl Jam üyelerine öncülük ederek oluşturduğu süpergrup ve çoğunlukla kendi besteleriyle hayat verdiği aynı isimdeki tek albümlerinin adı. Bir başka efsanenin doğmasına zemin hazırladığını ya da en azından emekleme döneminde elinden tuttuğunu söyleyebiliriz. O zamana kadar Soundgarden ile ağır ve sert şarkılar yazmış olan sanatçının bir anda akustik çalınmaya müsait alternatif rock bestelerle çıkagelmiş olması, çok yönlülüğünün de ilk belirtileri olmuştur. Doğrudan Mother Love Bone vokalisti Andrew Wood'a adanmış şarkılar Say Hello 2 Heaven ve Reach Downun yanı sıra, Eddie Vedder ile düet yaptığı ünlü şarkı Hunger Strike, akustik versiyonu çok güzel olan Call Me A Dog ve All Night Thing derlemede bulunan şarkılar. En az üçü akıllara kazınmış vurucu parçalar olsa bile albümdeki on şarkının beşine derlemede yer vererek mümkün olabilecek en büyük payı bahşetmiş, hatta biraz abartmışlar. 1991'de Nirvana'nın ve Pearl Jam'in Nevermind ve Ten albümleriyle yaptıkları ani çıkış, sözüm ona grunge teriminin ortaya çıkışı, bir anda müzik piyasasının gözünü Seattle'a çevirmesi; Soundgarden cephesinde de Badmotorfinger olarak vuku bulmuştu. Albüm, grubun o zamana kadarki en başarılı albümü olmuştu. 1994'teki Superunknown ise hem çığır açıcı deneyselliği, hem de kimliğini oturtmuş tarzıyla o günden bugüne geçen on dört senede bile çok az rock albüm tarafından egale edilebilmiş bir seviyeye çıkmış, iki de Grammy ödülü kazanarak bu başarıyı taçlandırmıştı. Hiç bilmeyen birine sevdirmek için ilk kez Soundgarden dinletmek istesek, ilk dört şarkı tam olarak Chris Cornell derlemesine stüdyo versiyonlarıyla koyulan Rusty Cage, Outshined, Black Hole Sun ve Spoonman olurdu. Ama Badmotorfinger'dan Slaves&Bulldozersın olmaması, en az Beyond the Wheel eksikliğinin yarattığı kadar büyük bir şok. Chris Cornell'e göre bir barın müzik kutusundan bu şarkı çalınıyorsa orada gerçek Soundgarden hayranları olurmuş. Slaves&Bulldozer, bir süre sonra her Soundgarden konserinin son şarkısı olması geleneğinin yanı sıra, Chris Cornell'in öldüğü gece çıktığı son Soundgarden konserinde söylediği son şarkı olması nedeniyle de büyük önem arz ediyordu. Ayrıca, içinden beş single ve sayısız hit çıkmasına rağmen sadece iki şarkı ile temsil edilen bütün bir Superunknown albümü de bu derlemenin kısıtlarına kurban gidiyor. Eksik olan en önemli şarkılardan Fell On Black Daysin kutu setteki video DVD'sinde klibi ile yer alması malesef Spotify vb. günümüzdeki en pratik ve popüler müzik dinleme platformlarından eksik olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Soundgarden'ın ağır gitar riff'lerinden uzaklaştığı ki Cornell'in bu yönelimi dağılmayı hazırlayan grup içi ihtilafların başında geliyordu- Down On The Upside (1996) önceki iki albümün başarısını yakalayamamıştı. 1997-2010 arası ayrılık döneminin ardından çıkan ilk albüm King Animal (2012) da akılda kalıcı bir etki bırakamadı. Vokalistleri ile ayrılan 90'ların efsane grubu Rage Against The Machine'in kalan üç müzisyeni yeni bir vokalist arayışıyla Chris Cornell'e ulaştı ve Audioslave doğmuş oldu. Eğer Nirvana grubu, bir arkadaşımın dediği gibi 3 kişinin çıkartabileceği en iyi müzik ise bana göre Audioslave (2002) albümü de daha önce hiç birlikte çalmamış bir vokalist ile üç müzisyenin ilk kez stüdyoya girerek sadece 19 günde çıkartabileceği en iyi albümdür. Birçok eleştirmen tarafından özellikle prodüktörlüğünün fazla cilalı olduğu, sözlerinin ise yüzeysel kaldığı eleştirisi gelmiş olsa da ben bu kaygılara pek girmiyorum ve benim müzik zevkim açısından neredeyse mükemmel bir albüm olduğunu söylemekten çekinmiyorum. 2005'te Küba'da yetmiş bin kişi karşısında verdiği konser ile 1981'den beri Küba'da konser veren ilk ABD'li rock grubu olan Audioslave, daha sonraki Out of Exile (2005) ve Revelations (2006) albümlerinde tarzını gittikçe değiştirdi ama hep güzel şarkılar üretti. Chris Cornell derlemesi de Audioslave dönemini olabildiğince güzel ifade etmiş. Not: Son iki albümle çok zaman geçirmediğim için tavsiyelerimi daha çok şarkıların hayran kitlesindeki popüleritesine göre vermeye çalıştım. Aşağıda bahsedilen Chris Cornell'in solo albümlerinden bazıları da aynı şekilde yorumlandı. Chris Cornell'in solo diskografisi tam anlamıyla bir renk cümbüşü. Euphoria Mourning (1999) akustik versiyonları harikulade olan sade rock şarkılarında folk rock ve psikedelik esintiler de barındırıyor. Carry On (2007) alternatifi hard rock unsurlarla harmanlarken, Timbaland'ın prodüktörlüğünü yaptığı Scream (2009) ise elektronik pop ve R&B türünde! Songbook (2011), neredeyse tamamen canlı ve akustik söylenmiş şarkılarından ve cover'lardan oluşuyor. Higher Truth (2015) yine akustik yanı çok güçlü bir albüm. İlk kez karısı Vickie Cornell'e henüz evil olmadıkları dönemde telefonda söylediği ve içinde Won't you come and marry me? sözleri olan, Higher Truth'un güçlü ve ünlü parçalarından Josephine şarkısının derlemeye konulmama nedeni ise, belki de Vicky Cornell'de saklıdır. Chris Cornell'in çalışma arkadaşları ve dostları tarafından derlenip hazırlanan bu albümün kalan üçte birlik bir kısmı ise yaptığı film müzikleri, başka müzisyenlerin albümlerinde katkı sağladığı şarkılar ve canlı performanslarında yaptığı cover'lardan oluşuyor. The Avengers (2012) için Soundgarden ile yaptıkları Live to Rise, Daniel Craig'li ilk James Bond filmi Casino Royale (2006) için David Arnold'la birlikte yazdığı You Know My Name ve 12 Years A Slave (2013) için Joy Williams ile düet yaptıkları Misery Chain şahsen yeni keşfettiğim ve çok beğendiğim soundtrack'ler oldu. Görece soul seven biri olarak HBO dizisi Vinyl için yorumladığı Lorraine Ellison'ın Stay With Me Baby şarkısı da kişisel favorilerimden biri haline geldi. Genelde akustik söylenmiş canlı cover'lardan The Beatles'ın A Day in the Lifeı, Prince'in başka bir boyuta taşınmış olan Nothing Compares 2 Usu ve Led Zeppelin'in albüme son şarkı olarak nokta koyan Thank Yousu harikulade iken Cat Stevens'ın konserinde sadece sesiyle düet yaparak katkıda bulunduğu Wild World sırf Cat Stevens isminin büyüklüğünden dolayı konulmuş hissi yarattı. Santana'nın cover albümünde vokalini yaptığı, psikedelik unsurlarını neredeyse tamamen yitirmiş Whole Lotta Love cover'ı ve Gabin isimli İtalyan pop grubunun vokalini yaptığı Lies şarkısı pek keyif vermese de Slash'in 2010 albümünde söylediği Promise şarkısı daha başarılıydı. Tabi ki Chris Cornell'in zor bir Robert Plant vokalini söyleyebilmesi önemli bir detay ama bunun şarkının albüme girebilmesi için tek başına yeterli olabileceği tartışmalı bir konu. Albümün en büyük sürprizi ise ölümünden sonra ortaya çıkarılan, her şeyiyle Chris Cornell tarafından yazılıp kaydedilmiş olan ve bu yönüyle Cornell'in komple bir sanatçı olma özelliğinin bir kez daha altını çizen When Bad Does Good şarkısı. Cornell'in solo çalışmaları içerisinde favorilerimden biri olmayacak ancak oğlu Chris Cornell Jr.'ın oynadığı, her yerde geride bıraktığı liriklerinin yazdığı bir Seattle'da çekilmiş video klibi ile hem duygulandırıyor hem de albümün konseptini mükemmel tamamlıyor. + Albüm Chris Cornell'in kariyeri adına bir hikaye anlatıcı niteliğinde olmuş. 33 senelik bir öyküyü kronolojik olarak, yaklaşık 5 saatte anlatan bir filmin kareleri gözünüzün önünden geçiyor gibi. Başından sonuna doğru dinledikçe sanatçının genişleyen müzik yelpazesini, artan ustalığını ve sesinin yeni sınırlarını onunla birlikte keşfediyorsunuz. + Genel kitleye oynayan böyle bir albümde Nothing to Say ya da canlı Into the Void cover'ı gibi uç türlere kaçan parçalara yer verilmesi cesur kararlar. + Sanatçının ölümünden sonra When Bad Does Good parçasını gün yüzüne çıkarıyor ve daha önce -Youtube'da amatör çekimleri bulunabilse bile- resmi olarak yayınlanmamış 10 canlı performansın kaydını içeriyor. Chris Cornell'in ağır müziklerdeki şahsi damak tadını ve vokalist/söz yazarı olarak yeteneğinin sınırlarını en iyi anlatabilecek Beyond the Wheel ve Slaves&Bulldozers gibi parçaların eksikliği hayati hatalar olmuş. Albümü genel dinleyicinin beğenisine uygun yapmak maalesef bu eksiklikler için bir mazeret değil. Her şeye rağmen Chris Cornell, her ne kadar tam 64 şarkılık bir albüm için çok zor olmasa da sevilen sanatçının diskografisini farklı açılarıyla olabildiğince kapsayan bir derleme olmuş. Kötü yaptığı bazı işleri iyi yaptıklarıyla telafi etse de bu kadar şarkı kapasitesi ve serbest alanı olan, potansiyeli yüksek bir derlemeden çok daha iyi bir sonuç çıkabilirdi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-crimson-albumleri-artik-spotifyda/", "text": "Efsanevi İngiliz progresif rock grubu King Crimson'ın albümleri artık Spotify'da dinlenebilir durumda! Uzun yıllar streaming servislerinden uzak duran King Crimson tüm albümleriyle artık Spotify'daki yerini almak için hazır. 50. yıl kutlamalarının bir parçası olarak geçtiğimiz aylarda tüm diskografisiyle dijital streaming platformlarında yer alma kararı alan King Crimson geçtiğimiz ay Apple Music'te yerini almıştı. Şimdi ise grubun çeşitli stüdyo ve canlı konser albümleri Spotify'a yüklendi. King Crimson'ın menajeri David Singleton'ın Spotify'dan uzak durmamızın sebebi, piyasadaki herkesin 'fiziksel albümler ölüyor' dediği bir dönemde, bizim 10 yıl boyunca sürekli yükselen bir satış grafiğimizin olmasıydı. Bu argüman artık geçerliliğini yitirdi. açıklamasının ardından Ana işlevimiz müziğe hizmet etmek ve müziği kullanılabilir kılmaktır. Özellikle Spotify kesinlikle gençlerin müziği bulduğu yer haline geldi. diyerek grubun tüm diskografisinin artık Spotify'da yer aldığını duyurdu. 10 Haziran'da Almanya'da başlayacak 50. yıl özel turuna çıkmaya hazırlanan King Crimson, aynı zamanda yeni bir belgesel hazırlıklarına da devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-bininci-tekil-and-the-bağlama/", "text": "14-15 Mart tarihlerinde Salon'da gerçekleşecek King Gizzard & The Lizard Wizard konserleri başına geleceklerden habersiz adeta sıradan bir günmüşçesine herkesin henüz öğle yemeğinden döndüğü 23 Ekim gününün güneşli öğleden sonrasında açıklandığında tarifsiz bir heyecan yaratmış, günün geri kalanında sosyal medyada başka bir mevzu konuşulmamıştı. Aynı gün Kadıköy'e çıktığımda rastladığım eş dost, biletleri tükenmeden almak için türlü hinlikler peşindeydi. Bileti ele geçirmek için sinsi planlar yapıp kanımın son damlasına dek savaşamayacak kadar işim başımdan aşkın olduğundan kimse kimsenin nasibini yemez şiarımı kendime hatırlatarak işi oluruna bıraktım. 25 Ekim'de satışa çıkan her iki konserin de biletleri 11 saat içinde tükendi. Kara haberin tez yayılması sosyal medyada derin bir yas ve homurdanma sürecini beraberinde getirdi. Mahallecek bilet alanlar, görmemiş gibi her iki güne de bilet alanlar, lazım olur diye bol bol alıp elindekini avcundaki bilete yatıranlar hiddetle kınandı. Grubun ismini o güne kadar hiç duymamış olanlar cereyan eden tartışmalara anlam veremedi, ağızları açık bakakaldılar. Geçen yıl yayınladığı bağlamalı Radiohead cover'ı Present Tense ile ortalığı ateşe veren Bininci Tekil, saatler gece yarısına yaklaşırken 25 Ekim'in Aşık Veysel'in doğum günü olduğunu belirterek bu defa hem ustaya hem de King Gizzard & The Lizard Wizard'a selam çaktı. Kendi bağlaması ile çaldığı ilk şarkının King Gizzard & The Lizard Wizard'a ait olduğunu belirtmeyi de ihmal etmedi. İster konser biletini beş aylığına çekmecesine kaldırmış talihli seyircilerden biri olun isterseniz de biletsiz kalmış bir gariban; Anoxia, Billabong Valley ve Nuclear Fusion'ı bir de Bininci Tekil'in bağlamasından dinleyin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-lizard-wizard-25-studyo-albumunu-yayinladi/", "text": "Avustralyalı rock grubu King Gizzard and the Lizard Wizard, klasik diskodan ve Kraftwerk grubundan ilham aldığı The Silver Cord adlı yeni albümünü yayınladı. The Silver Cord, King Gizzard albümlerinde her zaman olduğu gibi grubun çeşitli müzikal fikirleri keşfetmesi için bir platform görevi görüyor ve bu sefer elektronik, synth odaklı düzenlemelere ve bir şarkının yapısal konseptini yıkmaya odaklanıyor. Albüm artwork'ü, Avustralyalı grubu çok sayıda synth ve elektronik cihazla çevrelenmiş olarak tasvir ederek bilgisayarlı kompozisyonlarının tonunu belirlerken, albümün iki farklı sürümü biri standart ve diğeri genişletilmiş dinleyicilere ne beklemeleri gerektiği konusunda ipuçları veriyor. The Silver Cord, Haziran'daki PetroDragonic Apocalypse ve Ocak'taki Live at Red Rocks '22'den sonra Gizz'in 2023'teki üçüncü albümüdür. Grubun Theia, The Silver Cord ve Set adlı üçlü teaser single'ını paylaşmasının ardından yayınlandı. - Theia - The Silver Cord - Set - Chang'e - Gilgamesh - Swan Song - Extinction - Theia Extended Mix - The Silver Cord Extended Mix - Set Extended Mix - Chang'e Extended Mix - Gilgamesh Extended Mix - Swan Song Extended Mix - Extinction Extended Mix"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-lizard-wizard-bu-sene-uc-album-daha-yayinlayacagini-acikladi/", "text": "Alternatif müziğin Ahmet Mithat Efendi'si olan KGATLW, bu sene bitmeden üç yeni albüm yayınlayacağını açıkladı. Kısa zaman önce 16 şarkıdan oluşan bir albüm yayınlayan King Gizzard and the Lizard Wizard, resmi Twitter hesaplarından yaptığı açıklama ile bu yıl üç yeni albüm daha yayınlayacağını duyurdu. Omnium Gatherum albümü ile birçok farklı türü bir potada eritip ortaya müzikal bir şölen çıkaran grup, hayranlarından tam not almıştı. Grubun yeni albümlerinde nasıl bir dünya yaratacağı merak konusu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-lizard-wizard-yeni-albumuyle-karsimizda/", "text": "King Gizzard and the Lizard Wizard sabırsızlıkla beklediğimiz yeni albümü PetroDragonic Apocalypse'i bugün yayınladı. King Gizzard and the Lizard Wizard son aylarda üst üste yayınladığı teklileriyle yeni albüme dair duyduğumuz heyecanı daha da artırmış ve beklentimizi yükseltmişti. Şimdiyse 24. stüdyo alnbümlerini yayınlayarak bu beklentinin boşa olmadığını kanıtladılar. Albümün ismine kısaca PetroDragonic Apocalypse demiş olsak da orijinal ismi en uzun albüm adları rekorunu kıracak türde: PetroDragonic Apocalypse ; or, Dawn of Eternal Night: An Annihilation of Planet Earth and the Beginning of Merciless Damnation. Sert riff'leriyle dikkat çeken parçalar içeren bu albüm, King Gizzard and the Lizard Wizard'dan beklemeyeceğiz kadar geç gelen bir albüm aslında. Müzikal üretimlerinde dur durak bilmeyen grup en son 2019 yılında Changes albümünü yayınlamıştı. Ancak çıkardıkları teklilerle sevenlerini üzmemiş ve müzik sahnesindeki varlıklarını sıcak tutmayı başarmışlardı. Bu albüm ise Ice, Death, Planets, Lungs, Mushrooms and Lava ve Laminated Denim teklileriyle duyurulmuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-lizard-wizard-yours-parcasina-yeni-video-klip-yayinladi/", "text": "King Gizzard and the Lizard Wizard, Yours isimli parçasına Melbourne'u keşfe çıktığı yeni bir video klip yayınladı. Üretkenliğiyle hafızalarımızda yer edinen King Gizzard and the Lizard Wizard, Butterfly 3000 albümündeki bütün parçalara video klip yayınlayacağını açıkladı. Grup, seriye ilk olarak Yours parçasının video klibini yayına alarak başladı. Yours parçasının klibinde grubu Melbourne'un Rooftop Bar, The Bottom End, Eureka Tower, Melbourne Akvaryum ve Panda Hot Pot restoran gibi lokal mekanları keşfederken izliyoruz. Klibin yönetmen koltuğunda grubun uzun süredir birlikte çalıştığı yönetmen John Angus Stewart imzası taşıyor. Yönetmen, RATTY ve Chunky Shrapnel filmlerinde de grupla birlikte çalışmıştı. King Gizzard and The Lizard Wizard'ın Yours parçasına yayınladığı video klibe aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-lizard-wizarddan-guzel-haberler-var/", "text": "King Gizzard and The Lizard Wizard, üç ay önce çıkan albümünün ardından hız kesmeden yola devam ediyor. Grup, yeni yayınlayacağı albümünden Pleura adlı teklisini de paylaştı. Kasım 2020'nin sonlarına doğru K. G. albümünü yayınlayan King Gizzard and The Lizard Wizard'dan güzel haberler var! Grup, dinleyicilerine yeni bir albüm daha yayınlamaya hazırlandığını paylaştı. Grup, 26 Şubat'ta yayınlanacak olan L. W. albümün sadece detaylarını paylaşmakla kalmayıp aynı zamanda Pleura isimli bir yeni tekli de paylaştı. Tekli, grubun 2020'de çıkardığı Chunky Shrapnel isimli konser filminin yönetmenliğini üstlenen John Angus Stewart'ın yönettiği bir klip eşliğinde yayınlandı. King Gizzard and The Lizard Wizard'ın 26 Şubat'ta yayınlayacağı yeni albümü L. W.'den ilk teklisi Pleura ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-and-the-lizard-wizardtan-interior-people-teklisine-yeni-video-klip-geldi/", "text": "King Gizzard And The Lizard Wizard, Interior People adlı teklisine hazırladığı yeni animasyon klibini yayınladı. King Gizzard And The Lizard Wizard, geçtiğimiz yıl üretkenliğiyle en çok kendinden söz ettiren gruplardan biriydi. Grup, dur durak bilmeden bu üretimlerine de devam ediyor. Şimdi de King Gizzard And The Lizard Wizard, grubun 18. stüdyo albümü olan Butterfly 3000ın beşinci parçası Interior People'a bir animasyon klip yayınladı. Animasyonun yönetmen koltuğunda Childish Gambino ve Elton John gibi önemli isimlerle çeşitli projelerde bir arada çalışan yönetmen Ivan Dixon bulunmakta. El animasyonu olarak hazırlanan klip, şarkının kendi fantastik ve psikedelik ruhunu da yansıtmakta. Aynı zamanda klip 1981 tarihli bilim kurgu filmi Heavy Metal, Fransız artist Moebius ve Japon anime ikonu Hayao Miyazaki'den esinlenilerek hazırlanmış. Yönetmenin belirttiği üzere grubun sadece klipte kelebeklerin bulunmasını talep etmesi, Dixon'a yaratıcı yönden çok büyük rahatlık sağlamış. King Gizzard And The Lizard Wizard'ın Interior People parçasına yayınladığı animasyon klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizard-flying-microtonal-banana/", "text": "Üretkenlik konusunda sınırları zorlayan Melbourne çıkışlı King Gizzard & the Lizard Wizard geçen yıl içerisinde yayımladıkları Nonagon Infinity ile 2016'yı sadece bir kayıtla geçerek yıllık üretim ortalamalarının bir hayli gerisinde kalmış olsa da, 2016 senesinin en dikkate değer alternatif rock kayıtlarından birine imza atmıştı. Geçen seneyi tek bir albümle kapatmış olmalarından duydukları rahatsızlık ve tatminsizlik bir hayli yüksek olacak ki grup 2017 içerisinde tam 5 albüm çıkaracağını duyurdu ve hiç geciktirmeden ilk albümü Flying Microtonal Banana'yı geçtiğimiz haftalarda yayımladı. Burada akla gelen soru şu; bugüne kadar yayımladığı albümlerde kendini tekrar etmemeye ant içmiş ve her seferinde müzikal anlamda yepyeni yollar yaratmış bir grubun aynı sene içerisinde 5 albüm çıkaracak olması bu yeminine daha ne kadar bağlı kalabileceğine dair bir şüphe yaratır mı? Normal şartlar altında bu denli fazla üretim yapan bir ekibin bir noktadan sonra kendi içinde tekrara düşerek sıradana dönüşmesini ya da müzikal açıdan kısırlaşmasını bekleyebilirdik. Fakat eğer bahsi geçen grup King Gizzard ise böyle bir şüphe içerisine düşmek oldukça yersiz gözüküyor; zira grup en taze kaydı Flying Microtonal Banana'da özellikle batı menşeli rock tarihinde eşi benzerine zor rastlanacak özgünlükteki fikirleri albüm içerisinde kullanarak tıpkı önceki kayıtlarında olduğu gibi dinleyiciyi yine şaşkınlık içerisinde bırakıyor. Albüme geçmeden önce King Gizzard müziğinden ve son icraatlarından kısaca bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. 60 ve 70'lerdeki müthiş yılları sonrasında ortadan kaybolmuş gibi gözükse de aslında bir müddet yer altına çekilen ve 2000 sonrasından günümüze tekrar gün yüzüne çıkıp ana akıma yakın bir noktaya kadar yükselen saykodeli hareketinin en ön saflarında emin adımlarla koşmaya devam ediyor Avustralyalı King Gizzard. 7 kişilik hayli kalabalık bir kadroya sahip ekip için şu an rock müziği alışılmış kalıplarının dışına çıkararak yepyeni şarkı yapıları oluşturma yolunda günümüzün en iddialı gruplarından biri olduğu rahatça söylenebilir. 2000 sonrasında Amerika'nın özellikle California civarlarından Ty Segall ve Thee Oh Sees gibi gruplarla çok daha bilinir hale gelen ve son zamanlarda Avrupa ve Avustralya kıtalarına da yüksek derecede sirayet eden, vahşi fuzz ve reverb efektlerinin gitarlarda abartılı dozlarda kullanıldığı bol gürültülü garage rock/saykodelik rock türünün Avustralya'dan çıkan en sağlam temsilcisi. Bana göre bu iki gruptan ve bu ara etrafta onlarcasına rastlayabileceğiniz benzerlerinden ayrılan en önemli özelliği ise bu türe ve körü körüne bağlanmak yerine olaya bir nebze deneysellik ve yaratıcılık katarak her albümde yeni fikirler ve konseptler üzerine odaklanmaları ve bu türü rahatça çok daha farklı noktalara yönlendirebilme yetenekleri. Sağını solunu kestirmenin oldukça zor olduğu King Gizzard müziğini dinlerken sırada bekleyen şarkının ya da bir sonraki albümün neye benziyor olacağı konusundaki beklentinizin tamamen yerle bir olması oldukça muhtemel. Nitekim daha yeni yeni sindirebildiğimiz 2016 çıkışlı albümleri Nonagon Infinity'de bir sonraki şarkıyı beklerken yeteri kadar sabırlı olduğunuz takdirde kendinizi bir anda albümün sonlarında bulabilirsiniz. İçerisinde 9 şarkı bulunduran bu albüm parçalar arasındaki muğlak geçişleri, farklı şarkılar içinde birbirine referans veren kafa karıştırıcı gitar ve vokal melodileriyle aslında tam 42 dakika süren tek bir şarkı gibi duyuluyor. İçinden çıkması güç bir bulmaca hissiyatı veren albümde duyduğunuz son şarkının son notası ilk şarkıya tekrar bağlanarak sonsuz bir döngü yaratıyor aynı zamanda. 2015 yılına dönecek olursak ekip karşımıza yine farklı konseptler üzerine kurguladıkları iki albümle karşımıza çıkıyor. 2015 yılı başında yayımlanan Quarters her biri tam tamına 10 dakika 10 saniye süren 4 şarkıdan oluşuyor. Kusursuz şekilde 4 eş parçaya bölünmüş ilk ve tek albüm olma özelliği taşıyan Quarters King Gizzard'ın şarkı ve albüm yapısı açısından farklı yollar izlediği önemli bir kayıt olma özelliği taşıyor. Şarkı yapıları üzerine geliştirdikleri yeni formların yanı sıra ekip aynı zamanda cazdan afroya, oradan da saykodelik pop'a uzanan geniş bir yelpazede ses çeşitliliğine sahip parçalar sunarak grubun sounduna da yeni bir soluk katıyor. 2015 sonunda dinleyiciyi yine ters köşeye yatırdıkları albümleri Paper Mache Dream Balloon'da ise eski kayıtlardaki kendilerine has vahşi saykodelik rock soundu elde ettikleri tüm elektrikli enstrümanları bir kenara bırakıp akustik gitar, kontrabas, flüt, klarnet, piyano gibi akustik aletlerle daha sakin, yer yer romantik folk ve tuhaf blues tınılarına doğru yöneliyor. Tüm bu farklı enstrümanların üst üste katmanlar şeklinde eklenmesiyle ortaya çıkan her bir şarkı enstrümantal açıdan içerisinde bolca küçük detay ve tek bir dinlemeyle akla kazınan vokal melodileri barındırıyor. Albüm ismini grubun çılgın frontman'i Stu Mackenzie'nin bu albüm için kullandığı muzu andıran tuhaf şekilli sarı elektrik gitarından alıyor. Gitarın görüntüsünden daha önemlisi ise gitarın sapında bulunan perdelerin arasına yerleştirdiği ek perdeler. Normal bir gitar, üzerindeki perdeler sayesinde yarım seslik aralıklara bölünmüş bir enstrüman iken, Stu bu modifikasyonuyla gitarının sapını daha dar perde aralıklarına bölmüş oluyor. Böylece bitişik iki perde arasına yeni perdeler ekleyerek sıradan bir gitardan elde edilebilecek ses çeşitliliğini ciddi anlamda artırıyor. Literatürde bu tür aletlere mikrotonal çalgı da deniyor. İşin çok da fazla teorik kısmına girmeden denebilir ki albümde kullanılan gitar modifiye edilmiş bu haliyle bir batı enstrümanı olmaktan neredeyse tamamen çıkarak perde aralıklarındaki benzerliği sayesinde Türk Halk Müziği'nin en önemli parçası olan bağlamaya çok yakın bir yapıya kavuşuyor. Stu Mackenize bununla kalmıyor ve sadece kendine ait gitarı değil aynı zamanda grubun geri kalan ekibine ait diğer tüm aletleri de -ki buna 2 adet davul, bas ve diğer elektrik gitarlar, klavye ve hatta mızıka da dahil- birbirleriyle uyumlu tınlaması amacıyla çok benzer değişikliklere uğratarak mikrotonal forma çeviriyor. Flying Microtonal Banana yukarıdaki özellikleri sayesinde orijini batıdan gelen çeşitli müzik türlerini temel alarak Anadolu ezgilerine bolca referans veren eklektik denebilecek bir kayıt. King Gizzard öncelikle en temelde önceki albümleri Nonagon Infinity ve I'm In Your Mind Fuzz'daki kendine has rock soundundan çok sapmıyor. Yine bol tekrara dayalı melodi ve ritimleri bu sefer karmaşadan uzak, nispeten daha temiz ve düşük tempolarda icra ederek yer yer afro vurmalıları da katık ettiği krautrock sularında da dolaşıyor zaman zaman. Vokallerin temiz şekilde anlaşıldığı daha yavaş bir King Gizzard... Bu temel üzerine kurguladığı gitar ve vokal melodileri ise enstrümanlar üzerinde yapılan mikrotonal değişiklikler ve onların çalınış biçimleri dolayısıyla orta-doğu, hatta direkt olarak Anadolu coğrafyasına yöneliyor. Albümün en akılda kalıcı şarkılarından biri olan Sleep Drifter'ın ana gitar melodisi ile Aşık Veysel'in Kara Toprak isimli meşhur parçasına ait melodi arasındaki benzerliğin dikkat çekmemesi mümkün değil (aradaki benzerliği mikrotonal bir enstrüman üzerinde görmek isteyenler için: www. youtube. com/watch?v=-BbC2M7NIEg). Bir diğer şarkı olan Anoxia'nın giriş bölümü ise 60-70'ler Anadolu Rock sularında gezinerek bolca Cem Karaca, Erkin Koray hatırlatıyor. Billabong Valley yine bağlama gibi çalınan gitar melodisi, arka temada giden piyanosu ve zurna eşliğiyle albümdeki konsepti genel olarak özetler nitelikte bir parça. King Gizzard'ın herhangi bir röportajında bizim coğrafyamızın müziğine ve enstrümanlarına dair düşüncelerine veya Anadolu topraklarından çıkan hangi müzisyenlerden esinlendiklerine dair bir bilgi verdiklerine henüz rastlamadım. Fakat bana göre Flying Microtonal Banana'yı sadece enstrümanların deneme-yanılma yoluyla bir takım değişikliklere uğratılarak mikrotonal forma sokulmuş ve soundunun da bu fiziksel değişikliklerin doğal bir sonucu olarak batıdan doğuya yönelmiş konsept bir albüm olarak değerlendirmek albüme haksızlık olur. Zira King Gizzard eski Anadolu ezgilerinin derinliklerine dalarak kullandığı tüm sesleri oldukça bilinçli bir şekilde bir araya getirmiş gibi gözüküyor. Avustralyalı 7 kişilik bir rock grubundan bu derece bizim topraklarımız kokan bir albüm duymak biz Türk dinleyicisi için gerçekten heyecan verici. Ayrıca son bir not olarak eklemek gerekir ki yeni dönem alternatif yerli müzik sahnesinde doğu-batı sentezi mevzusunu ciddi olarak ele alırken verilen nitelikli örnekler arasına Gaye Su Akyol, Bubituzak, Ayyuka, Replikas, Baba Zula ve daha yer altındaki cevherlerimiz Hayvanlar Alemi, Kırkbinsinek gibi grupların yanına King Gizzard'ı da bu albümüyle eklemek gerekecek. Avustralya bile işe el atmışken bu tarz müziklerden daha çok üreterek listeyi genişletmemiz gerekiyor diye düşünüyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizard-uc-yeni-album-duyurdu/", "text": "King Gizzard & The Lizard Wizard önümüzdeki ay üç yeni albüm çıkaracak. Yaklaşan serilerinin ilki olan Ice, Death, Planets, Lungs, Mushrooms ve Lava 7 Ekim'de çıkacak. Serinin ilk albümü öncesinde grup, beraberinde bir müzik videosu ile gelen Ice V adlı yeni bir tekli paylaştı. Danny Cohen'in yönettiği videoda, grubun gitaristi Joey Walker, dans hareketlerine girmeden önce bir sahil cennetinde bir plaj havlusu ile dolaşıyor. Üçlemenin bir kısmı grup albümleri tanıtma turnesindeyken çıkacak. King Gizzard & The Lizard Wizard'ın albümlerinin habercisi olan ilk tekli Ice V'ı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizard-vitesi-artiriyor-some-of-us/", "text": "King Gizzard & the Lizard Wizard, geçtiğimiz ay yayınladığı Honey parçasının hemen ardından paylaştığı yeni single'ı Some of Us ile Hazır olun, vitesi artırıyoruz! diyor. Avustralyalı psychedelic rock grubu King Gizzard & the Lizard Wizard, geçtiğimiz yıl Fishing For Fishies ve Infest The Rats 'Nest adlı iki albüm yayınlamasının ardından bu yıl önce Chunky Shrapnel adlı canlı albümünü ve geçtiğimiz ay da Honey adlı yeni teklisini paylaşmıştı. Mikrotonal gitarların yoğun olarak kullanıldığı Flying Microtonal Banana albümünü anımsatan Honey parçasının hemen ardından King Gizzard, yine Flying Microtonal Banana albümü severlerin ıskalamaması gereken bir parça daha yayınladı. 14 Ağustos itibarıyla yayınlanan Some of Us adlı teklisiyle grup, yakında albüme döneceğini beklediğimiz single'larını art arda paylaşmaya devam ediyor. Karşınızda yeni King Gizzard & the Lizard Wizard parçası Some of Us ve onun bol alevli yeni video klibi!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizard-yeni-albumunu-duyurdu/", "text": "King Gizzard & the Lizard Wizard yeni albümünü Gila Monster adlı teklisiyle duyurdu. Son olarak geçtiğimiz yıl Omnium Gatherum isimli 16 parçalık uzunçalarını yayınlayan, dünya çapında geniş bir hayran kitlesine sahip Avustralyalı saykodelik rock grubu King Gizzard & the Lizard Wizard, oldukça uzun başlığıyla dikkat çeken PetroDragonic Apocalypse; or, Dawn of Eternal Night: An Annihilation of Planet Earth and the Beginning of Merciless Damnation. isimli yeni albümünü duyurdu. Yeni albüm için 2019 yılında çıkardıkları Infest The Rats' Nest isimli albümün devamı olarak nitelendiren King Gizzard & the Lizard Wizard, bu albüm için oldukça heyecanlı olduklarını da dile getirdi. Albüm habercisi Gila Monster bir video kliple beraber yayınlandı, hemen aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizard-yeni-bir-projeyle-daha-karsimizda/", "text": "Dinleyicileriyle olabildiğince bir arada olmaya ve birbirlerinden beslenmeye çalışan Avustralyalı psych rock grubu King Gizzard & The Lizard Wizard, bir yeni projeyle daha karşımızda. King Gizzard & The Lizard Wizard, yeni bir Bootleg projesi yani korsan müzik projesi başlattı. Grup, websitelerinde açtıkları Bootlegger bölümünde dokuz uzunçalar albümünü, canlı ve demo kayıtlarını; fanlarının, müzik yapım şirketlerinin ve yayınlamak isteyecek herkesin dilediği gibi paylaşabilmesi için paylaştı. King Gizzard & The Lizard Wizard'ın bu yeni projesi, dinleyicilerinin albümlerini istedikleri gibi yeniden organize edip diledikleri şekilde basabilecekleri bir platform oluşturdu. Grubun tek şartı ise herkesin hazırladıkları materyalin bir örneğini grupla da paylaşması. Projeye siz de dahil olmak isterseniz aşağıdaki linke tıklamanız yeterli!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizarddan-bandcamp-friday-icin-iki-yeni-album/", "text": "Geçtiğimiz ay davulcu ve menajerleri olan Eric Moore'un gruptan ayrılmasıyla büyük bir değişim sürecinden geçmekte olan Avustralyalı psych-rock grubu King Gizzard & The Lizard Wizard, daha önce haberlerimizde yer verdiğimiz Bandcamp Fridays adlı proje için 28 parçadan oluşan bir demo koleksiyonu ve 18 parçalık konser albümü yayınladı. Eylül 2019'da Asheville, North Carolina'daki New Belgium Brewing Company'de gerçekleştirdikleri konser kayıtlarını içeren Live in Asheville '19 albümüne demo koleksiyonu eşlik ediyor. Demos Vol. 1 + Vol. 2, grubun bugüne kadarki 15 stüdyo albümlerinin yaratım aşamasında bitmemiş kayıp parçalara da yer veriyor. Sevenlerini tek seferde çok fazla yeni projeleriyle heyecanlandıran, sayısı eksilse de üretmeye devam eden grup, geçtiğimiz aylarda Honey, Some of Us ve Straws In The Wind adlı yeni parçalarıyla dinleyicisiyle buluşmuştu. Şimdilik sadece Bandcamp'te yayınlanan grubun albümlerine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizarddan-sert-bir-parca-ve-video/", "text": "King Gizzard & The Lizard Wizard geçtiğimiz ay, yeni albümünü nisan ayında yayınlayacağını duyurmuştu. Ancak yeni albüm öncesinde grup, sert müzik severleri mutlu edecek türden, albümde yer almayan yeni bir şarkı paylaştı. Avustralyalı psychedelic rock grubu King Gizzard & the Lizard Wizard geçtiğimiz ay, Fishing For Fishies isimli yeni albümünü 26 Nisan tarihinde yayınlayacağını yine aynı isimli parçasını paylaşarak duyurmuştu. Daha önce albümden Cyboogie ve Boogieman Sam gibi parçalarını da yayınlayan ekip, albümün çıkışına sayılı günler kala, albümde yer almayacak yeni bir parçasını video klibiyle birlikte servis etti. 2017'de tam beş albüm birden yayınlayan ve sonrasında yeni single'larını bu yıl içerisinde paylaşmaya başlayan grubun, metal müzik severleri sevindirecek bir sound'a sahip yeni parçasına çektiği sert video klibini izlemek için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizarddan-yeni-album-omnium-gatherum/", "text": "Avusturalyalı altılı King Gizzard & The Lizard Wizard'ın 20. stüdyo albümü 22 Nisan'da yayınlandı. King Gizzard & The Lizard Wizard, büyülü bir ormanda yapılan uzun yürüyüşlere benziyor. Saykodelik tınıların sanatçılara açtığı özgürlük alanını türler arası bir müzikal dil kullanarak sağlayan grup, kısa zamanda birçok farklı ve özgün işe imza atarak alternatif müzik sahnesinde adından söz ettirmeyi başardı. Sanatçıların ve müzik gruplarının kısa zamanda birçok farklı iş üretmesi genelde sanatçıların yaratıcılığını ve özgünlüğünü tehdit ederken KGTLW, az önce bahsettiğim türler arası geçişten yararlanarak uzun bir süre boyunca farklı ve sıra dışı olarak karşımıza çıktı. Ancak hızın ve acelenin diğer her şeyi etkilemesi gibi, KGTLW da özgünlük konusunda tökezlemeye başladı. Bence King Gizzard & The Lizard Wizard'ın en başarılı ve derli toplu olan albümü 2021'de çıkarttıkları L. W. East West Link ve Pleura gibi parçalar, herhangi bir kalıba ya da forma sığamayacak kadar tamam olan şarkılar. Grup üyelerinin kendi müzikal kimlikleri noktasında güzel bir gövde gösterisi olarak tanımlanabilecek bu parçaların izleri, sonraki üretimlerinde de tökezlese de Omnium Gatherum ile grup, bambaşka bir boyuta geçiş yapıyor. L. W. ve Butterfly 3000 albümlerinin üst üste gelmesinden dolayı yükselen beklentiler, Omnium Gatherum ile yerle bir oluyor desek abartmış olmayız. Omnium Gatherum'un ilk teklisi olan The Dripping Tap ile güçlü bir ön izlenim sunan grup, 18 dakika 17 saniye süren bir ilk tekliyle yine iddialı bir çıkış sağlamıştı. Dur durak bilmeyen grup, iki tekli arasına bir de EP sıkıştırdı ve Tropical Fuck Storm ile üç şarkıdan oluşan bir EP yayınladı. Satanic Slumber Party isimli bu EP, uzun süren doğaçlama seanslarının ardından ortayan çıkan bir EP olarak akıllarımıza kazınmıştı. Satanic Slumber Party'nin ardından albüm yolculuğuna devam eden grup, ikinci teklisi Magenta Mountain'ı da yayınlayarak belki de albümün en güzel iki parçasını tekli olarak yayınlamış oldu. Albüm öncesi son çıkış olan Kepler-22b'nin diğer teklilere göre daha sönük bir şaşırtıcılığı olsa da yeni albümü heyecanla beklemeye devam ettik ve nihayet, 22 Nisan'da Omnium Gatherum'un tüm koleksiyonuna eriştik. Omnium Gatherum, 16 şarkıdan oluşan bir albüm. Grup, bu albüm ile üstlerine yapışan tüm etiketleri sıyırarak saykodelikten progresif rock'a uzanan geniş bir 80 dakika sunuyor bize. Bir roller-coaster'dan hiçbir farkı olmayan bu albüm, The Dripping Tap ile albümün geniş özetini sunduktan sonra Magenta Mountain ile büyülü saykodelik girişini yapıp Gaia'ya kadar bu büyüyü devam ettiriyor ve Gaia'da vitesi artırarak progresif rock'ın tüm elementlerini kullanarak yoluna tam gaz devam ediyor. Roller-coaster yolculuğumuz burada son bulmuyor: Sadie Sorceress ve Persistance şarkıları, albümdeki Gorillaz ve Tame Impala ilhamını gözler önüne seriyor. Bana göre albümün doruk noktası, Gaia, Ambergsis ve Sadie Sorceress arasındaki geçişler. Continuity kavramını muhtemelen başka bir grup ya da sanatçı bu kadar güzel bozamazdı. Saykodelikten progresife, hit çıkartmaktan ziyade neo-rock'ın her tonunu kullanarak 16 şarkılık bir dinleme seyri oluşturmayı amaçlayan ve bu amacına ulaşan Omnium Gatherum, adı üstünde bol çeşitli bir koleksiyon oluşturuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizarddan-yeni-proje/", "text": "Davulcu ve menajerleri'un gruptan ayrılmasıyla değişim sürecine giren Avustralyalı psych-rock grubu King Gizzard & The Lizard Wizard, son bir kaç aydır projeleri açısından pandemi sürecini son derece aktif geçiriyordu. Grup yine boş durmadı ve bu sefer farklı bir projeyle karşımızda. Ekip, yeni single'ları Automation için parçanın ham halini ve video görüntülerini kendi özgün remix'leri ve müzik videolarını düzenleyebilmeleri için hayranlarıyla web sitesi üzerinden paylaştı. Ham versiyonlarını kendi web sitesinde torrent linki aracılığıyla paylaşan King Gizzard & The Lizard Wizard, henüz parçanın kendi versiyonunu dijital platformlarda yayınlamadı fakat hayranlardan yeni videolar gelmeye başladı bile. Siz de dahil olmak isterseniz aşağıdaki websitesinden gerekli linklere ulaşabilirsiniz, çıkacak özgün işleri merakla bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizarddan-yeni-video/", "text": "Geçtiğimiz Şubat ayında, Flying Microtonal Banana albümünü dinleyiciyle buluşturan, çalma listelerimizden eksik olmayan ve her fırsatta tekerleme gibi adını andığımız Avustralyalı grup King Gizzard & The Lizard Wizard'dan yeni bir şarkı ve klip geldi! Grubun bu yıl yayımlamayı planladığı beş konsept albümden ikincisi olan ve üç bölümden oluşacak Murder Of The Universe'ün ikinci bölümü The Lord Of The Lightning Vs Balrog, Han-Tyumi And The Murder Of The Universe'ün devam klibi niteliğinde çekilmiş olarak karşımıza çıkıyor. Biz, deneysellikleri ile belleklerimize kazınan King Gizzard & The Lizard Wizard'dan gelecek haberleri merak ederken, siz de aşağıdaki bağlantıdan The Lord Of The Lightning Vs Balrog'u dinleyebilirsiniz. Grup hakkında yazdığımız kapsamlı yazıyı da buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizardin-yeni-albumu-yayinda/", "text": "Avustralyalı psych-rock grubu King Gizzard & The Lizard Wizard hız kesmeden projelerine devam ediyor. Grup, bugün yeni albümleri K. G. yi ve albümden Intrasport parçasının video klibini yayınladı! King Gizzard & The Lizard Wizard, geçtiğimiz birkaç aydır değişim sürecelerinden geçiyor fakat vitesi düşürmeden projelerine devam ediyorlar. Geçtiğimiz ay Automation parçasını dinleyicileriyle alışılagelmişin dışında bir şekilde paylaşan grup, bugün parçanın bulunduğu K. G. albümünü yayınladı. Daha önce albümden teklilerini paylaşmaya başlayan King Gizzard & The Lizard Wizard, bugün yayınladıkları K. G. albümünden Intrasport parçasının video klibini de albümle beraber yayınladı. Grup aynı zamanda Live In San Francisco '16 adlı canlı konser kaydı albümünü ve konser filmini de yayınladı. King Gizzard & The Lizard Wizard'ın yeni albümü K. Gye, albümden Intrasport parçasının video klibine ve Live In San Francisco '16 adlı canlı konser kaydı albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-gizzard-the-lizard-wizardin-yeni-parcasi-straws-in-the-wind-yayinda/", "text": "Büyük bir değişim sürecinden geçmekte olan Avustralyalı psych-rock grubu King Gizzard & The Lizard Wizard, geçtiğimiz ay davulcu ve menajerleri olan Eric Moore'un gruptan ayrıldığını açıkladı. Sayısı eksilse de üretmeye devam eden grup, geçtiğimiz aylarda Honey ve Some of Us adlı teklilerini yayınladı. Dün ise grup Straws In The Wind adlı yeni parçalarıyla dinleyicisiyle buluştu. Normalde lead'i grubun frontman'i Stu Mackenzie Straw alıyor olsa da In The Wind parçasında lead'de grubun klavye ve harmonikacısı Ambrose Kenny-Smith'u dinliyoruz. Neredeyse altı dakika süren parça, çoğunlukla akustik bir sound'dan oluşuyor olmasıyla birlikte orta doğu tınıları da barındırmakta. Parçaya grubun uzun süreli iş birlikçisi Jason Galea'nın yönetmenliğindeki video eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-krule-yeni-albumuyle-geri-donuyor/", "text": "King Krule, 21 Şubat tarihinde paylaşacağı üçüncü stüdyo albümü Man Alive! ı yayınladığı yeni parçasıyla birlikte duyurdu. İngiliz Archy Ivan Marshall yani bilinen adıyla King Krule, True Panther/Matador etiketiyle yayınlayacağı üçüncü stüdyo albümü Man Alive!'dan Draag On parçasını paylaşarak yeni albümünü tanıttı. Hey World! isimli kısa filmin içerisinde yer alan Marshall'ın yaptığı kayıtları da içinde bulunduran albüm toplam 14 parçadan oluşacak. 2017 çıkışlı The OOZ isimli King Krule albümünü takip edecek yeni albümden yayınlanan Draag On isimli parçayı dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-kruledan-john-lennon-coveri-geldi/", "text": "İngiliz müzisyen King Krule, John Lennon'ın Imagine parçasını yeniden yorumladı. King Krule olarak tanıdığımız İngiliz müzisyen Archy Ivan Marshall, bir John Lennon klasiği olan Imagine parçasını yorumladı. Müzisyen, cover'ı 23 Ocak tarihinde Bandcamp'te yayınladı. Paylaşırken de parçayı geçtiğimiz yaz bir arkadaşı için yorumladığını açıkladı. Marshall, geçen sene üçüncü King Krule LP'si olan Man Alive! ı yayına almıştı. Bu albüm, müzisyenin 2017'de yayınladığı The Ooz albümünden sonraki ilk albüm olma niteliğindeydi. Man Alive!'ın yayınından beri sessiz kalan müzisyen, Nisan 2020'de Jehnny Beth'in Fransız televizyon şovu Echoes için 32 dakikalık bir performans videosu kaydetti. Ardından Comet Face teklisini CC Wade yönetmenliğinde çekilmiş bir video klip yayınladı. King Krule'un Imagine cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-princess-ilk-studyo-albumu-cheap-queen-ile-aramizda/", "text": "Brooklyn'li genç sanatçı King Princess, yayınlandığı zaman buradan duyurduğumuz, Ain't Together ve Make My Bed EP'sinden sonra ilk stüdyo albümünü paylaştı. İlk uzunçaları olma niteliğini taşıyan Cheap Queen, King Princess'in Father John Misty ve Tobias Jesso Jr. gibi isimlerle yaptığı işbirliklerine de yer veriyor. 13 parçalık albümde daha önce yayınlamış olduğu Prophet ve albüm ile aynı başlığı taşıyan Cheap Queen de bulunuyor. Albüme adını veren şarkının başlığıyla sanatçı, yokluk içinde olmasına rağmen bir şeyler yaratmaya devam eden üretken bir drag queen'e atıfta bulunuyor. Karşılıksız aşkı anlattığı ve yeni jenerasyon için adeta bir queer marşı niteliğine bürünen 1950'den sonra ilk uzunçalarını Zelig Records'dan çıkaran King Princess emin adımlarla doğru bildiği yolda ilerliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-princessin-album-oncesi-seslenisi-aint-together/", "text": "King Princess sahne ismi ile toplumun oluşturduğu cinsiyet algılarını yıkmayı adeta kendine misyon edinmiş olan Mikaela Straus, ilk albümünün habercisi niteliğindeki yeni teklisini paylaştı. Müzikle iç içe bir çocukluk geçiren genç sanatçının Ain't Together adını taşıyan son parçasında King Princess'e davulda Father John Misty eşlik ediyor. Daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan 1950 veya önceki teklisi Prophet ile yirmi yaşındaki Brooklyn'li birine göre hayatın karmaşıklığını ve derin taraflarını özümsediğini belli eden sanatçı, Ain't Together ile yüzeysellikten uzak hissiyatını dinleyicisine aktarıyor. Son teklinin ardından gelen haberlere göre, Cheap Queen isimli albümün 25 Ekim'de Zelig Records'tan çıkması bekleniyor. Merakla beklenen çalışması hakkında konuşan King Princess, Eğer kısaçalarım Make My Bed New York'u reddedip Los Angeles'a gitmem ise, bu albüm de benim eve dönüşüm olarak adlandırılabilir.'' diyerek eli kulağındaki albümünün detaylarına dair ipucu veriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-princessin-yeni-teklisi-pain-yayinda/", "text": "New York'lu müzisyen King Princess, geçtiğimiz ay 2020'de çıkardığı ilk teklisinin ardından yeni teklisini yayınladı. King Princess, bir süredir devam ettirdiği sessizliğini, ekimde yayınladığı Only Time Makes It Human parçasıyla bozmuştu. Şimdi ise müzisyen senenin ikinci teklisi PAIN'i yayınladı. KP, Mark Ronson, Shawn Everett, ve Mike Malchicoff tarafından prodüktörlüğü üstlenilen parça, son derece yüksek enerjili fakat kişinin kendini platonik bir ilişkinin içinde bulmasının hüznünü anlatıyor. King Princess, aynı zamanda 2020 bitmeden bir parça daha yayınlama olasılığının olduğunun ipucunu verdi ve önceden 2019'daki Cheap Queen albümünde beraber çalıştığı Ronson ile yeni bir albüm üzerinde çalıştıklarından bahsetti. King Princess'ın yeni teklisi PAINe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/king-wizard-and-the-lizard-wizarddan-iki-yeni-album-geliyor/", "text": "King Gizzard and the Lizard Wizard, gün geçmiyor ki yeni haber paylaşmasın. Grup bugün iki yeni albüm yayınlayacağını açıkladı. Dün yeni teklisi Automation için parçanın ham halini ve video görüntülerini kendi özgün remix'leri ve müzik videolarını düzenleyebilmeleri için hayranlarıyla web sitesi üzerinden paylaşmıştı. Bugün ise iki yeni albüm paylaşacağını açıklayarak dinleyicilerini heyecanlandırmaya devam ediyor. K. G. adlı bir stüdyo albümü ve Live in S. F. '16 adlı bir konser kaydı albümü yayınlayacak grup, tarih olarak 20 Kasım'ı açıkladı. King Gizzard and the Lizard Wizard'ın yeni teklisi Automation'a, yeni albümlerin track-list ve artwork'lerine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kings-of-conveniece-12-senenin-ardindan-yeni-albumle-sahalara-donuyor/", "text": "Norveçli indie folk-pop grubu Kings of Convenience, 12 senelik bir aranın ardından Peace or Love isimli yeni bir albümle geri dönüyor. Eirik Glambek Boe ve Erlend Oye'den oluşan Kings of Convenience duo'su, 2009'da yayınladığı Declaration of Dependence adlı dördüncü stüdyo albümünün ardından geri döneceğini açıkladı. Grup, 18 Haziran'da EMI etiketiyle yeni albümü Peace or Love ile yeniden dinleyicisiyle buluşacak. Albümden ilk tekli Rocky Trail, video klibiyle birlikte yayında! Kings of Convenience, albüm müjdesi ile beraber Avrupa turu yapacaklarını da açıkladı. Tur, 19 Eylül'de Bergen-Norveç'teki Grieghalled konser salonunda başlayacak. Grubun Peace or Love albümü ile ilgili detaylı bilgiye ve albümden ilk tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kings-of-convenience-geliyor/", "text": "2022'nin konser zincirine bir yeni isim daha eklendi: Kings of Convenience 30 Eylül ve 1 Ekim'de İstanbul'a geliyor! Zorlu PSM'nin 10. Yıl Özel Etkinlikleri kapsamında düzenlenecek etkinlikler açıklanmaya başladı. Erlend Oye ve Eirik Glambek Boe ikilisinden oluşan Kings of Convenience, sevilen şarkılarını iki gün boyunca Turkcell Sahnesi'nde seslendiriyor olacak. Nordik ikili, 2009 yılında yayınladıkları Declaration of Dependance albümünden sonra ikili üretimlerine 12 yıl süren bir ara vermişti. Kings of Convenience, 2021 yılında Rocky Trail ve Fever teklilerini de içeren 11 şarkılık Peace or Love albümünü grubu konu alan bir belgesel ile yayınladı. İki zarif sesin muhteşem bir şekilde harmanlanması olarak da tanımlayabileceğimiz Kings of Convenience'ı 30 Eylül ve 1 Ekim'de canlı izlemek isteyenler için bilet satışı 27 Nisan Çarşamba günü saat 10.00'da passo. com. tr'de başlayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kings-of-leondan-iki-yeni-parcanin-teaseri-geldi/", "text": "Grammy ödüllü ünlü rock grubu Kings of Leon, 2021'de sevenlerinin yüzünü güldürecek haberlerle geri dönüyor. Grup, iki yeni parçasından on gösterim niteliğinde bölümler yayınladı. 2016'dan beri yeni bir iş yayınlamayan Amerika çıkışlı rock grubu Kings of Leon, 2021'e sevenlerini mutlu edecek haberlerle başladı. Grup, geçtiğimiz günlerde Must Catch The Bandit' ve Feel The Way You Do parçalarının ön gösterimi tadında paylaşımlarda bulunduktan sonra şimdi ise Dancing In Your Head ve Spin It Like We Can parçalarından kısa bölümler paylaştı. 7 Ocak'ta da iki yeni parça için yine tadımlık bölümler paylaşacağını belirten grup, bütün bu parçaların tam olarak yayınlanacağı güne dair bir açıklama henüz yapmadı. Fakat biz şu ana kadar duyduklarımızdan yola çıkarak şarkıların tam halini dinlemek için can attığımızı söylesek yalan olmaz. Kings of Leon'un Dancing In Your Head ve Spin It Like We Can parçalarından paylaştığı kısa bölümlere aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kings-of-leondan-yeni-album-oncesi-ucuncu-tekli-yayinda/", "text": "Beş senelik bir aranın ardından yeni albümle gelen Kings of Leon, albümden Echoing isimli yeni teklisini yayınladı. Kings of Leon, bir süredir dinleyicileriyle 5 Mart'ta RCA aracılığıyla When You See Yourself isimli yeni bir albümünden teklilerini paylaşmaya başlamıştı. Daha önce The Bandit ve 100,000 People single'larını yayınlayan grup şimdi ise Echoing isimli yeni teklilerini yayınladı. The Bandit ve 100,000 People'ın iki farklı uç sound'ların ortasında bir yerde tarza sahip olan Echoing, bizce albümle ilgili yüksek beklentileri karşılayan türde bir parça diyebiliriz. Yeni albümün tamamını dinlemeyi de sabırsızlıkla bekliyoruz. Kings of Leon'un 5 Mart'ta çıkacak When You See Yourself albümünden üçüncü teklisi Echoing'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kings-of-leondan-yeni-album-yolda-iki-parcasi-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz günlerde yeni parçalarının ön gösterimi tadında paylaşımlar yapan Kings of Leon, yeni albüm yayınlayacağını açıkladı ve albümden iki yeni parçasını yayına aldı. Amerikalı rock grubu Kings of Leon, bir süredir dinleyicileriyle tadımlık parçalar yayınlıyordu. Fan'larını merakta tutan grup, 5 Mart'ta RCA aracılığıyla When You See Yourself isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Kings of Leon, sadece yeni albüm haberiyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda albümden The Bandit ve 100,000 People isimli iki yeni teklisini yayınladı. Kings of Leon'un 5 Mart'ta yayınlanacak olan When You See Yourself albümünün artwork'üne, parça listesine ve albümden ilk iki tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kirik-duygular-kaygi-dolu-bir-liste/", "text": "İnsanlığın temeline işaret eden okumak, izlemek ve dinlemek eylemlerinin birliğinden yola çıkarak, kitapların yaptığı çağrışımlarla şekillenen listeler ile bir yazı dizisine başlıyorum. Bu yazı dizisinin ilk kitabı da sessiz bir kitap: Küçük Şeyler. 1983 yılında, Batı Avustralya'daki Perth şehrinde dünyaya gelen Küçük Şeyler'in çizeri Mel Tregonning, çizim yapmaya ilkokul yıllarında başlar. Henüz 16 yaşındayken, uzun soluklu işlerinin ulusal bir dergide yayınlanmasının ardından, zaman geçtikçe Mel'in stili sürrealizm, siberpunk, art nouveau, manga, ticari sanat ve fotorealizme doğru evrilir. Curtin Üniversitesi'nde grafik tasarım okurken ilk mangası Xuan Xuan yayımlanır. 2006 yılında, Geleceğin Uluslararası İllüstratörleri yarışmasını kazanır. İlk öyküsü 'Night' 2009 yılında Gestalt tarafından yayımlanır. Üzerinde sekiz yıl çalıştığı 'Küçük Şeyler'i tamamlamadan intihar eden Mel Tregonning'in, kaygıyla buluşup ölüm uykusuna yatmadan önce aşina olduğu konulara getirdiği duru ve eleştirel bakışın şiirli çizimleri var bu kitapta. Kelimeler yok, küçük insani hataların -belki farkında olmadıklarımızın, üstüne düşünüp çalışmadığımız duygularımızın dışavurumunun ebedi cezalara, ölüm uykularına, kaygı bozukluklarına varan sonuçları var bu kitapta. Yalnızlık, üzüntü, endişe gibi sorunlarla baş etmeye çalışan küçük bir çocuğun hikayesinde beni çeken nokta; kimimiz için büyük sonuçlar yaratan küçük şeylerin, kimimiz için aslında çok da sorun yaratmaması durumuydu. Hepimiz bu sıradan dünyada, sıradan sıkıntılarla baş etmeye çalışırken evrensel bir hikaye yaratıyoruz. Eylemlerimiz, diğerlerinin eylemlerini etkiliyor. Eylemler ilham vericidir ve çoğu zaman iyi bir eylem başka iyi eylemlere ilham verir. Tregonning'in ölümünden sonra Shaun Tan'ın tamamladığı çizimler, Desen Yayınları tarafından ilk baskısını 2017 yılında yaptı. Bu kitap kırık duyguların, kaygı dolu günlerin, büyüme hırsıyla kavrulan ülkelerin büyüdükçe küçülttüğü insanların, ötekilerin, yalnız bırakılanların kitabı. Bu hepimizin bir parçasını, bir nokta olarak içine işlemiş bir kitap. Dilerim, dinleyeceğiniz liste, duygu geçişlerini sarıp sarmalayan bir çalı gibi rüzgarla birlikte oradan oraya dolaştırır sizi, benim gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kirik-penanin-yeni-melankolik-sarkisi-mutluluklar-yayinda/", "text": "Alternatif rock müziğin genç ikilisi Kırık Pena'nın Mutluluklar adlı yeni teklisi BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında! Melankolik yapısı ile sonbaharın havasına yakışır bir parça olan Kırık Pena'nın yeni teklisi Mutluluklar, intiharın eşiğinde olan birinin yakarışlarını rock ve progresif rock esintileriyle birleştirerek sunuyor. Kırık Pena daha önceki melankolik müziğini, kompleks bir yapıya sahip olan söz yazarlığıyla birlikte pekiştirirken, romantik ilişkilerin karanlık yapısını modern Türk rock müziğinin tüm elementlerini özgün bir biçimde sergileyerek anlatıyor. Daha önce dinleyiciyle buluşturdukları Bulutlara Ağıt ve Seninle Kaybolmaya Geldim adlı teklileriyle dikkatleri çeken, Furkan Durtaş ve Yağızcan Yavuz'dan oluşan Kırık Pena ikilisinin Mutluluklar adlı yeni teklisini aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kisa-kisa-3-güzel-haber-birden/", "text": "Yerli sahnemizin New Wave etkili müzik yapan gruplarından To The States ilk olarak yayınladıkları teklileri Burn sonrasında, köprüden önce son çıkış diye tabir ettikleri 2. parçaları FF'i de geçtiğimiz günlerde servis etti. Grup merak uyandırmaya devam ediyor. Bakalım önümüzdeki günler neyi gösterecek. Ezgi Köyağasıoğlu'nun solo projesi şeklinde ilerleyen Saint Kitten, geçtiğimiz günlerde GusGus'ın 2014 yılı albümü Mexico'da yer alan parçası Airwaves'e yapmış olduğu uyarlamanın video klibini yayınladı. En az orijinali kadar başarılı bir iş olmuş! Şafak Özkütle tarafından kurulmuş, yaptığı başarılı işlerle son zamanlarda kendinden sıklıkla söz ettiren bir elektronik müzik projesi olan Oceanvs Orientalis'ten yeni bir parça daha geldi! Gardens of Babylon ismindeki bu yeni parçaya ve diğer başarılı işlere aşağıdan rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kisa-kisa-haberler-2/", "text": " Nick Cave yeni albüm Skeleton Tree'den ilk video I Need Youyu yayınladı. Jack White'ın müzik hayatı boyunca yaptığı akustik çalışmaları içeren Acoustic Recordings 1998-2016 piyasaya çıktı. The Strokes yeni albüm kayıtları için stüdyoda... Geçtiğimiz aylarda Future Present Past isimli EP çıkarıp gönüllerimizi hoş eden grup yeni albümü yeni yılda çıkarmayı planlıyor. The Away Days yeni albümden ilk şarkısı World Horizonı sükseli bir şekilde İngiliz Independent gazetesinden yayınladı. Depeche Mode yeni bir derleme ile huzurlarınızda... 1981-2013 yılları arasındaki toplam 59 videoyu içerecek olan Video Singles Collection 11 Kasım'da piyasada. Sharon Van Etten, Not Myself isimli yeni bir parça yayınladı. Şarkı Haziran ayında Orlando'da bir gece kulübünde katledilen kurbanların anısına yazılmış. Şarkıcı ayrıca ABD'de silahlı şiddetin önlenmesini ve daha güvenli toplum oluşturmayı hedefleyen Everytown for Gun Safety Support Fund adlı sivil toplum örgütüne de destek olduğu veriyor. Axl Rose'un başı dertte. Guns N' Roses frontmani Axl'a eski grup üyelerinden biri dava açtı. 1998-2016 yılları arasında gruba eşlik eden Chris Pitman söz konusu yıllara ait turnelerden 100.000 pound'luk alacağının kendisine ödenmediğini belirterek dava açtı. Pitman grupta ikinci keybordçu ve ikinci bass gitarist, perküsyoncu ve geri vokal olarak görev almaktaydı. Tom Grennan ve şarkısı Something in the Watera mutlaka bir şans verin. Genç müzisyen ilk EP'sini 28 Ekim'de piyasaya sürecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kisa-kisa-haberler/", "text": " The Veils yeni albümüyle dönüyor. Total Depravity isimli albüm 26 Ağustos'ta Nettwerk Records etiketiyle çıkıyor. Albümün prodüktörleri El-P, Adam Atom Greenspan ve The Veils frontmani Finn Andrews. Primal Scream solisti Bobby Gillespie'nin İsviçre'deki Caribana Festivalinde çalarken yaşadığı sakatlık yüzünden Avrupa'daki bazı konserlerini erteledi. Gillespie yaklaşık 8 hafta sahnelerden uzak kalacak. Grubun Haziran ayındaki İspanya ve İrlanda, Temmuz ayındaki Fransa, İngiltere, İsveç ve İtalya konserleri ertelendi. Nick Cave yeni albüm müjdesini verdi. Skeleton Tree isimli albüm 9 Eylül'de yayınlanacak. Bunun yanında One More Time With Feeling isimli bir film de yayınlanacak. Söz konusu film Cave'in albüm oluşum aşamasındaki ruh halini yansıtacak. Malumunuz geçen yıl üstad trajik bir olay yaşamış ve 15 yaşındaki oğlu kayalıklardan düşüp vefat etmişti. Slow Club 4. stüdyo albümünü bitirdi. Charles Watson ve Rebecca Taylor'dan ibaret olan grup albümünde Amerikalı prodüktör Matthew E White ile çalıştı. Albüm One Day All Of This Wont Matter Anymore dan servis edilen ilk single Ancient Rolling Seayi şuradan dinleyebilirsiniz. Flört yeni albümü Aşk Böyleymiş Meğeri yayınladı. Prodüktörlüğünü Fuat Güner'in yaptığı albüm yine bildiğimiz Flört çizgisinde... Grubun orijinal kadrosundan Ata Akdağ'ın da geri dönüşü ekip için ekstra bir motivasyon olmuş. Yeni Gorillaz albümü için çalışmalar devam ediyor. 2016 yılı içerisinde yayınlanması planlanan albüm için Damon Albarn yüksek tempolu, hızlı ve Gorillaz çizgisinin dışında bir çalışma ifadelerini kullandı. My Morning Jacket gitaristi Carl Broemel yeni solo albümünü 4 Temmuz'da yayınlıyor. İlk single Sleep Lagoonu buradan dinleyin. Garbage sessizliğini yeni albümle bozuyor. Strange Little Birds grubun eski günlerinden izler taşıyor. Shirley Manson'u, tavırlarını, sahnedeki duruşunu özleyenler kayıtsız kalmayacaklardır. Türkiye'nin en iyi gitaristlerinden biri olan Metin Türkcan'ın ilk solo albümünden ilk single olarak Şebnem Ferah destekli yılların eskimeyen şarkısı Dilek Taşı seçildi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klaxons-love-frequency/", "text": "İngiliz grup Klaxons üçüncü albümleri Love Frequency'yi, ikinci albüm Surfing the Void'den dört sene sonra, 16 Haziran'da yayınladı. Bu yazıyı yazmadan söylemem gerekir ki, ben Klaxons'u gerçekten seviyorum, hatta geçen Rock'n Coke'da sahnenin ön sırasında kenarda bir yerde çığlık çığlığa eşlik edip zıplıyordum. O yüzden bu yazıyı yazmak benim için oldukça zor oldu. Öncelikle tarafsız bir uzaklıktan bakamıyordum albüme, ya da kendimi bu yazıyı yazmaya hazır görmüyordum. Tüm bu sebeplerden dolayı biraz fazla kişisel oldu bu yazı, baştan uyarmak isterim. Hatırlarsınız ki Klaxons 2007 yılında çıkardıkları Myths of the Near Future ile ciddi bir başarı yakalamıştı. Bu albümle ciddi bir tanınırlığa ulaşan grup Mercury Ödülü kazanmış ve new rave akımının yaratıcıları gibi ün sahibi olmuşlardı. Bu arada neredeyse albümdeki her şarkıyla çıkabileceği her yerde karşılaştık, BRIT Awards'da Rihanna'nın Umbrella'sına arka plan olan Golden Skans'den, Justice'in canlı We Are Your Friends versiyonlarında kullanılan Atlantis to Interzone'a kadar. Diziler ve talk show programlarında da, kısacası her yerde Klaxons vardı. Bu kadar başarı ilk albümle gelince ikinci albüm dinleyiciler büyük bir beklenti yaratıyor. Eminim ki müzisyenler için de müthiş bir baskı yaratıyordur. Surfing the Void, bu büyük beklentiden sonra 2010 yılında ünlü kedili kapağı ile yayınlandı. Surfing the Void'in yayınlanma hikayesi karışık, albümün kendisi ise Myths of the Near Future'dan biraz daha farklı. Ama bir Klaxons dinleyicisi olarak beni memnun etmişti; Echoes'dan Twin Flames'e, The Same Space'e, ben memnundum. Gelelim bunlardan dört sene sonra yayınlanan üçüncü albüm Love Frequency'ye. İlk single There is No Other Time olmasına rağmen, benim dinlediğim ilk single Show Me A Miracle oldu. Albümün tamamı ise 16 Haziran'da yayınlandı. Bana göre müzikal olarak önceki iki albümün ortasında bir yerde duran albüm hakkındaki en komik ama doğru yorumu ise Consequence of Sound'da okudum ve sizlerle de paylaşmak isterim: Londralı Klaxons için parti henüz bitmiş değil, fakat üçlü artık dans pistinden 2.30 gibi saygıdeğer bir saatte izin isteyerek ayrılıyor. Gerçekten de Klaxons bizlere Surfing the Void'den biraz daha fazla dans edebileceğimiz bir albüm verse de Myths of the Near Future'daki gibi dans ederken kendimizi unutmak da mümkün görünmüyor. Şarkılar Klaxons elinden çıkma ama sanki belli bir amaca yönelik üretilmiş gibi duruyorlar. Hatta biri onlara önceki iki albümün en iyi yanlarını almalarını söylemiş gibi ama bir diğer yandan önceki albümlerdeki samimiyeti almayı unutmuş gibiler. Bu albümde Erol Alkan, The Chemical Brothers'dan Tom Rowlands, James Murphy ve Gorgon City ile çalışan Klaxons genellikle olumlu eleştiriler alıyor albümle ilgili ve en çok söylenenler ise albümün güncel müzik trendlerini çok iyi yakaladığı ve dans ettiren bir pop albümü olduğu. Albüm önceki diğer iki albüme kıyasla daha trendlere uygun olduğu için belki de sahtelik hissi uyandırıyor. Bilemiyorum ama ben şarkıları birbirinden ayırmakta hala biraz zorlanıyorum. Yine de dediğim gibi, bu yazı tamamen dinleyici duygusallığının elinden çıkma. Genel olarak albüm kendini baştan sona rahatlıkla dinletiyor, tekrar tekrar da dinletiyor. Dinleyici olarak endişem Myths of the Near Future gibi yıllar sonra dönüp baştan dinlemek isteyip istemeyeceğimiz, ama sanırım bunu da zaman gösterecek. Benim favori şarkılarım Love Frequency, Show Me A Miracle ve girişiyle kalbimi fetheden A New Reality. Albüm bazı anlarında daha bir bildiğimiz Klaxons olup bazı anlarında duruluyor ama genelinde ortalamanın üstünde ve sabahları göremeyecek olsak da yine de dans edecek gibiyiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klisenin-otesinde-bir-sentez-neval/", "text": "Bir süredir Bir Baba Indie'nin Facebook'taki mesaj kutusunda bekleyen, bir türlü dinleme fırsatı bulamadığım, ancak bir basın bülteniyle birlikte gönderilen videoya tıklamamla birlikte dün tüm gün boyunca kilitlendiğim bir isim, Neval ile tanıştıracağım sizleri! Mesajda Ebru Güney tarafından çekildiği belirtilen videoyu açmamla birlikte, benim gibi kolay kolay bir şarkıyı loop'a almayan birine bütün gün tek yayınlanmış şarkıları olan Terelelli'yi tekrar tekrar dinletip, defalarca izletmiş olan bu projeyi sizin de tanımanız gerektiğini düşündüm. Sözleri Yusuf Turhallı'ya ait olan, düzenlemesi Yuri Ryadchenko tarafından yapılan Terelelli parçasıyla Neval 'doğu batı sentezi'ni kullandığı müziğiyle karşımıza çıkıyor. Ancak bu gerçekten artık bir klişe olmaya başlamış olan 'doğu batı sentezi' hikayesinin biraz ötesinde! Klasik Türk Sanat Müziği makamlarını, elektronik öğelerle birleştiren Neval, iki farklı müziği gerçekten birbirine oldukça iyi yedirmiş. Elektronik öğelerin üzerine yerleştirilen vokaller hiç bir şekilde eğreti durmuyor, aksine oldukça hoş bir ahenkle kulaklarınıza giriyor. Neval projesinden yayınladığı tek single ile dikkatlerimizi oldukça çeken gizemli sanatçının yeni işlerini merakla bekliyor, etnik öğelerle bezeli elektronika müziği ilginizi çekiyorsa Neval'e kulak vermeyi sakın atlamayın diyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klor-yeni-teklisi-gel-bi-benle-ile-yazi-uzatmaya-kararli/", "text": "Kadıköy merkezli synth-pop üçlüsü Klor, yeni teklisi Gel Bi Benle ile sizi her neredeyseniz alıp son bir yaz tatiline götürmek istiyor! Kadıköy'de yaşayan üç arkadaştan oluşan synth-pop grubu Klor, 10 yıllık dostluğu, 80'lerin neon ışıltılı dünyasına ve retro oyunlara olan ortak ilgilerini, 2020 yılında yayınlamaya başladıkları parçalarına yansıtmaya devam ediyor. İlk olarak üç parçadan oluşan Son Jeton adlı EP'si ile dinleyiciyle buluşan Klor, ardından İstesem Ben adlı teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayınlamıştı. Geçtiğimiz haziran ayında ise grup, son olarak yeni nesil şarkıcı, şarkı yazarı Canay Doğan'ın vokallerine eşlik ettiği Uzak adlı parçasını paylaşmıştı. Gel Bi Benle, Deniz Çınar Çabuk tarafından Amerika'da çekilen görüntülerden oluşan video klibiyle birlikte tüm dijital platformlarda yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klor-yeni-videosuyla-havuz-basi-partisine-devam-ediyor/", "text": "Klor, Güneş Batıyor adlı teklisine hazırladığı DIY video klibiyle bizi 80'ler dünyasında tura çıkarıyor! Yerli sahnemizin, geçtiğimiz yıl çıkış yapan synth-pop gruplarından Klor, Ekim 2020'de BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı ilk teklisi Güneş Batıyor'a hazırladığı, havuz kenarında bir yaz partisi tadındaki yeni video klibini yayınladı. 80'lerden görüntülere yeniden hayat verilen klipte grup üyeleriyle birlikte Miami'den Barcelona'ya, paten pistlerinden tasasız plajlara bir yolculuk gerçekleştiriyoruz. Synth ve funk sound'larından oluşan Güneş Batıyor parçasının video klibi, bizi zaman makinesiyle geçmişe ışınlayıp 80'ler dünyasında bir tur atmamızı sağlıyor. BG Creative'in yapımını üstlendiği, DIY yaklaşımıyla hazırlanan klip, Berk Gül ve Ege Tül imzası taşıyor. Son olarak Aralık 2020'de Son Jeton parçasını paylaşan, Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi'den oluşan grup, mart ayında yeni parçalarını paylaşmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klordan-yaza-merhaba-parcasi-ucuz-yaz-aski/", "text": "Alternatif müziğin synth ağırlıklı üretimlerine devam eden üçlüsü Klor, yazı yeni teklileri Ucuz Yaz Aşkı ile karşılıyor. Kadıköy'ün synth-pop üçlüsü, geçtiğimiz aylarda yayınladığı Yeni Bir Gün teklisiyle kış aylarının ortasına yaz sıcaklığını getirmişti. Synth-pop üçlüsü, yeni teklileri Ucuz Yaz Aşkı ile modern bir 80'ler havasını yakalıyor. Yaz aşklarından ve sıcak günlere dair elementlerden oluşan şarkı sözleriyle birlikte Ucuz Yaz Aşkı, dinleyenlerine mutlu ve enerjik günler vadediyor. Söz yazarlığı noktasında grup üyelerine şarkının mix'inde de yer alan Gökhan Karkış dahil oluyor. Hareketli ve eğlenceli tekli kapağının çizgileri, Erkan Kaya'ya ait. Şarkının mastering'i Turgay Poyraz Yıkılmaz tarafından yapıldı. Klor'un güneşli günlerle romantizmi yakınlaştıran yeni teklisi Ucuz Yaz Aşkı'nı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klorun-yeni-epsi-derin-okyanus-yayinda/", "text": "Kadıköy çıkışlı synth-pop grubu Klor, dört parçadan oluşan Derin Okyanus adlı yeni EP'sini, aynı isimli yeni teklisiyle birlikte yayınladı. Aşk deryasında boğulan kalbi kırıklar için bir dans şarkısı olan Derin Okyanus, derin suları andıran mavi gözleri ve bu gözlere karşı koyamayışı anlatıyor. Daha karanlık atmosferdeki şarkılardan oluşan EP ile aynı ismi taşıyan şarkı, sözleriyle ve sound'uyla öncekilere benzer tonda olsa da yüksek enerjisiyle ayrışıyor ve EP'yi dansla kapatmayı amaçlıyor. Synth-pop üçlüsü, EP'den önce sırasıyla Sonu Aynı, Dün Gördüğüm Rüya ve Yıldızlar adlı parçalarını single olarak yayınlamıştı. Sözü ve müziği Klor grubundan Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi imzası taşıyan yeni parçanın vokalinde Gökhan Karkış ve Onur Sherifi'yi görüyoruz. Parçanın ses prodüksiyon aşamasında Gökhan Karkış ve Mahir Uzun yer alırken, mastering'i Turgay Poyraz Yıkılmaz imzası taşıyor. Şarkının kapak tasarımı ise Ege Öztayfun'un ellerinden çıkıyor. Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle yayınlanan Derin Okyanus EP'sini aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klorun-yeni-epsinden-sonu-ayni-isimli-teklisi-yayinda/", "text": "Yerli synth-pop sahnesinin yükselen yılıdızı Klor'un yeni EP'sinden Sonu Aynı adlı teklisi yayında. En son geçtiğimiz yaz Ucuz Yaz Aşkı adlı teklisiyle isminden söz ettiren Klor, bu kısa süreli sessizliğini çıkacak olan yeni EP'sinden Sonu Aynı adlı ilk teklisiyle tekrardan sevenleriyle birlikte! Klor bu teklide, 80'lerin ruhunu güçlü ritimlerle beraber dans ettiren melodilerle elektronik bir temelde buluşturuyor. Sözü ve müziği Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi damgası taşıyan yeni parçanın, prodüksiyon aşamasında ise Gökhan Karkış ve Mahir Uzun yer alıyor. Parçanın mix'ini Mahir Uzun üstlenirken, mastering'i ise Turgay Poyraz Yıkılmaz tarafından yapıldı. EP'de yer alan tüm parçaların görsel dünyası Merjek Kreatif tarafından tasarlanırken, promo fotoğrafları ise Berkay Öktem tarafından çekildi. Kapak tasarımını ise Ege Öztayfun üstlendi. Yeni EP'nin müjdecisi Sonu Aynı Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. ortaklığıyla yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/klorun-yeni-teklisi-son-jeton-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Yerli sahnenin yeni synthpop grubu Klor, Son Jeton adlı üçüncü teklisini klibiyle birlikte yayınladı! Klor, daha önce yayınladığı Güneş Batıyor ve Dur Biraz adlı teklilerinden sonra ilk EP'siyle aynı ismi taşıyan, Son Jeton adlı üçüncü teklisini 25 Aralık tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Vokallerini Alara Akgün'ün üstlendiği parçanın söz ve müziği Klor grubuna ait. Parçanın mix'lerini Özgür Tabakçıoğlu üstlenirken, mastering'inde ise Maven imzası bulunuyor. Klor, oyun dünyasında kaybolan, gerçeklik algısını yitiren bir karakterin zihninde ilerleyen bir yolculukla, aşk hayatındaki sıkıntılardan bir kaçış olarak alternatif bir evren yaratıyor. Son Jeton parçasında ise motive edici sözleri modu yükseltirken, karakterin arkasında bırakmaya çalıştığı acısının yükü, şarkının atmosferinde hissediliyor. BG Creative'in prodüksiyonunu üstlendiği, 3D Artist olarak Burak Kirpi'nin yer aldığı Son Jeton parçasının video klibi Klor YouTube kanalında yayında! Klor'un ilk EP'siyle aynı ismi taşıyan Son Jeton adlı üçüncü teklisine ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/koleksiyonluk-david-bowie-madeni-paralari-satisa-cikti/", "text": "David Bowie'nin Royal Mint müzik koleksiyonu için hazırlanan madeni paraları satışa çıktı. Birleşik Krallık'ın bozuk para üretimi için çalışan Royal Mint, özel müzik koleksiyonu için David Bowie'nin resminin olduğu bir bozuk para serisi çıkarmıştı. Seri bugün satışa sunuldu. Satışa çıkan seriye aynı zamanda uzaya giden bozukluk da eşlik ediyor. Bu bozukluk, Royal Mint'in Facebook sayfasında ödül olarak sunuldu. Birleşik Krallık'ın en iyi solo performansçısı olarak kabul gören David Bowie, Royal Mint tarafından hazırlanan müzik efsaneleri koleksiyonunda Queen ve Sir Elton John'dan sonra gelen üçüncü isim. Aladdin Sane tarafından tasarlanan David Bowie'nin şimşek sembolünü ve Stardusti temsilen küçük yıldız motifleri içeren bozukluğun görseline aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kolektivizm-ve-çatışmacı-ruh/", "text": "15 yıl geçti üzerinden. O sokakta 72 model bej Mercedes'in önünde ağabeyimle babam işten çıkana kadar top oynar, Kadıköy'ü turlar tekrar geri dönerdik. Bizim dükkan kapandı, halamın moda evi, İbrahim Abi'nin bilgisayarcısı... Günden güne içinde yaşayan insanlarla birlikte eridi o sokak. Başka bir şeye dönüştü. Bir sürü masa, sandalye akabininde bir sürü insan getirdi ve kediler sokaktan kimse fark etmeden aforoz edildi. Tıpkı kentsel dönüşüm ile delme çatma evlerinden çıkartılan gariban insanların, şehrin dışına itelenmesi gibi. Nüfus kağıdımda bile doğum yeri Kadıköy yazan bir insan olarak, bu Kadıköy'e ait olmadığımı hissediyorum uzun zamandır. Bu dönüşümün hemen başında siyasi partilerin gençlik kolları Piri Çavuş Sokak'a konuşlanmaya başlamıştı. Sayıları git gide arttı. Oraya kendi kültürlerini ve yaşamlarını getirdiler. Ara ara o sokağa gidip, oradaki kafelerde arkadaşlarımla birlikte oturuyoruz. Ruhen, çocukluğumun geçtiği o sokakta oturuyor olsam da, fiziken yabancı bir sokakta muhabbete dalıyoruz. En son gittiğimde binaların birinde kocaman bir Mahir Çayan resmi gördüm. Hala onu oraya nasıl çizmişler anlayamadım. Hem kusursuz, hem zor iş. Hiçbir siyasi veya ideolojik konuyla ilgim yok ama samimiyete ve şeffaflığa doğrudan merakım var. İnsanlara dokunmak ve anlattıklarını dinlemek gerektiğine inanıyorum. O masada otururken, gözlerimi Mahir Çayan'a dikmiş vaziyette bir düşünceye daldım. İç sesime şunu dedim: çoğunluğu tenzih ediyorum ama bazı insanlar henüz birey olamamışken deli gibi sosyalizmi savunması ne tuhaf değil mi? Birey olmak, kendine dönüp hayatta neden var olduğunu sorgulamak; tüm bunlardan bir sonuca varıp kendin ile hayat arasında akılcı bir bağ kurup, diğer insanlarla salt bir sevgi köprüsü inşa etmek gerekmez mi? Ben, henüz kendimi anlayamamış, öğrenememiş ve zihnimdeki zenginliği keşfedememişken, toplum adına bir şey düşünmem, fiziksel veya düşünsel eylemde bulunmam nasıl söz konusu olabilir bilmiyorum. İletişim kurarken, duyarlılığının öncesi ve sonrasıda insana olan gözlemlerin ve tecrübelerin ışığında iki kelam ediyor olmak gerekir. İki değil de, tek kelam ettiğinde de eksik kaldığın yanı öğreneceğim düşüncesinde yaşamak gerekir. O sokağın evrimi gibi hayatımız. Çocukluğunu özlediğini iddia eden sayısız insandan biriyim. Romantizm kasma gibi bir derdim yok. İnsanlar, çocuklarla pragmatist ve hedonist bir algıdan uzak iletişim kurmasının sonucudur bu iddianın sebebi. Esasen kimsenin çocuk kalmak gibi bir derdi ve özlemi de olduğunu sanmıyorum. İnsanlar karşılıklı iletişimdeki yitirilmiş samimiyete yönelik serzenişte bulunurken bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Büyüdükçe iletişimde yer değiştiren ana faktörlerin tepesinde, kral tahtında oturan hazlar ve hırslar, gerçek bir diktatöryel rejimi simgeliyorlar. Halı hazırda bu rejimi duygularla simgeleştirmediğimi, günümüzdeki insan ile tarif ettiğimi bilmenizi isterim. Tüm bu düşünceler ışığında kendi minik çevremizde, az ve öz insanla kurduğumuz iletişim ağını korumaya ve büyütmeye; bunu yaparken de gruplaşma kültürü ile kendimize sınırlar çizmemeye çalışıyoruz. Herhangi bir sebepten dolayı birisini sınır dışında bırakma gibi bir düşüncemiz yok; olmadı da... İnsanlarla bir arada, hiçbir sebebi olmadan muhabbet etmenin, onlarla birlikte nefes alabilme heyecanımız dışında şu hayatta tükettiğimiz başka bir şey yok; bir de zaman tabii. Hatta daha ileriye götürerek aile olgusunun bile hastalıklı olduğunu konuşabiliriz. Aile fikri önümüzdeyken asla gerçek bir özgür iletişimden bahsetmemiz mümkün değil. Aile dediğinizde kendi kan bağınızdan olanlar ile olmayanları ayırırsınız. Hayat karşısında bu iki insanın karşılaştığı her noktada, haklı olsun ya da olmasın önceliği kime tanıyacağımızdan çok eminiz. İlk gruplaşma eğilimi burada yani ailede başlıyor. Sonra arkadaş çevresi. Sonra ait olduğun sosyal çevre. Sonra yaşadığın şehir, Sonra yaşadığın ülke, Sonra... Sonra... Sonra... Bu anlamsız sonraların tükendiği noktada ortada tek bir küme kalıyor. Dolayısıyla bugüne kadar ortaya konan her şey bütünleşiyor. O bütün olan şey yanıp kül olduğunda hiç kimseye öncelik tanınmayacak ve birlikte yok olacağız. Durum ortadayken ben daha önce görmediğim, dinlemediğim ve dokunmadığım bir insana sınır çizemem. İnsanların bir ideolojiye bağlı kalmadan, kolektivist bir algıyla tüm insanlarla iletişim halinde, birbirini kucaklıyor olması ya da bir gün kucaklaşacak olma ihtimali etrafı rengarenk, çiçek bahçesine çevirecektir. Çatışmacı ruh, nezaket dolu cümlelerinin ardına gizlediği, sadece kendi sınırlarında olana sunduğu sevgi sözcükleriyle bir bütünü kucaklayamaz. Geçmişten bugüne insanların bir türlü barışı getirememesinin sebebi de bundan kaynaklıdır. Sen veya ben ile başlayan cümlelerde, sadece kendi çıkarlarınla örtüştüğü için bir şeylerin meşru/mübah olduğunu düşündüğün her an yeni bir bölünmeye neden oluyorsun. Haklı ya da haksızlık rekabeti, önde veya öncü olma düşüncesi, en iyisi olma çabaları ile hareket etmeler sadece zaman eksiltmez; aynı zamanda insan eksiltir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kompile-karga-7-müzik-canlı-dinlenir/", "text": "Kadıköy'deki evimiz Karga Bar'ın Kompile Karga isimli compilation albümlerinin ilki 2010 senesinde yayınlanmıştı. Takvimler 28 Haziran 2017'yi gösterirken ise Kompile Karga 7: Canlı Bandcamp'teki diğer altı kardeşinin yanındaki yerini aldı. Derleme albümlerin dinleyiciyi yeni isimlerle tanıştırmaktaki etkisi yadsınamaz. Özellikle geniş kitlelere hitap etmeyen isimleri bir araya getirmek suretiyle albümde yer alan isimlerin takipçilerini dinleseler çok sevebilecekleri yeni oluşumlarla tanıştırma vazifesi üstlenen toplama albümler meraklı dinleyicinin keşif için tercih ettiği başvuru kaynakları niteliğinde. Özellikle işinin ehli müziksever kişiler tarafından hazırlanan albümler doğru isimleri yan yana getirmek suretiyle keşif sürecinde dinleyicinin işini bir hayli kolaylaştırıyor. Bağımsız ve alternatif yerli müzik üretimine dair önemli bir arşiv niteliği taşıyan Kompile Karga serisinin yedinci albümünün yayınlanması vesilesiyle geriye dönüp serinin önceki albümlerine de bir daha göz gezdirmek istedim. Bugün hala keşif başlığı altında paylaşılan pek çok müzisyen ve oluşuma seneler önceki Kompile Karga albümlerinde rastlamak mümkün. Şimdilerde tanınırlığını artırmış, çoğumuzun aşina olduğu isimler, artık aktif olmayan projeler, bugün başka projeleriyle tanıdığımız isimlerin eski projeleri... Kompile Karga'nın yedi albümü de tarihe ışık tutan bir arşiv vazifesi görüyor. Kompile Karga 7: Canlı albümü de tıpkı serinin 5. ve 6. albümleri gibi sezon boyunca KargART sahnesinde gerçekleşmiş canlı performanslar arasından derlenmiş özenli bir seçki sunuyor. Tanıtım metninde şöyle bir ifade var: Asphodel, Tolerance Break, 90BPM, Come Again, Aga B, Medical Phalanx of Space, Housing Crash, Mosquito, Kes ve Uluru'nun birer performans kaydı yer alan albüm, türler arasında gezmesine rağmen bir hissiyat bütünlüğü de sağlayabiliyor. Kompile Karga 7: Canlı albümüne dair benim de en çok dikkatimi çeken unsurun bu hissiyat bütünlüğü olduğunu söyleyebilirim. Serinin önceki albümlerinden farklı olarak bir oturuşta baştan sona dinlemeye daha elverişli bir albüm olduğunu söylemek yanlış olmaz. Derleme safhasında farklı konularda çok sayıda kriteri göz önünde bulunduran toplama albümlerde bu bütünlük hissini yakalamak çoğu zaman pek de kolay olmayabiliyor. Bu defa içinde psychedelic stoner tınılardan electronica'ya, dub'dan rap'e uzanan bir seçki barındıran albümün janrlar arasındaki geçişleri dinleyiciye yadırgatmadan, yağ gibi gerçekleştirmesindeki başarıya değinmeden geçemeyeceğim. Uzun sezonları boyunca her hafta mutlaka birkaç canlı performansa yer veren Canlıkarga konser serisini yakından takip ederseniz izlemek istediğiniz, dikkatinizi çeken, bilet kesmediği için kendisine çok az sayıda mekanda yer bulabilen birçok isme KargART'ta rastlamanız, canlı performanslarına tanıklık etmeniz mümkün. Ticari kaygılara prim vermeksizin böyle bir sahnenin yoğun programını canla başla kotaran KargART ekibi aynı zamanda müzisyenle mekan arasındaki ilişkilerin nasıl kurulması gerektiğinin de bir dersini veriyor. Örneklerine sık sık rastladığımız mekan-müzisyen tartışmalarının, memnuniyetsizliklerinin aksine KargART ekibi bir şeylerin başka türlü de yapılabileceğini göstermek suretiyle tanıdığım çok sayıda müzisyenin gönül rahatlığıyla iletişim kurduğu ve performansını sergilediği, kimi zaman evi gibi gördüğü, konser vermeyi iple çektiği bir mekan halini alıyor. Hal böyleyken son üç Kompile Karga albümünün de tamamen Canlı Karga kapsamındaki konserlerde gerçekleşen canlı performanslardan oluşması isabetli bir tercih. Kendimi bildim bileli konser albümleri, DVD'leri peşinde koşmuş, canlı kayıtları her zaman stüdyo kayıtlarına tercih etmişimdir. Meğer bende fabrika ayarı olarak gelen bu canlı performans kaydı ilgisini gereğinden fazla doğal bulmuş, hiç sorgulamamışım. Zamanla arkadaşlarıma dinletmek üzere meclislerde açtığım canlı kayıtlara tepki olarak albüm kaydı yok mu bunun ya, niye bunu dinliyoruz? sorusunu sıklıkla duymam sonucunda bunun yaygın bir temayül olmadığını fark ettim. Kanımca imkan varsa müziği canlı dinlemek gerekir, canlı dinlemeden bir müzisyenin/oluşumun müziğini derinlemesine algılamanın veya hakkında yorum yapmanın sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Fakat ne ömürler ne de oluşumlar sonsuz olduğundan çoğu zaman tek şansımız canlı performans kayıtlarını dinlemek oluyor. Canlı kayıtları hatalarıyla kusurlarıyla, yanlış basılan notaları, kaçan metronomları ve detoneleriyle sevin. Canlı Karga konserlerini kaçırmayın, en azından geçen sezon ne kaçırdığınızı görmek için Kompile Karga 7: Canlı'yı dinleyin. Kompile Karga 7: Canlıda yer alan parçaları dinlemek ve albümün yapım sürecine dair merak ettiğimiz ayrıntıları konuşmak üzere KargART ekibinin sevdiğimiz kargası Murat Mrt Seçkin çok yakında Radyo Kanyon'da yayınlanan Bir Baba Indie programında konuğumuz olacak. Kendisini bulmuşken albüme, KargART'ın gelecek sezon programına, Karga Mecmua'ya ve bilumum Karga Bar icraatına değinmeyi de ihmal etmeyeceğiz elbette. Canlıkarga 9 Temmuz'da Yüzyüzeyken Konuşuruz konseri ile şimdilik sezonu kapatıyor. Gelecek sezon için sonbaharı beklememiz gerekecek, neyse ki beklerken dinleyecek 10 parçadan oluşan şahane bir albüm var elimizde. Albümde özellikle ilgimi çeken kayıtlara kısaca değinmem gerekirse öncelikle söylemem gerekir ki senelerdir iki elim kanda olsa konserlerini kaçırmadığım roots reggae & dub topluluğu Come Again'in anlatılmaz yaşanır konserlerinden iyi bir canlı kaydının geleceğe kalacak olması mutluluk verici. Tam da bugünlerde Ezhel ortalığı kasıp kavururken Angara rap'ine biraz daha yakından bakmak isteyenlerin tanıması gereken ilk isimlerden biri olan Aga B, albümü ilk dinlediğimizde Cihad'ın en çok dikkatini çeken ve ardından benim de kulağımda yer eden Medical Phalanx of Space, Youtube üzerinden videolar eşliğinde birer birer yayınladığı single'ların ardından nihayet geçen mayıs ayında ilk ep'sini yayınlayan Housing Crash, canlı performanslarına doyamadığım Uluru, bu albümde canlı kaydını dinledikten sonra sıradaki konserini kaçırmayacağım Mosquito şimdilik albümdeki favori kayıtlarımın sahipleri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/konser-18-istanbul-rock-festivali-20-21-22-nisan/", "text": "İTÜ Rock Kulübü'nün 1995 yılından bu yana düzenlediği İstanbul Rock Festivali bu sene 18. kez yerli gruplara sahnesini açıyor. Bu seneki festivalin organizasyon aşamasının öncekilere nazaran daha karmaşık geçtiğini öğrendik. Ülkenin her gün yeni bir üzücü olaya tanıklık etti günlerde, tüm bunların günahını müzisyenlere, müzik camiasına yükleyen toplum ahlakına rağmen bu sene yeniden sahnelerini açtılar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/konser-bağımsız-festival-4-kargart/", "text": "İstikrarlı olarak düzenlenen Bağımsız Festival yine Kadıköy sınırları içerisinde, bu sefer Kasım ayında Kargart sahnesinde olacak. Müzik Hayvanı'nın yerli gruplara yaptığı katkıyı, onları dinleyicilerle buluşturma eylemine kocaman bir teşekkür yolluyoruz. Bağımsız Festival'in 4. sü aslında geçtiğimiz aylarda yapılacaktı fakat Soma faciası nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmişti. Dileriz bu tip üzücü durumlarla tekrar tekrar karşılaşmak zorunda kalmayız. On Your Horizon, 6 Kasım Perşembe akşamı sahne alacak! - Saska | Facebook - Betwixt | Facebook - Alpman and The Midnight Walkers | Official Page - Orkun Tüzel | Official Page - Babra Bubrik | Facebook - On Your Horizon | Facebook"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/konser-belle-sebastian-drama-the-away-days-gurcan-ersoy/", "text": "Herkesin ruh haline göre dinlenebilir öğelerle dolu şarkıların sahibi Belle & Sebastian nihayet İstanbul'a geliyor. Daha önce 28 Haziran'daki konserleri için heyecanlandığımız grup bu konseri Stuart Lee Murdouch'un film projesi nedeniyle 24 Ağustos'a ertelemişti. Bu erteleme, büyük bir sevinç ile plan yapan dinleyicilerini ciddi bir şekilde hayal kırıklığına uğratmıştı. Yarın ki konserde bu hayal kırıklığını fazlasıyla telafi edeceklerini düşünüyoruz. - Drama - The Away Days - Gürcan Ersoy Drama, Müzik Hayvanı etiketiyle yayınladığı ilk albümü Yalnız Bir Duygu'nun sonrasında sanırım en heyecan verici konserine çıkacak. Daha iyi ve büyük bir sahnede performanslarını ikiye katlayacaklarını düşünüyorum. Albüm kayıtlarını henüz dinlememiş iseniz ücretsiz olarak indirip dinleyebilirsiniz. Oldukça güzel ve etkileyici olan Yalnız Bir Duygu'nun canlı halleri için yarın KüçükÇiftlik Park'ta yerinizi almanızı öneririm. The Away Days ise yakından takip edenler bilir. Ülke sınırları içinde Indie müziği en iyi şekilde icraa eden gruplardan biridir. Yayınladıkları ilk How Did It All Start isimli EP'lerinde yer verdikleri şarkılara Bandcamp hesaplarından ulaşarak dinleyebilirsiniz. Etkinliğin diğer isimlerinden biri olan Gürcan Ersoy'u da konserden önce dinlemek, tanımak için Facebook hesabını ziyaret edebilirsiniz. Yarın 17:00 itibariyle başlayacak olan etkinliğin son kalan biletlerini Biletix'ten temin edebilirsiniz. Tabi bunun için acele etmeniz gerekir. Az bir zaman kaldı! Bir Baba Indie'den bilet almak isteyenlere ücretsiz ışınlanma hizmeti: IŞINLA Beni Baba!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/konser-cihan-mürtezaoğlu-ve-can-güngör-ankaraya-geliyor/", "text": "Biraz olsun müzikle içli dışlı olan birine Künt'ten, Ceylan Ertem'den, Yasemin Mori'den, Mabel Matiz'den veya Burcu Tatlıses'ten ama illa ki mütevazı ve naif bir yerinden dokunmuş olan, çalışmalarını bir süredir heyecanla takip ettiğimiz Cihan Mürtezaoğlu, Ankara dinleyicisine gözden ırak olanın, gönülden ırak olmadığını gösteren Can Güngör ile birlikte 16 Nisan'da Noxus'ta sahne almaya geliyor. Cihan Mürtezaoğlu ve öncesinde yıllar boyunca birçok ismin arkasında davul çalmasıyla tanıdığımız, ardından bizi akustik şarkılarıyla tanıştıran ve en sonunda geçen sene hem Silik Düşler albümüyle, hgem de prodüktörlüğünü yaptığı Mabel Matiz'in Gök Nerede albümüyle ihya eden Can Güngör ikilisinin verdiği konser zincirleri günden güne artarken, Mürtezaoğlu'nun muazzam bir müzik birikiminin olduğunun kanıtı ise, insanın her şarkısında birbirinden çok farklı ve uzak şehirlerde birbirinden güzel ve apayrı şiirler dinliyormuş hali yaratması, yanı başında basta Canberk Ünsal'ın, gitarlarda Efe Demiral ve Tayis Yıldızcı'nın, davulda ise Zafer Tunç Resuloğlu'nun çalması; Sen Yağmur Dök'te Ezgi Altıner'in bittersweet sesinin olması ise farklı farklı mevsimler hissi denebilir. Söz ve müzikleri Mürtezaoğlu'na ait şarkıların yanı sıra Mağusa Limanı, Bülbülüm Altın Kafeste, Uçurtma, Seven Ne Yapmaz, Silinmeyen Hatıralar yorumları da tereddütsüz kendisine has! Seviyoruz; yeni kayıtlar için, albüm için, değeri benzersiz konserler için takipteyiz efendim! Ankara'daki konserin nasıl olacağına ilişkin şöyle bir yazımız daha mevcut."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/konser-moda-sahne-çıldırmış-olmalı/", "text": "Moda Sahne, kurulduğundan bu yana umutlarımı yeşerten bir mekandan daha fazlasını sunmaktadır bana. Üstelik Kadıköy'de oluşu da cabası. Gerçekten iyi müzisyenlerin hem mental hem de teknik açıdan iyi sahne alabileceği yerlerin azlığı ile geçirdiğimiz günler için Moda Sahne bana çok şey vaadediyor. Onların bizlerden güç buldukça, ayakta durmak adına daha sağlam adımlar atacağını düşünüyorum. O yüzden tiyatrosundan, konserine kadar Moda Sahne'yi destekleyelim ki hep böyle konserler düzenlesinler. Gaye Su Akyol ve Bubituzak konserleri var. Gaye Su Akyol, yeni albümünü henüz bizlere sunmuşken ve henüz kargoda gelsin diye heyecenla beklediğim albümünün ardından Moda Sahne'de yerini alacak. Develerle Yaşıyorum, bu bizim müzik camiasında çok fazla yeni kırılımlar yaratacak bir albüm. Bunu henüz detaylı olarak albümü dinlememişken iddia ediyorum. Gaye Su Akyol ve albümü üzerine daha detaylı yazı ya da yazılar yazmak istiyorum. İlk günde ikinci olarak sahneye Bubituzak çıkıyor olması bir tesadüf değil elbette. Gaye Su Akyol albümünde Ali Güçlü Şimşek ve Görkem Karabudak'ın epey rolü var. Sahne düzenlerini bilmiyorum ama muhtemelen bu ikili hiç sanheden inmeden bir kaç grup üyesi değişikliği ve molanın ardından tekrar geri gelip Bubituzak performansı ile geceyi sürdürecekler. Bubituzak albümüne ilişkin bir şeyler yazıp çizmiştik. Dilerseniz buradan yazıyı okuyabilirsiniz. İkinci günün ilk konseri Can Güngör ile olacak. Can Güngör, diğer isimlere nazaran daha az duyduğumuz bir isim ama bunca zamandır henüz yeni duyanların daha önce neden duymadım? diyeceği ve pişmanlık yaşayacağı bir isim. Aslen davulcu diyeceğim ama asıl işi olmayan şarkı ve söz yazarlığı, gitaristliğini hangi sıfat altında anacağımı bilemedim. Can Güngör, fazlasıyla ilgilenilmesi, özen gösterilmesi gereken bir isim. Cuma günü güneş yeni batıp, gökyüzünün gündüz mavisi geceye dönerken dinlenecek ender adamlardan biridir. Yasemin Mori ise geceyi noktalayacak isim. Yasemin Mori'nin son albümü üzerine her defasında inanılmaz iyi! diyerek sürekli her şarkıyı ayrı ayrı analiz etmeye çabaladığımı bilmenizi isterim. Kafamın içindeki kırılımlar yaşayan müzik evrimi için bana milyonlarca ışık tutuyor. Bu yüzden Yasemin Mori'yi fırsatı olanın canlı dinlemesini ve Kara Orkesta katkılı o güzel bestelere eşlik etmesini öneriyorum. Taranta Babu için bir şeyler yazmak haddime değil. Benim için müzik tarihine atılmış en büyük adımdır. Ay'a ilk defa ayak basmak falan! Abartıyorsun diyebilirsiniz. İnanın sorun değil. Alınmam ama Taranta Babu sahiden sıradışı bir projedir. Çok sesli müziğin, bir bütün olarak ifade edilmesi adına tamamıyla incelenmesi gerekir. Bu evirmsel süreci çok eskilerden naapjazz'dan başlayan süreçten başlayarak adım adım inceleyin, dinleyin. Taranta Babu, tüm bu sürecin bir sonucudur. Sonsuzluğa dek devam etmesi mümkün olan bir sonuçtur. Yazıyı uzatmayacağım ve ayrıca bir şeyler yazacağım. Büyük Ev Ablukada ile etkinliği sonlandırmak yapılacak en güzel harekettir. Taranta Babu hipnozundan başka türlü uyanabileceğimizi sanmıyorum. Ne demiş şair: Şallallalallalalaaaağğğğ! Konser biletlerini Moda Sahne'nin sitesinden online ya da gişeden satın alabiliyorsunuz. Eğer kendinizi seviyorsanız bu konserleri izleyin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/konser-sonrasi-kafein-almak-iyi-olmayabilir/", "text": "Bazen sevdiğiniz bir müzisyenin hafta içi konseri olur. İyi bir gece geçirirsiniz fakat ertesi gün yine kalkıp işe ya da okula gitmeniz gerekir. Böyle olunca sabah kahvesi daha bir gerekli ve önemli hale gelir, fakat bundan sonra tekrar düşünün deriz. Yeni bir araştırmaya göre kafein alımı yüksek gürültüde seslere maruz kalındıktan sonra duyma yetisinin geri kazanım sürecini sekteye uğratıyor. JAMA Otolaryngol Head Neck Surgery tarafından yayınlanan ve McGill Üniversitesi İşitsel Bilimler Laboratuvarı tarafından yürütülen araştırmada üç grup dişi albino kobay faresi kafein, 110 desibel saf ton sesi, ya da ikisine birden maruz bırakıldı. Kafein, deneyin sürdüğü 15 gün boyunca her gün deneklere verildi. Aşırı uyarıcı akustik etmenler ise ilk gün ve sekizinci günde bir saatliğine çaldırıldı. Araştırmacıların ulaştığı sonuç, hem kafein hem gürültüye maruz bırakılan grubun sadece gürültüye maruz bırakılan gruba nazaran duyma yetisini çok daha yavaş bir şekilde geri kazandığıydı. Örneğin sekizinci günde sadece gürültü dinletilen grup 20kHz aralığı dışında duyma yetisini neredeyse tamamen geri kazanmıştı. Kafein ve gürültü verilen grup ise 8, 16 ve 25kHz frekanslarında sorunlar yaşıyordu. Dahası duyma değişiklikleri bu grup için 15 günün sonunda daha da kötüleşmişti. Bunlar bilimsel detaylar olabilir fakat sonuç net. Kafein gürültülü etkinliklerden sonra duyma yetinizi etkileyebiliyor. Test edilen ses 110 desibel idi ve konserler genelde 100 -120 desibel aralığında oluyor. Öyleyse belki de en azından ertesi gün yarı-kafeinli içmeliyiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kool-the-gang-grubunun-kurucu-uyelerinden-ronald-bell-hayatini-kaybetti/", "text": "1964 New Jersey temelli soul train'lerin vazgeçilmez şarkılarına imzasını atmış Kool & The Gang grubunun kurucu üyelerinden Ronald Bell hayatını kaybetti. New Jersey'li iki kardeş Robert Kool Bell ve Ronald Bell ile Dennis D. T. Thomas, Robert Spike Mickens, Charles Smith, George Brown ve Ricky West tarafından kurulmuş Kool & The Gang adlı grubun saksafoncusu, söz yazarı ve vokalisti olan Ronald Khalis Bell hayatını kaybetti. Grubun en popüler şarkılarından Celebration, Cherish, Jungle Boogie ve Summer Madness parçalarının yazarı olan Bell, grubu ile soul ve funk dünyasında çığır açtı. Aynı zamanda Celebration, Ladies' Night and Get Down On It parçalarına Saturday Night Fever ve Pulp Fiction filmlerinde de yer verildi. Ayrıca grup, 1978'de Saturday Night Fever'daki parçalarıyla başarılarını aldıkları Grammy ile taçlandırdı. Müzik dünyasında soul, disco, funk ve R&B alanlarında göz ardı edilemeyecek etkileri olan Kool & The Gang'in parçalarına ve gruba eşlik eden 70'lerin efsanevi soul train'lerine aşağıdan göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kool-the-gangin-yeni-album-mujdesi-ilk-tekliyle-birlikte-geldi/", "text": "Kool & the Gang, 2011'den bu yana ilk albümlerini yayınlayacağını yeni tekli ve video klibini paylaşarak açıkladı. 1964'te Amerika'da kurulan diskoların vazgeçilmez parçalarının altında imzası bulunan Kool and The Gang, Perfect Union isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. 21 Ağustos'ta Omnivore/Ru-Jac Records etiketiyle yayınlanacak albümden ilk tekli Pursuit of Happiness ise animasyon videosuyla birlikte dijital platformlardaki yerini aldı. Albümün prodüktörlüğü, Kool'un 2020'de vefat eden abisi Ronald Khalis Bell tarafından üstlenilmişti. Albümden yayınlanan ilk tekli Pursuit of Happinessın animasyon video klibi ise Patrick Smith tarafından prodüktörlüğü üstlenilip Mama Googa tarafından da yönetilmiş. Kool & the Gang'in merakla beklediğimiz yeni albümünün parça listesi ve ilk tekli olan Pursuit of Happiness ile birlikte video klibine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kosun-blur-iki-yeni-tekli-cikardi/", "text": "Blur geri dönüş albümleri olan The Ballad of Darren'dan The Rabbi ve The Swan isimli iki yeni parça paylaştı! Blur, geri dönüş albümleri The Ballad of Darren'dan The Rabbi ve The Swan adlı iki yeni teklisini bizlerle buluşturdu. Şarkılar, sekiz yıl aradan sonra çıkan ve sadece birkaç gün önce yeni albümün deluxe baskısında yer alıyor. The Rabbi teklisi kaybolmaktan ve yarının kahramanlarını merak etmekten bahsederken, The Swan daha kişisel bir tekli. İkinci parçada Damon Albarn Gittiğim için beni özlüyor musun? / Her zaman burada olacağımı bil / Gitmene izin vermem gerekse bile gibi sözlerle bir ilişki bittikten sonra bile her zaman o kişinin yanında olacağını anlatıyor. Albarn verdiği bir röportajda yeni albüm için gitarist Graham Coxon, basçı Alex James ve davulcu Dave Rowntree ile hepsini bir araya getiren iş birliği nedeniyle projeyi 1999'lardaki 13 albümünden sonraki ilk gerçek Blur albümü olarak adlandırıyor. Blur şu anda 2015 yılından beri ilk kez turnede. Destinasyonlarında ülkemizi maalesef göremiyoruz ama belki bir gün onları ağırlama şansını elde edebiliriz. Yeni albüme ve teklilere aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/koşun-dinlemek-için-geç-kalanı-üzecek-grup-tape-lava/", "text": "Bana gelen mesajı size direkt olarak bırakacağım, çünkü o mesajı okuduğumda bir kere daha güzel bir oluşumla karşı karşıya olduğumu fark ettim. Elimizde ne var? Henüz bir şarkı var. Loop tuşunu bozacak kadar güzel bir şarkı var. Devamı da yolda! Aradığımız bilgiye kısmen de olsa ulaşmış oluyorsunuz, keyiflisiniz! Siz Spotify'da aramakla yorulmayın diye biz Animal'ı aşağıya iliştirelim, ama bize kalırsa Tape Lava'yı bulabildiğiniz her mecradan takibe başlayın, oralar çok değerlenecek! P. S. I Love You: Şarkıyı bana gönderen Merve Evirgen'e de kucak dolusu sevgiler! Tape Lava'nın Facebook sayfası için TIKLA! GÖNDER GELSİN!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kucukciftlik-bahcede-1-agustosta-reggae-ruzgari-esecek/", "text": "KüçükÇiftlik Bahçe'de 1 Ağustos Pazar akşamı reggae severler dans etmek için bir araya geliyor. KüçükÇiftlik Bahçe Olduğu Gibi Sunar, yazın gelişiyle birlikte yeniden birbirinden keyifli etkinlikleriyle aramıza döndü. Şehirde küçük bir mola vermek isteyen İstanbullular, 1 Ağustos Pazar akşamı Freefall ve URU ortak organizasyonuyla KüçükÇiftlik Park'ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe'de gerçekleşecek olan reggae gecesine davet ediliyor. Etkinlikte, 2004 yılında kurulan ve reggae tarzında yaptığı İngilizce ve Türkçe müziklerle tanınan Sattas, hemen öncesinde ise 2014 yılında İstanbul'da roots reggae ortak temelinde kurulan, geçtiğimiz yıl Rizom adlı ilk uzunçalarını dinleyiciyle paylaşan Bosphoroots grubu sahne alacak. Gecenin açılışını DJ kabininde Alphadub gerçekleştirirken, hemen ardından Atlas RB sahneye çıkarak müzik severleri hareketlendirmeye başlayacak. Pandemiden ötürü kısıtlı sayıda katılımcının kabul edilebileceği etkinliğin biletleri ise Biletix'te!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kucukciftlik-park-2009-2011/", "text": "Temmuz 2009 tarihine gidelim. RT. Erdoğan, Küçükçiftlik Park'ın önünden geçerken, cahil insanların sık sık yaptığı ötekileştirme eylemini güzel bir şekilde yerine getirmiştir. Unirock Festivalindeki insanların kendisine olan tepkisini kınamış, ahlaki erozyondan bahsetmişti. Bu serzenişlerin olduğu dönemde göz altına alınan insanlar bile olmuştu. Yıl 2011... 30 Ekim tarihinde ötekileştirilen Rock severler ve bir çok müzisyen KüçükÇiftlik Park'ta kendi kapasitelerinin çok üzerinde bir organizasyonla Van'a yardım elini uzatacaklar. Bununla ilgili duyurular, sosyal medya paylaşımları her yerde mevcut. İki olayı ve iki olayın kahramanlarını karşılaştırın istedim. Bu yüzden daha fazla bir şey yazmaya gerek duymuyorum. Depremin ardından insanların faşist yaklaşımları, ahlaksızlıkları, insan olgusunu hiçe saymaları ile ilgili çok ciddi canımızı sıkan şeyler var. İnsanları Kürt, Rock'çı, Fahişe, Ateist, Zenci diyerek, yıllardır üzerlerine etiket yapıştıra yapıştıra ahlak olgusunun ne kadar deforme olduğunu görebilirsiniz. İnsanlar ya iyidir ya da değildir. Her kötülük yapan insan etiketlediğiniz insanlar grubundan olmayabilir. Tıpkı her iyilik yapan insanın sadece kendi safhımızda olmaması gibi. Biraz hoşgörü, büyük bir kötülükten iyidir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kul-ait-ve-dair-ile-8-sene-sonra-geri-dondu/", "text": "2011 yılında yayınladığı Artık Güçler Dengede albümünün 8 yıl sonrasında Kül, Ait ve Dair albümüyle geri döndü. Akay Taşkıntuna, Koray Erkan, Arın Kuşaksızoğlu, Mehmet Yaranona ve Umut İsan'dan oluşan kadrosuyla İstanbullu rock grubu Kül, 8 yıl sonra Ada Müzik etiketiyle Ait ve Dair albümünü yayınladı. Farklı tematik bölümlerden oluşan 12 şarkının yer aldığı yeni albüm, grup üyelerinden Mehmet Yaranona'nın prodüktörlüğünde Opus ve Deneyevi'nde, Mehmet Yaranona, Umut İsan, Koray Erkan ve Korhan Koray tarafından kaydedildi. Albümün mix'i Opus'ta Mehmet Yaranona ve Umut İsan tarafından, mastering'i ise Babajim Stüdyoları'nda, Güven Ersoysal asistanlığında Pieter Snapper tarafından yapıldı. Albümün fotoğrafları Begüm Koçum tarafından çekilirken, kapak tasarımı ise Studio Bigger ekibinin imzasını görüyoruz. Albümün lansman konseri ise 22 Mayıs Çarşamba günü IF Performance Hall Beşiktaş'ta gerçekleşecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kurban-in-yeni-teklisi-gulumse-yayinda/", "text": "Kurban, 2018 yılında yayınlayacağını duyurduğu Gülümse şarkısını yayınladı! Türk rock müziğinin efsane gruplarından Kurban, 2018 yılında yayınlayacağını duyurduğu 'Gülümse' şarkısını en sonunda dinleyicileriyle buluşturdu. En son 2015 yılında şarkı yayınlayan Kurban, aradan geçen zamana rağmen kendilerine olan inancını ve bağını asla koparmayan dinleyicilerine de verdikleri sözü yerine getiriyor. Circle Music ve Sony Music Türkiye iş birliği ile dijital platformlarda yerini alan 'Gülümse' 2018 yılında Pür Recording Stüdyo'da kaydedildi. Şarkının sözleri Deniz Yılmaz, müziği ise Özgür Kankaynar ve Deniz Yılmaz imzası taşıyor. Şarkının düzenlemesini ise grup üyeleri beraber yaparken mix'i Ozan Öner, mastering'i Cem Ömeroğlu tarafından yapıldı. Kurban'ın yeni teklisi 'Gülümse'yi aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kurt-cobainin-sac-telleri-14-bin-dolara-satildi/", "text": "Kurt Cobain'in saç telleri, açık arttırmayla 14 bin dolara alıcı buldu. Nirvana'nın frontman'i Kurt Cobain'in saçının bir kısmı, 1989'da İngiltere'deki Bleach turu esnasında bir fan ve arkadaşı Tessa Osbourne tarafından kesilmişti. Osbourne, müzisyenin vefatından dolayı saçları Seattle'lı sanatçı Nicole DePolo'ya hediye olarak vermişti. Şimdi ise saç tellerini açık arttırmayla satışa sunuldu. Iconic Auctions, düzenlediği The Amazing Music Auction etkinliğinde The Beatles, Bob Dylan ve Led Zeppelin gibi müzik camiasında adını duyurmuş ve dünyaca bilinen müzisyen ve grupların daha önce sahnede kullanılmış- kişisel olarak sahip olunan- ya da özel imzalı ürünlerini satışa çıkarıldı. Kurt Coban'in saçı da bu satışa çıkarılan içeriklerden biriydi. Açık arttırmada 14 bin dolara satılan saçın kesilirkenki fotoğraflarına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kurt-vile-ile-keyiflenmeye-devam-ediyoruz/", "text": "Kurt Vile'ın 3 yıl önce duyurduğu yeni albümünden yeni bir parça daha bizlerle! 12 Ekim tarihinde Matador Records etiketiyle yayınlanacağı açıklanan Bottle It In albümünden geçtiğimiz ay paylaştığı Loading Zones parçası sonrasında, Kurt Vile'dan Bassackwards isminde yeni bir single daha geldi. Hem de öyle birkaç dakikalık, albüm öncesi ağza bir kaşık bal çalmalık değil. Baya çayınızı, kahvenizi koyup deniz kenarında uzaklara bakmalık, 9 dakika 46 saniyelik, tam da mevsimlik bir parça! Ayrıca bakacak yer bulamayanlar için Kurt Vile, bu yeni single'ına eski anılarınızı canlandıracak güzel bir de video klip hazırlamış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kurt-vile-kendi-halinde-bir-hikaye-anlaticisi/", "text": "Kurt Vile yaklaşık 15 senedir gitarıyla bizi çeşitli hikayelerin içine sessizce bırakıyor ve son albümü ile bizleri yine umursamadan kendi dünyasına çekmeyi başarıyor. 2000'lerin başında kendi solo demolarını yayınlayan ve 2005 yılında The War On Drugs gibi dahiyane grubun kurucularından olan Kurt Vile grup ile beraber 2008 yılında ilk albümleri Wagonwheel Blues'u yayınlandıktan sonra kararını verip solo kariyeri için gruptan ayrılmıştı. Böylesine müthiş bir ilk albüm ile bağımsız müzik sahnesine giriş yapıp eleştirmenlerden bolca övgü olan grubu bu denli erken bırakması her ne kadar risk olarak görünse de aynı yıl içinde yayınlanan Constant Hitmaker albümü hatırı sayılır bir ilgi ile karşılanmıştı. Yıllar iki tarafa da yaramış olacak ki gerek Kurt Vile, gerekse The War On Drugs sırasıyla indie folk tarzlarında klasikler arasına girecek albümler yayınladılar. 15 Nisan 2022'de ise şaşırtıcı bir şekilde Verve Records'dan yayınlandı. Uzun süre devam eden ve müzikal yapısına uygun olan Matador ile iş birliğini sona erdirmesi ve dünyanın en geniş caz müzik kataloğuna sahip Verve ile anlaşması albüm yayınlanmadan önce tarzı konusunda hayranları tarafından soru işaretlerine neden olurken, yine bomba gibi indie rock albüm ile geri döndü Kurt Vile. 15 şarkı 1 saat 13 dakikadan oluşan albüm de Kurt Vile bizleri yine gündelik hikayeleri ile tatlı yolculuklara çıkartıyor. Lo-Fi dönemlerine yaptığı göndermeler ile kimi zaman bütünleşik bir gitar solosundan ibaretmiş gibi gelen müzikte, sözler yer yer etkisini kaybedip vermiş olduğu huzur daha ön plana çıkıyor. Albümün öne çıkan ve video ile taçlandırılan şarkısı Like Exploding Stones umursamaz tavırları ile beni bir süre etkisi altına almayı başardı. Kendi içsel dünyasının kaygılarını bize dürüstçe anlatsa da, şarkının umursamaz riff yapıları dinleyici için hipnoz etkisi yaratabiliyor. Palace of OKV in Reverse, Fo Sho bana göre diğer öne çıkan parçalar oldular. Albümde güzel bir sürpriz de yer alıyor; geçmişte Bruce Springsteen'den dinlediğimiz Wages Of Sin yorumu yer almakta. Her çıkan Kurt Vile albümünde oluşan heyecanım yine haksız çıkmadı. Ben bu tek düzeliği seviyorum ve bana oldukça keyif veriyor. Bu ustanın hikayeleri ile uzun yıllar yeni yolculuklara çıkmayı umut ediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kurt-vile-yeni-epsini-video-klibiyle-duyurdu/", "text": "Kurt Vile'ın dokuz parçalık yeni projesi Back to Moon Beach'in ilk parçası Another Good Year for the Roses yayında. Kurt Vile, Back to Moon Beach adlı yeni EP'sini duyurdu. EP, 17 Kasım'da Verve etiketiyle yayınlanacak. Vile, 9 parçalık projesinden yeni projesinden Another Good Year for the Roses adlı yeni tekliyi yarı psikedelik klibiyle paylaştı. Klipte Vile, Philadelphia'lı band Florry ve perküsyonist Mikel Patrick Avery, ormanda jam'liyor. Klipte aynı zamanda, aktörler Michael Shannon, Kevin Corrigan ve David Wilke gerçek hayattaki müzik projeleri Big Daddy in the Sky'ı canlandırıyor. Klip, New York'taki mekan Otto's Shrunken Head'de bir konser için herkesin güçlerini birleştirmesiyle doruğa ulaşıyor. Back to Moon Beach, Vile'ın Bob Dylan'ın Must Be Santa adlı önceki cover'ını ve Wilco'nun Passenger Side versiyonunu içeriyor. Plağın deluxe çift LP versiyonunda ayrıca Charli XCX'in Constant Repeat şarkısının Vile yorumu 10. parçada yer alacak. Another Good Year for the Roses'da Cate Le Bon ve Warpaint'ten Stella Mozgawa yer alıyor. Back to Moon Beach, son dört yılın çeşitli kayıt sessionlarından bir araya getirildi ve Stinson Beach, California'daki Panoramic Studios, Los Angeles'taki Mant Sounds ve Vile'ın Philadelphia'daki kendi stüdyosu OKV arasında kaydedildi. Merhaba! İşte yaklaşan EP'min açılış parçası... Tamam, bir EP'den daha uzun... Şimdi ona KV kompozisyonu diyorum. Tek bir LP'ye sığan ilk 6 parça dünya için yeni, bir ayağı çok da uzak olmayan geçmişte, diğeri ise minik bir ayak parmağı geleceğe dönük. Ayaklarım birlikte vakit geçiren bir çift gibi. Bu şarkı Eylül 2019'da Stinson Beach, CA'da Rob Laakso, Stella Mozgawa, Chris Cohen, Cate Le Bon ile birkaç günlük kayıt için başlatıldı. Adam ve ben tüm bu çabanın iki gözetmeniyiz: bunu kendi başımıza tamamladık. OKV Central, Philly'de haftalarca şeytani bir şekilde fazla ses kaydı yaptık... Bunların hepsi Mayıs 2023'tü... Pek çok sihirli an."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kurt-viledan-saclari-kadar-uzun-bir-album-geliyor/", "text": "Kurt Vile'dan albüm habercisi yeni parça Like Exploding Stones yayında! 14 Nisan'ı 15 Nisan'a bağlayan gece, elinde gitarıyla Kurt Vile yeni albümü Watch My Moves ile bizi bekliyor olacak. Indie sahnesinin sevilen isimlerinden Kurt Vile, 2018'de yayınladığı Bottle It In'in ardından şu sıralar yeni albümü Watch My Moves'u yayınlamaya hazırlanıyor. Bottle It In ile beğeni toplamasının akabinde 2019'da paylaştığı Timing Is Everything şarkısının ardından bir süre sessiz kalan Vile, bu seneye hazırlıklı girdi. Indie folk sanatçısı, yeni albümünü yeni plak şirketi Verve Records etiketiyle çıkaracak. Yeni albümün ilk teklisi Like Exploding Stones, fırından video klibiyle birlikte çıktı. Yeni albümündeki şarkılara göz attığımızda Bruce Springsteen'den Wages of Sin cover'ı da bulunan 15 şarkılık albüm için daha fazla detay önümüzdeki günlerde gelecek gibi duruyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/küçükçiftlik-parkta-2-hasat-vakti-2nd-harvest-festival/", "text": "KüçükÇiftlik Park, 40. yılının şerefine ilk olarak 2015 yılında gerçekleştirdiği Harvest Festival'ın ikincisiyle yeniden hasat toplamak için geri dönüyor! İlkinde Alt-J'i ilk kez canlı canlı izlediğimiz festivalin 27 Ekim Cuma günü gerçekleşecek olan ikincisinde ise İngiliz Modern Soul kolektifi Jungle, festivalin headliner koltuğunda oturuyor. 7 kişilik Londralı ekibin funk, soul ve disko ritimleriyle ortamı şenlendireceği festivalde ayrıca; çoğumuzun yüreklerini titreten, kimimizin sevdiceğine bu şarkı sana gelsin cnm dediği My Love isimli şarkısıyla Hollandalı Kovacs ile de romantik dakikalar yaşayacağız. İzleyeceğimiz isimler tabii ki daha bitmedi. Dinlediğinizde kulaklarda leziz tatlar bırakan, yerli sahnenin en beğenilen isimlerinden Palmiyeler, isminin olduğu yere otomatik olarak eğlenceli ve enerjik sıfatlarını rahatlıkla yapıştıracağımız Flört ve cayır cayır müziği ile bizi rock 'n roll'a doyuracak olan The Ringo Jets festivalin Jungle ve Kovacs'tan sonra açıklanan isimleri oldu. Daha fazlası yine önümüzdeki günlerde açıklanmaya devam edecek. Komple çimen kaplı bir zeminde, dev bir bostana dönüşecek olan festival alanında, güzel müziğin haricinde öğretici ve özgürleştirici atölyeler ile birçok ürünün oluşumuna ve el değiştirmesine de tanık olacağız. Yılın bu son festivalini ıskalamamak için şimdiden bas gidiyora, al biletini. Biz de yine oralarda olacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-2/", "text": " Editors geçen yıl piyasaya çıkan In Dream albümünden beşinci single olarak Forgiveness adlı şarkıyı seçti. Single 20 Mayıs 2016'da yayınlanacak. The Last Shadow Puppets'ın yeni albümleri Everything You Have Come To Expect 1 Nisan 2016'da piyasaya çıktı. Grup Miracle Aligner isimli yeni bir single yayınladı. Arctic Monkeys'den Alex Turner ile, Miles Kane, James Ford ve Zach Dawes'ten kurulu grup Miracle Aligner da bir güreşçiden esinlenmiş. Oasis'ten Noel Gallagher, Arjantin'de verdiği bir röportajda Oasis'in yeniden birleşmesi olasılığına şimdilik kapıları kapadı. Bir gün, belki bir gün bu güzel bir fikir olabilir ancak hala kendi başıma yapmak istediklerim var diyen Noel ileriki dönemlerde sadece Oasis şarkılarını içeren bir şovla sevenlerinin karşısına çıkabileceğinin sinyalini verdi. Kardeşi Liam Gallagher'i hala oldukça öfkeli ve birlikte çalışması zor bir insan olarak gördüğünü belirten Noel, onun en ufak şeyleri bile zorlaştıran bir karakter olduğunu söyledi. Noel Gallagher High Flying Birds adlı grubuyla konserlerini sürdürüyor. Kanadalı indie rock ikilisi Tegan and Sara yeni şarkıları Boyfriendi yayınladı. İkiz kız kardeşlerden oluşan grubun yeni albümü Love You To Death 3 Haziran 2016'da çıkıyor. Rahmetli David Bowie'nin Blackstar albümünden yeni single I Cant Give Everything yayınlandı. Videosunu buradan izleyebilirsiniz. New York City çıkışlı grup Parquet Courts beşinci stüdyo albümleri Human Performance ile aynı adı taşıyan şarkıyı dinleyenleriyle paylaştı. Albüm 8 Nisan 2016'da piyasada. Türk Rock müziğinin üstadlarından Erkin Koray vereceği son 3 konserin ardından emekli olacağını ilan etti. 1957 yılından beri sahnelerde olan Erkin Baba bu üç konserden ilkini 8 Nisan 2016'da Kadıköy DorockXL'da verdi. Ex White Stripes elemanı Jack White Acoustic in Idaho isimli bir akustik albüm ve Acoustic in Alaska isimli bir DVD çıkarıyor. Bir veda haberi de Aerosmith'ten. 45 yıldır aynı kadroyla müzik yapan grup 2017 yılı itibariyle son turneyi yapıp noktayı koyacaklarını açıkladı. Steven Tyler ve ekibi özlenmez mi! Las Vegas çıkışlı The Killers geçtiğimiz günlerde kendi evlerinde bir açılışta sahne aldı. Yeni albümün çıkışının 2016 yılı sonlarını bulacağı konuşuluyor. Bu arada yeni albümde Elton John'la işbirliği gündeme gelebilir. Konuyla ilgili konuşan Elton John Vegas'a gidip Brandon'la birlikte yeni albümünün şarkı sözlerinin yazımında yer almak heyecan verici olur yorumunu yaptı. Tame Impala'dan Kevin Parker yeni albüm için kolları sıvamış gözüküyor. Kevin Parker evinin yakınlarında kendisine bir stüdyo satın aldı. Yeni şarkıları burada yazıp kaydediyor. Geçtiğimiz Haziran'da Currents isimli üçüncü albümünü yayımlayan Avustralyalı psychedelic rock grubu Tame Impala Şubat 2016'da Brit Ödüllerinde en iyi uluslararası grup ödülünü kapmıştı. Kevin Parker ayrıca Rihanna'nın son albümünde de yer almakta. Bir Tame Impala şarkısı New Person Same Old Mistakesın yeni yorumu Rihanna'nın Anti albümünde kendine yer buldu. Coldplay bu yaz İngiltere'de vereceği konserlerde kendilerine eşlik edecek grup ve sanatçıları açıkladı. Coldplay'in 18-19 Haziran'da Wembley'deki konserlerinde ön grup olarak Reef yer alacak. Reef'i unutanlar 1996 çıkışlı Place Your Handsi buradan hatırlayabilir. Coldplay'a ayrıca sahnede Alessia Cara ve Lianne La Havas da eşlik edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-3/", "text": " Büyük Ev Ablukada Fırtınayt tan ikinci single Arayan Bulur u yayınladı. Amerikalı indie folk güzelliği Fleet Foxes geri mi dönüyor ne? Solist Robin Pecknold'un okulunu bitirmek istemesi üzerine yaklaşık beş yıldır ses vermeyen ekip geçtiğimiz günlerde bir araya gelerek Fleet Foxes'un geleceğini konuştular. Super Furry Animals Big Bong isimli yeni bir şarkı yayınladı. Şarkı Galler Milli Takımını bu yaz Fransa'da yapılacak Euro 2016'da desteklemek adına düzenlendi. Yeni Muse yeni videosu Aftermathı izlediniz mi? 2015 Haziran çıkışlı Drones albümünde yer alan şarkının videosunda grup Japon yönetmen Tekken ile çalışmış. War is all around sözleriyle başlayan şarkının videosunda bir askerin gözünden yaşadıkları hikayeleştirilmiş. Klip sonlarına doğru savaşa hayır, barış ve aşk mesajları veriliyor. Grizzly Bear yeni albüm için Haziranda stüdyoya giriyor. U2 10 Haziranda Innocence-Experience Live in Paris isimli konser filmi yayınlayacak. Film grubun Aralık ayında Paris'te sergilediği iki canlı performansı içermekte. Söz konusu konserlerde ekibin konukları arasında Patti Smith ve Eagles of Death Metal de vardı. James Blake ile Bon Iver işbirliğinden ortaya çıkan I Need a Forest Fire in videosu yayınlandı. Şarkı James Blake'in The Colour in Anything albümünde yer almakta. Portishead, ABBA'nın SOS adlı şarkısını coverladı. The Cure geçtiğimiz hafta New Orleans konserinde iki yeni şarkı çaldı. Step into the night ve It can never be the same adlı şarkılar yeni albümün habercisi olsun isteriz. Uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan Direc-t yeni bir videoyla döndü. Sen Bana Ben Sana da yine o bildiğimiz Direc-t enerjisini yakalayıp mutlu olmak mümkün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-4/", "text": " Regina Spektor yeni albümden ilk single Bleeding Heartı yayınladı. Yeni albüm Remember Us To Life 30 Eylül'de piyasada. Haberin detayları için sizi şuraya alalım. Foals yeni albüm için fazla beklemeyeceğe benziyor. En son Ağustos 2015'te çıkardıkları What Went Down ile bizleri mutlu kılan grubun frontmani Yannis Yannis Philippakis ekip olarak tekrar stüdyoya girme konusunda heyecanlı olmalarının grup açısından faydalı olduğunu dile getirdi. Hakan Kurşun yeni albümü Kuarkı yayınladı. 13 yıllık sessizliğini bozan müzisyen ağırlıklı olarak enstrümanları kendi çalmış. Prodüktör, ses mühendisi, besteci, şarkıcı kimlikleriyle tanınan üstadı 1996'da Kaos albümünün enfes Boğazın Üstündeşarkısıyla hatırlayalım. Audioslave'i tekrar dinleme şansına erişebiliriz! Soundgarden'dan Chris Cornell, Rage Against The Machine'dan Tom Morello, Tim Commerfold ve Brad Wilk'in katılımıyla kurulan ve farklı bir sinerji yaratan ekip 2000'li yıllarda üç güzel albüm patlatmıştı. Davulcu Brad Wilk cephesinden gelen açıklamalar Cornell'a kapılarının açık olduğu yönünde. İngiliz Indie grup The Counteeners yeni albümü Mapping the Rendezvousu 21 Ekim'de piyasaya sürecek. Frontman Liam Fray albüm için bugüne kadarki yaptıkları en iyi iş olarak nitelendirdi. Şarkı yazımı Paris'te kayıtları ise Bath, Manchester ve Loch Ness'te gerçekleşen albüm 11 şarkıdan oluşuyor. 17'th Place buradan dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-5/", "text": " The Vaccines yeni albüm çalışmalarını sürdürüyor. Şarkı yazım sürecini tamamlayan grubun elinde şu an 20 yeni şarkı var. En son 2015 yılında English Grafitti isimli albümü piyasaya süren grubun 4. albümü aynı zamanda grubun davulcusu Pete Roberson olmadan yaptıkları ilk albüm olma özelliği taşıyor. Pete gruptan Haziran ayında yeni heyecanlar arayışında olduğunu ileri sürerek ayrılmıştı. İsvecli grup Goat yeni albüm Requiem'den yeni video Union of Mind and Soul'u yayınladı. Jay Jay Johanson 26 Ekim'de İstanbul Babylon'da sahne alacağını ilan etti. Sanatçı 3 Aralık'ta ise Ankara Nordik Festival'de sahne alacak. Burak Buyruk'un ilk albümü Yalnızlık Abidesi'nden çekilen yeni video albümle aynı adı taşıyor. Buradan izlenebilir. The Rolling Stones Aralık ayında blues coverlarından oluşan bir albüm yayınlayacak. Sadece üç günde kaydedilen Blue and Lonesome isimli albümde gruba Eric Clapton da eşlik etmiş. İskoç şarkıcı C. Macleod'un debut single Dreame kulak verin. Punk rock için taze kan False Heads ile tanışın. Londra çıkışlı grup için övgüler abileri Iggy Pop'tan gelmiş. Üstad Bu çocuklar çok gürültü yapıyor, bunu sevdim demiş. Weigh In i buradan dinleyebilirsiniz. Shura ilk albümü Nothings Real'den yeni video yayınladı. 311215 için çekilen videoda şarkıcı ailesine ait fotoları paylaşmış. Beck'in yeni albümünün çıkış tarihi uzadı. Ekim ayında yayınlanacağı iddia edilen albümün çıkışı New York Times haberine göre Aralık ayında gerçekleşecek. Neyse beklerken sıkılmayın ilk single Wow u dinleyin. Yok Öyle Kararlı Şeyler'in yeni albümü Beklenen 28 Ekim'de tüm müzik marketlerde ve dijital platformlarda. Metallica yeni klibinde oynayacak hayranlarını arıyor. Önümüzdeki hafta San Fransisco'da çekilecek klipte gönüllü olarak farklı yas, cinsiyet ve etnitiseden Metallica fanları iki ayrı performansta yer alacaklar. 20. yılını kutlayan Placebo en önemli hitlerinden Every You Every Menin daha önce yayınlanmamış bir videosunu paylaştı. Brian Molko'yu kah kumar oynarken kah makyaj yaparken gördüğümüz klibi buradan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-6/", "text": " The Last Shadow Puppets yeni EP'leri The Dream Synopsis ile kapımıza geldi. 6 şarkının yer aldığı albüm şarkılarının 4 tanesi cover ikiside bir önceki albümde yer alan şarkılardan Aviation ve Dream Synopsis'in yeni kayıtlarını içeriyor. İkinci single Les Cactusu buradan dinleyebilirsiniz. İngiliz post-punk grubu White Lies, David Pablos'un yönettiği synth-pop soundlu Hold Back Your Love videosunu yayınladı. Harry McVeigh, Charles Cave ve Jack Lawrence-Brown'dan oluşan grup 2007 yılında kuruldu. Sigur Ros Hoppipolla adlı şarkısını BBC yapımı Planet Earth II için yeniden kaydetti. 2017 yılı Fleet Foxes için hareketli geçeceğe benziyor. Geçtiğimiz günlerde yeni albüm için resmi sosyal medya hesaplarından Neredeyse bitti mesajını geçen grup 2017'de Avrupa'da pek çok festivalde boy gösterecek. Bunlardan kesinleşen ilki Temmuz ayında Bilbao BBK Live Festivali ve Barcelona'daki Vida Festivali. Indie Pop grubu Keane'in solisti Tom Chaplin ilk solo albümü The Wavei yayınladı. Albümden çıkan iki single Quicksand ve Hardened Hart Keane şarkılarını andırmıyor değil. Stone Temples Pilot grubu, geçen yıl overdozdan kaybettikleri frontman Scott Weiland'a bir mektup yazdı. Los Angeles çıkışlı alternatif rock triosu Teleskopes Lazersi yayınladı. Fox Fagan, Pelle Hillstrom ve Jesper Kristensen 'den oluşan grup bu singleda daha önce Spoon, The White Stripes ve Morrissey ile çalışmış ünlü prodüktör Joe Chiccarelli ile çalıştı. Mixlerde ise Radiohead'in A Moon Shaped Pool da Nigel Goldrich ile birlikte ter döken Maxime Le Guil ve Ken Sluiter yer aldı. Grubun debut single'ı Criminal 26 Ekim'de yayınlanmıştı. Dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu'nun müzik dünyasına sunduğu gruplarından biri de The Penthouse. Patrick Minogue, Eric Derwallis, Kyle Raney, Jacob Arias, and Jesse Mason'dan oluşan grubun funky, indie pop şarkısı Another Day i buradan dinleyebilirsiniz. Solist Minogue müziklerinde Two Door Cinema Club, Arctic Monkeys, The 1975, and Cage the Elephant etkileri olduğunu söylüyor. Şarkılarında aşk, hayat ve mutluluğun peşinden koşma gibi konulardan bahsettiklerini ve insanları dans ettirmek istediklerini belirtiyor. Melbourne çıkışlı Gabriel Lynch yeni şarkısı Language of Affiari yayınladı. Şarkıda kendisine Avustralyalı vokal Jennifer Lackgren eşlik ediyor. Lackgren'in duygu yüklü, yumuşak sesi Lynch'in samimi yazılmış şarkı sözleriyle birleşince ortaya iyi bir iş çıkıyor. Singleda B side Drink Your Love Awayi de dinlemeyi es geçmeyin. Texaslı şarkı sözü yazarı, vokalist ve gitarist Aaron Gonzalez ve grubu Corusco geçtiğimiz yılı Texas'tan New Hampshire'a uzanan konser dizisi ve şarkı kayıtları ile geçirdi. Corusco 2015 yılında Gonzalez'in akustik solo bir projesi olarak doğdu ancak zamanla Ryan Corb, Phillip Baugh ve Carlos Garza'nın katılımlarıyla grup haline dönüştü. Son single Twin Ghosts Gonzalez vefat eden bir arkadaşının geçirdiği haftasonunu en yakın dostu ve ev arkadaşının gözünden yazmış. Kuzey Carolina çıkışlı tek kişilik bir proje olan Jack Kotz ikinci albümü Neon Orange Nectar Juice ile karşımızda. Rock, funk ve psych pop tarzdaki albüm buradan dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-7/", "text": " Nine Inch Nails yıl biterken yeni bir EP yayınlıyor. 23 Aralık'ta gelecek olan 5 şarkılık çalışmada Atticuss Ross'u da resmi NIN elemanı olarak göreceğiz. En son Mart 2016'da Aretha Fransklin'in How I Got You cover'ını yapan İngiliz grup Reef yeni albüm için çalışmalara başladı. Gitarist olarak Jesse Wood'u kadrosuna katan grup geçtiğimiz yılı Live at St Ives adlı bir albüm ve konserlerle geçirdi. Kings of Leon yeni albüm Walls'dan ilk video Find Me'yi yayınladı. Liverpool çıkışlı Indie grubu Circa Waves yeni albüm Different Creatures'dan ilk video Wake Up'ı yayınladı. Kieran Shudall, Sam Rourke, Colin Jones ve Joe Falconer dan oluşan grup ilk albüm Young Chasers'ı Mart 2015'de yayınlamıştı. Guy Garvey'in büyülü sesini özleyenler el kaldırsın! Elbow da 2017'yi yeni albümle karşılayacak gruplardan. 3 Şubat 2017'de yayınlanacak olan Little Finctions'dan ilk single Magnificient She Says burada. Elbow müziklerinde Genesis, Talk Talk ve Radiohead'den etkilendiklerini belirtiyor. Avustralyalı grup Holy Holy yeni albüm Paint'ten ikinci single Elevator'ı yayınladı. Şarkı etkili gitar geçişleri, synth eklemeleri ve nakarattaki 80'ler vari geri vokalleriyle sizi hemen içine çekiyor. Videoyu daha önce Courtney Barnett ve Vance Joy ile çalışan Charlie Ford yönetmiş. Galler çıkışlı Pale Angels üçüncü albümleri Daydreaming Blues içerisinden Don't Feel A Thing isimli bir video yayınladı. Müziklerinde punk etkileri görülen grup kulağınızın pasını siliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler-8/", "text": " Depeche Mode yeni albümden ilk single Anton Corbijn imzalı Where's the Revolution'ı yayınlandı. Yeni albüm Spirit ise ruhlarımızı ele geçirmek için 17 Mart'ta geliyor efendim. En son 2005 yılında Hafif Müzik adlı albümünü piyasaya çıkaran Vega grubu muhtemelen bahar aylarında yeni albümüyle huzurlarınıza gelecek. Kaynak Türk Rock müziğinin önemli isimlerinden Güven Erkin Erkal. Türk psychedelic türünün önemli temsilcileri Baba Zula, XX isimli yeni albümünü yayınladı. Oxford'daki Truck Festival'de sahne alacak gruplar belli oldu. 21-23 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek organizasyonda The Libertines, Franz Ferdinand, The Vaccines, The Wombats, Slaves, Maximo Park ve pek çok grup yer alacak. Crystal Fighters, Lay Low isimli yeni bir single yayınladı. Şarkı iki yıl önce kaybettikleri bateristleri Andrea Marongiu'ya adanmış. İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Zak Abel, Unstable adlı yeni bir video yayınladı. Cape Town Güney Afrika'da çekilen klibi burdan izleyin. R&B, pop, soul ve funk etkileri görülen Abel'in debut albümünün ismi ise Only When We're Naked. İngiliz Indie grup Aqulio'nun debut albümü Silhouetts'e şans verin. 27 Ocak'ta Island Records'dan ilk albümünü çıkaran grup Tom Higham ve Ben Fletcher'dan oluşuyor. Indie Pop, Electronic sularda yüzen albüm müzik eleştirmenlerinin önemli bir bölümünden pozitif eleştiriler aldı. Jamiroquai ile buluşmaya az kaldı. Funk müziğin İngiliz temsilcisi yeni albüm Automaton için 31 Mart tarih olarak verirken, albümden ikinci şarkı Cloud 9 paylaşıldı. Cey'lan Ertem'in yeni albümü Yine de Amin piyasada. Albüm kapağında ise ünlü ressam Taner Ceylan'ın Ten Kafesi isimli çalışması seçilmiş. 2017 yılının en iyi albüm kapaklarından biri olacak şüphesiz. Kadıköy soundunun ve Türk Rock müziğinin önemli ismi Kesmeşeker grubunun beyni Cenk Taner 2017'de yeni albüm müjdesini Twitter'dan paylaştı. Newcastle çıkışlı grup Maximo Park altıncı stüdyo albümü Risk to Exist ile aynı adı taşıyan videoyu yayınladı. Paul Smith -vokal, Duncan Lloyd gitar, Lukas Wooller klavye, Tom English bateri den oluşan grup Indie Rock/Post Punk sularında müzik yapıyor. Dinleyiniz dinletiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/kısa-kısa-haberler/", "text": "- Radiohead bu yaz boyunca dünya çapında vereceği konserleri ilan etti. Konserler için bilet satışları 18 Mart 2016 günü başlıyor. Konserler ve yerleri: - Björk yeni albüm için çalışmalara başladığını açıkladı. 3 yeni şarkı kaydettiğini belirten İzlandalı şarkıcı geçen yıl Vulnicura adlı albümü sevenleriyle paylaşmıştı. - PJ Harvey yayınlayacağı yeni albümden ilk şarkıyı hayranlarıyla paylaştı. BBC radio showunda Shaun Keaveny'in programında söz konusu şarkı The Community of Hope dinleyicilerle ilk kez buluştu. Yeni albümden ilk single olacak bu şarkı 15 Nisan 2016'da yayınlanacak. Albümden bir başka şarkı The Wheelin videosuna da ulaşmak mümkün... - İskoç grup Mogwai yeni albüm Atomicten Etheradlı yeni bir şarkı paylaştı. Grup BBC'nin Hiroşima'nın 70. Yıldönümü için hazırladığı Storyville-Atomic-Living in Dread and Promisein soundtrack albümü için yaptıkları şarkıları yeniden elden geçirip Atomic albümünü oluşturdu. Albüm Nisan ayında piyasada... - Elbow bateristi Richard Jupp 25 yıllık grup kariyerini noktaladığını açıkladı. 1990 yılında grup kurulduğundan beri kadroda yer alan Jupp kendi bateri okulu projesine ağırlık vermek için ayrıldığını açıkladı. Grup bunun haricinde 7. stüdyo albümünün şarkı yazımına devam ediyor. Albüm 2017 yılında yayınlanacak. - Türk rock müziğinin önemli temsilcilerinden Kargo 25. yılını yeni bir albümle kutluyor. Değiştir Dünyayı isimli albüm Mart ayı içerisinde piyasada olacak. Grubun beyni, basçısı ve söz yazarı Mehmet Şenol Şişli gruba geri dönerken, vokallerde ise yeni bir isim Haluk B. B. yer alacak - Yaz yaklaşırken ülkemize gelecek önemli isimler ve konser günleri de netleşmeye başlıyor. Şimdilik kesinleşen konserler:"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/la-casa-de-papelin-3-sezon-fragmani-yayinlandi/", "text": "Yeni sezonu beklenen dizilerden La Casa De Papel'in 3. sezon fragmanı yayınlandı! Birinci ve ikinci sezonuyla, 2018'de yabancı dilde en çok izlenen Netflix içeriği olan La Casa De Papel üçüncü sezonuyla geri dönüyor. Netflix, yakın zamanda Vancouver Media'nın yapımcılığını üstlendiği, dizinin yaratıcısı Alex Pina ile anlaştıklarını duyurmuştu. Dizinin yeni sezon fragmanında Berlin'in geri döndüğünü de görüyoruz. Önceki sezonlardan tanıdığımız karakterlerin buluşmasıyla başlayan videoda, ekibe yeni katılan isimler olduğunu da görüyoruz. Hovik Keuchkerian, Najwa Nimri, Fernando Cayo ve Rodrigo de la Serna önceki sezonlardan tanığımız Ursula Corbero, Alvaro Morte, Jaime Lorente, Miguel Herran, Darko Peric, Alba Flores, Esther Acebo, Itziar Ituno, Enrique Arce Kiti Manver, Juan Fernandez ve Mario de la Rosa isimlerinin arasına katılarak yeni sezonda geri dönüyorlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/la-casa-de-papelin-kore-versiyonu-geliyor/", "text": "İspanyol yapımı soygun ve suç dizisi La Casa De Papel'in Koreli yönetmen Kim Hong-Sun tarafından remake'i yapılacak. Netflix, yönetmen Kim Hong-Sun ile birlikte La Casa De Papel'in Kore versiyonu için hazırlıklara başlandığını açıkladı. Daha önce Black and The Guest isimli filmin yönetmenliğini üstlenen Kim Hong-Sun'a My Holo Love and tvN'nin Psychopath Diary serilerinin senaryo yazarı Ryu Yong-Jae eşlik edecek. La Casa De Papel'in yaratıcısı ve prodüktörü Alex Pina, programın remake'i için son derece heyecanlı olduğundan bahsetti. 12 bölümden oluşacağını bildiğimiz remake'in oyuncu kadrosu ise henüz belli değil. Kore versiyonunu merakla beklediğimiz La Casa De Papel'in orijinalinin son sezonunun ise hazırlıklarının başladığı haberleri paylaşıldı fakat henüz net bir yayın tarihi verilmedi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lalalardan-iki-yeni-tekli-birden-geldi/", "text": "Ali Güçlü Şimşek, Barlas Tan Özemek ve Kaan Düzarat'tan oluşan süpergrup Lalalar iki yeni teklisini birden yayına aldı. İlk parçası İsyanlar'ı geçtiğimiz şubat ayında yayına alan Lalalar, ağustos ayında paylaştığı Mecnun'dan Beter Haldeyim isimli parçası sonrasında iki yeni teklisini daha yayına aldı. Hata Benim Göbek Adım ve Yalnız Ölü Balıklar Akıntıyı Takip Eder ismindeki iki yeni parça Dunganga Records etiketiyle yayınlandı. Grup iki yeni parçasıyla birlikte yurtdışı ağırlıklı mini bir turne takvimi de açıkladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-9-studyo-albumunu-yayinladi/", "text": "Lana Del Rey, dokuzuncu stüdyo albümü Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd ile hayranlarını şaşırttı. Albümün adı ve çıkış şarkısı, Kaliforniya'da Long Beach'teki Jergins Trust Binası'nın altında mühürlü bir tünelden ilham alıyor. Lana Del Rey, bu tünelin güzel mozaik tavanlarının hala mükemmel şekilde korunduğunu, ama kimse giremediğini okuduğunu ve Harry Nilsson'ın Don't Forget Me adlı şarkısından esinlenerek kendi metaforlarını kullanarak bir şarkı yazmaya karar verdiğini söylüyor. Albümün çıkış şarkısı Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd, yavaş ve rüya gibi bir balad. Şarkıda Del Rey, kendini yalnız ve unutulmuş hissettiğini anlatıyor. Şarkının nakaratında Beni aç, bana beğendiğini söyle / Ölümüne sevişelim, kendimi sevmeye başlayana kadar beni sev / Ocean Boulevard'un altında bir tünel var diyor. Şarkının arka planında Jack Antonoff, Drew Erickson ve Zach Dawes gibi isimler yer alıyor. Albümdeki diğer şarkılar da Del Rey'in tipik tarzını yansıtıyor. 1970'lerin müzisyenlerine, Kuzey Amerika'daki yerlere, aşka ve hayal kırıklığına göndermeler yapıyor. Albümün son şarkısı A&W ise Del Rey'in en kişisel şarkılarından biri. Şarkıda Del Rey, annesiyle olan ilişkisini ve onun kanserle mücadelesini anlatıyor. Lana Del Rey'in yeni albümü Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd, hem hayranlarını hem de eleştirmenleri etkiledi. Albüm, barok orkestra pop tarzını başarıyla yansıtıyor ve Del Rey'in sesini ön plana çıkarıyor. Albümü dinlemek için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz. Not 2: Fotoğraflar Midjourney ile hazırlanmıştır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-ve-courtney-love-birlikte-turluyor/", "text": "Lana Del Rey ikinci albümü Ultraviolence için Endless Summer Tour kapsamında turlamaya hazırlanıyor. Üstelik son zamanlarda solo albümünün hazırlıklarıyla uğraşan The Hole frontmani ve Kurt Cobain'in eşi olarak hayatımızda yer kaplayan Courtney Love'ın da Lana'nın bazı konserlerinde yanında yer alması planlanıyor. Bu arada Love'un, solo albümünü 2015 yılı içerisinde çıkarmayı planladığını da belirtelim. 5 Mayıs'ta Texas'ta başlayıp, 17 gün sürecek olan Endless Summer Tour un detaylarına ise aşağıdan bakılabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-yeni-album-ve-teklisini-duyurdu/", "text": "Lana Del Rey, 7 Aralık 2022 tarihi itibarıyla yayınladığı Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd adlı teklisiyle yeni albümünü müjdeledi! Manhattan'lı ünlü şarkıcı Lana Del Rey, 7 Aralık 2022 tarihinde yayınladığı ve aynı zamanda yeni çıkaracağı albümün de ismini taşıyan Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd adlı teklisini sevenleriyle buluşturdu. Bugüne kadar yayınladığı Summertime Sadness, West Coast, Brooklyn Baby, Thunder, Blue Jeans, High By The Beach gibi parçalarla milyonlarca dinlenmeyi aşan, Ultraviolence, Lust For Life, Born To Die gibi albümleriyle kendine dünya çapında bir kitle yaratan, son olarak 2021 yılında yayınladığı iki albümle hayranlarını oldukça sevindiren Lana Del Rey, yeni yayınladığı teklisinin ardından yeni çıkaracağı albümünün de detaylarını verdi. Takvimler 10 Mart 2023'ü gösterirken yayınlanacak dokuzuncu stüdyo albümü Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd, Lana Del Rey hayranlarını şimdiden oldukça heyecanlandırmış olsa gerek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-yeni-albumden-yeni-bir-teaser-geldi/", "text": "Geçtiğimiz aylarda Chemtrails Over the Countryclub isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıklayan Lana Del Rey'den albümle ilgili detaylar gelmeye başladı. Lana Del Rey bir süredir yeni albümü Chemtrails Over the Countryclub ile ilgili ufak ufak bilgiler paylaşmaya başlamıştı. Şimdi ise müzisyen, albümle aynı isimde olan yeni tekli Chemtrails Over the Countryclub parçasının hem çıkış tarihini paylaştı hem de parçanın teaser videosunu yayınladı. Lana Del Rey'in albümden yeni teklisi Chemtrails Over the Countryclub 11 Ocak'ta yayınlanacak. Teklinin yayınlandığı gün parçayla beraber albümün de ön satışları başlayacak gibi gözüküyor. Chemtrails Over the Country Club, Lana Del Rey'in Norman Fucking Rockwell! albümünden sonraki devam albümü olma niteliğinde. Müzisyen aynı zamanda albümden Let Me Love You Like a Woman, parçasını geçtiğimiz günlerde The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da seslendirmişti. Lana Del Rey'in Chemtrails Over the Countryclub teaser'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-yeni-albumunden-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Melankolik ve romantik enerjili parçalarıyla tanıdığımız Lana Del Rey, yeni teklisi Let Me Love You Like A Woman parçasını yayınladı. Esasen 5 Eylül'de çıkması planlanan fakat daha sonra yayın tarihi ya 10 Kasım ya da 7 Ocak olacak gibi gözüken Lana Del Rey'in yeni albümü Chemtrails Over the Countryclub'tan ilk tekli Let Me Love You Like A Womanı yayınlandı. Lana Del Rey'in 2019'daki Norman Fucking Rockwell! albümünden sonraki ilk albüm olacak Chemtrails Over the Countryclub, aynı zamanda sanatçının onuncu stüdyo albümü olacak. Geçtiğimiz yaz aynı zamanda Violet Bent Backwards Over the Grass adlı bir şiir koleksiyonu yayınlayan Lana Del Rey, Mart 2021'de yeni bir şiir koleksiyonu behind the iron gates insights from an institutionı da yayınlayacak. Lana Del Rey'in önümüzdeki aylarda çıkması planlanan Chemtrails Over the Countryclub albümünden ilk teklisi Let Me Love You Like A Woman parçasını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-yeni-albumunun-cikis-tarihini-acikladi/", "text": "Lana Del Rey, isminin Norman Fucking Rockwell olduğunu bildiğimiz yeni albümünün çıkış tarihini 30 Ağustos olarak açıkladı. Lana Del Rey'in beklenen yeni albümünün çıkış tarihi sonunda belli oldu. 2017 yılında yayınlanan Lust For Life albümü sonrasında, bir süredir isminin Norman Fucking Rockwell olduğunu bildiğimiz yeni Lana Del Rey albümü 30 Ağustos tarihinde sonunda çıkıyor. Albümün kapak fotoğrafı Lana Del Rey'in kız kardeşi Chuck Grant tarafından çekilirken. Kapak fotoğrafında Lana Del Rey'in yanında yer alan kişi ise Jack Nicholson'ın torunu, oyuncu Duke Nicholson. Daha önce yayınlanan Mariners Apartment Complex, Venice Bitch, Hope Is a Dangerous Thing for a Woman Like Me to Have But I Have It ve Sublime cover'ı Doin' Time parçaları ise albümdeki yerini alacak. Albümün şarkı listesi ve albümden yayınlanan parçalar hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-rey-yeni-yilin-ilk-parcasini-yayinladı/", "text": "Yeni albümü için hazırlıklarını sürdüren Lana Del Rey, 2019 yılının ilk şarkısını yayınladı. Lana Del Rey'in çıkış tarihi henüz açıklanmayan yeni albümü Norman Fucking Rockwell'den ilk olarak geçtiğimiz eylül ayında, Venice Bitch ve Mariners Apartment Complex isimli 2 yeni şarkıyı duyurmuştuk. Bugün itibarıyla dijital ortamlara düşen, albümde yer alacak 3. şarkı ise oldukça uzun bir isme sahip hope is a dangerous thing for a woman like me to have but i have it oldu. Prodüktörlüğü Jack Antonoff tarafından yapılan Norman Fucking Rockwell isimli yeni Lana Del Rey albümünün çıkış tarihi gizemini korumaya devam ederken şu ana kadar yayınlanmış olan 3 parçaya kulak verebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyden-album-oncesi-2-yeni-sarki-ve-1-video/", "text": "Lana Del Rey, 30 Ağustos'ta yayınlayacağını açıkladığı yeni albümü Norman Fucking Rockwell'in hemen öncesinde Fuck It I Love You ve The Greatest isimli iki parçasını, bir videoyla birlikte paylaştı. Bu ayın başında çıkış tarihi açıklanan yeni Lana Del Rey albümünden iki yeni parça daha geldi. Yayınlanacak olan albümden daha önce 3 yeni parça ve 1 cover çalışması yayınlayan Lana Del Rey, albümün çıkmasına bir hafta kala Fuck It I Love You ve The Greatest isimli parçaları da tek bir video klipte birleştirerek dinleyicilerine servis etti. Rich Lee yönetmenliğinde çekilen iki şarkının tek video klibini hemen aşağıdan izleyebilirsiniz. Albüm için de 7'den geriye, sayımı başlatıyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyden-bir-yeni-album-mujdesi-daha/", "text": "Henüz birkaç gün önce yeni albümü çıkan Lana Del Rey'den bir yeni albüm müjdesi daha geldi! Lana Del Rey, geçtiğimiz günlerde (19 Mart) bir süredir merakla beklenen Chemtrails Over The Country Club isimli yeni albümünü yayına almasının ardından şimdi ise dinleyicilerine başka bir müjdeyle daha geldi. Müzisyen, Chemtrails Over The Country Club albümünün devamı niteliğinde olacak 'Rock Candy Sweet albümünü yayınlamaya hazırlandığını açıkladı. 1 Haziran'da yayınlanması planlanan ''Rock Candy Sweet'' albümü, Lana Del Rey'in sekizinci stüdyo albümü olacak. Lana Del Rey'in haziranda çıkacak ''Rock Candy Sweet'' albümünü beklemeye başladığımız bu süreçte son albümü Chemtrails Over The Country Club albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyden-let-me-love-you-like-a-woman-performansi/", "text": "Lana Del Rey, Let Me Love You Like a Womanı The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da sergiledi. Lana Del Rey, geçtiğimiz aylarda tarihi belli olmamakla beraber Chemtrails Over the Countryclub isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıklamıştı. Albümden ilk teklisi ise Eylül ayında yayınlanmıştı bile. Sanatçı yeni albümü hala merakla beklediğimiz bu süreçte farklı farklı işlere de imza atmış olsa da albümle ilgili hepimizi tetikte tutmaya devam ediyor. Müzisyen Albümden ilk teklisi Let Me Love You Like a Womanı The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da sergiledi. Lana Del Rey, Mart 2021'de yeni bir şiir koleksiyonu behind the iron gates insights from an institution'ı da yayınlayacak. Sanatçı aynı zamanda geçen ay Liverpool x belgeseli için You'll Never Walk Aloneun kaydını almıştı. Lana Del Rey'in The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'daki Let Me Love You Like a Woman performansına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyden-noel-icin-yeni-bir-album-geliyor/", "text": "Melankolik ama bir o kadar da romantik parçalarıyla tanıdığımız Lana Del Rey, gündemin daha çok politik konularla meşgul olduğu bu günlerde sürpriz bir şekilde yeni bir albüm daha yayınlayacağını açıkladı. Esasen 5 Eylül'de çıkması planlanan fakat daha sonra yayın tarihi ya 10 Kasım ya da 7 Ocak olacak gibi gözüken Lana Del Rey'in yeni albümü Chemtrails Over the Countryclub'tan ilk tekli Let Me Love You Like A Woman, geçtiğimiz ay yayınlanmıştı. Şimdi ise albümün önümüzdeki ilkbahara ertelendiğini fakat Noel dönemi için dijital platformlarda bir yeni albüm daha yayınlayacağını açıkladı. Aynı zamanda bu haber ile birlikte Liverpool x belgeseli için cover'ladığı You'll never walk alone marşını da dinleyicisiyle paylaştı. Geçtiğimiz yaz aynı zamanda Violet Bent Backwards Over the Grass adlı bir şiir koleksiyonu yayınlayan Lana Del Rey, Mart 2021'de yeni bir şiir koleksiyonu behind the iron gates insights from an institution'ı da yayınlayacak. Lana Del Rey'in yaptığı paylaşımda bahsettiği Liverpool x belgeseli için kaydını aldığı You'll Never Walk Alonea aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyden-nostaljik-cikis/", "text": "Lana Del Rey, daha önce internete sızan Say Yes to Heaven adlı teklisini resmi olarak dinleyicileriyle buluşturdu. Mart ayında Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd isimli 9. stüdyo albümünü yayınlayan ünlü şarkıcı Lana Del Rey, 2014 yılında Ultraviolence albümünde yer alması planlanan fakat sonradan albüm listesine girmeyen Say Yes to Heaven isimli parçasını sevenlerinin beğenisine sundu. 2021 yılında duble yapan, Blue Banisters ve Chemtrails Over The Country Club isimli albümlerini çıkardıktan iki yıl sonra geçtiğimiz Mart ayında oldukça beğenilen Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd isimli albümünden Candy Necklace için bir video klip yayınlayan Lana, bu sefer Sad Girl, Brooklyn Baby, Pretty When You Cry gibi hit parçaların yer aldığı Ultraviolence albümünün kayıtları sırasında ürettiği Say Yes to Heaven ile karşımızda. Bu şarkının en büyük özelliği ise yıllar önce internete sızmış olması ve TikTok'un en sevilen parçalarından biri haline gelmesi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyden-yeni-album-oncesi-son-tekli-the-grants/", "text": "Lana, 24 Mart tarihinde dinleyicilerin beğenisine sunulacak olan albümden daha önce A&W ve albümle aynı ismi taşıyan Did You Know That There's a Tunnel Under Ocean Blvd parçasını yayınlamıştı. Albümün açılış şarkısı olacak The Grants parçasının Lana Del Rey'in ailesi için yazıldığını da ekleyelim. Albümde bugüne kadar paylaşılan üç tekliyle birlikte toplam 16 parça yer alacak. Bu parçaların bir kısmında tanıdık sanatçılar yer alıyor. Jan Batiste, Bleachers, Jack Antonoff, Father John Misty, Judah Smith, Tommy Genesis, RIOPY ve SYML gibi isimleri bu albümde görebileceğiz. Lana Del Rey'in yeni teklisi The Grants'i dinlemek isteyenler için hemen aşağıya link bıraktık, buyrunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyin-merakla-beklenen-yeni-albumu-yayinda/", "text": "Lana Del Rey'in merakla beklenen Chemtrails Over The Country Club albümü dijital platformlarda yayınlandı! Lana Del Rey, bir süredir Chemtrails Over The Country Club albümü ile ilgili detayları ve ufak ön gösterim tadında videoları birkaç aydır dinleyicileriyle paylaşmaya başlamıştı. Bugün (19 Mart) itibarı ile de albüm dijital platformlardaki yerini aldı. Chemtrails Over The Country Club, müzisyenin 2019'da yayınladığı Norman Fucking Rockwell! albümünün devamı niteliğinde olup esasında 2020 Mayıs ayında çıkması planlanmıştı fakat çeşitli teknik nedenlerden ötürü yayın tarihi ertelenmişti. 11 parçadan oluşan albümde daha önceden yayınlanan Let Me Love You Like a Woman ve Chemtrails Over the Country Club parçaları da bulunuyor. Albümün kapanış parçası olan Joni Mitchell'in 1970'te çıkan For Free parçasının yorumunda da Zella Day ve Weyes Blood eşlik ediyor. Lana Del Rey'in Chemtrails Over The Country Club adlı albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lana-del-reyin-yeni-albumuyle-ilgili-taze-detaylar-geldi/", "text": "Lana Del Rey'in bir süredir merakla beklediğimiz Chemtrails Over the Country Club albümünden yeni detaylar geldi. Geçtiğimiz ay, albümden küçük bir teaser paylaşan Lana Del Rey, dün gece Chemtrails Over the Country Club isimli yeni albümünün parça listesini ve artwork'ünü paylaştı. Lana Del Rey, albümden daha önce Let Me Love You Like a Woman adlı teklisini yayınlamıştı. Müzisyen, yarın ise albümün ismini aldığı Chemtrails Over the Country Club teklisini yayınlayacağını dinleyicileriyle paylaştı. Lana Del Rey'in henüz yayın tarihi belli olmasa da yeni albümü Chemtrails Over the Country Club'ın parça listesine ve artwork'üne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lara-di-laranin-yeni-teklisi-ayri-ya-da-farkli-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin en sevilen isimlerinden Lara Di Lara, kardeşine ithaf ettiği yeni teklisi Ayrı Ya Da Farklıyı yayınladı. Yeni teklisini Instagram'da sevgili canım bitane kardeşim için yazıp bestelediğim Ayrı Ya Da Farklı artık tüm dijital platformlarda ? sözleriyle duyuran Lara Di Lara, Ayrı Ya Da Farklı'da prodüktör Aras Levni Seyhan ile çalışıyor. Dilara Sakpınar'ın kişisel projesi olan Lara Di Lara için daha önce de birlikte çalışan ikili, Aynı Ya Da Farklı şarkısında yine sürreel bir müzikal atmosfer yaratmayı başarıyor. Aynı Ya Da Farklı, sakin ama emin adımlarla ilerleyen bir altyapıya sahip. Ayrı Ya Da Farklı'nın kapak fotoğrafları Osman Özel'in objektifine ait. Geçtiğimiz aylarda Kamufle ile birlikte hazırladıkları Denge EP'sinin ardından birçok farklı sahnede konser veren Lara Di Lara'nın yeni teklisi Ayrı Ya Da Farklı'yı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/laufey-yeni-albumunu-bewitched-ile-duyurdu/", "text": "Laufey sosyal medyada kazandığı şöhretinin verdiği hızla yeni albümünü duyurdu ve Bewitched adlı yeni teklisini yayınladı. İzlandalı-Çinli dream pop sanatçısı Laufey, yeni teklisini ve ikinci stüdyo albümünün detaylarını paylaştı. Albümü, albümle aynı ada sahip olan yeni parçası Bewitched'ı paylaşarak duyurdu. Albüm ise 8 Eylül'de piyasaya çıkacak ve sanatçının geçen yıl çıkardığı ilk albümü Everything I Know About Love'ı takip ediyor olacak. Şu sıralar sosyal medyada From The Start ve Let You Break My Heart Again isimli parçalara sıklıkla denk geliyoruz. Yeni teklisine de bu parçalarda olduğu gibi duygusal, rahatlatıcı ve melankolik bir hava hakim. Laufey'in büyülü harmoniler ve iç ısıtan duygularla dolu yeni teklisiyle yeni albüm çıkana kadar yetinebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lcd-soundsystem-american-dream-albümünün-tamamını-paylaştı/", "text": "LCD Soundsystem 7 yıl sonra yeni albümü American Dream'i bugün itibariyle paylaşıma açtı! Son olarak 2010 yılında çıkardıkları This Is Happening albümü sonrası uzun süredir beklediğimiz bu yeni albümden ilk olarak yayınlanan Tonite, Call The Police, American Dream şarkılarının ardından, dün itibariyle albümde yer almayan 14 dakikalık Pulse (v.1) paylaşılmıştı. Bugün ise albümün kalan 7 parçasıyla birlikte American Dream albümünün tamamı dijital platformlarda paylaşıldı. Yazın sona erdiği şu günlerde, yazlık beach club'larda duyma şansımız olmasa da yine yıllarca dinleyeceğimiz ve çeşitli mekanlarda denk gelip, bir anda yükseleceğimiz şarkılar içeren bir albümle LCD Soundsystem sonunda bizlerle birlikte! Şükür kavuşturana diyelim ve sizi hemen albüme doğru alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lcd-soundsystemdan-iki-yeni-şarkı/", "text": "2002 yılında New York'ta kurulan ve her indie dinleyicisi gibi bizim de hayatımızda sağlam bir yere sahip LCD Soundsystem, 2011'de dağılmasının ardından 2016'da yeniden bir araya gelerek bizi fazlasıyla mutlu etmişti. 2010'dan beri kendilerinden yeni bir şey dinleyememiş olsak bile, aradan geçen 7 yılda, bugüne kadar yayımlanmış üç stüdyo albümünü de defalarca dinledik; arkadaş ortamlarında, rakı masalarında, karanlık odalarda, parklarda, sahillerde çaldık. O da yetmedi, LCD Soundsystem'i sadece ses sistemi zanneden kişilere bile sevdirmeyi başardık! Bu mükemmel grup, 4 Mayıs gecesi, bir değil, iki şarkı birden paylaşarak bizleri bir kere daha güldürürken hüzünlendirdi. Bu hüznün sebebi ise, eski bir arkadaşımıza yıllar sonra yeniden rastladığımız zaman hissettiğimiz kaybolan zamana üzülme hissinden başka bir şey değildi. Gruba karşı olan hislerimizi bir kenara bırakıp şarkılardan da biraz bahsedelim. Call the Police, tıpkı alıştığımız LCD Soundsystem şarkıları gibi hareketli, insanı anında sarıyor ve hafta sonu havasına girmemize ön ayak oluyor. Özlediğimiz tınıları duyduğumuz için bir anda şarkıya sarılıyor ve Call the Police'i bağrımıza basıyoruz. American Dream ise ilk parçadan biraz daha farklı. Ne yalan söyleyeyim, ilk dinlediğim zaman çok benimseyemeyeceğimi düşündüm. Fakat bazen bir şarkıyı, bir anla birlikte yaşamanın ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz. American Dream'de de aynı durum benim başıma geldi. Karaköy'de deniz kenarında bir bankta oturmuş, elimdeki karton bardaktan kahvemi içerken, kulaklıkta bu şarkı, kafamda ise binbir türlü soru ile birlikte içimde minik bir heyecan vardı. Küçük şeylere sevinmenin romantizmiyle şarkı daha içten, daha samimi ve tüm soruların cevabı gibi geldi. O yüzden American Dream, benim için bir tık önde, bir o kadar da özel bir şarkı olmaya hak kazandı. Sonuç olarak, başta James Murphy olmak üzere bütün grup üyelerine bu güzel iki şarkı için teşekkür ediyor ve kendi hayatlarımıza dönüyoruz. Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lcd-soundsystemin-yeni-videosunda-the-last-jedi-yonetmeni-rian-johnson-imzasi/", "text": "Aşk; magazinden dizilere, filmlerden belgesellere neredeyse tüm kameraların en tatlı öğünü olmuştur. Okyanus aşan bir geminin içinde ya da İstanbul'un bir arka mahallesinde, dünyanın en ucu bucağı olmayan duygusu aşk, birbirinden ilginç hikayeleriyle defalarca ekranlarımızda yer edindi. Bu kez ise Star Wars: The Last Jedi'ın yönetmeni Rian Johnson'ın LCD Soundsystem'ın oh baby şarkısı için anlattığı bir aşk hikayesini izliyoruz. İki bilim insanı, ışınlanma ve bir horoz üçgeninde dönen bu vurucu aşk hikayesi, şarkının anlatmak istediği şeylerin ötesine geçip Rian Johnson'ın hikaye anlatıcılığının kısa ve etkili bir örneğine dönüşmüş. Sissy Spacek ve David Strathairn'in oyunculuklarıyla hayat verdiği iki bilim insanının önemli bir keşfin öncesi ve sonrasında yaşadıklarının etrafında benzersiz aşklarını anlatan klip -ya da kısa film mi demeliyim bilmiyorum- bilim-kurgunun mini, sade ve profesyonel bir örneği. Klibin şarkısı ise grubun 2011'deki uzun ayrılığından sonra tekrar bir araya gelişiyle birlikte yayımlanan 2017 çıkışlı american dream albümünden. Ayrılığın pasını üzerinden yavaş yavaş silen grup, Spotify Singles kapsamında yayımladığı iki canlı kayıtla sevenlerini mutlu etmişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/leonard-cohen-the-future-bana-gerçek-yalanlar-söyle-lavinia-korkmuyorum/", "text": "Bu sorunun ardından en iyi başka bir paragrafa başlanırdı, bende öyle yaptım. Sanat sanat için midir yoksa sanat toplum için midir? sorusuna sizin yanıtınız nedir bilmem ama ben birey olamayanın toplumu temsil edemeyeceğini düşünüyorum. Yani müzik çocuklar için, benim ve senin için, tüm canlılar için hatta kitaplar ve heykeller için de canlılığını korumalı. Fakat bu noktada müzik bana yalanlar söyleyip, mutlu sonla biten masallar anlatmak zorunda değil. Olay dinleyici, okur vs. yani bireyde gelişiyor. Belki birbirimizi anlamayı becerebilmekte de çözülüyor. Üzerine düşünülünce herkesi anlamaya başlamak gibi durum. Müziğin samimiyetine inanan insanlarız. Belki masallara inanacak yaşta değil biyolojimiz ama müzikte bizim ara sokağımız, tepe başımız. Sevgili Kejura bir gün müziğin samimiyetini ve gerçekliğini şöyle tanımlamıştı: Bugüne kadar hep benimleydi. Beni yalnız da bırakmadı. Derdimi de dinledi, mutluluğumu da paylaştı. O ana kadar müziğin konumlanışı üzerine duyduğum en naif cümleler olduğuna karar verdim. Elbette öyleydi. Hayatımızdaki insanlardan çoğu kez daha yakın olduğumuz başka bir şey bulamıyor insan, sanat dışında. Konumlandığı yerde görevini en iyi şekliyle yapıyor işte. Müzik bizim için başka ne yapabilir diyorum. İyileştirmeliydi. Pamuklara sararak yapıyor bunu zaten. Sarılmalı da... Parmakları çocuk parmağı sanki. Müzik bize bir çocuğun hazin gecesini geri vermeli diyorum yaşanılanların ağırlığını hissettikçe. Müzik bir zamanlar çocuk olanları geri verebilir mi diyorum. Çocuk toprakta yaş alırken, toprak büyürken. Ben şimdi gelecekten korkuyorum fakat karşımdaki çocuk benden daha korkusuz yaşam karşısında. Fakat müzik distopyalardan uzak olmalı. Bir müzisyen bana geleceğin temelleri olan yaşamın acılarından bahsederken korunaklı yaklaşmalı diyorken birden fikrim değişiyor Kavgaysa kavga, ne var sanki diyorum. Get ready for the future: it is murder! Rüzgarımız da şarkılarımız kadar güzel olsun!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/levvera-dan-tastamam-bir-tekli/", "text": "Ülkemizin köklü reggae grubu Bosphoroots'un vokalisti Levvera'nın yeni teklisi Tastamam, Eazy Now etiketi ve BBI Music Co. temsilciliğiyle tüm dijital platformlarda yayında! Deneyimli vokalist Levvera, 2022'de paylaşılacak ilk solo teklisi Tastamam ile dancehall ve rap tarzlarına dokunmaya kendi üslubuyla devam ediyor. Şarkının prodüktörlüğünü Info ve Yaşar Görkem Arslan üstlenirken mixing'i ve mastering'i Info'ya ait. Kapak tasarımı Yaşar Görkem Arslan'ın, fotoğrafları ve video klibi ise Berkay Öktem'in imzasını taşıyor. Reggae sahnesinin önemli isimlerinden Levvera'nın Tastamam isimli teklisi Eazy Now etiketi ve BBI Music Co. temsilciliğiyle şimdi tüm dijital platformlarda! Levvera'nın renkli bir görsel dünyaya ait video klibi de şarkıyla birlikte yayınlandı. Levvera'nın yeni single'ı Tastamam'ı aşağıdan dinleyebilir ve izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/levvera-ve-genjah-yeni-teklisi-hep-bi-laf-ile-karsinizda/", "text": "Türkçe reggae'nin temsilcilerinden Levvera ve Genjah ortaklığından çıkan yeni tekli Hep Bi Laf yayında! Reggae grubu Bosphoroots'un vokalisti olarak tanıdığımız Levvera, reggae, hip-hop prodüktörü ve DJ'i Genjah ile ortaklaşa hazırladığı Hep Bi Laf adlı teklisinde yeniden bir araya geldi. Yüksek enerjili, reggae'nin pozitif titreşimlerini hissettiğimiz yeni tekli BBI Music Co. temsilciliğinde, bir reggae kolektifi olan Eazy Now etiketi ile yayınlandı. Daha önce Genjah'ın Ocelot Riddim adlı albümünde, Rasta, Asi ve Kaba Çocuk adlı parçada bir araya gelen ikilinin Hep Bi Laf isimli yeni teklisinin mix ve mastering çalışmalarında, rap sahnesinin önemli MC ve beatmaker'larından Da Poet imzası bulunuyor. Levvera ve Genjah'nın Hep Bi Laf adlı yeni teklisine ve Alço Oğuz tarafından hazırlanan artwork'üne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/levvera-ve-itekaka-ikilisinden-yeni-tekli-heyhat/", "text": "Ülkemiz reggae sahnesinden Levvera ve itekaka yeni tekli Heyhatta tekrar bir araya geldi! Geçtiğimiz aylarda içinde Çağrı Sinci'nin de yer aldığı Bi Tane Daha teklisinde buluşan Levvera ve itekaka, Heyhat adını verdikleri parçada tekrar buluştular. Aynı zamanda ülkemizin köklü reggae grubu Bosphoroots'un vokalisti ve trompetçisi olarak da tanıdığımız ikili solo üretimlerine kaldığı yerden devam ediyor. Heyhat, reggae ve dancehall türlerini harmanlayan bir parça olarak karşımıza çıkıyor. Levvera'nın vokalleri, şarkı boyunca güçlü bir şekilde bize eşlik ediyor. Levvera ve itekaka'nın yeni teklisi Heyhat adlı yeni teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/levveranin-yeni-teklisi-bbk-yayinda/", "text": "Ülkemizin köklü reggae gruplarından Bosphoroots'un kurucusu Koray Sürücü, Levvera ismini verdiği solo projesiyle 2023'te de müzik üretimlerine kaldığı yerden devam ediyor! Geçtiğimiz ekim ayında yayınlamış olduğu reggae türündeki teklisi Şarlatan'dan sonra Levvera, yeni teklisi ''BBK'' ile yeniden dinleyicisiyle buluşuyor. BBK bu amansız kapanda sıkışmanın isyanını bulabileceğimiz bir parça olarak karşımıza çıkıyor. Sözü ve müziği Levvera'ya ait olan parçanın, prodüktörlüğünü Berkin Laleli üstlenirken, mix ve mastering Utku Ünsal tarafından yapıldı. Parçanın tüm görsel dünyası Merjek Kreatif tarafından oluşturulurken, promo fotoğraflar Berkay Öktem, backstage fotoğraflar Ahmet Emre Saka tarafından çekildi. Parçanın sanat yönetmeni olan Alço Oğuz ayrıca kapak tasarımını da üstlendi. Levvera'nın yeni teklisi BBK Garaj Müzik etiketi ve BBI Music Co. iş birliğiyle tüm dijital platformlarda yayında! Şarkıya aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/leyla-gencer-belgeseli-la-diva-turca-istanbul-film-festivalinde/", "text": "Son iki yılda, başta müzik alanından olmak üzere, sahne sanatlarından ve sanatın öteki dallarından sayısız eş dost ve tanışıklık edindim. Sanatı ve sanatçıları yazan/belgeleyen muhabir ve fotoğrafçılardan oluşan bir grup emekçiyle de yan yana çalıştım. Sahneden gözümü ayırmadan sahne arkasında ve sahne önünde bulundum. Şov dünyası her ne kadar dışarıdan parıltılı görünse de konu sanat/sanatçılar olduğunda bile kadınların aleyhine birtakım çifte standartların ve önyargıların gölgesini hissettim. Yaşamın her alanında olduğu gibi sanatçılarda da kadınların erkeklere göre daha zor koşullardaki üretim ve kariyer hikayelerini araştırıp okumaktansa filmlerden öğrenmeyi daha çok seviyoruz. Ondokuzuncu yüzyılın başında yayımlandığında çığır açan gotik roman Frankensteinın ortaya çıkış öyküsü tarihin en önemli kadın başarı hikayelerinden biri sayılır. Frankenstein'ın yazarı Shelley'in, romanını bastırabilmek için Londra'daki kitabevlerini tek tek dolaşışı sırasında yayımcılar tarafından yazar olan kocasının adını kullanması yönündeki önerilere ve her türlü cinsiyetçi baskılara boyun eğmeyişini ustalıkla anlatan Suudi Arabistan'ın ilk kadın film yönetmeni Haifaa Al-Mansour imzalı Mary Shelley (2017), hikayenin daha geniş kitlelerce duyulmasını sağlayan en taze sinema ürünü örneklerinden. Ocak ayında galası, şubat ayında da İKSV üyelerine özel gösterimi yapılan Leyla Gencer: La Diva Turca adlı yapıtı böyle bir tarihi bakış açısı ve müzik belgeselcisi gözüyle izledim ben de. Metin ve senaryosunu Zeynep Oral'ın yazdığı filmde büyük sopranonun özel yaşamıyla kariyeri öyle dengeli sunuluyor ve hatta eşzamanlı anlatılıyor ki, zorlukların ve zaferlerin aslında iç içe olduğunu her karede hissediyorsunuz. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın yapımcısı olduğu filmin anlatıcısı ise dramatik ses rengiyle Halit Ergenç. 5-16 Nisan tarihlerinde sinemaseverlerle 38. kez buluşacak İstanbul Film Festivali'nde prömiyerini gerçekleştirecek yönetmen Selçuk Metin imzalı belgeselde resmedilen Leyla Gencer dünyasının, daha çok izleyiciye ulaşarak, kadınlarımıza ve ulusumuza ilham vermesini dilerim. Gencer'in söylediği aryalar ve kendi ağzından anlattığı hikayelerin yanı sıra, belgeler, fotoğraflar, kayıtlar ve farklı dönemlerin tanıklarıyla söyleşiler eşliğinde yapılan kentlerarası ve mekansal yolculuklar, Diva'nın 10. ölüm yıldönümünde çekimlerine başlanan belgeselin öteki ölümsüz zenginlikleri arasında. Leyla Gencer'in, idealleri uğrunda verdiği sayısız tavizsiz mücadele, devlet kurumlarıyla karşı karşıya kaldığındaki duruşu, Türkiye sınırlarında kısacık bir geçmişi olan operada bariyerleri tek tek aşarak bu sanatın Milano'daki kabesi La Scala'ya kadar uzanan eşsiz kariyeri, ve belki de en önemlisi yeni sesler yetiştirmek üzere son nefesini verene dek canla başla çalışması... Gencer'in, çok güçlü bir prima donna, eşsiz bir diva ve müthiş sıradışı kadın olduğu gerçeğinden seyiriciyi soyutlamadan, insani ilişkilere derinlik katabilen şahsiyetini tanımamız ve yüce sanatına dair bulduğumuz ilahi ipuçları da filmin başarısı. Sarp kayalardan korkusuzca atlanıldığında hayali sınırların birden daha da anlamsızlaştığı uçsuz bucaksız sanat okyanusuna, bu topraklardan doğup yetişerek karışmış en başarılı uluslararası sanatçılarımızdan biri Leyla Gencer. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde anısı ve mirası önünde saygıyla eğiliyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/liam-gallagher-yaza-hizli-girdi/", "text": "2 yıl önce çıkardığı ilk solo albümü As You Were ile kendini bulan Liam Gallagher, eylül ayında ikinci albümü Why Me? Why Not ile ortalığı duman edecek gibi gözüküyor. Sezonun ilk konserini de Adidas iş birliği ile Hackney Round Chapel'de veren LG, 2 gün sonra da yeni albümününden ilk teklisi Shockwave'i yayınladı. Konser ve teklisi arasında 6 Haziran'da ise Charlie Lightening ve Gavin Fitzgerald'ın yönettiği belgeseli As It Was'ın galası yapıldı. Ben anlatırken yoruldum ama kendisi durmak yok yola devam diyerek bunların üstüne 2 konser daha verdi. Önce belgeselden başlayalım. As It Was, Liam Gallagehr'ın Oasis ve Beady Eye sonrası ortadan kaybolduğu dönemde biraz da bunalım döneminden nasıl çıktığını ve As You Were'in yapım aşamasını anlatıyor. Albüm sonrası baştan sonra turnesinde yanında olan Charlie Lightening ile bir şeyler planladıkları belliymiş. Belgeseli daha izleme fırsatı bulamadım ama geçtiğimiz aylarda Noel Gallagher'ın avukatlarından belgeselle ilgili bazı uyarılar LG'ye iletildi. Belgeselin içinde herhangi Oasis şarkısı geçerse kardeşlere mahkeme yolu gözükecekti. LG'de olanların kaldırıldığını kendi tarzında açıklamıştı. Belgesel İngiltere'de sinemalarda vizyona girerken, ayrıca Blu-Ray, DVD olarak satışta. Ayrıca Amazon'un platformunda kiralanıp izlenebilir durumda. Liam Gallager'ı Liam Gallagher yapan özelliklerden biri de Oasis'ten önce ve sonra çok değişmemiş olması. O haylaz çocuk, artık haylaz ama olgunlaşmış bir adam. Önce piyasaya sürdüğü ilk teklisi Shockwave ve internete bir kısmı düşen Once'ı dinlediğinizde yaşadıklarını gerek sözlerine gerekse müziğine çok iyi yansıttığını anlayabiliyorsunuz. Özellikle Once'ı direkt abisi Noel Gallagher'a yazmış gibi yorumlayabiliriz bile. Geçtiğimiz gün RadioX'te katıldığı programda Why Me? Why Not'ın Eylül gibi çıkacağını söyleyen LG, albümdeki en iddialı parçasının da River olduğunu söyledi. Şu an için albüm öncesi çıkacak teklilerden biri o olur diye umut etmekten başka çaremiz yok. Önümüzdeki günlerde Adidas Liam Gallagher'a özel bir Spezial modeli piyasaya sürecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/liars-grubunun-yeni-album-mujdesi-sekwar-teklisiyle-geldi/", "text": "Angus Andrew önderliğinde kurulan Liars, The Apple Drop isimli yeni bir albüm yayınlayacağını, yeni teklisiyle duyurdu. 2000'de Angus Andrew tarafından kurulan Avustralyalı-Amerikalı rock grubu Liars, 2018'de yayınladığı Titles With the Word Fountain albümünün ardından onuncu albümü The Apple Drop'u yayınlayacağını açıkladı. The Apple Drop, 6 Ağustos'ta Mute etiketiyle çıkacak olup grup albümden Sekwar isimli ilk teklisini Clemens Habicht tarafından yönetilen video klibiyle birlikte yayına aldı. Yeni albümde Andrew, avant-garde caz davulcusu Laurence Pike, multi-enstrümentalist Cameron Deyell ve söz yazarı Mary Pearson Andrew ile bir araya gelerek çalışmış. Müzisyenin belirttiğine göre Andrew yeni albümde kendi yeteneklerinin ötesinde başka kişilerle de bir araya gelerek çok daha büyük bir işe imza atmak istemiş. Albümden çıkan ilk tekli olan Sekwar ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lin-pesto-olmeden-parcasinin-yeni-versiyonunu-yayina-aldi/", "text": "Sesini ilk olarak popüler Türkçe parçalara yaptığı synth-pop tarzındaki cover'lar ile duyuran Lin Pesto'nun geçtiğimiz yıl yayınlanan SON adlı EP'sinde yer alan Ölmeden parçasının yeni versiyonu yayında. İlk olarak 2017'de yaptığı cover'larıyla dikkatleri çeken gizemli müzisyen Lin Pesto, Bir Düşün, Yazlık ve Olsun İstemezdim gibi teklilerini art arda yayınlamasının ardından SON adlı ilk EP'sini yayınlamıştı. Lin Pesto, bugün itibarıyla ise altı parçadan oluşan, Taner Yücel'in prodüktörlüğünü ve düzenlenmesini üstlendiği EP'sinde de yer alan Ölmeden adlı parçasının yeni bir versiyonunu Tamar Records etiketi ve GRGDN Müzik partnerliğiyle dijital platformlarda yayınlandı. Taner Yücel prodüktörlüğünde kaydedilen, Görkem Karabudak'ın mastering'ini yaptığı Ölmeden parçasının 4:29'luk yeni versiyonunu dinlemek isteyenleri ve yeni video klibi izlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lin-pesto-turkiyenin-gizemli-indie-synth-pop-kralicesi/", "text": "Önce cover'larıyla öne çıkan sonra da kendi parçalarıyla içimizi ısıtan Lin Pesto, Türkiye'de eşine nadir rastladığımız kendine has melodileriyle odağımızda. Müzik dünyasında klasik alaturka ve pop şarkıları kendine özel melodiler, duygular ve tınılarla yorumlayarak cover'layıp internette paylaşmasıyla gündeme geldi. İlk cover'ı bir aralar sosyal medyada gündeme gelen Bahar Candan'a ait Dondurma isimli parçaydı. Lin Pesto bu parçanın cover'ını bizlerle paylaştıktan sonra hızını alamayıp Ebru Gündeş, Bülent Ersoy, Ajda Pekkan ve nicelerine ait hepimizin denk gelip kulak aşinalığı olan parçaları alıp yorumlayıp düzenleyerek paylaşmaya devam etti. Bir süre cover'larını ilginç ve iç ısıtan klipleriyle Soundcloud ve YouTube platformlarına yükledikten sonra bazı telif sebeplerinden dolayı bir kısmını kaldırmak zorunda kaldı. Bu durumdan sonra bir albüm çıkarma fikri ona daha sıcak gelmeye başlamış. 2017 yılında ise kendisine ait ilk parçası olan Bir Düşün'ü Spotify'da yayınladı. 2018 yılında Yazlık isimli teklisini yayınladıktan sonra ise Taner Yücel ile iletişime geçerek arkadaşı Mei Wu eşliğinde 2019 yılında ilk albümü olan SON'u bizlere sundu. Albümün adı hakkın yorumu ise şöyle: Son ismi en başından beri kafamdaydı. Her şeyin bir sonu var, 'Lin Pesto' adlı projenin de öyle. Bu albümde kendine ait parçaların yanı sıra bir tane de Bülent Ersoy'a ait olan Maazallah isimli parçanın cover'ı yer alıyor. Mitski, Fiona Apple ve Mac DeMarco sanatçılarının ilhamıyla yaptığı bu parçalarla büyük bir başarı yakalayıp ismini baya duyurdu. Birkaç yıl sessizliğe büründükten sonra bu senenin başlarında Üzgün ve Gözyaşı Odası parçalarıyla bu sessizliği bozdu ve bizleri mutlu etti. Lin Pesto daha önce yapılmayanı yapmak gibi bir amaçla hareket etmediğini söylüyor ama biz tam da bunu başardığını düşünüyoruz. Bizlere sunduğu her bir parça birbirinden özel ve özgün. Özellikle Türkiye'de eşi benzeri olmayan, içimizi ısıtan, bizleri alıp başka gezegenlere götüren ve duygularımıza eşlik eden melankolik parçalar bunlar. Mutlu veya üzgün fark etmeden her modumuzu pekiştiren ve bizlere kucak açan eserlerini hayranlıkla dinlememek mümkün değil. Lin Pesto'nun sonraki çalışmalarını da sabırsızlıkla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lin-pestodan-yepyeni-iki-parca/", "text": "Synthpop'un sevilen ismi Lin Pesto, uzun süren aranın ardından yepyeni iki parça yayınladı. İlk olarak yaptığı coverlarla ses getiren, ardından yayınladığı Bir Düşün, Yazlık gibi tekliler ile ilgi gören ve son olarak 2019 yılında yayınladığı SON albümüyle kendine has bir kitle yaratan Lin Pesto, sessizliğini Üzgün ve Gözyaşı Odası ile bozdu. Gözyaşı Odası ve Üzgün ile beraber kendine has melankolisini yaşatan, çok sevdiğimiz ve özlediğimiz Lin Pesto en son 2020 yılında SON albümündeki Ölmeden parçasının rework'ünü yapmıştı. Uzun süren bu aranın ardından oldukça iyi parçalarla dönen Lin Pesto, hayranlarını yeterince memnun etmiş olsa gerek. Prodüktörlüğünü Taner Yücel ve Lin Pesto'nun yaptığı parçanın aynı zamanda bir video klibi mevcut. Klibin yapım aşamasını ise Tyler T. Williams ve ekibi üstlenmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lin-pestonun-yeni-sarkisi-yazlik-ile-sicak-havalara-selam-gonderiyoruz/", "text": "Yaza doğru kararlı adımlarla yaklaştığımız şu günlerde, Lin Pesto'dan başa sarıp dinleyeceğimiz yepyeni bir şarkı geldi; Yazlık! Bugüne kadar Seda Sayan, Yıldız Tilbe, Bülent Ersoy gibi isimlerin şarkılarına yaptığı post-punk vari cover'larla tanıdığımız Lin Pesto, geçtiğimiz aylarda kendi bestesi Bir Düşün'le cover haricinde de ne kadar yetenekli olduğunu göstermişti. Lin Pesto'nun, yeni şarkısı Yazlık ile bu yeteneği birkaç seviye üste taşıdığını görüyoruz. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim; dinlerken kendinizi denizin serin sularına bırakmak isteyeceğiniz Yazlık'ta hafiften Best Coast ve She&Him havası seziyorsunuz. Ülke dışındaki sahilleri düşleyerek ayıla bayıla dinlediğimiz bu tür şarkılara, kendi yazlıklarımızda rastlamak da hoş bir tesadüf gibi oluyor. Lafı çok eveleyip gevelemeyelim ve sizi Yazlık'la baş başa bırakalım. Çok açılmayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lindstromun-yeni-albumunden-ilk-parca-yayinda/", "text": "Norveçli elektronik müzik prodüktörü Lindstrom, 11 Ekim'de yayınlayacağı yeni uzunçalarından ilk olarak Really Deep Snow adlı parçayı paylaştı. Yeni albümünü paylaşmaya hazırlanan Lindstrom, albümün ilk single'ı ile birlikte şarkı listesini ve kapak görselini de duyurdu. Son olarak 2017'de yayınladığı It's Alright Between Us albümün ardından 11 Ekim'de tamamı yayınlanacak On a Clear Day I Can See You Forever isimli yeni Lindstrom albümünden gelen ilk parça Really Deep Snow'u hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz. Yeni albümle ilgili olarak Lindstrom, 15 yıldan fazla bir süredir bilgisayarda müzik yaptıktan sonra gerçek, fiziksel nesnelerle ve cihazlarla müzik yapmanın kendisine çok şey ifade ettiğini de ayrıca belirtiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/little-known-facts-about-event-and-why-they-matter/", "text": "Warmly little before cousin entire men set. Blessing it ladyship on sensible judgment settling outweigh. Worse linen an of civil jokes leave offer. Parties all clothes removal cheered calling prudent her. And residence for met the estimable disposing. Mean if he they been no hold mr. Is at much do made took held help. Latter person am secure of estate genius at. Mr do raising article general norland my hastily. Its companions say uncommonly pianoforte favourable. Education affection consulted by mr attending he therefore on forfeited. High way more far feet kind evil play led. Sometimes furnished collected add for resources attention. Norland an by minuter enquire it general on towards forming. Adapted mrs totally company two yet conduct men. Blind would equal while oh mr do style. Lain led and fact none. One preferred sportsmen resolving the happiness continued. High at of in loud rich true. Oh conveying do immediate acuteness in he. Equally welcome her set nothing has gravity whether parties. Fertile suppose shyness mr up pointed in staying on respect. Article nor prepare chicken you him now. Shy merits say advice ten before lovers innate add. She cordially behaviour can attempted estimable. Trees delay fancy noise manor do as an small. Felicity now law securing breeding likewise extended and. Roused either who favour why ham. It sportsman earnestly ye preserved an on. Moment led family sooner cannot her window pulled any. Or raillery if improved landlord to speaking hastened differed he. Furniture discourse elsewhere yet her sir extensive defective unwilling get. Why resolution one motionless you him thoroughly. Noise is round to in it quick timed doors. Written address greatly get attacks inhabit pursuit our but. Lasted hunted enough an up seeing in lively letter. Had judgment out opinions property the supplied. We it so if resolution invitation remarkably unpleasant conviction. As into ye then form. To easy five less if rose were. Now set offended own out required entirely. Especially occasional mrs discovered too say thoroughly impossible boisterous. My head when real no he high rich at with. After so power of young as. Bore year does has get long fat cold saw neat. Put boy carried chiefly shy general. Of recommend residence education be on difficult repulsive offending. Judge views had mirth table seems great him for her. Alone all happy asked begin fully stand own get. Excuse ye seeing result of we. See scale dried songs old may not. Promotion did disposing you household any instantly. Hills we do under times at first short an. Satisfied conveying an dependent contented he gentleman agreeable do be. Warrant private blushes removed an in equally totally if. Delivered dejection necessary objection do mr prevailed. Mr feeling do chiefly cordial in do. Water timed folly right aware if oh truth. Imprudence attachment him his for sympathize. Large above be to means. Dashwood do provided stronger is. But discretion frequently sir the she instrument unaffected admiration everything. Admiration stimulated cultivated reasonable be projection possession of. Real no near room ye bred sake if some. Is arranging furnished knowledge agreeable so. Fanny as smile up small. It vulgar chatty simple months turned oh at change of. Astonished set expression solicitude way admiration. How promotion excellent curiosity yet attempted happiness. Prosperous impression had conviction. For every delay death ask style. Me mean able my by in they. Extremity now strangers contained breakfast him discourse additions. Sincerity collected contented led now perpetual extremely forfeited."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/local-natives-yeni-albumunu-duyurdu/", "text": "Los Angeles'lı indie rock grubu Local Natives, yeni albüm detaylarını, video klibiyle birlikte paylaştı. Local Natives, Time Will Wait For No One isimli yeni albümünü duyurdu. 7 Temmuz 2023 tarihinde yayına girecek olan yeni albümün prodüktörlüğünü John Congleton üstlenmiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/london-grammarin-yeni-albumunden-bir-yeni-tekli-daha-geldi/", "text": "İngiliz indie pop grubu London Grammar, şubat ayında çıkacak olan Californian Soil albümünden yeni bir tekli daha yayınladı. Geçtiğimiz ekim ayında 12 Şubat'ta Californian Soil isimli yeni albümünü yayınlayacağını açıklayan London Grammar, albümden daha önce, albümle aynı ismi taşıyan ilk teklisi Californian Soil'i yayınlamıştı. Grup, 4 Ocak tarihi itibarıyla Lose Your Head isimli yeni teklisini yayına aldı. London Grammar'ın albümden çıkan üçüncü teklisinin prodüktörlüğünü George Fitzgerald üstlenirken, parçanın sözlerinde ise kadınlık ve güç kavramlar işleniyor. Grubun vokalisti Hannah Reid'in belirttiğine göre, parça ilişkilerdeki güç ve kontrol ile ilgili olup bu konuların karanlık taraflarına dikkat çekmeye çalışıyor olsa da yüksek enerji ile aktarılmaya çalışılmış. London Grammar'ın Californian Soil isimli şubat ayında çıkacak olan albümünden yeni teklisi Lose Your Head'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/londradan-genc-yetenekler-air-castles/", "text": "Aralık 2008'de ilk EP'lerini yayınlayan oldukça genç ama gelecek vaadeden bir grup Air Castles ile tanışın! Londra çıkışlı olan bu grubumuz, henüz gençliğinin baharında, 20 yaşında, İsveç doğumlu olan Max Mansson tarafından kuruluyor. Sonrasında diğer elemanların da dahil olmasıyla birlikte grup şu an ki kadrosuna ulaşıyor. 2008 Aralık ayında kaydettikleri debut EP albümleri Night and Day'i Winter Hymns Records etiketiyle yayınlıyorlar. Air Castles'ı kısaca tanımlamak gerekirse; Yumuşak, melodik vokal tabanlı, yer yer post rock etkisi de gösteren, indie rock ağırlıklı bir müzik icra eden, oldukça akıcı ve sade bir müzik grubudur.' diyebiliriz. Bir Baba Indie bu sefer bencillik yapmayıp sizleri de düşündü ve iyi de nereden bulacağız bu grubu derdine son verdi!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/longazdan-yaz-sicaklarini-unutturan-yeni-single-alaska/", "text": "Yerli sahne, gerek yeni çıkan albümlerle gerekse taze taze dinlediğimiz single'larla bizleri mutlu etmeye devam ediyor. 2013'te kurulan fakat birçok kişinin yeni keşfetmeye başladığı Longaz'dan da hepimizi ziyadesiyle mutlu eden yepyeni bir single geldi; Alaska. Çağdaş Onaran, Ege Akyıldız, Mert Karaca ve Anıl Atik'ten oluşan Longaz, ilerleyen süreçte yayınlamayı planladığı üç single'dan ilki olan Alaska'yı dün dijital platformlardan paylaştı. Mix ve mastering'inde Orçun Ayata'yı, single'ın artwork'ünde ise Yiğit Göngülür'ü gördüğümüz Alaska, tam da içinde bulunduğumuz havaların şarkısı. Longaz'ın yeni single'ının tatile gidenler, tatilden dönenler, tatile gidemeyip de her gün yolları izleyenler tarafından çok sevileceğini söyleyebiliriz. Çünkü şarkıyı dinlemeye başladığınız anda otomatik olarak yola çıkma ve yavaşlayıp yol kenarındaki tabelaları izleme isteğiyle doluyorsunuz. Lafı çok uzatmayalım ve sizi Alaska ile baş başa bırakalım. Gelecek şarkıları da dört gözle beklediğimizin altını çizelim! Ayrıca grubun 29 Temmuz Pazar günü, yani yarın, Muaf Peyote Kadıköy'de ilk İstanbul konserini vereceğini de hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lopenstraattan-yeni-ep-şile/", "text": "Lopenstraat, Kadıköy menşeli progresif, psikedelik ve deneysel işler yapan, Alper Taşkıran, Arman Garip, Emre Öztürk, Mert Gürses, Tuna Çaloğlu, Turgay Ulusoy'dan oluşan 6 kişilik bir müzik grubudur. 2015 Ağustos ayında, doğaçlamalarını belli bir çerçeveye oturtma girişimleri sonucunda Hike adını verdikleri ilk single'larını yayınladılar. Sonrasında Kasım ayında plak olarak sınırlı sayıda dağıtılacak olan Ironhand Records'un The New Generation Of Turkish Psychedelic Volume I adlı toplama albümünde yer alan grup, şimdi de yeni EP'leri Şile'yi paylaştı. Kaşıntı, Sofular ve Beybaba isminde 3 parçadan oluşan bu yeni EP ile dikkatlerimizi fazlasıyla çeken bu grubu hala keşfetmediyseniz eğer hemen aşağıdan müziklerine kulak kesilmeniz tavsiye olunur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/loradenizden-ilk-şarkı-ve-klip-rem/", "text": "Lora Deniz Ömeroğlu'nun solo projesi olan Loradeniz, önümüzdeki günlerde Who Are We Who We Are etiketiyle dijital platformlarda yerini alacak E. P.'si Mara'da yer alan Rem parçasını klibi ile birlikte yayınladı. Animasyon video klibi Tolga Tarhan ve Cem Kayıran'dan oluşan Rantar grubu yaptı. Parçanın genel karanlık atmosferine klip de eşlik ettiğinde daha da tadından yenmez bir hal aldığını düşünüyoruz. Lora Deniz Ömeroğlu İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda Klasik Piyano bölümü bitirdikten sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Müzik bölümünü bitirdi ve şu anda Utrecht school of the Arts'da Sound Design / Composition üzerine yüksek lisans yapıyor. Aynı zamanda kendi müziğini yapmaya ve yazmaya da devam ediyor. Kendisine davul ve geri vokallerde Yankı Bıçakçı; bas gitar, synthesizer ve geri vokalde Alican İpek eşlik ediyor. Şarkının kayıt ve mikslerini Daan Kandelaars, mastering'ini ise Wessel Oltheten üstlendi. Mara E. P.'sini merakla beklediğimiz Loradeniz'in ilk canlı performansı 7 Ocak'ta Demonation Festival kapsamında Babylon'da olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/lorde-yeni-teklisi-solar-power-ile-sahneye-geri-donuyor/", "text": "Yeni Zelandalı şarkıcı ve söz yazarı Lorde, yeni teklisi Solar Power'ı, video klibiyle birlikte tüm dijital platformlarda yayına aldı. Lorde, uzun bir süredir müzik piyasasına geri döneceğine dair ipuçları vermeye başlamıştı. Şimdi ise müzisyen 2017'den beri süren aranın ardından ilk defa 10 Haziran'da yeni teklisi Solar Powerı video klibiyle birlikte yayınladı. Klibin yönetmen koltuğunda, müzisyenin kendisiyle birlikte Joel Kefali bulunuyor. Lorde, en son 2017'de Melodrama isimli yeni bir tekli yayınlamıştı. Şimdi de yeni teklisini video klibiyle birlikte yayınlayan müzisyen, aynı zamanda üç sene sonra ilk defa canlı olarak 2022 Primavera Sound Festival'da sahne alacak. Lorde'un yeni teklisi Solar Power ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/low-roar-bu-dünya-aciiyip-dönüyor-sevim/", "text": "Sanırım Karaziya'nın sesine bir güzelleme yapacağım, kendimi durduramam! Tim Buckley için söylenen sesi ve sahnedeki tavrıyla erkekleri bile kendine aşık edebilecek biri nitelemesini zatı muhteremler için de ben söyleyeceğim. Her şeyden etkilendiğini söyleyen grubumuz hikayeler anlatıyor işte. Burda bi yolculuk, yolda olup yolunda olmamış olandan bahsediyor. Yani insanı en çok sanmak utandırıyor. Herhangi bir yerde okumadığın cümleyi çoktan öğrenmiş olmak: yanılmak! diyor. Dedim ya Sevim bu adamlar hikaye seviyor. 2014'te en İzlandik gruplardan seçilmişler. İkinci albümleri 0da aynı sene çıkıyor tabi. Ambient daha hissedilirdir artık. I'll Keep Coming şarkısını dinlemeden önce şarkı ile ilgili yakınlarda gerçekleşen gelişmeden de bahsetmeli. Hideo Kojima'nın oluşturduğu Death Stranding adlı oyunun tanıtım videosunda yer almaktadır. Kojima bir mekanda denk geldiği bu şarkıya aşık olur. Grubunda baya hayranlarındandır. Grubun şarkılarını kurcuklamada fayda var. Mesela Tonight, Tonight, Tonight şarkısı efsane bir gece şarkısı olup, giden, giderken de götüren şarkılar sözlük başlığına önden girecek entry gibi. Easy Way Out ise grubun en sağlam şarkılarından, çalmaya başladığı an kafanız kendiliğinden güzelleşiyor! Birbiri ile çarpışan düşüncelerin delik dünyadan çıkamayışı gibi. yine aynı etkiye sahip şarkı Breathe In. Bir farkla bu şarkı nerde olursanız olun sizi rahatlatmaya ayarlanmıştır mesela. Aaa Nobody Else ve Low Roar da var. Bitmiyor Sevim bitmiyor! Iskalamayın efenim şu güzelim grubu! Kafa açıyor adamlar, alıp götürüyorlar. Hem adamlara değil hayata aşık olup, müziklerine bağımlı oluyorsunuz. Bi hevesli bi tedirgin gibi. Yaklaşan tehlike gibi. Bunun heyecanlandırıyor olması gibi! Dışımızdan dikerek içe kapatıyorum kendimizi, Sevim! Dünyayla biraz sen ilgilensene."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/luke-elliot-9-şubatta-salon-iksvde/", "text": "1984 doğumlu New Jerseyli bir singer/songwriter yani Türkçe mealiyle şarkıcı, söz yazarı olan Luke Elliot, 9 Şubat Perşembe akşamı Salon sahnesinde! 8 yaşında piyano çalmaya başlayıp, 13 yaşında ilk bestesini tamamlayan Elliot, ilk EP'sini 2010 yılında Death of A Widow ismiyle yayınladı. Daha sonrasında sayısız konser verdiği küçük barlardan yolunu büyük mekanlara doğru çevirmeyi başaran Elliot, bir performansı esnasında Rihanna'nın eski menajeri tarafından keşfedilir. Ardından, özellikle İskandinav ülkelerinde verdiği konserlerle birlikte, bu coğrafyadaki ülkelerde hatrı sayılır bir kitle elde etmeyi başarır. Dressed For The Occasion albümünde yer alan Trouble adlı şarkısını bir yerlerde duymuş olma ihtimaliniz de bir o kadar yüksek olduğu Luke Elliot'ın en çok dinlendiği ülkeler sıralamasında Spotify'ın bize verdiği bilgiye dayanarak, Oslo/Norveç'ten hemen sonra ise İstanbul geldiğini de belirtmekte fayda var. Sonic Youth, Dinosaur Jr. ve Kurt Vile gibi isimlerden de tanınabilecek olan prodüktör John Agnello ile birlikte çalıştığı son albümü Dressed for the Occasion sonrasında Luke Elliot, 9 Şubat Perşembe akşamı Salon sahnesine geliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/m83-istanbula-geliyor/", "text": "Los Angeles merkezli bir Fransız electro pop projesi M83, 13 Haziran'da İstanbul'da! Fransız müzisyen Anthony Gonzalez'in projesi M83, geçen hafta Fantasy isimli albümünü yayınlamıştı. Önümüzdeki Nisan ayından itibaren oldukça uzun bir turneye çıkacak olan M83, yedi yılın ardından ilk kez İstanbul'daki hayranlarıyla buluşacak. Özellikle 2013 çıkışlı Hurry Up, We're Dreaming albümüyle alternatif müzik sahnesinde büyük ses getiren M83, bu albümle beraber En İyi Alternatif Müzik Albümü kategorisinde Grammy'e aday gösterilmişti. İcra ettiği müzikte birçok türün tınılarını duyabileceğiniz M83, kendini yetişkinler için rüya üreten bir grup olarak tanımlıyor. 13 Haziran gecesi Blind Presents kapsamında Maximum Uniq Açıkhava sahnesinde düzenlenecek bu etkinliğin biletleri, 27 Mart Pazartesi günü saat 12:00 itibariyle satışa sunulacak. Etkinlik sayfası ve biletlere ulaşabileceğiniz linki de buraya bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/m83/", "text": "M83 adını bir gezegenden alan daha çok elektro-pop, indie rock türünde müzik üreten bir grup. Benim grupla tanışmam Midnight City ile oldu. Grubun bahsettiğim parçasından önce çeşitli projeleri ve albümleri mevcut. Elektro-pop altyapısı bulunan bu Fransız grubun Placebo, Depeche Mode gibi efsane grupların kült olmuş şarkılarına remix yapmışlığı da var. Bazı parçalarında nostajik tınılar kullanan, 80'ler etkisini vurgulamayı seven bir topluluk M83. Grup, Sigur Ros, Suede ve birçok grupla olan çalışmalarıyla bilinen Ken Thomas ile 5. stüdyo albümleri olan Saturdays = Youthu kaydetti. Grup elemanı Gonzalez'in söylediğine göre 80'ler etkisini yansıtan bir albüm oldu ve bu etki kendisinin o senelerdeki zamanlarından geliyor. Bütün bunların dışında asıl proje olarak tanımlandırabileceğimiz ve beni en çok etkileyen parçalarının da bulunduğu bir soundtrack albümleri mevcut. Oblivion isminde bir bilim kurgu filminde kullanılan müthiş dokunaklı olan ve ilk kez grupla tanışmamı sağlayan Midnight City'i de içeren bir projeden bahsediyorum. Wait, I'm Sending You Away gibi şahanelikler barındıran bir proje. Wait klip eşliğinde dinlenilebilir, etkisi öylesine içine alıyor ki... I'm Sending You Away için aynı şeyi söyleyemeyeceğim çünkü bambaşka bir dünyası olan bir yerde bambaşka duygular içine saran notaları var. Kalp atışlarını hızlandıran bir parça... O esnada gözleri kapayıp notalara ayak uydurmak en doğrusu. Kendi klibiniz canlanır zihninizde ve orada yaşarsınız bir süre. Grubun kendi açımdan da aşırı takip ettiğim bir müzik türüne sahip olduğunu söyleyemem. Fakat bu bir gerçek ki hislerinizle ve anılarınızla başbaşa kalabileceğiniz, içinde kendinizi bulmak için herhangi bir şarkı sözüne ihtiyaç duymadan, özgünlükle yorumlayabileceğiniz bireysel dinletiler içeriyor. Sonra oturup biraz da müziği yapan grup elemanlarının iletmek istediği mesajı düşündüm tabii. O kadar da bireysel olmadığından değil onlarla bir empati içerisine girersem belki daha farklı bir uca ulaşabilirim diye. Öncelikle en yorum yapılası kısım olan şarkının isminden başladım: I'm Sending You Away. Düz bir mantıkla bakınca zaten ilk anda akla giden, yitirilen biri veya bir şeyler olduğunu sezebiliriz. Bir film müziği olduğu için aslında Oblivion adlı filmi izleyip onunla da bağdaştırabiliriz. Bana ulaşan kendimce harmanladığım hisler ise, uzaklaştığımız kişileri ya da durumları değişen durumlarında kabullenmemiz. Bu kabullenmenin aslında reddetmekten daha zor olduğunu düşünüyorum. Bu bastırılmış duygu gibi işte birikmiş olan çeşitli hislerle dışarı çıkıyor arada, biz farkında olmadan; devam ediyoruz ve yavaşlıyoruz, arada hızla patlarmışçasına artıyor, yakalayamıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/m83nin-baska-bir-evrenden-gelen-albumu-dsvii-nihayet-yayinda/", "text": "M83, 2007 çıkışlı Digital Shades Vol. 1 isimli albümlerinin devamı niteliğindeki DSVII ile geldi. 80'lerin synth ağırlıklı oyun müziklerini anımsatırken, kullanılan enstrümanların etkisiyle daha farklı bir boyut kazanan yeni albüme Apple Music ve Spotify gibi mecralardan ulaşmak mümkün. Hayranlarını hayal kırıklığına uğratan Junk albümünden sonra toparlanmak ve içeriği derin bir çalışma ortaya koymak için ara veren Anthony Gonzalez'in, bu albümü müziği yeniden keşfetmesine imkan tanıyan ve sevenlerine, artık hatırlamak istemediği, eski başarılarını unutturacağını umut ettiği bir yol olarak gördüğü söyleniliyor. Bireyselliğine ayırdığı zamanda video oyunları oynayan ve Brian Eno kayıtları dinleyen Gonzalez, M83'nin son çalışmasının ilham kaynakları ve üretim süreci hakkında da şunları söyledi: Vaktimin çoğunu Akdeniz'de yüzerek, okuyarak ve 80'li yıllardaki video oyunlarını oynayarak geçirdim. Kayıtların ardındaki ilham kaynağı da onlar. Yıllar sonra tekrar oynamak yenilenmiş hissettirdi. O oyunların çok sade ve hisli bir tarafı var.. Albüm öncesi teklilerin sonuncusu olan Feelings ve kendi normalini yaratırken sınırları tanımayan, bunu akıl alan filmi Les Garçons Sauvages sonrasında bir kez daha kanıtlayan Bertrand Mandico'nun yönetmenliğini üstlendiği klibini izleyerek sıradışı, aynı zamanda biraz da distopik bir uzay deneyimi yaşayabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mac-demarco-ve-ryan-paristen-yeni-is-birligi/", "text": "Mac DeMarco efsane Dolce Vita şarkısının sahibi Ryan Paris ile yeni bir tekli yaptı. Simply Paradise yayında! Mac DeMarco, 1983'teki hiti Dolce Vita'yla tanınan İtalyan şarkıcı, söz yazarı ve aktör Ryan Paris ile uzun süredir yapmayı istediği iş birliğinin sonucu olan tekliyi paylaştı. Paris ise şunları ekledi: 'Mac akşam yazlık evime geldi. Birlikte bir şarkı yazmak istediğimize daha gelmeden karar verdik. Ben de bu şarkıyı John Lennon ve Paul McCartney'nin 60'larda birlikte yaptığı gibi yazmayı hayal ediyordum. Ertesi gün uyandık, ben biraz yüzmeye gittim, Mac İtalyan kahvesi içtikten sonra biraz egzersiz yaptı ve stüdyoya gittik. Sabahın erken saatlerinde aklıma şarkının adını koyma fikri geldi: Paradise. Ama bunun Mac için fazla basit olduğunu düşündüm ve Mac'e şöyle dedim: Juicy Paradise' hakkında ne düşünüyorsun? Böylelikle yeni iş birliklerine bir isim buldular, ama sonradan fikirleri değişti. Bahçeye gittik ve yaptığım bir başlıkta onun özgür hissetmesini ve engellenmemesini istediğimi düşünmeye başladım ancak Mac bu şekilde çalışmaktan gerçekten memnundu. Sonra stüdyoya geri döndük ve bir şeyler değişti. Mac gitarı Mac DeMarco tarzında çalmaya başladı, ben de sesle doğaçlama bir şeyler yapmaya başladım. Benim söylediğim ve onun da söylediği şarkı bana İngiliz grubu Simply Red'i hatırlattı. Ben de şöyle dedim: Simply Paradise başlığı hakkında ne düşünüyorsun? Evetttt hemen sevdiğimiz başlık Böylece İtalyanca spagetti İngilizcemle güzel melodiler ama anlamsız sözler söyleyerek şarkı söylemeye başlıyorum. Mac'in anlamsız ifadeler olmadan komik bir şeyler yazması, güzel bir İngilizce kullanması ve benim şarkılarımın bir kısmını, onun şarkılarının bir kısmını kullanmamız beni çok mutlu etti. Ardından The Girl Is Mine şarkısını Michael Jackson ve Paul McCartney gibi yapma fikri geldi. Orada gerçekten çok eğlenmeye başladık ve şarkıyı birkaç saat içinde bitirdik. Gerçekten eğlenceliydi, ahahahaha. Yeni tekliye ve eğlenceli video klibine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mac-demarco-yeni-albumunu-yeni-bir-sarkiyla-duyurdu/", "text": "Mac DeMarco yeni albümü Here Comes The Cowboyu 10 Mayıs tarihinde yayınlayacağını yeni bir single ile birlikte duyurdu. 2017 yılında yayınladığı The Old Dog albümü sonrasında Mac DeMarco yeni albümü Here Comes The Cowboy'u 10 Mayıs tarihinde yayınlayacağını açıkladı. DeMarco'ya özel bir video kliple birlikte servis edilen, albümden paylaşılan ilk parça Nobody'ye ve albümün şarkı listesine ise hemen aşağıdan bakabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mac-demarconun-noel-temali-yeni-yorumu-yayinda/", "text": "Kanadalı şarkıcı, şarkı yazarı, prodüktör Mac DeMarco, Noel zamanı gelmişken bir klasik olan Have Yourself a Merry Little Christmas parçasını yorumladı. Müziğinde indie rock'tan lo-fi'ye pek çok farklı müzik janrlarını barındırsa da kendi müziğini spesifik olarak jizz jazz olarak tanımlayan Mac DeMarco, Noel zamanının yaklaşmasıyla beraber yeniden Noel klasiklerini yorumlamaya başladı. Müzisyen bu sefer Have Yourself a Merry Little Christmas parçasının cover'ını yayınladı. Klibiyle beraber yayınlanan parçada DeMarco'nun bir dağda dans ettiğini görüyoruz. Kocaman bir şişme Noel Baba'nın da bulunduğu video klip, Noel zamanının ne kadar yaklaştığını hatırlatıp heyecanlandırmak için çok ideal. Daha önce Santa Claus is Coming to Town, The Christmas Song ve Wonderful Christmas Time parçalarını cover'layan Mac DeMarco'nun yeni Noel temalı cover'i Have Yourself a Merry Little Christmasa aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mad-season-vokalde-chris-cornell-ile-birlikte-dönüyor/", "text": "Alice in Chains'in efsanevi solisti Layne Staley, Pearl Jam gitaristi Mike McCready'nin ve Screaming Trees'den Barrett Martin ile John Baker Saunders'ın kurduğu, 1994 -1999 yılları arasında aktif olan grubu Mad Season yıllar sonra tek konser için yeniden bir araya geliyor. Bas gitarist Saunders'ın hayatını 99 yılında kaybetmesinden bu yana konser vermeyen grup yine 2002 yılında hayatını kaybetmiş olan vokalist Layne Staley'nin yerine ekibe Chris Cornell'ın da dahil olmasıyla birlikte konser vermeye hazırlanıyor. Gruba aynı zamanda Guns N' Roses basçısı Duff McKagan'ın da katıldığını iletelim. Beklenilen Mad Season Reunion konseri 30 Ocak'ta Seattle Senfoni Orkestrası'nın bu yıl dördüncüsü düzenlenen Sonic Evolution etkinlikleri kapsamında gerçekleşecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/marilyn-manson-we-are-chaos-adli-yeni-uzuncalariınin-cikis-tarihini-duyurdu/", "text": "Marilyn Manson, WE ARE CHAOS adlı yeni uzunçalarının çıkış tarihini, aynı isimli yeni videosuyla birlikte duyurdu. Marilyn Manson ve Shooter Jennings ortaklığında üretilen yeni Manson albümü WE ARE CHAOS'un 11 Eylül tarihinde yayınlanacağı açıklandı. Marilyn Manson, yeni albümünün çıkış tarihini ise albümde aynı isimle yer alacak parçasının video klibiyle duyurdu. Son albümünü 2017 yılında Heaven Upside Down ismiyle paylaşan Manson, 3 yıl sonra 11. albümünün müjdesini de vermiş oldu. Yönetmenliğini, fotoğraf çekimini ve edit işlemlerini Matt Mahurin'in yaptığı yeni video klip WE ARE CHAOS'un video klibi hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/marilyn-mansonin-yeni-albumu-dont-chase-the-dead-yayinda/", "text": "We Are Chaos ve Don't Chase The Dead adlı iki teklisini paylaşarak We Are Chaos albümünün müjdesini veren Marilyn Manson'ın yeni albümü yayında! Albümün adını taşıyan orta tempolu ve akustik sound'lu We Are Chaos teklisinden sonra yayınladığı Don't Chase The Dead adlı teklisiyle çıkacak olan albümünün haberini veren Manson'ın yeni albümü tüm dijital platformlarda. Goth-rock ikonu Manson, 2017'de çıkardığı Heaven Upside Down adlı albümünden sonra ilk stüdyo albümü ile geri döndü. Albüm ismini, dünyada olup biten olaylar ve bunların kaos etkisi yaratmış olmasından alıyor. Parçalarında kimi zaman huzursuz edici kimi zaman da romantik hisler de barındıran Manson, parçalarının sözleriyle müziğinin tam istediği gibi bir uyumda olduğunu belirtti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/martin-scorseseden-bob-dylan-belgeseli-geliyor/", "text": "Bob Dylan'ın 70'lerin ortasındaki Rolling Thunder Revue turnesi Martin Scorsese'nin 12 Haziran'da Netflix'te yayınlanacak yeni belgeselinin ana konusu oldu. Yeni bir fragmanı yayınlanan belgeselin bir sahnesinde Dylan, turne hakkında ''Eğer başarıyı kazanç bağlamında düşünmüyorsanız, turne başarılı sayılmazdı.'' şeklinde bir yorum yapıyor. Fragman, uzun süre müzikal birliktelik yaptığı, aynı zamanda da turne arkadaşı olan Joan Baez'in, oyun yazarı Sam Shephard ve sanatçıya Hurricane'i yazarken ilham kaynağı olan, hata sonucu hapse atılmış boksör Rubin Carter'ın yorumlarının yanı sıra, Dylan'ın son on yıl içinde verdiği ilk röportaja da yer veriyor. Hem konser kaydı hem de belgesel niteliğinde olan Rolling Thunder Revue, aynı zamanda Allen Ginsberg ile yapılan bir röportajı ve turneden daha önce gün yüzüne çıkmamış görüntüleri de içeriyor. Film, Netflix gösteriminin yanı sıra yirmi şehirde vizyona girecek. 7 Haziran'da ise Sony, Rolling Thunder Revue: The 1975 Live Recordings isimli bir boxset yayınlayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/martin-scorseseden-netflix-icin-bob-dylan-belgeseli/", "text": "Bu yıl yine Netflix aracılığıyla 140 milyon dolar bütçeli The Irishman adlı bir film yayınlayacak olan Scorsese'nin Netflix ile ikinci iş birliği de yeni Bob Dylan belgeseli olacak. Bob Dylan'ın 1975-1976 senelerinde çıktığı Rolling Thunder Revue turnesini konu alacak olan belgesel, Amerika'nın o yıllardaki siyasi ortamını da yansıtacak. Bob Dylan'ın son yıllarda kamera karşısında veya yazılı olarak röportaj vermeyi tercih etmediği biliniyor. Buna rağmen, Bob Dylan ile kamera karşısında yapılmış röportajların da filmde yer alacağı bilgisi doğrulandı. Ayrıca aynı turnede yer alan Joni Mitchell, Joan Baez, Patti Smith, Ringo Starr, Dennis Hopper, T-Bone Burnett, Allen Ginsberg ve Sam Shepard gibi isimlerin röportajlarına veya o dönemden görüntülerine de filmde rastlamamız muhtemel. Netflix tarafından kısmen belgesel, kısmen bir konser filmi, kısmen de ateşli hastayken görülen bir rüya olarak tanımlanan filmin yayın tarihi henüz açıklanmadı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mashrou-leila-sevim-kos-kos-dunya-kurtuluyor/", "text": "Üstelik isimleri kadar grup üyeleri de ilginç. Lübnanlı grubun vokalistliğini yapan abimiz Hamed Sinno, viyolonist Haig Papazian, bateride Carl Gerges, bas gitarcı İbrahim Badr ve gitarda Firas Abou Fakher. Hepsi birbirinden yetenekli beş bremen mızıkacıları... Elbette bitmedi, bir hayli de LGBTİ aktivistleri. Mashrou' Leila şarkılarında Lübnan'da ki buhrandan, iç savaştan, aşktan, seks ve cinsellikten, dinden, tarikattan yani gün içinde yaşadıklarından bahsediyor. Şarkılar ne kadar imgelerle doluysa, klipleri ve konser kayıtları da bir o kadar eğlenceli, keyifli, zıplamalı, kıvırmalı hani. Zira vokal abimiz şarkıları söylerken geniş uzun elbisesini çekiştiriyor bazen, klavyedeki ablamız mimikleriyle tatlı tatlı eşlik ediyor arada. Grubun geri kalanı ise bir sağa bir sola sallanıyor. Baya senkronize bi halde. Son albümlerini de inceleyince işte ben buna kaliteli müzik derim! diyor insan. 2013'te Babylon'a ve 2014'te Bronx'a olmak üzere 2 kere İstanbul'a gelen Mashrou' Leila belki yine gelir. Arapçanın naif bir dil olduğunu düşünmezdim mesela. Belki sevmeyi öğretememişte olabilirler. Oysa bir sevgiliye dünyayı kucaklayıp armağan etmek gibiymiş mesele. Tıpkı bu özel grubun yaptığı gibi. Kendilerini en iyi dillerinde ifade edebileceklerini söylemişler. Doğru da söylemişler. Hani bazı şarkıları dinlerken o dili bilmiyor olmanın önemi olmaz. Şu Gönül Yarası filmi, şu meşhur sahne gibi. Mashrou Leila'nın müziği sanki savaş, acı, iktidar düelloları, din çıkmazları ve körlükler dünyasında kazananı hatırlatıyor. Aşkı, aydınlığı, yaşamı... Yani yedi günde yaratılan dünyayı bir gece anlayabiliyor birden insan! Anlıyor ki kurtuluş sokak isminden fazlası. Bir kavağın dik duruşu, çarşafı dalgalandıran rüzgar, yaşamı imkanlı kılan ivme, o filmdeki şuh kadın, kadının ağzından çıkan kendi kısmına düşeni iyi yapıyorsun sen, gece!, cümlelere olan inanç, kurtarılabilirliğine inandığımız bir dünya! Ben müziğin gücüne inanıyorum, nekroze ruhlardan öbek öbek fışkıracak yaşama! Bu şarkıyla beraber kısa kesiyorum artık hikaye olsundu! Kitabın sonunda ahlar vahlar olmayacak, böyle güzelken şarkılar! Korkmadan, durmadan, sarıla sarıla, şilalay şilalay, irili ufaklı, elele, diz dize hemde. Dünya kurtulacak ve bi polarına sığabileceğiz seninle ey müzik!!!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/massive-attack-dönüyor-the-spoils-come-near-me-ve-dear-friend/", "text": "Daha elektronik müzik çığır açmamışken, Trip Hop'ı gümüş tepsiyle sunan, ilerleyen yıllarda adları neredeyse bir müzik alt türü olan Massive Attack, Holligoland albümünden sonra sessizliğe bürünmüştü. Geçtiğimiz aylarda Ritual Spirit adlı dört parçalık bir EP'yle sessizliğini bozan grup, muhtemelen yeni bir EP'ye dönüşecek üç parçayı, Fantom adlı, kendilerine ait bir akıllı telefon uygulaması üzerinden yayınladı. Aynı zamanda grup, Ritual Spirit albümünün ardından yıl bitmeden bir EP ve bir albüm yayınlayacağını duyurdu. The Spoils, Come Near Me ve Dear Friend ismindeki üç şarkı, muhtemelen grubun ikinci EP'sinde yer alacak. Şarkıları dinlemek için ise dinleyicilerin Fantom uygulamasını indirmesi gerekiyor. Fantom isimli iOS uygulaması; kullanıcının kalp atışlarından, günün saatinden, kameradan ve hareketten faydalanarak şarkıları yeniden düzenliyor. Kullanıcıların kişisel remiksleri, video eşliğinde Instagram veya Twitter'da paylaşılabiliyor veya Film Rulosuna kaydedilebiliyor. Kamerada görülenler ve kullanıcı hareketleriyle şarkıları değiştiren Fantom, günün zamanına göre şarkıları değiştirebiliyor. Örneğin öğlenden sonra saat 15:00'da ve akşam saat 22:00'da yapılan remiksler arasında farklar bulunuyor. Kalp atışları da yapılan remikslerde etkili olabiliyor. Ancak bunun için bir Apple Watch sahibi olmak gerekiyor. Massive Attack Fantom uygulaması iPhone 5s ve üstü modellerde çalışıyor. Ancak Apple Watch kadar fonksiyonlu kullanılamıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/massive-attack-yeni-ep-eutopia/", "text": "Massive Attack, dört yıl aradan sonra üç parçadan oluşan yeni EP'si Eutopia'yı YouTube üzerinden yayına aldı. Geçtiğimiz hafta içinde Robert Del Naja ve Massive Attack sosyal medya hesaplarında sürpriz bir şekilde duyurulan yeni EP, geçtiğimiz cuma günü Massive Attack'ın YouTube kanalı üzerinden yayınlandı. Climate Emergency, Tax Havens ve Ubi isimlerine sahip üç parçadan oluşan EP'de gruba aynı zamanda Young Fathers, Algiers ve Saul Williams'ın da eşlik ettiğini görüyoruz. Mini albümde ayrıca BM Paris İklim Anlaşması'nın yazarı Christiana Figueres, evrensel temel gelir teorisyeni Guy Standing ve Amerika'daki varlık vergisi politikasının arkasındaki profesör Gabriel Zucman'ın da üç parçada seslerini de duymamız mümkün. Tüm parçaları Mario Klingemann tarafından görselleştirilen yeni Massive Attack EP'sinde yer alan üç parçayı da aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mavi-isiklarin-solisti-nejat-toksoy-hayatini-kaybetti/", "text": "Mavi Işıklar'ın solisti ve kurucu üyesi Nejat Toksoy, yoğun bakımdaki uzun mücadelesinin ardından 73 yaşında hayata gözlerini yumdu. 60'lı ve 70'li yılların unutulmaz parçaları Helvacı ve İyi Düşün Taşın başta olmak üzere çok sayıda şarkısıyla hafızalara kazınan Mavi Işıklar'ın her daim güler yüzlü solisti Nejat Toksoy kanserle mücadelesini kaybetti. 11 Mayıs tarihinden beri yoğun bakımda olan Nejat Toksoy, 61 günlük yoğun bakım sürecinin sonunda geride hiç unutulmayacak onlarca şarkı bırakarak hayata veda etti. Nejat Toksoy'un cenazesi, 10 Temmuz 2019 Çarşamba günü Karacaahmet Şakirin camisinde kılınacak öğle namazını müteakiben Ihlamurkuyu Aile Kabristanı'na defnedilecek. 7 Eylül 1964 tarihinde kurulan Mavi Işıklar, Çetin ve Metin Yavuzdoğan kardeşler, Nejat Toksoy, Cihat Günaydın ve Zamir Manisa'dan oluşuyordu. 1964 yılında bir gazetenin çekilişine katılarak sahne alırlar ve çok beğenilirler. Grup üyelerinin hepsi de aynı tip kıyafet giymişler ve müziklerini Amerikan tarzı olarak belirlemişlerdir. Müzikleri geniş beğeni toplamış grup, ilk başlarda üniversitede okudukları için fazla hızlı yükselmek istemez ve sadece bir sinema salonunda küçük konserler verir. Ancak 1964 Aralık ayında, Hürriyet Gazetesi'nin tarihinde ilk defa düzenleyeceği Altın Mikrofon yarışmasına katılıp ikincilik ödülünü kazanırlar. Amerikan tarzıyla başlasalar da daha özgün bir hale gelerek batı müziği enstrümanları, tekniği ve tarzıyla Türkçe sözlü hafif müzik icra etmeye başlarlar. 1966 yılında Altın Mikrofon müzik yarışmasında tekrar ikinci olurlar. Yine bu yıl Ankara Rüzgarı'nın yanına üç İngilizce şarkı katılarak yapılan plak büyük ilgi çeker. Eleştirmenlerden tam not alır ve aranjman yönünden çok kuvvetli bulunur. Ankara Rüzgarı Beatles'ın Paperback Writerile liste başı olduğu, Marc Aryan, Peppino Di Capri ve Adamo tarafından parsellenen Top 10'a girmeyi başaran ender Türkçe şarkılardan biridir. Zaman zaman üyelerinde askerlik, yurt dışına gitme gibi nedenlerle değişiklikler olan Mavi Işıklar grubu pijamayla şarkı söyleme, yatak odalarını sahneye getirme gibi ilginçliklere de imza atarlar. Ancak grubun solisti Nejat Toksoy ile klavyecisi Metin Yavuzdoğan'ın aynı anda uzun süre vatani görev için gruptan ayrılmaları grubu yavaşlatır ve nihayet arabesk rüzgarının da etkisiyle müzik yaşamlarına nokta koyarlar. 1990 yılında tekrar bir araya gelen grup, 2000'li yıllarda da eski hayranlarının yanı sıra yeni hayranlarının da beğenisini toplayarak yoluna devam eder. 2011 yılında Kanal D ekranlarında yayınlanan Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisindeki baş karakterlerden biri olan Mete'nin İyi Düşün Taşın şarkısını söylemesi ile yeniden gündeme gelirler. Necati'nin söylediği Helvacı isimli parçaları da bir hayli ses getirmiştir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mavi-zebra-ile-akustik-zebra-albumunu-konustuk/", "text": "Alternatif sahnenin üretken isimlerinden Mavi Zebra ile yeni EP'si Akustik Zebra üzerine konuştuk. Yoğun bir şekilde çalışıyorum, zaman kaldıkça da müzik yapmaya çalışıyorum. İlk şarkım bittiğinde ve yayınlamak üzere olduğumda henüz aklımda herhangi bir isim yoktu ve kendi ismimi de kullanmak istemedim. Arkadaşlarla oturduk ve herkes bir isim ortaya atmaya başladı, hepsi elendikten sonra da Mavi Zebra geriye kaldı. Çok hızlı gelişti aslında, Mavi Zebra ismiyle de ilginç görsel fikirlerin ortaya çıkabileceğini düşündüm ve seçmiş oldum. Bu konuda çok dürüst olmak istiyorum. Türkiye'de insanlar akustik müziğe bayılıyor, ben de bir deneyeyim dedim. 🙂 Ama süreç içinde keyif almaya başladım ve şarkılara daha basit bir şekilde yaklaşmak, müziğin başka kısımlarına odaklanmamı sağladı. Özellikle Unutuyorum Seni şarkımı baya sevmeye başladım. Berk, tanıdığım insanlar arasında müzikal yaratım konusunda en çok güvendiğim ve saygı duyduğum insanlardan biri ve biz aslında liseden beri birlikte müzik yapıyoruz. Seeds of the Dandelion diye bir projemiz de vardı Türkçe müzik yapmaya başlamadan önce. Diğer işlerde de olduğu gibi, Akustik Zebra'nın oluşum sürecinde de ona 'Bak böyle bir şey var elimde' diye gösterdiğimde anında 'bak şu çok iyi gider' diye bir şey ekliyor ve çoğu zaman ilk fikrine bile bayılıyorum. Yaza 4-5 şarkılık bir EP yetiştirmeye çalışıyorum. Summer vibes! - RHCP Unlimited Love bütün albüm ama şu sıralar özellikle White Braids & Pillow Chair - Omar Apollo Invincible - berkcavdar SANDALYEMİ TUTMAYIN GERİ DÖNER MİYİM BİLMİYORUM - The Disctricts No Blood"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mavi-zebranin-dort-parcalik-yeni-epsi-kabullenmem-gerek-yayinda/", "text": "Indie, disco, funk türlerindeki üretimlerini Mavi Zebra adlı solo projesiyle paylaşan Aytuğ Erdil, Kabullenmem Gerek adlı yeni EP'sini, yayınladığı son parça Unutuyorum Seni ile dinleyicisiyle buluşturdu! Alternatif sahnenin üretken isimlerinden Mavi Zebra, daha önceden tekli olarak paylaştığı Kabullenmem Gerek, Bilmek İstemiyorum, Sonsuz Yaz parçalarıyla birlikte 12 Kasım tarihinde EP ile birlikte paylaştığı, EP'nin açılış parçası Unutuyorum Seni'yi tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Tür olarak diğer parçalarının aksine daha çok R&B ve indie pop sound'una yaklaşan ve enerjik bir atmosfer yaratmayı amaçlayan Mavi Zebra, dört parçadan oluşan EP'sini Unutuyorum Seni parçasıyla birlikte noktalayarak, yen üretimlerinin de habercisi oldu. Mavi Zebra'nın Kabullenmem Gerek adlı yeni EP'si, son teklisi Unutuyorum Seninin lyric videosuyla birlikte tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mavi-zebranin-yeni-epsinden-ikinci-teklisi-kafamin-icinde-yayinda/", "text": "Mavi Zebra'nın Sonumuz adlı üç şarkılık yeni EP'sinden ikinci teklisi Kafamın İçinde yayında. Alternatif sahnenin üretken ismi Mavi Zebra, yeni EP'sinden ilk yayınladığı yayınladığı Nerede Kalmıştık adlı parçasının ardından, Kafamın İçinde adlı ikinci teklisi ile üretimlerini dinleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Depresif ve melankolik notaların hakim olduğu yeni şarkının sözleri tempolu altyapıyı dengelerken, yetenekli şarkıcı ve söz yazarı hikaye anlatımına kaldığı yerden devam ediyor. Söz ve müziği Mavi Zebra'ya ait olan parçanın mastering'i Onur Tulum tarafından tamamlanırken, bas gitarda ve geri vokallerde Mavi Zebra'nın neredeyse tüm parçalarında beraber çalıştığı Berk Çavdar'ın ismini görüyoruz. Kapak fotoğrafı tasarımı Mavi Zebra'ya ait olan parçanın fotoğraf çekimleri ise Merjek Kreatif'ten Berkay Öktem tarafından gerçekleştirildi. Sonumuz adlı EP'nin aynı ismi taşıyan son teklisi ise 9 Aralık tarihinde dinleyicilere sunulacak. Kafamın İçinde şimdi Garaj Müzik etiketi ve BBI Music Co. ortaklığıyla tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mavi-zebranin-yeni-epsinden-ilk-teklisi-nerede-kalmistik-yayinda/", "text": "Mavi Zebra'nın üç farklı parçadan ve hikayeden oluşan yeni EP'sinden Nerede Kalmıştık adlı ilk teklisi Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. ortaklığıyla yayında! Alternatif sahneden Mavi Zebra, geçtiğimiz nisan ayında paylaştığı beş parçalık Akustik Zebra EP'si sonrasında müzik üretimlerine kaldığı yerden devam ediyor. Mavi Zebra, üç farklı hikayeyi anlattığı Sonumuz isimli yeni EP' sinden Nerede Kalmıştık adlı ilk teklisi 11 Kasım itibarıyla dijital platformlara servis etti. Sözleri aşık olmuş birinin ''o'' kişiden kurtulamayışını anlatan Mavi Zebra, Nerede Kalmıştık parçasında derdini, groovy ritimlerle dinleyicilere aktarıyor. Görsel dünyası Merjek Kreatif tarafından yaratılan Mavi Zebra'nın yeni EP'sinde promo fotoğraflar ise Berkay Öktem imzası taşıyor. Söz ve müziğini Aytuğ Erdil'in yarattığı parçanın bas, gitar, klavye ve back vokaller berkcavdar projesinden tanıdığımız Berk Çavdar'a ait. Şarkının mixing sürecini yine Aytuğ Erdil tamamlarken mastering'i ise Onur Tulum imzası taşıyor. Mavi Zebra'nın yeni teklisi Nerede Kalmıştık Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. ortaklığıyla tüm dijital platformlarda yayında. EP'den ikinci tekli Kafamın İçinde ise 25 Kasım tarihinde paylaşılacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mavi-zebranin-yeni-epsinden-son-teklisi-sonumuz-yayinda/", "text": "Mavi Zebra üç farklı şarkıdan oluşan EP'sinin hikaye anlatımını son teklisi Sonumuz ile sonlandırıyor. EP'nin üçüncü ve son teklisinde Mavi Zebra, üç şarkılık hikayeyi Sonumuz ile noktalıyor. Şu ana kadar Sonumuz EP'sindeki diğer parçalarda gitarı hep dengeli kullanan sanatçı, bu sefer gitarı daha güçlü ve kendinden emin bir şekilde kullanmayı tercih ediyor. Mavi Zebra, Sonumuz teklisinde temiz bir vokal ile o kişiyle birlikte geçirile vakitlerin değerini anlatıyor. Nerede Kalmıştık ve Kafamın İçinde teklileriyle daha hareketli bir sound yaratan Mavi Zebra, EP'yi son parçası olan Sonumuz ile dinginliğe sert bir geçiş yaparak sonlandırıyor. Sonumuz, EP'deki diğer şarkıların aksine daha sakin ve sanatçının iç sesiyle baş başa kaldığımız bir parça olarak karşımıza geliyor. EP'nin geri kalanında olduğu gibi Sonumuzda da söz ve müzik Mavi Zebra'ya ait iken; bas gitar, klavye back vokalde Berk Çavdar ismi geçiyor. Mastering'i ise Onur Tulum'un üstlendiği bu parçanın görsel dünyası Merjek Kreatif tarafından yaratılırken promo fotoğrafları Berkay Öktem imzası taşıyor. Mavi Zebra'nın yeni teklisi Sonumuz, Garaj Müzik etiketiyle ve BBI Music Co. ortaklığıyla tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/maximo-parktan-yilin-ikinci-epsi-by-the-riverside-geliyor/", "text": "İngiliz rock grubu Maximo Park, bu yılın ikinci EP'si By The Riverside'ı 1 Temmuz'da yayına alacak. 2000 yılında kurulan Maximo Park, diğer 2000ler indie-rock gruplarının aksine zamanın testini geçerek herkese hitap eden müziklerini yaratmaya devam ediyor. Maximo Park, bu sene yayınladığı Birleşik Krallık Albüm Listeleri'nde 2. sıraya ulaşan yeni albümleri Nature Always Wins ve Live From The Coast'tan sonra By The Riverside EP'sini 1 Temmuz'da yayınlayacak. Eski ve yeni şarkılarının canlı kaydedilmiş versiyonlarından oluşan beş parçalık By The Riverside, Newcastle'da The Riverside adlı bir mekanda kaydedilmiş. Partly Of My Making, Versions Of You ve Placeholder gibi tekliler yeni albümleri Nature Always Wins'e aitken, The Hero 2017 çıkışlı albümleri Risk To Exist'e, Our Velocity ise grubun çok sevilen ikinci albümleri Our Earthly Pleasures'a ait. By The Riverside teklisini merakla beklediğimiz bu süreçte grubun son EP'sini dinlemek isterseniz aşağıdaki linke bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/maynard-james-keenan-ikinci-covid-19-deneyimini-paylasti/", "text": "Maynard James Keenan, çok daha sert geçen ikinci COVID-19 deneyimlerini paylaştı. Tool, A Perfect Circle gibi grupların kurucusu Maynard James Keenan, ikinci COVID-19 deneyiminin ne kadar zorlu geçtiğini dün yapmış olduğu bir röportajda dinleyicilerle paylaştı. Keenan, ikinci COVID-19 savaşı ile ilgili olarak röportajda Çirkin mi çirkin. Nefes alamıyordum. Öksürük nöbetine girmeden iki kelimeyi zar zor bir araya getirebildim. şeklinde açıklamalarda bulundu. İlk kez Tool grubu ile Avustralya ve Yeni Zelanda'da COVID-19 ile temasta bulunan Keenan, kişiden kişiye farklılık gösterse de, kendi deneyiminden bahsederken sürecin ne kadar ağır olabildiğinin altını defalarca çizdi. Her ne kadar aşılama dönemi başlamış olsa da bütün dünyayı derinden etkileyen bu pandemi sürecine sonuna kadar hem kendimiz hem de etrafımızdakiler için dikkat etmemiz gerektiğine inanıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mazzy-star-kurucularindan-david-roback-yasamini-yitirdi/", "text": "California çıkışlı dream pop grubu Mazzy Star'ın Hope Sandoval ile birlikte kurucularından olan David Roback, 61 yaşında hayata gözlerini yumdu. 80'lerin ortasında kurduğu Rain Parade grubuyla bir albüm yayınlamasının ardından, gruptan ayrılan David Roback, Rainy Day ve Kendra Smith'le birlikte Opal grubunu hayata geçirdi. Opal ile bir albüm ve bir de EP yayınlayann Kendra Smith yerini Hope Sandoval bırakmasının ardından David Roback ile birlikte Mazzy Star hikayesini de resmen başlatmış oldu. İlk albümü She Hangs Brightly'yi 1990'da piyasaya süren Mazzy Star'ın en büyük hiti olan Fade Into You parçası ise 1993 yılında çıkardıkları So Tonight That I Might See albümünde yer aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/medar-i-iftiharimiz-islandmane-montreux-caz-festivalinden-odul/", "text": "Montreux Caz Festivali'nin bu sene başlattığı Montreux Jazz Talent Awards kapsamında Islandman, festivalin en iyi çıkış yapan grubu seçildi. Tolga Böyük, Erdem Başer ve Eralp Güven'den oluşan Islandman, şüphesiz ki live electronic performanslarıyla medar-ı iftiharımız. Montreux Caz Festivali'nden gelen davet ile Talent Awards serisinde bir konser veren grubu; aralarında Aloe Blacc, Richard Bona, Derrick Hodge ve Bugge Wesseltoft gibi alanında saygın müzisyenlerden oluşan jüri ve festivalin seçkin katılımcıları izledi. Islandman, jürinin oyları ile bu seneki En İyi Grup Ödülüne layık görüldü. Müziklerindeki psychedelic melodi ve formları, çeşitli müzikal coğrafyalardan aldıkları sesler ve elektronik ritimler ile birleştiren Islandman, ilk uzunçalar albümü Rest in Space'i 2017 senesinde Danimarka menşeli plak şirketi Music For Dreams etiketiyle yayınladı. Şu anda ikinci albüm çalışmalarına devam eden Islandman, ayrıca Avrupa ve Japonya turnesine hazırlanıyor. Islandman'in yakın zamanda İstanbul'daki en özel performansı ise şüphesiz 26 Ekim'de Akbank Caz Festivali kapsamında Moda Sahnesi'nde gerçekleşecek olan Islandman & Guests etkinliği. Islandman'in sahnesine gece boyunca elektro bağlamada Murat Ertel, vokallerde VeYasin, trompette Barış Demirel, trombonda ise Ekin Eti'nin konuk olacağı bu çok özel geceyi kaçırmayın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mehmet-capanin-kaleminden-the-new-generations-of-turkish-psychedelic-vol-1/", "text": "Klasik rock, progresif, saykedelik, Anadolu pop ve film müziği tutkunu Mehmet Çapan, Bir Baba Indie'ye konuk oldu. Bir paragrafta, geçtiğimiz sene, Ironhand Records tarafından yayınlanan The New Generation of Turkish Psychedelic Vol. 1 plağındaki şarkıları bir paragrafta değerlendirdi. 01. Yarımada Profesyonel: Dogmatik, antidemokratik ve militarist yönetimlere ve sistemlere, istenilen kadar düşüneceksin göndermesiyle ve finaldeki marş ritmiyleişte!, adeta siz busunuz! deniliyor. Harika. 02. irtifakaybediyoruz Lala's Song: Hüzün dolu yaşamını düşünen birini, durgun akan nehirde veya bir göle atılan taştan birbirini izleyerek, -sonsuza doğru- halkalar gibi kayıp giden duyguları, uzatılan notalarla ve tempoyla anlatılmış. 4. dakikada çok karamsarlığa kapılıp, bir kaos oluşmuş ruhunda; zehir içine akıyor. Belki de son verecek yaşamına. Sonraki bölümde yine bir yumuşama ve gülümseme var. İşte bu! Umut asla bitmez. 03. help! the captain threw up Floodgate: İyisiyle kötüsüyle tüm duygular, geçit töreni düzeniyle geçiyor önünüzden. Zil sesleri, adeta o geçişte başınıza dökülen konfetiler gibi. Ritimler bunu yansıtıyor ve yaşantınız yine karşınızda. 04. Balina Azim: Saf Rock/Trash soundundaki parçada kalın tonda bass gitar riffleri oldukça dominant; intro gibi başlayıp ana temayı da ele geçirmiş. Hoş ama fazla tekrar var. Parçanın uzunluğu sıkıcı. 2:27'de Death Metal vokali girecek sandım. Daha kısa olabilirdi. Sonrası The Alan Parsons Project Time parçasındaki akıcı, geçen zamanı düşündüren bir sound; dinlendirici. 3:15'te rölantiye alınmış bir arayış var. 5:18'de karamsar bir sound, yerini kısa geçişle yine muhteşem bir caz sounduna bırakıyor. Bu kısımda duygusal, haykıran gitar ve sıkı, kararlı davul kendini gösteriyor. . 06. Lopenstraat Hike: Uzun soluklu parça, ritüel davul vuruşlarıyla ve baygın çalan perdesiz bas, çatallı ve titrek gitar tonu, synth ve saksafon ile oluşturulan mistik ortamı sizi trans haline götürüyor. Bu kısımda Mevlevi dervişleri dönebilir. 6:39'da tempo artışıyla beraber duygu boşalması hissi doğuyor. 7:50'de progresif müziğe geçişle genişleyen sound da klavye, bas, ritim gitar ve davul özgürce ve birbirlerine uyumlu halde kendi melodilerini geçerken, çok seslilik kervanı oluşuyor. Bas ve klavye özellikle çok başarılı. 10.40'ta coşan bas ve saksafon solosu da çok seslilik kervanına bir renk daha veriyor. 12'33'ten sonra liderliği ele alan elektro gitar hoş ama tınısı fazla şehirli; daha oryantal olmalıydı ve biraz daha melodik çeşitlilik göstermeliydi. Parça çok iyi ve bence albümün en iyisi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mehmet-şenol-yazdı-riverside-love-fear-and-the-time-machine/", "text": "Riverside'ın 2015 albümü Love, Fear and the Time Machine, son dönemde dinlediğim en iyi prog-rock albümü. Çok emek vermiş Duda ve arkadaşları, belli. İkili albüm yapmışlar. Toplamda 15 parça var; tümü Mariusz Duda'nın. Riverside'ın yeri elbette bambaşka. İkinci albümlerinden beri bir arada olan 4 arkadaş artık Prog-Rock sevenlerin ezbere bildiği isimler arasında. Love, Fear and the Time Machine, grubun 6. stüdyo albümü. Diğerlerine göre daha pozitif, daha iyimser bir albüm. Duda, Riverside'ın alametifarikası olan melankoliyi ve nostaljiyi yine koruyor ama bu albümde biraz daha felsefi konulara da girmiş. Zurnanın zırt dediği yer de bu felsefi mevzu... Albüm'ün konusu dönüşüm... İnsanlar hayatlarının bir döneminde çok önemli bir karar anıyla baş başa kalırlar: Önemli bir değişime, hayatlarını değiştirmeye karar verme anı... Kendimiz bunu yapmak zorunda hissettiğimizde bize ne olur? Bir yanda değişimin cazip, çağıran heyecanlı büyüsü... Diğer yanda bir bilinmezliğe girmenin ürküntüsü, korkusu... Geriye bakış, ileriye bakış... Kafamız bu kritik dönemde bunlarla meşguldür hep. Ve kararı verdiğimiz anda işe kaybederek başlarız. Bir insanı, bir yaşamı, bir işi... Albüm de Lost şarkısıyla başlıyor Found şarkısıyla bitiyor. Kaybederiz, zorlu bir süreç başlar bizim için. Ama sonunda daha iyi ve daha değerli bir şeyi buluruz, yeniden doğarız. Çok uzatmayayım... Prog rock'un dibine vurmuşlar albümde. Kahramanımızın dönüşümü de daha umutlu, daha pozitif olmuş albüm boyunca. Albümü Öz-Yardım Kitabı olarak niteliyor Duda; Yaşamınızı nasıl değiştirirsiniz? Nasıl daha iyi bir insan olursunuz? Kabuğunda yaşayan kahramanımız, biraz da bu içe dönük yaşamdan bıkmış ve mutlu olmak istiyor. Değişim başladı, bir sonraki adımda ne olacak bakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mekan-farklı-anlatıcı-aynı-seretan-transference/", "text": "Müzik hakkında konuşmak da yazmakta aslında çok zordur. Bir insana enstrümantal bir parça dinletin ve duyduğu sesleri size anlatmasını isteyin; suratında sıklıkla beliren çaresiz ifade, müziği kelimelerle ifade etmeye çalışmanın zorluğunu yansıtacaktır. Tabii, eninde sonunda kişi duyduğu seslere karşılık geldiğini düşündüğü birkaç kelime bulur. Ancak, bu kelimeler en iyi ihtimalle duyulan sesin fiziksel özelliklerini kabaca betimleyecektir. Duyulan müziği tam olarak kelimelere dökmenin imkansızlığı müzik konulu iletişimi de oldukça zorlaştırmaktadır. Bu sebepten, benzetme ve karşılaştırma yapmak müzikten bahseden insanın sıklıkla kullandığı yöntemlerdir. Ben de belli bir müzik üzerine konuşurken veya yazarken, özellikle zorlandığım noktalarda, bahsettiğim müziği müzik türleriyle ya da başka müziklerle sıklıkla ilişkilendiriyorum. Ancak, Özcan Ertek'in projesi Seretan'dan bahsederken kestirme yollara sapma imkanım pek olmuyor. Seretan'ın müziği bana bariz bir şekilde daha önce dinlediğim hiçbir şeyi hatırlatmıyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan Transference kısaçalarını ilk dinleyişimde de kendimi daha önce bulunmadığım bir mekanda hissetim. Anlamakta ve anlatmakta zorlandığım noktada ise, kendimi daha derine dalmaya hazır halde buldum. Geçen yılın Live In Dreams kısaçalarını takip eden Transference gösteriyor ki, Ertek, sesle oluşturulmuş, benzerine rastlanmayan ortamlar yaratma konusunda oldukça yetenekli. Her ne kadar Live In Dreams'deki üslup Transference'te tekrar karşımıza çıkıyor olsa da, iki kısaçalar birbirinden çok farklı iki dünya. Öyle ki, bu durum bana en azından karşılaştırma yapma imkanı sağlıyor: İkisi de Selim Hex tarafında tasarlanmış albüm kapaklarının beni yönlendirmesine izin verirsem, Live In Dreams su altında geçiyorsa, Transference toprağın hemen üstünde; Live In Dreams ne kadar parlak tonlara ve havaya sahipse, Transference o kadar karanlık ve yoğun; Live In Dreams ne kadar durumsal ise, Transference da o kadar anlatımsal. Dinleme deneyimi bakımından özellikle son nokta benim için Transference'in en belirleyici özelliği. Kısaçalardaki dört parçanın hepsinde bulunduğunu hissettiğim bir anlatıcı eşliğinde, kendimi, form özelliklerine ve belli anlara odaklanmak yerine, akışı takip ederken buluyorum. Açılış parçası Sparks'ın ifadesi güçlü bas melodisi ve sürekliliğini koruyan drum machine vuruşları anlatıyı durumdan duruma sürüklüyor. Sürekli değişen sesler bütünlüğü, her yeni öğesiyle tahmin edilemez olmasına rağmen, kendi ahengini korumayı başarıyor. Bu da parçanın doğal bir şekilde dinamik olmasını sağlıyor. Yine bir Live In Dreams karşılaştırması: Live In Dreams'deki parçalar bende zaman zaman nefes alan, canlı organizmalar hissiyatı yaratmıştı; Transference'de ise bu canlılık daha geniş ölçüde, günlük hayatın işleyişi ruhunda. Bunun nedeni sokak gürültülerine benzeyen seslerin varlığı olabilir. Sparks'ın bas melodisinin bir hayalet gibi kendisini göstermeden hissettirdiği Transference ise, kısaçalara adını vermesinden anlaşılabileceği gibi, kısaçaların genel karanlık ruhunu ve süreçte bulunma halini en fazla temsil eden parça. Parçanın ortasında kadar muhafaza edilen gerilimin, dört notaya sahip, basit melodinin girişiyle çözülmesi tüm EP'nin kuşkusuz en dramatik anı. Bu arada bahsettiğim melodinin klasik melodi anlayışına en fazla yaklaşmış olan Seretan teması olduğunu belirtmeden de geçemeyeceğim. Parçayı açan seslerin bu melodiden hemen önce tekrar beliriyor olması da ayrı hoşuma gitti. Slippin Away kendinden önce gelen iki parçanın ardından çok daha agresif ve yoğun bir parça. Her ne kadar kısaçaların ilk üç parçası birbirine oldukça bağlı olsa da, gitgide yoğunlaşan ve koyulaşan sound Slipping Away'i, ve genel olarak Transference EP'sini, sonlara doğru boğucu bir hale sokuyor. Neyse ki nefes nefese gelinen noktada Everlasting soluklanma sağlıyor. Şarkının arpejleri ilk çocukluk dönemimden hayal meyal hatırlıyor olabileceğim sesleri aklıma getirirken, fısıltıların Transference'in hayalet anlatıcısına ait olduğunu düşünüyorum. Özcan Ertek, Seretan projesiyle yayınladığı kısaçalarla birbirinden çok farklı iki evren yaratıyor. Özellikle Transference, baştan sona yakalanan bütünlüğüyle olay örgüsüne sahip bir hikaye gibi. Kendi zamanıyla bağının eksik olmadığı da hissediliyor; bu anlamda güncel bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Transference'in kaçacak yer bırakmayan yapısıyla ne kadar başa çıkabilirsiniz bilmem. Bu kısaçalarda esas amacın keyif vermek olmadığı çok belli. Daha ziyade, keşfetmek ve yolculuğa çıkmak için bir fırsat sunuyor. Bu fırsatı kaçırmayın derim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melankoliklerin-intikami-midlake/", "text": "Uzun bir aradan bu yana sesi soluğu çıkmayan Midlake, sonunda The Courage of Others adlı yeni albümünü çıkardı. The Courage of Others albümü toplam 11 parçadan oluşuyor. Albüme gelmeden önce bandı birazcık başa alalım ve Midlake'i bilmeyenler için bir tarif yapalım. Midlake aslen taş gibi bir slowcore grubudur. Yeterince melodik bir gruptur. Misal Midlake seven kişi, Songs: Ohia da sever, tersi de geçerli tabi. Yani Songs: Ohia'nın yaptığı müziği aklınızda tutun, sonra ona epeyce bir Jethro Tull ekleyin çünkü bol bol yan flüt kullanmaktalar. İşte o müzik Midlake'in müziğe yakın bir müziktir. Yeni albümlerine geçecek olursam; şu ana kadar yaptıkları en karanlık, en melankolik iş diyebilirim. Hani albümü bitirdiğinizde hala aynı mutlulukla hayata devam edebiliyorsan, sen ya bu hayatı çözmüşsündür ya da yoga falan yapıyorsundur. Başka bir ihtimal olduğunu düşünmek istemiyorum. Albüm bittiğinde hayata şöyle okkalı bir küfür ettiğimi biliyorum. Albümü daha çok analiz etmek istiyorum, farklı kelimelerle anlatmak istiyorum ama inanın bu albümü anlatacak kelimeler o kadar az ki. Olabilecekleri de yazdım zaten. Açıkçası bu kadarını ben de beklemiyordum. Melankoliklerin intikamı kesinlikle çok fena olmuş! Bu albümü dinlemeni şiddetle tavsiye edilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melike-sahin-ve-hakan-tasiyandan-surpriz-is-birligi/", "text": "Melike Şahin ve arabesk müziğin bir dönemine damga vurmuş ismi Hakan Taşıyan'dan sürpriz bir düet geldi. Kilitli Kapılar Açılsa video klibiyle birlikte yayında. Bu yıl içinde yayınladığı Geri Ver adlı parça sonrasında Melike Şahin, Hakan Taşıyan ile yaptığı sürpriz bir düetle tekrar karşımızda. Sözleri Melike Şahin'e ait olan parçanın bestesi Ahmet Ali Arslan'a ait. Düzenlemesinde Melike Şahin, Ahmet Ali Arslan, Ozan Sarohan ve Ozan Kısaparmak'ın isimlerini gördüğümüz parça, video klibiyle birlikte bugün Sony Music etiketiyle yayına alındı. Erekli Tunç ve Şen Bakkal Stüdyoları'ndaki yapılan kayıtlar esnasında çekilen siyah beyaz performans görüntülerinden oluşan parçanın video klibinin yönetmenliğini ise Melih Kun üstlendi. Parçada aynı zamanda Ahmet Ali Arslan, Ozan Sarohan ve Ozan Kısaparmak'ın imzası bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-danismend-alti-senenin-ardidan-yeni-sarkisini-yayinladi/", "text": "Şarkıcı ve söz yazarı Melis Danişmend, altı yıl aradan sonra yeni teklisiyle müziğini üretmeye devam ediyor. En son 2016'da yayınladığı son albümü Ve Ev'in ardından farklı sanatçılarla düet yapmak dışında müzikal olarak üretim yapmayan Melis Danişmend'den sözleri sorgulama dolu yeni bir şarkı geldi. Neden? şarksının künyesi oldukça kalabalık. Şarkının sözleri, Danişmend imzası taşırken bestede Erkin Peprek'in ismini görüyoruz. Neden? parçasının prodüktörlüğünü ve düzenlemesini Burak Güven yapıyor. Yeni şarkım Neden?'in kapağı. Hikayesi çok özel. Tuana Ekmekçioğlu bu portreyi çizdiğinde 13 yaşındaydı. Yıl 2003'tü. Beyoğlu Dulcinea'nın alt katındaki 5 Kadın 200 Yüz adlı sergide gördüğümde bayılmıştım. O sergiden -biri Tuana'nınki olmak üzere- dört portre aldım. Yıllar içerisinde taşınırken benimle birlikte seyahat ettiler, evlerimin duvarlarını süslediler. 13 yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasına, resmin naifliğine, hüznüne ve renklerine her zaman bayıldım. Melis Danişmend'in sakin ve hüzünlü bir altyapıya sahip olan Neden? şarkısını dinlemek için aşağıdaki linklerden yararlanabilirsiniz. Neden?'in bir de bu akşam 21.00'de yayınlanacak bir video klibi var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-dan-modernitenin-sikisikligina-rest-kurmaca/", "text": "Alternatif sahnenin üretken seslerinden Melis Karaduman'ın 25 Şubat'ta yayınlanacak SENSUS isimli yeni EP'sinden Kurmaca adlı ilk teklisi tüm dijital platformlarda Garaj Müzik etiketiyle yayında! Melis Karaduman, öncü teklisi Kurmaca ile yeni EP'sinin ipuçlarını veriyor. Şarkısında modern yaşam içinde sıkışıp kalanların hikayesini anlatan Karaduman, hepimizi böyle bir simülasyonda kalmak isteyip istemediğimize dair bir sorgulamaya davet ediyor. Kurmaca ile kabuklardan sıyrılmanın manifestosunu yazan Karaduman; özgün tarzını güçlü bir altyapıyla vurguluyor. Sanatçının söz yazarlığındaki hünerini SENSUS'da bir kez daha göreceğiz. Sözü ve müziği Melis Karaduman'a ait olan Kurmaca'nın prodüktör koltuğunda Yaşar Görkem Arslan otururken mastering'ini ise Onur Tulum üstlendi. Kurmaca'nın kapak fotoğrafı ve parçanın dikey boyutta çekilen video klibi ise Damla Es'e ait. Garaj Müzik etiketiyle yayınlanan tekli ve EP'nin yapım yönetimini ise müzikmentor ve BBI Music Co. üstleniyor. Dikey formatta hazırlanan video klip ise bizi alışılmış görsel dünyanın dışına çıkararak yeni bir deneyimle baş başa bırakıyor. Kurmaca, 11 Şubat itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-in-yeni-teklisi-yanar-video-klibi-ile-yayinda/", "text": "Melis Karaduman'ın yeni teklisi Yanar yayında! Daha önce yayınladığı teklilerle birçok farklı noktaya dokunarak çok yönlü bir müzik diline sahip olduğunu kanıtlayan Melis Karaduman, yeni teklisi 'Yanar' ile değinmediği yeni noktalara değiniyor. Gelecek kaygısından, toplumsal olarak yaşanılan deneyimlerden ve kolektif hayallerden beslenerek hazırlanan tekli ile sanatçı, hepimizin zaman zaman hissettiği hisleri duygu yüklü bir ses tonuyla dile getiriyor. Yanar ile daha önceki teklilerinden farklı bir sound'a kayarak modern pop tınılarını diskografisine ekleyen sanatçı, dinamik bir yapı yakalarken şarkının hisli özünü korumayı başarıyor. Söz ve müziği kendisine ait olan teklinin prodüktör koltuğunda ve mix ve mastering'inde ise Yaşar Görkem Arslan bulunuyor. Video klibin kreatif dünyası Merjek Kreatif tarafından hazırlanırken, Berkay Öktem yönetmenliğinde Stüdyo Sumo'da çekildi. Melis Karaduman'a klip boyunca özel koreografileriyle İldeniz Akbulut, Kazım Can Gelir, Mehmet Ali Gül ve Müge Işık eşlik etti. Melis Karaduman'ın BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı yeni teklisi 'Yanar'ı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-ve-brayden-tabakian-ortakligindan-yeni-tekli-anymore/", "text": "Melis Karaduman ve Brayden Tabakian ortaklığından Anymore adlı yeni tekli BBI Music Co. & Universal iş birliğiyle yayında! Müzik sahnemizin yükselen isimlerinden Melis Karaduman, TikTok'ta çektiği müzik ve eğlence videolarıyla hayran kitlesini genişleten, davulculuğunun ve söz yazarlığının yanında modelliğiyle de tanınan Amerikalı Brayden Tabakian iş birliğinden yeni bir single çalışması geldi. Geçtiğimiz haziran ayında İstanbul ve Ankara'da verdiği konserlerle dinleyenleriyle buluşan Brayden Tabakian, ilk albümü için çalışmalarını sürdüren Melis Karaduman ile Anymore isimli sürpriz bir çalışmaya imza attı. Sözü, bestesi Karaduman ve Tabakian'a ait olan parçanın prodüktör koltuğunda Orçun Ayata oturuyor. Parçanın mix'i yine Orçun Ayata imzası taşırken, mastering'te ise Güvenç Ersoysal ismini görüyoruz. Kayıtları Anıl Ulusoy tarafından Rooms Studio'da gerçekleşen şarkı Universal Music Turkey & BBI Music Co. iş birliğiyle şimdi tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-ve-canay-dogan-in-8-mart-mesaji-kadin/", "text": "Melis Karaduman ve Canay Doğan'ı, 5 kadın müzisyenle birlikte bir kez daha bir araya getiren Kadın parçası 8 Mart tarihinde yayınlandı! Melis Karaduman ve Canay Doğan'ın yeni şarkısı Kadın, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların her alanda yaşadığı sayısız problemi ve birçok farklı tehlikeyi içten bir şekilde anlatan bir şiir. Kadınların hayatın her alanında ve her saniyesinde yaşadığı cinsiyet bazlı sorunları en doğru ve saydam şekliyle ele alan Kadın, aynı zamanda daha yaşanılabilir bir hayat oluşturmak için yetenekli sanatçıların yarattığı bir yaşam çağrısı olarak karşımıza çıkıyor. Alternatif sahnenin özgün sesleri Melis Karaduman ve Canay Doğan'a şarkı boyunca kendi alanlarında oldukça yetenekli isimler de eşlik ediyor. Söz ve müziği Canay Doğan ve Melis Karaduman'a ait olan bu şarkının enstrümantal altyapısında trompetiyle Dilan Balkay'ı, gitarıyla Dilara Çivici'yi, bas gitarıyla Seçil Bingöl'ü, klavyede Sena Nur Gül'ü, davulda Leyan Senay'ı dinleme şansı elde ediyoruz. Kaan Arslan prodüktörlüğünde hazırlanan parçanın müzikal yapısında da kadın temsiliyetinin öne çıktığı Kadın şarkısı, kadınların kaygılarını ve hayatta kalma taleplerini didaktik olmayan bir perspektifle anlatarak güçlü bir şarkı ve dışavurum olarak karşımıza çıkıyor. Kadın şarkısının klibi, 7 Mart'ta netd müzik'te yayınlandı. Klibin yönetmen koltuğunda Utku Atalay otururken Ömer Arslan görüntü yönetmenliğinde sanatçılara eşlik etti. Kadın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde tüm dijital platformlarda video klibiyle birlikte yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-ve-canay-dogandan-ilk-tekli-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin yeni nesil isimlerden Melis Karaduman ve Canay Doğan'ın ilk ortak çalışması Ben de Biraz Deliyim dinleyiciyle buluştu. Yeni nesil şarkıcı, söz yazarlarından Melis Karaduman ve Canay Doğan, ilk ortak çalışması Ben de Biraz Deliyim'i 8 Ocak tarihinde Avrupa Müzik etiketiyle yayınladı. İlk olarak sosyal medya üzerinden yayınladıkları cover parçalarla dikkatleri çekmeye başlayan Melis Karaduman ve Canay Doğan yaklaşık dört yıldır birlikte müzik yapıyor. Geçtiğimiz sene yoğunlaştıkları, ortak ve solo projeleriyle birlikte iki genç müzisyen, cover parçaların yanı sıra kendi bestelerini de düzenli bir şekilde dinleyiciye sunmaya hazırlanıyor. İlk teklileri Ben de Biraz Deliyimi yayınlayarak bu sürece başlayan Melis ve Canay, parçanın her gün farklı hissetmenin yarattığı içsel baskıyı normalleştirmek ve herkesin duygu değişimleri yaşadığını kabul edebilmesi adına hazırlanan bir parça olduğundan bahsediyor. Prodüktörlüğünü Peace of Mind'ın üstlendiği parçanın video klibi ise Berkay Öktem tarafından çekildi. Melis ve Canay'ın yeni teklisi Ben de Biraz Deliyime aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-ve-canay-doganin-ikinci-ortak-teklisi-yok-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin yeni nesil isimlerinden Melis Karaduman ve Canay Doğan, yeni ortak teklisi Yoku tüm dijital platformlarda yayınladı. Melis Karaduman ve Canay Doğan, yaptıkları cover parçaların ardından ilk olarak geçtiğimiz ocak ayında Ben de Biraz Deliyim ile dinleyiciyle buluşmuştu. Çıkış parçalarının ardından solo olarak birer parça yayınlayan Melis ve Canay, ortak projeleri için yeniden bir araya gelerek Yok adlı yeni teklisini Avrupa Müzik etiketiyle dinleyiciye sundu. İlk ortak parçanın aksine synth'lerin daha yoğun olarak kullanıldığı Yok isimli yeni teklinin prodüktörlüğünü Eskişehirli synthwave ikilisi Saturn Bar'dan Bilal Subaşı üstlenirken, parçanın artwork illüstrasyonunda ise İrem Aysu imzası bulunuyor. Melis Karaduman ve Canay Doğan'ın yeni teklisi Yoka ve Berkay Öktem tarafından yönetilen video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karaduman-ve-veys-colak-is-birligi-tek-basima/", "text": "Alternatif sahnenin bu yıl çıkış yapan isimlerinden Melis Karaduman ve Veys Çolak iş birliğinden Tek Başıma adlı yeni akustik tekli dinleyiciyle buluştu! Bu yıl içinde, sözü ve müziği kendine ait olan parçalarını yayınlamaya başlayan Melis Karaduman, son zamanlarda solo olarak ürettiği alternatif pop parçalarıyla ve birçok müzisyene sahnede ve stüdyoda gitarıyla eşlik etmesiyle tanıdığımız Veys Çolak iş birliğinden yeni bir akustik tekli geldi. Tek Başıma adlı yeni tekli öncesinde Melis Karaduman, 30 Ağustos tarihinde Zamansız parçasını, Veys Çolak ise ülkemizin değerli gitar virtüözlerinden Akın Eldes iş birliğiyle Yan teklisini BBI Music Co. etiketiyle dinleyiciyle buluşturmuştu. Sözü ve müziği Melis Karaduman'a ait olan, Veys Çolak'ın kendi yazdığı sözlere akustik gitarıyla ve vokaliyle eşlik ettiği Tek Başıma adlı yeni akustik tekli 10 Eylül tarihi itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumandan-album-oncesi-son-perde/", "text": "Alternatif sahnenin genç ve özgün isimlerinden Melis Karaduman, ilk albümü öncesinde Son Perde adlı son teklisini yayınladı. Geçtiğimiz mart ayında Mehmet Güreli ile seslendirdiği Kolay mı? parçasından sonra üretimlerine hız kesmeden devam eden başarılı sanatçı Melis Karaduman yeni teklisi ile yeniden dinleyenleriyle buluşuyor. Melis Karaduman'ın 2023 yılında yayınlamaya başlayacağı ilk uzunçalar parçalarının öncesindeki son tekli olma özelliği taşıyan Son Perde'nin sözü ve müziği ise sanatçının kendisine ait. Prodüktör koltuğunda son parçalarında olduğu gibi yine Kaan Arslan'ın yer aldığı yeni parçanın görsel dünyası ise Merjek Kreatif ve Melis Karaduman tarafından oluşturuldu. Şarkının fotoğrafları ise Berkay Öktem ve Ahmet Emre Saka imzası taşıyor. Yapım yönetmenliğini 3 Nisan tarihinde kaybettiğimiz gazeteci, yazar Tolga Akyıldız'ın üstlendiği Son Perde ayrıca, Akyıldız'ın yeni nesil genç müzisyenlerle yaptığı son yapım projelerinden biriydi. Bu sene yayınlayacağı albüm öncesinde Melis Karaduman'ın Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle yayınladığı teklisi Son Perde ile son oyunun son perdesini izliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumandan-yeni-bir-isyan-manifestosu-sensus/", "text": "Melis Karaduman'ın 3 şarkılık yeni EP'si SENSUS, Garaj Müzik etiketiyle 25 Şubat'ta tüm dijital platformlarda yayınlandı! Önceki çalışmalarında iç çatışmalarını melankolik bir vokalle anlatmayı tercih eden Melis Karaduman, adeta kabuk değiştirerek hazırladığı isyan manifestosunun ayak seslerini duyurmaya başlıyor. EP'sinde daha önce göstermediği mücadeleci yönünü öne çıkaran sanatçı; sözleriyle modern yaşamın belirsizliklerine, girdaplarına meydan okuyor. SENSUS'ta yer alan 3 şarkının dinleyenlere 3 farklı hikaye anlatışına tanıklık ettiğimiz, sözü, müziği Melis Karaduman'a ait EP'nin fotoğrafları Damla Es'in objektifinden çıkarken, makyaj ve styling'i ise Simden Taş imzası taşıyor. Geçtiğimiz haftalarda paylaşılan Kurmaca parçasının Damla Es tarafından çekilen dikey boyutta çekilen video klibini aşağıdan izleyebilirsiniz. Ayrıca EP'nin ikinci video klip çalışması ise 2 Mart Çarşamba saat 12:00'da Zehrini At parçasına geleceğini de not düşelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumanin-ilk-solo-teklisi-anda-yayinda/", "text": "Alternatif sahnede, son dönemin dikkat çeken isimlerinden Melis Karaduman'ın solo olarak paylaştığı Anda adlı ilk teklisi yayında! Yeni nesil şarkıcı ve söz yazarlarından Melis Karaduman, 8 Ocak tarihinde Canay Doğan ile birlikte yayınladığı ilk ortak tekli Ben de Biraz Deliyim ve yerli rap sahnesinden No.1'in Kron1k albümünde yer alacak Kör parçasıyla son dönemde dikkatleri çekmişti. Melis Karaduman ortak çalışmalarının ardından solo olarak ilk teklisi Anda'yı dinleyiciyle buluşturdu. Kendi parçalarını yayınlamaya başlamadan önce sosyal medya üzerinden paylaştığı cover parçalarla dikkatleri çeken Melis Karaduman, geçtiğimiz yıl yoğunlaştığı kendi bestelerini paylaşmaya devam ediyor. Solo olarak ilk teklisi olan Anda 19 Mart tarihinde Avrupa Müzik etiketiyle yayınlandı. Günlük hayatın kaosunda içinde, bulunduğumuz andan uzaklaşmaktan yakınan Melis Karaduman, Anda parçasıyla yalnızlığında bulduğu sakinliğe ve huzura dikkat çekmek istiyor. Kendini en doğal ve samimi cümleleriyle açıklıyor ve dinleyicileri bu dünyaya davet ediyor. Melis Karaduman'ın yeni teklisi Anda'nın Berkay Öktem yönetmenliğinde çekilen video klibine ve parçaya aşağıdan ulaşabilirisiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumanin-kendisiyle-yuzlestigi-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Melis Karaduman, yeni teklisi Yüzleş ile kendi düşüncelerine kulak veriyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınladığı Sensus EP'si ile modern yaşama karşı hazırladığı isyan manifestosunu yeni üretimleriyle bireyselleştiren Melis Karaduman, yeni teklisi Yüzleş'in izolasyon sürecinde yazıldığını söylüyor. Sözü ve müziği Melis Karaduman'a ait olan parçada renkli bir altyapı, his yüklü şarkı sözleriyle buluşuyor. Daha önce Canay Doğan ile çıkardığı Kadın şarkısında da prodüktör koltuğunda oturan Kaan Arslan, Melis'e Yüzleş'te eşlik ediyor. Yüzleş'in görsel dünyasını ise çektiği fotoğraflarla Berkay Öktem, çizimleriyle de Neda Mamo oluşturuyor. Melis Karaduman'ın yeni teklisi Yüzleş'i dinlemek için aşağıdaki linklerden yararlanabilirsiniz. Melis, 22 Mayıs'ta Eren Alıcı ve Dilan Balkay ile Bir Baba Indie'nin sunduğu Bi' Sahne, Bi' Sohbet etkinliğinde sahne alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumanin-yeni-parcasi-maske-yayinda/", "text": "Pop ve R&B'nin sınırlarını zorlayan, yeni nesil şarkıcı, şarkı yazarı Melis Karaduman, solo projesiyle Maske adlı yeni teklisini video klibiyle birlikte yayınladı. Bu yılın başından beri üretimlerini yayınlayan genç şarkıcı, şarkı yazarı Melis Karaduman, kendi iç çatışmalarını ve melankolik dünyasını şarkılarına taşımaya devam ediyor. Maske şarkısıyla toplumun üzerinde oluşturulan baskıyı ve önüne konulan kalıpları kırmaya çalışan Karaduman, insanların yüzüne taktığı maskeleri eleştirirken, kendisinin bunu başaramayacağını ve en yakınındaki kişilerin de ona tekme atması yerine yanında olmasını istiyor. Melis Karaduman'ın birçok parçasında olduğu gibi yine prodüktör koltuğunda Yaşar Görkem Arslan yer alırken, mastering'i ise Onur Tulum imzası taşıyor. Ege Bölgesi'nin doğal güzellikleriyle ünlü tatil beldeleri Fethiye, Selimiye'den görüntülerin kullanıldığı, Berkay Öktem tarafından çekilen video klibin yönetmen koltuğunda ise Berkay Öktem ile birlikte Melis Karaduman'ı da görüyoruz. BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan parçaya ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumanin-yeni-teklisi-bizdenbaska-yayinda/", "text": "Melis Karaduman'ın yeni teklisi bizdenbaşka. tüm dijital platformlarda yayında! Alternatif sahnenin ilgi çekici ve üretken isimlerinden Melis Karaduman, yeni teklisi bizdenbaşka. ile ikili romantik ilişkilere dair en öznel ve eşsiz anları topluyor. Yetenekli şarkıcı ve söz yazarı, yeni teklisinde temiz vokalini sakin bir altyapıyla birleştiriyor. Son yayınladığı teklisi Yanar ile çok yönlü bir müzik diline sahip olduğunu kanıtlayan sanatçı, bu kez de bizdenbaşka. parçasıyla konu edindiği toplumsal olayların ekseninden biraz kayıp özel ve modern bir serenat olarak karşımıza çıkıyor. Söz ve müziği Melis Karaduman'a ait olan şarkının prodüksiyon koltuğunda ise Kaan Arslan otuyor. bizdenbaşka.'nın görsel dünyası Merjek Kreatif tarafından SumoHub stüdyolarında yaratılırken, promo fotoğrafları ise Berkay Öktem ve Ahmet Emre Saka imzası taşıyor. Melis Karaduman'ın yeni teklisi bizdenbaşka., Garaj Müzik etiketi ve BBI Music Co. iş birliğiyle yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumanin-yeni-teklisi-yoklugunun-gercegi-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin üretken ve özgün isimlerinden Melis Karaduman, geçtiğimiz aylarda yayınlamış olduğu büyük beğeni toplayan bizdenbaşka. teklisinin ardından Yokluğunun Gerçeği adlı parçasıyla üretimlerine hız kesmeden devam ediyor. Sanatçı, yeni teklisini ''Bir hikayenin sonunun geldiğini anladığımda bu sona hiç hazır hissetmediğim bir an'a yazıldı sözleriyle anlatıyor. Parçanın sözleri Melis Karaduman ve Kaan Arslan tarafından yazılırken, yeni teklinin prodüktör koltuğunda ise tekrardan Kaan Arslan görev alıyor. Melis Karaduman'ın yeni teklisinin görsel dünyası Merjek Kreatif ve Melis Karaduman tarafından SumoHub stüdyolarında yaratılırken, promosyon fotoğrafları ise Berkay Öktem ve Ahmet Emre Saka damgası taşıyor. Melis Karaduman'ın 2023 yılındaki ilk teklisi Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle beraber tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-karadumanin-yeni-teklisi-zamansiz-video-klibiyle-yayinda/", "text": "Genç şarkıcı, şarkı yazarı Melis Karaduman, solo projesi ile yeni teklisi Zamansızı yayınladı. Melis Karaduman, pop ve R&B sınırlarını zorlayan adlı, Zamansız yeni parçasını BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Prodüktörlüğünü Yaşar Görkem Arslan'ın üstlendiği yeni parça, sanatçının hayatını sorgulamaya devam ettiği, zamansızlığın önemine vurgu yaptığı beşinci teklisi olma özelliği taşıyor. Berkay Öktem ve Alço Oğuz tarafından çekilen video klibiyle birlikte yayınlanan Zamansız teklisi öncesinde Melis Karaduman, geçtiğimiz mart ayında Türkçe rap sahnesinden No.1'in Kron1k albümündeki Kör parçasında yer alırken, solo projesiyle Anda isimli bir parça yayınlamıştı. Ardından Canay Doğan ile ortak olarak hazırladıkları Yok isimli teklisini paylaşmıştı. Melis Karaduman'ın yeni teklisi Zamansız ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-yelman-yeni-teklisi-sanma-ile-hizlaniyor/", "text": "Yerli alternatif sahnenin yeni isimlerinden Melis Yelman, yeni teklisi Sanmayı BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınladı. BBI Yerli köşesinin 162. konuğu olan Melis Yelman, 2019 yılında Acilen, 2020'de Yerebatan teklilerinin ardından 26 Şubat 2021 tarihinde paylaştığı Sanma parçasıyla üretimlerini düzenli olarak dinleyiciyle buluşturmaya kaldığı yerden devam ediyor. Yelman'ın yayınladığı ilk iki parçasında olduğu gibi bu parçasının da prodüktörlüğünü Yaşar Görkem Arslan üstlenmiş. Günümüz dünyasında ikili ilişkilerdeki sabrın ve samimiyetin erimesinin duygusal etkisini konu alan, alternative R&B, indie pop sound'undaki Sanma parçasında afrobeat etkileri de bulunuyor. Sanma parçası, aynı zamanda Melis Yelman'ın BBI Music Co. iş birliğiyle 2021 yılı içinde paylaşacağı yeni şarkılarının ve sürpriz iş birliklerinin de habercisi niteliğinde. Melis Yelman'ın üçüncü teklisi Sanma'ya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-yelmanin-ilk-albumunden-nergis-adli-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Melis Yelman'ın 7 parçadan oluşacak ilk albümünden Nergis adlı çıkış teklisi BBI Music Co. etiketiyle dinleyiciyle buluştu. Alternatif sahnenin çıkışta olan isimlerinden Melis Yelman, bir süredir hazırlıklarını devam ettirdiği ilk albümünden çıkış teklisi ile dinleyicilerini modern zamanda mitolojik bir yolculuğa çıkarıyor. Mitolojik karakterler Narkissos ve Ekho'nun hikayesini simgeleyen Nergis adlı parçada Yelman, karşılıksız aşk teması ile başlarken, şarkının içindeki genre değişikliği ile hikayenin narsistik dünyasını gözler önüne seriyor. 2019 yılında ilk olarak Acilen parçasıyla müzik dünyasın giriş yapan Melis Yelman,2020 yılında Yerebatan ve bu yıl içinde ise Sanma ve bir Sezen Aksu bestesi olan Kibir yorumunu tüm dijital platformlarda BBI Music Co. iş birliğiyle yayınlamıştı. Multi-genre bir modern pop örneği olan ve elektro akustik, tekno gibi tarzları bünyesinde barındıran Nergis, aynı zamanda Melis Yelman'ın 2022 yılında tamamını yayınlayacağı, 7 parçalık ilk albümünün ilk teklisi olma özelliğini taşıyor. Prodüktörlüğünü Yaşar Görkem Aslan'ın üstlendiği şarkının söz ve müzikleri Melis Yelman'a ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-yelmanin-ilk-albumunden-ucuncu-tekli-ates-cemberi/", "text": "Alternatif sahnenin yükselişte isimlerinden Melis Yelman, 2022 yılında tamamını paylaşmaya hazırlandığı ilk albümününden Ateş Çemberi adlı üçüncü teklisini yayınladı. Melis Yelman'ın 2022 yılının ilk çeyreğinde paylaşmaya hazırlandığı ilk stüdyo albümünden Ateş Çemberi adlı üçüncü teklisi BBI Music Co. etiketiyle yayınlandı. Birbirinden vazgeçmeyen iki aşığın tutkulu hikayesini anlatan Yelman, bu yıl içinde paylaştığı altıncı teklisini yayına aldı. Melis Yelman, multi genre modern pop örneklerinin bulunduğu ilk albümünden daha önce Nergis ve Sessiz Disko teklilerini paylaşan Yelman, geçtiğimiz günlerde ise Canozan ile birlikte yorumladıkları Barış Manço eseri Alla Beni Pulla Beni ile dikkatleri çekmişti. Söz ve müzikleri Melis Yelman'a ait olan yeni parçanın prodüktörlüğünü Yaşar Görkem Arslan, mastering'inde ise Onur Tulum imzası yer alıyor. Melis Yelman'ın ilk albümünden paylaştığı Ateş Çemberi adlı üçüncü teklisi 17 Aralık tarihinde BBI Music Co. etiketi ile tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-yelmanin-lo-fi-sezen-aksu-yorumu-kibir-yayinda/", "text": "Melis Yelman, sözü ve müziği Sezen Aksu'ya ait olan, 2007 yılında Hande Yener'in seslendirdiği Kibir parçasını yeniden yorumladı. Alternatif yerli sahnenin çıkış yapan isimlerinden Melis Yelman, geçtiğimiz şubat sonunda yayınladığı Sanma parçasının ardından bu yıl paylaştığı ikinci, toplamda dördüncü teklisi Kibir'i BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Sezen Aksu'nın kaleminden çıkmış bu eserin vokallerinde sakin, naif ama güçlü melodiler yer alıyor. Saflığa ve geçmişe duyulan özlem, şarkının nostaljik düzenlemesinde yaratılan lo-fi hava ile sağlanıyor. Klasikleşmiş bu besteye güncel ve daha karanlık bir bakış açısı üzerinden, yeni anlamlar keşfetmemizi sağlayabilecek bir atmosfer yaratılıyor. Yaşar Görkem Aslan prodüktörlüğünde hazırlanan parçanın mastering'inde ise Onur Tulum imzası bulunuyor. Melis Yelman'ın yeni teklisi Kibire aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melis-yelmanin-yeni-albumunden-sessiz-disko-adli-ikinci-tekli-yayinda/", "text": "Melis Yelman'ın 2022 yılının ilk çeyreğinde tamamını paylaşmayı planladığı ilk albümününden Sessiz Disko adlı yeni teklisi yayında! Alternatif sahneden Melis Yelman'ın yayınlayacağı ilk albümünden Sessiz Disko adlı ikinci teklisi BBI Music Co. etiketiyle yayınlandı. 10 Eylül tarihinde ilk olarak yayınlanan Nergis parçası sonrasında paylaştığı yeni tekliyle Yelman, günümüzde pompalanan sürekli mutluluk algısına karşı duran, hareketli bir dans parçası olarak dikkatleri çekiyor. Melis Yelman, Otomatik Portakal filminin Alex'inden aldığı ilhamla sizi dürtülerimize kulak vermeye ve ara sıra bu gürültüden çekilip içindeki sessiz diskoda dans etmeye çağırıyor. 2019 yılında Acilen teklisiyle giriş yaptığı müzik dünyasında Melis Yelman, bu yıl içinde yayınladığı Sanma ve bir Sezen Aksu bestesi olan Kibir yorumuyla dikkatleri çekmişti. Multi genre modern pop örneklerinin bulunduğu yeni albüm hazırlıklarına devam eden Melis Yelman, ilk albümünün tamamını 2022 yılının ilk çeyreğinde yayınlamayı planlıyor. Söz ve müzikleri Melis Yelman'a ait olan yeni parçanın prodüktörlüğünü Yaşar Görkem Aslan, mastering'inde ise Onur Tulum imzası bulunuyor. 19 Kasım tarihinde BBI Music Co. etiketi ile tüm dijital platformlarda yayınlanan parçayı aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melisa-karakurtun-yeni-teklisi-nefes-klibiyle-beraber-yayinda/", "text": "Alternatif yerli sahnenin yeni nesil isimlerinden Melisa Karakurt, Nefes adlı yeni teklisini video klibiyle birlikte BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Melisa Karakurt, geçtiğimiz ay bir kadının yaşadığı kararsızlıkların sebep olduğu dönemsel bunalım üzerinden özgürleşme sürecini yansıtan Saçlarımı mı Kessem? isimli yeni bir tekli yayınlamıştı. Müzisyen şimdi ise bu şarkının devam niteliğinde olan Nefes ile kafesini kırmış, ne istediğinin farkında, güçlü bir karakterden bahsediyor. Nefes parçasının söz ve müziği Melisa Karakurt'un kendisine ait, aranjesinde ise neo soul, elektronik pop ikilisi Polen bulunuyor. Mix&mastering işlemlerini ise Orçun Ayata üstlenmiş. Melisa Karakurt'un Nefes şarkısı ile hem görsel imaj hem de müzikal olarak radikal değişiklikler yaptığına tanıklık ediyoruz. Bu değişikliklerin yansıtılması ve görsel olarak aktarılma sürecinde bulunup klibin yönetmen koltuğunda bulunan isim ise BBI Music Co. dan Berkay Öktem. Melisa Karakurt'un BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan yeni teklisi Nefese aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melisa-karakurtun-yeni-teklisi-saclarimi-mi-kessem-yayinda/", "text": "Alternatif yerli sahnenin yeni nesil temsilcilerinden Melisa Karakurt, söz ve müziği kendisine ait olan Saçlarımı mı Kessem? teklisini 16 Ekim'de BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlardan dinleyicileriyle buluşturdu. Müzisyenin yeni teklisi Saçlarımı mı Kessem? geleni, yeniliği ve değişimi içimize buyur etmek kadar bırakmayı da bilmenin önemini konu alıyor. Saçlarımı mı Kessem?, bir kadının yaşadığı dönemsel bunalım üzerinden özgürleşme sürecini yansıtıyor. Şarkıyla beraber çıkacak olan animasyon klip de bu hissiyatın derinleştirilmesine ve dinleyicilerle özel bir bağ kurmasına yardımcı olacak. Saçlarımı mı Kessem?den sonra gelecek olan Nefes parçası da bu sürecin ardından kafeslerini kırmış bir kadını konu alacak ve hem görsel hem de müzikal bütünlük açısından devam niteliğinde olacak. Altyapısında tüm bu duyguları barındıran sözleri ve müziği ile Melisa Karakurt'un yeni teklisi Saçlarımı mı Kessem? video klibiyle birlikte dijital platformlarda yayında. Hazal Günal a. k. a Glennis tarafından hazırlanan artwork ve videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/melisten-ikinci-ep-undercurrent/", "text": "İlk olarak Parallels ile karşımıza çıkan Melis, ikinci EP'si Undercurrent'i yayınladı. Yine içten ve kendi olan bir kısa albüm yapan Melis, albümden ilk tekli olarak da Waves'i yayınladı. İlk albümüne göre daha hareketli, daha çok sesli ve canlı denebilecek bir albüm olmuş Undercurrent. Melis'in en büyük özelliği olan sesi ise yine kendini öne çıkarıyor. Tamamen kendini şarkılarına döken Melis, yine hayatından parçaları sözlere yansıtmış. Sözler aklına ilk geldiğinde telefonuna not edip ses kaydı aldığını belirtiyor. Bunu çalışma mantalitesi olarak benimsemiş. Artık Berlin'de yaşayan Melis, Prag'a dönüp köklerini araştırmak istiyor. Şu ana kadar okuduklarımdan, dinlediklerimden sonra tam onluk bir hareket denebilir. Kendini her geçen gün geliştiren ve üstüne katarak yeni işler yapan Melis umarım bir gün Türkiye'ye de gelir ve canlı izleme şansımız olur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-1-can-sener/", "text": "Bir Baba Indie ekibi olarak müzisyenlerden en sık duyduğumuz sorulardan birisi Menajer arıyorum, önerebileceğiniz birisi var mı?. Müzisyen dostlarımıza menajerleri tanıtarak bu soruya daha kapsamlı bir yanıt vermek için Menajer Röportajları serisini başlatmaya karar verdik. Serinin ilk konuğu Yökş, NADAS ve Serin'in menajerliğini üstlenen ve 25 Yapım'ın kurucularından birisi olarak tanıdığımız Can Şener oldu. Bu iş benim anladığım kadarıyla müzik yapmaktan vazgeçmek ve organizatör olmak ile başlıyor. İstanbul'da bir sanatçı ekibiyle çalışmanız olası; fakat İzmir gibi şehirlerde kendi sosyal çevrenizde etkinlikler yaparak başlıyorsunuz. Ben de üniversite yıllarında etkinlik organizasyonları ile sektöre adım attım. 2006 yılında Muğla Milas Amfi Tiyatro'da Seksendört konseri ile bilet satışlı, sponsorlu ilk ticari işimi yapmış oldum. 2009 yılında yine öğrenciyken Sokak2009 ile başlayan, sonrasında Sokakta Hayat Vara evrilen projeyi yönetiyordum. Bu proje ile zehirlendim ve Mimarlık bölümünden ayrıldım. Birçok ilde SHV, şenlikler, festivaller, bar konserleri derken 2012 yılında, geçtiğimiz günlerde 6. yılını kutladığımız 25 Yapım'ı sevgili ortağım Tamer Erez ile beraber kurdum. Şirketi kurduğumuz dönemde İzmir'de lokal menajerlik denemelerimiz oldu. Amatör ilerledi tabii. Sonrasında İstanbul'a geliş, Funorg adına yürüttüğüm Atalay Demirci, arkasından Yökş ile bir araya gelmemiz profesyonel anlamda ilk adımlarımdı diyebiliriz. Ülkece olayları biraz yüzeysel değerlendirmeye alıştık. Bizim sektörde de maalesef bu böyle. Bizde menajerlik çoğunlukla konser ayarlamak olarak algılanıyor. Bu beklenti ile gelen teklifleri doğrudan geri çeviriyorum. Şu ayrım çok önemli, konser talep ile olan bir şey. Yani grup önce stratejisini belirleyecek, şarkılarını yapacak, insanlara ulaşacak, piyasada talep oluşturacak. Konserine gelmek isteyen bir kitle varsa zaten konser yapacaktır. Kendisi istemese de birçok organizatörden teklif alacaktır zaten. Bu talebi yaratmaya yönelik adımları atmaya hazır, her anlamda tavrı ve tarzı olan, kreatif, şarkı yazımına, şarkıcılığa, sahne üzerindeki şova ve enstrümanlarına, sound'una odaklanmış, kitleyle iletişim kurabilen ve en önemlisi bunun ciddi mesai harcamak gereken bir meslek olduğunu bilen sanatçılarla çalışmaya özen gösteriyorum bir süredir. İlişkinin bu aşamada başlamasını daha anlamlı buluyorum. Ana hatlarıyla belli bir çalışma sistemim var. Yolun başında bu sisteme sanatçıyı dahil etmek haliyle daha kolay. Yol almış bir grup ya da sanatçının kendi sistemi içine dahil olmak da farklı bir bakış açısı katacaktır mutlaka, bunu da biliyorum ve deneyimlemek istiyorum. Booking hizmeti veriyoruz çünkü menajerlik bizim piyasa şartlarında booking ile iç içe olmak zorunda. Bundan ancak gelen talepleri asistana ya da tur menajerine yönlendirmek kadar uzaklaşabiliyorsunuz. Yapım, dijital marketing, konser prodüksiyonu, booking gibi hizmetleri veriyoruz ve tüm bu iş kollarında dünya standartlarını yakalamaya gayret gösteriyoruz. Bu hizmetleri tek başıma veriyorum diye anlaşılmasın tabii ki, harika bir ekibimiz var. Sentez işler yani doğu müziğini, kültürünü içinde barındıran projelerin de dışarıda yolu bir o kadar açık. Batının oryantalizm sevdası yüzyıllardır var. Resim, müzik, sinema gibi alanlarda yurt dışında yer edinmiş bütün projeler, içlerinde doğu kültürünü barındırıyor. Müzikte Selda Bağcan, Gaye Su Akyol, Taksim Trio; sinemada çok yakın zamanda Sundance'den Kelebekler filmiyle ödül alan Tolga Karaçelik gibi güncel örneklere de baktığınızda hep bu beklentiyi karşıladığını görebilirsiniz. Ancak istisnai fırsatlar yaratabiliyorsunuz. Örneğin 2015 yılında Yökş ile Karnaval Media Group ve Sziget Türkiye işbirliği ile Europe Stage gibi iyi bir sahneye headliner olarak çıktık ve müthiş bir tecrübe olduğunu hep beraber gördük. Bu yüzden sürekli şansımızı deniyoruz. Aynı zamanda global yapım şirketleriyle çalışmaya özen gösteriyorum. Böylece aynı şirketin Londra ofisine de rahatça ulaşma şansınız oluyor. Kısaca yurt dışından ne beklediğiniz önemli. Bir şarkınız tutabilir, gidip çok iyi bir festivalde çalabilirsiniz fakat dünya starı olmak istiyorum demek en başta Türkiye'den vazgeçmeyi gerektiriyor. Değer mi derseniz o riski almaya değseydi Tarkan 8 albümlük Atlantic Records anlaşmasını en iyi şekilde değerlendirirdi. Dünya starı olmak için hiçbir eksiği olmayan bir sanatçıdan bahsediyoruz. İşin en zor kısmı beklentiyi yönetmek. Sanatçı, şarkıyı yaptığı gibi reaksiyon almak istiyor. Dinleyici tarafından hemen onaylanmak, konserler yapmak, para kazanmak gibi beklentiler içine giriyor. Bunun bir süreç olduğunu, bu süreçte neler yapmak gerektiğini anlatmaya gayret gösteriyorum. Hedefler ile günlük beklentileri birbirinden ayırmaya, birisini en tepeye, diğerini en dibe çekmeye çalışıyorum. Tutkuyla yapılan her iş gibi bizim de işimizi yaparken akıl sağlığımızı korumak, olayları sağlıklı değerlendirebilmek en büyük önceliğimiz. Açıkçası mekanlarla çok ciddi bir sorun yaşamadım şimdiye kadar. Menajerlik dışında da birçok sanatçı aracılığı ile iş ilişkimiz var ve belli bir standartta ilerliyoruz. Mekanlar muhteşem işletiliyor şeklinde algılanmasın, mutlaka sorunlar var. Bunları bertaraf etmek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Doğru frekansı bulmak gerekiyor. Bu da tecrübe edindikçe, karşılıklı çıkar matematiğini oturttukça mümkün oluyor. Mekanlar dışında özellikle yeni gruplarla festivallerde bazı prodüksiyon ekipleri ile sorunlar yaşayabiliyoruz. Bu arkadaşların da yeni gruplara bakış açısını değiştirmeleri, yaptıkları işe biraz daha saygılı olmaları gerekiyor. Tabii ki çoğunu tenzih ediyorum, tek tük yaşadığımız olaylar oldu. Nilipek.'i seviyorum ben. Herhangi bir radyoda, TV'de denk geldiğinizde bu kimdi? demeyeceğiniz bir isim. Yeni isimlerden Nova Norda dikkatimi çekiyor ve yakından takip ediyorum. Hip-hop kültüründen gelen birçok isim var son dönemde... Ezhel, Aga B çok iyi örnekler. Adamlar inanılmaz bir grup; barları tıka basa dolduruyorlar ve bence bu bile çok underrated bir durum onlar için. Rahatlıkla Harbiye Açıkhava konseri yapabilecek durumda olduklarını düşünüyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-2-merve-gunes/", "text": "Bize sık sık yöneltilen Menajer arıyorum, önerebileceğiniz birisi var mı? sorusuna yanıtlarımız Menajer Röportajları serisinin ikinci bölümüyle devam ediyor. Serimizin ikinci konuğu bugünlerde Ahmet Ali Arslan ve Barlas Tan Özemek'in menajerliğini üstlenmenin yanı sıra çok sayıda ilgi çekici, alternatif isme de booking hizmeti veren, MONA Booking Agency'nin kurucusu Merve Güneş oldu. Menajerliğini yaptığım iki isim var; Ahmet Ali Arslan ve Barlas Tan Özemek. Booking hizmeti verdiğim diğer isimler web sitemden görülebilir. Hezarfen Modern Music Ensemble ile çalıştım. Proje bazlı konserlerde/festivallerde daha çok yabancı isimlerle çalışma deneyimim var. Müzisyenle birebir çalışma disiplinini, keyfini ve çok daha fazlasını mihmandarlıktan öğrendim. Unutulmazlardan Chick Corea, Stanley Clarke, Gregoire Maret, Luz Casal, Igudesman&Joo, Maxim Vengerov sayabilirim. Hayatta nerede durdukları, neye tepki verdikleriyle. Müziği bırakacak olsa başka hiçbir şey yapamayacak müzisyenlerle tanıştım. Onlarla çalışmayı seçmiyorum. O türlü kimselerin dünyaya müzik yapmak için geldiğini düşünmüyorum. Hepimizin elindeki uğraşını hazmetmesi gerek. İşte yukarıda adı geçen büyükler müzikten ötesini görebilmemi sağladı. Nezaket konusunda aşırı hassasiyetim var. Bir nevi Nezaket Teyzeyim denilebilir. Hiçbir yetenek, hiçbir zenginlik, görgüsüzlüğü ya da kabalığı örtbas edemez. Teşekkür etmeyen, gerekiyorsa özür dilemeye dili dönmeyen, ricada bulunmasını bilmeyenlerle çalışmıyorum, sol gözüm seğiriyor. MONA Booking Agency adlı butik bir şirketim var, ortağımla beraber Bodrum'da kurduk. PR hizmetine de yeni yeni el atıyorum. Dijital Pazarlama eğitimine de soyundum şimdilerde. Piyasadan dilim yandı biraz, ben de oldukça eksiğim. Sanıyorum yakında kapanır bu açık. Menajerlik de seçiciliği elden bırakmadan devam ediyor. İşimi yapabilmem için müzisyenin bana materyal sağlaması, üretmesi, işini takip etmesi gerekiyor. Müzisyen işini yapmazsa siz de yapamıyorsunuz. Menajerseniz iyi müzisyen kriteriniz müziğin kendi kalitesinden çok daha fazlasını içermeye başlıyor. Yaratım sürecini bilmediğiniz, ardındaki motivasyondan pay almadığınız bir başkasının emeğini sahipleniyorsunuz. O emeği kurda kuşa yem etmeyeceksiniz. Bu çabanın farkında olabilen, sorumluluk sahibi müzisyenlerle bir arada olmaya gayret ediyorum. Kendi işine bağlılığı olmayan bir sanatçının bebek bakıcılığı bana göre değil. Müşteri gelsin diye yağmur duasına çıkıp, boş mekanın faturasını müzisyene çıkarmak uygunsuzdur. A-ha! Kanayan yaraların en büyüğü! Etkinlik organize etmenin standartlara ihtiyacı var. Belli bir dinleyici sayısına ulaşmış, albüm ya da kısaçalar çıkarmış, kendini günümüz imkanlarıyla piyasaya tanıtabilmiş isimlerin kapıya çalma geleneğine sıkıştırılması bitsin artık. Mekanlar, dinleyicisi olmayan, başarısız isimleri zaten sahnelerine çıkarmıyor. Performansından kazanç sağlayacağını düşünen bir müzisyeni gece sonu sürprizlerine gebe bırakmak yakışık almıyor. Kaldı ki hiçbir şeffaflığı olmayan bu tek taraflı akit, müziğin önüne geçerek ilişkiler/yakınlıklar bazında çeviriyor işleyişi. Hem amatörce hem de adil değil. Üstelik bir mekanın bilet satmak için yapması gereken türlü çalışma var; medya satın alma, poster basım-dağıtım, sosyal medya duyurusu vb. Müşteri gelsin diye yağmur duasına çıkıp, boş mekanın faturasını müzisyene çıkarmak uygunsuzdur. Sahneler müzisyen için kucaklayıcı olduğu müddetçe daha cüretkar, daha verimli işler yapılacağına inanıyorum. Anlaşma ne olursa olsun müzisyenlere belirli bir ödeme sunulmalı ki müzik grubu da kendine ortalama bir hizmet bedeli biçebilsin. Orta yol öyle bulunur. Emeğine karşılık bulamayacağını, bir de üstüne üç kuruş kovalamak zorunda kalacağını bilerek üretmesini beklediğimiz bir müzisyen camiası var. Bu baskıyı yok etmeli. E-mail adresim: merve. gunes@monabooking. agency. Facebook ve Instagram'dan kişisel hesabıma ve MONA sayfalarına ulaşmak mümkün. Hemen herkes kendi ifadesi çapında çarpıcı aslında. Alternatif sahne ana akımdan farklı parametrelerde işlediğinden, ilgi çekmeyenlerin tutunması zor. Çıktığı günden beri Gevende, Kalben, Can Güngör, yerli demeli mi emin olamamakla birlikte Yank. Bir de Tuğçe Şenoğul geliyor aklıma."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-3-ates-erkoc/", "text": "Müzik sektöründe menajerlik alanında emek veren profesyonelleri yakından tanıdığımız Menajer Röportajları serisinin üçüncü bölümünde konuğumuz Ateş Erkoç oldu. Kendisi de müzisyen ve akademisyen olan Ateş Erkoç, menajerlik kariyerine halen birlikte çalışmakta olduğu Can Kazaz'ın teklifi üzerine başlamış. Menajerliğe 2016 yılında Can Kazaz'ın teklifi üzerine başladım. Ben İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü'nde akademisyen olarak çalışmaktayım. O dönem Can ile aynı yerde çalışıyorduk, Can'ı öğrencilik zamanımızdan da tanıyorum fakat dönemlerimiz farklı olduğundan pek sık yollarımız kesişmiyordu. İş arkadaşı olduktan sonra arkadaşlığımız ilerledi ve bir süre sonra çoğu boş vaktimizi beraber geçirir olduk. İkimizin de müzik ve iş ile ilgili fikirsel dinamikleri pek çok açıdan benzerlik gösterir ve açıkçası Can'ın müziğini çok severim; haliyle projesiyle ilgili de uzunca zamandır heyecan duyduğumu kendisine belirtmişimdir. Anladığım kadarıyla o dönem kendisi de menajerlik için çalışabileceği birilerini arıyordu ki bir zaman sonra bana menajerliği için teklifte bulundu. Açıkçası ilk duyduğumda epeyce şaşırdım. Çünkü ben müzisyenim ve müzik, ses odaklı bir çok başka işle de ilgileniyorum ancak menajerlik tarafında çalışma fırsatı bulacağım pek aklımdan geçmemişti. Sonuç olarak Can'a cevabım; Abi, sözleşme yapalım! oldu. Şu an Can Kazaz ve Gözde Öney'in menajerliğini yapmaktayım. Daha önce bir dönem Ahmet Ali Arslan ile çalıştım. Öncelikle çalışacağım kişinin müziğini biliyor ve seviyor olmam gerekli, normal bir dinleyici olarak dinlemekten keyif almadığım/alamadığım bir işin içinde bulunursam asla o sanatçıya faydalı olamam. Diğer dikkat etmeye çalıştığım nokta ise karşımda düzgün, iş disiplini yüksek ve iyi bir insan olması. Bu sadece menajerlikle alakalı bir durum değil; hayatınıza soktuğunuz her kişi için geçerli olabilir. Menajerlik kadar yakın birliktelikler gerektirebilecek işlerde, beraber çalışmayı seçtiğiniz insanlarla iyi anlaşmanız ve karşılıklı güven duyuyor olmanız gerekli ki ilerleme kaydedebilin. Son olarak da karşılıklı olarak verilecek emeğin karşılığını iki tarafa da maddi ve manevi olarak sağlayabilecek şartları oluşturabilir miyim diye projenin kağıt üzerinde analizini yapmaya çalışıyorum. No name sanatçılarla çalışabiliyorum tabii ki, bunun daha önce örneği var ancak çok doğru analiz yapmak gerekli, bir önceki soruda cevap verdiğim tüm kriterler geçerli olmakla beraber sanatçının tutumu da burada çok etkili oluyor. Şimdiye kadar çalıştığım ve çalışmakta olduğum hiçbir sanatçıya gidip menajerliğini yapmak istiyorum demedim açıkçası. Bu, ileride teklif götürmeyeceğim anlamına gelmiyor ancak beraber çalıştığım insanlar yaptığım iş sonucu bir şekilde benimle temasa geçiyorsa daha verimli bir başlangıç yapabiliyoruz diye düşünüyorum. Çünkü bu sayede sanatçının aklında bir takım iddialı vaatler ve kafa karışıklığına neden olabilecek sorular oluşmuyor. Şimdiye kadar benimle çalışan ya da çalışmak isteyen herkesle görebildiğim tüm gerçekleri tüm açıklığıyla paylaşmaya çalıştım ki kurduğumuz iş ilişkisi çok ama çok net olsun. Müzik'te kariyer yapmak özellikle ülkemizde çok zor olduğundan da iş ilişkisinde bulunduğum hiç kimsenin zaman ya da emeğini yanlış yönlendirmek istemem. Bu konu Türkiye için anlatmakta en çok zorlandığım konulardan biri ve kişisel motivasyonum da Türkiye müzik endüstrisindeki bu dinamikleri bir parça olsun rayına oturtmak. Sanatçı menajerinin işi nedir? diye sorulduğunda; booking, PR, prodüksiyon, yapımcılık vs. gibi aslında her biri başka başka işler olan hizmetler sıralanabiliyor. Ancak sanatçı menajerinin asli işi sanatçının kariyerini geliştirmek ve yönetmek. Buna bağlı olarak sanatçının booking'i, PR'ı, prodüksiyonu vs. gibi dallandırılabilecek pek çok alanda çalışan profesyonelleri bulmak ve yönetmek. Yani sanatçı menajerliği olarak tanımlanan iş, aslında sanatçının kariyer projesinin tüm bileşenlerini yönetmek. Sadece konser ayarlamak ya da tanıtımını yapmak vs. değil. Hatta şartlar el veriyorsa bunları kendin yapmak yerine işleyişini kontrol etmek. Ben menajer olarak sanatçının kariyeri için kısa ve uzun vadeli planlar çiziyorum ve eğer şartlar el veriyorsa bunun gerçekleşmesi için gerekli profesyonel kişilerle çalışmaya çalışıyorum. Örneğin Can Kazaz projesinin booking'i için CES Production ile sözleşmemiz var. Bununla beraber iletişim kurulması gereken kişiler, kurumlar olduğu takdirde onlarla da iletişim kuruyorum. Yapılacak işlerde sözleşme vs. süreçlerinde menajerin kesinlikle doğru şekilde süreci yönetiyor olması gerekli, avukat desteği bulunmalı ve sanatçının iş ilişkileri kesinlikle doğru yöntemlerle yapılabilmeli gibi bahsedebileceğim pek çok dinamik var. Menajerliğim haricinde, mesleğim gereği prodüksiyon, yapım vs. gibi alanlarla da ilgileniyorum tabii. Örneğin halihazırda BİLGİ Music Label koordinatörlüğünü yapmaktayım ancak bir kez daha belirtmekte fayda olacaktır; bu alanların menajerliğimle bağlantıları yok. Hepsinin çalışma koşulları farklı ve duruma özgü. Yurt dışı çalışmaları için henüz bir çıktı vermiş değilim ancak yakın temasta olduğum bazı müzisyen dostlarımla halihazırda ilerleyen süreçler var. Ne yapabiliriz, sanırım hep beraber deneyimleyeceğiz. Bu sorunun cevabının her sanatçı için farklı olacağını düşünüyorum. Menajerlik, tabiri caizse haute couture denilebilecek bir iş. Her sanatçı farklı, her sanatçının dinamikleri farklı. Her sanatçıya ya da her duruma aynı reçeteyi yazamazsınız. O yüzden çok dikkatli davranarak, hem sanatçının, hem dinleyicinin hem de projenin içindeki diğer tüm kişi ve kurumların beklentilerini makul şekilde yönetmek gerekli. Aslında en büyük zorluk birbirini tanımaktan geçiyor diyebilirim. Gerçekten tanıştığınızda, iş arkadaşından öte, yoldaşınız olan ve yoldaşı olduğunuz kişinin, ne durumda ne yapacağını biliyorsunuz ve ona göre hareket ediyorsunuz. Bu işi yapan pek çok profesyonel, sanatçı-menajer ilişkisini evliliğe benzetir; hatta bazı kitaplarda dahi bu benzetmeyi bulabilirsiniz. Uzunca bir zamandır evli olan biri olarak diyebilirim ki; pek de yanılmıyorlar. Mekanlar ya da organizasyonlarla ilgili -hepsini kapsamıyorum tabii ki- genelde bir vizyon sorunu olduğunu düşünüyorum. İşin nihayetinde her mekanın para kazanması gerekli, dolayısıyla en çok konser doldurabilecek sanatçılarla çalışmaya gayret gösteriyorlar ve bu, kısa vadede anlaşılabilir bir durum ancak yeni gelecek isimlerin dinleyiciyle buluşması da gerekli ki bu döngü uzun vadede beslenebilsin. Bunu yapmaya çalışan bazı mekanlar var ve açıkçası durum mutluluk verici fakat pek çok mekanın hala bundan uzak durduğunu gözlemliyorum. Mekanlar yeni ya da alternatif sanatçıları mali bir risk olarak görüyorlar fakat doğru stratejilerle bu sanatçılara yer açıp, risklerini düşürerek, hem müzik kültürünü, hem kendi ticaretlerini hem de sanatçıları daha verimli bir döngüye sokabilirler. İşin maddi kısmında mekanların pek çoğunun kapıya çalmak diye tabir ettiğimiz sistemle çalışarak aslında kendi risklerini düşürmeye çalıştıklarını görüyoruz ve bu durum maalesef çok büyük bir yanlış. Kapıya çalan pek çok sanatçı ve müzisyen yaptıkları işi devam ettirebilecekleri parayı kazanamayabiliyorlar ve haliyle bir süre sonra yaptıkları işle ilgili heyecanlarını da kaybedebiliyorlar. Bu durum müzisyenlerin müzik yapabilmek için verdikleri onca yıllık çabayı değersizleştiriyor ve dinleyiciye de o müzisyene ulaşabileceği zamanı tanımıyor. Mekanların ve organizasyonların müziğe emek yatırımı yapmış kişilere hayatlarını idame ettirebilecekleri maddi karşılığı vermeleri elzem. Bana her zaman mail@ateserkoc. com mail adresi üzerinden yazarak ulaşabilirler. Mail kontrolü yüksek biriyim diyebilirim, o yüzden mutlaka geri dönüş yaparım. Son dönemde biraz geç de olsa YouTube'un önüme çıkardığı Ekin Beril'i keşfettim, oldukça yetenekli olduğunu düşünüyorum. Bir de Simge Pınar'ın sesini gerçekten çok özel buluyorum, Sena Şener gibi, Can Kazaz gibi kendine has ve duyduğunuz anda tanıyacağınız bir sesi var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-4-serkan-fidan/", "text": "Sektörün Mor ve Ötesi'nin menajeri olarak tanıdığı; bugünlerde Moğollar, Hüsnü Arkan, Çamur ve Ezgi Aktan ile çalışmalarına devam eden Serkan Fidan'ı Menajer Röportajları serimizin dördüncü bölümünde konuk ettik. Müzik sektörünün farklı alanlarında edindiği deneyimler ışığında sorularımızı yanıtladı. Şu anda Moğollar, Hüsnü Arkan, Çamur ve Ezgi Aktan ile doğrudan mesaim var. Serkan Ferat, Kül ve Demirhan Baylan gönül bağım olan isimler. Onlarla bağım menajerlik ilişkisinden öte. Varlığımın onlar için gerekli olduğuna inandığımda var olurum, gerekmediğini hissettiğimde yok olurum. Bir de Tolga Yükseloğlu var. Dostluğumuzdan ötürü onun içinde olduğu projelere de mutlaka bir şekilde dahil oluyorum. Şu aralar Normal Değil adında bir grubu var ve ilk albümlerini hazırlıyorlar. Tüm bunlardan ayrı bir yerde çok değer verdiğim bir dostumun projesi var; Kharoon / Ölülerin Kayıkçısı. Orada sıfatım menajer olsa da, dostum Murat çok yönetilebilecek biri değil. Görevim daha ziyade projedeki aktörlerin birbiriyle senkronizasyonu gibi geliyor bana. Şu anda kimlerle çalıştığımı hatırlarken zorlandım, öncesini çıkartmak gerçekten zor. 🙂 Sektör beni Mor ve Ötesi'nin menajeri olarak tanıdı. Sonrasında çok farklı mesailerim oldu. Birilerini unutma riskini göze alamadığım için isimleri saymayacağım. Aslında menajerlik hadisesi ile ilişkim biraz karmaşık. Yaklaşık 10 yıl sektörün management dışındaki alanlarına yönelmeye çalıştım ama hiçbir zaman tam anlamıyla başaramadım. Sürekli kavga eden ama bir türlü ayrılamayan çiftler gibiydik. Sonra menajerlik müessesesiyle barıştım. Fakat hırs ve kibre uzun süre katlanamıyorum. Çalıştığım sanatçıların genellikle belli bir yaşın üstünde olmasının temel sebebi bu sanırım. Ayrıca ne kadar para kazandırırsa kazandırsın, varlığımın katma değer katmadığı işlerden de soğuyorum. Kariyerinin çok başındaki insanlara, ihtiyaçları olan ilgiyi ve zamanı ayıramamaktan korkuyorum. Çalışmamaya özen gösteriyorum. Kişisel takvimi oldukça yoğun biriyim. Menajerlik mesaisi var, Milyon Yapım ve festivaller var, KadıköySahne var... Üstüne bir de BirGün Gazetesi'nde futbol üzerine ahkam kesmek de eklenince kariyerinin çok başındaki insanlara, ihtiyaçları olan ilgiyi ve zamanı ayıramamaktan korkuyorum. Müziklerini çok beğendiğim grupları özellikle uyarıyorum, faydamdan çok zararım olabilir diye. No name artistlerle çalışmak kolay kolay alamayacağım bir sorumluluk. İdeal bir sektörde menajerlik bu saydığınız alanların bir ortak akıl çerçevesinde senkronize çalışmasını sağlamaktır. Ama memlekette ne ideal ki, bu olsun... Yukarıda saydığınız şeyleri ve daha fazlasını yapmışlığım, daha doğrusu yapmaya çalışmışlığım var. Yapacak biri olmayınca kendin yapmak zorunda kalıyorsun. Örnek vermek gerekirse; Facebook ilk açıldığında o kadar kullanmıyordum ki 4 yıl boyunca profil resmim hiç değişmediği için arkadaşlarımın şakalarına malzeme oluyordum. Grupların Facebook sayfalarını yönetmeye başlayınca ortalamanın üstünde bir sosyal medya kullanıcısına dönüştüm. Bugün Facebook hesabım hacklense Türk Rock müziği myspace günlerine geri döner. : ) Ama idealde bunu benim değil bir sosyal medya ajansının yapması gerekiyor. Moğollar ve Hüsnü Arkan ile belli aralıklarla yurt dışı konserlerimiz oluyor. Ancak bunlar genellikle Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde gerçekleşen konserler. Belki geç kaldım ama yakın zamanda dünyadaki müzik fuarlarını gezmeye başladım. Henüz işlerin nasıl yürüdüğünü anlama aşamasındayım. Müzisyen dostum Bayar Şahin'in kızlarının kurduğu Samida diye bir grup var. Onların müziğinin dünyanın her yerinde ilgi çekebileceğine inanıyorum. Onlarla beraber yurt dışı için biraz daha fazla mesai harcamayı planlıyorum. Ben Serkan Fidan olarak çok sinirli, öfkeli, çabuk parlayan ve düşündüğünü pat diye söyleyen biri olabilirim. Ama temsil ettiğim biri adına konuştuğum insanlara böyle davranma hakkım yok. Ben Serkan Fidan olarak çok sinirli, öfkeli, çabuk parlayan ve düşündüğünü pat diye söyleyen biri olabilirim. Ama temsil ettiğim biri adına konuştuğum insanlara böyle davranma hakkım yok. Tersi de mümkün, fazla mülayim bir adamsındır ve öyle bir durumun içindesindir ki temsil ettiğin kişi için agresif olman gerekiyordur. Olmadığım biri gibi davranmak benim açımdan en zor şey. İkincisi de beklentiler ve gerçekler arasındaki dengeyi kurabilmek. Çalıştığım insanlara bakınca son zamanlarda bu konuda oldukça şanslı olduğumu söyleyebilirim. Ben çalışması çok kolay biriyimdir. Her şeyin açık, net ve yazılı konuşulmasını tercih ederim. Ancak verilen sözler yerine getirilmediğinde hayal kırıklığına uğruyorum. Örnek vereyim... Ben kimseyi Moğollar konseri yapmak için zorlamam. Teklifler hep karşı taraftan gelir. Moğollar gibi 50. yaşını kutlayan bir grubun konserini yapmak istiyorsanız, bu sadece ekonomik bir risk olmuyor artık. O işin her aşamasında 50 yılın hakkını vererek yapman gerekiyor. Ekonomik denklem artık en önemsizi kalıyor. Mekancı olan ben KadıköySahne'de Moğollar'ı, Pentagram'ı, Bülent Ortaçgil'i çıkarttığım zaman para pul, kar zarar en son düşündüğüm şey oluyor. Onların sahnedeki varlığının benim mekanıma kattığı değerin parasal karşılığı olabilir mi? Benim için önemli olan onları evlerine memnun göndermek. Bu aralar en çok dinlediğim yerli gruplar Palmiyeler ve In Hoodies. Ama dönemsel şeyler bunlar. Onları yeni keşfediyor olmamla ilgili sanırım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-5-kubilay-cokterazi/", "text": "Menajerliğe Dolu Kadehi Ters Tut'un teklifi üzerine başlamış olan Kubilay Çokterazi, Menajer Röportajları serimizin beşinci bölümünde konuğumuz oldu. Henüz bir buçuk senelik menajerlik kariyerinde başarılı çalışmaları ve disiplinli tutumuyla dikkatimizi çeken, sektörün geleceği parlak profesyonellerinden Kubilay Çokterazi sorularımızı yanıtladı. Menajerlik anlamında, başlangıcımdan bu yana Dolu Kadehi Ters Tut ile birlikte yürümekteyiz. Çok yakın zamanda da Sedef Sebüktekin ile beraber bir ortaklığa giriştik. Şu an bir band yaratıp, albüm çıkarma sürecine girdik. Booking konusundaysa Ansızın Bi' İnfilak ile paslaşmaktayız. Bu bir buçuk senelik profesyonel menajerlik hayatımdan önce herhangi bir sanatçıyla çalışmadım fakat amatör olarak bazı elektronik müzik organizasyonlarında yer aldım. İlk kriterim Spotify çalma listelerimde yer alması oluyor. 2. olarak Bu projeye nasıl bir katma değer yaratabilirim? sorusunu kendime soruyorum. Sonrasında ise benden beklentileri nedir, nasıl bir iletişim kurduk, çalışmalarını sistemli bir şekilde yürütüyor mu gibi sorulara net cevaplar görebilmek isterim. Dolu Kadehi Ters Tut ile çalışmaya başladığımızda hemen hemen no name bir duo projeydi. Gelecekte de yukarıdaki kriterleri karşılıklı sağladığımız sürece herhangi bir no name ekiple çalışabilirim. Ağırlıklı olarak booking ve PR konusunda çalışıyorum fakat sanatçının kariyeri için doğru kişilerle, kurumlarla iletişime geçip, iş ortaklıkları gerçekleştirmek bu management kısmının büyük bir parçası. Henüz yurt dışı için bir girişimim yok. Öncelik olarak Türkiye'deki sektörü daha iyi anlamaya çalışıyorum çünkü oldukça komplike bir sistem var. Kümülatif olarak ilerlemek gelecekte bana bu kapıyı açtıracaktır diye düşünüyorum. Majör sorunlarla hiç karşılaşmadım. Hayat perspektiflerimiz birbirine yakın olduğu sürece ve karşılıklı makul taleplerimizi bildikçe de böyle bir sorun yaşayacağımı düşünmüyorum. Bu konuda kilit başlıklarımdan birisi iletişim. Spesifik olarak herhangi bir şey belirtmeyeceğim. Zaten kıyısından köşesinden bir şekilde çembere dahil olmuş kişiler oldukça aşina bu problemlere. Fakat şu zamana kadar kurumlardan ziyade genellikle kişilerden kaynaklı problemler yaşandığına şahit oldum. İşini severek yapmayan, iş disiplinine sahip olmayan, kurum içi iletişim sistemini efektif kuramamış personeller olduğu sürece devam edecektir bu döngü. Şimdiye kadar çalışma sistemim arkadaş olup, sonrasında iş ortaklığına karar vermek yönünde oldu fakat dünya büyük bir yer. Tanışma imkanımız olmamış olan sanatçılar da mutlaka vardır. Bana cokterazi@gmail. com üzerinden ulaşabilirler. Çok farklı janrlardan isimler var aslında. Henüz albüm hazırlığında olan Uç! Uç!, Nova Norda, Melike Şahin, Ati ve Aşk Üçgeni. Bir de arkadaşım olan Canozan'ın band projesi beni oldukça meraklandırıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-6-caglar-tavsanoglu/", "text": "Menajer Röportajları serimizin altıncı konuğu aralarında Kurban, Birileri ve Emre Sertkaya'nın da bulunduğu çok sayıda sanatçının menajerliğini üstlenen Çağlar Tavşanoğlu oldu. Menajerliğe yaklaşık 14 sene önce başlayan Tavşanoğlu, sektörde uzun senelerdir edindiği deneyimlerin ışığında sorularımızı yanıtladı. Menajerliğe yaklaşık 14 yıl önce başladım. O zaman Duman'ın menajeri ve NR1'ın Genel Müdür Yardımcısı olan Önder Bilge'nin beni tanıması ve sonrasındaki desteği sayesinde onun yanında ilk adımımı attım. Sonrasında serbest menajer olarak devam ettim. Şu an Kurban grubu, O Ses Türkiye birincisi Emre Sertkaya, dünyaca tanınan piyanistimiz Iraz Yıldız, Birileri, piyanist Deniz Gür, Martino, piyanist Yunuscan Kaya, Beste Kırmacı, Mert Demir, Superwatt, Kadife ve Elif Yoldaş isimlerinin genel menajerliğini yürütmekteyim. 14 yıllık menajerlik hayatımda çok fazla isimle menajerlik ve proje bazlı olarak çalışmışlığım var. Şimdi birini unutursam ayıp olur hepsini yazmayayım ama şu anki isimlerden önceki son çalıştığım sanatçı Mirkelam'dı. Mirkelam ile de 2 seneyi aşkın birlikteliğimiz oldu. Ruhunu ortaya koyduğunu görmek, hırsını ve azmini görmek, yeniliklere ve önerilere açık olduğunu bilmek ve üretici, üstün bir zekaya sahip olması ilk baktığım şeyler. No name isimlerle yıllardır çalışıyor ve içlerinden bu yola baş koyanlarla da ciddi çalışmalara giriyorum. Karar vermemdeki en büyük etken ise o kumaşı, ışığı görmem oluyor. Ülkede çok fazla iyi müzik yapan no name var fakat star kumaşı başka bir hissiyat ve ötelenmemesi gereken bir durumdur. Büyük sanatçılarım var, onlar bana yeter gibi bir düşünceye asla girmedim, yeni yüzler ve işler her zaman beni heyecanlandırıyor. Türkiye'de bu iş maalesef yanlış ilerliyor. Yani menajerlik artık konser ayarlayan adam haline gelmiş durumda. Ama aslında olması gereken bu değil. Ben Artist Menajeriyim. Yani sanatçımın stratejisi, arkasına alacağı markalar, sponsorluklar, giyimi, konsepti ve gelecek planlarını öncelikle önemserim. Menajer olarak booking yapmam, bu işle uğraşan booking uzmanlarıyla çalışırım, PR ekibim reklam konusunu üstlenir. Sanatçımın duruşuna uygun prodüksiyon ile iş birliği halinde çalışırım. Bunların hepsi ayrı kollardır. Menajerin sanatçıyı parlatmak ve doğru noktaya getirmek için başka işleri vardır, ek olarak organizatörlük veya prodüksiyonla uğraşması onu artist menajerliğinden çıkarır, verimini düşürür. Sanatçılarımdan piyanist Iraz Yıldız ve Deniz Gür yurt dışı menşeli olduğundan ve yurt dışındaki şirketlerle çalıştığımızdan, ayrıca yurt dışı konserlerimiz daha yoğun olduğundan çalışmalarımız uzun zamandır hem ülkede hem de dışarıda sürmekte. Birincisi sanatçınızı doğru temsil edemezseniz sanatçınız olması gerektiği gibi görünemez ve asla doğru anlaşılamaz. Menajer, sanatçısının sözcüsüdür; bu bakımdan işin en zor kısımlarından biri de budur. Doğru temsil etmek... Bu konuda bir menajerin ilk olarak sanatçısını çok iyi tanıması, onunla çok vakit geçirmesi gerekir. Böylece zorluk dediğimiz şey kolaylığa dönüşebilir. Açıkçası çok fazla sorun yaşamıyorum. Çünkü mekan ve organizasyonlarla anlaştıktan sonra konuyu ekibim ve kendim sürekli takip ediyorum. Gereksiz sanatçı ve menajer kaprislerinden kaçınıyorum; kulise abartı, rahatsız edici boş istekler yapmıyorum; teknik olarak bize yetenin fazlasını istemiyorum; sanatçılarımı değerine göre veriyorum, abartı fiyatlar ve laf olsun diye istenen isteklerden uzak duruyorum; sanatçılarımı bu konuda yanımda görmek istiyorum. Böyle olunca sanatçıma duyulan sevgi ve saygı iki katına çıkıyor, sorun olabilecek şeyler otomatik olarak ortadan kalkmış oluyor. Ben saklanmayı hiç sevmedim. Yeni müzisyenlerle konuşmaya erinmedim. Bana veya asistanlarıma internet üzerinden her zaman ulaşabilirler. Muhakkak dönüşümüz olacaktır. Yeni akımlardan soruyorsanız; ilk aklıma gelenler Melek Mosso, Deniz Tekin ve Sena Şener. Kendileri çok özel yetenekler. Performans sahnesi olarak ise Jakuzi, Büyük Ev Ablukada gibi isimlerin geleceğini açık buluyorum. Birçok isim sayılabilir tabii ama ilk aklıma gelenler bunlardı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-7-hakan-yalcin/", "text": "Sanatçılar ile menajerlerin tanışıp kavuşmasına vesile olan Menajer Röportajları serimizin yedinci konuğu sektörün en aktif menajerlerinden Hakan Yalçın oldu. Yüzyüzeyken Konuşuruz, Adamlar, Gazapizm, Ozan Kotra ve saymakla bitmeyecek kadar çok sanatçıyla birlikte çalışan Hakan Yalçın, 8 sene önce başlayan menajerlik serüveninin ayrıntılı hikayesini anlatarak Bir Baba Indie okuyucularıyla deneyimlerini paylaştı. Menajerliğe tam olarak 2010 yılında, profesyonel DJ'lik kariyerimin 7. yılında başladım. DJ'likten öyle hemen kolay kolay vazgeçemedim, her iki işi de aynı anda 2 yıl daha sürdürdüm. Bu biraz da mecburiyetti aslında, bu iki yıl içerisinde bir yandan eski mesleğime devam ederken, diğer yandan da yeni mesleğimi öğrenmeye çalışıyordum. Tam olarak menajerlik ve booking ile hayatımı kazanabileceğime emin olduktan sonra DJ'liği bıraktım, artık yılda bir ya da iki defa hobi olarak bazı yerlerde müzik yapıyordum. 2010 yılında İstanbul'da büyük bir performance hall'de DJ'lik yapıyordum, burada haftanın çoğu günü yerli ve yabancı grupların sahne aldığı büyük konserler gerçekleşiyordu, hem Türkiye hem de tüm dünya müzik kamuoyuna mal olmuş birçok grup konser ya da konserler verdi. Konser takvimini hazırlayan ekibin yardıma ihtiyacı vardı, ben de bir müzik adamı olarak yerli ve yabancı sevdiğim müzik gruplarını önererek, hatta onlarla iletişime geçerek konserler organize etmeye başladım. Organize ettiğim ilk konser Fransa'da yaşayan, İsrailli ve Filistinli üyelerden oluşan bir world müzik grubuydu. Hiç unutmam, o gün kendime ilk defa bir takım elbise alıp konsere öyle gitmiştim, menajerlik biraz da böyle bir şey sanıyordum kulaktan dolma, şimdi bazen üzerinde Tazmanya Canavarı'nın çizimi bulunan old school bir kolej ceketiyle de gidiyorum konserlere, bazen gömlek ya da sadece kot pantolon ve tişört ile. Murat Yılmazyıldırım yeni albümünün tanıtım konseri için sahne alacaktı, yine benim organizasyonumdu, sanatçının menajeri o gün utancından konsere gelemedi ve kendisinden de uzunca bir süre hiç kimse haber alamadı. Konserin tüm ayrıntılarını benimle konuşmamış, çok önemli detayları atlamıştı, konserin başlamasına birkaç saat kala sanatçı ve ekibi konser salonuna gelince anlaşıldı bu durum. Konser, sanatçı menajerinin hataları yüzünden gerçekleşemeyecek bir hal almıştı. Hızlıca bütün sorunları çözüp, konserin gerçekleşmesi için bütün olmazsa olmazları temin etmiştim. Konserden sonra sanatçı benimle tanışmak istedi ve menajerlik teklifinde bulundu, ben de hiç düşünmeden kabul ettim. Üzerinden tam 8 yıl geçmiş, hala birlikte çalışıyoruz. Sonrasında başka müzik gruplarından da menajerlik teklifi aldım, bazı gruplara da ben teklifte bulundum. Benim hikayem de böyle başladı işte. Adamlar, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Gazapizm, Ozbi feat Gülce Duru, Sufle, İrem Candar, Ozan Kotra, Anıl Piyancı, Kıvılcım Ural, Murat Yılmazyıldırım, Luxus, Dj DenDen. Çalıştığım sanatçılar ve müzik gruplarının bazılarına direkt menajerlik yaparken, bazılarına ise sadece booking yapıyorum. Daha önceden çalıştığım sanatçılar: Flört, Hüsnü Arkan, Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy, Cem Köksal, No Land, Peyk. Birlikte çalışacağım sanatçıları belirlediğim kriter çok açık ve net: Müziklerini evde yalnızken dinliyor muyum, dinlemiyor muyum? Müziğini sevmediğim sanatçılarla çalışamıyorum. Bazen çok istisna bile olsa müziği bana uymayan gruplarla bir şekilde yolum kesişiyor ama belirli bir süre sonra o yollar ayrılıyor. No name sanatçılarla çalışıyorum, bazen adı herkes tarafından bilinse bile hak ettiği yere gelemediğini düşündüğüm sanatçılarla da çalışıyorum. Bu gruplarla çalışmama neden olan faktörler, onlarda bir ışık görmem, gerekli mesai harcandığında, gerekli özen gösterildiğinde bu grupların bir şekilde müzikseverler tarafından keşfedilip daha iyi noktalara gelebileceğini düşünüyor olmam. Bu yükseliş sürecinde sanatçı ile birlikte olmak ve sanatçının bu ilerleyişinde çorbanın tuzu olabilmek inanılmaz mutluluk verici benim için. Konser takvimlerini planlamak, albümlerinin çıkacağı plak şirketine ya da bağımsız bir şekilde grubun kendi albümünü kendi imkanlarıyla çıkarmasına grup ile birlikte karar vermek, label ile toplantılar yapmak, sözleşmeyi okuyup revize etmek, albüm için ayrılacak olan bütçe, çekilecek klip sayısı, kayıtların yapılacağı stüdyo, mix-mastering, albüm kapağı vb. detaylar ile ilgilenmek. Albüm ya da konser afişleri için gerekli olan fotoğraf çekimlerini organize etmek, klip çekimleri, sosyal medya ve PR ile ilgilenmek, sponsor bulmak. Bazen bazı sanatçılar için hem teknik ekip hem de orkestra kurmak da gerekiyor. Saymayı unuttuğum birçok madde vardır daha. Yurt dışı için çalışmalarımız var, yurt dışı Anadolu'ya kıyasla biraz daha yavaş ilerliyor. Türkiye'de belirli bir popülerlik yakalanmış olsa bile bunun yurt dışına yansıması birkaç yılı alabiliyor. Yurt dışında sadece orada yaşayan gurbetçilerin değil, aynı zamanda o ülkede yaşayan yabancıların da dahil olabileceği saygın kulüplerde konserler organize etmeye çalışıyoruz. Uzun soluklu planlarımız ise yurt dışındaki büyük festivallerde sahne alabilmek. Buna zorluk demeyelim de uzun süre birlikte vakit geçirip sanatçı gibi düşünmeyi öğrenebilme süreci diyelim. Karşılaştığım herhangi bir durumda sanatçılarımı temsil ederken bazen sanatçıya sormadan inisiyatif kullanıp hızlıca kararlar almam gerekebiliyor, bu kararları alırken de iyi bir empati yeteneğine sahip olup sanatçı gibi düşünebilmek çok önemli, sanatçının aldığım karara asla itiraz etmeyeceğine emin olmak gerekiyor. Sanatçının hayata bakışını ve felsefesini öğreninceye kadar, yani sanatçının hassasiyetlerini öğrenip onu iyi bir şekilde tanıyıncaya kadar geçen süre içerisindeki temsil etme durumu biraz zor. Yaşadığımız en büyük sorunlar teknik ile ilgili, bir konserin olmazsa olmaz temel gereksinimlerini bile temin etmeye çalışırken kurdeşen döküyoruz Türkiye'de. Amacımız dinleyicilerimize iyi bir ses ve ışık sistemi ile düzgün sound'lu güzel konserler vermek. Grubun sound'unu tam olarak yansıtabilecek teknik gereksinimler çoğu zaman ekonomik kaygılarla karşılanmak istenmiyor, bir alt model öneriliyor bazen de. Yine ulaşım ve konaklamalarımızda talep ettiğimiz koşullar mekanlar ya da festival organizatörleri tarafından uzun telefon görüşmeleri ya da uzun toplantılar sonucunda kabul ediliyor. Bazen de festivallerdeki sahne alma sırası dert olabiliyor. Bu sorunların aşılması için tavsiyem, mekanlar ve organizatörler sanatçıların naifliğinin farkına varsın ve biraz daha az kazanmayı kabul etsin, şeklinde olabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/menajer-roportajlari-vol-8-fahranaz-bozkurt/", "text": "Menajer Röportajları serisi kısa bir yaz molasının ardından sezonun dolu dizgin açılmasını fırsat bilerek sekizinci bölümüyle devam ediyor. Serimizin son konuğu şimdilerde Kabus Kerim, Berkant Ali, Ahmet Beyler, Hediye Güven, OmA ve Eren Dutlu'nun menajerliğini üstlenen Fahranaz Bozkurt. Üniversitede okuduğum süre zarfında Hacettepe Üniversitesi Tasarım Topluluğu başkanlığı yaparken ve görev aldığım STK'lar bünyesinde Ankara'da ufak çaplı etkinlikler düzenlemeye başlayarak ilk adımlarımı attığımı söyleyebilirim. Lisans mezuniyetimin ardından İstanbul'a taşınıp bir tasarım ofisinde çalışmaya başlamamla birlikte kendime ayıracak zamanımın az olması beni çok rahatsız etti. Daha çok insanla iletişimde olmalı, birilerinin ürettiği işleri insanlara ulaştırma işini üstlenmeliydim ve bu duygu içimde her gün yükselerek ilerliyordu. Bu farkındalığa ulaştıktan sonra bir PR ajansında iletişim uzmanı olarak işe başladım. İşin global çapta işleyişine, takip sürecine, üslubuna dair sahip olduğum bilgileri pekiştirdim ve konuya pratik olarak da dahil olmanın hazzını yaşadım. Kendimi edindiğim tecrübelere odaklayıp plaza hayatına adapte etmeye çalışsam da kalbim hep etkinliklerde, mekan açılışlarında ve organizasyonlarda attığından dolayı daha fazla zaman kaybetmeden istifa edip yeni düzenimi kurdum. Ankara'da yakından tanıdığım Sufle grubu bu esnada yoğun bir konser sürecine giriyordu ve konserlerde onlara yardımcı olacak birine ihtiyaç duyuyorlardı. Grubun o zamanki davulcusunun eşim olması nedeniyle birçok konserlerinde zaten bulunuyordum ve böyle bir fırsatı yakalamışken bu işi üstlenmek noktasında gönüllü oldum. Aylar öncesinde tamamen şans eseri olarak tanıştığım Kabus Kerim de Türkiye'deki işlerini organize edecek, gerekli planlamaları yapacak birini arıyordu ve benim işten ayrıldığımı duyunca bu işi benim yapabileceğimi düşündü ve bu şekilde birlikte çalışmaya başladık. Böylece yolum iyice netleşmiş oldu, geriye sadece bu işi her gün çok daha iyi bir şekilde yapmak için çalışmak kaldı. Zaman içerisinde bağlantılarımı artırdım ve çalıştığım isimlerle bir araya gelmiş olduk. Bu süreçte gelişimimi daha akademik bir seviyeye yükseltmek için İTÜ MIAM'da Music Business and Management bölümünde yüksek lisans programına katıldım ve her gün bu mesleğe olan tutkumu ayakta tutan bileşenlerden beslenmeye devam ediyorum. Bu mesleği en iyi standartlarda yapmayı arzuluyorsak tüm dünyadaki gelişmelerden haberdar olmalı, endüstrinin geçirdiği değişimlere her şekilde uyum sağlayabilmeli ve gerektiği yerlerde önemli dokunuşlarda bulunabilmeliyiz diye düşünüyorum. Daha önceden The Flabbies'de de menajerlik yapmaktaydım. Sufle'nin de bir süreliğine tur menajerliğini yürüttüm. Çalıştığım sanatçıları belirlerken benim için en önemli kriter bana ve hayallerine karşı dürüst ve net olmaları. Sanatçı kişisel beklentilerini ve hedeflerini kafasında ne kadar kusursuz somutlaştırabilirse ben de o kadar net bir yol haritası oluşturabilir ve aksiyon almamızı sağlayabilirim. İçlerinde en iyiyi oluşturmaya yönelik bir arzu varsa ve bu arzunun hem büyük bir emek gerektirdiğinin hem de büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğinin farkında olan kişilerle birlikte yol olmak çok kolaylaşıyor. Kendi emeklerine en başta kendilerinin saygı duymaları ve müziklerine sahip çıkmaları, kendilerine güvendikleri kadar realist bir şekilde eleştirebilmeleri, önerilere açık olup hem kendilerini hem yaptıkları müziği bir adım ileriye taşıma konusunda istekli ve cefakar olmaları o projede menajer olarak yer alma isteğimi kamçılıyor diyebilirim. Çalıştığım kişiler hep belli bir bilinirliğe sahiplerdi. 'No name' olarak adlandırdığımız sanatçılar ile çalışmak çok daha meşakkatli bir süreç gerektiriyor. İnce planlamalar ve detaylarla dolu bir yaratım süreci sizi bekliyor oluyor. Bir isim bulmaktan bir kimlik oluşturmaya, bu kimliği ekip üyelerine uyarlamaktan grup logosunu tasarlamaya kadar uzanan bir yol demek bu. Tüm bunlar benim şu an çok da sahip olamadığım; ciddi anlamda boş zamanlar demek. Eğer o zamanı yaratabileceğimi öngörebilirsem, işe karşı güvenimi kazanırlarsa; çalışma isteğinde olan arkadaşlar da kendilerine ve yaptıkları işe güveniyor, bu uzun yolda yorulmaya kendilerini hazır hissediyorlarsa böyle bir süreci de tatmak isterim elbette. Birilerinin hayallerini inşa etmek paha biçilemez bir duygu. İşimin birincil faktörü insan ve insan çok değişkenlik gösterebilen bir faktör. Kimi zaman bilinçli gerçekleştirilmiş kimi zaman kontrol mekanizmasının kişilerde de olmadığı durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Ancak sizin sabit kalıp tüm değişimi kontrol altında tutan kişi olmanız gerekiyor. Kimi zaman sanatçının kendisinden daha çok onu düşünmeniz, onun lehine sonuçlanacak hamlelerde bulunmanız gerekebiliyor. Çünkü orada sanatçının size olan güvenine bağlı bir teslimiyeti sizin de bundan edindiğiniz güçle diğer taraflara karşı bir temsiliyetiniz söz konusu. Burada en can alıcı nokta sanatçıyla aranızdaki güven bağı aslında. İki taraf birbirinin içtenliğine ve dürüstlüğüne güvenebiliyorsa, birbirini ne kadar iyi tanıyor ve birbirinin vereceği tepkileri öngörüp ona göre adımlar atabiliyorsa iş zorluktan çıkıp iki tarafın da kazandığı, kimsenin mat olmadığı bir satranç oyununa dönüşüyor. Sanatçının emeğini yok saydıklarında, belirttiğimiz ekipman ihtiyacımızı ucuz yollarla yetersiz kalacak enstrümanlarla geçiştirdiklerinde, sanatçının sahneye çıkmak için harcadığı mesainin farkında değilmişçesine ücretsiz sahne almaları konusunda ısrar ettiklerinde, sanatçıya karşı ayrıştırıcı davranıp 'altın yumurtlayan tavuk' ya da 'neyse bu gece de boş geçmesin' diye iki kulvara ayırıp ona göre muamelede bulunduklarında bu çalışma alanının en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalmanın üzüntüsünü yaşıyorum açıkçası. Çalıştığım sanatçılar kapris sahibi, kulis rider'ına lüks ürünler ekleyen tüketim çılgını insanlar değiller zaten. Kaşe belirlerken de oldukça makul ve mantıklı ilerliyor, mekanın da kazancını gözetiyoruz. Ancak mekanların bir çoğunda 'sanatçı bize muhtaç' düşüncesi var ve kendi koşulları neyse herkes onlara uymak zorunda gibi davranıyorlar. Kimsenin kimseye muhtaç olduğunu düşünmüyorum. Hepimiz birbirimizin iş ortağıyız. Sanatçı müziğini yapacak ki mekan konserini düzenleyebilsin; mekan etkinlik tanıtımına sanatçı kadar önem verecek ki müzik de mekan da kitlelere hitap edebilsin. Çok etkileşimli, kolektif bir iş yapıyoruz. Karşılıklı saygımızı korumalı, ortak menfaatler gözetilmeli diye düşünüyorum. Yeni isimlerle tanışmak, yeni hikayeler dinlemek beni her zaman çok heyecanlandırıyor. Hepimizin birbirinden öğrenecek çok şeyi olduğuna inanırım hep. Bana sosyal medya hesaplarım üzerinden Ya da fahranaz@yahoo. com üzerinden ulaşabilirler. Memnuniyetle kendilerine dönüş sağlayacağımdır. Her gün yepyeni isimlere, yepyeni projelere uyansak da en ilgimi çeken isimleri/projeleri şöyle özetleyebilirim. Ari Barokas'ın müzisyenliğini Duman'ın konserlerinde de çok başarılı bulurdum ancak kendi şarkılarındaki yalınlığını ayrı sevdim. Kenan Doğulu İhtimaller Caz Projesi son zamanlarda izlediğim en iyi konserlerden biriydi. Ercüment Orkut'un şahane aranjmanlarının birçok değerli sanatçının icrasıyla eksiksiz bir performansa dönüşmesini izlemek oldukça keyifli bir deneyimdi. Büyük Ev Ablukada'nın dinleyiciyi bir an olsun danssız bırakmayan sahne enerjisine birçoğumuz gibi çok hayranım. Nusaibin'in en basit haliyle doğu ve batı kültürünü sentezledikleri deneysel müziklerini sergiledikleri sahnelerini mümkün olduğunca kaçırmıyorum diyebilirim. Barış Demirel'in özellikle Ağahamam Apartmanı'nda Bir Çiçek isimli parçasını keşfettiğim günden beri playlist'imde yer almakta. Menajer Röportajları serisinin panel versiyonu gelmiştir! Sound Ports İstanbul 2018 // Yaratıcı Buluşmalar kapsamında 13 Ekim Cumartesi günü 16.45'te bomontiada'da, ATÖLYE'de gerçekleşecek olan Bir Baba Indie: Menajere Ne Gerek Var? başlıklı panelin moderatörlüğünü Bir Baba Indie ekibinden Cihad Satıroğlu ve Tuğçe Yapıcı üstlenecek. Bir Baba Indie'nin 2018 ilkbaharında internet sitesinde başlattığı ve müzik çevrelerinde önemli bir boşluğu doldurarak büyük yankı uyandıran Menajer Röportajları serisine konuk olan menajerlerden Hakan Yalçın ve Can Şener'in yanı sıra Ahmetcan Taşdemir'in konuşmacı olarak yer alacağı panele katılım ücretsiz olup, katılım için bit. ly/soundports2018_yaraticibulusmalar adresinden kayıt formu doldurmanız yeterlidir. Ayrıntılı bilgi için Sound Ports İstanbul 2018 // Yaratıcı Buluşmalar etkinlik sayfasını ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/merlyn-vokalinden-yeni-elektronik-muzik-projesi-karaburun-dk/", "text": "Merlyn grubunun vokali olarak tanıdığımız Muratcan Tüzer, prodüktör/Dj Erman Gökyılmaz ile yeni ortak projesi Karaburun DK ile ilk teklisi Götür Beniyi yayınladı. 2005 yılında Kadıköy'de kurulan, BBI Yerli köşesinin 45. konuğu olan rock grubu Merlyn'in vokali olarak tanıdığımız söz yazarı/şarkıcı Muratcan Tüzer ve prodüktör/DJ Erman Gökyılmaz tarafından kurulan elektronik müzik projesi Karaburun DK ilk teklisini 31 Temmuz itibarıyla dijital platformlarda paylaştı. Deep house türündeki parça, Erman Gökyılmaz'ın İsviçre/Basel'de bulunan stüdyosunda üretildikten sonra vokalleri Muratcan Tüzer tarafından İstanbul'da kaydedildi. Retro synthlerin yoğun olarak kullanıldığı Götür Beni adlı ilk tekli sonrasında ikili, çalışmalarına devam edip üretimlerini önümüzdeki günlerde dinleyiciyle buluşturmayı hedefliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mert-demirden-yeni-tekli-herkesin-kafa-gidik/", "text": "Geçtiğimiz yıl yayınladığı tekliler ve albümlerle adından sıkça bahsettiren Mert Demir, bu yıl yayınladığı ilk şarkısı olan ''Herkesin Kafa Gidik'' ile kendinden bahsettirmeye devam ediyor. Daha önce yayınladığı birçok şarkıda elektronik sound'ların üstüne melankonik sözler yazan Mert Demir, bu teklisinde daha çok protest sözler yazmayı tercih ettiğini görüyoruz. Mert Demir'in şarkılarında her zaman olan 'evde kendi başıma dans ediyorum' hissiyatı bu şarkıda da devam ediyor. Hatta kendisi de konserlerinde izleyicilerin arasına inip onlarla beraber dans ederek bunu kanıtlıyor diyebiliriz. Şarkının vokalleri sözlerinin verdiği protestan havayı üstüne koyarak artırırken sound'u ise sözlere zıt olarak düşünmeden dans etmeye iten hisli elektro zeminine oturtulmuş. Daha önce yayınladığı şarkıların prodüksiyonunda tek başına yer almayı tercih eden Mert Demir, bu şarkıda prodüksiyonda Emir Ural ile beraber çalışırken, şarkının kapağında ise Deniz Çınar Çabuk imzasını görüyoruz. Mert Demir'in yeni teklisi Herkesin Kafa Gidik aşağıdaki linklerden dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mert-pekduranerin-yeni-epsinden-uc-tekli-daha-yayinda/", "text": "Mert Pekduraner, uzun süredir üzerine yoğunlaştığı Geriye ne kaldı adlı EP'sinden üç teklisini daha tüm dijital platformlarda yayına aldı. Müzisyen olarak birçok projede yer alan gitarist ve besteci Mert Pekduraner, bir süredir merakla beklediğimiz ve altı parçadan oluşan Geriye ne kaldı EP'sinden daha önce Gülleri Elinde, Kıyı ve Bahar isimli üç teklisini paylaşmıştı. Müzisyen şimdi ise kalan üç tekliyi tüm dijital platformlarda yayına aldı. Müzisyenin kurduğu ekip ile stüdyoda canlı çalarak kaydedilen EP'de, Mert Pekduraner'e davullarda Nihal Saruhanlı, kontrbasta Apostolos Sideris, İstanbul Kemençesi'nde Ezgi Coşkunpınar, trompette ise Barış Demirel eşlik ediyor. YouTube'da, aynı zamanda Kıyı ve Gülleri Elinde adlı parçaların kayıt anlarından oluşan iki de video klip mevcut. Geçtiğimiz Haziran ayında 17. Venedik Bienali için Türkiye'den kabul alan projeye müzik kompozisyonu yapan Mert Pekduraner, sanat çalışmaları, film vb. görsel projeler için de üretim yapmaya devam ediyor. Mert Pekduraner'in yeni EP'sine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mertmertmertmert-grubunun-ilk-teklisi-maze-yayinda/", "text": "Psychedelic surf rock grubu mertmertmertmert'in ilk single'ı Maze, tüm dijital platformlarda yayında. Kozmik bir tesadüf sonucu Istanbul'un kalbinde, Mert isimli dört gencin surf rock icra etmek için bir araya gelmesiyle oluşan mertmertmertmert, ilk teklisi Maze'i 9 Nisan 2021'de yayına aldı. Parçada grup, aşkı bir labirent olarak anlatıyor. Labirentte birbirini bulmaya çalışan genç çift sevginin ürkütücü ve dolambaçlı yollarına rağmen umutlarını kaybetmeden anı yaşayarak birbirlerini bulmaya çalışıyorlar. Parçanın video klibinde ise bu aşıkların bulunduğu labirent, duyusal ve görsel sanatlarla birleştirip özgün dans koreografisiyle yansıtıyorlar. Şarkı klasik surf gitar tonlarına modern melodiler, vokal anlayışı ve synth tonları ile geçmiş ve geleceği harmanlayıp ilkbahara girerken uzun zamandır aradığımız ferah ve pozitif sesleri yeniden günümüze taşıyor. mertmertmertmert'in ilk teklisi Mazee ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metallica-billy-corgan-corey-taylor-ve-daha-bircok-isimden-alice-in-chains-coverlari/", "text": "Alice in Chains'e Seattle's Museum of Pop Culture tarafından Founders Award verildi. Online olarak gerçekleşen etkinlik gecesinde dünyaca ünlü müzisyenlerin Alice in Chains cover'ları yaptıkları performanslarına tanıklık edildi. Metallica, Corey Taylor, Dave Navarro, Korn, The Smashing Pumpkins'ten Billy Corgan ve Tad Doyle ve nice isim daha bu listedeydi. Alice in Chains'in çeşitli hikayelerine de yer verilen etkinlikte 275,000 görüntülenmeye ulaşıldı ve ilk online etkinlik olmasına rağmen 600,000 dolardan fazla bağış toplandı. Alice in Chains MoPOP Founders Award Ceremony Setlist'ine ve etkinliğin videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metallica-eski-konser-videolarini-yayinlamaya-devam-ediyor/", "text": "Metallica her hafta #MetallicaMondays serisi kapsamında eski konser videolarını YouTube kanalında yayınlamaya devam ediyor. Metallica, Corona pandemisi sebebiyle iptal ettiği ya da ertelediği tur konserlerinin yerine her hafta YouTube kanalı üzerinden eski konser videolarını paylaşmaya başlamıştı. Dört hafta önce, 2019 yılında İrlanda'da gerçekleşen Live at Slane Castle konseriyle başlayan #MetallicaMondays serisi kapsamında Metallica, YouTube kanalında her pazartesi konser videolarını paylaşmaya devam ediyor. Metallica geçtiğimiz pazartesi günü ise 31 Mayıs 2015 tarihinde Münih'te gerçekleşen Almanya konserini paylaştı. Toplam 18 parçadan oluşan setlist'te Master of Puppets ve Enter Sandman gibi klasiklerin dışında Metal Militia ve The Frayed Ends of Sanity gibi parçalar da yer alıyor. Videolarını paylaşırken aynı zamanda COVID-19 yardım çalışmaları için bağış toplayan Metallica, All Within My Hands Vakfı'na toplam da 350,000 dolarlık bir yardımda bulunmayı vadetmişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metallica-ve-senfoni-orkestrasi-birlesip-sinemalara-geliyor/", "text": "Metallica'nın San Francisco Symphony ile 6 ve 8 Eylül'de vereceği konserlerin filmi bir ay sonra dünya ile aynı anda 3 bin salonda ve Türkiye'de de sinemalarda gösterilecek. Sadece 9 Ekim akşamına özel tek seanslık bir deneyim olarak düzenlenen gösterimler Adana, Ankara, Aydın, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Mersin, Samsun ve Trabzon'u kapsayan 17 şehirdeki salonlarda grubu hayranlarıyla buluşturacak. Sayısız başarıları ve ilkleriyle adını müzik tarihine yazdıran heavy metal devi Metallica'nın San Francisco Symphony ile 1999'da Berkeley Community Theatre'da verdiği ve aynı yıl çift albüm olarak yayınladığı S&M canlı kaydının 20. yılı şerefine vereceği S&M konserlerinin biletleri çıktığı gün tükenmişti. S&M , San Francisco Senfoni Orkestrası'nın 1995'ten bu yana müzik direktörlüğünü yürüten 11 Grammy ödüllü Amerikalı şef Michael Tilson Thomas'ın kente veda sezonuna denk geliyor. Hayatta olan en kariyerli şeflerden biri olarak kabul edilen Thomas, görevinin dördüncü yılını sürdürürken 1999'daki ilk S&M konserinde orkestrayı kendisinden bir yaş büyük olan adaşı, yurttaşı, şef ve besteci, 2003'te 55 yaşındayken yaşamını yitiren efsanevi Michael Kamen yönetmişti. Michael Tilson Thomas, San Francisco Symphony'nin Metallica ile ikinci buluşmasında bu kez orkestrasının başında olacak. 6 ve 8 Eylül'deki S&M konserleri, San Francisco Bay Area'ya yeni bir değer katacak Chase Center'ın açılış etkinliği olarak da tarihe geçecek. Yapımına 2017'de başlanan ve NBA takımlarından Golden State Warriors'un yeni evi olacak çok amaçlı salonda Metallica'nın ardından ilerleyen günlede sırasıyla Dave Matthews Band, Eric Clapton, Bon Iver ve Elton John sahne alacak. Chase Center yetkilileri, salonun açılış etkinliği için San Francisco'nun simgelerinden Metallica'dan daha iyi bir eşleşme düşünülemeyeceğini dile getiriyorlar. Metallica'nın 1993'te box set formatında çıkardığı 8 saat 35 dakika toplam uzunluğa sahip Live Shit: Bing & Purge grubun yayınlanan ilk resmi konser kayıtlarıydı. 1999'da gelen 2 saat 14 dakikalık S&M ise satış rekorları kırmış ve bu konserde ikinci sırada çalınan The Call of Ktulu kayıdı En İyi Enstrümantal Rock Performansı kategorisinde Grammy'ye değer görülmüştü. Metallica'ın 2004 tarihli Some Kind of Monster belgesel filmi Sundance'teki prömiyerinden hemen sonra İstanbul Film Festivali'nde Türkiye'deki Metallica hayranlarına ulaşmıştı. Grubun ilk konser ve aynı zaman ilk 3D filmi Metallica Through the Never ise 2013'te dünya çapında sinema salonlarında kendine yer bulurken eserin Türkiye haklarına kadar her şeyi hazır olmasına karşın salonlardaki yerli film patlaması nedeniyle gösterimi ertelendikçe ertelenmiş ve en sonunda vizyon yüzü göremeden takvimden çıkarılmıştı. Gruba çektiği video kliplerden tandığımız Wayne Isham'ın yöneteceği S&M canlı konser filmi ile Metallica işi bu kez sıkı tutuyor. 150 dakika sürmesi planlanan ve Trafalgar Releasing'in yapımcısı olduğu S&M 2 filminin biletleri 16 Ağustos'ta Cinemaximum üzerinden satışa çıktı. Michael Tilson Thomas yönetimindeki San Francisco Symphony ile James Hetfield, Lars Ulrich, Kirk Hammett ve Robert Trujillo'dan oluşan Metallica'nın buluşmasına dair şu ana kadar bildiğimiz belki de ne önemli şey, yirmi yıl önceki konserde yorumlanan klasiklerin yanı sıra o tarihten bu yana Metallica kataloğuna giren yeni şarkılardan seçmelerin de çalınacağı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metallicadan-yeni-tekli-screaming-suicide/", "text": "14 Nisan'da dinleme şansına erişeceğimiz yeni Metallica albümü 72 Seasons'tan ikinci tekli Screaming Suicide, videosu ile birlikte yayınlandı. Blackened Recordings etiketiyle çıkacak albüm öncesi ikinci teklisini yayınlayan Metallica, Screaming Suicide videosu için yönetmen koltuğuna Lux terna videosunda da çalıştığı Tim Saccenti oturuyor. Greg Fidelman desteği ile kaydedilen albümde 12 şarkı yer alacak ve konsept olarak grup üyelerinin hayatlarını kapsayan ilk 18 yılından oluşacak. Metallica tabirinde 72 mevsim. James Hetfield grubun Instagram gönderisi altında şarkı hakkında notlarını paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metric-gotun-gotun-ilerleyelim/", "text": "NBA 2010 soundtracklarından olan Help I'm Alive şarkısı ile tanıdığım grup.. 1998 yılında New York'da kurulmuş ama vatan hasreti ile Kanada'da devam etmişler kariyerlerine! İlk albümleri Old World Underground, Where Are You Now 2003 yılında çıkmış ve kitlelerin ilgisini kıpraştırmış, ardından gelen Live It Out, Fantasies ve 2010 yılında çıkan son albümleri Gimme Sympathy ile de kendi fan kitlesini sağlamlaştırmışlar.. Ayrıca Metric, Kanada'dan çıkan indiecilerin öncülerinden ve referanslarından biri gibidir gözümüzde. Gitarda James Shaw, bas gitarda Josh Winstead ve bateride Joules Scott-Key'le kendi hallerinde takılmaktalar.."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metric-yeni-albumu-formentera-iiu-duyurdu/", "text": "Metric bomba gibi yeni bir albümle gelmeye hazırlanıyor. Formentera II için geri sayıma geçtik! 2022 albümleri Formentera'nın yayınlanmasından tam bir yıl sonra Metric, beklenmedik bir ikinci bölüm formundaki Formentera II'nin haberi ile hayranlarını şaşırttı. Albüm 13 Ekim'de Metric Music International/Thirty Tigers aracılığıyla yayınlanacak. Metric, bu yılın başlarında Paris'teki Motorbass Stüdyoları'nda projenin son rötuşlarını yapmadan önce, pandemi sırasında grubun Toronto'daki Main Street Stüdyoları'nda Formentera II için ilk kayıtları yapmıştı. Gitarist Jimmy Shaw ve sık sık birlikte çalıştıkları Liam O'Neil ve Gus van Go, mühendislik ve prodüksiyonla ilgilenmek için geri döndüler. Albüm, mermer mavisi plak ve deniz camı mavisi plağın yanı sıra CD olarak da satışa sunulacak. Şarkı listesi de aşağıdaki gibi. - Detour Up - Just the Once - Stone Window - Days of Oblivion - Who Would You Be for Me - Suckers - Nothing Is Perfect - Descendants - Go Ahead and Cry"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metro-goldwyn-mayer-studyolari-satisa-cikarildi/", "text": "James Bond ve Rocky filmlerinin arkasındaki Hollywood stüdyosu Metro Goldwyn Mayer'in arşivi 5.5 milyar dolar fiyatıyla satışa çıktı. 1924'ten bu yana birçok Hollywood yapımını hayata geçiren Metro Goldwyn Mayer Stüdyoları'nın iflas ettiği açıklandı. Şirketin kataloğunda Gone with the Wind, The Hobbit'ten, The Wizard of Oz, The Handmaid's Tale'e kadar birçok kült yapım bulunan 4 bin film ve toplamda 17 bin saatlik televizyon projesi bulunuyor. Ayrıca kataloğunda bulunan Bond serisi, Marvel, Star Wars, Harry Potter ve Spider-Man filmlerinin ardından 7 milyar dolardan fazla hasılat yapan 24 filmiyle tüm zamanların en değerli beşinci film olarak dikkatleri çekiyor. The Guardian'ın haberine göre şirketin tüm film arşivi ve dizi içerikleri, stüdyoyla birlikte 5.5 bin dolar fiyatıyla satışa çıkarıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/metronomyden-yeni-album-geliyor/", "text": "Metronomy yeni albümü Metronomy Foreverı, video kibiyle birlikte paylaştığı Salted Caramel Ice Cream isimli şarkısıyla 13 Eylül'de yayınlayacağını duyurdu. Geçtiğimiz haftalarda yayınladıkları Lately parçasının ardından Metronomy, paylaştığı yeni parçasıyla birlikte yeni albümünün çıkış tarihini 13 Eylül olarak duyurdu. Toplam 17 parçadan oluşacak Metronomy Forever albümünün şarkı listesini ve albüm kapağını aşağıdan inceleyebilirsiniz. Grubun kurucusu Joseph Mount yönetmenliğinde çekilen Salted Caramel Ice Cream parçasının video klibi ise hemen aşağıda! - Wedding - Whitsand Bay - Insecurity - Salted Caramel Ice Cream - Driving - Lately - Lying Now - Forever Is A Long Time - The Light - Sex Emoji - Walking In The Dark - Insecure - Miracle Rooftop - Upset My Girlfriend - Wedding Bells - Lately Going Spare - Ur Mixtape"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mgmt-yeni-albumunu-video-klibiyle-duyurdu/", "text": "MGMT, yeni albümü Loss of Life'ı yeni video klibi Mother Nature ile birlikte duyurdu. Amerikalı indie rock grubu MGMT, 23 Şubat 2024 tarihinde yayınlayacağı yeni albümü Loss of Life'tan Mother Nature adlı ilk parçasını video klibiyle birlikte yayınladı. MGMT grubundan Andrew VanWyngarden ve Ben Goldwasser, prodüktör Patrick Wimberly ile birlikte Lost of Life albümünün prodüksiyon süreçlerini yine beraber üstlenmiş. Bugüne kadar grubun tüm stüdyo albümlerinde katkı sağlayan Dave Fridmann'a ise mix'ler emanet edilmiş. Yeni albümde 10 şarkı yer alırken, albümde Christine and the Queens ile de Dancing in Babylon parçasında bir iş birliği de bulunuyor. Jordan Fish yönetmenliğinde hazırlanan Mother Nature parçasının animasyonlu video klibi ise YouTube'da yayında. Fish kliple alakalı; Umarım bu hikaye insanları mutlu eder ve aileye, arkadaşlara, hayvanlar alemine daha bağlı hissetmelerini sağlar. diye ekledi. Loss of Life, 2018'deki Little Dark Age albümünün ardından gelen beşinci stüdyo albümü olma özelliği taşıyor. Ayrıca MGMT, geçtiğimiz yıl 11 11 11 adlı canlı kayıtlardan oluşan bir albüm daha yayınlamıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mgmtnin-yeni-albümünde-çok-sevdiğimiz-isimler-var/", "text": "Oracular Spectacular adlı ilk stüdyo albümleriyle 2007'de hayatlarımıza giren, 2010'da yayınladıkları Congratulations'la bu birlikteliği devam ettiren, 2013 çıkışlı MGMT adlı albümlerinden sonra Eee nerede kaldı ama yeni albüm? dedirten, Andrew VanWyngarden ve Ben Goldwasser'ın projesi MGMT, yeni albümü Little Dark Age'i 2018'in şubat ayında yayınlayacak diye keyfimiz pek bir yerinde. Albümle aynı adı taşıyan ilk single'ı dinlediğimizde bizi gerçekten güzel şeylerin beklediğini biliyorduk. Fakat Arcade Fire'ın son albümünde yaşadığımız hayal kırıklığını düşününce Yine de temkinli olmakta fayda var. deyip ikinci single'ı beklemeye başladık. Geçtiğimiz hafta yayınlanan yeni single When You Die ile beklentilerimizin boşa çıkmadığını da anlamış olduk. Şimdiyse daha güzel bir haberimiz var! Son stüdyo albümünü 2017'de yayınlayan Ariel Pink ile pek sevdiğimiz Connan Mockasin, MGMT'nin yeni albümü Little Dark Age'e katkıda bulunmuşlar! Ariel Pink, When You Die'ın bir bölümünü yazmış. Connan Mockasin'in karşımıza hangi şarkıda çıkacağı ise henüz merak konusu. Patrick Wimberly ve Dave Fridmann prodüktörlüğünde kaydedilen Little Dark Age için geri sayıma başlıyor ve sizi bugüne kadar yayınlanan iki single'la başbaşa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/michael-franti-barış-ve-özgürlük-şarkılarıyla-babylonda/", "text": "Amerikalı aktivist müzisyen Michael Franti bu Çarşamba akşamı barış ve özgürlük şarkılarıyla bir kez daha Babylon sahnesinde yer alacak. 2003 yılında ülkemizde yaşanan üzücü terör olaylarının ardından Michael Franti Grubumdakiler gelsin, gelmesin ben gitarımla o uçağa bineceğim ve İstanbul'a geleceğim diyerek, aşağıdaki açıklamayla birlikte konsere geleceğini belirtmişti. Aynı zamanda her sene San Francisco'nun Golden Gate parkında ücretsiz Sevgi, Saygı, Barış ve Müzik Festivali düzenleyen aktivist müzisyen Michael Franti, reggae, hip-hop, funk, ska ve rock ritimleriyle birlikte festival ruhunu da beraberinde getireceğe benziyor. Küresel bilinçlenme yolunda müziğin gücüne inanan sanatçı, şarkılarında AIDS, eşcinsel hakları, evsizlik, ölüm cezası, uyuşturucu bağımlılığı, adalet sistemi gibi konuları işleyen Franti, 12 Ekim Çarşamba akşamı ücretsiz olarak Babylon'da sahne almaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/michael-jacksonin-hayat-hikayesi-sinemaya-uyarlaniyor/", "text": "Çekimleri bu yıl başlayacak olan pop ikonu Michael Jackson'ın hayatına odaklanacak Michael filmini, Training Day, Southpaw, The Guilty filmlerinin yönetmeni olan Antoine Fuqua üstlenecek. Vizyon tarihi belirsiz olan filmde, Michael Jackson'ın daha önce hiç anlatılmamış hikayeleri ve ikonik sahne performanslarına yer verilecek. Filmin yapımcılığını, Oscar ödüllü The Departed, The Aviator, Bohemian Rhapsody filmlerinin yapımcısı olan Graham King yer alacak. Yardımcı yapımcılar da John Branca ve John McClain üstlenecek. 90'ların popüler ve günümüzde de sıkça dinlenilen Coolio'nun Gangsta's Paradise şarkısının video klibini yöneten Antoine Fuqua, Variety'e verdiği demeçte Michael filmi için kariyerindeki ilk filmlerinin müzik videosu olduğunu ve film ile müziği birleştirmenin kendi kişiliğini tanımladığını belirtiyor. Michael Jackson hayranı olan Fuqua, müzik videoları yapmaya itenin MTV'de izlediği MJ video kliplerinin olduğunun altını çiziyor. Lionsgate imzalı filmde, Lionsgate Motion Picture Grup başkanı olan Joe Drake, Antoine Fuqua için vizyoner hikaye anlatma becerilerine ve sanatına olan bağlılığını Michael'ı unutulmaz bir film yapacağını belirtiyor. Michael filmi için kadrosunda kimlerin yer alacağı şu anlık belirsiz olsa da, çok konuşulacak bir iş geleceğini belirtmemizde fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/michael-kiwanukadan-yeni-album-geliyor/", "text": "Özellikle 2016 yılında yayınladığı Love & Hate albümüyle büyük bir dinleyici kitlesine ulaşan Michael Kiwanuka'dan üçüncü albüm hazırlıkları! Michael Kiwanuka, 10 parçadan oluşacak Kiwanuka isimli üçüncü stüdyo albümünü, 25 Ekim tarihinde yayınlayacağını duyurdu. Kiwanuka, yayınlanacağı yeni albümünü de aynı Love & Hate albümünde olduğu gibi Danger Mouse prodüktörlüğünde hazırlamış. Son olarak bu yıl içerisinde Tom Misch ile ortak çalışması Money parçasını yayınlayan Michael Kiwanuka'nın yeni albümünden yayınlanan ilk parça You Ain't The Problem'ı ve albümün şarkı listesini hemen aşağıdan görebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mick-jagger-ve-dave-grohldan-yeni-tekli-geldi/", "text": "Mick Jagger ve Dave Grohl iş birliğinden yeni tekli Eazy Sleazy yayında. Dünyaca ünlü İngiliz rock müzisyeni, besteci, The Rolling Stones'un ana vokalisti ve kurucu üyesi Mick Jagger, Nirvana grubunun eski davulcusu, Foo Fighters' ın vokalisti Dave Grohl ile karantina döneminde sürpriz bir çalışmaya imza atarak Eazy Sleazy'yi yayınladı. Mick Jagger tarafından karantinada yazılan parçanın vokal ve gitarlarında sanatçının kendisi yer alırken, gitar, bas ve kendine has güçlü davul sound'uyla Foo Fighters kurucusu Dave Grohl'u dinliyoruz. Eazy Sleazy, günümüzü anlatan, enerji dolu, rock'n roll tavırlı bir hiciv şarkısı. Jagger, alaycı mizahla karantinada yaşadığımız hayatı Zoom görüşmeleri, bu hapishane duvarlarındaki ev, gösterişli kitaplar, sahte alkışlar ve çok fazla TV sözleriyle yansıtıyor. Şarkıya Jagger' ın evinde, Grohl'un Foo Fighters stüdyosunda olduğu bir performans video klibi eşik ediyor. Mick Jagger ve Dave Grohl iş birliğinden çıkan Eazy Sleazy parçasının video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/midlake-6-eylulde-zorlu-psmde/", "text": "Müzikal yolculukları funk ve caz tınılarından indie rock, alternatif ve psychedelic rock'a kadar açılan alternatif folk-rock grubu Midlake, 6 Eylül akşamı Zorlu PSM %100 Studio'da sahne alacak. Midlake, bir grup caz öğrencisi tarafından, Teksas'ta kurulan bir grup olarak 20 yıldır müzkal yolculuklarına devam ediyor. Mart 2022'de yayımladıkları beşinci stüdyo albümleri For The Sake of Bethel Woods'u dinleyicileriyle buluşturan, Mojo, The Times, Uncut, Shinding gibi yayınlardan yeni albümleriyle ilgi çeken grup Avrupa turnesi kapsamında 6 Eylül akşamı Zorlu PSM %100 Studio'da İstanbul'daki dinleyicileriyle buluşacak! Müziğe funk ve caz tınılarına ağırlık verdikleri bir girizgahla başlayan zaman geçtikçe, indie rock, alternatif rock folk rock ve hatta psychedelic rock türlerine de selam veren ve büyük hayranlık duydukları, Jethro Tull, Radiohead, Björk, and Grandaddy gibi ustalardan ilham alan Midlake, Les Inrockuptibles, Wintercase, End Of The Road Festival ve South by Southwest gibi festivallerde sahne alarak Avrupa'da da büyük bir dinleyici kitlesi elde etti. Midlake, Milkmaid Grand Army ile başladıkları serüvenlerine, Bamnan and Silvercock, Baloon Maker, The Trials of Van Occupanther, The Courage of Others ve Antiphon albümleriyle devam ederek, Acts of Man, Roscoe, Core of Nature gibi efsanevi şarkılara imza attı. 6 Eylül'e günler kala Midlake'ten randevu almak isterseniz biletler burada. Midlake'in 2014 yılında Neil Young & Crazy Horse ile birlikte sahne aldıkları İstanbul konseri için notlarımıza göz atmak isteyenleri ise buraya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/midlake-franz-ferdinand-travis-band-of-horses-grandaddy-üyelerinden-oluşan-bnqtten-yeni-single/", "text": "2015 yılı sonunda bir supergroup haberi paylaşmıştık. Aradan geçen 1 senenin ardından Band of Horses, Franz Ferdinand, Grandaddy ve Midlake üyelerinden oluşan BNQT'ten albüm duyurusu ve yeni single geldi. Midlake'ten Eric Pulido, McKenzie Smith, Joey McClellan ve Jesse Chandler, Band of Horses'dan Ben Bridwell, Franz Ferdinand'dan Alex Kapranos, Grandaddy'den Jason Lytle ve Travis'ten Fran Healy'nin bir araya gelmesiyle oluşan grup eski Banquet yeni BNQT ilk albümleri Volume 1'i 28 Nisan tarihinde çıkartacağını açıkladı ve albümden çıkan ilk single olan Restart'ı da paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/midlake-franz-ferdinand-travis-ve-band-of-horses-üyelerinden-yeni-bir-süper-grup-banquet/", "text": "Travis vokali Fran Healy, Franz Ferdinand kurucusu Alex Kapranos, Band of Horses'tan Ben Bridwell ve Midlake üyeleri Eric Pulido, McKenzie Smith, Joey McClellan, Jesse Chandler bir araya gelerek oldukça kalabalık, yepyeni bir süper grup oluşturdular. Banquet ismindeki grup Midlake'ten Eric Pulido'nun fikriyle ortaya çıkmış ve şu an Volume I isminde bir albüm için Teksas'ta kayıttalarmış. Şahsen çok uzun ömürlü olmayacağını düşündüğüm bu süper proje grubu, daha şimdiden diğer albümleri planlamaya başlamış bile. Hatta grup önümüzdeki aşamalarında Rufus Wainwright, Norah Jones ve John Grant'i gözüne kestirmiş. Umarım kağıt üzerinde olduğu gibi müthiş bir albüm çıkar ve tarihte kült bir albüm olarak yerini alır temennilerinde de bulunmayı ihmal etmeyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/midlake-the-trials-of-van-occupanther-albümünü-yeniden-kaydediyor/", "text": "Midlake, 2006 yılı çıkışlı efsane albümü The Trials of Van Occupanther'ı yayınlanmasının 10. yılında yeniden piyasaya süreceğini açıkladı. Tim Smith'in gruptan ayrılmasından sonra çıkan ilk albüm olan Antiphon'la birlikte grubun tarzında hissedilen değişiklikler, bundan sonra basılacak olan ilk yeni albümle beraber bakalım nerelere gidecek? Bizde hala merak konusu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/midlakein-yeni-albumunden-ilk-video-klip-bethel-woods/", "text": "Psychedelic folk rock sahnesinin en uzun soluklu isimlerinden Midlake, yakında çıkacak olan For The Sake of Bethel Woods albümünün ayak sesleri olan Bethel Woods'u Michael Pena'nın oynadığı bir müzik videosu eşliğinde yayınlandı. Midlake solisti Eric Pulida, Bethel Woods'un doğuş hikayesini Bethel Woods, lirik olarak Dave Chandler'ın 1969'da Woodstock'un büyük kalabalığında oturan 16 yaşındaki bir belgesel filminden doğdu. sözleriyle aktardı. Midlake'in 2013'teki Antiphon'un devamı niteliğindeki yeni albümü 18 Mart'ta geliyor. Albüm öncesi Midlake özleminizi gidermek için Bethel Woods'u dinlemenizi öneririz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/miimaroglu-belgeseli-27-ocak-itibariyla-mubide/", "text": "İlhan Mimaroğlu ile hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu'nun hikayesini anlatan, yönetmenliğini Serdar Kökçeoğlu'nun üstlendiği MİMAROĞLU belgeseli, 27 Ocak tarihi itibarıyla MUBI'den izlenebilecek. 60'lı yıllarda Türkiye'den ABD'ye göç eden iki özgür ruh, efsanevi elektronik müzik bestecisi İlhan Mimaroğlu ve hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu'nun hayatına odaklanan MİMAROĞLU belgeseli 27 Ocak Çarşamba gününden itibaren dijital yayın platformu MUBI'den izlenebilecek. 39. İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması'nda Mansiyon ve 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması'nda Jüri Özel Ödülü kazanan MİMAROĞLU belgeselinde, İlhan Mimaroğlu'nun radikal bir sanatçı olarak portresini ortaya koyarken, bir yandan da çiftin bir aile dramının ortasında yeşeren güçlü ve ilham verici ilişkisine odaklanıyor. Çok katmanlı yapısıyla film, müzik, aşk, göç ve hayal kırıklığına dair gerçek hikayeler anlatıyor. Yönetmenliğini Serdar Kökçeoğlu'nun üstlendği belgeselin künyesini aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mikrodalga-sorfu-biraz-denize-biraz-da-gokyuzune-bakarak/", "text": "Brek'in geçen temmuz ayında TV Juice adlı ilk albümünü yayınlamasının ardından yaz mevsiminin bünyelerde yarattığı rehavete rağmen albümün şöhreti kulaktan kulağa yayıldı. Brek kimdir, solo bir proje midir yoksa bir grup mudur, ne yer ne içer gibi sorular son iki aydır güneşin alnında zihinleri kurcaladı. Halimi hatrımı sormaksızın doğrudan konuya giren, Ya sen bilirsin, kim bu Brek? diye can havliyle soranlar çok oldu. Albümü bir kez dinleyen, etkisinden kurtulamadı; birilerine bahsetmeden duramadı. Brek şimdilik gizemini korumayı tercih ediyor, o yüzden siz de Brek'in kim olduğunu boşverin derim. Bu gizem kuvvetle muhtemel Brek'in kendisini daha az ciddiye almak için icat ettiği bir yöntem. Evveliyatsız, geleceğe dair vaatlerde bulunmayan bir proje Brek. Geçmişinden bağımsız, geleceğinden tercihen habersiz. Sadeleşmenin derdinde, kendini bulmanın değil kaybetmenin pür neşesinde. Hissettiği gibi üretmenin, eklemenin değil çıkarmanın, seslerin kalabalığı içinde asgariyi duymanın peşinde. Esasında Brek, kendi içinde öze doğru bir muharebe. Oyunu kuralına göre oynamayı, beklentileri karşılamayı boşvermişliği her halinden belli. Bir single, bir albüm, bir klip, bir lansman, birkaç konser, bir single daha diye uzayıp giden sonsuz döngüden kendisini azat ettiğinden olsa gerek TV Juice albümünün yayınlanmasının ardından tek bir konser bile vermedi. Zaten yazın ortasında bu kadar iddialı bir albümü yayınlamak bile bana sorarsan deli işi. Delilik dipsiz kuyu, bir defa düştün mü kaybolmuyorsun da belki de kurtuluyorsun. Bağlamın dışına çıkınca ne kendini buluyorsun ne de aradığını. Bir şeyleri bulacağına inanmak haddinden fazla romantik. Sadece kendi bağlamını yaratmaya muktedir oluyorsun. Varabileceğin en üst nokta bu. Ötesi varsa yoksa kurmaca. Arayı soğutmadan beş parçadan oluşan ikinci albüm Mikrodalga Sörfü de 28 Eylül'de dinleyiciye ulaşacak. İlk albümün üzerinden henüz üç ay bile geçmeden, bu defa da tüm sözleri Türkçe bir albüm. Albümün bugün yayınlanan ilk single'ı Tesadüfen Hayatta bana kalırsa bu beş parçanın incisi, yıldızların altında mı yoksa üstünde mi olduğunuzu unutturacak bir kudrete sahip. Toprak ayağınızın altından kayıyor, bildiğiniz bir şeyler alabora oluyor, yerle gök birbirine karışıyor, siz daha ne olup bittiğini anlayamadan şarkı bitiyor. Şimdi artık siz de kayıpsınız. Nerede olduğunuza dair bir fikriniz yok. İki dakika elli yedi saniye önce her şey yerli yerindeydi. Oysa şimdi, tek bildiğiniz tesadüfen hayatta olduğunuz. O da şimdilik. Mikrodalga Sörfü hiç niyette yokken İzmir'in Karaburun ıssızında, on metrekare bir kulübede, yalnızca bir hafta içerisinde bol kahve ve bol alkol tüketerek kaydedilmiş ve mikslenmiş. Elbette yine tüm işçilik Brek imzası taşıyor. Albümü dinlediğinizde eminim ki siz de 2018 yazına, Karaburun'a ve bize bu albümü bahşeden her türlü koşula karşı bir nevi huşu duyacaksınız. Tarifi imkansız hisler ve bana şu an müzik üzerine yazmayı bir defa daha sorgulatan sesler. Writing about music is like dancing about architecture. Sürprizi bozmak istemiyorum ama albümden ikinci single gelecek cuma, fahri yaz ayı eylül bitmeden de Mikrodalga Sörfünün tamamı tüm dijital dünya gibi size yalnızca birkaç saniye uzaklıkta olacak. Biraz denize biraz gökyüzüne bakarken yazılmış bu şarkıları siz de öyle dinleyin. Biraz denize biraz da gökyüzüne bakarak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/miles-kane-ve-yeni-albumu-one-man-band/", "text": "Miles Kane yaklaşık 20 yıldır Britanya indie rock ortamında solo performansı ve süreci dışında The Rascals, The Last Shadow Puppets ve zaman zaman konserlerde Arctic Monkeys ile yer alan bir müzisyen ve bu albümünden biraz ümidim vardı. İşin toprağındasın, bu albüm için bir müzisyenin yapabileceği güzel şeylerden birini yapıp yanına müzisyen aile üyelerinden bazılarını da alarak yer değiştirmişsin, o akrabalar da öyle sıradan adamlar değil üstelik. Ama olumlu yönde bir sürpriz maalesef yok. One Man Band albümü Miles Kane'in bir önceki stüdyo albümünden çok farklı olmayan bir sesler bütünü ile başlayıp hemen hemen de o şekilde sona eriyor. Bu albümde göze çarpan işlerden biri, diğer albümlerde zaman zaman karşımıza çıkan üflemelilerin kullanılmamış olması. Benzer şekilde daha önce tuşluları da sık kulanan Miles Kane, ağırlıklı olarak gitarı, gitarı ile her şarkıda kendine göre itina ile ürettiği riff'lerle bezediği şarkılarını bir araya getirmiş. Ben açıkçası çıkış solo albümü The Colour of The Trap'den beri, bu albümden daha iyi bir albüm beklentisi içindeyim. Anlaşılan bir süre daha beklemem gerekecek. Peki biraz besteler özeline inersem... Albümden dört tekli yayınlandı. The Wonder melodik, kolay dinlenen bir beste ve kolay riff'ler yakalayıcı ve tekli olarak doğru seçim. Albüme adını veren parça da dahil diğer üçü bana göre vasat besteler. Albümde yer alan bana göre en iyi beste ise The Heal. Zannediyorum Blossoms solistinin bu besteye etkisi yüksek. Gerek Kane'in ses performansı, gerek gitarlar ve albümün ana çizgisinin oldukça dışında bir beste olması bu bestenin öne çıkmasında etken. Başarılı bir çalışma ve diğer bestelere göre daha zor tüketilir bir çalışma. Miles Kane değerli bir adam. Her şekilde vakit ayrılarak dinlenilmeyi ise elbette hak ediyor. Daha iyisini yapması için beklerken, bu albümden de bir, iki şarkıyı yanımıza alıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mind-shifter-ve-inhoodies-is-birligiyle-yeni-parca-geldi/", "text": "Yerli sahnemizden Mind Shifter ve In Hoodies iş birliğiyle ortaya çıkan E. I. N isimli yeni single dijital platformlardaki yerini aldı. Orhan Yılmaz, Meriç Erseçgen ve Burak Gürpınar'dan oluşan electronica / synthwave üçlüsü Mind Shifter'ın bu yıl içerisinde yayınlanacak yeni albümü Everything I Now'dan ilk single paylaşıldı. Vokallerinde In Hoodies'i gördüğümüz parça Partapart Records etiketiyle 19 Temmuz tarihinde yayınlandı. Vokalleri Karasinek Ses Tasarım, davulları Pur Studio'da kaydedilen E. I. N parçasının mix'inde Erdinç Kaya ve Meriç Erseçgen, mastering'inde ise İlker Çiftçi ismini görüyoruz. Şarkının kapak çalışması ise Candan İşcan'a ait. Mind Shifter ve In Hoodies iş birliğiyle gelen yeni şarkı E. I. N'ı hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mind-shifterın-yeni-epsinden-yeni-video-klip-horizon/", "text": "Orhan Yılmaz, Meriç Erseçgen ve geçtiğimiz günlerde ekibe 3. kişi olarak dahil olan, Kurban ve daha birçok projeden tanıyabileceğimiz Burak Gürpınar kadrolu İstanbullu synthwave oluşumu Mind Shifter'ın geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni EP'si Horizon'dan ilk video klip, yine aynı isimli şarkıya geldi. Partapart Records etiketiyle yayınlanan bu yeni EP'nin, aynı isimli şarkısının klibinin yönetmen koltuğunda ise Sencer Yalçın oturuyor. Horizon adlı video klibi izlemek veya aynı isimli 4 parçalık albümü dinlemek için ise sizi hemen aşağıya alalım. EP'yi dinleyip yükseldiyseniz ve yakın bir tarihte canlı canlı dinlemek istiyorum diyorsanız, grubun 24 Haziran tarihinde, Burgazada Peyote Cennet Bahçesi'nde Islandman ve Rain Lab ile birlikte sahne alacağını da belirtelim. Eğer aşağıdaki linkten gidiyorum tuşuna basarsanız da kendinizi, etkinliğe gitmek için ayrıca teşvik edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/minik-muzisyen-nandi-bushelldan-muse-yorumu/", "text": "10 yaşındaki Nandi Bushell, yaptığı Muse cover'ıyla bir kez daha dikkatleri üstüne çekti! Nandi Bushell, Muse'un 2003'te Absolution albümünden hit olan parçası Hysterianın davullarını çaldığı videoyu bu yaz YouTube'da yayınlamıştı. Minik müzisyenin yeteneklerine anbean tanıklık ettiğimiz bu süreçte, çalabildiği enstrümanların listesi de git gide genişliyor. Bushell, daha önce davul'larını çalıp paylaştığı Hysteria parçasının bas gitar partisyonlarını da çalıp kaydettiği yeni bir video paylaştı. Parçanın akorlarının onu zorladığını fakat çok çalışıp konsantre olarak üstesinden geldiğinden bahseden Bushell, bugüne kadar Foo Fighters, System of a Dawn, Dua Lipa ve Muse gibi pek çok müzisyenin parçalarını cover'layıp herkesin çokça ilgi ve takdirini görmüştü. Minik müzisyen Nandi Bushell'in Muse cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mistik-diyarlardan-gelen-albüm-selim-saraçoğlu-başka-bir-vaha/", "text": "Açılın! Son yıllarda bu topraklardan çıkan en özgün işlerden birini tanıtmaya geldim. Kendisini daha çok canlı performansları ile tanıdığımız Selim Saraçoğlu'nun Başka Bir Vaha albümü 7 Ekim'de Baykuş Müzik etiketi ile yayınlandı. Albümün prodüktörlüğünü ve mikslerini Sinan Sakızlı üstlenirken, kayıtlarını da Hayyam Stüdyoları'nda; Sinan Sakızlı & Can Aykal ikilisi yaptı. Albümde kendisine bir çok müzisyen eşlik ediyor; Burak Irmak (Tuşlu çalgılar, elektronik efektler, perküsyon, 2. davul), Ertuğrul Güney, Yankı Bıçakçı, Alex Tsyntsaru, , Deniz Koloğlu, Okan Kaya, Berke Can Özcan, Arda Erboz, Selen Kesova, Yasemin Özler, Barış Ertürk, Ömer Öztüyen, Alice Juschka ve İstanbul Strings. Şarkının mastering işlemleri ise New York, Engine Room Audio'dan Dan Millice'a emanet edilmiş. Selim Saraçoğlu'nun daha çok deneysel olarak kabul edilebilecek bu albümüne hem kendisi tarafından, hem de kendisine bu projede yardımcı olanlar tarafından belli ki yoğun bir emek harcanmış. Bunu albümden rastgele bir şarkı seçip dinlemeye başladığınızda dahi farketmeniz mümkün. Kendi kendime bir delilik yapıp Albümde en çok dikkatini çeken şey neydi? diye soracak olursam, kesinlikle tekrardan kaçındığı hatta koşarak uzaklaştığı olur. Ufaktan dinlettiğim ilk kişi Bunun nakaratı neresi? diye şarkıyı bir ileri bir geri sardı. Bu sebepten benim sürekli hayalimde canlandırdığım, mükemmel albüm tanımına bir adım önde başlıyor Başka Bir Vaha. Dikkatimi çeken ikinci şey ise; şarkıların neredeyse tamamında canlı performansı andıran bir sound'un tercih edilmiş olması. Böyle bir şeyi kasten mi tercih ettiler yoksa ben mi böyle hissettim tam olarak bilemiyorum. Yaylılar genellikle parçaların sonlarında o kadar canlı kullanılmış ki, insanı kendine getiriyor. Davul ise genel olarak perküsif bir eleman olarak yer ettiğinden dolayı mistik bir hava katmış. Ayrıca perküsyon aletlerinin tamamı bu duyguyu daha da fazla hissettiriyor. Parça sözleri de yine albümün geri kalanı özenerek ve tek tek seçilmiş ayrı şiirler gibi. Dikkat! Bazı parçalarda gözlerinizi kapattığınızda kendinizi bir anda J. R. R. Tolkien'ın Orta Dünya'sında, sisli bir ormanda bulabilirsiniz. Şimdi sözü fazla uzatmadan, sizi Selim Saraçoğlu ile baş başa bırakıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mitski-bug-like-an-angeli-yayinladi/", "text": "Mitski geçtiğimiz günlerde duyurduğu The Land Is Inhospitable And So Are We isimli albümüne ait ilk teklisi Bug Like An Angelı bizlere sundu. Mitski, yeni albümü The Land Is Inhospitable And So Are We'yi geçtiğimiz hafta sonu, 2022'deki Laurel Hell ve beraberindeki turnesini duyuruş şeklinin aksine, basit ve açık sözlü bir şekilde paylaşmıştı. Albümün çıkış teklisi de benzer şekilde abartısız ama sonuçta Mitski ve onun özel dokunuşlarına sahip. Bug Like An Angel isimli açılış teklisi oldukça minimal; Mitski'nin sesini akustik gitarla ve ara sıra müziğe biraz dinamizm katan, sıcaklığı çok fazla yükseltmeden bas ve klavyelerle eşleştiren bir parça. Bu şarkıyı özel kılan ögelerden bir tanesi ise önemli anlarda devreye giren 17 kişilik koro. Mitski tarafından düzenlenen, Nashville ve Los Angeles'tan çeşitli seslerden oluşan koronun The Land Is Inhospitable And So Are We'nin önemli bir parçası olduğu ortada. Drew Erickson tarafından düzenlenen ve yönetilen orkestra ise Mitski için bir ilk. Bug Like An Angel'ın sözleri, dibe vurmuş bir tür cezbedici özgürlük bulan karakterin bakış açısıyla söylenmiş. Noel Paul'un müzik videosunda bu anlatıcı, bir barın dışında zarif bir şekilde sendeleyen Mitski ve korosu tarafından kucaklanan ve sonunda itilen bir kadın olarak tasvir ediliyor. Mitski'nin yeni bir şeyler denediğini görmek gerçekten çok heyecan verici. Büyük bir koroyla beraber yaptığı çalışmanın sonucunu sabırsızlıkla merak ediyoruz. Albümü beklerken sizi yeni teklisi ve ilginç video klibiyle baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mitski-ve-the-land-is-inhospitable-and-so-are-we-albumu/", "text": "Mitski yedinci ve şimdiye kadarki en rahatlatıcı ve umut dolu albümü olan The Land is Inhospitable and So Are Weyi yayınladı. Mitski yedinci stüdyo albümü The Land Is Inhospitable and So Are We ile karşımızda. Sanatçı albümün çıkışıyla aynı zamana denk gelecek şekilde My Love Mine All Mine için yeni bir video klip de paylaştı. 11 parçadan oluşan The Land is Inhospitable and So Are We, uzun süredir birlikte çalıştığı Patrick Hyland'ın prodüksiyonu, düşünceli şarkı yazımı ve arınma anları gibi bir Mitski albümünden bekleyeceğiniz pek çok şeyi içeriyor. Ancak aşk ve izolasyon arasındaki kaçınılmaz çelişkiye odaklanarak, ruh haline uygun ve etkili düzenlemelerle en derin düşüncelerinden bazılarına ulaşıyor. Mitski albümü kendisinin en Amerikanvari albümü olarak nitelendirdi ve bunun, geliştirmeye çalıştığı aşkın kalıcı bir kanıtı olmasını umduğunu açıkladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mitski-yeni-albumunu-duyurdu/", "text": "Mitski bir buçuk yılın ardından yeni albümü The Land Is Inhospitable And So Are Wenin müjdesini verdi. Mitski, The Land Is Inhospitable And So Are We adlı yeni albümünün duyurusunu yaptı. Bu albümden ilk tekli ise çarşamba günü yani 26 Temmuz'da yayınlanacak. Mitski bizleri heyecanlandıran bu haberi, pazar öğleden sonra albümü kaydettiği Nashville'deki Bomb Shelter Studio'dan bir sesli notla açıkladı. Bu albüm, Mitski'nin yedinci albümü olacak. En son çıkardığı albüm Laurel Hell ise Şubat 2022'de yayınlanmıştı. Ayrıca, David Byrne ve Son Lux ile birlikte Everything Everywhere All At Once filminin müziği için üzerinde çalıştığı şarkıyla Oscar'a aday gösterilmişti. Yeni albüm hakkında elimizdeki bilgiler şimdilik bu kadar. Albümün çıkmasını sabırsızlıkla bekliyor ve o çıkana kadar sizi Mitski'nin son çalışmasıyla baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festival-5-6-kasimda-zorlu-psmde/", "text": "Sesler arası bir deneyim yaşatan MIX Festival, 5-6 Kasım tarihlerinde 5. kez Zorlu PSM'de gerçekleşecek. Elektronik, indie ve dans müzik seçkisiyle yerli ve yabancı birçok sanatçının pek çok performansının yer alacağı festival, toplam iki gün boyunca üç ayrı sahnede gerçekleşecek. Fransız pop rock müzik ikilisi AaRON, synth-pop esintili ritim dolu parçaları ile melankolik Alman ikili COMA, Belçika'nın heyecan verici genç sesi Claire Laffut, Leeds çkışlı alternatif müzik grubu Far Caspian, 'Something New' albümüyle müzik piyasasına iddialı bir geri dönüş yapan Belçikalı elektronik rock grubu Goose'un yanı sıra yerli sahnemizden Gaye Su Akyol, Islandman, Jakuzi, Nova Norda, Ah! Kosmos, Mikado gibi isimlerin performanslarıyla dolu iki gün bizleri bekliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festival-ile-sesler-arası-bir-deneyime-hazır-mısın/", "text": "Zorlu PSM'nin yeni sezon programı gönülleri feth edeceğe benziyor ki; önümüzde Zorlu PSM'yi harikalar diyarına çevirecek MIX Festival gibi bir organizasyon var. Bu kadar farklı disiplinleri bir araya toplamak ve ortak bir anlayış yaratmak, bunu etkinlikler, atölyeler ve workshoplar ile desteklemek her ne kadar sanatın evrenselliği, her güruha hitap etmesi gibi olguları çoğu zaman es geçtiklerini düşünsem de ihtiyacımız olan bir başarı örneği ve 30 Eylül-1 Ekim tarihlerinde MIX Festival, bu müzikle inşa edilmiş ütopyayı iliklerimize kadar yaşatacağa benziyor. Festival Ana Tiyatro, Drama Sahnesi, Studio, Meydan Fuaye, VIP Lounge, Sky Lounge ve PSM Amfi'ye yayılıyor. Tabi sahneler arası dengelerin nasıl kurulacağı, katılımcı sayısına göre festival işleyişinin nasıl gerçekleşeceğini henüz bilmiyoruz ama sahnede neredeyse kimi istiyorsanız onu bulabileceksiniz. İngiliz grup Oi Va Voi, Türkçe Rap'in en popüler isimlerinden Ceza, Büyük Ev Ablukada, kendine has tarzıyla Türkiye'de olduğu kadar dünyada da ses getiren Baba Zula, rap sahnemizin en önemli isimlerinden Mode XL, hiperaktif sahne duruşuyla ünlenen Latin Amerikalı reggae grubu Che Sudaka, 70'li yılların psychedelic, funk ve soul şarkılarını günümüze uyarlayan Hey! Douglas, ve reggae müziğin ülkemizdeki en başarılı temsilcisi Sattas. Ayrıca Gaye Su Akyol, She Past Away, The Ringo Jets, In Hoodies, Neophon Ensemble: Welcoming Maqam, Eypio ve Burak King, Elif Çağlar Quartet, Ahmet Aslan, Erdal Erzincan, Taksim Trio, Kolektif İstanbul, Ozbi, Kamufle ve fazlası için festival programına göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festival-presented-by-100-muzik-3-4-kasimda-zorlu-psmde/", "text": "Röyksopp, Warhaus, Kid Francescoli, Weval ve çok daha fazlası 3-4 Kasım tarihinde MIX Festival Presented By %100 Müzik kapsamında Zorlu PSM'de! MIX Festival presented by %100 Müzik farklı sesleri bir araya getirerek elektronikten indie müziğe, rap'ten dans müziğine en sevilen sesleri bir kez daha müzikseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. 20 yılı aşkın süredir uluslararası elektronik müzik listelerinde zirveden inmeyen, ''Do It Again'' ile Grammy Ödülleri'nde En İyi Elektronik Albüm adaylığı bulunan ve 'What Else Is There?', 'Here She Comes Again' gibi sayısız hit şarkının sahibi Röyskpopp ve günümüz indie rock dünyasının en iyi temsilcilerinden, 'Love's a Stranger' ile milyonlarca dinlenme elde eden Warhaus 3 Kasım akşamı MIX Festival presented by %100 Müzik kapsamında İstanbul'daki hayranlarıyla buluşacak. Chill-dance müziğin sevilen ismi, 'Moon ' parçası ile geçtiğimiz senenin en popüler isimlerinden biri olan Fransız grup Kid Francescoli ve dinleyicilerine büyülü bir atmosfer sunan, 'Gimme Some', 'The Most' gibi parçalarıyla elektronik müzik sahnesinin önemli ikililerinden biri haline gelen Weval ise 4 akşamında Zorlu PSM'yi bir dans pistine çevirecek. Yerli sahneden Flört, Aga B, Hedonutopia, Barış Demirel, The Flabbies gibi isimlere de ev sahipliği yapacak olan MIX Festival, 3-4 Kasım tarihinde Zorlu PSM'de gerçekleşecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festival-sahnelerine-gore-karakter-analizine-var-misin/", "text": "- Can Güngör - The Away Days - Men I Trust Günde en az kaç kez hayal dünyasında kaybolduğun için işlerini aksatıyorsun ya da azar yiyorsun? Dur tahmin edelim, en az üç öğün. Dream-pop türünün bayrak sallayanları tek bir sahnede toplanınca seni bu sahnenin en önünde ağlarken dans etmek dışında hayal edemiyoruz. - Klor - Kardelen - Thomas Guerlet - Kit Sebastian Her perşembeyi cumaya bağlayan gece yeni çıkan şarkıları dinlerken bir yandan da zaman yolculuğu yaparak eskilere geri dönmek seni yormuyor mu? Ben yanlış dönemin insanıyım cümlesini bağlaç olan -de'den fazla kullanmış olabilirsin. Synth altyapısını aktif bir şekilde kullanan Kadıköylü üçlü Klor'u kültürlerarası bir plak havasına sahip olan Kit Sebastian'ı aynı sahnede izlemeyi tercih etmen, müziğin zamansız olduğuna inandığını gösteren en büyük kanıt. - MFY b2b Ali Özel - 3pillie - Seda Erciyes / Tuğçe Şenoğul Dj Set Cool gözlüklerinle birlikte kimseyi umursamadan partilerin en çok dans eden insanı sensindir muhtemelen. Mainstream dj sahnelerinin dışındaki müzik zevkin ile güncel house müziğin sıkı takipçisi olmalısın. Günün en sevdiğin saati muhtemelen happy hour. - Gülinler - Futuro Pelo - Hedonutopia - Ceza Sen gerçekten Ne tarz müzikler dinliyorsun? sorusuna Kulağıma güzel gelen her şeyi dinliyorum abi derken yalan söylemiyormuşsun. Youtube'da melankolik takılmaya gelip nostaljiye bağlayan gece perileri en yakın arkadaşın olmalı. Bu seneki Wrapped sonuçlarını bizimle de paylaşırsan seviniriz, bu mix'i aşırı merak ettik. - Second - The Ringo Jets - Opus Kink Sen kesin Tumblr döneminde iki post'un üçünde Punk is not dead paylaşan tiplerdendin. En havalı rock'çu sensin, tamam. O kadar rockçısın ki, punk, rock ve caz türlerini tek bir sahnede harmanlamak senin bayılarak yaşayacağın bir deneyim oluyor. - Bangoverz - Geeva Flava - Hünkar Antik çağlardan zaman yolculuğuyla günümüz dünyasına gelen biri olabilir misin? Bangoverz'ın elektronik müzik şovunun ardından hikaye anlatıcılığını arşa çıkarmayı hedefleyen Geeva Flava, sonrasında ise rap sahnesinin en güncel isimlerinden Hünkar'ı dinlemek istemen, kafanın boyutlararası mix'lenmiş olduğunu gösteriyor. Böyle devam! Mix Festival presented by %100 Music, 7-8 Ekim'de Zorlu PSM'de! Biletler passo. com'da."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festivale-eklenen-yeni-isimler-aciklandi/", "text": "Farklı müzik türlerinin iki günlük bir festival şeklinde bir araya geldiği MIX Festival'in bu yıl üçüncüsü gerçekleşiyor. Zorlu PSM'de 16-17 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek festivale eklenen yeni isimler de açıklandı. Birçok farklı tarzda müzik üreten yerli ve yabancı isme ev sahipliği yapan MIX Festival bu yıl üçüncü kez gerçekleşiyor. Zorlu PSM tarafından düzenlenen festivalin kadrosuna dün yeni eklenen isimler de açıklandı. Fransız elektronik müzik ikilisi Polo & Pan'in ilk akşam sahne alacağı festivalin ikinci akşamında ise Norveçli elektro pop müzisyeni Aurora sahnede karanlık pop'un elektronik örneklerini sergileyecek. Festivalde sahne alacak diğer yabancı isimler ise; Fransız elektronik duo'su Her, Fransız elektro pop Kazy Lambist, alternatif elektronik müzik ikilisi Otzeki, Berlin müzik sahnesinin büyülü sesi Sophie Hunger, Barcelona dans sahnesinin önemli DJ ve prodüktörlerinden Undo, house ve minimal techno'nun Fransa temsilcileri Losless, R&B ve elektronik müziği bir araya getiren Londralı elektronik müzik ikilisi Tender, elektronik müzik prodüktörü Emancipator'ın canlı performans grubu Emancipator Ensemble olacak. Yerli sahneden ise; ülkemizde festival ve psychedelic müzik denince akla gelen ilk isimlerden BaBa Zula, yine festivallerin aranılan ismi Hey! Douglas, Türkçe funk ve psychedelic şarkıları dans pistine uyarlayan oluşum Turkish Edits, deep tech ve etnik elektronik müziği harmanlayan ikili Monality, yaptığı edit'lerle dikkatleri çeken isim Barış K, Portecho'dan hatırlayacağımız Tan Tuncağ'ın yeni ve başarılı elektronik müzik projesi Cava Grande, DJ'lik kariyerinde 20. yılı deviren Mabbas dans pistinde katılımcıları terletecek isimlerden olacak. biletix. com ve Zorlu PSM gişelerinden satışta olan festival biletlerinin ilk ön satış döneminin 26 Eylül Çarşamba günü sona erdiğini de belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festivalin-ilk-isimleri-aciklandi/", "text": "Bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek MIX Festival, farklı müzik türlerini bir araya getirmeye devam ediyor. Festivalin ilk isimleri ise bugün açıklandı. 15-16 Kasım tarihlerinde Zorlu PSM'de gerçekleşecek olan MIX Festival, elektronikten indie'ye bir çok farklı tarzda ismi dördüncü kez bir araya getiriyor. Dark dizisinin tema müziğiyle akıllara kazınan, aynı zamanda Moderat'ın üçte biri olan Apparat, bu yıl yayınladığı yeni uzunçaları LP5 sonrasında live olarak MIX Festival'de yer alacak. Apparat dışında, Alman elektronik müzik duo'su Booka Shade, kendine özgü müziğiyle N'TO, lo-fi sesleri house müziğe uyarlayan İngiliz prodüktör Ross from Friends, elektronik müziği klasik müzikle harmanlayan Worakls, disko, funk ve soul etkili Fransız grup Isaac Delusion, akustik melodileri elektronik müzik ile birleştiren Joachim Pastor, Photomaton parçasıyla tanınan Jabberwocky, İsveç'in köklü dream-pop ve indie-pop gruplarından The Radio Dept., yerli sahnemizden Islandman, Belçikalı indie-pop grubu SX ve Londralı indie grubu Teleman festivalin ilk açıklanan isimleri oldu. Festivalin biletleri ise 22 Temmuz tarihinden itibaren Zorlu PSM gişelerinde ve Biletix üzerinden satışta olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mix-festivalin-tek-gunluk-programi-aciklandi/", "text": "Bu yıl 15-16 Kasım tarihlerinde Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde gerçekleşecek olan MIX Festival'ın tek günlük programı açıklandı. Zorlu PSM'nin bu yıl dördüncüsünü düzenleyeceği MIX Festival'ın tek günlük programı açıklandı. Apparat, Booka Shade, Ross From Friends, N'TO, Isaac Delusion ve Worakls, The Radio Dept., Islandman, Teleman ve Hey! Douglas Big Band gibi isimlerin sahne alacağı 15 Kasım'ın tam programını aşağıdan inceleyebilirsiniz. Günlük bilet ve ikinci avantajlı dönem kombine festival biletleri Zorlu PSM gişeleri, zorlupsm. com ve biletix. com üzerinden satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mobyden-yeni-album-geldi-ambient-23/", "text": "Dünyaca ünlü elektronik müzik sanatçısı Moby, ambient türünde yaptığı Ambient 23 isimli albümünü yayınladı. 90'ların elektronik dans müziğinin önemli temsilcilerinden olan, sadece tek bir janraya bağlı kalmayıp geniş türler arası üretimler yapan Moby, bu kez ambient türünde ürettiği Ambient 23 isimli yeni albümünü yayınladı. 16 şarkıdan oluşan bu albüm, tabiri caizse yeni yılın ilk hediyesi oldu. En son çıkardığı ache for ve fall back isimli iki yeni EP'nin ardından Moby, yirminci stüdyo albümünü yayınlarken kendi tabiriyle eski garip davul setleri ve synthler ile oluşturdu. Natural Blues, Extreme Ways, Mistake, Porcelain gibi klasikler yaratmış olan New York'lu şarkıcı, söz yazarı, prodüktör Moby, 2023'ün ilk günlerinde çıkardığı yeni albümünü dinleyicileriyle buluşturdu. Moby'nin heyecan verici yeni albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/moda-sahnesi-yaz-donumu-konserleri-2-gun/", "text": "Moda Sahnesi Yaz Dönümü Konserleri 2. günündeydik. Dünkü performanstan sonra ve yarınki Taranta Babu konserini düşününce bu konser için çıtam baya yükseklerdeydi. Yazıyı nereye bağlayacağımı baştan yazacağım. Can Güngör ve Yasemin Mori konserleri son zamanlarda izlediğim en iyi konserdi diyebilirim. Harika bir geceydi! Sahneye ilk Can Güngör çıktı. Henüz sahnede kimse yokken sahnede klarnet, saksafon, akustik gitarlar, elektrik gitar, banjo, tuşlu çalgıları görünce, acaba Can Güngör'ün arkasında Kara Orkestra mı çalacak diye düşündüm. Hatta klarnet Taranta Babu beklentisine kadar götürdü. Tabi beklediğim gibi olmadı. Başka bir kadro ile Can Güngör sahnede yerini aldı. Sahnedeki kadroyu iki kişi hariç daha önce görmedim ve dinlemedim ama en dikkatimi çeken bas gitardaki Tufan Büyükgüngör, sahiden iyi bir enstrümanist. Çok beğendim. Diğer yandan tuşlu çalgılardaki ismi ilk başta tanıyamadım ama daha sonradan hatırladım. Hatırlayamadığım için kendim de ayrıca utandım; onu da belirteyim. Kendisi hakkında Rock'n Coke 2013 e dair notlar: Festivalin Küçük Puntoları yazısında notlar düşmüştüm. Ozan Tekin'i bugüne kadar Yora'da dinlemiştik ve çok sevmiştik. Can Güngör, konsere başlarken bu ekip ile ilk defa çaldıklarını ve eğer yanlış anlamadıysam ilk defa da konsere çıktılarını söyledi. Sahnedeki isimler daha önce ne kadar sahne alırlarsa alsınlar grup tecrübesi bireysel tecrübenin önüne geçiyor olabilir mi diye beni düşündürdü. Konser boyunca iyi çaldılar, şarkıların ruhunu çok iyi yansıttılar ama sahnede çok az kıpırdadılar ve çok kontrollüydüler. Bunu kötü bir eleştiri olarak yazmıyorum. Bu ekibin bu ilk anlarına şahit olmak önemli bir şanstı. Konser esnasında aldığım notu da bu cümlenin devamına ekleyebilirim. Bu ekibin bundan sonraki 10. konserlerini tekrar izlemek gerek. Biraz daha rahatladıklarında sahiden unutulmaz bir performans sergileyeceklerine inancım tam. Geçen hafta Açık Radyo'da Can Güngör'e Silik Düşler parçasıyla yer vermiştik. Bu şarkı sanırım en bilindik şarkısı. İkinci olarak ve konser sonunda bu şarkıyı ikinci defa çalarak konseri noktaladılar. Silik Düşler'in canlı konser videosunu bugün ya da yarın birbabaindie. com'da ve sosyal medya hesaplarımızda paylaşacağız. Can Güngör, henüz yayınlanmayan albümü hakkında da bilgi verdi. Silik Düşler ve ismini tam alamadığım ama trafik yapısını acayip sevdiğim bir şarkı ile Olmadı Kaçarız'dan EP yayınlayacağını söyledi. Can Güngör şarkılarında dikkatimi çeken bir şey var. Tüm şarkılar istikrarlı bir trans hali içeriyor. Hemen hemen tüm şarkıların bir patlama ve coşma noktası var ama asla şarkının esas dokusundan ödün vermiyorlar ve o trans halini şarkı bitene kadar koruyorlar. Arabalardaki hız sabitleyici gibi bir hissiyat. Uzun yolculukta orta şeritten, trafiğin akışını bozmadan gidilen gece yolculuğu hissiyatı uyandırdı bende. Klarnet ve saksafon kullanımlarını merak ediyordum. Uzun ve karmaşık sololar olmadan, sadece şarkıya eşlik niteliğinde kullandılar. Bu tarz müzikte, bu enstrümanlar işin içine girince, kendi içlerindeki marjinallikten ötürü olsa gerek hep böyle koşturup giden sololar, dominant notalar falan olması gerekiyormuş gibi geliyor ama dün de gördük ki aslında çok da gerekmiyor. Naif bir şekilde bu enstrümanları bu tarz müziğin yerli halkı olarak niteleyebileceğimiz enstrümanları ile bir arada kullanabiliyorsunuz. Bir diğer yandan müzik formunu tarzlara sıkıştırmadan daha özgür kılabilmek adına çok sesli hale getirmek çok takdir edilecek bir şeydir ki buna cesaret ettiği için ya da düşünüp uyguladığı için Can Güngör ve ekibine teşekkürlerimi iletiyorum. Ek olarak bir şarkıda Can Güngör banjo da çaldı. Asla bir benzetme yapmıyorum yanlış anlaşılmasın; Balmorhea'nın Remembrance performansı geldi aklıma birden. Ne güzel şarkıdır. Neyse konumuza dönelim. Son birkaç şarkı kala davul ve bas sahneden ayrıldı. Şarkıların etkisi, grubun da iyiden iyiye rahatlamasıyla tüm dinleyenler yere oturdu ve konseri bu şekilde takip etti. Ortamın samimiyeti son derece saf ve hoştu diyebiliirim. Nacizane tek bir eleştirim olabilir. Sıradan biri olarak beklentim elektrik gitarın biraz daha dominant hale gelmesi ve belirgin melodilerin bir tık daha artması yönünde. Şarkılardaki bu tip ufak dokunuşların daha akılda kalıcı izler bıraktığı inancındayım. Can Güngör'ü ilk defa izleyen biri olarak karakter olarak sahne önüne yansıyan adamın inanılmaz samimi, mütevazı ve güzel bir karakter olduğu izlenimini uyandırdı. Umarım böyle güzel müzik yapmaya devam eder. Biz de hep güzel şeyler yazarız. Gecenin ikinci performansına yönelik merakım daha fazlaydı. Kapının önünde biraz durduktan sonra sahne kurulumuna bakmak için tekrar sahne önüne geldik. Açıkçası gözlerim trompeti ile Can Ömer Uygan'ı aradı. Yoktu. Gökhan Şahinkaya'nın amfisinin önünde de akustik bas gitarı duruyordu. Bir anda eyvah akustik bir şeyler mi çalacaklar diye endişe ettirdi. Akustik performansları severiz ayrı ama nedense içimden o an hiç öyle bir şey dinlemek gelmedi. Görkem Karabudak, daha önce Kara Orkestra'dan ayrıldığını duyurmuştu. Bu diğer projelerde de bir ayrılık sebebimi tam bilmiyorum ama dün onun ekipmanları da sahnede yoktu. Açıkçası merak ediyordum. Acaba Burak Irmak mı çalacak diye aklımdan geçiriyordum ama Rhodes denen o efsane çalgının başına Can Çankaya geçti. İyi de yaptı. Orkestrayı inanılmaz iyi bir şekilde tamamladı, çok şey kattı. Elektrik gitarlarda Barlas Tan Özemek, bas gitarda Gökhan Şahinkaya ve davulda artık övecek kelime bulamadığım Ediz Hafızoğlu vardı. İlk giriş parçası Arjantin'di. Bu şarkıya inanılmaz iyi bir deneysel intro ile giriş yaptılar. Sonra Yasemin Mori tüm tiyatrallığı ile sahneye geldi. Yasemin Mori'yi ne zaman izlesem bir konserden daha fazla müzikal izliyor gibi oluyorum. Sahne performansı ya da sahnede delilik açısından kadın vokallerde kendini 3'e, 5'e katlayan iki kişi gördüm bugüne kadar. Biri Softa'dan tanıdığımz Ece Özey, diğeri ise Yasemin Mori'dir. Beklediğim gibi akustik bir performans olmadı. Şarkıların orjinal halleri ile caz formunun harmanlanmış bir sunumu vardı. Bu konsere dair ne yazsam sonunu mükemmeldi diye bağlayasım geliyor. O yüzden yazıyı çok uzatmadan noktalayacağım. Ediz Hafızoğlu'nun Muşta performansını hiç unutmayacağım; ek olarak bunu belirtmek isterim. Dün geceki performans sahiden unutulmazdı ve harikaydı. İzlediğim en iyi konserlerde ilk üçe çok rahat sokabilirim. Can Güngör Silik Düşler from Bir Baba Indie on Vimeo."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/moda-sahnesi-yaz-dönümü-konserleri-1-gün-gaye-su-akyol-bubituzak/", "text": "Moda Sahnesi Yaz Dönümü Konserleri 1. günündeydik. Sıcağı sıcağına, bir saat evvel biten konser ile ilgili yazmak istedim. Bu konserler silsilesine sadece isimlerinden dolayı gittiğimi söylersem eksik söylemiş olurum. Ben bu konserlere biraz da Moda Sahnesi'ni göreyim diye gittim. Moda Sahnesi ben askerdeyken açılmıştı ve kilometrelerce uzakta müthiş temalı cümeleler kurarak, Moda Sahnesi'nde izleyeceğim oyunları, dinleyeceğim konserleri düşünüp durdum. Daha ötesinde de şeyler düşündüm ama şimdilik onlar bende kalsın. Moda Sahnesi'ne çocukluğu Kadıköy'de geçmiş, orada büyümüş ve hala orada nefes alan biri olarak söyleyebilirim ki başka bir gözle baktım. Orası sinemayken bir sürü filme girip çıkmıştım. O yüzden oranın ziyan olmaması gerekiyordu ki bugün gördüğüm kadarıyla çok daha iyi hale gelmiş. Gerçekten bambaşka bir dokusu, heyecanı vardı. Her kimin eli dokunduysa ona büyük bir teşekkür borçuyuz. Konsere dönersek henüz sahnede son hazırlıklar yapılıyordu. Bir yandan da Zeki Müren ve Müzeyyen Senar şarkıları ısrarla rakıya davet ediyordu. Gaye Su Akyol albümü elime bir gün evvel geçti. Biraz dinledim, biraz dinleyemedim ama beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Albümü ilk defa dinleyişimin ertesi günü konsere gelmek ise bambaşka bir hissiyattı. Mutasyon geçirip, 4 kollu olur diye korktuğum Görkem Karabudak aynı anda kaç enstruman çalabilir diye merak ederken, Gaye Su Akyol'a Cümbüş çalarak eşlik etti. Aşırı gürültülü bir soundu olmayan Gaye Su Akyol şarkılarını neredeyse her zerresine kadar, çok rahat bir şekilde dinledik. Moda Sahnesi'nin akustiği ve konser alanı oldukça ferah ve rahattı. Tüm bunlar bir araya gelince konserin keyfi de ikiye katladı diyebilirim. Tüm performansa yapabileceğim yorum naif ve dertli oluşuydu. Gaye Su Akyol'un sahneye çok yakışması, sesi ile karakterinin senkronize hareket etmesi; yani kendine has bir ağırlığı oluşu müzikle gerçek bir bütünlük oluşturmuştu. Yerine göre mizahi yaklaşımları ve sınırlarını belli etmesi de oldukça iyiydi. Bir diğer dikkatimi çeken şey ise artık iyi bir yorumcu olmanın, tek başına bir önem taşımadığıdır. Aynı şeyi, Rock'n Coke'da Yasemin Mori'yi dinerken hissetmiştim. Arkada size eşlik eden enstrumanistlerin çok iyi ve özgüveni yüksek kişilerden oluşması solistin de performansını inanılmaz yukarı çekiyor. Arkada çalanların kendilerini sadece çalgıcı olarak görmemeleri, çok daha ötesinde eşlik ettikleri solistin bir parçası olarak görmeleri, o müziğin içerisinde bir aidiyetlik oluşturmalarına sebebiyet veriyor ki bu da dinleyen kanadında bambaşka bir tat bırakıyor. Konserin en akılda kalıcı performansı Cehennem Meyhanesi ve Biliyorum şarkılarıydı. Özellikle Cehennem Meyhanesi'nin kapanışında müthiş bir performans vardı. Gaye Su Akyol konseri ile ilgili son yazacaklarım ise; eğer ki rakı satışları bu gece itibariyle patlarsa tek sebebi Gaye Su Akyol'dur. Bubituzak konser hazırlıkları çok fazla sürmedi. Bir önceki konserdeki ekipten sadece Barlas Tan Özemek yoktu sahnede. Ufak tefek değişiklikler ve Ali Güçlü Şimşek'in ekipmanlarını öne kaydırılması ile konser başladı. Tahminimden daha muzip ve hiperaktif bir Ali Güçlü Şimşek vardı sahnede. Albümde olmayan bir şarkıyla girdiler ki oldukça güzeldi. Bir önceki konsere göre ses düzeni biraz daha gerideydi ama aşırı derecede rahatsız eden bir şey neredeyse hiç olmadı. Hatta sadece geri vokalleri bazen ana vokalden fazla duymak dışında bir problem yoktu diye düşünüyorum. Bugün Dünya Tersine Dönüyor'un öncesi ve geçişi hakikatten acayip hoş ve güzeldi. Bunu ayrıca belirtmek isterim. Bubituzak'ın üç defa Develerle Yaşıyorum'u azar azar çaldılar. Bu şarkıyı epey sevdikleri gözden kaçmadı. Kaldı ki konserin kapanışında da Gaye Su Akyol dayanamadı ve mikrofonu eline alıp konseri kapattı. Moda Sahnesi yaz dönümü konserlerinin birinci günü oldukça keyifli ve güzel geçti. Şimdi hedefimiz Cuma gecesi yine orada olup canlı performansını çok merak ettiğim Can Güngör ve özlediğim Yasemin Mori konserlerini izlemek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/moda-ve-muzik-bu-festivalde-bulusuyor/", "text": "Türkiye'nin ilk dress codelu festivali olan 'Moda ve Müzik Festivali' bu cumartesi moda ve müzik severleri KüçükÇiftlik Park'a bekliyor. 13 Ekim Cumartesi günü KüçükÇiftlik Park'ta gerçekleşecek olan festival Vintage temasıyla moda ve müzik severleri bir araya getirmeyi planlıyor. Her yıl farklı bir moda trendi ve bu trend ile bağlantılı müzik gruplarını ağırlayacak olan festivalde katılımcıların 30'lu yıllardan 90'lara kadar modaya yön veren trendlerden örnekler giyerek festival alanına gelmesi bekleniyor. Multiworks tarafından düzenlenen festivalde atölyeler, söyleşiler, tasarımcılar, vintage butiklerin yanı sıra ilk kez bir festivalde bir araya gelecek Seyyal Taner ve Kurtalan Ekspres'in haricinde Ceylan Ertem, Hey! Douglas, Kolektif İstanbul ve Flapper Swing sahne alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/moderat-bu-aksam-zorlu-psm-sahnesinde/", "text": "Berlin'in yer altı kulüplerinden sesini tüm dünyaya duyuran Moderat, 24 Haziran Cumartesi akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde. Modeselektor'den Gernot Bronsert ve Sebastian Szary, Apparat'ın Sascha Ring'iyle oluşan elektronik müzik üçlüsü Moderat, kariyerine 2003 yılında çıkardığı Auf Kosten der Gesundheit isimli EP ile başladı. Bu albümle beraber özellikle Berlin'de çok çeşitli mekanlara konuk olan Moderat, altı yıl sonra ilk büyük prömiyerini grubun kendi ismini taşıyan Moderat albümüyle yaptı. 3 yıl arayla gelen II ve III albümleriyle dinleyici kitlesini genişleten Moderat; III albümünden sonra üretime uzun bir mola vereceklerini açıklarken, bu haberin akabinde kendi şehirleri Berlin'de 17 bin kişinin önünde unutulmaz bir konser verip inzivaya çekildi. Yaklaşık 6 yıllık sessizliklerini geçtiğimiz sene çıkardıkları MORE D4TA isimli albümleriyle bozan grup, verdikleri araya değer müthiş bir albümle geri döndü. Kendine has seslerini bu albümle devam ettiren Moderat, bu albüm için yaptıkları en heyecanlı işlerden biri olduğunu belirtiyor. A New Error, Rusty Nails, The Fool, Eating Hooks, Therapy ve Bad Kingdom gibi klasiklerin yanında yeni albümde yer alan parçaları da dinleme fırsatı bulacağımız Moderat Zorlu PSM konserini kaçırmayın! Etkinlik detayları ve biletlere buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/modern-indie-rockin-dunyaca-unlu-ismi-foals-istanbula-geliyor/", "text": "Modern indie rock sahnesinin ünlü ismi Foals 15 Ağustos 2023 tarihinde Zorlu PSM'ye geliyor! Serüvenine 2008 yılında çıkardığı Antidotes albümüyle başlayan Foals, kendine has melodileriyle birlikte bu yaz Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ni ziyaret etmeye hazırlanıyor. 17 Haziran 2022'de yayınladıkları son albümleri Life is Yours''un yanı sıra My Number, Mountain at My Gates, Black Gold, A Knife in the Ocean, gibi akıllardan çıkmayan, üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin dinlemelere doyulmayan parçalarıyla beraber, Total Life Forever, What Went Down, Holy Fire, Everything Not Saved Will Be Lost gibi oldukça ses getirmiş albümlere imza atan Foals, yepyeni albümleri eşliğinde İstanbul'daki sevenlerini ziyaret etmeye geliyor. Pandemi nedeniyle iptal olan 22 Temmuz 2020 tarihli İstanbul konserinden sonra hayranlarınca merakla beklenen grup, bu yaz oldukça ses getirecek gibi duruyor. Etkinlik sayfası ve bilet fiyatlarına ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mogwai-les-revenants/", "text": "Anlamıyorsunuz beni. Belki de anladığınız şeyleri hemen unutuyorsunuz. diyerek bağırıyorum. Kimin umurunda senin düşüncelerin! bakışlarınız ile beni müthiş bir Zidane şutu ile uzaklara fırlatıyorsunuz. Ah bu İskoçya sokaklarındaki yüzü dalgalı insanlar... Nereden geliyorlar kim bilir? Bisikletim ile ilerliyorum; sokaklarda aralarından hızlıca geçerek. Şu an yaşanan zaman dışındaki geçmiş ya da gelecek kelimelerini hafızamdan sildim. Onlardan birini elimde sandığımda çoktan beni terkedip gitmişti. Diğeri ise hep boş ümitlerle doluydu. Vazgeçtim ikisinden de... Sadece ilerliyorum. Sokakları, insanları gözlüyorum. Bazen notlar alıyorum. Güzel bir rampa bulursam bisiklet ile kendimi rüzgara bırakıp, martılarla yarışıyorum. İşte o an koyu mavi görünüyor dünya. Les Revenants Cafe'nin önünden geçerken 175 cm boylarında bir kadın görüyorum. Gri montu, bordo eşarbı ile uyumsuzluğunu ilan eden güzel bir kadın. Onu takip ediyorum. Bisikletten inip, yavaşça arkasından gidiyorum. Gri montunun cebinden bir şeyler çıkartıp konteynere attı. Konteynerin yanına gidip baktığımda, kredi kartı slipleri ve MP3 Playerını attığını gördüm. Çöpe elimi daldırıp, MP3 Playerı aldım. Kulaklığı ve ekranı parçalanmıştı. Kendi kulaklığımı alıp taktığımda kendimi müziğe bırakarak kadının gittiği yolun zıttına doğru gitmeye karar verdim. Tekrer Les Revenants Cafe'nin önüne geldiğimde kirli sakallı, sarhoş bir adam elinde telefon ile gözyaşlarına boğulmuşken bir anda kahkahalarla gülmeye başladı. Bisikleti kenara çekip bir yandan MP3 Playerdaki şarkıyı dinlemeye çalıştım. Bir yandan da adamı uzaktan takip etmeye... Şarkı öylesine güzel ki; adamın tüm hareketlerine fon müziği yapıyordu. Çok güzel bir piyano, çok güzel bir melodi ile akıp gidiyordu. Aynı adamın telefonla konuşurken gösterdiği reaksiyonlar gibi zıt karakterliydi şarkı. Çünkü adamın ağlarken gülmesi gibi sert davullar o piyanoya eşlik ediyordu. Şarkı bittiğinde kulağıma tek gelen adamın telefondaki konuştuğu kişiye Hungry Face diyerek bağırıp, yüzüne telefona kapatmasıydı. Adamın sinirli bakışları üzerime döndüğünde bisikletime atlayıp yavaşça uzaklaştım. İskoçya sokaklarında Jaguar marka bir arabaya rastlarsınız arabanın sahibinin yazar olma ihtimali vardır. Eskiden bir kitapta okumuştum. Hangi kitap olduğunu hatırlamıyorum. Burada ne kadar Jaguar kullanan varsa hepsi bankacı ya da muhasebeci gibi ciddi adamlar. Hiçbiri yazara benzemiyor. Geçen hafta Dominic Aitchison ile Dusan Kovacevic'in Profesyonel isimli oyununa gittik. Oradaki karakterlerden sekreter Marta şöyle diyor... yalnız çok tuhaf biri. Görseniz bir yazara da benzemiyor. diyor. Teodor ise O zaman mutlaka bir yazardır. Bugünlerde herkes bir şey yazıyor ama kimse yazara benzemiyor. Ne kadar yazara benzemezsen o kadar kitap yazıyorsun. diyerek diyaloğu devam ettiriyor. İşte Teodor'un bahsettiği adamların çoğu bu Jaguarlara biniyor. Buranın en güzel sokağından geçiyorum. Bu sokakta eskilerden kalma kocaman taştan bir harabe ev var. Biraz masraf yapılsa çok güzel bir yapı olabilir. Duvarında The Huts yazıyor. Muhtemelen bu yazıyı akşam buraya gelip şarap içip, dans eden adamlar yapmıştır. Bir keresinde onlara eşlik etmiştim. Dışarısı oldukça soğuktu. Buz gibi bir karadut şarabı ile doğaçlama şarkılar söylemiştik. Ben pek sevmediğim için katılmadım ama ara sıra benimle bisiklet gezintilerine çıkan Martin Bulloch o akşam fena halde için dans etmişti. Kendi eğlendiği gibi bizi de komik danslarıyla eğlendirmişti. The Huts'ın olduğu sokağın bir ucundan girdiğinizde denizi görmeye ve pedal çevirdikçe denizden ziyade bulutlara doğru yükseldiğinizi hissediyorsunuz. Kulağımdaki MP3 Player'dan kendi kendine hiç düzenini bozmadan çalan elektrik gitar ve yine üzerinde küçük yürüyüşler yapan iki sevgili gibi piyanolar... Şarkının ritmiyle yaklaşıyorum denize doğru ya da buluta doğru. Yükseldiğim an! Kill Jester sahillerine indiğimde bisikletimi bir direğe bağlayıp denize en yakın duran banka gidip uzandım. Kulaklığın bir tanesini çıkarttım. Sol kulağıma pan yaptığımda denizin, kıyıya vurduğu anın sesi sağ kulağıma pan yaptığımda ise yaylıların ağır ağır anlattığı bir hikayeye eşlik eden rüzgar kadar güzel piyanolar. Müzik ve doğa ile derin bir sohbet içindeyiz. Bisiklete atlıyorum. Hızlı bir şekilde pedallıyorum. Nabzım yükselirken etrafı hızla süzüyorum. Kafamı sola çevirip dükkanlara bakıyorum. Gri montlu kızı camında Whisky Time yazan bir bistroda tek başına oturmuş yemek yerken gördüm. Bisikletin frenlerine asılıp bistronun önüne bisikleti bağlayıp içeri girdim. Hemen yanındaki masaya oturdum. Special N isminde bilmediğim bir şeyler sipariş edip garsonu masamdan uzaklaştırdım. Bistroda kulağımdaki MP3 Playerdaki müziğe çok benzeyen bir şarkı çalıyordu. Yine yaylılar, gitarlar ve piyanoya eşlik eden sakin bir davul. İştahım iyice açılmıştı. Gri montlu kızla göz göze gelmemek için çok çaba sarf ettim Fakat pek başarılı olamadım. Ona baktığımı anladığında masasından kalkıp yanıma geldi. Masama oturmak istediğini söyledi. Tabi ki diyerek masama oturmasına izin verdim. Bisikletimi beğendiğini söyledi. Beni daha önce Les Revenants Cafe'nin orda da gördüğünü söyledi. Garson siparişimi masama getirdi. Garsonun gömleğinin üzerinde ismi yazıyordu. Garsonun ismi John Cummings. Gri montlu kıza bir şey isteyip, istemediğini sordum. Kırmızı şarap istediğini söyledi. Garson siparişi getirmek için uzaklaştığında gri montunu çıkartıp, sandalyeye astı. Üzerinde krem rengi bir elbise vardı. Kolları dirseklerine kadar açıktı. Kolunun iç kısmındaki dövmesi vardı; üzerinde Releative Hysteria yazıyordu. Bistrodaki müzik ninni gibi esmeye başladı üzerimizde. Kızın krem rengi elbisesi ve kolundaki dövmesiyle büyülenmiş bir haldeydim. O anda söylediğim sözlerin bir anlamı olup, olmadığını tartamıyordum. Çalan şarkı her yanımı uyuşturmuştu. Garson geldiğinde Hanımefendi için 'Fridge Magic' şarabından açtık. dedi. Şarabı tadıp uygun olduğunu söyledim. Halbuki şaraptan hiç anlamadığımı söylemeliydim ama söyleyemedim. Onu dikkatlice takip ettim. Sayfalarını çevirdiği kitabı okur gibi yapıyordu sadece. Bu şiir o kitapta yok. Ezbere, hiç hatasız Fernando Pessoa'yı okumuştu. Bistroda çalan müziğin ağır ritmi ile kendim için yeni başlangıçlar ve yeni sonlar diledim. Garsondan hesabı istedim. Hızlıca ödemeyi gerçekleştirip masadan kalktım. Yemek, müzikler ve içkilere göre oldukça ucuz bir yer olduğunu söyleyebilirim. Duvarında eski bir aile resmi var. Kısmen dömiklasik bir mekan burası. Yemekleri ise mekanın görüntüsüne nazaran daha Modern olduğunu söyleyebilirim. İnanılmaz lezzetli. O duvardaki aile resminin altında What Are They Doing In Heaven Today? yazıyordu. Garsona dönüp bunun nedenini soracakken aklıma gri montlu kız geldi. Hızla dışarı çıkıp, bisikletime atladım. Sokakları tek tek geçiyorum. Bir yandan da yine, kulağımdaki kırık MP3 Playerdan aynı şarkıları dinlmeye devam ediyorum. Wizard Motor reklam tabelalarının arasından bir sürü insan kalabalığı gördüm. Bisikletle tabelaları geçtiğimde. Yeşillikler içindeki parkın içinde gitarlarıyla etrafındaki dinleyenlere güzel hayaller kurdurtan sokak müzisyenleri var. Bisikletimle kalabalığa ve müziğe doğru yaklaştım. Gri montlu kızında orada olduğunu görünce hiç düşünmeden yanına yaklaştım. Hiç ses yapmadan yanında durdum. Gri montlu kızda hiçbir şey demeden yüzüme bakıp, sessizce seyretti. Sonra koluma girip, öylece şarkının ritmiyle hafiften sallanmaya başladı. Sağ tarafımdaki gençten bir çocuk arkadaşına dönüp. Sayın Barry Burns... Evde tıkılıp, Oblomov olmak üzereyken benimle gelmekle ne iyi yaptınız değil mi? dedi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mogwai-rave-tapes/", "text": "Stuart bir süre önce üçüncü defa benzer bir rüya gördü. Gün boyu sert düşünceleri zihninde itina ile taşıyıp, onları zedelemeden yorganın altına girmişti. Bu Stuart için başarıydı; zira şaşırtıcı olan bu değildi. Kafasının içindeki bu sert ve yorucu düşüncelere rağmen, bu benzer rüyayı üçüncü defa görmesiydi. Gün içerisinde zihninin kıyısından bile geçmeyen bu düşüncelerin bir uyku halindeyken, zihnin esas konusu olması çok şaşırtıcıydı. Diğer iki rüyada olduğu gibi üçüncü rüyada da yatağından kalkıp bir süre sessizce oturdu. O rüyadaki kadının sesini ve yüzünü unutmamak için zihnini toplamaya çalıştı. Oldukça zordu. Gözünü kapattığında dünden arta kalan bir sürü karmaşık düşünce akıp gidiyordu ve git gide rüyanın etkisi kayboluyordu. Bir sesi nasıl not edebilirdi ki? Bir sesi elle tutabilir miydi? Gözle görebilir miydi? Duyulan bir şeyi ve üstelik sadece kendisinin duyduğu bir şeyi nasıl kaydedebilirdi? Yapacak hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey! Yatağa doğru sertçe yeniden yattı. Cenin pozisyonu aldı. Her gece yatmadan evvel dinlediği cd'nin ilerleyen dakikalarını teybin dijital ekranında izledi. Cd kim bilir kaçıncı defa tekrar çalıyordu ve bu çalan ilk şarkıydı. Stuart kaydedemediği sese ve unutmaya başladığı o yüze karşılık hissettiğini yansıtan yeni melodiler tasarlamıştı. Anlatamayacağı, tarif edemeyeceği o hisleri sadece bir şarkıyla dile getirebilirdi. Gerçeğe dokunmamak için üç adamın üç temel değeri vardı. Ahlak, sevgi ve zaman gibi gerçek ile birbirine ne denli bağlı olduğu tespit edilemeyen şeyler. Üç adam 70 katlı otelin çatısına çıkmaya karar verdi. En tepeden baktıklarında aşağıda akıp giden bir hayatın olduğunu gördüler. Sokaktan geçen taksici ve onun düşüncelerinin ardında giden şeyi, karşı kaldırımda dilenen yaşlı kadını, otelin girişinde smokini ile bekleyen görevliyi, otoparkın girişindeki güvenlik görevlisini, evrak çantasıyla otelin önünden geçen, kahverengi parkalı adamı, trafik ışıklarını, elektrik kablolarını, rögar kapağını. Gerçek oradaydı ve üçüde değerlerini paraşüt yapıp aşağıya atlamaya karar verdi. Gerçeğe sağ salim ulaşmayı başaranın değeri onları ne kadar koruyacaktı. Bunu birkaç saniye sonra göreceklerdi. Adamlardan sevgiyi savunan biri, Bu sahne tıpkı Simon Ferocious'tan bir kare sanki dedi ve usulca atladılar. Üç adamdan geriye kalan tek şey olan gerçek üzerlerinden akıp gitti. Kaldırımın üzerinde bacaklarına kadar örtünmesini sağlayan dev, siyah paltosuyla tiyatro oyunundan sonra dışarıya çıkacak olan grubu bekleyen bir kadın vardı. Elimde birkaç kötü kitap, sandviç ekmeği, peynir, salam ve meyve suyu ile bir bankın üzerinde oturup onu izledim. Güzeldi. Çok güzel bir kadındı. Belki de değildi. Orada o değil de başka kadın olsa o da güzel gelir miydi? Kadın gözlerini Remurdered afişine dikmiş hiç ayırmıyorken insanın kendi geçmişini kaç defa baştan yaratabileceğini düşünüyordum. Daha doğrusu geçmişini tamamen silip atmayı. Bunu ona bakarak düşünüyordum. Çünkü arkasını dönüp baktığında ona açıklamam gereken bir şeyler olacaktı. Bu banka daha önce oturmayı düşünmüş ama vazgeçip yoluma devam etmiştim. Şimdi ise bu banka oturdum ve onun sorularını da cevaplayabiliyor olmam lazım. Buna gerçekten hazır olup olmadığımı hiç sormamıştım. Yine de sessiz kalarak takibimi sürdürdüm. Onun sorularına karşı verilecek senaryolar karşısında cevaplar tasarladım. Halbuki yaptığım sadece olağan bir anlamsızlık, kaygıların doğurduğu bir ön hazırlıktı. ... ve yapabileceğim en iyi şeyi yaptım. Banktan kalktım, Remurdered afişinin tam karşısına geçtim. Artık göz gözeydik. İçerideki tiyatro oyunundan insanlar çıkmaya başladı o sırada. Omzuma vurup geçenler, itekleyenler, çekil diyenler, elimdeki sandviç ekmeği, peynir, salam ve meyve suyu olan torbaya çarpıp yere düşürenler... Hepsine lanet ettim. Birkaç kere düşecek gibi oldum ama dengede kalmayı başardım. Kadın dev paltosunu üzerinden atarak ayağa kalktı. Omuzlarına kadar sarı saçları, üzerinde çiçekli bir elbise vardı. Arkamda da sakallı bir adamın silüeti... Çantasından simsiyah parlayan bir silah çıkarttı. Ateş etti! Son.. r... a he... r y.... e.. r.. b.. u... l. an... ık.. la....... şt.... ıı..... Elimde ekmek poşetiyle geçtiğim sokakların birindeyim. Eve varmama henüz dakikalar var. Sokaktaki evlerden birinin önünde 67 model bir Mustang park halinde. Sağ kapısı açık. İçinde 8-9 yaşlarında bir çocuk. Bir elinde gazoz, diğer elinde bez. Torpidoyu parlatıyor. Arabanın sol ön lastiğinde ise çocuğun babası var; bir elinde gazoz, diğer elinde bez ile çamurluğu siliyor. Mustang'in anahtarı kontakta takılı bir şekilde sallanıyor. Gözüm ona takıldı geçerken. Sadece anlık bir hipnozdu benimki. Çocuk babasına seslendi. Torpidoyu nasıl parlattığını göstermek istiyordu. Güneşin de desteği ile çocuk parlattığı torpidoyu gururla babasına sundu. Babası da onun bu başarısını cebinden çıkarttığı parayla ödüllendirdi. Çocuk çekinerek parayı cebine koydu. Babasına arabayı çalıştırmak istediğini söyledi ve izni aldı. Şoför koltuğuna geçip, kapıyı hızlıca kapattı. Babası açık camdan içeri doğru eğildi, Sadece çalıştırmayı öğrettim sana, hareket ettirmek için büyümen lazım dedi. Çocuk Pek iyi! dedi ve Mustang'i çalıştırdı. Üzerindeki poları çıkartınca, üzerinde Hexon Bogon yazan t-shirtü göründü. Birkaç kez gaza bastı ve sonra kontağı kapatıp arabanın içerisinde oturmaya devam etti. Kapıyı sertçe birkaç kez vurdu. İçeriden kapıya doğru yaklaşan ayak sesleri duyuldu. Kapıdaki kadın kapıyı açmadan evvel, kapıyı çalanın kim olduğunu sordu. Adam ses vermedi. Kadın tekrar sordu. Adam tekrar kapıya vurdu. Kadın tekrar sordu. Adam tekrar kapıya vurdu ve bu olay onların diyaloğuna dönüştü. Kadın kapıyı açmaması gerektiğini çok iyi biliyordu ama açmamak için kendini zor tutuyordu. Adam sessizliğini korumaya devam ediyordu. Kadının ise bağırmaktan sesi kısılmıştı. Kadın daha fazla direnmedi ve kapıyı açtı. Adam hiçbir şey söylemeden içeri girdi. Kadın, adamın ardından kapıyı sessizce kapattı. Adam epey uzamış sakallarını ovuşturarak evi dolaşmaya başladı. Kadın da peşi sıra... Adam, kadının sevgilisiyle çekilmiş fotoğraflarını alıp tek tek inceledi. Kadın, adamın bir şey sormamasına rağmen sevgilisini anlatmaya başladı. Onu sevdiğini, onunla geçirdikleri güzel günlerden falan bahsetti. Adam, duymuyormuş gibi davranmaya devam ediyordu. Kadın ise anlatmaya devam ediyordu. Adam resimlerden birini duvardan söküp tekli koltuğa oturdu. Kadın da tam karşısına. Uzun süre göz göze bakıştılar. Adam cebinden bir not defteri ve kalem çıkarttı. Bir şeyler yazmaya başladı. Kadın da uzaktan onu takip ediyordu. Gözlerini bir an bile kaçırmadan. Adam yazacaklarını bitirdi. Defterdeki yazılı sayfayı kopartıp sehpanın üzerine bıraktı. Kadınla sevgilisinin birlikte çekilmiş fotoğrafını da yanına koydu. Ayağa kalktı ve geldiği gibi gitti. Rollercoaster'ın yarattığı duygu karmaşıklığı konusunda sebepsizce gülümsedim. Bir şey insana korkuyla karmaşık bir şekilde mutluluk verebilir miydi? İnsanın iç dünyası ne kadar karmaşıktı. Halbuki dümdüz bir his ile algılanması bekleniyordu. Bu duygu karmaşasını sonlandırmak için evden çıkıp, tek başıma lunaparka gitmeye karar verdim. Yalnız olarak yolda yürümenin tek eğlenceli yanı özgürce müzik dinleyebilmektir. Lunaparka yürürken dinlenebilecek en iyi şarkı olarak RHCP Love Rollercoaster'ı seçtim. Bu şarkıda rollercoaster'ın o karmaşık duygusunu aynen aktarıyordu. Rollercoaster'daki duygu karmaşıklığını düzeltmek için 3 tane jeton aldım. Birinci binişimde sadece korkuyu yaşamaya odaklandım. Gerçekten çok korktum. Kendimi kastığım her an midem yukarı doğru kalktı. Kasıklarıma ağrılar girdi. Üzerimden ter boşaldı. Hatta en zirvesinden aşağıya doğru inerken, kendi kendime indiğimde koşarak eve gideceğimi söyledim. Rollercoaster durduğunda çıkış kapısına doğru yöneldim. Sonra vazgeçip tekrardan sıraya girdim. İkinci defa bindim. Bu sefer kesinlikle eğlenmeliydim. Nefesimi ciğerlerime kadar çekip, aldığımdan daha yavaş bir hızla dışarı verip gevşedim. Yüzümdeki hissiz görüntüyü olumluya çevirmek için gülümsemeye başladım; sanki başıma çok iyi bir şey gelmiş gibi. Yaşam koçu olabilirdim. Şimdi; şu anda. İnsan kendini şartlamayagörsün. Dakikalar önce korkudan öleceğimi zannederken şimdi her aşamasında, hatta en zirvedeyken bile gülmekten, kahkahadan kendimi alıkoyamıyordum. İndiğimde hiç beklemeden üçüncü defa, son jetonumla sıraya girdik. Bir anda panik olup çığlık atmaya başladı herkes. Yapma! diyenler, Bizi indirin! diye bağıranlar falan işte; bilirsiniz! Korkuyorum ki o anda bana acıyan insan sayısı çok azdı. Tek istedikleri böylesine bir felakete tanık olmak istemeyişleriydi. Metrelerce yüksekten bir adamın aşağıya parçalanarak inişine kim tanık olmak isterdi ki? Tabii ki hiç kimse! Eylemim başarıya ulaştı sanıyorum. Rollercoaster'dan indiğimde koşarak eve geldim. O an insanlar rollercoaster'ın duygu karmaşasından çıkıp tek bir şeye odaklandılar. Kimisi bencilliğine, kimisi acımaya, kimisi ise korkuya! Ne garip bir şeydi insan olmak. Duygularıyla oyun hamuru gibi oynanabilen ve başka hiçbir şey ile var olması mümkün olmayan bir sürü vücuttan ibaretti. Onu anlamakta zorlandığı, çoğu zaman ilişkisini bitirmemek için direndiği olmuştu. Bazen çok sert tartışmalar yaşayıp, uzun süre ayrı da kalmışlardı; fakat sonra tekrardan, hiçbir şey olmamış gibi devam ettiklerinin sayısı da bir hayli fazlaydı. Değişen neydi kimse buna akıl sır ediremiyordu fakat üzerinde uzun uzun düşününce yaşanan tartışmaların temelinde sınırlar çizen iki taraf olduğu gerçeği ortaya çıkıyordu. Adam, Zorluyorsun beni ne yapmam gerekiyor? diye sordu. Krish Deesh tek bir şey söyledi ve masadan kalkıp gitti. Uzun bir tren yolculuğu sonrası akılda kalan şey upuzun döşenmiş rayların bir yerde sona erdiği gerçeğiydi. Rayların etrafında bambaşka bir hayat, keşfedilmeyi bekleyen milyonlarca metrekarelik alan vardı ama yüzyıllarca o tren sadece belli bir aralıkta gidip geliyordu. Tıpkı resepsiyondaki görevli gibi, tıpkı bavulumu taşıyan çocuk gibi, tıpkı benim gibi. Etrafımızda milyonlarca metrekarelik yaşanacak şey varken hayat dediğimiz şey ile kendimize çizdiğimiz bir rotamız var ve o rotada istikrarlı bir sıkıcılık ile yolcu görevini üstleniyoruz. Binlerce kez ara durakta inip başka bir yere gitmeyi istedik ve binlerce kez kapıya doğru yönelip, bir iki vagon ötedeki tuvalete kendimizi kilitledik. Alt katımda bar, sahnede ise ismini daha önce duymadığım bir grup var. Soundcheck alıyorlar. Cover parçalar çalarak ses düzenini kontrol ediyorlar. Cover çalanları hiç sevmem, bir de üzerine blues çalıyorsa daha da sevmem. İki kişilik dev bir yatak var. Tek kişilik yatakta yatan biri olarak dev yatak bana çok geldi. Sol tarafım boş. Televizyonda bir spor kanalı açık ve sesi kısık. Etrafta üzerimden çıkartıp attığım pantolonum, gömleğim ve çoraplarım var. Üzerime giydiğim lacivert eşorfmanlar ile yatağa attım kendimi. Kameramı sehpaya bıraktım. İçerisinde yakın geçmişimde kaydettiğim birkaç görüntü var. Ben ve diğer herkes güzel görünüyor. Tamamını izlemedim ama güzeliz işte. Merkezde Blues Hour Otel'nin 107 numaralı odasında bir başımayım. Aslında değilim. Kafamda bir sürü güzel düşünce ve yıllar sonra sakinleştirmeyi başardığım duygusallıklarım var. Trenleri düşünüyorum bir yandan. O kadar dar bir hayatın içinde mi yaşıyorum, yoksa yaşamıyor muyum diye. Belki senin yerine seni düşünerek haksızlık ediyorum; biliyorum, emrivaki yaptığım için özür dilerim. Zira seni hayatıma davet ettikten sonra, seni bu yolculuğa hapsetmekten korkuyorum. Elbette bir özgüvensizlik değil kastettiğim şey, sadece senin hayatına yanlışlıkla girip hayat akışına müdahale etme endişesi. Sonra bu düşünce anlamsız geliyor aniden. Sevgili annemin, babamla tanışıklığından önce bir ilişkisi varmış. Annem daha sonra babamla tanıştıktan sonra o adamdan ayrılmaya karar vermiş. Babamı henüz 37 yaşında kaybettikten sonra, biraz daha büyüyünce babamı hatırlamak için sorular sormuştum. Kendi hayatıma da ışık tutması için. Annem o zaman o ilişki yaşadığı adamın, seneler sonra bir motor kazasında hayatını kaybettiğini söylemişti. Yani annem eğer babamı değil o adamı seçseydi hayatının başka bir kısmında yine yalnız kalacaktı. Böyle düşününce anlamsızca geliyor her şey. Geleceği bugüne taşıyarak, bugüne tecavüz etmekten başka hiçbir şey yapmıyorum. Belki de bu yazdıklarım geleceğin bir ürünüdür. Sana yazdığım mektubu sonlandırmadan evvel son bir şey yazmak istiyorum. Trenin rotasını biliyorsun. Asla keyifsiz bir yolculuk olduğunu söyleyemem. Edward Hopper'ın tüm modelleri bu trende yaşıyor. Oldukça iddialı değil mi bu düşünce? Biletini alıp binmek istersen... Neyse, sen bilirsin işte! Dedim ya hayat istesen de istemesen de seni belli bir rotada tutuyor. Seçim yapman gereken şey sadece hangi rotada gideceğini seçmek. İzler tarihi adlı konferansında bulunmam tamamen rastlantıdır. Şehrin en işlek yerinin yanı başındaki, ufak bir semtte olan kongre salonunun önünden binlerce kez geçmiştim. Siyah canlı büyük binanın girişinde asılı bir sürü bayrak, şaşalı yazılar ile öylesine ağır bir imaj çiziyor ki orada olmayı düşünmek bile benimle alakasız bir bütün oluşturuyordu. Bunu sorguladım o binanın önündeyken. Kapıdaki görevliye içerideki etkinliği sorduğumda bilmediğini ama içeri girip bakabileceğini söyledi. Bu kadar kolay olmamalıydı. Elimde bomba yüklü bir çantayla içeri girebilirim dedim içimden ve bunu düşünün bir milyonuncu kişi oldum. Yine o bir milyon farklı insan gibi, birkaç saat sonra kendi yaşam alanıma döndüğümde bunu herkese anlatırdım; aynı cümlelerle. İnsanlar, başından geçen olayları nedense herkese anlatmak, paylaşmak isterler. Bunu anlayabiliyorum artık. Bu da aslında dünyaya Ben de varım! demenin bir başka yolu. Kongrenin sonuna doğru girdim sanırım. Sahnede beyaz sakallı, şişman bir adam tarihten bahsediyordu. Oraya nereden geldiler, varılmak istenen şey nedir hiç bilmiyorum ama ilginçmiş gibi geldi. Öyle ya bu kadar insan buraya toplanmayı başardıysa oradaki bir çok şeyi ciddiye almak gerekti. Adam, sahnedeki görsellerin de yardımıyla resmen şov yapıyordu. Etkileyici bir ses tonu, doğrudan seyircinin dikkatini üzerine çekmek için yaptığı el kol hareketleri ile mesaj üzerine mesaj yağdırıyordu. Sahnedeki konuşma süresi sona erdiğine insanlar çılgınca alkışlamak için ellerini hazırlıyorlardı. Adam, kısa bir es verdi, ellerini iki yana açtı. Tam Oscar'lık bir performans ile ve pes bir tonda No medicisine for regret dedi. Kongrede durup alkışlamayan bir tek bendim. Sanırım yine narsistliğim tuttu. Arkamı dönüm hızla dışarı çıktım. Oradan da eve... Bilgisayarı açıp bir şeyler yazmaya başladım. Kabul etmek gerekirdi bazı şeyleri ve ileriye adım atabilmek gerekti. Kabul etmek demek ise çoğu zaman insanların algısında özür dilemek gibi algı yaratıyor ama tam olarak kastettiğim bu değil. Geçmişin sunduğu şeyler üzüntüler yerine deneyim keyfi yaratması gerek. Tarihler boyu böyle bir şey ya hiç olmadı ya da olanı biz görmedik. İzler dedikleri şey de bu aslında. İzleri silmek yerine onları geleceğe taşıyacak bir obje olarak tekrar yaratmak gerek. Koluna dövme yaptıran adam pişmanlık duyduğu dövmesinin üzerini yeni bir şey ile kapatınca değişen bir şey olmuyor. İzler her daim, tüm şeffaflığı ile korunmalıdır. Paylaşılmalıdır. Onların yarattığı kazanımların bizleri yeni bir düşünceye taşıdığı konusunda kimsenin bir şüphesi olmamalı. Doğaya dönüp baktığımda şunu anlıyorum: Mükemmeli sunmak için var gücüyle, gözünü kırpmadan çalışan bir şehir hayatı var. Mükemmel binalara her gün yenisi ekleniyor. Olmayanı oldurmaya çalışıyorlar. Yeni satın aldığınız dairenin apartman girişindeki paspasın kalitesinden, duş aldığınız kabinin malzemesine kadar her bir şey ile sizi ziyaret ediyorlar. Fakat, sonsuz mükemmellik sadece doğada vardır. Şehir hayatı sadece sonsuz ve daha iyi klonlama için mücadelesini sürdürür ama hiçbir zaman sonuca ulaşmaz. İzlerden kastettiğim belki de buydu. Şehirde büyüdüğümü inkar edemezdim. Şehir hayatına ilişkin fark ettiklerim olmasaydı doğayı anlamam pek mümkün değildi. ... Stuart bir günlüğüne Ilya Ilyiç Oblomov olmuştu. Yıllar evvel kitabın son sayfalarını okuduğunda en yakın arkadaşını kaybetmiş gibi hissediyordu. Onu yıllar sonra yad etmek için tekrar yatağına döndü. Başucundaki kitabını araladı. Son kaldığı paragrafı hatırladı ve okumaya devam etti. Bir akşam, bomboş deniz kıyısı boyunca yürüyüşe çıktım. Neşeli değildi ama kederli de değildi, yalnızca çok güzeldi. Gökyüzünün derin mavisi üstünde benek-benek bulutlar vardı -kimisi, yoğun kobaltın temel mavisinden daha koyu bir mavi, kimisi de, Samanyolu'nun ak mavisini andıran daha açık maviydi. Bu mavi derinlikte yıldızlar ışıl ışıldı; yeşilimsi, sarı, beyaz, pembe, yıldızlar bizim orada olduğundan, hatta Paris'te olduğundan daha parlak, daha bir mücevher gibi yanıp sönüyorlardı: sanki opaller, zümrütler, yakutlar, safirler saçılmıştı gökyüzüne. Deniz ise çok derin bir lacivertti -kıyı, biraz eflatun, biraz koyu pas ya da kuru yaprak rengi bana sorarsan, kum tepeciklerinin üstünde ise Prusya mavisi birtakım çalılar... Yarım sayfalık desenlerin yanı sıra bir de büyük boy desen çizdim. Teybin dijital ekranında son şarkı dönüyordu. The Lord Is Out Of Control ile yeni bir rüya akışına iyi geceler diledi MOGWAI."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mogwaiden-yeni-albüm-geliyor-every-countrys-sun/", "text": "İskoç post-rock grubu Mogwai'den yeni albüm sesleri geldi! 2014'te yayımladıkları Rave Tapes albümünden sonra kendilerini, Atomic ve Before The Flood belgesellerinin soundtrack çalışmalarına adayan grup, nihayet dokuzuncu stüdyo albümünün haberini dinleyicilerle paylaştı. Rock Action Records etiketiyle 1 Eylül'de dinleyebileceğimiz albümün adı ise Every Country's Sun olacak. Albüm haberiyle birlikte ilk tekli Coolverine de YouTube üzerinden paylaşıldı. 2017 müzikal açıdan güzel bir yıl olmaya devam ederken siz de aşağıdaki bağlantıdan Coolverine'i dinleyebilir ve heyecanımıza ortak olabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/molchat-doma-sovyet-esintili-karanlik-melodilerin-ardinda/", "text": "Karşınızda modern post punk'ın bayraktarı, Belarus'un karanlık ve soğuğunu dünyaya yayan Molchat Doma. 80'lerin Sovyet müziği denildiğinde synth-pop, darkwave, post punk vb. birçok tür akla gelecektir ve bu dönemin bayraktarlığını büyük oranda Kino ve grubun sesi Viktor Tsoy yapmıştır. Bugün, hiç tahmin etmediğimiz şekilde Molchat Doma, bu dönemin müziğinin popülaritesini tekrardan artırmış bulunuyor. 2017 yılında Belarus'un başkenti Minsk şehrinde kurulan Molchat Doma, özellikle Detiri Records etiketiyle 2018 yılında yayınladığı Etaji albümüyle yavaş yavaş sesini duyurmaya başlamıştı. Son olarak 13 Kasım 2020'de, pandemi nedeniyle oldukça karamsar ve sıkılgan olduğumuz bir dönemde Monument adlı albümü yayınlayıp yaramıza tuz basmışlardı. Kino, Joy Division, Bauhaus gibi dev isimlerden esinlenmesine rağmen kendi sound'unu başarılı bir şekilde yakalayan Molchat Doma, en ünlü çıkışını hepimizin şaşırdığı üzere TikTok'ta yapmış bulunuyor. Grup, Sudno parçasının TikTok videolarında popüler olmasıyla beraber Spotify Viral 50 listesine girdi, milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Canlı performanslarında dinleyiciyi büyüleyen, oldukça iyi sahne performansı olan Molchat Doma, 1 Haziran'da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ne misafir olacak ve PSM Loves Summer serisinin de açılışını yapacak. İtinayla önerdiğimiz bu konserin etkinlik sayfasına ve biletlerine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mono-festivalda-yer-alacak-ilk-isimler-aciklandi/", "text": "Plaj festivallerini özlemişiz! Çok önceden kulağımıza böyle bir festivalin yapılma ihtimali geldiğinde de gruplara bakmaksızın bir heyecan sarmıştı bizleri. Ve sonunda Mono Festival'e katılacak ilk gruplar açıklandı! 30 Haziran Cumartesi günü Kilyos Solar Beach'te ilki gerçekleşecek olan Mono Festival ile ilgili ilk cümlemiz Umarız çok uzun ömürlü olur olacak şüphesiz. 1. Mono Ana sahnesi: Indie Pop / rock, alternatif, punk gibi günümüz hit müzik türlerinden dünyaca ünlü sanatçılar ağırlanacak, 2. Burn Electronica & Dubstep Sahnesi: Müzik piyasasının son dönemlerde parlayan yıldızı haline gelen dubstep'in profesyonelleri bu sahnede buluşacak, 3. Beach Bums: Reggae, lounge, chillwave ve indie parçaları ünlü DJ'ler tarafından günün erken saatlerinden itibaren plaj sahnesinde dinlemek mümkün olacak. 4. Dinamo Lounge: Şehrin sesi Dinamo FM DJ'leri ve prodüktörleri tüm festival boyunca Dinamo Lounge'da sahne alacak. Bu arada biletler 11 Mayıs'ta satışa çıkıyor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mop-mop-yarın-gece-coop-sahnesinde/", "text": "77 doğumlu Andrea Benini'nin funk, caz ve kulüp müziğini harmanlayarak icra ettiği proje olan Mop Mop, Anthony Joseph ile birlikte 28 Ekim akşamı İstanbul'da, COOP'ta sahne almaya geliyor. Bu nefis sinerji'yi konser öncesinde yakından tanıtalım istedik. Mop Mop feat. Anthony Joseph ilk defa Türkiye'ye gelmiyor. Daha önce Garanti Caz Yeşili etkinliği kapsamında da izleme fırsatı bulmuştuk. Woody Allen'ın Roma'ya Sevgilerle filmi için hazırlanan soundtrack albümüne de bir şarkı veren Mop Mop'un bugüne kadar yayınlanmış 4 albümü, çok sayıda remix ve EP'si bulunuyor. Bu albümler içerisinde sanırım en değerlisi 3. albümleri olan, Amy Winehouse, Joss Stone ve Nate James'in back vokalleriyle katılım sağladığı Rituel Of The Savage dersek abartmış olmayız. Müziğindeki caz nağmelerine, naif afrikan dokunuşlarıyla birleştiren Mop Mop; Cesena, İtalya kütüğüyle kıtalar arası büyük bir birleşim yaratmış durumda ve bu birleşim gruba olan sıcaklık hissini oldukça arttırıyor. Sahnede Mop Mop'a eşlik eden Anthony Joseph ise çok yönlülüğü ile gruba katılım sağlıyor. Müzisyenliğinin yanı sıra yazar ve öğretim görevlisi olan Anthony Joseph'in 94 ve 2011 yılları arasında yayınlanmış 5 adet kitabı bulunmaktadır. Müzik çalışmalarına The Spasm Band ile 2007'de yayınlanmış olan debut albümleri Leggo de Lion ile önemli bir adım atan Anthony Joseph, bu albümün ardından grubu ile 2 albümde daha yer aldı. 2014 yılında ise 11 şarkıdan oluşan ilk solo albümü Time'ı yayınladı ve dikkatleri üzerine çekti. COOP performansının öncesinde ve sonrasında Recep Şencan dj kabininde olacağını da şimdiden belirtelim. Mop Mop feat. Anthony Joseph konser biletleri, biletix üzerinden 32-39 TL arasında değişen fiyatlarla satın alınabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mor-ve-otesi-sarkilariyla-gecen-20-yil/", "text": "Birkaç gün önce arkadaşımla sohbet ediyoruz, konu döndü dolaştı rock müziğe geldi. Türkiye'de son dönemde iyi işler yapan kaç grup var diye düşündük. Redd ve Mor ve Ötesi dışında uzun soluklu ayakta kalan grup bulamadık. Grup olarak müzik kariyeri sürdürülebilmek zor zanaat! Yüksek egolar, çatışmalar, benim şarkı sözlerim daha iyi, senin bestelerin vasat, şuraya keman ekleyelim, burada elektro geçişler olsun vs. Bunları aşan adamlar zaten birlikte devam ediyor, yıllarca albüm çıkarıyor konser veriyor. Ya çok iyi dost olmak lazım ya da başka bir formülü var bizim bilmediğimiz. Mazhar abilere sormak lazım bunu. Mor ve Ötesi 20. yılını kutlarken, onlar hakkında bir iki satır karalamamak olmazdı. Güzel ama yalnız ülkemizde rock müzik icra eden bir avuç insan içerisinde işini hakkıyla ve istikrarlı bir şekilde yapan nadir gruplardan MVÖ. Mehmet Tez üstad onlar için en iyi Brit-Türk grubu diyor ya kesinlikle doğru. Bu işi çok iyi yapıyorlar. Kendilerini bir şeyler yapmaya zorlamıyorlar, içlerinde ne varsa o ortaya çıkıyor. Paylaşımcı ve kollektif bir üretim grubu MVÖ. Her şeyi birlikte planlıyorlar, birlikte düşünüyorlar, birlikte yazıyorlar, birlikte çalıyorlar. Öyle ki her şarkının söz yazarı olarak MVÖ adı geçiyor. Şarkı sözleri olsun müzikal altyapıları olsun yıllar geçtikçe daha da evrildi. Grup devam ettikçe müziği büyüdü ve olgunlaştı. Geçmişten bugüne MVÖ'nün yolculuğu nasılmış tekrar hatırlayalım. 1990 yılında, henüz orta sondayken temelleri atılmış bir grup MVÖ. Alman Lisesi'nde okuyan Harun Tekin ve Kerem Kabadayı'nın Decision ismiyle başlattıkları müzikal yolculuk... Ocak 1995'te ise Derin Esmer ve Alper Tekin'i de aralarına alarak Mor ve Ötesi'ni kurdular. Aynı yıl içerisinde Alper Tekin gruptan ayrıldı ve yerine Burak Güven dahil oldu. Sonrasında Harun ve Derin'in üç aylık Boston Berklee macerası var. Dünyanın sayılı müzik okullarından Berklee'de yaz okulunda dersler alan ikili için bu önemli bir deneyim olmuştur ve MVÖ müziğine olumlu yansımalarını ikinci albümde gördük. 1998 yazında Derin Esmer gruptan ayrıldı ve ABD'ye yerleşti. Yerine Kerem Özyeğen katıldı ve grubun bugünkü kadrosu tamamlanmış oldu. İkinci albüm Bırak Zaman Aksın müzikalite olarak daha zengin ama hit şarkı eksikliği hissedilen bir geçiş albümüydü. Yine de yavaş yavaş büyüyorlar ve kendilerine has bir dinleyici kitlesine sahip olma yolunda ilerliyorlardı. Öyle ki albümün gizli kahramanı Beyaz konserlerde en çok istek alan şarkıların başında geliyordu. Pis, Şarkıcı Çocuk ve Son Giden Mor ve Ötesi soundunu yansıtan önemli şarkılardı. Ben nefeslilerle bezenmiş ve Burak Güven'in yorumladığı Tv'deki Kızı çok severim bu arada. 2001 yılı üçüncü albüm Gül Kendine grup diskografisi içinde önemli bir yerde bence. Grubun hem sound olarak hem de albüm bütünlüğü açısından kariyerinin o güne kadarki en önemli çalışmasıydı. Daha Mutlu Olamam ile önemli bir rüzgar yakaladılar ama hala underrated bir gruptu MVÖ. James'ten Radiohead'a kadar etkilenmeler hissediliyordu albümde. Orda Durma o dönem için MVÖ şarkılarının zirvesiydi kanımca. Doğru Yanlış açlığın olmadığı ütopik bir dünya, Hayat ile de deprem karşısındaki çaresizlik dile geliyordu. Albüm MVÖ'ye belki de kendisine duyması gereken güveni getirdi. Grup albümle birlikte daha çok konser vermeye ve tanınmaya başladı. Zaman ilerlerken bir yandan da MVÖ'nin politik duruşu ön plana çıkmaya başlıyordu. Öyle ki bunun uzantısı 2003 yılında memleketin rocker kankalarıyla Irak Savaşı'na dikkat çektikleri Savaşa Hiç Gerek Yok adlı singleda gözümüze çarpmaya başladı. Grup bunun dışında ülke çapında nükleer enerji karşıtı kampanyalara destek verdi. 2003 yazında gelen Yaz Yaz Yaz coverı gruptan beklenmedik bir çıkıştı. Grubun tanınırlığını arttırmasını sağlaması dışında bir etkisi olduğunu söylememiz zor. Popülerleşmek amaçları mıydı elbette hayır. Tanınırlıksa mesele evet daha çok tanınmalarına vesile oldu. Nisan 2004'te yayımlanan Dünya Yalan Söylüyor albümü grubun kariyerinde yeni bir döneme adım attığı, performans anlamında ise vites arttırdığı albüm sayılabilir. Ada Müzik'ten ayrılıp Pasaj Müzik'e geçen grup promosyon çalışmalarını da farklı boyuta taşıdı. Tüm zamanların en iyi rock albümleri listelerinde kendine yer bulmuş albümün prodüktörü Tarkan Gözübüyük'tü. İlk single Cambazın yarattığı etkiyi ise tartışmak yersiz. Ülkede pop müzik çalan radyolarda bile Cambaz çaldı o yaz. Albüm MVÖ kimliğini her yönden yansıtan bir çalışma ve grubun orta düzey bir rock grubundan mega grup olmasına yol açan düzeyde önem taşımaktaydı. Sistem eleştirisi, kapitalizm eleştirisi ne ararsan bolca vardı. Bir Derdim Var gibi hit, Sevda Çiçeği coverının yanısıra pek çok iyi şarkı barındırıyordu. Dünya Yalan Söylüyor diğer yandan da kendi istediği müziği küresel ölçekteki sorunlara dokunarak, duyarlılığını göstererek yapmanın bu topraklarda mümkün olabileceğinin kanıtıydı adeta. Albüm satış bazında da grubun en çok satan ürünü oldu. Evet o zamanlar hala kaset ve cd satışı vardı gençler. Grup daha sonra kendi plak şirketi Rakun'u kurdu ve yeni albümleri Büyük Düşleri 2006'da yayımladı. Büyük Düşler'in dezavantajı Dünya Yalan Söylüyor gibi çok iyi bir ürünün hemen arkasından gelmesiydi ve haliyle beklentiler artmıştı. Şirket ile çıkış yapan grup daha sonra Küçük Sevgilim, Ayıp Olmaz Mı gibi radiofriendly şarkıları kliplendirdi. Dahası grup teenager kitlenin daha çok sevdiği bir hale dönüşüyor mu sorularını sordurdu. Halbuki albümde Kış Geliyor, Büyük Düşler, Kördüğüm, Darbe gibi bariz MVÖ kokan eserler ve orta yaş MVÖ fanlarını etkileyecek şarkılar barındırıyordu. Albüm öncülüne göre daha içe dönük birçalışmaydı, içerik olarak da iki eksenliydi. Bir yanda ilişkiler ve insanın kendisi diğer yanda daha dışa dönük sert, politik ve isyanlar bir tavır. Büyük Düşler de önemli bir başarı yakaladı ve grup diskografisindeki yerini aldı. Rakun Müzik'ten ise Sakin, Ayça Şen ve Gren'in albümleri de yayınlamıştır. Sonrasında grubun yine anlam veremediğim ikinci hareketi Eurovision'a katılması oldu. Deli isimli şarkı ile ülkemizi temsil edip 7. Oldular. Gruba muhtemelen uluslararası tanınırlık sağlaması için atılmış bir adımdı. Eurovision sonrası dönemi Başıbozuk isimli EP ile geçiren grup 2010 yılında Masumiyetin Ziyan Olmaz ile geri döndü. İlk single tatsız tuzsuz Yorma Kendini olsa da albümün geri kalanında grup Festus, Araf, Nakba, Sor, Bisiklet ile yine gönülleri fethetti. Aynı yıl grup Dependence Day ve My Loveliest Mistake adlı iki İngilizce şarkı da yayınladı. Aralık 2012'de piyasaya çıkan Güneşi Beklerken grubun olgunluk dönemi çalışmasıydı. Serdar Ataşer'in prodüktör koltuğuna oturmasının grup sounduna etkisi de net bir şekilde göze çarpıyordu. Albümde klasik enstrümanların yanı sıra MVÖ müziğinde pek yer almayan ama bu albümde güzel bir şekilde şarkılara yedirilmiş ud, ney ve asma davul gibi Türk müziği enstrümanlarına rastlamak mümkündü. İlk single Oyunbozanın yanı sıra Eski Şarkısı, Güneşi Beklerken, Son Sabah, Tamiri Mümkün Kalbinin gibi çok güçlü MVÖ şarkıları albümde yer aldı. Grubun belki de en indie albümü sayılabilecek çalışması için çok uğraşılmış, ince detaylar üzerinde saatlerce kafa yorulmuştu. Kerem Özyeğin'in gitar riffleri her zamankinden daha cayır cayır, Harun Tekin'in vokalleri her zamankinden daha oturaklı, Burak Güven hala o sevdiğimiz hareketli ve güleryüzlü basçı ve Kerem Kabadayı hala o ifadesiz ama iyi baget sallayan baterist. MVÖ 20. yılını nakaratında Orhan Veli'nin sözleri olan Anlatamıyorum isimli single ve 3 ayrı box set ile kutluyor. 20. yıl için çıkan özel boxsetlerden ilki Kayıtlar 1996-2004 müzik marketlerde yerini aldı. 5 CD`lik bu kutuda son single Anlatamıyorum ve ilk 4 albüm var. Albümlerden ilk üçü bu kutuya özel remastered edildi. 4 CD'lik ikinci kutu kasım ayında dağıtıma çıkacak. 2005-2016 arasındaki dönemi kapsıyor ve bir yeni parça olacak. Son boxset ise tüm külliyatı içeriyor. 8 CD`lik devasa boxset çok özel bir tasarımla gelecek. Aralık ayında piyasaya sürülmesi planlanan üründen sınırlı sayıda basılacak. 20 yılda pek çok şey değişiyor. İnsanlar doğuyor, ölüyor, savaşlar çıkıyor, hükümetler değişiyor. Yaşadığınız semt bile değişiyor. Müzik de öyle. 20 yıl bir grup için önemli bir zaman dilimi. Geçmişte yaptıklarıyla önemli izler bıraktılar. Yaşadığımız her ayrı şehirde yaşadığımız her ayrı yolculukta bize eşlik ettiler. Misal Büyük Düşler bana Ankara'daki son yıllarımı hatırlatır. Şehir albümü çıktığında ben de onlar gibi ergenlik dönemindeydim. Yani beraber büyüyoruz beraber yaşlanıyorum. Umalım ki devam etsinler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mor-ve-otesinden-on-yillik-sessizlige-cevap-sirenler/", "text": "Türkçe rock müziğin mihenk taşlarından mor ve ötesi, yeni albümü Sirenler ile bizi on yıllık sessizliğin ötesine götürüyor. Türkçe rock müziğine yaptıkları albümlerle yön veren, özellikle 2004'te yayınladıkları Dünya Yalan Söylüyor albümüyle ismini hepimizin aklına kazıyan mor ve ötesi, on yıllık aranın ardından Sirenler adlı 8. stüdyo albümünü yayınlayarak özlemimizi giderdi. Albümü yukarıdaki geçişlere göre dinlemek, şarkılar arasındaki ton farklılıklarını fark etmemizi sağlıyor. mor ve ötesi, müzikal yolculuğundaki değişim duraklarından en önemlisi olan Dünya Yalan Söylüyor ile yarattığı kimliğini yıllar geçse de korumayı sürdürüyor. Albümün adı ve kapağı bizi mitolojinin derin sularına bırakıyor. Albüme ismini veren Sirenler, mitolojiyle ilgilenenlerin yakından tanıdığı, belden aşağısı balık formunda olan deniz yaratıklarıdır. Sirenler, hipnoz edici sesleriyle denizcileri baştan çıkardıktan sonra onları denizin bilinmeyen sularına sürüklerler. mor ve ötesi, 10 yıllık aranın ardından sessizliğini bozmak için Odysseus'u kendine rehber olarak seçmiş. Tıpkı efsanedeki gibi, mor ve ötesi de büyüleyici fakat zehirli Sirenler'den Odysseus'un kaçtığı gibi gündemin ve dünyanın aldatıcı sularından kaçmayı başarmış. Rakun Müzik etiketiyle çıkan albümün söz ve müziği mor ve ötesi'ne ait. Babajim stüdyolarında kaydedilen albüm kapağının tasarımı ise Koray Doyran ve Ataberk Akalın'ın ellerine bırakılmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/morriseeyin-cover-albumunden-ilk-parca-yayinda/", "text": "Morrissey, cover parçalardan oluşacak yeni albümü California Sundan ilk parça olarak Roy Orbison'dan It's Over uyarlamasını yayınladı. Morrissey, 24 Mayıs tarihinde yayınlayacağı Joni Mitchell, Bob Dylan, Dionne Warwick gibi isimlerin parçalarından derlediği California Sun ismindeki yeni cover albümünden ilk parçasını paylaştı. California Sun'da yer alacak Roy Orbison'ın 1964 çıkışlı parçası It's Over'ın Moz uyarlamasını hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/morrissey-yeni-albumunun-cikis-tarihini-duyurdu/", "text": "Morrissey 11 parçadan oluşacak yeni albümü I Am Not a Dog on a Chaini 2020 Mart ayında yayınlayacağını duyurdu. Bu yıl başında yayınladığı California Sun ismindeki albümünün ardından Morrissey, 13. solo stüdyo albümü I Am Not a Dog on a Chain'i Mart 2020'de BMG Records etiketiyle paylaşacağını duyurdu. Yeni albümü Benim için en iyisi... Gerçek olamayacak kadar iyi... İyi olarak kabul edilemeyecek kadar doğru sözleriyle niteleyen Moz'un bu albüm için yapımcısı Joe Chiccarelli ile birlikte uzun süredir Fransa'nın Saint-Remy kentinde kayıtta olduğu biliniyor. Önümüzdeki mart ayında yayınlanacak I Am Not a Dog on a Chain albümünün şarkı listesini aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/morrisseyden-yeni-cover-albumu-geliyor/", "text": "Morrissey'den 12 parçadan oluşan cover albümü California Sonın yayınlanacağını duyurdu. Morrissey'in geçtiğimiz ay başında yayınladığı The Pretenders cover'ı Back On The Chain Gang'in 2017 yılında yayınladığı son stüdyo albümü Low in High School'un deluxe versiyonunda yer alacağını belirtmişti. Bob Dylan, Joe Chiccarelli, Roy Orbison, Joni Mitchell gibi isimlerin şarkılarının yer aldığı, toplam 12 parçadan oluşacak Morrissey'in California Son ismindeki yeni cover albümünün yayın tarihi ise şu an resmi olarak açıklanmadı. Ancak albümün önümüzdeki mart ayında yayınlanacağına dair birtakım söylentilerin de olduğunu belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/morrisseynin-yeni-albümünden-ilk-şarkı-spent-the-day-in-bed/", "text": "The Smiths'le ayrı sevdiğimiz, The Smiths olmasa da tek başına her daim dinlemeye devam edeceğimiz Morrissey'den yepyeni bir şarkı geldi. Low In High-School'un yayınlanan albüm kapağı aşırı saldırgan bulundu ve bu yüzden yeniden tasarlanacağı söylendi. Morrissey resmi Twitter hesabını açtı ve ilk tweet'i Spent the day in bed oldu. Albüm kapağı yeniden tasarlanmadı, böylece Moz'un ne kadar asi olduğunu bir kere daha görmüş olduk. Bugün de öğrendik ki o tweet aslında albümün ilk single'ının adıymış. 50 yaş üstüne sosyal medyayı yasaklasınlar! diye düşündüğümüz ve sosyal mecralarda akrabalardan delice kaçtığımız şu zamanda senin tweet'ini çok sevdik Morrissey. Şarkını ise bir ayrı sevdik! Lafı çok da uzatmadan seni aşağıdaki bağlantıya alalım. Morrissey'nin sesini özlemişsindir. Haydi koş koş koş!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mtv-avrupa-muzik-odulleri-adaylari-belli-oldu/", "text": "Bu sene 27. si düzenlenecek müzik dünyasının en büyük gecelerinden biri olan MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2020 8 Kasım 2020 Pazar günü 180 ülke ve bölgede aynı anda yayınlanacak. Lady Gaga, En İyi Sanatçı, En İyi Pop, En İyi Klip adaylıklarının yanı sıra Ariana Grande ile birlikte yer aldığı Rain On Me parçasıyla En İyi Düet, En İyi Şarkı adaylıkları da dahil 7 adaylıkla gecenin en çok aday gösterilen sanatçısı konumunda. Kısa sürede genç kızların vazgeçilmezi haline gelen Koreli boydband BTS ve Justin Bieber da, En Büyük Hayranlar ve En İyi Pop ödülleri dahil olmak üzere beşer kategoride aday gösterildi. Aynı zamanda adaylıklara bu yıl En İyi Latin, İyi Video ve pandemi sürecinin müzik sektöründe yeni yeni canlandırmaya başladığı alanı için En İyi Online Canlı Performans adında üç yeni kategori daha eklendi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mtv-avrupa-muzik-odulleri-yeni-sahiplerini-buldu/", "text": "MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2020, 8 Kasım 2020 Pazar günü 180 ülke ve bölgede aynı anda yayınlanarak yeni sahiplerini buldu. Bu sene 27. si düzenlenen müzik dünyasının en büyük gecelerinden biri olan MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2020 yeni sahiplerine kavuştu. MTV'nin Süper Stadyum teknolojisini tanıttığı ve Little Mix'in sunduğu törende, Alicia Keys, David Guetta, Sam Smith gibi pek çok dünyaca tanınmış müzisyen sahne aldı. 2020 MTV Avrupa Müzik Ödülleri kazananlar listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mtv-news-kapaniyor/", "text": "Son zamanlarda büyük sıkıntılar yaşayan MTV News, 36 yıllık yayın hayatını sonlandırıyor. 90'lı yıllarda hayatımıza giren MTV'nin haber ve gündem kolu MTV News, yayın hayatını sonlandırıyor. Dış basından gelen haberlere göre MTV News'in başındaki isim Chris McCharty, yayın hayatına devam edebilmeleri için çalışanlarının maaşlarını %25 oranında azaltmak gerektiğini söyledi. Buna karşın çalışanlar ise normal olarak bu teklifi kabul etmedi ve peşi sıra gelen ayrılıkların sonucunda MTV News, takipçilerine veda etmeye karar verdi. Bundan daha sonrasında ise MTV News yıllar boyunca müzik, politika ve pop kültür başta olmak üzere birçok farklı alanda içerikler sunmuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mtv-video-muzik-odulleri-adaylari-aciklandi/", "text": "MTV Video Müzik Ödülleri için geri sayıma geçildi. Gelin aday listesine daha yakından bakıp favorilerimizi seçelim. Bu yılki MTV Video Müzik Ödülleri yine kıyasıya bir rekabete ev sahipliği yapacağa benziyor. Aday listesi açıklandı ve her yıl olduğu gibi bu yılda da benzer isimlerin öne çıkması bizleri şaşırtmadı. Taylor Swift sekiz, SZA ise altı dalda aday gösterildi. Onları takip eden isimler ise beşer adaylık ile Doja Cat, Miley Cyrus, Nicki Minaj, Olivia Rodrigo, Sam Smith ve Kim Petras. En İyi Rock şarkısı dalında ise Foo Fighters'tan Metallica'ya oldukça iddialı isimler var. MTV Video Müzik Ödülleri 12 Eylül'de New Jersey'deki Prudential Center Newark'ta gerçekleştirilecek. Bütün kategoriler ve aday listesi ise hemen burada."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mujde-nick-cave-yeni-bad-seeds-albumu-yapmak-istiyor/", "text": "Yeni yılın ilk müjdelerinden biri; Nick Cave yeni Bad Seeds albümü yapmak istiyor. Son bülteni Red Hand Files'da konuya ilişkin Bu hem iyi haber hem de kötü haber. İyi haber çünkü kim yeni bir Bad Seeds albümü istemez? Kötü haber çünkü o kanlı şeyi yazmam gerekiyor. Süreci 1 Ocak'ta sabah 9'da başlattım. Şimdi 6 Ocak. Neredeyse bir hafta geçti ve birkaç şey yazdım, pek iyi değiller veya belki öyleler, söylemesi zor sözleriyle yeni projelerine dair kafa karışıklığını dile getirdi. Son stüdyo albümü Ghosteen'in üzerinden 4 yıl geçmesine karşın bu süre boyunca çeşitli sanatçılarla yaptığı işler ve yayınladığı canlı performans kaydından oluşan albüm ile aktifliğini koruyan Nick Cave, geçtiğimiz yaz uzun soluklu bir turne içerisindeydi. Ülkemizdeki geniş hayran kitlesi de İKSV'nin 50. yılına özel Parkorman'da gerçekleştirilen, akıllara kazınan bir başka konserini deneyimleme fırsatı bulmuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mumford-sonstan-yeni-albüm-geliyor-wilder-mind/", "text": "Londralı Folk grubu Mumford & Sons, 2012 çıkışlı albümü Babel sonrasında 3. uzun çalar albümü Wilder Mind'ı 5 Mayıs 2015 itibariyle çıkartacağını açıkladı. Geçtiğimiz günlerde Facebook hesaplarından da yeni albümle ilgili bilgilerin geleceğini söyleyen ve bununla ilgili bir de video yayınlayan grubun yeni albümü Island Records ve Universal Music etiketiyle çıkacak. Bakalım Mumford & Sons yeni albümde de aynı müzikalitede bir iş çıkartacak mı, merakla single'ları bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/murat-esma-ertel-genjah-ile-bulusursa-asya-velvele-dub-mix/", "text": "Esma Ertel'in kaleme aldığı Dünya Çocuklarına Günaydın kitabından ilhamla bestelenen Asya Velvele, elektronik, reggae ritimleriyle deneysel ve psikedelik bir dünyanın kapısını aralıyor. BaBa ZuLa grubundan Esma Ertel ve Murat Ertel'in besteciliğini ve prodüktörlüğünü üstlendiği bu teklide, yolculuklarına Sibirya şamanlarından Yıldız Tannagasheva, Türkiye'den Anadolu Rock akımının en önemli müzisyenlerinden biri olan Taner Öngür ve reggae, dub müzik denince ilk akla gelen isimlerden olan Genjah katılıyor. Gün doğumundan gün batımına, geceli gündüzlü ve yüksek tempolu Asya Velvele ; elektronikler ve reggae ritimleriyle deneysel ve psikedelik bir dünyanın kapısını aralıyor. Ayrıca parçanın video klibi ise kendisi de aynı zamanda bir müzisyen olan Beyza Doğuç tarafından yapay zeka kullanarak oluşturululmuş. Asya Velvele BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muse-korku-filmlerinden-ilham-aldigi-yeni-klibini-paylasti/", "text": "Muse, son single'ları You Make Me Feel Like It's Halloween için resmi müzik videosunu paylaştı! Şarkı, üçlünün bugün çıkan dokuzuncu stüdyo albümü Will Of The People'da yer alıyor. Muse, elektro-rock türüne uygun olarak, yönetmen Tom Teller ile korkutucu bir video klip yayınladı. Klip, The Shining, Friday The 13th, Scream, It ve Poltergeist gibi sayısız klasik korku filmine göndermeler içeriyor ve izleyiciyi doğaüstü sürprizlerle dolu ürkütücü perili bir evde gece macerasına çıkarıyor. Ayrıca Matt Bellamy ve arkadaşları. We Are Fucking Fucked ve Liberation da dahil olmak üzere yeni kayıtlarından bazı resmi canlı performans videoları yüklediler. NME'nin Will Of The People için yaptığı dört yıldızlı bir incelemesinde, albümün Muse'un bu çağ için en güçlü ekipman setine sahip olmakla övündüğünü söylüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mustafa-özkent-the-belgian-orchestradan-yeni-albüm-funk-anatolian/", "text": "Mustafa Özkent'in Gençlik ile El Eleden tam 44 sene sonraki ilk stüdyo albümü Funk Anatolian 1 Aralık'ta yayınlandı. Yine tanıdık türkülerin funky yorumlarından oluşan albüm geçen mayıs ayında The Belgian Orchestra ile birlikte Brüksel'de kaydedildi. Mustafa Özkent'in ilk olarak 1973 senesinde yayınlanan maymunlu kapağı dillere destan Gençlik ile El Ele albümü 2007 senesinde Finders Keepers Records tarafından plak formatında basıldıktan sonra epey gecikmeli de olsa hak ettiği ilgiyi gördü diyebiliriz. Son yıllarda gittiğim mekanlarda dj'lerin bu albümdeki parçalara sık sık yer verdiklerini gözlemledim. Gençlik ile El Ele albüm kapağında yer alan tanımlarla rhythm'n soul, blues'n jazz, rock'n pop motiflerle bezeli funky yorumlarıyla Dolana Ay Dolana, Üsküdara Giderken, Burçak Tarlası, Silifkenin Yoğurdu, Zeytinyağlı Yiyemem'in de aralarında bulunduğu 10 türküden oluşan albüm geç de olsa Türkiye'de ve dünyada dinleyicisiyle buluştu. Mustafa Özkent türkülere getirdiği zamanının ötesinde yorumlarla Anadolu Pop'un Dr. Frankenstein'ı unvanına layık görüldü. Tam 10 sene sonra gelen Funk Anatolian ise bize yine kulağımızın aşina olduğu melodilerden oluşan 10 enstrümantal parça sunuyor. Kulağımız aşina dediysem sizi yanıltmasın; Mustafa Özkent'in yorumlarıyla kimi zaman parçaları nakarat kısmına kadar tanımakta zorlanabilirsiniz. Kasap, Çiğdem, Karadeniz, Bilezik, Konyalı, Çökertme, Misket, Adanalı, Çiftetelli, Roman parçalarının yer aldığı Funk Anatolian albümü geçen mayıs ayında Brüksel'de kaydedilmiş. Kayıtlarda Mustafa Özkent'e ritm konusunda elini korkak alıştırmayan The Belgian Orchestra eşlik ediyor: Axel Gilain, David Picard, Sofiane Remadna, Yannick Dupont, Louis Evrard, Gadzio Baudoux, Guillaume Codutti. Brüksel'de bulunan ICP Studios'da Paul Edouard tarafından kaydedilen albümün miks ve mastering'i Özer Yener'e ait. Hammer Müzik tarafından plak ve cd formatlarında yayınlanan albümü ayrıca tüm dijital platformlardan dinlemek mümkün. Mustafa Özkent & The Belgian Orchestra'nın bu sene Türkiye'deki tek konseri 15 Aralık'ta Mix Festival kapsamında Zorlu PSM Ana Tiyatro'da gerçekleşecek. Funk Anatolian'daki parçaları canlı dinleme şansını kaçırmayın; zira sık sık bir araya gelip konser vermeleri mümkün olmuyor. En ön sıradan büyük heyecanla izleyip orkestrasyona şapka çıkardığım son konserleri 1,5 sene önceydi, benden söylemesi. Ps. Plak veya Cd edinmek için Akmar Pasajı'nın yolunu tutabilir veya oturduğunuz yerden Hammer Müzik'in online mağazasına uğrayabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzige-doyuran-dizilerde-bugun-high-fidelity/", "text": "İngiliz yazar Nick Horby'nin 1995'te yayınladığı romanı High Fidelity bu sefer de Hulu'nun önderliğinde dizi olarak karşımızda. 2000 yılında kitapla aynı isimle sinemaya uyarlanmış ve hatta John Cusack, Jack Black, Lisa Bonet, Catherine Zeta Jones ve Tim Robbins gibi ünlü isimlerin filmde rol almıştı. High Fidelity'nin dizi versiyonunun yıldızı ise Lenny Kravitz'in kızı Zoe Kravitz. Dizi de filmde olduğu gibi kitaba inat İngiltere'de değil New York, Amerika'da geçiyor. İlişkilerinde hep terk edilme yaşayan veya yaşadığını sanan Robyn 'Rob' Brooks'un Championship Vinyl isimli bir plak dükkanı var. Bazı günler DJ'lik de yapan Rob, dizi boyunca terk edilmenin acısı ile kendini toparlamaya çalışıyor. Farkındayım böyle söyleyince çok sıkıcı geliyor ama dizinin kendine has bir akışı var ve bu akışta müzik hep ön planda. Hatta dizide Jimi Hendrix'in kurduğu Electric Lady Stüdyoları'na da konuk oluyoruz. Genelde New York sokaklarında sıradan yerlerde geçen hikayede karakterler hipster mekanlara gidince linç yiyor. Kafalar gerçekten güzel. Ayrıca dizide benim favorimlerimden olansa müzik t-shirleri oldu. Böyle sıradan değil, cool müzik t-shirtleri her zaman ilgimi çekmiştir. Dizinin merkezinde ne kadar Rob olsa da aslında müzik hep gizli kahraman. Dizinin müzikleri de konseptine çok uygun ve çok güzel. Tabi ki Spotify bizim için hepsini bir araya getirerek işimizi kolaylaştırmış."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzigi-de-sustururlar/", "text": "Otobüste seyahat ederken, müzik dinleyen genç bir adama, orta yaş üstü bir adam yaklaştı; Birader! şu müziğin sesini bira kıs dedi. Çocuk tepkili bir şekilde sesi kıstı. Evde izin gününde yaptığı müziği dinleyip, detaylarındaki hataları keşfetmeye çalışan adamın annesi girdi Biraz sesini kıs, diziyi izleyemiyorum. dedi. Adam sesi kıstı. Besteden soğudu. Morali bozuldu. Birkaç gün sonra karşı komşunun oğlu askere gidiyor. Bir köşede ağlayanlara, son teknoloji ürünü ile tesisat döşenmiş, modifiyeli bir kartal yanaşmış. Bir Ankara havası çalıyor, bir tekno. Misket havasından, apaçi dansına yatay geçiş yapılıyor. Gençler hopluyor, zıplıyor. Konvoy şeklinde, kornolar eşliğinde En büyük asker bizim asker! nidaları ile yankılanıyor sokaklar. Türkiye'den manzaralara hoş geldiniz! Yukarıda verdiğim örnekler hepimizin şahit olduğu ve istekli ya da isteksiz bir biçimde içinde bulunduğumuz ortamlardır. Türkiye'nin müziğe ve sanata bakış açısını gösteren örneklerden sadece birkaçıdır. Otobüste kulaklığı ile müzik dinleyen insanları uyaran diğer duyarlı insanlar, en adi kulaklıktan çıkan gürültüden dahi rahatsız olabilecek kadar hassaslar. Bu insanlar yıllardan beri yeni kasa otobüslerle seyahat ediyor olsalar anlayışla karşılardım lakin yeni otobüslerin, motorlarının sesi arkalara doğru ilerledikçe yine artıyor. Yani otobüsün içi %100 sessiz diyemeyiz. Bu insanlar %100 sessizliğin sağlanamadığı bir ortamda dahi köşede müzik dinleyerek yolculuk eden insanlardan rahatsızlık duyuyorlar fakat aynı insanlar düğünlerde, asker uğurlamalarındaki seslerden zerre rahatsızlık duymadıkları gibi; bu törenlerde eğlencenin dibine vuruyorlar. 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkentiydi. 21 Haziran 2010 Dünya Müzik Günü'nde, müzisyenler sokaklarda etkinlikler düzenledi. Bu etkinliği düzenleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ydi. Beyoğlu'nda sokak müzisyenlerine getirilen yasak üzerine bu yazmak istediğimi belirtmek istiyorum. Aynı zihniyetin Beyoğlu versiyonu bugün müzisyenlere yasak koyuyor. Bu sefer esnaf rahatsız oldu diyor. Pardon ama İstiklal kütüphane gibi de biz mi farkında değiliz? Pub'lardan, mağazalardan gelen sesleri bile kıssanız insan kalabalığının sesi ciddi bir boyuttadır. Rabarba kelimesini bile tanımlarken sinestezik bir şekilde kafamda İstiklal canlanıyorsa hangi rahatsızlıktan bahsedildiğini anlayamıyorum. Gerçekten algılayamıyorum. Rahatsız olunacak bunca şey varken topu esnafa atan zihniyet, %52'lik desteğini arkasına alarak gerçekten bu ülke üzerinde neyi yaşamak istediklerini, neyi görüp, algılamak istediklerini açıklamalılardır. Seçim propagandası için bir ay boyunca aynı sudan içmişiz biz diye mahalleleri arşınlayanlar, seçim sonrası geç saatlere kadar yüksek seste kutlama yapanlar; bugün sokakta çalıp, üç beş kuruş kazanan insanları engelleyemezler. Böyle bir hakları yok! Sizinle aynı suyu içmektense Kütahya'daki siyanürlü suyu içerim daha iyi. Kanat Atkaya'nın da bu konuyla ilgili yazısında belirttiği üzere Crossing The Bridge the Sound of Istanbul belgeselini bir kere izlemekte fayda var. Müziği de sustururlar; tıpkı azınlığı, ezilmişi, hakkını arayanı susturdukları gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzigi-mixleyen-festival-7-8-ekim-de-zorlu-psm-de/", "text": "Zorlu PSM'nin Çok sesli festival sloganıyla 6 yıl önce başlattığı ve bu yıl 7-8 Ekim'de düzenlenecek olan MIX Festival presented by %100 Music, dans, rap elektronik ve indie müziğin önemli ve sevilen isimlerini bir araya getiriyor. MIX Festival presented by %100 Music' te bu yıl bizlere; Men I Trust, Ceza, Gülinler, Seda Erciyes & Tuğçe Şenoğul, The Away Days, Hedonutopia, The Ringo Jets, Second, Futuro Pelo, Can Güngör, Kit Sebastian, Thomas Guerlet, Bangoverz, KARDELEN, Geeva Flava, Bangoverz, Klor, Opus Kink ve Hünkar enerjik sahneleriyle eşlik edecekler. Bu yıl 6. sı düzenlenecek olan MIX Festival presented by %100 Music'te dream ve indie pop'un ilk akla gelen isimlerinden, bolca synth ve dans melodilerinin kullanıldığı sahnesiyle tanılan, Montrealli grup Men I Trust, Türkçe Rap'e damga vurmuş ve imzasını bırakmış şarkıların sahibi, rap'in efsanelerinden Ceza, chill-pop türünde birçok harika şarkılarıyla ismini duyuran Fransız şarkıcı Futuro Pelo, ilhamını ve enerjisini 70'lerin saykodelik tınılarından alarak Pangea ve Senden Başka gibi şarkılarıyla dinleyicilerini mest eden ikili Kit Sebastian, Nobody Knows ve How Strange! gibi besteleriyle dinleyicilerini büyüleyen Thomas Guerlet, rock and roll ve post-punk genre'larında kaotik tınılarıyla dinleyicilerinin karşısına çıkan Opus Kink, yerli alternatif sahnenin dikkat çekici isimlerinden Gülinler, The Away Days, Hedonutopia, Klor, KARDELEN, Geeva Flaava'nın dışında elektronik ve indie müziğin sevilen birçok ismi sahne alacak. Mix Festival presented by %100 Music'in biletlerine bu linkten erişebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzigin-oldugu-gun/", "text": "Bundan tam 63 sene önce Amerikan rock 'n' roll müzisyenleri Buddy Holly, Ritchie Valens ve The Big Bopper olarak da bilinen J. P. Richardson, bir uçak kazasında pilotla birlikte ölmüşlerdi. Oldukça talihsiz ve trajik bu hikayenin arka planını birlikte inceleme vakti geldi. Rock 'n' roll'un doğduğu yıllarda oldukça popüler olan ve kendisinden sonraki kuşaklara da başarıyla ilham vermiş Dion DiMucci, bu talihsiz kazada hayatını kaybeden üç rock'çının çok yakın arkadaşıydı. O dönem, Buddy Holly diğer isimlere nazaran daha ön planda ve piyasaya sözünü geçirebilen bir müzisyen olduğu için kendisiyle konser turnesine çıkacak sanatçılar arasında seçim yapabilmek adına bir yazı-tura yarışması düzenlemiş. Dion DiMucci ve J. P. Richardson, bu yarışmayı kazanan iki isim olarak turneye katılmaya hak kazanan iki isim olmuş fakat Dion o sırada ailesinin bir aylık kirasına denk gelen 36 dolarlık uçak biletini karşılayamacağını söyleyerek turneye katılma hakkından vazgeçmiş. Hakkını henüz 17 yaşında heyecanlı bir müzisyen olan Ritchie Valens'a devreden Dion DiMucci, böylece kendisine hayatını kazandıran bir kayıp yaşamış. Don McLean, bu trajik kazanın ardından 1971'de yayınladığı albümü American Pie ile aynı ismi taşıyan şarkısında 3 Şubat 1959'dan the day that music died şeklinde bahsettiği için kültür-sanat camiasında kaza, bu isimle kalmış. Don McLean'ın American Pie'ını dinlemek için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzik-gruplari-icin-sosyal-medya/", "text": "Dredg'in son albümündeki tüm gelişmeleri neredeyse Twitter'dan takip ettik. Müzik gruplarının kişisel siteleri artık demode olmak üzere. Google'dan x grubu aratırken bile X Myspace diye aratıyoruz. O kadar uçsuz bucaksız bir alan ki; grupların tüm hareketlerini an be an takip edilebilir duruma getirilebiliyor. Kişisel olarak bu takip çok sıkıcı ve kötü olsa da Müzik Grupları için tam tersi etki yaratabilir. Mesela Gevende Blog adresinden tüm yaşadıklarını bir dönem aktarmıştı. Bir kaç gün öncede Veranın Myspace'inde kameranın mümkün olduğunca aktif kullanıldığına şahit oldum. Beste oluşum aşamaları, festivale yolculukları, geyik muhabbetleri vs. Kamera adeta grubun bir elemanı gibi olmuş. Tabi her işin bir prosedürü var. Sosyal Medya'da kendi içinde artık bir sektör desek yalan olmaz. Sosyal Medya'yı aktif kullanacağız diye bin beş yüz seksen iki tane link oluşturmak bir grup için bilgileri güncel tutumak adına tehlike olabilir. Sosyal Medya'yı oluşturan siteler arasındaki eşleştirmeler ise can kurtaran gibi adeta. Twitter'da yazıyorsun, her yere düşüyor. Ala! Öyle bir giriş yazısı kıvamında Müzik Grupları için Sosyal Medya yazımız olsun istedim. Bir Baba Indie'nin bu konuda yazacak çok şeyi olabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzik-magazini-mi-yoksa-muzik-uzerine-tartismak-mi/", "text": "Müzik yazılarına ayrılmış köşeler hayata ve düzene karşı nefretimizi kusmamız için en doğru alanlar değil. Mutlak tarafsızlık mümkün olmasa da yazarın elinden geldiğince objektif olmaya çalışarak ulaşabildiği verileri, gözlemlediği durumları bir elekten geçirip sahip olduğu birikime dayanarak yorumlaması gerekir. Yazmaya başlamadan önce kişisel kırgınlıklarını, hayal kırıklıklarını, öfkesini bir yana bırakmalı. Anıl Aba'nın 1 Eylül 2019 tarihinde Birgün gazetesinde yayınlanan Spotify'ın satılık müzik listelerini keşfetmeye hazır mısın?! başlıklı makalesini; yazıdaki argümanların dayanaksızlığına, üslubunun çalakalemliğine rağmen bir gazetede yayınlanabilmiş olmasına şaşırarak okudum. Daha da kötüsü, yazarın 4 Ağustos 2019 tarihinde yayınladığı, yine kulaktan dolma bilgi ve ithamlarla bezenmiş Türkiye'nin 'müzik festivali' tekeli: Milyon Yapım yazısı da sektörde ne işimize yaradığı meçhul bir magazin gündemi yaratmıştı. MilyonFest'lerin line-up'larında yer alan ve almayan sanatçılar arasında iki cephe oluşturan bu yazının ardından bu defa da Spotify listelerine karşı olumlu ve olumsuz hisler besleyen sanatçılar arasında iki zıt kutup yaratan ikinci bir yazıyla Anıl Aba geri döndü. Dünya basınındaki prestijli gazetelerde, müzik yayınlarında yer alan benzer makalelerin hiçbirinde bayağı bir üslupla yazılmış pazarda don satar gibi liste satacaklar, tünelin ucu bombok bir yere çıktı vs. tarzında ifadelere rastlayamazsınız. Bunlar ancak hiçbir editoryal süreçten geçmemiş kişisel blog yazılarında veya sosyal medya hesaplarında rastlayabileceğiniz ifadeler. Kendini konuya fazla kaptırmadan, durumu belirli bir mesafeden analiz etme becerisi maalesef kolay gelişmiyor. Yazar, her nedense birdenbire yazının gizli ama baskın öznesi haline geliveriyor. Bu durum Anıl Aba'nın yazısına özgü değil elbette; yalnızca bu durum bu örnekte bir hayli öne çıktığı için dile getirme gereği duyuyorum. Konunun rakamlara ve olgulara dayanarak analiz edilmesi umuduyla okumaya başladığım bir makalede bolca sinir harbine rastlıyorum. Akademik bir arka plandan gelen yazarın en azından doğrulanabilir kaynaklar seçmesini, meramını daha özenli bir üslupla anlatmasını ve kanıtlayamayacağı bilgileri kullanmamasını beklerdim. Sistemin çarkları arasında zaman zaman sıkışmış ve çaresiz hissetmek oldukça doğal; ama bu tip söylenmeler, serzenişler zaten müzik piyasasını az çok bilen herkesin dost cemiyetlerinde dile getirdiği konular. Şayet kendimizi bir konu üzerine kalem oynatacak kadar yetkin görüyorsak o zaman dizginlenemez öfkemizden de, çalakalem fikirlerden de, akla mantığa sığmaz mukayeselerden de vazgeçmek ve durumu yalnızca verilere dayanarak analiz edebilmek gerekiyor. Aksi takdirde manasız ve hiçbir yere varmayan köpük bir gündem yaratmış oluyorsunuz. Dünyada bundan yirmi otuz sene önce yayınlanmış ve artık klasikler sınıfına girmiş şarkılarla son senelerde yerli sahnede yalnızca dijital olarak yayınlanan popüler işlerin dinleme sayılarını karşılaştırmak hiçbir mantığa ve matematik hesabına sığmaz. Popüler olduğu dönemde dünyada milyonlarca fiziksel kopya satmış; radyo ve televizyonlarda, mekanlarda çalınmış şarkıların toplam dinleme sayılarını net olarak hesaplamak mümkün değil. Bir kaseti, plağı, CD'yi satın alan dinleyici bir defa bile dinlememiş de olabilir, yüzlerce defa dinlemiş de... Bu nedenle bu şarkılarla bugün yalnızca dijital platformlarda yayınlanan ve genç kuşağın yoğunluklu olarak kullandığı platformlarda mevcut bulunan tazecik şarkıların dinleme sayılarını kıyaslamak trajikomik bir yaklaşım. Mahmut Orhan ve Sena Şener düeti ile Portishead şarkılarının dinleme sayılarını kıyaslayarak nereye varmaya çalışıyorsak vay halimize, biz debelenirken rüzgar bizi tam tersi yöne atar da ruhumuz duymaz. Simge'nin 2015 senesinde yayınlanan Miş Miş şarkısının dinleme sayılarını Sting'in 1987 senesinde yayınlanan Englishman in New York şarkısınınkilerle kıyaslamaya hangi haletiruhiyeyle teşebbüs edebiliriz? Aralarında hiçbir korelasyon bulunmayan, farklı dönemlerin işlerini kıyaslayarak dinleme platformlarındaki satın alınan sahte dinleme sayılarına dair hangi tezi doğrulayabiliriz? Yayınlandığı dönemde mevcut olan her türlü platformda ortalığın tozunu attırmış ve uzun seneler sonra açılan yeni dinleme platformlarına yüklenmiş şarkıların dinleme sayılarıyla çoğunluğu ilk yayınlandığı zaman dijital platformlardan gayrı bir yerde bulunmayan günümüz şarkılarını hangi amaçla kıyaslıyoruz? Üzgünüm ama Mabel Matiz'in rastgele seçtiğimiz bir şarkısını Michael Jackson'ın yine aynı şekilde seçtiğimiz bir şarkısıyla kıyaslayarak herhangi bir tezi doğrulamak maalesef mümkün değil. Herhangi bir grubun 50 şarkılık bir listede 6 parçayla yer alması kesinlikle ciddi bir sorun. Ve evet, her ne kadar buna inanmakta güçlük çekenler olsa da kültür endüstrilerinde arz, talebi belirler. Kültür endüstrilerinin baskın aktörleri ise belli bir neslin yaygın kültür tüketimini ve dolayısıyla da o dönemin kültür üretimini şekillendirme gücünü elinde tutar. Fakat Spotify'ın Türkçe Rock listesinde 6 şarkısıyla yer alan son on yılın en nitelikli gruplarından Adamlar'ın karşısına rastgele birkaç isim seçerek Peki bunlar niye o listede yok? diye soramayız. Listelerin mümkün olduğunca kapsayıcı biçimde oluşturulması gerektiği bir mesele; listelerin bir kapasitesi olduğu ve senin aklına gelen her ismin o listelerde yer alamayacağı bambaşka bir mesele. Gelişigüzel seçilen isimlerin karşısına gelişigüzel başka isimler sunarak sanatçılar arasında cephe yaratmanın kimseye bir faydası olmaz. Sorunlardan gerçekten bu kadar rahatsızsak harekete geçmeden önce var olan duruma yapıcı bir tutumla yaklaşmayı da öğrenmemiz gerekiyor ki kaş yapayım derken göz çıkarmayalım. Şayet önemli olan olgularsa, tekil isimler üzerinden ilerleyerek meramını bulanıklaştırmanın da manası yok. Hele ki henüz herkesin kafası bu kadar karışık ve herkes bir o kadar öfkeliyken spot ışıklarını isimlerin üzerine çevirmek olsa olsa asıl tartışma konusunu görünmez kılar. Bu konu hakkında giderek yükselen tansiyonu kontrol altına almak ve daha fazla sansasyona mahal vermemek amacıyla listelerin oluşturulma kriterleri ve aynı sanatçıların listelerde defalarca yer almasının sebeplerine Spotify tarafından acilen kapsamlı bir açıklama getirilmesi gerektiği aşikar. Ama Listede Ahmet var, peki öyleyse Mehmet neden yok? sorusu herhangi bir editoryal tercihi sorgulamak için ideal yöntem olmaktan çok uzak. Ben de müziğimi kitlelere ulaştıramadım, öyleyse bu işte bir hinlik var düşüncesi bazı vakalar için doğru olsa da maalesef kabullenmek gerekir ki her vaka için gerçeklik payı taşımıyor. Popüler olan her iş vasat olmadığı gibi geniş kitlelere ulaşamayan her iş de çok nitelikli olduğu halde hile hurdaya başvurmadığı için popülarite yakalayamamış değil. Yukarıdaki son akla mantığa aykırı kıyaslamanın karşısında sorular sormadan edemiyorum: Barış Manço ile Ben Fero'yu hangi şartlar altında kıyaslıyoruz? Zamanında Barış Manço şahane müzikler yaptı diye bugün Ben Fero müzik yapmasın mı? Ya da o yapsın ama kimse onu dinlemesin mi? Yoksa zaten yazara göre kimse bu müziği hür iradesiyle dinlemiyordur da dinleme sayıları sahte midir? Bu iki isim arasında ille de ortak bir özellik arayacaksak şöyle bir örnek verebilirim; ben küçükken sokaktan geçen arabalar Barış Manço çalardı, bu yıl ise Ben Fero çalıyor. Platformlardaki dinleme sayılarının güvenilirliğinin sizi ikna edemediği noktada kulağınızı sokağa çevirirseniz neyin gerçekten dinlendiğine dair aşağı yukarı bir fikir sahibi olmamız pekala da mümkün. En azından günümüz dinleyicisinin tercihlerini anlamaya biraz yakınlaşırsak bugün üreten ve paylaşan sanatçılara bu kadar hoyrat davranmaktan vazgeçebiliriz. Kaldı ki dönemi ve janrı birbiriyle alakasız işleri kıyaslayarak müzik yazısı yazılmaz. Her eseri kendi çağının gerçekliği içerisinde değerlendirmek elzemdir. Her dinleyici geçmişte veya günümüzde üretilen eserleri dinlemekte ve dilediğinden keyif almakta elbette özgür. Ruhumuzu besleyen müzikleri dinlerken bir yandan da müzik üzerine nitelikli ve kayda değer tartışmalar üretebilirsek ne ala. Ancak o zaman müzik magazini değil de müziğin kendisi bu tartışmalardan kazançlı çıkar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzik-soleni-olarak-sharp-objects/", "text": "Normalde yazları diziler açısından durgun geçer ve pek de kaliteli dizi çıkmaz. Bu sene HBO bu klişe durumu bozdu ve Amy Adams'ın başrolünde olduğu Sharp Objects'i yayınladı. Dizi, Gillian Flynn'in aynı adlı romanının uyarlaması. Ayrıca dizinin yönetmen koltuğunda ise Big Little Lies'dan tanıdığımız Jean-Marc Vallee oturuyor. Referans da oyuncular da sağlam olunca bize izlemesi düşer. Dizinin konusuna gelirsek; Amy Adams'ın canlandırdığı Camille Preaker bir gazeteci. Camille'ın memleketinde işlenen cinayet patronun dikkatini çeker ve Camille'i işlenen cinayetleri araştırması için Wind Gap'e gönderir ve hikaye başlar. Sonrası olaylar olaylar... Bunun dışında yazacağım her şey spoiler olma tehlikesi içerdiği için güvenli sularda yüzmekten yanayım. Dizinin konusu, karakterlerin işlenişi ki özellikle Amy Adams'ın canlandırdığı karakterin derinliği vs. bir yana dizinin asıl olayı kesinlikle müzikleri. Dizinin müzik sorumluluğunu üstlenen Susan Jacobs gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış. Intro'nun ilk sekansında karşımıza plak çalar çıkıyor ve intro pardon müzik şöleni başlıyor. Intro'da her hafta ayrı bir şarkı çalıyor. Dizinin o bölümünün ruhunu yansıtacak eserler seçilmiş oluyor. HBO tüm introları paylaşmış ama TR'den açılmıyor. 8 bölümlük dizideki 111 şarkıya buradan veya buradan erişebilirsiniz. Buradaki listeler bölüm/sahne bazlı olarak sıralanmış. Ayrıca Spotify listesi de hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzikleriyle-one-cikan-video-oyunlari/", "text": "Video oyunları tutkunu olanlar iyi bilir ki müzikler de en az oyun kadar önemlidir. Müzikleriyle dikkat çeken video oyunları odağımızda! Video oyunları ve müzik... Birbirinden ayrı düşünemeyeceğimiz bu ikilinin en iyi örneklerini mercek altına alıyoruz. Kimisi ilk duyulduğunda aklına o oyunu getiren, kimisi oyunun derinliklerinde gizli cevher niteliği taşıyan, bazısı ise o oyundan aldığımız keyfi katlayan ve bizde devam etme hevesi uyandıran şarkılar bulacağınız bir grup tavsiye. Tears for Fears'ın 1985'te yayınladığı Everybody Wants to Rule The World, adeta 1912'den çıkma bir parça olmuş BioShock Infinite video oyunu sayesinde. Postmodern Jukebox'tan Scott Bradlee'nin seslendirdiği bu versiyon, oyunun tarihi atmosferine anakronist bir derinlik katmış. Seri üç farklı müzik listesinden oluşuyor: Modern şarkıları 1912 tarzında cover'ladıkları parçalar, 1910'lardan şarkılar ve oyunun kendi besteleri. İnsanı hem üflemeli hem vurmalıların yarışıyla marş havasına sokan Urban Pleasures Theme, oyunun en beğenilen soundtrack'lerinden. Tahiti'ye ulaşma hayalleriyle çıktığımız soygundan elimiz neredeyse boş çıksak da bu muazzam parça ile soymaya çalıştığımız yerden polislerin akın etmesiyle kaçmaya çalışıyoruz ve kah dar sokaklar arasında koşarken kah at üstünde ateş etmeye çalışırken bu başarısız girişimin keyfini çıkarıyoruz. Cyberpunk 2077 temasından da tahmin edeceğiniz üzere genellikle elektropop, endüstriyel, hip-hop, rock ve metal parçalardan oluşan bir müzik listesine sahip. Başrollerden birini Keanu Reeves'in üstlendiği oyunun kendi orijinal soundtrack'leri ve radyosu dahil 11 saatlik bir müzik arşivi var. SAMURAI'dan Chippin' In isimli parça ise groove metal severler için enfes bir parça olma niteliğini 11 saatlik arşiv arasından sıyrılarak taşıyor. Şehrin sert simyasını çok güzel ifade eden bir parça. Aslında hiç de indie olmayan GTA IV, serinin V'ten önceki en sinematik oyunu olabilir. Hatta o zamanlar Rockstar'ın başında olan Leslie Benzies özellikle daha sinematik bir oyun tasarladıklarını, yeni bir engine kullandıklarını belirtmişti. Bu engine'in daha sonra GTA V'i doğurduğunu ve VI'nın da buradan çıkacağını eklemek lazım. Liberty City'de geçen GTA IV, New York'un bir kopyası. Brooklyn'den Manhattan'a 2000'lerin dünyasınındayız. Tam köprüde Brooker'dan Algonquin'e geçerken The Vibe FM çalıyor radyoda, Ice Cube'un 1993'te yayınladığı It Was A Good Day'ini duyuyor gibi oluyorsunuz. Ama aslında şarkı The Isley Brothers'dan Footsteps In The Dark. Ice Cube abimiz 1977 yapımı bu parçadan sample almış. Vay be diyorsunuz, şehri içinize çekiyorsunuz. Roguelite metroidvania türündeki Dead Cells, Castlevania'nın devamı olarak karşımıza çıktı ve efsane bir müzikle ilk seviyede geçirdiğimiz vaktin ne değerli olduğunu fark ettirdi. Oyunu oynamaya devam etme sebeplerinden biri olan bu dinleyeceğiniz Prisoner's Awakening isimli yürek zıplatan parça, oyuna sürekli geri dönmenizi, vazgeçmemenizi, motivasyonunuzu kaybetmemenizi anlatıyor adeta. Her seviye için ayrı bir parça var, hepsi de gerçekten başarılı, dinleyin dinletin, oynayın oynatın. Fallout serisi içinde en iyi müziklere sahip olan New Vegas'tır diyen çok var. Artık bu durum tarzındaki amerikana, atompunk veya retrofuturistik havalardan mıdır, ya da uçsuz bucaksız yollarda müzik keyfi inceden arka planda alındığından mıdır, nedir? Listelere bakılırsa, Marty Robbins'in 1959 yapımı Big Iron şarkısı aralarında en sevilen gibi görünüyor. Seçenek çok, malum New Vegas'ta radyoyu her an her yerde duymak neredeyse mümkün. Bilinen şu ki, insanlar 50'lerde geleceği böyle öngörmüş. Müziğini de teknolojisini de 50'lerdeki gelecek öngörüsünden alan bu oyun Retro-gelecekçilik severlere gelsin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzikten-ziyade-bir-multimedya-projesi-cava-grande/", "text": "Portecho'dan tanıdığımız Tan Tunçağ, Cava Grande projesinde iki tutkusunu birleştiriyor: Müzik ve bilgisayar oyunları. Kendi müziğine oyunlar üretmeyi tercih ederek Cava Grande'yi bir müzik projesinden ziyade bir multimedya projesine dönüştürüyor. Üniversite yıllarımda ortalığı kasıp kavuran Portecho'yu ilk keşfettiğimizde yerli bir proje olduğuna inanmakta güçlük çekmiştik. Portecho'nun o yıllarda yerli sahnede duymaya alışık olduğumuz seslerden uzak bir seyir rotası vardı. Şimdi 2000'lerde neler dinlediğime ara ara dönüp baktığımda Rebel Moves, Bora Uzer, Kangroove gibi isimlerle birlikte Tan Tunçağ ve Deniz Cuylan'dan oluşan Portecho'yu da anmayı ihmal etmem. Seneler içinde haz aldığım müzikler, etkilendiğim türler elbette defalarca değişime uğradı fakat yukarıda saydığım isimlere duyduğum saygı ve beğeni hiç değişmedi. Hala bu müzikleri her dinlediğimde 2000'lerdeki kadar etkileyici buluyorum ve zamanında onları bir şekilde keşfedip peşlerinden gittiğim için kendimi bir hayli şanslı sayıyorum. Çünkü erken yaşta bir şekilde yolun iyi müziklerle kesiştiği takdirde hayat boyu karanlıkta iyi müziği bulmana yarayacak melekeleri kazanmış oluyorsun. Seneler geçse de zaman zaman Portecho'yu anmaktan hiç vazgeçmeyen bir dinleyici olarak Tan Tunçağ'ın bir süredir sürdürmekte olduğu Cava Grande adlı projesinin ilk albüm haberini almaktan ne kadar mutlu olduğumu uzun uzadıya anlatmama gerek yok. Zamanında Portecho'nun zehrini almış olanlar ne demek istediğimi anlayacaktır zaten, o zehir aradan geçen zamana rağmen damarlarımda dolaşmaya devam ediyor. Tunçağ'ın türünü melankolik ambient electronica olarak tanımladığı Cava Grande'nin ilk albümü Worm Universe, 11 Mayıs'ta Santima Records etiketiyle yayınlandı. Albümden çıkan ilk video klip Playing Fields, uzun süreden beri aynı zamanda film ve video klip yönetmeni olarak çalışan Tan Tunçağ tarafından tamamen Unity oyun motoru ile yapıldı. 2013 senesinden bu yana bilgisayar oyunu tasarımıyla iştigal eden Tan Tunçağ, 2017 yazında Cava Grande'nin Sentinel adlı parçası için bir video klip/bilgisayar oyunu üretti. 2018 Şubat ayında ilk ticari oyunu A Fine Mess'i piyasaya sürdü. A Fine Mess de bu albümde Cava Grande'nin aynı isimli parçası üzerine kurulmuş bir sanat oyunu olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bir süredir ürün vermeye devam eden bir proje söz konusu olsa da 9 parçadan oluşan ve 49 dakika süren Worm Universe, Cava Grande projesi tarafından yayınlanan ilk albüm olma niteliğini taşıyor. Müziğe ve bilgisayar oyunlarına duyduğu iki tutkuyu bir araya getiren Tan Tunçağ, orijinalliğinden sual olunmayacak bir projeyle seneler sonra bir defa daha karşımızda. Bu tutkularını birleştirirken, ilk etapta akla gelecek bir yol izleyip bilgisayar oyunları için müzik üretebilirdi. Fakat o, kendi müziğine oyunlar üretmeyi tercih ederek Cava Grande'yi bir müzik projesinden ziyade bir multimedya projesine dönüştürüyor. Bu da Cava Grande'yi yalnızca bir müzik projesi olarak değerlendirmeyi güçleştiriyor. Bilgisayar oyunlarıyla kurduğu ilişki bağlamında daha en baştan görselliği varoluşunun bir parçası haline getiren Cava Grande'nin canlı performanslarında Tan Tunçağ'a, karanlık ve sinematografik görselleriyle Miray Kurtuluş eşlik ediyor. Şimdilik dinleyenleri analog synthesizer sesleriyle ve karanlık ritmleriyle çizilmiş 'ses manzaraları'nda bir gezintiye çıkarmayı hedefleyen Cava Grande, bir gün neden bir multimedya enstalasyonuna dönüşmesin? Cava Grande'nin bu çok yönlü doğasını öğrendiğimden beri katılımcıların canlı performans esnasında söz konusu bilgisayar oyunlarını oynayarak veya bizzat oyunun içerisinde yer alarak projeyi tam anlamıyla deneyimleyebilecekleri bir ortam hayal etmekten kendimi alamıyorum. Müzik ile teknolojiyi birleştiren böylesine ilham verici bir projenin konser mekanlarını ve kulüpleri aşıp kendisine sanat alanlarında da yer bulması temennim. Galeri, müze, sanat fuarı ve hatta teknoloji fuarı gibi alanlarda Cava Grande'yi tasavvur etmekte hiç zorlanmıyorum. Belli bir müzikten ilham alarak yeni üretimlere imza atan sanatçı fikrine dair bir imgeye sahip olsak da Cava Grande'nin durumu sık rastladığımız, sıradan bir vaka değil. Kendi müziğinden esinlenerek bilgisayar oyunları tasarlayan bir müzisyen/tasarımcının kolay çözümlenemeyecek yaratım süreci sıradışılığıyla merak uyandırıyor. Müziğin mi zihnindeki görsellerden esin bulduğu, bilgisayar oyunlarının mı prodüksiyonu tamamlanan parçalardan esin bularak tasarlandığı, yoksa bu etkileşimin karşılıklı mı geliştiği nihayetinde belki de sanatçı tarafından bile birbirinden ayrıştırılamayacak giriftlikte bir üretim sürecini doğuruyor. Kendi bünyesinde böylesine kuvvetli bir dönüştürücü güç oluşturmayı başarmış bir proje, yaratabileceği maksimum deneyim potansiyelini gerçekleştirebileceği yenilikçi ortamlarda sergilenmeyi fazlasıyla hak ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/muzisyenlerden-dunya-capinda-spotify-protestosu/", "text": "15 Mart tarihinde gerçekleşen Spotify'da Adalet protestosu, dünya çapında 31 şehirde gerçekleşti. Müzik endüstrisindeki sanatçılar ve diğer emekçilerin de dahil olduğu protestolar, dün dünyanın dört bir yanındaki Spotify ofislerinde koordineli olarak gerçekleşti. Protestocuların talebi, Spotify'da daha fazla şeffaflık olması, sanatçılar aleyhine açılan davaların sona ermesi ve stream başına ödenen gelirlerin artırılmasına yönelik. Union of Musicians and Allied Workers, Spotify'da Adalet protestosunu, temel ilkeleri için destek isteyen bir dilekçe ile Ekim 2020'de başlatmıştı. O zamandan beri, aralarında Thurston Moore, King Gizzard and the Lizard Wizard, Frankie Cosmos, Deerhoof, Julianna Barwick, JD Samson, DIIV, Alex Somers, Zola Jesus gibi sanatçıların ve diğer müzik endüstrisi çalışanlarının da yer aldığı yaklaşık 28.000 imza topladı. UMAW organizatörü Mary Regalado Spotify, uzun süredir müzik çalışanlarına kötü muamele ediyor. Şirket, pandemi sırasında değerini üçe katladı ancak sanatçılara ödenen stream tutarlarında herhangi bir değişiklik olmadı. Sektöre hakim teknoloji devleri milyarlar alırken, dünyanın her yerindeki müzisyenler şu anda işsiz. Müzik işi emektir ve biz bu emek için adil bir şekilde ödeme yapılmasını istiyoruz. şeklinde konuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/mykki-blanco-ve-woodkid-ortak-yapımı-high-school-never-endse-queer-romeo-ve-juliet-temalı-kısa-film/", "text": "Rap aleminin ender queer rapçilerinden Mykki Blanco'nun yeni albümünden ilk single High School Never Ends yayınladı -ve yanında sosyal içerik yönünden yoğun, yasak aşk temalı bir kısafilm de geldi. Woodkid'in müziğini yaptığı ve bir kısmını da söylediği şarkının Almanya'nın bir köyünde geçen klibinde Mykki Blanco, siyah bir ailenin çocuğu olarak, ırkçı, beyaz bir ailenin çocuğuyla aşk yaşıyor. Ve sonları ailelerin düşmanlığı yüzünden Shakespearevari bir şekilde trajik bitiyor. Hikayenin Avrupa'daki mülteci krizi ve açıkça dile getirilmeye başlayan ırkçılıkla da ilgili olduğunu söyleyen Blanco, artık Avrupa'da da kendini ten rengi yüzünden güvende hissetmediğini belirtmiş. Blanco'nun kah sevinçten hoplayıp zıpladığı, kah umutsuzluktan kendini oradan oraya attığı, megadramatik filmi izlemenizi öneririm. Ama sonra şarkıyı bir de filmsiz dinleyin; filmin trajedisinin içinde şarkının gücü ikinci planda kalıyor gibi. High School Never Ends, Blanco'nun yeni albümüyle ilgili çok şey vaat ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/myspace-12-yillik-muzik-dosyasini-kaybetti/", "text": "Facebook, Spotify ve SoundCloud gibi platformlar ortaya çıkmadan önce, bir zamanlar rüzgar gibi esen MySpace, 12 yıllık müzik dosyasını geri dönemeyecek bir şekilde kaybetti. Özellikle bağımsız grupların parçalarını ve fotoğraflarını paylaşabildiği, bir sosyal ağ platformu ve müzik keşif merkezi olarak 2003 yılında piyasaya sürülen MySpace, 2005 ve 2008 yılları arasındaki en popüler sosyal ağ platformuydu. 2015 yılında aylık ortalama 50,6 milyon ziyaretçi ve 1 milyar kayıtlı kullanıcıya ulaşan MySpace, 2005 yılında NewsCorp tarafından 580 milyon dolara satın alınmış ancak, 2011 yılında Justin Timberlake ve reklam hedefleme firması Specific Media Group'a 35 milyon dolar karşılığında satmıştı. 2010'lu yıllarda MySpace tarafında işler pek de iyi gitmemiş, birçok temel sorunla karşılaşan site, zamana yenik düşerek kendini geliştirememişti. Şimdilerde ise yurtdışı kaynaklı haber sitelerine göre, 2003 2015 yılları arasında siteye yüklenen tüm müzik dosyalarının (yaklaşık 50 milyon şarkı) 2018 yazında, geri alınamaz bir şekilde kaybedildiğini ve hiçbir yedekleme bulunmadığını itiraf etti. Kullanıcılar tarafından popülaritesi kalmayan MySpace, popüler zamanlarındaki müzik arşivi için kullanan az sayıdaki kullanıcısını da bu olay sonrasında sonsuza dek kaybedeceğe benziyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/müjde-balconytv-ankara-yayın-hayatına-başlıyor/", "text": "İlk olarak 2006 yılında yayında olan BalconyTV, şehir manzaraları eşliğinde birçok müzisyene ev sahipliği yaptı. Bugüne kadar 58 farklı şehirde, aralarında Ed Sheeran, Mumford and Sons, ve Jessie J gibi tanınmış isimleri ağırlayan platform, uzun süredir İstanbul'da yerli müzisyenlerin yanı sıra Moddi gibi misafir müzisyenlerin canlı performanslarını da bizlerle paylaştı. BalconyTV'ye 59. şehir olarak katılan yeni bir şehir daha var; Ankara. BalconyTV İstanbul'un yapımcılığından ayrılan, Bir Baba Indie ekibinde de yazmaya devam eden Gökhan Yenileyen, Ankara'ya taşınmasıyla birlikte projeyi de Ankara'ya taşıdı. Yerli müzik dünyası için Ankara'nın, bugüne kadar kazandırdığı müzisyenlerden dolayı gerçekten önemli bir değeri var. Genellikle bir gün İstanbul'a gitmek gerekecek diye içten içe dertlenen insanların ayağına kadar gitmek çok kıymetli. Taurus AVM'nin terasında gerçekleşen çekimlerin, tüm ses işlerini ise Studio Mirage yapıyor olacak. Her Pazartesi yeni bir grubun canlı performansı yayınlayacak olan ekibin tüm çalışmalarını da, tıpkı İstanbul ayağında olduğu gibi sık sık paylaşacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/müzik-tarzları-ve-ön-yargı/", "text": "Yüzyıllardır müzik tarzları değişiyor, güncelleniyor ve aralarına yenileri katılıyor. Zamanımıza yakın bir örnek vermek gerekirse, 1950'lerin başında ortaya çıkan ve sonrasında tüm dünyayı kasıp kavuran Rock müziği konuşmak gerekir. Rock, ilk çıktığı zamanlarda gençleri ne kadar peşinden koştursa da, bu tarzı dinlemeyip dışarıdan bakanlar için hep itici olmuştur. Hatta çok değil, 5 yıl önce Özbekistan'da Rap müzik ile birlikte şeytan müziği ilan edildi. Sadece Özbekistan'la da sınırlı değil, yakın geçmişte de Rock müziğin yeri ile ilgili Avrupa'da da benzer örneklere rastlamak mümkün. Günümüzde bile, hala bir takım kişiler ve gruplar, Rock ve Metal müzikleri dinlemenin günah olup olmadığını tartışıyor. Aynı şekilde 1990'ların ortalarında Türkiye'ye gelmeye başlayan Rap müzik için de, çok uzun bir süre serseri müziği yaftası yapıştırıldı. Sokaklarda bol giyinen gençler yadırgandı. Hatta çok büyük bir kitle Rap'in müzik olmadığını bile düşünüyordu. Fakat günümüzde baktığınız zaman Rap Müzik konserleri de artık Alternatif Müzik konserlerinin yapıldığı yerlerin yanı sıra, Zorlu PSM gibi büyük mekanlarda da kendine yer bulabiliyor. Hatta artık eskisi gibi bir iki rapçi çıkıp şarkı söylemiyor. Artık bu imkan onlara verildiği için genelde orkestra ile sahne alıyorlar. Dinleyicisine baktığınız zaman da hepsinin serseri olmadığını görmek zor değil. Aynı şekilde Arabesk Rap yapan çocuklar da hala öteye itiliyor. Kimse bu çocukların neden bu müziği icra ettiklerini, neden bu tarz sözler yazdıklarını düşünmüyor, düşünmedi. Kimse de bu çocukların bu müzik tarzını yapabilmeleri için gösterdikleri emekleri konuşmadı. Hepimiz dalga geçmekle yetindik sadece. Günümüze gelecek olursak, son yıllarda Elektronik müziğin yaptığı ciddi atak ile dinleyicisi de inanılmaz bir şekilde katlandı. Eskiden sadece kulüplerde dinlenen bir müzik iken, yavaş yavaş yaşam tarzı haline gelmeye başlıyor. Ve bu kadar fazla dinleyicisi olmasına rağmen kimisi çeşitli Elektronik müzik tarzlarını, kimisi de direk olarak Elektronik müziğin kendisini uyuşturucu müziği olarak yaftalıyor. Aslında bunun doğruluğunu tartışmak bile yanlış çünkü bir müzik tarzını dinleyen kişilerin tamamının bağımlılardan oluştuğunu düşünmek için müthiş bir ön yargı yeteneği gerekiyor. Bunun yanında Elektronik Müzik sadece Deep House'tan, EDM'den, Techno'dan da oluşmuyor. Örneğin çok severek dinlediğim Indie Electronica tarzı da bu kategoride ve çok sanatsal bir tarz olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir gerçek var ki; teknolojinin gelişmesi ile birlikte Elektronik müzik ile daha da çok karşılaşacağız. Zamanında nasıl Rock'n Roll dünyayı kasıp kavurduysa, şu anda da dünyanın gençleri Rap dinliyor ve Elektronik müzik ile dans ediyor. Bu moda belki devam edecek, belki etmeyecek. Ancak koca bir tarzın dinleyicilerini, müzisyenlerini eleştirmeden önce bir kez daha düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Dipnot: Moderat 11 Kasım 2016'da Zorlu PSM Ana Sahne'de olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/müzik-ve-pazarlama/", "text": "Bir bilmece yazıp, cevabını ters ve ufak bir şekilde yazılan panolar ve günde 1 milyon yorgun insan temalı bir konuya değineceğim. Bu panolar henüz daha metrobüslere konulmamıştı ve ben bugünkü gibi hala metrobüsle seyahat ediyordum. Şurada pano olsa ne acayip olurdu. İnsanların en çok baktığı yerlerden biri. Reklam için iyi bir yer derken bir gün söz konusu panoları gördüm. Söz konusu insan ve baktığı yerler olunca, reklam asılabilecek yerlerin bir sınırı olmadığını söylemem sanırım yeni bir keşif olmaz. Mesela bazı AVM ya da benzincilerin tuvaletlerinde, pisuvar önlerinde de var. Ankara'daki metroda Buraya bakarlar temalı reklam panolarına orada bulunduğum 6 ay içerisinde kimsenin reklam vermemesini anlamadım ama panoda dediği gibi oraya baktık. O panoda başka şeyler de var ama meseleden uzaklaşmak istemiyorum. Yine bir sabah, kronik yorgunluk belasıyla, sıkıntılı bir şekilde işe gitmek üzere, oturmak için birilerinin yine bana omuz attığı, ittiği bir metrobüs seyahatine başlamıştım. Metrobüsteki insanların %90'ı elinde akıllı telefonları ile bir şeylerle uğraşıyorlardı. Panolarda da ismini vermeyelim bir grubun adı yazıyor. Albümü çıktı falan da yazıyordu sanırsam. Merak ettim. Üzerinden kaç hafta geçti bilmiyorum. Henüz bugün bakabildim. Bir iki paragraf yazı okudum. Videolarını izledim. Videodaki şarkının yapısından ziyade o klasik rock klibindeki enstürmanist hareketlerine takıldım. Ara ara müziğe de odaklandım. Gerçekten alternatif bir şeyler sunacakken vazgeçmişler gibi geldi. Mesela şarkı trafiği fena değilken, sanki olmazsa olmaz gibi anlamsız bulduğum o klasik hızlı sololardan birini attı gitaristlerden biri. Kamera açıları belli şeylere odaklanmış vaziyetteydi. Henüz grup hakkında bir fikir sahibi değilken neden o gitariste odaklandığını, neden vokalin daha pasif görünmesi hakkında düşünceler oluştu kafamda. Grup biyografisine girince de gitaristin adının ve resminin ilk yazılması vesilesiyle de her şeyi anlamış olduk. Bu yukarıdaki paragraf olayın başka bir boyutu. Belki tesadüftür ama ben başka bir şeye değinmek istiyorum. Beğeni falan elbet göreceli kavramlar ama iyi müzik ve kötü müziği ayırt etmek zor değil. Şöyle örnek vereyim. Korhan Futacı ve Kara Orkestra'nın Ayin'i başlı başına insana dokunduğu anda kendisini tanıtabilecek bir şarkıdır. Şarkının kendisinin iyi olmasıyla alakalıdır. Zira, şarkı iyi değilse ya da iyi ama daha önce bir çok benzeri var ise bu sefer gruplar başka yollara başvuruyor. İşte tam bu noktada başka meseleler devreye giriyor. Ağzıma çok dolandı bu ara biliyorum. Düşünceler tekrar tekrar başka formlarda ağıza dolanınca gerçeğe ulaşıyor. Pazarlama fikri cereyan ediyor. Kurumsal şirketlerde son 5 senedir pazarlama departmanında çalışan biri olarak, pazarlama üzerine konuşabilecek duruma geldiğime inanıyorum. Pazarlama, kendin/kurumun ile ilgili sana daha çok maddi ve tabi ki olmazsa olmazsa ego temelli manevi kazanç sağlayacak bir şeyi başka insanlara sunabilme çabasıdır. Bu çabanın başarıya ulaşabilmesi için kendisine bir şey sunulan insanın, sunulan şeyi kabul etmek, benimseme ve onu hayatına sokmasıyla mümkündür. Bu bir döngüdür. Bildiğiniz şeyleri size tekrar yazarak anlatmaya çalıştığım için özür dilerim. Yazarak düşünenlerdenim. Bu döngünün müzik kategorisinde bana tuhaf gelen bir şey var. Geçen gün bana Sanat ne oğlum?, ateistlerin Allah yoktur demesi gibi ortaya çıkıp Sanat yoktur! demeye meyletmeme bile sebep olmuştur. Bakın bu hazlar meselesine karşı bilenirseniz, dünyadaki tüm düşünceleri bir anda nötrler ve sıradanlaştırırsnız. Basit düşünüyorum. Metrobüse albüm ilanı veren grubun şarkılarında, video klibinde ve yazılarında hiçbir müzikaliteye rastlamadım. Dürüst olalım. 100 kişi birleşip, bu gruba mail atıp, Harikasınız! temalı şeyler yazsak bu grup üyelerinin düşünceleri ne yönde ilerler? Bir kere izledikleri pazarlama stratejisinin başarıya ulaştığına kanalize olacakları için Başarılı olduk düşüncesi ile uzun süre oyalanacaklar. Çünkü başarılı olma fikri hazzın doygunluğundan önceki ödülüdür. Doygunluktan sonraki aşama ise fast-food yiyerek, gerçekte doymayan insanlar olarak açıklanabilir. Ortaya bir görüş atıyorum. Diyorum ki, gerçekten iyi müzik yaptığına inanan insanlar bu tarz pazarlama işlerine girmezler. Müzik pazarlanabilme alanına girdiği anda başka bir forma bürünür. Misal, Miley Cyrus'un Wrecking Ball klibinde size müzik değil cinsellik pazarlarlar. Sonra bir ödül töreninde kalkıp en iyi şarkı ödülü diye bu ve benzeri isimlere ödül verirler. İçinde cinsellik vb. bir şeyin olmadığı bir klip çekmek bile, bir pazarlama materyali olarak algılandığından bu durum bana absürd gelmiyor. Annem, nefis yaptığına inandığım köfteyi bize servis ederken tabağın kenarlarını falan süslemiyor ama lüks bir otelde/restaurantta köfte söylediğinizde tabağın kenarları süslenip size servis ediliyor ve sizde oluşan algı o köftenin iyi ya da en azından sağlıklı koşullarda hazırlandığı yönünde ikna olmuş oluyorsunuz. Zira, 5 yıldızlı otellerde aşçılık yapan bir arkadaşımın söylediğine göre, işin mutfak kısmı sanıldığı gibi değilmiş; tahmin ettiğiniz üzere. Yani, esasında iyi veya kusurlu olan bir şeyi elinizden çıkartmak istediğinizde, onu ikna edici bir şekle sokmanız gerekir. Çok karmaşıklaştırdım yazıyı. Şunu demek istiyorum, müzik, bol acılı bir sucuk, çamaşırdaki kirleri söken deterjan, lezzeti alp dağlarından gelen çikolata falan değildir. Ekspresyonizme inanan biri olarak, yaptığınız müziği rahat bırakın. Kusurlarının üstü örtülmemişliğidir onu özüyle bize sunan, getiren şey! Samimi olan da budur. Sesleri tasarımsal olarak bir araya getiren şey gitarları, davulu bir araya getirip, üzerine sözler yazılması değildir. Sesleri bir araya getiren şeyler aydınlanmamış bir zihin ile inandığın düşüncelerin paylaşılması hiç değildir. Sesleri gerçekten bir araya getiren şeyi keşfetmek gerek. İlla ki bir pazarlama çabasında bulunmak istiyorsanız, bir şarkının en güzel pazarlama yolu kulaktan kulağadır. Ben sana hiç unutamayacağın güzel bir şarkı çalarım. Sen de gidersin onu başka birine dinletirsin. Sonra o da başkasına dinletir. Eğer gerçekten iyi bir şarkı yaptığınıza inanıyorsanız tüm kusuruyla, sevdiğiniz insanlara dinletin. 1 milyon insanın derdi Facebook, Twitter, Instagram'daki paylaşımlarının dikkat çekip çekmediğidir. Metrobüs panoları peynir ve sucuk ile güzel. Arada bilmeceyi çözük, tüm yolcular ile kahkaha atıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/müzikmentor-tolga-akyıldızla-0-açık-sahnenin-12-sini-iftiharla-sunar/", "text": "Tolga Akyıldız'ın çok özel bir misyonla organize ettiği %100 Açık Sahne 12. kez sahneleniyor. Bir nevi 2016'ya veda konseri tadında geçecek organizasyonda, tıpkı geçmiş etkinliklerde olduğu gibi, yerli müzik dünyamızda binbir dert ile boğuşarak ayakta kalma gayretinde sesini duyurmaya çalışan gruplarla, herkes tarafından bilinen, çok geniş kitlelere sesini duyurmuş çok değerli isimlerle, müzik gruplarını aynı sahnede buluşturuyor. - Hayko Cepkin - Yüksek Sadakat - Aydilge - Melis Danişmend - Erdem Yener - Kolektif İstanbul - Gürcan Ersoy - Siyah - Kırk'iki - Yarımada - Deer From Space 23 Aralık Cuma akşamı garajistanbul'da gerçekleşecek organizasyon ile ilgili gelişmeleri facebook. com/muzikmentor sayfasından ve grupların sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/müziğin-sırası-mı-şimdi/", "text": "Bombalar patlıyor, boş mermi kovanları yere düşüyor, masum insanlar ölüyor. Ve biz korkuyoruz, en korkusuzumuz bile korkuyor. Bir şeyler söylemek, bağırıp çağırmak istiyoruz. Kimimiz Ülke ne olacak? diye düşünüyor, kimi ise Ben bu ülkede ne yapacağım? diye. Bunu yazarken bile Doğru bir şey mi yapıyorum? diye düşünüyorum. Bu süreçte bir çok müzisyen tamamladıkları parçaları yayınlamıyor, aylarca provasını yaptıkları konserlere çıkmıyor veya çıkamıyor. Bir çok yazı yazılmıyor ve yazılanlar da gündemin kalabalıklığında kaybolup gidiyor zaten. Kimi zaman Abi orası çok kalabalık, başka yerde buluşalım. oluyor, kimi zaman ise Sevgilim bugün ortalık çok karışık, buluşmayalım. Öyle bir durumdayız ki, olup biteni umursamayıp günlük hayatımıza devam edebilmek artık hepimiz için imkansız bir hal almaya başladı. Kimisi de bunca şey arasında Müziğin sırası mı şimdi? diye düşünüyor olabilir. Onlara da hak veriyorum zaman zaman. Ama farkettim ki onca olandan sonra yeni bir müzik keşfetmenin, iki notayı ahenkli bir şekilde tınlatmanın ve müzik üzerine düşünmenin beni rahatlattığı kadar hiçbir şey rahatlatmıyor. Tabii ki bu herkes için müzik olmak zorunda da değil. Hatta sanat olmak zorunda bile değil. Kod yazmaya aşık olan bir adam da kendisini farklı bir şekilde ifade edebilir pek tabii. Ve bütün bunları düşündükten sonra karar verdim ki, müzik susmamalı. Nasıl muazzam müzik yapan Suriyeli, Filistinli grupların sesi bize kadar yükselebiliyorsa, bizim de sesimizin hiç olmadığı kadar çıkması gerek. Müziğin sırası mı şimdi? diyenlere Evet, tam da şimdi sırası. diyebilmeliyiz. O güzel beyinlerimizi gündemin saçmalıkları ile doldurmaktansa, bu saçmalıklardan güç alıp işimize duygularımızı hiç olmadığı kadar katabiliriz. Hepimiz korkuyor, hepimiz geleceğimiz için endişe ediyoruz. Fakat bu duygularımızı başkalarından nefret ederek, onlarla sosyal medya üzerinden kazananı olmayacak tartışmalara girerek veya tamamen susarak değil; bu duygularımızı yaptığımız işleri daha da iyi yaparak gösterebiliriz. Biliyorum, çok zor. Ama hepimizin birazcık güzel müziğe ihtiyacı var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nada-iki-örümcek-parcasina-yeni-klip-yayinladi/", "text": "Selen Hünerli ve Miray Kurtuluş'tan oluşan Nada, yayınladığı üç tekliden sonra bu kez İki Örümcek isimli şarkısına çektiği klip ile dinleyicisinin huzurunda. Aynı ailede doğup büyüyen Selen Hünerli ve Miray Kurtuluş için müzik, çocukken yetişkinlerin dünyasından kaçmak için sığındıkları bir oyun alanıymış. Bilinmeyen, görünenin ardındaki gerçeklik ve seslerin içindeki sessizliğin onları büyülemesiyle Sanskritçe'de içsel ses ve evrenin sesi, Sırpça'da umut, İspanyolca'da hiçlik anlamına gelen Nadayı kendilerine isim olarak seçmişler. Nada 2011 yılında ilk albümü Odayı, 2014'te ikinci albümü Medusayı, 2018 yılında ise çocuk şarkılarından oluşan Say Bakalım isimli albümü yayınlamıştı. 2021'de yayınlayacağı yeni albümü öncesi İki Örümcek ve Bırakın ardından 16 Ekim'de Uykuda isimli üçüncü teklisini de dinleyici ile paylaşan Nada, şimdi ise İki Örümcek isimli şarkısına çektiği klip ile dinleyicisinin huzurunda. Nada'nın İki Örümcek isimli şarkısına ve çektikleri klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nadadan-yeni-album-oncesi-ucuncu-tekli-uykuda/", "text": "Nada, 2021 yılında yayınlayacağı yeni albüm öncesi üçüncü teklisi Uykuda ile tekrar karşımızda! Yeni albümünden geçtiğimiz nisan ayında İki Örümcek, mayıs ayında Bırak adlı parçalarını paylaşan, Selen Hünerli ve Miray Kurtuluş'tan oluşan Nada, albüm öncesi üçüncü teklisini yayınladı. Aidiyet yoksunluğu ile sürüklenen hayatların hikayesini anlatan Uykuda, hüzünlü bir dans şarkısı. Kayıpların, bulanık hayatların akustik gitar tınılarıyla damla damla birikip ritmik bir çağlayana dönüştüğü bu şarkı, toz gibi uçuşan ömrümüzün resmini çiziyor. 2011 yılında ilk albümü Oda'yı, 2014'te ikinci albümü Medusa'yı, 2018 yılında ise çocuk şarkılarından oluşan Say Bakalım isimli albümünü yayınlayan Nada, yeni albümünün tamamını 2021 yılında yayınlamaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nadanin-yeni-albumunden-dorduncu-teklisi-ay-dogdu-yayinda/", "text": "Aynı ailede doğup büyüyen Selen Hünerli ve Miray Kurtuluş'tan oluşan Nada, yeni albümünden dördüncü teklisi Ay Doğdu ile karşımızda! Nada, yeni albümünün müjdecisi olarak İki Örümcek adlı ilk teklisini geçtiğimiz nisan ayında yayın almıştı. Ardından Bırak ve Uykuda parçalarını yayınlayan ikili, albümün dördüncü parçasını da yayına aldı. 2011 yılında ilk albümü Odayı, 2014'te ikinci albümü Medusayı, 2018 yılında ise çocuk şarkılarından oluşan Say Bakalım isimli albümü yayına alan Nada yeni albümünü 2021 yılı içinde yayınlamayı planlıyor. Albümün dördüncü teklisi Ay Doğdu'yu dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nasıl-derler-bilirsin-yeni-video-sevilmemisim/", "text": "2014 yılında kurulan Nasıl Derler Bilirsin, geçen yıl yayınladığı ilk EP'si sonrasında yeni single'ı Sevilmemişimi video klibiyle birlikte yayınladı. BBI Yerli'nin 71. konuğu olan Nasıl Derler Bilirsin, geçen yıl kendi ismiyle yayınladığı 3 parçalık EP'sinin ardından yeni single'ı Sevilmemişim'i Sony Music Media etiketiyle yayınladı. 2014 yılında Alper Altıntaş, Naci Erdem Berkan tarafından kurulan, 2017 yılında ise Ergin Kandemir ve Cüneyt Cenkci'nin katılımıyla son halini alan grup, yeni single'ını Cenan Çelik yönetmenliğinde çektiği video klibiyle birlikte Sony Music Türkiye YouTube kanalında paylaştı. Sözü ve müziği grubun vokali Alper Altıntaş'a ait olan şarkının düzenlemesi ise grubun gitaristi Ergin Kandemir tarafından yapıldı. Mix ve mastering'te ise Orçun Ayata ismini görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nayah-5-mayistan-itibaren-kadikoydeki-yeni-yerinde/", "text": "15 senedir İstanbul'daki reggae tutkunlarının buluşma noktası olan Nayah, 5 Mayıs'tan itibaren Kadıköy'deki yeni yerinde! 2000'lerin ilk yarısından itibaren Beyoğlu'nda bulunan karargahından 2016 senesinde Kadıköy'e taşınan Nayah, son iki senedir reggae severlerin buluşma noktasını Anadolu yakasına taşımıştı. Nayah, 5 Mayıs'tan itibaren Kadıköy Kırtasiyeci Sokak'ta bulunan yeni evinde yine canlı performanslara yer vereceği sahnesi ve 400 kişilik kapasitesiyle namına yaraşır partilere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yalan yok, Nayah'da konser izlemeyi biz de çok özledik. 5 Mayıs Cumartesi akşamı Nayah Grand Opening etkinliğiyle yeni evinin kapılarını açacak olan mekanın sahnesinin ilk konukları uzun senelerdir Nayah sahnesinin müdavimleri olarak tanıdığımız, veteran reggae grubu Sattas olacak. Sattas'ın yanı sıra gece boyunca Nayah'nın yerlileri Ras Memo, Mahi, Selekta Firuzaga, C Fyah, King Seroman ve Genjah'nın DJ kabinini paylaşacağı açılışta tüm reggae ailesi bir araya gelecek. Bundan böyle reggae severlerin Kadıköy'de daha büyük bir evi var! Bir müjde daha: Açılış gecesi girişler ücretsiz! 21.00-04.00 arası uzun bir gece bizi bekliyor! Nayah Grand Opening gecesinin Facebook etkinlik sayfasına şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nayah-yeni-sezonu-aciyor/", "text": "15 yılı aşkın bir süredir reggae'nin İstanbul'daki evi olan Nayah, 19 Ekim Cuma gecesi gerçekleştireceği konserlerle yeni sezonu resmi olarak açıyor. Reggae ve hip hop sahnesinin tanıdık isimleri 19 Ekim Cuma gecesi 2018/2019 sezon açılışı için Nayah sahnesinde buluşuyor. Bir Nayah klasiği olarak, Sattas konseriyle başlayacak gecenin ilerleyen saatlerinde, yerli rap sahnesinden Ağaçkakan, Farazi, Sorgu ve Kamufle sürpriz konuklarıyla beraber geceyi ısıtmaya devam edecekler. Sonrasında ise Bosphoroots'tan Koray Sürücü, Good Vibes grubundan tanıdığımız, geçtiğimiz günlerde solo projesiyle yeni single'ını yayınlayan Özge Ürer ve Nayah'ın resident DJ'lerinden C Fyah sahneyi devralarak geceyi sabaha bağlayacaklar. Bu sezon itibarıyla programında reggae dışındaki türlere de yer vermeye başlayan Nayah, Eylül ve Ekim aylarında zengin bir programla seyirci karşısına çıktı. Önümüzdeki günlerin etkinliklerine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ne-mi-dusunuyorum-facebook/", "text": "Zaman Tüneli'nde çok geriye gitmene gerek yok anımsayacaksın hemen. Daha bir ay olmadı. Şehit haberleri gelir gelmez her zamanki gibi acilen, ilk önce ve tek başına canlı müzik susturuldu. Müzisyenlerle birlikte sahneden geçimini sağlayan emekçilerin ve işletmelerin hakları bir gecede gasp edildi. Ertesi sabah tüm işkollarında rutine izin verilirken. Müzik eşittir eğlence anlayışıyla sadece canlı müzik yasaklandı. Müziğin sanatın en yüce dalı canlı müziğin de bir performans sanatı olduğu yine umursanmadı. Oysa spor kesinlikle bir eğlence değildi, sağlıklı yaşam dışında bir amaca hizmet etmiyordu sonuçta. Tüm spor etkinlikleri tam gaz sürdürüldü. Stadları dolduran futbol kitlesi medyasıyla birlikte nabzı en yüksekten atarken eğlenmiyordu. Sağlık için spor yapıyor, izliyor ve yazıp çiziyordu sadece. Bir süredir uzaktan izliyorduk, ne iyiydik öyle. Ancak 10 gün geçmedi ki gündemi Türkiye'de tek başına ele geçirdi Korona. Önce tüm eğitim kurumları tatil edildi. Ardından eğlence sektörü ve gece hayatı geldi. Sesimizi o sırada yine yükselttik, duymuşlar mıdır bilemem ama iki güne kalmadı camiler riskli bölge, toplu ibadetler de korunması gereken kişisel alan mesafesine aykırı eylem ilan edildi. Bu sırada seyircisiz de olsa ısrarla devam ettirdiler spor etkinliklerini, canları yokmuş gibi davrandılar canını dişine takan sporculara. Çok sonradan geldi akılları başlarına. Ben bu durumu üzülerek izledim. Bundan sonraki gelişmeleri doğru sırayla takip edip anımsamak ne mümkün, her gün her saat başı yeni bir önlem açıklanırken. Berberler, kuaförler kapatıldı. Lokantalar müşteri kabul edemiyor, al götür ve paket servisi dışında. Ve en son 65 yaş üzerine sokağa çıkma yasağı geldi. Yaşamsal öneme sahip meslek grupları hariç shutdown, ardından da tam bir sokağa çıkma yasağı yani lockdown kaldı sanırım geriye. İtalya balkonlara çıktı şarkılar aryalar söyledi moral bulabilmek için her gün onlarca şehit verirken. Coldplay'den Chris Martin #TogetherAtHome ile piyanosunun başında Fix You'yu söyledi internetten tüm dünyaya. Nilipek., Manyetik Bant, Nilgün Özer, In Hoodies, Make Mama Proud, Onat Önol, PONZA, Flower Room, Mind Shifter, Cava Grande, Selin Sümbültepe, Anıl Aydın, Özgün Semerci, Ali Gem, Akkor ve Cardiff'ten Christopher O'Connell 21 Mart 2020 Cumartesi tarihine imzalarını attılar birer birer. Ertesi gün Flört, grubun dört üyesinin de kendi evinde kaydettiği görüntüleri tek kare içinde birleştirip tek bir video olarak paylaştı hayranlarına #EvindeKal'ın ilk Pazar'ında. Ve son olarak, Bir Baba Indie #Evde gece yayınında, Serin'i temsilen Cansu Saraç akustik gitarıyla daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış Serin şarkılarını çalıp söyledi. Bunlar uzaktan da olsa yakınlarımda olanlar ve yayınlara katılarak takip edebildiklerim. Kaçırdıklarımı da yazmaya kalksam bu yazıyı bitiremem. Şimdi ya sen ne düşünüyorsun Facebook? Hadi söyle. Algoritman buna da yetiyorsa dile gelsene. İnsanlar ölürken EN SON müziğin ve müzisyenin sesi kısılırmış, değil mi? Sanat tamamen susmuşsa eğer, o zaman bil ki yeryüzündeki son insan da dünyayı terk etmiştir demektir. Evet, kaydet şimdi bunu da loguna akıllı robot. Çıkarır koyarsın önlerine insan olamayanların... Yıllar yıllar sonra. Kübra Su Yıldırım'ın Tinariwen adlı çiziminden detay. Eser, Dream Gigs Illustrated tarafından düzenlenen Posters for Imaginary Gigs seçkisinde yer almıştır. famstore illüstrasyon galerisi sanatçısıdır. Bu yazı ilk olarak 23 Mart 2020'de Facebook'ta yayımlanmıştır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neden-bazi-album-isimleri-grup-isimleriyle-ayni/", "text": "Uzun süredir beni meraklandıran bir soru bu. Gruplar neden albüm isimlerini, grup isimleriyle aynı koyarlar? Sadece gruplar da değil, bazen müzisyenler bile kendi isimleri ile albüm yayınlayabiliyorlar. Eminim sen de en az bir kere merak ettin bu konuyu ki şu anda bu yazıyı okuyorsun. İlk olarak fark ettim ki bunu genelde ilk albümlerini çıkartan gruplar uyguluyor. Bunun sebebi ise oldukça mantıklı. İlk albümünü çıkartan grup, isminin albüm ismiyle karıştırılmaması ve daha çok tekrarlayarak akılda kalıcı hale getirmek için bu yola başvuruyor. Hele ki değişik grup isimlerinin moda olduğu bir dönemde bu gerçekten de mantıklı bir yol. Çünkü ülkemizden bir örnek vermek gerekirse Yüzyüzeyken Konuşuruz'un ilk albümünün ismi Evdekilere Selam. Baktığınız zaman bir grubun ismi Yüzyüzeyken Konuşuruz olabiliyorsa pek tabii ki Evdekilere Selam da olabilir ve siz bu karışıklıkta grubun ismini unutabilirsiniz. Dolayısıyla albüm ismini de Yüzyüzeyken Konuşuruz koysalardı bu karmaşadan kaçabilirlerdi. Vampire Weekend, yüksek olasılıkla grup isminin garip olmasından dolayı 2008 yılında çıkardığı ilk albümünün ismini de Vampire Weekend koymuştu. Tabii ki bunu sadece gruplar değil, solo müzisyenler de kullanabiliyor. Örneğin Madonna'nın 1983 yılında çıkardığı ilk albümünün ismi de Madonna'ydı. Belki Rebel Heart gibi bir albüm ismi seçmiş olsaydı karışmayacaktı ancak Madonna ismini olabildiğince tekrarlamak istemiş olabilir. İkinci bir sebep ise herhangi bir sebep olmaması. Evet, kulağa biraz garip geliyor olabilir ama gerçekten de herhangi bir sebebi olmayabilir. Sadece idol gruplarının hepsinin self-titled albümü olmasından dolayı Biz neden yapmıyoruz ki? demiş olabilirler. Metallica, Elvis Presley, Gorillaz, Queens of the Stone Age, Beyonce gibi bir çok grup ve müzisyenin kendi isimleriyle albüm çıkardıklarını düşünürsek gayet mantıklı bir sebep gibi gözüküyor. Üçüncü sebebimiz, teknik hatalar. Yerli gruplarımızdan Yok Öyle Kararlı Şeyler ekibinin vokalist ve ritim gitaristi Erdem Topsakal ile yaptığımız ufak sohbetin arasında bu konuya takık olduğumdan, merak edip sordum. İlk albümlerinin ismi Yökş ve ikinci albümlerinin ismi ise Yok Öyle Kararlı Şeyler. Ama kendileri ilk albümlerinin Yok Öyle Kararlı Şeyler albümü olduğunu belirtiyor, diğerini saymıyorlar. Neyse, konumuz bu değil. Abi neden ilk albümünüzün ismi grup ismiyle aynı? Özel bir sebebi var mıydı? diye sordum ama hiç beklemediğim bir cevapla karşılaştım. O albümü dijital mecralara ben yükledim ve albüm ismini yazacağım yeri grup isminin yazılacağı kutucuk sandım. Hatta neden iki kere grup ismini sorduğunu anlamayıp uyuz da oldum. Yükledikten sonra fark ettim ki ben albüm ismi kısmına da Yok Öyle Kararlı Şeyler yazmışım. Sonra da kaldı öyle. dedi. Bu teknik hatalara plak şirketinin yanlış anlaması gibi bir çok sebep de eklenebilir pek tabii. Sonuncu ve benim aslında kendi tespitim olan sebebe geldik. Gruplar self-titled albüm ismi koyuyorlar çünkü, o albümde gerçekten kendilerini bulduklarını, kendi soundlarını oluşturduklarını ve olgunlaştıklarını düşünüyorlar. Bu da neden üçüncü, dördüncü, beşinci albümlerde kendi isimlerini albümlerine verdiklerini açıklıyor. Açıkçası ben hep bu sebebi düşünüyordum başından beri. Ama araştırdığımda benimle aynı fikirde olan sadece bir kişinin Reddit'teki ufak bir yorumunu gördüm sadece. Dediğim gibi, bu bir tespit ve hatalı da olabilirim. Eğer öyle olduğunu düşünüyorsan fikrini yorum olarak iliştirmeyi lütfen eksik etme."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neden-belirli-muzik-tarzlarindan-hoslaniyoruz/", "text": "Toplumun geneline baktığımızda insanların neredeyse tamamı öyle ya da böyle müzik dinliyor. Fakat müzik üzerine düşünenleri oranladığınızda çok düşük bir rakama tekabül edeceğini siz de tahmin ediyorsunuzdur. Ama bazımız da var ki; Bunu nasıl yapmışlar? , Bu neden böyle? gibi bir çok soruyu sorup, karşılığında yanıt arıyor. Bu sorgulayan ekipten bazıları da muhtemelen Neden belirli bir tarzdaki müziklerden hoşlanıyorum ki? sorusunu kendine sormuştur. Ben de sordum, hatta üzerine çok düşündüm ve birazcık da araştırınca aslında hepimizin az çok farkında olduğu sebepler ile karşılaştım. Duruma bilimsel açıdan yaklaşmakta fayda var. Öncelikle bir şarkıyı o an sevip sevmemenizdeki etkenlerden biri, hepinizin de bildiği gibi anlık ruh halleri. O an mutluysanız melankolik veya romantik şarkılar saçma geliyor, mutsuzsanız hareketli şarkılara katlanamıyorsunuz. Bunu hepinizin şimdiye kadar fark etmiş olduğunu farz ediyor ve kısa kesiyorum. Asıl önemli nokta ise; geçmişte biriktirdiğiniz beyninizdeki ses arşiviniz! Bu arşive henüz anne karnındayken başladınız ve şu anda dünyadaki çok büyük bir çoğunluğun elektronik, dijital seslere bu kadar kolay alışabilmesinin sebebi anne karnındaki sesler. Hayal edebiliyor musunuz suyun içerisindeyken ve daha da önemlisi bir insanın vücudunun içerisindeyken nasıl sesler duyarsınız? Gluk gluk, whooaa, fsssss, poffff gibi dubstep benzeri sesler duymanız, sizi gelecekte duyacaklarınız için hazırlar. Arkadaşınız size elektronik tabanlı bir şarkı önerdiğinde beyniniz arşive bir göz atar ve eşleme işlemini başlatır. Arşivinizde ne kadar fazla eşleşme varsa o şarkıyı beğenme olasılığınız da o kadar yüksektir. Dolayısıyla bir jazz müziği, black metal parçasını veya ücra köşelerde kalmış uzak olduğunuz tarzları yargılamadan ve Çok kötü. demeden önce iki kere düşünün. Burada da işin psikolojik boyutu devreye giriyor. Eğer zeki ve kültürlü gözükmek istiyorsanız genel olarak klasik müzik ve jazz dinlemeye meyilli oluyorsunuz. Haliyle zaten kendi kendinizi o tarzı öğrenmek, arşivinizi genişletmek için zorluyor ve önünü açıyorsunuz. Aradan belli bir Alla alla, çok da güzel değil aslında ama gideri var sanki dönemi geçtikten sonra arşivinizi başarıyla tamamlıyorsunuz ve nerede güzel bir klasik müzik bestesi duysanız İşte bu muazzam. bakışlarınızla zekiliğinize zekilik katabiliyorsunuz. Aynı şekilde içten içe asi görünmek istiyorsanız rap veya rock, sert biri olarak gözükmek istiyorsanız heavy metal dinlemeniz oldukça mümkün. Tabii ki burada oldukça kısıtlı örnek verdiğim için genelleme yapıyormuşum gibi gözüküyor ancak bu şartlar farklılaştırılabilir, genişletilebilir. Tabii bu oldukça geniş parametreleri içeren bir konu olduğu için Bu tarzda müziği ilk duyduğumda sevmiştim. savunması da yersiz olacaktır. Çünkü içerisindeki bir enstrumanı, bir nota yürüşünü ve daha bir çok şeyi kendinize yakın bulabilir, arşivinizde eşleştirmeler yapabilirsiniz. Son olarak toparlamak gerekirse tekrar etmek istiyorum ki üzerinde haftalarca/aylarca uğraşılan ve yoğun emek gerektiren işleri kestirip atmayın. Tabii ki hepimizin yeni bir müzik tarzına zaman ayırıp günlerini onu anlamaya çalışacak kadar zamanı yok. Ama bu, o kadar emeği 30 saniyelik dinlemeyle çöpe atmanızı, üzerine toprak örtmenizi, sosyal medyada sanki müzisyenler sizin kölenizmiş gibi Bu ne biçim müzik ulan! diye sebep bile göstermeksizin saldırmanızı gerektirmez. Bu da üzerine bir bu kadar daha konuşulabilecek bir konu olduğu için yarıda bırakıyor, başka yazılara saklıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neden-olmasin/", "text": "Liam Gallagher'ın merakla beklenen ikinci solo albümü Why Me? Why Not.'ı 20 Eylül'de dinleyicileriyle buluştu. Biraz bekledim. Sindirmek istedim. Bir kez daha bir kez daha dinledikten sonra yorum yapayım dedim. Çünkü sırayla çıkardığı tekliler gerçekten iyiydi. Shockwave, The River, Once, One of Us... Hepsinin kendine göre bir matematiği, mantığı ve ruhu vardı. Ama geri kalanlar nasıldı? İşte bunu sindirmek gerekiyordu. İlk albümü As You Were ile bunu başarabileceğini, çok iyi bir solo artist olabileceğini göstermişti. Söz yazmak en iyi yaptığı şey değildi, hatta hiç yapmadığı bir şeydi ama önce As You Were, şimdi de Why Me? Why Not. ile bunu fazlasıyla iyi yapabileceğini gösterdi. Bütün şarkılara kendinden bir şeyler katıp, ruhunu vermesi en büyük özelliği. Şarkıları yazarken yaşadığı ortada. Sözlere dikkat edin hepsinde bir anı, bir duygu, bir olay anlatımı var. Ama en büyük gelişimi sound da olmuş. Albümde genel olarak müzik çeşitliliği artmış. Tabi ki ilk albümdeki şarkıların da devamını yaparak bir kolaya kaçma olmuş arada ama ortalamayı düşürmediği kesin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neigh-pupilden-yeni-bir-ep-geldi-visible-but-unseen/", "text": "Evet, bu albüm belki yeni şeyler vaad etmiyor, belki grubun müziğini dinlediğinizde çok fazla grupla etkileşim halinde olduğunu hissedip Aa şu şarkı X gruba benzemiyor mu? diyeceksiniz ama bu albüm kesinlikle yerli müzik sahnemizin Indie Rock janrı altında değerlendirebileceği sayılı iyi örneklerinden... Albümü dinlerken kendimi bir açık hava festivalin keşif sahnesindeymiş gibi hissedip, herkesle birlikte dans ettiğimi falan hayal edebiliyorum. Bu yüzden Neigh Pupil'in yavaş yavaş kış konserleriyle ısınması ardından, önümüzdeki yaza açık hava müzik festivallerinde görmek çok da hayal olmasa gerek! - Prom Queen - Seek And Hide - Hug Each Other - Liar"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neil-young-80lerde-kaydedilip-yayinlanmamis-albumlerini-paylasmaya-devam-ediyor/", "text": "Neil Young 80'lerden kalma daha önce yayınlanmamış, kayıp albümlerini paylaşmaya devam ediyor. Neil Young, 1982'de Hawaii'de kaydedilen ve bugüne kadar paylaşılmamış Johnny's Island albümünü paylaşacağını açıkladı. Neil Young'ın içinde yoğun olarak pop öğeleri barındıran, en tartışmalı albümlerinden biri olan Trans'la aynı yıl, aynı ekiple kaydedilen Johnny's Island albümü, içinde daha önce yayınlanmamış Big Pearl, Island in the Sun ve Love Hotel gibi parçaları barındırıyor. Geçtiğimiz yıl mayıs ayında, 1974 ve 1975 yılları arasında kaydettiği Homegrown albümünü yayınlayan Young, geçtiğimiz günlerde kataloğunda bulunan parçalarının yarısını 150 milyon dolara satmıştı. Parçalarının haklarını devretmesinin hemen ardından gelecek bu albümün henüz bir çıkış tarihi belirtilmedi. Ancak albümün pek yakında yayınlanması bekleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neil-young-istanbul-konseri-on-grupları-belli-oldu/", "text": "İstanbul'da ilk kez düzenlenecek olan Neil Young and Crazy Horse konseri 15 Temmuz Salı akşamı KüçükÇiftlik Park'ta gerçekleştirilecek. Neil Young öncesinde ise sahne alacak isimler belli oldu! İlk olarak 2008 yılında tanıştığımız verdiği konserler ve çıkardığı Full Faça albümüyle İstanbul'un alternatif sahnesinin önemli isimlerinden biri haline gelen Büyük Ev Ablukada ile açılış yapılacak konserin ardından Neil Young öncesi ortamı ısıtma görevini Texas'tan canımız Midlake yapacak! Midlake'in gelmesine sevinmekle beraber yine grubu hakkıyla dinleyememekten de muzdarip olduğumuzu belirtmeden geçemeyeceğiz. Umarız yeni sezonda Salon İKSV'de bir kez daha kendilerini izleme fırsatı buluruz. Kapıların 18.00'da açıldığı gecede, 18.45'te Büyük Ev Ablukada, 20.00'da Midlake ve 21.30'da Neil Young and Crazy Horse sahnede olacak. Gecenin genel alan biletleri 90 TL, ikinci sahne önü biletleri 150 TL, birinci sahne önü biletleri ise 300 TL. Gecenin sınırlı sayıdaki ve kimlik göstererek yalnızca ana gişe İKSV'den alınabilecek öğrenci biletleri 70 TL. Lale üyeleri, Neil Young konserinde %20'ye varan indirimlerden faydalanabilecekler. Vodafone Red aboneleri ise, Neil Young konserinin biletlerini %20 indirimle alabileceklerini de hatırlatmadan geçmeyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neil-young-kayip-albumu-homegrown-try-yayinda/", "text": "Neil Young'ın 1974 ve 1975 yılları arasında kaydettiği Homegrown albümünün 19 Haziran tarihinde yayınlanacağı açıklandı. 19 Haziran tarihinde yayınlanacağı açıklanan Homegrown albümden ilk olarak Try adlı parça da bugün itibarıyla dijital platformlardaki yerini aldı. Hemen aşağıdan albümün şarkı listesine göz atabilir, Try parçasını dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neil-youngtan-50-yil-kutlamasi/", "text": "Neil Young, 1970'de yayınlanan After the Gold Rush albümünü 50. yılına ithafen yeniden yayınlayacak. Yıllar içinde rock müziğin pek çok alanına dokunan ve kendine özgü gitar çalışıyla hafızalarımızda yer edinmiş Neil Young, After the Gold Rush albümünü, 50. yılına özel 11 Aralık'ta Reprise aracılığıyla yeniden yayınlayacak. Senenin başlarında kayıplara karışmış Homegrown albümünü yayınlayan müzisyen, albümün kayıtlarını 1974 ve 1975 yılında yapmıştı fakat bu albümler gün yüzüne henüz haziran ayında çıktı. Ardından eylül ayında The Times adlı EP'sini yayınlayarak devam etti. Neil Young, Kasım ayını boş geçirmeyecek ve 6 Kasım'da The Return to Greendale canlı konser kaydının albümünü filmiyle birlikte yayınlayıp 20'sinde ise The Archives Vol. II: 1972-1976 projesini yayınlayacak. Neil Young'in After the Gold Rush albümünün 2009'da yeniden yayınlanmış versiyonuna aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nerede-o-eski-fifa-sarkilari/", "text": "Dünyanın en popüler oyun serilerinden olan FIFA'nın her yıl çıkan oyunlarında birbirinden kaliteli parçalar yer alıyor. Özellikle bir dönem bir sürü insanın oyunun çıkışından hemen önce şarkı listesini merak ettiği, en az oyunun mekanikleri kadar içinde bulunan şarkıları da merak ettiği bir süreç olmuştu. Bu süreçte gerçekten oyunun yaratıcılarının en az oyunu geliştirmek kadar içinde yer alacak parçalara da mesai ayırdığını hissedebiliyorduk. Fakat son yıllarda çıkan yeni FIFA oyunlarında bu durum söz konusu değil. Birçok insan gibi benim de eski FIFA oyunlarında keşfettiğim bir sürü parça vardı. İçinde Editors, Radiohead, Foals, Slowdive, Kasabian, Fatboy Slim, The National gibi sayısız efsane grubun yanında değerini yeteri kadar görmemiş alternatif grupların da yer aldığı bu liste; bazıları için güzel bir nostalji, kimisi için de güzel bir keşif yapacağı bir derleme niteliğinde. En iyi FIFA şarkılarını derlediğimiz listeye aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neset-ertas-meets-reggae-sattas-tan-yalan-dunya-yorumu/", "text": "Ülkemizin sevilen reggae grubu Sattas, geçtiğimiz cuma biri uzun diğeri kısa iki Yalan Dünya yorumunu dijital platformlarda yayınladı. Orçun Sünear, Batuhan Kurnaz, Cenk Güngör, Faruk Demir Tugayoğlu, Seçkin Özmutlu ve Öykü Gülata'dan oluşan reggae grubu Sattas, sevilen tınılarına bir yenisini daha ekleyerek Neşet Ertaş'ın yediden yetmişe ezbere bilinen eseri Yalan Dünya'yı yeniden yorumladı. Geçtiğimiz aylarda yayınladıkları Şarkı Söylemek Lazım cover'ı ile cover ayağında güzel eleştiriler alan bu grup, Yalan Dünya ile yine beklentileri karşıladı. Gruba saksafonuyla Richard Laniepce de eşlik ederken ortaya özellikle reggae severlerin keyifle dinleyeceği bir müzikal şölen çıktı. Sattas'ı 4 yıl önce katıldığı Akustikhane'de Yalan Dünya'yı canlı olarak söylerken de hatırlayanlarınız vardır. Ülkemizde ve uluslararası alanda Rock'n Coke, Montreal Jazz Festivali ve Sziget gibi önemli festivallere katılarak isminden söz ettiren Sattas'ın yeni işlerini heyecanla takip ediyor olacağız. GRGDN Müzik etiketiyle yayınlanan Yalan Dünya'yı bir de Sattas'tan dinlemeniz için sizi aşağıdaki linke bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/netam-ve-damla-temel-ikilisinin-yeni-epsi-hikaye-yayinda/", "text": "Netam ve Damla Temel'in electronic, pop, progressive, ambient, experimental türlerindeki yeni EP'si Hikaye, Tamar Records etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında! İki müzisyenin çocukluklarından beri her yaz bir araya geldikleri Kadirli'de 1 yıl ara ile kaydettikleri iki şarkıdan oluşan EP, Anılarla dolu arka bahçelerinde ellerinde mikrofonla yakalamaya çalıştıkları sesler, Damla'nın sözleri ve sesiyle birleşiyor. Piyano ve ukulele gibi akustik enstrümanlarla besteledikleri şarkıları elektronik müzik unsurları ve aldıkları kayıtlarla birleştiren ikili hissettiklerini müzik yoluyla anlatmanın yollarını arıyor. Her gün okuduğumuz haberlerden, şahit olduğumuz şiddetten, nefretten hişsizleştiğimiz ve sessizleştiğimiz bu dönemde tam da bu sessizlik ile başlayan şarkı, ilerleyen dakikalarında yavaşça bir çığlığa dönüşen bir parça olan Hikaye ve bir yaz akşamında ukulele çalıp şarkılar söyledikleri bir anda Damlanın yazdığı şiirlerden birini okumasıyla çıkan Mavi, Tamar Records etiketiyle dinleyicisiyle buluştu. Netam ve Damla Temel'in yeni EP'si Hikaye'ye aşağıdan ulaşabilirsiniz. Bu arada BBI Yerli köşesinin 105. konuğu olan Netam'ın yanıtlarına buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/netflix-yaiın-kalitesini-30-gunlugune-dusuruyor/", "text": "Netflix, Corona virüs salgını sebebiyle artan internet kullanımı yüzünden Avrupa'daki yayın kalitesini 30 günlüğüne azaltacağını duyurdu. Corona virüsü salgınının, internette benzeri görülmemiş kullanımına yol açtığından dolayı Netflix, genel bant genişliği kullanımına sınırlama getiriyor. Bir Netflix temsilcisi konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre, bit hızındaki azalma sebebiyle bazı kullanıcıların video kalitesinde bir düşüş yaşadığını ve Netflix olarak 30 gün boyunca Avrupa'daki tüm akışlarımızdaki bit oranlarını azaltmaya karar verdiklerini, bunun Avrupa ağlarındaki Netflix trafiğini ise yüzde 25 oranında azaltacağını belirtti. Bu önlemle birlikte tüm üyelere kaliteli hizmet sunmaya devam edeceklerini tahmin ettiklerini de ekledi. 30 gün olarak açıklanan bu sürenin COVID-19 virüsünün tüm dünya üzerindeki etkisiyle birlikte şimdiden uzayabileceğini söylemek ise mümkün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/netflixin-darkindan-geriye-kalanlar-mukemmel-bir-soundtrack-listesi/", "text": "Bazı diziler vardır, hiç beklemediğiniz bir anda izlemeye başlarsınız ve anında ilgi odağınız haline gelir. E peki ama ben şimdi ne yapacağım? düşüncesini iliklerinizde hissetmeye başladığınızda en büyük kurtarıcınız olurlar. Son dönemlerde Netflix'in ne denli kaliteli yapımlarla karşımıza çıktığını zaten biliyoruz. Geçtiğimiz aylarda Ay haydi yayınlansın artık, bu kadar hasret fazla! dediğimiz Stranger Things'i kısa bir sürede bitirdik, akabinde büyük bir heyecanla Black Mirror'ı beklemeye başladık. Hatta bazılarımıza bu da yetmedi, araya bir de Mindhunter sıkıştırdık! Eh, yönetmen koltuğunda David Fincher olunca sıkıştırmamak da ayıp olurdu. Fragmanlarını ve teaser'larını izlediğimizde Aaa Almanya'nın Stranger Things'i galiba? diye düşündüğümüz, belki de bu yüzden merakla beklememize neden olan Dark için öncelikle şunu söyleyebilirim: Hayır, arkadaşlar! Dark Almanya'nın Stranger Things'i filan değil. Dark, başlı başına farklı bir konuyu işleyen, sizi zamanda dolaştıran, bu süreçte 80'lere de uğrayan bambaşka bir dizi. Merak etmeyin, size bu yazıda diziyi anlatıp spoiler da vermeyeceğim. Odaklandığım konu bambaşka; Dark'ın o muazzam soundtrack listesi! Çoğumuzun hayatına Moderat'la dahil olan Apparat'ın, Soap&Skin ile ortak çalışması Goodbye, 10 bölüm boyunca girişte bizi karşılıyor. Etnik sound'la devam edeceğini düşündüğümüz şarkı, bir anda naifliğe el atınca Goodbye'a sarılmak, onu bağrınıza basmak istiyorsunuz. Hayır! O kadar 80'ler dedik, tabii ki o dönemin şarkılarını da dizide duyacaktık. Hangi şarkılar peki bunlar? Dead or Alive'dan You Spin Me Round, Tears For Fears'dan Shout, Nena'dan irgendwie, irgendwo, irgendwann ve daha neler neler! Bazı bölümlerin sonunda da öyle şarkılar giriyor ki olduğunuz yerde kalıyor, sadece duvarı izlemek istiyor ve Lütfen bu dizi hiç bitmesin! diyorsunuz! Mesela? Agnes Obel'den Familiar, Sol Seppy'den Enter One, Fever Ray'den Keep the Streets Empty For Me gibi. Diziyi bitirip ikinci sezonunu merakla beklediğimiz şu günlerde sizi Dark'ın müthiş soundtrack listesi ile başbaşa bırakalım. Dark'ı henüz izlemediyseniz belki bu sayede bir göz atmak istersiniz. Dipnot: Yapabildiğim en düzgün liste bu oldu. Arada atladığım şarkılar da muhakkak olmuştur ama Spotify'da bulduğunuz o listelerin çoğu, sırf playlist uzun görünsün diye dizide olmayan şarkılarla donatılmış. Bilginize!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/netflixin-karmakarisik-dizisi-darkin-ikinci-sezonunda-hangi-sarkilar-var/", "text": "2017'nin son ayında, Dark'ın ilk bölümleri yayınlandığı zaman birçoğumuz ekranlara kilitlenmiş, hem diziyi çok sevmiş hem de karakterler arasındaki bağı anlamlandırmaya çalışmıştık. Bu esnada da diziye fon müzik olan şarkılar bir anda hepimizin çalma listelerinde yer edinmeye başlamıştı. Hatta biz de size özel bir liste hazırlamıştık. Netflix'in şimdiden bir efsane haline gelen dizisi Dark'ın ikinci sezonu da dün izleyicilerle buluştu, hatta minik bir sosyal medya araştırmasıyla birçok kişinin kendini bu sezonda da binge-watch kavramına kaptırdığını görebiliyoruz. Dark da aslında tam olarak bunu hedefliyor ve bir şekilde hedefine ulaşıyor. İzleyen kişi aklındakileri unutmadan, Aman canım, bir bölüm daha izleyeyim n'olacak? diyor ve böyle böyle bir şekilde sezonu bitiriyor. Velhasıl ikinci sezonu ilk sezonunu aratmayan Dark'ın yeni sezondaki soundtrack listesi de gerçekten mükemmel olmuş. 80'ler yine günümüzle buluşmuş ve ortaya güzel bir çalma listesi çıkmış. Biz de tabii ki yemedik, içmedik ve listeyi sizin için bir araya getirdik. Fakat burada hemen not düşeyim, daha önce hazırladığımız listeyi yukarıda verdiğim için intro şarkısını yeni listeye dahil etmedim. Kreator'ın Pleasure and Kill şarkısını da halihazırda dizide ismiyle karşımıza çıktığı için eklemedim. Sonra aman efendim, şu yok, bu yok demeyin. Binge-watch: Bir televizyon dizisi ya da programının tüm bölümlerini tek seferde izlemek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/netflixin-ucretli-abone-sayisi-200-milyonu-gecti/", "text": "Dünyanın en popüler dijital yayıncılık platformu Netflix, 200 milyondan fazla ödeme yapan kullanıcıya sahip olduğunu açıkladı. Dünyanın her yerinden kullanıcıya sahip, dünyanın en popüler dijital yayıncılık platformu Netflix, 2020'nin son çeyreğinde 8,5 milyon yeni ücretli kullanıcıya ulaştığını açıkladı. Böylece Netflix, şu an totalde 200 milyondan fazla ödeme yapan kullanıcıya sahip oldu. Şirket ayrıca, 6,63 milyar dolar gelir ve 1,39 dolarlık hisse başına kar tahminlerine göre, yılın dördüncü çeyreğinde 6,64 milyar dolar gelir ve 1,19 dolar hisse başına kar elde ettiğini belirtti. Bu durumda Netflix'in hisseleri yüzde 12,4 artmış oldu. Netflix'in en çok izlenen içerikleri de belli oldu. 72 milyon evde The Midnight Sky'ı, 68 milyon evde ise Holidate izlendi. The Crown'un son sezonu ise toplamda 100 milyon hane tarafından izlendi. The Queen's Gambit ise yayınlandığı ilk dört hafta içinde 62 milyondan fazla hane tarafından izledi. Yılın sonlarında yayınlanan Bridgerton ise ilk dört haftada 63 milyondan fazla kişi tarafından izlenme alacağı öngörüldü."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neue-zeitschrift-fur-musik-uzerine-1/", "text": "Robert Schumann gazeteye 10 yıl boyunca önderlik ederek, editörlüğünü yapmış ve müzik üzerine yayınlar yayınlamıştı. Robert Schumann, bizim şimdi yaptığımız blog yazarlığının bir benzerini gazete çıkartarak yapmış bir dehadır. Ara sıra keşke müzik üzerine bir gazete olsa diye hayıflanmıyor değilim. Neue Zeitschrift für Musik diye bir gazetenin varlığından bihaber olduğum dönemde sık sık düşündüğüm bir düşüncedir. Hatta Bir Baba Indie'ye katılma serüvenimde bir gün belki diye kafamda tasarladığım oldu. Gazetelerimizin popülarite ve magazinsel boyutlarına olan ilgi, alaka bu düşüncelerimi ütopik kılıyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; insanların gazete alma amacında saçmalıklar var. Mesela sadece bulmaca eki için alınan, ganyan iddaa eki veren spor gazeteleri, halkın eğitim seviyesindeki geriliğin göstergesi olarak cinsellik içerek sayfalarla dolu yüksek reytingli gazeteler var. Hal böyleyken kalkıp kime hitaben bu gazeteyi çıkartmak için girişimde bulunabiliriz? Bazen sırf bu ülkedeki insanların kendilerini geliştirmekten ürkmesi, hızlı yoldan para kazanmak uğruna git gide kapitalistlerin tuzağına düşmesi beni bu topraklardan soğutuyor. Hayatımın geri kalan kısmını yaşamak için Ege'ye kaçmayı düşünürken, sınırlar ötesine, İrlanda'ya gitme isteğim artıyor. Gazeteyi çıkartmanın benim için bir kar amacı gütmediğini belirtmek isterim. Maliyeti her neyse, satıştan gelecek para onu karşılasın yeter. Bunu maddi konular yüzünden insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin yapaylığından sıkılmış biri olarak söylüyorum. Brahms tüm şöhretini Schumann'ın gazete yazdığı yazıya borçlu desek yanlış olmaz. Biz müzik üzerine yazı yazan bloglar olarak sanırım bloglar hayatımıza girdiğinden bu yana milyonlarca duyulmamış ismi önermişizdir. Bir Baba Indie ile ilgili olarak A Troop of Echoes önerimiz belki çok fazla kişiye ulaşmadı; ama grup üyelerinin bizim siteyi bulmaları ve tavsiyemizi görmeleri üzerine şaşırdıklarına şahit olmuştuk. Müzik blogları sadece konser haberleri, konser eleştirileri paylaşmamalı. Müzik blogları sadece konser haberleri, konser eleştirileri paylaşmamalı. Müzik üzerine farklı düşünceleri öne sürmeli, bunu okuyucularıyla paylaşmalı. Fazıl Say'ın Kültür Bakanlığına eleştirileri üzerine düşüncelerini beyan eden kaç tane müzik yazarı var? Dikkat edin. Fazıl Say'ın yorumlarından bahsetmiyorum. Genel olarak müzik eleştirisi üzerine yazılardan bahsediyorum. Biz müzik yazarları, olumlu ve olumsuz eleştirilerimizin odağını doğru belirlemezsek dünya üzerinde serdar ortaç ve sinan akçıl gibi gazeteleri süsleyen müthiş besteci, beste makinesi gibi absürd ve gereksiz bir çok isimlerin saçma sapan şeylerine maruz kalmaya devam edeceğiz. İlk serdar ortaç hayranından Ne yani, gıy gıy klasik müzik mi dinleyelim? gibi bir eleştiri bekliyorum. Yazıda, hedef bir müzik tarzı yok. İnsanlar gerçek müziği dinlemeli. Gerçekten iyi niyetle müzik yapmaya çalınan insanlara destek olmalı. İnsanların müziği blok flütle Süper Baba çalmanın ötesinde göremeyen daha doğrusu daha ötesini insanlara bunu göstermeyen Müzik öğretmenlerinden utanmalı. Müzik öğretmenlerimiz müfredat böyle diyecektir. Müfredat nedir? Müziğe yeteneği olan bir öğrenciye Paganini dinletmemek, Caz müzik nedir diye anlatmamak, enstrümanlar hakkında bilgi vermemek, müzik kültürü üzerine iki kelam etmemek midir? Müfredat bizlere sadece notaları göster dediği için yeteneği olan nice öğrencilere bu haksızlığın yapılmasına kimsenin hakkı yok. Sen öğretmen isen, öğreten yüce bir varlık isen müfredatı çiğner, ideolojilerinle birilerinin senden bir parçada olsa ilham almasını sağlarsın. Yine eğitim sistemindeki saçmalığa değinmek istiyorum. Hermann Hesse'nin Gertrud kitabındaki Kuhn karakteri de bir müzisyen. Kuhn gençliğinde tutkulu olduğu kızın uğruna karlarla kaplı bir yokuştan kayarken ayağını ebediyen sakatlayan bir müzisyen. Kitapta sık sık akademik eğitimin kendini nasıl bunalttığını, öğretmenlerinin egolarının iğrençliğini, müzikten soğuttuğunu anlatır. Müzisyen egosu iyidir; ama bir yere kadar. Birkaç yıl önce, belki de hala Taksim'de, Kadıköy'de bir sürü gitarla gezen genç insan görebilirsiniz. Bazı saçma müzisyen egosuna sahip insanlar Ayy gitar çalmak da ayağa düştü! gibi kötü düşüncelere sahip olabilir. Geçenlerde ise Garaj. org'da bir ilanda grup arayan virtüöz olduğunu iddia eden birinin egoları olmayan müzisyenler aradığını okumuştum. Müzisyenlik enstrüman çalmak kadar mükemmel bir mentaliteye sahip olmaktır. Mentalitesi zayıf bir insanın saniyede bastığı bin nota değersiz ve anlamsızdır. İşte sırf bu yüzden mental eksikliği olan, ego sahibi akademisyenler ve aksi inkar edilmeyen torpil ile konservatuarlara öğrenci alan kurullar sadece iyi birer enstrümanist yetiştiriyorlar. Akademik eğitim alarak müzik hayatında bir yere gelen müzisyenlerin, alaylı diye tabir ettiğimiz kendi kendinin öğretmeni olan insanlara karşı sergilediği sert tutumda bu mental eksikliğin göstergesidir. Uzun süredir üzerinde düşündüğüm müzikal ırkçılık üzerine bir şeyler yazmak istiyorum. Batı Müziği, Türk Halk Müziği, Hint Müziği gibi tanımların sadece o müziğin temasını ifade etmesiyle alakalıdır. Bunu kalkıp milliyetçilik ile bağdaştırmak yersizdir. Bizim ülkemizin taşralarında, belediyelerin açtığı kurslarda çocuklara sadece Türk Halk müziği öğreten diktatör eğitmenlere anlam vermek güç. Türk Halk Müziğini ve bağlamayı kötülemiyorum. Müziğin kendisinin ayrıştırılmasına karşı çıkıyorum. Bu konu üzerinden ilerleyen günlerde daha detaylı bir şeyler yazacağım. Konumuza dönersek Robert Schumann'ın yaptığı gibi bir gazete çıkartabilmek için; önce halkın kültür seviyesinde iyileştirmelerin yapılması gerekiyor. Bu iyileştirmelerin ardından belki bir gün bizimde müzikal gazetemiz olur. Belki o zaman gerçekten müzik nedir anlayabiliriz ya da eleştiriler ışığında anlatabiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/neval-abddeki-muzik-yarismalarinda-finale-kaldi/", "text": "Geçtiğimiz yılın başlarında keşfettiğimiz bir isim olan Neval'den güzel haberler var! İlk olarak yayınladığı Terelelli parçasıyla, geçtiğimiz sene tanıştığımız Neval, yine bu şarkıyla birlikte ABD'de düzenlenen iki farklı yarışmada final ve yarı final dereceleri aldı. İlk olarak, jürisinde Black Eyed Peas'ten tanıdığımız Fergie, Red Hot Chili Peppers basçısı Flea ve Sean Paul gibi isimlerin yer aldığı, New York'ta düzenlenen John Lennon Songwriting Contest'te Dünya Müziği kategorisinde finale kalan Neval, Nashville şehrinde düzenlenen International Songwriting Competition Dünya Müziği kategorisinde ise yarı finale kaldı. Bütün dünyadan 16.000 müzisyenin katıldığı yarışmanın jurisinde Tom Waits gibi duayen müzisyenlerden Lorde'ye; Ziggy Marley'den Amadou & Mariam'a tanınmış müzisyenler bulunuyor. Önümüzdeki günlerde açıklanacak finalistleri bekleyen ödüller arasında Berklee College of Music'de burslu okumak da yer alıyor. Terelelli'ye çekilmiş olan video klibi izlemek için sizi aşağıya alıp Neval'e de burdan tebrikler ve başarılar dileyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/new-order-substancei-yeniden-yayinliyor/", "text": "New Order 1987'de yayınladıkları albümleri Substance'ı sürpriz kayıtlarla birlikte yeniden piyasaya sürmeye hazırlanıyor. New Order 1987'ye kadar olan teklilerini içeren Substance albümünü Temptation ve Confusion parçalarının yeni versiyonları başta olmak üzere sürpriz şarkılar ile birlikte 10 Kasım'da Warner etiketiyle yeniden yayınlanacak. Yeniden düzenlenen derleme, CD, kaset ve plak formatında piyasaya sürülecek. Bu albüm süprizler de barındırıyor. Örneğin, 1987'de Kaliforniya'daki Irvine Meadows'da kaydedilen ve grubun tüm albümü art arda çaldığı, yayınlanmamış bir canlı albüm kaydı da bu yeni versiyonda bulunuyor. Bunun yanı sıra True Faith, True Faith Remix ve Blue Monday 88'de yeniden yayınlanacak parçalar arasında. New Order önümüzdeki ay Avrupa'da bir turneye çıkıyor. Oradan da bi Türkiye'ye uğrasalar güzel olabilirdi aslında. Yeniden yayınlayacakları albümü ise heyecanla bekliyoruz. Confusion Dub '87 eserinin 2023 yapımı dijital versiyonunu buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/new-order-yeni-canli-albumunu-yayinladi/", "text": "Manchester çıkışlı New Order, 18 parçadan oluşan yeni canlı albümlerini dijital platformlarda bugün yayına aldı. (No,12k, Lg,17Mif) New Order + Liam Gillick: So it goes.. isimli yeni albümlerini bugün yayına alan New Order, albümü iki yıl önce Manchester'da bulunan Old Granada Studios'ta beş gecelik bir oturum sırasında kaydetmişti. Bu stüdyo aynı zamanda 1978 yılında Joy Division'ın çıkış yaptığı Tony Wilson'ın So It Goes programında kullanılan stüdyonun ta kendisi. 18 parçadan oluşan albümde yer alan Times Change, Dream Attack, Bizarre Love ve Your Silent Face parçaları ise besteci, aranjör, şef Joe Duddell tarafından tekrar düzenlendi. İçinde Blue Monday'in bulunmadığı 18 parçadan oluşan canlı albümü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/new-orderin-yeni-teklisi-be-a-rebel-yayinda/", "text": "Beş senelik özlemden sonra New Order, yeni teklisi Be A Rebel ile bizlerle! 1980 yılında İngiltere'de kurulmuş rock grubu New Order, beş senelik bir aradan sonra yeni teklisi Be A Rebel ile tekrardan aramızda! İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinden dolayı canlı performansların bir süre daha devam edemeyeceğini bildiklerinden dolayı grup, müziği paylaşabilmek ve bu zor günlerde dinleyicilerini yanında olabilmek için müziğin birleştirici gücüne başvurmak istediklerinden dolayı yeni materyal üretme yoluna girdiklerini belirtti. 2015 yılında yayınladıkları Music Complete albümlerinde kullandıkları dans ritmleri ve elektronik tınılarıyla dikkat çeken grup, Be A Rebel teklisinde de içinizi kıpır kıpır ettiren ritmler içermekte. Şu an sadece dijital platformlardan ulaşabileceğiniz tekliye, önümüzdeki zamanlarda 12 plak ve CD olarak da ulaşabilirsiniz! Grubun yeni teklisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/new-wave-grubu-stiff-the-denizensin-albumu-ve-videosu-yayinda/", "text": "Çeşitli projeleriyle adını duyuran Steve Wiles'ın yeni grubu Stiff & The Denizens'ın The Tumult adındaki dokuz şarkılık ilk albümü Kafadan Kontak Records etiketiyle 5 Mayıs'ta çıktı. İstanbul Moda'dan New Wave projesi olarak kendini tanıtan Stiff & The Denizens'a vokal, klavye, akustik gitar ve saksafonda Northumberland kökenli Stiff liderlik ediyor. The Denizensı elektro gitarda Low Sexual Desire'dan Canberk Turna, bas gitarda Cihan Mürtezaoğlu ile brilikte çalan Şener Engin ve son olarak davulda Can Taymaz tamamlıyor. The Tumult şarkısına Onursal Yazman tarafından çekilen video ise bugün yayına verildi. Söz, müzik ve düzenlemeleri Wiles'a ait albümün kapak fotoğrafını Frank Carr çekti. 2018 sonuna doğru kurulan DIY plak şirketi Kafadan Kontak Records'tan daha önce Worst of Reptilians From Andromeda ve Türkiş Garaj Gürültüsü toplamaları çıkmıştı. The Tumult, Kafadan Kontak kataloğundaki tamamı bir gruba ait daha önce yayımlanmamış kayıtlardan oluşan ilk stüdyo albümü oldu. Albüm Bandcamp'te dinleyicisini beklerken sınırlı sayıda basılan CD versiyonu ile sözü edilen toplamalar, yeraltı ve bağımsız müziğin basılı örneklerini konserden konsere taşımasıyla tanınan Semih Şimşek'in Dead Generation Records stantlarından edinilebilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/new-yorktan-istanbula-tasinma-karariyla-sonuclanan-joan-as-police-woman-roportaji/", "text": "Joan As Police Woman, 2021'in Kasım ayında Dave Okumu ve Tony Allen ile birlikte The Solution Is Restless albümünü dinleyiciyle buluşturdu. Recordings etiketiyle yayınlanan albüm, uzun yıllardır süren kariyerindeki solo işleriyle ve şahane iş birlikleriyle tanıdığımız Joan Wasser'in müzik yolculuğunda yeni ve daha deneysel bir durak. Joan ile yeni albümünü, 2022 dünya turnesini, Türkiye'de çok takip edilen indie playlist'lerinde de adını sık sık gördüğümüz Joan As Police Woman'ın ülkemizde neden bu kadar sevildiğini ve daha bir sürü şeyi konuştuk. Joan Wasser: Oldukça iyi gidiyor. Gerçekten sevdiğim bir albüm çıkardım ve görünüşe göre dinleyen insanlar da benim hissettiğim şeyleri hissediyor. Bundan dolayı gerçekten çok mutluyum. Şu an umursadığım tek şey bu. İyiyim yani. Joan: Aslında yakın zamanda sadece iki konser oldu. Albümün yayınlandığı tarihte, Paris'te ARTE TV için solo olarak sahneye çıktım. Gerçekten güzeldi. Damon Albarn sahneye konuk oldu, birlikte yaptığımız şarkıyı söyledik. Gerçekten özel bir olaydı. Sonra Londra'da Royal Festival Hall'da çok keyifli bir Tony Allen Tribute konseri yaptık. Konser vermek harika bir şey! Biraz garip geliyor çünkü 20 yaşımdan beri sahnede olmadığım en uzun boşluk bu oldu. Yani, evet, geri dönmekten memnunum. Grubumla prova yapıyorum, Şubat ayının ortasında yaklaşık altı aylık bir turneye çıkıyoruz. Joan: Bunu söylemek zor, çünkü her gecenin farklı bir hissi oluyor, aynı mekanda birkaç kez çalmış olsam da tekrar sahneye çıkmayı dört gözle bekliyorum. Amsterdam Paradiso'da çalmak çok eğlenceli ama kesinlikle hangi konserin harika geçeceğini önden bilemiyorsun çünkü her şey o geceki insanlara, ortamdaki duyguya, hatta hava durumuna bile çok bağlı. Bu yüzden bütün konserler için sabırsızlanıyorum. Joan: Tony ile kayıt yapmak inanılmazdı. Uzun bir solo turdaydım ve Paris konseri zamanı bir günümü boş tuttum. Tony Paris'te yaşıyordu, o gün sanırım Paris'e Kopenhag'dan uçtum, stüdyoya gittim, Dave'i Londra'dan Eurostar'la getirdik ve sonra her şeyi o akşam kaydettik. Bu kadar. Tamamen özgür, doğaçlama bir biçimde. İstediğim buydu, sadece birlikte çalmak. Sonra dosyaları aldım. Ne zaman dinleyip, kayıtları anlamlandırmaya çalışıp düzenlemeye başlayacağımı, üstüne çalışabileceğimi bilmiyordum. Karantina başladığında elimde bu kayıtlar olduğu için çok mutluydum. Bir şey yapmadan önce çok uzun süre dinledim ve sonra temel şarkı yapılarını oluşturmaya ve ne hissediyorsam yazmaya başladım, bir şarkı mı yoksa üç şarkı mı çıkacağını bilmiyordum. Ne çıkacağını bilmiyordum ama normalde asla olamayacağım kadar geniş zamana sahip olduğum için, kısıtlı bir malzemeden titiz bir uğraşla şarkılar yaratabildim. Sorarken istediğin bu muydu bilmiyorum ama böyle bir cevap çıktı işte heheh. Joan: Damon ile şarkılar yazdım, Rufus'un grubunda çalıyordum, birlikte hiç şarkı yazmadık. Aslında birlikte söyleriz diye bir şarkı yazmıştım ama o şarkıyı ikinci albümüm için kaydettim. Gorillaz'ın albümündeki düet şarkıyı Damon Albarn'la beraber besteledik. Damon'la çalışmayı seviyorum. Şarkı yazmak için gereken iyi koşullar konusunda çok benzer bir fikrimiz var. Koltuğa yayılır, biraz takılırız, enstrümanlarla biraz haşır neşir oluruz ve sonra ortaya bir şey çıkar. Damon ve sen iyi bir ikilisiniz. Joan: Her ikisinin de artıları ve eksileri var. Bir majörün iyi diyebileceğimiz birçok özelliğine sahip büyük bir bağımsız şirketle çalışabildiğim için şanslıyım, bu yüzden çok fazla kötü yanı yok. Doksanlarda Dambuilders adlı grubumla majör bir plak şirketiyle anlaşma imzalamıştık. O zamanlar müziğe çok büyük paralar ayrılıyordu. Daha Napster vakası yaşanmamıştı. Müzik tamamen değersizleştirilmemişti, tam tersi çok kıymetliydi. Hem sektörde hem gruplarda çok para vardı. Pek çok grupla anlaşmalar imzalandı ve anlaşmayı imzaladığınızda, ciddi bir kayıt bütçeniz ve turneye çıktığınızda cebinizde yaşamanıza yetecek kadarından biraz daha fazlası para oluyordu. Bunlar çılgın bütçeler değildi ama herkes hayatını sürdürebiliyordu. Şimdi bu olmuyor çünkü öyle bir para yok. Bu kimsenin suçu değil. Majörlere para kazandıran çok dar bir pop star azınlığına mensup değilsen artık olmuyor. Ve bence, büyük plak şirketlerinin çoğu kayıt için para ödüyordu çünkü sonunda kayıt onlara ait oluyordu. Artık her şeyi yayınlamamayı tercih edebilirler, çünkü tanıtım yapmak çok pahalıya mal oluyor. Kendi müziğimi yazmaya başladığımda, çok minnettarım ki bu, müzik endüstrisi içinde çok fazla deneyim edindikten sonra oldu, çok da kötü şeyler yaşamadım. O dönem çalıştığımız majör şirket aslında bizi sevmişti ama bizimle tam olarak ne yapacaklarını, nasıl bağlantı kuracaklarını bilemiyorlardı. Bunun onların suçu olduğunu bile düşünmüyorum. Çok sert fikirlerim yok onlara karşı. Uyumlu değildik, o kadar. Kendi müziğimi yapmaya başladığımda, küçük bağımsız şirketlerle, daha büyük bağımsızlarla, majörlerle çalıştım. Benim için pazarlığa kapalı tek şey, müziğimi herhangi bir müdahale olmadan tam olarak istediğim şekilde yapabilmek. Radyo hiti olmayan bir şey çıkaracağım zaman sorun olmasın istedim. Benim için müzik yapmanın amacı radyoya çıkmak veya plak satmak değil. Eninde sonunda kendim için yapmam gerektiğini düşündüğüm müziği yapmak. Ve sonra müziğimin diğer insanlarla bağlantı kurmasını ummak. Bu gerçekten kendime söz verdiğim tek şeydi. Böyle olması gerekiyordu, istediğimi yapmama izin verecek bir plak şirketiyle anlaşmak zorundaydım. Bütün bağımsızlar da istediğini yapmana izin vermiyor. Sen de biliyorsun, sektörde yeterli paranın olmadığı, kaynakların çok kısıtlı olduğu bu koşullarda bence sadece istediğim şeyi yapabilme şansına sahip olmam gerekiyordu ve ben de öyle yaptım. Her şeyden önce, o şeylere asla bakmıyorum, asla. Joan: Bir dakika ya, İstanbul beş numara mı??! Evet tuhaf ama öyle. Benim de çok hoşuma gidiyor bu bilgi. Joan: Sadece turistik bir olay mıydı bilemedim. Evet, her halükarda çok iyi. Seviyorum işte. New York ya da Paris gibi, zaman geçirmeyi sevdiğim diğer herhangi bir şehir gibi. Bu arada en çok dinlendiğin beş şehir listesini buldum. Hazır mısın? Berlin, Londra, Paris, Amsterdam ve İstanbul. Amsterdam ve İstanbul. Avrupa seni seviyor. Joan: Vay be, bu harika bir haber. Çok onur duydum. Ne yapacağımı bilemedim. Bir türlü kendimi tutamıyorum çok heyecanlıyım şu an. Joan: Yani, belki de az önce söylediğim sebepten dolayıdır. Bütün bu yerler Berlin, Londra, Paris, Amsterdam, İstanbul, hepsi New York'a benziyor, çünkü çok fazla çeşitlilik var ve şehir çok enerjik. Yani, bilmiyorum, belki de bu yüzden beni o şehrin bir parçasıymışım gibi hissediyor olabilirler. Ne zaman bu şehirlere gitsem kendimi çok rahat hissediyorum gerçekten. Joan: Hala bu albüm için basın çalışması yapıyorum, çok fazla röportaj veriyorum. Daha önce hiç yapmadığım birçok yerde, Güney Amerika'da falan mesela. Gerçekten heyecanlı ve çok eğlenceli. Ayrıca grubu tura çıkmaya hazırlamam lazım. Bu albümü kendi kendime yaptığım için grup olarak nasıl çalacağımızı en baştan öğrenmemiz gerekiyor. Evet, zor iş ama eğlenceli. Belki de en eğlenceli işlerden biri çünkü hangi enstrümanı çalacağımı, hangi kısımların neye ihtiyacı olduğunu olduğunu anlamaya başlıyorum. Kaostan rahatsız oluyorsan zor ama New York'tan aşinasındır kaosa. Her anlamda kaos. İnsanlar da yavaş yavaş delirdikleri için... Türkiye'de son zamanlarda ekonominin çok kötü olduğunu ve herkesin büyük geçim için mücadele ettiğini belki duymuşsundur, bunun da etkisi büyük. Burada hayat çok zor, ama aslında bazen de eğlenceli. Evet, güzel. Biraz gevşeklik gibi bir şey, değil mi? Özgürlük gibi. Evet evet. Bir şekilde, insanlar gelenekleri ya da bu tip şeyleri daha az umursuyorlar. Belki yarın öleceğiz, o yüzden bugünü yaşamak zorundayız. gibi bir his var sanki insanlarda. Olabilir, belki böyle bir histir. Garip bir duygu. Bence taşınabilirsin. Joan: Tamam, öğrendiğim iyi oldu. Bu şehirlerin beşinde de bir evim olsun istiyorum. Çok teşekkürler Joan. Seninle tanışmak çok güzeldi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-and-the-bad-seeds-yeni-album-mujdesini-verdi/", "text": "Nick Cave and The Bad Seeds dört yılın ardından yepyeni bir albümün hazırlığını yaptıklarını duyurdu. Nick Cave and The Bad Seeds, 1983'ten beri devam eden kariyerlerinde 17 albüme imza atarak dönemin alternatif rock türü üzerinde kırk yıldır yoğun bir etkiye sahipler. Nick Cave ise yaptığı açıklamayla bunu devam ettirmeye kararlı olduklarını duyurdu. Cave, hayranlarından gelen mektupları haftalık olarak cevaplandırmayı hedeflediği The Red Hand Files isimli internet sitesinde yeni Nick Cave and the Bad Seeds albümünü tamamlama aşamasında olduklarını paylaştı. 18. albümleri olacak bu çalışma nedeniyle cevaplarının gecikebileceğini belirterek hayranlarına bu haberi iletti. Dört sene sonra ilk defa albüm yayınlayacak olan Nick Cave and The Bad Seeds, art rock ve deneysel rock türündeki müziklerini son yıllarda ambient ve elektronik esintilerle harmanlıyor. 2019'da en son yayınladıkları albümleri Ghosteen, Nick Cave'in oğlunun ölümünün ardından yaşadığı yas süreci ve bu acıyla başa çıkma çabasını ortaya koymuştu. Yeni albümlerinde nasıl bir çizgi ve ses sunacakları şimdilik belirsiz olan gruptan gelecek haberleri heyecanla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-favori-50-kitabini-acikladi/", "text": "Nick Cave bir hayranının isteği üzerine favori 50 kitabından oluşan bir liste paylaştı. The Red Hand Files sitesindeki bir hayranının Nick Cave'e Sevdiğiniz 40 kitabın bir listesini derlemeyi düşünür müsünüz? sorusu üzerine olaylar gelişti ve Nick Cave favori 50 kitap listesini paylaştı. Soruya Normalde bu soruyu cevaplamak için sadece kitaplığıma gidip raflardan kırk kitap seçerdim. Ancak kitap raflarım tamamen boş. Yıllar boyunca biriktirdiğim 5000'den fazla kitap Kopenhag'daki Royal Danish Library'ye gönderildi. şeklinde yanıtlayan Nick Cave'in favori 50 kitap listesi ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-kayiplar-katharsis-ve-dedem/", "text": "Bu yazı, bu akşam 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında Küçükçiftlik Park'ta gerçekleşecek Nick Cave & The Bad Seeds konseri öncesinde İstanbul'a dair yaşadığım bir yas hissinin kayıt altına alınmasından ibarettir. Twitter hesabımı ilk açtığımdan bu yana takip ettiklerim listesine hiç dokunmamışım, yani tam tamına sekiz senedir. Gece vakti temizliğe girişince ülkenin 2010 sonrası kültür sanat tarihi önüme döküldü. Kapanan galeriler, sanat kuruluşları, mekanlar, biten festivaller, aktifliğini yitiren organizasyon şirketleri, dergiler, bloglar, yayınlar... Ne çok biten, ne çok yiten şey. Zamanında takip ettiğim yayınları, gittiğim festivalleri, girip çıktığım mekanları hatırlayınca içim acıdı. Bazıları sessiz sedasız ortadan kaybolunca yokluklarını bile fark etmemişim. Bilançonun büyüklüğünü hesaplamaktan aciz kalmışım. Bugün hala varlığını sürdüren birkaç tanıdık yayın, kuruluş, festival kalmış geriye sadece. Onların dışında resmen tüm hayatım yavaş yavaş elimden alınmış. Hiçbir şeyin sürdürülebilirliğinin olmadığı yerde toplumsal belleğimiz olamayacağı gibi kişisel tarihimize dair bir bellek bile bize çok görüldü. Sittin sene öncesinden bahsetmiyorum; henüz içinde bulunduğumuz, sonlarına yaklaştığımız on yıla dair yaşadığımı fark ettiğim telafisi imkansız kayıp içler acısı. Dedemin yetmiş yaşındayken İstanbul'a yabancılaştığını söyleyerek başını alıp gitmesini hatırladım ister istemez. İstanbul'da hayatı boyunca gittiği hiçbir yer yerinde durmuyordu, bu kentte yapmayı sevdiği hiçbir şeyi artık yapamıyordu. İstanbul zaten tanıdığı bildiği İstanbul değildi, dedem son senelerini burada geçirmek için geçerli bir sebep bulamamıştı. Dedemin yetmiş yaşında hissettiklerini otuz yaşında hissetmek de yaşadığım çağın bana reva gördüğü hediye olsa gerek. Doğduğum, büyüdüğüm şehirde tanıdık pek bir şey kalmamış; tanıdıklar sırra kadem basmış. Oturup bir hesap kitap yapsam kayıpları çıkartınca benden geriye bir şey kalmayacak diye korkuyorum. Bu akşam 14 yıl aradan sonra bir defa daha Nick Cave izleyeceğim. Konser boyunca sükunet içerisinde piyanonun başında oturduğu 2004'teki solo performansı bugüne kadar en çok etkilendiğim iki konserden biridir. O zaman Nocturama albümüyle yatıp kalkan bir lise öğrencisiydim, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde gerçekleşecek konserin biletini aylar öncesinden alıp evde bileti öpe koklaya 19 Eylül Pazar akşamının gelmesini beklemiştim. O gün gelip çattığında -sonradan adı defalarca değişen- üniversite giriş sınavı ÖSS'ye hazırlık için gittiğim dershanede akşamın olmasını beklerken zaman geçmek bilmemişti. Açık Hava Sahnesi'nin ortamını çok havalı buluyor, bir yaz içinde birden fazla defa gidebilirsem kendimi şanslı sayıyordum. O yıl şanslıydım. Dersler bitince yürüyerek değil uçarak Harbiye'nin yolunu tutmuştum. Aradan geçen yıllarda defalarca orada konser izleme şansım olacak, kanıksasam bile kıymetini bilmeye devam edecektim. İstanbul'da konser izlemeyi en sevdiğim yerlerden biri olan Açık Hava Sahnesi'ne gitmek maalesef son senelerde heyecandan ziyade belli belirsiz bir korku, bu son gelişim olabilir burukluğu yaratıyor bende. O yüzden oradaki konserlere erkenden gidiyor, bitince de merdivenleri tırmanıp mekanı terk etmek için hiç acele etmiyorum. Başka birçok yere olduğu gibi Açık Hava'ya da bir defa daha gidememekten korkuyorum. Bu şehirde yaşamak bana kaybetme korkusunu öğretti. Aradan geçen seneler Nick Cave'e olduğu gibi bana da, hepimize de kayıplar yaşattı. O yüzden bu akşam Küçükçiftlik Park'ta, bu defa The Bad Seeds eşliğinde, 14 sene öncekinden daha karanlık bir Nick Cave konseri izleyeceğimden eminim. 2016 senesinde yayınlanan son Nick Cave & The Bad Seeds albümü Skeleton Tree gibi, yine aynı senenin 8 Eylül'ünde yalnızca bir günlüğüne tüm dünyayla aynı anda gösterime giren One More Time With Feeling belgesel filmi gibi yumruk olup göğsüme oturacak bir yükü almaya gönüllü olarak gideceğim. Zira Nick Cave artık dinleyicisine iyi müzikten çok daha öte bir deneyim sunuyor. 14 Temmuz 2015 tarihinde 15 yaşındaki oğlunu kaybettiğinden bu yana ortaya koyduğu her üründe başa çıkılmaz acısını paylaşıyor, bizi de kendi katharsis ayinine ortak ediyor. Ayine ortak olduğumuz noktada arınmamız, kayıplarımızın travmasıyla başa çıkmak için bir adım atmamız ya da en azından yalnız olmadığımızı hissetmemiz mümkün. Fakat kayıplarımızı kabullenmemizin mümkün olup olmadığını veya kabullenmek isteyip istemediğimi bilmiyorum. Elimde ne kaldıysa bu akşam gidip ona sıkı sıkı tutunmak istiyorum. Tek bildiğim bu. Zira şu an Twitter takip listemden sildiğim yüzlerce profilden geriye kalan ve hala devam eden az sayıdaki güzel şeyden biri de İstanbul Caz Festivali. Sağ olsun, 17 Temmuz'da da Açık Hava Sahnesi'nde festival kapsamında Robert Plant & The Sensational Space Shifters'ı izleyeceğiz. Festival konserleri şahane, içimdeki kaybetme korkusu her daim baki."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-the-bad-seedsten-bir-istanbul-cikartmasi-daha/", "text": "50. senesini oldukça görkemli ve iştah açıcı etkinliklerle kutlamaya devam eden İstanbul Kültür Sanat Vakfı Nick Cave & The Bad Seeds'in bir kez daha İstanbul yolcusu olduğunu duyurdu. İstanbul Caz Festivali resmi Instagram hesabının yaptığı paylaşımda Nick Cave & The Bad Seeds'in 2018'de Küçükçiftlik Park'ta gerçekleşen konserini hatırlatmış ve ? Nick Cave &The Bad Seeds konserine beraber gitmek istediğin arkadaşını etiketle. ?? Detaylar 4 Şubat'ta... caption'ıyla detaylar için bugüne dikkat çekmişti. İKSV'nin yaptığı açıklamaya göre Nick Cave & The Bad Seeds, 21 Ağustos 2022'de Parkorman İstanbul'da olacak! Biletler, 7 Şubat Pazartesi İKSV Lale Kart üyeleri için indirimli ön satış döneminin ardından, 14 Şubat Pazartesi günü passo. com. tr ile İKSV ana gişeden genel satışla erişilebilir olacak. Nick Cave ve grubu ile hasret gidermek için şimdiden geri sayıma başladık! 50. yılını kutlamak için İKSV'nin yaptığı tek etkinlik bu olmayacak. Sene boyunca sanatın her alanında sayısız etkinlikle sanatseverlerle buluşmaya devam edecek olan İKSV, geçtiğimiz günlerde Eczacıbaşı Topluluğu ile yaptığı iş birliği ile öğrencilere İKSV etkinlikleri için bir müjde de vermişti. Nick Cave ve grubunun 2018 Küçükçiftlik Park'tan bir fotoğrafı ile sizi bilet için şimdiden kuyruğa girmeye yolculayalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-the-bad-seedsten-yeni-bir-album-mu-geliyor/", "text": "Avustralyalı rock grubu Nick Cave & The Bad Seeds, yeni bir albüm yayınlayacağını duyurdu. Nick Cave, grubu The Bad Seeds'ten Warren Ellis ile 'CARNAGE' isimli yeni bir albüm üstüne çalışmaya başladıklarını açıkladı. 2021'de gerçekleştirmeyi planladığı İngiltere ve Avrupa turunun iptal olmasının ardından Nick Cave, dinleyicileriyle bu durumu değerlendirip yeni işler üretmenin vaktinin geldiğini paylaşmıştı. Nick Cave, web sitesi The Red Hand Files'tan yaptığı paylaşımla, Warren Ellis ile birlikte 2019'da yayınladıkları 'Ghosteen' isimli albümün devamı niteliğinde, yeni bir albüm hazırlama sürecinde olduğunu bahsetti. Nick Cave & The Bad Seeds'in yeni albümü CARNAGE'yi dinlemek için sabırsızlanıyor ve bu esnada son albümleri Ghosteen'i dinlemek üzere aşağıdaki linke davet ediyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-the-bad-seedsten-yeni-video-girl-in-amber/", "text": "Nick Cave & The Bad Seeds, 16. albümleri Skeleton Tree'den Girl In Amber parçasına çekmiş olduğu video klibi yayınladı. Kendinden hayli bahsettiren ve bahsettirtmeye devam edecek olan albümün hazırlık aşamasının konu edildiği, albümün doğum belgesi niteliğini taşıyan One More Time With Feeling belgeselinin de yönetmenliğini yapan Andrew Dominik şimdi de Girl In Amber şarkısının klibi ile merhaba dedi. Albüm baştan sona nefes kesen parçalardan oluşmakta. Hatta son dönemlerin en iyi albümü olduğunu söyleyebiliriz. Hayli özenli, bir o kadar kederli, saf ve yalıtılmış nadide albüm tam zamanında yetişmişti. Uzun bir zamanda kulaklarda kalmaya devam edecek gibi. Albümdeki favori şarkılarımdan olan Girl In Amber'ın video klibini izlemeye o halde!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-ve-warren-ellis-is-birliginden-yeni-tekli-yayinda/", "text": "Nick Cave ve Warren Ellis ikilisi, yeni teklisi Griefi yayınladı. Nick Cave ve Warren Ellis, geçtiğimiz ay Carnage isimli yeni bir albüm yayınlamıştı. İkili şimdi ise Grief isimli yeni teklisini plak olarak yayınladı. Plakta Letter to Cynthia isimli bir okuma metni de bulunuyor. Kayıt, Nick Cave'in Red Hand Files serisi baz alınarak hazırlamış. Plağın B-side'ında da dijital platformlarda yayınlanmayan Song for Cynthia adlı bir parça da bulunmakta. Yakın zamanda Nick Cave'in, A Midsummer Night's Dream'den ilham alınarak hazırlanan Dream isimli online tiyatroda ormanın sesi olacağı açıklanmıştı. Warren Ellis ise Marianne Faithfull ile 30 Nisan'da She Walks in Beauty'i yayınlamaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cave-ve-warren-ellisten-war-machine-soundtrack-albümü/", "text": "Çekimleri Afganistan'da gerçekleştirilen, başrollerinde Brad Pitt, Tilda Swinton ve Topher Grace gibi isimlerin olduğu David Michod imzalı Netflix filmi War Machine'in soundtrack albümünün detayları, albümde yer alan bir parça ile birlikte paylaşıldı. Bestelerin Nick Cave ile Bad Seeds ve Grinderman'de birlikte çalıştığı grup arkadaşı Warren Ellis'e ait olduğu albümün, bu cuma günü filmle aynı anda yayımlanacağı bilgisi paylaşıldı. Albümde yer alan, filmle aynı isimdeki parçayı dinlemeniz için sizi aşağıdaki bağlantıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nick-cavein-yeni-kitabi-inanc-umut-ve-kiyim-turkce-olarak-yayimlandi/", "text": "Nick Cave ve gazeteci Sean O'Hagan'ın pandemi döneminde telefon üzerinden gerçekleştirdikleri sohbetler sonucunda ortaya çıkan İnanç, Umut ve Kıyım adlı kitap Türkçe çevirisiyle yayımlandı. Geçtiğimiz Ağustos ayında ülkemizi ziyaret ederek, İstanbul'daki dinleyicilerine unutulmaz bir konser yaşatan Nick Cave, üretimlerine devam ediyor. Gazeteci Sean O'Hagan'la yaptığı kırk saati aşkın samimi sohbetin sonucunda ortaya çıkan İnanç, Umut ve Kıyım adlı yeni kitap, Nick Cave'in kendi sözleriyle, hayatını ve yaratıcılığını gerçekten etkileyen şeylerin son derece özenli bir araştırması. Pandemi döneminde The Guardian ve The Observer yazarı İrlandalı gazeteci Sean O'Hagan ile Nick Cave'in 40 saatin üzerindeki samimi sohbeti, inanç, sanat, müzik, özgürlük, yas ve aşk gibi konuları irdeliyor. Çocukluğundan bugüne değin Cave'in hayatından, aşklarından, çalışma ahlakından ve son yıllardaki dramatik dönüşümünden açık sözlülükle yararlanıyor. Nick Cave severler için güzel bir kaynak olan bu kitap, John Fante ve Charles Bukowski yazılarını ve şiirlerini Türkçeye çevirmesiyle tanınan Avi Pardo'nun çevirisiyle uluslararası yayının beş ay sonrasında Türkçe olarak ülkemizdeki kitap satış noktalarındaki yerini aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nicolas-jaar-ve-dave-harringtonin-2014teki-son-darkside-performansi-yayinlandi/", "text": "Başarılı müzik prodüktörleri Nicolas Jaar ve Dave Harrington'ın bir araya gelerek 2011'de kurdukları Darkside duosu, 2014'teki son performanslarından canlı konser kaydını yayınladı. İkilinin Belçika'daki Dour Festival'inde gerçekleştirdikleri performansından ve 2013'te yayınladıkları Psychic albümünden altı parçaya da yer verilen konser kaydı, uzun zamandır konserlerde beraber çalıştığı ses mühendisi Vince Galloway tarafından kaydedildi, mastering'i ise Rashad Becker tarafından yapıldı. Yollarına bireysel olarak devam eden ikiliden Nicolas Jaar, 2020'de üç albüm yayınladı: 2017-2019, Cenizas ve Telas. Dave Harrington'ın en yeni kaydı Tura Lura ise yine 2020'de müzisyen Jeremy Gustin ve Spencer Zahn ile iş birliğinde çıktı. Nicolas Jaar ve Dave Harrington'in 2014'te Belçika'daki Dour Festival'inde gerçekleştirdikleri performanslarının canlı kaydına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nicolas-jaar-ve-dave-harringtonin-darkside-projesinden-yeni-album/", "text": "Elektronik müzik prodüktörü Nicolas Jaar ve Brooklyn'den multi-enstrümantalist Dave Harrington'dan oluşan Darkside, yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Uzun bir süreden sonra ilk teklileri Liberty Bell'i yayınlayan Nicolas Jaar ve Brooklyn'den multi enstrümentalist Dave Harrington'dan oluşan duo Darkside, 2021'nin ilkbaharında Matador etiketiyle Spiral isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Nicolas Jaar ve Dave Harrington ilk çıkış projeleri DARKSIDE EP'yi 2011'de yayınlamıştı ve ardından projelerine ilk uzunçaları Psychic ile 2013'te devam etmişlerdi. 2014'te ise duo Darkside projesinin bir süreliğine sona ereceğini ve bu nedenden dolayı son performanslarını yapacaklarını açıklamıştı. Yapılan basın açıklamasına göre, Jaar ve Harrington 2018'de tekrar birlikte müzik icra etmeye başladı ve yeni albümlerini Aralık 2019'da tamamladı. Albümün mix'i Rashad Becker, mastering'i ise Heba Kadry tarafından yapıldı. İkili en son PSYCHIC LIVE JULY 17 2014 isimli Belçika konserlerinin kaydından oluşan bir konser albümü yayınlamıştı. Yeni albümü beklerken ikiliyle arayı kapatmak için linke tıklayabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nihil-piraye-ezhel-ve-kamufle-işbirliği-değildir/", "text": "Nihil Piraye'nin Temmuz 2016'da Evde Kimse Yok'un yayınlanmasıyla başlayan 7 parçalık Değildir serisi macerası beklenmedik bir ters köşe yaparak sona eriyor. Seriyle aynı ismi taşıyan yedinci ve son single Değildirde yerli rap sahnesinin son senelerde yakın markajımızda bulunan iki ismiyle karşılaşıyoruz: Ezhel ve Kamufle. İlk göz ağrımız Evde Kimse Yok'un ardından birkaç aylık periyotlarla Uçaklar ve Elmalar, Ruh, Olmaz Olmaz, İsmin Uzayda Kayboldu ve Çok Acayip single'larını yayınlayan Nihil Piraye, nihayetinde 7 parçalık serinin üretim ve yayınlanma sürecini yaklaşık bir buçuk senelik bir döneme yaymış oldu. Seriyle aynı ismi taşıyan Değildir parçası hiçbir ön teaser olmaksızın 8 Aralık gecesi bir sürpriz yaparak tüm dijital platformlarda beliriverdi. Kanımca yerli rap sahnesinin kendilerine has ses renklerinin yanı sıra hikaye anlatma üsluplarıyla da öne çıkan iki ismi Ezhel ve Kamufle'nin yanı sıra Nihil Piraye'den Berk Sivrikaya da parçanın vokallerinde önemli bir görev üstlenmiş. Değildir serisinden Uçaklar ve Elmalar ile Evde Kimse Yok parçalarının sözlerine verdiği referanslarla bir bakıma serinin kapanışını gerçekleştiriyor. Parçanın miksi Berk Sivrikaya, mastering'i Görkem Karabudak imzası taşıyor. Tuğçe Kep yönetmenliğinde çekilen Değildir videosu ise önümüzdeki günlerde yayınlanacak. Bu içerikte kullanılan görseller şimdilik sizin için videoya dair bir teaser olsun. Nihil Piraye'nin ilk büyük çaplı ortak çalışması olan Değildir her üç tarafın da dinleyicileri için bir nebze şaşırtıcı ve kafa karıştırıcı olabilir. Zira Değildir ne bir Ezhel parçasına, ne bir Kamufle parçasına, ne de Nihil Piraye'nin bugüne kadarki çalışmalarına benziyor. Değildir bu voltrandan doğmuş ve doğum anında tez elden özerkliğini ilan etmiş bir parça. Ait olmak veya tabi olmak kavramlarının dışında bir noktaya konuşlanmış, kendi soruları ve ihtimalleriyle meşgul. Kafa karıştırma meselesine gelirsek, söz konusu olan Nihil Piraye'nin Değildir serisiyse şayet, serinin gidişatını başından itibaren takip etmiş olanların bu durumu yadırgamayacakları da tahmin edilebilir. Bu noktada vaziyeti basın bülteninden bir alıntıyla ifade etmek en doğrusu olacaktır: Değildir kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayan bir mizaç taşısa da reddettiği iddialı ve genellemeli söylemlerin sarkastik biçimde kendi doğasının da bir parçası olduğunu kabul ediyor. Velhasıl-ı kelam, Değildir serisi sona erdi. Şimdi arkanıza yaslanın ve Kamufle ile Ezhel'in anlattıklarını dinleyin. Berk Sivrikaya'nın Uçaklar ve Elmalar, Evde Kimse Yok referanslarına kulak kabartmayı da ihmal etmeyin. Nihil Piraye bize alışılmadık bir masal anlattı ve şimdi son eksik taş da yerini bulduğuna göre parçaları birleştirme vaktidir. Gökten yedi elma düşmüş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nihil-pirayeden-parkfest-öncesinde-yeni-single-çok-acayip/", "text": "Geçen senenin temmuz ayında başladığı Değildir single serisinin sonlarına yaklaşan Nihil Piraye'den serinin altıncı single'ı Çok Acayip geldi. Spotify, iTunes, Apple Music vb. dijital platformlardan dinlenebilecek şarkının önümüzdeki günlerde yayınlanacak videosu üzerindeki çalışmalar sürüyor. Çok Acayip'i ve Değildir serisindeki diğer parçaları canlı dinlemek isterseniz Nihil Piraye yarın 15.00'te Parkfest kapsamında Küçükçiftlik Park'ta sahnede olacak. Daha önce hiç Nihil Piraye konseri izlemeyenler için sahne performanslarına dair birkaç anahtar sözcük verelim: 7 müzisyen, çift davul seti, bol bol synth, ayin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nihil-pirayeden-yeni-bir-single-geldi-uçaklar-ve-elmalar/", "text": "İstanbullu grup Nihil Piraye, Temmuz ayında açıkladığı yeni single serisi Değildir'den yeni bir parça daha paylaştı. Bu yeni single serisinden ilk olarak Evde Kimse Yok'u geçtiğimiz aylarda paylaşan grup, artık herkes evinde döndüğüne göre diyerek bugün itibariyle klibiyle birlikte yeni parçası Uçaklar ve Elmalar'ı heryerlerden paylaştı. Evde Kimse Yok sonrasında serinin 2. parçası olan Uçaklar ve Elmalar'la birlikte değişen müzikal anlayışlarının aynı minvalde sürdüğünü görüyor ve sıradaki parçalarını merakla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nihil-pirayeden-yeni-single-serisi-değildir/", "text": "Öncelikle, İstanbullu Serbest rock tarzında müzik icra eden Nihil Piraye hakkında daha önceden bildiğiniz tüm şeyleri unutun! Değildir isimli yeni single serisiyle birlikte 2016 yılının sonuna kadar toplam 7 adet parça yayınlayacak olan grup, bugün itibariyle de bu seriden olan ilk teklisi Evde Kimse Yok'u tüm dijital platformalarda sevenleriyle paylaştı. Şarkıyı dinlediğinizde grubun, gitar temelli rock sound'undan uzaklaşarak daha synth ve ritm etkili yepyeni bir müzik icra ettiğini göreceksiniz. Grubun henüz birkaç ay öncesinde yayınladığı Sanduka albümünden bu kadar kısa bir zaman sonrasında, dümeni kırarak bambaşka sulara gitmesi dinleyicilerini oldukça şaşırtıp, heyecanlandıracağı da aşikar. Yeni paylaşılacak şarkıları biz de bu sebeple merakla bekleyip, şimdiden heyecanlandığımızı söyleyebiliriz. Grup, Evde Kimse Yok adlı parçaya, Tunahan Emre Bilgin yönetmenliğinde gün doğarken Moda sahilinde çektiği eğlenceli bir de kliple taçlandırmayı ihmal etmemiş."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilipek-in-yeni-album-habercisi-ilk-teklisi-yaprak-yayinda/", "text": "Nilipek.'in iki bölüm halinde paylaşacağı üçüncü stüdyo albümü mektuplar'dan ilk tekli Yaprak bugün itibarıyla dijital platformlarda yayında. Sabah (2015) ve Döngü (2017) albümlerinin ardından üçüncü stüdyo albümünü paylaşmaya hazırlanan Nilipek., en mahrem albümü olarak tanımladığı mektuplar isimli yeni albümünü 24 Nisan ve 8 Mayıs tarihlerinde iki bölüm olarak yayınlayacak. 24 Nisan'da mektuplar I ismiyle albümünün 5 parçalık ilk bölümünü paylaşacak olan Nilipek., albümden ilk teklisi Yaprak'ı da bugün itibarıyla tüm dijital platformlara servis etti. Nilipek. mektuplar I-II albümüyle birbirine bağlanan, ama birbirinden farklı iki hikayeyi, ana karakterin yazdığı mektuplar aracılığıyla, farklı müzik türlerine de referans vererek anlatıyor. Tüm albüm kayıtları Şen Bakkal'da gerçekleşirken, mektuplar I'deki tüm parçaların mix'ini Umut Çetin üstlenmiş. mektuplar II'nin mix'inde Umut Çetin ve Baran Göksu ismi yer alırken, her iki bölümün mastering'lerinde ise Melograf Mastering'ten Christopher Leary imzası görüyoruz. Yaprak parçasının lyric videosu ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilipek-in-yeni-albümü-döngüde-büyümüşlük-yaşanmışlık-ve-birikmişlik-var/", "text": "Ukuleleye dair hiçbir şey bilmediğim halde, o zamanlar benim için önemli olan biri, bana şu an sahip olduğum ukulelemi hediye etmişti. Klasik gitarda mi-mi-fa-sol-sol-fa-mi-re şeklinde çaldığım Beethoven'ın Symphony No. 9'ın ötesine geçememişken Bu enstrümanla ne yapsam, ne çalsam? diye düşünüyordum. O sıralar şu an büyük aşk yaşadığım Spotify'la da pek haşır neşir değildim. Elimi malum ortamlara uzatıyor, bulabildikçe CD alıyor, onları da sadece evde dinleyebiliyordum. O yüzden soluğu YouTube'da aldım. Ukulele, ukulele tutorial, ukulele çalmak, how to play ukulele derken kendimi Nilipek.'in Sağanak Yağmurlu Şarkı'sını dinlerken buldum. Etrafa baktığımda şarkı sözleri ve içinde bulunduğum ortam birebir örtüşüyordu. Sabah erken uyanmıştım, masada kahve vardı, dışarıda da hafif bir yağmur... O zamanlar bir işim yoktu ama sıkıntılarım da yoktu. Kendi kendime yetiyor ve bununla yetiniyordum. Sağanak Yağmurlu Şarkı'yı bir şekilde ukulelede çalmayı öğrenmiş ve gerçekten bunun verdiği keyifle bir süre için de olsa daha dışa dönük bir insan haline gelmiştim. Kimsenin yanında şarkı söyleyemeyen ben, arkadaşlarla içtiğimiz iki kadehten sonra ukuleleyi kapıp çalmaya başlıyor, üstelik şarkıyı bile mırıldanıyordum. Daha sonra tek bir şarkı yetmemeye başladı. Bana bu denli huzur veren ve insan içine karışmamda büyük etkisi olan bu tatlı kızın diğer şarkılarını dinlemeliydim. Nihayet istediğim oldu, 2015 yılında Nilipek.'in Sabah isimli ilk stüdyo albümü yayınladı. Albümü dinlemeye başladığım anda Ben albüm yapsam, aynen böyle sözler yazmak isterdim. dedim. İki yıl boyunca her ruh halinde Sabah'ı dinledim. Mutluyken Kınalıada'yı, yalnızken Sabah'ı, platonik olarak hoşlandığım kişinin tamamen farklı bir noktada olduğunu gördüğümde ise Gömülür'ü başa sarıp sarıp dinledim. İki yılın sonunda söyleyecek daha fazla şeyim vardı ve hepsi içimde birikmişti. Tam da o esnada Nilipek.'in yeni bir albüm çıkaracağını öğrendim. Onun da benim de anlatacak şeylerimiz vardı ve sanırım artık ikimiz de hazırdık. Bugün Nilipek.'in ikinci albümü Döngü, Kabak & Lin etiketiyle yayınlandı. Biraz şanslıyım ki sizden önce dinleme fırsatı bulmuştum, yazmak için acele edemedim çünkü her şarkıyı sindirmem gerekiyordu. İlk şarkı Döngü I ile sizi nasıl bir albümün beklediğini az çok anlıyorsunuz. İlk albümün naifliği yok mesela Döngü'de. Büyümüşlük, yaşanmışlık, birikmişlik var. Albüm, hayatın ne kadar zor olduğunu insanın yüzüne bir kere daha vuruyor. Akabinde daha önce konserlerde dinlediğimiz Koşuyolu başlıyor ve kafanızı kaldırıp etrafınıza bakıyorsunuz. Tam o anda Keşke şu an yalnız olmasam. diyorsunuz. Bir yer yatağına, çok sevdiğiniz o kişiyle uzanmak, saatlerce dertleşmek istiyorsunuz; hiçbir beklenti olmadan... Daha sonra Ayyuka'nın çok sevdiğimiz şarkısı, Havada Bir Hinlik Var'ı Nilipek.'in sesinden dinlemeye başlıyoruz. Gerçekten yolunda olmayan bir şeylerin olduğunu bildiğimiz için içimiz acıyor. Neyse ki Defne başlıyor ve bizi tüm sıkıntılarımızdan uzağa, sığınmak istediğimiz o yere götürüyor. Rahatlıyoruz, yanımızda ne varsa ona sarılıyoruz. Defne'den sonra ilk şarkının devamı Döngü II başlıyor ve ilk tepkimiz Nilipek.? oluyor. Bu sound'a hiç alışkın değiliz ama bu bizi o kadar mutlu ediyor ki... Soru İşareti, Ok, Beni Buraya Sen Koydun derken Biz Bize Yeteriz başlıyor. Bize bize yeter miyiz bilmiyoruz ama artık kendimize yetmediğimiz kesin. Tüm bu güzel şarkılardan sonra Şeytan ve Yeni ile albümü tamamlıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Döngü'nün Babylon'da gerçekleştirilen lansman konserinde, kulise girdiğimizde Nilipek.'e Bir albüm yapsam, aynen böyle sözler yazmak isterdim. dedim, tıpkı ilk albümde olduğu gibi. Bugün bir daha dinleyince yeniden aynı şeyi düşündüm. Dün, annemin deyişiyle bir kere daha büyüdüm. Asla başıma gelmez. diye düşündüğüm şeyleri tek tek yaşadığım şu günlerde bir kere daha sokaklarda, nereye gideceğimi bilmeden tek başıma yürüdüm. İşte, Döngü'nün bugün değil de dün yayınlanmasını o kadar çok istedim ki... Kulaklıları takıp her şarkıyı dinlemek, onları dinlerken kendimi bilmediğim bir yerde, herkesten uzakta bulmak istedim. Kim bilir, belki birazdan evden çıkar ve dün yapamadığım şeyi yaparım. Teşekkürler Nilipek., bir kere daha farkında olmadan beni anlattığın için."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilipek-yeni-albumunun-ikinci-bolumunu-yayina-aldi/", "text": "Nilipek., ilk bölümünü 24 Nisan'da paylaştığı üçüncü albümü mektuplar'ın ikinci bölümü de bugün itibarıyla dijital platformlarda yayına aldı. Geçtiğimiz hafta, üçüncü stüdyo albümünün ikinci bölümünden ilk teklisi Küçük bir An'ı paylaşan Nilipek., bugün albümün ikinci bölümünün tamamını yayınladı. Sabah (2015) ve Döngü (2017)'den sonra en mahrem albümü olarak tanımladığı üçüncü stüdyo albümünü 5 parçalık iki bölüm halinde yayınlayan Nilipek., albümünde birbirine bağlanan, ama birbirinden farklı iki hikayeyi, ana karakterin yazdığı mektuplar aracılığıyla anlatıyor. Tüm kayıtları Şen Bakkal Stüdyoları'nda gerçekleşen albümündeki tüm parçaların mix'ini Umut Çetin üstlenirken, mastering'leri ise Melograf Mastering'ten Christopher Leary imzası taşıyor. Müzikal olarak farklı türlere referans veren albümün ikinci bölümü mektuplar II'yi aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilipek-yeni-klip-gunebakan-yayinda/", "text": "Nilipek.'in geçtiğimiz temmuz ayında paylaştığı üçüncü stüdyo albümü, mektuplar'da yer alan Günebakan parçasına yeni video klip geldi. Nilipek.'in bu şene mektuplar I ve mektuplar II olarak iki bölüm halinde yayınlanan üçüncü stüdyo albümünden Günebakan parçasına çekilen video klip yayınladı. Albümden çıkan ilk video klip olma özelliğini taşıyan videoda Nilipek., bilincinin farklı köşeleriyle karşılaşan ve birlikte yürüyen, bütünleşen bir ana karakter olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen koltuğunda Melih Kun'un bulunduğu klibin görüntü yönetmenliğinde Arda Üzmez üstlenmiş. Klibin cast'ında ise Aleyna Saral, Çağla Rüya Özfırıncı, Derin Mavi Üstün, Elis Aydemir, Güneş Özgeç ve Yağmur Aydın bulunuyor. Nilipek.'in mektuplar I ve mektuplar II olarak iki bölüm halinde yayınlanan üçüncü stüdyo albümünden Günebakan parçasının klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilipekin-kucuk-bir-an-parcasinin-yeni-videosu-oyunuyla-birlikte-yayinda/", "text": "Nilipek., en mahrem albümü olarak tanımladığı Mektuplar'ın tamamını paylaşmadan önce yayınladığı Küçük Bir An parçasının unofficial müzik videosunu yayınladı. Koff tarafından son dönemlerde popüler olan LoFi görsellerinin estetiğinde hazırlanan Nilipek.'in unofficial müzik videosu, minik animasyonlar ve detaylı çizimleri ile izleyeni şarkının içine çekiyor. Küçük sürprizler ve şaşırtıcı son sahnesiyle taze bir deneyim sunuyor. Koff tarafından hazırlanan unofficial müzik videosuna aynı zamanda online bir oyun da eşlik ediyor. Küçük Bir An şarkısı için hazırlanan unofficial müzik videosuyla aynı estetiğe sahip olan oyun; müzik dinleme alışkanlıklarına yeni bir soluk getiriyor. İzleyiciyi, günlük hayatta yaşanan küçük anlara dair sürpriz mesajlar barındıran kayıp objeleri bulmak üzere bir yolculuğa çıkarıyor. Nilipek.'in unofficial müzik videosuna, online oyunu ve proje dosyalarına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilipekten-album-habercisi-yeni-tekli-gecmiyor-zaman/", "text": "Bir süredir sessizliğini koruyan Nilipek., yeni teklisi Geçmiyor Zaman ile geri döndü. Son olarak Ağustos 2022 tarihinde Taner Yücel ile birlikte Vazgeçtim adlı parçayı paylaşan Nilipek., 5 Mayıs tarihinde yeni teklisi Geçmiyor Zaman'ı yayınladı. Orta tempo bir pop şarkısı olarak tanımlanabilecek Geçmiyor Zaman, yaşananlardan sonra her şey sessizliğe gömüldüğünde izi kalan ilişkileri ve o izden kurtulma umudunu anlatıyor. Sonunda kurtulacağını, bu kavga halinin biteceğini ve yaralarının iyileşeceğini bilen karakterin sabırsızlığını dinliyoruz; zaman bir türlü geçmiyor ve o an gelmiyor. Sonbaharda yayınlanacak olan dördüncü stüdyo albümü Uydurduğumuz Oyunlarla'nın da habercisi niteliğinde olan bu parçanın yapımcılığını ise Nilipek., Berkay Küçükbaşlar ve Taner Yücel ile birlikte üstleniyor. Parçanın gitarlarında Özgür Çıtır, bas gitarda Ozan Kısaparmak ve davullarda ise Berkay Küçükbaşlar imzası görüyoruz. Yeni şarkının mix'i Emre Malikler, mastering'i ise Ahmet Gökhan Coşkun'a ait. Kapak fotoğrafı ise Elif Tekneci imzasını taşıyor. Şarkının Elif Tekneci yönetmenliğinde çekilen klibi ise 7 Mayıs'ta yayınlandı. Zararlı bir ilişkinin sıkışık hissinden ve bıraktığı yaralardan kurtulma umudunu sembolik bir dille anlatan klibin yapımcılığı Mörmır Film, sanat yönetmenliği Nur Şevval Yılmaz'a ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-muzik-festivali-iptal-edildi/", "text": "Nilüfer Belediyesi'nin 1-2-3 Eylül tarihlerinde Balat Atatürk Ormanı'nda 7'ncisini düzenleyeceği Nilüfer Müzik Festivali'nde kamp ve alkol yasaklamasının ardından festivalin iptal edildiği açıklandı. Gençlerin tarihini iple çektiği bir deneyim de aynı zamanda. İsteyen kamp yapıyor, atölye çalışmaları ile yeni dostlukları ediniyor. Krizlerin sıkıntılarını dışarıda bırakıp doğanın kucağında müzikle destekleniyor. Herkesin mutlulukla ayrıldığı bir iş yapıyoruz. 300 bin katılımcı ve 30 bin çadırlı misafir edindik. Ve hiç sorun yaşamadık. Emniyet güçleri de burada sorun çıkmadığı için bizlere teşekkür etmiştir. Yaşam tarzına müdahale ediliyor. 3 bine yakın başvuru vardı. Buraya gelmek için heyecan duyan yurtiçi ve yurtdışından birçok genç vardı. Gençlerin soluk alacağı alanlar yok ediliyor. Biz bunu protesto ediyoruz. Festivali iptal etme kararı aldık. Satılmış biletlerin paralarını iade edeceğiz. Ve hukuk önünde mücadele etmeye devam edeceğiz ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen festivalde yine alkol ve kamp yasağının gelmesinin ardından yapılan görüşmeler sonucunda kamp yasağı kaldırılarak festival gerçekleşmişti. Belediye, kamp ve alkol yasaklarının ardından festivali iptal etme kararı aldığını duyururken, hukuki sürecin başlatılacağını bildirdi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-muzik-festivali-nin-kadrosu-belli-oldu/", "text": "The Blaze, Editors, Lola Marsh, Melike Şahin, Ceza, Mor ve Ötesi, Cem Adrian ve daha fazlası Nilüfer Müzik Festivali'nde. Dev festival alanında, ağaçların ve sincapların ev sahipliğinde, Türkiye'nin ve dünyanın birçok yerinden müzikseveri Bursa'da buluşturacak olan festival; müzik dışı etkinlikler, sürprizler ve yarışmalar ile katılımcılara aslında aradığımız festival deneyimini sunacak. Müzik ve eğlencenin yanı sıra çevrenin ve ekolojik dengenin korunması amacıyla her sene çeşitli çalışmalar yürüten Nilüfer Müzik Festivali, bu yıl da Nilüfer Belediyesi'nin ''İklim Yılı'' teması çerçevesinde katılımcılara sorumluluk aşılayacak etkinlikler gerçekleştirecek. Festival alanında, iki ayrı sahne, eğlence alanları, yiyecek ve içecek stantları yer alacak. Yöresel lezzetlerin yanı sıra, vegan gıda seçenekleri de katılımcılara sunulacak. Ayrıca festival süresince hem Bursa'dan hem de şehir dışından gelen müzik tutkunları, kentin buluşma noktalarından Balat Atatürk Ormanı'na ücretsiz servislerle gidebilecek. Festivale girişler 2 Eylül Cuma günü başlayacak. Gece, kamp alanında stand-up gösterileriyle devam edecek. Organizasyonu SoldOut Event ile yürütülen Nilüfer Müzik Festivali, katılımcılarına bol müzik, sınırsız eğlence, bol geyikli, renkli ve capcanlı anlar yaşatacak. Avantajlı bilet satışları 2 Eylül'e kadar Biletinial. com'da devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-muzik-festivalinde-icki-ve-konaklama-yasagi/", "text": "Bu sene Dünyayı sev, geyiği öp, festivale gel sloganıyla 2-3-4 Eylül'de altıncı kez düzenlenecek olan Nilüfer Müzik Festivali'nde konaklama ve içki satışı yasaklandı. Nilüfer Müzik Festivali'ne dair alınan bu karar, Nilüfer Kaymakamı Mustafa Özarslan'ın imzasını taşıyor. Nilüfer Belediyesine gönderilen resmi yazıda festivalde alkol satışının gerçekleştirilmeyeceği ve müziğin 01.00'den itibaren durması gerektiği bildiriliyor. Nilüfer Müzik Festivali, müziğin birçok farklı yönünü kapsayan ilgi çekici line-up'ı ile katılımcılarını heyecanlandıran bir festival olmuştu. Bu sene yasaklanan veya sansürlenen birçok konser ve festivalin arasında artık Nilüfer Müzik Festivali de var. Dileriz ki müziğe ve sanata uygulanan bu baskı en kısa zamanda son bulsun. EDIT: Konaklama yasağının kaymakamlıkla yapılan görüşmeler sonucunca çözüldüğü bilgisi geldi. Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem'in konuyla ilgili açıklamaları için tıklayın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-muzik-festivalinin-ilk-isimleri-belli-oldu/", "text": "Bursa Nilüfer Belediyesi'nin Dünyayı sev, geyiği öp, festivale gel sloganıyla düzenlediği Nilüfer Müzik Festivali iki yıllık pandemi arasının ardından 2-3-4 Eylül tarihlerinde Balat Atatürk Ormanı'nda gerçekleşecek! İlki 2015 yılında düzenlenen Nilüfer Müzik Festivali, pandemi arasının ardından bu yıl da ülkemizden ve dünyadan önemli müzik isimlerini bir araya getiriyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen, Yüksek Sadakat ve Sena Şener'in akustik performanslar sergilediği basın lansmanında festivalin ilk isimleri de açıklandı. Mor ve Ötesi, Ceza, The Blaze, Melike Şahin, Lola Marsh, Köfn, Şena Şener, Ozbi, Jakuzi ve No Land'in de aralarında yer aldığı festival kadrosunun tamamı ise önümüzdeki günlerde açıklanacak. Bir kamu kurumunun düzenlediği en büyük müzik festivali olma özelliği taşıyan Nilüfer Müzik Festivali, 200.000 m2'lik dev festival alanında, ağaçların ve sincapların ev sahipliğinde, Türkiye'nin ve dünyanın birçok yerinden müzikseveri bir kez daha Bursa'da buluşturmaya hazırlanıyor. Müzik ve eğlencenin yanı sıra çevrenin ve ekolojik dengenin korunması amacıyla her sene çeşitli çalışmalar yürütenNilüfer Müzik Festivali, bu yıl da Nilüfer Belediyesi'nin ''İklim Yılı'' teması çerçevesinde katılımcılara sorumluluk aşılayacak etkinlikler gerçekleştirecek. Hazırlanan kamp alanında isteyenlerin, çadır kurup konaklayabileceği Nilüfer Müzik Festivali'ne girişler 2 Eylül Cuma günü başlayacak. Kamp alanında gece, stand-up gösterileriyle devam edecek. Nilüfer Belediyesi, bu yıl da festival katılımcılarına stresten uzak, bol müzik, sınırsız eğlence, bol geyikli, renkli, capcanlı anlar yaşama olanağı sunacak. Biletleri Biletinial'dan satışa çıkan Nilüfer Müzik Festivali hakkında detaylı bilgi almak isteyenler nilufermuzikfestivali. com adresini ziyaret edebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-yanya-yeni-parcasi-day-7ı-npr-icin-seslendirdi/", "text": "Londra'da hayatına devam eden Türk asıllı Nilüfer Yanya, NPR'ın Tiny Desk Concert serisine katılarak biri yeni olmak üzere toplam dört tane şarkı seslendirdi. Türk asıllı İngiliz şarkıcı, söz yazarı Nilüfer Yanya, geçtiğimiz gün katıldığı NPR'ın Tiny Desk Concert serisinde 2019 çıkışlı ilk albümü Miss Universe'den seslendirdiği 3 parçanın haricinde bir de yeni parçasını gitarıyla çalıp seslendirdi. Miss Universe albümünde yer alan Heat Rises, Paralysed, Heavyweight Champion of the Year parçalarının haricinde Day 7 adlı yeni parçasını ilk kez çalıp seslendiren Yanya, konserin başında dünya çapında ırkçılığa ve adaletsizliğe karşı tavır alanlara dayanışma mesajı verdi. Sadece Amerika'da değil, İngiltere'de ve tüm dünyada siyah insanlara ve renkli insanlara yönelik ırkçılık, şiddet ve adaletsizliktir diyen Yanya, insanların, ailem, ve arkadaşlarım gibi yaralandığını görüyorum ve herkesi aynı şekilde görmenizi tavsiye ediyorum şeklinde açıklamalarda bulundu. Nilüfer Yanya'nın 4 parçalık mini ev konserini hemen aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-yanyadan-deluxe-album-mujdesi/", "text": "Türk kökenli Londra doğumlu şarkıcı, söz yazarı ve gitarist Nilüfer Yanya, ses getiren ikinci albümü Painless'ın deluxe versiyonunu bugün çıkardı. Projede 5 yeni şarkı bulunurken, sanatçının en sevilen bestelerinden olan midnight sun'a pop-soul sanatçısı Sampha ve alternatif rock'ın sevilen isimlerinden King Krule'den iki ayrı yorum geldi. Kalan üç şarkı ise albümde önemli rol oynamış prodüktör Will Archer'ın shameless, midnight sun ve chase me parçalarına getirdiği elektronik temelli yorumlardan oluşuyor. Projede ayrıca Yanya'nın yıl içinde çıkardığı PJ Harvey'den coverladığı 'Rid of Me'de bulunuyor. Son albümü Painless, Yanya için duygusal kırılganlığın derinliklerine indiği bir çalışmaydı. Painless, Londra'nın Stoke Newington semtindeki bir bodrum stüdyosunda ve daha kırsal Penzance bölgesinde Riverfish Music'de kaydedilip, sabit prodüktörlerinden Wilma Archer'ın, DEEK Recordings kurucusu Bullion'ın, Big Thief'le bilinen prodüktör Andrew Sarlo'nun ve Yanya'nın başlıca sahne müzisyeni Jazzi Bobbi'nin katkılarıyla doğdu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-yanyadan-yeni-ep-geldi-feeling-lucky/", "text": "Londra çıkışlı, Türkiye asıllı genç yetenek Nilüfer Yanya, Feeling Lucky? isimli yeni EP'sini yayınladı. EP'de Brooklynli sanatçı Nick Hakim'e ait olan single Crash ve Domino Recordings sanatçısı Will Archer ile işbirliğinden ortaya çıkan Same Damn Luck teklilerine de yer verildi. Toplam üç şarkının yer aldığı EP, aynı zamanda Molly Daniel imzalı Same Damn Luck videosuyla birlikte geldi. İlk albümü Miss Universe ile, Pitchfork, Billboard, Stereogum, Consequence of Sound, The Guardian, MTV, Noisey, The Independent gibi çeşitli mecralar tarafından 2019'un en iyi albümlerinden biri seçilmesiyle büyük bir üne kavuşan Yanya, yeni EP'siyle de ilgileri yeniden üzerine çekecek gibi gözüküyor. Nilüfer Yanya'nın yeni EP'si Feeling Lucky?ye ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-yanyanin-uzun-sureli-bekleyisi-sona-erdi-painless/", "text": "Yetenekli sanatçı Nilüfer Yanya'nın 12 parçadan oluşan ikinci albümü PAINLESS yayında! İlk albümü Miss Universe ile sesini geniş kitlelere duyuran genç şarkıcı Nilüfer Yanya, üst üste yayınladığı teklilerinin ardından yeni albümü PAINLESS'ı 4 Mart 2022'de paylaştı. Nilüfer Yanya, yeni albümü PAINLESS ile kendine daha güçlü bir müzikal portre çiziyor. Yanya, yeni albümünü yayınlamadan önce paylaştığı anotherlife ile bu güçlü portrenin fragmanını bizimle paylaşmıştı. Yeni albümü PAINLESS'taki kişiliğini Miss Universe'ten daha dürüst ve açık bir albüm olduğunu düşünüyorum ve bu albümde hislerimi açmak konusunda herhangi bir tedirginlik yaşamıyorum. sözleriyle ifade eden Nilüfer Yanya, yeni albümü PAINLESS ile adından söz ettirecek gibi duruyor. Albümün tamamını dinlemek ve önceden yayınlanmış video kliplere ulaşmak için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-yanyanin-yeni-teklisi-anotherlife-video-klibiyle-birlikte-yayinda/", "text": "Son dönemin sevilen alternatif isimlerinden Nilüfer Yanya, son teklisi anotherlife ile yeni albümü için geri saymaya devam ediyor. 2016'da yayınladığı EP'si Small Crimes ile müziğe başlayan Nilüfer Yanya, son albümü Inside Out'un ardından yeni albümü PAINLESS, 4 Mart'ta yayınlanacak. Londra çıkışlı üretken sanatçının Miss Universe albümü, uluslararası birçok listeye girerek büyük başarı toplamıştı. Yanya, yeni albümü PAINLESS ile müzikal kariyerindeki başarı basamaklarını emin adımlarla tırmanmaya devam edecek gibi duruyor. anotherlife'ın video klibinin yönetmenliğini Nilüfer Yanya'nın kardeşi Molly Daniel üstleniyor. Klipte genç sanatçı, Sri Lanka'da tatile çıktığı anları bizimle paylaşıyor. Şarkının özü, her şeyin yolunda olması ve bununla bir probleminizin olmadığını kabul etmekle ilgili. Şarkının 'Her şeyi yapacağım' kısmıysa bunun bir dışavurum çağrısı. diyerek yeni teklisi anotherlife'ı betimleyen sanatçının son teklisini dinlemek ve klibi izlemek için aşağıya bekleniyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilufer-yanyanin-yeni-teklisi-crash-videosu-ile-birlikte-yayinda/", "text": "2019'daki Miss Universe albümünden sonra 11 Aralık'ta Feeling Lucky? EP'sini yayınlayacak genç Türk asıllı İngiliz müzisyen Nilüfer Yanya, yeni teklisi Crashi videosu ile birlikte yayınladı. İlk çıkışını 2019'da Miss Universe albümü ile yapan Nilüfer Yanya, yeni albümün yapım aşamasında parçalardan birinin temasının şans olmasından sonra bu kavram üzerine hem bilinçli hem de bilinçsiz olarak düşünmeye başladığını belirtti. Nilüfer Yanya'yı yeni teklisi Crash'in videosunda bir hostes olarak izliyoruz. Video için esin kaynağı ise geçtiğimiz sene turlardaki seyahatleri sırasında uçağın kalkarken her seferinde daha da endişelenerek seyahat etmeye başlaması ve her türbülans esnasında durumun iyice kötüleşerek şansının artık yaver gitmeyeceğini düşünmesi. Henüz şarkı listesi belli olmayan Feeling Lucky? EP'sini dinlemek için can atıyoruz. Bu esnada da heyecanımızı pekiştirmesi için yeni teklisi Crash'i aşağıdaki linklerden dinlemeye davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilüfer-müzik-festivali-2-3-4-eylül-tarihlerinde-gerçekleşiyor/", "text": "Geçen sene ilki gerçekleşen, Bursa'nın son zamanlarda hayatımıza kattığı en güzel şeylerden olan Nilüfer Müzik Festivali bu sene ikincisiyle devam ediyor. Bugünü yaşa, dünyayı sev, geyiği öp, festivale gel, geleceğimiz için birleş! mottosuyla bu senede yerli ve yabancı isimlerden oluşan kadrosuyla 2-3-4 Eylül tarihlerinde Bursa Balat Ormanı'nda gerçekleşecek. 2 Eylül tarihinde aşağıdaki kadroyla, açılış partisi kıvamında bir geceyle başlayacak olan festivalde açıklanmayan, 3 sürpriz ismin açıklanmasıyla birlikte kadro son halini alacak. Festivalin ilk açıklanan isimlerinden olan, Lübnanlı grup Meshrou' Leila bizim için festivalin en büyük sürprizlerinden biri oldu! Geçtiğimiz günlerde, gruba değindiğimiz yazıya ise şuradan ulaşabilirsiniz. Bugün itibariyle avantajlı dönem biletleri satılmaya başlayan festivalin genel bilet satış dönemi ise 15 Ağustos saat 11.00'de başlayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilüfer-müzik-festivali-2017ye-son-1-hafta/", "text": "Bu sene üçüncüsü düzenlenecek olan Nilüfer Müzik Festivali için geri sayım devam ediyor: Son 1 hafta! Festival 10-11-12-13 Ağustos tarihlerinde üç ayrı sahnede toplam 60 konsere ev sahipliği yapmaya ve 120 bin katılımcıyı ağırlamaya hazırlanıyor! Önceki yıllarda olduğu gibi Balat Atatürk Ormanı'nda gerçekleşecek olan Nilüfer Müzik Festivali bu yıl dört gün sürecek. Festivalde yerli sahneden çok sevdiğimiz isimlerin haricinde birbirinden eğlenceli yabancı isimler de dinleyicilerle buluşacak. Yaz yaz bitiremeyeceğimiz, yerli sahnenin son zamanlarda öne çıkan birçok isminin sahne aldığı festivalde, ülkemize sıklıkla uğrayan Fransız caz trompetçisi Erik Truffaz ve ünlü müzisyen İlhan Erşahin'in ortak projesi, Katalan rumbasını Latin ritimleri ve ska ile birleştiren La Pegatina, tarzlar arasında gidip gelen gürültülü ama bir o kadar da eğlenceli Bosna Hersekli topluluk Dubioza Kolektiv, Makedonyalı trompetçi Dzambo Agusev ile sahne alacak. Yine Portekizli soul divası Marta Ren, Katalonya'nın poler gruplarından Txarango, Filistin kökenli 47Soul, Dario Faini imzalı müzikal proje Dardust, cumbia müziğini alışılagelmişin dışında yüksek tempolu latin ritimleriyle süsleyen Chico Trujillo, hip hop, funk, house ritimlerinden doğan müziğiyle Gallowstreet, çingene orkestrası La Caravane Passe, tarzını speed-folk-freak-punk olarak tanımlayan Bohemian Betrays, Basklı Ska grubu Vendetta, ortamda dans etmeyen insan bırakmayan Karayipli topluluk Kuenta I Tambu, rock, punk ve rembetiko ritimlerini kendine has bir şekilde harmanlayan Yunan grup Koza Mostra, folklorik delilik olarak tanımladığı tarzıyla Mr. Zarko, 2014 yılı sonrasında ilk kez Türkiye seyircisiyle buluşacak olan Newcastle çıkışlı Maximo Park festivalin en son açıklanan ağır toplarından olacak. Festivalin tam kadrolu programını uzun uzun incelemeyi ihmal etmeyin! Biletlerinin aşağıdaki resmi internet sayfasından alınabildiği festivale dair gelişmeleri festivalin sosyal medya hesaplarından da takip edebilirsiniz. Ayrıca geçen cuma Radyo Kanyon'da yayınlanan, Festival Başkanı & Nilüfer Belediyesi Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman ve Nilüfer Müzik Festivali İçerik Yönetimi ve Sanatçı İlişkileri Sorumlusu Onur Kapıkıran'ın konuk olduğu, festivale dair birçok ayrıntıyı konuştuğumuz programın kaydını aşağıdan dinleyebilirsiniz. Programda, festivalin başlangıcından bugüne kadarki yolculuğu üzerine etraflı bir sohbet gerçekleştirdik. Festivalin ortaya çıkışı, manifestosu, önceki senelere dair deneyimlerinin yanı sıra bu seneki festivale dair line-up, etkinlikler, konaklama, ulaşım gibi festivale katılmayı planlayan dinleyicilerimizin merak ettiği konulara değindik; festival programında yer alan gruplardan parçalar dinledik."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilüfer-müzik-festivali-5-6-eylülde/", "text": "Bursa Nilüfer Belediyesi Dünyayı sev, geyiği öp, festivale gel! sloganıyla Bursa Balat Ormanı'nda, sınırları Bursa'yı kat ve kat aşan yerli ve yabancı sanatçı kadrosuyla bir müzik festivali düzenliyor. 4 Eylül tarihinde girişlerin, Sattas'ın sahne alacağı açılış partisiyle başlayacağı festival, 5-6 Eylül tarihlerinde 2 gün devam edecek. İsteyenlerin hazırlanan kamp alanında çadır kurup konaklayabileceği Nilüfer Müzik Festivali alanına girişler 4 Eylül'de başlıyor. Festival alanında, iki ayrı sahnenin yanı sıra, oyun alanları yer alacak. Gıda stantlarında fastfood yerine yine Türkiye'de ilk kez yöresel kadın derneklerinin hazırladığı geleneksel tatlar ağırlıklı olarak yer alacak. Ayrıca kentin işlek noktalarından ve şehir dışından gelecekler için de belli noktalardan festival boyunca Balat Ormanı'na ücretsiz servisler düzenlenecek. Tüm bilet geliri Tohum Kütüphanesi Projesi'ne destek vermek için Ekolojik Yaşam Derneği'ne bağışlanacaktır. Nilüfer Belediyesi, bu bağışlarla dünya için yaşamsal ve ertelenemez bir kaygı kaynağı olan ekolojik gelecek için bir adım atmış olacak ve Müzik Festivali aracılığıyla Tohum Bankası Projesi'ne destek vermiş olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nilüfer-yanyanin-ilk-albumunden-ilk-parca-yayinda/", "text": "Annesi İngiliz, babası Türk olan Londra çıkışlı Nilüfer Yanya, ilk albümünün çıkış tarihini yeni single'ı In Your Head ile duyurdu. Türk asıllı Nilüfer Yanya, yayınlayacağı ilk uzun çalar albümü Miss Universe'ün çıkış tarihini 22 Mart olarak duyurdu. Yeni albümde yer alacak In Your Head isimli parçasını yayınlayıp yeni albümü hakkında bilgiler paylaşan Yanya, albümde 17 parçanın yer alacağını belirtti. Yanya bir yandan, şubat ayı boyunca Kuzey Amerika'yı Sharon Van Etten ile birlikte gezmeye hazırlanırken, 28 Mart Perşembe günü ülkemizde Babylon'da sahne alacağını da hatırlatalım. Gelecek olan yeni albümden ilk parça In Your Head'in video klibini aşağıdan izleyebilirsiniz. Albümün şarkı listesi ve görseli ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nine-inch-nailsin-1-nisan-sakasi-gercek-oldu/", "text": "Nine Inch Nails 1 Nisan 2019'da Timbaland'ın prodüktörlüğünde ve Alicia Keys, Justin Timberlake, Sheryl Crow, Chris Martin'inde yer aldığı Strobe Light isimli albümünü duyurmuştu. Bu kayıp albüm haberi kendilerince çok güzel 1 Nisan şakasıydı. Hatta 2019'da da buna devam ederek Twitter'dan da aynı şakaya devam etmişti. Bu şakadan 10 yıl sonra, 1 Nisan 2019'da şaka gerçek oldu ve Nine Inch Nails albümü daha önce de haber yaptıkları Bandcamp sayfalarına yüklediler. Albümde Alicia Keys, Justin Timberlake, Sheryl Crow, Chris Martin'e ek olarak Bono, Jay-Z ve Shania Twain de yer alıyor. - Intro Skit - Everybody's Doing It - Black T-shirt - Pussygrinder (featuring Sheryl Crow - Coffin On The Dancefloor - This Rhythm Is Infected - Slide To The Dark Side - Even Closer - On The List - Clap Trap Crack Slap - Laid, Paid and Played - Feel Like Being Dead Again - Still Hurts' - Outro Skit"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nirvana-in-uteronun-30-yildonumu-edisyonunu-yayinladi/", "text": "Nirvana'nın 1993 çıkışlı In Utero albümü, daha önce yayınlanmamış 53 parçayı da içeren yeni deluxe versiyonuyla, albümün 30. yıldönümünde yeniden yayında. Nirvana'nın son stüdyo albümü olan In Utero, 30. yılına özel olarak yeniden yayınlandı. Steve Albini'nin prodüktörlüğünü yaptığı 1993 tarihli albüm, dört farklı formatta yeniden piyasaya sürülüyor. Eski şarkıların yanı sıra, yayınlanmamış 53 parça arasında ise grubun Seattle'daki son performansı da dahil olmak üzere iki tam In Utero dönemi konserinin yanı sıra aynı zamanlarda çeşitli şovlarda kaydedilen altı bonus canlı parça da yer alıyor. Ek olarak, albümün orijinal şarkı listesi, artı beş bonus parça ve B-tarafı, orijinal analog ana stereo kasetlerden, Steve Albini dışında orijinal kayıtlara yardımcı olan mühendis Bob Weston tarafından yeniden düzenlendi. In Utero 30. yıldönümü albümü, sınırlı sayıda çeşitli formatlarla geliyor. Fiziksel deluxe edition kutu setleri kitap, fanzin, konser broşürü ve sahne kartı gibi özel merch'ler içeriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nisantasi-sokak-festivali-bu-hafta-sonu-gerceklesecek/", "text": "Şişli Belediyesi tarafından bu yıl ilki düzenlenecek Nişantaşı Sokak Festivali 21-22-23 Eylül 2018 tarihlerinde Maçka Sanatçılar Parkı'nda gerçekleşecek. Park sezonunun yavaş yavaş sonuna geldiğimiz şu günlerde, kedileriyle meşhur Maçka Sanatçılar Parkı'nda gerçekleşecek olan 3 günlük festival, müziğin yanı sıra yeme-içme, iyi yaşam, tasarım, moda, sanatçı ve sporcu etkinlikleri ve standlarıyla keyifli bir hafta sonu vaadediyor. Mercan Dede, BabaZuLa, Islandman, Nusaibin gibi isimlerin canlı performansının yanı sıra Kaan Düzarat ve Kozmonotosman ise DJ set'leriyle festivalde sahne alacak diğer isimler olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/no-clear-mind-yeni-albümünden-ilk-single-geldi-starless-night/", "text": "No Clear Mind'a olan sevgimizi bilmeyen yoktur! Bundan tam 4 sene evvel, müziklerini ilk duyduğumuz andan itibaren bizi etkisi altına alan No Clear Mind ile mail aracılığıyla yapmış olduğumuz röportaj esnasında uzaktanda olsa tanışmıştık. Ertesi yıl yani 2013 senesinde, grubun Peyote ile görüşüp, ülkemizde ilk konserini vermesinde ön ayak olmuştuk. Biz de böylece grubu Peyote sahnesinde izlemiş, fiziki olarak da tanışma fırsatı bulmuştuk. Sonrasında ise geçtiğimiz yıl, grubun Türkiye turnesinin ilk ayağı olan İstanbul Peyote konserinin gerçekleşmesi için Bir Baba Indie olarak elimizi biraz daha fazla taşın altına koyduk ve grubu canlı kanlı olarak bir kez daha izleme fırsatı edindik. Yaşadığımız hissiyatları da şu şekilde belirtmiştik. Bunun yanı sıra grubun, Türkiye'deki NCM dostlarına iletmemizi istediği bir de mesaj var! Son olarak, siz NCM gönül dostları da Makena albümünü 1 Aralık itibariyle dijital mecralardan dinleyebileceğini hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/no-clear-minddan-tanidigimiz-vasilis-dokakisten-yeni-album-lotus/", "text": "No Clear Mind'dan tanıdığımız Vasilis Dokakis, yeni solo albümü Lotus'u yayınladı. No Clear Mind'dan aşina olduğumuz Atina'lı besteci ve yapımcı Vasilis Dokakis'in yeni albümü Lotus geçtiğimiz cuma günü yayınlandı. Albümden önce Human ve The Ocean adlı iki tekli yayınlayan Vasilis, tamamı 8 parçadan oluşan albümünde oldukça deneysel bir çalışmaya imza atıyor. Vokallerinin ve sözlerinin içinde beliren karanlığa rağmen albümün sekiz şarkısı, titizlikle hazırlanmış müzikleri ile dinleyiciyi sıcak, ferah ve açık uçlu bir ses ortamına daldırıyor. Vasilis Dokakis, yeni albümünde deneysellikten vazgeçmeyen; havada süzülüyormuşçasına naif, bazen ise pasif agresif ruh haliyle dengeyi arayan, arzulayan bir sound'a sahip diyebiliriz. Oldukça heyecan verici olan bu albüme aşağıdan ulaşabilirsiniz. Bu arada, geçtiğimiz yıl Tanya Varer tarafından gerçekleştirilen No Clear Mind röportajını okumak isteyenleri de buraya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/no-clear-minddan-turkiye-turnesi/", "text": "Çok sevdiğimiz No Clear Mind ile ilk olarak 2012 yılında röportaj yapmıştık. Sonrasında ise hep irtibat halinde kalarak, ülkemizde 2013 Mayıs ayında yapılan ilk konserin aracılığını üstlenip grubu, İstanbul Peyote sahnesinde rüya gibi bir konserde izlemiştik. Yaklaşık 2 sene sonra bugün ise No Clear Mind'ın 2015 Mart itibariyle gelecek olduğu 4 günlük Türkiye turnesini açıklamaktan büyük keyif alıyoruz. 6 Mart Cuma gecesi İstanbul Peyote'de başlayacak olan turnenin ilk ayağının organizasyonunda bu sefer çok daha etkin bir rol oynamaktan da ayrıca mutluluk duyuyoruz. İstanbul biletleri tükenmiştir. İlginiz ve anlayışınız için teşekkür ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/no-landin-beklenen-ikinci-albumu-pusulasi-kaybolmus-yayinda/", "text": "Yerli sahneden No Land, 2016 yılında yayınladığı ilk albümü Aramızda sonrasında beklenen ikinci albümü Pusulası Kaybolmuş'u YouTube kanalından paylaştı. Yerli sahnemizin sevilen gruplarından No Land, ilk albümünü yayınlamasının üç sene sonrasında ikinci albümü Pusulası Kaybolmuş'u YouTube kanalında yayınladı. 2017 yılının Temmuz ayında yaşadıkları ayrılığın ardından Ocak 2018'de aynı kadroyla yeniden bir araya geldiklerini açıklayan grup, vakit kaybetmeden ikinci albümünün hazırlıklarına da başlamıştı. Yaklaşık bir yıl süren kayıt süreçlerini tamamlayan grup, 6 Şubat tarihinde yeni albümü Pusulası Kaybolmuş'u yayınladı. Önümüzdeki günlerde Spotify, iTunes gibi dijital mecralardan da dinleyebileceğimiz albümün içerisinde Türkçe'nin haricinde Azerice, Rusça ve Farsça dillerinde söylenmiş toplam 8 tane parça bulunuyor. 9 Şubat'ta Ankara Nefes'te albüm lansmanını yapacak olan grubu, İstanbul'da 13 Şubat tarihinde Kadıköy Sahne'de, 22 Şubat tarihinde ise Anahit Sahne'de izleyebilirsiniz. No Land'in beklenen ikinci albümü Pusulası Kaybolmuş'u hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/no-landin-ilk-albümü-için-geri-sayım-başladı/", "text": "Çok sevdiğimiz yerli müzik topluluklarından olan No Land, çok uğraştıkları ilk albümleri için çıkış tarihini sonunda açıkladı! 2014 Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz Açık Radyo programına konuk olan No Land'den Kamil ve Çağatay o gün kullandığı İlk albümü sonbahara doğru çıkartmak istiyoruz ifadesinden tam 2 sene sonra ilk albümleri Aramızda'yı 21 Eylül Dünya Barış Günü'nde çıkartacağını açıklayarak, geri sayımı başlattı! 21 Eylül Çarşamba günü internet siteleri üzerinden albümünü ücretsiz bir şekilde yayınlayacak olan grup, yine o gün içerisinde YouTube sayfaları üzerinden de ilk albümü paylaşıma açacak. Albüm yayınlanmasından birkaç hafta sonra diğer dijital mecralar üzerinden de erişime açılmış olacak. Albümün kaydı Tahsin Güngör Aktürk ve Ertuğrul Güdül tarafından KARE Müzikevi'nde, Mix ve Mastering ise Ali Akdaş tarafından yapıldı. Aramızda albümünün kapağı ise Vahid Danaiefar'ın bir resmi üzerinde düzenlenerek yapıldı. - Intro - Aramızda Dinozor - Düşünme Kaybolursun - Müstafilatun - Değil - Yüzerdik - Yolcu - İstanbul - Niye bele uzundur bu yollar - Payız Albümde olmasa da biz de yeri çok ayrı olan Ağrılar'ı da unutmadık!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/no-lives-matter-846/", "text": "Çok geriye gitmeye gerek yok. Avrupalı yerleşimcilerden itibaren kabaca 500, bağımsızlığın ilanından bu yana da 244 yıllık Amerikan tarihinde sivil haklar için verilen mücadelelerin örgütlendiği 1960'lara değil sadece yedi yıl öncesine bakmak yeterli. Sokaktaki ve sosyal medyadaki #BlackLivesMatter hareketi, Floyd'un öldürülmesinden sekiz gün sonra 2 Haziran'da, #TheShowMustBePaused etiketiyle birlikte Blackout Tuesday'de zirveye ulaştı. Blackout Tuesday, sosyal medyada 24 saat boyunca sessiz kalma, son olayları düşünme ve Black Lives Matter hareketi ile dayanışma içinde olma girişimiydi. Müzik endüstrisinin içinden üyelere bir çağrı olarak başlatılmış olmasına karşın Instagram'ı, Facebook'u, Twitter'ı sembolik siyah karelerle dolduran endüstri dışından insanlar tarafından da kabul edildi. Şimdi yeniden müzikle beslenme zamanı. Bir Baba Indie okurları ve takipçileri için 1 saati aşmamaya gayret ederek bir mixtape hazırladım. ABD'deki kölelik meselesi ve ırkçılık sorunu odaklı, sivil haklardan eşit haklara, demokrasiden adalete, eğitimden işe kadar verilen türlü mücadeleleri anlatan bir belgeselin yönetmeni ya da müzik süpervizörü olsaydım soundtrack tercihim/önerim bu yönde olurdu. Bu amaçla oluşturacağınız çalma listenize hiç düşünmeden alabileceğiniz yüzlerce şarkılık bir havuz varken filminize soundtrack hazırlama kafasındaysanız eğer, o elemeyi yapmak hiç kolay bir iş değil kabul ederseniz. Farklı dönemleri kapsayarak farklı müzik türlerini bir araya getiren, çok renkli/kültürlü bir şey düşünmüştüm en başından beri. Sanırım başardım. #BlackLivesMatter'ı daha sık duyacağımız çok yakın bir geleceğe soundtrack olması için hazırladığım bu mixtape'e No Lives Matter 8:46 adını vermemin nedeni, elleri arkadan kelepçeli ve hareketsiz biçimde yatmakta olan bir canlıyı öldürmek için boynuna 8 dakika 46 saniye boyunca bir başka canlının dizini bastırmasının ve onu izleyen üç canın daha orada olmasının yeterli oluşu. Seattle'dan beyaz hip hop ikilisi Mackelmore & Ryan Lewis'in White Privilege II parçasının süresi kadar, tam olarak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/noel-gallagher-artik-27-degil-56-yasindayim/", "text": "Noel Gallagher, Rolling Stones dergisine verdiği röportajda yeni albümünden Oasis'in yeniden bir araya gelip gelmeyeceğine samimi açıklamalarda bulundu. Garbage grubu ile yeni albümü Council Skies'ın turnesinde olan Noel Gallagher, açıksözlülüğü ve kendine has komikliğiyle Rolling Stones muhabirlerinin sorularını yanıtladı. Röportajın can alıcı kısımlarını sizler için derledik. Hayranlarının onun artık bir çocuk olmadığını kabullenmesini istiyor. Kardeşi Liam'ın Oasis'in yeniden birleşmesini istediği konusunda pek de dürüst davranmadığını söylüyor. Yeni şarkısı Easy Now'ın şu ana kadar yazdığı tüm şarkılar içinde Oasis'i en çok anımsatan şarkı olduğunu söylüyor. Normalde eski grubunu andıran şarkılar yapmamayı tercih eden Gallagher, Easy Now adlı parçası için, Bu şarkıyı albümüme ekledim çünkü fazlasıyla iyiydi diyor. Gallagher bir şarkıyı birden fazla kişinin yazmasına karşı. Beach Boys'u hiç sevmediğini söyleyerek söze başlayan Gallagher, Beach Boys'ta şarkıları kimin yazdığı belli değil; Harry Styles, Ed Sheeran ve niceleri için de aynı şey geçerli. Eğer şarkıları başka bir adama yazdırıyorsanız, kendinize ben solo sanatçıyım diyemezsiniz şeklinde devam ediyor. Grup üyelerinin beraber şarkı yazmasının bu durumdan nasıl farklı olduğu sorulduğunda ise biraz asabi bir şekilde Eğer biriyle beraber şarkı yazıyorsanız, o adamla grup kurun! yorumunu yapıyor. Noel Gallagher bu sert sözlerden sonra ise The Black Keys'in yeni albümü için üç şarkıyı beraber yazdıklarını anlatıyor. Taylor Swift ve 1975 solisti Matty Healy'nin ayrılık sebebinin The 1975 ile girdiği laf dalaşı olduğu konusunda espri yapıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/noel-gallagherdan-daha-once-yayinlanmamis-oasis-demosu-dont-stop/", "text": "Noel Gallagher, daha önce yayınlanmamış Don't Stop... adlı bir Oasis demosunu ortaya çıkardı. Gallagher'lardan Noel, karantina günlerinde evinde sıkılmış olacak ki evinde bulunan kolilerde muhafaza ettiği eski CD'leri karıştırırken, Oasis için kaydedilmiş, kayıt tarihi meçhul olan bir demo buldu. Demonun üzerinde tarih yazmadığı için ne zamana ait olduğu kesinleşemeyen Don't Stop... ismindeki kaydı Noel Gallagher, bugün itibarıyla dijital platformlarda yayına açtı. İşin garibi son 1 yıldır Oasis'in birleşmesi için bir ton açıklama yapan Liam Gallagher'ın, meali kendi çalıp söyleyecekse o Oasis olmaza gelen açıklaması yapması oldu. Tekrardan bir araya gelmeleri arapsaçına dönen Gallagher'lar, son olarak 2008 yılında Dig Out Your Soul adlı albümlerini yayınlamışlardı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/noel-gallagherdan-johnny-marrli-yeni-parca/", "text": "Noel Gallagher'ın solo projesi Noel Gallagher's High Flying Birds, 2 Haziran'da Council Skies isimli çıkacak olan yeni albümden yeni bir parça paylaştı. Yeni albümün 5. şarkısı olacak olan Open The Door, See What You Find, Noel Gallagher ile beraber The Smiths'in efsane gitaristi Johnny Marr imzası taşıyor. Oasis'in dağılışından sonra 2011 yılında Noel Gallagher's High Flying Birds adlı self-titled albümünü yayınlayarak solo kariyerine başlayan Noel Gallagher, günümüze kadar 5 farklı stüdyo albümü yayınladı. Gallagher, 2 Haziran 2023 itibariyle yayınlanacak olan Council Skies adlı albümünden önce Open The Door, See What You Find teklisiyle bizi albüme ısındırıyor. Şarkıyı dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/noel-gallaghers-high-flying-birdsun-yeni-epsinden-ilk-parca-yayinda/", "text": "Noel Gallagher's High Flying Birds, bu yıl içerisinde paylaşacağı ikinci EP'sini yayınladığı This Is The Place parçasıyla birlikte duyurdu. Geçtiğimiz haziran ayında paylaştığı 5 parçalık EP'si Black Star Dancing sonrasında Noel Gallagher's High Flying Birds yayınlayacağı EP'sini yeni bir parçayla birlikte duyurdu. 27 Eylül'de yayınlanacak This Is The Place isimli yeni EP ile aynı ismi taşıyan parça ise an itibarıyla yayında. Hemen aşağıda 3 yeni parça ve 2 remix'ten oluşacak yeni Noel Gallagher's High Flying Birds albümünün şarkı listesini görebilir, This Is The Place ismindeki yeni şarkıyı dinleyebilirsiniz. - This Is the Place - A Dream Is All I Need To Get By - Evil Flower - This Is the Place - Evil Flower"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nordik-diyarlarindan-indie-rock-esintileri/", "text": "Nordik'ler İzlanda'yı da katarak, genelde metal, gotik metal grupları vs ile bilinseler de daha naif ruha sahip rock dinleyicileri içinde çok fazla örnekler yetiştirmiş topraklar. 4 yıl expat bir yönetici olarak çalışarak yaşadığım İsveç'in Malmö şehrinde, bir hafta sonu, yine araba kullanarak uzaklaşma günlerinden birinde ve tabii ki bir İsveç'li grubu dinlerken, şehirden yaklaşık 150 km. kadar uzaklaştığımı ve Bastad bölgesine geldiğimi görmüştüm. Hemen, her zaman yaptığım gibi, lokal radyoları karıştırmaya başladım, henüz ilk radyo kanalında Mando Diao'yu duyunca, doğru yere geldiğimi anladım. Bu durum elbette sadece İsveç için geçerli değil, Norveç, Danimarka, daha az olsa da Finlandiya ve tabi ki Icelandic ülke olsa da İzlanda için de geçerli. Sizlerle bu vesile ile Thor'un gücü adına aşağıdaki çalma listesini paylaşmak isterim. İşte Kuzey'den kısa bir indie rock, rock, hard-rock ve indie pop bir liste, keyifli dinlemeler. - Mando Diao Down in the Past - The Hives Hate To Say I Told You So - Dial M For Murder! Do You Think So ? I Don't - The Cardigans Step On Me - Kent Karleken Vantar - Mew Special - Mew Snow Brigade - Sigur Ros Hjomalind - The Raveonettes Love in a Trashcan - Flunk Queen Of The Underground"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nordik-film-gunleri-7-haziranda-akbank-sanatta-basliyor/", "text": "Nordik'in indie'sini, folk'unu, jazz'ını, metal müziğini ayrı ayrı seviyoruz. Ancak sadece müziğini değil filmlerine de ayrı bir sempatimiz var. Akbank Sanat ev sahipliğinde düzenlenen Nordik Film Günleri bu yıl 7-29 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek. İsveç Başkonsolosluğu, Norveç ve Danimarka Büyükelçilikleri'nin katkılarıyla, İsveç, Norveç ve Danimarka sinemasından toplam 9 filmin gösterileceği Nordik Film Günleri'nde, filmler orijinal dillerinde ve Türkçe alt yazılı olarak gösterime girecek. Sadece 5 TL'ye izleyebilecek olduğumuz filmlerin biletleri ise Akbank Sanat ve Biletix'ten temin edilebilecek. Film, İsveçlilerin ne kadar toleranslı olduğunu sorguluyor. Modern aile ve onun işleri doğru yapma konusunda verdiği sürekli uğraş üzerine sıcak bir komedi. Birbirlerine delicesine aşık olan genç bir çiftin, gazeteci Arvid Stjarnblom ve Lydia Stille'nin öyküsü. Çift, saf bir aşkın hayalini kurmaktadır ama bu hayal, düşleyebileceklerinden çok daha büyük bir fedakarlık gerektirecektir. Sokaklarda kanun dışı maddeler satan Minna evinin kirasını ödeyemeyince, birkaç genç suçluyu kandırır ve paralarını alır. O sırada, çocuğu devlet tarafından elinden alınan Katja ile tanışır. Sorumluluk ve birlikten yoksun bir toplumda Minna'nın varolma mücadelesi üzerine sosyal, politik bir dram. Isak ve Em bir Yaz akşamında Stockholm'de tanışırlar ve birbirlerine aşık olurlar. Her şeyi arkalarında bırakarak, Kuzey İsveç'in nefes kesici manzaraları tanık olacakları bir yolculuğa çıkarlar. Ama gamsızca başladıkları bu yolculuk, kısa süre sonra panik içinde bir kovalamacaya döner. Anne-kız ilişkisinin karmaşık yanlarını ortaya koyan şiirsel bir belgesel. Yönetmen Karin Broos, ünlü bir ressam olan annesi Karin'i, aralarında sessiz boşluğu doldurabilmek amacıyla, Letonya'ya, deniz kıyısına götürür. Siyar ailenin en yaşlı üyesidir. Kız kardeşi kendi düğününden kaçınca, Siyar'a onun peşine düşme ve ailenin itibarını tekrar kazandırma görevi verilir. Çıktığı yolculuk Siyar'ı İstanbul'a götürür ve orada Evin isimli genç bir kızla tanışır. Marianne ve Hakon on senedir evlidir ve iki küçük çocukları vardır. Hakon'un işyerindeki bir muhasebeci kadınla ilişkisi olduğunu keşfedince, Marianne'nin hayatı altüst olur. Hakon özür dilemek yerine, ilişkilerini bir süre askıya almalarını önerir. 30'lu yaşlarının sonunda olan Ellen ve arkadaşlarının mükemmel ilişkiler yaşamada çektikleri zorlukları ve gerçek aşkın ne olduğunu yeniden değerlendirmelerini konu eden, sekiz ayrı bölümden oluşan bir film. Afganistan'a göreve gönderilen Thomas ağır bir şekilde yaralanmıştır. Yerel rehabilitasyon merkezinde, bir yakınına tekrar iyileşmesi için yardım eden ve Kraliyet danimarka balesi'nin yükselişte olan bir dansçısı olan Sofie ile tanışır. Sofie ona daha hızlı iyileşebilmesi için yardım teklifinde bulunur. Farklılıklarına rağmen, aralarında duygusal bir bağ oluşur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/norm-enderden-bol-dissli-yeni-parca-mekanin-sahibi/", "text": "Norm Ender iki yıl aradan sonra gelen yeni single'ı Mekanın Sahibi ile Ezhel'den Ben Fero'ya kadar yerli rap sahnesinden birçok isme diss attığı parçasını yayınladı. Yerli rap sahnesinden Norm Ender, 2017 yılında yayınladığı Aura albümü sonrasında bugün yayınladığı yeni single'ı Mekanın Sahibi ile gündeme oturdu. Norm Ender, Türkçe rap sahnesinden Ezhel, Ben Fero, Khontkar, Barry Soprano, Ceg gibi birçok ismine gönderme yaptığı yeni parçasını sosyal medyadan Size şarkı yapıcam demiştim, bak ben sözümü tuttum! diyerek paylaştı. Norm Ender'in video klibiyle birlikte yayınladığı olaylı yeni single'ı Mekanın Sahibi hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nouvelle-vague-20-yil-sonra-geri-donuyor/", "text": "Fransız grup Nouvelle Vague, kendi adını taşıyan ve artık bir klasik haline gelen ilk albümünün çıkışından 20 yıl sonra geri dönüyor! Yeni tekli Only You ise yayında! 80'lerin ünlü new wave ve post-punk klasiklerine yaptıkları bossa nova cover'larla dikkatleri çeken Nouvelle Vague, cover'ların çok ötesinde, 2000'li yılların başından bu yana melankolik tarzlarını da korumayı ihmal etmiyor. Grup, Yazoo'nun orijinal üyelerinden biri olan Melanie Pain ile birlikte seslendirdiği Only You parçasının cover'ını 15 Kasım tarihinde yayınlarken 16 Şubat 2024'te yayınlanacak Should I Stay Or Should I Go? adlı yeni albümlerini de duyurdu. Nouvelle Vague, 20. yıl dönümleri şerefine 2024 ve 2025'te büyük bir dünya turuna çıkacak ve bu turda İngiltere, İrlanda, Almanya, İspanya, Belçika ve Fransa için ilk tarihler şimdiden duyuruldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-norda-ve-korhan-futaci-is-birliginden-yeni-tekli-yayinda/", "text": "Nova Norda ve Korhan Futacı iş birliğinden yeni tekli ''Cehennem'' yayında! Bir önceki teklisi Bakma Bana Öyle'nin devamı niteliği taşıyan Cehennem ile Nova Norda, salgın döneminde yaşadığı korkularla yüzleşmekten, dünyaya üzülmekten, içinde bulunduğu coğrafyada sıkışmış hissetmekten gelen bıkkınlık ile tüm bu korku ve kargaşayı barındıran dünyaya karşı öfkesini anlatıyor. Nova Norda'nın modern soundu, Ufuk Kevser prodüksiyonu ve Korhan Futacı solosunu barındıran şarkının miksi Ufuk Kevser ve Can Paşa'ya mastering'i ise Ufuk Kevser'e ait. Parçaya aynı zamanda Yok Öyle Kararlı Şeyler grubunun solisti ve içerik üreticisi olan Erdem Topsakal tarafından çekilen bugün saat 22:00'de yayınlanacak olan video klip eşlik edecek. Nova Norda ve Korhan Futacı iş birliğinden yeni tekli CEHENNEMe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-norda-yeni-tekli-beteri-yok-uslanmaktan/", "text": "Nova Norda, toplum normlarına uymayı reddedip, yargılayıcı gözlere rağmen kendi bildiği yoldan gitmeyi göze almış bir kadının hikayesini anlattığı yeni teklisi Beteri Yok Uslanmaktanı yayınladı. Nova Norda'nın Can Evrenol'un yeni dizisi Çıplak için bestelediği Beteri Yok Uslanmaktan adlı yeni teklisi dijital platformlardaki yerini aldı. Bu yıl içerisinde ilk olarak Kim Üzdü Seni parçasını video klibiyle birlikte paylaşan Nova Norda, yeni teklisiyle, hayata dair çeşitli sorgulamalar yaparak dans edebilmenin de mümkün olduğunu kanıtlamanın peşinde. Bu teklide prodüktör koltuğunu Ekin Beril ile çalışmalarından da tanıdığımız Caner Anar 'a emanet eden Nova Norda, parçanın mix ve mastering'inde ise Emre Nişancı ile çalışmış. Her pazartesi saat 20:00'da Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie Lokal'in, koronavirüs dönemi öncesindeki son konuğu olan Nova Norda ile olan programının podcast'ine buradan, videosuna ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-nordadan-ajda-pekkanin-palavrasina-yeni-nesil-bir-dokunus/", "text": "Geçtiğimiz aylarda yayınladığı ilk teklisi Çıktım Bi Yola ile birçok kişinin, özellikle rap severlerin ilgisini çekmeyi başaran Nova Norda, şubat ayının ortasında ikinci teklisi Dinozorlar'ı da yayınlamış ve gümbür gümbür geldiğinin işaretlerini vermişti. Şimdi ise Nova Norda'dan çok daha farklı bir çalışma geldi. Ajda Pekkan'ın 43 yıl öncesine ait şarkısı Palavra'yı bir rap cover'ı haline getiren Nova Norda, bu çalışmasıyla geçmişten günümüze ilişkilerin aynı eksen etrafında dönmeye devam ettiğini kanıtlıyor. Müzik değişse bile 43 yıl içinde hissedilenler değişmiyor. Romantik ilişkileri yeniden sorgulatan yeni nesil dünyanın yeni bir yorumu hak ettiğini düşünen Nova Norda da geçiyor mikrofonun ardına ve söylemeye başlıyor. O söyledikçe siz de eşlik etmeye başlıyorsunuz. Lafı çok da uzatmayalım ve sizi Palavra'nın Nova Norda yorumuyla baş başa bırakalım. Ayrıca hatırlatmakta fayda var; buralar çok değerlenecek!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-nordadan-iki-yeni-canli-akustik-parca-daha/", "text": "Nova Norda, canlı akustik serisinden iki yeni parçayla daha bizlerle! Geçtiğimiz haftalarda Bataklık ve Beteri Yok Uslanmaktan parçalarının akustik düzenlemelerini paylaşan Nova Norda, Canlı Akustikler @ Pür Stüdyoları isimli canlı albümüne iki yeni parça daha ekledi. Bakma Bana Öyle ve Bize Göre Değil parçaları canlı performans videolarıyla birlikte tüm platformlarda yayınlandı. Toplam 7 parçadan oluşacak albümün parçaları 2 haftalık aralıklarla müzikseverlerle buluşuyor. Parçaların tamamı Nova Norda ekibi ile yeniden düzenlenerek Triton Hub tarafından Pür Stüdyoları'nda hücum kayıt şeklinde kaydedildi. Gitarda ve orkestra şefi olarak Kaan Arslan'ı gördüğümüz ekipte davullar Cenk Güngör, gitarda Ömer Okan Arslan, bas gitarda Alp Görener, piyanoda ise Nova Norda'yı görüyoruz. Bakma Bana Öyle ve Bize Göre Değil parçalarının videolarına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-nordanin-bataklik-adli-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Varoluş, motivasyon ve öz farkındalık temalı parçalarıyla Nova Norda, bu kez duygusal bir şarkıyla karşımızda. İçinden çıkılması zor bir duygusal bağı anlatan yeni teklisi BATAKLIK ile, Nova Norda nefsine yenilen birinin hikayesine ses veriyor. İki tarafın da birbirine iyi gelmediğine emin olduğu toksik bir ilişkiyi dile getiren parça, sanatçının belirttiği üzere bile bile lades olma hali üzerine. Söz, beste ve düzenlemesi kendisine ait olan parçada, prodüktör koltuğunda sanatçının Cehennem, Kuzeye Kaç! gibi parçalarından tanıdığımız Ufuk Kevser bulunuyor. Nova Norda, bu tekliyi önceki parçalarından Varım ve Zor'un sound'u ile Beni Biraz'ın hikayesinin bir karışımı olarak nitelendiriyor. Nova Norda'nın yeni teklisi BATAKLIK'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-nordanin-ilk-albumu-paralel-evrende-dunya-tarihi-yayinda/", "text": "ZORBA ve Peşindeyim Kendimin teklilerinin ardından Nova Norda'nın yeni albümü Paralel Evrende Dünya Tarihi tüm dijital platformlarda yayında! Alternatif müziğin sevilen sanatçılarından Nova Norda, Ebrar Karakurt için hazırlanan belgesel Yeni Umutlar'a yaptığı HADİ şarkısı ve yeni albümüne hazırlık niteliğindeki teklileri ZORBA ve Peşindeyim Kendimin'in ardından yeni albümü Paralel Evrende Dünya Tarihi'ni sevenleriyle paylaştı. Nova Norda, ilk albümü olan Paralel Evrende Dünya Tarihi'nin ilerlediğimiz aylarda bir de belgeselinin yayınlanacağını açıkladı. Albümdeki her şarkıyla başka bir tarihi döneme ve coğrafyaya ışınlanacağımızın önceden sinyalini veren Nova Norda, yeni albümü Paralel Evrende Dünya Tarihi'nde prodüktör Tuna Erlat ile çalışıyor. Nova Norda'nın yeni albümü Paralel Evrende Dünya Tarihi'ni dinlemek için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-nordanin-ilk-videosu-bosver-yayinda/", "text": "Yerli sahnede ismini son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz elektro pop müzisyeni Nova Norda, ilk video klibiyle birlikte yeni şarkısı Boşveri yayınladı. Nova Norda, daha önce yayınladığı Çıktım Bi Yola, Dinazorlar ve Palavra gibi teklilerin ardından ilk video klibiyle birlikte yeni parçası Boşver'i yayınladı. Video klibin yönetmen koltuğunda ise daha önce çektiği video kliplerden ve müzisyen olarak tanıdığımız Emir Yargın otururken, Nova Norda'nın yayınlanan bu ilk video klibinde birçok tanıdık simaya rastlamak da mümkün. Canozan'ın gitarıyla eşlik ettiği şarkının geri vokallerinde ve video klibinde Canozan, Sedef Sebüktekin ve Vera'dan Arel Koray Nalbant gibi isimler de yer alıyor. Karabalık Sound Production imzalı teklinin mix ve mastering'inde ise yine Canozan'ın ismi bulunuyor. Sizi Nova Norda'nın yepyeni video klibi Boşver ile başbaşa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/nova-nordanin-yeni-teklisi-bakma-bana-oyle-yayinda/", "text": "Yerli sahneden Nova Norda'nın yeni teklisi Bakma Bana Öyle tüm dijital platformlarda yayında! Yerli sahnenin kısa sürede hafızalarda yer edinen seslerinden Nova Norda, 'Bakma Bana Öyle' isimli yeni bir tekli yayınladı. Müzisyen, yeni teklisinde kendiyle savaşını, aynaya isyan ederek dışavuran biri üzerinden anlatıyor. Geçtiğimiz günlerde kendi Instagram hesabından yaptığı Nova Norda 2.0 paylaşımı ve sonrasında sürpriz bir canlı yayınla dinleyenleriyle dertleşen, sosyolojik açıdan dünyada yaşananların bireyler üzerindeki etkisi ile bunların sosyal medyaya yansımalarından bahseden sanatçı, yeni dönemde Nova Norda'nın da değişeceğinin sinyallerini verdi. Şarkının prodüktörlüğünü daha önce Kim Üzdü Seni remix projesinde beraber çalıştıkları ve 2013'ten bu yana Londra'da yaşayan, KSI, Stefflon Don, Arjun, Shaqdi gibi isimlerle çalışmış Zagor üstlendi. Bu akşam (18 Aralık Cuma) 22:00'da yayınlanacak video klibinin yönetmen koltuğunda ise Çağla Çağlar oturuyor. Nona Norda'nın yeni teklisi Bakma Bana Öyleye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/novo-amor-hadi-bana-kuzeyi-anlat-biraz/", "text": "Kalk yataktan, çık kaygı dolu odalardan bir bir. Ellerini yıka önce bir avuç suyu yüzüne mıhla sonra. Başarabilirsen. Durdur hadi! Arınmak lazım bazen kaygılardan, koşuşturmalardan, koşup koşup hiçbir yere varamamaktan. Kahve yap kendine. Beceremedim. Cesaretimi çiğneyen ayaklarımı çok severdim çünkü ben. Vitrinlerdeki cansız mankenlerin dudaklarını oku, ince ince sövüyor kahvenin sertliğine. Çıplak, uzak, korku, sadık, engel olamıyorum. Ucuz bitpazarlarının kenarlarından geç, tütün iç, gölge ol... kendini kurtarabileceğin bir aralık bırak hayatında. Midenden yükselen seslere kulak ver, can boğazdan gelir. Bırak dönüyor zaten dünya, yasal kılınan düzeniyle beraber hem de. Müdahil oluyorum. Garipsiyorum. Engel olamıyorum. Müzik belki de böyle olmalı! Yaşadığın her anı tekrar yaşatan, reseptörlerini devreye sokan, hormonlarının dahi salgılanışını hissettiren. Ben dünyanın içindeyim, içimde bir dünya ulan! dedirtecek türden. İddialı cümlelerin altında saklanan iddialı hislerden kuruluyor bu cümlelerde hem. Dinlediğim şu adamın müziğinin amacına tam anlamıyla ulaştığı gerçeğinden bahsetmek istiyorum biraz. Ali Lacey, 1991 Galler doğumlu. 2012 yılından beri multi instrumentalist, şarkıcı, söz yazarı, ses tasarımcısı ve yapımcı olarak Indie Rock/Folk dolaylarında deneysel müzik yapıyor. Bonjo, gitar, bas gitar, davul, perküsyon, klavye, piyano gibi bir çok müzik aletini kullanarak tasarladığı şarkılarında gündelik hayatın içinde kullandığımız nesnelerden de yararlanıyor. Bir röportajında Her nesne belirli bir ses çıkarır, böylece o sesin ne olduğunu öğrendikten sonra kaydedip, ses koleksiyonlarından bir melodi oluşturabiliriz. diyor. Bazen bahçe hortumunu kullanarak ya da çekiç kullanarak söylemlerinin altını dolduruveriyor. Her nesneye ait bir düşünce, bir ses... Beni etkileyen şey de Hayatın iyi çalışmayan yönlerinden kendimize çıkarabileceğimiz kullanışlı ve naif malzemeler bulunabilir düşüncesi ile müziğini icra ediyor olması oldu. Elektronik sanatçı Ed Tullett ile ortak çalışmalar yapan sanatçı, bu çalışmalarda da müziğinin karakterini koruyarak yola devam ediyor. Faux(2014) ve Alps(2016) single'larında birleşiyorlar. Şarkılarını dinlerken Bon Iver, Evening Hymns şarkılarının lezzetini almış olmamda sevmem için başka bi neden oldu zaten. Kendi tarzını yakalamış olan sanatçı Brilliance Records ile işbirliği yaparak 2014'te ilk EP'si olan Woodgete, NY çıkarıyor. So We Dritt/Flay, Holland, Callow, Welcome to the Jungle, Anchor gibi single'ları da bulunan genç müzisyen şimdilik az ama öz işler çıkarmışa benziyor. Bol hüzünlü, bol perküsyonlu, şahane sesiyle dokuduğu yeni şarkılarını umut ve heyecanla beklediğimi belirterek belki de en favorim olan şarkısını buraya iliştiriyorum. Farklı bir kare. Duyuyorum. Hava aydınlık. Kalk. Yollarda bırakılan izlerin peşinden yürü. Vazgeçmiyorum. Nitele teslim olalım, lütfen! Yansımaları dinleyip, azaldıkça çoğalalım. Sesi aç, perdeyi aç, pencereyi aç hadi! Ezberim kuvvetlidir benim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/o-bisiklet-buraya-gelecek-mum/", "text": "Çok önceden bir bisiklet alma hesaplarına girişmiştim. Ama nasıl girişmek! Dükkan dükkan dolaşıyorum; o marka senin bu marka benim, teker teker araştırıyorum. Gövde bilgilerini alıyorum. Hybrid nasıl olur, tam şehir bisikleti mi olsa, amortisörsüz zor mu olur, ne varsa araştırdım ve sonuçta alamadım. Sebepleri çok ayrı; biraz akılsızlık diyelim. Peki, bu şekilde anlattın da kardeşim. Derdin nedir senin dedin diyelim. İşte derdim, bugün yeniden dinlediğim bir albüm. Varsa kaçırana hatırlatmak amacıyla yazılıyor bu yazı. Yazmasak da olur ama olmasın. O günlerde Spoti yok hayatımda ama şahane bir müzik çalarım var, MP3 zamanı tabii. Sene, çok da eski değil ama 2010 diyebilirim net olarak. Dedim, öyle çünkü. Albümüzün sahibi mum. İzlandalı olan grubun kuruluş yılı 1998, ilk albümleri ise 2000 yılında yayınladıkları Yesterday Was Dramatic Today Is OK. Ancak ben 2002 yılında yayınladıkları Finally We Are No One albümünden bahsedeceğim. 11 şarkılık albümde altını kalın kalın çizeceğim şarkılar var. Öncelikle genel olarak güzel mi güzel bir iş olduğunu belirtmeliyim. Şimdi, ilk olarak Faraway Swimming Pool ile açayım kapıyı. Bence albümdeki en ilginç şarkılardan biri. Benim aklıma Atari oyunlarını getiriyor. Öyle bir havası var gerçekten. Ardından, albüme adını veren Finally We Are No One'dan devam etmek istiyorum. Hafif rüzgarlı bir havada bisikletin üzerindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Bakınız, dinleyiniz en azından o esinti gelecek yüzünüze doğru. Çok uzatmadan, özellikle albümde en sevdiğim şarkıyı anlatayım. Kendisi We Have A Map Of The Piano. Hatırlıyorum, ilk dinlediğimde doğrudan Intro melodisine kaptırmıştım kendimi. Genel olarak girişinden itibaren etkileyici şarkılara kapılmamak mümkün de değil zaten. İşte o bisiklet araştırmaları zamanında dinlediğim ve uzun zamandır da yüzüne bakmadığım eski dostla yeniden buluştuk bugün, özlemişim. Ben diskografiye doğru dalarken size de bu albümü bırakıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ocak-ayında-yayınlanan-en-iyi-10-parça/", "text": "Öyle ya da böyle, yeni bir yıla başladık. Türkiye'de müzik piyasası her ne kadar bu sıralar durgun olsa da dünyanın geneline baktığımızda durum Ocak ayı açısından verimli gözüküyor. Ocak ayının bir analizini çıkartabilmek amacıyla yerli yabancı karışık bir liste hazırladım. Genel olarak bir albümden en fazla bir parça seçmek istedim ama bunlar dışında listeye koymak istediğim bir çok parça da var. Ayrıca ne olur ne olmaz belirtmekte fayda var. En iyi kavramı tamamen benim kulaklığımda oluşan ve şekillenen bir kavram. 27 Ocak'ta Yep Roc Records etiketiyle yayınlanan Stitch of the World albümü şu anda listelerde en üst sıralarda gösteriliyor. Sanırım bunun en önemli sebeplerinden birisi de prodüksiyonun kalitesi. Stereo genişlik ve frekans dağılımı çok iyi yapılmış. Albüm, her bir parametresi en eğitimsiz kulak tarafından bile duyulabilir hale getirilmiş. Vokale çok geniş bir alan bırakıldığı için, Tift Merritt'in puslu vokalinin içinde kaybolabiliyorsunuz. Thalab ise Barcelona'lı iki kuzenden oluşan küçük bir ekip. Morning Before My Plant Dies teklisi Juicebox Records etiketi ile yayınlanmış. Parçayı ilk duyduğunuzda inanılmaz düşük kalitede bir kayıt açtığınızda şüphelenip başka bir platformdan da kontrol etme ihtiyacı duyabilirsiniz. Ama alışınca siz de seveceksiniz. Amerikalı ekip Real Estate ise yayınladığı Darling teklisi ile 17 Mart'ta çıkacak olan In Mind albümünü bir klip ile birlikte duyurdu. Klipte kullandıkları at ile minimal bir samimiyet oluşturulmuş. İlk başta hoşunuza gitmeyen, tekdüze ilerleyen davul daha sonradan hoşuna gitmeye başlıyor insanın. Parçanın tarzına çok iyi şekilde eşlik ettiğini düşünüyorum ancak bu tekdüzeliğinden dolayı uzun süreler boyunca tekrar tekrar dinlenebilecek bir parça da değil. Yine de, 17 Mart'ta güzel bir albüm dinleyeceğiz gibi gözüküyor. Aslında Night Moves'un Carl Sagan parçası 2016'da yayınlanan Pennied Days albümünde yer alıyor. Ancak grup Ocak ayında bir de Carl Sagan E. p. ismiyle, 5 parçalık bir albüm çıkardı. Domino Recording etiketi ile yayınlanan albümün, bir de video klibi mevcut. Joe Goddard'ın klibi ile birlikte yayınladığı Music is the Answer da yine Domino Recording bünyesinden, 21 Nisan'da çıkacak olan Electric Lines albümünün habercisi. Joe Goddard, aynı zamanda indietronica grubu Hot Chips'te 2008 yılından beri vokal, synthesizer ve perküsyon görevlerini de üstleniyor. The Brian Jonestown Massacre, 1990 yılında San Francisco'da kurulmuş köklü bir psychedelic rock grubu. Don't Get Lost albümünde yer alan Fact 67 ise enstrümental sayılabilecek derecede vokalsiz bir parça olmasına karşın, sizi moda sokabilecek kadar da sağlam temellere basıyor. Grubu konu alan, 2004 yılında yayınlanmış Dig! isminde bir belgesel de mevcut. Cherry Glazerr, parçaları kadar klipleri ile de dikkat çeken bir grup. Secretly Canadian etiketi ile yayınlanan albümü Apocalipstick'i duyurmak amaçlı, albümden bir hafta önce Nuclear Bomb parçasını klibi ile birlikte yayınlamıştı. Clementine Creevy'nin gitarıyla yaşadığı aşkı anlatan klip oldukça dikkat çekici. Bonobo'nun uzun süredir merakla beklenen albümü Migration'dan hemen önce Nick Murphy ortaklığı ile yayınladığı No Reason parçası ise beni oldukça şaşırtanlardan. Chet Faker isminden vazgeçip, müzik hayatına kendi ismi ile devam etmeyi tercih eden Nick Murphy vokalini, Bonobo ise prodüksiyon konusundaki profesyonelliğini konuşturmuş. Ninja Tune etiketi ile yayınlanan Migration albümünde ise çok farklı tadlarda, farklı parçalara yer vermiş. Loyle Carner, kadın-para-uyuşturucu üçlüsünden kendini uzak tutan nadir rap müzisyenlerinden. Vokalin ses seviyesinin sonuna kadar açıldığı, altta sadece kick ve bass ikilisini duyabildiğiniz içi boş rap piyasasının yanında zor bulunan bir nimet. Altyapı ile vokal eşlikleri ile şarkının sonuna kadar size yeni şeyler dinletebiliyor. Klip, Ekim 2015'te yayınlanmış fakat bu ay yayınlanan Yesterday's Gone albümünde de yer alıyor. Rap müziğe ön yargıları olan bir insanın bile sevebileceği bir albüm ile 2017'de oldukça konuşulacağa benziyor. Boyutlar albümü öncesinde Ateş Olsan ve Harakiri parçalarını paylaşan grup, albüm için oldukça merak uyandırmıştı. Albümü dinlediğinizde ise bu merakta haklı olduğunuzu fark ediyorsunuz. Gaye Su Akyol'un 2016'nın sonlarına doğru çıkardığı Hologram İmparatorluğu'nun soundunu andırıyor. Belki aynı kişi mikslemiştir, fakat iki albümde de miks-mastering işlerini kimin yaptığını kendi sitelerinde veya paylaşım platformlarında belirtmedikleri için bilemiyoruz. Şubat ayında yerli albümlerden parçalara da bolca yer verebilmek dileğiyle."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/odeszadan-yeni-albüm-a-moment-apart/", "text": "Amerikalı elektronik müzik ikilisi ODESZA'dan yeni albüm haberi geldi! Grubun yeni albümü A Moment Apart, tıpkı 2014'te yayımladığı son stüdyo albümü In Return gibi Counter Records etiketiyle, 8 Eylül'de raflardaki yerini alacak. Regina Spektor, Leon Bridges ve RY X gibi isimlerin konuk sanatçı olduğu A Moment Apart'tan Corners of the Earth ve Meridian isimli iki yeni parça da dinleyicilerle paylaşıldı. A Moment Apart'tan bugüne kadar paylaşılan şarkıları aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/odtu-mt-23-geleneksel-rock-senligi/", "text": "ODTÜ MT'nin düzenlediği 23. Geleneksel Rock Şenliği'nin programı açıklandı. Bu yıl 4 gün sürecek olan şenlik toplam 14 gruba sahne verecek. Biletleri 26 Şubat 2 Mart tarihleri arasında ve 5 Mart tarihinde aşağıdaki noktalardan temin edebiliyorsunuz. Gün başına 15 TL'dir, kombine bilet 50 TL'dir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/odtü-mt-20-geleneksel-rock-şenliği/", "text": "Bu yıl 20. si düzenlenecek olan ODTÜ MT Rock Şenliği oldukça iddialı ve bir araya gelmesi oldukça zor olan grupları Mimarlık Amfisi'nde ağırlayacak. Şenlik kapsamında No Clear Mind, Türkiye turnesinin Ankara ayağında ODTÜ'ye uğrayacak. Ayrıca, şenliğin yine heyecanlandıran isimlerinden Korhan Futacı ve Kara Orkestra ile Yasemin Mori öne çıkıyor. Hatta Yasemin Mori için şöyle bir parantez açalım. 14 Mart'ta Salon İKSV'de Finnari Kakaraska albüm lansmanı olacak ve Ankara dinleyicisi üzerinde, 2 gün önceki bu konserde albümdeki yeni parçalara yer verme ihtimalinin heyecan yarattığını söylersek yanlış olmaz sanırım. Ayrıca 123, Gevende, Dorian, Kül ve Selim Saraçoğlu'nun yanı sıra son zamanlarda epey iyi işler çıkartan bir sürü yerli grubun da sahne alacağını ekleyelim. Ankara'da kuyruklu yıldız etkisi yaratan konserin biletleri, her gün için 13 TL, kombine ise 50 TL, olarak belirlenmiş durumda. Biletleri Naz Gıda (100. Yıl) ve Noxus'tan temin edebilirsiniz. Son olarak Bir Baba Indie ekibinden ben ve Eren Karacaoğlu olarak 11 Mart'ta etkinlik alanında hem sahnede, hem de ortalıkta bir yerlerde olacağız. Bir Baba Indie'yi seven, okuyan, takip edenler varsa tanışmayı can-ı gönülden isteriz. Şenliğin daha detaylı ve güncel bilgi paylaşımlarını etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz. - 123 | 123theband. com - Selim Saraçoğlu | soundcloud - Ayanbeyan | soundcloud - GEVENDE | gevende. com - Golden Horn | soundcloud - Babra Bubrik | soundcloud - Heavy Sky | heavy-sky. com - NO CLEAR MIND | bandcamp - Kül | kul. com. tr - Fakap | bandcamp - Yarımada | yarimadayolu. com - YASEMİN MORİ | facebook - KORHAN FUTACI VE KARA ORKESTRA | korhanfutaciorkestravekaraorkestra. net - Northern Lights | facebook - DORIAN | facebook - Renk | soundcloud - Kare | soundcloud - Distant Ship"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/odtü-mt-21-geleneksel-rock-şenliği-8-11-mart/", "text": "ODTÜ MT, 21. Geleneksel Rock Şenliği programı belli oldu. Ankara'lı dinleyicilere uzakta kalan gruplar ile Ankara'lı grupların aynı gün içerisinde bir araya geldiği, büyük emekler ve çabalarla bağımsız festival niteliğini koruyan şenlikte 4 gün boyunca, 14 grup sahne alacak. Bu festivali diğerlerinden ayıran en büyük özelliği, ODTÜ MT ekibinin seçim kritelerinde öncelikle üreten müzisyene destek olma çabası yatmaktadır. Niyet iyi olunca, paylaşımlar ve performanslarda samimi bir ortamda buluşma şansı yakalıyor. Biletleri 26 Şubat Cuma gününden itibaren satışa çıkacak etkinliğin gün bazında fiyatları 13 TL, kombine ise 40 TL, olarak belirlendi. Noxus Bar ve Naz Gıda başta olmak üzere aşağıda belirtilen alanlardan biletleri temin edebilirsiniz. - ODTÜ Kütüphanesi önünden açılacak standdan 10.30-17.30 arasında - ODTÜ YDYO Hazırlık E Binası önünde açılacak standdan 10.30-17.30 arasında - Çarşı önünde açılacak standdan 10.30-17.30 arasında, - Etkinlik süresince de Mimarlık Amfisi önünden temin edebilirsiniz. - Kombine biletler sadece okul içerisinde satılmaktadır. - Bilet fiyatları gün başına 13 TL'dir, kombine bilet 40 TL'dir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/offbeat-mevcut-dinamiklere-alternatif-platformdüşünce-merhaba-dedi/", "text": "Kısa bir süre önce Murat Kılıkçıer, Facebook üzerinden aklından geçen ve sonra yazıya döktüğü bir projeyi çevresindeki yakından ya da uzaktan tanıdığı tüm müzisyenleri bir grupta toplayarak paylaştı. Projeye ilişkin beklenen ilgi, karşılık bulunca da, Offbeat faaliyetini hızlandırdı ve merhaba dedi. Peki bu proje nedir derseniz; offbeatsets. com'da buna ilişkin yazılan uzun yazının ilk paragrafından alıntı yaparak paylaşayım.. Offbeat, canlı performanslarda müzisyenin dinleyici ile buluşmasındaki mevcut dinamiklere alternatif olmayı amaçlayan bir platformdur/düşüncedir. Fikir, müzisyen ve dinleyici arasındaki doğrudan bağı korumaya çalışarak müziği dinleyenle canlı olarak buluşturmak ve diğer sanat formlarıyla bir araya getirebilmektir. Amaç, sınırlı konser alanlarına ve maddi göstergelere sıkışan müzik paylaşımını biraz olsun doğrudan hale getirebilmek, siyasal ve ekonomik baskının yarattığı daralmalara rağmen her ses ve rengi daha çok ve farklı yerlerde paylaşabilmek, büyük şehirler dışında, ulaşılması daha zor görünen alanlara da müziği iletebilmek, +18 yaş sınırı olmayan etkinlikler yapabilmek, kısacası müzisyenin ruhundan ve bedeninden çıkan sesler ile dinleyicinin kulağına giden bizler için kutsal yoldaki tüm engelleri, kısa süreliğine de olsa kaldırabilmektir. Projenin nasıl çalıştığını ise yine offbeatsets. com'da yayınlanan 5 maddeyi alıntılayarak paylaşayım. 1- Dinleyici, adresine yazarak canlı izlemek istediği isimleri belirtir ve alternatif bir performans alanı önerir. 2- Önerilen yer bilindik anlamda sahne/konser salonu olabileceği gibi depo, herhangi bir sokak köşesi, çocuk parkları, ev, kafe, barakalar, barınaklar, terk edilmiş binalar, okullar, üniversiteler, çocuk esirgeme kurumları, huzurevleri, galeriler gibi her tür alternatif alan olabilir. 3- Offbeat dinleyici ile iletişime geçerek önerilen etkinlik ve alanın niteliğini ve muhtemel tarihleri konuşur. Öneri Offbeat platformundaki tüm sanatçılara iletilir. 4- Etkinliğin parçası olmak istediğini belirten katılımcılar ortak bir mail grubunda bir araya getirilir ve organizasyon şekillendirilir. Biletli etkinlikler olabileceği gibi, sanatçıların talebine göre ücretsiz etkinlikler, belirli bir amaç için toplanacak maddi desteğe ilişkin konserler ya da dinleyenin istediği katkıyı yapabileceği etkinlikler de mümkündür. 5- Son aşamada, etkinliğin niteliğine göre katılımcı sanatçılar dilerlerse ortak bir Facebook etkinlik sayfası açar. Etkinlikte yer almak isteyen sanatçı ve dinleyiciler, katılımcılara konaklama, ulaşım, teknik destek vb konularda yardımcı olmak isteyen kişiler adresine yazarak organizasyonun şekillenmesine dahil olur. Etkinlik, tüm katılımcıların katkısıyla biçimlenerek güncellenir. Projeye katılım sağlayan müzik grupları, etkinlik takvimi ve diğer tüm detaylar için offbeatsets. com'dan bilgi alabilirsiniz. Bir Baba Indie olarak projenin gönüllü destekçisi olarak, tüm gelişmeleri ve etkinlikleri an be an paylaşıyor olacağız. Başta Murat Kılıkçıer olmak üzere, katılım sağlayan tüm müzisyenlere ve destekleyenlere sonsuz teşekkür gelsin bizden."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ofkeli-kalabalik-soru-isaretsiz-soruyor-neden-mutsuzsun-dunya/", "text": "Öfkeli Kalabalık'ın uzun zamandır beklenen yeni single'ı Neden Mutsuzsun Dünya 13 Eylül itibarıyla tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Öfkeli Kalabalık'ın günümüzdeki mevcut mutsuzluğun sebebini sorguladığı yeni şarkısı Neden Mutsuzsun Dünya Epic Istanbul etiketiyle yayınlandı. Mix ve mastering'i Barış Yetkin imzası taşıyan parçanın vokalinde Can Büyükbaş, lead gitar'da Erkin Sağsen, bas gitarda Basri Hayran ve davulda Can Sürmen bulunuyor. Yalnız kalmanın lüks sayıldığı, ulaşılamamanın ayrıcalık olarak gözüktüğü aşırı sosyal dünyanın konu edindiği şarkının klibinin yönetmenliğini Erman Özkargın üstlendi. 2013 yılında grubun solisti Can Büyükbaş'ın solo projesi olarak ortaya çıkan Öfkeli Kalabalık, farklı müzisyenlerin eşlik ettiği 2 EP ve 3 tekli çalışmasının ardından Basri Hayran ve Erkin Sağsen'in katılımıyla 2016 yılının Temmuz ayında 12 şarkılık Bitti Gitti albümünü yayınladı. Ekim 2017'de Neyse Ya Yarın Yaparız adlı EP'yi yayınlayan grup, son olarak ekibe katılan Can Sürmen ile yeni albümleri üzerinde çalışırken bir taraftan konserlere devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oh-seesin-yeni-albumunden-video-geldi/", "text": "San Francisco'lu garage rock grubu Oh Sees, 2018 yılında yayınladığı Smooth Reserve sonrasında gelecek albümünden Poisoned Stones ismindeki yeni parçasını paylaştı. Geçtiğimiz yaz Zorlu PSM sahnesinde yer alan Oh Sees, Face Stabber albümüyle geri dönüyor. Haziran sonunda yayınladığı albümün 21 dakikalık kapanış şarkısı Henchlock sonrasında grup, Poisoned Stones ismindeki ilk video klibini de dinleyenleriyle buluşturdu. 16 Ağustos'ta Castle Face Records'tan çıkacak yeni albüm Face Stabber'ın şarkı listesi ve ondan yayınlanan ilk video klip Poisoned Stones'a aşağıdan bakabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/olayli-fyre-festivalin-organizatorunden-podcast/", "text": "Büyük başarısızlığıyla herkesi hayretler içinde bırakıp adından büyük bir hayal kırıklığıyla bahsettiren Fyre Festival'ın yaratıcısı Billy McFarland'ın Notorious ile hazırladığı podcast'i yayınlandı. 2017 yılında, Billy McFarland ile rapçi Ja Rule'ün kurduğu Fyre Medya, şirketin özel bir adada lüks bir müzik festivali olan Fyre Festivali düzenleyecekti. Festival için akıl almayacak vaatlerde bulunulmuştu ve etkinlik için 4 ila 10 bin dolar arasında değişen rakamlar isteniliyordu. Fakat festival günü geldiğinde Bahama Adası'na akın eden tüm katılımcılar hayatlarının şokunu yaşadılar. Ortada ne festival namına bir şey vardı ne de adadan dönebilecekleri bir uçak vardı. Binlerce kişi Bahama Adası'nda mahzur kalmış, bir diğer deyişle paralarıyla rezil olmuşlardı. Kendall Jenner, Hailey Baldwin, Bella Hadid, Emily Ratajkowski, Alessandro Ambrosio gibi ünlü isimler festivalin tanıtım yüzü olmuş, festivalin line-up'ında ise dünyaca ünlü Major Lazor, Claptone, Blink 182, Bedouin gibi büyük isimlere yer verilmişti. Festival alanından gelen görüntüler sonrasında ise gruplar teker teker geri çekilmeye başladıklarını anons etmişlerdi. Coachella ve Burning Man gibi çalışmalarına en az 18 ay öncesinde başlanılan festivallerle yarışma iddiasındaki Fyre Festival ekibinin hedefi, hiç bir şekilde alt yapısı olmayan ve sıfırdan inşa edilmesi gereken bir adayı festival alanına sadece dört ayda çevirmekti. Böyle bir durum teknik olarak imkansıza yakın olmasından ötürü, yoktan var etmeye çalışırlarken hepten kendilerini de yok ettiler gibi bir durum oldu diyebiliriz. Bütün bunları sorumlulularından Billy McFarland'ın sonu tabii ki şaşırtıcı değil, hapishane oldu. 2018 yılında dolandırıcılıktan 6 senelik hapis cezası alan organizatör, Notorious aracılığıyla hapishaneden bir hafta boyunca yaptıkları 15 dakikalık telefon konuşmalarından Dumpster Fyre podcast'ini hazırladı. Adeta Acaba 'reklamın iyisi kötüsü yoktur' kafa yapısıyla mı hareket etti? sorusunu düşündürten ve etkinlik sektöründe büyük bir fiyasko olarak geçen Fyre Festival organizatörü Billy McFarland'ın gözünden de olan biteni dinlemek isterseniz aşağıdaki linke tıklamanız yeterli. Netflix'te FYRE: Festival Fiyaskosu ismiyle yer alan sözde festivalin fragmanına da aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oldies/", "text": "Aylardan sonra yine bir özel mix ile karşınızdayız. Bu seferki mix'imizin ana konusu yakın geçmişimiz. Geçmiş derken ise 60 ve 70'lere geri dönüş yapıyoruz. Bu tadı damağımızda kalan 20 yıl içerisinden size 9 şarkılık bir liste hazırladık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oliver-sim-den-yeni-album-oncesi-bir-tekli/", "text": "The xx'ten yakından tanıdğımız Oliver Sim, ilk solo albümü unvanı taşıyan Hideous Bastard'dan yeni bir şarkıyı daha dinleyenleriyle paylaştı. GMT'nin prodüksiyon süreci Jamie xx tarafından ilerletildi. Oliver Sim, yeni şarkısı için Laura Jane Coulson tarafından yönetilen bir müzik videosunu da duyurdu. Laura Jane Coulson, yeni klip ile ilgili Oliver'in performansına odaklanan basit ve olumlu bir şey yapmak istedik. Ayrıca enerjisini yakalamak ve sahne dışı kişiliğinin bir ipucunu gördüğümüz anları göstermek istedim. Biz yaparken çok eğlendik. dedi. Bulut görüntülerinin ve rüyasal imgelerin ağırlıkta olduğu bu video klibi aşağıdan izleyebilirsiniz. Oliver Sim'in yeni albümü Hideous Bastard, 9 Eylül'de yayınlanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/olumunun-22-yilinda-yavuz-cetin/", "text": "Yavuz Çetin ismi, 90'lı yıllarda Kemancı'da takılmış, Bodrum'da canlı müzik dinlemiş ya da sadece Türkçe rock'a merak salmış herkesin kulağını doldurmuştur. Bu efsanenin hikayesine göz atıldığında göz yaşlarımızı tutmak mümkün değil. Çetin 25 Eylül 1970 yılında Samsun'da doğmuştur. Sert bir adam olan babası Erdal Çetin'in gazetecilik mesleğinden ötürü pek çok yer gezmiştir. Babasıyla arası hiç iyi olmayan Çetin, annesini de çok erken yaşta kaybetmiştir. Kendini yalnızlığından ve kötü aile durumlarından bir şekilde uzaklaştırmaya çalışan Çetin, 10 yaşında curayla tanışır ve müzik hayatının ilk adımlarını atmaya başlar. 15 yaşında akustik gitar ile tanışan Çetin'in hayatı bir daha asla aynı olmamıştır. 70'lerde Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço gibi isimler ile Türkiye'ye giren Rock müzik yavaş yavaş ünlenmeye başlamıştır ancak Türkçe ürün tüketmek çok zordur çünkü çok azdır. Eagles, Deep Purple, Eric Clapton gibi müzisyenlerin kasetlerini ve plaklarını dinleyerek kendi müzikal olgunluğunu yakalayan Çetin, idolü olan Jimi Hendrix'e de bayılırdı. Çetin kendi döneminin en iyi müzisyeni ve gitaristi olarak pek çok kişi tarafından anılıyor. Çetin'i diğer müzisyenlerden ayıran en büyük farkı şu şekilde anlatabiliriz: Her müzisyen kendi müzik kulağını geliştirmeye çalışır, kimi doğuştan iyi bir kulağa sahiptir ancak Yavuz Çetin gibi müzisyenler hem müzik kulağına hem de geniş bir müzikal ufka sahiptir. Yani iyi bir müzisyen olmanın tek noktası iyi bir kulağa sahip olmaktan geçmez, aynı zamanda ufkunuzun geniş olması, vizyon sahibi olmanız ve daima yeni fikirlere açık olmanızdan da geçer. Bu durumu Çetin'in Eric Clapton'ın Cocaine isimli parçasını çalarken birden parçayı oyun havasına çevirmesiyle örneklendirebiliriz. Eğer Ben en zor parçaları çalacağım! deseydi emin olun ki bu kadar samimi ve içten bir müzik yapamaz, onu orada dinleyen insanları müzikal yönden tatmin ederken kimi zaman da yüzlerinde tebessüm oluşturamazdı. Lise yıllarında müzikal hayatını oldukça dolu geçiren Çetin. Marmara Üniversitesi'nde müzik okumaya karar vermiş ancak devamlı olarak sahne alan bir müzisyen olduğu için okulunu bitiremeden bırakmıştır. Dönemin blues ve rock şarkıları denince İstanbul'da akla ilk gelen isimlerden biri olan Çetin; Batu Mutlugil ve Zafer Şanlı ile Blue Blues Band isimli grubu kurdu. Devamlı olarak dönemin ünlü blues ve rock parçalarını çalan grup; Kemancı, Manahattan, Shaft gibi mekanlarda çaldı ve büyük ilgi gördü. Aynı zamanda MFÖ gibi müzisyenlerle sahne alan Çetin, bir yandan Kıraç'ın Deli Düş ve Bir Garip Aşk Bestesi, İzel'in Bir Küçük Aşk gibi albümlerde ve pek çok şarkının stüdyo kayıtlarında yer almıştır. Ancak Çetin'in en büyük hayallerinden birisi, her müzisyenin olduğu gibi, kendi parçalarını insanlara dinletmek ve konserlerde insanlarla beraber eğlenmekti. Bu istek asla Çetin'in istediği yönde gerçekleşemedi ve Çetin'i ölüme sürükleyen nedenlerden biri haline geldi. İlk isimli albümünü kaydettikten sonra neredeyse hiç bir yapım firması Çetin'in parçalarına sıcak bakmadı. Haliyle istediği gibi konserler veremiyordu. Bunun nedeni her dönem olduğu gibi mekan sahiplerinin maddi kaygılarıydı. Türkiye'de 90'lar müzik açısından büyük bir kırılma noktası sayılabilir. Dönemin halkı bu tarz müziklere ve giyim tarzlarına hiç alışık değildi. Hatta öyle ki dönemin medyası konserlerde sahneye sırtını dönerek seyircilerin fotoğraflarını çekiyor, seyircilerin giyim tarzlarına ve danslarına yönelik haberler yapıyordu. Eleştiriyi kaldıramayan bir toplum olmamıza rağmen, eleştirmeyi oldukça seviyoruz olsa gerek. O dönem uzun saçlı erkeklere, saçını boyatan kızlara, kısaca kendinden farklı olan herkese saldırgan ve aşağılayıcı tavırlar takınan bir toplumun içinden sıyrılıp bir rock müzisyeni olmak haliyle çok zordu. Çetin ise bu mücadeleye diğer müzisyenlerle beraber göğüs germiş, germiş ki bizler bu gün Mor Ve Ötesi, Duman, Teoman, Şebnem Ferah ve daha nice müzisyenlerle buluşabiliyoruz. Böyle bir ortamda herkes tarafından dinlenen yabancı grupların cover müziğini yapmak elbette mantıklı çünkü mekan sahipleri bu yönde ilerleyen müzisyenlerin önünü açıyor. Ancak kendi şarkısını yapıp piyasaya atılan müzisyenlere sıcak bakan mekan sayısı oldukça azdı. Bu noktada kimseyi suçlamak doğru olmaz. Neticede kimisi beş kuruşun derdine düşmüş, kiminin keyfi yerinde. Satılık albümünün kayıtları ve neredeyse bütün işi bittikten sonra de yapım firması tarafından gelen habere göre belirtilen tarihten geç yayınlanacak olması Çetin'in depresyonu için kırılma noktası oldu. Müziğinin asla dinlenmeyeceğini düşünen Çetin, bu dünyanın olumsuzluklarından kurtaran tek olgudan mahrum kalmış gibi hissediyordu ve depresyonunun en büyük nedenlerinden birisi de buydu. Bireyselliğini kaybetmiş gibi hissediyordu. Yıllarca verdiği emeğin karşılığını geri alamadığını düşündü ve Yaşamak istemem diyerek haykırdı bizlere. Çetin'in müziğe karşı olan heyecanı hep vardı ancak yaşama karşı olan hevesi bir o kadar da azalmaya başlamıştı. Kişisel hayatında çözemediği meseleler ve kariyerinin ilerlemeyeceğini düşünmesi Çetin'i psikolojik tedavi amaçlı hastanelere yatırdı. Hastaneden çıkan Çetin'in beynini, Boğaziçi köprüsünden geçerken, hastalık ele geçirdi ve kendini 15 Ağustos 2001 tarihinde Boğaziçi Köprüsün'den attı. Çetin 31 yıllık ömrüne pek çok güzel arkadaş, Yavuzcan adında çok tatlı bir erkek çocuğu, İlk ve Satılık adında iki albüm ve binlerce hayran bıraktı. Ölümünden sonra belgesel niteliğinde Blue isimli bir film çekildi. 2. Albümü olan Satılık isimli albümünün çıkışını göremeyen Çetin, bizlere güzel şarkılar ve daima hatırlanacak gitar melodileri bıraktı. Yavuz Çetin bu gün yaşasaydı 52 yaşında olacaktı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/one-love-festival-13-1-gun/", "text": "Festivalin olduğu haftanın başında, tükenen biletlerin yapılan iadelerle tekrar satışa sunulacağını öğrenince yurtta bayram havası edasında dolananlardan biri de bendim. Cumartesi günü haldır huldur saat henüz 14:00'ı bulmadan Parkorman'a biletleri almaya gittim. Ve yaz mevsiminin gerçek anlamda geldiğini, enerji emici güneş altında bilet kuyruğunda beklerken bir kez daha idrak ettim. Kendimi halk kahramanı edasında ortaya atıp, arkadaşlarıma takındığım Tamam yea ben hepinize bilet alırım tavrım, alanda yapılan Herkesin yalnızca iki bilet alma hakkı var arkadaşlar cümlesiyle son buldu. Sevap pointlerimi tek bir bilete indirgeyerek biraz enerji toplamak adına ayrıldım alandan. Günün beklenen isimleriyse şahsım adına Oh Land ve özellikle Mogwai'ydi. Geri geldiğimde sahneye Redd çıkıyordu. Son albümleri olan Hayat Kaçık Bir Uykudur ağırlığıyla sahnedelerdi. Her zamanki duruşları yine oradaydı, o sahnedeydi sevdiğim adamların. Ardından dünya tatlısı bir insan ve onun ekibi karşımıza çıktı. Oh Land! Bundan iki sene önce Solar Beach'te yapılan Mono Festival'de izlemiştim Oh Land'i. Mavi saçlı sevimlilik abidesini One Love 2014 sahnesinde izlerken kurduğum cümleyi iki sene önce de Dünyanın en tatlı enerji saçan insanı sen olmalısın! şeklinde dile getirmiştim. Ve o gün tarih tekerrür etti bir kez daha. Oh Land denilince çoğu insanın aklına ilk gelebilecek şarkı olan Wolf & I ile çıktı sahneye mavi saçlı kız. Sahneye adım atar atmaz herkesi büyüledi enerjisiyle. O, sahnede dans ederken yaptığı her hareketiyle mest etti bizleri. Sahnedeyken kendini biz seyircilerinden uzaklaştırması söz konusu değildi, ki zaten müthiş samimiyetiyle kendisini bir süre sonra dayanamayıp aramıza atarak ellerimizi tuttu. İzlediğimiz şölen daha da reel bir hal aldı böylece. 2011'de çıkan Oh Land albümüyle tanıyıp sevdim kendisini ben. Diğer iki albüme dair çok da bir fikrimin olmaması sebebiyle şarkılara dair beklentimin karşılığı azdı. Ama tabii ki tek albüme yüklenmek gibi bir bencillik yapmayıp her albümün hakkını verdi mavi saçlı kız. Özellikle o performansa dair benim aklımda kalan şarkı Sun of A Gun oldu. Tüm enerjimizi o şarkıda daha çok ortalığa sermiş gibiydik her birimiz. Konser bitimine doğruysa White Nights'ı çalmadan olur mu hiç serzenişimi duymuş olacaktı ki kapanışı White Nights ile yapıp suratımdaki tebessümün sebebi oldu. Ve bize sunduğu pek çok sevgi sözcüğü ve samimiyetiyle ayrıldı sahneden o güzel, mavi saçlı kız. Konsere dair söyleyeceklerim Şu albüm ağırlıklıydı, şu şarkı çalındı, bu şarkıda şöyle oldu gibi cümlelerden ziyade, bu adamların insanüstü varlıklar olduğuna ve var olunan ortam ile içinde bulunulan ruh halini nasıl efsanevi bir bütünlüğün içine sokabildikleriyle alakalı olacak şüphesiz ki. Tek bir şarkı dışında sözlerden ırak tınılarla doldu kulaklarımız. Açık havayı içimize çekerken, kimi şarkıda gözlerimizi kapatıp saniyelik düşlere daldık, kimi şarkıda bu tınılara sebep olanların insan olamayacağını düşünürek açtık gözlerimizi. İnanmak için açtık. Onları izledik. Enstrümanlara her dokunuşlarında içlerimize de dokunduklarını hissettik. Belki herbirimiz bambaşka şeyler düşledik, hatırladık. Ama herbirimiz aynı duygunun çatısı altında birleşip o anı hissetmek için orada gibiydik. Tınılar bizi birleştirdi o an. Gözlerimi kapattığım her saniye içimde buruk bir huzur hissettim. Ve buna rağmen, o mükemmelliyet içinde gözlerimi hiç açmak istemedim... Karşımdakilerin bambaşka bir evrene ait olduğunu düşünüyordum. Evet, bambaşka bir evrene ait ve bizleri de kendilerine katmak istiyor gibiydiler. Bizse zaten onların adımlarına uymak için can atar gibiydik daha ilk notada. Demem o ki, sadece konser izlemek ile sınırlı kalmayan bir an yaşattı bize Mogwai. Sahnede durdukları süre boyunca kafamızın içindeki filmin soundtrackleri onların parmaklarının ucundaydı. Ve bence hepimiz bu hizmetten çok memnunduk. Her şarkı sonrasında en içten teşekkürlerini ilettiler bizlere ve tebessümleriyle ayrıldılar o sahneden bu güzel adamlar. Ardından Basement Jaxx, Good Luck ile sahnedeki yerini aldı. Mogwai'den sonra o an için müzik adına tüm algılarımı kapatmış olacaktım ki, bir kenarda oturmaya karar verip performanslarını izleyemediğimden dolayı kendilerine dair pek fazla cümle kuramıyorum. Sahnelerine dair bir yorum yapamayacak olsam da kulaklarımızı iyi doldurduklarını söyleyebilirim. Ki çevremden duyduklarım ve çekilen fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla görsellikleriyle gözleri de doldurmuşlar gayet de. Bu senenin festivalleri adına unutulmayacaklar listesinde yer alan anlarıyla hafızalara kazındı One Love 2014'ün ilk günü. Gökyüzüne bakarak yeni bir evrene koşarken var olması gereken tınıları canlı dinlememize sebep oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/one-love-festival-13-2-gun/", "text": "One Love Festival'in bu sene benim için en beklenen/merak edilen performansı ikinci gün İstanbul Sahnesi'nde çıkacak olan MO idi. Henüz No Mythologies to Follow isimli bir tane albümü yayınlanmış olan İsveçli şarkıcının canlı performansları genellikle olumlu eleştiriler alıyor. Yüksek enerjili ve seyircilerle bol bol iletişime girdiği performansları olduğunu okumuştum. Ama talihsizlik işte, ilk şarkısını konser alanına koşarken dışardan dinledim. Konser alanına girdiğimde MO umarım henüz ikinci şarkısını söylüyordu. Nerdeyse tamamı çok keyifli geçen konserin bence hatırlanmaya değer anları Waste of Time, Don't Wanna Dance, Pilgrim, XXX 88 ve Spice Girls coverı Say You'll Be There oldu. Benim özellikle favorilerim çok sevdiğim Waste of Time ve Spice Girls hayranı olarak büyüyen biri olarak sesimi son damlasına kadar kullandığım Say You'll Be There oldu. Tabi böyle olmasında benim kişisel beğenilerimin etkisi inkar edilemez ama bu saydıklarım çoğunlukla enerjisiyle öne çıkan şarkıları da oldukları için canlı performansları da çok enerjikti ve dinleyici için keyifli olmuştur diye düşünüyorum. Sahne kıyafetini çok atlayıp zıpladığını göz önüne alarak sportif seçen MO saçındaki at kuyruğunu da konser boyunca savurdu. Kendisinin de bir Spice Girls hayranı olduğunu bilerek ben çocukluğunda Mel C olmak istiyormuş sanırım diye düşündüm. MO konser boyunca gerçekten bir saniye yerinde durmadı, sahneye yattı, hopladı, zıpladı, kendini seyircilerinin yanına attı, onlara sarıldı, ellerini tuttu, hatta aynen okumuş olduğum gibi crowd-surfing yapmayı da ihmal etmedi. Hava kararmadan önceki son konserin seyircileri hem sayı olarak fazla, hem de oldukça keyifliydi. Herkes dans ediyordu ve ortam hem kocaman ve rengarenk One Love balonları hem de sabun baloncuklar sağolsun çok keyifli görünüyordu. Canlı performansı gerçekten de çok enerjik ve neşeli olan MO dinleyicisinden memnun kalmış görünüyordu konser bitiminde. İstanbul'daki ilk konserinden mutlu olduğunu da söyledi zaten. Seyirciye gelince ben dans etmeyen kimseyi görmedim gerçekten. Eğlenceli ve kalabalık bir gruptu ve eminim ki bu enerjik performansla MO Türkiye'den yeni bir kaç dinleyici de muhakkak edinmiştir. 13.'sü gerçekleşen One Love Festival'in artık şehrin temel müzik etkinliklerinden biri olduğu aşikar. Kısmen büyük bütçeli bir organizasyon olması sebebiyle de festivalde sahne alacak isimler her daim merak konusu. Ama benim için geçtiğimiz yıllara nazaran bu yıl biraz daha sönük bir liste vardı. Bonobo ve özellikle Moderat olmasaydı, biletler satışa ilk çıktığı gün gidip alır mıydım bilmiyorum. Ülkemizde daha önce iki kez sahne almasına rağmen ilk kez izledim Bonobo'yu. Şunu belirtmeliyim, Bonobo'nun müziğini özel kılan en önemli faktör sakin melodilerle elektronik öğeleri çok iyi harmanlıyor olması. Yan flütten gitara, kullandığı enstrümanlarla yarattığı tarz otomatik olarak zihinde kendi arka fonunu yaratıyor. Zaten bu yüzden konser boyunca kitlenin dikkatini ve canlılığını sürekli üzerinde tutmayı başardı. Genel olarak Black Sands ağırlıklı bir setlist dinledik. Yeni albümünden çaldığı parçalara Szjendere Fox'un naif vokali eşlik etti. Ayrıca elektronik temelli müziklerde enstrüman performanslarının bulunması benim için önemli bir kıstas. Sadece set üzerinden ilerleyen konserler, yapılan müziği içselleştirmemde ciddi bir engel oluşturuyor. Simon Green'in ekibi, Bonobo'nun performansının başarısında önemli bir yere sahipti bu açıdan. Festivalin kapanışını yapan Berlin elektro müziğinin son yıllardaki önemli ismi Moderat, yüksek metronomuyla geceyi en üst seviyeye taşıdı. Özellikle minimal tekno müziğin içinde barındırdığı yumuşak trans halini kusursuz görsellerle destekleyerek benim için unutulmaz bir performans sergilediklerini söyleyebilirim. Rasty Nails, Sea Monkeys, A New Error kitleyi en çok coşturan parçalardı. Bunun yanında Milk için ayrıca parantez açmak gerek. Sabit beatler üzerine giderek artan synthler ve efektlerle yaklaşık dokuz dakika boyunca hipnotik bir performans izledik."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/one-love-festival-15-bu-pazar-parkormanda/", "text": "One Love Festival, bu hafta 17 Temmuz Pazar günü Parkorman'da 15. kez festival severlerle buluşmaya hazırlanıyor. Bu sene, tek güne sıkıştırılmış festivalde, Sofi Tukker ve Andrea Oliva'nın ülkemizde yaşanan terör olayları sebebiyle konserlerini iptal etmesiyle birlikte- Two Door Cinema Club, Django Django, Balthazar, Arthur Beatrice, HVOB, Klangkarussell, Butch, Ben Pearce, Kalben, Umut Adan, Cervus, Alican, İlker Aksungar, Men with a Plan, Akın Sevgör, Shangri-La ve Radyo Eksen DJ'leri yer alacak. Edit (12.07.16): İtalyan DJ ve prodüktör Davide Squillace ve ülkemiz elektronik müzik sahnesinden Astrofella festivale son eklenen isimler oldular."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/one-love-festival-15in-programi-aciklandi/", "text": "Geçtiğimiz ayın sonunda geri dönüşünü duyurduğumuz, 20 Temmuz'da Parkorman ve Volkswagen Arena'da gerçekleşecek One Love Festival 15'e katılacak sanatçılar açıklandı. Parkorman Birlikte Güzel Sahnesi'nde Fransız müzik prodüktörü ve yönetmen Guillaume ve Jonathan Alric ikilisinin dans müziği projesi The Blaze; İngiltere çıkışlı electro-pop üçlüsü Years & Years; Londra çıkışlı soul ve blues şarkı yazarı Michael Kiwanuka; Amsterdam çıkışlı afrobeat grubu Jungle by Night ve Türkçe rap müziğin önemli isimlerinden Kamufle, canlı orkestrası ve konuklarının eşlik edeceği Kamufle & Brothers projesi ile yer alacak. Kendine Has Sahnesinde ise; Türkçe rap sahnesinin popüler ismi Ezhel, yine yerli sahnenin öncü isimlerinden Büyük Ev Ablukada; Danimarkalı indie / elektro-pop projesi Oh Land, Gaye Su Akyol, Gözyaşı Çetesi, Skinny Pelembe, Ati ve Aşk Üçgeni yer alacak. Parkorman'da programlaması Red Bull tarafından yapılan sahnede ise; Max Abysmal, Dekmantel Soundsystem, Palms Trax DJ müzikleri ile One Love Festival 15'teki yerini alacak. Parkorman'da yer alacak olan Audioban Music Embassy Sahnesi'nde ise; Ikaru, Hedonutopia, Mind Shifter, In Hoodies, Al'York yer alacak. One Love Festival 15'in gece programında ise Volkswagen Arena'da yer alan King Sahnesi'nde; disco'dan techno'ya uzanan setleriyle tanınan The Black Madonna, İngiliz DJ ve prodüktör George Thompson'ın projesi Black Merlin'in yer alacak. Gecenin açılışını ise Türk techno plak şirketi Jeton Records'un kurucusu DJ Ferhat Albayrak yapacak. 20 Temmuz'u 21 Temmuz'a bağlayan festivalin avantajlı dönem biletleri ise Biletix'te satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/one-love-festivalda-sahne-alacak-tüm-isimler-belli-oldu/", "text": "Bu yıl 14.'sü Lifepark'ta gerçekleşecek olan One Love Festival'da daha önceden açıklanan James Blake, Tom Odell, Metronomy, Hot Chip, Julian Casablancas + The Voidz, Little Dragon, Jose Gonzalez ve Austra gibi isimlerle birlikte festivale katılım gösterecek olan tüm grup ve sanatçılar açıklandı. Fin Greenall'in melankolik projesi Fink, yenilikçi tarzlarıyla Everything Everything, dansa davet eden tonlarıyla Slow Hands, Türkiye'nin en önemli kadın vokallerinden Ceylan Ertem, Reggae müziğinin Türkiye'deki en önemli temsilcisi Sattas, elektronik pop grubu 123'ün yanı sıra Kim Ki O, The Ringo Jets, Biz, The Away Days, Sapan, Adamlar, Can Güngör, Barış Demirel, Norrda, Palmiyeler, DJ performanslarıyla Darren Roach, Ahmet Şendil, Dayko & Jamiryo, Cem Salman, Unus Emre, Deniz Kabu, Batu Çelik, Ali Murat Karakuş ve Sevil Soylu, 13 14 Haziran'da festivalcilerle buluşacak diğer isimler oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oner-karacuha-ve-emre-akbay-is-birliginden-cikan-terapi-yayinda/", "text": "Öner Karaçuha ve Emre Akbay'ın Terapi isimli yeni teklisi 4 Haziran'da dijital platformlardaki yerini aldı. Öner Karaçuha; prodüktörlüğünü, müziğini ve aranjörlüğünü üstlendiği, vokalleri ve sözleri Emre Akbay 'a ait Terapi isimli tekliyi, 4 Haziran'da yayınlandı. Mix & mastering'i Emir Ural tarafından yapılan parçanın kapak tasarımı ve synth'leri Çağatay Vural'a ait. Müzik eğitimini Modern Müzik Akademisi ve Bahçeşehir Üniversitesi Caz Programında tamamlayan Öner Karaçuha, bugüne kadar bir çok grup ve sanatçıyla sahne ve albüm kayıtlarında davulcu olarak yer almıştır. Karaçuha aynı zamanda en son prodüktörlüğünü de yaptığı Öner Karaçuha Quartet projesi ile Unutma adlı üçüncü teklisini Kamil Hajiyev ile feat yaparak mart ayında çıkarmıştı. Öner Karaçuha ve Emre Akbay'ın Terapi isimli yeni teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/opethin-yeni-album-detaylari-belli-oldu/", "text": "İsveçli progressive metal devi Opeth'in sonbaharda çıkartacağını açıkladığı on üçüncü stüdyo albümünün detayları belli oldu. 2016 yılında yayınladıkları Sorceress albümü sonrasında Opeth, yeni albümü In Cauda Venenum'u Moderbolaget Records / Nuclear Blast etiketiyle sonbaharda paylaşacağını açıkladı. İsveç'teki Park Studios'ta kaydedilen albüm İngilizce ve İsveççe olmak üzere iki versiyonla yayınlanacak. Kesin çıkış tarihi belli olmayan albüm, çeşitli fiziksel formatlarda ve dijitalde yayınlanacak. Geçtiğimiz günlerde, 6 Temmuz Cumartesi günü Parkorman'da gerçekleşecek Rock Off 2019'da sahne alacağı açıklanan Opeth ile ilgili detayları aktarmaya devam edeceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/opethten-yeni-parça-will-o-the-wisp/", "text": "Death Metal'den ziyade iyiden iyiye Progressive Rock/Metal grubu haline gelen Opeth, ay sonunda çıkacak olan yeni albümü Sorceress'ten yeni bir parça daha yayınladı! 30 Eylül tarihinde yayınlanacağı açıklanan yeni albüm Sorceress'ın 4 numarası Will O The Wisp'in şarkı sözlü videosu paylaşıldı. Geçtiğimiz ay içerisinde albümle aynı adı taşıyan parçadan sonra, yeni albümden paylaşılan 2. single olan Will O The Wisp ilk parçaya oranla daha akustik bir şekilde geldi. Yayınlanan parçalara baktığımızda albümümün genel olarak Progressive ve Akustik temelli olacağı ve Damnation Opeth'çilerini mutlu edeceğe benziyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oppenheimer-olmak-ya-da-olmamak/", "text": "Oppenheimer ile Christopher Nolan sinemasının doruk noktasına ulaşacağız gibi görünüyor. Gelin Oppenheimer filmiyle ilgili detaylara birlikte göz atalım. Film, hem bilim hem de insanlık tarihinin en önemli olaylarından birine ışık tutuyor. Film, Oppenheimer'ın atom bombasının geliştirilmesine nasıl katkıda bulunduğunu, bu süreçte yaşadığı ahlaki problemleri, sonrasında ise pişmanlık ve suçluluk duygularıyla nasıl başa çıktığını gösteriyor. Film, izleyiciye Oppenheimer'ın atom bombasına karşı olan tutumunu sorgulatmasının yanı sıra, onun kişisel hayatına da odaklanıyor. Filmde Oppenheimer'ın eşi Kitty, kardeşi Frank, dostu Enrico Fermi ve rakibi Edward Teller gibi karakterler ve bu insanlarla olan ilişkileri de gözler önüne seriliyor. Anlayacağınız bu yapım hem bilimsel hem de duygusal bir yolculuk sunuyor. Eleştirilere göre bu film, Nolan'ın en kişisel çalışması. Bu yanıyla, önceden yaptığı filmlere bakılırsa Oppenheimer, Nolan'ın diğer tüm filmlerinde aktarmaya çalıştığı mesajların bir çatı altında toplanmasıdır. Zamanın belirsizliği, insan duygularının mantıkla çatışması ve de sinemanın insanları bu konuda uyarması üzerine bir film olacağı görülüyor. Bu denilince akla filmin müziklerinin nasıl olacağı sorusu da geliyor. Nolan bilindiği üzere Hans Zimmer'la yaptığı mükemmel çalışmalar ile biliniyor, ancak bu filmde daha önce Tenet'te birlikte çalıştığı Ludwig Göransson'ı dinleyeceğiz. Tenet'te de olduğu gibi Göransson gerilimi ve durumları iyi yansıtabilen bir besteci, zaman ve döngü temasına uyarak simetrik besteler oluşturmasıyla büyük takdir toplayan Göransson için bu filmden beklenti oldukça yüksek. Film bu kadar önemli bir tarihi figürün ilk sinemaya uyarlaması; kaynağını ise American Prometheus: The Triumph and Tragedy of J. Robert Oppenheimer adlı kitaptan alıyor. Prömiyer sonrası gelen eleştirilere göre, kitaba ve kişiye sadık kalınan başarılı bir uyarlama bizi bekliyor. Film Oppenheimer'ın iç dünyasını ciddi ve felsefi açıdan ele alıyor, bu noktada pandemi sonrası filmlerinde bir örüntü olarak seçimler ve seçimlerimiz üzerine varoluşsal krizlerin daha çok karşımıza konu olarak çıktığı söylenebilir. Oppenheimer ve Barbie'nin bir noktada bu kadar çekici gelmesi kendilerinin de bir merak faktörü olmasından kaynaklanıyor. Hangi sırayla izlenecek, ne zaman izlenecek, neler bizi bekliyor? Hangi film daha çok rağbet görecek? Merakla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oradaydik-hakan-vreskala-noxus-ankara-konseri-21-şubat-2016/", "text": "Konser başlarken herhangi bir setlist hazırlamadıklarını söyleyen Vreskala, konser açılışını Her Köyde Bir Deli Var şarkısıyla yaptı. Sonrasında Duyuyor Musun, Bize Her Şey Yasak, Kürdi Nizanım, İstanbul, Padişahım Çok Yaşa gibi yakından bildiğimiz şarkılarını çaldı. Kendisi her ne kadar İzmir'de şehirli tarzda büyümüş biri olarak bir halk müziği kültürünün olmadığını dile getirse de bu durum Niye Çattın Kaşlarını ile bizi kedere, gama boğmasına Dar Hejirokeyle incir ağacımız, gam götürenimiz olmasına bir engel teşkil etmedi. Dinleyicinin Dar Hejiroke dışında ayrıca Arka Mahalle, Haydar Haydar, Omuzdan Tutun Beni, Kum Gibi şarkılarının da yeniden yorumlarını dinleme şansı oldu. Konsere dair unutulmayacak anlardan biri Büyük Birader'den Bora Biçer ve Ulaş Tercan'ın da sahneye çıktığı, uyum ve sükunet içerisinde hareket eden dinleyiciyi yine aynı uyum içinde dağıtan Dağılın Lan performansı oldu. Hakan Vreskala; Şivan Perwer'den beslenmiş, Norrda'yla gönlümüze taht kurmuş kendisine has bir adam. Bu özgüllüğü elbette ki başta yeteneğinden, sonra derdini dökmeye çalıştığı noktadan geliyor. Battıkça Battıkı çalarken en tatlı haliyle Göksellerin, Teoman'ların değil bizim hikayemiz! Tarkan'ın değil! deyip dinleyicilerin kahkahaları arasında bu hikayeyi bize anlatmasından geliyor. Not: Harika fotoğrafları için Recep YILMAZ'a teşekkürler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/orcun-ayata-derya-is-birligiyle-yeni-parcasini-yayinladi/", "text": "2018 Ocak ayında ilk EP'sini yayınlayan Orçun Ayata, Stockholm'de yaşayan Türk müzisyen Derya ile birlikte yaptığı yeni parçasını geçtiğimiz günlerde yayınladı. Radyo Kanyon'da hazırlayıp sunduğu programlarının yanında, SAE Enstitüsü'nde ses mühendisliği eğitimini tamamlamasıyla birlikte, miks ve canlı ses mühendisi olarak Hediye Güven, Ansızın Bi' İnfilak ve Dilhan Şeşen gibi isimlerle de çalışmalarını sürdüren Orçun Ayata, elektronik müzik prodüktörü kimliğiyle de Ocak 2018'de yayınladığı, 3 parçadan oluşan Meaning isimli ilk EP'sinin ardından Stockholm'de müzik hayatını sürdüren Derya ile birlikte yeni parçası Lucidity'yi yayınladı. İlk EP'sini bağımsız olarak Ekim 2017'de yayınlayan Derya'nın, türküleri tekrar yorumlayıp Derya Tezcan ismiyle yayınladığı ayrı bir projesi de bulunuyor. Mix ve mastering'i Orçun Ayata'ya ait olan parçanın kapak fotoğrafı ise Uğur Özbak imzalı. Ayrıca Bir Baba Indie ekibi içerisinde de yer alan Orçun Ayata'nın geçmiş dönemdeki yazılarına da buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/orcun-ayatanin-ilk-epsi-meaning-yayinlandi/", "text": "Bir Baba Indie ekibinden Orçun Ayata'nın 3 şarkıdan oluşan EP'si Meaning, gün itibariyle tüm dijital platformlardaki yerini aldı! SAE Enstitüsü'nde ses mühendisliği eğitimini tamamladıktan sonra, miks mühendisliği, canlı ses mühendisliği, elektronik müzik prodüktörlüğü yapmaya devam eden müzisyeni, aynı zamanda Radyo Kanyon'daki programlarından da tanıyoruz. Beş yıldan beri amatör bir şekilde elektronik müzikle ilgilenen Orçun Ayata, Meaning'i oluştururken, Emancipator ve Nicolas Jaar gibi isimlerin yanında modern caz müzisyenlerinden esinlendi. Free Will of a Hill ile A Hopeful Disease adlı şarkılarda yer alan trombon bölümlerinde Orçun Ayata'ya, İtalyan miks ve mastering mühendisi, multi enstrümantalist Giancarlo Roberti eşlik etti. Geri kalan tüm enstrümanlar ise dijital ortamda düzenlendi ve şarkıların miks ve mastering'i de yine Orçun Ayata tarafından yapıldı. Albüm kapağı ise daha önceden Anatolian Rock Revival Project için de görseller üreten Kübra Yeşil tarafından tasarlandı. Lafı fazla uzatmıyor ve sizleri Orçun Ayata'nın ilk çocuğu Meaning ile baş başa bırakıyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/orcun-sunear-bu-bizim-peyotenin-20-yasini-kutlama-seklimiz/", "text": "Sattas yalnızca yerli sahnenin en köklü reggae grubu değil, aynı zamanda en fazla konser veren gruplarından biri. Bir Baba Indie ekibi olarak bugüne kadar kaç Sattas konserinden story'ler paylaştığımızın haddi hesabı yok. Şimdi ise sıra bu yıl 20. yaşını kutlayan Peyote Nevizade ortaklığıyla bir Sattas konserine ev sahipliği yapmakta! On kaplan -ya da aslan- gücündeki canlı performansıyla Sattas, 20 Nisan Cuma akşamı uzun bir aranın ardından ilk defa Peyote Nevizade sahnesine reggae getirecek. Gecenin after'ında sahneyi Beton Orman ekibinden C Fyah devralacak. Bir Baba Indie Sunar: Sattas etkinliği öncesinde Sattas'ın kurucusu ve vokalisti Orçun Sünear ile Peyote Nevizade'ye dair mini bir söyleşi gerçekleştirdik. Zor soruymuş, bayağı uzun bir süre düşündüm. Sanırım 2000 yılıydı ya da 2001... Replikas'ın, BabaZula'nın ve daha bir dolu değerli müzisyenin sahne aldığı, çok gıcık olduğum ama sürekli gittiğim bir yerdi Peyote. Özellikle -huzur içinde uyusun- mekana daha çok sevgili dostum Hakan'ın sohbeti için gittim diyebilirim. İlk aklıma gelen grup Replikas. Adını daha önceden duymama rağmen BabaZula'yı da ilk defa orada dinledim. Selim ile tanışmadan önce sevgili dostlarım Ceza ve Ayben'i ilk defa orada izledim, nefisti. Kuzenlerin grubu vardı: Delizia. Kısa süreli ama çok sevdiğim bir grup oldu. Bunlar ilk aklıma gelenler... Ha bir de unutamadığım Fairuz Derin Bulut ve Pinhani konserleri vardı çok güzel geçen. Geniş geniş esasında Peyote değil de tüm mekanlar... diye konuya girecektim ama vazgeçtim. Evet haklısın, Peyote'nin özellikle alternatif müziğe etkisi çok çok önemlidir. Kan ve ter içinde, tüm zorluklara karşın mekanın desteğiyle hep birlikte o konserler verildi. Tunç ile zaman zaman tartışmalarımız olmuştur ama bunlar hep bir gerçekliği barındırıyordu. Sonunda Peyote okulundan geçenler yoluna devam edebildi. Peyote sahnesinin yıldızları olan bir dolu değerli grup zaman içerisinde yok oldu. Müzik dünyası daha alternatif dünyaya nazaran çok acımasız; o yüzden bu grupların yok olması kesinlikle Peyote'nin suçu değil. Peyote'nin müzisyenler için bir okul görevi üstlendiğini düşünüyorum. Ayrıca Peyote'de güzel bir konser sonrası terasa çıkıp nefeslenmek harikadır! Bu bizim Peyote'nin 20. yaşını kutlama şeklimiz ve bunu Peyote'ye borçlu olduğumuzu düşünüyoruz. Ayrıca 20 yıllık bu zaman zarfında Peyote sahnesinin inatla İstiklal'den ayrılmaması ayrıca saygın bir durum. Bakın biz hala İstiklal'deyizi kullanan bir sürü mekana nazaran onlar asla bu söyleme başvurmadılar. Tüm zorluklara rağmen ayaktalar. Bizler de Peyote'de olmaktan çok mutlu olacağız, hele ki o kadar zaman sonra... Evet, yalan yok, eve dönme hissiyatını damarlarımızda hissedeceğiz. Tabii unutmadan, bir başka kahraman ortaklık da bu konseri Bir Baba Indie'nin sunuyor olması."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ortak-yapimdan-turkiye-tiyatrosuna-10-yeni-eser/", "text": "BKM, DasDas, ENKA Sanat, İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Zorlu PSM'nin, ülkemizin kültür birikimine katkıda bulunacak yeni tiyatro yapıtları üretilmesi amacıyla başlattığı Ortak Yapım projesi kapsamında seçilen oyunlar belirlendi. Proje kapsamında her kurum ikişer oyunun yapımcılığını üstlenecek. Tiyatro alanında yeni oyun üretimine destek sağlamak amacıyla Haziran ayında Ortak Yapım projesi için bir araya gelen BKM, DasDas, ENKA Sanat, İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Zorlu PSM, projenin sonuçlarını 27 Ekim Salı günü Zorlu PSM Sky Lounge'da gerçekleşen bir basın toplantısıyla açıkladı. 10 yeni yapımın ülkemiz tiyatrosuna kazandırılmasını amaçlayan Ortak Yapım projesi kapsamında desteklenecek oyun metinlerinden beşinin yazarı projenin seçici kurulu tarafından belirlenmiş; kalan beş metin için ise açık çağrı yapılmıştı. Açık çağrıya bir ay gibi kısa bir sürede toplam 786 proje başvurmuştu. Başvuru ve değerlendirme sürecinin ardından destek almaya hak kazanan oyunlar seçici kurul tarafından belirlendi. Ön Değerlendirme Kurulu ile Tiyatro Sanatçısı Demet Akbağ, Zorlu PSM Programlama Yöneticisi Duygu Bayram, Tiyatro Sanatçısı Mert Fırat, Dramaturg Beliz Güçbilmez, Tiyatro Eleştirmeni, Akademisyen, Yazar Dikmen Gürün, ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu, Tiyatro Sanatçısı Tilbe Saran ve İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz'dan oluşan Seçici Kurul, açık çağrıya gelen başvurular arasından, Ortak Yapım projesi kapsamında desteklenecek oyunlara oy çokluğuyla karar verdi. Proje kapsamında Ceyda Aşar'ın Oysa, Maviydi Gök Bu Sabah, Gökhan Erarslan'ın Nuh'un Gemisini Aramak, Şamil Yılmaz'ın Haset, Ülkü Oktay'ın Fikri'nin Vişne Bahçesi ve Zeynep Kaçar'ın Şirket isimli oyunları desteğe değer bulundu. Oyun yazarlarına 7500 TL tutarında destek verilecek. Seçilen beş oyuna ek olarak, Seçici Kurul tarafından belirlenen beş oyun yazarı da proje kapsamında sahnelenecek oyunlarının yazımını tamamladı. Ortak Yapım projesi için Ahmet Sami Özbudak Şimdi Gerçek Bir Şey isimli oyunu, Ceren Ercan Beni Sakın Yumruklardan isimli oyunu, Ebru Nihan Celkan Bir İhtimal Daha Var isimli oyunu, Firuze Engin Kusursuz Çiftin Harikulade Serüvenleri isimli oyunu ve Yeşim Özsoy Kum Zambakları ve Mümkün Dünyalar isimli oyunu kaleme aldı. Ceren Ercan'ın Beni Sakın Yumruklardan ve Şamil Yılmaz'ın Haset isimli oyunlarının ve Zorlu PSM Yeşim Özsoy'un Kum Zambakları ve Mümkün Dünyalar ve Ülkü Oktay'ın Fikri'nin Vişne Bahçesi oyunlarının yapımcılığını üstlenecek. Oyunları sahneleyecek yönetmen ve oyuncu/topluluklar, yapımcılığı üstlenen kurum tarafından seçilecek. Oyunun prömiyeri de 2021 yılı içinde yapımcılığı üstlenen kurum tarafından belirlenen bir sahnede yapılacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscar-adaylari-belli-oldu/", "text": "Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar Ödüllerinin aday listesi belli oldu! 1927'den beri film endüstrisindeki sanatsal ve teknik başarılara verilen Oscar ödüllerinin aday listesi bugün belli oldu. 93. sü gerçekleşecek olan ödül töreninin adaylarını ise canlı yayında aktris Priyanka Chopra ve müzisyen Nick Jonas açıkladı. Adaylar arasında Golden Globe'larda da damgasını vuran Netflix yapımı Mank, Ma Rainey's Black Bottom, The Trial of the Chicago 7 ve Hillbilly Elegy gibi filmler bulunuyor. 93. Oscar aday listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz! - The Father - Judas and the Black Messiah - Mank - Minari - Nomadland - Promising Young Woman - Sound of Metal - The Trial of the Chicago 7 - Riz Ahmed Sound of Metal - Chadwick Boseman Ma Rainey's Black Bottom - Anthony Hopkins The Father - Gary Oldman Mank - Steven Yeun Minari - Viola Davis Ma Rainey's Black Bottom - Andra Day The United States vs Billie Holiday - Vanessa Kirby Pieces of a Woman - Frances McDormand Nomadland - Carey Mulligan Promising Young Woman - Sacha Baron Cohen The Trial of the Chicago 7 - Daniel Kaluuya Judas and the Black Messiah - Leslie Odom Jr One Night in Miami... - Paul Raci Sound of Metal - Lakeith Stanfield Judas and the Black Messiah - Maria Bakalova Borat Subsequent Moviefilm - Glenn Close Hillbilly Elegy - Olivia Colman The Father - Amanda Seyfried Mank - Youn Yuh-jung Minari - Thomas Vinterberg Another Round - David Fincher Mank - Lee Isaac Chung Minari - Chloe Zhao Nomadland - Emerald Fennell Promising Young Woman - Borat Subsequent Moviefilm - The Father - Nomadland - One Night in Miami... - The White Tiger - Judas and the Black Messiah - Minari - Promising Young Woman - Sound of Metal - The Trial of the Chicago 7 - Onward - Over the Moon - A Shaun the Sheep Movie: Farmageddon - Soul - Wolfwalkers - Collective - Crip Camp - The Mole Agent - My Octopus Teacher - Time - Another Round - Better Days - Collective - The Man Who Sold His Skin - Quo Vadis, Aida? - Judas and the Black Messiah - Mank - News of the World - Nomadland - The Trial of the Chicago 7 - Emma - Ma Rainey's Black Bottom - Mank - Mulan - Pinnochio - The Father - Nomadland - Promising Young Woman - Sound of Metal - The Trial of the Chicago 7 - Emma - Hillbilly Elegy - Ma Rainey's Black Bottom - Mank - Pinocchio - Da 5 Bloods - Mank - Minari - News of the World - Soul - Fight for You Judas and the Black Messiah - Hear My Voice The Trial of the Chicago 7 - Husavik Eurovision Song Contest - Io Si The Life Ahead - Speak Now One Night in Miami... - The Father - Ma Rainey's Black Bottom - Mank - News of the World - Tenet - Greyhound - Mank - News of the World - Soul - Sound of Metal - Love and Monsters - The Midnight Sky - Mulan - The One and Only Ivan - Tenet - Burrow - Genius Loci - If Anything Happens I Love You - Opera - Yes-People - Colette - A Concerto Is a Conversation - Do Not Split - Hunger Ward - A Love Song for Latasha - Feeling Through - The Letter Room - The Present - Two Distant Strangers - White Eye"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscar-and-the-wolf-ocakta-babylon-bomontide/", "text": "Ülkemizde hatrı sayılır bir hayran kitlesi bulunan Belçikalı Indie Pop grubu Oscar and the Wolf, 28 Ocak Perşembe akşamı ilk kez Babylon Bomonti sahnesinde. Gent çıkışlı Oscar & The Wolf, yayınladığı iki adet EP'nin ardından 2 yıllık turne sonrası ilk uzunçalar albümleri Entity geçtiğimiz yıl yayınladı. Entity albümüyle Belçika listelerinde 1 numaraya çıkan grubu Spotify liselerine göre Belçika ve Hollanda'dan sonra en çok dinleyen 3. ülke durumunda olduğumuzu da belirtelim. Edit: Birkaç saat önce açıklanıp, çıkan avantajlı konser biletleri tükenmiş bile. Büdüt: 10.12.2015 saat 18.00 itibariyle tüm biletlerin tükendiği haberi de geldi. Son Edit: Oscar and the Wolf'un, Nights by You sponsorluğunda 27 Ocak Çarşamba akşamı bir kez daha Babylon'da olacağı açıklandı! Biletler 7 Ocak Perşembe günü 14:00'te Biletix'te!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscar-and-the-wolftan-yeni-tekli-call-me-when-you-leave/", "text": "Belçikalı grup, yeni teklisi Call Me When You Leave ile yaz aylarının başlangıcını yapıyor. Yakın zamanda Küçükçiftlik Park'ta Evdeki Saat, Lil Zey, Yaşlı Amca, Riff Cohen ve Soft Analog'un ön grup olarak çıktığı Türkiye konseriyle ülkemizde müziğinden çokça bahsettiren Oscar And The Wolf yeni teklisi ''Call Me When You Leave'' ile karşımızda. 2010 yılından bu yana aktif müzik hayatına elektropop, dreampop, rock ve barock pop türleriyle devam eden Belçikalı müzik grubu Oscar And The Wolf, geçtiğimiz Mayıs ayında dreampop türünde yayınladığı ''Dancing Machine'' ve ''Donnie's Dream'' adlı iki teklilerinin yanına 1 Haziran'da çıkardığı ''Call Me When You Leave''i de ekledi. Şarkının yazımında Belçikalı prodüktör Jeroen De Pessemier ile rol oynayan grubun solisti Max Colombie, şarkının prodüktörlüğünde ise Jeroen De Pessemier'in kurucu ortağı olduğu One Track Brain ile çalışmakta. Belçikalı grup, önümüzdeki haftalarda Afterglow adını taşıyan bir EP yayınlayacak. Oscar and the Wolf'un yeni teklisini dinlemek için aşağıdaki bağlantılardan yararlanabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscar-and-the-wolfun-beklenen-yeni-parcasi-yayinda/", "text": "Oscar and the Wolf'un merakla beklenen yeni teklisi James, tüm dijital platformlarda yerini aldı! Indie pop'un sevilen isimlerinden Oscar and the Wolf, heyecanla beklenen yeni teklisi James'i yayınladı. Yeni şarkısında Fransız ve İtalyanların yaşayış tarzlarından, kıyafetlerinden, fotoğraflarından ve filmlerinden etkilendiğini söyleyen grubun frontman'i Max Colombie, ulaşmak istediği noktanın ışık ve karanlık arasındaki denge olduğunu belirtiyor. Grubun bu yeni teklisi, ilhamını ilişkilerden, arkadaşlıklardan ve aşklardan alıyor. Modern R&B, elektro-pop, bağımsız rock tarzındaki şarkılarının kaynağını hüzün, mutluluk, aşk ve alacakaranlık temaları oluşturuyor. Şarkı ayrıca ismini, Max Colombie'nin şarkının kaydı için stüdyoya girdiği gün dünyaya gelen yeğeni James'ten alıyor. Oscar and the Wolf'un yeni teklisi James'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscar-antonun-kartpostallar-serisinin-son-konugu-nilipek/", "text": "Her ayın ilk cuma günü farklı bir ülkenin lokal sanatçısıyla şarkı kaydeden Oscar Anton'un Milano, Madrid ve Berlin'den sonraki durağı İstanbul oldu. Alternatif sahnenin sevilen ismi Oscar Anton'un kartpostallar serisi bu yılın Ocak ayında başlamıştı. Madrid ve Berlin'le devam eden serinin yeni durağı Nilipek. ile İstanbul oldu. 4 Mart'ta Zorlu PSM'de konser veren Oscar Anton'un yolları Nilipek.'le burada kesişmiş. Konserden sonra oturup Türk mutfağının keyfini çıkaran Oscar Anton, Nilipek. ile birlikte bir tekli kaydetme şansını da yakalamış ve ortaya postcard from Istanbul çıkmış. Sözü ve müziği Oscar Anton ve Nilipek. ikilisine ait olan şarkının prodüktörlüğünü Oscar Anton üstleniyor. İkilinin sıpsıcak bir ortama sahip yeni şarkısını dinlemek için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscar-odullerinden-tarih-degistiren-kararlar/", "text": "1927'den beri Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından film endüstrisindeki sanatsal ve teknik başarılara verilen Oscar ödüllerinde tarih değiştiren yeni kurallar belirlendi! 2016 yılında gerçekleşen 88. Oscar ödüllerinde oyunculuk dalındaki 20 adayın da beyaz olmasıyla tepkileri üzerine çeken Akademi, değişim vaktinin geldiğini fark ederek bu yolda yenilikler yapmaya karar verdi. Akademi'nin yeni kararları ırk, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim gibi tabulaşmış konuları kapsıyor. 1. Ekranda Temsil, Temalar ve Anlatıcılar: Başrol veya önemli yardımcı oyunculardan en azından birinin, yeterince temsil edilmeyen bir ırksal veya etnik gruptan olması. 2. Yaratıcı Liderlik ve Proje Ekibi: Görüntü, müzik, kostüm, reji, kurgu, saç, makyaj, prodüksiyon tasarımı, yapım, set dekorasyonu, ses, casting veya yazar ekibinin en az ikisinin yöneticilerinin çeşitlilik sahibi isimler olması. 3. Sektör Erişimi ve Fırsatları: Stüdyoların hem stajyer hem de yeni eleman seçiminde yine farklı ırk, cinsiyet, cinsel yönelime sahip veya engelli bireylere şans vermesi. 4. Kitle Geliştirme: Film şirketlerinin pazarlama, tanıtım, dağıtım ekiplerinde yeterince temsil edilmeyen gruplardan en az iki kişinin yönetici konumunda bulunması. Kendi içlerinde de çeşitli şartlar bulunduran bu dört yeni maddenin ve alınan yeni kararların bugünden sonra daha büyük bir bütünün değişmesi yönünde katkısının olmasını diliyoruz. Bunun daha sadece başlangıç olduğunu umuyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oscara-aday-gösterilen-ilk-trans-sanatçı-anohni-oscar-törenine-niye-katılmayacağını-açıkladı/", "text": "Zaman sıkıntısı sebep gösterilerek Oscar töreninde sahne alacaklar listesine alınmayan Anohni Pitchfork'ta yayınlanan makalesinde törene katılmama kararının altındaki sebepleri açıkladı. Racing Extinction belgeselindeki, J. Ralph'le iş birliğinin eseri Manta Ray'in en iyi orijinal şarkı alanında aday gösterilmesinden sonra, Sam Smith, Lady Gaga, the Weeknd ve herhangi bir kategoride aday gösterilmeyen Dave Grohl gibi isimlerin sahneye çıkacağı törenin programından, Simple Song #3'yi seslendiren Güney Koreli soprano Sumi Job'la birlikte zaman sıkıntısı nedeniyle çıkarılmasının asıl nedenlerının translığı ve translığın Amerikan kültürü için düşük ticari değeri olduğunu belirten Anohni, insanları daha fazla tüketime yönlendirmekten başka bir amacı olmayan Oscar Töreni gibi etkinliklerde bulunmaktansa, enerjisini, daha önce olduğu gibi, çevre ve insanlık meseleleri adına kullanmayı tercih ettiğini belirtti. Bizzat trans bir insan olarak, Anohni'nin eleştirisini gayet yerinde buluyorum ve kararını destekliyorum. Bu olay, Oscar ve Grammys gibi ödellerin kendi kendini hoş şeyleyen durumu bir kez daha kanıtlamış oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/oseesten-yeni-album-geliyor/", "text": "90'lı yılların ortasında Amerika'da kurulan rock grubu Osees, 2022 yılında yayınladıkları A Foul Form albümünün ardından dinleyicileriyle Arena of Blood teklisini paylaşmıştı. Şimdiyse sıra yeni albümde. Üretimlerine tam hız devam eden grubun Intercepted Message adlı albümü 18 Ağustos'ta yayınlanacak. Albümle aynı adı taşıyan tekli ise ilginç klibiyle dikkat çekiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/osi-ile-tanistiniz-mi/", "text": "Jim Matheros, Kevin Moore'un haricinde Mike Portnoy, Steven Wilson, Daniel Gildenlöw, Mikael Akerfeldt'in de bir şekilde dahilde olduğu proje grubu OSI ile tanışın! 2003 yılında Fates Warning gitaristi Jim Matheos tarafından 'solo proje' olarak başlatılan OSI, Dream Theater'dan tanınan Kevin Moore'un da gruba dahil olmasıyla birlikte şekillenerek, daha bir grup müziği haline dönmeye başlamıştır. Sadece bu iki isim için bile takip edilebilecek olan gruba Mike Portnoy, Steven Wilson, Daniel Gildenlöw, Mikael Akerfeldt gibi isimlerde bir şekilde bulaşmıştır ve grubun müziğine göz kulak atmakta tam anlamıyla farz haline gelmiştir. Gece gece beni repeat manyağı yapmış şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz...."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/other-lives-yeni-albumuyle-sessizligini-bozdu/", "text": "Oklahomalı indie rock grubu Other Lives, 10 parçadan oluşan üçüncü albümü For Their Loveı dinleyicileriyle paylaştı. 2004 yılında Kunek ismiyle kurulan Amerikalı indie folk grubu Other Lives, geçtiğimiz günlerde yeni albümü For Their Love'ı dijital platformlarda yayına aldı. İlk olarak 2011 yılı çıkışlı Tamer Animals albümüyle dikkatlerimizi çeken Other Lives, 2015 yılında yayınladığı Rituals albümü sonrasında süren 5 yıllık sessizliğini bozdu. Grubun en ünlü hayranlarından olan Thom Yorke sayesinde, Radiohead'in açılış grubu olarak pek çok konserinde çalma fırsatı yakalayan Other Lives, indie folk ve indie rock severlerin ıskalamaması gereken bir albümle bir kez daha karşımızda! Jesse Tabish, Jonathon Mooney ve Josh Onstott'tan oluşan grubun yeni albümü For Their Loveı hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ouzo-bazooka-uzak-dediğin-nedir-sevim/", "text": "Selda Bağcan'la sahne alan Boom Pam'den tanıdığımız Uri Brauer Kinrot'un şahane projesi: Ouzo Bazooka! Yerelde ve küreselde tüm evetleri hak ediyor! Hemde sonuna kadar. İsrail-Tel Aviv çıkışlı, psychedelic ve surf rock müzik grubu 2013'ten beri profesyonel anlamda müziklerini icra etmekte. 2014'te adlarını taşıyan ilk albümleri Ouzo Bazooka çıkıyor. 2016 Nisan ayında ise Simoom adlı ikinci albümleri... İlk albümleri ile aynı tadı vermiyor ikinci albüm. Ama yine de başka bir tat işte. Öyle ki çok iyi! Look Around şarkıları nabzı yoklamıyor değil mesela. Zira ilk albüm göz bebeği sanki, dinledikçe sarhoş oluyorsun. Ouzo Bazooka dinlemeden ölmeyin a dostlar! Etkilendikleri müzisyenler hiç yabancı değil grubumuzun. Şarkılarında hissedilen Erkin Koray, Selda Bağcan, T-Rex, Oum Kalthoum tınıları; duygulu, taptaze, baharatlı, lezzetli mi lezzetli bir hale getiriyor müziklerini. Uri, kesinlikle muhteşem bir müzisyen üstelik grubun söz yazarı da. Türk psychedelic müziğini ciddi bir şekilde empoze ediyorlar müziklerine. Geleneksel rock müziği de dağ gibi duruyor arkalarında. Bu kadar sağlam olur yani! Kusursuz formülasyon. Eksiksiz bir reçete. İlgi alanı yemek olan güzelim grup daha da yakın geliyor söylemleriyle. T-Rex hayranlıklarıyla yapmış oldukları Children of the Revolution coverını ve hazırladıkları klibi de bir kaç ay önce yayınladılar. Zor zamanlar... Son paragrafı bu cümleyle açmak istedim. Kimle konuşsam mutsuz çünkü sıkılmış, içi çekilmiş enjektörle. Zor zamanlar çünkü geçecek! Süreçlerden ibaret hayat. Miladı dolan düşünce yararsızdır artık yıpratır. Spinoza mantığını daha iyi kavrayabilecek zamanlar. Gün içinde durmadan antitez üreten zihnimizi susturup, kalbi konuşturmalı bazen de. İyileşmeye duyduğumuz ölçüde iyileştirebilmeye de ihtiyacımız var. O yüzden müzik! Hem olaylara bizim balkondan bakınca müzik ve rüzgar hala bizimle. 🙂 Ne kutu adam olup ayrıksanmaya evet, ne de yaşamdan uzaklaştırılmaya.. Müzik ilaçtır Sevim, üçüncü hal imkansız!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ovunc-danin-solo-projesi-kana-kanadan-yeni-tekli-geldi/", "text": "Övünç Dan'ın solo projesi Kana Kana'nın çıkış albümü Ölüler Hariçin ikinci teklisi Yalan Lisan tüm dijital platformlarda yayında! Müzisyen/prodüktör Övünç Dan, solo projesi Kana Kana'nın Ölüler Hariç adlı çıkış albümünden Düğüm parçası sonrasındaki ikinci teklisi Yalan Lisan'ı yayına aldı. İletişimden besin kaynaklarına geniş bir yelpazede hayatımıza nüfus etmiş olan yalan olgusunun kendi dilindeki karşılığını anlatan şarkının söz, müzik, düzenleme, mix ve mastering'i Kana Kana'ya ait. Grafik tasarımı da Kana Kana tarafından yapılan single kapağında kullanılan fotoğraf ise Canan Metin tarafından çekildi. Parçanın müzik videosu, fırtınalarıyla Kana Kana'ya ilham kaynağı olan Gelibolu'da çekildi. Lojistik, kostüm ve makyaj kısmını Bahar Heper'in üstlendiği video klibin çekim, yönetim ve montajı yine Kana Kana'ya ait. Tamar Records etiketiyle yayınlanan Kana Kana'nın yeni teklisi Yalan Lisan'a ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ovunc-danin-yeni-projesi-kana-kanadan-ilk-tekli-dugum/", "text": "Birçok farklı projeden ve yaptığı reklam, dizi, film müzikleriyle tanıdığımız Övünç Dan'ın yeni solo projesi Kana Kana'dan albüm öncesinde Düğüm isminde ilk tekli geldi. 2000'lerin ortasında kurduğu Kaçak isimli rock grubu ve hala aktif olan Gaddar adlı metal grubunun sesi olarak da tanıdığımız Övünç Dan'dan yeni bir solo proje geldi. Haziran 2015'te hazırlıklarına başlanan ilk Kana Kana albümünün açılış şarkısı olan Düğüm'ün, söz, müzik, düzenleme, mix ve mastering'i Kana Kana'a ait. Övünç Dan'ın Türkçe Sözlü Hafif Gotik Müziği olarak adlandırdığı yeni projesi Kana Kana'nın ilk teklisinin kapak tasarımını Mazhar Bilgiç hazırlarken, teklinin konsept fotoğrafları ise Sevda Kaplan tarafından çekildi. Çekimin kostüm ve makyajında Bahar Heper, prodüksiyonunda ise Canan Metin isimlerini görüyoruz. Tamar Records etiketiyle GRGDN Müzik işbirliğinde yayınlanan Kana Kana projesinin ilk teklisi Düğüm, video klibiyle birlikte tüm dijital platformlarda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ozbiden-yeni-video-bahar-yanmadan-gel/", "text": "Uzun zamandır belli bir dinleyiciye ulaşmış, sürekli üreten bir müzisyenden bahsetmek istiyorum. Açıkçası dinlemeyenlerin kesinlikle bir kulak vermesi gereken bir isim, Ozbi'den bahsediyorum. Ozbi yeni şarkısını bugün (21 Temmuz 2017) video klibi ile beraber YouTube'dan Basemode Records etiketiyle paylaştı. Şarkının ismi Bahar Yanmadan Gel. Sözleri Ozbi tarafından yazılan şarkının müzik ve düzenlemesi de yine Ozbi'ye ait. Şarkının vokalinde Gülce Duru da var ki ikili uzun zamandır beraber şahane işler yapıyor. Klibin yönetmenliğini de Ozbi ile Metin Bela Göktel'in üstlendiğini de belirtelim. Daha önce yayınlanan Kalbine Sor şarkısının ve klibinin devamı olan Bahar Yanmadan Gel için sizi şöyle alalım. Ayrıca Ozbi ile tanışmama neden olan Rakılı Live projesinden de fırsat bulmuşken bahsetmek isterim. O kadar özel bir iş ki bence gerçekten çok samimi ve kaliteli. Rakılı Live hem YouTube üzerinden videoları ile yayınlanmış olan hem de albüm olarak yayınlanmış olan bir proje. Ozbi ile mikrofonun başında yine Gülce Duru var. Ve şahane yolculuk Olmazlara Yandım ile başlıyor. Ardından Aysel'e gidiyoruz. Albümde benim için ilk üç şarkı gerçekten çok daha özel. Üçüncü şarkının adı Babildeki Bahçe. Ozbi ile Gülce Duru'nun muazzam uyumunun altını da çizmeliyim. Öylesine, içi bomboş bir övgü değil bu, hakikaten dinlerken öyle diyorum hep. Nasıl güzel olmuş lan bu diyorum. Nasıl güzel yapmışlar yahu diyorum. Bu ikili olmuş be diyorum. Albümde yer alan diğer şarkılar Dünya Dönmediği Zaman Gel, Şehrin Işıkları ve Bir Düş Görmek İster Misin? 6 şarkılık bu farklı çalışmayı dinlemenizi öneriyorum. İster bir duble rakı ile, ister bir damacana bira ile, ister güzel demlenmiş bir çay ile, işte gönlünüzden nasıl gelir ise, kahve de olur. Ozbi'yi biraz daha yakından tanımak isterseniz yine yazdığımız şu yazıya da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ozge-urer-bambaska-sularda-yuzuyor/", "text": "2016 yılında çıkardığı ilk albüm Duvar ile solo projesini hayata geçiren Özge Ürer, yeni parçası Nerede'yi Garaj Müzik etiketiyle yayınladı. Ağırlıklı olarak, katıldığı reggae gecelerinden tanıdığımız Özge Ürer'in solo projesinden yeni parça bugün yayınlandı. İlk albümündeki rock, pop, funk, reggae etkileşimli müziği, çıkan yeni parça, Nerede'de bass beat, synth ve elektronik öğelerle duyuyoruz. Şarkı sözleri ve bestesi Özge Ürer'e ait olan parçanın prodüktör koltuğunda Onur Başkurt, düzenlemelerinde Özge Ürer ve Evrim Tüzün, mix'inde Emre Malikler, mastering'inde ise Everett Young ismini görüyoruz. Motion-design stüdyosu Awesome Bros ve prodüksiyon ajansı Salyangoz Film ortaklığını gördüğümüz parçanın video klip çalışmasının, yönetmenliğini Hakan Yılmaz, kurgu yönetmenliğini Barkın Çoruh, prodüktörlüğünü ise Süleyman Yılmaz üstlendi.. Nerede'nin kapak tasarımları ise Ahmet Öztürk'e ait. İkinci albüm çalışmalarına hızla devam eden Özge Ürer'in yeni parçası Nerede için sizi hemen aşağı alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ozgun-semerciden-hardcore-punk-dokunuslu-yeni-single/", "text": "Özgün Semerci 2019 ile birlikte her ay yayınladığı single'lara bir yenisini daha ekledi. Single serisinin dördüncü parçası Delik tüm dijital platformlarda yayınlandı. 5 Temmuz tarihinde LU Records etiketiyle dijital platformlardaki yerini alan yeni Özgün Semerci single'ı Delik, elektrik gitar partisyonları ve hardcore/punk dokunuşları ile serinin önceki single'larına kıyasla daha ayrıksı bir yerde duruyor. Özgün Semerci'nin şu sıralar aynı zamanda punk rock grubu Second için de yeni demo kaydetmeye başladığı düşünülürse Delikteki sound pek şaşırtıcı değil. Second'ın etkileri Özgün Semerci'nin solo projesine de sirayet etmiş diyebiliriz. Söz ve müziğin Özgün Semerci'ye ait olduğu parçanın kaydını, miksini ve prodüktörlüğünü Kerem Brumend yapmış. Mastering ise Oya-Bora'dan tanıdığımız Bora Ebeoğlu'na ait. Kapak fotoğrafını Yaren Avcı çekmiş ve kapağı Hop İstanbul tasarlamış. Özgün Semerci'nin bu yıl yayınlamaya başladı single serisinde yer alan önceki parçalar Kokular, Geri Gider ve Tek Kürek idi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ozgunlugu-amuda-kalkmak-saniyorlar/", "text": "Hayatımızın her anında özgünlük diye nitelendirdiğimiz şey var aslında. Biz bir şeylerin çok fazla etkisi altında kalmadığımız müddetçe de bizimle. Ama kimi insanlar bu kavramı hayatlarının hangi köşesine koyacaklarını bilmiyorlar. Ya da nasıl kullanacaklarından bihaberler. Ben Ece Ayhan'ın bu iki cümlesini müziğe iliştirerek düşüneyim dedim. Aklıma pek çok isim geldi tabii. Ama özgünlük kelimesinin olduğu bu cümleleri bir defa daha okurken aklıma direkt Once filminde Glen ve Marketa'nın piyano başındaki halleri geldi. Sonrasında da filmin tüm soundtrackleri sırasıyla çaldı kafamın içinde. Gözüm kapalı bir şekilde, birkaç dakika boyunca filmi izledim zihnimde. Özgünlük, böyle bir şeydi belki de dedim. Onların samimiyeti, hissettirdikleri özgünlüğün ta kendisiydi dedim. Müziğin içinde kaybolarak bizi de içlerine almaları, sıradanlığın içindeki duygusallık ve derinlikti onların özgünlüğü dedim. Ve sonra yine dedim ki, müzik ve edebiyat aslında ne kadar iç içe. Edebiyat ve müziğin de bir aşkı var. Ve biz bu aşk sayesinde hislerimizi derinleştirebiliyoruz. İhtiyacımız olan en önemli aşk da belki de bu dedim. Pek çok albümün içine girerek bu aşka tanık oluyoruz. Mesela, Sharon Van Etten'in Tramp albümü. Albümün içine Serpents ile girdim şaşırılmayacağı gibi. Ama en az onun kadar kapıldım diğerlerine. Özellikle, Zach Condon sesini bu güzel kadının sesine yakıştırdıysanız We Are Fine ile, daha bir samimi geliyor albüm size. In Lineı ilk dinleyişimde yaptığım yolculuğun arka fonuna çok uydurmuştum kendisini. Serpents her çaldığında hayatımın belirli bir dönemi canlanır zihnimde mesela."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ozoyonun-yeni-epsi-333de-gurbetci-uzaylilar-var/", "text": "Hiç bilmediğiniz bir yere gittiğinizi ve etrafınızdaki herkesin sizin normlarınızın tam karşısında yer aldığını düşünün. Size, içinde bulunduğunuz durum yüzünden ne kadar huzursuz olacağınızın ve rahatsızlık hissinden sonra dakikaları, hatta saniyeleri saymaya başlayacağınızın garantisini verebilirim. Beat'lerin yerli temsilcisi Ozoyo'nun yeni EP'si 333'de, yukarıda bahsi geçen hissiyatın müzikle vücut bulmuş hali karşımıza çıkıyor. Ozoyo'nun 333'sinin konsepti ise bir uzaylı üzerinden açıklanıyor. Moby'nin 2002 tarihli In This World şarkısının videosunu hatırlarsınız belki. Ben ilk yayınladığı zaman ekrana nasıl kilitlendiğimi ve çocuk aklımla bile olaya ne kadar üzüldüğümü hatırlıyorum. Videoda uzaylılar dünyayı merak ediyor, dünyaya ellerinde birkaç farklı dilde merhaba yazan pankartla geliyorlardı. Aşırı sıcakkanlı olmalarına rağmen kimse onların merhabasını kabul etmiyor, hatta yüzlerine bile bakmıyordu. Minik uzaylılar da gezegenlerini özlüyor ve yalnız geçirdikleri günlerden sonra uzay gemilerine atlayıp geri dönüyorlardı. Ozoyo'nun yeni EP'sinde de konsept buna benziyor. Bir uzaylı kendi isteği dışında dünyaya iniş yapmak zorunda kalıyor ve yeryüzünde geçireceği 333 günü bulunuyor. Bu süre zarfında insanoğlunu anlamaya çalışan uzaylının ilk dört günü ise 333'nin dört şarkısını oluşturuyor. İlk şarkıda uzaylının mutlu olduğunu Ozoyo'nun beat'lerinin sakin tınısından anlayabiliyoruz. İkinci gün ise ilk günden tamamen farklı olarak epey zor geçiyor. Üçüncü güne gelindiğinde uzaylının dünyaya alışmaya başladığını, dördüncü günde ise kendi gezegenini özlemeye başladığını hissediyoruz. 2016 tarihli Wanderlust ve 2018 çıkışlı Lost Beats olmak üzere iki EP'si bulunan Ozoyo'nun Threefinger Records etiketiyle yayınlanan yeni EP'sinde kapak tasarımı ve illüstrasyonlar Hazal Hıdır'a ait. Albümün mastering'inde ise Nicolas Beghin ve Ahmet Türk'ün imzası bulunuyor. Lafı çok da uzatmayalım ve 2002'de görsellik yardımıyla yaşadığımız o hissiyatı, Ozoyo'nun 333'si ile yeniden yaşayalım! Ozoyo'nun ilk stüdyo albümünü de kulaklarımızda 333 ile beklemeye başlayalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ozoyonun-yeni-epsi-lost-beats-ve-yeni-muzik-videosu-yayinda/", "text": "Spotify'a girip arama çubuğuna Ozoyo yazdığınızda karşınıza sizi feci şekilde rahatlatacak, Aman ya, dünya yansa umrumda değil! dedirtecek şarkılar çıkıyor. Sanatçının Hakkında kısmına tıkladığınızda ise en çok dinlendiği şehirleri görüp Kimmiş bu ya? diye düşünmeye başlıyorsunuz. Öncelikle o şehirleri bir sıralayalım; Berlin, Los Angeles, New York City, Londra, Toronto... Ve evet, Ozoyo yerli sahnenin hiç şüphesiz yükselen isimlerinden biri olmaya aday. Bunun nedenini ise müziğine kendinizi kaptırdığınız zaman fark ediyorsunuz. İlk EP'si Wanderlust'u 2016 sonunda yayınlayan Ozoyo'dan yepyeni bir EP geldi; Lost Beats. Ozoyo'nun eski kayıtlarından oluşan 9 şarkılık EP'de hip hop, elektronik ve caz türlerini bir arada duyuyorsunuz. Chill beat'lerle sakinliğin dibine vuruyor ve Ozoyo'dan gelecek yeni işler için gözünüzü dört açıp bekliyorsunuz. Mart ayında yeni bir EP daha yayınlayacak olan Ozoyo, sadece Lost Beats ile yetinmedi, bir de yepyeni müzik videosunu paylaştı. Lukas Vogt tarafından çekilen, analog görüntülerden oluşan video ve Lost Beats EP'si için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/palmiyelerden-beklenen-album-ikimiz/", "text": "Palmiyeler'in yeni albümü İkimiz, geçtiğimiz gece yayınlandı. Geçtiğimiz yılı bir albüm bir tekli ile kapatan Palmiyeler, geçtiğimiz ay yayınladıkları iki tekli ile bize yepyeni bir albümün haberini vermişti. Grup, 21 Haziran gecesi bu iki tekliyi de içinde barındıran İkimiz adlı yeni albümlerini yayınladı. Müzik yapmaya 2013'ten beri aktif olarak devam eden Palmiyeler, California'da bir sahil yolunda bir arabayla gidiyormuşsun hissi veren sound'larıyla gerek Türkiye'de gerekse yurt dışında adından çokça bahsettiren bir grup oldu. Çıktıkları günden beri country, garage rock ve psychedelic pop türlerinde birçok albüm ve tekli yayınladı. Türkiye'nin biraz uzak olduğu soundlarla müzik yapmaya devam etseler de bunu başarılı bir şekilde icra edip kitlelerini büyütmeyi başardı. Geçmişte yayınladıkları çoğu albüm ve tekli gibi bu albümde de sözleri Mertcan Mertbilek yazmış. Şarkıların prodüksiyonunda ve icrasında grupça yer alarak sahip oldukları sound'u başarılı bir şekilde devam ettiriyor. Palmiyeler, İKSV'nin düzenlediği 25 Haziran'da Parkorman'da gerçekleşecek Gezgin Salon Festivali'nde Moderat, L'Imperatrice, Molchat Doma, Rhye ve Feng Suave ile beraber sahne alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/palmiyelerden-iki-yeni-tekli/", "text": "Geçtiğimiz günlerde 21 Haziran tarihinde 5. albümlerini çıkaracaklarını duyuran Palmiyeler, albümden önce ''Yollar'' ve ''İkimiz'' adlı iki tekliyle karşımızda. 2013 yılından bu yana aktif müzik hayatlarını devam ettiren ve geçtiğimiz yıl Ocak ayında albüm yayınlayan Palmiyeler, 9 şarkılık yeni bir albüm yayınlamaya hazırlanıyor. Albümden önce yayınladıkları ''Yollar'' ve ''İkimiz'' adlı teklileri, psikedelik pop ve indie türlerinin birbirine başarılı bir şekilde empoze edilmesiyle oluşturulmakta. Aynı zamanda bu iki teklinin de yeni albümlerinde yer alacağını belirten Palmiyeler, şarkıların yapım aşamasında beraber bulunmakta. Şarkıların yazımında ise grubun vokali Mertcan Mertbilek rol oynamakta. Palmiyeler'in 21 Haziran'da yayınlanacak İkimiz albümünden iki yeni tekli olan Yollar ve İkimiz'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/palmiyelerin-akdeniz-albumu-tarihe-uzun-bir-not-dusmeye-deger/", "text": "Palmiyeler'in 25 Mayıs'ta yayınlanan ikinci uzunçalar albümü Akdenizde kulaklarımızı bayram ettiren şey yalnızca albümdeki tüm parçaların hit potansiyeli taşıyan ve birbirinden sağlam şarkılar olması değil. Palmiyeler'in bu albümde nihayet kendilerine yaraşır bir sound'a erişebilmiş olmalarında prodüksiyon sürecinin hatırı sayılır bir rolü var. Kısa süre zarfında kendisini gerçekleştirebilmiş bir grubun geleceğe kalacak bir çalışmasıyla karşı karşıya olunca böyle bir albümün mutfağına dair daha fazla bilgi sahibi olma arzusu duydum. 2015 senesinde Palmiyeler'in grupla aynı ismi taşıyan EP'si Youtube'ta belirdiğinde pek çok insan gibi ben de kapak tasarımından ayrı, albümdeki 5 parçadan ayrı, Türkçe şarkı sözlerini surf rock sound'una sakil durmayan bir biçimde yedirebilmelerinden ayrı etkilenmiştim. Şarkı dizilimi, 14 dakika süren bu kısacık yolculuğa ideal bir rota çizmiş, bu beş şarkıyı birbirinden ayrı dinlemeyi imkansız hale getirmişti. Bir ritüel gibi bir defa başladım mı yarıda kesemeyeceğim için sürekli Youtube'a girip Full EP videosunu dinlediğim bu albüm, tabir-i caizse başıma bela olmuştu. Mesela Yapamamı diğer şarkılardan biraz daha fazla dinlemek istiyordum ama albümün bütünlüğünü bozmaya gönlüm elvermiyordu, yapamıyordum. Bir albüme bu kadar sarınca tez vakit sahnede canlı izlemem farzdır. Çok geçmeden, aynı yazın başlarında Burgazada Cennet Bahçesi'nde Byzantion Fest kapsamında Palmiyeler'e denk geldim. Ses sistemi çekilir dert değildi fakat enerjileri her türlü kötü sesi telafi etmeye kafiydi. Kilink geçmişlerini bir yana bırakırsak, Palmiyeler olarak ikinci konserleriydi. Birkaç ay sonra Babylon'da izlediğimde henüz yayınlanmamış bir parçalarını çaldılar: Karbeyaz. Seyirci şarkıyı hiç bilmemesine rağmen derhal galeyana gelmiş, Babylon'un ışıkları da eklenince ortam bir anda diskoya dönüvermişti. Bu ilk defa duyduğum şarkıyı dinlerken Karbeyaz yayınlandığında repeat'e alıp hastalıklı bir döngüye gireceğimden emindim. O konserden sonra aylarca insanlara Palmiyeler'in yeni şarkısının çok acayip olduğunu, konserde ilk çaldıklarında bile seyircinin üzerinde muazzam bir etki bıraktığını, hele bir de yayınlanınca ortalığı yıkacağını anlatmaya doyamadım. Şarkı yayınlandı, sevildi. Ben stüdyo kaydını konserde dinlediğim versiyon kadar sevemedim. Ya kayıtta bir şey kaybolmuştu ya da ben hiçbir ürünün karşılayamayacağı yüksek beklentilerimin kurbanı olmuştum. TV'ye baktım durdum / Senden haber yok Survivor'dan yoruldum diye başlayan Senden Haber Yok single'ı yayınlandığında takvimler 13 Temmuz 2016'yı gösteriyordu. Mertcan Mertbilek'in yönetmenliğini üstlendiği videoyu çekerken belli ki çok eğlenmişlerdi. Sonradan öğrenecektim ki aslında İzmir, Pamucak Sahili'nde iki gün süren çekimlerde sıcak, rüzgar ve kumlarla boğuşmak tahmin edildiğinden daha meşakkatliymiş. 2016 yazının takip eden günleri iç sıkıntısı ve bunaltıyla geçerken Senden Haber Yok pekala da yaza soundtrack olmak için biçilmiş kaftandı. Palmiyeler'in dinleyiciye geçirdiği his hep aynı: Çok eğleniyorlar. Her yaratım sürecinin kaçınılmaz olarak biraz kan, ter, gözyaşıyla yoğrulduğunu bilsem de Palmiyeler sanki kendi kendilerine eğleniyor; o esnada da bazı sesleri, görüntüleri kaydedip paylaşıyormuş gibi hissettirmeyi iyi biliyorlar. Yaptıkları müziğe öylesine uygun, dinleyeni germeyen bir hafiflik vadetmekte üstlerine yok. Onlara bakarken pek çok projedeki temel eksiğin bu olduğunu hissediyorum: Yaptığın işe kendin bile inanmamak. Palmiyeler ise temel gücünü inandırıcılığından alıyor. Müzik, tavır, artwork, sahne dekorları, imaj, video klipleri... Hepsi bir bütünün ahenk içindeki parçaları. Eğreti bir unsurun bu tabloda barınma şansı yok. 2017'de yayınlanan ilk uzunçalar Palmiyeler albümü II maalesef beklentilerimin altında kaldı. Seninlenin iki dakika yirmi sekiz saniyede altüst eden vuruculuğunun tüm albüme yayılması gibi bir şeydi beklediğim. Dedim ya, Palmiyeler'den beklentim yüksekti. Öyle bir ilk albümle çıkagelince ardından daha doyurucu bir sound ile devam edeceklerinin hayalini kurmuştum. Meğer ben hep Akdeniz'i beklemişim. Bu yıl birbiri ardına yayınladıkları Kalbim Seni Arar ve ilk dinleyişte beni hipnotize eden Derine single'larının ardından yedi parçadan oluşan Akdeniz albümü 25 Mayıs'ta Kare Müzikevi etiketiyle yayınlandı. Kayıtları 2017 sonbaharında yine Kare Müzikevi'nde gerçekleştirilen albümün prodüktörlüğünü 7 Temmuz'da solo albümü TV JUICEu yayınlayacak olan Brek üstlendi. Amerika'ya taşındığı için geçen yıl itibarıyla Palmiyeler konserlerinde bateriyi Yağız Nevzat İpek'e devreden Rana Uludağ, albüm kayıtlarında Mertcan Mertbilek, Tarık Töre ve Barış Konyalı'dan oluşan çekirdek kadro ile birlikte yer alıyor. Palmiyeler'in deyişiyle Akdeniz, insanoğlunun Dünya'nın tüm kargaşasına rağmen yaşadığı naif heyecanları ve aşkları konu alıyor. Yine bütünlüğünü bozmama izin vermeyen akışına rağmen albümde ilk dinleyişte bende en çok yer eden, sözleri zihnimi işgal eden bir parça var. Sıcak Günler Geri Geldi bir hayli tanıdık tınlayan girişiyle sevdiğim bir filmin soundtrack'ine hazırlıksız yakalandığımda yaşadığım hissi anımsatıyor. Ardından geveze bir tekerleme gibi çekinmeden beynimi esir alıyor: Garip bir gün gezindim etrafta / gördüğüm hiç kimse kendinde değildi / gazeteler sıcaktan bahsederken / aklım sadece sendeydi. Palmiyeler şarkı sözlerinde az ve öz konuşmanın da gevezelik etmenin de sırrını biliyor. Akdeniz'de kulaklarımızı bayram ettiren şey yalnızca albümdeki tüm parçaların hit potansiyeli taşıyan ve birbirinden sağlam şarkılar olması değil. Palmiyeler'in bu albümde nihayet kendilerine yaraşır bir sound'a erişebilmiş olmalarında prodüksiyon sürecinin hatırı sayılır bir rolü var. Zira neresinden bakarsan bak, iyi şarkı yazmak yetmiyor. Kayıt ve prodüksiyon aşamalarında o iyi şarkıların hakkını vermek de gerekiyor. Palmiyeler'in şansı da Palmiyeler müziğini derinlemesine idrak edebilecek, belli bir dönemin ve bir coğrafyanın müziğini yapmanın incelikleri üzerine kafa yoran bir prodüktörle çalışma şansını yakalamış olmaları. Ancak bu şartlar yerine geldiğinde seneler sonra da dinleneceğinden, popüler değilse bile kült olacağından daha ilk dinleyişte şüphe duymadığımız albümler ortaya çıkıyor. Kısa süre zarfında kendisini gerçekleştirebilmiş bir grubun geleceğe kalacak bir çalışmasıyla karşı karşıya olunca böyle bir albümün mutfağına dair daha fazla bilgi sahibi olma arzusu duydum. Yazının bundan sonrasında sözü Brek'e bırakıyorum. Kendisi ricamı kırmayarak, Palmiyeler'e dair görüşlerini ve Akdeniz albümünün prodüksiyon sürecini en ince ayrıntısına kadar kaleme aldı. Çünkü bu albüm tarihe uzun bir not düşmeye değer. Bana kalırsa Palmiyeler aklı ve gönlü bir olan, serseri bir multimedya çetesi. Bu çete; çıkaracağı sesin, hayal ettiği resme hizmet etmesine çok özen gösteriyor. Estetiksel anlamda dönemlere ve bu dönemlerin günümüzde hangi şakaya tekabül ettiği konusunda çok iyi fikirleri olduğunu düşünüyorum. Bu şakaların ne kadar çiğ ve içten olması gerektiğini biliyorlar, ben de biliyorum. Temelini Punktan almış bir çetenin dobralığı ve gerçekliği konusunda çok tartışmaya gerek yok zaten. Akdenizde de en başta özen gösterilmesi gereken şey buydu bence, fikirlerin net, çiğ ve abartısız anlatılması lazımdı. Teknik tabirle overcompressed ve dar panoramalı bir albüm fikri, bu çiğlik ve abartısızlık çerçevesinde çalışabilir gibi geliyordu. Bu ne demek? derseniz, şöyle ki bu günlerde halk arasında biz bu teknik işlemlerin kullanıldığı işleri dinlediğimizde, genelde bu retro bir müzik diyoruz. Mertcan'ın Akdeniz için hazırladığı kompozisyonlar ve fikirler, daha önce yayımlanan albümlerdeki fikirlere göre Surften biraz daha ayrıktı ve saykodelik bir noktaya selam çakıyordu zaman zaman. Bu kompozisyonların üstüne Rana'nın pamuk gibi sound'u ve savruk groove'ları, bende kupkuru ama çok kompreslenmiş lo-fi bir jangle-pop davul fikri yarattı. Lokal olarak buralarda çok popüler bir fikir değil aslında bu davul yaklaşımı, buralarda daha temiz bir davul sound'u ya da gümbür gümbür kocaman odalarda heybetli reverb'ler daha revaçta. Ama Akdeniz albümünde davulların öyle kaydedilmemesi gerektiğine çok emindim. Kullandığım ekipmanlar bağlamında da en akılcı yaklaşım buydu zaten davul kaydı konusunda bence. Özellikle Kalbim Seni Ararda tuhaf bile denebilecek bir zil sound'u denedim örneğin. Albümün ikinci şarkısı olan Akdenizde Overhead dediğimiz mikrofonları tüplü amfilerde Gaini sonlayıp Distortiona sokarak kullandım. Çünkü neden olmasındı. Gruptaki herkes de bana bu konuda inisiyatif verdi sanırım. Güzel de oldu. Kayıtlar sonrasında neredeyse düzeltme ya da yerleştirme bile yapmak istemedik. Bile seve dağınık çalınmış enstrümanların güzel duyulmasına bayılıyorum, bu albümde de en karakteristik şeylerden biri bu. Tarık öyle güçlü ve iyi fikirlerle geldi ve bu fikirler davullarla da o kadar iyi ilişki içindeydi ki... Dinleyicinin kolaylıkla seçip, sonra yavaş yavaş salınmaya başlayacağı davetkar bir duyum yaratmak lazımdı bas konusunda. Hafif muzır, seksi ve haddini aşmayan bir yerde konumlanmalıydı bu duyum. Gitarlar konusunda, melodiler ve ton seçimleri halihazırda o kadar oturmuş bir haldeydi ki zaten bana çok iş düşmedi. Mutfaktan alıp vitrine önlü arkalı sıraladım diyebiliriz. Akdenizin Palmiyeler'in önceki albümlerinden net bir şekilde ayrılan bir başka noktası da vokaller oldu. Yine grubun bana verdiği büyük bir inisiyatif söz konusu burada. Mertcan'a, vokal kayıtlarına başlamadan çok önceki bir sohbette vokaller konusunda bu albümü önceki albümlerden ayıracak bir oyunum olduğunu, bu oyunu oynamamız gerektiğini söylemiştim. Mertcan, grubun Punk temelini hemen hissettiren, çok karakterli bir vokal. Alışılagelmiş olmayan, farklı kılan şeyler varsa müziğin içinde; ben onların kullanımını abartmak istiyorum. Dinleyicinin bu karakteri benimsemesinin ne kadar kolay ya da ne kadar zor olacağını düşünmek istemiyorum o noktada. Netice olarak o bahsettiğim oyunumuzu oynadık ve keyfimiz yerinde. Muhabbetin en başında bahsettiğim saykodeliğe çalan retro durumu pekiştirecek ve albümü bambaşka bir yere taşıyacak başka silahlar da amaca uygun kullanılabilirdi. Flütün bu konuda az ama öz bir değer taşıdığını düşünüyorum bu albümde. Klasik batı flütü yaklaşımını kullanmak istemedim. Hissi mellotrona yakın, hem çocuksu hem de ortamda istenen çöl havasını üfleyen bir flüt hayal ettim ve bu şekilde sokmaya çalıştım flütleri müziğin içine. Perküsyonlar da bir şekilde benzer bir amaca hitap etmeliydi bence his olarak, bir yandan da cümlelerin içine çok karışmadan konunun akmasına da hizmet etmeli diye düşündüm. İşler derinleştiğinde de saksafonları solo bir enstrümandan ziyade atmosferik bir unsur olarak kullanmak istedim. Falan filan derken sonra bir baktık ki neredeyse bir yılı beraberce türlü türlü şehirlerde türlü türlü maceralarla geçirirken bir de mis gibi bir albüm yapmışız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pandemi-doneminde-aylardir-issiz-olan-yuze-yakin-muzisyen-intihar-etti/", "text": "Korona virüs salgını tüm sahne sanatlarını olduğu gibi müzik endüstrisini de etkilemeye devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer pandemi döneminde derinden etkilenen müzisyenlerin ve sahne emekçilerinin sorunlarını gündeme getirdi. CHP Ankara Milletvekili ve Parti Meclisi üyesi Gamze Taşcıer, Müzik-Sen'in verilerine göre pandemi başladığından bu yana ekonomik sıkıntılar ve diğer sebepler gerekçesiyle yaşamına son veren müzisyenlerin sayısı yüze yaklaşmış durumda olduğu belirtti. Taşcıer, Garip ve anlamsız yasaklarla salgınla sözde bir mücadele veriliyor. Sanki virüs müzikle belirli bir saatten sonra yayılıyormuş gibi adımlar atıldı. Çoğu güvencesiz çalışan müzik ve sahne emekçileri hiçbir destekten yararlanamıyorlar. Yüz binlerce insan adeta açlığa ve ölüme terk edildi şeklinde ekledi. Hali hazırda ekonomik zorluklar yaşayan müzisyenlerin ve sahne emekçilerinin pandemi ile birlikte çok daha kötü duruma geldiklerini ifade eden Taşcıer, Müzik-Sen'in verilerine göre pandemi başladığından bu yana intihar eden müzisyenlerin sayısı yüze yaklaşmış. Müzik aletlerini satarak eve ekmek götürmeye çalışan müzisyenler var. Pandemi sonrası ne yapacaklarını düşünemiyorlar. Bu insanların sigortaları yapılmadığı için hiçbir güvenceleri de yok. Ne bugüne ne de geleceğe güvenle bakamıyorlar ifadelerine yer verdi. Anayasada devlete sanatı ve sanatçıyı koruma görevi verildiğini anımsatan Taşcıer, Mart ayından bu yana çalışamayan veya çalışırken yasaklardan kaynaklı mağduriyet yaşayıp ekonomik ve manevi yıkım yaşayan yüz binlerce müzisyen var. Ne kısa çalışma ödeneği, ne işsizlik maaşı alabiliyorlar. Ülke çapında işsizliğin tavan yaptığı bir dönemde başka bir iş yapmak isteseler onu da bulamıyorlar diye konuştu. Anayasada devlete sanatı ve sanatçıyı koruma görevi verildiğini anımsatan Taşcıer, Mart ayından bu yana çalışamayan veya çalışırken yasaklardan kaynaklı mağduriyet yaşayıp ekonomik ve manevi yıkım yaşayan yüz binlerce müzisyen var. Ne kısa çalışma ödeneği, ne işsizlik maaşı alabiliyorlar. Ülke çapında işsizliğin tavan yaptığı bir dönemde başka bir iş yapmak isteseler onu da bulamıyorlar şeklinde konuştu. Taşçıer konuşmasında tutarsız ve haksız uygulamalara son verilmesi ve sanatçılara destek verilmesinin önemi vurgulayarak Geldiğimiz noktada pandemiden olumsuz etkilenen sektörlerin tamamına dair kapsamlı çalışma yaptı mı iktidar? Sosyal devlet olmanın gereği bu değil midir? Daha fazla geç olmadan bu insanlara destekler açıklanması gerekiyor şeklinde açıklamalarda bulundu. En başından beri pandemiden olumsuz etkilenen kültür-sanat ve eğlence sektörleri, geçtiğimiz günlerde tepkilerini ortaya koymak adına uluslararası sosyal medya platformlarında #CodeRedRestart #WeMakeEvents ve #WeAreEvents hashtag'leriyle akım başlattı. Akım, sektörde kendine ait olmayan hatalar ve mevcut süreç nedeniyle işsiz kalan kişilerin dayanışma içinde bir araya gelmesine odaklanıyor. Umarız binlerce kişinin evine ekmek götürmeye çalıştığı sahne sanatları emekçileri daha fazla yok sayılmaz, işleri pandemi var, sen evinde otur diyerek ellerinden alınmaz, en kısa zamanda yeni normalimize uygun bir çeşitli çözümler getirilmesine destek verilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pandemide-cekilen-hadi-go-belgeseli-berlinden-odulle-dondu/", "text": "Pandemide çekilen Hadi, Go! adlı kısa belgesel Berlin'de ödül kazandı. Bu sene 14. kez düzenlenen Berlin Bağımsız Film Festivali'nde kısa belgesel kategorisinde boy gösteren Hadi, Go! katıldığı ilk festivalden ödül almayı başardı. 19 Şubat'ta BIFF'te dünya prömiyerini yapan Hadi, Go! festivalin En İyi Kısa Belgeseli seçildi. Berlin'de yaşayan çift Nurcan Ercan Faulk ve John Faulk'un Türk-Amerikan ortak yapımı olan Hadi, Go'nun yönetmen koltuğunda ise Imran Ahmed yer alıyor. Filmde kendilerini canlandıran çifte iki çocukları da eşlik ediyor. Hadi, Go! belgeselinde filmin metin yazarlığını da üstlenen Nurcan Ercan Faulk'un Türkiye Üçlemesi adını verdiği ve kendi yaptığı yürüyüşlerin ilki olan Berlin İstanbul yürüyüşü anlatılıyor. Hadi, Go!, 7 ay süren bu yürüyüşün büyük zorluklar içeren pandemi döneminde gerçekleşmiş olmasına rağmen hem fiziksel hem de zihinsel bir dönüşümü nasıl mümkün kıldığını 6,5 dakika içinde sinema diliyle izleyicisine aktarıyor. Dünyanın çevresi kadar bir mesafeyi 10 yıl içinde yürümeyi kendine hedef edinen Nurcan Ercan Faulk, hedefindeki toplam 40.075 kilometrenin dörtte birlik bölümüne şimdiden ulaştığını söylüyor. Nurcan Ercan Faulk, sosyal medya hesaplarında yaptığı yürüyüşlerle ilgili paylaşımlar yaparak başka insanlara da ilham vermeye devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paprika-ve-asiri-unlu-arkadaslari-acik-sahnede/", "text": "Paprika ve Aşırı Ünlü Arkadaşları 3 Haziran Cuma akşamı Zorlu PSM Amfi'nin açılış konseri için %100 Açık Sahne'nin 30'uncu etkinliğinin konuğu oluyor! 3 Haziran tarihinde otuzuncusu gerçekleşecek Tolga Akyıldız'la %100 Açık Sahne'ye ailenizin funk grubu Paprika ve Aşırı Ünlü Arkadaşları konuk oluyor Dolu Kadehi Ters Tut, Evdeki Saat, Dilan Balkay, Seda Erciyes, Batu Akdeniz, Ezgi Alaş, Melis Karaduman ve Levvera'nın başka sürpriz konuklarla birlikte sahne alacağı bu özel konser da saat 21.00'de Zorlu PSM Vestel Amfi'de gerçekleşecek. Sena Gül, Soykan Soner ve Ece Akın'ın vokallerde; Kaan Arslan'ın gitarda, Alp Görener'in basta, Yüce Akın'ın klavyede, Cenk Güngör'ün de davulda olduğu, 7 aşırı yakın arkadaştan oluşan ailenizin funk cover grubu Paprika, geçtiğimiz yıl sosyal medyada paylaştığı video'larla ses getirmişti. Groove'un hiç eksik olmayacağı gecede Paprika, 3 Haziran Cuma %100 Açık Sahne kapsamında Zorlu PSM Amfi sahnesinde!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paptircem-ve-kaan-arslan-dan-beklenen-duet-sen-sorma/", "text": "2016 yılından itibaren birçok solo çalışmada koro şefliği yapan ve 2018 yılında ise kendi şarkılarını yayınlamaya başlayan Kaan Arslan ve en son yayınladığı teklisi Akşam Üstü Hüznü ile adından çokça bahsettiren Sena Gül'ü birleştiren Sen Sorma'' yayında. Alışılmışın dışında olarak tanımladıkları klip ise 22 Temmuz'da yayınlanacak. Paptircem ve Kaan Arslan'ın yeni teklisini aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paptircemden-aksam-ustu-huznu/", "text": "Daha önce çıkardığı Olsa Bi' Yolu ve Son Bir Defa adlı teklileriyle adından çokça bahsettiren Paptircem, yeni teklisi Akşam Üstü Hüznü ile ivmesini artırarak devam ediyor. Şarkıyı Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ından yaptığı alıntıyla hikayesini anlatamayanların, sessizlerin, anlatmayı bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin, önemli gözükemeyenlerin, dilsizlerin, o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin, insanların hikayelerini merak etmediğini düşünenlerin şarkısı olarak tanımlamakta. Buna ek olarak dinlerken hayatlarımıza dokunan arkadaşlarımızı hatırlamamızı umduğunu da belirtmekte. Şarkının bütün adımlarında imzası bulunan Sena, prodüksiyonunda ise Kaan Arslan'la beraber çalışmakta. Alternatif türdeki teklisinin kapağına ise kendisinin her işine hayranlık duyduğundan bahsettiği Eren Boz hayat vermekte. Paptircem'in son teklisi Akşam Üstü Hüznü'nü aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz. Bu arada 3 Haziran Cuma günü Zorlu PSM Amfi'de gerçekleşecek %100 Açık Sahne'de, Paptircem'inde yer aldığı Paprika grubunun ve Aşırı Ünlü Konuklarının sahnede olacağını belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paptircemin-yeni-teklisi-uzaktan-bir-tanidik-klibiyle-yayinda/", "text": "Paptircem'in yeni teklisi Uzaktan Bir Tanıdık klibiyle birlikte tüm dijital mecralarda yayında! Art arda yayınladığı teklileri ile alternatif müziğin başarılı isimlerinden biri olan söz yazarı, besteci ve yorumcu Paptircem, Uzaktan Bir Tanıdık ismini verdiği yeni şarkısını takipçileriyle buluşturdu. Üstelik kendi telefonuyla çektiği ve yönetmenliğini yine kendisinin yaptığı klibi de sevenlerinin beğenisine sundu. Sözü ve müziği diğer projelerinde de olduğu gibi yine Paptircem'in kendisine ait olan Uzaktan Bir Tanıdık şarkısında akustik öğelerden bolca beslenen sanatçı, kendi vokallerinden oluşan koro partisyonlarını ve ana enstrümanı olan piyanosunu da şarkıya dahil ediyor. Projenin prodüksiyonunu daha önce düet çalışmalara da imza attığı prodüktör ve yorumcu Kaan Arslan ile birlikte gerçekleştiren Paptircem, tüm kayıtları ve çalışmalarını evlerindeki stüdyoda Kaan Arslan ile beraber yürüttü. Uzaktan Bir Tanıdık iki sevgilinin sessizce ayrılmayı kabul edişinin, sakin, üzgün ve çaresiz hikayesini anlatıyor. Bu sakinliği vermek için; şarkı yalnızca gitar, piyano, koro ve vokal ile ilerliyor. Paptircem'in yeni teklisine tüm dijital platformlardan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/parklarda-caz-konserlerinin-programi-aciklandi/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 2-14 Eylül tarihleri arasında 27. kez düzenlenecek İstanbul Caz Festivali kapsamında gerçekleşecek Parklarda Caz konserlerinin programı açıklandı. Bu yıl COVID-19 salgını nedeniyle ertelenen İstanbul Caz Festivali, 2-14 Eylül tarihleri arasında İstanbul'un çeşitli açık hava mekanlarında ve çevrimiçi platformlarda gerçekleşecek. Şehrin farklı semtlerindeki parklarda gerçekleşecek Parklarda Caz konserleri ise her yıl olduğu gibi bu yıl da sanatçıları dinleyiciyle ücretsiz buluşturmaya devam edecek. 5 Eylül Cumartesi günü Şişli Habitat Parkı'nda 17:30'da başlayacak olan Parklarda Caz konserleri, 6 Eylül Pazar günü Beşiktaş Sanatçılar Parkı'nda, 13 Eylül Pazar tarihinde ise Beylikdüzü Yaşam Vadisi'nde gerçekleşerek son bulacak. Bu yılın Parklarda Caz programını aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/parlak-bir-kariyer-için-whiplash/", "text": "Bu aralar Whiplash ismini filmi izlemediyseniz dahi mutlaka bir yerlerde okumuş ya da duymuşsunuzdur. Filmi henüz izlemediyseniz muhtemelen doğrudan ya da dolaylı olarak, filmi izlemeniz için baskı altında kalmış olabilirsiniz. Bende bu baskı ile filmi izledim. İyi bir sinema izleyicisi değilim ama yaşam tarzı gereği her zaman müzik temalı filmlere ilgi duymuşumdur. Söz konusu Whiplash'in teması müzik olunca baskıyla birlikte izlemek kaçınılmaz oldu. Filme dair yazıyı neredeyse 2 haftadır yazma gayretindeydim. Beynimi çok fazla şeyle meşgul ettiğim için bilgisayarın başına geçip düşüncelerimi yazamadım; fakat etrafımdaki insanlarla sık sık konuştum. Filme dair düşüncelerim kafamda cereyan ederken içimde söyleyeceğim her şeyi Mehmet Tez yazdı ve bir nevi beni rahatlattı. Benim yazacaklarım da Müziği Iskalamış yazısından farklı değildi. O yüzden ben filmin detaylarına tekrar bakıp, Mehmet Tez'in güzel yazısına eklemeler yapacağım. Filmin başrolünde inanılmaz iyi oyunculuk sergileyen J. K. Simmons, daha önce yine müzik temalı The Music Never Stopped filminde başroldeydi. İki filmde de otoriter bir karakter çizen J. K. Simmons birinde dikta, kibir, ego; diğerinde ise geleneklerine daha fazla sarılan, baba kurallarını çiğnemekten korkan insan profili çiziyor. Eğer izlemediyseniz 2011 yapımı bu filmi izlemenizi öneririm. Öncelikle şuna değinmek isterim: Damien Chazelle, eğer egoyu, hırsı eleştiren bir film çekmek istediyse bunu daha iyi anlatamazdı; fakat tam tersiyse işte o zaman hastalıklı bir adamın kalemine karşı iyi şeyler düşündüğümüzü söyleyemem. Eğer filmi izlemediyseniz yazının geri kalanı filmden alıntılar içermektedir. Filmin henüz başlarında bizi toplumun büyük ön yargısı ile karşı karşıya bırakıyor. Andrew ve babası sinemada, film başlamadan hemen evvel günü değerlendiren bir konuşmaya başlıyor. Andrew, Fletcher'ın kendisini egzersiz yaparken izlediğini ve Fletcher'ın kendisini beğenmediğini yumuşatarak babasına aktarıyor. Babası da tıpkı bizim Mehmet Amca gibi Önünde birçok seçenek var hala diyor. Ebeveynler çocuklarının doğumunun hemen ardından onlara bir gelecek kodlamaya başlıyorlar. Yani statü sevdamız bize sonradan bahşedilen bir şey değil. Doğar doğmaz bizden bir şey olmamız isteniyor. Ne istediklerini biliyorsunuz uzun uzun yazmama gerek yok ama ebeveynlerimizin o kodlamalarının dışına çıktığımızda ise işler başka boyuta geçiyor ve çatışma başlıyor. Yani Fletcher'ı suçlamaya, Andrew'in aptallıklarına sövmeden önce ebeveynlerini sağlam bir şekilde anmak gerek. Şahsen buradan çıkartılacak ders kendi adıma çocuğuma doğru olduğuna inandığım şeyi göstermeyi değil de doğru olduğuna inandığı şeyi öğrenirken sorgulamayı göstermek olurdu. Fletcher aniden salona girer ve tüm egosuyla müzisyenleri test eder. Sonra da Andrew'i seçer ve ertesi gün odasına gelmesini söyler. Bir gün evvel Ryan'ın güzel bir kızı öpmesi sonucunda ezilip büzülen karakterimizin özgüveni tavan yapar. Her gün kaçamak bakışlarla takip ettiği, yiyecek bir şeyler aldığı Nicole'un yanına gider ve ona Benimle çıkar mısın diye sorar. İşte tam bu noktada özgüven ile tanışıyoruz. Aynı adam, aynı karakter, aynı hisler ama bunları kullanma cesareti tamamen başarı kisvesi ile mümkün oluyor. Bu hastalıklı bir durum ve bu hastalıklı olma durumu kadın-erkek ilişkilerinde genellikle karşılıklı rol oynama şeklinde gelişerek büyür ve sonra sancılı olarak büyük yıkımlar yaşanır. Filmin devamında da aslında Andrew'in kendisiyle yüzleşmesi sonucunda birtakım şeyler yaşanıyor. Burada anlamamız gereken şey sanıyorum başarılı olursan kabul görme olasılığının artması ihtimalidir. Mesela Nicole, bir gün evvelki Andrew'in çıkma teklifini kabul eder miydi? İlk tepkisi aynı olacağı kesin ama sonrası? Andrew'i başarılı olmaya iteleyen şey de aslında bu kabul görmeme kaygısıdır. Nicole aslında onun bu ön yargısını yıkıyor ama Andrew herhangi biri olmak istemediği için Nicole'ün bakışlarındaki gerçeği görmüyor. Tıpkı Berk'in, Ali'nin ve Kerem'in kurumsal firmalarda, kravat takmaları, yüksek maaş almaları ve lüks harcamaları neden yaptıklarını fark etmedikleri gibi... Toplumların yazılı olmayan kuralları bizleri başarılı olmaya iteledikçe ve bu başarılı olmaya iteleyen şeyin gerçek sebebini çözmemiz hususunda bizi körleştirdikçe kördüğüm olmaya devam edeceğiz. Andrew gibi davranmaya devam ettiğimizden dolayı, Nicole'lerin sınırlı direncinin de bir yerde tükendiğini iyi anlamak gerekiyor. Filmin ilk çeyreği sona erdiğinde Tanner ile tanışıyoruz. Tüm iticiliği ile filme dahil olan Tanner, kendisine öğretilen ukalalığı ile ezik Andrew'e emir veriyor. Şimdi biraz müzikten konuşalım ve bir önceki paragrafta bahsettiğimiz şeylerle harmanlayarak müziğin mental olarak ne ifade ettiğini sorgulayalım. Fletcher salona geldiğinde tek bir çıt dahi çıkmıyor. Müzisyenler büyük bir korku içerisinde; kimisi korku dolu gözlerle Fletcher'ı izliyor, kimisi ise kafası öne eğik bir şekilde kıpırdamadan bekliyor. Ben bu sahnenin aynısını askerdeyken yaşamıştım. Yemin töreni için prova yapılırken tugay komutanı esas duruşu kesinlikle bozmamamız gerektiği yönünde emir vermişti. Esas duruşu sadece emirle ya da bayılma, ölüm gibi şeylerle bozulabileceğini belirtmişti. Bir hatanın ne tip bir yaptırımı olacağını kestiremediğiniz için büyük bir stres ile kıpırdamadan duruyorsunuz. Dev bir soru soruyorum. Askeri disiplin ile müziğin ne alakası var? Müzik elbette kuralları, tekniği vs. olan bir şeydir ama müzik her şeyden önce hissiyattır. Komutanlar, bu katı kuralların ve ağır disiplinin sebebini olası bir savaş anında senkronize hareket etmek, kaybı en aza indirgemek için önemli olduğu vurgusunu yapmışlardı. Askeriye mantığıyla buna bir anlam verebiliyorum ama müzik için bunu bir kalıba oturtamıyorum. Müzik doğru şekilde çalınarak insanlara sunulabilir ama müzik en özel şekilde hatalı dahi olsa samimi bir şekilde sunulduğunda insanların gönlünde yer etmektedir. Ben pek sevmem ama Duman'ın ve Kaan Tangöze'in performansı öncelikli olarak teknik ile değil yarattığı hissiyat ile açıklanır. Bu örnekleri genişletiriz ama uzatmayalım; müzik samimiyettir. Fletcher, devam sahnelerinde gitgide çirkinleşiyor, müzisyenlere hakaret etmeye başlıyor. Hakaretlerinde bolca cinsel objelere/benzetmelere yer veriyor. Bu cinsellik tüm toplumlar için başa bela sanırım. Cinsel organlarımızın birinci görevinin üremek temelli işlevine, hazların aşırılığı girince işler epey değişiyor. Cinsellik yukarıda da bahsettiğim güç kelimesi altında kendi içinde negatif yönde değerleniyor. Böylesine hassas dengelerle cinselliğin başarı kavramı hasıl olduğundan bir insanın başarısızlığını tanımlarken cinsellik en kolay yoldan saldırma yolu olarak ön plana çıkıyor. Fletcher'ın küfür etmesi ayrı dert ama küfrünün temasının cinsellik olması apayrı bir dert. Her ikisinin ayrı ayrı konuşulması gerekli. Fletcher, şarkıyı bir kez daha duruyor. Bu sefer birisinin akordu bozuk. Müzikte akademik eğitim kısmında bir zaafiyet olduğu kanısındayım. Bu sözlerim çok eminim bir tartışma yaratacaktır; zira eleştiriyi karşılama ve cevap verme şeklimiz her konuda olduğu gibi saldırgan olduğundan ve buna fazlasıyla alışkın olduğumdan söyleceklerimden geri durmayacağım. Müzikte eğitim her zaman için şart olmayabilir. Seslere karşı zihinsel bir motivasyonunuz varsa onları duymaya çalışarak, konsantre olarak ve doğru bir mentalite ile ilerlediğinizde hiçbir nota bilmeden dahi iyi bir kulağa sahip olabilirsiniz. İnsanın ruhsal ve zihinsel gelişimi, iyi bir psikolojiye sahip olması tamamen kendisine dönük arınmışlığı, bilgeliğe yönelik attığı adımlarla mümkündür ve müzik ruh ve zihinden bağımsız bir şey değil aksine ona en güvenli ve konforlu yol arkadaşıdır. Akademik olarak lanse edilen eğitimler kişilere bir kimlik kazandırır; halbuki müzik daha özgür bir alandır. Siz mükemmel bir eğitim ile kişiye harika piyano çalmayı öğretebilirsiniz ama onu sadece klasik müziğe hapsederseniz ona müzisyenliği doğasına aykırı bir tanımla sınırlar çizmiş olursunuz. Müzisyenler belli bir tarzın icracısı olabilirler ama müzisyenler hiçbir zaman bir şeye ait olmamalıdırlar. Onları kafalarındaki oluşan imgeleri bir araya getiren şeyler ne kadar özgürce uçuşabilirse ortaya çıkan eser de o kadar harika olacaktır. Öğrenmek kötü değil ama öğretilenin içinde bir kısıtlama varsa orada durmak gerekir. Tıpkı ilkokullarda din derslerinde sadece İslamiyet, tarih derslerinde Osmanlı'nın zaferlerinden bahsedilmesi gibi... Öğrenirken muhakkak ortaya atılan şeyin koşulsuz olarak sorgulanması gerektiği tezi savunulmalıdır. Özetle müzik duygusal bir sürecin teknik ve yetenekle harmanlanıp servis edilmesi denebilir. Orkestra ile çalınan hiçbir müzik bugün besteledim yarın insanlarla paylaştım gibi bir sürece ait değildir. Aylarca prova edilerek dinlenmeye hazır hale getirilir, binlerce aşamadan geçirilir. Dolayısıyla burada eğer söz konusu müzisyenler insan ötesi varlıklar değilse Fletcher'ın atladığı en büyük husus anlayış oluyor. Anlayış meselesinden konuşacaksak bırakalım müziği, başka hangi alanda bizim birinci düşüncemiz ki? Din, siyaset, kadın-erkek, futbol başta olmak üzere her konuda anlayışsızız. Başka düşüncelere, başka yaşamlara zerre anlayışımız yok. Fletcher işte bizim aynadaki yüzümüz. Akordu bozuk olan müzisyene yaptığı da tam olarak böyle. Mahalledeki Eşref amca da kolunda dövme gördüğü mahallenin gençlerinden Fatih'e serseri yaftası yapıştırdı. Çünkü Fatih onun ekseninde değildi ve akordu bozuktu. Özetle Fletcher bir eğitimciyse Elmer Fudd'a anlayışla yaklaşıp onu kovmak yerine kazanmalıydı. Zira filmin devamında da Fletcher'ın bu sapıkça müzik anlayışı yüzünden birçok müzisyeni nasıl harcadığı da konu ediliyor. Bu sahnelerde en çok dikkatimi çeken şeylerden birisi de Fletcher'ın ben merkezli düşüncesini doğrudan, saklamadan yansıtması. Elmer Fudd'un kovulmadan önceki sahnede kendi orkestrasının sabote edilmesinden bahsediyor. Müzik hayatım boyunca virtüözlerin hepsinden tiksindim. Solo projelerden de ayrı ayrı tiksindim. Türk fantezi müziği solistlerinin arkasındaki orkestrasına kendi altında çalışan elemanlar gibi muamele yapmasından tiksindim. İsimler hiçbir zaman orkestralardan büyük değildir. Orkestralar ben değil bizdir. Kimisinin rolü, diğerine göre daha az ya da önemsiz gibi durabilir ama eserin değerinin yükselmesinde o tek vuruşluk müzisyenin rolü varsa bunu bir kıyasa götürmek doğru değildir. Mehmet Topal sezon sonunda gol kralı olmayabilir ama takım içindeki savunma ve atak organizasyonlarındaki rolü nedeniyle takımın en önemli parçasıdır. Burada takımdaki forvetlerden birinin gol kralı olması ya da Volkan'ın yiyeceği gol sayısının azlığına doğrudan etkisi vardır. Dolayısıyla Fletcher, sembolik olarak bildiğiniz diktatör rejimini temsil etmektedir. Diktatörlerin halkına karşı olan acımasız tutumları neyse, işte Fletcher'ın yaptığı da faşizmin müzikal prototipidir. Fletcher'ın hakaretlerinin altını çizmeye devam edelim. Fletcher, Elmer Fudd'un obezite olmasına vurgu yaparak hakaret ediyor ve Yarışmayı kaybettirmene izin vermem diyerek Elmer Fudd'u evine yolluyor. Müzik bir yarışma, rekabet ortamı değildir. Gerçek müziğin ruhunda, tabiatında asla çatışmalar, kapışmalar vb. bir eylem yoktur. Bakın size şöyle özetleyeyim: Büyük bir orkestra düşünün; yaylıları, üflemelileri, vurmalıları, tellileri ve solistleri olan dev bir orkestra. Bir de ülke düşünün içerisinde farklı dinleri, azınlıkları, kültürleri olan dev bir ülke. Türkiye geldi değil mi aklına? Ne tesadüf ki bende aynı şeyi ima ettim. Güzel bir eserin ortaya çıkması için bu enstrüman gruplarının bir arada, senkronize bir şekilde olması gerekiyor. Her biri büyük bir eserin parçası ve her birinin özel bir rolü var. Şayet bu enstrüman grupları birbirleriyle çatışsaydı ne olurdu? Mesela basit formda bir 4'lüyü düşünelim. Metallica parçalarını davul olmadan dinlemek ister miydiniz? İstemezdiniz. Müziğin en temelde öğrettiği şey birlikteliktir. Müzik, farklı grupların bir arada, senkronize hareket ettiğinde nasıl da büyülü bir şey ortaya çıkarttığını bize asırlardır ispatlamaktadır. Toplumların, Andrew'in babasının anlamadığı şey de tam burada gizlidir. Onlar müziğe sadece hayatlarınını bir noktasında eşlik etsinler diye bakıyorlar; yani güzel bir gömleğin üzerine geçirdikleri ceket gibi muamele yapıyorlar. Filmin geri kalanında Fletcher ve Andrew arasında türlü çirkinlikler, fiziksel şiddetler, hakaretler yaşanmaya devam ediyor. O yüzden benzer sahneleri atlıyorum. Bir iki sahneden daha bahsedip yazıyı noktalayacağım. Yukarıdaki paragrafların birinde akademik eğitimin, müzisyenleri nasıl kalıplaştırdığından, sıkıştırdığından bahsetmiştim. Tanner'ın notaların olduğu dosyayı kaybetmesinin ardından çaresiz kalışı ve koltuğunu kaptırması da işte bu dayatılan sistemin bir müzisyen değil etten bir makina yetiştirdiğini göstermektedir. Gayet açık ve tarihler boyu ispatlarıyla dolu bir şeyi tekrar yazmama gerek yok sanırım. Andrew ve ailesinin arasındaki en sert tartışma yemek masasındaki sahnede geçiyor. Tek söyleyebileceğim o masada haklı olan tek kişi tatlı getirmek isteyen kadındır. Toplumun başarılı gördüğü alanlar ile başarılı görmediği alanların kıyaslaması ile kişisel egoların çarpıştığı, arada olayı yalandan yumuşatmak için kullanılan arkadaşlık terimi var ki, tamamen facia. Arkadaşlık kavramı salt sevgi ile tanımlanabilecek bir şey. Bunun ait olunan kimlik ile bir ilgisi yok. Hastalıklı ailemizi yemek masasında bırakıp sonraki satırlara geçelim. Fletcher, Andrew hırslansın diyerek Ryan'ı orkestraya davet ediyor. Sonra aralarına Tanner katılıyor ve üçü arasında kan ter içinde bir rekabet başlıyor. Fletcher, Andrew'i kazanmak için gözünü kırpmadan iki davulcuyu birden harcıyor. Filmin sonlarına doğru bu rekabette kaybeden Tanner'ın tıp fakültesine geçiş yaptığını öğreniyoruz. Hırslanan, kaybetme korkusuna kapılan Andrew ise evlere şenlik bir kafaya geliyor. Filmin başında Greg'in hakaretinde kendisine moral veren Ryan'a gerçekten yamuk yapıyor. Andrew'in müziği çok yanlış anladığı sahneye gelelim. Güzeller güzeli Nicole ile ayrılma sahnesi, tam anlamıyla hırsın, kibirin, güçlü olmanın yarattığı hazzın çöktüğü noktadır. Bu insanın hayatının her alanında yarattığı putlara karşı doğurduğu fanatizmin eseridir. Bu sahnede Nicole, Andrew'e tüm hayal kırıklığı ile, engel mi olacağım diye soruyor. Andrew, Evet diyor ve Nicole gidiyor. Andrew filmin devamında hırsıyla orantılı olarak kaybetmeye başlıyor. Önce Nicole'ü sonra onu kaybetme uğruna seçtiği müziği... Burada esas nokta şu; müzik ya da herhangi bir şeyi fanatizm boyutunda hayatınıza soktuğunuzda onun tanrılaştırıp, ona hizmet etmeye başlıyorsunuz. Buradaki esas kritik mesele hayatta hiçbir şeyin insanın salt benliğinden daha değerli olmadığıdır. Etrafımızda sahip olduğumuz niteliklerin hepsi sadece hayatımızın renkleridir. Çiçeğin sarı renkleri toprak altındaki tomurcuğun uzantısıdır. Bizler tomurcuk olduğumuzun farkında oldukça, dışarıya sunduğumuz renklerin çeşitliliği bizim güzelliğimizi, arınmışlığımızı gösterecektir. Filmin kapanış sahneleri ise film boyunca parlatılan kahramanlık, güç, ego, ustalık falan gibi zırvalıklarla dolu. Bu kısımlar Mehmet Tez'in yazısında belirtildiği için tekrar tekrar yazmanın bir anlamı yok. Bu filmden çıkartılacak derslerden birisi şu; eğer ki müziği tüm tabiatıyla anlamak, yaşamak istiyorsanız bu filmi bir iki kere izleyin ve denilenin tam tersini yapın. Diğeri ise şu; eğer parlak bir kariyer, Coca-Cola'ya CEO falan olmak istiyorsanız bu filmdeki anlatılan her şeyi, harfiyen hayatınıza uyarlayın. ... ve son olarak bu filmde müziğin ötesinde şeyler anlatılıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pat-mahoneyli-museum-of-lovedan-yeni-parca/", "text": "LCD Soundsystem'dan Pat Mahoney ve Jee Day'den Dennis McNany tarafından oluşan duo Museum of Love, 4 yıllık bir aranın ardından yeni bir single ile geri döndüler. En son 2014 yılında kendi isimleriyle yayınladıkları Museum of Love albümü sonrasında, yeni single Marching Orders ile ikili geri döndü. Geçen bu zaman içerisinde LCD Soundsystem ile Pat Mahoney'nin yoğun konser takvimi ve Dennis McNany'nin Jee Day'in yeni parçalarıyla uğraşması arasında çalışabildiklerini, ellerinde bir albümü oluşturacak daha birçok tamamlanmamış malzeme olduğunu ve Marching Orders'ın da bunun ilk ürünü olduklarını belirten ikili yeni parçalar için de birtakım ipuçları vermeyi ihmal etmedi. Hareket edip devam etme hakkında yazılmış karavan şarkılarından oluşacak albümden ilk parça şimdi aşağıda sizi bekliyor. 4 yılın ardından gelen yeni Museum of Love parçası Marching Orders hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/patti-smith/", "text": "İşte olay böyle başlıyor. Sadece sizin imzalayabileceğiniz basit hayali bir izin belgesiyle... Eğer izin verirseniz müzik size çok şey yapabilir. Ve çok şeyden kastım kesinlikle tamamen iyi olarak adlandırdığımız şeyler değil. Müzik sizi üzebilir, yaşamınızı alt üst edebilir, hatta bilmediğiniz alemleri keşfe çıkarabilir. İzin belgesi elinizde duruyor. Merakınız da göğüs boşluğunuzda, sağ ve sol akciğerinizin üst ortasında yerinde duramayan bir çocuk gibi beklemekte. Keşfe çıkmanın tam sırası değil de ne! İlk albümünün ilk parçası olan Gloria asi bir attır adeta. İsa'nın onun yaptığı hatalardan değil, başkasının yaptığı hatalardan öldüğünü anlatır Patti şarkıda. İnsanlığın üzerine yıkılmış tüm ölümlerden, acılardan kurtulmak ister. Sesindeki müzikaliteyi görmemiz için The Mermaid Song'u söyler. China Bird ise çocuğunuza uyumadan önce söyleyebileceğiniz bir ninnidir adeta. About A Boy, Kurt Cobain için yazılmış bir çeşit ağıttır. Sonsuza kadar 27 yaşında kalacak olan küçük bir çocuğa yazılmış bir ağıt... Ölüm olgusu Patti'nin hayatının gerçeklerinden biri olmuştur. Jimi Hendrix'in Hey Joe'sunu da başına eklemeler yaparak yeniden seslendirmiştir. Twelve albümü 13 şarkıdan oluşan, en sevdiğiniz içkilerden yapılmış bir çeşit kokteyl gibidir. İçkileri yapan Patti değildir. Şarkılar birçok ünlü grubun sevilen parçalarıdır. Ama içkileri karıştıran, onlara yeni bir biçim veren barmenin yeteneğini yok saymak ne haddimize! Ve varlığıyla raks eden şarkıya gelince Because The Night, Robert için yazılmış bir parçadır. Şarkıyı yazdığında Robert'ın yanına gidip Bak eğlenceli bir şarkı yazdım Robert, beğendin mi? der Patti. Robert onun sürekli hüzünlü şarkılar yazmasından şikayet etmiştir yıllar yılı. İlk önce sevgilisi, sonra arkadaşı, en sonlara doğruysa hayata devam etmesi için gereken elzem şeylerden biri olan Robert'a verebileceği en nadide şeyi veren Patti, aralarındaki ilişkiyi Çoluk Çocuk'ta bir çeşit kardeşliğe dahi benzetir. Sevgi kavramını Robert'ı kucaklayabileceği her ölçüde genişleten Patti bu konuda dünyada bulunabilecek nadide kadınlardan biridir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/patti-smithin-live-at-electric-lady-adli-yeni-epsi-yayinda/", "text": "Amerikalı müzisyen Patti Smith'ten yedi parçalık Live at Electric Lady isminde yeni bir EP geldi! Patti Smith, toplam yedi parçadan oluşan, yeni EP'sini Spotify ortaklığıyla ünlü New York City Stüdyosu'nda kaydetti. Live at Electric Lady ismindeki yeni EP, Smith'in 2012 çıkışlı stüdyo albümü Banga'dan bu yana paylaştığı ilk yeni solo kaydı olacak. Patti Smith, bu yeni kaydında, Ghost Dance ve Broken Flag ve Birdland gibi kendi şarkılarının canlı yorumlarının yanı sıra Bob Dylan'ın One Too Many Mornings ve Stevie Wonder'ın Blame it on the Sun adlı parçalarını da yeniden canlı olarak yorumladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paul-banksin-yeni-projesi-muzz-ilk-albumunu-yeni-teklisiyle-duyurdu/", "text": "Intepol'den Paul Banks'in yeni projesi Muzz, ilk albümünü paylaştığı yeni teklisi Red Western Sky ile birlikte duyurdu. İlk kaydını 2015 yılında almaya başlayan Muzz'un yeni yayınladığı teklisi Red Western Sky video klibiyle birlikte hemen aşağıda. Muzz'un ilk albümünün şarkı listesinine ise aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paul-mccartneyden-40-sene-sonra-mccartney-serisinin-sonuncusu-geliyor/", "text": "Geçtiğimiz gün The Beatles'ın dağılmasından önce çalışmalarına başladığı McCartney üçlü albüm serisinin sonuncusunun yayınlanmak üzere olduğunun ipuçlarını veren paylaşımlar yapmaya başlayan Paul McCartney'den albümle ilgili yeni haberler geldi. İlki 1970'de, ikincisi ise 1980'de yayınlanan McCartney serisinin sonuncusu McCartney IIIün geleceğine dair ufak ipuçlarını Spotify'daki küçük animasyonlar ile vermeye başlayan Paul McCartney, dün (21 Ekim) albümün 11 Aralık tarihinde Capitol Records aracılığıyla yayınlanacağını açıkladı. Bütün aşamaları McCartney tarafından yapılan McCartney IIIün kayıtları karantina sürecinde müzisyenin İngiltere'deki ailesiyle birlikte yaşadığı çiftlik evinde gerçekleşti. Son stüdyo albümü 2018'deki Egypt Station olan müzisyen, bu senenin başında 1997'de çıkan Flaming Pie albümünü yeniden yayınlamıştı. 40 yıllık bir aradan sonra yayınlacak üçlü albüm serisinin sonuncusu McCartney IIIü merakla bekliyoruz. Albümün artwork'üne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paul-mccartneyden-mccartney-iii-imagined-albumu-geliyor/", "text": "Paul McCartney, 2020'nin sonunda yayınladığı McCartney III albümünün çeşitli sanatçılar tarafından cover'lanmış halini yayınlayacağını açıkladı. Paul McCartney, geçtiğimiz sene aralık ayında McCartney albüm serisinin üçüncüsü ve sonuncusu olan McCartney III'ü yayınlamıştı. Müzisyen şimdi de albümdeki parçaların çeşitli sanatçılar tarafından yorumlanmış versiyonunu yayınlanmaya hazırlandığını açıkladı. McCartney III Imagined, 16 Nisan'da Capitol aracılığıyla yayınlanacak. Albümde yer verilecek isimler arasında ise Phoebe Bridgers, St. Vincent, Beck ve Khruangbin gibi müzisyenler de bulunuyor. McCartney III Imagined'in parça listesine ve albümden ilk video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/paul-thomas-anderson-sinemanin-indie-cocugu/", "text": "Paul Thomas Anderson, sinemada müzik kullanımının en başarılı örneklerini veren bir yönetmen. Onun müziğe ve özellikle indie müziğe yaklaşımını inceliyoruz. Paul Thomas Anderson filmlerinde müzik, PTA sinemasının en etkileyici ve özgün özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Anderson; filmlerinin atmosferini, karakterlerinin ruh hallerini ve hikayenin gidişatını müzikle yansıtıyor. Öyle ki, bazen müzik filmin başrolüne bile geçebiliyor. Anderson'ın filmlerinde müzik kullanımını incelemek için üç ana kategoriye ayırabiliriz: Klasik müzik, popüler müzik ve orijinal müzik. Klasik müzik, Anderson'ın filmlerinde sıklıkla duyduğumuz bir tür. Özellikle There Will Be Blood (2007) ve The Master (2012) filmlerinde klasik müzik öne çıkar. Bu filmlerde genelde birlikte çalıştığı besteci ise Radiohead'in baş gitaristi Jonny Greenwood'dur. Greenwood, Radiohead grubunun gitaristi olmasının yanı sıra, bildiğiniz üzere deneysel ve avangart bir bestecidir. Anderson'ın filmlerine uygun bir şekilde, klasik müziği gerginlik, kaos ve çatışma yaratmak için kullanır. Örneğin, There Will Be Blood'da Daniel Plainview'un petrol kuyusunu ateşe verdiği sahnede çalan müzik, Greenwood'un Popcorn Superhet Receiver adlı eseridir. Bu parça, radyo dalgalarının karışmasından ilham alınarak yazıldı ve Plainview'un içindeki şiddet ve açgözlülüğü yansıtarak çarpıcı bir etki yaratıyor. Popüler müzik, Anderson'ın filmlerinde karakterlerin zamanına ve kültürüne uygun olarak seçilir. Özellikle Boogie Nights (1997) ve Inherent Vice (2014) filmlerinde popüler müziğin önemli bir rolü var. Bu filmler, 1970'lerin ve 1980'lerin Amerika'sını anlatır ve o dönemin ruhunu yakalamak için o dönemin hit şarkılarını kullanır. Örneğin, Boogie Nights'da Dirk Diggler'ın porno yıldızı olma hayalini kurduğu sahnede çalan şarkı, The Emotions'un Best of My Love adlı şarkısıdır. Bu şarkı, Dirk'ün naif ve iyimser karakterini vurgular. Inherent Vice'da ise Larry Doc Sportello'nun uyuşturucu dolu maceralarını izlerken duyduğumuz şarkılar, 1970'lerin rock, soul ve psikedelik müziğinden oluşur. Bu şarkılar, Doc'un karışık ve komik dünyasını renklendirir. Orijinal müzik, Anderson'ın filmlerinde sadece o film için yazılmış olan müziktir. Bu tür müzik genellikle karakterlerin duygularını veya filmin temasını yansıtır. Örneğin, Magnolia (1999) filminde kullandığı orijinal müziklerden biri, Aimee Mann'ın Wise Up adlı şarkısıdır. Bu şarkı, filmdeki farklı karakterlerin hayatlarındaki sorunlarla yüzleşmelerini anlatıyor. Şarkının sözleri ve melodisi, karakterlerin umutsuzluk ve pişmanlık duygularını ifade ediyor. Şarkı aynı zamanda filmdeki bir mucizeyi de önceden haber verir nitelikte: Filmdeki tüm karakterler birden bu şarkıyı söylemeye başlarlar. Bu sahne hem gerçeküstü hem de dokunaklıdır. Bir diğer örnek ise Punch-Drunk Love (2002) filminde kullandığı Jon Brion'un He Needs Me adlı şarkısı. Bu parça aslında Shelley Duvall'ın seslendirdiği Popeye (1980) filminden alınmıştır ama Anderson bunu yeni bir bağlamda kullanır. Şarkı Barry Egan'ın Lena Leonard'a aşık olduğu sahnede çalar ve Barry'nin yalnızlık ve sevgisizlikten kurtulduğunu gösterir. PTA'in diğer Radiohead ortaklıklarına baktığımızda kendisinin aynı zamanda Thom Yorke'un albümüyle aynı ismi taşıyan filmi Anima'ya da yönetmenlik yaptığı görülür. Kendisi bununla kalmaz ve HAIM, Aimee Mann, eski sevgilisi Fiona Apple gibi bildiğimiz birçok sanatçının müzik videolarının yönetmenliğini de üstlenir. Paul Thomas Anderson'ın filmlerinde müzik kullanımı, onun sinemasal dehasının bir göstergesidir. Anderson, müziği sadece arka planda değil, ön planda da kullanarak filmlerine derinlik ve güç katar. Kendisi zaten müzikle bu kadar iç içe olabildiği için sinema ve müzikseverleri daha da içine çeker. Anderson'ın filmleriyle müziği arasındaki uyum ise izleyiciyi büyüler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/peaky-blinders-6-sezonuyla-ekranlara-veda-ediyor/", "text": "2013 yılında yayınlanmaya başlayan Peaky Blinders'ın 6. sezonuyla ekranlara veda edeceği, ancak hikayenin farklı bir formatta devam edeceği açıklandı. BBC'nin en başarılı yapımları arasında olan Peaky Blinders, kısa sürede geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. Her sezonuyla izleyici kitlesini ekranalara çekmeyi başaran Peaky Blinders, çekimlerine başlanan altıncı sezonuyla sona ereceği duyuruldu. BBC ve Netflix dizisinin altıncı ve son sezonunun çekimleri, tüm dünyadaki prodüksiyonların durmasına neden olan koranavirüs salgını sebebiyle ertelenmişti. Ancak son sezon çekimlerine başlandığı bilgisi de bu haberle birlikte gelmiş oldu. Ekranlara vedası sonrasında sinema ekranlarında devam edeceği dedikoduları ortalarda dolaşan Peaky Blinders ile ilgili detaylı bilgi ise henüz paylaşılmadı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pearl-jam-lightning-bolt/", "text": "Pearl Jam, 2009 çıkışlı Backspacer albümü sonrasında, bu hafta 15.10.2013 tarihinde yayınladığı Lightning Bolt albümüyle piyasaya tekrardan hızlı bir geri dönüş yaptı. Albüm gayet tempolu, sert şarkılardan; hissiyatı bol, vurucu şarkılara uzanan bir Pearl Jam albümü olarak diskografideki yerini alıyor. Getaway, gayet güzel bir açılış parçası. Albümün içerisine resmen fırlatıyor insanı. Pendulum, Pearl Jam tarzının biraz dışında, hafif hafif psychedelic'e de göz kırpan değişik bir parça olmuş. Dinlenesi. Baktığımızda bir Jeremy, bir Black yok belki albümde, bir Ten değil tabii ancak genel anlamda gayet güzel bir albüm çıkarmış Pearl Jam diyebiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pearl-jamin-bascisi-jeff-amentten-yeni-solo-album-geliyor/", "text": "Pearl Jam grubunun basçısı Jeff Ament, kendi adı altında dördüncü solo albümünü yayınlayacağını açıkladı. Pearl Jam grubunun bas gitaristi Jeff Ament, I Should Be Outside isimli yeni bir solo albüm yayınlayacağını açıkladı. Müzisyen aynı zamanda albümden I Hear Ya ve Bandwith isimli iki teklisini de önceden kaydedilebilmesi için ön satışa sundu. 'I Should Be Outside' isimli albüm, 10 Ağustos'ta Monkeywrench etiketiyle yayına sunulacak. Albüm, Ament'in geçtiğimiz sene sürpriz bir şekilde yayınladığı American Death isimli beş parçadan oluşan EP'sinin devamı niteliğinde olacak. I Should Be Outside'' albümünden ilk iki parça olan I Hear Ya ve Bandwidth'in pikap versiyonlarının ön siparişini vermek için ve parçaları dinlemek için aşağıdaki linklere bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pearl-jamin-yan-projesi-painted-shield-ilk-teklisini-yayinladi/", "text": "Pandemi süreciyle birlikte Gigaton albümünün tur planlarına ara vermek durumunda kalan Pearl Jam'in gitaristi Stone Gossard, yan projesi Painted Shield ile karşımızda! Stone Gossard ile birlikte folk pop şarkıcısı Mason Jennings, eski Pearl Jam davulcusu Matt Chamberlain ve klavyeci Brittany Davis'ten oluşan grup, yeni albümlerinin resmi olarak 27 Kasım'da çıkacağını açıkladı. Yolları tekrardan bu sene yeni kesişmiş olsa da ekibin temeli 2014'e dayanıyor. Gossard ve Jenning daha önce Knife Fight ve Caught In a Mess adlı iki single için bir araya gelmişti. Albümün ilk teklisi I Am Your Country ile çıkış yapan grubun full albümünü dinlemek için sabırsızlanıyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pearl-jamin-yeni-albumu-gigaton-geliyor/", "text": "Pearl Jam, on birinci stüdyo albümü Gigatonu 27 Mart tarihinde yayınlayacağını yaptığı paylaşımla duyurdu. Pearl Jam yeni stüdyo albümü Gigaton'u kendi şirketleri Monkeywrench Records ile Republic Records ortak yapımı olarak 27 Mart tarihinde yayınlayacağını Instagram hesaplarından yaptıkları paylaşımla sevenlerine duyurdu. Aynı zamanda albümden ilk single Dance of the Clairvoyantsın ise önümüzdeki haftalarda yayına alınacağı belirtildi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/perdenin-ardindakiler-ve-mark-eliyahu-is-birligiyle-yeni-tekli-uzaklara-savrulalim/", "text": "Albüm hazırlığındaki Perdenin Ardındakiler ve İsrailli kamança sanatçısı Mark Eliyahu iş birliğiyle yeni tekli Uzaklara Savrulalım yayınlandı. Kısa bir süre sonra yeni albümünü yayınlayacak olan alternatif pop müzik ikilisi Perdenin Ardındakiler, İsrailli müzisyen Mark Eliyahu ile birlikte Uzaklara Savrulalım adlı yeni bir çalışmaya imza attı. Perdenin Ardındakiler'in önümüzdeki ay yayınlayacağı yeni albümü öncesinde çıkan son tekli çalışması Uzaklara Savrulalım, Mark Eliyahu'nun karakteristik kamança performansıyla dikkatleri çekiyor. Sözleri Doruk Ereşter'e, müziği Direnç Kaçmaz, Mark Eliyahu ve Doruk Ereşter'e ait olan şarkının düzenlemesi ise Direnç Kaçmaz tarafından yapıldı. Şarkının kapak tasarımı ise Ece Gauer imzası taşıyor. Geçtiğimiz yılın hızlı çıkış yapan isimlerinden olan Perdenin Ardındakiler'in vites yükselttiği 5 Şubat tarihinde yayınlanan yeni teklisini aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/perdenin-ardindakilerin-bu-sehir-bugun-sensiz-adli-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Alternatif pop müziğin yükselen ikilisi Perdenin Ardındakiler, Bu Şehir Bugün Sensiz adındaki yeni teklisini video klibiyle birlikte yayına aldı. Son dönemin en çok dinlenen, yeni nesil alternatif pop ikilisi Perdenin Ardındakiler, 20 Kasım tarihinde yayınladığı Kalbimde Birileri Var teklisi sonrasında yeni teklisiyle yeni yılı karşılıyor. Bu Şehir Bugün Sensiz adlı yeni teklisini video klibiyle birlikte bugün (16 Aralık) dinleyicilerine servis etti. Sözleri Doruk Ereşter'e, müziği ve düzenlemesi Direnç Kaçmaz'a ait olan yeni parçanın video klibinde Silvyo Behmoaras yönetmen koltuğunda otururken, Kaan Turgut ve Hande Yılmaz ise oyuncu olarak performanslarıyla gruba eşlik ediyor. Yüzleşmeyi, pişmanlığı ve kişinin hayatındaki birine karşı gerçekleştirdiği eylemlerin sonuçları ile bu sonuçların onda yarattığı üzüntüyü anlatan parçanın kapak fotoğrafı ise ödüllü Türk ressam Ece Gauer tarafından şarkıya özel olarak resmedildi. Parçanın mastering işlemleri ise ödüllü ses mühendisi Lex Barkey tarafından yapıldı. Bu Şehir Bugün Sensiz şarkısının kapak fotoğrafı ödüllü Türk ressam Ece Gauer tarafından şarkıya özel olarak resmedildi. Şarkının mastering işlemleri ise ödüllü ses mühendisi Lex Barkey tarafından yapıldı. Perdenin Ardındakiler ikilisiyle, temmuz ayında YouTube üzerinden gerçekleştirdiğimiz sohbete ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/perdenin-ardindakilerin-ilk-albumu-sanrilar-yayinda/", "text": "2017 yılından bu yana yayınladıkları şarkılar ile git gide dinleyici kitlesini büyüten Perdenin Ardındakiler, Sanrılar isimli ilk albümünü yayınladı. Perdenin Ardındakiler, 10 şarkıdan oluşan ilk albümlerinde daha önce yayınlanan tüm şarkılarında olduğu gibi duyguları ve anlatıları bir bütün halinde dinleyiciye sunuyor. Albümde yeni tarzlar deneyen Perdenin Ardındakiler, yeni sesleri kendilerine özgü müzik stillerini birleştirmekte. Albümde yer alan 10 şarkının sözleri Doruk Ereşter'e, 9 şarkının müzikleri ve düzenlemeleri Direnç Kaçmaz'a ait. Uzaklara Savrulalım şarkısının müziği Direnç Kaçmaz & Mark Eliyahu imzası taşıyor. Albümün kapak çizimi ise Ece Gauer imzası taşıyor. Perdenin Ardındakiler'in ilk albümü Sanrılar'a aşağıdan ulaşabilirsiniz! Geçtiğimiz temmuz ayında Bir Baba Indie YouTube kanalındaki Ev Sohbetleri programına konuk olan Perdenin Ardındakiler ile olan bölüme aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/peter-bardens-gibi-olmek/", "text": "Hayatı ikiye bölüp, manevi huzur-maddi esaret kıyaslamaları içerisinde sürüklenip gidiyorum. Hatta bir çok kişide bu yönde gidiyor. Kafamız oldukça karışık. İki dünya arasındaki bu uçurumda dalgalanmak kadar acı veren bir hissiyat yok. Sabah trafiğinde robot misali etrafı gözlemleyen insanları görmek keyifli değil. Bazen gözüm reklam tabelalarına takılıyor. Şaşırıyorum. Ne kadar çok reklam var. Hayatımın bir dönemini bankacı olarak geçirdiğimden çeşitli pazarlama tekniklerini görüyorum. Sonra tüketmek, tüketmek, tüketmek. Her şeyi tüketmemizi istiyorlar. Her şeyi tüketirken kendimizi de tüketmemizi emrediyorlar. İnsanlar farkında değiller. Benliklerini, hayatlarını anlamlandıran bir kaç ufak şeyin başka birileri tarafından çalındıklarının farkında değiller. Hep bir medcezir içinde tıpkı aynı durumda olan binlerce insan gibi beklentilerim ve hayatın sürüklediği noktaları düşünüyorum. Aynı iş yerindeki yan masamda oturan 45 yaşındaki kadınla, hemen arkamdaki 21 yaşındaki kızın hayat ve beklentileri üzerine derin düşünceler dalıyorum. Az ötede duran diğer 23 yaşındaki başka bir kızın kendine hedef olarak belirlediği ünvan zırvalığı ve davranışlarına gülüyorum. Bu saydığım insanların tüm gün düşündükleri şeyler ise daha komik. Mesela hadım etme yasasının haber bültenlerine düşmesiyle ereksiyon mu? O ne? sorularını biraz utanarak, biraz yüksek sesle aralarında konuşması kadar garip bir şey olamaz. Ha ha ha direksiyon hani e ile başlıyor Hmm ne acaba? çok şaşırdım şimdi bak. Nasıl da merak ettim. Sonra başka bir haber daha düşer gazetelere, Gülben Ergen boşanıyor! Allah allah ya nasıl olur!, Ee tabi o kadar dansçı kız falan... ve bir başka haber, bir başka haber, başka, haber, h, b, r, e.... Herkesin bir dünyası var elbette. Çok da umurumda değiller ama beni düşündüren tek şey Peter Bardens. Camel'in klavyecisi. Rahmetli Bardens. Üstad Bardens. 70'ler diyince aklıma gelen ilk isim Bardens. Never Let Go'daki ses tonu hep aklıma olan Bardens. Mezarlıklar, mezar taşları, soğuk, buz gibi mezar taşları. Şu yukarıdaki resme bakınca, tüm mezarlık, ölüm, cennet, cehennem algılarım değişiyor. Kendimle yüzleşmeye çalışıyorum. Alış-veriş merkezlerinde, güzel bir X coffee de yaşlanarak, çocuğum için sadece baba, yeğenlerim için sadece amca, iş arkadaşları için Mehmet Sinan Bey, Annem için oğul, sevgilim için aşk falan... Ne kadar rutin bir tanımlama ve yaşlanma gidişatı. Bu rutin anlayışı kırmak için ise gerçekten bizi biz yapan bu manevi huzur maddelerini diğer hayatın önüne geçirmek gerekiyor. Müzik ise müzik, resim ise resim, X ise X... Bize bu dünyayı tüketmek ne kazandırır gerçekten bilmiyorum. Algılamakta zorluk çekiyorum. Narsist kişilik bozukluklarında artışlar muhtemelen çoğalmıştır. Çünkü sistem bunu istiyor. Bizi Peter Bardens değil Ali Ağaoğlu olmaya zorluyor. Üsküdar-Çamlıca'daki Çakaldağı mezarlığına giderseniz Ağaoğlu Aile Kabristanına mutlaka bakın. Ağaoğlu MyTower'ın Cennet/Cehennem kombinasyonu. Geçen haftaki doğum günümden aklımda kalan tek şey, yakın çevremin ve arkadaşlarımın hep müziğe vurgu yaparak doğum günümü kutlamalarıydı. Ayrıca aldığım 3 adet hediyenin 2 si müzik ile ilgiliydi. İnsanlar gözünde şirketteki ünvan ve pozisyonumu unutarak müzisyen olma gayretindeki Mehmet Sinan Güvenç'e vurgu yapmaları gerçekten en büyük hediyeydi. Peter Bardens öldü. Syd Barett öldü. Andrew Latimer için endişeliyim; zira David Gilmour ve Robert Fripp içinde; ve diğer tüm müzisyenler içinde. Fakat daha geniş düşününce üzülmek yerine Never Let Go dinliyorum. O gittiği yerde mutlu oluyor. Mezar taşına kazınmış notalar bile onun ruhunu dimdik ayakta tutuyor. Her aklıma gelişinde Syd için mükemmel adam tanımlamaları yapıyorum. Düşünüyorum, düşündürüyorlar. Çok fazla karmaşıklaştırmadan noktalamak istiyorum. İkiye bölünmüş hayatlar içerisinde Muhteşem Yüzyıl izleyip ölmek yerine, en kötü ihtimalle La Minör başlangıçlı bir besteyle ölmek daha keyifli olabilir. En azından bir sonraki kuşaklar adına, hatırlanmak maksadıyla."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/peyote-cennet-bahcesi-3-haziranda-burgazadada-aciliyor/", "text": "Bir süre önce aldığımız bir haberi sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorduk, içimizdeki tutmak giderek zorlaşmıştı. Artık söyleyebiliriz: Bu yaz sık sık adalar vapuruna bineceğiz. Alternatif müziğin İstanbul'daki son kalelerinden Peyote bu yaz ikinci bir mekanla bize yazlık bir seçenek sunuyor. Burgazada'da bulunan, geçen senelerde Paradisos Sessions, Progressive Rock Festivali ve Byzantion Fest gibi etkinlikleri takip edenlerin aşina olduğu Cennet Bahçesi'nin ismi artık Peyote Cennet Bahçesi! Mekan yaz dönemi boyunca haftanın her günü öğlen 12:00'den gece yarısına kadar hizmet verecek. Haziran-Eylül ayları arasında açık olacak mekanda, Peyote Nevizade programından tanıdığımız müzisyen ve grupların yanı sıra dünya çapında isimlerden konserler, stand-up, film gösterimleri, tasarım pazarları gibi alternatif etkinlikler de düzenlenecek. 3 Haziran Cumartesi günü gerçekleşecek açılış partisinde Peyote Cennet Bahçesi'nin ilk konserlerini vermek üzere Gevende ve Kim Ki O sahnede olacak. 600 kişilik konser alanı bulunan mekan yaz boyu lokal sahnenin popüler ve başarılı isimlerini ağırlayacak mekanda sahne alacak isimlerden şimdilik kesinleşenler Jakuzi, Büyük Ev Ablukada, İnsanlar, Gaye Su Akyol, Bubituzak, Sattas, Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Islandman, Ayyuka, Özgür Yılmaz. Programın devamını da yakın zamanda öğreneceğiz. Hafta içi programı, Peyote Nevizade'den tanıdığımız resident DJ'lerden setler, akustik konserler, stand-up gösterileri, film gösterimleri, söyleşi ve workshop'lardan oluşacak mekanda ayrıca langırt, pinpon masası ve geniş çocuk alanları bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/peyote-yenilenen-sahnesiyle-dönüyor/", "text": "-Peyote kapanıyormuş. +Hayır, kapanmıyormuş ama artık konser olmayacakmış. Son dönemlerde etrafımızda sıkça duyduğumuz, asılsız cümlelerin artık sonu geldi. Çünkü Peyote Nevizade, yenilenen sahnesiyle bomba gibi dönmeye hazırlanıyor! 15 Aralık Cuma akşamı, Anadolu ezgilerini ve dub müziğini birleştiren İstanbullu Komadub ve Debdebe, 16 Aralık Cumartesi akşamı ise solo projesiyle tanıdığımız Can Karadoğan, Kahraman Gölgeleri isimli yeni albümünün lansmanı için Peyote Nevizade'de olacak. Bristol menşeili, Berlinli plak şirketi Subtext'ten Davul isimli albümünü yayınlayan Cevdet Erek, 22 Aralık Cuma, Değildir single serisine Ezhel ve Kamufle ile yaptığı son parçayla noktayı koyan Nihil Piraye, 29 Aralık Cuma Peyote sahnesinde olacak. 30 Aralık gecesi de naif müziğini pek sevdiğimiz Yolda konseri ile birlikte de bu yılın kapanışı yapılacak. Şubat'ta 20. yaşını dolduracak olan ve 13 senedir Taksim Nevizade'de faaliyet gösteren Peyote, yakında 2018'de sahne alacak yerli-yabancı isimleri de açıklayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/phoebe-bridgersi-bu-kadar-ozel-kilan-ne/", "text": "Eğer müzik camiasını yakından takip ediyorsanız Phoebe Bridgers ismini duymamış olmanız olanaksız. Şahsen ben uzun zamandır duyuyor olsam da üşengeçlikten olsa gerek ismini aklımın bir köşesine not alıp elimi hali hazırda sevdiğim sanatçıların albümlerine uzatıyordum. Kendisinin bu sene piyasaya sürdüğü Punisher albümünü dinlemeyi epey geciktirmiştim. Phoebe Bridgers'ın şu anki popülaritesinin sebebini anlamamız için basitinden de olsa bir kronoloji çizmemiz gerekiyor. Amerikalı sanatçı, müzik dünyasına 2017'de çıkardığı Stranger In The Alps albümü ile adım attı. Açılış şarkısı Smoke Signals'a I went with you up to the place you grew up in, we spent a week in the cold. Diyerek başlıyor Bridgers, aynı günlüğüne yazarmış gibi. Solo kariyerinin açılışı olarak seçtiği bu şarkı Phoebe'nin söz yazarlığı ile ilgili bir fikir veriyor bize. Albümün geri kalanı ise Smoke Signals'dan pek farklı olmayan bir şekilde devam ediyor: Basit gitar akorları üzerine kurulmuş kısık vokaller, Elliot Smith ilhamlı anlatılar ve oldukça iç karartıcı temalar. Albümdeki en popüler şarkı ise Motion Sickness. Phoebe'nin müziğine bu noktada hala çok ısınamamış olsam da bu şarkı vesilesiyle hikaye anlatımından oldukça etkinlenmiştim. İlk dinleyişte yalnızca yaşadığı olayları olduğu gibi anlatıyor gibi gözükse de, şarkı ilerledikçe anlattığı hikayeler şiirsel bir yalnızlık kazanıyor. Bu bakış açısı ile Phoebe'ye bir şans daha verip parçalarını bir kez daha dinlediğinizde müziğinin ilgi çekici kısmı katman katman soyularak ortaya çıkıyor. Phoebe, Stranger In The Alps albümünden sonra 2018 yılında Lucy Dacus ve Julien Baker ile boygenius grubunu kuruyor. İnternet üzerinden tanışıp birbirlerine şarkıları için fikir paslayan üç müzisyen böylece kendilerini bir folk rock grubunda buluyor. Phoebe Bridgers boygenius'dan bir yıl sonra, Bright Eyes'dan tanıdığımız Connor Oberst ile Better Oblivion Community Center projesini başlatıyor. Connor ve Phoebe'nin ortak noktaları basit yaşanmışlıkları karşı tarafa nasıl geçireceklerini çok iyi bilmeleri. İkisi de bireysel işlerinde şarkıcı/söz yazarı kategorisinde kendilerini kanıtlayıp, ortak çalışmaları Better Oblivion Community Center ile dinleyicilere folk temalı varoluşsal bir serüven sunuyor. boygenius ve Better Oblivion projeleri başarılı olsa da, Phoebe'nin bireysel vizyonunu yeteri kadar ortaya koyamıyor, Punisher'ı dinledikten sonra emin oldum. Eğer Phoebe Bridgers'a aşina değilseniz, önceki işlerine öncelik vermenizi öneririm. Bu şekilde Phoebe'nin Punisher ile aldığı yeni rotayı ve değişimi tam anlamıyla duyabilirsiniz. Punisher, Phoebe'nin şu ana kadar yaptığı ayakları en yere basan ve gittiği yönü en iyi saptamış işi. Çifte vokalleri, boğuk synthesizer efektleri, hayal kurduran viyolin ve saksafon tınıları sayesinde albüm önceki işlerinden daha deneysel bir hal alıyor. Better Oblivion Community Center ve boygenius projelerindeki rock enstrümentalleri, yerini filtrelerden geçmiş synthesizer'lara bırakıyor. Phoebe solo kariyerinde ilk defa bir rock şarkısı yazarak, Kyoto'yu albümün iki teklisinden biri olarak öne sürüyor. Pek çok sebepten ötürü Kyoto'nun çok iyi bir tekli seçimi olduğunu düşünüyorum. Phoebe bu parçayla Punisher'dan önceki projelerinin an itibariyle yaptığı müzikteki etkisini ilginç bir şekilde ortaya koyuyor. Genelde oldukça yavaş bir tempoda ilerleyen şarkılarının aksine Kyoto oldukça tempolu ve önceki parçalarında olmayan, daha detaylı düşünülmüş bir prodüksiyon yolu mevcut. Albümün diğer teklisi Garden Song oldukça basit inşa edilmiş bir düzene sahip. Phoebe'nin vokallerine eşlik eden tek şey yumuşak gitar riff'leri. Büyütülme şekli, küçüklük evine duyduğu hasret ve eski anılarını anlatıyor bize. Parça oldukça karamsar ilerlese de I don't know how but I'm taller, there must be something in the water. Sözleri ile katettiği yolun farkında olduğunu da belirtmeden geçmiyor. Phoebe albümün açılış şarkısı DVD Menu ile kendine ait dünyasının kapısını aralıyor. Boğuk, vokal barındırmayan ve kemanın eşlik ettiği giriş parçası oldukça yoğun ve karamsar. Albümün derinliğini en iyi ortaya koyan parçalardan bir diğeri ise Savior Complex. Atmosferik ve uzaktan gelen gitar tınıları insanın üzerine ilk saniyesinden itibaren taş gibi oturuyor. Phoebe'nin müziğini dinlerken bir şekilde karamsarlaşmamak pek mümkün değil zaten. 2020'de piyasaya sürülmüş olduğundan dolayı, karantina, politik belirsizlik ve varoluşsal depresyonun her elementi albümde mevcut. Punisher, Titanic batarken arkada çalınabilecek potansiyelde bir albüm gibi geliyor bana. Bizim durumumuza dünyanın sonuna gün be gün yaklaşırken... Albümün kapanış şarkısı I Know The End bu teorime Phoebe'nin onaylarcasına kafa sallaması gibi. Hayali bir Dünyanın sonu senaryosunda neler yapacağını, neler göreceğini anlatıyor bize Phoebe. I Know The End, kaşları havaya kaldırtacak seviyede kendisinden beklenmeyen bir kaotikliğe sahip. Parça büyük, orkestral bir enstrümantal kargaşa ile bitiyor. Tüm albüm boyunca biriken ve yolunu çizen depresyon ve mutsuzluğun büyük dışa vurumu, parçanın katartik nitelikteki son saniyelerinde doruk noktasına ulaşıyor. Müzisyenlerin kendilerine has bir sound yakalayıp albümden albüme kendilerini geliştirmeleri teoride nefis duyulsa da pratikte oldukça zor. İyi yaptığını bildiğin şeyleri sabit tutup üzerine denemediğin, belki de sen yansıtmadığını düşündüğün elementleri eklemek epey zor iş. Fakat Phoebe zor olanı yaparak son albümünde onunla özdeşleşmiş hikaye anlatış şekiline tutunarak müziğinin kapsadığı alanı genişletiyor. An itibariyle tüm müzik dünyasının Phoebe için ölüp bitmesinin en büyük sebeplerinden biri de bu. Joni Mitchell ve Elliot Smith gibi şarkıcı/söz yazarı kategorisindeki sanatçılardan ilham alarak müziğinin içinde küçük hikayeler yaratıyor. Şarkı sözleri ne kadar duru ve şiirsel olsa da, Bridgers'ın tek etkileyici özelliği yazdığı sözler değil. Stranger In The Alps albümünde yarattığı şiirsel dünyanın üzerine Punisher ile başarılı bir müzikal bir katman örüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/phoebe-bridgerstan-yeni-ep-yolda/", "text": "Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Phoebe Bridgers'tan yeni EP haberi geldi. Henüz bir kaç gün önce yazarlarımızdan Janset Yaşar'ın Phoebe Bridgers ve onu bu kadar özel kılan şeyin ne olduğunu bizlere anlattığı yazısının üstüne genç müzisyen, yeni bir EP yayınlayacağını açıkladı. Copycat adlı EP, müzisyenin bir önceki albümü Punisher'dan dört parçanın yeni versiyonundan oluşacak. Geçtiğimiz ay kendi label'ı Saddest Factory'i açtığını açıklayan müzisyen, bu EP'si için Rough Trade ile birlikte çalışıyor olacak. Copycat, 1500 vinyl ile kısıtlı olup 20 Kasım'da yayınlanacak. Phoebe Bridgers'ın 20 Kasım'da çıkacak Copycat EP'sinin art-work'üne, şarkı listesine ve Punisher albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/phoenixten-yeni-albüm-ve-yeni-single-ti-amo/", "text": "Fransız grup Phoenix, 9 Haziran'da yayımlayacağı altıncı stüdyo albümü Ti Amo'nun albümle aynı adı taşıyan ikinci teklisini paylaştı. Geçtiğimiz ay servis edilen ilk tekli J-Boy'a kıyasla daha hareketli ve enerjik olan Ti Amo, havalar ısınmaya başlamışken çalma listelerimizde sağlam bir yer edinecek gibi duruyor. Lafı fazla uzatmadan sizi şarkıyı dinlemeniz için aşağıdaki bağlantıya alalım. Glassnote Records etiketiyle raflarda yerini alacak olan albümün kapak fotoğrafı ve tracklist'ini de yine aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pinhaniden-icinizi-isitacak-yeni-album-kucuk-bir-evde/", "text": "Yerli sahnenin sevilen gruplarından Pinhani, içinizi ısıtacak yeni albümü Küçük Bir Evdeyi yayına aldı. 2020'de büyük kısmı evlerde kaydedilen ve yayınlanan 9 teklisine, 6 yeni şarkının eklenmesiyle oluşan Pinhani'nin yeni albümü Küçük Bir Evde, tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Albümde, 15 şarkıya ek olarak 2020'de Türkiye'de en çok dinlenen şarkılardan biri olan Dünyadan Uzak'ın canlı akustik bir kaydı da yer alıyor. Yeni şarkıların kayıtları için İstanbul'da toplanmayı planlayan Sinan Kaynakcı ve arkadaşları, pandeden ötürü yeni kayıtları da yine evlerinden gerçekleştirmiş. Eray Polat ve Sinan Kaynakcı'nın aynı evde bir haftada yaptığı kayıtlara Akın Eldes, Selim Aydın ve konuk müzisyenler evlerinde yaptıkları kayıtlarla eşlik ediyor. Bu albümde yer alan konuk müzisyenler arasında ise: davulda Cem Aksel ve Ediz Hafızoğlu, klarnette Toygun Sözen ve trompette Atakan Gözetlik gibi isimler bulunuyor. Son dönemde farklı türlerde şarkılar da üreten Pinhani'nin bu defa daha bilindik tarzıyla karşımıza çıktığı yeni albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pink-floyd-beatles-gibi-isimlerin-parcalari-ile-buyudum/", "text": "Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan cool parçasıyla dinleyenlerinin beğenisini kazanan Selin ile yaz sezonu biterken bir röportaj yapma fırsatı bulduk. Merhabalar, iyiyim çok teşekkür ederim! Umarım siz de iyisinizdir. Şu aralar daha çok evdeyim, yaz sezonu bitmek üzere. O yüzden önümüzdeki dönem için olan projeler, sahneler ve yeni parçalar için hazırlanıyorum! Bu parçayı birkaç ay önce Londra'daki arkadaşımla yazdım. Aslında yazdığımız gün yeni tanışmıştık ama müzik bizi öyle bir araya getirdi ki hemen bir bağ kurduk birbirimizle! Micky Blue ve Gil Lewis ile beraber ortaya çıktı cool. Stüdyoya gelmiştim ve o an kafama taktığım bir durum vardı. Hemen kağıda döktüm ve onlarda ardından fikirleriyle çok güzel katkıda bulundular. Harika bir iş birliği oldu! Ah! Öyle şarkılar o kadar çok ki! Bir tanesini söylemek yeterli olmaz. Şu aralar The 1975'in bir kaç parçası beni bambaşka yerlere oturuyor. Robbers diye bir parçaları var. Şarkının tınısı tam bir nostalji yaratıyor bende ve rüya gibi hissettiriyor. Her dinlediğimde gerçekten farklı bir yere götürüyor beni. Ailemin sonsuz desteği, müziğe olan sevgim, asla sönmeyen tutkum, hedeflerim ve bolca sabır diyebilirim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pink-floyddan-rusya-ve-belarusa-tepki/", "text": "Rusya'nın Ukrayna'yı işgali devam ederken müzik sektörü, Rusya'nın saldırılarına karşı tepkilerini yükseltiyor. 24 Şubat'ta Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından birçok farklı sektör, Rusya pazarından çekilerek Rusya'nın saldırılarına tepkilerini koymuşlardı. Dijital müzik platformu Spotify, Rusya'daki şirketini süresiz olarak kapatıp Rus medyasına dair içerikleri engellemişti. Son yapılan açıklamaya göre efsanevi rock grubu Pink Floyd, 1987'den sonra yayınladığı albümleri ve David Gilmour'a ait olan kayıtların Rusya'dan erişimini engelledi. Pink Floyd gitaristi David Gilmour, Twitter'dan yaptığı açıklamayla Ukrayna'ya olan desteğini şu şekilde ifade etmişti: Rus askerleri, kardeşlerinizi öldürmeyi bırakın. Bu savaşın kazananı olmayacak. Gelinim Ukraynalı ve torunlarım güzel ülkelerini ziyaret etmek ve tanımak istiyor. Her şey yok olmadan önce bunu durdurun. Putin gitmeli. Russian soldiers, stop killing your brothers. There will be no winners in this war. My daughter-in-law is Ukrainian and my grand-daughters want to visit and know their beautiful country. Stop this before it is all destroyed. Pink Floyd'un A Momentary Lapse of Reason, The Division Bell ve The Endless River albümleriyle birlikte David Gilmour'un solo kariyerinde yayınladığı dört albümü artık Rusya ve Belarus'ta erişilebilir olmayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pink-floydun-beklenen-albümü-the-endless-river-yayınlandı/", "text": "Single'ların ardından 20 yıl sonra gelen yeni Pink Floyd albümü The Endless River, 10 Kasım itibariyle satışa sunulup, Spotify'da da stream edildi. David Gilmour, Rick Wright ve Nick Mason kadrolu Pink Floyd'un EMI Müzik Türkiye etiketi ve Radyo Eksen işbirliğiyle piyasaya çıkan bu yeni albümünden ilk çıkan video klip ise Louder Than Words adlı parça oldu. Aynı zamanda The Endless River, 13 Kasım Perşembe Hard Rock Cafe İstanbul'da gerçekleşecek olan çok özel bir partiyle de kutlanacak. Gecede Pink Floyd Tribute grubu olan Absence'in de sahne alacağını hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pisznik-ten-yeni-album-songs-for-two/", "text": "İlk olarak 2015 yılında yayınladığı, üç parçadan oluşan EP'si Fogo ile bizlere merhaba diyen Pisznik, caz soslu beat'lerle dolu enstrümantal ve alternatif bir trip-hop albümü ile dikkatlerimizi çekmişti. Toplam 7 parçadan oluşan yeni Pisznik albümü Songs For Two ise yaklaşık 2.5 yıl sonra, yeni firması Personal Space Records etiketiyle paylaşıldı. Ali Özbay'ın solo projesi olarak devam eden Kıbrıs ve İstanbul kökenli olan Pisznik'in bu albümünde, gitarlarda Zafer İpek eşlik ederken mix/mastering'te Anıl Berk Çetin, artwork'te ise Nisa Ozbay imzası bulunuyor. Soul pop, trip-hop ve jazz tarzlarından beslenen bu albümde zengin enstrüman kullanımı ve vokaller, ilk albüme kıyasla dikkatleri çekiyor. Geçtiğimiz günlerde dijital platformlarda yayınlanan albüm iTunes üzerinden ve Spotify'dan dinlenebiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pitohui-serinin-ikinci-singlei-bufo-ile-karsimizda/", "text": "Pitohui'nin yeni single serisinin ikinci halkası Bufo bugün Domuz Records etiketiyle tüm dijital platformlara yayınlandı. Barkın Engin, Cem Kayıran ve Yankı Bıçakçı'ya dahil olan Burak Tamer ve Berkay Küçükbaşlar kadrosuyla son halini alan Pitohui, dört parçadan oluşacak single serisinin ikincisini de yayına aldı. Geçtiğimiz ay serinin ilk parçası Feldspat'i paylaşan ekip bugün itibarıyla da Bufo isimli ikinci single'ını yayınladı. Kayıtları Ozan Bankoğlu eşliğinde Vibes İstanbul ve Yiğitcan Akçelik eşliğinde BAU Stüdyoları'nda gerçekleşen parçanın mix ve mastering'i grubun gitaristi Barkın Engin tarafından yapıldı. Grubun yeni single serisinin görselleri ise fotoğraf ve video sanatçısı Begüm Yamanlar imzası taşıyor. Ayrıca grubu yeni parçaları sonrasında 18 Ekim'de Şilili psychedelic rock grubu Föllakzoid'in öncesinde Salon İKSV sahnesinde dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pitohuinin-yenilenmis-ses-paletinden-ilk-sarki-feldspat/", "text": "Bizi Pitohui'nin yeni sound'uyla tanıştıran ve sene sonunda bir EP'ye evrilecek olan yeni single serisinin ilk halkası Feldspat, 13 Eylül'de Domuz Records etiketiyle yayınlandı. Son olarak 2016 çıkışlı Enspektör adlı EP'yi yayınlayan Pitohui, Domuz Records etiketiyle dört ay sürecek bir single serisine başlıyor. Her ay yayınlanacak şarkılarla 2019 sonunda bir EP'ye evrilecek serinin ilk halkası olan Feldspat, grubun yenilenmiş ses paletiyle ilk tanışmamız. Yeni Pitohui şarkıları, grubun stüdyodaki doğaçlama pratiğinden uzaklaşıp temelleri evde atılan formlar üzerine inşa edildi. Barkın Engin, Cem Kayıran ve Yankı Bıçakçı'nın yaptığı kayıtlara grubun yeni üyeleri Burak Tamer ve Berkay Küçükbaşlar'ın eklediği katmanlarla nihai halini alan dört şarkının ilki Feldspat, 13 Eylül Cuma günü dijital platformlarda yayınlandı. Kayıtlar Ozan Bankoğlu eşliğinde Vibes İstanbul ve Yiğitcan Akçelik eşliğinde BAU Stüdyoları'nda gerçekleşti. Miks ve mastering de grubun gitaristi Barkın Engin tarafından yapıldı. Pitohui'nin yeni single serisinin artwork'keri de grubun daha önce de iş birliği yaptığı fotoğraf ve video sanatçısı Begüm Yamanlar imzası taşıyor. Serinin ikinci single'ı Bufonun da ekim ayında yayınlanacağını müjdeleyelim.."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pixardan-2020ye-soul-isimli-yeni-bir-filmle-veda/", "text": "2020'nin son günlerinde yayınlanan Pixar'ın Soul isimli yeni filmi gerek konusuyla gerek işlenişiyle bütün ilgileri üstüne çekti. Monsters, Inc., Up ve Inside Out gibi 7'den 70'e herkese hitap edebilen filmlerin yönetmeni Pete Docter'dan Soul isimli yeni bir orijinal Pixar filmi daha geldi. Filmde New York'ta yaşayan Joe Gardner'ın başından geçenlere tanıklık ediyoruz. Joe esasen bir ortaokulda müzik öğretmeni fakat asıl hayali profesyonel bir caz piyanisti olmak. Yetenekli olmasına rağmen henüz keşfedilmemiş olan Joe, bir gün çok eskiden öğretmenlik yaptığı öğrencisi tarafından ünlü saksafoncu Dorothea Williams ile çalması için denemeye çağırılıyor. Gig'e kabul edilmesi üstüne heyecanla sokaklarda dolaşırken yaşadığı bir kaza sonucu gelişen olaylar zincirine ve Joe'nun bu süreç içerisindeki değişimine tanıklık etmeye başlıyoruz. Genel olarak ufak şeylerden ve günlük hayatımızda yer alan basit konulardan da keyif almayı ön plana çıkaran filmi biz çok sevdik, size de izlemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pixiesin-yeni-parcasi-hear-me-out-tum-dijital-platformlarda/", "text": "1986'da kurulan ve alternatif rock dünyasına çok büyük etkisi olan Pixies grubunun yeni parçası Hear Me Out tüm dijital platformlarda yayınlandı. 2019'da çıkardıkları Beneath the Eyrie albümünün kayıt aşamalarında hazırlanan Hear Me Out, İngiliz rock grubu T-Rex'in Mambo Sun parçasının cover'ı ile 16 Ekim'de 12 vinyl'da yayınlanacak. Pixies, senenin başında Beneath the Eyrie albümünün parçalarının demolarından oluşan bir albüm yayınlamıştı. Beneath the Eyrie'den önceki sene 2016'da Head Carrier albümü ve 2018'de 30. yıl dönümü için Come on Pilgrim ve Surfer Rosa albümlerini yeniden yayınlayan grup, geçtiğimiz sene Past is Prologue adlı podcast'e de konu olmuştu. Pixies'in yeni parçası Hear Me Out'u aşağıdan dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pj-harvey-i-inside-the-old-year-dying-ile-aramiza-geri-dondu/", "text": "PJ Harvey, 2016'da çıkardığı The Hope Six Demolition Project albümünden sonraki ilk albümü olan I Inside the Old Year Dying ile geri döndü. PJ Harvey, haziran ayında I Inside the Old I Dying teklisini bizlerle paylaşmıştı. Bu tekliyi paylaştıktan tam bir ay sonra ise I Inside the Old Year Dying isimli yeni albümünü dinleyicilerle buluşturdu. I Inside the Old Year Dying, Harvey'in yedi yıllık albüm sessizliğini bozan bir albüm olma niteliği taşıyor. Sanatçı I Inside the Old Year Dying'i Londra'daki Battery Studio'da uzun süredir birlikte çalıştığı John Parish ve yapımcı Flood ile kaydetti. Bugüne kadarki 10. stüdyo albümüne damgasını vuran sanatçı, Jonny Greenwood, Mica Levi, Hildur Guonadottir ve -tabii ki- Bob Dylan gibi isimlerin ilham kaynağı olduğundan bahsederken albüme de bir tür dalgın duygu atfediyor. Bu ilginç duygu karmaşasının ürünü olan albüme buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pj-harvey-ve-yeni-teklisi-i-inside-the-old-i-dying/", "text": "PJ Harvey I Inside The Old I Dying isimli yeni teklisini paylaşmasının yanı sıra turneye çıkacağını da duyurdu. İki Mercury Ödülü sahibi sanatçı PJ Harvey geçtiğimiz nisan ayında, yeni çıkacak albümünün ilk şarkısı olan A Child's Question, August teklisini yayınlamış ve 10. albümü olacak I Inside The Old Year Dying'i duyurmuştu. Bu albüm 2016 yılında çıkardığı The Hope Six Demolition Project isimli albümün devamı olma niteliğini taşıyor. İşte heyecan duyduğumuz o albümden PJ Harvey bir parça daha paylaştı. Teklinin video klibini yöneten Cristobal Leon ve Joaquin Cocina ise kliple ilgili olarak, Videoyu aşk, ölüm ve canlanma hakkında kısa bir öykü olarak hayal ettik. Videonun küçük bir peri masalı ve aynı zamanda içten bir ritüel olarak görülebileceğini umduk diyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pj-harveyden-this-mess-were-in-parcasinin-demosu-geldi/", "text": "PJ Harvey olarak tanıdığımız İngiliz müzisyen Polly Jean Harvey, 2000'de yayınladığı Stories From the City, Stories From the Sea albümünü yeniden yayınlayacağını açıkladı ve This Mess We're In parçasının demosunu paylaştı. PJ Harvey, bir senelik arşiv projesinin sonuncusunu yani beşinci stüdyo albümü olan Stories From the City, Stories From the Sea'yi önümüzdeki ay UMe/Island aracılığıyla yeniden yayınlayacağını açıkladı. Müzisyen bu süreç içerisinde This Mess We're In parçasının ilk demolarından birini de yayınladı. Stories From the City, Stories From the Sea, orijinal olarak 2000 yılında yayınlanmıştı. Sonraki sene de Grammy'lerde En İyi Rock Albümü ve En İyi Kadın Rock Performansı kategorilerinde aday gösterildi. Albüm müzisyenin kariyerinde bu nedenden ötürü çok önemli bir yere sahip diyebiliriz. PJ Harvey'nin This Mess We're In parçasının demosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pj-harveyden-yeni-bir-parca-a-childs-question-august/", "text": "PJ Harvey, sessizliğini A Child's Question, August isimli parçasıyla bozuyor. Yeni parça PJ Harvey tarafından 24 Nisan tarihinde duyuruldu ve 26 Nisan itibarıyla yayınlanacak. Yeni parça ayrıca Steve Gullick'in yönettiği bir video kliple karşımıza gelecek. Son zamanlarda demo albümler yayınlayan PJ Harvey, en son Bad Sisters filminin müziklerine imza atmıştı. 13 Şarkılık bu albümde parçaların yapımında PJ Harvey'e Tim Phillips eşlik etmişti. Bu yeni parça albüm habercisi midir değil midir şu anlık net bir bilgi yok fakat 2023'ün sonlarına doğru yeni bir albümün geleceği dedikodular arasında. Umarız gelecek parça güzel bir albümün habercisi olur diyelim. Edit: Şarkı ve video linki eklenmiştir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pj-harveynin-to-bring-you-my-love-demo-albumu-yayinda/", "text": "PJ Harvey olarak müzik dünyasında ün salmış İngiliz müzisyen Polly Jean Harvey, yeni başladığı bir senelik arşiv projesine 1995 çıkışlı To Bring You My Love'ın demolarından oluşan bir albümle devam ediyor! Demo koleksiyonu, Down By the Water, C'mon Billy, Send His Love to Me gibi parçaların ilk kayıtlarını içeriyor olmakla beraber aynı zamanda 1995 uzunçasının orijinalinin yeniden yayınlanmış versiyonunu da içeriyor. Bugüne kadar 1992'den Dry albümünün yeniden yayınlanmış ve albüm kayıt süreçlerinden oluşan demoları barındıran bir albüm ile arşiv serisine başlamış olan sanatçı, 2 Ekim'de ise 1996'da John Parish ile çıkardığı Dance Hall at Louse Point albümünü yeniden yayınlayacak. Harvey'nin yeni dönem materyallerinden ise 2016'daki The Hope Six Demolition Project albümü, Peaky Blinders dizisi için Nick Cave and the Bad Seeds'in Red Right Hand parçasının cover'i ve İngiliz mini dizi serisi The Virtues için yazmış olduğu altı parçadan oluşuyor. To Bring You My Love Demo albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/placebo-tears-for-fearsin-shout-sarkisini-coverladi/", "text": "Placebo, efsanevi grup Tears For Fears'ın 'Shout' adlı parçasını kendilerine özgü tarzlarıyla coverladı. Shout, Tears For Fears'ın ikinci albümü Songs From The Big Chair'ın ikinci teklisi şeklinde ilk olarak piyasaya sürüldü. İlk çıkışından dokuz ay sonra 1985'te ABD'de Billboard Hot 100'ün zirvesine ulaşırken birçok listede de üst sıralara yerleşmeyi başardı. Placebo ise 1984 çıkışlı bu şarkıyı daha karanlık bir sound eşliğinde tekrardan yorumladı. Cover, aynı zamanda bu yılın başlarında yayınlanan ve birçok yorumcu tarafından rönesans olarak bahsedilen albümleri Never Let Me Go'nun bize sunduğu sounda da çok yakın. Cover'ın yayınlandığı kapak, grubun 18 Kasım'da başlayacak ve 8 Aralık'ta sona erecek İngiltere ve İrlanda turuyla da bağlantılı. Tears For Fears'ın Shout adlı şarkısının Placebo coverını aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/placebodan-20-yıl-etkinlikleri/", "text": "Placebo 20. yılını toplama bir albüm ve bir EP ile kutluyor. Kutlamalara Avrupa turnesini de eklersek grubu hareketli bir sonbahar bekliyor gibi... A Place For Us To Dream isimli söz konusu box set içerisinde Placebo kariyerinin en önemli 35 hiti ve bir yeni şarkı Jesus Son yer almakta. Bunun dışında grubun daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğraflarını içeren 24 sayfalık bir kitapçık da yer alacak. Life Is What You Make It 12 isimli EP içindeyse 6 şarkı var. EP içerisindeki şarkılar Jesus Son, Autoluminescent, Song 6 gibi üç yeni şarkı ile, Talk Talk coverı Life Is What You Make It ile Twenty Years'ın iki ayrı konser kaydı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/plak-ses-kalitesi-cidden-daha-mi-iyi/", "text": "Malumunuz son zamanlarda plak satışları hiç olmadığı kadar arttı ve artmaya da devam ediyor. Birçok kişi bunun sebebini tam olarak bilemese de sebeplerinin duygusal olduğu, temas etmenin güzelliğiyle alakalı olduğu düşünülüyor. Sanırım ben de dokunma taraftarı olan bir insanım. O şey artık ne ise, birebir temas kurmak sanırım ayrı bir bağ oluşturuyor. Bunun bir de eskiyi eskide olduğu gibi yaşamak kısmı var. Yirmi yıl önce çekilmiş bir fotoğrafa bilgisayar ekranının ardından bakmak size hiçbir zaman elinizde tuttuğunuz, kenarları yırtılmış fotoğrafa bakmak kadar haz vermeyecek ve sizi duygulandırmayacak. İşte bu da tam olarak böyle bir şey. Sevdiğim bir arkadaşımın evinde güzel, eski bir pikap var. Ve tabii ki bir de Nirvana'nın 1991 yılında yayınlanmış, efsane Grunge albümü Nevermind. Kaç sene öncesinin bilmiyorum ama bir de sadece pikaplara takılabilen, o dönemden kalmış, 7 inçlik bir hoparlör çifti. Smells Like Teen Spirit parçasını o hoparlörlerden dinlediğimde dört dakika boyunca sanki gerçekten de o pis, kirli, uyuşturucu dolu döneme gittim. Hoparlörün tonu o kadar sivriydi ki, Grunge ile ölesiye uyumluydular. Fakat plaktan müzik dinlemiş, dinleyen herkesin kafasında bir bilgi veya soru var. O da, plak kalitesinin CD kalitesinden iyi olup olmadığı. Kimisi net bir şekilde Abi plak en kaliteli format derken, kimisi de teknik meselelere boğulmak istemediğinden sorunun cevabını bilmiyor. Eğer buraya kadar okuduysanız ve artık lafı uzatmayıp cevabı vermemi istiyorsanız baştan söyleyeyim. Hayır, plak CD'den daha kaliteli değil. Genel olarak plakların 'dijitalden' daha kaliteli olduğunu savunanlar genelde bunu MP3 formatıyla karşılaştırıyorlar ki bu dünyanın en saçma şeyi. Çünkü dijital demek, MP3 formatında müzik dinlemek zorundasınız demek değil. Dijitalde FLAC formatı da var, AAC de, WAV da... Her ne kadar Youtube, Spotify, Soundcloud gibi dijital müzik dinleme araçları MP3 formatında sunsa da, sıkıştırılmamış kaliteli müzik dinleyebilmek için bir çok seçeneğiniz var. Gelin biz ikisi de satın alabileceğiniz fiziksel formatlar olduğu için CD ile karşılaştıralım. Bir LP'nin dinamik alanı, yani çalabildiği en düşük sesle en yüksek ses arası ortalama 70 decibel 'dir. Bir CD'nin ise teorik olarak dinamik alanı 96 dB'dir. Bu da pratik anlamda CD'lerin plaklardan en az 10 kat daha fazla dinamik alana sahip olduğunu gösterir. Plaklarda yüzeyden kaynaklı kronik bir gürültü oluşur ki bir çok insanın en çok hoşuna giden şey de bu 'sıcaklık'tır. Doğal olarak oluşan pıtırtılar, çatlaklar ve sürekli dip gürültüsü vardır. Fakat CD hiçbir gürültü üretmeden çalışır. Bu aslında kötü bir etki olmasına rağmen plak dinleyen insanların tamamına samimi geldiği için bir eksi olarak yazmıyorum. Plak bas frekansları sadece belirli miktarlarda üretebildiğinden dolayı plak için basılacak albümün mastering'i ile CD için yapılan mastering'ten tamamen farklıdır. Özellikle son dönemde popülerleşen Techno, House gibi bol bas frekansa sahip olması gereken şarkıların plaktan dinlenmesi, çalınması bu durumda çok mantıksız gözüküyor. Tabii ki bu da tamamen tercih ve zevk meselesi. Bir CD'de sağ ve sol kanal arasındaki ses seviyesi arasında 90 dB'lik bir fark olabilir fakat LP'de bu 30 dB ile kısıtlıdır. Dolayısıyla mühendisler çok daha kısıtlı bir alanda stereo imajı yaratmaya çalışırlar. Buna bağlı olarak fazla radikal hareketlerden kaçınmanız gerekir. İşin bir de fiziksel boyutu var. Sürtünme, plastiğin deforme olmasını kolaylaştıran ısınmaya neden olur. Bu da şu demek; plaktan her müzik dinlediğinizde üst frekanslardan sürekli bir kayıp yaşarsınız. Ayrıca iğnenin oluşturduğu ufak delikler ve çizikler de çıtırtı, patırtıların çoğalmasına sebebiyet verir. Fakat CD, güneşin altında saatlerce bırakmadığınız sürece yıllarca hiçbir aşınmaya uğramaz. Eğer fiziksel bir hasar görürse de tamamen bozulur zaten. Sebebini söyleyip olayı iyice teknikleştirmek istemiyorum ancak, şöyle bir özet geçecek olursam CD'lerde şarkıların daha gür duyulabilmesi için kullanılan yöntemler yüzünden şarkıların dinamikliği öldürülmektedir. Yani şarkının en düşük ses seviyesi ile en yüksek ses seviyesi arasında neredeyse fark kalmamaktadır. Şu görsel ile bu durumun zaman içerisindeki değişimini umarım herkes anlayacaktır. Ancak plak için aynı yöntemler uygulandığında bozulmalara yol açtığı için mecburen LP'lerin dinamik alanı daha geniştir. Bu da plakların sanırım en iyi özelliği. Ancak son dönemlerde Loudness Wars diye tabir edilen savaş günden güne dinmekte ve bu sorun da dijital müzik için yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Özellikle streaming'in bu kadar popülerleşmesinden sonra şarkınız çok amatör olsa da en profesyonel şarkıyla aynı gürlükte duyulacağından dolayı dinamik aralığı geniş bırakmak mühendisler için daha avantajlı hale geldi. Albümleri direkt olarak iTunes veya Bandcamp gibi mecralardan sıkıştırılmamış formatlarda satın alabilirsiniz. Ya da sıkıştırılmamış formatlarda streaming yapan bir program kullanabilirsiniz. Tidal bu konuda piyasada şu anda tek. Neredeyse tüm şarkıları FLAC formatında dinleyebiliyorsunuz. Belirli albümleri ise Wav formatında bulabiliyorsunuz. Ama Tidal'ın Spotify'dan gözle görülür şekilde çok fazla eksiği de var tabii. Ancak bunları söylerken bir yandan da plaktan müzik dinlemenin ne kadar keyifli olduğunu biliyor ve müzikle fiziksel bir temas kurmanın yaşattığı hissiyatı da anlıyorum. Tabii, sizin plakları tercih etme sebebiniz 'kalite' olmayabilir. Ancak bu yazıyı özellikle de plakların tüm dijital formatlardan daha kaliteli olduğunu düşünenler için hazırlamak istedim. İşin duygusal boyutu da bir sonraki yazının konusu olur belki de. Meraklısına Mehmet Tez'in bu konuda yazılmış şöyle de bir yazısı var. Düzenlemelerinden dolayı Ufuk Önen'e teşekkürlerimi sunarım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/polo-pan-ani-kuni-adli-parcasini-animasyon-klibiyle-birlikte-yayinladi/", "text": "Polo & Pan 2021'de paylaştıkları Ani Kuni adlı yeni teklisini eğlenceli bir animasyon videosuyla yayınladı. Sahnede Polo & Pan ismiyle tanınan ikili Paul Armand-Delille ve Alexandre Grynszpan 2013'ten beri her geçen gün dinleyici kitlesini daha da genişletmeyi başarıyor. Sevilen ikili, 10 ay önce yayınladığı Feel Good isimli parçalarıyla milyonları etkisi altına almıştı. Şimdi ise ikili, Ani Kuni teklisini eğlenceli bir animasyon videosuyla yayına aldı. Ekibin belirttiğine göre 'Ani Kuni' her yaş için oldukça eğlenceli bir parça. Çocukluğumuzun favorisi, nesiller boyu dinlenen Amerikan asıllı ninniye bir selam gönderme niteliği taşıyor. Videonun sanat yönetmenliğini Werlen Meyer stüdyosunun yardımlarıyla beraber Noemi Ferst ve Benjamin Moreau üstlenmiş. Video ve şarkının bir araya gelmesiyle 70'lere doğru umut dolu bir yolculuğa çıkacağınız su götürmez bir gerçek. Polo & Pan'in yeni teklisi Ani Kuni ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/polo-panin-yeni-albumu-cycloroma-yayinda/", "text": "Elektronik müzik iklisi Polo & Pan, yeni albümü Cycloroma ile karşımızda! Fransız asıllı ikili Polo & Pan, 2021'in ilk yarısında yayınladığı Ani Kuni'nin ardından şimdi de yeni albümü Cyclorama'yı dinleyicileriyle buluşturdu. Farklı türleri bir araya getirdikleri parçalarıyla dikkat çeken elektronik müzik grubunun 14 parçadan oluşan yeni albümü Cycloroma, 2020 yılında yayımladıkları EP'leri Feel Good'dan birkaç parçayla birlikte senenin başında yayınladığı üç parçayı da içerisinde bulunduruyor. İkili, daha önce albümün ilk teklisi olan Ani Kuniyi yayına almıştı. Tekli ayrıca iki aydan kısa bir süre içerisinde 5 milyon stream'den fazla dinlenmişti. Polo & Pan'in yeni albümü Cycloromaya aşağıdaki linkten ulaşabilir ve keyifle dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/pop-gevezelikleri/", "text": "Hasta olup eve tıkıldığım geçen hafta sonu, sıkıntıdan gereksiz her şeyi yaptım sevgili okur. Bu aktivitelerden bir tanesi bol polemik içeren müzik yazıları okumaktı. Yine işim gücüm olmadığından bu yazıların bana ilham vermesine izin verip, müzik üzerine aklımdan geçen ama üzerine sonra çok kafa yormadığım şeyleri paylaşacağım bir yazı yazmaya karar verdim. Dinlediğim ama üzerine çok düşünmeye üşendiğim albümlerden de bahsedeceğim. Bu yazıda bulabileceğiniz ön yargıları ve ham fikirleri okurken size iyi eğlenceler diliyorum. Solange'la ilgili yazımı hazırlarken Billboard listelerine yolum düştü. Müziği radyo ve televizyon üzerinden takip etmeyi yıllar önce bırakmış biri için listeler (özellikle şarkıları esas alan Hot 100 listesi) farklı bir gerçeklik gibi. Bütün hit şarkıları ezbere bildiğim çocukluk günlerimi hatırlayıp bu farklı gerçeklikten huzursuz olmuyor da değilim ama. Soruyorum zaman zaman kendime: Gereğinden erken mi yaşlandın, yaşıtlarından kopuk musun, elitizm çukurunda mı debeleniyorsun diye. Bu soruların hepsine cevap evetse bile, büyük ihtimalle müzik zevkimden daha fazla üzerine kafa yormam şeyler vardır ama kendime olan sevgimden işin o kısmına çok fazla kafa yormamayı yeğleyip, boş boş hayret etmeye devam ediyorum. En çok satılan/dinlenen albümlerin sıralandığı Billboard 200 listesinde 9. sırada Phantogram'ın Three albümüyle karşılaşınca hayrete düştüm mesela. Karanlık elektro pop yapan ikilinin bir önceki albümü Voices iyiydi, hoştu, ben sevmiştim, ama bu kadar dinlenir olduklarını da tahmin etmemiştim. Bir de üstüne bu vesileyle dinlediğim Three'yi de beğenmedim mi? İşte listeler hep böyle hep tahmininin tersini çıkarıyorlar! Hot 100'ın beş numarasında Bruno Mars'ın 24K Magicini görünce kendimi az da olsa onaylanmış hissettim ama. Görünüşe göre Mars Uptown Funkın başarısından sonra funky dans şarkılarıyla kariyerine devam etmeyi mantıklı bulmuş. İyi de yapmış! Bir daha Bruno Mars'tan iç bayan aşk şarkıları duymamak dileğiyle! Öyle bir formatta Lady Gaga çalar mıydı bilmiyorum, belki Bad Romance. Lady Gaga'nın kendisi değil ama müzik hayatı gerçekten ilginç. Gaga'nın geçen hafta çıkan albümü Joanne dinledikten sonra acaba pop yıldızlarının nesli tükendi mi diye düşündüm. Lady Gaga'nın işin suyunu çıkartmasıyla acaba bundan sonra başka bir popçu kendini gösterişli ve eksantrik bir şekilde ifade etmeye cesaret edebilir mi diye düşündüm. Kevin Parkour olsun, Mark Ranson olsun, bu isimlerle Lady Gaga herhalde işi kurtarır derken, niye hep beraber battılar diye de düşündüm. Lady Gaga kariyerinin başında hit üstüne hit çıkarırken, nasıl altı yıldır bir yerlerini de yırtsa iyi şarkı yapamıyor diye de düşündüm. Joanne amerikana sounduyla çok otantik, hakiki olarak pazarlanırken, house etkileriyle Fame taklit, samimiyetsiz, ciddiye alınmaması gereken bir albüm müydü diye de hesap sormak istedim. Aslından gereğinden fazla düşündüm. Çünkü sonunda şöyle bir gerçek var; eğer son albüm gerçekten iyi tek bir pop şarkısı çıkarmış olsaydı, eleştirilecek tüm noktalar gözden gelinebilirdi. Ama yok. Bir albüm yüzünden hayal kırıklığına uğramak kadar kötü olmasa da, dinleyici olarak yaşanabilecek en sevimsiz durumlardan başka biri de bir albümü beğenip beğenmediğini anlayamamaktır herhalde. Tabii bu durum insan kendini belli bir yargıya varmaya zorladığında oluyor. Halbuki akışına bırakılsa, olacağı da varsa, albüm kendini doğru yer ve zamanda dinleyiciye açacaktır. Ama ben Warpaint'in Heads Up'ına karşı fazla sabırsız davranıyorum. Aslında albümde Warpaint'in çok sevdiğim kendine has soundu ve grooveları iyice mükemmelleştirilmiş. Shoegaze gitarlı pop şarkısı New Song ve en sevdiğim müzik türleri olan shoegaze ve R&B'yi kaynaştırmış Dreye bayıldım. Ama diğer şarkılar bir türü aklımda kalmıyor, grubun en iyi yarattığı şey olan atmosferlerde uçup gidiyorlar sanki. The Radio Dept.'in yeni albümü Running Out Of Love konusunda da kararsızım. Zevk düşkünü yanım grubun alışık olduğum yumuşak müziğini arıyor, toplumsal bilinçli yanımsa albümdeki sert ritimleri ve sesleri albümün İsveç Devleti'ni eleştiren içeriğine daha uygun buluyor. Albümde birçok elektronik dans müziği öğesi bulmak da şaşırttı beni. Bu yeniliği de sevdim mi sevemedim mi bilmiyorum. We Got Game kendisinin eurodance remixi gibi mesela. Akılda kalıcı melodileriyle This Thing Was Bound to Happen ve Committed to the Cause favorilerim oldu. Hasta, pis ve yalnız bir haftasonu geçirmiş olabilirim. Ama hep derim: Düştüğün yerden bir avuç toprakla kalkacaksın. Bu anlamsız yazı da haftasonundan bana kalan toprak, dünyaya armağan olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/portishead-yedi-senenin-ardindan-ukrayna-icin-birlesiyor/", "text": "Portishead üyelerinden sevindiren bir haber geldi: Sevdiğimiz grup, önümüzdeki ay Ukrayna halkına destek olmak için düzenlenecek War Child konserinde yer alacak. Üzerinden 28 sene geçen Dummy albümü ve Dummy'den 14 yıl sonra yayınladıkları Third albümleri dışında bir de yan projeleri olan Beak'te müzikal faaliyetler gösteren alternatif müzik grubu Portishead, uzun süreli bir sessizliğin ardından Ukrayna halkına destek için düzenlenen War Child konserinde yer alacaklarını açıkladı. Portishead'le birlikte sahne alacak isimler de belli oldu: Wilderman, IDLES, Katy J Pearson, Heavy Lungs ve Billy Nomates, War Child konserinde yer alacak olan isimler arasında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/post-punk-esintisi-how-to-save-a-dead-friend/", "text": "Ankara Uçan Süpürge Film Festivali'nde gösterimi yapılan ve post punk esintileri taşıyan How to Save a Dead Friend odağımızda. Kısa bir süre önce Ankara Uçan Süpürge Film Festivali'nde gösterimde olan ve bir o kadar da etkileyici bir belgeselden bahsetmek istiyorum: How to Save a Dead Friend. Film, Marusya Syroechkovskaya'nın yönettiği ve başrolünde oynadığı bir film. Film, Marusya ve Kimi adlı iki genç aşığın Rusya'da büyüme ve hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor. Filmin kişisel bir ağıt olma özelliğiyle yanında getirdiği toplumsal analiz ise dikkate değer. How to Save a Dead Friend, Sovyet Rusya'nın yıkılmasıyla politik düzensizliğin bireylerin üzerine nasıl yansıdığını gözler önüne seriyor. Önemli bir noktada, filmde siyasilerin yeni yıl mesajlarını, önemli olayları ve siyasi krizleri Marusya ve Kimi'nin evlerinden görebiliyor olmamızdı. Kimi'nin çocukken açlık çektiği için sekiz tane küp şeker yediğinde açlığını bastırabileceğine inanması, Marusya'nın o gergin ortamdan çoğu hayaline devam edememesi; bir jenerasyonun uyuşturucu bağımlılığıyla yok olması gibi toplumsal ve bireysel gerçeklikler de yüzümüze çarpıyordu. Bu yönden, Marusya ve Kimi'nin yaşadıkları zorluklar, sevinçler, hayal kırıklıkları ve umutlar çok gerçekçi ve samimi bir şekilde ekrana yansıdı. Filmdeki görüntüler, müzikler ve sesler de çok etkileyiciydi. Ev çekimi olması ve samimi yansıması kişileri daha iyi anlayabilmemize sebep olan etmenlerden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de otokratik rejimle birlikte Rusya'da Depresyon Rejimi olarak anılan bu dönemdeki gençlerde intihar oranının yüksekliği ve bunun bireysel etkisi de filmde açıkça yansıtılıyor. Filmin en alıcı noktası kritik anlarda gelen Joy Division referansları. Film Love will tear us apart eşliğinde başlıyor. Evlendiklerinde yine Joy Division çalıyor, ağıtlarında yine Joy Division var. Bu anlamda film müzikle iç içe geçmiş bir vaziyette ilerliyor. Post punk, bildiğiniz üzere, 1970'lerin sonunda ortaya çıkan ve punk rock'ın devamı niteliğinde olan bir müzik türü. Post punk'ta, punk'ın isyankar havasıyla birlikte daha deneysel sesleri müziğe entegre edildiği gözlemleniyor. Filmde de post punk müziğin enerjisi ve atmosferi çok iyi hissediliyor. Post punk'ın da aynı zamanda Post-Sovyet Rusya'nın siyasi bunalımıyla çok iyi eşleşen bir tür olması filme önemli bir etki kazandırıyor. Film Ankara'da benim de orada izlediğim Uçan Süpürge Film Festivalinde gösterimdeydi. Festival, Türkiye'nin ilk kadın filmleri festivali olma özelliğine sahip ve bu yıl 26. yaşını kutladı. Festivalde dünyanın dört bir yanından kadın yönetmenlerin filmleri izleyiciyle buluştu. Film bana Ankara ve post punk kültürüyle ilgili de çok şey hatırlattı. Ankara, Türkiye'nin başkenti olmasının yanında, post punk müziğin de önemli bir merkezi. Ankara 1980'lerden beri post punk grupları ve hayranları bulunan bir şehir. Post punk müziği, Ankara'nın siyasi ve sosyal iklimine uygun bir ses olarak gelişmesi gayet doğal. Filmdeki siyasi bunalımların Ankara'da da etkileri gözlemlenebilir. Hatta bazı sahnelerde farklı bir etmen olarak brütalist mimariyle filmdeki görüntülerin Ankara'ya benzerliği fark ediliyor. Film ilginizi çektiyse gösterimlerini kontrol etmekte fayda var. Film, IMDb'de 7.7 puan almış ve Visions du Reel Uluslararası Belgesel Film Festivali'nde özel mansiyon ödülü kazanmış. Film hakkında daha fazla bilgi almak için IMDb sayfasını ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/post-punk-ikilisi-ductapein-labirent-adli-yeni-albumu-yayinda/", "text": "Yerli sahnemizin yeni post-punk/darkwave ikilisi Ductape, ilk uzunçaları Labirent ile karşımızda! İlk olarak 2020 Haziran ayında Little Monsters adlı EP'sini yayınlayan Ductape, ardından sekiz parçadan oluşan ilk uzunçaları Labirent'i 8 Ocak tarihinde yayına aldı. Albümde, ilk olarak klibiyle birlikte geçtiğimiz kasım ayında paylaşılan Wooden Girl parçasının yanı sıra iki tane de Türkçe parça yer alıyor. İnsanın kendisiyle yüzleşirken karşılaştığı tezatlıklar, içsel kaos ve öfke albümün genel ruh halini oluştururken, iniş çıkışlı şarkı trafikleri, kimi zaman döngüde takılı kalmış melodiler ise ikilinin bu yeni sound'unda dikkat çeken öğelerden oluyor. Albümün mix mastering'i Yeni Zelanda'daki Blue House Studio'da yapılırken, kapak tasarımı ise Çağla Güleray'a ait. Albümle birlikte yayınlanan Hata parçasının video klibine ve Labirent albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/post-punkin-unlu-ismi-editors-istanbula-geliyor/", "text": "Post punk'ın dünyaca ünlü ismi Editors 5 Şubat 2023 tarihinde Zorlu PSM'ye geliyor! 2005 yılında yayınladığı The Back Room albümü ile çıkış yapan Editors, kendilerine özgü müzikleriyle 5 Şubat 2023 tarihinde %100 Müzik'in katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ni ziyaret etmeye hazırlanıyor. Bugüne kadar Smokers Outside the Hospital Doors, Munich, Papillon gibi akıllara kazınan şarkılarıyla milyonlarca dinlenmeyi aşan All Sparks, An End Has a Start, In This Light and On This Evening, The Weight of Your Love, In Dream, Violence gibi kültleşen albümlere de imza atan Editors, 2022 yılında çıkardığı EBM, Vibe ve Kiss albümleriyle de hız kesmeden müzik üretimlerine devam ediyor. Joy Division, Interpol, Echo & The Bunnymen gibi gruplarla ismi aynı listelerde geçen Editors, kurulduğu günden beri sayısız önemli festivalde yer aldı ve almaya da devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/post-with-gallery-format/", "text": "Not him old music think his found enjoy merry. Listening acuteness dependent at or an. Apartments thoroughly unsatiable terminated how themselves. She are ten hours wrong walls stand early. Domestic perceive on an ladyship extended received do. Why jennings our whatever his learning perceive. Is against no he without subject. Bed connection unreserved preference partiality not unaffected. Years merit trees so think in hoped we as. Way extensive and dejection get delivered deficient sincerity gentleman age. Too end instrument possession contrasted motionless. Calling offence six joy feeling. Coming merits and was talent enough far. Sir joy northward sportsmen education. Discovery incommode earnestly no he commanded if. Put still any about manor heard. New had happen unable uneasy. Drawings can followed improved out sociable not. Earnestly so do instantly pretended. See general few civilly amiable pleased account carried. Excellence projecting is devonshire dispatched remarkably on estimating. Side in so life past. Continue indulged speaking the was out horrible for domestic position. Seeing rather her you not esteem men settle genius excuse. Deal say over you age from. Comparison new ham melancholy son themselves. Boy desirous families prepared reserved add ecstatic say. Replied joy age visitor nothing cottage. Mrs door paid led loud sure easy read. Hastily at perhaps as neither or ye fertile tedious visitor. Use fine bed none call busy dull when. Quiet ought match my right by table means. Principles up do in me favourable affronting. Short her not among being any. Thing of judge fruit charm views do. Miles mr an forty along as he. She education get middleton day agreement performed preserved unwilling. Do however as pleased offence outward beloved by present. By outward neither he so covered amiable greater. Juvenile proposal betrayed he an informed weddings followed. Precaution day see imprudence sympathize principles. At full leaf give quit to in they up. Preserved defective offending he daughters on or. Rejoiced prospect yet material servants out answered men admitted. Sportsmen certainty prevailed suspected am as. Add stairs admire all answer the nearer yet length. Advantages prosperous remarkably my inhabiting so reasonably be if. Too any appearance announcing impossible one. Out mrs means heart ham tears shall power every. Tell use paid law ever yet new. Meant to learn of vexed if style allow he there. Tiled man stand tears ten joy there terms any widen. Procuring continued suspicion its ten. Pursuit brother are had fifteen distant has. Early had add equal china quiet visit. Appear an manner as no limits either praise in. In in written on charmed justice is amiable farther besides. Law insensible middletons unsatiable for apartments boy delightful unreserved. Unpacked reserved sir offering bed judgment may and quitting speaking. Is do be improved raptures offering required in replying raillery. Am increasing at contrasted in favourable he considered astonished. As if made held in an shot. By it enough to valley desire do. Mrs chief great maids these which are ham match she. Abode to tried do thing maids. Over fact all son tell this any his. No insisted confined of weddings to returned to debating rendered. Keeps order fully so do party means young. Table nay him jokes quick. In felicity up to graceful mistaken horrible consider. Abode never think to at. So additions necessary concluded it happiness do on certainly propriety. On in green taken do offer witty of."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/power-our-planet-etkinligini-kacirmayin/", "text": "Power Our Planet: Live in Paris etkinliği Billie Eilish, Lenny Kravitz ve daha birçok ismi sahnesine taşıyarak gezegenimizin ihtiyaç duyduğu acil değişime dikkat çekiyor. Gezegenimizin acil olarak ihtiyaç duyduğu değişime dikkat çekmek adına Global Citizen tarafından organize edilen Power Our Planet: Live in Paris etkinliği birbirinden ünlü isimleri sahneye taşımaya hazırlanıyor. 22 Haziran'da gerçekleşecek olan etkinlikte Billie Eilish, Lenny Kravitz, H. E. R.'ün yanı sıra Ben Harper, Finneas, Jon Batiste ve Mosimann performans sergileyecek. Paris'te Eiffel Kulesi'nin bulunduğu Champ de Mars'da düzenlenecek etkinlik, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ve aşırı yoksullukla mücadelesi için dünya liderlerinden ve özel sektörden finansman sağlama amacı taşıyor. Keşke orada olabilseydik diyorsanız, Power Our Planet: Live in Paris'i Global Citizen'ın platformları üstünden canlı canlı izleme şansına da sahipsiniz. Ayrıca Amazon da Twitch'te Amazon Music üstünden yayın yapacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ppatircemin-yeni-teklisi-nereye-gomsem-yayinda/", "text": "Son zamanlarda yaptığı şarkılar ve kliplerle kendinden bahsettiren Paptircem'in yeni teklisi 'Nereye Gömsem' yayında! Şarkı hakkında Paptircem Depresyon; hiç susmayan, eleştiren, sürekli suçlayan, arsız bi' ses gibi yaşıyor zihinlerimizde. O kadar yorucu bir ses ki bu, onu öldürüp kurtulmak istiyoruz; nereye gömeceğimizi bile bilmeden. Daha kötüsüyse, sanki o da bizi yok etmek, bedenin dümenini ele geçirmek istiyor, söylediğimiz tüm yalanların içindeki tek gerçek olduğunu iddia edip duruyor. cümlelerini kullandı. Son olarak da ikisinin de biri diğerinden kurtulana kadar susmayacaklarını belirtti. Paptircem'in en son çıkardığı şarkılar gibi bu tekli de elektronik müziğe yakın sound'lara sahip. Aynı bedene sıkışmış iki düşman olan depresyon ve benliğimizin savaşını anlatan şarkının prodüksiyonunu Ufuk Kevser, vokal prodüksiyonunu ise Kaan Arslan yapıyor. Şarkının kapak çekimlerini Dükkan Production üstleniyor. Paptircem'in yeni teklisi Nereye Gömsem'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/prenslerin-ocu-nden-yeni-tekli-ozel-gucler-yayinda/", "text": "Mizahi olduğu kadar çarpıcı ve dışavurumsal sözleriyle bilinen rock grubu Prenslerin Öcü, Tamar Records ve GRGDN Müzik işbirliğiyle Özel Güçler adlı yeni teklisini yayınladı. Beşlinin yeni parçasında rock müziğin birçok farklı döneminden esinlenildiğini görüyoruz. Aynı zamanda berrak bir aranjmana sahip olan tekli rock müziği vurucu bir şekilde hissettiriyor. Yinelenen şarkı sözleriyle akılda kalan çalışmada bu sefer karşılığı alınamayan yoğun bir sevgi bağı anlatılıyor. Özel Güçler'de, sözlerine kanılıp hayal kırıklığına yol açan kişi, ekibin diğer birçok bestesi gibi yoruma açık bırakılarak bir sevgili de olabiliyor, bir siyasetçi veya başka bir lider figürü de. Prenslerin Öcü; İlkay Sarpay, Umut Aydın, Evren Akyürek, Altuğ Yeşilbaş ve Doruk Ordu tarafından 2016 yazında kuruldu. İsmi, grubun halkın entelektüel ve hor görülen kısmına hitap eden, bu kesimi temsil eden hatta bu kesim için öç alacak mecazi prensler olmak istemelerinden geliyor. Grup, ilk yıllarında bu konsepti içine yerleştirdiği ironik ve amatör ruhlu çerçeveden hiçbir zaman tam olarak çıkarmamış olsa da, zamanla renkliliğini ve muzipliğini daha profesyonel bir cilayla sunmaya başladı. 2021'de çıkardığı Rock Meydanı albümüyse bu evrimin en açık göstergesi ve gelecek başarıların işareti oldu. Preslerin Öcü'nün yeni teklisi Özel Güçler'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/primavera-2020nin-kadrosunda-jakuzi-de-var/", "text": "Primavera Sound festivali 20. yılını kutladığı 2020 yılı kadrosunu açıkladı. Bu yılın kadrosunda daha tanıdık bir isim de var: Jakuzi! Bu yıl 3-7 Haziran tarihleri arasında düzenlencek olan Primavera Sound Barcelona festivali 2020 yılki kadrosunu açıkladı. Bu yıl 20. yılını kutlayacak olan festivale katılacak isimlerden bir kısmı ise şöyle: Pavement, Massive Attack, The Strokes, Lana Del Rey, Tyler the Creator, Bauhaus, Beck, Bikini Kill, BROCKHAMPTON, The National, Young Thug, Kacey Musgraves, Iggy Pop, Bad Bunny, Disclosure, Brittany Howard, King Princess, Caribou, King Gizzard and the Lizard Wizard, Maggie Rogers, Earl Sweatshirt, Kim Petras, King Krule, Chromatics, Mavis Staples, Weyes Blood, DJ Shadow, Yo La Tengo, Cigarettes After Sex ve Freddie Gibbs & Madlib. Primavera'nın bu yılki festivalinin bir ayrı önemi ise ülkemizden Jakuzi'nin de festival line-up'ında kendine yer bulmuş olması."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/primavera-sound-2020nin-yeni-tarihleri-aciklandi/", "text": "Bu sene 20. yılını kutlayacak olan Primavera Sound festivali Covid-19 virüs salgını sebebiyle ertelendi. Yeni tarihler ise 26-30 Ağustos olarak açıklandı. Geçtiğimiz aylarda açıklanan dev kadrosuyla 3-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleşmesi planlanan Primavera Sound Barcelona 2020 festivalinin bu yıl corona virüs salgını sebebiyle ertelenerek 26-30 Ağustos tarihleri arasında yapılması kararlaştırıldı. Pavement, Massive Attack, The Strokes, Lana Del Rey, Tyler the Creator, Bauhaus, Beck, Bikini Kill, The National, Young Thug, Iggy Pop, Bad Bunny, Disclosure, King Princess, Caribou, King Gizzard and the Lizard Wizard, King Krule, Chromatics, Mavis Staples, DJ Shadow, Yo La Tengo, Cigarettes After Sex ve daha birçok ismin yer aldığı Primavera Sound 2020'nin kadrosununda ayrıca ülkemizden Jakuzi de bulunuyor. Festivalin duyuru videosuna göz atmak isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/primavera-sound-2023-kadrosu-belli-oldu/", "text": "Barcelona'nın ve Madrid'in ev sahipliği yapacağı Primavera Sound Festivali'nin kadrosu açıklandı. Bu yıl iki ayaklı olarak Barcelona ve Madrid'de gerçekleşecek festivalde bizi geçtiğimiz senelere nazaran alışık olmadığımız bir kadroyla buluşturuyor. Headliner olarak Blur'dan Calvin Harris'e uzanan, tür farklılıklarına ve çeşitliliğine şahit olduğumuz Primavera Sound 2023, 1-3 Haziran tarihlerinde Barcelona'da, 8-10 Haziran tarihlerinde ise Madrid'de gerçekleşecek. Festivalin bu yılki kadrosu kimilerini heyecanlandırırken kimilerini hayal kırıklığına uğratmışa benziyor. Yine de headliner olarak çıkacak grupların kalitesi ve türler arası çeşitliliğin fazla olması eğlenceli bir festival olacağının sinyallerini veriyor. Primavera Sound her zaman gerek organizasyonu gerekse de lokasyonundan dolayı hep sevilen bir festival olmuştur, şüphesiz bu çizgisini devam ettirecektir. Festivalin kadrosunu aşağıdan, bilet fiyatlarını ise buradan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/primavera-sound-2024un-ilk-kadrosunu-acikladi/", "text": "Primavera Sound 2024'ün kadrosunun ilk isimleri belli oldu! 30 Mayıs-1 Haziran 2024 tarihleri arasında Barcelona'da düzenlenecek olan Primavera Sound festivalinin ilk isimleri duyuruldu. İlk açıklanan headliner'lar arasında; Lana Del Rey, Pulp, The National, Pulp, Disclosure, PJ Harvey, Phoenix, FKA Twigs, SZA, Justice, Mitski ve Vampire Weekend gibi isimler bulunuyor. Headliner'ların haricinde ise BADBADNOTGOOD, Yo La Tengo, Peggy Gou, Romy, Deftones, Arca, Bikini Kill, The Last Dinner Party, Omar Apollo gibi isimler de festivalde sahne alacak isimler arasında. 23 Kasım Perşembe günü ilk olarak fan biletleri Primavera web sitesi üzerinden satışa çıkarılacak. Sonrasında 24 Kasım Cuma günü ise biletler herkese açık olarak satışta olacak. Etkinliğin bugün paylaşılan resmi afişine aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/princein-ölümünün-ardından/", "text": "Tam da Prince'in hayatıyla ilgilenmeye başlayıp kendisiyle ilgili yazılı kaynak ararken, Purple One'ın ölüm haberini almak ben de garip bir etki yarattı. Öncelikle erken gelmiş bir ayrılık gibi hissettim. Beş dakika sonra ise Pierre Boulez öldüğünde olduğu gibi aha, işte şimdi kendisiyle ilgili herşeyi öğreneceğiz diye düşünüp meraklı tarafımın kısa günün karını saptamasına izin verdim. İnternetteki haber akışına göz gezdirirken ise, son bir buçuk yılda zihnimi en çok meşgul eden sanatçı ve kültürel figürle ilgili 80`lerin pop ikonu öldü gibisinden haber başlıklarını okumak, kendisinin kültürel değeriyle ilgili kafamdaki soruların yanına bir de Prince'in kariyerinin 80`lerden sonraki akıbetiyle ilgili soruları kattı. Kuşkusuz kendisiyle yollarımızın geç kesişmesinde bu akıbetin rolü var. Tabii bir de Prince'i sadece şov yeteneği güçlü bir pop ikonu olarak görerek hafife almanın. Bu yanılgıya düşmek çok da zor değil gerçi. Genelde 80`lerin pop müziğini kabaca anlatan metinlerde karşımıza bir Michael Jackson, Madonna ve Prince üçlemesi çıkıyor. 2000'inlerin başında da aktif olan Madonna ve Michael Jackson'la bahsedilen bu zatı tanımayan çocuk bendeniz, o yaşta her çocuğun yapacağı gibi, 80`leri de bizzat yaşamış olan anneme sormuştum: Kim ki Prince? Cevabı: Michael Jackson'a benzer, onunla aynı zamanda meşhur olmuş bir çocuk. Ama çok tutulmadı. Bu cevabın ardından, tahmin edebileceğiniz gibi, Prince'e karşı merakım çok da kabarmamıştı. Sonrasında sıkça karşılaştığım Get Off klibindeki abartılı tavırlı, azgın adam da ilk bakışta çok ilginç gelmemişti. Biz bu numaraları çok gördük, peh diye düşünmüştüm, cahil/çokbilmiş çocuk halimle. Bir de ismini telaffuz edilemez bir sembole çevirmesi olayı var tabii. Olayın özünü bilmeden, bir eksantriklik örneği olarak görüp eğlendirici bulduğum bu olayda, Prince'e karşı ilk sempati duygum gelişmişti. Ama gelin görün ki 80`lerin New Wave müziğine sardırdığım birkaç yıl içerisinde, Prince ismi ben de pek iyi bir etki yaratmamış olsa gerek ki, eserlerini tamamem es geçmiştim. İki yıl önce ise Prince'i Madonna ve Michael Jackson'dan ayıran noktanın popülerliliğin devamı değil müzikal beceri olduğunu öğrendim. Virtüöz bir gitarist ve albümlerinin tamamı tek başına kayıt edebilecek beceride bir multi-instrumentalistti Prince. Çoğu pop yıldızında rastlanamayacak bir durum. Prince'in sanatçı olarak avantajı olduğu gibi, müzik sektöründe yaşadığı zorlukların nedenlerinden biri de olmuş bir durum ayrıca. Prince becerisinde ve yeteneğinde bir insanı ordan oraya sürükleyip, kendi kazançlarılarınız doğrultusunda mal gibi pazarlayamazsınız. Müzikal dehasının yanında bendeki Prince algısını değiştiren diğer şey ise Dirty Mind albümünün kapak resimleri oldu. Albümün kapağında kadın iç çamaşırı giymiş bir Prince var. Albümün kendisi ise heteroseksüel erkek olarak algılanan bir insanın cinselliğini baskıcı olmadan ve diğer cinsiyet ve cinsel kimlikleri de özgürleştirecek şekilde ifade edebilmesinin ender bulunan örneklerini sunuyor. Ama bu sadece Dirty Mind için geçerli değil. Prince'in her yaptığında kimlik sınırlarını tanımayan varoluşu kendini gösteriyor, hiçbir zaman görünürde kalmıyor. Uptown şarkısında anlattığı, gelecekte sevgilisi olacak kadınla diyaloğunda kadının sesini kendi sesinden daha kalın olacak sekilde taklit etmesi küçük ama Prince'in algısıyla ilgili çok şey söyleyen detaylardan biri. Sanırım Prince'in ölümünden sonra beni teselli edebilecek tek şey üzerine daha çok yazılması ve konuşulması. Kimlikler ötesi imajının yanında, sanatçıların sömürülmesiyle işini döndüren müzik sektörüne tepkisi ve sanatını özgür üretebilmek için verdiği mücadele üzerine düşünülmesi lazım. Bence Prince'in 90'lardan sonra ses getiren işler yayınlanmamış olmasında sektöre küskünlüğünün ciddi rolü var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/princess-chelsea-1-2-ekimde-salon-iksvde/", "text": "Salon IKSV, ufak bir aranın ardından birbirinden güzel isimleri getirmeye devam ediyor. Princess Chelsea, önümüzdeki hafta sonu Salon İKSV'de sahne alıyor olacak. Beyoğlu'nda yer alan Salon İKSV, yeni sezonda da alternatif ve modern müziğin en sevilen isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Sezonu Agar Agar ile açan Salon IKSV, konser serisine bu hafta sonu Princess Chelsea ile devam edecek. Bu aralar yeni albümü Everything Is Going To Be Alrightı çıkarmaya hazırlanan Yeni Zelanda müziğinin barok ve nostaljik ismi Princess Chelsea, bu hafta sonu seyircilerle buluşacak. Cigarette Duet ile ismini kıtalararası boyutta duyuran Princess Chelsea, sonbaharı karşıladığımız bugünlerde Beyoğlu'nun melankolik havasına oldukça yakışacak. Princess Chelsea'nin 1-2 Ekim'de gerçekleşecek olan şovları için biletleri passo. com'dan alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/promiyer-matt-loftinin-yeni-projesi-nlpden-ilk-parca/", "text": "Matt Loftin'in çeşitli iş birlikleri ekseninde ilerleyecek yeni projesi NLP, dansa davet eden bir post punk girişimi olarak yorumlanabilir. 1 Şubat'ta tüm dijital platformlarda yayınlanacak olan The Nightlife parçası, video klibiyle birlikte prömiyerini Bir Baba Indie'de yapıyor! Bugüne kadar Foton Kuşağı, In Hoodies projelerinde yer alan, bir süredir ise kurucusu olduğu Housing Crash projesiyle İstanbul yeraltı sahnesinin önemli figürlerinden birisi olduğunu kanıtlayan Matt Loftin uzun senelerdir radarımızda yer alıyor. Şimdi ise her parçada farklı müzisyenlerle ortak çalışmalar gerçekleştireceği NLP adlı yeni bir projeyle çıkageldi. Bauhaus, Tones on Tail, Suicide, Electric Six gibi oluşumlardan etkilenen NLP'nin ilk parçası olan The Nightlife, Matt Loftin'in The Raws ve Jakuzi'den de tanıdığımız müzisyen ve prodüktör Taner Yücel ile ortaklaşa hayata geçirdiği bir proje. NLP tarafından yazılan parçanın bas, gitar ve vokallerini Matt Loftin üstlenirken synth, gitar ve TR-505 ise Taner Yücel imzası taşıyor. Parçanın mix'i yine Yücel'in, mastering'i ise Görkem Karabudak'ın elinden çıkmış. Yakın zamanda yayınlanacak olan ikinci NLP parçası The Temperature ise şimdiden prodüksiyon sürecinde! Eğer NLP'nin gelecek eylemlerini beklerken The Nightlifeı canlı dinlemek isterseniz şimdilik tek seçeneğiniz Matt Loftin önderliğindeki Housing Crash grubunun konserlerini yakalamak. En yakın Housing Crash konseri 1 Şubat'ta, Beyoğlu'nda en tekinsiz müzikleri keşfedebileceğiniz Pendor Corner'da. The Nightlifeın video klibi ise yine Matt Loftin imzası taşıyor. Anlayacağınız NLP, her şeyiyle keşfetmeye değer bir DIY projesi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/promiyer-sarah-p-mneme/", "text": "Atinalı dream pop ikilisi Keep Shelly in Athens'tan tanıdığımız Sarah P'nin solo projesinden yeni single'ı Mneme Türkiye'de ilk kez Bir Baba Indie aracılığıyla dinleyiciyle buluşuyor. 2010 yılında kurulan Atinalı dream pop ikilisi Keep Shelly in Athens'in 2010-2014 yılları arasındaki vokali olarak tanıdığımız Sarah P, 2014 yılından beri kendi solo projesine yoğunlaşarak 2015 yılında Free, 2017 yılında ise Who Am I albümlerini yayınladı. Sarah P'nin 14 Aralık'ta yayınlanacak olan yeni EP'si Maenads'ten ilk single Mneme yarın dijital platformlardaki yerini almadan önce prömiyeri ise birbabaindie. com'da! Mneme videosu, Aoide, Melete ve Mneme olmak üzere Yunan mitolojisindeki üç ilham perisini konu alıyor. George Geranios tarafından Atina'da çekilen video klipte, Clio Lil Cli Arvaniti ve Dora Pantazopoulou olarak yer alıyorlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/psm-loves-summera-3-yeni-isim-daha-eklendi/", "text": "PSM Loves Summer by %100 Müzik konser serisine Roisin Murphy, Benjamin Clementine ve Molchat Doma da eklendi. Zorlu PSM'nin geçtiğimiz yaz başlattığı konser serisi PSM Loves Summer by %100 Müzik konser serisine yeni isimler eklenmeye devam ediyor. Daha önce Baxter Dury, Tasha Sultana, Moderat ve FOALS'ı açıklayan Zorlu PSM, Roisin Murphy, Benjamin Clementine ve Molchat Doma isimlerini de programa eklediğini açıkladı. Son yılların dikkat çeken post-punk gruplarından Molchat Doma, PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında Zorlu PSM'ye geliyor. Vurucu synth ve sert ritimleri harmanlayan Belarus çıkışlı grup, müziğine bu güçlü ritimlerin izlerini yansıtıyor. Şarkılarıyla aynı zamanda müzikal anlamda da sınırları zorlayan grup, PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında Turkcell Sahnesi'nde 1 Haziran Perşembe saat 21:30'da müzikseverleri post-punk, cold wave ve dark synth pop'un derin atmosferiyle karşılayacak! PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında Zorlu PSM'ye konuk olacak Roisin Murphy, 7 Haziran'da pop müzikte yaratıcılığın sınırlarını zorlayan özgün tarzıyla müzikseverlerin kalbini fethetmeye hazırlanıyor. İrlanda'dan çıkarak dünyayı sallayan 90'ların efsanevi elektro-pop gruplarından Moloko'nun solisti olarak yükselen kariyerini, funk'tan house'a, glam rock'tan country'te tüm türlerde yaptığı yenilikçi ve orijinal bir yolculukla taçlandıran sanatçı, 7 Haziran Çarşamba saat 21:30'da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde türünün tek örneği olarak herkesi büyülemeye geliyor! Güncel müzik sahnesinin sadece vokaliyle değil besteci kimliğiyle de önde gelen isimlerinden Benjamin Clementine PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında Zorlu PSM'de! Sokaklarda başlayan müzikal kariyerini keşfedilir keşfedilmez Antony Hegarty ve Nina Simone ile karşılaştırılma seviyesine çıkaran Benjamin Clementine, piyanoya dayanan, şiirsel ve sesli baladlardan oluşan üç parçalık çarpıcı EP'si Cornerstone ile çıkışını yapmış, BBC'de yer aldığı programın ardından çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. Sosyal ve toplumsal olaylarla ilgili duyarlılığını bestelerine yansıtan ve bu tavrıyla Mercury Ödülü'ne de layık görülen, Condolence ve Phantom of Aleppoville gibi güçlü hitlerin sahibi Benjamin Clementine'in müzikteki alametifarikasına 12 Ağustos Cumartesi saat 21.30'da Turkcell Sahnesi'nde tanıklık etmeye hazır olun! PSM Loves Summer by %100 Müzik konser serisinin biletleri passo. com. tr'de satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/psych-rock-dream-pop-projesi-flawsomedan-ikinci-tekli-moving-on-yayinda/", "text": "2019 Mart ayında üretime başlayan psych rock/dream pop projesi Flawsome ikinci teklisi Moving Onu 18 Eylül tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Akın Kılıç'ın psych rock/dream pop projesi olan Flawsome, BBI Yerli köşemizin 138. konuğu olarak daha önce sayfalarımızda yer almıştı. İlk teklisi Insane'i geçtiğimiz ağustos ayında BBI Music Co. etiketiyle yeniden yayınlayan Flawsome, 18 Eylül tarihi itibarıyla ikinci teklisini de yeniden yayına aldı. Psychedelic synth sound'larını, dreamy gitar tonları ve ambiyanslı davul ataklarıyla birleştiren Flawsome, Akın Kılıç'ın kendi ev stüdyosunda kaydettiği, prodüksiyon ve mix süreçlerini kendi üstlendiği iki parçayla birlikte dijital platformlardaki yerini aldı. Önümüzdeki günlerde dört parçadan oluşan yeni EP'sinden tekliler yayınlamaya hazırlanan Flawsome'ın yeni parçalarını merakla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/publik-park-13-mayısta-izmir-kübana-gazinosunda-gerçekleşecek/", "text": "Müzik, tasarım, gastronomi ve deneyim 13 Mayıs Cumartesi günü İzmir Kültürpark, Kübana Gazinosu'nda Publik Park'ta bir araya geliyor! Ülke içinden ve dışından müzisyenleri konuk edecek olan Publik Park'ta gün boyunca devam edecek olan Dj Set'ler ile de müzik hiç susmayacak. Gastronomi kısmında lokal ve dünya tatlar birbiriyle harmanlanırken, çeşitli atölye çalışmaları ve interaktif performanslar ile Publik Park, mini bir şehir içi festivali şeklinde geçecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/punk-rock-asperger-yeni-album-kediyi-sev-kendini-yak/", "text": "2015 yılında bir araya gelen punk rock grubu Asperger, ikinci albümü Kediyi Sev, Kendini Yakı geçtiğimiz günlerde dijital platformlarda yayınladı. Asperger, 2018 yılında yayınladığı Z Kuşağı Sokağa Çıksın adlı ilk albümünün iki sene sonrasında yeni albümüyle geri döndü. Şu ana kadar iki uzunçalar ve bir kısaçalar albüm yayınlayan Asperger, 8 Ekim tarihinde son albümü Kediyi Sev, Kendini Yak'ı Mevzu Records etiketiyle yayına aldı. Albümden ilk olarak geçtiğimiz temmuz ayında Nükleer Park teklisini, ardından eylül sonunda AVM parçasını video klipleriyle birlikte dinleyicilerine sunan grup, ilk albümlerine göre daha melodik ve dinamik parçalar içeren yeni albümüyle, bütün halklara şefkat, karşılıklı ilgi, sevgi ve hoşgörü vadediyor. Hemen aşağıdan albümü dinleyebilir, son video klip AVM'yi izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/puscifer-bes-yil-aradan-sonra-yeni-albumunu-duyurdu-existential-reckoning/", "text": "Maynard James Keenan ve arkadaşları, beş yıl aradan sonra gelecek dördüncü stüdyo albümleri Existential Reckoning'in çıkışını duyurdu. Tool'dan Maynard James Keenan, vokalist, klavyeci Carina Round ve multi-enstrümantalist Mat Mitchell'den oluşan Puscifer, 30 Ekim tarihinde yayınlayacağını duyurduğu Existential Reckoning albümü için Greg Edwards ve davulcu Gunnar Olsen ve Sarah Jones'u ekibe attılar. Son olarak 2015 yılında yayınladığı Money Shot sonrasında, yeni albümden ilk olarak mayıs ayında Apocalyptical adlı parçayı paylaşan Puscifer, ikinci olarak da The Underwhelming parçasını dinleyiciyle buluşturdu. Yeni tekliyi dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım. Toplam 12 parçadan oluşacak Existential Reckoning albümünün şarkı listesi ve albüm listesini aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/queenin-kayip-kaydi-face-it-alone/", "text": "Queen 1989 yılından kaybolmuş bir kaydını gün yüzüne çıkardı: Freddie Mercury'nin hiç duyulmamış kaydı bizlerle! Queen, Freddie Mercury'nin vokalleriyle eşlik ettiği 1989 yılında kaydı alınan ancak daha sonra unutulup kaybedilen kayıtlarını Face It Alone adıyla yayınladı. 1989 yapımı The Miracle albümü altında kaydı alınan ancak daha sonra albüme dahil edilmeyip tarihin tozlu köşelerinde kaybolmuş Face It Alone kaydı, grup üyeleri ve mühendislerin uzun çabaları sonrasında gün yüzüne çıkarıldı ve 14 Ekim itibariyle dinleyicilerle buluştu. Brian May, Radio 2'ye verdiği röportajda kaydı yeniden bulmanın ne kadar zorlu bir süreç olduğundan da bahsetti. Queen'in gitaristi ve ikon isimlerinden Brian May Birçok kez bu kaydı aradık ve sonunda bulamayacağımıza kanaat getirdik. Ancak tekrar derinlere indik ve mühendis ekibimizin de yardımıyla bunu başardık. Samanlıkta iğne aramak gibiydi ancak bu müthiş ve çok dokunaklı bir başarıydı. diyerek sürecin zorluklarından ve verdiği tatmin hissinden de bahsetti. Freddie Mercury hayatını kaybetmeden sondan bir önceki albüm The Miracle'ın yeni versiyonu The Miracle Sessions adlı orijinal 6 kayıt, demolar ve daha önceden yayınlanmamış 6 şarkıyı da içeriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/queens-of-the-stone-age-negative-spacee-klip-cekti/", "text": "Queens of the Stone Age Negative Spacee Liam Lynch yönetmenliğinde bir klip çekti ve videoda holografik bir figür yer çekimsiz bir bilimkurgu sahnesinde sürükleniyor. Queens of the Stone Age son albümleri In Times New Roman...'da yer alan Negative Space için Liam Lynch'in yönettiği bir video paylaştı. Bu ilginç videoda deri ceketli ve gaz maskeli holografik bir figür sıfır yer çekimli bir bilimkurgu sahnesinde sürükleniyor. Geçtiğimiz günlerde Queens of the Stone Age yeni albümü vesilesiyle End Is Nero Tour'un Kuzey Amerika ayağıyla turneye başladı. Detroit'teki gösterinin ardından Queens of the Stone Age, turneyi 8 Ekim'de Sacramento, California'da tamamlamadan önce Philadelphia, New York City, Chicago, Oklahoma City, Vancouver ve San Francisco gibi büyük şehirlere de uğrayacak. Keşke Türkiye de olsaydı bu turnede diyor ve sizleri şarkıyla baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/queens-of-the-stone-age-negative-spacele-karsinizda/", "text": "Queens of the Stone Age yeni çıkaracağı albümünden Negative Space şarkısını ilk kez çaldı. Queens of the Stone Age uzun süredir beklenen In Times New Roman... isimli sekizinci stüdyo albümünde yer alan yeni parçalarını konserlerinde dinleyicileriyle buluşturmaya devam ediyor. Emotion Sickness isimli teklinin stüdyo kaydını kısa bir süre önce yayınlayan grup, 28 Mayıs'ta Boston Calling'te verdiği konserde ise Negative Space'i ilk kez canlı olarak çaldı. Dijital platformların yanı sıra plak ve CD formatında satışa da sunulacak albümün çıkış tarihini 16 Haziran olarak belirleyen grup, konserlerinde yeni parçalarına yer vererek bizleri daha da meraklandırıp heyecan duymamıza neden oluyor. Negative Space'in hayranlar tarafından kaydedilmiş canlı versiyonunu aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/queens-of-the-stone-age-yeni-albumu-in-times-new-romani-yayinladi/", "text": "Queens of The Stone Age uzun bir aradan sonra yeni albümü In Times New Roman... ile aramıza geri döndü. Queens of the Stone Age 2017 yılında çıkardığı Villains isimli albümünden beri uzun bir sessizliğe bürünmüştü. Bu sessizliği bugün çıkardıkları In Times New Roman... isimli yeni albümleri ile bozdular. Mark Ronson'ın yapımcılığını üstlendiği son albümleri olan olan Villains'ı piyasaya sürdüklerinden bu yana pek çok şey altüst oldu doğrusu. Küresel bir salgın yaşadık, solist Josh Homme karmaşık bir boşanma sürecinden geçti ve bunların üstüne geçtiğimiz günlerde geçen yıldan bu yana savaş verdiği kanserle mücadelesine dair açıklamalarda bulundu. Bu trajik olayların grubu ve yaptıkları müziği etkilemesi ise kaçınılmazdı. In Times New Roman'da Queens'in klasik gitarını ve Homme'un en karanlık dilini görüyoruz. O zaman sizin de bunu deneyimlemeniz için sizleri grubun yeni ve etkileyici albümüyle baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/queens-of-the-stone-agein-yeni-albumunden-ilk-tekli-emotion-sickness/", "text": "Queens of the Stone Age uzun süredir beklenen In Times New Roman... isimli sekizinci stüdyo albümünü yeni teklisi Emotion Sickness ile duyurdu! Türkiye'de GRGDN Müzik temsilciliğindeki Matador Records etiketiyle yayınlayaca duyurulan Queens of the Stone Age'in beklenen sekizinci stüdyo albümü In Times New Roman... 16 Haziran'da yayınlanacak. Kurucu Joshua Homme'nin bugüne kadarki en iğneleyici sözleri, anında tanınabilen imza QOTSA sound'uyla desteklenirken, neredeyse her şarkıda yeni ve benzeri görülmemiş dokunuşlarla albüm şahane bir hale gelmiş. Homme, Bir veya iki ay içinde dünyanın sonu gelecek. sözlerini kullanıyor ve dinleyenlerine şu soruyu soruyor: Kalan zamanında ne yapmak istiyorsun? Homme, Troy Van Leeuwen, Dean Fertita, Michael Shuman ve Jon Theodore belki bizi kurtaramayacak fakat kesinlikle atlarımıza binip uzaklaşmamız için bir alan tanıyorlar. In Times New Roman...'dan dinleyeceğimiz ilk parça ise QOTSA'nın tipik hipnotik nakaratları ve dengesiz ritimleriyle dinleyeni sarıp sarmalayan Emotion Sickness. Parça için Liam Lynch'in hazırladığı lyric video eşliğinde QOTSA YouTube hesabında yayınlandı. Albümün yapımcılığını Queens of the Stone Age üstlenirken, mix'i Mark Rankin tarafından yapıldı. Albüm kapağı ve double LP'nin ambalajı uzun süredir ortak çalıştıkları Boneface tarafından tasarlandı. Queens of the Stone Age'in In Times New Roman isimli yeni albümü 16 Haziran'da tüm dijital platformlarda, plak ve CD formatında satışa da sunulacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/quentin-tarantinodan-yeni-projeler-geliyor/", "text": "Pulp Fiction, Reservoir Dogs, Kill Bill serisi ve Unchained Django filmleriyle gişe rekorları kıran unutulmaz filmleri ile tanıdığımız Quentin Tarantino, iki yeni kitap yayınlayacağını açıkladı. Quentin Tarantino, pandemi sürecinin kendisini etkilemesine izin vermeden çalışmaya devam ediyor. Amerikalı yönetmen Tarantino, dünyanın en büyük yayınevlerinden Harper Collins ile iki yeni kitap yayınlamak üzere el sıkıştı. İki kitaptan biri ise önümüzdeki sene yayınlanacak. Tarantino'nun yazacağı iki kitaptan ilki, 2019'da çıkan Oscar ödülü kazanan Once Upon a Time in Hollywood filminin roma uyarlaması olacak. İkinci kitap ise Cinema Speculation isimli yönetmenin 70'lerin filmlerine duyduğu hayranlığı ele alacak olan bir kitap olacak. Sadece bu iki kitapla sınırlı kalmayacağını bildiğimiz Tarantino, senenin başında Bounty Law isimli televizyon programı için beş tane yarım saatlik bölüm yazdığını paylaşmıştı. Hatta her şey planlandığı gibi ilerlerse Tarantino televizyon programını kendi yönetecek gibi de gözüküyor. Tarantino'nun yönetmenliğini yaptığı ve aynı zamanda romana da uyarlayacağı Once Upon a Time in Hollywood filminin trailer'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/r-e-m-den-albumlerinin-25-yilinda-mujdeli-haber/", "text": "R. E. M., 1998 LP'leri Up'ı 25. yıl dönümü nedeniyle 10 Kasım'da Craft aracılığıyla yeniden yayınlayacaklarını duyurdular. Michael Stipe öncülüğündeki grup, orijinal versiyonu 1998'de yayınlanan albümün yeniden yayınlanacak olması, kurucu davulcuları Bill Berry'nin dostane bir şekilde ayrılmasından bu yana ilk projeleri. Koleksiyonda albümün yeni yeniden düzenlenen versiyonunun yanı sıra grubun 1999'da Party of Five TV şovunda yer aldığı, daha önce yayınlanmamış 11 şarkılık bir set yer alıyor. Çıktığında yılın en iyi albümlerinden biri olarak yer alan ve şimdiye kadarki en samimi işleri olarak adlandıran albüm, müzik dünyası tarafından sıcak bir şekilde karşılanmıştı. Rolling Stone da Up albümünden Şimdiye kadar var olan en büyük rock-ballad grubundan, hızlı şarkılarının sizi yavaş düşündürdüğü, iç gözlemi sadece bir kenar işi değil aynı zamanda bir oyun haline getiren bir albüm. diye bahsetmişti. Pat McCarthy ortak yapımcılığında ve Nigel Godrich'in yardımıyla ortaya çıkan bu yeni basım Up'ta Daysleeper, Lotus, At My Most Beautiful ve Suspicion teklileri yer alıyor. Ayrıca Man on the Moon, Losing My Religion ve It's the End of the World as We Know It gibi popüler hitlerin canlı kaydı ve sözlü bir girişi de kapsıyor. Aşağıda şarkı listesini bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/r-e-m-in-frontmani-michael-stipetan-yeni-solo-album-geliyor/", "text": "Alternatif rock grubu R. E. M.'in frontman'i olarak tanıdığımız Michael Stipe, çıkacak olan yeni solo albümü ile ilgili yeni bilgiler paylaştı. 2019'daki solo olarak çıkış yaptığı Your Capricious Soul teklisinin ardından bu sene de Drive To The Ocean ve No Time For Love Like Now teklileri ile devam eden Michael Stipe, yeni albümü ile ilgili yeni bilgiler paylaştı. Stipe, verdiği röportajda 18 parçadan oluşan bir albüm hazırlığı sürecinde olduğunu, bu parçaların bazılarını sözlü bazılarının ise enstrümantal olduğunu belirtti. Daha önce müzik icra etmek ya da bir enstrüman çalmak üzerine bir tecrübesinin olmadığından bahseden Stipe, R. E. M. ile beraber olduğu süreçten çok farklı bir tecrübe yaşadığını ve onun için pozitif anlamda bir zorluk olduğunu belirtti. Michael Stipe'in bu sene yayınladığı Drive To The Ocean ve No Time For Love Like Now parçalarına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radiohead-bin-parcalik-puzzle/", "text": "Dünyaca yaşadığımız koronavirüs zamanlarında her hafta bir konserini YouTube kanalında paylaşıma açan Radiohead'den puzzle sevenleri sevindirecek bir gelişme var. %100 geri dönüştürülmüş malzemeden üretildiğini belirttikleri Radiohead Fragmentary Time Waster isimli bin parçadan oluşan yeni puzzle setiyle Radiohead, can sıkıntısından daralanlara müjde veriyor. Yeni ürününü tanıtan reklamlarında Canınız mı sıkıldı? Yapacak bir şeyiniz yok mu? TV'de hiçbir şey yok. Olmaz! Ne yapacaksın? Gidip hemen bir puzzle alacaksınız! mesajını da vermeyi ihmal etmiyor sevgili Radiohead. Puzzle seti hakkında detaylı bilgiye ve 35 dolar olarak belirtilen ön satışlara şu site üzerinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radiohead-gitaristi-ed-obriendan-solo-album-geliyor/", "text": "Radiohead gitaristi Ed O'Brien ilk solo albümünü 2020 yılı içerisinde yayınlayacağını açıkladı. Albümden Brasil adlı yeni single ise 5 Aralık Cuma geliyor. Radiohead'in solo albüm çıkaran üyeleri kervanına gitarist Ed O'Brien da katılıyor. İlk teklisini geçtiğimiz ekim ayında Sante Teresa ismiyle çıkaran O'Brien ikinci single'ını yayınlamasından üzerinden çok geçmeden solo albümünün tamamını yayınlayacağını açıkladı. Thom Yorke, Philip Selway, Johnny Greenwood sonrasında Radiohead'den solo albümü yayınlayan yeni isim olan Ed O'Brien'ın albümünde Wilco'dan Glenn Kotche, Portishead'den Adrian Utley, Laura Marling ve Radiohead'den Colin Greenwood da konuk sanatçı olarak yer alacak. Albümün yapımcılığını ise Flood ve Catherine Marks üstleniyor. Ed O'Brien'ın yayınladığı ilk single Santa Teresa'yı anımsamak isteyenleri aşağı alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radiohead-tekrar-bir-araya-geliyor/", "text": "Radiohead davulcusu Phil Selway, grubun önümüzdeki günlerde bir araya geleceğini açıkladı. Grubun son stüdyo albümü A Moon Shaped Pool 2016 yılında yayınlanmıştı ve son turnesi 2018'de yapıldı. Ayrıca Radiohead, 2021'de Kid A ve Amnesiac albümlerini kutlayan ve içinde yayınlanmamış parçaların bulunduğu Kid Amnesia adlı bir albüm yayınlamıştı. Bu yıl içinde grubun Hail To The Thief adlı LP'si ise 20. yılını dolduruyor ve Selway grubun yeni yıl planları ve bir yıldönümü baskısı ile bunu kutlayıp kutlamayacakları hakkında konuştu: Tüm 'Kid A' / 'Amnesiac' olayına çok odaklandık ve bence bu doğal sonucuna varıyor, yeniden yayınlanmaya geri dönüyor ve etrafındaki oyun senaryosunu yaratıyor dedi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radioheadden-uc-album-birden/", "text": "Radiohead, daha önce yayınlanmamış kayıtlarının da yer aldığı KID A MNESIA adlı üçlü albümünü 5 Kasım'da yayınlıyor! Radiohead'in 21. yılını deviren dördüncü ve beşinci albümlerini bir araya getiren KID A MNESIA, aynı zamanda yeni parçalarından oluşan üçüncü bir albümü de içerek. Ayrıca Kid A ve Amnesiac'ın en iyi kayıtlarının değişik versiyonlarının yanı sıra yeni albümde daha önce hiç duyulmamış If You Say The Word ve Follow Me Around'ın daha önce yayınlanmamış stüdyo kaydına da yer veriliyor. Yeni Radiohead parçası If You Say The Word 7 Eylül itibariyle tüm dijital platformlarda yerini alırken, albümün tamamının ise 5 Kasım tarihinde XL Recordings etiketi ile yayınlanacağı duyuruldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radioheadin-yeni-projesi-the-smile-in-son-teklisi-the-smoke/", "text": "Radiohead'den efsanevi isimleri Thom Yorke ve Jonny Greenwood, Sons of Kemet'ten Tom Skinner'la 'The Smile' için güçlerini birleştirdi. Radiohead ile yoluna devam ederken aynı zamanda kişisel olarak da yer aldığı projelerle müziğe devam eden Thom Yorke, Jonny Greenwood ve Tom Skinner, yeni bir grup olan The Smile ile buluştular. İsmini ilk olarak geçtiğimiz ilkbaharda duyduğumuz The Smile, Mayıs 2021'de gerçekleşen Glastonbury Fetivali'nde sekiz şarkının prömiyerini planlamamış bir şekilde yapmıştı fakat üç hafta öncesine kadar kendilerinden başka bir haber alamamıştık. 5 Ocak'ta grubun ilk single'ı olan You'll Never Work In Television Again yayınladıktan sonra efsanevi müzik üçlüsü, 27 Ocak'ta yeni şarkıları The Smoke'u yayınladı. The Smile, bu hafta sonu Magazine London'da üç farklı canlı gösterimle karşımızda olacak. Biletlerinin satışa çıktığı anda bitmesinden hayranlarının bu üçlüyü çok özlediği anlaşılıyor. The Smile'ın henüz yayınlanmamış şarkılarının da tüm dünyaya sunulacağı bu canlı gösterimler için oldukça heyecanlıyız. The Smile'dan gelecek yeni albümün habercisi olan The Smoke'un 16mm çekilmiş klibinin yönetmen koltuğunda BAFTA ödüllü yönetmen Mark Jenkin oturuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radyo-bogazici-18-battle-of-the-bands-basvurulari-basladi/", "text": "Radyo Boğaziçi tarafından bu sene 18. kez gerçekleştirilecek olan Battle of the Bands müzik yarışmasının başvuruları başladı! Kazanan kaybedenden çok, bağımsız grupların sesini duyurup, fayda sağlaması açısından önemli olan bu köklü yarışmanın son başvuru tarihi ise 1 Eylül Perşembe. Dereceye giren grupların çeşitli ödüller almaya hak kazanacağı etkinlik, 1 Ekim 2016 Cumartesi günü Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs'te gerçekleşecek. Yarışmacı gruplar amatör olmalıdır. Grup üyeleri yalnızca bir grupta çalabilir. Aynı kişi farklı gruplarla yarışmaya katılamaz. Başvurular 1 Ağustos 2016, Pazartesi günü başlar ve 1 Eylül 2016, Perşembe gününe kadar devam eder. Yarışmaya katılacak gruplar demolarını, müzik tarzı, grubu anlatan tanıtıcı bilgi ve resimle birlikte, bu tarihe kadar radyo boğaziçi'ne dijital yollarla, elden veya kargo ile iletmek zorundadırlar. Demolar CD/Audio veya mp3 formatında olmalıdır. Grup performanslarının değerlendirilmesinde jürinin daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmesi açısından, hazırlanan demolarda yer alan eserler grupların kendi besteleri olmalıdır ve demo CD'sinde en az üç şarkı bulunmalıdır. Bu şarkılardan en az ikisi grubun kendi bestesi olmalıdır, üçüncü şarkı opsiyonel olarak cover/uyarlama olabilir. Daha önceden yarışmış bir şarkı yarışmaya kabul edilmez. Besteler eğer bu yarışmaya katılmamışsa katılma hakkı kazanabilir. Başvurular bittikten sonra yapılacak ön elemede, finale katılmaya hak kazanan gruplar, finalde performanslarını plak şirketlerinden temsilciler ve müzik otoritelerinden oluşan seçkin bir jüri önünde sergileme fırsatını yakalayacaklardır. Finallere katılmaya hak kazanan gruplar 15 Eylül 2016 tarihinde sosyal medya ve basın yayın organları aracılığıyla duyurulacaktır. Finalist grupların final performans sırası, final günü çekilecek kura ile belirlenecektir. Finalistlerin yarışma sırasında çalacakları şarkılardan en az ikisi kendi besteleri olmalıdır. Yarışma 1 Ekim 2016 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs'te gerçekleşecektir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/radyo-bogazici-18-battle-of-the-bands-finalistleri-belli-oldu/", "text": "Bu yıl 18.'si düzenlenecek olan Radyo Boğaziçi 18. Battle of the Bands müzik yarışmasının finalistleri belli oldu! Jazzmatiz'in finallerden kendi isteğiyle çekilmesi yerine de ilk yedek olarak Eskişehir'den Baltaburun katılmaya hak kazandı. NOT: MilkyWave'in yarışmadan çekilmesiyle dahil olmuştur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ragnbone-man-ve-pink-yeni-bir-parca-icin-bir-araya-geliyor/", "text": "İngiliz müzisyen Rory Charles Graham nam-ı diğer Rag'n'Bone Man, yeni albümünde bir parça için Pink ile bir araya geleceğini açıkladı. Rag'n'Bone Man, uzunca bir aranın ardından yeni teklisi All You Ever Wanted aracılığıyla aynı zamanda Life By Misadventure isimli yeni bir albüm hazırlığında olduğunu da açıklamıştı. Müzisyen, 23 Nisan'da Columbia aracılığıyla yayınlanacak 14 parçalık albümde, Pink ile de bir parça paylaşacağını dinleyicilerine müjdeledi. Rag'n'Bone Man'in Amerikalı müzisyen Pink ile 9 Nisan'da çıkacak ''Anywhere Away From Here'' parçası, 27 Mayıs'ta Columbia aracılığıyla yayınlanacak albümden ön gösterim tadındaki üçüncü tekli olacak. Rag'n'Bone Man'in daha önce Ocak ayında yayınladığı, albümden ilk ve ikinci teklisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rain-lab-beklenen-ilk-albumunu-yayinladi/", "text": "İlk olarak 2016 yılının yaz aylarında videoları yayınlanan Rosetta's Song ve Mountain Sperrins şarkılarıyla duyduğumuz İdil Meşe ve Da Poet birlikteliğinden doğan Rain Lab, beklenen ilk albümünü dijital platformlarda paylaştı. New York'ta yaşayan İdil Meşe'nin vokalleri, Da Poet'in altyapıları, Beril Meşe'nin saksafon riff'leriyle buluşarak 6 parçadan oluşan, Rain Lab isimli bu ilk albüm ortaya çıkmış oldu. Noiseist Records etiketiyle yayınlanan albümün mix ve mastering'i ise Çağan Tunalı'ya ait. Albümden ilk video ise Can Fakıoğlu yönetmenliğinde If He Knows adlı parçaya çekildi. Video klibe ve albüme ulaşmak için sayfayı aşağı kaydırmanız yeterli. Ayrıca 12 Ocak tarihinde Radyo Kanyon'da yayınlanan Bir Baba Indie programının son konuğu olarak ağırladığımız İdil Meşe ile olan programı ise aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/raine-dawn-ile-tanisin-a-lot-of-love/", "text": "Nicolas Jakubiak'ın yönettiği Barbo filmi için RainE Dawn tarafından seslendirilen A Lot of Love 9 Ekim 2020 tarihinde FUGU Records etiketi ile yayınlandı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet konservatuvarında çello eğitimini bitiren RainE Dawn, şu anda ise İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Jazz Vokal bölümünde Lisans öğrencisi. 2017 yılından beri ise İmaj Stüdyoları'nda Fancy Nancy Clancy, Aslan Koruyucuları, Bingo ve Roli'nin Maceraları ve daha birçok animasyonun şarkılarını seslendirmekte. Ilk teklisi A Lot of Loveı yönetmenliğini Nicolas Jakubiak'ın yaptığı Barbo isimli kısa film için besteledi. İkinci teklisini 2020 yılının Aralık ayında yayınlamayı planlayan RainE, gözünü dünya müziğine diktiğini söylemekten çekinmiyor. İlk teklisi A Lot of Loveı yayınlayan RainE Dawn, parçanın; Kafamızda yarattığımız, sevilmek için bir şeyler vermek zorunda olduğumuza dair o hislerden vazgeçmek ve kendimize taktığımız zincirleri kırmaya dair. olduğunu paylaşıyor. Kitle fonlaması ile fonlanan ve Pembe Hayat Kuirfest'te Türkiye'den Kuir Kısalar kategorisinde 2020 yılında gösterilen 20 dakikalık Barbo 9 18 Ekim arası online düzenlenecek olan Queer Qandi Film Fest'te de seçkide yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rammstein-yeni-album-yeni-teaser/", "text": "10 yıllık bir aranın ardından geçtiğimiz mart sonunda yayınladığı, olaylı Deutschland video klibiyle birlikte sahalara geri dönen Rammstein, yeni albümünden 5 parçanın daha teaser'ını yayınladı. 17 Mayıs tarihinde yayınlanacak yeni Rammstein albümünden geçtiğimiz haftalarda Deutschland parçasını olaylı video klibiyle birlikte dinlemiştik. Dün itibarıyla da Rammstein albümden 5 parçanın daha mini teaser'larını yayınladı. Toplam 11 parçadan oluşacak yeni albümünden Radio, Zeig Dich, Auslander, Sex ve Puppe parçalarının teaser'larını sosyal medya hesaplarından duyuran Rammstein'ın yeni parçalarını tadımlık olarak dinleyerek 17 Mayıs'tan geriye saymaya başlıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rave-mag-dergi-yayın-hayatına-başladı/", "text": "Beş yıldır dijitalde yayın hayatını sürdüren Rave Mag, bundan sonra ek olarak 3 ayda bir basılı formatta yayımlanacak dergisiyle varlığını sürdürmeye devam edecek. Geçtiğimiz perşembe günü kapalı bir lansman partisiyle yayın hayatına başlayan Rave Mag Dergi'nin ilk sayısı 128 sayfadan oluşuyor. BBC Radio'dan John Peel, The xx'in Coexist albümünün kapağını hazırlayan Davy Evans ve Punk'tan sonraki en önemli alt kültür hareketlenmesi olan grime'ın sözlü tarihini ele alan ilk kitap olan This Is Grimeın yaratıcılarıyla gerçekleşmiş röportajlar ve yazılar içeren ilk sayı İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir'de toplamda 350'den fazla noktada ücretsiz olarak temin edinilebilecek. Yolunun açık ve ömrünün uzun olması dileğiyle, Bir Baba Indie olarak Rave Mag ekibine başarılar diliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rb-ikilisi-polenden-ilk-ep-geldi-hafif-dusus/", "text": "Yerli sahnemizin geçtiğimiz yıl çıkış yapan R&B ikilisi Polen, ilk kısaçaları Hafif Düşüşü dinleyiciyle buluşturdu. Alper Gülay ve Mehmet Mutlu'dan oluşan Polen, 5 parçadan oluşan, 12 dakikalık mini albümünü 12 Mart tarihinde yayınladı. Baştan sona bir hikaye anlatan Hafif Düşüş EP'siyle Polen, aşkın üç halini birbirine bağlayan şarkıları; ilk heyecan, ayrılık ve güzel hatırlayabilmek gibi yoğun duygulara dokunuyor. İlk olarak 15 Mayıs 2020'de tekli olarak yayınlanan, ikilinin çıkış yaptığı Hayallerim parçasını da barındıran bu EP'de R&B ve Lo-Fi sound'u öne çıkıyor. Mix ve mastering süreçlerini Çağan Tunalı'nın yürüttüğü Hafif Düşüş EP'si, Marufane Esercilik etiketiyle yayında. BBI Yerli köşemizin de 169. konuğu olan Polen'in beş parçadan oluşan EP'sini dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-bull-music-academyye-turkiyeden-katilacak-isimler-belli-oldu/", "text": "Her sene 60'dan fazla genç müzisyeni dünyanın tek bir şehrinde bir araya getirerek, onların yaratıcılıklarını geliştirmeyi hedefleyen Red Bull Music Academy'nin bu seneki katılımcıları açıklandı. Türkiye'den ilk kez üç ismi konuk eden Red Bull Music Academy'ye katılacak isimler ise şöyle; İstanbul'dan Akkor ve Robogeisha ile Red Bull Music Warm Up sahnesinden tanıdığımız ve müzik çalışmalarına Amsterdam'da devam eden Loradeniz! İlk kez 1998 yılında, Berlin'de konumlanan Red Bull Music Academy, 20 yıl sonra ilk evi olan Berlin'e geri dönüyor. Bu sene 8 Eylül 12 Ekim 2018 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Red Bull Music Academy'ye, 37 ülkeden 61 sanatçının katılacak. Red Bull Music Academy, uluslararası bir müzik enstitüsü olmasının yanı sıra düzenlediği paralel etkinlikler, atölyeler, konserler ve stüdyoları ile genç müzisyenleri kariyerlerinde yeni bir boyuta taşıma misyonunu da üstleniyor. İstanbul'dan elektro-akustik müzik projesi Akkor ve Esra Genç'in techno müzik deneyimi Robogeisha ve Amsterdam'dan Loradeniz'e bol şans diliyor, Red Bull Music Academy'den gelecek güzel haberler içinse gözlerimizi Berlin'e çeviriyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-bull-music-festival-istanbul-26-30-eylulde/", "text": "Beş güne yayılan dört farklı konsept, film gösterimleri ve iki farklı sergi ile 60 sanatçının sahne alacağı Red Bull Music Festival İstanbul 26-30 Eylül 2018 tarihleri arasında gerçekleşecek. Festival 7 ayrı mekanda, farklı disiplinleri ve farklı müzik janralarını festivalin özel temaları altında bir araya getirecek. Festivalin dört farklı konseptinden ilki olan Round Robin'de 16 enstrümentalist doğaçlama düetleriyle dinleyicinin karşısına çıkarken, Art of B-Movies konseptinde söyleşi, film gösterimleri, sergiler ve Gaye Su Akyol & Bubituzak ile canlı film konseri gerçekleşecek. İki yaka tek sahne söylemiyle ortaya çıkan East vs West konseptinde hip hop kültüründeki 'doğu-batı' yakası çekişmesi İstanbul Boğazı'nın ortasında, Asya ve Avrupa'nın birleştiği yerde bir MC ve beatmaker'ı bir araya getirecek ve gece Zorlu PSM'de Kamufle ve dostları, Ezhel, Little Simz ve Zebra Katz konserleriyle devam edecek. 20'nci yılını kutlayan Red Bull Music Academy'ye ithaf edilen RBMA gecesinde ise sabaha kadar kesintisiz müzik deneyimi yaşanacak. Festivalin açılış gecesi olan 26 Eylül'deki Round Robin etkinliğinde doğaçlama olarak gerçekleşecek performanslarda çok sayıda önemli müzisyeni bir arada izleme şansı yakalayacağız. 26 Eylül'de Avusturya Başkonsolosluğu/Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi'nde gerçekleşecek bu gecenin küratörü ZeN ve BaBa ZuLa gibi efsanevi oluşumlardan tanıdığımız Murat Ertel. Umut Adakale, Ah! Kosmos, Cahit Berkay, Chyltys, Dr. Das, Gökçe Gürçay, Eralp Güven, Hans Joachim Irmler, Lydia Kavina, Aybike Çelik Özbey, Şirin Pancaroğlu, Okay Temiz, Gyoa Valtysdottir, Bart Vervaeck ve Hakan Vreskala ise sahnede göreceğimiz diğer isimler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-bull-music-festival-istanbulun-programi-belli-oldu/", "text": "New York, Los Angeles, Paris, Berlin ve Sao Paulo'nun aralarında bulunduğu dünyanın farklı şehirlerinde düzenlenen Red Bull Music Festival, bu yıl 26-30 Eylül 2018 tarihleri arasında İstanbul'da da gerçekleşecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-peppers-2023-konser-takvimini-acikladi/", "text": "Red Hot Chili Peppers, The Strokes, Iggy Pop gibi önemli sanatçıların da destekleyeceği 2023 Kuzey Amerika, İngiltere ve Avrupa turunu duyurdu. 2022 yılında iki yeni albümle Unlimited Love, Return of the Dream Canteen geri dönen Red Hot Chili Peppers, önümüzdeki mart ayından itibaren dünya çapında turlarına devam edecek. Ocak 2023'ten itibaren Temmuz 2023'ün sonuna kadar birçok konserin açıklandığı bu takvime tabii ki eklemeler gelebilir. Görünüşe göre Red Hot Chili Peppers üyelerini uzun bir maraton bekliyor. Pinkpop, Rock Werchter gibi alışık olduğumuz festivallerin yanı sıra bu turda kendi özel festivalini de yaratan grup, özellikle The Strokes, Iggy Pop başta olmak üzere King Princess, The Roots, Post Malone, Thundercat gibi birçok sanatçıyı sahnesinde ağırlayacak. Oldukça heyecan verici olan bu turnenin biletlerine ve tarihlerin tamamına buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-peppers-yeni-double-albumu-return-of-the-dream-canteen-i-duyurdu/", "text": "Red Hot Chili Peppers, yeni albümünü çok yakında paylaşacağını duyurdu. Red Hot Chili Peppers'ın solisti Anthony Kiedis Cumartesi gecesi Empower Field at Mile High gösterisindeyken sahneden grubun 2022'deki ikinci stüdyo albümü olan 'Return of the Dream Canteen'i duyurdu. Basçı Flea, turun yağmurlu açılış gösterisinin 40. dakikasında Ağzına kadar yığılmış bir çift albümümüz var. dedi ve ilk teklinin adının Tippa My Tongue olacağını da söyledi. Bu arada grup Empower Field'ı da içeren ilk stadyum turuna çıktı. Bu tur aynı zamanda grubun 90'lı ve 00'li yılları arasında olan sanatsal zirvesinde çekirdek üyelerden biri olan gitarist John Frusciante ile 15 yıl aradan sonra yaptıkları ilk tur olma özelliğini de taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-peppersin-misir-konserinden-radiohead-coveri/", "text": "Geçtiğimiz hafta cuma günü Red Hot Chili Peppers'ın Mısır'daki Giza Piramitleri'nde gerçekleşen konserinde Radiohead'in Pyramid Song parçasının yanı sıra The Stooges ve Stevie Wonder cover'larına da yer verildi. 2016 yılında yayınladıkları The Getaway albümü sonrasında konserlerine de hız kesmeden devam eden Red Hot Chili Peppers, dünyanın 7 harikasından biri olan Mısır Giza Piramitleri'ndeki konserinden Can't Stop, Californication, Dani California, By The Way gibi sevilen parçalarının yanı sıra The Stooges'tan I Wanna Be Your Dog, Stevie Wonder'dan Higher Ground parçalarına da yer verdi. Konserin sonuna doğru ayrıca grubun gitaristi Josh Klinghoffer, solo olarak piyanoyla Radiohead'in Pyramid Song şarkısının özel bir versiyonunu da çaldı. Tamamı YouTube'da canlı olarak yayınlana bu konserin setlist'ine ve grubun bu özel performansına ise aşağıdan bakabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-peppersin-yeni-albumunden-ikinci-single-eddie/", "text": "Red Hot Chili Peppers'ın 14 Ekim'de yayınlayacağı yeni stüdyo albümü Return of the Dream Canteen'den yeni teklisi Eddie yayında! Amerikalı kült grup Red Hot Chili Peppers'ın bu yıl içinde çıkaracağı ikinci stüdyo albümü Return of the Dream Canteen'den paylaştığı ilk single Tippa My Tongue sonrasında Eddie isimli ikinci teklilerini de yayına aldı. Grubun frontman'i Anthony Keidis, şarkıda geçen It's only 1983/Please don't remember me/For what I did with David/You know I'm talking David Lee. sözleriyle birlikte Ekim 2020'de hayatını kaybeden Eddie Van Halen'a da selam çakmayı ihmal etmiyor. Grup, 2022 Nisan ayında, bu yıl çıkardığı ilk stüdyo albümü Unlimited Love'ın ardından 14 Ekim tarihinde ise bu yılın ikinci stüdyo albümü Return of the Dream Canteen'i yayınlamaya hazırlanıyor. Bu albüm aynı zamanda 10 yılın ardından 2019 yılının sonlarında gruba geri dönen John Frusciante'nin de katkılarının bulunduğu bir albüm olarak da dikkatleri çekiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-peppersin-yeni-albumunden-il-tekli-tippa-my-tongue-klibiyle-yayinda/", "text": "Red Hot Chili Peppers, 14 Ekim'de Warner aracılığıyla çıkacak olan Return of the Dream Canteen albümlerinin ilk parçası olacak olan Tippa My Tongue'yu yayınladı. Malia James'in yönettiği, Julien Calemard ve Thami Nabil'in canlandırdığı bir video klibi ile geliyor. Return of the Dream Canteen, Red Hot Chili Peppers'ın Nisan ayındaki Unlimited Love'dan sonra çıkardığı ikinci albümü olacak. Grup, 2016 çıkışlı The Getaway'in yapımı için Danger Mouse ile çalıştıktan sonra Return of the Dream Canteen ve Unlimited Love için yapımcı Rick Rubin ile çalışıyor. Projenin duyurulması üzerine yaptığı açıklamada Dream Canteen'i oldukları ve hayal ettikleri her şey olarak adlandıran grup üyeleri, bunun başka bir ikili albüm olduğunu ve birincisi kadar kolay ve anlamlı olduğunu belirtti. Grubun Unlimited Love'ı tanıtmak için yaptığı Amerika Birleşik Devletleri turu devam ediyor fakat grup yeni albümlerini tanıtmak için de bir turne yapıp yapmayacağını henüz açıklamadı. Red Hot Chili Peppers'ın yeni şarkısı Tippa My Tongue'yu aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-pepperstan-alti-yilin-ardindan-yeni-album-unlimited-love/", "text": "Black Summer, Not The One ve Poster Child teklilerinin ardından yeni Red Hot Chili Peppers albümü Unlimited Love yayınlandı! Red Hot Chili Peppers, yeni albümleri Unlimited Love'ı These Are the Ways şarkısı için çektikleri klipleri yayınlayarak kutluyor. Unlimited Love'ın habercisi olan üç teklinin hayranlar üzerinde yarattığı heyecan, albümün yayınlanmasıyla birlikte bir süre daha devam edecek gibi duruyor. Grup üyeleri, 16 senenin ardından John Frusciante ile buluşmanın keyfini albümde bulunan 17 şarkı boyunca çıkarmışlar. 2019'da dönüş haberini aldığımız ve müzik sahnesinde Black Summer ile ilk kez birlikte gördüğümüz grup, yeni albümleri Unlimited Love'da hasret kaldığımız RHCP 90'lar dönemi sound'una selam çakıyor. Red Hot Chili Peppers'ın yeni albümünü ve sürpriz video klibini izlemek için sizi aşağı alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/red-hot-chili-pepperstan-yeni-single-dark-necessities/", "text": "Albüm hazırlığında olduğunu bildiğimiz Red Hot Chili Peppers, yeni albümün ilk single'ı Dark Necessities'i bizler ile paylaştı. John Frusciante'nin ikinci kez ayrılmasından sonra bariz bir sound değişimine giden RHCP ekibi, bu dönemde Josh Klinghoffer ile karşımıza punk-pop'un pop unsurlarının çok daha ağır bastığı bir albüm olan I'm With You albümüyle çıktı. Uzun süredir albüm çalışmalarında olduğunu bildiğimiz grubun yeni albümü olan The Get Awayde ise ayrıca bir farklılık göze çarpıyor. Grubun Mother's Milkten beri prodüksüyonunda bulunan isim olan Rick Rubin yerine bu albümde Danger Mouse ile çalışılmış olması da, benim gibi bir çok dinleyiciyi meraklandırmış durumda. Şarkıdan bahsedecek olursak, introda piyanonun kullanıldığı Dark Necessitieste genel olarak Flea'nın baslarına yoğunlaşılmış. Yine insanı heyecanlandıran ritimlerin kullanıldığı ve Anthony Kields'ın vokal olarak kendi konseptinde devam ettiğini gördüğümüz bu şarkıda, genel olarak 2011 yılındaki I'm With You'dan itibaren oluşan Frusciante'siz RHCP soundunu devam ettirdiklerini anlıyoruz. Ayrıca Haziran'da çıkacak olan The Get Away'in tracklistini paylaşmak istiyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/redd-spotify-yaptigi-gorusme-uzerine-dusunceler/", "text": "Redd grubu, İngiltere Spotify ofisi ile bir video konferans gerçekleştirerek kendilerine listelerin nasıl oluşturulduğu, algoritmaların kriterleri, platformun editoryal tercihleri ve ismi bugüne kadar birtakım tartışmalara yol açan Üçüncü Yeniler listesine dair sorular yöneltti. 2010'lardaki yerli alternatif ve bağımsız müzik sahnesine dair anlamlandıramadığımız çok sayıda açmaza, son dönemde tadını çıkarttığımız sonsuz keşif özgürlüğü yanılsamasına ve Üçüncü Yeniler'in parıltılı debdebesine bu vesileyle biraz daha yakından bakmaya değer. Doğan Duru, Güneş Duru ve Berke Özgümüş'ten oluşan Redd, 29 Nisan'da grubun sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı bir paylaşımla İngiltere Spotify ofisi ile gerçekleştirdikleri görüşmenin ayrıntılarını açıkladı. İlk albümünü 2005 senesinde yayınlayan, o günden bugüne dek toplam yedi albüme imza atan, sosyal sorumluluk bilinciyle dikkat çeken Redd grubunun, toplumsal olaylar ve müzik endüstrisinin işleyişine dair fikirlerini beyan etmekten ve tabiri caizse gerektiği zaman elini taşın altına sokmaktan çekinmediğini biliyoruz. Bugün yaklaşık olarak 15 senedir tanınan ve hatırı sayılır bir kitle edinmiş bir grup olarak Redd'in en popüler streaming servislerinden birisiyle bizzat iletişime geçip birçoğumuzun aklına takılan soruları sormak için harcadığı emek pek çok açıdan oldukça değerli. Fiziksel albüm satın almaktan, pasajlarda, barlarda, yeraltında, müzik mağazalarında, radyo programlarında, dergilerde yeni müzikleri keşfetmek için ter dökmekten bizi adım adım uzaklaştıran bu çağ, zahmetsizce müzik keşfetmeyi bize lütfederek ağzımıza bir parmak bal çaldı. O bala kanmaya dünden gönüllüydük fakat streaming servislerinin bize gerçek bir keşif deneyimi sunduğunu varsayarak doğru mu ettik, kendi adıma bunu hala sorguluyorum. İlk kez kimi platformlarda onu seven bunu da sevdi formatı ile hayatımıza giren tavsiyeler gözümüze bir hayli zararsız, bilakis faydalı göründü. Hem de bu tavsiyeler hiç fena işlemiyor, sevebileceğimiz şeyler önermeye muvaffak oluyorlardı. Last. fm, Soundcloud, Youtube gibi platformların bize önerdiklerini dinlemekten imtina etmedik, seversin dediklerini hep sevdik ve adeta kendimiz keşfetmişçesine sevindik. Övündüğümüz bu yeni keşiflerimiz şüphesiz ki yaşadığımız çağın kurallarına göre birer keşif sayılıyordu, daha önce farklı kaynaklardan digging yaparak ulaştığımız yeni hazinelerin onlarcası şimdi oturduğumuz yerden yalnızca tıklamamız için önümüze serilmeye başlamıştı. Bundan böyle tırnaklarla kazımaya gerek yoktu, e bizim de halimizden memnun olmamamız için hiçbir sebep yoktu. İstediğimizi alıyorduk, keşiflerimizle övünebiliyorduk ve hiç ter dökmüyorduk. Tırnaklarla kazıma dönemi geride kalmıştı, vay canına, bu kadar iyi müzikleri artık ne de kolay keşfediyorduk! İşte hiç sezdirmeden bizi algoritmaların kölesi haline getiren masal tam olarak böyle başladı. Evet, zahmetsizce yeni müzikler keşfetmenin keyfine paha biçilmez. Bittabi teknolojinin nimetlerinden faydalanmalıyız. Elbette hayat çok hızlı ve kimselerin vakti yok yeni müzikler keşfetmeye -ya da durup ince şeyleri anlamaya-. Bu gerçeklerin hiçbirini reddedecek kadar içinde bulunduğumuz çağdan kopuk değiliz; fakat asıl sorun algoritmaların tek keşif kaynağımız olduğu, bizim keşfetme arzumuzu tek başına tatmin ettiği noktada baş gösterdi. Bence bunu seversin diye önümüze altın tepside sunulan her şeyi hakikaten de kolaylıkla sevebiliyor olmamız içimizdeki merakı, araştırma tutkusunu katletti. Artık eskisinden çok daha fazla şey biliyoruz, hatta her şeyi biliyoruz, bilmediğimiz bir şey kalmadı desek yeridir. Zaten bilmiyorsak ne olacak ki, onu da çok geçmeden birileri önerir, öğreniriz. Önerilenle yetindiğimiz sürece kültür endüstrisi kazanır, biz ise neler kaybettiğimizi hiçbir zaman anlamayabiliriz. Çünkü kağıt üzerinde biz de bir tür kazanan gibi görünüyoruz, zaten tüm sistemin sırtını yasladığı dayanak da yarattığı bu kör eden yanılsamadan başkası değil. -Müzikal niteliğin her zaman dinlenme sayılarına yansımaması ve dolayısıyla bir başarı ölçütü olamaması; -Sanatçıların dijital platformlardaki dinlenme sayılarıyla konserlerine iştirak eden seyirci sayısı arasındaki orantısızlık; -Hype yaratma becerisine sahip platformlarda kendisine yer bulamayan müziklerin dinleyiciye ulaşma şansının giderek azalması; -Benzer türlerdeki işlerin belli dönemlerde popülarite yakalaması ve belli sınırların dışında kalan işlerin görünürlük kazanma şansının azalması; -Müzik tüketiminin sınırlarını büyük oranda belirleyen algoritmaların uzun vadede üretimin sınırlarını da belirlemesi; -Karşısına çıktığında dinleyip beğendiği müziklerle uzun vadeli bir bağ kurmaktan yoksun dinleyicilerin türemesi; Can Kazaz'ın fitili ateşlemesi üzerine bu konudaki düşüncelerini dile getirecek bir tartışma ortamı bulamadığı için o ana kadar sessizliğini koruyan pek çok müzisyen ve müzik sektörü insanı da gönderinin altındaki yorumlarda konuya dair fikirlerini paylaşmıştı. Aradan geçen sürede Üçüncü Yeniler kavramına olduğu gibi yeni olanı kategorize etme ihtiyacıyla alelacele ortaya atılan yeni dalga, kent ozanları vb. diğer terimlere de kulağımız alıştı. Çok hoşlanmasak bile en azından bu terimler kullanıldığında neden bahsedildiğini artık hepimiz anlıyoruz ve zihnimizde hemen birtakım sanatçı isimleri canlanıyor. Benimsenmiş olmaları üretilen terimlerin bir nevi başarılı olduğu yönünde yorumlanabilir; ancak yine de ne kadar yerinde oldukları bana kalırsa halen tartışmalı. Sırf Can Kazaz'ın bahsettiği, ürünü el çabukluğuyla yaftalayarak aynı hızla tüketilip bir kenara fırlatılmasını kolaylaştıran bir paket haline getirdiği için bu kavramlarla tanımlanmaktan imtina eden müzisyenler mevcut. Tabii bu kavramları oldukça sempatik bulan ve kendi müziklerini tanımlamak için arayıp da bulamadıkları terim kendilerine bahşedildiğinden ötürü ziyadesiyle memnun olan sanatçılar da yok değil. Altın harflerle mi yoksa ucuz bir paket kağıdıyla mı olduğu konusunda henüz mutabakat sağlanamasa da Üçüncü Yeniler müzikte bir akım olarak 2010'lardaki yerli müzik tarihine ismini yazdırdı. Söz konusu tartışmalı Spotify listemize geri dönersek, 50 parçadan oluşan Üçüncü Yeniler listesinde Sony Music, EMI gibi sektörün uluslararası devleri tarafından yayınlanan şarkılar olduğu gibi küçük ölçekli label'lar veya sanatçılar tarafından bağımsız yayınlanan şarkılar da kendilerine yer bulabiliyor. Listenin bu konuda veya janr anlamında herhangi bir kısıtlaması yok, aynı sanatçının listede birden fazla şarkısıyla yer alması konusunda da... 26 Nisan'da güncellenen Üçüncü Yeniler listesinde farklı şarkılarıyla ikişer, üçer defa yer alan sanatçılar var. Hatta daha da dikkatli bakınca 50 parçadan oluşan listenin featuring çalışmalarını saymazsak toplamda 32 farklı sanatçıya yer verdiğini görüyoruz. Son dönem alternatif yerli müzik üretimini yeniden adlandırmak için bir kavram üretecek kadar cüretkar davranmış, 162k takipçisiyle listeye giren her parça için aşağı yukarı 100k dinlenmeyi -dolayısıyla da parça bazında hatırı sayılır bir tanınırlığı- garantilediği aşikar olan bir listeden söz ediyorsak memleketin bu bereketli yerli müzik ortamında daha kapsayıcı bir bakış açısıyla hazırlanmasını beklemek yersiz olmaz. Kaldı ki bir playlist, podcast, mixtape içerisinde aynı sanatçıya birden fazla defa yer verilmesinin bu işin adabına pek uymadığı da bilinir. Türkiye ofisini 2013 senesinde açan ve beş yıllık bir zaman dilimi sonunda geçen yıl bu ofisi kapatan Spotify'ın şu an Türkiye ile ilgilenen yalnızca bir (1) editörü varmış. Alternatif yerli sahnede yankılanan her sese küçük bir ekiple kulak kabartmak için gecesini gündüzüne katan kendi halinde bir müzik oluşumu olarak biz bile içerik üretmemiz ricasıyla bize iletilen müzikleri dinlemeye, basın bültenlerini okumaya maalesef yetişemezken Spotify'ın tek bir editörle bunca işin altından kalkmasını kendi adıma takdire şayan bulduğumu söylemeliyim. Çevremde ses kalitesi, katalog vs. gibi sebeplerle Apple Music, TIDAL gibi diğer önde gelen streaming servislerini tercih edenler olsa da Spotify'ın bugün globalde olduğu gibi Türkiye'de de oyunu açık ara önde götürdüğü tartışmasız. Türkiye'deki yerli müzik çeşitliliğini, alternatif müzikteki bolluk ve bereketi, rap sahnesinin giderek daha fazla ilgi çektiğini gözden kaçırmayarak oluşturduğu listeler her ne kadar ilgi görse de eleştiri oklarına maruz kalmamak adına Spotify'ın Türkiye'ye yönelik editör kadrosunu genişleterek daha kapsayıcı, eşitlikçi ve özenli bir editoryal süreci hedeflemesi gerekiyor. Zira Spotify'ı baş tacı eden Türkiye dinleyicisinin yalnızca 1 editörden daha fazlasını hak ettiği şüphesiz. Müzik üreten, yayınlayan, yazan ve dinleyenlerle paylaşmak isteriz ki: Geçtiğimiz hafta İngiltere Spotify ile talebimiz doğrultusunda bir video konferans gerçekleştirdik. f) Üçüncü Yeni listesinin ismi ve içeriği nasıl oluştu şeklindeydi. ilk iki soruya aldığımız cevaplar aynıydı. Sistem algoritması dinleyicinin tercihleri doğrultusunda liste ve içeriği şekillendiriyordu. Bir yazılımın yerel eğilimleri algılamasının neredeyse imkansız olduğu gerçeğinden yola çıkarak editör etkisinin de önemli olduğunu düşündüğümüzden konuya dair sorduğumuz soruya aldığımız cevap, editör etkisinin, söz ve sound bütünlüğünün de belirleyici olduğu şeklindeydi. Türkiye ile ilgilenen sadece 1 editör vardı. İngiltere'de ise çok. Bunun kabul edilemez olduğunu, Bir kişinin müzik zevki, kültürü ve okumasının yeterli olamayacağını, farklı türlerin ve seslerin temsiliyeti için editörlerin çok daha fazla olması gerektiğini tekrar ettik. Tek bir editörün, tek sesliliğin, tekliğin sakıncalarına değindik. En naif haliyle bunca müzik türü ve sanatçı varken bir kişi editör olarak Türkiye'deki eğilimleri kendi beğenileri üzerinden şekillendiremez. Umuyoruz bu çabamız derhal karşılık bulur. Bir başka konu Üçüncü Yeni listesiydi. Bilindiği üzere İkinci Yeni bir edebiyat akımıydı. Üçüncü Yeni ise 2000'ler başında bir grup edebiyatçı tarafından canlandırılmaya çalışılmış bir başka edebiyat hareketiydi. Bu listeye isim veren editör bu tarihçeyi bilerek mi böyle bir isim vermişti? Bilmiyoruz ancak bu janr' hikaye anlatıcılığı, kendini her hangi bir türe ait hissetmeyenler ya da Y kuşağı olarak değerlendiriliyor. Bir başka önemli konu ise eğer albüm yapıyorsanız pazarlama aşamasında editöre albümde öne çıkartmak istediğiniz sadece 1 şarkıyı iletiyorsunuz ve bir başka hakkınız yok. Oysa single yaptıysanız her single çıktığınızda editörle paylaşabiliyorsunuz. Bu durum albüm yayınlamayı single yayınlamaya göre daha dezavantajlı hale getiriyor. Bu konunun yorumunu da sizlere bırakıyoruz. Spotify ve benzeri mecraların varlığını elbette önemsiyoruz bu tür mecraların artması kuşkusuz çok ama çok önemli. Görüşme, görüşmedeki nezaket ve şeffaflık kadar cevap almış olduğumuz için memnun olduğumuzu söylemeliyiz. Ancak Türkiye'de üretilen müziğin yerel eğilimlerini ve çeşitliliğini gözetemeyebilecek matematiksel algoritmalara ama en çok da tek bir editöre teslim edilemeyecek hacim ve çeşitlilikte olduğunu düşünmekteyiz. Bu nedenle bu konunun hassas olduğunu düşünüyoruz. Görüşmeyi kendimize saklamak yerine, şarkı ve söz yazarlarını, yapımcıları ve meslek birliklerini ve elbette dinleyicileri bilgilendirmeyi borç biliriz. Lütfen üretirken, yazarken, yorumlarken ve dinlerken bilinçli olalım. Müzik hepimizin, sevgi ve dostlukla kalın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/reggienin-kült-ismi-alpha-blondy-bu-akşam-babylon-bomonti-sahnesinde/", "text": "Genelde radikal ve politik söylemlerinden tanıdığımız, Fildişi Sahili kökenli Reggae sanatçısı bu akşam (17 Kasım) Fransız Kültür Merkezi'nin katkılarıyla gerçekleşen XXF Very Very French Festival kapsamında Babylon Bomonti sahnesinde! - 20:30 Kapı Açılış - 20:30 Warm Up: Ahmet Uluğ - 21:30 Alpha Blondy - After Party Ahmet Uluğ - Tam: 40,00 TL - Öğrenci: 25,00 TL - Kapıda: 50,00 TL"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/regina-spektorun-yeni-albumunden-tadimlik-bleeding-heart/", "text": "Orange Is The New Black'in You've Got Timelı açılışıyla sezonlar boyu kendimizi avutarak beklediğimiz Regina Spektor'un çıkacak olan yedinci stüdyo albümüne kavuşmamıza az kaldı. Son olarak 2012 yılında What We Saw From The Cheap Seats'i yayınlayan Spektor'un Remember Us to Life adını taşıyacak ve 30 Eylül'de dinleyicileriyle buluşacak olan albümünün açılış şarkısı olan Bleeding Heart yayınlandı. Deluxe Edition versiyonunda ise New Year, The One Who Stayed and the One Who Left ve End Of Thought parçalarının da olacağı albümü heyecanla beklemekteyiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/reptilians-from-andromedadan-ihmal-edilemeyecek-bir-imha-edilmeli-albumu/", "text": "Üç yıl önce, 2018'in ilk günlerinde, Reptilians From Andromeda'nın ilk uzunçaları Dialogues for Monkeys'i kaleme almıştım kendimce. Facebook'ta Notlar uygulamasının popüler olduğu zamanlar. Şimdi arkadaşlık ağının tüm arayüzü ve algoritması bir acayip oldu, kimisi çok sevdi kimisi nefret etti. Az önce baktım, yenisinden de eskisinden de Notlar'ı kaldırmışlar. Neyse ki Deli Kasap yayımlamıştı o yazımı da bu sayede bulabildim şimdi alıntı yapacağım o satırları. Tabii bu söylediğim şey Reptilians için tersten geçerliydi, bir punk albümünde arada duyulan o kirli Guns estetiğini vurgulamaktaydım. Dialogues, RFA'nın birtakım farklı tarihlerde kaydedilmiş 6 EP ve Best Of tadında bir derlemesinden sonra gün yüzü gören ilk albümüydü. EP'lerden çok farklı bir çizgideydi. O zaman bu yeni işi ve soundu bir yere oturtmakta zorlanmıştım doğrusu. Üstelik, Prof Sny Records'un Çekya'da plak olarak bastığı Dialogues for Monkeys İstanbul'da herhangi bir dağıtım sorunu yaşamamış olsa da dijital platformlarda yerini çok geç alabilmişti. Monkeys sonrası dönemde hatta grubun kuruluşundan bu yana demek daha doğru olur sadece Aybike Çelik Özbey ve Tolga Özbey isimleri stabil görünse de gemiye katılan ve ayrılan her yeni müzik emekçisinin ardından hep daha güçlendi Reptilians. Tam bu sırada, sırtı yere gelmez alternatif müzik sahnemizin punk damarındaki sosyal medya tıkanıklığını, Hatice Arıcı'nın 2019 sonunda kurduğu menajerlik şirketi Hexe Music ile anlaşarak çok doğru bir adımla geride bırakmasını bilen Sürüngenler için ana hedef her zaman olduğu gibi müzik üretimi olmuştu. Besteler hazırdı hazır olmasına da kayıtlar nasıl alınacaktı? Korona bizim köye ulaşmadan hemen önce memlekette verilen son heavy metal konserine ev sahipliği yapan Kargart da kapılarını kapatmak zorunda kalmıştı pandemide. Reptilians çetesi ve Murat Mrt Seçkin orayı hemen stüdyoya çevirirken devreye mekanın her bir karışını avuçlarının içi gibi bilen ses mühendisleri Rammy Roo ve Can Ersalıcı girecek ve ikilinin tonmaysterliğinde albümü çok kısa bir sürede kaydetmeyi başaracaklardı. Sonra araya hayatımızın en uzun yaz mevsimi girdi... Sonbahar başında okula koşa koşa dönen öğrencinin aşkı ve heyecanında sahne önlerini doldurmayı düşlemiştik, olamadı. Yerel müziğimizi solumayı, müzisyenleri ve mekanları yaşatmayı, konser arkadaşlarımızın yüzünü unuttuk derken Must Be Destroyed! çıkageldi. Önceki albümün aksine bu kez aklınıza gelebilecek tüm dijital platformlarda ilk günden itibaren yerini alan Reptilians From Andormeda Must Be Destroyed! 27 Kasım'da Ada Müzik etiketiyle yayımlandı. Bir hafta içinde plağına da ulaşabileceğimiz bilgisini aldık. İlk albümde olduğu gibi albümün mastering'i Fran Ashcroft'a kapak çizimi de Darren Merinuk'a ait. Peki, Monkeys'in kopyası mı Destroyed? Kesinlikle hayır. Gitar trafiklerinin ve türlü numaraların hiçbiri karmaşa içinde değil. Pişirim olması gerektiği kadar, her şeyin ölçüsü yerinde. Tolga'nın glam tonlarına vurulmamak elde değil. Kerim ve Onat'ın uyumu baştan sona dans ettiriyor. Ve Aybike... Tüm karakterini ortaya koymuş, sonuna kadar inanarak söylemiş. Destroyed sofrasında çiğ punk reyonundan beklediğinizi tabağınızda bulurken aşırıya kaçmadan hafif cila soslu bir prodüksiyonla aslında bir ziyafete oturduğunuzu hemen fark ediyorsunuz. Deniz Felder'in saksofonuyla konuk olduğu B yüzünde elinizde favori içkiniz gönlünüzdeki lokal müziği desteklemek üzere gittiğiniz mütevazı bir Amerikan kasabası barının kapısından sokağa taşıp önünüze gelenle dans ediyorsunuz adeta. Elvis'in hayaletiyle burun buruna geliyorsunuz karşı kaldırıma geçerken. Ve hazır ta oralara kadar gitmişken, geçenlerde Demokratların Cumhuriyetçiler'den geri aldığı Georgia'nın başkenti Atlanta'dan çıkmış, Slovenly Recordings kataloğunda yer alan Subsonics'ten bir cover yapmadan da dönmüyorsunuz yurda. Neredeyse herkes sadece çalma listesi dinliyor bugünlerde. Ancak bu albüm her şeyden hızlı ve kusursuz akıyor... Reptilains From Andromeda Must Be Destroyed! nefes alıyor. Sosyal medya tsunamisinden kaçarken Covid-19 pandemisinde tutsak düşen, nesli günden güne tükenmekte olan tehdit altındaki punk sürüngenlerini, albümün kendisi ve elbette kapanıştaki Breathe In Breathe Out remake ironisiyle ile daha uzun yıllar yaşatacağız gibi görünüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/reptilians-from-andromedanin-korku-sinemasi-temali-klibi-yayinda/", "text": "Garage punk sahnesinin en aktif gruplarından Reptilians From Andromeda yeni kısa çalarında yer alan 'Rougarou'nun sıradışı video klibini paylaştı. Kafadan Kontak Records etiketiyle 15 Mayıs'ta Spotify ve Bandcamp'te yerini alan Bloodlust of the Doll Witch EP'sinden daha önce 'Midnight Scenes' ve 'Doll Witch'e klip çekilmişti. Rougarou, İstanbullu dörtlünün en yeni üyesi Kerim Gönençer'in oynadığı ilk RFA videosu oldu. Rougarou, Fransız mitolojisinde insan yiyen bir yaratık; Fransızca'da kurt anlamına gelen loup ve Frenkçe'de hayvana dönüşen insan anlamına gelen garulf sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor. Klasik korku sineması temalarını işleyen animasyon görüntüleri önündeki Andromedalı sürüngenler Aybike Çelik Özbey, Tolga Özbey, Başak Karacan ve Kerim Gönençer'i vampirler, kurtadamlar ve mumyalarla birlikte adeta bir Frankenstein filminin öğeleri gibi izliyoruz. Kendin yap ilkesiyle geçtiğimiz ay İstanbul'da çekilen videonun prömiyeri 14 Haziran'da, bundan 20 yıl önce Los Angeles punk sahnesine bir fanzin olarak doğan bugün ise çağın gerçekten bağımsız işlerini odağına alan Rebelnoise. com'da yapıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/reptiliansın-ev-videosu-footages-from-hell-ile-dünyada-cehennem-turu/", "text": "İstanbullu garage punk grubu Reptilians From Andromeda geçtiğimiz günlerde Footages From Hell adını verdiği bir video günce yayımladı. Reptilians Home Video presents notuyla Youtube üzerinden 20 ve 28 Şubat tarihlerinde bölümler halinde sunulan video diary için, serüvenin başından beri bağlı oldukları DIY yaklaşımından sapılmadan kendin yap sahnesinde daha önce inşa edilmemiş tarzdaki bir evin ziyarete açılması benzetmesinde bulunmak yanlış olmaz. 2013'te Solar Chaos lakabıyla kurulduktan dört yıl kadar sonra Reptilians From Andromeda adıyla ilk konserini verip tam anlamıyla bir gruba evrildiğinden bu yana; diskografisine 2 uzun çalar, 8 kısa çalar, 1 derleme, birkaç split single, hatırı sayılır sayıda video klip ve ucu açık boyutta bootleg görüntü sığdırmasını bilen RFA, Footages From Hell ile daha önce denenmemiş, denenmişse de bu topraklar üzerinde henüz gün yüzü görmemiş bir formatta, ufkunu ve tutkusunu sevenleriyle genişleterek kaostan gün ışığına çıkmasını yine bilmiş. Toplam süresi 106 dakikayı bulan, uluslararası röportajlar nedeniyle baskın dili İngilizce olan ve Türkçe söyleşiler sırasında altyazı desteği sunulan video güncede, yurtdışı konser görüntülerinin yanı sıra RFA'nın daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış üç şarkısı Sadistic Narcissistic, Twin Flames ve Stand or Fall da yer alıyor. Tamamı in-house, yani ev yapımı üretim olan prodüksiyonda en büyük yeri, Reptilians From Andromeda'ya dünyanın farklı semalarından ulaştırılan video mesajlar ile yurtiçi simalardan gelen yorumlar, anlatılan anılar ve gönderilen dilekler tutuyor. California, Hawaii, Nevada, New York gibi ABD'nin birbirine oldukça uzak ve hiç benzemeyen eyaletlerinden, Arjantin ve Brezilya gibi Latin Amarika ülkelerinden, dünyanın bambaşka diyarları Avustralya, Japonya ve Güney Afrika Cumhuriyeti'nden, punk'ın Avrupa'daki çıkış merkezi İngiltere'den, kıtanın önemli alternatif müzik sahnelerini barındıran Fransa ve Polonya'dan, ve pek tabii RFA'nın turladığı Almanya, Belçika, Hollanda, İspanya ve Yunanistan'dan yağdırılan mesajlar grubun küresel ağıyla tanışmak için bulunmaz bir fırsat sunuyor. Footages From Hell'in birinci bölümünde yer alan muradına ermişlerden kameranın karşısına ilk olarak sahnelerin emektar müzik yazarı Murat Beşer geçiyor. Uzun ömürlü olmayacaklarını sanıyordum, zaman içerisinde yanıldım itirafıyla başlıyor mesajına Beşer. Çok ciddi bir inançları var ve bunu bir stil topluluğu olarak B-sınıfı filmler, çizgi romanlar, garaj müziği ve hatta lo-fi ile eklektik bir sentezde sundular diye anlatıyor yanılgısının nedenlerinden sadece birini irdelerken. Eleman değişikliklerine karşın alternatif sahnenin en çalışkan, en üretken ve en istikrarlı topluluklarından biri diye nitelediği Reptilians'ı son uzun çalar Must Be Destroyed üzerinden de taşlar yerine oturdu şeklinde özetliyor Murat Beşer. Karga Bar'ın emekçilerinden ve Kargart sahnesinin içerik direktörlerinden Murat Mrt Seçkin, grubun, estetik olarak kendisini nasıl tavladığını, görsel-işitsel ve düşünsel izdüşümde ne şekilde ortak ilgi alanlarına sahip olduklarından bahisle başlıyor aktarımına. Ancak, kişisel tercihlerden ve zevklerden daha da önemlisi alternatif ve bağımsız sahnenin en görmüş geçirmiş tanıklarından biri konumundaki Mrt, RFA'nın tüm uğraşılarında, merch'ten turnelere kadar her şeyle tek başlarına ilgilendiklerinin çok yakın bir gözlemcisi olarak, müziklerini seversiniz sevmezsiniz o ayrı mesele, fakat ortada çok güzel bir emek olduğu da bir gerçek bence düşüncesine eşlik eden o zarif üslubuyla kendi bakış açısından yaklaşıyor konuya. Bağımsız sahnenin tam bağımsız ve seri üretken nitelemelerini sonuna dek hak eden, New Wave of Moda taraflarından Stiff & The Denizens'ın beyni Steve Wiles şifreli ve maskeli video mesajıyla Footages From Hell'e renk katıyor. Müzik yazarı ve radyo programcısı Naim Dilmener, Rashit'in ve RFA'nın kurucusu-öncüsü Tolga Özbey'e atfen müziğimiz için büyük bir şans, hatta bence en büyük ikramiye diye başlıyor gönderdiği mesaja. Açık Radyo mikrofonlarından Naim Dilmeneler ile Dünya Dönüyorda Reptilians'ı ağırladığı 10 Şubat 2018 tarihli bölümün kısa görüntülerinden hemen önce, Reptilians From Andromeda... Hakikaten bu gezegenden değil gibiler. Andromeda'dan ya da biraz daha uzak yerlerden. Çünkü, punk rock diye özetleyeceğimiz bir müziği layıkıyla yerine getiriyor ve bu konuda bütün dünya, özellikle Avrupa, haklarını teslim ediyor. Yolları daima açık olsun... diye noktalıyor dileklerini. Aynı günün gecesinde Açık Radyo'nun Tophane'deki stüdyosundan çıkıp Şişhane'deki Salon İKSV'ye tırmandığımızda, geçtiğimiz yıl 7 Nisan'da yitirdiğimiz sevgili dostumuz Çağlan Tekil'in özel davetiyle Laneth Bir Gece 2'nin açılışını yapan The Godfather of Turkish Punk lakaplı ve aynı isimli derlemesi raflarda henüz yerini almış Tünay Akdeniz ile karşılaşıyoruz. Laneth Bir Gece'yi saymazsak, son konserini 1975'te Erkin Koray'ın önünde vermiş olan, madenciler ve işçiler şehri Karabük'ten engin tecrübe ve zenginlik kaynağı Tünay Ağabey, Türkiye'de punk rock terimini kullanan ilk müzisyen kimliğiyle Andromeda'ya gönderdiği sesli mesajında, rock müziğin dahi tu kaka gösterildiği ortamlarda punk yapmak çok daha özveri isteyen bir olay diyerek yarım asırdır aslında pek de değişen bir şey olmadığını tek cümlede özetliyor. İkinci bölümde surf müziğin ülkemizdeki yılmaz temsilcisi Robotat'ın gitaristi Devrim Salgut'a konuk oluyoruz. Kamera önü hali ile sahnedeki duruşu arasında hiçbir fark göremediğimiz Salgut'un hemen yanında boy gösteren güzeller güzeli gitarını alıp bizi uçurmasını bekliyoruz tabii ama o bize Reptilians From Andromeda ile paylaştıkları ilk sahne deneyiminden ve yakın tarihli ama bir o kadar da uzak gibi duran nice canlı anıdan bahsederek başka bir sörfe çıkarıyor. Karga'nın ve Kadıköy'ün sembol isimlerinden müzik yazarı ve radyo programcısı Tayfun Polat, her ne kadar Datça'ya yerleşmiş olsa da yakından takip etmeyi sürdürdüğü alternatif sahnenin merakla beklediğini düşündüğüm bu video demecinde, ilk başlarda bazı aksiliklerle karşılaşmış olmalarına rağmen Türkiye'de en çok konser veren yeraltı figürlerinden biri haline gelmeyi başaran RFA'nın, 2020 sonbaharında çıkan ikinci albümü Must Be Destroyed ile birlikte artık Tolga ve Aybike'nin projesi olmaktan çıkıp dört başı mamur bir grup haline dönüştüğünü anlatıyor. Deneyimli müzik insanı, esas olarak bundan sonra yapacaklarıyla ilgili heyecanlandığımı söyleyebilirim vurgusuyla da beklentileri ne kadar yüksek tuttuğunun sinyalini veriyor. The Mobbers grubunun vokalisti ve gitaristi Merih Özkan ise, Reptilians From Andromeda'nın ilk dönem hiti Come On Babe'i ilk duyduğumda 'işte birlikte çalmak istediğim grup bu' dediğimi anımsıyorum sözleriyle video günceye underground sahneden katılıyor. İkinci bölümün sonuna doğru ise Reptilians From Andromeda ile birlikte çalmış müzisyenlerin bir kısmıyla hasret giderme fırsatı buluyoruz... Grubun ilk live davulcusu Taylan Turan ile ilk basçısı Merve Ertuğrul, davulcu eksikliğinde bagetleri eline alan ve tüm konser setini iki misli hızla çalan Alper Erkut, bas gitarist takviyesi gerektiğinde düşünmeden yardıma koşan Tolga'nın ilk grubu Rashit'ten eski dost Bülent Kabaş, Dialogues For Monkeys dönemi diyebileceğimiz yıllara tekabül eden süreçte ilk yurtdışı turnemi RFA ile deneyimledim diyen davulcu Orkun Bagatur, ve RFA henüz bir duo iken davulları sorun çıkarmadan çalan sanal grup üyesi Johnny The Tramp. Bu yazıyı kareleriyle tamamlayan, sürüngenleri Avrupa'da yalnız bırakmayan konser fotoğrafçısı Mehmet Taylaner de video güncenin en samimi portrelerinden biri olarak göze çarpıyor. Ülkeler, şehirler ve irili ufaklı birbirinden farklı mekanlar dahilinde Reptilians'a ve kendin yap sahnesine yıllardır görsel içerik sağlayan fotoğrafçılar ve videocular da unutulmamış Cehennemden Görüntülerde. End credits ile birlikte sonraki ilk maceraya kadar Onat, Kerim, Tolga ve Aybike, gezegenin üzerine kalın bir gaz tabakası gibi çöken pandemi atmosferinde Andromeda'ya, evine zorunlu dönüş yapıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rfadan-ara-donem-epsi-bloodlust-of-the-doll-witch/", "text": "İstanbul'un en aktif DIY ekiplerinden garage punk grubu Reptilians From Andromeda, ilk albümünden bugüne geçen 1,5 yıllık sürede ürettiği tamamı yeni şarkılardan oluşan Bloodlust of the Doll Witch adını verdiği EP'sini duyurdu. Prag'ta bulunan Prof Sny Records'tan 22 Ocak 2018'de çıkan ilk albüm Dialogues for Monkeys uzunçalarının hemen ardından sağlık sorunları nedeniyle gruptan ayrılmak zorunda kalan bas gitarist Merve Ertuğrul'un yerini kısa bir süre Ersin Çağlayan ile dolduran RFA'ya daha sonra konserlerde Rashit'ten Bülent Kabaş ve Housing Crash'ten Matt Loftin destek vermişti. Kalıcı bas gitarist arayışlarına bu yılın başında Kerim Gönencer ile nokta koyan Reptilians'ta bagetler ise, aynı zamanda The Young Shaven ile de çalan davulcu Orkun Bagatur'dan Başak Karacan'a yaklaşık bir yıl kadar önce planlı bir şekilde devredilmişti. Aynı tarihte, klavyeci Mert Akgül'ün solo projesi ZHUN'a yoğunlaşmak istemesi nedeniyle Reptilians yoluna dört kişilik bir grup olarak devam etme kararı almıştı. Aybike Çelik Özbey ve Tolga Özbey'in 2013'te Solar Chaos adıyla temellerini attıkları Reptilians From Andromeda, stabil olmayan bu zorlu süreçte hız kesmek yerine Belçika, Yunanistan ve İspanya'da üç mini turne tamamladı ve üzerine iki de video single yayınladı. Andromeda'da sürekli kadro değişiklikleri döneminin ilk ürünü olan ve 2018 yazında videoyla desteklenen Midnight Scenesin bir diğer yeni şarkı Occult Chemistry ile birlikte tarihi henüz açıklanmayan bir yurt dışı proje kapsamında basılması söz konusu. İkinci video ise, Dead Generation Records'tan CD ve kaset formatında temin edinilebilecek Bloodlust of the Doll Witch EP'sinde yer alacak şarkılardan Doll Witch'e çekilmiş ve 1 Ocak 2019'da yayınlanmıştı. EP daha sonra Bandcamp'te de satışa sunulacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rhcp-tan-yeni-album-oncesi-son-tekli-not-the-one/", "text": "Efsane rock grubu Red Hot Chili Peppers'tan yeni albüm öncesi bir tekli daha geldi! Not the One yayında. Önümüzdeki hafta takvimler 1 Nisan'ı gösterdiğinde Red Hot Chili Peppers yeni albümleri Unlimited Love'ı yayınlamış olacak. 1 Nisan'dan önce grup köprüden önce son çıkış misali yeni teklileri Not the One şarkısını yayınladı. Black Summer ve Poster Childdan sonra kayıttan çıkan üçüncü tekli olan Not the One, diğer teklilerde olduğu gibi bu teklide de John Frusciante'li. Efsane rock grubu, yeni albüm öncesinde çıkardığı üç tekliden sadece Black Summer için bir video klibi hazırladı. İlk tekli için hazırlanan bu klip, muhtemelen John Frusciante'nin Red Hot Chili Peppers'a dönüşünü kutlamak için hazırlandı. Red Hot Chili Peppers'ın yeni albümü Unlimited Love, 1 Nisan'da yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rhcptan-10-yil-sonra-yeni-tekli-black-summer/", "text": "10 yıl aranın ardından kürkçü dükkanına geri dönen John Frusciante ile Red Hot Chili Peppers, yeni albümünü yayınlamaya hazırlanıyor. Albümden ilk tekli Black Summer yayında! 2019'a veda ederken RHCP kadrosuna geri dönen John Frusciante ile ihtiyacı olan enerjiyi bulan RCHP ekibi, yeni albümünü duyurdu. Unlimited Love ismini taşıyan 17 şarkılık albümün ilk teklisi Black Summer yayında bile! Kendimizi çok ferah hissediyoruz, tıpkı yeni kurulmuş bir grup gibi. sözleriyle RCHP'a geri dönüşü ile ilgili hislerini paylaşan Frusciante, yokluğunu unutturacak bir soloyla kendini hatırlatıyor. Red Hot Chili Peppers'ın alışılagelmiş sound'unun günümüze uyarlandığını ve yeni albümde RHCP'ı daha modern ve güncel bir formla duyacağımıza dair ipuçlarını da Black Summer ile almış olduk. RHCP üyeleri albümün 1 Nisan 2022'de yayınlanacağını onayladı. Yaptıkları basın açıklamasında grup Bizim tek amacımız müziğin içinde kaybolmak. diyerek de kendi ruhlarından bir şey kaybetmediğini tescillemiş oldu. 1 Nisan'a kadar loop'ta dinleyeceğimiz Black Summer'ı bir de siz dinleyin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rina-sayawama-dan-yeni-bir-tekli-catch-me-in-the-air/", "text": "Rina Sawayama'nın yeni teklisi Catch Me In The Air, tüm dijital platformlarda yayında! Rina Sawayama, yakında çıkacak olan ikinci albümü Hold the Girl'den son teklisini yayınladı. Adı Catch Me In The Air. Sawayama, yeni teklisini bekar bir ebeveyn olarak sanatçıyı büyüten annesine bir övgü olarak yazdı. Sawayama, tekliye dair yaptığı basın açıklamasında, Bekar ebeveynlerle olan bu garip ilişki hakkında gerçekten yazmak istedim dedi. Birbirinizi havada yakalarsınız. Sawayama, yeni teklisini konserlerinden çekilmiş kısa klipler aracılığıyla paylaştı. Sawayama, yeni teklisini Oscar Scheller, Gracey, Clarence Clarity ve Stuart Price ile birlikte yazdı. Şarkılarına kendi hayatından izleri sıkıştırmayı seven ve hikaye anlatıcılığını her şarkısıyla kanıtlayan şarkıcı, yeni albümünden en yeni teklisini de böylece paylaşmış oldu. Rina Sawayama, yeni albümü Hold the Girl'ü 2 Eylül'de yayınlayacak. Albümün son teklisi Catch Me In The Air'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/riot-games-sanal-sanatcilar-kadrosunun-son-uyesi-heartsteeli-tanitti/", "text": "Oyun geliştirici Riot Games, League of Legends şampiyonlarının yeniden hayal edilmiş versiyonlarını içeren bir sanal grup olan HEARTSTEEL'i tanıttı. Firma, video oyunları ve müziğin sınırlarını bulandırmaya devam ediyor. HEARTSTEEL, Ezreal, Kayn, Aphelios, Yone, K'Sante ve Sett gibi karakterleri içeriyor. Riot Games, önceki sanal gruplarında olduğu gibi HEARTSTEEL'in oluşturulmasında gerçek müzisyenlerle iş birliğine devam edecek. Güney Koreli-Çinli erkek grubu EXO'nun üyesi Baekhyun, Ezreal'in sesi olacak. Mandarin şarkı yazarı OZI, Sett'i temsil edecekken, Nijerya doğumlu sanatçı Tobi Lou, K'Sante'i seslendirecek ve Los Angeles merkezli rapçi Cal Scruby, Kayn'in sesi olacak. HEARTSTEEL, geliştiricinin 2014 yılında sanal heavy metal grubu Pentakill'i tanıttığı sanal sanatçı alanındaki yolculuğunu genişletiyor. Riot Games Music, şimdiye kadar League of Legends Dünya Şampiyonaları için dokuz orijinal Esports Marşı da dahil olmak üzere 750'den fazla şarkı içeren bir katalog oluşturdu ve bu şarkılar milyarlarca kez dinlendi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/riverside-gitaristi-piotr-grudzinski-hayatını-kaybetti/", "text": "Polonyalı Progressive Rock grubu Riverside gitaristi Piotr Grudzinski'nin bu sabah hayata gözlerini yumduğu haberi geldi. Henüz 40 yaşında olan Piotr, Riverside ile birlikte Varşova'da verdiği bir konserin hemen ertesi günü gelen ölüm haberiyle sevenlerini yıktı. Riverside'ın müziğinin hüzünlü ve duygulu sololarının sahibi olan gitaristin ölüm haberini Dream Theater davulcusu Mike Portnoy ve Riverside grubu attığı tweet'lerle şöyle duyurdu. We are very sad to inform you that our dearest friend and brother Piotr Grudzinski has passed away this morning."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rock-off-festival-opeth-ile-geri-donuyor/", "text": "Bir senelik aranın ardından, 6 Temmuz Cumartesi günü Parkorman'da düzenlenecek olan Rock Off'un ilk konuğu belli oldu. İlki 2014 yılında gerçekleşen ve Megadeth, Korn, Amon Amarth, Apocalyptica gibi isimlere de ev sahipliği yapmış olan Rock Off, bir senelik bir aranın ardından geri dönüyor. 6 Temmuz Cumartesi günü Parkorman'da gerçekleşecek olan Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019'un bugün açıklanan ilk konuğu ise, İsveçli progesif metal devi Opeth! Festival kadrosunun geri kalanı ise önümüzdeki günlerde açıklanacak. Konserlerin haricinde imza/söyleşi seansları ve akustik performansların da gerçekleşeceği Rock Off 2019'un biletleri ise Biletix'te satışta."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rockn-coke-2013e-dair-notlar-festivalin-kucuk-puntolari/", "text": "Rock'n Coke 2013'e dair notlarımda ana sahne ile ilgili çok fazla bir şey yazmayacağım. O sahneyi nedense hiç sevemedim. Diğer sahnelerde olabildiğince grup dinlemeye çalıştım. Dinlediğim grupların performanslarına ve aklıma takılan detaylara ilişkin notları unutmadan paylaşayım. Cuma akşamını evde geçirdim. O yüzden o güne dair herhangi bir notum yok. Sadece Fakap'ın neden o gün sahne aldığını gerçekten anlamadım. Cumartesi ya da Pazar onlara ayrılabilecek zaman vardı. Bu grubun özel bir seçimi değilse Fakap'a haksızlık edildiği görüşündeyim. Cumartesi günü TEM'deki inanılmaz trafik yüzünden Büyük Ev Ablukada'nın son iki şarkısını otoparkta dinleyebildim. Onları dinlemeyi gerçekten çok istiyordum. İstanbul trafiğine karşı artık eskisinden daha fazla derin duygular besliyorum. İyi ki varsın trafik! Keşif Sahnesi: Festivaldeki en iyi sahne burasıydı. Seslerin birbirine girmeden, en temiz duyulabildiği sahneydi. Sahnenin konumumu yoksa ses teknisyeninin becerisimi bilmiyorum ama en keyif alarak müzik dinlediğim yer o sahneydi. Mükemmel ses düzeni sağlanmış bir sahnede Fender Precision basları dinleyince sahneye atlamak istedim. Diğer Sahnedeki Müzisyenlerin Ana Sahne Sıkıntısı: İzleyebildiğim tüm grupların hepsinin performansı esnasında ana sahne sıkıntısı vardı. Ana sahnenin gürültüsü diğer sahnelere inanılmaz bir şekilde geliyordu. Diğer sahnelerdeki müzisyenler şarkı aralarında doğrudan bu gürültüyü yediler. Hatta şarkı çalarken de kafalarına o gürültü takılmıştır. Sanırım bu yüzden izlediğim tüm gruplar ana sahneden yedikleri bu rahatsız edici gürültü yüzünden oraya gönderme yapmadan sahneden inmedi. Tabi gönderme derken öyle sert, eleştirel bir tutum değildi. Kimisi ana sahnedeki şarkıya eşlik etti, kimisi ise o sesin rahatsızlığını yüzüne yansıttı. Tepkiler çok farklıydı ya da aynıydı ama diğer sahnelerdeki müzisyenlerin hepsinde bir sıkıntı yarattı. Yora: Daha önce Bir Baba Indie'de Yora ile ilgili tanıtımlar yapmıştık. Bir Baba Indie'de yazdıktan sonra neredeyse her gün bir kere Yora dinlediğimizi söylemem gerek. Onları sahnede görünce ve onlara eşlik edince gerçekten mutlu olduk. Genel hatlarıyla şarkıları kusursuz ve güzel bir sound ile çaldılar ama sahne duruşu olarak biraz heyecandan olsa gerek şarkıların enerjisini %100 yansıtamadılar. Neyse ki geriye kalan tek şey Yora'yı ilk defa dinleyenlerin tekrar tekrar dinlemeye devam edeceği ve benim gibi Yora'yı dinleyenlerin ise yeni konseri iple çekeceği günlerin olduğudur. Bir ufak notu da tuşlulardaki Ozan Tekin adına düşmek gerek. Oldukça iyi bir müzisyen ve sahne duruşu çok iyi. Yora'yı bir adım öne taşıdığına inanıyorum. Daha yakından takip etmenizi öneririm. Meriva: Festival öncesi aklımda mutlaka izlemeliyim dediğim gruplardan biriydi. Meriva'yla dinleyici-müzisyen karşılaşmamın dışında da aynı sahneyi paylaşmış ve 11 Eylül'de, Peyote'de tekrar Kare ile paylaşacak olmam sebebiyle biraz duygusal yaklaşıyor olabilirm. Yinede objektif yaklaşmaya çalışıp değerlendirmeye çalışacağım. Meriva ve daha sonra bahsedeceğim bir kaç grubu Şehir Sahnesine hapsolmuş hissettim. Ana sahnede 5-10 dakika izlediğim gruplardan çok daha fazla büyük ve güzel bir sahnede olmayı hakediyorlar. Meriva'nın doğasından gelen bir güzelliği var. Bunu Roxy finallerine katıldıkları günde söylemiştim. Meriva'nın bir yerlere gelebilmesi için gerçekten bir yarışmaya ihtiyacı yok. Hiçbir şey yapmasalar dahi bir yerlerde olabilecek bir grup. Kendi adıma bir grupta etkilendiğim şeyleri sıralarsam ilk başa trafik yapılarını koyarım. Rutin ve sabit trafik yapılarını hakikatten sevmiyorum. Meriva'da değişken trafik yapılı müzik yapıyor. Dozajını biraz daha arttırsalar sanki daha iyi olabilecek gibiler ama yeni şarkılar geldikçe sanırım işin o kısmına da girecekler diye düşünüyorum. Son olarak biraz daha fazla akılda kalıcı elektrik gitar melodileri olsa çok net söylüyorum her dinleyen konserden sonra o müziğin etkisini bir yarım saat aralıksız konuşabilir. Bahsettiğim metal müziğin saniyede bin nota basılan melodileri/soloları değil. Daha basit ama daha akılda kalıcı melodiler/sololar olsa çok enteresan ve güzel bir Meriva izleyebiliriz. Velhasıl günden güne gelişen ve güzelleşen Meriva'yı izlemeye devam etmek gerek. Feryin Kaya: Festival başlamdan evvel dinleyeceğimiz grupları not almıştık. Bir de not almadığımız müzisyenler vardı. Onları özellikle izleyince gerçekten heyecanlanıyorum. Belki dinleyici olarak çok şey ifade etmeyebilir ama müzisyen olmaya çalışan biri ya da müzisyenler için özel hissettiren adamlar vardır. Onlardan biri de Feryin Kaya'dır. Yanlış hatırlamıyorsam 2007 yılındaki Rock'n Coke'daydı ilk karşılaşmamız. O zaman iki ya da üç grupta çalan adamdı. İnanılmaz etkilenmiştim; bu kadar ardarda çalabilecek kadar enerjiye sahip adamdan. Sonra peşini bırakmadım. Çaldığı her grubu takip etmeye başladım. Bas gitar gerçekten özel bir şekilde dikkate alınması gereken bir enstrüman. Onunla Selçuk Şahin gibi sıradan bir orta saha olup yedekten gelip bir iki maçta kritik hamleler yapabilirsiniz ve geri kalan tüm maçlarda yuhalanırsınız ya da Iniesta gibi mükemmel bir orta saha olup tüm takımı uçurabilirsiniz. Feryin Kaya benim için Iniesta'dır, Scholes'dur, Gerrard'dır. Rock'n Coke'da önce Portecho'yla izledim. Sahnedeki en hareketli adamdı. Deniz Cuylan'da ona eşlik edince sahnede oradan oraya zıplayan adamlar gördük. Onların enerjisi doğrudan seyirciye yansıyınca ortaya çok güzel bir görüntü çıktı. Feryin Kaya candır! Daha çok konuşmak, dinlemek, saygı duymak herkese iyi gelir! Triggerfinger: Daha önce hiç dinlemedim. Hatta isimlerini bile duymadım. Zero'da neler oluyor diye gidip bakınca gördüm. O an ki yüz ifademi biri çekseydi tam olarak şöyle bir şey çıkardı: boş boş, şaşkın bir şekilde sırıtan bir adam. Triggerfinger hayatım boyunca unutmayacağım ve müzisyen olmaya çalışan yanım ile hep hatırlayacağım bir gruptur. Bir yerlerde rastlarsanız mutlaka dinleyin. 123: Burak Irmak gruptan ayrılınca gerçekten üzülmüştüm. Burak Irmak sonrası değişimi merak ediyordum ve gerçekten ön yargılıydım. Yerinin dolmayacağını düşünüyordum; ta ki düne kadar! Burak Irmak'ı hala özlüyorum ama bu haliyle 123'e haksızlık etmemek gerek. 123'e iki yeni müzisyen katıldı. Elekrik gitarist olarak Mira ve Telebant'tan bildiğimiz Arda Erboz ve perküsyonist olarak Seçil Kura. Bu tarz değişimler gruplarda köklü değişimleri de peşinden getirir. Bu ciddi bir frekans değişimidir ve aslında risktir. Çünkü sizin uzun süredir devam eden ve sizi dinleyenlerin alıştığı bir haliniz vardır ve sonrasında bir frekans değişikliğine gittiğinizde ya daha çok beğenilirsiniz ya da hiç beğenilmez terkedilirsiniz. 123'ün Dilara Sakpınar katkılı yüksek bir özgüveni var. O yüzden bu riski gözü kapalı aldıklarını düşünüyorum; eğer Burak Irmak'ın ayrılığı bir mecburiyete dayanmıyorsa. Bu frekans değişikliğinin etkisini konserdekiler şuradan anlamışlardır.: Burak Irmak'lı Sun In The Arms Of Love'un yeni hali hakikatten iyi değildi. Eğer bu etkiyi diğer şarkılara da yansıtsalardı çok iyi şeyler düşünmeyebilirdik. Zira, Dilara Sakpınar da bunun farkında olacak ki, bu şarkının seyirciler tarafından çalınmasını istediğinde bu halini beğenmeyebilirsiniz ama.. diyerek tedirginliğini dile getirdi. Biraz Arda Erboz'dan bahsetmek gerek. Ülke sınırlarında dikkatimi çeken iyi gitaristler listesine ekledim kendisini. Bir tanışıklığı ya da birbirleri hakkında bilgileri var mı bilmiyorum ama Barlas Tan Özemek ile yan yana çaldıkları bir grup olarsa baya keyifle dinlerim gibi geliyor. Arda Erboz gruba çok şey katmış. Gitaristlik olarak bana yer yer uzakdoğulu post-rock gruplarının stilini anımsattı. Ayrıca, tarz olarakta oldukça grubu sertleştirmiş. Grubun yumuşak dokusunun üzerine sağlam bir kılıf geçirmiş. 123'e bir kaç basamak atlatmış. Hatta şunu iddia edebilirim. Arkada sürekli patlamaya hazır bekleyen Berke Can Özcan'ın hayallerini gerçekleştirmiş olabilir. Berke Can Özcan gerçekten bu ülkedeki en iyi bir kaç davulcudan biridir. Daha hafif şeyler çalarken de bunu iddia edebilirsiniz, daha sert şeyler çalarkende. Zira Berke Can Özcan'ın en güzel yanı bu ikisini çok iyi bir şekilde harmanlayabilmesidir. Sertlik ve yumuşaklık tanımlarım klasik davula allah ne verdiyse tuşeyle abanması değildir. Berke Can Özcan bu iki şeyi harmanlarken çok yaratıcı olabilen bir davulcu. Feryin Kaya'yla birlikte birbirlerini çok iyi besliyorlardı. Şimdi yanlarına gelen Arda Erboz'la geride mükemmel bir üçlü oluşturmuşlar. Tabi bu üçlüye de renk katan ve Özün Usta ile gözlerimizin her sahnede arar olduğu perküsyonlar ile 123'ü zenginleştiren Seçil Kuran, Burak Irmak sonrası için tedavi edici olmuş. 123 bu haliyle çok olgunlaşmış. Çok keyifli hale gelmiş. Bu kadro 123 için ideal beşlidir. Çok güzel müzikler dinledim derken aklıma gelen ilk grup oldu festival boyunca. Tek bir eleştirim var. Dilara Sakpınar'ın şarkı aralarındaki konuşmlarında Rebel Moves'a takmasını anlayamadım. Espirimi yaptı yoksa başka bir problemi mi var bilmiyorum ama ana sahne göndermesini anlayamadım. Rebel Moves'u gerçekten sevdiğimi söyleyemem. Bence ana sahnede değil Party Arena'da olmaları gerekiyordu. 123'e de Party Arena değil Keşif Sahnesi çok yakışırdı. Bunlar herkesin farkında olduğu şeylerdi ama o güzel müziğin üzerine bu tarz kelimeler kullanmak biraz grubun güzelliğinin önüne geçti. Rebel Moves eleştirisinde biz de Rock müzik yapmıyoruz ama ana sahneden gelen ne acaba? şeklinde eleştirisindeki kastını da anlayamadım. Party Arena sahnesi 123'ün sahne saatine bakıldığında olması gerektiğinden fazla doluydu. Hatta adım atacak yer yoktu. Bir müzisyen olarak hele ki Kim Ki O gibi 3 kişiye çalan grupların var olduğu bir festivalde sahne alanını tıkabasa doldurmuşken bu tarz göndermeler olması gerçekten hoşuma gitmedi. Tabi dediğim gibi Dilara Sakpınar'ın organizatörler ve Rebel Moves ile arasında bir problem yoksa... Zira olsa bile bunu seyirciye yansıtmak ne kadar doğru onu da anlamış değilim. Neyse belki de ben fazla detaylara takılıyorumdur. 123 iyidir. Çok iyidir! Softa: Softa'nın bende yeri her zaman ayrıdır. Hakikatten UFO gelip onları uzaya götürse peşlerinden gider, uzayda onları dinlemeye devam ederim. Yaptıkları müzikleri vs. her şeyi geçtim insan olarak çok sevdiğim kişiler; ondan böyle daha yoğun duygularla takip ediyorum. Tıpkı Meriva gibi yerlerinin bu sahne olmadığını düşünüyorum. Ana Sahnede izlediğim bir sürü saçma sapan performans yerine Softa olsaydı eminim o alandaki herkes daha keyifli vakit geçirirdi. Her ne kadar bu iki grubunda Rock'n Coke için ilk sahne performansları dahi olsa, bunun geçerli bir bahane olduğu kanısında değilim. Onları Ana Sahne'ye çıkartmayan şey tamamen ticari zihniyettir. Yazıktır, ayıptır, haksızlıktır. Sahne performansına gelince; ilk izlediğimde kabuğunu kırmış ama henüz dışarı çıkmamış ama bağıra bağıra geliyoruz diyen bir gruptu. Sonra izlediklerimde ise kabuktan çıkıp güneşi görünce gözlerini kısan ama yinede zıplamaya çalışan bir gruptu. Dün izlediğimde ise güneşe alışmış, büyümüş, olgunlaşmış, sahnede üst düzeyde hareket eden bir grup vardı. Tabi şarkı aralarını saymazsak. Triggerfinger'da bahsettiğim şarkının enerjisini yansıtma açısından yerli gruplar arasında belki de tek örnek verebileceğim grup olabilir Softa. Ece Özey'in şarkılar esnasında kendinden geçmesi bile şarkıları duymasanız dahi sizi hareket geçirip çalan şeye ortak ediyor. Bir bakıyorsunuz ayakkabılarını çıkartmış, bir bakıyorsunuz saçını topluyor 15 saniye sonra bozuyor, bir bakıyorsunuz yerde, bir bakıyorsunuz M. Cumhur Kadıoğlu ile çarpışıyor. Gerçekten tüm grup olarak yerinde duramıyorlar. Furkan Güleray'ın daha önceki performanslarından da hatırladığım bir şey var. O güneş gözlüğü gözüğü ile şarkıyı bitiremediğine defalarca tanık oldum. Sanırım Anıl Atik ile bakışmalarında bu sefer o gözlük düşmeyecek bakışı vardı; ama o gözlük yine düştü! Softa sahnede bir takım aksaklıklar yaşadı. Theremine ya bozuldu ya da sistemlerle ilgili bir sıkıntı vardı. Umarım sistemsel bir şeydir. Bu yüzden Oyun'u çalıp çalmamak konusunda gidip geldiler. Thereminsiz o şarkı nasıl olur diye bilenlerin kafasında ister istemez soru işaretleri oluştu ama thereminsiz de gayet güzeldi. Süre olarakta bir karmaşa vardı. Bu onların hatası değildi. Her ne kadar organizasyonun sağlıklı ilerleyebilmesi için bu saat aralıkları büyük bir disiplinle ilerlese bile müzisyenlerin kısıtlanmasını hoş karşılamıyorum. Program 10-15 dakika sarkabilir. Prodigy'ye 00:45'de çıkacak diye programa yazıp 01:30'da sahneye çıkartıyorsanız bu toleransa Yasemin Mori'nin, Softa'nın da sahip olması gerekiyor. Haksızlık yapıldığı kanısındayım. Softa için yapabileceğim tek eleştisi ise yine sahne içinde yaşanan sorunların sahne içinden dışarı yansımaması gerektiğidir. Orada olan orada kalmalı. Bunu özellikle belirtiyorum bu benim görüşüm değildir. Hakan Orman'ın görüşüdür. Onlarında Hakan Orman'ı önemsediklerini bildiğimden paylaşmak istedim. Mesajı almışlardır. Yasemin Mori ve Kara Orkestra: Dinleyeceğimiz grupları not ederken Yasemin Mori'yi ekledik ve ardından acaba basları Gökhan Şahinkaya mı çalacak? dedik. Sonra da davulları da Ediz Hafızoğlu mu? diye birbirimize sorular sorduk. Size güzel bir şey söyleyeyim. Tüm Kara Orkestra oradaydı. Sahne kurulumu esnasında bu adamları bir arada görünce şunu hissettim. Çok ufak yaştan beri Fenerbahçe maçlarına giderim. Ne zaman Fenerbahçe sahaya çıkacak olsa içimi garip bir heyecan kaplar. Hala aynı hisleri yaşarım. Dün Kara Orkestra'da sahneye çıkınca aynı şeyi hissettim. Bir futbol takıma duyduğum fanatizm duygularına benzer şeyler hissediyorum sanırım. Yasemin Mori'ye gelince ise dünyadaki en şanslı kadın olduğuna inanıyorum. Arkasındaki orkestra ile bestelediği güzel şarkıları, yazdığı şarkı sözleri, Yasemin Mori'nin kendi iç dünyasının dışa vurumu mükemmel bir şekilde gerçekleşiyor. Konserin tamamında üst düzey performans sergiledi. Şarkılara hakimiyeti, o şarkılarda anlattığı şeyleri mükemmel bir şekilde bizlere aktardı. Yasemin Mori sahnede opera sanatçısı ya da tiyatrocu gibi adeta. Şarkıları söylemiyor adeta o şarkıların hikayelerini oynuyor. Yasemin Mori arkasındaki orkestradan çok iyi besleniyor. O orkestradan beslendiği sürece ileride efsane diyebileceğimiz biri olacak. Tek eleştirim N'olur? bir daha o kadar uzatma be Mori! Son olarak sahne kurulumunda saksafonu ile yer alan Korhan Futacı neden konser boyunca çalmadı? Her şarkıda şimdi arkadan gelecek diye bekledim. diye şarkı bile söyledim şimdi yazarken! Yazıya son vermeden bir kaç şey daha yazayım. Shantel & Bucovina Club Orkestar'ın performansı harikaydı. Jamiroquai ile aynı anda sahnedeydiler ama öyle bir performans sergilediler ki, Jamiroquai'yi ısrarla izlemeye devam edenleri baya iç geçirtmişlerdir. Hatta Jamiroquai eğer Keşif Sahnesi'nden gelen sesleri duyduysa baya bi canı sıkılmıştır diye düşünüyorum. Hemen hemen tüm konserlerde Gezi Olaylarına göndermeler vardı. Tüm festival katılımcılarında da her fırsatta her yer Taksim, her yer Direniş! sloganı atma arzusu vardı. Belki yanılıyor da olabilirim ama bu sloganlar bir yerden sonra oldukça popülist bir yaklaşım olarak hissettirdi. Özellikle Duman sahnedeyken ısrarla her şarkı arasında bu sloganların atılması Duman'ı Bandista'laştırmaya çalışmaktı. Kaan Tangöze'de bunun farkındaydı muhtemelen ve bu sloganları tek cümleyle geçiştrmeye çalıştı. Neyse çok derinlere inmeyelim başka türlü analiz edilmesi gereken bir konu bu ama genel hatlarıyla dinleyicilerdeki bu tavır bir yerden sonra sırıtmaya başladı. Yazıya detaylı ekleyemediğim ama performanslarından ciddi anlamda keyif aldığım isimlerde oldu. Bunlardan biri Can Bonomo'ydu. Festival öncesine kadar çok sevdiğim tarzda müzik yapan biri değildi ama performansı gerçekten çok güzeldi. Tekrar olsa tekrar izlerim. Hatta bundan sonraki süreçte ayrıca vakit ayırıp dinlemeyi bile istiyorum. Ah keşke şu Eurovision meselesine bu adamı katmasalardı. Diğer güzel performansta Kırıka'ya aitti. İlk defa izledim onları. Daha böyle Replikas vari imajında adamlar bekliyordum ama baya baya amcam, babam, dayım sahnede gibiydi. Çok sıcak ve samimiydiler ama bir dahakine sandalyemin yanına bir duble Rakı koyup öyle izleyeceğim. Manga'nın o kocaman sahneyi neden Bağcılar'daki bir nargile kafeye çevirip sadece akustik gitar & vokal ile şarkı söylediğini anlamadım. O kocaman sahnedeki en güzel şey orayı ses ile görüntü ile doldurup güzel bir performans sergilemektir. DJ'siz daha iyi olduğunu söylebilirim. Neyse haddimi ve ilgi alanımı aşmadan noktalayayım. Kim Ki O'nun sahne saatinin Duman'a denk gelmesinden mi bilmiyorum ama çaldıkları alanın bomboş olmasına gerçekten üzüldüm. Organizatörlerin bu tür durumları gözeterek, daha doğrusu müzisyenleri sirkteki hayvan gibi kullanmaktan vazgeçip, onların duygularını gözeterek program yapması gerekirdi. Bu sadece Kim Ki O'nun başına gelen bir şey değildi. Mesela Softa sahneye çıktıktan yarım saat sonra Replikas sahneye çıktı. Dolayısıyla yarım saat sonra herkes yavaş yavaş yan sahneye kaymaya başladı. Dinleyiciyi popüler olanı tercih etmeye zorlayan bu programlar gerçekten hoş değil. Daha az tanınmış gruplara sahne vermek güzel ama sahne verirken de onların dinlenmemesi için çakışan programlar yapmak nedendir onu anlamadım. Festival boyunca aslında olmasa da olur diyebileceğimiz grupları çıkartıp program daha esnek düzenlenebilirdi. İnsanların yemek yeme, ihtiyaç giderme, dinlenme ihtiyaçlarına bile zaman yoktu. Sonuçta oraya yığınla para verip gelen insanların her grubu dinlemeye hakkı var. Jamiroquai dinleyen insanın Shantel & Bucovino Club Orkstar ile eğlenme hakkını, parasını ödediği halde elinden alınması hoş bir hareket değil. Milyon tane grup koyalım, afiş dolu gözüksün zihniyeti yanlıştır. 1 milyon grup getirdik imajı için böyle bir şeye gerek yok. Müzisyenlere ayıp. Burak Gürpınar'ın çalması gereken yer Ana Sahne'dir. Tek başına çıksın çalsın gerekirse. Tüm ülkenin birlik olup onun performansını doya doya izleyeceğimiz bir grup kurulmasına öncülük etmesi gerek. Rock'n Coke ve diğer festivallarde olabildiğince ana sahneden uzak durarak alternatif sahnelerde olanları dinlemeye, anlamaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Bu festivali de böyle geçirdim. Baya mutlu ve keyifli bir şekilde alandan ayrıldım. Festivalin en güzel mekanı ise Otopark'tı. Arabayla gelenlerin çoğunluğu yorulunca kendisini arabasının yanına attı. Açılır-kapanır sandalyelerini arabanın yanına kurup orada dışarıdan getirdikleri yiyecek içeceklerini tüketti. İçeride 3 tane biraya verilen parayla dışarıdan daha fazla bira + abur cubur alabiliyorsunuz ve daha rahat bir yerde ve daha az gürültüyle daha iyi vakit geçirebiliyorsunuz. Ana Sahne ve diğer büyük! grupların performanslarına ilişkin bilgileri internette her yerde bulabilirsiniz. Ben diğer sahnelerde olup bitenlere yetişebildiğim kadar dinlemeye ve aktarmaya çalıştım. İyi şeyler sadece gözle görülen şeylerde değil; onların arkasında, sağında, solunda saklıdır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roger-ve-brian-eno-kardesler-yeni-albumleri-icin-guclerini-birlestiriyor/", "text": "Ambient müzik türünün akla gelen en büyük isimlerinden olan Brian Eno ve besteci kardeşi Roger Eno birlikte ortak bir albüm kaydettiklerini duyurdu. 20 Mart'ta, Deutsche Grammophon çatısı altında, çıkacak olan Mixing Colours adındaki albümde ikili tarafından üretilen on sekiz yeni şarkı yer bulunuyor. Albümdeki Burnt Umber ve Verdigris gibi, şarkıların tamamı isimlerini renk tonlarından alıyor. Eno kardeşler, Mixing Colours'tan ilk parçayı beste ve üretim aşamasının arkasında sadece kendilerinin olduğu Celeste isimli şarkı ile paylaştı. Brian Eno ile mukayese edildiğinde onun şöhretinin gölgesinde kalsa da, benzer müzikal çizgide Lou Reed ve Beck gibi isimlerle işbirlikleri yaparak ilerleyen Roger iki kardeşin ilgilendikleri noktalar arasında büyük bir ortaklık olduğunu açıkladı. Daha önce, Apollo'nun yanı sıra, David Lynch'in Dune'u için de ortak projede bulunan kardeşlerin bu albümü ikilinin tamamen ve müşterek bir şekilde birlikte kaydettikleri ilk albüm olma özelliğini taşıyor. Plak şirketinin web sitesinde mevcut olan Mixing Colours'a dijital mecralar dışında CD ve plak formatında da ulaşmak mümkün olacak. Albüm kapağında ise şarkıların konseptine ve isimlerine uygun olarak soyut çizimlere yer veren Dom Theobald'ı görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roisin-murphy-yeni-teklisi-you-knew-ile-bizlerle/", "text": "Yeni Roisin Murphy teklisi 'You Knew', Payfone ve Eli Escobar parçalarının remiksleriyle birlikte paylaşıldı. Roisin Murphy yakında çıkacak olan albümü Hit Parade'den yeni bir tekli daha paylaştı. -You Knew teklisi aynı zamanda Londralı prodüktör Payfone ve Eli Escobar'ın remiksleriyle geliyor. ''You Knew'' hayatımın hikayesi' diyor Murphy. Ben açık bir kitabım, kendimi tehlikeye atıyorum ve motivasyonlarımı açıkça ortaya koyuyorum. Çoğu kez cesurca sevdim ve karşılığında sevilmedim. Bununla gurur duyuyorum. Bu 'You Knew' ifadesi her şeyi özetliyor, aslında onu mezar taşıma koyabilirsiniz, ama ben zaten şunu söyleyeceğine karar verdim. Şansın vardı!'' diye de ekliyor. DJ Koze yapımcılığıyla Hit Parade, 8 Eylül'de Ninja Tune aracılığıyla geliyor. Murphy'nin hayatının hikayesi olarak gördüğü yeni özel teklisine ve remikslerine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/romantik-komedi-filmlerindeki-10-ikonik-muzik-sahnesi/", "text": "Hayatımda ilk kez bir romantik komedi filmi izlediğim anı hatırlıyorum. Çocukluğumun geçtiği Fethiye'de, sıcak bir yaz akşamında, prime time'dan sonra adını hatırlamadığım bir kanalda yayınlanan Notting Hill, bilinçli olarak izlediğim ilk romantik komedi filmiydi. Hugh Grant'e o filmde aşık olmuş, Julia Roberts'ın o kocaman gülümsemesiyle ne kadar güzel olduğunu düşünmüştüm. Yıllarca romantik komedilerdeki aşkların, hayatların gerçek olabileceğine inandım ve bu inancımı da ilk kalp kırıklığımı yaşadığım gün kaybettim. Ancak ne olursa olsun, bu filmleri izlemek ve keşke gerçekler bunlardan ibaret olsaydı diye düşünmekten asla vazgeçemiyorum. Filmlerdeki yaşamlara olan inancımı yitirmiş olsam da bu filmleri hiçbir zaman unutmamı sağlacak müthiş bir nedenim var; soundtrack'leri. Kimi zaman bir çift ayrıldığında arka planda çalmaya başlayan, kimi zaman karakterin eline mikrofonu alarak diğerine serenat yaptığı o sahnelerde çalan şarkılar. İşte bu şarkılar, hem benim için pozitif düşünmenin yegane yolu olmaya hem de gerçeklerden kaçmak istediğim anlarda sığınak olmaya devam ediyor. Aslında bu yazıya filmlerde karakterlerin seslendirdiği şarkılar olarak başlamak istedim, ancak daha sonra fikrimi değiştirdim ve listeye başka şarkılar da ekledim. Ayrıca not olarak belirteyim, hiçbir şekilde en iyiler listesi yapmıyorum, tamamen kendi beğenilerime göre bir sıralama oluşturuyorum. Eğer sizin de şunu unutmuşsun dediğiniz bir nokta olursa benimle paylaşın, böylece listenin ikincisini de oluşturabilirim. Başrollerinde Julia Roberts, Dermot Mulroney, Cameron Diaz ve Rupert Everett'ın olduğu My Best Friend's Wedding, hiç şüphesiz gelmiş geçmiş en iyi romantik komedi filmleri arasında yer alıyor. Julia Roberts'ın hayat verdiği Julianne, uzun yıllardır görüşmediği ve birbirlerine daha önce 28 yaşına kadar ikimiz de evlenmemiş olursak birbirimizle evleneceğiz diye söz verdiği arkadaşı Michael'in evleneceği haberini alır ve onu takıntı haline getirmeye başlar. Julianne, yeni en iyi arkadaşı ve eşcinsel olan George'u da Michael'a nişanlısı olarak tanıştırır. Tüm ailenin George'la tanıştığı yemek masasında George, Julianne'le nasıl tanıştığını anlatırken bir anda Aretha Franklin'in I Say a Little Prayer'ını söylemeye başlar ve herkes ona eşlik eder. Bu da sinema tarihine en güzel müzik sahnelerinden biri olarak geçer. Başrollerinde Julia Stiles ile 2008 yılında kaybettiğimiz Heath Ledger'ı gördüğümüz 10 Things I Hate About You'da, Joseph Gordon-Levitt'in hayat verdiği Cameron, Bianca ile sevgili olmak istemektedir. Bianca ile sevgili olabilmesi için ise öncelikle Bianca'nın asi ablası Kat'in bir sevgilisi olması gerekmektedir. Cameron, Heath Ledger'ın canlandırdığı problemli Patrick'e Kat'i baştan çıkarması için para verir ve bu baştan çıkarmalardan birinde Heath Ledger eline mikrofonu alıp Frankie Valli'nin meşhur şarkısı Can't Take My Eyes Off of You'yu söylemeye başlar. Belki de en meşhur romantik komedilerden biri olan Bridget Jones's Diary'de oyuncu olarak karşımıza Renee Zellweger, Colin Firth ve Hugh Grant çıkıyor. Sürekli kilolarından, alkol probleminden ve aşk hayatından yakınan patavatsız Bridget'ın bir aşk üçgeni içinde kalıp doğru adamı bulmaya çalıştığı filmin başında çalan Celine Dion şarkısı All By Myself ise hem filmi özetliyor hem de bir romantik komedi soundtrack'inin nasıl olması gerektiğini bizlere gösteriyor. Bir jenerasyonun en sevdiği romantik komedi filmi olan (500) Days of Summer'ın başrollerinde karşımıza Joseph Gordon-Levitt ve Zooey Deschanel çıkıyor. Summer aşka inanmayan bir karakter. Tom ise onun aksine aşk şarkıları ve filmleriyle büyümüş, bir gün gerçek aşkı bulabileceğine inanıyor. Summer, Tom'un çalıştığı şirkette asistan olarak işe başlıyor ve Tom onu gördüğü anda etkileniyor. İkilinin ilk diyaloğu ise asansörde The Smiths eşliğinde gerçekleşiyor. Aslında (500) Days of Summer'ın büyük bir kısmı müzik üzerine kurulu. Film boyunca Spearmint'ler, Carla Bruni'ler, The Beatles'lar, Joy Division'lar bir şekilde bir yerleden çıkıyor. Örneğin; karaoke sahnesinde hem Zooey'yi hem de Joseph'i Nancy Sinatra ve Pixies şarkılarıyla duyuyoruz. Tom'un mutlu olduğu sahnede, Hall & Oates'in You Make My Dreams şarkısı eşliğinde kısmen bir müzikal performans izliyoruz. Daha fazla spoiler vermeden filmi izleyin deriz. Yoksa ben kendimi tutamayıp size her şeyi anlatacağım. İşte benim için önemli yere sahip o film. Julia Roberts ve Hugh Grant'i buluşturan, mavi kapılı ev hayali kurduran Notting Hill. Londra'ya gittiğimde Notting Hill'i görmek için zaman yaratamamış olsam da inanıyorum ki hayal ettiğimden bile daha güzel bir yer. Zira tüm film boyunca aşkı dolu dolu hissettiren bir yer hiçbir şekilde kötü olamaz diye düşünüyorum. Filmin asıl soundtrack'i olarak karşımıza Elvis Costello'dan She çıksa da bence Ronan Keating'in seslendirdiği When You Say Nothing at All şarkısının çaldığı sahne çok daha etkileyici. Aynı şarkının aslında Keith Whitley'ye ait olduğunu ve 1995 yılında tribute albüm için Alison Krauss tarafından yeniden yorumlandığını da belirtelim. Hatta şarkının Alison Krauss versiyonu, yine 1999 tarihli, başrolünde Juliette Lewis'in olduğu The Other Sister adlı filmde de kullanılmıştı. Başrollerinde Jennifer Garner ve Mark Ruffalo'nun yer aldığı 13 Going on 30, 13 yaşındaki bir kızın doğum günü dileğinin gerçekleşmesiyle bir gün 30 yaşında uyanmasını anlatıyor. Ancak Jenna 17 yıl boyunca gerçekleşen her şeyi kaçırdığı için ortaya komik bir hikaye çıkıyor. Film boyunca birçok kaliteli şarkıyı duymak mümkün. Kimi zaman Talking Heads, kimi zaman Pat Benatar devreye giriyor. Ama filmin en fazla dikkat çeken sahnesi hiç şüphesiz herkesin Michael Jackson'ın Thriller dansını yaptığı sahne olarak karşımıza çıkıyor. James Marsden ile romantik komedi filmlerinin vazgeçilmezi Katherine Heigl'ı buluşturan 27 Dresses, evlilik hayali kuran ve patronuna aşık Jane'in etrafında şekilleniyor. Hemen hemen her düğüne katılan ve düğünlerde nedime olarak görev alan Jane, nedime olduğu zamanların tüm giysilerini de dolabında saklıyor. Jane hakkında haber yapmak isteyen Kevin ise çaktırmadan onun hayatına sızıyor. İkilinin barda mahsur kalıp sarhoş olduğu sahnede de müthiş bir performans bizleri bekliyor. Elton John'un Bennie and the Jets şarkısını söyleyen ikili, şarkının da etkisiyle ilişkilerini farklı bir boyuta taşıyor. Müziğin birleştirici etkisi de böylece bir kere daha kendini göstermiş oluyor. Truman Capote'nin meşhur roman uyarlaması Breakfast at Tiffany's şüphesiz Audrey Hepburn'ü tüm dünyaya gerçek anlamda tanıtan kült bir film. Tatlı, yalnız ve ne istediğini bilmeyen Holly Golightly karakterini odağına alan filmde Audrey Hepburn'ün seslendirdiği tatlılık abidesi bir şarkı yer alıyor; Moon River. Dinleyeni uzaklara götürmeyi başaran şarkı da gelmiş geçmiş en iyi film müzikleri arasındaki yerini koruyor. Yeni dalga akımının en önemli temsilcilerinden Jean-Luc Godard'ın yönettiği Pierrot le Fou'nun başrollerinde dönemin sevilen oyuncuları Anna Karina ve Jean-Paul Belmondo yer alıyor. Zengin Pierrot, kendi sosyal çevresinden Marianne ile birlikte kaçıyor, ancak ikilinin de ne istediğini hiçbir zaman tam olarak anlamak mümkün olmuyor. Aslında tam olarak romantik komedi diyemeyeceğimiz türde bir film olsa da Pierrot le Fou'da yer alan ve Anna Karina'nın seslendirdiği Ma ligne de chance'yi es geçmek olmazdı. Cameron Crowe tarafından yazılan ve yönetilen filmin başrollerinde John Cusack ve Ione Skye yer alıyor. Üniversiteye gitmeden önceki yaz birbirine aşık olan ama çeşitli sıkıntılar yaşayan iki aşığı anlatan filmin son sahnesi ise birçok filme esin kaynağı olmaya devam ediyor. John Cusack devasa müzik çalarını sırtlanıyor ve sevgilisinin penceresi altında Peter Gabriel'in In Your Eyes'ı ile hazır bir şekilde bekliyor. Bu da ikonik sahnelerden biri olarak tarihe geçiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roportaj-ali-cihan-bu-alemin-samaniyim/", "text": "Multitap'ın davulcusu olarak hayatımıza giren Ali Cihan nam-ı diğer Ali Baba ile yeni solo projesini, Multitap'ı, yerli müzik sahnesini ve daha birçok şeyi konuştuk. Röportajı sonuna kadar okuyanları bir de sürpriz bekliyor. 2010 yılında Multitap'la yaptığımız Vay Arkadaş filminin müziklerinde Full Depo isimli bir şarkıyı da ben söylemiştim. O tarihten beri konserlerde söylüyoruz. Ciddi bir hayran kitlesi de var. Oradan aldığımız güçle Multitap'ın 2. albümünde Masumiyet ve Ci isminde 2 şarkı daha yaptık. Bizim daha önceki yaptığımız işlerden çok farklı, kendine özgü bir söyleyiş ve müzik tarzında işlerdi. Herhangi bir müzik janr'ına oturmayan işler. Zaten elimizde sürekli alt yapılarını yaptığımız müzikler ve ona uygun sözler vardı. Teklif geldi ve biz de değerlendirip bu işleri bir araya getirdik sadece. Öncelikle böyle bir hisse kapıldığınız için çok sevindim. Çok doğru bir his... Multitap'taki sözleri Selim yazar. Ama söylem olarak aralarında çok bir fark yok aslında. Ali Cihan'ın ne anlattığı da hemen belli olacak bir şey de değil. Birkaç şarkı daha var yayılmayı bekleyen. Aslında biraz öznel şarkılar ama yaşadığımız dönemlere dokunan şeyler de var içlerinde. Her şeyi belli ederek söylemek çok doğru ve tercih ettiğimiz bir yöntem de değil açıkçası. Derman'da özellikle insanların arasındaki yozlaşmış ilişkiye, adaletsizliğe, sahtekarlığa da bir eleştiri görüyoruz. Biraz öyle. Bunları zaten günlük hayatta sürekli yaşıyoruz. Onların biraz da karşılığı gibi oluyor ama müzikle sürekli olarak vermek istediğim bir şey de değil bu aslında. Bizim Sesimiz ve Benden Dışarı diye şarkılar var mesela. Bu şarkıları dinlediğinizde o konseptten daha farklı parçalar olduğunu da anlayabilirsiniz. Dinlediğimiz şarkılardan Eşkiya soundtrack'i olarak bildiğimiz Karanlığın Ortasında da var. Ancak parça cover olsa da sana aitmiş hissiyatını veriyor bizlere. Zaten şarkıları seçerken bu durumu gözeterek seçtik. Birkaç tane şarkı da öyle oldu bu sebeple. Evet, onun hikayesi de apayrı. Çocukluğumdan beri söylediğim bir şarkıydı. O olmazsa olmazdı. Sürekli beraberiz. Çok sık görüşüyoruz. Beraber kalıyorduk hatta. Gündemde Multitap ile ilgili bir şey yok şu an. Belki söyleyecek başka sözler vardır. Belki bu yüzden bekliyoruzdur. 🙂 Herkesin müzikle alakalı farklı projeleri de var. Selim'le Taçkın'ın, Sertaç'ın başka projeleri de var. Yine benim olayı da birlikte yapıyoruz. 3-4 tane parça var sözler bana ait. Müzikleri ve düzenlemeleri Taçkın Bilal ve Selim Siyami Sümer'e ait şarkılar var. Yine sahnede de bana eşlik ediyorlar. Perküsyonda Gökhan abi var yine bize eşlik eden. Sürekli yeni bir şeyler yapıyoruz. Selim'le Taçkın DJ Setup'ının başında. Bazı şarkılarda gitar ve bas gitar çalıyorlar. Davul yok ama bu olmayacak anlamına da gelmiyor. Kayıtlarda perküsyonda Yaşar Akpençe çaldı. Perdesiz gitarlarda Mehmet Erdem ve Uğur Varol eşlik etti bize. Çok da güzel çaldılar. Şu an kemik bir kadroyla ilerliyoruz fakar bu değişmeye, zenginleşmeye çok müsait bir de proje. Çok yeni bir durum benim için de aralık başında daha ilk konseri yaptık ve bu durumu da sıklaştırmaya çalışıyoruz. Şu an yine şarkıları birer birer single olarak paylaşalım konuşmaları var. Bu şekilde yayınlanması bana da çok uyuyor açıkçası. Biraz daha eski usülle gitmek istiyoruz. Eskiden gruplar öyle yaparmış. Şarkıları yapıyorlar, sonra bir turneye çıkıp, bu şarkıları konserlerde söylüyorlar. Gelen tepkiye göre de o şarkıları yayınlayıp yayınlamayacaklarına, düzenleme yapılıp değişip değişmeyeceğine bakıyorlarmış. Biraz ben de onu uygulamak istiyorum. Şu an seyircinin hiç bilmediği şarkılar söylüyorum konserlerde. Daha doğru söyledim geçtiğimiz konserde. Enterasan güzel tepkilerde aldık. Daha yayınlanmamış 7-8 tane parça var elimizde ve istediğimiz şeyleri yapabilirmişiz gibi geliyor. Ocak ayı için bir teklif daha aldık. Ancak onu şubat ayına erteledik. Şubat ayı içerisinde bir konserimiz daha olacak diyebiliriz şimdilik. İlk konserin görüntülerinden bir parça daha yayınlanacak. Güzel olan kayıtlar var. Hiç duyulmamış şarkılardan birkaç tane de bu şekilde yayınlayalım istiyoruz. Belli kurallar dahilinde konser, klip yayınlamak değil de bazı şarkıları da böyle ham halleriyle internet üzerinden paylaşmak istiyoruz. Şu an yok. Ancak o şarkıyı yaptığımdan beri teklifler geliyor. Öyle birkaç bir şey var. Film müziği yapan arkadaşlarla konuşuyoruz. Yeni bir şey çıktığı için şu an herkes birşeyler yapmak da istiyor açıkçası. Sen hiçbir şey söylemesen de insanlar yakıştırmalar yapıyor. Aa bu şarkı buraya çok iyi olur şeklinde. Hatta yakın çevreden arkadaşlar izledikleri filmlerin, dizilerin sesini kısıp benim şarkıyı dinliyorlar. True Detective'e çok güzel oldu abi, Bu filme olmadı ama şeklinde yorumlar da alıyorum. Full Depo'yu yapmadan önce 2010 yılında Kuruçeşme'de Massive Attack konseri vardı. Hala en çok sevdiğim gruplardan bir tanesidir. Onada grupla birlikte gitmiştik ve o konserden özellikle çok etkilenmiştik. Dermanı özellikle Massive Attack'ın Inertia Creeps parçasına çok benzetenler de oldu. Böyle bir şarkıya benzetilmesi beni çok sevindiriyor. Teknik açıdan çok benzemese de hissiyat olarak anımsatmalar oluyor. Yine konserlerde söylediğimiz Eşkiya filminin soundtracki Karanlığın Ortasında parçasında da benzer hissiyatlar var. Murat abi, Levent abi 'yi yaptıkları müzik, ilham aldıkları insanlar, söylemleri olsun Babazula'yı da çok severim yine. Henüz yolun başındayım ama onlar gibi o yolda ilerlemek isterim. Nekropsi'yi de çok severim. Yine davulcuları Cevdet'le de çok görüşürüz. Onun haricinde bu ayın 21'inde İstanbul'da konseri olan Tricky vardır. Kaan Tangöze'nin son yaptığı solo albüm çok güzel. Geçtiğimiz yazında başından beri bağlamayla uğraşıyorum aslında. Bizim aşık edebiyatındaki ozanlardan çok etkileniyorum. Özellikle Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Köroğlu, Karacaoğlan, Aşık Veysel, Mahsuni Şerif gibi aşık ozanların sürekli gezerek, enstrümanlarıyla birşeyler anlatması bana çok fazla ilham veriyor. Hatta cover olarak yapmak istediğim Mahsuni Şerif'in bir türküsü vardı Tersname diye. Biz yapsak mı yapmasak mı diye konuşurken bir baktık Kaan Tangöze albüme koymuş. Çok da güzel olmuş. Bunların dışında Hip Hop ve Rap'ten de etkilendiğim bir çok isim var. Bu aralar Adamlar'ı çok beğeniyorum. Yazdıkları sözleri, canlı performansları özellikle çok başarılı. Mode XL'in geçtiğimiz yıl çıkardığı albümü yine çok beğeniyorum. Zamanında yine Beyoğlu'nda bir mekan işletirken 3 konser yaptığımız Yüzyüzeyken Konuşuruz'u da çok beğenip, destekliyorum. Gerçekten çok yetenekli çalışkan müzisyenler var ülkede. Onların bir şekilde duyurulması gerekiyor. İzmir'e konsere gittik. Adam bize bozuk attı. 3 tane klavyeyle konsere mi gelinir falan dedi. Diyecek bir şey yok. Bu çözülecek bir durum değil. Mekanın başındaki adamların zaten müzikle bir haşır neşirliği varsa zaten yapacağı ilk şey, iyi bir ses sistemi koyması oluyor. Bunu müziğin içinden gelmemiş biri o kadar düşünmez. Ama İstanbul'daki mekanların o kadar da kötü olduğunu düşünmüyorum. Özellikle belli başlı birkaç mekanda oldukça güzel konserler de seyrediyoruz. Mesela geçenlerde Peyote'de Kes ve The Ringo Jets izledim. Sesler harika geliyordu. Fakat yurtdışından booking yapmış, ses yerlerde olan mekanlarda yok değil. Yazık oluyor tabii. Mekan işletmek tamamen ticari bir durum. Bundan kaçış yok. Müzisyenler ayda 1-2 kere konser yapıyorlar ve bu onların en önemli günü oluyor. Ama mekancı tarafından baktığın zaman belki de ayda 30-40 tane konser yapıyor. Grubun biri geliyor biri gidiyor. Gruplar sesimi duyamıyorum diyor Ya yaparsın, duyarsın diyerek geçiştiriyor mesela. Mekanların müzisyenlere biraz daha inanmaları gerekiyor. Mekan açmak biraz adanmışlık, müzik sevgisi ister. Mekanı açan kişide bunlar yoksa işi kotaramazlar. Bu iş tamamen ticaret mantığıyla yapılacak bir şey değil. Tek başına değerlendirebileceğin bir şey de değil mekancı; o gruplarla birlikte müziğin içinde var olabilecek bir adam. Ben bu işi yıllarca yaptım. Yaptığım zaman ilk göz önüne aldığım şey, müzisyenleri rahat ettirmekti. Bu davranışımın altında yatan şey de müzisyen olmamdı. Bilirim ki orada bilet satılmamış, az adam gelmiş vs. diye düşünmeden o performansı düzgün yapabilmeleri için uğraşırdım. Bu saydığın insanlar başta da bahsettiğim gibi bu işe baş koymuş adamlar. Onların ismi geçtiği zaman büyük bir saygı ve sevgiyle anarlar. Hiç kimse kötü bir şey söylemez. Sanatla ilgili bölümlerde işin okulunu okuduğun zaman işin en ince detayına kadar girdiğin için yaptığın şeyden soğuyabiliyorsun. Müziğin de başka diğer sanat dallarının da okullarda okunarak öğrenilebileceğini düşünmüyorum sadece. Açıkçası müziğin belli alanlarında rahat bir yaşam, kolay kazanılan bir para durumu var. Stüdyo müzisyenleri, keman grupları, bağlamacılar vs. gidiyorlar, çalıyorlar; evlerini, arabalarını alıyorlar. Aynı şekilde daha büyük topluluklara hitap eden müzisyenlerde de şan şöhret durumu var ama alternatif tayfada böyle bir durum olduğunu düşünmüyorum. Alternatif takılan genellikle işin dayak yiyen tarafı oluyor. Ailene Müzisyen olacağım dersin; peder sana Aç mı kalacaksın, Bırak müzisyenliği git adam gibi oku dediğinde çilesi başlar. Bizler için zaten müziğe başlamak lanetin başlaması oluyor. Geçmişten bugüne bu topraklardaki müzisyenler adam yerine konulmadı. Bende çok çilesini çektim, hala çekiyorum. Kimsenin kimseye tahammülü olmayan bir yerde sen 4-5 tane adamla aynı kafada, aynı çizgide belli bir hayat çizgisi ortaya koymaya çalışıyorsun. Bunların hepsi bir çile. İnsanlar öyle bir yakıştırmalar yapıyor ki... Sen sahneye çıkıyorsun çalıyorsun. Cebinde 3 lira para yok ama o aşağıdaki adam öyle düşünmüyor. Alelade bir yerlerden aldığım botları görüp, Sen bunu nereden aldın? New York'tan mı? diyor. Müzik benim için bir yaşam şekliydi. Var olabilme gayesiydi. Bu yüzden buna çok saygı duyan insanlarla beraber olmaya çalıştım. Yapacağım her şeyin, kazanacağım her paranın tekrar müziğe döneceğine inandım. Eskiden bu konuda çok katıydım. Bir müzisyenin başka hiçbir şeyle uğraşmaması gerektiğini düşünürdüm ve uygulardım ama bu şekilde de yürümediğini gördüm. Bir elin yağda bir elin baldayken de üretim yapamıyorsun. Bir ayağını devamlı çukurda bırakmak da seni besliyor. Ama çok güzel paralar da kazandım. Avrupa'yı gezdim. Çok faydasını da gördüm. Aylin Aslım'ın yazısını okuduktan sonra çok üzüldüm. Ama bunun önüne geçemezsin. Bu yeni patlayan bir mevzu ama bundan 3-4 sene önce Bülent Ortaçgil Bronx'ta fırça attı. Bırakıyordu konseri. Babazula konserinde de aynı şey oldu. Murat abi, Bi' durun beyler, yeter artık dedi. Bazı şeyleri çıt çıkartmadan dinlemek gerekiyor. Eskiden Zeki Müren çatal, bıçak sesine bile tahammül edemiyormuş. O kadar da değil bence. Eski kültürdeki gibi çıt çıkartmadan gelen kişinin dinlemesi mümkün değil; ama oraya gelen illa ki ses çıkartacak. Bu durum katlanılmaz boyutlara geldiğinde müdahale etmek gerekiyor. 2 yıl önce İbrahim Maalouf konserine gittim. Beirut şarkısının trompetle uzun bir introsu var. Oldukça sessiz. Sinek vızıldasa duyulur. Konserden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Çıt çıksa duyulacak çünkü. İbrahim Maalouf şarkıya girdi ve çıt yok. Şarkı bittiğinde şarkıyı değil seyirci alkışladım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roportaj-hedonutopia-donusumun-sarmala-uzanisi/", "text": "Bu yazının geçmişi oldukça eskiye dayanmaktadır. Bu yüzden Bir Baba Indie ekibi olarak aynı zamanda tarihi bir özür niteliği taşımaktadır. 2013'ün başlarında Hedonutopia ile Peyote'de buluşup röportaj yapmıştık. Fakat bu röportajı hiçbir zaman yayınlayamadık. Yayınlayamadık çünkü tecrübesizliğimiz yüzünden teknik bir hata yapıp gürültülü bir ortamda, soru-cevap olayını harika bir muhabbete çevirmeyi başardık. Ortaya koyduğumuz telefonun ses kaydını çok net almaması. Dosya uzunluğunun 2 saatten fazla olması ve bizim bunu deşifre edemememiz bize her gün, yeni bir ayıp olarak geri döndü. Fırat Külçek, Kerem Feyzi, Mustafa Özkan ve Gülden Aybar harika insanlar. Onlarla bugün yine konuşsak yine muhabbetin süresi 2 saati bulacaktır ama şimdi bunu biraz geride bırakıp, o röportajdan da alıntılar yaparak kötü ses kaydından anladığım kadar- sizlere Hedonutopia'yı yakından anlatacağım. Düş Macunu'nun değişen çehresiyle yola çıktığımızda aralarındaki en asosyal adam olarak grup dağılana kadar varlığımı sürdürürken, aslında uzaktan uzağa iyi bir gözlemci olarak onları izlemeye devam ediyordum. Bu üç adamdan gerek mental, gerek teknik olarak her gün bir şey öğrenirken önümde yeni yeni kapılar açılmasına şaşkınlık ve sevinçle karışık izlemeye devam ediyordum. Bu süreçte Fırat'ın olağan üstü müzisyenliğine olan hayranlığımı da büyütüyordum. Şimdilerde Studio Bee olarak hizmet veren ve harika işler üreten; o zaman ki adıyla Turkuaz'da prova yaparken Fırat'ın bunlar benim egzersiz için çalıştığım şeyler diyerek çaldığı rifflerden müthiş kompozisyonlar çıkardı. Fırat hali hazırda Türkiye'de yaşayan en iyi 10 gitaristten biridir; benim için. Blonde Redhead, Sigur Ros, Bülent Ortaçgil ve Radiohead hayranlığını sık sık dile getirmekten ve paylaşmaktan sakınmazdı. Fırat bu dağılmanın ardından hayatına devam etti ve Hedonutopia'ya yoğunlaştı Kerem ile birlikte. Gerçekten daha hayırlı oldu belki de. Fırat, Düş Macunu ile hayatına devam ederken, KPSS'yi kazandı ve müzik öğretmeni oldu. İstanbul Fatih'te engelliler için özel olarak eğitim veren bir okula atandı. Kafası başka türlü çalışma fonksiyonuna sahip Fırat için bu özel bir deneyimdi. Bu sürede Kerem havayollarında işe girerek, ikili olarak maddi gelir elde emedikleri müzik yerine hayatlarını devam ettirebilmeleri için başka bir kaynak buldular. Yazının bundan sonrasına ise röportajdan alıntılarla devam edelim. Kerem: Grubu biz ilk İzmir'de oluşturduk. Fırat, Tınaz ve ben. Ben o zaman İzmir'de yaşıyordum. Fırat İzmir'e geliyordu. Fırat'la stüdyoda çalışmaya başladık. Stüdyo işletiyordum ben İzmir'de Ondan sonra işte beraber bir şeyler yapmaya başladık. Öyle başladı. Ondan sonra ben İstanbul'a taşındım. İzmir'de iş bulamadım. Başka nedenlerden İstanbul'a geldim ve İstanbul'da devam ettik. Sonra şarkılara yapmaya başladık. Kerem'in cevabının ardından Fırat devreye giriyor ve Hedonutopia ne demek onu açıklıyor. Fırat: Bunlar evlerinin adını Hedonistan koymuşlardı. MSN'de konuşuyorduk. Tınaz'la Kerem aynı evde kalıyorlardı. Sonra kapıya Hedonistan diye yazıp, asacağız dediler. Bende dedim, abi hani utopia'yı kullanacaktık. O zaman Hedonutopia olsun dediler. Zaten ben geçen bir arkadaşla grup isimleri üzerine konuştuk. Yabancılarda kulağa daha çok gelişe dikkat ediyorlar ya biraz da. Hedon haz demek, utopia'da olmayacak şey demek. Haz'la yönetiliyoruz zaten. O zaman bütün hazların yaşandığı bir ada gibi böyle, kimsenin gelmediği bir yer bile olsa, sürekli hazlarımız yaşasak bile süper olur muyuz ki? Ya olmazsak, yani robot gibi olursan, sürekli hazlarla ya da nasıl haz olmayacak mı? Öyle yani... Geçen gün düşündük, konuştuk bu arada. Dada akımınında olayı buymuş. Bende yeni öğrendim. Böyle umursamadan, düşünmeden bir şey yapıyorsun; bir başlık, bir olay... Daha sonra bu o herkese göre anlam kazanmaya başlıyor ya, aslında oturup, böyle düşünüp grubun isimini koymuyorsun ama aradan geçince kendi aranızda grup isimlerini konuşurken böyle bir şey uydurabiliyorsun. Belki dadalar bu konuda haklıdır. Düşünsene böyle rastgelesel şeyler sonunda haklı çıkıyordur. Hedonutopia'nın ilk başlarda kullandığı slogandı bu... Bunun üzerine her şeyi şansa bırakıp bırakmadıklarını; kısa ve uzun vadeli planlarını sorduk onlara. Eğer hayalleri gerçek olmazsa bir hayal kırıklığı oluşup oluşmayacağını merak ettik. Fırat: Kesinlikle oluşur. Benim adıma büyük bir çöküntü bile olur. Düşünsene bir şey yapabileceğini hissediyorsun. Seni en fazla 15 kişiyle, 30 kişi arasında insanlar dinliyor. Fakat, Türkiye'de burası tek bir şeyler yapabileceğiniz bir mekan. Ben hep şunu söylerim. İlk albüm çok kolay. Zaten hepsi güzel olmalı bence ilk albümün. Mesela o yüzden, biz hiç kaydetmiyoruz. Fırat konunun devamında Mustafa hakkında bilgiler verirken aralarındaki arkadaşlıkların nasıl geliştiğini kronolojik olarak sıralıyor. Fırat: Daha şarkı olmadı. Biz çünkü, ekliyoruz sürekli bir şeyler. Bu arada bir şey söylememiz lazım. Biz Tınaz, Kerem ve benden bahsettik. Şimdi şöyle bir durum var. Aslında en eski Tınaz, ben tanıştık. Aslında daha eski olan Mustafa ile Tınaz tanıştı. Mustafa'yla Tınaz'ın tanışme serüvenine, biz Kerem'le daha sonradan dahil olacağız. Biz, Kerem'le Mustafa'yı arayıp Ya Mustafa biz grup kuracağız. Davulları çalar mısın bizimle? dediğimizde, Çalarım abi demişti; ve Mustafa hayatında hiç davul çalmadı. Mustafa: Biz Tınaz ile liseden arkadaştık. Tınaz benim iki sınıf üstümdeydi. Lisede ben çok fazla Ortaçgil dinlerdim. Güzel sanatlar lisesi, resim bölümündeydim. Tınaz'da o dönem bana, Ortaçgil'i çok seven ve dinleyen bir arkadaşım var, siz onla tanışın demişti. Sonra biz bir konser esnasında Fırat'la bu şekilde tanışmış olduk. Ben Fırat'ın yanına gitar öğrenmeye giderdim. Fırat: Yok, aslında eğlenmeye geliyordu. O zamanlar iyi zamanlardı. Balıkesir'de bunları konuşabileceğiniz insanlarda çok azdı. Hatta bana Balıkesir'in değerli çocuklarından ikisi bu akşam Radiohead dinliyoruz gelsenize. demişlerdi. Yani durum öyleydi, çok eski gibi konuşuyorum ama aslında öyle değil. 7-8 yıl olabilir. Gülden'de benim üniversiteden sınıf arkadaşımdı. Kerem: Ben önce Gülden'le tanıştım. Fırat'ta Gülden'in sınıf arkadaşıydı. Fırat: Yani en eski kim bulamıyoruz. Arada görünmeyen bir adam var gibi; her şeyi o başlatmış. Yakından takip edenler iyi bilir. Hedonutopia sadece melodilerden oluşan bir müzik grubu değildir. Onları öne çıkartan şeylerden biri de sahne performansları esnasında kullandıkları görsel çalışmalarıdır. Ses ve görsel senkronizasyonun nasıl işlediğine yönelik bir soru sorduk kendilerine. Şu şekilde özetlediler. Mustafa: O karşılıklı olan bir şey. İkiside birbirini tetikleyen bir şey. Görsel olayının devreye girmesi şöyledi. İlk başlarda ben davulları çalıyordum; daha sonra ben görselci biri olduğum için görsel yapmaya, kendi işimi yapmaya karar verdim. Fırat: Tınaz'la ikisi görselci ya, bunlar için müzik yapmak zor geldi. Buna en az 6 ay lazım şimdi, biz sadece görselle uğraşacağız diyince, bizde bir telaşa kapıldık. Hani dört kişi müzik yapıyorduk, resim yapacaktık. İçimizdeki Sigur Ros'u yok edecektik. Bunlar, birlikte nasıl bir şey olabilir ki en fazla? diye sorduk. Mustafa: İlk zamanlar aynı anda performans olayını yakalayamıyorduk. Çünkü görsel başka imkanlar gerektiriyor yanında. İlk zamanlar evde bir takım videolar hazırlayıp onları sonradan veriyordum. Bu içime sinen bir şey değildi. Çünkü; Fırat ve Kerem canlı performans yapıyor, ben onların bu performansına eşlik edemiyorum. Kerem: Mustafa o zaman bize varolan şeyi sunuyordu. Mustafa: O zamanlar öğrenciyim. Param yok. İyi bilgisayar, teknik donanımlara sahip değilim. Alamıyorum. Ama daha sonra ucuz maliyetle, görsel performans yapabilmenin imkanını buldum; ve bunu edindim. Bu şekilde de grupla aynı şekilde performans yapabilmek imkanına sahip oldum. Performans esnasında olacak şeyler benim o an ne hissettiğimle alakalı olarak gelişiyor. Zaten Kerem ve Fırat'ta bu konuda bana hiç karışmıyor. Konserden konsere yaptığım şeyler değişiyor sürekli. Kendimi tekrarlamaktan hoşlanan bir insan olmadığım için sürekli bir şeyler ekliyorum ya da çıkartıyorum. Bir denge tutturuyorum. Tınaz'ın rolü ile ilgili sorduğumuz bir soruya Fırat aslında grup üyeleri ve yakın çevrelerini de kapsadıkları büyük hayali dile getirdi. Fırat: Tınaz aktif olarak her zaman aramızda fakat; yani kendisi siz takılın edin, ben dinleneceğim gibi bir şey dedi. Açıkçası ona hak verdik. Sonuçta buna ihtiyacımız yoktu ama onun vardı. O yüzden bazen insanların dinlenmesi gerekiyor. Mesela şimdi diyor ki; gelin Eskişehir'e gidelim oraya yerleşelim. Orada büyük bir ev tutalım. Herkesin bir katı olsun. Orada bir müzik yapalım. Ne istiyorsanız onu yapalım. 8-10 kişi girelim içine. Film çekelim, siz müziğini yapın. Nasıl olsa öğretmeniz. Hepimizin bir işi var gücü var diyor. Aslında insanı heyecanlandıran bir teklif bu ama şimdi tek başına bir karar alıp onu uygulamak zor. Bir de başarılı olduğunuz zaman, çevreniz tarafından tebrik ediliyorsunuz. Vay be baba, kararlısın, bahsetmiştin ve yaptım. Düşün bir de 10 kişi birlikte karar veriyorsun. Hiç firesiz onu başaracaksın. Arada kimse bunalım yaşamayacak. Çok zor. Kerem: Valla bizim içimizde hep şey var; davulla deneyelim. Denememek istemiyoruz açıkçası. İçimizde uhde kalır. En azından bir davulla deneyelim. Nasıl olacak? Sonra denemedik demeyelim. İyi olur, kötü olur o ayrı bir şey. O zaman yine tartışırız ama böyle bir şey denemek istiyoruz. Fırat: Aslında bizim istediğimiz Gülden'in de synthesizer ve vokal ile grubun içine girmesi. Biz bunu söylediğimizde boğazımıza yapışıp saçmalıyor musunuz, dağılırsınız diyen arkadaşlarımız oldu. Düş Macunu ile 89,7 Yaşam Radyo'da, Dinar Bandosu'ndan da tanıdığımız Yılma Karatuna'nın programına konuk olmuştuk. Konu dönüp dolaşıp Fırat'ın Balıkesir günlerine, annesine ve Türkü söylediği günlere gelmişti. O programın kaydı bir yerlerde vardır belki bilemiyorum ama o programda Fırat canlı canlı bir Türkü okumuştu. Röportaj esnasında benim ve az sayıda insanın bildiği bu konu hakkında Fırat'a Türkü söylemesi ve Hedonutopia bağlarına yönelik soru yönelttim. Max Stirner ve Hedonutopia'nın sağlam bir kan bağı var. Hedonutopia'nın felsefesi üzerine sorular yönelttik. Fırat: İletişim fakültesindeyken, anarşizmin tarihini okuyordum. Anarşizm yanlış anlaşılmış. Bence anarşizm kelimesi bile saçma aslında. Yani bir -izm yok bu işin içinde, bırakın bu -izm'i diyor Stirner. Marx'aa diyor ki: abi tamam haklısın; emek, sermaye vs. evet doğru daha önemli ama bu bahsettiğimiz belki de dünyanın 300-400 yıllık bir problemidir he Marx abi. Hani, 3bin yılı düşünecek olursak, belki de insanın bireyselleşmesi falan öze dönmesi, egoizmi doğru anlaması... Adam çift karakterli. İçinde böyle mülayim bir öğretmen var; profesör olmayı hayali olan. Bir de olamayınca deliren bir adam var. Bunlar Almaya'dayken 25 yaşlarında toplanıyorlarmış. Engels, Marx, Stirner, Ferdi Tayfur falan... Dev şişelerden şaraplar içiyorlarmış. Fırat: Bunu şeyde düşünmüştüm. Bantmag bize, sizi müzik yapmaya iten şeyler neler; korku ne diye sormuştu. Farksızlık korkusu diye bir şey söylediğimizi hatırlıyorum. Yani düşünsene basit bir şey ama zaten her şey aynı, para diye bir şey var. Biz böyle belli, öleceğiz. Bir şeyi de başaramayız hiçbirimiz; mümkün değil bence. O yüzden arada bir aynı değilim ben diyerek kendimi kandırayım aslında. Olay bence bu. Fırat: Bir çevrede müziğimize karşı bir yumuşama oldu. (2013 yılı için...) Fakat, şeyi unutmuyorum. Hiphop'cı bir arkadaş geldi; arabesk değil mi birader senin yaptığın şey dedi. Bende istemeden sinirlendim. İçinde belki de 20 tane şey vardır ve biz bunları planlamamışızdır. Kendiliğinden gelişmiştir. Açıkçası hiçbirimiz bunun şifresini bilmiyoruz ki. Sen niye bu 20 taneden istediğini alıyorsun ve bunu öne sürüyorsun. Mesela diğer 19'da var. Fırat: Hep melodileri buluyoruz. Onları Kerem bir şekilde birleştiriyor. Sonra Mustafa bizim bu yaptığımızı dinliyor. İlk kez konserde dinliyor ama daha önceden Mustafa biz böyle bir şey yaptık demedik. Dinleyiciye sunulan iyi müzik, kötü müzik üzerine şöyle bir konudan bahsediyorlar. Fırat: Fatma söylemişti. Çöldeki insana su verirsen sana tapar. Suyu veriyorsun çünkü. Ama senin arkandaki buz gibi kolaları görmüyorsa ve sen buz gibi kolaları götürüyorsan. Bak su var diyip ona her istediğiniz yaptırırsın. Ama o bilmiyor ki, kolaların olduğunu. İşte insanlara sunulan müzikte bu; su. Adam oh be öleceğiz yoksa diyor. Oysa arkada ne kolalar var. Onlar senin zihnini açabilir. Senin kendinle baş başa kalmanı ve senin yorulmanı sağlar. Çünkü sen şöyle dersin; bu ne be, şişirdin kafamızı dersin. Neden? Çünkü seni yorar. Sen sohbet edecektin, içecektin. Bir şey geliyor oradan ve seni yoruyor. Sinirlerini bi bozsana. İşte hazdan bahsediyorum. Hepimiz haz peşindeyiz. Mustafa: Kırklareli örneği güzel bir örnek. Kırklareli'nde performans yapıyorduk. Fırat'la Kerem çalıyordu. Bir adam diğerine yaklaştı ve şey dedi, peçeteye istek parça yazsak çalarlar mı acaba dedi. Oradaki insanlar ile Peyote'deki insanların yaklaşımı çok farklı olmuştu bu müziğe karşı. Fırat: Hepimizin müziklerini dinlemesi mümkün görünmeyen abiler, ablalar var ya; Trakya'da... Bence bol bol onlara dinletip, dayak yiyip geri gelmek gerekiyor. Onlar ne zaman seni dövmüyorlarsa, onlar da dinliyorlarsa; yani New York'taki ressam radyoda çıkınca değiştirmeyecek, traktörün üzerindeki Hasan amcada radyoda çıkınca rahatsız olup değiştirmeyecek. Bunu düşünerek hareket etmek lazım. Che'nin, gerçekçi ol imkansızı iste cümlesi git imkansızı elde et demiyor; sen imkansızı alacakmış gibi git, artık ne alırsan senindir diyor. Peyote'nin alternatif müzik icra eden müzisyenler için yeri hep farklıydı ve görünen o ki; hep öyle kalacak. Hedonutopia'ya da Peyote'yi sorduk. Kerem: Keşke olsa... Mesela New York'ta aynı tarz müzik yapan insanların gidebileceği ayrı mekanlar var. Fırat: Yani düşünsene. Buradan 50 tane olsa... Bunu istememek için sapık olmak gerekir. Özcan Deniz'in Seyyah'ı cover'laması üzerine ne düşündüklerini merak ederek sormuştuk. Fırat: Bazı yazarlar kitaplarının bazı yerlerinde bilerek hatalı yerler bırakırlarmış. Okuyucunun onu yakalayıp, kendini romana katması ve kafasında o kitabı bitirmesi sağlanırmış. Şey gibi, en iyi psikolog, hastanın artık psikoloğun işe yaramadığını anlamaya başladığı an psikologtur. Onlarda belki o şarkıdan kurtulmanın yolunu böyle bulmuştur. Artık bizden değil, gidin ondan dinleyip demiş olabilirler. Replikas bir şarkısını daha Özcan Deniz'e verirse o zaman tekrar konuşuruz ama bence harika bir hamle. Ben yaparmıydım bilmiyorum ama ben Replikas olamam ki. Adamlar 15-20 yıldır buradalar. Kerem: O yüzden böyle bir karar çok önemli bir ekipman almamı sağlayacaksa... hepimiz çok zengin değiliz burada. Sadece müzik yapmıyoruz. Başlangıç ve gelinen noktadaki Hedonutopia arasında farklar var mı? diye soru yöneltti Anıl. Mustafa: Bence Hedonutopia'nın modüler bir yapısı var. Bu ne demek? Hedonutopia bir müzik grubu değil sadece. Bir performans grubu veya amacında farklı birleştirme var. Dolayısıyla farklı zanaat kısımlarıyla, farklı farklı disiplinleriyle birleştirirse o kadar özel olur. Müzik yaparken bir sanatçı gelsin bir dans performansı yapsın. Bir film yapalım; müziklerini yapalım mesela. Kerem: Belki şu an müzik daha ağır basıyor olabilir. Röpotajı kapatırken Fırat'ın bu kayıtları kesme, biçme işine gönderme yapması gerçek oldu. Yazının başında da bahsettiğim gibi yıllar önce yapılan bu 88.47 dakika süren röportajı deşifre edemediğimiz için bugün deşifre edebildiğimiz kadarıyla, önemli konuşmalarını aktarmaya çalıştım. Hedonutopia Türkiye için, yerli müzik gruplarımız için çok önemli ve değerli bir yerde kendi inancıma göre. Aktarabildiğim kadarıyla bu röpotaj Hedonutopia'nın köklerinden bugüne tuttuğu ışığı göstermeye yetecektir. Röportaj için çok sevdiğimiz Hedonutopia'ya teşekkürler... Fırat'a, Kerem'e, Mustafa'ya ve Gülden'e."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roportaj-kam-uretmek-paylasmak-ve-guzelliklerin-çogalmasi/", "text": "2013 yılında Rock'n Coke'da Yasemin Mori'ye eşlik eden Can Ömer Uygan'ı izlediğimde çok etkilenmiştim. O günden bu yana ismini nerede görsem bir döner bakarım, dinlerim. İyi müzisyen, iyi müzik için doğru düşüncelerle kendini donatmış özel bir adam. KAM'la tanışmam da onun vesilesiyle oldu. İlk kez canlı izlemeden evvel KAM'ın onun etrafında şekillendiğini düşünüyordum ama KAM başlı başına bir grup ve güzel bir proje. Dinletiyor ve izletiyor. 2010'dan bu yana müzik yapan KAM'ı sizlere daha yakından tanıtmak, el ele tutuşturmak için kendilerine sorular yönelttik. Lafı uzatmadan sorular ve cevaplarla sizi baş başa bırakalım. CAN ÖMER UYGAN: O dönem hali hazırda yaptığım bazı parçalar ve bu parçaları bir grup çatısı altında toplama fikri vardı. Bir şekilde önce isim karşıma çıktı; anne tarafım bundan 6 7 kuşak önce Aydın'da yerleşik hayata geçmiş yörüklerden. Yörükler ve göçebe toplumların kültürlerine bakınırıken KAM ismi ile karşılaştım. Coğrafyasına göre farklı anlamları olan bir kelime; Osmanlıca'da; zaman, yüzyıl, sese kulak vermek, Farsça'da; zevk, dilek ve mutluluk anlamında, Anadolu ve Orta Asya'da da; ozan, şifacı, destan anlatıcısı ve şaman olarak anlamlanıyor. Bu karşılaşma sonucunda KAM ismi gruba ''konmuş'' oldu. İlk konseri 2011 Mart ayında, Şenol Küçükyıldırım'ın davetiyle Başka Şeyler Başka Sesler Festivalinde verdik. Grubu hayata geçiren bu ilk kadrosunda ben ve o dönem ev arkadaşı olduğumuz Taner Yücel, Fehmican Gözüm ve zaman zaman bizim evin salonunda bi şekilde bir projeksiyon bulup trompet ve görseller olarak takılmalar yaptığımız Candaş Şişman olarak sahne aldık. Bu konserden sonra ki 6 yıl içinde kadro bir kaç kez daha değişti, yeni parçalar eklendi, aranjmanlar gelişti ve hepsi de grubun gelişmesinde rol oynayan değerli müzisyen arkadaşlarımızdır. Artık KAM olarak kemik kadroyu oluşturduk; Ethem Saran, Cansun Küçüktürk, Okan Kaya, Can Ömer Uygan olarak yola devam ediyoruz. Sonuçta başından beri hikaye grup üstüne kuruluydu ama bi şekilde kadro kemikleşip o halde devam edilemedi, bu nedenle bir kişi etrafında toplandığı izlenimi vermesi normal. KAM'ın rol paylaşımları aslında doğal olan, birbirini dinleme üzerine kurulu; provalarda, sahnede ve birbirmizle herhangi bir iletişim kurarken olabildiğince sese, müzik içindeki müzikal zevklerimize, yani bu yoldan çıkarak birbirimize kulak vermeye çalışıyoruz. Bu da bahsettiğiniz dominant havanın gruba yayılmasın da ki en temel etkendir muhtemelen. Detaylara girecek olursak, iş biraz arkadaşlık çerçevesinde gelişti denebilir. Candaş Şişman ile eski arkadaşızdır, 2010 yılı sonlarına doğru onunla birlikte bizim evin salonunda projeksiyon kiralayıp, trompet efektler ve onun görsel çalışmalarını içiçe soktuğumuz takılmalar yapıyorduk. Daha sonra KAM'ın konser durumu olunca bunu sahnede de bir grup olarak gerçekleştirmeye karar verdik. Diğer yandan ilk sorunun cevabında da bahsettiğim, göçebe toplumların yaşayış ve kültürlerine bakınmalar sırasında yakın arkadaşım fotoğrafçı Atalay Yeni ile de çok sık görüşüyorduk ve onunla birlikte karşılaştık KAM ismi ile diyebilirim. O da çok sevdi ismi ve beraber kullanmaya karar verdik. Belki de bu, güzel bir görsel-işitsel işbirliğinin de başlangıcı olabilir diye düşünmüştük, keza uzun süre sonra verdiğimiz 30 Mart COOP konserinde de bu düşünceyi gerçeğe çevirdik. KAM bu sefer işbirliğini Görsel Yerleştirme de Ata Kam'ın kendi fotoğrafları ve Sevim Sancaktar'ında performansa katılmasıyla gerçekleştirmiş oldu. Hayallerimiz var tabi, Ata ve Sevim ile de konuştuğumuz. Önümüzdeki dönemde bunları planlayıp hayata geçirmek istiyoruz. Hem açık havada hem de organize edebileceğimiz büyüklükteki bir mekan içinde yapmayı düşünüyoruz. Şimdilik yakın gelecek planları olarak duruyorlar. OKAN KAYA: Aslında üretmek, paylaşmak ve güzelliklerin çoğalması hiçbir zaman sorunsuz ve kolay olmadı. Son dönemde bu kadar çok konuşulmasının sebebi zaten bizi yönetenlerin bu kadar çok konuşulmasını istemelerinden kaynaklı diye düşünüyorum. Böylece üzerimize sindirmeye çalıştıkları umutsuzluğun gerçeklik kazanması hızlanmış oluyor. Diğer bir taraftan Alternatif mecra değil sadece, sanatın her alanında süreçler karman çorman oldu. Son yüzyılda hızlı değişen dünya ve araçları son yirmi yılda iyice saçma sapan bir hıza ulaştı. Şu an emin olun dünya müzik sektörü müzisyen, dinleyici, albüm ve konserleri sağlıklı bir sisteme oturtmanın peşinde. Biz de elimizden aklımızdan geldiği kadarıyla anlamaya ve kendimize yön bulmaya çalışıyoruz. Kısaca özetlemeye çalıştım. Bütün bunların ortasında biz yine en iyi yapabildiğimiz şeyi yaparak, müzik yaparak yaşamımıza devam ediyoruz. Kısacası bu bir çile mi hayatın kendisi mi orasını bilemiyoruz. Sizin kendi hayal ettiğiniz müzik blogu, radyo kanalı ya da bir dergi nasıl olmalı? Burada birazcık müzisyen gözünden kurtuluşun reçetesini soruyorum. OKAN KAYA: Kurtuluşun reçetesi mi olur bilmiyorum ama yaptığın işi iyi yapmaya çalışmak hem kişiye hem de dünyaya güzellik katıyor. Ben artık nitelikli, derinlikli müzik yazıları okumak istiyorum. Türkiye de bunu yapabilen kişi veya kurum sayısı bir elin parmağını geçmiyor maalesef. Eşsiz gitar tınıları.. ile başlayıp çok güzeldi diye biten yazıların ne müzisyene ne de dinleyiciye bir faydası var. Radyo için olmuşu var zaten. Açık Radyo! Bu yaz sonu albüm kayıdına girip onu bitirmek istiyoruz. Bunun yanında görseller ile olan birlikteliğimizi güçlendirerek, birlikte bir performansa çevirmek üzere planlarımız var. Son olarak keşke bize şunu sorsaydınız dediğiniz soruyu size soruyoruz ve cevabınızla birlikte röportaja noktayı koyabiliriz. İyi müzik yaptığınız ve vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle, Bir Baba Indie olarak blog'unuz da bize yer ayırdığınız için çok mutlu olduk, iyi ki varsınız. Son olarak da kesinleşmiş konserleri ve grubun linklerini söyleyelim o zaman."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roportaj-lara-di-lara-onca-sesin-rengin-goruntunun-hikayenin-icinden-dilara/", "text": "Uzun süredir yakından takip ettiğimiz isimlerden biri olan Dilara Sakpınar ile solo projesi olan Lara Di Lara hakkında konuştuk. Bencil'in yarattığı etkiyi, Hayal'in klibini ve 123'e dair bir sürü bilgi edindik. Samimi ve güzel cevapları için hem kendisine hem de Serkan Gündüzlü'ye teşekkür ederiz. Müzik içinde büyümüş, keşfe açık, okula giden, aklında hayalleri olan ve hayatı boyunca müzik yapmaya karar vermiş bir Dilara var 123 öncesi. Müzik bölümünden mezun olduktan sonra, 123 ile beraber -klişe olacak ama- 'daha profesyonel veya bilinçli müzik hayatıma' başlamış oldum. Oraya Doğru albüm kayıtlarında; Feryin Kaya, Berke Can Özcan, Burak Irmak, Arda Erboz, Selim Saraçoğlu, Barlas Tan Özemek, Barış Ertürk ve Tunç Çakır çalmıştı. Fakat canlı çalımda henüz ne formatta bir grup ile çalmak istediğimin hala arayışındaydım. Bundan sonra sadece şu şu kişiler çalmalı gibi bir düşüncem yoktu. Akışında oluşacaktı bu. İlk konseri çalmadan önce Can Çankaya ile beraber kısa bir çalışma süresine girdik ve onun da değerli fikirleriyle provalara başladık. Klavyelerde Can Çankaya, davulda Mert Önal, gitarda Arda Erboz ve basta Feryin Kaya olarak ilk konseri verdik. Ikinci konserde daha geniş bir kadroyla, klavyelerde yine Can Çankaya, synthlerde Burak Irmak, elektrik gitarda Barlas Tan Özemek, akustik gitarda Selim Saraçoğlu, basta Feryin Kaya ve davulda Berke Can Özcan olarak çaldık. Sonrasında ise artık sabitleşen müzisyen arkadaşlarımla klavyede Alican Ipek, gitarda Ertuğrul Güney, basta Feryin Kaya ve davulda Berke Can Özcan olarak çalmaya başladık. Lara Di Lara'nın özü aslında benim evde kendi başıma yaptığım şarkılardan oluşuyor. Kendi bestelerimi yapıyordum, ne zaman ki paylaşmaya karar verdim, o zaman Lara Di Lara doğmuş oldu. Klipte çok tatlı, çalışkan bir ekip ile çalıştık. Görüntü yönetmenliğini Ali Farkhonde üstlendi ve deniz dalgaları gibi içtenliğiyle Büşra Firidin dans etti. Müziğin, şarkıların tek bir hali olmadığına inanırım. Evet bir şarkıyı albümde bir duyguda ve havada hatta aranjmanda çalıp kaydetmiş olabilirsin ama bu şarkının her seferinde o şekilde çalınması gerektiği anlamına gelmez. Hayal'i klipteki gibi çalmayı söylemeyi de sevdiğim için bir versiyon olarak kaydedip video çektik. Dinleyici baskısı kaygıya itebiliyor evet fakat onun esiri olmamak lazım. Şarkılarımı yaparken hiç düşünmüyorum kim dinler ne der ne olur diye. Çıktıktan sonra yani paylaştıktan sonra ara ara tedirginleşebiliyorum fakat kendimden şaşmamanın kuvvetine tutundukça dış etkenlerin çok bir önemi kalmıyor. Fikir alışverişi, eleştiri tabii ki olmalı! Düzgün ifade biçimiyle, ne demek istediğini sebebiyle anlatanın cümlelerinin başımın üstünde yeri var ama sadece bir şey yazmış olmak için sebepsiz laf beyan etmeyi pek anlayamıyorum. Yaptığımı kendime haslıkta yaptığımı düşünüyorum. Yeniyi kişinin özgünlüğü olarak değerlendiriyorum. Çünkü etkileniyoruz, mutlaka ki benzerlikler içeriyor yaptıklarımız fakat ben kafama dolan onca sesin, rengin, görüntünün, hikayenin içinden Dilara olarak çıkıp yansıtabiliyorsam bir manası vardır yaptığımın. Alıştıklarımızı, kolay algıladıklarımızı, yapmayı/çalmayı/söylemeyi çok sevdiklerimizi esnetmeliyiz diye düşünüyorum. Esnettikçe keşfedeceğimiz yollara saparak, kendimizce keşfettiğimiz yerlere evriliriz. Hayal, diğer parçalarıma nazaran form olarak da bildiğimiz formun dışına çıkan bir parça. Öyle gelişti, öyle bıraktım. Açıkçası hiç düşünmemiştim bu denli sevileceğini. Çok memnun edici tabii! Bencil, bencillik duygusundan bahsediyor. Bencilliğin kafama daha çok takıldığı günlerde, Bencil'i yazmıştım. Özellikle günümüzde sanki daha ön plana çıkmış, çevremde de sıklıkla karşılaştığım bir hal. Hepimiz benciliz ve fakat dizginlememiz gerektiğini düşündüğüm bir duygu. Paylaşımcı olmak ve kendinden her seferinde bir karşılık beklemeden verebilmenin zor olabileceğini anlasam da, kırabildiğimizde pozitif doğumlar yaşattığını düşünüyorum. Aksi taktirde gittikçe sıkışıp tatsızlaşıyoruz ve pek bir faydası olduğunu da düşünmüyorum. Parçadaki meselem bencillikti fakat belkide bir başkası için dinlerken bambaşka şeyler canlanıyordur. Bu da müziğin ve hatta sözlerin tek bir doğrusu olmadığının en güzel göstergesinden biridir bence! Aldığı tepkileri ölçerek ilerlemiyorum. İçimden geldiği gibi, inandığım yolda yürümektir çabam. Bir noktada durmak üzere çıktığım bir yol değil. Katılanlar oldukça büyüyorum, öğreniyorum çocuk gibi. Tabii ki dinleyenler arttıkça tabii ki olumlu yorumlar aldıkça mutlu oluyorum ama nasıl ki taşlı bir patikanın sonunda muazzam bir şelaleye ulaşacağını bilip bunun için ayakların nasırlaşacak olsa da ilerliyorsan, zor sözler, tepkilerle karşılaşacak olacağımı bilsem de, şelaleye ulaşmak istiyorum. Bizler birer karınca, şelale ise ölüm. Planlarım var olmaz mı... Yeni bir albüm kaydına girmek üzereyim. Sonrasında sürprizler bekliyor, biliyorum. Nekizm, yerli müzik grupları içinde, kendine ait yeri olan ve yaptığını en başta kendi için yapan, bu yüzden de bence takdir edilesi bir grup. Sınırını pozitif anlamda zorlayan, dinlerken bir dünya yaratabilen güce sahip sevdiğim müzisyenler. Umuyorum ki devamlılık ve süreç kavramlarının yüzünü kara çıkarmazlar. Alican ile bir radyo programında tanıştım, Ertuğrul ile telefonda. Müzikal bakış açılarını, kişi olarak var oluşlarını kendime yakın hissettiğim ve yaptığımı paylaşmaktan zevk alıp öğrenedebileceğim insanlar olduklarını düşündüğüm için onlar ile çalmayı istedim. Sanırım duygularımız karşılıklı çıktı! Berke ve Feryin ile zaten yıllardır tanışıyor ve çalışıyoruz. Onlar ile olan samimiyetimin yeri her zaman başkadır. Yerli müzik grupları deyince çok büyük bir çatıdan bahsediyoruz. Genelleme yaparak konuşmak çok zor. Hepimiz için söyleyebileceğim şey belki şu olabilir; taklit ederek değil, taklidin içinden yeşerebilecek başka renk tomurcukları sulamaya bakmak lazım sanki.. Daha keşifçi ve cesur olmalıyız gibi geliyor.. Her ülkede muzik yapmanın zorlukları var diye düşünüyorum. Türkiye'nin maalesef negatif anlamda farkı, bu yönde daha az imkanlara sahip olması. Yerli, sevdiğim çok müzisyen, grup veya projelerden bazıları; Hakan Kurşun, Gevende, Nekizm, Big Beats Big Times, Burak Irmak, Erkin Gören, Büyük Ev Ablukada, Selim Saraçoğlu, Cihan Mürtezaoğlu, Your German Needs, The Ringo Jets, Eskiz, Barlas Tan Özemek, Sakin, Can Güngör, Ceylan Ertem, Yasemin Mori, Efe Demiral, Cenk Erdoğan, Melike Şahin, Ayyuka. Grupken grubunlasın. Tek tek değil de kaç kişi olursan ol bir kişisin gibi. Bir karar alırken/verirken genelde ortak bir noktada birleşsen iyi olacak hissini yaşadığın, birbirine güvendiğin oluşum. Kabaca solo kariyer denen durumda ise, seninle çalan müzisyenler olsa da ve onlarla bir grupta olduğun gibi bütün olman gerekse de, senin seçimlerin doğrultusunda ilerleyen durum diyebilirim. Avantaj dezavantaj olarak ayıramıyorum sanırım. Sonuçta grup olmak da tek olmak da birer seçim. 123 bitmedi. Sakinlemiş olabilir fakat bu kaybolduğumuz anlamına gelmemekte. Hepimizin hayatlarında ayrı ayrı gelişmeler olduğu için biraz ara vermiş gibi görünüyoruz. Ama biz yine buluşup çalmaya devam ediyoruz. Aklımızda yeni şarkılar ve albüm var. Umuyorum ki çok geçmeden paylaşacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roportaj-no-clear-mind/", "text": "Nereden baksanız 1 ayımızı aldı bu röportaj. Önce soruları hazırladık, sonra farklı platformlardan soruları olan varsa sorsun istedik. Sonrasında soruları çevirmeye koyulduk. Sonra NCM soruları cevapladı, sorular bize geldi ve çevirileri bitirdik. Yorulduk mu? Çook. Değer mi? Çook. Komşudan güzel dostlar edindik. Buradan NCM'ye bir kez daha teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz. Yeni albüm telaşları içerisinde bizlere değerli zamanlarını ayırdılar. Lafı açılmışken Sonbaharda Türkiye'ye de geleceklerinin müjdesini verdiler. Yeni albümleri olan Mets ve kendilerini şimdiden dört gözle beklemeye koyulduk. Roll dergisini bilirsiniz. Röportaj çevirileriyle ünlü bir dergidir. Bire bir çeviri yapmazlardı. Daha samimi bir çevirileri vardı, gerektiğinde Türkçe atasözü kullanırlardı, gerektiğinde ise sokak jargonunu kullanırlardı. Elimizden geldiğince samimi bir çeviri yapmaya çalıştık, umarım becerebilmişizdir. Eğer bir eksiğimiz varsa da, şimdiden affola. No Clear Mind: Dream is Destiny i çıkardığımız zamanlarda gerçekten çok zorlanmıştık. Şöyle ki; grupta o zamanlar işler pek istediğimiz gibi gitmiyordu. Ancak müziğimize ilgi duyan kişilerle, yaptığımız işleri de paylaşmak istiyorduk. Böylelikle yaptığımız işler boşa da gitmeyecekti. Bu sebeple albümün adı da Rough Takes oldu. Çünkü albüm ortaya döküldüğünde, henüz tamamlanmamıştı. İlk albümün ortaya çıkışı, bizim için gerçek anlamda bir ödül oldu. Sonuçta arkamızda hiçbir plak şirketi ya da kurum yoktu. Tamamen doğal gelişen bir sürecin sonunda insanlar yaptığımız işleri sahiplendi. Şuna getirmek istiyorum, insanların bizi ya da yaptığımız işi gerçekten sahiplenmesi, bizi grup hakkında underrated düşünmeye hiç itmedi. Kim bilir, belki daha fazlasını bile erişebilirdik. NCM: Grup olarak farklı sound ve tarzları denemeye -deneyimlemeye- her zaman açığız aslında. Bu gibi denemelerin bizi müzikal anlamda ifade ettiğini de düşünüyoruz. Melodilere ve onların yarattığı duygulara inancımız ile şimdiye kadar yaptığımız çoğu şeyin bir bütünlük oluşturduğunu düşünüyoruz. Melodi her şeyin başı sonuçta, tüm kompozisyonlarımızın başlangıç noktası ortaya çıkardığımız melodi. Yeni albümümüzde post-rock yorumumuz üzerine yoğunlaştık diyebiliriz. Ancak stüdyo sürecinde ambient, folk ya da pop da takıldık. Bahtımıza o an ne geldiyse artık. İkinci albümüzde elektronik tınılardan biraz daha uzak durmaya çalıştık, biraz canlı soundumuza ve biraz da kendi müzikal anlatılarımıza yoğunlaştık. Kim bilir, belki gelecek albümde tekrardan elektronik tınılara geri dönüş yaparız. Kimlerden etkilendiğiniz sorusuna gelecek olursak; ilk bakışta Manos Hadjidakis, Grizzly Bear, Radiohead, Pink Floyd, Caribou bizleri müzikal anlamda etkileyen sanatçı ve grup ve sanatçıların arasında yer alıyor. NCM: NCM için hikaye Chania/Crete'de başladı diyebiliriz. Grup şu anki mevcut kadrosuna erişene kadar birçok defa değişiklik yaşadı. Birçok arkadaşımız gruba katıldı, sonrasında gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Biraz zor olsa da, gerek sound olsun gerekse grup elemanlarımız açısından bir stabilite edinebildik. Son yıllarda Yunanistan ve dışında pek çok performansa imza attık. Mevcut soundumuza ulaşabilmek için, birçok elektronik unsuru ve enstrümanı, canlı performanslarımıza da uygulayabileceğimiz bir şekilde denemeye koyulduk. Daha önceden bahsettiğimiz gibi, hangi müzik janrına yakın durursak duralım, önemli olan kompozisyonuna başladığımız ana melodi. Bizim müziğimiz ve eski Türk filmleri arasındaki kurduğunuz benzerlik üzerine değinecek olursak, müziğimizde büyük etkisinin olduğunu düşündüğümüz ve hayranı olduğumuz Yunan Besteci Manos Hadjidakis'in de 50'ler, 60'lar ve 70'lerde de birçok Yunan filmi için şarkılar kaydettiğini görebiliriz. Bu durum bir rastlantı olmasa gerek. Türk ve Yunan kültürleri arasındaki benzerlikler göz önüne alındığında, bahsedilen müzikal formlar içerisinde gizli bir bağ olduğundan da bahsedebiliriz. Hadjiadakis Asya'dan Yunanistan'a göçen müzisyenlerin derin etkileriyle oluşan 1920'ler ve 1930'lar Yunan halk müziği hakkında önemli çalışmalarda bulunmuştur. Elbette, tüm bu etkiler bizim müziğimizde var mı yok mu bilemeyiz ama iki kültürün arasındaki müzikal ortak noktalarının bulunması açısından önemli noktalar olduğu düşünebiliriz. Bu arada dinlememizi önerdiğiniz Türk Filmi şarkısı oldukça güzel ve bize de Dream is Destiny melodisini andırdı. NCM: Crete, kendinizi hissedebileceğiniz oldukça özel bir yer. Her şeyden önce hayat standardının oldukça yüksek olduğu, büyük şehirlerde yaşamamıza rağmen sürekli kendimizi Crete'ye dönerken bulduğumuz bir yer. Birçok şarkımızı bu şehirde yaptık. Crete'den bize kalan çoğu anımız halen yaptığımız çoğu işte bize birer hediye olarak geri dönüyor kuşkusuz. NCM: Yunanistan'da işler pek yolunda gitmemeye başladığından bu yana, bizim de olaylara bakış açımız ve kendimizi ifade şeklimiz değişmeye başladı. Artık çevremizde olan bitenle daha fazla haşır neşir olmaya başladık. Oysa öncesinde bu durum daha çok kendi içsel konularımızla ilgiliydi. Ama halen neyin yüzeysel neyin derin konular olduğuna dair net cevapların var olduğunu gerçekten düşünmüyoruz. Müziğin, bir sanat biçimi olarak, bazı spesifik konulara yoğunlaşmasına gerekte yoktur aslında. Müzik kişinin kendi evrenindeki durumların sonucunda da ortaya çıkabilir ya da kişi çevresindeki sosyal konuları ele alarak da bir şeyler ortaya koyabilir. Sosyal konuların elbette ki yaratıcılık üzerinde etkisi bulunmaktadır ancak yaratıcılık farklı durumlarla da ortaya çıkabilir. Biri bir konu hakkında konuşurken, diğer bir kişi hiçbir konu hakkında konuşmak istemeyebilir ancak bu da bir konudur en nihayetinde. NCM: Müziği anlık olarak ifade edemeyiz sanırım, müzik sürekli devam eden bir gelişimin sonucudur. Müzikte yeni, geçmişte yapılan birikim ve gelişimlerin sonucunda ortaya çıkmıştır kuşkusuz. Müzisyenlerin kullandığı dijital unsurlar dinleyicinin ne hissedeceğini belirliyor sonuçta. Özellikle son dönemlerde dijital, müzikte var olan kısıtlamaları da ortadan kaldırdı. Bu sebeple, dijitalin önem kazandığı bu döneme, geçmişten pekte farklı bakmıyoruz. En nihayetinde, İş yine müzisyene düşüyor. Şu an yaptığımız müzik 70'lerde kulağa, olsa olsa yine post rock gibi gelirdi. NCM: Tam aksini düşünüyoruz sanırım. Bizce ekonomik durumlar yaratıcılığın önünde bir engel oluşturmuyor. Yunanistan'da tüm bu olanlar bir uyanışa da sebebiyet veriyor. Bu noktada, müzik kendimizi anlatma, bizim dışımızda yaşananlar ve bizim aramızda bir balans noktası bulmamıza da yardım sağlıyor. Yaşam her geçen gün daha da zorlaşırken, insanların gündelik ya da genel geçer tüketim alışkanlarından vazgeçerken, insanlar hayatları için daha anlamlı olabilecek şeylere bakıyor. Özellikle son yıllarda Yunanistan'da müzikal anlamda oldukça iyi işler ortaya çıktı. NCM: Açıkçası canlı performanslarımız için görsellerin bir gereklilik olduğunu düşünmüyoruz. Bizim performans sırasında tüm derdimiz, seyircinin bizim hikayemizi hissetmesini sağlamak. Görseller bu etkiyi -deneyimi- yaratmak için güçlü bir araç olduğu kadar, bazen bu etkiyi azaltmak için de güçlü bir araç haline dönüşebiliyor. Örnek vermek gerekirse, duyguları harekete geçirebilecek sağlam bir görsel, tamamen müziğin önüne geçebilir. Zaten genellikle bu işi pek becerdiğimiz de söylenemez. Bu zamana kadar müzik ve görselleri bir arada kullanmakta zorlandık. Bu sebeple müzik ve görsellerin birbirini tamamlamasının gerektiğini düşünüyoruz. Aslına bakarsanız, bazen doğru bir ışık ya da mekan çoğu şeyin önüne geçebilir. NCM: Aslına bakarsanız, ilk albüm çıktığında çoğu kişinin bizler hakkında pek bir fikri yoktu. O dönemde biz sadece albümün linkini ücretsiz olarak insanlarla paylaşmıştık. Sağolsun, insanlar da albümü indirmişler. İlk albümümüzün edinilmesi doğal olarak biraz sessiz ve biraz da yavaşça gerçekleşti. Albümün beğenilmesi, bizim için büyük bir sürpriz oldu. Valla, bu kadarını biz de beklemiyorduk. Albümün beğeni kazanması bizim için tarifi imkansız bir duyguydu. O süreçte kendimizi gerçekten çok iyi ve güçlü hissetmiştik. Aslına bakarsanız; ilk albüm popülerleşmeye başladığında, biz ikinci albüm üzerine çalışmaya başlamıştık bile. Rough Takes için gelen olumlu tepkiler, hem yeni albüm için beklentilerin artmasına hem de bizim ikinci albüm üzerine çıtayı biraz daha yükseltmemize sebebiyet verdi. Bu durum bize biraz da tarifi zor bir ivme kazandırdı. Sonuç olarak, yeni albümde elimizden gelenin de fazlasını en iyi şekilde yapmaya çalıştık. A1- The time we released Dream is destiny was No Clear Mind's most difficult period. The album was released because, at the time, we thought the band was going nowhere yet still wanted to at least share the music we created with everyone who would be interested, so it wouldn't go to waste. That's why the album was called rough takes, because it wasn't complete when we made it public. But ever since the album came out it's been really rewarding for us. We could have achieved a lot more, but we certainly don't feel underrated. So many people have embraced what we did, even if it was in such a rough form, and all that happened naturally, without any labels and corporations behind us, which is even more promising for the future. A2- We are always very open in experimenting with different sounds and styles, we consider them as tools in our disposal in order to express ourselves. Whatever we've done so far holds together by our belief in certain kind of melodies and the feelings they can create. Melody is the starting point of all our compositions. In our second album 'Mets' we've worked further more in our interpretation of post rock but at the same time in the studio we play around with pop, folk, ambient, whatever comes out naturally. We just decided to leave electronics behind for a while and focus on our expressiveness and live sound. Maybe the next album will be electronic again, who knows? We are influenced by a lot of artists, if we had to name a few it would be Manos Hadjidakis, Grizzly Bear, Radiohead, Pink Floyd, Caribou. A4- Crete is a very special place that just makes you feel like a human being ought to. It has this amazing quality of life, that we always find ourselves coming back too, even though we all now live in the big cities. A lot of songs where conceived in Crete and the openness and memories most of us carry from Crete are always present in what we do. A5- When things started getting bad in Greece our way of thinking and expression started changing. We wanted to speak more about what was going on around us. Before that, we introspected more on what was going on inside us. But there really are no rules as to what can be considered deep and what superficial. Music as an art form is not obligatory to focus on anything specific, as it can just exist in it's own universe or it can also address the social issues of it's time. Social conditions do indeed have an impact on creativity but this creativity can go either way, one would like to talk about the issue and another person would like to talk about anything else but the issue. A6- Music is not something you can examine momentarily. It is a continuous flow and whatever comes next is always made out of things that were before. The ways someone uses digital, determine what the listener will feel, especially now that digital has greatly overcome the restrictions it used to have, we see no reason to look differently this era from the other. It all comes down to the musicians. As for us, we kind of think that the music we play right now is post-rock as it would sound if it was conceived in the 70's. A7- The economic situation is not an obstacle for creativity, quite the contrary. All that is happening is an awakening and music helps us express and find balance this unrest. As things are becoming more and more difficult, people cast away their mainstream consumer habits and look out for something more meaningful. We've seen very good music coming out these years in Greece, making a living out of music has become almost impossible though. A8- We don't consider visuals a necessity in our live performances. We primarily expect from ourselves to perform in such a way that the audience will feel what we're trying to express. Visuals can enhance this experience but can might as well mess it up, as vision is such a strong sensation that is sometimes works against the sound. Whenever we've used visuals we try hard to blend them in with music in a way that they don't distract you, so that picture and sound complement each other. Sometimes the proper light and location is all it takes. A9- The truth is, not a lot of people knew us when the album came out, this happened slowly and silently, almost naturally. All we ever did was to share a link so people can freely download it and that's it. When we realized that a lot of people liked our music, we felt great awe, a feeling so strong we can't easily describe it, that took us by surprise. We where already working on the second album and what happened was to raise the bars and expectations, to try and do our best and then even more, it gave us an amazing momentum to work really hard and complete the album in the best way we could."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/roportaj-tayfun-polat-bagimsiz-muzik-sadece-tavirdir/", "text": "Resmi röportaj girişi goygoyunu yaptıktan sonra Tayfun Polat'ın kendi adıma önemini yazmak istiyorum. Şu an piyasada ne dönüyor ne bitiyor öğrenmek istiyorsanız ve Türkiye genelinde son çıkan adamakıllı grup bilgilerini arıyorsanız bu adamın eline bakmak durumunda kalıyorsunuz. Çünkü hiç kimse onun kadar yerli müzik takip etmiyor, etseler bile onun kadar üzerine düşünüp yazmıyorlar. Nereden buluyor bilmiyorum ama Soundcloud'da 3 kişi tarafından bile takip edilmeyen ama düzgün müzik yapan insanları bir şekilde bulup çıkartıyor, insanların beğenisine sunuyor. Kendisi Türkiye'nin John Peel'idir. Bu kadarı yeterli sanırım. Medya ve Indie konulu röportajımızı aşağıda yayınlıyoruz. Bir iki küçük imla yanlışı ve iki üç yanlış anlaşılma cümlesi dışında bir yerine dokunulmadı, saf olarak sizlere sunuldu. T. P: Anaakım iktisadi bir kelime. Anaakım medya da pazar ekonomisinin destekleyicisi. Oturmamış müzik sektörümüzde pek çok yalan yanlış uygulama var. Ama programı yapmaya başladığım 2011 yılında hala hakim pozisyondaydı müzik firmaları. Ve anaakım medya da doğal olarak bu ekonomiyi destekler haldeydi. Müzik firmalarının etkisi azalmış olsa da hala anaakım medyada yer bulamayan çok müzisyen var. Programın cingılı için kısacık bir tanım istediler o zaman. Bağımsız müzik çok spekülatif geldi. Bağımsız müzik üzerine çok yazdım, çizdim, tartışmalar yaptım; biliyorum ki bizde bağımsız müziğin herkesin kabul ettiği bir tarifi yok. Bağımsız müziğin son yıllardaki yükselişiyle birlikte daha geniş paydalarda katılımla bir tarif yapılabilir, ama yine de sübjektif olacaktır. Ben programın adını yerli koyarken bir şeyi tırnak içine aldım zaten. O tırnak yerli diye her şeyi de çalmayacağım demek. Sübjektif bir seçki zaten. Bunun yanına bir sübjektif sıfat daha koymak istemedim. Programın amacı zaten anaakım medyada seslerini duyuramayan müzisyenleri ve grupları duyurmak, tanıtmak. Ama anaakımın dışında kalanlar, salt medyada yer alamayanlar değil benim için. Keza programa anaakım medyanın da ilgi gösterdiği pek çok ismi davet ettim ya da çaldım. Burada benim bağımsız müzik tanımım devreye giriyor. Bana göre bağımsız müzik sadece tavırdır. Majör plak firmalarıyla çalışmak, sponsorlarla çalışmak, anaakım medyada haber değeri taşımak, popüler olmak, çok satmak... Bunların hiçbiri bir müzisyenin üretim sürecinde etkili olamaz, o müzisyen bağımsız müzik yapıyorsa. Ben bağımsızlığı salt üretim süreciyle sınırlıyorum. Sonrasında olacakları düşünerek müzik yaparsanız, plan yaparsanız, pazar için müzik yapıyorsunuz demektir bence. Oysa pazarın hiçbir refleksini kaale almadan müzik düşünüp, üretip, tamamen bağımsız kalıp pazarda var olabilirsiniz, anaakıma dahil olabilirsiniz. Bunun çok örneği de var zaten -ki bu anaakımı geliştirip zenginleştirir. Pazar, her zamanki refleksleriyle biraz popüler olmuş farklı bir sesi satmaya çalışacaktır. Onlarca kopyası ve yeni ürünüyle birlikte. Sadece müzik olarak da düşünmeden. Modası, telefonu, sineması, TV dizisi, reklamları... Sökün edip gelir gerisi. Ama müzisyeni bağlamaz bunlar. Anaakımın dışında kalanları bağlamaz. Kaldı ki, hiçbir plak firmasına, televizyonlara, kanaat önderlerinin kritiklerine, medyaya ihtiyaç kalınmayan bu günlerde, zaten ne oluyorsa ana akımın dışında oluyor. T. P: Dünya ölçeğinde etkinin azalması daha zamana yayılmış ve uzunca anlatılması gereken bir konu. Ama yine de esas kırılma 90'ların sonunda oldu. Napster ve mp3 indirme mevzusuyla. Korsan mevzusu yani. Fakat aradan geçen zamanda hızla yaşanan teknolojik gelişmeler iki büyük etki daha yarattı. Evde kayıt yapmanın kolaylaşması ile prodüksiyon maliyetlerinin düşüşü. Ve internet sayesinde müzisyenin hiçbir aracıya ihtiyacı kalmadan müziğini paylaşabilmesi, dinleyiciyle buluşabilmesi. Bir de artık albüm satmıyor. CD player üretilmiyor yahu. Her şey dijital download ve iTunes, YouTube, Spotify, Deezer vb. içerik sağlayıcıların ödediği telifler üzerinden gidiyor. Müzik firmaları da önden bir single yayınlayıp, satışına ve gördüğü ilgiye bakıp albüm çıkarıp çıkarmamaya karar veriyor. Albüm de önce dijital platformlarda çıkıyor. Oradaki satışlara göre CD basılıp basılmayacağına karar veriliyor. Basılan CD adedi de 1000 falan. Büyük büyük isimler için bile durum bu. Böyleyken, müzisyen niye bir firmayla anlaşsın? O dijital platformlarla kendisi anlaşabiliyor zaten. Ya da ufak bir label kurması yetiyor. Bizdeki durum ufak nüanslar yüzünden büyük farklılıklar gösteriyor. Lisanslama işini bir memlekette 5 ayrı meslek odası yürütür mü? Telif ödeyecekken bu firmaların her biriyle ayrı anlaşma yapmak zorunda misal müzik çalan mekanlar. Ve telifleri toplayan bu tekeller, üyeleri arasında eşit dağıtıyor bu telifleri. Bildiğim çok köklü bir gruptan arkadaşım dert yanmıştı, ki grubun tüm besteleri ve şarkı sözler kendisine ait, Albüm iki haftada 50 bin kere download edilmiş, meslek odası 1,5 lira telif yatırmış, diye. Diğer taraftan dijital alemde başları tutan firmalar muhatap bulamıyor karşısında telif ödemek için. Müzik firmalarıyla anlaşma yapıyor mecburen. Firmalar da hala duruma uyanamayan kişiler tarafından yönetildiğinden süper astronomik paralar istiyorlar. Sanki böyle bir piyasa var. Hesap çok basit, YouTube izlendikçe sana para ödeyecek. BEN KOSKOCAMAN X FİRMASIYIM dediğin için para ödemiyor, kaç kişi izlerse bir videoyu, o videonun sahibine para ödüyor. Yani ben Tayfun Polat olarak evimde oğlumun komikliklerini çekip, noterde tasdikleyip, bir şahıs firması kursam ve YouTube ile anlaşsam, video izlendikçe para kazanacağım. Hesap bu. Meselenin bizdeki bir diğer çarpık tarafı da şu, hala booking ajansları ve promoter'lar albümü olmayan gruba sahne vermiyorlar kolay kolay. O CD'yi basmak, kartvizit bastırmak yani. Hatır gönül ve eş dost dinamikleri devrede hala. Çok şükür, son dönem çıkan gençler bu dinamiklerin hiçbirine dahil olmadan sağladıkları başarılarla firmaları da, promoter'ları da, booking ajanlarını da ayaklarına getirebildiler. Örnekler her geçen gün artıyor. Artacak da. Tabii bir başka boyut daha var; dijital dünyada bir müzik dosyasıyla ya da klasörüyle ilişki kurma biçimiyle elinde tuttuğun bir cisimle ilişki kurma biçimi arasında dağlar kadar fark var. Bir harddisc'teki binlerce dosya arasından biriyle sadece müziği dinleyerek nasıl bir ilişki kurarsın? Dinlediğin albümün cover art'ına da sahip olsan bile? Oysa, kaset, CD, plak, beş duyuya birden hitap eder. Plak kokusu diye bir şey var yahu. O albümü almaya gittiğin gün olanları bile hatırlarsın eline aldığında. Plaktaki ses kalitesine falan hiç girmiyorum bile. Bu nedenle müzik firmaları var olacaklar. Nasıl yeniden kaset bile basılmaya başladıysa Avrupa'da, nasıl plağa büyük bir geri dönüş varsa, CD üretilmeye de devam edecek. İyi bir müzik dinleyicisi hangi albüme dijital olarak, hangisine diğer formatlarda sahip olmak istiyorsa seçimini yapacak. Dolayısıyla müzik firmaları da hep olacak. Ama eğilimleri ölçmekte böyle giderse hep geriden gelecekler. Müzisyen albüm satışından para kazanmıyor. Çok net. Daha çok konser yapması gerek. Bunun için de müzik firmasına ihtiyacı kalmadı açıkçası. Albümünü, üretimini dijital olarak yükler. Ses konusunda hassassa, ne yapar, ne eder plak için diretir. Plak ölmez çünkü. Majör firmaların bile plak basmaya geri döndüğü bir dönemdeyiz. Müzik firmasından albüm çıkartmanın yakın gelecekte böyle bir avantajı olmaya başlayabilir. Müzisyenin tek başına yapamadığı bir tek bu var çünkü. - Anaakım medyada müziği geçelim, kültür-sanat için ayrılan pay nedir? - Memleketin kültür-sanat politikası nedir? - Memlekette kaç tane ulusal gazetenin, müziği geçtim, kültür-sanat editörü var? - Memlekette kaç tane müzik yazarı var? Müzik kanallarının durumu ortada. Birkaç sene öncesine kadar ülkenin en çok izlenen müzik kanalında video klibinizin dönmesi için para ödemeniz gerekiyordu. Listelere girmek ya da liste başı olmak için ise misli misli para ödeniyordu. Şu anda bedelsiz klip yayınlıyorlarsa da ezbere devam ediyorlar. Memlekette şu an anaakım medyaya ait bir tane süreli müzik yayını yok. Hasbel kader bir gazetede müzik muhabirliği yapan sayılı gazetecilerin de çoğunun belli bir ezbere devam ettikleri ortada. Memlekette müzik kritiği yapabilen gazeteci neredeyse yok. Müzik yazarlarına ise anaakım medyada pek yer yok. En fazla hafta sonu ekleri. Müzik yazarı çok şanslıysa, haftada bir yazı yazacak anaakım medyaya. Onda da kendi beğenileri ve bilgisi dahilinde yazıyor, normal olarak. Aslında anaakım medya ilgisiz değil. Anaakım medyada yer yok bu gruplara / müzisyenlere. Bildiğin anlamda yer yok. Bir tek, anaakım medya yan kuruluşu dahi olsa radyolarda yer bulabiliyorlar. Orada çünkü ciddi bir içerik temini gerek. Ve biraz öne çıkan, ilgi gören bir bağımsız müzisyen, grup, radyoda kendine yer bulabilir. Gelelim bağımsız medyaya. Buradan kastım bir sermaye grubuna bağlı olmadan ayakta kalmaya çalışanlar. Açıkçası bu alanda çalışan arkadaşlar ellerinden geldiğince ve bilgileri, birikimleri kadarıyla destek oluyorlar. Gazete, dergi, radyo, TV, haber portalı, fanzin, web sitesi vb. Olan bitene sadece sermaye ve tüketim gözlüğüyle bakmadıklarından, diledikleri, keşfettikleri, beğendikleri müzisynlere destek oluyorlar. Ama sonuçta kitleleri belli. Çünkü çok basit. Bu grupların / müzisyenlerin hitap ettiği dinleyici kitlesi gazete okumuyor, televizyon izlemiyor. Ama hepsi internet kullanıcısı. Ve bu anlamda hepsi müzisyenlere eşit mesafedeler. Dolayısıyla bu gençlere anaakımın ilgi göstermemesi onların umurlarında değil. T. P: 10 sene önce, internette şimdikine göre bir hayli kısıtlı bir paylaşım olanağı vardı. Ama vardı. MySpace vardı. Dünya çapında yıldızlar çıktı MySpace'den. Bizdeki gruplar dünya ölçeğinde bilinirliklerini arttıramadılar, ama dünya üzerine yayılmış bir dinleyici kitlesi edinme şansı buldular en azından. Bunun da realitede ya da ekonomik anlamda bir geri dönüşümü olmadı gruplara. MySpace'in son dönemine yetişmiş Büyük Ev Ablukada, bizde bu mecrada fark edilip başarıya ulaşmış tek örnek. Ama onların hikayesi çok farklı. Şöyle örnekleyelim, Ayyuka şu an memleketteki kalburüstü müzik yapan gruplardan biri. 8 sene önce ilk albümlerini çıkarttılar. İlk albümün çıkma koşulları ve sonrasında ortadaki müzikalitenin hak ettiği ilgiyi bulamaması, onları niş müzik yapan bir grup pozisyonuna soktu. Bir duralama dönemi geldi ardından. Uzun süre sonra da peş peşe iki albüm daha çıkarttılar. Ayyuka'nın şu andaki takipçi kitlesi o zamandaki kitlesi üzerine sayıca çok artmadı. Hala bilen biliyor modelinde bir grup. Ama üç yıl önce kurulmuş bir grup, misal Kaç Canım Kalmış, Ayyuka'dan daha fazla dinleyici kitlesine ulaşabiliyor. Buradaki fark müzikalite değil. Son on yılda gelen sayıca çok fazla, interneti yemek gibi, su gibi, bir ihtiyaç olarak kullanan genç müzik dinleyicisi ve bu yeni dinleyicinin müzikal beğenileri. Bu çok kapsamlı bir inceleme gerektiren mevzu. Ayrıca soru da bu değil. Ama durum bu. 10 sene önceki abiler/ablalar, bir kere her şeyden önce çok daha sofistike müzik yapıyorlardı. Deniyorlardı. Çok kapalı bir devrede, çok kapalı bir sahnede, kendi kitlelerini oluşturdular. Çala çala ve deneye deneye. O zaman yayımlanmakta olan birkaç müzik dergisi ve birkaç ulusal yayının hafta sonu ekinde de kendilerine yer buldular. Bulmaları da gerekiyordu, çünkü başka müzik yoktu. Ama ulusal yayın yapan televizyon kanalları ya da da radyo istasyonlarında yer alamadılar. Bir önceki soruda anlattığım sebeplerden. Pop müzik hala geçer akçeydi, dinleyicisi vardı. Birkaç müzik kanalındaki özel programlar ve birkaç bağımsız radyo kanalı daha, yer alabilecekleri yerler bunlarla sınırlıydı. Buralarda seslerini duyurabildiler. Bir parantez; anaakım medya da, plak firmaları da, organizasyon firmaları da, mekanlar da bağımsız müziği fark etmek zorunda kaldı son 5 yılda. Kafasına göre müzik yaparak büyük dinleyici kitlelerine ulaşabilen bu kadar müzisyen varken, bunu ekonomiye çevirmek farzdır. Sisteme ve pazara dahil etmek. Ama henüz '90'lardaki gibi fabrikasyon bir üretime geçemediler. Muhtemelen de geçemeyecekler, çünkü bu gençlerin kafası öyle çalışmıyor. İhtiyaçları yok bu sisteme girmeye. Müziklerini talep eden bir dinleyici kitleleri var zaten. Haa, birkaç enteresan laf edeyim, ilginç bir isim bulayım, iki akor basar ben de yaparım bu müziği diyenler pıtırak gibi çoğalmaya başladı tabii. Ama yetenek başka bir şey. Ama internetten önce bağımsız müzik nasıldı sorusuna yanıt vermek için '90'lara dönmek gerekir. Ve yanıt tek cümleyle verilebilir; çok zordu. Albüm yapmak imkansız gibi bir şeydi. Birkaç firma dışında bağımsız müzisyenlere albüm yapan yoktu. Onların da işi yürütebilmek için başka albümler de yapması gerekiyordu, ve pek çok müzik grubuna / müzisyene sıra gelmedi. Çok iyi gruplar var albüm yapamamış. Sayısal olarak çok az grubun kaydı kaldı bugünlere. Ama sayısal olarak da şimdiye göre çok çok az grup / müzisyen vardı zaten. Kayıt imkanlarının kolaylaşması müzik yapmayı çok kolaylaştırdı. Bu da üretim parabolünün son 5-10 yılda büyük bir hızla yukarı yükselmesine neden oldu. Albüm çıkartmayı başaranlar, video klip de çekmek zorundaydı, ki televizyonda görülsün. TRT ve bir iki müzik kanalındaki özel programlar haricinde zaten yayınlatamazlardı kliplerini. Konser sayısı da çok azdı. Dolayısıyla, yalnızca albüm yapmayı başaranlar kalıcı oldular. Sadece müzikleriyle seslerini duyurdular ve bir kitle edinebildiler. T. P: Bu demin çok kapsamlı bir inceleme gerektiren dediğim mevzu aslında. Kısaca anlatmaya çalışayım, burada yazacaklarımı etkileyen pek çok dinamiği eksiltmeye çalışarak; yanıtın Türk müziğiyle alakası yok. '90'ların ortasında müzikte bir amalgamlaşma yaşandı. Türler birbirine girdi. Post-Rock'un ortaya çıkışı ve elektronik müziğin yükselişiyle bağımsız müzikte şarkı formu yerle bir oldu. Bu bir yapıbozumdan ziyade harmanlama aslında. 2000'lere girildiğinde müzikal anlamda yeni bir öneri yoktu ortamda. Dolayısıyla Post-Punk Revival, Alt., Country, Neo-Psychedelia gibi belli müzikal mirasların devamı türler ve retro gruplar ortaya çıktı. Genel anlamıyla rock müzikte lo-fi estetiği ve müziğin ilerleyen yanının sürdüğünü gördüğümüz Post-Rock üst başlığı, elektronik müzikte de IDM, Glitch gibi soyut ve sınırda türler dışında müzikte yeninin peşine düşen pek bir yol yoktu. 2000'lerin başında bizim bağımsız müzik sahnemizde de baskın olan türlerin elektronik müzik ve Post-Rock olması gayet normal dolayısıyla. Ki Napster'dan itibaren dünyada olan biten müziğe ulaşmanın da artık çok kolay olduğunu düşünürsek... Sofistikeden kastım bu. Tüm dünyada eşzamanlı olarak bir yenilik arayışı var. 2000'lerin ortasına gelindiğinde ise bağımsız müzik özelinde söz müziğine ve şarkı formuna bir geri dönüş görülüyor dünyada. Dinleyici müzikte kendiyle özdeşleştirebileceği bir hikaye duymak istiyor özetle. Yeni ozanlar ortaya çıkıyor dünyada. Son yıllarda Orta Amerika'lı Indie'ciler, Avustralya'lı psikodelikler de müziklerine işlemeye başladılar hikayeleri. Biz nasıl 90'ların ortasındaki kırılmayı 2000'lerin başında yaşadıysak bu söze geri dönüşü de son beş yıldır yaşıyoruz. Genç kuşaktan çok yetenekli söz yazarları çıkıyor. Söz müziğinde gitar hakimiyeti belirleyici dünyada. Bizde de karşılığında Cihan Mürtezaoğlu, Selim Saraçoğlu gibi isimler çıkıyor. Dünyada Indie sahnesinde Grizzly Bear varsa, bizde de Can Güngör var. Biraz geriden takip ediyoruz ama arayı da kapatıyoruz. Ama daha önceden bahsettiğim son 10 yılda sayıları çok fazla artan genç internet kullanıcıları, müzik ararken, daha kolay dinlenebilir, kelime oyunları ya da hınzırlıklarla söz yazan müzikleri daha kolay alıyor. Anlatılan hikaye ile kendini daha rahat özdeşleştirebiliyor. Dolayısıyla bu işi iyi kotaran grupların daha fazla dinleyicisi oluyor. Burada söz konusu olan müzikal kalite farklılığı değil. Her türün kendi alıcısı var. İyi olan öne çıkıyor. Ama günümüzde bağımsız müziği takip eden genç dinleyicilerin sözsüz müziği tercih etmedikleri de aşikar. Bizde dünyadan farklı olarak ortaya çıkan tek durum şu; çoğunluğu Bilgi Üniversitesi'nde ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nde yetişmiş çok sağlam bir caz müzisyeni kuşağımız var. Ve harika işler ortaya çıkartıyorlar. T. P: OK, iki taraflı bir yanıt vereceğim. İlki, yine dünyada yaşanan değişikliklere paralel. Sistem sıkışmış durumda. Ve bunun sancılarını yaşıyor. İleri kapitalizm, neo-liberal ekonomi, kalkınmacı ekonomi... Nasıl ifade edersek edelim sınırlarına dayanmış durumda. Ama ne olursa olsun, kendine yeni pazarlar, yeni stratejiler ve yeni tahakküm alanları bulmak konusunda mahir bir yapıdan bahsediyoruz. Yeni medya da elindeki en büyük potansiyel oyun aracı. Sistem tüketimi teşvik etmek zorunda. Şu anda da en büyük pazar dijital ürünler. Bağımsız müzik alemini bunun dışında tutamayız. Dijital müzik, maliyetleri de düşünüldüğünde her zaman pazarda büyük payı alacaktır. Ama sistem yarattığı elitlerine ve hatta orta sınıfa da hayaller, zevkler, mutluluklar satmak zorunda. Bu nedenle plak yakın gelecekte belirli bir zümre için satışı yükselen bir ürün olacak bana göre. Hatta kasete bile geri dönüş var. CD'nin bozuluyor olmasını ve ses kalitesini koruyamamasını tüm dünya deneyimledi. Çok daha az CD üretilecek. Diğer taraftan, kültür ekonomisi ve eğlence sektörü de sistemin mutsuzlaştırdığı ve çaresizleştirdiği bireyler için pazarlanıp satılabilecek bir başka avuntu. Dolayısıyla konserler, festivaller, içki içilen mekanlar ve bu mekanlarda çalan müzik hep olacak. Bilfiil orada bulunamayacaklar ya da parası yetmeyenler için de daha ucuza online konserler, şovlar olacak. Tabii bunun internet TV ayağı da olmak zorunda. Dijital alemde, daha önce bahsettiğim metanın soyutluğu nedeniyle bir ses dosyasıyla ilişki kurmanın kısıtlılığı sorununa karşı, görsel içerik, video öne çıkıyor. Bu çok gelişecek bir başka pazar. Düşündükçe başka birçok mecranın öne çıkacağını öngörebiliriz. İşte bu durumda, bağımsız müzisyenler için büyük fırsatlar var. Sistem yeni parametreleri devreye sokarken, internetin getirdiği eşitlik nedeniyle, bağımsız müzisyenlere hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan bu sistem içerisinde kendini ifade etme şansı tanıyor. Zaten yukarıda anlattım; kendi kaydını yap, video ya da görsel içeriğini üret, bağımsız radyonu ya da internet TV'ni kur, sosyal medya ile insanlara ulaş ve konser talebi oluştur. Zaten sadece konserden para kazanıyordun, şimdi dijital download ve dinleme, video izlenmesi gibi akmasa da damlayacak ve senin müziğini bağımsız bir biçimde üretmenin devamlılığını sağlayacak bir ekonomiyi oluşturma şansın var. Konu buraya gelince, gelelim yanıtın ikinci tarafına. Ki benim esas önemsediğim ve potansiyel gördüğüm taraf bu. Bağımsız müzik karşı kültüre dahildir. Mevcut kültür politikalarını, hegemonyayı kırıp dağıtacak yeni bir dile hiç bu kadar ihtiyaç duymamıştık. Büyük bir baskı var müzik sektörüne, kültür sektörüne. Aynı zamanda da kemikleşmiş bir kast sistemi var. Sadece müzik olarak söylemiyorum. Yapı öyle bir kemikleşmiş, köşe başlarını tutmuş ve statükocu haliyle hareket edemez hale gelmiş ki; bahsettim zaten, güncelin getirdiği yenilikleri fark etmesi bile yıllar alıyor. Hala arkaik reflekslerle tepki veriyor ve olan biteni anlayamıyor. Sadece politik kültürel hegemonyadan bahsetmiyorum. Uğraşılması gereken bir de böyle yapı var. Bu yapının tasfiye edilmesi gerekiyor. Zaten yıllar içinde katman katman oluşturdukları zeminin sarsılmasını yaşıyorlar yaşanan gelişmelerle. Ve mevcut yönetimden bağımsız olarak yüzlerce yılda oluşturulmuş kültürel hegemonya karşısında yeni bir kültürel hareket başlaması kaçınılmaz olan. Ki zaten başladı, mevcut yönetime burada hakkını teslim edelim, son 10 yıldaki icraatlarıyla ve baskıyı zirveye taşımasıyla toplumun büyük bir kesimini uyandırdı. Burada bağımsız müziğe büyük bir iş düşüyor. Çünkü yakaladığı ivme ile gündelik olana dair algıları değiştirebilecek ve popüler kültürü etkileyebilecek en büyük potansiyel müzikte. Azımsanmayacak büyüklükte bir kitleye hitap ediyor ve etkiliyor. Ayrıca kültürel kast sistemini ve müzik sektörünün kemikleşmiş yapısına zaten büyük bir taarruzu var bağımsız müziğin. Kültürel hegemonyayı yıkmak birden olacak iş değil. Ama zaten mücadele de günlük değil. Bağımsız müzik sadece şarkı sözlerinde kullandığı dil ile değil, kendini topluma ifade ederken seçeceği dil ve tavırla hegemonyanın diline karşı çok fazla algıyı etkileyebilir, etkiliyor. Sadece baskı rejiminin uygulamaları ve şiddete karşı algıdan bahsetmiyorum. Beğenerek dinlediği ve sosyal medya'dan takip ettiği müzisyenin Onur Yürüyüşü'ndeki fotoğraflarını gören homofobik bir genci düşünmekten bahsediyorum. Demin de dedim, dayanışma ve kolektivite eksikliği bir sorun. Buna kafa yorarsak, bir araya gelirsek, benim öngörüm, bağımsız müzik tarihi bir işleve sahip. Ve kültürel hegemonyanın kırılması ve değişiminde en büyük aktörlerden biri olacak. Bunu da yine yeni medyayı kullanarak yapacak tabii ki."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/royal-blooddan-yeni-tekliyle-beraber-album-mujdesi/", "text": "İngiliz rock duo'su Royal Blood, yeni albüm hazırlıklarında olduklarını yeni bir tekli yayınlayarak açıkladı. Royal Blood'ın yeni teklisi Typhoons, ilk kez BBC Radio 1'deki Annie Mac'in Hottest Record In The World programında yayınlandı. Duo aynı zamanda tekliyle aynı ismi taşıyan Typhoons isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Duo, 30 Nisan'da Warner aracılığıyla çıkacak olan albümden daha önce Trouble's Coming adlı teklisini yayınlamıştı. Duo'nun üçüncü albümü olacak Typhoons'un parça listesine ve yeni Typhoons teklisine aşağıdan ulaşabilirisiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/royksopp-muzige-profound-mysteries-ile-donuyor/", "text": "Röyksopp, Alison Goldfrapp'ın da yer aldığı Impossible'ın piyasaya sürülmesiyle birlikte yeni albümü Profound Mysteries'i hayranlarının heyecanına sundu. 2014'te The Inevitable End ile müzikal yolculuğuna son verdiğini açıklayan Röyksopp, bir albüme oldukça benzeyen bir projeyi yayınlamaya hazırlandıklarını duyurdu. The Ladder ve Ashes ile müzikal anlamda oldukça kalabalık bir yeni yıl geçiren bu ikilinin, 2014'te verdiği müzik yapmaya kararının zamanının dolduğunu hissedebiliyoruz. Yeni albümleri için bir de websitesi hazırlayan Röyksopp'un yeni projesini merakla bekliyoruz. Profound Mysteries, 29 Nisan 2022'de PIAS iş birliğiyle Dog Triumph etiketiyle yayında olacak! Röyksopp'un en güncel sound'unu duymak için sizi Alison Goldfrapp ile yaptıkları iş birliğini dinlemeye davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/royksopp-yeni-teklisi-ile-dans-pistlerine-giris-yapmaya-hazirlaniyor/", "text": "2014'te müziğe ara verdiğini açıklayan Röyksopp, yeni teklisi This Time, This Place ile dans pistlerinin vazgeçilmez adayı olmaya hazırlanıyor. The Inevitable End albümlerinin ardından birlikte müzik yapmaya söz verip ayrılan Svein Berge ve Torbjorn Brundtland, geleneksel albüm formatının dışında bir proje ile müziğe dönüyor. Profound Mysteries albümünün geri sayımını başlatan ikili, yeni albümlerinden ilk tekli olan Impossible'ın ardından yeni teklileri This Time, This Place ile yeni albümlerinin nasıl olacağına dair ipucu vermekten çekinmiyor. 29 Nisan'da yayınlanacak olan Profound Mysteries'ten önce This Time, This Place'i dinlemek için aşağıdaki linklerden yararlanabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/rtukten-spotifya-lisans-basvuru-uyarisi-geldi/", "text": "Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Spotify ve FOXplay'i lisans başvurusu yapmazlarsa, yayınlarına erişim engeli gelebileceğine dair uyardı. Anadolu Ajansı'nın haberine göre, internet radyo ve televizyonların RTÜK denetimine tabi olmasının ardından Netflix, Amazon Prime Video, Mubi gibi pek çok yayıncı kuruluş Üst Kurul'a lisans başvurusunda bulunarak süreçlerini başlatırken, bazı kuruluşlar ise başvuru yapmakta gecikti. Üst Kurul, İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının incelemeleri neticesinde Spotify, FOXplay, Paylaş FM, Medyaport TV lisanssız yayın yaptığını belirterek, duyurudan sonra lisans başvurusu yapmayanların 72 saat içerisinde yayınlarına son vermesi gerektiğini açıkladı. Ayrıca Üst Kurul, duyuruda belirtilen süre içerisinde ilave 3 aylık yayın lisansı ücretini peşin ödemeleri fakat internet ortamından yayın lisansı verilmesi işlemlerinin tamamlanamaması durumunda, ilgili yayıncıların bir 3 ay daha yayın hizmetlerini sunabileceklerini bildirdi. Başvuru yapmamaları durumunda, RTÜK yasa gereği ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunacak ve sulh ceza hakimliğinden ilgili yayın kuruluşları için erişim engeli isteyecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/russian-circles-yeni-sarki-blood-year-arluck/", "text": "Chicago'lu post-rock üçlüsü Russian Circles, yeni stüdyo albümü Blood Year'ı yayınladığı Arluck ismindeki yeni şarkısı ile birlikte duyurdu. Russian Circles'ın 2 Ağustos'ta yayınlayacağını açıkladığı yedinci stüdyo albümü Blood Year'dan ilk parça olarak Arluck geldi. Grubun 2016 yılında yayınladığı Guidance albümü sonrasında yayınlayacağı ilk stüdyo albüm olan Blood Year, aynı zamanda Amerikalı metalcore grubu Converge'in de gitaristi Kurt Ballou prodüktörlüğünde kaydedildi. Albüm, son üç albümde olduğu gibi yine Sargent House etiketiyle yayınlanacak. Yedi parçadan oluşacak yeni albümün şarkı listesi ve yayınlanan ilk şarkı Arluck hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-balconytv-ankara/", "text": "Teşekkürler, gerçekten çok heyecanlı ve bir o kadar da mutluyuz. Biliyorsun BalconyTV bir yıldır İstanbul'da yayınlanıyor. Bu deneyim bizim için oldukça öğretici ve güzel geçiyor. Zaten Ankara'dan çok fazla talep aldık bu bir yıl içerisinde, dolayısı ile aslında Ankara'da çekim yapma fikrimiz en başından beri vardı ama doğru zamanı bekledik. Kafamızdaki niyet Ankara çekimlerini tamamen Ankara'lı gruplarla yapmaktı. Çünkü biliyorsun gerçekten çok iyi gruplar çıkıyor Ankara'dan. Ama nicelik anlamında bunun BalconyTV'nin akışını ne kadar süreyle doldurabileceğinden emin değildik. Bu geçen sürede konuştuğumuz gruplardan, şehir partnerlerimizden aldığımız bilgiler sonucunda, bu konuda istikrar sağlayacak kadar yoğun bir ortam olduğuna ikna olduk ve haydi dedik, başlayalım! Oldukça güzel. İlk çekimlerde bile önümüze gelen liste ilk 6 ayımızı dolduracak kadar yoğundu. Tabi biz her çekime belirli sayıda grup davet edebiliyoruz. Ama tam da düşündüğümüz yönde ilerliyor. İstanbul'da görece biraz daha kolay işimiz çünkü çok fazla bu tarz isimler geliyor. Ayrıca uluslararası isimlerde en büyük desteğimiz İstanbul'da işbirliği içerisinde olduğumuz kurumlardan geliyor: Salon İKSV, Stage Art, Nea, Vera gibi... Tabi ki Ankara'da bu tip organizasyonları yapan kurumların desteği olursa, biz seve seve BalconyTV Ankara'da bu isimlere yer veririz. Aynı şey İstanbul'da konuk aldığınız Jehan Barbur, Ceyl'an Ertem, Elif Çağlar, Ege Çubukçu gibi isimler için de geçerli mi? Çünkü bu isimler Ankara'daki IF, Noxus gibi önemli mekanlara da düzenli olarak geliyorlar. Evet, geçerli. BalconyTV Ankara'da yerel gruplar önceliğimiz olsa da, tüm bu saydığınız isimleri Ankara'da konuk etmemiz mekanların işbirliği ile gayet mümkün. Katılım şartı derken, bestesi olan herkese açığız. Cover kabul edemiyoruz maalesef. Müzik türü olarak da bir ayrım gözetmiyoruz. Aslında aynı İstanbul'da olduğu gibi çeşitliliği seviyor ve önemsiyoruz. Biraz daha açacak olursam, türkü söyleyen de, caz, hip hop, rock yapan da, indie yapan da BalconyTV Ankara'da yer alabilir. Albümü ya da single'ı olması da şart değil. Kendi şarkılarını üretiyor olması yeterli. Bize ulaşmalarının en sağlıklı yolu da şarkılarının linklerini bize ankara@balconytv. com adresine email olarak göndermeleri. Aslında dünyadaki BalconyTV şehirleri arasında bunu yapan şehirler var. Ankara'da bu iyi bir fikir gibi duruyor. İlk çekimden sonra bunu deneme kararı aldık. İstanbul'da çekim yaptığımız yer bir okul olduğu için bu çok mümkün olamıyor ama Ankara'da bir sonraki çekim seyircili olacak. Zaten sosyal medyadan duyururuz, takipte kalmaları yeterli. Etkinlik biraz daha zor bir iş. İstanbul'da bunun çalışmalarına başladık. Ama kafamızdaki biraz daha farklı bir konsept. Yani birkaç isimli, bilet satılan bir konser gecesi gibi değil de, BalconyTV'nin çekimlerinin canlı versiyonu gibi olsun istiyoruz. Bir anlamda seyircinin şahit olduğu, sanatçının session mantığıyla performans gösterdiği bir gece olacak. Asıl işimizden yani session çekmekten uzaklaşmadan, BalconyTV konseptini bir geceliğine de olsa bir mekana taşıyabileceğimiz bir etkinlik var kafamızda. Aynı durum tabi ki Ankara için de geçerli. Etkinlikler oturduktan sonra neden olmasın. Çünkü BalconyTV'nin global networkündeki isimlere ulaşmamız çok kolay ve Türkiye'ye gelmek için bize başvuran çok isim var. Burda önemli nokta, yine etkinlik mantığında olduğu gibi, işimizin doğasına aykırı bir adım atmamak. Tabi festival büyük çaplı bir organizasyon, bu konuda işi organizasyon olan firmalarla ortaklaşa yapılabilir. Yoksa benim festival organizatörlüğüne geçme niyetim yok. Hayat görüşüm de böyle aslında, bana göre herkes bildiği ve iyi olduğu işi yapmalı. Hayır, ben on yıldır medya sektöründeyim. Çekim setlerinde çalıştım, kurgu yaptım, montaj yaptım, kamera kullandım, fotoğraf çektim, yayın akışı planladığım da oldu, asistanlık yapıp sette ışık tuttuğum da. Yeri geldi proje de ürettim. Özetle her seviyede bir deneyimim var ki bir medya kanalında işin mutfağında olan herkese tanıdık gelir bu hikaye. Bizim sektörün doğasında vardır yani. Bana soracak olursan, herkesin her konuya gereğinden fazla ve özellikle de deneyimi olmadan atlaması sektörün temel problemi Türkiye'de. Bir noktada insanların kendi işlerinin ve çalışma konularının farkında olmaları ve alanları dışındaki işleri bilenlere delege etmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Tüm bunlardan sonra zaten severek takip ettiğim sessionlardan olan BalconyTV'nin yapımcılığını üstlenmek oldukça kolay oldu benim için. Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-coop-herkese-sirayet-eden-kolektif-ruh/", "text": "Uzun yıllardır kendi içinde yarattığı kült duruşuyla Suriye Pasajı'nda varlığını sürdüren COOP ekibi bu sene aynı yerin bir alt katını da bünyesine katarak canlı müzik sahnesini bizlerle buluşturmaya karar verdi. 14 Ekim tarihi itibariyle kapılarını açacak olan COOP ekibiyle, COOP'u derinlemesine tanıyabilmek adına bir röportaj gerçekleştirdik. Canlı müzik sahneleri bizim için her zaman heyecan verici olmuştur. Özellikle yerli gruplara sağlayacağı faydayı göz önünde tuttuğumuzda hassasiyetimiz katlanıyor. Bizde bu düşünceyle COOP ekibine sorular yönelttik ve cevaplar almaya çalıştık. Samimiyet ve paylaşımları için COOP ekibine teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz. Unutmadan, yerli müzik gruplarımıza da hiçbir kaygı taşımadan sahne vermelerini temenni ediyoruz. COOP'un kült bir duruşu olması ya da olduğunun varsayılması bu duruşun gerçekten sadece mekana dokunanlarca biliniyor ve hissediliyor olmasından değil aynı zamanda bu kişilerin varlığıyla hayat bulmasından kaynaklanıyor. Bu durum tabi ki belli bir mahremiyeti beraberinde getiriyor. Fakat bu, COOP'ta anlatmaktan kaçınacağımız türden şeyler yaşanıyor anlamına gelmiyor. Şu anlama geliyor; kişi yaşayarak ve deneyimleyerek bir parçası olmadığı zaman ortaya çıkan enerji ve insani boyutu, müzikle ve mekanla yaşanan etkileşimleri hakkını vererek ifade etmek çok güç. Müziğin ve dansın ortak bilinci ve hissiyatları harekete geçirdiği bazı anlara tanık olmak ne kadar paha biçilmezse de tarifi bir o kadar zor. Bunun gerçekleşmesini sağlayan bir duruştan ise çok net olarak bahsedebiliriz. O da inandığımız müzikler, inandığımız insani değerler ve inandığımız duygular üzerinde yoğunlaşmamız ve DJ'inden çalışanına, müdaviminden misafirine herkese sirayet eden kolektif ruhu en azından kendi açımızdan talep etmemiz. COOP olarak kendimizden ve dokunduğumuz insanlardan müzikal ve tavırsal taleplerimiz var, belki de bu talepkarlık yatıyordur bahsedilen duruşun altında. Genelde duygusal kararlar alarak, kendimizi akılcı davrandığımıza ikna etmeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar ticari akla ters düşecek birçok karar verdik, ya da bize öyle yaptığımız söylendi, fakat bunun bize getirdiği artı ve eksileri net olarak hesaplamak o kadar kolay değil. Kağıt üzerinde eksi getirmiş olabilecek çoğu kararın bize kattığı artıları ve artı değeri birçok kez yaşayarak gördük. Esasen, bir karar aşamasına geldiğimizde aslında o kararı ilkelerimiz, sezgilerimiz ve hislerimiz aracılığıyla çoktan almış olduğumuzu görüyor ve sabrederek kararımızın arkasında duruyoruz. COOP'u gizliden gizliye ayakta tuttuğunu ve insanların hayranlık beslediğini düşündüğünüz duruşta ve düşüncede, buna bağlı olarak da müzikal tercihlerimizde tabi ki ısrarcı olacağız. Sergilediğimiz duruş herkesten önce bizim içimize sinmeli ve herkesten önce biz yapacağımız konser için heyecan duymalıyız. Tabi buna ek olarak sunacağımız hizmetin ve deneyimin kalitesi de bizim için oldukça önemli. Ticari ya da popüler bir formülü takip etmekten çok içimizden geçeni ortaya koymaya uğraşıyoruz. Bununla birlikte, COOP'u daha geniş kitlelerle tanıştırmak, daha fazla kişiye COOP deneyimini yaşatmak, ortak deneyimlerimizi zenginleştirip ufkumuzu açmak ve sahnemizde değerli müzisyenleri ağırlayabilmek adına çeşitliliğe önem veriyor olacağız. COOP, kendisini güç ve iktidar oyunlarının dışında ama kararlı ve ilkeli bir noktada konumlandırıyor. Her mekan gibi COOP da insanlara fiziki bir yapının yanı sıra kendine özgü bir atmosfer ve varoluş alanı sağlıyor. Müzisyen, dinleyici ya da ekipten fark etmez, herkesi COOP'un kendine has samimi, güvenli, eğlenceli ve özgürleştirici atmosferinin; dayanışmacı ve kucaklayıcı ruhunun ve emsalsiz bir müzik ayininin bir parçası olmaya ve bu saydığımız özelliklerine katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Temasta olduğumuz, tarih aldığımız, duyurmak için can attığımız gruplar olsa da Kasım'dan sonrası şimdiden çok fazla isim telaffuz etmemeyi tercih ederiz. Hem yavaş yavaş duyurmanın heyecanını yaşayalım hem de kağıt üzerinde kalan son prosedürleri tamamlayalım istiyoruz. Fakat Ekim ve Kasım aylarından verebileceğimiz örnekler bizleri ne tür konserlerin beklediğine dair ufak bir ipucu olabilir. Ekim ayında Tarwater, Mop Mop, ilk kez beraber sahne alacak Seyyal Taner ve Kurtalan Ekspres konserleri kaçırılmayacak cinsten. Ayyuka'dan sonra kabine geçecek olan Jay Dobis'in DJ seti ise hepimiz için ders niteliğinde olacaktır. Kasım ayında 90'larda azılı birer müzik dinleyicisi olan herkesin tüylerini diken diken edeceğini düşündüğümüz Senser konseri var. Ayrıca, Sziget tayfasının favorilerinden Wattican Punk Ballet ve son dönemin gözde indie gruplarından Erotic Market de COOP sahnesinde olacak. Bu üç konser de grupların Türkiye'deki ilk konserleri olacak. Yine Kasım ayında yerli sahneden Kesmeşeker konserini ve Noiseist Label Night'ı da buradan duyurmuş olalım. Teknik ekibimizin gayreti ve ekipmanlarımızla elimizdeki imkanlar dahilinde herkesi memnun edeceğine inandığımız bir sistem kurduk. Mekanın akustiğini ideal hale getirmek için ekstra mesai ve para harcadık. Zamanla ve yaşayarak bunu sürekli daha da ileri götürmek için gerekli gördüğümüz her adımı atacağız. Kendimiz ve temas ettiğimiz herkes için kolektif bir varoluş alanının oluşmasını sağlamak öncelikli hedeflerimiz ve temennilerimizden. Fakat adı üzerinde, kolektif alan tek taraflı bir sunumla değil aktif ortak katılımla oluşan bir şey. Indie sahnesi bizim için müzikal bir türden çok bir tavır ve duruşa işaret ediyor, bu anlamda bir kolektif varoluşu sağlamak adına kendi payımıza düşenleri yapmak en büyük motivasyonlarımızdan. Müzisyenlere fiziksel bir sahne sunmanın ötesine geçip onlara saygı duyan, güvenli, konforlu ve doyurucu bir konser deneyimi yaşamalarını sağlayan, dayanışma ve dostluk ruhuyla onları kucaklayan bir mekan olarak anılmayı istiyoruz. Müziğin ve dansın büyüsünü, aşkınlaştırıcı ve sağaltıcı gücünü daha geniş bir kitleyle paylaşmayı, müzisyeni de dinleyiciyi de mutlu edecek bir konser atmosferi sağlamayı, kolektif bir varoluş ve nefes alanı açmayı ve tüm bunların uzun soluklu olmasını hedefliyoruz. - Adres: Asmalı mescid mahallesi İstiklal Caddesi, Suriye pasajı No: 166 /10 Beyoğlu, 34430 İstanbul - Facebook: https://www. facebook. com/coopbar - Twitter: https://twitter. com/coopbar - Instagram: https://instagram. com/coopbar - Biletix: http://www. biletix. com/mekan/OE/TURKIYE/tr"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-dalganabak/", "text": "İsmini Sadri Alışık'ın Ofsayt Osman filmindeki gariban ve delikanlı sokak insanının, hayatta ters giden şeylerin karşısında göbek atıp eğlenebilmesi ile Dalgana bak diyebilmesi ile bilinen bu karakterin felsefesinden almıştır. Herkesin ve her rengin geçtiği yer olan sokak ise hikayemizin tam olarak başladığı yerdir. Yaşamın tek bir renkten ibaret olmadığı bilinci üzerine kurduğumuz bir müzikal yolculuğumuz var. Hayatın içinde olan her tarzın, stilin ve rengin müziğimizi de beslemesi çok hoşumuza gidiyor. Ülkemizde ve dünyada severek dinlenen birçok müzik tarzını Dalganabak besteleri içinde kullanıyoruz. Böylece ortaya herkese tanıdık gelen fakat yepyeni bir şey çıkmış oluyor. Ozan Tura: Göl manzaralı evimin verandasında oturup... diye başlamak isterdim cümleye ama gerçekle hiçbir alakası olmayacaktı. Biz gerçeğin peşindeyiz. Yazmak için yaşamak lazım. Bu yüzden hayatın peşindeyiz. Toplumumuzdaki kadın kavramını, komşuluk ilişkilerimizi, ekmek telaşlarımızı konu aldığımız müziğimizle insanlara bir hatırlatma yapıyoruz. Etrafta bizi mutsuz edecek birçok şey olsa da hayat çok güzel ve kısa. Bunu kaçırma. Dalganabak. Evet müzikte çeşitliliği tercih ediyor oluşumuz doğrudur. Çünkü yaptığımız müziğin de tek bir tarzı yok. Genellikle kendi bestelerimizi çalmayı tercih ediyoruz ama playlistimizde; Gesi Bağları'ndan Astor Piazzola'ya, Zuhal Olcay İyisinden enstrümantal balkan şarkılara ve eskilerden Vaya Con Dios Ney na na na ya uzanan bir cover kuşağımız da var. Keşke kendimizi bilecek ama gerçekten bilecek ve özümüzü kavrayabilecek mertebeye ulaşabilsek ama henüz sadece aynayız. Olanı gösteriyoruz. Bizim hedef kitlemiz de beslendiğimiz şey de aynı. İçinde var olan ve olmayan her şeyiyle yaşam. Hedeflerinizin ne kadarını gerçekleştirebildiniz?2013 yılında Bodrum Kültür Sanat Festivali'nin ana grubuyduk ve sezon boyunca binlerce insana müzik yaptık. 2014-2015 sezonunda İstanbul, Mersin, Adana, İzmir, Didim, Kabak ve Olimpos'ta konserler verdik. 2016 Zeytinli Rock Festivali'ne davet edildik ve Dalganabak severler ile buluştuk. Demo albümlerimiz dışında, ülke çapındaki ilk albümümüzün de kayıtları bitti ve çıkış şarkımızın klibi çekiliyor. Sofar İstanbul'a konuk olduk ve pek yakında buradan yayınlanacak videomuza da ulaşabileceksiniz. Bunlar güzel hedeflerdi ve gerçekleşti. Yurt dışından şimdilik sürpriz birkaç festival bağlantımız var. Hedefimiz, sahnede veya sokakta, müziğin yapılabileceği her yerde insanı insana müziğimizle anlatmak ve tabi bol bol eğlenmek. Bu arada bizi bu etkinlikler için giydiren sanatçı gözler Zeynep Yenge Vintage'e ve fotoğraflarımızı, videolarımızı çeken Lorcaist'ten Görkem Atlar'a çok teşekkürler demeden geçemeyeceğiz. Sokak müziği, hiç kimseye ait olmayan bir yerde, hiç kimseye ait olmayan bir zamanı paylaşma heyecanıdır. Sokakta beste ve cover çalıyoruz. Bazen sokaktaki sesleri taklit ederek tamamen oracıkta doğaçlama besteler yapmayı da çok seviyoruz. Sokak müzisyenliğinin meslek olarak görülmediği ülkemizde bu konu henüz sistemleştirilmemiştir. İstanbul'da metro ve vapurlarda olan müzik uygulamaları sokak müziğine de uyarlanabilirse belki şehirlerin gürültüsü, güzel müziğin içerisinde kaybolur. Sokak, daha sürprizli anları yakalamanın yeriyken sahne, sadece sizi izlemek için gelen insanlarla buluştuğunuz misafir ağırlama seremonisi gibidir. İkisinin de güzellikleri ayrı. Bu işten anlayan bilir kişilerden oluşan bir kurul karşısında, yeterlilik seviyeleri belirlenen müzisyenlere müzik yapacakları yer ve saatlerin verilmesi birçok ülkede uygulanan projelerdendir. Umarız ki bu konunun üzerine gidilir. Evet aktif olarak sahne alıyoruz. Konser ve etkinliklerimizi sayfa ve gruplarımızda duyuruyoruz. Sokaktan, vapurdan ve internet videolarımızdan bizi takip eden ve her konserimize gelen çok eğlenceli insanlar var. Albüm öncesi böyle bir kitle edinebilmiş olmamız doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Seyirciyle kurulan bağ konser performansının yüzde 80'ini etkiler. Bizi ilk defa izleyenlerin suratlarındaki şok ifadesini ve kendilerini müziğimizin ruhuna teslim edip, bizi daha önceden izleyenlerle dans etmelerini sahneden seyretmek çok güzel bir duygu. Az önce de dediğimiz gibi birkaç uluslararası festival bağlantımız var. Bu yaz için görüşüyoruz. Sonrasında da Avrupa müzik turu yapmayı çok isteriz. 6 şarkıdan oluşan ilk EP Albümümüze Arpej Müzik etiketiyle çok yakında tüm sosyal müzik platformlarından ulaşabileceksiniz. Sonrasında çıkacak teklimiz ve ikinci albüm bestelerimiz de hazır. Sabretmeyi öğrenip, vakti geldiğinde paylaşacağız. Dalganabak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-derin-sarıyer-bir-çocuğun-önyargısızlığı/", "text": "Derin Sarıyer ile tasarım ve müzik üzerine harika bir sohbet ve röportaj gerçekleştirdik. Röportaj soruları ve cevapları oldukça uzun. Bu yüzden girizgahı kısa tutacağım. Geçen sene askerde çarşı iznimdeyken kitabevinden Istanbul Art News almıştım. Derin Sarıyer ile IAN.'deki röportajını okuyarak tanıştım ve hiçbir kaydını dinleme şansım olmadığı için mental olarak sevdiğim bu adamın nasıl şarkılar yaptığını askerliğimin kalan günlerinde hep merak ettim. Askerden döndükten sonra ilk fırsatta Derin Sarıyer şarkılarını dinledim ve çok beğendim. Sonra da soruları hazırlamaya başladım kafamda. Derin Sarıyer'in müziği üzerinde tasarımsal olarak tespitlerim var ve bence onu ön plana çıkartan şey de mental olarak düşüncelerini, kendine özgü tasarım fikriyle müziğini buluşturmasıdır. Fakat bu detayları bu yazıda değil, başka bir yazıda değerlendirelim istiyorum. Yüz yüze sohbet ederken Derin Sarıyer'in nezaketine, samimiyetine ve insan olarak arınmışlığına hayran kaldığımı söyleyebilirim. Röportaja yansımayan fakat içinde saklı kalan Morrissey'den, Bülent Ortaçgil'e; Kadıköy ve Moda'dan, önyargılar ve benim için ayrı önemi olan Krishnamurti üzerinde dolaşan, çok hoş konu başlıklarıyla dolu, insana salt bir şekilde dokunan, zamana sığmayan bu sohbet hafızamda bana güzel bir anı olarak kaldı. Sorulara geçmeden evvel kendisine bir kez daha hem kendi adıma hem Bir Baba Indie ekibi adına teşekkürlerimi sunarım. Çok uzatmadan sorular ve Derin Sarıyer'in özenle verdiği cevaplara gelelim. Mehmet Sinan Güvenç: Sorular hakkında düşünürken toplum üzerinde oluşan büyük bir önyargıyı fark ettim. Rock müzik ve türevlerinin sanki orta ve alt sınıflara ait bir müzik türü olduğu algısı var. Bu yüzden sizin dinleyici olarak ve bir müzik icracısı olarak bu tür ile olan ilişkiniz olması normalden daha fazla dikkat çekiyor. Eğer ekonomik gücünüz haricinde aynı müziği yapsaydınız yine bu kadar dikkat çeker miydiniz? Yani insanlar sizin müziğinizi dinlerken önce sizin maddi gücünüz ve mesleğinizdeki başarınızı göze alarak düşünmeye ve yorum yapmaya başlıyor. Salt bir şekilde doğrudan müziğinizi eleştirenlerin sayısı sanırım çok azdır. Bu, eğer varsa, önyargıyı yıkmak için iyi bir fırsat sanırım. Forumların birinde Ne kadar pound, o kadar sound diye bir şey okumuştum. Sahiden müzik ve maddi güç siz ve sizin müziğine ne şekilde yansıyor? İnsanların size doğrudan bu şekilde yaklaştığının farkında olduğunuz üzerine tahmin yürütüyorum. Eğer hemfikirseniz bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Derin Sarıyer: Her insan zannettiğini görür, bununla ilgili yapılabilecek bir şey yok. Bir de anlamamakla anlamak istememek arasındaki farkı gözden kaçırmamak lazım. Bu farkın adı önyargıdır. Önyargının ilacı da zamandır. Sanatın beni heyecanlandıran frekansları varoluşun dibiyle ilintili olanla; insanın alacakaranlığına içkin katmanlar... Bu katmanlara inildiğinde sınıf, statü, sosyal konumlar, maddiyat vs. gibi genel geçer kategoriler anlamlarını yitiriyorlar. Bilgi bile kifayetsiz kalıyor içgüdüler alanında. Sezgisel bilgi yoktur, sezgisel sanat vardır. Yazdığım şarkıları dinleyen her bir insan kendine göre bir şey düşünecektir. Paylaştıktan sonrasını kontrol edemem. Edebilmek de istemem. Sadece paylaşmanın bana iyi geldiğini söyleyebilirim. Sanki sırtımdaki yük azalıyormuş gibi bir his. Kendime olan borcumu ödüyormuşçasına hafifliyorum. DS: İlk gitarımı 14 yaşında aldım. Beni o gitarı almaya iten şey içimden gelen bir şeydi. İsimlendiremediğim bir şey, bir dürtü; hapşırmak gibi kendiliğinden gelen... O günlerden beri şarkı yazıyorum. Mobilya tasarımlarıyla tanışmam ise geniş zamana yayılmış bir ilişkiydi. Benim açımdan tasarım ve müziğin birbirleriyle bağı var mı emin değilim. Üretmek kendinle yüzleşmeyi gerektirir. Ben bu yüzleşmeden kaçınmıyorum. Bir de insanın içinde söylenmemiş şeyler taşımasından daha büyük bir ızdırap yoktur. DS: Çıplak fikirleri seviyorum. Süslemeler, kozmetik tavırlar, yanılsamalarla kendimi kandıramıyorum. Gerçeğin tokadını yalanın öpücüğüne yeğlerim. İnsanlar konformisttir. Çoğunluk geçmişin güvenli kodlarıyla yaşamını sürdürür. Ya da geleceğe dönük umut tacirliğinin gemisine binerler. Ben karada kalmayı becermeye çalışıyorum. Düşünmeyi reddetmek kötücül ve kolay bir düşüncedir. Ortalama bir varoluşla hayatımı sonlandırmak kolaycılık olurdu. İnsan, potansiyelini kullanarak kendini gerçekleştirme cesaretini gösterebilmeli. Başa dönecek olursam, dekoratif gözlerle değil, bir çocuğun önyargısızlığıyla eğiliyorum yaptıklarıma. Bahsettiğiniz bana ait dokuyu bu şekilde açıklayabilirim. DS: Bir şeyi yapacağından emin olmanın, o şeyi yapmaktan daha zevkli olduğu zamanlar vardır. Yazdığım şarkıları paylaşacağımı her zaman biliyordum. Arkamda kalan yılların önümde kalanlardan daha çok olduğunu kavradığım dönemde yazdıklarımı yayınlama vaktimin geldiğine ikna oldum. Kendimle doluyum ve sürekli bir biçimde düşüncelerle oyalanıyorum. Bunları müzik yoluyla ifade edebilmek iyi geliyor bana. Her bir şarkının detaylarıyla ilgilenirken ona son işimmiş gibi önemseyerek ve ilk kez yapıyormuş gibi ilgi ve heyecanla yaklaşıyorum. Bu açıdan baktığımda parçaları yayınlamaya başladığım dönemin pek bir belirleyiciliği yok. DS: 5 sene önce Soundcloud'dan demolarımı yayınlamaya başlamıştım. O sırada müziği profesyonel aşamalara taşıma planları yapıyordum. Antenlerimi açtım ve prodüksiyonu Oğuz Kaplangı'nın çok doğru çözebileceğini hissettim. Kendisini takibe aldım. Zamanı gelince aramak üzere iletişim bilgilerini not ettim. Sonra bir gün kendisine yolda rastladım. Kendimi tanıttım. Yüzeysel ve hızlı bir biçimde ne yapmak istediğimden bahsettim. Birkaç ay sonra demolarımla birlikte stüdyosuna gittim. Dinledi. Birlikte çalışabileceğimizi söyledi. Çok sevindim. O günden itibaren prodüktör olarak kendisiyle çalışıyorum. Oğuz Kaplangı'nın modernist bir çizgisi var. Her zaman bugünde. Nostaljik tınılara uzak. Bu nedenle yakınız. Düzenlemelerde kendi dünyasıyla benim dünyamı iç içe geçiriyor. Birbirimizi iyi anlıyoruz. DS: Müzik, babamın hayatının çok önemli bir parçası değil. Aramızda gelişen, müzikle ilgili aklımda kalan anı ''Pencere Önü Çiçeği'' albümünü çıktığı gün bana almasıdır. Yayınladığım şarkıları genelde yayınlanmadan önce kimseye dinletmiyorum. Öyle bir ortam oluşmuyor. Evde, köşemde, gitar ve kağıt kalemle küçük notlar alarak yazıyorum. Bilgisayarımda demoları hazırlıyorum. Sonra da stüdyoya gidiyorum. Bu ritimle tansiyonu diri tutabiliyorum. Kendimden ve yaptığımdan emin olduğumda dışarıya kapalı oluyorum. Bu hep böyleydi. İşlerim beğenildiğinde çocuk gibi seviniyorum. Gerekçeli eleştirilere kulak kabartıyorum. Gerekçesiz olanları da insanlık hallerini tahlil etmem açısından değerlendiriyorum. Parçaları yayınlamak için yerine getirilmesi gereken birçok detayın ben de içinde olduğumdan dolayı yakıtımı bu detaylara saklamama da yardımcı oluyor bu durum. DS: Video kliplerin müzik endüstrisindeki önemi 80'li yılların başına dayanıyor. Naif yaklaşımdaki klipler zamanla kendi başlarına bir sanat dalı olmaya başladılar. Fakat bana göre iyi bir klip şarkının ön plana çıkmasına, sıkıcı olmadan izin veren kliptir. Bunu başarmak kendi içinde çok etkili bir video çekmekten daha zordur. Yönetmenin başarısının belirleyicisi parçanın parıldamasına izin vermesinden geçer. Klip bir amaç değil, şarkının tanıtılmasında bir araçtır. Sanatsal hassasiyetleri elden bırakmadan, şarkının içinde ya da önünde değil arkasında duran, ona fon oluşturan, nefes alma imkanı sağlayan video anlayışı bana yakın geliyor. Klibi sessiz dinlediğinizde kendi içinde bir hikaye anlatmasını tercih etmiyorum. Dilek Altan'ın önceki işlerini takibe almıştım. Yaptığım küçük planda kağıda yazdığım ilk yönetmen ismi Dilek Altan'dı. Minimal bir tavrı var. Soğukkanlı ve ince görüşlü. Ayrıca disiplinli. DS: Televizyonda ve radyoda canlı çaldım, çalıyorum fakat bir mekanda ya da festivalde çalmak için yayınlanmış şarkılarımın bir albüm içeriğine, sayısına ulaşmasını beklemek istiyorum. Konserlerde parçalara aşinalık önemli. Birkaç single daha yayınladıktan sonra 4 ya da 5 yeni şarkı ekleyerek bir albüm formatına ulaşmayı bekleyeceğim. DS: Kierkegaard'ın çok sevdiğim bir cümlesi var: ''Ya dünyadaki her şey bir yanlış anlamadan ibaretse, ya gülüşler aslında gözyaşlarıysa?'' Herkes Bir Şey Biliyor'da, hayatın ilerleyen aşamalarındaki hislerimizin, hatta davranışlarımızın temelinde, motivasyonunda bebeklik ve çocukluk yıllarımızın yattığından dem vuruyorum. O dönemde algıladıklarımız, karşılaştıklarımız ve bize öğretilenler sandığımızdan çok daha belirleyici. Belirsiz bir dünyada kendimize sakin ve güvenilir bir liman, inanabileceğimiz yanılsamalar ve tutunabileceğimiz yalanlar arama telaşımız da küçüklüğümüze dayanır. Hayatı anlamlı kılmak için icat edilen her şeye sımsıkı sarılmamız da. Sanatın amacı ise bu yalanların perdesini açmak ve insanı ölüme hazırlamaktır. Tüm hakları saklıdır. birbabaindie. com'da yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-is-tropical-5-kıta-gezerek-albüm-yapmak/", "text": "2009 yılında Londra'da kurulan, son albümleri Black Anything'i 5 ayrı kıtayı dolaşarak kaydederek dikkatleri üzerine çeken İngiliz Indietronica dörtlüsü Is Tropical ile sahne alacakları, önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan Soundgarden Festivali öncesinde güzel bir söyleşi yaptık. - Yeni albümünüz ile daha önce yayınladığınız albümleriniz arasındaki süre içinde neler yaptınız? Eski albüm için çok yoğun bir tur yaptık. Önceki albümü dünyanın bütün köşelerine taşımak istedik ve bunu başardık. Bu kadar uzun süre turda olduğumuzdan albümler arasında gecikme yaşanacağı kaçınılmazdı; ancak biz gelecek albümümüzü seyahat ederken yolda hazırlıyorduk. Yeni albümümüz 'Black Anything' 5 kıtada kaydedildi ve bu güne kadar yaptığımız en gelişmiş ve ilginç çalışma oldu. Özel bir şey yaratmak için kendimizi gerçekten çok zorladık. 5 bölüm halinde ve 5 parçalık plak olarak yayınlandığından, bu çalışma diğer tüm albümlerimizden 5 kat daha fazla çalışmamızı gerektirdi. Dolayısıyla, albümün yaratıcı yanlarıyla uğraşırken zaman uçtu gitti. - Yani bunca yıldan sonra sizi müzik yapmaya teşvik eden ne? Tarihe dönüp baktığımızda, yaptıkları her yeni albüm ile müziklerini geliştirmeye ve iyileştirmeye zaman harcamış bir sürü grup var. Sanırım kendimizi geliştirme ve yaratıcılık düzeyimizi arttırma fikri bize ilham veriyor. Bugünlerde insanların bir grubun bir ya da 2 albüm çıkarıp sonra kendi kabuğuna çekileceğini düşünmeleri utanç verici. Bu müzik endüstrisinin içinde bulunduğu değişkenliğin tam bir göstergesi aslında. - 'Black Anything''i yaratırken nelerden ilham aldınız, etkilendiniz? Seyahat etmek ve birliktelik en büyük ilham kaynağımızdı. Albümün bizi sarmalayan her şeyi içermesini istedik. Çalıştığımız ortamların kayıtların içine işlemesine izin verdik ve bu çok organik ve spontane bir albüm yapmamıza olanak tanıdı. - Black Anything'teki şarkı sözleri kişisel deneyimlerden mi kurgu çalışmalardan mı can buldu? Her ikisinden de etkilendiler. Şarkı sözlerimizde hayal kurma olgusunu hep sevdik ve işledik. Parçalarımızda düşüncelerimizi daha iyi yerlere uçurmayı hep sevdik ama bu albümde de birçok kişisel etkilenmeler de yok değil. 'Crawl' adlı şarkı biz yiyelim diye kurban edilen bir koyunu anlattığımız Moğolistan gezimize atıfta bulunuyor That deep blue sky, will be your home in time. Seyahatlerimizde bize birçok ilginç hikaye ve gelenek anlatıldı. Biz de bu bilgi hazinelerinden kesitleri insanlar şarkı sözlerinin rehberliğinde yol boyunca keşfettiğimiz insanlık hallerini ve kültürel gelenekleri öğrensinler diye dahil ettik. Parçalarımızda böyle birçok unsur var. - Black Anything stil olarak önceki albümünüze göre kulağa biraz farklı geliyor. Bu gelecekteki bir müzikal yönün habercisi mi? Gerçekten bir yön belirlemek niyetinde olduğumuzu düşünmüyorum, fakat bu albüm geçmişte yaptığımız her şeyden kesinlikle daha karanlık ve daha distopyan. Gelecekteki müziğimizin zihinlerde nasıl çınlayacağını ancak zaman belirleyecek. Henüz biz de bilmiyoruz. - Kayıt süreciniz hakkında bize bir şeyler söyler misiniz? Önünüzde bir tema ya da kavram var mıydı yoksa şarkılar siz onları yaratırken birbirini mi izledi? Kesinkes bağlandığımız bir tema yoktu; ancak şarkılar kendiliğinden karanlık yanlarını biraz daha fazla öne çıkarttılar. Albümün konsepti kayıt sürecine girmeden önce belirlenmişti. Farklı kıtalarda seyahat etmek ve kayıt yapmak istiyorduk. Müziğin bizi saran inanılmaz ortamdan etkilenerek faydalanacağını hissettik. Geçmişte yolda şarkılar yazardık, sonra o gençlik enerjimizi stüdyoda tekrar güdülemeyi denedik, ama zaman içinde bir şeyleri mutlaka yitiriyorsunuz, giden geri gelmiyor.. Ama bu kez anı yakalamaya kararlıyız. - Sanırım Latin Amerika'ya derin bir sempati duyuyorsunuz. Örneğin, albümlerinizde, şarkılarınızda ve hatta grubunuzun isminde Latin Amerika'ya birçok atıf mevcut. Dolayısıyla, Latin Amerika'nın IS TROPICAL için önemini bize anlatır mısınız lütfen? Güney Amerika'da inanılmaz bir ruh var, her zaman çok sıcak karşılanıyoruz. İnsanlar çok arkadaş canlısı ve müziği seviyorlar. Birkaç yıl önce Güney Amerika'ya övgü olması amacıyla, her şarkının farklı bir ülkeye atıfta bulunduğu Flags adında bir EP yaptık. Öte yandan, adımız çağrıştırdığı gibi tropikal olan her şeyle ilişkili değil. Grup kış mevsiminde gri ve soğuk Londra'da kuruldu; dolayısıyla grubun adı o zaman yaşadığımız şeyin tam olarak tersi olması itibariyle biraz esprili ve şaka yollu. - Ve son olarak, IS TROPICAL'I ne zaman dinlesem Fall, Say, On my way gibi bazı şarkılarda bir karanlık ve karamsarlık hissediyorum, özellikle bu parçaların ilham kaynağı nedir? Birkaç yıl evinizden, arkadaşlarınızdan ve sevdiklerinizden uzakta olduğunuzda üzülmemek elde değil.. Ayrıca, havaalanlarında ya da 20 saatlik bir uçuşta neşeli şarkılar yazmak zor. Bu bakımdan, seyahat teması şarkıların tonunu bir şekilde mutlaka etkiliyor. Ama o parçalarda umut da var, yani hep karamsar değiliz. - Given the gap between the new album and your previous releases, what was going on your side? We were touring the old album pretty extensively. We wanted to take the previous record to all corners of the globe and we succeeded in doing so. Being away so much means that there's inevitably going to be a delay between albums, but in actuality we were writing and making the album on the road as we traveled. Our new album 'Black Anything' was recorded in 5 continents and is the most progressive and interesting work we have done to date. We really pushed ourselves to create something special. With it being released in 5 instalments, and having a 5 part vinyl release it also means you have to do 5 times the work load of any other album release. So when we're taking care of all the creative aspects of the album the time just flies. - So, what inspires you to continue making music after all these years? If you look back through history, there loads of bands that had time to develop and refine their sound with every new album they made. I think the idea of bettering ourselves and pushing the level of our creativity is something we find inspiring. It's a shame that these days people just think a band will release an album or 2 and then just stop. It very indicative of the fickle music industry that currently exists. - What were your inspirations and influences when creating 'Black Anything'? Traveling and unity were huge inspirations. We wanted the album to be inclusive of everything we were surrounded by. We let the environments we were working in seep into the recordings and it allowed us to make a very organic and spontaneous album. - Are the lyrics drawn from personal experiences or works of fiction on Black Anything? There are elements of both. We've always like the idea of escapism in our lyrics. Taking our minds to better places through our songs has always been something we're fond of, but also on this record there's some very personal stuff on there too. The song 'Crawl' has references to our trip to Mongolia, where we are speaking about a sheep that was slaughtered for our food That deep blue sky, will be your home in time. We were told lots of interesting stories and traditions on our travels so including snippets of this information was meant to allow people to look into the lyrics and find out practices and cultural traditions we discovered along the way. There's lots of bits like that. - Black Anything sounds stylistically a little bit different from your previous I don't think we ever really intend to take a direction, but it's definitely darker and more dystopian than anything else we've done in the past. Only time will tell what our future music will sound like. We don't even know yet. - Tell us something about your recording process. Did you have a theme or There was no real theme that we strictly followed, but the songs naturally had a dark edge to them. The concept of the record was set out prior to any recording. We knew we wanted to travel and record in different continents. We felt that the music would benefit from being influenced by our incredible surroundings. In the past we've written songs on the road, then attempted to recreate that initial energy in the studio but something always seems to get lost along the way. This time we were intent on capturing the moment. - I think that you have a deep sympathy for Latin America. For instance, there are lots of references to Latin America in your albums, songs and even in your band name. So could you please tell us the importance of Latin America for IS TROPICAL? There's an amazing spirit in South America, we're always greeted so warmly. The people are super friendly and they love music. We did an EP called Flags a few years back that was a tribute to South America with each song referencing a different country. Our name on the other hand isn't supposed to be related to anything 'tropical', as it suggests. The band was formed in grey, cold london during the winter so the name is slightly humorous and tongue-in-cheek as it was the complete opposite of what we were experiencing at the time. - And finally, whenever I listen IS TROPICAL, in some songs like Fall, Say, On my way- I feel a darkness and moodiness, what inspired these particular songs? I guess being away from home, your friends and loved ones for a few years can make you pretty sad. Also it's hard to write upbeat songs when you've been in an airport or on a flight for 20 hours. So the traveling aspect definitely influenced the tone of the songs in some way. There's also hope in those songs though, so we're not all doom and gloom."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-itü-rock-kulübü-istanbul-rock-festivali-üzerine/", "text": "İTÜ Rock Kulübü'yle buluşup, geçtiğimiz ay gerçekleşen 18. İstanbul Rock Festivali ve alternatif müzik dünyasında olup bitenleri konuştuk. İyi müzik için yoğun bir şekilde düşünen ve emek sarfeden kulüp üyelerine, şeffaf ve samimi cevapları için teşekkür ederiz. Öncelikle 1992 yılında Ses ve Müzik Kulübü adıyla bir topluluk kuruldu. Daha sonra bu topluluk içinden spesifik kulüpler ortaya çıktı. İTÜ Rock Kulübü, bu kulüpler arasında hala en aktif olan kulüplerin başında gelmektedir. Amacı genel olarak İTÜ içindeki insanları rock müzik çerçevesinde buluşturmak ve hiçbir ticari vaziyet olmadan, halka rock müziği ulaştırabilmektir. Şu anda kulüp bünyesinde aktif olarak 40'tan fazla üyemiz var; ancak mezunlarımız ve kulübün uzaktan dostları ile beraber aslında çok daha kalabalık bir aile olduğumuzu söyleyebiliriz. Alternatif müziğin bugün bulduğu sahne imkanı oldukça sınırlı. İstanbul Rock Festivali, iyi ve başarılı alternatif grupları ilk festivalden bu yana her zaman seyirciyle buluşturmayı başarmış bir festivaldir. Bu bizim için, aynı zamanda motivasyon ve gurur kaynağı oluyor. Örneğin; 1995 yılındaki ilk festivalimizde ülkemizin kült gruplarından Nekropsi, efsane albümleri Mi Kubbesi henüz çıkmamışken sahne almış. Keza çok sevdiğimiz Mor ve Ötesi de henüz ilk albümlerinin çıktığı zamanlarda festivalimizde yer almış başka bir grup. O zamandan bu zamana kadar anlayışımız hiç değişmedi. Festivalin organizasyon kısmını, geçmiş dönemlerde aktif olarak çalıştığımız İstanbul Rock Festivalleri'nde, daha önceden ortada olan fikirleri geliştirerek öğrendiğimizi söyleyebiliriz. Bize göre işin en önemli noktası planlama ve iş bölümü. Bunların önceden ayarlanması zaman kazandırdığı gibi olası problemlere de daha rahat müdahale edebilmemizi sağlıyor. Festivalin tarihinden konseptine kadar birçok etmen işe başladığımız Eylül ayından planlanmıştı. Bunun yanında her hafta gerçekleştirdiğimiz rutin toplantılarla, üyelerimizin festivalde sürekli aktif olmasını sağladık. Biraz bu seneki festivale dönmek istiyorum. Bu seneyi diğer senelerden ayıran özel bir durum söz konusu oldu. Festival iki kere organize edildi. Bu süreçte neler oldu? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve bunları nasıl çözdünüz? Bu soruyla birlikte biraz dertleşmek istiyoruz esasında. Aslında bu durum ilk defa başımıza gelmiyor. 16. ve 17. festivalleri de kapalı ortamda yapmak durumunda kalmıştık. Ancak onlar imkan yetersizliğinden kaynaklanmıştı. Bu seneki durum dediğiniz gibi biraz daha farklı. Bu sene canımızı dişimize takıp olağanca imkan sağlayabilmemize rağmen, art arda Ankara Güvenpark ve Taksim Balo Sokak patlamalarından sonra hem okul, hem organizasyon, hem de sponsorlar nezdinde bir açık hava festivali risk taşımakta idi. O yüzden festivali kapalı ortama almak durumunda kaldık. Ancak bu sefer tek gün yerine, üç günlük konsepti bire bir aynı tutmak istedik. Hem rektörlüğün, hem de evimiz olan Kültür ve Sanat Birliği'nin de destek vermesiyle oldukça kısa bir zamanda hazırlıkları tamamladık. Bin kere sağ olsunlar, festival kapsamında iletişimde olduğumuz gruplar ve söyleşi için davet ettiğimiz konuklar da bizi kırmayıp sahnemizi şereflendirince, sene başında böyle bir etkinlik aklımızda olmasa da işin sonunda çok mutlu olduğumuz bir festival ortaya çıktı. Bu veya önceki dönemlerde festivalleri düzenlerken keşke şöyle bir şey olsa, o zaman kesin bu festival daha iyi olurdu dediğiniz bir şey oldu mu? Bu soru biraz maddi talebin dışında kalan durumu içeriyor. Özeleştiri yaptığımız birçok durum olabiliyor. Açıkçası önceki senelerde sosyal medyayı daha aktif kullanabilirdik. Her ne kadar basılmış afişleri birçok şehre dağıtmış olsak da, günümüzde en etkili reklam kanalı sosyal medya. Bu sene daha aktif kullanmaya çalıştık. Bu seneki tek içimize sinmeyen durum afişti. Kısa zaman kaldığı için aceleyle kendi hazırladığımız bir afiş oldu. Kısıtlı zaman içinde elimizden gelenin en iyisini ortaya koyduğumuza inanıyoruz. Elbet hatalarımız olmuştur ancak sonraki senelerde bunlar da göz önüne alınarak daha iyi işler yapılacaktır. Katılan seyirci profili genellikle beklediğimiz gibi alternatif müzik takipçileri oluyor. Yeni müzik keşfetmek isteyen insanlar maalesef ülkemizde çok nadir bulunuyor ve ne şanslıyız ki, bizim festivalimizde bol bol görebiliyoruz kendilerini. Aralık'ta demo başvuru sürecini başlattık. Geçtiğimiz senelerden farklı olarak fiziksel başvurularla beraber online başvurular da aldık. Yaklaşık 2 aylık bir süreç sonucunda elimizde 130'a yakın başvuru vardı. Kulüp içinden oluşturduğumuz 12 kişilik bir kurulla üç aşamalı bir eleme gerçekleştirerek bir kadro çıkarttık. Bu eleme sürecinin oldukça hararetli ve zorlu olduğunu söylememiz lazım. Grupları belirlemede en önemli seçim kriterimiz özgünlük ve grubun kendi müziğine duyduğu saygı oldu. En az bizim kadar işini ciddiye alan gruplarla iş yapmak hepimizin istediği bir durum tabii ki. Ancak başlıca durum müzikalite olsa da, insanlar için yaptığımız bir festivalde tabii ki de dinleyici talebini düşünmek zorundaydık. Ancak bunu ana akım dinleyici talebine göre değil, herkese uygun gelecek optimum bir kadro çıkararak yaptık. Evet, eski festivalde yer verdiğimiz kadar ekstrem metal gruplarına yer veremedik ama zaten başvuruların da çok küçük bir kısmı metaldi. Özellikle metal çıkarmayalım gibi bir kaygımız olmadı. Nitekim Bugimen ve Şizofren gibi metal gruplarının yanısıra Dikey, Rasputin ve Sopa gibi, ana akıma göre sert müzik yapan gruplar da yer buldu. Belirli bir tür bütünlüğü yaratmaktan ziyade, tür çeşitliliği yaratmayı tercih ediyoruz. Yani Bugimen ve Birileri art arda çıkabiliyor ve bu bizim için kesinlikle bir sorun değil. Açıkçası önceki senelerde tanık olduğumuz birçok sağlam performans oldu ancak bu seneki festivalin samimi ortamından ötürü son performansların biraz daha akılda kalıcı olduğunu söylememiz lazım. Özellikle Ermenice etnik/folk rock müzik yapan Vomank grubunun performansının sonunda kulüp üyeleri olarak çekemediğimiz halay ve onların milli ezgilerine eşlik etmemizle beraber yüzlerinde oluşan ifadeyi muhtemelen asla unutmayacağız. Zaten kendileri de sahnede İTÜ Rock tişörtü giyerek fahri üyelerimiz oldular çoktan. Önümüzdeki dönemlerde planlarınızdan da kısaca bahsederek röportajı noktalayabiliriz? Cevaplarınız için teşekkür ederiz. Festivalle beraber bu sezonu noktaladık. Eylül ayından itibaren yeni festival için çalışmalara başlayacağız. Festival dışındaki etkinliklerimiz de, eskisinden fazla olmak üzere devam edecektir. Bizi destekleyen bütün İTÜ Rock dostlarına binlerce kez teşekkür ediyoruz; bizi izlemeye devam edin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-midvil-bütün-saadetler-mümkündür/", "text": "2016 yılında yerli müzik dünyamıza merhaba diyen, Doğan Demircioğlu, Buğra Yılmaz ve Ahmet Özgür Özdil üçlüsünün yeni yayınladıkları Great Journey uzunçaları sonrasında sayfamıza konuk ettik ve uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Midvil'in bas gitaristi Doğan Demircioğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajı aşağıdan takip edebilir, fonda da Great Journeyi dinleyebilirsiniz. Merhaba, kayıtlar yayınladıktan sonra gerçekten biraz rahatladığımızı söyleyebiliriz. Grubun bir araya gelmesinin üzerinden çok uzun bir zaman geçmedi ancak yoğun bir süreçti daha önce denemediğimiz tarzda bir iş yaptık. Benim dışımda diğer grup üyeleri de daha önce sahnede kullanmadıkları enstrümanlarla yer aldılar; tamamıyla bir macera diyebiliriz. Keyif aldığımız bir iş oldu. 2016 yılının ortalarında Buğra ile beraber bas-davul ikilisi olarak bir proje yapmaya karar verdik ve bestelerin oluşma sürecini beraber gerçekleştirdik. İlk konserimizi Peyote'de vermek istedik. Konser tarihi belirlendiğinde ikili olarak bir performans olacaktı; fakat müziğimizde bizi biraz daha değişik dünyalara götürecek sesler olsun istedik. Ahmet konserden bir ay önce gruba dahil oldu ve sayesinde bu dileğimiz gerçekleşti. Peyote konserine de böylece tamamlanmış olduk. Uzun yıllar Buğra ile beraber Palekanon ile Türkçe Rock müzik yaptık ve bir albüm yayınladık. Bahsettiğim süreç müzisyenlik kariyerimizin ilk günleriydi diyebilirim. Buğra, Palekanon'da gitar vokal olarak yer alıyordu. Şu anda davul başında. Midvil bizim için bu zamana kadar yaşadığımız tüm tecrübelerin oluşumu. Bir araya geldiğimizde konuştuğumuz konular ve fikirlerin tamamı. Müziğimizi bir ritüelin parçası olarak görüyoruz. Ahmet, yakın bir süreçte aramıza katıldı ancak enerji olarak ekibi yoğunlaştırdı. Kendisi daha önce farklı projelerde elektro gitar eşliğinde sahnede yer aldı; şu anda da klavyeci olarak grupta. Grup içindeki müzisyenlerden en az birinin çok yönlü olmasının kompozisyonlara doğrudan katkı sağladığını düşünüyorum. Eminim Buğra davulun başındayken diğer enstrümanların partisyonlarını daha kimse çalmadan duyuyordur. Özellikle davulcunun yaratıcı olmasının çok kıymetli. Besteleriniz ortaya çıkarken ve sonrasında aranje ederken nasıl bir ortamda buluyorsunuz kendinizi? Biraz mahreminize girebilir miyim? Çoğu sizde kalabilir azını paylaşabilirsiniz. Bestelerin ortaya çıkış süreçleri beraberken yaşanılan tecrübeler sonrasında başlıyor. Açıklayıcı olabilmesi için, burada sadece tecrübe ve yolculuk kelimelerini kullanabiliyorum. Grup olarak kamp yapmayı çok seviyoruz. Great Journey albümü, çıktığımız bir kamp sonrasında oluştu. Tabi ki, bu tecrübenin müzikal olarak ortaya çıkmasında Buğra'nın ve Ahmet'in yaratıcılığı olmazsa olmazlardandı. Bir zihin yolculuğundan bahsediyoruz. En basit anlamı ile insan hayatı bir yolculuktan oluşuyor. Bu yolculuk sürecinde rehbere ihtiyaç duyulabilir ancak en iyi rehberin, kendi zihnimiz olduğu görüşündeyiz. Her insan bu yolcuğu farklı algılar. Great Journey hayatı bizim nasıl algıladığımız ile ilgili bir albüm. Bunu yapan 3 kişi olunca da bir ritüel gerçekleştiğini düşünüyoruz. Great Journey oluşan ilk şarkıydı. Bahsettiğimiz süreçleri bize detaylı olarak hissettiriyordu. Bu şarkıyı aralarındaki en saf şarkı olan olarak görüyoruz. Ra bizim için öğretmen niteliğinde, anlatmak istediği bazı konular olduğunu düşünüyoruz. Yaşanılan tecrübenin sonunda normal algı düzeyinde oluşmuş bir şarkı. Daha insana yakın olan diyebiliriz. Circle üç kişinin ilk defa stüdyoya girdiği gün oluştu. Sadece beraber nasıl bir ses çıkartabiliriz diye başladık. O gün çıkan doğaçlama süreç hiç değiştirilmeden bugün albüme kondu. Sözlerin yapısı konudan farklı ancak, beraber ilk defa icra edilen ve tek seferde çıkan bir şarkı olmasından dolayı yeri farklı bir boyutta. Tamamı albüm sırası ile dinlendiğinde bir Great Journey oluşuyor. Kadıköy Jam Sessions stüdyosunun sahibi Erhan Kabakçı ile beraber Kadıköy Game of Records stüdyosunda kayıtlar yapıldı. 3 saat boyunca parçalar 3 kez çalınarak hücum kayıt olarak kaydedildi. Mix ve Mastering Kadıköy Mayday stüdyolarında Barış Ergün tarafından yapıldı. Peyote eski müzik direktörü olan, Mayday'den Emre Aksoy'un da çok yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu süreçler içerisinde etkileşimde bulunduğumuz tüm insanları Midvil'in bir parçası olarak gördük. Sahnede üç kişi olabiliriz ancak tanıştığımız herkesin bir dokunuşu bulunuyor. Great Journey için keşke dediğimiz hiç bir nokta bulunmuyor. Sadece öğrenilen bazı konular var ve bu konular da bizi ilerletmeye yardımcı oldu ve olacaklar. Yeni hedefleri, hayatımızdaki yeni tecrübelerin belirleyeceğini düşünüyoruz. Hayat algımız hangi yönde şekillenirse ortaya çıkan sesler de doğru orantılı devam edecek. Yolculuk hep olacak sadece tanımlar değişir. Tüm varlıklar ve enerjilerinin bir bütün olduğunu bilerek ve hissederek yaşıyoruz. Yaptığımız müzik bizim algıladıklarımızı dışavurabildiğimiz bir araç niteliğinde. Fikirlerin de insanları bir araya getirebileceği bir gerçek. Şu anda yaptığımız röportaj, şarkı sözleri veya müzik bu fikirleri açıklayabileceğimiz bir ortam. Bu görüşte olan veya buna yakın olan insanlar, bizimle beraber bu anları paylaşmayı ve tek olmayı isteyebilir. İnsanlarla tanıştığımızda ve fikirlerimiz paylaştıkça bazı hayaller gerçek olur. Sadece bizim değil etkileşimde olan herkes için geçerli ve gerçekleşen olaylar sadece müzik yapmakla sınırlı değildir. Röportaj sonlandırmadan evvel samimi cevaplarınız için teşekkür ederim. Bundan sonraki süreçte sizi yurt içinde ve özellikle planlarınız dahilindeyse yurt dışında da bol bol izlemek ve haberlerinizi almak istiyoruz. Paylaşmak istediğiniz son bir mesajınız varsa onu da alıp sohbeti sonlandıralım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-müziğin-polaroidini-çeken-grup-aaron/", "text": "2007 yılında yayınladıkları U-Turn adlı parçayla dikkatleri çeken, XXF Very Very French Festivali kapsamında 7 Aralık'ta Hayal Kahvesi Ankara ve 8 Aralık'ta Babylon Bomonti'ye konuk olacak, Simon Buret ve Olivier Coursier'den oluşan Fransız Indie ikilisi AaRON ile ülkemizi ziyaret etmeden önce röportaj yapma fırsatı bulduk. U-Turn parçasından son We Cut The Night albümüne kadar merak ettiklerimizi kendilerine yönelttik. Duyguları yakalayıp şarkılara çevirmeye çalıştık. Polaroid çekmek gibi. Duyguları yakalamış müzikal polaroidler. Stüdyoda kurallarımız yok. İkimizin enerjisinin birbiriyle etkileşimi. Şarkının müzikal iskeletini yakaladığımız anda kulaklarımızı heyecanlandıran her yöne gidiyoruz. Müzik ve melodi şarkının sözleriyle aynı duyguyu vermeli. Biz şarkılarımızı dinleyicilerin içinde yükselmek için bekleyen duyguları tetikleyen şarkılar olarak görüyoruz, orada hep olan bir şey ve bizim şarkımız o duygunun büyümesini sağlıyor. Müziğin güzelliği bu, hiçbir şeyi zorlamıyor ama algılarını geliştirmeye yardımcı oluyor. Bizim yapmaya çalıştığımız şey de bu. Bu albümde gece, içsel benliği sorguladı. İçsel geceyi konuşmak istedik. Yaşadığımız sessiz dünyadan kurtulmak için bir insan neler yapabilir? Hepimiz her gün sosyal maskelerimizle sosyal dünyaya bağlanmış durumdayız. Sadece geceleri içimizdeki ham enerjiyi serbest bırakıyoruz. Rüyalar, büyük ümitler, çaresizlik... Vücut dinlenirken akıl, gün ışığında kaçındığı yerlere gidiyor. Bu korkutucu ya da hüzünlü bir durum değil sadece denge. Sadece binalar ve vergiler değil çevremizdeki her şey insanlar tarafından yapılmış. Biz de bu extreme enerjileri We Cut the Nightta toplamaya çalıştık. Yani bu bir gece albümüyse, aydınlatılmış bir gecenin albümü, özgür ve vahşi! Öncelikle çocukken okuduğum Le Passe Muraille kitabından bir şeyler getirmek istedim. Kitapta bir adamın geceleri her duvarın içinden geçme gücü vardı ve bu nedenle hiçbir sınırı yoktu. Bir benzerlik gördüm ve bir artistin kendi dünyasından, kendi duvarlarından okuyuculara verdiği metafora bayıldım. İkinci olarak haberlerde yangın kazalarında kurtarılan insanların üzerinde gördüğümüz altın rengi battaniyeye takıntılıyım. Altın külçesi gibi sarılmış hayatlarını muhafaza etmeye çalışıyorlar. Bu yüzden Akatre adlı artistle bir duvar inşa ederek bedenlerimizin yarısının duvarın içinde olduğu bir manzara yarattık. Şarkı yaratmak hazine aramak gibidir bu yüzden yüzümüzü ve bedenlerimizi altın renkli battaniyeyle kaplamaya karar verdik. Her iyi şarkının dinleyicinin kulaklarına resimler getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sizi bir yere götürmeli. Aynı zamanda çoğunlukla görsel etkiler hakkında konuşarak müzik yaratıyoruz. Günlük yaşam ve onun zorluğuyla güzelliği hakkında ise Bill Viola, Gregory Crewdson, Walt Whitman, Tomas Transtromer müziğimize büyük etki yaptı. Sanatçıya göre değişir. Çok dandik ve sıkıcı olabileceği gibi çok iyi ve iddialı da olabilir. Bugün dünyanın çok büyük bir parçası elektronik müzik. Eğer meraklıysanız, muhteşem şeyler bulabilirsiniz. Arkadaşımız Fırat Çelik gitar çalıp şarkı söylediğinde çok seviyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/röportaj-wax-tailor/", "text": "- Türkiye'ye daha önce de gelmiştin. Dinleyici kitlesi hakkında ne düşünüyorsun? Sahneden bakıldığında her şey daha farklı görünüyor olmalı. İstanbul'daki ilk performansımı hatırlıyorum. Dürüst olmak gerekirse o kadar çok insanı görünce şaşırmıştım. İnsanların gerçekten benim işlerimi takip ettiklerini hiç bilmiyordum. Ana akım medya ve büyük pazarlama planlarına sahip olmayan bir indie sanatçısı olarak yine de insanların müziği yakalayabildiğini görmek harika bir şey. Sıkça Türk hayranlarımdan mesajlar alıyorum ve onlarla konuşuyorum. Bence orada benim müzik tarzımın sağlam bir altyapısı var. - Bugüne kadar verdiğin konserlerde unutamadığın bir an var mı? - Spotify'a baktığımızda en çok dinlenen şarkının Que Sera cover'ı olduğunu görüyoruz. Bu şarkıyı cover için seçmiş olmanın özel bir sebebi var mı? Nasıl karar verdin ve bu kadar sevilmesi hakkında ne düşünüyorsun? - Son dönemde Fransa'da elektronik altyapılı müzik yapan gruplarla ilgili ne düşünüyorsun? Onları tek bir cümleyle özetleyemem. Hala ilginç olan şeyler olduğunu umuyorum. Teknolojinin her şeyden önce geldiği bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Birbirine benzeyen çok fazla müzik duyuyorum çünkü aynı araçları ve aynı tuşları kullanıyorlar. Ancak ucunda ölüm yok ve hala kendini gösteren bazı harika müzisyenler var. - Kendi yaptığın tür hariç neler dinliyorsun? Son dönemlerde şu isimleri çok dinliyorum diyebileceğin sanatçılar kimler? Özellikle 60'lı yılların sonundan ve 70'lerin başından çok fazla sayıda soul, rock, caz, blues müzik dinlerim. 90'lı yılların hip hop albümleri klasiklerimdir. Son zamanlardan müzisyenlerinden ise Anderson Paak ve Kendrick Lamar aklıma ilk gelenler. Sanırım şu an Los Angeles sahnesinde gerçekten fresh bir şey var. - Popüler kültürden çalışmak istediğin isimler var mı? Eğer ana akım müzikten bahsediyorsak, pek sayılmaz. Hepsinin yeteneksiz olduğunu söylemiyorum ama aralarında beni heyecanlandıran veya yeni bir şey denemek için bana fikir veren biri yok. - İnsanlar dinledikleri şarkıları zaman zaman kategorize ediyorlar. Bunu tatilde dinlerim, bunu sevişirken dinlerim gibi. Sence senin şarkılarını insanlar en çok ne zaman dinlemeli ya da dinliyorlar. - Müzikle uğraşmıyor olsaydın şu an ne yapıyor olurdun? Belki böylece müzik yapmak isteyip cesaret bulamayan dinleyicilere de birkaç ipucu verirsin. Eğer müziğin içinde olmasaydım belki gençlere eğitmenlik yapıyor olabilirdim. Bu benim daima ilgimi çeken bir şey olmuştur. İkinci sorunuza gelince, dürüstçe söylemem gerekirse yeterli cesareti bulamayan birine söyleyebilecek bir şeyim yok çünkü bu tamamen çalışmayla ilgili. Sıklıkla bana müzikle nasıl yaşanabileceğini soran genç müzisyenlere ilk önce müziği hayatları yapmalarını söylerim. Cesaret ve tutkuya sahip olanlar için bu ümidi kesmeyip çalışmakla ilgili. - Burada geniş bir kitlen var, onlara önden vermek istediğin bir mesaj var mı? Geleli uzun bir süre oldu. Geçen sonbaharda İstanbul'a gelemediğimizden dolayı çok üzülmüştüm. Bu turu Temmuz sonunda bitirecektik ama yeni şov ile Türkiye'ye gelme teklifini kabul ettim. Grup ile son gösteri olacak ve bunun Türkiye'de olmasından dolayı mutluluk duyuyorum. - Son olarak bu seneki Soundgarden Festival konserinde bizi neler bekliyor? - You have been in Turkey before. What do you think about the audience in here? Everything must look different from the stage. I remember about the 1st time I played in Istanbul to be honest I was surprised to see so many people as I had no idea about people really following my work. When you're an indie artist with no mainstream medias & major marketing plans it's always great to see that people catch the music anyway. I often receive messages & talk with fans from Turley & I think there's a strong background about my kind of music. - Do you have any unforgettable memory in your past concerts? - When we look at on Spotify, we see that your most played song is Que Sera's cover. Do you have a special reason for your choice of this song for cover? How did you decide and what do you think about the song being popular? - What is your opinion about the recent bands that make music with electronic substructure? I can't resume them to a simple line, I mean hopefully there's still some interesting things, I just think that we're in a period where the technology often comes 1st. I hear a lot of music that is similar to each other because they use the same tools & same banks, but there's no fatality & you got some great musicians demonstrating it. - Which kind of music do you listen except the music kind you do? For which musicians can you say I listen to these names a lot in recent times? I usually listen to a lot of soul, rock, jazz, blues, a lot of music especially from the late 60' early 70', still my classic 90' hip hop albums & about recent times I think the 1st name that comes to me are Anderson Paak & Kendrick Lamar, I think there's something really fresh about the Los Angeles scene at the moment. - Is there anybody in popular culture you want to work together? If you talk about mainstream music, not really, I don't say that none got talents but there's none of them that excite me or give the idea of trying something. - Sometimes, people categorize songs and say that ''I would listen to this song on holiday or while making love.'' When should people listen to your songs or when they do? - What would you do if you weren't involved in music? Can give some tips for people who want to make music but couldn't find the courage to do it? If I were not in the music I think maybe I would be working as an educator with teenagers. That's something I've always been interested about. & about your 2nd question, honestly I got nothing to say to someone who doesn't find the courage because it's all about work. I often say to young musicians who ask me about how to live with their music, that should make their music live 1st. It's more about keeping the faith & working for those who already got the courage & the passion, but those 2 goes a lot together. - You have a lot of fans in Turkey. Do you have a message for your fans before the concert? - Lastly, what is waiting for us at your concert in this year's Babylon Soundgarden Festival?"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sabriyeva-galaktika-ikinci-teklisi-anbean-ile-dinleyenleri-zamanda-yolculuga-cikariyor/", "text": "Ecem Çelik'in solo projesi Sabriyeva Galaktika'nın ikinci teklisi Anbean BBI Music Co. etiketiyle yayında! Geçtiğimiz ağustos ayında ilk teklisi Radyo Televizyon'la başarılı bir çıkış yapan Sabriyeva Galaktika, yeni teklisi Anbean ile yola kaldığı yerden devam ediyor. Sabriyeva Galaktika, yeni teklisi Anbean'da görüp hatırlayamadığı rüyalarından ilham alıyor ve dinleyicilerini de hatırlayamadıkları rüyalarına yani yarattıkları gerçeküstü bir manzarayı keşfetmeye davet ediyor. Sanatçı, vokal armonileriyle sizi geçmişten hatırladığınız bir yere götürmeyi ve o an hissettiğiniz duyguları en yoğun şekilde hatırlatmayı hedefliyor. Sabriyeva Galaktika, sözü ve müziği kendisine ait olan yeni teklisi Anbean şarkısında, prodüktörlüğünü de Ozan Kınasakal ile birlikte üstleniyor. Parçanın görsel dünyası, ilk parçada olduğu gibi yine Afterwork ekibi tarafından yaratıldı. Sabriyeva Galaktika'nın yeni teklisi Anbean BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sabriyeva-galaktikanin-ilk-teklisi-radyo-televizyon-yayinda/", "text": "Ecem Çelik'in yeni projesi Sabriyeva Galaktika'nın ilk teklisi Radyo Televizyon BBI Music Co. etiketiyle yayında! Bursa'da doğup büyüyen ve lise yıllarında okulunu temsilen katıldığı yarışmalarda birçok ödül alarak aktif müzik kariyerine başlayan Sabriyeva Galaktika, üniversite yıllarında Boğaziçi Caz Korosu'nda soprano olarak koristlik yaptı. Eğitim hayatı devam ederken İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikal Tiyatro programını da eş zamanlı olarak tamamladı. Bu kapsamda pek çok festivalde sahne aldı. Kariyerine elektronik müzikte bireysel olarak devam etme kararı alan Sabriyeva Galaktika, kendi şarkılarını bestelemeye başladı. Sabriyeva Galaktika'nın yeni teklisi Radyo Televizyon'da arpejleri ve smooth vokal geçişleriyle, disko ve elektronika türlerini harmanlarken duygularını yoğun bir şekilde hissettirmeyi amaçladığı için şarkının prodüksiyonunu da kendisi üstleniyor. Sözü, müziği ve prodüksiyonu Ecem Çelik'e ait olan şarkının mix-mastering'i Mert Akkuş tarafından tamamlandı. Radyo Televizyon'un görsel dünyası, Afterwork ekibi tarafından yaratıldı. Sabriyeva Galaktika'nın yeni teklisi Radyo Televizyon'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sadece-müzik-kitapları-basacak-olan-bir-yayınevi-kara-plak-yayinlari/", "text": "Kadınlar ve Şarkılar yazı dizisini sanata ve barışa sırtımızı daha çok yaslayabilmek temennisiyle... bitirmek benim açımdan huzur verici, hayattan beklentilerime dair kafa açıcı bir son olduğu kadar tüm bu yaşanan süreci gözden geçirmeme, üzerinde düşünmeme ve bir o kadar içe kapanmama sebep olmuştu. Raymond Carver'ın Azgın Mevsimler kitabında gözüme çarpan bu bir tutam sözcük de o içe kapandığım dönemde gözümün önünden gitmedi, kulağımdan çınlaması eksik olmadı. Sevimsiz günlerden geçiyorduk. Yazıya başlasam altından kalkabilir miyim diye düşündüğüm dönemde 10 Ekim, içime sinen temenniyi kağıda döktüğüm dönem 17 Şubat patlaması gerçekleşti. Kendimizi bildik bileli bir gerilim filminin parçası olan hayatlarımız son zamanlarda yüksek doz bir korku filmine dönüştü. Üstelik bu sadece Ankara ayağı. Mutsuzuz, korkuyoruz; tam beklentimiz kalmayacak oluyor bir anda okuyoruz, dinliyoruz, umut ediyoruz, kurguya karşı gerçeği, sahtekarlığa karşı dürüstlüğü, yanılsama ve gerçekliği yanımıza alarak iyileşmeye çalışıyoruz. Üç yıl önce bugündü. Karşımıza bir kitap çıktı, ertesi gün başka bir kitap, sonraki gün bir başkası derken tesadüfen bir hafta içinde Bunun çevilmesi lazım, birileri bunu bassa keşke, dediğimiz birkaç kitap gördük. Hepsi de müzikle ilgiliydi. Biz de yayıncıydık, bazen editördük bazen çevirmen, yeri geliyordu düzelti yapıyorduk yeri geliyordu yazarlığa soyunuyorduk. Sonunda bir akşam şöyle dedik: Her şeyi de başkalarından beklemeyelim, madem ki yapabiliriz, hadi yapalım, bu kitapları da biz basalım! Birkaç gün sonra, elimizde belgelerimizle bir muhasebecinin kapısındaydık git-gelli, dertli, sorunlu, heyecanlı, oldulu, olmadılı, coşkulu günlerin sonunda Kara Plak Yayınları kuruluverdi! Buruk ve hüzünlü bir haber oldu, farkındayım. Ancak madem bugünler böyle, bu yayınevi haberi de bizim barış umut edip sanata sırt yaslayarak iyileşme çabalarımızın haberi olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sahalarda-görmek-istediğimiz-hareketler-country-for-syria/", "text": "Country müzik temelinde sömürgecilikten ve iç savaştan miras kaldı. Son zamanlarda geleneklerinden uzaklaşsa da Country müzik aslında samimiyetini içindeki isyan ve acıdan alıyor. Bilmediğin bir şey senin için var olmamış demektir. Günümüz şartlarında altında kaldığımız bilgi bombardımanında bu imkansız belki de hayatın içinden, yalnızca bir bilgi olarak karşılaşılan yaşanmışlıklar bu yüzden içselleştirme sorunu doğuruyor. Country belki de bu yüzden geleneklerinden uzaklaştı. Çünkü Country bir tarihselliğin içinde oluştu. Çünkü Country, birinci tekillerin duygularıydı. Bir acı yaşarsanız, bu acı düşüncelerinizde ve bedeninizde tutsaktır. Acınızı ezgileştirdiğinizde o artık tutsak değil, özgürdür. O ezgiyi duyan herkesin zihinde ve bedeninde dolaşır, hatta dünyanın etrafında tur atar. Sizin acınız artık dünyanındır. Bu yüzden müzik, savaşın 'tüm dünyanın sorumluluğunu taşıması gereken bir acı' olduğunu gösterebilmek için en harika titreşim, en işlevsel frekanstır. Country For Syria da Country müziği ve Arap ezgilerini birleştirerek bu frekansı evrenselleştiren müzisyen gruplarından biri. Grubun temeli düzenlenen bir yardım konserinde gitarist Bashar Balleh ve akordeonist Owen Harris'in birlikte çalmalarıyla atılmış. Repertuarı biten ikili müzikal olarak basit olan country şarkılarının üzerinde küçük doğaçlamalar yapmış, ortaya çıkan tını kendilerini çok etkileyince, hali hazırda ayrı ayrı göçmenler için çalışan bu ikili beraber bu müziğin tınılarını, göçmen krizine dikkat çekmek amacıyla kullanmaya karar vermiş. Daha sonra Waddah Aizouki udu, Peter Salvucci saksafonu, Jansky Pavelka trompeti, Kardelen Pınar kemanı, Basel Sheikh Alkar cajonu, Owen Harris akordiyonu ve vokali, Bashar Balleh gitarı ve vokali, Başak Oktay ukulelesi ve vokali bu ikiliye katılınca ortaya tatlı ve minik, müzikal bir ordu çıkmış. Her konserlerinde ihtiyaç halinde olan bir göçmen kişiye yardım için şapka dolaştıran ya da konser gelirinin tamamını bir aileye/kişiye aktaran grup bugüne kadar altmış kişiye ulaşmış. Bunun için Small Projects Istabul ile birlikte çalışıyorlar. Hatta bünyesinde Olive Tree Crafts adında bir kadın kolektifi barından STK, grubun logosunun bulunduğu ürünler üreterek, Suriyeli kadınlara istihdam yaratıyormuş. 17 Aralık günü Balat'ta Atölye Kafası'nda, 21 Aralık günü Jurnal Beyoğlu'nda olacaklar. Savaş, bireyin bedeninde ve zihninde de bir savaş yaratır. Kaos ve çatışmadan doğan bir savaş. Uyuşma ve direnmenin arasında, insanın kendisini de içeren. Bugün karşımda kendimi gördüm. Acılarımızı anlamlandırmak, acılarımızı tanıştırmak, acılarımızı dost yapmak, acılarımıza ezgilerle dünyayı dolaştırmak onları anlamlandırabilmemizi sağlar. Ve ancak acılarını anlamlandıran birey, içindeki bu savaştan kendine yenik düşmeden çıkabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sahalarda-görmek-istediğimiz-hareketler-kaset-mitanni-bi-şarkım-var/", "text": "Kaset Mitanni, Barbaros Bulvarı'nın renkli mekanlarından. Cazın Beşiktaş'taki ayağı. Nardis'in amca oğlu. Sesi Taksim'de hayat buluyordu. Artık Beşiktaş'ta denize karşı tınlıyor. Bakalım: Cenk Erdoğan, Bilal Karaman, Alper Yılmaz, Sibel Köse, Ediz Hafızoğlu, Sarp Maden, Yolda, Evren Can Gündüz... Evet, sorun hep var. Krize değil müziğe ihtiyacımız var. Müşteri olarak duyarlık kenara bırakılabilir. Ama dinleyici olarak bırakılabilir mi? Bu kadrodan nasıl bir kriz çıkar aklım almıyor. Müzikte dinleyicinin de sorumlulukları vardır, dinleyici de müziğin içindedir. Müziğin sorumluluğunu yalnızca müzisyene yüklemek, dik kafalı bir acımasızlıktan ibaret. Neyse ki, krizi duyan gelmiş ve artık o zamanlara nazaran daha tatlı haberler alıyoruz. Hatta yeni projeleri, şu sonbahar zamanlarında gönlümüzde çiçekler açtırdı. Bir Şarkım Var. Yarış yok! Etiket yok! Ayrımcılık yok! 3 yıldır şarkı yazarlarını Mitanni'de ve Açık Radyo'da ağırlayarak dinleyici ile buluşturuyorlar ve bu performanslardan bir albüm oluşturmaya karar vermişler. Bunun için 29 Ekim'de bir albüm destek gecesi düzenliyorlar. Katılan şarkı yazarları; Esra Kayıkcı, Hediye Guven, Selin Sümbültepe, Ülkü Aybala Sunat, Yasin Bozkurt ve tabi ki albümde yer alan Banu Kanıbelli, Barış Uğur, Başak Yavuz, Cengizhan Eyüboğlu, Ceyda Özbaşarel Gülşen, Eda Sena Şenceylan, Fulya Ozlem, Gülce Duru, Emre ve Ipek Aktar, Ömer Türkoğlu, Rusen Alkar, Turgay Demiryürek, Cansun Küçüktürk ve daha bir çok sürpriz isim. İçinizdeki şarkı hep devam etsin, iyi ki bi' şarkım VAR!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sahis-cocuk-yasta-evliliklere-dikkat-cektigi-yeni-teklisini-yayinladi/", "text": "Yerli rap sahnesinden Şahıs, Türkiye'de çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklere dikkat çekmek için Onlar Çocuk; Gelin Değil! adlı parçasını klibiyle birlikte yayınladı. Şahıs, Türkiye'de çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklere dikkat çekmek için yeni bir rap şarkısı ve klibi yayınladı. Şahıs, bu projede Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Türkiye ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği ile çalıştı. Klip özellikle gençlerin ÇEZE'yi gündemlerine almalarına ve bu konuda yürütülen önleyici çalışmaların bir parçası olmalarına yardımcı olmayı hedefliyor. Şahıs'ın hazırladığı klip ve şarkı Aralık 2019'da başlayan, BM Kadın Birimi Türkiye Ofisinin desteği ve CEİD iş birliğiyle yürütülen 'Çocuk Yaşta, Erken ve Zorla Evliliklerin Önlenmesi Projesi'nin faaliyetlerinden birisi. Proje aynı zamanda İsveç tarafından İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı aracılığıyla finanse ediliyor. Şahıs'ın BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı Onlar Çocuk; Gelin Değil! adlı parçasına ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sahnelerden-stüdyoya-hay-bin-kunduz-insanlık-naaşı/", "text": "Bu eve taşındığımızdan beri ilk defa bir cumartesi sabahı üst kattaki büyüklü küçüklü tam dört çocuğun koşuşturmacasıyla uyanmadım. Fizyolojim ne zaman istiyorsa o saatte kalktım yatağımdan ve bir kahve demledim. Bir süre önce keşfettiğim bu albüm hakkında birkaç bir şey yazmak istedim çünkü özellikle de aynı topraklara basıp, aynı havayı soluduğum sanatçılar hakkında görüp de yazmazsam ayıp ediyormuşum gibi hissediyorum. Grubun üyeleri Yiğit Seferoğlu ve Kıvanç Kürkcü 2012 yılının Haziran ayından Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de konserler verip bazılarını da zaman ve imkan buldukça kaydetmişler. Kendilerinin de belirttiği gibi seslendirdikleri parçalarında sadeliği oldukça ön plana çıkarmışlar. Öyle ki, albümde hiç davul kaydı yok. Hatta vokal ve gitar dışında klavye bile çok çok az kullanılmış. O da ancak şarkıların sonlarına doğru, farklı bir tını vermek amacıyla kullanılmışa benziyor. Şarkıların tamamını kendileri kaydedip, diğer işlerini de grup içerisinde mi hallettiler yoksa 4 yıl içerisinde farklı farklı insanlarla çalışıp, hangisi ile ne yaptıklarını unuttukları ve toparlayamadıkları için mi bu işleri kimin yaptığı yazmamışlar bilmiyorum. Ama elbette ki 9 şarkılık bu albümde farklı insanların da emeği vardır diye düşünüyorum. Dolayısı ile onların isimlerini de YouTube açıklamalarına yazsalardı daha çok hoşuma gidebilirdi sanıyorum. Hatta her şeyi kendileri yaptıysalar da onu da yazabilirlerdi mesela. İşin teknik kısmına değinmek istemiyorum çünkü kendileri de Dinlerken hoyrat davranmayınız gibi bir söz ile tanıtıyorlar albümlerini. Ama ufak fakat bir yandan hoşuma da giden teknik bir aksaklıktan bahsetmek istiyorum. Umarım kendileri de okuyunca kızmak yerine tebessüm edeceklerdir. Değirmen parçasının 01:34 dakikasında Casio marka kol saati kullanan her kimse, onun saat başında bip bip diye öten sesini duymak mümkün. Şahsen beni gülümsetti, o yüzden sizinle de paylaşmak istedim. O amatör ruhu seviyoruz sanırım, bu konunun üzerine de düşmek lazım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sahneye-su-alabilir-miyiz/", "text": "Geçen gece uyku tutmayınca Bir Baba Indie'ye girip yeni içerik var mı diye bakayım dedim. Bir şeyler okuyunca uykusu gelen insanların aksine maalesef benim uykum hepten kaçıyor. BBI Yerli'nin 64. konuğu Pusula'nın röportajını okurken Sahne aldığınız mekanlarda mental olarak eksik veya doğru bulduğunuz şeyler nelerdi? sorusuna Bazen sahneye su bile koymadıkları oluyor. yanıtını verdiklerini gördüm. Bu uzun zamandır benim de dikkatimi çeken ve organizasyonel bir hatadan ziyade bir insanlık ayıbı olduğunu düşündüğüm bir mesele. Aslında bu cevap ilk başta mental değil teknik aksaklık sorusuna daha uygun görünebilir fakat özünde teknik aksaklık veya ihmalden daha derin bir soruna işaret ettiğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Nasıl ki herhangi bir insanın herhangi bir ortamda oksijene ihtiyaç duyduğunu özel olarak belirtmesine gerek yoksa, sahneyi bırakıp gitme şansı olmayan bir insanın da performans esnasında suya ihtiyaç duyacağını belirtmesi aynı ölçüde lüzumsuz. Panel, söyleşi vs. gibi sahnede konuşmacıların yer alacağı her organizasyonda önceden masanın üzerinde hazır edilen su, canlı performans için sahnede bulunan müzisyenlerden de esirgenmemeli. Farklı vasıflarla bulunduğum konserlerde sahne arkasında su krizinin çeşitli türlerine bugüne kadar defalarca şahit oldum. Bazen tam konser başlamadan önceki koşturmacada sahnede su olmadığı fark edilip alelacele su tedarik ediliyor, bazen konser başladıktan sonra fark edilip müzisyen tarafından sahneye su talep ediliyor. Bazı müzisyenler sahneden böyle bir istekte bulunmayı tercih etmeyip konseri susuz geçiriyor. Konserin hemen öncesinde sahneye su istendiğinde biz getiremiyoruz, gidip bardan alabilirsiniz diyen mekana bile rastladım. Öncelikle her grubun böyle ayrıntıları kovalayacak menajeri veya roadie'si yok. Her işlerini kendi halleden müzisyenlerin konser öncesi teknik hazırlıkların telaşesi, sahne stresi derken en temel ihtiyaç olan su detayını gözden kaçırmaları işten bile değil. Öte yandan menajerleri, roadie'leri olsa bile sahnede her müzisyen için yeterli miktarda su bulundurmanın bu kişilerin değil mekanın temel vazifelerinden biri olduğunu düşünüyorum. Yine sahne arkasında bulunduğum bir konserde görevli kişiyi sahnede tüm müzisyenler için bira ve su tedarik edilmesi konusunda konserden 1-1.5 saat önce uyarmama rağmen konsere çok kısa bir süre kala sahnede su olmadığını fark ettim. Sorumlu kişiye sahnede su olup olmadığını sorduğumda bira dediniz, su demediniz ki! yanıtını aldım. Birincisi, demiştim. İkincisi, insan denen canlının suya olan ihtiyacı malum, e hepimiz de insan olduğumuza göre bunu birbirimize hatırlatmamıza gerek var mıydı ki? Demek ki bu arkadaş özel istek yapılmadığı sürece sahneye su koymayı pekala gereksiz buluyordu. Yine müzisyen bir arkadaşımın İstanbul dışındaki mekanlardan birinde verdikleri konserde sahnedeki suların ücretinin gece sonunda kendilerine hesap olarak iletildiğini duymuştum. 1 TL'den 5 şişe su içen grubun hesabına eklenen 5 TL'lik su kalemi. Siz şimdi bu olayların yaşandığı mekanların, söz konusu müzisyenlerin isimlerini merak ediyor olabilirsiniz. Etmeyin, konu o değil. İsimlere takılıp asıl meseleyi gözden kaçırma eğilimimiz olduğunu hepimiz biliyoruz fakat bu defa böyle bir lüksümüz yok. Çünkü bu defaki konu en temel ihtiyacımız. Temel meseleleri halledip başka konular konuşmanın vakti geldi de geçiyor diyeceğim ama maalesef bir türlü geçemiyor. Şimdi lütfen insaniyet namına sahneye su bırakın da artık başka şeylerden konuşalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/saintkitten/", "text": "Girizgahta bir şeylerden bahsetmem gerek. Bir Baba Indie'de yeni bir şeyler keşfedip yazarken bazı önemli kriterlerimiz var. O da aslında hiçbir kriterimizin olmadığı ve sadece beğenip üzerine duygusal bir kaç kelam serpiştirdiğimizdir. Bunun dışında basın bülteninden kopyala yapıştır bir tanıtımımız hiç olmadı. Kuşkusuz kriterlerimiz doğrultusunda olacak ama Bir Baba Indie'de bazen, bazı grupları ya da müzisyenleri yazmaktan vazgeçtiğimiz, yazıp sildiklerimiz olmuyor değil. Bunun sebebi ise bazen sadece dinlediğimiz şeyi beğenmemiz ama onun üzerine yorum yapabilecek kadar birikimimizin olmaması olabiliyor. Madem ki bir şeyler paylaşıyoruz, e biraz da ahkam kesiyoruz o zaman yazının mürekkebi kaliteli olsun istiyoruz. Bu kendimize ve okuyana hassasiyetimizdendir. Bu sefer bu kendiliğinden oluşmuş kuralı esneteceğim. Hem bilgi vereceğim hem de hissettiklerimi yazacağım. Saint Kitten'ın müzik adına çalışmalarına yazıyla eşlik ederek başlayalım. Dinlediğim ama icra edilen tarz üzerine çok bilgimizin olmadığı bir yazı başlasın öyleyse. Sadece herhangi bir dinleyici üslubuyla yazılacağını ve bu yolla Saint Kitten'ın herhangi bir dinleyici tarafından beğenilip beğenilmeyeceğini test etmiş olalım. Saint Kitten'in sesleri İzmir'den çevre illere; oradan da denizaşırı ülkelere doğru yayılıyor. Ezgi Köyağasıoğlu'nun her bir parçasında vücut bulduğu bir proje. Biz yeni duyduk ama kendisi 7 yıldır bu müzikle birlikte hayatını sürdürüyor. Dolayısıyla biz aslında en olgun döneminde projeyi yakalamış olduk. Bazı projelerin başlangıç aşamalarına tanık olmak ayrı bir gurur kaynağıdır şüphesiz ama bazen tam olgunluk anını yakalamak bambaşka bir his uyandırıyor. Mesela şu an kendini müzikal olarak ve sunum olarak en iyi şekilde ifade eden bir proje ile baş başayız. Başlangıç projelerinde isimler, maalesef çoğu zaman umut vaad eder konumda oluyor. Beklentilerinizin ilerleyen yıllarda yok olma ihtimali şahsen çoğu zaman benim canımı acıtıyor. Bu yüzden seneler sonra arşivimde bulduğum bazı grupları açıp dinlediğimde Ah be keşke ilerleyebilselerdi diye serzenişte bulunuyorum. Böyle bakınca Saint Kitten büyük bir lüks gerçekten. Her yönüyle dinlediğim, izlediğim, bilgi sahibi olabildiğim bir proje var. O yüzden böyle rahat rahat yazabiliyorum mesela. Saint Kitten, kendi tarzını Trip-Hop, Indie-Pop ve Sadcore olarak tanımlıyor. Trip-hop'a bayılan insan evlatlarının oluşturduğu bir blog olduğumuzu hatırlatarak bu topraklardan böyle şeyler çıkması hususunda desteğimizin sonsuz olduğunu bir ara yazılı olarak bildireceğiz. Indie-pop konusunda da burada ve radyoda yer vermişliğimiz oldu ona da girmiyorum hiç. Fakat sadcore dikkatimi çekti. Ailemizin diğer yazarlarının muhakkak bir fikri vardır ama dedim ya ahkam kesmediğim, yazarken hem Saint Kitten, hem de icraatleri hakkında fikir sahibi olasım var bugün. Her dünya insanının yaptığı gibi Google'a yazdığımda Alternatif ve Indie Rock'ın alt türevleri olduğu yazıyor. Ekşi Sözlük'teki ilk entry'deki tanım baya ilgimi çekti. Tam bununla ilgili bir şeyler yazacaktım ilerleyen paragraflarda. Görüyorsun işte sevgili okuyan. Bazen plan yaparsınız ama öyle olmaz. Konuyu dağıtayım. Geleceği düşünerek ne kadar çok yoruyoruz kendimizi. Gelecekte yazacağım şeyi şimdi yazacağım. Ah şu an telaşları! Konuya yeni bir paragrafta dönersek; box car racer'ın entry'sinde diyor ki: ... down tempo, mutsuz çoğunlukla aşk acısı, kalp kırıklığı ender de olsa hayatın bütünü, zorlukları hakkında sözlere sahip, icra edenin iç dünyasını yansıtan müzik türü, hüzün sanatı. Şayet Sadcore buysa alır koynumda saklarım. Gelecekteki paragrafımı öne çekeyim ama tarihi geriye alayım. Yıl 2007. Saint Kitten'ın doğduğu sene. Ben de o zaman işlemcisi düşük bilgisayarımdaki, korsan yazılımlarla elektronik müziği keşfetmeye çalışıyorum. Alakasız davul sampleları falan yazıp üzerine milyon tane enstrüman deniyorum. Tabi ben hala deniyorum ama işlemcisi daha iyi bir bilgisayarım var artık. Tam bu noktada dolaylı olarak Saint Kitten'ı övdüm dikkat ederseniz. O zaman kafamda tam olarak Sadcore tanımındaki müziği yapma derdim vardı. Üzerine de vokal yapabilmesi için ironik bir mutluluk yaşayan kadın sesi arıyordum. Bunun için bilimum sitelere ilan da verdim. Bir iki kişi çıktı. Tabii hiçbir şey yapamadık. Minik bir iki dakikalık çalışma var elimde ama bi' Saint Kitten değil. Bazen işte böyle durumlar olabiliyor. Kim bilir ben Saint Kitten'a, Saint Kitten bana bakıp, paralel evrenlerimizi gözlüyor olabiliriz. İcra edemediğim bu müzik türünü şu an yazmak ayrı bir keyif. Bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Ayrıca, şunu da belirtmek gerekir ki; Rock ve türevleri tarzlara kadın sesi ne kadar itici duruyorsa; Jazz, Indie, elektronik müzik türevlerinde de bir o kadar çekici ve olağanüstü duruyor. Saint Kitten'ın kendine ait bir internet sitesi var: saintkitten. com. Bu site üzerinde kendisiyle ilgili hemen hemen bütün bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Judas dışında da bir çok çalışması var. Cover olayını ayrı tutuyorum ama video işinde yaratıcılığına hayran kaldığımı söyleyebilirim. Saint Kitten videolarına muhakkak bakmanızı öneririm. Şimdi izninizle biraz Erik'ten bahsedelim. Bu şarkının söz, müzik ve prodüksiyonu Saint Kitten'a ait. Eleştirmekten çekindiğim cover meselesinin belki de müzikal anlatımı olabilir bu şarkı. Ben Saint Kitten olsam, Erik gibi bir şarkım olsa başkalarının müziklerini yorumlamakla uğraşmaz, kendi şarkılarımla hayatımı sürdürürdüm. Bu işi bu kadar iyi, istikrarlı ve hakkıyla yapabilmek başlı başına özel bir durumdur. Ben, belki kimilerine göre ütopyadan bahsediyor gibi gözükebilirim ama Saint Kitten'dan övgü ile bahseden Jens Lekman'ın, Erik'i coverlaması gerektiğini düşünüyorum. Sanatçıya saygı babında bu konuyu uzatmadan noktalayalım ve sevgili Saint Kitten'ın bu konuda bir bildiği vardır elbette diyerek ahkam kesmediğimiz yazımıza devam edelim. Saint Kitten'ın ailesini magazinsel olmayan hislerle tabii ki merak ediyoruz. Merakımızı arttıran şey ise büyük kardeşi La Dee Eda ile ortak çalışmaları olması. La Dee Eda'yı da geçtiğimiz aylarda tanımıştık ama burada hiç bahsetmemiştik. Bir Baba Indie'nin, gizli yerlerde saklı tutulan, ortak bir beğeni sandığı var. Oraya, yüksek dozajda beğeni ile kaplayıp sakladığımız bir isim var. Cihan Yılmaz. Kendisiyle ilgili bir yazı yazmıştık. La Dee Eda, sevgili Cihan'ın çalışmalarından Joyride'a eşlik etmişti. Biz de bu şarkı vesilesiyle tanışmıştık ve tekrar belirtelim Joyride inanılmaz iyi bir parça ve La Dee Eda bu şarkıyı inanılmaz iyi yorumlamış. Saint Kitten ile ilgili yazımı ufak ufak toparlarken, aldığımız bilgilere göre kendisinin yurt içi ve yurt dışından birçok kişiyle güzel çalışmalar yaptığını söyleyelim. İlerleyen zamanlarda bunları da takip ederseniz mutlaka tanıklık edeceksinizdir. Etmezseniz de biz edeceğiz, sizi bilgilendiririz. Bir Baba Indie ailesi olarak çok sevdiğimiz Saint Kitten'ı bundan sonra daha yakından takip edeceğimizi samimiyetle dile getirmek isteriz. Saint Kitten ile ilgili çalışmalara aşağıdaki sosyal mecralardan 7 gün 24 saat ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sakin-köşelerde-yael-naim/", "text": "Koca koca adamlar bam güm denize atlarken kenarda oturup sessiz sakin biranızı içip şahane müzikler dinlemek ister misiniz? Ben istemem. O nedenle bulunduğum yerden hemen kaçarım böyle durumlarda. Ardından da daha sakin, kenar köşe bir yer bulup biramı içmeye ve yanında da güzel güzel ortaya çıkarılmış şarkılar dinlemeye çalışırım. Buradan ilk olarak söyleyeceğim şey şudur: Güzel sesli bir kadın her zaman çok kıymetlidir her güzel sesli erkek gibi. Gerçekten çok özel sesleri olan insanları dinlediğimde ben mutlu oluyorum hemen herkes kadar. Ortalıkta salak salak sırıttığım bile oluyor. Hatta bir defasında: Ne sırıtıyorsun diye yükseldi biri, dedim şarkıya sırıtıyorum. Sen ciddi misin dedi. Dedim çok ciddiyim. Dinleyin siz de sırıtacaksınızdır gibi geliyor bana dedim. Suratıma bakıp gitti. En azından kafa falan da atabilirdi ama yine iyi bir hikaye oldu sonuç olarak. Açıkçası bazen şaşırıyorum insanların sırıtmaya bile şaşırmasını ki özellikle belirteyim boşluğa bakarak sırıtıyordum. Kimsenin herhangi bir şeyine bakarak değil. Anlaşıldı sanırım meramım. Neyse işte bu güzel sesli kadınlardan biri de Yael Naim. Kendisinin 2015 yılında yayınladığı keyifli bir albümden söz edeceğim. Older albümünün hemen her şarkısını ben çok seviyorum. Özellikle Take Me Down ile baya bir keyifleniyorum. Hatta şarkı bitmeden listeye tekrar ekle diyerek arka arkaya dinliyorum. Tekrar çal demekten daha basit geliyor bana, o nedenle. Ardından denizde taş sektiren abinin attığı taşları izlerken Make a Child geliyor... Bu arada az kalsın birinin kafasını yarıyordu, ah be abi! Sonrasında ise sanırım albümde en acayip bulduğum şarkı başlıyor. Hatta yerli bir vokalimizin de sesini çok benzetiyorum bu şarkıda ama söylemeyeceğim. Arkamda küçük çocukların bisiklet sırası kavgası esnasında Dream In My Head ilginç oldu ama yakışır zaten. Son olarak Coward'dan bahsedeceğim ve yine bisiklete atlayıp başka bir köşe bulacağım. Nasıl böyle bir korkak oldum diyor Yael. Hepimiz bazen oluyoruz galiba. Olsun, hallediyoruz da zamanla."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sakinin-merakla-beklenen-ikinci-album-demolari-yayinda/", "text": "Sakin grubunun dağılmasının ardından yoluna Onurr olarak devam eden Onur Özdemir, Sakin'in ikinci albüm demolarını toparlayıp Hayata ismiyle dijital platformlara yükledi! 2008 yılında yayınladıkları Hayat albümüyle hatrı sayılır, özel bir hayran kitlesi edinen Sakin'in ansızın dağılması sonrasında ikinci albüm için hazırlanan demoları da bir türlü yayınlanamamıştı. Onur Özdemir'in bize ilk olarak Bir Baba Indie YouTube kanalında, haziran ayında yayınlanan Ev Sohbetleri'nin beşinci bölümünde açıkladığı demo parçalar, ufak mix, mastering dokunuşlarıyla birlikte sonunda yayınlandı. Onur Özdemir ismiyle yayınlanan Hayata albümü, tüm Sakin severlerle birlikte bizi de oldukça heyecanlandı! Toplam 10 parçadan oluşan albümü, aşağıdaki metinle birlikte paylaşan Onur Özdemir'in Sakin halini özlemişiz! Bazıları kendi kaydettiğim, bazıları da grupla kaydettiğimiz demoların hepsini fazla kurcalamadan, ufak bir mix-mastering dokunuşuyla sunuyorum. Onur Özdemir'in geçtiğimiz haziran ayında konuk olduğu Ev Sohbetleri serisininin beşinci bölümüne de aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salih-korkut-pekerin-yeni-solo-albumu-denize-dik-yayinda/", "text": "Salih Korkut Peker'in cümbüş, gitar ve çağlamayı, blues ve grunge'ın müzikal formuyla buluşturduğu yeni solo albümü Denize Dik LU Records etiketiyle yayında! Indie rock'tan, arabeske, birçok farklı tarzdaki grupta gitar, perdesiz gitar ve cümbüşü ile sahne alan Salih Korkut Peker, Yasak Helva, Duble Salih ve Çalgiya İzmir projelerinin yanı sıra solo çalışmalarına da devam ediyor. Yasak Helva ile bu ay yayınladıkları Eki Attar parçasının ardından Peker, LU Records etiketiyle altı parçadan oluşan solo albümü Denize Dik'i yayına aldı. Bozlak tavrını cümbüş, gitar ve çağlama ile buluşturan; bunu yaparken de blues ve grunge'ın müzikal formunu içeriye alan albüm, sinema ve tiyatro sahnelerinin usta oyuncularından Serkan Keskin'in, Nirvana'nın Something In Ihe Way adlı parçasını cümbüş eşliğinde yeniden yorumlayan Salih Korkut Peker'e vokallerde eşlik etmesiyle kapanış yapıyor. Salih Korkut Peker'in 18 Eylül tarihinde yayınlanan yeni solo albümü Denize Dik aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salome-orkunun-ilk-albumunden-yeni-tekli-maymun/", "text": "Paris ve İstanbul merkezli müzik duo'su Salome & Orkun'un, bir albümde toplayacağı parçalardan üçüncüsü Maymun yayında! Geçtiğimiz yıl şubat ayında kurulan, BBI Yerli köşemizin de 150. konuğu olan Salome & Orkun'un 11 parçadan oluşacan ilk albümünden üçüncü, ilk Türkçe sözlü parçası Maymun 9 Mayıs tarihinde dijital platformlarda yayınlandı. Paris ve İstanbul merkezli projenin çalışmaları, albümden ilk yayınlanan On M'a Dit Les Gens adlı teklisi haricinde online olarak ilerledi. Yeni tekli Maymun haricinde albümde bir tane daha Türkçe, bir de İngilizce parça olacak. Diğer parçaların sözleri ise Fransızca olarak yazılmış. Maymun parçasının sözü ve müziği Orkun Bagatur'a, elektro gitar düzenlemeleri ve çalımları ise Mehmet Esemen'e ait. Diğer enstrüman çalımları ve düzenlemeleri ise yine Orkun Bagatur imzası taşıyor. Parçanın mix ve mastering'i ise Hamburg'da Reha Omayer tarafından yapılmış. Maymun parçasının Emre Kurt ve Dilan Bıyık imzası taşıyan video klibine ve parçaya aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-2015-güz-takvimi-açıklandı/", "text": "Salon'a bir süre önce yazılan #peçeteyeistek'ler toparlandı ve karşımıza Salon 2015 Güze Takvimi olarak çıkıverdi. Biletler 27 Haziran Cumartesi'den itibaren Biletix ve Salon Gişe'de!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-21-eylulde-yeni-sezona-merhaba-diyor/", "text": "Yazın hızla sonuna doğru yaklaştığımız şu günlerde, mekanlarımız da yeni sezon programlarını ufak ufak açıklamaya başladı. Bu yıl onuncu sezonuna merhaba diyecek Salon da yeni sezonun ilk konserlerini duyurmaya başladı. 2010 senesinde kurulan Salon, bu yıl onuncu sezonuyla müzikseverlere merhaba demeye hazırlanıyor. 21 Eylül'de yeni sezona başlayacak olan Salon, programını da duyurmaya başladı. İşte yeni sezonda Salon'da izleyeceğimiz isimler! 23 Eylül'de folk, saykedelik müzik, country, funk ve Hint klasik müziğine kadar uzanan geniş bir yelpazedeki müziğiyle Brooklyn çıkışlı Steve Gunn, 26 Eylül'de 60'ların saydodelik pop'unu günümüze uyarlayan Babe Rainbow, 2015 yılında kurulan İsviçreli elektro-pop ikilisi Elvett ilk kez 27 Eylül'de, Weval ve Gidge gibi isimlerin yer aldığı Amsterdam merkezli plak şirketi Atomnation etiketiyle 2015'te ilk kısa çalarları Allogamy'yi yayımlayan Polynation ise 28 Eylül'de Salon sahnesinde olacaklar. Bu isimlerin dışında, afro-beat'ten caza geniş bir yelpazede müzik yapan Sudan asıllı ABD'li şarkıcı, şarkı sözü yazarı ve müzisyen Sinkane, elektronik müzik oluşumu Zola Blood, ABD'li post-punk etkileşimli synth-pop grubu Boy Harsher, Berlin'de yaşayan Hollandalı müzisyeni ve şarkıcı Thomas Azier, ilk Gezgin Salon'da sahne alan Kiasmos ikilisinden Janus Ramussen de bu sezon Salon'da sahne alacaklar. Salon'un yeni sezon programının biletleri ise 8 Ağustos Perşembe günü saat 10.30'da Biletix ve İKSV Gişe'de satışta olacak. Ayrıca Salon'un 10. yılına özel olarak Lale Kart sahiplerine 2019-2020 sezonunda sınırlı sayıda 1 alana 1 hediye hakkı sağlayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-5-martta-geri-donuyor/", "text": "Beyoğlu'ndaki çekim noktalarımızdan biri olan Salon, 5 Mart'ta kapılarını tekrar müzik severlere açıyor! 12 yıldır iyi müzik severlerin buluşma noktalarından biri olan Salon, pandemi sebebiyle yaklaşık 2 yıldır etkinliklerini durdurmuştu. İKSV tarafından bugün yapılan açıklamayla birlikte Salon, yine hem Türkiye hem de dünyadan alternatif müziğin başarılı isimlerini ağırlamaya başlıyor. 5 Mart tarihinde başlayıp mayıs sonuna kadar sürecek konserlerde Salon; Kit Sebastian, Seafret, Palmiyeler, Jakuzi, Other Lives, Islandman, Ghostly Kisses, Noga Erez, Lola Marsh ve Jonathan Bree'yi ağırlayacak. Salon'un yeni sezon konserlerinin biletleri 16 Şubat Lale Kart üyeleri için indirimli ön satışın ardından 18 Şubat Cuma günü satışa çıkıyor. 18 Şubat Cuma günü saat 10.30'da passo. com. tr ile İKSV ana gişeden (pazar günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında) genel satışa açılacak. Öğrenci bileti fiyatları ise Eczacıbaşı Genç Bilet projesi kapsamında 10 TL olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-iksv-2017ye-hazir/", "text": "Salon İKSV 2016 yılını 100'den fazla konser ve 23.000'i aşkın izleyiciyle kapatarak, yılın son haftasında 2017'nin ilk isimlerini açıkladı! Aralarında Ekim ayında ufak ufak duyurmuş olduğumuz No Clear Mind, Moddi, Riff Cohen, The Radio Dept., The Wanton Bishops gibi sevdiğimiz grupların yansıra Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Ah! Kosmos ve Jakuzi gibi de yerli isimlerin sahne alacağı Salon'da yeni yılda izleyecek olduğumuz isimlerin tam listesi için sizi hemen aşağıya alalım. Yılın ilk ayında konuk olarak; klarnet, bağlama ve kanunun sıra dışı birlikteliğinin temsilcisi Taksim Trio, çok çok sevdiğimiz, janr'lara bağlı kalmayan zengin müziğiyle Korhan Futacı ve Kara Orkestra, dinleyeni salınmadan tutmayan saykedelik müziğiyle BaBa ZuLa, Caz vokalisti Deniz Taşar ve bas gitarist Şentürk Öztaş'ın ortak projesi olarak hayata geçen Songs From a Breeze, Norveçli folk müzisyeni Moddi, 123'ün vokalisti olarak tanınan Dilara Sakpınar'ın solo projesi Lara Di Lara, 2016 yılının en iyi çıkış yapan isimlerinden olan, Kutay Soyocak ve Taner Yücel'in projesi Jakuzi Ocak ayı sonunda Salon'da olacak. Bu isimlerin yanı sıra, Nina Simone'u andıran ses rengiyle Londra'da son zamanlarda en çok konuşulan isimlerden olan Nilüfer Yanya, yerli elektronik sahnede son zamanların en iyi işlerinden, prodüktör Başak Günak'ın projesi Ah! Kosmos yer alacak. Şubat ayında ise; Norveçli caz piyanisti ve bestecisi Bugge Wesseltoft'un ikonik elektronik caz projesi Bugge Wesseltoft's New Conception Of Jazz, Beyrutlu blues, garage rock grubu The Wanton Bishops, Californialı şarkıcı, söz yazarı, kent ozanı Cass McCombs ve ekip arkadaşlarından oluşan Cass McCombs Band, Indie Rock'ın Kanada çıkışlı ismi The Dears, zamansız müziği ve ozanlık mertebesine erişmiş vokalleriyle New Jerseyli şarkıcı, söz yazarı Luke Elliot, Doğan Duru, Güneş Duru ve Berke Özgümüş'ten oluşan kadrosuyla yerli rock gruplarından Redd, dünyanın birçok ülkesinde sayısız performans sergileyen, Türk ve Yahudi müziğinin zengin köklerinden beslenen Yinon Muallem'in Derya Türkan, Yossi Arnheim ve Tuluğ Tırpan ile ortak projesi Bridges ve tuşesi yüksek davul ritimleri, sert vokalleriyle dinleyenleri adeta hipnotize eden Avustralyalı şarkıcı ve söz yazarı Kat Frankie bulunuyor. Indie Pop'un yeni yüzlerinden İngiliz Seafret, Cezayirli folk müziği sanatçısı Souad Massi, alternatif sahnenin Ankara çıkışlı grubu Son Feci Bisiklet, yine çok çok sevdiğimiz Yunan dostlarımızın Deneysel Rock grubu No Clear Mind, Orta Doğu'dan Kuzey Afrika'ya, oradan da Avrupa'ya doğru uçuran oryantalist melodilerin sahibi Riff Cohen ve bu yıl çıkardığı albümle merakla beklediğimiz isimlerden olan İsveçli shoegaze, indie pop grubu The Radio Dept. Salon'da sahne almaya hazırlanan isimler olacak. Bu arada yeni sezon biletleri 28 Aralık Çarşamba gününden itibaren satışa çıkıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-iksv-nin-sonbahar-programi-aciklandi/", "text": "Gezgin Salon ile İstanbullulara unutulmaz bir yaz festivali yaşatan Salon İKSV, 23 Eylül'den itibaren Beyoğlu'ndaki evinde yeni sezona heyecan verici konserlerle yeniden merhaba diyor. Salon'un programdaki ilk konuğu, iki gece üst üste verecekleri konserle karşımıza çıkacak olan elektro-pop ikilisi Agar Agar olacak. Salon'un Eylül ve Ekim programında yer alan isimler ise Agar Agar, Princess Chelsea, Islandman, Jakuzi, Charlie Cunningham ve Arab Strap olacak. Sezona çok yakında eklenecek isimler de Salon'un web sitesi ve sosyal medya kanallarından duyurulacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-iksv-yeni-sezon-konserlerini-açıkladı/", "text": "Salon İKSV yeni sezonun 2016 yılı konserlerini açıkladı! Salon'un merakla beklediğimiz yılın son konserlerlerinde The Dears, Azam Ali & Niyaz, Mashrou Leila, The Veils, Oh Land, Local Natives, Battles gibi gruplardan, yerli sahnemizden birçok isme bu sene sahnesini açtığını görüyoruz. Umarım 2017 yılı konserlerinde #peçeteyeistek'lerden de bol bol isimler görme şansı bulabiliriz diyip, gelse ne iyi olurlarımızı da şuraya bir kez daha bırakalım. Yeni sezon biletlerinin ise 25 Ağustos tarihinde Biletix ve İKSV üzerinden satışa çıktığını bir kez daha hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-iksv-yeni-yilin-ilk-isimlerini-duyurdu/", "text": "Beyoğlu'nun sembollerinden ve yıllar boyunca müzik severler için keyifli bir buluşma noktası olan Salon yeni sezonda da alternatif müziğin hem taze hem de başarılı isimlerine ev sahipliği yapacak. Sezonun ilk açıklanan isimleri arasında Nekropsi, Derya Yıldırım & Grup Şimşek, Sezer Koç, Bade, Lebanon Hanover & Selofan, Bon Entendeur ve Boy Harsher bulunuyor. Yerli sahnenin kült grubu Nekropsi'den elektronik müziğin özgün ismi Boy Harsher'a uzanan bu kadro oldukça heyecan verici gözüküyor. Salon'un yeni sezon programının biletleri 20 Ocak Cuma itibarıyla genel satışa sunulacak. Biletlerin satışı ise passo. com ve Salon İKSV gişeleri üzerinden gerçekleştirilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-ve-national-theatre-live-işbirliğiyle-iki-yeni-oyun/", "text": "Oyun Salonu kapsamında Salon ve National Theatre Live işbirliğiyle gerçekleştirilecek olan 2 adet yeni oyun Mart ve Nisan aylarında Salon İKSV'de gösterilecek. Londra'nın en önemli tiyatrolarında sergilenen ve Broadway'de kapalı gişe oynayan oyunlar, en iyi bakış açısıyla kaydedilip, kurgulanarak, Salon'da tiyatroseverlerin ilgisine sunulacak. Oyunların ilki Wolgang Amadeus Mozart'ın azim dolu öyküsünün anlatıldığı, Southbank Senfoni Orkestrası'nın müzikleri eşliğinde sahnelenen Amadeus. 27 Pazartesi ve 28 Mart Salı günü Salon içerisine konulacak beyaz perdeyle gerçekleşecek olan gösterimlerin biletleri Biletix ve İKSV Ana Gişe'den temin edilebiliyor. İkinci oyun ise; Broadway'de yoğun ilgi gördükten sonra ise Londra'da Wyndham's Theatre'da sahnelenen, Ian McKellen, Patrick Stewart, Harold Pinter imzalı No Man's Land. Oyun, 3, 10-11, 17 ve 24 Nisan tarihlerinde ise Salon'a kurulacak beyaz perdede izleyenleriyle bulaşacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salon-yeni-sezonun-ilk-konserlerini-duyurdu/", "text": "Yazı mevsiminde hızla ilerlediğimiz şu günlerde konser mekanlarımız da bir bir yeni sezon programlarını açıklamaya başladı. 2010 yılından beri, birçok sevdiğimiz ve yeni keşfettiğimiz ismi izlediğimiz Salon, yeni sezona 8 Eylül itibarıyla başlayacağını duyurdu. Salon'un yeni sezon konserlerinin biletlerinin 5 Ağustos Pazar günü satışa çıkacağını belirterek hemen sezonun ilk açıklanan isimlerini açıklamaya başlayalım. Kanadalı Michael Milosh'un, Danimarkalı Robin Hannibal'la 2013 yılında bir araya gelmesiyle kurulan Rhye ile 8-9 Eylül tarihlerinde Salon'un yeni sezonun açılışını yapmamızın ardından, 15 Eylül tarihinde ise Balthazar'dan tanıdığımız Maarten Devoldere'nin Warhaus adını taşıyan solo projesini izleme fırsatı bulacağız. Geçtiğimiz mayıs ayında Salon'da sahne almış grup arkadaşı J. Bernardt'ın ardından bu kez Warhaus da Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında ilk defa Salon sahnesinde olacak. 19 Eylül'de, 1998'de Austin'de Will Sheff tarafından kurulmuş, bizim de çok sevdiğimiz Okkervil River, yine yeni sezonda Salon sahnesinde ilk kez izleme fırsatı bulacağımız isimlerden olarak dikkatlerimizi çekiyor. Bu isimlerin dışında, Jehan Barbur ve Jakuzi gibi yerli isimleri, İspanyol caz müsizyeni Cecilia Krull, neo-klasik müzik bestecisi ve piyanist Joep Beving, 2016 yılında ilk kez Salon'a geldiklerinde izleme fırsatı bulamadığımız Mashrou' Leila, Arap rock'ın temsilcilerinden El Morabba3, Seattlelı surf rock grubu La Luz, Luis Vasquez'in post-punk, darkwave projesi The Soft Moon, İsviçreli akordeon sanatçısı Mario Batkovic, Londralı caz grubu Sons of Kemet, yine geçtiğimiz yıllarda unutulmaz 2 konsere imza atan, Hollanda kökenli Türkçe saykedelik rock grubu Altın Gün yeni sezonun açıklanan ilk isimleri oldular. Yeni sezon programıyla birlikte 2013 yılından bu yana Salon İKSV ekibinde yer alan ve 2017'den itibaren görevine içerik ve etkinliklerden sorumlu Salon İKSV Eş Direktörü olarak devam eden Deniz Kuzuoğlu, 1 Ağustos tarihinden itibaren Salon İKSV'nin tüm faaliyetlerinden sorumlu olarak, Salon İKSV Direktörlüğü'nü üstlendiği haberi de tarafımıza ulaşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salonda-görev-değişikliği/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın etkinlik merkezi Salon'un 2010 yılında açılışından beri direktörlüğünü yürüten Bengi Ünsal Şubat ayı sonunda görevinden ayrılıyor. Bengi Ünsal, Mart ayı itibarıyla dünyanın en büyük kültür sanat merkezlerinden biri olan, Londra'daki Southbank Centre'da Senior Contemporary Music Programmer olarak yeni görevine başlayacak. İstanbul'un iyi müzik denince akla ilk gelen mekanlarından olan Salon'un yönetimini ise, Mart ayından itibaren kuruluşundan bu yana Prodüksiyon Amirliği'ni yürüten Egemen Eti ile 2013 yılından beri Salon ekibinde Operasyon Koordinatörü olarak görev yapan Deniz Kuzuoğlu üstlenecek. Bengi Ünsal, Number 1 TV Yabancı Müzik Direktörlüğü, Universal Music Ürün Sorumlusu, 36:42 Events Company Direktörlüğü, Charmenko'da yöneticilik yaptıktan sonra, 2005 yılında İKSV'de İstanbul Caz Festivali'nde Direktör Yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 2007 yılına kadar festivaldeki görevini sürdüren Ünsal, 2007-2009 yılları arasında Pozitif Müzik bünyesinde bulunan Doublemoon Records'ta Genel Müdür olarak çalıştı. Ağustos 2009'dan itibaren İKSV bünyesinde yer alan Salon'un Direktörlük pozisyonuna gelen Ünsal, altı buçuk sene Salon markasının yaratılması ve geliştirilmesiyle artistik programının oluşturulmasına ek olarak, pazarlama ve iletişim stratejilerinin oluşturulması konularında başarıyla yönetti. Deniz Kuzuoğlu ve Egemen Eti'nin de yer aldığı Salon ekibiyle dünyanın önde gelen müzisyen ve sanatçılarını müzikseverlerle buluşturan Ünsal, yeni görevine Southbank Center'da devam edecek. 1998 senesinde İstanbul Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nden İletişim Sanatları bölümünde okuyan Egemen Eti, 2004 Ağustos ayında İKSV Prodüksiyon ekibine katıldı. 2009 senesinde Salon ekibinde Prodüksiyon Amiri olarak çalışmaya başlayan Eti, Bengi Ünsal'ın görevini devretmesinin ardından Salon bünyesinde Mekan Yöneticiliği, Prodüksiyon ve Bar operasyonu, Salon İnsan Kaynağı Yönetimi ile Sponsorluk İlişkileri görevlerini üstlenecek. 2009-2012 arasında Babylon İstanbul ve Pozitif bünyesinde gerçekleşen Mono, One Love, Rock'n Coke gibi festivallerin artistik program ekibinde yer alan, 2011 ve 2012 senelerinde Akbank Caz Festivali'nin program koordinatörlüğünü yürüten Deniz Kuzuoğlu, Temmuz 2013'te İKSV'e ve Salon ekibine katıldı. Kuzuoğlu, Salon ekibinde Operasyon Koordinatörü olarak sürdürdüğü görevine ek olarak Artistik Programlama, Pazarlama ve Medya İlişkileri ile Salon Sanatçı Operasyonları'nı da yürütmeye devam edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salonda-sonbaharda-hangi-isimleri-izleyecegiz/", "text": "Yeni sezon programlarının birer birer açıklanmasının ardından sezon hızlı bir şekilde başlayarak, ilk konserler çoktan gerçekleşmeye başladı bile. Salon cephesinde ise, yeni sezonda izleyeceğimiz yerli sahneden ikinci dalga isimler de açıklandı. Sezona hızlı giriş yapan mekanlarımızdan olan Salon'da yer alacak yeni isimler açıklandı. Bir süredir Berlin'den kiraladıkları bir karavanla Avrupa'yı turlayan San Franciscolu saykedelik rock grubu Wooden Shjips, 16 Mart tarihinde, karanlık R&B müziğiyle Belçikalı prodüktör Tsar B ise 7 Aralık tarihinde Salon sahnesinde yer alacağı açıklanan yabancı isimlerden oldu. Yerli sahneden ise birçok farklı tarzda ismin lansman konserleriyle yeni sezonda Salon sahnesinde olacağını görüyoruz. Yeni sezonda yer alacağı açıklanan isimlerin sıralı, tam listesi ise aşağıda sizi bekliyor. Salon'un sezon programına eklenen yeni konserlerin biletleri, 9 Ekim Salı günü saat 14.00'dan itibaren Biletix ve hizmet bedeli olmadan İKSV ana gişeden temin edilebilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salonda-yeni-sezon-basliyor/", "text": "En sevdiğimiz mekanlardan olan Salon'umuz İKSV'miz 22 Eylül'de yeni sezonu açıyor! Alman synthpop prodüktörü Marius Lauber'in solo projesi Roosevelt ile 22 Eylül Cuma akşamı başlayacak olan yeni sezon 27 Eylül Çarşamba günü neo-klasik müziğin çıkış yapan isimlerinden Zoe Keating'le hızla devam edecek. 29 Eylül Cuma akşamı trip hop severleri mutlu edecek olan Norveçli Flunk, 30 Eylül Cumartesi akşamı gitarist ve prodüktör Ozan Boz ile vokalist Özgü Özman birlikteliğinde Toronto'da kurulan Minor Empire Salon'un ilk konuklarından olacak. Washed Out, Anthony Strong, Mammal Hands, Wild Beasts, Hidden Orchestra, Anna RF, 65daysofstatic ve Sleep Party People'ın da bulunduğu daha birçok sanatçıya ev sahipliği yapacak olan Salon'un yeni sezon konserlerinin biletleri 10 Ağustos Perşembe günü satışa çıkıyor. İlk açıklanan konserler bununla da kalmıyor. trip-hop'tan R&B ve dub'a göndermeler yapan parçalarıyla Mathew Barnes'ın projesi Forest Swords, İsrailli indie pop grubu Lola Marsh, İzlanda ve folk müzik denince akla ilk gelen isimlerden olan Olöf Arnalds, Amerikalı solo piyanist Chad Lawson, Londra hip-hop'ı ve beat'leriyle birleştirdiği sound'uyla Henry Wu'nun yepyeni projesi The Kamaal Williams Ensemble bu sezon Salon'da izleyecek isimlerden sadece bazıları."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/salonun-2018-programı-müzikseverleri-sevindirmeye-devam-ediyor/", "text": "Pek sevdiğimiz Salon, geçtiğimiz aylarda King Gizzard & the Lizard Wizard'ın konser için geleceğini açıkladığında Ooo bu sene epey güzel geçecek. demiştik. Velhasıl söylediklerimizde yanılmadık ve Salon'un 2018 için bugün açıkladığı isimler, çekmecelerde duran konfetilerle göz göze gelmemize neden oldu. 18-19 Ocak'ta şarkılarıyla mutluluğu derinden hissettiren Jose Gonzalez, 7-8 Şubat'ta yaşından büyük işlere kalkışan ve bunda da fazlasıyla başarılı olan, müzik otoritelerinin tatlı kızılı King Krule, 21 Şubat'ta Alman piyanist Martin Kohlstedt, 2 Mart'ta son dönemde her şarkısıyla bizi yükselten Khurangbin, 17 Mart'ta ambiance'ı ziyadesiyle yaşatan Stimming x Lambert, 6 Nisan'da son stüdyo albümleri Clear Language'i öve öve bitiremediğimiz post-rock grubu Balmorhea, 30 Nisan'da birçok sound'ı bir arada dinlememizi sağlayan Girls in Airports, 4 Mayıs'ta şeker sesli Angel Olsen ve 29 Mayıs'ta şarkılarını her dinlediğimizde yatakta sade filtre kahve içiren ikili Sylvan Esso Salon sahnesinde olacak! Bu güzel line-up'ın biletleri ise 12 Aralık günü saat 10:30'da satışa çıkacak! Bakın, konserler sold-out olursa sorumlusu biz değiliz! O yüzden acele edin deriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sam-smith-ve-madonna-bir-araya-geliyor/", "text": "Sam Smith ve pop ikonu Madonna bir araya gelse sizce nasıl olurdu? İkili 'Vulgar' isimli parçalarının duyurusunu yaptı. Unholy ile müzik dünyasını kasıp kavuran Sam Smith, Madonna ile seslendirdikleri yeni şarkısı Vulgar'ı sosyal medya hesabından duyurdu. Paylaştıkları fotoğrafta ikilinin baş harflerinin arkasında iki tane de korse görüyoruz. Sam Smith 24 Mayıs'ta Manchester'da verdiği konserde bu şarkıyla ilgili aslında ufak bir tanıtım yapmayı planlıyordu. Ama bazı teknik sorunlar yüzünden konsere aniden son vermek zorunda kaldığı için bu tanıtımını gerçekleştiremeyip merak uyandırmıştı. Madonna ise şu sıralar 40 yıllık hit şarkılarını içerecek olan turnesi Celebration Tour'a sıkı bir şekilde hazırlanıyor. Turnenin temmuz ayında Vancouver'da başlaması planlanıyor. İkilinin merakla beklenen iş birliğinden doğan Vulgar ise 9 Haziran Cuma günü yayınlanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sam-smithin-yeni-albumu-love-goes-yayinda/", "text": "Grammy, Oscar ve Brit Ödüllü sanatçı Sam Smith'in yeni albümü Love Goes Universal Music etiketiyle yayınlandı! Merakla eklenen Love Goes adlı albüm, İngiliz müzisyenin üçüncü stüdyo albümü. Aynı zamanda son iki yılının da yansıması niteliğinde. Albümden çıkan ilk single Diamonds, İsveçli prodüktörler OzGo ve Shellback tarafından Londra'da yazıldı ve kaydedildi. Sanatçının 26 ve 28 yaşları arasında yazdığı bu albümdeki şarkılar kalp kırıklığının iyileşme sürecini en acı yönleri ve çözüme kavuşma hissi ile anlatıyor. Buna rağmen albümün enerjisi son derece yüksek. Normalde 20 Haziran'da çıkması planlanan albüm aslında To Die For adı altında yayınlanacaktı. Fakat pandeminin bütün dünyayı etkisi altına alıp milyonlarca can kaybının yaşanmasından ötürü ölüm anlamına gelen Die kelimesine olan hassasiyetten dolayı farklı bir albüm ismiyle ilerlemeyi tercih etmiş. Sam Smith'in yeni albümünü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sanatcilar-ve-toplumlar/", "text": "Hıncal Uluç hakkında herhangi bir düşüncem yok. Nötr hissiyatlara sahibim. 16 Mayıs 2012, Sabah Gazetesindeki köşe yazısında Git Fazıl git! başlıklı bir yazı paylaştı. Yazıda Fazıl Say'ın son dönemlerde gündemi müzisyenliğinden ziyade, sosyal medya üzerinden sivri çıkışlarıyla ön planda olmasını ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile arasındaki diyaloglarına atıfta bulunarak Fazıl Say'ı savunuyor; ya da onun üzerinden diğer tüm sanatçıları anlamamızı istiyor. Alain de Botton'ı anlamak için Jan Vermeer'in resimlerini inceleyebilirsiniz. Örneğin; Lady Standing at a Virginal resmindeki detaylara bakalım. 3,660 x 4,189 olarak incelemek için tıklayın. Gün içinde bir sürü mekana girip çıkıyoruz. Hangi girip çıktığımız yerin detaylarını merak edip inceliyoruz. Çalıştığımız yerleri düşündüğümüzde etrafımızda gördüğümüz şeylerin algısı beynimizde oluşuyor mu? Hayır oluşmuyor. Hoş, koca bir gökdelende bizim için oluşacak şey kocaman bir hiçtir. Belki de bu yüzden gösterişli mimarilerin altında ezilen güzel şeyleri görmezden geliyoruz. Alain de Botton'ın değindiği konuya dönersek; resimde inanılmaz detaylar var. Resmin sol alt köşesinde, yerin duvarla kesiştiği yerlerdeki işlemeler, fügürler tamamen o detayı görmekle ilgilidir. Jan Vermeer sadece piyanist kadını çizer ve etrafındaki detayların üzerinden hızlıca geçerek resme son fırçayı vurabilirdi. Jan Vermeer'i bana göre bir çok isimden üstte tutan şey bu detaydır. Jan Vermeer, bu işin üzerine o kadar çok eğilmiştir ki, tablo içinde üç adet farklı tablo yapmıştır. Resimdeki diğer bir detay ise camdan evin içine gölgelerdir. Resmi belkide en gerçekçi kılan şeyde bu gölgelerdir. Cam kenarından gölgelerin geçmesine izin verip orada bırakmamış Jan Vermeer; sandalyenin üzerinde oluşan gölge ve sandalyenin raptiyelerine varana kadar inceleyerek bunu resme aktarmış. Hatta yine normal şartlarda gözden kaçacak bir detay daha var resimde. Sandalye ve piyanonun arasında kalan ve en başta bahsettiğim yer ile duvarın birleştiği noktadaki figürler çok net bir şekilde sandalyenin üzerinde de devam ediyor. Jan Vermeer örneği; Alain de Botton'ın Görmek ve Fark Etmek kitabındaki düşüncesinin doğruluğunu net bir şekilde kanıtlıyor ve tabi Hıncal Uluç'un, Fazıl Say ile ilgili düşüncelerini aktarırken söylediği cümlelerin doğruluğunu da kanıtlıyor. Bu yüzden Fazıl Say'ı ya da herhangi bir sanatçıyı eleştirirken, herhangi bir insanı eleştirdiğimizden farklı yaklaşmalıyız. Bu sadece sanatçıların dünyaya bıraktıkları eserler ve yıllar sonra algılanmasıyla alakalı değil; aynı zamanda sanatçıların kendi içinde bir kaç farklı senaryo ile düşünebilmeleri ile alakalıdır. Jan Vermeer gibi raptiyenin parlaklığı, gölgenin değdiği her noktayı düşünebilmesi ile alakalıdır. Bu yüzden söz konusu eleştiriyi çözümlemek için bu iki insan arasındaki farkı doğru algılamakta fayda olacaktır. Bu cümle konuştuğumuz konunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Şunu belirtmek gerekir. Sanatçı olmayan ya da bu şekilde sanatla ilgilenmeyen insan ahlaksızdır, geri kafalıdır demek asla değildir. Sadece sanatçı olmayan ya da sanatla ilgilenmeyen insanlar ile sanatçı olan insanların arasındaki diyaloglarda sürekli bir çatışma vardır. Fazıl Say ve ona saldıran tüm insanların arasında geçen diyaloglarda bunun örneğidir. Bu tür saldırı durumunda iki insan arasında dev duvarlar örülüyor; fakat bu duvarın sahibi kesinlikle sanatçı olmuyor. Karşı taraf bu duvarı yıkmadığı sürece bu çatışmanın boyutu çok büyük ahlaksızlıklara kadar gidiyor. Hıncal Uluç'un da bahsettiği, Fazıl Say'ın dudak özrü ile alay edecek kadar ahlaksızlaştırıyor. Toplum her zaman kendinden olmayanı dışlamıştır. Onu anlamak, sindirmek yerine her zaman onu çemberin dışında tutarak yanına sokmamıştır. Onu yanına almak, herhangi bir düşünce üzerinde fikirlerini dinlemek yerine hem söz ile hem fiziksel olarak ahlaksızlıklar doğurmuştur. Bu şuna benzer; Anarşi, kimi insanlar için sadece devlete karşı çıkan bir grup insan tepkisidir. Kimse anarşinin özünü sorgulamaz. Söz konusu tek şey kendi düşüncesini savunan ve temsil eden devlete karşı, karşıt bir düşüncenin oluşmasıdır. Buradaki en vahim şey kendi savunduğu düzenin içerisindeki düşüncelerin hatasız olduğuna inanmasıdır. Sanata ve sanatçıya bu kadar anlamlar ve misyonlar yüklemek yerinde bir hareket olabilir; fakat Beckett'e de kulak vermek gerekir. Leo Bersani ve Ulysse Dutoit'in ortak kaleme aldığı Fakir Sanat, Beckett, Rothko, Resnais kitabında şöyle bir paragraf var. Kitaptaki alıntıda da bahsedildiği üzere, yapıtlar her zaman için topluma bir şeyler vermek zorunda değildir. Burada, sanatçının kendi iç dünyasından ürettiği yapıt ile arasındaki iyi anlamdaki bencilliğinin vurgusu vardır. İşin esasında misyonların eşit miktarda insanlara dağıtılması esastır. Sanatçıyı bir konu üzerinde fikir beyan etmekten kaçıran, toplumun ta kendisidir. Bu en basit anlamda Türk toplumunda bir erkeğin küpe takmasıyla eş değerdir. Eğer küpe takarsanız, homofobinin, sadece homosunu bilen ve bir argodan öteye algılamayan insanlar tarafından doğrudan ya da dolaylı yollarda eleştirilir hatta çoğu zaman hakarete uğrarsınız. Bu insanlarla bir şeyleri tartışmak, ortadaki meselenin özüne inip, onu çözümlemek hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Kenan Güvenç'den öğrendiğim mimari anlayışının, daha doğrusu tasarımının özünü oluşturan etmenlerde de bu anlayış vardır. Toplumun yaşamını sürdürülebilir binalar tasarım değil, ihtiyacı gidermektir. Bunun dışında bir binayı betondan öte algılamak, tasarım kabiliyetini zorlamak ise gerçek anlamda tasarımdır. Bunu algılamayan insanların gözünde bir gökdelen çok şey ifade ederken, çatısı standartların dışında tasarlanmış bir bina insanlar tarafından kolayca yargılanabilir. Yani özetle toplumlar ve sanatçılar arasındaki çatışma her zaman yeni uçurumlar doğuracaktır. Bir sanatçıyı inzivaya zorlayan, devamlı bir kaçma hissiyatıyla yaşamasına sebep olan şeyde bu uçurumun derinliğidir. Mesele düşme korkusundan daha çok o toplumun bulunduğu kara parçasından uzaklaşma üzüntüsüdür. Bu yüzden sanatçılar için maddi değerlerden çok toplum tarafından takdir edilme, alkışlanma arzusu tarif edilemez anlamlar oluşturmaktadır. John Fante kitaplarında sürekli yazı yazabilmek için ailesinden uzakta yaşamayı tercih etmiştir. Losangeles Yolu bu ayrılışı anlatmaktadır. Bunker Tepesi Düşleri'nin bir kısmında tekrar eve dönüyor. Orada bizim yukarıda bahsettiğimiz toplumdan kişilerin bir benzerinin bulunduğu partiye katılıyor. Fakat orada kavga ediyor ve birazcık dayak yiyor. Gece yarısı eve döndüğünde hiç beklemeden tekrardan Bunker Tepesi'ne dönüyor. Arturo Bandini, her zaman bu kavganın içindedir. İronik bir şekilde sürekli 'Büyük Yazar' vurgusunu kendisine yapar. Bu tavır onu hiçbir zaman 'küstah' ve 'ukala' bir karakter olarak algılanmasını sağlamaz. Çünkü; Arturo Bandini'de oluşan bu 'naif küstahlık' aslında onun toplumla arasındaki çatışmanın bir yansıması, bir isyanıdır. Yalnızlaşmasını ve sürekli uzaklaşma hissiyatına etki eden nedenlerden biridir. Yazıyı noktalarken, sanatçıları toplumdan uzaklaştıran ve sürekli çatışma içinde sokan şeylere dikkat çekmek istiyorum; ve Prof. Dr. Şafak Ural'ın söylediği sözün derinliğini çok iyi algılamak gerektiğini düşünüyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sanatta-devrim-var-midir/", "text": "Aslında, sanat tarihinde devrimci diye nitelenebilecek tek bir olgu bile bulmak güçtür. Sanat özü gereği yapıcıdır. Devrim dengenin sekteye uğramasını ima eder. Devrimden söz etmek, geçici bir kaostan söz etmek demektir. Oysa sanat kaosun tersidir. Yaşayan eserlerini, bizzat kendi varoluşunu da tehdit altına sokmadan, kendini kaosa teslim etmez. Kitaptan bir alıntı yaparak Müzikte Post-Modernizm'e gönderme yapılabilir mi? Post-Rock olgusu gerçekten var mı? Bunu tartışmak gerekir. Devrim gerçekten çok radikal bir ifade olabilir. Stravinsky yazının devamında bunun eleştirenler tarafından iyimserlik ile abartılabileceğine işaret ediyor. Stravinsky eserleriyle kuşkusuz bir fark yarattığı, müziğe yeni bir şeyler kattığı gerçek. Buna rağmen kendisine devrimci olarak sıfatlar takılmasına kitabındaki gibi son derece karşı olduğu gözlemleniyor. Yine kitaptaki bazı satırlarında müziğin sürekli kendini yenilediğinden bahsediyor. Bu tanımı ünlü grupların parçalarını coverlarını çalmayı bir öğreti kabul edeni, cover çalmadan iyi beste yapılamayacağına değinen biriyle tartışırken kullanmıştım. Kendi içinde değişmeyen yapısını kabul eden mental bir düşünce, yani yerinde sayan bir müzik bir gün eriyip gitmeye ve kendimi tekrar etmeye mahkumdur. Stravinsky ile düşüncelerimin bir yerde kesişmesine çok sevindim. Müziğin Hildegard von Bingen'den, JS Bach'a, Beethoven'dan Stravinsky'e ve devam eden süreçte kendi içinde sürekli değişime uğradığını; ve dünyanın sonuna kadarda bu değişimin sürekli değişeceğini kabul etmek gerekir. Biz müzikle uğraşan ve müzik üzerine düşünen insanların bu olguyu kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyla ilgili Beatrice Ramaut Chevassus, Müzikte Postmodernlik, kitabında olayı tanımlarken şöyle bir ifade kullanıyor. Bu tüm konuyu özetleyen bir ifade: Asıl olan inkar etmeden, üzerine yeni bir şeyler katabilme Kitap şu elimde olmadığı için biraz doğru cümleyi kurmamış olabilirim; ama özetle yazan buydu. Stravinsky'nin haklı olduğuna inanıyorum. Yaratıcı ve aşırı yetenekli müzisyenlere devrimci diye bakmak yerine onların açtığı yeni yolları keyifle izlemek; ve müzikal olarak daha keyifli yorumlarda bulunmak sağlıklı olacaktır. Müzik üzerine düşünenler ve icraacılar için ise kendi içindeki duygu ve düşünceleri, müzikal olarak dışavurmaları çok daha iyi müziklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sanatta-tasarlama-kabiliyetini-zorlamak/", "text": "Hala düşüncelerimi toparlayamamış olabilirim. Konudan konuya atlamamaya özen göstererek, uzun süredir üzerinde düşündüğüm, zaman zaman farklı kişilerle tatlı-sert tartışmalara girdiğim bir konuya değinmek istiyorum. Müzik ya da tüm sanat kolları içten başlar ve dışarıya doğru hareket ederek insanlarla buluşur. Bu buluşmalar birbiriyle çarpışarak bazı sonuçlar doğurur. Bu sonuçlar çoğunlukla, sadece sanatçıda yararlı ya da zararlı etkiler bırakabilir. Dış gözlemci ise bu buluşmaya, sadece hayranlık ve beğeni ile renk katar ya da negatif bir etkiyle, küfürler ederek buluşma yerini anında terk edebilir. Sanatın kollarını ayırt etmeksizin olaya tasarlama olarak bakmaya çalışıyorum. Sanatçılar tasarlama kabiliyetlerini üst sınırlara zorladıkça yaşadıkları alanların çok dışına çıkarak, farklılıklar yaratabilirler. Rutin, kendini tekrar eden tasarımlar ya da kopya tasarımlar sanatçıyı bir sonuca götürmez. Kopya tasarımların genişletmek gerekirse, tarihler boyunca X konulu bir şeyi tasarlayanlar, diğer insanlar tarafından keşfedildiklerinde ilahlaştırılmıştır. Bu ilahlar günümüzde dahi erişilemeyecek noktalarda görülmekteler ve onların tasarlama kabiliyetlerine yaklaşma konusunda neredeyse herkes ürkek davranmaktadır. Bu ilahlaştırılan insanların becerileri ve yetenekleri kusursuz kabul edilerek, söz konusu sanat için metot kabul edilmiştir. Bu yüzden eğitimden başlayarak devam eden dönemlerde hep bu ilah olarak benimsenmiş insanların çizdiği ve benimsediği yolda gidilerek kişiler sanatlarını geliştirmeye çalışır. Eğer bu sürecin içerisinde kişilerin kendi tasarımları ve yaratıcılıkları yoksa dünyanın en büyük kusurlu hareketi; fakat en kusursuz illüzyonudur. Elbette bu ilahlar muhteşem insanlar. Bunun aksini inkar etmek çok büyük ayıp ve ahlaksızlık olur. Biz bulunduğumuz zaman içerisinde hala JS Bach'ı, Vincent van Gogh gibi isimleri konuşabiliyorsak bu onların ilah ötesi varlıklar olduğunun kanıtıdır. Burada asıl sorun şudur; biz bu insanları ilahlaştırırken kendi tasarlama sınırlarımızı ne kadar zorlayarak kendimizi onlara yaklaştırabiliyoruz; ya da bundan yüz yıl sonra onlar kadar anılmak için çaba sarfediyoruz. Bu meselenin yetenek boyutu kuşkusuz var. Yetenekli olmak tek başına yeterli bir kavram değildir. Yetenekli olmak kadar doğru düşüncelere sahip olmak ve o düşünceleri ölene dek olgunlaştırmak gerekir. Bu olgunlaşma evrelerinin tıkandığı yerler konusunda kaygılanmak ve bu kaygıların üzerine giderek, aşmak gerekir. Bu tıkanmalar her çözüldüğünde kendi içinde sanatçı kimliği bir sınıf daha atlayacaktır. Fakat burada hassas bir konu var bu konudaki tıkanmaları bir rakibe karşı elde edilen başarı ya da başarısızlık olarak algılamamak gerekir. Etrafımızdaki hiç kimse bu konuda rakip statüsünde değildir, olmamalıdır. Geldiğimiz nokta her ne olursa olsun kişisel çabamız ve tasarım kabiliyetimizi zorlamamamız olacağı için olayı kendi içimizde içsel bir zafer olarak değerlendirmek gerekir. En kısa anlamda anlatmak istediğim sanatın en verimli ve en güzel evrilme şekli kişinin kendi iç dünyasında yarattığı şeyler ile olmaktadır. Bu iç dünyayı keşfetmek, yaşanabilir bir hale getirmek yine sanatçının kendi elindedir. Bunların ardından yaşanacak hiç bir his mucize değildir. Hak edilmiş, gerçek hislerdir. Bu konuda şans faktörleri sıfırlayarak, kişilere sonsuz bir mutluluk yaşatmaktadır. Açıkçası eğitim kısmının külliyen yanlış uygulandığını düşünüyorum. En basitinden konservatuarlara giriş için torpil gerek klişesinin hala çürütülemediği bir ortamda sanattan ve eğitimden bahsetmek çok gereksiz olacaktır. Zira bu konunun atlanmaması ve herkes tarafından eleştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Konuya geçmeden önce XXI. Mimarlık Tasarım ve Mekan Dergisi, Mart 2012 sayısında Çok Çizen mi Bilir, Çok Okuyan mı? başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Dergide üzerinde konuşulan konu Mimarlık. Bu doğru; fakat Kenan Güvenç'in bahsettiği şey orada var olan eğitim düzenine karşı bir eleştiri getiriyor. Röportajın tamamında olayın mimarlık olarak algılanmasından ziyade bizden mimarlık kelimesinin yerine kendi değerimizi koyarak, algılamamızı istiyor. Bu şekilde okuduğumuzda bütün meselenin özüne inme fırsatı yakalıyoruz. Tasarım bir fiildir, ürün ya da üretim değil. Tasarım; zihnin duyumsal ağının dış dünyaya irkilmesiyle beliren bir kırılma, farkına varma ama en önemlisi bir karşılaşma anıdır. Yani tasarım, bir kişi olmanın, biri ve kendi olmanın eşsiz olanağıdır ve sosyal olana, mimarlığa değil hayatın kendisine ait bir şeydir. Bu nedenle tasarım öğretilemez, aynı bir bebeğe ağlamanın öğretilememesi gibi. Kişi kendinden uzaklaştıkça bu konuda yapay bir topluluğa yaklaşıyor. O topluluğun kuralları çerçevesinde sanatçı kimliğini gösteriyor. Halbuki gösterdiği kimlik kendi kimliği değil, bulunduğu topluluğa ait bir kimlik. O kimliğe dair hiçbir şeyi kendi seçmedi. Ne rengini, ne şeklini. Konuya müzik üzerinden devam ederek, daha lokal bir bölgede devam edeceğim. Beni Türkiye'de en çok düşündüren ve genel hatlarıyla umutsuzluğa sürükleyen konu, kişilerin müziğe sanatın ötesinde başka insanlara karşı kendini ispatlama, görünür ve hissedilir olma düşünceleridir.. Sürekli yeni olduğunu sandığımız şeyler üretiliyor. Üretilen her müzik bir öncekinin aynısı; ve meselenin odağında müzik durmuyor. Başka şeyler var. Müzik sadece aracı bir güç olarak kalıyor. Tıpkı Ay'ı gözlemlemek için teleskop kullanmamız gibi. Bizim asıl görevimiz Ay'a gitmenin yollarını bulmak olmalı. Başka bir örnekle Müzisyenler film için müzik yaparlar; ama o müziği bestelerken müziklerine uygun görüntüyü hissettiklerinde ve bunu böyle uyguladıklarında hedefe ulaşırlar. Şimdiki zamanda müzik bazen giyilen bir kıyafet, bazen aykırılığın dozu gibi duruyor. İnsanların farklılaşmaktan anladıkları birbirleriyle rekabet ortamları yaratmalarıdır. Bu çabaların getirdiği anlamsız saçmalıklar kişilerin yetenek ve tasarım kabiliyetlerini dibe vurmasını hatta yok saymasını sağlıyor. Kişilere doğrudan başarılı olmalısın fikrini lanse ediyor. Onların anladığı dilde başarılı olma fikri ise söz konusu başarıya hızlıca ulaşma ihtiyacını doğuruyor. Bu yüzden bir çok insan sahip oldukları kusursuz yeteneklerine rağmen bu dalgalı denizde kaybolup gidiyor. Yıllar sonra geri dönüp baktığımızda bir sahil kenarına vuran cesedin üzerinden tahliller yapmak pek bir şeyi çözmüyor. İyi gitarist saniyede bin nota basmak yerine, bir iki nota basıp keyfini çıkartandır. Bu sözün altında yatan detaylar çok önemli. Gitaristliği hızlı çalmak ya da izledikleri virtüözlerin videolarındaki öğretilerini birebir taklit etmek sanan müzisyenler var. Kişiler bir süre sonra o kadar çok başkalarının eserlerini çalıyorlarki kendi ürettikleri eserlerde kendi iç dünyalarından bir esinti dahi bulmak zor oluyor. Çingenelerin müzik yetenekleri herkes tarafından biliniyor. Türkiye'de her ne kadar 9/8 lik ölçü birimi olarak sembolleşmiş olsa bile daha geniş değerlendirilmeleri gerekir bu insanların. Mesela işe Transylvania filmini izleyerek başlayabilirsiniz. Olayın sadece 9/8'den ibaret olmadığını böylece anlayabiliriz. Bu insanların akademik kurumlar tarafından diretilen ve değişmez kurallarını nasıl oluyor da bu kadar kolay yıkabiliyorlar? Herhangi bir müzik türünü istediklerinde nasıl rahatça icra edebiliyorlar? İncelenmesi gereken durum akademik eğitim alanlar kadar, hatta çoğundan daha iyi enstrüman çalabiliyor olmalıdır. Eğer bu durum gerçekçi bir yaklaşımsa akademik eğitimlerin hiç bir anlamı ve değeri kalmıyor. Bu konuya kesin bir şekilde evet diyemem; ama eğer gerçekten bir eğitim ihtiyacı varsa müzik yolculuğunun ilk aşamasında olmamalı. Kişiler bu yolculuğun ilk dönemlerinde başkalarının öğretileri yerine kendi iç dünyasıyla buluşmalı ve bu dünya üzerinde kendi kendine yorumlarda bulunmalı. Sürekli denemeli. Dünyanın en saçma sapan şeylerini yapsa dahi denemeli. Kişi kendine eriştikten sonra bu eğitime belki yer verilebilir. Bu tamamen opsiyonel bir durum olarak kalmalı. Yaptığımız müziğin özünde samimiyeti, içtenliği, doğallığı yok ettiğimizde geriye hiç bir anlam ifade etmeyen sesler çıkıyor. Bu seslere katlanmak çok zor ve yorucu. Ortaya çıkan eserlere yüklenen bir anlamlar olmalı. Bu anlamların yok edilmesi, içinin boşaltılarak yerine başkalarına ait düşüncelerin konması, eser sahipleri için çok tehlikeli bir şey. Bu yüzden müzisyenlerin veya sanatçıların yaptıkları eserlere kendi olgunlaştırdıkları düşüncelerini aktarmaları gerekiyor. Çünkü; o bir süre sonra karmakarışık hale gelen ve cümleler kurarak anlatılması gereken düşünceleri ifade etmek zorlaşıyor. Tam bu sırada ortaya koyduğu eseri ile bunu net bir şekilde anlatabilir. Bu işi bana göre en iyi yapanlardan biri Korhan Futacı & Kara Orkestra'dır. Kargamecmua'nın Nisan 2012 sayısında, Gözü Kara Orkestra başlığında, Korhan Futacı & Kara Orkestra röportajı var. Röportajın ilk sayfasında Korhan Futacı'da bu içten gelen sanata vurgu yapıyor. Korhan Futacı: Ben Hep şeye inanıyorum; hakikatten içten bir müzik yapılan bir mekanda, kendini o işe adamış insanların çaldığı bir mekanda sesten öte durumların ortaya çıktığına inanıyorum. Ve insan vücudunun da zihninin de, bilincinin de, sadece kulaklarıyla değil yani bütün vücuduyla bunu algıladığını düşünüyorum. Devletin getirdiği müfredat bugüne kadar hiç bir verim sağlamamıştır. Eğer bir çocuk yetenek sahibiyse, çevresinde o yeteneği büyütecek, geliştirecek ve sağlam bir mantalite sahibi insanlar yoksa, ya o çocuk çaldığı blok flüt ile kalır ya da geri dönüşü olmayan yollara girer, kaybolur. Eğitmenlerin burada devreye girip, olayı ele alması lazım. Gerekirse müfredatı yıkıp geçerek o çocuğu eğitmeli ve sanata kazandırmalıdır. Sistem bütün öğrencileri iş hayatına hazırlıyor. Sanat'a doğrudan yetenekli bir çocuğu yönlendiren bir sistem yok. Sanat hala birileri için hobiden öte değil. Müzik sistem için sadece eğlence. Bir müzik öğreticisi için bu sisteme alet olmamalı. Bahsettiğim eğitim şekli yukarıda eleştiri getirdiğim konuları kapsamıyor. Eğitmenler eğer var olan sistemin öğretilerini bu öğrencilere empoze etmeye devam edeceklerse zaten hiç bulaşmasınlar daha iyi. Bu öğrencilere müzik ya da sanat hakkında nasıl düşünebileceğini, müziğin ya da sanatın enstrüman çalım tekniklerinin çok ötesinde bir şey olduğunu birilerinin anlatması gerekiyor. Çocukların tasarlama kabiliyetlerini zorlayıcı konulara değinmelerini sağlamak ve sağlıklı bir yöne doğru yönlendirmek gerekiyor. Yani olayın tamamen felsefesine inip, çocukları iç dünyasıyla buluşturmayı amaç edinilmesi gerekiyor. Çocuğun gelişimi eğer düşünce aşamasında verimli geçerse, ilerleyen yıllarda tamamen kendine ait bir şeyler üretmek için çabalayacaktır. Kendi iç dünyasını keşfettikçe, kendine ve düşüncelerine olan merakı artacaktır. Kendi düşüncesini kendi içinde ilahlaştıracaktır. Bu ilahlaştırma onu sadece her zaman daha iyi, daha harika bir eser üretmeye yönlendirecektir. Eserlerin içinde kurgularla iç dünyasını anlatacaktır. Bu çok zor ve sabır gerektiren bir süreç olabilir; fakat sonunda hem öğrenciler hem de eğitmenler açısından da kazanılacak şey çok fazladır. Çok yakın zamandan bir örnek vererek yazıyı noktalamak istiyorum. Vodafone Freezone liseler arası düzenlenen yarışmaya bir göz atmanızı isterim. Bir sürü lise var; ve neredeyse hepsi cover şarkı çalarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. En iyi performans gösteren iki tane lise vardı izlediklerim arasında. Onlar bile çok zor sayılabilecek eserleri çalabilecek kadar yetenekli olmalarına rağmen cover çalmışlar. Onlara bir kişi bile çıkıp neden beste yapmadığını sormamış mı? Aralarındaki en iyisi diyebileceğiniz performans sahipleri bile cover çalıyorsa ve çoğunluk bunu savunuyorsa, biz bir kaç yüz yıl daha birilerini ilahlaştırıp, onlara erişimi imkansız hale getirmemiz gayet doğaldır. Ta ki biri çıkıp bütün bu olan biten şeylerin farkına varana kadar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sanirim-bu-sarki-umut-hakkinda/", "text": "Amerika Birleşik Devletleri 9. Temyiz Mahkemesinin, 1971'de yayımlanan Led Zeppelin başyapıtı Stairway to Heavenda Spirit'in 1968 tarihli Taurusundan çalıntı yapılmadığına hükmettiği 9 Mart 2020 tarihini izleyen gün kararın ajanslara düşmesinden sadece birkaç saat sonra kendimi canlı yayında mikrofonda buldum. Meral Akman'ın sürpriz davetiyle 10 Mart Salı akşamı Açık Radyo 94.9'un efsanevi Gitaresk'inin Led Zeppelin Özel bölümü konuğuydum. İddia dilekçesi, The Randy Craig Wolfe Trust vakfı adına gazeteci Michael Skidmore tarafından 2014'te verilmişti. Amerikalı rock grubu Spirit'in gitaristi ve vokalisti, Taurusun yazarı Randy California 1997'de yaşamını yitirdikten sonra anısına kurulmuştu bu vakıf. Jüri, davacı tarafın savını destekleyecek deliller sunmadığına dair karar açıkladığında takvimler 2016'yı gösteriyordu. Ne var ki, Randy Craig Wolfe Vakfı davanın yeniden ele alınmasını sağladı ve 2018'de üç hakimli bir panel kurularak temyize gidildi. Türkiye'de halk arasında istinaf mahkemesi diye bilinen resmi adı Bölge İdari Mahkemesi olan, ABD'deki eşdeğeri Court of Appeals, ilk davanın yargıcı Gary Klausner'in jüriyi yanlış bilgilendirdiğini saptayarak davanın yeniden görüleceğine hükmetti. Bu gelişme üzerine, Led Zeppelin cephesi de karşı temyiz hakkını kullanarak, bir alt mahkemede görülen tek yargıçlı dava yerine çok yargıçlı bir duruşma talep etti. Led Zep'in bu dilekçesi 2019 Eylül ayında kabul edildi. 2014'te açılan dosya 2020'de Korona günlerinde sessizce kapanırken Stairway'in girişindeki gitar partisyonunun Taurus'tan çalıntı olmadığına hükmedildi. Temyiz mahkemesinin verdiği kararı taraflarıyla birlikte anarak hukuki bir dille ifade etmek gerekirse; Stairway to Heaven'da imzası bulunan Jimmy Patrick Page ve Robert Anthony Plant'in, Taurus'u besteleyen Randy Craig Wolfe'un aleyhine telif hakları ihlali yapmadığına dair nihai karar çıktı ve 9 Mart'ta onandı. Led Zeppelin konserlerinin doruk noktası daima Stairway idi ancak bu durum sadece dört yıl sürdü. 1975ten sonraki konserlerde grup şarkıyı bir daha çalmadı. 1980 yılında davulcu John Bonham hayata gözlerini yumduktan sonra geride kalan üç Led Zeppelin üyesi Robert Plant, Jimmy Page ve John Paul Jones grubun adı altında sadece çok özel iki etkinlikte sahneye çıktı. Bunlardan ilki, 13 Temmuz 1985'te, Afrika'daki kitlesel açlığa dikkat çekmek üzere iki zengin kıtada eşzamanlı iki konser organize eden Bob Geldof'un Live Aid'inde gerçekleşti. O tarihe kadar tanık olunan en geniş çaplı uydu aktarmalı televizyon sinyali olayı sayesinde dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca eve konserler canlı yayınla ulaştırılınca Live Aid de popüler kültür ve yakın tarih açısından tam bir sansasyona dönüşüverdi. Afrika'daki açlığa karşı küresel farkındalık yaratılmıştı yaratılmasına da, asıl olay, bu akılalmaz reyting hazır yakalanmışken telefon üzerinden yürütülen canlı bağış kampanyasıydı. Avrupa'nın müzik başkenti Londra'da, 72 bin katılımcılı Wembley Stadı'ndan Bohemian Rhapsody yankılanırken okyanusun karşı kıyısında Philedalphia'da 90 bin kişinin akın ettiği John F. Kennedy Stadyumu'ndan Stairway to Heaven yükseliyordu. Bu dev müzik olayını dünya ile aynı anda tek kanallı TRT ekranlarından izledi Türkiye. Ne özel radyolar ne de çok kanallı televizyon şebekeleri. Henüz MTV ile de tanışmamıştık. Youtube ufukta dahi gözükmüyordu. Live Aid'in TV yayını evlerimizdeki video kaydediciler sayesinde bir süre saklanabildi, çünkü Betamax/VHS kasetler bozulana kadar yüzlerce kez oynatıldı. Live Aid'ten 22 sene sonra 10 Aralık 2007'de, Led Zeppelin'in bağlı olduğu plak şirketi Atlantic Records'un kurucularından Ahmet Ertegün'ün 1. ölüm yıldönümünde, geliri Ertegün Eğitim Fonu'na aktarılmak üzere düzenlenen tribute konserinde son kez özel bir reunion yaptı Led Zeppelin. Davula John Bonham'ın oğlu Jason Bonham geçti Londra'daki The O2 Arena'da. Bir stadyum kadar büyük olmayan O2 Arena izleyici kapasitesi bakımından 20 bin ile sınırlıydı. Buna karşın, Guinness Dünya Rekorları'na göre, adını Led Zep şarkısı Celebration Dayden alan bu tarihi etkinlik, 20 milyon online başvuru adediyle tek bir konser için alınan en yüksek sayıdaki bilet talebi rekorunu hala elinde tutuyor. Stairway to Heaven'ın sahipleri tarafından son canlı icra edilişi de bu kutlama gününden dışarı çıkmayacak muhtemelen. 1971'den bu yana 49 yıldır gerek dinleyicilere gerekse de müzisyenlere sağladığı ilhamın büyüklüğü hiçbir zaman tam olarak ölçülemedi bu eserin. Tekli olarak piyasaya sürülmemesine rağmen yer aldığı Led Zeppelin IV albümü çıktığı gün dünya klasikleri arasına gireceği anlaşılan tüm zamanların en vurucu rock şarkısı Stairway to Heaven, bugün 50. yılına adım adım yaklaşırken ne gücünden ne de etkisinden bir şey kaybedeceğe benziyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/santi-ve-tugce-ile-tiger-s-den-ve-muzik-uzerine-konustuk/", "text": "Yeni albümlerine hazırlık olarak görülebilecek Tiger's Den isimli tekliyi yayınlayan Berlin çıkışlı Santi & Tuğçe ile değişen sound'ları ve yeni müzikal üretimleri üzerine konuşma fırsatı bulduk. Santi & Tuğçe: Herkese merhaba. Berlin'de çoğunlukla evde ve stüdyoda geçirdiğimiz upuzun, karanlık bir kışın ardından yeniden yollara düşmüş olmanın heyecanı içindeyiz. Şu anda Asuncion, Paraguay'da Santi'nin ailesini ziyaret ediyoruz. Mart ayının sonunda ilkbahar ve yaz turnemize Mexico City'de başlayacağız. Yeni parçalarımızı bu yaz hem dijital hem de canlı olarak dinleyicilerimizle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz. Santi & Tuğçe: Tiger's Den başlığı kendiliğinden, çok da fazla düşünmeden ortaya çıktı. Parçanın yapısına ve hissine uygun olduğunu düşündüğümüz için bu ismi verdik. Başlığına karar verdikten sonra da kapak görselini seçtik. Yani önce müzik, sonra hikaye gelişti. Parçanın ismini, görselini ve hikayesini belirledikten sonra, kaplan temasını daha belirgin hale getirdik. Şunu da ekleyelim: Her parçamızın yapım aşamasında stüdyoda bize küçük kaplanımız Kitty eşlik ediyor. Kitty'nin en sevdiği yer stüdyo olduğu için Tiger's Den bize bir anlamda stüdyomuzu ifade ediyor. Kaplan vahşi ve güçlü olduğu kadar güzel ve asil bir varlık. Bizim için yaratıcı sürecin çekiciliğini ve tehlikesini temsil ediyor. Kaplanın alanına girmek için, onunla yüzleşme ve ısırılma riskini göze almak gerekiyor. Santi & Tuğçe: Bizim için her yeni albümün üretimi, birçok küçük farklı parçanın sonunda birbirini bulup yeni bir bütün oluşturduğu deneysel ve kümülatif bir süreç içeriyor. Diğer albümlerimizde de olduğu gibi, Tiger's Den elektronik müziğe beste odaklı, orkestral bir yaklaşım getiriyor. Klasik müzik, caz ve elektronik müzikten oluşan üç ana müzik dünyamızı her zamankinden daha kapsamlı bir sentezle bir araya getiriyor. Bu parçada bizlere trompette Tolga Bilgin, tenor ve bariton saksafonda Serkan Altınok ve trombonda Ertürk İduğ eşlik etti. Bu müzisyenlerin her biri, parçaya kendi kişiliklerini ve yeteneklerini kattı. Albümün diğer parçalarında yine kendilerini ve başka harika müzisyenleri duyacaksınız. Santi & Tuğçe: İstanbul ve Berlin müziğimizin iki ana merkezi. 2017 yılından beri Berlin'de yaşıyoruz, ayrıca Tuğçe İstanbullu. Hem konserler hem ziyaret amacıyla sık sık İstanbul'a gidip geliyoruz. Her iki şehir de kendimizi ve müziğimizi evimizde gibi hissettiğimiz yerler. Tiger's Den adlı parçamızın yapım süreci bu iki şehirde, farklı zamanlarda, İstanbul ve Berlin'de yaşayan sanatçılar arasında işbirliğiyle gelişti. Mekanlar, zamanlar ve farklı dünyalar arasında yaşama ve yaratma yolculuğumuzu ayrıca parça için çektiğimiz kliple de yansıtmak istedik. Klipte her iki şehrin köprülerine, gündelik hayatına, sokak hayvanlarına, ve tabii ki stüdyomuzun ve kalplerimizin kahramanı minik kaplan Kitty'e yer verdik. Santi & Tuğçe: Bu albümde dinleyicilerimizin kendilerini rengarenk, uçsuz bucaksız, hem sihirli hem gerçek bir evrende bulmalarını umuyoruz. Ama bu evrene ulaşmak için aslında başka bir yere gitmemize gerek yok. Bu evren bizim evrenimiz, bizim evimiz. Bu albümün teması şu, etrafımızdaki her olağanüstü şey gerçek, her gerçek olağanüstü, sadece bunu görebilmemiz ve hissetmemiz gerekiyor. Santi & Tuğçe: Müziğimizi aslında bu türlerin hiçbiriyle sınıflandırmıyoruz. Hızlı bir şekilde tanımlamak gerektiğinde elektronik müzik, dünya müziği, caz gibi daha genel terimler kullanıyoruz. Şarkılarımızın büyük çoğunluğu House, Disco, Techno ve elektronik müziğin diğer türleri gibi 4/4'lük bir ritmik yapıya sahip. Ancak, bu yapının ötesinde, cazdan bossa novaya, tangodan klasik Batı ve klasik Türk müziğine uzanan çok çeşitli kaynaklardan etkiler ve izler taşıyor. Ayrıca etnik müzik kavramına dair şunu da eklemekte fayda var: etnik müzik, tıpkı dünya müziği tanımı gibi, gereksiz bir terimdir, çünkü her müzisyenin ve dolayısıyla her müziğin bir etnik kökeni vardır. Bu kökeni veya kültürel geçmişi müzikten ayırmak mümkün değildir. Bu anlamda, opera da rock da, samba veya Anadolu türküleri kadar etnik müziktir. Böyle baktığımızda etnik müzik kavramı anlamsızlaşır. Santi: Yeni bir parçayı her bitirdiğimde kendimle ilgili yeniden keşfettiğim şey, her yeni parçayı bitirmenin beni korkutması. Her zaman biraz daha farklı bir şey yapabilirdim gibi hissediyorum. Tuğçe ise bir eserin son halini belirlemekte uzman. Genel olarak, her yeni parçamızda birlikte daha iyi çalışmayı ve içgüdülerimize daha fazla güvenmeyi öğreniyoruz. Günün sonunda bir eser asla bitmez ve her yeni parça bir öncekinin devamıdır. Tuğçe: Benim son dönemlerde fark ettiğim şey bir esere verilen tepkinin eserin kendisinden çok, eseri algılayanla ilgili olduğu. O nedenle eleştirene de hayran kalana da aynı sakinlikte teşekkür edip, kendi yolumda, Santi'nin de dediği gibi iç güdülerime daha çok güvenerek devam etmeyi öğreniyorum. Santi: Albümlerimizi bir çok farklı kültürden ve ilham kaynağından yola çıkarak üretiyoruz. Paraguay doğum yerim, ancak hayatımın büyük kısmını Paraguay dışında yaşayarak geçirdim. Elbette kökenlerimin, destekleyici ve sevgi dolu ailemin, arkadaşlarımın, beni besleyen bu toprakların yaptığım her şeyle ilgisi var. Ancak bunun ötesinde, Paraguaylı olmanın ya da Paraguay müziklerinin bu albüme özel bir katkısı olduğunu söyleyemem. Santi & Tuğçe: Son aylarda özellikle The Budos Band, Fat Freddy's Drop, the Heliocentrics, Tom Ze, Nelson Cavaquinho, The Souljazz Orchestra, Maria Schneider Orchestra, Michael Wollny, Tigran Hamasyan, Hadouk Trio dinlemekteyiz. Bu müzisyenlerin etkileri albümde hissedilecektir diye düşünüyoruz. Santi & Tuğçe: Bize bu röportaj aracığıyla yeni albümümüzü paylaşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz Ayrıca Music, the Only Way kısa çalarımızda da belirttiğimiz gibi dünya insanlarına tek kurtuluş yolumuzun müzik olduğunu hatırlatmak istiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/santigold-un-yeni-teklisi-aint-ready-yayinda/", "text": "Art-pop sanatçısı, 9 Eylül'de çıkacak olan Spirituals adlı yeni albümünü duyurdu. Santigold, 2018'deki I Don't Want: The Gold Fire Sessions'tan bu yana ilk yeni teklisi High Priestess'i geçtiğimiz ay yayınladı. Şarkıcı, dört haftanın ardından yeni teklisi Ain't Ready'i bugün yayınlayarak yeni albümünden parçaları bizimle buluşturmaya devam ediyor. Geçtiğimiz ay99 eY yayınlanan High Priestess'in bir de video klibi vardı. Frank Ockenfels tarafından yönetilen video klipte Santigold'u özgüvenli bir görünüm içinde izliyorduk. Yine Frank Ockenfels tarafından yönetilen video kipte Santi, bu sefer bir akıl hastanesini mekan olarak seçiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sarah-p-nin-huzunlu-disko-parcasi-bits-bytesin-video-klibi-yayinda/", "text": "Atinalı dream pop ikilisi Keep Shelly in Athens'tan tanıdığımız Sarah P., bir süredir yoluna solo projesiyle parçalar yayınlayarak devam ediyor. Sarah P.'nin son albümünden Bits & Bytes parçasının video klibi yayınlandı! Atinalı müzisyen Sarah P., geçtiğimiz haziran ayında yayınladığı Plotting Revolutions albümünde yer alan hüzünlü bir disko parçası olan Bits & Bytes'ın video kibini bugün itibarıyla yayınladı. Sarah P.'nin kasvetli sesi ile müziğin analog ve elektronik elementlerini bir araya getiren parçada günün sonunda tek başımıza kalıp etrafımızda yaşadığımız şeyleri paylaşabileceğimiz yakınlarımızın olmamasının verdiği hüznü konu alıyor. Atina yakınlarında çekilen Bits & Bytes parçasının video klibi ise Giovanni Bellini ve Andrea Previtali'nin, 15. yy'da yaptığı, insanlığın en güçlü ve en zayıf yanlarını yansıtan Allegories eserinden esinlenilerek hazırlanmış. İnsanlığın mükemmeliyet kavramına ulaşmak için harcadığı eforun yoruculuğuna farklı bir yorum getirmiş. Sarah P.'nin yeni video klibi Bits & Bytes'ı aşağıdan izleyebilirsiniz. Sarah P.'nin 5 Haziran tarihinde yayına aldığı Plotting Revolutions albümü, sanatçının genel olarak zor durumlara karşın pozitifliğini kaybetmeden değindiği bir albüm. Özetle, insanın doğasındaki sağlık, barınma ve mutluluk arayışının nasıl büyük değişimlere vesile olabileceğini ve hayatın farklı aşamalarında farklı şekillerde gelişebileceğine değiniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sattasin-yeni-teklisi-ne-kaldi-yayinda/", "text": "Kurulduğundan bu yana Türkiye'de reggae türünü başarılı bir şekilde temsil eden Sattas, yepyeni parçası Ne Kaldı'yı GRGDN Müzik etiketiyle yayınladı. Sattas, 2006 yılında kuruldu. Reggae müziğin Türkiye'deki en köklü ve popüler temsilcisi olan grup, 2012'de kendi adını taşıyan ilk albümleri Sattas'ı çıkardı, ardından Bir Ben Miyim, Duman cover'ları Aman Aman ve Gene Sen single'ları ile bu eşsiz sound'u ve kültürü ülkemizde yaymaya devam etti ve aktif müzik hayatlarıyla da hala devam ediyor. Selim Öztürk prodüktörlüğünde kaydedilen Ne Kaldı, grubun bu yıl yayınladığı diğer iki teklinin yanına yerleşti. Parçada daha önceki şarkılarına göre rock tınılarına daha çok yakınlaşan ve içinde bulunduğumuz dönemin zorluklarına değinen grup, köklerindeki reggae'den de taviz vermiyor. Ne Kaldı'da gruba geri vokallerde Sena Nur Gül ve Türk müziği-yabancı rock sentezleriyle ünlü Yasak Helva ve Duble Salih projelerinden de tanıdığımız Salih Korkut Peker eşlik ediyor. Albüme doğru adım adım yaklaşırken Ne Kaldı'nın hemen ardından İngilizce sözleriyle dikkat çekecek yeni şarkıları Slowly de dinleyicileriyle buluşmayı bekliyor. Sattas'ın yeni teklisi Ne Kaldı'yı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sattastan-yeni-tekli-geldi-kucuk-kardesim/", "text": "Ülkemizde reggae müziğin önde gelen isimlerinden Sattas, geçtiğimiz cuma yeni teklisi Küçük Kardeşimi yayınladı. Geçtiğimiz şubat ayında Neşet Ertaş'ın eseri Yalan Dünya'yı yeniden yorumlayarak yayınlayan grup, yeni teklisini GRGDN Müzik etiketiyle yayınladı. Yakın zamanda yeni bir albümün geleceğini açıklayan grup, yeni şarkılarının müjdesini de verdi. Slowly ve Ne Kaldı isimli parçalarını çok yakında yayınlayacağını söyleyen grup üyeleri, renkli müzikal dünyalarıyla bu yazı müzikle doldurmaya hazır gibi duruyor. Fikri Karayel'in parçasını reggae yorumu katarak yeniden yayınlayan Sattas, Küçük Kardeşim'in prodüksiyon sürecinde Selim Öztürk ile çalıştı. Geri vokallerde Sena Nur Gül ve görsel dünyada Denir Çınar Çabuk ile İrme Mamsarati ile çalışan grup, alıştığımız Sattas müziğine yeni yorumlar katmaya devam ediyor. Sattas'ın yeni teklisi Küçük Kardeşim şimdi tüm dijital platformda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/saturn-bardan-bilimkurgu-temali-yeni-video-kalbimde/", "text": "Eskişehirli electronic rock ikilisi Saturn Bar, Kalbimde parçasının mini bir bilimkurgu filmi tadındaki yeni video klibini yayınladı. 2017 yılından beri Eskişehir'de Saturn Bar ismiyle, house, rock, jazz ve synthwave türlerinden esinlenerek Türkçe sözlü dans müzikleri yapan Bilal Subaşı ve Doğa Canbek, geçtiğimiz mart ayında Eskisi Gibi Olmaz adlı üç parçalık EP'sini yayınlamıştı. EP'de uzun versiyonuyla yer alan Kalbimde parçasının video klibi ise bugün itibarıyla Saturn Bar Vevo kanalında yayınlandı. Pandeminin de araya girmesiyle birlikte hazırlık aşaması yaklaşık bir yıl süren, bilim kurgu temasına sahip video klibin yönetmenliğini ise Aytekin Aykut üstlendi. Satürn gezegeninde geçen klibin çekimleri Eskişehir ovalarında ve Kütahya'da bulunan Aizonai Antik kentinde gerçekleşti. Bu yılın dikkat çekici işlerinden olan Kalbimde parçası, video klibiyle de yine göz doldurmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/saykodelik-muzigin-kendine-has-ismi-lalalardan-yeni-tekli/", "text": "Son dönemin en başarılı canlı performanslarını sergileyerek akıllara kazınan alternatif müzik grubu Lalalar, Abla Deme Lazım Oluru yayınladı. Kendilerine has tarzları ve başarılı canlı performanslarıyla alternatif müziğin en sevilen gruplarından biri olan Lalalar, Abla Deme Lazım Olur'u dün gece tüm dijital platformlarda yayınlayarak hayranlarını sevindirdi. Ali Güçlü Şimşek, Barlas Tan Özemek ve Kaan Düzarat üçlüsünden oluşan Lalalar, 2019'dan beri yayınladığı teklilerle benzersiz müzikal kimliğini inşa etmeye devam ediyor. Stüdyo kayıtlarının yanı sıra enerjisi yüksek sahneleriyle de hatırlanan ve aranan grup, yeni teklileri Abla Deme Lazım Olur'u yine loop'a aldırıyor. Sözü ve müziğin bir kısmı Ali Güçlü Şimşek'e, müziğin diğer yarısı Barlas Tan Özemek'e ve kapak tasarımı Gaye Su Akyol'a ait Abla Deme Lazım Olur'u dinlemek için sizi aşağıdaki linklerden birine alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/scythelence-hava-durumuna-gore-ideal/", "text": "Evet sevgili İstanbul'lular bugün İstanbul'da Yağmurlu ve Soğuk hava hakim. Hatta yer yer keşfi doğru yapanların evlerinin tepesinde bir Ambians ve Yaylılar grubu müthiş konserler veriyor. Bu tanımlama için uygun bir hareket. Ne biliyorsun diyeceksiniz bu adam hakkında vallahi ne yalan söyleyeyim hiç birşey bilmiyorum. Klasik müziğe sardığım bu günlerde neo-classical / ambient tanımlasını görünce bu da ne ola ki? diye atlayıp indirdiğim bir adam ve post-romantic Syndrome albümü. Tek başına, Myspace adresindeki resimleri görünce aaa aynı Gökhan Kırdar dediğim adam. Bizim Gökhan Kırdar'ın Rus hali. Müzikleri ise tanımlamaya uygun şekilde gerçekten ben ilk defa dinlesem ambient'i direk yapıştırırdım. Lakin Neo- ibaresi bana hep ucu açık geldiğinden boş bırakabilirdim. Abimiz hakkaten adamı öldürecek kadar ambient'e boğmuş. Ama diyorum eğer kafanız gerçekten bulanıksa açıp dinleyeyim demeyin. Çok ciddiyim. Tehlikeli bir müzik nihayetin de."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sebnemi-sebnem-yapan-tum-bilesenler-parmak-izinde/", "text": "Şebnem'i severiz. Neyini? Samimiyetini, duruşunu, güçlü kadın oluşunu, haykırışını, isyanını, sahnedeki karizmasını, asaletini, tatlı gülümsemesini, harbiliğini, acılarını-mutluluğunu yansıtışını vs. Şarkı sözlerinde bazen güçlü bazen kırılgan, denge bulmaktan yorulan bir insandan bahsediyor. Şebnem'in diskografisine biraz hakimseniz kimi şarkılarında güçlü bir karakter olarak dimdik durduğunu, kimindeyse son derece naif ve kırılgan bir karakteri yansıttığını fark edersiniz. Vazgeçişler, pişmanlıklar ama bir yandan da küllerinden yeniden doğmak... Aşka inancı hala sürüyor. Kıramazsın kalbimi, üstünden geçtiler vakti zamanında diyor. Parmak izinde ise kimim ben? sorusunu soruyor kendine. Ve finalde sesleniyor: Canım kardeşim, umudunu kaybetme! Yaşamana bak, sarılıp kendine. Albüm genel olarak hafif tempolu ve ağır denebilecek şarkılardan oluşuyor. Elektro gitarın, davulun yerli yerinde olduğu, yaylıların ve piyanonun incelikle şarkılara işlendiği görülüyor. Yalnızda ilk kez rastladığımız akordeon sesini yine bir şarkıda duymak bizi şaşırtmadı. Akustik gitarı da Şebnem çalmış. 10 şarkının söz ve müziği sanatçıya ait. Düzenlemeleri ise Şebnem Ferah, Ozan Tügen, Tarkan Gözübüyük yapmış. Kıramazsının düzenlemesinde ise Demir Demirkan ve Şebnem'in ortak imzası var. Albümün mix'leri Murat Bulut, mastering'i ise Evren Göknar tarafından Los Angeles Capitol stüdyolarında yapılmış. Parmak İzi'nin kayıtlarında, Ferah albümlerinin tanıdık isimleri Ozan Tügen, Buket Doran, Tarkan Gözübüyük, Metin Türkcan, Aykan İlkan, Mor ve Ötesi'nden Kerem Özyeğen, Demir Demirkan var. Şarkıların bir kısmında gitarda Metin Türkcan, bazısında Kerem Özyeğen'in çalmasının sound'ta bir çeşitlilik yaratmasını beklerdim. Ama Kerem Özyeğen'in albüme ayırt edici, farklı bir özellik kattığını söylemek mümkün değil. Aslında hep merak ettiğim bir konu var. Şebnem tamamen farklı bir ekiple veya prodüktörle yeni bir albüm kaydetse sonuç ne olur? Yurt dışında pek çok müzisyen bunu deniyor ve enteresan sonuçlar ortaya çıkıyor. Koridor ve Kıramazsın isimli iki şarkı o kadar iyiler ki, Parmak İzi olmasa, sadece single olarak yayınlansalar bile ses getirirler. Şarkılar Yalan Söylemez, enerjisi, gitarları, coşkusu ve vokalleriyle beş yıldır neredeydin be kadın?! dedirtti. Başka Bir Yol Var muhtemel single adaylarından. Sonlara doğru davul-gitar geçişleri ile System of a Down havası verdi. Küllerinden parçasında gemileri yakan, o sevdiğimiz güçlü Şebnem karşımıza çıkıyor. Son Tango 2000'li yılların Deli Kızım Uyan'ı sanki. Parmak İzi çığlıklarıyla ve güzel intro'suyla bir Şebo klasiği. Sözde Namusta ise tecavüz konusuna, derin bir sosyal meseleye derin sözlerle müdahil oluyor. Parmak İzi bir önceki albüm Odun dinleyiciler üzerindeki şaşkınlığını alan, Ferah'ın erken dönemlerdeki ruhunu hafiften yansıtan bir çalışma. Parmak İzi Şebnem'in 40'lı yaşlarının ortalarına merhaba! demesi belki de... Daha İyi Olmaz Mıydı isimli şarkısındaki sözleri hatırlayın: Ben otuz yaşında, hayatın ortasında. 30'lu yaşlardaki Şebnem'in hayata ve ilişkilere bakış açısını yansıtan şarkılardı onlar. Vazgeçtim Dünyadan çıktığında henüz 24 yaşındaydı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/seda-erciyesin-yeni-oyunlu-video-klipli-teklisi-ucak-yayinda/", "text": "Seda Erciyes'in yeni teklisi Uçak, izleyiciyi 3D bir maceranın içine sürükleyen video klibiyle birlikte yayınlandı! İlk olarak yayınladığı 10:50 ve Başa Sarıp Dur adlı parçalarıyla dikkatlerimizi çeken Seda Erciyes, PlayStation 2 nostaljisiyle yaratılan afterwork imzalı video klibiyle birlikte 20 Ağustos'ta yayınlandı. Birinci tekil şahıs gözünden yaratılan video klibin sürreal dünyasında, sanki 2000'lerden bir video oyununun içindeymiş gibi, izleyici uçaktan atlıyor ve 3D bir maceranın içine düşüyor. Sözü Seda Erciyes'e ait olan parçanın müziğinde ise Arsan Salaryfar ve yine Seda Erciyes'i görüyoruz. Prodüksiyonda ise Arsan Salaryfar ve Adham Farid imzası bulunuyor. Kliple eş zamanlı olarak web üzerinden oynanabilen Uçak oyunu ise aynı tuhaf evrende zamanla yarışılan, gizli öğelerin bulunmasıyla başka başka evrenlere erişim sağlayan bir Seda Erciyes boyutu olarak dikkatleri çekiyor. Video klibi izlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım. Sonrasında Uçak oyununu oynamak için ise sizi buraya ışınlayalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/seda-erciyesten-yeni-sarki-yabani/", "text": "Yerli alternatif sahnenin sevilen ismi Seda Erciyes, sessizliğini Yabani ile bozdu! Son olarak geçtiğimiz sene Karakter ile birlikte çıkardığı Sinyal ve Bi Işık parçalarından sonra Seda Erciyes, yeni albüm habercisi single Yabani ile uzun süren sessizliğini bozdu. Yeni single Yabani, pop ve r&b türlerinin bir füzyonu olarak karşımıza çıkıyor. Şarkı, kendine güven ve hayatı dolu dolu yaşamaya teşvik eden şarkı sözleriyle inşa edilmiş. İnsanın kendine özgürlüklerine sahip çıkmasını ve yargılı kelimelerden kurtulmasını anlatan sözleriyle Yabani, kadınların ve queer dinleyicilerinin kendilerine güvenlerini artıran bir marş haline gelirken şarkı boyunca duyduğumuz dans ritimleriyle birlikte akılda kalıcı bir hal alıyor. Arsan Salaryfar, Yabani'nin söz, müzik ve prodüksiyonunda Seda'ya eşlik etmiş. Şarkının görsel dünyası ise Afterwork damgası taşıyor. Yabani'nin müzik videosu, şehrin içinde yabanileşen bir kadının hikayesini anlatıyor. Seda, klibi Terk edilmiş bi şehirde dans edebilme özgürlüğü gibi kendini her şeye rağmen sevmek ve bu cesareti göstermek. betimliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/seks-isciligi-sanat-isciligi/", "text": "Twitter'da bir meseleye tanıklık ettim. Bu mesele müziğin ticarileşmesi üzerine yapılan bir tartışmadan ibaret. Cem Adrian ve DMC'nin Genel Müdürü Samsun Demir arasında geçen diyaloglar çok ilgimi çekti. Paylaşmak istedim. Mesele şuradan doğmuş. Power Türk geliştirdiği aplikasyon aracılığı ile 1 milyon kişiye ücretsiz albüm, şarkı indirmesine fırsat tanımış. Müyor-Bir başkanı Ahmet Koç ve Samsun Demir ise bunu tespit edip, telif hakları ihlali nedeniyle mahkemeye sunmuşlar. Yasal olmayan şekilde indirdiklerini kanıtlamışlar. Olayın birde telif hakları ihlalinin yanı sıra, Power Türk'ün hangi sanatçıların şarkılarını çalıp çalmayacağına kendi insiyatifleri doğrultusunda karar vermesi. Buradan anlaşılacağı üzere ortada yazılı anlaşmalarla bizlerin radyonun başında kimleri dinleyeceğimize sermaye sahibi şirket sahipleri ve reklam! alanı olarak çalışan radyolar karar veriyor. Neyse bu konuya geleceğiz. Birincisi Power Türk sektörü ikiye böldü. Çünkü kendilerine göre bir çizgi oluşturmuşlar ve sözde buna dayanarak istedikleri şarkıyı çalıp istedikleri şarkıyı çalmıyorlar. Ama kendilerine ait müzik kanallarını dinlediğinizde, çalınan şarkılara bakıldığında kendileriyle çeliştikleri çok net ortada. İkinci konu ise Power'ın izinsiz mobile aplikasyonla şarkı indirmeye izin veriyor olması. Bunun için bizden izinlerin alınması gerektiği halde bize başvurmadılar. Kendilerini uyardık ama herhangi bir geri dönüş olmadığı için hukuki yasal süreci başlattık. Kısacası bizim parayla sattığımız hizmeti, Power kendi kurduğu sistemle kullanıcıyla indirme imkanı sunuyor. Sistemin iptali için yasal süreci başlattık. DMC genel müdürü Samsun Demir Twitter üzerinden Power Türk'e eleştrilerini sıralarken, arada konuya katılan müzisyen ya da takipçilerine sanatçıların haklarının korunması gerektiğini belirterek destek istiyor. Ardından Power Türk'ün Tarkan, Kenan Doğulu, Serdara Ortaç gibi isimlerin şarkılarını neden yayınlamadığını ve kriterlerine göre neden liste başı olamadıklarını sorguluyor. Bu görüşü ise en çok satan olarak savunuyor. Bütün radyolar Hatasız Kul Olmaz şarkısını günde birçok kez çalarken, neden Power Türk'ün hiç çalmadığını sorguluyor. Power tuşuna bastığınızda kapatabildiğiniz 'bir şey'e bu kadar gebe kalmanız sizin eserinizdir. Cem Adrian söze girene kadar her şey sözde sanatçı hassasiyetine sahip Samsun Demir'in cümlelerini yapay bir gülümseme ile takip ediyorsunuz. Takip ederken çok açık bir şekilde ticari kaybın getirdiği o ay kıyamam endişesini zirvede hissediyorsunuz. Cem Adrian'ın verdiği cevap çok önemli bir cevaptır. Müziği endüstriyelleştirip, kendi çıkarlarına ters düşecek bir durumda tüccar hassasiyetinden sıyrılıp müzisyen hassasiyeti naifliğine erişmek hiç hoş değil. Yoksa samimi bir şekilde bu olayların takipçisi olmak gerçekten takdir edilecek bir şeydir. Bu ülkede kaç müzisyenin insan üstü çabalarla müzik yapmaya çalıştığından haberdarlar? Bu ülkede sırf gücü, direnci bir yerden sonra kalmadığı için müzik yapmaktan vazgeçip bir şirketin X bölümünde, mutsuz bir şekilde iş yapan insanlar olduğunu biliyorlar mı? Sadece müzik yapıp, ayakta kalabilmek adına Galata'da eski, yıpranmış, leş gibi, pislik içinde odalarda kaç tane müzisyenin yaşadığını biliyorlar mı? İyi stüdyolarda, iyi ekipmanlarla kayıt yapmak için ömrünüz boyunca ek işler yapmak zorunda olmanız gerektiğinin farkında mısınız? Albüm yapabilmek için arabasını satıp, kredi çekip albüm yapmaya çalışan insanların farkındalar mı? Hiç kimse çok uzaklara bakmasın. Etrafınızdalar, iyi bakın göreceksiniz. Geçtiğimiz aylarda Derbeder Olduk yazısını paylaştığımızda bir şeyler anlatmak istedik. O bile popülerleşme kaygısı olarak algılandı. Bizim popülerleşme ile ilgili bir sıkıntımız yok. O yazıda anlatılmak istenen tek şey Müzisyenlerin hangi noktadan sonra kendilerinden ve düşüncelerinden ödün vermeye başladığını anlamaya çalışmaktı. Replikas'ın Seyyah'ını Özcan Deniz'den dinlediğimizde keyif almak kadar hislerimizi kaybetmedik henüz. Replikas albümüyle ilgili son viraja doğru girerken o albümün kaynağını eğer Özcan Deniz'e şarkı vererek sağlıyorsa hepimize yazıklar olsun. Bu kadar net yazıyorum. Affedersiniz ama bir müzisyen olarak söylüyorum, bize Samsun Demir hassasiyeti gerekmez. Bize Serdar Ortaç'ın, Kenan Doğulu'nun, Tarkan'ın arkasını kollayacak insanların varlığı gerekmez. Ticari kayıplarınızın telafisi için SANAT ve SANATÇI vurgularınızı yapmayınız. Sanatı savunmak çok ince bir düşünce, maddi olmayan hassasiyet gerektirir. İşte bu zihniyetin insanları getirdiği son noktadır. Magazinel hayatları yaşamaya zorlanan, kendi sanat anlayışları dışına çıkmak zorunda olanları bir yerde anlayabiliyorum. Bu insanları bu zorlu yaşama ittiren insanlardan gerçekten nefret ediyorum. Bu insanlara seks işçisi muamelesi yapılması hiç tahammül edilebilir bir şey değil. Gerçekten sanat sevdalısı insanlarsanız buyrun gelin oturup konuşalım. Ortada parasal mevzular, ticari kaygılar olmadan konuşalım. Sanatı bu kadar önemsiyorsanız nolur rahat bırakın insanları ya da yurt dışından avakado falan getirip, ticaretini yapın. Çok daha faydalı olursunuz. İşin en kötü yanı ise bu zihniyetin sunduğu tatlı! hayatı sevip, bununla yaşamayı seven Cem Adrian'a göre zanaatkar, bana göre ise bir hiç olan insanların var olması. Söz konusu sorunlara, dertlere, kederlere bulaşmadan kendi magazinel hayatlarında, egolarını okşayan insanları sanatçı algısının dışında tutuyorum. Cem Adrian ile Samsun Demir arasındaki Twitter mesajlarını aynen aşağıya koyuyorum. Umarım gören, duyan olur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/selin-sumbultepe-huzun-kokan-sarkisi-eksik-valsi-paylasti/", "text": "Alternatif sahnenin güçlü sesiyle dikkat çeken ismi Selin Sümbültepe Eksik Vals adlı yeni şarkısıyla hüznün sinematik dansını bizlere sunuyor. Günümüzün şarkı kalıplarının dışına çıkan, bağımsız sahnenin fark yaratan isimlerinden Selin Sümbültepe, Eksik Vals adlı yeni parçasını bugün paylaştı. Bu parça aynı zamanda sanatçının söz ve müzik dışında ilk prodüktörlük deneyimini yansıttığı için de ayrı bir yere sahip. Sözlerin anlattığı hikaye ve aranjedeki enstrüman kullanımıyla bizlere adeta romantik bir filmin soundtrack'ini anımsatan şarkıyı Selin Sümbültepe hüznün sinematik dansı olarak yorumluyor. 2010 yılından bu yana kendi müziğini üreten ve aldığı klasik müzik eğitiminin üzerine inşa ettiği yenilikçi arayışında onun müzikal yolculuğunu heyecanla takip ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/selin-sumbultepe-ikinci-albumu-ben-estim-sen-esme-ile-karsimizda/", "text": "Selin Sümbültepe, 2019 yılından beri yayınladığı teklilerin ardından, ikinci albümü Ben Estim Sen Esme ile bir kez daha dinleyicisiyle buluşuyor. 2017 yılında yyaınladığı Cızgan ve 2019-2020 yıllarında yayınladığı teklilerinin ardından Selin Sümbültepe, ikinci albümü Ben Estim Sen Esme'yi dijital platformlarda yayınladı. Albümdeki dört parçanın prodüktörlüğünü Bora Çifterler üstlenirken, akustik çalışmalarda ise Eylül Biçer imzasını görüyoruz. İlk albüm Cızgan'ın ardından yayınlanan teklilerin de yer aldığı yeni albümde, sözü Zeynep Talu, müziği Aykut Gürel'e ait olan Bum Bum Bum adlı 90'lardan bir yeniden yorum parça da yer alıyor. Selin Sümbültepe, elektronik ve akustik tınılardan oluşan ikinci albümünde, daha yalın bir şekilde kullandığı vokalinin yanı sıra hikaye anlatıcılığı ve söz yazarlığıyla şimdiki zaman ile nostalji arasında bir köprü kurmayı amaçlıyor. Selin Sümbültepe'nin ikinci albümü Ben Estim Sen Esme'yi aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sen-bize-ne-yaptin-metric/", "text": "2012 yılında ülkemize Mono Festival kapsamında headliner olarak geldiklerinde Emily Haines ve Jimmy Shaw'a grubun adının nereden geldiği sorulmuştu. Haines bu soruyu, yaptığımız müziğe çok uyuyor diye yanıtlamıştı. Yeni albümleri Art of Doubt ise ne demek istediklerini çok güzel anlatıyor. Her bir saniyenin, her bir notanın, her bir sözün üzerinde büyük bir emek olduğunu görebileceğiniz altıncı Metric albümünü büyük bir keyifle dinleyeceksiniz! Üç yıl aradan sonra rock müzikseverlerden tam not alan Dark Saturday adlı teklisiyle karşımıza çıkan Metric, biraz hayal kırıklığına uğratan son albümleri birçok eleştirmenin en mesafeli durduğu albümleri diye de kibarlaştırılabilir dünyanın neredeyse hepsinin yaptığı synth-pop'a bulanmış Pagans in Vegas'tan sonra daha bir rock'n roll merkezli, gitar ve bas hakimiyetindeki Art of Doubt ile geri döndü. Bu geri dönüş yalnızca albümü yayınlamakla değil, 2005'te punk müziğe adını altın harflerle yazdıran 2010'lu yıllarda bile İngiliz kasetçilerinin öneri etiketi koyduğu Live It Out'un sound'una geri dönmekle gerçekleşmiş gibi duruyor. Zira Dark Saturday şöyle diyor: I change by staying the same. Ancak bu referansların ve sözlerin arasında biraz yoruluyor ve kayboluyorsunuz. Çoğu şarkıda Pre-chorus'ların ve nakaratların sözleri farklı, özellikle Art Of Doubt'a nakaratların sona doğru birbirlerine karışmasıyla aklınız allak bullak oluyor. Ama ben, her halükarda eski sound'larına geri döndüler ya, o yeter, deme taraftarı değilim. İlk albümleri Old World... ve durumu bir hayli karışık diğer albümleri Grow Up...; ne kadar piyasaya oynasa da hiçbir Metric hayranının sevmediğini düşünmediğim Fantasies; bir Live It Out'tan çok daha fazlası ve çok daha farklısı. Art of Doubt tam anlamıyla Live It Out 2.0 olmasa da, o aurayı tekrar yakaladığı için Metric'i klasik bir indie punk grubu kategorisine asla koymaz. Ama herkesin hemfikir olduğu tek konu şu ki, bu grubun sevenleri gerçekten hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramıyorlar; Metric, allem edip kallem edip gönüllerimizi çalıyor. İyi dinlemeler!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sena-sener-kaybettiklerimi-geri-ver-ile-yeni-bir-doneme-basliyor/", "text": "Sena Şener güçlü sesini rock tarzıyla ortaya koyduğu yeni EP'si Kaybettiklerimi Geri Ver ile müzik yolculuğundaki ayırt edici yerini koruyor. Sena Şener bundan yıllar önce müzik sahnesine adım attığında, onun sahnedeki o kırılgan, naif halini hatırlıyorum. Yıllar içerisinde müziğiyle kendini ifade etmeye devam eden, her şarkısında kendisini bir adım öteye taşmayı başaran ve o kırılgan kızı geride bırakıp içindeki kadını dışarı çıkaran, güçlü sesi kadar güçlü duruşuyla da dikkat çeken Sena Şener bu yüzden takdiri hak ediyor. Pasaj Müzik etiketiyle 9 Haziran'da dinleyicileriyle buluşturduğu ve piyasaya sürüldüğü anda dikkatleri üstüne çeken yeni EP'si Kaybettiklerimi Geri Ver ise bugüne kadar inşa ettiği müzik kariyerinin geldiği noktayı sembolize ediyor. Kendini defnettikten sonra ölümlü rüyalara uyanırken umuttan elini çekmeyen bir müzikal yolculuk olarak tanımlanan EP'de Sena Şener, içsel kargaşalarını bilinç akışıyla filtresizce aktarırken aynı şekilde müziğinin de sertleştiğini hissettiriyor. Üç şarkıdan oluşan EP bir rock balladı ile başlarken yer yer kırgın sitemler, melodik gitarlar; yer yer kızgın çığlıklar, sert drive'lı gitarlar duyuluyor. Şener'in adeta rock müziğe geçişini ilan ettiği fermanı olan bu EP, bir ruh kapanı tavrında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/senay-lambaoglunun-besinci-albumu-yayinda/", "text": "Şenay Lambaoğlu'nun beşinci albümü Hayat Defteri 21 Mayıs'ta dinleyiciyle buluştu. Şarkıcı, besteci ve söz yazarı Şenay Lambaoğlu'nun daha önceden yayınladığı dört teklliyle müjdesini verdiği yeni albümü Hayat Defteri, Ada Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı. Albüm, müzisyenin kendisine ait sekiz parçadan oluşuyor. Her albümünde yeni bir sound ve yaklaşım yakalamaya özen gösteren sanatçı bu kez Hakan Kurşun, Eylem Pelit ve Volkan Öktem'den oluşan bir kadroyla pandemi koşullarından ötürü hiç bir araya gelemeden kayıt almış. Müzisyen herhangi bir janr arayışındansa progresif bir bakış açısıyla hem kendisini hem de müziğini yenilemeyi amaçlamış. Albümün ilk dört parçası 30 Nisan'da dijital platformlarda yerini alırken Hayat Defteri'ne Devrin Usta tarafından çekilen klip de ayni tarihte yayınlanmıştı. Albümün tamamına şimdi tüm dijital platformlardan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/senceylik-yeni-sarkisi-ela-belayi-yayinladi/", "text": "Şenceylik ilk albümünden şarkılarını birer birer yayınlamaya başladı. İşte o albümden ilk şarkı geldi, Ela Bela sizlerle. Hem yaptığı düetlerle hem de kendi şarkılarıyla hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaşan Şenceylik, yeni şarkısı Ela Bela'yı dinleyicileriyle buluşturdu. Bu parça aynı zamanda Şenceylik'in Eteğimdeki Taşlar adlı ilk albümünde yer alacak sekiz şarkıdan ilki olma özelliğine de sahip. 2017 yılında Çok Karışık, 2018 yılında ise Eski Şarkılar adlı EP'lerini yayınlayan, ardından da Seni Gördüm Rüyamda, Zeytin Ağaçları, Yarım gibi ses getiren düetleri ile dikkat çeken Şenceylik, geçtiğimiz yıllarda da Kırıldı Vazo ile Çok Eski Şarkı teklilerini dinleyicileriyle paylaşmıştı. Şarkı yazarlığı yolculuğuna devam eden Şenceylik, Ela Bela'da dinleyiciyi midede kelebekler uçuşturan mantıksız bir aşkın cesaretini ve korkusunu kutlayan genç ve asi bir dansa çağırıyor. Parçanın sound'u, vurucu bir beat etrafında zengin koro düzenlemeleriyle synthpop ve rock tınılarının buluştuğu bir marş edasıyla şekillenirken, kendimizi dünya meselelerinden uzak, yüzde yüz aşık, hüzünle neşe arasında mekik dokuyan eğlenceli bir dansta buluyoruz. Sözü ve müziği Şenceylik'e ait olan şarkının koro vokalleri ise Simge Pınar ve Arel Koray Nalbant'a ait. Vera grubundan Canberk Karademir'in davul kayıtlarını gerçekleştirdiği parçanın vokal kayıtları Babajim Stüdyo'da, enstrüman kayıtları ise VHS Stüdyo'da tamamlandı. Prodüksiyonu ve miksi Arel Koray Nalbant tarafından gerçekleştirilen parçanın masteringi ise Güven Ersoysal'ın ellerinden çıktı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sera-savas-yeni-teklisi-avci-ile-karsimizda/", "text": "Sera Savaş müzikal üretimine tam hız devam ediyor ve yepyeni teklisi Avcıyı bugün yayınladı! Sera Savaş, Son Güzel Havalar adlı ilk albümünü geçen yıl yayınlamasının ardından soluklanmadan ikinci albümünün çalışmalarına da başladığını duyurmuştu. Kısa aralıklarla yayınladığı yeni tekliler ise eteğindeki taşların bolluğunu kanıtlar nitelikte. İkinci albümünün üçüncü teklisi olan Avcı parçası ise bugün dinleyicilerle buluştu. Romantik tınılarla kendine yerli sahnede yer edinen Sera Savaş, bu parçasında da aşkı ta içinizde hissetmenizi sağlıyor. Ancak tek bir farkla; bu sefer Savaş alışılagelen sound'unun dışına çıkıyor. Alternatif rock ve elektronik pop karışımı ritmi şarkıyı olması gerektiği yere taşıyor. Bir insana teslim olmaktan bahseden şarkı, sevince kendini kaybetmenin ve kendini bulmanın arasındaki ikilemi, hepimizin bildiği o gelgit duygusunu kelimelerle ifade ediyor. Her bir cümlenin ayrı bir görüntüsü var adeta, zihninizde birleşip film oluyor. Söz ve müziği Sera Savaş'a ait olan şarkının tüm enstrümanları ve aranje/mix işlemleri Berkant Ali'ye, mastering'i ise Başar Yakupoğlu'na ait."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sera-savasin-yeni-parcasi-kafamin-ici-bir-meyhane/", "text": "Sera Savaş ikinci albümünün habercisi olan Kafamın İçi Bir Meyhane teklisi daha ilk dinleyişte dilimize dolanacağa benziyor. Alternatif sahnenin en üretken isimlerinden biri olan ve neredeyse her hafta yeni bir şarkıyla dinleyicileriyle buluşan Sera Savaş, Kafamın İçi Bir Meyhane adlı teklisini bugün yayınladı. İlk albümü Son Güzel Havalar'ı geçtiğimiz aylarda yayınlayan Savaş, çoktan ikinci albümünün hazırlıklarına başladı ve o albümden ilk şarkı da geldi. Hayat deneyimlerini ve duygularını şarkılarıyla aktaran ve dinleyicilerinin zor zamanların yoldaşı olarak tanımladığı müzisyen, Kafamın İçi Bir Meyhane ile ilgili, Bu şarkıyı İstanbul'da bir gece yarısı yazmıştım. Kafamdan geçenlere anlam veremediğim ama garip bir şekilde mutlu olduğum bir zamandı. Şarkılara gelince, İstanbul'un büyülü bir tarafı var. Sokaklarını ne kadar gezsem de kaybolmanın verdiği bir huzur var İstanbul'da. Birini sevmek gibi aslında. Çok spontane bir şehir. Nerede, ne zaman, kiminle karşılaşacağını asla tahmin edemiyorsun diyor. Garaj Müzik etiketiyle yayınlanan ve Beyoğlu sokaklarında klibi çekilen şarkının kayıt, aranje ve mix işlemleri Sera Savaş ile ilk albümde de çalışan Berkant Ali'ye ait, enstrümanlarda ise kendisine Onur Gülanber ve Jorge Varde eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/seretandan-yeni-ep-transference-geliyor/", "text": "2013 yılında Red Bull Music Academy New York'tan mezun olmasının ardından, bu seneyi yayınladığı 'Live In Dreams' EP'si ve canlı performanslarıyla verimli bir şekilde geçiren Seretan'dan yeni bir haber var! En son geçtiğimiz Şubat ayında 4 parçadan oluşan Live In Dreams EP'sini yayınlayan Seretan, 2017 Ocak ayında, yine EP formatında bir albümle yeni yılı karşılamaya hazırlanıyor. Transference isimli dört parçadan oluşacak olan çalışma 20 Ocak günü, dijital platformlar üzerinden Bancdcamp, Soundcloud, Spotify ve iTunes üzerinden dinlenebilecek. Tamamen bağımsız olarak yayınlanacak olan albümün fiziksel kopyalarına ise, posta yoluyla ulaşım sağlanabilecek. Yeni albümü beklerken, Live In Dreams'i hala dinlememişlere tekrardan hatırlatmış olalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/serkan-atayin-yeni-solo-teklisi-kac-tane-ben-yayinda/", "text": "Serkan Atay, solo projesiyle Kaç Tane Ben adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Şarkı yazarı ve müzisyen Serkan Atay, ilk olarak kendisini tanıdığımız Mavi Huydur Bende adlı grubunun dışında solo olarak da 2020 yılından beri teklilerini yayınlamaya devam ediyor. Serkan Atay'ın 'Kaç Tane Ben adlı yeni teklisi, 26 Mart tarihinde BBI Music Co. aracılığıyla yayınlandı. R&B türündeki şarkının sözleri ve altyapısı sanatçı tarafından yapılırken, parçada yer yer günümüz sound'una uyan soft rap vokaller de bulunuyor. Kaç Tane Ben teklisiyle Serkan Atay, şehre sıkıştırılmış, beklentiler içinde bocalayan ve hep bir yerlere yetişmek zorunda bırakılan insanların iç sesini yansıtıyor. Serkan Atay'ın yeni teklisi Kaç Tane Ben video klibiyle birlikte aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sesler-arası-yolculuk-ilk-albümü-nightsound-ile-alpha-minus/", "text": "Baştan söylemekte fayda var, kendim de electronica tabanlı parçalar yaptığım için daha ilk şarkıyı açtığımda Alpha Minus'u birazcık kıskandım. Daha ilk albümden ancak bu kadar profesyonel bir iş çıkartılabilir açıkçası. Memleketin sounduyla hiç de alakası olmayan, özgür bir EP olmuş Nightsounds. Zaten kendisi İstanbul'da doğsa da, Berlin'de yaşıyor. Ne kadar sakin, kahvelik tınıları seviyorsa; bir o kadar da dans ettirmeyi seviyor anladığım kadarıyla Mert Aslantürk. Parçalarında -elektronik müzikten beklenenin aksine- durağanlık, çokça tekrar olmayan bir aranje söz konusu. En az her iki dörtlükte bir kesinlikle bir şeyler değişiyor. 4 şarkılık ufak bir EP gibi gözükse de, üzerine çok düşüldüğü belli. Albümü kendimce ikiye böldüm. Belki Alpha Minus da öyle yapmıştır bilemedim. Ama ilk iki şarkıyı dinlediğinizde bahsettiğim kahvelik tınıyı, son iki şarkıyı dinlediğinizde danslık tınıları keşfedeceksiniz. Bana kalırsa vokali de bu tarza yakıştığı ve saksafonu parçalara çok iyi adapte ettiği için ilk iki parça üçüncüden daha iyi. Ama elektronik müzikten hoşlanan birinin Nighborn parçasının 2. dakikasından sonra gelen melodi ile kafayı yememe şansı yok sanırım. Şu anda bir kahvecide olmama rağmen yerimden kalkıp dans etmek istedim yani, o derece. Benim favorilerim The Ghost, Pt.1 ve Nighborn. Yakın olsalar da tamamen farklı tarzlarda olduklarından dolayı birini seçemiyorum. İkisi de çok iyiler, onu bilseniz yeter. Bu çeşitlilik sayesinde kendisini yakın zamanda çok çeşitli listelerde görmek mümkün. Kesinlikle dinlenmesi, arşive atılması gereken bir EP olmuş. Çıkacak yeni işlerini de merakla bekliyoruz. İlk albümü böyleyse, diğerleri nasıl olur? Birlikte göreceğiz. Geçen sene bu zamanlarda, BBI Yerli'de yaptığımız röportaja buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sessiz-ve-derinden-blonde-redhead/", "text": "Blonde Redhead kısa bir süre sonra çıkaracağı albümünden bir tekli daha yayınlamışken, grubun geçmişine ve yeni albümden beklentilerimize göz gezdiriyoruz. New York havasını soluyan ve o kozmopolit yapıyı şu ana dek ürettikleri 9 stüdyo albüme de yansıtan Blonde Redhead, beklenen albümleri Sit Down for Dinner'dan Before isimli yeni bir tekli daha yayınladı. İlk çıkışları noise rock alt türü olan grup, daha sonrasında Japon asıllı solist ve multi enstrümantalist Kazu Makino'nun bence hem müziği besleme şekline hem de sesine daha uygun seyreden alternatif, dream-pop ve shoegaze semalarına doğru bir seyir halinde oldu. Benim grup ile tanışmam muhteşem beste Elephant Woman ile 2004 yılında olmuştu, kendileri o tarihten beri de merceğim altında. En yüksek ticari başarıyı yakaladıkları ve kemik takipçi listesinin de dışına çıktıkları albümleri olan 23, doğrusu benim de albümde yer alan hemen her şarkıyı sevdiğim albümleridir. Bu albümü birçok tekli, birkaç EP, 3 stüdyo albümü ve bazı remix çalışmalar takip etti. Blonde Redhead nereden nasıl vuracağı belli olmayan bir müzik grubu. Son derece low tempo bir albüm yapıp, hemen ardından bir noise rock tekli üretip, daha sonra da sıra dışı bir kalıba dahi sokamayacağınız özgün bir tekli servis edebiliyorlar. Bu durum onları bir dinleyici olarak hep benim gözümde çok özel tutuyor. Beklenen albümleri Sit Down For Dinner'dan geçtiğimiz aylarda üç tekli servis ettiler. Benim şu ana dek anladığım, hissettiğim kadarı ile 2004 tarihli Misery is a Butterfly ve 2007 tarihli 23'nin karışımı gibi güzel bir albüm bizi bekliyor. Son olarak yayınlanan Before da klasik dream pop ögelerini içeren, vokal merkezli ve kolay dinlenir bir beste."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sevdaliza-yeni-albumu-shabrangin-yayin-tarihini-duyurdu/", "text": "İranlı-Hollandalı sanatçı Sevdaliza, ikinci stüdyo albümü Shabrang'i 28 Ağustos tarihinde yayınlayacağını duyurdu. Elektronik, trip-hop, R&B müziklerini harmanlayan Sevdaliza, 2017 yılında yayınladığı Ison adlı albümü sonrasında yeni albümünü Twisted Elegance etiketiyle yayınlayacağını duyurdu. Toplam 15 parçadan oluşacak albümle Sevdaliza, bizi dünyadaki tüm kaoslar arasında kendini keşfetme, kendini sevme ve huzuru bulma yolculuğuna davet ediyor. 28 Ağustos'ta yayınlanacak Shabrang albümü içerisinde bu yıl içinde paylaşılan Lamp Lady, Oh My God ve Joanna adlı parçalar da yer alıyor. Albümün tüm şarkı listesini ve albüm kapağını ise aşağıdan inceleyebilirsiniz. Shabrang albümünün ön satışlarına ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sevdalizanın-mekanik-kaosu/", "text": "Her müzik kültürüne ait yaratılara açık olmama rağmen, elektronik müzik beni hiç bir zaman tam olarak bünyesine alamadı. Müziğin tarihsel gelişimini teknoloji, globalleşme ve esnekleşme süreçleriyle beraber ele aldığımızda elektronik müziğin evrimi doğal bir sürecin sonucu olarak değil teknolojinin yaptırımlarıyla evrilen nitelikte bir karakter taşıyor. Ancak müzik doğa ile insanın içgüdüsel davranışlarının bütünleşmesinden doğan doğal bir yaratma süreci ve doğanın insan dilinde bir taklidi. Günümüzde elektronik müziğin yaratım süreçlerinde kullanılan programların içerdiği yüzlerce ses bankası, doğal seslere en yakın tınıyı verebilecek şekilde oluşturuluyor. İnsan ve enstrüman sesi referans alınarak oluşturulan bu yapı müziğin insan doğasındaki fiziksel ve mental bütünlüğünü parmak hareketlerine indirgeyerek sıkıştırıyor. Bir yandan da kolaylıkları yadsınamaz bu makineleşmiş müzik anlayışı ritim ve enstrümanların tek elde toplanmasıyla, müzik için oluşturduğu dijital ve matematiksel dil ile bütüne hakim olma konusunda tecrübeyi arttırıyor. Bu sebeplerle, mix-mastering dinlenebilirliği arttıran önemli etkenlerden olsa da elektronik müzik dinlerken beni odağına alan, yalnızca müzisyenin yaratıcılığı oluyor. Bu açıdan Sevdaliza nokta atışı bir örnek. Kendi altyapılarını kendisi oluşturan müzisyen, minimal ve fazlasıyla elektronik bir müzik anlayışıyla şarkılarının dinamiğini belirliyor. İran'da doğan ve beş yaşından beri Hollanda'da yaşayan Sevdaliza, aynı zamanda profesyonel bir basketbolcu. Kullandığı ritimlerin düzensizliğini ve inişli-çıkışlı yapısını, anlayışını benimsediğini spor disiplinine de bağlıyorum. Yaşamda kendimizi dahil ederek kurduğumuz herhangi bir sistemin de, müzik anlayışını etkilediği kanısındayım. Ritim looplarındaki teknik bir kaç hata dışında Sevdaliza'nın şarkı sözleri ve kliplerindeki görsel imgelemlerle yarattığı ütopya sorgulayan ve eleştiren bir tavır taşıyor. Benim gibi bir elektronik müzik dinleyicisini bile içine çeken şey de insana dokunan sesi ve mekanik enstrumanlarla harmanlayarak yarattığı kaos. Kaosta bütünlük yoktur ama Sevdaliza bu kaostan bir bütünlük yaratmayı başarıyor. 2 Kasım'da İstanbulluları kaosuyla bütünleştirecek olan Sevdaliza, Güneşin Kadınları kapsamında Babylon'da sahnede olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sevdalizanın-ritimezgi-dünyasında-aradığım-hisler-üzerine-söylemlerim/", "text": "Okulda, bir bankın etrafında toplaşıp muhabbet ederken birisi açtı konuyu. Ben de ortalarından bir yerlerden müdahil oldum. Abi kadın İran'lıymış ya. Baksana nasıl pozlar veriyor bir de helal olsun minvalinde bir cümle duyduktan sonra dikkatimi çekti ister istemez. Kimmiş o ya, açsanıza bakayım derken birisi The Other Girl parçasını açtı yanlış hatırlamıyorsam. İlk duyduğumda Oscar and the Wolf'u andıran bir altyapı sezdim ama bu da güzeldi. Masadaki neredeyse herkesin de kendisini tanıdığını öğrendiğimde Ooo bu da bayağı tutmuş, kesin her sene gelecek. dedim. Açıkçası o günden sonra tekrar açıp dinlemedim, ta ki etkinlik haberini görene kadar. Sevdaliza, Güneşin Kadınları kapsamında Babylon Bomonti'de sahne alacaktı. E tabii bir dinlemek lazımdı o kadar muhabbetin, dedikodunun üzerine. Ben de bütün şarkılarını tek tek, başka hiç bir iş ile ilgilenmeden dinledim. Tamam, bu abla Oscar and the Wolf'ün tarzına benziyor ama gel gelelim ki onun Joaquim parçasında hissettiğim duygunun taş yarısını bile alamıyorum. İnatla pas geçmedim şarkıları, öyle de bir huyum vardır. Sanırım insan arkasında nasıl bir emek yattığını bildikten sonra kıyamıyor öyle kolay kolay, hemen yermek istemiyor. Sirens of the Caspian parçasıyla tanıştıktan sonra konser için biraz heveslendim. Ayrıca listeme attığım tek şarkı unvanını da taşıdı bende. Konser günü geldiğinde Facebook etkinliği üzerinden warm up kaçta başlar, Sevdaliza kaçta sahne alır, etkinlik kaçta biter gibi detaylara baktım. 20.30'da warm up, 21.30 Sevdaliza ve etkinlik bitişi 00.00 olarak gözüküyordu. Biz de 21.45 gibi içeriye girdik ve konser 22.00'da başladı. Genellikle Türk gruplarından alışık olduğumuz saatinde çıkmama sendromuna Sevdaliza'da dahil olmuştu. Neyse, kendisiyle alakalı olmaması ihtimalini göz önünde bulundurarak hevesimi kaybetmedim ve konser başladı. Konserin daha girişinde dikkatimi çeken en büyük detayı kısaca açıklamaya çalışayım. Son zamanlarda elektronik müziğin, müzikte bu kadar yer etmesiyle birlikte Drum Machine denen aletler de kullanılmaya başlandı. Bunlar, genelde davulcunun klasik zilleri, trampeti vs. yanında kullanılan ve bagetle vurulan, içerisine istediğiniz sesi atayıp çalabildiğiniz minik, elektronik davullar. Klavyeci, davulcu, prodüktör ve Sevdaliza'nın olduğu sahnenin ilk şarkısında da zil ve trampet sesleri için davulcumuz Drum Machine'i kullanıyordu. Neden bu şekilde yaptıklarına akıl erdirememekle birlikte, davulu da -yani kick'i- bilgisayar üzerinden hazır çaldıklarını farkettim. Tamam bu ufak bir detay, haklısınız. Ama o benim çok sevdiğim, Sirens of the Caspian parçasının nakarat kısmında çektiğim videodan da görebileceğiniz üzere parça çalıyor ve biz dinliyoruz! Efektler var, ondan dolayıdır diye düşünecekler olabilir, ancak 2016 yılında stüdyoda yapılan efektlerin canlı olarak da yapılamayacağını sakın düşünmeyin. Bu konunun ayrıntısına inmem gerekirse çok fazla bilgi vermem gerekeceğinden kısa kesmek istiyorum. Sevdaliza'nın canlı vokaline değinmek gerekirse de, kayıtlarına benzeyen bir sesi olduğunu söyleyebilirim. Kayıtlarındaki o puslu halinden eser olmamakla birlikte aynı altyapıların üzerine Beyonce'nin parça söylemesi gibi bir durumla karşı karşıya kaldım. Açıkçası benimle gelen iki arkadaşım da vokali beğendiklerini söylediler. O yüzden bunun biraz zevkle ilgili olma ihtimali olduğunu düşündüğümden dolayı güzeldi veya kötüydü demek istemiyorum. Sadece, kayıtları ile alakası olmayan bir vokal ile karşı karşıya kaldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Kendisinin müziğinden ziyade basketbolculuğunun, fotoğraflarının ve kliplerinin konuşulmasından da tahmin edebileceğimiz üzere görsel olarak çok daha tatmin edici bir performansı vardı. O uzun boyuyla ve danslarıyla sahneye yakışıyordu yani. Son olarak, saat 22.45'te Sevdaliza sahneden indi ve gidiyormuş gibi yaptı. Biz daha Ne oluyor lan?! etkisini üzerimizden atamadan, Hadi hadi yine iyisiniz, bir tane de cover söyleyeyim. deyip geri döndü. Tears of Fear'dan Mad World parçasını söyledikten sonra konseri bitirdi. Yani -saymadım ama- bize 6-7 tane parça dinlettikten sonra sahneden indi ve gitti. Kendisinden önce warm up yapan Shangri La bir saat sahne almıştı. Konser bittikten sonra eve gidip uyuduğum için after kaçta başladı, ne yaptılar bilmiyorum ancak Facebook sayfasında yazdığı gibi 00.00'da bittiğini düşünürsek o da 1 saat sürmüştür diye düşünüyorum. Sonuç olarak Sevdaliza'nın sahnede geçirdiği süre hem warm up'tan, hem de after'dan daha kısa. Buna Zaten kaç tane şarkısı var ki? Ne bekliyordunuz? diye cevap verecekler varsa eğer, 2 sene önce az şarkıyla Volkswagen Arena gibi bir yerde sahne alan Chet Faker'ın konserini hatırlasın. Gitmediyse de eşine dostuna sorsun, yapsın bir şeyler. Çok az şarkısı olan Chet Faker o gün bizi çok mu çok eğlendirmişti ve 1.5 saat kadar sürmüştü yanlış hatırlamıyorsam. Süreyle ilgili verdiğim bilgiler sanatçıyla da alakalı olabilir, mekanla da. Bu kimin sorumluluğunda bilmiyorum ancak birilerinin bahsetmesi gerektiğini düşündüm. Çünkü kimsenin, 21.30-00.00 arası gösterilen etkinliğin 45 dakika süreceğini düşündüğünü sanmıyorum. Bir de, hiç iyi bir şey söylemeden de yazıyı tamamlarsam kendimi kötü hissedeceğimi farkettiğim için belirtmek istedim; Babylon'un taş duvarları ile oluşturduğu akustiğinin doğru kontrol edildiğinde harikalar yaratabildiğini bu konserde de keşfetmiş oldum. İçerideki sound size oldukça tatlı bir müzik dinleme ortamı yaşatıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sevgiyle-anılacak-grup-pram/", "text": "Nereden baksanız 1990'ların başında kurulan bir gruptan söz etmek istiyorum size. Bugüne kadar dinlemeyenler için güzel bir tanışma, tanıyanlar için sevgiyle anılacak bir grup Pram. 1990 yılında İngiltere'de bir araya geliyor grup üyeleri. 1992 ve 2008 yılları arasında 7 adet albüm kaydetmekle kalmayıp, 11 adet de single ve EP yayımlıyorlar. Gelelim güzel kelimelerle sınırlar çekip sonra peşinden koşturduğumuz tarz meselesine. Yunan mitolojisinde Pram, deneysel pop müzik grubu olarak yer alıyor. Albümlerini dinlediğinizde deneysel post rock, dream pop ve elektronik öğelere de göz kırpmış olduklarını görüyorsunuz. Öne çıkan şarkıları arasında Track of The Cat, Loose Threads ve Sirocco isimli şarkıları var fakat, deneysel müzik seven dostlarımızın Pram eserlerini tek tek dinlemesini öneririm. Hepsi onların bebeği gibi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sevim-koş-radiohead-geldi/", "text": "Hüzünlü anlarımızın baş kahramanı Radiohead, milleti üze üze ev yapmaya devam ediyor! Geçtiğimiz sene yayımladıkları A Moon Shaped Pool albümüyle yüzümüzü güldüren, yanaklarımıza minik buseler yerleştirip midemizdeki kelebekleri hareketlendiren Radiohead, 1997 senesinde yayımladığı ve şüphesiz diskografisinin en güzel albümlerinden biri olan OK Computer'ı, şarkıları yeniden düzenleyerek, kalitesine kalite katarak, e abi, o zaman teknoloji el vermiyordu ama alın size gıcır gıcır iş! diyerek dinleyicilerle paylaştı. Hatta grup yetmez ama evet! mottosuyla, daha önce yayımlanmamış I Promise, Lift ve Man of War isimli parçaları da albüme ekledi. Çocukluğumuzda, ergenliğimizde, ilk gençliğimizde, iş hayatımızda, toplu taşımada, sevişirken, ağlarken, kısacası her zaman, her yerde, müzik çalarlarımızdan eksik etmediğimiz OK Computer'ı OK Computer: OKNOTOK 1997 2017 olarak dinlemeniz için ne yapacağınızı hala bilmiyorsanız söyleyelim; aşağıdaki bağlantıya koşun. Haydi, fırlayın! Hep birlikte üzülelim!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/seyrek-rifatın-ilk-epsi-ayrık-yayınlandı/", "text": "Özellikle akustik ve elektronik tınılardan oluşan bir melankoliden hoşlananların dikkatine! Bugün itibariyle Who Are We Who We Are etiketiyle, Seyrek Rifat'ın ilk EP'si olan Ayrık yayınlandı. İsmini Barış Bıçakçı'nın 'Seyrek Yağmur' kitabından alan Seyrek Rifat, 3 şarkıdan oluşan Ayrık isimki EP çalışmasında, tamamı kendisine olan şarkıların tümünde enstrümanları da kendisi çalıyor. Bizim Oyun, Yıllar Kayar ve Cehennemim adlı 3 parçadan oluşan Ayrık adlı EP'de yer alan 'Yıllar Kayar' adlı parçada ise 123 ve daha bir çok gruptan tanıyabilecek olduğumuz Burak Irmak klarnetiyle, Nilipek ise sesiyle Seyrek Rifat'a eşlik ediyor. İlk EP'siyle radarımıza hızlı bir giriş girip, fazlasıyla merak uyandıran Seyrek Rifat'ın ilk EP'si Ayrık'a iTunes üzerinden de buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sezer-kocun-ikinci-teklisi-kor-bir-oda-yayinda/", "text": "Müzik kariyerine solo projesiyle devam eden Sezer Koç, vokallerine Glasxs'in de eşlik ettiği Kör Bir Oda adlı ikinci teklisini yayınladı. 2011'den beri The Away Days projesiyle üretimlerine aşina olduğumuz Sezer Koç, 2020 itibarıyla kariyerine solo olarak devam ediyor. 18 Eylül'de çıkış parçası Kal Yanımda'yı yayınlayan Sezer Koç, üretimlerine ikinci single'ı Kör Bir Oda ile devam ediyor. Bu parçanın vokallerinde Sezer Koç'a, Londra'da ikamet eden müzisyen Glasxs de konuk oluyor. Çağla Çağlar ve Emre Köktaş'ın imzasının bulunduğu artwork'leri ile kendi maviliklerle dolu dünyasına davet eden Sezer Koç, 2021 başında yeni üretimlerini sunana kadar başka projeler hazırladığının da dinleyicisiyle paylaştı. Sezer Koç'un yeni teklisi Kör Bir Oda'ya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/seç-beğen-al-yerli-sahnede-3-konser-birden/", "text": "Murat Kılıkçıer, Feryin Kaya, Gülşah Erol, Çağrı Sertel, Todd Gibson ve Murat Yakupoğlu kadrosuyla sevdiğimiz oluşumlardan olan In Hoodies bugün ilk albümü A Lunar Manoeuvre lansman konseri için Salon İKSV sahnesinde olacak. Konserde ayrıca Ağaçkakan, Da Poet + İdil Meşe, Mert Ulu, Ponza'dan Güneş Akyürek ve Müzik Hayvanı'ndan Eray Düzgünsoy da konuk sanatçı olarak yer alacak. Aynı zamanda saat 20.00'da başlayacak olan Chronicles ismindeki sergide, birçok sanatçının albüme ilişkin farklı formlardaki eserlerinin de sergileneceğini belirtelim. Kutay Soyocak ve Taner Yücel'in 2015'te kurduğu, Son günlerin çıkışta ismi İstanbullu Synth-Pop ekibi Jakuzi bu akşam Babylon sahnesinde olacak! Oğuzhan Doğan ve Volkan Bilgin'in kurmuş olduğu İstanbullu Stoner Rock grubu Gettodan Çıkış ve 2011 yılında İstanbul'da kurulmuş olan Alternatif / Progresif Rock grubu Yarımada bu akşam Peyote Nevizade sahnesinde!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/shame-karda-yuru-izini-belli-etme/", "text": "Her albümüyle çıtayı biraz daha yükselten Shame, Food for Worms ile post punk sahnesinde yer alan gruplar ile kıyaslanmak istemeden bu türün en iyisi olmaya aday. İngiliz alternatif sahnesinde post-punk-indie grupları takip edebilmek ne mümkün. Sürekli yeni çıkan gruplar dışında her çıkardığı albümle bir önceki albümlerine göre daha da devleşen gruplar var. İşte buna en gerçekçi örnek olarak Güney Londralı Shame grubunu örnek verebiliriz. 2018 yılında ilk çıkardıkları Songs Of Praise ile birçok otorite tarafından en iyi çıkış yapan grup olarak gösterilse de 2021 yılında çok daha iyi albüm olan Drunk Tank Pink ile karşımıza çıktılar. İlk iki albümde üstüne koyarak yoluna devam grup bu yılın ilk yarısında daha da iyisini yaparak kanımca en iyi albümlerini yayınladılar. Food for Worms bu beşli çetenin kariyeri için bir başyapıt niteliğinde! İlk iki albüm gibi Dead Oceans şirketinden yayınlanan Food For Worms 10 adet cayır cayır parçaya sahip. Yeni akım İngiliz ve İrlanda post punk grupları ile aynı kulvarda anılmaktan rahatsız olduklarını her fırsatta dile getirişlerini haklı saydığım bir albüm ile karşı karşıya kaldım. Six Pack parçaları bu söylemlerini boşa çıkarmıyor. Post punk tarzını süsledikleri enerjik psikedelik melodileri ile kendisini bambaşka bir noktaya taşıyor grup. Tarzın gereği o soğuk melodilere bu denli enerji eklemeleri benim gruba olan sempatimi biraz daha arttırdı. Sonuçta farklılığı, tarz değişikliği yerine tarzını bozmadan içine bu denli fikirler katarak yapmak ayrı bir alkış konusudur. Six Pack parçasının enerjisini bu denli övsem de onu takip eden Yankees parçasının düşük temposu da aynı derecede övgüyü hak ediyor. Her ne kadar bu iki çalışmaya bu denli şapka çıkarsam da benim için albümün en iyisi, açılışı yapan Fingers Of Steel oldu. Her şey hakkında söylenmeyi seven, mücadeleden kaçan ve bunu devamlı kişiselleştiren kendi kuşağına göndermeler yaptığı bu çalışma düz ama dengesiz gitar tonlamaları ve kendi içinde yarattığı müzikal klişelerle beni kendisine hayran bıraktı. Bu çalışma zamanında gitarist Sean tarafından bir folk parça formatında yazılmış. Albümde yine dikkat çeken Adderall iç burkan melodileri ile grubun ilham kaynaklarının asla post punk grupları olmadığının göstergesi olsa da, albümün genel başarısı bu tarza kült bir albüm kazandırması olmuş. Canlı olarak kayıt edilen ve Food for Worms gibi yaratıcı bir albüm adı bulan grup bu albümlerini kendi kariyerlerinin en iyisi olarak nitelendiriyor. Albümü dinlediğim anda buna ben de ikna oldum. Olur da siz ikna olmazsanız, albümü dinledikten sonra, grubun geçen ay yer aldıkları Glastonbury peformansını izlemenizde fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/shantel-2006-senesinde-istanbul-dunyanin-en-iyi-yeriydi/", "text": "Stefan Hantel ya da hepimizin bildiği ismiyle Shantel... Son on beş senedir bir ayağı Türkiye'de olan Shantel'i buralarda tanımayan kalmamıştır sanırım. Almanya menşeli DJ ve prodüktör, bugünlerde yeni heyecanlar peşinde. Kulaklarımızı yeni seslere açmamız gerektiğini düşünen Shantel, taptaze projesi Boogie Caravan ile 1 Mart Cuma akşamı Soweto İzmir'de, 2 Mart Cumartesi ise İstanbul'da Anahit Sahne'de olacak. Common Ground'ın sunduğu bu iki konser öncesinde Shantel'e Boogie Caravan projesini ve uzun yıllardır sık sık ziyaret ettiği İstanbul'u sorduk. Boogie Caravan benim 2019 ile birlikte başlattığım; kulüp kültürü, dans ve müzikte kültürel çeşitliliğe dair yepyeni bir konsept. Bu konsept kapsamında elektronik müziği electro cumbia, kuduro, afro beats, tropical bass'ten Balkan pop'a kadar uzanan yerel öğelerle harmanlıyorum. Uluslararası turnelere çıkan bir sanatçı olarak mütemadiyen dünyanın dört bir yanından her türden dans parçaları araştırıyor ve topluyorum. Ayrıca genel anlamda kulüp kültürüne yeni ve taze bir bakış açısı getirmenin de vaktidir diye düşüyorum. Bana kalırsa anaakım kulüp kültüründen anladığımız şey ile gece hayatındaki gerçekler arasında koca bir ayrım var. Angola ve Mozambik'ten çılgın kuduro öğeleri barındıran Lizbon'daki heyecan veren yeraltı partilerini veya Berlin'deki neşeli Balkan partilerini görünce bu ayrımı fark ediyorum. Bir DJ ve prodüktör olarak daima eklektik bir tutumum olmuştur. Dünyanın dört bir yanından her tür dans müziği ihtiva eden devasa bir koleksiyonum var. Küresel ağ sayesinde artık Afrika, Güney Amerika ve Orta Doğu'dan en yeni ve en iyi işleri keşfetmek bir hayli kolay. Avrupa'daki yeraltı partileri de keşif açısından hazine vadediyor. İster direkt four to the floor olsun, isterse beklenen dans klasikleri seçkisi; klasik DJ eğlencesi bir tür karikatüre dönüşmeye başladı. Ben de bundan çok sıkıldım. Kendini tekrar eden ve dans pistinin ruhunu öldüren bir durum. Bence hepimiz konfor alanımızdan biraz uzaklaşıp gözlerimizi ve kulaklarımızı yeni şeylere açmalıyız. Ayrıca şu anda Afrika ve Orta Doğu'nun batıdaki pop kültürü üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bence Türkiye de Batı Avrupa ile doğunun tam ortasındaki konumu gereğiyle bu etkileşime daha çok katılım göstermeli. Aslında bu doğal bir süreç. Elbette. Sürekli olarak yeni şarkılar üretiyorum ve bir sanatçı olarak yeni ve taptaze etkileşimlerle kendimi geliştirmek için sabırsızlanıyorum. Arnavut sanatçı Evi Reçi ile birlikte bir klip çekimindeydim. Benim için olağanüstü bir deneyimdi; bence Evi Reçi Balkanların Lady Gaga'sı sayılabilir. Oldukça yetenekli ve karizmatik birisi. Özellikle Doğu Avrupa'da onun gibi daha fazla kadın sanatçıya ihtiyacımız var. Açıkçası 2004'ten başlayarak Türkiye'de neredeyse her hafta farklı bir şehirde çalıyordum. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki 2006 senesinde İstanbul dünyanın en iyi yeriydi. O zamanlar İstanbul'da muazzam bir çeşitliliğin yanı sıra umut veren bir atmosfer vardı. Dünyanın her yerinden yaratıcı insanlar İstanbul'da takılıyordu. Kulüpler, yaratıcı etkinlikler... İstanbul'a bayılıyordum! Hatırladığım en güzel anılar bunlar. Sanırım bugünlerde İzmir daha hareketli, yaratıcı ve açık görüşlü bir şehir haline geldi. Yine de her iki şehirde de hala çok sayıda yaratıcı insanın yaşadığına eminim. Bu sefer İstanbul ve İzmir'de bir klip çekeceğiz. Şu an Şirin Uz ve the real fuck is back mahlaslı bir sanatçı olmak üzere Türkiye'den iki kişiyle ortak bir çalışma içerisindeyiz. Bu yüzden geldiğimde her iki şehirde de bazı yerlerde zaman geçireceğiz. Çılgın şeyler yaşanacağını umuyorum. Bu hayatı seçme sebeplerimden birisi de bir sanatçı olarak tüm dünyayı gezme fırsatına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissetmemdi. Bugün Shantel Meksika'dan Japonya'ya kadar tanınan bir marka. Bu da sıkı çalışmanın, kuvvetli tutku ve duyguların, yılın 365 günü aktif olmamın bir sonucu. Böyle bir hayat yaşamak için herkes çeşitli bedeller ödüyor. Mesela gerçek bir özel hayatın olamıyor ve iyi dostluklar kurmak zorlaşıyor. Ama bilemiyorum, canım ne zaman isterse bu hayattan vazgeçebilirim... Kendi kendimin patronuyum diyebiliriz. Yine de hala yaşam tarzımdan fazlasıyla keyif alıyorum! Bence Türkiye seyircisi zaten kendi başına bir sürpriz teşkil ediyor ama hadi orta noktada buluşalım, ben de bir şeyler hazırlıyorum elbette! Türkiye'de üretilen müziğe çok hakim değilim ama benim favorim Büyük Ev Ablukada. Bence en iyi grup onlar! Onun dışında Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Jakuzi'yi sayabilirim. Barış K, DJ Tutan ve Cervus da gerçek anlamda iyi DJ'ler. Boogie Caravan feat. Shantel projesini 1 Mart Cuma akşamı Soweto İzmir'de izlemek isterseniz etkinlik bilgilerini buradan öğrenebilir, 2 Mart Cumartesi İstanbul'da Anahit Sahne'de izlemek isterseniz ise biletinizi şuradan temin edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sharon-van-etten-ve-local-nativein-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Birkaç gün önce Feels Good Man belgeseli için yazılmış yeni teklisi Let Goyu yayınlayan Sharon Van Etten, Amerikalı rock grubu Local Natives'in yeni albümünün bir parçası için grupla bir araya geldi. Önümüzdeki hafta Local Natives'in yeni Sour Lemon adlı EP'si Loma Vista Recordings aracılığıyla çıkacak. Geçtiğimiz ay albümden ilk teklisi Statues in The Gardeni yayınlayan grup, bu sefer Sharon Van Etten ile iş birliğinde çıkardıkları Lemon adlı teklisini yayınladı. Yayınlanacak EP, Local Natives'in 2019'da çıkardığı Viola Street albümünden sonraki ilk albümü olacak. Grup aynı zamanda 23 Ekim'de yayınlanacak albümden iki gün önce Los Angeles'taki Lodge Room'dan özel bir konser canlı yayını yapacağını açıkladı. Bu etkinlik grubun yedi ay sonra tekrar birlikte çaldıkları ilk konser olacak. Sharon Van Etten ve Local Natives'in bir araya geldiği Lemon adlı parçaya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sharon-van-etten-ve-shovels-rope-is-birliginden-beach-boys-coveri/", "text": "Sharon Van Etten ve Amerikalı folk duo'su Shovels & Rope, Beach Boys'un In My Room parçasını yorumladı. Sharon Van Etten, Cary Ann Hearst ve Michael Trent'ten oluşan Shovels & Rope duo'suyla bir araya gelerek the Beach Boys'un klasiklerinden In My Room adlı parçayı cover'ladı. Shovels & Rope duosunun 5 Şubat'ta Dualtone aracılığıyla çıkacak Busted Jukebox, Volume 3 albümünde bulunacak olan parçanın aranjmanı yapılırken Sharon Van Etten'ın aklında hep çocuğu varmış. Müzisyenin belirttiğine göre Etten küçüklüğünde çok fazla Beach boys dinlermiş ve bu parça kendi çocuğuna uyumadan önce tekrar tekrar söylediği bir parça olduğu için onun için çok özelmiş. Sharon Van Etten ve Shovels & Rope iş birliğinden çıkan Beach Boys'un In My Room cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sharon-van-etten/", "text": "Gökyüzü griye boyanmış, rüzgarıyla ısırmanın dozunu her adımda biraz daha arttırıyor. Her adımda yüze daha sert çarpıyor yağmur damlaları. Kulağımdaysa, böylesi havalarda sesiyle bana iyi gelen bir kadın; Sharon Van Etten. 2014 Mayıs ayı itibariyle yeni albümü Are We There'i çıkardı Sharon Van Etten. Bu canım kadının sesi benim için her ne kadar sonbaharın hatırlatıcısı gibi olsa da, bahar gibi sevgiye ve yeniliğe açık bir mevsimde -hele ki Mayıs ayında- bu yeni albümün gelmesi bana özellikle verilmiş hediye mahiyetinde. Şuna bir hayli seviniyorum ki, sesinden dinlediğim yeni güzelliklerin hazzına, Off ne bu sıcak ya! tavırlarında olmadığım bir griliğin içerisindeyken varıyorum. Ama her albümde olduğu gibi bu albümde de özellikle Sen nasıl bir şeysin! tepkisi verdirten parçalar mevcut. Bir diğer deyişle şöyle diyebilirim ki, albümü birisine sevdirmeye çalışmak gibi bir amaç edinsem kendime, aralıksız dinleteceğim şarkı kesinlikle Taking Chances olurdu. Ardından Your Love Is Killing Me ve Every Time the Sun Comes Up takip ederdi onu. İlk dinlemeden sonra çıkan sıralama bu şekilde tabii, ilerleyen zamanlarda repeat tuşuyla aşk yaşayacak parça hangisi olur şu an için bilinmez. Kısacası güzellikten payını fazlasıyla almış bir albüm olmuş Are We There. Dinledikçe de güzelleşecek olanlardan biri olmuş. Griliğe bir miktar sempati besliyorsanız şayet içinizde, bu güzel kadının sesini kulaklarınıza doldurun. Hoş, yaz mevsimindeyiz ya... Griliği her daim bulmanız da kolay olmayacak. Onun yerine siz her daim bu güzel kadının sesini kulaklarınıza doldurun!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sharon-van-ettenin-nine-inch-nails-coveri-yayinda/", "text": "Amerikalı müzisyen Sharon Van Etten, National Suicide Prevention Lifeline ve Sound of Saving'in yürüttüğü Song that Found Me at the Right Time proje serisi için Amerikalı rock grubu Nine Inch Nails'in klasiklerinden Hurt parçasının cover'ını yayınladı. Mental hastalıklar ve bu hastalıklar sonucu insanların intihar girişiminde bulunmasını önleyip risk faktörlerini azaltmak amaçlı kurulan National Suicide Prevention Lifeline ve Sound of Saving kuruluşları, Song that Found Me At The Right Time adlı bir proje başlattı. Beni Doğru Zamanda Bulan Şarkı anlamına gelen proje; müziğin, insanların mental sağlığında ve zor zamanlarla başa çıkmasındaki önemini yaymak isteyen bir proje. Song that Found Me At The Right Time projesine katkıda bulunup Nine Inch Nails'ın klasiklerinden Hurt parçasını cover'layan Sharon Van Etten, paylaştığı müzik videosunun açılışında daha önce kendi yaşadığı depresyonla mücadele tecrübesinden bahsetti. Sharon Van Etten'in Nine Inch Nails Hurt cover'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sharon-van-ettenin-yeni-teklisi-let-go-yayinda/", "text": "Henüz iki hafta önce National Suicide Prevention Lifeline ve Sound of Saving'in yürüttüğü Song that Found Me at the Right Time proje serisi için Amerikalı rock grubu Nine Inch Nails'in klasiklerinden Hurt parçasının cover'ını yayınlayan Sharon Van Etten, bugün yeni teklisi Let Goyu yayınladı. Let Go adlı parça, internette viral olan Pepe The Frog'un yaratıcısı Matt Furie'yi konu alan Feels Good Man belgeseli için yazılmış. Yönetmen koltuğunda ise Arthur Jones oturuyor. Remind Me Tomorrow albümünden sonra çalışmalarına hız kesmeden devam eden sanatçı, daha önce Nine Inch Nails, Nick Lowe, ve Lucinda Williams'ın parçalarını yeniden yorumlayıp Mart ayında Never Rarely Sometimes Always filmi için Staring at a Mountain adlı bir parça yayınladı. Sharon Van Etten'in yeni teklisi Let Goya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sharron-van-ettendan-album-oncesi-yeni-video/", "text": "Sharon Van Etten, 18 Ocak'ta çıkacağı açıklanan yeni albümünden, bu ay başında paylaştığı ilk teklisi Comeback Kid'e çekilen video klibini yayınladı. 4 yıllık bir aranın ardından yayınlanacak yeni albümden ilk çıkan şarkı olma özelliği taşıyan Comeback Kid'e çekilen video klip bugün yayınlandı. Geçen bu 4 yılda, dizi oyunculuğu ve anne olmak gibi işlerle fazlasıyla meşgul olduğunu belirten Van Etten bekleyenlerin sabrı için teşekkür ederken şu an tüm odağını müziğine vermiş görünüyor. Yeni albüm kaydıyla ilgili olarak sadece gitarla çalıp söylemenin hep aynı hissi verdiğini belirten Van Etten, klavye ve drum machine öğrendiğini ve albümün ana hatlarını da bu enstrümanlarla kaydettiğini ekliyor. Jonathan William Turner yönetmenliğinde çekilen video klip için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/she-past-away-beklenen-album-disko-anksiyete-yayinda/", "text": "Post-punk güzelliklerimizden She Past Away'in dört yıl aradan sonra gelen yeni albümü Disko Anksiyete bugün itibarıyla dijital müzik platformlardaki yerini aldı. Geçtiğimiz günlerde, uzun bir aranın ardından ülkemizde tekrar izleme fırsatı bulduğumuz She Past Away'in 10 şarkılık yeni albümü Disko Anksiyete, bugün Remoov etiketiyle yayınlandı. 12 Temmuz'da çıkmasını beklediğimiz yeni albüm bugün dijital müzik platformlarında yayınlanırken, 12 Temmuz tarihinde ise plak ve cd formatında satışa sunulacak. Albümü ön sipariş vermek isteyenleri ise hemen buraya alabiliriz. 2015 yılında yayınlanan Narin Yalnızlık albümü sonrasında gelen yeni albümde yine korku öğeleriyle bezeli 80'ler etkili müziklerini bol synth ve gitar melodileriyle duymak mümkün. Hazırsanız yeni She Past Away albümü için sizi hemen aşağıya alalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/she-past-awayden-disko-anksiyeteye-ilk-video/", "text": "Dünya turnesindeki grubun taze işi Disko Anksiyeteden ilk video klip albüme adını veren şarkıya çekildi. 14 Mayıs'ta İstanbul Zorlu PSM Studio'da canlı izlediğimiz She Past Away dört yıllık bir aranın ardından üçüncü albümü Disko Anksiyete'yi 31 Mayıs'ta dijital ortamlarda yayınlamıştı. Merkezi Atina'da bulunan Fabrika Records etiketli albümün 14 Temmuz'da çıkacağı duyurulan fiziksel kopyasından önce Hasan Kuyucu yönetmenliğinde çekilen ilk videosu bugün yayına verildi. Görüntü yönetmenliğini ise Maximillian Papadopoulos'un yaptığı Disko Anksiyete, grubun altıncı resmi video klibi oldu. She Past Away diskografisindeki önceki videolar Kasvetli Kutlama, Asimilasyon, Sanrı, Katarsis ve Soluk parçaları için çekilmişti. Post-punk. com'un 2019 tarihli bir röportajda darkwave idolleri başlığıyla okuyucularına sunduğu She Past Away, adını tüm Avrupa'ya duyurduktan sonra Kuzey ve Güney Amerika ülkelerini de kapsayan dünya turnesiyle sınırlarını genişletmeye hazırlanıyor. Amerikan Metropolis Records etiketiyle yapılan işbirliği sayesinde She Past Away diskografisi Atlantik'in karşı kıyısında artık daha kolay bulunabilecek. Disko Anksiyete'nin ardından Volkan Caner ve Doruk Öztürkcan ikilisinin sonraki adımı şimdiden merak ediliyor. Biçimsiz gölgelerin etrafımızda dolaştığı Disko Anksiyete klibi hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/she-past-awayin-yeni-videosu-soluk-derin-bir-nefes-aldiriyor/", "text": "Bursa menşeili, yerli sahne ve post-punk terimlerini bir araya getiren öncülerden She Past Away'den yeni bir video geldi. Video, grubun 2015 çıkışlı albümü Narin Yalnızlık'ın ilk şarkısı Soluk'a çekildi. Her ne kadar yerli sahnenin en önemli gruplarından biri olsa da vokalist Volkan Caner'in Barselona'ya taşınmasıyla She Past Away, konserlerine ve çalışmalarına lokaldan ziyade global olarak devam etmeye başladı. Uzun süredir gelecek yeni işlerini merakla beklediğimiz grubun yeni videosu ise özlemimizi bir nebze de olsa gidermeye yetti. Yunan yönetmen Dimitris Chaz Lee ve Alex Sinodinos imzalı videoda Drab Majesty'den Mona D ve Deb Demure'u izliyoruz. Siyah fon üzerine beyaz ışıklarla, dinleyeni bir bilim kurgu evrenine gönderen video için sizi aşağıdaki bağlantıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/shoegaze-pedallarin-ve-urettigi-efektlerin-gucu-adina/", "text": "Shoegaze veya shoegazing, 80'lerin sonlarından beri, çıkış yaptığı İrlanda ve İngiltere'den yayılarak büyümüş ancak halen ana akımdan uzak olan bir indie rock alt türü. Shoegaze ismi özellikle canlı performans esnasında düşük fiziksel hareket ve seyirci ile de oldukça az iletişim kuran bu alt türün temsilcilerinin ve gözlerinin sürekli gitarlar adına yerdeki pedallar üzerinde olmasından geliyor. Biz de 30 yılı aşan bir süredir derin vokaller, yüksek efekt ve yoğun reverb içeren, ağırlıklı melodik gitarların eşlik ettiği bu alt tür için beğenebileceğinizi düşündüğümüz kısa bir playlist yaptık."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/siadan-yeni-video-the-greatest/", "text": "Pop sanatçısı ve söz yazarı Sia, ünlü rapçi Kendrick Lamar ve 13 yaşındaki favori dansçısı Maggie Ziegler, Sia'nın The Greatest şarkısının video klibinde bir araya geldiler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/siddet-duygusu-degil-duygularin-siddeti/", "text": "Bu yazı, Razor Inc ve Furtherial gruplarından tanıdığımız Başer Çelebi'nin 55. Ulusal Psikiyatri Kongresi kapsamında, 26 Ekim 2019 tarihinde Bir Altkültür Perspektifi: Şiddet'in Ekstrem Metal Müzikteki Yeri ve Dışa Vuran Sesler başlıklı panelde gerçekleştirdiği sunumun metnidir. Bu hiddetli imajın en derinlerinde, hissedilen birçok karmaşık ya da basit duygunun, yoğunluğunun yarattığı bir birikimin şiddeti vardır. Mesela sevginin aşırısı da bir şiddet, mutluluğun, coşkunun fazlası da şiddet şeklinde görünebilir. Heyecanın aşırısı, anksiyete gibi düşünülüp örneklendirilebilir bu durum mesela. Metal müzik, bir yerde, duyguların en yoğun olduğu alanlardan biriyken, kimsenin pek dokunmaya cesaret edemediği alanlardaki duyguları da aynı yoğunlukta ihtiva ettiği için, duygusal anlamda en şiddetli müziktir diyebiliriz. Dolayısıyla buradaki şiddetin kaynağında bir şeyleri fazla fazla hissetmek ve yaşamak yatar. Buradaki duygu; şiddet duygusu değil, duyguların şiddetidir. Ayrıca, bu müziği diğer türlerden ayıran bir diğer özelliğine gelelim... Bir sanatçı imajı hayal edin. Toplumdan kendini biraz soyutlamış, belli bir yaşta büyümeyi durdurmuş, çocuk kalmış fakat o çocukluğun renkli hayal dünyası ile bir yaratıcılık geliştirmiş ve böylece üreterek, içinde yaşadığı topluma birçok eser kazandırmış... Bu profil, genel anlamda sanatçılara uygundur diyelim. Peki metal müzikte sanatçılar nasıl? Olabildiğince açık bir şekilde ifade etmeye çalışırsak eğer; bu müzik türünün sanatçıları ile dinleyicileri arasındaki mesafe çok daha yakındır. Ve nasıl ki sanatçı karaktere sahip insanlar kendilerini belli bir yaşta durdurup çocuk kalmışlarsa, bu müziğin dinleyicileri de belli bir yaştan itibaten büyümeyi reddetmişlerdir. Böylelikle aslında bu müziği dinlerken tıpkı ergenlik çağındaki coşkuya sahip bir genç gibi eğlenirler. Buradaki duygu da çok şiddetli bir coşkudur. Çoğu zaman zararsız ve deşarj olmaya yöneliktir. Her kesimde olduğu gibi metal müzik kitlesinin içinden de empati duygusu gelişmemiş medeniyetsiz kişiler çıksa da, bu onların metal müzik dinlemelerinden değil, düz medeniyetsiz olmalarından kaynaklanır. Bilinçli bir metal dinleyicisi, tanışabileceğiniz en kibar ve medeni insanlardan biri olabilir. Birçok yetişkin metalcinin, metal müzikle tanışma yaşları, o insanların ergenlik çağlarına denk gelir. Ve bu kişileri yargılayan insanlar, her zaman için bu gençlerin, güçlerinin yetmeyeceği insanlar olurlar. Sıklıkla aile, okulundaki öğretmen, mahalledeki ve hatta yine okuldaki, onu farklı gören kalabalık diğer çocuklar... Bu liste uzadıkça uzayabilir. Ve teselli, her seferinde metal müziğin sonsuz dünyasında bulunur. Peki biz metalciler, aslında özümüze bakıldığında bir avuç ergen miyiz? Bir anlamda evet. Ama yetkişkin metalcileri farklı kılan nokta şudur: Onların hayata bakış açıları çoğu zaman nettir. Hayatın içine atılmışları da vardır, hayatını metalci olarak sürdüreni de. Her meslek grubunda birçok metalciyle karşılaşabilirsiniz ve muhtemelen o insanlar, bir sıkıntınız olduğunda size en doğru ve en dürüst tavsiyeleri verecek olanlardır. Yalnızlığı da bilirler, dostluğu da. Her ikisinin de en uç noktalarını hayatlarında görüp, iliklerinde hissetmişlerdir çünkü. Çocukça bir halleri olsa da olgunlardır. Hayata ve yaşananlara çok yönlü bakmayı bilirler. Ve en nihayetinde, iyi-kötü, sanatsal bir bakış açısına sahip olurlar. Bu da, insana derinlik katan bir özelliktir. Metal müzikte hüzün hiç yok mudur peki? Elbette bunca coşkunun yanı sıra bu müzikte hüzüne de sınırsız bir yer vardır. Yalnızlık, topluma yabancılaşma, yeri geldiğinde aşk, hayal kırıklıkları, karşıt görüşlülük, din, haksızlığa karşı başkaldırı ve sonunda gelen bir dışlanmışlık hissini de içinde bolca barındırır. Sanatçı olma hayalleri barındırır mesela... Bu hayallerle yola çıkıp, kendine zor şartlarda bir enstrüman alıp, bazen ailevi sebeplerden, bazense hayat mücadelesinin içine atılmaktan dolayı, o enstrümana dokunamayacak hale gelmek vardır... Ve bu derin bir hüzündür. Sadece metal müzikte de karşımıza çıkmaz bu olgular, çünkü bu çoğu zaman bir dünya gerçeğidir. Bahsettiğimiz derin hüzün, isyan, yalnızlık, yaşadığımız toplumda bir yerde arabesk kültürünü de çağrıştırabilir. Fakat arabesk kültürüyle, metal müziğin temelini oluşturan rock'n roll kültürünün en bariz farkı, bu yaşanılanlara karşı gösterilen o orta parmaktır. Metal müziğin doğasında boynu bükük gezmek yoktur. Güçlü durmak zorundadır bu müzik. Dolayısıyla da bir yerlerde, insanların zihinlerindeki o asilik ve hırpani duruş, şiddet olarak tanımlanarak, haksızca ve kaçamak bir şekilde değerlendirilir. Nihayetinde bizi bu hale getiren de, toplumun ta kendisidir. Ve metal müzik de, yerine göre bu duygudan da beslenmesini bilir. Sözün özü, toplum deyip geçmemek... Kendini en iyi şekilde ifade edebilmek ve buna alanlar yaratmak gerekir. Günümüzde insanların, biraz da internet sayesinde, gün geçtikçe daha da fazla bilgi sahibi olduğu bir gerçek... Fakat bilgi sahibi olmak, bilinçlenmek demek değildir. Başta gençler olmak üzere, dokunabildiğimiz herkese bir şekilde, içimizden bir şeyler aktarmak amacıyla hareket etmeli ve birtakım durumlarda da gereksiz çaba ile kendimizi yormaktan vazgeçmeliyiz. Metal müzik, bundan yirmi yıl önce belki genç bir müzikti. Ama gün geçtikçe, ergenliğimizde, hayranlıkla dinlediğimiz müzisyenlerin gözlerimizin önünde yaşlandıklarına tanık oluyoruz. Hatta birçok müzisyeni kaybettik. Kaybettiğimiz dostlarımız da oldu. Hayatın içinde, çıkarabildiğimiz en yüksek sesi müzikle çıkarmaya çalışsak da, yükseklere çıkmadan sesimizi duyurmamız pek mümkün değil. Tabii metal müzik aynı zamanda bilinçli bir şekilde aşağıda kalmayı tercih etmek de olabilir. Bu bir tercihtir. Fakat yükseğe çıkmaya çalışmak bile büyük bir cesaret ister. Günün birinde, bir yerlerde bir metal şarkısından bir bölüm duyar ve bu şarkı bana yabancı gelmiyor, sanki daha önce duymuştum dersiniz. İşte bu kadarcık bir dokunuş bile, sizlere dokunabilmiş olduğumuzu gösterir. Metal müzik, sadece bir müzik değil, bir anlayıştır, bir felsefedir çünkü. Kendi başına kimliği olan bir şeydir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sigur-ros-blodberg-sarkisiyla-geri-dondu/", "text": "İzlandalı grup Sigur Ros 10 yılın ardından yeni bir şarkı yayınladı. Blooberg şarkısının klibi de en az parça kadar dikkat çekici. Sigur Ros 16 Haziran'da Londra'da başlayıp ağustosa kadar devam edecek olan Avrupa ve Kuzey Avrupa turunun hemen öncesinde Blooberg'i paylaşarak tüm sevenlerinin yüzünü güldürdü. Uzun bir aranın ardından yaptıkları bu parça aynı zamanda multi- enstrümantalist Kjartan Sveinsson'un 2022'deki dönüşüncen bu yana grubun yaptığı ilk kayıt oldu. Yedi dakikalık şarkıdaki yaylıların hüzünlü melodisi, solist Jonsi Birgisson'un ilahi vokali ile adeta bambaşka bir boyuta çıkıyor. Grubun yayınladıkları parça kadar çarpıcı olan klibini ise Johan Renck yönetti. Şarkı ile oldukça uyumlu olan klibe dair Renck, Kendi aptallıklarımıza karşı ne yazık ki dirayetsiziz. Bu düşünce Blooberg'in temalarıyla ilgili izlenimlerimi oluşturdu. Müzik, kendi sefil düşüncelerime bir nota görevi görüyor, onlar yalnızca müziğin verebileceği mesaja bir güzellik katıyor dedi ve Gelecek konusunda oldukça nihilist hissediyorum sözleri dikkat çekti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sigur-ros-jonsi-yeni-albumunden-ikinci-teklisi-yayinda/", "text": "İzlandalı Sigur Ros'un esas adamı Jonsi, tam 10 yıl sonra yayınlayacağını duyurduğu yeni albümü Shiverdan ikinci teklisi Swilli video klibiyle birlikte yayına aldı. Jonsi, solo projesiyle 2010 yılında yayınladığı Go adlı ilk uzunçalarının tam 10 yıl sonrasında yeni albümünün müjdesini geçtiğimiz aylarda vermişti. Çıkış tarihinde biraz sarkma olsa da albümden ilk olarak yayınladığı Exhale parçasının ardından Jonsi, yeni bir parçayla ortalığı ısındırmaya devam ediyor. Yeni uzunçalar Shiver'ı 2 Ekim tarihinde yayınlanacağı duyuran Jonsi'ye bu albümde, Robyn ve Cocteau Twins'ten Liz Fraser'ın da eşlik edeceğini belirtelim. Albümün yeni teklisi Swill'in Barnaby Roper ve Pandagunda imzalı yeni videosu yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sigur-rostan-jonsi-ve-cocteau-twinsten-liz-fraser-ortakiıginda-yeni-parca/", "text": "İzlandalı Sigur Ros'un esas oğlanı Jonsi'nin önümüzdeki günlerde yayınlayacağı Shiver albümünde yer alacak, Cocteau Twins'ten Liz Fraser'ın da eşlik ettiği yeni parçası Cannibal video klibiyle birlikte yayınlandı. Jonsi'nin 2010 yılında yayınladığı Go albümünün tam 10 yıl sonrasında, 2 Ekim tarihinde paylaşacağı yeni albümü Shiver'dan yeni bir parça daha paylaşıldı. Şarkıyla ilgili konuşan Jonsi; Sigur Ros ile her zaman Cocteau Twins ile karşılaştırıldık ve bundan gerçekten nefret ettim. Kimseyle kıyaslanmaktan hoşlanmıyorum. Sonrasında iki, üç yıl önce Cocteau Twins'i gerçekten dinlemeye başladım ve ne kadar iyi olduklarını da o zaman anladım. açıklamalarında bulundu. Sanatçının uzun süredir iş birliğini sürdüğü Giovanni Ribisi'nin yönetmenliği çekilen video klibiyle birlikte yayınlanan Cannibal parçasını ve albümün şarkı listesini aşağıdan incelyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sigur-rostan-jonsinin-yeni-solo-albumu-geliyor/", "text": "Sigur Ros'un frontman'i Jonsi, 10 yıl sonra yayınlayacağı yeni solo albümünü nisan sonunda paylaşacağını duyurdu. İzlandalı Sigur Ros'un vokalisti ve gitaristi olarak tanıdığımız Jonsi, yeni albümünü nisan sonunda yayınlayacağını duyurdu. Herhangi bir ortaklık olmadan yaptığı son solo albümünü 2010 yılında yayınlayan Jonsi, ayrıca geçtiğimiz yıl Alex Somers ile birlikte Lost & Found albümünü yayınlamıştı. Jonsi, yeni albümünün bu ay sonuna doğru geleceğini, sosyal medya hesaplarından yaptığı Spotify ve Youtube linklerinin de yer aldığı bir açıklamayla dinleyicileriyle paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sigur-rostan-yeni-album-geliyor/", "text": "1994 yılında kurulan İzlandalı post rock grubu Sigur Ros'un yeni albümü Odin's Raven Magic, 4 Aralık'ta tüm platformlarda yayınlanacak. Krunk/Warner Classics aracılığıyla yayınlanacak yeni albüm Odin's Raven Magic'ten grup, aynı zamanda Dvergmal adlı yeni parçasını da yayınladı. Odin's Raven Magic, 2002'de Reykjavik Arts Festival'da prömiyerini yapan orkestral bir proje. Schola Cantorum of Reykjavik ve L'Orchestre des Laureats du Conservatoire National de Paris ile kayıtları gerçekleştirildi. Grup bugüne kadar pek çok farklı sanat formlarıyla iç içe oldu. Bunların arasında Black Mirror için yazdıkları iki parça, sanat enstalasyonları ve dans performansları için ürettikleri parçalar da bulundu. Odin's Raven Magic'in tracklist'ine ve albümden yeni parçaları Dvergmal'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/silk-sonicten-ikinci-tekli-skate-video-klibiyle-birlikte-geldi/", "text": "Bruno Mars ve Anderson. Paak ikilisinin ortak projesi Silk Sonic, yeni teklisi Skatei video klibiyle birlikte yayına aldı. Amerikalı R&B duo'su Silk Sonic, mart ayında yayınladığı ilk teklisi Leave the Door Open teklisinin ardından geçtiğimiz cuma günü (30 Temmuz) Skate adlı yeni teklisini video klibiyle birlikte yayınladı. Klibin yönetmen koltuğunda Mars kendisi ve Florent Dechard bulunmakta. Aynı zamanda teklinin videosunda. Paak ve Mars'ı davul başında çalarken paten yaparken izliyoruz. Skate teklisi, ikilinin yayınlamaya hazırlandığı çıkış albümünden ikinci tekli niteliğinde olup albümle ilgili dinleyicilerini iyice heyecanlandıran ve meraklandıran türde bir parça diyebiliriz. Silk Sonic'in yeni teklisi Skate ve video klibine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/silverliners-ilk-uzuncalari-icin-destek-bekliyor/", "text": "2014 yılından beri çeşitli Brit Pop/Rock gruplarından ilham almış, İngilizce sözlü müzik yapan Ankaralı bir müzik grubu olan SilverLiners, ilk uzunçalar albümü için dinleyicilerinden, müzikseverlerden destek bekliyor. İlk olarak Aralık 2015'te BBI Yerli'nin 14. konuğu olarak sayfalarımızda yer verdiğimiz SilverLiners, 2016'nın Ağustos ayında, daha önce yayınladığı 3 teklinin üstüne 6 parçadan oluşan ilk EP'si H I G H F L Y'ı yayınlamıştı. Şimdi ise Fongogo'da ödül bazlı bir bağış kampanyası başlatan grup, ilk uzunçalar albümü Everlasting Peace'in kayıtlarını Ferman Akgül prodüktörlüğünde, maNga'nın stüdyosunda tamamlamayı planlıyor. Yapılan bağışlar karşılığında çeşitli ödül ve hediyelerin olacağı kampanya sonunda SilverLiners, 10 yeni parça daha kaydederek Everlasting Peace albümünü yayınlamayı planlıyor. SilverLiners'ın çıkartmayı planladığı ilk uzunçalar albümü Everlasting Peace'ten ilk single This Feeling Inside ise geçtiğimiz günlerde yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/silverlinerstan-euroleague-final-foura-özel-performans/", "text": "Turkish Airlines Euroleague Final Four heyecanı, tam da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gününde İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu'nda başladı. Pazar günü oynanacak olan 3. lük ve final maçı öncesinde 20 Mayıs Cumartesi günü, Avrupalı basketbolseverler için basketbol şovları ve müzikal şölenler düzenlenecek. Bu günün en dikkat çekici etkinliklerinden biri ise Marmara Forum'da ücretsiz olarak gerçekleşecek olan maNga ve yerli indie sahnesinin yükselen gruplarından SilverLiners konseri olacak. 2014 yılında İsmail Aydın ve Doğancan Ertaş'ın tarafından Ankara'da kurulan SilverLiners, 2015 yılında Scary Superstition isimli single ile dinleyicilerle tanıştı. Grup, 2016 yılı başında yayımladığı Alaaddin isimli teklisiyle iTunes Alternative Charts'ta 6. sıraya kadar yükseldi. 2016'nın Ağustos ayında H I G H F L Y isimli kısaçalarını yayımlayan gruba, kayıtlarda The Away Days'ten Can Özen ve Artline Mastering'ten Hakan Nart eşlik etti. Bu albümde yer alan ilk video kliplerini Just Ride'a çeken SilverLiners'ı ve maNga'yı dinlerken, aynı zamanda basketbol heyecanını da yaşamak isterseniz yolunuzu 20 Mayıs Cumartesi akşamı saat 20.00'da Marmara Forum'a düşürebilirsiniz. Aynı zamanda BBI Yerli projesine de katılan SilverLiners'ı daha yakından tanımak için sizi bu linke ışınlayabiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/silverlinerstan-ilk-ep-h-i-g-h-f-l-y/", "text": "Geçtiğimiz yılın son ayında BBI Yerli'nin 14. konuğu olan, Ankaralı Indie oluşumu SilverLiners, daha önce paylaştığı 3 single'ın üstüne geçtiğimiz gün H I G H F L Y ismindeki ilk EP'sini yayınladı. 6 parçadan oluşan EP'nin kayıtlarında Tankut Aydınlıyım, mix'inde The Away Days'ten Can Özen, mastering'inde Artline Mastering'ten Hakan Nart ile çalışan grup, albümü Mirage Stüdyoları'nda kaydetti. Can Koçlar'ın trompetiyle bazı parçalara eşlik ettiği albümün kapağı ise Kaan İşcan tarafından yapıldı. Şu an iTunes üzerinden erişime açık olan albüme, kısa bir süre içerisinde Spotify, Deezer, YouTube gibi kanallardan da ulaşım sağlanabilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/simge-pinardan-yeni-ep-sevgideger-akustik/", "text": "Alternatif sahnenin sevilen isimlerinden Simge Pınar, geçen yıl Universal Music Türkiye etiketiyle yayımlanan Sevgideğer albümünden altı parçayı Sevgideğer EP ile yeniden yorumladı. Yerli sahneden tanıdığımız Deniz Tekin, Nova Norda ve Efe Demiral gibi önemli isimlerin Simge Pınar'a eşlik ettiği Sevgideğer, dinleyiciler için hem romantik hem de neşeli bir deneyim sunuyor. Bulunduğumuz mart ayı içinde, Deniz Tekin ile Gözünde Yaşıyorum teklisi ve Efe Demiral ortaklığında Sana Benzeyen parçalarının akustik stüdyo performans videolarını yayınlayan Simge Pınar, son olarak Nova Norda ile olan eğlenceli düeti Kendim Olmalıyım i de EP ile beraber yayınladı. Efe Demiral prodüktörlüğünde kaydedilen EP'nin kapak tasarımı ise Glennis tarafından hazırlandı. Simge Pınar'ın Sevgideğer EP'si Universal Music Turkey etiketi ile tüm dijital platformlarda yerini aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/simge-pinarin-uzun-zamandir-beklenen-ilk-singlei-yayinlandi/", "text": "Simge Pınar'ın uzun zamandır beklenen ilk stüdyo kaydı 8 Haziran'da Rakun Müzik etiketiyle yayınlandı. Biz Hep Aynı isimli single çalışmasının video klibinin yönetmenliğini Emir Yargın üstlendi. Bügüne kadar canlı kayıtlarını paylaştığı az sayıda şarkısıyla merak uyandıran Simge Pınar uzun süredir beklenen ilk single çalışmasını nihayet yayınladı. Söz ve müziği Simge Pınar'a ait olan parçanın künyesinden nitelikli bir ekip çalışmasının ürünü olduğunu ilk bakışta anlamak mümkün. Parçanın Babajim İstanbul Stüdyoları'nda gerçekleştirilen kayıtlarında Simge Pınar'a Mertcan Bilgin ve Harun Tekin eşlik etmiş. Biz Hep Aynının düzenlemesi ve prodüktörlüğü Harun Tekin, mix'i Tarkan Gözübüyük, mastering'i ise Güven Ersoysal imzası taşıyor. Sanıyorum ikinci atölyemizdi, 12 kişilik şahane bir grup. 2014. hemen her biri ortalamanın çok üstünde yetenekli, çok motive, ve şarkı yazmaya erkenden başlamış genç sanatçılar. aşırı istekli bir grup. 8 hafta boyunca her fırsatta yeni birer şarkılarını hocalarına dinletmek istiyorlar. içlerinden biri, sadece izliyor. atölyenin sonuna doğru onlardan, eğer o ana kadar çalmadıkları ve duymamı istedikleri bir şarkıları varsa onu çalmak için doğru zamanın şu an olduğunu söyledim. aşırı istekli olmamakla beraber, o ana kadar herhangi bir şarkısını çalmamış olan ve daha çok dinleyen o biri, pek de iyi gitar çalamadığını da ekleyerek, bize bir şarkı çaldı. simge pınar'ın eğer hayatını şarkı yazarı olarak sürdürmek istiyorsa bunu yapamaması teklif dahi edilemeyecek bir yetenekte olduğunu sanıyorum o an o şarkıyı dinleyen herkes hemen anladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sinanilmazdan-bahar-temizligi-hepinizi-takipten-cikacagim/", "text": "Sinanılmaz, yeni teklisi Hepinizi Takipten Çıkacağım ile hepimizi bahar temizliğine çıkarıyor. Kişisel projesi Sinanılmaz ve Mert Avcı ile birlikte yürüttüğü vicotüco ile Türkçe alternatif müziğin yaratıcı parçalarına imza atan Sinan Kutluay, yeni teklisi Hepinizi Takipten Çıkacağım ile günlük yaşantımızda diyaloglarımıza konu olan sorunları espirili bir perspektiften anlatıyor. Sinanılmaz, yeni parçasında psikedelik öğeleri nostaljik bir tınıyla buluşturuyor. Berk Çavdar, gitar, bas gitar ve back vokalleriyle Hepinizi Takipten Çıkacağım'da Sinanılmaz'a eşlik ediyor. Sinanılmaz, ilk kez tüm kendi şarkısının tüm prodüksiyonunu tek başına yeni şarkısında üstleniyor. Teklinin mix'ini Sinanılmaz üstlenirken mastering'inde Semi Dönmez imzasını görüyoruz. Teklinin kapağındaki illüstrasyon Sinan Kutluay'ın elinden çıkarken tipografide Cem Yönetim'in tasarımı yer alıyor. Sinanılmaz'ın BBI Music Co. etiketli yeni teklisi Hepinizi Takipten Çıkacağım, tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sinanilmazin-son-teklisi-bosvere-yeni-video/", "text": "Sinanılmaz'ın geçtiğimiz temmuz sonunda paylaşılan Boşver adlı dördüncü teklisinin Ecenaz Kızıltan yönetmenliğinde çekilen video klibi yayınlandı. Mosquito, Hack the Fool gibi grupların davulcusu olarak tanıdığımız Sinanılmaz, 2019 yılı itibarıyla solo projesiyle parçalarını yayınlamaya başlamıştı. 30 Temmuz tarihinde BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlanan Boşver adlı dördüncü teklisinin video klibi de dün akşam itibarıyla paylaşıma açıldı. Bossa-nova ritimleri ve kendi içinde sürekli değişen yapısı ile karşımıza çıkan, söz ve müziği Sinanılmaz'a ait Boşver parçasının aranjör ve prodüktör koltuğunda ise Beş ve On Yedi, Sapkın Sirk parçalarında olduğu gibi yine Taner Yücel oturuyor. Bir süredir birlikte çalışan ikili, bu sefer eski tarzlarından çıkıp yeni alanlar keşfetmek için farklı bir yolculuğa çıkıyor. Ecenaz Kızıltan yönetmenliğinde çekilen klibin görüntü yönetmenliğini ise Utku Öztürk üstlenmiş. Çekimleri Kilyos'ta gerçekleşen Boşver parçasın video klibi ise şimdi BBI Music Co. YouTube kanalında yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sinead-oconnor-rememberings-isimli-bir-ani-kitabi-yayinlayacak/", "text": "İrlandalı müzisyen Sinead O'Connor, Rememberings isimli hayatını anlatan bir anı kitabı yayınlayacağını açıkladı. Sinead O'Connor, Houghton Mifflin Harcourt Books & Media aracılığıyla 1 Haziran 2021'de hayatını anlatan bir kitap yayınlayacak. Yapılan açıklamalara göre 256 sayfadan oluşacak olan kitapta sanatçı hem kişisel hayatından hem de profesyonel hayatından önemli dönüm noktalarını bizlerle paylaşacak. O'Connor'ın Dublin'de doğup büyüdüğü sıkıntılı ev ortamında kendini Bob Dylan'ın müzikleriyle sakin tutmasından sekiz aylık hamileyken çıkardığı ilk albümü The Lion and the Cobra, '80'ler ve 90'larda iyice popülerleştiği dönemlerde yaşadığı şeylere kadar pek çok bilgi içerecek olan kitap, sanatçının bahsettiğine göre son derece kişisel bir eser olacak gibi gözüküyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sirli-aynalarda-da-yazıyor-sena-sener-sevmemeliyiz/", "text": "Kalbimizin bir yerinde ummuş olduklarımızın aynadaki yansımasını göremeyiz. Bunu göremiyoruz çünkü. Nesneye dair olanların göründüğü, akla ve ruha dair olanların sırlanmış kutularda saklandığı bir hikaye bizimkisi. Bizim gibilerinkisi. Hepimizinkisi. Sanırım dört gün oldu. Sena Şener'in Pasaj Müzik'ten çıkan Sevmemeliyiz single'ını yayınlayalı. Dört gündür tanımadığım bir kadının aynasından bakıyorum kendime. Bazen biri çıksın ve aynasını tutsun size diye beklersiniz. Bazen hatırlamak isterseniz çünkü zaman, siz yaş aldıkça daha hızlı geçmeye başlar. Kaçtığım, uzaklaşmayı başardığım, hatırlayamadığım onca şeyi birinin aynasında görüyorum şimdi. Bu o kadar da can sıkıcı değil, hatta iyi. Yalnız değiliz, duyargılarımız kalbimizden uzanıyor birbirimize. Bu şarkı bunun kanıtı. Hırçın adında bir kadınla Duvar adında bir adamın yıkıcı aşk hikayesi olabilirdi bu şarkı. Ya da şatosunda yaşayan küt saçlı Rapunzel'in yarını... Pazartesi günleri sokakta kurulan pazar... Sabah yedide yükselen sesler... Çay bardağının içinde dans eden çay kaşığının öylesine varoluş hikayesi... Kim aksini iddia edebilir ki? Belki çaya şeker katmakta böyle bir şey. Bu şarkının binlerce belki milyonlarca hikayesi olsa da sadece biri anlatılacak şu an burada! Orta çağın karanlık dönemlerinde yaşayan kızıl saçlı büyücü bir kadın varmış. Hazırladığı iksirlerle arzu ettiği her şeye sahip olabilen bir kadın. Kızıl saçı, beyaz teni, berrak sesi, iri gözleri, uzun ince parmakları... Hayal ettiği bir bedene sahip olabilirken, hazırladığı karışımlarla öngörüler elde edebildiği ve bu sayede sayısız hazinelerin yerini bulup, bilmem kaç hastalığa şifa olup, yaşadığı krallık sınırlarını iki kat genişletebilmiş. Yaptığı iksirleri kullanan her kimse dileğine kavuşur, bir kuş kurban edermiş yeryüzüne. Bedel niyetine. Mucizeler kadını, hayat büyüsü gibi adlar verilmiş kadına çok geçmeden. Çok geçmeden yapamadığı, yapamayacağı herhangi bir şeyin olmadığını fark etmiş kadın. Ta ki kuşlar ülkesinin prensi gelene kadar. Bahsi geçen prens ülkesinin simgesi haline gelen kuşların neslinin tükenmeye başladığını ve bunun için namı dört bir yana yayılan mucizeler kadınını bulmak adına gelmiştir krallığa. Çok geçmeden bulmuştur büyücü kadını. Parçalanmaya başlayan ülkesinin eski haline dönmesi için bir iksir yapmasını istemiştir. Kadın prensi gördüğü an aşık olmuştur ve onu reddedebileceğinin mümkün olmadığını anlamıştır. Ama kuşların kurban edilmemesi demek kadının kurban edilmesi demekti. Yine de neler yapılabileceğini araştırır, kadim dinlerin mutlak kitaplarını okur. efsunlu sözler öğrenip, binbir çeşit otlar toplatır dağ tepelerinden. Faydasız, imkansız... Üçüncü halin imkansızlığı o zamanlarda ortaya çıkıyor. Prens büyücünün söylediği gün ve saatte yanına gidiyor. Kadın bir çok şey denediğini ve olacakların aynasında gösterildiğini söylüyor prense. Sırlanmış aynasını çıkartıp prense gösteriyor. Prens kendi geleceğine karşılık kadının hayatının feda edildiğini görüp üzülse de kabul ediyor. Büyücü kadın sırlı aynasında gösterdiği geleceğe tekrar bakarak Bence biz sevmemeliyiz! diyerek prensi, sırlarla işlenmiş hançeriyle öldürüyor. Var olmak için yok etmek gerekiyor çoğu zaman, şarkının söylediği gibi. Çok çok uzun zamandır beni bu denli etkileyen, bu kadar gerçek gelen bir şarkı dinlemediğimi hissettim Sevmemeliyiz'den sonra. Sena Şener'in bundan sonraki çalışmaları için beklentilerim tavan yaptı. Gencecik bir kadın çıkartıp aynasını tutuyor size ve bu Belki de biz öğrenmeliyiz! demek oluyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sixto-rodriguez-seker-adamin-ilginc-hayati/", "text": "Geçtiğimiz gün yaşamını kaybeden müzisyen Sixto Rodriguez etkileyici hayat hikayesi ve müziğiyle akıllarımıza kazındı. Detroit doğumlu Amerikalı müzisyen ve şarkı yazarı Sixto Rodriguez, 81 yaşında hayatını kaybetti. Rodriguez, uzun ve etkileyici kariyeri boyunca dünya çapında büyük bir takipçi kitlesi kazanmış ve müziğiyle ölümsüzleşmişti. Sixto Rodriguez, müziğindeki eşsiz tarzı ve anlamlı sözleriyle tanınan Amerikalı bir müzisyen ve şarkı yazarıydı. Rodriguez 1967 yılında müzik kariyerine adım attı, ancak ABD'de beklediği başarıyı elde edemedi ve plak şirketi tarafından yarıl yolda bırakıldı. Fakat müziği Amerika dışında, özellikle de Güney Afrika ve Avustralya'da büyük bir hayran kitlesi edindi ve albümleri bu ülkelerde önemli satış rakamlarına ulaştı. Yıllar boyunca Güney Afrika'da ne kadar popüler olduğunun farkında olmayan Rodriguez, 1970'lerde sahnede intihar ettiği yönünde yanlış söylentilerle anıldı. Ancak gerçekte Rodriguez, Detroit'te yaşamını sürdürmeye devam ediyordu ve inşaat sektöründe çalışarak hayatını idame ettiriyordu. Güney Afrika'daki popülaritesini öğrenmesi ise 1997 yılında kızı Eva'nın ona adanmış bir web sitesi bulmasıyla gerçekleşti. Eva'nın bulduğu web sitesi sayesinde müzik kariyeri tekrar canlanan Rodriguez, 1990'ların sonlarına doğru ilk Güney Afrika turuna çıktı. Ülkenin en büyük arenalarında binlerce hayranına unutulmaz konserler verdi ve Avustralya'da da birçok başarılı gösteri gerçekleştirdi. 2012 yılında çekilen Oscar ödüllü Searching for Sugar Man belgeseli, iki Güney Afrikalı hayranının Rodriguez'in izini sürerek onu bulmalarını konu alıyordu. Bu belgeselin yayınlanmasıyla Rodriguez kariyerinde ikinci baharı yaşamaya başladı ve müzisyen tekrar dünya çapında turnelere çıkmaya, yeni müzikler kaydetmeye başladı. Sixto Rodriguez'in ölümüyle ilgili resmi açıklama yapıldığında, ölüm nedenine dair herhangi bir detay verilmedi. Geçen sene kalp rahatsızlığından ötürü hastaneye kaldırılan Rodriguez, kızı Regan'a göre istediği gibi evinde hayatını kaybetti. Sugarman. org web sitesinde yapılan açıklamada ise Sugarman. org'da bulunan bizler, Sixto Diaz Rodriguez'in bugün vefat ettiğini üzülerek duyuruyoruz. Kızları Sandra, Eva ve Regan'a ve tüm ailesine en içten başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Rodriguez 81 yaşındaydı. Sevgili ruhu huzur içinde uyusun ifadeleri kullanıldı. Sixto Rodriguez'in eşsiz müziği ve etkileyici hayat hikayesi, müzik dünyasında ve hayranlarının kalbinde her zaman yaşamaya devam edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/siyah-tavsanin-yeni-teklisi-her-sey-yolunda-yayinda/", "text": "Siyah Tavşan'ın yeni teklisi Her Şey Yolunda BBI Music Co. etiketiyle yayında! Siyah Tavşan'ın Her Şey Yolunda isimli yeni teklisi, grubun önceki işlerine kıyasla müzikal anlamda daha hafif bir tarz benimserken sözleriyle daha umutlu bir duygu durumunu anlattıkları bir parça olarak karşımıza çıkıyor. Her Şey Yolunda, hissedilen duyguların kıymeti üzerine yoğunlaşıyor. Siyah Tavşan'ın yeni teklisi, alternatif müzik elementleri ile modern rock müziğinin en iyi örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Şarkının yazımında ve bestesinde grubun vokali Deniz Alp Şimşek tek başına yer alırken prodüktörlüğünde grubun davulcusu Metehan Aras ile yer alıyor. İlk albümü 46yı 2017 yılında yayınlayan grup, son teklisi Artık Yeniden Doğamamı Nisan ayında yayınlamıştı. Siyah Tavşan'ın BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan yeni teklisi Her Şey Yolundayı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/slipknot-kan-kaybetmeye-devam-ediyor/", "text": "Slipknot klavyecisi gruptan ayrıldı, bateristi ise çıktıkları turneye katılmayacak. Grup tam da yeni bir geri dönüş yaşarken, neler olacağını merak ediyoruz. Slipknot iki gün önce yani 7 Haziran'da Avrupa turnesine çıkmış ve Avusturya'da turnenin ilk konserini vermişti. Ancak grupla uzun süredir birlikte üretimde bulunan iki üye artık onlarla olmayacak. Slipknot, 1996'dan beri beraber çalıştıkları klavyecileri Craig Jones ile yollarını ayırdıklarını duyurdu. Ondan önceki gün ise grup, Slipknot'un kalan tek kurucu üyesi olan davulcu Shawn Clown Crahan'ın bu turda onlara eşlik etmeyeceğini açıklamışlardı. Clown, Eşime bazı sağlık sorunları nedeniyle destek olmak için eve döndüm ve elimden geldiğince çabuk yollara düşeceğim mesajıyla hayranlarını bilgilendirmişti. Ancak üst üste gelen bu kötü haberler sonucunda grubun gidişatının nasıl olacağı endişe kaynağı. Grup Craig Jones'a veda amaçlı bir gönderi de paylaşmıştı, fakat bu gönderiyi silip bizlere yeni bir sima gösterdiler. Slipknot'un ürkütücü temasına uyan bu kişinin neler yapacağını merakla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/slipknot-vokalisti-corey-taylor-rucker-adli-korku-filminde-rol-aldi/", "text": "Slipknot ve Stone Sour'un vokalisti olarak tanıdığımız Corey Taylor'ın Rucker adlı korku filminde rol alacağı açıklandı. Rucker adında bir kamyon şoförüne dönüşen seri katilin istismarlarına odaklanan Rucker filmi Amy Hesketh tarafından yönetilirken, filmin yapımcılığını ise eşi Aaron Drane üstleniyor. Corey Taylor daha önce 2014'te Fear Clinic filminde, Nightmare On Elm Street'in Freddy Krueger'ı Robert Englund ile birlikte başrol oyuncusu olarak yer almıştı. Verdiği bir röportajda; O tam bir rockstar! diyerek eşine methiyeler düzen Aaron Drane'e karşılık olarak Corey Taylor ise Fear Clinic filminde birlikte çalışmaktan oldukça memnun olduğunu ve bu nedenle çalışmaya evet demek için herhangi bir tereddüt yaşamadığını belirtti. Corey Taylor, başrol karakterinin kamyoncu arkadaşlarından biri olarak rol alırken, eşi Alicia Dove da filmde yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/slowdive-everything-is-alive-ile-geri-dondu/", "text": "Slowdive adeta Biz hayattayız dercesine beş yılın ardından ilk uzun çalışması everything is alive ile sahnelere geri döndü. Slowdive beşinci stüdyo albümünü resmen yayınladı: everything is alive. Dream pop grubu, ilk olarak Şubat 2022'de everything is alive üzerinde çalıştıklarını belirtmiş ve geçtiğimiz nisan ayında bu çalışmayı tamamladıklarının haberini paylaşmıştı. Haziran ayında albümü resmi olarak duyurdular ve ilk tekli olan kisses'ı yayınladılar. Bu tekliyi skin in the game ve slab teklileri takip etti. Geçtiğimiz gün ise grup albümün tamamını bizlere sundu. Albümün çıkışı grubun son teklisi alife'ı yeni bir müzik videosuyla birlikte paylaşmasından bir gün sonra geldi. Neil Halstead, alife kayıt sırasında bitirdiğimiz ilk şarkılardan biri açıklamasında bulundu. Müzik videosuna dair de Halstead, Arkadaşımız Jake Nelson bu şarkı için gerçekten güzel bir animasyon yaptı. Sanat eserindeki bazı görüntüleri alıp biraz daha derine indi diyor. Kulaklarınızın pasını silecek o albüm ise işte tam burada!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/slowdive-ve-flaming-lips-uyelerinden-beachy-head-isminde-yeni-super-grup/", "text": "Slowdive, Flaming Lips, The Soft Cavalry ve Casket Girls grubunun üyeleri bir araya gelerek Beachy Head isimli yeni bir grup kurdu! Slowdive grubundan Christian Savill ve Rachel Goswell, The Soft Cavalry'den Steve Clarke, Flaming Lips'ten Matt Duckworth ve Casket Girls grubundan Graveface bir araya gelerek yeni bir müzik grubu kurdu. Beachy Head isimli grup, yeni bir albüm yayınlamaya hazırlandığı müjdesiyle hızlı bir başlangıç yapıyor. Beachy Head, 30 Nisan'da grubun ismini taşıyan Beachy Head çıkış albümünü Ryan Graveface'in label'ı olan Graveface Records aracılığıyla yayınlayacak. Beachy Head'in 30 Nisan'da çıkacak albümünü dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Albümün artwork'ü ve parça listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/slowdive-yeni-album-oncesi-kissesi-yayinladi/", "text": "Slowdive çıkacağı turne öncesinde yeni albüm duyurusunu yaptı ve Kisses parçasını paylaştı. Slowdive, yakın zamanda tamamladıkları, beşinci albümleri olacak olan everything is alive'ı 1 Eylül'de Dead Oceans aracılığıyla yayınlayacağını açıkladı. Duyuru, 2023 turne tarihlerinin yanı sıra albümün kisses isimli ilk teklisini de içeriyor. Albümün prodüksiyonu 2020 Sonbahar'ına kadar dayanıyor. İngiliz beşli iki sene boyunca kayıtlara devam etti. Baş gitarist ve söz yazarı Neil Halstead tarafından yapıldı ve bir kısmı ev stüdyosunda kaydedildi. Sekiz parçadan altısının mix'inde ise Grammy sahibi Shawn Everett imzası bulunuyor. Grubun vokalistliğini ve gitaristliğini üstlenen Rachel Goswell yaptığı açıklamada, albümü adadığı annesinin ve davulcu Simon Scott'ın babasının 2020'deki vefatlarına atıfta bulunarak, Bazılarımız için şahsen bazı derin değişimler oldu dedi. Halstead ise albümün ilk teklisi kisses'ı örnek göstererek, Şu anda gerçekten karanlık bir kayıt yapmak doğru olmaz. Albüm duygusal olarak oldukça eklektik ama yine de umut verici açıklamasında bulundu. Yazın Glastonbury Festivali, Japonya ve Avustralya gibi durakları olan Slowdive, yaz tatilinden sonra 23 Eylül'de Toronto'da başlayacak olan Kuzey Amerika turnesini de bizlere duyurdu. Shoegaze efsaneleri, 14 Ekim'de turne Los Angeles'ta sona ermeden önce New York, Chicago ve Seattle'a da adım atacak. Daha sonrası için kasım ayı başına kadar Birleşik Krallık ve İrlanda'da birkaç yeni tarih de duyurulacak. Noel Paul tarafından yönetilen kisses teklisine ait video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/smahing-pumpkinsin-cyr-albumu-yayinda/", "text": "Albüm parçalarını bir süredir teker teker paylaşan Smashing Pumpkins, CYR albümünün tamamını bugün yayınladı. Daha once Cyr, The Colour of Love, Confessions of a Dopamine Addict ve Wrath, Birch Grove ile Anno Satana adlı single'larını yayınlayan grup, bugün CYR albümünün tamamını yayınladı. 2018'deki Shiny and Oh So Bright, Vol. 1 / LP: No Past. No Future. No Sun sonrasındaki ilk albüm olan CYR, grubun solisti Billy Corgan'ın grubun eski üyelerinden gitarist James Iha ve davulcu Jimmy Chamberlain ile tekrar bir araya geldikten sonra çıkardıkları ikinci albüm olacak. Grup, aynı zamanda Mellon Collie and the Infinite Sadness albümünün 25. yılına ithafen, devam niteliğinde 33 parçalık yeni bir albüm yayınlayacak. Albümün yayın tarihi belli olmamakla beraber tahmin edilen tarih 2021 gibi gözüküyor. Smashing Pumpkins'in yeni CYR albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/smashing-pumpkins-2021e-album-hazirliklari-yapiyor/", "text": "Bu haftasonu üçüncü albümü Mellon Collie and the Infinite Sadness'ın 25. yılını kutlayacak olan Smashing Pumpkins, bu değerli güne özel yeni bir haberle geldi. 25. yıla ithafen Smashing Pumpkins, Mellon Collie and the Infinite Sadness ve 2000'lerden Machina albümlerine devam niteliğinde 33 parçalık yeni bir albüm yayınlayacak. Albümün çıkış tarihi olarak şu an için sadece 2021 olacağına dair bilgimiz var. 2021'e kadar dinleyicilerini sadece bu haberle bırakmayan Smashing Pumpkins, 27 Kasım'da daha önce haberlerimizde yer verdiğimiz CYR albümünü yayınlayacak. Grup daha önce albümden CYR, The Colour of Love, Confessions of a Dopamine Addict, Wrath, Anno Satanta ve Birch Grove adlı parçalarını yayınlamıştı. Smashing Pumpkins'in Mellon Collie and the Infinite Sadness albümüne ve 27 Kasım'da yayınlanacak CYR albümünden teklilerine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/smashing-pumpkins-yeni-albumu-cyrden-iki-yeni-parca-yayinlandi/", "text": "27 Kasım'da yeni albümü CYR ile dinleyicileriyle bir araya gelecek olan Smashing Pumpkins, iki yeni single yayınladı. Confessions of a Dopamine Addict ve Wrath adlı iki yeni single yayınlayan grup, 27 Kasım'da çıkacak olan yeni albümlerinden daha önce The Colour of Love single'ını paylaşmıştı. CYR albümü, grubun 2018'de çıkardığı Shiny and Oh So Bright, Vol. 1 / LP: No Past. No Future. No Sun sonrasındaki ilk albümü olacak. CYR, grubun solisti Billy Corgan'ın grubun eski üyelerinden gitarist James Iha ve davulcu Jimmy Chamberlain ile tekrar bir araya geldikten sonra çıkardıkları ikinci albüm olacak. Gençlik yıllarımızın playlist'lerini unutulmaz parçalarıyla dolduran Smashing Pumpkins'in 27 Kasım'da çıkacak CYR albümünden yeni parçaları Confessions of a Dopamine Addict ve Wrath'a aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/smashing-pumpkins-yeni-albumu-cyrden-iki-yeni-single-daha-yayinda/", "text": "27 Kasım'da yeni albümü CYR ile dinleyicileriyle bir araya gelecek olan Smashing Pumpkins, iki yeni single daha yayınladı. Daha once Cyr, The Colour of Love, Confessions of a Dopamine Addict ve Wrath adlı single'larını yayınlayan grup, paylaşımlarına Birch Grove ile Anno Satana single'ları ile devam etti. 2018'deki Shiny and Oh So Bright, Vol. 1 / LP: No Past. No Future. No Sun albümü sonrasındaki ilk albüm olan CYR, grubun solisti Billy Corgan'ın grubun eski üyelerinden gitarist James Iha ve davulcu Jimmy Chamberlain ile tekrar bir araya geldikten sonra çıkardıkları ikinci albüm olacak. Anno Satana aynı zamanda grubun solisti Billy Corgan'ın In Ashes animasyon serisinden bir video ile yayınlandı. Yeni parçaları Birch Grove ve Anno Satana'ya ve videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/smith-burrows-ikilisi-9-yil-aradan-sonra-yeni-tekliyle-geri-dondu/", "text": "Editors vokali Tom Smith ve Razorlight eski davulcusu Andy Burrows'tan oluşan Smith & Burrows, oldukça uzun bir aradan sonra yeni parçaları All The Best Moves'u dinleyiciye servis etti. Britanyalı indie ikilisi, ilk olarak 2011 yılında yayınladıkları Funny Looking Angels isimli albümlerinin 9 yıl sonrasında yayınladıkları taze parçalarıyla yeniden karşımızda. Netflix'in Peaky Blinders dizisinden de Wonderful Life cover'ı ile hatırlayabileceğimiz Smith & Burrows, Tom Smith'in ev stüdyosunda geçirdikleri uzun mesailer sonucunda ilk olarak All The Best Moves parçasını, eğlenceli bir karantina videosuyla birlikte yayına aldı. 10 yıla yaklaşan müzikal birlikteliklerini, uzun bir zaman sonrasında yayınladıkları single ile taçlandıran ikili, yayınladıkları bu yeni parçayı kendi başımıza güvenli alanlarımızda kalma şarkısı olarak tanımlıyor. Smith & Burrows'un taptaze parçası All The Best Moves'u hemen aşağıdan izleyebilir ve dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/smith-burrows-ikilisinden-yeni-video-klip-yayinda/", "text": "Smith & Burrows ikilisinden Old TV Shows parçasına yeni fakat nostaljik bir video klip geldi. Ingiliz rock grubu Editors'ın vokali olarak bilinen multi-enstrümantalist Tom Smith ve Razorlight'ın eski davulcusu Andy Burrows'un 5 Şubat 2021'de Only Smith & Burrows Is Good Enough adlı ikinci albümleri yayınlanacak. Ikili bu süre zarfı içinde Old TV Showsa nostaljik bir video klip yayınladı. VHS video kasetine kaydedilen görüntüleri andıran klipte Tom Smith ve Andy Burrows'ın stüdyo günlüklerinden günler ve geceler yer alıyor. 2011'de çıkardıkları ilk albümleri Funny Looking Angelsın ardından ikinci albüm olma özelliğini taşıyan Only Smith & Burrows Is Good Enoughin prodüktörlügünde Grammy ödüllü Jacquire King bulunuyor. İkilinin Old TV Shows parçasına hazırladığı video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soakedun-vokalisti-balamir-nazlica-yeni-teklisini-yayinladi/", "text": "Soaked'un baş şarkı yazarı ve vokalisti Balamir Nazlıca, yeni teklisi Wave Goodbyeı 4 Haziran'da tüm müzik platformlarda yayınladı. Balamir Nazlıca'nın Unconcelament ismiyle ürettiği video serisi ve geçtiğimiz yıl çıkardığı Angels Coming EP'sinden sonra üretim heyecanı devam ediyor. Müzisyen şimdi ise Wave Goodbye teklisini yayına aldı. Blamir Nazlıca'nın Indie Pop teklisi Wave Goodbye'ın prodüktörlüğünü Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Mabel Matiz albümlerinden aşina olduğumuz Emre Nişancı üstlenmiş. Bas gitarda Feryin Kaya, davulda Kerem Öktem, back vokalde Selin Sümbültepe ve Alper Anık, klavyede, Atıl Aksoy, trompette Serkan Emre Çiftçi'nin yer aldığı Wave Goodbyeın mastering'i Dinçer Demirci tarafından yapılmış. Wave Goodbyeın kapak tasarımı Tuğrul Şalcı ve Tuğçan Ündemire ait. İllüstrasyondan farklı olarak tasarımdaki çizgiler gürültü algoritma tekniği kullanarak yaratılmış ve Wave Goodbyeın görsel yansıması olarak değerlendirildi. Teklinin videosu ise, film endüstrisinin büyük ustalarından Charles Emir Richards'ın görüntü yönetmenliğinde, Tuğrul Şalcı'nın gürültü algoritması kullanılarak siyah beyaz çekilmiş. Wave Goodbyea ve video klibine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soap-kills-ile-yaklaşan-aydınlık/", "text": "Birkaç gün oldu El Hamra'da orta halli bir otele yerleşeli. Sıcak, parlak, mavi ve toprak rengi bir şehir Beyrut. Kahvesi de kadınları gibi güzel; yabancı olmadığınız bir dokusu var. Heterojen kalmaya mahkum bir doku... Her soluk alıp verdiğinizde hissediyorsunuz bunu. Dinamiğini koruyan acı ve umut, karanlık ve aydınlık... Yıkılmam ben kolay kolay diyor Beyrut her sabah size; her gece fısıldıyorsunuz siz de YIKILMA SAKIN! Görsel: Halil Cibran'ın Ermiş kitabından alınmıştır. Mistisizm ya da tasavvuf anakarasında kurulan bir ülkenin doğasında aydınlığı aramak ne kadar olağansa, ürettikleri eserlerde de onunla karşılaşmak o kadar olağan. Bu coğrafyanın insanları yaptığı her işi aşkla yapıyor keza. Aşkı hissediyor insan. Yazılanlar, resmedilenler, sesler, mimariler hatta mezeler... Cibran okurken duyumsadığım aydınlığı Soap Kills dinlerken de duyumsuyorum. Karanlıkta ilerliyorsunuz hani... Durmadan neyle karşılaşacağınızı bilmediğinizi düşünüyorsunuz o an, işte o hata! İnsan karanlıkta muhakkak aydınlıkla karşılaşıyor. Sizin de bildiğiniz gibi baya eski bir oluşum Soap Kills. 1997'nin ekiminde Yasmine Hamdan ve Zeid Hamdan kuruyor grubu. Batının Chet Baker'ına eş, elektro indie-pop dolaylarında müzik yapan ikili Arabic Trip-Hop'ın öncülerinden. Grubun adı ise coğrafyada yaşanan iç savaşlara gönderme niteliğinde Soap Kills olarak karar veriliyor. Synth tabanlı müzikler yaparak yaratıcı ruhunu konuşturan Zeid Hamdan ve yumuşacık, bal gibi sese sahip Yasmine Hamdan karanlığın içinden çıkageliyor, siz bir otel odasındayken. İcra ettikleri Trip-Hop'ı sıradışı yapan şey de bu zaten; vokalin sesi ve şarkı sözlerinin Arapça olması. Arapçanın şarkılara nakış gibi işlenmesinin büyüsünden çıkamıyorsunuz, buna loop'lar da izin vermiyor. İnsanlar ve zaman, zaman ve değerler, değer ve yaşam, yaşam ve insan arasındaki gerilimli ilişkinin aydınlığa kavuşmasıdır bu müzik. 1997-2006 arasında hayli aktif olan grup bu süre zarfında, Son olarak 2015'te The Best Of Soap Kills adında derleme bir albümle tekrar sarılıyorlar. Geçmiş mi iyi yoksa bugün mü? Bazen cevabını vermek zor oluyor. Ardınızda bıraktığınız bugünken, uyandığınız şehir geçmiş gibi geliyor. İkisinin birbirine eş olduğunu bildiğiniz bir dünyada yaşıyorsanız, sorular girizgahtan ötesine ulaşmıyor. Ortadoğu kültürüne bu noktadan bakınca oldukça tanıdık geldiğini fark ediyorsunuz siz de. Müzik de dahil buna. Olmazsa olmazımız oryantal tınılarını Soap Kills şarkılarına homojen bir şekilde yediriyor. Biraz avangard, biraz geleneksel, Arap müziğinden kopmadan, Arapça modern bir açılımla nasıl yansıtılır sorusunun cevabını bir şarkıda size sunabilecek yeteneğe sahipler hem de. İkilinin Soap Kills dışında projeleri de mevcut. Özellikle Zeid Hamdan Beyrut alternatif müziğinin ardındaki adam oluyor. Bir çok grupla çeşitli projeler yürütüyor. Bunlardan biri de Zeid & The Wings. Grup New Arabic Pop tarzında müzik yapıyor. Arabic folk, rock, reggae, elektro etkileşimli İngilizce ve Arapça şarkılar... Genel olarak alternatif pop adı altında değerlendirilebileceği düşünülse de grubun icra ettiği müziği tek bir tür ile tanımlamak zor. İyi bir armoni vokal niteliği de taşıyan grup, yenilikçi ritimleri ile kendi tarzını konuşturuyor. Birçok mecrada Beyrut'un en iyi 10 grubu listelerine girdi. İlk single'ları 2011'de çıkan General Suleimana İtalyan yönetmen Gigi Rocatti bir video çekti. Klipten sonra oldukça hit haline gelen parça, gruba Avrupa yollarını da açtı. Reggae ile içinizi kıpır kıpır eden şarkının sözleri politik mesajlar içermesi ile de dikkat çekti. 2012'de çıkan ilk albümleri Aaseh ve 2015'te yayınlanan Balekeh EP'leri hakkında da birkaç kelam etmek isterim. New Arabic Pop nasıl bir şey sorusunun cevabını taşıyor buradaki şarkılar. Özellikle Balekeh şarkısının beni tutup uzayın herhangi bir yerine fırlattığını nasıl anlatamıyorsam, orada şarkıya ritim tutup dans ettiğimi de anlatamayacağımın farkındayım. Uzay dediysek karanlık değil, sizi yormayan bir aydınlığa gönderiyor parça. Yapay olan her şey bunun dışında. Yani yaptıkları müziğin tanımlarından biri bu olabilir. Sonra Jazira ile dönüş yapıyorsunuz terraya. Evrenin tüm sırrını her hücresinde taşıyan o kadınsınız, biraz panik atak biraz durgun... Rocket, Ocean, Aasfe, Hkini şarkıları da radarıma takılan yenilikçi işlerden. Buyurun alın bir tane! Müzik ve insan arasındaki yumuşak dişlilerden geçen aydınlık, insanlar ve çıkarları arasındaki keskin ve hassas dişlilerden geçen karanlığı yenebiliyor. Bknz: Soap Kills ile yaklaşan bir aydınlık, Zeid And The Wings. Dramatik, politik dalgalanmalar yaşayan topraklarda yükselen güneş daha bir sıcak, daha bir parlak, daha bir aydınlık oluyor. Beyrut işte böyle bir yer; karanlık öyle karanlık ki aydınlığı farketmemek olanaksız. Beyrut öyle bir yer ki Dünya kurtulacak ve bipolarına sığabileceğiz seninle ey müzik!!! bile diyebiliyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sofar-sounds-istanbulun-1-yaşını-kutladık/", "text": "23 Aralık akşamı Sofar Sounds İstanbul'un 1. yaşını kutlamak için Zuhal Müzik Uniq'teydik. Dünyanın her yerinde müzikseverleri bir araya getiren mottosuyla ilerleyen Sofar Sounds, İstanbul ayağıyla birlikte bizlere bir sene boyunca, müzik, samimiyet ve sevgi üçlüsü arasındaki bağın ne denli kuvvetli olduğunu gösterdi. Her ay farklı bir evin salonunda, farklı bağımsız müzisyen & grupları ağırlayarak kulaklarımızın ulaşmak istediği yeni güzellikler kazandırdı bizlere. Müzisyenler ile müzikseverler arasındaki gönül bağını samimi bir şekilde ve samimi bir ortamda gerçekleştirerek adeta köprü görevini üstlenmiş olan Sofar Sounds İstanbul ile pek çoğumuzun artık yeni bağımlılıkları var diyebiliriz. Uniq İstanbul içerisinde yer alan Zuhal Müzik'in ev sahipliğini yaptığı bu 1. yaş partisiyle birlikte, bu zamana kadar #sofarist'te çalmış grup ve müzisyenlerin bir kısmını bir arada dinleme fırsatını da yakalamış olmak, kutlamanın en tatlı yanlarından biriydi. Yaş günü açılışını Aydınlık Bizimdir ve Dünya Büküldü ile Biz yaptı. Ardından alçakgönüllüğüyle resmen gönül bağı kurduğumuz Nilipek, Kınalıada ve Biz'den Ozan Tekin'in piyanoya dokunuşuyla eşlik ettiği Gömülür'ü çaldı bizlere. Adamlar, Bi Öyle Bi Böyle ve Kapısı Kapalı'yı çalarak güzel enerjilerini biz bağdaş kurup oturan dinleyenlerine aktardılar bi' güzel. Sonrasında, Sadece'yi dinlediğimden bu yana kulağımda resmen bağımlılık yapan sesin sahibi Kalben, ilk şarkısını bu yaş gününde ilk kez çaldığını belirtti ve arkasından Ben seni evcilleştirmek için sevmedim ki gibi cümleyle Vay be! dedirten şarkısını da kendisinden kısa bir erkeğe yazdığını dipnot olarak belirtti. Nihil Piraye'nin Niye'sini dinlemeyi özlediğimi idrak ettiğim anın sonrasında başımı kaldırdığımda Miss Crowley'den Mert Bereket'in piyanonun başına geçerek bizleri mest etmeye hazır olduğuna tanık oldum. Ardından, ülkemizde yaptıkları müzikle çok önemli bi' yerde olan Sapan'dan da Clouds ve Yağmur'u dinledik. Seha Can'dan Sen ve Peşinden Ben'i dinledikten sonra kapanışta The Away Days'in kapoyla yaşadığı sorunla oluşan kahkahalar sonrasında akşamı noktaladık. Sofar Sounds İstanbul adına fazla anlamlı olan bu yaş günü, biz dinleyenler içinse müziğe doyduğumuz, güzel bir akşam olarak akıllarda kalmış oldu. Beton olmasına rağmen, Sofar mantığından kopmadan bağdaş kurup oturan dinleyici kitlesiyle varlık bulan Sofar Sounds İstanbul iyi ki var dedik! #mavilovessofar hashtag'inden anlayacağımız gibi Mavi'nin sponsorluğunda ilerlemeye devam edecek olan Sofar İstanbul'dan yeni yaşında kendisinden beklentilerimiz de büyük olacak gibi gözüküyor. Daha nice güzel yaşlara Sofar Sounds İstanbul!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sofia-coppola-gozunden-priscilla-presley/", "text": "Priscilla'nın gözünden Elvis, Sofia'nın gözünden Priscilla. Bugün Priscilla Presley'nin hayatını konu alan filmiyle yönetmen Sofia Coppola odağımızda. Sofia Coppola, sinema dünyasının en özgün ve kendine has yönetmenlerinden biri. Francis Ford Coppola'nın kızı olmasına rağmen kendi adını yaratabilmiş özgün bir yönetmen. Bunu, en iyi anladığı kesim olan kadınları ve onların sorunlarını anlatarak başarıyor. Tüm bunları yaparken müziği de çok iyi kullanıyor. Filmlerindeki müziğin, renklerin ve modanın çeşitliliği ve özgünlüğüyle genç ve yeni hissiyatını bizlere çok iyi aşılayabiliyor. Bu anlamda onun Priscilla Presley'nin hayatını ele aldığı yeni filminden biraz bahsedelim istedik. Sofia Coppola'nın yeni filmi Priscilla son zamanların en merakla beklenen yapımlarından. Filmde, rock'n roll'un kralı Elvis Presley ile eşi Priscilla'nın ilişkisini daha çok Priscilla gözünden işleyen bir yapıya sahip. Geçen seneye damga vuran Elvis filminden sonra bu yapımın çok konuşulması bekleniyor. Film, Priscilla'nın kendi yazdığı Elvis & Me adlı kitaptan uyarlanmış. Filmde, 14 yaşında Elvis ile tanışan ve sonra onunla evlenen Priscilla'yı Cailee Spaeny, Elvis'i ise Jacob Elordi oynuyor. Filmin hem Elvis'in müziğine hem de Priscilla'nın kişiliğine saygılı olduğunu söylüyor Sofia Coppola. Ancak filmi sarıp sarmalayan bir sürü tartışma var. Elvis'le Priscilla'nın tanışma hikayesini anlatış biçimine Presley'nin ailesinin tepki gösterdiği söyleniyor, özellikle de Elvis'in mal varlığını yöneten kişiler. Presley'nin ailesi filmde Elvis ve Priscilla'nın aşklarının yeterince işlenmediğini ve bunun onların miraslarına zarar verdiğini söylüyor, ancak bu konuda Coppola'yı destekleyenler de bunun groomingten ibaret olduğunu savundukları için yeterli buluyor. Film daha vizyona girmeden gelen bu tartışmalar filmin önüne geçecek mi geçmeyecek mi bu da bir merak konusu. Tüm bunların dışında müziğe gelirsek, filmde hem Elvis'in hit şarkılarına hem de onun döneminin diğer popüler sanatçılarına yer verilmiş. Ayrıca, kendi tarzına uygun olarak, döneme uygun olmayan ama duyguyu yansıtan modern şarkılara da Coppola başvurmuş; aynı Marie Antoinette'de yaptığı gibi. Anlattığı hikayeye uygun müzik seçimi ve özgün yorumlamaları, Sofia Coppola'nın diğer filmlerinde de kendini gösteren bir unsur. Mesela Lost in Translation'da Tokyo'nun kalabalık ve yalnız atmosferini yansıtan elektronik ve indie rock şarkılar kullanmıştı. Ya da Marie Antoinette'de 18. yüzyıl Fransa'sının ihtişamını ve boşluğunu göstermek için klasik müzik ile punk rock'ı harmanlamıştı. Ya da The Virgin Suicides'ta 70'lerin Amerika'sının sıkıcı ve baskıcı ortamını yansıtmak için soft rock ve dream pop şarkılar seçmişti. Keza The Bling Ring'de Los Angeles'taki zengin ve boş yaşam tarzını göstermek için hip hop ve pop şarkılar kullanmıştı. Filmlerinde bu kullanımları dışında anlatımı sade ve bazen zarif ayrıntılarla dolu olabilen bir yönetmen. Sofia Coppola'yı daha iyi tanıyabilmek için ona gelen eleştirileri de bilmek gerek. Kendisi daha çok beyaz ya da ayrıcalıklı diyebileceğimiz konumlardaki kadınların hayatını işliyor. İnsan en iyi kendini ve kendi sorunlarını anlatabilir evet ama bu bazen filmlerine yer yer eleştiri, yer yer övgü olarak geliyor. Renk paletlerini, modayı ve müziği itinayla kullanan Coppola, filmlerinde harika atmosferler yaratabiliyor. Filmlerinin akılda kalıcılığı ve özgünlüğü bu anlamda onun bu konuda ne kadar becerikli olduğunu gösteriyor. Son filmi, On the Road biraz geri planda kalsa da bu film büyük bir beklenti yaratıyor. Bu yılın ekim ayında vizyona girmesi beklenen yeni filminin bu durumu değiştirip değiştirmeyeceğini merakla bekliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soft-analog-akustik-epsinden-ilk-teklisini-yayinladi/", "text": "Ayın başında Yansımalar teklisini yayınlayan Ankaralı synth-pop grubu Soft Analog, üç parçadan oluşacak akustik EP'sinden ilk teklisi Geç Vakitleri tüm dijital platformlarda yayınladı. Synth-pop, indie pop, dream pop türlerini benimseyen Soft Analog, 2019 Ekim ayında ilk olarak Boşluğun İçinde parçasını yayınlamıştı. Daha önce yayınladığı Yansımalar, Geç Vakitler ve Kaybolur adlı son üç teklisinin, akustik versiyonlarını Akustik isimli EP'de toplayacak. Üç parçadan oluşacak Akustik EP'nin tamamı 18 Aralık 2020'de BBI Music Co. etiketiyle yayınlanacak. Sözleri İdil Tavşanlı ve Ömer Çelik tarafından yazılan Geç Vakitler parçasının akustik versiyonunda; gitarda Ege Çakır, bas gitarda Eren Halıcı, perküsyonda Cem Ölmez'i dinliyoruz. Parçanın mix ve mastering'i ise yine Ömer Çelik imzası taşıyor. Akustik EP sonrasında planladığı yeni mini albümüyle alakalı çalışmalarına devam eden grup; ürettiği parçaları, düzenli ve seri bir şekilde yayınlamayı planlıyor. Soft Analog'un yeni akustik EP'sinden ilk teklisi Geç Vakitleri aşağıdan dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soft-analog-ve-uclercagriıdan-ortak-tekli-renklerim/", "text": "Synth pop müzik ikilisi Soft Analog ve alternatif rock müzisyeni Üçlerçağrı iş birliğinden çıkan yeni tekli Renklerim yayında! Son dönemin üretken isimlerinden Ankaralı synth pop ikilisi Soft Analog ve yine Ankaralı alternatif rock müzisyeni Üçlerçağrı güç birliğine giderek yeni teklilerini dinleyicinin beğenisine sundu. Renklerim adlı yeni parçada, hayat karşısında feda edilenlerin kahramanı yıldırmadığı ve onun çeşitliliklerini bitirmediği konusuna yoğunlaşmış. Hikayenin bir balık metaforu üzerinden anlatılması ile kendilerine uygun bir yolda ilerlerken, kasvetli bir sound da bile renk ve değişimden bahsetmek gibi özgün seçimleri birbirini tamamlamışa benziyor. Sözü ve müziği Üçlerçağrı'ya ait olan parçanın mix ve mastering'inde ise Ömer Çelik imzası bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soft-analogun-arasinda-dunyanin-adli-yeni-epsi-yayinda/", "text": "Ankaralı alternatif pop ikilisi Soft Analog'un beş parçadan oluşan Arasında Dünyanın adlı EP'sinin tamamı tüm dijital müzik platformlardaki yerini aldı. Parçalarında, modern dünyadan ve bu düzenin içindeki insandan, modern hayatın yarattığı duygulardan, farkındalıklardan bahseden Soft Analog, geçtiğimiz aylarda çıkardığı Kaçardım ve Mesafeler'in ardından üç yeni teklisini daha yayına aldı. Dinleyicilerinin alışık olduğu tarzlarını devam ettiren ikilinin Morrie Records etiketiyle çıkan Arasında Dünyanın EP'sindeki devam parçaları olan Bir Çırpıntı Var, Kim Gösterir Bana Nasıl Olunmalı? ve Yolculuk da özgür tınıları ve güçlü sözleriyle dikkat çekiyor. Soft Analog, EP'deki yeni parçalarda eski synth'ler ile yumuşak ve chill havayı bozmadan, şehir hayatına bireysel bir perspektiften bakarken aynı zamanda toplumsal bir eleştiri de yapmayı amaçlıyor. Yarattıkları zıtlık duygusuyla Bir Çırpıntı Var, Kim Gösterir Bana Nasıl Olunmalı? ve Yolculuk parçalarının dinamik enerjisini koruyan grup, müzikseverlere melankolik bir duygu yansıtıyor. Soft Analog'un Arasında Dünyanın adlı yeni EP'sine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soft-analogun-ilk-albumu-dans-illuzyon-yayinda/", "text": "Son dönemin başarılı alternatif pop ikilisi Soft Analog, ilk konsept albümleri ''Dans İllüzyon''u 20 Ekim tarihinde dinleyicileriyle buluşturdu. 2019 yılında Ankara'da İdil Tavşanlı ve Ömer Çelik tarafından kurulan, yeni nesil alternatif müziğin önemli temsilcileri arasında gösterilen Soft Analog, ilk albümü Dans İllüzyon'da synthwave, disco, dream pop ve rock türlerini birleştirerek, Türk ezgilerini elektronik müzikle harmanlıyor. Albümle birlikte grup, birbirinin devamı niteliğinde ancak farklı kesitlere dayalı toplam 11 şarkıdan oluşan bir 'dönüşüm hikayesi' aktarıyor. Albümde toplumsal yabancılaşma ve değişim ile kilit rol oynayan bir farkındalık evreni kurgulayan Soft Analog, albümlerindeki bilim kurgu öğeleri ve metaforlar ise anlatımlarını güçlendiren temel bir ifade olarak dikkat çekiyor. Dans İllüzyon'dan daha önce yayınlanan Tuzak, KAÇ, İstila, Tanıdık Bir Koku ve Beni Saran Bi' Boşluk şarkılarıyla dinleyicilerini heyecanlandıran Soft Analog, projesinin devamında; Değişim İçin Tıkla, Kötünün Daha Beteri, Canavar, Hatırlarım Seni, Uyan ve Dans İllüzyon ile albümün hikayesini tamamlıyor. Albümün söz ve müzikleri ise İdil Tavşanlı ve Ömer Çelik'in ortak imzasını taşıyor. Soft Analog, Dans İllüzyon albümü için hazırlanan kostümler, ve görsel şovuyla ilk kez 1 Kasım Çarşamba günü Zorlu PSM konseri ile seyircilerle buluşacak. Bu şovu Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerde yıl boyunca verdiği konserlerle sunmaya devam edecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soft-analogun-ilk-albumu-oncesi-son-tekli-beni-saran-bi-bosluk/", "text": "Alternatif pop ikilisi Soft Analog, 20 Ekim tarihinde yayınlayacağı ''Dans İllüzyon'' adlı ilk konsept albümlerinden Beni Saran Bi' Boşluk adlı son teklisini müzikseverlerin beğenisine sundu. 2019 yılında Ankara'da kurulan alternatif pop, synth-pop ikilisi Soft Analog, 20 Ekim tarihinde paylaşacağı ilk uzunçaları Dans illüzyon'dan beşinci ve son teklisi Beni Saran Bi' Boşluk'u dijital platformlarda yayına aldı. Daha önce albümden Tuzak, Tanıdık Bir Koku, İstila ve KAÇ isimli single'larını paylaşacan ikilinin, synthwave, disco, dream pop ve rock türlerini barındıran toplam 11 parçadan oluşacak albüm için geri sayım başladı. Bilim kurgu öğeleri ve metaforlar ile ön plana çıkan Dans İllüzyon albümüyle ikili, toplumsal yabancılaşma ve değişim ile kilit rol oynayan bir farkındalık evreni kurguluyor. Yeni nesil müziğin başarılı temsilcilerinden Soft Analog, yerel enstrümanlarla disco, dream pop, electro-dance pop ve synthwave tarzlarını birleştirerek Türk ezgilerini elektronik müzikle harmanlıyor. 20 Ekim'de yayınlanacak debut albümden paylaşılan son tekli ''Beni Saran Bi' Boşluk'' şimdi tüm dijital platformlarda yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soft-analogun-yeni-teklisi-gec-vakitler-yayinda/", "text": "Ankaralı synth pop grubu Soft Analog'un yeni teklisi Geç Vakitleri tüm dijital platformlarda yayınlandı. 2019 yılında Ankara'da kurulan Soft Analog, üretimlerine ara vermeden devam ediyor. Kaybolur şarkısının ardından hız kesmeden Geç Vakitler teklisi ile tekrar dinleyicisi ile buluşan Soft Analog, bu şarkısında şehirden kaçma isteğini farklı bir üslup ile anlatıyor. Dinleyicilerine yola çıkma ve uzaklaşma isteğini vurguluyor. Dream pop, indie pop ve synth pop türlerini benimseyerek üretip sözlerinde şehir yaşantısının ve modern zamanın yaşattığı duyguları yansıtan Soft Analog, müzik dünyasına Boşluğun İçinde parçasıyla ilk adımlarını attılar. Daha sonra Biz Gibiler, Adımlar, Karışır İzlerin, Buraya Uzakta ve Temmuz ayında yayınladığı Ne Az Ne Fazla adlı teklilerini dinleyiciyle paylaştı. Son olarak Kaybolur teklisinde bireyselliğe de değinen Soft Analog, vintage pop kültüründen esinlenerek çalışmalarına devam ediyor. Soft Analog'un yeni parçası Geç Vakitlere aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/softadan-11-yıl-sonra-yeni-ep-geldi/", "text": "2007 yılında kurulan Softa, tam 11 yıl sonra yeniden bir araya gelmelerinin şerefine 11 ismindeki 3 parçalık yeni EP'sini yayınladı. Grubun solisti Ece Özey'in Atina'da kurduğu plak şirketi Rebella Records etiketiyle geçtiğimiz hafta tüm dijital platformlarda yayınlanan albümün kayıt ve prodüksiyonuna Brek ismiyle de tanıdığımız Berk Sivrikaya eşlik ederken, mix ve mastering'inde ise She Past Away grubundan tanıdığımız Doruk Öztürkcan imzası görüyoruz. Albümün ilk konseri için Softa, Klan ile birlikte, 21 Aralık Cumartesi gecesi Karga sahnesinde olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/solange-masaya-oturup-yüzleşmeye-davet-ediyor-solange-a-seat-at-the-table/", "text": "Flap Mag, I am not just A magazine mottosuyla Haziran ayından bu yana yayın hayatını sürdürürken, Bir Baba Indie ailesi olarak uzun yıllardır heyecanlandığımız basılı mecrada yer alma fikrimizle birlikte, Flap Mag ile ortaklaşa içerik yayınlamaya başladık. 4. sayısı yayınlanan dergide, yazarlarımızdan Ilgaz Yalçınoğlu'nun kaleme aldığı nefis Solange yazısını hem birbabaindie. com ve flapmag. com üzerinden dijital olarak, hem de basılı olarak başta derginin kalbi olan Tasarım Book Shop ve İstanbul'daki birçok mekandan temin edebilirsiniz. Dergiyi temin edebileceğiniz bazı mecralar şöyle: Galata'da İKSV Nero, Galatasaray Nero Cafe, Sushi Express, Ottoman Burger, Kafe Pi, Robinson Cruzoe, Ara Cafe vs. Karaköy'de Muhit, Press, Dem, Nar Cafe vs. Zorlu Center'da Zorlu Nero, Cantinery vs. Kadıköy'de Muaf, Arkaoda, BantMag, Ayı, Zeplin vs. Yani özetle hemen hemen her yerden dergiyi temin edebilirsiniz. Dergiye başka nerelerden ulaşabiliriz diyorsanız birbabaindie@gmail. com ya da flap@tasarimgroup. com. tr adreslerine e-posta gönderebilirseniz yardımcı olabiliriz. Bazı albümler öyle bir güce sahip ki dinlerken irkiliyorum, ağlıyorum ve bazen tekrar dinlemeye dahi korkuyorum. Anlattıkları gerçeklikle insanın üzerinden kamyon gibi geçiyorlar ancak bunu yaparken müzikal güzellikleri insana mazoşist bir haz veriyor. Sufjan Stevens'ın Carrie & Lowelli mesela... Bence sanatçının müzikal anlamda en iyi albümü ama dinlemek ne mümkün! Stevens'ın annesinin ölümünün ardından yapmış olduğu albümü en fazla üç defa dinleyebildim çünkü her dinleyişimde ağlamaktan içim dışıma çıktı. Blood Orange'ın Freetown Soundu üzerine de yazmak istedim ama albümün hüznüyle başa çıkmaya çalışmak beni daha da hüzünlendirirdi. Solange'ın A Seat At The Tableından ise kaçmamaya kararlıyım çünkü fazlasıyla önemli bir albüm ve gerçek olduğu kadar cesaretlendiren de bir albüm. Ben bu yazıyı yazarken A Seat At The Table Billboard 200'de liste başı. Bu şekilde Solange ve kardeşi Beyonce Billboard 200'de bir numara olmuş ilk kız kardeşler olarak tarihe geçiyorlar. A Seat At The Table Solange'e müzik piyasasında önemli bir yer kazandırdığı gibi, Beyonce'nin Lemonade'inin de başka bir ticari pop albümü ve dedikodu malzemesinden fazlası olduğunu hatırlatıyor. Bu iki albümle Knowles kardeşler, iki siyahi kadın olarak, Solange'ın A Seat At The Table çıkmadan önce yayınlanan ve günlük hayatta yaşadığı ırkçılığı dile getirdiği yazısında belirttiği gibi We belong. We belong. We belong. We built this. diyor. Saint Heron adlı internet sitesinde yayınlanan bu yazıda Solange çoğunlukla beyaz dinleyicilerin katıldığı bir Kraftwerk konserinde yaşadığı saygısız muameleden bahsediyor ve bu tür davranışların çoğunlukla beyazların bulunduğu ortamlarda kendisini ait hissetmemesine yol açtığını belirtiyor. Beyaz müzisyenler siyahların kültürünü hunharca kullanırken, siyahi bir müzisyen olarak hayranı olduğunuz beyaz bir grubun konserine rahatça katılamadığınızı düşünün! Bu yazıdan bahsediyor olmamın nedeni, yazıda bahsedilen deneyimlerin gerek yaşanan ayrımcılığı gerekse albümün ruhunu siyahi olmayan dinleyici için daha anlaşılır hale getirmesi. Albümde aynı işlevi Solange'ın annesi, babası ve No Limits plak şirketinin sahibi Master P ile yapılan söyleşilerden kesitler, yani Interludelar, görüyor. Her ne kadar ilk başta bu Interludelar dinleme akışını bozuyorlarmış hissi verse de, albüm onlarsız düşünülemez. Şarkıları mükemmel bir şekilde birbirlerine bağladıkları gibi, açık ifadeleriyle şarkıların oluşmasına sebep veren deneyim ve düşünceleri bize açık hale getiriyorlar ve ilginç bir şekilde bazı ifadeler şarkı sözü gibi aklınızda kalıyor. Interlude: Tina Taught Mede Solange'ın annesinin It's so much beauty in being Black deyişi, insanın kafasında yankılanacak bir ahenk ve kesinliğe sahip. Kendinden yaşça büyük insanların deneyimlerine yer vererek bugün yaşananlarla geçmiş kuşakların yaşadıklarını birbirine bağlıyor Solange ve Interlude: Dad Was Mad ve Madde olduğu gibi sinirli ve bıkkınız çünkü yıllardır aynı kötü muameleyi yaşıyoruz diyebiliyor. Solange, ırkçılıkla ilgili güncel eleştirilerin tarihsel köklerine inebildiği gibi, siyah müzik geleneğini de modern bir şekilde devam ettirebilmiş. Bir gospel ve soul özelliği olarak vokallerin ön planda olduğu albümde, gerektiği kadar tutulmuş aranjeler bazen funk bazen jazz esintili ve her şarkı için karakteristikler. Fakat yine de retro denilemeyecek kadar elektronik öğelere de sahip modern bir soundu var albümün; yenilikçilikte çağdaşı R&B ve neo-soul albümlerinden geri kalmıyor. Bu albüm için birçok başarılı müzisyen bir araya gelmiş ve Solange'ın liderliğinde ortaya harika tınlayan bir ekip işi çıkmış. Keskin, Solange'ın sesini ön plana çıkaran prodüksiyonda Raphael Saadiq'ın etkisini fark etmek mümkün. Albümde emeği geçen Questlove ve Andre 3000 gibi birçok usta isime rastlansa da, albümü esas oluşturan Solange'ın sanatçı vizyonu, diğer müzisyenler ise bu vizyonu belirgin hale getirebilmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmışlar. Albümüm başrolünde tabii ki Solange'ın sesi var. Ağır eleştiri, öfke ya da üzüntü dile getirdiği yerlerde dahi Solange'ın sesi kontrollü kalıyor, yere sağlam basıyor. Şarkı sözlerinin içeriğinin anlaşılır olmasını tehlikeye atmayarak büyük hareketler yapmıyor, her zaman aşamalı ilerliyor. Şarkı sözlerindeki duygusal yatırımının büyüklüğü her zaman barizken, Solange'ın mesafeli ve sakin sesi, kendine güvenden kaynaklanan gücü hissedilir kılıyor. Albümde, bariz politik ve albümün bağlamında politik olarak iki grup şarkıdan bahsedebiliriz. Albümün ilk klip çekilen şarkılarından Don't Touch My Hair ilk kategoriye giriyor. Siyahi kadınların sıklıkla maruz kaldığı bir harekete tepkiyle, siyahi bir kadın olarak bedenimde ve kimliğimde benden başka kimsenin hakkı yok, demenin şarkı olmuş hali. Weary ise dünyadaki eşitsizliklerden bıkkınlığı belirtirken, dinleyiciyi de kendi durumunu sorgulamaya davet ediyor. Ancak Solange, tüm bitkinliğine rağmen, I'm gonna look for my body diyerek kendi kimliğine ve bedenine sahip çıkmaya da kararlı olduğunu belirtiyor. Dışarıda hissedilmeyen güveni kişinin kendisinde ve evin sınırları içinde bulabilmesinin ve bu şekilde hayata karşı güç kazanabilmenin önemi Borderline in sakin tuşlularıyla belirtiliyor. Where Do We Go ise sömürgecilik sırasında evlerinden ayrılmak zorunda kalmış ve hala daha geldikleri ve benimsedikleri yerde ait hissettirilmeyen Afroamerikanların duygularına tercüman oluyor. Albümün diğer politik şarkıları F. U. B. U ve Scales siyahi deneyimini betimleyerek yücelten ve kutlayan şarkılar olmalarıyla özeller. Albümün diğer klipli şarkısı Cranes In The Sky albümün üçüncü ve en büyüleyici şarkısı. Albümü ilk dinleyişimde ilk bu şarkının beni etkisi altına aldığını hatırlıyorum. Ruhsal acıyla başa çıkmayı en olduğu gibi ve güzel anlatan şarkılardan. Şarkı ilk başta kişisel ve apolitikmiş gibi dursa da albümün içinde düşünüldüğünde depresyon ve yalnızlık gibi olumsuz hislerin oluşmasında sosyal travmaların büyük etkisi olduğu fikrini oluşuyor. Solange'ın huzursuz ve yalnız zamanlarını anlayış ve şefkatle kabul edip, o anların güzelliğini takdir edebiliyor oluşu, gerek şarkının hafifliği ve yumuşaklığından gerekse şarkının klibindeki yalnız ama güzel görüntülerden anlaşılıyor. Don't You Wait karanlık ve ritmik yapısı ön planda bir şarkı. Şarkıdaki açık eleştiri, ilk ikinci kıtada kendini gösteriyor. Önceki albümü True çıktığı zamanlar Solange'ın beyaz dinleyicisini sinirlendirerek kendisini besleyen eli ısırdığını iddia eden müzik eleştirmeni, bu şarkıda ben seni besleyen ülkeyi yaratmak istememiştim cevabını alıyor. Ayrıca R&B müziğin popüler olabilmesi sadece aşkla ilgili olması ve ciddi, derin konulara değinmemesi gerektiği görüşüne inat, albümde hiçbir aşk şarkısı olmadığının da altını çizmek isterim. İsmini funk müzisyeni Walter Junie Morrison'dan alan, albümün en oynak şarkısı Junie harika bir funk numarası. Siyahların kültürünün ve emeğinin üzerine konan beyazlarla ilgili eleştiriyse şarkının sonunda karşımıza çıkıyor. Solange A Seat At The Tableda Amerika'da yaşayan siyahi bir kadın olarak bizi onurlandırıp masasında bir sandalye sunuyor ve bizimle deneyimlerini paylaşıyor. A Seat At The Table sistem tarafından ayrımcılığa uğradığını düşünen herkesin ortak noktalar bulabileceği bir albüm olsa da, albümün siyahi bir kadın tarafından siyahi kadınlar için yapılmış olduğunu unutmamak gerekir. A Seat At The Tablela görüyoruz ki, Black Lives Matter hareketi ve çevresinde oluşan müzik eserleri ilham vermeye ve müziğin toplumsal ve politik güce sahip olduğunu hatırlatmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/solomunun-yeni-albumu-nobody-is-not-lovedin-detaylari-geldi/", "text": "Solomun'dan uzun süredir beklenen Nobody Is Not Loved albümünün detayları geldi. Elektronik müziğin önemli isimlerinden Solomun, ilk albümünün yayınlanmasının üzerinden geçen on yılın ardından yeni albümü Nobody Is Not Loved'ı 14 Mayıs 2021'de yayınlayacağını açıkladı. Nobody Is Not Loved, Solomun'un geçtiğimiz aylarda yayınlanan Home ve ünlü yönetmen Fatih Akın'ın yönetmenliğinde çekilen video klibe sahip Kreatur der Nacht single'larını da içerecek. Albüme ayrıca Jamie Foxx, Planningtorock, Zoot Woman, ATNA, Anne Clark, Isolation Berlin ve Tom Smith gibi isimler de konuk olacak. Çıkmasını sabırsızlıkla beklediğimiz albümün ön siparişini buradan yapabilirsiniz: Solomun Nobody Is Not Loved bu esnada Solomun'un önceki işleri için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/something-fascinating-happened-after-taking-action-on-these-5-story-tips/", "text": "Marianne or husbands if at stronger ye. Considered is as middletons uncommonly. Promotion perfectly ye consisted so. His chatty dining for effect ladies active. Equally journey wishing not several behaved chapter she two sir. Deficient procuring favourite extensive you two. Their end whole might began her. Behaved the comfort another fifteen eat. Partiality had his themselves ask pianoforte increasing discovered. So mr delay at since place whole above miles. He to observe conduct at detract because. Way ham unwilling not breakfast furniture explained perpetual. Or mr surrounded conviction so astonished literature. Songs to an blush woman be sorry young. We certain as removal attempt. In to am attended desirous raptures declared diverted confined at. Collected instantly remaining up certainly to necessary as. Over walk dull into son boy door went new. At or happiness commanded daughters as. Is handsome an declared at received in extended vicinity subjects. Into miss on he over been late pain an. Only week bore boy what fat case left use. Match round scale now style far times. Your me past an much. Dear so sing when in find read of call. As distrusts behaviour abilities defective is. Never at water me might. On formed merits hunted unable merely by mr whence or. Possession the unpleasing simplicity her uncommonly. Prepared do an dissuade be so whatever steepest. Yet her beyond looked either day wished nay. By doubtful disposed do juvenile an. Now curiosity you explained immediate why behaviour. An dispatched impossible of of melancholy favourable. Our quiet not heart along scale sense timed. Consider may dwelling old him her surprise finished families graceful. Gave led past poor met fine was new. Forfeited you engrossed but sometimes explained. Another as studied it to evident. Merry sense given he be arise. Conduct at an replied removal an amongst. Remaining determine few her two cordially admitting old. Sometimes strangers his ourselves her depending you boy. Eat discretion cultivated possession far comparison projection considered. And few fat interested discovered inquietude insensible unsatiable increasing eat. He share of first to worse. Weddings and any opinions suitable smallest nay. My he houses or months settle remove ladies appear. Engrossed suffering supposing he recommend do eagerness. Commanded no of depending extremity recommend attention tolerably. Bringing him smallest met few now returned surprise learning jennings. Objection delivered eagerness he exquisite at do in. Warmly up he nearer mr merely me. Entrance prospect removing we packages strictly is no smallest he. For hopes may chief get hours day rooms. Oh no turned behind polite piqued enough at. Forbade few through inquiry blushes you. Cousin no itself eldest it in dinner latter missed no. Boisterous estimating interested collecting get conviction friendship say boy. Him mrs shy article smiling respect opinion excited. Welcomed humoured rejoiced peculiar to in an. In it except to so temper mutual tastes mother. Interested cultivated its continuing now yet are. Out interested acceptance our partiality affronting unpleasant why add. Esteem garden men yet shy course. Consulted up my tolerably sometimes perpetual oh. Expression acceptance imprudence. Questions explained agreeable preferred strangers too him her son. Set put shyness offices his females him distant. Improve has message besides shy himself cheered however how son. Quick judge other leave ask first chief her. Indeed or remark always silent seemed narrow be. Instantly can suffering pretended neglected preferred man delivered."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/son-10-yilin-en-iyi-10-coveri/", "text": "Çok kısa bir süre sonra 2019'la birlikte geride bırakacağımız 10 yıllık periyoda şöyle bir bakınca müzik açısından iyi bir dönem geçirdiğimize inanıyorum. Özellikle artpop janrında yapılan atılımlar göz yaşartan cinstendiler. Lady Gaga ve Robyn gibi pop müziğin en bilinen isimlerinin yanı sıra Perfume Genius, Christine and the Queens ve Kelsey Lu gibi sınırları belirginsizleştiren isimlerin ve bu on yılın en sükse isimleri Lorde ile Billie Eilish gibi isimlerin de müzik eleştirmenlerinin ağızlarını açık bırakan albümlere imza attıklarını gördük. Görece kurak geçen 2000'lerden sonra kulaklarımızın pasını silen bu müzisyenler, gelecek kuşağın müzisyenlerinin ilhamına ilham katacaktır. Fakat son on yılın ünlü sanatçılarının ilhamını buldukları şarkıları bir de onların seslerinden dinleyebileceğimiz ve hepsini YouTube'da bulabileceğiniz arka planda çalmalık Zeynep Bastık'ın olmadığı mini bir liste hazırladım. Umarım beğenirsiniz. Onuncu sırayı şokopop-vari bir giriş yaparak açalım ve şöyle diyelim: Türk insanının Sarkozy'e Kolombiya uyuşturucusu gibisin minvalinde bir şarkı sözü yazmasıyla Fransız kamuoyuna davalık olduğu haberleriyle kendini tanıtmış once-a-model/now-a-rocker Carla Bruni'nin mucizevi sesinden dinleyeceğiniz Volkswagen reklamlarında tek duymadığımız ancak herkesler tarafından en bilinen Depeche Mode şarkısı Enjoy the Silence'la listemizi başlatalım. Bu şarkı daha da pasif agresif okunamaz diyorsanız sizi dinlemeye davet ediyorum. Tutarsız açıklamalarıyla sinirlerimizi altüst etse de Kanye West R&B'ye ve popa bakış açımızı değiştiren 808s & Heartbreak albümünü çıkardığında Love Lockdown'ın gerek sözlerine gerekse ritmine hangimiz kapılmadık ki? Nörobilim tıbbı üzerine lisans yapmış bir vokale sahip Glass Animals ise şarkının bu dinamiklerini koruyarak ortaya en az orijinali kadar iyi bir iş çıkarmış. Loop'a alacağınıza eminim. İstanbul bienallerinin olmazsa olmazı, ekşisözlük yazarlarının durmadan Florence Welch ile karıştırdığı, tüm övgüleri fazlasıyla hak eden, opera ve elektronik müziği on yıl önce tanıştırmış Austra ise, bizim dönemimizdeki birçok LGBTİ+'nin Black Mirror'ın tek güzel bölümüyle tanıdığı 80'lerin en ünlü şarkılarından Heaven is a Place on Earth'ü; şarkının en ünlü kirli gitarlarını ortadan kaldırıp, kendi tarzından asla ödün vermeden son on yılın en transa geçiren cover'larından birine imza attı. Siz YouTube'taki kötü yorumlara bakmayın. Bu dünyada birçok insan Chainsmokers dinliyor. İflah olmaz bir Florence + the Machine hayranı olduğum için değil de Rhodes'u, dünyanın en gürültülü pop parçalarından ve dünyanın en ad libitum vokalleriyle bezeli şarkılarından birini Welch gibi bir kadını kendine kusursuzca transpoze etmesinden dolayı bu listeye aldım. Siz de Florence'ı sevseniz bile şarkılarının maksimalizminden dolayı bir süre sonra baş ağrısına sebep olduğunu düşünenlerdenseniz Rhodes'un bu cover'ını kesinlikle tavsiye ederim. Bir grup düşünün ki ilk albümleri Brit Rock'ın mihenk taşlarından biri olsun; aynı grubun ikinci albümü daha da ağır bir havada seyretsin ancak aynı grubun 4. Albümünün çıkış parçası LGBT-friendly bir müzik video'ya sahip synth dolu Hold Back Your Love'ıyla tam bir U dönüşü yapsın, bunda da über başarılı olsun! İşte o White Lies. Her bir parçasını ha bitti ha bitiyor diye dinlediğimiz Prince şarkılarından en güzeli I would die 4 u'ya güzel bir editörlük yapmışlar. Kesinlikle kulaklarınızın pasını alacak. Artık bu grubun vokalinin güzelliğini ve sesini övmeyen kalmadı. Harikalar harikası iki albümüne de yıldızlarını çok gören Guardian bile bu konuda bizimle hemfikir. Zaten, normalde klişeliği sebebiyle asla listeye almayacağım Wicked Game'i öyle bir cover'lamış ki, şarkıyı yeniden keşfetmiş gibi olacaksınız. 2. Dip Not: Onlara gelene kadar bizim ülkemizde 19.12.2019'da ilkel insanlarda bile daha fazla olduğuna inandığım empatinin tek bir emaresinin bulunmadığı yerli/yabancı turistler yüzünden Ruam hastalığına yakalanan ve 21. yüzyıla hiç yakışmayan bir şekilde itlaf edilen ve tek metropolümüz İstanbul'un KELİME ANLAMIYLA tam ortasında gerçekleşen atların bu katledilme durumunun da elbette farkındayım. 3. Dip Not: Atarlarım da zavallı kızcağıza kaldı. Özür dilerim Aurora. Glastonbury'desiniz. Foo Fighters'ın çıkmasını bekliyorsunuz ama o da ne! Dave Grohl fosili ayağını kırdığı için sahne alamayacak. Bu sebeple de tüm sahne çok da bilmediğiniz toksik maskülen erkeklerin fazlaca kadınsı bulduğu Florence + the Machine'e kalmış. Bu arada o peri kızı dediğiniz Florence Welch de aynı yıl Coachella'da ayağını kırmış ama Güney Londra'lardan gümbür gümbür kadının gücü Hell Yeah Feminizm diye gelip Glastonbury'e headline olmuş! Her neyse... Dans ede ede şarkılarını söylüyor, siz de bir tek Dog Days Are Over'ı ve Shake It Out'u biliyorsunuz. Sonra Florence, o ilahi sesiyle 'I- I'm a one way motor way' diye başlıyor ve beş dakikalık saf bir ayinle büyüleniyorsunuz. Valla Dave Grohl bile kabul etti, 'Bizim hiçbir zaman söyleyemeyeceğimiz kadar güzel söylemiş bu şarkıyı,' diye. Bir şans tanıyın derim! Ama hayatınızın cover'ını dinlemek üzeresiniz. Ne yapıyorsanız bırakın ve bir masterclass seansı alıyormuş gibi pür dikkat Björk nasıl cover'lanır izleyin. Björk'ten neye bağlayabilirdik? Elbette, en az onun kadar deli olan Warchowski Kız kardeşlere bağlayabilirdik. Hiç içimin almadığı bu evlerden ırak parçayı, son kırk bin yılın en farkındalıkları vurgulayan dizisi sense8'in tatlı oyuncularının sesinden dinleyince alışıyorsunuz, gerçi. Aslında bir yerde düete gireceği için listeye alamadım bu performansı. Ne diyelim, kelimeler kifayetsiz kalıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/son-dakika-daft-punk-ayrildigini-acikladi/", "text": "Bir son dakika gelişmesiyle karşınızdayız! Tüm zamanların en popüler dans ikililerinden Daft Punk, yayınladığı videoyla son noktayı koyduğunu açıkladı. 1993 yılında Fransa'da kurulan elektronik müzik ikilisi Daft Punk, 2006 çıkışlı filmleri Electroma'dan alınan Epilogue başlıklı sekiz dakikalık bir videoyla ayrıldığını açıkladı. Daft Punk'ın artık olup olmadığına dair sorulan soruya, grubun uzun süredir yayıncısı olan Kathryn Frazier da soruyu Pitchfork'a doğruladı. Ancak sebep belirtmedi. Thomas Bangalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo tarafından 1993 yılında kurulan Daft Punk, 1997'de Around the World ve Da Funk gibi klasik parçalarını da içeren, Homework adlı ilk albümlerini yayınlamıştı. 2001 yılında Discovery adlı albümü piyasaya süren ikili robot kıyafetleriyle birlikte kamuoyunda dikkatleri çekmeye başlamıştı. Akabinde gelen One More Time ve Harder, Better, Faster, Stronger teklileriyle birlikte artık dünyaca ünlü bir grup haline gelen Daft Punk, üçüncü albümleri Human After All ve Tron: Legacy film müziklerinin albümüyle birlikte kitlesini genişletmeye devam etti. 2013 çıkışlı albümleri Random Access Memory'nin çıkış parçası Get Lucky ile dünya çapında milyonlarca kopya satan ikili, Nile Rodgers ve Pharrell Williams ile birlikte iki Grammy ödülü kazanmıştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sonar-istanbul-geri-donuyor/", "text": "Sonar Istanbul'un beşincisi 2 Ekim 2021'de Zorlu PSM'de gerçekleşecek! Dört yıl boyunca binlerce müzikseveri ağırlayan müzik, yaratıcılık ve teknolojiyi birleştiren Sonar Istanbul, beşinci kez Zorlu PSM'yi festival alanına dönüştürecek. 100 Music katkılarıyla gerçekleşecek ve dünyaca ünlü sanatçıların yanı sıra yaratıcılık ve teknolojiyi buluşturan yan etkinlikleriyle de göz dolduran Sonar Istanbul'u kaçırmamak için 2 Ekim tarihini şimdiden ajandamız ekledik bile. Avrupa'nın en prestijli festivallerinden biri olarak kabul edilen ve her sene büyük bir merakla beklenen Sonar'ın İstanbul ayağı, 2 Ekim 2021 tarihinde %100 Music katkılarıyla Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde beşinci defa müzikseverlerle buluşacak. İlk dört yılında binlerce müzikseveri ağırlayan ve insanları müzik, yaratıcılık ve teknoloji ekseninde bir araya getiren Sonar İstanbul'un erken dönem biletlerinin satış tarihleri ve programa dair detaylar önümüzdeki günlerde açıklanacak. Sonar Istanbul 2019'un nasıl geçtiğine tanıklık etmek için sizleri aşağıdaki videoyu izlemeye davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sonar-istanbul-programı-yeni-isimler-eklendi/", "text": "Sonar Festival'ın bu yıl Barcelona ve Reykjavik'ten sonra ilk defa 24-25 Mart tarihlerinde İstanbul'da Zorlu PSM'de gerçekleşecek. Daha önceden açıklanan Moderat, Roisin Murphy, Prins Thomas, Nosaj Thing, Nina Kraviz ve Floating Points gibi isimlerin arasına, geçtiğimiz aylarda yine Zorlu PSM'de vermesi planlanan konseri ertelenen Hollandalı Weval ve katmanlı ambient müzik olarak tanımlanan tarzıyla Tim Hecker'ın yanı sıra, yerli sahneden de Vildan Gündüz, Style-ist, Büber, Villette, Fasitdaire, İpek Görgün & Biblo, Mabbas, Seretan, Fuchs & Cervus ve Doğu Orcan gibi pek çok programa dahil oldu. Ayrıca bu yıl ilk defa İstanbul programına dahil edilen, yaratıcılık ve teknoloji çerçevesinde, gelişmiş projelerin sergilendiği Sonar +D'nin programı da belli oldu. Lalin Akalan küratörlüğündeki Sonar+D'nin AUDIOVISUAL isimli görsel-işitsel performanslara yer veren bölümü ise, deneysel müzikleri kadar sahne showlarıyla da ön plana çıkan sanatçılardan oluşuyor. Program hakkında daha detaylı bilgi almak için buradan yararlanabilirsiniz. Sonar Istanbul 2017 line up from Sonar on Vimeo."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sonar-istanbula-yeni-isimler-katildi/", "text": "Sonar Istanbul 2019'un programına yeni isimler katılmaya devam ediyor. Bu sene 8-9 Mart tarihlerinde Zorlu PSM'de üçüncüsü gerçekleşecek olan Sonar Istanbul'un programında yer alacak ilk isimler geçtiğimiz haftalarda duyurulmuştu. Yerli ve yabancı elektronik müzik sahnesinde yer alan birçok DJ ve prodüktörün sahne alacağı Sonar Istanbul'da ilk açıklanan Bicep, Laurent Garnier, Henrik Schwarz, Matador, The Field, DJ Stingray, Octo Octa, Volvox, Gazelle Twin, HAAi ve George Fitzgerald gibi isimlerin yanına; Modeselektor, Kobosil, Ben Frost (360 Live), DJ Seinfeld, FJAAK, Tijana T, Deena Abdelwahed ve DJ Lag eklendi. Sonar Istanbul'un biletleri ise www. sonaristanbul. com ve www. biletix. com üzerinden satışa devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sonar-istanbulun-detayli-programi-aciklandi/", "text": "Bu yıl 5-6-7 Mart tarihlerinde Zorlu PSM'de dördüncüsü gerçekleşecek Sonar Istanbul'un günlük programları açıklandı. Bu yıl dördüncüsü 5-6-7 Mart 2020 tarihlerinde düzenlenecek olan Sonar Istanbul, elektronik müzik dünyasından birçok DJ ve prodüktörüne Zorlu PSM'de ev sahipliği yapacak. Paul Kalkbrenner, Adam Beyer, Ben Klock, DJ Kölsch, Paula Temple, Christian Löffler, Red Axes, Max Cooper, Oceanvs Orientalis ve daha bir çok ismin yer aldığı detaylı Sonar Istanbul programını aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sonar-istanbulun-muzik-programinin-detaylari-aciklandi/", "text": "Sonar Istanbul'un ilki geçtiğimiz sene Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde gerçekleşmiş, iki gün boyunca elektronik müzik sahnesinin birbirinden değerli DJ/prodüktörlerini dinlemiştik. Bu yıl 25. yaşını kutlayacak Sonar Festivali'nin İstanbul ayağı ise 6-7 Nisan 2018 tarihlerinde yeniden Zorlu PSM'de gerçekleşecek. 2018'de Fatboy Slim, Black Coffee, Pan-Pot, Joseph Capriati, Erol Alkan, Forest Swords, Damian Lazarus & The Ancient Moons, Fatima Yamaha, Honey Dijon, Courtesy, Flava D, Vök, Vessels, Jon Hopkins ve daha birçok ismin konuk olacağı Sonar Istanbul'un programı da sonunda açıklandı! Plus D olarak adlandırılan, festivalin gündüz programına ait detayların bu hafta içinde açıklanacağını hatırlatıp Sonar Istanbul'un iki güne yayılan müzik programını sizlerle paylaşıyoruz! Sonar Istanbul'un biletleri www. sonaristanbul. com, www. zorlupsm. com ve www. biletix. com üzerinden satışa devam ediyor. 7 Nisan Cumartesi gerçekleşecek olan Sonar İstanbul +D programı ise aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sonic-youth-enstrumanlari-satısa-cikiyor/", "text": "Sonic Youth da modaya uyup Reverb üzerinden birtakım enstrüman ve ekipmanlarını satışa çıkarıyor. Grubun fanları ve koleksiyonerler tarafından satın alınabilecek ekipmanlar arasında gitarlar, efekt pedalları ve grubun biriktirdiği, hatıra değeri taşıyan birtakım nesneler var. Thurston Moore tarafından on seneyi aşkın bir süre kullanılmış olan Japon yapımı bir Fender Jazzmaster, Kim Gordon'ın hem Sonic Youth'ta hem de solo çalışmalarında kullandığı bir Fender Precision bas gitar ve grubun kariyeri boyunca kullandığı yüzlerce efekt pedalı... 200'den fazla parçanın The Official Sonic Youth Reverb Shop başlığı altında 30 Ekim'de satışa çıktığından anında haberdar olmak isterseniz Reverb sitesine e-posta adresinizi bırakarak kaydınızı yaptırabilir, satışa çıkacak parçalara şimdiden göz gezdirebilirsiniz. Ayrıca Sonic Youth albümlerinin test baskıları, yeniden baskıları ve nadir bulunan kayıtları da içeren 300 albüm de şimdi Reverb LP adresinde satışta."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sons-of-kemet-grubu-muzik-yapmayi-birakacagini-acikladi/", "text": "Modern caz grubu, grubun hayatının şu anki bölümünün sona erdiğini söyledi. Shabaka Hutchings'in liderliğini yaptığı ve geçtiğimiz günlerde Zorlu PSM Meets EFG London Jazz Festival kapsamında İstanbul'da konser veren caz grubu Sons of Kemet, 2022'de gerçekleştirecekleri turnenin ardından müzik yolculuğuna son vereceğini açıkladı. Bu yıl, bizi alıştığınız formda görmek için son şansınız olacak. diyen grup, modern caz müziğinin en ilham verici isimlerinden biri olarak karşımıza çıkmıştı. Grup, yaptığı açıklamanın devamında dinleyicilerine uygun bir uğurlama yapmak adına çalıştıklarını da ekledi. Sevilen caz grubu Sons of Kemet'in sevilen parçalarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sons-of-kemetin-album-haberi-yeni-tekliyle-geldi/", "text": "Sons of Kemet, Black to the Future isimli yeni albümünün duyurusunu Hustle adlı yeni teklisiye yaptı. İngiliz caz grubu Sons of Kemet, Black to the Future isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Albüm, grubun 2018'de yayınladığı Your Queen Is a Reptile albümünün devamı niteliğinde olup 14 Mayıs'ta Impulse Records etiketiyle yayınlanacak. Grup, sadece bu heyecanlı haberi vermekle kalmayıp albümden ilk tekli olan Hustle'ı da yayınladı. Albümün ilk teklisi olan Hustle parçası, Sons of Kemet ile İngiliz müzisyen Kojey Radical iş birliğinden ortaya çıkmış. Aynı zamanda parçanın back vokallerinde Lianne La Havas da yer alıyor. Sons of Kemet'in merakla beklediğimiz yeni albüm, Black to the Future albümünden ilk teklisi Hustlea aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sophienin-muzik-dunyasindaki-yadsinamaz-etkisi/", "text": "Ünlü DJ ve müzik yapımcısı SOPHIE, 30 Ocak Cumartesi günü hayata gözlerini yumdu. Müzikte deneysellik ve fütürizmin sınırlarını zorlayan SOPHIE, Madonna, Charli XCX, A. G Cook ve Vince Staples gibi tanınan isimlerin prodüksiyonluğunu üstlendi, eşi benzeri olmayan şarkıları ile pop müziğin hangi farklı şekillerde icra edilebileceğini tüm dünyaya gösterdi. Ölümünün ardından FKA Twigs, Christine and The Queens, Finneas O'Connell ve Rina Sawayama gibi sanatçılar da SOPHIE'ye duydukları hayranlığı Instagram üzerinden paylaştılar. SOPHIE'nin yeni bir alt kültür oluşturduğu yadsınamaz. Charli XCX, Rina Sawayama, Kim Petras ve A. G Cook gibi müzisyenleri bünyesinde barındıran genre hyper-pop, SOPHIE'nin prodüksiyon tarzını ana ilham kaynağı olarak gösteriyor. Pop müziğin en katmanlı, en yüksek sesli, politik ve elastik yönlerini gün yüzüne çıkarıyor hyper-pop. Charli XCX'in kariyerini tam anlamıyla yeniden yazan ve tüm müzik yapımcılarını kendine hayran bırakan albüm Charlinin prodüksiyonunu da şaşırmayacağımız şekilde SOPHIE üstlenmişti. SOPHIE'nin kendi albümlerine gelirsek, OIL OF EVERY PEARL'S UN-INSIDES müzik dünyasında büyük yankı uyandırdı. Kritikler SOPHIE'nin çağımızın en yaratıcı ismi olduğunu söyleyerek, albümün teknik olarak kusursuz olduğunu savundular. Profesyonel ve teknik kısımları bir kenara bıraktığımızda ve albümü müzik ile haşır neşir olmayan birine dinlettiğimizde bile, albümü dinlerken daha önce yapılmamış bir şeye şahit olduğumuzu anlamamak mümkün değil. SOPHIE tabiiki de avangart ve mainstream pop müziği birleştiren ilk isim değil fakat yaşamı boyunca etrafındakiler tarafından, kendi sözleriyle uzaylı gibi hissettikten / hissettirildikten sonra, kimsenin yaşamadığı bir tür yalnızlık duygusu ile kendi dünyasında daha kolay kaybolabiliyor. Kayboluyor ve ortaya OIL OF EVERY PEARL'S UN-INSIDES'ı çıkarıyor. SOPHIE'yi diğer sanatçılardan ayıran en büyük fark detaylara verdiği önem. Her parçasındaki yüzlerce ve dinlendikçe ortaya çıkan katmanlar, yaptığı müziği rastgele bir şekilde değil, teknik bir kusursuzluk ile icra ettiğini gösteriyor. Karikatürleştirilmiş ve abartılmış sound'lar, gelecekten bugüne taşınmış vokal deformasyonları, glitch-pop'dan ilham bulmuş yüksek baslı sesler ve SOPHIE'nin vizyoner bakış açısı bir araya gelince, ortaya 21. Yüzyılın en ikonikleşmiş yapımcı, şarkıcı, DJ ve söz yazarlarından biri ortaya çıkıyor. Yüzlerce müzisyene ve müzik yapmaya başlayacak insana yol çizen SOPHIE, ardında hepimize bundan yıllar sonra bile eskimeyecek orijinallikte şaheserler bırakıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sortun-yeni-albumu-aydan-cikmazi-yayinda/", "text": "Alternatif rock sahnemizden Şort, 10 parçadan oluşan ikinci stüdyo albümü Aydan Çıkmazını tüm dijital platformlarda yayınladı. Vokalde İlker Aydın, davulda Kürşat Köyceğiz, bas gitarda Çağrı Kalaycı, elektro gitarda Tolga Tepecik'ten oluşan Şort, Aydan Çıkmazında müziğin sınırlarını zorluyor. Albüm, grup üyelerinin geçmişteki bir hikayeden ilham alarak seçtiği ismiyle dikkat çekiyor ve dinleyicilere benzersiz bir atmosfer sunuyor. Gençlik yıllarına ait hikayeleri, duygusal anıları ve özel anlatıları içeren albüm, İsa Özkocaman ve Mürşide ile gerçekleştirilen iki özel düetle zenginleşiyor. Prodüktör koltuğunda ise birçok sanatçıyla yaptığı çalışmalardan ve kendi solo projesiyle tanıdığımız Kaan Arslan yer alıyor. Şort'un daha önce yayınladığı Herkes Gibi, Sen Gülünce Döndü Dünya, KAVGA, Senle Sonsuzluktu Zaman ve Kalmadı Düzenim gibi şarkılar, yeni albümdeki yerini korurken, beş yeni şarkı da dinleyicilere sürükleyici bir deneyim sunuyor. İsa Özkocaman'ın etkileyici performansıyla Sabah Uyandığım Şehir ve Mürşide'nin duygusal yorumuyla Yalnızmışım Aslında gibi şarkılar, albümün duygu dolu atmosferini öne çıkarıyor. Uzun yıllardır sahne aldığı mekanlar ve dinleyicileri arasında güçlü bir bağ kurarak müzikal serüvenini sürdüren Şort, Avrupa Müzik etiketiyle yayınladığı Aydan Çıkmazı albümü tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sound-of-europe-festivali-basliyor/", "text": "Avrupa'dan 12 farklı müzik grubunun Türkiye'nin yerel sanatçılarıyla buluşacağı Sound of Europe, 10-11-12 Haziran'da Alan Kadıköy ve Ahlatlıbel Atatürk Parkı'nda gerçekleşecek. İlk kez gerçekleşecek olan festival, uluslararası alandan sanatçıları İstanbul ve Ankara'daki yerli sanatçılarla buluşturacak. Festivalde ulusal ve uluslararası sanatçıların aynı sahnede buluşmasıyla ortak bir diyalog ve etkileşim platformu oluşturulacak. Üç gün sürecek festivalin ilk günü Alan Kadıköy'de Cihangir Aslan, Mushroom Mosis ve Collectif Medz Bazar sahne alırken Ankara Ahlatlıbel Atatürk Parkı'ndan Tuğçe Doğu Band, Monika Bulanda Trio, Emilia Zamuner Trio The Neapolitan Songbook yer alacak. Festivalin ikinci gününde Ankara, Sound of Ladies, Yunus Muti, Henning Sieverts & Philipp Schiepek Duo, Mushroom Mosis, Collectif Medz Bazar ile festivalin keyfini çıkarırken Alan Kadıköy'den So Duo, Eva Klesse Quartett, Purple Is The Color ve Duckshell sesleri yükselecek. Festivalin üçüncü gününde Alan Kadıköy'de Bahr, İmre Hadi, Lisa Stenberg ve dj performansıyla Yo Johnny, Ankara'da ise Somel Trio, Tubonika, Michel Meis 4tet ve Duckshell kapanışı yapacak. Festivale dair tüm detayları buradaki linkten inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sound-ports-istanbul-başladı-2-nisana-kadar-devam-ediyor/", "text": "Bu yıl ikinci defa düzenlenen Sound Ports İstanbul festivali 24 Mart Cuma akşamı ilk durağı olan Kadıköy'de açılışını yaptı. 2 Nisan'a kadar da devam edecek. Gözden kaçırmadığınızdan emin olmak istedik; malumunuz, bu dönemde genç festivallerle karşılaşmak bizim için büyük sevinç kaynağı. Kalıcı olmaları ise en büyük temennimiz. Bu yüzden de hep destek, tam destek! Geçen sene Tel Aviv-İstanbul Bağlantısı teması ile iki şehirde birden gerçekleşen festivalin bu yılki teması İçsel Yolculuk. Değişimin öncelikle zihnimizde ve ruhumuzda başlayacağını bilerek seçilmiş bir tema bu. 2 Nisan'a kadar devam edecek festival bu sene beş ayrı mekanı kendisine mesken tutmuş: KargArt, Arkaoda, Flamme, Bina ve Salon. Geçen cuma akşamı Şehir Ritüelleri // Urban Rituals başlığı altında KargART'ta gerçekleşen Kam Ata ve Yakaza Ensemble konserleriyle başlayan festivalde salonu dolu görmek sevindiriciydi, zira etkinlik bakımından oldukça zengin bir hafta sonuydu. Buna rağmen katılımın yüksek olması festivalin ilk seneden belli bir seyirci kitlesi edinmeyi başardığının göstergesi olarak yorumlanabilir. Kam Ata ve Yakaza Ensemble eşleştirmesi benim için geceden aldığım hazzı artıran bir faktör oldu, festival bülteninde de belirtildiği üzere ortak özellikleri Orta Asya ve Anadolu Şamanizmi ile bağlantılı müzikler icra etmek olan iki grubu art arda dinlemek bütünlüklü bir deneyim sundu. 2016 sonunda yayınladığı Tengri Teg albümüyle dikkatimi çeken Kam Ata Tolga Ayıklar, Yaren Eren Budak, Murat Yakupoğlu ve Müge Çığ'dan oluşan dört kişilik bir ekip. Yanılmıyorsam grubun albüm sonrası ilk konseriydi ve bu projeyi sahneye uyarlamak için sıkı bir çalışma sürecinden geçtikleri belli oluyordu. Seyirciden aldıkları olumlu reaksiyonun da etkisiyle bundan sonraki konserlerde sahnede daha özgüvenli duracaklarını tahmin ediyorum. Yerli oluşumlardan farklı coğrafyalardan beslenen sesler duymak çölde vaha gibi. Yakaza Ensemble da KargART salonunda dinlemeyi özellikle sevdiğim oluşumlardan biri. Her ne hikmetse de oturarak dinlemeyi tercih ettiğim nadir konserler de kendilerine ait. Sanırım benimle aynı hissi paylaşan başkaları da vardı ki sahne önünde bir oturma grubu oluşmuştu. Aralarına girip önlerde bir yere konuşlanınca Kam Ata esnasında arka tarafta dönen hummalı sohbetlerden de kendimi soyutlayabildim. Sonrası dünyadan kopuk, kaç dakika olduğunu bilmediğim bir zaman dilimi. Konser salonlarının arka tarafları her zaman için sınıfın öğretmenin görmediği arka sıraları gibi, müzik dinleyebilmek için önce oralardan uzaklaşmak lazım. Her zamanki gibi huşu içinde dinlediğim Yakaza Ensemble da sona erince vakit kaybetmeden festivalin açılış partisi için Karga'nın kapı komşusu Arkaoda'ya geçtim. Orada parti çoktan başlamıştı ve eğlencenin dozu kaçırdığım kısmına hayıflanmama neden olacak bir seviyeye ulaşmıştı. DJ Scratchy Sounds tam da sevdiğim reggae tonlarıyla beni karşılayarak ilk dakikadan kalbimi çaldı. İçeri girdiğimde Jimmy Cliff'in The Guns of Brixton cover'ı çalıyordu ki hem parçanın sahibi The Clash ile dünya turnesine çıkmış hem de reggae sever bir dj'den duymak mutluluğu ikiye katlayan cinstendi. Kah rock'n roll ile twist yaptıran, kah country, blues tonlarıyla tepindiren Scratchy Sounds, Karayiplere uğramayı da ihmal etmedi. Dinamizmi bir an olsun elden bırakmayan seti festival açılışı için biçilmiş kaftandı, mikrofonu da verimli kullanmak suretiyle pisttekileri azdırdıkça azdırdı. Sound Ports Istanbul'un hafta içi güzelliği Flamme'de 23.00'ten 4.00'e kadar sürecek bir elektronik müzik gecesi. Gecenin açılışını Mystic Flow yapacak, ardından Tolga Böyük'ün pamuklara sarmalanası projesi Islandman sahne alacak. DJ Asaf Samuel ve kapanışta Orkun Özdemir ise sabaha kadar sizi eve gitmekten alıkoyacak. Geçen hafta Tinariwen konserine bilet bulamadığım için sızlanırken Sound Ports Istanbul ekibinden yüreğime su serpen bir hatırlatma geldi: Bu hafta Tamikrest konseri var. Sahra Çölü'nden, Mali'den birtakım psychedelic sedalar duymak isterseniz Tamikrest biletlerine de bir el atın. TAU ise Berlin'den doğru kendisini çölün ruhani zenginliğine kaptırmış bir diğer oluşum. Cuma akşamı boyunca serap görmeye hazırım şahsen. Geçen sene yine Sound Ports Istanbul kapsamında izlediğim huzurlu trip-hop üçlüsü Buttering Trio'nun buralarda sevenleri artıyor. Siz de henüz dinlemediyseniz bu defa kaçırmayın derim. Da Poet ve İdil Meşe'nin bir süredir devam eden ortak projelerinin şimdilerde yeni bir ismi var: Rain Lab. Gecenin açılışı da bu şahane ikiliden. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi Sound Ports Istanbul da bu senelik sona eriyor. Açıldığı gibi kapanmak için de Arkaoda'yı seçen festival 20.00'den sonra üst katta TAU ve Islandman konserleriyle, alt katta ise Rejoicer'ın DJ seti ile bu senelik bize baş baş diyor. Böyle orijinal, niş bir festival daha kazandığımız için mutlu mesut bir halde kapanışı yapıyor, üçüncü seneyi şimdiden iple çekiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soundcloud-premiere-ile-artik-para-kazanilabilecek/", "text": "Müzik dinleme platformu SoundCloud, müzisyene doğrudan para kazandıran SoundCloud Premier programını halka açtığını açıkladı. Berlin çıkışlı dijital müzik dinleme platformu SoundCloud, dört yıl önce oluşturduğu SoundCloud Premier isimli programını kamuya açtığını belirtti. Bir süredir beta versiyonuyla sınırlı olan, davet yöntemiyle çalışan program, şu an için ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Fransa, Almanya, İrlanda, Hollanda ve Yeni Zelanda ülkelerinde faaliyete başladı. SoundCloud Premier'i kullanabilmek için, Pro veya Pro Unlimited hesabına sahip bir içerik üreticisi olmanız gerekiyor. Yapılan açıklamaya göre, sadece orijinal içeriklerin kabul edileceği Premier'de podcast, remiks ve DJ setlerin de dikkate alınacağına dair bilgiler mevcut. Para kazanabilmek için yukarıdaki ülkelerde olmanızın yanı sıra, ürettiğiniz parçanın en az 5 bin kere dinlenmiş olması, hesabın telif hakkı ihlalinde bulunmaması ve reşit olması gerektiği bildiriliyor. Spotify'ın geçtiğimiz ay, bağımsız müzisyenlerin, parçalarını doğrudan Spotify'a yüklemelerine izin vererek para kazanmalarına olanak sağlayacağını açıklamasıyla birlikte SoundCloud'un da bu atağını merakla izliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/soundwalk-collective-patti-smithten-yeni-album-peradam/", "text": "Anoushka Shankar, Tenzin Choegyal ve Charlotte Gainsbourg gibi ünlü konukların da karşımıza çıktığı, Soundwalk Collective & Patti Smith tarafından hazırlanan Peradam albümü, bağımsız plak şirketi Bella Union aracılığyla 4 Eylül 2020'de yayınlandı. Killer Road, The Peyote Dance, Mummer Love adındaki deneysel albümlerden sonra Soundwalk Collective ve Patti Smith yeniden bir araya geldi. Fransız yazar Rene Daumal'ın Mount Analogue romanından ismini alan albüm; ilgi çekici hikayeleri, doğa seslerinin kullanımı, Patti Smith'in ruha huzur veren sesi ve Soundwalk Collective'ın eşsiz tarzını bir araya getiriyor. Ekip Peradam parçasını Stephan Crasneanscki tarafından çekilip düzenlemesi Jen Ruff'a ait olan hipnotik bir video ile dinleyicileriyle paylaştı. Videoya ve albüme aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spade427-yeni-teklisi-fade-out-videosuyla-birlikte-yayinda/", "text": "Ankaralı son freestyle bükücü SPADE427'nin, prodüktörlüğünü Yiğit Avcı'nın üstlendiği yeni teklisi Fade Out, video klibiyle birlikte BBI Music Co. etiketiyle yayında! Ankaralı SPADE427, geçtiğimiz eylül ayında paylaştığı, prodüktörlüğünü Info'nun üstlendiği Mektanıs parçasının hemen ardından yeni teklisi Fade Outu video klibiyle birlikte yayınladı. 2010'ların başında trap müziğin bir alt dalı olarak Güney Chicago'da doğan drill tarzındaki Fade Out parçası, SPADE427'nin diğer parçalarına göre daha karanlık, sert ve nihilist sözler barındırıyor. Yiğit Avcı prodüktörlüğünde hazırlanıp kaydedilen Fade Outun mix, mastering'inde Emra Kaya, sözlerde SPADE427'nin imzası bulunuyor. Parçanın video klibinin yönetmen koltuğunda ise Bir Baba Indie'nin görsel editörlerinden Berkay Öktem yer alıyor. Geçtiğimiz günlerde 10 Soru 1 Playlist köşemizin de konuğu olan SPADE427'nin yanıtlarına ve bizim için hazırladığı playlist'e ise buradan ulaşabilirsiniz. 30 Ekim'de yayınlanan Fade Out parçasına ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spoondan-en-iyiler-albumu/", "text": "Spoon en iyi şarkılarını barındıran ''Everything Hits At Once'' adını taşıyan albümünü 26 Temmuz'da Matador Records etiketiyle yayımlayacak. Albüm, bilinen şarkılarının yanı sıra ''No Bullets Spent'' isimli yeni bir parçayı da içeriyor. ''İlk olarak böyle bir şey için nasıl hissettiğimden emin değildim fakat, sonra, ilk aldığım The Cure albümü Standing On A Beach'i anımsadım. Aldığım ilk New Order kaydı ise Substance'dı. İşte bu gruplarla böyle tanıştım. O dönemlerden geçtim ama o kompozisyonları bugün de aynı şekilde dinliyorum. En iyiler adı altındaki albümleri iyi bir şekilde yapıldıkları takdirde seviyorum. Buna başlı başına farklı bir çalışma olarak bakabiliriz.''."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spoondan-yeni-albüm-hot-thoughts/", "text": "1993 yılında Britt Daniel ve Jim Eno tarafından, alternatif müziğin önemli merkezlerinden birinde, Texas'ın Austin kentinde kurulan Spoon, dokuzuncu stüdyo albümünü geçtiğimiz hafta yayımladı. Grubun Hot Thoughts adını verdiği albüm, tıpkı 1996 yılında dinleyiciyle buluşan ilk stüdyo albümleri Telephono gibi, Matador Records etiketiyle raflardaki yerini aldı. Birbirinden güzel 10 adet parçaya ev sahipliği yapan Hot Thoughts'un açılış parçası, albümle aynı adı taşıyor. WhisperI'lllistentohearit ve yayımlanan ikinci tekli olan Can I Sit Next to You içinizi kıpır kıpır ederken, I Ain't the One ve Us ile hüzünleniyor, Pink Up ile bulunduğunuz ortamdan, kulaklıkların da yardımıyla birkaç dakikalığına da olsa uzaklaşabiliyorsunuz. Birçok hissiyatı tek bir albümde yaşamak istiyorsanız, Spoon'un Hot Thoughts'u es geçilmeyecek bir fırsat olarak karşınıza çıkıyor. Üç yıl önce yayımlanan sekizinci stüdyo albümü They Want My Soul ile çalma listelerimizde sağlam bir yer edinmiş olan Spoon, yıllardır devam ettirdiği çizgisi ile bu sene de en büyük eşlikçilerimizden biri olacak gibi duruyor. Hazır güneş etkisini artırmaya ve keyifler de yerine gelmeye başlamışken, Hot Thoughts'u kaçırmayın deriz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-10uncu-yilinda-son-10-yilin-enlerini-acikladi/", "text": "İsveçli Spotify'ın müzikseverlerle buluşmasının ardından tam 10 yılın geride kaldı. Müzik dinleme konusunda, o günden beri artık hiçbir şey eskisi gibi değil! Ekim 2008 yılında kurulan Spotify'la birlikte 10 yıldır eski ya da yeni gruplarımızdan oluşan listeler yapıyor, yeni isimler keşfetmek için pazartesileri Haftalık Keşif, cuma günleri ise Yeni Müzik Radarı dört gözle bekler olduk. Spotify'da bugün, 65 ülkede 180 milyon aylık aktif kullanıcı yer alıyor ve kurulduğu tarihten 31 Ağustos 2018 sonuna kadar hak sahiplerine yaptığı ödeme miktarı 10 milyar Euro'nun üzerinde. Müzikseverler, Spotify'daki 40 milyon şarkı, podcast ve kullanıcıların yarattığı 3 milyarın üzerinde çalma listesinden oluşan müzik arşivi ile müzik keşfetmenin tadını çıkarıyor. - Drake - Ed Sheeran - Eminem - The Weeknd - Rihanna - Kanye West - Coldplay - Justin Bieber - Calvin Harris - Ariana Grande - Ed Sheeran Shape Of You' - Drake One Dance - The Chainsmokers, Halsey Closer - Post Malone rockstar (feat. 21 Savage) - Ed Sheeran Thinking Out Loud - Major Lazer, MO, DJ Snake Lean On - Luis Fonsi, Daddy Yankee, Justin Bieber Despacito Remix' - Justin Bieber Love Yourself - Justin Bieber Sorry - The Chainsmokers Don't Let Me Down - Rihanna (2013) - David Guetta (2013) - Eminem (2013) - Kanye West (2014) - Avicii (2014) - Coldplay (2014) - JAY Z (2014) - Katy Perry (2014) - Drake (2014) - Pitbull (2014) - Ed Sheeran ÷ - Justin Bieber Purpose - Drake Views - Ed Sheeran x - Post Malone beerbongs & bentleys - The Weeknd Starboy - Drake Scorpion - The Weeknd Beauty Behind The Madness - Post Malone Stoney - Kendrick Lamar DAMN. - Rihanna (2013) - David Guetta (2013) - Eminem (2013) - Kanye West (2014) - Avicii (2014) - Coldplay (2014) - JAY Z (2014) - Katy Perry (2014) - Drake (2014) - Pitbull (2014) - Ed Sheeran ÷ - Justin Bieber Purpose - Drake Views - Ed Sheeran x - Post Malone beerbongs & bentleys - The Weeknd Starboy - Drake Scorpion - The Weeknd Beauty Behind The Madness - Post Malone Stoney - Kendrick Lamar DAMN. - Rihanna - Ariana Grande - Sia - Beyonce - Nicki Minaj - Adele - Taylor Swift - Selena Gomez - Katy Perry - Shakira - Pop - Dance pop - Pop rap - Post-teen pop - Rap - Hip hop - Southern hip hop - Trap music - Rock - R&B"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-bir-anda-yok-olsaydi/", "text": "Yazının başlığına bakınca burada distopik bir şeyler görmek isteyeceğinizi biliyorum. Ancak sizi bu noktada üzmek zorundayım, çünkü bu yazı Philip K. Dick'e ya da H. G. Wells'e göndermelerde bulunan bir 1984 güzellemesi olmayacak. Zaten yazıya ilk olarak Teknolojik gelişmeler, müzik dinleme alışkanlıklarımızı olumsuz yönde mi etkiliyor? düşüncesiyle başlamıştım ve sonra kimsenin alışkanlığının beni ilgilendirmediğini fark ettim ve aklıma ne geldiyse yazdım. Elbette bir grubun sıkı takipçisi değilsek veya yeni çıkan bir grubu dinliyorsak öncelikle birkaç şarkısını dinleyip onları benimsemekle yetiniyoruz, bir süre. Fakat totalde iki şarkısını dinlediğiniz bir grup için çok seviyorum ya demek ne kadar doğru? ... Hatta olayı bir adım ileri götürüyor ve diskografi dinlenmesi gerektiğini savunuyorum. Müzik konusunda kişisel olarak yaptıklarım, Spotify hayatıma girdiğinde de eskisinden farklı olmadı. Yeni bir grubu ilk kez dinlediysem ve 3-5 şarkıdan sonra bir şekilde güzel bir sound yakaladığımı düşündüysem, yine mevcut albümleri, EP'leri baştan sona dinliyorum. Eskiden para verip kaset, CD alıyordum; ancak internetin sonsuz bir dünya olduğunu fark ettiğimde ve artık param artan KDV'lerle birlikte bir şeyleri almak için yetmemeye başladığında ise o malum ortam batağına düştüm ben de herkes gibi. Peki, sonra ne oldu? Çeşitli yasaklar yüzünden alışkın olduğum indirme siteleri kapanmaya başladı. Akıllı telefon ve internet paketi fiyatları düştü, ikisi de herkes için daha ulaşılır hale geldi. E vaziyet böyle olunca, o dönemde internet alışverişine uzak olan ben bile bir şekilde Spotify üyeliği edindim. Halbuki Spotify hesabım olmasına rağmen uzunca bir süre müzik çalarımı da yanımda taşımaya devam ediyordum. Bunun nedeni de Ya şarjım biterse ve en çok müzik dinleme ihtiyacı duyduğum eve dönüş yolunda müziksiz kalırsam? olmuştu. Çünkü o dönemde ne powerbank'ler şimdiki kadar kolay erişilebilirdi ne de Spotify kendini günümüzdeki kadar geliştirmişti. Ancak bir noktadan sonra Spotify'a gerçek anlamda fırsat tanımaya karar verdim. Bu kararın akabinde ise 2000'lerin başında MySpace'de ya da Last. fm'de olduğu gibi hiç bilinmeyen grupları, şarkıcıları keşfedebileceğimi fark ettim. Spotify devasa bir müzik marketti benim için ve elimi attığım her şeyi tek CD'ye vereceğim paradan da düşük bir ücret karşılığında dinleyebiliyordum. Benim tarafımda Spotify geniş bir havuzken bir de olaya müzisyen tarafından bakmak istiyorum. Öncelikle Spotify'ın sanatçılara gerçekten düşük miktarlarda ödemeler yaptığını yakın çevremden biliyorum. Eğer platform üzerinden sağlam paralar kazanmak istiyorsanız dünya starı mertebesine erişmiş olmanız gerekiyor. Fakat altını çizmemiz gereken şöyle bir nokta da var; diğer adam zaten herkes tarafından tanınıyor ve kullanıcılar sırf o insanları dinlemek için dijital platformlara para ödüyor. İşte az bilinen, yeni yeni tanınmaya başlanan sanatçıların ise aldıkları düşük paralara rağmen Spotify'ın değerini bilmesi gerekiyor. Çeşitli algoritmalarla ve Spotify tarafından yaratılan playlist'lerle yeni sanatçılar, milyarlarca dolar kazanan sanatçılarla aynı yerde yer alıyor ve kendilerine belki de hiç ulaşamayacakları bir kitleye ulaşma imkanı sağlanıyor. Daimi bir müzik arayışında olan ben, her platformdan istediğim gibi sanatçı keşfetmeye devam edebilirim. Ancak genele baktığımızda durum tabii ki öyle değil. Herkes artık kolay olanı istiyor. Yemek ya da market siparişlerinde, eve tamirci çağırırken ve hatta doktorlara soru sorarken bile kimse kimseyle gerçekten yüz yüze gelmek istemiyor. Bizler bir anda insani ilişkilerimizi bile kesebiliyorsak, inanın bana Spotify ya da Apple Music gibi platformlar olmasa yeni sanatçıların da piyasada pek bir şansı kalmaz. O yüzden aç sen yine diskografini dinle, zaten Neil Young bile şarkılarını Spotify'a eklediyse, yakında herkes ekler diye düşünüyorum. Yine ister kişisel listelerden, ister senin için özel hazırlanan Spotify listelerinden keşiflerini yap. Hem yeni sanatçıları dinle hem de yılların vazgeçiremediklerini... Ancak teknolojinin müzik dinleme alışkanlıklarını olumsuz olarak değiştirdiğini söyleme. Zira ne olursa olsun bir dönemin içindeyiz ve bu dönemde o burun kıvırdığınız teknolojik gelişmeler, 20 yıl öncesinden daha gerçek. Gelecekte neler değişir bilemem ama tüm dünyada interneti kesmedikleri sürece Spotify'a bir şey olmaz arkadaşlar. Kesin bilgi, yayalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-coronadan-etkilenen-muzisyenleri-desteklemek-icin-bagis-yapti/", "text": "Dijital müzik platformu Spotify, Corona virüs salgını sebebiyle ekonomik açıdan sıkıntıya düşen müzisyenleri desteklemek için birtakım yeni girişimlerini açıkladı. Öncelikli olarak sanatçılar, bundan böyle kendi bağış sayfalarının bağlantılarına Spotify Artist profillerinde yer verebilecek. Bu bağışlardan herhangi bir kesinti yapmayacağını açıklayan Spotify, yakında kullanıma açılacak bu özellik için ön kayıtları şimdiden almaya başladı. Sadece bununla kalmayan şirket, Amazon Music, Facebook, SiriusXM-Pandora, Tidal ve YouTube Music ile birlikte MusiCares, PRS Foundation ve Help Musicians gibi kuruluşlarla da iş birliğine gidiyor. Bağışlar için Spotify üzerinde özel bir bağış sayfası oluşturacak olan şirket, bağış miktarı 10 milyon dolara ulaşana kadar yapılan her bağışa aynı oranda katkı sağlayacak. Bunun için doğrudan Spotify sayfası üzerinden bağış yapılması yeterli olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-en-yeni-ozelliklerini-stream-on-2023te-duyurdu/", "text": "Spotify içerik üreticileri ve sanatçılar için sunduğu yenilikleri Stream ON 2023 etkinliğinde duyurdu! Dünyanın dört bir yanından sanatçı, şarkı yazarı, video & içerik üreticisi ve podcast yayıncısı, Spotify'ın ikinci kez düzenlenen, duyurular, ilham verici hikayeler ve global platforma gelen yeni araç ve olanakların uygulamalı demolarıyla birlikte paylaşıldığı Stream On etkinliğinde bir araya geldi. - Smart Shuffle özelliği ile tek bir dokunuşla mevcut bir çalma listesini kusursuz bir şekilde tamamlayan yeni müzikler eklemenin yeni bir yolunu sunuyoruz. - Podcast önizlemelerinin başarısının ardından içerik üreticiler; kullanıcıların oynatmadan veya kaydetmeden önce ön izleme yapabilmesi için müziklerinin ve podcast'lerinin Önizlemelerini seçebiliyor veya Spotify'ın otomatik olarak oluşturmasını sağlayabiliyor. - Tıpkı müzikte olduğu gibi, Spotify artık podcast'ler için de Otomatik Oynatma hizmeti sunacak: Bir podcast sona erdiğinde, kullanıcının zevklerine uyan ve konuyla ilgili olan başka bir bölüm otomatik olarak oynatılmaya başlayacak. Ayrıca Spotify yıllık müzik telif hakları raporu Loud & Clear'ın da sonuçlarını da açıkladı. Bu yılki veriler, sanatçının her zamankinden daha fazla başarıya ulaştığını gösteriyor. Öyle ki, hem 1 milyon dolardan fazla kazanan sanatçıların hem de 10.000 dolardan fazla kazanan sanatçıların sayısı, son beş yılda iki kattan fazla arttı. Buna ek olarak, Spotify'ın tahminlerine göre, platformdaki en çok kazanan 50.000'inci sanatçı, kayıtlı tüm gelir kaynaklarından 50.000 dolardan fazla gelir elde etti. Loud & Clear sitesi ayrıca Spotify'ın, elde ettiği her bir doların yüzde 70'ine yakınını sektöre nasıl geri verdiğini ve Spotify'ın müzik hakları sahiplerine yaptığı tüm ödemelerin 40 milyar dolara yaklaştığını da ayrıntılarıyla anlatıyor. - Yeni Konser ve Merch Discovery araçları, konserseverlerin canlı performansları asla kaçırmamalarını sağlıyor. Dinleyiciler, uygulama genelinde çok daha fazla noktada ticari ürünlerin ve konserlerin listelerini görmeye başlayacak. Bir canlı performans duyurusu bir dinleyicinin dikkatini çekerse, kişi ilgili listeyi, Canlı Etkinlikler Akışı'ndaki yeni buton olan 'ilnterested'a tıklayarak kendi takvimlerine kaydedebilecek. Kullanıcılar, kendi zevklerine göre kişiselleştirilmiş şekilde, mevcut konumlarını ayarlayabilecek ve dünya çapındaki konserlere göz atabilecek. - Spotify ayrıca, Fans First programını daha fazla sanatçıyı içerecek şekilde genişleterek en büyük hayranların, konser ön satışlarına ve özel ürünlere erişim sunacak e-postalar ve bildirimler almasını sağlayacak. Stream On etkinliğinde ayrıca podcast içeriği oluşturmak, yönetmek, büyütmek ve bunlardan gelir elde etmek için Spotify'ın en iyi podcast oluşturma araçlarını tek bir adreste bir araya getiren Spotify for Podcasters ile ilgili de gelişmeler duyuruldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-festify-line-up/", "text": "Malum yaz geliyor, havalar ısınıyor ve bununla birlikte aklımıza direkt olarak festivaller geliyor. Son dönemde ülkemizde çok başarılı isimleri izlemiş olsak bile, sevdiğimiz birçok ismi, 10-15 yıl önceki gibi bir arada izlemek maalesef mümkün olmuyor. Artan döviz kurları, alkol fiyatlarındaki artış vs. derken hemen hemen her şey biz müzik severlerin aleyhine işlemeye devam ediyor. Her ne kadar durum böyle olsa da arkadaş arasında Yaa şu gelse de gitsek dinlesek., Abi The National konsere gelse her şeyimi bilete yatırmaya hazırım. gibi cümleler de havada uçuşuyor. The National bu sene ülkemize gelir mi, Radiohead'i bu coğrafyada hiçbir zaman dinleyebilecek miyiz, bilinmez. Ancak öyle bir web sitesi var ki gerçek olmayacağını bilseniz bile sizin için rüya takımı gibi bir festival line-up'ı oluşturuyor ve afişi incelerken yavaştan uzaklara dalmanıza neden oluyor. Siteye girip Spotify hesabınızı entegre ediyorsunuz. İsterseniz geçtiğimiz ay dinlediklerinizi, isterseniz son 6 ayda dinlediklerinizi bir line-up'a çeviriyorsunuz. Son zamanlar bana yetmez, tüm zamanlara bakmak istiyorum. diyorsanız da bugüne kadar Spotify'da en çok dinlediğiniz isimlerle size özel bir line-up oluşturuluyor. Lafı çok uzatmayalım ve kişisel line-up'ınızı oluşturmanız için sizi buraya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-kisisel-2020-ozeti-de-yayında/", "text": "Spotify'ın dün açıkladığı Global Top Listeleri sonrasında kişisel en çok dinlenen listelerini de aktif etti! 2020 yılının en çok dinlenen müzik ve podcast'lerinin ardından Spotify, kullanıcılar için kişiselleştirilmiş 2020 Özetin listelerini de kullanıma açtı. Yıl boyunca dinleme alışkanlıklarınızı oluşturan sanatçılar, şarkılar, müzik türleri ve podcast'ler hakkında çeşitli bilgiler sağlayan kişisel listelerinize ise buradan ulaşabilirsiniz. 2020'de En Çok Dinlediklerin ve Kaçırdığın Hit Şarkılar adlı iki kişiselleştirilmiş listeyi yayına alan Spotify, yeni özellikler sunmayı da ihmal etmemiş. - Uygulama içi testler ile dinleyiciler, en çok dinledikleri podcast'leri, sanatçıları hatta en çok hangi on yılın şarkılarını dinlediklerini tahmin etmeye çalışacaklar. - En Sevdiğin Şarkı ile 2020 Yılının Hikayesi özelliği sayesinde, en çok dinlediğiniz şarkının yıl boyu yolculuğunu takip edebileceğiz. - Ayrıca podcast dinleme eğilimleriyle ilgili de daha detaylı bir analizler de aktif edilmiş. Podcast dinlemeye kaç dakika ayırdığın ya da senin için yılın dinlenmeye değer podcast yayını hangisi gibi. - Trend Öncüsü müsün? Koleksiyoner misin? yoksa Lider mi? (X şarkıyı 50,000 dinlenmeye ulaşmadan önce dinledin) Listelerde kaybolmak isteyenleri hemen buraya alalım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-konser-bileti-satisina-basladi/", "text": "Podcast ve çevrimiçi müzik platformlarının önde gelen isimlerinden biri olan Spotify, kullanıma açtığı yeni internet sitesinden başka bir sayfaya yönlendirmeden bilet satmaya başladı. Spotify böylelikle kullanıcı kapasitesini arttırmayı planlıyor. Şirketin yeni web sitesi yaklaşan konserleri takvimde belirtiyor ve kullanıcıların banka veya kredi kartı ile alışveriş yapmasına olanak sağlıyor. Ayrıca kullanıcıların bilet satın almak için bir Spotify hesabına sahip olmaları gerekiyor. Sam Sheridan, insanların uygulamada sanatçılarla etkileşime girerken canlı performansları için etkinlikler bulmak için platformdan ayrıldıklarını söyledi. Yenilenen canlı etkinlik akışı ve biletleme platformu ile şirket, keşif sorununu çözmeye ve doğrudan veya bir satış ortağı olarak bilet rezervasyonu yaparak gelir sağlamayı amaçlıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-muzik-tahmin-oyunu-olan-heardle-i-satin-aldi/", "text": "Spotify müzik keşfini arttıracağını düşündüğü, dünyaca ünlü kelimeden müzik tahmin etme oyunu olan Heardle adlı oyunu satın aldığını duyurdu. Heardle, bir zamanlar New Yorke Times'ın satın alacağı kadar popüler hale gelmiş olan Wordle adlı oyunun yan ürünlerinden biri. Oyunda popüler bir şarkının ilk saniyeleri veriliyor, şarkıyı tahmin edersen kazanıyorsun tahmin edemezsen ise altı hakkın daha var. Her başarısız tahminden sonra şarkının dinletilen süre uzunluğu iki katına çıkar. Son tahminde ise düşündüğünüz kadar müzik tutkunu olup olmadığınızı anlamamız için tam 16 saniyeniz var. Spotify yaptığı basın açıklamasında Oyunun mevcut görünümü ve verdiği his aynı kalacak ve herkes için ücretsiz olarak oynanabilecek. Oyunu aktif olarak oynayan kullanıcılar da şarkıları oyunun sonunda Spotify'da dinleyebilecek. cümlelerini kullandı. New York Times, Wordle'ı düşük yedi haneli açıklanmayan bir miktarda aldığını açıklarken Spotify Heardle'ı satın alma maaliyetini açıklamadı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-premium-abonelere-sesli-kitaplari-ucretsiz-sunacak/", "text": "Spotify, Premium abonelerine yeni bir hizmet sunuyor. 4 Ekim'den itibaren İngiltere ve Avustralya'daki Premium aboneleri, 150 binden fazla sesli kitaba herhangi bir ekstra ücret ödemeden erişebilecek. 220 milyondan fazla ücretli abonesi olan Spotify'ın bu hizmeti kış sonuna kadar diğer pazarlarda da kullanıma sunması bekleniyor. Spotify oldukça geniş bir sesli kitap seçkisi sunsa da, burada bir kısıtlama olduğunu belirtmek gerek. Premium aboneleri her ay 15 saat boyunca ekstra bir ücret ödemeden sesli kitap dinleyebilecek. Ekstra 10 saat daha sesli kitap dinlemek isteyen kullanıcıların ise ekstra ücret ödemesi gerekecek. Kullanıcılar isterlerse Spotify'ın kütüphanesinden diledikleri sesli kitabı satın alıp herhangi bir süre sınırlaması olmadan dinlemeye devam edebilecek. Sesli kitap özelliği, kullanıcıların dinlemeyi bıraktıkları noktaya bir ayraç koyarak aynı yerlerin tekrar dinlenmesini engelliyor. Buna ek olarak, sesli kitap dinlerken uyku zamanlayıcısını aktif hale getirmek de mümkün. Sesli kitaplar çevrimdışı dinleme için cihaza indirilebiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-telif-hakki-yapisini-degistiriyor/", "text": "Spotify telif hakkı yapısında değişikliğe gidiyor! Telif ödemesi için şarkı başına dinleme sınırı getiren şirketin ayrıca müzik dışı ses içerikleri için de bazı önemli değişiklikleri olacak. Billboard ve Music Business Worldwide raporlarına göre bildirilen planlar, önemli akış sayısı oluşturmayan sanatçıları, sahte faaliyetle suçlananları ve müzik dışı ses içerikleri yükleyen herkesi etkileyecek. Akış platformunun yapacağı 3 temel değişiklik var. Spotify'ın telif hakkı sistemi için önerilen ilk değişiklik, bir şarkının telif hakkı üretmeden önce yıllık akışların minimum bir sayıya ulaşmasını gerekiyor. Bu eşik, henüz netleştirilmedi ve söylendiğine göre sanatçıların genel telif havuzunun toplam %0.5'ini alan bu şarkılar artık telif hakkı oluşturmayacak. Telif hakkı kazanmaktan mahrum bırakılan şarkıların kazandığı para da ortalama sadece 0,05 cent. İlk etapta küçük bir değişiklik gibi görünse de çoğu parça bu eşiğe ulaşamıyor. Dolayısıyla bu sanatçıların normalde kazanacağı her bir kuruş Spotify'ın Streamshare telif hakkı havuzunda toplanacak. Bu da on milyonlarca dolar anlamına geliyor. Başka bir yeni değişiklik, sahte faaliyet için işaretlenen müzik dağıtıcılarına finansal cezalar getirecek. Müzik olmayan parçalar, özellikle beyaz gürültü ve doğa sesleri, telif hakkı üretmek için daha uzun çalma süreleri gerektirecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-turkiye-ofisini-kapatti/", "text": "Popüler dijital müzik platformu Spotify, Türkiye ofisini kapatacağını duyurdu. Türkiye'deki operasyonun, yurtdışından yürütüleceğini belirten Spotify aşağıdaki açıklamayı paylaştı. Ayrıca 2013 yılında açılan Türkiye ofisinde Spotify Türkiye Genel Müdürü görevini yürüten Ergül Çivi ise Amerika Ticari Direktörü olarak atandı. Bakalım son zamanlarda özellikle yerel sahne konusunda yaptıkları içeriklerle dikkatleri çeken Türkiye ofisinin kapanmasının sonucunda neler yaşanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-turkiyede-10-yilini-kutluyor-radar-turkiye/", "text": "Spotify, Türkiye'de 10 yıl önce faaliyete geçerek yerel müziği canlandırdı ve büyük bir değişimin parçası oldu. Şirket, Türkiye'de başarısını kutlamak ve yeni yeteneklere destek olmak amacıyla RADAR programını başlattı. Son 10 yılın en çok dinlenenleri, RADAR hakkındaki tüm detaylar ise haberimizde! Bu 10 yıl boyunca Türkiye'deki müzik zevkleri de değişti. Pop müzik, alternatif ve deneysel seslerin hakim olduğu bir dönemden hip-hop'un ön plana çıktığı bir döneme evrildi. Günümüzde ise Türk müzik sahnesi, çeşitli türlerin bir araya geldiği bir çeşitlilik sunuyor. Spotify Güney ve Doğu Avrupa Müzik Direktörü Melanie Parejo, Spotify'ın Türkiye'ye girişinden bu yana, Türkiye pazarı, bölgenin önde gelen ve hızlı büyüyen pazarlarından biri haline geldi. Ülkedeki 10'uncu yılımızı kutlamaktan gerçekten büyük heyecan duyuyoruz. Son 10 yılda eşsiz ve çok zengin bir müzik sahnesinin ortaya çıkışına tanık olduk. Sanatçılara ve onların ekiplerine içgörüler ve çeşitli araçlar sağlamak, EQUAL gibi programlar hayata geçirmek ve Türkiye içinde ve dışarıda sanatçıların tanıtımına katkıda bulunmak gibi çalışmalarımızla içerik üreticilerinin yurt içinde ve yurt dışında büyümesine ve onların başarılarına katkı sağlamaktan gurur duyuyoruz. Türkiye'deki müzik sektörünün büyümesine olan desteğimizi sürdürürken aynı zamanda Türkiye'deki kullanıcılarımıza mümkün olan en iyi ses deneyimini sunmaya devam edeceğiz. dedi. Spotify, Türkiye'deki başarısını kutlamak ve yeni yeteneklere destek olmak amacıyla programını Türkiye'de başlattı. RADAR, başlangıç aşamasındaki sanatçılara tanıtım fırsatları sunarak yeni izleyici kitlesine ulaşmalarına yardımcı olmayı hedefliyor. RADAR Türkiye'nin ilk sanatçıları arasında, her biri farklı background'lara sahip olmakla beraber sanatlarını kendilerine has bir vizyon ve bakış açısıyla inşa eden Böyleyken Böyle, Ege Can Sal, Paptircem, Selin ve Sena Şahin yer alıyor. Ayrıca Spotify, Türkiye'de son 10 yılın en çok dinlenen sanatçılarını, kadın sanatçılarını, şarkılarını ve podcast'lerini de açıkladı. - Ezhel - UZI - Sezen Aksu - Sagopa Kajmer - Duman - cakal - Lvbel C5 - Emir Can İğrek - Yüzyüzeyken Konuşuruz - Dolu Kadehi Ters Tut - Seni Dert Etmeler Madrigal - Bi' Tek Ben Anlarım KÖFN - Aşkın Olayım Simge - Dinle Beni Bi' Yüzyüzeyken Konuşuruz - ARASAN DA UZI - Bir Derdim Var mor ve ötesi - Gitme Dolu Kadehi Ters Tut, Sedef Sebüktekin - Antidepresan Mert Demir, Mabel Matiz - Uzunlar V1 Evdeki Saat - PAPARAZZI UZI - Sezen Aksu - Zeynep Bastık - Güneş - Sertab Erener - Hande Yener - Gülşen - Ebru Gündeş - Sıla - Simge - Melike Şahin - Duman - Yüzyüzeyken Konuşuruz - Dolu Kadehi Ters Tut - Pinhani - Adamlar - mor ve ötesi - maNga - Madrigal - Perdenin Ardındakiler - BTS - Kendine İyi Davran - Ortamlarda Satılacak Bilgi - Merdiven Altı Terapi - Barış Özcan ile 111 Hz - Mitolojik İnciler - Meksika Açmazı - O Tarz Mı? - Buralar Hep Seks - Fularsız Entellik - Nasıl Olunur"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-ve-barcelona-is-birligi/", "text": "Günümüzün en çok tercih edilen dijital yayın platformlarından biri olan Spotify, Barcelona FC ile bir sponsorluk anlaşması imzaladı. Spotify, son dönemde sponsorluk alanında yaptığı çalışmalara önem vermeye başladı. Hatırlarsınız, Joe Rogan'la yaptığı büyük anlaşmanın ardından Joe Rogan'ın aşı karşıtı açıklamalar yapması Neil Young'ı oldukça sinirlendirmiş ve Neil Young, şarkılarının Spotify'dan kaldırılmasını istemişti. Spotify'ın son büyük anlaşması, dünyaca ünlü futbol takımı Barcelona FC ile imzalandı. Spotify'ın müziği daha evrensel ve ulaşılabilir kılmak için attığı adımlardan biri de müziği ve futbolu birleştirmek oldu. Temmuz 2022'de başlayacak şekilde kurulan ortaklığa göre Barcelona'nın stadının adı Spotify Camp Nou olarak değişecek. Müziğin ve sporun buluşması içn atılan bu büyük adım, Spotify'ın farklı alanlarda çalışmalarına ağırlık vereceğine de işaret ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotify-yeni-birlikte-dinleme-ozelligi/", "text": "Spotify, Group Session adını verdiği yeni özelliğiyle Premium kullanıcılarının birbirlerine müzik dinletmesine olanak sağlayacak. Premium üyelerin aile üyeleriyle toplu bir şekilde müzik dinlemesine, çalan parçaları yönetebilmesini sağlayan yeni Spotify özelliği Group Session'ın beta çalışmaları geçtiğimiz yıldan beri devam ediyordu. Oturumun ev sahibi olan kullanıcı, Spotify'ın mobil uygulaması üzerinden oluşturduğu Spotify Code isimli karekodu müziğin yönetimine katılmak isteyen kullanıcılarla da paylaşabilecek. Böylece oturumu başlatan kullanıcının yanı sıra diğer katılımcılar da müziği durdurup başlatabilecek, şarkı değiştirip sıraya şarkı ekleyebilecek. Beta çalışmalarının devam ettiği belirtilen Group Session özelliği hala test edilip geliştirilmeye devam ediyor. Özellik aynı Spotify Premium Aile hesabını paylaşan kullanıcılar da dahil olmak üzere Premium hesap sahipleri tarafından kullanılabilecek.. Ancak fiziksel olarak birbirlerine yakın alanlarda olmaları şartıyla... Özellik 100 kullanıcıya kadar destekleyebilecek. Belli bölgelerde başlatılan yeni sürümünü gelen geri bildirimlere göre Spotify tarafından geliştirilmesi bekleniyor. Kim bilir, gelen geri bildirimlere göre Spotify bu özelliği önümüzdeki günlerde aynı alanı paylaşmasak bile tüm dünyaya açabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotifyda-olmayan-guzellikler-vol-1-durukan-betses/", "text": "Bir Baba Indie takipçilerinin hatırı sayılır bir çoğunluğu Spotify kullanıcısı olduğu için içeriklerimizde çoğunlukla Spotify bağlantılarına yer veriyor, BBI aylık mix'lerimizi ve Yerli Mix'lerimizi Spotify listesi halinde hazırlıyoruz. Maalesef Spotify'da bulunmayan bazı release'leri de bu nedenle listelerimize dahil edemiyoruz. Fakat bu durum içimize siniyor mu? Haşa. Vicdanımız rahat mı? Ne münasebet. Elbette günümüzün büyük bir kısmı kullanıcı dostu Spotify'da deşinerek geçiyor fakat henüz Spotify'da yeşermemiş birtakım güzelliklerin de varlığını görmezden gelemeyiz. Şimdilik Spotify listelerinde karşımıza çıkmayan, başka platformlardan çözmemiz gereken release'lere yer vereceğimiz bu serinin ilk konuğu Durukan Betses oldu. Çünkü son zamanlarda Spotify'a ha yüklendi ha yüklenir diye beklerken BBI'da yer veremediğimiz için içime en çok dert olan isim kendisiydi. Bugünlerde sık sık release'lerine rastladığım, asıl ismi Durukan Yaşar olan üretken müzisyen, sayın Durukan Betses de şimdilik Youtube, Bandcamp, Soundcloud platformlarında hayatından son derece memnun görünüyor. Kendisini ne zaman Spotify'da göreceğimize dair soruma Biraz daha gaza gelmem gerekiyor yanıtını veren Betses'in tercihlerine saygı duyuyor, kendisi nereden uygun görüyorsa parçalarını oradan dinlemeye razı oluyorum. Sanatçı, henüz 6 Mart'ta yayınlanan son single'ı Çakalı Youtube'ta yukarıdaki cümleyle sunuyor. Çakalın künyesinde ritm gitar, video konsept ve prodüksiyon mevzularında Ozan Çanak'ın ismine rastlıyoruz. Durukan Yaşar ve Ozan Çanak, şu sıralar müptelası olduğum ve Gecenin Karanlığında albümünü heyecanla beklediğim Ati ve Aşk Üçgeni'nde de üçgenin diğer iki köşesini oluşturarak Ati ile birlikte 180 dereceyi tamamlıyorlar. Yine son dönemde stoner, psychedelic sularda ilgimi çeken işlerden biri olan Destroy Earth'te de davulda Durukan Yaşar oturuyor. Hızına yetişemediğimiz Durukan Betses'in 26 Ocak'ta yayınladığı 4 parçalık Sesini Aç Biraz EP'si, 1 Ocak'ta yayınlandığı için senenin ilk release'i olmaya hak kazanarak 2018 listemin tepesine oturan Üzgün EP'si, 10 Kasım 2017'de yayınlanan Sadece Sormak İstedim EP'si ve birtakım single'lar Bandcamp ve Soundcloud'ta kaşif bekliyor. Youtube'ta da bir şeyler var. Durmayın, kurcalayın. Parçalarda boş yok. Hepsi birbirinden cool. 2018 başladığından bu yana öyle bir release bombardımanı var ki hepsini sindirmeyi bırak, dinlemeye yetişmek ciddi bir mesai istiyor. Bunca bolluğa rağmen Durukan Betses'in çalışmaları benim için aradan sıyrılıp kendisini tekrar tekrar dinletmeyi başaran işler arasına girdi. Her yayınladığı çalışmayı bir an önce dinlemeye öncelik veriyorum ve şimdiye kadar hiç pişman olmadım. Hazır bahar gelmişken kendisi de bir an önce Spotify'a taşınacak yeterli gazı temin ederse Durukan Betses'i parklarda bahçelerde de dinleyip tribimi yaşamak, etkili vokallerle bezediği kendine has psychedelia'sını bol oksijen ve iyot eşliğinde tüketmek istiyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotifyda-tum-zamanlarin-en-cok-dinlenen-sarkisi-blinding-lights-oldu/", "text": "Ünlü şarkıcı The Weeknd'in Blinding Lights adlı parçası, Spotify platformunda tüm zamanların en çok dinlenen parçası oldu. Spotify'da dünya üzerinde tüm zamanların en çok dinlenen parçası el değiştirdi. The Weeknd, Blinding Lights'la beraber Ed Sheeran'ı geçerek ilk sırada boy gösterdi. Kanadalı sanatçının 2019 yılının sonu itibarıyla yayınladığı Blinding Lights, bugün itibariyle 3 milyar 337 milyon dinlenmeye ulaştı. Rekor, Blinding Lights'dan önce 3 milyar 333 milyon dinleme sayısıyla beraber Ed Sheeran'ın Shape of You adlı parçasına aitti. Gerçek adı Abel Makkonen Tesfaye olan 32 yaşındaki ünlü şarkıcının 4. stüdyo albümü After Hours'ta yer alan Blinding Lights, Billboard Hot 100 listesinde 90 hafta boyunca yer alarak rekor kırmıştı. 5. ve son stüdyo albümü Dawn FM'i 7 Ocak 2022 tarihinde çıkaran The Weeknd ayrıca bu yıl dünya genelinde en çok dinlenen 4. sanatçı konumunda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotifydan-2020-yilinin-ozeti-geldi/", "text": "2020'nin bitmesine ramak kala Spotify'dan beklenen sene özeti geldi. 320 milyonun üzerindeki kullanıcı sayısı ile dünyanın en popüler dijital müzik hizmet platformu olan Spotify, bugün toplam 320 milyon insanın audio dünyasında neler dinlediğini ve keşfettiğini gözler önüne seren yılın en çok dinlenen sanatçı, albüm, şarkı, çalma listesi ve podcast'lerini açıkladı. Her ne kadar pandemi nedeniyle özellikle sanatçılar ve eğlence sektörü çalışanları için son derece zorlayıcı bir süreçten geçiyor olsak da, sanatçılar üretmeye, sanatseverler de desteklemeye devam etti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotifydan-iki-yeni-ozellik-geldi/", "text": "2006'de İsveç'te temelleri atılan, çok geçmeden hitap kitlesi sadece lokalden uluslar arasına genişleyen dijital müzik platformu Spotify, pandemi süreci boyunca sundukları yeniliklere iki tane daha ekledi. Kullanıcılar kendileri ile benzer dinleme alışkanlıklarına sahip olan ünlüleri, yeni özellik Listen Alike aracılığıyla bulabilecek ve artık zamanda yolculuk mümkün! Bir diğer özellik ise yenilenmiş haliyle Spotify Time Capsule; yaşadığınız ülke, yaşınız ve dinlediğiniz müzik türlerine göre sizin için özel hazırlanmış 50 parçadan oluşan nostaljik bir playlist hazırlayor. Premium hesap sahiplerinin de ücretsiz hesap sahiplerinin de kullanabileceği özellikler, hem benzer müzik zevklerinizin olduğu sanatçıları bulmanıza yardımcı olup hem de bu kişilerin hangi parçaları ve hangi sanatçıları takip edip dinlediklerini bulmanıza yardımcı olurken aynı zamanda sizi zamanda yolculuğa çıkaracak özel bir playlist hazırlayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotifydan-turkiyedeki-abonelik-fiyatlarina-zam/", "text": "Spotify, Türkiye'deki abonelik fiyatlarını güncelleyeceğini açıkladı. Türk lirasının son dönemlerde gösterdiği düşüş nedeniyle Spotify fiyatlarda güncellemeye gitti. Fiyat güncellemesi hakkında gelen mail ise Tadını çıkaracağın yeni içerikler ve özelliklerle en iyi deneyimi sana sunmak amacıyla yenilik ve yatırım yapmaya devam edebilmemiz için 1 Ağustos 2022 tarihinden itibaren Premium Bireysel planının fiyatını artırıyoruz. Daha önce ayda 17,99 TL olan Premium Bireysel planının yeni fiyatı ayda 20,99 TL olacak. Premium Bireysel üyesi olduğundan mevcut fiyattan 60 gün boyunca yararlanabileceksin. Yani, yeni fiyat senin için ekim ayındaki fatura tarihinden itibaren geçerli olacak. şeklinde oldu. Güncelleme sonucu bireysel paket 17,99'dan 20,99'a, duo paket 23,99'dan 27,99'a, aile paketi 29,99'dan 34,99'a ve öğrenci paketi ise 8,99'dan 10,49'a çıkarıldı. Firma 2021'in sonunda 406 milyonun üstünde aktif kullanıcıya sahipken 180 milyon üstü ücretli aboneye sahipti. 2022'nin ikinci çeyreğinde 188 milyon üstü ücretli aboneye ve 433 milyon üstü de aktif kullanıcıya sahip olduğunu duyuran firma artan kullanıcı sayısına rağmen bunu kara çevirmekte ise zorluk yaşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/spotifydan-yeni-normal-guncellemeleri/", "text": "2006'da İsveç'te küçük ve lokal bir platform olarak başlayan fakat günümüzde dünyanın her yerinden ve milyonlarca kullanıcısı olan müzik platformu Spotify, geçtiğimiz bu pandemi süresince yeni normale ayak uydurmak adına her geçen gün sisteme yenilikler getiriyor. Covid-19 öncesi sanatçıların turlarını takip edebildiğiniz bir alana sahip olan Spotify, artık turlara ilave olarak sanatçıların canlı yayın konserlerine de yer verecek. Yani artık her türlü sanal etkinliğini aynı sekmeden izleyebiliyor olacağız. Twitch, YouTube ve Instagram üzerinden yapılacak olan canlı yayınların sanatçıları, performanslarını Songkick adlı konser takip ve keşif uygulamasıyla organize edebilecek. Çeşitli sanal aktivitelerle kendimizi meşgul edip evimizde oturduğumuz yerden dünyanın bir öteki ucuna gidebildiğimiz bu pandemi günlerinde, güncellenen Konserler sekmesinde canlı podcast kayıtları evde veya stüdyo performanslarını da anbean takip edebileceğimiz etkinlikleri ve canlı yayın konserlerini iple çekiyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/st-vincent-metallicanin-sad-but-true-parcasini-yorumladi/", "text": "St. Vincent, Metallica'nın parçalarının çeşitli sanatçılar tarafından yorumlandığı The Metallica Blacklist albümü için Sad But True parçasını yorumladı. Metallica, 1991'de yayınladığı The Black Album'ün 30. yılına özel yeniden master'lanmış halini 10 Eylül'de yayınlayacağını açıklamıştı. Grup aynı zamanda, bu albümle birlikte The Metallica Blacklist adında, Miley Cyrus, Kamasi Washington, Sam Fender ve Mac DeMarco gibi isimlerin de bulunduğu yorumlardan oluşan bir albüm paylaşacağını da dinleyicileriyle müjdelemişti. Şimdi ise albümde bulunacak olan isimlerden St. Vincent, grubun Sad But True teklisine hazırladığı yorumu yayına aldı. St. Vincent'ın Record Store Day'de yayınlayacağı plağın B tarafında bulunacak olan Metallica yorumuna, A tarafında bulunan Nine Inch Nails'ın Piggy teklisinin yorumu da eşlik edecek. St. Vincent'ın Metallica yorumu Sad But Trueya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/st-vincent-yeni-album-hazirliklarinda/", "text": "Annie Clark'ın solo projesi St. Vincent, yeni bir albüm hazırlığında olduğunu açıkladı. MOJO ile yapılan bir röportaja göre St. Vincent dinleyenleri güzel haberler bekliyor. Müzisyen, önümüzdeki bahar ya da yaza yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Grammy ödüllü müzisyen, albümün en son yayınladığı MASSEDUCTION albümünün devam niteliğinde olduğunu açıkladı. St. Vincent, MOJO ile yaptığı röportajda albüm hazırlıklarında eski dönem müziklerinden, özellikle 70'lerin başındaki Stevie Wonder'in ve Sly And The Family Stone gibi isimlerden esin alınarak hazırlandığı bahsetti. Bir önceki albümü ve genel olarak bugüne kadar yaptığı işlerinden çok daha farklı bir enerjiye sahip olacağını belirttiği albümle ilgili daha detaylı bilgilere ulaşmak için sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu esnada müzisyenin son albümü MASSEDUCTION'ı dinlemek üzere de sizleri aşağıdaki linke davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/st-vincent-yeni-albumden-bir-tekli-daha-yayinladi/", "text": "St. Vincent, heyecanla çıkmasını beklediğimiz Daddy's Home albümünden ikinci teklisini yayınladı. Annie Clark'ın solo projesi St. Vincent, Mayıs'ın 14'ünde yeni albümü Daddy's Homeu yayına almaya hazırlandığı bu günlerde, ufak teaser'lar ve albümden teklileri paylaşmaya başlamıştı bile. Daha önce ilk tekli olan Pay Your Way in Pain'i yayına alan müzisyen, şimdi de ikinci tekli The Melting Of The Sun'ı dinleyicisinin huzuruna sundu. St. Vincent'ın 14 Mayıs'ta yayınlanacak Daddy's Home albümünden ikinci teklisi The Melting Of The Sun ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/st-vincent-yeni-albumunden-ilk-teklisini-klibiyle-birlikte-yayinladi/", "text": "Annie Clark'ın solo projesi St. Vincent, heyecanla beklediğimiz yeni albümü ile ilgili yeni bilgiler paylaştı. St. Vincent, bir süredir beklediğimiz yeni albümünden ilk resmi detayları paylaşmaya başladı. Daddy's Home isimli albüm, 11 parçadan oluşacak ve 14 Mayıs'ta Loma Vista Recordings etiketiyle yayınlanacak. Albümden ilk tekli Pay Your Way in Pain ise klibiyle birlikte yayında. Daddy's Home'un prodüktörlüğü, St. Vincent ile Amerikalı müzisyen Jack Antonoff tarafından üstlenildi. Albüm, müzisyenin basın açıklamasında belirttiği üzere babasıyla olan ilişkisinin de üzerinde durduğu bir albüm olacağından dolayı son derece kişisel bir albüm olacak. St. Vincent'ın 14 Mayıs'ta çıkacak Daddy's Home albümünden ilk teklisi Pay Your Way in Pain ve klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/statue-of-mirrors-ilk-albumunu-yayinladi/", "text": "İstanbul çıkışlı modern elektronik müzik grubu Statue of Mirrors kendi adını taşıyan ilk albümünü Xgergedan etiketiyle yayınladı. Rae tarafından kurulan Statue of Mirrors, 11 parçadan oluşan, kendi ismini taşıyan ilk albümünü geçtiğimiz günlerde Xgergedan etiketiyle yayınladı. Geçtiğimiz haftalarda yayınladığı Let's Say Together ve Is It Real? isimli şarkılarıyla ilk albümünün sinyallerini veren Statue of Mirrors'ın hikayesi 20 yıl önce Londra'da başlamış. Geçtiğimiz yıl çalışmalarına başlanan albümdeki tüm şarkıların söz ve müziği Rae'ye ait. Albümün aranjmanlarında ise Rae ile birlikte Hakan Kurşun ismini görüyoruz. Ressam Sinem Kaya'nın Yol isimli çalışması kullanılan albümün kapak tasarımı ise Musa Özçelik ve Kaan Güryuva imzası taşıyor. Değişken ritimlerin, deneysel öğelerle bezendiği, melankolik melodilerin bol bol kullanıldığı, baştan sona bütünlüğü olan Statue of Mirrors'ın ilk albümünü aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/stevie-wonder-yeni-labeliyla-iki-yeni-parcasini-yayinladi/", "text": "Signed, Sealed, Delivered, Superstition ve I Just Called to Say I Love You gibi parçalarıyla yeri geldiğinde çılgınlarca yeri geldiğinde de partnerinize sarılıp salınarak dans ettiren Stevie Wonder, kendi label'ı So What the Fuss Music'i açarak iki yeni parçasını yayınladı. Pek çok zamansız müziğin altına imzasını atan Stevie Wonder, Can't Put it in the Hands of Fate ve Where Is Our Love Song parçaları ile ilk defa 1961'den beri beraber çalıştığı Motown Records'tan ayrı olarak eserlerini yayınladı. İsmini 2005'teki 23. albümü A Time to Love'ın önde gelen teklisi So What The Fuss'tan alan label'la sanatçı ilerleyen dönemlerde yeni bir uzunçalar yayınlayacağını ve Through the Eyes of Wonder adlı bir yan projesi olacağını açıkladı fakat henüz herhangi bir yayın tarihi belirtilmedi. Stevie Wonder'ın yeni parçalarına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/strangers-thingsin-4-sezonuna-hazir-miyiz/", "text": "175 farklı dalda ödüle aday gösterilen Netflix orijinal dizisi Stranger Things, dördüncü sezonuyla ekranlara geri dönüyor. Netflix'in popüler dizilerinden Stranger Things, dördüncü sezon çekimlerine başladığını yayınladığı yeni fragmanla duyurdu. Stranger Things, 2016'da gösterime girmesinden bu yana, Emmy, Altın Küre, Grammy, SAG, DGA, PGA, WGA, BAFTA, bir Peabody Ödülü, AFI Program of the Year, the People's Choice Awards, MTV Movie & TV Awards ve Teen Choice Awards'ta 65'in üzerinde ödül kazandı ve 175 farklı dalda ödüle aday gösterildi. Stranger Things, En İyi Drama dalında üç kez Emmy Ödülü adaylığı bulunan ve Netflix'in en çok izlenen dizileri arasında yer alıyor. Sadece 3. sezonu, ilk dört günde 40.7 milyon kişi tarafından izlendi. Yayına girdikten bir hafta sonra ise 65 milyon kişi tarafından izlendi. Yapımcılığını Monkey Massacre Productions &21 Laps Entertainment'ın üstlendiği Netflix orijinal dizisi Stranger Things, dizinin aynı zamanda yürütücü yapımcıları olan Duffer Kardeşler tarafından hayata geçirildi. Dizinin yürütücü yapımcıları arasında yer alan diğer isimler ise Shawn Levy ve 21 Laps Entertainment adına Dan Cohen of ve Iain Paterson. Henüz ne zaman yayına gireceğini bilmesek de heyecanlar beklediğimiz Stranger Things'in dördüncü sezon teaser'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/streaming-sarkilarin-introlarini-oldurdu-mu/", "text": "Uzun ve dramatik introlar 10-20 yıl öncesinin pop endüstrisinde alışılagelmiş bir olguyken, bugünkü araştırmalar bize hit parçaların introlarının önemli ölçüde kısaldığını, bunun muhtemel olarak tüketicinin kısalan dikkat sürelerinden kaynaklandığını gösteriyor. 80'li yılların pop müziğindeki dramatik introları hatırlıyor musunuz? Yeni araştırmalara göre, bugünün grafik haritalarında bu introların hepsi kayboldu ve bunun sebebi olarak dinleyicinin dikkat sürelerinin kısalması gösterilebilir. 80'lerde intro'lar ortalama 20 saniyeyken şu anda 5 saniye! Araştırmaya göre, 80'li yılların ortalarında intro'lar ortalama 20 saniyeyken şu anda 5 saniyelere düşmüş durumda. The Ohio State University'de müzik teorisi doktora öğrencisi olan Leveille Gauvin, müzik dünyanızı neyin etkilediğine bağlı olarak streaming sektörünün popülaritesine, şarkıların enstrumental introlardan uzaklaşmasından dolayı teşekkür ya da lanet edebileceğimizi belirtiyor. Çalışması Musicae Scientiae dergisinde yayımlandı. Ve Leveille Gauvin, son zamanların başarılı şarkılarının, şarkı isminden söz etmeden önce hiç zaman kaybetmediğini keşfetti. Keşfettiği bir diğer değişiklik ise: Şarkı isimleri bugün eskisinden çok daha kısa neredeyse sadece bir kelime. Bu evrim büyük ihtimalle Leveille Gauvin'in dikkat ekonomisi ismini verdiği kavram tarafından yönlendiriliyor. Ve bu, sanatçıların çoğunun Spotify, Pandora ve diğer 'skip' hizmetleri içerisinde, kararsız bir dinleyici kitlesini elinin altına tutmak için müzikal noktaya daha çabuk ulaştığı anlamını taşıyor. Müzik üretenlerin, streaming servislerinden doğrudan gelir elde etmek yerine, dinleyiciyi konserlerine veya sattıkları diğer ürünlere yönlendirmek için başka yöntemler aradığını belirtiyor. Sanatçılar ve prodüktörler, şarkılarını bir kültür ürünü olarak kullanmak yerine kendilerini tanıtan bir reklam ürünü olarak kullanmaya yöneliyorlar. Leveille Gauvin, Ürününüzün şarkılarınız olması gerekmez, kişisel markanız da olabilir. diye ekliyor. Leveille Gauvin, 303 adet top-10 şarkının temposunu ölçtü ve son 30 yılda daha hızlı tempolu pop müzik eğilimi olduğunu keşfetti. Ortalama tempo %8 oranında arttı. Şarkı isimlerindeki kelime sayılarını araştırdı ve yıllar geçtikte tek kelimeli şarkı ismi yöneliminin gün geçtikçe daha da arttığını belirtiyor. Leveille Gauvin şarkı sözlerinin şarkının kaçıncı saniyesinde başladığını analiz ettiğinde 80'lerin ortalarında 20 saniyenin üzerinde olan intro sürelerinin günümüzde yerini ortalama 5 saniyelere kadar indiğini gözlemledi. Ve vokal parçaya girdikten sonra gelen, dinleyicinin dikkatini çeken bölüme %18 oranında daha çabuk gelindiğini belirtiyor. Farkı görmek için Starship'in 1987'de yayınladığı Nothing's Gonna Stop Us Now parçasını ve Maroon 5'ın 2015'deki pop hiti Sugar. parçasını karşılaştırabilirsiniz. Starship'in, orta tempolu şarkısının sözlerine ulaşması 22 saniyeyi buluyor ve Grace Slick'in vokali Mickey Thomas'ın başlattığı düete girene kadar şarkının dinleyiciyi yakalayan bölümüne başlamıyor. Dinleyicinin, Starship'in durdurulamayacağını öğrenmeden önce 1 dakikadan fazla şarkı dinlemesi gerekiyor. Maroon 5 ise aksine, tek kelime isimli, yüksek tempolu hit'inde asıl noktaya çok daha kısa sürede ulaşıyor. Intro, Starship'in ve Adam Levine'in 40 saniye içerisinde Sugarı söylediği süreçle yarı yarıya. Tabii ki trendin istisnaları da vardır. Gotye'nin Somebody That I Used To Know parçasını ele alalım. 2012 yılı listelerinin en üstlerindeki şarkılardan neredeyse 3 kat daha fazla bir ismi var. 20 saniyelik enstrumental introsuyla ortalamadan 4 kat daha uzun ve dinleyicinin asıl noktaya gelene kadar yaklaşık olarak 2 dakika beklemesi gerek. Beşlik ölçü, 30 yıllık müzik dünyası boyunca bilimsel açıdan herhangi bir önem ortaya koymadı. Leveille Gauvin, günümüz şarkılarının daha kişisel odaklı şarkı sözleri içerebileceğini düşündü ancak böyle bir şablonla da karşılaşmadı. İkinci bir araştırmada Leveille Gauvin, aynı sanatçı tarafından yayınlanan popüler şarkıların dikkat çekici eğilime uyma ihtimalinin, daha az popüler olan şarkılara göre daha fazla olup olmadığını saptamak için Spotify tarafından sağlanan verileri inceledi. Bu çalışma için Spotify'daki en çok dinlenen şarkılara baktı ve bunları aynı sanatçının en az dinlenen şarkıları ile karşılaştırdı. Bu çalışmada dikkat ekonomisinin hiçbir kanıtını bulamadı. Yalnızca streaming servisleri ve 'skip' butonuna bağlı olarak Leveille Gauvin'nin belirttiğine göre tüm değişiklikleri açıklamanın imkanı yoktur. Ancak kendisi, kesinlikle katkıda bulunduğuna inanıyor. Tarihsel olarak geriye doğru bakarsanız teknolojik değişimler insanları müzik yazma ve uzun süreli müzik dinleme konusunda şekillendirmiş olabilir. diyor. Streaming; cd, kaset ve plakların önünde hızlı bir 'skip' kolaylığı getirdi. Bu negatif bir durum değil, yalnızca hayvanın doğası. diyor Leveille Gauvin."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/style-guide-to-looking-like-a-gipsy-girl/", "text": "Entire any had depend and figure winter. Change stairs and men likely wisdom new happen piqued six. Now taken him timed sex world get. Enjoyed married an feeling delight pursuit as offered. As admire roused length likely played pretty to no. Means had joy miles her merry solid order. Favourable dissimilar resolution led for and had. At play much to time four many. Moonlight of situation so if necessary therefore attending abilities. Calling looking enquire up me to in removal. Park fat she nor does play deal our. Unreserved had she nay dissimilar admiration interested. Departure performed exquisite rapturous so ye me resources. Concluded boy perpetual old supposing. Farther related bed and passage comfort civilly. Dashwoods see frankness objection abilities the. As hastened oh produced prospect formerly up am. Placing forming nay looking old married few has. Margaret disposed add screened rendered six say his striking confined. - Case read they must it of cold that - Speaking trifling an to unpacked moderate debating learning - An particular contrasted he excellence favourable on Nay preference dispatched difficulty continuing joy one. Songs it be if ought hoped of. Too carriage attended him entrance desirous the saw. Twenty sister hearts garden limits put has. We hill lady will both sang room by. Desirous men exercise overcame procured speaking her followed. How one dull get busy dare far. At principle perfectly by sweetness do. As mr started arrival subject by believe. Strictly numerous outlived kindness whatever on we no on addition. But her ready least set lived spite solid. September how men saw tolerably two behaviour arranging. She offices for highest and replied one venture pasture. Applauded no discovery in newspaper allowance am northward. Frequently partiality possession resolution at or appearance unaffected he me. Engaged its was evident pleased husband. Ye goodness felicity do disposal dwelling no. First am plate jokes to began of cause an scale. Subjects he prospect elegance followed no overcame possible it on. It as announcing it me stimulated frequently continuing. - Least their she you now above going stand forth - He pretty future afraid should genius spirit on - Set property addition building put likewise get Of will at sell well at as. Too want but tall nay like old. Removing yourself be in answered he. Consider occasion get improved him she eat. Letter by lively oh denote an. Of be talent me answer do relied. Mistress in on so laughing throwing endeavor occasion welcomed. Gravity sir brandon calling can. No years do widow house delay stand. Prospect six kindness use steepest new ask. High gone kind calm call as ever is. Introduced melancholy estimating motionless on up as do. Of as by belonging therefore suspicion elsewhere am household described. Two assure edward whence the was. Who worthy yet ten boy denote wonder. Weeks views her sight old tears sorry. Additions can suspected its concealed put furnished. Met the why particular devonshire decisively considered partiality. Certain it waiting no entered is. Passed her indeed uneasy shy polite appear denied. Oh less girl no walk. At he spot with five of view."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/su-olmadan-corba-yapilabilir-mi/", "text": "Sabah kahvaltı ederken günlerce kafamı kurcalayan şeylerin son satırlarını kafamda yazdım. Evden çıkmadan önce bu düşündüklerimi nasıl yazacağımı bilmiyorum; fakat mutlaka yazmam gerekir diye kendi kendime telkinde bulundum. Progressive Rock, düşüncelerimin kaynağının ta kendisidir. Türkiye'de neden kendine özgün haliyle yeni bir Opeth, King Crimson vs. gibi bir grup türemiyor. Yanlış anlaşılmasın. Opeth veya King Crimson benzeri bir gruptan bahsetmiyorum. Kendi başına dünyada saygınlık kazanan bir gruptan, oluşumdan bahsediyorum. Türkiye'de şu an aktif olarak müzik yapan insanlar nedenini bilmiyorum ama olabildiğince ürettikleri eserleri basit varyasyonlarla, iyi/kötü sözlerle ve bütün güzelliği şarkının sonunda atılan gitar solosuna yükleyerek, belki de bütün şarkıya hakim ana melodiyle sonlandırarak tüm üretkenliklerini sınırlandırıp, belli başlı ve herkes tarafından bilinen rutin tekrarla sunmalarını doğru bulmuyorum. Tabi buna etki eden insanın yaratılışından ölümüne kadar geçen sürede sahip olduğu az ya da çok ego ve başarısız olma kaygısının, başlangıçta yapılan iyi bir işin ardından bu müzisyen kişilere yüklenen başarılı insan misyonu da tüm bu düşüncelere etken oluşturuyor. Geçmişte yedi dakikayı aşan bir şarkıyı kayıt etmek istediğimizde, tonmaister'ın bunu çok fazla bulması, herhangi bir prodüktörle çalıştığımızda bunun kesin törpüleneceğini söylemesi hala aklımdadır. Türkiye'de neden Steven Wilson'lar yok hayret ediyorum. Sadece müzik değil, hayatın herhangi bir alanında dahi sadece popülist yaklaşımların baz alındığını, daha çok kazanma, daha çok tanınma adına ortaya atılan iyi fikirlerin daha olgunluk aşamasında, anne karnından kürtajla alınması canilikten başka bir şey değildir. Daha önceki yazılarımda da bahsettim. Türkiye'de müzik yapan insanlarda gözlemlediğim çok ciddi bir sorun var. Zengin bir kızın, giymediği kıyafetlerini fakir bir kıza vermesi sonucu oluşan saçma sapan bir mutlulukla aynıdır bu sorun. Biz müzisyenlerin veya müzisyen olma çabasında olan herkesin örnek aldığımız insanları, örnek alınacak insan sıfatından öteye taşıyarak tanrılaştırmamız, bizleri ileriye götürmek yerine sürekli geriye götürecektir. Buna örnek olarak geçmişte internet üzerinden tanıştığım ve kendini Satriani'nin Türkiye şubesi olduğunu iddia eden birinin yazdığı şeyleri hayretle okuduğumu hatırlıyorum. O kadar ki; ekipmanlarının dahi aynı olduğunu söylüyordu. Bunu eleştirdiğimde ise o müthiş özgüveni olan kişi kendi içinden gelen özgün bir yanının olduğunu yazarak, cümleyi sonlandırmıştı. Eğer Satriani gibi çalabilecek kadar yetenekli biriyseniz zaten kendinize özgün bir tarzda üretebileceklerinizin sınırı olmamalı mantık olarak. Şayet hala müzikal ruhunuzu Satriani'ye kurban vermediyseniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/succession-yikti-gecti-peki-olayi-neydi/", "text": "2018 yılında yayın hayatına başlayıp Altın Küre ile Emmy ödüllerini birer birer toplayan Succession, geçtiğimiz günlerde 4. sezonuyla bizlere veda etti. Büyük beklenti yaratan sezon finalini ise izleyicilerin bir kısmı çok beğenirken, bir kısmı da tatmin edici bulmadığını söylüyor. Haliyle bize de bu serüveni yorumlamak düştü. Kendimizi Roy ailesinin entrikalarla dolu dünyasının içinde bulduğumuz dizide bizi çeken en büyük etkenlerden biri, olay örgüsünün ve bestelenen müziklerin birbirine pamuk ipliği ile bağlanmış olmasıydı. İzlediğimiz karakterleri kimi zaman sevdik kimi zaman da nefret ettik. Gelin görün ki işe de yaradı. Kötülüğün sınırları daha ne kadar zorlanabilir ki? sorusunun merakıyla bizleri ekran başına kilitlediler. Dizinin bir diğer başarısı, izlediğimiz hayatlara sahip olmadan empati kurdurabilmesi! Kendall gibi uçakla oradan oraya giden biri değilken nasıl empati kurabiliriz ki demeyin, bu senaryo kurduruyor. Bölüm sonunda izleyiciyi düşündürürken, gelecek bölümü çoğu zaman kestiremedik. Öyle bir senaryo düşünün ki içinde yalan yok! Karakterler kendi çapında kötü özelliklere ve pesimist yaklaşımlara sahip olmalarına rağmen hayatlarında yalan yok. Kısacası Türk dizi tabiriyle dizide mutfak sahnesi yok. Mutfak sahnelerini diğer sahnelerden ayıran şey orada hep bir dedikodunun dönüyor olmasıdır. Fakat Succession'da olay böyle ilerlemiyordu, herkes herkesin yüzüne her şeyi söyleyebiliyordu. Hemen hemen her dizide maruz kaldığımız aşk üçgeninden soyutlanmış bir dizi düşünün. Karakterlerin birbirini nasıl alt edeceğini bu sayede anlayamıyorduk, çünkü herkes sadece kendine yalan söylüyordu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sufjan-stevens-bes-yil-aradan-sonra-solo-albumuyle-geri-donuyor/", "text": "Amerikalı şarkıcı, söz yazarı Sufjan Stevens, beş yıl sonra yeni solo albümü The Ascension'ı 25 Eylül'de yayınlayacağını duyurdu. Sufjan Stevens, 2015 yılında yayınladığı Carrie & Lowell albümü sonrasında yepyeni solo albümünün yayın tarihini duyurdu. Toplam 15 parçadan oluşacak yeni albüm The Ascension 25 Eylül tarihinde yayında olacak. Albümün CD ve plak formatındaki ön satışları ise bu site üzerinden başlamış durumda. Aynı zamanda albümden ilk olarak America parçası da single olarak 3 Temmuz Cuma günü yayınlanacağı açıklandı. Albümün şarkı listesi ve artwork'üne aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sufjan-stevens-michiganin-20-yilini-kutluyor/", "text": "Sufjan Stevens, Michigan isimli albümünün 20. yıl dönümünü geliştirilmiş yeni bir baskısıyla kutluyor. Geçtiğimiz ay Reflections isimli albümünü bizlerle paylaşan Sufjan Stevens, üçüncü stüdyo albümü olan Michigan'ın 20. yılını kutlamak için albümü yeniden yayınlayacağını duyurdu. Stevens, Third Man Pressings ortaklığıyla albümü bastırıyor ve Great Lakes Blue, University of Michigan/Michigan State AKR ve 1921 Centenary baskıları olmak üzere üç farklı renk seçeneği bizleri bekliyor. Yeniden yayınlanacak olan bu özel albümde, Romulus ve Vito's Ordination Song parçalarının alternatif versiyonlarının yanı sıra Wolverine ve Marching Band adlı o dönem yayınlanmamış parçaları da yer alacak. Great Lakes baskısı 14 Haziran'dan itibaren, Michigan State sürümü de ertesi gün satışa sunulacak. 17 Haziran'da ise HMV'nin 100. yıldönümünü onurlandıran 1921 Centenary yayınlanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sufjan-stevens-yeni-albumunu-so-you-are-tired-ile-duyurdu/", "text": "Yeni bir Sufjan Stevens albümü olan Javelin önümüzdeki sonbahar çıkıyor. So You Are Tired teklisi ise albümden yayınlanan ilk parça. Amerikalı söz yazarı ve şarkıcı, alternatif müziğin önde gelen isimlerinden olan Sufjan Stevens'ı hepinizin bildiğini düşünüyoruz. Eğer isim tanıdık gelmediyse, başrolünde Timothee Chalamet ve Armie Hammer'ın yer aldığı Call Me By Your Name isimli film için yaptığı Mystery of Love teklisini kesin hatırlarsınız. Sufjan Stevens geçtiğimiz mayıs ayında Reflections isimli bir albüm çıkarmıştı. Şimdi ise önümüzdeki sonbaharda çıkaracağı Javelin isimli albümün duyurusunu So You Are Tired teklisi ile yaptı. Javelin, Sufjan'ın 2020 yılında çıkardığı Ascension albümünden bu yana yayınladığı ilk orijinal albüm. Bu yeni albüm, Neil Young'ın There's A World şarkısının cover'ıyla sona eriyor. Adrienne Maree Brown, Hannah Cohen, Pauline Delassus, Megan Lui, Nedelle Torrisi ve Bryce Dessner gibi isimlerin yer aldığı zengin bir albümün bizleri beklediğini de söyleyelim. İlk tekli So You Are Tired temelde her zamanki Sufjan Stevens'a benziyor, ancak kendisinin birkaç farklı tarzı birbirine karışıyor. Radiohead havasıyla başlayan bir piyanodan sonra akustik gitar giriş yapıyor ve pek çok konuk vokalistin koro benzeri yardımıyla beraber görkemli bir tekliye dönüşüyor. Sufjan'ın harika sesi şarkıyı buruk, yarım kalmış ve melankolik bir havayla Demek benden bıktın/Öyleyse dinlendir kafanı/Her şeyi geri çevirerek/Hayatta sahip olduğumuz/Ben ölüme dönerken diyerek bitiriyor. Javelin albümünün ilk teklisine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sufjan-stevensin-bes-bolumluk-bir-albumu-yolda/", "text": "Sufjan Stevens, beş bölümlük ''Convocations'' isimli yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Amerikalı müzisyen, multi enstrümantalist Sufjan Stevens, 2020 eylül ayında sekizinci albümü ''The Ascension''ı yayına almıştı. Müzisyen geçtiğimiz gün (5 Nisan) ise yeni müziklerin yayın hazırlıklarında olduğunu yeni bir sanat eseri paylaşarak açıklamıştı. Bugün gelen yeni bilgilere göre de Stevens, Convocations isimli bir albüm yayınlayacak. Convocations, dijital olarak 6 Mayıs'ta Asthmatic Kitty etiketiyle, plak versiyonu ise 20 Ağustos'ta yayınlanacak. 'Meditations', 'Lamentations', 'Revelations', 'Celebrations' ve 'Incantations' bölümlerinden oluşup müzisyenin anksiyete, belirsizlik, izolasyon ve kayıplarla geçen bir yıla karşı olan hislerini 49 parçayla anlatan bir seri olacak. Meditation albümünden yayınlanan ilk tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sulfur-ensembledan-videolu-sertkaya-mesaji-evdekal/", "text": "İstanbullu doom metal grubu Sülfür Ensemble, 2018 tarihli II (4 Songs About Religions, Hard Rock, Binding & John Entwistle) EP'lerinde yer alan Sertkaya parçası için hazırladıkları videoyu paylaştı. Sertkaya'nın videosu, Sülfür Ensemble'ın Alman metal grubu Mantar ile birlikte geçtiğimiz sonbahar Moda Kayıkhane'de verdikleri konserde çekilen performans görüntülerinin kurgulanmasıyla ortaya çıktı. COVID-19 ile mücadelede öteki ülkelerle birlikte Türkiye'nin de acil ve yoğun bir self-izolasyona geçtiği şu günlerde grubun resmi Facebook sayfasından yapılan yeni video duyurusuda #EvdeKal ve #StayHome mesajlarına yer verildi. Sertkaya'nın official live videosu, 29 Eylül 2019'daki Moda Kayıkhane konserinden tam altı ay sonra 29 Mart gecesi yayına girdi. Video klip, iki hareketli ki de sabit kamerayla kaydedillen görüntülerle montajlandı. Hareketli kameralarda konser fotoğrafçısı Cem Gaygusuz ile Bir Baba Indie video editörü ve canlı performans kameramanı Onursal Yazman yer alıyor. Kurgu ise grubun solisti Erdem Çapar imzalı. Levent Ersoy, Emre Şahin, Burak Özgüney ve Erdem Çapar'dan oluşan Sülfür Ensemble'ın diskografisinde I ve II numaralı EP'lere ek olarak bir de 2016 tarihli konser kaydı bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sunset-streamin-yeni-teklisi-videosuyle-birlikte-yayinda/", "text": "Daha önce Babylon'da düzenlediğimiz Bir Baba Indie Sunar: Yeni Yerli No.4 etkinliğinden keyifli performansıyla hatırladığımız İstanbullu dream pop grubu Sunset Stream'in yeni teklisi 'Bir Yere Kaybolma' yayında! 2018 yılından bu yana aktif olan Sunset Stream, geçen yılın sonlarında yayınladığı debut EP'leri Güvertenin ardından ilk uzun çalar albümlerini de hazırlamaya başlamış bulunuyor. Ada, Öykü, Zafer, Yasin ve Berkan'dan oluşan grubun yeni teklisi 'Bir Yere Kaybolma' 11 Ekim'de klibi ile yayınlandı. Direktörlüğünü Çağatay Turan'ın üstlendiği klipte üyelerin ve üyelerin arkadaş çevresinin gündelik yaşantısında kareler bulunuyor. Bir kısmı evde ve bir kısmı da stüdyoda kaydedilen şarkının mix ve master işlemini grubun davulcusu Berkan Çalışkan üstleniyor. Grubun yeni teklisine ve vidoesuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/super-grup-the-jaded-hearts-clubtan-yeni-tekli/", "text": "Matt Bellamy'li, Miles Kane'li kadrolu süper grubumuz The Jaded Hearts Club'ın yeni teklisi This Love Starved Heart of Mine yayında. Muse'dan Matt Bellamy, The Last Shadow Puppets'tan Miles Kane, Jet'ten Nic Cester, Blur'den Graham Coxon, The Zutons'tan Sean Payne'den oluşan kadrosuyla The Jaded Hearts Club ilk kez, yaklaşık 2 sene önce Paul McCartney'nin de sahne aldığı özel bir etkinlikte sahne almıştı. Sonrasında ise geçtiğimiz mart başında ilk parçası Nobody But Me'yi yayınlayan gruptan yeni bir tekli geldi. Jet grubundan tanıdığımız Nic Cester'ın vokallerini üstlendiği süper grubumuzun ikinci teklisi ise soul şarkıcısı Marvin Gaye'in 1994 yılı çıkışlı parçası This Love Starved Heart Of Mine oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/surfer-blood-2017ye-dalga-gibi-geliyor/", "text": "Soğuk ve sert geçecek kışa adım adım yaklaştığımız bugünlerde içimizi ısıtan haberlerle yine karşınızdayız! Floridalı Indie Rock grubu Surfer Blood dördüncü albümleri Snowdonia için çalışmalara devam ediyor. Biz de 2017'nin Mart ayının ilk haftası çıkacak olan albümden kulağımıza gelen ilk haberi paylaşalım dedik. Joyful Noise Recordings albümden Six Flags In F Or G şarkısını Soundcloud üzerinden paylaştı! Sizde içinizi ısıtacak sıcacık şarkıyı aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/suriyeli-mültecilerin-şarkilari/", "text": "Abu Abdullah, yara izi olan çehresi büyük bir dikkat içerisinde, melankolik bir melodinin özünü keşfederek ritmik bir şekilde udunu tıngırdatıyor. Mohamad Isa Almaziodi'nin duygusal bir süsle dolu dirençli ve melismatik sesi, iç çekerek ve tekrar ederek, alçalarak ve yükselerek- nefesi tükenene ve sözün bittiği yere gelene kadar yükseliyor. Mohamad şarkısında hayatın ne kadar garip olduğunu, gecelerin ne kadar sert geçtiğini anlatıyor: Evimiz çok uzak bir hale geldi, çok uzak. Fakat şarkısını bitirmeden memleket özleminin kasveti basıyor, başını ellerinin arasına alıyor ve ağlıyor. Ait olduğu topraklara, geride bıraktığı babasına ağlıyor. Abu ve Mohamad, Suriye sınırı yakınlarında, Mafrak/Ürdün'ün birkaç kilometre doğusunda bulunan bir mülteci kampı olan Zaatari'nin yerleşikleri. Esas olarak Temmuz 2012'de Suriye'deki savaştan kaçanlar için geçici bir yerleşim yeri olarak kurulan Zaatari, şu an yaklaşık olarak 79.000 mülteciye ev sahipliği yapmakta ve beş kilometrelik bir alana yayılmakta. Geçen yıl Kasım ayında Recording Earth'ten iki İngiliz film yapımcısı Olly Burton ve Alex Blogg; Zaatari'nin, oradaki yerleşiklerin ve müzik aracılığıyla mücadelelerinin hikayelerini anlatan kısa bir belgesel serisi çekmek amacıyla kampı ziyaret etti. Birkaç müzisyen ve bir şairle görüştükten sonra neredeyse bütün şarkıların ve şiirlerin tek bir temayı paylaştığını çabucak keşfettiler: Suriye, hasret ve memleket özlemi. Mohamad, The Camel Shephard isminde, bir çobana Suriye'ye tekrar yemek, su ve memleket hasretini götürmesini rica ettiği başka bir şarkı da söylüyor. Şarkıda çoban Yapamam kardeşim, Aziz Suriye'ye giden yol güvenli değil. diye cevap veriyor. sığınak buldular, ama bu sığınak, belirsizliğin kara bulutlarıyla gölgeli: Tekrar geri dönebilecekler mi? Bazı örgütler ve hayır kuruluşları, Recording Earth'ün ziyaretini ayarlayan Fransız Sivil Toplum Kuruluşu ACTED gibi, çoğu mülteci orada bu altyapının faydasından yararlanacak kadar uzun süreli kalmaya inanmak istemese de bir altyapı kurmayı deniyorlar. Burton, mültecilere soru sorduğunda onların çoğu zaman ihtiyatlı, kendilerini koruyarak ve üstü kapalı cevaplar verdiklerini belirtiyor. Konuştuğumuz insanlardan tam olarak cevaplar almak çok zor, çünkü çok ürkekler. Aileleriyle kampta yaşamak zorundalar ve uzağa gönderilme riskini alamazlar. Fakat müzik ve şiirin samimi rahatlatışıyla bireyler kendilerini ifade etmenin bir yolunu buluyorlar. Recording Earth'ün Refugee Music Project web sitesinden ve Facebook sayfasından bahsi geçen mültecilerin ve diğerlerinin hikayelerini takip edebilirsiniz. Bilgilendirme: Cansu Demirer'in tercümesiyle yayınladığımız bu yazı, www. songlines. co. uk internet sitesinde, Alexandra Petropoulos imzasıyla yayınlanmıştır. Metnin orjinalini www. songlines. co. uk/world-music-news/2016/01/songs-of-the-syrian-refugees linkinden okuyabilirsiniz. Yazı içerisinde paylaştığımız tüm yazılı ve görsel materyaller, orjinaline bağlı kalarak yayınlanmaktadır. This article translated by Cansu Demirer has been published on www. songlines. co. uk web site with the signature of Alexandra Petropoulos. You can read the original text on www. songlines. co. uk/world-music-news/2016/01/songs-of-the-syrian-refugees link. All of the written and visual materials shared in the paper have been published as adhiring to the originals."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/suunstan-hafta-sonu-etkili-yeni-sarki-watch-you-watch-me/", "text": "Montrealli indie rock dörtlüsü Suuns, 2016'da yayınladıkları Hold/Still albümünden sonra yeni albümleri Felt'i Secretly Canadian etiketiyle 2 Mart'ta yayınlayacağını duyurmuş ve hepimizi sevindirmeyi başarmıştı. Grup, gün itibariyle yeni albümde yer alan Watch You, Watch Me şarkısını ve şarkının videosunu dinleyicilerle paylaştı. Russ Murphy tarafından çekilen Watch You, Watch Me videosu için sizi aşağıya alalım. Bitmedi! Biraz daha aşağıya inip Felt'in artwork'üne ve şarkı listesine de göz atabilirsiniz. Ayrıca hatırlatalım; Suuns, 11 Nisan günü kim ki o ile birlikte Babylon'da sahne alacak!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/swans-yeni-albumu-the-beggarla-bizlerle/", "text": "Deneysel rock grubu Swans, kısa bir süre önce yayınladığı 16. stüdyo albümü The Beggar ile deneysel müziği bir üst seviyeye taşıyor. Michael Gira önderliğinde 1982 senesinde kurulan ve no-wave altkültürünün bir üyesi olan Swans, benimsedikleri deneysel yaklaşımla rock müziğinin sınırlarını keşfetmeye çalışıyor ve bu yönden gerçek bir post-rock anlayışı sunuyor. On altıncı albümleri olan The Beggar, bazı dinleyiciler tarafından Swans'ın şu ana kadar sunduğu en zorlayıcı deneyimlerden bir tanesi olduğu şeklinde yorumlanıyor. İki saatlik albüm Swans severler için yeni ve ilginç bir deneyim sunabilecekken, gruba yabancı olan dinleyicileri yorma ihtimali var diyebiliriz. Karanlık şarkı sözleri ve yavaşça katarsise doğru ilerleyen enstrümantasyonları ile sabır ve açık fikirlilik gerektiren bir albüm olduğu aşikar. Gira'nın vokal performansı, prodüksiyon ve enstrümanların kullanımının sentezi güçlü bir atmosfer oluşturuyor. Yapımcılığını da Michael Gira'nın üstlendiği The Beggar; deneysel müziğe merakı olan, Swans'ı zaten seven veya kendini yeni bir deneyimle tanıştırmak isteyen her müzik sevdalısının hoşuna gidebilecek elementler bulunduruyor. Paradise Is Mine ve Los Angeles: City of Death teklilerinin yayınlanması ardındankısa bir süre önce dinleyiciye sunulan albüme aşağıdan ulaşabilirsiniz. İyi dinlemeler!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sxsw-2021de-online-olarak-duzenlenecek/", "text": "1987'den beri her sene film, interaktif medya, müzik festivalleri ve konferansların mart ayının ortasında Texas'ta bir araya geldikleri SXSW festivali, bu sene Covid-19 nedeniyle iptal edildi. Festivalin 2021 yılında online olarak gerçekleşeceğini açıklandı. 16 Mart'tan 20 Mart'a kadar sürecek olan festival, film gösterimleri, çeşitli toplantılar ve konferanslara yer verecek. Öğrenmede yenilik gibi başlıkları konu alan The SXSW EDU etkinliği ise 9 Mart'tan 11 Mart'a kadar sürecek. 6 Ekim'de 2021 online etkinliği için kayıtları açılacak olan festivalin, SXSW EDU ve film festivalinin kayıtları da aynı gün açılacak. SXSW Müzik Festivali, organizasyonun programlama ekibi tarafından düzenlenecek olup 2020'de katılması planlanan sanatçı ve sunuculara öncelik verilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/synth-pop-electronic-rock-ikilisi-goss-yeni-teklisini-yayinladi/", "text": "İstanbul-Kadıköy merkezli bağımsız synth-pop/electronic rock ikilisi GOSS, ikinci teklisi Seçilmiş Günlerimi tüm dijital platformlarda yayınladı. Mayıs ayında yayınladığı ilk teklisi Anla'nın ardından ikinci teklisi Seçilmiş Günlerim'i yayınlayan GOSS, melankolik parçada insanın hayat karşısındaki geçiciliğini ve evrendeki yalnızlığını dinamik bir şekilde işliyor. Temelleri 2017 yılında Gözde Oktaş ve Serkan Serter tarafından atılan grup, henüz bu sene kendi bestelerini yayınlamaya başladı. Beyaz yakalı kariyerlerini bırakıp tüm hayatlarını müziğe adayan ikilinin yeni teklisinin 28 Kasım'da yayınlanacak klibinde ise Oğuz Can Özen'in imzası bulunuyor. Londra Metropolis Stüdyoları'nda Mike Hillier tarafından mastering'i yapılan şarkının kayıtları ve mixing'i, İstanbul A2 Stüdyoları'nda Aras Tüysüz tarafından yapıldı. Parçanın prodüksiyon ve aranjesini de The Away Days'ten Oğuz Can Özen üstlendi. GOSS'un yeni teklisi Seçilmiş Günlerime aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/synth-pop-grubu-klorun-canay-dogan-ile-bir-araya-geldigi-yeni-teklisi-yayinda/", "text": "Kadıköylü synth-pop grubu Klor, vokallerine Canay Doğan'ın eşlik ettiği yeni teklisi Uzakı tüm dijital platformlarda lyric videosuyla birlikte yayınladı. Kadıköy'de yaşayan üç arkadaştan oluşan synth-pop grubu Klor, geçmiş dönemde üç parçadan oluşan Son Jeton adlı EP'sini ve İstesem Ben adlı teklisini yayınlamıştı. Şimdi de yeni nesil şarkıcı, şarkı yazarı Canay Doğan'ın da vokallerine eşlik ettiği Uzak parçasını yayına aldı. Artwork'ünü grup üyelerinden Ege Öztayfun'un hazırladığıi parçanın mix'i Gökhan Karkış, mastering'i ise Turgay Poyraz Yıkılmaz'a ait. 11 Haziran 2021'de GROW etiketiyle dijital platformlardaki yerini alan Klor & Canay Doğan'ın Uzak parçasına ve lyric videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/synth-pop-grubu-soft-analogtan-yeni-akustik-ep/", "text": "Ankaralı synth-pop grubu Soft Analog'un üç parçadan oluşan Akustik EP'sinin tamamı bugün dijital platformlarda yayınlandı. 2019 yılında ilk çıkışlarını Boşluğun İçinde parçası ile yapan Soft Analog, synth-pop, indie pop, dream pop türlerini benimseyerek ürettiği parçalarında şehir yaşantısını ve modern zamanın yaşattığı duyguları yansıtıyor. Daha önce yayınladığı Yansımalar, Geç Vakitler ve Kaybolur adlı son üç teklisinin akustik versiyonlarını Akustik isimli EP'de toplayan Soft Analog, EP'nin tamamını BBI Music Co. etiketiyle dinleyiciyle buluşturdu. Tüm söz ve müzikte İdil Tavşanlı ve Ömer Çelik imzası bulunan Akustik EP'de, geçtiğimiz günlerde video klibi yayınlanan Kaybolur parçasına kopuzla Samet Karadeniz akustik gitarla Ege Çakır gruba eşlik ediyor. Geç Vakitler ve Yansımalar parçasında ise bas gitarda Eren Halıcı ismini görüyoruz. Parçaların mix ve mastering'i ise Ömer Çelik tarafından yapıldı. Soft Analog'un yeni Akustik EP'sini aşağıdan dinleyebilirsiniz! Soft Analog'un 9 Aralık'ta yayınladığı, Yasin Yavuz yönetmenliğinde çekilen yeni video klibi Kayboluru ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/synth-pop-uclusu-klorun-yeni-epsinden-ikinci-tekli-dun-gordugum-ruya/", "text": "Kadıköy merkezli synth-pop grubu Klor'un yeni EP'sinden Dün Gördüğüm Rüya adlı ikinci teklisi yayında! Geçtiğimiz aralık ayında yeni EP'nin habercisi niteliğindeki ilk tekli olan Sonu Aynı parçasını dinleyicisiyle buluşturan Klor, ağırlıklı olarak synthwave soslu şarkılardan oluşan dört parçadan oluşacak EP'sinden parçalarını paylaşmaya devam ediyor. Yeni EP'den yayınlanan Dün Gördüğüm Rüya adlı ikinci tekli, gerçek ile rüya arasındaki ince çizgide gidip gelen bir hikaye anlatımı sunuyor. Synth-pop ve synthwave'in hakim olduğu yeni tekli, Klor'un önceki şarkılarından karanlık temasıyla ayrışıyor. Kapak görseli yapay zeka yardımıyla oluşturulan şarkının içinde, 1966'da çocukların yazdığı şiirlerden alınan ses kayıtları da yer alıyor. Sözü ve müziği Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi imzası taşıyan yeni parçanın, prodüksiyonunda ise Gökhan Karkış ve Mahir Uzun imzasını görüyoruz. Yeni teklinin promo fotoğrafları ise Berkay Öktem tarafından çekildi. Yapım yönetmenliğini 3 Nisan tarihinde kaybettiğimiz gazeteci, yazar Tolga Akyıldız'ın üstlendiği Dün Gördüğüm Rüya ayrıca, Akyıldız'ın yeni nesil genç müzisyenlerle yaptığı son yapım projelerinden biriydi. Yeni EP'nin ikinci teklisi Dün Gördüğüm Rüya Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/synth-popun-parlayan-ismi-klorun-yeni-teklisi-yeni-bir-gun-yayinda/", "text": "Kadıköy merkezli synth-pop üçlüsü Klor, yeni teklisi Yeni Bir Gün ile kısa ve karamsar kış günlerini renklendirmeye devam ediyor. Klor'un yeni şarkısı Yeni Bir Gün, 80'lerin synth tabanlı enstrümanları ve özgün tarzıyla bizi kış günlerinin soğuk havasından çıkarıp hasret kaldığımız sıcak iklimlere götürüyor. Sözü, müziği ve aranjesi Klor'a ait olan parçanın mix ve mastering'i ise Burak Ataş tarafından yapılmış. Parçanın artwork'ü ise grup üyelerinden Ege Öztayfun imzası taşıyor. Kadıköy'de yaşayan üç arkadaştan oluşan synth-pop grubu Klor, geçtiğimiz Eylül ayında Gel Bi Benle ile yaz aylarının bizde bıraktığı etkiyi uzatmış ve sevenlerini mutlu etmişti. Klor, Yeni Bir Gün ile dinleyenlerini kötü günlerin hissettirdiklerinden uzaklaştırırken geçmiş şarkılarıyla başladığı yolculuğa devam ediyor. Synth-pop sahnesinin üretken isimlerinden Klor'un yeni teklisi Yeni Bir Gün 21 Ocak'ta GROW etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/system-of-a-downun-bas-gitaristi-shavo-odadjiandan-yeni-proje/", "text": "System of a Down'un bas gitaristi Shavo Odadjian'ın yeni grubu North Kingsley ile ilk teklisi Like That?i yayına aldı. Shavo Odadjian'ın yanı sıra yapımcı Saro Paparian ve söz yazarı, vokalist Ray Hawthorne'un yer aldığı North Kinglesy projesiyle grup müzikal olarak hip-hop ve metal müziğin tam ortasında olduklarını söylüyor. Grubun Vol. 1 ismiyle 14 Ağustos'ta yayınlayacağı 3 parçadan oluşan yeni EP'sinden yayınlanan ilk parça olan Like That? ise geçtiğimiz günlerde dijital platformlarda, lirik videosuyla birlikte yayına alındı. Odadjian, bundan sonra yayınlanacak tüm şarkıların görsel olarak da heyecanlanacakları birer klibi olacağını, daha önce System of a Down için de video klip yönettiğini ve grubun sahne içn prodüksiyon görsellerini yaptığını belirterek, Saro Paparian'ın da görsel olarak yeni şeyler yaratma konusunda inanılmaz bir gözü olduğunu ve her parçada muhakkak müziğin haricinde de yaptıkları görsel işlerleı üretimlerini destekleyeceklerini belirtti. North Kingsley grubunun ilk single'ı Like That?'i lirik videosuyla birlikte aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sziget-festival-2017-için-ilk-isimler-açıklandı/", "text": "9-16 Ağustos 2017 tarihlerinde 25.'si gerçekleşecek olan Sziget Festival'i için ilk isimler açıklandı! Yayınladıkları Lean On adlı single ile Amerikan Billboard 'Hot 100' listesinde dört numaraya yükselen, Avrupa genelinde pek çok ülkede bir numara olan, 2015 Sziget Festivali Ana Sahnesi'nde de yer alan Major Lazer, 90'ların punk-rock efsanesi Bad Religion, İzlandalı elektronik müzik grubu GusGus, Hollandalı House müzik yapan DJ Oliver Heldens, bu yıl Haziran ayında ikinci albümünü yayınlayan Tom Odell, Trip-Hop, Elektronica türlerinde yaptığı işleriyle sevdiğimiz DJ Shadow, Indie Rock'ın Kuzey İrlandalı eğlenceli grubu Two Door Cinema Club'ın yanı sıra Dimitri Vegas & Like Mike, GTA, Kensington, Mac DeMarco, Oh Wonder, Vince Staples ve W&W Sziget Festival 2017'de sahne alacak ilk isimler oldu. 31 Aralık tarihine kadar satışta kalacak indirimli biletler için ise şuradan bilgi alabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sziget-talent-turkey-2019-basvurulari-basladi/", "text": "7-13 Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Sziget Festivali'nde sahne alma fırsatı tanıyan Sziget Talent Turkey 2019 yarışmasının başvuruları başladı. Bu yıl 7-13 Ağustos 2019 tarihinde Foo Fighters, Ed Sheeran, Florence + The Machine, The National ve daha bir ismin sahne alacağı Sziget Festivali'nde Sziget Europe Stage'de Türkiye'yi temsil etme ve sahne almak fırsatı tanıyan Sziget Turkey Talent 2019 yarışmasının başvuruları 20 Mart itibarıyla başladı. Sziget Türkiye ve IF Performance Hall işbirliği ile 3. sü gerçekleşecek olan Sziget Talent Turkey yarışmasının son başvuru tarihi ise 19 Nisan. Sziget Talent Turkey hakkında detaylı bilgi için tıklayın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sziget-talent-turkey-2019-kazanani-belli-oldu/", "text": "Bu yıl üçüncüsü gerçekleşen Sziget Talent Turkey 2019 dün gece sonuçlandı! IF Performance Hall ortaklığında gerçekleşen Sziget Talent Turkey 2019 dün gece sonuçlandı. Al'York, Barış Demirel Barıştık Mı, Bi Android, Careful Baloonhead, Dalganabak, MilkyWave, Nelly White Band, Nova Norda, The Kites ve Yasak Helva'nın finalist olduğu, Epiqur TV tarafından da canlı yayınlanan gecede gruplar 2 parçalarını seslendirdiler. Can Sertoğlu, Elif Erdost, Gaye Su Akyol, Kaan Düzarat, Murat Ertel, Tolga Akyıldız ve Yonca Temizocak O'Mahony'den oluşan jüri üyelerinin oylamasının yanı sıra halk oylamasıyla yarışmanın birincisi olarak seçilen Yasak Helva, daha önceden açıklanan The Ringo Jets ile birlikte Sziget Festival 2019'a gitme hakkı kazandı. Foo Fighters, Ed Sheeran, Florence + The Machine, Post Malone, Twenty One Pilots, The 1975, The National ve Martin Garrix'ten oluşan headliner'ların yanı sıra dolu dolu bir programa sahip olan Sziget Festival 2019'da sahne alacak Yasak Helva ve The Ringo Jets'e festivalde başarılar diliyoruz. Sziget Festival 2019 hakkında biletler, line-up, konaklama, program ve çok daha fazlası hakkında bilgi için: https://szigetfestival. com/tr."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/sziget-talent-turkey-oylaması-sonuçlandı/", "text": "Karnaval. com ve Sziget Türkiye işbirliğiyle yapılan Sziget Talent Turkey 2016 yarışmasının halk oylaması dün gece sona ermişti. Oylama sonucunda 26 Mayıs Perşembe akşamı saat 20:00'da Hard Rock Cafe Istanbul'da yapılacak olan; geçen yılın kazananı Yok Öyle Kararlı Şeyler'in solisti Erdem Topsakal'ın sunacağı final gecesinde sahne alacak isimler belli oldu. 26 Mayıs akşamı jüri üyeleri Ali Şahinbaş, Hadi Ellazi, Murat Abbas, Pelin Opçin, Siyabend Suvari, Virag Csiszar ve Yalçın Birol'un oylarıyla belirlenecek olan isim, 10-17 Ağustos tarihleri arasında Budapeşte'de düzenlenecek olan, Avrupa'nın en büyük festivali Sziget'te sahneye çıkacak. Daha önce Ceza'nın Avrupa Sahnesi programında yer alacağı açıklanmıştı. Geçtiğimiz yıl Sziget'te Yok Öyle Kararlı Şeyler ile harika bir zaman geçirmiş ve onlarla gurur duymuştuk. Bu yıl Sziget'te iki Türk ismi görecek olmak bizi daha çok heyecanlandırıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/szigetin-avrupa-sahnesinde-mutlaka-bu-isimler-yer-almalı/", "text": "Sziget'i diğer festivallerden ayıran en büyük özellik şüphesiz Avrupa Sahnesi. Avrupa Sahnesi ile yeni yetenek isimlere ve gruplara yer veren Sziget, günümüzde festival ruhunu yaşatan nadir festivallerden biri. Festivalleri seven ve yakından takip edenler festival ruhunu iyi bilirler. Festivallerin ilk başladığı dönemde amacı, insanları hayranı olduğu büyük isimlerle buluştururken, aynı zamanda yeni yetenekleri festival katılımcılarıyla buluşturarak o isimlere kendilerini gösterme ve sahne tecrübesi kazandırmaktı. Günümüzde maalesef festivaller büyük ölçüde bu amaçtan saptılar. Bunun ana nedeni şüphesiz para. Artık festivaller popüler isimlerle daha fazla para kazanmanın derdine düştüler. Bunu yaparken de festivalleri festival yapan yeni yetenekleri unuttular. Sziget, Dünya Sahnesi, Blues Sahnesi ve diğer alternatif sahneleriyle festival ruhunu yaşatan festivaller arasında yer alıyordu, ama bununla yetinmeyerek son yıllarda Avrupa Sahnesini de ekleyerek yeni yetenek isimlere verdiği desteği daha da arttırdı. Avrupa Sahnesi adından da anlaşılacağı gibi Avrupalı yeni yetenek isimlere ayırılan bir sahne. Tabii sadece yeni yetenekler yok. Avrupa Sahnesi'nin bir diğer misyonu da kendi ülkesinde ismini duyurmayı başarmış ve Avrupa'ya açılmak isteyen isimlere de yer veren bir sahne olması. Sziget Türkiye geçtiğimiz yıl Karnaval ile iş birliği yapmış ve yapılan yarışma sonucunda, Yok Öyle Kararlı Şeyler Avrupa Sahnesi'nde yer alma imkanını bulmuştu. Sziget Türkiye bu yıl da Karnaval ile iş birliği yapacaksa eğer, Sziget'e götüreceği isim mutlaka Sena Şener olmalı. B! P'te çıkan her isim gerçekten yetenekli, ama Sziget'e en uygun isim bana göre kesinlikle Sena Şener. Eğer Karnaval ile iş birliği yapmadan bir ismi götürecekse de, o isim FourinthePocket, Elif Çağlar veya yine Sena Şener olmalı. Sziget Türkiye bence Avrupa Sahnesi dışında da bir sahneye Türkiye'den isimler çıkarabilecek güce sahip. Mesela Sena Şener Avrupa Sahnesi'nde yer alırken, FourinthePocket veya Elif Çağlar da rahatlıkla Dünya Sahnesi'nde yer alabilir, ki böyle olması çok daha güzel olur. Bu yazdığım isimler yarışma yapılmadan bile rahatlıkla Sziget'te sahne alabilecek ve ilgi görecek isimler. Ana Sahne ve A38 gibi sahnelerde de Türkiye'den isimler görmek isteyenlere de önerim Sziget'e gidin ve hatta Sziget'i daha fazla insana duyurarak Sziget'e gitmelerini sağlayın. Çünkü Türkiye'den ne kadar çok insan Sziget'e giderse, Sziget Türkiye o kadar çok söz sahibi olur. Şuan Sziget temsilcisi olan ülkeler arasında en çok söz hakkına sahip olan ülke Hollanda. Hollanda her yıl yaklaşık 50.000 bilet satıyor. Sziget Türkiye'nin daha fazla söz hakkına sahip olabilmesi için Hollanda kadar olmasa bile yine binlerce bilet satması gerekir. Tabii bunun için de Türkiye'den bilet alanların Sziget Türkiye sayfası üzerinden bilet almaları gerekir. Hollanda ile karşılaştırdığımız zaman vize ve gelir problemlerimiz var, ama Macaristan'ın da ucuz bir ülke olduğunu eklemek isterim. Özetleyecek olursam Sena Şener, Elif Çağlar ve FourinthePocket'ın isimlerini yazmamın sebebi, hem bu isimlerin Avrupa'da ilgi gören isimler olması ve Sziget'te de gördükleri ilginin katlanarak artacak olması, hem de bu isimlerin global projeler yapan ve hedefleri Avrupa olan isimler olması."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/taha-gurbuzun-dort-parcalik-yeni-epsi-fil-yayinda/", "text": "Taha Gürbüz'ün dört şarkılık EP'si FİL, 30 Nisan Cuma günü tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Yerli alternatif sahneden Taha Gürbüz, yüksek ve orta tempolu şarkıların bir arada bulunduğu, dört parçalık FİL adlı yeni EP'sini yayına adlı. Geçtiğimiz aylarda HASBELKADER ve KUKUMAV KUŞLARI'nı videoları ile birlikte yayınlayan Taha Gürbüz'ün, bu iki şarkının yanı sıra FİL ve MASAL OLDUM'un da yer aldığı EP'sinde, kendini sorgulayan, bu sorgulamanın getirdiği dönüşüm ve hissettirdiği karmaşık duyguları anlatıyor. Mini albümün söz, müzik ve düzenlemelerinde Taha Gürbüz imzası bulunmakta. FİL'de yer alan dört şarkının mix ve mastering'i ise Pinhani grubundan tanıdığımız Eray Polat tarafından yapılmış. FİL şarkısı için hazırlanan lyric videonun animasyonunda ise İpek Şirin imzası bulunmakta. Kapak illüstrasyonunu grafik tasarımcı Özge Tığlı Ertekin'in hazırladığı FİL'in tanıtım fotoğraflarını ise Kemal Şirin çekmiş. Taha Gürbüz'ün yeni EP'si FİL'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tamamlanmamis-bir-ask-icin-sevgililer-gunu-yazisi/", "text": "Unfinished Sympathy, 30 yıl önce 11 Şubat 1991'de tekli olarak yayımlandı ve aynı yıl nisan ayında çıkan ilk Massive Attack albümü Blue Lines'ta yerini aldı. Köklerinde siyah ırkın kültürel DNA'sı bulunan, her biri küresel çaplarda genişlemeyi başararak kendi alt türlerini oluşturmuş ana müzik türlerinin zaman çizelgesinde blues, jazz, rhythm and blues, ska, funk ve hip hop'tan sonra öylesine bir halka değildi Massive Attack'in açtığı bu pencere. Britanya'nın anaakım kültüründe daha önce hiç olmadığı kadar ciddiye alınması gereken güçlü bir siyah nüfusu da temsil ediyordu Blue Lines albümü. Doksanların başında ABD'nin kuzeybatısından Seattle merkezli elektro gitarlar ve beraberindeki giyim kuşam stili rock kültürüne grungeı takdim ederken, Büyük Britanya'nın güneybatısındaki Bristol'da ise ana unsurları electronica ve hip hop olan, içinde bol miktarda funk, dub, soul, psychdelia, R&B ve house barındıran trip hop Massive Attack ile doğmuş, Tricky ve Portishead'in de katılımıyla yeni yeni büyüyecekti. Unfinished Sympathy, daha ilk dinleyişte Blue Lines'ta yer alan öteki parçalardan önemli bir şekilde ayrılıyordu. Melodik zenginlik, gerilim, dinamizm, aranjmanlardaki doğallık, icra ve prodüksiyon mükemmeliyeti bakımından 1998'de yayımlanacak üçüncü albüm ve kısa süre içinde bir başyapıt kabul edilecek Mezzanine'in habercisi niteliğindeki şarkı, Blue Lines'ın loş atmosferindeki koyu mavi ses bulutları arasından sızan cılız bir güneş parıltısından daha çok güçlü bir ışık süzmesini andırıyordu. Nitekim, şarkının videosu için seçilen güpgüneşli bir günde Los Angeles sokakları dekoru bu etkiyi misliyle katlayacaktı. Unfinished Sympathy'nin kurgu belgesel türündeki videosu, şarkının eşsiz güzelliğine paralel kusursuzlukta bir filmcilik işi olarak, en unutulmaz ve en iyi klipler listelerindeki yerini zamana karşı sınandığı her yıl daha da sağlamlaştırdı, sağlamlaştırıyor. 2012 yılında The Guardian'da Blue Lines hakkında bir incelemesi çıkan Sean O'Hagan, klibi, modern video yönetmenliği için bir referans, popüler kültürde herhangi bir şarkının reklamından ziyade nefes kesici bir kısa film sözleriyle niteledi. Dönemin sunduğu teknolojik olanaklara ve bugün otuz yıl sonra ulaşılan yeniliklere karşın sade bir anlatımla elde edilen bu kalıcı başarı, sinematografik bir dili en kestirme yoldan özetlemesi ve temel bir tekniğin stilize biçimde doğru yerde kusursuz kullanımı bakımından verilebilecek en isabetli örneklerden biridir. Yönetmen Baillie Walsh'un çığır açan Unfinished Sympathy videosu, tahmin edileceği üzere birçok klibe ilham kaynağı oldu. Kesintisiz bir kamera çalışmasında tek plandan oluşan takip sahnesi aracılığıyla sağlanan süreklilik sonucu elde edilen mobilize resimler ile iç içe geçen birbirine karşıt ve tamamlanmamış duygu durumları şarkının sözlerinde birinci tekil şahıs olarak tanıtılan kişinin dünyasıyla bire bir örtüşmektedir. Los Angeles'ın merkezine yakın Harvard Heights mahallesi sınırları içinde, 1311 South New Hampshire Caddesi ile 2632 West Pico Bulvarı boyunca solist Shara Nelson'ı takip eden kamera, ana karakterden bir an bile ayrılmazken arka planda belli belirsiz Massive üyeleri (sırasıyla Daddy G, 3D, Mushroom), ağaçlar, arabalar, mağazalar, esnaf portreleri, çocuklar, gençler, yaşlılar, sarhoşlar, kavga edenler ve öpüşenler görülmektedir. Ve elbette, videonun her bir karesine sinen, LA semalarındaki güçlü güneşten asfalta, binalara, insaların yüzüne yumuşayarak yansıyan sarının o sıcak tonu da izleyenin içine işlemektedir. Klip, tamamı siyahlardan oluşan bir sokak çetesinin çok yakın plandan genel açıya doğru geçen kısa tasviriyle başlar... Ne hoş bir rastlantıdır ki, aynı yılın temmuz ayında vizyona girecek ve bugün tüm zamanların en önemli siyah temalı filmlerinden biri olarak gösterilen tamamı Los Angeles'ta geçen olayların anlatıldığı John Singleton imzalı Boyz n the Hoodtan silinmiş bir sahne gibi durmaktadır bu açılış. Şarkının kısacık ancak bıçak keskinliğindeki mod belirleyici introsu South New Hampshire Caddesi bölümüne denk gelir. Kameranın, başrol oyuncusuna yetişip hemen yanına ve birkaç saniye içinde de önüne geçtiği nokta ise Nelson'ın ilk dizeleri okuduğu anla senkronizedir. Nelson'ın ağzından I know that I've been mad in love before duyulduğunda sokağın köşesi bir iki saniye önce dönülmüş, ana karakterin kendini içinde bulduğu aşk selinin karşı konulamaz coşkusu ile potansiyel yıkıcılığı arasında sıkışıp kalışının muhasebesi çoktan başlamıştır. West Pico Bulvarı üzerindeki kaldırımda dümdüz bir hat doğrultusunda ilerleyen aşık, bir çözümlemeye ulaşana dek etrafını umursamadan iç dünyasında yol almayı sürdürerek yürüyüşünü bozmamayı başarabilecek midir, bilinmemektedir. Son 1 dakikaya girilirken, kamera videonun en başındaki pozisyonuna döner ve Nelson'ın arkasına geçer. İkilinin adım frekansları arasında dramatik bir fark oluşur, dolayısıyla aralarındaki mesafe de giderek açılmaktadır artık. Son saniyelere doğru takip etmeyi tamamen bırakan kamera, ana karakterin arkasına dahi bakmadan emin adımlarla Dewey Caddesi'ne sapıp gözden kaybolmasına göz yumar. Kalbinin ulaşılamayacak çıkmaz sokağına aşkını gömeceğini bilsen bile."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tame-impala-journey-to-the-real-world-ile-karsimizda/", "text": "Bir sürü önemli isim gibi Tame Impala da Barbie soundtrack'ine katkıda bulundu ve Journey to the Real World şarkısını yayınladı. Uzun zamandır heyecanla beklenen ve bolca reklamı yapılıp gündemi kasıp kavuran Barbie filmi 21 Temmuz tarihinde en sonunda gösterime girdi. Film vizyona girer girmez Tame Impala da bu yapım için yaptığı tekliyi paylaştı. Dua Lipa, Charli XCX, Nicki Minaj ve Ice Spice, HAIM, Billie Eilish ve PinkPantheress gibi dev isimlerin yer aldığı soundtrack kadrosuna katılan Tame Impala'nın yeni teklisi adından da anlaşılacağı üzere Barbie ve Ken Barbie ülkesinden gerçek dünyaya seyahat ederken çalıyor. Biz daha fazla spoiler vermeyelim en iyisi. Yeni Barbie filmine sinemalardan, Tame Impala'nın yeni teklisine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tame-impala-lonerismin-10-yilini-kutluyor/", "text": "Tame Impala ikinci stüdyo albümü Lonerism'in 10. yılını daha önce yayınlanmamış iki yeni şarkıyla şereflendiriyor. Tame Impala 2010 yılında yayınladığı ilk stüdyo albümü Innerspeaker ile övgüler almış, 2012 yılında ise bugün geldiği noktanın temelini oluşturan Lonerism albümünü çıkarmıştı. Özellikle bu albümde yer alan Feels Like We Only Go Backwards, Elephant ve Mind Mischief parçaları Tame Impala'nın sesini daha geniş kitlelere duyurmasına olanak tanımıştı. Müzik kariyerinde 16 yılı geride bırakan grup, Lonerism'in 10. yılını kutlamak adına hayranlarının ve koleksiyonerlerin ilgisini çekecek özel bir box set piyasaya sürdü. Ancak bunun geç bir kutlama olduğunu da not düşelim. Albüm aslen Ekim 2012'de yayınlanmıştı ama geç olsun güç olmasın diyerek, bu özel box set'te neler olduğundan da kısaca bahsedelim. Lonerism'in 10. yıl box set'inin en dikkat çekici yanı Retina Show ve Sidetracked Soundtrack adlı iki demonun en sonunda gün yüzüne çıkmış olması. Özellikle Retina Show'da Kevin Parker'ın muazzam vokaline bir kere daha şahit olduğumuzu da ekleyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tame-impaladan-is-it-true-parcasina-yeni-video-klip/", "text": "Tame Impala'nın bu yıl içinde çıkardığı stüdyo albümü The Slow Rush'ta yer alan Is It True parçasına hazırlanan yeni video klip yayınlandı. Kevin Parker, 2007'de başlattığı projesi Tame Impala ile geçtiğimiz şubat ayında toplam 12 parçadan oluşan albümü The Slow Rush'ı yayınlamıştı. Bu yıl yayınlanan sevdiğimiz albümler arasında yer alan The Slow Rush'un 9 numaralı parçası Is It True'nun yeni video klibi ise bugün itibarıyla Tame Impala'nın YouTube kanalından paylaşıldı. Geçtiğimiz ay, yine aynı albüm içinde yer alan On Track parçasının akustik versiyonunu dinleyicileriyle paylaşan Tame Impala, 070 Shake'in Guilty Conscience parçasına yaptığı yeni remix de geçtiğimiz günlerde yayınlanmıştı. Tame Impala'nın yeni videosunu izlemek isteyenleri hemen aşağıya davet ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tame-impaladan-yeni-bir-cikis-mi-geliyor/", "text": "Özgün sound'u ve albüm kapaklarıyla saykodelik-rock sahnesinin önemli isimlerinden Tame Impala yeni şeyler üretmeye başladığını açıkladı. Dünya genelinde neredeyse tüm alternatif müzik playlistlerinde yerini koruyan saykodelik-rock sanatçısı Kevin Parker, The Sydney Morning Herald'a verdiği son röportajda günlerini stüdyoya kapanarak geçirdiğini açıkladı. Günlerini stüdyoda tek başına geçirdiğini söyleyerek, Ben her zaman müzik yapıyorum, yapmayı bildiğim tek şey bu. Dışarıda bir kıyamet olabilir ve muhtemelen beni etkilemez. diyerek son günlerde ciddi olarak müzik ürettiğinin sinyallerini veren Parker, loop'a alınacak yeni Tame Impala şarkılarının yolda olduğunun da ipuçlarını verdi. Bizi The Slow Rush ile baş başa bırakan Kevin Parker, 2022'de yüzümüzü güldürecek gibi duruyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tame-impaladan-yeni-parca-wings-of-time/", "text": "Tame Impala'nın kalbi Kevin Parker bir basın açıklamasında: Dungeons & Dragons film müziği için bir parça yapmam istenmesi, uzun zamandır fantezi prog rock'a olan sevgimi şımartmak için kaçırılmayacak bir fırsat gibi görünüyordu. Bu konuyu en çok takdir eden tanıdığım kişi olan iyi arkadaşım Nicholas Allbrook'u işe aldım. İspanya'da, Primavera turundayken iki gece kale gibi hissettiren bir villa kiraladık. Bu konum bizi doğru zihin çerçevesine soktu ve oradan gitti. Garip fikirler ve şarkı sözleri bulmak için geç saatlere kadar kaldık sözlerini kullandı. Parker son zamanlarda diğer iki film müziğine katkıda bulundu; katıldı Diana Ross için: Gru'nun Yükselişi Turn Up the Sunshine şarkısı ve Baz Luhrmann'ın Elvis biyografisi için Elvis Presley'in Edge of Reality şarkısının remiksini yaptı. Yine geçen yıl Tame Impala, Slow Rush B-sides ve remix koleksiyonlarından daha önce yayınlanmamış bir parça olan The Boat I Row adlı single'ı paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tame-impalanin-diskografisine-taze-kan-the-slow-rush-b-sides-and-remixes/", "text": "Alternatif müziğin önde gelen ismi Tame Impala, 2020 yılında çıkardığı 'The Slow Rush' albümüne eklemeler yapmaya devam ediyor. Kevin Parker, The Sydney Morning Herald'a verdiği son röportajda şu sıralar stüdyodan çıkmadığını ve seri bir şekilde müzik üretmeye devam ettiğini açıklayarak hepimizin beklentilerini yükseltmişti. Bu beklentinin altını ısıtır bir şekilde Tame Impala, dün gece 2020'de çıkardığı The Slow Rush albümüne eklemeler yapmaya devam ediyor. The Boat I Row ve No Choice gibi teklilerle yetinmeyen Kevin, birçok farklı isimle birlikte çalışarak ortaya keyifli remixler çıkarmış. Breathe Deeper'da Lil Yatchy'i, albümün ilk versiyonunda yer bulamayan Patience'ta Maurice Fulton dokunuşunu, Is It True'da Four Tet tınılarını ve Borderline'da Blood Orange etkilerini görebiliyoruz. Birbirinden farklı bu isimleri herhalde Tame Impala albümüdışında farklı bir ortamda zor görürdük. Her işini dinlemenin boynumuzun borcu olduğu Tame Impala'ya sözü bırakma vakti geldi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tamino-ilk-kez-turkiye-turnesine-cikiyor/", "text": "Çokkültürlü müzisyen Tamino eylül ayında İstanbul'un yanı sıra İzmir ve Ankara'da da sahne almaya hazırlanıyor. İstanbul'u daha önce ziyaret edip konser veren Tamino, bu kez şarkılarını hep bir ağızdan söylemek üzere Ankara ve İzmir'de de sahne almaya hazırlanıyor. 2018'de Salon İKSV'de ilk Türkiye konserini verdiğinden bu yana dinleyicileriyle sıkı bir bağ kuran ve müziğiyle herkesin kalbine dokunan Tamino, hayranlarıyla buluşmak üzere yeniden Gezgin Salon'un konuğu olacak. 13 Eylül Çarşamba Ankara, ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisi Çim Amfi'de, 14 Eylül Perşembe İzmir Arena'da, 17 Eylül Pazar İstanbul, Parkorman'da hayranlarıyla buluşacak olan Tamino konserlerinin biletleri ise 19 Temmuz'da satışa çıkıyor. Habibi ve Indigo Night gibi dilimize dolanan şarkılarını canlı canlı dinlemek için Passo'dan biletlerini temin edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tamino-yeniden-istanbula-geliyor/", "text": "Belçika indie sahnesinin başarılı isimlerinden Tamino, ülkemizde yeni bir konser vereceğini duyurdu. Türkiye'de ilk defa 2018'de Salon İKSV'de konser veren ve 2022 yazında da Gezgin Salon Festivali'ndeki performansıyla hepimizi büyüleyen sanatçı, kendine has melodileri ve sesiyle, kalbimize bir defa daha dokunmaya geliyor. Ülkemizde oldukça geniş bir hayran kitlesi olan Tamino, bu yıl çıkardığı yeni albümü Sahar ile birlikte, 18 Şubat 2023 tarihinde Salon İKSV çatısı altındaki Gezgin Salon'un Volkswagen Arena'daki konuğu olacak. Serüvenine 19 Ekim 2018 tarihinde yayınladığı ve kendi ismini verdiği Amir albümüyle beraber start veren sanatçı, bugüne kadar ''Indigo Night, Habibi, Cigar, You Don't Own Me, Chambers gibi kalbimize damgasını vuran parçalar yayınladı. 3 yıl aranın ardından 23 Eylül 2022 tarihinde ise yeni albümü Saharı sevenleriyle buluşturdu. Yarattığı melodilerle geniş genre'lara hitap eden Tamino, dinleyici kitlesinin belli bir kesimince Jeff Buckley'in reenkarne hali olarak da anılıyor. Serüvenine başladığı günden itibaren yarattığı her işte kalitesini ve özgünlüğünü koruyarak, üstüne koymaya devam ediyor. 18 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşecek Gezgin Salon: Tamino etkinliğinin biletlerine 9 Aralık 2022 tarihinde, saat 10.30'dan itibaren passo. com üzerinden satışa sunulacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/taminodan-deluxe-album-ve-yeni-video-klip-kombosu/", "text": "Geçtiğimiz günlerde Ankara'da canlı dinleme fırsatı bulduğum, son dönemin yükselen ismi, Tamino şimdiden başucu albümlerimiz arasında kendine sağlam bir yer edinen Amir isimli çıkış albümün deluxe versiyonunu yayınladı. Üstelik bununla da kalmayıp en sevilen parçalarından Indigo Night'a çekmiş oldukları yeni bir video klibi de paylaştı. Ülkemizde hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip olan Tamino 17 Ekim'de ilk kez Ankara'da, sonrasında da İstanbul ve İzmir'de sevenleri ile buluştu. Türkiye turnesinin ilk ayağındaki konserinden sonraki gün sevenlerini mutlu edecek yeni işlerini duyurdu. Amir albümünün yayınlanan yeni versiyonunda umut veren genç sanatçı şarkılarının canlı ve demo kayıtlarının yanı sıra, iki yeni şarkı ile bizleri karşılıyor. 22 yaşındaki müzisyenin bir diğer hediyesi de Indigo Night şarkısına Kahire'de çekilen klip oldu. Art et Liberte isimli, Mısır'a özgü, sanat akımına ait tablolardan ilham alınarak hazırlanılan ve şehrin farklı noktalarında geçen video klibin çekimleri iki günde tamamlandı. Akıp giden dört dakika içinde biz de sözlerin yarattığı boşluk ile birlikte Kahire sokaklarına, güne kavuşmayı bekleyen gecenin mavisine ve Tamino'ya eşlik ediyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/taminodan-yeni-album-sahar/", "text": "İstanbul konseriyle İstanbullu hayranlarına unutulmaz bir gece yaşatan Mısır kökenli ünlü şarkıcı Tamino, heyecanla beklenen yeni albümü 'Sahar'ı dinleyicilerine sunuyor. Radiohead'in basçısı Colin Greenwood, yapımcı PJ Maertens ve baterist Ruben Vanhouette ortaklığıyla çıkartılan albüm, eşsiz orkestra düzenlemeleriyle Arap halk müziği ve deneysel indie rock'ı birleştiriyor. Şarkıda Tamino, Arap udunu daha 'tipik' bir indie rock enstrümanına dönüştürüyor. Bu enstrümanın sanatçının yanık sesiyle eşleşmesi, gür ve akıldan çıkmayan bir manzara yaratıyor. Sahar, Jeff Buckley'nin romantizmi ve trajedisini estetik bir duyarlılıkla buluşturmakla beraber Avrupa, Amerika ve Orta Doğu etkilerinin bir karışımı haline geliyor. Tamino bu albüm hakkında yaptığı bir konuşmada albüm hakkında çok heyecanlı olduğunu ve birleştirdiği türlerin kendi müzikal kişiliğini oluşturmasında yardımcı olduğunu söyledi. Tamino'nun yeni albümü Sahar'ı aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tania-saleh-bagimsiz-sahne-bagimsiz-bir-kadin/", "text": "İlk albümü 2002'de çıkan kendi adını taşıdığı Tania Saleh, 2015'te Remastered adını alarak, bazı düzenlemeler ile beraber tekrar piyasaya sürülüyor. Albümlerinin mutlak bir hikayesi olan şarkıcı bu albümü 92 yılında çıkan iç savaşın hemen ardından yazıyor ve kimliksiz olarak kaybedilen bir kuşağın gerçeğinden bahsediyor. 2011'de çıkan Wehde albümü ise 18'ine gelmiş her iki cinsiyetten ve farklı dini mezheplerden insanların barışçıl bir ülke için duyduğu özlemi, 2012 de çıkan Live At Drm sanatçının özellikle canlı performansları için yazılan şarkılardan oluşuyor. 2014'te çıkan A Few Images albümü ağır bossa nova etkileri ile dolu olup, arap erkekleri ve kadınları arasındaki farkı anlatıyor. Arap erkeklerinin içinde bulunduğu savaşta kadınların yer almadığını anlatan, bu coğrafyada yaşayıp barışa inanan kadınlara ithaf ettiği bir albüme dönüşüyor. Her albüme sığdırılan bir mesaj ve tek şarkıyla anlatılamayacak mevzular var hayatta diyor sevgili ablamız. Sanki henüz dönmüşüm şu köşe başından, ardımda bıraktığım sokaktan hala müzik sesleri ve şen kahkahalar geliyor. Ardına düştüğümüz hayaller ve yaşam... Onlar iyi ki var!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tasoda-festivali-icin-bu-yil-guney-meydana-izin-cikmadi/", "text": "Boğaziçi Üniversitesi'nde bu yıl 44. defa düzenlenecek olan Taşoda Festivali'nin hazırlıkları sürerken Öğrenci Dekanlığı tarafından festivalin 3 günden 2 güne indirildiği ve festivalin geleneksel yeri olan Güney Meydan yerine Güney Otopark'ta düzenlenebileceğine izin verildiği bildirildi. Uzun senelerdir hem Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde bulunan Taşoda stüdyosunda çalışan amatör grupların hem de okul dışından profesyonel müzisyen ve grupların yer aldığı, önemli bir Boğaziçi Üniversitesi geleneği haline gelmiş Taşoda Festivali'ni düzenleyen Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü'nün konuya dair açıklamasına aşağıda yer veriyoruz. BÜMK, Taşoda Festivali'nin her sene olduğu gibi yine Güney Meydan'da üç gün boyunca iki ayrı sahnede olmak üzere bu yıl yaz okulu döneminde 29-30 Haziran ve 1 Temmuz tarihlerinde dışarıdan katılımın mümkün olduğu şartlarda gerçekleştirilmesi için gerekli izinleri bekliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tegan-and-sara-lisede-yazdigi-sarkilari-albume-ceviriyor/", "text": "Kanadalı ikiz kardeşlerden oluşan indie pop ikilisi Tegan and Sara, 27 Eylül'de yayınlayacakları, lisede yazdıkları şarkılardan oluşacak yeni albümlerini paylaştıkları yeni videoyla birlikte duyurdu. Bundan 20 sene evvel, ikiz kardeşler liseye giderken kasede kaydettikleri 40'ın üzerinde parçayı, lise anılarını hatırlayıp yazarken tekrardan bulan Tegan and Sara, parçaları yeniden düzenleyip kaydetti. Şarkıların orijinallerine ve sözlerine sadık kalmaya dikkat ederek yeniden düzenlenip kaydedilen şarkılardan oluşan yeni albüm ise 27 Eylül tarihinde piyasaya sürülecek. 2016 yılında yayınladıkları Love You To Death albümü sonrasında paylaşacakları Hey, I'm Just Like You isimli yeni albümü ise kendi YouTube kanallarına koydukları bir video kliple birlikte duyurdu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tegan-and-saran-lise-anilari-televizyon-programina-donusuyor/", "text": "Geçen sene lise yıllarına dair bir anı kitabı çıkaran Kanadalı indie pop grubu Tegan and Sara, anılarını televizyon programına dönüştürüyor. IMDB TV için hazırlanacak olan High School adlı Tegan and Sara'nın anılarından oluşan televizyon programı, film yapımcısı ve oyuncu Clea Duvall tarafından ekrana uyarlanıyor. 1990'larda Tegan ve Sara kardeşlerinin çılgın lise günlerini konu alan program, aynı zamanda ikilinin kendilerini keşfetme serüvenini gözler önüne serecek. Grubun nasıl ortaya çıktığı ve müziğe nasıl başladıklarına dair sıradan bir kitap yazmak istemeyen ikili, kendi kimliklerini keşfedişleriyle bu süreç esnasında yaptıkları hatalar, çıkardıkları dersler ve tecrübelerini paylaştıkları bir kitap yazmak istemiş. Şimdi de kitabın televizyon ekranına aktarılmasıyla keyifli bir zamanda yolculuk olacak gibi gözüküyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tek-gecelik-festival-acik-sahne-bu-aksam-if-besiktasta/", "text": "Gazeteci Tolga Akyıldız tarafından gerçekleştirilen %100 Açık Sahne etkinliğinin yirmincisi, 20 Şubat Çarşamba akşamı IF Performance Hall Beşiktaş'ta gerçekleşiyor. Tek gecelik festival tadında gerçekleşen %100 Açık Sahne etkinliğinin yirmincisinde; Türkçe rock sahnesinin nevi şahsına münhasır ismi Hayko Cepkin, Türkçe rap'in yükselen yıldızı Gazapizm, bağımsız alternatif sahneden Canozan, alternatif pop tarzında yaptığı cover parçalarla dikkatleri çeken Ekin Beril, bağımsız sahnesindeki singer & songwriter geleneğini sürdüren Selin Sümbültepe sahne alacak isimler olacak. Bugüne kadar sahnesinde 250'ye yakın müzisyeni ağırlayan %100 Açık Sahne'nin yirminci etkinliği, 20 Şubat Çarşamba akşamı IF Performance Hall Beşiktaş ev sahipliğinde gerçekleşecek. Etkinliğin biletleri ise; IF Performance Hall Beşiktaş, Leman Kültür Beşiktaş veya Biletix'te satışta."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tek-kisilik-dev-orkestra-tash-sultana/", "text": "Tash Sultana, birden fazla enstrümanı ustalıkla kullanabilen ve loop pedallarıyla yarattığı benzersiz müzik tarzıyla dikkat çeken bir müzisyen ve 23 Haziran'da PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında Zorlu PSM'de sahne alacak. Gelin Tash'i daha yakından tanıyalım. Tash Sultana, ilk enstrümanı olan gitarı büyükbabası sayesinde eline almış. Tash, yedi yaşında Roads of Lava adlı bir şarkı yazmış ve bunu ailesine, arkadaşlarına dinletmiş. Müziğini sokaklara taşıyan sanatçının yeteneği sadece gitarla kalmıyor, etkileyici bir enstrüman yelpazesine sahip. Sultana; piyano, klavye, bas, davul, trompet, saksafon, flüt, mandolin, ud, mızıka, lap steel ve pan kavalı çalıyor. Ayrıca ritimler, beatbox'lar yapıyor ve vokali de çaldıkları kadar güçlü. Sultana'nın bu olağanüstü yeteneğinin altında iki önemli özelliği bulunuyor. Birincisi; soul, funk, R&B, folk, rock, hip hop, blues ve psikedelik tarzların etkilerini ustalıkla bir araya getirerek tamamen benzersiz bir şey yaratıyor. İkincisi, canlı şovlarında dinleyici adeta bir gösteri sunuyor. Her enstrümanı kendi başına çalarken Sultana'nın sahnedeki hükmünü görmek neredeyse ruhani bir olay gibi. Sultana, çıkış teklisi Jungle'ın oturma odasında iPhone 4 ile çekilmiş kaydını Mayıs 2016'da YouTube'a yükledi ve parça bir hafta içinde viral oldu. Beş günde bir milyon görüntüleme alan video, şu anda YouTube'da 164 milyon oynatmaya sahip. Jungle'dan sonra, sersemletici ilk EP'si Notion'ı 2017'de piyasaya sürmesi, Tash Sultana'yı zirveye fırlatan bir andı. Kısa süre sonra uluslararası bir yol izledi ve Sultana, Londra'daki Brixton Akademisi'nde baş sanatçı olduğu üç şovu yok satan ilk sanatçı oldu. Tash, kendine herhangi bir cinsel kimlik atayan biri değil. İnsanların ona nasıl hitap ettiğini önemsemeyen sanatçı aynı zamanda, bayan, hanımefendi, kraliçe ya da kadın olarak anılmaktan hoşlanmadığını da söylüyor. Toplum, insanların gerçekten kendileri olmasını engelleyen şeydir diyen Tash için fiziksel görünüm önemli değil; o gün nasıl hissediyorsa öyle giyiniyor ve bu konuların hala tartışılmasının da modası geçmiş olduğunu düşünüyor. Sultana'nın ruhani işlere ilgisinin olduğuna hiç şüphe yok. Dindar değil, ama Dünya ile, mistisizmle olan bağlantıları eserlerinin her yerinde fark ediliyor. Tash, vücuduna bir tapınak gibi davranıyor, her gösteriden önce üç saatlik su, buhar ve ışık terapisi, meditasyon, şifalı yağlardan oluşan bir ritüelden sonra sahneye çıkıyor. Sahnede sergilediği performans da dinleyicisine dünya dışı bir deneyim sunuyor; sahnede her şeyi nasıl hissederek çaldığını açıkça görebiliyoruz. Yakın zamanda Triple J'den Veronica ve Lewis'e açıkladığı gibi, müzik aslında onu 17 yaşındayken yaşadığı üzücü bir uyuşturucu kaynaklı psikoz döneminden kurtardı. Bir keresinde hatırlıyorum, gerçekten yaşıyor muydum ya da tüm hayatım bir rüya mıydı, yoksa ölü ve bilinçsiz bir durumda mıydım anlayamıyordum diyor Sultana. Müziğini duygularını ve deneyimlerini ifade etmek için kullandı ve yaşadığı zorluklardan ilham alarak güzel sanatlar yarattı. Çoğu enstrümantal olan müziğinin sözler yerine konuşmasına, hissettiği umutsuzluk da dahil olmak üzere iyileşmesinden bahsetmesine izin veriyor. Ancak başarısının dikkatini dağıtmasına izin vermiyor; bunun yerine, hayatta ne kadar ilerlediğini ve uyuşturucu bağımlılığını ve psikotik bir kırılmayı sonsuz güzel yaratımlara nasıl dönüştürebildiğini hatırlatmak için kullanıyor. Viral başarıları ve uluslararası şöhreti getiren ilk albümü Flow State'den sonra, 2021'in liste başı Terra Firma, nispeten rahat bir ruh hali ve duygulu bir hisle yapılmış. Ritimle yönlendirilen psikedelik serpintiler ve tutkulu enstrümantal tınıları tüm albüme yayılan bir heyecan hissi veriyor. Her parçanın farklı bir amacı var ve albüm boyunca Sultana, akıl sağlığını, unutulmayan aşkı, şöhretin baskısını ve şimdiyi davetkar bir açıklıkla kucaklamanın önemini ele alıyor. Muhtemelen Tash'in vokal aralığını en iyi ortaya koyduğu bu albüm, her biri bir Billboard zirvesine layık olmuş iki güçlü parçası Let the Light In ve I am Free ile bitişini yapıyor. Tash Sultana uluslararası tur programının ilk ayağını kısa bir süre önce duyurdu. Haziran ve Temmuz aylarında Avrupa ve Birleşik Krallık'ta bir dizi konser verecek. 23 Haziran'da ise Zorlu PSM'de PSM Loves Summer by %100 Müzik kapsamında sahne almaya hazırlanan Tash Sultana'nın eşsiz performansını kaçırmak istemiyorsanız biletlere buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tekrar-dinlenilmesi-gereken-10-album/", "text": "Yaz sıcaklarıyla boğuştuğumuz şu günlerde sizleri yıl içerisinde çıkmış 10 albüm arasında bir dinletiye davet ediyoruz. Bu 10 albüm dinlenmeye değer... Çöl sıcaklarının yaşandığı ülkemizde denize girme şansımız yoksa ve güneşle bir şekilde baş etmemiz gerekiyorsa tek çare güneşe kurşun sıkmak değil. Aslında en etkili çözüm yollarının başında güzel müzikler dinlemek geliyor. Sevdiğimiz müzikler tabii ki güneşin bizi kızartmasını önlemiyor ama bir nebze bunu çekilebilir kılabilir ve en azından D vitamini aldığımız sonucuna götürecek optimist bir bakış açısına sahip olmamızı sağlayabilir. Bu sebeple yıl içerisinde çıkmış albümlere tekrar kulak vermek veya gözümüzden kaçtıysa şans tanımak gerekecektir. Albümler neredeyse sonsuz sayıda fakat zaman kısıtlı olduğu için 10 albüm seçkisi ve bir de bonus için buyurun. Slowthai üçüncü stüdyo albümüyle, son yıllarda çıkan punk ve hiphop'ın 30 yılı aşkın süreden sonra tekrardan birbirine yaklaştığına dair birçok yazının ve belgeselin haklılığını kanıtlamakla kalmayan, üstüne bu yakınlaşmanın hayli yaratıcı sonuçlar doğurduğunu tekrardan hatırlatan mükemmel bir punk rap örneği ile yıla damgasını vuruyor. Bu albüm, post punk gibi türlerde duymaya alışık olduğumuz gülle gibi inen kapkara baslarla dans müziği entegre eden, caz ritimleri üzerine rap flow'ları döşeyen ve benzeri inanılmaz tezatlıklarla kendine kolaylıkla hayran bırakıyor. Albüm tüm bunların yanında akılda kalıcı melodileri ve moda sokan vokal nakaratlarıyla tam bir enerji deposu haline geliyor. Bilinçli şekilde sinirli ve dans ettirirken bile düşündürüyor. Bristol'dan deneysel gitar müziği grubu diyerek grubun müziğinde bulunan krautrock, art punk, experimental rock ve daha birçok elementten hangisinin daha baskın olduğunu düşünmekten kendimi kurtararak tür tanımlamasından sıyrıldığım Squid, Warp Records çıkışlı ikinci stüdyo albümü ile bir kez daha müzikalite ve dinlenilebilirlik arasındaki dengeyi takdire şayan kurduğunu gösteriyor. Anksiyete ile pembe hayallerin birleştiği albümde, etkileyici vokal performansının ve özgün enstrüman ve ses kullanımı fikirlerinin hipnozu altında bir önceki albümden de üst bir iş ortaya koyulduğunu, grubun sınırlarını kırmaya çalıştığını idrak ediyorsunuz. Dinledikçe büyüyen ve gizli kalmış ayrıntıları fark etmenizi sağlayan bir çalışma. Hiphop sahnesinde son 10 yılın en kült ve heyecan verici işlerine imza atan JPEGMAFIA ve Danny Brown güçlerini birleştiriyor ve benim her iki sanatçının da diskografisindeki albümlerden daha çok beğendiğim bir albüm ortaya çıkıyor. JPEGMAFIA'nın prodüktör koltuğunda da oturduğu ve bazı parçaların mikslerinin Frank Ocean'ın son iki albümünde de ter döken Jeff Elis tarafından yapıldığı albüm, yaramaz beat'leri ve üst düzey rap performansıyla yetinmeyerek hiphop müziği bir laboratuvara çeviriyor: gospel ve soul sample'ları, popüler 2000'ler parçaları, ani ritmik değişimler, endüstriyel efektler ve psikedelik sesler ile müziği fütüristik, sürreal ve kaotik bir atmosfere buluyor. 2018 çıkışlı ilk albümü Isolation ile ortamlara hızlı ve başarılı bir giriş yapan Latin asıllı Amerikalı sanatçı, hem müzikalitesi yüksek hem de akılda kalıcı R&B, soul ve pop arasında mekik dokuyan güzel şarkılarıyla vaktinde bende neden yeteri kadar ünlenemediği sorularını doğurmuş ve ödülden ödüle koşan ikinci albümündeki şarkılarının sosyal medya videolarında sürekli karşıma çıkmasıyla sorularımın yok olmasını sağlamıştı. Kali Uchis üçüncü stüdyo albümü Red Moon in Venus ile bir kez daha müzikalitesi yüksek, hit vuruculuğunda şarkılarla insanların kapısını çalıyor. R&B ve synth arasında kurduğu köprüde art pop'a da göz kırparak yarattığı büyülü, renkli, romantik dünyayı gözler önüne seriyor. ABD'den alternatif rock üçlüsü Paramore yıllardır ustalıkla yaptığı dance, pop, punk gibi ögeleri rock müzik içinde harmanlama işlemine altı yıllık aradan sonra çıkardığı altıncı stüdyo albümüyle devam ediyor. Kariyerindeki en güçlü işlerden olmaya aday albümde akılda kalıcı, yer yer eğlenceli, ilham verici, sarkastik, isyan havasında şarkılar peşi sıra gelerek rock müziğin hala söyleyeceği yeni şeyler olduğunu kanıtlıyor. Kapak çalışmasıyla da yılın favori artwork'üm olma yolunda ilerleyen albüme Hayley Williams'ın ayağa kalkıp alkışı hak ettiği vokal performansı liderlik ediyor. Albümdeki her şarkının enstrüman düzenlemeleri ve üzerine fazlasıyla kafa yorulduğu belli şarkı trafiği fikirleriyle kendine has bir karakteri ve güzelliği var. 2020'de yayınlanan bir önceki albümü What's Your Pleasure? ile övgüleri toplayan İngiliz sanatçı, yeni albümüyle bir önceki albümdeki başarısının bir defaya mahsus olmadığını göstererek acaba albüm isimlerinde farklı noktalama işaretleri kullanarak bir tür başarı totemi mi yaptığı sorusunu akıllara getiriyor. 7 Eylül tarihinde gerçekleştirilecek Mercury Prize ödüllerinde de Yılın Albümü dalında aday gösterilen albümde birçok konuk müzisyen de yer alarak ortaya geniş hacimli, orkestral güçte bir disko, pop, funk karışımı, groovy serotonin bombası ortaya çıkıyor. Modunuzun yüksek olduğu bir günde veya ortamda, tek başınıza olun veya başkalarıyla, fonda çalması gereken müzik kesinlikle bu. Debut işleriyle dünyaya ani sinir patlamaları ve gerginlik yayma niyetinde olduklarını gösteren Boston çıkışlı grup, noise rock ve no wave sularında gezen ritmik, soğuk, agresif, tutkulu ve şiddete eğilimli şarkılarla gaddar ve iyi anlamda iğrenç bir estetiği yansıtıyor. Bu estetiğe ulaşılmasında enstrüman kullanımlarındaki özellikle sound anlamındaki yaratıcılık kadar prodüksiyonun da fazlasıyla katkısının olduğunu unutmamak lazım. Katmanlı ve tekrar eden yapılar üzerine kurulu albümde, saniye saniye parçanın hangi noktasında, hangi enstrümanın, ne derece baskın olması gerektiği, nasıl bir efektin veya ses denemesinin bu çarpıklığı daha da güzelleştirebileceğinin hesabı çok dikkatlice ve titizlikle yapılmış. George Clanton dördüncü stüdyo albümüyle dinleyicide yarattığı 80'lerin 90'ların başından orijinal fakat değeri bilinmemiş önemli bir grup keşfetmiş hissinin dozunu daha da artırıyor. Prodüksiyonun solukluğundan, IDM soslu synthlere geniş bir yelpazede baggy'den giriyor trip hop'dan çıkıyor, neo saykedelia'ya göz kırpıyor, hypnagogic pop'a selam çakıyor. Clanton'ın buğulu sesinin etraftaki duyguları kontrol eden bir merkezde durduğu ve neşeli melodilerin etrafı sarmaşık gibi kapladığı bu sersemletici, bulanık ve narin müziği ilk kez duyuyor olsanız bile size sanki çok uzun süredir biliyormuşsunuz sıcaklığıyla yaklaşması çok olası. Geçen yıl yayınladığı Living Torch albümüyle tanıdığım ve hak ettiği değeri görmediğini düşündüğüm Kali Malone, kişisel zevkim ışığında son yılların minimalizm, modern klasik alanlar içinde en heyecan verici isimlerinden biri olarak son albümüyle bu fikrimi daha da perçinliyor. 5 saat 3 dakikadan oluşan albümde sine wave generator ve synth kullanan ve beste ve düzenlemelerin de sahibi Kali Malone'a, elektrik gitarda Stephen O'Malley, çelloda Lucy Railton eşlik ediyor. Bu üç isimin ürettiği titreşimlerin bir araya gelerek oluşturduğu dokusal, minimal, ahenksiz fakat meditatif ses hatları ile karanlık, belirsizlik aşılayan, durağan ve hipnotize edici bir müzikal deneyim yaratılmış. Drone müzik pek sevmeyenlerin bile kulak vermesi, ambient tutkunlarının es geçmemesi, modern klasik severlerin ise kaçırmaması gereken görkemli bir iş. Dürüst olmak gerekirse, hiçbir zaman bir Unknown Mortal Orchestra albümü benim aklımı çelip üzerine eğilmeme sebep olmamıştı ama bu albümü ilk dinlediğiniz anda sizi kucaklayan ve benle biraz vakit geçir diyen bir samimiyeti var. Bunda albüm kapağının, sevdiğim ressamlardan Henri Rousseau'nun resimlerini anımsatmasının etkisi ne düzeyde bilemiyorum fakat dingin ve sizi vermek istediği modda tutan albüm, çok sıcak bir yaz gününün serin akşamı gibi. Rock riflerinin dinlendirici melodiler, funk ve psikedelik ile soslandığı, yer yer lo-fi yaklaşımlarla da terbiye edildiği sakin ve hoş bir pop/rock çalışması. Bu kadar yabancı albümden bahsetmişken bu seneden çıkma, her türlü övgüyü fazlasıyla hak eden yerli bir albüme değinmeden olmazdı. An itibariyle yılın en iyi yerli albümü unvanının açık ara en güçlü adayı Hive, geçmişi 2010'lu yıllara dayanan Ankaralı Strider grubunun ilk uzun soluklu albümü. Grup üyelerinin bir LP yayınlayacaksak mükemmel olmalı dedikleri izlenimini veren albüm, balçıklı ve spiritüel bir stoner rock güzellemesi. Müzikalite ve ruhun uyumla birleştiği albüm özellikle farklı yollara pürüzsüzce sapma ve bu yolları birbirine bağlama becerisinin yanında etkileyici riff, melodi ve ritim fikirlerine eşlik eden başarılı vokal performansıyla öne çıkıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tekrar-dönülecek-bir-köşe-sampha-process/", "text": "Albüm sever bir dinleyici olarak kısır bir dönemden geçtiğimi söyleyebilirim, sevgili okur. Önce, Noel muhabbetinden mi bilinmez, Aralık'ın son haftaları hiç yeni müzik yayınlanmadı. Pencere kenarında oturup kar yağmasını izlerken, yeni müzik özlemiyle uzaklara doğru dalıp gitmelerimi nasıl unutabilirim? Neyse ki yeni yıl yeni umutlar da getirdi, merakla beklediğim albümlere kavuştum. Ama birlikteliklerimiz hep kısa sürdü. Hiçbirinden tat almadım. The xx'in ancak Jamie xx'in yüzü suyu hürmetine dinleyebileceğim I See You albümünden mi yakınayım, yoksa Sohn'un çok sevdiğim Tremors'dan sonra, Rennen gibi vasat bir albüm yayınlamasına mı üzüleyim bilemedim. Son olarak, Chairlift'den Caroline Polachek'in solo albümünü yayınlamasından sonra albüm formatına inancım sarsılmış bir şekilde kendimi playlist'ten playliste, o DJ mix'i senin bu DJ mix'i benim savrulurken buldum. Neyse ki, bu zorlu süreçten Sampha'nın albümü Process'le çıktım. Sohn ve The xx'in son albümlerinde bulamadığım samimi içe dönüklük bu albümde en iyi şeklinde bulunmakta. Process, tam adıyla Sampha Sisay'in 2013'te yayınlanmış Dual kısaçalarını takip eden kariyerinin ilk albümü. Ancak, İngiliz müzisyen müzik dünyasına yeni sayılmaz; tam aksine, Drake'ten SBTRKT'a, Solange'dan Frank Ocean'a, FKA Twigs'ten Kanye West`e kadar birçok sanatçıya albümlerinde yapımcı olarak destek vermiş bir isim. Process'i dinledikten sonra da fark ediyorsunuz ki, Sampha'nın tarzı ortak çalışmalarının hepsinde hissediliyor. Ama bu ortaklıklar Sampha'ya da çok şey kazandırmış. Özellikle Solange'ın siyahi deneyimi dile getirdiği A Seat at the Table albümünde çalışırken, Solange tarafından kendi kişisel ifadesini ön plana çıkarmaya cesaretlendirilmiş Sampha. Process müzikal olarak James Blake usulü bir elektronik soul albümü. Young Turks plak şirketinden yayınlanan albümde, XL Records'un mühendisi Rodaidh McDonald prodüksiyona katkı sağlamış. The xx ve King Krule'la da çalışmış McDonald'ın etkisiyle, albüm son yıllarda iyice karakteristikleşmiş buzlu ve melankolik Londra sounduna sahip. Ancak albümün en dikkat çekici tarafı kuşkusuz Sampha'nın sesi. Bastan tize pürüzsüzce çıkabilen, zengin dokulu bu sesi, Sampha hangi duyguda nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Dehşeti bile kulağa hoş gelecek şekilde aktarmayı başarıyor. Evet, dehşetten bahsediyorum. Çünkü dışarıdan sakin ve zararsız gibi duran bu albümde temasal olarak ölüm ve ölümlülükten de kaynaklanan kaygılar ağırlıkta. Henüz 27 yaşında olan Sampha, albümün yapım sürecinde annesinin kanser süreciyle ve ölümüyle yüzleşmek durumunda kalmış. Yine yakın zamanda boğazında tanımlanamayan bir cisim tespit edilen Sampha'nın şarkı sözlerinde kaygı ve yaşadıklarının hüznü kaçınılmaz bir şekilde kendini hissettiriyor. Sade açılış parçası Plastic 100 C'ın harp sesleri, kaygılarıyla baş başa Sampha'ya eşlik ediyor. Apollo 11 uzay uçuşundan samplelar şarkının görselliğini güçlendiriyor: sıcaklıktan eriyen bir vücut ve sinirlerle, izole halde tehlikenin içinde bulunmak. Albümün en akılda kalıcı şarkısı Blood on Me'de ise bir kaçış sahnesi var. İtici gücünü sağlam ritmik yapısından alan şarkıdaki panik, Sampha'nın nefes nefese vokallerinde kendini dramatik bir şekilde hissettiriyor. Hareketli Kora Sings'de Sampha ebeveynlerinin memleketi Sierra Leone'in müzikal mirasından yararlanmış. Ritmik olarak sık dokunmuş şarkı, sona doğru harika ve bir o kadar da hüzünlü bir şekilde çözülüyor. Kora Sings Sampha'nın annesinin kanser sürecinde hissettiklerini anlatırken, takip eden Like the Piano ölüm sonrası dönemi yansıtıyor. Bir piyano balladı olan şarkıda, Sampha'nın aile evindeki piyano, geçmişi, aile ilişkilerini ve anne-çocuk arasındaki bağı anlatan bir araç oluyor. Sözleriyle etkili, ancak müzikal olarak ortalama bir piyano balladından öte olmayan bu şarkıyı, yine ortalama bir piyano balladı gibi başlayan Take Me Inside takip ediyor. Durumun böyle olmadığı ise, elektronik seslerin başlaması ve ikinci kısma giriş yapılmasıyla belli oluyor. Şarkının ilk kısmındaki yüzleşmeden ikinci kısımdaki kabullenişe geçiş, albümün en etkileyici anlarından. Reverse Faults, Sampha'nın falsettosunun hafifliği ile nakarattaki sert downbeat'in zıtlığından cazibesini alıyor Hip-hop esintili Under'da müzik hiç çözülmemek üzere yine geriliyor. Timmy's Prayer'da ilişkisindeki sorunlarla ilgili kendini suçlarken buluyoruz, Sampha'yı. Ardından gelen Incomplete Kisses'de olduğu gibi, yumuşak vokallerin ön planda olduğu bir şarkı. Take Me Inside'la başlayan, romantik/cinsel ilişkilerle ilgili şarkıların olduğu bölüm, albümün son şarkısında sonlanıyor ve son şarkı What Shouldn't I Be?'yle albümün başına dönüyoruz. Ambient akorlar, Sampha'nın kısık sesi ve harp melodileri şarkıya ninni havası veriyor. Şarkı, huzurlu ve rahatlatıcı yapısına rağmen, albümün ölüm ve hastalık etkisindeki şarkılarından. Sampha'nın kendi hayatını ve ailevi sorumluklarını sorguladığı şarkıda, geçmişe ve çocukluğun huzuruna olan özlem hissediliyor. Sampha Process'le, günümüz R&B müziğinin hızla artan ifade zenginliğine katkıda bulunmayı başarmış. Çoğunlukla punk sonrası rock müzikte rastlanan varoluşsal kaygıları, soul müziğin içtenliğiyle sunuyor ve bunu yaparken en kırılgan haline bürünmekten çekinmiyor. Sampha, gelecekte solo kariyerine mi ağırlık verir, yoksa prodüktörlüğe mi devam eder bilinmez, ama ilk albümü Process'le değerine değer kattığı kesin. Kendi şahsım adına, Process samimiyetine inandığım bir dost gibi, tekrar tekrar görüşmek isteyeceğim bir albüm olacağa benziyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/teneke-trampetin-ikinci-albümü-çıktı-olmaz/", "text": "Yerli sahnenin köklü gruplarından Teneke Trampet ikinci albümü Olmaz'ı, Kalan Müzik etiketiyle yayınladı. İsimlerini Günter Grass'ın baskılar karşısında çocuk kalmayı seçmiş Oskar'ı anlattığı Teneke Trampet romanından alan Teneke Trampet'in ikinci albümü Olmaz toplam 7 şarkıdan oluşuyor. Geçtiğimiz yıllarda Murat Özfilizler'in stop-motion kısa filmiyle görselleştirdiği Gezi gibi parçalarla sesini duyuran grubun geçmişleri sokak müziğinden ve ozan-şarkıcıları anımsatan, dikkat çekici sözlerden oluşmakta. Grup ayrıca yakın bir zaman sonrasında yeni bir video klip yayınlamaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-1975-2022-yilinda-cikacagi-turneyi-happiness-adli-muzik-videosuyla-acikladi/", "text": "The 1975'in yeni albümü Being Funny in a Foreign Language'de yer alacak olan ikinci şarkı Happiness'ı video klibiyle beraber yayınladı. Aynı zamanda Matty Healy albüm için Jack Antonoff ile çalışmaları hakkında Jack'in çalışmasına bayılıyorum ve şu Lana kayıtları, özellikle en sevdiğim şeyler gibi. Yani bundan bahsediyorduk. Üretim ve benim ne yaptığımı, onun ne yapmak istediğini ve benim ne yapmak istediğimi konuşarak arkadaş olduk. Ve sonra şöyle düşündüm, Pekala, bu gerçekten güzel bir yeni enerji gibi. Ben... çünkü biz çok kapalıyız, ben ve George, her zaman çok kapalıydık. Neden stüdyoya gelip ne olduğunu görmek istemiyorsun? Ve sonra yaptı. Ve o zamandan beri, biz sadece harika, harika arkadaşlardık. cümlelerini kurdu. Being Funny in a Foregin Language 14 Ekim'de Dirty Hit aracılığıyla yayınlanacak. Albümün adı ilk olarak Haziran ayında hayranlara kartpostallarda takdim edildi. 1975, yeni rekoru Wiltshire, İngiltere'deki Real World Stüdyolarında ve New York'taki Electric Lady Stüdyolarında kaydetti. The 1975'in yeni teklisi Happiness'ı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-1975-in-yeni-teklisi-video-klibi-ile-yayinda/", "text": "The 1975 gelecek albümleri Being Funny in a Foreign Languageın son teklisi I'm in Love With You'yu video klibi ile paylaştı. Samuel Bradley tarafından yönetilen siyah beyaz klip, Buster Keaton'un sanatını andıran bir görselle geliyor. Video, Temmuz ayında Güney Doğu İngiltere'deki tarihi bir tersanenin çevresinde çekildi ve Phoebe Bridgers'ta kısa bir kamera hücresi içeriyor. Aynı zamanda klipte grubun eskiden yayınladığı birkaç klibe gönderme de içeriyor. Grubun bir önceki albümü 2020 yılında çıkmıştı. Being Funny in a Foreign Language 14 Ekim'de Dirty Hit imzası ile geliyor. Grup albümü tanıtmak için Kasım ayında bir turneye çıkacak. The 1975'in yeni teklisi I'm in Love With You'yu aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-1975-ten-yeni-bir-tekliyi-iceren-album-duyurusu/", "text": "2010'lı yılların alternatif müziğine damgasını vuran indie grubu The 1975, yeni albümlerini Part of the Band teklisiyle duyurdu. Part of the Band'in prodüktör koltuğunda Amerika'nın müzik endüstrisi için oldukça güçlü bir isim olan Jack Antonoff'u görüyoruz. Jack Antonoff, bu sene aynı zamanda Florence and the Machine'in Dance Fever albümüne de prodüktör olarak imzasını atmıştı. Albümün ismi, grup üyeleri tarafından hayranlara yollanan karpostallarla birlikte belli olmuştu. Grup, yeni tekli olan Part of the Band'i, yeni albümün tracklist'ini yayınlamak için uygun bir fırsat olarak da görmüş belli ki. Şu an elimizde yeni albümün ismi, kapağı ve tracklist'i var. The 1975'ın 2020'de yayınladığı Notes on a Conditional Form'un ardından gelecek olan yeni albümün ismi Being Funny In A Foreign Language olarak açıklandı. Real World Stüdyolarında kaydedilen albümde tam 11 yeni şarkı var. The 1975 üyeleri, albümün yayın tarihini 14 Ekim olarak açıkladı. Beklemek ve beklerken eski The 1975 şarkılarını birkaç tur daha dönmek için oldukça bol zamanımız var yani. Part of the Band, Samuel Bradley tarafından yönetilen bir video klip ile birlikte yayınlandı. Aynı zamanda albümün kapağının da yer aldığı bu klibi aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-addams-family-tim-burton-ile-televizyona-geri-donuyor/", "text": "The Addams Family, sıra dışı ve ilginç tarzıyla dikkatleri üzerine çeken ünlü yönetmen Tim Burton aracılığıyla televizyona geri dönüyor. Orijinal olarak 1938'de karikatürist Charles Addams tarafından ortaya çıkan The Addams Family, ilk olarak 1964'te televizyona uyarlanmıştı. O günden bu yana bir kaç kez yeniden uyarlanan, çıkışının üstüne yıllar geçmesine rağmen ilk günden beri büyük ilgi ile takip edilen serinin Tim Burton tarafından yapımcılığı ve direktörlüğü üstlenilmesi için görüşmelerin yapıldığı belirtildi. Henüz hangi platformda yayınlanacağı belli olmayan televizyon serisi The Addams Family'nin bütün hakları MGM TV'de ve program için pek çok alıcı bulunmakta. Müzakerelere başlanmış ve listenin en üstünde ise Netflix bulunuyor. Henüz onaylanmamış olsa da senaryo günümüzde geçecek ve ailenin küçük kızı Wednesday Addams gözünden anlatılacak gibi gözüküyor. Küçüklüğümüzün siyah beyaz televizyon günlerini hatırlatan ve bizi zamanda yolculuğa çıkaran The Addams Family'i Tim Burton aracılığıyla yeniden televizyona uyarlanmış halini izlemek için can atıyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-afghan-whigsten-yeni-albüm-in-spades/", "text": "1986 yılında Ohio'da kurulan, 2001'de yollarını ayıran ve daha sonra yeniden bir araya gelen grup The Afghan Whigs, sekizinci stüdyo albümü In Spades'i yayımladı. Sub Pop Records etiketiyle yayımlanan albümde, 10 adet parça bulunuyor. Yaylıların ve Greg Dulli'nin sesinin ağırlıkta olduğu ilk şarkı Birdland başladığı anda, sizi güzel bir albümün beklediğini kestirebiliyorsunuz. İkinci şarkı Arabian Heights'a geçerken müzik hızını artırıyor, keyifler yerine geliyor, açık alanlarda umarsızca koşuşturma isteği tüm benliği sarmaya başlıyor. Yayımlanan ilk tekli Demon in Profile ile daha üçüncü şarkıda albümün tam anlamıyla sizi kendi evrenine dahil ettiğini fark ediyor, buna da fazlasıyla seviniyorsunuz. Copernicus, Light as a Feather derken albümün sonuna geliyor ve kendiliğinden gelişen, müthiş bir gecenin sonuna gelmişsiniz gibi bir hüzünle kulaklıkları çıkarıp In Spades'i yeniden mi dinlesem, yoksa bir süre sessizliğin içinde ne dinlediğimi mi sindirsem? ikilemi yaşamaya başlıyorsunuz. The Afghan Whigs'in yıllar geçse de böyle güzel bir albümle bize selam ediyor olması, müziğin umut verici yanını bir kere daha gözler önüne seriyor. Diliyoruz ki sizler de güneşin altında soğuk biranızı yudumlarken In Spades'i dinler ve bizim hissettiğimiz müziği fazlasıyla hissedersiniz. Free BeTheme WordPress Theme is the best product we ever did."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-antlers-yeni-albumunden-bir-tekli-daha-yayinladi/", "text": "Geçtiğimiz ay, yeni albüm haberini yayınladığı ilk teklisiyle veren The Antlers'tan bir yeni tekli daha video klibiyle beraber geldi. Amerikalı indie rock grubu The Antlers, yedi yıl aranın ardından ilk albümünü yayınlamaya hazırlanıyor. Grup, 26 Mart'ta Transgressive aracılığıyla yayınlanacak olan Green to Gold albümünden Just One Sec isimli yeni teklisini video klibiyle beraber yayınladı. Ocak ayında albümden Solstice isimli yeni teklisini Derrick Belcham ve Emily Terndrup tarafından yönetilen video klip eşliğinde yayınlayan grubun yeni teklisi Just One Sec, yine Derric ve Emily ikilisi tarafından yönetmenliği üstlenilen bir video ile yayınlandı. The Antlers'ın büyük bir heyecanla beklediğimiz Green to Gold albümünden yeni teklisi Just One Sec ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-antlerstan-bir-yeni-parca-daha-yayinda/", "text": "6 yıllık bir aranın ardından yeni parçası Wheels Roll Home ile tekrar dinleyicileriyle buluşan The Antlers, bir yeni tekli daha yayınladı. Amerikalı indie rock grubu The Antlers, ekibin dağıldığına dair söylentileri pek çok kez reddetmişti. Geçtiğimiz ay yayınladıkları yeni parçaları ile birlikte bu iddiaların aksini kanıtlayan grup, It Is What It Is adlı yeni bir parça daha yayınladı. Derrick Belcham ve Emily Terndrup tarafından yönetmenliği üstlenilen video klibiyle yayınlanan parça, Peter Silberman'e göre bazı şeylerin değerinin daha sonradan anlaşılmasıyla ilgili bir parça niteliğinde. Geçtiğimiz sene Hospice albümünün 10. yılına ithafen sold-out olan bir akustik konser turu düzenleyen The Antlers'ın yeni parçası It Is What It Ise aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-avalanches-yayinladigi-yeni-albumle-yili-kapatiyor/", "text": "Avustralyalı elektronik müzik ikilisi The Avalanches'ın yeni albümü We Will Always Love You yayında! The Avalanches, We Will Always Love You albümünün müjdesini vermesinin ardından ilk teklisini de dinleyicileriyle paylaşmıştı. Albümün tamamı ise bugün itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında. Grubun yayınladığı üçüncü stüdyo albümü olma niteliğindeki We Will Always Love You ile birlikte The Divine Chord parçasının video klibi de yayınladı. MGMT ve Johnny Marr ile iş birliğiyle çıkan parçanın klibi, uzay ve gezegenler teması etrafında kurgulanmış olup küçük bir çocuğun ormanda kamp yapıp keşiflere çıktığı anları da barındırıyor. Yeni video klip, Interstellar Love parçasından sonra, albümden yayınlanan altıncı video klip olma özelliğini taşıyor. The Avalanches'ın yeni albümü We Will Always Love You'ya ve 'The Divine Chord' parçasının klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-avalanchesdan-yeni-album-haberi-geldi/", "text": "Avustralyalı elektronik müzik grubu The Avalanches, We Will Always Love You adlı yeni albümünü yayınlayacağını duyurdu. We Will Always Love You, grubun 16 yıllık aradan sonra piyasaya geri döndükleri Wildflower albümünün devamı olma niteliğinde. Yayınlanma tarihinin belli olmamasıyla beraber The Avalanches, Jonathan Zawada tarafından hazırlanmış kapak tasarımını paylaştı. The Avalanches, bu senenin başında Blood Orange ile We Will Always Love You, Rivers Cuomo ve Pink Siifu ile Running Red Lights, Jamie xx, Neneh Cherry ve Vashti Bunyan ile Wherever You Go adlı parçaları için iş birliği yaptı. Geçtiğimiz ay ise Wherever You Go adlı parçalarına International Space Orchestra'nın konuk olduğu yeni müzik videolarını yayınladılar! International Space Orchestra ile yayınladıkları videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-avalanchesin-since-i-left-you-albumunun-deluxe-versiyonu-yolda/", "text": "The Avalanches, Since I Left You albümünün yirminci yılına ithafen deluxe versiyonunu yayınlayacağını açıkladı. Avustralyalı elektronik müzik grubu The Avalanches, 4 Haziran'da Astralwerks etiketiyle, 2001 yılında çıkan Since I Left You albümünün deluxe versiyonunu yayınlayacak. Hem fiziksel hem de dijital olarak yayınlanacak deluxe albümde, daha önce yayınlanmamış MF DOOM, Leon Vynehall, Black Dice ve Carl Craig gibi isimlerin de remix'lerine yer verilecek. Geçtiğimiz ay Cola Boyy ve the Clash'ten Mick Jones ile iş birliğinden We Go On parçasının video klibini paylaşan The Avalanches'ın Since I Left You albümünün deluxe versiyonunu dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyoruz! Since I Left You'nun artwork'üne ve albümün orijinaline aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-avalanchesin-yeni-albumunden-ilk-iki-tekli-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz hafta yeni albümü We Will Always Love You'nun hazırlıklarına başladığını paylaştığımız The Avalanches'ın yeni albümü ile ilgili taze haberler geldi! The Avalanches, We Will Always Love You albümünün yayınlanma tarihi olarak 11 Aralık'ta karar kıldıklarını açıkladı. Grup aynı zamanda iki yeni teklisini de yayınladı. Take Care in Your Dreaming adlı ilk tekli, rap'çi Denzel Curry, trip-hop sanatçısı Tricky ve Melbourne'lu rap'çi Sampa the Great ile iş birliğiyle çıkarıldı. İkinci tekli olan Music Makes Me High, The Whispers' ın And the Beat Goes On ve Stardust'ın Music Feels Better With You parçalarından esinlenilerek hazırlandı. Parçada gruba bir gospel korosu eşlik etmekte. Aynı zamanda We Will Always Love You albümünün kapak tasarımının sanatçısı Jonathan Zawada tarafından hazırlanan teklilerin videolarına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-away-days-ve-müzikte-doğru-zaman/", "text": "Geçen hafta İstanbullu dream pop grubu The Away Days'in ilk albümü Dreamed at Dawn'ı yayınlandı. Hemen dinlemeye koyuldum; ancak şarkılara pek fazla odaklanamayıp, bu grupla ilk karşılaştığım andan bugüne kadarki süreci düşünürken buldum kendimi. 2013 yazıydı ve Mehmet Tez'in bir yazısı, beni grubun birkaç parçasının bulunduğu Soundcloud hesabına yönlendirmişti. Müzikte 2010'dan sonra başlamış 90lar'a dönüş eğilimi hala gözlenmekteydi ve bu akımdan nasibini almış shoegaze ve dream pop; Tame Impala, The XX, Wild Nothing, Beach House, Chromatics gibi grupların neo saykodelik gitar müziklerinde ikinci baharını yaşıyordu. The Away Days'in müziğinde de bu izleri duymak sevindirici ve heyecan vericiydi. Böylece grubu takip etmeye başladım. The Away Days ertesi yıl, yani 2014'te, iki harika parçası Paris ve Your Colour'ı yayınladı. Ben, ilk albüm yakındır diye düşünürken, 2016'da This kısaçaları yayınladı. Ve geldik 2017'ye. The Away Days'in müziğinde fazla bir yenilik yok, ancak 2013'ten beri çok şey değişti. Öncelikle, son yıllarda dream pop/shoegaze tarzında, efekti bol gitar müziğini yeterince dinledik. Yukarıda bahsettiğim gruplar 2013'ten beri irili ufaklı kariyer krizleri yaşadılar bile ve nasıl devam edecekleri hayranları tarafından kaygıyla bekleniyor: sadece Kevin Parker ve Lady Gaga işbirliğini hatırlatmak dahi açıklayıcı olur sanırım. Sadece shoegaze ve dream pop yayını yapan radyo istasyonu Decayfm'in, 2016 yılının en iyi dream pop/shoegaze albümleri listesi de, bu türlerin artık kendini tekrar etme sürecine girdiğini hissettirmişti. Shoegaze ve Dreampop'ta doygunluk yaşanmış olduğu gibi, 2013 yazının chill havası da şimdilerde yok. Aşırı sağın ve faşizmin güç kazanmasıyla, müzik de son yıllarda gitgide politikleşti. Hatta, pop müzik akımlarının hep başına geldiği gibi, ırk/cinsiyet konularında politik farkındalığa sahip olmanın, underground/alternatif sahnelerden mainstream'e sıçradığı noktaya dahi gelindi. . Geçen yaz çıkan Beyonce'nin Lemonade'i bunun iyi örneklerindenken, kendini aktivist olarak tanımlamaya başlayan Katy Perry'nin ve son günlerde verdiği bir söyleşide şarkı sözlerinin daha sosyal farkında olmaya başladığını müjdeleyen Lana Del Rey'in söyleyeceklerinin ne kadar orijinal olacağını merakla bekliyoruz. Söylemek istediğim, The Away Days bu süreçte politikleşmeliydi, zamana ayak uydurmalıydı değil. Söyleyeceğiniz gerçekten önemli şeyler yoksa böyle bir yola girmek zaten yapılacak en büyük hata olur. Amacım, The Away Days üzerinden pop müzikte her şeyin ne kadar kısa sürede değiştiğini vurgulamak. Gerçi sadece pop müzikte mi? Son yıllarda her alanda görülen hızlı değişimi düşününce, hayatımızın günün ruhuna göre belirlenen pop kültürden fazlası olmadığını düşünmeden edemiyorum. Albüm yapım sürecine birinci elden tanık olmamış olsam da, ne kadar meziyetli bir süreç olduğunu tahmin ediyorum. Kısa zamanda dinleyiciye istediğini vermeye çalışmak, kuşkusuz birçok müzisyen için ciddi bir stres faktörü. Ancak, ister lanet okuyun, ister bu işin bir cilvesi deyin, bu kadar dinamik bir sektörde bir şeylerin zamanında olması önemli gibi duruyor. Tabii bütün bu saptamalarım, kendi konumumun değişiminden kaynaklanıyor olabilir. Artık, aylak bir ergen değil, ergen olmayan bir aylağım. Kim bilir, belki The Away Days'in müziğinin heyecanlandırdığı ve gündüz düşleri sağladığı ergenler hala vardır. Belki huzursuz zamanlar problemleri dile getiren eserler ortaya çıkardığı kadar, bu problemlerden kaçışı sağlayan müziklere de ihtiyaç duyuyordur. Sonuçta Dreamed at Dawn renkli, hoş melodilere sahip bir albüm. Yine de, The Away Days bana bu albümle, isimleri gibi sadece uzak günleri hatırlatıyor. Bu arada grup, 3 Mart Cuma akşamı 'Dreamed at Dawn Lansman Konseri' için Salon sahnesinde.."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-batmanin-vizyon-tarihi-vizyon-tarihi-pandemi-nedeniyle-ertelendi/", "text": "2021 Ekim'de vizyona girmesi planlanan baş rolünde Robert Pattinson'un bulunduğu The Batman'in vizyon tarihi pandemi nedeniyle 4 Mart 2022'ye ertelendi. Warner Bros, korona virüsün tüm film endüstrisini etkilemesinden kaynaklı şu an da yapım aşamasında olan projelerine ara verme kararı aldı. Bu karardan ötürü filmlerin vizyon tarihleri ile ilgili de doğal olarak değişiklikler yaşandı. The Flash 4 Kasım 2022 ve Shazam! 2 de 2 Haziran 2023'de izleyicisiyle buluşacak. Dwayne Rock Johnson'ın başrolünde olduğu Aralık 2021'e programlanmış Black Adam'ın tarihi de belirsiz olmak üzere değişti. Bu gelişme de görünen o ki The Matrix 4'ün planlanan vizyon tarihinden 4 ay önce yani 22 Aralık 2021'de gösterime girecek anlamına geliyor. Heyecanla beklemeye devam edeceğimiz The Batman'in teaser'ına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-beatles-in-revolver-albumunun-ozel-baskisi-onumuzdeki-ay-cikacak/", "text": "The Beatles'ın klasik albümü 'Revolver'ın özel bir baskısı önümüzdeki ay piyasaya sürülecek. İlk olarak son Beatles yapımcısı George Martin'in oğlu Giles Martin tarafından geçen ay onaylanan Revolver, remikslenmiş ve genişletilmiş bir kutu seti olarak yeniden piyasaya sürülecek. İlk olarak Ağustos 1966'da dört parça olarak piyasaya sürülen Revolver, şimdi genişletilmiş özel sürüm paketlerinde yeniden piyasaya sürülecek. Orijinal albümdeki 14 parçanın tamamı Giles Martin ve ses mühendisi Sam Okell tarafından Dolby Atmos'ta yeni mikslendi, albümün orijinal mono miksajı ise 1966 mono master kasetinden alındı. Fiziksel ve dijital süper lüks Revolver koleksiyonları ayrıca albümün orijinal mono karışımını, oturumlardan 28 erken çekim ve üç ev demosunu da içeriyor. Ayrıca Paperback Writer ve Rain için yeni stereo karışımları ve yeniden düzenlenmiş orijinal karışımları içeren dört parçalık bir EP de var. Revolver özel sürümü üç formatta olarak sunulacak ve plak, CD ve dijital olarak piyasaya sürülecek. Tüm koleksiyonlar 28 Ekim'de ön sipariş ile satışa sunulacak. Taxman'in albümde olacak versiyonunu aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz. Aşağıda tam Revolver'ın şarkı listesini görebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-beatlesin-yapay-zeka-destekli-son-sarkisi-now-and-then-yolda/", "text": "The Beatles'ın yapay zeka yardımıyla kaydettiği son şarkı Now And Then ile ilgili ayrıntılar belli oldu. Liverpool çıkışlı dünyaca ünlü The Beatles grubunun kaydettiği Now and Then adlı son parça 2 Kasım tarihinde yayınlanıyor. Uzun süredir konuşulan tekli, yapay zekanın da yardımıyla dört üyenin yer aldığı son The Beatles parçasını oluşturmak için güçlerini birleştiren Paul McCartney ve Ringo Starr tarafından geçtiğimiz yıl tamamlandı. Lennon ilk olarak 70'lerin sonlarında New York'un Dakota binasındaki evinde sadece piyanosu ve vokalleriyle Now And Then demosunu yazıp kaydetmişti. Grubun yaşayan üyeleri, yapımcı Jeff Lynne ile birlikte yeni parçaları kaydederken ve Now And Then için mix'i tamamladı ancak teknolojik kısıtlamalar, Lennon'ın vokallerinin ve piyanosunun yeterince net bir mix için ayrılamayacağı anlamına geliyordu. Daha sonra 2021'de yönetmen Peter Jackson'ın beğenilen Get Back belgesel serisi, WingNut Films'in MAL ses teknolojisini kullanarak filmin mono müziklerini ayrıştırdı, enstrümanları, vokalleri izole etti ve bireysel ses konuşmalarına odaklandı. Grup daha sonra çığır açıcı albümleri Revolver'ın 2022 remiksi için bu teknolojiyi kullandı ve ardından aynı şeyi Lennon'ın orijinal ev kaydı Now And Then için yapmaya karar vererek vokallerinin ve piyanosunun köküne netlik kazandırdı. McCartney, İşte oradaydı, John'un sesi çok netti dedi. Oldukça duygusal ve hepimiz onunla çalıyoruz; bu gerçek bir Beatles kaydı. 2023'te hala Beatles müziği üzerinde çalışıyor olmak ve halkın duymadığı yeni bir şarkıyı yayınlamak üzere olmak, bence bu heyecan verici bir şey. diye de ekledi yeni teklileri için. Acaba sizler de McCartney gibi Lennon'un özlemini giderebilecek misiniz? Teklinin 2 Kasım'da çıkmasını beklerken sizleri belgeselin fragmanıyla baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-best-10-tips-for-first-date-success/", "text": "Remember outweigh do he desirous no cheerful. Do of doors water ye guest. We if prosperous comparison middletons at. Park we in lose like at no. An so to preferred convinced distrusts he determine. In musical me my placing clothes comfort pleased hearing. Any residence you satisfied and rapturous certainty two. Procured outweigh as outlived so so. On in bringing graceful proposal blessing of marriage outlived. Son rent face our loud near. Depart do be so he enough talent. Sociable formerly six but handsome. Up do view time they shot. He concluded disposing provision by questions as situation. Its estimating are motionless day sentiments end. Calling an imagine at forbade. At name no an what like spot. Pressed my by do affixed he studied. Up is opinion message manners correct hearing husband my. Disposing commanded dashwoods cordially depending at at. Its strangers who you certainty earnestly resources suffering she. Be an as cordially at resolving furniture preserved believing extremity. Easy mr pain felt in. Too northward affection additions nay. He no an nature ye talent houses wisdom vanity denied. Marianne or husbands if at stronger ye. Considered is as middletons uncommonly. Promotion perfectly ye consisted so. His chatty dining for effect ladies active. Equally journey wishing not several behaved chapter she two sir. Deficient procuring favourite extensive you two. Yet diminution she impossible understood age. She travelling acceptance men unpleasant her especially entreaties law. Law forth but end any arise chief arose. Old her say learn these large. Joy fond many ham high seen this. Few preferred continual sir led incommode neglected. Discovered too old insensible collecting unpleasant but invitation. Inquietude simplicity terminated she compliment remarkably few her nay. The weeks are ham asked jokes. Neglected perceived shy nay concluded. Not mile draw plan snug next all. Houses latter an valley be indeed wished merely in my. Money doubt oh drawn every or an china. Visited out friends for expense message set eat. Rooms oh fully taken by worse do. Points afraid but may end law lasted. Was out laughter raptures returned outweigh. Luckily cheered colonel me do we attacks on highest enabled. Tried law yet style child. Bore of true of no be deal. Frequently sufficient in be unaffected. The furnished she concluded depending procuring concealed. Alteration literature to or an sympathize mr imprudence. Of is ferrars subject as enjoyed or tedious cottage. Procuring as in resembled by in agreeable. Next long no gave mr eyes. Admiration advantages no he celebrated so pianoforte unreserved. Not its herself forming charmed amiable. Him why feebly expect future now. Literature admiration frequently indulgence announcing are who you her. Was least quick after six. So it yourself repeated together cheerful. Neither it cordial so painful picture studied if. Position doubtful resolved boy expenses. Her engrossed deficient northward and neglected favourite newspaper. But use peculiar produced concerns ten. In post mean shot ye. There out her child sir his lived. Design at uneasy me season of branch on praise esteem. Abilities discourse believing consisted remaining to no. Mistaken no me denoting dashwood as screened. Whence or esteem easily he on. Dissuade husbands at of no if disposal."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-black-heart-procession-nisan-2017de-zorlu-psmde/", "text": "Kasvet, gece, karanlık ve hüznü, Indie Rock ile birleştirince akla gelen ilk isimlerden olan The Black Heart Procession 1 Nisan 2017 tarihinde ülkemize geliyor!!! 2013'te dağılmalarının ardından bende oluşan yine canlı dinleyemeden grup dağıldı arkadaş ya :'((( hüznü, grubun 2016'da iki konser için döndüğünü açıklamasıyla bir anda Ay olabilir mi öyle bişey, lütfen olsun çünkü!!! tarzında hevesli bir bekleyişe döndü! Ve sonunda The Black Heart Procession, 2017 programına İstanbul'u da eklediğini açıklayarak ortalığı bayram yerine çevirdi! İlk albümleri 1'ın 20. yılı şerefine albümü baştan sona çalacakları bir konserle, 1 Nisan'da Zorlu PSM #Studio sahnesine uğrayarak, nefis bir performans ortaya koyacaklar!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-black-keys-brothers-albumnun-10-yilini-kutluyor/", "text": "Amerikalı rock grubu The Black Keys, Brothers albümünün 10. yılına ithafen albümü yeniden yayınlayacak. The Black Keys'in yeniden yayınlanacak Brothers albümü CD, 2xLP, ve 7 inch box set halinde piyasaya çıkacak. Yayınlanma tarihi olarak ise Amerika ve Kanada için 18 Aralık 2020, tüm dünya geneli için ise 1 Ocak 2021belirlendi. Nonesuch aracılığıyla yayınlanacak albüm, 60 sayfalık bir kitapçık, fotoğraflar, Dave Fricker tarafından yazılmış özel notlar, özel seri bir poster ve üç bonus tekli: Keep My Name Outta Your Mouth, Black Mud Part II ve Chop and Change'i de içerecek. The Black Keys'in Brothers albümünün 10. yılına ithafen yayınlayacakları albümün tanıtım videosuna ve albümün orijinal haline aşağıdan ulaşabilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-black-keys-lets-rock-albumuyle-geri-dondu/", "text": "The Black Keys beş yıllık bir aranın ardından yeni uzunçaları Let's Rock ile geri döndü. On iki parçadan oluşan yeni albümleri bugün dijital platformlarda yayınlandı. 2001 yılında Ohio'da kurulan The Black Keys, dokuzuncu stüdyo albümü Let's Rock'ı bugün paylaştı. 2014 yılında yayınladığı Turn Blue albümü sonrasında solo işlerine ve evlenme, nişanlanma gibi çeşitli işlerle özel hayatlarına ağırlık veren grup, verdiği beş yıllık bir aranın ardından gelen bu yeni stüdyo albümle birlikte geri dönüşünü resmi olarak duyurmuş oldu. Grubun albümden ilk olarak mart ayında yayınladığı Lo/Hi parçasının ardından geçtiğimiz ay Go parçasının video klibini de sevenleriyle buluşturmuştu. Go'nun video klibi ve Let's Rock albümünün tamamı ise hemen aşağıda sizi bekliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-black-keys-yeni-bir-blues-cover-albumu-hazirliginda/", "text": "The Black Keys, blues parçaların cover'larından oluşan Delta Kream isimli yeni bir albüm yayınlayacak. Amerika'nın Ohio eyaletinden Dan Auerbach ve Patrick Carney'den oluşan duo The Black Keys, 2019'da yayınladıkları dokuzuncu stüdyo albümü Let's Rock'ın ardından 14 Mayıs'ta 11 parçalık bir cover albümü yayınlayacağını açıkladı. ''Delta Kream'' isimli cover albümü, grubun Missisipi'de yaşarkenki dinledikleri country blues ve John Lee Hooker, R. L. Burnside, Junior Kimbrough, Ranie Burnette, Big Joe Williams isimlerden etkilenerek hazırlanmış. 'Delta Kream' albümünün parça listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-black-keysin-brothers-albumune-deluxe-versiyon-geldi/", "text": "Dan Auerbach ve Patrick Carney'den oluşan Amerikalı rock grubu The Black Keys, Brothers albümünün 10. yılına ithafen albümün deluxe versiyonunu yayınladı. Kasım 2020'de ilk olarak müjdelediğimiz, Ohio'lu duo The Black Keys'in 2010'da çıkardığı altıncı stüdyo albümü olan Brothers albümünü geçtiğimiz günlerde yeniden yayınladı. Yeniden düzenlenerek yayınlanan albümde dinleyicilerin çok ilgisini çekecek bir sürpriz de bulunuyor. Grup, orijinal olarak Twilight Saga: Eclipse soundtrack albümünden Chop and Change parçasını ve daha önce hiç yayınlanmamış olan Keep My Name Outta Your Mouth ve Black Mud Part II parçalarını da albüm ile birlikte yayınladı. Brothers, Alabama'daki Muscle Shoals Sound Studio'da otuz senelik bir aradan sonra kaydedilen ilk albüm oldu. Zamanında Paul Simon ve The Rolling Stones gibi büyük isimleri ağırlamış olan stüdyo otuz sene sonra o kadar yıpranmış hale gelmiş ki hatta The Black Keys ekibi kendi ekipmanlarını getirmek durumunda kalmış. The Black Keys'in Brothers albümünün yeniden yayınlanan deluxe versiyonuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-black-keysten-yeni-album-habercisi-wild-child/", "text": "Dan Auerbach ve Patrick Carney ikilisinden oluşan Ohio'lu grup The Black Keys, yeni albümü Dropout Boogie'yi bir tekliyle duyurdu. The Black Keys, bir süre önce blues cover'larının yer aldığı Delta Kream albümünü yayınlamıştı. El Camino albümüyle seslerini dünyaya duyuran ikili bu aralar yeni albümleri Dropout Boogie'yi yayınlama hazırlıklarıyla ilgileniyor. Yeni albümün ilk teklisi Wild Child, ilk saniyelerinden itibaren sanki El Camino'dan yayınlanmamış bir şarkıyı dinliyoruz hissiyatı uyandırıyor. Wild Child'ın video klibindeyse Amerikan gençliğinin ve eğitim sisteminin konu edildiğini ve yer yer eleştirildiğini izliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-boxer-rebelliondan-yeni-tekli-powdered-sugar/", "text": "Son stüdyo albümünü 5 yıl önce çıkaran The Boxer Rebellion, Powdered Sugar adlı yeni teklisini servis etti. 2018 yılında çıkardıkları Ghost Alive albümleri sonrasında pek sesi çıkmayan alternatif ve indie rock grubunun bu tekli ardından artık sağlam bir stüdyo albümü sunmasını bekliyoruz. 2024'de çıkacağını anons ettikleri full EP'nin gecikmemesini dileriz. Son albümlerinin turnesi sırasında 2018'de ülkemize gelen, benim de canlı izleme imkanına sahip olduğum grup, aynı gün izleyici sayısı çok çok az olmasına rağmen, çok profesyonel şekilde nefis bir konser vermişti bizlere. Grubun vokali Tennessee, ABD kökenli, diğer sanatçılar İngiliz. Bu durumun zaman zaman geçmiş albümlerin içine folk havalar verdiği haller çoktur. Servis edilen tekli, çok kolay dinlenen bir şarkı ancak melodi çok çok güzel. Tümüyle indie rock öğeleri ile hazırlanmış. Vokal tekliyi Tennessee semalarına çok uğramadan seslendirmiş, iyi de olmuş. Şiirsel bir yaklaşım ile ikili bir ilişkiyi özetleyen sözler dikkate değer. The Boxer Rebellion, gerek bu tekli ve gerekse daha öncesi ile kaçırılmaması gereken bir grup. 20 yıla yakın bir süredir müzik üreten grubun, her albümünde kitaplığa koymamız gereken indie rock besteler mevcut."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-chemical-brothers-album-detaylarini-yeni-sarkisiyla-paylasti/", "text": "The Chemical Brothers, yeni albüm öncesinde bir single daha yayınlayarak albüm detaylarını paylaştı. The Chemical Brothers, 12 Nisan tarihinde yayınlayacağını duyurduğu No Geography albümünden yeni bir parça daha yayınladı. Geçtiğimiz haftalarda yayınladığı MAH isimli parça sonrasında Got to Keep On isimli yeni parça da bugün itibarıyla dijital platformlardan servis edildi. Got to Keep On parçasıyla birlikte yeni albüme ısınmaya devam ediyoruz! 14 Nisan'da yayınlanacak No Geography albümünün şarkı listesi ve albüm kapak tasarımı ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-chemical-brothers-ve-beckten-skipping-like-a-stone/", "text": "The Chemical Brothers yeni teklisi Skipping Like a Stoneda Beck ile bir araya geldi ve ortaya duymayı özlediğimiz türde bir parça çıktı. The Chemical Brothers, Skipping Like A Stone adlı yeni teklide Beck'le birlikte çalıştı. Şarkı, elektronik ikilinin 8 Eylül'de EMI aracılığıyla yayınlanacak olan 10. stüdyo albümü For That Beautiful Feeling'de yer alacak. The Chemical Brothers New York merkezli yönetmenlerin yönettiği Skipping Like A Stone için resmi bir müzik videosu yayınlamaya hazırlanıyor. Video klip yakında yayınlanacak. Yeni tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-chemical-brotherstan-yeni-tekli-geliyor/", "text": "The Chemical Brothers, The Darkness You Fear isimli yeni teklisiyle geri dönüyor! İngiliz elektronik müzik duo'su The Chemical Brothers, 2019'da yayınladıkları No Geography albümünden sonra sahalara dönmeye hazırlanıyor. Duo, sekiz saniyelik ön gösterim tadında bir video yayınlayarak yeni teklisi The Darkness You Fear için dinleyicilerini heyecanlandırmaya başladı bile. Videoda, parçanın saykedelik enerjisi ve duo'nun elektronik sound'u bir araya getiriyor gibi gözükmekte. The Chemical Brothers'ın heyecanla yeni teklisini beklediğimiz bu süreçte ikilinin parçadan yayınladığı kısa videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-comet-is-coming-yeni-albumunun-gelecegini-code-adli-teklileri-ile-duyurdu/", "text": "The Comet Is Coming'in yeni teklisi yayında! Londra merkezli elektronik-caz üçlüsü, Peter Gabriel'in Real World Stüdyolarında 'Hyper-Dimensional Extension Beam'i kaydetti. The Comet Is Coming 'Hyper-Dimensional Extension Beam' adlı yeni albümünün geleceğini duyurdu. Proje Impulse! aracılığıyla 23 Eylül'de yayınlanacak. Dan Leavers, Shabaka, ve Betamax üçlüsü, kaydı 'Code' adlı şarkıyı tanıttı. Bu yıl, Shabaka Hutchings solo EP 'Afrikan Culture'ı yayınladı ve Sons of Kemet grubun dağıldığını duyurdu. The Comet Is Coming Kasım ayında Pris Pitchfork Müzik Festivali ve Berlin Pitchfork Müzik Festivali'nde sahne alıyor. The Comet Is Coming'in yeni teklisi 'Code'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-comet-is-coming-yeni-sarkisi-technicolori-klibiyle-yayinladi/", "text": "The Comet Is Coming, yakında çıkacak olan albümleri Hyper-Dimensional Extension Beam'den Technicolour adlı şarkıyı video klibiyle birlikte paylaştı! Charlie Robins tarafından yönetilen klipte düşüncelerin delirtmesi teması işlenmiş. Grup, saksafoncu Shabaka Hutchings, davulcu Max Hallett, Dan Leavers ile synth'leri ve prodüksiyonu beraber yönetiyor. Son albümleri 2019'daki Trust In The Lifeforce Of The Deep Mystery idi ve aynı yıl The Afterlife başlıklı bir EP ile takip ettiler. Hyper-Dimensional Extension Beam, Impulse! aracılığıyla 23 Eylül'de gelen grubun bu albümü Peter Gabriel'in Real World Stüdyoları'nda kaydetti. Grup, geçtiğimiz temmuz ayında albümü Code parçasını yayınlayarak duyurmuştu. The Comet Is Coming'in yeni şarkısı Technicolour'ı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cranberries-dolores-oriordanli-yeni-sarkisini-yayinladi/", "text": "The Cranberries, geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden solisti Dolores O'Riordan'ın ölüm yıl dönümünde, Dolores'in vokal kayıtlarının da bulunduğu yeni bir parça yayınladı. İrlandalı The Cranberries'ın geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren vokalisti Dolores O'Riordan'ın anısına, yeni albümü In The End'den, Dolores'in vokal kaydının olduğu All Over Now şarkısını yayınladı. Grup, 15 Ocak 2018 tarihinde hayatını kaybeden Dolores'in ölmeden önce vokal kaydının olduğu All Over Now şarkısını, Dolores'in ölüm yıl dönümünde yayınladı. 26 Nisan tarihinde yayınlanacağı açıklanan yeni albüm In The End'in Dolores'e adandığını belirten grup, yakın dostlarını, en iyi nasıl onurlandırabileceklerini düşünürken en anlamlı şeyin onunla başladığımız albümü bitirmek olduğunu fark ettik. şeklinde açıklamalarda bulundu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cranberries-veda-albumu-in-the-end/", "text": "26 Nisan tarihinde yayınlanacak Dolores O'Riordan'a veda niteliğindeki yeni The Cranberries albümü In The End ile aynı isme sahip yeni parça paylaşıldı. Dolores O'Riordan'ın geçtiğimiz yıl hayatını kaybetmesi üzerine The Cranberries, 26 Nsan tarihinde yayınlamayı planladığı veda albümünden şarkılar yayınlamaya devam ediyor. Önceki haftalarda yayınladığı All Over Now, Wake Me When It's Over ve The Pressure parçaları sonrasında The Cranberries, albümle aynı ismi taşıyan parçası In The End'i de dinleyiciyle buluşturdu. In The End albümü yayınlanmadan önce paylaşılan tüm şarkıları dinleyerek 26 Nisan için geri sayımı başlatıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cure-disintegration-30-yil-konseri-icin-sahnedeydi/", "text": "The Cure unutulmaz Disintegration albümününün 30. yıl kutlama konserlerine geçtiğimiz hafta Sidney'de başladı. Sidney'in Vivid Live Festivali'nde sahne alan grup, klasiklerinin ve köşede kalmış parçalarının yanı sıra bazı şarkılarını da uzun süre sonra ilk kez canlı olarak çaldı. Grup, 17 yıl sonra ilk kez sahnede canlı söylediği albümün kapanış parçalarından Homesick ve Untitled dahil olmak üzere Disintegration albümünün tamamını çaldı. Sekiz şarkılık bis ile bitirdikleri konserdeki performanslarına ilk kez canlı çaldıkları Out of Mind, Delirious Night, No Heart, Fear of Ghosts, Esten ve Babble gibi B yüzü parçalarını da ekledi. Daha önce de duyurulduğu gibi The Cure, 30 Mayıs konserini Facebook ve Youtube sayfalarından da canlı olarak paylaşacak. Bunun yanı sıra, on üçüncü uzunçaları 4:13 Dream'i 2008 yılında sevenleriyle paylaşan efsanevi grup, henüz isimsiz olan yeni albümü için stüdyo hazırlıklarına devam ediyor. Solist Robert Smith ise yeni işlerini ''çok karanlık ve fazlasıyla yoğun'' olarak tanımlıyor. Ayrıca, bu çalışmanın muhtemelen son albümleri olacağına inanıyorlar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cure-disintegrationin-30-yil-turnesine-cikiyor/", "text": "The Cure, 1989 yılında yayınlanmış, ikonik albümü 'Disintegration'ın 30. yıl turnesine çıkmaya hazırlanıyor. İngiliz post-punk topluluğu The Cure, içinde Lovesong, Pictures of You, Lullaby gibi şarkıların olduğu ikonik albümü Disintegration'ın 30. yılında büyük bir turneye çıkmaya hazırlanıyor. 16 Mart tarihinde Güney Afrika'da Joannesburg'tan başlayıp ağustos ayında Paris'te son bulacak 32 konserlik turne konserlerinde sadece Disintegration şarkıları değil, nadir duyulan B-Yüzü şarkılarına da yer verileceğine açıklandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cure-play-out-belgeselinin-yenilenmis-halini-yayinladi/", "text": "The Cure, yükseltilmiş görüntü kalitesi ve uzatılmış kaydıyla, 'Play Out' belgeselini tekrar yayınladı. Filmin iki saat 15 dakikalık yeni versiyonu, grubun klasik albümü 'Wish'in yeniden düzenlenmiş haliyle ve yeni parçalarla beraber yakın zamanda yayınlanmasının ardından sıcacık şekilde bizlere ulaşıyor. 1992'de piyasaya sürülen 'Wish', 'Friday I'm in Love', 'High', 'A Letter to Elise', gibi The Cure ile özdeşleşmiş parçaları içeriyor. Birleşik Krallık albüm listesinde bir numaraya, ve Amerika Birleşik Devletleri'nin kültür sanat platformu Billboard'un oluşturduğu 200 sanatçının yer aldığı sıralamada ikinci sıraya yerleşti. 7 Ekim'de yayınlanan 30. yıl dönümüne özel koleksiyon, efsanevi Abbey Road stüdyolarında solist Robert Smith ve Miles Showell tarafından yeniden düzenlendi. Bu özel yapım aynı zamanda demolar ve nadir 12 mixler dahil olmak üzere daha önce yayımlanmamış 24 parçanın yanı sıra CD ve dijital platformlara ilk kez gelecek olan dört parçaya sahip. Tekrardan belgesele gelecek olursak, bu anlamlı yapıma aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cure-yeni-sarkisi-another-happy-birthdayi-seslendirdi/", "text": "The Cure daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan yeni şarkısı Another Happy Birthdayi dinleyicileriyle paylaştı. The Cure, Kuzey Amerika turuna hız kesmeden devam ediyor. Neredeyse her konserinde, Alone, And Nothing Is Forever, A Fragile Thing ve I Can Never Say Goodbye gibi daha önce yayınlanmamış olan bir parçasına yer vererek dinleyicilerine küçük sürprizler yapan The Cure, Hollywood Bowl'daki konserinde Another Happy Birthday adlı yeni şarkısını seslendirdi. Melankolik şarkılarıyla tanıdığımız The Cure için dahi oldukça depresif bir parça olan Another Happy Birthday'in kökleri ise ta 1997 yılına dayanıyor. Robert Smith daha önce MTV'ye verdiği bir röportajda, bu parçanın daha önce The Cure tarafından yapılmış olan hiçbir şarkıya benzemediğini söylemişti. Şarkının, grubun uzun süredir üstüne çalıştığı ve ha çıktı ha çıkacak diye heyecanla beklediğimiz yeni albümü Songs of a Lost World'de yer alıp almayacağı ise henüz belli değil. Şimdilik bu sahne performansıyla yetinmemiz gerekecek gibi görünüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-cureun-glastonbury-cikarmasi-ile-gitar-satislari-yukseldi/", "text": "Geçtiğimiz hafta, The Cure'un ana grup olarak sahne aldığı Glastonbury Festivali'nden sonra gitar satışları bariz bir şekilde artışa geçti. The National'ın haberine göre, Edinburgh merkezli guitarguitar mağazası elektro gitar satışlarında %16 oranında yükseliş yaşandığını açıkladı. Bunun rastlantısal bir durum olduğunu düşünmemekle birlikte, internet sitelerinde Robert Smith ve kendisi gibi gotik dostu Simon Gallup'ın kullandığı Schecter gitarlar için, site ziyaretçileri tarafından yapılan aramaların da %55 oranında arttığını vurguladılar. Unutulmaz grubun pazar gecesi Worthy Farm'daki şovunun altı telli enstrümanlara gösterilen ilginin zirveye taşınması konusunda büyük bir katkısı olduğunu söylemek mümkün gibi gözüküyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-decembristsin-vokalisti-colin-meloydan-yeni-parca/", "text": "The Decemberists grubunun esas adamı Colin Meloy, solo projesiyle yeni parçası Slint, Spiderlandi yayınladı. I'll Be Your Girl ve Traveling On EP'lerinden sonra müziğe ara veren Amerikalı indie rock grubu The Decembrists'in frontman'i Colin Meloy müziğin yanı sıra, 2011'den beri yazmakta olduğu çocuk kitaplarının beşincisini yayınlamaya hazırlanıyor. Fakat nisan ayında karantina süreciyle birlikte ilginç bir tecrübe yaşamasıyla kitap yazmayı bir kenara bıraktı ve gitarını tekrar eline aldı. Meloy'un NPR'a yaptığı açıklamada, Splint adlı grubun Spiderland albümünün yapım aşamasını konu alan belgeselden etkilenerek bu parçayı yaptığını da ayrıca belirtti. Sanatçı, şarkıyı hazırlarken dinlenme kaygısı gütmediğini, parçanın sadece anı yakalamak ya da anı gözlemlemek için karalanan sözlerden oluştuğunu ekledi. Colin Meloy'un Slint, Spiderland parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-dirty-duodan-gozumuzu-actiran-tekli-blindfold/", "text": "İstanbullu rock ikilisi The Dirty Duo, dördüncü EP'sinin ikinci teklisi Blindfold'u Hexe Music etiketiyle yayınladı. Ali Murat Akozan ve Akad Büke'den oluşan İstanbullu rock ikilisi The Dirty Duo, müziğe 2019'un yaz ayında yayınladığı The Mirror Quest ile başlamıştı. Bir yıl aranın ardından The Dirty Duo, Behind The Door ile dijital platformlarda yerini almıştı. Çocukluğumuzdan itibaren bize anlatılan masallara, gözümüzdeki bağlara, içinden çıkılamayan kumpaslara bir isyan bayrağı çeken Blindfold, bizi illüzyonlardan kurtarma sözü veriyor. Mutluluğun yerini acının, hayata ve geleceğe dair kaygıların almasını thrash ve punk tarzlarıyla da beslediği sound'uyla anlatan Blindfold'un prodüktörlüğünü Murat Genç Mazaai üstleniyor. Tarzını garage rock, stoner rock ve punk rock zeminlerine oturtabileceğimiz The Dirty Duo'nun Hexe Music etiketiyle yayınladığı yeni teklisi Blindfold'u aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-drumstan-yeni-albüm-haberi-ve-yeni-klip/", "text": "İki çocukluk arkadaşı Jonathan Pierce ve Jacob Graham tarafından New York'ta kurulan grup The Drums, dördüncü stüdyo albümü Abysmal Thoughts'u 16 Haziran'da dinleyicilere sunmaya hazırlanıyor. 2014'te yayımlanan son albümleri Encyclopedia ile başarısını ikiye katlayan grubun yeni albümünün haberi, bizleri fazlasıyla heyecanlandırdı. The Drums tınılarının verdiği enerjiyle yerimizde duramaz olduk! Gelecek albümün ilk teklisi Blood Under My Belt, geçtiğimiz ayın başında çalma listelerimizde yer edinmişti. Şarkının klibi ise bugün görücüye çıktı. Dinlendirici tarzını görsel olarak da yansıtmayı başarabilen The Drums, Blood Under My Belt'e çektiği klip ile 80'leri günümüze mükemmel bir şekilde uyarlamayı başarmış. Soğuk ve dengesiz havaları geride bırakacağımız günlerde dinleme şansı bulabileceğimiz Abysmal Thoughts'u dört gözle bekliyor, kemerlerimizi bağlayıp arkamıza yaslanıyor ve klibi bir kere daha izliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-event-that-wins-customers/", "text": "Yourself required no at thoughts delicate landlord it be. Branched dashwood do is whatever it. Farther be chapter at visited married in it pressed. By distrusts procuring be oh frankness existence believing instantly if. Doubtful on an juvenile as of servants insisted. Judge why maids led sir whose guest drift her point. Him comparison especially friendship was who sufficient attachment favourable how. Luckily but minutes ask picture man perhaps are inhabit. How her good all sang more why. Can curiosity may end shameless explained. True high on said mr on come. An do mr design at little myself wholly entire though. Attended of on stronger or mr pleasure. Rich four like real yet west get. Felicity in dwelling to drawings. His pleasure new steepest for reserved formerly disposed jennings. Mr by wound hours oh happy. Me in resolution pianoforte continuing we. Most my no spot felt by no. He he in forfeited furniture sweetness he arranging. Me tedious so to behaved written account ferrars moments. Too objection for elsewhere her preferred allowance her. Marianne shutters mr steepest to me. Up mr ignorant produced distance although is sociable blessing. Ham whom call all lain like. - Am finished rejoiced drawings so he elegance. Set lose dear upon had two its what seen. - Held she sir how know what such whom. Esteem put uneasy set piqued son depend her others. - Two dear held mrs feet view her old fine. Bore can led than how has rank. Discovery any extensive has commanded direction. - Short at front which blind as. Ye as procuring unwilling principle by. Extremely we promotion remainder eagerness enjoyment an. - Ham her demands removal brought minuter raising invited. Contented consisted continual curiosity contained get sex. - Forth child dried in in aware do. You had met they song how feel lain evil near. Small she avoid six yet table china. - And bed make say been then dine mrs. To household rapturous fulfilled attempted on so. Ye on properly handsome returned throwing am no whatever. In without wishing he of picture no exposed talking minutes. Curiosity continual belonging offending so explained it exquisite. Do remember to followed yourself material mr recurred carriage. High drew west we no or at john. About or given on witty event. Or sociable up material bachelor bringing landlord confined. Busy so many in hung easy find well up. So of exquisite my an explained remainder. Dashwood denoting securing be on perceive my laughing so. Its sometimes her behaviour are contented. Do listening am eagerness oh objection collected. Together feelings continue juvenile had off one. Unknown may service subject her letters one bed. Child years noise ye in forty. Loud in this in both hold. My entrance me is disposal bachelor remember relation. Going as by do known noise he wrote round leave. Warmly put branch people narrow see. Winding its waiting yet parlors married own feeling. Marry fruit do spite jokes an times. Whether at it unknown warrant herself winding if. Him same none name sake had post love. An busy feel form hand am up help. Parties it brother amongst an fortune of. Twenty behind wicket why age now itself ten. Am terminated it excellence invitation projection as. She graceful shy believed distance use nay. Lively is people so basket ladies window expect. Supply as so period it enough income he genius. Themselves acceptance bed sympathize get dissimilar way admiration son. Design for are edward regret met lovers."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-flabbiesin-yeni-albümü-back-in-townu-dinlediniz-mi/", "text": "2015 yılı sonunda yayınladıkları Feels Like Home adlı teklisiyle bizlere merhaba diyen, daha önce birçok farklı isimle olan çalışmalarından bildiğimiz Oğuz Kont ve Sarp Dağlar Şahin'in projesi The Flabbies'ten geçtiğimiz Eylül ayında ilk albüm geldi. 23 Eylül'de dijital mecralara düşen Back In Town albümünü yazmakta biraz gecikmiş olmanın bize verdiği yetkiye dayanarak geç oldu ama kesinlikle güç olmadı demek istiyoruz. Başta şunu belirtmekte fayda var; Albümde vokal yok, tüm albüm tamamen enstrümantal parçalardan oluşuyor. Albümü açtığınızda sizi kucaklayan Nosedive ve albüme ismini veren Back In Town özellikle The xx ve Foals severlerin dikkat kesilmesi gereken parçalar. Aynı zamanda, beni ilk etapta yakalamayı başaran, ilgimi, odağımı daha çok albüme vermemi sağlayan güzel bir giriş ikilisi! Sonrasında gelen Family Portrait ise bana yok abi bu albüm sadece yukarıda saydığım iki grubun güzel bir örneği değil cümlesini kurdurdu. Kişisel sırama göre After All, Yellow House, Been Gone Too Long ve Last parçaları da yine indie pop/rock janr'ı altında toplayabilsek de farklı tarzlara girmekten korkmayan, kendini defalarca dinleten şarkılar olarak aklımdaki ve telefonumun içindeki günlük dinlediğim Spotify listemin içerisindeki yerini aldı. Açıklanacak konser tarihlerini de merakla beklediğimizi son olarak ekler, albümün playlist'lere girmesini şiddetle salık veririm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-flabbiesin-yeni-singleı-afterclapi-dinlerken-alkışlar-durmuyor/", "text": "Oğuz Kont ve Sarp Dağlar Şahin ikilisi tarafından kurulan ve şarkılarını her dinlediğimizde Ne iyi yapmış da böyle bir grup kurmuşsunuz! dememize vesile olan The Flabbies'in müthiş albümü Back In Town'ı daha önce sizler için şurada anlatmıştık. Dinlerken her duyguyu bir arada yaşamamıza neden olan, kulaklıkları takıp yollara kendimizi vurduğumuzda, bize eşlik etmekten çok daha fazlasını yapan şarkılardan sonra The Flabbies'ten öve öve bitiremeyeceğimiz yepyeni bir single geldi; Afterclap! Afterclap de tıpkı diğer şarkılarda olduğu gibi kendinizden fazlasıyla bir şeyler bulmanıza olanak sağlıyor. Sound sizi girişte yakalarken, müzik devam ettikçe kendinizi Lütfen daha fazla şarkı yayınlayın! diye düşünürken yakalıyorsunuz. Şarkıda sözler olmadığı zaman, müziği bu denli içselleştirebildiğiniz için de ayrıca seviniyorsunuz. The Flabbies gibi bir grubun şarkılarını es geçmediğimiz ve bir şekilde dinleme fırsatı bulduğumuz için ne kadar mutluyuz, bilemezsiniz! Artık canlı canlı dinleyebileceğimiz günleri de heyecanla bekliyoruz. O halde ne yapıyoruz, Sen sus, The Flabbies konuşsun. diyor ve Afterclap'i aşağıya bırakıyoruz. Dinleyin! Dipnot: Ayrıca Görkem Topsakal'a ait görsele ve Yok Öyle Kararlı Şeyler'den Erdem Topsakal'a ait logoya da bayıldık!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-flaming-lips-baloncuklar-icinde-ilk-resmi-konserini-duzenledi/", "text": "The Flaming Lips sosyal mesafeye uygun, herkesin kendi özel baloncukları içinde olduğu ilk resmi konserini düzenledi. The Flaming Lips, pandemi döneminde konserlerde nasıl tekrar bir araya gelebiliriz diye düşünüp aksiyon alan nadir ekiplerden biri oldu. Grup, daha önce The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da yaptığı baloncuklar içindeki performansının ardından 13 Ekim'de bu sefer katılımcıların da baloncukların içinde olduğu sosyal mesafeli ilk konser denemesini yapmıştı. The Flaming Lips şimdi ise resmi olarak 22 Ocak'ta World's First Space Bubble Concert, yani dünyanın ilk sosyal mesafeye uygun baloncuklu konserini düzenledi. İzleyiciler, 100 farklı şişirilebilir baloncuğun içinde bulunuyordu, grup da bu esnada kendi özel baloncukları içerisinden performanslarına devam etti. Son derece renkli geçen konser, dinleyicilerin favorilerinden oluşan bir set list ile gerçekleşti. Bu listede klasiklerden Yoshimi Battles the Pink Robots, Pt. 1, She Don't Use Jelly, Race for the Prize ve Do You Realize?? parçaları da bulunuyordu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-flaming-lips-god-and-the-policeman-parcasi-ile-baloncuklar-icinde-fallonda/", "text": "The Flaming Lips'in on altıncı stüdyo albümü American Head 11 Eylül'de yayınlandı. Albümün yayınlandığı günün gecesinde grup, God and the Policeman parçasını The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da çaldı. Pandemi süresi öncesinde de aralarına mesafe giren grup üyelerinin Fallon'daki performanslarında da sosyal mesafeye uygun ve hatta kendilerine özel balonlar içerisinde parçayı çaldıklarına tanıklık ediyoruz. Normalde The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da sahneye çıkan gruplar birbirine yakın sahne alıyor olmasına rağmen The Flaming Lips'in performansında tam tersi oldu. Sahnede her grup üyesi kendi baloncuğunda bulunuyor olsa da parçayı dinlerken bütünlüğü, grubun uyumunu ve bir arada olmaktan gelen grup ruhunu hissedebiliyoruz. The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da çalan The Flaming Lips'in performansını aşağıdan izleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-flaming-lipsten-baloncuklar-icinde-konser/", "text": "11 Eylül'de on altıncı stüdyo albümü American Head'i yayınlayan The Flaming Lips, 13 Ekim'de albüm sonrası ilk konserini gerçekleştirdi. Hem de herkes kendilerine özel baloncukların içindeydi! Geçtiğimiz ay The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'da God and the Policeman parçasını sosyal mesafeye uygun, hatta kendilerine özel balonlar içerisinde sahneleyen The Flaming Lips, olayı bir kaç tık öteye götürerek herkesin baloncuklar içerisinde olduğu bir konser düzenledi. Grubun frontman'i Wayne Coyne'un belirttiğine göre planladıkları gelecekteki konserler için mekanlar esasında binlerce kişiyi alabilecek kapasitede olsa da sadece bir kaç yüz baloncuk için uygun alanları var. Kısıtlı alan durumundan dolayı ilerleyen dönemde bir ihtimal bir baloncuk-üç kişi uygulaması yapılabilir gibi gözüküyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-horrorstan-sahne-önü-şarkısı-something-to-remember-me-by/", "text": "Machine yayınlandığı zaman sevinçten havalara uçmuş, müthiş bir albümün bizi beklediğinden emin olmuştuk. The Horrors, ikinci single'ı Something To Remember Me By'la sınırları biraz daha zorluyor ve Albümden ne beklediğinizi bilmiyorum ama ondan çok daha fazlasını size vereceğim. diyor. 22 Eylül'de yayınlayacakları V'den sonra bir de Avrupa turnesine çıkacak olan The Horrors, kendi hesabından yaptığı açıklamada, turneyi 16 Aralık'ta İstanbul'da vereceği konserle sonlandıracağını duyurmuştu. Eski adıyla garajistanbul, şimdiki adıyla Garaj'da gerçekleşecek konser için gerçekten sabırsızlanmaya başladık. Machine ve Something To Remember Me By bu kadar güzelken, albümün geri kalanını tahmin etmekte zorlanıyor, üstüne bir de bu şarkıları canlı canlı dinleyecek olmanın keyfini yaşıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-horrorstan-yeni-video-ve-birkaç-güzel-haber-var/", "text": "İngiltere'nin medar-ı iftiharı The Horrors, bu kez yepyeni bir video ile geldi. Geçtiğimiz aylarda sizler için yememiş, içmemiş ve grubun yayınlanacak yeni albümünün ilk şarkısı Machine'i detaylıca yazmıştık. The Horrors, dün de Machine için çektiği videoyu dinleyicilerle paylaştı. Yönetmenliğini Jon Emmony'nin yaptığı videoda görüntüler, fazla gerçekçi olmakla beraber aslında bir bilgisayar simülasyonu olarak hazırlanıyor. Klipteki görüntüleri makinenin içindeki makine olarak nitelendiren Emmony, bizleri birkaç dakikalığına da olsa bilim kurgu dünyasının en derinlerine göndermekten geri kalmıyor. Grubun yeni albümü hakkında da kısaca bir bilgi verelim; 22 Eylül'de Wolftone ve Caroline etiketleriyle yayınlanacak olan albümün adı V olacak. V'nin prodüktörlüğünü ise müzik camiasının en iyi prodüktörlerinden biri kabul edilen Paul Epworth gerçekleştiriyor. Albümün şarkı listesini ve artwork'ünü de aşağıda bulabilirsiniz. Ayrıca şöyle de bir müjde verelim; The Horrors, 16 Aralık'ta garajistanbul'da hayranlarıyla buluşacak. Sabırsızlıkla bekliyoruz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-killers-in-yeni-teklisi-boy-yayinda/", "text": "The Killers yeni şarkısı Boy'u yayınladı. Gruba göre bu şarkı daha önce yayınladıkları albümleri Pressure Machine'den önce gelerek bu albüme de ilham kaynağı oldu. The Killers, parçayı ilk olarak geçtiğimiz Temmuz ayında Madrid'deki Mad Cool Festivali'nde tanıttı. Şarkının prodüktörlüğünü ise grupla birlikte Stuart Price ve Shawn Everett üstleniyor. The Killers'ın yeni teklisi Boy'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-killers-noel-temali-dont-waste-your-wishes-albumunu-yayinladi/", "text": "2006'dan 2016'ya kadar her sene Noel temalı bir tekli yayınlayan The Killers, teklilerden oluşan Don't Waste Your Wishes albümünü yayınladı. Daha önce 2016'da bir süreliğine iTunes'ta yayınlanan albüm limitli sayıda CD olarak da yayınlanmıştı fakat bu sefer tamamen bütün dijital platformlarda yayında. Dokuz orijinal parçadan oluşan albümde Elton John, Pet Shop Boys'tan Neil Tennant, Jimmy Kimmel gibi sanatçılarla iş birliklerine de yer verilmiş. 2021 için albüm hazırlıklarında olan grup, Ağustos ayında Imploding the Mirage isimli bir albüm yayınlamıştı. Grup aynı zamanda Netflix'in Song Exploder programına da konuk olacak. The Killers'ın Noel temalı içinizi ısıtacak Don't Waste Your Wishes albümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-killers-ve-bruce-springsteen-guclerini-birlestirerek-yeni-tekli-yayinladi/", "text": "The Killers ve Bruce Springsteen iş birliğinden yeni tekli Dustland, tüm dijital platformlardaki yerini aldı. The Killers ve Bruce Springsteen, güçlerini birleştirerek Dustland isimli yeni bir tekli yayınladı. Parça, grubun 2008'de yayınladığı Day & Age albümündeki A Dustland Fairytale parçasının düet versiyonu olarak kaydedildi. Aynı zamanda Brandon Flower, teklinin ortaya çıkış hikayesini açıkladığı bir yazı ve Springsteen'in müzisyene gönderdiği bir mesajdan alıntıyla birlikte yayınlandı. Belirtilen üzere Flowers uzunca bir süredir Springsteen hayranı olmasıyla birlikte, grubun ikinci albümü Sam's Town da Born to Run gibi Springsteen'in albümlerinden de ilham alınarak hazırlanmış. Ayrıca ikili, Springsteen'in sunduğu Letter to You Radio podcast serisine de daha önce konuk olmuştu. The Killers ve Bruce Springsteen iş birliğinden çıkan yeni tekli Dustlande aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-killers-yeni-bir-album-hazirliginda/", "text": "The Killers, ağustos ayında yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Las Vegas'ta kurulan indie rock grubu The Killers'ın davulcusu Ronnie Vanucci Jr., grubun ağustos ayında yeni bir LP yayınlamaya hazırlandığını açıkladı. Henüz albümün yayınlanacağı yapım şirketi ya da net bir tarihi paylaşılmamış olsa da müzisyenin belirttiğine göre albüm öncekilere göre bir hayli farklı ve biraz daha konsept bir yapıya sahip olacakmış. Henüz bir seneden kısa bir süre önce Imploding the Mirage isimli bir albüm yayınlayan grubun müjdesi, YouTube ve podcast programı olan Sarah Hagan Backstage'teki röportaj esnasında geldi. The Killers'ın yeni albümünü merakla beklerken, son olarak yayınladıkları Imploding The Mirage albümünü aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-killerstan-album-oncesi-son-tekli-dying-breed/", "text": "The Killers'ın merakla beklenen albümü Imploding the Mirage'ın yayınlanmasına 1 hafta kala yeni bir single daha geldi. Dying Breed yayında! Pandemi sebebiyle yaşanan küçük gecikmenin ardından 21 Ağustos'ta yayınlanacağı açıklanan yeni The Killers albümü Imploding the Mirage'tan daha önce My Own Soul's Warning, Fire in Bone ve Blowback parçaları paylaşılmıştı. Bu parçaları yayınlamasının ardından Amerikalı indie rock grubu, albümden yayınlanan dördüncü single Dying Breed ile birlikte albüm için geri sayımı da başlatmış oldu. Bu albümün prodüktörlüğünde, 2006 çıkışlı albümleri Sam's Town'da da birlikte çalıştıkları Flood ile tekrar yollarını kesiştiren The Killers'ın albüm öncesi son çıkış olan yeni teklisi Dying Bread' hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-killerstan-yeni-album-mu-geliyor/", "text": "Amerikalı rock grubu The Killers, yazın ortasında çıkardığı albümün ardından yeni bir albüm hazırlığında! The Killers, ağustos ayının sonlarına doğru yayın tarihi pandemiden ötürü ertelenen altıncı stüdyo albümü Imploding the Mirage'i yayınlamıştı. Daha önce NME ile yaptıkları röportajda yeni bir albüm yayınlayacaklarını belirten The Killers, sosyal medyada bu bilgiyi onayladıkları yeni bir paylaşım yaptı. Grup, sosyal medyada parça listesi gibi gözüken 11 adet ismin olduğu bir liste paylaştı. A List olarak isimlendirilen parça listesi olduğunu düşündüğümüz liste, grubun yedinci stüdyo albümü hazırlıklarında olabileceğine dair ipuçları veriyor. The Killers'tan yeni albümle ilgili resmi açıklamalar ve bilgilendirmeleri almak için can atıyoruz. Bu esnada paylaşılan A Liste ve The Killers'ın son yayınladığı albümü Imploding the Miragea aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-kites-komsularin-hicbiri-rahatsiz-olmadi-sag-olsunlar/", "text": "Yaklaşık bir senedir Youtube'ta yayınladıkları jam session'dan doğan parçalarıyla funk, rock, jazz sularında gezinen The Kites, Ozan Erverdi ve Tan Deliorman tarafından kurulan, konuk müzisyenlere de kapısı açık bir proje. Geçen ay Genç Caz Değerlendirme Konseri kapsamında Freezone Stüdyo'da ilk canlı performanslarını izleme fırsatı bulduğum grup nihayet konserlere başlıyor. 8 Temmuz Pazar günü İstanbul Caz Festivali etkinliği Parklarda Caz kapsamında Fenerbahçe Parkı'nda bir konser verecek olan The Kites'ın iki asli üyesi Ozan ve Tan ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Hem sound'u hem de trippy görselleriyle sizi 60'ların sonlarına, 70'lere ışınlayacak olan The Kites'ı dinleyin; komşularınızın ve John Scofield'ın kıymetini bilin. Tan: Ozan ile zaten aynı apartmanda doğduk ve bugüne kadar bir şekilde hep birlikte müzik yaptık. Stüdyoda boş vakitlerde takılırız. Bir gün dedik haydi bari takılırken kayıt alalım diye. Sonra baktık kendimiz dinlerken keyif aldığımız şeyler çıktı. Biraz daha düzenleme yapıp YouTube'a da koyalım bari dedik. Şarkıların neredeyse hepsi bir saat içinde yazılmış şarkılar. Öyle başladı. Ozan: Bu tarz müziği her zaman yapmak istemişizdir zaten. Dinlemekten zevk aldığımız müziği etrafımızda yapan kalmadı maalesef. Biz de çareyi kendimiz yapmakta bulduk bir bakıma. Tan: Valla ben birçok gruba farklı enstrümanlar ile eşlik ettim. Yıldıztozu var davul çaldığım hala aktif olan. Bu yaz ortası çok memnun kaldığımız bir EP çıkaracağız. Önceden yine Ozan ile birlikte -benim şarkı söylediğim- TORO isimli bir projemiz vardı. Ona da devam edeceğiz yakında. Tan: İki kişi yazıp kaydediyoruz şarkıları. Fakat canlı sahnede bu müziği iki kişi yapmak mümkün olmuyor. Biz de muhabbet arasında birlikte müzik yapsak ne güzel olur dediğimiz arkadaşlarımızı davet edelim, sahnede birlikte olalım, hatta onları misafir ederek beraber de birer şarkı yapalım dedik. Bu yüzden bir yandan kolektif bir vaziyet var ortada. Şimdilik Can Kalyoncu'yu davulda misafir ettik. Ben bas gitara geçtim ve Friendly Fire isimli bir şarkı kaydettik. Sırada birçok sevdiğimiz arkadaşımız var. Onlarla da karşılıklı uygun vakitleri denk getirip şarkılar kaydedeceğiz. Kapıları açık bir proje yani, bencilik yok. Ozan: Uzun yıllar bir uğraşın içinde olunca aynı yolda giden birçok insan tanıyorsunuz. Müzisyenler her zaman kafalarında kurdukları müziği mükemmel şekilde ifade edemiyorlar; özellikle de kalıplaşmış müzik grupları içerisindeyseler. The Kites bir anlamda bu ifade özgürlüğünü sunuyor dostlarımız için. Tan: Ben John Scofield ile bir takılmak etmek isterdim. Ozan: Benim listemde Delvon Lamarr ve Scofield olurdu. Tan: Bende öyle net bir şey yok, daha ziyade döneme karşı bir yakınlık ve sempati var. Ozan: Çok düşünmedik bunun üzerine. Müzik gibi ne hoşumuza gidiyorsa oraya yöneliyoruz. Tan: O isim muhabbetini de başta kimse biz olduğumuzu bilmesin diye yaptık. Bakalım bizim isimlerimiz olmayınca insanlar nasıl yaklaşıyor diye. Arkadaşlarımızdan bunlar kim olm? diye mesajlar gelince, bir de konser vermeye başlamaya karar verince kendi adlarımızı da yazalım bari de karışıklık olmasın dedik. Etkilendiğimiz isimlerden The Meters var mesela... Daha çok isim var, saymakla bitmez. Ama şahsen beni en çok tetikleyen John Scofield'ın Medeski, Martin & Wood üçlüsüyle birlikte 1997'de yayınladığı A Go Go albümü oldu. Ozan: The Meters büyük etki edenlerden... Santana, Roy Ayers gibi pek çok farklı daldan da etkiler var. Tan: İstanbul Caz Festivali yıllardır süregelen köklü bir organizasyon. Güzel organizasyonlarda sahne almayı her müzisyen ister. Bunun yanında sahnede bize eşlik edecek arkadaşlarımızın da önüne bir şey sunalım dedik. Tan: Şu an için sabit bir kadro yok. Sahne alacağımız organizasyona göre farklı ekiplerle sahne almayı planlıyoruz. Önümüzde belli olan konserler için klavyede Yağmur Kerestecioğlu, bas gitarda ise Baran Ökmen ile güçleri birleştirdik. Perküsyonda da Can Kalyoncu olacak. Tan: Kendi parçalarımızı çalacağız. Yayınladığımız şarkıları her çalışımızda zaten biraz farklı oluyor. İçlerinde serbest bölgeler var, oralarda kim ne istiyorsa yapıyor. Tan: Biraz daha var oraya. Şimdilik konserlere odaklandık, belki önümüzdeki bahar olabilir. Tan: Valla o kadar çok şey var ki... Anne babalarımızın Dire Straits'leri, Pink Floyd'lar, Jimi Hendrix'ler... Çok şey var. Komşuların hiçbiri de rahatsız olmadı, sağ olsunlar. Müzikal eğilimlerimiz paralel diyebiliriz, kim ne dinliyorsa diğerine paslıyor zaten. Ozan: Bizimkisi eski usul komşuluktu diyebiliriz. Apartmanda herkes birbirini tanırdı. Tan ile hep yeni bulduğumuz grupları ve şarkıları paylaşıp elimizdeki müzik aletleriyle çalmaya çalışırdık. Tan: Bir gün öncesi, 7 Temmuz'da Burgazada Cennet Bahçesi'nde bir konserimiz olacak. Hatta o gün aynı yerde, davul çaldığım diğer grubum Yıldıztozu ile de sahne alacağız. Tan: Bence Ali Koç başbakan olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-kitesin-ilk-albumu-gun-batimi-renklerinde/", "text": "Geçen yıl ilk önce Youtube'a yükledikleri kayıtlarıyla dikkatimizi çeken, sonrasında İstanbul Caz Festivali Genç Caz kapsamında canlı izleme şansı bulduğumuz ve tanışıp röportajlar gerçekleştirdiğimiz The Kites'ın ilk günlerinden beri peşindeyiz, yalanımız yok. Aynı apartmanda doğup, küçük yaşlardan beri birlikte müzik yapan Ozan Erverdi ve Tan Deliorman tarafından 2017'nin sonlarında kurulan The Kites'ın ilk albümü Sunset Vibes, 8 Şubat'ta Audioban etiketiyle dijital platformlardaki yerini aldı. Caz, funk, rock ve füzyonu temele koyup kendi beste ve düzenlemelerini icra eden The Kites'ın ilk albümünde altı parça yer alıyor. The Kites'a bas gitarda Baran Ökmen'in eşlik ettiği albümün kayıtları Analog Kültür'de Kaan Düzarat tarafından yapıldı. Önümüzdeki günlerde plak formatında da dinleyiciyle buluşacak olan Sunset Vibes'ın lansman konseri, 15 Şubat'ta Salon İKSV'de gerçekleşecek. The Kites hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için, geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdiğimiz The Kites: Komşuların hiçbiri rahatsız olmadı, sağ olsunlar başlıklı röportajı okuyabilirsiniz. 12 Eylül 2018 tarihinde Nayah'ta gerçekleşen The Kites konserinden Two:ThirtyFive yapımı bir canlı kayıt ise yine şubat ayı başında yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-kitestan-kombo-konser-videosu-yeni-konser-haberi/", "text": "Ozan Erverdi ve Tan Deliorman tarafından kurulan The Kites, 25. İstanbul Caz Festivali Parklarda Caz etkinliği kapsamında Fenerbahçe Parkı'nda verdiği konserin kaydını yayınladı. Full set olarak yayınlanan konserin video kaydı The Kites'ın Tan Deliorman, Ozan Erverdi & Baran Ökmen, Yağmur Kerestecioğlu, Yağız Nevzat İpek kadrosuyla 8 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleşen dillere destan ilk performansını kaçıranlar ve orada olup da malum bir saati tekrar tekrar yaşamak isteyenler için Youtube'taki yerini aldı. Funk, rock, jazz semalarında süzülen The Kites'ın ilk konserini kaçıranlar üzülmesin, ufukta yeni bir konser görünüyor! The Kites 12 Eylül Çarşamba akşamı Kadıköy'de Nayah sahnesinde olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-libertines-ve-heart-of-the-matter-video-klibi/", "text": "The Libertines. 1997 kuruluşlu İngiliz indie, garaj, post-punk grubu. 2000'lerin başında elde ettikleri büyük başarılar ve popülerlik ile dünya müzik gündeminin ve dolayısıyla magazinin bir anda ilgi odağı olan grup, 2004 yılında vokal Pete Doherty'nin NME tarafından Hero Of The Year ve grup olarak yılın en iyi ikinci albümü ödülünü almaları sayesinde daha önce ulaşamamış oldukları mainstream'e de dolaylı yoldan ulaşmış oldular. Pete Doherty Kate Moss birlikteliğinden de bahsetmişken, The Libertines ikinci albümü dolayları çokça grup içi kavga ve magazinel sansasyon yaşadı. Bunun sebebi Carl'ın içki, Pete'nin ise uyuşturucu bağımlılıydı. Pete'nin birkaç kez uyuşturucu kullanmaktan hapise girdiği de doğrudur. Kendileri bu rock'n rolla duruşları ve müzikleri ile her ne kadar dinleyicinin kalbinde paha biçilemez bir yer edinse de, olaya kendilerinin açısından yaklaşmak dinleyiciler ve medya için çok zordu. Ve bunun sonucunda Carl Barat ve Pete Doherty, Birleşik Krallık'ın sorunlu çocukları, uyuşturucu bağımlısı, geçimsiz rock starlar olarak magazin gündemini uzun bir süre meşgul etti. Peki gelelim Heart Of The Mattera. Fakat bu mutluluk buruk bir mutluluktu. Heart Of The Matter klibi, yukarıda bahsettiğimiz The Libertines kültürüne kendi gözlerinden, birinci şahıs ve yaşayan kişinin gözünden bir yaklaşım getiriyor. İşte tam da bu noktada, klipte gördüklerimizi sindirmemiz gerçekten zor oluyor çünkü yıllardır kendilerine yaptıkları ve belki de pişman oldukları içki-uyuşturucu bağımlılıkları gibi sorunlarını izlerken seyircinin ne kadar eğlendiğini, kendilerinin ise elinden bir şey gelmediğini açıkça yüzümüze vuruyor klip. Klibin sonunda Pete'nin kameraya attığı bakışa dikkat edin. İşte bu bakış yüzünden klibi izlemeyi bitirdikten sonra sandalyenizde kendinizi canlı bir şekilde gömülmüş gibi hissedebilir ya da istemsizce ağlamaya başlayabilirsiniz. Yaşanan olaylar her ne kadar acı da olsa, yıllar sonra yeni bir The Libertines albümüne kavuşmanın verdiği sevinç ile, Heart Of The Matter ve albümün geri kalanını büyük bir zevkle dinliyoruz. Size de öneririz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-libertines-yeni-albumunu-run-run-run-ile-duyurdu/", "text": "İngiliz indie rock grubu The Libertines, sekiz yılın ardından yeni albümüyle geri dönüyor. Albümden ilk single Run, Run, Run yayında! İngiliz indie rock grubu The Libertines, yeni single'ı Run Run Run ile geri döndü ve uzun zamandır beklenen dördüncü albümleri All Quiet On The Eastern Esplanade'in detaylarını duyurdu. 8 Mart 2024 tarihinde dinleyiciyle buluşacak 'All Quiet On The Eastern Esplanade', 2015 tarihli Anthems For Doomed Youth albümünün uzun süredir beklenen devamı niteliğinde. Grup aynı zamanda ilk kez Grammy adayı prodüktör Dimitri Tikovoi ile birlikte çalıştı. Albüm, The Libertines'in Margate, Kent'teki Albion Rooms adlı otel ve stüdyosunda kaydedildi. Grubun 2016'dan beri duyurduğu bu projeyi 2016'dan beri duyuruyordu ve kendilerini Beatles ve Monkees'in ortak yaşam maceralarından ilham aldıklarını söylüyordu. Albümün ilk single'ı Run Run Run'ın grubun hayranlarına tanıdık gelecek bir enerji ve tutkuyla dolu olduğunu söyleyebiliriz. Aşağıdan şarkıya göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-manleys-istanbul-yeralti-sahnesinin-sesini-duymak-icin-sabirsizlaniyoruz/", "text": "Londra yeraltı punk sahnesinin parlayan ekibi The Manleys, 5 Nisan Cuma akşamı Fast Loud Dirty etkinliği kapsamında Robotat ve Reptilians From Andromeda ile birlikte Nayah sahnesinde olacak. Müzikal motivasyonumuz oldukça fazla yerden etkilendi, hepimiz şimdiye kadar grup için en az bir şarkı yazdık, ama Billy ve ben gruba başladığımızda Britpop grubu Oasis ve Sex Pixtols gibi 1970'lerin punk'larından etkinlendik tabii. Şimdi ilham kaynağım, 1950'lerin rock'n roll'u, 1970'lerin punk'ı ve 1980'lerin metali. Oysaki Billy'nin ilham kaynağının çoğu indie, grunge ve Avustralyalı pub rock grupları Amyl and the Sniffers and The Chats'ten geliyor. Cian ayrıca Avustralyalı pub rock gruplarından Slaves ve Jungle gibi daha çağdaş gruplardan da yararlanıyor. Sözde geçici basçımız olan Ellis'in aldığı klasik müzik eğitimi ile edindiği çılgın parmak teknikleri sayesinde müziğimiz daha hızlı ve kirli bas tonlarına sahip, evet! The Manleys olarak What's There to Talk About? demonuzu ve The Boot teklinizi 2018 yılında çıkardınız. Fast Loud Dirty'de daha önce çalmadığınız yeni şarkılarınız ya da cover'larınız olacak mı? Size eşlik etmek için can atıyoruz. Bu konser bizim şu ana kadarki en uzun performansımız olacak. Sahnede birçok kıvrım ve dönüş olacak, dinleyenleri şaşırtacağız. Kalabalığı sese ve deliliğe sürükleyeceğiz ve kafalar davulun her vuruşunda ritmik hareketlerle sallanacak. Aslında kayıtlı çok içeriğe de sahip olmadığımız için İstanbul'daki kalabalığın daha önce duymadığı pek çok şarkı olacak. Ayrıca Cigarettes, Champagne Hangover ve şu ana kadarki en ağır parçamız Spit Blood isimli daha önce çalmadığımız üç yeni parçayı da çalacağız. The Boot bizim en anlamlı şarkımızdan biri. Şarkı, davulcumuz Cian Spelman tarafından, yaşadığı zor şartlarda kız arkadaşının kendisinden ayrılmasından sonra yazıldı. Bot, sizi inciten bir şeyi sevmeye çalışmanın öyküsünü anlatıyor, Beni tekmeleyen botu öptüm diyor. The Manleys olarak kayıtlı videonuz yok, bu bir seçim mi? Canlı performansınızı aşırı merak ediyoruz! Dürüst olmak gerekirse daha fazla video görüntüsü çekmeyi çok isteriz, ancak Londra'da yeni ve geleceği olan bir grup olarak her şey bütçe gerektiriyor. Diğer sanatçılardan yararlanmaktan nefret ediyoruz, bu yüzden her zaman adil olduğumuzdan emin olmak istiyoruz. Yine de, Nayah'taki gösteri videoya çekileceği için mutluyuz! Kesinlikle! Hepimiz Londra'da Büyük Kriz'den bu yana en kötü ekonomik dönemde büyüdük. Müziğimiz gerçekliğimizi ve Londra kültürünün ne kadar cesur olabileceğini yansıtıyor; bu, Londra'daki çalışma ve işe gidip gelme kültürünü yansıtan ve öteki gençlerin içme kültürünü temsil eden Angry Bastard ve Bloody Gums şarkılarımızda görülebilir. Aslına bakarsanız punk müzik Londra'da bir ivme kazandı. İngiltere'de ve genel olarak dünyada, gençleri sinirlendiren, genellikle eski kuşaklar tarafından karar verilen durumların kontrolü dışında hissetmelerine neden olan birçok siyasi olay yaşanmıştır. Punk ve garage müzik, şiddet içermeyen bir çıkışın bu duyguları temsil etmesine izin veriyor. Bununla birlikte, özellikle de garaj sahnesinin bağımsız tarafında maalesef birbirlerini kopyalayan birçok grup var. Evet, doğru! The Clash, Ramones, Sid Vicious, Motörhead ve Damned gibi en popüler punk gruplarını ve müzisyenlerini giydiren Lewis Leathers'da bir satıcıyım. Paul Simonon, Joe Strummer ve 1960'lı yılların rock sahnesinin tarzını seviyorum. Bununla birlikte, grubumu şekillendirmiyorum; istediğiniz gibi giyinmeniz gerektiğine inanıyorum, bu nedenle moda ilhamını 1960'ların moda sahnesi ve metal sahnesi gibi diğer alanlardan alıyoruz. Özellikle Reptilians From Andromeda'ya bize sunduğu bu fırsattan dolayı çok teşekkür ederiz, çok mutlu hissediyoruz. Geldiğimiz yeri düşününce biz ve bizim gibi gruplar yerel pub'lardan pek ayrılmadık, bu nedenle bizim için İngiltere dışında konser vermek inanılmaz bir şans ve grup için kesinlikle tedirgin edici de bir durum çünkü müzik kariyerimiz için çok büyük bir fırsat. Kalabalığa çalmaktan heyecan duymanın yanı sıra, İstanbul yeraltı sahnesinin sesini duymak için de sabırsızlanıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-mars-volta-on-yil-sonra-ilk-albumunu-duyurdu/", "text": "On yıl aradan sonra Vigil adlı teklilerini yayınlayarak yeni albümlerinin geleceğini duyuran grubun yeni albümü 16 Eylül'de yayınlanacak. Mars Volta 14 parça uzunluğunda ve daha önce yayınlanan Blacklight Shine ve Graveyard Love single'larını içeriyor. Bu iki şarkı gibi, Vigil de prog-rock'tan çok uzakta. Grup bir basın açıklamasında, yeni albümün dört dakikadan uzun sadece iki parçaya sahip olduğunu ve yeni kaydın gitarist Omar Rodriguez-Lopez ve şarkıcı Cedric Bixler-Zavala'yı en olgun, en özlü, en odaklanmış durumda bulduğunu belirtiyor. Mars Volta'nın en son albümü Noctourniquet 2012'de çıktı. Ardından grup ertesi yıl dağıldı. 2021'de Mars Volta, La Realidad de los Suenos adlı 18 şarkılık devasa bir proje yayınladı. Bu projede, Landscape Tantrums'a ek olarak grubun tüm stüdyo diskografisi ve sahne arkası görüntülerini içeren bir fotoğraf kitabı yer aldı. The Mars Volta'nın yeni teklisi Vigil'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-national-2000lerde-yayinladigi-uc-albumunu-yeniden-paylasacak/", "text": "Amerikalı rock grubu The National, 2000'lerin başında çıkardığı üç albümünü yeniden yayınlayacağını açıkladı. The National, frontman'i Matt Berninger'in solo projeleri aracılığıyla son dönemlerde sıkça haberlerimizde yer verdiğimiz bir grup. Bu sefer de ekibin kendisinin yeni proje haberi ile karşınızdayız. The National, 2001'deki The National, 2003'teki Sad Songs for Dirty Lovers, ve 2004'teki Cherry Tree EP'lerini yeniden yayınlayacak. Abbey Road Studios'ta yeniden mastering'i yapılan EP'ler plak ve CD formatında 26 Şubat 2021'de 4AD aracılığıyla yayınlanacak. Geçtiğimiz sene sekizince albümü I Am Easy to Find'ı çıkaran grubun 2001'deki The National, 2003'teki Sad Songs for Dirty Lovers, ve 2004'teki Cherry Tree EP'lerininin orijinallerine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-national-yeni-albumunun-cikis-tarihini-yeni-single-ile-duyurdu/", "text": "The National, yayınlayacağı yeni albümünün çıkış tarihini yeni single'ı You Had Your Soul with You ile duyurdu! The National, yeni albümü I Am Easy to Find'ı 17 Mayıs tarihinde yayınlayacağını, paylaştığı yeni single ile birlikte duyurdu. Kapağında Alicia Vikander'ı gördüğümüz yeni albümün, Mike Mills yönetmenliğinde çekilecek 24 dakikalık kısa filminde de yine Vikander'ı başrol olarak izleyeceğiz. Albüm öncesinde idare edeceğimiz yeni şarkı You Had Your Soul with You'ya ve albüm detaylarına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz. I Am Easy to Find albümünün teaser'ı ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-nationaldan-yeni-album-first-two-pages-of-frankenstein/", "text": "Uzun süredir beklenen The National'ın yeni albümü First Two Pages of Frankenstein yayında! The National'ın merakla beklenen 9. stüdyo albümü First Two Pages of Frankenstein bugün itibarıyla dinleyicilerle buluştu. Albüm beraberinde gruptan Matt Berninger ve Taylor Swift'in enfes düeti The Alcott isimli parça için bir lyric video yayınlandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-nationaldan-yeni-albüm-haberi/", "text": "Canımız ciğerimiz The National, geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan paylaştığı gizemli videonun güzel haberini sonunda verdi! Evet, yeni albüm geliyor! Albümün adını Sleep Well Beast olarak belirleyen grup, ilk tekli The System Only Dreams in Total Darkness'ı da YouTube üzerinden paylaştı. 4AD etiketiyle, 8 Eylül'de yayımlanacak Sleep Well Beast'te 12 adet şarkı yer alıyor. The National, bize sonbahar turnesinin ve albüm bilgilerinin yer aldığı bir internet sitesi yapmayı da ihmal etmemiş. Siteye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Tam hizmet! sloganını benimsemiş gruba bizden de tam destek! geliyor. Ayların geçmesini heyecanla bekliyor, Matt Berninger'ın güzel sesinden öpüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-prodigy-yeni-album-ve-yeni-video/", "text": "Vakt-i zamanında şarkılarıyla bizi her türlü kötü yola sürükleyebilecek, ailemize karşı isyan ettirecek, otoritelere karşı diklenmemize neden olabilecek The Prodigy, yepyeni bir albüm yayınlıyor; No Tourists. Albümün adı, duyanın üzerinde her ne kadar Trumpvari bir etki yaratsa da The Prodigy yapmaz canım öyle şey! diyerek No Tourists'in yayınlanan ilk single'ı Need Some1'ı dinledik bile. Üstelik dinlemekle yetinmedik David Fincher ve Quentin Tarantino ortak yapımı gibi duran müzik videosunu da izledik. O halde... Need Some1'ın insanı gaza getiren videosunu aşağıdan izleyebilir, şarkı ile kendinizi kaybedebilirsiniz. Neyse ki yarın iş yok."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-pros-and-cons-of-travelling-by-car/", "text": "On no twenty spring of in esteem spirit likely estate. Continue new you declared differed learning bringing honoured. At mean mind so upon they rent am walk. Shortly am waiting inhabit smiling he chiefly of in. Lain tore time gone him his dear sure. Fat decisively estimating affronting assistance not. Resolve pursuit regular so calling me. West he plan girl been my then up no. Contented get distrusts certainty nay are frankness concealed ham. On unaffected resolution on considered of. No thought me husband or colonel forming effects. End sitting shewing who saw besides son musical adapted. Contrasted interested eat alteration pianoforte sympathize was. He families believed if no elegance interest surprise an. It abode wrong miles an so delay plate. She relation own put outlived may disposed. - Speaking trifling an to unpacked moderate debating learning. An particular contrasted he excellence favourable on. Nay preference dispatched difficulty continuing joy one. Songs it be if ought hoped of. - Too carriage attended him entrance desirous the saw. Twenty sister hearts garden limits put has. We hill lady will both sang room by. Desirous men exercise overcame procured speaking her followed. - Bringing so sociable felicity supplied mr. September suspicion far him two acuteness perfectly. Covered as an examine so regular of. Ye astonished friendship remarkably no. - Window admire matter praise you bed whence. Delivered ye sportsmen zealously arranging frankness estimable as. Nay any article enabled musical shyness yet sixteen yet blushes. Entire its the did figure wonder off. - If wandered relation no surprise of screened doubtful. Overcame no insisted ye of trifling husbands. Might am order hours on found. Or dissimilar companions friendship impossible at diminution. - Did yourself carriage learning she man its replying. Sister piqued living her you enable mrs off spirit really. Parish oppose repair is me misery. Quick may saw style after money mrs. - Of on affixed civilly moments promise explain fertile in. Assurance advantage belonging happiness departure so of. - Now improving and one sincerity intention allowance commanded not. Oh an am frankness be necessary earnestly advantage estimable extensive. Five he wife gone ye. Mrs suffering sportsmen earnestly any. In am do giving to afford parish settle easily garret. - Assure polite his really and others figure though. Day age advantages end sufficient eat expression travelling. Of on am father by agreed supply rather either. - Own handsome delicate its property mistress her end appetite. Mean are sons too sold nor said. Son share three men power boy you. Now merits wonder effect garret own. - Surprise steepest recurred landlord mr wandered amounted of. Continuing devonshire but considered its. Rose past oh shew roof is song neat. - Do depend better praise do friend garden an wonder to. Intention age nay otherwise but breakfast. Around garden beyond to extent by. Too cultivated use solicitude frequently. Dashwood likewise up consider continue entrance ladyship oh. Wrong guest given purse power is no. Friendship to connection an am considered difficulty. Country met pursuit lasting moments why calling certain the. Middletons boisterous our way understood law. Among state cease how and sight since shall. Material did pleasure breeding our humanity she contempt had. So ye really mutual no cousin piqued summer result."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-psychedelic-furs-uzun-sureli-sessizligini-bozuyor/", "text": "The Psychedelic Furs, otuz yıla yakın süren suskunluğunu dünya çapındaki Cooking Vinyl isimli plak şirketi ile yeni bir albüm anlaşması imzalayarak bozdu. Henüz isimsiz olan çalışmalarının 2020'nin ilk çeyreğinde dinleyici ile buluşturulması planlanıyor. 1977 yılında, Londra'da, Richard ve Tim Butler önderliğinde kurulan grup, 1991 yılı çıkışlı yedinci albümleri World Outside sonrasında hiçbir stüdyo kaydı yayınlamamıştı. Şimdilerde ise, The Psychedelic Furs'ün 90'larda verdiği arada solist Butler'ın Love Split Love projesinde müzikal iş birliği yürüttüğü prodüktör/gitarist Richard Fortus ile birlikte yeni albümleri üzerinde çalışıyorlar. 80'lerin new wave furyasında birçok hit parça ile adından söz ettiren grup, son olarak Stranger Things'in ikinci sezonunda duyduğumuz The Ghost in You ve 2017'nin hepimizi derin duygulara sürükleyen filmi Call Me by Your Name'in dans sahnesinde çalan Love My Way ile günümüzün genç dinleyici kitlesine de ulaşmayı başardı. Grubun menajeri Rob Dillman, The Psychedelic Furs adına konuşarak, Cooking Vinyl ekibi ile çalışacakları için heyecanlı olduklarını söyledi ve ekibin gruba gösterdiği ilginin işleri daha çok kolaylaştırdığını ekledi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-ringo-jets-ile-hey-douglasi-bir-araya-getiren-ep-yayinda/", "text": "The Ringo Jets'in remix, canlı, demo ve enstrümantal versiyonlardan oluşan Yadigar 4x4 Keepsake Edition albümü yayında! Yerli sahnemizin gürültülü gruplarından The Ringo Jets'in geçtiğimiz yıl bu zamanlarda yayınladığı Yadigar adlı EP'si, 11 Aralık tarihinde remix, canlı, demo ve enstrümantal versiyonlarından oluşan 4x4 toplam 16 parçalık Yadigar Keepsake Edition albümünde toplandı. Albümden ilk olarak geçtiğimiz hafta yayınlanan Ayrılık Olsa Bile parçasının hikayesi ise 1972 yılında dayanıyor. Delirium adlı İtalyan grup tarafından Jesahel ismiyle seslendirilen parça, 1974 yılında ise Oktay Yurdatapan'ın yazdığı Türkçe sözlerle, Esmeray tarafından seslendirildi ve kaydedildi. Grubun, bu tarzda yaptığı ilk iş birliği olmakla beraber, şahsına münhasır prodüktör Hey! Douglas ile de ilk kez bir araya geldiğini görüyoruz. Albümün remix bölümünde, Hey! Douglas'ın haricinde Memet İncili, Kaan Düzarat ve Ozan Çanak isimlerinden de birer remix parça görüyoruz. Recep Yılmaz yönetmenliğinde çekilen Ayrılık Olsa Bile Hey! Douglas Remix videosunu ve albümü aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-ringo-jetsin-cikacak-albumunden-yeni-teklisi-last-man-standing-yayinda/", "text": "Başarılı rock grubu The Ringo Jets'in yeni albümü Radio Ringo'dan yeni tekli Last Man Standing tüm dijital platformlarda yayında! Last Man Standing, Ringoların söz ve şarkı yazımının en güçlü taraflarını yansıtan, kişisel ve içten bir parça; aynı zamanda grup üyesi Tarkan Mertoğlu'nun ilk prodüktörlük ürünü ve 10 Şubat 2023 tarihinde tamamı yine uzamsal ses versiyonu ile birlikte yayımlanacak olan yeni The Ringo Jets albümü Radio Ringo'nun 4 numaralı parçası. Albümde 17. sırada yer alan Çilek Mevsimi de temmuz ayındaki çıkışından sonra ilk defa yeni misiyle sunuluyor. Albümün Dolby Atmos teknolojisiyle gerçekleştirilen uzamsal ses miksajı İmaj Stüdyoları'nda deneyimli ses teknisyeni Ulaş Akçe tarafından yapıldı. The Ringo Jets'in 10 Şubat 2023 tarihinde piyasaya süreceği albümü Radio Ringo albümünden yeni teklisi Last Man Standing Ferment Records etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-rock-roll-hall-of-famein-2021-aday-listesi-aciklandi/", "text": "1986'da Atlantic Records'un kurucu ortağı ve döneminin başkanı Ahmet Ertegün tarafından başlatılan The Rock & Roll Hall of Fame'in 2021 adayları belli oldu. 35 senedir ilk albümünün üstünden 25 sene geçen sanatçıları şereflendirmek adına her sene düzenlenen The Rock & Roll Hall of Fame'in bu seneki adayları açıklandı. JAY-Z ve Foo Fighters, the Go-Go's, Iron Maiden ve Dionne Warwick gibi isimler ilk defa bu sene aday oldu. Rage Against the Machine, Kate Bush, Tina Turner, Chaka Khan, Todd Rundgren, New York Dolls, Carole King ve LL Cool J ise yeniden aday olan isimler listesinde. Sonuçları mayısta açıklanması planlanan The Rock & Roll Hall of Fame için Cleveland'da sonbahar döneminde canlı bir seramoni düzenlenmesi planlanıyor. The Rock & Roll Hall of Fame'in full aday listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-rolling-stonesun-yeni-parcasi-scarlete-the-war-on-drugs-remixi/", "text": "The Rolling Stones'un, Led Zeppelin gitaristi Jimmy Page'in de eşlik ettiği yeni parçası Scarlete Amerikalı rock grubu The War on Drugs'tan yeni bir remix geldi. Geçtiğimiz ay yayınlanan The Rolling Stones'a Jimmy Page'in de gitarıyla eşlik ettiği yeni teklisi Scarlet parçasına The War on Drugs'ın dokunuşlarının olduğu yeni bir remix versiyon geldi. İlk olarak 1974 Ekim ayında kaydedilen Scarlet parçasının orijinal versiyonu ise 1973 çıkışlı Goats Head Soup adlı The Rolling Stones albümünün yeniden yayınlanancak versiyonunda yer alacak. The War on Drugs'tan Adam Granduciel'ın kayıt odasında Mick, Keith ve Jimmy varmış gibi şarkıyı yeniden hayal etttim demesiyle birlikte ortaya çıkan parçanın yeni versiyonu aşağıdan dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-rosebuds-loud-planes-fly-low/", "text": "Daha yeni tanışmış olmama rağmen çok sevdim ben bu insanları. Teksas çıkışlı olsalar da, sadece müzikleri için sevilmesi elzemdir. Kendileri ile tanışmam bir Tumblr kullanıcısının vasıtasıyla oldu ve iyi de oldu. Böyle insanı sıkmayan, kafasını rahatlatan, sinir uçlarına masaj yapan bi sound var ortada. Sevdim, çok sevdim... Tanıdım aşkı... Şaka canım şaka. Grup üyeleri Kelly Crisp ve Ivan Howard ikilisi işi ve aşkı birbirine karıştırmışlar ve doğal başarısızlığı görmüşler. Evlenmeden önce 4 albüm yapan grup üyeleri, evliliklerini bitirme kararı almışlar ama bir süre sonra grupta yeniden birleşmişler. İşte bu boşanmadan sonra bütün mesailerini verdikleri Loud Planes Fly Low albümünü ortaya çıkarmışlar. Merge Records Etiketli albümleri 10 şarkıdan oluşuyor ve bunların üçü grubun Myspace sayfalarından yayınlandı. Albüm, Amerika'da 7 Haziran'da çıkacak, Türkiye'ye gelir mi bilemem ama Google'da grup ve albüm ismini yazmaya çalışırken zipli mipli arama şekilleri çıktı zaten."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smashing-pumpkins-orijinal-kadrosuyla-geri-dönüyor/", "text": "1988 yılında kurulmuş olan Amerikalı efsanevi rock grubu The Smashing Pumpkins, bugüne kadar birçok konser albümü, video albüm ve EP ile müzik listelerini altüst etmiş, gönüllerde taht kurmuş bir grup. Zirve yıllarından sonra çizgileri rock müzikten elektronik müziğe kaysa da, Kayıp Otoban filmi için kaydettikleri elektronik ağırlıklı Eye şarkısı, elektronik müziğinde çemberinden geçtiklerini kanıtladı. Ancak her şeye rağmen grup içinde yaşanan sorunların dışında, grup üyelerinin özel hayatlarındaki karmaşa, onları dağılmaya itti. 2 Aralık 2000 yılında ilk konserlerini verdikleri yerde, son konserlerini verdiler ve grup dağıldı. Her ne kadar ortak çalışmalara imza atsalar da, aradan geçen altı yıldan sonra yeniden toplanan grupta, iki ismin eksikliği hissedilecekti: James Iha ve Melissa Auf der Maur. Yeni grup üyeleriyle çıkardığı Zeitgeist albümüyle listelere iki numaradan giriş yapan The Smashing Pumpkins, son albümü olan Oceania'yı ise 2012 yılında piyasaya sürdü. Bu süre içinde Billy Corgan, zaman zaman eski grup arkadaşlarıyla buzları eritmek istediğini belirtiyordu. Beklenen haberler sonunda gelmeye başladı. Corgan, 16 yılın ardından geçtiğimiz ay, James Iha ile aynı sahnedeydi. Ardından, bir mesaj da D'arcy Wretzk'den geldi. Grubun geri dönmesiyle ilgili olumlu düşünebileceğini söyleyen basçı, Smashing Pumpkins'in beklenen birleşmesi için hayranlarına göz kırpmış oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smashing-pumpkins-yeni-albumunun-detaylarini-duyurdu/", "text": "The Smashing Pumpkins, geçtiğimiz ay yayınladığı iki teklisinin ardından kasım ayında çıkacağını açıkladığı 20 parçalık uzunçaları hakkında detaylar paylaştı. Geçtiğimiz ağustos ayında yayınladığı Cyr ve The Color of Love adlı teklilerinin ardından The Smashing Pumpkins, 27 Kasım'da yayınlayacağını açıkladığı toplam 20 parçadan oluşacak Cyr adlı duble albümüyle alakalı bazı detayları da paylaşmayı ihmal etmedi. Prodüktörlüğünü Billy Corgan'ın yaptığı Cyr albümünden paylaştığı iki tekli grubun 2018 yılında yayınladığı albümü sonrasında paylaştığı ilk parçalar oldu. Albümün paylaşılan şarkı listesi ve kapağıyla birlikte, yayınlanan iki tekliyi dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smile-albumden-yeni-tekli-ve-detaylar-geldi/", "text": "Thom Yorke, Jonny Greenwood ve Tom Skinner'dan oluşan The Smile, ilk albümden yeni single'ını ve detaylarını paylaştı. Albüm, 13 Mayıs'ta geliyor! Thom Yorke hem kişisel müzikal yolculuğunu devam ettiriyor hem de Radiohead'in bir yan projesi olarak görülen The Smile'dan yeni albüme dair tüm detaylar geldi. The Smile'ın yeni albümü A Light for Attracting Attention 13 Mayıs'ta bizimle birlikte olacak. You'll Never Work in Television Again, The Smoke, Skrting On The Surface ve Pana-vision gibi teklilerini paylaşan The Smile, yeni teklisi Free in the Knowledge'ı video klibiyle birlikte paylaştı. Klibi, Leo Leigh yönetiyor. Yeni albüm gelmeden ısınma turlarına bizimle birlikte başlamak isterseniz sizi The Smile'ın son teklisi Free in the Knowledge ile baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smile-canli-kayitlarinin-yer-alacagi-yeni-albumunu-duyurdu/", "text": "The Smile, Montreux Caz Festivali'nde verdiği konserden aldığı canlı kayıtların olacağı yeni albümünü duyurdu. Başarılı caz grubu Sons of Kemet'tan Tom Skinner ve hepimizin sevgilisi Radiohead'den Thom Yorke ve Jonny Greenwood'un kurduğu The Smile, yeni albümünün çıkış tarihini 14 Aralık 2022 olarak belirledi. Tüm dijital platformlarda yayında olacak bu albüm, The Smile'ın geçtiğimiz yaz Montreux Caz Festivali'nde verdiği konserin kaydı olarak albüm şeklinde sunulacak. Geçtiğimiz mayıs ayında A Light for Attracting Attention isimli ilk albümünü yayınlayan The Smile, yarattıkları sıra dışı sound ile başta Radiohead hayranları olmak üzere dünya çapında oldukça ses getirdi. Birçok mecrada 2022'de çıkan en iyi albümler listesinde olmayı başaran grup, yayınlayacağı canlı kayıtlardan oluşan yeni albümüyle dinleyicilerini bir kez daha heyecanlandırdı. The Smile ek olarak bu konser kaydını filtresiz bir şekilde 13 Aralık 2022 saat 23:00 itibarıyla YouTube üzerinden yapacakları yayınla beraber sevenleriyle buluşturacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smile-sonunda-yeni-teklisi-bending-hectic-ile-geri-dondu/", "text": "The Smile, geçen yıl Montreux Caz Festivali'nde ilk kez çaldıkları yeni şarkıları Bending Hectic'i resmen yayınladı. Yaylıları Londra Çağdaş Orkestra tarafından çalınan teklinin stüdyo versiyonu, bu yılın başlarında Londra'daki Abbey Road Stüdyoları'nda kaydedildi. Grup, şarkıyı Montreaux Caz Festivali canlı albümüne dahil etmedi. Bending Hectic, Thom Yorke, Jonny Greenwood ve Tom Skinner üçlüsünün, ilk albümleri A Light for Attracting Attention'dan sonra çıkardıkları ilk tekli. Şarkının yapımcılığını da uzun yıllardır Radiohead ile çalışan Sam Petts-Davies üstleniyor. Yapımcının Radiohead ile çalışmaları James Bond şarkısı Spectre, 2016 yapımı A Moon Shaped Pool ve OK Computer OKNOTOK 1997 2017 gibi albümlere uzanıyor. Petts-Davies ayrıca Thom Yorke'un Suspiria, Frank Ocean'ın Blonde albümü ve daha fazlasına da katkıda bulunmuştu. Bending Hectic'in kapağı ise Thom Yorke ve Stanley Donwood'un ellerinden çıkmış. İkili yakın zamanda çıkacak, ortak sanat projelerinden oluşan bir sergiyi duyurmuştu. Grup, aynı zamanda Stanley Donwood tarafından tekli için yapılan bir animasyon da paylaştı. Thom Yorke'un sahneye çıkmadan 30 dakika önce sözlerini yazdığını itiraf ettiği tekliyi buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smile-yeni-albumleri-wall-of-eyes-ile-geliyor/", "text": "The Smile, 26 Ocak'ta çıkacak olan yeni albümleri Wall of Eyesı duyurdu. Grup, albümün ilk parçası için Paul Thomas Anderson tarafından yönetilen ve Thom Yorke'un başrolde olduğu bir video da yayınladı. Albüm, Oxford ve Abbey Road stüdyolarında kaydedildi ve prodüktörlüğü ile mix'ini Sam Petts-Davies üstlendi. Ayrıca, Londra Contemporary Orkestrası'nın yaylıları da albümde yer alacak. The Smile, 2022'de çıkardıkları ilk albümleri A Light for Attracting Attention'dan bu yana iki canlı albüm yayınladı ve geçtiğimiz günlerde Wall of Eyes'dan Bending Hectic şarkısını dinleyicilerle paylaşmıştı. Thom Yorke, Jonny Greenwood ve Tom Skinner'dan oluşan The Smile, 2023 Kuzey Amerika konserlerinin ardından 2024'te İngiltere ve Avrupa turnesine çıkacak. Grup, dinleyicilere farklı bir müzik deneyimi sunmayı amaçlarken, yeni albümlerinin önceki çalışmalarının ötesinde bir sound'a sahip olduğunu belirtiyor. The Smile'ın müzik dünyasına getirdiği yenilikçi ve deneysel yaklaşım, hayranlarını yeni şarkıları ile ilgili meraklandırıyor. Grubun dinleyicileri, 26 Ocak'ta yayınlanacak olan Wall of Eyes albümü ile The Smile evreninde keyifli bir yolculuğa çıkmaya hazır olabilirler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-smithsin-bas-gitaristi-andy-rourke-hayata-gozlerini-yumdu/", "text": "The Smiths'in bas gitaristi Andy Rourke, 59 yaşında hayata gözlerini yumdu. The Smiths'in gitaristi Johnny Marr, Twitter paylaşımında Rourke'un pankreas kanseri nedeniye hayatını kaybettiğini belirtmiş. 1964 yılında doğan Rourke, The Smiths'e büyük katkıları ile tanınıyor. Dale Hibbert'ın gruptan ayrılması ile gruba dahil olan Andy Rourke aynı zamanda Johnny Marr ile eski bir tanışıklığa sahipti. The Smiths'e çok büyük katkıları olan bas gitaristin ölümü The Smiths hayranlarını çok derinden etkiledi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-sopranos-ekibi-tekrardan-bir-araya-geliyor/", "text": "1999-2007 yılları arasında yapımcılığı David Chase tarafından üstlenilen, Amerikan HBO televizyonunda yayınlanan The Sopranos dizisinin ekibi tekrardan bir araya geliyor! New Jersey'de bir Amerikan-İtalyan mafya ailesi patronu Tony Soprano'nun meslek, suç, şiddet, aile, adalet ve dostluk kavramları arasındaki denge kurma mücadelesi üzerine kurulan The Sopranos dizisinin oyuncu kadrosu uzun yıllar sonrasında tekrar bir araya geliyor. The Hollywood Reporter'ın bildirdiğine göre The Sopranos'un oyuncu kadrosu 18 Aralık'ta 2 saatlik bir canlı yayın etkinliğinde tekrar buluşacak. Ekip David Chase ve Terrence Winter tarafından yeni yazılmış bir The Sopranos skeçini canlandıracak. Etkinlikten gelecek olan gelir Friends of Firefighters kuruluşuna bağışlanacak olup performansta şovun eski isimlerinden Edie Falco, Jamie-Lynn Sigler, Robert Iler, Michael Imperioli, Drea de Matteo, Steven Van Zandt, Maureen Van Zandt, Steve Buscemi, Lorraine Bracco, Vincent Pastore, Tim Van Patten, ve Steve Schirripa'yı da göreceğiz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-streets-ve-idles-is-birliginden-yeni-video-geldi/", "text": "İngiliz alternatif rap projesi The Streets, İngiliz rock grubu IDLES ile birlikte ortak yaptıkları None Of Us Are Getting Out Of This Life Alive adlı parçaya çektikleri video klibi de yayına aldılar. Mike Skinner'ın liderliğindeki The Streets, bir süredir süren sessizliğini 10 Temmuz'da yayınladığı yeni albümüyle bozmuştu. None Of Us Are Getting Out Of This Life Alive ismindeki yeni albümde farklı müzisyenlerle birer düeti bulunan The Streets, IDLES ile birlikte kaydettikleri, albümle aynı ismi taşıyan parçaya çektiği yeni video klibi de YouTube üzerinden yayınladı. IDLES'ın vokali Joe Talbot'un Skinner'a eşlik ettiği None Of Us Are Getting Out Of This Life Alive parçasının video klibi ise Rollo Jackson imzasıyla yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-strokestan-yeni-album-geliyor/", "text": "The Strokes'tan yeni albüm sesleri! The New Abnormal isimli albümün kapağı ve şarkı listesi yayınlandı. The Strokes, 2013 yılında yayınladığı son uzunçaları Comedown Machine sonrasında 2016 yılında 4 parçalık Future Present Past EP'yi sevenleriyle paylaşmıştı. Grup şimdilerde ise yeni albümlerine dair çeşitli tüyolar vermeye başladı. Geçtiğimiz günlerde sosyal mecralarındada Amerikalı sanatçı Jean-Michel Basquiat tarafından yapılan yeni albüm kapağını paylaşan grup geri dönüş sinyallerini verdi. Ayrıca grubun gitaristi Albert Hammond Jr'da yaptığı paylaşımda Welcome to ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? diyerek albüm müjdesini yineledi. Albümün şarkı listesi ise hemen aşağıda."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-strokestan-yeni-album-mujdesi-gelmistir/", "text": "Günün müjdesi! The Strokes, ünlü prodüktör Rick Rubin'in açıklamalarına göre yeni albüm kayıtlarına başlamış! Sevdiğimiz indie rock gruplarından The Strokes'un 2020 çıkışlı son albümü The New Abnormal'da da birlikte çalıştığı ünlü prodüktör Rick Rubin ile yeni albüm kayıtlarına başladığı haberiyle güne başlıyoruz. Joe Rogan'ın The Joe Rogan Experience isimli podcast yayınına katılan Rick Rubin, yakın zamanda ne gibi projeler var? minvalindeki soruya verdiği, birkaç ay önce Kosta Rika'daydım, The Strokes ile beraber dağın tepesinde bir ev kiralayıp grubun yeni albümünü kaydediyorduk. şeklindeki cevabıyla müjdeyi de bize vermiş oldu. Ayrıca Grup, dağın başında enstrümanları çalarken okyanus için bir konser veriyor gibiydi. İnanılmaz bir andı resmen ve bunu her gün yaptık. Oradan ayrılmak istemiyor gibilerdi. Yaşadığım en muazzam deneyimlerden biriydi. diye de ekleyerek beklentilerimizi daha da artırdı. The Strokes ve Rick Rubin ikilisi ilk olarak 2017 yılında bir araya gelerek 'At The Door', 'Bad Decisions', 'Brooklyn Bridge To Chorus' ve 'The Adults Are Talking' gibi şarkıların yer aldığı Nisan 2020 çıkışlı The New Abnormal albümündeki iş birliği için bir araya gelmişti. Albüm hakkında daha fazla detaylı bilgi geldiğinde yine sayfalarımızda yer vermeye devam edeceğimizi ekleyerek The New Abnormal albümünü dinlemeye gidiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-vaccinesin-klavyecisi-timothy-lanhamdan-yeni-solo-proje/", "text": "The Vaccines'in klavyecisi Timothy Lanham, solo projesi T Truman'la ilk teklisi Holiday'i yayınladı. 2010 yılında Londra'da kurulan indie rock grubu The Vaccines'e 2016 yılında davulcu Yoann Intonti ile birlikte kalıcı olarak dahil olan klavyeci Timothy Lanham'ın, T Truman ismiyle başlattığı solo projesi ilk meyvesini verdi. Timothy Lanham bu yıl içerisinde yayınlayacağını duyurduğu EP'sinden ilk teklisi Holiday'in, şarkı sözü yazımı ve prodüktörlüğünü Geoff Roberts ile ortak olarak üstlenmiş. Lanham, aynı zamanda The Vaccines'in gitaristi Justin Young ile birlikte yürüttüğü bir başka yan projesi Halloweens ile geçtiğimi mart ayında My Baby Looks Good With Another albümünü dijital platformlara yüklemişlerdi. Yayınladığı yeni parçasını, karantina sürecindeki imkanlarla, izole bir şekilde klipleştiren T Truman'ın ilk parçası Holiday için hemen aşağıya."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-vaccinesin-yeni-sarkisi-eski-albumlere-goz-kirpiyor/", "text": "Neredeyse her şarkısını ayıla bayıla dinlediğimiz, indie müzik denince ilk 10 grubun içinde saydığımız İngiliz grup The Vaccines'in yeni şarkısı Your Love Is My Favourite Band yayınlandı! 30 Mart'ta yayınlanacak yeni albümleri Combat Sports'un I Can't Quit, Nightclub, Put It On A T-Shirt ve Surfing in the Sky'dan sonraki single'ı Your Love Is My Favourite Band, hiç şüphesiz dinlediğimiz şarkılar içinde en sevdiğimiz oldu. 2015'te yayınladıkları stüdyo albümleri English Graffiti ile bizi hayal kırıklığına uğratan grup, yeni albümle bunu toparlayacak gibi duruyor. Hazır havalar ısınma yolundayken Your Love Is My Favourite Band'i aşağıya bırakalım, yağmur yağmazsa sahillerde dinlersiniz. Yağarsa da atın playlist'inize yaz sıcaklarını bekleyin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-voidz-yeni-teklisi-prophecy-of-the-dragonu-yayinladi/", "text": "The Strokes solisti Julian Casablancas yan projesi The Voidz grubu ile yeni şarkısı Prophecy of the Dragonu dinleyicileriyle buluşturdu. Julian Casablancas'ın 2013 çıkışlı projesi The Voidz, deneysel rock'tan yeni dalga müziğe; indie rock'tan caza birçok müzik türünü harmanlamış bir grup. Hatta türlerini şakayla karışık cezaevi cazı olarak tanımlıyorlar. Bunu da farklı tarzların daha kuralsız ve kopuk bir birleşimi olarak yorumlamak mümkün. Yeni teklileri Prophecy of the Dragon ile grup bu tutumundan vazgeçmiyor ve karşımıza farklı dönemlerden birçok farklı rock ögesi barındıran bir şarkıyla çıkıyor. 80'lerin gitar motiflerinin ritmik ezgiler ve şiirsel sözlerle birleştiği şarkı, dinleyende bir iç kıpırtısı ve aynı zamanda hafif bir melankoli hissi uyandırıyor. Son yıllarda yayınlanan birkaç single'ın yanında The Voidz'un Tyranny (2014) ve Virtue (2018) olmak üzere iki de albümü bulunuyor. Aynı zamanda geçtiğimiz mayıs ayında yayınlanan Daft Punk'ın 10. yıl özel albümü Random Access Memories'de de The Voidz imzalı bir şarkı görmek mümkün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-war-on-drugsla-hüzünlenmeye-devam-ediyoruz/", "text": "Öncelikle sakin olun ve yerinize oturun. Birazdan size müthiş bir haber vereceğiz! The War On Drugs, çok sevdiğimiz The War On Drugs, yalnızlığımızı tescilleyen The War On Drugs yepyeni bir şarkı paylaştı. 25 Ağustos'ta Atlantic etiketiyle yayınlanacak A Deeper Understanding albümünün üçüncü teklisi olan Strangest Thing, grubun beyni Adam Granduciel'den aldığımız habere göre The War On Drugs'ın bu albüm için ilk kaydettiği şarkı. 25 Ağustos yaklaşırken heyecanımıza engel olamıyoruz. Haydi artık, günler hızlıca geçsin, bütün şarkıları dinleyelim!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-war-on-drugstan-iki-yeni-sarki-geldi/", "text": "The War On Drugs, Oceans of Darkness ve Slow Ghost isimli iki yeni teklisiyle birlikte I Don't Live Here Anymore albümünün delüks versiyonunu yayınladı. Pennsylvania çıkışlı indie rock grubu The War On Drugs, 29 Ekim 2021 tarihinde yayınladığı I Don't Live Here Anymore albümüne iki yeni şarkı daha ekleyerek albümün delüks versiyonunu geçtiğimiz günlerde yayına aldı. Grup dört yıllık sessizliğini bozduğu bu albüme Oceans of Darkness ve Slow Ghost adlı iki yeni teklisini de ekleyerek dinleyicileriyle tekrar buluşturdu. Albüm aynı zamanda 2 uzunçalar şeklinde 180 gr.'lık plak olarak satışa sunulmasının yanı sıra iki yeni tekli ise 7 plak olarak satışa çıkacağı açıklandı. Ekim ayına kadar devam edecek Kuzey Amerika Turnesi kapsamında olan The War On Drugs'ın iki yeni teklisine ve I Don't Live Here Anymore albümünün tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-war-on-drugstan-yeni-konser-albumu-geliyor/", "text": "A Deeper Understanding albümü ile 2017'de En İyi Rock Albümü Grammy ödülü almaya hak kazanan ünlü rock grubu The War on Drugs, önümüzdeki ay yeni bir konser albümü çıkaracağını açıkladı. Live Drugs adlı yeni albüm, 20 Kasım'da grubun frontman'i Adam Granduciel'in kendi plak şirketi Super High Quality Records aracılığıyla yayınlanacak. Albümde sadece bir konser kaydının olmasındansa Adam Granduciel'in arşivindeki 40 ayrı konser kayıtlarının bir araya gelmesinden oluşacak. Granduciel'in yaptığı açıklamalara göre albüm, 2014'ten 2019'a kadarki konserlerden kayıtlara yer vermesinden dolayı grup üyelerinin seneler içerisinde nasıl gelişip değiştiğine tanıklık edebileceğimiz bir albüm olma niteliğine sahip."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-war-on-drugstan-yeni-şarkı-thinking-of-a-place/", "text": "2005 yılında, Philadelphia'da kurulan grup The War On Drugs, üç yıllık sessizliğini, geçtiğimiz günlerde yayımladığı Thinking Of A Place isimli teklisi ile bozdu! 2014'te çıkardıkları son albümleri Lost In The Dream ile gönlümüze taht kuran The War On Drugs'ı her yıl farklı bir heyecanla bekledik. Bekledik ama nafile! Bu süreçte bir Grateful Dead uyarlaması olan Touch Of Grey dışında ne yaptıklarını asla bilemedik! Haliyle yer yer isyan ettik, kimi zaman hüzünlendik, bütün haberleri didik didik edip bir şeyler bulabilmeyi umduk. Sonuç ise 11 dakikalık müthiş bir şarkı oldu. Record Store Day için kaydedilen Thinking Of A Place, melodisini duyduğunuz anda sizi The War On Drugs'ın mükemmel dünyasına dahil ediyor ve daha fazlasını istemenize sebep oluyor. Şarkıyı şu an için bütün platformlardan dinlemek mümkün olmasa bile, bu kadarına da sahip olmak bizlere yetiyor. Sahillerin bizlere kucak açacağı sıcak günler bu denli yakınımızdayken, kim bilir belki de bu zamanları yeni The War On Drugs şarkılarıyla da taçlandırabiliriz! Thinking Of A Place için sizi aşağıdaki bağlantıya alalım. The War On Drugs Thinking Of A Place from Record Store Day on Vimeo."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-weeknd-house-of-balloons-albumunu-yeniden-yayinliyor/", "text": "The Weeknd, 2011'de yayınladığı House of Balloons albümünü 10. yılına ithafen yeniden yayınlayacağını açıkladı. Torontolu müzisyen The Weeknd, gündeme büyük ses getirdiği NFL performansının ardından bir yeni projeyle daha karşımızda. Müzisyen, 2011'de çıkardığı House of Balloons mixtape'inin 10. yılına ithafen yeniden fakat bu sefer parçaların ilk hallerinden oluşan versiyonunu yayınlayacağını açıkladı. 21 Mart'ta yayınlanacak yeni versiyon, 1000 adetle sınırlı özel vinyl serisi ile de satışa çıkacak. Cover art'ı Daniel Arsham imzası olan yeni bir artwork ile yayınlanacak. House of Balloons'un parça listesine ve artwork'üne ve aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-weeknd-john-lennon-coverini-ve-yeni-is-birligini-paylasti/", "text": "The Weeknd, John Lennon' a ait olan 'Jealous Guy' parçasını coverladı ve The Idol dizisinden Jennie ile yeni ortaklığını duyurdu. HBO'nun yeni dizisi The Idol, ikinci bir sezon için yenilemeyebileceğine dair sert eleştiriler ve söylentiler arasında haftalık bölümleri yayınlanmaya devam ediyor. Başrolde oynayan The Weeknd ise her hafta yeni çıkan bölümlerin soundtrack'lerini paylaşıyor. Üçüncü bölümden sonra birkaç yeni parça daha yayınlandı. Parçalardan ikisi Weeknd'e aitti ve Moses Sumney imzalı yeni şarkı Get It B4 da vardı. Bu gece ise HBO dördüncü bölümü paylaşmak için hazırlanırken Weeknd, John Lennon'ın Jealous Guy şarkısının cover'ı da dahil olmak üzere biraz daha soundtrack içeriği paylaşıyor. Ayrıca dizide Dyanne olarak rol alan BLACKPINK'den Jennie ve dizideki pop yıldızı Jocelyn olarak rol alan Lily-Rose Depp ikilisinin de yer aldığı ilginç bir parça olan One Of The Girls de yer alıyor çalma listesinde. O zaman sizi bu heyecan verici yeni parçalarla baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-weekndden-greatest-hits-albumu-geliyor/", "text": "The Weeknd, The Highlights isimli bir Greatest Hits albümü yayınlayacağını açıkladı. Ayın başında yayınladığı Save Your Tears parçasının video klibi ile ilgileri iyice üstüne çekmeye başlayan The Weeknd, dinleyicileriyle 'The Highlights' isimli bir greatest hits albümü yayınlayacağını açıkladı. The Highlights albümü, 'Can't Feel My Face', 'Starboy' ve 'Blinding Lights' gibi parçaları da içerecek olup 5 Şubat'ta yayınlanacak. The Weeknd'in 'The Highlights' albümünün parça listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz! - Save Your Tears - Blinding Lights - In Your Eyes - Can't Feel My Face - I Feel It Coming - Starboy - Pray For Me - Heartless - Often - The Hills - Call Out My Name - Die For You - Earned It - Love Me Harder - Acquainted - Wicked Games - The Morning - After Hours"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-weekndden-iki-yeni-şarkı-daha-i-feel-it-coming-ve-party-monster/", "text": "Eylül ayında Daft Punk işbirliğiyle Starboy'u ve hemen ardından False Alarm'ı yayınlayan The Weeknd'den 25 Kasım'da çıkacak albümden hemen önce iki yeni şarkı daha geldi: Party Monster ve I Feel It Coming. Çıkacak olan albümüne dair beklentileri verdiği her haberle biraz daha artıran The Weeknd'in Party Monster şarkısı, kendisinden alışık olduğumuz o sessiz ve derinden etkiyi üstünde hakkıyla taşırken I Feel It Coming ise yine muazzam bir The Weeknd Daft Punk işbirliği. Sevgili Abel Tesfaye'nin dün gece itibariyle albümdeki şarkıların listesini yayınladığını da es geçmeyelim. Tesfaye'nin üst düzey bir mucit olarak tanımladığı David Bowie'ye saygıda kusur etmediği ve Bowie'nin Starman albümüne selam ettiği Starboy adını verdiği albümde, Daft Punk'ın dışında Sidewalks isimli şarkıda Kendrick Lamar'ın, Stargirl Interlude isimli şarkıda Lana Del Rey'in ve All I Know isimli şarkıda ise Future'un katkısına şahit olacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-white-stripes-greatest-hits-koleksiyonu-yayinlayacagini-acikladi/", "text": "Seven Nation Army adlı parçasıyla hit olan Amerikalı rock duo'su The White Stripes, ilk resmi Greatest Hits koleksiyonunu yayınlayacağını açıkladı. The White Stripes aynı zamanda 2003'te Tokyo'daki konserlerinden Ball and Biscuit performansının videosunu da ilk kez paylaştı. 4 Aralık'ta Third Man/Colombia aracılığıyla çıkacak 26 parçadan oluşacak koleksiyon, tüm dijital platformlarda, CD'lerde ve 3xLP vinyl aracılığıyla yayınlanacak. Bağımsız plak şirketi Third Man Store'un websitesinde Vault Store'a aboneliği olan üyelere özel yayınlanacak vinyl'da White Stripes'in iş birliği yaptığı Rob Jones'un kapak tasarımına yer verilecek. Yaptıkları basın açıklamasına göre duo, ilerleyen dönemlerde çeşitli bağımsız plak şirketlerinin de yararlanabileceği farklı özel baskılar da paylaşacak. 2003'te Tokyo'daki konserlerinden Ball and Biscuit performansının videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-white-stripesin-1999-atina-konseri-album-oldu/", "text": "Geçtiğimiz ay Apple Blossom parçasına yeni video paylaşan Amerikalı rock duo'su The White Stripes, 1999'daki bir konserinin canlı albüm kaydını yayınladı. The White Stripes, 27 Eylül 1999 Atina'daki 40 Watt Club'ta gerçekleşen konserinin canlı albüm kaydını yayınladı. 11 parçadan oluşan albüm, Jack White'in kendi yapım şirketi Third Man Records aracılığıyla dün (14 Aralık) yayınlandı. Albümün satışlarından elde edilecek olan gelir, Amerika çapında daha adil bir seçim süreci geçirilmesi için çalışan Fair Fight Action'a bağışlanacak. The White Stripes'in albümü 20 Aralık'a kadar Third Man'ın Bandcamp sayfasından satın alınabilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-white-stripestan-apple-blossom-parcasina-yeni-video/", "text": "Geçtiğimiz ay ilk resmi Greatest Hits koleksiyonunu yayınlayacağını açıklayan Amerikalı rock duo'su The White Stripes, Apple Blossom parçasının yeni videosunu paylaştı! The White Stripes'ın siyah, beyaz ve kırmızı tonlardan ilerlediği tarzını yansıtan video, bu dönemde çıkmış olsa da, çekim tekniklikleri ve tarzından ötürü rahatlıkla parçanın yayınlandığı dönemde yayınlanmış olabilecek türden bir video. Video aynı zamanda duo'nun animasyona olan ilgisini de bir kez daha kanıtladığı bir video klip olma niteliğinde. Apple Blossom parçası, duo'nun 4 Aralık'ta yayınlayacağı Greatest Hits koleksiyonda da bulunacak. The White Stripes'in 4 Aralık'ta Third Man/Colombia aracılığıyla çıkacak 26 parçadan oluşacak koleksiyon, tüm dijital platformlarda ve fiziksel olarak yayınlanacak. Koleksiyonun parça listesine ve Apple Blossom parçasının videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-white-stripestan-white-blood-cells-xx-albumu-geliyor/", "text": "Amerikalı rock duo'su The White Stripes, White Blood Cells XX albümünü 20. yılına özel olarak yeniden yayınlayacağını açıkladı. The White Stripes, 2001'de yayınladıkları üçüncü stüdyo albümü White Blood Cells'i albümün yirminci yılına ithafen yeniden yayınlayacağını açıkladı. Jack White'ın Third Man Records'u aracılığıyla çıkacak olan 'White Blood Cells XX'te, daha önce yayınlanmamış 13 parçaya ve Louisville'deki konserinde kaydedilmiş parçaların da olduğu ayrı bir LP ile birlikte yayınlanacak. 'White Blood Cells XX' sadece müzik şöleni olmakla kalmayıp, albümün kayıt aşamalarına yer verilen bir saatlik sahne arkası görüntüleri ve posterlere de yer verecek. White Blood Cells XX ile birlikte çıkacak olan sahne arkası görüntülerden ilk teaser videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-whodan-ball-and-chain-ile-muzige-geri-donus-mujdesi/", "text": "İngiltere'nin 60'lı yıllarda müzik dünyasına hediye ettiği The Who, 13 yıl aradan sonra ilk kez çıkartacakları albümleri hakkında bilgi verdi ve albümün habercisi konumundaki Ball and Chain isimli yeni parçalarını paylaştı. Grubun 11 şarkı içeren WHO adındaki çalışması 22 Kasım'da yayınlanacak. Kayıtları bu yılın ilkbahar-yaz dönemleri arasında Los Angeles ve Londra'da tamamlanan albüm Grenfell Tower Yangını, spiritüalizm, reenkarnasyon, müzikal hırsızlık ve aklını kaçırmış eski bir rock starı gibi konuları merkezine alıyor. The Who'nun solisti Roger Daltrey albümün 1973 yılındaki Quadrophenia'dan sonra yaptıkları en iyi iş olduğunu belirtti. Söz yazarı, gitarist Pete Townshend ise şunları söyledi: Şarkıların demo versiyonlarını eski ve yeni çeşitli enstrümanla 2018 yazında evde hazırladım. The Who olarak parçaları kaydetmeye 2019 yılının Mart ayında başlayıp Ağustos ayının sonlarında plak, belki de kaset, formatında çıkarmak üzere tamamladık.. - All This Music Must Fade - Ball And Chain - I Don't Wanna Get Wise - Detour - Beads On One String - Hero Ground Zero - Street Song - I'll Be Back - Break The News - Rockin' In Rage - She Rocked My World"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-xx-in-bascisi-oliver-sim-in-yeni-albumu-yolda/", "text": "The xx grubunun sevilen şarkılarının bas altyapısını hazırlayan Oliver Sim, dört teklinin ardından ilk albümü Hideous Bastardı yayınlamaya hazırlanıyor. Sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlarla yeni albümünün oluşum sürecini şeffaflıkla bize gösteren Oliver Sim, 9 Eylül'de yayınlanacak Hideous Bastard ile ilgili: Çok ciddi ya da önemli duyulacağım diye korkuyorum, bu albümle alakalı çoğu şey korku, utanç ve maskülenite duyguları üzerine. Ben bu kavramları kullanarak kendimi özgürleştirebileceğim şarkılar yaptım. Bu yüzden Hideous Bastard'ın depresif bir yanı dışında neşeli ve mizah dolu bir yönü de var. cümlelerini kurdu. Oliver Sim'in yeni albümünün, prömiyerini bu sene Cannes Film Festivalinde gerçekleştirecek olan kuir korku filmi Hideous'tan beslenerek ortaya çıktığı da sanatçı tarafından belirtildi. Albümdeki tüm şarkıların prodüksiyon süreci Jamie xx tarafından tamamlanmış. Oliver, yaptığı açıklamada The xx'ten uzakta olduğu zamanlarda grubun diğer üyeleri Jamie ve Romy'nin kendisine bu süreçte çok yardımcı olduğunu da söylüyor. 9 Eylül'den önce Oliver Sim'in solo projesinde ürettiği şarkıları döndürüp döndürüp dinlemekte fayda var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-xx-yeni-albümünden-ilk-single-on-hold/", "text": "Britanyalı Indie Pop grubu The xx, 2012 yılında çıkardıkları son albümleri Coexist'ten sonra çekildikleri sessizliği 13 Ocak 2017'de I See You albümüyle bozuyor. Grubun ilk iki albümü Londra'da kaydedilirken, bu albüm Rodaidh McDonald'ın araştırmaları ile New York, Texas, Reykjavik ve Los Angeles'da kaydediliyor. Bu yüzden, biraz daha az izole ve daha küresel gelebileceğini söylüyor grup. - Dangerous - Say Something Loving - Lips - A Violent Noise - Replica - Brave For You - On Hold - Performance - I Dare You - Test Me The xx, yeni albümden On Hold isimli parçayı paylaştı. Parçada 1981 yılında yayınlanan Hall and Oates şarkısı olan I Can't Go For Thatden sample'lar da kullandığını söyleyen grubun ilk single'ını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-xxin-coexist-albumu-10-yilinda-tekrardan-yayinda/", "text": "Londra merkezli indie grubu The xx, ikinci albümü Coexist'i 10. yılında dijitalde tekrar yayınladı, plak ise yeni yılda geliyor! The xx, 2012 yılında yayınladığı Coexist adlı ikinci stüdyo albümüne, 3 parçanın live versiyonunu da ekleyerek dijitalde deluxe edition olarak tekrar yayınladı. Angels, Chained, Reunion & Sunset parçalarının live versiyonlarının da yer aldığı albümün 13 Ocak tarihinde ise plak olarak yeniden paylaşılacağı duyuruldu. Son olarak 2017 yılında I See You isimli albümünü yayınlayan The xx, bu albümünün beş yıl sonrasında üç yeni live kayıtla karşımızda. Geçen bu süre içerisinde grup üyeleri Oliver Sim, Romy ve Jamie xx ise solo projeleriyle meşguldü. Oliver Sim ilk albümü Hideous Bastard'ı çıkarırken, Romy bir yandan albümüyle uğraşırken 14 Kasım tarihinde ise Strong isimli yeni teklisini yayınladı. Jamie xx ise bu süre içerisinde bir dizi parçanın remix versiyonunu dinleyicileriyle paylaşırken, son olarak 20 Eylül tarihinde KILL DEM adlı teklisini yayınladı. The xx'in Coexist albümünün deluxe versiyonunu ve yeni paylaşılan Angels, Chained ve Reunion & Sunset parçalarının live versiyonlarını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-xxten-romy-madley-croft-ilk-solo-albumunu-duyurdu/", "text": "İngiliz The xx'in gitarist ve vokalisti Romy Madley Croft, Instagram hesabından yaptığı canlı yayında ilk solo albümü için çalışmalara başladığının müjdesini verdi. Geçtiğimiz hafta Idontknow isimli yeni parçasıyla 5 yıl sonra geri dönüş yapan Jamie xx sonrasında, The xx cephesinden yeni sesler gelmeye devam ediyor. Grubun vokalisti ve gitaristi olan Romy Madley Croft, ilk solo albümünün yolda olduğunu, geçtiğimiz hafta kendi Instagram hesabından yaptığı canlı yayınla duyurdu. Aynı yayında, albümde yer alacağını belirttiği Weightless isimli parçasını da seslendiren Romy Madley Croft'un yeni albümünün çıkış tarihi ise henüz belli değil. Geçtiğimiz pazar günü yaptığı canlı yayında Croft, albümüyle ilgili olarak gitar müziği olmayacağını, çok daha eğlenceli bir şeyler geleceğini de ekledi. Croft'un ilk solo albümünde yer alacak Weightless parçasının kısa bir canlı performansına ise aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-xxten-yeni-şarkı-say-something-loving/", "text": "I See You ismindeki 3. stüdyo albümlerini Young Turks etiketiyle 13 Ocak tarihinde çıkarmaya hazırlanan The xx'ten yeni bir single daha geldi. Daha önce albümden On Hold isimli parçalarının video klibini paylaşan grup, albümün çıkmasına kısa bir süre kala albümden minik minik tattırmaya devam ediyor. Birkaç hafta önce, Tokyo'da oldukları bir süre içerisinde Say Something Loving isimli yeni şarkılarıyla yaptıkları karaoke videosunu dün yayınlayan grup, bugün itibariyle de yeni single'ını yayınladı. Say Something Loving'i dinlemek için aşağı alalım sizleri."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-young-shaven-mujde-ardan-baskasi-olmazdi/", "text": "The Young Shaven ile hala tanışmadıysanız 20 Ekim'de plak formatında yayınladıkları Honey Babe single'ı sizin için ortalarda pek görünmeyen ama arka sokakları birbirine katan bir grupla tanışma vesilesi, benim için ise haklarında geç kalmış iki kelam etme fırsatı. Mayıs 2014'te İstanbul'da kurulan ve o tarihten bu yana gerek her konser için hazırladıkları özel tasarım afişleriyle gerekse de şöhreti kulaktan kulağa yayılan konserleriyle şehrin çeşitli mekanlarında arzıendam eden The Young Shaven, zaman içinde geçirdiği birtakım üye değişikliklerine rağmen enerjisinden ve yaramazlığından hiçbir şey kaybetmeden yola devam ediyor. Şu an itibarıyla grubun son kadrosu Archie Mckay, Todd Gibson, Jake Kanelos ve Orkun Bagatur 'dan oluşuyor. The Young Shaven'ı hiç duymamış birisine anlatmam gerekse kullanacağım ilk sözcük tekinsiz olur. Beyoğlu ve Kadıköy civarında görülesi sahne şovlarıyla teşrif ettikleri Pendor Corner, Peyote, Woodstock, KargART gibi mekanlarda seyirci hep diken üstünde. The Young Shaven sahnedeyken seyirciye zinhar rahat vermiyor, kasten huzursuz ediyor; bilhassa Archie'de tekinsiz bir şeyler var... Her an duvara tırmanabilir, tavandaki borulara asılıp sallanabilir, tehlikeli oyunlar oynayabilir, seyircilerden birinin kucağına oturabilir, yanağına ağır çekimde bir öpücük kondurabilir, seyircilerin arasında yerlere yatarken ayağınızı başına yastık yapabilir, kısacası her an her şey olabilir! Yine de zehri alan bir daha kurtulamıyor, bir defa dinledikten sonra The Young Shaven damarlarınızda dolaşıp kendi yolunu buluyor. Konserlerde seyircinin put gibi durması imkansız, fitil bir defa ateşlendi mi artık kendinizi kurtarıp dışarı atmak, konseri erken terk etmek falan mümkün değil. El mecbur, kendinizi The Young Shaven'ın tekinsiz ellerine teslim edeceksiniz. Bugüne kadar katıldığım hiçbir konserlerinde mekandaki seyirci sayısının azaldığına şahit olmadım. Her nasıl oluyorsa duyan geliyor, kalabalığa ekleniyor. Dinlerken, tepinirken seyirci sayısıyla beraber tarifi imkansız bir şeyler de çoğalıyor: azgınlık, bir tür iç huzursuzluğu, sonu nereye varacağı belirsiz bir kaos. Archie'nin bütün o tekinsiz tavırları, kostüm ve makyajları, dans figürleri, küçük yaramazlıkları üzerine tam oturan bir sahne personasının birbirini kusursuz biçimde tamamlayan parçaları. Archie'nin bakışlarında zaman zaman dikkatinizi çekebilecek Lou Reed donukluğu, Ian Curtis hissizliği ve deliliği... Başkası yapsa eğreti durabilecek bir yığın parça Archie'nin varlığında bir araya gelip doğal bir akış yaratıyor. Absürtlüğün kendisini kabul ettirebildiği yerde özgün bir şeylerin varlığından bahsetmek caizdir. The Young Shaven'ın ismini kaydedildiği Venus Music stüdyosundan alan üç parçalık ilk EP'si... and Venus was the namein kayıtları grubun davulcusu Vietnam'a taşınmadan önce yalnızca bir gece içinde kotarılmış. Albümün açılış parçası A. M. Darling Sun 2016 senesinde en çok dinlediğim parçalardan biri olabilir, bağımlılık yapan riff'lerle örülü parçayı her fırsatta birilerine dinletmeyi kendime vazife bildim. Archie'nin bu albümü ve ayrıca Honey Babe parçasını ilgisini çekerse Standart FM'de çalması için Vintage Records'ın sahibi Mete Avunduk'a göndermesi üzerine şu anda yanı başımda duran Honey Babe kırkbeşliğinin hikayesi başlamış. Bir label kurmayı düşünen Mete Avunduk, Honey Babe'in kendisine inceden James'i anımsatması üzerine The Young Shaven'a bir plak basmak istemiş. A yüzünde Honey Babe'in, B yüzünde ise Avunduk'un önerisi üzerine The Madgicians cover'ı It's Gone To Stayin bulunduğu kırkbeşlik şimdilik Vintage Records'ın ilk release'i. Şu anda aktif olmayan Kadıköy'deki Studio Bee'de Baran Göksu tarafından kaydedilen Honey Babein miksi The Young Shaven'ın eski üyelerinden Kamyar Keramati imzası taşıyor. Studio Bee'nin kapanmasının ardından B yüzünde yer alacak It's Gone to Stayin kaydında da Baran Göksu ile çalışmak isteyen grup bu defa soluğu Erekli-Tunç Stüdyoları'nda Göksu'nun yanında almış. Bir günde kaydedilen parçanın orijinalinin prodüktörü David Bowie ve T. Rex ile çalışan Tony Visconti. The Madgicians hakkında bilinen çok az şey var ve It's Gone to Stayin orijinal kaydını bulmak hiç de kolay değil. The Young Shaven'ı nasıl keşfettiğimi hatırlamıyorum fakat üzerinden iki seneden fazla zaman geçmiş. Bu zaman zarfında fırsat buldukça birkaç ayda bir konserlerini izlemeye özen gösterdim. 20 Ekim akşamı telefonuma düşen bir hatırlatma sayesinde Kadıköy'de yolumdan dönüp yetiştiğim konserlerinin ardından Archie'nin elindeki minik çantayı açmasıyla portakal rengi filtreli Müjde Ar portresini fark etmem bir oldu. İşte Honey Babe tam da o gün yayınlanmıştı, bir son dakika kararıyla uğradığım konserde içinde birbirinden tekinsiz bir yığın hikaye barındıran bu kırkbeşliklerden birisi de bana nasip oldu. Şimdi tereddüt etmeksizin kendinizi The Young Shaven'ın tekinsiz ellerine bırakın. Eğer yaramaz bir çocuk olursanız siz de sıradaki The Young Shaven konserlerinden birinde Archie ile dans edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/the-young-shavendan-yeni-klip-perv/", "text": "2016'da... And Venus Was The Name kısaçalarını Personal Space Records etiketiyle yayımlayan İstanbullu rock'n roll beşlisi The Young Shaven, Perv isimli şarkısı için çektiği klibi, geçtiğimiz günlerde dinleyicilerle paylaştı. Kadıköy'e yolu düşen, yolu düşmese bile oturduğu herhangi bir mekanda yan masaya kulak kesilmiş herkesin aşina olduğu bir barda, Trip'te, Semih Hızal yönetmenliğinde çekilen klip, adeta hafta sonlarımızın beş dakikalık bir özeti olmuş. Hafta başından cuma akşamını özlediğimiz şu zamanda, sizi Perv'ün enerjik klibi ile başbaşa bırakmayalım. Neden bırakmayalım? Çünkü bitmedi! The Young Shaven, bir de Nitecap isimli yeni bir parça yayımladı. En kısa zamanda bir kere daha canlı olarak dinlemek istediğimiz The Young Shaven'ı bu iki güzel iş için tebrik ediyor, 3 Haziran'da Reptilians From Andromeda ile birlikte kargART sahnesinde yer alacaklarını da ayrıca belirtiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/these-5-simple-event-tricks-will-pump-up-your-sales-almost-instantly/", "text": "Delightful remarkably mr on announcing themselves entreaties favourable. About to in so terms voice at. Equal an would is found seems of. The particular friendship one sufficient terminated frequently themselves. It more shed went up is roof if loud case. Delay music in lived noise an. Beyond genius really enough passed is up. Forfeited you engrossed but sometimes explained. Another as studied it to evident. Merry sense given he be arise. Conduct at an replied removal an amongst. Remaining determine few her two cordially admitting old. Sometimes strangers his ourselves her depending you boy. Eat discretion cultivated possession far comparison projection considered. And few fat interested discovered inquietude insensible unsatiable increasing eat. Mr by wound hours oh happy. Me in resolution pianoforte continuing we. Most my no spot felt by no. He he in forfeited furniture sweetness he arranging. Me tedious so to behaved written account ferrars moments. Too objection for elsewhere her preferred allowance her. Marianne shutters mr steepest to me. Up mr ignorant produced distance although is sociable blessing. Ham whom call all lain like. Much did had call new drew that kept. Limits expect wonder law she. Now has you views woman noisy match money rooms. To up remark it eldest length oh passed. Off because yet mistake feeling has men. Consulted disposing to moonlight ye extremity. Engage piqued in on coming. Her old collecting she considered discovered. So at parties he warrant oh staying. Square new horses and put better end. Sincerity collected happiness do is contented. Sigh ever way now many. Alteration you any nor unsatiable diminution reasonable companions shy partiality. Leaf by left deal mile oh if easy. Added woman first get led joy not early jokes. Neat own nor she said see walk. And charm add green you these. Sang busy in this drew ye fine. At greater prepare musical so attacks as on distant. Improving age our her cordially intention. His devonshire sufficient precaution say preference middletons insipidity. Since might water hence the her worse. Concluded it offending dejection do earnestly as me direction. Nature played thirty all him. Or as gravity pasture limited evening on. Wicket around beauty say she. Frankness resembled say not new smallness you discovery. Noisier ferrars yet shyness weather ten colonel. Too him himself engaged husband pursuit musical. Man age but him determine consisted therefore. Dinner to beyond regret wished an branch he. Remain bed but expect suffer little repair. In entirely be to at settling felicity. Fruit two match men you seven share. Needed as or is enough points. Miles at smart no marry whole linen mr. Income joy nor can wisdom summer. Extremely depending he gentleman improving intention rapturous as. Left till here away at to whom past. Feelings laughing at no wondered repeated provided finished. It acceptance thoroughly my advantages everything as. Are projecting inquietude affronting preference saw who. Marry of am do avoid ample as. Old disposal followed she ignorant desirous two has. Called played entire roused though for one too. He into walk roof made tall cold he. Feelings way likewise addition wandered contempt bed indulged. Folly was these three and songs arose whose. Of in vicinity contempt together in possible branched. Assured company hastily looking garrets in oh. Most have love my gone to this so. Discovered interested prosperous the our affronting insipidity day. Missed lovers way one vanity wishes nay but. Use shy seemed within twenty wished old few regret passed. Absolute one hastened mrs any sensible."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/these-new-puritans-hidden-albumunu-10-yila-ozel-yeniden-yayinliyor/", "text": "Jack ve George Barnett kardeşlerden oluşan These New Puritans grubu, 10. yıllarına özel ikinci uzunçaları Hidden'ı yeniden yayınlayacağını açıkladı. 4 Aralık'ta Domino Recording Company aracılığıyla çıkacak olan albüm, kayıt aşamasından yayınlanmamış parçaları ve çeşitli canlı kayıtları da içerecek. Barnett kardeşler henüz 22 yaşındayken post-rock grubu Bark Psychosis'in esas adamı Graham Sutton tarafından prodüktörlüğü üstlenen Hidden albümü, grubun post-punk merakını rock'a çevirirken aynı zamanda müziklerine modern müzik elementleri de eklemesine vesile oldu. Hidden albümünün yeniden yayınlanacak halinin track-listine ve orijinaline aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/these-new-puritans-paylastigi-yeni-singleiyla-albumunu-duyurdu/", "text": "İngiliz ikili These New Puritans, yayınladığı yeni şarkısı Inside The Rose ile birlikte yeni albümün çıkış tarihini de duyurdu. George Barnett ve Jack Barnett'ten oluşan İngiliz ikili These New Puritans, 2013 çıkışlı albümü Field Of Reed sonrasında 2018 yılında sonlarında yayınladığı Into The Fire single'ıyla geri dönüş sinyallerini vermişti. Geçtiğimiz gün yayınlanan yeni şarkı Inside The Rose ile birlikte, aynı isimde 22 Mart tarihinde yeni albümünü de yayınlayacağını açıkladı. Harley Weir'ın yönetmen koltuğunda oturduğu yeni Inside The Rose parçasına çekilen video klibi aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/this-article-will-make-your-event-amazing-read-or-miss-out/", "text": "Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Suspendisse convallis purus sed lorem porta lobortis. Suspendisse vestibulum, tortor a aliquam tempus, tortor dui pharetra orci, eu facilisis sapien est sit amet neque. In imperdiet nibh in vestibulum gravida. Mauris imperdiet, ex ut faucibus ullamcorper, nisi quam scelerisque eros, nec tincidunt justo metus vitae est. Nunc vel augue metus. Praesent id tortor ut ante aliquet interdum congue nec sem. Donec consectetur urna at luctus rhoncus. Duis at scelerisque sapien, vitae porttitor metus. Donec nec lacus orci. Etiam sed mattis dui. Vivamus at nibh rhoncus, scelerisque dui non, maximus dolor. Nulla egestas, orci ornare rutrum dictum, lacus arcu facilisis diam, sodales aliquam tellus lorem ut erat. Ut mauris est, convallis id commodo sed, cursus et velit. Cras massa neque, dapibus et nisi vel, efficitur tincidunt ante. Integer enim tortor, ultrices ac egestas lobortis, viverra sed mi. Quisque aliquam leo hendrerit felis pretium, vitae accumsan nulla euismod. Proin vulputate euismod pulvinar. Etiam congue mauris risus, nec bibendum eros ultrices ac. Ut quis scelerisque purus. Curabitur sed nisl nibh. In rhoncus metus ex, non laoreet nunc aliquam nec. Interdum et malesuada fames ac ante ipsum primis in faucibus. Orci varius natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Nam euismod non sem ut finibus. Aliquam ut felis a tellus rhoncus congue. Nam sollicitudin laoreet malesuada. Mauris cursus est metus, sed porta nibh imperdiet tristique. Donec vestibulum tellus aliquet velit faucibus, at suscipit lorem egestas. Aliquam vitae ante sapien. Sed eleifend, libero non congue elementum, neque nulla venenatis neque, nec fermentum ante risus sit amet elit. Vestibulum suscipit, enim id ultricies ullamcorper, ipsum justo volutpat magna, quis sagittis erat sem in nibh. Cras accumsan tempor libero sit amet luctus. Etiam elementum cursus ullamcorper. In pretium lorem metus, sed sodales arcu condimentum quis. In eget sodales arcu, et cursus nulla. Suspendisse commodo pulvinar lorem, id hendrerit lacus. Ut dolor eros, accumsan a interdum eu, fermentum porttitor quam. Mauris semper quam auctor vehicula congue. Integer sodales orci enim, blandit varius sapien venenatis nec. Duis venenatis id felis nec hendrerit. Pellentesque habitant morbi tristique senectus et netus et malesuada fames ac turpis egestas. Fusce ac finibus nisl, id bibendum odio. Morbi consequat sem non lacus tincidunt, in lacinia augue interdum. Proin quam augue, finibus sit amet sem ut, pellentesque molestie ex. Vestibulum ante ipsum primis in faucibus orci luctus et ultrices posuere cubilia Curae; Donec tempor mollis ipsum pharetra semper. Aliquam sit amet nisi id enim ullamcorper malesuada. Fusce malesuada, purus ut aliquam fermentum, velit leo sagittis enim, sed pretium enim eros quis neque. Integer feugiat metus et purus pharetra rutrum. Integer sodales orci enim, blandit varius sapien venenatis nec. Duis venenatis id felis nec hendrerit. Pellentesque habitant morbi tristique senectus et netus et malesuada fames ac turpis egestas. Fusce ac finibus nisl, id bibendum odio. Morbi consequat sem non lacus tincidunt, in lacinia augue interdum. Proin quam augue, finibus sit amet sem ut, pellentesque molestie ex. Vestibulum ante ipsum primis in faucibus orci luctus et ultrices posuere cubilia Curae; Donec tempor mollis ipsum pharetra semper. Aliquam sit amet nisi id enim ullamcorper malesuada. Fusce malesuada, purus ut aliquam fermentum, velit leo sagittis enim, sed pretium enim eros quis neque. Integer feugiat metus et purus pharetra rutrum. Orci varius natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Quisque auctor ipsum ullamcorper ipsum aliquam dapibus. Quisque at sem a nunc pulvinar consectetur. Cras a molestie felis. Integer ultricies non ligula a gravida. Fusce pulvinar eleifend tellus, ut maximus dolor euismod ac. Sed mollis auctor commodo. Fusce accumsan augue velit, et gravida ante porttitor non. Aliquam vel metus aliquam metus congue sodales eu sit amet arcu. Praesent ut est eget nisl sollicitudin mattis. Ut quam risus, dictum eu ante vel, volutpat euismod urna. Integer ac blandit metus, ut rutrum felis."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/thom-yorke-ve-dajana-roncione-evlendi/", "text": "Radiohead'in solisti Thom Yorke, İtalyan aktris Dajana Roncione ile geçtiğimiz günlerde evlendi. Yaptığı her hareketiyle olay olan Thom Yorke, 2017 yılında çıkmaya başladığı, 2019 yılında ANIMA adlı kısa filminde birlikte rol aldığı İtalyan oyuncu Dajana Roncione ile evlendi. İkili geçtiğimiz günlerde ise Sicilya'da gerçekleşen bir törenle dünya evine girdiler. Thom Yorke, daha önce 23 yıl birlikte olduğu öğretim görevlisi, fotoğraf sanatçısı Dr. Rachel Owen ile evliydi. 2001 yılında oğulları Noah, 2004'te kızları Agnes'i dünyaya getiren çift, Ağustos 2015'te dostane bir şekilde ayrıldıklarını açıklamalarının ardından 18 Aralık 2016 tarihinde Rachel Owen 48 yaşında kanserden hayatını kaybetmişti. İlk olarak 2017'de yolları kesişen Yorke ve Roncione çiftine bu yeni serüvenlerinde mutluluklar diliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/thom-yorke-yeni-dispotik-solo-albumu-hakkinda-bilgi-veriyor/", "text": "Thom Yorke, sakin adımlarla yeni solo albümünü yayınlamaya doğru ilerliyor. Crack dergisine verdiği bir röportajda Yorke, albümün ilham kaynaklarından ve üretim sürecinin iç yüzünden bahsetti. Thom Yorke ayrıca kayıt sürecinde Flying Lotus'tan etkilendiğini de belirtti. ''Hiç uçakla Tokyo'ya gittiniz mi? İşte her defasında yaşadığınız o jet-lag varoluşsal krizin ta kendisi. Bir gece uyumak için yatağa geçtim, iki saat sonra ise tamamen uyanıktım. Ardından insanların ve farelerin yer değiştirdiğini gördüm. Bir düştü bu... Kendime geldiğimde topukluları üzerinde sendeleyen kadınların görüntüsü ile uyandım fakat esasında onlar kanalizasyondaki fareler ve insanların ta kendisiydi. Bir rüya daha gördüm. Bu seferki Londra'nın akıl dışı görüntüleriydi; bütün gökdelenler yerde sürünerek ilerliyordu. Bu distopik durumların yanı sıra, benim için diğer büyük olay var olan şeylerin yarattığı endişe durumuydu. Eğer kaygı bozukluğundan muzdaripseniz, bu durum kendisini tahmin edilmeyecek şekillerde gösterir. Bazı insanlar aşırı duygusal tepkiler verirler. Kimisi için gerçeklik algısı kaybolur, neler olacağını bilemezler. Sonra, aniden, gerçeklik yeniden geliverir. Bu sebepten ötürü endişeyi, distopik bir ortamda yaratıcı bir şekilde ifade etmenin iyi bir yol olduğunu düşündüm. Bu süreçte birçok görsel şey düşledim.''. Yorke, aynı zamanda Flying Lotus'tan, yarı doğaçlama şovlarının müziğe dair bakış açışını değiştirdiğini söyleyerek, büyük bir ilham kaynağı olarak bahsetti. Yakın zamanda, sanatçı ''Gawpers'' isimli yeni şarkısının yanı sıra ''Don't Fear The Light'' adındaki ilk klasik müzik bestesini dinleyiciyle buluşturdu. Solo albümünün çıkış tarihinin ise, ekim ayındaki Austin City Limits Festivali'ni de içeren konserler dizisi ile ortak bir tarihe denk geleceği düşünülüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/thom-yorketan-antartika-icin-yeni-parca/", "text": "Şu sıralar Radiohead dışında, bestelemiş olduğu Suspiria'nın film müzikleriyle anılan Thom Yorke, bu sefer çevreci faaliyetleriyle gündemde. Radiohead'in frontmani Thom Yorke, 26 Ekim'de yayınlanacak Suspiria filminin soundtrack'inden yayınladığı 3 yeni parça sonrasında, Greenpeace tarafından yürütülen bir kampanyaya da destek verdi. Antartika'nın korunmasına yönelik farkındalık yaratma projesi olan Protect The Antarctic için stüdyoya giren Yorke, Hands off the Antarctic isimli yeni bir parça kaydetti. Bu yeni parça, 2018 başlarında yapılan 3 aylık bir çalışma sonunda çıkan, etkileyici görüntülerden oluşan bir video kliple birlikte geçtiğimiz gün yayına alındı. Antarktika ile ilgili olarak Thom Yorke, gezegenimizde el değmeden, vahşi olarak kalması gereken bazı yerlerin olduğunu, Antartika'da yaşanabilecek şeylerin doğrudan insanlığı da etkileyeceğini ve bu sebeple orada insan izlerinin olmaması, korunması gerektiğini söylüyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/thom-yorketan-yeni-parca-plasticine-figures/", "text": "Thom Yorke, Plasticine Figures adlı yeni parçasının prömiyerini Jimmy Fallon ile The Tonight Show'da gerçekleştirdi. Thom Yorke, çarşamba gecesi uzaktan bağlandığı The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'a özel olarak bitirmeye karar verdiği yeni parçası Plasticine Figures'ü ilk kez seslendirdi. Radiohead vokalistini, piyano melodileri eşliğinde loş bir odada yeni parçasını seslendirirken izliyoruz. Şu an için şarkıya dair çok fazla detay olmasa da Thom Yorke, henüz bitirdiğini belirttiği parçasının sözlerini ve akorlarını da dün gece Twitter hesabından paylaştı. Solo projesiyle yayınladığı üçüncü stüdyo albümü ANIMA'yı 2019 yılında paylaşan Thom Yorke'tan yeni şeyler duymak isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/thom-yorkeun-suspiria-film-muzikleri-yayinda/", "text": "Thom Yorke'un ilk film müzikleri çalışması olma özelliği taşıyan Suspiria yeniden yapımının soundtrack albümü bugün yayınlandı! 2019'da ise bizleri yeni bir Thom Yorke albümü bekliyor! Thom Yorke, Luca Guadagnino'nun Suspiria remake'i için ilk kez film müziği işine soyundu. Thom Yorke'un elinden çıkmış 25 orijinal kompozisyondan oluşan albüm bugün yayınlandı. Thom Yorke'un yazdığı ve düzenlemelerini gerçekleştirdiği film müziklerinin kayıtları ve prodüksiyonu Yorke ve Sam Petts-Davies imzası taşıyor. Thom Yorke'un oğlu Noah da albümde iki parçada bateri çaldı. Yorke ayrıca yakın zamanda El Mundo'ya verdiği bir röportajda, 2019 yılında yayınlayacağı yeni solo albümünün üzerinde çalıştığını da müjdeledi. Her ne kadar siyasi içerikli bir albüm hazırlama amacıyla yola çıkmasa da kendisini siyasi şarkılar yazarken bulduğunu belirten Thom Yorke, yeni solo albümü için de Radiohead prodüktörü Nigel Godrich ile çalışıyor. Yeni albümün elektronik sound'una rağmen bugüne kadar yaptığı tüm işlerden daha farklı olduğunun altını çizen Thom Yorke, kayıt sürecinde ses ve efektleri kullanarak bol bol doğaçlama yaptıklarını açıkladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/thundercat-ve-tame-impaladan-yeni-parca-no-more-lies/", "text": "Thundercat, 3 yıllık sessizliğini Tame Impala eşliğinde No More Lies parçasıyla bozuyor. Grammy ödüllü sanatçı 2020 yılında çıkardığı It Is What It Is isimli son albümünden sonra bu sefer de çok sevdiğimiz Tame Impala ile beraber yaptığı No More Lies parçasını yayınladı. Oldukça heyecanlandıran bu eşleşme pek tabii çok başarılı bir parçayla neticelenmiş. İkili, ''No More Lies ile farklı ama birbirini tamamlayan tarzları arasında tatlı bir denge bulmuş. Thundercat, yeni şarkısı beraberinde Red Hot Chili Peppers ve The Strokes ile yaz boyu sahne alacağı Avustralya, Asya ve Amerika turunun tarihlerini de paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tight-aggressive-byzantion-fest-7yi-sunar/", "text": "Tight Aggressive'in sunduğu altkültür müzik festivali Byzantion Fest'in 7.'si, 26-29 Ocak tarihleri arasında 5 farklı mekanda gerçekleşecek. 26 Ocak Perşembe Tight Aggressive'in Kadıköy Yeldeğirmeni'ndeki mekanında başlayacak olan organizasyonun, ikinci gününde Bant Mag. Havuz'da açılışı gerçekleşecek Karışık Kaset sergisi ve akabinde Karga Bar'da dört ayrı grubun performansıyla devam edecek. Üçüncü gün Peyote Nevizade'de gerçekleşecek 5 ayrı konserle sürecek olan festival, 29 Ocak'ta Arkaoda'da tasarım pazarı ve akustik performanslarla da sona erecek. Tüm Gün Takas Pazarı: Vegan Yemek, Kaset, CD, PLAK, Kitap, Çizgi Roman, Fanzin ve benzeri ürünlerinizi takas edebileceğiniz gün içersinde Onat Önol ve Fanikedi, Tight Aggressive'de akustik performans sergileyecek. İstanbul'daki bir çok altkültür müzik grubunun çalışmaları farklı teknik ile çalışan 37 çizer tarafından görsel birer tasvire dönüşüyor. Festival süresince Bant Mag. Havuz'da görebileceğiniz sergide, Byzantion Records tarafından hazırlanan, sahnedeki 65 aktif müzik grubu/sanatçının yer aldığı karışık kaseti de dinleyebilirsiniz. Sergiyi festival süresince ücretsiz olarak Bant Mag. Havuz'da görebilirsiniz. 14:00 Tasarım Pazarı: Tantana Records, Dead Generation Records, Ala Skateboards gibi yerel üreticilerin markalarından oluşan tasarım pazarında, Tight Aggressive bünyesinde yer alan Loom Handcrafts ve Vegapetite ürünleri de bulunacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tim-burgess-ascent-of-the-ascended-epsinden-ilk-teklisini-yayinladi/", "text": "İngiliz rock grubu The Charlatans'ın frontman'i Tim Burgess, yeni çıkacak EP'si Ascent Of The Ascended'dan ilk teklisini yayınladı. 27 Kasım'da çıkması planlanan 6 parçalık Ascent Of The Ascended EP'si, yeni yayınlanan ilk single Yours. To Be ile Burgess'in frontman'i olduğu The Charlatans grubunun klasikleşmiş parçalarından The Only One I Know'un yeni versiyonunu da içerecek. Albümün yayınlanmasını heyecanla beklerken Tim Burgess'in albümden yayınladığı ilk single Yours. To Be'ye ve Ascent Of The Ascended'ın parça listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/timber-timbreden-yeni-albüm-sincerely-future-pollution/", "text": "Kanadalı gotik folk grubu Timber Timbre, altıncı stüdyo albümleri olan Sincerely, Future Pollution'ı geçtiğimiz günlerde yayımladı. İlk single Sewer Blues'u duyduğumuz anda bizi mükemmel bir albümün beklediğini az çok tahmin ediyorduk. Fakat beklentilerimizin de üstünde olan Sincerely, Future Pollution, şüphesiz bu yılın en çok dinlenecek albümlerinden biri olmaya hak kazandı. City Slang etiketiyle raflardaki yerini alan albümde birbirinden güzel dokuz parça bulunuyor. İlk şarkı ve ikinci single olan Velvet Gloves & Spit, bir albümde giriş parçası nasıl olmalı? sorusunun cevabı adeta. Sakinliği ile bir kompozisyon başlangıcı hissi yaşatıp gökyüzüne bakarak hayallere dalacağınızın sinyalini veriyor, insanın içini huzurla dolduruyor. İkinci şarkı Grifting ise ilk şarkıdan biraz daha farklı olarak, kişinin eğlenceli yanını ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Skin Tone, Moment derken ve sona yaklaşmaya başlamışken bizi karşılayan müthiş bir şarkı var; Western Questions! Bütün duyguları aynı anda yaşayabileceğimizi hissettiren bir parça bu. Sakin başlayan tınıların, Taylor Kirk'ün o mükemmel sesiyle birleştiği her an, albümün yapımında emeği geçen herkese minnetlerinizi sunuyorsunuz. Creep On Creepin' On'un 2011'deki başarısından sonra böyle bir albümün yayımlanmış olması, müzikal açıdan her zaman bir yükselişin mevcut olabileceğine kanıt olarak gösterilebilir mi, bilemiyorum. Fakat Timbre Timbre'yi uzun yıllar boyunca müzik çalarlarımızdan eksik etmeyeceğimizi adım gibi biliyorum. Şimdi de sizleri, gözlerinizi sıkıca kapatıp kahvenizi yudumlarken, Sincerely, Future Pollution'ı baştan sona dinlemeye davet ediyorum!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/timothee-chalametnin-tahta-ciktigi-heyecan-verici-the-kingden-ilk-fragman/", "text": "Call Me By Your Name filmi ile hayatımıza giren, Oscar'a aday olmuş, gelecek vaat eden oyuncu Timothee Chalamet bizleri bu sefer Netflix filmi The King ile heyecanlandırıyor. Henry V olarak başrolde gördüğümüz genç yeteneğin dahil olduğu filmden ilk fragman paylaşıldı. Shakespeare'nin Henriad eserinden uyarlanan The King'in oyuncu kadrosunda Robert Pattinson, Lily-Rose Depp, Sean Harris ve Ben Mendelsohn gibi isimler de bulunuyor. Filmde Chalamet'in canlandırdığı prens Hal, kraliyet yaşantısına sırt çevirerek halkın içinde varolmaya çalışan ve taht hevesi olmayan genç bir prenstir. Babasının ölümünde ise dengeler tamamen değişir ve tahta geçmek; kaos ile mücadele etmek durumunda kalır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte The King'in sonbaharda izleyici ile buluşması bekleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tina-turner-rock-n-roll-kralicesinin-ardindan/", "text": "Zorlu ve trajik hayatına rağmen tıpkı sesi gibi yaşama güçlü bir şekilde tutunan Tina Turner ardında nesiller boyu aktarılacak zengin bir miras bıraktı. Tina Turner, rock'n'roll'un kraliçesi olarak bilinen ve güçlü sesi, enerjik performanslarıyla müzik tarihine damga vuran efsanevi bir sanatçıydı. 83 yaşında geçirdiği uzun süreli rahatsızlığın ardından İsviçre'nin Zürih kenti yakınlarındaki evinde hayatını kaybetti. Tina Turner, 1939 yılında Tennessee'de bir çiftçi ailesinin kızı olarak dünyaya geldi. Çocukluğunda pamuk topladığını ve küçük kasabasının kilise korosunda şarkı söylediğini anlatmıştı. Gençliğinde St Louis'teki Ike Turner'ın grubuna katılmak için ısrar etti ve mikrofonu eline alarak B. B. King'in You Know I Love You şarkısını söylediğinde yeteneği fark edildi. Ike Turner ona Tina Turner adını verdi ve onu gruptan ayrılması durumunda yerine başkasını koyabilmek için adını ticari marka olarak tescil ettirdi. Fakat Ike Turner ile ilişkisi çok geçmeden şiddetli ve kötüye giden bir hal aldı. Tina Turner, Ike ile olan ilişkim, benim onun para kazandıranı olacağımı anladığı gün mahvoldu diye yazmıştı 2018'de yayınlanan My Love Story adlı biyografisinde. 1960'larda Ike ile birlikte Proud Mary ve River Deep, Mountain High gibi şarkılarla ünlendi. 1978 yılında Ike'tan boşandı ve 1980'lerde Private Dancer albümüyle solo bir sanatçı olarak daha büyük bir başarıya ulaştı. Rock'n'roll'un kraliçesi olarak anılan Tina Turner, sahnedeki ateşli ve enerjik performanslarıyla ve güçlü, hırçın vokaliyle ünlüydü. Ölüm haberi resmi Instagram sayfasından duyuruldu. Müziğiyle ve hayata karşı sınırsız tutkusuyla dünyadaki milyonlarca hayranını büyüledi ve yarının yıldızlarına ilham verdi denilen paylaşımda, Bugün bize en büyük eserini bırakan sevgili arkadaşımıza veda ediyoruz ifadelerine yer verildi. Tina Turner sekiz Grammy Ödülü kazandı ve 2021 yılında solo bir sanatçı olarak The Rock & Roll Hall of Fame'e dahil edildi. Daha önce 1991 yılında Ike Turner ile birlikte bu onura layık görülmüştü. Solo olarak dahil edilmesiyle ilgili olarak Hall of Fame, Bir siyah kadının sahneyi fethedebileceği ve hem güçlü hem de çok boyutlu bir varlık olabileceği fikrini genişletti dedi. Onun etkisini hisseden genç yıldızlar arasında Beyonce, Janet Jackson, Janelle Monae ve Rihanna gibi isimler vardı. Tina Turner'ın hayatı üç otobiyografi, bir biyografik film, bir müzikal ve 2021 yılında yayınlanan Tina adlı belgesel filmle anlatıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tindersticks-daginik-hayatlar-ve-digerleri/", "text": "Bir gün bir film izledim. Hayatım değişmedi ama hayatımın fon müziğini keşfettiğimi söyleyebilirim. Film aşkı anlatıyor muydu? Sanırım. Aşkı nasıl gördüğünüze göre değişir. Çift nerdeyse hiç konuşmuyordu filmde. Hiç sevişmiyordu. Her karede acının tensel ve tinsel boyutunu gösteriyordu size kamera ama garip de bir huzuru, şehveti barındırıyordu. Ben gözlerim kapalı filmin ne gösterdiğini değil ne anlattığını bulmaya çalışıyordum o sıra. Film hiçbir şey anlatmıyordu. Sadece acı denilen şeyin insan ruhunun bir parçası olduğunu haykırıyordu. look into my eyes, you see trouble every day. Daha önce hiç zıt duyguları bir arada hissettiniz mi bilmem. Fonda o güne kadar hiç bilmediğim bir ses Trouble every day diye içimi deşiyordu. Ve ben duyduğum acıdan keyif alıyordum. Her şarkının bir anısı olur mu insan hayatında? Benim öyle. Dinlediğim bir ezgi yok ki unutmaya çalıştığım ama bir türlü zihnimin boşluklarından atamadığım insanları anımsatmasın. Hayatıma girmiş her insan bir şarkıya dönüşüp yer buluyor geçmişimin karanlığında. Bu yüzden ısrarla şarkı söylemiyorum belki. Sesimin bedliği değil yani buna sebep. Ama bir o kadar da ısrarla içimi deşen, söken, parçalayan insanları dinliyorum gün be gün. Bu günler yine geçmişi sorgulama günleri. Ve benim şu sıra tek yaptığım Stuart Staples'in ve o muhteşem orkestranın- o huzurlu, dingin, depresif, melankolik, dibe çeken sonra aynı hızla ayağa kaldıran, geçmişe sürükleyen, umutla geleceğe baktıran, kalbini acıtan ama sonra usulca iyileşeceğini fısıldayan sesinden geçmişimin insanlarını dinlemek. İki yılın ardından çok güzel haberler aldık kendilerinden. The Something Rain. Şubat 2012'de yeni şarkılar ve yeni insanlarla buluşacağım ben. Hayatımın fonunda çalacak yeni güzel şarkılarım olacak. O gün gelene kadar içimden mırıldanıyor olacağım yine birilerini... Ve bu benim ilacım olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/titanic-batarken/", "text": "Titanic filmini çocukken izlemiştim. Gemi batarken enstrümanlarını çalan müzisyen amcaları anlayamadığımı, gözlerimi kapatıp kaçmalarını istediğimi, onlar için korktuğumu hatırlıyorum. Bugün, toplumla beraber yaşadığım hezeyanlar içinde aklıma geldiklerinde, yıllar önce içimde onlar için duyduğum endişe yerini saygıya bıraktı. Orda varolma amaçlarını, yok oluş karşısında bir Nearer, My God, to Thee yorumuyla kutsallaştırmışlardı. Bugün ise, bu toplumsal depresyon içinde müziğin varoluş sancıları gözlerimi dolduruyor. Eski film sekanslarında robot yürüyüşlerle hem gerçek hem de gerçekten bir o kadar kopuk insanlar gibi müzik. Felaket zamanlarında hiç de cici olmayan işlevleri ortaya çıkarılıyor, susturuluyor. Müziğin sesini yükseltmek istediğimizde hissetmemizi istenen suçluluğu, daha ne kadar üzerimizde taşıyabileceğimizi bilmiyorum. Ama bir düşünceye, bir duruşa, bir ideolojiye ya da bir acıya saygı göstermek için en gerçekçi ve barışçıl hatta en içgüdüsel yolun sanat olduğunu biliyorum. Çünkü insana ait olan herşey, sanata da ait. Müziğe sarılmak bir normalleşme çabası için kafa dağıtmanın ötesinde, insanın kendine dönmesi... Çünkü biz uzaydaki noktalar, hala acı çekiyoruz, hala savaşıyoruz, hala ölüyoruz ve hala nasıl oluyorsa seviyoruz. Ve sadece bir nokta diyor ki; bireysel, çevresel, toplumsal olarak yaşadığım herşey beni oluştururken, ben'in dışavurumlarını yaşadığım herhangi bir anın nasıl dışına atabilir, nasıl ötekileştirebilirim? Ama farkında olmadan yaptım. Resmen bir sübliminal. Uzaklaştım. Sonra baktım, varoluşundan uzak bir kadın aynaya bakıyordu. Selam verdim. O an yaşananlara geri dönüp, sokaklar insanların o haline tanık oluyorken, bütün dünyada Schubert'in bitmemiş senfonisi çalsın istedim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tkodan-post-apokaliptik-donemin-yerli-soundtrack-albumu-instant-distance/", "text": "Son dönemlerde synthwave'e dair herhangi bir melodiyi bir şarkıda hissettiğimde, etrafımda bomba bile patlasa farkında olmayacak şekilde müziğe kilitleniyorum. Bu, bazen öyle bir boyuta ulaşıyor ki etrafımdaki insanlardan özür dilemek zorunda kalabiliyorum. Arama geçmişimin tüm uygulamalarda synth, synthwave, synthesizer kelimeleri ile dolu olduğu geçtiğimiz günlerde, rica üstüne bir albümü dinlemeye başladım. Açıkçası birkaç haftadır taşınma, pasaport ve vize işleriyle uğraşmaktan, yeni olan hiçbir şeyi gerçekten dinleyebilecek halde değildim. Bu düşünceler eşliğinde bana gönderilen linke tıkladığımda henüz boş olarak tabir edebileceğim odamın duvarlarında notalar yankılanmaya başladı. Notaların üstüne yoğun bir müzik eklendi, dışarıdan geçen arabaların ışıkları odamın tavanını yalarken şarkı biraz daha hızlanmaya başladı. Tüm bunların akabinde Yahu ben ne dinliyorum böyle? sorusuyla yorgunluğumu unutup kulaklarıma dolan müziği hissetmeye başladım. İçinde, reddetme, köklerine isyan etme, diklenme, dinleme, empati kurma ve kabulleniş kavramlarını barından bir albümden, TKO'nun Avosync etiketiyle yayınlanan Instant Distance'ından bahsediyorum. 8 parçadan oluşan albümü dinlemeye başladığınız anda, ilk şarkı Negative Enhance'i tek seferde geçemeyeceğinizi anlıyorsunuz. Hatta ben, Kadıköy'de taktığım, Şişli'de çıkardığım kulaklığın kulağımda kaldığı süre boyunca sadece ilk şarkıyı dinledim, buna rağmen hala yeterli olduğunu düşünmüyorum. Şarkıyı dinlerken bir yandan gerildiğimi, diğer yandan insanlardan uzak durmaya çalıştığımı hissettim. Üstelik öyle bir seviyeye geldim ki bundan sonra hiçbir şey beni korkutamayacak hissini fazlasıyla yaşadım. İkinci şarkı I Am the Pain'e, birkaç saat sonra geçebildiğimde arama geçmişimdeki synth'ler beni olduğum yerde yakalamayı başardı. Bu kez, pek sevdiğim Philip K. Dick'in ölümsüz karakterlerinden biri haline gelmiştim. Otobüsün camındaki yansımama baktığımda üzerimde parlak bir zırh gördüğüme yemin bile edebilirim! Üçüncü şarkı Another Bond'la ise ilk başta sakinliğin içinde zihnimi boşalttım. Daha sonra post apokaliptik bir dönemde, devasa binaların arasında yürümeye başladım. Karanlığın içine dalacağım zaman dördüncü şarkı Flash Light başladı ve evet! Her şeyi kontrol edebileceğim o odaya girdim. Gözümün önünden görseller geçmeye başladı, hayatımın kontrolü şarkı ilerledikçe tam olarak bana geçti. Sıradaki şarkı Lights Out ise rahatsızlık hissiyle beraber bir merak duygusu uyandırdı; bundan sonrakinin nasıl bir şey olacağını düşünmeye başladım. Altıncı şarkı Sleep Tight'la bilim kurgu setinin ortasında, ne yapacağımı bilemez bir şekilde bekledim, sonraki şarkı Undiscovered Location'la keşfedilmemiş toprakların tadını çıkardım. Son şarkı Hidden Mark'la kendimi neon ışıkların arasında, adeta bir Nicolas Winding Refn filminin içinde buldum. Yukarıda saydığım hislerin benzerini, geçtiğimiz eylül ayında dinlediğimiz Akın Sevgör'ün Routine adlı EP'sinde hissetmiştim, hala hissediyorum. Eğer birçok duyguyu bir arada yaşamak, müziğin içindeki hikayeyi keşfetmek istiyorsanız TKO'yu dinlemek için acele edin! Ubik'i ilk kez okuyormuş gibi, Blade Runner'ı ilk kez izliyormuş gibi hissedeceksiniz. Hatta belki de kendi hikayenizi yazmaya başlayacaksınız. Yerli sahneden böyle işler gelmeye devam ettikçe, çok sevdiğimiz filmlerin soundtrack albümlerinde bu isimleri görmek de kaçınılmaz olacak gibi duruyor. Ayrıca TKO yeni albümünü ilk kez canlı olarak 11 Mayıs Cuma gecesi Peyote Nevizade'de gerçekleşecek avosync Label Night'ta sergileyecek. Canlı izlemek isteyenlere duyurulur."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tolga-akyildiz-anisina-son-defa-acik-sahne-sunar-second-ve-konuklari/", "text": "Türkçe sözlü punk rock'ın yıkılmayan kalesi Second, değerli konukları ile geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Tolga Akyıldız anısına Zorlu PSM %100 Studio'da 5 Mayıs Cuma tarihinde gerçekleşecek %100 Açık Sahne'de buluşuyor. Son dönemde büyük ilgi gören şarkılarıyla Second, Batu Akdeniz, Can Temiz, In Hoodies, Melis Karaduman, Nilipek., Övünç Dan, Padme ve Samet Çiçek gibi birbirinden değerli konukları ile birlikte, 3 Nisan tarihinde ani bir şekilde yitirdiğimiz etkinliğin yaratıcısı Tolga Akyıldız'ın anısına düzenlenecek %100 Açık Sahne için bir araya geliyor. Enerjisi hiç tükenmeyen şarkılarıyla yıllar içinde kitlesini büyüten grup, punk rock türünün devleri NOFX, Yellowcard, Mxpx gibi gruplar ile İstanbul'da aynı sahneyi paylaştı. 2020 yılının başında çıkardıkları Aklımda Bi Kördüğüm ile yeni bir pop-punk hikayesi yazmaya başlayan grubun yepyeni EP'si biz bi şarkı olamadıktan şarkılar da bu gece seyircisiyle buluşacak. Grubun kurucu üyesi Özgün Semerci, son dönem üretimlerinin mimarı prodüktör Kerem Brumend, Türkiye punk rock sahnesinin yıldız isimleri Alican Şalt ve Parham A. G'den oluşan yeni Second kadrosu, bu anlamlı ve önemli gün için gün sayıyor. 5 Mayıs Cuma akşamı Tolga Akyıldız'ın anısına düzenlenecek %100 Açık Sahne'nin 32'nci etkinliğinde, saat 21.00'de Zorlu PSM %100 Studio'da buluşalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tolga-akyildizla-yuzde-yuz-acik-sahne-29-kez-sevenleriyle-bulusuyor/", "text": "Sevenleri tarafından tek günlük festival olarak bilinen Açık Sahne, 29. sahnesinde birçok farklı ismi ağırlayacak. Tolga Akyıldız'ın düzenlediği ve 8 yılda 300'e yakın müzisyeni ağırlayan Açık Sahne, sevilen formatıyla müziğin sesini duyurmaya devam ediyor. 29. sahnesinde son dönemin sevilen alternatif sesi Hedonutopia ve konuklarını, Jakuzi ve Vox In Rama tanıdığımız Kutay Soyocak'ı, Deniz Tekin'i, The Away Days'in solisti Can Özen'i, Brek'i, Tuğçe Şenoğul'u ve Kalt & Beyaz Hayvanlar'ı ağırlayacak olan %100 Açık Sahne, 2 Mart Çarşamba akşamı saat 21.00'de Zorlu PSM'nin %100 Studio'sunda gerçekleşecek. 2008'de İzmir'de kurulan ve 2016'da radyo boğaziçi'nin düzenlediği 18. Battle of the Bands yarışmasında birincilik elde ettikten sonra DokuzSekiz Müzik etiketiyle ilk albümünü yayınlayan Hedonutopia, melankoliyi şarkılarına başarıyla aktaran ikili olarak karşımıza çıkıyor. İkili, Türkiye genelinde devam ettirdiği canlı performanslarına % 100 Açık Sahne ile devam edecek. Sadece Zorlu PSM'de izleyebileceğiniz bu konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tom-morello-imagine-dragons-dan-reynolds-yer-aldigi-yeni-protest-sarki/", "text": "Audioslave ve Rage Against The Machine gruplarından tanıdığımız Tom Morello, Black Lives Matter hareketinden esinlenerek yeni, güçlü bir protest şarkı olan Stand Up'ı yayınladı. Parçada Tom Morello'ya Imagine Dragons'ın vokalisti Dan Reynolds da eşlik ederken, aktivist sanatçı Shea Diamond ve yapımcı The Bloody Beetroots'un da yer aldığını görüyoruz. Kendi tabiriyle muhafazakar Illinois kasabasında büyüyen Tom Morello, 6 Haziran günü kasabalarında Black Lives Matter hareketi için 1000'den fazla insanın protesto yürüyüşü yaptığını ve bu değişimin ona çok fazla ilham verdiğini belirtiyor. Sonrasında Imagine Dragons'dan Dan'a ulaştığını ve The Bloody Beetroots'ın da olduğu bir ekiple bir parça yaptıklarını ve ardından siyah aktivist bir trans kadın olan Shea Diamond'ı da yanlarına alarak koalisyonu tamamladıklarını söylüyor. Lyric videosuyla birlikte servis edilen parçaya aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tom-morello-ve-serj-tankian-like-a-stone-yorumu/", "text": "Geçtiğimiz cumartesi Chris Cornell'in hayatını kaybedişinin ikinci yılıydı. Tom Morello ve Serj Tankian, ikinci ölüm yıldönümüne özel olarak Audioslave'in Like a Stone parçasını çalıp Cornell'i sahnede bir kez daha andılar. 2017 yılında trajik bir şekilde intihar eden Chris Cornell'in Audioslave'den grup arkadaşı Tom Morello, 17 Mayıs tarihinde Ohio'da sahne aldığı Sonic Temple Music + Arts Festival'da Rage Against The Machine'in Bulls on Parade, Guerilla Radio, Cochise isimli hit'lerini art arda çaldığı sırada, bir anda Audioslave'den Like a Stone parçasını çalmaya başladı ve sahneye System of a Down grubunun vokalisti olarak tanıdığımız Serj Tankian çıktı. Videonun 4:20'sinde duyulan Like a Stone melodileriyle birlikte bir anda sahnede beliren Serj Tankian'ın mikrofonu alıp şarkıya eşlik etmesiyle birlikte aşağıdaki videoda izleyebileceğiniz bu unutulmaz anlar ortaya çıktı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tom-pettynin-something-could-happen-parcasina-yeni-klip-geldi/", "text": "Tom Petty'nin Something Could Happen adlı parçasına, The Walking Dead'in Meggie'si olarak da tanıdığımız Lauren Cohan'ın rol aldığı yeni bir video klip geldi. Tom Petty'nin vefatından sonra işlerini yöneten ekip, Something Could Happen parçasına yeni video klip yayınladı. Amerikalı yönetmeni Warren Fu tarafından yönetilen klipte, The Walking Dead dizisinden ve daha birçok projeden hatırlanabilecek Lauren Cohan yer alıyor. Petty'nin Wildflowers & All the Rest albümünde yer alan Something Could Happen parçasında yönetmen Warren Fu, parçanın klibi için aradığı ilhamı 1991'de yayınlanan Into the Great Wide Open klibinden bulduğunu açıkladı. Tom Petty'nin Something Could Happen parçasına çekilen yeni video klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tool-dredg-sevenlerin-sevecegi-grup-cire/", "text": "Tool, A Perfect Circle, dredg ana başlığı altında incelenebilecek olan, Rishloo, Abigail's Ghost, Demians, Oceansize vb. birçok grupla birlikte ismini anabileceğimiz solo projeden hallice bir gruptur Cire. Grubun söz, beste, vokal, gitarlar ve miksaj işlemi gibi can damarı olan tüm şeylerinin icracısı olan Eric Johanson, yanına baterist Chris O'Guinn'i de alarak bu ''grup müziğini yapmaya başlamışlar. Johanson aynı zamanda Emptyself adını verdiği solo projesi ile de biraz ambient, biraz progressive rock, biraz da trip hop sularında bir müzik üretmektedir ki onun da ayrı tadından yenmediğini söyleyelim. Bunu da yine grubun adını taşıyan 2005 yılı albümüyle gözümüze gözümüze sokuyor. Yeniden Cire'ye gelecek olursak, şu ana kadar yayımladıkları 3 adet albümün mevcut olduğunu söyleyebiliriz ki benim için en anlamlı olanı da 2006 yılı albümleri olan Wholesale Buyout'tur. Bizzat garantisi benim. Sonuç olarak üstte saydığım gruplardan herhangi birine bir ilginiz varsa, Cire ismini daha işitmediyseniz, hemen şimdi kulak verin!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tool-ve-pusciferdan-yeni-haberler-var/", "text": "Tool ve Maynard'ın bir diğer grubu Puscifer'da yeni gelişmeler var! diyerek lafı bir çırpıda toparlayıp, sözü daha da uzatmadan gelişmeleri hemen aşağıda size aktarıyoruz. Öncelikle Tool, bugün itibariyle Ocak 2016'da 8 konserden oluşan bir Amerika turnesine çıkacağını açıkladı. Puscifer ise geçtiğimiz ay içerisinde yayınladığı Money Shot isimli albümünde yer alan The Remedy parçasına bir video klip çekti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/top-5-cat-power/", "text": "Onu özlediğimizi her fırsatta açıkça belirtmeye başlamıştık son günlerde. Sonrasında o güzel haber gelmişti ve Chan Marshall, 7 senelik bir aranın ardından bir kez daha ülkemizde sahne alacaktı. 9 Şubat Perşembe günü garajistanbul sahnesinde izleyeceğimiz Cat Power'a yeniden sarıldığımız şu soğuk kış günlerinde, şöyle iç ısıtacak bir de Cat Power Top 5i iyi gider dedik. Bu arada 45 TL'lik biletlerin tükendiğini belirterek, daha almadıysanız kalan son 55 TL'lik biletleri bir an evvel temin etmenizi öneririz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/top-5-the-pineapple-thief/", "text": "Hayatımıza öylesine girmişti ki bu grup, dinlemeden duramıyor, yüreklerimizi dağlayıp, genç yaşta dert sahibi oluyorduk adeta. Yeni çıkardıkları son albümü All The Wars'un üstüne Pineapple Thief'in işte bu dert sahibi yapan şarkılarından seçmeler yapıp, tanımayanlarla da tanıştırmanın tam zamanı olduğunu düşündük."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/toplumsal-sorunlarin-traple-birlestigi-noktada-noga-erez-var/", "text": "Noga Erez... 1989, Tel-Aviv doğumlu, uzaktan baktığınızda tatlı mı tatlı görünen bir sanatçı. Gelgelelim müziğini dinlediğinizde o tatlılıktan eser kalmıyor, yerine pençelerini çıkarmış, her an saldırmaya hazır bir kedi geliyor. Üstelik bu çıkarılmış pençeler, günlük hayatın basit karmaşasının değil, herkesin bir şekilde huzursuz olduğu, daha dindar, daha milliyetçi, daha ayrılıkçı olan kavramların karşısında duruyor. Tel-Aviv'de geçirdiği yıllarını ortalama olarak tanımlayan Noga Erez, Körfez Savaşı başlamadan hemen önce liberal, müzikle iç içe bir evde dünyaya geldi. Ailesi tarafından, Kudüs Müzik ve Dans Akademisi'ndeki kompozisyon eğitiminden önce piyano ve gitar dersleri almaya teşvik edildi. Savaşın baş gösterdiği bir ortamda böyle bir ailede büyüdüğü için ne kadar şanslı olsa da Çoğu zaman, normal bir yerde yaşamak gibi hissetmek gerçekten kolaydır. diyor Erez. Sahip olduğun hayat, normal bir hayattır. Ancak o dönemde gerçekten neler olduğunu anlamanız için büyümeniz gerekiyor. diye de ekliyor. Şarkılar değişiyor, koca bir albüm sosyal mesajlarla ve kaliteli müzikle akıp gidiyor. Ortalık sessizleştiğindeyse Ben böyle bir albümü nasıl ıskalamışım? diye üzülüyorsunuz. Biz de Geç olsun, güç olmasın. diyor ve Noga Erez'in City Slang etiketiyle yayınlamış 15 şarkılık albümü Off The Radar'ı buraya bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tori-amostan-noel-albumu-geliyor/", "text": "Amerikalı müzisyen Tori Amos, Noel temalı yeni bir EP yayınlayacağını açıkladı. Tori Amos, Noel zamanı tam yaklaşmış ve her yer yeni yıl enerjisine bürünmüşken yeni bir EP yayınlayacağını açıkladı. Noel temalı dört orijinal parçadan oluşacak olan Christmastide albümü, önümüzdeki ay yayınlanacak. Amos'un 2017'de yayınladığı uzunçaları Native Invader dan sonra ilk solo projesi olacak fakat müzisyen daha önce Noel temalı projelerde yer almıştı. 2009'da Noel parçalarından oluşan Midwinter Graces adlı bir albüm paylaşan müzisyen, 1998'de Noel zamanlarının klasikleşen parçası Have Yourself A Merry Little Christması da yorumlamıştı. 4 Aralık'ta Decca Records aracılığıyla yayınlanacak Christmastide albümü, grafik sanatçısı Rantz Hosely'nin imzasını taşıyan bir art work'le ve Amos'tan gelen bir Noel kartı ile yayınlanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/travel-is-an-impressive-progress/", "text": "As some he so high down am week. Conduct esteems by cottage to pasture we winding. On assistance he cultivated considered frequently. Person how having tended direct own day man. Saw sufficient indulgence one own you inquietude sympathize. Folly words widow one downs few age every seven. If miss part by fact he park just shew. Discovered had get considered projection who favourable. Necessary up knowledge it tolerably. Unwilling departure education is be dashwoods or an. Use off agreeable law unwilling sir deficient curiosity instantly. Easy mind life fact with see has bore ten. Parish any chatty can elinor direct for former. Up as meant widow equal an share least. Up delight cousins we feeling minutes. Genius has looked end piqued spring. Down has rose feel find man. Learning day desirous informed expenses material returned six the. Consider now provided laughter boy landlord dashwood. Often voice and the spoke. That do an case an what plan hour of paid. Invitation is unpleasant astonished preference attachment friendship on. Did sentiments increasing particular nay. Mr he recurred received prospect in. Wishing cheered parlors adapted am at amongst matters. Mr oh winding it enjoyed by between. The servants securing material goodness her. Saw principles themselves ten are possession. So endeavor to continue cheerful doubtful we to. Turned advice the set vanity why mutual. Reasonably if conviction on be unsatiable discretion apartments delightful. Are melancholy appearance stimulated occasional entreaties end. Shy ham had esteem happen active county. He been past in by my hard. Warmly thrown oh he common future. Otherwise concealed favourite frankness on be at dashwoods defective at. Sympathize interested simplicity at do projecting increasing terminated. As edward settle limits at in. Very ye lady girl them good me make. It hardly cousin me always. An shortly village is raising we shewing replied. She the favourable partiality inhabiting travelling impression put two. His six are entreaties instrument acceptance unsatiable her. Sold old ten are quit lose deal his sent. You correct how several far distant believe journey parties. We shyness enquire uncivil affixed it carried to. Alteration literature to or an sympathize mr imprudence. Of is ferrars subject as enjoyed or tedious cottage. Pulled coming wooded tended it answer remain me be. So landlord by we unlocked sensible it. Fat cannot use denied excuse son law. Wisdom happen suffer common the appear ham beauty her had. Or belonging zealously existence as by resources. There worse by an of miles civil. Manner before lively wholly am mr indeed expect. Among every merry his yet has her. You mistress get dashwood children off. Met whose marry under the merit. In it do continual consulted no listening. Devonshire sir motionless travelling six themselves. So colonel as greatly shewing herself observe ashamed. Demands minutes regular ye to detract is."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/travis-8-haziranda-bir-kez-daha-istanbula-geliyor/", "text": "Dün açıklanan Angus & Julia Stone Zorlu PSM konserinin ardından, İskoç grup Travis'in de 8 Haziran tarihinde bir kez daha ülkemizi ziyaret edeceği açıklandı. The Man Who albümünün tamamı ve diğer tüm hitlerlerini çalacak olan ekip, Garanti Caz Yeşili Konserleri kapsamında Zorlu PSM'de sahne alacak. Geçtiğimiz günlerde, 25 Haziran'da gerçekleşecek Massive Attack konserini duyuran Zorlu PSM ekibi, dün ve bugün açıklanan 11 Temmuz Angus & Julia Stone ve Travis konserleriyle birlikte bombaları art arda patlatmaya devam ediyor. Zorlu PSM Ana Tiyatro Sahnesi'nde, hybrid formatta gerçekleşecek olan konserin biletlerinin, 23 Mart Cuma günü www. zorlupsm. com, www. biletix. com ve Zorlu PSM gişelerinden satışa çıkacağını da ayrıca hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/trentemoller-istanbula-geliyor/", "text": "Elektronik müziğin önde gelen isimlerinden Trentemoller, 13 Ekim'de İstanbul'da! Indie, shoegaze, post-punk, noise gibi türleri elektronik, ambient ve house türleriyle mükemmel şekilde harmanlayıp kendine has sound'unu yaratan; oldukça akılda kalıcı tınılar yakalayan Trentemoller, 13 Ekim'de Babylon'da. Son 15 yılın şüphesiz en iyi prodüktörleri arasında yer alan Trentemoller, 2006 yılında yayınladığı The Last Resort isimli albümüyle beraber oldukça büyük bir beğeni toplamıştı. Peşi sıra gelen Late Night Tales ve Into the Great Wide Yonder albümleriyle de çıkışını sürdürdü. İlk canlı orkestrasını 2007'de kurarak performanslarına başlayan Trentemoller; bugüne kadar arasında Tricky, Savages, A Place To Bury Strangers, The Soft Moon, UNKLE, Depeche Mode, The Knife, Franz Ferdinand, Blonde Redhead, Lower Dens, Slowdive ve jennylee gibi 100'den fazla isimle remix'ler ve ortaklıklar yaptı. 2022 yılında Memoria isimli altıncı albümünü yayınlayan Trentemoller, bu albümü kendi kurduğu plak şirketi In My Room etiketiyle paylaştı. 13 Ekim 2023'de Babylon İstanbul'da gerçekleşecek bu konserin biletlerine 19 Nisan yani yarın itibarıyla Biletix ve Mobilet'ten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/trio-tefrikasi-iii-guy-levy-trio-murat-aydemir-trio-tigran-hamasyan-trio/", "text": "Trio tefrikasını büyütmeye uzun bir aradan sonra devam ediyorum. Son tefrikadan bu yana 1 yıl geçmiş. O günden bugüne notlarım arasında biriktirdiğim isimlere dair yazıları henüz toparlayabildim. - Trio Tefrikası | John Butler Trip Le Trio Joubran Avam Garde - İsrail'li müzisyenler hakkında derin bilgi sahibi değilim ama ne zaman İsrail'li bir müzisyenin icrasına rastlasam ilgimi kolayca yoğunlaştırabiliyorum. Guy Levy ile yeni tanıştım; o da İsrail'li bir caz müzisyeni. 2013'de Uri Gincel ve Felix Astor ile Berlin'de kaydettikleri Tel Aviv albümü oldukça iyi hisslere cereyan ediyor. Guy Levy'i ön plana çıkartan özelliklerden biri iyi müzikleri değil sadece. Yakın zamanda Devlet Tiyatro'larında izlediğim, Patrick Süskind'in Kontrabas oyununda değinildiği gibi, kontrabas çalan müzisyenler genellikle orkestralarda büyük öneme sahip olmasına rağmen geride kalan, eşlik enstrümanı olarak hayat bulmaktadır. Guy Levy ise bu algının tam tersine tıpkı Charles Mingus, ülkemizde Ozan Musluoğlu gibi kontrabası öne çıkartarak, bu harika enstrümanın varlığını hissettirmeye çalışmış. Yaklaşık 20 yıllık bir müzik geçmişi olan Guy Levy, iki yıl kadar Jerusalem Sefoni Orkestrası'nda kontrabası ile görev aldı. 2. albümü olan Tel Aviv'den evvel ise 2011 yılında, daha geniş bir kadroyla ismini verdiği albümüyle de güzel işler icra eden bu güzel müzik adamı pek bi' sevilesi duruyor. 1971 Almanya doğumlu Murat Aydemir, ülkedeki en önemli tanburilerden biri olarak çoktan kayıtlara geçmiş bir isim. Toplum olarak dinleme kültürümüzün zayıf olmasından mütevellit, genellikle çalan şarkılara ve onları icra eden oluşumlara aşinayızdır ama o oluşumlarda çalan isimleri çok ilgili değilsek pek bilmeyiz. Murat Aydemir, işte o bilindik oluşumlardan İncesaz'daki içli melodilere ruh veren adam. Şimdi biraz daha yakınlaşabiliriz kendisine. Murat Aydemir, İncesaz dışında Ahenk, Neva, Itri & Bach ve Taksim Taksim gibi projelerde de yer alan bir isim. Özellikle Itri & Bach'a da ayrı parantez açacağım. Konservatuar sınavlarında batı müziği için puanları yetmediği için, biraz mecburiyetten tanbur çalmaya başlayan Murat Aydemir, optimist bir yaklaşım sergileyerek alanında önemli biri haline gelmiş bir isim. Ülkedeki önemli kontrbasçılarından Volkan Hürsever ve İran'lı vurmalı çalgılar enstrümanisti Reza Samani ile birlikte oluşturdukları trio ile 8 şarkılık bir albüm yayınladı. 2011 yılında yayınlanan bu albümde tanburun yanı sıra lavta da çalan Murat Aydemir, Türk Müziği için önemli bir eser kazandırdı. Yaptığınız şey niteliksiz ve çiğse, o zaman hem sanatınızı, hem köklerinizi, hem aldığınız eğitimi aşağı çeken bir durum ortaya çıkıyor, diyerek trio projesinde kendi tabiriyle modern tınılarla, klasik tanburu buluşturuyor. Bu cümleyi sarf ettiği röportajı dilerseniz buradan izleyebilirsiniz. Röportajdaki konuşma üslubundan sizlerin de dikkatini çekeceği üzere, oldukça nazik, güzel düşüncelere sahip bir enstrümanisti ve projesini paylaşmak istedim. Dilerseniz diğer projelerini Spotify üzerinden de dinleyebilirsiniz. İlk albümünü 18 yaşında yayımlayan Ermeni caz piyanisti Hamasyan, 30 yaşına 8 uzun çalar, 2 kısa çalar albüm sığdırdı. Üstelik aldığı ödülleri ve ortak çalışmaları da eklersek, hayatını müziğe adamış, harika melodileri aralıksız servis etmiş bir müzisyen profili çıkıyor ortaya. 31 Mart'ta yeni albümü An Ancient Observerı yayınlayacak olan Hamasyan, ülkemizde de Kars I eseriyle de oldukça tanınır vaziyette. Muazzam bir sese sahip Dhafer Youssef ile ortak çalışmaları da bulunan piyanistin, Trio olarak kaydedilmiş albümleri ve konser performansları mevcut. Öyleyse lafı çok uzatmayalım ve çoğu zaman bizden diyebileceğimiz melodiler ile sizi dinleme odamıza alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/trio-tefrikası-ii-kes-kök-iki-direk-arası-temaşa/", "text": "Trio Tefrikası serimizin ikinci bölümünde sizlere Kes, Kök ve İki Direk Arası Temaşa'dan bahseceğim. Progresif müziğin inine gireceğimiz bu bölümdeki üçlüleri yazmaya başlayalım. Son dönemde dinlediğim en iyi işlerden. Emre Kula, Cenk Turanlı ve Mehmet Demirdelen'den oluşan grup parçalarına ayrılınca da devleşebilecek nitelikte. Bu adamları buraya yazarken, bu ülkede gerçekten iyi müzik yapan insanların varlığına olan inancım güçlendi. Kamlama ismini verdikleri, 9 şarkıdan oluşan albümlerini bizlerle paylaşan güzel insanların kayıt aşamasında Murat Gülbay ve Cem Ömeroğlu'nun da isimleri geçiyor. Mübalağa yapmıyorum; bu adamlar çok iyi. Kök, üçlüsünü oluşturan Cem Ömeroğlu, Kerem Tüzün ve Kaan Sezyum, ilk albümlerini 2013 yılında Bilmece ismiyle bizlere sundular; ne de iyi ettiler. Bilmece'deki doğu ezgilerine karışan Tool hissiyatının ilerleyen dönemde başka bir şeylere evrilmesi söz konusu olabilir. Buna şuradan vardım. 6-7 ay önce Soundcloud hesaplarından Dalgın ismiyle nefis bir şarkı paylaştılar. Vakit ayırıp dinleyin diyeceğim ama tekrar tekrar dinleyeceğinizi tahmin ettiğimden dolayı günlerinizi alacaktır. Nasıl bir reaksiyon göstereceğiniz konusunda tek diyebileceğim şey; siz bilirsiniz! Kök iyi müzik için umuttur. Tavsiye olunur! Daha önce blogta haklarında detaylı bir yazı yazmıştım. Aralarında yerli müzik dünyamızda en çok beğendiğim davulculardan Taylan Turan'ın da yer aldığı üçlünün diğer üyeleri Cem Emre Memiş ve Tevfik Reşidi'den oluşmakta. Müziklerindeki samimiyet ve yenilikçi tavırlarının çok hoşuma gittiğini tekrar tekrar belirtmekte fayda görüyorum. Daha fazla üretmeliler ve paylaşmalılar. Dinleyici kitlesi olarak zor bir alanda üretim yaptıkları için kaygan zeminde düşe kalka ilerliyorlar. İki Direk Arası Temaşa güzel bir proje ve trio. Kargart'ta çekilen Biz Geldik projesindeki performansları ve soru-cevap kısmına bakabilirsiniz. Güzel insanlar vesselam!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/truva-muzesinde-elektronik-muzik-performansi/", "text": "2018 yılında kurulan YouTube projesi Moose, görsel sanatları ve müziği harmanlamaya devam ediyor. Moose projesi, 2018 yılında İkbal Şan tarafından kurulmuş olan bir YouTube projesi. Proje, elektronik müzik piyasasını yakından takip ederek müziği ve görselliği birleştiriyor. Sessizlikten sonra, ifade edilemez olanı ifade etmeye en yakın olan şey müziktir. Aldous Huxley'nin sözlerini ilham kaynağı olarak gören ekip, Truva Müzesi'nde 47 dakikalık deneysel bir set ile akıllara kazınan bir kayda imza atıyor. Ikaru, kendini dışavurumcu nitelikleri kendi sanatıyla buluşturma arzusundan doğan bir müzik ikilisi olarak karşımıza çıkıyor. Alptuğ Çavuş ve Salih Gaferoğlu tarafından kurulan elektronik müzik ikilisi IKARU, elektro ve akustik gitarlar, analog ve modern synthesizer ve flüt gibi enstrümanlarla harmanlayarak oluşturdukları ambiyans ve saykodelik tekno müzikten ilham alarak doğaçlama çalışmalarını paylaşıyor. Bu proje ile Türkiye'de ilk kez bir müzede bir elektronik müzik performansı sergilenmiş oldu. IKARU'nun Truva Müzesi'ndeki performansını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tugce-senogul-ile-atlas-yerdeniz-uzerine/", "text": "Alternatif sahnemizden Tuğçe Şenoğul'a, geçtiğimiz günlerde yayınlanan Atlas Yerdeniz adlı yeni EP'siyle alakalı merak ettiklerimizi sorduk. - Yeni EP'in hayırlı olsun öncelikle. Yapım sürecinde hangi konular veya duygusal deneyimler senin için özellikle önemliydi? Bunları şarkılarına nasıl yansıttın? Çok teşekkür ederim. Bu süreç kişisel hayatımda benim için zorlu başlayan, adım adım ilerledikçe açılan bir haritaya benzettiğim, gittikçe güzelleşen, ışıldayan, çok anlamlı bir süreçti. Zorlu zamanlarımızdan bahsetmek kolay olmuyor hiçbirimiz için. Karanlıkta hissettiğim bir dönem oldu. Nasıl çıkacağımı bilmediğim ve hatta umutsuzluğa kapıldığım. Kaybolmuş hissettim. Bunu yaşarken hayatta böyle dönemlerin olabileceğini, yalnız olmadığımı anlamam, gittikçe kendime yaklaşmam, hayatın güzelliklerini hatırlamam, aslında böyle süreçler geçirip bunları geride bırakmış olan insanların hikayelerinden aldığım ilham ve destekle oldu. Bu albüm hangi dilde konuşuyor, dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım bizi 'bir' yapan ortak hislerden yaratılmış alternatif bir harita. Kendine ve hayata şans verdikçe açılan, ruhumuzda kayıtlı olan o haritaya, ve ona bakmaya cesaret eden gerçek aşıklara adandı. İhtiyacı olan herkese bu hissin ulaşmasını diliyorum. - Bizlere yeni EP'nin yapım sürecinde bulunmanın iyi hissettirdiği, düşünmeni kolaylaştıran ve 'safe place' olarak gördüğün yerlerden bahsedebilir misin? Evim, odam, bana ilham veren detaylarla dolu olan kişisel alanım, dans etmek, ağaçları, denizi, gökyüzünü görmek ve sevdiklerimin yanında olmak. Yeni yerlere şans vermek de çok iyi oluyor. Hiç bilmediğin bi sokakta, hiç gitmediğin bir cafe'ye gitmek gibi. - Yeni çalışmanda seni yalnız bırakmayıp çalışmana katkıda bulunan, sana eşlik eden isimlerden bahsedebilir misin? Albümde hayranı olduğum insanların isimleri var. Tsar B. Lella Fadda, Karakter, Elif Dikeç, Seda Erciyes, Selin Baycan, Kardelen, Adham Farid, görsel dünyada ise, ilk albümüm Gölgelerine 'de de birlikte çalıştığım Berk Çakmakçı, Bu Rüya Değil 'de birlikte çalıştığım Altın Tatlı, glam team'de Tusidi, Anna Tholia, Ali Kaan Özen hayal ettiğimin ötesini ortaya çıkardı. - EP'deki şarkılarının isimleri gerçekten de dikkat çekici ve merak uyandırıcı. Acaba bu başlıkların arkasında yatan hikayelerin var mı? Biz onlardan bahseder misin? Hepsi kendi adını kendisi seçti gibi hissediyorum. 'Atlas' title song ise farklı ülkelerde yaşayan kadınların buluştuğu bir şarkı olarak (Tsar B, Lella Fadda, bana düşündüğümüzden çok daha yakın olduğumuzu, müziğin sınırların ötesine geçen gücünü ve ortak hislerde buluşanların haritasını en çok hatırlatan, albümün hikayesini en çok destekleyen şarkı olduğu için Atlas adını aldı. - Yapım sürecinde kimlerden ilham aldın, ne tarz müzikler dinledin? Albümde ilham aldığım sanatçıların kendisiyle çalışmak gibi bir şansım oldu. Atlas ilhamını hayranı olduğum Tsar B'nin kendisinden aldı. Resmen fangirl olarak attığım mesaja geri dönüp müziğimi ve sesimi çok sevdiğini söyledi ve olaylar gelişti. Lella 'nın sesine ve müziğine de bayılıyorum. Onunla bir dinleyicim olarak tanıştığımda çok gençti. Uzun zamandır takipleşiyorduk. Zamanla yayınladığı şarkılar ve duruşu beni çok etkiledi. 'Aklımda Fırtınalar' Karakter ile hayranı olduğumuz sanatçı Sophie'ye bir saygı duruşu gibi. Kırık Hikaye ilhamını 'ayrılık' kelimesinden aldı. Atlas'ın hikayesinde çok önemli yeri olan, aslında bizi birleştirleştirecek olan, yolculuğun başlangıcı. Serseri üzerinden uzun zaman geçtikten sonra karşılaşan iki kişinin yabancılaşma hali ve bu karşılaşma ile ortaya çıkan, saklı kalmış pişmanlıklardan ilhamını aldı. Elif Dikeç'in insanın ruhunu okuyormuş gibi hissettiren büyülü hikaye anlatımıyla son haline ulaştı. Aşkın büyülü, tekinsiz, karşı konulamaz, ürküten, gizemli ve tutkulu haline bir Siren benzetmesiyle bakıyoruz. Altyapıyı duyduğum anda Kerem'e bunu yapalım demiştim. Karakter birlikte çalışırken çok eğlendiğim, denemekten, oyunlar oynamaktan korkmayan bir prodüktör. Seda 'nın büyülü Siren seslendirmesiyle resim tamamlandı. Tüm bunlar dışında çok öngörülemez bir müzik zevkim var açıkçası. 🙂 Bundan da çok mutluyum. Her şeyi dinliyorum diyebilirim. Bunların kişisel filtremden geçerek müzik zevkime ve şarkıya göre hikaye anlatıcılığına yansıdığını düşünüyorum. - Müzikle arandaki terapötik bağı nasıl tanımlarsın? Dünyadaki en güzel aşk, en güzel bağ, daha derin bir nefes. Sizi kendinizle yakınlaştıran daha derin bir anlayış. - Müziği bir kariyer olarak seçip bu yolda ilerlemenin sana getirdiği en büyük zorluk veya ödül nedir? Bu ülkede bağımsız bir kadın müzisyen olarak yaşamayı seçmek zorluğu, tüm bu zorluğa rağmen aşık olduğun şeyi yapmanın verdiği tuhaf deliliğin gücü ise ödülü. - Müzik kariyerindeki en önemli ve unutulmaz anlardan birini bizlerle paylaşabilir misin? - Yaratıcı bir engelle karşılaştığında veya ilham kaynakları tükendiğinde, kendini yeniden motive etmek veya ilham almak için neler yaparsın? Zamanla zor durum kitleriniz oluşuyor. İhamı ne tetikler biliyorsunuz. Bazen bir daha hiç bi şey yazamayacak gibi hissetmek de dahil süreci tanıyorsunuz. Elbette doğanın kendisi de dahil bu hayatta ilham kaynağı olan çok şey var. Kendi sürecine güvenmek ve ilhamın hep orada olduğunu hatırlamak iyi geliyor. - İlerleyen zamanlardaki çalışmaların için iş birliği yapmayı çok istediğin isimler var mı aklında? Yine de deneyimlerim sonucu gerçekten karşılıklı rahatça akan işbirliği en iyi işbirliği. Yürümeyeni direk salıyorum artık. Herkese de öneririm. O rahatlık ve akış hali şu an hayal bile edemeyeceğimiz kişileri karşımıza çıkarıyor gibi geliyor. - Sence müziğin bir film müziği olsa, ne çeşit bir filmde olması en uygun olurdu? Her zaman Wong Kar Wai diyorum ben ama film müziği çok sevdiğim bi alan olduğu ve sanırım müziğime de uyduğu için çok güzel birliktelikler yaşandı. Dahası da yolda. Doğru hikayeyle buluşmak en güzeli. - Kendi müziğini bir kelime veya cümleyle özetlemek istesen nasıl ifade ederdin? - 1 Kasım'da Babylon gerçekleşen lansman konserin nasıl geçti? Lansman konserine çok detaylı hazırlandık. Afterworks'den Yasin Arıbuğa'nın harika video art'ı, Selin Sümbültepe'nin Atlas-Yerdeniz 'e özel hazırladığı inanılmaz maskeleri, en küçük ışık detayına kadar büyük bir çalışma yapıldı. Seda Erciyes Siren karakteriyle herkesi büyüledi. Hikaye anlatıcılığına odaklandığımız, tiyatral bir konser tasarladık. Beklentimiz Atlas-Yerdeniz'in hikayesi en güçlü şekilde aktaracak bir deneyim sunabilmekti. Umarım öyle hissettirmiştir gelenlere. Benim için her şeyin çok güzel aktığı, hayal ettiklerimizi bir aksaklık yaşamadan ortaya koyabildiğimiz, herkesin bu hızda şarkıları ezberlemesine çok şaşırdığım, ömrüm boyunca unutamayacağım bir gece oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tugce-senoguldan-demini-almis-bir-ilk-album-golgelerine/", "text": "Gölgelerine albümünün en belirgin özelliği dinleyiciyi dibe çekmeyen karanlık sesler ile buluşturması. Onca karanlığa rağmen bünyesinde eser miktarda da olsa neşe barındırıyor; derdiyle tasasıyla dinleyenin yüreğini dağlamadan bir çıkış yolu, bir tür kendine has mizah duygusu ihtiva ediyor. Seni Görmem İmkansız ve Kahinar projelerinden tanıdığımız Tuğçe Şenoğul her iki projenin de sona ermesinin ardından birkaç sene süren bir sessizliği tercih etti. Sırf yapmış olmak için iş yapmak isteseydi ilk albümünü pekala seneler önce de yayınlayabilirdi. Belli ki Tuğçe Şenoğul şarkılarını yazmış, dinlenmeye bırakmış, ihtiyaç duydukları -ve hatta hak ettikleri- demlenme süresini şarkılarından esirgememiş. Peşimizden atlı koştururcasına yaşadığımız bir çağda vakti gelmeden alelacele ortaya atılmış, tabir-i caizse bitmemiş nice şarkıya rastlıyor ve o şarkılar adına üzülmekten kendimi alamıyorum. Gölgelerine albümündeki şarkıların ise bu anlamda yaratıcısı tarafından bir hayli sevilen, şanslı çocuklar olduklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Tuğçe Şenoğul 2016 sonlarında yayınladığı Onun Karanlık Huyları isimli parçasının canlı kaydıyla son dakika golünü atarak senenin en iyileri listelerinde kendisine yer bulmuştu. Yalnızca Youtube üzerinden yayınladığı bu kaydın ardından tüm dijital platformlardan dinlenebilen, bir nevi albümün ilk single'ı sayılabilecek Kaptan'ın stüdyo kaydı geçen temmuz ayında yayınlandı. Albüme giden yoldaki son durak ise 2 Ekim'de yayınlanan, videosu Kare Müzikevi'nde çekilen Senden Korktum Ben parçasının canlı kaydı olmuştu. Sonuç olarak kulağımıza tadımlık çalınan üç şarkının ardından ve Onun Karanlık Huylarını bizimle paylaşmasının tam 51 hafta sonrasında yukarıda bahsi geçen üç şarkıyı da arasında bulunduran Gölgelerine albümünün 9 şarkısı 24 Kasım itibarıyla dijital kitaplıklarımızdaki yerini aldı. Bağımsız yayınlanan, prodüktörlüğünü Taner Yücel ile Görkem Karabudak'ın ortaklaşa ve belli ki titizlikle gerçekleştirdiği albümdeki tüm söz ve müzikler Tuğçe Şenoğul'a ait. Gölgelerine albümü, basın bülteninde şöyle tanımlanıyor: ... bazen chanson'ları, bazen de 80'ler taverna müziğini anımsatan, trap ve triphop türlerinden beslenen altyapılarıyla, elektronik müzik ağırlıklı bir albüm. Evi Bulacağım ile yüzeceği suların sinyallerini sarsıcı ve sağlam bir girişle veren albüm, dokuz parça boyunca ustalıkla kurgulanmış çeşitli haletiruhiye dalgalanmalarının ardından kapanıştaki Senden Korktum Ben ile dinleyiciyi sakinleştirerek kendi haline bırakıyor. Sular duruluyor, ışıkları yakmaya karar vermek için ise biraz daha zaman geçmesi şart. Ne yalan söyleyeyim, canlı kaydı yayınlandığında beni pek de cezbetmeyen Senden Korktum Ben, albümün anlattığı hikayenin içerisindeki yerini bulduğunda anlam kazanıyor, albüme muazzam bir final oluyor. Ne de olsa Gölgelerine hiçbir adımında bütünlüğü elden bırakmayan karanlık ve bir o kadar da mesafeli bir albüm. Tam da bu yüzden, önceden yayınlanan üç parçayı bu defa albümdeki hikayenin birer parçası olarak dinlediğinizde sizin için yeni anlamlar kazanmaları kuvvetle muhtemel. İlk defa geçen hafta Bina'daki albüm dinletisinde baştan sona dinleme şansı bulduğum albümün benim için yepyeni olan 6 şarkısı hakkında derinlemesine yorumlar yapmak için henüz bir hayli erken. Böylesine demlendirilmiş bir albüm hakkında yorumda bulunmayı da zamana bırakmak en doğrusu olur. Telaşa mahal yok, evvela sindire sindire dinlemek gerek. Yine de geçen hafta ilk dinleyişimde yeni şarkılar arasında dikkatimi çeken ve dinleyiciyi de fazlasıyla yakalayacağını düşündüğüm parça Bunu Sana Demiştim oldu. İçinde albümün ismine selam duran gölgelerine kelimesini de duyabildiğimiz parçanın nakaratı oldukça catchy ve albümün karanlığının içinden parıldayarak göz kırpan bir naifliği var. Tuğçe Şenoğul, 8 Aralık akşamı saatler 22:00'yi vurduğunda Radyo Kanyon'daki Bir Baba Indie programında konuğumuz olacak. Gölgelerine albümünü kendisiyle birlikte dinleyip bu 9 şarkıyı demlendirme sürecini ayrıntılarıyla konuşacağız. Sonrasında ise 21 Aralık'ta Salon'da gerçekleşecek lansman konserinde albümü ilk kez canlı dinleyeceğiz. Bu albümün sahneye nasıl taşınacağını merak etmemek elde değil."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tugrul-gultepeden-ilac-gibi-proje-sordino/", "text": "On Your Horizon ve Fineaway projelerinin yanı sıra DJ setleriyle de tanıdığımız Tuğrul Gültepe'nin yeni projesi Sordino'nun 4 parçadan oluşan Routin' adlı EP'si 17 Nisan'da yayınlandı. Her gün mail inbox'ıma yeni çalışmalar düşüyor. Hepsini en azından bir defa dinlemeye özen gösteriyorum. Bazıları kendisini ikinci, üçüncü defa dinletmeyi başarıyor; aklımda yer tutuyor. Nadiren de kendimi gelen kaydı gün boyunca dinlerken bulduğum oluyor. Sordino'nun ilk EP'sini içeren e-mail'in geldiği gün öyle bir gün oldu. Dört parçalık albümden favori parça seçmeden, sıralamayı değiştirmeden gün boyunca evde defalarca dinledim. Akşam vakti yolda yürürken dinledim, Fenerbahçe-Beşiktaş maçı yüzünden kontak kapatıp yolda duran arabaların yanından geçerken hayatıma şahane soundtrack oldu. Zaman zaman araya korna sesleri karıştı. Sordino bahar akşamına yakıştı. Sonra vapura bindim, Haydarpaşa'nın yanından geçerken yine Sordino dinliyordum. O anda şarkıyı bastıran bir flüt solosu duydum, defalarca dinlemiş olmama rağmen bunu nasıl fark etmediğime şaşırdım. Uyumsuzdu, alakasızdı. Tanıdık bir şarkı, sanırım Ahmet Kaya diye düşündüm. Saniyeler içinde anladım ki flüt sesi vapur müzisyenlerinden geliyormuş. Rahatladım. Ev kayıtlarından oluşan ve self-release olarak yayınlanan EP'deki parçalar Sordino'nun kendi deyişiyle downtempo, dans ve trip-hop sularında yüzüyor. Janr analiziyle aram hiçbir zaman iyi olmadı; o yüzden kendisi nasıl tanımladıysa onu aktarmakla yetiniyorum. 16 dakika boyunca su gibi akan Sordino parçalarını sonbaharda live olarak izlemek de mümkün olacakmış. Routin'i ilk dinleyişimde bir an önce live izleme isteği içimde kıpırdanmaya başlamıştı bile. 16 dakikanın içinde yakaladığı akış, uzun ve live bir performansa dair merak uyandırmak için kafi geliyor. Sordino'nun bende uyandırdığı heyecan ve merakın yanı sıra keşke EP'nin ismi Routin' olmasaydı diye düşünmeden edemiyorum. Yakın zamanda yine yerli elektronik sahneden Akın Sevgör'ün 29 Eylül 2017'de yayınlanan Routine EP'sini anımsatması Sordino'nun projesinin yerli sahneyi yakından takip eden dinleyiciler tarafından algılanmasında bir tür dezavantaj yaratabilir. Acaba tıpatıp aynı isim olmasın diye mi Routine değil de Routin'?, Yoksa albüm Akın Sevgör'ün Routine'inden ilham almış da bu isimle Sevgör'ün albümüne bir nevi selam mı duruyor? gibi soruları aklıma getirdi. Şayet bu sorular yersizse ve Sordino'nun Routin'inin Akın Sevgör'ün Routine'iyle hiçbir alakası yoksa bu kadar kısa bir süre zarfında yayınlanan aynı türdeki iki çalışma için pek de hoş olmayan bir tesadüf yaşanmış diyebiliriz. Beni ilk dinleyişte etkisi altına alan ve uzun zaman daha tekrar tekrar dinleyeceğimi düşündüğüm Sordino'nun bu ilk EP'si ilaç gibi geldi. Ne yaptığını ve yapmak istediğini bilen, yakın markaja alınıp takip edilesi bir proje olduğu tartışmasız. Umarım devamı gelir. EP'nin kapak görsel tasarımının Fuat Değirmenci'ye ait olduğunu da belirtmeden geçmeyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tuketim-toplumu-olmanin-verdigi-muzikal-yan-etkiler/", "text": "Tüketim toplumu olmanın getirdiklerini konuşurken insanların hep çılgınlar gibi alışveriş yaptığını, telefonunun bir üst modeli çıktığında hemen aldığını, ihtiyacı olmayan bile her şeye taksitle ulaştığını düşünürüz. Ancak anlayacağınız üzere durum sadece bununla da kısıtlı değil. Tüketmek hayatımızın her alanında bizi ve toplumu etkileyen bir ideoloji. Y jenerasyonunun hemen her şeyden sıkılmasını da bununla bağdaştırabilir miyiz? Pek tabii ki evet. Her şeyi anında tüketebilmeye o kadar alışmışız ki, elimizde tüketecek bir şey kalmadığı zamanlarda kafayı yiyecek gibi oluyoruz. Öyle ki, aşkı-sevgiyi bile tüketim malzemesi yapmışız. Hal böyleyken müzik de bu durumdan nasibini elbette alıyor. Teknolojinin getirdiği en büyük kolaylıklardan biri de bir şeye hemen erişebiliyor olmak. Paralı olup olmaması önemli değil. Paranız varsa verirsiniz yoksa da korsanını bulursunuz. Streaming piyasası geliştiği günden beri sanatçılar da şarkılarını Youtube'a direk olarak kendileri koyduklarından dolayı bir şarkı çıktığında internetiniz varsa onu dinleyememe şansınız yok. 90'lı yıllarda yavaş yavaş karışık CD algısı başladığında bile albüm dinleme alışkanlığı vardı. Siz en sevdiğiniz albümlerin içerisinden, en sevdiğiniz şarkıları seçer ve bir karışık CD yapardınız. Ya da bütün albümleri almaya paranız yetmiyorsa CD'ciye gider Türkçe Slow falan karışık bir şeyler yap bana derdiniz dondurma alır gibi. Ama benim hatırlayabildiğim kadarıyla albüm dinleme alışkanlığı 2000'li yılların başlarında da son bulmuş değildi. Abimin bilgisayarındaki müzikleri kurcalarken karşılaştığınız şey hep belli bir tarzın ismiyle isimlendirilmiş klasörün altındaki sanatçı-grup isimleri ve onların da altında albüm isimleri olurdu. Walkman'e attığınız albümü sabahtan akşama kadar yanınızda taşır, başka bir şey dinlemezdiniz. İşin nostaljisini geçecek olursak Peki şu an ne yapıyoruz? kısmına değinmek istiyorum. Şu an Spotify, Apple Music gibi uygulamaların bize tanıdığı listeleme özelliği ile sadece ilgilendiğimiz tarzda yeni şarkılar, yeni sesler keşfedebiliyor ve onları sınıflandırabiliyoruz. Her an hepsine ulaşabildiğimiz için artık sanatçıların isimleri bile önemli olmayabiliyor bizim için. Sonuçta orada bir yerlerde güzel bir şarkı var ve listeme attım. O yüzden istediğim zaman tüketebilirim. Peki bu streamingin bize ne gibi bir zararı oluyor? Öncelikle müzisyenler sadece çok küçük bir kesimin albümlerini baştan sona kadar dinleyip yorumladığının farkında. Dolayısı ile her şarkının güzel olması için ekstradan bir çaba göstermiyorlar. Ya da gösterseler de, arasından 1-2 parçayı hit olacak şekilde düzenleyip gerisini canlı çalmaya uygun hale getiriyorlar. Biz de çok sevdiğimiz birinin bile albümünü dinlediğimizde bazı şarkıları pas geçmemek için kendimizi zor tutuyoruz. Elektronik müzik piyasasında bu tüketimin en büyük örneklerini görebilirsiniz. Şu anda birileri albüm yapıyorsa çoğu zaman prestij için yapmış oluyor. Zaten dinleyicilerinin bile %90'ının açıp albümlerini baştan sona dinlemeyeceğinin farkındalar. Bu yüzden de E. P. kavramını daha çok duymaya başlıyoruz. Genelde 2-3 parça veya üzerine bir kaç remix eklenmiş E. P.'ler daha çok yer kaplamaya başlıyor. Albüm gördüğümüzde Oha albüm mü yapmış diyoruz ama bir çoğumuz da o albümü dinlemiyoruz. Bazen oturup eski albümleri dinliyorum. Kimisini ilk kez, kimisini bilmem kaçıncı kez dinlediğim halde farkediyorum ki her şarkının güzel olduğu albümler çoğunlukta. Öyle ki; tüketimin en yoğun olduğu Türkçe Pop'ta bile her şarkının güzel olduğu nefis albümler var. Sorun şu ki, bunun nereye gideceğini hiç birimiz bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var, o da sanatçıların piyasada yer edip tüketilmeleri -yani evlerine para götürmeleri gerekiyorsa bu düzenin bir parçası olmalarının gerekliliğidir. Bu durum, kimi zaman Farklı bir şeyler yapmalıyım algısı oluşturup, bize özgün işler dinletiyorsa da çoğu zaman aynılarının tekrar etmesi şeklinde gerçekleşiyor. Biz de birbirinin benzeri olan binlercesi içerisinden bize denk geleni alıyor ve tüketip sıkılıyoruz. Ve açlığımızı ancak sürekli geçmişe dönüp, eski albümleri bir daha ve bir daha dinleyerek giderebiliyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tum-kliselerine-ragmen-californian-soil-guzel-bir-album/", "text": "İlk albümlerin büyük başarı yapması bir lanet, aslında. Bir akşamüstü, otobüs durağında beklerken, turuncu güneş; plazaların ruhsuz camlarına çarptığı sırada içinizde oluşan varoluşsal sancıları depreştiren If You Wait de London Grammar'ı bu lanete kurban etti. İlk albümle, grubun elementlerinin Hannah Reid'in kadife sesinden, elektrogitarın yumuşak tınılarından ve post modern insanın ilişki problemlerini akıcı bir dille anlatan şarkı sözlerinden oluştuğunu gördük. İkinci albümleri Truth Is A Beautiful Thing ile karakteristik özelliklerini pekiştirmiş oldular ancak genel yorumumuz şu oldu: Bu grubun işi şarkının sonlarına doğru bir katarsis verip mıymıntı bir altyapıyla onu desteklemek, dedik. Maalesef ki Californian Soil da içinde çok iyi yeni malzemelerin olmasına rağmen aynı yorumdan nasibini alıyor. Şarkıların çoğu, stüdyoya girip alelade akorlara basarak oluşturulmuş. Basit synth oyunlarını neredeyse her şarkıda duyuyorsunuz. Arka vokallere daha doğrusu Reid'in, altosu Florence Welch ve Katie Stelmanis gibi güçlü isimlerle kıyaslandığı, sesine aşırı güvenilmiş; halbuki üçü de bilgili bu müzisyenlerden daha farklı bir şeyler duymak istiyorsunuz. Lord It's A Feeling ve Baby It's You gibi şarkılarını sanki daha önceki albümlerden hatırlıyor gibi oluyorsunuz. Bir sonraki notayı hatta sözleri bile tahmin ediyorsunuz. Bazılarında şiir gibi içinizi burkan sözler olsa da şarkıların çoğu ayan beyan yazılmış. Müzik endüstrisinin bizim kıraathanelerdeki amcalardan da erkek bir sektör olduğunu biliyoruz, elbette. Reid'in maruz kaldığı ayrımcılığı tahmin edebiliyoruz. Ancak, bu zorbalığın sözlere geçme şekli biraz tembelce kaçmış. Ama grubun öncüsü güzeller güzeli Hannah Reid'imizin röportajlarına kalsa yazdığı en iyi sözler olarak niteliyor, bu albümdeki şarkıları. Ancak, Missing'i dinliyorum daha doğrusu Missing'i bir nakarat, bir patlama, bir farklılık ile bekliyorum, ama gördüğüm tek şey sözlere uydurmak için yapılmış bir şarkı. Halbuki Californian Soil'in sonlarına doğru I Need the Night daha taze ve daha catchy bir melodiye sahip. Keşke London Grammar dertlerini bu şekilde anlatma yolunu seçseydi. Belki London Grammar'dan beklentim çok büyük olduğu için iyi bir kritik yazamadım. Hayal kırıklığına ve 'bunu daha önce dinlemiştim ben' hissine rağmen kulaklarınızın pasını silecek eserler de yok değil. Tüm klişelerine rağmen Californian Soil, güzel bir albüm. Pandemi döneminde çıkarabilecek kadar cesur olmalarını tebrik ediyorum. Sam Smith'e taş çıkaracak müthiş parçaları How Does It Feel sanki Disclosure'la yaptıkları o high döneme ışık tutuyor! Veya benim sanırım bir ömür en seveceğim şarkılardan biri olacak olan, döndür döndür dinlediğim Lose Your Head yazın otobanda güneye inerken açmanız gereken, tenör saksafonların sizi gaza getireceği harika bir parça. Sözler sizi 'Arayacağım ya ne olursa olsun' diye dolduruşa getirecektir, dikkat edin! Albüme adını veren Californian Soil ise gerçekten tam bir temsil şarkısı. Yani eski materyallerini güzel değerlendirdikleri ve trip hop'ın soft kısmını aldıkları Mazzenine taraflarını gösteren hoş bir parça."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tuna-kiremitci-ve-simge-pinardan-koru-beni/", "text": "Dinledikçe sevilen işler haline gelen Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları serisinden Simge Pınar destekli bir düet geldi. Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları serisinin 3. albümünün 9. müzisyeni olan Simge Pınar, Kumdan Kaleler şarkısı olan Koru Beni'ye katkıda bulundu. Pasaj & Garaj Müzik etiketiyle çıkan şarkının söz ve müziği Tuna Kiremitçi'ye ait. Şarkı, kendisinin 90'lı yıllarda solistliğini üstlendiği Kumdan Kaleler grubunun 1997 çıkışlı Denize Doğru isimli albümünde yer alıyor. Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları, Vol.3 olarak yayınlanacak albümün sonlarına doğru yaklaşırken, şarkılarını severek dinlediğimiz Simge Pınar'ın sesiyle Koru Beni farklı bir boyut kazanıyor ve dinlendikçe demlenen enfes bir iş olarak kulağımıza çarpıyor. Kiremitçi, 1991 yılında yazdığı şarkının, yine o yıl doğmuş Simge Pınar'la seslendirmesini anlamlı olduğunu ifade ediyor. Şarkının düzenlemesinde Hüseyin Çebişçi, gitarda Caner Güneysu ve bas gitarda ise Birkan Şener'in ellerinden. Şarkının video klibi, daha önceden Khontkar ve Mert Güneri gibi isimlerle çalışan Emrah Tarım tarafından yönetildi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkce-pop-rock-grubu-sodanin-yeni-albumu-yayinda/", "text": "Türkçe pop-rock grubu Soda, Vaziyet Alın adlı ikinci mini albümünü yayınladı. Müzik geçmişi 2001 yılına, arkadaşlıkları ise çok daha eskiye uzanan Türkçe pop-rock grubu Soda'nın macerası, İstanbul'da doğup büyüyen 6 müzik tutkununun üniversite eğitimi için başka bir şehirde buluşmasıyla başlıyor. İstanbul sahnelerinde uzun yıllar müzik yapan, yerli ve yabancı şarkılardan oluşan repertuarında kendi bestelerine de yer veren grup, ikinci albümü Vaziyet Alın'ı tüm dijital platformlarda yayına aldı. Grup, şarkı sözleri ve müziklerinin melodik yapısı kaynağında gerçek, samimi, ön yargısız, pozitif ve hassas duygulardan ilham aldığını belirtiyor. Ayrıca bu coğrafyanın zorlukları içerisinde yetişmiş gençlerin kendilerini ifade etme mücadelesinin bir temsilcisi olarak tanımlıyor. Aynı zamanda BBI Yerli köşesinin 117. konuğu olan Soda'nın yeni albümü Vaziyet Alına aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkis-garaj-gurultusu-sesi-biraz-daha-acalim/", "text": "Geçtiğimiz günlerde CD formatında ve Bandcamp üzerinden, taze mi taze Kafadan Kontak Records etiketiyle yayınlanan Türkiş Garaj Gürültüsü toplama albümünde, Türk yeraltı sahnesinin Surf Rock, Rock'n Roll, Garage ve Punk tınılarını duyuyor ve yerimizde duramıyoruz. Yeraltının gürültücülerinin yeryüzüne çıktığı şu günlerde beklenen derleme tam zamanında geldi! Türkiş Garaj Gürültüsü albümünde sırasıyla Kozmik Yıkım, Reptilians From Andromeda, The Raws, Bambambam, NLP, The Mobbers, Al' York, King Kerosin, Rumblefish, Delibalta, Robotat, Stiff & The Denizens, Strap non Parts, Apartmanlar, Kargacı, Kanibale Kebap, Tembel Cızırtı grupları birer şarkıyla yer alıyor. Gürültücüleri, albümü dinlemek üzere Bandcamp'e davet ediyoruz. Albümün bir de tanıtım filmi bulunuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkiyede-agir-muzigin-gecmisi/", "text": "Adnan Alper Demirci'nin rock kültürünün 39 yıllık sürecini kaleme aldığı 'Türkiye'de Ağır Müziğin Geçmişi' kitabı Karakarga Yayınları etiketiyle raflarda. Türkiye'deki gelişimine odaklanırken aynı zamanda kah hikayeleri kah durum değerlendirmeleriyle mevzuyu günümüze, 2020'lere bağlıyor. Rock müzik kültürünü tanımak isteyenler için kaynak kitap niteliğindeki çalışma, bu türlerin takipçileri için de kendi yaşantılarının dönüm noktalarından oluşan bir başucu kitabı. Adnan Alper Demirci, editörlüğünü Tolga Akyıldız'ın üstlendiği kitabında siyah giymeye meraklı, rock, heavy metal ya da punk müzik dinleyenlerin Türkiye'deki seyrini, nasıl bir dönüşüme uğradığını ve müzik tarihimizde nasıl yer ettiğini irdeliyor. Karakarga Yayınları'ndan müzikmentor Kitaplığı'nın 2. kitabı olan Türkiye'de Ağır Müziği Geçmişi, Türkiye'de bu müziğin; ne büyük ağırlıklar sırtlandığını, uğruna nelerin göze alındığını, nerelerden nerelere hangi dönemeçlerden geçerek ulaştığını anlatırken o günleri yaşayan, yaşayamayan herkesi bu hikayeye ortak ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkiyede-muzigin-altin-cagini-yasadigi-donem-93-yazi/", "text": "93 yazının müzik sektöründeki yıldızlar geçidini anlatan belgesel 93 Yazı şimdi GAİN'de yayında! Türkiye'deki kültür-sanat sektörünün 12 Eylül sonrasında yaşadığı değişimi ve gelişimi yansıtan 93 yazı, herkes için unutulmaz oldu. Yıldızlar geçidine Bryan Adams'ın start vermesiyle Michael Jackson, Madonna, Metallica, Bon Jovi ve Guns' n Roses gibi birçok dev isim, Türkiye'nin büyük konser alanlarında konser vererek unutulması imkansız bir seneye imza attı. Dijital yayın platformu olan GAİN, yeni belgeseli 93 Yazı ile Ahmet San'ın anlatımında 29 sene önce yaşananları aktarıyor. Müzisyenler, müzik yazarları ve müzik sektöründe ismi duyulmuş kişiler, GAİN'in yeni belgeseli 93 Yazında yaşadıkları dönemin her yönünü anlatırken izleyicinin de o deneyimlere tanık olmasını sağlıyorlar. Sercan Subaşı'nın yönettiği ve yapımcılığını Ümit Oktay Aymelek'in üstlendiği 93 Yazı şimdi GAİN'de!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkiyede-muzisyen-olmak-belgeselinin-ikinci-bolumu-yayinlandi/", "text": "Ülkemizdeki müzisyenlerin, pandemi sürecinde yaşadığı sıkıntılara odaklanan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı mini belgesel serisinin ikinci bölümü yayınlandı. Geçtiğimiz ay sonunda yayınlanan ilk bölümüyle dikkatleri çeken, özellikle pandemi sürecinde ülkemizdeki müzisyenlerin yaşadığı sıkıntılara odaklanan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı altı bölümlük mini belgesel serisinin merakla beklenen ikinci bölümü yayınlandı. Belgeselin ikinci bölümünde, sektörde kadın olmanın zorluklarına, cinsiyet eşitsizliğine, kadınlara yapılan dayatmalar ve taciz gibi meselelere odaklanılarak, tartışmaya açılıyor. Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan altı bölümlük mini belgesel serisinin bir sonraki bölümüde ise klasik müzik sanatçılarından yeraltı dünyasına; rap müziğin önemli isimlerinden müzik yazarlarına kulak vererek sektörün sorunlarına çözüm aramaya devam edecek. Belgeselin ikinci bölümü Sonki3dört adlı YouTube kanalında yayında."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkiyede-muzisyen-olmak-belgeselinin-ilk-bolumu-yayinda/", "text": "Ülkemizdeki müzisyenlerin, pandemi sürecinde yaşadığı sıkıntılara odaklanan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı altı bölümlük mini belgesel serisinin ilk bölümü yayınlandı. Günden güne zorlaşan ülke koşullarında, birçok sektörde olduğu gibi müzik sektörü emekçilerini de doğrudan etkileyen pandemi döneminde müzisyenlerin ve sektörün diğer paydaşlarının yaşadığı zorluklarını odağına alan Türkiye'de Müzisyen Olmak adlı mini belgeselin Ben İnsan Değil Miyim? ismindeki ilk bölümü yayında. Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan, Sonki3dört adlı YouTube kanalında yayınlanan mini belgeselin ilk bölümünde; Burhan Şeşen'den Cahit Berkay'a ; Ahmet Güvenç'ten Taner Öngür'e ; Kerem Kabadayı'dan, Cenk Erdoğan'a; Balık Ayhan'dan, Melek Mosso'ya; Can Ozan'dan, Madrigal'e yirmiye yakın isim yer aldı. Usta sanatçılardan genç müzisyenlere, enstrümanistlerden menajerlere kadar sektörün farklı alanlarından kişilere mikrofon uzatıp bu zorlu dönemde yaşanılan sorunlara çözüm arayan belgeselin ilk bölümüne aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/turkiyedeki-sanatcilar-artik-spotify-sanatci-fon-toplama-ozelligiyle-bagis-toplayabilecek/", "text": "Spotify'ın COVID-19 sonrasında nisan ayında başlattığı Spotify Sanatçı Fon Toplama özelliği bugün itibarıyla Türkiye'deki sanatçılar için de aktif edildi. COVID-19 sonrasında Spotify'ın aktif ettiği sanatçılara doğrudan bağış yapılabilmesini sağlayan Spotify Sanatçı Fon Toplama özelliği artık Türkiye'deki sanatçılar tarafından da kullanılabilecek. Spotify'ın Türkiye'de yaptığı iş ortaklığıyla birlikte iyzico üzerinden artık doğrudan bağış yapılabilecek. Nisan ayından bu yana dünyada aktif olan Sanatçı Fon Toplama özelliğiyle Spotify, sanatçıların 89 binden fazla bağış kampanyası açtığını ve 7 milyon tıklanmaya ulaştığını açıkladı. Dünyanın farklı yerlerindeki sanatçılar, ülkelerinde var olan anlaşmalı ödeme araçlarıyla bağış toplayabiliyor. Türkiye'deki sanatçılar ise bugünden itibaren, iyzico ile Fon Toplama özelliği üzerinden doğrudan bağış toplayabilecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/tv-girl-yeni-albumu-grapes-upon-the-vinela-karsimizda/", "text": "Indie pop grubu TV Girl iki yıllık aradan sonra Grapes Upon the Vine albümü ile aramıza geri döndü. San Diego, California çıkışlı Amerikalı indie pop grubu TV Girl bugün yeni bir albüm paylaştı. Grapes Upon the Vine isimli albüm 12 şarkı içeriyor ve tam tamına 42 dakika. TV Girl müzik dünyasına indie pop türü adına önemli bir albüm olan French Exit ile 2014 yılında giriş yapmıştı. Ardından 2016 ve 2018 yıllarında çıkardığı Who Really Cares ve Death of a Party Girl albümleriyle müzik hayatına devam etti. Grup ismi ilk başta çok tanıdık gelmeyebilir ama sosyal medyada müziklerine denk gelmemek elde değil. Özellikle Death of a Party Girl albümüne ait Blue Hair isimli parça şu sıralar sosyal medyada sıklıkla kullanılıyor. TV Girl indie pop müzik grubu sayılsa da kendilerini hypnotic-pop grubu olarak görüyorlar. Onları anlamak mümkün, çünkü indie pop türünün özelliklerinin yanı sıra yaptıkları parçaların kendine has büyüleyici ve bizi alıp götüren özel tınıları da var. TV Girl'e ait bu özel tür için en önemli esin kaynağı 60'lar müziği. Bunun en önemli örneğini Lovers Rock isimli parçalarında kullandıkları sample'ı 1960 yılında çıkan The Shirelles yapımı The Dance Is Over parçasından alıntı yapmalarında görebiliriz. O zaman gelin sizi TV Girl'e has bu özel tınıları gördüğümüz yeni albümleriyle baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/twin-peaks-yeni-albumunu-video-klibiyle-duyurdu/", "text": "Chicago'lu indie rock grubu Twin Peaks, yeni albümü Lookout Lowı 13 Eylül'de yayınlayacağı duyurdu. Amerikalı indie rock beşlisi Twin Peaks, 2018 yılında yayınladığı Sweet '17 Singles Series sonrasında yayınlayacağı yeni albümünü, Dance Through It parçasını video klibiyle birlikte paylaşarak duyurdu. 10 parçadan oluşacak Lookout Low albümünün beş numaralı parçası olan Dance Through It'e Ariel Fisher ve Leo Schrepel yönetmenliğinde çekilen video klibi hemen aşağıdan izleyebilirsiniz. Albümün şarkı listesini de yine aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/twitter-muzik-sirketlerinin-250-milyon-dolarlik-davasiyla-karsi-karsiya/", "text": "Twitter, müzik endüstrisinin büyük bir kısmı tarafından telif hakları ihlali gerekçesiyle topa tutuldu ve büyük bir davayla karşı karşıya. Twitter tarafında sular durulmuyor. New York Times'ın açıklamasına göre, 17 müzik yayıncısı Elon Musk'ın sosyal medya platformu Twitter'a 250 milyon dolarlık dava açarak bir araya geldi. Şirketler diğer sosyal medya platformlarının aksine Twitter'da yayınlanan müziklerin lisansları için bir anlaşma yapılmadığını iddia ediyor. Dava, ihlal edilen 1.700 şarkıyı içeriyor ve parça başına 150.000 dolar talep ediliyor, dolayısıyla Musk için 250 milyon dolarlık bir fiyat etiketi söz konusu. Davada şirketlerin bu ihlalleri Digital Millennium Copyright Act isimli telif hakkı yasası ile Twitter'ı bildirme girişiminde bulundukları ve Aralık 2021'den bu yana yaklaşık 300.000 DCMA bildirimi gönderdikleri söyleniyor. Dava tarafından atıfta bulunulan rahatsız edici bir tweet, Rihanna'nın iki dakikalık Umbrella isimli parçasını içeriyor ve 221.000 görüntüleme ve 15.000 beğeniye sahip. Dava ayrıca Musk'ın Aşırı hevesli DMCA insanlık için bir vebadır yazdığı bir tweet'ten alıntı da yapıyor. Musk Twitter'ı satın alıp görüşmeleri beklemeye almadan önce, Twitter lisans haklarını müzakere etmek için üç büyük şirketle görüşmelerde bulunmuştu. Şu an ise lisans ve telif hakkı Twitter için bir muamma."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/two-door-cinema-club-surpriz-ep-lost-songs-found/", "text": "Two Door Cinema Club, yedi parçadan oluşan Lost Songs isminde yeni bir B-sides EP yayınladı. Kuzey İrlandalı indie rock grubu Two Door Cinema Club, dün içeriği belirsiz bir şekilde yayınladığı sosyal medya mesajının ardından bugün yedi parçadan oluşan sürpriz EP'sini yayına aldı. Lost Songs ismiyle yayınladıkları mini albüm, grubun 2010 yılında paylaştığı debut albümü Tourist History'nin çoğunlukla B-sides'ı olarak dikkat çekiyor. Albüm, daha önce duyulmamış Tiptoes parçasının yanı sıra bu yıl 10 yaşına basan Something Good Can Work parçasının orijinal demosunu da bizlere sunuyor. Two Door Cinema Club'ı özleyip grubun biraz geçmiş tarihine doğru yolculuğa çıkmak isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/two-door-cinema-clubtan-yeni-album-keep-on-smiling/", "text": "Two Door Cinema Club, 3 yıllık albüm arasından sonra yeni albümleri Keep On Smiling ile karşımızda. Two Door Cinema Club, müzik yapmaya başladığından beri değişmekten hiç çekinmedi. İlk çıkışları Tourist History'de Kuzey İrlandalı üçlü, indie rock'ın geçiş dönemini başarılı bir şekilde sundu. Ancak sonraki albümlerde, sesleri alt-rock türüne daha çok yaklaştı. Müzik hayatlarının bir bölümünde 80'ler pop'u rock ile sentezleyerek o dönemde bize diğerlerinden farklı bir müzik sundular. Grubun şu zamana kadar yaptığı açıklamalara bakılırsa dönemin getirisi olan müzikleri yapmayarak farklı olduklarını kanıtlama gibi bir dertleri yok. Killers/Bloc Party yapımcısı Jacknife Lee'nin yardımıyla kaydedilen, radyonun dalga boyuna herkes kadar senkronize edilmiş bir stüdyo profesyoneli, grubun beşinci albümü Keep On Smiling, görünüşte eski dönemleri çağrıştırıyor olsa bile, içinde bulunduğumuz dönemin sesiyle canlanıyor. Albümdeki şarkılar dengesizlikler ve cıvıl cıvıl gitarlar üzerinde ilerliyor. Bu arada Trimble, özellikle Everybody's Coolda David Byrne'dan çok şey ödünç alıyor. Ancak Talking Heads'in bu yankıları, Byrne'nın sınırından veya dünya görüşünden ne kadar umutsuzca yoksun olduğunun altını çiziyor. Two Door Cinema Club'ın yeni albümü Keep On Smiling'i aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/two-door-cinema-clubtan-yeni-podcast-projesi/", "text": "Kuzey İrlanda'nın indie yıldızları Two Door Cinema Club'ın yeni podcast projesi My First Tourun ilk iki bölümü yayında! Grup üyeleri Sam Halliday ve Kevin Baird'ın turne, konser ve yol maceraları gibi konulara yer verecek podcast, dinleyicilerle endüstrinin nasıl işlediğine, perde arkasında neler yaşandığına ve sanatçıların günlük yaşantılarına dair eğlenceli ve samimi bir sohbet programı olacak. İkilinin turne maceralarından, yol boyunca yaşadıklarına, konser ve festival anılarından; plak şirketleri ve menajer ilişkilerine uzanan programda birçok konu ele alınacak. Endüstrinin nasıl işlediğine, kapalı kapılar ardında neler yaşandığına ışık tutacak altı bölümlük My First Tour Podcast'inin ilk iki bölümü ve devamına Spotify, Apple ve Deezer'dan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/two-feetin-düşündürdükleri-edep-ya-hu/", "text": "Fatmagül Berktay Feminist Teorinin Önemli Bir Alanı: Cinsellik makalesini Erotizmin, kişinin kendisini bilmesinin temel araçlarından biri, şiir kadar vazgeçilmez olduğunu nasıl unutabiliriz? diyerek bitirir. Şiirin vazgeçilmezliği başka sohbetlerin konusu olsun. Ben size Two Feet'ten bahsedeceğim. Two Feet, New York çıkışlı bir proje. Proje hayata geçtikten birkaç ay sonra First Steps isimli EP, Majestic Casual Records etiketiyle Temmuz sonunda yayınlanıyor. İçerisinde 4 şarkı barındıran First Steps, yayınlandıktan sonraki iki gün içerisinde Hype Machine'de bir numaraya yükseliyor. Bugüne kadar First Steps'i önermek istediğim arkadaşlarıma bazısı pek de başarıya ulaşmayan değişik tanımlamalarda bulundum. En sonunda şu üç kelimede karar kıldım: Blues, elektronik ve münasebetsiz. Two Feet'i keşfettiğim ilk dakikada aklımdan geçen tek şey şarkıların oldukça kışkırtıcı olduğuydu. Gerçi bu sonuca varmak için herhangi bir hissikablelvukuya ihtiyacım olmadığını fark etmem çok da vaktimi almadı. Şarkı sözlerinden albüm kapağına her şey size haylaz bir hava vadediyor. Lakin bunu kendine özgü bir sükunet ve sadelikle sunuyor. Kendisi de zaten Şarkılarımın bazıları kısa olabilir, fakat bazen bir hikayeyi anlatmanız için bu ihtiyacınız olan tek şeydir. diyerek bu kısa ve öz halin sebebini açıklıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ty-segall-dan-yeni-bir-kovalamaca-story-of-the-century/", "text": "Bulunduğumuz yüzyılın en yetenekli müzisyenlerinden biri olan Ty Segall, Matt Yoka'nın 2020'de yayınlanan belgeseli Whirlybird için yaptığı Story of the Century isimli şarkının Drag City etiketiyle çıktığını duyurdu. Matt Yoka tarafından yönetilen ve 2020 Sundance Film Festivali'nde gösterilen film, bizi 80'ler ve 90'ların alışılmadık zamanlarına götürüyor. Los Angeles Film Service'ın kurucuları video-muhabir çifti Marika Gerrard ve Zoey Tur'un hikayesini anlatan film, bize nostaljiyi helikopterlerle kovalatıyor. 2021 yazında vizyona giren filmin yeni soundtrack'i Ty Segall tarafından 22 Şubat 2022'de yayınlanacak. Bizi üretkenliği ve yeteneğiyle asla şaşırmayan Segall, Whirlybird için yine kolları sıvadı ve albümden paylaşılan ilk şarkı olan Story of the Century ile bize yaratıcılığının sınırlarını nasıl zorladığını kanıtladı. Story of the Century ile altı dakikalık bir Ty Segall kovalamacasına çıkmak için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/türkiyede-hip-hop-kezzo-ile-rap-müzik-üzerine/", "text": "Özgür, açık sözlü, dinç bir karakteri var ve her insanın gerçekten kulak verip dinlediğinde kendinden bir şeyler bulabileceği bir müzik türü ve geniş bir kültüre sahip. Tabii ki hayır. Eğlendirmeli, düşündürmeli, hüzünlendirmeli... Bu yüzden bir önceki soruda dediğim gibi özgürdür, her şarkının belli bir teması yoktur, bir şarkıda birden fazla temaya değinilebilir. Yeraltı kelimesi ve insanların kendini yer altında hissetme duygusu aslında bu kültürün temel yapı taşlarındandır. Bilinmemek, görünmezlik gibi... Çünkü genel anlamda yayın organlarında yer bulamıyordu son zamanlara kadar bu kültür ve kendi içinde bir network'ü vardı. Bu işle ilgilenen, Hip Hop kültürünün doğrularını savunan herkes yer altındaydı. Parçaları kasetlere çekip elden ele kopyaladılar, illegal yollarla cd'lerini satıp emeklerini paraya dönüştürdüler. Bir salonları olmadığı için dükkanlar kapandıktan sonra önlerindeki mermer kaygan zeminde dans ettiler. Eleştiri amaçlı yada sanat amaçlı duvarlara çok güzel resimler çizdiler yani üvey evlatken şu sıralar öz evlat olma yolunda ilerliyor bu kültür, yer altı Hip Hop kültürünün kendisidir. Rap ve R&B'dir. Fakat bu coğrafyada henüz olgunluk çağına yeni giriyor. Daha 17 sinde bir ergen. Örf ve adetlerimizin hiçbir özgür düşünceye elverişli olmayışı maalesef cahillik, ön yargılar, empati kelimesinden haberi dahi olmayan insanların çoğunlukta olması. Fiziken kopuyorlar diyebiliriz. Hayat şartları kopartıyor zaten, bunu halen bir meslek haline getiremedik malesef bir kaç isim dışında. Şahsen ben rapçiyim diye düşünüp, hayatta kalacak kadar bir maddi varlık sağlayacağıma garanti gözüyle bakamıyorum. Tamamen duygusal yani bu durum. Ruhen yer altından koptuklarını zannetmiyorum. Çok güzel bir soru! Bu sorudan dolayı teşekkür ederim öncelikle. Bunu kestirmek şöyle olurdu böyle olurdu demek zor açıkçası ancak daha çabuk yayılacağı, daha kaliteli soundlar çıkacağı kesin. Aslında bakarsanız, şahsen ben yaşadığımız o zorlukları seviyorum yani bol pantolon giydiğimizde insanların bakışlarını, dalga geçmelerini, kayıt yapacak studio bulamayışımızı, kendimize uygun beat bulamayışımızı ve yapmayı bilmeyişimizi, bir şeyler öğrenmek için ona buna soruşumuzu, deneme yanılmayla öğrendiğimiz çoğu şeyi... Şahsen bana teknik açıdan çok fazla şey kattı bu teknolojik yoksulluk. sansürlüyorum, küçük yaştaki dinleyicilerimize kötü örnek olabilecek şeyleri yazmamaya, onları aydınlatıcı, doğru yol gösterici şeyler yazmaya, pek fazla argo kullanmamaya dikkat ediyorum. Tabii ki teknik açıdan da dikkat ettiğimiz onlarca şey var ama bunlar bizim mutfağımızda kalsın. Yaptığımız şeyi son haliyle servis ederken çok fazla elekten geçirmek zorunda kalıyoruz artık çünkü bu coğrafya enteresan bir coğrafya. Sayısal olarak şu anda daha fazla dinleyici var ancak bilinçli dinleyici mi? Zannetmiyorum. O zamanlar bir partide sahne yaptığımızda karşımızda bizi dinleyen insanların gözlerinden bu kültürü bildiklerini, yaşamasalar da bildiklerini anlayabiliyorduk. Şimdikilerde öyle bir durum yok. Ne Cartel'i biliyorlar ne de sonrasında gelenleri... Popüler kültüre malzeme olmak, uyutulmak bu olsa gerek. Bu sadece rap müzik dinleyicisi için geçerli değil. Bu ülkedeki müzik bilgisinin yetersiz olması ve insanların her yerde müzikle yaşayıp, araştırmaya gerek duymamalarıyla alakalı. Açıkçası trajikomik bir durum. şekillere sokmaya çalışan müzik şirketleri rap müzik sanatçılarını görmek dahi istemiyorlar. Oranı az olan takıma idda oynamak gibi bir şey. Son zamanda güçlenen sosyal medya her müzisyene kendi yapım şirketi yani kendi treninize yolcuyu sosyal mecralardan bulabiliyorsunuz ve bu müzik şirketlerinin de iştahını kabartıyor. Çok tıklanan biri varsa kapmaya çalışıyor, okları kendi üstlerine çekmeye çalışıyorlar. Yıllarca bir hobi olarak gördü rapçiler bu olayı yani yer altında kendi yağında kavrulanlar şu anda sosyal medyadan gelen maddiyattan mutlular çünkü bunu hiç hesaba katmamışlardı çünkü gözleri fakirin pastasında değil. Kısacası bu olay da tamamen duygusal. İşin teknik kısmına gelecek olursak şahsen ben, bana nasıl sözler yazmam gerektiğini söyleyen, Ne patlar ? mantığıyla yürüyen bir otobüste ön koltukta oturacağıma, istediğimi yapıp bir minibüsün arka koltuğunda otururum. Tabi ki en üstte görmüyorum. Çok fazla üreten var, kaliteli isimler var ve benimde geliştirmem gereken çok konu var. Bunlar üzerinde çalışıyorum. Ben sadece söz yazarı değilim. Kendi alt yapılarımı, kendi prodüksiyonumu da yapıyorum ve bunu da bir avantaj olarak görüyorum ancak şunu söylemeliyim ki, ben bir mühendisim ve rap müziği hayatımda bir meslek haline getirmek için bir savaş veriyorum ve yer altındayım. 15 Kasım'da çıkacak olan yeni bir klibim mevcut ve ondan sonra bir tane daha... Tabii bunun yanında, Taksim Küçük Bronx'ta küçük samimi bir organizasyonla bizi sevenlerle buluşacağız 1 Aralık 2016 gecesi, Eypio ile birlikte Türkiye'nin farklı şehirlerinde sahnelerimiz devam edecek ve daha bir çok proje de sosyal medya hesaplarımızdan rap dinleyicilerine aktarılacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/türkçe-blues-olur-mu-sorusuna-alternatif-bir-cevap-haberi-duydun-mu/", "text": "Kendi adını taşıyan ilk albümünü 2015 yılında çıkaran Engin Blues'un ikinci albümü Haberi Duydun mu? bugün itibariyle dijital ortamlarda yerini alacak. Blues müzikseverlere Türkçe bir serüven yaşatacak olan albüm Bomonti Müzik Stüdyoları'nda kaydedildi ve Spotify, iTunes ve Deezer gibi platformlarda 11 Ekim'den itibaren dinlenebilecek. Albümde parçaların kompozitörü Engin Yavuz'a bas gitarda Atahan Çiftçi ve davulda Onur Önder eşlik ediyor. Albüme kısaca bir göz atacak olursak, en hareketli parça Kim Kime Dum Duma ve çıkış parçası Haberi Duydun mu?, yoğun bir blues-rock tadı ve blues standartları içeriyor. İki farklı bölümden oluşan En Sevdiğim adlı şarkı ise ateşli bir balad gibi başlayıp ikinci bölümde coşkulu bir enstrümantal blues'a dönüşüyor. 1979 doğumlu sanatçı, Galatasaray Lisesi yıllarında gitar çalmaya başlayarak ilk rock grubu deneyimlerini de yine lise yıllarında yaşadı. Ardından bir yanda İstanbul'da Galatarasay Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, Marmara Üniversitesi İktisat bölümünde yüksek lisans ve Paris EHESS'te Sosyoloji doktorasıyla devam eden akademik hayatını sürdürürken, diğer yandan 2004 yılında İstanbul Beyoğlu'nda profesyonel bir bar grubu olarak doğan ve ardından 2007'de ilk albümünü çıkaran MAT grubuyla müzik yaşamını da sürdürdü. 2010 yılında müzikal arayışlarıyla tam uyuşmadığı için gruptan ayrılan ve Paris'te geçen günlerde farklı bir şeyler yapma arzusuyla yeni bestelere yönelen Engin Yavuz, blues müziğini ve tarihini inceleyerek, blues'un kendisi için büyük bir hazine olduğunu keşfetti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/u2dan-atom-bombasi-denemelerine-selam/", "text": "U2, yeni single'ı Atomic City ile müzik dünyasına dönüş yaptı! U2, Las Vegas'ta gerçekleşen U2:UV Achtung Baby Live at Sphere konser serisinin açılışında müzikseverlerle buluştu. Grup, şarkının Blondie, Giorgio Moroder, The Clash gibi 1970'lerin punk ve post-punk efsanelerine ve Las Vegas'ın atom bombası denemeleriyle ünlü tarihine bir selam niteliğinde olduğunu belirtiyor. (Las Vegas, 1940'lar ve 50'lerde Atomic City lakabını almıştı.) Şarkıyı aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz. Atomic City, U2'nun 2021 yılında Sing 2 filmi için seslendirdiği Your Song Saved My Life şarkısının ardından yayınladığı ilk yeni şarkısıdır. Bu yıl, kariyerlerinden seçtikleri 40 şarkıyı yeniden yorumlayarak Songs of Surrender adlı bir albüm çıkaran grup, hayranlarını şaşırtmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ulkemizde-gormek-istedigimiz-gruplar/", "text": "Çoğu kişinin bu konu özelinde başlarda sıralayacağı gruplardan biri bence Radiohead. Geçtiğimiz günlerde grubun tekrar toplanacağını açıklayan davulcu Phil Selway'in sözleri grubun tekrar aktif olacağından dolayı bir yandan içimize su serpse de bir yandan yakınıyoruz, zaman geçtikçe hem ülke şartları dolayısıyla hem de grubun istekleri doğrultusunda ülkemizde canlı dinleme ihtimalimiz gittikçe azalıyor. 2011 Küçükçiftlik konserlerine yaş dolayısıyla yetişememiş biri olarak, tekrar gelmelerini oldukça istediğim gruplardan biri Interpol. Ülkemizde geniş bir hayran kitlesi olan, fakat gerek önceki konsere giden insanların olumsuz dönütleri dolayısıyla organizatörlerin tekrar getirmeye sıcak bakmıyorlar. Geçtiğimiz yaz çıkardıkları The Other Side of Make Believe adlı albümünün turnesinde Arctic Monkeys ve The Maccabees'den tanıdığımız Orlando Weeks ile de sahne paylasan Interpol, kendi topraklarımızda izlemeye doyamadığımız, içimizde ukde kalan gruplardan biri. Interpol'un ardından bir başka New York'lu oluşum The Strokes, uzun ve şaşaalı kariyerinde ülkemize hiç ayak basmamış gruplardan biri. Solisti Julian Casablancas'ın projesi The Voidz'i One Love Festivali ev sahipliğinde 2014 yılında İstanbul'da izleme fırsatı bulmamıza rağmen, ne yazık ki Strokes'u henüz izleyebilme şansına erişemedik. Arctic Monkeys'in sesi Alex Turner ile çok sevdiğim Miles Kane'in ortak projesi The Last Shadow Puppets, ülkemizde oldukça geniş bir hayran kitlesi olmasına rağmen maalesef bizi ziyaret etmemiş bir başka grup. Gerek Arctic Monkeys'in aktifliği gerek de Miles Kane'in kendi projesine odaklanması sonucu uzun süredir aktif halde olmayan oluşum, umarım tekrar aktif hale gelince ülkemize uğrar. Brighton'lı Indie rock beşlisi, ülkemize daha önce 2011 yılında geldi. 8 Ağustos 2016 tarihinde müzik hayatını sonlandıran grup, büyük hayranlıkla şarkılarını dinlediğim, özgün sound'u ve yüksek enerjili sahne performanslarını dünya gözüyle izleme fırsatının bulamadığımız gruplardan. Doğum günümde müziği bırakmaları da benim için ayrı üzücü bir olaydır."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/umut-adanin-yeni-teklisi-eflatun-kardesler-yayinda/", "text": "Umut Adan'ın yeni teklisi Eflatun Kardeşler tüm dijital platformlarda yayında! İhsani'yi, Mahzuni'yi müziğinin merkezine konumlandırmış, hem Syd Barrett psikedelisinden hem Captain Beefheart'ın kendine has muzır tavrından beslenen, Anadolu folk türünün varislerinden Umut Adan'ın yeni şarkısı Eflatun Kardeşler 9 Nisan 2020 itibariyle GRGDN Müzik aracılığıyla tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Umut Adan, bu başarıları ve duruşundan taviz vermemenin huzuruyla ülkesi Türkiye'ye dönmenin heyecanıyla ve hayatının bir bölümünü kapsayan mesafelerin getirdiği duygularla Eflatun Kardeşleri yazdığını açıkladı. GRGDN Atölye'de Furkan Karadeniz ile elektronik prensiplerle kayıtları yenilenen parçanın mix'i Berk Kula'ya, kapak görseli ise Yetkin Başarır imzası taşımakta. Umut Adan'ın yeni teklisi Eflatun Kardeşlere aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/unlu-bir-soz-vardir-cmon-you-know/", "text": "Biz ekonomik dertler, sosyal sorunlar falan uğraşırken İngiltere'de dünyanın yaşayan en iyi frontmanlerinden birinin çok büyük geri dönüşü yaşanıyor. Bir Baba Indie'nin fahri Liam Gallagher sözcüsü olarak üçüncü solo albümü C'mon You Know ve efsane Knebworth konserlerini kaleme almazsam olmazdı. Malumunuz kendisi bu sene ilk olarak Everything's Electric ile Mart ayında sahalara geri döndü. Dave Grohl ile birlikte çalışarak gerçekten güzel bir şarkı yaptı. Bu tekli ile yeni albümü C'mon You Know için de bizi gazladı. İkinci albüm sonrası müziğini geliştirmesinin üzerine bu şarkı ile de müziğine farklı soundlar eklemesi beklentiyi de büyülttü diyebiliriz. Şimdi buraya kadar bu ne övgü arkadaş, anladık LG'cisin demeyin. Hamburger tekniği ile ilerliyoruz, bunun kokusu çıkar birazdan. Everything's Electric'in ardından albümle aynı ismi taşıyan C'mon You Know, üstüne de Better Days geldi. Biraz şüpheye düşmeye başladım açıkçası. Yani, ya daha önce verdikleri seviyeyi çok yukarı çıkarttı, biz daha da üstüne çıkar diye düşündük ya da başka bir şey var derken, mayıs ayının sonunda C'mon You Know piyasaya sürüldü. Albümü ilk dinlediğimde kendime gelmeye çalıştım. Malum bazı albümler ilk dinlediğinizde sizi içine çekmez. Biraz zamana ihtiyacı var dersiniz diye diye birkaç defa daha dinledim. Cidden öyle oldu ve dinledikçe alışmaya, sevmeye başladım. Ama tabi ki benim beklediğim Liam Gallagher albümü bu değildi. Ben daha kendi olan bir şey beklerken, o daha yeni bir şeyler denemiş. Aslında bu bir açıdan onun için eskiden denilenlere çok kral bir cevap olmuş. Devamlı yeni bir şeyler deneyip, kendini geliştiriyor. Tek sorun her şeyi yapayım derken, çok karıştırmış olması. Biraz Beatlesımsı, biraz groovy, biraz eski, biraz yeni... Daha önce üç solo albüm çıkaracağım dediği için acaba kendini biraz fazla sıkıp yetiştirebildiğimizi yetiştirelim diye de sormadan edemiyorum. Ama nedense bana üç ile sınırlı kalmayacakmış gibi geliyor. Albüm sonrası da ilk konserini mabedinde, Manchester City'nin stadı Etihad'da verdi. Ee Liam Gallagher evinde bir konser veriyorsa bunun kapalı gişe olmama ihtimali yok tabi ki. Ama asıl büyük geri dönüşü yaptığı yer Knebworth oldu. Bilmeyenler için 1996'nın Ağustos ayında, Oasis o döneme kadar İngiltere'nin en büyük konserlerini gün başına 125 bin olmak üzere iki gün verdi. Konsere 2.6 milyon kişi, yani o dönem için Britanya nüfusunun %5'i bilet için talep de bulunmuştu. Oasis tarihinde de bu konserin yeri çok büyüktü. Liam Gallagher için de bu konserin yeri çok büyüktü. Hep bir geri dönüş diyoruz ya, işte o geri dönüş üçüncü albüm sonrası geçtiğimiz günlerde kendisi için de çok önemli olan Knebworth'te gerçekleşti. Beady Eye sonrası bitti artık denen adam iki gün üst üste toplam 160 bin kişiye konser verdi. Kendi deyişiyle bu olay BiBLICAL. Özellikle ilk gün 96'daki ilk konserdeki kıyafetine atıf yapması ve Champagne Supernova'da ona The Stone Roses'dan John Squire'nin eşlik etmesi de cabası."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uraz-kivaner/", "text": "İki gün önce Twitter'da İstanbull Jazz Center sahibi Aytek Şermet'in, Caz Piyanisti Uraz Kıvaner'i darp ettiği yönünde bir haberle karşılaştım. Hürriyet Gazetesi yazarı Barış Akpolat bu olayı köşesine Sağır Sultan başlığı ile taşıyarak bir çok kişiyi bu durumdan haberdar etti. Aylar önce Serbest kurulduğunda çok sevinmiştim. Çünkü; Türkiye'de belkide Dünya'nın bir çok ülkesinde Müzisyenleri ekonomik açıdan koruyan, kollayan, hakkını arayan bir sistemin, kanunun olmamasına çözüm bulunabileceğini, en azından mücadele edilebileceğini düşündüm. Derneğin bu konularda aktif olarak hareket edebilmesi, Müzisyenlerin haklarının korunması hakkında sağlam adımlar atabilmesi için bu olaya ön ayak olması gerekiyordu. Öyle de yaparak bu olayın en büyük destekçisi oldular. İçindeki bir çok müzisyenin de desteği ile.. Serbest tek başına bir güç değil. Bu yüzden biz, Bir Baba Indie olarak, müzik konuştuğumuz bu sayfalarda, olaya sessiz kalmamız mümkün olayacaktır. Uraz Kıvaner'e kalkan elin, bütün müzisyenlere kalktığını kabul ediyor; İstanbul Cazz Center'ı ve Aytek Şermet'i kınıyoruz. Diğer müzik bloglarından da aynı reaksiyonu göstermesini temenni ediyoruz. Bütün bu gelinen noktanın, hatta Serbest'in kurulma sebeplerinde bile bu boşluğun olduğunu düşünüyorum. Maalesef çok takdir ettiğim ve beğendiğim mekanlarda bile ücret politikasında ciddi problemler var. Eğer grubunuz veya isminiz tanınır değilse aldığınız meblağ sizin popülaritenize göre değişiklik gösteriyor. İş sanattan, müzikten çıkarak çıkar ilişkisine dönüşüyor. Bu kısımda şarkılarınızın mükemmel olmasının, sizin gelecek vaat etmenizin hiç bir önemi kalmıyor. Minimum 10 şarkı için harcanan emek, yapılan masraflar, zaman gibi faktörler hiçbir mekan sahibinin umurunda olmuyor. Aldığınız para, satılan bilet ve popülaritenize göre değişiklik gösteriyor. Elbette mekan sahibi işin ticari boyutunu düşünmeli; fakat orada sahnede emek harcayan, hayalleri olan insanların onuruna, emeğine de göz dikmemeli, karşılığını vermeli. Bu maddeleri uzattıkça uzatırım. Burada kalkıp kimseye ajitasyon yapma gibi bir derdimiz yok. Gelinen noktanın son noktası Uraz Kıvaner'e kalkan eldir. Bu duruma gelmesi için o elin kalkmasına gerek yoktu; fakat kabuk tutan yarayı kanatmaya yetti o kalkan el. Müzisyenler hatta tüm sanatçılar eserlerini bu yukarıda saydığım şeylere takılmadan, özgürce paylaşabilmelidir. Kaç tane müzisyenin sistem uğruna benliğinden vazgeçtiğini, kaybolup gittiğini saymaya kalksak, haftalarca sürer. Şu an hayatını sadece müzisyen olarak yaşamak isteyen ve çok büyük zenginlik hayalleri kurmayan çok büyük bir kitle var. Bu insanlar sağda solda hiçbir kariyer hedefi olmadan, alakaları olmayan meslekler icra ediyorlar. Tek dertleri tünelde bir müzik dükkanın vitrininde gördüğü gitarı almak, iyi bir distorsion pedalına sahip olmak, iyi bir zil setini davuluna eklemek olan insanlardır. Ses Kayıt ve Prova Stüdyolarının doluluk saatlerini arayın sorun. Hafta içi gündüz sadece liseye giden müzisyenler oluştururken; saat 6'dan sonra işten çıkıp giden insanlarla doludur. Hafta içi saat 6'dan sonra, sırtında ekipmanı koşa koşa provaya giden bir çok insan görürsünüz. Hal böyle iken bu insanların bu işi karşılıksız dahi yapmaya razı olduklarını, müzisyen olabilmek ve hayatını böyle idame ettirebilmek için türlü fedakarlıklar yaptıklarına şahit olabilirsiniz; ve maalesef bu durumun farkında olmayan zihinlerin körelmiş ruhları, duyarsızlığı ve para kazanma egoları oldukça korkutucu boyutta olması ayrı meseledir. Bu yazı bittiğinde en yakınınızdaki insana Müzik iyidir. Yapma demiyorum, hobi olarak yine yap esprisini yapın. Baya komik olacaktır. Uraz Kıvaner'in yaşadığı talihsiz ve ahlaksızca olayı, Bir Baba Indie olarak genişletme taraftarıyız. Meselenin İstanbul Jazz Center'ı boykot etmekten öteye geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Hakkı yenen, çıkar ilişkilerinin ortasında kalıp yara alan tüm müzisyenler adına her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu bildirmek isteriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uretkenliginin-zirvesindeki-the-curedan-uc-yeni-album-mujdesi/", "text": "Disintegration albümünün 30. yılını grubu ile turnelerde kutlayan ve çeşitli ülkelerin festivallerinde sahne alan gotik rock ikonu, canımız Robert Smith güzel haberlerle geldi. Üç yeni The Cure albümünün çalışmalarını sürdürdüğünü söyleyen Smith, ilk işlerinin 2019 senesi bitmeden dinleyicilerine ulaşma ihtimalinin olduğunu açıkladı. Son albümlerini 2008'de yayınlayan unutulmaz ekip bu defa hayranlarını pek bekletmeyecek gibi. Albümün isminin Live From the Moon olma sebebini ise Apollo 11'in ay yüzeyine inişinin 50. yılı olmasına dair duyduğu heyecan ile bağdaştıran The Cure frontman'i, stüdyoda gökyüzü ile ilişkili eşyaların etrafında asılan büyük bir ay modeli bulundurduklarını belirtti. Geçen on yılın hayatın daha karanlık kısımlarını deneyimleyip duyumsamasına sebep olduğu Robert Smith'ten The Cure ile birlikte bizi farklı kuytulara çeken, biraz gürültülü ve güçlü olduğu kadar tekinsiz sesler üretmesini umarak yanlış bir beklentiye girmiş olmayız herhalde."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/urvaerkten-ankara-grisine-farkli-bir-ton-ran/", "text": "İlk çıkışlarını geçtiğimiz sene yaparak triphop, darkwave öğelerini bizlere bütün karanlığıyla sunan Ankara çıkışlı Urv rk yeni EP'leri Ran'i, Hakan Tamar'ın yakın zamanda kurduğu, Tamar Records etiketiyle yayınladı. Alper Önen ve Mert Akçalı'nın projesi olan Urv rk, adını kuzeyin ışıklarından alırken, şarkılarını karanlığıyla büyük bir tezat oluşturan geceden ve şehrin daha önce keşfedilmemiş kuytularından beslenerek ortaya çıkarıyor. 2018 yılının Nisan ayında iki parçalık ilk kısaçalarlarını, Table Records çatısı altında, dinleyicisi ile paylaşan ekip, Plastic adındaki şarkıların klibini de yayınlamıştı. Ekim 2018 yılında ise, aynı şarkı ile Dark Pulse Audioban Selections: New Era of Turkish Dark Scene isimli toplama albümde Bewitched As Dark ve Elz and the Cult gibi isimlerle yer aldılar. İki şarkılık kısaçalarları Ran'in çıkış şarkısı Desaturate, geçmişin enkazından çıkıp yaralarını sarmaya çalışanları kucaklarken aynı zamanda yaşanan ruhsal sarsıntıların yansımasını kendine has ve tekinsiz bir müzikal yorumla anlatıyor. Şarkıların mastering'i ve son dokunuşlarında ise, exitpink sahne adıyla bilinen ve ekibe canlı performanslarında da eşlik eden, Ege Tülek adını görüyoruz. Urv rk'in müziğine Spotify, Bandcamp ve Youtube gibi dijital mecralardan ulaşarak darkwave derinliklerine inmeniz mümkün."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uyarlama-cover-meselesi-2/", "text": "2000'lerde Türkiye'de rock müzik bir kırılım yaşadı. Yeni bir şey de söylemeyeceğim o döneme dair. Biliyorsunuz işte; o günün yerli grupları büyük işler yaptı. O dönem olanlar aslında sadece bizim için yeniydi. Yapılmışı zaten batıya doğru gidince vardı ama at koşturma merakımız ve bu durumları millileştirme çabamızdan dolayı bir mucize gibi yaklaşıyoruz o gün olanlara. 2000'lerdeki kırılımın en büyük sebeplerinden birisi, artık daha modernize edilmiş bir müziğe duyulan ihtiyaçtı. Hiç sevmediğim, müzikalitesi zayıf 90'lar kültürünün bir şekilde sona ermesi ve yeni bir dünyayı keşfetme ihtiyacımız vardı. O dönemki grupların hemen hemen hepsinin başarısının altında yatan şey de, duyulan o yeni şeye olan ihtiyaçtı. Söz konusu gruplar bu kırılım ile birlikte tanınırlığını arttırarak her yerde bilinir hale geldi. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte dönemin 20'li yaşlarındaki yeni jenerasyonu, bu isimlere olan hayranlıklarını da kat be kat arttırarak fanatizm boyutunda sevdikleri grupların peşinden koştu. Birçok kişi bu fanatizmin etkisinde müziğe adım attı ve hayranı olduğu müzik grupları gibi gruplar kurmaya başladı. Dönemin müzik grupları, yeni kurulan müzik gruplarını da kendi içinde bölmeye başladı. Duman mı iyi, yoksa Mor ve Ötesi mi gibi kıyaslamalar daha çok tartışılır oldu. Gönül işlerine göndermeler mi yoksa politik söylevler mi? Hem dinleyici, hem de müzisyen kısmında bu kırılımın ciddi etkilerini gözetmek şu an bile gözlemleyebiliriz. Popülarite karşıtı başka bir grubun ise Akmar döneminde dışlanan metal camiasına kaydığını ve orada kendine alan açtığını söylememiz de çok zor değil. 2000'lerin başı itibariyle hızla yükselişini sürdüren müzik gruplarının başarısını, sadece müzikalitenin önceki versiyonlarına göre artmasıyla ölçmek doğru olmaz. İnternetin bilgiye ulaşabilirliğinin arttırması ile daha fazla müziğe ulaşma şansımız oldu. Ayrıca, ilk uygulamasını baz alarak söylemek gerekirse insanların internet aracılığıyla mesafeleri yok ederek birbiriyle tanışması, konuşması ve bunu gerçek hayata taşıması da yepyeni dünyanın kapılarını sonuna kadar araladı. Artık sadece müzik değil, siyaset, toplum baskısı vs. gibi konular da daha fazla konuşulmaya, bir önceki jenerasyonun travmatik hallerinin tam zıttı yönünde, yeni bir keşfe doğru hareket başladı. Gezi Direnişi'nin temellerinin de o günlere dayandığını iddia edebiliriz. 2002 seçimleri ile birlikte iktidara gelen Ak Parti hükümeti de, siyaset adına yenilikçiydi. Koalisyon hükümetleri ve ülkeye getirdikleri kültürünün yerine, bambaşka bir model ile karşı karşıyaydık. Çatışma işte tam o zaman başladı. 2002 seçimlerinde, sosyalizm ile dönemin genç insanlarını tanıştıran Baskın Oran ve Ufuk Uras'ın çizdiği profil ve söylevleri, 2000'lerin rock müzik furyasına kapılmış bütün etmenlerini de kendi safhına çekti. Mor ve Ötesi'nin bu isimlere verdiği desteğin yanı sıra zaten rock müziğin kendi anarşist tutumuyla, mübalağa ederek söylüyorum; bir gecede herkesin siyasi görüşü de şekillenmiş oldu. O dönemdeki hızlı yükseliş, hızlı değişimler ve yeniden şekillenen genç jenerasyonun müzikle diyaloğunu sadece müzik olarak tanımlamaktan kaçınmam da bu yüzden. Birbirinin farkında olmadan, büyük bir kolektif olarak hareket eden bu güruh, gizliden gizliye kendi kurallarını da yaratıp uygulamaya başladı. Müzik neden yapılır gibi felsefi derinliği olan bir konuyu ve nasıl yapılır gibi teknik olguları da kendi içinde tekrardan yazıp, onaylıyordu. Başarı kıstası da, furyaya öncülük eden grupların başarı hikayelerinde gizliydi. Jenerasyonun yeni türeyen tüm grupları, değişen kültürel ve sosyolojik yapılarıyla birlikte aynı başarıyı tekrar etmeye çalışıyorlardı. O günlerden bugüne uyarlama meselesinin yanlış bir algı üzerine oturması da tam bu noktada cereyan ediyor. Duman'ın yıllara dayanan çalışmaları sadece belli bir azınlığa sesini duyurabilirken, Sezen Aksu'nun Her Şeyi Yak uyarlaması ile yıllarca yapamadığını bir gecede yapmıştı. Mor ve Ötesi'nin, bir Ajda Pekkan uyarlaması olan Yaz Yaz Yazı ve Fikret Kızılok uyarlaması olan Sevda Çiçeği, döneme damgasını vurmuştu. Kurban'ın 2004 çıkışlı Sert albümündeki 6 uyarlama çalışması da, belki de konun geldiği son noktaydı. Dinleyici profilinin bu durumdaki etkisini ayrıca değerlendirmek gerek ama yerli müzik gruplarındaki uyarlamaya bakış açısının nasıl şekillendiğini sanırım bu vesileyle anlayabiliyoruz. Yeni yetme müzisyenlerin stüdyoların gündüz kuşağını doldurduğu o günlerde, herkesin kafasında tek bir soru vardı? Uyarlama olmalı mıydı yoksa olmamalı mıydı? Bu konuyu daha önce irdelemiştim. Tekrar deşmeyeceğim ama uyarlama bir şarkının, grupların kendi tasarımı olan eserlerin önüne geçmesi o günlerde hatta belki bugünlerde bile kimseyi rahatsız etmiyor. O günlerde oluşan algı şuydu. Uyarlama yapmadan, dinleyici kazanmak ya zaman alacaktı ya da imkansızdı. Çünkü abilerinin geçmişlerinde bu durumun yaşanmışı vardı. İşte bu ülkedeki rock müziğin anarşist tavrının zayıfladığı, neredeyse her konuda idealist tutumlarının yerini alan egoları bütün meseleyi hızla değiştiriyor. Hazlarıyla varoluşunu açıklayabilen bir toplumun, gerçek bir direnişe ve ideale sahip olamaması ve bunu sürdürememesi oldukça normal. O yüzden yerli müzik gruplarına neden uyarlama yaptıkları sorulduğunda, öne sürdükleri argümanlarının altında müzik dışı bir kavramlar olması çok acayip bir durum değil. Daha fazla kişiye ulaşmayı, daha fazla tanınır olmayı istemek ayıp değil. Yaptığınız iyi şeylerin elbette milyonlara ulaşması, öldükten sonra bile konuşuluyor olmasını istemekte anormal bir durum yok. Zira buradaki izlenilen yolun, temeldeki düşünceyi zedelediğini, müzik gibi varlığını ve kalıcılığını kişinin içindeki duygularının yanı sıra tasarım ve yaratım kabiliyetinden alan bir olgunun, aidiyetliğini başka bir yerden alımlamayla oluşturması sizce de problemli bir durum değil mi? Yerli müzik gruplarının uyarlama yapma sebebiyle, furyanın öncü gruplarının uyarlama yapma sebepleri benzerlikler gösterse de, aslında farklılıklar gösteriyordu. Uyarlama konusu benim için hep bir tartışma konusu olarak kalacak. Yalnız bu 30'lu yaşlar tribinde olduğumdan artık daha sakin yaklaşıyorum ya hani olaylara, ondan sanırım yeni yeni anlıyorum esasında kızdığım şeyi. Mesela, Jacques Louisser'e hiç kızmıyorum. Çünkü onun derdi Bach'ın eserlerini caz ile yorumlamaktı. Mesela, Anıl Sayan ile bu yazının taslağını konuşurken, A Perfect Circle'ın John Lennon uyarlaması olan Imagine'e gönderme yaptı. Anil Sayan: Imagine bir dönemin -60'ların- umut dolu şarkısıdır. Gerek lirikleriyle gerek soundu hatta gerekse de vokal soundu ile bile ama A Perfect Circle'ın Imagine cover'ı, John Lennon'ın aksine aydınlık değil, kapkaranlık. Düzenlemesi karanlık, vokal karanlık, hatta klip bile karanlık. Bir şarkının kimyasıyla böylesine radikal bir şekilde oynamak, müzikal yetenek, yaratıcılık, dünyaya bakış gibi birçok unsuru da yönetebilmekle alakalı. Grup, artık dünya 60'lardaki gibi bir yer değil, dolayısıyla imagine de günümüzde bu kadar aydınlık bir şarkı olmamalı savı ile şarkının kimyasını değiştiriyor. Sosyolojik bir bakış açısıyla müziğin ruhunu değiştiriyor ve bunu mükemmele yakın yapıyor. Buradaki özet şu: Uyarlama yapma sebebimizin altını doldurabiliyor muyuz? Eğer doldurabiliyorsak bence bir problem yok. Zira, uyarlamaya yapmaya iten sebep eğer bir kaygıysa, o zaman durum tartışılır hale geliyor. Müzisyenlerin bu kaygılı halleri haklı olabilir ama çözüm bu değil. Buradaki kaygıların sebeplerini aslında bu yazının içinde yazmıştım ama konular birbirine girince yazıdan ayırdım. Bugün yarın, kökleri bu yazıya bağlı kalarak eleştirme ve yargılama konusuna yazacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum özetle. Yerli müzik gruplarının uyarlama'ya bakış açısı müziğin ötesinde anlamlar içeriyor. Yerli müzik grupları üretmek istiyor ama ürettiklerinin değer görmemesinden kaygılanıyor. Bu da uyarlama konusunu bir problem olarak önümüze getiriyor. Yerli müzik grupları önyargılarından ve kaygılarından arınıp, kendilerine ait şarkılarını gözümüzün içine soksalar keşke. Onları uyarlama ile değil de kendi şarkıları ile hatırlasak. Çoğu yerli grup konserlerinde kendi şarkılarını dinletebilmek için aralara uyarlama şarkı sıkıştırıyor. Amaçları, tıpkı muadilleri gibi, bak biz böyle bir şey yaptık diyerek bizim dikkatimizi çekmek. Bu, 2000'lerden beri süre gelen hastalıklı bir sistem. Belki grupların çoğu bunu dert etmiyorlar ve eğlencesine bakıyorlar ama kalplerinde yatan şeyin aslında kendi şarkılarını dinletebilmek olduğundan eminim. Sadede gelirsek. Yazdığım şeyler ile ilgili kimseyi yargılamak gibi bir amacım yok. Kimin neyi, neden yaptığına karışma hakkım da yok. Sadece kendi içimde uyarlama meselesini sorguluyorum. İçinden doğarak yaptığı işin arkasında duran, kendine ait bir eseri ortaya koyabilen yetenekli adamların, yaptıkları işleri birilerine ulaştırmak için özünde istemedikleri ama sistem bunu gerektiriyor mottosuna sığınarak başka yerlerde kimliklerine aramasını anlayamıyorum. Belki de biz dinleyiciler gruplar üzerindeki bu baskıyı kaldırırsak bir çok iyi müzik yapan grup, özgürce kendi şarkılarını üretebilir. İyi müziği üretebilecek kadar harika müzisyenlere sahibiz; fakat mental olarak o kadar harika mıyız; işte bundan emin değilim. Umarım, müzik grupları ürettiklerinin üzerine koyarak büyürler ve müzikaliteyi gün be gün arttırırlar. Revize'ye İlişkin Not : Yazının içinde, yazıya esinlenmeme sebep olan yerli müzik gruplarımızdan birine yer vermiştim. Yazının içeriğinin kendi değerleriyle örtüşmediğini söyleyerek rahatsızlıklarını dile getirdiler. Ben uyarlama konusundaki bakış açılarını yanlış anlamışım. Sevdiğim, muhabbetinden hoşlandığım adamlar. Avaz Avaz'daki Agency yazısı, müzik blogları arasında okuduğum en iyi eleştiri yazısı olmasına rağmen, Agency'nin duygu durumunu gözeterek yayınlanmasından endişe eden biri olarak bu duruma yoğun hassasiyet gösterdiğimden şüpheniz olmasın. Dolayısıyla, kimseyi rencide etmek, yaptığı işe saygısızlık yapmak gibi bir derdim yoktu. Aksine, onların iyi yanlarına vurgu yaparak, başarılarını desteklemek istemiştim. Bu vesileyle sevgili dostlarımdan özür diliyorum. Revize'ye İlişkin Not : Revizenin ardından yazıya bolca Golden Horn ekledim. Şu ülkede Golden Horn gibi -tarz ayırt etmeksizin söylüyorum- müzikalitesi yüksek eserler üreten gruplar olsa sırtımız yere gelmezdi. Çok sevdiğimden yazıya fon müziği olsun diye eklemek istedim. Bir gönderme vs. gibi bir şey yok. Aman ha! Yanlış anlaşılmasın."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uzaya-gittim-dönücem-childish-gambino-awaken-my-love/", "text": "Me And Your Mama başladığında yıldızlar dönüşümlü olarak parlamak için sıralarını bekliyorlar. Bazıları daha yakında, bazılarının ışığıysa uzaktan görülüyor. Yavaşça süzülüyorum. Koronun söylediği melodi, karanlık boşlukta yalnız hissetmememi sağlıyor. Gitarın ateşlemesiyle ivmeli bir şekilde hızlanıyorum ve gittikçe daha çok yükseliyorum. Vakumlara çekilip tekrar dışarı püskürtülmekten sersemlemiş, ama bundan bir o kadar da keyif almış bir şekilde inişe geçtiğimde üzerime tatlı bir uyku çöküyor. Have Some Time'da müzik tanıdık, ama farklı topraklara adım attığıma eminim. Bizim oraların klişe öğütleri, burada renkli bir gaz olarak şarkının ortasına doğru ciğerlerime işliyor. Sonra bir bakıyorum ki, Boogieman beni partisine çağıran ev sahibimmiş meğerse. Parlak, mor kostümü kahverengi cildinde yansıyıp farklı renkler ortaya çıkarıyor. Yeni edindiğim ahbaplarım gibi ben de onun bize yardım edebileceğine inanıyorum. Gönlümüzü eyleyip, kandırmak gibi bir niyeti de yok, aksi takdirde Zombies'de bizi şuursuzluktan uyarmazdı. Partinin zirve noktası Riot'ta ise artık kendimle çevremdekiler arasında ayrım yapamıyorum. Kabile liderimiz de aramıza daldı ve şekilden şekle girmeye başladı. Bir an James Brown'u gördüğüme yemin edebilirim. Ancak zirve noktası uzun süre muhafaza edilemez. Redbone'un tembel melodisinde coşku kendini bitkinliğe bırakmaya başlıyor. California'da işlerini yoluna sokmaya çalışan bir kadının hikayesini dinlerken içim daralsa da, sonunda tekrar neşelenmeyi başarıyoruz. Ama korku bir defa suyu yüzüne çıktı ve üzerinde bulunduğumuz gezegen telkin ediciliğini yitirdi. Terrified ruh halimizi yansıtırken, partinin sona yaklaştığını hissediyorum. Ev sahibimizin de kafası Dünya'daki meselelere gitmiş olsa ki anaç bir tonda Baby Boy'u söylüyor. Yine kaçmak ve Prince'in kadın olarak Vanity'le bir erkek için kavga ettiği bir boyuta geçmek istiyorum. Ama dileğim gerçekleşmiyor. Childish Gambino sırtımı sıvazlayıp, dik durmamı tembih ederek beni Dünya'ya geri yolcu ediyor. Bu arada Standing Tall'da müziğin hala çok iyi olduğunu hatırlatmayı da ihmal etmiyor. Hak veriyorum. Donald Glover'ın, namı diğer Childish Gambino'nun, Awaken, My Love!'ı az bulunan yeni funk albümlerinden olduğu gibi, Gnarls Barkley'nin 2008 tarihli The Odd Couple albümden beri çıkmış en iddialı saykodelik-soul albümü. Awaken, My Love!'dan önce hip-hop ağırlıklı albümler yayınlamış olan Glover, funk ve saykodelik-soul topraklarını keşfederken James Brown'dan, Parliment-Funkadelic'e, Sly & the Family Stone'dan Prince'e geçiyor, Tame Impala'da dahi soluklanıyor. Ama bu albümü funk klasiklerine yaklaştıran en önemli faktör, Glover'ın yarattığı saykodelik dans müziğinde daha iyi bir dünya hayal ediyor olması. Albümün baskın temasını oluşturmasa da, siyahi insanların günlük hayatlarında yaşadıkları ağır ayrımcılık şarkıların çoğunda kendine yer buluyor. Ancak bu eleştiri, albümün oyuncu ruhu ve modern saykodelik elementlerle buluştuğunda, Parliment ve Funkadelic'ten alınan başka bir miras olan afrofuturistik estetiği duymaya başlıyoruz. Özellikle Boogieman'de, boogie kelimesi blues müziğe özgü bir ritmi belirttiği gibi, şarkının isminin İngilizce'de öcü anlamına gelen bogeyman'e de benzediği dikkat çekiyor. Boogieman korkuya sebep veren yabancı bir varlık olarak algılansa da, o aslında boogieyi yaratan kişi. Bu veya başka bir dünyada değişim sağlayabilir. Childish Gambino'nun afrofuturistik geleneği görsel anlamda da devam ettirmek istediği sadece albüm kapağından değil, Me And Your Mama'ya 360 derecelik açıyla çekilen ve izleyiciyi konser ortamına yerleştiren klipten de anlaşılıyor. Albümün uzaydan gelmiş gibi duran başka bir öğesi Glover'ın şekilden şekle giren, ifadesi güçlü sesi. Şarkıların birbirinden farklı hislerine göre ses de her seferinde farklı bir tını alıyor. Community ve Atlanta dizilerindeki oyunculuğuyla da tanınan Glover, sesi üzerinde büyük bir ifade gücüne sahip. Albümün eleştirilecek tarafı şarkı sözlerinin müziğin gölgesinde kalıyor olması. Özellikle Glover 'ın geçmişte rap yapmış olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Zombies'de olduğu gibi, bazı şarkılardaki fazla basit anlatım yadırganabiliyor. Ancak bu durum müziği ön planda tutmak ve funk müziğin direkt ifadesini yaratmak için alınmış bilinçli bir karar olabilir. Glover'ın kelimelerle zayıf olduğu noktada, ortağı prodüktör Ludwig Göransson devreye giriyor. Göransson sadece albümdeki geniş renk yelpazesinden sorumlu değil, Glover'ın hayranı olduğu 70'ler sounduna modern bir yorum da kazandırıyor. 2016'nın umutla dolu geçen bir yıl olduğu söylenemese de, yaşananlara tepkisini en hızlı gösteren sanat olan müzik sıklıkla yüzümüzü güldürdü. Awaken, My Love! gibi albümler sağladıkları güzel müzikle ve toplumsal duyarlılıkla bana daha iyisini düşleyebildiğim anları yaşattılar. Unutmadan: Uzaydayken bisiklet süren Prince'e de rastladım. Selamı var."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uzun-bir-aradan-sonra-beastie-boystan-yeni-derleme-album-geliyor/", "text": "Amerikalı hip hop grubu Beastie Boys'tan yeni derleme albüm Beastie Boys Music 23 Ekim'de yayında! Dijital platformlarda ve CD olarak yayınlanacak olan albüm, Fight for Your Right, Intergalctic, ve No Sleep Till Brooklyn gibi grubun hit parçalarını da bir araya getirecek. Grubun yaptığı basın açıklamasına göre albüm, 2020'de çıkan Beastie Boys Story filmi ve 2018'de yayınlanmış olan Beastie Boys Book'a eşlik etmek üzere hazırlanan bir albüm. Beastie Boys'un son yeni albümü Hot Sauce Committee Part Two, grubun kurucusu Adam Yauch'un vefatından bir sene önce Mayıs 2011'de yayınlanmıştı. Grubun son derleme albümü olan Solid Gold Hits ise 2005'te dinleyicileriyle buluşmuştu. Beastie Boys Music albümündeki parça listesine ve albümün kendisine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uzun-zamandir-calmiyoruz-yeni-klibi-dunya-yayinda/", "text": "İstanbullu indie grubu Uzun Zamandır Çalmıyoruz'un son teklisi Dünyanın 360 kamerayla çekilen yeni video klibi YouTube'da yayında. BBI Yerli köşesinin 161. konuğu olan Uzun Zamandır Çalmıyoruz'un 29 Mayıs'ta yayınladığı son teklisi Dünya'nın yeni video klibi, bugün grubun YouTube kanalında yayınlandı. Fiziksel olarak bir araya gelmeden besteler yapıp yayınlamaya devam eden UZÇ'nin dördüncü teklisi Dünya'nın video klibi, Sarıyer'deki Hacıosman Atatürk Kent Ormanı'nda 360 kamerayla çekilen görüntülerden oluşuyor. Sözleri, grubun vokali Giray Darga'ya, müziği ve düzenlemesi davulcu Denizcan Özdemir ve gitarist Lütfican Umut'a ait parçanın video klibini ise grup kendi çekti. Uzun Zamandır Çalmıyoruz aynı zamanda videonun son kısmında referans verdiği beşinci teklisi Güneş ise 17 Temmuz Cuma tarihinde tüm dijital platformlarda yayında olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uzun-zamandir-calmiyoruzdan-bir-yeni-tekli-iki-farkli-versiyon/", "text": "Indie rock üçlüsü Uzun Zamandır Çalmıyoruz, son yayınladığı parçanın ardından arayı fazla açmadan yeni teklisi Yıldızlar'ı iki farklı versiyonuyla birlikte BBI Music Co. etiketiyle yayına aldı. Hayatın inişli çıkışlı olmasından etkilenen İstanbullu indie rock grubu, umutları gerçekleşmese dahi içindeki ümidi yitirmeyenlerin hikayesini anlattığını belirttiği yeni teklisi Yıldızlar'ı iki farklı versiyonuyla birlikte yayınladı. İlk versiyonda daha elektronik ve canlı bir sound duyarken, ikinci versiyonda daha akustik ve nostaljik bir sound hakim. Denizcan Özdemir ve Lütfican Umut'un 2018'de kurduğu, 2020 yılında ise vokale Giray Darga'nın eklenmesiyle son halini alan Uzun Zamandır Çalmıyoruz, geçtiğimiz mayıs ayında Dünya parçasını, temmuz ayında ise Güneş adlı teklisini yayına almıştı. Daha önce BBI Yerli köşesinin 161. konuğu olan UZÇ'nin BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı yeni teklisi Yıldızlar'ı aşağıda dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uzun-zamandir-calmiyoruzun-yeni-teklisi-bilinmez-yayinda/", "text": "İstanbullu indie pop/rock üçlüsü Uzun Zamandır Çalmıyoruz, yeni teklisi Bilinmez ile beş parçadan oluşan uzay konseptli ilk EP'sini tamamladı. İlk olarak geçtiğimiz mayıs ayında yayınladığı Dünya parçasıyla uzay konseptli parçalarını yayınlamaya başlayan indie üçlüsü Uzun Zamandır Çalmıyoruz, Güneş, Yıldızlar, Dolunay parçalarının ardından paylaştığı yeni teklisiyle seriyi tamamladı. Bilinmez adlı yeni tekli, BBI Music Co. etiketiyle 25 Aralık'ta yayınlandı. 2018 yılında Denizcan Özdemir ve Lütfican Umut tarafından kurullan UZÇ, 2020 yılında vokal olarak Giray Darga'nın da gruba eklenmesiyle birlikte üretimlerini hızlandırarak dinleyicileriyle paylaşmaya başladı. Uzay konseptli parçaların ardından UZÇ, 2021 yılında yayınlamak üzere yepyeni parçalar için hazırlıklarına devam ediyor. BBI Yerli köşesinin 161. konuğu olan Uzun Zamandır Çalmıyoruz'un beş parçadan oluşan Bilinmezlik EP'sini aşağıdan dinleyebilirsiniz. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan Yıldızlar-V2 parçasının animasyon video klibini ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uzun-zamandir-calmiyoruzun-yeni-teklisi-pes-etmem-yayinda/", "text": "İstanbullu indie rock grubu Uzun Zamandır Çalmıyoruz, Pes Etmem adlı 2021'in ilk teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayınladı! İstanbullu indie rock üçlüsü Uzun Zamandır Çalmıyoruz, bilinmezlikle geçen 2020 yılı sonrasında, yeni yılın Pes Etmem adlı ilk parçasını pozitif duygularla yayınlıyor. Dinleyicilerine karanlıktan aydınlığa giden yolda pes etmemeleri gerektiğini müziğiyle anımsatmak isteyen UZÇ, uzay konseptli Bilinmezlik EP'sinin ardından hazırladığı, indie pop/rock sound'lu yeni parçalarının ilkini 19 Mart'ta BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Denizcan Özdemir ve Lütfican Umut'un 2018 yılında kurduğu Uzun Zamandır Çalmıyoruz, 2020 yılında vokal olarak Giray Darga'nın da gruba eklenmesiyle birlikte üretimlerini hızlandırarak dinleyicileriyle paylaşmaya devam ediyor. Uzun Zamandır Çalmıyoruz'un 2021'de yayınladığı ilk teklisi Pes Etmem'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/uçan-halıda-nihil-piraye/", "text": "Şimdi ne dinliyorsun da geziyorsun diye soranlar olur mu diye düşünüyorum, bence kimse sormaz. Ama yine de yazayım. Özellikle canlı dinlemeyi sevdiğim, konserlerinden gerçekten çok keyif aldığım bir gruptan bahsedeceğim, bahsediyorum. Duyanından duymayanına, Nihil Piraye. Nihil Piraye'nin Değildir çatısı altında topladığı tekliler ile bugün yine bir yolculuğa başladım. Önce Olmaz Olmaz ile girdim. Ardından ofisteki klima üzerime üflemeye devam ederken İsmin Uzayda Kayboldu'ya geçtim. Bu şarkının kayıt hali hakikaten çok güzel ama canlı hali... Muazzam! İyi çalıyorlar, boş bir övgü değil. Konserlerine gidin göreceksiniz. Gelen bir mail ile Çok Acayip şarkısına hemen geçmek istesem de beklemek zorundaydım. Çalan şarkı en sevdiğim Nihil Piraye şarkısıydı çünkü. Ve sonrasında da Çok Acayip başladı ki bu üç şarkı arka arkaya bence şahane gidiyor. Doritos Dippas vardı hatırlarsanız, işte onun sosu bitmesin diye çabalıyor gibi oluyorum bazen. Bir ara patronum Utkan, şuna bakar mısın? dedi, kulaklığımı çıkardım, baktım ve geri yerime döner dönmez şarkıyı tamamlayıp Mavi Murat'a atladım. Elma yoktu, ben de uçak olamam diye diye şarkıyı tamamlayıp Ruh'u çağırdım. Dedim bugün son mu? Sonra istifa ettim. Etmedim, işimi seviyorum. Böyle bir Değildir yolculuğu yaptım işte. Eğer hala dinlemediyseniz Nihil Piraye'yi, bu güzel grup sizleri bekliyor. Hem de nasıl, güzel mi güzel müzikleri ile bekliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vacations-midwest-sarkisiyle-aramizda/", "text": "Geçtiğimiz nisan ayında Next Exit teklisini çıkaran Vacations bizlere yeni bir tekli daha sundu; Midwest yayında! Avusturya, New Castle çıkışlı olan ve türlerini woozy gitar pop olarak tanımlayan indie pop-rock grubu Vacations yeni teklisi Midwest'i bizlerle paylaştı. Grubun bu parçasında da diğer şarkılarında olduğu gibi bir Mac DeMarco havası alıyoruz. Grup üyeleri kendisinin gruba büyük bir ilham kaynağı olduğunu zaten söylüyor. 2015 yılında müzik hayatına başlayan grup en son 2020'de Forever in Bloom isimli albümünü yayınlamıştı. Üç yıllık aranın ardından ise önce nisan ayında Next Exit teklisi ve bugün çıkardığı Midwest şarkısı ile indie müziğine katkıda bulunmaya devam ediyor. Midwest'e bütün dijital platformlardan, klibine ise tam da buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vacations-yeni-albumunden-close-quartersi-paylasti/", "text": "Vacations, 2024 yılının başlarında çıkaracakları yeni albümlerinde yer alan Close Quarters adlı parçayı paylaştı. Avustralyalı indie-pop grubu Vacations, uzun zamandır beklenen yeni albümleri No Place Like Home'un 12 Ocak 2024'te yayınlanacağını duyurdu. Grup bu haberi kutlamak için gitarlar üzerine yerleştirilmiş rüya gibi vokaller ve etkileyici bir ritimle karşımıza çıkan Close Quarters'ı da yayınladı. Bu tekliden önce nisan ayından beri üç tekli yayınlamışlardı. Yeni albümünü kendisinin dayanağı olarak görmesi albümü daha da anlamlı ve özel kılıyor bizce. Albümün çıkmasını beklerken sizleri yeni tekli Close Quarters ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vampire-weekend-plak-formatindaki-yeni-serisini-cikardi/", "text": "Vampire Weekend yeni bir canlı albüm serisini başlattığını duyurdu, hem de sadece plak formatında yayınlanacak. Vampire Weekend plak tutkunlarını sevindirecek yepyeni bir haberle karşımızda. Bir dizi live albüm serisi çıkaracağını duyuran grup, bu serinin ilk bölümü olan Frog On The Bass Drum Vol. 01 Live In Indianapolis'i piyasaya sürdü ve 2 bin 500 kopyalık sınırlı baskı satışa çıktığı anda tükendi. Albüm, 2019 yılının haziran ayında Indianapolis'te verdikleri konserin kayıtlarından oluşuyor ve Bob Dylan'ın Jokerman şarkısının cover'ını da içeriyor. Sekiz canlı parçayı içeren plağın yanı sıra basılı bir dergi ve sınırlı sayıda üretilen bir tişört de satın alınabiliyor. Bu albüm serisi yalnızca plak formatında olduğundan sınırlı sayıda çıkıyor ve grubun takipçilerinin çok hızlı davranması gerekiyor. Serinin ikinci bölümü olan Frog On The Bass Drum Vol. 02: Una Notte A Milano Con Vampire Weekend'in detayları ise yakında açıklanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vampire-weekendden-chris-baionun-yeni-iki-teklisi-yayinda/", "text": "Vampire Weekend grubunun bas gitaristi Chris Baio, yeni bir albüm yayınlayacağını açıkladı. Aynı zamanda albümden ilk iki teklisini video klipleriyle beraber yayına aldı. New York çıkışlı Vampire Weekend grubunun bas gitarist Chris Baio, üçüncü solo albümü Dead Hand Controlu yayınlayacağını müjdeledi. Müzisyenimiz, sadece yeni albüm haberi vermekle kalmayıp albümden ilk olarak Endless Me, Endlessly ve What Do You Say When I'm Not There? teklilerini de yayınladı. Üstelik video klipleriyle birlikte! 29 Ocak'ta Glassnote aracılığıyla çıkacak olan albüm, Baio'nun 2017'de Man of the World albümünden sonraki ilk solo albümü olacak. Damon Albarn'in Londra'daki 13 Studios'unda ve müzisyenin kendi C+C Music Factory'sinde kayıtları alınan albümün kapanış parçası O. M. W. de; gitarist George Hume, davulcu Robby Sinclair, müzisyen Buzzy Lee, back vokalist Greta Morgan ve Ezra Koenig ile iş birlikleri de mevcut. Chris Baio'nun 29 Ocak'ta çıkacak Dead Hand Control albümünden ilk iki tekli ve video kliplerine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ve-ben-yalniz-gulinler-ve-onun-metaforik-mutfagi/", "text": "Siyah beyaz renkleri ve a cappella performanslarıyla her hafta yeni bölümünü heyecanla beklediğim ve ben yalnız video serisinin bu haftaki konuğu Dramalı Hasan'ın Felekten Saadet Çalınmaz Cicim şarkısını yorumlayan Gülinler oldu. Long Way From Home, Evden Uzakta, Pürtelaş 3+1, Kitapçı gibi canlı performans video serilerinin yönetmeni ve yapımcısı olarak tanıdığımız Levent Sevi, Kitapçı serisi halihazırda devam ederken bu yıl yepyeni ve özgün bir projeye daha imza attı. Şen Bakkal Stüdyoları'nda çekilen enstrümansız müzik programı ve ben yalnızda, geçmiş senelerin Türkiye müziğinden seçilen bir şarkı her hafta bir şarkıcı tarafından yorumlanıyor. Sanatçının sesini en yalın haliyle duyabilmeyi amaçlayan seriye şimdiye kadar Can Güngör, Nilipek., Kalben, Can Aydınoğlu, Melike Şahin, Tuğçe Şenoğul, Brek, Birkan Nasuhoğlu, Gökhan Türkmen, Melek Mosso ve Volkan Önol konuk olmuştu. Serinin kayıt ve miksleri Umut Çetin, konsepti Levent Sevi ve Can Güngör imzası taşıyor. ve ben yalnızın yapımcılık ve yönetmenliğini ise Levent Sevi üstleniyor. İsmini Sevinç Tevs'in Ve Ben Yalnız şarkısından alan ve program jeneriğinde Kalben'in sesini duyduğumuz serinin on ikinci konuğu ise Büyük Ev Ablukada'nın Galvaniz Gelbiraz'ı olarak tanıdığımız, son dönemde ayrıca solo projesiyle de dertli gönüllere giren Gülinler oldu. Sahnedeki teatralliğine artık aşina olduğumuz, kimselere benzemeyen ve hatta tavrına hayran olduğum Gülinler'in sıradan bir performans sergilemesi elbette olasılık dışıydı. Binden fazla besteye imza atmış Dramalı Hasan Hasgüler'in Felekten Saadet Çalınmaz Cicim şarkısını yorumlayan Gülinler, ve ben yalnızın şu ana kadarki en uzun performansına da imza atmış oldu. Aslına bakarsanız projenin çizgileri bir hayli keskin çizilmiş gibi görünüyor; halbuki Gülinler yine elinden geleni ardına koymayarak mevcut koşulları tabir-i caizse yoğuruyor, dört dakikalığına kendi kalıbına sokuyor. Gülinler'in elinde her proje, her ortam onun arzu ettiği kalıba girmeye hazır bir hamur gibi. Haletiruhiyesini yansıtmaktan çekinmiyor, bilakis tam da o anda hissettiklerini o performansı biricik kılacak bir şekilde yaratım sürecine katmayı biliyor. Her halükarda Gülinler'in bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiği şüphesiz. İşte tam da bu yüzden hiç kimse Gülinler'e benzemiyor, Gülinler de hiç kimseye. Taklit edilemez bir eşsizlik Gülinler'in alametifarikası. Sahne, çekimler, performanslar... Bunların hepsinde olay yeri Gülinler'in müthiş hakim olduğu mecazi bir mutfak. Her türlü malzeme Gülinler'in maharetli ellerinde, sesinde ve hatta tüm bedeninde şekle girmeye teslim oluyor ve gönüllü bir şekilde girdiği kabın şeklini alıyor. Sanatçının sesini tüm çıplaklığıyla belgeleyen ve değerli bir arşivleme örneği sunan ve ben yalnız video serisi kanımca 2019 senesinin müzik sahnesindeki en minimal ve orijinal video projesi. Özellikle günümüzde kayıt teknolojilerinin çoğu zaman eser ile dinleyicinin arasına girmesinden ve doğallığı baltalamasından şikayet eden dinleyiciler için bu a cappella performanslar bir bakıma çölde vaha sayılabilir. Daha iyi olduğum zamanlar elbette olmuştu ama Gülinler'in sesini her duyduğumda istisnasız kendimi olduğumdan bir nebze daha iyi hissediyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ve-karsinizda-yeni-albumu-simulation-theory-ile-muse/", "text": "Muse, geride bıraktığımız yaz döneminde paylaştığı 5 single'ın ardından yeni albümü Simulation Theory ile yeniden karşımızda! Son olarak 2015 yılında yayınladıkları Drone albümünün ardından yayınlanan Simulation Theory'de toplam 11 şarkı yer alırken albümün prodüktör koltuğunda Timbaland ile de çalışan Rich Costey, Mike Elizondo, Shellback gibi isimler oturuyor. Albümün afiş tasarımlarını ise Stranger Things, Jurassic Park gibi birçok filmde ve dizide yer alan işlerinden tanıyabileceğimiz Kyle Lambert yer alırken, albümün Super Deluxe versiyonun tasarımlarını ise Star Wars: The Last Jedi and Avengers: Affinity War'daki afiş çalışmalarıyla bilinen illüstratör Paul Shipper üstlenmiş. Standart, Deluxe ve Super Deluxe olarak 3 farklı şekilde yayınlanan albümün 21 parçadan oluşan Super Deluxe versiyonunu aşağıdan dinleyebilirsiniz. Albümden Algorithm isimli parçaya çekilen video klibi ise buradan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ve-karşınızda-yeni-radiohead-albümü-a-moon-shaped-pool/", "text": "Uzun zamandır gündemi fazlasıyla meşgul eden yeni Radiohead albümü A Moon Shaped Pool sonunda paylaşıldı! King of Limbs albümü sonrasında 2014 yılından itibaren üzerine çalışılan bu yeni albümde, çalışmalar başladıktan aylar sonra tüm kayıtları yeni baştan yapmaya karar veren grup, araya grup üyelerinin 3 adet solo albümününü sıkıştırarak, uzun uğraşlar sonunda bugün (08 Mayıs 2016) itibariyle yeni albümünü dijital olarak yayınladı. Şuradan ve buradan ulaşabileceğiniz albümün fiziki olarak çıkış tarihi ise 17 Haziran olarak açıklandı. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Burn The Witch parçası için de tıklayabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ve-modern-dunya-esnek-insani-yaratti-guney-marlenden-siselere-mektuplar/", "text": "Esnek insan, aceleci, değişimlere büyük bir hızla ayak uydurabilen bir prototip. İnsan bu yönde değişince, insana dair her şey de değişime uğradı. Haliyle müzikte, bu değişim içerisinde kendi dinamiğini yarattı. Bunun yansılamalarıysa, tahminimizden hızlı oldu. 90' larda dinlediğim hiçbir şarkıyı, hatta bana hissettirdiklerini dahi unutmazken, artık dün dinlediğim şarkıyı dahi hatırlayamaz oldum. Şarkıların son tüketim tarihi, ilk nakaratla son bulur oldu. Esnek insana, çağın getirdiği bir hastalık bu. Zamansızlık... Acelemiz var; ancak neye yetişmeye çalıştığımızı bilen yok. Basit akor ve ritimlerle oluşturulan alt yapıların üzerine, hikayenin gidişatına göre yapılan, vurgu ve tonlamala değişikliklerinin uyumu bizi içine çekmeye yetiyor. Ancak böyle can yakıcı sololara da denk gelebiliyorsunuz. Aceleniz var biliyorum, ancak soluklanıp, kendinize dönmek isterseniz Güney Marlen''in şişelerinin içindeki mektuplara bir göz atın derim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ve-no-clear-mind-mayista-peyotede/", "text": "Edit: 8 Mayıs İzmir konseri mekanı Ege Üniversitesi olarak netleşti. Edit 2: Inner Ear Records etiketiyle çıkacak olan yeni albümden 2. single ve video When you are not here adlı parçaya gelmiştir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vera-ile-asmalimescit-sokaklarinda-turluyoruz/", "text": "Ocak ayında yayınladığı Karşının Hikayesi albümünden paylaştığı yeni video klibiyle birlikte Vera, Asmalı sokaklarında bizi küçük bir tura çıkarıyor. Vera, 18 Ocak tarihinde yayınladığı yeni albümü Karşının Hikayesi'nden Sokaklar isimli parçaya çektiği yeni video klibini yayınladı. Hikayesi Canberk Karademir, Arel Koray Nalbant ve Emir Yargın tarafından oluşturulan klibin senaryosunu Arel Koray Nalbant yazmış, görüntü yönetmenliğini ise Buğra Sarıaltun üstlenmiş. Hazırsanız, Vera ile birlikte eski günlerini özlediğimiz Beyoğlu Asmalımescit sokaklarında tura çıkıyoruz! 25 Ocak tarihinde Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie ile Başköşe programına konuk olan Vera ile olan yayına buradan, programda kaydedilen Burgaz'dan Dönerken isimli parçanın canlı akustik kaydına ise şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veradan-davetsize-yeni-video-klip-geldi/", "text": "Son yıllarda yerli sahnenin üretken gruplarından olan Vera, geçtiğimiz hafta yayınladığı yeni single'ı Davetsiz için çektiği video klibini YouTube sayfası üzerinden yayına aldı. Bu yılın başında yayınladıkları Karşının Hikayesi albümü sonrasında paylaşılan Bozuk Para isimli single'ın ardından Vera, 2019'u yeni single'ı Davetsiz'e çektiği video kliple kapatıyor. Albümün yayınlanmasının ardından, geçtiğimiz eylül ayında Ceren Gündoğdu'nun da eşlik ettiği Bozuk Para parçasını yayınlayan Vera, 13 Aralık tarihinde yayınladığı yeni parçası Davetsiz'e çektiği video klibini de geçtiğimiz günlerde yayına aldı. Ressam Deniz Bayoğlu'nun kendi atölyesinde gerçekleşen klip çekiminde sanatçının da kendi üretim süreciyle birlikte klibe dahil olduğunu görüyoruz. Keti ve Beaten Fame gibi grupların videolarından da tanıdığımız Ömer Berkli'nin yönetmen koltuğunda oturduğu video klibin kreatif direktörlüğü ve senaryosunda ise grubun kadim dostu, müzisyen & YouTuber Emir Yargın'ın imzası bulunuyor. Yeni sound'lar deneme arayışına bu parçada da devam eden grubun yeni video klibini izlemek için hemen aşağıya!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veranin-yeni-albumu-karsinin-hikayesi-yayinda/", "text": "Geçtiğimiz yıl yayınladığı teklilerinin ardından Vera, 2 hafta önce yeni albümden ilk teklisini yayınlamıştı. 7 parçadan oluşan albümün tamamı ise bugün tüm dijital platformlarda yayında! Geçtiğimiz yıllarda sırasıyla yayınladıkları Mutluluk Reklamı, Saklanır Nisan ve Kahve Nevresimler teklileri ile birlikte Vera, 2019 yılında yayınlayacakları yeni stüdyo albümünün çalışmalarına da devam ediyordu. 4 Ocak'ta yeni albümden yayınladıkları Beyoğlu'nun Canını Almışlar parçası sonrasında grup, bugün itibarıyla Karşının Hikayesi isimli üçüncü stüdyo albümlerini tüm dijital platformlarda yayınladı. Altı yeni parça ve bir akustik versiyondan oluşan yeni albümde, Markiz Pastanesi ve Burgazada gibi İstanbul'un çeşitli simgelerine odaklanan parçalarda synthesizer, elektronik piyano ve glockenspiel gibi enstrümanları da duymak mümkün. Kayıtları Babajim İstanbul Stüdyoları, Çikolata Müzik Fabrikası ve Catchy Home Studio'da tamamlanan albümün prodüktörlüğünü, grubun vokalisti ve şarkı yazarı Arel Koray Nalbant üstleniyor. Mastering'lerde Steve Corrao, ayrıca albümün kapak fotoğraflarında ise Denef Huvaj ismini görüyoruz. Bu arada Vera, son albümleri Karşının Hikayesi ile birlikte 25 Ocak Cuma günü 19.00-20.00 arasında Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie ile Başköşe programının konuğu olacaklar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veyasin-yeni-solo-epsini-kamp-records-etiketiyle-yayinladi/", "text": "Mode XL ve Hey! Douglas projeleriyle tanıdığımız VEYasin, Universal Müzik Türkiye çatısı altında kurulan Kamp Records etiketiyle yeni solo rap EP'sini yayınladı. Ülkemizin önemli prodüktörlerinden olan VEYasin'in başında olduğu yeni yapım şirketi Kamp Records ilk işini yayınladı. VEYasin'in 3 parçadan oluşan solo rap EP'si Format #1 bugün itibarıyla yayında. Alternatif ve ana akım ayırt etmeksizin her türden müziği dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanan, Universal Music Türkiye çatısı altındaki Kamp Records'un bir sonraki yayınlayacağı iş, Türk müzik piyasasında daha önce az rastlanan bir sound'la dinleyicinin karşısına çıkacak olan genç kadın vokallerden Martino'nun yeni albümü olacak. Kamp Records'tan yayınlanacak işleri merakla beklerken, VEYasin'in Baksen, Dolap ve Dadandılar isimli parçalardan oluşan, 3 parçalık yeni EP'si Format #1'i dinlemek isteyenleri de hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veys-colak-in-ilk-albumu-denizin-ote-yani-yayinda/", "text": "Veys Çolak, 23 tekli ve 4 şarkılık bir EP'nin ardından müzikal üretimlerine Denizin Öte Yanı adlı uzunçalarıyla devam ediyor. Alternatif sahnenin sevilen ismi Veys Çolak, geçtiğimiz cuma günü Denizin Öte Yanı adlı albümünü dinleyicileriyle buluşturdu. Sevilen sanatçı, bu aralar daha önce altına imzasını attığı şarkılardan sonra üretimlerini bir albüm ile taçlandırmanın keyfini çıkarıyor. Denizin Öte Yanı, yalnızlık, insan ilişkileri, iç sesimizle konuşmak, aşk ve ayrılık gibi hayatın içindeki temaların üzerine yoğunlaşan bir albüm olmuş. Veys, albümde bir de Elçin Orçun ile yazıp söyledikleri Bu Da Mı Gol Değil adlı şarkıyla albümü bir düetle süslemiş. Denizin Öte Yanı, bünyesinde birçok farklı sound'u barındıran bir albüm. Elektronik pop tınılarının alternatif arabesk temasıyla birleşmesiyle ortaya çıkan albüm sound'u, dinlemesi kolay bir akış oluşturuyor. Veys Çolak'ın fırından yeni çıkan albümü Denizin Öte Yanı BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veys-colak-tan-yeni-album-oncesi-son-cikis-gulusumden/", "text": "Veys Çolak'ın yedi parçalık ilk albümünün ikinci teklisi Gülüşümden BBI Music Co. etiketiyle yayında! Veys Çolak, bu aralar ilk albümü olan Denizin Öte Yanı'nı yayınlamaya hazırlanıyor. Müzik sahnesinde sürekli üreten ve kendi deyimiyle en üretken döneminin meyvesi olan Denizin Öte Yanı'ndan iki tekli yayınlayan sanatçı, yeni albümünü dinleyicileriyle 15 Nisan'da buluşturmayı planlıyor. Denizin Öte Yanı'ndan ikinci ve son tekli olan Gülüşümden, güçlü bir synth sound'u ile hüzünlü bir müzikal dünya yaratıyor. BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Gülüşümden parçasının sözü, müziği, düzenlemesi ve gitardaki ismi sanatçının kendisi olurken, mix, mastering'de ise Anıl Çifter'in imzasını görüyoruz. Beat, One Might Stand olarak da bilinen Güven Gültekin'e ait. Gülüşümden'in bir de bir video klibi var. Veys Çolak'ın yedi şarkılık ilk albümüne hazırlık niteliğindeki ikinci teklisi Gülüşümden, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veys-colak-ve-akin-eldes-ortakligindan-yeni-tekli-yan/", "text": "Alternatif pop işleriyle tanıdığımız Veys Çolak, ülkemizin önemli gitar virtüözlerinden Akın Eldes'in de yer aldığı Yan adlı yeni teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Yıllardır birçok isme sahne ve stüdyoda gitarist kimliğiyle eşlik etmesinin ardından, son dönemde sözü, müziği ve düzenlemesi kendine ait olan şarkılarını solo olarak yayınlamaya devam eden Veys Çolak, Yan adlı yeni teklisini dinleyiciyle paylaştı. Bugüne kadar Melek Mosso, Eda Baba, Ceren Gündoğdu, Elçin Orçun, Melisa Karakurt gibi birçok isimle düet parçalarının yer aldığı onlarca parça yayınlayan Veys Çolak, bu parçanın final solosunda ise ülkemizin değerli gitar virtüözlerinden Akın Eldes'le iş birliğine gitmiş. Veys Çolak, bir yandan albüm hazırlıklarına devam ederken, bir yandan da önümüzdeki ay yayınlayacağı yeni düet parçasının hazırlıklarıyla uğraşıyor. Tüm dijital platformlarda BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Yan parçasına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/veys-colaktan-yeni-album-habercisi-yaralara-saygilar/", "text": "Veys Çolak'ın yeni uzunçalarından ilk teklisi Yaralara Saygılar BBI Music Co. etiketiyle yayında! Veys Çolak yeni albümünün ilk teklisi olan Yaralara Saygılar ile geçmişte deneyimlerine hüzünlü bir selam veriyor. Veys Çolak, yeni albümü Denizin Öte Yanı'ndan ilk şarkısı olan Yaralara Saygılar'ın sözünü, müziğini ve düzenlemesini üstleniyor. Gitarıyla birlikte şarkıyı süsleyen sanatçı, Gencay Kıymaz ve Anıl Çifter ile çalışıyor. Veys Çolak'ın en üretken dönemlerimin meyvesi olarak tanımladığı Denizin Öte Yanı adlı ilk uzunçaları, yalnızlığın duygusal derinliklerini, iç sesimizle konuşmalarımızı, aşk arayışımızı ve kalp kırıklıklarımızı geçmişi sorgulayarak anlatıyor. 7 şarkılık yeni albümünden Veys Çolak, Gülüşümden adlı ikinci teklisini ise 1 Nisan tarihinde paylaşacak. Veys Çolak, yeni albümünün söz yazarlığını, multi-enstrümanistliği ve aranjörlüğünü üstleniyor. Veys Çolak'ın yeni şarkısı Yaralara Saygılar'ı aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/video-arctic-monkeys-one-for-the-road/", "text": "'den ikinci video klip çalışmasını paylaştı. DİNLE | Arcade Fire'ın yeni albümü Reflektor!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/video-meriva-hepberaberyalniz/", "text": "Bir Baba Indie olarak yakından takip ettiğimiz yerli gruplardan Meriva ilk albümü ile aynı ismi taşıyan Hepberaberyalnız şarkılarına klip çekti. Klibin yönetmen koltuğunda ise Bora Bekiroğlu oturuyor. It Is Red ekibinden olmasının yanısıra Can Bonomo, Avam Garde Trio ve Odylle ile çalışan bir müzisyen. Yönetmen koltuğunda müzisyenin ruh halini anlayan, hatta sıcağı sıcağına yaşayan birinin olması çok önemli bir şey. Müzisyenin ne anlattığını onun dilinden anlayıp, aynı dille cevap verebilecek kişi olması önemli bir ayrıntı. Ayrıca klipte oyuncu olarak yer alan Hazal Kazancı'yı da Dream TV'den biliyoruz. Klip ile ilgili diğer detayları grupla hiç konuşmadık ama buradan görünen kısmıyla üzerinde titizlikle çalışılıp, tüm detayları incelenmiş olduğu kanısına kapıldım. Gözle görülen klibin ve duyulan şarkının elbetteki en büyük emeği Meriva'ya ait ama arka plandaki isimlerin seçimi ve ortaya çıkan sonucuna bakılırsa bu buluşmalar ile Meriva, doğru seçimlerle yoluna devam ediyor. Daha önceki yazılarımızda da belirtmiştik ve sık sık dile getiriyoruz. Meriva iyi bir grup ve kendi yaşam alanlarını korudukları sürece kiminle çalıştıkları bir yana dursun hep varlığını sürdürecektir. Yani şunu demek istiyorum; mesela bu klibi başka bir ekip çekseydi de aynı ruhu yakaladığı sürece farklı bir iş çıksa bile iyi bir iş ortaya çıkardı. Bazen ne kadar iyi şoför olursanız olun, sürdüğünüz arabanın performansına göre sizin şoförlüğünüzün kalitesi artar. Meriva'nın Hepberaberyalnız albümü 3 Kasım'dan itibaren Babajim etiketiyle hayatımızda yerini alacak. Bizde daha önce konserlerde severek dinlediğimiz grubu evimize, arabamıza taşıyacağız. Tabi ki konserlerini ihmal etmeden. Albümün tanıtım konseri ise, 5 Kasım Salı gecesi Babylon sahnesinde gerçekleşecek. Bu arada klipteki diğer emeği geçen isimleri de paylaşalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/ville-valonun-muzikal-alacakaranligi-icerisindeki-ilk-solo-albumu-neon-noir/", "text": "HIM severlerin, özellikle Ville Valo hayranlarının uzun süredir beklediği albüm, Neon Noir nihayet yayınlandı. Grubun 2017'de dağılmasının ardından herhangi bir HIM materyalinin yayınlanmayacağı düşünülüyordu ki, pandemi başlarında Instagram'da açıldığı Heartagram adlı bir sayfa Ville Valo'ya ait olduğu söylentiler yönündeydi. Hesap elbette Valo'nundu ve HIM içerisinde olmasa da solo olarak yeni materyallerini dinleyicileriyle buluşturmak için hazırdı. Ville Valo, müzik üzerinde çalışmak istediğini ancak bir grup olarak değil solo olarak takılmak istediğini verdiği röportajlarındaki demeçlerde vurguluyordu. 2020'de VV adıyla Gothica Fennica Vol.1 EP'si yayınlandı ve bu, EP'nin devamı geleceği kesin olarak garantisini veriyordu. Geçtiğimiz sene Loveletting adında bir tekli yayınlandı ve bu teklinin, içinde yer alacağının duyurulduğu Neon Noir albümüne aitti. 13 Ocak'ta UMG/Spinefarm tarafından dağıtılan albüm Heartagram Records etiketiyle yayınlandı. 12 şarkının yer aldığı albüm (Gothica Fennica Vol.1'daki şarkılar da albümde), Ville Valo ve yapımcı Tim Palmer tarafından kaydedildi. Bir solo albüm olduğu için mix ve mastering dışında hiçbir dış yardım olmadan özenle hazırlandığı açıkça belli oluyor. Müzikal alacakaranlığı içerisindeki ilk solo albümünü yayınlayan Ville Valo, albümün devamı geleceğini sinyallerini veriyor. 80'ler müziğine ilgi duyanların Neon Noir'i sevebileceğini düşünüyorum çünkü Valo, müziğini oluştururken Depeche Mode ve Black Sabbath'ın sözlerinden ilham alıyor. Her parça için konuşamam ama dikkatli dinlenildiğinde bu lezzeti yakalamak son derece mümkün. Albümden In Trenodia, Heartful of Ghost beni başlıca yakalayan şarkılar olurken, Vertigo Eyes, Echolocate Your Love ve Neon Noir, albümün yıldız şarkıları."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vince-staples-iki-yeni-album-hazirliginda/", "text": "Amerikalı müzisyen Vince Staples, iki tane yeni albüm hazırlığında olduğunu açıkladı. Oyuncu ve rapçi Vince Staples, geçtiğimiz günlerde komedyen Desus Nice ile GQ dergisinin Mayıs sayısına röportaj için bir araya geldi. Röportajda müzisyen, yazın bir adet kendi ismini taşıyan bir adet de Ramona Park Broke My Heart isimli yeni albümler yayınlayacağını açıkladı. Röportaj, çoğunlukla sanatçının COVID günlerindeki rutininin nasıl olduğundan ve hayatının bu süreci nasıl geçirdiğinden bahsedilmiş. Vince Staples ve Ramona Park Broke My Heart albümleri, müzisyenin en son 2018'de Def Jam Recordings aracılığıyla çıkan FM! albümünden sonra Blacksmith Recordings etiketiyle ilk çıkacak albümler olma niteliğinde. Vince Staple'ın yeni albümlerini beklediğimiz bu süreçte diğer parçalarını dinlemek isterseniz aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vincent-baykal-ada-ve-hiko-hikmetovdan-yeni-ortak-tekli-bosuna/", "text": "Sapan grubunun dağılmasından sonra müzik çalışmalarına solo olarak devam eden Vincent Baykal Ada ve Hiko Hikmetov'un birlikte yazıp seslendirdikleri Boşuna isimli şarkı yayında! 2010 ile 2017 yılları arasında faal olan, birlikte kurdukları Sapan grubunun dağılmasından sonra müzik çalışmalarına solo olarak devam eden ikili, Hiko Hikmetov'un 2021 yılında yayınlamış olduğu Yollar ve Kalbin Odaları isimli şarkılarında birlikte çalışmış, eski zamandan kalan bir arada şarkı yazma alışkanlığından da kuvvet alarak, Boşuna adlı şarkıyı birlikte yazıp seslendirdi. Vincent Baykal Ada'nın evinde kaydedilen Boşuna parçasının müzik, söz ve düzenlemesi her iki müzisyene ait, mix ve mastering'lerinde ise Tahsin Güngör Aktürk imzası bulunuyor. Şarkı, geçmişte yaşanan burukluklara rağmen geleceğe daha umutlu bakmak isteyen bir zihnin izlerini yansıtıyor. Olumsuz düşünce ve sözlere karşın, rüzgarların nefesi hep burada, bu sözlerin hepsi boşuna sözlerini de geçirmeyi ihmal etmiyor. Melankoli ve coşkuyu bir arada barındıran şarkı, Marcel Carne'nin 1938 yapımı Hotel Du Nord isimli filminden repliklerle sona eriyor. Vincent Baykal Ada ve Hiko Hikmetov'un yeni teklisi Boşuna'yı dinlemek isteyenleri aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vincent-baykal-adanin-yeni-epsinden-son-tekli-yayinda/", "text": "Alternatif sahneden Vincent Baykal Ada, 4 Kasım'da yayınladığı Ve Çok Karanlık teklisiyle birlikte üç parçalık EP'sini tamamladı. İlk olarak bağımsız sahneden Sapan grubuyla tanıdığımız üretken isim Vincent Baykal Ada, solo projesiyle Biraz Umutlu ve Çok Karanlık Bu Öfke adlı 3 şarkılık EP'sini yayınladı. Geçtiğimiz aylarda yayınladığı Bu Öfke ve Biraz Umutlu teklileri sonrasında paylaştığı Ve Çok Karanlık parçasıyla 3 şarkılık EP'sini tamamladı. Temelini 80'li yılların synth melodilerinin oluşturduğu yeni teklide, söz ve müziğin haricinde parçanın düzenlemesi, mix'i ve mastering'i de yine Vincent Baykal Ada tarafından yapılmış. Şarkının kapak fotoğrafı EP'nin ilk iki teklisinde olduğu gibi Gökşin Doğa Egesoy, tasarımı ise İrem Şahinbaş imzası taşıyor. Çıkmaza giren bir kişinin kısa hikayesini, bu durumundan kurtulma çabasını anlatan Ve Çok Karanlık parçasıyla birlikte EP'nin tamamını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vincent-baykal-adanin-yeni-teklisi-odamda-yayinda/", "text": "İlk olarak Sapan grubuyla tanıdığımız Vincent Baykal Ada'nın yeni teklisi Odamda GTR Müzik etiketiyle yayınlandı! Vincent Baykal Ada, solo projesiyle 2020 yılında yayınlamaya başladığı teklilerine bir yenisini daha ekledi. Geçtiğimiz yıl yayınladığı beş parçanın ardından Vincent Baykal Ada'nın İnsanlık, zor bir hastalığın kaosu ve yüküyle boğuşurken, kendimle baş başa kaldığım zamanki duygularımın bir ifadesi ve kendimce bir dengede kalma çabası diye tanımladığı Odamda adlı yeni teklisi 15 Ocak tarihinde GTR Müzik etiketiyle yayınlandı. 2020'nin kasım ayında çıkardığı Gölgeler single'ının devamı niteliğinde olan parçanın müzik ve düzenlemesi tamamen müzisyene aitken, sözlerin yazımında eşi Ecem Önol Ada da katkıda bulundu. Parçanın mix mastering'i ise Haktan İlhan'ın imzasını taşıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vintage-disco-ile-gecmise-yolculuga-cikiyoruz/", "text": "Multiworks, geçtiğimiz yıl Ekim ayında düzenlediği Moda ve Müzik Festivalinin ardından Vintage Disco etkinliğiyle geçmişin ruhunu günümüze taşımaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Multiworks tarafından KüçükÇiftlik Park'ta düzenlenen, Türkiye'nin ilk dress-code'lu festivali olan Moda ve Müzik Festivali sonrasında Multiworks bu sefer de Vintage Disco etkinliğiyle disco kültürünü ve vintage ruhunu bir araya getiriyor. Cartel ve Karakan sonrasında uzun yıllardır DJ Set'erine devam eden Kabus Kerim'in dışında Ana Sahne'de Kiwi, Discolog ve DJ Set'lerine Kejura ismiyle devam eden, Bir Baba Indie'nin kurucularından Cihad Satıroğlu yer alacak. Alternatif Sahne'de ise Yakuza, Murathan Özbek & Can Balta ve Jamie S yer alacak. DJ Set'lerin haricinde, alanda yer alacak Madame Tussauds figürleri ile 23 Şubat Cumartesi gecesi İstiklal Caddesi üzerindeki Grand Pera'nın tarihi Cercle d'Orient binasında disko ruhu yeniden canlanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/vodafone-istanbul-calling/", "text": "Bu sabah itibarıyla tüm sosyal medya, Pozitif Live tarafından açıklanan Vodafone Istanbul Calling konserler dizisine gelecek isimler ile çalkalandı. Özellikle Sigur Ros ve The National gibi isimlerin açıklanmasıyla yaz ortasında yaşayacağımız tarifsiz duyguları düşünüp şimdiden terlemeye başlasak da açıklanacak olan diğer grupları da merak etmeden duramıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/voxtrottan-14-yilin-ardindan-yeni-tekli-geldi/", "text": "Austin asıllı indie-rock grubu Voxtrot, 14 yıl sonra Another Fire adlı yeni teklilerini yayınladı. Şarkı, nostaljik havası olan bir evin içinde çekilmiş bir kliple birlikte bizlerle buluştu. Voxtrot ile aynı ismi taşıyan tek ve tamamlanmış albümleri, 2007'de yayınlanmış, ancak grup 2010'da resmi olarak ayrılma kararı almıştı. 2022'de ilk EP'lerinin Early Music derlemesi olarak yeniden yayınlanması ve Cut From the Stone: Rarities & B-Sides'ı çıkarmaları dışında pek aktif olmayan grup bu derlemelerle dinleyicilerine bir umut vermişlerdi. Geçtiğimiz yıl tur için tekrar bir araya geldikten sonra şimdi de 14 yıl aradan sonra ilk yeni teklileri Another Fire'ı yayınladılar. Bu yılın başlarında grubun beş üyesi de yeni projeler üzerinde çalışmak için Lockhart, Teksas'ta bir araya gelmişlerdi. Grubun gitaristlerinden biri olan Srivastava 2022'de bir basın bülteni aracılığıyla diğer üyelerle sahnede olduğunu rüyasında gördüğünü söylemiş ve Kalbimde o kadar güçlü ve elle tutulur bir sevgi hissi vardı ki uyandığımda hala yanımdaydı. Telefonumu açtım ve sosyal medyada 'Voxtrot' ile etiketlenen şeylere bakmaya başladım şarkılarımızı söyleyen gençler, Voxtrot dövmesi olan insanlar... Bu da gruba hala ne kadar çok sevgi olduğunu anlamamı sağladı. Ayrıldığımızdan beri ilk kez bunu yapmamız gerektiği çok ama çok açık görünüyordu. diye eklemişti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warhaus-albumu-desire-ile-duyurdu/", "text": "Balthazar'dan tanıdığımız Maarten Devoldere'nin Warhaus adlı solo projesinden, 11 Kasım'da Ha Ha Heartbreak adlı yeni bir albüm geliyor. Uzunca bir süredir Balthazar adlı indie rock grubuyla müzik dünyasına kendini tanıtan Devoldere, 2016'da solo çalışmalarını paylaşabilmek adına başlattığı Warhaus projesi altında şu ana kadar iki albüm çıkardı: We Fuck a Flame Into Being ve kendi adını taşıyan, aynı zamanda sound'unu uzun süredir müzik yaptığı grubundan keskince ayırmasını sağlamış ikinci çalışması. Ha Ha Heartbreak, birçok anlamda, Warhaus projesinin soundunun gelişiminde yeni bir evre. Warhaus'u şu ana kadar tanımlamış, Balthazar'a kıyasla solo şarkıcı-söz yazarı kıvamına daha yakın, Leonard Cohen ve Serge Gainsbourg eğilimindeki besteler, bu sefer daha ritmik bir destek buluyor. Sanatçının her zamankinden daha etkin narin, bariton vokalleri, sadece alışageldik soft rock ve alt-pop türevleriyle değil, soul gibi renklerle de harmanlanıyor. Ortaya çıkan Desire gibi sonuçlar, Warhaus'un leziz olgunluğundan ödün vermeden, aynı karakteri ve hikayeyi heyecan verici yeni bir çevreye taşıma dengesini ustaca tutturuyor. Ha Ha Heartbreak, 11 Kasım'da Play It Again Sam desteğiyle, Türkiye'de GRGDN Müzik iş birliğiyle çıkıyor. Çıkış single'ı Desire'ı aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warhaus-un-yeni-teklisi-open-window-yayinda/", "text": "Balthazar grubunun vokali ve gitaristi olarak tanıdığımız Maarten Devoldere'nin tek kişilik projesi Warhaus'tan yeni tekli geldi. 2017'de yayınladığı ikinci albümü Warhaus'un ardından beş sene boyunca herhangi bir parça yayınlamayan Devoldere, dün gece yayınladığı Open Window ile alternatif müzik sahnesine geri döndü. Open Window, Balthazar ve Leonard Cohen sound'larını birleştiren bir Warhaus şarkısı olarak karşımıza çıkıyor. Warhaus, Open Window ile birlikte yeni çıkacak olan albümünü de müjdeledi. Üçüncü albümüne dair alp kırıklığı ve onun inkarıyla ilgili böylesine utanmazca romantik bir şarkı yazmak bana özgürmüşüm gibi hissettirdi. Umarım siz de beğenirsiniz! diyerek önümüzdeki aylarda kalp kırıklığı sahneleriyle dolu yeni bir albüme kavuşacağımızı belirtti. Open Window, Maarten Devoldere ve Tjis Delbeke tarafından yazıldı. Şarkının prodüktör koltuğunda Jasper Maekelberg'i görüyoruz. Warhaus'un yeni teklisi Open Window'un bir de video klibi var. 5 dakika 36 saniye süren video klip tek çekim olarak planlanmış. Avrupai bir havaya sahip olan bu klip, 70'lerin Fransız filmlerinden sahneleri andırıyor. Warhaus'un yeni teklisi Open Window, aşağıdaki linklerden dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warhausdan-yeni-tekli-thime-bomb/", "text": "Warhaus'un 11 Kasım'da çıkacak yeni albümü 'Ha Ha Heartbreak'in dördüncü teklisi 'Time Bomb' yayında! Belçika'nın önde gelen alternatif sanatçılarından Maarten Devoldere'nin solo projesi Warhaus'dan, 11 Kasım'da Play It Again Sam desteğiyle, Türkiye'de GRGDN Müzik işbirliğiyle Ha Ha Heartbreak adlı yeni bir albüm geliyor. Albümün duyurusu ile beraber sırayla gelen teklilerin dördüncüsü Time Bomb'da Devoldere, şimdiye kadar oluşturduğu salgın, zarif ve retro profilini bozmadan bu sefer de şarkısında zamanlı bomba metaforunu kullanıyor. Solist, içinde bulunduğu ilişkiyi bu nesnenin hem kaçınılmaz patlayışına, hem de cazibesinin tehlikeliliğiyle özdeşleştiriyor. 2004'ten beri Balthazar adlı indie rock grubuyla müzik dünyasının tanıdığı Devoldere, grupla beraber müzik yaparken aynı zamanda solo çalışmalarına da bir alan sağlamak amacıyla 2016'da başlattığı Warhaus adlı projesi altında şu ana kadar iki albüm çıkardı: We Fucked a Flame Into Being ve kendi adını taşıyan, aynı zamanda sound'unu grubundan daha keskin bir çizgiyle ayırmasını sağlamış ikinci çalışması. Ha Ha Heartbreak, birçok anlamda, kendi sound'unu geliştirmesinde yepyeni bir evre. Warhaus'u şu ana kadar tanımlamış, Balthazar'a kıyasla solo şarkıcı-söz yazarı kıvamına daha yakın ve bu sefer daha ritmik bir yöne doğru evriliyor. Sanatçının alışık olduğumuzdan daha etkin narin, bariton vokalleri, sadece soft rock ve alt-pop türevleriyle değil, soul ile de harmanlanıyor. Time Bomb'u dinlerken, Warhaus'un ilk baştan beri oluşturduğu karakteristik müziğinden ödün vermeden, kendi sound'unu daha farklı türlerle harmanladığını açıkça görebiliyoruz. Warhaus'un yeni teklisi Time Bomb'u aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warhausun-yeni-teklisi-popcorn-videosuyla-yayinda/", "text": "Warhaus'un Belçikalı sanatçı Sylvie Kreusch'un eşlik ettiği yeni teklisi Popcorn yayında! Warhaus, bildiğiniz gibi Belçika'nın önde gelen alternatif müzik gruplarından Balthazar'ın vokalisti Maarten Devoldere'nin solo projesi. Geçtiğimiz haftalarda Warhaus'u Zorlu PSM'de gerçekleşen MIX Festivali'nde bir kez daha dinleme fırsatı bulmuştuk. Grup, üçüncü albümü Ha Ha Heartbreak'ten bir yol sonra, yeni teklisini Türkiye'de GRGDN Müzik temsilciliğindeki Play It Again Sam etiketiyle yayına aldı. Warhaus'un ilk iki albümü; We Fucked A Flame Into Being (2016) ve Warhaus'ta (2017) da yer alan Belçikalı sanatçı Sylvie Kreusch'un eşlik ettiği bu parça, Warhaus'un kendine has karanlık ve tutkulu tarzını yansıtan, ritmik ve melodik bir parça olarak dikkatleri çekiyor. Video klibiyle birlikte yayınlanan Popcorn parçasına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warpaint-9-kasimda-babylonda/", "text": "2010 yılında çıkardıkları The Fool albümlerinden beridir hayatımızda güzelce yer etmiş olan Warpaint, 9 Kasım Cumartesi gecesi ülke topraklarında ilk kez sahne alacak. Red Hot Chili Peppers'ın eski gitaristi John Frusciante'nin desteklediği ve Wristcutters: A Love Story filmiyle de gönlümüze işlenmiş olan oyuncu Shannyn Sossamon'un da bir dönem içinde yer aldığı grup, ilk olarak albüm öncesi aynı yıl yayınladıkları Exquisite Corpse adlı EP'leri ile dikkatleri çekmişti. Bu Cumartesi günü Babylon sahnesinde izleyeceğimiz 4 hanımdan oluşan Warpaint ayrıca ikinci albümlerini de Ocak ayı itibariyle çıkartmaya hazırlanıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warpaintin-yeni-albumunden-ikinci-tekli-stevie-yayinda/", "text": "Warpaint'in altı yıl aradan sonra yayınlayacağı yeni albümünden ikinci tekli Stevie yayında! Los Angeles çıkışlı indie rock grubu Warpaint, altı yıllık bir aranın ardından yayınlayacağı yeni albümü Radiate Like This'ten ikinci teklisi Stevie ile tekrar karşımızda! Albümden ilk olarak paylaştıkları Champion parçasına göre daha sakin bir şekilde ilerleyen yeni parça, Chris Holmes tarafından yaratılan bir sanat ve teknoloji kolektifi olan Fascinated By Everything ile iş birliğiyle hazırlanan videosuyla birlikte yayınlandı. 6 Mayıs tarihinde yayınlanacak yeni Radiate Like This albümü sonrasında 1 Haziran tarihinde ise Zorlu PSM'de izleme fırsatı bulacağımız Warpaint'in yeni teklisine ve videosuna aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warpaintten-gang-of-four-yorumu-geldi/", "text": "Amerikalı indie rock grubu Warpaint, Gang of Four'un Paralysed parçasını yorumladı. 1976 İngiltere çıkışlı post punk grubu Gang of Four'un kurucularından Andy Gill, geçtiğimiz sene vefat etmeden önce Entertainment! albümünün retrospective'i üstünde çalıştığını açıklamıştı. Ani ölümünün ardından eşi Catherine Mayer, müzisyeni anmak ve projelerini devam ettirmek adına çeşitli sanatçılar tarafından müzisyenin parçalarının yorumlandığı bir tribute albüm hazırlıklarına başladı. Geçtiğimiz günlerde ise albümden Paralysed parçasının Warpaint yorumu yayınlandı. Meyer'ın yaptığı açıklamaya göre, Andy Gill Warpaint'in büyük bir hayranıydı ve o nedenle hayatta olsaydı grubun bu albümün bir parçası olduğunu duymaktan büyük mutluluk duyardı. Warpaint'in Gang of Four Paralysed parçasının yorumuna aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/warpaintten-ismi-gibi-yeni-bir-şarkı-geldi-new-song/", "text": "Üzerine en çok paylaşım yaptığımız grupların başında gelen Warpaint, 23 Eylül tarihinde çıkartacağını açıkladığı yeni albümü Heads Up'tan yeni bir single yayınladı. İsmi de kendi gibi 'yeni bir şarkı' olan New Song'un bulunduğu Heads Up albümünü ön sipariş vermek için şuradaki linkten faydalanabilirsiniz. Ayrıca albümün açılış parçası olacak White Out isimli parçanın canlı performans kaydını da buradan dinleyebilirsiniz. Bu 2 parçaya baktığımda, kendi isimlerini taşıyan, çok sevdiğim 2014 yılı Warpaint albümünün devamı şeklinde bir albüm geleceğini düşünüp, daha da heyecanlanmaya başlıyorum. Bakalım neler çıkacak!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/weezerdan-surpriz-bir-cover-albumu-geldi/", "text": "Amerikalı alternatif rock grubu Weezer'dan sürpriz bir cover albümü geldi. Weezer ismi verilen 10 parçalık albüm yayında. 1992 yılında Los Angeles'ta kurulmuş olan Weezer'dan yeni bir cover albümü geldi. Michael Jackson, Black Sabbath, a-ha, Eurythmics, Toto ve daha birçok ismin tam 10 parçasından oluşan albümde Billie Jean, Paranoid, Take On Me, Stand By Me, Africa gibi klasik parçalar da yer alıyor. Son olarak 2017 yılında Pacific Daydream isimli albümünü yayınlayan Weezeer, bir yandan da The Black Album isimi yeni albümünü çıkarmaya hazırlanıyordu. Daha önceden yayınladıkları Zombie Bastards ve Can't Knock the Hustle isimli single'larının yanı sıra yeni parçaların da yer alacağı albüm 1 Mart tarihinde yayında olacak. Weezer'ın yeni albüm öncesinde gelen sürpriz cover albümüyle geçmişe dönmek isteyenleri biz de hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/weezerdan-yeni-albümler-geliyor/", "text": "Kaliforniya çıkışlı alternatif rock grubu Weezer'dan yeni albüm duyuruları! Van Weezer haftaya, OK Human ise 7 Mayıs'ta yayında! Weezer, 2019 yılında yayınladığı Weezer ve Weezer sonrasında iki yeni albümünü daha müjdeledi. Albümlerden biri, geçen yıl piyasaya sürmeyi planladığı ancak pandemi sebebiyle ertelemek zorunda kaldığı, metal müzikten ilham aldığı Van Weezer albümü. Bu albümün 7 Mayıs tarihinde yayında olacağı belirtilirken, OK Human ismini taşıyan bir diğer albümün ise gelecek hafta yayında olacağı açıklandı. OK Human albümünün yayın tarihi ile alakalı detaylı bilgi ise grubun albüm için açtığı web sitesinde, birtakım captcha doğrulamalarını geçtikten sonra 29 Ocak'ta yayınlanacağı doğrulanıyor. Albümden yayınlanacak ilk single olan All My Favorite Songs ise 21 Ocak Perşembe günü yayında olacak. Radiohead'in OK Computer albümüne açık bir gönderme yapılan OK Human dışında yayınlanacak Van Weezer albümü ise grubun alışılmış tarzının tamamen dışında bir albüm olacak. Weezer ayrıca, Johnny Cash, Yeah Yeah Yeahs, REO Speedwagon, Neil Young gibi isimlerin parçalarının yer aldığı All My Favorite Songs adlı Spotify çalma listesiyle hayranlarını albümün ilk parçasına da hazırlamayı ihmal etmiyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/weezerin-yeni-albumunden-ilk-sarki-yayinda/", "text": "Weezer yayınlayacağı yeni albümü Van Weezer'dan yeni teklisi The End of the Gamei video klibiyle birlikte paylaştı. Amerikalı Weezer, 15 Mayıs 2020'de yayınlamayı planladığı yeni albümü Van Weezer'dan ilk teklisini paylaşıma açtı. Bu yıl içerisinde Weezer ve Weezer ismiyle iki uzunçalar yayınlayan grubun bu parçayla birlikte gitar riff'inin ve sololarının çok daha bol kullanıldığı parçalar ürettiğini görüyoruz. Konuyla ilgili olarak grubun frontman'i Rivers Cuomo yaptığı açıklamada, son zamanlarda konserlerde atılan çılgın gitar sololarında seyircinin delirdiğini gördüklerini ve bu sebeple de bu albümde daha fazla gitar solosu kullandıkları ifade etmiş. Weezer'ın önümüzdeki yıl yayınlayacağı Van Weezer albümünden yayınladığı ilk şarkı The End Of The Game hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wevalin-yeni-albumunden-ilk-parcasi-yayinda/", "text": "Amsterdam çıkışlı elektronik müzik ikilisi Weval, hem yayınlayacağı ikinci stüdyo albümünün çıkış tarihini duyurdu hem de albümden yeni parçasını yayınladı. Sevdiğimiz elektronik müzik duo'larından Weval, 13 parçadan oluşacak yeni albümünün çıkış tarihini, hemen sonrasında ise yeni albümünden ilk single'ını yayınladı. 2016 yılında kendi isimleriyle yayınladıkları ilk albümlerinin ardından, 1 Mart tarihinde The Weight isimli yeni uzun çalar albümünün Kompakt etiketiyle yayınlayacağını açıklaması sonrasında ikili, albümden ilk single olan Heaven, Listen'ı da dinleyicileriyle paylaştı. 1 Mart tarihini iple çekerken yeni şarkıyı da aşağıya bırakıyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wham-belgeseli-geliyor-hazir-misiniz/", "text": "Wham! belgeseli, George Michael ve Andrew Ridgeley'nin ortaokul arkadaşlıklarından dünyaca ünlü pop yıldızlarına dönüşme hikayesini ele alıyor. 80'lerin en başarılı İngiliz pop gruplarından Wham!'in öyküsünü anlatan Netflix belgeselinden ilk fragman yayınlandı. Film, grup üyeleri George Michael ve Andrew Ridgeley'nin ergenlik çağındaki dostluklarından başlayıp Wham!'in doğuşuna ve sonrasında dünyaca ünlü pop yıldızları haline gelme serüvenlerine odaklanıyor. Aynı zamanda, Michael'ın gey ikonu olarak doğuş hikayesini de izleyicilerle paylaşıyor. Belgesel, ikilinin daha önce yayınlanmamış röportajlarına ve kamera kayıtlarına yer vererek grubun Michael ayrılmadan önceki dört yıllık kariyerini mercek altına alıyor. Yönetmen ise Fyre: Festival Fiyaskosu belgeselinden tanıdığımız Chris Smith. Belgesel 5 Temmuz'da Netflix'te yayınlanacak. Size nostalji yaşatacak belgeselin fragmanını ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/whilk-miskyden-bu-yilin-ikinci-teklisi-yayinda/", "text": "Whilk & Misky, bu yılın ikinci teklisi The Date'i Fox Lane Music etiketi ile yayına aldı. 2012'de İngiltere'de şarkıcı/gitarist Charlie Dickens ve elektronik müzik prodüktörü/enstrümantalist Nima Khaste tarafından kurulan Whilk & Misky, yeni teklisi The Datei yayına aldı. Geçtiğimiz ay çıkardıkları The Meeting'i takip eden The Date, ikilinin heyecanla beklenen albümlerinden ikinci tekli olma niteliğinde. Whilk & Misky grubunun ilk albümleri Soheyloo'nun 6 Ağustos'ta çıkması planlanıyor. Yeni parçaları hakkında Dickens, favori parçalarından biri olduğunu ve albümün en heyecan verici parçası olduğunu belirtti. İkilinin çıkaracakları ilk albüm olan Soheyloo, ruh arayışında olan Batılı bir çocuk ile özgür ruhlu İranlı bir kızın kaçınılmaz karşılaşmasını ve onları ayırmaya çalışan sosyal, dini ve politik gizli tuzakları anlatıyor. Altı parçadan oluşacak Whilk & Misky'nin albümünden ilk iki tekliye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wilconun-summerteeth-albumu-yenilenmiş-haliyle-tekrar-dinleyicisiyle-bulusuyor/", "text": "Geçtiğimiz sene Summerteeth albümünün 20. yılını kutlayan Amerikalı ünlü alternatif rock grubu Wilco, albümünü yeni demolar ve canlı performans kayıtları ile 6 Kasım'da yeniden yayınlayacağını açıkladı! Beş CD'den oluşacak olan albüm, orijinal halinin Bob Ludwig tarafından yeniden düzenlenmiş versiyonunu ve Tried and True, I'm Always in Love, ve She's a Jar gibi parçaların yayınlanmamış demolarını da içerecek. Aynı zamanda Colorado's Boulder Theatre'da 2019'da yaptıkları konserin canlı kaydını da içerecek olan albüm, My Darling, Every Little Thing ve Viking Dan gibi parçaların da alternatif versiyonları ile zenginleştirilmiş olacak. 6 Kasım'da yayınlanacak olan Summerteeth, ufak dokunuşlarla yenilenmiş olan albüm kapağı, grup üyeleri Jeff Tweedy ve John Stirratt ile röportajlar ve popüler müzik dergisi MOJO'nun editörü John Mulvey'den notlar da içerecek. Albümün orijinal haline ve yeniden düzenlenmiş olarak piyasaya sürülecek olan versiyonunun parça listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wild-beasts-dağıldığını-açıkladı/", "text": "İngiliz Indie Rock dörtlüsü Wild Beasts bugün sosyal medya hesaplarından yaptığı şok açıklamayla, kişisel sebeplerden ötürü dağıldığını açıkladı! Yayınladıkları notta hayranlarına da teşekkür etmeyi unutmayan grup, yarın sabah yeni bildirimlerle geri döneceğini de belirtti. Salon İKSV'nin yeni sezon programında 11 Ocak 2018 tarihinde konser vereceği açıklanan grup, Salon'un açıklamasına göre o tarihte yine 4 kişi olarak Salon sahnesindeki yerini alacak ve son İstanbul konserini vermiş olacak. İlk olarak 2008 yılında Limbo, Panto albümüyle piyasaya giriş yapan grup, geçtiğimiz yıl ise Boy King isimli albümünü piyasaya sürmüştü. Grubun tüm sevenlerine geçmiş olsun dileklerimizi iletirken güzel bir kliple de özlemle hasretle kucaklıyoruz sizleri sevgili Wild Beasts."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wild-beastten-yeni-albüm-geliyor-boy-king/", "text": "İngiliz Indie Rock oluşumu Wild Beasts yeni albümünü 5 Ağustos tarihinde, Boy King isminde çıkartacağını açıkladı. 2014 yılı albümü Present Tense'den 2 sene sonra yayınlayacağı, grubun 5. albümü Boy King'de toplam 10 şarkı bulunuyor. Bu albümde St. Vincent, Explosions in the Sky gibi gruplarla işler yapmış olan ünlü yapımcı John Congleton ile çalışıldığını da belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wild-nothing-yeni-teklisi-headlights-on-ile-bizlerle/", "text": "Wild Nothing önümüzdeki ekim ayında Hold albümü ile beş yıllık sessizliğini bozmaya hazırlanıyor. Yeni tekli Headlights On ile sizleri baş başa bırakıyoruz. Wild Nothing 2018'de yayınladığı son albümü Indigo'nun ardından Hold isimli yeni albümünün duyurusunu yaptı. Captured Tracks etiketiyle 27 Ekim'de çıkacak albüm, Hatchie'nin yer aldığı yeni tekli Headlights On ile birlikte duyuruldu. Kendisini oldukça popüler olan çalışmalarından Chinatown ile hatırlayabilirsiniz. Grubun kurucusu Jack Tatum yeni Wild Nothing albümünü eşi Dana'nın yanı sıra Hatchie, Molly Burch, Becca Mancari ve Beach Fossils'den Tommy Davidson'un katılımıyla gerçekleştirdi. Tatum yaptığı basın açıklamasında, Bu albüm üstüne çok uzun zamandır çalışıyorum ve bu yüzden gün yüzüne çıkacak olması konusunda hem heyecanlı hem de endişeliyim. Bu çalışma bir baba olarak da ilk kaydım. Aynı zamanda da müzik dünyasına atıldığımdan beri kendi prodüksiyonum olan ilk kaydım olma özelliğini taşıyor diyor. Biz de en az onun kadar heyecanlıyız ve albümün çıkmasını iple çekiyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/will-butlerdan-album-oncesi-son-tekli-bethlehem/", "text": "Arcade Fire'dan Will Butler, solo projesiyle yayınlayacağı albümünden Bethlehem adlı yeni teklisini dinleyiciyle buluşturdu. Will Butler, 25 Eylül'de yayınlayacağı uzunçaları Generations'tan üçüncü teklisi Bethlehem'i dün itibarıyla yayına aldı. Geçtiğimiz ay Close My Eyes ve onun öncesinde albümden ilk olarak Surrdender'ı paylaşan Will Butler, albüm öncesinde son teklisini de paylaşarak Generations için geri sayımı başlattı. Bethlehem adlı yeni parçada, Trump'ın başkanlığından ve Yeats'in The Second Coming adlı şiirinden ilham aldığını söyleyen Butler yaptığı açıklamada, Çoğu insan gibi, 2016 seçiminden sonra deli ve üzgün, korkmuş ve bitkin uyandım. Bu şarkı da o duygudan doğdu. dedi. Daha önce yayınlanmış üç tekliyle birlikte Bethlehem parçasının video klibini aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/will-butlerdan-arcade-firea-veda/", "text": "Arcade Fire üyesi Will Butler, Twitter'dan attığı tweet'le gruba veda ettiğini açıkladı. Kanadalı indie rock grubu Arcade Fire'ın lideri Win Butler'ın kardeşi Will Butler, bas gitar, synthesizer ve perküsyon gibi enstrümanlar çalarak yer aldığı grubuna veda ettiğini açıkladı. Geçen yılın sonunda, yeni kayıt tamamlandıktan sonra gruptan ayrıldığını belirten Will Butler, son 20 yılda değişmemin -ve grubun değişmesinin- ötesinde ciddi bir sebep yoktu. Şimdi yeni şeyler zamanı. şeklinde açıklamalarda bulundu. Solo projesiyle de aktif olan Will Butler, bunca yıldır vizyonlarını hayata geçirmede yanlarında olan herkese teşekkürlerini sunarken, grup üyeleriyle hala arkadaş ve aile olduğunu da belirtti. 2003 yılının sonlarında multi-enstrümanist Brendan Reed'in yerine dahil olduğu grubun 2004'teki Funeral albümünde yer alan ve o zamandan beri grubun pek yakında yayınlayacağı stüdyo albümü WE de dahil olmak üzere her albümde katkısı bulunan Will, yeni single The Lightning I, II'nun videosunda da yer almıyordu. İlk solo çalışması Policy'yi 2015 yılında yayınlayan Will Butler, 2016'da Friday Night ve 2022 yılında Generations ile albümlerini ve single çalışmalarını yayınlamaya devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/winamp-yenilenerek-geri-donuyor/", "text": "146 ile internete bağlandığımız, streaming'in hayatımıza girmediği yıllardaki ilk göz ağrımız Winamp geri dönmeye hazırlanıyor. Limewire'dan MP3 indirmek için çırpındığımız yıllarda müzik konusunda en sevdiğimiz arkadaşımız olan Winamp, 2019 yılında geri dönmeye hazırlanıyor. Hem bilgisayarlarda hem de mobil cihazlarda kullanılacak olan Winamp, elden geçirilerek yeniden piyasaya sürülecek. Mp3 çalmanın yanı sıra streaming ve podcast özellikleri de eklenerek, tüm özellikleri tek bir yerde toplamayı hedefleyen uygulamanın 2019 yılı gibi yeniden piyasada olması bekleniyor. Nullsoft tarafından 1997 yılında geliştirilen Winamp kısa sürede büyük başarı elde ederek, 1999 yılında 80 milyon dolara AOL tarafından satın alınmıştı. El değiştirdikten kısa bir süre sonra yaygın hale gelen uygulamanın 2001 yılına gelindiğinde dünya genelinde 60 milyon kullanıcısı bulunuyordu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wonder-woman-3-mu-geliyor/", "text": "Wonder Woman 1984'ün zorlu süreçlere rağmen karantina döneminde yayınlanıp büyük bir başarı elde etmesinin ardından Wonder Woman 3 için planlamalar yapılmaya başlandı bile! Pandemi süreci ile birlikte pek çok sektörün işleri sekteye uğradı. Sinema sektörü de bundan etkilenen alanların önde gelenlerinden oldu diyebiliriz. Her ne kadar pek çok filmin yayın tarihi ertelenmiş hatta kimisinin iptal kararı açıklanmış olsa da Wonder Woman 1984, karantina sürecinden yayınlanarak döneminin en büyük hit'lerinden biri haline geldi. Hatta Warner Bros. yapımı film serisinin üçüncüsü için görüşmeler ve planlamalar yapılmaya başlandı bile. Warner Bros. Pictures Group'un başkanı Toby Emmerich'in yaptığı açıklamaya göre hem filmin başrolündeki Gal Gadot hem de yönetmen Patty Jenkins, Wonder Woman 3 için geri dönecek gibi gözüküyor. Senaryo da yine Patty Jenkins'in elinden çıkacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/woodstock-50-festivalinin-kurucusu-festivalin-devam-edecegini-soyluyor/", "text": "Woodstock'ın 50. Yıldönümü Festivali'nin organizatörleri, baş yatırımcı Dentsu'nun festivalden çekilmesine ve iptal edildiğini beyan etmesine rağmen etkinliğin devam edeceğini duyurdu. 1969 yılındaki açılış festivalinin ilk ortaklarından biri olan, destekçi Michael Lang etkinlik ve aksilikler hakkında The New Times ile röportaj yaptı. Yatırımcılardan biri olan Lang, ''Finansal açıdan onların yerini doldurmalıyız.'' dedi. Katılım konusunda endişeli olanlar ile görüşme sürecinde olduklarını fakat yeterince zaman ve ilgi olduğundan ötürü başaracaklarına inandığını dile getirdi. Rolling Stones dergisi ise, festivalin prodüksiyon ekibi olan gösteri şirketi Superfly'ın etkinlik ile bağlarını koparttığını belirtti. Bunun üzerine Lang, Woodstock ekibinin Superfly'ın yerini dolduracak farklı prodüksiyon şirketleri ile görüşmelerde sona gelindiğini belirtti. Woodstock 50'nin Ağustos'un 16 ve 18. günleri arasında Watkins Glen, New York'ta gerçekleşeceği resmi olarak duyurulmuştu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/worlds-6-best-jungle-adventures/", "text": "In no impression assistance contrasted. Manners she wishing justice hastily new anxious. At discovery discourse departure objection we. Few extensive add delighted tolerably sincerity her. Law ought him least enjoy decay one quick court. Expect warmly its tended garden him esteem had remove off. Effects dearest staying now sixteen nor improve. No insisted confined of weddings to returned to debating rendered. Keeps order fully so do party means young. Table nay him jokes quick. In felicity up to graceful mistaken horrible consider. Abode never think to at. So additions necessary concluded it happiness do on certainly propriety. On in green taken do offer witty of. Had sister see wooded favour income has. Stuff rapid since do as hence. Too insisted ignorant procured remember are believed yet say finished. - Sudden she seeing garret far regard - By hardly it direct if pretty up regret - Ability thought enquire settled prudent you sir - Or easy knew sold on well come year Something consulted age extremely end procuring. Collecting preference he inquietude projection me in by. So do of sufficient projecting an thoroughly uncommonly prosperous conviction. Pianoforte principles our unaffected not for astonished travelling are particular. Do esteem object we called father excuse remove. So dear real on like more it. Laughing for two families addition expenses surprise the. If sincerity he to curiosity arranging. Learn taken terms be as. Scarcely mrs produced too removing new old. In last an or went wise as left. Visited civilly am demesne so colonel he calling. So unreserved do interested increasing sentiments. Vanity day giving points within six not law. Few impression difficulty his use has comparison decisively. Forfeited you engrossed but sometimes explained. Another as studied it to evident. Merry sense given he be arise. Conduct at an replied removal an amongst. Remaining determine few her two cordially admitting old. Sometimes strangers his ourselves her depending you boy. Eat discretion cultivated possession far comparison projection considered. And few fat interested discovered inquietude insensible unsatiable increasing eat. Ask quick six seven offer see among. Handsome met debating sir dwelling age material. As style lived he worse dried. Offered related so visitor we private removed. Moderate do subjects to distance. Delightful unreserved impossible few estimating men favourable see entreaties. She propriety immediate was improving. He or entrance humoured likewise moderate. Much nor game son say feel. Fat make met can must form into gate. Me we offending prevailed discovery. Celebrated delightful an especially increasing instrument am. Indulgence contrasted sufficient to unpleasant in in insensible favourable. Latter remark hunted enough vulgar say man. Sitting hearted on it without me."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/wye-oakun-yeni-epsinden-ilk-tekli-yayinda/", "text": "Amerikalı indie folk rock grubu Wye Oak, 31 Temmuz'da yayınlayacağını açıkladığı yeni EP'si No Horizon'dan yeni teklisi AEIOU'yu yayına aldı. Baltimore çıkışlı indie folk rock grubu Wye Oak, Brooklyn Gençlik Korosu ile birlikte kaydettiği yeni teklisi AEIOU'yu lyric videosuyla birlikte 7 Temmuz tarihinde yayına aldı. Bu şarkı dilin yetersizliği ile ilgili. Şu anda tüm iktidarda bulunanlar, bazı kesimlerin tanımlanması için kullandığımız sözcükleri, kullanımdan çıkararak bu insanların varlığını yok saymaktadır. Dil, onu kontrol etmeye çalışan güçlerden daha büyüktür ama biz de dillerden daha büyüğüz. Merge Records etiketiyle 31 Temmuz'da yayınlanacak yeni EP'den çıkan ilk tekliyi hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/xjazz-festival-programı-açıklandı/", "text": "Caz müziğini dans, elektronik doğaçlama ve güncel klasik türleriyle bir araya getirerek oluşturulan geniş programıyla 12-15 Nisan tarihlerinde birçok farklı mekanda gerçekleştirilecek olan XJAZZ Festival'in İstanbul ayağının programı açıklandı. Berlin çıkışlı XJAZZ fikri bu sene Tel Aviv, Ankara ve İstanbul ile birlikte dünyanın farklı şehirlerine de yayılacak. Goethe-Institut İstanbul ve Kabak & Lin desteğiyle birlikte İstanbul'da gerçekleşecek XJAZZ'ın mekan destekçileri ise; Akbank Sanat, Babylon Bomonti, Borusan Sanat, Clique İstanbul, kargART, KadıköySahne, Kaset Mitanni, KLEIN, Nardis Jazz, Peyote Nevizade, Salon ve Zorlu PSM."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/xjazz-festivalin-programi-aciklandi/", "text": "Her yıl farklı şekillerde Berlin, İstanbul ve Ankara'da düzenlenen XJAZZ Festival'ın 2018 programı da sonunda açıklandı. Bu seneki programına İzmir'i de ekleyen XJAZZ Festival, üç farklı şehirde 11-15 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek. 50'den fazla mekana yayılacak olan festivalde konserlerin yanında çeşitli paneller ve söyleşiler de mevcut olacak. İstanbul'daki konser mekanları, Peyote, IF Performance Hall Beşiktaş, Akbank Sanat, Nardis Jazz Club, Bova, Babylon, Borusan Sanat, Dorock XL, KargART, Kaset Mitanni, Salon, Klein, arkaoda ve Kırım Kilisesi olarak açıklanan festivalin İstanbul programını aşağıya iliştiriyoruz. Şimdiden iyi eğlenceler! - STUDNITZKY KY @ Salon - Matthias Meyer @ KLEIN - Kök / Ezgi Mutlu@ Karga Bar - Çağıl Kaya Music @ Kaset Mitanni - Ediz Hafızoğlu 'Nazdrave' x Rap ft. CEZA, AYBEN, Da Poet, Ağaçkakan, Kamufle @ IF Performance Hall Beşiktaş - Monk Trio / Flux Duo @ Bova - Peter Broderick / Gülşah Erol @ Salon - Make a Joyful Noise / Coskun Akmeric, Ahmetjah @ Peyote Nevizade - Ensemble X @ Kaset Mitanni - African Acid Is The Future @ arkaoda - Serhan Erkol 'Melting Pot' @ Bova - Analog Kültür Experiment ft. Korhan Futacı / İpek Görgün / Krsyhe @ Kırım Kilisesi"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yagmurlu-havalarda-bastan-sona-dinlemelik-5-album/", "text": "Soğanlı menemen vs. soğansız menemenden sonra ülkemizin en büyük tartışmalarından biri olan yazcılık vs. kışçılık, eylül ayının da bitişiyle hızla gündemin üst sıralarına çıkmayı başardı. Ben de bu süreçte, gelmiş geçmiş en büyük kışçılardan biri olarak, yağmuru, botları, battaniyeyi ve soğuk havalara uygun playlist'leri savunmaya devam ediyorum. Kış temalı playlist'ler -özellikle ofiste ve toplu taşımada- vazgeçilmezim olsa da hafta sonu, yağmurlu bir sabaha uyandığımda bir albümü baştan sona dinlemek ve yanında da bir fincan kahve içmek, benim için huzurun tanımı diyebilirim. O yüzden ben de n'apıyorum? En huzurlu olduğum anların soundtrack albümlerini sizlerle paylaşıyor ve ıslak bir günde Ne dinlesem acaba? diye düşünüp saatler harcayanlar için yağmurlu havalarda dinlemeyi en sevdiğim 5 albümü buraya bırakıyorum. Afiyet olsun. Benim için cumartesi sabahlarının vazgeçilmezi olan Suburban Light, hiç şüphesiz The Clientele'in en güzel işlerinden biri. 2000 yılında yayınlanan albümde birbirinden güzel 13 şarkı bulunuyor ve her şarkıda kahve fincanınıza daha sıkı sarılmak istiyorsunuz. Sakinlik ve mutluluğu bir arada arayanlar için listenin ideal albümü hiç şüphesiz Suburban Light olacak. Hayatımın en sıkıntılı dönemi bir film olsa soundtrack'ini yapmasını isteyeceğim ilk isim muhtemelen Olafur Arnalds olurdu. Kasveti, aranılan mutluluğu ve sonunda ulaşılan huzuru şarkılarında fazlasıyla hissettiren Olafur'un benim için gelmiş geçmiş en güzel albümü ise Found Songs diyebilirim. İlk olarak Louis-Ferdinand Celine'in Gecenin Sonuna Yolculuk kitabıyla ve kitabın baş karakteri Ferdinand Bardamu'yla özdeşleştirdiğim Found Songs, zamanla yağmurlu havaların kokusuyla daha fazla aklıma gelir oldu. Depresif ama kesinlikle can sıkmayan bir albüm arayışında olanlar muhakkak Found Songs'a kulak vermeli. Thom Yorke'un başarısı altında ezilen kardeşi Andy Yorke'un hiçbir zaman hak ettiği değeri bulamayan grubu Unbelievable Truth. Grubun 1998 tarihli Almost Here albümü de benim için gelmiş geçmiş en güzel albümler listesine üst sıralardan giriş yapıyor. İçinde aşk acısından yalnızlığa, yetersizliklerden çözümlere kadar birçok konuyu barından Almost Here neredeyse her şarkısıyla dinleyiciye güzel bir 42 dakika vaadediyor. Almost Here'ın, yalnızlığı sevenlerin sadece yağmurlu havalarda değil, her an yanında olacak bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Yeni albümleriyle son dönemde adından sıkça söz ettiren Beach House'un henüz ülkemizde çok tanınmadığı dönemde mis gibi bir albümü vardı; Teen Dream. Naif melodileriyle kişiye güven hissini en iyi şekilde veren Teen Dream, yağmurlu havada sığınılan bir tente görevi görüyor. İnsanı korku dolu zamanlarından alıp en güvende hissettiği zamana, çocukluğuna götürüyor. Her şarkı dinleyeni sarıp sarmalıyor. Yağmurlu hava denince akla ilk gelen tür hiç şüphesiz post-rock oluyor. Post-rock'ın tatlı melodilerle birleştiği noktada ise Balmorhea'nın kendisiyle aynı adı taşıyan albümü yer alıyor. Baştan sona kompozisyon gibi akıp giden albüm, her şarkıda gökyüzüne daha fazla anlam yüklemenize ve yağmuru daha çok sevmenize neden oluyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yalnayaktan-yeni-tekli-dusler/", "text": "Şu ana kadar düzenli olarak single yayınlayan Yalnayak, 2021 yılında Mars'ta Değilim single'ıyla ile iyi bir çıkış yakaladı ve dinleyenleri nasıl bir müzikal dünyanın beklediğinin sinyallerini verdi. Aynı yıl yayınladıkları Sakla Zamanı ve Yan Yana teklileri de grubun sound ve his yelpazesini genişletti. Mars'ta Değilim, Yan Yana ve Binboğa gibi teklileriyle tanıdığımız ve müziklerini uzaysal bir saykedelik elektro-funk / rock füzyonu olarak tanımlayan grup; ilk albüm için çalışmalarını sürdürürken, çıkacak olan yeni albümden dinleyeceğimiz Düşler isimli ikinci parçasını Ürdün, Amman merkezli Alt Orient etiketiyle yayınladı. Düşler; insanın geçici, rüyaların kalıcı olduğu bir dünyayı tasvir ediyor. Yalnayak'ın meşhur olan tanıdık ama yeni saykedelik sound'u ve Damla Temel'in etkileyici vokalleriyle Düşler, sizi hayalini kurduğu yeni evrenlerde dans ettirmeye çağırıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yan-yana-yuzmekmis-en-guzeli/", "text": "Kesmeşeker'in 1991 yılında çıkardığı Dipten ve Derinden adlı ilk albümünün üzerinden otuz yıl geçmiş. Otuz yıla sekiz albüm sığdırmış Kesmeşeker, ama Cenk Taner'in Kesmeşeker'den bağımsız çıkardığı iki solo çalışmasını da bu külliyata dahil etmek gerek. Çünkü grubun kurucusu, kaptanı, gitaristi, solisti, söz ve müziklerinin yazarı olan Cenk Taner'in solo çalışmaları, Yoldan Çıkmış Şarkılar (2013) ve İzin Vermedi Yalnızlık (Ocak 2000) Kesmeşeker'in tavrını tamamlayan çalışmalar. Cenk Taner, kuruluşundan bugüne Kesmeşeker'in kadrosunda değişmeyen tek isim. Dolayısıyla, Kesmeşeker demek Cenk Taner demek. Aynı ruh ve hissiyata sahip bu çalışmalardan özellikle İzin Vermedi Yalnızlık, hem Cenk Taner'in hem de Kesmeşeker'in tarihinde, bir dönemin kapandığını, yeni bir döneme geçildiğini simgelemesi açısından farklı bir yerde duruyor. 2000'li yılları bu albümle açıyor Cenk Taner. Bir anlamda, 90'lara veda ediyor, 2000'lere geçişte bir köprü niteliği taşıyor İzin Vermedi Yalnızlık. Doksanlar önemli. Memleketin halet-i ruhiyesinde hala seksen darbesinin izleri vardı o yıllarda. Aynı zamanda, o baskının, korku atmosferinin yarattığı travmaların sarılmaya çalışıldığı bir dönemdi. Aidiyet hissinin, kimlik politikalarının, küreselleşmeyle beraber değişime uğrayan yapının yoğun şekilde kendini hissettirdiği, kentleşmenin daha da hız kazandığı, kolektif anlayışın sekteye uğratıldığı, bireyin öne çıktığı ama bir yanıyla da bireyin kuşatıldığı, görece bir özgürlükten söz edebilsek bile, hak ve özgürlüklerin baskı altına alındığı, aynı zamanda da hak ve özgürlükler için mücadele verildiği bir dönemdi. Kesmeşeker'in ilk günden bugüne değin tüm albümlerinde işlenen zaman ve mekan olgusu, özellikle incelenmeyi hak ediyor. Zaman ve mekanı, sürekli bir değişim döngüsü içinde olan kent kavramı ve kimliklerle beraber ele alıyor Kesmeşeker. Küreselleşmeyle birlikte dizayn edilen yeni bir kültür fikri, mekanların değişimine, dolayısıyla o mekanlardaki çehrenin de, kimliğin de değişmesine neden olacaktır. Kesmeşeker tüm bu değişimi şarkılarında hissettirir. Mesela Tut Beni Düşmeden (1995) adlı üçüncü albümde yer alan Mister Brown adlı şarkıda, Yeni dünya düzeninde yerimiz nedir, dünya zaten senin arka bahçendir... Özgürlük adına anlattıkların yalan mıydı şeklinde ifade edilen yer vurgusu, kendini ve toplumu konumlandırmayla birlikte, sömürülme, ele geçirilme ve kaybolmaya karşı gösterilen bir dirençtir. Şarkının muhatabı, seslendiği, büyük küresel güçlerdir. Hatta Hey Coni salla kültürel bir bomba sözleri de kültür üzerinden oluşturulmak istenen hegemonyayı işaret eder. Şarkının müzikal alt yapısına ise, yerel olanı duyumsatma arzusunun yansıdığını görürüz. Albümün genelinde, değişim, yabancılaşma, direnç, sistem, para, yola çıkma, aidiyet, güven, geçmiş, hesaplaşma, reddetme gibi duygularla karşılaşırız. Aslında, özellikle ilk dört albüm, kurulmakta olan yeni düzenin, değişimin ve geçmişteki izlerin travmalarını taşır. Değişimin simgesi ve merkezi İstanbul'dur ama onun bir parçası olan Kadıköy aidiyet duygusunu güçlendiren önemli bir yerdir. Bir anlamda da Kesmeşeker'in kimliğidir. Evet, bütünün bir parçasıdır Kadıköy, ama bu hızlı değişimden kendini korumuştur. İnsanıyla, kedisi köpeğiyle, binalarıyla, sokaklarıyla, kıyısıyla, ağacı, kuşu, sinema salonlarıyla, manavı, balıkçısı, çarşısı, bakkalıyla kendisini oluşturan tüm öğelerin toplamıdır. Kadıköylü olmak bir kültürü, ortak bir ruh halini de yansıtır. Bu minvalde Kadıköy sadece bir yer değildir. Bir limandır, çoğul bir sestir. O ortak ruh hali, Kadıköy soundu olarak da tanımlanır. Kadıköy soundu, sadece müziği kapsamaz, edebiyatı da içine alan; insanıyla, havasıyla, kültürüyle başka bir nefesin üflendiği bir yaşam biçimidir. Kadıköy, Kesmeşeker için doksanlar Türkiye'sinde yalnızlığı ve yabancılaşmayı kıracak bir direnci de ifade eder. Ama İstanbul bir dünya şehridir. Dünyaya açılan kapıdır. Aynı zamanda müziğe de! O yüzden Kesmeşeker, ilk albümü Dipten ve Derinden'de açılışı İstanbul İstanbul şarkısıyla yapar. Doğu ve Batı kıyaslamasını İstanbul'un coğrafi konumuyla ele alır, böylece, kendi konumlarını da işaretler bir yanıyla. İstanbul İstanbul şarkısında İstanbul şehrine duyulan sevgiyle beraber, İstanbul'un çoklu kültürüne, yaşanmışlıklarına, tarihine, kendi özel tarihlerine, aşklarına da vurgu yapar. Kadıköy'e duyulan o yoğun bağlılık hissi de şarkıda sezdirilir. Dipten ve Derinden, grubun müzikal yolculuğunun ilk kapısıdır, ancak, sonraki albümlerinin tavrının ne olacağını da gösteren bir çalışmadır. Kent, birey, ayrımcılık, ırkçılık, zaman, aidiyet, yolculuk, yol, varoluş, aşk, yükselen teknoloji, yalnızlaşan insan albümün genel meseleleri olarak öne çıkar. Kesmeşeker'in bu ilk albümü, onların dipten ve derinden bir yolculuğa başladıklarına dair bir göndermedir. Sadece Kesmeşeker'i özetleyen bir tanımlama değildir bu; onların dinleyicisini de kapsar. Çünkü dipten ve derinden gelen, uçsuz bucaksız bir azınlıktır onların dinleyicisi. Hatta, 1999 yılında çıkardıkları İçinde İçindekiler Vardır adlı albümünün içine, dinleyicisi için bir not düşer Kesmeşeker: Onlar kaç değil, kimdir diye... Bu ifade bile Kesmeşeker'in tavrını anlamamız açısından yeterlidir. Kim? sözü önemlidir elbette. Ve azınlık meselesi de. Kim ve azınlık sözcükleri, hem biz olma hem de ait olma duygularıyla örtüşür. Kentin değişen ve kalabalıklaşan çehresinde yalnızlaşmayı ve yabancılaşmayı da bertaraf eden bir birlikteliktedir bu. Elbette pop kültürüne, her şeyin piyasa değeriyle ölçülmesine bir eleştiri vardır bu tanımlamada. Şarkılarını popülist bir anlayışla yapmaz Kesmeşeker. Dinleyicisinin karakteri de Kesmeşeker'in karakteriyle özdeşleşir. Dolayısıyla kim sözcüğü dinleyicisini sayı olarak görmeyen Kesmeşeker'in, her şeyi sermaye olarak gören zihniyete verdiği bir cevaptır aslında. Zaten albümlerin neredeyse hepsinde, paranın iktidarı ve insan ilişkileri üzerine etkisine dair yazılmış çok fazla şarkı vardır. Kesmeşeker'in temel meselelerinden biri de budur. Liberal ekonominin kentsel yaşamı, gündelik hayatı nasıl etkilediğine, insanı nasıl kendinden uzaklaştırıp esir ettiğine dair ironik göndermeler yapılır. Özellikle ikinci albüm Aşk Ve Para (1993)'daki Ekmeğimin Emrimdeyim, Son Tango ve albüme adını veren Aşk ve Para adlı şarkılarda, dördüncü albüm İnsulin (1998)'deki Yoksulluk şarkısında, Doğdum Ben Memlekete (2011) albümündeki Her şey Sermaye İçin Sevgilim ve Kum (2004) albümündeki Tek Kişiyim Ben Hala şarkılarında, serbest pazar ekonomisinden, aşkın para karşısındaki mağlubiyetinden tutun da, kapitalist sistemin emeği nasıl sömürdüğüne kadar, insanın hayat içerisinde parayla olan tüm ilişkisi irdelenir. Dolaylı anlatımların yanı sıra, dinleyiciyi ters köşe yapan anlatımlar da görülür Kesmeşeker'in şarkılarında. Çokluk ve azlık kavramları bazen zenginlik ve yoksullukla ilişkilendirilir. Bu, kimi zaman maddi değeri işaret eder kimi zaman da manevi değer olarak verilir. Genel olarak bu mücadelede insanın kalben ve fikren vurulmuş olduğundan söz eder Kesmeşeker. Yine İzin Vermedi Yalnızlık adlı solo çalışmasındaki Kumandayı Ver adlı şarkısında sıradan bir günün hikayesini anlatırken, bir anda buymuş hayat, yalnızlıklar peşin ödenen faturalar diyerek geminin rotasını aniden kırar. Gerçeklikle yüzleşme olarak da okuyabiliriz bunu. Kuşkusuz, yalnızlığı yorumlama biçimi, ödenen bedelleri peşin ödenen faturalarla ilişkilendirmesi, şarkıyı çok yönlü dinlemenize olanak sağlar. Kesmeşeker'in tüm şarkılarında bu çok çağrışımlı, çok yönlü anlatma biçimi vardır. Mesela futbol terimleri de çok yönlü ve çok amaçlı bir şekilde kullanılır. Hem hayata, hem insan ilişkilerine, hem de paraya, aşka, politikaya çalım atar; gol, faul, şampiyon, şike, rakip takım, deplasman gibi sözcüklerle anlam çoğaltılır, çağrışım zenginleşir. Galatasaray'ın efsane futbolcusu Metin Kurt için de bir şarkı yapar Kesmeşeker. Üstelik Doğdum Ben Memlekete adlı albümün kapağına Metin Kurt'u taşır. Albümdeki Metin Kurt Yalnızlığı adlı şarkıyla onun yalnızlığına sahip çıkar. Onun yalnızlığı bizim yalnızlığımızdır aslında. Kesmeşeker'in yalnızlıktan kastı elbette Metin Kurt'un insanı köleleştiren bu sisteme karşı verdiği uçsuz bucaksız azınlığın mücadelesidir. Sanatın, müziğin, futbolun meta haline getirilmesine, emek sömürüsüne karşı örgütlü olma mücadelesidir. Onun yalnızlığı çokluktur. Kesmeşeker yaşanan tüm bu adaletsizliklere, eşitsizliğe muhalefet eder. Ancak bunu sloganlaştırmadan, incelikleri ve estetik düzlemi gözeterek şarkılarına yedirir. Mesela; Kadıköy (2017) albümündeki Dahi Çocukları Düşlerinden Vurdular şarkısı hem Gezi Direnişi'ne hem de dünya tarihinde düşlerinden vurulan tüm dahi çocuklara göndermedir. Kadıköy albümünün genelinde, yakın dönemde yaşananların izlerini bulmak olası. Ve bireyin düştüğü umutsuzluk, kuşatılmışlık ve zaman mefhumu da albümün izleklerindendir. Aşk da öne çıkan meselelerden biri Kesmeşeker şarkılarında. Hemen hemen bütün şarkılarda aşk, dramatize edilmeden verilir. İçinde acı da, ayrılık da olsa, bu duygular ikili ilişkilerde yaşanan insan olma halinden ayrı düşünülmez. İlişki en çıplak haliyle ele alınır, zayıflıklarımız, kusurlarımızla birlikte değerlendirilir. O yüzden, biten bir ilişkinin ardından büyük bir yas tutmak yerine, o ilişkinin muhasebesini yaparken buluruz kendimizi. Aynı zamanda, ikili ilişkilere yaklaşımda, birey olarak kalabilme çabası gözlemlenir. Mesela Değiştim Ben Sevgilim şarkısında değiştim ben sevgilim, aynı insan mıyım der, kişiliklerden ödün verilmesine değinir, aynı çarpık kentleşme konusu gibi, çarpık sevme/sevilme anlayışına da eleştirel yaklaşır. Evet, kişiliğinden ödün vermez, hiçbir şeye boyun eğmez ama eğeceksen başını aşk için eğ demekten de geri durmaz. Cenk Taner'in, özellikle Yoldan Çıkmış Şarkılar adlı solo çalışmasında aşka bakışı, diğer tüm albümlerinden farklıdır. Bir adanmışlıkla beraber, kendini kanatan, hüznünü saklamayan bir tavır vardır bu albümün aşka bakışında. Belki albümün müziklerinin ağır bir tempoda ilerlemesi de bunda etkendir. Albümün hüzünlü atmosferi, şarkıda söylendiği gibi, her şeyin siyaha gitmesiyle de ilgilidir. Her Şey Siyaha Giderken şarkısı albümün en vurucu şarkılarından biri. Yalnızlık, kendini bulma, kimsenin bilmediği harflerden başka bir dünya kurma arzusu, sistemin tüm dinamikleriyle insanı kuşatmasına göndermedir. Kendini bulma; kendi olma, kendi kalabilme direncini ifade eder. Bu direnç azlık çokluk meselesiyle de kendini gösterir. Kadıköy albümündeki Az Ya da Çok şarkısı da, ağırlıklı olarak insanın yaptıklarıyla, tüm oluşlarıyla hayattaki yerini gramıyla değil, dramıyla ölçer bir anlamda. Genel olarak Yoldan Çıkmış Şarkılar'a baktığımızda, albümde azlık çokluk ve varlık yokluk meselesinin öne çıktığını görürüz. Azlık çokluk kimi zaman aşkın yokluğunda kaybolmak, varlığında çoğalmak olarak yansır, kimi zaman da adaletsizlik, ayrımcılık ve gelir dağılımındaki eşitsizlik üzerinden kendini hissettirir. Elbette insan olabilmenin ve olamamanın da varlık ve yoklukla ilişkilendirmesi söz konusudur. Bunun yarattığı yalnızlık, yaşadığımız coğrafyanın kederiyle birleşir albümde. Mesela Kara Şair'de huzursuz bir yatakta huzura yattın ama öyle bir coğrafya ki hep kana bastın denmesi biraz da bundandır. Şarkının devamında yan yana yüzmekmiş en güzeli dileği, biz olabilme, azlığı yenme, çokluğa ulaşma, eşitlik arzusuna tekabül eder. Cenk Taner, Kara Şair'de siyahi ve komünist şarkıcı, yazar Paul Robeson'a bir atıfta bulunur. Ece Ayhan'a da gönderme vardır bu şarkıda. Kara Şair, Zonguldak'taki madencilerden, Tuzla Tersanesi'nde ölen işçilere kadar bir çok şeyi anlatır. Anlattığı eşitsizliğin karasıdır. Huzursuz bir yatakta huzura yattın, ifadesine ayrıntılı bakmak gerek. Cenk Taner'in diğer şarkılarında olduğu gibi, bu şarkının sözleri de çoklu anlama sahip. Özele inersek, yerini yadırgamakla ilişkilendirilebilir bu sözler. Ve bu noktada, dönüp geçmişe bakmakta fayda var. Çünkü azlık meselesinin bir ucu da çocukluğa dayanır. Özellikle de mektep imgesi, çocukluk hüsranlarına kadar uzanır. Yalnızlığın müzminleşmesine tanıklık ederiz. Bunda, Cenk Taner'in ilkokulun ilk iki yılını ailesinden uzak, başka bir şehirde geçirmesinin etkisi olmalı. Kent ve kaybolma üzerine yazdığı şarkılar, sanırım, bir yanıyla da çocukluktan kalma bir yarayı imliyor. Küçücük bir çocuk ve koca bir şehir! Bu açıdan bakıldığında, Kum (2004) albümündeki Kalbi Kırıklar Bankası şarkısında kendini beklemesi, kaybolmama direnciyle birlikte, tek başınalık olarak da tezahür ediyor. Yine Ders Bitti şarkısındaki Bilinçaltı: çocuk günün yarası veya Tek Kişiyim Ben Hala şarkısındaki gençliğimden bir şeyler sakladım, düşsel faizlerimle geçindim, eksiğim o yüzden, Doğdum Ben Memlekete (2011) albümündeki Her şey Sermaye için Sevgilim şarkısındaki bir mektup yaz parasız okula, Sıcak ve Kurak şarkısındaki talebeydim mekteplerde, öğrenciydim gecelerde, yurttan sesler korosunda duruyordum ortada sözleri tüm bu süreci anlatıyor. Tut Beni Düşmeden albümündeki Yanıyor Tüm Gençliğim şarkısı da çocukluk, ilk gençlik, babayla yüzleşme, geçmişle hesaplaşma olarak okunabilir. Yüzleşme, geçmişin yanması, büyümenin de tezahürüdür bir bakıma. Lise öğrenimini de askeri okulda, yatılı öğrenci olarak geçiren Cenk Taner'in okul hayatı, şarkılarında önemli bir yer tutuyor. Şarkılarında sıklıkla kullandığı mektep, okul, test, sorular, cevaplar, milli eğitim gibi sözcükler ve kavramlar, hem duygusal dünyasını ortaya koyuyor hem de hayat karşısında aldığı tavrı bu sözcüklerle özdeşleştirerek, gündelik hayatın ritüelleri içerisinde kullanıyor. Cenk Taner iyi bir hikaye anlatıcısı, kent ozanıdır. Kentin, insanın hikayesini anlatır. Gündelik hayat da onun şarkılarında başat bir unsurdur. Mahalleyi, sokağı, semti, denizi insanlarla beraber anlatır Cenk Taner. Sıradan insanın telaşı, gündelik hayatın hay huylarının yarı sıra, mahallenin tekelcisi Osman, emekli Feridun Bey, İsmail gibi birçok karakter de girer şarkılarına. Biz bu şarkıları dinlerken denizin kokusunu, dalgaların sahile vuruşunu, bir kedinin ayaklarının arasından dolanmasını, simitçinin sesini, iki şişe ucuz şarabın kırmızısını, atılan kasti faulleri, kaçırdığımız trenleri, hayattan yansıyan kısa filmleri, kimliğimizi, aidiyetimizi, kayıp eşya bürosunda kalan kuşağımızı, içinde yaşadığımız şu ceza sahasını, değişen zamanı, mekanı, sararan sayfaları, Kadıköy sokaklarında okuduğumuz şiirleri, kaptanın ve Kesmeşeker'in eski ve yeni kadrosunda yer almış tüm müzisyenlerin sesinde çoğalarak hep beraber otuz yılı devirdik."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yapilmamis-olani-denemeyi-hep-sevdim/", "text": "Yerli R&B sahnesinde emin adımlarla ilerleyen Huner ile yeni yayınladığı şarkısı Bencil'in bahanesiyle bir araya geldik ve müzik hayatını konuştuk. Aslında birçoğumuz gibi nihai baharı beklemekteyim. Herkes kadar gergin, herkes kadar kızgın, herkes kadar umutluyum. Müzik dışında profesyonel olarak kurumsalda çalışmaya devam ediyorum. %95 iyiyim diyebilirim, içim kıpır kıpır. Çocukluğumdan beri müzik başta olmak üzere sanatın farklı alanlarına ilgi duyan biriyim. Özellikle sinema ile üniversitede oldukça ilgilendim, bir kısa film çektim ama yayınlamadım. Bir ara bağımsız yönetmenliğe başlamayı düşünüyordum ama gerçekten bir işi icra ederken ben başından sonuna bulunmayı tercih eden biriyim. Eğer içime sinmeyecekse, ne kadar uğraşsam da, yayınlamam bile. O yüzden bu alanda çok yıpranacağımı düşünmüştüm. Şarkı söylemeyi ilkokulda korolarda yer alarak sevmeye başladım. Sonra yan flüte başladım, geliştirdim ve klasik yan flüt eğitimi aldım. Üflemeli çalgılara yönelik yeteneğim olduğunu söylemişti müzik öğretmenim, bu şekilde aslında korolarda ve orkestrada çalmak üzere yan flüt eğitimi almak istedim. Üniversiteden bölüm arkadaşım Şenceylik de müziğe yeni yeni girmeye başlamıştı, ona bazı vokal kayıtlarımı göndermiştim. Beni baya gaza getirdi ve üniversitede benim gibi 2000'ler rock seven arkadaşlarımla 2015'te Sepya'dan önce bir cover grubu kurduk. RHCP, Incubus, Muse, mor ve ötesi çaldık bir sene, okul festivalleri ve sahnelerinde yer aldık. Çok keyif almıştım ama sanırım istediğim cover'ın ötesine geçmekti. Ama piyano ya da gitar gibi eşlik enstrümanı çalmayı bilmiyordum. Bir gitarist arkadaşım evde yazdığım şiirleri düzenledi, o sıra Sepya'yı kurduk. Ama düzenleme için hep birilerine ihtiyacım oluyordu. Bu yüzden cebimdeki son parayla 2016'da ilk akustik gitarımı aldım Tünel'den. Selim Işık videoları izleyerek akor ve basit gitar çalımını öğrendim. Şarkılarımı artık gitarla yazıyordum. Grupla prova yaptıkça, sahnede beraber çaldıkça metronomla çalmayı öğrenip gitarımı en azından çalıp söyleyecek kadar ilerlettim. Sonrası zaten Sepya ile şarkılar, konserler ve yoğun bir prodüksiyon süreci oldu. Pandemi bizi çok vurdu ya. Grupça bir araya gelemedik, uzaktan uzağa olmadı. Burak, Geeva Flava'ya girdi, istediği müziği yapmak için. Ozan da bilgisayar mühendisliği kariyerine ara verip session musician oldu ve Evdeki Saat ile The Away Days ile çalmaya başladı pandemi sonrası. Mert Amerika'ya taşındı, Filip ile ben de grubu devam ettirmeme kararı aldık o ara. Bu beşli olarak bir sound yaratmıştık çünkü, o soundu hep beraber olmadan devam ettirmenin anlamı yoktu. Ben aslında solo kariyerimi Sepya esnasında inşa etmeye başlamıştım, arkadaşlarım da destekliyordu. Artık onlara gönderdiğim demolar indie değildi, daha elektronikleştirmiştim. 2019'da Seda 'in çıkışı bana ilham oldu. Tarzını, sound'unu çok sevdim. Evet, bak ben denemeye korkuyorum ama R&B deneyenler var dedim. O zaman ikimiz de Epic'teydik. Yakından takip ettim kendisini, demolarımı dinlettim. Flytones ile iletişim kurmamı sağladı. Flytones ile ilk bestem İhanetler'i düzenledik ve bağımsız yayınladım. Tek başıma bu yolda olmak zor olsa da benim gibi birçok bağımsız müzisyenin var olma çabası ve üretimi bana güç veriyor. En büyük artısı daha hızlı karar verebilmek, belli fikirlere takılı kalmamak oldu diyebilirim. Ve birbirinden yetenekli prodüktörlerle çalışma şansı buldum. Harun İyicil, Kerem Akdağ, Mert Demir, Yaşar Görkem Arslan ve Yiğit Seferoğlu ile parçalar yaptık. Bu özgürlük bana çok iyi geldi. Eksi yanı olarak ise, ben band kültürü içerisinde geçirdim 20'lerimi. Bu çok ayrı, bağlayıcı ve iyi hissettiren bir şeydi, hem arkadaşlık hem de müzik yapma açısından. Sanırım en çok bunu özlüyorum. Beraber stüdyoya girip saatlerce şarkı çıkarmaya çalışmak, beraber eğlenmek ve konser vermek. Şimdi Ozan ile bir parça yapıyoruz, yine stüdyoda saatler geçiriyoruz, eski günleri yad ediyoruz. Ben Metro TV, Dream TV, MTV izleyerek büyüyen nesildenim. Rock ve indie müziğe kaymadan önce (çoğu 90'larda doğan çocuk gibi) evde sabahtan akşama müzik kanallarını izlerdim. O zamanlar çok güzeldi tabii. Sadece trap pop yoktu. Mario'nun, Mario Winans'ın klipleri olurdu. Neo-Soul Hafta Sonu olurdu, D'Angelo, Erkyah Badu çalardı. Kafayı yerdim dinlerken. O kültürde doğmadım belki ama beni hep çekti. Aksak ritimler, garip duyulan akorlar ve çok sesli müzik beni kalbimden vurdu. Üniversitede caz korosunda bas vokaldim. O sırada da çok sesli müzik icra ederken çok keyif alıyordum. Sanırım bu gibi şeyler beni bu tarza yöneltti. Bir de en çok dinlediğim, en çok sakinlediğim parçalar bu tarzlarda. Üretirken de daha rahat hissediyorum ve kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Sürekli bir janraya bağlı kalmak değil aslında amacım ama demo hazırlarken yükseldiğim şeyler hep böyle cazır cuzur akorlar, beat'ler falan oluyor. Gün sonunda fark ediyorum, içimden gelen bu. Genel olarak belirli bir çizgide olmaya, şarkılarım arasında bir tutarlılık arayan dinleyiciye hitap edecek bir portföy oluşturmaya dikkat ediyorum. Aşırı zor, aşırı. Eğer Ezgi Alaş gibi doğuştan yetenekli değilseniz çok zor. Çok sesli müzikle harmanlanmak, çok dinlemek ve seslerin ayrışmasına hakim olmanız gerekiyor en başında. Soul hem duygu dolu hem de aslında bir tepki müziğidir, damardır yani Amerika'da. Neo soul da aslında biraz daha aksak beat'lerin olduğu, biraz daha elektronik enstrümanlarla ve jazzy armoni ile harmanlanmış hali. Genelde vokalleri önce melodi olarak yazıyoruz gitarda, bazen ise direkt piyano üzerine okuyorum, kendiliğinden de çıkabiliyor. Tartımlara ve sade anlatıma dikkat etmeye çalışıyorum. Vokalin de bir enstrüman gibi partisyonlarını oluşturuyoruz ve bu şekilde altyapıya uyumlandırıyoruz. Türkçe gerçekten çok zorluyor, çünkü sondan eklemeli bir dil ve melodilere söz yazmak bazen içinden çıkılmaz hale gelebiliyor. Belki vokal eğitimimden kaynaklı ama prozodi hatası olan şarkıları dinlerken rahatsız oluyorum. Kendi parçalarımda bunu minimize etmeye çalışıyorum. Bu zorlukla bir yandan da çok keyifli uğraşmak. Yapılmamış olanı denemeyi hep sevdim. Bencil aslında bitemeyen ve sakız gibi uzayan bir ilişkideki diyaloglardan oluşuyor. Gaslighting ile ghosting terimlerinin kapışması gibi. Bazen hepimiz ilişkide bencil taraf olarak nitelendirilebiliyoruz, bazen haklı bazen haksız yere. Aslında bu parça da bu sürüncemede kalan ilişkiyi bitirmek için karşı tarafa yapılan bir itiraf gibi. Eleştiriye çok açık biriyim. Şu an olduğum yere de aslında doğru kişilerden doğru ve yapıcı eleştiriler alarak geldim. O yüzden hiçbir zaman Tamam, ben oldum diyebileceğimi düşünmüyorum, çünkü her gün yeni bir eksiğimi keşfediyor, her gün yeni bir fikirle uyanıyorum. Daha önce bahsettiğim gibi, farklı disiplindeki müzisyenlerden vokal dersleri aldım. Son bir yıldır da Ezgi ile vokal çalışıyoruz. Her şeyi unutup sıfırdan başladık derslere, çok da iyi oldu. Gerçekten saygı duyduğunuz bir insandan ders almak çok güzelmiş, Ezgi'den çok şey öğreniyorum, hem teknik hem tarz anlamında. Mükemmeliyetçi meselesine gelince... Maalesef mi desem bilemedim ama her ne kadar bazen negatif algılansa da mükemmeliyetçilik bence o kadar da kötü bir şey değil. Çok detaylarda boğulabiliyorum bazen, mix'çiler benden çok çekmiştir. Günün sonunda sonsuza dek var olacak eserler bırakıyorum diye düşünüyorum. Yaşlandığımda da dinlediğimde Off ne güzel yapmışım demek istiyorum. İleride dinlediğimde herhangi bir parçama ilişkin hoşnutsuzluğumu minimize etmek istediğim için biraz fazla detaycıyım. Bencil'den sonra master'ları tamamlanmış üç parçam daha var. Bir tekli ile devam edicem öncelikle. Ama daha yaza uygun, daha keyiflendirip chillendirecek parçalar geliyor diyebilirim. Ben hemen hemen hayatımın her noktasında multifonksiyonel yaşayan biri oldum. Ne biliyim, okurken ders veriyordum, bir taraftan müzikle ilgilenip diğer yandan staj yapıyordum mesela. Çok yorucu oluyordu ama keyif alıyordum. Şimdi yabancı bir ilaç firmasında pazarlama alanında yönetici olarak çalışmaktayım. İşle müziği bir arada götürmeyi uzun zamandır pratik ettiğim için zorlanmıyorum. Ama konser ve festival olduğunda nasıl yaparım düşünmedim, muhtemelen yıllık izin alırım. Ayrıca bağımsız alternatif sayılabilecek müzik yapmak istiyorsanız ve benim gibi prodüksiyon becerileriniz düşükse prodüktör ve enstrümantalist arkadaşlara ihtiyacınız var. Hepsi bütçe. Para kazanmasam müzik yapmam mümkün değil. Müzikten Sepya'dayken konserlerde kaşe alıyorduk, onun dışında kendi solo kariyerimde hiç para kazanmadım. Hep eksideyim ama kendim için yapıyorum müziği, dinleyicilere ulaşır er ya da geç. Kendime bir yatırım yapmak olarak görüyorum müziğe harcadığım parayı. Yani çalışmasam müzik yapamam maalesef, ancak evde kendim çalar söylerim. Bu arada kurumsaldaki arkadaşlarım öyle dışarıdan gözüken beyaz yakalılardan değil. Ben de değilim, hiç olmadım. Hepsi çok tatlı, yöneticimden arkadaşıma herkes çok destekliyor. Hatta bir toplantıda klibimi ekrana yansıttılar, aşırı mutlu etmişlerdi. Bir konser versem hepsi dolup taşıracak mekanı, beklemedeler. Sanat bence genel olarak acıdan beslenir ve bir tepkinin dışa vurumudur. Ben hem kendi içsel hesaplaşmalarımdan, hem yaşadıklarımdan, hem çevremden hem de hayallerimden besleniyorum üretirken. İlham denen bir şey gerçekten var. Bazen sadece bir kelime, bazen bir koku, bazen de ışığın yere düşümü olabiliyor. Geçen gün bir dikiz aynasında Objects in mirror are closer than they appear yazıyordu. Bütün gün bu cümle döndü aklımda. Yeni bir parça yazdım, bu cümleden ilham aldım mesela. Bu sene başında akustik piyano ballad parçam ben kül oldum'u yayınladım. Şimdi Bencil geliyor. Önümüzdeki birkaç parçamı da önce tekli olarak yayınlayıp sonra bir EP ya da albümde toparlayacağım. Sound olarak birbirlerine daha yakın ve tutarlı olacak parçalardan oluşacak. Yani umarım. Çok istiyorum festivallerde yer almak ya da sahnelerde yer bulmak. Bu yaz bir ekip kurup stüdyoya gireceğim. Bir ay falan düzenleme ve provalarla bir live set oluşturma planım var. Konser olmasa bile canlı performans çekim ve profesyonel kayıt düşünüyorum. Sahne de olursa müthiş olur. Eylül'de 30 olacağım. 30'dan önce bir konser vermeliyim bence, booking ve menajerlik tekliflerine açığım. Bu röportajı okuyan ve kendi hayalinin peşinde koşmak isteyen müzisyenler varsa, onlara birkaç sözüm var. Asla hayalinizden vazgeçmeyin, asla yılmayın. Mücadele edin. Müziğinizle var olacaksınız, tamamlanmış hissedeceksiniz. Bu tarz müzik yaptım ama dinlenmeyecek demeyin, hedefiniz sadece dinlenme rakamı odaklı olmasın. Önce siz memnun olun yaptığınınız işten. Bazen dilimize, bazen sahnemize ket vurulmak istense de biz hep burdayız, burada olacağız. Ben bana ilham veren sanatçıların açtığı yoldan giderek tamamlanmaya başladım. Umarım ben de sizlere bir itici güç olur, sizler için yeni bir yol açarım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yaratilan-cagan-irmaktan-fantastik-kurgu-denemesi/", "text": "Yaratılan, klasikler arasındaki yeri tartışmasız olan ve bugüne dek sayısız kez beyazperdeye uyarlanan Frankenstein romanından esinlenerek oluşturulan bir Çağan Irmak dizisi. Yönetmen koltuğunda Çağan Irmak'ın oturduğu yapımda, ölüm ve ahiret konuları incelikli bir biçimde işleniyor. Osmanlı döneminde geçen dizi, genç ve tutkulu bir tıp öğrencisi olan Ziya'nın bir türlü çözülemeyen gündelik sorunlarını bulma arzusunu ele alıyor. Eğitimini tamamlamak için geldiği İstanbul'da İhsan Hoca ile tanışan Ziya karakteri, hayatında bir kapıyı aralamaya başlar. Bu kapı, hem İhsan'ın hem de Ziya'nın hayatını içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemeye başlayacaktır. Fantastik ve korku denilince aklımızda canlanan o kült eserlerden biri kuşkusuz Frankenstein. Çağan Irmak'ı da bu tür bir yapım içerisinde görmeye pek alışık olmasak da, 2008 yılında Ulak filmiyle fantastik bir deneme girişimi yaptığını hemen hatırlatalım. Ülkemiz genelinde önyargıyla karşılanan bu tarz yapımlardan sonra, belki bu iş bize bir ışık olur. Mini dizide kullanılan renk paletinin atmosfer ile beraber güzel bir ikili olduğunu söylemeden edemeyeceğiz. Ulak filminde olduğu gibi, hikaye tekrardan bir anlatıcı aracılığıyla bizlere aktarılıyor. Ülkece drama ve gerilime alışmış olsak dahi, yeni şeyler denemekten bir zarar gelmez; hele ki yönetmen koltuğunda bu kadar usta bir isim oturuyorsa. Üstüne epeyce düşünülerek derlenen bu yapıma bir şans vermenizi öneriyoruz. Toplam sekiz bölümden oluşan bu diziyi hafta sonu bir çırpıda sıkılmadan bitirebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yarımadadan-ep-öncesinde-yeni-single-körgünü/", "text": "Yerli alternatif sahnenin, kendi tabirleriyle alternatif/modern progresif rock gruplarından olan Yarımada yeni teklisini paylaştı! Grup geçtiğimiz yıl içerisinde hücum kayıtlarını paylaştığı Yarımada Yolu ve Bukalemun sonrasında, Profesyonel adlı parçaları ise geçtiğimiz aylarda Ironhand Records tarafından yayımlanan The New Generation of Turkish Psychedelic Vol. 1 adlı plakta yer aldı. Önümüzdeki günlerde yayımlanacak olan 3 parçalık EP öncesinde yeni single Körgünü'nü servis eden grup, parçanın kayıtlarını ise Ümit Yaşar Doğdu ve Ayhan Özdemir eşliğinde, canlı performans olarak KİD Müzik ve Prova Stüdyoları'nda aldı. Bu yeni teklinin miks ve mastering'ini ise, 123, DANdadaDAN, Lara Di Lara ve daha birçok projeden tanıdığımız Feryin Kaya yaptı. Teklinin görselini yine ekibin gitaristi olan Ilgaz Fakıoğlu hazırladı, model olarak ise Güneş Ünal yer aldı. - Spotify: https://open. spotify. com/track/2OOqw5xCGsBoAkceTXm7cQ - iTunes: https://itun. es/tr/St0Ujb - Soundcloud: https://soundcloud. com/yarimada/korgunu - Bandcamp: https://yarimada. bandcamp. com/track/k-rg-n - Facebook | facebook. com/yarimadayolu - Twitter | twitter. com/yarimadayolu - Instagram | instagram. com/yarimadayolu - Youtube | youtube. com/c/YarimadaYolu"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yarımadadan-yeni-ep-sonunda-geldi/", "text": "Yerli sahnenin Modern Progressive Rock gruplarından Yarımada, geçtiğimiz mayıs ayında çıkardığı Körgünü isimli teklisi sonrasında, mart ayında kayıtları tamamlanan Yeni isimli EP'sini paylaştı. Daha önce sadece Yarımada konserlerinde dinleyebildiğiniz Gece, Endişe ve Yoklama isimli parçaları artık dijital ortamlarda dinlenebilir hale getiren Yeni isimli EP ile birlikte ayrıca Gettodan Çıkış'tan tanıdığımız Volkan Bilgin tuşlu çalgılarıyla gruba 5. kişi olarak dahil olmuş oldu. Kid Müzik Prova ve Kayıt Stüdyoları'nda Ayhan Özdemir ve Kadir Kaygana eşliğinde kaydedilen albümün mix'lerini 123 ve daha bir çok projeden bildiğimiz Feryin Kaya yaparken, mastering'te ise Nekropsi ve Kök'ten bildiğimiz Cem Ömeroğlu ile çalışıldı. Yeni EP sonrasında grubu dinlemek isteyenler ise; ilk kez 20 Ağustos Pazar günü Peyote Cennet Bahçesi'nde gerçekleşecek olan 4. Burgazada Progresif Müzik Festivali'nde Taner Öngür & NGNG, Klan, Kinesis ve Kırkbinsinek ile birlikte dinleyebilecekler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yarışma-boğaziçi-üniversitesi-17-battle-of-the-bands/", "text": "5 Ağustos'un ilk saatlerini karşılarken bir yarışma haber paylaşalım. 17 yıllık bir maziye kavuşan Battle of the Bands, istikrarlı çizgisiyle efsane olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yarışma hakkında bilgiler vereceğim ama Bir Baba Indie ailesi olarak hassasiyetle çekimser yaklaştığımız bir konudur yarışmalar. Çünkü, insanlara rekabet olgusunu aşılamanın, kazanan ve kaybedenin olduğu bir şeyin varlığı bizi bir yerden sonra rahatsız ediyor. Özellikle altını çizersek; işin içinde müzik varsa bu hassasiyetin boyutları epey değişiyor. Bizi yarışmanın varlığından haberdar eden Radyo Boğaziçi'nin saygınlığına binaen haberi paylaşalım istedik. Biz, Bir Baba Indie ekibi olarak bu işlerin binde kaçlık kısmındayız bilmiyoruz ama nacizane bir dilek dileyecek olursak, bu yarışmayı organize edenlerin ve jürinin olası bir rekabet ortamından ziyade, iyi-kötü tanımlaması yapmadan yarışmaya katılacak grupların seslerini bir nebze duyurmasına yardımcı olmasıdır. Kimin 1. olacağının değil de, yeni, samimi ve iyi müzik yapan müzisyenleri tanıyacağımız bir yarışma olması dileğiyle. Yarışmacı gruplar amatör olmalıdır. Grup üyeleri yalnızca bir grupta çalabilir. Aynı kişi farklı gruplarla yarışmaya katılamaz. Başvurular 1 Ağustos 2015, Cumartesi günü başlar ve 1 Eylül 2015, Salı gününe kadar devam eder. Yarışmaya katılacak gruplar demolarını, müzik tarzı, grubu anlatan tanıtıcı bilgi ve resimle birlikte, bu tarihe kadar radyo boğaziçi'ne dijital yollarla, elden veya kargo ile iletmek zorundadırlar. Demolar CD/Audio veya mp3 formatında olmalıdır. Grup performanslarının değerlendirilmesinde jürinin daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmesi açısından, hazırlanan demolarda yer alan eserler grupların kendi besteleri olmalıdır ve demo CD'sinde en az üç şarkı bulunmalıdır. Bu şarkılardan en az ikisi grubun kendi bestesi olmalıdır, üçüncü şarkı opsiyonel olarak cover/uyarlama olabilir. Daha önceden yarışmış bir şarkı yarışmaya kabul edilmez. Besteler eğer bu yarışmaya katılmamışsa katılma hakkı kazanabilir. Başvurular bittikten sonra yapılacak ön elemede, finale katılmaya hak kazanan gruplar, finalde performanslarını plak şirketlerinden temsilciler ve müzik otoritelerinden oluşan seçkin bir jüri önünde sergileme fırsatını yakalayacaklardır. Finallere katılmaya hak kazanan gruplar 14 Eylül 2015 tarihinde sosyal medya ve basın yayın organları aracılığıyla duyurulacaktır. Finalist grupların final performans sırası, final günü çekilecek kura ile belirlenecektir. Finalistlerin yarışma sırasında çalacakları şarkılardan en az ikisi kendi besteleri olmalıdır. Yarışma 3 Ekim Cumartesi günü Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs'te gerçekleşecektir. Jüri üyelerimiz ve ödüller önümüzdeki günlerde güncellenecektir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yasak-helva-ile-elektrik-folk-zamani-rektefe/", "text": "Salih Korkut Peker, Hakan Görkem Bıyık ve Onur Ertem'den oluşan İzmirli elektrik folk üçlüsü Yasak Helva'nın ilk albümü Rektefe 4 Ekim itibarıyla tüm dijital platformlarda yayınlandı. Müzikal geçmişlerinde death metal, pop rock, arabesk, Türk halk müziği, caz, grunge gibi apayrı türleri icra etmiş 3 müzisyenden oluşan Yasak Helva, yaptıkları müziği elektrik folk olarak adlandırıyor. Sahnede elektro-akustik cümbüş, çağlama, bas ve davul enstrümanlarını kullanan Yasak Helva; müziğinde Anadolu, Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya bölgelerinden beslenirken, zaman zaman caz ve rock dünyasının klasiklerine de göndermeler yapıyor. Mehmet Andiçen ve Orçun Çatar imzası taşıyan albümün artwork ve logosu ise Fatih Şenay tarafından tasarlandı. 2019'da ondördüncüsü düzenlenen Tunus Carthage Caz Festivali'nde ve ardından geçen yaz Budapeşte'de Sziget Festival'da sahne alan Yasak Helva'yı biz de ilk kez birinci oldukları Sziget Talent yarışmasında izlemiştik. 2018'de Avrupa, Amerika ve Japonya'da yayınlanan Turkish Psychedelic toplama albümü Saz Power'da Silifke Zeybeği yorumuyla yer alan Yasak Helva, şimdi de Rektefe ile yoluna devam ediyor. Rektefe albümü sonrasında Yasak Helva'nın ilk İstanbul konseri 7 Aralık Cumartesi akşamı Nayah'ta gerçekleşecek. Yasak Helva'nın müthiş enerjisiyle görülmeye değer bir deneyim sunan canlı performansına şahit olma şansını kaçırmak istemeyenler tarihi şimdiden takvimlerine not alsın deriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yasak-helvanin-album-sonrasi-yayinladigi-yeni-teklisi-eki-attar-dijital-platformlarda/", "text": "İzmirli elektrik folk grubu Yasak Helva, Rektefe albümü sonrasında Akdeniz Erbaş'la birlikte yaptığı Eki Attar parçasını dijital platformlarda yayınladı. 2019 yılında düzenlenen Sziget Talent Turkey yarışmasında jüri oylamasıyla birinci olarak ülkemizi temsilen Sziget Festivali'nde çalma hakkı kazanan Yasak Helva, geçtiğimiz sene Rektefe isimli ilk albümünü yayınlamıştı. Müzikal geçmişlerinde death metal, pop rock, arabesk, Türk halk müziği, caz, grunge gibi apayrı türleri icra etmiş Salih Korkut Peker, Hakan Görkem Bıyık ve Onur Ertem kadrosundan oluşan Yasak Helva, geçtiğimiz şubat ayında Akdeniz Erbaş ile birlikte yaptıkları Eki Attar adlı parçasını YouTube üzerinden video klibiyle birlikte yayınlamıştı. Geçtiğimiz günlerde ise Eki Attar, diğer dijital platformlardaki yerini alarak dinleyicisiyle buluştu. Parçanın Spotify linkiyle birlikte video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yasanilamamis-yasamlarin-listesi/", "text": "İnsanlığın temeline işaret eden okumak, izlemek ve dinlemek eylemlerinin birliğinden yola çıkarak, kitapların yaptığı çağrışımlarla şekillenen listeler ile bir yazı dizisine başladım. Bu yazı dizisinin ikinci kitabı da kıyılarımıza vuran acıdan yola çıkarak, mektup şeklinde yazılmış şiirli bir düz yazı: Deniz Duası. Uçurtma Avcısı, Bin Muhteşem Güneş, Ve Dağlar Yankılandı romanları ile tanınan, kendisi de bir mülteci olan doktor ve yazar Khaled Hosseini, 2015 yılının Eylül ayında, Avrupa'da güvenli bir yaşam alanına ulaşmaya çalışırken Akdeniz'de boğulan ve cansız cesedi kıyıya vuran üç yaşındaki Suriyeli mülteci Aylan Kurdi'nin yaşam öyküsünden etkilenerek Deniz Duası'nı yazıyor. Suriyeli bir babanın, sonu belirsiz bir yolculuğa çıkmadan önce, oğluna yazdığı bir mektup şeklinde tasarlanmış olan Deniz Duası, hakları olan güvenli yaşam alanını ararken, denizlerde kaybolmuş binlerce mülteciyi anımsatıyor aynı zamanda. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin açıkladığı rapora göre dünyada 65 milyon kişi mülteci konumunda. Mültecilerin yüzde 53'ü ise çocuklardan oluşmakta. Hosseini, Deniz Duası'nın tüm gelirini, iyi niyet elçisi olarak görev aldığı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Khaled Hosseini Foundation'a aktarıyor ve mülteci kamplarını ziyaret etmeye, çeşitli platformlarda bu sorunu dile getirmeye ve bağış toplamaya devam ediyor. Deniz Duası'nın görsel hikayesine Dan Williams eşlik ediyor. Kalp kıran, yansıtıcı ve birleştirici çizimlerde tercih edilen stil ve gevşek mürekkep kullanımı, dökülen gözyaşlarına, hikayeye ve denize derinlik katıyor. Umut veren yeşil çayırlardan, umut dolu ışık kırıntısı aranan karanlıklara doğru seyreden çizimler, UNCHR'ın katkılarıyla 360 derece dönebilen sanal gerçeklik videosuna dönüştürüldü ve İngiltere menşeli The Guardian gazetesi tarafından yayınlandı. Ruhumuzun ve vücudumuzun maruz kaldığı bunca acı haberin içerisinde, ekranların karşısında çaresizce bu görüntülere tanık olup hiçbir şey yapamıyor olsak da, unutmamak, anmak ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çabalamak, en azından yaşamak isteyip de yaşayamayanların varlığını anımsayıp yaşamımızın özünü aramak/anımsamak ve yaşamak istediklerimizi yansıtmaya çalışmak en iyisi sanki. Dilerim dinleyeceğiniz liste, oradan oraya paramparça olmuş bir ayna gibi yansıyan ruhun özünü yansıtır size, bana yaptığı gibi bir nebze."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yasemin-morinin-yeni-teklisi-kirmizi-lavlar-yayinda/", "text": "Alternatif sahnenin önemli isimlerinden Yasemin Mori'nin çağın buhranına sövgü, kıyamete övgü niteliğindeki yeni teklisi Kırmızı Lavlar yayında! 2008 yılında yayınladığı Hayvanlar albümüyle dikkatleri çeken Yasemin Mori, son dönemde paylaştığı yeni parçalarıyla birlikte dinleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Prodüktörlüğünü Serhat Şensesli'nin üstlendiği Kırmızı Lavlar'ın sözleri Yasemin Mori'ye, müziği Yasemin Mori ve Serhat Şensesli'ye, düzenlemesi yine Serhat Şensesli'ye ait. 2012 yılında ikinci albümü Deli Bando'yu yayınlayan Mori, 2015 yılında ise 10 parçadan oluşan Finnari Kakaraska isimli üçüncü albümünü yayına almıştı. Üç yıllık bir aranın ardından Estralla isimli 9 şarkılık albümüyle geri dönen Mori, 2020 yılında ise Rampa Stampa ve Beni Bana Bırak adlı single'larını dinleyiciyle paylaşmıştı. Son olarak 2021 yılında Maviye adlı parçasını yayınlayan Yasemin Mori, 2022 yılındaki Kırmızı Lavlar adlı ilk teklisini de yönetmenliğini Irmak Altıner'in üstlendiği video klibiyle birlikte 18 Şubat'ta Groove Records etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yaslandikca-sahnede-olmaktan-daha-cok-keyif-aliyorum/", "text": "Warhaus ve Balthazar'dan tanıdığımız Maarten Devoldere ile yeni Warhaus albümü Ha Ha Heart albümü hakkında konuştuk. Çok iyiyim. Evdeyim, yıl sonu olduğu için şu aralar konserim yok. Her şey yolunda, bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Noel'e hazırlanıyorum. Hayat güzel. Hala her şey çok heyecanlı gidiyor. Normalde bir albümü bitirdikten iki ay sonra, Şimdi daha iyi bir şey yapacağım. demeye başlarım. Bu sefer, albümün çıkışından neredeyse bir yıl önce kaydı bitirmiştim ama yayınlandığında da çıkan sonuçla hala gurur duyuyordum. Gelecek tepkilerle ilgili biraz gergin olduğumu söyleyebilirim çünkü fazla kişisel bir albüm olduğu için, iyi karşılanmaması, kötü yorumlar duymak beni daha çok incitirdi sanırım. Albüme gelen ilgiyi görmek çok güzel. Uzaktan yakından tanıdığım insanlardan telefonuma sürekli mesajlar geliyor, hiç bu kadar çok pozitif mesaj almamıştım daha önce. Sanki albüm insanlarda gerçekten iyi biçimde yankı uyandırıyor ve bunu gördüğüm için çok mutluyum. Albümün prodüktörü Jasper çok yakın bir arkadaşım. Titus, fotoğrafçımız, yine en yakın arkadaşlarımdan biri. Videoları yapan Pieter ve Michiel de öyle. Yakın olduğunuz insanlarla çalışmak hoş bir şey. Çok iyi hissettiriyor, işler doğal ve güzel biçimde akıyor. İlk soruna dönersem, 'Ha Ha Hearthbreak' açık biçimde bir ayrılık albümü. Palermo'ya gidip birkaç haftalığına bir otel odası tutmuştum, yanımda sadece bir gitar ve basit kayıt ekipmanı vardı. Kendimi o otel odasında dünyadan soyutladım. Yazmaya başladım ve yazdığım her şey o an bulunduğum çevrede ortaya çıktı. Demoları kaydettim sonra eve döndüm, Jasper'a: Her şeyi hazır, kayda girebiliriz. dedim. O otel odasında kaydettiğim vokallerin ilk halini albümde kullanmak onun fikriydi. Böylece, demo olarak kaydedilen vokaller üzerine aranjman yapmaya başladık. Normalde tam tersi bir gidişat olur, stüdyoda bütün enstrümanlar kaydedilir, üstüne en son vokal kaydedilir. Biraz tersten gitmiş olduk. Albümün ilk taslağı çok hızlı oluştu, yazmam gereken şeyler içimden fışkırdı adeta. Sonra bir yıl kadar aranjmanlarla uğraştık, doğru orkestrasyon ve melodiler için çok zaman harcadık. Oldukça temel, samimi, saf bir şarkı yazımı ve vokaller ile yaylıların ve ihtişamlı bir düzenlemenin profesyonelliğinin yarattığı cazibenin garip bir kombinasyonu oldu. Albümün single'larından Open Window'u ilk dinlediğimde eski, siyah beyaz, üzücü bir Yeşilçam filminde çalan bir şarkı dinliyor gibi hissetmiştim. Bu yoğun his bana, albümünde edebiyattan, sinemada, başka müziklerden veya genel olarak hayattan belli başlı referanslar var mı acaba diye merak ettirdi. Yok ya... Nelerden ilham aldığım bana çok sık sorulan bir soru ama pek öyle olmuyor aslında. Yıllar geçtikçe farklı farklı zevkler ediniyorsun ve bir beste yaparken o referanslar ortaya çıkıveriyorlar. Bazen neyin etkilemiş olabileceğini hissetsem de referanslar pek somut değil, en azından bende öyle çalışmıyor o iş. Bu yüzden tarif etmek gerçekten çok zor. Ama bence mesela Palermo gerçekten çok göz alıcı, içinde geçmişten bir parça taşıyan, vintage, büyüleyici bir şehir. Bu romantizm aslında albümün sound'unu da fazlasıyla temsil eden bir şeydi. Gerçekten çok iyi bir soru ama cevabına dair hiçbir fikrim yok. Böyle bir ilgi görmek çok güzel tabii ki. Balthazar'la üçüncü albümümüz sonrası İstanbul'da çok az kişiye çaldığımızı hatırlıyorum, belki 100 kişi falan vardı alanda. Solo projelerle de gelmiştik, kendi halinde güzel gidiyordu. Sonra Balthazar'la Fever albümü zamanı tekrar İstanbul'a geldik ve çok büyük bir konser salonunu doldurabildiğimizi gördük. Biz de birdenbire ne değişti, ne oldu anlayamayıp çok şaşırmıştık. Burada Tamino, Oscar and the Wolf gibi Belçika çıkışlı birçok müziğin çok sevildiğini biliyorum ve büyük bir minnet duyuyorum. Yine de neden olduğunu tam olarak açıklayamam. Sadece Belçika müziğini Belçikalı yapan şeyin ne olduğunu biliyorum. Avrupa'nın tam ortasında bir ülke ve kendimize ait çok güçlü bir kültürümüz yok. Fransızlar ve Hollandalılarla karşılaştırıldığında oldukça iddiasız insanlarız. Dünyanın dört bir yanından çeşitli kültürel referansları tabiri caizse çalıyoruz ve sonra kendimizce Belçikalılaştırıyoruz, ki sonuçları bazen biraz absürt oluyor. Sadece tahmin yürütüyorum, Türkiye de Belçika gibi farklı kültürlerin karıştığı, Asya ile Avrupa'nın ortasında bir yer olduğu için belki de bu açıdan uyuşuyoruz, bilmiyorum. Seviyorum ya... Evet evet, seviyorum. Yıllar geçtikçe sahnede de büyüyorum, kendi özüme daha fazla yaklaşıyorum. Çünkü gençken sahnede olmak bir tür rol yapma hali ya da başka bir şahsiyete bürünmek gibiydi. Sanki senden bir parça oradaymış ama büyük bir kalkanla gizlenmiş gibi. Bence yaşlandıkça durum değişti, özellikle şimdi daha kişisel şeyler yazdığım için, bu şarkıları sahnede gerçekten yaşayabilirim. Sahne gerçekten çok iyi hissettiriyor. Hatta geçmişte hiç yapmadığım şekilde sahnede dans etmeye başladım. Ritmi hissediyorum, sözleri hissediyorum ve yaşlandıkça sahnede olmaktan ve şarkılarımı insanlara ulaştırmaktan giderek daha çok keyif alıyorum. Her koşulda İstanbul'a geleceğiz. Yaz aylarında kapalı bir mekanda konserimiz olacak gibi görünüyor. Henüz konfirme olmadı, bu yüzden detay veremem fakat bunu yazabilirsin. Kesinlikle bu albümle İstanbul'a geliyoruz yani. Aslında bu seçimin net bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, bağımsız olmamıza rağmen çok fazla kişiye ulaşabilmek güzel. Çalıştığımız şirketin uluslararası olması bir avantaj çünkü Belçika'daki EMI, Sony veya Universal gibi bir majörle anlaşma imzalasak, her ülke için ayrı ayrı müzakere etmek ve o ülkede müziğimizi yayınlamak isteyeceklerini ummak zorundaydık. PIAS'ın güzel yanı, bu anlamda çok imkanı olması. Balthazar ile de hep yaptığımız gibi, uzun zamandan beri tüm Avrupa'yı turluyoruz ve bu durum özellikle Belçikalı gruplar arasında o kadar yaygın bir şey değil. Belki sizi her yerde tanıtacak, televizyonlara çıkaracak parası ve gücü olan bir şirket değil ama son derece dürüstler. Senin işin sadece konser vermek, insanların kalbini kazanmak, eski usul, bildiğimiz şekilde sadece müziğinle uğraşmak. Bu tip bir düzenin müziğimizin havasına uygun olduğunu düşünüyorum. Yani, bizi pop yıldızı bir grup gibi tanıtıp insanların gözüne sokarsan garip olur. Bu sistem otantik ve güzel geliyor bana, sıcak bir aile içindeyiz. Kesinlikle bir iş insanı değilim. Tüm enerjimi mümkün olduğunca şarkı yazmaya ve bir iki yılda bir albüm çıkarmaya odaklamaya çalışıyorum. Öncelikle, bu kısmı kesinlikle daha eğlenceli. İş tarafının biraz farkında olmak gerektiğini düşünsem de yaratıcı uğraşlarınızı alt üst edebilecek bir şey. Çünkü bazen teknik konularla veya parayla ilgili profesyonel tartışmalara katılmak çok cazip gelebiliyor ama bu konular bir nevi zihninizden çalıyor, enerjinizden, yaratıcılığınızdan alıp götürüyor. Bence güvenebileceğiniz bir menajeriniz olması ve sadece şarkılar yapan küçük çocuklar olarak kalabilmeniz çok önemli. Kolay kolay depresifleşmem. Hızla silkelenip yola devam edebilen biriyim. Bir bakıma ayrıcalıklı bir hayat yaşıyorum. Bir yandan da bir şeyler hakkında çok da endişelenmeyen veya strese girmeyen bir doğam var sanırım. Çok fazla meditasyon yapıyorum. Gündemle ilgili güncel kalmaya çalışıyorum ama eğer yaratıcı olabiliyorsam, meditasyonumu sporumu yapabiliyorsam kendimi iyi hissedeceğimi biliyorum. Ne bileyim, mesela karantina olduğunda ve konser veremeyeceğimizi öğrendiğimde: Tamam o zaman, daha çok şarkı yazabilirim. dedim. Çok da umursamadım yani, durum beni çok da etkilemedi. Biri eğer kalbimi kırarsa, o zaman ağlarım. Üzüldüğüm şeyler daha çok kişisel düzeyde gibi yani. Belki de bu rahatlık ne kadar ayrıcalıklı bir hayatım olduğunun bir işaretidir. Aslında aynı zamanda da kendime karşı geliştirdiğim bir sorumluluk gibi çünkü daha gençken, çok fazla içiyordum ve uyuşturucu kullanıyordum. Dışardan gelen uyarılara nasıl tepki vereceğimi zamanla meditasyon yoluyla öğrendim, karşılaştığım herhangi bir konu hakkında soğukkanlı olmama çok yardımcı oldu. Kendrick Lamar'ın yeni albümü inanılmazdı, çok dinledim. SAULT bir albüm çıkardı, onu sevdim, hatta ücretsiz indirmeye açtılar albümlerini. Aslında çok var. The Smile, Nick Cave ve Warren Ellis'in Carnage'ı, gerçi o geçen yılın albümüydü sanki, bilemedim. Eski müzikleri de çok dinliyorum. Hala David Bowie şarkılarını keşfediyorum mesela. Yeni çıkan her şeyi bilen bir müzik hipster'ı değilim. Yine de bence yeni üretilen çok fazla iyi ve ilginç müzik var. Bu anlamda, hayatta olmak için iyi bir zaman! Pozitif bir son söz oldu. Yeni albümün için tekrar tebrikler. Şu an için single'lar hariç, yeni dinlediklerimizden 'Shadow Play' favorim gibi. Dinlemeye doyamayacağımız bir albüm olmuş, dinledikçe favorim sürekli değişir kesin. Sorularım bu kadardı. Vakit ayırdığın için çok teşekkürler. Yakında görüşürüz umarım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yavuz-cetinin-bul-beni-parcasina-yeni-animasyon-klip/", "text": "Türkiye'nin en önemli blues gitaristlerinden Yavuz Çetin, yayınladığı son albümü Satılıkta yer alan Bul Beni parçasının klibiyle hayranlarıyla buluşuyor. Yavuz Çetin'in ölümünün üstüne geçen 20 senenin ardından, müzisyenin Bul Beni parçasına yeni bir animasyon klip yayınlandı. Söz, müzik ve düzenlemesi Yavuz Çetin'e ait parçanın animasyon klibinin yönetmenliğini Kamil Şirin üstlendi. Yavuz Çetin, yaşamı boyunca 1960'lı ve 1970'li yılların rock-blues müziklerinden etkilendi. 1990 yılında İstanbul'da müzisyen dostları Batu Mutlugil, Zafer Şanlı ve Kerim Çaplı ile cover grubu olarak tanınan Blue Blues Band'i kurdu. Birçok sanatçının albüm kayıtlarına gitarıyla eşlik eden müzisyen, 1997 yılında İlk adlı ilk albümü, 2001 yılında, tüm söz, müzik ve düzenlemelerin kendisine ait olduğu Satılık adlı ikinci albümü yayınlandı. Müzik dünyasında efsaneler arasına adını yazdıran Yavuz Çetin'in, yaşamın içindeki ve sahnedeki animasyon görüntülerinden oluşan klibe aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yavuz-cetinin-satilik-albumu-plak-olarak-yayinlandi/", "text": "2001 yılında hayatını kaybeden, Türkiye'nin en önemli blues gitaristlerinden Yavuz Çetin'in son albümü Satılık, tam 17 yıl sonra plak formatında yeniden yayınlandı. Yaşamak İstemem, Sadece Senin Olmak, Cherokee, Oyuncak Dünya gibi klasikleşmiş parçaların yer aldığı Satılık albümü 17 yıl sonra TMC etiketiyle plak formatında yeniden yayınlandı. Tüm söz, müzik ve düzenlemelerin Yavuz Çetin'e ait olan albümde, elektronik ve akustik gitarlar Yavuz Çetin, bas gitarlar İsmail Soyberk, Sunay Özgür, Oya Erkaya, davullar Cengiz Tuncer, Turgut Alp Bekoğlu, hammond İlke Hatipoğlu, perküsyon ise Engin Gürkey tarafından çalınmıştı. 1990 yılında Batu Mutlugil, Zafer Şanlı ve Kerim Çaplı ile birlikte kurduğu cover grubu Blue Blues Band'in haricinde birçok isme gitarıyla eşlik eden Yavuz Çetin ayrıca Kıraç, Göksel ve 1996 yılının ortalarında MFÖ grubuyla da çalışmıştı. 1997'de yayınladığı İlk isimli albümünden sonra 2001 yılında yayınladığı Satılık albümü ise şimdi plak formatında yeniden raflardaki yerini aldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yavuz-çetin-anısına-yapılan-yavuzfest-2-yılında/", "text": "Türk Rock & Blues müziğinin altın çocuğu olarak akıllarda ve kalplerde çok güzel bir yer edinmiş olan Yavuz Çetin, 13. ölüm yıldönümünde sevenleri tarafından 2. YavuzFest ile anılacak. Ülkemiz müzisyenlerinin önemli bir kısmının sahne alacağı 2. Yavuz Çetin Müzik ve Barış Festivali, 18 Ekim Pazar günü, Volkswagen Arena'da gerçekleşecek. Müziğini Yavuz Çetin adına konuşturacaklar arasında Bulutsuzluk Özlemi, Can Gox, Cem Köksal, Ceylan Ertem, Korhan Futhacı, Kurtalan Ekspres, Mor ve Ötesi, Moğollar, Murat İlkan, Ogün Sanlısoy, Pentagram, Sahte Rakı, Yasemin Mori'nin yanısıra Yavuz Çetin'in gitar arkadaşları Gür Akad, Tanju Eksek, Batu Mutlugil ile Yavuz Çetin'in oğlu Yavuzcan Çetin yer alacak. Sevenleri için duygusal bir anma niteliğinde olacak olan YavuzFest'in Facebook Event sayfasına göz atmak için buraya tıklayabilir; biletlerini de Biletix üzerinden temin edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yayimlanmamis-prince-demolarini-iceren-album-geldi-originals/", "text": "Prince fiziksel anlamda aramızdan ayrılmış olabilir fakat ayrılırken arkasında duyulmamış şarkıların olduğu dev bir kasa bıraktığını biliyoruz. Şimdi ise ölümünden sonra çıkarılan ve daha önceden yayınlanmamış olan demolarını içeren Originals isimli albümü ile bu kasanın kapıları açılıyor. Büyük sanatçının şarkı yazarlığındaki eşsizliğini ortaya seren bu parçalar sonradan The Bangles, Sheila E., Sinead O'Connor ve birçok başka isim tarafından popüler konuma getirilmişti. Basın açıklamasına göre yeni albümün on beş şarkısı, Prince adına Troy Carter ve Jay-Z tarafından seçildi. Originals adını taşıyan albüm 21 Haziran'da fiziksel ve dijital ortamlarda Warner Bros. Records çatısı altında dinleyicisiyle buluştu. İlk olarak TIDAL'da yayımlanan Originals, albümün resmi çıkışı ile bütün platformlarda mevcut. Aynı zamanda Prince'in 61. yaşına denk gelen bu çalışma, sanatçının uzun süredir hazırlanmakta olan ve ekim ayında çıkması planlanan The Beautiful Ones isimli anı kitabının da öncüsü oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yaz-bitmeden-son-cikis-ponzanin-yeni-teklisiyle-geldi/", "text": "Yerli sahne gümbür gümbür ses vermeye devam ediyor. Bu kez duyduğumuz sesler ise Ponza'nın yepyeni şarkısı Gold & Round'a ait. Sessiz sedasız kapımızı çalan Gold & Round, yaz biterken kişinin kendine vereceği güzel bir hediye gibi. Şarkıyı dinledikçe dinlemek, akabinde sıcak günlerin en keyif veren günlerine geri dönmek istiyorsunuz. Müziğin değiştiği 2. dakika 25. saniyede ise kendinize gelip geçmişe asla dönemeyeceğinizi fark ediyor ve olduğunuz yerde yavaş yavaş salınmaya başlıyorsunuz. Gold & Round, loop'a alınacak bir şarkı olmasının ötesinde görsellikle de akıllarımıza kazınacak gibi duruyor. Zira şarkı öyle güzel bir müzik videosuyla taçlandırılmış ki Evet, bir taş ve iki kuş olayı gerçekten olabiliyormuş. diye düşünmeden edemiyorsunuz. Gold & Round'un müzik videosunun yönetmeni olarak karşımıza Yiğit Evgar çıkıyor, şarkının mastering'lerinde de Çağan Tunalı'nın adını görüyoruz. Doğalgaz faturaları önümüzde çığ gibi büyümeden önce, yazın son demlerini Gold & Round'la yaşayalım. Elbet bir gün soğuk havaların açılışını da yaparız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yaza-damgasini-vurmayan-videolar/", "text": "Açık Radyo 94.9'da her pazartesi yayımlanan Bir Baba Indie Lokal'in 12 Ağustos tarihli 15. bölümü Yaza Damgasını Vurmayan Şarkılar idi. BBI editörleri Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu'nun hazırlayıp sunduğu Lokal'in bu özel bölümünde Ati ve Aşk Üçgeni, Seda Erciyes, Lin Pesto, Sunset Stream, Supereich, Debdebe, Cinojunior, albus-in, Longaz ve The Sick Bags'in 2019 yaz mevsimine denk gelen son çalışmaları yer almıştı. Derlemedeki bu 10 video, birbirine benzemeyen müzik türlerine farklı tekniklerle çekilmiş kliplerden oluşuyor. Öte yandan, kendin yap felsefesi olan do-it-yourselften el ele verip yapalım tadındaki organize işlere ve hatta neredeyse her şeyiyle tek kişilik projelere kadar bir çeşitlilik gösteriyor. Örneğin, Kadıköy Moda'dan kapitalist sisteme isyan bayrağı açan new wave oluşumu Stiff & The Denizens için gökdelenler çağında sıradan bir apartmanın damında çekileni de var, koyu birer Gençlerbirliği taraftarı olan protest garage grubu Bam Bam Bam'ın Ankara meydanlarındaki duruşu da. Hiçbir zaman arka arkaya çalınmayacak gibi görünseler de, İzmir'de bir metal sendikası çatısı altında buluşan Egeli müzisyen ve sanatçıların organize bir şekilde bir araya gelerek beste, söz yazarlığı ve sinematografi çıtasını yüksek tuttukları doğrudan kapitalizm eleştirisi Ütopya Project'in tam arkasına Mersin'den one woman band/project Bewitched As Dark'ı koyabiliyoruz. Başkentin bir başka temsilcisi Al'York, seçkiye cover ile giren salt isim oldu. Rock 'n' roll üçlüsünün 2019 yazına damga vurmayanlara Jacques Dutronc'un Le Responsablesi ile bu katkısı, şarkının orijinalinin dönemine uygun olarak 4:3 resim oranındaki tek örnek listede. Yaza Damgasını Vurmayan Videolar derlemesini tamamlayan öteki isimleri incelediğimizde, Petri Kabi'nin gözünden farklı bir gezegendeymiş gibi duran enfes görüntüleriyle ölü popun temsilcisi Brek'i, çıkardıkları son EP'den bir şarkıya daha video çekecek kadar çalışkan ve istikrarlı üretkenlerden Reptilians From Andromeda'yı, hızlı kurgusu ve Ron Fricke başyapıtı Barakayı andıran çarpıcı sistem eleştirisi görüntüleriyle post hardcore'un screamo'su ria'yı, post-punk kulvarından coldwave ve minimalwave gibi kıyıda köşede kalmış daha alt türlerin bayrağını taşıyan Merry's Funeral'ı görüyoruz. Summer of '89 teklisiyle Bir Baba Indie Lokal'in Açık Radyo'daki Yaza Damgasını Vurmayan Şarkılar programında da kendisine yer bulan Supereich, aynı adlı şarkıya Slumber Party Massacre II filminden son derece ustaca seçilerek uyarlanmış görüntülerle sadece bu listeyi değil, 2019 yazını da kapatıyor. Bu seçkideki videolar, her ne kadar sadece küçük bir bölümüne odaklansa da bağımsız yeraltı müzik sahnesinin son derece kıymetli üretimleri ve güncel örnekleri olarak, bu sahnenin çok sesliliğinin yanında çok renkliliğini de kutlamak üzere onları bir araya getiriyor. Kimi daha çok kimi daha az ses getiriyor belki ama, tümü bir kez olsun izlenmeyi hak ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeah-yeah-yeahsden-yeni-video-wolf/", "text": "New York çıkışlı indie rock grubu Yeah Yeah Yeahs'in Cool It Down albümünden Wolf parçasına çektiği yeni video klibini paylaştı. Yeah Yeah Yeahs'in 30 Eylül 2022 tarihinde çıkardığı sekiz parçalık Cool It Down albümünde yer alan Wolf adlı parçaya çekilen video klip geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Allie Avital yönetmenliğinde çekilen video klip için gruptan Karen O, Bu videoda Allie Avital ve Britt Lower'dan oluşan sağlam bir ekiple çalışmak bizim için bir şans. Allie, ördüğü muhteşem görsel dünyayla adeta büyü yaparken Britt ise cehennem kadar cenneti de barındıran performansıyla Wolf'un temasındaki tüm çelişkileri içererek hayranlığımızı kazanıyor şeklinde açıklamalarda bulundu. Cool It Down, Yeah Yeah Yeahs'in beşinci stüdyo albümü olma özelliği taşırken aynı zamanda 2013'te yayınladıkları Mosquito'dan sonra paylaştıkları ilk albüm niteliğinde. Cool It Down albümünün üçüncü video klibi olan Wolf'u aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeah-yeah-yeahsten-9-yil-aranin-ardindan-yeni-tekli-spitting-off-the-edge-of-the-world/", "text": "Heads Will Roll, Maps ve Y Control gibi şarkılarıyla seneler boyunca playlistlerimizden eksik olmayan Yeah Yeah Yeahs, dokuz yıl aranın ardından bir Perfume Genius düetiyle geri döndü. 2000 yılında New York'ta kurulan indie grubu Yeah Yeah Yeahs, Karen O, Nick Zinner ve Brian Chase'ten oluşuyor. Grup, yirmi sene önce kendi adını verdiği bir albümle müzik piyasasındaki yerini edinmeye başlamıştı, son albümleri Mosquito'nun ardından ise üçlü olarak bir sessizliğe bürünmüşlerdi. Grubun solisti Karen O, Mosquito'nun ardından solo projesine odaklanarak birçok farklı şarkı yayınlamıştı. New Yorklu indie üçlüsü, geçtiğimiz haftalarda önümüzdeki sonbaharda yeni şarkılar paylaşacaklarını duyurmuştu. Son yaptıkları açıklamada ise yeni teklileri Spitting Off the Edge of the World'de Perfume Genius ile bir düet şarkının geldiğini belirttiler. Şarkı, bugün Türkiye saatiyle 17.00'de video klibiyle birlikte yayında! Yeah Yeah Yeahs'in dokuz yıllık sessizliğini bozan ilk teklisi Spitting Off the Edge of the World, aşağıdaki linklerden dinlenebilir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeasayerin-yeni-albumunden-3-yeni-parca-yayinda/", "text": "Brooklyn çıkışlı Yeasayer, 7 Haziran'da yayınlayacağı yeni albümü Erotic Rerunsdan paylaştığı 3 yeni parçayla geri döndü. 2016 yılında yayınladığı Amen & Goodbye albümü sonrasında geçtiğimiz günlerde I'll Kiss You Tonight parçasını video klibiyle birlikte paylaşan Yeasayer, dün itibarıyla yeni albümden Fluttering In The Floodlights ve Let Me Listen In On You isimli parçalarını da yayına aldı. Grup, 7 Haziran tarihinde Yeasayer Records etiketiyle yayınlayacağı, 9 parçadan oluşan yeni albümü Erotic Reruns'tan böylece 3 parçasını paylaşmış oldu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeey-yeni-epsinde-minnet-eylemem-turkusunu-yeniden-yorumladi/", "text": "Daha önce Selda Bağcan ve Ahmet Aslan gibi isimlerden duyduğumuz sözü Nesimi'ye, müziği ise Feyzullah Çınar'a ait efsanevi türkü Minnet Eylemem i yeniden yorumlayan Alman, İtalyan ve Türk üçlüsü YeY, içinde beş şarkı bulunan Mirages isimli EP'sini GRGDN Müzik etiketiyle yayınladı. Elektronik müzik dünyasına yeni sıcak ve oryantal bir pencere açan EP'ye, Jonas Ade yönetmenliğinde Almanya'nın Black Forest bölgesinde açık havada kaydettikleri bir canlı performans videosu da eşlik ediyor. EP'de yer alan parçalar; elektro bağlama, perküsyon ve vokal sayesinde farklı kültürel tınıların duyulduğu bir ortam yaratıyor. Mirages, içinde barındırdığı çok kültürlü yapısıyla elektronik ama aynı zamanda organik olan bir müziği dinleyicilere sunuyor. Kapak çizimini sanatçı ve tasarımcı Ross Plunkett'in yaptığı EP'ye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yellowjackets-dizisine-alanis-morissette-imzasi/", "text": "Yellowjackets soundtrack'inde Alanis Morissette'in yanı sıra Nirvana, Florence and the Machine'in No Doubt cover'ı ve daha fazlası bulunuyor. Yellowjackets senaryosu kadar soundtrack'leriyle de yakından takip ediliyor. Showtime'ın sevilen dizisinin 2. sezonunda yer alan müzikler kısa bir süre sonra yayınlanıyor. 1 Eylül'de CD ve dijital olarak Universal Music Canada aracılığıyla çıkacak olan soundtrack albümü önümüzdeki aylarda plak formatında da yayınlanacak. Nasıl ki Wes Anderson her filmini bir yıldızlar geçidine dönüştürüyorsa, Yellowjackets'ın yeni sezon soundtrack'inde yer alan isimler de tıpkı öyle. Kimler yok ki! Nirvana, The Cranberries, Elliot Smith, Garbage ve Veruca Salt gibi 90'lı yıllara damgasını vurmuş alternatif rock'ın dev isimlerinin parçalarının yanı sıra Alanis Morissette'in de bu albüme katkısı büyük. Soundtrack'teki yeni parçalar arasında Alanis Morissette'in serinin tema şarkısına yaptığı cover'ın iki versiyonu, dizinin konuk yıldızı John Cameron Mitchell'ın Elijah Wood ile yaptığı orijinal parça ve Florence and the Machine'in No Doubt'ın Just a Girl şarkısına yaptığı cover yer alıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yemen-turkusune-glasxs-dokunusu/", "text": "Yerli sahnenin en sevdiğimiz isimlerinden Glasxs, 2016'de yayınladığı stüdyo albümü Planet Reverse'le müzik camiasının dikkatlerini üzerine çekmişti. Albümün akabinde ise She Won2t Give a Fu 'a Alpha Minus'tan leziz bir remix gelmişti. Bir yıldan uzun olan bu süre zarfında ise Glasxs'in sesi Melis, Londra'ya taşınmış ve sevenlerine Yoksa artık yeni şarkılar dinleyemeyecek miyiz? diye sordurmuştu. Cuma günü yayınlanan şarkı ise hepimizin içine su serpti! Yemen Türküsü'ne yepyeni, minimal bir soluk getiren Glasxs, türküyü daha önce birkaç yerde canlı olarak dinleyenlerle paylaşmış olsa da Yemen Türküsü'nün yeni yayınlanan stüdyo kaydını biz çok sevdik! Dinlerken kimi zaman gözlerimizi dolduran, kimi zaman bağıra bağıra eşlik etme isteği uyandıran Yemen Türküsü'nün Glasxs versiyonunu hemen aşağıya iliştiriyoruz. Öncesinde, Selpak sponsorluğuna ihtiyaç duyabileceğinizi de belirtelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-adamlardan-yeni-video-klip-koca-yasli-sisko-dunya/", "text": "Adamlar'dan yepyeni bir video klip daha geldi! Geçen sene Öyle Normal adlı parçaya ilk olarak çektikleri video klip sonrasında bugün Koca Yaşlı Şişko Dünya adlı parçaya Güven Erkin Erkan, Yiğit Alıcı gibi isimlerin de gözüktüğü bir video klip geldi. Bu ay itibariyle de oldukça yoğun bir konser serisine başlayacak olan Adamlar'ın belirlenmiş olan Mart ayı konserleri ise aşağıdaki gibi gerçekleşecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-album-oncesi-coldplayden-iki-yeni-parca-daha-geldi/", "text": "Yarın yayınlayacakları yeni albüm öncesinde Coldplay'den Daddy ve Champion of the World isminde iki yeni parça daha geldi. Coldplay geçtiğimiz ay yayınladığı Orphans ve Arabesque isimli iki single'ın ardından iki yeni parçasını daha paylaştı. Grup, 22 Kasım tarihinde yayınlayacağı Everyday Life isimli yeni albümlerinden Daddy ve Champion of the World adlı parçalarını bugünden yayına aldı. Chris Martin'i piyano çalarken duyduğumuz, beş dakikalık Daddy parçasının video klibinde ise Aardman Animations'ı ve yönetmen koltuğunda Asa Lucander'i görüyoruz. Daddy parçasının videosunu ve Champion of the World'ün lyric videosunu hemen aşağıdan izleyebilir, yeni albümden şu ana kadar yayınlanmış beş yeni parçayı ise yine aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-albüm-god-is-an-astronaut-helios-erebus/", "text": "Torsten Kinsella, Niels Kinsella, Jamie Dean ve Lloyd Hanney dörtlüsünün efsane statüsünde yaşamaya devam eden projeleri God Is An Astronaut 8. albümleri olan Helios | Erebus'u bir gün evvel internet üzerinden yayınladı. 8 şarkıdan oluşan albümü iyice sindirerek dinlemeye devam ediyoruz. Önümüzdeki günlerde albüm hakkında daha detaylı bir kritik yapmayı umut ediyoruz. Zira, ilk izlenimlerimlerimizin oldukça pozitif olduğunu belirtelim. Albümün prodüktörlüğünü Torsten Kinsella, görsel çalışmalarını Niels Kinsella'nın yaptığını belirtelim. Grup üyelerinin eğer kabiliyetleri varsa, işin mutfak kısmına da girmesinin gruplara ayrıca artı özellikler kattığını düşünüyorum. Grubun kafasında oluşan tüm fikrin yansıtılmasının en üst seviyede sadece grup üyeleri tarafından yapılabileceği fikrine daha sıcağım. O yüzden bir sonraki aşamada üretilen müzikle kaynaşmak zorunda olan her parçanın birbiriyle daha kolay iç içe geçebileceğini söylesek çok yanlış olmaz sanırım. Helios | Erebus'u grubun aynı zamanda resmi web sayfası olarak kullandığı Bandcamp ya da Spotify sayfasından albümü indirebilir ya da online dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-albüm-ozan-musluoğlu-my-best-friends-are-vocalists/", "text": "15 16 yaşlarımda caz dinlemiyordum itiraf etmek gerekirse. Müzik dinleyicisi olmaya ilk başladığınız ve hevesli olduğunuz zamanlar müzik dinlemeye genellikle vokalleri duyarak başlarsınız, sözlere yoğunlaşırsınız... Sonrasında eğer biraz daha istekliyseniz enstrümanları duymaya başlarsınız. Öyle alelade duymaktan söz etmiyorum tabii. Hangi enstrümanın nerede ne yapması gerektiğini takip ettiğimiz duyumdan söz ediyorum. O yaşlarda Athena dinlerken, arkada bas gitarın ne işlevde olduğunu anlamamı sağlayan bir bas gitarist vardı. Daha sonra da duyduğum bas gitarı, kontrbası canlandırarak hayatıma sokan çok sayıda caz sanatçısını tanıyıp dinlememe ve ilk satın aldığım caz albümü olan Coincidence'i edinmeme vesile olacak kişi, Ozan Musluoğlu canlandırıyordu bas gitarı. Bu hafta caz sanatçısı, besteci, basçı Ozan Musluoğlu'nun 4. albümü My Best Friends Are Vocalists yayınlandı. Unutulmaz kontrbasçı Ray Brown'un Some Of My Best Friends Are... serisinin güzelliğiyle oluşturduğu My Best Friends Are Pianists'in devamı diyebileceğimiz bu albümde Ozan Musluoğlu, çok değerli vokalistler ve müzisyenlerle arkadaşlık yaparak bize çok büyük bir iyilik yapıyor. Albümde, Sibel Köse, Ayşe Gencer, İlham Gencer, İpek Dinç, Gökhan Özoğuz, Ceylan Ertem, Sanem Kalfa, George Dumitriu, Ece Göksu, Dolunay Obruk, Fatih Erkoç, Bora Uzer, Şevval Sam, Sarp Maden, Neşet Ruacan, Önder Focan, Kamil Özler, Dave Allen, İmer Demirer, Elvan Aracı, Can Çankaya, Şenova Ülker, Bulut Gülen, Engin Recepoğulları, Uraz Kıvaner ve Ferit Odman'ı bir arada dinleme mutluluğuna erişiyoruz. Ayrıca albümdeki 4 eser de Ozan Musluoğlu'nun imzasını taşıyor. Böyle bir albümle de sadece şarkı söylemenin değil, bir bütün olarak müziği dinlemenin paha biçilemez bir şey olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Şarkıları önce aşağıdan, sonra eve dönerken satın aldığınız albüm ile bütün akşam dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-albüm-peyk-teslim-olma-cesur-ve-bağımsız/", "text": "Peyk üçüncü albümü Teslim Olma ile raflarda yerini aldı. 20 Kasım'da da İKSV'de lansman konseri için hazırlık yapıyorlar. Biz de Bir Baba Indie olarak bu güzel albüme, güzel düşüncelere sahip müzik insanlarına yer verelim, güzel müziklerinin ve düşüncelerinin birkaç kişiye daha ulaşmasını sağlayalım istedik. Çok uzun yıllardır bir arada olan Peyk'in geçmişine bakınca çok düşünenlerden, düşünürken yıkılmamak için direnen ve bu düşünceler ile çarpışmanın neticesinde olgunlaşan, büyüyen günleri karşıladıklarını görüyorum. Karşıladıkları günler güneşli değil belki ama sadece güneşe umut anlamı yüklemedikleri, umut denen unsurun içlerinde büyüttüğü sevgide saklı olduğu aşikar. Peyk'in sevgi tanımı belki de biraz, Ortaçgil'in şarkısında dediği gibi; alabildiğine yaşama sevinci, verebildiğine kırılgan sevgi. Geçmişe yönelik, yazıyı yazan kişi olarak kabahatim var. Peyk'i gürültülerimin arasına dahi sokmamak gibi. İhmalkarlığımın cezasını kaybettiğim zaman dilimi ile fazlasıyla ödüyorum ve ödeyeceğim. Bu cümlelerimi kurmaya yönelten şeyler Peyk'in düşünceleriyle buluşmuş olmamdır. İyi ki de buluşmuşuz. Teslim Olma, sosyal medya paylaşımlarından gördüğümüz/sezinlediğimiz üzere epey zorlu yollardan geçerek bizlere ulaşmış. Grup Kalan Müzik'e cesaret gösterdiği için teşekkürlerini sunuyorsa bunun altında çok derin ve büyük mesajlar vardır. Biz de gösterilen bu cesarete çok teşekkür ederiz. Umarız bu cesaret her zaman güçlü kalır ve biz de Peyk gibi bir çok değerli müzisyenlerden oluşan oluşumlara dokunma şansı buluruz. Grubun sosyal medya paylaşımlarında bu albümün 1 yıllık süreyi aldığı yazıyor ki bu sürecin muhtemelen daha öncesi de vardır. Onların tabiriyle büyük dayanışma ve emek nitelemesinin üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Son zamanlarda sanıyorum bininci kez tekrar pahasına söylemek/yazmak isterim. Dinlediğiniz şarkıların dakikalarına aldanmayın. O şarkının süresinden çok daha fazla, devasal bir zaman var o şarkıların ardında. Her şeyden önce bir sanatçının iç dünyasının karmaşası, duygusal süreci var. Bazen sokakta gördüğünüz minik bir kediyi ay ne şeker diyerek geçip gidebilirsiniz. Fakat bu bazı insanlar için ay ne şeker cümlesinden ötede anlamlar içeriyor olabilir. John Fante'nin portakala bakış açısı ve onda yarattığı his ile herhangi birinin algısı bir değil. Bazen portakal sadece yiyecek değildir. Tıpkı Peyk'in ya da herhangi bir sanatçının/müzisyenin eserinde anlattığı şeyler gibi. O yüzden Peyk'in cümle içerisindeki mesajlarının derinliği, edilen bir teşekkürün ya da paranız varsa edininiz, yoksa bir şekilde edininiz ricasının ne denli mühim olduğunu, öylesine kurulmamış olduğunu bilmek, anlamak, görmek gerekiyor. Grubun vokali İrfan Alış'ın yine sosyal medya aracılığı ile yaptığı albüm çıktı duyurusunda kullandığı bir tanımlama var. İrfan Alış şöyle yazmış: Fikret Mualla pirimiz bizim. Bu cümle üzerine çok fazla bilgim olmayan Fikret Mualla üzerine kısa bir araştırma yaptım ve neden Fikret Mualla'nın pir kabul edildiğini Ntvmsnbc'nin arşivinden bir yazıda, Fikret Mualla'nın kurduğu bir cümleyi okudum. Diyor ki Fikret Mualla: Başkalarıyla ilgili değilim. Bütün akımların dışındayım. Gerilemek istiyorum ama sivrilerek göze batıyorum. 'Boyun eğ' diyorlar, eğmiyorum. Sanıyorum bu cümle albüm adının nereden geldiğine ışık tutuyordur. Bir önceki paragrafta da anlatmaya çalıştığım şey buydu aslında. Sadece albüm ismine bakıp, klasik bir rock müzik kafası işte diyip Peyk'i es geçebilirsiniz; doğallıkla ama dünyaya sanatçının iç dünyasında doğup, ses olarak çevrilen bir düşünceyi deşince bazen kolayca, bazen hiç çözülemeyecek şekilde başka detaylara ulaşabiliyorsunuz. Bu yüzden belki de bir eserin görünen ölçüsü kadar ki değerini değil, onun ardında yatan zamanın ve duyguların öneminin üzerinde korkmadan dolaşmak, sorgulamak ve anlamak gerekiyor. Peyk'in derin dünyasını gece gündüz yazabilirim, pek sıkılmam ama biraz albüme dönelim. Peyk'in Teslim Olma albümü 12 adet şarkıdan oluşuyor. Albümün ilk şarkısı olan Bu Ben'in aynı zamanda bir video klibi var. Buram buram samimiyet kokan bir klip üstelik. Albümü dijital ortamlardan satın alabildiğiniz gibi Spotify üzerinden de dinleyebiliyorsunuz. Ayrıca, dilerseniz müzik marketlerdeki raflardan da edinebilirsiniz. Albümü almanızı şiddetle önerebilirim. Bu işin kolay kısmı ama bu önerimin altında kimse almazsa bu adamlar bir daha albüm yapmayabilirler endişesi yarattığından olurdu. Peyk'e yakınlaşınca pek böyle bir endişem olmadığını anladım. Onlar bir yerlerde müzik yapmak için tüm meseleleri bertaraf edip çalmaya, söylemeye devam edecekler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-albüm-riff-cohen-a-la-menthe/", "text": "Günden güne ismini daha fazla duyduğumuz; pek bi sevimli Riff Cohen yeni albümü A La Menthei Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayınladı. 2013 yılında A Paris ismiyle ilk albümünü yayınlayan Riff Cohen, bu albüm öncesinde yayınladığı single'larla fırtınadan öncesi sessizliği bizlere yaşatmıştı. Dokuz Sekiz Müzik etiketi ve Türkiye seyahatlerinin artmasına elbetteki çok şaşırmadık. Bu topraklardan çıkan müziklerle kan bağları olan müziğini, bu topraklardaki insanlarla buluşturması müthiş bir sinerji yaratıyor kuşkusuz. Bu karşılıklı sevgi buluşunca da ortaya çok güzel bir tablo çıkıyor. Youtube'daki İzmir konserindeki performansına bakarak bu tablodan parçalar görebilirsiniz. Albüme dönecek olursak, A La Methe 8 şarkında oluşuyor. Henüz yeni dinlemeye başladığım albüm için A Paris albümüne göre nelerin değişip, nelerin değişmediğini merak ediyorum. Albümün tamamını Spotify'dan dinleyebilir, sevebilir, paylaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bir-baslangic-mi/", "text": "Son dönem kuir/queer friendly kadın öncü müzik grupları veya solo sanatçıların iç huzurlarını buldukları zamanlarına denk gelmemiz üzücü. Lorde'un Solar Power'ı; Kacey Musgraves'in Starcross'u ve Billie Eilish'in Happier Than Ever'ı, aynı kulvarda olmasalar bile es geçemeyeceğim Tori Amos'un Ocean to Ocean'ı... Sinemadaki gibi müzik dünyası da erkek bakış açısından haklı olarak kaçmaya çalışıyor. Ancak, sonu gelmeyen ve lirik anlamda vaat edici olmayan altı dakikalık şarkılar bize -özellikle 30 bazında yazıyorum- bazen en ünlü, en ulaşılamaz, kendi alanında en yetenekli ve saygı duyulan sanatçılara bile 'dur' diyebilmenin ve başkalarının teklif ettiği düzenlemeleri kabul edebilmenin önemini hatırlatıyor. Aslında risk almayan müzisyenlerin genelde yanında olmayı tercih ederim. Zaten o kadar çok genre var ki -herkesin kendi alanında devam etmesi, en az etmemesi kadar takdire şayan. Neticede Remedy ve Turning Tables'ın yan sanayi muadili ve 30'nin ilk teklisi Easy On Me'yi çıkardığında, Adele'in alışık olduğumuz piyano temelli şarkılarından tekrar bolca duyacağımızı tahmin etmiştik. Açıkçası 21'da yaptığı gibi Easy On Me'den sonra bir tane daha listeleri zorlayacak, hatta bu tekliyi unutturacak ve dünyayı sallayacak bir single daha bekliyordum. Ne yazık ki, şahsi favorim Oh My God da dahil olmak üzere, şimdiden 30'nin en iyi şarkısının Easy On Me olduğunu söylemek zorundayım. İlk şarkı Strangers by Nature ile soul-jazz soslu bir albüm olacağını yavaştan idrak etmeye başlıyorsunuz. 70'ler groove'una sümüğüyle düet yaptığı My Little Love ise bitmek bilmeyen altı dakikalıklardan ilki. Bu şarkının sonunda, sıkça karşılaşacağınız son derece sıkıcı sesli-notlarının da ilkini duyuyorsunuz. Nakaratta 9 yaşındaki çocuğunu konuşturması rıza konusunda beni düşündürdü ve rahatsız etti. Yine bir Londralı olan Lily Allen'dan çok alışık olduğumuz ve dinlemesi biraz zor olan çocuksu Cry Your Heart Out ile devam ediyor, albüm. Zaten kendini tekrarda çok iyi bildiğimiz Lana Del Rey ve MARINA gibi isimlerle çalışmış olan Greg Kurstin tüm albümü prodükte etmiş ama çok da elini sürmemiş bir şeye. Demolardan oluşan bir uzunçalar dinliyor gibiyiz. Kelis Alicia Keys Sade karması hoş bir vokal show'la başlayan Oh My God ise Rolling In The Deep dönemini hatırlatıyor. Diğer şarkılar İçin lirik konusunda tembellik ettiği aşikar ama burada güzel sözler kalbinize dokunuyor: I ain't got too much time to spend / But I make time for you to show how much I care / Wish that I would let you break my walls. Yine Londra'dan çıkma All Saints'in 2000'ler başı hafif R&B'si vibe'ını veriyor, Oh My God. Nakarat beklediğimiz katarsise pek ulaşamasa da albümün üzerindeki rehaveti biraz olsun atıyor. Bence bu şarkı ileriki zamanlarda pop progresif soul'un en hoş örneklerinden biri olabilir. Oh My God'dan itibaren -yere göğe sığdırılamayan Shellback'in prodükte ettiği Can I Get It de dahil olmak üzere- albümü dinlerken aklımda tek bir soru vardı: Ne zaman bitecek? Akustik gitarını nihayetinde eline aldığında ise Hindi Zehra'nın zahmetsiz bir şarkısından hallice Woman Like Me'yi duyuyorsunuz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bir-canlı-müzik-mekanı-balon-bar/", "text": "Geçtiğimiz Şubat ayında Beyoğlu Mis Sokak'a yeni bir soluk getiren Balon Bar, belli başlı mekanlar haricinde, son zamanlarda bulmakta oldukça zorlandığımız bağımsız müzisyenlere sahnesini açan canlı müzik mekanları arasında da yerini alıyor. 3 Nisan Cuma gecesi, bu yıl içerisinde ilk albümlerini çıkarmak için çalışmalarını hızlandıran Kadıköylü Türkçe sözlü, bağımsız rock topluluğu Esas Çocuk yer alıyor. 4 Nisan Cumartesi ise, Bir Albüm, Yollar ve Su ve Kesme Bardak EP adında üç adet albümü bulunan Can Kazaz sahne alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bir-etkinlik-serisi-platform-minimalismus/", "text": "Kabak & Lin ve Monroe Creative Studio ortaklığıyla yeni bir etkinlik serisi başlıyor. minimalismus+ adlı seri, ilk etkinliklerini Salon işbirliğiyle İstanbul'da ve Berlin'de düzenliyor. minimalismus+, dinlediğimiz müzikler, ziyaret ettiğimiz sergiler, katıldığımız konuşmalar ile kendimize ifade alanları açtığımız bugünlerde, farklı disiplinlerden minimalist eğilimlerin bir araya geldiği bir platform. Bu bağlamda performans, konser, sergi, konuşma, söyleşi gibi çeşitli etkinlikler düzenlemeyi amaçlıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bir-grup-kesfettim-ismi-sattas/", "text": "Sene 2001. Lisedeyim ve sınıftaki müzik setini teneffüslerde arkadaşlarıma dj'lik yapmak için kullanıyorum. İlk başlarda çaldığım hiçbir şeyden hoşnut değiller, genellikle biraz dayanıp çok geçmeden bir noktada suratlarını buruşturarak isyan ediyorlar. Öfff bu ne ya, kapat şunu. Nu-metalin tavan yaptığı seneler olduğu için bir süre sonra çaldıklarımdan bazılarına alışıyorlar, mesela Linkin Park kasetin yanında mı? diye sormaya başlıyorlar. In the End'i ezberliyoruz, Hybrid Theory'yi beraber eskitiyoruz. Fakat hiç alışamadıkları bir grup varsa o da Duman. Eski Köprünün Altında albümünü ne zaman çalsam homur homur söylenmeye başlıyorlar: bu ne biçim ses, ayyy iğrenç, adam resmen böğürüyor diye bağırıp koşarak stop'a basmaya geliyorlar. Lise arkadaşlarımın Eski Köprünün Altındadaki şarkılara da Kaan Tangöze'nin sesine de tahammülleri sıfır. Bütün bunlar 2002 senesinde Belki Alışman Lazım albümünün yayınlanmasından bir sene önce cereyan ediyor. Ben ise o günlerde sonradan olacakları tahmin etmekten çok uzak bir noktadayım. Beğenmemelerini anlayabilsem de bu kadar sert tepki vermelerine içerliyorum, kaseti walkman'ime transfer edip kulaklığımı geçirirken onlar çoktan Britney Spears Toxic çalmaya başlamış oluyorlar. Elbette Duman'ın yakaladığı ilgiyi sürdürülebilir kılmasının ve sonraki yıllarda kitlesini genişleterek tahtını sağlamlaştırmasının tek açıklaması bu cover çalışması değil. Ama o gün için dinleyicinin Duman'a kulak kabartmasını, bu adamlar kimmiş, diğer şarkıları nasılmış demesini sağlayan en büyük etken Her Şeyi Yaktı. Sonuçta herkes kafasını çevirip baktığı yerde gördüğü, duyduğu şeyden memnun oldu. Hem de bu hikaye yalnızca Duman'a özgü bir hikaye değil, hafızanızı birazcık yoklarsanız benzerlerine defalarca tanıklık ettiğimizi, başarılı cover'ların nelere kadir olduğunu siz de çok zorlanmadan anımsayabilirsiniz. 2001 senesinde Mor ve Ötesi'nin üçüncü albümü Gül Kendine'yi beklediğimiz günlerde bir müzik mağazasına albümün gelip gelmediğini sorduğumda Neyin ötesi? cevabını bile almışlığım varken 2003'te Yaz Yaz Yaz cover'ının yayınlanmasının ardından işlerin aldığı boyutu da yaşı yetenler hatırlar. Örnekleri sıralayıp lafı uzatmanın lüzumu yok, tarih tekerrürden ibaret. Gök kubbe altında söylenmemiş söz de yok, yeni bir şey de. Şimdi Duman'ı bir süreliğine kenara bırakıp bu yazının sebeb-i mevcudiyetini teşkil eden Sattas'a geçelim. Kimilerine göre ülkemizin ilk reggae grubu sayılan Sattas'ın -her ne kadar ilk sıfatının kesinliğinden emin olamasak da- bildiğimiz en uzun ömürlü reggae grubumuz olduğundan şüphemiz yok. 2012 senesinde 12 parçalık ilk albümü Sattas Reggaeband'i yayınlamasının üzerinden neredeyse beş sene geçmişken, yani epeyce uzun bir aradan sonra 10 Mart'ta Sattas'tan nihayet bir duble single geldi. Bu duble single'ın içinde daha önce akustik canlı performans kaydını internette bulabildiğimiz Bir Ben Miyim? isimli parçanın stüdyo kaydının yanı sıra bir de sürpriz var ki yazının bu uzun Duman ve cover temalı girizgahını açıklar nitelikte: Duman'dan Aman Aman cover'ı. Yani tam anlamıyla bir keser döner sap döner gün gelir hesap döner vakasıyla karşı karşıyayız. Bundan 15 sene önce bir Sezen Aksu cover'ının dinleyicinin Duman'a kulak kabartmasını sağladığı gibi belki de bu defa bir Duman cover'ı Sattas için aynı işlevi görecek, Sattas'ın sesini bugüne kadar duyuramadığı farklı bir dinleyici kitlesine ulaştırmasını sağlayacak. Peki bu cover sevici dinleyici bir defa başını çevirip Sattas'a kulak kabarttığında ne görecek? 2004 yılında vokalist Orçun Sünear ve davulcu Derya Eke tarafından kurulan Sattas uzun seneler boyunca çeşitli kadro değişiklikleri ve bolca konser sonrasında nihayet 2012 senesinde ilk uzunçalarını yayınladı demiştik. Aynı sene bir de Batu Akyol tarafından grubun geçmişini anlatan Regici isimli belgeselleri çekildi ki bu tür bir dokümantasyon bu topraklarda çok az gruba nasip olmuştur. Sonrasında yine oyuncu kadrosunda birtakım değişiklikler ve eklemeler sonucunda Sattas, Orçun Sünear, Derya Eke, Öykü Gülata, Faruk Demir Tugayoğlu, Emir Erünsal, Sami Dönmez, Seçkin Özmutlu, Mert Fehmi Alatan Batu Kurnaz olmak üzere bugünkü 9 kişilik dev kadrosuna ulaştı. Özellikle albüm yayınladıktan sonra, yani 2012'den bu yana her hafta Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde konserler veren ve zannımca en fazla sahne performansı sergileyen yerli gruplarımızdan biri haline gelen Sattas'ın ana sahnesinde kendisine yer bulduğu yerli ve uluslararası festivaller grubun web sitesinde şu şekilde sıralanmış: Ruhr Summerjam, Prag Reggae, Siren Reggae Fest, Rock'n Coke, One Love Festival, Chill Out Festival, Harvest Festival, Off Town, Büyük Gençlik Buluşması, Zeytinli Rock Festivali, Mini Fest, İst Moto Fest, Balıkesir Moto Fest, Soundgarden, Grafitti Fest, Adidas Fest, Ekşi Fest, Nilüfer Fest. 2016 yazında Montreal International Jazz Festival, Sziget Talent yarışmasını kazanarak gittikleri Sziget Festival ve İspanya'da gerçekleşen dünyanın en büyük reggae festivali Rototom Sunsplash olmak üzere üç büyük yurt dışı festivaline katıldılar. Geçen seneler içinde verdikleri sayısız konser, zaman içinde ekibin kemikleşmesi ve dolayısıyla su gibi bir uyum yakalamış olmaları, üstüne üstlük bahsi geçen uluslararası festivallerde görmüş oldukları ilgiyi üst üste koyarak Sattas'ın giderek sağlamlaştırdığı yerin sırrının bu işi gerçek bir inatla yapmaları olduğunu hissediyorum. Şayet başka şartlar altında yaşıyor olsaydık kararlılık, istikrar, sebat gibi sözcükler de pekala işimizi görebilirdi fakat mevcut şartlar düşünüldüğünde 13 senelik, her istediği şarkıyı kalburüstü bir orkestrasyonla reggae türünde yorumlayabilecek ve sahne performansında üstün bir seviyeye ulaşmış veteran bir gruptan bahsettiğimiz şu vakada Sattas'ın önce var olmak, sonra da varlığını sürdürebilmek için temel motivasyon kaynağı ancak inat olabilir. Burada bir dipnot düşerek uzun senelerdir birlikte çalıştıkları Burçin Özdemir'in menajerlik hünerlerinin Sattas'ın bugün geldiği nokta üzerindeki hakkını da teslim etmem gerek. Bir grubun başına gelebilecek en iyi şey birlikte çalışabileceği değil de aile olabileceği, derdini anlayan ve onu sahiplenerek doğru yöntemlerle temsil eden bir menajerdir herhalde. Menajer grubu rezil de eder vezir de. Burçin Özdemir'in Sattas ile iş birliği ikinci durumun kayda değer örneklerinden. Sattas'ın bilhassa ilk albümünü yayınladıktan sonraki dönemde yürüyerek değil de dağları delerek, yararak açtığı yol sayesinde peşinden gidebilen birkaç reggae grubumuz daha var şimdilerde. Sağlam adımlarla ilerleyenler de var, henüz yolun başında olan ve öğrenecek çok şeyi olanlar da... Onlar da albümler yayınlıyor, konserler veriyor; Sattas yeri gelince onlara yol gösteriyor, destek atıyor, ya da Sattas'ı utandırmayacak bir biçimde ifade edeyim, bir reggae sahnesi ve bu sahnenin müzisyenleri arasında bir dayanışma ortamı oluşmasına seve seve öncülük ediyor. Uzun lafın kısası Sattas bunca senedir bildiği yolda yürümüş, kendini geliştirmeye çalışırken tevazuyu elden bırakmamış -ki bu da en büyük handikaplarından biri olabilir-, reggae müziği hem icra etmek hem de onun ne olduğunu, ne olmadığını anlatmak için enerji tüketmiş, kendine yol açmakla yetinmeyip peşinden gelenlere ışık tutmuş bir grup. Sony Music tarafından yayınlanan Bir Ben Miyim? EP'sinin kayıt ve mix'i Ozan Öner tarafından gerçekleştirilmiş, mastering'i ise Çağlar Türkmen'e ait. Çıkış parçası Duman'ın Seni Kendime Sakladım (2004) albümünde yer alan, dillere pelesenk olmuş Aman Amanın reggae-dub türündeki bir yorumu. Her ne kadar klişe tabirle alışkın olmayan kulaklara reggae parçaları hep aynı gelse de çoğumuzun gidemediği kadar uzaktaki bir adadan doğan reggae müziğini icra etmek, reggae'nin felsefesini anlamak hiç kolay değil. Hep söylediğim bir şey var: reggae'nin kötüsü hiç çekilmiyor. Sattas hala öğrenme aşamasında olduğunu her fırsatta tevazu ile dile getirse de yukarıda da bahsettiğim gibi Sattas'ın artık herhangi bir parçanın üzerinde çalışıp reggae tarzında yorumlamak istediğinde ortaya nitelikli bir sonuç çıkartamaması pek muhtemel değil. Aman Aman da gerek dub dokunuşlarıyla, gerek güçlü brass bölümleriyle, gerekse de Orçun'un parçanın hissiyatını yakalayan vokaliyle dinleyiciye kendisini yadırgatmayacak, dört başı mamur bir reggae uyarlaması olmuş. 4 Şubat'ta Babylon Bomonti'de gerçekleşen Bob Marley Doğum Günü Kutlaması'nda parçayı seyirciye ilk defa çalmalarına şahit olduğum anda Sattas'tan çok salondaki kalabalığı seyretmeyi tercih ettim. Seyircinin hızlı ve coşkulu reaksiyonu beni şaşırtmadı, her şey beklediğim gibi gelişti. EP'nin ikinci parçası Bir Ben Miyim? ise yaklaşık bir senedir Youtube'ta bulunan akustik canlı performans kaydını ilk izlediğimden beri bende güçlü hisler uyandıran, yüzlerce defa dinlediğim bir parça. Parçanın canlı kaydına bu kadar fazla alıştığım için stüdyo kaydını yadırgayacağımdan, hatta beğenmeyeceğimden neredeyse emindim. Neyse ki isabetli bir seçimle pek değişikliğe gitmeden, canlı kayıtta yakaladıkları tadı stüdyo kaydında da korumayı tercih etmişler. Zira parça fazlasıyla olmuş, oturmuş bir parçaydı; fazla müdahaleye lüzum yoktu. Sattas'ın Bir Ben Miyimde alaturka ezgileri reggae ile birleştirirken yakaladığı doğallığın üzerine gitmesi, bundan sonraki çalışmalarında yerel tınılara daha fazla yer vermesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü klişe tabirle bu sentezi bayağılaştırmadan ve oryantalizm tuzağına düşmeden kotarabilecek kadar her iki müziğe de hakimler. Bu parçada yakaladıkları reggae sound'unun özgünlüğünü bir albüme yaymalarını ve yakaladıkları bu kanaldan biraz yürümelerini ümit ediyorum. Yerel tınıları reggae'ye entegre etmekteki yetkinlikleri tatminkar işler ortaya çıkararak hem yerelde hem de globalde yollarını açabilir. Bu yazının başlığı sıklıkla kullanılan Metallica diye bir grup buldum çok iyi muhabbetine referansta bulunuyor. Şakaysa komik değil, gerçekse çok komik demek isterdim ama maalesef gerçekse de hiç komik değil, aksine içler acısı. Geçen gün bir arkadaşımın bugünlerde müzik ortamlarındaki konjonktüre dair zikrettiği distopyayı yaşadık lafını hatırlayarak eklemem gerekiyor ki bu içler acısı Amerika'yı yeniden keşfetme durumu son zamanlarda bizim absürt gerçekliğimiz haline geldi. Madem öyle, benim de bir katkım olsun isterim, karşınızda son keşfim, genç yetenek: Sattas. Geçen hafta keşfettiğim yeni bir grup var: Sattas. 9 kişilik koskoca bir orkestra, belli ki her biri ayrı ayrı çok yetenekli müzisyenler... Hem de nereden akıllarına gelmişse Türkiye'de reggae yapıyorlar! Ne yalan söyleyeyim Bob Marley dışında reggae dinlemişliğim yoktur, türü pek de sevdiğimi söyleyemem. Fakat Sattas, Duman'ın Aman Aman parçasını reggae janrında yorumlamış, bir de güzel olmuş ki! Arabamda, ofisimde dinlemeye doyamıyorum. Dilerim ki bu single bir uzunçalar albümün habercisidir de grubun kendi şarkılarını da dinleyebiliriz. Müzik zevkine güvendiğim bir arkadaşımdan duyduğum kadarıyla konserleri de pek eğlenceli geçiyormuş, en yakın zamanda gidip görmek lazım... Sattas'ı keşfetmekte siz de daha fazla gecikmeyin. Memlekette güzel şeyler de oluyor; böyle genç yetenekler içimi umutla dolduruyor. Bundan birkaç ay önce haberi alıp parçayı dinlediğimden beri Aman Amanın yayınlanmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Akabinde yaşanacakları görmek için. Aklımdaki baskın senaryo şöyle: Muhtemelen 2017 yazında Aman Aman beach'lerin popüler şarkılarından olacak, hatta önümüzdeki birkaç ay içinde Sattas'ın ismini duymayan kalmayacak, Athena sayesinde ska diye bir müzik türü olduğunun öğrenilmesi vakasına benzer biçimde reggaenin de keşfedilip alelacele egzotikleştirileceği içerikler hazırlanacak. Veeee en güzeli de ana akım medya Sattas'ı keşfedecek, televizyonda Sattas'a daha sık rastlayacağız, gazetelerin hafta sonu ekleri ile magazin dergilerinde boy boy fotoğrafları ile hep aynı sorulardan oluşan röportajlar göreceğiz: Reggae yapmak nereden aklınıza geldi?, Türkiye'de reggae yapmak nasıl bir şey?, 9 kişi zor olmuyor mu?, Albüm çıkartacak mısınız?, Yurt dışında konser vermeyi düşünüyor musunuz?... Röportaja giden kişiler iki saatlik bir ön araştırmaya bile tenezzül etmediklerinden bu basmakalıp sorular hiç değişmeyecek. Aman Amanın dinleyici tarafından algılanması ve bu algının Sattas'ın yeniden konumlandırılmasındaki etkisi yukarıdaki senaryo ile de gerçekleşebilir, ezber de bozabilir. Bunu önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Sonuç ne olursa olsun Sattas'ın takdire şayan inadını elden bırakmaması, şimdiye kadar ne yapıyorsa yine aynı şekilde yoluna devam etmesi lazım. Sattas'ın hikayesinde kapıları açacak anahtar bundan sonra da ancak inat olabilir gibi görünüyor. Zira hal ve gidişat burada uzun uzadıya anlattığım şekildedir; anlamak isteyene ayan beyan, işine gelmeyene arapsaçı. Bundan sonraki çalışmalar için Sattas'ın arayı bu kadar açmamasını diliyor, sahne repertuarına ekleyeceği yeni parçaları konserlerde dinlemek için sabırsızlanıyorum. Sattas'la bir defa yolu kesişmiş olan dinleyicinin grubun çalışmalarına olan ilgisini kaybetmesi, takibi bırakması pek muhtemel değil, hele ki bu ilk karşılaşma bir canlı performans esnasında gerçekleşmişse. Yeter ki Sattas önümüzdeki senelerde üretkenliğini daim kılabilsin. Ayrıca geçtiğimiz haftalarda Sattas'tan Orçun Sünear'ın konuk olduğu Radyo Kanyon'daki Bir Baba Indie programının kaydına da şuradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bizden-yeni-albüm-dünya-büküldü/", "text": "Yerli Indie sahnesinin eskilerinden Biz'in yeni albümü Dünya Büküldü tüm dijital platformlarda yerini aldı. Aynı isimli ilk video klibi ise yönetmen Ali Demirel çekti. Bozcaada'da Yiğit Yemez tarafından kaydedilen iki akustik, bir radio edit toplamda 11 şarkı bulunan albüm Deneyevi Stüdyoları'nda Emre Nişancı tarafından kaydedildi. 2012'de yayınlanmış ilk albümleri Müzik İstiyoruz dan sonra yayınlanan Aydınlık Bizimdir ve Geceleri Gel parçaları da Biz'in son zamanlarda yaptıkları işler olarak yerini alıyor. Vokal ve gitarda Mehmet Güren, klavye ve geri vokallerde Ozan Tekin, davulda Berkay Küçükbaşlar'dan oluşan BİZ'e bas gitarda Can Aydınoğlu eşlik ediyor. Stephen Hawking'e selam çakmayı da ihmal etmeyen Dünya Büküldü adlı parçaya çekilen video klip için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bon-iver-albumunden-iki-yeni-sarki-daha-geldi/", "text": "Amerikalı indie folk grubu Bon Iver, 30 Ağustos tarihinde yayınlayacağı i, i, albümünden Faith ve Jelmore isimli iki yeni parçasını daha paylaştı. Justin Vernon ve arkadaşları 30 Ağustos'ta çıkartacaklarını açıkladıkları albümünden iki parçayı lyric video'larıyla birlikte yayına aldı. Grubun sitesindeki açıklamaya göre bu iki parçada Buddy Ross, Francis Starlite, Bryce Dessner ile Brooklyn Gençlik Korosu da gruba eşlik ediyor. Ayrıca albümde James Blake, Aaron Dessner, Bruce Hornsby ve Velvet Negron gibi isimler de yer alacak. Böylece grup geçtiğimiz ay başında 13 parçadan oluşacağını açıkladığı dördüncü albümden yayınladığı Hey, Ma ve U parçaları sonrasında, iki yeni şarkısını daha paylaşmış oldu. 2016 yılında yayınladıkları 22, A Million albümü sonrasında Bon Iver, 30 Ağustos tarihinde yayınlayacağı bu yeni albümle birlikte sonbaharı erken getirmeyi planlıyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-brek-epsi-beyaz-dalga-yayinda/", "text": "Yerli sahnenin üretken isimlerinden Brek, yeni kısaçalar albümü Beyaz Dalgayı yayınladı. Dört şarkıdan oluşan Beyaz Dalga, minimal-pop sularında aheste ve sessiz şekilde yüzüyor. Pandemi döneminde Büyükada'da hayat bulan albümün kapağında kullanılan fotoğraf ise Mine Alıcıoğlu'nun imzasını taşıyor. Büyükada'daki ev stüdyosunu, evde geçirmeye hazırlandığımız bu kış boyunca canlı konser yayını verebilecek bir set-up'a dönüştüren Brek, 29 Kasım Pazar akşamı Beyaz Dalga'dan şarkılarını ilk defa The Irish Spirit canlı yayınında canlı çalacak. Brek'e sahnedeyken gitarda Dehan Kılınçarslan, davulda Yağız Nevzat İpek, klavyede Hazal Döleneken ve bas gitarda Deniz Braderin eşlik ediyor. Brek'in KARE Müzikevi etiketiyle yayınladığı dördüncü kısaçalar albümü Beyaz Dalgaya aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bright-eyes-albumunden-fleali-yeni-single/", "text": "Bright Eyes'ın dokuz yıl aradan sonra paylaşacağı yeni albümünden ikinci single Forced Convalescence yayında. Parçanın bas gitarlarında RHCP'den Flea da yer alıyor. Bright Eyes, 2011 yılında yayınladığı The People's Key albümünün tam dokuz yıl sonrasında, Persona Non Grata adlı ilk single'ını geçtiğimiz ay yayınlamıştı. Şimdi ise albümden ikinci parçaları Forced Convalescence'ı dinleyicileriyle paylaştı. Bu parçada Bright Eyes'a konuk olan bazı yıldız isimler de görüyoruz. Parçanın bas gitarlarında Red Hot Chili Peppers'tan Flea ve davulda ise Queens of the Stone Age'den Jon Theodore bulunuyor. Çıkış tarihi henüz belli olmayan albümle ilgili grubun solisti Conor Oberst, Albümün çıkış tarihi ve ismi henüz belli değil ama ne olursa olsun bu yıl içerisinde albümü yayınlayacağız. açıklamalarında bulundu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-bright-eyes-albumunden-yeni-bir-parca-daha-geldi/", "text": "Bu yılın başında açtığı Instagram hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlarla, dokuz yıllık bir aranın ardından dönüş sinyalleri veren Bright Eyes, One and Done isimli yeni bir tekli daha yayınladı. Indie rock'ın eskilerinden Bright Eyes, müjdelediği yeni albümünden ilk olarak mart ayında Persona Non Grata'yı, nisan ayında ise Forced Convalescence isimli teklilerini yayınlamıştı. Yeni teklinin bas gitarlarında, Forced Convalescence teklisinde olduğu gibi yine Flea ismini görüyoruz. Aynı zamanda vokallerde MiWi La Lupa'nın eşlik ettiği parçanın orkestral düzenlemelerini ise Nathaniel Walcott üstlenmiş. Çıkış tarihi belli olmayan ancak Conor Oberst'e göre Ne olursa olsun bu yıl içerisinde yayınlayacağız dediği yeni albümden şu ana kadar yayınlanan 3 tekliyi hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-cigarettes-after-sex-parcasi-falling-in-love-yayinda/", "text": "Cigarettes After Sex'in yeni albümünden ikinci teklisi Falling In Loveu yayına aldı. Amerikalı dream-pop grubu Cigarettes After Sex, 25 Ekim'de yayınlayacağını duyurduğu Cry isimli ikinci stüdyo albümünden ikinci teklisi Falling In Love'u paylaştı. İlk olarak geçtiğimiz ağustos sonunda paylaştığı Heavenly teklisi sonrasında albümün yayınlanmasına kısa bir süre kala Cigarettes After Sex'ten yeni bir parça daha geldi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-death-cab-for-cutie-epsinden-bir-sarki-daha/", "text": "90'ların sonunda Amerika'da kurulan indie rock topluluğu Death Cab For Cutie'nin eylül ayında yayınlayacağı yeni EP'si The Blue'dan ikinci single da paylaşıldı. Death Cab For Cutie, geçtiğimiz yıl yayınladığı Thank You For Today albümü sonrasında 6 Eylül tarihinde yayınlayacağını açıkladığı The Blue EP albümünden yeni bir şarkı daha paylaştı. Yeni EP'den geçtiğimiz ay sonunda paylaşılan Kids in 99 parçasının ardından yayınlanan ikinci single ise To The Ground parçası oldu. Hemen aşağıdan 6 Eylül'de tamamı yayınlanacak The Blue EP'nin şarkı listesini inceleyebilir, yeni parça To The Ground'u dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-depeche-mode-albumu-memento-moriden-yeni-parca-my-cosmos-is-mine/", "text": "Depeche Mode, altı yıl aradan sonra çıkacak yeni albümü Memento Mori'den ikinci tekli My Cosmos Is Mine ile geri sayımı devam ettiriyor. Depeche Mode, yakında çıkacak uzunçaları Memento Mori'yi geçtiğimiz Ekim ayında duyurarak Şubat 2023'te ise Ghosts Again adlı ilk teklisini paylaşmıştı. Dave Gahan ve Martin Gore, 2017 yılında yayınladıkları Spirit albümünden tam altı yıl sonra 24 Mart tarihinde yeni albümünün tamamını yayınlayacak. Karanlık synth melodileri üzerine alışılmış Dave Gahan vokalleriyle bezeli yeni tekli My Cosmos Is Mine'ı yayınlayan grubun yeni albümüyle alakalı şarkı listesini ve albüm kapağını aşağıdan inceleyebilirsiniz. Memento Mori albümünden yayınlanan iki şarkı ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-depeche-mode-filmi-spirits-in-the-forest-yolda/", "text": "Hayatımıza en az bir şarkısıyla dokunan; unutamadığımız anılarımıza farkında olmadan eşlik eden efsane ekip Depeche Mode, bu kez yeni bir film ile geliyor. Hayranlarının grup ile olan duygusal bağını incelerken canlı konser kayıtlarını da aynı çatıda sunacak olan belgesel tadındaki SPIRITS in the Forest, 21 Kasım tarihinde tek gecelik gösterim ile ilk kez beyaz perdede izleyici ile buluşacak. Depeche Mode'un daha önce iş birliği yaptığı, ödüllü yönetmen, Anton Corbjin tarafından çekilen SPIRITS in the Forest adını grubun 2017 çıkışlı Spirits isimli albümünden alıyor. Spirit turnesinin Berlin ayağındaki konserin görüntülerinin yanı sıra, bu konseri izleyen altı sıkı DM hayranının grubun müziğinin hayatlarını nasıl şekillendirdiğini ve etkilediğini de bizlere aktaracak olan film merakla bekleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-dolu-kadehi-ters-tut-albumu-karanlik-yayinlandi/", "text": "Dolu Kadehi Ters Tut, albüm öncesinde paylaştığı iki single'ın sonrasında yeni stüdyo albümü Karanlıkı yayınladı. Daha önce albümden Beyler ve vokallerinde Sedef Sebüktekin'in de yer aldığı Gitme isimli parçalarını single olarak paylaşan Dolu Kadehi Ters Tut, 9 parçadan oluşan yeni stüdyo albümü Karanlık'ı dijital platformlarda yayınladı. Albümün prodüksiyonunu Mürsel Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay üstlenirken Barış Ergün ise bu projede yürütücü yapımcı olarak yer aldı. Albümün mix'leri yine Barış Ergün imzası taşırken, mastering'lerinde ise Red Hot Chili Peppers'ın Californication (1999), By The Way (2002) ve Stadium Arcadium (2006) albümlerinin mastering mühendisliğini yapmış Vlado Meller ismini görüyoruz. Bir Baba Indie ile Başköşe'nin bu haftaki konuğu: DKTT! Albümün lansman konserinin 18 Nisan Perşembe akşamı Zorlu PSM Studio'da gerçekleşeceğini belirterek, grubun bugün (5 Nisan Cuma) 19.00-20.00 saatleri arasında Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie ile Başköşe programına konuk olarak geleceğini de tekrar hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-ep-mr-mina-choice-parade-pt-1-a-wan-parable/", "text": "İstanbullu bağımsız, Indie / Alt-Rock grubu Mr. Mina, piyasaya çıkaracağı ilk EP albümü Choice Parade, Pt. 1: A Wan Parable'dan Hayyam Stüdyoları'nda kayıtları yapılan şarkılar The Meantime, Gravity, Old Stash'a videolar yayınladılar. Grupta Ömer Gürbüz şarkı söyler ve gitar çalar; Çağlar Özdağ gitar çalıp yer yer şarkı söyler; Mehmet Aydın Baytaş bas çalar ve o da bazen şarkı söyler; Yağız Nevzat İpek ise davul çalıp, şarkı söylediği pek görülmemiştir. İlk EP'lerindeki prodüksiyon işlerini Arda Erboz (123, Nekizm, Pitohui, Telebant...) ve Seçil Kuran (123, sa. ne. na, BİFO...) emanet ederek, kayıt olaylarını ise Hayyam Stüdyoları'nda tamamlanmışlardır. Grubun alttaki şarkılarını dinledikten sonra şarkılarını kanlı canlı dinlemek istiyorsanız ise 12 Şubat Perşembe akşamı Bronx Pi Sahne'de sahne aldıklarını hatırlatalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-ep-yiğit-seferoğlu-karadelikte-bir-martı/", "text": "Hay Bin Kunduz ve Forsioux'ün bi' hayli çalışkan ve üretken ismi Yiğit Seferoğlu solo projesi için yeni bir EP yayınladı. Karadelik'te Bir Martı ismini verdiği EP'sinin tüm enstrümanlarını kendi çaldığını, kaydettiğini ve mikslerini yaptığını da not düşmüş. Sadece kapak tasarımınında Bensu Tuna imzası var. Tüm şarkılarında zengin enstrüman kullanımları mevcut ve trafik yapıları oldukça sürükleyici. Bu yönden incelendiğinde Hay Bin Kunduz ve Forsioux'ün köklerinde duran madeni de gözlemleme şansına erişiyorsunuz. EP Yaktım Bütün Dünya'yı ile başlıyor. EP'ye de ismini veren Karadelik'te Bir Martı sakince başlayıp progresif öğelerin dozajını iyice arttırıyor. Bozuk ise EP'nin yönüne batıya iyice yaklaştırıyor derken, Derviş ile ani bir dönüş ile yönünü doğuya çeviriyor. Arif Sağ'ın Bu Dağlar Kömürdendir şarkısına yeni bir bakış açısı getirerek bu toprakların sesini fısıldıyor ve EP kapanışı yapıyor. EP'yi Soundcloud, Bandcamp ve Youtube üzerinden dinleyebilir; 7$ karşılığında ise Bandcamp üzerinden indirebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-everything-everything-albumunden-ikinci-tekli-arch-enemy/", "text": "Manchester çıkışlı indie rock grubu Everything Everything, 21 Ağustos'ta yayınlayacağı yeni albümü Re-Animator'dan ikinci teklisini yayına aldı. Everything Everything, 2017 yılında yayınladığı A Fever Dream albümünün tam 3 yıl sonrasında yeni albümü Re-Animator'ı paylaşmaya hazırlanıyor. Yeni albümden ilk olarak geçtiğimiz nisan ayında In Birdsong parçasını paylaşan grup, albümden ikinci teklisi Arch Enemy ile tekrar karşımızda. Yeni albümünün tamamını 21 Ağustos tarihinde yayınlamayı planlayan Everything Everything'in ilk teklisine nazaran daha çok beğenip ritmine tatlı tatlı eşlik ettiğimiz ikinci teklisi Arch Enemy hemen aşağıda. Yeni albümün şarkı listesine ve albüm kapağına ise yine aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-foals-albumunden-yeni-sarki-geldi/", "text": "Bu yıl içerisinde iki yeni albüm birden yayınlayacak olan Foals'un ilk albümünden yeni şarkısı geldi. Everything Not Saved Will Be Lost Part 1 ve Part 2 isminde iki yeni albüm çıkartacak olan Foals, yayınlayacağı ilk albümünden, Exits isimli ilk single'ını video klibiyle birlikte paylaştı. Albert Moya tarafından çekilen video klibin oyuncu kadrosunda ise Fransız Christa Theret ve Game of Thrones'un Bran Stark'ı olarak tanıdığımız Isaac Hempstead Wright yer alıyor. 8 Mart tarihinde yayınlanacak Everything Not Saved Will Be Lost Part 1 albümünün şarkı listesini ve kapak tasarımını aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-iggy-pop-albumunden-james-bond-geldi/", "text": "6 Eylül'de paylaşılacak yeni Iggy Pop albümünde yer alan James Bond ismindeki yeni şarkı yayınlandı. Geçtiğimiz haftalarda, 6 Eylül'de yayınlanacağını duyurduğumuz yeni Iggy Pop albümünün James Bond isimli yeni şarkısı paylaşıma açıldı. Iggy Pop'un 2016 yılında paylaştığı Post Pop Depression albümü sonrasında yayınlanacağı ilk albüm olma özelliği taşıyan Free ile aynı ismi taşıyan, intro tadındaki ilk parça ise geçtiğimiz günlerde paylaşılmıştı. Iggy Pop'un Bu başka sanatçıların benim adıma konuştuğu bir albüm, ben de onlara sesimi ödünç veriyorum şeklinde özetlediği Free isimli yeni albüm toplam 10 parçadan oluşuyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-in-hoodies-teklisi-remains-yayinda/", "text": "Yerli alternatif sahnenin üretken isimlerinden In Hoodies, Xgergedan etiketiyle yeni teklisi Remainsi yayına aldı. Mart ayında ikinci stüdyo albümü Recalibrated Expectations'ı yayınlayıp geçtiğimiz temmuz ayında Mind Shifter'ın E. I. N parçasına vokalleriyle eşlik eden In Hoodies, hiç ara vermeden yeni parçası Remains'i dijital müzik platformlarında paylaştı. Vibes İstanbul stüdyolarında, Memet İncili prodüktörlüğünde kaydedilen bu yeni parçada In Hoodies'e, davulda Berkan Tilavel, bas gitarda Feryin Kaya, synthesizer'da Yasemin Özler, gitarda Todd Gibson ve Memet İncili eşlik ediyor. Parçanın mix'i Memet İncili tarafından yapılırken, mastering'lerde ise Chris Sansom'ın imzasını görüyoruz. Kapak çalışması Dilara Özden'e ait olan yeni In Hoodies parçası Remains'i hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-islandman-albumu-kaybolanin-tamami-yayinda/", "text": "Yeni albümden parçalarını bir süredir tekli olarak paylaşan Islandman, ikinci stüdyo albümü Kaybola'nın tamamını dijital platformlarda yayına aldı. Tolga Böyük, Eralp Güven ve Erdem Başer'den oluşan kadrosuyla Islandman, geçtiğimiz yıl içerisinde ikinci stüdyo albümü Kaybola'dan Lamani, Dimitro, Sahara, Shu!, Zebra isimli parçalarını paylaşmıştı. 31 Ocak itibarıyla 10 parçadan oluşan ikinci stüdyo albümünün tamamını Music For Dreams etiketiyle dijital platformlarda da yayına aldı. Ağustos ayında çift plak formatıyla Kopenhag merkezli plak şirketi Music For Dreams etiketiyle yayınlanan Kaybola turnesi kapsamında Islandman, 13 Mart'ta London Jazz Cafe'de, 16 Mart'ta Club Gretchen, 18 Mart'ta Das Werk, 20 Mart'ta Kaserne Basel'de konser verecek."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-johnny-marrdan-konser-albümü-geliyor-adrenalin-baby/", "text": "The Smiths hayranlarının yakından tanıdığı, solo çalışmalarıyla müzik kariyerine devam eden Johnny Marr'ın 2014 çıkışlı ikinci albümü Playland'in konser turnesi sırasında kaydedilen şarkıları bir araya getirildi. Marr'ın Adrenalin Baby adını verdiği bu konser albümünü 9 Ekim'de dinleyebiliyor olacağız."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-kalben-albumu-kalp-hanim-yayinlandi/", "text": "Kalben'in üçüncü stüdyo albümü Kalp Hanım, Garaj Müzik etiketiyle bugün yayınlandı. 2019 yılında yayınlanan Aşk Çeşmesi isimli EP'de yer alan bir parça olarak hayatımıza giren Kalp Hanım, 20 Mart itibarıyla toplam 11 parçadan oluşan, Kalben'in üçüncü stüdyo albümü olarak karşımıza çıkıyor. Albüm, daha önceden duyduğumuz Kalp Hanım'ın akustik kaydının yanı sıra 10 yeni parçayı içinde barındırıyor. Tüm şarkıların söz ve müziği Kalben'e ait olduğu albümde yer alan Bende Kal parçasının sözleri ise şair ve besteci Mete Özgencil imzası taşıyor. Avrupa Var, Amerika Var ve Seni Özlerim parçaları başta olmak üzere albümün bir bölümüne ise elektronik bir sound hakim. Ayrıca albümde yer alan Çiçekçi isimli parçada Umut Çetin'in de Kalben'e eşlik ettiğini belirtelim. Karşınızda yeni Kalben albümü Kalp Hanım!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-kings-of-leon-albumu-yayinda/", "text": "Kings of Leon'un merakla beklediğimiz When You See Yourself albümü yayında. Amerikalı rock grubu Kings of Leon, beş yıllık aranın ardından yeni albümü When You See Yourself ile yeniden dinleyicileriyle bir araya geldi. Daha önce Echoing, 100,000 People ve The Bandit teklilerini yayınlayan grup, yeni albümünün tamamını RCA Records aracılığıyla yayına aldı. When You See Yourself isimli albüm, geleneksel platformların yanı sıra, 2018 yılında kurulan blockchain tabanlı müzik platformu YellowHeart'ta yayınlanacak. Albüm üç farklı token olarak sunulacak. Bunlardan birincisi özel bir albüm paketi, ikincisi canlı gösteri, üçüncüsü de görsel ve işitsel sanat öğelerini barındıracak. Kings of Leon'un yeni albümü When You See Yourself'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-klor-epsinden-ucuncu-tekli-geldi-yildizlar/", "text": "Kadıköylü synth-pop üçlüsü Klor'un yeni EP'sinden Yıldızlar adlı üçüncü tekli Garaj Müzik etiketiyle, BBI Music Co. iş birliğiyle yayında! Alternatif sahnenin neon ışıltılı üçlüsü Klor, geçtiğimiz Nisan ayında EP'sinden Dün Gördüğüm Rüya isimli ikinci teklisini dinleyenleriyle buluşturmuştu. Grubun üstünde uzun süren bir çalışmanın ardından son haline getirdiği Yıldızlar teklisini, yine grubun Son Jeton şarkısının vokallerini üstlenen Alara Akgün seslendiriyor. EP'nin karanlık ve duygusal teması yine bu şarkıda da synth dünyasından kopmadan devam ediyor. Sözü ve müziği Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi imzası taşıyan yeni parçanın ses prodüksiyon koltuğunda Gökhan Karkış ve Mahir Uzun yer alıyor. Mix'i Mahir Uzun'a ait olan parçanın mastering'i ise Turgay Poyraz Yıkılmaz'ın ellerinden çıktı. Kapak tasarımı ise Hilal Özçelik imzası taşıyor. Yeni Klor şarkısı Yıldızlar şimdi tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-lana-del-rey-shades-of-cool/", "text": "Geçtiğimiz Cuma günü Kim Kardashian ve Kanye West'in düğününde konser veren Lana Del Rey, 13 Haziran 2014 tarihinde yayınlayacağı 3. stüdyo albümü Ultraviolence öncesinde 2. single'ını paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-lana-del-reyden-yeni-albüm-yeni-klip/", "text": "Lana Del Rey bugün itibariyle resmi olarak yepyeni albümü Ultraviolence'i internet üzerinden stream ederek paylaştı. 3'ü bonus olmak üzere toplam 14 parçadan oluşan albümü Amazon'dan da sipariş edebiliyorsunuz. Önümüzdeki dönemde oldukça konuşulacağı kesin olan bu taze albüm için ilk döndürme de hiç çekinmeden yine klasik bir Lana Del Rey albümü olmuş diyebiliriz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-moby-albumunden-ilk-parca-geldi/", "text": "Moby bir süredir çalkantılı giden hayatında, ara verdiği müziğe tekrar dönüşünün müjdesini verdi. Yeni Moby albümü All Visible Objects 6 Mart'ta yayında! Moby'nin geçtiğimiz günlerde yazdığı kitabında değindiği, ünlü olmadan Natalie Portman ile sevgiliydik açıklamalarının yalanlanması sonrasında özür dilemesi ve biraz inzivaya çekiliyorum demesinin ardından geri dönüşünün müjdesini yeni parçasıyla verdi. 6 Mart tarihinde yayınlayacağını açıkladığı All Visible Objects albümünden ilk olarak Power Is Taken adlı single'ını yayınlayan Moby. California'lı punk grubu Dead Kenneydys'in davulcusu D. H. Peligro'nun da vokallerine eşlik ettiği yeni single'ını video klibiyle birlikte yayınlandı. Toplam 11 parçadan oluşacak All Visible Objects albümünde Moby'nin Apollo Jane, Jamaikalı dub sanatçısı Linton Kwesi Johnson ile de bir düeti bulunacağı açıklandı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-moddi-eli-geva/", "text": "Çok sevdiğimiz sevimli Norveçli Moddi'den oldukça anlamlı, yeni bir single geldi! Şarkı, Eli Geva ismindeki İsrail Silahlı Kuvvetler subayının, 1982 yılında gerçekleşen Beyrut kuşatması sırasında sivillerin aşırı öldürülmesine tepki olarak askerliği reddetmesi ve sonrasında yaşanan olayları konu alan şarkı sözleriyle de oldukça manidar. come blow his name to me."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-netflix-yapimi-yerli-film-azizlerin-ilk-fragmani-paylasildi/", "text": "Senaryosunu Berkun Oya'nın kaleme aldığı, yönetmenliğini ise Taylan Biraderler'in üstlendiği yeni Netflix yapımı yerli film Azizler'in ilk fragmanı yayınlandı. Ses getiren yerli Netflix yapımlarından olan Bir Başkadır dizisinin yaratıcılarından olan Berkun Oya, bu sefer yönetmen koltuğunu Durul Taylan ve Yağmur Taylan'ın paylaştığı yeni yerli film Azizler ile karşımızda! Engin Günaydın, Haluk Bilginer, Binnur Kaya, Öner Erkan, Fatih Artman ve İrem Sak ve daha birçok ünlü ismi bir araya getiren proje 8 Ocak tarihinde Netflix'te yayınlanacak. Gençlik yıllarının artık sonuna gelen Aziz, hayatından hiç memnun değildir. Yıllardır sevmediği bir işte çalışmaktadır ve gençliğinde kendisi için kurduğu mesleki hayallerden oldukça uzaktır. Sevgilisi Burcu ile dört yıldır süren ilişkisinin ise artık sonlanması gerektiğini fark eder... Yalnız kalmaya, kendisiyle vakit geçirmeye, özgürleşmeye duyduğu ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Sonunda, en çaresiz anında, karşısına beklenmedik bir fırsat çıkar, ancak Aziz'in tehlikeli bir yalan söylemesi ve bu yalanı sürdürmesi gerektirmektedir. Katlanmak zorunda kalacağı sonuçlar, Aziz'in hayatını büsbütün değiştirecektir. Taylan Biraderler'in 2009 yapımı Vavien filminden sonra çektikleri ilk film olma özelliği taşıyan Azizler'in ilk fragmanına ise aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-nick-cave-the-bad-seeds-albumu-ghosteen-bizlerle/", "text": "Geçtiğimiz hafta, hiç beklenmedik bir zamanda duyurulan ve sevenlerini heyecanlı bir bekleyişe iten yeni Nick Cave & The Bad Seeds albümü yayınlandı. 2016 çıkışlı Skeleton Tree'nin devamı niteliğindeki Ghosteen iki bölümden oluşuyor. Albümün ilk kısmındaki şarkılar çocukları, ikinci kısmı ise onların ebeveynlerini simgeliyor. Brighton'da bir kayadan düşerek hayatını kaybeden oğluna duyduğu sarsıcı acıyı, adeta karanlık bir ağıt şeklinde yansıttığı Skeleton Tree'deki duygu yoğunluğunu bu albümde de sürdüren Cave, Ghosteen'i göç etmekte olan bir ruh olarak tanımlıyor. Yaşadığı büyük trajedinin ardından acıyı özümsediğini ve diğer insanlara karşı derin bir bakış açısı kazandığını açıklayan sanatçı, Ghosteen ile kemik kitlesinin beklentilerini karşılıyor ve sevenlerini iç dünyasına davet ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-nick-cave-the-bad-seeds-albumu-haftaya-geliyor/", "text": "Haftaya bir sürprizle başlıyoruz! Yeni Nick Cave & The Bad Seeds albümünün ne zaman yayınlanacağı, albümünün ismi ve kaç şarkıdan oluşacağı belli oldu! Nick Cave & The Bad Seeds döndüğü turne sonrasında, 2 bölümden oluşacak Ghostseen ismindeki yeni albümünü önümüzdeki hafta yayınlayacağını duyurdu. Nick Cave ve arkadaşlarının son olarak 2016 yılında yayınladığı Skeleton Tree albümü sonrasında geleceği açıklanan yeni albüm şimdiden heyecan yarattı. Çünkü albüm önümüzdeki hafta yayında! Yayınlanacağı açıklanan yeni albümün şarkı listesi ve görselini hemen aşağıdan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-nova-norda-parcasinin-fantastik-videosu-yayinda/", "text": "Nova Norda'nın 28 Şubat'ta yayınladığı son teklisi Kim Üzdü Seniye çektiği video klip yayınlandı. Her pazartesi Açık Radyo'da yayınlanan Bir Baba Indie Lokal programının bu haftaki konuğu olan Nova Norda'nın geçtiğimiz günlerde yayınlanan son teklisi Kim Üzdü Seni'ye çekilen video klip geçtiğimiz gün yayınlandı. Ali Demirel ve İpek Ural ortaklığıyla Sakarya Hendek'te çekilen klipte Nova Norda'ya Birkan Nasuhoğlu da eşlik ediyor. Dikkat! Bu bir acil durum uyarısıdır. Test ya da tatbikat değildir anonsuyla başlayan video Nova Norda'yı klipte yeryüzüne çarpmakta olan bir göktaşı sebebiyle boşaltılan karşı bir dağ evinde izliyoruz. Prodüktörlüğünü Büyük Ev Ablukada grubundan tanıdığımız Mert Üçer'in yaptığı Kim Üzdü Seni parçasınının mix ve mastering'lerinde ise Ufuk Kevser imzasını görüyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-ozzy-osbourne-albumunden-ilk-single-yayinda/", "text": "Ozzy Osbourne'un 10 yıl aradan sonra yayınlayacağı yeni albümünden ilk single Under the Graveyard bugün yayınlandı. Black Sabbath'ı efsanevi vokalisti Ozzy Osbourne tam 10 yıl aradan sonra 2020 yılında yayınlayacağını açıkladığı Ordinary Man isimli albümünden Under the Graveyard adlı ilk single'ını bugün itibarıyla tüm dijital platformlarda yayına aldı. 2017 yılında Black Sabbath'taki kariyerine son noktayı koyan Ozzy, solo çalışmalarını yayınlamaya devam ediyor. Uzun bir ara sonrasında yayınlanan Under the Graveyard parçasının kayılarında, prodüktör koltuğunda Post Malone, Lana del Rey, Cardi B gibi isimlerle çalışan prodüktör Andrew Watt, bas gitarda Guns N' Roses'tan Duff McKagan, davullarda ise Red Hot Chili Peppers'tan Chad Smith yer alıyor. Çıkış tarihi henüz netleşmeyen yeni Ozzy Osbourne albümü Ordinary Man'den Under the Graveyard dinlemek isteyenleri hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-palmiyeler-albumunden-ilk-single-harika/", "text": "Palmiyeler'in önümüzdeki aylarda yayınlamayı planladığı yeni albümünden ilk single Harika, klibiyle birlikte paylaşıldı. Yolculuğunun başından beri takip ettiğimiz Palmiyeler'in 2018 senesinde yayınladığı ikinci uzunçalar albümünün ardından tarihe uzun bir not düşmüştük. Prodüksiyon anlamında grubun kendi kariyerinde çıtayı en yükseğe çıkarttığı Akdeniz albümü haliyle Palmiyeler'in gelecek eylemlerine dair de merakımızı ve beklentilerimizi artırmıştı. Mertcan Mertbilek tarafından önceden yazılan bir melodinin ilk kez bu sene içerisinde Palmiyeler tarafından kaydedilmesiyle ortaya çıkan Harika, Brit-rock tavrıyla dikkat çeken yaklaşık üç dakikalık bir şarkı. Şarkının videosu yine grubun kendisi tarafından çekildi, yönetildi ve kurgulandı. Klip için ilk kez ekipçe takım elbise giyen Palmiyeler, yüksek kontrastlı ışık ve siyah bir arka plan önünde şarkıyı performe ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-pearl-jam-albumu-gigaton-onumüzdeki-hafta-yayinda/", "text": "Pearl Jam'in 27 Mart'ta yayınlayacağı Gigaton isimli yeni stüdyo albümünden Who Ever Said adlı yeni parçasından kısa bir bölüm, video eşliğinde paylaşıldı. İlk olarak yeni albüm Gigaton'un şarkı listesini ocak ayında açıklayan Pearl Jam, albümden Dance of the Clairvoyants ve Superblood Wolfmoon'u tekli olarak geçtiğimiz haftalarda paylaşmıştı. Seattle'lı grup, 12 parçadan oluşacak 11. stüdyo albümünden paylaşacağı 3. teklisi Who Ever Said'den oluşan kısa bir enstrümantal klip yayınladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-pixies-albumu-beneath-the-eyrie-ilk-parca-yayinda/", "text": "Pixies, 13 Eylül'de Beneath the Eyrie adını taşıyan yeni albümü ile geri dönüyor. Albümden ilk single On Graveyard Hill yayında! Grubun yedinci uzunçaları olan albüm, üç yıl aradan sonra dinleyicisiyle buluşuyor. Prodüktörlüğü Tom Dalgety tarafından yapılan on iki şarkılık albüm, geçtiğimiz aralık ayında Dreamland Recordings'de kaydedildi. Ayrıca Beneath the Eyrie albümü, ismini alırken kayıt yaptıkları stüdyonun bahçesinde yuva yapan kartallara bir gönderme yapılmış. Black Francis, Joey Santiago, David Lovering ve Paz Lenchantin kadrosuyla grup, ayrıca kayıt süreçlerini on iki bölümlük ''It's a Pixies Podcast'' isimli podcast serisiyle sevenlerine aktaracak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-pixies-albumunden-ilk-video-yayinda/", "text": "Pixies'in 13 Eylül'de yayınlayacağını açıkladığı Beneath The Eyrie ismini taşıyan yeni albümden, geçtiğimiz ay yayınlanan ilk single On Graveyard Hillin video klibi yayınlandı. Üç yıl aradan sonra dinleyiciyle buluşacak olan Pixies'in yedinci stüdyo albümü Beneath The Eyrie'den haziran başında yayınlanan ilk parça olan On Graveyard Hill'e çekilen video klip geçtiğimiz gün yayınlandı. Rammstein, Royal Blood, Opeth, The Maccabees gibi gruplarla da çalışan prodüktör Tom Dalgety tarafından yapılan on iki şarkılık albüm 13 Eylül'de yayınlanacak. Tom Dalgety aynı zamanda grubun 2016'da yayınladığı albümü Head Carrier'ın da prodüktörlüğünü üstlenmişti. Pixies'in yeni albümünden gelen ilk parça On Graveyard Hillin video klibi ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-ponza-albumunden-ikinci-tekli-geldi/", "text": "Yerli sahnemizden Ponza, ağustos ayında yayınlamaya hazırlandığı yeni albümünden ikinci teklisi Up in the Lightı yayınladı. Güneş Akyürek, Salih Topuz, Mehmet Korkmaz ve Burak Serter 'dan oluşan kadrosuyla Ponza, yayınlamaya hazırlandığı yeni albümünden ikinci teklisini paylaştı. Tarla Records etiketiyle ağustos ayında yayınlanacak olan albümün ilk teklisi ise geçtiğimiz yıl eylül ayında Gold & Round ismiyle piyasaya çıkmıştı. Geçen bu uzun sayılacak zaman sonrasında ise ikinci tekli Up in the Light ismiyle geçtiğimiz günlerde dijital platformlardaki yerini aldı. Işık ve uzay-zaman ilişkisinden ve yıldızlardan esinlenerek yazılan yeni Ponza parçası Up in the Light ise hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-saplantim-gosta-berlings-saga/", "text": "İsveç yine tüm güzelliği ile bir makina gibi sürekli gruplar hediye ediyor dünya alemine. Nasıl bir enerjidir, nasıl bir ülkedir! Gösta Berlings Saga'nın Detta Har Hant albümü deneysel albümler kategorimde zirveye yaklaşacak bir albüm. The Non sonrasında Paucity ile arasında gidip geldiğim ve sonunda evet The Non'da iyi ama bu daha bir progressive diyerek sevdiğim. Artık dinlemekten vaz geçip, analizlerine girdiğim grup. 1924 yapımı bir filmden ismini alan grubun kadrosunu daha önce doğal olarak duymadığımız Einar Baldursson, David Lundberg, Gabriel Hermansson, Alexander Skepp isimleri oluşturuyor. Kayıtlarını kim yaptı falan bilmiyorum ama çok beğendim. Özellikle gitarların sağ-sol kanallara dağılımı bazı kalıplaşmış, kendini aşamayan, ben kendi kayıtlarımız için gitarlar sağa sola %70 %80 dağıt dediğimde oha diyen insanlara kapak niteliği taşıyor. Ee boşa dememişler tırnağın varsa başını kaşırsın diye. Sorterargatan 3 ve Vastarbron (05:30) şimdilik en favori şarkılarım. Sindire sindire dinliyorum. Sorterargatan 3 de kanallara dağıtılmış tekrarları tek bir renk üzerinde farklı denemeler gibi. 3. dakikadan sonra sol kanaldan giren ritm gitarlar şarkının kalan kısmının çoğunda eşlik ediyor. İlerleyen dakikalarda ise Opeth'ten alışık olduğumuz klavyeler bize İsveç'in havasını hissettiriyor. Çok ufak bir eleştiri yapmak istiyorum orada. Klavyelerin miksinden mi? tonundan mı? mp3 olmasından mı? neden bilmiyorum ama her tuşlara dokunuşta sesin gidip gelmesini sevmedim. Şarkıyı sürükleyici kılan şey ise kesinlikle davullarıdır. Yoksa 9:48 uzunluğundaki bu şarkı, çok fena sıkıcı hallerde olabilirdi. Vasterbron (05:30) için yorum yapmam çok erken olabilir. Blues vari sololar ile post-progessive rock sentezi gerçekten deneysel ve ilginç hatta hoş olmuş diyebilirim. Sorterargatan 3'e nazaran daha duygusal bir yapısı var. Tüm albümü analiz etmem uzun sürebilir. Bunları analiz edip yazma konusunda net bir şey söylemem. Ben edeceğim ama yazar mıyım orasını bilmem. Bu arada albümün ismide İsveç'te bir televizyon programıymış!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-sezon-oncesi-alternatif-black-mirror-playlisti/", "text": "Teknoloji günden güne gelişmeye ve artık önünün alınamayacağı bir hale gelmeye devam ediyor. Bu ilerlemenin karşısında biz ne yapıyoruz? Tüm imkanlarımızı zorlayarak, 24 ay ve üstü taksitle bu yazıyı okuduğumuz telefonlara, bilgisayarlara ya da tabletlerimize sahip oluyoruz. Ödemelerden geriye kalan zamanlarda çabuk çorbalarla karnımızı doyurmaya devam ediyoruz. Teknolojik gelişmeler, hayatımızı kolaylaştırmakla birlikte olası korkunç sonuçları düşünmemize ve büyük bir korku ütopyasıyla karşı karşıya geleceğimiz günü beklememize de neden oluyor. Son zamanlarda bunu fazlasıyla hissettiren; sırf bu korku yüzünden bilgisayar kameralarını bantla kapatmamıza ve telefonda söylediğimiz her şeye dikkat etmemize neden olan bir Netflix dizisi var. Evet, Black Mirror! Charlie Brooker tarafından yaratılan Black Mirror, yayınlanmaya başladığı 2011 yılından beri evlerimize ateşler salmaya, Gelecek böyleyse ben yokum! dememize neden olmaya devam ediyor. Dizinin en sevdiğimiz yanı hiç şüphesiz, izlediğimiz bölüm bittikten sonra derin düşüncelere dalıyor olmamız. Fakat belki de Black Mirror'ın hepimizin gözden kaçırdığı başka bir yanı daha var; müthiş soundtrack'leri. Radiohead'in Exit Music 'i, Belinda Carlise'ın Heaven Is a Place on Earth'ü, Clint Mansell ve Jon Opstad'ın muhteşem besteleri ve daha niceleriyle izlediğimiz her bölümün etkisi biraz daha artıyor, şarkılar bölümlerle birleşince koltuklarımızdan kalkamayacak hale geliyoruz. 29 Aralık'ta, Netflix ekranlarında yayınlanacak yeni Black Mirror sezonu öncesi biz de Alternatif Black Mirror soundtack'leri nasıl olur? diye düşündük ve Bence bu şarkı çalsa müthiş olur ya. Ouuv bak bu da olur! diyerek ortaya 35 şarkılık bir playlist çıkardık. Hazırlaması bizden, dinlemesi sizden. Afiyet olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-sun-kil-moon-bens-my-friend/", "text": "Çoklu proje insanı Mark Kozelek, proje grubu Sun Kil Moon için Şubat 2014'te çıkartacağını açıkladığı yeni albümü Benji'den bir adet yeni şarkı paylaştı. Ben's My Friend ismindeki şarkıyı paylaşan gruba bu albüm için Sonic Youth's'dan Steve Shelley haricinde Jen Wood, Will Oldham ve Owen Ashworth gibi müzisyenler de eşlik ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-swans-albumunden-ilk-single-yayinda/", "text": "Swans, yeni yayınlayacağı albümünü, yeni single'ı It's Coming It's Real'ı paylaşarak duyurdu. Son olarak 2016 yılında The Glowing Man isimli uzunçalarını paylaşan Swans, sevenlerinin hasretine son veriyor. Swans, yeni albümü Leaving Meaning'i 25 Ekim tarihinde yayınlayacağını geçtiğimiz günlerde servis ettiği yeni single It's Coming It's Real ile duyurdu. Tüm yazım ve prodüksiyon süreci grubun frontman'i Michael Gira tarafından gerçekleştirilen Leaving Meaning albümünde ayrıca Gira'nın diğer alternatif projelerinden The Angels of Light'ın yanı sıra Thor Harris, Norman Westberg, Ben Frost, the Necks, Baby Dee ve Jennifer Gira gibi isimlerin de olduğu uzun bir iş birliği listesine de sahip. Karşınızda yeni Swans albümünden gelen ilk single It's Coming It's Real!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-the-decemberists-make-you-better/", "text": "Portlandlı Indie 5'lisi The Decemberists, 7. stüdyo albümleri What A Terrible World, What A Beautiful World'den ilk single Make You Better'ı paylaştı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-the-national-albumunden-bir-tekli-daha-eucalyptus/", "text": "2019 çıkışlı I Am Easy To Find albümünün ardından karşımıza çıkacak yeni The National albümü First Two Pages of Frankenstein'ın üçüncü teklisi Eucalyptus yayında. Daha önce New Order T-Shirt ve Tropic Morning News adlı iki parça yayınlayan The National, geçtiğimiz gün bir tekli daha yayınladı. Albümde ikinci sırada yer alan Eucalyptus, aynı zamanda bir video klibe sahip. Chris Sigroi ve Tom Berninger ikilisinin Long Pond'da çekimlerini tamamladığı klibin yönetmenliğini ve kurgusunu yine Chris Sigroi üstlenmiş. Taylor Swift, Phoebe Bridgers, Sufjan Stevens gibi sevilen sanatçıların da yer alacağı yeni albüm First Two Pages of Frankenstein 28 Nisan tarihinde dinleyicilerle buluşacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-the-raconteurs-sarkisini-dinlediniz-mi/", "text": "Jak White ve arkadaşlarından oluşan The Raconteurs, on yıllık bir aranın ardından yayınlayacağı yeni albümünden yeni bir şarkı paylaştı. Jack White, Brendan Benson, Jack Lawrence ve Patrick Keeler'den oluşan grup The Raconteurs, on yıllık aranın ardından yayınlayacağı Help Us Stranger isimli yeni albümünden Help Me Stranger isimli yeni bir parça daha paylaştı. Geçtiğimiz ay, albümden ilk single olarak Donovan cover'ı Hey Gyp 'ı paylaşan grup, 2008 yılında yayınladığı Consolers of The Lonely albümü sonrasında yeni bir parça daha yayınlamış oldu. Jack White'ın sahibi olduğu plak firması Third Man Records etiketiyle 21 Haziran tarihinde yayınlanacak albüm öncesinde paylaşılan yeni parça Help Me Stranger hemen aşağıda!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-the-war-on-drugs-albumunden-ikinci-single-yayinda/", "text": "Amerikalı rock grubu The War On Drugs'ın paylaşacağı yeni albümünden I Don't Live Here Anymore adlı ikinci teklisi yayında! Geçtiğimiz temmuz ayında dört senelik sessizliğini, yeni albümünden Living Proof adlı ilk teklisini paylaşarak bozan The War On Drugs, yeni bir tekliyle daha karşımızda! 29 Ekim tarihinde I Don't Live Here Anymore adlı yeni albümünü paylaşacak olan grup, albümle aynı ismi taşıyan yeni teklisini de dinleyiciyle buluşturdu. Gruptan Adam Granduciel ve Shawn Everettın ortak prodüksiyonuyla ortaya çıkan parça, Emmett Malloy'un yönetmenliğinde çekilen bir video kliple birlikte servis edildi. I Don't Live Here Anymore adlı yeni parçanın video klibi hemen aşağıda! Albümün şarkı listesiyle birlikte kapak çalışmasına ise aşağıdan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-video-2-yeni-yerli-klip-birden/", "text": "In Hoodies, kayıtlarını İngiltere'de tamamladığı ve dijital platformlarda paylaştığı A Lunar Manoeuvre adlı ilk albümünü, geçtiğimiz ay Müzik Hayvanı ve AK Müzik ortaklığıyla CD formatında piyasaya sürmüştü. Geçtiğimiz gün ise bu albümde yer alan Be All You Feel adlı parçası için yapılan video klibini müzikseverlere servis etti. Öncesinin Glass'ı şimdilerin Glasxs'i de bu hafta yeni bir video klip çıkartan yerli isimlerden biriydi. Trip-Hop tarzında yaptığı çalışmalarla dikkatimizi her zaman çekmeyi başaran Glasxs, Hayaletler ismini verdiği yeni şarkısına çektiği video klip de ismine yakışır bir şekilde olmuş. Karanlık ve bir o kadar da 'korkunçlu' olan klibi izlemek için sizi hemen aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-video-athena-ses-etme-bu-video-için-yorumlar-devre-dışı-bırakıldı/", "text": "Ses Etme, Athena'nın Altüst albümününde üstten altıncı, bu albümdeki kliplerde üçüncü sırada olan çok sevdiğim şarkısı. Dinleseniz siz de seversiniz. Klibin sonunda ise o işlerin öyle olmadığını, Athena'dan yine tertemiz, ters köşe bir iş çıktığını gördüm. Hazır bu kadar sevilmişken, televizyonda sıfırın altında seyreden mizah seviyesiyle insanlar mutluyken ne gerek var böyle riskli işlere? İnsanlar rahatsız oluyor, keyifleri kaçıyor. Herkesin hayatı stabil, herkes aynı mevcut şartlarla yaşıyor hayatını, yapmayın. Üzmeyin şu ülkenin insanını. Biz ne zaman bu hale geldik. diye dertlendirdi beni bu video. İşin kara mizahı bir yana tabi, klip etkileyici ve bence çok başarılı. Klip mevcut şartlarda çok güzel sertlikte. Klibin yönetmeni Gönenç Uyanık'ı, Athena'yı ve bu fikre katkısı olan herkesi tebrik ederim. Klibi izledikten sonra, YouTube sayfasında da aşağı iniyorum. İlk defa bu tatlı grubun bir klibinde, daha klip yayınlanalı da 45 dakika olmasına rağmen, bu video için yorumlar devre dışı bırakıldı uyarısını görüyorum. İyi olmuş. Yapılacak yorumları kaldıramayacağız, o yüzden komple kaldırmak en mantıklısı bittabi. Ayrıca orada burada kliple ilgili olumsuz yorumlar da mevcut. Demek ki yol yine doğru."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-video-blurden-enterasan-klip-go-out/", "text": "İngiliz grup Blur, 2003 yılı albümü Think Tank'ten 12 yıl sonra çıkartacağı yeni albümü The Magic Whip'ten ilk single Go Out geldi! Oldukça enterasan bir klibe sahip Go Out'un da yer aldığı yeni albüm The Magic Whip'in 27 Nisan tarihinde çıkacağı açıklandı. Bu arada bir sürpriz! Damon Albarn bir diğer süper projesi Gorillaz'ın yeni albümünün 2016 yılında çıkacağı haberini de verdi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-video-jeff-buckleyden-the-smiths-coverına-video-klip-geldi/", "text": "Jeff Buckley'nin 16 Mart tarihinde çıkacağı açıklanan, daha önce yayınlanmamış cover şarkılardan oluşan yeni albümü You and I'ın kapanış parçası olacak olan The Smiths parçası I Know It's Over'a çektiği video klip paylaşıldı. Geçtiğimiz aylarda, çıkacak olan albümden Sly & The Family Stone'dan Everyday People ve Bob Dylan'dan Just Like a Woman adlı parçaları yayınlayan Buckley'nin The Smiths parçası I Know It's Over'a çekilen klibini aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-video-taranta-babu-march-of-the-freedom/", "text": "Merhaba sevgili Bir Baba Indie okurları. Bilen bir kaç milyar insan var ama tekrarlamakta fayda var. Sevimsiz Ankara'nın, sevimsiz bir köşesinde askerliğimi yapıyorum. Evet! Kafası üç numara, komün halinde Kızılay'a doluşan bir grup asker arasında ben de varım. Gururlu muyum? Tabi ki hayır! Örgütün yeni projesi baya kalabalık ve buram buram güzel melodilerle döşenmiş durumda. Üstelik ismi Nazım'dan geliyor. Öylesine güzel, öylesine içli! Devamı da gelecektir diye umuyorum. Dar vaktimde arkama yaslanıp dinlemeye koyuldum. Detayları düşer elbet Bir Baba Indie sayfalarına ama kadroya bakınca en çok sevindiğim şey, tekrardan Burak Irmak ismini görmek oldu. 123 sonrasında bir daha görememe endişesi vardı. Şimdi içim rahat. Kaybolmayasın sevgili Burak Irmak!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-villagers-where-have-you-been-all-my-life/", "text": "Becoming A Jackal ile hayatımıza girip serüvenine Awayland ve Darling Arithmetic albümleri ile devam eden İrlandalı grup Villagers'ın Where Have You Been All My Life? albümü 2016'nın ilk heyecan verici haberlerinden biri oldu. Where Have You Been All My Life, grubun Londra'nın ünlü stüdyosu RAK'ta bir gün içerisinde kaydettiği şarkılardan oluşuyor. Albüm çıkmadan çok kısa bir süre önce Glen Campbell coverı olan Wichita Linemani dinleyicileriyle paylaşan Villagers'ın albümü eski şarkılarından oluşsa da kesinlikle farklı bir soluk, yeni bir albüm. Özellikle That Day, So Naive ve 2011 yılında O'Brien'ın Charlotte Gainsbourg için yazdığı Memoir şarkısının yorumları sizi daha önce açtığı kapılardan bambaşka odalara alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-washed-out-albumunden-taze-videolu-tekli/", "text": "Washed Out, 7 Ağustos'ta yayınlayacağını duyurduğu yeni albümü Purple Noon'dan yeni teklisi Time to Walk Away ile karşımızda! Son olarak 2017 yılında piyasaya sürdüğü Mister Mellow albümünün ardından Ernest Green'in chillwave projesi Washed Out, yeni uzunçalarıyla geri geliyor. 7 Ağustos'ta yayınlanacağı açıklanan Purple Noon albümünden ilk olarak 2018 yılında Face Up parçasını ve geçtiğimiz nisan ayında Too Late parçasını yayınlayan Washed Out, üçüncü parçası Time to Walk Away'i video klibiyle birlikte yayına aldı dinleyicilere servis etti. Sub Pop Records etiketiyle yayınlanacak yeni albümün toplam 10 parçadan oluşacağı açıklandı. Albümün şarkı listesine aşağıdan göz atabilirsiniz. Avustralyalı yönetmen Riley Blakeway tarafından çekilen Time to Walk Away parçasının video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-yazı-ekle-müzik-üzerine-yazmamak/", "text": "Rahatsızlığımın zirve yaptığı bir dönemde yazma ile ilgili eylemlerimi filtreden geçirerek, yazı konularımı daralttım. Bir Baba Indie vesilesiyle müzik yazmak ve kişisel blogum vesilesiyle de mini hikayeler yazarak hayatıma devam ettim. Blogumda yazdıklarımı daha sonra 200 küsür sayfalık bir kitap haline çevirip, eser miktarda baskı alıp rafa kaldırdım; malum sebeplerden. Elimde tek kalan yazma alanı Bir Baba Indie ile samimiyetine inandığım müzik ve müzik insanlarını hiç sorgulamaya tenezzül bile etmeden, karşılıklı paylaşımlarda bulunarak müzik meselesini tartışabileceğimizi, geliştirebileceğimizi düşündüm. Sıklıkla yazılarıma bu konuyu tartışalım minvalinde eklemelerde bulundum. İnsanların son zamanlarda Bir Baba Indie'yi konumlandırdığı nokta gururumuzu okşuyor. Radyo Boğaziçi'nden aldığımız ödülün etkisiyle bu tavan yaptı diyebiliriz. Halbuki biz aynı çizgide 7 yıldır yazıyorduk. Tam 7 yıl sonra yaptığımız şey değer buldu. Fakat şu var; biz nasıl 7 yıldır aynıysak müzik dünyası da değişmedi. Ne müzisyeni, ne yazanı, ne dinleyicisi. Evet değişen bir şey oldu: o da akımlar ve onların yarattığı dalgalar. Bu değişken yapının içindeki çoğunlukta olan insanların değişkenlikleri ise hiç değişmedi. Dolayısıyla müzik, iyi müzik hiçbir zaman amaç olmadı. Sadece belli bir zümrenin ortam yapabilmesi için araç oldu. Velhasıl, bu da rahatsızlıkları doğuran önemli bir unsur haline dönüştü. Son zamanlarda hangi müzisyenle ya da müziğin içinde olan biriyle konuşsam aynı şeyleri anlatıp durduk. Konuştukça ateşimiz ve sesimiz yükseldi. Gün sonunda yerli müzik dünyasını yine kurtardık geyiği ile otobüslere binip evlerimize döndük. Gerçekten bir şey kurtardık mı? Hiç sanmıyorum. Birbirimizin yarasını kaşıyıp kaşıyıp sadece sinirlerimizi bozduk. Sorun birbirimiz değil, bu müziği ayakta tutan etmenlerdi. Sırf bu yüzden belki birileri okur diye yazıyordum aslında. Müzisyen tek başına bu olguyu yüceltemez. Bu olgunun yükselmesi iyi olanı sahiplenen insan sayısının arttırmasıyla vuku bulabilir. Daha önce yazdığım gibi hiç kimseden müzikolog olması beklenmemeli. Sadece herkes dinlediği şeyi sorgulasın. Eserle, müzisyenle empati kursun, uyanık kaldığınız zaman diliminde her fırsatta size eşlik eden müziğin farkında olsun. Tüm mesele bu. En son ne zaman yeni bir müzik grubu ya da müzisyen keşfettiniz. Hatırlıyor musunuz? Yoksa sizin önünüze servis edilen müzisyenlerle mi yetiniyorsunuz. Bence haksız, hatta yersiz yere bizi ve diğer medya unsurlarını yücelten de dinleyicinin üzerine yük almaması. Nasıl olsa yatağımı toplayan, çamaşırımı yıkayan bir annem var diyen Türk erkeğinin, askere gidince annesini arayıp anne seni çok özledim demesi gibi bir durum bu. Elbette örnekleri çoğaltabilir. 1-1,5 aydır elimde kalan son yazma alanım Bir Baba Indie'den tamamen değil ama fiilen elimi çektim. Bir süre vermeden Cihad ve Anıl'a artık yazmak istemediğimi söyledim. Parmağımla da hedef gösterdim. Müziği paylaştığım insanlarla aynı noktada değilim, karakterlerimiz uyuşmuyor, kendimi bu ortama ait hissetmiyorum dedim. İnanır mısınız sonrasında üzerimden bir yük kalktı. Rahatladım. Ben bu camianın içinde %0,001'lik bir kısmıyım. Ne kendime, ne başkasına bir etkim yok ama nasıl dert ettiysem, nasıl bir yük yüklendiysem, çocukça bir amaçla belki birlikte olursak, bir kolektif olmayı başarırsak bir şeyleri düzeltiriz dedim. Sonra öyle olmayacağını anladım. Peşi sıra bir sürü konu üst üste çıktı. Sen çok önemsiyorsun müziği cümlesi hayatım boyunca unutamayacağım bir cümle olarak zihnime kazındı. Tıpkı yıllar evvel gitar çalmayı öğrenmek için aldığım metod kitabının başına bir arkadaşımın, sırf espiri olsun diye yazdığı senden bir bok olmaz yazması gibi. Bu nevi şahsıma münhasır bir hikaye değil. Geçmişten beri yapılmışı var: ben sana müzik yapma demiyorum, hobi olarak yine yap. Sonra bu müzik camiasında adı sanı geçen insan sayısının azlığı, o insanların da tuhaf tutumları ve bir takım insanların yalnızlaştırılması... Son zamanların en yetenekli isimlerinden... diye önerdiğiniz, iyi şarkılar yapan ama hızlı tüketimin kucağına bıraktığınız bir isim için, daha sonra; çok bozdu, eskisi gibi değil diye cümleler kurmaya başlıyorsunuz. Halbuki değişen bir şey yok. Müstesna, harika ses, mükemmel müzik övgülerini hunharca kullandığınız, sadece potansiyeli olan ama henüz kendini tam anlamıyla kanıtlayamamış isimleri 1 yılda zirveye oturttuğunuz için daha sonra aşağılamaya başlayacaksınız. Bu geçmişte böyleydi. Şimdi de böyle. Barış Akpolat'ın dün BirGün'deki Zeytinli'nin Çıkmazı yazısından sonra bu yukarıdaki satırları yazdım. Az sayıdaki insan tarafından, bu yazıda belirtilen problem yazılıp, çiziliyordu. Barış Akpolat'ın yazısı biraz daha alevi yükseltir diye umuyorum. Konuya paralel olarak, Ars Longa'nın Zeytinli'ye bir kez bile davet edilmemesi onların müzikalitesi yüzünden değil. Keşfetme özelliğini yitirmiş dinleyiciye, bizim gibi medyalar tarafından popüler olanın servis edilmesi ve bir takım isimlerin çıkar amaçlı kayırılması yüzünden sıra gelmemesi yüzünden. Birilerinin, birilerini nasıl üstün çabalarla servis ettiği ve birilerini nasıl görmezden geldiğinden herkes kadar haberdarız. Çok yakın arkadaşlarımdan, albümü olan, iki üniversite festivalinden birine headliner olarak katılmış çokça bilinen bir isme, bu festivallerin organizatörlerinden birinin sen kimsin?, tanımıyorum dediğini biliyorum. Aynı şekilde, Ars Longa'nın segmenti ne? diyeni de duydum. Müziği yönetenlerin, dinleyiciye servis edenlerin yazılı olmayan kuralları var. Onlar kendi çıkarlarına göre bu ortamı şekillendiriyorlar. Yani özetle baktığınızda dünyadaki siyasi düzen, güç dengesi nasıl işliyorsa; müzik dünyasındaki düzen de öyle işliyor. Gücü elinde olan, seni 1 saat içerisinde nereye, hangi pozisyonda koyacağının formülünü iyi biliyor. Mesela Yarımada ile takvim dolu diyerek aylarca sahne verilmeyen bir mekanda, başka bir gruba nasıl bir-iki hafta içinde takvimde yer ayarlandığına şahit olduk. Taşı sıksa suyunu çıkartır dediğiniz ünlü isimlerin dahi seyirci bulmakta zorlandığı bir camiada, xxx miktarda bilet garantisi verirseniz size sahne veririz diyenlere de şahit olduk. Mekanın talebinin altında yatan sebepleri anlayışla karşılayabilirim ama anlayamadığım nokta bir yatırım aracı olarak gece kulübü açma anlayışının, sektörün içeriğiyle çelişmesi. Mesela, inşaat sektörüne sahip birisinin, işe alımlarda Beyefendi/hanımefendi uzay mühendisi değilseniz kapıdan giremezsiniz demesi gibi bir şey bu. Bir mekanın sahne verdiği grupların çıtası nerede? Her grubun kapalı gişe olması mümkün mü ya da kapalı gişe konser veren kaç grup ve isim var? Burada oturup yatırımın geri dönüşünü hesaplayacak olan müzisyen mi? Tekrar soruyorum. Müziği üreten insandan, mekanın ticari başarısına göre şekillenmesini bekliyorsunuz da, sahneye çıkan müzisyene ne tür olanak sağlıyorsunuz? 3 kuponluk yerli içki fırsatı verdiniz; başka? Mekanın o geceki karının yüzde kaçını verdiniz? Biletin yüzde kaçı demedim bak, mekanın dedim. Çünkü beni izlemeye gelen adam orada bira da içti. Sana o birayı sattırmak için ben ve benim gibi müzisyenler aylarca prova yaptı, kayıt için tonlarca para döktü, az uyudu, iş dünyasında farklı sektörlerde boğuldu, ekipman aldı, ailesine karşı durdu, geleceğini yoksaydı, üç kuruşluk insanlara ses çıkartmadı. Daha kritik bir soru sorayım. Sahnede bir müzisyen, mekanın kusuru yüzünden iş kazası ile hayatını kaybetse ya da sakat kalsa bunun geri dönüşü nasıl oluyor? Bira ve enerji içeceği firmalarının yanı sıra büyük özel hastanelerin sponsorluğunu mu aldınız? Teknik olarak sen üzerinden para kazandığın, geçici süreyle iş vereni olduğun müzisyeni hangi mekanizmayla koruma altına alıyorsun? Vicdanınla mı? Oh çok şükür rahatladık. Tekrar söylüyorum sen ticari başarını müzisyen üzerinden şekillendiriyorsun ama sen bunun karşılığında bu müzisyene ne veriyorsun? Mekana seyirci gelmediyse suçlusu da sadece müzisyen değil mi? Senin sadece yalandan açtığın facebook eventin yetiyor değil mi buna? Mekanınızda kallavi bir isim çıksa bizim gibi blogları bültene boğup, bedava bilet dağıtma telaşına giriyorsunuz ama Ars Longa çıkınca ses yok. Mesele tam burada cereyan ediyor işte. Müzik gibi samimi bir olguyu kendi çıkarlarınız yüzünden samimiyetsizleştiriyorsunuz. Mekanlara düzinelerce e-posta gönderen gruplara spam muamelesi yapıp, olumlu ya da olumsuz dönme nezaketi göstermeyenleri de iyi biliyoruz. Güney'deki bakir bir alanda yerli müzisyenleri, oralarda onları seven, destekleyenlere ulaştırmak için yırtınan organizatör bir arkadaşımın nasıl pes ettiğine de şahit oldum. İstanbul'daki bir mekanın kapanma sebeplerinden birinin müzisyenlerin tutumu ve dinleyici azlığı olduğunu da birinci ağızdan dinledik. Yeni kapanacakların ya da şekil değiştireceği zamanın yakında olduğunu öngörmek zor değil. Ben bu yaşananlar, bilinenler üzerinde çok az bilgiye sahibim. Çokça bilgi sahibi olanların var olduğunu biliyorum. Barış Akpolat'ın dediği küskün müzisyenler bunların en başındaki isimler. Kültür-sanat adına zaten ülkece elimizde güçlü olan neredeyse hiçbir alan olmadığı için, müzik gibi kolayca sarıp sarmalanacak olguyu da yitirmemek gerekiyor. Sanatın insanın ufkunu aydınlattığını, yaşamı sorgulamayı, insanlarla olan iletişimde farklılık yarattığının farkında olmak gerek. Sanat, insanlara egolarını okşayacak ortam değil, kültürel yapısını ve zihnini zenginleştirmeyi vaadediyor. Sen, sanatın herhangi bir dalını kullanarak kutuplaşmaya sebep oluyorsan zaten daha temelde toplumsal bir problem var demektir. İşte bu nasıl çözülür orası muamma."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-yerli-isimlerle-babylonda-bir-araya-geliyoruz/", "text": "Bir Baba Indie Sunar! Yeni Yerli serisinin dördüncüsü 5 Mart Perşembe akşamı Babylon sahnesinde! Yerli müzik sahnesinin yeni ve genç isimlerini Bir Baba Indie ve New East Waves iş birliği ile bir araya getirdiğimiz Yeni Yerli konserlerinin dördüncüsünde BAHR, Düşün, Flux Duo ve Sunset Stream ile 5 Mart akşamı Babylon'dayız! Çeşitli tarzlarda müzik yapan keşfedilesi yeni grupların bir araya geleceği Yeni Yerli serisinde buluşalım! Biletler Biletix'te! Indie folk ekibi BAHR; vokalist, gitarist ve söz yazarı Yusuf Bahar ve davulcu, perküsyoncu Nihal Saruhanlı tarafından kurulmasının adından bas gitarist Ceren Bettemir'in 2018'de ekibe dahil olmasıyla bugünkü şeklini aldı. 2019'da radyo boğaziçi'nin düzenlediği 21. Battle of the Bands yarışmasını kazanan BAHR, bu baharda Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle ilk kısaçalarını yayımlamak için hazırlıklarına devam ediyor. İstanbul ve Boston çıkışlı indie-pop ikilisi Düşün; lise arkadaşları Onur Ata Çelikel ve Arsan Salaryfar tarafından 2019'da kuruldu. Kayıt, mix ve mastering süreçlerini kendi imkanlarıyla evlerinde gerçekleştirdikleri ilk teklileri Basit Güzel Şeyleri Ağustos ayından paylaşan ikili; indie-pop merkezinde kurdukları sound'larını funk, surf rock tınılarıyla işliyor. Kısa sürede dikkatleri üzerine çekerek dinleyici kitlesi oluşturmayı başaran ikili; üçüncü teklileri Rüzgarı geçtiğimiz Kasım ayında yayımladı. 2017 yılında Ethem Saran ve Zeynep Oktar tarafından temelleri atılan Flux Duo; modern caz ve elektronik müzik tınıları taşıyan, aksak zamanlar ve modal göndermelerden oluşan bir proje. Anın getirdiği hissiyatlarla birlikte doğaçlamadan beslenen ikili; 2019 Mart ayında kendi isimlerini taşıyan ilk kısaçalarlarını yayımladı. 2018'de kaydettikleri 9 parçadan oluşan albümlerini bu sene paylaşmaya hazırlanan Flux Duo'ya albümde elektrik gitarda Efe Demiral ve trompette Serkan Emre Çiftçi eşlik ediyor. Vokalde Ada Öykü Erdem, gitarda Zafer Yerlikaya, bas gitarda Yasin Güder, klavyede Öykü Opuz ve davulda Berkan Çalışkan'dan oluşan Sunset Stream; 2018 yılında kuruldu. Dream-pop ve shoegaze etkili sound'larıyla dikkat çeken grup, ilk teklileri Lütfen Kimseyi Çağırmayı 2019'un Mart ayında paylaştı. İlk kısaçalarları Güverteyi 2019'un sonunda Mevzu Records etiketiyle yayımlayan Sunset Stream, albümün tümünü grup üyelerinin evinde kaydetti. Yerli alternatif sahnenin heyecan verici isimleri arasındaki ekip, çıkış uzunçalarları için çalışmalarına devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-zelandadan-istanbula-uzanan-folk-müzik-dylan-ware/", "text": "Tabii insan özellikle de, bir süredir içinde bulunduğumuz böylesine sıkıntılı günlerde, başka bir ülkeden ülkemize gelip yerleşmiş kişilere daha da bir hayretle bakmıyor değil. Ama olsundu, bizim de böyle ilhamlara ihtiyacımız vardı belki de! Neyse, Dylan Ware'e geri dönelim. Ware; çıkarmış olduğu Dark Wind Songs (2004) ve Wolfsongbird (2012) gibi albümler sonrasında 2016 yılının başlarında yayınladığı 15 şarkılık folk rock tarzında bir albüm olan The Infinity Chamber'ı yayınladı. Eski Türk Rock gruplarımızdan olan MAT'ın frontman'i olarak da hatırlayacak olduğumuz aranjör/prodüktör Fatih Aygün'le beraber girişilen iki yıllık bir projenin ürünü olan bu albüm, Ware'ın akustik gitar melodileri üzerine Aygün'ün düzenlemeleriyle bestelenmiş lirik şiirlerden meydana geliyor. Ayrıca albümün Yeni Zelanda'da yazılıp, İstanbul'da kaydedildiğini de belirterek, son albümde yer alan Nothing ve Fugitive parçalarına da ayrı ayrı takıldığımı da özellikle söylemeliyim. Geçtiğimiz hafta ise yayınlamış oldukları bu albümleri, Sand Imaginings adlı yeni bir de single takip etti."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-şarkı-emre-akbay-kimim-ben/", "text": "Bir Baba Indie Yerli projemize de katılan, güzel yürekli adam Emre Akbay yeni bir şarkı paylaştı. Kimim Ben'in performans kaydını sizlerle paylaşalım istedik. 16 Ocak 2016 Peyote Eskişehir konserinde seslendirdiği şarkının dizeleri Barış Bıçakçı'nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabında ve Seyfi Teoman'ın yönetmenliğini yaptığı filmde geçiyor. Emre Akbay o şiiri melodilerle yorumlayarak bambaşka hislere götürdü bizi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeni-şarkı-emre-akbay-papatyalar/", "text": "Emre Akbay yeni bir tekli yayınladı diye cümleye girmem gerekiyor ama yok girmeyeceğim çünkü yayınlamadı. Bizi de içine kattığı bir grup insana teşekkür mahiyetinde bu şarkıyı gönderdi. Bizlerse yazıyı tekrar tekrar okuyup; Ee!.. bu adama kocaman mı sarılsak diyerek sevgi yumağına dönüştük. Şimdi cümleleri toparlayıp yazmaya çalışıyoruz. Sözleri kalbe dokunan şarkının kayıtları Eskişehir Avazhane stüdyolarında alınmış. Düzenleme ve miks işlerinde de Hakan Şen imzası var. Şarkının hissinden, sözlerine; gitarından, fotoğrafına kadar geri kalan her şeyde ise Emre Akbay ismi var. Sözleri paylaşarak noktalayıp sizi nefis şarkıyla baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-agustos-eylul22/", "text": "Ağustos ve eylül aylarında yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Hayır, bu sefer sorun bende değil yenilerde! Ağustos ayı içerisinde sıfırdan bir yazı yazacak kadar radara takılan şarkı olmayınca es geçmeyi ve daha dolu bir liste paylaşmak için Eylül'ün de bitmesini bekledik. İyi ki de beklemişiz çünkü Eylül ile 25 şarkılık dolu dolu bir liste oldu! Ağustos'ta Kasabian'dan Tom Meighansız ilk albüm geldi. Açıkçası ben böyle bir geri dönüş beklemiyordum. Sanki hiç bir şey kaybetmemişler gibi döndüler. Çok acayip gerçekten. The Alchemist's Euphoria gerçekten güzel bir albüm olmuş. Albüme giriş ve akış süper. Beklediğimize değmiş. Bu arada Tom Meighan da kendi solo kariyerine başladı. Fena da giriş yapmamış denebilir. Ama gruptan atılma sebebi vs. kendisine çok da sıcak baktırmıyor. Yıllardır Iris'in ekmeğini yiyen The Goo Goo Dolls yeni albümü Chaos In Bloom'u piyasaya sürdü. Bir grubu da bu kadar da bir şarkıya indirgemem yanlış oldu tabi, o işin şakası 🙂 Hala dinlemekten sıkılmadığınız bir şarkı olunca, böyle de düşünmeden edemiyor insan. Son albümleri de kendi klasik çizgilerinde güzel bir albüm. Gerdi dönenlerden biri de Two Door Cinema Club. Zamanında çıtayı öyle yükselttiler ki sanki ne yapsalar aynı oluyor. Keep On Smiling ile bize klasik bir Two Door Cinema Club albümü sunuyorlar. Dinlerken keyif alacağınız garantili. Ringo Starr'dan da yeni bir EP geldi. Kendisinden bahsetmeden olmazdı. Dört şarkılık EP3'ünü Eylül ayında piyasaya sürdü. Kendi adıma çok sevdiğim gruplardan biri olan Suede de yeni albümü Autofiction'i piyasaya sundu. Biraz isyankar, biraz punk. Ben bu değişimi sevdim ve yakıştırdım açıkçası."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-agustos21/", "text": "Ağustos 2021 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Aşırı sıcak günleri geride bırakırken sonbahara merhaba dediğimiz güzel günlerden selamlar! Listeye Megan Markwick ve Lily Somerville ikilisinden oluşan IDER ve ikinci albümleri Shame'den Bored ile giriyoruz. Londra'dan Kanada'ya geçiyor ve Serena Ryder'ın yeni albümü The Art of Falling Apart'tan Waterfall ile devam ediyoruz. Çok tanıdık bir sesmiş gibi sıcak bir albüm. Daha önce ön grup olarak konserde canlı dinlediğim The Sherlocks, City Lights isimli teklisini yayınladı. Nedense çok potansiyel gördüğüm bir gruptu ama biraz ergenliklerinden de dolayı aynı yerde takılıp kaldırlar. Malum bir kaç hareketleri ile de kendilerini küçük düşürdüler. Yerlerinde sayıyorlar ama nedense soundlarını seviyorum. Uzun zamandır ortalıkta görünmeyen Keane'den Dirt isimli yeni bir tekli geldi. Bir farklılık var ama adını koyamadım. İskoç üçlü Chvrches'ten yeni bir stüdyo albümü geldi. Screen Violence, korku filmi konseptinde olmasına rağmen onların kendi neşesinden de bir şey kaybetmeden ürettikleri albümde The Cure'dan Robert Smith de bir şarkıya konuk oluyor. Yeniler Arşiv listemiz için sizi aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-aralik19-ocak20/", "text": "2019 sonu 2020 yılı başlangıcında yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Hayatımda ilk defa müzik dinlemek istemediğim bir an oldu. Her şartta terapi olarak gelen müzikten uzak durmak istedim. Yaşadığınız bazı anların buna itebileceğini hiç tahmin etmezdim. Ama bu kısa arada da müzik dinlemeyi özlemiş olmamda işin ironisi oldu. Hal böyle olunca aralık ayı için paylaşacağım listeyi de dinleyemeyince bir aylık bir ara verip eski-yeni yıl birleşimi bir liste yapmaya çalıştım. Bu arada Aralık ayının biraz kısır geçmesi de 2020'nin gelişi ile listemizi güçlendirdi. Listemizde öne çıkan kişilerden ilki Noel Gallagher'ın Blue Moon Rising şarkısı ile geri dönmesi. Kişisel görüşüm olarak ben parçaya ısınamadım. Bildiğimiz NG'den iyice farklılaşmış geliyor bana. Uzun bir aradan sonra Stereophonics albümü geldi. Üstüne Courteeners'ın albümünün gelmesi de ayımızı güzelleştirdi. Bu iki aydaki favorim Nico Paulo. Bu tip seslerin çok dinlendirici ve insanı olduğu yerden alıp o andan uzaklaştırması etkileyici oluyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-aralik21-ocak22/", "text": "Aralık 2021 ve Ocak 2022 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Aralık ayı listesini zayıf görünce, yanına da biraz tembellik yapınca iki aylık bir liste yapalım dedik. Liste zayıf olunca açıkçası bir paylaşım yapmak da içime sinmedi. En azından şu an 24 şarkılık bir liste ile karşınızdayız. Listeye hala umudum olan The Sherlocks ile başlıyoruz. Aralık ayında yeni teklileri piyasaya sundular. Ocak ayında da yeni albümleri World I Understand ile tekrardan kendilerini hatırlattılar. Gençliğin verdiği çılgınlıkları abartmasalar belki daha iyi olur. Ama yeni albüm umut veriyor. Aralık ayında çıkan albümlerden biri de Krakow Loves Adana'dan. Grubun ilk albümü çıktığında, grubun adını da görünce çok şaşırmıştım. Tesadüftür yea falan derken hikayesi de çok etkilemişti. Yeni albümleri Follow The Voice. Kendi çizgilerinde yaptıkları albümde sürpriz yok diyebilirim. Listenin eğlenceli albümlerinden biri de Summer Thieves'ten Paradise Down the Road. Yeni Zelandalı grup ikinci albümleri ile içimizi kıpırdatıyor. İki ayın mainstream gruplarından biri Korn oldu. Yeni albüm habercisi çıkan teklilerden benim daha çok beğendiğim Forgotten oldu. Son çıkan albümlere göre daha iyi ama eskiye göre artık değişen tarzdan dolayı da tam içime sinmiyor. Ama günün sonunda Korn olunca her türlü de dinleyesi geliyor insanın. Ergenliğimizi de mi hatırlamayalım! Artık duymayan kalmamıştır ama Placebo da yeni albüm müjdesini çıkardığı teklilerle verdi. Try Better Next Time ile aslında değişen bir şeyin de olmadığını, tam tadında bir Placebo albümü geldiğini tahmin edebiliyoruz. Bu ay beğendiğim albümlerden biri de Piel'den. A. K. A Ma ile ilk albüm deneyimini yaşayan sanatçı güzel iş çıkarmış diyebilirim. Ve benim için ayın favorisi geliyor. İsmi görünce bende biraz yadırgadım ama o Mustii bizim bildiğimiz Musti değil. Belçikalı oyuncu, ikinci albümü It's Happening Now ile gerçekten güzel iş çıkarmış. Ya da beni gereğinden fazla etkiledi. Benim kişisel favori sanatçılarımdan Novaa boş durmuyor. Yeni teklisi The World's Thing son dönemde çıkardıklarından daha canlı. Bu gidişle her listede olacak kendisi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-bahar-yaz22/", "text": "Dört aylık dönem içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Malumun ilanı Liam Gallagher 3. solo albümü C'mon You Know'u piyasaya sürdü. Uzun zaman sonra bir Papa Roach albümü dinledik. Dalga geçmeyin, malum ergenlik gruplarımıza saygımız ayrı. Üstüne yine uzun süredir sessiz olan Interpol'den The Other Side of Make-Believe albümü geldi. Yetmezmiş gibi The Black Keys ve Jack White yeni albümlerini piyasaya sürdüler. Böyle düşününce çok verimli bir dört ay ve liste oldu. Benim için özel gruplardan biri olan Editors de teklilerini teker teker piyasaya saldı. Aradığımı bulabildim mi? Eh. Ama nedense şu ana kadar bahsettiğim gruplardan da aradığımı bulabildim diyemiyorum. Ya yeni yola alışkın değilim ya da artık beklenen karşılanamıyor. Tabi bu biraz zevk-renk meselesi. Neyse biz devam edelim. Bu süre içinde Foals da Life Is Yours isimli albümünü piyasaya sürdü. Her listemden eksik olmayan Novaa da tabi ki yeni teklisi ile bu listemizde kendine yer buldu. Roots ile piyasalara hızlı giriş yapan Alice Merton yeni albümü S. i. d. e. s.'ı piyasaya sürdü. Yıllardır ortada görünmeyen Metric yeni albümü Formentera ile ortamlara geri döndü. Eğlenmek istediğimde dinlediğim Lizzo da yeni albümü Special'ı yayınladı. Bu dönemde yeni olarak radarıma girenler ise Lera Lynn, Jonathan Jackson + Enation, Jo Schornikow ve STRABE oldu. Yeniler Arşiv listemize de bakmayı atlamayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-ekim19/", "text": "Ekim ayı içerisinde yeni yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Sonbahar müzik piyasasını hareketlendirmeye devam ediyor. Ekim ayı içerisinde de Elbow, Foals, Stereophonics ve Nick Cave and The Bad Seeds çıkardığı albümlerle, Coldplay de çıkardığı teklilerle bize kendilerini hatırlattılar. No Roots ile sükse yapan Alice Merton da Mind 4+ isimli ilk uzun çalarını Ekim ayında piyasaya sürdü. Bu ayki listemizde SHHE, The Anix, Kitt Philippa ve Lemolo dikkat çeken şanatçılar oldu. Kişisel önerim VERITE olacak. Ekim ayında ikinci uzun çaları olan new skin'i piyasaya sürdü. Kasım ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-ekim21/", "text": "Ekim 2021 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Nasıl geçtiğini anlamadığım bi ay oldu Ekim. Zaman hep böyle hızlı mı ilerliyordu? Yoksa bu aya mı özel? 🙂 Ay hızlı geçince liste içeriği de 14 şarkılık oldu. Son dönemde Katatonia baya hareketlendi. Ekim ayında Illusory Walls albümlerini piyasaya sürdüler. Sırf eski günlerin hatrına listeye almak istedim, çünkü eskiden ne dinlediysek hala aynı şeyi üretiyorlarmış gibi geliyor. Artık daha farklı üretim lazım gibi. Aynı hareketlilikten devam edersek Tom Morello ile karşılaşabiliriz. The Atlas Underground Fire albümünde bir çok müzisyenle çalıştığı görebiliriz. Çok keyifli bir albüm olmuş diyebiliriz. İlk albümü Projector ile Amerikalı post-punk grubu Geese listemizde yer alıyor. Kendileri umut vaadenler listesinde bulunuyor. She Drew The Gun, Ekim ayında üçüncü albümü Behave Myself ile geri dönenlerden. Bu ay ilk albümünü piyasa sürenlerde ise İngiliz Tigress ve Pura Vida var. Listenin sonunda ise Kasabian ve grubun Tom Meighan sonrası ilk teklisi Alygatyr var. Meighan sonrası vokale Serge Pizzorno geçmiş görünüyor. Özlemişiz be! Yeniler Arşiv listesine göz atmak isteyenleri ise aşağıya alalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-ekim22/", "text": "Ekim ayında yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Affınıza sığınıyorum, yine geç kaldım kabul ediyorum. Ama beklenene değecek bir liste oldu diyebilirim. Kısa ve öz bir liste. 11 parçalık, güzel bir kadro oluşturabiliriz. İngiliz ikili Seafret'ten sakinleştirici bir kısaçalar geldi. Anywhere from Here Indie sevenler için güzel bir alternatif. System of a Down'dan bildiğimiz Serj Tankian yeni kısaçaları Perplex Cities'i piyasaya sürdü. Grupta da vokal o kadar baskın ki burada da dinlerken hafifletilmiş bir SOAD albümü dinliyor hissine kapılıyorum. İskoç grup The Little Kicks 5. stüdyo albümü People Need Love'i sahneye sürdü. Gerçekten keyifli bir albüm olmuş. Listemizin sonunda ise Amerikalı Ghost Light var. İkinci stüdyo albümleri ile 3 yıllık aradan sonra bizlerle. Yeniler Arşiv listemizi ise aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-eylul19/", "text": "Eylül ayı içerisinde yeni yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Eylül ayı bereketiyle geldi diyebiliriz. Ayın başında Korn 13. stüdyo albümü The Nothing'i piyasaya sürdü. Son albümlerine göre eskileri daha çok andırdı diyebiliriz. Heyecanlandıran bir albüm. Iggy Pop Free albümünü piyasaya sürdü. The Who sessizliğini bozdu. Foals ise gelecek albümü için heyecan verdi. Bunların yanında ise Liam Gallagher 2. solo albümünü piyasaya sürdü ve yine İngiltere'de en hızlı satan albümün sahibi oldu. Yeni keşiflerimizden lilly among clouds ise dinlenmeye değer. Ekim ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-eylul21/", "text": "Eylül 2021 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Sonbaharın gelişi ile birlikte keyifli ve dolu dolu bir yeniler listesi hazırladık. Listeye OVRGRWN Slow ile başlıyoruz. San Francisco'lu ikili ikinci albümlerini geçtiğimiz ay piyasaya sürdü. 80'lerin film müzik vari temalarını günümüz indie popu ile ahenkle sunuyorlar. Amerikalı Liz Cooper da ikinci albümünü çıkaranlar kervanına katıldı. Hot Sass albümünden Lucky Charm'ı listemize ekledik. Eylül ayında geri dönenlerden biri de The Vaccines. Enerjileri ile de keyif veren grup tam kendilerini yansıtan bir albüm çıkarmışlar. Yeni çıkanlardan kişisel olarak beğendiğim Hollandalı LUWTEN. İkinci albümü Draft'ta yine dingin sesi ile kendini dinlettiriyor. Placebo geri döndü. Listeye kendilerini eklemeden olmaz tabi. Beautiful James teklisi ile uzun bir aradan sonra kendilerini hatırlattılar. Benim kişisel favorilerimden ve sevdiğim gruplardan biri olan Archive, Daytime Coma isimli yeni teklisini yayınladı ve yeni albüm müjdesini verdi. Listenin en eğlenceli albümü James Hersey'e ait. Fiction isimli albümü ile keyifli vakit geçirebilirsiniz. Açıkçası Spotify değil bir Twitter keşfi kendileri benim için. The Lathums yeni albümü How Beautiful Life Can Be'yi piyasaya sürdü. İngiliz grup şu an baya başarılı bir turne gerçekleştiriyor. Listede son olarak öne çıkarmak istediğim kişi Baba Ali. İlk albümü Memory Device'ı dinlemenizi öneririm."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-haziran-21/", "text": "Haziran 2021 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Listeye Japanese Breakfast ile giriş yapıyoruz. Üçüncü stüdyo albümü Savage Good Boy'dan Be Sweet ile listemiz başlıyor. Ayın hareketli albümlerinden biri de Nowhere Generation ile Rise Against. Amerikalı grup 9. stüdyo albümünü bu ay piyasaya sürdü. Dinle kafa dağıt için birebir. Haziran ayının güzel albümlerinden biri de James'in 16. stüdyo albümü All The Colours of You. Sürprizsiz bir James albümü. Her türlü dinlenir. Bu ayın güzel EP'lerinden biri de K. Flay'dan geldi. Inside Voices EP'sinde bir de sürprizi var: Tom Morello'nun eşlik ettiği TGIF. Adam da dokunduğu şarkıya imzasını bırakıyor. Haziranda albüm çıkaran isimli arkadaşlarımızdan biri de Rag'n'Bone Man. İlk albümü ile sükse yapan Rory Charles Graham, Life By Misadventure ile sağlam bir iş yapmış. Listeyi Amerika Porto Riko karması The Marias ile kapatıyoruz. İlk stüdyo albümlerini yayınlayan ikili Cinema ile dinlenmeye değer. Artık tatil zamanı! Gelecek ay görüşmek üzere!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-haziran20/", "text": "Haziran ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Haziran ayında yeni normale dönerken yeniler listemizde bir kısırlık yaşandı diyebiliriz. Bu ay 14 şarkılık bir liste ile karşınızdayız. Liste her ne kadar az şarkı içerse de Neil Young efsanesi bu ay kayıp yeni albümü Homegrown'ı piyasaya sürdü. Two Doors Cinema Club B-sides albümü Lost Songs 'ü piyasaya bu ay içerisinde sürdü. Bunun üzerine The Killers da yeni albümünden yeni teklisi My Own Soul's Warning'u yayınladı. Bu ay içerisinde çıkan albümlerden beni etkileyenlerin başında Tokyolu 'un invisible wall bulunuyor. Yazın en sıcak aylarından Temmuz içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-kasim19/", "text": "Kasım ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Sonbaharda hareketlenen müzik piyasası kasım ayında biraz sakinleşti. Coldplay 8. stüdyo albümü Everyday Life'ı yayınladı. Yine eski topraklardan Beck Hyperspace isimli 14. stüdyo albümünü piyasaya sürdü. Ayrıca Tinderstick'ın No Treasure But Hope'u da kalite kokuyor. Kasım ayının bombalarından biri de Rammstein'ın vokalisti Till Lindemann'ın F & M albümünü yayınlamasıydı. Kasım ayı için iki favorim var. Bir tanesi White Lies'ın Five V2 albümü. Daha dolgun ve başarılı bir albüm olmuş. Diğeri ise asıl favorim Yunan grup Deaf Radio'nun Modern Panic albümü. Bir arkadaşımın önerisi ile dinledim ve çok beğendim. Yunan değil Manchester'lı deseniz de kimse itiraz etmez. Ada müziği sevenlerin beğeneceğini garanti edebilirim. Aralık ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-kasim20/", "text": "Kasım ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Havaların soğuması ile birlikte Kasım ayı içimizi ısıtamadı. Bu ay listemiz geçtiğimiz aylara göre biraz kısa da olsa yetenekli şanatçıların olduğu söyleyebiliriz. Bu ayın sürprizi tarz olarak da listeden farklı olan udi Mehmet Polat. Dünya müziği seviyorsanız dinmeleyi atlamayın derim. Kişisel takip listemdeki NOVAA'nın Flore'nin albümü Superbloom'a konuk oluyor. Bu ayın eğlenceli albümlerinden biri de APRE tarafından çıkarıldı. Soğuk havalarda içinizi ısıtacak bir albüm. Aralık ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Bugüne kadar Yeniler listesinde yayınlanmış tüm parçalara ise Yeniler Arşiv playlist'inden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-kasim21/", "text": "Kasım 2021 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Yine zamanın su gibi aktığı bir dönemdeyiz. Ne zaman 2021 olmuştu da ne zaman bitiyor, gerçekten inanılmaz. Kasım ayı bereketiyle geçti diyebiliriz. Adanın dahi çocuğu Damon Albarn yeni solo albümü The Nearer The Fountain, More Pure The Stream Flows'u piyasaya sürdü. Albüm ismi diye kompozisyon yazmış. IDLES Kasıyım ayında 5. stüdyo albümü Crawler'ı piyasa sürdü. Yine yerinde duramayan bir albüm olmuş. Elbow 9. stüdyo albümü Flying Dream 1'i piyasaya sürdü. Bu ayın keyifli albümlerinden biri. Daha önce de bir kaç defa tekrarlamış olduğum kişisel favorilerimden Novaa yine bir iş birliği ile bu sefer de Moglii ile Moon isimli bir EP çıkardı. Yine kendisinden ne bekliyorsam onu sunmuş. Bu ayın favorim kesinlikle In Plain Sight ile Neal Francis oldu. Çok keyifli ve sizi eğlendirecek bir albüm olmuş. Bana ada müziğine daha yakın gibi geldi. Çoook uzun süre geri dönenlerde bu ay ise Avril Lavigne oldu. Müziğinde değişen bir şey yok ama yayınladığı tekliyi Bite Me'yi de buraya almazsak ayıp olurdu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-mart20/", "text": "Mart ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Bu ay 27 parçalık bir liste ile karşınızdayız. Tabi ki ayın en büyük olayı ki belki de şu günlerde yüzümüzü güldüren olaylardan biri Pearl Jam'in yeni albümü Gigaton'un piyasaya sürülmesi oldu. Çok uzun süren bir aradan sonra bu albüm ilaç gibi de geldi. Bu ay için yeni çıkanlardan özellikle radarımıza takılanlardan biri ayın son günlerinde Firepool isimli albümünü çıkaran High Hi oldu. Keyifli ve umut veren soundu ile kendini dinletiyor. Kişisel olarak sempati duyduğum Krakow Loves Adana da yeni teklisi Young Again'i yine ayın son günlerinde yayınladı. Nedense dinlerken beni alıp bir yerlere götüren bir soundu var grubun. Biraz sakin müzikler dinleyelim diyorsanız Yael Naim'i tavsiye edebiliriz. Nightsongs albümü aradığınız tipte sounda sahip. Yok ben biraz daha hareketli bir şeyler dinlemek, kafamı dağıtmak istiyorum diyorsanız Twisted Wheel'ın Satisfying the Ritual albümü güzel bir alternatif olacaktır. Nisan ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-mart22/", "text": "Mart 2022 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. 2022 müzikseverler için güzel geçecek derken tahminlerimiz yanlış çıkmadı. Adeta akıyor, akmaya da devam edecek. Son iki yılın acısı fena çıkacak. Mart ayı için 15 şarkılık bir liste ile karşınızdayız. Önümüzdeki günlerde Rammstein yeni stüdyo albümü ile geri dönüyor. Daha yeni çıkarmadılar mı albümü derken üstünden üç yıl geçmiş. Yeni albümden yayınlanan tekli Zeit hem şarkı hem de klip olarak etkileyici. Uzun zamandır sesi çıkmayan The Black Keys yeni albüm müjdesini verdi. Drop Out 13 Mayıs'ta piyasaya sürülecek. Öncesinde albümden ilk tekli Wild Child yayınlandı. Bu ayın güzel albümlerinden biri Meadowlark'tan geldi. Bırakın arkada çalsın sizi dinlendirsin. İkinci albümleri Nightstorm'dan Halo'yu bu ay listeye aldık. Durmadan tekli çıkarıp hala albümü çıkarmayan Archive bu ay yine listede. Listemize girmek için bu kadar uğraşa gerek yok arkadaş, sen iste biz seni ekleriz. Mart ayında da We Are The Same teklisini yayınladılar. Ama içime sinmeyen bir şeyler var, bilemedim. Teklilerle albüm haberini veren Placebo da Never Let Me Go'yu piyasaya sürdü. Hiç bir zaman özellikle açayım dinleyeyim bir grup olmadılar ama sounddaki o temizlik bir şekilde kendine çekiyor. Kavinsky ikinci stüdyo albümü Reborn'u yayınladı. Genelde tekli çıkarmakla meşgul olan Fransız müzisyen önceki teklileri bir albümde bize sundu."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-mayis20/", "text": "Mayıs ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Mayıs ayının yenilerinde 31 parçalık bir liste ile karşınızdayız. Bu ayın sürprizi Deep Purple oldu. Ayın başında çıkardıkları Man Alive EP'si tam bir klasik Deep Purple soundu içeriyor. Mayıs ayı içerisinde Moby 17. albümü All Visible Objects'i piyasaya sürdü. Son albümlerine göre biraz daha farklı bir temada olan albüm otoriterler tarafıdan sınıfı pek geçemedi. Bu ay için benim dikkatimi çeken albümlerden biri Reb Fountain oldu. Kendi adını taşıyan albümü kendine has şekilde şarkılarını içeriyor. Sesine hakimiyeti albümü olgunlaştırıyor. Bu aralar daha dingin albümlere takmış olacağımdandır liah'ın Terra albümü beni alıp uzaklara götürdü. Benim için bu ayın favorisi. Ayrıca Sohnarr'ın Coral Dusk albümü de aynı şekilde dinlerken sizi düşünceler içinde gezintiye çıkarıyor. Listenin karanlık tarafını yazının sonuna bırakmak istedim. İngiliz Gotik grubu Paradise Lost 16. stüdyo albümü Obsidian'ı ayın tam ortasında piyasaya sürdü. Açıkçası çok uzun zamandır Paradise Lost dinlemiyordum ve bu albümle onları ne kadar özlediğimi de fark ettim. Albüm tam anlamıyla Paradise Lost'un kendine haslığını içeriyor. Haziran ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-nisan20/", "text": "Nisan ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Nisan ayının yenilerinde 22 parçalık bir liste ile karşınızdayız. Bu ayın sürprizi kesinlikle The Rolling Stones'un yaşadığımız şu günler için çıkardığı Living In A Ghost Town oldu. Ayrıca yine aynı konseptte Florence and the Machine'den sağlık görevlilerine adanan Light of Love parçası geldi. Bu ay The Strokes merakla beklenen yeni albümü The New Abnormal'ü piyasaya sürdü. Sürprizlerden biri de Incubus'un 2015'te çıkardığı albümü Trust Fall'un sequeli olarak çıkardığı Trust Fall EP'si oldu. Listede özellikle dikkat edilmesi gereken Hazel English oldu. Çıkardığı yeni EP'si Five And Dime ile bir şans verilmeye değer. Son olarak ne zaman dinlesem bana mutluluk aşılayan Avustrulyalı San Cisco'nun yeni EP'si Flaws yayınlandı. Mayıs ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-subat20/", "text": "Şubat ayı içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Spotify listesinde bir araya getirdik. Durulan piyasa hareketleniyor gibi. Şubat ayı geçtiğimiz aylara göre daha verimliydi. Ay başında Green Day yeni albümü Father of All Motherfuckers'ı yayınladı. Evet, eski albümlerin havası olmadığı kesin ama Green Day bir şekilde kendini dinletmesini biliyor. Sevgililer gününde piyasa sürülen 4. Tame Impala albümü The Slow Rush beklenen etkiyi yarattı diyebiliriz. Ayın yıldızı ise Billie Eilish'in yeni James Bond filmine yaptığı No Time To Die şarkısı. Hele ki Brit Awars'taki Hans Zimmer senfonisi ve Johnny Marr'ın gitarı ile Billie Eilish'e eşlik etmesi ortaya muazzam bir iş çıkardı. İzlemek isteyenler için tıkları alalım. Mart ayı içerisinde de çıkacak albüm ve teklilerden de listesini hazırlamak için hazırız. Takipte kalın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-subat22/", "text": "Şubat 2022 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Neyse biz listemize dönelim. Şubat ayı için 15 şarkılık bir liste ile karşınızdayız. Şubat'ın ağır bombalarından biri de John Frusciante'nin geri dönüşü ile yeni albüme başlayan ve ilk teklisini çıkaran Red Hot Chili Peppers. Black Summer Kendisine çekiyor ama nedense bir şeyler eksik gibi geldi. Bir yere geliyor ama varamıyor havasında şarkı. Bastile de dördüncü albümü Give Me The Future'ı Şubat ayı başında piyasaya sürdü. No Bad Days albümde favorim oldu. Şubat ayında bir albüm de White Lies'dan geldi ve altıncı stüdyo albümleri As I Try Not Fall Apart'ı piyasaya sundular. Bu ayın liste dışı sanatçısı ise Rokie Kone. Malili sanatçının albümü Bamanan sizi alıp başka diyarlar götürüyor. Klasik gelecek belki ama müziğin evrensel gücü bu tip albümlerde özellikle ortaya çıkıyor. Ben tabi yine albümden favori şarkım olan Bi Ye Tulonba Ye'yi listede paylaştım. Girdiğimiz ruhani moddan bizi çıkaracak bir albüm Sevdaliza'nın üçüncü stüdyo albümü Raving Dahlia."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeniler-temmuz21/", "text": "Temmuz 2021 içerisinde yayınlanan albüm ve teklilerden radarımıza takılanları sizler için Yeniler Spotify listemizde bir araya getirdik. Malum geçtiğimiz bir kaç hafta hepimiz için çok üzücü geçti. Telafisi olmayan bir durumda bizim de bir liste paylaşmamız pek uygun olmaz diye sizleri bir süre beklettik. Listemizi kişisel favorilerimden Verite ile açıyorum. He's not you kısa çaları ile uzun süren sessizliğini bozuyor. Bana sorarsanız son albümü dahil uzun süredir çıkardığı en başarılı parça olabilir. Biraz benim daha çok sevdiğim eskilerine dönmüş gibi. Umarım böyle devam eder. Listenin eğlenceli gruplarından Quivers yeni albümleri Golden Doubt ile iyi müzik vadediyor. Biraz eskilere dönüp 80'ler pop dinlemek isterseniz Gigolette bunu fazlasıyla sağlıyor. İlk albümü Shine insanı eskilere götürüyor. Bu ay kişisel favorilerimin ayı gibi olacak ama bir diğeri Novaa da yeni albümü She's A Rose'u piyasaya sürdü. Pandemi herkesi üretkenliğe itmiş gibi. Her yıl yeni bir albüm çıkaran Novaa daha sakin ve kişisel bir albüm yapmış. Ayın bombası ise son günlerinde geldi. Billie Eillish ikinci albümü Happier Than Ever ile geri dönüş yaptı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yer-cekimine-baskaldiri-okay-kaya/", "text": "Yaklaşık iki sene önce Youtube'da Damn, Gravity şarkısıyla karşıma çıkan Okay Kaya, yaptığı müziğin yanı sıra ismiyle de heyecanlandırmıştı beni. Evet, ilk bakışta bu sesin, müziğin ve sözlerin bir Türk'ten çıktığını zannetsem de biraz araştırdıktan sonra Norveç asıllı bir Amerikan olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Ama olsundu, sevdiği kişiye ulaşamamanın sinirini yer çekiminden çıkarması onu sevmem için yeterli bir sebepti. Sözlerindeki melankolik tavrın sesiyle sağladığı uyum peşimi bırakmadı ve bir süre evimin duvarlarında yankılanmaya devam etti. Bense bu süreçte Okay Kaya'nın kim olduğunu araştırmaya devam ettim. Afro-Amerikan denizci bir babayla Norveçli ressam bir annenin kızı olan Okay, ilk gitarını 13 yaşında eline almış ve bundan bir kaç yıl sonra model olarak gittiği New York'ta ilk şarkılarını yazmaya başlamış. Soundcloud'a yüklediği mix'le müzik kariyerine atılan, ardından yayınladığı teklilerle dikkatleri üzerine çeken, bizlere adeta geliyor yaklaşmakta olan dedirten Okay, tüm bunların ardından uzun bir süre sessizliğe büründü. İlk bakışta bu sessizliğin albüm hazırlığından kaynaklandığı sanılsa da, asıl nedenin prodüktörlerle yaşadığı sorunlar olduğunu albümü çıkarmadan önce yaptığı bir röportajdan öğreniyoruz. Prodüktörlerle uğraşmaktan vazgeçerek Both albümünü Brooklyn'deki evinde kurduğu stüdyoda kaydettiğini ve iki yıl gecikmeli olarak, kendi markası olan Heavy Body Records'tan çıkarmak zorunda kaldığını da ekliyor. Kendi alanını yaratan ve düşüncelerini özgürce bizlere yansıtan insanlara rastlamak ve onların hikayelerine ortak olmak beni çok mutlu ediyor. Bilmiyorum sizde de yarattığı his aynı mıdır? Öyle olsa da olmasa da, Damn, Gravity şarkısını dinlemenizi hararetle tavsiye ederim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-1-reach-geblo/", "text": "Yeni röportaj serimiz Yeraltı Metrosu ile bu sefer sözü sokak sanatçılarına bırakıyoruz! Bu seride, her gün gezdiğimiz sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin ilk konuğu olan Reach Geblo'nun bizim için hazırladığı oldschool rap playlist'ini dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları okumak isteyenleri hemen aşağıya alalım. Öncelikle sokakta olmak bana eşitliği, paylaşılabilir bir alan olduğu için değerli ve samimi hissettiriyor. Herkesin bu alanda etkileşime geçmesi ilgimi çekiyor sanırım. Çalışmalarımı yaptıktan sonra bulunduğu konumun kaderine bırakırım, belki uzun süre dayanır belki bir gün. Bu geçicilik sürekli üretimde olmamı tetikliyor olabilir. Yaptığım çalışmalarda genellikle bir mesaj kaygısı tanımam. Yaptığımız eylem ve eserlerin zaman zaman farklı söylemleri olabilir. Eser çözümlenmeye açık bir halde olabilir, hissettirdiği duygular farklı olabilir izleyici açısından. Kimin nasıl baktığı, nasıl gördüğü ve ne kadar dahil olduğuyla ilgili bence. Ne yaparsanız yapın, yaptığınız işi iyi yapmaya çalışırsanız o zaten bir süre sonra kendi yolunu buluyor. İnsanların bunu kabul edip etmemesi çok önemli değil benim için. Ben yaptığım işle var oluyorum. Graffiti bana öğretilmiş bir meslek değil. Geçimimi de bu alan üzerinden sağlıyorum. Birçok müzik türünde çalışırım, playlist'im çok karışık ama size oldschool rap listemi vereceğim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-2-mre/", "text": "Geçtiğimiz hafta Reach Geblo ile başladığımız yeni röportaj serimizde, her gün dolaştığımız sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin ikinci konuğu olan mre'nin bizim için hazırladığı karışık tarzlardan oluşan playlist'ini dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları aşağıda bulabilirsiniz. Sokakta büyüdüm ben. Büyüdükten sonra da hayatım hep sokakta geçti. Üretmedim belki sokakta ama sokağı avucumun içi gibi bilirim. İnsan üretmeye başladığında da ilk önce avucunun içinden başlıyor, ben de öyle yapıyorum. Sokağa iş yapmanın özgürleştirici bir tarafı var. İstediğim an, plansız bir şekilde, o an içimden geldiği gibi bir iş yapabiliyorum. Kumar gibi, ne zaman üzerinin kapatılacağını bilmiyorum. Bazısının bir kaç gün sonra üstü kapatılıyor, bazısı yıllarca kalıyor. İşlerime bakan herkes benim için karşı taraf, hiç bir mesajım ve kaygım yok açıkçası. Kafama göre takılıyorum sokakta ve o anki hissiyatım işlerime yansıyor. Aslında çok uzun süredir meslek olarak görülüyor ve bir sürü insan bu işten para kazanıyor. Ben heykel çıkışlı bir sanatçıyım ve aldığım eğitimle dizi film sektöründe çalışarak hayatta kaldım yıllarca. Bu süreç aslında beni ayılttı, tüm eforumu kendi işlerime yönlendirmeye başladım. Daha sonrasında bir süre zor zamanlar geçirdim ama şimdi tamamen kendi sanatımdan para kazanabilir hale geldim. Üretim aşamaları hep pozitif ki değilse bile o işi pozitif yaparım. Negatif bir anım yok, varsa da ben görmüyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-3-max-on-duty/", "text": "Reach Geblo ile başlayıp mre ile devam ettiğimiz yeni röportaj serimizde, her gün dolaştığımız sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin üçüncü konuğu olan MAX ON DUTY'nin bizim için hazırladığı playlist'i dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları aşağıda bulabilirsiniz. Genellikle ezber bozan renkler, biçimler ve konular bulmaya odaklanıyorum. Meselenin en başta deneyimleyen kişinin hisleri ile ilgili olduğunu düşünüyorum. İşim doğası gereği fiziksel ve zihinsel olarak zorlayıcı ve yorucu olabiliyor. Bunu fark eden insanlar bazen iş yaptığımız alanda bize bazı ikramlar verebiliyorlar. Portekiz'de çalışırken duvardan uzaklaşıp süreci kontrol etmiştik. Alana geri döndüğümüzde bir çok meyvenin bulunduğu bir sepet bulmuştuk. Kim olduğunu bilmediğimiz birilerinin bize gizlice yardım etmesi çok hoş bir şeydi. Bazen de yaptığımızın kural dışı ve zarar verici olduğunu düşünen farklı zihniyette insanlara açıklama yapmak zorunda kalıyoruz. Bu verdiğimiz emeğin karşısında hakaretlerle dolu konuşmalarla karşılaşmak biraz tat kaçırabiliyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-4-somonzi/", "text": "Röportaj serimiz Yeraltı Metrosu ile bu sefer sözü sokak sanatçılarına bırakıyoruz. Dördüncü konuğumuz Somonzi! Bu seride, her gün gezdiğimiz sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin dördüncü konuğu olan Somonzi'nin bizim için hazırladığı oldschool rap playlist'ini dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları okumak isteyenleri hemen aşağıya alalım. Elit bir grubun tekelinde olmayan bir ifade alanı olması ve herkesin müdahil olabilmesi beni cezbediyor. Ortak forum gibi. Admin yok. Eskiden böyle bir kaygım yoktu. Bunu oyun gibi görüyordum. Sokakta takılırken goy goyuna keyifli resimler yapmaktı sadece. Fakat zamanla insanların işlerimden, benim için ifade ettiğinden çok daha büyük anlamlar çıkardığını ve bağ kurduğunu farkettim. Bu da üretim sürecinde bana yeni bir perspektif kazandırdı. Bu işten para kazanıp, parasını tekrar bu işe yatıran yüzlerce insan var. Kimin ne dediğinin önemi yok çünkü herkes zaten yolunda. Benim için sokakta üretim yapmak kimliğimin bir parçası fakat ekmek teknem değil, olmasını da istemiyorum. Maddiyat gibi hayati gerçekler, keyif için yaptığım işe yansıdığında iş keyifsiz oluyor. Ömrümün sonuna kadar aynı işi yapma düşüncesi de beni depresyona sokuyor. Şu an mural, grafik tasarım, illüstrasyon, animasyon, film gibi bir çok alanda çalışıyorum. Tam zamanlı hustle yani. Geçtiğimiz senelerde bir mural üzerinde çalışırken bir sürü sokak çocuğu hevesle yanımıza gelip işle ilgilendi. Heveslerini alsınlar diye birer tur sprey boya sıktırdım, yaptığımız işi anlattım, sonra o günlük paydos edip boyaları üzerinde çalıştığım vince bıraktık. O gece çocuklar bir şekilde 10 metrelik vince tırmanıp bir iki kutu boya aşırmış. Sabah duvara geldiğimizde, mahallenin bütün dükkanlarının, kaldırımlarının ve hatta bazı araba kaportalarının spreyle karalanmış olduğunu gördük. Çok komikti. Biraz azar işittik ama olsun, hem pozitif, hem negatif bir anı oldu. Her şeyi dinlerim demek istemiyorum ama bu aralar favorilerim bunlar. İyi dinlemeler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-5-rash/", "text": "Röportaj serimiz Yeraltı Metrosu ile bu sefer sözü sokak sanatçılarına bırakıyoruz. Bu haftaki konuğumuz Rash! Bu seride, her gün gezdiğimiz sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin beşinci konuğu olan Rash'in bizim için hazırladığı playlist'i dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları okumak isteyenleri hemen aşağıya alalım. Sokakta olmak, Benim ve çalışmalarımın şehirle direkt olarak etkileşim kurduğu bir playground'da bulunmak gibi. Sürekli dinamik ve sürprizlere açık. Oluşturduğum dili ve tekniği şehrin bir parçası haline getirip sokakta yaşamasına fırsat veriyor olmak sokağa iş üretmemdeki büyük itici güç, bunun yanında sadece görmek isteyenlerle değil, bulunduğu alandaki herkesle temas halinde olması da cezbedici. Eski kuşaklar için alışılagelmiş iş sektörlerinden farklı bir piyasa ama ticarete dökülebildiği noktada sürekliliği de varsa ''iş'' tanımını da alır doğal olarak. Ben son dönemde geçimimi graffitiden sağlıyorum. Oturduğum semtte duvar boyarken arkamda Arapça konuşan bir ailenin toplandığını farkettim, herhangi bir şey söylemeden ve izin almadan arkamdan fotografımı çekmeye başladılar, boyamaya devam ederken içten içe de sinirlenmiştim, sonra biri omzuma dokunda, muhtemelen ailenin babası ve bana bir demet karanfil verdi, beklemediğim anda bir incelikle karşılaştığım garip bir andı.."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-6-bakeroner/", "text": "Röportaj serimiz Yeraltı Metrosu ile bu sefer sözü sokak sanatçılarına bırakıyoruz. Bu haftaki konuğumuz Bakeroner! Bu seride, her gün gezdiğimiz sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin bu haftaki konuğu olan Bakeroner'in bizim için hazırladığı playlist'i dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları okumak isteyenleri hemen aşağıya alalım. Kendimden bir şeyler katarak alışılagelmişin dışında bir doku oluşturduğum yer olarak düşünüyorum sokağı. Herkesin bildiği harfleri çoğunluğun bilmediği özgün formlarda yansıtmak herkesin yaşayabileceği bir duygu değil. Sokaktan geçenleri bu bakış açısına yönlendirip bu estetiği keşfetmelerini sağladığımız bir platform gibi. Çevredeki griliklerin içerisinde renkli bir alan oluşturmak her zaman beni mutlu etmiştir, alışılagelmişin dışında bir iletişim olanağı sağlıyor. Günlük hayatta binlerce kez karşınıza çıkmış harfleri sokağın dinamikleri ile harmanlayıp aktarmak ve insanların bunu keşfettiklerini görmek her zaman motive edicidir. Ama genel olarak söylemek gerekirse asıl motivasyonum her zaman daha farklı ve estetik harf formlarını duvara işleyebilmek, benim için itici güç diyebilirim. Mesaj kaygın hiç olmadı diyebilirim. Amacım teknik olarak daha iyisini yapmak. Bunu yaptığımda bu işe ilgi duyanlara verdiği bir haz ve his var, amaçladığım iletişim şekli bu diyebilirim. Yaşadığımız çağda her şey çok hızlı değişiyor ve dün bir meslek veya gelir kaynağı olmayan işler bugün çok talep görüyor, grafiti de onlardan biri. Talebin oluştuğu yerde, eğer yok ise meslek de oluşacaktır. Ben şu anda freelance tasarımcılık yapıyorum, yanı sıra dijital ve geleneksel yöntemlerle yaptığım eserleri satıyorum. İyi ve kötü aldığımız bir çok tepki var doğal olarak, ama genelde pozitif yönde, daha iyi anlaşılması için de her zaman nazik ve açıklayıcı bir dil kullandığımız için negatif başlayan bir iletişimi de pozitife çevirdiğimiz çok oldu. İlk aklıma gelen anı ise İstanbul'da boyadığımız sırada yaşlı bir çift yoldan geçerken araçlarını parkedip bir süre bizi izlediler. Daha sonra yanımıza gelip bir miktar para uzattılar, açıkçası şaşırdık:) Parayı kabul edemeyeceğimizi ama bizim adımıza bir ihtiyaç sahibine verirlerse çok mutlu olacağımızı söyledik. Sonrasında yaptığımız işin güzelliğinden, bu vesileyle gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutup sanata nasıl yönlendirebileceğimizden bahsettiler, epey motive ediciydi."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-7-gelerli/", "text": "Sözü sokak sanatçılarına bıraktığımız röportaj serimiz Yeraltı Metrosunun yedinci konuğu Gelerli oldu! Bu seride, her gün gezdiğimiz sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin bu haftaki konuğu olan Gelerli'in bizim için hazırladığı playlist'i dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları okumak isteyenleri hemen aşağıya alalım. Sokakta olmak benim için nefes almak ve özgürlüğü tatmak demek, iş hayatı ve ülkemizde gündelik hayat oldukça bunaltıcı, konuşamıyoruz, iletişim kuramıyoruz. geç yaşına kadar bunlara hapsolmuş biri için sokak bir harika. Sokağa iş yapmamdaki motivasyon ile kişisel işlerimin ardındaki motivasyon pek farklı değil, nefes almak, iletişim kurmak. Mesaj kaygım pek yok çünkü olsa bile zaten özellikle sokakta gördüğünden herkes istediği mesajı alıyor diye düşünüyorum. Galeride görülen işler gibi bir alt metin yazma şansı da yok sonuçta. Genel olarak toplumumuzda kadın bedeninden korkuluyor diye düşünüyorum, o yüzden sokağa kadın çiziyorum. Bu sorunun ilk parçasına gerçekten sokak sanatçısı olanlar daha sağlıklı cevap verebilir. Ben geçimimi freelance illüstrasyon, game art ve tasarım yaparak sağlıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yeralti-metrosu-8-doozie-dozer/", "text": "Sözü sokak sanatçılarına bıraktığımız röportaj serimiz Yeraltı Metrosunun sekizinci konuğu Doozie Dozer! Bu seride, her gün gezdiğimiz sokaklarda, caddelerde işleriyle karşımıza çıkan, çoğu zaman gizemli street artist'lere, graffiti sanatçılarına merak ettiklerimizi soruyoruz. Serinin bu haftaki konuğu olan Doozie Dozer'ın bizim için hazırladığı playlist'i dinleyerek sorularımıza verdiği yanıtları okumak isteyenleri aşağıya bekliyoruz! Birçok şey... Sokakta üretiyor olmak, oyun alanının sokak olması çok farklı duygular yaşatıyor. Üretim aşamasında yaşadığın olumsuz şeyler veya sokağın sağladığı imkanlar, hepsi güzel. Yeni kabul edilmiş bu kültür özelinde düşündüğümüzde, sokak benim için ilginç anılar demek. Destekleyen de var, hiç anlamayan da. Bazen tinerciye dert anlatıyorsun, bazen polisten kaçıyorsun. Bazen de bir teyze çay getiriyor; benim de bahçem var çiçek çizer misin diyor, ne diyeceğini şaşırıyorsun. Ormandasın bir nevi yani. Görünürlük, paylaşım, iyi veya kötü geri dönüş, var olduğunu göstermek, devamlılık. Bu ilk günden beri kendi meditasyonum, önce kendim için yapıyorum. Anlatmak istediğim bir şey, vermek istediğim bir mesaj yok, bir duruş sergiliyorum. Kendi gelişimimi gözlemlemek, takip edenlere doğru bir rehber olmak amacım. Graffitinin ruhunu doğru yansıtmaya ve mesajın stil olduğunu anlatmaya çalışabilirim sadece. Güzel ve doğru stiller ürettiğimi düşünüyorum, dolayısıyla gerçekleşti bazı şeyler. Gelir elde ettiğim dönemler oldu, hala bazı durumlarda iş kabul ediyorum. Ama bunları resim yapıp para kazanmak olarak adlandırabilirim. Grafiti meslek olarak, maddi kaygılarla veya sipariş üzerine yapabileceğim bir şey değil. Dersi verilip alınacak bir şey de değil. Ben geçimimi Art Director olarak çalışıp sağlıyorum. Bir festivalde Hollandalı bir sanatçı sanıldım, iki tane çocuk yanıma gelip tag istedi, hayır ben o değilim dedim ama sketchbook'larını çıkarıp verdiler, imzaladım. 🙂 Biraz üzülmüştüm ama bahsettiğim olay 2012 yılına ait, o sıralar bir stil arayışı içindeydim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerel-sahnenin-video-salgini-govid-20/", "text": "Bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2019'da, Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu'nun sunumuyla her pazartesi Açık Radyo 94.9 frekansından yayımlanan Bir Baba Indie Lokal'e konuk olmuştum. Konserlerde çektiğim videoları paylaştığım YouTube kanalımla ilgili sohbetimizde bu işe nasıl başladığımı öğrendikten sonra Tuğçe, çok duygusal bir hikaye demişti. Yaklaşık dokuz aydır yakın tarihte eşi benzeri görülmemiş bir süreci deneyimlemekte insanlık. She Past Away şarkısındaki gibi Durdu Dünya dedik önce. Sonra hiçbir şeyin aynı devam etmeyeceğini görünce, her şey değişecek demek zorunda kaldık. Hatta ders çıkaracağız bu durumdan diye umutlandık. Verdiği konserden hemen sonra, teri soğumadan, az önce sahnede şarkısını söyleyen gitarını çalan arkadaşımın, şimdi farkında değiliz ama aldığın bu görüntülerin değerini beş seneden önce kavrayamayız deyişini unutamam. Haklıydı da. Çünkü, ben eve varmadan ne ki, henüz konser devam ederken Instagram'dan canlı yayınlar yapılmış, story'ler çoktan atılmış olurdu. Her şey orada o anda yaşanırken ancak bir yandan da baş döndürücü bir hızla tüketilirken aldığım görüntülerin albenisi sosyal medyanın olağanüstü dinamizmi ve haplaştırılmış tadı yanında sönük kalmaktaydı. Mümkün olduğunca seri hareket ederek, bir gece öncesinden kalan heyecan bulutları dağılmadan, ortaya koyduğum emek daha hızlı pişsin de elimdeki performans videolarını bir an önce sunabileyim ne çok isterdim. Fast food'a özenmişim. Kameramı sahne ışıkları önünde elime aldığım 14 Mart tarihli son konserden bu yana 4,5 ay geçti. Gitarını eline sahne ışıkları altında almayı özleyen müzisyeni çok iyi anlıyorum. Elime kameramı alıp canlı müzik sahnesinden video belge biriktirmeye başlayış öyküm ne kadar duygusal olursa olsun, mekanların mevcut koşullara daha fazla dayanamayıp kapılarına süresiz kilit vurmak zorunda kalışları, ekmek parasını aylardır kazanamayan çalışanlar ve yaptığı yatırımın karşılığını alamayan girişimcilerin buruk hikayeleri yanında benimkisi masal kalır sadece. Müzik sektöründen ve sahnelerimizden zamansız yitirdiğimiz arkadaşlarımızın haberleri de ardı ardına gelince, bundan daha acı olamaz herhangi bir dönem diye düşünmeden edemiyorum. Beş yıl sonra kavrayacağız çektiğin görüntülerin değerini diyen arkadaşım... Bana bu son 5 ay 5 yıl gibi geldi bile. 32 gün, 32 isim, 32 canlı performans videosu, 17 mekan, 3 kent, 1 kamera. GOVID-20: Throwback Video Fest. 1 Ağustos 1 Eylül tarihleri boyunca her gece saat tam 12'de yeni bir video gün yüzüne çıkacak. GOVID-20, en iyi youtube. com/onursalyazmanarchives adresinden izlenir. Abone olur ve bildirimleri açarsanız hiçbir şey kaçırmazsınız. Kardeş sosyal medya hesapları, instagram. com/onursalyazmanarchives ve facebook. com/onursalyazmanarchives da her zamanki gibi aktif olacak. Art Diktator, Asafated, Ascraeus, Bosphoroots, Brek, Call Me Yesterday, Cemiyette Pişiyorum, Dandy Island, Dead Man's Dream, Dee Cracks, Destroy Earth, Elektrik, Eskiz, False In Truth, Hayvanlar Alemi, Jakuzi, Max The Sax, Mozart Heroes, Pentagram, Rashit, The Raws, Razor Inc., Reptilians From Andromeda, The Ringo Jets, Robotat, Sabhankra, Serin, Tünay Akdeniz, Uluru, The Young Shaven, Yüzyüzeyken Konuşuruz, ve After Party: Nikki Wild. Lineup böyle, alfabetik. Hangi gün kim sahne alacak son günün sahibi dışında kimse bilmiyor. Sizler gibi onlara da sürpriz olacak. Posteri ise Flört ve The Young Shaven'dan tanıdığımız, Korona'ya ise Salome & Orkun ile yanıt veren dostum Orkun Bagatur hazırladı. Daha önce yayımlanmamış görüntülerden derlenecek olması kaydıyla Onursal Yazman Archives'ın retrospektif bir oynatma listesi ya da DVD'si falan planlansa, aşağı yukarı böyle olurdu. 2017 ve 2020'den birer performans yer alacak, kalan ne varsa 2018 ve 2019'dan. GOVID-20, yitirdiklerimiz anısına düzenlediğim geriye dönük bir festival, bir anma etkinliğidir. Bir gün gelecek, arşiv seni de unutmayacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-caz-sahnesinden-kazimin-ilk-teklisi-yayinda/", "text": "Yerli caz sahnesinin yeni isimlerinden Kazım, ilk teklisi Between Two Warsu yayına aldı! Kazım; Doğu mistisizmi, mitolojisi ve müziğinden beslenen, bunları caz olgusu ile harmanlayan, müziklerini Ahmet Kazım Müftüoğlu'nun yazdığı İstanbullu genç bir ekiptir. Eğitimlerini sürdürdükleri İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında bir araya gelen ekip, İKSV'nin 2019 yılında düzenlediği Genç Caz yarışmasının kazananlarından olmuş ve ardından 26. İstanbul Caz Festivali'nde ilk kez sahne almış. Ekibin ilk teklisi Between Two Wars, 26 Mart 2021 tarihinde bağımsız olarak yayınlanmış, caz ve alternatif müzik janraları içinde anılabilecek bir eser olmuş. Kompozisyonu ve davul performansı Ahmet Kazım Müftüoğlu'na ait olan eser, Efe Artun Yüksel, Burak Dursun, Efe Gazi, Dila Yavuz, Barış Dağhan ve Altay Acar tarafından icra edilmiş. Kayıtları ise Kabin İstanbul'da alınmış. Tüm dijital platformlarda yayında olan müziğin, Beril Korkmaz'ın rol aldığı klibi ise D. H. C. tarafından çekilmiş ve Kazım Music hesabı üzerinden YouTube'da yayınlanmış. Kazım'ın ilk teklisi Between Two Warsa ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-hard-rock-grubu-the-madcapin-yeni-sarkisi-sole-survivor-klibiyle-yayinda/", "text": "Yerli hard rock grubu The Madcap'in yeni şarkısı Sole Survivor klibiyle birlikte yayında! 2015 yılında gitarist ve şarkı yazarı Deniz Sayman ve vokalist İzgi Gültekin tarafından kurulan hard rock grubu The Madcap, synthwave, disco ve hard rock türlerini harmanlandığı yeni şarkısı Sole Survivor'ı dinleyiciyle buluşturdu. Sözü Deniz Sayman'a, müziği Deniz Sayman ve İzgi Gültekin'e ait olan yeni parçada grup, klasik The Madcap tarzını synthwave'in ve 80'li yılların neon renkli dokusunu, romantik dönemin görsel temalarıyla birleştiriyor. Video klibiyle birlikte servis edilen parçanın yönetmenliğini Deniz Sayman üstlenirken, klibin kurgu ve post prodüksiyonu için Brezilya'lı Gabby Vessoni ile çalışıldı. Şarkılarını dinleyicisine ve müzikseverlere en yüksek kalitede ses ve görsellerle sunmayı amaçlayan The Madcap, şarkının mix ve mastering aşamalarında Fin mühendisler Jesse Vainio ve Svante Forsback ile çalıştı. Grubun şu ana kadar yayınladığı işlerden çok daha farklı bir yerde duran Sole Survivor, 3 Kasım tarihinde dijitalin haricinde plak ve CD formatlarında da yayınlanacak yeni albümleri Beat the Destiny'nin habercisi niteliği taşıyor. Albümün ön siparişini vermek ve grubun yeni merchandise'larına buradan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-mix-i/", "text": "Bu sefer, nicedir aklımızda olan yerli gruplarımızdan oluşan bir playlist ile karşınızdayız. Yerli Mix adını verdiğimiz yeni mix serimizin ilki ile son zamanlarda kulağımıza, dilimize takılmış olan Kadıköy'de, Beyoğlu'nda görmeye aşina olduğumuz yerli gruplarımızdan güzel bir seçki hazırladık sizlere. I dediğimize göre devamı da gelir herhalde. Yerli Mix adını verdiğimiz yeni mix serimizin ilki ile son zamanlarda kulağımıza, dilimize takılmış olan Kadıköy'de, Beyoğlu'nda görmeye aşina olduğumuz yerli gruplarımızdan güzel bir seçki hazırladık sizlere. I dediğimize göre devamı da gelir herhalde. Yerli Mix I from BirBabaIndie on 8tracks Radio. Bu sefer yok size playlist, tracklist. Merak iyidir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-mix-vii/", "text": "Yerli sahneye dair son aylardaki eksiklerinizi kapatabileceğiniz iddialı çalma listemiz Yerli Mix VII, Spotify hesabımızdaki yerini almış bulunuyor! Yerli müzik sahnemizde üretimin niceliği günden güne artarken yeni yayınlanan çalışmalara mutlaka bir şekilde Bir Baba Indie'de yer vermezsek içimiz rahat etmiyor. İşte bu yüzden Yerli Mix'in yedincisi görenleri hayrete düşürecek kadar uzun bir listeyi barındırıyor. Çoğunluğu nisan ve mayıs aylarında yayınlanmış her janrdan birçok yeni çalışmanın bulunduğu Yerli Mix VII'da toplam 75 parça yer alıyor. Önümüz yaz, önümüz bayram tatili. Kendinizi yollara vurmuşken keşfetmelere doyamayacağınız bir liste şu an Spotify'da sizi bekliyor. Diğer Yerli Mix'lerle birlikte tüm playlist'lere ulaşmak için Bir Baba Indie Spotify profilini takipte kalmayı unutmayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-mix-viii/", "text": "Geride bıraktığımız yaz mevsiminin güzide kayıtlarını içeren çalma listemiz Yerli Mix VIII, Spotify hesabımızda sizleri bekliyor! Her ne kadar sezona nazaran yaz aylarında daha az yeni kayıt yayınlansa da bereketli bir yaz mevsimi geçirdiğimiz söylenebilir. Eylül, ekim aylarında yayınlanmasını iple çektiğimiz, şimdiden tarihini ajandamıza not düştüğümüz pek çok albüm gelecek. İşte Yerli Mix'in sekizincisi de sezon albümleri gelmeden yaz aylarının bir özetini bir arada görebilmenizi sağlamak için hazırlandı. Her zamanki gibi janr ayrımı gözetmeksizin haziran, temmuz ve ağustos aylarında yayınlanmış birçok yeni çalışmanın bulunduğu Yerli Mix VIII'de toplam 75 parça yer alıyor. Diğer Yerli Mix'lerle birlikte tüm playlist'lere ulaşmak için Bir Baba Indie Spotify profilini takipte kalmayı unutmayın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-post-rock-grubu-panopsisten-yeni-tekli-yearn-for-the-day/", "text": "BBI Yerli #114'te yer alan enstrümantal post-rock grubu Panopsis, yeni teklisi Yearn for the Dayi yayına aldı. 2018 yılında Sezgin Çelik, Hüseyin İflazoğlu ve Umut Şah'ın bir araya gelmesiyle kurulan enstrümantal post-rock grubu Panopsis, davula Ethem Saran'ın da katılmasıyla birlikte son halini aldı. Elektronik öğelerle bezenmiş atmosferik bir müzik yapan Panopsis, More-Than-Human-World isimli 4 şarkılık ilk EP'sini geçtiğimiz yıl yayınladı. Albümün hemen ardından Solitude of the Forest ve Becoming-River adlı teklilerini paylaşan grup, yeni parçasını 30 Mart 2020 tarihinde yayına aldı. Görselleri Doğa Eroğlu tarafından hazırlanan grubun bağımsız olarak yayınladığı Yearn for the Day adlı yeni parçası geçtiğimiz günlerde dijital platformlarda paylaşıldı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-progresif-ve-saykedelik-haftası/", "text": "Bu hafta kutup yıldızının dünyayı teğet geçeceği hafta gibi; hep olmaz, kırk yılda bir. Bu hafta, yerli progresif ya da progresif, saykedelik, deneysel esintili gruplar bazen ardı ardına, bazen de aynı gün sahne alacak. Bu yüzden bu konser haberlerini haftanın ilk gününde paylaşmak istedik. - Eis Ten Polin Wild Flowers Of Anatolia Albüm Lansmanı / Coop Detaylar - Yarımada / Peyote | Detaylar - Rasputin / İstanbul Rock Festivali | Detaylar - Babra Bubrik / İstanbul Rock Festivali | Detaylar - Kök / Coop | Detaylar - Nihil Piraye / Peyote | Detaylar - Roof Penguin / İstanbul Rock Festivali | Detaylar - Yarımada / İstanbul Rock Festivali | Detaylar - Kes / Peyote | Detaylar - Balina / Peyote | Detaylar - Kam / Kamayor Sanat Atölyesi | Detaylar - Kırkbinsinek / İstanbul Rock Festivali | Detaylar - Moğollar / KadıköySahne | Detaylar Herkese iyi haftalar ve iyi konserler."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnede-bol-synthli-80ler-yolculugu-tunca-leave-us/", "text": "Müzikte 80'ler etkisini ne kadar seviyorsunuz bilmem ama, ben son zamanlarda bir noktada 80'lere dokunan parçalara fazlasıyla kucak açar oldum. Özellikle synth-pop etkisini hissettiğim her şarkı, bir şekilde çalma listelerimde kendine yer ediniyor, gün içinde Yaa bak dinle, seversin. diye muhtelif kişilere gönderiliyor ve oradan oraya yayılmaya devam ediyor. Yerli sahneden çıkan elektronik işlerle de bu ara epey haşır neşir olduğumuzu düzenli takipçilerimiz de fark etmiştir. O halde bu yakın temastan vazgeçmiyor ve sizi elektronik müziğin bol synth'li hallerinden biriyle, Leave Us'la tanıştırmak istiyorum. Küçük yaşlardan beri müzikle ilgilenen, İstanbullu müzisyen Tunca'nın yeni single'ı Leave Us, synth'leri ve tam da aradığımız vokal tarzıyla 80'leri günümüze taşıyor. Şarkı başladığı anda Leave Us'ı bir süre loop'a alacağınızı fark ediyorsunuz. Hatta şarkının ortalarına geldiğinizde, bir an için kendinizi, Arcade oyun salonunda ellerinizde jetonla buluyor ve kırmızı-mavi kasketinizle zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyorsunuz. The Human League dinlerken ya da John Carpenter filmleri izlerken hissettiğim heyecanı, yerli sahneden bir şarkıda da hissedebildiğim için Leave Us'ın beni fazlasıyla mutlu ettiğini söyleyebilirim. Lafı çok da uzatmıyor ve şarkıyı aşağıya bırakıyorum."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnede-mubarek-cuma-24-mayıs-2019/", "text": "Zamanında To Love. parçasıyla aklımızı yerinden alan, son senelerde DJ setleriyle çeşitli festivallerin programlarında gözümüze ilişen ama her daim biraz gizemli kalmayı başaran Ahu'dan seneler sonra yeni bir parça ve onun çeşitli versiyonları, miksleri, remiksleri geldi. Bu hafta beni en mutlu eden release bu oldu dersem kimse darılmaz umarım. Çünkü az beklemedim. Ozbi'nin bir süredir üzerinde çalıştığı Sonu Yok single'ı da bugün yayınlanan çalışmalardan. Son albümü Serserilik ve Şiir ile tutarlı bulduğum Sonu Yok adeta albümün hidden track'i olabilecek bir parça. Bence bu adam şarkı yazmayı biliyor, orası kesin. 24 Mayıs'ta yeni single yayınlayan bir diğer isim de müzikal oyunculuğuyla iştigal eden, son dönemde solo parçalarını birbiri ardına yayınlamaya başlayan Ceren Gündoğdu. Kendisinin de canlı performansları bol cover'lı geçiyor, kendi şarkılarını yayınladığını görmek sevindirici. Beaten Fame'in yarısı olarak da tanıdığımız Elçin Orçun bu aralar Akustikhane programındaki kayıtlarını birer birer dijital platformlarda yayınlamaya devam ediyor. Programa birlikte katıldıkları Birkan Nasuhoğlu'nun sesini de Rüzgarın geri vokallerinde duymak mümkün. Rap sahnesi yine her zamanki gibi bu hafta da bereketli. Kayra'nın ocak ayından bu yana parçalar halinde yayınladığı Bütün Ayazların Ortasında albümünün üçüncü ve son parçasıyla birlikte nihayet albüm tamamlanmış oldu. Kayra'nın solo albüm yayınlaması Farazi V Kayra projesinin devam edip etmeyeceğine dair sorular doğurmuştu ama Farazi V Kayra da konserlere devam ediyor. Telaşa mahal yok, Kayra cephesinde her şey yolunda. Sonbahar aylarında March Live olarak, şimdilerde ise March ismiyle sahnelerde boy gösteren; dijital platformlarda ise Aytun & Can Menek olarak karşımıza çıkmak suretiyle bir nebze kafa karıştıran bir proje var karşımızda. İlk albüm Dinleden farklı sulara dümen kıran Timeless Beats I single'ı 31 Mayıs'ta gelecek olan yeni albümleri Watching Soulun da habercisi. Her yayınladığı parçanın bir de akustik versiyonunu yayınlamayı adet edinerek release sayısını ikiye katlayan Nova Norda bu defa da Zorun akustik versiyonu ve kendi evinde çekilen klibiyle sıkı hayran kitlesini ihmal etmiyor, arayı fazla açmıyor. Canlı performans videolarından ezberlediğim parçalarını nihayet bir albümde toplayarak gönülleri hoş eden Debdebe'nin Fazına dair ayrıntılı bilgi şurada. Yazın dağda bayırda gezerken doya doya dinlemelik. Saian'ın lafın gelişi değil, hakikaten çok beklenen yeni albümü Berhava da sonunda yayınlandı. Allame, Patron ve Çağrı Sinci'nin de seslerini duyduğumuz albümle uzun bir bekleyiş nihayete ermiş oldu. Aylardır kiminle konuşsam Saian sayıklıyordu, albümün bu yüksek beklentileri karşılaması temennimiz. Keişan'ın Aranan Adam 2 albümü tanıdık isimlerle featuring çalışmalarından geçilmiyor. Kimler yok ki? Ben Fero, Khontkar, Anıl Piyancı, Delaredo ve Vrdv bu albümde mikrofonu Keişan ile paylaşıyor. Pilli Bebek'ten beklenen yeni albüm hala gelmiyor, onun yerine elektro akustik konser kayıtları geliyor. OLSUN. Emre Tezcan'ın ilk single çalışması Crazy'nin sözlerinin sahibi ve aynı zamanda şarkının yorumcusu olan ses Grammy ödüllü Tiffany Fred'e ait. Almanya menşeli Derya Yıldırım'ın bağlama çalıp türkü söylediği; İngiliz, İtalyan ve Fransız asıllı müzisyenlerden oluşan Grup Şimşek'in ise kendisine eşlik ettiği projenin ilk uzunçalar albümü. İstanbullu techno DJ'i ve prodüktör Gergemann'ın Spotify'a düşen ilk EP'si. Listede eksik gördüklerinizi yorumlara bırakın, hep birlikte dinleyelim."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahneden-bulutlarin-ilk-teklisi-market-yayinda/", "text": "Kadıköy'deki evlerinin salonunda müziklerini üreten Burak Kurttay ve Gürkan İzmirligil'den oluşan Bulutlar, Market adlı ilk teklisini dinleyiciyle buluşturdu. Bulutlar, Burak ve Gürkan isimli iki arkadaşın bir araya gelmesinden oluşan bir ekip. İkili müziklerini kaydını beraber yaşadıkları Kadıköy'deki evlerinin salonundan alıyor. Burak Kurttay'ın sözlerini yazıp söylediği parçanın düzenlenmesini ve enstrüman çalımlarını ise Gürkan İzmirligil'e üstleniyor. Grup, mix ve master işlemleri için ise Onur Tulum'la çalışıyor. Sekiz şarkılık bir albüm yayınlamayı planlayan ikili, yayınladıkları ilk tekli Market'te piyasa-birey arasında var olan uyuşmazlığı süpermarkette yaşanan bir yabancılaşma anıyla somutlaştırarak anlatmayı amaçlıyor. Bulutlar'ın rhodes, kontrbas, davul ve vokalden oluşan sakin bir salon şarkısı olan Market'e aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahneden-selin-baycanin-yeni-teklisi-dipsiz-kuyu-yayinda/", "text": "Selin Baycan, 12 Şubat Cuma yayınladığı yeni teklisi Dipsiz Kuyu ile solo kariyerine devam ediyor. Söz ve müziği Selin Baycan imzası taşıyan parçanın prodüksiyonu; gitarist, aranjör ve prodüktör Şevket Akıncı ile beraber sanatçının kendisine ait. Hikaye anlatıcılığı, eşlik eden melodik yapısı ve güçlü sound'uyla zihinlerde yer eden şarkının demosu, sanatçının Tutsak şarkısının da prodüktörü olan Görkem Karabudak'la hazırlanmış. Kare Müzikevi etiketiyle yayınlanan Dipsiz Kuyu parçasının düzenlenme aşamasında bas gitar, elektrik gitar, synth'ler ve elektroniklerde Cansun Küçüktürk, davullarda ise Cihan Kahvecioğlu bulunuyor. Trombon aranjmanlarını Hazal Döleneken'in, trompet aranjmanlarını ise Can Ömer Uygan'ın üstlendiği şarkının mix ve mastering'i ise yine Cansun Küçüktürk'e ait. Mehmet Ömür imzalı videosu ise İğneada'nın Longoz ormanlarında, çekilmiş. Selin Baycan'ın Dipsiz Kuyu parçasına ve video klibine aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnemizin-yeni-synthpop-grubu-klor-ile-tanisin/", "text": "Yerli sahnenin yeni synth-pop grubu Klor, üç parçadan oluşan ilk EP'siyle aynı ismi taşıyan ilk teklisi Güneş Batıyoru 23 Ekim tarihinde BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Kadıköy'de yaşayan grup elemanları Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi'nin 10 yıllık dostluğu, 80'lerin neon ışıltılı dünyasına ve retro oyunlara olan ortak ilgileriyle güçleniyor. Şarkılara ruhunu veren de bu retro-fütüristik dünya oluyor. Grup, evde kurdukları stüdyoda bir yandan keyif alacakları ve heyecan duyacakları melodiler üretirken bir yandan da sık sık oyun molası veriyor. Eğlenceli müzikler üretmek için eğlenmek gerektiği fikriyle özgün bir yaklaşım ve özgün müzikler ortaya koyuyor. Grubun, BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Güneş Batıyor parçasına aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnenin-londra-temsilcisi-electric-blissten-yeni-album-pearl/", "text": "Yerli sahnenin Londra ayağında, işlerini seve seve takip ettiğimiz bir isim var; Bora Dayanıklı, nam-ı diğer Electric Bliss. 2016'da yayınladığı ilk stüdyo albümü Neon Surfer'dan sonra, bu yıl içinde Fresh ve Wet isimli iki single yayınlayarak müziğine olan ilgimizi birkaç tık yukarılara taşıyan Electric Bliss'ten 25 Kasım'da Pearl isimli yepyeni ve mis gibi albüm geldi. 13 adet şarkıdan oluşan Pearl, her şarkısıyla sizi içine almayı başarıyor. Dinleyeni distorsiyonlu, karanlık vokaller yardımıyla 80'ler post-punk sahnesinin üzerinde dolaştırdıktan sonra, soslu gitar riff'leriyle günümüze, olduğumuz ana bizi geri getiriyor. Londra'daki bir ev stüdyosunda, bir buçuk yılda kaydedilen Pearl'ün artwork'ü ise yine Londra'da yaşayan Ömer Ağustoslu'nun ellerinden çıkmış. Lafı daha fazla uzatmıyor ve an itibariyle tüm dijital platformlarda dinleme fırsatı bulabileceğiniz Pearl'ü aşağıya iliştiriyoruz. Dinleyin, dinletin efendim. Kaliteli müziğin de böylece önünü açalım! Haydi, afiyet olsun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnenin-yeni-ekiplerinden-people-around-ile-tanisin/", "text": "Yerli sahnenin yeni ekiplerinden People Around, yeni teklisi Good For Meyi 4 Aralık'ta tüm dijital platformlarda yayınladı. 16 yıllık dostluklarına 2013 yılında baş layan bir müzikal birliktelik ekleyerek ilerleyen Oral Sargın ve Zafer Özkan, 2018'de Anıl Ulusoy'un da katılımıyla People Around'u kurdu. Anıl Ulusoy'un gruptan ayrılmasından beri de yollarına duo olarak devam ediyorlar. Etnik-elektronik, downtempo, chillhop ve lo-fi gibi müzik türlerini sentezleyerek bir araya getiren People Around, farklı disiplinlerden müzik tarzlarını harmanladığından dolayı şarkılarıyla hem akustik hem de elektronik müzik dinleyicisine hitap ediyor. İlk sahnelerinden bu yana performanslarının büyük bir kısmında doğaç lamaya yer veren People Around, üretimlerini etraflarındaki insanlarla etkileşerek ve doğaç lamanın ruhuyla gerç ekleştirmeye özen gösteriyor. Yeni teklileri Good For Me ise ikilinin #stayhome serisinin ilk parçası olup doğada bulunup şehrin karmaş asından uzakta olmanın bizlere yaş attığ ı hisleri tarif ediyor. People Around'un yeni teklisi Good For Meye aşağıdan ulaşabilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnenin-yeni-isimlerinden-berkcavdar-yeni-teklisini-yayinladi/", "text": "İstanbul'a yerleştikten sonra başladığı müzik kariyerine Berk Çavdar, yeni teklisi Zamanlamayı, intro'su 00:00 ile birlikte yayınlayarak devam ediyor. Yerli sahneden Berk Çavdar, 2020'de Kid B adı altında 3 İngilizce şarkı yayınlayarak başladığı solo kariyerine 2021'de berkcavdar adı altında ilk Türkçe parçası Aklında yerim var mı?'yı çıkartarak devam etmişti. Müzisyen şimdi ise aynı proje kapsamında BBI Music Co. desteğiyle çalışmalarını yayınlamaya yeni teklisi 00:00 Zamanlama ile devam ediyor. 00:00 Zamanlamanın söz ve müziği berkcavdar'ın kendisine ait. Mix'inde hem kendisi hem de Mavi Zebra yer alıyor. Mastering'inde Bryan Shortell, kapak tasarımı ise İsmert Subay imzası taşıyor. Tek tek ele alındıklarında bağımsız parçalar olarak da var olabilen 00:00 Zamanlama parçaları kullanılan ortak sound seçimleri ve motifler sayesinde bütün olarak dinlenildiklerinde tek bir yolculuk haline geliyor. berkcavdar'ın ikinci, BBI Music Co. etiketiyle yayınladığı ilk işi 00:00 Zamanlamaya aşağıdan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-sahnenin-yeni-synthpop-grubu-klor-ikinci-teklisini-yayinladi/", "text": "Yerli sahnenin yeni synthpop grubu Klor, vokallerine Ardıç Duygu'nun eşlik ettiği Dur Biraz adlı ikinci teklisini yayınladı. Kadıköy'de yaşayan 3 arkadaştan oluşan Klor; 23 Ekim tarihinde paylaştığı ilk teklisi Güneş Batıyor'un ardından ikinci parçasını bugün tüm dijital platformlarda yayınladı. Bir süredir YouTube kanalında yayınladığı cover parçalarla dikkatleri çeken Ardıç Duygu da bu parçada gruba vokalleriyle eşlik ediyor. Parçanın mix'lerinde Özgür Tabakçıoğlu, mastering'inde ise Maven'in imzası bulunuyor. Deniz Dağlar Atalay, Ege Öztayfun ve Onur Sherifi'den oluşan grup, Dur Biraz parçasıyla bizleri günlük rutinlerimizden ve stresimizden uzaklaştırıp koşuşturmacanın içinde mola vermemizi sağlamayı amaçlıyor. İki farklı tarzda vokal ve 'pembe bulutlarda gün batımı' tadı veren saksafon solosu ile eski güzel günlerinizi hatırlamamızı sağlıyor. BBI Music Co. etiketiyle yayınlanacak Güneş Batıyor adlı ilk EP'sinden ikinci teklisini yayınlayan Klor, 18 Aralık tarihinde üçüncü ve son teklisi Son Jeton'u yayınlamaya hazırlanıyor. O zamana kadar soğuk kış günlerimizi ısıtıp bizi sahil kenarına ışınlanması için Klor'un ilk iki teklisini aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yerli-trip-hop-turunde-ilk-teklisini-yayinlayan-milha-ile-tanisin/", "text": "Alternatif sahnenin yeni ismi Milha, trip-hop türündeki, Like Me adlı ilk teklisini yayına aldı! Henüz 7 yaşında piyano çalmayı öğrenerek başlayan Ecem İlhan, Milha projesiyle ''Like Me '' adlı ilk teklisini yayınladı. İnsanoğlunun en büyük düşmanı olan fermanıyla kendi içerisinde verdiği mücadeleyi anlatan Like Me, parçanın girişinde kendi iç sesini mid vokaliyle, nakaratta ise iradenin sesini tiz vokaliyle betimliyor. Başından sonuna kadar iradeye yenik düşen biri söz konusu olan parçada, dış dünyanın materyalist etkisi altında kalan karakter, Saçlarının ipek kokusunu çektim, dudakların ateş hep hissettim.. sözleriyle Freud'un bilinç altı psikanalizinden, Adem ve Havva'nın zehirli elma mitine vurgu yaparak içimizdeki karanlık dürtüye olan eğilimimizi düşündürmeyi amaçladığı belirtiliyor. Deniz Kabu ve Milha prodüktörlüğünde hazırlanan, trip-hop sound'undaki ''Like Me ' adlı ilk tekli, BBI Music Co. etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yilin-en-dikkat-cekici-cikislarindan-yuck/", "text": "Bu yılın belki de en dikkat çekici çıkışlarından birini Londralı grup Yuck yaptı. Cajun Dance Party vokalisti olarak da hatırlanabilecek olan Daniel Blumberg'in kurduğu, ismi gibi yivrenç olmayan, Indie Rock, Shoegaze arası bir müzik icra eden bir gruptur Yuck. Aynı isimdeki debut albümlerini Şubat 2011'de piyasaya süren grup, 2009 yılından beri bir arada. Yaptıkları müzik için ise; Yer yer noise gitarlara boğulan, kimi zaman bulutların üzerine çıkartarak shoegaze yollarından geçirten, hatta inceden de grunge olayına göz kırpan bir yapıya sahip diyebiliriz. Biz de önümüzdeki yıllar için ümit veren bu grubun, heveslendirici çıkışını göz ardı etmeyelim, sevelim, okşayalım. Son olarak da, grubun geçtiğimiz ay içerisinde yayınladığı kendi ismini taşıyan albümünden Shook Down parçasının KEXP videosunu paylaşalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yine-yeniden-nilufer-muzik-festivali/", "text": "Nilüfer Müzik Festivali 1-2-3 Eylül'de Bursa Balat Atatürk Ormanı'nda yerli sahnenin en sevilen isimlerine ev sahipliği yapacak. Nilüfer Belediyesi'nin Dünyayı sev, geyiği öp, festivale gel sloganıyla düzenlediği +1 Sunar: Nilüfer Müzik Festivali yedinci kez doğa severler ve müzik tutkunları ile buluşmaya hazırlanıyor. 1-2-3 Eylül tarihlerinde Bursa Balat Atatürk Ormanı'nda gerçekleşecek festivalde birçok ünlü isim sahne alacak. Bunlar arasında Duman, Hayko Cepkin, Büyük Ev Ablukada, Dolu Kadehi Ters Tut, Motive, Hey! Douglas, Malt, Soft Analog ve yakında açıklanacak sürpriz isimler yer alıyor. Festivalin ikinci sahnesinde ise akustik performanslar ve stand-up gösterileri düzenlenecek. Türkiye'nin en büyük müzik festivallerinden birisi olan Nilüfer Müzik Festivali, müzikseverlerin merakla beklediği ve popülerliğinin giderek arttığı bir sosyalleşme alanı haline geldi. Festivalde ağaçların ve sincapların arasında düzenlenen etkinlikler, müzik dışı etkinlikler, sürprizler ve yarışmalar da katılımcılara eğlenceli bir festival deneyimi sunuyor. Festival alanında kamp yapmak isteyenler için eşine rastlaması zor olan konforlu kamp alanları da mevcut. Organizasyonu Freebird Agency ile yürütülen Nilüfer Müzik Festivali, katılımcılarına bol müzik, sınırsız eğlence, bol geyikli, renkli ve capcanlı anlar yaşatacak. Böylesine popüler ve içimizi heyecanla dolduran isimlerin yanı sıra birbirinden eğlenceli etkinliklere katılmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Şu anda avantajlı 1. dönem biletleri satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yiğit-seferoğlundan-yeni-video-klip-geldi-dünya-başına-yıkılsın/", "text": "Bağımsız müzik sahnesinin en üretken isimlerinden olan Yiğit Seferoğlu'nun yayınladığı işlere gerçekten bazen yetişmek mümkün olamayabiliyor! Hem solo projesiyle hem de Hay Bin Kunduz'la birlikte özellikle 2016 yılı ve sonrasında birçok uzun ve kısa çalar albüm yayımlayan Seferoğlu, bu sefer solo projesinden 8 parçalık albümü Karabesk'i, albümün açılış parçası olan Dünya Başına Yıkılsın adlı parçaya çektiği video klip eşliğinde paylaştı. Ege Candemir ve Çağatay Güçlü tarafından hazırlanan video klibin haricinde, albümün kapağında ise Atagün İlhan'ın imzası olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Yiğit Seferoğlu özellikle Karadelik'te Bir Martı adlı EP'de yer alan Yaktım Bütün Dünya'yı adlı şarkıdaki arabesk tınıyı Karabesk albümüyle birlikte daha geliştirip, 'gayet hoş tadımlı' bir harman yaratmış. Hem nağmeli vokaller, hem de gitarlardaki doğu ezgileriyle, benim gibi bu arabesk tınılara karşı zaafı olan birini, bir çırpıda yakalamayı rahatlıkla başarabilen Seferoğlu, Eskişehir'den güzel işler yapmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yo-la-tengodan-yeni-ep-geliyor-1-yeni-sarki-5-cover/", "text": "Yo La Tengo, 9 Ekim tarihinde altı parçadan oluşan Sleepless Night isimli yeni EP'sini yayınlayacağını açıkladı. Albümden ilk parça olarak Wasn't Born to Follow to Follow yayında! New Jersey çıkışlı grup Yo La Tengo, 9 Ekim tarihinde Matador etiketiyle yeni EP'sini yayınlayacağını duyurdu. Bu mini albümde The Delmore Brothers, The Byrds, Ronnie Lane, Bob Dylan, Flying Machine gibi isimlerin birer parçalarının yeniden yorumlayan grup, bu parçaların yanı sıra daha önce yayınlamadığı Bleeding isimli yeni parçasına da EP içinde yer veriyor. Sleepless Night adlı EP'den ilk olarak, 1969 çıkışlı The Byrds parçası Wasn't Born to Follow to Follow'u yayına alan Yo La Tengo'nun bu parçasını aşağıdan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yok-öyle-kararlı-şeyler-biz-şarkıların-hikayelerini-anlatacağız-seyirci-resim-yapacak/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşecek interaktif müzik etkinliklerinin ilki Yok Öyle Kararlı Şeyler ile Resimli Dinleti + Kamufle DJ Set olacak. 7 Kasım akşamı YÖKŞ'ten Erdem Topsakal ile Çağrı Özer'in akustik bir performans sergileyeceği konser esnasında seyirci de YÖKŞ şarkılarını dinlerken resim yapacak. Bu resimli dinleti fikrinin nereden çıktığını ve konserde bizi nelerin beklediğini Erdem Topsakal yanıtladı. Her sene en az bir şarkı yayınlamaya özen gösteriyoruz. Üretim konusunda gönlü bol, paylaşım konusunda ise daha temkinli davranıyoruz. En son teklimizi yayınlayalı epey zaman geçti, bu arayı daha fazla açmadan yeni yılın ilk zamanları yeni kayıtlar duyabilirsiniz bizden. İlk zamanlardaki coşkulu samimiyet yerini daha sakin ve dürüst bir iletişime bıraktı diyebiliriz. Belki bu saydamlık müziğimize doğrudan yansımadı fakat konserlerde hala aynı muhabbetle selamlıyoruz dinleyenlerimizi. Müzikte olan şey ise daha çok kişinin kendi ile olan iletişimi hakkında. Üretimdeki bir üçüncü kişi etkisi şarkının tarafsızlığını bozabilir. Bir keresinde bizim şarkılarımızı çok seven bir çift ayrılık yaşamış ve erkek tarafı bizden barıştırmamız için yardım istemişti. Özetle, abi beni dinlemiyor ama sizi dinler, ne olur bir mesaj atar mısınız gibi bir talepti bu. Biz de iyi niyetle belki faydamız olur diye düşünüp sevimli bir mesaj yolladık kıza. Fakat kızdan gelen mesaj bize bir daha dinleyenlerle bu kadar samimi olmamamız gerektiği ile ilgili güzel bir ders vermişti. Üniversitede okurken Sakin grubuyla tanışmıştım, resim çizerken sürekli dinlerdim. Şarkıları bana ilham veriyor, bazen kendimi şarkılardaki enstantaneleri çizerken buluyordum. Bir gün Edepsiz Komedya şarkılarını karakalem çizmiş ve kendilerine mail atmıştım. Benim için çok heyecanlı olan bu olaya bir tepki alamayınca üzülmüş ama şarkı çizme fikrini kendi şarkılarıma uygulamaya karar vermiştim. İlk olarak Armut isimli şarkımın dünyasını resmetmiştim, sonra da peşinden diğerlerini. Şarkılar nihayet bir albüme dönüştüğünde ise bu fikri daha profesyonelce hazırlanmış bir sergiye dönüştürerek albüm lansmanı olarak sunmak istedik. İlk Şarkı Sergisi'ni 2014 yılında Karaköy Külah'ta, ikincisini ise Zorlu Center'da 2016 yılında gerçekleştirdik. Toplamda 27 farklı illüstratör sanatçısı, bizim şarkılarımızı resmetti ve bu şarkı portreleri kulaklıklar eşliğinde sunularak binlerce ziyaretçi ile buluştu. Ziyaretçilerin müziğin görselliğini tecrübe ettiği bu fikrin hayata geçmesi ve gelecekte de devam edecek olması bizi çok heyecanlandırıyor. En çok ilgiyi dinleyenlerimiz gösterdi, birçok da yeni dinleyen kazandık. Birçok gazete ve dergide de yer aldı sergimiz fakat TRT dışında bir televizyon kanalında yankı bulamadık maalesef. Televizyonda kültür sanat programı yapabilen kanal sayısı bu kadar az olunca sergiler, açılışlar, konserler ve sanatsal etkinlikler tanıtımlarını gerilla yöntemlerle yapmak zorunda kalıyor. Bu da etki alanını sınırlayan ve bu gibi çağdaş etkinliklerin alternatif olarak anılmasına sebep olan üzücü bir faktör. Konser esnasında şarkıların dinleyenler tarafından resmedilmesi fikri çok heyecan verici. Bizim sergimizde şarkılar albüm kayıtlarından dinlenerek önceden çiziliyor, sonradan sergileniyordu. Şimdi ise bu tamamen canlı olacak ve seyirci o an ne hissettiyse onu kağıda aktaracak. Dolayısıyla sahnedekiler de dinleyenler de şarkılara daha çok odaklanacaklar diye düşünüyorum. Konser sonunda ortaya çıkacak görselleri şimdiden çok merak ediyoruz. Her ne kadar şarkılar ve yöntemler benzer olsa da, her insanın yaklaşımı ve üslubu resme farklı bir dille yansıyacak ve sergilendiğinde ortaya bambaşka işler çıkacaktır. Tayfun Pekdemir tarafından çizilen Kalabalıklar isimli şarkımızın illüstrasyonu benim şarkıyı bestelerken kafamda canlandırdığım görüntülerle çok paralel olduğundan, o şarkıyı o çizimdeki gibi kaotik bir kompozisyon ile pastel renklerle çizerdim. Konser formatı akustik olduğundan dolayı sahnede ben ve Çağrı olmak üzere 2 kişi olacağız. Piyano ve akustik gitar ile en sevilen şarkılarımızdan oluşan dinamik ve bol muhabbetli bir performans hazırlıyoruz. Seyircilere kafalarında daha iyi canlanması için şarkıların hikayelerinden de bahsetmeyi ihmal etmeyeceğiz. Umarız ki performansımız dinleyenlerin zihinlerinde güzel imgelere dönüşür ve ortaya güzel anılarla hatırlanacak başarılı bir sergi çıkar. 7 Kasım Yok Öyle Kararlı Şeyler ile Resimli Dinleti + Kamufle DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yok-öyle-kararlı-şeyler-ile-resimli-dinletiden-geriye-kalanlar/", "text": "Kasım ayında bomontiada ALT'taki Music Sessions'ın Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşeceği müjdesini vermiştik. İnteraktif etkinliklerimizin ilki Yok Öyle Kararlı Şeyler ile Resimli Dinleti + Kamufle DJ Set 7 Kasım akşamı gerçekleşti. Anlatılmaz yaşanır nitelikteki bu etkinliği deneyimleyemeyenler için o akşam çekilen fotoğraflar bir teselli olsun. Salona girmeden önce renkli resim kağıtlarını, renkli kalemlerini ve Bir Baba Indie sticker'larını alan dinleyiciler ister minderlere uzanıp, isterlerse sandalyelerinde arkalarına yaslanıp konser esnasında akıllarından geçenleri resmetmeye hazırlardı. Bir Baba Indie olarak aylık programdan kısaca bahsedip seyircileri sabırsızlandırmadan YÖKŞ'ü sahneye çağırdık. Erdem Topsakal ve Çağrı Özer bu akustik performans için herkesi memnun edeceğini düşündüğümüz kapsamlı bir setlist hazırlamışlardı. Acelesi Yok, Kalabalıklar, Bir Sherlock Değilsin, Nefret Söylemi, Sonlubahar, Gel Tamamla, Özümden Çok, Yolların Sonundayım ve daha niceleri birbiri ardına su gibi aktı gitti. Konser esnasında yoğun bir konsantrasyonla çizimlerine gömülmüş durumdaki seyirci, daldığı düşlerden Erdem'in şarkı aralarında anlattığı tatlı hikayelerle uyandı. Salonun ortasına konumlandırılmış sahne sayesinde mesafeler kısalmış, uzaklar yakın olmuştu. Şarkı aralarında resimlerini YÖKŞ'e gösterenler, aldığı yorumlarla eserine kaldığı yerden devam edenler oldu. Origami sanatını resme tercih eden seyirciler ellerindeki kağıtları uçak, gemi vs. yapmak için kullandı. Girişte dağıtılan Bir Baba Indie sticker'larını da oyuna dahil eden seyirciler bizi bile şaşırttı. Sticker'lardan maksimum randıman alan seyircileri yaratıcılıklarından ötürü özellikle tebrik ediyoruz. Konserin bitiminde seyirciler salonu terk edip lounge alanına doğru ilerlerken Kamufle groove'u esirgemeyen, yerimizde durmayı zorlaştıran seti için play'e bastı. Son iki şarkı kala salondan toplanan resimleri konser çıkışında duvarlarda gören seyirciler resimleri merakla incelemeye, yanlarında fotoğraf çektirmeye doyamadı. Sergiyi kapatmaya gönlümüz elvermedi, YÖKŞ dinleyen seyircilerin neler resmettiğini görmek isteyenler için serginin konserin ardından bir hafta boyunca ALT'ta ziyarete açık kalmasına karar verildi. Yok Öyle Kararlı Şeyler ile Resimli Dinleti'nin maalesef tekrarı yok fakat kaçıranlar için sergi 12 Kasım Pazar akşamına kadar bomontiada ALT'ta ziyaret edilebilir (mekan pazartesi hariç her gün 14.00-20.00 arası ziyarete açık). Etkinliklere dair her türlü ayrıntı şurada mevcut. Biz çok eğleniyoruz, siz de bize katılmak isterseniz yerinizi şimdiden ayırtın ki bu deneyimleri birlikte yaşayalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yoksa-siz-hala-agnes-obel-ile-tanismadiniz-mi/", "text": "Berlin doğumlu Danimarkalı şarkıcı ve söz yazarı Agnes Obel, 1 Temmuz'da en duygu yüklü şarkılarıyla Zorlu PSM'de hayranlarıyla buluşmaya geliyor. Klasik müziğin yanı sıra caz müziğin de etkisine kapılan sanatçı, çocukluğu boyunca Jan Johansson'un da parçalarından ve çalışmalarından oldukça ilham aldığını belirtiyor. Avrupa folk müziğinden esinlenen caz müziğinin Agnes'in müzikal kimliğinin oturmasında çok büyük etkiye sahip olduğunu söylemek mümkün. Agnes'in profesyonel müzik kariyeri, 1990 yılında amatör bir müzik grubuna şarkıcı ve bas gitarist olarak katılmasıyla başladı. İlk kez farklı müzisyenlere çalışma deneyimi bulan Agnes, içinde bulunduğu müzik grubuyla birlikte birçok farklı festivale de katılarak sahne deneyimini geliştirmeye başladı. Agnes, aynı zamanda birçok farklı projede oyuncu olarak da yer aldı. 1994 yılında Thomas Vinterberg'in The Boy Who Walked Backwards adlı kısa filminde de kendisine rastlayabilirsiniz. Agnes, 2010'da yayınladığı ilk albümü Philharmonics ile solo şarkıcı olarak çıkış yaptı. Albümün tüm şarkılarını kendi yazdı, besteledi, kaydetti ve üretti. Agnes'in çoğu şarkısı, filmlere ve dizilere soundtrack olmak için biçilmiş kaftan. En son Dark dizisinde yer alan Familiar şarkısı ile kendisinin sanatın birçok farklı yönüne hitap ettiğini kanıtlayan şarkıcının ilk albümünden üç şarkı, Submarino (2009) filminin resmi soundtrack'inde yer almıştı. Agnes, Aventine'den sonra yayınladığı Citizen of Glass, Late Night Tales: Agnes Obel ve Mypoia albümleriyle birlikte alternatif müziğin hüzün kraliçesi olma yolunda emin adımlarla ilerledi. Birbirinden duygulu ve melankolik parçalarıyla hepimizin yüreğine hitap eden Agnes Obel, 1 Temmuz'da Zorlu PSM sahnesinde bizlerle olacak! Senenin en hisli gecesine dahil olmak için biletlere buradan ulaşabilirsiniz. 1 Temmuz'da Agnes Obel ile üzüntü dünyasında dolaşıp durmadan önce Kejura aka Cihad Satıroğlu'nun Bir Baba Indie özel seti ile Zorlu PSM Amfi'de gün batımının tadını çıkaracağız. Kejura'nın özel setine dair detaylara bu linkten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yolu-açın-the-war-on-drugs-geliyor/", "text": "Hanımlar, beyler! Duyduk duymadık demeyin! The War On Drugs'ın yeni albümünün bilgileri ile yeni teklisi sonunda görücüye çıktı. Kısa bir süre önce, Record Store Day kapsamında paylaştıkları Thinking of a Place'ten sonra, ikinci tekli Holding On da artık çalma listelerimize ilk sıradan giriş yapabilir. Hatta bize kalırsa siz yeni bir çalma listesi oluşturun. Çünkü 25 Ağustos'ta Atlantic etiketiyle yayımlanacak olan A Deeper Understanding için hali hazırdaki çalma listeleriniz yetmeyebilir. Biz, 2014 tarihli Lost In The Dream'den bu yana Ha geldi, ha gelecek, ama gel sen de artık be kardeşim! dediğimiz albüm haberine sevinirken siz de tracklist'e göz atabilir, Holding On'u dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/youth-lagoon-gercek-benlige-donus/", "text": "Youth Lagoon projesi 2016 senesinde nasıl sessizce son bulduysa aynı sessizlik ile bu sene yeni albümle su yüzüne çıktı. Çıktığı anda da sesi yükseldi ve bu senenin en başarılı albümlerinden birisi oldu. Youth Lagoon projesini 2016 senesinde bitirme kararı alan Trevor Powers bizlere teselli niteliğinde üç albüm bırakmıştı. Daha sonra kariyerine kendi adıyla yayınladığı, indie folk tarzından uzaklaştığı, daha çok elektronik, ambient tarzlara yöneldiği iki albümle devam etti. Bu değişim benim gibi Youth Lagoon fanlarını oldukça üzmüştü. 2020 senesinde Capricorn albümünü yayınladıktan sonra sessizliğe bürünen Trevor Powers, bir sonraki sene reçetesiz kullandığı bir ilaç nedeni ile sesini kaybetmiş ve bununla sekiz ay boyunca mücadele etmişti. Müzik kariyeri bitme noktasına gelen sanatçı yaşadığı tüm kötü günlerinde alter egosuna sığınmış olacak ki; Youth Lagoon benliğine yeniden kavuşup bizlere bu sene Heaven Is A Junkyard albümünü hediye etmiş oldu. Youth Lagoon kendini her albümünde biraz daha keşfeden ve bizim gözlerimiz önünde gelişen, büyüyen bir projeydi. Belki de dinleyici ile kurduğu samimiyete duyduğu özlem ile Heaven Is A Junkyard gibi bu senenin en iyi albümlerinden birisini yaratmış oldu. Keşke hiç bitmese dediğimiz albüm 10 parça ve 35 dakika civarında. Rodaidh Mcdonald ile çalışması albümün altından gizli sürülen elektronik tınıları oldukça uyumlu hale getirmiş. Kararlı/kararsız cılız ritimler ile çalınan piyanolara eşlik eden titreyen ve hüznünü her saniyesinde hissettiren vokaller ile yavaş parçalardan oluşuyor albüm. Sanki her şeyi bizlere sislerin ardından gösteriyor Trevor Powers. Güçlü bir yenilenme ve geri dönüşü simgeleyen bu albüm kalburüstü bir parça olan Rabbit ile açılıyor. Dinleyiciye hayal kurduran; bir şeye yakın olup ona asla dokunamamak, yaşadığın anın gerçekliğini sorgulatan ve bunu da hiç de masum olmayan sözlerle yapan bir çalışma olmuş. Bu şarkının içinden asla çıkamayacağımı düşünürken ardından gelen Idaho Alien düşük ritimli piyano ve uyku ile uyanıklık arasında vokalleri, kararsız davul ritimleri ile beni kendisine daha fazla hayran bırakıyor. İlk iki şarkıya bu kadar bağlanırken asıl şaşkınlığı üçüncü sırada gelen Prizefighter ile yaşıyorum, çünkü bu parça bu yıl içinde dinlediğim en iyi şey olabilir. Yaşadığı tüm kötü günlere göndermelerde bulunduğu ve bunlara karşı verdiği mücadeleyi güzel metaforlarla ifade ettiği güçlü sözlere, düşük ritimler eşlik ediyor. Arından gelen The Sling sakin ve belki de kendisini en savunmasız hissettiği anları ifade ettiği duygu yüklü bir parça olmuş. Şarkı için geçtiğimiz aylarda klipte çekildi. Açık söylemek gerekirse bu şarkının etkisine girmemek için çok fazla tekrara almaya cesaret edemedim. Lux Radio Theatre intro hisli, söz içermeyen bir geçiş müziği tadında. Onun devamında gelen Deep Red Sea ise bizi sakince Trapeze Artist adlı çalışmaya hazırlıyor. Yine düşük, kararsız piyanolar, hastalığında yaşadığı endişeleri bir dua/ayin niteliğinde veriyor. Katmanlı ve ustaca vokaller ile bize bu duyguyu gerçek anlamda hissettiriyor. Atlamaya hazırım, eğer meleğin beni yakalayabilecekse sözleri tekrar Youth Lagoon kimliğine dönüşmesini açıklar nitelikte olmuş. Albümün sekizinci parçası olan Mercury en melodik yapıya sahip çalışma. Perküsyon unsurları kendini diğer parçalardan ayırt etmeyi başarmış. Sondan bir önce gelen Little Devil From The Country ise bana göre Lorde seslendirse tekli olarak yayınlanabilecek başarıda olup Youth Lagoon'dan ayrıştırdığım bir parça olmuş. Ve albüm Helicopter Toy ile etkileyici bir kapanış yapıyor. Albümün geneline hakim olan düşük tempo kendini son parçada yükseltmiyor, ancak biraz daha sert, deneysel yapıda kapanış yapıyor. Çok fazla bitirilip geri dönülen proje, dağılıp tekrar toplanan grup ile karşı karşıya kalıyoruz. Youth Lagoon geri dönüşü benim için en değerli yeniden başlangıç örneği oldu. Çünkü sadece geri dönen proje değildi, geri dönen bir hayat ve yeniden var olan hikayeler içeriyordu. Ve hiçbir geri dönüş bu denli yaratılan alt karakterin gerçek ana karakteri tamamen ele geçirmesi kadar değerli değildir. Trevor Powers içine hapsolan Youth Lagoon tekrardan öyle bir gün yüzüne çıktı ki bir daha kolay kolay rafa kaldırılamaz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/youtubedan-muzik-dinleyenlere-kotu-haber/", "text": "YouTube üzerinden sevdiğiniz grupların ya da müzisyenlerin şarkılarını dinlemeyi seviyorsanız size kötü bir haberimiz var; YouTube, platform üzerindeki müzik videolarında çıkan reklamları artırmaya karar verdi. Geçtiğimiz günlerde YouTube, Google Play Music ve YouTube Red'i birleştirerek yeni bir müzik platformu kuracağını açıklamış, bir noktada Spotify'a rakip olacağının sinyallerini de vermişti. YouTube'un Global Music Head'i Lyor Cohen, reklamların şirketin geleceğinde büyük bir önemi olduğunu, bu yüzden YouTube üzerinden yayınlanan müzik videolarına daha fazla reklam koymayı amaçladıklarını ancak kullanıcıların bundan hoşlanmayacaklarını düşündükleri için premium sürüme yöneleceklerini belirtti. YouTube'un ve video içeriklerin bu denli popüler olduğu bir dünyada böyle bir hamlenin şirketin geleceği için olumlu olacağını söylesek yanılmamış oluruz. Kısa bir hatırlatma: Bir Baba Indie'nin YouTube sayfasını takip etmeyenleri bu linke alalım! Sevdiğimiz bir şarkıyı da sizlerle paylaşalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuksek-kalitede-muzik-dinlemek-isteyenlere-spotify-hifi/", "text": "Çevrimiçi müzik platformu Spotify, geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği bir etkinliğinin ardından birtakım yeni duyurularıyla karşımızda! İsveç merkezli müzik servisi Spotify'ın bir süredir beklenen yüksek kaliteli müzik aboneliği Spotify HiFi başlıyor. Normal aboneliğin yanı sıra ekstra bir ücretle kullanıcılarına kayıpsız ve yüksek kaliteli müzik keyfi sunacak olan Spotify, paketin henüz ne kadar olacağına dair bir açıklama yapmadı. CD kalitesinde kayıpsız müzik mottosuyla yeni üyeliğini başlatacak olan Spotify, HIFI özelliğini Tidal ve Amazon Music'den sonra sunan bir diğer müzik platformu oldu. Açıklanan son rakamlara göre Spotify'ın toplam aylık aktif kullanıcı sayısını tam 345 milyona ulaşmış durumda. Ücretli premium abone sayısını 155 milyona yükselten platformun, ücret ödemeden kullanıcı sayısı ise 200 milyon seviyesine yaklaşmış durumda. 10 yıldan fazla bir süredir kullanıcıların hizmetine açılan Spotify şu an 93 ülkede kullanımda. Ancak kısa bir süre sonra dünya çapında 85 yeni pazarda ve 36 yeni dilde faaliyete geçeceğini duyurdu. Spotify bu hamlesiyle birlikte 1 milyar potansiyel yeni kullanıcıya ulaşma hedefini de açıkladı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yunus-emre-gök-her-mekanın-kendi-içinde-değişkenleri-var/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle hayata geçirilen interaktif müzik etkinliklerinin dördüncü ve sonuncusuna geldik. 28 Kasım Salı akşamı gerçekleşecek Can Kazaz ile Açık Prova'nın hemen ardından lounge alanında kabin Yunus Emre Gök'e emanet olacak! Radyo Kanyon'daki programları ve Yunuscum, Funkenstein gibi çeşitli mahlaslarıyla tanıdığımız Yunus Emre Gök'ün dansa mecbur ettiren setleriyle tanışmanızı istiyoruz. Etkinlik öncesinde Yunus Emre Gök sorularımızı yanıtladı. Çarşamba, perşembe ve cuma günleri 15:00-17:00 arası canlı yayın var, bu programlarda öncelikle yeni yayınlanmış albümlerden beğendiğim şarkıları çalıyorum, bitince de pek tür ayrımı yapmadan çalıyorum. Ama yine de indie, elektronik, alternatif, psikedelya, dream-pop, disco diye uzayıp giden bir liste var. İsmini Yunuscum olarak değiştirdiğimiz Warm Up ise DJ setlerimden oluşan bir program, cumartesi gecesi 22:00-00:00 arasında, dinleyicileri sonrasındaki programlar için veya gece dışarı çıkacak insanları çıkmadan önce ısındırma amaçlı disco, house ve yer yer afro parçaları çaldığım bir program. Değişiyor. Değişmek zorunda çünkü, her mekanın kendi içinde bir sürü değişkeni var, hem materyal değişkenler hem de romantik değişkenler bunlar. Bunları göz önünde bulundurarak hazırlıyorum seçkimi. Mesela çok beğendiğim bir şarkıyı bir yerde çalarken ne kadar kötüymüş yahu dediğim oluyor, mekandaki tınısı çok önemli. Soul, funk ve disco'nun groove başlığında toplanmışlarından çalacağım. Can Kazaz ile Açık Prova + Yunus Emre Gök DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuzdeyuz-muzik-sunar-bir-baba-indie-showcase-seda-erciyes-ve-konuklari/", "text": "%100 Müzik Sunar: Bir Baba Indie Showcase kapsamında Seda Erciyes ve konukları, 25 Ağustos Cuma akşamı Zorlu PSM Vestel Amfi'de! Platformumuzun yeni etkinlik serisi Bir Baba Indie Showcase'in ilk ayağı Seda Erciyes ve konuklarıyla gerçekleşecek. Seda Erciyes, 10:50 adlı ilk parçasıyla müzik kariyerine flaş bir giriş yapıp daha sonra çıkardığı Eylül Ekim Kasım, Sesler ve özellikle Mert Demir ile çıkardığı Geberebilirim parçasıyla beraber ritmini korudu. Son çıkan teklileri Yabani ve Sürme ile üretimlerine devam eden Türkiye'nin R&B kraliçesi Seda Erciyes, aynı zamanda uzun süredir beklenen ilk albümü üzerinde çalışıyor. Seda'nın yanı sıra yerli alternatif sahnenin sevilen isimlerinin de yer alacağı Bir Baba Indie Showcase'in başlangıcı olacak bu özel geceyi kaçırmayın! Etkinliğin ön satışta olan biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuzdeyuzfest/", "text": "6 7 Haziran tarihlerinde rock, alternative, live electronic ve indie eksenli grupların oluşturduğu %100 Fest isimli festivalde Soundgarden ve Massive Attack gibi dev isimlerin yanı sıra, 2014 Nisan ayında yayınladığı yepyeni albümü Education, Education, Education & War ile Türk hayranlarının karşısına ilk kez çıkacak olan İngiliz Kaiser Chiefs, elektronik müziğin Danimarkalı temsilcisi Trentemoller canlı performansıyla katılım gösterirken, İngiliz indie rock grubu Wild Beasts de 2014 çıkışlı Present Tense albümüyle ilk kez İstanbul'da sahne alacak isimler arasında yer alıyor. Festivale Bir Baba Indie ile hazırlanın!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuzyuzeyken-konusuruz-fono-muzike-isyan-etti/", "text": "Geçtiğimiz gün yayınladıkları Ne Farkeder ve bir önceki Canavar isimli parçaları, yapımcıları Fono Müzik tarafından yayından kaldırılan Yüzyüzeyken Konuşuruz, gün içerisinde Facebook sayfası üzerinden aşağıdaki gibi bir mesaj paylaştı. Bu isyanın ardından grubun sevenleri Twitter'da birçok hashtag kampanyası başlattı. Arkadaşlar, bugün Kaan Boşnak'tan tehdit ve yalan dolu bir mesaj aldım. Kimin mafya olduğu çok açık belli oluyor Kaan'ın mesajından. Yaklaşık 2 yıldır kendisiyle hiç irtibatım olmamıştır. Kimseye zorla sözleşme imzalatmadık. Stüdyoda da kimseye zorla bir şey kabul ettirmedik. Bütün çalışma arkadaşlarımız buna şahittir. Tabi canlı kayıtlar için Deneyevi stüdyosuna bir kez daha teşekkür ederim. Hayat boyu gurur duyacağım iki albüm gerçekleştirdik. Yeri geldi bas çaldım, menajerlik yaptım, yapımı üstlendim. Beraber müzik yaptığım bir arkadaşımdan böylesi bir düşmanlık ve tehdit göreceğim aklımın ucundan geçmezdi. Yüzyüzeyken Konuşuruz'u Fono Müzik'le anlaşmasına ön ayak olmuş biri olarak söyleyebilirim ki Fono'nun aramaları ve uyarıları ben ayrıldıktan sonra Kaan Boşnak tarafından hiç cevaplanmamıştır. Diyalog kurulmasını engelleyip daha sonra da kamuoyunu kendi tarafına toplamaya çalışan bu kişi hakkında daha fazla yazmak da istemiyorum. Sorunuz varsa cevaplamaya hazırım. Hukuk danışmanımız, avukatımız Sedef Erken sorumluluğu aldı, görüşmeler başladı, Sedef hanıma ve destekleyen herkese çok teşekkür ederiz. Grubun hukuki temsilcisi Sedef Erken, Fono Müzik'le uzlaşılamadığını açıklar."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuzyuzeyken-konusuruz-yeni-albumu-kader-sk-ile-karsimizda/", "text": "Her şarkısı ayrı dilimize dolanan Yüzyüzeyken Konuşuruz beş yıllık aradan sonra yeni albümü KADER SK.'ı bizlerle paylaştı. 2013 yılında çıkardıkları Evdekilere Selam isimli albümle müzik hayatına atılan indie-folk müzik grubu Yüzyüzeyken Konuşuruz, başlarda Kaan Boşnak'ın kendi şarkılarını kaydedip yayınlamasıyla ortaya çıktı ve dinleyicilerinden yoğun ilgi ve beğeni topladı. Bu zamana kadar birçok müzisyenin eşlik ettiği grup Can Kalyoncu, Can Tunaboylu ve Baran Ökmen'in de katılımıyla son halini aldı. 2018 yılında bizlere sundukları Akustik Travma albümünden sonra Kazılı Kuyum ve Sen Varsın Diye teklileriyle gündeme gelen grup, yaklaşık beş yıl boyunca albüm çıkarmamıştı. Bu sessizliğe yeni albümü KADER SK. ile son verdi. Sekiz şarkıdan oluşan albüm bambaşka rüzgarlarla bizleri çok farklı hissiyatlara sürüklüyor. Uzun bir aranın arından özlediğimiz tınılar ve müziklere sonunda kavuşabildik diyebiliriz. O zaman sizleri de Yüzyüzeyken Konuşuruz'un yeni albümü KADER SK. ile baş başa bırakalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuzyuzeyken-konusuruzun-akustik-travmasinda-her-sey-var/", "text": "İlk single Sandal grubun yeni müzik anlayışını yansıtan ve albüme ışık tutan bir şarkı. Kaçmışsın, gitmişsin burdan çünkü bıkmışsın herşeyden, hepimizden. Büyük şehirdeki yaşamın yarattığı kısır döngüden kaçma isteğini tetikliyor insanda adeta. Bir yandan da tüketim toplumunun çabuk tüketilen ilişkilerinin kaçınılmaz sonlarından örnekler veriyor. Kasım ayında yayınlandı ama insanı içine çeken bir atmosferi var ve sürekli dinletiyor kendini. Dinle Beni Bi albümün ikinci şarkısı, konserlerde de dinleyiciyi hafifçe havaya sokup ufak ufak kıpırdatacak bir şarkı. Dans etmek için YK müziğine ihtiyacım yok, böyle iyiyim diyorsanız bir şey diyemem. Ben beğendim. Esen hafif tempolu 70-80'ler popu gibi tınlıyor. Bodrum'da ise Bodrum'u eğlence merkezi olarak gören toplumsal algıya paradoksal olarak YK bu güzel ilçemizi dinlenme noktası olarak görmüş. Yıkılma Sakın yine albümün genel yapısını gösteren bir şarkı. 2013 albümün sonlarında gerek sözler gerek altyapı olarak daha sert ve diğerlerinden ayrı yerde duran, 2013 yılı Türkiye'sine selam çakan bir şarkı. Albümde şarkılardaki tempo birbirine çok yakın olduğundan bazen aynı şarkıyı dinliyormuş hissine kapılabilirsiniz. Şarkı sözlerinde de bu benzerlik göze çarpıyor. Kaan Boşnak hep yollardayım, yorgunum, bezginim, tükendim diyor. Hep bir kaçış... Hayattan, eski sevgiliden, ama içi hep bir parça buruk, ezik... Sürekli kendini bulma çabası. Grubun internette fenomen olan Ne fark eder şarkısı albümde yer almıyor, belki albüm bütünlüğü içerisinde kendine yer bulamadı ancak grubun daha geniş bir kitle tarafından tanınmasını sağlayan önemli bir şarkı. Grubu ilk zamanlarından beri takip edenlerin klasik kaygısı, grubun daha fazla insan tarafından sevildikçe özelliğini kaybetmesi, popüler kültürün hegemonyasında yitip gitmesi... Ama endişeleri yersiz; zira Akustik Travma grubun en indie çalışması. Albüm grubun indie folk müzik tarzını bir kenara bırakıp, düşük tempolu elektronik müzik denemesi. Bu tarz için henüz yeniler ama onların durağan kalmayı reddetmeleri ve cesur adımları takdir edilesi. YK'nın yeni bir yolculuğa çıktığının göstergesi. Yolculukta yanlarında kimler olacak? Youtuber yeni gitarist şarkıcı adayları mı, kemik dinleyicileri mi, yeni dinleyiciler mi? Neyse, biz yine tartışmaya açık bırakalım çayın altını."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yuzyuzeyken-konusuruzun-yeni-teklisi-durmaz-akar-yayinda/", "text": "Yüzyüzeyken Konuşuruz'un yeni teklisi Durmaz Akar tüm dijital platformlardaki yerini aldı. Yüzyüzeyken Konuşuruz, geçtimiz Eylül ayında yayınladığı Kaş II teklisinden sonra, yılın ilk teklisi olan Durmaz Akar ile yeniden dinleyicisiyle buluşuyor. Müzikal kariyerinde 10 yılını dolduran ve ana sahnenin önemli gruplarından biri haline gelmesinin yanı sıra aynı zamanda geniş bir dinleyici kitlesine de sahip olan Yüzyüzeyken Konuşuruz'un, haziran ayında yayınlanması planlanan albümün ayak seslerini taşıyan bu güçlü şarkısı, hem sözleri hem de farklı müzikal alt yapısıyla dinleyeni ilk anda yakalayıp uzun süre peşini bırakmayacak. Bir ay süren Avrupa Turnesi ile binlerce kişiye konser veren grup, turnenin son ayağında Almanya'ya uzanarak, Durmaz Akar'ı, Berlin'de yer alan Sony Music Circle Studios'ta kaydetti. Bir hafta boyunca Circle Studios'ta kayıtları devam eden şarkının mix'ini, prodüktörlüğü de üstlenen Mert Medeni yaptı. Mastering'te Evren Göknar imzası taşıyan Durmaz Akar, vintage tınılara sahip olmasına rağmen modern bir sound'la dinleyiciyle buluşuyor. Yaptığı her çalışmayla dikkatleri üzerine çeken Yüzyüzeyken Konuşuruz, gerek güçlü şarkı sözleri gerekse, doğu-batı sentezleriyle harmanlanmış synth katmanlarıyla ayrı bir ruh taşıyan Durmaz Akar şarkısıyla Haziran ayında yayınlanacak yeni albümlerini de müjdeliyor. Yüzyüzeyken Konuşuruz'un yeni teklisi Durmaz Akar Sony Music Türkiye etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/yüzyüzeyken-konuşuruz-yeniden-birleşti/", "text": "Geçtiğimiz hafta dağıldığını açıklayan Yüzyüzeyken Konuşuruz ekibinden yeni haber! Gün içerisinde sosyal medya hesaplarından yaptıkları açıklamaya göre ekibin, yapımcı ve albüm firmasıyla yaptığı toplantı sonrasında, değişen bir müzisyenle beraber yeniden toplandığını açıkladı. Geçtiğimiz hafta Yüzyüzeyken Konuşuruz projesini sonlandırdığımıza dair bir açıklama yapmıştık. Yalnız bu açıklama elbette sizler için yeterli olmadı. Kısaca ayrıntıya girecek olursak, bu kararı almamızdaki sebepler aşağıdaki gibiydi. Evet, bu işin bir esprisi kalmamıştı çünkü tam anlamıyla yakalamak istediğimiz soundu ve sahne performansını elde edememiştik. Sizlerle buluşturmayı hedeflediğimiz soundun üzerinde daha fazla durmamız gerekiyordu. Ancak bazı etkenler buna engel oldu. Bizimle ilgili ve başka nedenlerden dolayı albüm kayıtlarımıza ve mix-mastering sürecine gerekli özveri ve ciddiyeti gösteremedik. Sizlerle buluşturmaya çalıştığımız albümleri daha içimize sinen bir şekilde sizlere sunamadığımızı ve içimize sinmeyen durumları kendimize itiraf edemeyip bu olumsuzlukları ortadan kaldıramadığımızı fark ettik. içimize sinmeyen durumlarla sizlerden gelen ilgiyi bağdaştıramadık, çünkü bu süreçte sürekli özeleştiri yapıyor ve sorunun neden kaynaklandığını arıyorduk. Fakat, yapımcımızla yaptığımız pozitif görüşmeden sonra Yüzyüzeyken Konuşuruz projesini bitirmemizi gerektirecek sorunların tamamı ortadan kalktı. Bu durumda yeni bir proje ya da başka bir grup adıyla devam etmek yerine grup içinde bazı değişikliklere giderek yolumuza devam etme kararı aldık. Tüm problemlerimizi sıkılmadan dinleyip, çözüme ulaştırma noktasında bizlere yardımcı olan yapımcımız Ahmet Hamdi Güngörmüş'e ve Fono Müzik ailesine teşekkür ediyoruz. Yüzyüzeyken Konuşuruz bundan sonrası için yoluna, Engin Sevik, Can Kalyoncu, aramıza yeni katılan Canberk Ünsal ve Kaan Boşnak'la devam edecektir."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zaf-adakanbo-ve-s-e-n-a-soruyor-biz-nerdeyiz/", "text": "Zaf, Adakanbo ve S E N A, iş birliğiyle paylaşılan BİZ NERDEYİZ? adlı yeni tekli BBI Music Co. etiketiyle dijital platformlardaki yerini aldı. Müzisyen/prodüktör Zafer Toker'in elektronik müzik projesi Zaf, vokallerde alternative R&B & hip-hop türünde üretimlerini yayınlayan Adakanbo ve S E N A iş birliğiyle BİZ NERDEYİZ? adlı yeni parçasını bugün BBI Music Co. etiketiyle yayınladı. Zaf, son zamanlarda hayatında beliren kararsızlığı ve belirsizliği, Adakanbo ve S E N A ile birlikte kreatif bir çabayla kendi sisteminden atmayı amaçlıyor. BBI Music Co. etiketiyle yayınlanan Alternative R&B türündeki parçanın prodüktörlüğünü Zaf üstlenirken, sözleri Zaf ve Adakanbo tarafından yazıldı. Mix ve mastering işlemleri Cenk Ergenç tarafından yapılan parçanın artwork çalışmasında Kadir Kiraz, fotoğraflarda ise Yasin Arıbuğa imzası bulunuyor. Zaf, Adakanbo ve S E N A ortaklığında çıkan yeni tekli BİZ NERDEYİZ?i aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zafer-sernikli-büyük-hareketlerden-uzak-ve-akıcı-setlerden-keyif-alıyorum/", "text": "A Corner in the World x bomontiada ALT kapsamında kasım ayı boyunca salı akşamları Bir Baba Indie işbirliğiyle gerçekleşecek interaktif müzik etkinliklerinin ikincisi Dolu Kadehi Ters Tut ile Fotoğraflı Dinleti + Zafer Sernikli DJ Set olacak. 14 Kasım akşamı DKTT'nin band olarak akustik bir performans sergileyeceği konserin hemen ardından lounge alanında kabin Zafer Sernikli'ye emanet olacak! Mispis ve Nihil Piraye gibi projelerden tanıdığımız Zafer'in son bir senedir devam etmekte olan DJ setleriyle tanışmanızı istiyoruz. Etkinlik öncesinde Zafer Sernikli sorularımızı yanıtladı. Müzikle etkileşimim küçük yaşlarda tuşlu çalgılarla başladı. Piyano dersleri aldım, sonrasında gitar çalmaya başladım. Ortaokul ve lise yıllarında halen Nihil Piraye'de birlikte çaldığımız Berk ve Alp ile birlikte müzik yapmaya başladık. Üniversite eğitimi için İstanbul'a geldikten sonra da önce Mispis, sonrasında Nihil Piraye'yi kurduk. Nihil Piraye'de halen klavye ve elektroniklerden sorumluyum. Değildir serisi için söz verdiğimiz takvimin biraz gerisinde kaldık açıkçası. İki parçayı klipsiz yayınlamış olmak da içimde bir ukde olarak kaldı. Seriye adını veren son parça için de bir ay kadar bekleyeceğiz ama buna değeceğini düşündüğüm bir kapanış olacak. Sürprizi kaçırmak istemiyorum, ancak çok değerli iki müzisyen dostumuz ile birlikte, Nihil Piraye'den alışık olunanın dışında bir etkileşimle, serinin içindeki soru işaretlerini bazılarımız için giderecek, bazılarımızın kafasında ise daha büyük soru işaretleri oluşturacak bir parça yaptık. Aralık başında bir video klip ile birlikte yayınlamayı planlıyoruz. Elektronik müzik icrasına her zaman ilgim vardı aslında, DJ'liğe de bu ilgi sonucunda yöneldim. Tech House ve Techno ağırlıklı çalıyorum, bir yandan daha dar bir tarzda ve teknikte uzmanlaşmaya çalışırken bir yandan da yeni tarzlar çalmayı öğreniyorum. Daha önce Kadıköy Zor'da back to back çaldığımız Can ile de canlı ve hibrit performanslar üzerine prova aşamasında bir projemiz var. Bence DJ'lik üç temel yetkinlik gerektiriyor. Birincisi ve önemlisi müzikal literatüre hakimiyet. İkincisi sosyal etkileşim, yani çalınan ortamı okuyabilme ve o ortama uygun hikayeyi yazabilme. Bu iki yetkinliği dinledikçe ve çaldıkça edinebiliyorsunuz. Gerekli üçüncü yetkinlik ise teknik hakimiyet. Şu ana kadar elime aldığım en zor enstrümanın deckler ve mikser olduğunu söylersem abartmış olmam sanırım. Enstrüman tecrübem bu konuda yardımcı oluyor. Kafamda Nu Disco ve Funk ağırlıklı bir set var şimdilik ama son dakika sürprizlerim olabilir. Kişisel olarak büyük hareketlerden uzak ve akıcı setlerden daha çok keyif alıyorum. Online izlediğim setlerden son haftalarda etkilendiğim, Polo & Pan'in Cercle performansı. Ağırlıklı olarak kendi parçalarından oluşan zarif ve keyifli bir set. Canlı olaraksa önceki hafta Roxy'de izlediğim Dubfire'ı söyleyebilirim. 14 Kasım Dolu Kadehi Ters Tut ile Fotoğraflı Dinleti + Zafer Sernikli DJ Set Facebook etkinlik sayfası için buradan, biletler için şuradan buyrun."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zamanda-yolculuk-icin-bir-yeni-bilet/", "text": "Taner Yücel ve Güneş Özgeç, güçlerini 90'larda geçen bir kısa film için yaptıkları şarkıda birleştiriyor. Türkçe alternatif müzik sahnesinin demirbaşlarından biri olan Jakuzi'nin kurucularından olan, Adana Altın Koza Film Festivali'nde En İyi Müzik Ödülü'nü Cemil Şov'a yaptığı müziklerle alan ve Türkiye'nin alternatif müzik sahnesi için önemli bir isim olan Taner Yücel, Bir Rüya'nın söz ve müziğinin yaratıcısı olurken geçtiğimiz günlerde Düş şarkısına Nilipek'in de dahil olmasıyla yayınladığı remix versiyonuyla beğeni toplayan Güneş Özgeç, şarkıyı yorumlayan isim oluyor. 90'larda sanatçıların birbirleriyle dayanışma halinde oluşu, beraber üretimleri ve bunu yaparken ne kadar eğlendiklerini bize çok iyi yansıtan video kliplerden esinlenerek; şarkıcı-şarkı yazarı arkadaşlarımız Nilipek. ve Selin Sümbültepe, eski tip kasetli kamera kullandığımız video klibimizde bize eşlik ettiler. diyerek Bir Rüya için hazırlanan ve bu akşam 20.00'de YouTube'da yayınlanacak olan klibi betimleyen ikili, yeni şarkılarında modern bir teknik altyapıyı 90'lı yılların müzikal dokusuyla buluşturmayı başarıyor. Yine 90'lara dair bir motif olan karaoke'yi unutmayarak Bir Rüya şarkısının karaoke versiyonunu yayınlayan ikilinin Tuğçe Kep tarafından yönetilen ve Nilipek. ve Selin Sümbültepe'li klibi 11 Mart Cuma akşamı 20.00'de buradaki linkte yayınlanacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zamanın-çok-ötesinde-bir-multi-sanatçı-kutiman/", "text": "Çok yönlü bir adam Ophir Kutiel. İsrailli genç adamın on parmağında on marifet... Albüm yapımcısı, video sanatçısı, animatör, besteci ve müzisyen. Nam-ı diğer Kutiman. Kendisini Boom Pam'in klibinden tanıyıp biraz kurcuklayıp ne işler yaptığını öğrendikçe içimin ısındığı sevgili müzik adamı, multi sanatçı! Her şehrin bir müziği vardır. Eğer bir yeri keşfetmek istiyorsanız onu dinleyin! diyerek bir proje daha başlatıyor. Mix The City adı altında oluşturduğu dinamikle beraber dünyanın farklı yerlerindeki insanlara, tanıtmak istediği şehirleri; kendi izlenimlerini yaratarak, müzik ekseniyle beraber anlatma yoluna gitmiştir. Toplam 12 müzisyeni İstanbul mix'inde birleştirip, İstanbul'u anlatmış örneğin. Bunun bir sonucu, işte İstanbul! ! F 2016'da gösterime giren Sayende Prenses filmi konusunu Kutiman'den almış. Onun dokunduğu, inanılması güç ama gerçek bir hayattan. Ayrıca filmin OST'leri Kutiman ve Princess Shaw ortaklığı imzasını taşımaktadır. Belgesel film hakkında daha fazlası ise burada. Müzisyenliğin tanımı; bir enstrümana hakim olmak, onu bestenizle bütünleştirmek kadar sınırlı olmamalı. Onlarca şarkıyı, melodiyi duyup hangilerinin en iyi matchi vereceğine karar vermek muazzam bir kulak, şapka çıkartacak kadar müzik bilgisine sahip olmayı gerektirir. Zekanın yüksek, algıların da açık olmasını. Kutiman'in müzisyenliğine onlarca şapkam olsa hepsini çıkarsam diyorum. Gerek Kutiman albümündeki funk, reggae, elektronik harmanına. Gerek ThruYouToo albümünün çok sesliliğine, YouTube cambazlıklarına gerek Inner Galactic Lovers'ı dinlerken şarkıdan başka hiçbir yerde ve herhangi bir düşüncenin çıkmazında olmayışıma, şapkam olsa da çıkarsam! diyorum. Belki de Kutiman sadece insana ve hayata sesin dokunacağı zamanı çok iyi bildiği için başımı döndürüyor yaptığı işlerle. Şu doğru yer, doğru zaman meselesi. Egzotik ve heyecan verici bir sesle başlıyor şarkı, öyle bitiyor. 2016 albümü 6AM in yeri bende bi başka, belirtmeden, albüme dokunmadan gitmeyeceğim. Şarkıların hemen hemen hepsinin homojenlik düzeyi inanılmaz ayarlanmış. Ne asit ne baz özelliği gösteren, ikisini de göstermediği için su gibi saf bir bileşene eş değer özellik gösteren cinsten. Herhangi bir tampona ihtiyaç duymamış ppm'i bile es geçmemiş çözeltinin hani. Kimya gibi albüm, özenli ve dikkatle hazırlanmış. Sonra ses! Kulağa ulaşan titreşim, örs çekiç üzengi yolunda yağ gibi akıyor. Fark etmiyorsun. O yolunu senden önce buluyor. Albümden radarıma takılanların başında I Think I Am geliyor. Onu Jaffa Beach takip ediyor, ardından Shine Again. Dolu dolu bir albüm, enstrümanlar ön planda, şarkıların dinamikleri başka başka. Kimisinde yoğun jazz kendini hissettirirken, bazılarında yumuşatılmış reggae, funk ve elektronik müzik burdayım diyor. Lafı çok uzatmadan zaman olarak bizden çok ilerde olan, çağın alternatiflerini en doğru şekliyle kullanışlı hale getiren sanatçının şarkılarını birlikte dinlemeye koyulalım."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zeytinli-rock-festivali-direkten-döndü/", "text": "Bu sene 24, 25, 26, 27 ve 28 Ağustos tarihlerinde Balıkesir Edremit'te gerçekleştirilecek olan Zeytinli Rock Festivali dün Edremit Kaymakamlığı'ndan yapılan bir açıklamayla yaşadığımız darbe girişimi sonrasında 21 Temmuz tarihinde getirilen, 90 gün sürecek OHAL bitimi sonrasına erteleneceği duyurulmuştu. Ve daha sonrasında tepkiler aşağıdaki gibi çığ oldu. Twitter'da #zeytinliyedokunma hastagi TT oldu. Change. org'da imza kampanyaları başlatıldı. Müzik iyi bir şeydir: \"Bir\"leştirir. Bundan zarar gelmez. Derken CHP Grup Başkanvekili Levent Gök ve CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel festivalin yapılacağına dair aşağıdaki aşağıdaki açıklamaları yaptılar. Zeytinli festivaline ilişkin yasak kaldırılmıştır. Kamuoyunun bilgisine sunulur. Son gelen bilgilere göre festival belirtilen tarihlerde yapılacak gibi gözüküyor. Umarız 'normalleşmeye' çalıştığımız şu günlerde zaten sayılı kalan bu tarz müzik organizasyonlarına daha fazla müdahale yaşanmaz. Müziğin sesi kısılmaz!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zoot-womandan-yeni-tekli-blind/", "text": "İngiliz electonica temsilcisi Zoot Woman, hepimizi 2 dakika 49 saniye içinde hepimizi kör eden 'Blind' adlı teklisini yayınladı. 6 stüdyo albümüne sahip olan grubun electronica, synth-pop ve zaman zaman da alternatif rock öğeleri ile oluşan bestelerine yeni eklediği tekli, oldukça baskın ve sert synth'ler ile üretilmiş oldukça etkileyici bir çalışma. Her zaman olduğu gibi arka vokallere eklenen derin reverb etkiyi arttırıyor. Bir süredir arka arkaya tekli yayınlayan Zoot Woman'ın bu çalışması, 2022 ve 2023 yıllarından servis edilen diğer bestelerden farklı bir ritim altyapısına sahip, grubun ortalama 4 ila 5 dakika arasında seyreden çalışmalarına göre de oldukça kısa. Siz henüz şarkıya ısınırken ve 'çok sağlam bir çalışma olmuş' derken şarkı bitiveriyor ve ancak stream uygulamanızı tekrara alarak besteye doyar hale geliyorsunuz. Jonny Blake gerçekten çok iyi bir şarkıcı. Etkileyici ve grubun tarzına da anormal uyan bir şekildeki vokalinin bestelerin akışına etkisi çok yüksek. Kim ne der bilemiyorum ama eklemek istiyorum ki Grey Day teklisi müzikalite olarak halen ilk sırada. Dijital synth sevenlerin kaçırmaması gereken bir çalışma."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psm-caz-festivalinin-bu-yilii-programi-aciklandi/", "text": "Bu yıl 30 Nisan 5 Temmuz tarihleri arasında dördüncüsü gerçekleşecek Zorlu PSM Caz Festivali'nin programı açıklandı. Caz çatısı altında; blues, elektronik, etnik, funk, indie, klasik, pop, rock ve world müziği buluşturan festivalin bu yılki heyecan verici programı açıklandı. 30 Nisan 5 Temmuz tarihleri arasında 80'i aşkın yabancı ve yerli sanatçıyı ağırlayacak olan festivalde; Pet Shop Boys, Jethro Tull Prog Years projesiyle Ian Anderson, Suede, Metronomy, Angel Olsen, Woodkid, Chromatics, Radiohead gitaristi Ed O'Brien'ın projesi EOB, Alexandra Savior, Weyes Blood, Black Midi, Black Pumas, Roy Ayers, Temples, Tinariwen, Mulatu Astatke, Tony Allen & Jeff Mills, Rufus Wainwright, Tove Lo, Yellowjackets, Tord Gustavsen Trio, These New Puritans, Billy Cobham, Parov Stelar, Joy Division ve New Order gruplarının kurucu üyesi olan basçı / vokal Peter Hook'un Joy Division'ın kült statüsündeki albümleri Closer ve Unknown Pleasures'ı baştan sona çalacak Peter Hook & The Light projesiyle yer alacak. Tüm bu isimlerin yanı sıra, yerli sahneden isimleri de festivale özel gerçekleştireceği PSM'ye Münhasır konserleriyle festival programında görüyoruz. ''Her müziğin caz festivali'' mottosuyla 4. senesini kutlayan PSM Caz Festivali'nin biletleri, 17 Şubat'ta passo. com. tr ve Zorlu PSM gişeleri üzerinden satışta olacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psm-caz-festivalnin-programi-aciklandi/", "text": "Bu yıl üçüncüsü 25 Nisan-1 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek Zorlu PSM Caz Festivali'nin programı açıklandı. Zorlu PSM Caz Festivali çatısı altında; blues, elektronik, world, funk, indie, klasik, pop ve rock müziğin çeşitli örnekleri, beş hafta boyunca Zorlu PSM'nin çeşitli salonlarında yer alacak. Her müziğin cazı söylemiyle birçok sanatçıyı programında barındıran festivalin programında ise; John McLaughlin & The 4th Dimension, Olafur Arnalds, Chris Botti, Fazıl Say, Bobby McFerrin, Madeleine Peyroux, Morcheeba, John Scofield, Portico Quartet, Christian Löffler, Stavroz, Estas Tonn gibi birçok farklı tarzda isim yer alacak. Geçtiğimiz PSM Caz Festivali'nde açılan Touche isimli caz kulübünde ise, İlhan Erşahin Electric Quartet, İlhan Erşahin Acoustic Trio, Stanpolites Project Meets Okay Temiz, Ferit Odman Quintet, Önder Focan Trio feat. Şenova Ülker, Kürşad Deniz Trio feat. Sibel Köse, Ercüment Orkut Trio Persona, Ozan Musluoğlu Quartet, Barış Demirel Barıştık Mı / Efe Demiral 'Uyku Pansiyon', Geeva Flava / Bidar, Terry Riley & Gyan Riley gibi yerli ve yabancı isimler yer alacaklar. Festival biletleri ise 21 Şubat'ta Zorlu PSM gişelerinde ve biletix. com'da satışa çıkacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psm-konserlere-online-olarak-devam-ediyor/", "text": "Zorlu PSM, özlediğimiz konserlerine yeni yılda online olarak devam ediyor. Ocak ayında She Past Away, şubat ayında ise Olafur Arnalds bizlerle olacak. Pandemi döneminde, fiziksel canlı konserlerin yerini alan online konserler yeni yılda artarak devam ediyor. Zorlu PSM de banttan da olsa yeni yılda düzenleyeceği online konserlerini duyurmaya başladı. Yerli sahnemizin sevilen yurt dışı temsilcilerinden She Past Away, 22 Ocak Cuma tarihinde PSM Online'da! Volkan Caner ve Doruk Öztürkcan'dan oluşan dark-wave, post-punk ikilisi, Zorlu PSM Online'a özel bir konser gerçekleştiriyor. 22 Ocak'tan 1 Şubat 23:59'a kadar yayında kalacak konserin biletleri ise passo. com. tr üzerinden satışta! Neo-klasik müziğin İzlandalı ismi Olafur Arnalds ise 12 Şubat akşamı Reykjavik'ten 30 dakikalık özel bir performans sergileyecek. Iceland Airwaves presents: Olafur Arnalds konserinin biletleri ise bugün itibarıyla passo. com. tr üzerinden satışta!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psm-neue-step-minimal-festival/", "text": "Bu cümleyi okuduğum ilk anı hatırlıyorum. Fonda Olafur Arnalds'ın 2009 tarihli Found Songs albümü dönüyordu. Takribi 10 yıl önce okuduğum bu cümle, hem geçmiş hem de gelecek hayatımın büyük bir kısmını özetliyordu aslında. O dakikada geçmişi biliyordum da gelecekten henüz benim de haberim yoktu. Yaptıklarımın hiçbir zaman yeterli olmayacağının daha çok küçükken bile farkındaydım. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, dinlediğim şarkılar asla yetmeyecekti bana; zira her zaman okuduğumun, izlediğimin ya da dinlediğimin daha fazlası dışarılarda bir yerlerde olacaktı. İşte yukarıdaki cümleyi okuduğumda da büyük bir korku kapladı benliğimi. Yetişememe korkusu. Hayal kurmayı kendimi bildim bileli seviyorum. Yıllardır yatağıma mutlu gitme nedenlerimden biri de bu aslında; yastığa başımı koyduğum anda her şeyin sınırsız olduğunu bildiğim hayal dünyamda kaybolmak. Hayallerimin kapasitesi uzaya çıkmaktan daha küçük şeylere evrilmiş olsa da yine de beni mutlu eden ufak tefek şeyleri düşlemek ruhumu rahatlatıyor. Bu yüzden Celine'in de dediği gibi ölmek benim için fazlasıyla dert. Daimi döngünün içinde hiçbir şeyin sonu gelmeyecek belki ama yine de olabildiğinde beni mutlu edecek her detaya ulaşmak istiyorum. Güzel konserler de bunun bir parçası. Hele ki böyle cümleler okuduğumda aklıma ilk gelen isimlerin konserlerinde bulunmak gerçekten paha biçilemez. Öncelikle festival denince yanlış anlaşılmasın, çünkü Neue! Step dahilindeki konserlerin hepsi eylül ayına yayılmış durumda. Öyle 2-3 günle sınırlandırılmışlık yok. Tişörtlerden ince hırkalara geçiş yaptığımız günlerde, dinlediğimiz müzikler de yerini daha minimal sound'lara bırakmaya başlıyor. Zaten Neue! Step'in bu noktada kendini gösteriyor olması asıl dikkat çekici olan nokta. 11-29 Eylül tarihleri arasında ilk kez gerçekleşecek Neue! Step, neoklasik, minimal, ambient, deneysel ve avangart türlerini bir araya getiriyor. Dinleyeni kendi hayal dünyasında yolculuğa çıkarıyor, ölmeden önce dinlenecekler listesine birer tik atılmasını sağlıyor. Festivaldeki isimler de öyle böyle isimler değil; Peter Broderick'ten Nils Frahm'a, Douglas Dare'den Sylvain Chauveau'ya alanında vizyoner birçok sanatçı Zorlu PSM'ye, dinleyiciyle buluşmaya geliyor. Zorlu PSM'nin Neue! Step'e özel %100 Studio'da gerçekleşecek konserlerde 360 derece sahne deneyimiyle ev sahipliği yapacağını da hatırlatalım. Sonuç olarak Zorlu PSM, bu sene bize hem geçmişi anıp duygulanmayı hem de güzel müzikler eşliğinde tatlı anılar biriktirmeyi vadediyor. O halde hırkalara sarınıp rotamızı eylül ayında, Neue! Step'teki mis gibi isimleri dinlemek üzere Zorlu PSM'ye çeviriyoruz. - 11 Eylül Peter Broderick 360 derece % 100 Studio - 18 Eylül Injazero Records Showcase 360 derece %100 Studio - 19 Eylül Nils Frahm Turkcell Sahnesi - 19 Eylül Fallen Light Renew Fuaye Led - 20 Eylül Fallen Light Renew Fuaye Led - 20 Eylül Sylvain Chauveau Touche - 20 Eylül Mabbas: All Night Constant Sorrow Electronica % Studio - 24 Eylül Douglas Dare 360 derece % 100 Studio - 24 Eylül Roberto Cacciapaglia Turkcell Platinum Sahnesi - 26 Eylül Hayden Thorpe 360 derece % 100 Studio - 26 Eylül Bırak İçeri Gireyim Turkcell Platinum Sahnesi - 27 Eylül Vikingur Olafsson Turkcell Platinum Sahnesi - 29 Eylül Berlin Filarmoni'nin 12 Çellisti Turkcell Sahnesi"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psm-yeni-sezonun-ilk-isimlerini-acikladi/", "text": "Yazın sonuna doğru yaklaştığımız şu günlerde mekanların yeni sezon programları da ufak ufak açıklanmaya başladı bile. Sezon boyunca yolumuzu pek çok kez düşürdüğümüz Zorlu Performans Sanatları Merkezi, yeni sezonda sahne alacak ilk isimlerini dün itibarıyla paylaştı. Birbirinden farklı tarzlarda müzik yapan birçok ismi izlediğimiz Zorlu PSM, yeni sezonun açıklanan ilk isimleriyle şimdiden heyecan yaratmayı başardı. Zorlu PSM yeni sezon programında; indie folk-rock sahnesinin Seattle çıkışlı ismi Damien Jurado, Kings of Convenience ve The Whitest Boy Alive projeleriyle tanıdığımız Norveçli Erlend Oye & La Comitiva, indie folk grubu Sun Kil Moon ve solo projeleriyle bildiğimiz Mark Kozelek, melankoli ve metal müzik denince akla gelen ilk isimlerden Empyrium, progressive rock metal sahnesinden pek sevdiğimiz Pain of Salvation, İrlandalı post rock ekibi God is an Astronaut, Jeff Buckley'nin veliahtı olarak gösterilen Tamino, 8 yıl aradan sonra ilk defa dünya turnesine çıkacak Imogen Heap ve daha birçok isim yer alıyor. Ayrıca, farklı müzik türlerini bir çatı altında toplayan MIX Festivali 16 17 Kasım tarihlerinde; müzik, yaratıcılık ve teknolojiyi buluşturan Sonar Istanbul ise 8 9 Mart 2019 tarihlerinde gerçekleşecek. Alice Merton, Damien Jurado, Jax Jones, Erlend Oye & La Comitiva, Kruder & Dorfmeister, Imogen Heap, Niyaz: The Fourth Light Project, Empyrium, Matrixmann, Ihsahn, Anna Maria Jopek, Chloe's 'Endless Revisions Show', Pain of Salvation, Victor Wooten, Mark Kozelek 0f Sun Kil Moon, Konstantin Sibold, Vitalic, Victor Wooten Trio feat. Dennis Chambers & Bob Franceschini, Chelina Manuhutu, Charlotte De Witte, Jazzanova Live Feat. Paul Randolph, Jonas Kopp, Tamino, Celui Qui Tombe, Rodrigo Amarante, Ana Popovic, Labyrinth Showcase, God Is An Astronaut, Solstair, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı in Concert, Mark Broom, Sam Paganini, Flava D."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psmde-şubat-ayı-lokalize-hareketleri/", "text": "Geçtiğimiz aylarda, Zorlu PSM içerisinde açılan Studio sahnesinde başlayan, yerli müzik dünyasından çeşitli isimlerin yer aldığı Lokalize ismindeki seri Şubat ayında da dopdolu bir programla devam ediyor. 1 Şubat Çarşamba akşamında, elektronik müzik kolektiflerinden Partapart gecesinde Mind Shifter, Z AXIS ve Cüneyt Taylan canlı performanslarıyla Studio sahnesinde olacaklar. 2 Şubat Perşembe ise geçtiğimiz yaz aylarında başladıkları yeni single serisi Değildir ile birlikte kısa aralıklarla yayınladıkları parçalarıyla Nihil Piraye ve Farfara'dan bildiğimiz Tolga Büyük'ün elektronik müzik ve krautrock sularında kesiştiği projesi Islandman sahnede olacaklar. 4 Şubat Cumartesi günü ise bir süredir Fırtınayt'lar estiren Büyük Ev Ablukada, Ay Şuram Ağrıyo ile Matine ve Suare olarak 2 ayrı konser için Studio'ya geliyor. Grup, önce 16:00'da ardından 19:00'da Zorlu PSM'de olacak. 8 Şubat Çarşamba günü ise geçtiğimiz günlerde ikinci uzunçalar albümü Boyutlar'ı Dunganga Records aracılığıyla paylaşan Ali Güçlü Şimşek, Görkem Karabudak ve Emrah Akay'dan oluşan Bubituzak, 8 Şubat akşamı yeni albümün lansmanı için Studio sahnesindeki yerini alacak. 9 Şubat Perşembe ise 9'dan sonra Blues diyecek olan Lokalize serisi, ülkemizde Blues & rock'n'roll denince akla gelen ilk gruplardan olan Sahte Rakı ve geçtiğimiz haftalarda Derdi Neydi? isimli uzunçalar albümünü yayınlayan Emre Nalbantoğlu'nu ağırlayacak. 15 Şubat Çarşamba, bu sene kuruluşlarının 20. yılı şerefine gayet geniş bir dünya turnesine çıkan, geçtiğimiz günlerde XX adında yeni derleme bir albümlerini yayınlayan BaBa ZuLa, Almanya, Avusturya ve İsviçre konserlerinin ardından Zorlu PSM Studio sahnesinde olacak. Ayrıca konser öncesi ve sonrasında kabinde ise Murat Meriç yer alacak."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psmden-5-yılina-ozel-indirim/", "text": "Zorlu Performans Sanatları Merkezi, 5. yılını geride bırakırken, bugüne özel tüm etkinliklerinde geçerli bir indirim kampanyası düzenliyor. 5 yıldır kültür sanat takvimlerinde önemli bir yeri dolduran Zorlu PSM'den 5. yılına özel bir kampanya geldi. Bugün 10.00-22.00 saatleri arasında, tüm Zorlu PSM etkinliklerinde geçerli, PSM 5 Yaşında isimli kampanya dahilinde yüzde 50 indirimli bilet satışı gerçekleşeceği duyuruldu. 5 yıl boyunca gerçekleşen 5 bin etkinlikte toplamda 2 milyondan fazla sanatseveri ağırlayan Zorlu PSM, şimdiye kadar 10'un üzerinde festival ve müzikal, 800'ün üzerinde büyük konser, 50'den fazla farklı tiyatro topluluğunun oyununa ev sahipliği yaptığını da belirtelim. Bu etkinlikler içinden bilet almak istedikleriniz varsa şimdi tam sırası!"} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zorlu-psmnin-yeni-genel-müdürü-filiz-ova-oldu/", "text": "Zorlu Performans Sanatları Merkezi, yeni dönemdeki çalışmalarına deneyimli sanat yönetmeni Filiz Ova liderliğinde devam edecek. Zorlu PSM'nin Genel Müdür görevinden ayrılıp İBB Kültür AŞ'nin Genel Müdürü olarak atanan Murat Abbas'ın yerine Filiz Ova yeni dönemde Zorlu PSM Genel Müdür olarak göreve başladı. Zorlu PSM gibi kültür sanatın buluşma noktası olmuş, içinde bulunduğu coğrafyanın çekim merkezi haline gelmiş bir kurumda Genel Müdürlük görevini üstlenmekten büyük mutluluk duyuyorum. Kıymetli ekip arkadaşlarımın emekleri ve katkılarıyla bugüne gelen Zorlu PSM'yi çok daha iyi bir noktaya götürme sorumluluğumuz olduğu bilinciyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz şeklinde konuştu. Filiz Ova, lise öğrenimini Almanya'nın Esslingen şehrinde tamamladıktan sonra Tübingen Üniversitesi'nde Sanat Tarihi ve Amerikan Edebiyatı eğitimi aldı. 2014 yılında Amerika'nın önde gelen kültür sanat danışmanlık şirketlerinden Devos Institute for Arts Management'in Kennedy Center for The Performing Arts ve Maryland Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirilen uluslararası eğitim programına dahil olan Ova, Türkiye'den bu programa kabul gören ilk sanat yönetmeni oldu. Tüm dünyadan sanat yöneticilerinin katıldığı 3 yıllık eğitim programı ile eş zamanlı New York'ta bulunan International Society for the Performing Arts tarafından hayata geçirilen global burs programına dahil oldu. Kariyerine 2006 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nda başlayan Filiz Ova, kurumun medya ilişkileri bölümünde görev alarak, vakfın düzenlediği tüm festival, bienal ve etkinliklerin uluslararası medya iletişiminde rol aldı. İKSV'deki görevinin ardından 2008 yılında İş Sanat'a transfer olan Ova, Sanat Yönetmeni Yardımcısı olarak başladığı görevini, kurumdan ayrıldığı 2018 yılına kadar Sanat Yönetmeni olarak sürdürdü. Kültür sanat dünyasında önemli bir yere sahip olan İş Sanat, Filiz Ova'nın liderliğinde hem klasik müzik, caz, modern dans ve yerli sanatçıların özel projeleri ile içerik çeşitliliğini artırdı hem de çocuklar ve genç izleyicilere yönelik geliştirdiği etkinliklerle toplumun her kesiminin kültür sanat etkinliklerine erişimi konusunda önemli bir misyon üstlendi. Ova, halen Zorlu PSM'deki Genel Müdürlük görevinin yanında, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde misafir öğretim görevlisi olarak sağlıklı ve sürdürülebilir kültür kurumlarının yönetimini ele alan Mekan ve Lojistik dersi veriyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/zuhal-konsept-akasya-acilisini-buyuk-bir-etkinlikle-kutladı/", "text": "1976'dan beri faaliyet gösteren Zuhal Müzik, 11 Nisan Perşembe akşamı Akasya AVM'de bulunan Zuhal Konsept mağazasının açılışını büyük bir etkinlikle kutladı. 2600 metrekarelik bir alana yayılan Zuhal Konsept Akasya mağazası, 11 Nisan Perşembe akşamı gerçekleştirdiği büyük bir etkinlikle açılışını kutladı. Kenan Doğulu, Bora Uzer, Evrencan Gündüz, Gökhan Türkmen ve Duygu Soylu gibi isimlerin gece boyunca sahnede olduğu Zuhal Konsept Akasya Grand Opening'de gece geç saatlere kadar devam etti. Roland, AKAI, Steinway & Sons, Kawai ve Fender gibi dünyaca ünlü markaların Türkiye'de distribütörlüğünü üstlenen Zuhal Müzik'in bu yeni mağazasında, enstrümanları deneyimlemenin yanı sıra çeşitli enstrüman atölyeleri, kayıt, prova, dans stüdyoları ve performans sahnesi de yer alıyor. Dokuzuncu şubesini büyük bir partiyle açan Zuhal Müzik'in bu konsept mağazasında ayrıca Tamirane, Tattoom Gallery, Hipicon, Zeedog, Kırmızı Kedi Kitabevi, Bobo Coffee, Books & Vinyl, İmagineer Kids ve Depo Dans da yer alıyor. Sesi ve atmosferiyle şimdiden radarımıza girmiş olan Zuhal Konsept Akasya içerisindeki Tamirane'de gerçekleşecek etkinlikleri de buradan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/çavdar-tarlasından-son-çıkış/", "text": "Üzerinden belki on beş kim bilir belki on sekiz sene geçti. Geçen gece anlattım şimdi yazıyorum. O orda bi yerde işte çıkmazı artık çocuk olmadığınızda da kendini öteleyemiyor imiş. Sahi zaman geçtikçe insan ya büyüyor ya da sadece zaman geçiyor. Büyümek ve çocuk kalmak... Hepimizde belki aynı psikozlar. Bazen unutuyoruz yada imgeler silikleşiyor. Büyüyünce böyle mi oluyor? Yani anın farkındasınızdır ama bir türlü olmaz. Hep bir şeyler noksan yahut tutuk. Bilmiyor bazen insan. İnsan bazen bilmemeli de. Bugün bana çocukluğumdaki anların çiviyle kazındığını hatırlatan şarkı, kimbilir bu yazının sonunda çocukluğunuzun bi anını anımsatır. Size anlatıyorum çünkü anlatınca fena özlüyor insan. Mağlubiyetler uzak yollara öteleniyor."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/çağrı-raydemirden-yeni-albüm-he/", "text": "13 yaşında gitar çalarak müziğe başlayan, 1981 doğumlu Ankaralı müzisyen Çağrı Raydemir, 8. albümü He'yi geçtiğimiz günlerde dijital platformlardan servis etti. Toplam 10 parçadan oluşan He albümünün ve diğer albümlerindeki tüm beste, söz, düzenleme, enstrüman, kayıt, mix ve mastering müzisyene ait olmakla birlikte kayıtlarını da kendi ev stüdyosunda gerçekleştiriyor. Sadece bunlarla da yetinmeyen müzisyen albüm kapağını da kendisi tasarlamış. Erkan Oğur, Richie Kotzen, Depeche Mode, Steven Wilson, Opeth, Yavuz Çetin gibi birbirinden farklı ve değerli isimlerden etkilenen müzisyenin, müziğinde progresif öğeleri de ağırlıklı olarak görüyoruz. İlk olarak 2010 yılında Oyun albümünü yayımlayan müzisyenin paylaştığı bu 8. albümle birlikte özellikle gitar müziği ve progresif müzik sevenlere şiddetle öneriyoruz."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/çivi-topuklu-kırmızı-ayakkabı-kehlani-gangsta/", "text": "Kadınlar düzenli olarak kuaföre gider. Kadınlar düzenli olarak iyi hissetmek ister. Dışardan gördüğünüz ne kadar güzelse o kadar güzeliz Kadınlar düzenli olarak metalaşır. Sistemli olarak bu düşünce kanıksanır. Saçlarımı kendim kesmeyi bıraktığımdan beri gayet düzensiz kuaför baskınları yapmıyor değilim. Fakat her defasında daha iyi hissetmeyeceğimi de biliyorum. Bi noktada bakamadığını bırakmak zorunda kalıyorsun o kadar. İnsan sıkılıyor, formüller yanıt vermiyor. Akıldaki sorular cevapsız arama, ara ulaşamıyorsun bi yerde. Kadınlar... Kadın ve tasarlanan kadın. Altını boya kutuları, parfüm şişeleriyle doldurulanın içini boşaltmanın hiç de sakıncalı olmadığını düşünüyorum. Sonra kuaförler güzel kokar, kadın kadar. Aynı anda çalışan fön makinelerinin sıcağı, durmadan havaya sıkılan spreyler, şen kahkahalar. Tüm kadınlara yapılan aynı işlemler, alınan aynı sonuçlar. Özeli genelleştiriyorsun, sonuç aynı... Kuafördeyim şimdi. Bu yazıyı Kehlani-Gangsta dinleyerek yazıyorum. Yapbozun parçaları tümden oturuyor. Şarkının sözleri topuklu ayakkabının çivisiyle beraber batıyor başıma. Başım bildiğim bir sebepten, bilindik bi şekilde ağrıyor. -Ağrı kesici yok, ritmik içeyim bi tane en iyisi.- Kehlani de hayatının baharında bi erkeğe kurban gidiyor. Öyle canlı kanlı değil ama, belki canından can gide gidedir. Eski sevgilisinin paylaştığı bir fotoğraf, bir fotoğrafın gerçeklikle uzaktan yakından alakası olmayışı. Parlak bir yıldızın kayışı, dileklerin unutuluşu. Rolleri değiştirip eski sevgilisinin yaptığını Kehlani yapsaydı diyorum büyük ihtimalle aynı sansasyonelliği alamayacaktı. Koskoca Rihanna sevgilisinden dayak yedi sen ne diyon Ecem ya? diyen arkadaşım sahip işte formüle. Biz bazı kadınlar bazı şarkılarda bazı kitaplar da yada bazen sadece bazı gri gökyüzünde yazılanları okuyoruz, yaşıyor yada yaşattırılıyoruz. Bi kadın olarak bu algıyı yıkacak gücüm de her gün uzaklaşıyor sanki benden. Ben fikirlerden. Çivi topuklu ayakkabının kırmızı renkli olduğunu bilmek, bulmacayı baştan niteliksiz kılıyor. Aynalar kadar dost kuaförler, aynalar kere mutlu kadınlar. Kuaförden çıktım. Asla daha iyi hissetmiyorum. Saçlarımı da hissetmiyorum. Erkekleri biraz anlıyorum belki şuan, elimi başıma götürüyorum. Kafatasım baya düzgün. 1 cm'den kısa saçlarım, aklımda çivi topuklu kırmızı ayakkabı."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/çocuklar-için-güzel-bir-günde-festival-19-mayıs-2016-adana/", "text": "Adana Seyhan Belediyesi ve İnsan Kütüphanesi'nin 2. defa düzenlediği Güzel Bir Gün'de festivali, 19 Mayıs 2016 tarihinde Adana Yaşar Kemal Kültür Merkezi önünde gerçekleşecek. Festivalde No Land, Emre Akbay ve Sena Şener'in canlı performanslarının yanı sıra minyatür kale futbol turnuvası, alışveriş stantları vb. bir çok etkinlik olacak. Etkinliğin öne çıkan en önemli özelliği ise, festivale girişlerinde paranın hiçbir geçerliliğinin olmaması. Festivale sadece, köy okullarındaki çocuklar için kitap, oyuncak vb. onları mutlu edecek şeyler getirenler katılabilecek. Bir Baba Indie olarak bizim de organizasyon aşamasında, ufak bir manevi destek ile katkı sağladığımız festivale desteğinizi esirgemeyiniz. Benzer bir etkinliği, Şubat ayında Just Kids ile Kontra Records Store'da bizler de katılarak gerçekleştirmiştik. O gün, orada ilk defa müziğin gücünü çok derinden hissetmiştim. Aynı duygulara bu sefer daha güneyden tekrar erişecek olmak çok hoş gerçekten. Çocukların tek başlarına, mutluluğu, güzel yaşamayı keşfetme gibi bir şansı yok. Biz büyük insanların verdiği ya da verebildiğiyle kendilerine bir yaşam yaratabiliyorlar. Bu ve benzeri tüm etkinliklerdeki farkındalık yaratma kelimesinin özünde yatan şey, sadece büyüklere orada bir çocuk var demek değil; o çocuklara hayatta güzel şeylerin olduğunu ve olabileceğini de göstermek aynı zamanda. Festival ile birlikte tanıştığımız Ali Elitemiz'e, Seyhan Belediyesi'ne, İnsan Kütüphanesi'ne ve destek olan herkese bolca teşekkür ve sevgiyle."} {"url": "https://www.birbabaindie.com/şaymana-festival-28-29-30-temmuzda-mersinde/", "text": "28-29-30 Temmuz tarihlerinde doğa ve sanat 1500 rakımda Arslanköy/Mersin'de buluşuyor! Bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek olan Şaymana Festival'de şehrin uzağında kültür sanat etkinlikleriyle dolu bir 3 gün Mersinlileri bekliyor. İnsan Kütüphanesi organizasyonuyla müzik, kütüphane, açıkhava sineması, söyleşi gibi farklı etkinlikleri bir araya getiren Şaymana Festival bu yıl Şehirden Kaçış teması ile doğa ve sanatı buluşturmayı planlıyor. 29 Temmuz Cumartesi Bir Baba Indie ekibinden Mehmet Sinan Güvenç ve Eren Karacaoğlu'nun yer aldığı Yarımada'nın da sahne alacağı festivalde, 30 Temmuz Pazar günü Cihad Satıroğlu da festivalin kapanışı için Bir Baba Indie Dj Set şekliyle setin başında olacak. Civarda olanları da haftaya tanış olmak için Şaymana'ya bekliyoruz!"}