{"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/6761-6761", "text": "Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. İslam dinini ve Kuran-ı Kerim'i anlatan, kültürel mirasımızın, milli ve manevi değerlerimizin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasına yönelik hassasiyetini dile getiren, din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin her kesimden insanla biraraya gelen, yaşam felsefesini, sosyal ve siyasal alanlarda dünya görüşünü paylaştığı sohbetiyle herkesle iletişim kurabilen Selman Okumuş ile Kur'an-ı Kerim'in ışığında dersler düzenleyeceğiz. Her bir oturum 1.5 saat sürecek olup, içeriği zengin, özenle seçilmiş konu başlıkları ile her hafta farklı bir konu hazırlanacaktır. 29 Kasım Cuma günü konu başlığı Mevlana ve İnsan Sevgisi olarak belirlenmiştir. 2001yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. 2005 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı, Yönetim ve Organizasyon (İng. Bilim Dalı'nda Öğrenen Organizasyonlar Case Study-Rover konulu tez çalışması ile yüksek lisans programını, 2007 yılında da Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Din Eğitimi Bilim Dalı'nda Kur'an'da Cennet Kavramı konulu tez çalışması ile ikinci yüksek lisans programını tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya ve İletişim Çalışmaları alanında doktora yapmaktadır. Anadolu Üniversitesi, A. Ö. F Adalet önlisans programına devam etmektedir. Selman Okumuş aynı zamanda Arapça, Osmanlıca ve İngilizce bilmektedir. Uluslararası Ezbere Kur'an-ı Kerim Okuma yarışmalarında Türkiye'yi, beş defa başarıyla temsil etmiştir. Dünya ezbere Kur'an okuma birinciliğinin yanısıra yarışmalarda jüri olarak görev almıştır. 2014 yılında ilim ile insanın buluşmasına vesile olmak için Kur'an-ı Kerim okumayı kolaylaştıran kitabı Elif-Bayı çıkartmıştır. Kitap Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça olmak üzere beş dilde;2019 yılında da Sesli Yasin kitabı ve Kur'an-ı Kerim mealini yayınlamıştır. Moral FM Kur'an Ailesi radyo programıyla küçükten büyüğe Kur'an sevdalılarıyla buluşmaktadır. Arapça eğitimi, Kur'an'a başlama ve Hafızlık dersleri, makam ve nefes eğitiminin yanı sıra, hafız öğrencileri Dünya Kur'an Okuma Yarışmalarında ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek üzere hazırlamaktadır. Hafızlara, Sultan Camilerinde imam ve hatip olabilmeleri için yeterli ehliyeti sağlamak amacıyla klasik ve çağdaş din eğitimini vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/anneler-gunune-ozel-terraryum-workshop-5409", "text": "Yoğun ilgi gören terraryum workshop bu kez Anneler Gününe özel gerçekleşiyor. Burgundy ekibinin gerçekleştireceği workshop kapsamında kendi ellerinizle yaptığınız terraryumları annenize hediye edebilir, etkinliğe annenizle birlikte katılarak ona ömür boyu unutamayacağı bir hatıra bırakabilir veya bu etkinliği annenize hediye edebilirsiniz. Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net'e veya 0212 257 1000'a müracaat edebilirsiniz. Uzun yıllar, çeşitli sektörlerdeki firmaların pazarlama iletişim departmanlarında Reklam, PR, Organizasyon görevlerinde üst düzey sorumlu olarak çalışan Ayşegül Bayrakdar, 2014 yılında Burgundy Çiçekçilik'i faaliyete geçirdi. Hayalini gerçekleştirmek için Yurtdışı ve Türkiye'de aldığı çiçek tasarım eğitimlerinin öğretilerini, hazirladiği çalışmalarına kendi zevki ve tecrübelerini katarak Burgundy markasıyla hayata geçiriyor."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/bilincli-nefesin-sifasi-4794", "text": "Nefes varoluşun ruhumuza üflediği candır. Bilinçli, farkında ve yavaş alıp verdiğimiz her bir nefes, bizi ruhsal olarak merkezimize getirdiği gibi, bedenimizi de dengeler ve iyileştirir. Solunum, kendi istemimizle değiştirebileceğimiz tek fizyolojik fonksiyondur. Nefes farkındalığı, nefs farkındalığıdır. Nefesini fark ederek alıp veren, hayatını da fark ederek yaşar. Nefesini bilinçli olarak yavaşlatanın, nefsi de kendiliğinden durulur. Bu duruluk hali, doğal olarak bedene de yansır. Yavaş nefesle gelen arı ve dingin hal, önce iyi hissettirir, sonra da iyileştirir. Böylece zihinsel, ruhsal ve bedensel şifa çemberi nefesle doğal döngüsünü tamamlar. Kayıt için egitim@artkolik. net'e ya da 0212 257 10 00'ya müracaat edebilirsiniz. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü mezunudur. Uzun yıllar bankacılık sektöründe hizmet verdikten sonra, Ankara Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi'nde, Ankara Ticaret Odası'nda ve çeşitli kuruluşlarda eğitim programı hazırladı. Kurumsal eğitim organizasyonları düzenledi. Sivil Toplum Kuruluşlarında kadına yönelik destekleyici programlarda gönüllü eğitmen olarak çalıştı. 2000 yılından sonra insan ruhunu keşif merakıyla başlayan ve ben kimim? sorusuyla devam eden özüne yolculuk serüveni kendisine farklı kapılar açtı. Aldığı eğitimler sonrası yaşadığı içsel dönüşümlerini, deneyimlerini yazarak anlatarak paylaşmaya başladı. Halen gençler ve yetişkinler ile özel koçluk seansları ; alt yapısında bilinçli nefes, duygusal özgürleşme teknikleri ve bazı farkındalık çalışmalarının olduğu Kendi Hayatına Koçluk adını verdiği dönüşüm programını özel seanslar ve gruplar ile sürdürmektedir. Yuvaya Yolculuk adlı online dergide aylık yazılar yazmaktadır."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/buyuk-gucler-ortadogu-politikalari-ve-turkiye-6445", "text": "Detaylı bilgi ve katılım için egitim@artkolik. net veya 0212 257 1000 'dan bize ulaşabilirsiniz. Ortadoğu; Türkiye'yi de kapsayan ve geniş bir alana yayılan, yüzlerce yıl savaş ve istikrarsızlıklarla boğuşmuş ve boğuşmaya devam eden, ilk medeniyetlerinde ev sahipliği yapmış olan bir coğrafya. Yeraltı zenginliklerinden savaşın aktif olarak devam etmesine kadar birçok neden ve sorun bu coğrafyada her zaman gündemde kalıyor. Orta doğuyu bu hale getiren neden veya nedenler nelerdir? Suriye meselesi Orta Doğu sorunun neresinde yer alır ? Bu sorulara İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Kazım Uğur Kızılaslan ile cevap arayacağımız karşılıklı olarak konuşup tartışacağımız bir seminer gerçekleştireceğiz. Yüzyıllar boyu Ortadoğu'nun dünya politikasındaki rolü, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında kültürel ve ekonomik bir aracı olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Uzakdoğu'dan gelen her türlü malzeme; ipek, kağıt, barut ve pusula gibi birçok şey Ortadoğu aracılığıyla Avrupa'ya ulaştırılmıştır. Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın doğuş yeri olması komşusu olan üç kıtada farklı ve büyük ülkeler tarafından üzerinde egemenlik kurulmasını kaçınılmaz kılmıştır. Yirminci yüzyılda önemli petrol üretim yeri olması konumunu daha da önemli hale getirmiştir. Ortadoğu petrol kaynakları sayesinde Avrupa ile Asya'nın enerji ihtiyacının büyük bir yüzdesinin Ortadoğu'dan karşılanıyor olması bu bölgeyi dünyadaki büyük devletler arası bir rekabete dönüşmesine neden olmuştur. Suriye ise Ortadoğu'nun bu karmaşasında merkezi konumundan dolayı tarih boyunca büyük bir önem taşımıştır. Ortadoğu'nun Akdeniz'e geçiş basamağı niteliği taşıması, büyük güçlerin ve kendi içerisindeki siyasi güçlerin büyüme projelerinin kilit noktası olarak görülmesi dünyada hiç gündemden düşmeyen bir ülke olarak kalmasına neden olmuştur. Boston Üniversitesi'nin İşletme bölümünden 1992 yılında mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisans bölümüne başladı ve Dünya Ekonomisi'nde Entegrasyon Çabaları ve KEİB Örneği teziyle ilk master eğitimini tamamladı. 1993-95 yılları arasında Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Mali Analiz Müdürlüğü'nde görev aldı. 1996-99 yılları arasında Başbakanlık'ta çalıştı. 1998 yılında Johns Hopkins Üniversitesi Yüksek Uluslararası Etüdler Okulu'na kabul edildi ve burada Uluslararası Ekonomi, Stratejik Araştırmalar ve Ortadoğu bölümlerini tamamladı. İstanbul'a döndükten sonra İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı'nda doktora eğitimime başladı. Çalışma hayatına İbn Haldun Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak devam etmekte, eğitimler vermekte ve yazarlık yapmaktadır."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/cumhuriyet-donemi-resim-ve-mimari-9798", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladığı lise hayatının ardından, Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde eğitimine devam etti. 1994 yılında Nuri İyem Üzerine konulu bitirme tezi ile mezun oldu. Ardından yüksek lisans eğitimini, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Osmanlı Porselen Sanatı üzerine verdiği tez ile tamamladı. Daha sonra müzayede kataloglarının organizasyonu göreviyle Türk ressamları başta olmak üzere; Oryantalist Ressamlar, Osmanlı ve Avrupa gümüş ve porselen objeler, Beykoz Camlar gibi antika eserler üzerine uzun yıllar çalışarak katalogları oluşturdu. Batı Resim Sanatı Tarihi Dönemlerinin en ünlü sanatçılarının yaşamlarını, yapıtlarını ve özellikle Türk Resim Sanatının Tanzimat'tan, 1950' lere kadar geçen sürecinde yaşayan sanatçıları ve başyapıtlarını Avrupa Resim Sanat Tarihi ile birlikte ele alarak oluşturulan konular ile ilgili seminerler vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/cumhuriyet-donemi-turk-ressamlari-iii-9453", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladığı lise hayatının ardından, Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde eğitimine devam etti. 1994 yılında Nuri İyem Üzerine konulu bitirme tezi ile mezun oldu. Ardından yüksek lisans eğitimini, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Osmanlı Porselen Sanatı üzerine verdiği tez ile tamamladı. Daha sonra müzayede kataloglarının organizasyonu göreviyle Türk ressamları başta olmak üzere; Oryantalist Ressamlar, Osmanlı ve Avrupa gümüş ve porselen objeler, Beykoz Camlar gibi antika eserler üzerine uzun yıllar çalışarak katalogları oluşturdu. Batı Resim Sanatı Tarihi Dönemlerinin en ünlü sanatçılarının yaşamlarını, yapıtlarını ve özellikle Türk Resim Sanatının Tanzimat'tan, 1950' lere kadar geçen sürecinde yaşayan sanatçıları ve başyapıtlarını Avrupa Resim Sanat Tarihi ile birlikte ele alarak oluşturulan konular ile ilgili seminerler vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/dekorasyonda-sanatsal-dokunuslar-8437", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Evlerimizin dekorasyonunu daha etkili bir estetiğe kavuşturmak ve yaşam alanlarımıza daha sofistike, huzurlu ve karakterli bir doku katıyoruz. İster büyük bir tablo, ister seyahatinizden küçük bir kare, hikayenizi evinize doğru şekilde aktarmanın ipuçlarını ve dekorasyona dair birçok soruyu bu eğitimde paylaşacağız."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/ebru-altan-ile-astroloji-danismanligi-2210", "text": "Artık her hafta Perşembe günleri Ebru Altan Artkolik'te bizler ile beraber olacak ve kendimizi anlama ve keşfetme yolculuğunda bize danışmanlık yapacaktır. Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Popüler astrolojinin yanıltıcı algısının çok ötesine, doğum anınızın matematiğinin, doğumunuzdan gelen genetik ve karmik geçmişinizin gizemlerine, astrolojik haritanıza doğru birlikte bir yolculuğa çıkıyoruz. Varoluşunuzdan gelen güçlü ve zayıf yanlarınızı, yaşamın size sunacağı fırsatları ve karşınıza çıkacak engelleri anlamak, içgüdüsel tepkilerinizi, bilinçaltınızda gizli kalmış inançlarınızı ve algı kalıplarını açığa çıkarmak bir fener gibidir, kendinize mutlu bir yaşam kurmanız için yolunuzu aydınlatır. Gerçek kimliğinizi anlar ve kendiniz için daha doğru seçimler yapma şansını yakalarsınız. Astrolojik harita doğum anımızdaki gökyüzünün fotoğrafıdır, bizim kullanma kılavuzumuzdur adeta. Yaşadığımız dünya, sonsuz bir evrenin içinde ve sürekli hareket halinde. Biz, en küçük birimimize kadar bu akıl almaz varoluşun manyetik etkilerinin altında, kendi gerçekliğimizi tam anlayamadan günlük yaşamın koşuşturmacası içinde yaşayıp gidiyoruz. Oysa, sadece bir an durup gökyüzüne baktığında ve bizden büyük olan her şeyin farkına vardığında bile, insan kendini başka bir gözle görüyor. Haritanız, Güneş'in, Ay'ın, Güneş Sistemimizdeki gezegenlerin ve onlarca farklı gök cisminin, büyük takımyıldızların etkisi altında, herkes için neredeyse DNA kadar eşsizdir ve potansiyelinizin farkına varmak insanı özgürleştirir. Astrolojik danışmanlık almak bu anlamda, geçmişi iyi anlamak, gelecek potansiyellerine hazırlıklı olarak tam bugünü, bu anı yaşamayı ve yaşamın tadına varmayı sağlayabilir. Gerçekler özgürleştirir, özgür insan mutlu insandır. Kendinize bu hediyeyi vermek, kendiniz için yapacağınız en önemli adımlardan biri olacaktır. Doğum gününüz belli ama saati, dakikası kesin değilse, bunun için ayrıca bir çalışma yapılması gerekecektir. Bu işlem için, size verilecek formu ayrıntısı ile doldurarak başvurabilirsiniz. Astrolojik haritanız, ancak doğum saati net olarak belirlendikten sonra çalışılabilecektir. İletişim ve pazarlama eğitimi gördü. 30 yıla yakın profesyonel hayat içinde, üst düzey yöneticiliğe varan farklı pozisyonlarda çalıştı. Uzmanlık alanı reklam, marka stratejileri, pazarlama ve pazarlama iletişimidir.2003 yılından bu yana derinlemesine çalışmalar yapmakta, 2009'dan bu yana konstelasyon çalışmaları ve son yıllarda da astroloji ile ilgilenmektedir. Türkiye'de Göksel Karabayır, dünyada Prof. Dr. Franz Ruppert, Vivian Broughton, Tore Kval, Dr. Jane Peterson, Jan Jacob Stam ve Cecilio Fernandez Regojo gibi bu işin uzmanlarından eğitimler almış, atölye çalışmalarına dahil olmuştur. Oğuzhan Ceyhan'dan astroloji eğitimi almıştır. Yurt içi ve yurt dışında eğitim almaya ve farklı çalışmalara katılmaya devam etmektedir. Şu an kendi şirketinde konstelasyon çalışmaları yapmakta ve astroloji danışmanlığı vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/feminist-sanata-giris-8862", "text": "Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bizimle iletişime geçebilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Kadın bedeninin temsili, performans sanatı vb. temalar, örneklerle anlatım."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/guzelligin-sanattaki-ifadesi-ii-8918", "text": "Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bizimle iletişime geçebilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Güzellik, kişilere göre değişkenlik gösterse de, sanat eserinde bulunması gereken vazgeçilmezdir. Peki nedir güzellik? Güzellik kavramının sanat tarihi boyunca değişiminin heykeller, tablolar ve objeler üzerinde etkilerini dört hafta boyunca dersimizde farklı konu başlıkları altında inceleyeceğiz."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/heykel-atolyesi-heykel-dersi-2-6318", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Heykel sanatını derinlemesine inceleyeceğimiz bu dersimizde; heykelin geçmişten günümüze tarihine ve örneklerine değinerek, heykel yapma teknikleri ve malzemeleri hakkında bilgileneceğiz. Uygulamalı derslerimiz sayesinde farklı malzeme ve tekniklerle heykel yapma metotlarını deneyimleyebileceğiz. Kullanılacak kil ve heykel şekillendirme malzemeleri Artkolik tarafından temin edilecektir. Alçı kalıbının alınması ve döküm ile ilgili masraflar katılımcılara aittir. 2006 2013 yılları arasında okuduğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü Lisans eğitimi sonrasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Yüksek Lisans eğitimini tamamlamıştır.2010 yılından itibaren de atölye çalışmalarına devam etmektedir. Son 10 yıl içinde katıldıgı birçok özel veya kişisel sergi ve projeleri ve bu projelerden kazandıgı ödülleri bulunmaktadır."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/heykel-atolyesi-heykel-dersi-3-7210", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Heykel sanatını derinlemesine inceleyeceğimiz bu dersimizde; heykelin geçmişten günümüze tarihine ve örneklerine değinerek, heykel yapma teknikleri ve malzemeleri hakkında bilgileneceğiz. Uygulamalı derslerimiz sayesinde farklı malzeme ve tekniklerle heykel yapma metotlarını deneyimleyebileceğiz. Kullanılacak kil ve heykel şekillendirme malzemeleri Artkolik tarafından temin edilecektir. Alçı kalıbının alınması ve döküm ile ilgili masraflar katılımcılara aittir. 2005 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü'nden mezun olan Çağdaş Erçelik, figüratif anlayışta sürdürdüğü çalışmalarında, ifadeci bir üslubu benimsemiştir. Mekanların, figürle bütünleştiği heykellerinde, edebiyat, sinema gibi sanat alanlarından da etkiler görülmektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/heykel-sanatinin-tarihi-4055", "text": "Heykel sanatının tarihi günümüzden on binlerce sene öncesine dayanır. Avcı toplulukların bereket getirsin diye yanlarında taşıdıkları küçük kadın heykelcikleri en eski örnekler olarak günümüze ulaşmıştır. İlerleyen dönemlerde medeniyetler, üzerine siyasi ve toplumsal özellikler yükledikleri heykel sanatını hep gündemde tutarlar. Resim sanatından farklı olarak heykel özellikle kamusal alanlarda farklı işlevlere sahiptir. Dolayısıyla heykel sanatçıları yaşadıkları dönemin siyasi ve toplumsal şartlarından kopmaksızın üretimde bulunurlar. Bu seminer dizisinde eski çağlardan günümüze heykel sanatının Ortaçağ, Rönesans, Barok, Modern ve Çağdaş dönemlerde geçirdiği evrelerden ve sanatçıların tarih boyunca heykel sanatı üzerindeki farklı yorumlarından bahsedilecektir. Seminer katılımcı sayısı minimum 6 kişi olursa açılacaktır. Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Osman Erden 1974 yılında İstanbul'da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sanat Tarihi okudu, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat programında Nasyonal Sosyalizmin Alman Sanatına Yansıması başlıklı yüksek lisans tezini tamamladı. Türkiye'de Güncel Sanat Alanını Şekillendiren Unsurlar başlıklı teziyle doktorasını aldı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde doktor öğretim üyesi olarak görevini sürdürüyor. UNESCO'ya bağlı Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Türkiye Şubesi'nin 2008-2011 yılları arasında yönetim kurulu üyeliğini, 2011-2014 yılları arasında başkanlığını yaptı. 2016'da Modern Sanatın Kısa Tarihi adlı kitabı yayınlandı."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/i-ve-ii-dunya-savaslarinin-sanata-etkisi-9085", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Osman Erden 1974 yılında İstanbul'da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sanat Tarihi okudu, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat programında Nasyonal Sosyalizmin Alman Sanatına Yansıması başlıklı yüksek lisans tezini tamamladı. Türkiye'de Güncel Sanat Alanını Şekillendiren Unsurlar başlıklı teziyle doktorasını aldı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde doktor öğretim üyesi olarak görevini sürdürüyor. UNESCO'ya bağlı Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Türkiye Şubesi'nin 2008-2011 yılları arasında yönetim kurulu üyeliğini, 2011-2014 yılları arasında başkanlığını yaptı. 2016'da Modern Sanatın Kısa Tarihi adlı kitabı yayınlandı."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/koleksiyonerlige-bakis-online-10606", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Günümüz koleksiyonlarının nelerden ilham aldığını tartışacak, merak ve gizem unsurlarının koleksiyonları nasıl şekillendirdiğini göreceğiz. Hem çeşitli koleksiyonlara hem de farklı koleksiyon yapma yöntemlerine ve modellerine değinerek irdeleme imkanımız olacak. Aynı zamanda müzelerin koleksiyonlarına ve tarihçelerine de keşfedeceğiz. Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladığı lise hayatının ardından, Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde eğitimine devam etti. 1994 yılında Nuri İyem Üzerine konulu bitirme tezi ile mezun oldu. Ardından yüksek lisans eğitimini, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Osmanlı Porselen Sanatı üzerine verdiği tez ile tamamladı. Daha sonra müzayede kataloglarının organizasyonu göreviyle Türk ressamları başta olmak üzere; Oryantalist Ressamlar, Osmanlı ve Avrupa gümüş ve porselen objeler, Beykoz Camlar gibi antika eserler üzerine uzun yıllar çalışarak katalogları oluşturdu. Batı Resim Sanatı Tarihi Dönemlerinin en ünlü sanatçılarının yaşamlarını, yapıtlarını ve özellikle Türk Resim Sanatının Tanzimat'tan, 1950' lere kadar geçen sürecinde yaşayan sanatçıları ve başyapıtlarını Avrupa Resim Sanat Tarihi ile birlikte ele alarak oluşturulan konular ile ilgili seminerler vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/marcus-graf-ile-cagdas-sanati-anlamak-15525", "text": "Seminer içeriği: Bu seminerde, Prof. Dr. Marcus Graf çağdaş sanatın güncel durumunu araştırıyor. Katılımcılar, öne çıkan sanatçıların çok sayıda örneğinin yanı sıra, günümüz sanat dünyasının temel kavramsal ve estetik stratejileri hakkında da fikir sahibi olacaklar. Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Prof. Dr. Marcus Graf, 1974, Almanya'da doğdu. Hildesheim Üniversitesi'nde Kültür Bilimi ve Estetik İletişimi Fakültesi'ndeki Plastik Sanatlar ve Sanat Bilimi Bölümü'nde okuduktan sonra çeşitli sanat kurumlarında proje yöneticisi, küratör, eğitmen, yazar ve sanatçı olarak çalıştı. 2010 yılında Almanya'daki Stuttgart Devlet Sanat Akademisi'ndeki Çağdaş Sanat Tarihi, Estetik ve Sanat Teorisi Enstitüsü'nde doktora ünvanı alan Graf, 2003 yılından beri Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim üyesi. 2017'de profesör oldu ve 2019'tan beri Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü Başkanı olarak çalışmaya devam ediyor. 2001'den beri İstanbul'da yaşayan Marcus Graf, Siemens Sanat, Akbanksanat, Milli Reasürans, Contemporary Istanbul, Baksı Müzesi, Erimtan Müzesi ve Elgiz Müzesi gibi çeşitli kurumlarda 100dan fazla sergide küratörlük yapmıştır. Graf, halen Plato Sanat'ın daimi küratörü olarak görevine devam etmektedir. Çok sayıda kitap, kitapta bölüm, sergi kataloğu ve dergide sanat yazarlığını yapmış olan Graf, akademisyen, küratör ve sanat yazarı olarak İstanbul'da yaşamaktadır."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/moda-ve-sanatin-dansi-online-ders-7764", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Seminer minimum 8 kişi olması halinde gerçekleşecektir. Sanat Tarihinin en ünlü yapıtlarını moda dünyasının ünlü markalari ile birlikte görmeye ne dersiniz? Ronesans döneminin en ünlü resimlerinden Arnolfini Wedding ve zamanının ötesinde bir sanatçı Hieronymus Bosch'un eserlerinin orjinal ve Gucci versiyonlarini analiz edeceğiz. Sadece Resim Sanatı değil Pegasus'tan Troya'ya mitolojinin en keyifli konularini yine Sanat Tarihi üzerinden konuşacağız."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/nazi-almanyasinda-kultur-ve-sanat-9172", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Osman Erden 1974 yılında İstanbul'da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sanat Tarihi okudu, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat programında Nasyonal Sosyalizmin Alman Sanatına Yansıması başlıklı yüksek lisans tezini tamamladı. Türkiye'de Güncel Sanat Alanını Şekillendiren Unsurlar başlıklı teziyle doktorasını aldı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde doktor öğretim üyesi olarak görevini sürdürüyor. UNESCO'ya bağlı Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Türkiye Şubesi'nin 2008-2011 yılları arasında yönetim kurulu üyeliğini, 2011-2014 yılları arasında başkanlığını yaptı. 2016'da Modern Sanatın Kısa Tarihi adlı kitabı yayınlandı."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/porselen-tabak-boyama-atolyesi-842", "text": "Bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net ve 0212 257 1000 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Yetişkinler için uygulamalı Tabak Boyama Atölyemiz'de; porselen kalemler ile hazır porselen tabakları desenlendiriyor, boyuyor ve 2 saatlik workshop'ın sonunda katılımcıların hayal güçlerinden oluşan kendilerine özgü tasarımlarıyla şık ve keyifli bir duvar tabağı ortaya çıkarıyoruz."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/renk-ve-stil-analizi-9318", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Yeni sezona hazır mısınız? Renklerin renkli dünyasında yolculuğa çıkıp hem size uygun doğru renk paletini belirleme, hem de renk teorisi hakkında bilgi edinip doğru renk kombinleri nasıl yapılır örneklerle inceleyeceğiz. Daha kolay ve kişiye özel kombinler yapabilmek için stil çeşitlerini inceleyip, vücut ve yüz şekline uygun ipuçları paylaşacağımız seminerimizde yeni sezon moda trendlerine de değinip bunları daha iyi görünmek için kullanma tüyoları paylaşarak keyifli bir sohbetle bitireceğiz. Yeni sezonda doğru stil ve renklerle ışıldamanız için hepinizi bekliyoruz! İpek Zeren Süel Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümünü bitirip Amerika'da Mason School of Business Yüksek Lisans programını da başarıyla tamamladı. 20 yıllık kurumsal yöneticilik sonrası büyük bir ilgi duyduğu İmaj, Renk ve Stil Danışmanlığı ve Moda konularında çeşitli eğitimler aldı. Tamamladığı programlar arasında Amerika'da Fashion Institute of Technology Image Consultancy, ve Color Intensive Training Programları, İtalya'da University of Bocconi'de Management of Fashion and Luxury Companies ve Amerika'da Museum of Modern Art Fashion as Design Programları yer almaktadır. İpek Zeren Süel halen Renk ve Stil Danışmanlığı konularında kişiye özel ve grup danışmanlıkları vermektedir. Ayrıca renk yolculuğunu tasarım alanına taşımış ve takı tasarımı konusunda aldığı eğitimlere renkli takı tasarımları yapmaya devam etmektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/sanat-tarihinde-bogazici-manzaralari-online-11144", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Program minimum 5 kişi katılımı ile gerçekleştirilecektir. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. İstanbul'un incisi Boğaz ve Denizi yıllar boyunca sanatçılara ilham olmuş ve sanat tarihine müthiş eserler kazandırılmıştır. Bu seminerde Oryantalist ressamlardan, Türk Ressamlarına dönem dönem boğaz ve Marmara bölgesini konu alan ünlü sanatçıların yapıtlarını inceleyip sanatçıların yaşamlarına odaklanacağız. Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladığı lise hayatının ardından, Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde eğitimine devam etti. 1994 yılında Nuri İyem Üzerine konulu bitirme tezi ile mezun oldu. Ardından yüksek lisans eğitimini, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Osmanlı Porselen Sanatı üzerine verdiği tez ile tamamladı. Daha sonra müzayede kataloglarının organizasyonu göreviyle Türk ressamları başta olmak üzere; Oryantalist Ressamlar, Osmanlı ve Avrupa gümüş ve porselen objeler, Beykoz Camlar gibi antika eserler üzerine uzun yıllar çalışarak katalogları oluşturdu. Batı Resim Sanatı Tarihi Dönemlerinin en ünlü sanatçılarının yaşamlarını, yapıtlarını ve özellikle Türk Resim Sanatının Tanzimat'tan, 1950' lere kadar geçen sürecinde yaşayan sanatçıları ve başyapıtlarını Avrupa Resim Sanat Tarihi ile birlikte ele alarak oluşturulan konular ile ilgili seminerler vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/sanat-ve-farkli-disiplinler-sertifika-programi-12328", "text": "Türkiye'de ilk defa, Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi, İyilik İçin Sanat Derneği ve Artkolik Sanat ve Eğitim Platformu iş birliği ile hayata geçirilen kültür sanat alanında uluslararası normlara uygun içeriklerle, öncü isimlerin katıldığı sertifika eğitim programı kapsamında sanatın mimari, gastronomi, moda, fotoğraf, etkinlik ve spor disiplinleriyle kurduğu ilişkiler ele alınacaktır. Geçmişten günümüze sanatın sosyal çevreyle olan ilişkisi ve bu ilişkiden doğan meslek alanları, ilham kaynakları ve günümüz dünyasındaki sanat işbirliğinde çalışmalara yer verilecektir. Detaylı bilgi almak ve kayıt olmak için egitim@artkolik. net veya https://bausem. bau. edu. tr/egitimler/butun-egitimler. html?arama=SANAT adresinden bize ulaşabilirsiniz. Kültür sanat alanında kariyer yapmak isteyen veya özgeçmişine katkıda bulunmak isteyen kişiler, Güzel Sanatlar, Mimarlık, Konservatuar, Spor ve Turizm eğitimi alan öğrenci ve mezunlar, sanata ve diğer disiplinlere ilgi duyan herkese açık bir programdır. Sanatın diğer disiplinlerle ilişkisinden doğan çalışmalar, bu çalışmaların tasarım süreci ve günümüz dünyasına yansıyan işbirlikleri tanıtılacaktır. Katılımcılar kendi meslek gruplarına göre farklı disiplinlerin sanatla olan ilişkisinden beslenerek yaratıcı yönlerini destekleyen bilgi ve beceri sahibi olacaklardır. Programa %80 oranında devam koşulu sağlayan ve verilen ödevi teslim eden katılımcılarımız, Katılım Belgesi almaya hak kazanacaklardır."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/sanat-ve-mimarlikta-azasketizmden-gunumuze-hucre-hayatina-bakis-9478", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Pier Vittorio Aureli, 'Az Yeterlidir: Mimarlık ve Asketizm Üzerine' kitabından atıf yapılmıştır. Aleyna Günay, 2017 yılında Yeditepe Üniversitesi'nde BA, Sanat Tasarım ve Yönetimi bölümünü birincilikle bitirirken, BArch, İç Mimarlık lisans çift anadal programını tamamladı. Mimarlık çalışmalarına Experence Architecture konusu üzerine Lizbon'da gerçekleştirdi. Daha sonra Paris'te atölye asistanlığı yaptı ve sanat üretimlerinde bir süre orada devam ett. Kamusal sanat ve aktivist projelerde yer aldı. Mekan ve sanatçı odaklı işlerinde fotoğraf ve heykel birleştiren Aleyna Günay, RAAG(2018) adlı metal heykel, Dsorder Created Connections(2019) adlı fotoğraf sergisi ile Mamut Art Project 2020'ye seçildi. Kolektif hikayeler ve bellek hakkında çalışmaları, birçok farklı yolculuğun kaydını tutmaya devam ediyor. Bu süreçte paylaşılan deneyimler çok kültürlülük, kimlik, egemenlik sınırları ile birleştirme yanı sıra doğanın yerinden edilmesine, dışlanma-kapsayıcılık ve dualte kavramları ile ilgilendi. Halen sanat üretimlerinde İstanbul'da devam ediyor."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/sanat-ve-mitoloji-iii-9289", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Batı Resim Sanatının konusunu mitolojiden aldığı eserleri üzerine yapacağımız seminerimize üçüncü ders ile devam ediyoruz. Baş tanrı Zeus'tan kıskanç eşi Hera'ya, tarihteki ilk güzellik yarışmasından Orpheus'un hüzünlü aşk hikayesine... Tanrılar, tanrıçalar, periler, kahramanlar.. Bugün halen geçerliliği devam eden ve hayat dersleri çıkardığımız öyküleri sanat tarihinin en güzel yapıtları ile birlikte ele alacağız. Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladığı lise hayatının ardından, Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde eğitimine devam etti. 1994 yılında Nuri İyem Üzerine konulu bitirme tezi ile mezun oldu. Ardından yüksek lisans eğitimini, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Osmanlı Porselen Sanatı üzerine verdiği tez ile tamamladı. Daha sonra müzayede kataloglarının organizasyonu göreviyle Türk ressamları başta olmak üzere; Oryantalist Ressamlar, Osmanlı ve Avrupa gümüş ve porselen objeler, Beykoz Camlar gibi antika eserler üzerine uzun yıllar çalışarak katalogları oluşturdu. Batı Resim Sanatı Tarihi Dönemlerinin en ünlü sanatçılarının yaşamlarını, yapıtlarını ve özellikle Türk Resim Sanatının Tanzimat'tan, 1950' lere kadar geçen sürecinde yaşayan sanatçıları ve başyapıtlarını Avrupa Resim Sanat Tarihi ile birlikte ele alarak oluşturulan konular ile ilgili seminerler vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/sanatta-gelecegi-yakalama-nft-9475", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. NFT'ler, kripto para biriminin anonim e-cüzdan işlemlerinden zamanla daha kamusal yaygınlaşan web geçişinde hızla bir geçiş yaptı. Bu haberlerden herhangi birini gördüyseniz ve merak ettiyseniz, ortaya çıkan dijital koleksiyon biçimlerini inceleyeceğimiz dünyaya giriş yapıyoruz. Sanat; bugünün bilinci, görünen ve görünmeyen dünyaları öğretmek için en gelişmiş işletim sistemlerinden biridir ve NFT'ler bu sonsuz metafizik paketin bir başka ele alıcısı olabilir. Bu oturumda, kripto sanat ve araçlarını inceleyeceğiz, sanatçıların işlerini konuşacağımız kapsamlı dünyayı ele alacağız. Aynı zamanda, kripto sanat ve devamındaki problemleri ve sürdürülebilirliğinin etkisini de tartışacağız. Aleyna Günay, 2017 yılında Yeditepe Üniversitesi'nde BA, Sanat Tasarım ve Yönetimi bölümünü birincilikle bitirirken, BArch, İç Mimarlık lisans çift anadal programını tamamladı. Mimarlık çalışmalarına Experence Architecture konusu üzerine Lizbon'da gerçekleştirdi. Daha sonra Paris'te atölye asistanlığı yaptı ve sanat üretimlerinde bir süre orada devam ett. Kamusal sanat ve aktivist projelerde yer aldı. Mekan ve sanatçı odaklı işlerinde fotoğraf ve heykel birleştiren Aleyna Günay, RAAG(2018) adlı metal heykel, Dsorder Created Connections(2019) adlı fotoğraf sergisi ile Mamut Art Project 2020'ye seçildi. Kolektif hikayeler ve bellek hakkında çalışmaları, birçok farklı yolculuğun kaydını tutmaya devam ediyor. Bu süreçte paylaşılan deneyimler çok kültürlülük, kimlik, egemenlik sınırları ile birleştirme yanı sıra doğanın yerinden edilmesine, dışlanma-kapsayıcılık ve dualte kavramları ile ilgilendi. Halen sanat üretimlerinde İstanbul'da devam ediyor."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/selman-okumus-ile-ilim-ve-medeniyet-sohbetleri-2-6545", "text": "İslam dinini ve Kuran-ı Kerim'i anlatan, kültürel mirasımızın, milli ve manevi değerlerimizin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasına yönelik hassasiyetini dile getiren, din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin her kesimden insanla biraraya gelen, yaşam felsefesini, sosyal ve siyasal alanlarda dünya görüşünü paylaştığı sohbetiyle herkesle iletişim kurabilen Selman Okumuş ile Kur'an-ı Kerim'in ışığında dersler düzenleyeceğiz. Her bir oturum 1.5 saat sürecek olup, içeriği zengin, özenle seçilmiş konu başlıkları ile her hafta farklı bir konu hazırlanacaktır. 8 Kasım Cuma günü konu başlığı Mevlid-i Nebi olarak belirlenmiştir. Rebiülevvel ayı coşku ile karşılanan bir aydır. Bu ay, Hz. Muhammed'in dünyaya teşrif ettiği aydır. Onu anlama ve kavrama önceliği, satırlardan değil, içerisine dahil olarak okumaya anlamaya tanımaya çalışmaktır. Hz. Muhammed'in doğumu hakkında bilgi edineceğimiz programa Selman Okumuş'un eşsiz sohbeti, kuran tilaveti, ilahi ve kaside icrasının ardından Mevlid-i Nebi ve Cuma Özel Duası ile programımız gerçekleşecektir. Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. 2001yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. 2005 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı, Yönetim ve Organizasyon (İng. Bilim Dalı'nda Öğrenen Organizasyonlar Case Study-Rover konulu tez çalışması ile yüksek lisans programını, 2007 yılında da Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Din Eğitimi Bilim Dalı'nda Kur'an'da Cennet Kavramı konulu tez çalışması ile ikinci yüksek lisans programını tamamlamıştır. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya ve İletişim Çalışmaları alanında doktora yapmaktadır. Anadolu Üniversitesi, A. Ö. F Adalet önlisans programına devam etmektedir. Selman Okumuş aynı zamanda Arapça, Osmanlıca ve İngilizce bilmektedir. Uluslararası Ezbere Kur'an-ı Kerim Okuma yarışmalarında Türkiye'yi, beş defa başarıyla temsil etmiştir. Dünya ezbere Kur'an okuma birinciliğinin yanısıra yarışmalarda jüri olarak görev almıştır. 2014 yılında ilim ile insanın buluşmasına vesile olmak için Kur'an-ı Kerim okumayı kolaylaştıran kitabı Elif-Bayı çıkartmıştır. Kitap Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça olmak üzere beş dilde;2019 yılında da Sesli Yasin kitabı ve Kur'an-ı Kerim mealini yayınlamıştır. Moral FM Kur'an Ailesi radyo programıyla küçükten büyüğe Kur'an sevdalılarıyla buluşmaktadır. Arapça eğitimi, Kur'an'a başlama ve Hafızlık dersleri, makam ve nefes eğitiminin yanı sıra, hafız öğrencileri Dünya Kur'an Okuma Yarışmalarında ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek üzere hazırlamaktadır. Hafızlara, Sultan Camilerinde imam ve hatip olabilmeleri için yeterli ehliyeti sağlamak amacıyla klasik ve çağdaş din eğitimini vermektedir."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/sevimli-canavarlar-cocuk-atolyesi-9043", "text": "Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bizimle iletişime geçebilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Canavarların gezegenine kısa bir yolculuk yapıyoruz. Canavarlar nasıl olur? Uzun- kısa, şişman zayıf, dişlek yada kel, bir sürü kuyruğu olan yada tek antenli? Hayalimizdeki canavarı ilk hafta keçeli kalemle tasarlıyoruz. İkinci hafta farklı bir canavar tasarımımızı renkli kağıtları keserek ve siyah kalemimizle çizerek hayal gücümüze göre oluşturuyoruz."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/yaratici-yazarlik-atolyesi-8407", "text": "Detaylı bilgi ve kayıt için egitim@artkolik. net veya 0530 366 33 83 nolu telefondan bize ulaşabilirsiniz. Online derslerimiz zoom üzerinden online olarak gerçekleştirilecektir, sistemi kullanmadan önce gereken bilgilendirme ve yardım Artkolik tarafından sağlanacaktır. Yazma, yaratma ve keşfetme üzerine samimi aynı zamanda ilham verici bir yaratıcı yazarlık atölyesi. Siz de kaleminizi motivasyonunuz hayallerinizi gerçek yapmak için bizimle iletişime geçin."} {"url": "https://www.artkolik.net/atolye-seminer/yeni-baslayanlar-icin-yoga-atolyesi-7091", "text": "Atölye minimum 6 kişi ile açılacaktır. Kayıt ve detaylı bilgi için egitim@artkolik. net veya 0212 257 10 00 'dan bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yeni başlayan için yoga atölyesi ile hem fiziksel hem de içsel dönüşümünüze başlayın. Yoga pratiğinizi kendi başınıza ve güvenle yapabilmenin yollarını keşfedin. . Bu atölye yogayla tanışmak isteyen veya yogaya yeni başlayanlar için tasarlanmıştır. Atölyede temel seviye yoga pozları ayrıntılı bir biçimde anlatılır, temel yoga akışlarının üzerinden geçilir. Mindfulness temelli yoga akışları sırasında, kişi bedeniyle bağ kurar. Bedendeki rahatlamayla birlikte zihnin rahatlamasına yardımcı olan nefes farkındalığı ve mindfulness çalışmaları tanıtılır. Nefes-beden ilişkisinin yeniden hatırlanması sağlanır. Bu atölyede, yoga ve meditasyon çalışmalarının amacına dair farkındalık kazandırılır. Bu çalışmalar, gündelik hayatta anın içinde farkındalıkla ve dikkatli bir bilinçle kalmayı destekleyecektir."} {"url": "https://www.artkolik.net/etkinlik/endustri-gunleri-visionist-5nci-yilinda-sektoru-bulusturuyor-15611", "text": "Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali kapsamında, 18-22 Kasım 2023 tarihleri arasında, endüstrideki gelişmelerin tanıtıldığı, tartışıldığı ve iletişim toplantılarının düzenlendiği VisionIST, 5'nci yılında Beyoğlu Metrohan'da gerçekleşecek. Bu sene VisionIST, sektörün önde gelen profesyonelleri ile sinemacıları atölye çalışmaları, ustalık sınıfları, paneller ve söyleşilerle bir araya getirecek ve sektör temsilcileri için özel bir platform sunacak. Emin Alper, Yolande Zaubermann ve Ayşenil Şamlıoğlu'nun Ustalık Sınıfları, Armağan Lale, Ali Vatansever, Anna Maria Aslanoğlu, İpek Erden, Beste Yamalıoğlu'nun yapımın farklı alanlarına dair gerçekleştireceği konuşmaları ve atölyeleri, Eniz Rıza Sakızlı ve Deniz Tortum ile belgesel sinema üzerine konuşmaları, Ceylan Özgün Özçelik ve Tunç Şahin'in yönetmenlik üzerine atölyesi, Yunus Ozan Korkut, Deniz Şaşmaz Oflaz, Berkay Ateş, Yamaç Okur, Erdem Şenocak gibi isimlerin ele alacağı analiz etkinlikleri, Julie Rousson ve Yorgos Zois ile Clermont Ferrand ve Drama Shorts gibi önemli festivallerin temsilcileri ile buluşma etkinlikleri ve daha fazlasıyla VisionIST, 5 gün boyunca konuklarını ağırlayacak. Toplamda 21 etkinliğin düzenleneceği ve 18 Kasım 2023 Cumartesi günü başlayacak programa katılım için, festivalin web sayfası olan icapff. com adresinden akreditasyon formunu doldurmak yeterli olacaktır."} {"url": "https://www.artkolik.net/genel/laliqueden-goz-alici-magritte-koleksiyonu-15620", "text": "Sanatçının doğumunun 125. yılı anısına, Maison Lalique, Miro Vakfı ile işbirliği yaparak onun eserleri ve mirası tarafından ilham alınan altı yeni parçayı tanıtıyor. Bu parçalar, bu yılın başlarında Burlington Arcade'de açılan dünyada bir ilk olan Lalique Sanat Galerisi'nde öne çıkıyor. Lalique, 1922 yılında Fransız mücevherci ve cam ustası Rene Lalique tarafından kuruldu. İki Rene'nin ömürleri boyunca hiç karşılaşmasalar da, ikisi de kendi yollarını çizen yenilikçi ve yaratıcı kişilikler olarak birçok ortak noktaya sahiptir. Yeni koleksiyon, Lalique'in 2011 yılında başkan ve CEO Silvio Denz tarafından kurulan özel Sanat Bölümü'nde önemli bir kilometre taşını temsil ediyor. Bu girişim, sanat, mimari ve tasarım alanlarında geçmiş ve şimdiye kadar gelmiş en büyük zekalarla işbirliği yapmayı amaçlıyor ve Damien Hirst, Arik Levy, Zaha Hadid ve Yves Klein gibi isimlerle yapılan eşsiz kristal koleksiyonlarına imza atmıştır. Belirtildiği gibi, koleksiyon, Magritte'nin vizyonunu Lalique'in zarif zanaatkarlığıyla birleştiren altı yeni kristal parçayı içeriyor. Bunlar arasında sanatçının eserinden hemen tanıdık temalar bulunmaktadır. Bunlar arasında en ikonik tablosunun kristal bir yorumu bulunmaktadır La Trahison des Images, üzerinde Ceci n'est pas une pipe yazan bir pipo resmeden tablo ve kristal bir şapka. Diğerleri, Magritte'in eserine daha derinlemesine bir bakış sunmaktadır. Le Bain de Cristal, bir minyatür zürafanın ortaya çıktığı çarpıcı bir kristal kadehtir ve bu, Magritte'in The Cut-Glass Bath adlı 1946 tarihli guaş tablosuna dayanmaktadır. Hırvat sarı mermer bir tabanın üzerinde oturan Le Bain de Cristal, büyük bir teknik zorluk oluşturdu ve kayıp balmumu tekniğini içerir, burada şeffaf elementler, saten yüzeylerle incelikli bir şekilde kontrastlanmıştır. Yeni koleksiyon hakkında Denz, Rene Magritte'in büyük bir sanatçısı olan çalışmalarına hak ettiği saygıyı kesinlikle gösteren ve sanatçı Rene Lalique'in büyüklüğüne imkan sağlayan sonuçlardan gurur duyuyorum. Aynı adı paylaşmanın ötesinde, ikisi de zamansız bir yetenekle ödüllendirildi şeklinde yorumda bulundu."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-cok-ayip-ettiler-7997", "text": "Uzun süredir bu Korona virüs nedeniyle belirli bir yaşın üzerindeki insanlarımıza gerçekten çok ayıp ettiler. Televizyon spikerlerinin ifadeleri, gazetelerdeki yazarların, çizerlerin, muhabirlerin ifadeleri, siyasetteki üstadı muazzamların ifadeleri gerçekten hazmedilemeyecek bir durumu çoktan aşmıştı zaten. Bu nereye varacaktır? Bundan böyle özellikle 65 yaşını geçmiş hanımefendilerin ve beyefendilerin, belli eğitim düzeyinin üzerindeki insanların olanları affetmeleri mümkün değildir. Ben şahsen 65 yaşın üstünde olan eğitimli, görgülü ve tecrübeli bir insan olarak özellikle siyasetçilerimizin yamaklarının ifadelerini, konuşmalarını hazmetme şansını çoktan bıraktım, hazmetmem mümkün değil. Yazık etiniz, yazık ettiniz. Bu sizin özellikle ifade etmeye çalışıp da bir türlü doğru dürüst ifade edemediğiniz, yaşlılara bir şey olmasın, onların sağlıkları için biz bu tedbirleri alıyoruz felsefesini artık bir kenara bırakın, bu doğru değil!! Siz dünya üzerindeki bu hadisenin insan öldürmelerde, insan süründürmelerde en başarılı olan ülkelerden bir tanesinin de bizim olduğumuzu ifade etmek gayretiyle bu 65 yaş ve üstündeki insanları feda ettiniz. Yalnız unutulan çok önemli bir şey var. Bugün mevcut televizyon yazarlarımızdan, sohbetleri idare edenlerden bir zat, '' kim sana söyledi seçim yapılmayacak'' diye, ''kim söyledi kim'' diyor. Ben kimin söylediğini merak etmiyorum. Seçim yapılmayacak diye bir hadisenin de olması mümkün değil. Seçim mutlaka yapılacak. Zamanı geldiği zaman her şey prosedürüne uygun bir şekilde mutlaka olacak. Ama 65 yaşın üzerindekiler yani bizler bu iktidara kırgınız kırgınız kırgınız. Bizi düzeltmeniz lazım, bizi onore etmeniz lazım ama onore ederken de geri zekalı muamelesi yapmamanız lazım. Tecrübe, yani 68 kuşağının tecrübesi Türkiye Cumhuriyeti'nde geçmişten bu yana yaşanan tecrübelerden, bilgilerden, uğraşlardan, yaşanmışlıklardan en üst seviyede olanıdır. Bunun da bilinmesi son derece enteresan ve son derece kabul edilebilir olmaktadır. Bakın Beyler, bir mesaj vereyim size. İkinci Dünya Savaşı'nda İngiltere Hitler'in karşısında bir ezilme hissettiği gün, 85 yaşındaki Churchill'i İngiltere Başbakanı olarak atamış ve Churchill sayesinde Amerikalılar da devreye sokularak savaş kazanılmış ve Hitler mevhumu yok olmuştur. Ne demek istediğimi biraz düşünün taşının, biraz da kaşının hayırlı günler."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-cok-ozel-hatiralar-8625", "text": "12 yaşında Ertuğrul Bey ile annemin evine taşındıktan sonra üvey babamın ortaya koyduğu ilk prensip motosikletimi satmam gerektiği oldu. Ertuğrul Bey, ''12 yaşında bir adam, bisiklete takma motorda olsa ona binemez, yanlıştır, satacaksın. '' dedi. Ve sattı. Parasını bankaya koymuş bunu sonra anladım. Faizini de gayet güzel bir şekilde yıllarca işlettirmiş. Ve bana daha sonraları zamanın çok değerli fiyakalı bir Fransız marka Auto Moto bisiklet aldı. Bendeniz motordan inip bisiklete binmeye başladım. Tabi bunun psikolojik olarak benim gibi bir çocuğu ne kadar üzdüğünü tahmin edersiniz. Derken okuduğum okul olan Alman Lisesi'nde babamın ölümünün ardından okul müdürü beni yanına çağırdı. Müdür Herr Einstock bana dedi ki '' Senin baban intihar etmiş. Gazetelerde bahsediyor. Ünlü ve önemli bir adammış. Ama bunu okuyan sınıf arkadaşların ve onların aileleri bu hadiseden rahatsız olurlar. Bu sebeple sana kim bakıyorsa seni buradan alsınlar.'' Dedi. Yani beni Alman Lisesi'ndeki diğer sınıf arkadaşlarıma layık görmemişler. Halamla konuştum. O zamanlar daha ziyade halam vasilik ederdi bana. Allah rahmet eylesin. Halam ve üvey babam birlikte beni Avusturya Lisesi'ne leyli olarak geçmemi sağladılar. Ve ben hayatımda ilk defa leyli olarak yanılmıyorsam işte 13-14 yaşlarında gitmeye başladım. Leyli olmayı da sanki evden kovulmuş gibi hissediyordum. O da beni ikinci üzen bir hadiseydi. Ayrıca babamın tek evladı olmanın getirdiği belki de bir avantajla ne para sıkıntısı ne pul sıkıntısı çektim. İşte bilindiği üzere 12 yaşında bisikletli motorum vardı. Her şeyi en üst seviyede yapmamı arzu ederdi babam küçük yaşlardan itibaren. Çok görgülü bir aileydik. Güzel günler geçtikten sonra 60 İhtilali rahmetli babamı hayattan aldı. Her neyse, çok kısa anlatıyorum yoksa kitap yazmak lazım bu iş için. Bendeniz Avusturya Lisesi'nde leyli olarak okurken her yaz mektebin tatil olduğu gün üvey babam beni kendisinin teması olan muhtelif meslekteki iş dünyasının değişik yerlerinde çalışmam kaydıyla işe verirdi. Bunların içinde en ilginci Sirkeci'de çok büyük bir yedek parça satan dükkanın sahibi olan Recai Erki Bey'in, o da Allah rahmet eylesin onun yanına verdiler. Recai Bey, gayet nazik çok beyefendi bir insandı. Bana da her zaman iyi davranırdı. Yanılmıyorsam haftada 5 Lira alıyordum. Recai Bey bir gün bana dedi ki ''Evladım, bak amcayla beraber gidin depoya oradan sana diferansiyel verecekler onu al da gel.'' Ben tabi bunu basit bir şey olduğunu düşünerek depoya gittim amcayla beraber. Amca orada benim sırtıma bir tane semer geçirdi. Hani eskiden hamalların sırtına yük taşımak için kullandıkları semerden. Onun da üstüne o diferansiyel dedikleri kocaman bir demir parçasından müteşekkir otomobilin arka tekerleklerine kumanda eden aleti koydu. Kaç kiloydu bilmiyorum ama çok ağırdı. Onu dükkana kadar taşıdım. Aşağı yukarı diyelim ki 1 km, perişan olmuştum. Böyle bir muhallebi çocuğu birden bire böyle işlere koyulunca çok ağırıma gitmişti. Ama sesimi çıkarmadım. Derken yaşımda ilerliyordu 15-16 yaşlarındaydım. Üvey babam dedi ki ''Artık zamanı geldi. Bankada motosikletinin parası birikti. Sana bir tane motosiklet alacağım bu artık senin hakkın'' dedi. Ve bana pedallı NSU marka küçük bir mobilet aldı. Ben o mobiletin önüne camlar taktım, siperlikler taktım. Allah'ım görseniz Galatasaraylı meşhur Allah rahmet eylesin Karıncaezmez Şevki vardı. Onun arabasını donattığı gibi aksesuarlarla donattım. Bir yerde park ettiğim zaman elime kalem alırdım, kalemin üstüne de kumaş sarardım elin girmediği yerleri temizlerdim. Öyle bir bakım içinde Sanki Rolls Royce almış gibi keyif aldım. Ve motorumla başladım işe gidip gelmeye. Okul zamanı okula motorla gitmiyordum çünkü leyli okuyordum. Her neyse bir yaz çalışma senelerimin sonuna doğru okulunda bitme zamanı yaklaşınca beni kendi fabrikasına kendisinin de genel müdür ve hissedar olduğu Atlı Zincir Sanayii'ne koydu. Orada terfi etmişim. Nasıl terfi etmişim? Ambar şefi olmuşum. O tarihlerde altıma bir tane üç tekerlekli Arçelik Triportörlerden çıkmıştı onlardan verdiler yani yağmurda çamurda kullanabileceğim, eve gidip gelebileceğim fakat şart akşam eve giderken arkama 2-3 zincir torbası koyarlardı. Sabahleyin erkenden gelirken hangi müşteri sipariş etmişse onun dükkanına uğrar ve o zincir torbalarını boşaltırdım. Böylece hem nakliye işini desteklerdim hem de kendi altımda hiç olmazsa yağmurda da üstü kapalı bir arabayla hareket ederdim. En çok o sabahları mal taşıdığım iş yeri de perşembe pazarında Rauf Osman Karadeniz şirketiydi. Rauf Osman Bey, bugün ünlü Osman ve Orhan Karadeniz kardeşlerin babalarıydı. Çok muhteşem bir adamdı. Şiir kitapları olan, son derece estetik işler yapan, varlıklı bir adamdı. O'na da rahmet eylesin Rabbim. Velhasıl ben mektebi de bitirdikten sonra orada şef olarak çalışmaya başladım. O dönemde başarılarım itibarıyla beni makine fabrikasının satış müdürü yaptılar. Ve çok gençtim. Bu arada askerliğimin de gelmiş olması dolayısıyla üvey babam beni ''Hadi bakalım askere gidiyorsun'' deyip hiçbir torpil yapmaksızın ki o tarihlerde yapsaydı bir iltimas kendisi İstanbul Sanayi Odası Başkanı ve çok ünlü bir sanayiciydi aynı zamanda yazardı yani beni istediği yere tahin ettirebilirdi. O zamanki Türkiye'de o işler işliyordu. Fakat en ufak bir torpil yapılmasına da mani olarak beni Beşiktaş Askerlik şubesi kanalıyla, Kıbrıs Birliği 'ne komando olarak önce Isparta Eğitim ve Komando Okulu'na gittim. Ne olduğumu anlamamıştım. Nereye gittiğimi de anlamamıştım. Ama çok büyük bir ıstırap içindeydim. Bütün bunları yaşayacağım hiçbir zaman aklıma gelmezdi. Komutanlar ''tırman bakalım şu dağa'' dedikleri zaman yani anlamıyordum ne dediklerini o kadar bu konulardan bir haberdim. Fakat İstanbul'da 5-6 yaşlarında ata binmeye başlamıştım Atlı Spor Kulübü'nde. Kulübün takımında ata binip kendimi yetiştirmeye çalışıp, konkurhipiklere girerdim. Ve orada sporu ve hareketleri çok başarılı bir şekilde yapmış bir evlat olarak birazcık o konuda tecrübem vardı. Dolayısıyla komando okulunu da bitirerek askerliğimin diğer bölümlerini de yapıp son döneme doğru Ankara'ya tahin edildim. Belki 3-5 ay belki 1 sene kalmıştı. Ondan evvelkini bahsetmek istemiyorum zor şartlarda geçti. Ankara'ya tahinden sonra beni Amerikan Askeri Yardım Kurumu'na beni koyuvermişler. O zaman orası CIA ile birlikte çalışan bir teşkilatmış. Orada muhafız takımında görev aldım. Ve muhteşem bir başarı zincirleri bırakarak arkamda komutanlarım askerlik bittikten sonra dahi beni bırakmak istemediler. Hepsine saygı, sevgi ve rahmetlerimi sunarım. En önemlisi üvey babam Ertuğrul Soysal'a bugün her an her gün her an her saat bir numarada annem, babam ve Ertuğrul babam olmak üzere dualarıma devam etmekteyim. Ve Ertuğrul babaya aşık bir evlat olarak da, bana yaşattığı bu zor zannettiğim aşamaları atlattığı, başarttığı için de ayrıca teşekkür ederim. Eğer bütün bunlar olmasaydı benim hayatımdaki büyük büyük büyük başarılarım, çok büyük tecrübe sahibi olduğum bilgilerin hiçbirine hiçbir zaman sahip olamayacaktım, çevremi bu kadar genişletemeyecektim. Ve en en en önemlisi bana ihanet eden, ahlaksızlık eden, şerefsizlik eden gazete sahibi patronlar ve zamanın koalisyon hükümetindeki siyasetin içindeki zatın mahvettiği düzenimi, kapattığı şirketlerimi, Akademi İstanbul'u, Türkiye'yi aşmış bir reklam ajansı olan CEN Ajans'ı hepsini kaybettirdikten sonra eğer ben sadece babamın oğlu olarak büyümüş olsaydım, bugün yoktum. Çekmiş tabancayı kendimi vurmuştum veyahut da asmıştım. Allah razı olsun ki Ertuğrul Soysal babam beni yaşattı. Bu yazıyı yazmak nereden aklınıza geldi diyeceksiniz. Oturmuş TRT müziği dinliyordum. Orada muhteşem bir orkestra fanteziler adı altında çıktı. Muhteşem bir müzik yaptılar üstelik Tango da çaldılar. Akordiyon vardı, bandoneon yoktu. Benim üvey babam çok muhteşem bir müzisyendi ve tango hastasıydı. Bir de özel olarak müziğe olan bilgim, tangoya olan bilgim, diğer müzik dallarına olan bilgim onun sayesinde artmış. Gerçek bir müzisyenle yaşadıktan sonra entelektüelliğimi de onun sayesinde kazanmıştım."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-iki-ayaklilar-yok-ettiler-7617", "text": "Sene 1970'in 1 Nisan. Türkiye'nin, özellikle sanat konusunda, kreatif hayal dünyasına ve pazarlamanın en büyük, en önemli parçası olan reklamcılığa bir ajans adımını atıyor, kuruluyor, bismillah diyor, başlıyor ve gitgide büyüyerek 2000 yılına kadar 28 şirket, 3000 çalışan, 800 milyon dolar ciro devlete 1970-2000 senesi arasında 3, 8 milyar dolar vergi ödeyecek hale geliyor. Ve 2000 yılında birdenbire şirketin başında tırnaklarıyla bugünlere getiren kişi yani ben ilginç bir rezillikle karşılaşıyorum. Zamanın İç İşleri Bakanı çıkmış diyor ki ''Eğer bu adam yakalanırsa Türkiye'de bankacılığını düğümü çözülür her şey ortaya çıkar'' gibi saçma sapan aslı olmayan laflar ediyor. Bahsettiği kişi benmişim. Ben de o zaman haberdar oluyorum. Ben hiçbir bankayla son 30 yıldır özellikle kredi alma verme açısından bir çalışma yapmadım. Bizim şirketlerimizin hiçbiri de yapmadı. Ben bankaların reklam kampanyalarını yöneten ve bunda da çok başarılı olan ajansın ve şirketin sahibiydim. Ben Akademi İstanbul'u kurup 15 yıl boyunca her sene 7-8 bin mezun veren grubun başkanıydım. Ben Türkiye'de ilk direkt pazarlama hizmetleri veren ve özellikle yaz aylarında plasiyerlerin çok olduğu dönemlerde 8-10 bin plasiyer çalıştıran İnterdirect şirketinin başkanıydım. Ben Türkiye'nin uzun uzun yıllar dünya ödüllerini kazanan matbaa ve baskı işleri yapan Stampa Matbaa & Pazarlama başkanıydım. Ben bunun gibi ihracat ithalat hizmetlerinde Türkiye'ye özelikle hizmet ve sanat dalında ihracat yapan ve bu dallarda Türkiye'ye çok büyük ödüller kazandırmış şirketlerin sahibiydim. Ve hiçbir bankayla ilgim olmamasına rağmen ilginç hadiselerle bankaların kilit noktasını bilen insan olarak deklare edilme yanlışlığı ve kötülüğüne mazhar oldum. Sonra öğrendim ki Türkiye'de ilk defa yine mahalli medya yani yerel medya dediğimiz aşağı yukarı bütün Türkiye'ye yayılmış yüzlerce televizyon kuruluşunu, yüzlerce gazeteyi ve yüzlerce radyoyu birleştirerek TRT mahalli medyalar veyahut yerel medyalar birliği ve bizim bir pazarlama şirketimizin ortaklığıyla bizim bu yerel kuruluşların hepsini batmaktan kurtararak faaliyet gösterir ve ekmek parası kazanır ve bulundukları çevreye de yararlı hale getiren bir projeyle adım atar. TRT bu işe ortak olarak arşivini bu kuruluşlara açtı. TRT'nin arşivi dünyadaki en güçlü televizyon arşivlerinden bir tanesidir. Bütün bu kuruluşlar TRT'nin arşivlerindeki eski kullanılmış yayınlardan yani tiyatrolar, filmler, şarkılar her ne varsa hepsinden istifade ederek yayın kalitelerini arttırır bir şekle gelirken bir taraftan da TRT'nin haber kuşaklarında haberlerini saat başı yayınlama hakkına da sahip olarak önce kendi yerel haberlerini vermek suretiyle ciddi bir seyirci kitlesine sahip oldukları içinde ciddi bir reklam potansiyeline sahip olacaklar ve yaşamları gittikçe daha düzgün bir seviyede Amerika ve İngiltere'de olduğu gibi bu mahalli televizyonların çok başarılı birer televizyon haline gelmesini sağlayacaktık."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-korozyon-8763", "text": "1990'ların sonu Galatasaray Kulübü Faruk Süren'i başkan seçiyor. Faruk Süren de Galatasaray Yönetim Kurulu üyeleri arasına beni de katıyor. Ve ben Galatasaray Yönetim Kulübünde Faruk Süren'in başkanlığında belli bir süre yönetim kurulu üyeliği yapıyorum. Sağlam bir Galatasaraylıyım. Galatasaray ile iftihar ettiğimiz dönemler. Ve gerçekten başarılı bir idareyle neticede Galatasaray biliyorsunuz dünya çapında müthiş bir şampiyonluk almıştı. Şimdi filmi biraz başa alacağım. Faruk Başkan bir gün bana ''İngiltere'de Manchester'a gideceğiz. Manchester Yönetim Kurulu üyeleriyle ciddi bir toplantımız var.'' demişti. Ve birlikte kendi uçağım ile İngiltere'ye gittik. Orada Manchester United Spor Kulübü üyeleriyle belli toplantılar yaptık. Toplantımızın ana konusu şuydu. Bizim meşhur Ali Sami Yen Stadyumu'nun bulunduğu yere Manchester United takımıyla birlikte ortak bir yeni stat ve spor tesisleri yapmak. Bunun içinde voleybol, basketbol, futbol ve tenis sahaları vardı. Yukarı doğru çıkacak garajlar, binalar, otel hizmeti verecek yerler ve rezidanslar yapmak konusunda görüşmelerimizi yaptık. Ciddi bir yere vardıktan sonra da Faruk Süren ile birlikte Türkiye'ye müteveccihen hareket ettik. Faruk Paris'te uçaktan indi çünkü ciddi bir toplantısı vardı. Ben İstanbul'a devam ettim. Bilahare de bahsettiğim muhteşem şampiyonluğu alarak Galatasaray, Şampiyonlar Şampiyonu unvanına hak kazandı, yıldızını taktı, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş rekabeti içinde müthiş bir başarıyla yürürken Alexgibi Hagi gibi muhteşem futbolcularla inanılmaz güzel maçlar, heyecan dolu hadiseler yaşadıktan sonra Faruk yönetimi bıraktı ardından Galatasaray tatlı bir inişle yavaş yavaş geri geri gitmeye başladı. Akabinde bu gidişat hızlandı. Malum stat operasyonları devreye girdi. Ali Sami Yen şu anda bir müteahhit tarafından apartmanlar, binalar yapılarak yani spor dışında ne varsa yapılarak mücehhez bir hale geldi. Galatasaray, şehrin dışına doğru stat yaptı. Orası da birçok sorunları olan bir stat oldu. Muazzam paralar içinde Galatasaray iyice kavruldu. Borçlar çıktı ay yuha. Neticede de Galatasaray Kulübü'nün bugün hakikaten acınacak bir takım haline geldiğini de üzülerek seyretmekteyim. Bunun devamında da şu değerlendirmeyi yapıyorum. Bu hafta Galatasaray'ın Ankaragücü ile oynadığı maçı seyrederken Sevgili Doktorum Sahir ÖKTEN ve Ünlü İşadamımız ZoltanBORONKAY ile beraber şu sohbeti yapıyorduk: Korozyon. Türkiye'de muhteşem bir korozyon başladı. Korozyonun özü nedir biliyor musunuz? Bir saç parçası alın ve onu kışın pencereden dışarıya koyun. Dışarıda 6 ay boyunca kalan saç parçasına baktığınız zaman paslanmış bir kağıt haline geldiğini göreceksiniz. İşte bu kişiliğini, şahsiyetini ve gücünün kaybetmiş olan saç parçasının işe yaramasının sıfır noktasına indiğini gösteren çok çok acı bir örnektir. Bugün değerli ve muhteşem ülkemize, Türkiye'mize, Atatürk'ün bize emanet ettiği Cumhuriyetimize baktığımız zaman inanılmaz bir korozyon içerisinde her konuda yani hatta bir örnek verdim bugün. Bu korozyon öyle bir şeydir ki şu anda kullandığımız yollar dahi bu korozyon tesiriyle daha süratli bozulmaya başlar dedim ve doğru söyledim. Bozulmaya başlayan o yolların yapımı da aynı şekilde son derece yavaş, ihmal edilmiş bir anlayış içerisinde gelişir ve korozyon iş dünyasına sirayet eder. İşadamlarının kalitesine baktığımız zaman, bütün vilayetlerimizdeki ticaret ve sanayi odalarımız, belediyelerimiz yani aklınıza neresi gelirse hepsinde büyük bir KOROZYONUN olduğunu açık ve net bir şekilde görmekteyiz. Bunun hiçbir işe yaramayacağını ve o istikbali görmek istemediğimiz için bugün bu konuda bazı değerlendirmeler yapıp büyüklerimizi uyarmakta da yarar görmekteyiz. Aynı şekilde bunu siyasette görmekteyiz, aynı şekilde ticarette görmekteyiz, aynı şekilde ülkemizin dünya üzerinde para değerleri nazarı itibara alındığı zaman ciddi kaybettiğini inanılmaz seviyede görmekteyiz, aynı şekilde komşularımızla olan ilişkilerimizde görmekteyiz artık görmek değil yaşamaktayız. Gün geçtikçe insanların kendilerine baktıkları kılık kıyafet, saç, tıraş dahil medeni görüntülerinden süratle uzaklaştıklarını ve özellikle genç ve orta yaşlı insanlarımızın gittikçe korkunç yüzlere buluşarak, inanılmaz icraatlar yaptıklarını görmekteyiz. Maalesef Türkiye'nin iş dünyasının da olağanüstü süratle geri geri gittiğini, mahdut sadece hükümetin teşvikiyle yürüyen bazı işadamlarının başarılı olduklarını, eski Türkiye'de imparatorlar olarak adlandırdığımız grupların, holdinglerin, işadamlarının isimlerini okumakta ve duymakta zorluk çektiğimizi açık ve net bir biçimde seyretmekteyiz. Bu göstermektedir ki biz tornistan yapmış bir haldeyiz şimdi. Galatasaray ile açtım lafı bir Galatasaraylı olduğum için. Düşünebiliyor musunuz yıllar yıllar evvel 1958'lerde İstanbul'da Menderes hükümetinin özellikle yollar konusunda belli çağdaş aşamalar gösterdiği o dönemlerde büyük bir inşaat furyasının özellikle İstanbul'da başladığı istimlaklerin yapıldığı dönemlerde Bebek'teki Galatasaray Kulübü de istimlak edilmişti ve orası muhteşem bir park haline getirilmişti. Ancak Galatasaraylılar ve Galatasaray'ı sevenler o günkü ilişki ve güçlerini kullanarak Galatasaray'ın daha sonra sahibi de olduğu Kuruçeşme'deki adayı olağanüstü gelişmiş tesislerle senelerce git gide daha iyi bir hale gelecek statü içerisinde götürürken, anlaşılmaz şekilde çağ dışı kişilerin attıkları adımlarla o adayı Galatarasay Kulübü neredeyse kaybetmiş durumdadır. BU bahsettiğim bir iki örnek fazla ileri gitmek istemiyorum. Bugünlerde hissettiğim bir HİS var o da şu; eğer fazla ileri gidip bir şeyi kritik etmek istersen ve bunu dozunda olması lazım gelen bir şekilde söylersen çok tehlikeli olur sizin için, yok olursunuz. Hele işadamı iseniz %100 yok olursunuz. Emekliyseniz, donunuzu bile verirsiniz BENİM GİBİ! Dipnot: Bugün bütün özel televizyonlarımız, gazetelerimiz, son 20 yılın en büyük kalite ve kantite düşüşünü yaşamaktadırlar. Bu hem okuyucu miktarının çok çok ciddi rakamlardan aşağı düşüşüyle ispatlanmaktadır hem de seyirci kalitesinin muazzam bir boyutta düşmüş olması yapılan araştırmaların sonucunda ortaya çıkmış olması sebebiyle görülmektedir. Bir ülkenin yayın organlarının kalitelerinin düşmesi o ülkede çok büyük bir KOROZYON olduğunu tasvip etmektedir. Bunu da bu yazımda söylemekle ülkeme çok büyük bir hizmet yaptığım kanaatindeyim."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-neden-neden-neden-8539", "text": "Daha sonra ülkeye Savarona geldi. Savarona, muhteşem bir tekne. Nasıl şık, nasıl güzel Yarabbi. Heybeli Ada'nın önünde, Deniz Harp Okulunun evreninde bulunduğu sırada bilinmediği söylenen fakat benim gibi denizciler ve komodorlar tarafından bildiği üzere Savarona orada yakıldı. Ne yazık ki bazı omuzu kalabalık yahut kolları kalabalık denizciler tarafından yakıldı. Yakıldı ve hedef önce içindeki bütün değerleri soyup yani çalıp ondan sonra gemiyi yakmaktı. Ki öyle de oldu. Ve halatıyla zinciri kesilerek tekne rüzgara bırakıldı. Zannedildi ki Marmara'nın esen rüzgarları onu alıp Heybeli Ada'nın dışında açık denize sürükleyecek ve orada muhteşem Savarona yanacak, paramparça olup batacak. Olmadı olmadı rüzgar öyle bir değişti ki Savarona geldi Deniz Harp Okulu'nun önüne yasladı. İtfaiyeler gelip söndürdüler ama teknenin özellikle içi bitmişti. Çekerek götürdüler askeriyenin Gölcük Tersanesi'ne. Orada ne yazık ki ölüme bıraktılar. Fakat ne oldu? Zamanın Başbakanı ve sonra Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal bu tekneye bir çare buldu. O sırada küçük bir ihaleyle hurda halindeki Savarona'yı tamir edip, toplayıp, yeniden hayata kazandırmak şartıyla Sadıkoğlu Ailesi'ne verdi. Sadıkoğlu Ailesi hakikatten Savarona'yı çok güzel bir şekilde restore etti. Teknenin makina sistemine kadar her şeyi değişti. Ve Savarona yeniden Monaco, Cannes, Nice sahillerine demir attı, Türk bayrağını dalgalandırdı. Bunu da hazmedemediler. Savarona'ya pislikler atıldı. Dendi ki içinde fuhuş yapılıyor. Dendi ki kötü insanlar geziyor kötü işler yapılıyor. Neticede Savarona tekrardan sahile çekildi. Bu sefer daha berbat işler yapıldı. Ne yapıldı? Dediler ki bu tekne sağlığı dolayısıyla açık denize çıkamaz. Bu sebeple de seyrüsefer izni verilmiyor, verilmeyecek. Hakikatten de verilemedi ve Savarona bahtına küsmüş bir şekilde bir süre Kuruçeşme'de bağlı kaldı. Sonra devletin hangi kurumunun yetkisindeyse oraya yanaşma izni de kaldırıldı. Ve Savarona hayatının son günlerini yaşarken devlet ona yeniden sahip çıktı. Turizm Bakanlığı Savarona'yı tekrardan kendi uhdesine alarak tekneyi kurtarma kararı aldı. Ancak çok büyük bir sorun vardı. Perçinli bir tekne olan Savarona, bu sebepten dolayı açık deniz ve uzak yolculuklara çıkamıyordu ve çıkması da yasaktı. Ancak duyduğum ve yaptığım araştırmalara göre Savarona'nın bu perçinlerini değiştirmek Almanya'daki Savarona'yı imal eden tersanenin teklifine göre yeniden bir Savarona yapmaktan daha pahalıya mal olacaktı. Savarona şuanda tahmine ediyorum ki Gölcük Tersanesi'nde bir rıhtıma çekilmiş bekliyor. Ne bekliyor orasını bilmiyorum orasını bilmiyorum ama çok hazin bir beklenti içerisinde olacağından da son derece endişem var. Çok zaman ayırdım Savarona'ya biliyorum. Ama ben bir denizciyim. Türk Denizcilik Cemiyeti'nin yıllarca Komodorluğu 'nu yapmış bir insanım. Deniz aşkına sahip bir insanım. Tekneye aşık bir insanım. O sebeple SAVARONA hakkında birazcık konuşmak istedim! Saraylarımız aynı şekilde inanılmaz tarihi eserlerle doluyken, devletin ve özel sektörün inşa ettiği yapılar, sanat eserlerini bilgisizce kullanma hastalığına kapıldılar. Yani sanat eseri mutlaka olsun ama ne olduğunu onu oraya koyan bilmesin mantığıyla çok acı bir dönem başladı ve o dönemde böyle sürüp gitmekte. Hayatımda artık kritik etmekten sıkıldım. Hiçbir şeyi kritik etmemeye karar verdim. Çünkü bizi ne dinleyen var, ne suratımıza bakan var, ne de bu adam ne diyor söylediklerine dikkat edelim diyen var. Hayırlısı olsun."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-ulkenin-adabi-8116", "text": "Pazartesi sabah buradaki gibi orada da iş günü. Frankfurt Almanya'nın en hareketli şehirlerinden biri olmasına rağmen sokağa bir çıktım a aa bir tane kamyon, otomobil, minibüs yok. İnanılmaz derecede her yerde vızır vızır bisikletler var. Halk kim olursa olsun hangi seviyede olursa olsun yani zengin fakir fark etmez bisikletine binmiş gidiyor. İnanamadım. Bulunduğum otelin önünde küçük bir tabure buldum, oturdum. Yarım saat bir saate yakın Alman halkını seyrettim. Ve bir tane bile otomobil geçmedi. Ben de Allah'tan ofisimiz yakındı ve yürüyerek ofise gittim. O günkü işlerime bakmaya başladım. Akşam haberlerinde Akaryakıt teşkilatlarının başkanı olan adam çıktı ve dedi ki ''Alman halkı bize büyük bir ders vermiştir. Benzin fiyatlarımızı yarın sabahtan itibaren şu seviyeye indiriyoruz. Alman Halkına bunu şanla şöhretle duyururuz.'' dedi. Bütün Alman Halkı ertesi günden itibaren yani kabul edilir nitelikteki yeni fiyat konduğu zaman tekrardan vasıtalarını kullanmaya başladılar. Ben de şehrin motorlu vasıtalar açısından normale dönmesini izledim ve gördüm. Burada şunu söylemek istiyorum. Toplum ne isterse ve nasıl isterse eğer ülke demokrasi ile yönetiliyorsa hükümete veya tasvip etmediği iş dünyasına da istediğini yaptırtır. Yeter ki toplumun birlik ve beraberliği olsun. Sokaklara çıkarak, camları, çerçeveleri indirerek, polis arabalarını devirerek, bir nevi nümayiş yapmanın hiçbir manası yoktur. Halk reaksiyon gösterdiği hadiseye sadece tavır alarak özellikle ülkeyi yönetenlere veya tasvip etmediği işletmelere istediği cevabı verir. Ekmek pahalıysa almasın ekmeği bakalım 3 gün halk. 3 günde ölmez insanlar. Fakat fırınlar 3 gün içerisinde ürettiklerini satamadıkları için fiyatlarını istedikleri seviyeye getireceklerdir. Aynı şekilde otomobilinden tutun aklınıza gelebilecek her türlü dayanıklı veya dayanıksız malların alışverişinde fiyatlar istediğiniz şekilde gitmediği takdirde toplum onu istediği seviyeye getirir. Zaten o sebeple Esnaf Odaları, Sanayi Odaları, Ticaret Odaları vardır. Onlar da görevlerini yaparlarsa o zaman çok açık ve net olarak ülkedeki insanlar istenilen seviyede yaşamaya başlar ve hayatlarını devam ettirirler. Bakın alınan tedbirler, alınan kararlar çok dikkatli alınması lazım. Eğitim, görgü ve tecrübesi olmayan zevat tarafından bir karar alınırsa bunun altından kalkmak mümkün değildir. Bakın çok önemli günler yaşıyoruz çok tehlikeli zamanlar içerisindeyiz. Korona tekrardan harekete geçer mi geçer. Neden geçer yine birlik ve beraberlik içinde hareket etmediğimiz için geçer. Bugün sokağa çıktığım anda gördüğüm ilk şey gençler birbiriyle itişip kakışırken hiçbiri maske takmıyor. Hatta çoğu elinde taşıyor bir kısmı da hiç takmıyor. Polisleri görüyor öyle takıyorlar. Geçenlerde bir arkadaşıma şahit olarak söylüyorum bunu. Gençlere müdahale etti ve genç dönüp ''Moruk, sanane! Sen bana böyle nasıl hitap ediyorsan sen git evinden çıkma dışarı moruk'' dedi. O gencin arkadaşıma moruk diyerek saldırmasının sebebi hükümetin 65 yaş üstü evde otursun, dışarı çıkmasın, hastalık kapmasın gibi küçük düşürücü tavırlarının sebebinden dolayıdır. Bu yüzden de 65 yaş üstü, gençlerin ve halkın gözünde küçük düşmüş durumdadır. Bunu da nasıl yapıp yapmalı ve 65 yaş üstü insanları devletimiz onore etmelidir."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecili-vietnam-tarihini-inceliyordum-9016", "text": "HO-Chi, Vietnam'ın Atatürk'ü. Son derece ilginç bir hayatı var. Önce şunu söylemeliyim Vietnam bugün nerelerde biliyor musunuz? Senede planlanmış büyüme hızı 6,5 gibi ortaya konulmuş. Onu ne aşağıya çekiyorlar ne yukarıya itiyorlar ne de bazıları gibi palavra atıyorlar, gerçek rakam 6,5. Ve Vietnam son derece kötü bir halde Amerikalılarla yaptığı savaşı bitirdikten sonra yine son derece akıllıca hareketlerle Almanya gibi, Japonya gibi süratle büyüme göstermiş. Artık Vietnam'da yok yok. Şehirleri son derece derli toplu. Halk kendini gittikçe ülkesine vermesinin yanı sıra mali değerlerini ve imkanlarını da yükseltmeye başlamış. Ve Vietnam uçuyor beyler uçuyor. HO-Chi, Vietnam'ın Atatürk'ü son derece sükunet içinde bir hayatı seviyor. Günlük mesaisini hükümet konağında geçirdikten sonra akşam gerçekten çok mütevazı evine dönüyor ve ev yaşamını devam ettiriyor. Lüksten, çılgınlıklardan, halk sıkıntıdayken o sadabadda yaşamaktan katiyen zevk almıyor ve böyle bir şey de asla yapmıyor. Onun için halkın kendisine Vietnam'ı kurtaran kişi olarak bakmasının yanı sıra muhteşem bir sempatisi de var çünkü o halktan biri. Mesela onu kandıracak insanlar yok. Onun çevresinde biz de olan ulemalar gibi kimseler de yok o bizim gibi ülkelere mahsus. Diyeceksiniz ki Araplar ne yapıyor? Evet, Araplar ulemalarının tavsiyelerine uyarak ülkelerini idare ettirmeye çalışıyor ama onlar zengin kardeşim. Araplarda para çok, petrol var, gaz var, her şey var. Allah onlara toprağın altında müthiş bir güç vermiş. Onlar da bu gücü aldıktan sonra kapıp, koyuvermişler. Arapları örnek olarak alan ve onların örnekliği ile övünen hiçbir ülke başarıya ulaşamaz. Ta ki Araplar gibi petrolleri gani, paraları gırla olmasın. Vietnam'ı örnek olarak veriyorum, çünkü çok etkilendim. Uzun zamandır bu tür ülkelerin gelişmeleriyle, idari tarzlarıyla ilgili olarak ciddi araştırmalar yapıyorum. Ve görüyorum ki çalışan, gerçekten mütevazı olan, hırsı olmayan kurumların, şahısların hem ülkeleri hem kendileri adına son derece müreffeh bir yola gittiklerini görüyorum. Birden şuanda aklıma geldi bu mütevazılık içerisinde, akıllı tutumluluk içerisinde, parasını akıllıca harcamayı uygulayan kişiler arasında ülkemizde de çok değer verdiğimiz birisi var en azından benim değer verdiğim birisi var Vehbi Koç. Vehbi Koç ile yakın iş ilişkimiz, iş ilişkimizin yanı sıra baba evlat ilişkimiz oldu çünkü babamın arkadaşıydı. Ankara Etlik'teki çiftliklerde babamla yakın oturmuşlar. Fakat iyi dostmuşlar. Hatta hiç unutmam Vehbi Bey bana bir gün ''Baban çok sık davetler verirdi.'' dedi. O davetlerden bir tanesinde bir baktım sonradan öğrendiğim kadarıyla davetin yapıldığı statü; açık büfeymiş. Upuzun bir masada sıcak soğuk her şey var kuş sütü eksik değil. O masaya gidiyorsun tabağını eline alıyorsun istediğinden istediğin kadar alıp yiyorsun. Yiyorsun da o misafirler diyelim 30 kişi, 50 kişi ama büfede var 100 kişilik yemek. Sonra ne oluyor? O yemekler toplanıyor ya bir yere gönderiliyor ya da maalesef atılıyor. Vehbi Bey, katiyen bu işi tasvip etmemiş. O gün eve geldiğim zaman çağırdım adamlarımı ve şu talimatı verdim adamlarıma dedi. ''Misafir geldiği zaman sofranın ortasına kayık tabakla yemek getirmeyeceksiniz. Yemekler içeride duracak. Herkesin tabağının içine yiyeceği kadar yemek koyup, getirip önüne koyacaksınız. Yedikten sonra ikinciyi isterse mutfakta var ise getireceksiniz yoksa da maalesef kalmadı efendim size başka bir şey takdim edebiliriz deyip işi geçiştireceksiniz.'' öyle har vurup harman savurmayı hiç sevmem demişti bana. Vehbi Bey ile aşağı yukarı 35-40 sene iş ilişkimiz oldu. Onun hizmetlerinde bulunan benim şirketlerim son derece büyük bir disipline sahip olmuştu. Yani şunu söylemek istiyorum Vehbi Koç bana, bayilerine büyük katkı sağladı. Kendi kuruluşlarındaki disiplin itibarıyla muhteşem bir ülke adamıydı. Memleketini severdi ve göründüğü üzere Türkiye'de geçmişten bu yana büyüyen işadamlarından kalmışsa biri bunlardan biri Vehbi Koç'tur. Müesseseleri hala devam etmektedir ve gittikçe büyümektedir. Eğer benim başıma gelen gibi bir rezillik başına getirmeyeceklerse hükümetler Koç Grubu daha nice yıllar başarıyla yürüyecek kuruluş olarak, ülkeye çok şeyler kazandıracaktır. Evet, bu ara Vehbi Koç'tan da bahsettim. Çünkü o okuduğum büyük devlet adamlarına örnek olacak bir hayat standardı uygulamış ve adeta bugün Koç Grubu -Vehbi Bey'in son sağlığında da öyleydi- devlet kadar büyük ve devlet gibi işletilen bir kuruldur. Bununla da iftihar etmeliyiz. Ben hep bakıyorum hükümetlere, devletlere, idarelere son yıllarda bazı sapıklar geldi ülkelerin idarelerine. Bunlardan bir tanesi de Amerika'daydı bilindiği üzere. Amerika son başkanını kaliteli bir standartla yolcu etmeyecek ve o heyecanlar içerisinde bir daha gelmeyi düşünen Trump, bir daha da Amerika'nın başına gelemeyecek. Çünkü görüldüğü üzere görgüsüz, doğru dürüst eğitimi, alt yapısı, tecrübesi olmayan insanların böyle büyük devletlerde başkan gibi sıfatlarla iktidara gelip, oturup, ülkeyi mahvetmelerine artık en azından gençler müsaade etmeyecekler. Nitekim Amerika'da %70 gibi bir oy sahibiyken bugünkü Trump'ın durumunu görüyorsunuz. Hep söylediğim bir şey var iktidarlar, fırsat bularak iktidara gelmişlerdir. Yani bir şekilde kendilerini, başarılarını ispat ederek iktidara gelmiş değillerdir. İktidara onlardan evvelki partilerin başarısızlıklarından istifade ederek gelmişlerdir. Büyük ümitlerle vatandaşlardan oy almışlar ve bir gün gelmiş onlar da başarısız oldukları için iktidarı başkaları devralmışlardır. Ya da Türkiye'de yaşadığımız gibi arada darbeler olarak gerçekleşen tatsızlıklar, Türkiye'de darbeler sonrası yeni iktidarlar başa gelmişlerdir. Onlar da başa geldikleri itibarı halkın onlara karşı güvenleri yitirildikten sonra kaybetmişler ve başa yeni iktidarlar gelmiştir. Bu olay bana Amerika'daki bazı büyük dev kuruluşların yönetilmesiyle ilgili hatıralarımı canlandırdı. Mesela Amerika'nın en büyük otomobil devlerinden olan Chrysler, iflas etmek üzereyken onun başına devletin teşvikiyle ünlü yönetici Aya Koka getirilmişti. Ve Chrysler'ı kurtarması için ondan medet umulmuştu. Hani bir tarihte de Türkiye'de Mr. Derviş getirilmişti aynı onun gibi. Lee Lacocca muazzam sistemler getirip, oturtmuştu fakat o kadar ağır yara ve darbeler vardı ki maalesef Lee Lacocca'ya rağmen Chrysler ayakta duramadı. Ve firma başka şirketler tarafından satın alındı ve bir bölümü de kapatıldı gitti. Mesela Desoto marka, Plymouth marka otomobiller bunların içindeydi bir tek Chrysler'ın kendisi ve Dodge markalar kaldı. Aynı şekilde çok kısa bir zaman içerisinde Derviş Bey de Türkiye'ye getirildi. Koalisyon hükümetinin o zamanki başbakanı Sayın Ecevit, çok rahatsızdı, hastaydı, gücünü ortaya koyamıyordu, o kişiye büyük yetki verdi ve bir sürü sistemler geliştirdiler. Fakat o sistemlerin altında yatan Türkiye'nin borç almasıydı. Yani IMF'e doğru önüne eğilmesiydi. Tabi dışarıdan böyle borç gelince Türkiye, kendilerini kaldıracak gibiyken iktidara bugünkü hükümetimiz geldiler. Ve bugünkü hükümetimiz, o dönemki son çareyle yapılan dopingin hızından istifade ederek, kendilerinin inançlı ve güzel başlayan yönetimleriyle Türkiye'yi güzel bir boyutta uçurmaya başlamışlardı. Sonra ne oldu burada yorum yok. Sayın Cumhurbaşkanımızın çalışan gazetecilerin günü olmasından dolayı bugün bir şey ifade ettiler o da ilginç diyor ki ''Basın özgürlüğü demokrasimizin en önemli parçası olarak medya ve basın özgürdür, özgür olmaya devam edecektir. Bu demokrasi için önemli olan tavır ve icraattır'' diyorlar. Ben de Instagram'da küçük bir not yazdım. Herhalde bugünkü Türkiye'deki basın mensuplarının, gazetecilerin özgürlük dozları hakkında Sayın Cumhurbaşkanı'na etrafındaki danışanları, ulemaları doğru bilgi vermiyorlar dedim. Evet, karmakarışık bir yazı yazdık. Bu yazı belki size, evde oturma azabınız sonrasında birazcık kafanızı değişik pozisyona getirmenize, farklı düşünmenize, birazcık da bizim ''brainwashing'' yani beyni yıkama dediğimiz konularda yararlı olur."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecilidoktorluk-bir-sanattir-8375", "text": "Bana tuhaf tuhaf bakanlar oluyor. Doktorluk ve sanatın ne alakası var diye. Doktorluk hele ki cerrah olmak gerçekten bir sanattır. Durağan bir maddeyi üzerinde oynayarak resim yapabilirsiniz, heykel yapabilirsiniz, türlü şekiller vererek muhtelif objeler haline getirebilirsiniz. Ama hiçbir zaman Rabbin ustaca yarattığı bir canlı vücudun bakımını, değişimini yapamazsınız. Bunu ancak ihtisaslaşmış genel cerrahlar yapabilir. Şimdi size ispat edilmiş bir olaydan bahsetmek istiyorum. Ben uzun yıllardır şartlar öyle elverdiği için Marmaris'te yaşıyorum. 30 yıl evvel o zaman ki imkanlarımla yaptığım şükürler olsun ki yaptığım evimde yaşıyorum. Sağlık itibarıyla bu Marmaris'te devamlı kalma kararı verdiğim sırada sağlığım gayet bozuktu. Ağır bir şeker hastasıydım. Belim yediğim bir dipçikten sonra adeta kırılmış haldeydi. Beyin kanaması geçirdiğimi söylemişti İstanbul'daki muhteşem doktorum Cengiz Aslan kardeşim. Bütün bu yaralar berelerle birlikte Marmaris'e taşındığımda kendimi Ahu Hastanesi'ne teslim ettim. Ahu Hastanesi'nin bugünkü sahibi ve Başhekimi Genel Cerrah Sahir Ökten, benim aşağı yukarı 30 yıllık kardeşim, dostum, arkadaşım. Marmaris'e sadece hafta sonları veya tatillerde geldiğim eski yıllarda da Ahu Hastanesi'ne başvurur, tahlil yaptırır, Sahir'in görüşüne başvurur ve onun bakımından istifade ederdim. Ancak son dönemlerde artık 70 yaşını tamamlamış bir zat olarak kendimi ona tamamen teslim ettim. Bu teslim ettiğim dönemde yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum. Belki sağlık açısından insanlara yararım olur. Bizim insanımızın anlayamadığım sebeplerden dolayı tecrübeli ustaların, yıllar içerisinde çok şeyler yaşamış üstatların tavsiye ve tedbirlerine kulak asmadığı, söylenen yararlı sözleri pek dinlenmediği kanaatindeyim. Ben bu hastaneye gelip de kendimi bu arızalarımla teslim ettiğim zaman Dr. Sahir arkadaşlarıyla konsültasyonlar yapıp bana birçok şey tavsiye etti. Ben de bunların hepsini kelimesi kelimesine uygulamaya çalıştım. Zaten hayatımın son derece sakin ve huzur içerisinde geçmesini temenni ettiğim için bu tavsiyeleri uygulayamayacağımı düşünmüyordum. Nitekim de öyle oldu ve uyguladım. Birincisi yaşıma bakmaksızın sıkı bir spor yapmamı, hareket etmemi, günde en azından birkaç saat hareketli bir zaman geçirmemi, onun dışında yemeklerime dikkat ederken verdikleri birçok ilacın zaman içerisinde ihmal edilmeksizin alınması gerektiğini de söylemişlerdi ve ben de uygulamıştım. Bakın bugünkü durumumdan bahsediyorum size. Aradan geçti zamanlar geçti ve son bakım dönemimden bugüne evimdeki arkadaşlarımın da bana gösterdikleri ciddi bakım hareketleriyle şöyle bir statü oluştu. Şükür ALLAHIM'A çok şükür, hamdolsun belimdeki sıkıntıları neredeyse başka zamanlara bıraktım. Şekerim neredeyse bitti. Kocaman bir şoktan mütevellit şeker hastası olup ve İstanbul'daki profesör doktorlarımın beni acilen insüline başlattıkları dönemleri bitirdik. Böylece de aşağı yukarı 130 kg. gibi bir ağırlıktan 95 kg'a düştüm. Ve herkese tavsiye ediyorum. Doktorlarınızın sözünü dinleyin. Eğer Marmaris'te yaşıyorsanız DR. Sahir'in kapısını mutlaka çalın. İlginç bir mevzuya değinmeden bu yazıma sebebiyet teşkil eden bir husustan da okuyucularıma bahsetmek istiyorum. Bu bahsettiğim hastanede, bu bahsettiğim hastanenin baştabibi ve sahibi olan arkadaşım bir arkadaşımla yakında ilgilendi. Arkadaşıma İstanbul'da çok çok çok ünlü bir hastanede yaptırdığı muhtelif tetkikler neticesinde 'Kansersin' deniliyor. O arkadaşım Marmaris'e gelip benim de tavsiyemle kendisini Ahu Hastanesi'ne atıyor. Arkadaşıma İstanbul'da ''Acilen senin ameliyat olman lazım'' diyen doktorların aksine burada 'Ameliyat olmayacaksın' deniyor. Doktorlar, şimdi seni Dr. Sualp'e teslim edeceğiz, o bir ilaç tedavisi uygulayacak dedikten sonra bu arkadaşım ilaçlarını düzenli olarak kullanarak kanseri yok ediyor. Şuanda da Allah ziyade etsin varlığı yerinde olduğu için kendisi teknesiyle keyif yapıyor. Türkiye'nin en güzel koyu Hisarönü Körfezi'nde. Gelelim ikinci bir arkadaşıma. O daha ilginç. Ona yine İstanbul'da muhteşem bir hastane ''senin hiçbir şeyin yok kardeşim'' demiş. Buraya geldiğinde şikayetlerini yeniden bizim arkadaşlara dile getirdiği zaman yapılan tahliller neticesinde kendisine maalesef kanser teşhisi konuluyor. Bu kanser gerçekleşerek bu arkadaşımızı bir hayli sıkıntıya sokuyor. Sonra yine aynı tedavi şekliyle arkadaşımız bu kanseri yenip, toprağa gömdü. Bugün ise krallar gibi yaşamına devam etmekte. Dördüncüsü yine çok sevdiğimiz bir kardeşimiz. Verilen tedavileri katiyen uygulamaması sonucunda o da kendisini sonunda İstanbul'a gönderdi. Orada büyük ameliyatlar, operasyonlar yaptılar. Ve sonucunda kardeşimizi kaybettik. Şunun için size bunu söylüyorum. Doktor, büyük sanatkar, heykeltıraş.. İşte bu sebeple bu itibarı, bu değerli kelimeleri doktorlar için de kullanmak istiyorum. Onlar birer çok büyük sanatkarlardır. Kimi heykeli iyi yapar kimi kötü yapar. Temennim kimse kötü yapanların eline düşmesin. Saygı ve sevgilerimle iyi haftalar dilerim."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-keciliesek-hosaftan-ne-anlar-8248", "text": "Hafta sonu itibarıyla Sevgili Dostum Süleyman'ın lütfedip, davet etmesiyle muhteşem katamaranında kısa bir seyir sonrası Doktor Sahir ve Zoltan ile Hisarönü Körfezi'nde güzel bir koya demir attık. Allah'ım Allah'ım Allah'ım inanılır gibi değil. Bizden 1-2 saat sonra hava kararmadan etrafımızda birer metre arayla yüzlerce demeyeceğim artık binlerce tekne ağırlığı apartman türü kat be kat olan kocaman kocaman boyları olan tekneler yani şimdiki sosyete ismiyle motor yat dedikleri türden teknelerle doldu doldu taştı. Hepsi buldukları daracık yerlere dahi hiçbir nezaket görüntüsü olmaksızın kıçlarından ittire kaktıra sanki teknelerini marinaya bağlar gibi adanın kenarında taşlara, ağaçlara ne buldularsa oraya bağladılar. Ve ilk yaptıkları iş her birinin değişik anlayıştaki müzikleri çalmalarıyla bir curcuna yerine döndü. Ben tam 52 yıldır minikten başlayan bir tekne sahibiyim. Son 10 yılımı maalesef beni yok etmeye çalışan iblisler nedeniyle teknesiz geçirmekteyim. Ve böyle dost teknelerinin davetlerine de genelde itibar etmiyorum. Fakat Süleyman çok yakın dostum, onun teknesinde her zaman rahat edeceğimi bileceğim için bir denize çıkalım mantığıyla rahat ettim. Fakat emin olunuz bu pandemi3den dolayı kötü dedikleri ekonominin sıkıntıları içerisinde aklımın almayacağı bir zenginlik listesi dökümü karşıma çıkınca da şaşırdım çok şaşırdım. Ne yazık ki bu tekneler geçtiğimiz yıllarda da mutlaka vardı. Hani hükümeti beğenmeyip ''Efendim, ekonomi kötü gidiyor. Efendim, bu gelecek seneye dayanmaz. Efendim, iş yapamıyoruz'' diyen zevatlar bu kadar büyük bir zenginlik içerisinde yaşaması dünyanın hangi ülkesinde yaşayan insanlara veya iş insanlarına kısmet olmuştur ben onu bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ekonomi gerçekten sıkıntılı bir dönem yaşıyor, hastalık dolayısıyla turizm yerlerde sürünüyor. Ancak bizim yerli turistlerin muhteşem tekneleri kocaman Hisarönü Körfezi'ni baştan sona kadar tıka basa doldurup anladığım kadarıyla dabu güzel körfezi de mahvediyor. Şimdi değineceğim husus Yunanlılar kapılarını Türklere açmadılar bu yıl. Yunan Adaları hala kapalı ve ne zaman açacakları da belli değil. Eğer açarlarsa bu teknelerin büyük bir kısmı oralara gidip keyif çatarak, oralarda para saçıp sonra buralara ya dönecekler ya teknelerini oralarda bırakıp oralara para kazandırtmaya devam edecekler. Bunu benim aklım almıyor. Yapılacak iş hep söylediğim gibi bu apartman boyutlu teknelerle ortalık fink atan zevatlar eğer kendilerini saygın, itibarlı, görgülü, efendi sayıyorlarsa paralarını güzel yelken teknelerine yatırsınlar. O tekneleri de tercihen Türkiye'de yaptırsınlar. Çünkü Türkiye artık tekne yapımı konusunda gerçekten dünya standartlarında başta güreşiyor. Ama hala görüyorum ki hükümet, her türlü müsait imkanları getirmiş olsa dahi Türk Bayrağı hususunda binlerce tekne sahibi Amerikan Bayrağı, İngiliz Bayrağı ve hatta benim anlamadığım ülkelerin bayraklarıyla sularımızda Türk teknesi olarak dolaşıyorlar. Tabi bu arada güldüğüm hususlarda oluyor. Mesela teknenin adı she yani kadın tercihli olması gerekiyorken gidip teknenin adını Burak koyuyor, bayrağı İngiliz veya Amerikan, bağlı bulunduğu liman İngiliz Limanı veya Amerikan Limanı e şimdi oldu mu? Bana göre olmadı! Bütün dünya kendi turizmini Türkiye'yi açık tutup Türkiye'nin turizmine kapalı tutarken siz gidip oralardaparalar basın. Ama şunu da söylemek istiyorum belki de yanlış düşünüyorum. Bugün İngiltere'de ev veya apartman alan değil sokak alan iş adamları, müteahhitlerimiz var sokak alan sokak. Londra'nın göbeğinde sokakta kaç yüz tane ev veya apartman var bilmiyorum. Oralara para yatırıp, Amerika'da büyük inşaatlar, dev gökdelenlere paralar yatıran ve bu paraları A'sından Z'sine kadar Türkiye'de kazanan müteahhitlerimiz var. Hele hele bir de Müslümanız hükümete büyük sevgimiz saygımız var deyip konuşmalarının yarısını Arapça yarısını o Arapça'yı güya Türkçe'ye tercüme ediyormuşuz gibi ifadelerle bize sunup, insanlığı, Allah'ı, çevreyi, inancı ve namusu anlatan muhteşem şerefsizler var. Ve bunlar inanılır adet miktarda değil. Onların da Amerika'da evlatlarını okuttuklarını ve oraya büyük paralar transfer ettiklerini bunun yanı sıra da Amerika'ya büyük yatırımlar yaptıklarını görüp duymaktan öte biliyorum. Çok yazık çok yazık çok yazık. İnançlı olmak inançlı gözükmekle olmaz. İnançlı olmak gerçek inançla oluşur. Onun da sadece Kur'an-ı Kerim'i yani büyük kitabımızı okumanın dışında iyi bilmesinin ve dini meselelere gerçekten doğru biçimde okuyarak, bilerek yaklaşmasının neticesinde inanç doğar. Sadece inançla, ben bunları biliyorum diyerek karşımıza geçip, Arabistan'daokumuş bilgilerle Arapça konuşarak, o Arapça'yı tercüme ediyormuş gibi gözüküp başka başka şeyler söyleyerek ondan sonra da etrafında kazandıkları haram paraları ne yazık ki ne idüğü belirsiz kadınlara harcayıp onları kontrol altında tutma gayretinde bulunan erkekler, değerli hanımefendilerini boşayıp defalarca o kadınlarla ilişki kurmuş olan insanlara da hiç saygı göstermeden yaşıyorlar. Çok acı çok! Söyleyecek bir şeyim yok."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-kecilikabadayilari-iyi-tanirim-8874", "text": "Uzun yıllar iş hayatının zirvesinde bulunmuş bir işadamı olarak ne ilginçtir ki bir tarihlerde Türkiye'yi kontrol eden, söyledikleri uygulanan, istedikleri yapılan kabadayıların neredeyse tümünü iyi tanırım. Bugün düşünüp taşınırken, televizyonda bir büyüğümüz konuşuyordu ona denk geldim mesajlarının içeriği, tavrı, hareketleri birdenbire bana kabadayıları hatırlattı. Saygı duyarım hepsine çok iyileri, çok büyükleri, çok değerlileri, dostum, arkadaşım olanları vardı ne yazık ki onlar dünyaya veda ettiler. Bir gün ofisimde otururken birdenbire kapı açıldı ve içeri az saçı olan, ufak tefek, kolları açık değişik bir yürüyüş tarzı olan bir adam içeri girdi ve tam karşımdaki koltuğa oturdu. Tabancasını çıkardı masamın üzerine koydu ''Bak arkadaş ben Dündar Kılıç dedi. Sen benim reklam ajansım olduğunu biliyor musun?'' dedi. ''Biliyorum'' dedim. ''O zaman bu işlerde haddini bileceksin. Öyle her müşteriyi alamazsın. Alırsan bunları edepli bir şekilde benim ajansıma devredersin. Bunların başında Vakko geliyor sonra Banker Kastelli geliyor ki o benim hemşerim sen nasıl onların işini yaparsın yahu, sen bizim arkadaşlarımızın, çalışanlarımızın ekmeklerine mani oluyorsun.'' dedi. Baktım ki iş tatsız bir hal alıyor ne yapacağımı düşünürken o tarihteki benim akıllı sekreterim, çok yakın kadim dostum olan saygı duyduğum ve beyefendi bir insan olduğuna gönülden inandığım meşhur İdris Özbir lakabı Kürt İdris'e telefon ediyor dışarıdan. Diyor ki '' İdris Bey, Dündar Kılıç şirkete geldi Nail Bey'i içeride rehin aldı. Dışarıda da aşağı yukarı 100 tane adamı şirketin etrafını çevirdi. Kardeşim diyor ki ''Aman idare etsin, geliyorum.'' Geliyorum deyişi bir enteresan. Anında ofisinden fırlıyor, atlıyor arabasına ve geliyor. Biz burada Dündar Kılıç ile sohbet mi ediyoruz, tartışıyor muyuz, rehin alınmak böyle bir şey mi ben bunların hepsini birden yaşıyorum derken benim Taksim yokuşundaki ofisim olan Doktor Tevfik Remzi Kazancıgil Köşkü hakikaten tarafımızdan restore edilmiş çok şık ve tarihi bir binaydı. Yüksek tavanları ve upuzun kapısı vardı. Benim odamın kapısı da güüüm diye açılıyordu. İdris Ağa, uzun boylu, göğsü ileride, bronz renkli ve masmavi gözlü, kadife gibi kırçıllı beyazlı siyahlı enteresan saçları olan daima takım elbise giyip fakat kravat takmayan, efe yürüyüşlü bir dostumdu. Kendisi kapıdan içeri giriyor ve Dündar Kılıç'a ''Ooo hoş gelmişsin Dündar bizim mekana'' diyor. Bizim mekana lafı her şeyi bitiyor. Dündar Kılıç hemen ayağa kalkmış, tabancasını nereye koymuşsa koymuş ve bana döndü '' Yahu gardeşim ağanın burayla ilişkisi olduğunu niye söylemiyorsun'' dedi. Bir çıkışıyor şöyle önce, ben de tabi İdris Ağanın içeri girişinden büyük cesaret alarak ''Ne diyorsun sen Dündar Ağa Dünya biliyor benim İdris Ağa ile yakın olduğumu bir tek sen mi bilmiyorsun'' dedim. Her neyse biz başlıyoruz, o iş bitiyor, tabancalar kalkıyor ortadan sohbet sohbet sohbet derken Dündar Kılıç diyor ki bana'' Ağa mademki İdris Ağa var mademki ben varım mademki senin gibi bu işi bilen adam var gel biz bir şirket kuralım ve Türkiye'deki bütün reklamları alalım.'' Eyvah ne diyeceğim ben şimdi. Ben de ''Dündar Ağa memnuniyetle yapalım bunu ama bizim meslekte bir racon vardır biz aynı meslek kuruluşundan iki şirketin reklamını yapamayız. Ona bu rekabet anlayışı mani olur. Bir reklam şirketi ancak o meslek dalındaki tek firmanın reklamını yapabilir.'' dedim. Yahu olur mu öyle şey bizim ağalığımız var biz bastırırız alırız hepsini'' dedi. ''Ayrıca da bu işi çok karlı bir iş olarak zannetmeyin, öyle 2-3 kişiyi falan doyuracak bir iş değil bu iş çok özelliği olan bir iş '' derken ben bunları vazgeçirdim. Benim şirketimin adı CEN Ajans, Dündar Kılıç ise reklam şirketini kurdu ve adını CEM Reklam yaptı. Benzer mi olsun istedi bir akrabasının torunun adını mı koydu bilmiyorum ama öyle bir şey yaptı. Çok beyefendi bir genel müdürü vardı, dostluğumda vardı kendisiyle uygun seviyeli bir şekilde ilişkilerimizi götürüyorduk. Böyle bir fors majör yaşadım işte. Derken, Dündar Kılıç neden CEM Reklamı kurdu o da enteresandır. O tarihte Türkiye'deki bütün eğlence yerlerinin reklamlarını, programlarını, seanslarında hangi sanatçıların çıkacağının vs. verildiği tek gazete vardı o da Hürriyet. Hürriyet'in o tarihteki satışı da net konuşuyorum bunu 1 milyon civarındaydı. 1 milyon satan 3 gazete vardı; Hürriyet, Tercüman, Günaydın üstelik Günaydın yeni bir gazete olmasına rağmen bu üçlü içindeydi. Enteresan bir dönemdir. Ben Tercüman Gazetesi'nin reklam ajansı olarak Kemal Ilıcak'a çok uzun yıllar hizmet verdim. Tercüman'ın Genel Yayın Müdürü de birlikte çalıştığımız arkadaşım Güneri Civaoğlu'ydu. Fakat Erol Simavi ile o tarihlerde tanırdım ama samimiyetim yoktu o da malum Hürriyet'in sahibiydi. Bu Hürriyet'in aldığı eğlence yerlerinin reklamlarından gazete para tahsil etmekte zorlanıyordu bunun üzerine çok yakın adamlarından biri olan Dündar Kılıç'ı çağırıyor Erol Simavi ve diyor ki ''Hemen bir reklam şirketi kuracaksın ve bütün eğlence yerlerinin reklamları senin üzerinden geçerek bizim gazeteye girecek. Mekanlarla sen muhatap olacaksın, sen parayı tahsil edip komisyonunu alacaksın sonra da benim hakkımı vereceksin.'' Böylece Hürriyet hem kendini garantiye almış oluyor tahsilatlar için hem de Dündar Kılıç'a yeni bir ekmek kapısı açarak bir nevi de destek çıkmış oluyor. Her neyse bizim o geceki sohbetimiz Bebek Balıkçısında sona erecek. Kalkıyoruz ve Dündar Kılıç'ın ısrarıyla o lokantaya gidiyoruz. Arkamızda iki ağanın da bir sürü adamı var. Lokantadan içeriye girdik içeride iki masa var. Masalardan bir tanesinde 6-7 kişi diğerinde de 2 kişi oturuyor. Bu iki kişi oturanlardan bir tanesi Çapamarka meşhur çorbalar yapan firmanın sahibi bir beyefendi karşısında da bir arkadaşı baş başa oturuyorlar herhalde iş konuşuyorlar. Diğer kalabalık 7 kişi de ağaları görünce hemen ayağa kalkıp müthiş bir saygıyla ellerini sıkıp öptüler falan. Sonra biz de bir masaya oturduk beni ortalarına aldılar. Dışarıda adamları görüyorum içeride bir miktar adamları oturuyor her yer doldu. Fakat son derece rahatsızım ve hiç hoşuma gitmeyen bir ilişki ne yapacağımı düşünüyorum öyle derken sonra masaya yemekler geldi yenildi içildi oturuldu hep beraber. Benim de ikide bir tuvalete gitme ihtiyacım oluyor. O tarihte bugünkü gibi cep telefonları olmadığı için lokantanın telefonu da tam tuvaletin kapısının önünde epey de yürümek lazım ben kalkıyorum tuvalete gidiyorum geliyorum tuvaletten Dündar Ağa ve İdris Ağa ayağa kalkmış bana nezaket gösteriyorlar. Aradan zaman geçiyor yine sıkışıyor ve yine tuvalete gidiyorum yine ayağa kalkıp ağalar saygı gösteriyorlar. Ben çok genç bir adamım o tarihlerde onlar ellerindeki tokuşturdukları kadehi bir saygı ifadesi olarak masanın altında tokuşturuyorlar. O arada soruyorum yahu kimdi size çok saygı gösteren bu 6-7 kişi diye. Diyorlar ki ''İstanbul'un muhtelif bölgelerinin emniyet müdürleri'' Vay anasını... Bu insanlar böyle bir saygı görüyor işte o tarihlerde. Neticede o gece sonlanıyor. Ben zaten Bebek'te oturduğum için yürüyerek evime gidiyorum ve öylece ayrılıyoruz. Derken 12 Eylül Darbe oluyor. Ve Türkiye'de yönetim değişiyor. Tercüman Gazetesi sahibi Kemal Ilıcak o zamanki örfi idare komutanı paşayı makamında ziyaret ediyor. İçeri bir giriyor ki paşanın karşısında Çapamarka Bey oturuyor yani bizim lokantada gördüğümüz kişi. Komutan onun eskiden arkadaşıymış. Üçü sohbet ediyor derken Paşa ''Bütün mafyaları, kabadayıları, kanunsuz iş yapan herkesi topladım, tıktım içeri.'' diyor. Çapamarka gülüyor, diyor ki ''Yanılıyorsun be komutan, bunların en başları var bir tane o dışarıda.'' Komutan ''Kim?'' diyor. ''Nail Keçili diye genç bir adam'' diyor o da. Lafa hemen Kemal Ilıcak giriyor ve ''Yahu Cezmi atma, bilmeden atma adamın da başına bela açma. Nail bana bu hikayeyi anlattı. Vaziyet şöyle şöyle olmuş o da onlarla beraber Bebek Balıkçısı'na gitmiş yemek yemişler. Tesadüfen sen de oradaymışsın'' derken yukarı da size anlattığım tüm hikayeyi anlatıyor. Nail diyor benim adamım, en yakın arkadaşım, dostum, babasını tanırım, ailesini tanırım, babası DP'nin ileri gelenlerinden ünlü Nadir Nail Keçili'nin oğludur, pırıl pırıl bir adamdır diyerek beni anlatıyor. Allah'tan Kemal Ilıcak oradaymış eğer orada olmasaydı bendeniz Türkçe tabiriyle babayı yemiştim ve doğru askeri insanların tutuklandığı Haydarpaşa'da tüm senelerimi geçirecektim. Oradan kurtardık ama işin enteresan tarafı başarılı iş hayatımın süratle büyüdüğü, Türkiye'ye müthiş vergi verdiğim, 3 bin adam çalıştırdığım, 28 şirket yönettiğim dönemde bir gazete sahibi olan hasbelkader o gazeteye sahip olmuş olan Milliyet Gazetesi'nin sahibi Aydın Doğan beni emrinde olan çok yakın adamı Mesut Yılmaz kanalıyla koalisyon hükümeti döneminde hapsettiriyor. Bu çocuk daha fazla büyümesin diye işlerimi batırıyorlar, hayatımı sürünecek hale getiriyorlar. Nereden nereye... Dolayısıyla hep düşünürüm. Adnan Menderes uçak kazasından bildiğiniz üzere Allah'ın büyük bir delaletiyle kurtulmuş, ölmemişti. Uçakta neredeyse herkes ölmüştü, Adnan Bey sağ çıkmıştı. Onu kurtaran Rıfat Kadızade o tarihlerde Sakarya Milletvekiliydi, Adnan Bey'in çocukluk arkadaşıydı. Ve Adnan Bey'in uçağın tavanına sıkışmış olan ayağını kafasıyla tavanı zorlayarak çıkarıp sırtında indirerek kurtarmış ve biraz uzaklaşıyorlar sonra uçak patlamış içindeki herkes ölmüş, vefat etmişlerdi. Hep o zaman düşünürdüm Allah'ım ne büyüksün kurtardın Allah Menderes'i, ne kadar büyük bir lütuf vs. diye. Kardeşim, bir gün geldi Adnan Menderes'i Türkiye Cumhuriyeti, Londra'dan Türkiye'ye döndü diye develer keserek karşıladı bir gün geldi bir adamın oğlunu kurban etmeye kalktığı dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin askerleri Amerika ile anlaşarak astılar astılar, idam ettiler. Adam uçak kazasında kurtuldu fakat ülkesinde sebepsiz bir şekilde idam edildi. Sadece başarılı çok büyük bir adam olan Adnan Menderes'in, ülkesi için başarılı bir başbakan olmasının önüne geçip buna mani olmak için. Aynı hadisenin farklı bir boyutu işte bana yapılan farkı yok. Benim ki ekstradan başka bir gazetenin patronuna çaktırmadan ben hapishane falan sürünürken fena halde dolandırdı, sonumu da gerçekten getirdi. Şimdi bu kabadayı kardeşlerimizin hepsi o tarihte tutuklandı. Tutuklandı ama ilginç bir hususa değinmek istiyorum. Türkiye'de uzun yıllar bazı konulardaki devlet idaresi çok güçlü olmadığı için özellikle ülkede adaleti sağlayan ve zaman zaman insanların başvurdukları kitleler Türkiye'nin kabadayılarıydı. Onlar meseleleri halledeler, onlar abilik yaparlar, insanların haklarını onlar verirlerdi. Sonra yıllar geçti ve hayat değişti bizler yok olduktan sonra bir sürü insan da yok olduktan sona yeni bir iktidar geldi. Şuanda Türkiye'mizi idare etmekte olan iktidar geldi. O iktidar, bu kabadayıları gerçekten yok etti yok oldular, senin benim gibi bir vatandaş oldular. Polis mekanizması çok güçlü bir hale getirildi bugün olduğu gibi özellikle devletin bu tür güçlerinin ülkeyi gerçekten kontrol altına aldıklarını, terörle uğraştıklarını, başarılı icraatlar yaptıklarını, güçlü bir İç İşleri Bakanıyla birlikte uzun zamandır hakikatten bizim gördüğümüz o dönemden çok farklı bir yönetimi seyretmekteyiz. Ancak dikkatimi çeken hususlardan bir tanesi ülkenin idaresinin sorumluluğunda olan kişilerin, tavır, hal, karakterleri, icraatları, canlarının istedikleri şekilde oldu hep. İstedikleri insanları istedikleri yere getirdiler, istemediklerini yok ettiler. Bunu yaparken de Türkiye'yi sizler bizler gibi bir anlayış içerisinde ikiye devşirdiler. Bunun doğru olup olmadığı konusunu önümüzdeki seçimlerde göreceğiz. Benim kanaatime göre tecrübeli, bilgili, görgülü insanları devlet idaresinden uzaklaştırarak, işadamlarının işadamlıklarını ellerinden o veya bu şekilde alarak, yeni işadamları yaratarak, yarattıkları işadamlarının çoğunun hepsinin değil tabii ama çoğunun ülkeye olan bağlılıklarının anlaşılmaz şekilde olduğunu görmek, Londra'da bir sokak satın aldıkları, başka ülkelere gidip şirketlerinin merkezini taşımaları bizim alışageldiğimiz memleket, millet sevgimizin onlarda olmadığını görmek hep canımı acıttı. Ayrıca başka şeyler de oldu neler oldu biliyor musunuz? Kabadayılar tekrardan ortaya çıkmaya başladılar. Acaba onlar mı sağlayacak adaleti merak ediyorum."} {"url": "https://www.artkolik.net/kose-yazilari/nail-keciliulkede-gercekci-ve-bilgili-kisiler-yetismiyorsa-7856", "text": "Bu virüs sebebiyle evde oturuyoruz. Televizyonlara ne kadar dayanabilir, sabredersek seyretmeye çalışıyoruz. Bugün hasbelkader yerli dizinin bir bölümünü seyretmek zorunda kaldım. Çünkü bir reklam ajansının alt yapısı içerisinde çekilmiş. Ve bir reklam ajansının çalışanlarının hayatlarını anlatan bir dizi. Dolayısıyla benim de mesleğim olduğu için ilgimi çekti. Allahım Allahım emin olun tansiyonum uçtu gitti zaten yaşlı bir adamım o yüzden iyice uçtu gitti. Bu kadar meseleye, bu kadar mesleğe saygısı olmayan bir anlayışla çekilmiş dizi filminin televizyon tarafından satın alınarak oynatılması tahammül edeceğimiz bir şey değil. Bakın, reklamcılık bir sanat dalıdır diyebilirsiniz. Pazarlamanın bir koludur ama diyebilirsiniz ki bir sanat dalıdır. Dolayısıyla reklamcıların ayrı ayrı departmanlardaki kişilerin ürettikleri işlere de sanat olarak bakabilirsiniz. Tekrar ediyorum pazarlamanın altında bir çizgi olarak... Bana yıllar evvel önem verdiğim değerli bir amiral sohbetimiz sırasında NATO için çok güzel bir ifade kullanmıştı. ''NATO nedir biliyor musun?'' dedi. NATO, ''No Action Talk Only'' yani aksiyon sıfır bol konuşurlar. Aynen bugün Türkiye'de uygulanmakta olan reklam anlayışımız işte böyle çok yazık tekrar ediyorum çok yazık. Şimdi şöyle bir geriye gittiğimiz zaman reklamın pazarlamanın bir parçası olarak reklamı yapılan işte üretenlere ilk sual şuydu. ''Bu Kampanya satar mı? Bu kampanya bu malı, hizmeti, kişiyi satar mı? Satarsa içerisinde kullanılan hangi ifadelerle satar? Yoksa özellikle kreatif işlerin ağırlık bastığı tamamen grafik sanatları, yazarların kreatif değerleri ön planda olan işler mi bunlar? diye sorardık. Benim mesleğimde her zaman başarımın tek noktada olduğunu görürüm. O da ben kreatif işler yapmaktan ziyade satıcıya, pazarlamaya hatta bilimsel pazarlamaya dönük ifadelerle reklam kampanyalarının yapılmasını ve ürünün, malın, hizmetin neyin reklamı yapılıyorsa o nesneyi satan işlerin taraftarı olmuşumdur. Kendi ajanslarımı da daima bu yola itmişimdir. Böylelikle uzun yıllar yani 35-40 yıl Türkiye'nin bir numaralı ajansı olarak da faaliyeti devam etmiştir. İşte bizim bir numaralı ajans olmamızın ve bu kadar çok müşteriye hizmet etmemizin, 8000 küsur marka yaratmamızın, 30.000 küsur reklam, belgesel film ve uzun metrajlı film yapmış olmamızın altında yatan neticelerin başarılarıdır. Dolayısıyla bugün değinmek istediğim ve bütün gençlere söylemek istediğim, reklam sektöründeki, film setlerindeki yazı yazan çizen, copywriter olan yani reklam ve senaryo yazarı olsun, uzun metrajlı film yazarı olsun hepsine söylemek istediğim şudur: Yaptığınız iş satar mı? Yaptığınız işi seyreden o malı alır mı? Eğer bu bir reklam kampanyası yerine bir belgesel filmse veya uzun metrajlı sinema filmiyse yahut bir dizi filmse o zaman yine aynı şeyin üzerinde durmak istiyorum bu iş satar mı bu iş seyredenler tarafından satın alınır mı? Eğer o film satın alınırsa yani satın almak illa parayı verip malı satın almak demek değil biliyorsunuz. Fikri satın almak, kabul etmek, beğenmek, takdir etmek ve fazla kişinin uzun metrajlı filmleri seyretmesini sağlayarak sinemanın dolmasına imkan sağlamak, bu. Yahut televizyonda o dizi film oynadığı zaman çok ciddi reytingler alması, başarılı olması da malı satmakla eş değerdir. Bunu burada bu haftaki yazımda kullanmak istedim. Çünkü Artkolik sanat dallarının aşağı yukarı hepsine hizmet eden bir anlayışla faaliyetlerini götürmekte. Bu virüslü günlerimizde dahi Artkolik şirketin yönetim kurulu başkanı özellikle İnstagram'da yaptığı bir iki saatlik canlı yayın söyleşilerinde hakikatten son derece ilginç, satışa yönelik, pazarlamaya yönelik ve sanatla eşleşmiş fikirleri ortaya koyan konular ve konuşmalar sağlamaktadır. Hepinizin de bunları bir büyük, bir ağabey olarak yaşım ve tecrübelerim itibarıyla dinleyip seyretmenizi tavsiye ederim."} {"url": "https://www.artkolik.net/roportaj/fatos-ustek-ile-sanat-uzerine-15625", "text": "Londra'da yaşayan bağımsız küratör ve yazar olan Fatoş Üstek ile sizler için sanat, fuarlar ve küratörlük kavramı üzerine konuştuk. Artsy tarafından Avrupa'nın en etkili genç küratörlerinden biri olarak gösterilen Üstek bu yıl dünyanın en ünlü fuarlarından biri olan Frieze Sculpture'ın küratörü seçildi. Üstek ile çalışma disiplininden ve kürasyonunu biçimlendiren konulardan söz ettik. Keyifli okumalar dileriz! Londra'ya gelmeden önce İstanbul'da ve Almanya'da çeşitli kurum ve kuruluslarda çalıştım. Sanat alaninda ilerlemek ve bilgi dağarcığımı genişletmek için sanat alanında yüksek lisans yapmaya karar verdim. Frieze'den aldığım davetle Frieze Sculpture'in dünü ve bugününü irdeleyerek calışmaya başladım. Yeni bir vizyon geliştirmem ve Frieze Sculpture'i dönüştürmem için Frieze Londra'nin yöneticisi Eva Langret'den çok destek aldim. Şimdiye kadar yapılmış olan 10 serginin de birbiri ile sıkı bir ilişki içinde olduğunu ve genellikle anıtsal işlerin gösterildiğini gördüm. Günümüz sanatçılarının değişen ve dönüşen çok mecralı ve disiplinlerarasi yaklaşımların da Frieze Sculpture'ın bir parcasi olmasi gerektiğini düşündüm. Expanded notion of sculpture | benim hep çalıştığım bir kavram ve bu yaklaşımla çalışan sanatçılara davet yolladım. Seçkiyi açık çağrı ile yapılan başvurulardan ve davetli sanatcilardan oluşturduk. Ayrıca yapılmayan ve düşünülmemiş ilkleri gerçekleştirmek benim için her zaman motive edici olmuştur. Bu yıl Frieze olarak birçok ilke imza attık ilk kez sanatçılar mekana dair ve mekana özel yeni işler üretti, ilk kez kamu programı gerçekleştirdik, ilk kez bir sanatçı ses enstalasyonu ile katıldı, ilk kez kamuya açık ve herkesin katılabileceği Küratör turları gerçekleştirdik ve bu turları bizzat ben verdim. Parkı gece halka açtık ve gece turları düzenledik. Tüm bu ilklerin yanı sıra, seçtiğimiz sanatçılar ve yer alan işler oldukça zengindi, en uluslararası seçkiyi gerceklestirdik. Regent's Park'ın İngiliz bahçeleri bölümü kamunun oldukça yakinen tanıdığı ve bildiği bir kamusal alan. Yerleştirmeleri titizlikle ve mekanın özelliklerini göz önüne alarak yaptım. İzleyiciler ve basın yeni vizyonu ve bu dönüşümü çok iyi karşıladı. Özellikle hafta sonlarında yogunluk inanılmazdı. Ayşe Erkmen ve Gülsün Karamustafa Türkiye'nin önde gelen iki önemli sanatçıları. Ayşe Erkmen'in heykel mefhumuna kavramsal yaklaşımı, Gülsün Karamustafa'nın anıtlarla olan ilişkisi çok önemliydi Frieze Sculpture seçkisi icin. Benim başlangıç noktam her zaman bağlam olmustur. Bağlamı iyi anlamak ve ele alabilmek için detaylı bir araştırma süreci geçiririm. Bu çalışmakta olduğum mekanın ya da kurumun tarihini ve onun butunleyenlerinin yanı sıra sorulmamış soruları da sorduğum bir süreçtir. Mesela Liverpool şehrinin astrolojik burcu nedir, en fazla hangi yönden rüzgar alır. Bağlamı oturttuktan sonra projede yer alacak olan işlerin ne kadar iddialı, ne kadar uyumlu olmasi gerektiğine bakarım. Aynı zamanda üretilecek olan projenin boyutlarini az çok kafamda tasarlarım. Mesela fig-2 projesinde her hafta izleyicinin entelektüel, görsel ve duyusal algısını açımlayacak sergiler ürettik. Art Night 2017 ise tüm Doğu Londra'da gerçekleşen çok büyük bir festivaldi. Bağlama göre işler, sanatçılar ve programlar farklı olmalı diye düşünüyorum. Bu soruyu hakkıyla yanıtlayacak kadar Türkiye sanat ortamının içinde bulmuyorum kendimi. Kesinlikle. Ama önceki soruda da belirttiğim gibi, benim gördüğüm görüntü parçalı ve sadece İstanbul'a geldiğimde gittiğim sergiler ve tanıştığım sanatçılarla eksik yanıtlayacağım bir soru. Tabii ki. Önümüzdeki yıl sanat kurumlarının yeniden inşası üzerine yazdığım kitap yayınlanıyor. Oxford Matematik Enstitüsündeki Conrad Shawcross sergim dokuz ay daha uzatıldı ve serginin kitabi önümüzdeki yaz döneminde yayınlanacak. Frieze Sculpture 2024'ün yanı sıra üzerinde çalıştığım sergi projeleri var."}