{"url": "https://uykumasallari.net/ac-gozlu-koylu-ve-altin-yumurtlayan-tavuk-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken küçük bir köyde yaşayan fakir, yaşlı bir adam ve karısı yaşarlarmış. Geçimlerini besledikleri tavukların yumurtasını satarak sağlıyorlarmış. Bir gün tavuklardan biri hastalanıp ölünce, köylü pazara giderek onun yerine yeni bir tavuk satın almış. Tavuk çok güzelmiş. Simsiyah tüyleri, kıpkırmızı gagası varmış. Boynunda da beyaz İnci taneleri gibi tüyleri. Yaşlı köylü adam ve karısı her sabah olduğu gibi o sabahta kümese girip yumurtaları toplamak istemiş, fakat kümese baktıklarında, şaşkınlıktan küçük dillerini yutacak gibi olmuşlar. Çünkü yeni aldıkları tavuğun altındaki yumurta altındanmış. Önce şaşkınlık ardından da büyük bir sevinç yaşamışlar ve altın yumurtayı alıp evlerine götürmüşler. Yaşlı adam ikinci gün tekrar kümese girdiğinde tavuğun altında yine altın bir yumurta görmüş. Yaşlı adam bu yumurtayı da aldığı gibi evine götürmüş. Derken, bu böyle günlerce, aylarca devam etmiş. Köylünün tavuğu her gün bir altın yumurta yumurtlamaya, yaşlı karı koca da zenginleşme ye devam etmiş. Gün geçtikçe zenginleşen karı koca, daha da zengin olmak istiyormuş. Altın yumurtaları çoğaldıkça, paraları da çoğalıyormuş ama yaşlı karı koca da iyice pintileşmiş, hep daha fazla altın yumurta olsun, yumurtaları sattıkça daha fazla paraları olsun istiyorlarmış. Bir gün yaşlı adam düşünmüş taşınmış ben neden zengin olmak için her sabah tavuğun yumurtlamasını bekliyorum iyisi mi keseyim tavuğu ve karnındaki bütün altın yumurtaları alayım demiş. Ve ertesi gün dediğini yapmış. Önce tavuğu kesmiş sonrada karnını yarmış. Fakat adam daha o an pişman olmuş çünkü karnında hiç yumurta yokmuş. Aç gözlü yaşlı adam, hatasını anlamış, ama iş işten çoktan geçmiş. Aradan geçen zamanda yaşlı adam ve karısı o altınları bozarak harcamış ve kısa bir zaman sonra eskisi gibi yoksul olmuşlar. Hırs ve açgözlülüğün ne kadar kötü bir şey olduğu da böylece öğrenmiş olmuşlar. Ne demiş atalarımız aza kanaat getirmeyen, çoğu bulamaz. Buda bize ve çocuklarımıza verebileceğimiz güzel bir ders."} {"url": "https://uykumasallari.net/aceleci-kusun-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, ormanın derinliklerinde, büyük bir ağacın dallarında yaşayan, meraklı ve aceleci bir kuş varmış. Bu kuşun adı Peynir miş. Peynir, yumurtadan daha yeni çıkmış, küçük bir kuşmuş. Küçükmüş küçük olmasına ama her şeyi hemen yapmak istiyormuş. Daha kanatlarını tam açamazken uçmak için can atıyormuş. Annesi her devasında onu acele etmemesi için uyarıyormuş. Yine bir gün, Peynir annesine Anne ben uçmak istiyorum demiş. Annesi Acele etme Peynir bir kaç hafta sonra sende uçabileceksin. demiş. Ama Peynir bu cevaptan hiç memnun kalmamış. Annesi yemek aramak için yuvadan uçtuğunda, Peynir de başlamış yaramazlıklar yapmaya. Önce olduğu yerde kanatlarını çırpmaya başlamış. Peynir sadece olduğu yerde uçmak istemiyormuş, artık göklerde savrulmak istiyormuş. Cesaretini toplamış ve ağaçtan atlamaya karar vermiş. Yuvanın kenarına çıkmış, küçük kanatlarını açmış ve kendisini ağaçtan aşağı bırakmış. Ama uçmak düşündüğü gibi olmamış, Peynir aniden yere çakılmış. Gözünü açtığında annesi başındaymış. Anne kuş Peynir, senin burada ne işin var? Nasıl düştün? diye sormuş. Peynir uçmak için atladığını anlatmış. Anne kuş Peynir, bunu nasıl yaparsın? Ya başına daha kötü bir şey gelseydi. Ya başka hayvanlar seni bulsaydı. Bu kadar aceleci davranma elbet bir gün uçacaksın demiş ve yavrusunu alıp yuvaya çıkarmış. Bu düşme, olayı Peynir 'e büyük bir ders olmuş. O günden sonra hiçbir şey için acele etmemiş. Her işin zamanını beklemiş. Masal da burada bitmiş. Daha fazla kısa masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/agustos-bocegi-ile-karinca-masali/", "text": "Bir zamanlar kocaman bir ormanın içinde küçük küçük aileler yaşarmış. Arılar, kelebekler, böcekler bunlardan bazıları. Kimi toprağın altında, kimi ağaç kovuğunda kimi de çiçeklerin arasında mutlu hayatları varmış. Bu böceklerden biri Ağustos Böceği bir diğeri de Karınca'ymış. Bu orman da mevsim bahar olunca kuşlar cıvıldar, ağaçlar yemişlerle dolar, bütün ormandaki hayvanlar ziyafet çeker, karınları hiç aç kalmazmış. Yaz aylarında da eğlenceler başlar şarkılar eşliğinde hep beraber oyunlar oynar, eğlenirlermiş. Tüm bunlar olurken çalışkanlığıyla tanınan Karınca çiçeklerden tohumlar, ağaçlardan meyveler, topraktan da yemişler toplar kış için yuvasına taşırmış. Soğuk havalarda sobasında yakmak için odunlarını bile hazırlamış. Çok yorulsa da hiç şikayetçi olmazmış. Büyük bir disiplin ve ciddiyetle işini yapar, kendini kışa hazırlarmış. Ağustos Böceği ise olaya hiç öyle bakmazmış. Elinde kemanı ile bütün bahar ve yaz ayları boyunca dans eder, şarkı söyler, gezer, yemiş yer ve eğlenirmiş. Üstelik kış için hiçbir hazırlık yapmazmış. En sevdiği şey yemek yemek, eğlenmek ve yatmakmış. Üstelik çalışkan karıncayı görünce onunla dalga geçer yazın tadını çıkarmayı bilmediği için alay edermiş. Çalışkan karınca onu ciddiye almaz, cevap bile vermezmiş. Gel zaman git zaman günler, aylar geçmiş havalar soğumaya başlamış ve kış gelmiş. Önce yağmur fırtına derken toprağı bembeyaz kar sarıp sarmalamış. Ormandaki bütün hayvanlar yuvasına çekilmiş ortalığı bir sessizlik kaplamış. İşte böyle bir gün, çalışkan karınca sıcacık evinde akşam yemeğini yerken birden kapısı çalmış. Karınca kapıyı açınca karşısında Ağustos Böceği'ni görmüş ve hiç şaşırmamış. -Hayırdır demiş karınca. Kapıdaki ağustos böceğinin acınacak hali varmış ve tir tir titriyormuş. -Çok üşüdüm ve acıktım. Kimse bana yemek vermedi ve evine almadı. Bana yardım eder misin? demiş. Karınca hem sinirli bir o kadarda üzüntülü şekilde ona ders vermek istemiş: -Bütün yaz gezip eğlendin üstelik benimle dalga geçtin. Kusura bakma yaptığının cezasını çekmelisin, diyerek kapıyı Ağustos Böceği'nin suratına kapatmış. Ağustos Böceği işte o anda yaptığı hatanın farkına varmış ve kendi kendine bir karar almış. Bundan sonra böyle bir hata yapmayacağına sadece bu günü değil yarınını da düşünerek hareket edeceğine söz vermiş. Bunu duyan çalışkan karınca ağustos böceğinin verdiği söze inanmış o kışı onunla beraber yuvasında geçirmesine izin vermiş ve yemeğini onunla paylaşmış. Uzun masal okumayı seviyorsanız Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/akilli-tilkinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak bir ülkede Akıllı Tilki adında bir tilki yaşarmış. Bu tilki adından da anlayacağınız gibi çok akıllıymış. Ayrıca çok da meraklıymış. Her gün yeni şeyler öğrenmek, yeni yerler keşfetmek istermiş. Akıllı Tilki'nin bu hali orman da yaşayan hayvanları da mutlu edermiş. Tilkiyle sohbet etmek, birlikte maceralara atılmak çok eğlenceli gelirmiş. Tilkinin cesareti, zekası, her zaman meraklı olması bütün hayvanlara ilham verirmiş. Günlerden bir gün, ormanda yaşayan bir sincap, Akıllı Tilki'nin yanına gelmiş. Sincap Merhaba Akıllı, nasılsın? diye sormuş. Tilki gülümseyerek Merhaba sincap, çok iyiyim sen nasılsın? diye karşılık vermiş. Tilkinin bu samimi tavrı sincabı çok sevindirmiş Akıllı sana bir şey sorabilir miyim? Demiş. Akıllı Tilki Tabi ki de, ne istersen sorabilirsin diye karşılık vermiş. Sincap Her zaman bu kadar akıllı ve meraklı olmanın sırrı nedir? Diye sormuş. Akıllı Tilki biraz düşünmüş ve Her gün yeni bir şey öğrenmek istiyorum, bu yüzden hep soru soruyorum. Kitapları okuyarak, bilgelerin sözlerini dinleyerek, ormanın sırlarını araştırıyorum. Karşılaştığım problemleri ise çözmek için akıl yürütüyorum. Bu şekilde yaşamak beni çok akıllı ve meraklı yapıyor. Öğrendiğim yeni bilgileri de herkese aktarmak istiyorum. Ne de olsa bu ormanda birlikte yaşıyoruz. Hepimiz akıllı, bilgili olmalıyız demiş. Sincap, tilkinin verdiği cevapları dikkatle dinlemiş. Duyduklarından sonra kendisi de daha akıllı ve meraklı bir yaşam sürmeye karar vermiş ve bunu ormanda yaşayan bütün arkadaşlarına anlatmış. O günden sonra bütün orman halkı yeni şeyler öğrenmeye, soru sormaya, akıllıca davranmaya karar vermişler. Ormana küçük bir kütüphane kurmuşlar. Herkes evlerinde ki kitapları, kütüphaneye getirmiş ve elindeki bilgileri paylaşmış olmuş. Her akşam ateşin başında toplanmışlar ve derin sohbetler etmişler. Böylelikle hepsi daha bilgili bir hayat yaşamışlar. Masal da burada bitmiş. Daha fazla kısa masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/altin-balik-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken köyün birinde yaşlı bir balıkçı ve karısı yaşarmış. Zor geçinen bu iki ihtiyar karınlarını doyurmak için balık tutarmış. Günün birinde yaşlı balıkçı sabahın erken saatlerinden evden çıkmış. Bugün karınlarını doyurmak için karısı ve kendisine mutlaka bir balık yakalaması gerekiyormuş. Yaşlı balıkçı yavaş yavaş balık tutacağı yere gitmiş ve ağını atmış. Beklemiş balıkların gelmesini. Birden ağ çok ağırlaşmış. İçinde sadece küçük bir altın balık varmış. Bırak beni yaşlı balıkçı! Karşılığında sana sihirli bir şekilde istediğin her şeyi vereceğim! . demiş balık. Alçakgönüllü ve iyi olan yaşlı adam, Hiçbir şey istemiyorum, sevgili küçük balık, sen yoluna devam et demiş ve balığı ağdan kurtarmış. Yaşlı balıkçı eve döndüğünde karısına her şeyi anlatmış. Karısı yaşlı adamın davranışına çok sinirlenmiş ve bağırarak; Küçük balığa geri dön ihtiyar demiş. Büyük bir fırsatı kaçırdın, evde ki küvet çok eskidi hemen gidip yeni küvet iste demiş. Yaşlı balıkçı denize dönmüş ve altın balığı çağırmış. Sevgili küçük balık, karım bana çok kızdı, bizim küvet artık çok eskidi ve yeni bir küvete ihtiyacımız var. Bize yeni bir küvet alır mısın? diye sormuş. Altın balık Sen bana çok iyi davrandın balıkçı, eve gittiğinde yeni bir küvetin olacak demiş. Yaşlı adam eve döner ve karısının dileğinin gerçekleştiğini görür. Artık yeni ve çok güzel bir küveti vardır. Ancak karısı hala mutlu olmamıştır. Seni ihtiyar adam, bir küvetten daha fazlasına sahip olabiliriz. O balık büyülü çok zengin olabiliriz. Denize geri dön ve ondan büyük yeni bir ev iste demiş. Balıkçı mecbur kalmış ve denize doğru tekrar yürümeye başlamış. Balığa seslenmiş, balık hemen geri gelmiş. Balıkçı Sevgili küçük balık, karım bana huzur vermiyor. Yeni bir ev istiyordemiş. Altın balık bunu da kabul etmiş. Merak etme yaşlı adam. İstediğinize sahip olacaksınız. demiş. Balıkçı eve doğru yürümeye başlamış evine geldiğinde ne görsün yıkık dökük kulübenin yerine masmavi beyaz duvarlı büyük bir ev gelmiş. Balıkçı karısına artık mutlu musun diye sormuş. Karısı hala mutlu değilmiş ve balıkçıya bağırmaya devam ediyormuş. Bak yaşlı balıkçı yeni bir eve sahip olmak bana yetmiyor, ben çok zengin olmak istiyorum demiş. Altın balığına geri dön ve ondan altın, mücevher veelmas iste demiş. Balıkçı çok üzgünmüş. Karısı doyumsuzmuş ve her zaman daha fazlasını ister, asla mutlu olmazmış. Mahzun gözlerle denize geri dönmüş ve balığa seslenmiş. Küçük balık, karım mutlu olamaz. Sürekli şikayet eder, altın, mücevher ve elmas ister demiş. Balık önce garip bir yüz ifadesi yapar daha sonra gülümser. Tamam, yaşlı adam. Eve git ve merak etme. demiş altın balık. Eve gittiğin de balıkçı, sihrin bir kez daha gerçekleştiğini görmüş. Eşi iyi giyimli, boynunda inci bir kolye, parmaklarında değerli yüzükler bir masanın önünde oturuyor ve yanında bir sandık altın var. Ancak yaşlı kadın hala mutlu değildir ve giderek daha da kaprisli hale gelmiştir. Mutlu değilim, yaşlı adam!. İmparatoriçe olmak istiyorum! Küçük balığa koş . diye bağırmaya başlamış. Yaşlı balıkçı Artık mutlu olabiliriz. demiş fakat kadın durmamış Sihirli balığa git yoksa hizmetçilerime seni buradan götürmelerini emredeceğim demiş. Balıkçı denize tekrar dönmüş ve küçük balığı çağırmış. Utanarak konuşmaya başlamış Altın balık, karım beni onu imparatoriçe yapman için gönderdi. Balık artık gülmüyormuş. Eve git ihtiyar, demiş balıkçıya. Balıkçı mecbur bir şekil de eve dönmüş ve sihir gerçek olmuş, ancak karısı hala mutlu değilmiş. Bu kez de Deniz tanrıçası olmak istiyorum! diye bağırmaya başlamış. Balıkçı tekrar gitmiş küçük altın balığa. Karım deniz tanrıçası olmak istiyor demiş. Küçük balık bir an ona bakmış ve cevap vermeden ortadan kaybolmuş. Yaşlı balıkçı eve doğru yola çıkmış. Ancak büyük yeni ev ortadan kaybolmuş: altın paralar, mücevherler, yeni küvet dahi yok olmuş. Eski harap kulübesi geri dönmüş ve karısı geçmişin yıpranmış kıyafetlerini tekrardan giymiş. Yaşlı adam karısına dönmüş ve Bu kadar aç gözlü olmanın sonu bu aslında mutlu olabilirdik demiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/ariii-viz-viz-viz-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kırlarda çiçeklerin arasında bir birbirini çok seven iki arı varmış. Bu iki arı birbirini o kadar çok seviyormuş ki bir gün bebekleri olacağını duyunca mutluluktan havalara uçmuşlar. Hemen yuvalarını büyütmeye ve doğacak yavrularına güzel bir oda hazırlamaya başlamışlar. Baba arı kırlardaki en güzel çiçekleri toplamış, anne arıda bu çiçekleri güneşte kuruttuktan sonra doğacak olan yavrusunun odasını hazırlamış. O kadar güzel bir oda olmuş ki, bütün arılar böyle güzel bir oda daha önce hiç görmediklerini söylüyorlarmış. Anne arı ve baba arı heyecanla yavrularının doğacağı günü beklemeye başlamışlar. O gün gökyüzü bir başka güzelmiş, güneş bir başka ısıtıyormuş. Kırlarda ki bütün çiçekler rengarenk açmış, etrafa mis gibi çiçek kokuları saçılıyormuş. Havada ağaçların dallarının çıkardığı huzur veren bir melodi çalıyormuş. Ve işte böyle güzel bir günde beklenen bebek dünyaya gözlerini açmış. Anne ve baba arı o kadar mutlu olmuşlar ki mutluluktan bebeklerinin diğer bebeklerden farklı olduğunu daha sonra anlamışlar. Evet bu arı diğer arılardan çok farklıymış ve çok güzelmiş. Gök kuşağının bütün renkleri bu yavru arının üzerindeymiş. Ya gözleri, gözlerinin rengi ise gökyüzünü kıskandıracak derecede maviymiş. Anne arı bebeğiyle gurur duyuyor ve onu iyi bir arı olarak yetiştirmek için elinden geleni yapıyormuş. Baba arı ise yavrusunu bütün kötülüklerden korumak için her gün ormanda dolaşıyor ve ona hayatı anlatıyormuş. Fakat yavruları büyüdükçe kendisinin diğer arılardan farklı olduğunu ve bu yüzden de kendini özel görüyormuş. Arkadaşları ile oyun oynarken onları hep küçümsüyor, oyun bozanlık yapıyor, hatta onlara çok çirkin olduklarını söyleyip alay bile ediyormuş. Bu duruma anne ve babası çok üzülüyormuş. Bir gün bütün çocuk arılar toplanmış ve bir daha kendisiyle oynamamaya karar vermişler. Bu durumdan habersiz olan kendini beğenmiş arı arkadaşlarının yanına gittiğinde kimse onun yüzüne bakmamış, o yokmuş gibi davranmışlar. Oyuna katılmak istediğinde ise onunla oynamak istemediklerini söylemişler. Bunu duyan kendini beğenmiş arı üzgün bir şekilde eve gitmiş. Annesi neden üzgün olduğunu bildiği için kendisinden oturup düşünmesini, neden arkadaşlarının böyle davrandığını anlamaya çalışmasını istemiş. Kendini beğenmiş arı bütün gece düşünmüş, yalnızlığın çok sıkıcı olduğunu, hiç eğlenceli olmadığını fark etmiş ve artık arkadaşlarından farklı olduğunu unutup onlarla aynı olduğunu düşünüp öyle davranmaya karar vermiş. Sabah olmasını sabırsızlıkla beklemiş, sabah olunca da ilk işi arkadaşlarının yanına gitmek olmuş. Bu güne kadar yaptıkları için onlardan özür dilemiş. Arkadaşları da onun özürünü kabul edip, bir daha yapmayacağım sözünü aldıktan sonra başlamışlar oynamaya. Anne arı ve baba arı bu durumdan çok memnun olmuş."} {"url": "https://uykumasallari.net/balik-parlanin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken denizin birinde yüzmeyi sevmeyen yavru bir balık varmış. Bu yavru balığın adı Parla imiş. Parla, yüzmeyi sevmiyormuş çünkü gözleri çok acıyormuş. Her gün evde oturuyor, mecbur olmadıkta dışarıya çıkmıyormuş. Parla'nın arkadaşları her gün dışarı da oyun oynuyormuş ve hep onu da çağırıyorlarmış. Ama Parla, doğruyu söylemek yerine her gün bir bahane buluyormuş. Günlerden bir gün arkadaşları yine Parla'yı yüzmeye çağırmış ama o Bugün yüzmeye gelemeyeceğim çünkü biraz üşüdüm. Demiş. Arkadaşları Tamam dese de, Parla'nın onlarla oynamak istemediklerini düşünmüşler ve çok üzülmüşler, yine de yavru balığa belli etmemişler. Bir sabah Parla'nın arkadaşı Mercan onun evine gelmiş ve biraz sohbet etmek istemiş. Mercan Parla neden bizimle hiç yüzmüyorsun? Diye sormuş. Parla, artık doğruyu söylemeye karar verip Sizi çok sevsem de ben yüzmeyi hiç sevmiyorum. Çünkü yüzerken gözlerim çok acıyor. Bu yüzden evde kalmayı tercih ediyorum demiş. Mercan duyduğu cümleler karşısında çok şaşırmış. Ama bunun bir sağlık sorunu olduğunu düşünmüş. Mercan Parla, bunun için bir doktora gitmelisin, çünkü balıkların gözleri yanmaz. Biz hep sudayız. Hayatını böyle geçiremezsin demiş. Parla Haklısın, ama doktordan korkuyorum demiş. Arkadaşı, Parla'yı zor da olsa doktora gitmeye ikna etmiş ve vedalaşıp evden çıkmış. Mercan, Parla'nın doktora gidene kadar gözleri için bir çare aramış ve aklına insanların kullandığı deniz gözlüğü gelmiş. Hemen geçen sene kumsa bulduğu deniz gözlüğünü alıp, Parla'nın evine gitmiş. Mercan Parla, bak doktora gidene kadar bununla idare edebilirsin demiş ve gözlüğü arkadaşına hediye etmiş. Parla gözlüğü alıp evden çıkmış. Artık gözleri yanmıyormuş. Arkadaşına hediyesi için çok teşekkür etmiş ve o gün özgürce yüzüp, arkadaşlarıyla oynamış. Bir kaç gün sonra Parla doktora gitmiş ve doktor ona göz damlası vermiş. Bir kaç hafta sonra Parla'nın göz sorunu ortadan kalkmış. Günlerce, doktordan kaçtığı içinde çok üzülmüş. O günden sonra ne sorunu olursa olsun önce çözüm aramaya başlamış. Arkadaşlarından ve ailesinden hiçbir şey saklamamış ve sorunlarını çözmek için çabalamış. Masal da burada bitmiş. Uzun masal okumayı seviyorsanız Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/bereket-teyzenin-hikayesi/", "text": "Küçük bir köyde herkes tarafından sevilen Zehra adında yaşlı bir kadın varmış. Herkes ona Zehra teyze dermiş ve onu çok severmiş. Zehra teyze bahçesine ekinler eker, topladıklarını da pazarda satarmış. Gün sonunda elinde kalan meyveleri sebzeleri köydeki çocuklara verirmiş. Onun elinin bu kadar bol ve bereketli olması bütün köyü mutlu ediyormuş. Bu yüzden herkes ona Bereket Teyze dermiş. Günlerden bir gün Bereket Teyze, bahçesinde ki ekinleri toplamış ve pazara gitmiş. Gitmiş gitmesine ama Bereket teyze çok hastaymış. Gözleri sulanıyor, burnu akıyor, sürekli terlemeye başlıyormuş. Daha fazla pazarda kalamamış ürünler toplayıp evine geri dönmüş. Ertesi gün yataktan kalkacak hali olmayan Bereket teyze, pazara gidememiş. O gün onun yokluğu köylü tarafından hissedilmemiş. Ertesi gün Bereket teyze yine pazara gidememiş, yataktan kalkacak hali yokmuş. Kendisine çorba bile kaynatamıyormuş. Onun yokluğunu fark eden köy çocukları, teyzenin kapısını çalmış. Teyze kalkıp kapıyı açamamış, sadece içerden seslenebilmiş. Ama senin çok iyi çıkmadığı için, çocuklar Bereket teyzenin ne dediğini anlamamışlar ve inleme sesi olarak duymuşlar. Hemen evlerine gidip anne ve babalarına söylemişler. Köylü çok endişelenmiş hepsi birden Bereket teyzenin kapısına gitmişler ama kapıyı açan olmamış. İçlerinden biri daha fazla dayanamamış ve kapıyı kırıp içeri girmiş. İçeri girdiklerinde teyze yatağında yatıyormuş, ev çok soğukmuş ve bir lokma yemek yokmuş. Köylü hemen harekete geçmiş, ilk olarak evi havalandırmışlar, daha sonra sobayı yakıp evi ısıtmışlar, içlerinden biri de sıcacık çorba yapmış, bir köylü de eczaneden ilaç almış. Tabi kapıyı kıran kişi de kapıyı tamir etmiş. El birliği ile Bereket teyzeyi iyi etmeye çalışmışlar. Ertesi gün tekrardan Bereket teyzenin evine gelmişler ve onu iyileştirmek için ellerinden geleni yapmışlar ve kısa süre de Bereket teyze iyileşmiş. Bütün köy halkına teşekkür etmiş. Bereket teyze yıllardır yaptığı iyiliklerin karşılığını almış ve çok mutlu olmuş. Bu hikayede burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/berilin-kaybolma-hikayesi/", "text": "Beril anaokuluna giden 6 yaşında küçük bir kızmış. Okula gitmeyi, arkadaşları ile oyun oynamayı çok severmiş. En çok sevdiği şeylerden biri de okul çıkışı annesi ile birlikte parka gidip oyun oynamakmış. Günlerden bir gün Beril okul çıkışı yine annesi ile birlikte parka gitmiş. Annesi onu önce salıncakta sallamış. Küçük kız o kadar mutluymuş ki salıncak her sallandığında sanki uyuyormuş gibi hissediyormuş. Bir süre sonra salıncaktan sıkılmış ve diğer oyuncaklarla oynamak için inmiş. Annesi de Kızım bende bankta biraz oturacağım, sakın uzaklaşma ve parktan dışarı çıkma. Ben seni izliyorum demiş. Beril de annesi Tamam demiş ve oyun oynamaya devam etmiş. Küçük kız diğer çocuklar gibi kaydıraktan kaymaya, parkurlardan geçmeye başlamış. O sıra da Beril'in dikkatini yavru bir köpek çekmiş. Parkın hemen girişinde etraftaki çocuklar izliyormuş. Hemen yavru köpeği sevmek istemiş. Ama bir an annesinin sözleri aklına gelmiş. Sakın parktan dışarı çıkma... Beril annesini hep dinlese de bu sefer dinlememiş ve annesinin çantasından bir şey aramasını fırsat bilip yavru köpeğin yanına gitmiş. Yavru köpek Berilden bira korkmuş ve parkın dışına doğru kaçmış. Küçük kız da onun peşinden gitmeye başlamış. Annesi Beril'in parktan çıktığını çoktan anlamış ve kızının arkasından gitmiş. Beril bir süre sonra kafasını çevirmiş ve parktan çok uzaklaştığını anlamış. Ne taraftan geldiğini bilmediği içinde annesinin yanına dinlememiş ve korkudan ağlamaya başlamış. Bunu gören annesi hemen kızının yanına gitmiş ve ona sarılmış. Beril annesini görünce çok sevinmiş. Parktan çıktığım için özür dilerim anneciğim. Ben sadece yavru köpeği sevmek istemiştim demiş. Annesi, Beril'in yeterince korktuğunu anladığı için ona kızmamış ama bir daha ne olursa olusun tek başına uzaklaşmaması gerektiği hatırlatmış. Hatasını anlayan küçük kız büyüyene kadar annesinin yanından hiç ayrılmamış bu hikayede burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/bez-bebek-hikayesi/", "text": "Küçük kızın elindeki bez bebek aslında annesinin çocukken oynadığı bez bebekmiş. Annesine de onun büyük annesi dikmiş. Yıllarca annesine yarenlik eden bez bebek, şimdi de küçük kızın elinden hiç düşürmüyor nereye giderse gitsin hep yanında götürüyor hatta onsuz uyuyamıyormuş. Fakat yıllar bez bebeği çok yıpratmış. Rengi solmuş, yamana yamana artık dikiş tutmaz olmuş. Annesi küçük kızına o kadar çok bebek almış ama bir türlü bu bez bebek ten vazgeçirememiş. Arkadaşlarının çocuklarının elindeki oyuncakların yanında bu bez bebek yüzünden kendisini kötü hissetmesine sebep oluyormuş. Bir gün bez bebeği saklama fikri gelmiş aklına ve küçük kız uyurken bebeği kilere saklamış. Sabah olunca küçük kız bebeğini yanında görememiş ve başlamış ağlamaya. Annesi ne yaptıysa kar etmemiş. O gün küçük kız hep bir huzursuzmuş yemeğini yememiş, oyuncakları ile oynamamış bir köşede öylece oturup kalmış. Akşam babasının işten gelirken aldığı ve çok güzel olan bebek bile neşesini yerine getirmeye yetmemiş. Bu durum günlerce böyle devam etmiş. Sonunda küçük kızın bu durumuna dayanamayan anne bez bebeği sakladığı yerden çıkarmaya karar vermiş. O gece küçük kız uyurken annesi bez bebeği yanına yatırmış. Sabah olup küçük kız yanında yatan bebeğini görünce çok mutlu olmuş. Tekrar neşesi yerine gelmiş, iştahı açılmış, etrafa gülücükler saçmaya başlamış. Bunu gören anne ve babası eşyanın maddi değeri olmadığını, manevi değerin çok daha önemli olduğunu bir kez daha anlamışlar. O günden sonrada bez bebeğe hak ettiği değeri vermişler."} {"url": "https://uykumasallari.net/bir-bebek-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, çok eski zamanda yaşayan bir karı koca varmış. Bu karı koca birbirlerini çok severmiş o kadar çok severmiş ki yıllarca çocukları olmadığı için dünyadaki bütün çocuklar onların çocukları, bütün hayvanlar onların hayvanları, bütün çiçekler onların çiçekleri der ve mutluluklarına mutluluk katarlarmış. Öyle ki onların evine hüzün hiç girmezmiş. Her şeyden mutlu olmayı bilirlermiş. Fakat ikisinin de birbirine itiraf etmediği ama çok istedikleri bir şey varmış. Bir çocuk. Evet ikisi de birbirine itiraf etmiyor fakat bir çocukları olsun çok istiyorlarmış. Bir gün köye bir büyücü gelmiş, köylülere haber uçurulmuş. Kimin ne dileği varsa, kim ne istiyorsa, hepsini gerçekleştirecek bir büyücünün köye geldiğini ve isteyen herkesin ona gidip dileğini söylemesini, büyücünün de tez zamanda bu dileklerini gerçekleşeceğini duyurmuş. Genç kadın kocasına hiçbir şey söylemeden o büyücüye gitmeye karar vermiş. Büyücüden bir bebek dileyecekmiş. Öyle de yapmış. Büyücüye gitmiş durumu anlatmış büyücü de kendisine sen hiç merak etme şimdi sana vereceğim bu içeceği her gün iç, tez zamanda bir bebeğin olacak demiş. Ve kadının elinde ne kadar altını varsa hepsini almış. Kadın kandırıldığından bir haber sevinçli bir şekilde evin yolunu tutmuş. Ve büyücünün söylediği gibi kendisine verdiği içeceği her gün içmeye başlamış. Günler, aylar geçmiş ama büyücünün dediği gerçekleşmemiş. Kadın ozaman kandırdığını anlamış. Akşam olup eşi eve gelince olanları eşine anlatmış. Eşi üzülmemesini aynı hatayı kendisinin de yaptığını ve kendisinin de büyücü tarafından kandırıldığını söylemiş. Hiçbir şeyi dert etmeyen bu karı koca bunuda dert etmemiş, gülüp geçmişler. Ve hayatlarına eskisi gibi devam etmişler. Bir gün tarlada çalışırken yanlarına bir yaşlı kadın gelmiş ve durumunun iyi olmadığını kızının hastalanıp öldüğünü artık torununa bakamadığını, onlardan torununa bakabilecek birisini tanıyıp tanımadıklarını sormuş. Karı koca birbirlerine bakarak biz seve seve bakarız, bizim çocuğumuz yok ona hem anne hem baba oluruz, kızınızın yokluğunu hissettirmeyiz demişler. Yaşlı kadınla beraber bebeğin kaldığı kulübeye gitmişler. Ay parçası gibi bir bebek onlara gülümsüyormuş. Kadın bebeği kucağına aldığında içine sıcacık bir ateş düşmüş. Annesiz olan bu bebeği sarıp sarmalamış ve ona bu dünyadaki en iyi anne olmaya, onu en iyi şekilde yetiştirmeye söz vermiş. Kocası da aynı şekilde çok mutluymuş. Bebeklerini alıp evlerine gitmişler ve artık daha da mutlularmış . Tam bir aile olmuşlar. O günden sonra da ikisi de sözlerini tutmuş. Çok iyi anne çok iyi baba olmuşlar ve yıllarca mutlu mesut yaşamışlar. Belki de bu ailenin torunları sizin aranızdadır. En güzel uyku masalları için bizi takip etmeye devam edin."} {"url": "https://uykumasallari.net/bir-caydanlik-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar çok zengin bir ailenin evinde özel tasarlanmış bir çaydanlık varmış. Kendisi çok usta bir elin özel tasarımı imiş. Çok özel topraktan yapılmış, güzel kıvrımları olan, altın kaplama bir çaydanlıkmış. Bu çaydanlık mutfağın en güzel köşesinde özel bir yastığın üzerinde duruyormuş. Etrafında da onun kadar zarif olmasa da, çok pahalı fincanlar duruyormuş. Bu çaydanlığa sadece evin en kıdemli olan hizmetkarı, özel eldiveni ile dokuna biliyormuş. Evin sahibi hanım, ne zaman çay istese bu zarif çaydanlıkta çayı demleniyor ve servis ediliyormuş. Mutfaktaki diğer eşyalar bu çaydanlığı çok kıskanıyormuş. Gerek tava, gerek sürahi, gerekse çekmecede ki çatallar, aralarında hep keşke biz de onun kadar zarif ve özel olabilseydik diyorlarmış. Çaydanlık kendisinin çok özel ve güzel olduğunun farkındaymış. O da bütün gün süzüle süzüle diğer mutfak eşyalarının ona hayranlıkla bakmasını zevkle izliyormuş. Fakat çaydanlık bazen bu durumdan sıkılıyor ve camın önünde duran çiçeklere imrenerek bakıyormuş. Onların yerinde olmak, her an dışarıyı seyretmek çok eğlenceli olsa gerek diye düşünüyormuş. Üstelik onlar daha özgürmüş. Kırılırım korkusu taşımıyorlarmış. Oysa çaydanlık öyle mi her an korku içinde yaşıyormuş. ya hizmetli beni düşürürse, ya da suyumu koyarken çatlatırsa diye çok korkuyormuş. Her şeye rağmen evin hanımı tarafından beğenilmek, gelen misafirlerin iltifatlarına duymak onu çok mutlu ediyormuş. Günler böyle geçip giderken , bir gün korktuğu başına gelmiş. Hanımın çay istediği bir gün, hizmetli çayı demlerken kendisini elinden düşürüvermiş. Mutfaktaki bütün eşyalar bir anda sus pus olmuş. Evin hanımı çaydanlığın düştüğünü görünce hizmetlisine çok kızmış. Çaydanlık da artık eskisi gibi olmayacağını düşünerek tir tir titremeye başlamış. İşte o anda evin hanımı çaydanlığı yerden almış ve hizmetlisine kırılan çaydanlığı depoya götürmesini istemiş. Hizmetli mahcup bir şekilde kırık çaydanlığı almış ve depoda ki masanın üzerine koymuş. Günlerce çaydanlık orada karanlıkta tozun içinde kalmış. Ta ki bir gün evin hizmetlisi kendisini alana kadar. Eyvah, artık burada kalmama da izin vermeyecekler, kesin beni atacaklar demiş çaydanlık. Tam böyle düşünürken karşısında evin hanımını elinde çok güzel bir çiçekle görmüş. Çiçek çok özel bir çiçek miş. Kıpkırmızı yaprakları varmış. Evin hanımı çiçeği çaydanlığın içine dikmiş. Çaydanlık şaşkınlık içindeymiş. Sonra çaydanlığı almış ve salonun en güzel camının önüne koymuş. Çaydanlık artık eskisinden daha güzel görünüyormuş. Üstelik hep hayal ettiği gibi camın önündeymiş. Hanımı da çok mutluymuş artık sevgili çaydanlığımı hep gözümün önünde görmek istiyorum demiş. Hizmetli de bu durumdan çok mutlu olmuş. Her gün çaydanlığın tozunu almaya, çiçeklerinin yapraklarını silmeye ve toprağını sulamaya geliyormuş. Eve gelen misafirler çaydanlığın durumunu daha da beğenmişler. Üstelik artık yalnız değilmiş onu hiç kıskanmayan bir arkadaşı varmış. Çiçek. Çünkü çiçek de en az onun kadar güzel olduğu için onu kıskanmıyor hatta beraber çok iyi bir ikili olduklarını düşünüyormuş. O günden sonra da mutlu mesut yaşamışlar."} {"url": "https://uykumasallari.net/cekingen-maymunun-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın içinde yaşayan küçük bir maymun varmış. Bu maymun çok çekingenmiş ve herkes den utanırmış. Bütün yavrular dışarıda oyun oynarken o evde oturur arkadaşlarını izlermiş. Günlerden bir gün küçük maymun okula kayıt olmak için annesi ile birlikte orman okula gitmiş. Bütün yavrular aileleri ile birlikte sırada bekliyorlarmış. Sıra küçük maymuna gelmiş ve kaydını yaptırmışlar. Daha sonra sınıfını görmüş ve öğretmeni ile tanışmış. Eve gittiğinde annesine çok heyecanlı olduğunu söylemiş. Bir kaç gün sonra okul kıyafetlerini giymiş ve okula gitmiş. Sınıfa girdiğinde öğrenciler tek tek tanışmış bir tek bizim maymun uzak duruyormuş. Bu durum öğretmeninin dikkatini çekmiş ve bir sonra ki gün küçük maymunu tahtaya kaldırmış. İlk olarak adını sormuş ve maymunda Muzo demiş. Öğretmen bütün çocuklara Muzo'nun adını söylemiş ve bugünden itibaren hepiniz arkadaşsınız. Şimdi üçer kişilik gruplar oluşturun ve oyun oynamaya hazır olun demiş. Muzo yine çekimser dururken yanına bir sincap gelmiş. Merhaba, beraber grup olalım mı? diye sormuş. Muzo Tabi demiş. Daha sonra aralarına bir kirpi katılmış ve üç arkadaş sohbet etmeye başlamış. Muzo o günden sonra yavaş yavaş çekingenliğini bırakmış ve sınıfta ki bütün yavrularla arkadaş olmuş. Artık kimseden çekinmiyor herkes ile konuşuyormuş. Bu durum öğretmenin de çok hoşuna gitmiş. Muzo artık çekingenliğini bırakmış ve girişken bir maymun olmuş. Bu masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/cevre-temizligi-hikayesi/", "text": "Aleyna ilkokul 1.sınıfa giden, küçük, tatlı bir kızmış. Ailesiyle birlikte sık sık kampa gider, doğanın tadını çıkarırlarmış. Aleyna doğayı çok sevdiği için onu korumayı kendisine görev olarak görüyormuş. O hafta okulda da çevre temizliği konusu işlenmiş ve Aleyna daha da bilinçlenmiş. Günlerden bir gün Aleyna annesi ile birlikte parka gitmiş. Aleyna, parkta oyun oynarken bir kaç çocuğun çöplerini yere attığını görmüş. Hemen onlara müdahale etmek için yanlarına gidip Merhaba, neden çöplerinizi yere atıyorsunuz? diye sormuş. Çocuklardan biri Ne olacak ki? Zaten gelip topluyorlar demiş. Aleyna bu cevaba çok üzülmüş. Evet onları topluyorlar ama çevreyi kirletmemek bizim elimizde arkadaşlar. Hep çöpler sadece çevre kirliliği yapmıyor, hayvanlara, bitkilere hatta bizlerin sağlığına bile zarar veriyor. demiş. Bunu duyan küçük çocuklar çok şaşırmış. Gerçekten mi? Biz bunu bilmiyorduk, sadece etrafın kirlendiğini düşünüyorduk. Çok üzgünüz, doğamızı korumalıyız. demişler. Çocuklar hemen çöplerini toplayıp çöp kutusuna atmışlar. Aleyna Çok teşekkür ederim, beraber oynayalım mı? diye sormuş. Hepsi kabul etmiş ve parkta birlikte oynamaya başlamışlar. Aleyna yeni arkadaşlarıyla oyun oynarken çok mutluymuş, hem doğayı korumuş hem de yeni arkadaşlar edinmiş. Bu hikayede burada bitmiş. Hikaye okumayı seviyorsanız Hikayeler kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/cicek-kiz-hikayesi/", "text": "Çiçek, sabah erken kalkar, akşam geç saatlere kadar çalışır ve böylece hasta olan annesine bakarmış. Yıllar önce hasta olan babası için pek bir şey yapamamış, o zaman daha çocukmuş ve onu genç yaşta kaybetmiş. Ama şimdi büyümüş ve çok güzel bir kız olmuş annesine bakabilecek yaştaymış, biraz yorulsa da bunu severek ve gururla yapıyormuş. Her sabah annesinin kahvaltısını hazırlıyor, her türlü bakımını yapıyor, evi temizliyor ve işe koyuluyormuş. Zengin bir ailenin evinin temizliğini yapan genç kız birde evin yaşlı ninesi ile de ayrıca özel olarak ilgileniyormuş. Aslında böyle bir görevi yokmuş, fakat yaşlı kadın o kadar yalnızmış ki onun yalnızlığını paylaşmak onunla sohbet etmek küçük kızın çok hoşuna gidiyormuş. Akşam olup eve gidince de annesinin yemeğini yedirirken yaşlı kadın ile yaptığı sohbeti anlatıyor, annesinin nasihatlarını kulağına küpe yapıyormuş. Bir gün yaşlı kadın Çiçek'i yanına çağırmış ve ailesinin kendisinin istemediğini bunu yüzüne söylemediklerini ancak hareketlerinden hissettirdiklerini anlatmış. Çiçek duyduklarında çok üzülmüş. Akşam olup eve gidince yaşlı kadının anlattıklarını annesine anlatmış, ikisinin de o gece gözüne uyku girmemiş. Sabah olduğunda annesine iznin olursa bu akşam bir misafirimiz olacak demiş. Annesi anlamış ve çok güzel olur demiş. Çiçek dediğini yapmış ve yaşlı kadını ikna etmiş. O akşam eve beraber dönmüşler. Annesi onları kapıda karşılamış. O gün, ertesi gün her geçen gün iki kadının sağlığı da, neşesi de katlanarak artmış. Artık evde hastalık unutulmuş. Çiçek anlamış ki asıl hastalık yalnızlık. İnsanlar konuştukça paylaştıkça hem daha mutlu hemde daha sağlıklı oluyormuş. Aynı bu iki kadın gibi hayatı paylaşmak gerek. Mutluluk o kadar da zor değil."} {"url": "https://uykumasallari.net/cikolata-yiyen-pikonun-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Piko adında bir fil varmış. Piko daha 5 yaşında küçük bir filmiş. Küçük Piko'nun en çok sevdiği şey ise tatlı ve çikolata yemekmiş. Bu ona yasa olasa da her gün annesinden gizli buluyor ve gizli gizli yiyormuş. Günlerden bir gün Piko marketten çikolata almış. Paketi açmış ve ilk ısırıkta dişine bir ağrı girmiş. Küçük Piko'nun diş ağrısı hiç küçük değil aksine onu ağlatacak kadar büyükmüş. Piko ağlayarak eve doğru koşmaya başlamış. Eve geldiğinde annesi kapıyı açmış ve yavrusunu ağlarken görmüş Ne oldu Pikocuğum? Neden ağlıyorsun? diye sormuş. Dişim çok ağrıyor anne acıdan duramıyorum demiş. Annesi o sırada Piko'nun elinde duran çikolatayı görmüş ve almış. Şimdi dişinin neden ağrıdığını anladım Piko. Yasak olmasına rağmen çikolata yiyorsun ve dişin ağrıyınca da ağlıyorsun. Bu yaptığın çok ayıp diyerek Piko'ya kızmış. Piko annesinden habersiz iş yaptığı için çok özgünmüş. Özellikle onu dinlemeyip çikolata yediği içinde çok pişmanmış. Annesi hemen Piko'yu diş doktoruna götürmüş. Doktor dişin fazla çikolata yemekten çürüdüğünü söylemiş ve bir iğne yapmış. Piko'nun canı çok yansa da bu iğnenin ağrısını geçireceğini biliyormuş. Eve geldiklerin Piko annesinden çok özür dilemiş. Çünkü annesi onun sağlığı için çikolata yemesini istemiyormuş. Piko annesinin haklı olduğunu anlamış ve o günden sonra annesinden gizli hiçbir şey yapmamış. Masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/cimri-sukonun-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde yaşayan bir fil varmış. Bu filin adı Şuko imiş. Şuko, ormanın en cimri hayvanıymış. Topladığı yemişleri, meyveleri kimse ile paylaşmaz, hep daha çok yemeği olsun istermiş. Bu yüzden hiç bir hayvanla arkadaşlık kurmak istemezmiş. Şuko, evini ormanda ki hayvanların en uzağına yapmış, böylece kimse evine getirdiği yiyecekleri görmesin istemiş. Günlerden bir gün, Şuko evinde uzanırken, ormanda şiddetli bir fırtına çıkmış. Fırtınayla birlikte, yağmur yağmaya başlamış. Şuko, dışarıya bakarak Hava ne kadar kötü olursa olsun umurumda değil, benim bir sürü yiyeceğim var diye düşünmüş. Bir kaç saat sonra Şuko'nun kapısının altından sular girmeye başlamış. Şuko ne olduğunu anlamamış. Kapıyı açmış ve içeri hızla sular dolmaya başlamış. Şuko, ne yapacağını bilememiş, hemen hortumuyla suyu boşaltmaya çalışmış ama hiç işe yaramamış. En sonunda yardım çığlıkları atmaya başlamış. Yardım edin, lütfen yardım edin. diye bağırmış. O sırada Şuko'nun evinin üstünden uçan kuş, onun sesini duymuş, hemen hayvanlara haber vermiş. Zürafa, aslan, zebra, geyik ve diğer hayvanlar kovaları alıp yola çıkmışlar. Şuko'nun evine gelmişler ve suları boşaltmaya çalışmışlar. O sıra da zebra baraja gitmiş ve kapakları kapatmış. Böylece ormanda ki su geri çekilmiş ve fil suya kapılmaktan kurtulmuş. Şuko, evden çıkıp arkadaşlarına teşekkür etmiş. Beni kurtardığınız için teşekkür ederim, ben sizinle hiç konuşmadım, size hep kötü davrandım ama siz beni kurtardınız. İyi ki varsınız demiş Hayvanlar, Şuko'yu affetmişler ve hatasını anladığı için sevinmişler. Şuko, bu olayda bütün birikimini kaybetmiş, varı yoğu sulara kapılmış bu da Şuko'ya iyi bir der olmuş. Masal da burada bitmiş. Daha fazla kısa masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/comert-aslanin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ormanın birinde yaşayan aslan varmış. Bu aslanın adı KoKo imiş. Koko, aynı zaman da ormanın kralıymış. Ormanın düzenini, adaleti, sakinliği sağlayan kişi Koko imiş. Koko, çok cömert ve adaletliymiş. Ormandaki bütün hayvanlara eşit davranır, kimseyi aç ve susuz bırakmazmış. Günlerden bir gün Koku, orman da gezerken bir ağacın altına dökülen elmaları görmüş. Elmalar o kadar çokmuş ki patilerle taşınacak gibi değilmiş. Bu yüzden Koko evden çuval almış ve hepsini içine doldurmuş. Elmalardan yemek yerine, çuvalı alıp yerleşim alanına dönmüş. Ormanda ki hayvanlar, bir çuval dolusu elmayı görünce çok şaşırmışlar. Neden elmaları kendine saklamadın? Bunlarla bütün kış doyardın demişler. Aslan Bu elmaları tek başıma yemek bencilik olurdu. Burada bu kadar aç arkadaşım varken, benim tok yatmam doğru olmazdı demiş. Aslanın bu tavrı bütün hayvanları şaşırmış. Koko, herkese eşit şekilde elmaları paylaştırmış ve hepsinin karnı doymuş. Bir kaç gün sonra Koko, tekrardan yürüyüşe çıkmış, bu sefer de karşısına, kocaman bir ceviz ağacı çıkmış. Üzerinde ki cevizleri çuvalına doldurmuş ve tekrar ormana götürüp, bütün arkadaşlarına paylaştırmış. Aslanın bu hareketi ormanda ki bütün hayvanlara örnek olmuş. Aslanın cömertliğine ve adaletine hayran kalmışlar. Hepsi, aslanın önünde saygıyla eğilmişler. Aradan bir kaç gün geçmiş ve bütün hayvanlar yemek aramaya çıktıklarında bulduklarını bölüşmeye başlamışlar. Aslan bu durumdan çok memnunmuş. Onun adaleti ve cömertliği sayesinde, bütün hayvanlar bölüşmeyi öğrenmişler. O günden sonra ormanda kimse aç kalmamış, mutlu, mesut yaşamaya devam etmişler. Masal da burada bitmiş. Kısa masal okumayı seviyorsanız Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/deniz-kizi-ve-kopek-baliginin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde zamanın birinde yaşayan bir deniz kızı varmış. Bu deniz kızının adı Pera'ymış. Pera denizin altında ki bütün canlılarla çok iyi anlaşırmış. Tek korktuğu şey de köpek balığıymış. Ama köpek balığı hiç kötü değilmiş, sadece iri görünüşünden dolayı herkes ondan korkar ve kaçarmış. Günlerden bir gün Pera evden çıkmış ve denizin maviliklerinde salına salına yüzmeye başlamış. Yolda gördüğü balıklarla konuşmuş, yengeçlerle selamlaşmış, midyelerle şakalaşmış. Neşe içinde yüzerken derinlerden bir ağlama sesi gelmiş. Sesin geldiği yere doğru yüzünce bu sesin kocaman bir köpek balığından geldiğini görmüş. Uzaktan izlemeye başlamış. Ama köpek balığı o kadar çok ağlıyormuş ki Pera dayanamamış, cesaretini, toplayıp yanına gitmiş. Merhaba, lütfen bana zarar verme. Ben ağladığını görünce yanına gelmek istedim. İyi misin? diye sormuş. Köpek balığı Korkma lütfen, ben kimseye zarar vermem. Ağlıyorum çünkü herkes senin gibi benden korkuyor o yüzden hiç arkadaşım yok demiş. Pera köpek balığı için çok üzülmüş. Peki, senin için yapabileceğim bir şey var mı? siye sormuş. Köpek balığı Aslında bana yardım edebilirsin. Benim kimseye bir zararım olmadığını bütün deniz canlılarına anlatabilirsin. Benimle arkadaş olmasalar bile en azından benden kaçmazlar. Böylece bende kendimi kötü hissetmem demiş. Pera bu konuda yardımcı olacağına dair köpek balığına söz vermiş ve vedalaşarak evine doğru yola çıkmış. Eve geldiğinde bu sorunu nasıl çözebilirim diye düşünmüş ve aklına bir plan gelmiş. Hemen bütün arkadaşlarına haber vermiş ve kayaların altında toplanmışlar. Pera köpek balığı ile yaşadığı olayı anlatmış. Köpek balığının çok üzgün olduğunu ve gerçekten kimseye zarar vermediğini söylemiş. Bunu duyan deniz hayvanları köpek balığı için çok üzülmüş. Bundan sonra ondan kaçmayacaklarına dair Pera'ya söz vermişler. Pera da hemen köpek balığının yanına gidip konuşanları anlatmış. O günden sonra kimse köpek balığından korkmamış, hatta hepsi onunla arkadaş olmuş. Özellikle Pera ve köpek balığı çok yakın arkadaş olup birlikte denizin diplerinde yüzmeye başlamışlar. Masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/dikkatsiz-tavsan-dodinin-masali/", "text": "O gün babasının yeni aldığı mavi bisikletiyle ormanda gezintiye çıkan tavşan Dodi, trafik kurallarına uymuyor, ormandaki herkesi kızdırıyormuş. Böyle yaparak hem kendi canını, hem de diğer hayvanların canını tehlikeye atıyormuş. Dodi, ilk önce dikkatsizce karıncaların yuvasının üstünden geçmiş. Onların yuvalarını bozmakla kalmayıp, can havliyle kaçışan karıncaların saatlerdir yuvalarına getirmek için uğraştıkları peynir parçasını ellerinden düşürmüşlerine ve peynirin toza toprağa bulanmasına sebep olmuş. Karıncalar Dodi'nin bu dikkatsizliğine çok kızmış. Kraliçe karınca Dodi'yi babasına şikayet etmeye karar vermiş. Daha sonra, ormandaki patika yolda ağır adımlarla evine giden kaplumbağa Kapo'nun üstüne, su birikintisinin içinden geçerek, bisikletinin tekerleklerindeki çamurları sıçratmış. Kaplumbağa Kapo, Yüz yirmi beş yaşıma geldim, böyle bir saygısızlık görmedim ben diyerek Dodi'nin arkasından bağırmış ama aklı bir karış havada olan Dodi onu duymamış bile. Kapo, Dodi'nin bu saygısızlığını babasının bilmesi gerektiğini düşünmüş. Kırmızı ışıklarda da durmayan Dodi, o sırada karşıdan karşıya geçmekte olan sincap Porti'ye neredeyse çarpacakmış ki, Porti kendini son anda çalılıkların içine atarak kurtulmuş. Çalılıklardaki dikenler Porti'nin kuyruğuna batmış ve canını çok acıtmış. Dodi yeni bisikletiyle gün boyunca ormanda türlü haylazlıklar yaparak gezinmiş. Akşama doğru eve geldiğinde ormandaki hayvanların neredeyse hepsinin evlerinin önünde toplandığını görmüş. Evin önünde toplanan herkes büyük bir kızgınlıkla Dodi'nin babası Dodo'ya bir şeyler anlatıyor, ona Dodi'yi şikayet ediyorlarmış. Dodo oğlunun geldiğini görür görmez onu yanına çağırmış ve neler olup bittiğini anlatmasını istemiş. Dodi, Babacığım, bisikletimle ormanda gezintiye çıkmıştım. Benim bir şeyden haberim yok ki. Hayırdır bir şey mi olmuş? demiş. Dodi yaptığı hataların hiçbirinin farkında bile değilmiş. Bunu anlayan Dodo, oğlunun yaptığı hataları anlaması için önce kraliçe karıncaya söz vermiş. Kraliçe karınca onun nasıl da dikkatsizce yuvalarını bozduğunu, bin bir emekle yuvalarının önüne kadar getirdikleri peyniri nasıl da toza toprağa buladığını anlatmış. Dodi bu yaptığından utanmış ve karıncalardan özür dilemiş. Hatasının farkına varan Dodi, karıncaların yuvasını onaracağını da söylemiş. Sincap Porti, Dodi! Kırmızı ışıkta durmadın ve o sırada karşıya geçerken neredeyse bana çarpıyordun. Kendimi zorlukla çalılıklara attım ve çarpılmaktan son anda kurtuldum. Kuyruğuma dikenler battı demiş. Dodi Porti'den de özür dilemiş ve kuyruğuna batan bütün dikenleri dikkatlice toplamış. Bundan sonra trafik ışıklarında çok daha dikkatli olacağını söylemiş. Dodi daha sonra evlerinin önünde bekleyen bütün hayvanlardan tek tek özür dilemiş. Onlara, bundan sonra kurallara uyacağına ve daha dikkatli olacağına dair söz vermiş. Bunun üstüne herkes evlerine dağılmış. Dodi, babası Dodo ve annesi Doro akşam yemeğini yemişler ve tam birlikte sofrayı topluyorlarmış ki, kapı zili çalmış. Gelen kaplumbağa Kapo'ymuş. Üstü başı çamur içinde kalan Kapo, saatlerdir yürüdüğünden dolayı ancak bu saatte gelebildiğini söyleyerek, geç saatte rahatsız ettiği için özür dilemiş. Sonra da Dodi'nin gündüz yaptığı yaramazlığı anlatmış. Dodi ondan da özür dilemiş ve Kapo'nun üstünde taşıdığı evini güzelce temizlemiş. Kızgınlığı geçen Kapo evine doğru giderken Dodi babasına dönerek, Babacığım! Bugün olanlardan ötürü annemden ve senden de özür dilerim. Söz bir daha böyle dikkatsizlikler yapmayacağım ve sizi utandırmayacağım demiş. O günden sonra bir daha hiç kimse Dodi'den şikayetçi olmamış."} {"url": "https://uykumasallari.net/dondurmadan-kale-masali/", "text": "Eski zamanlarda padişahın biri vezirine, dondurmadan büyük bir kale yapılması, sonra da ülkedeki bütün çocukların bu kalede toplanıp onlara muhteşem bir ziyafet çekilmesi emrini vermiş. Vezir, Pek hürmetli padişahım, eğer yaz günü böyle bir kale yapmaya kalkarsak güneş bu dondurmadan yaptığımız kaleyi hemencecik eritir. Kışın yaparsak da çocuklar dondurma yerlerse hasta olurlar demiş. Padişah, O vakit ilkbahar mevsiminde yapın kaleyi. Hem çok soğuk olmaz, hem de çocuklar dondurmayı diledikleri gibi yiyebilirler. Yeterince hızlı ve kıvamında yapılırsa, erimeden çocuklar bu dondurmadan kaleyi bitirebilirler. Bunu sen niye düşünemiyorsun? Her şeyi ben mi düşüneceğim? Bak şimdi düşünmekten ve konuşmaktan yoruldum sesin yüzünden diye vezirine kızarak, ilkbahar gelene kadar uyumak ve dinlenmek üzere odasına çekilmiş. Zaten hiçbir iş yapmayan, bütün işlerini vezirine, askerlerine ve sarayındaki hizmetçilerine yaptıran padişah o kadar kiloluymuş ki, geçen yaz artık sığamadığı için saraydaki bütün kapılar genişletilmiş. O kadar tembelmiş ki padişah, yemeğini bile kendisi yemiyor, ona yemeğini görevi sadece padişaha yemek yedirmek olan bir hizmetçi yediriyormuş. Uyurken sağdan sola, soldan sağa kendi başına dönemediği için, saraydaki iki hizmetkara da bu görevi vermiş. Hizmetkarların bu işi onu uyandırmadan, sessizce ve yavaşça yapmaları gerekiyormuş. Bir keresinde yanlışlıkla kendisini uyandıran bir hizmetkarına, ömür boyu dondurma yememe cezası vermiş. Allah'tan uykusu da kendisi gibi çok ağırmış da kolay kolay uyanmıyormuş. Neyse! Soğuk kış günlerinin ardından nihayet ilkbahar gelmiş. Tıpkı bir ayı gibi bütün bir kışı uyuyarak geçiren şişko padişah, uyanır uyanmaz dondurmadan kalenin hemen yapılmasını emretmiş. Ayrıca padişah hekimlere de o gün hiçbir çocuğun boğazının şişmemesi, karnının ağrımaması emrini vermiş. Hekimler, dondurmaların içine koydukları özel bir madde yardımı ile padişahın bu emrini yerine getirmeyi başarabilmişler. On bin işçi, hızlı bir şekilde çalışarak bir gecede bu kaleyi tamamlamışlar ve sonunda beklenen gün gelmiş. Ülkenin her yerinden getirilen çocuklar büyük bir mutlulukla, kapıları çilekli dondurmadan, sütunları vanilyalı dondurmadan, pencereleri limonlu dondurmadan, surları ise çikolatalı dondurmadan yapılan bu kaleyi yalaya yalaya gün batmadan önce bitirmişler. Zaman zaman güneşin vurduğu ve tam erimek üzere olan yerlere de askerler hızlıca daha çok çocuk götürerek, erimeden yemelerini sağlamışlar. Padişah, çocukların mutlu bir gün geçirmiş olmasına çok sevinmiş. Her sene bunu tekrarlamaya karar vermiş. O gün hiçbir çocuğun boğazı da şişmemiş, karnı da ağrımamış. Bir tanesi hariç. Bu çocuğun boğazının şişmesinin nedeni ise, annesinin sözünü dinlemeyip dondurmanın ardından ılık su içmemesiymiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/dostluk-ormani-ve-karga-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde herkesin dostça yaşadığı bir orman varmış. Bu orman da kediler köpeklerle, kurtlar kuzularla, ayılar arılarla bile arkadaşmış. Kimse kimse ile kavga etmez huzur içinde yaşarlarmış. Bu yüzden bu ormana Dostluk Ormanı ismi konmuş. Günlerden bir gün Dostluk ormanına bir karga gelmiş. Bu karga diğer hayvanlar gibi değilmiş, işi gücü kötülük yapmakmış. İlk kötülüğünü sincaba yapmış, izinsiz fıstıklarını almış. İkinci kötülüğü tilkiye yapmış izinsiz odunlarını almış. Diğer kötülüğünü koyuna yapmış, evinde yemek ararken her yeri dağıtmış. Bu karganın yaptıkları sadece bunlarla bitmemiş. Tüm ormanın huzurunu bozmuş. Ormanın kralı olan aslan bu duruma müdahale etmeye karar vermiş ve kargayı huzuruna çağırmış. Ama karga hiç oralı olmamış ve aslanın yanına gitmemiş. Bunun üzerine aslan karganın evine gitmiş ama bir türlü bulamamış. Ertesi gün aslan tekrar haber salmış ama karga gelmemiş. Bir kaç gün içinde karganın evine gitmişler ama onu hiçbir yerde bulamamışlar. Bu durumdan endişelenen hayvanlar onu aramaya başlamış. Karga tavşanın bahçesinde ki havuçları toplarken, ayağı kaymış ve çukura düşmüş ve kanadı çukurdaki taşların arasına sıkışmış. Kimseye de sesini duyuramamış. Ama Dostluk ormanında ki hayvanlar sayesinde düştüğü çukurdan kurtulmuş. Herkese tek tek teşekkür etmiş ve yaptığı kötülüklerden dolayı da özür dilemiş. Bir daha kimseye kötülük yapmayan karga bütün hayvanlarla dost olmuş. Masal da burada bitmiş. Daha fazla kısa masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/duru-ve-ogretmen-hikayesi/", "text": "Duru, ilkokul birinci sınıfa giden küçük bir çocuktu. Okula gitmeyi çok seviyordu. Çünkü okulda arkadaşlarıyla oynuyor, yeni şeyler öğreniyor ve en çok da öğretmeni Reyhan Hanım'ı görüyordu. Reyhan Hanım, Duru'nun en sevdiği öğretmeniydi. Çünkü ona çok iyi davranıyor, her sorusuna sabırla cevap veriyor, ödevlerini takdir ediyor ve başarılı olduğu zaman onu ödüllendiriyordu. Duru da, Reyhan Hanım'ı çok seviyor ve ona saygı duyuyordu. Bir gün, Reyhan Hanım sınıfa bir haber verdi. Çocuklar, yarın 24 Kasım Öğretmenler Günü. Bu yüzden okulda bir kutlama yapacağız. Sizden istediğim, öğretmenlerinize olan sevginizi ve saygınızı anlatan birer resim yapmanız. Yarın herkes yaptığı resimleri getirip, istediği öğretmenine verebilir dedi. Duru çok heyecanlandı, hemen eve gidip resim yapmak istedi. Son ders zili çaldığında Duru hemen çıktı ve hızla eve gitti. Annesine, öğretmeninin anlattıklarını söyledi ve resmini yapmaya başladı. Dersine giren bütün öğretmenlere resim yaptı, en son olarak ise Reyhan Öğretmene yapmaya başladı. Ama ona nasıl bir resim yapacağına bir türlü karar veremedi. Denedi denedi en sonunda pes etti. Anne, Reyhan öğretmenime ne resmi yapacağımı bulamadım. Bütün öğretmenlerime yaptım ama onun ki farklı olsun istiyorum dedi. Annesi Ona olan sevgini, saygını kağıda dökebilirsin kızım. İçinden ne geliyorsa çiz, eminim öğretmenin çizdiğin her şeyi çok sevecek dedi. Duru hemen kağıt kalemi aldı ve çizmeye başladı. Resmi bitince çok mutluydu, onu kocaman kalpler, çiçekler çizmişti. Resmin ortasına da öğretmeni ve kendisini çizdi. Ertesi gün okula çizdiği bütün resimleri götürdü ve öğretmenlerine verdi. En son Reyhan öğretmene de çizdiği resmi verdi. Öğretmen çok mutlu oldu ve Duru'ya sarıldı. Reyhan Öğretmen Çocuklar, her zaman pahalı hediyeler insanları mutlu etmez, önemli olan düşünmek ve kendi el emeği ile bir şeyler üretmek. Sizler bugün kalbinizden geçen düşünceleri kağıda resmettiniz ve bana da güzel resimler çizmişsiniz, beni ve öğretmenlerinizi çok mutlu ettiniz. Bundan başka güzel hediye olamazdı dedi. Duru ve arkadaşları çok mutluydu, hepsi tekrar öğretmenine sarıldı ve mutlu bir şekilde derslerine devam ettiler. Hikaye okumayı seviyorsanız Hikayeler kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/elif-ve-kedinin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar küçük bir şehirde yaşayan Elif adında bir kız vardı. Elif, annesi ve babasıyla birlikte yaşıyordu. Küçük kız hayvanları çok severdi, ama evlerinde hiç hayvan besleyemiyorlardı. Çünkü annesi hayvan tüyüne alerjisi olduğunu söylüyordu. Elif, sokakta gördüğü kedileri ve köpekleri okşamakla yetiniyordu. Bir gün, Elif okuldan eve dönerken, karşı kaldırımda bir kedi gördü. Kedi, çok zayıf ve ürkek görünüyordu. Elif, kedinin yanına gitmek istedi, ama kedi onu görünce kaçtı. Elif, kedinin peşinden koştu, ama kedi bir arabanın altına saklandı. Elif, kediye yaklaşmaya çalıştı, ama kedi çıkıp gelmedi. Elif, kediye Merhaba, ben Elif. Senin adın ne? Ben sana zarar vermem. Gel, seni eve götüreyim. Orada sıcak bir yuva bulabilirsin. dedi. Ama kedi, Elif'in sözlerini anlamıyordu. Sadece korkuyordu. Elif, kediye bir şey vermek istedi, ama yanında hiçbir şey yoktu. O sırada, bir bakkal dükkanının önünden geçti. Bakkal amca, Elif'i tanıyordu. Ona Merhaba Elif, ne arıyorsun? diye sordu. Elif, bakkal amcaya kedi hakkında anlattı. Bakkal amca, Elif'e bir kutu kedi maması verdi. Elif, bakkal amcaya teşekkür etti ve kedinin yanına koştu. Elif, kediye kedi mamasını uzattı. Kedi, kokladı, ama yemeye cesaret edemedi. Elif, kediye Bak, bu sana özel. Hem çok lezzetli, hem de sana güç verir. Lütfen yemeğini ye. Sonra seni eve götüreyim. Annem ve babam da seni sevecekler. dedi. Kedi, Elif'in sesini duydu. Elif'in sesi çok tatlı ve sıcaktı. Kedi, Elif'e güvenmeye başladı. Yavaş yavaş kedi mamasını yemeye başladı. Elif, kedinin yediğini görünce çok sevindi. Kedi de Elif'e minnettar oldu. Elif, kediye Senin adın ne? Ben sana Pamuk diyeyim. Çünkü tüylerin pamuk gibi beyaz. dedi. Kedi, Elif'in elini yaladı. Elif, kediye sarıldı. Kedi, Elif'in kollarında huzur buldu. Elif, kediyle birlikte eve doğru yürüdü. Ama eve yaklaştığında, annesinin sesini duydu. Annesi, Elif, neredesin? Hemen eve gel. Bugün çok soğuk. Üşütmüşsündür. dedi. Elif, annesine Anne, ben geldim. Yanımda bir misafirim var. dedi. Annesi, Misafir mi? Kim o? diye sordu. Elif, Bir kedi. Onu sokakta buldum. Dedi. Annesi Elif, biliyorsun ki onu eve alamayız çünkü alerjim var. Ama kapının önünde onun için güzel, sıcak bir yuva yapabiliriz. demiş. Elif çok sevinmiş ve annesiyle birlikte kediye güzel bir yuva yapmışlar. Minik kedi o günden sonra Elif'in en yakın arkadaşı olmuş ve sıcak yuvasında mutlu bir hayat yaşamış. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/genc-balikci-ve-deniz-kizi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde küçük bir kasabada denizin kenarında, küçük bir kulübede fakir bir balıkçı yaşarmış. Bu genç balıkçı çok yakışıklı olduğu kadar çokta iyi bir kalpliymiş. Her gün denize açılır, tuttuğu balıkların yarısını pazarda satar, kalan yarısını da kasabada yaşayan fakir ailelerin kapısına gizlice bırakırmış. Kimse bu balıkçıyı bilmezmiş. Ama sayesinde de o kasabada kimse yatağa aç girmezmiş. Fakat balıkçının da bilmediği bir şey varmış. Oda, onu uzun zamandır takip eden, yaptıklarını gören ve hatta ona aşık bir deniz kızından bir habermiş. Oysa ki deniz kızı her gece o uykudayken kulübeye girer balıkçıyı uzun uzun izler ve sabah olmadan tekrar denizin derinliklerinde kaybolurmuş. Bu yıllarca böyle devam etmiş. Bir gün genç balıkçı gene denize açılmış ve her zamanki gibi balık tutmaya başlamış fakat birden çıkan yağmur ve fırtına genç balıkçıya zor anlar yaşatmış. Geri dönmekte zorlanan balıkçının teknesi alabora olmuş ve canını zor kurtarmış. Ancak yakındaki bir adaya sığına bilmiş. O gün balıktan dönmeyen balıkçıyı önce kimse fark etmemiş. Ama akşam olup kapıların da balık asılı olmadığını görün köy halkı meraklanmış. Asıl meraklanan ise deniz kızı olmuş. Gece olup kulübeye girdiğinde balıkçının orada olmadığını görünce bütün gece onu beklemiş ve çok merak etmiş. Sabaha karşı üzüntüden ne yapacağını bilemeyen deniz kızı balıkçıyı bulmak için denizde onu aramaya başlamış. Önce batan tekneyi bulmuş. Aramaya devam eden deniz kızı daha sonra küçük bir adanın kıyısında yatan genç balıkçıyı fark etmiş. Yüzerek balıkçıyı kendi kulübesine kadar getirmiş. Fakat kendine bir türlü gelmeyen balıkçı için endişelenmeye başlamış ve köylülerden yardım istemiş. Köylüler balıkçının kulübesine gelince onun her akşam kapılarının önüne balık bırakan balıkçı olduğunu anlamışlar ve balıkçının iyileşmesi için ellerinden geleni yapmışlar. Bir kaç gün sonra kendine gelen balıkçıya köylüler olup biteni anlatmış. Kendisini kurtaranın bir deniz kızı olduğunu öğrenen balıkçı başlamış beklemeye. Akşam olup hava kararınca deniz kızı ortaya çıkmış. Genç balıkçı güzel denizkızını görünce ona aşık olmuş. Köylülerde balıkçı ve deniz kızına güzel bir düğün yapmışlar. Ve o günden sonra balıkçı ve denizkızı mutlu mesut yaşamışlar. Denizdeki kahramanlarımız olmuşlar, yardıma muhtaç olan herkesin yardımına koşmuşlar."} {"url": "https://uykumasallari.net/iki-tavsan-kardesin-masali/", "text": "Bir zamanlar, iki tavşan kardeş yaşarmış. Büyük tavşanın adı Hoppy, küçük tavşanın adı ise Poppyymiş. Her ikisi de birbirinden çok farklıydı. Hoppy güçlü, hızlı ve cesaretliydi. Poppy ise daha küçüktü, ama akıllı, kurnaz ve hızlı düşünebiliyordu. Bir gün, ormanda dolaşırken karşılarına bir tilki çıkmış. Tilki, tavşanları yakalamak istemiş ama Hoppy, hızıyla tilkinin tuzağından kurtulmayı başarmış. Ancak Poppy yakalanmış ve tilkinin eline düşmüş. Hoppy, kardeşini kurtarmak için tilkinin peşine düşmüş ama tilki çok hızlı koştuğu için Hoppy, peşinden gidememiş. Kendi kendine, Ne yapabilirim? Kardeşimi kurtarmak için gücüm yetmiyor. diye düşünmeye başlamış. O esnada, bir tavşan arkadaşı olan Rolly, ona yaklaşmış ve ne olduğunu sormuş. Hoppy, Poppy'nin tilkinin eline düştüğünü anlatmış ve ne yapacağını bilemediğini söylemiş. Rolly, Sen güçlüsün ama Poppy daha zeki. Neden onunla birlikte düşünmüyorsun? demiş. Hoppy, Rolly'nin söylediği fikre çok sevinmiş. Kardeşi Poppy'nin zekasına güvenerek hemen onu bulmuş. Poppy, tilkinin kurnazlığına karşı koymak için bir plan hazırlamış. Tilki, Poppy'yi kandırmak için Ben sana ödül vereceğim, ama seni ödül için başka bir yere götürmem gerekiyor. demiş. Poppy, tilkinin tuzaklarına düşmeyi beklerken beklenmedik bir hamle yapmış ve tilkinin pençesinden kaçmayı başarmış. Böylece, Poppy kardeşini kurtarmayı başarmış ve tilkiyi kurnazlığıyla alt etmişti. Hoppy, kardeşinin zekasına hayran kalmış ve onu övmeye başlamış. Poppy, kardeşinin güçsüzlüğünün önemsiz olduğunu ve akıllı olmanın daha önemli olduğunu anlatmış. Ve o günden sonra, Hoppy ve Poppy her zaman birbirlerini desteklemiş ve birlikte zorlukların üstesinden gelmişlerdir."} {"url": "https://uykumasallari.net/inatci-dag-kecisinin-masali/", "text": "Bir zamanlar, ormanın birinde bir dağ keçisi yaşarmış. Bu dağ keçisi ormanın en inatçı, en dediğim dedik hayvanıymış. Her zaman kendi istediğini yapar, kimsenin lafını dinlemez, inadından vazgeçmezmiş. Bu duruma orman halkı da çok alışmış. Herhangi bir olay olduğunda dağ keçisinin onları dinlemeyeceklerine eminlermiş. Bu yüzden çok büyük bir sorun olmadıkça dağ keçisine fikir vermiyorlarmış. Günlerden bir gün ormanın kralı aslan havayı koklamış ve büyük bir fırtınanın geleceğini anlamış. Bütün orman halkını uyarmak istermiş ve hepsinin ormanın meydanına toplamış. Aslan Sevgili orman sakinleri, biliyorsunuz ki koku alma duyum çok kuvvetli, her gün havayı koklarım ve nasıl olacağını anlarım. Bu sefer burnum hiç iyi koku almadı. Yarın büyük bir fırtına gelecek. Bu yüzden hepinizin güvenli bir yere sığınmasını istiyorum demiş. Bütün hayvanlar aralarına konuşmaya başlamışlar ve en sonunda aslanın verdiği karara uymak istemişler. Dağ keçisinin tutmuş yine keçiliği Ben sizinle gelmeyeceğim çünkü ben fırtınadan korkmam, mağaramda keyifle uyurum. Siz saklanın demiş. Aslan Yapma dağ keçisi, inat etmenin zamanı değil, fırtına çok büyük olacak demiş. Keçi Bana bir şey olmaz, ben sizin gibi korkak değilim demiş. Aslan Ne yaparsan yap o zaman demiş ve bütün hayvanları toplayıp sığınacakları yere götürmüş. Keçi de mağarasına çıkmış ve fırtınayı beklemeye başlamış. Ertesi gün kava çok karanlıkmış, şimşekler çakmaya başlamış. Her şimşek çakışında orman aydınlanıyormuş. Şimşekle birlikte gök gürüldemeye ve yağmur yağmaya başlamış. Hayvanlar çok güvenli bir yerdeymiş ve oldukları yere yağmur gelmediği için hiç ıslanmamışlar. Dağ keçisi ise mağarasında sırılsıklam olmuş. Dağ keçisi çok korkmaya başlamış, fırtına şiddetlendikçe keçi ağlamaya başlamış. Tam inadını kırıp mağaradan çıkmaya karar verdiğinde ise mağaranın önüne kocaman bir kaya düşmüş ve keçi mağaradan çıkamamış. İşte şimdi inadının cezasını çekmeye başlamış. Keçi artık çok pişmanmış ama iş işten geçmiş. Hayvanlar gelip onu kurtarana kadar ordan çıkması imkansızmış. Keçi ertesi güne kadar mağarada aç bir şekilde beklemiş. Onun mağarada yalnız kalmasına gönlü razı gelmeyen aslan ise ona bakmaya geldiğinde, kayanın mağaranın çıkışını kapattığını görmüş. Arkadaşlarını da çağırarak kayayı itmişler ve dağ keçisi kurtulmuş. Bütün arkadaşlarına teşekkür etmiş ve yaptıkları için hepsinden özür dilemiş. İnat etmenin kötü bir davranış olduğunu anlayan dağ keçisi bir daha hiçbir zaman inat etmemiş. Masal da burada bitmiş. Uzun masal okumayı seviyorsanız Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/iyilik-perisi-ile-kotu-cadi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ormanda bir cadı yaşarmış. Bu cadı sihirli kazanında, sihirli sopasıyla civar köyde yaşayan köy halkına bir sürü kötülük yapmak için sabahtan akşama kadar sihir yaparmış. Bazen köylünün ekinlerine zarar verir bazen odunlarını yok eder bazen de yazın ortasında kar yağdırırmış. Köy halkı bu cadı yüzünden mutsuz ve huzursuzmuş. Ancak durumu iyi olanlar köyü terk edip gidiyor, imkanı olmayanlar ise mutsuz bir şekilde köyde yaşamaya devam ediyormuş. Bir gün köy de bir bebek dünyaya gelmiş. Bebeğin dünyaya geldiği gün bazı şeyler değişmiş. Güneş gökyüzünü daha başka aydınlatıyormuş. Artık orman eskisi kadar karanlık değilmiş. O gün cadı hiç büyü yapamamış, kendini çok kötü hissetmiş. Bundan sonraki günler de hep aynı şekilde ilerlemiş ve aylar geçmiş. Artık köyde her şey çok normalmiş. Tabi bu durumdan rahatsız olan cadı bir gün köylü kılığına girip köye gitmiş. Köy pazarında konuşulanlara kulak vermiş. Köy halkı dünyaya gelen bu bebekle huzura kavuştuklarını konuşuyormuş. Bu düşünce cadının sinirlenmesine yetmiş ve havanın kararmasını beklemeye başlamış. Herkesin uykuda olduğuna emin olduğunda ise tekrar cadı kılığına bürünmüş ve bebeğin yanına gitmiş. Ancak gördükleri karşısında şaşkına dönmüş çünkü bu minik bebeği uykusunda iken iyilik perileri koruyormuş. Perilerin sihir bozma gücü, cadının yaptığı bütün sihirlerin bozulmasına sebep oluyormuş. Cadı anlamış ki artık kötülükten daha güçlü bir güç olan iyilik karşısında hiç şansı yok ve artık sihir yapamayacak yaptığı sihirler tutmayacak, almış sihirli kazanını ve sihirli sopasını ormanın en yaşlı ağacının altına gömmüş. Bir daha da sihir yapmamış ve o günden sonra herkes mutlu ve huzurlu yaşamış. Yani iyilik karşısında kötülüğün hiç şansı yokmuş."} {"url": "https://uykumasallari.net/iyilik-yapan-ailenin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde zamanın birinde yaşayan fakir bir aile varmış. Dört kişilik olan bu ailenin iki çocukları varmış. Çocuklarından birisi çok ılımlı diğeri ise çok isyankarmış. Oturdukları ev derme çatmaymış. Tavanından su akıyor, parkeleri kırılmış camları artık yerinden çıkmış. Çocuklardan abla olan buna da şükrediyor her gün evi ve ailesi için güzellikler yapmaya çalışıyormuş. Küçük olan kardeş ise sürekli söyleniyor ve kös kös oturuyormuş. Günlerden bir gün abla ailesinin geçimi için bir işe girmiş. İş yerinde örülen paketleri kutuluyormuş. Kardeşi ise çalışmıyor sürekli söyleniyormuş. Abla o gün işten dönerken yolun kenarında yatan küçük bir çocuk görmüş. Bu çocuk kimsesizmiş ve çok üşüyormuş. Genç kız çocuğun durumuna çok üzülmüş ve onu evine götürmüş. Eve gittiklerinde kardeşi bu duruma çok kızmış Biz kendi karnımızı zor doyuruyoruz, ona nasıl bakacağız? demiş. Ablada İhtiyacı olana yardım etmemiz gerekir. Bizim başımızı sokacağımız bir evimiz var çok şükür karnımızda doyuyor demiş. Anne ve baba kızlarının haklı olduğunu söylemiş ve küçük çocuk olanlarla birlikte yaşamaya başlamış. Buna çok sinirlenen kardeş ben uzakta çalışmaya gidiyorum deyip evden çıkmış ve günlerce eve gelmemiş. O sırada kimsesiz çocuk evdekiler eyardım etmeye başlamış. Bir gün cebinden çıkardığı tohumları ablaya vermiş Bunları cebime yaşlı bir teyze koydu. Tohumları ekersem çok zengin olacağımı söyledi. Ama benim bunları ekmeye gücüm yok. Al bunlar senin olsun demiş. Abla küçük çocuğa teşekkür etmiş ve evin önüne tohumları ekmiş. Bir kaç gün sonra tohumlar büyümeye başlamış. Bir hata içinde her yer sebze ve meyveyle dolmuş. O kadar çok sebze ve meyve varmış ki evin babası fazla olanları pazarda satmaya başlamış. Bir süre sonra çok zengin olmuşlar. Evlerini yenilemişler, tavanı yaptırmışlar, camları bile değiştirmişler. O yılın sonunda evden giden kardeş geri dönmüş ve gördükleri karşısında şok olmuş. Ailesine bunun nasıl olduğunu sormuş. Ablası da Küçük çocuk geldikten sonra bana bir tohum verdi ve evimiz bereketlendi. Gördüğünde gibi yaptığımız iyilik karşısında iyilik bulduk demiş. Kardeşi o an yaptığı hatayı anlamış. Çünkü evden gittiğinde hiç iş bulamamış ve yol kenarlarında uyumuş bir yudum suya muhtaç olmuş. O günden sonra kardeş de yaptığı hataları yapmamış ve eve gelen küçük çocuğa sevgiyle sarılmış. Masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/kara-kedi-lulunun-masali/", "text": "Şirin'in arkadaşı olan kara kedinin adıydı Lülü. Aslında o bir sokak kedisiydi. Bir yaz günü öğleden sonra Şirin evlerinin caddeye bakan balkonundaki şişme havuzun içinde oyuncaklarıyla birlikte yüzerken çıkıp gelmişti onun yanına. Şirin çok şaşırmış, bu kedinin ikinci kattaki evlerinin balkonuna nasıl geldiğini anlamaya çalışmıştı. Sonra fark etmişti ki, balkonun önündeki yüksek ıhlamur ağacının tepesine tırmanan Lülü, ağaçtan balkona atlamıştı. Şirin, bu kara kedinin konuşabildiğini görünce daha da çok şaşırmıştı. Kedi Şirin'e, Benim adım Lülü. Seninle birlikte ben de bu havuzda oynayabilir miyim? diye sordu. Şirin de hemen kabul etti. Kendine yeni bir arkadaş bulmuş ve mutlu olmuştu. Hem bu arkadaşı oyuncakları gibi de değildi. Canlıydı ve onunla konuşabiliyordu. O gün güneş batana kadar balkonda oyunlar oynadılar. Lülü diğer kedilere hiç benzemiyor, çok iyi yüzüyordu. Havuzun üstü, Lülü'nün dökülen simsiyah tüyleriyle örtülmüştü. Hava kararmıştı ve Lülü, Benim gidip yavrularıma bakmam, onların karnını sütümle doyurmam lazım artık. Biraz sonra karanlık çökünce yavrularım yanlarında ben olmazsam korkar dedi ve tekrar ağaca atlayıp aşağıya inmeye başladı. Şirin Lülü'nün arkasından bağırdı. Yarın yine gel. Gelirken yavrularını da getir. Hep beraber oynarız olur mu? dedi. Aşağıya inen Lülü balkona bakarak, Yavrularıma bi sorayım bakayım. Gelmek isterlerse tabi ki getiririm diyerek uzaklaştı. Şirin ertesi sabah heyecanla uyandı ve balkona koştu. Lülü ve yavrularının gelip gelmediğini merak ediyordu. Bir de baktı gördü ki, Lülü ve dört yavrusu balkondaki havuzda oyunlar oynamaya başlamışlardı bile. Annesinden balkona çıkmak için izin isteyen Şirin'e annesi, Kahvaltıyı hazırlayana kadar arkadaşlarınla oynayabilirsin. Ama kahvaltı hazır olunca birlikte bir güzel karnımızı doyuracağız tamam mı? dedi. Şirin Tamam anneciğim diyerek hızlıca balkona fırladı. Lülü bütün yavrularını teker teker ağaca tırmanarak balkona kadar taşıdığı için çok yorulmuştu ve soluk soluğa kalmıştı. Ama yavruları havuzun içinde keyifle oynuyorlar, tıpkı anneleri gibi çok iyi yüzüyorlardı. Lülü Şirin'e dönerek, Yavrularım havuza senden izin almadan girdiği için özür dilerim. Şimdi izin verirsen birlikte havuza girip oyun oynasak olur mu? diye sordu. Şirin bu defalık bir şey olmayacağını, zaten bir önceki akşamdan oyun oynamak için sözleştiklerini ama yine de başkalarının eşyalarını izinsiz kullanmanın doğru bir davranış olmadığını belirterek Lülü'yle birlikte havuza girdi. Annesi kahvaltısını hazırlayıp onu çağırana kadar hep birlikte havuzda su topu oynadılar."} {"url": "https://uykumasallari.net/karanliktan-korkan-yavru-ayinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken büyük bir ormanda yaşan bir ayı ailesi varmış. Bu ailenin karanlıktan korkan Ponçik adında küçük bir yavrusu varmış. Bir sabah anne ve babası işe giden Ponçiko kendinden bir kaç yaş büyük olan ablası ile evde yalnız başına kalmış. Ponçik'in ablasının adı da Pıtır mış. Evde yalnız kalan iki ayı kardeş bütün gün oynamışlar ve çok eğlenmişler. Oyun oynarken bile Ponçiko'nun aklından çıkmayan bir şey varmış büyük ormana gitmek. Ponçiko'nun büyük ormana gidip karanlık korkusunu yenmek istiyormuş. Bu orman da ağaçlar, yapraklar, otlar, çalılar o kadar çokmuş gökyüzü görünmüyormuş. Gündüzleri bile güneş daha tepedeyken bu orman karanlıkmış. Ponçiko ve annesi ormanın içerisinde sürekli yürüdükleri yolu işaretlemişler. İlk önlerine çıkan alan en karanlık olan bölümmüş, orayı aştıktan sonra yaban çileklerinin yetiştiği yer başlıyormuş. Şuan Ponçiko'nun canı bu çileklerden istiyormuş hatta toplayıp annesi ve babasına da götürmek istiyormuş. Ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmiyormuş çünkü o karanlıktan korkan küçük ayı yavrusuymuş. Aklına bir fikir gelmiş. Bir gün annesi Ponçiko'ya bir el feneri hediye etmiş ve karanlıktan korktuğu için onu hep yanında taşımasını istemiş. İşte bu el fenerini yanına alıp gidebilirmiş. Ponçiko buna çok sevinmiş. Ormana gidip çilek toplamaya karar vermiş böylelikle annesine süpriz yapacak ve çilekli yoğurt yiyebilecekmiş. Ponçiko birden cesaretlenmiş ve Pıtır ile birlikte büyük ormana doğru yürümeye başlamışlar. Ormana giden patika yolu rahatlıkla yürüdüler çünkü saat daha erken ve ağaçlarda oldukça azdı. Pıtır çilek tarlasına giden yolu çok iyi biliyordu ve Ponçiko'da ablasına el fenerini tutarak yardımcı oluyordu. Bir süre daha yürüdükten sonra ağaçlar çoğalmaya ve gökyüzünü kapatmaya başlamış. Ponçiko bir an da korkmaya başladı ve birden durdu ve Eve gidelim dedi. Pıtır Ponçiko çilek tarlasına gitmek istemiyor musun? diye sordu. Ponçiko o kadar çok korkmuştu ki şuan çilek hiç umrunda değildi. Eve gidelim lütfen Pıtır diye tekrarladı Ponçiko ve ağlamaya başladı. Pıtır Ponçiko'ya el fenerini almasını söyledi. Ama Ponçiko çok korktuğu için kıpırdayamıyordu ve el fenerini de açamadı. Hala ağlıyor ve eve gidelim diye sayıklıyordu. Pıtır el fenerini eline aldı fakat bir türlü açamadı. Çilekleri tek başına toplayıp gelebilirdi ama Ponçiko ormanda yalnız kalamazdı. En sonunda Pıtır da pes etti ve Eve gidelim dedi. Ponçiko hem eve gitmek istiyor hem de çilekleri toplamak istiyormuş. Bu sefer de çilek istiyorum diye ağlamaya başlamış küçük yavru ayı. Artık gözleri ağlamaktan acıyan Ponçiko el fenerini Pıtır'ın elinde görmüş ve geri almış. Fenere hafifçe vurarak açma düğmesini bulmuş ve birden fener açılmış. Fenerin açılması ile birlikte etraf aydınlanmış ve çilek tarlasına gitmek için yeterli ışığa kavuşmuşlar. El fenerinin aydınlattığı yoldan hemen çilek tarlasına gitmişler ve bir sürü çilek toplamışlar. Çilek toplamaları bittikten sonra hızlı bir şekilde tekrardan geri dönmüşler. Eve vardıklarında anneleri ve babaları işten gelmiş çocuklarının nerde olduklarını merak ediyorlarmış. Eve giren Ponçiko koşarak annesine sarılmış ve topladıkları çilekleri vermiş. Annesi çilekleri görünce çok şaşırmış e Ponçikonun o karanlık büyük ormanda nasıl yürüdüğünü merak etmiş. Yaşadıkları her şeyi anne ve babalarına anlatmışlar. Annesi Ponçiko ve Pıtır'a bir daha karanlık ormana tek başlarına girmemeleri gerektiğini söylemiş. Ponçiko'nun da korkusunu yendiği için sevindiğini ve annesi olmadan bir daha çilek toplamaya gitmemesi gerektiğini tekrarlamış."} {"url": "https://uykumasallari.net/kedi-fare-ve-kopek-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde şehrin birinde, bir evin bodrum katında yaşayan fare ilesi varmış. Bu ailenin birde yavrusu varmış, adı da Minik miş. Minik, yavru fare olduğu için gününü hep evde geçiriyormuş. Çünkü anne ve babası dışarı çıkmasını istemiyormuş. Dışarı çıktığında evin kedisine yakalanma olasılığı çok yüksekmiş. Bu yüzden Minik için yiyecek getiriyorlarmış. Günler geçiyor, Minik evde sıkılıyormuş. Evden çıkmayı kafasına koyan Minik, anne ve babası gittiğinde dışarı çıkmaya karar vermiş. Minik kapıdan baktığında kimseyi görmemiş. Rahatlıkla evin içine girmiş ve dolanmaya başlamış. Daha önce görmediği birçok şey görmüş. Halı, televizyon, koltuk, bu liste uzayıp gidermiş. Açık olan dış kapıdan kafasını çıkarmış ve sıcak hava ile burun buruna gelmiş. Minik, merakla ilk adımını almış. Her şey o kadar farklıymış ki Minik heyecandan ne yapacağını şaşırmış. Hızla dışarı çıkmış ve yolda yürümeye başlamış. Herkes ona çok büyük gelmiş. Uzun saatler boyunca yürümüş, yürümüş ve acıktığını hissedince geldiği yoldan geri dönmüş. Ama bu sefer çıktığı kapı kapalıymış ve evin arka camından bodrum katta ki evine girmek istemiş. Bir zıplamış, iki zıplamış ama pencereye boyu yetişmemiş. Daha sonra yerde ki sal parçasını bulup, duvara dayamış ve tırmanmaya başlamış. Tam camın önüne gelmiş ki evin kedisi camdan kafasını uzatmış Minik geri atlamış. Ne yapacağını şaşıran Minik korkudan titremeye başlamış. Kedi camdan atlayıp, farenin yanına gelmiş. Fare Lütfen bana zarar verme demeye başlamış. Onun bu korkusu kedinin komiğine gitmiş ve onu korkutmaya devam etmiş. Kedi bir iki adım farenin üzerine gidince fare ağlamaya başlamış. O sırada bahçenin önünden geçen köpek ağlama sesi duymuş ve hemen sesin geldiği tarafa doğru gitmiş. Bir de ne görsün, bir kedi bir fareyi korkutuyor. Köpek hemen seslenmiş Dur bakalım orada diye. Kedi ne yapacağını şaşırmış ve hemen geri adımlar atmaya başlamış. Köpek Dur dur, kaçma. Sen utanmıyor musun kendinden küçük bir hayvanı korkutmaya. Sen benden nasıl korkuyorsan oda senden korkuyor. Seni bir daha farenin yakınında görmeyeceğim demiş. Kedi, köpeğin söylediklerini dinlemiş Özür dilerim, hiç bu açıdan düşünmemiştim. Ben sadece onu korkutup eğleniyordum demiş. Köpek Bir daha başka oyunlar oynayıp eğlen o zaman, yoksa bende eğlenmek için seni kullanırım demiş. Kedi, fareden özür dileyip evin içine girmiş. Fare de köpeğe teşekkür edip, bodrum kattaki evine girmiş. Onu bekleyen anne ve babası çok merak etmiş, fare ikisinden de özür dilemiş ve büyüyene kadar onlardan habersiz dışarı çıkmayacağına dair söz vermiş. Masal da burada bitmiş. Uzun masal okumayı seviyorsanız Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/kedi-ile-tarla-faresinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken; bir dağ köyünde yaşlı bir değirmenci yaşarmış. Yıllar boyunca çalışmaktan çok yorulan ve artık işlere yetişemeyen yaşlı değirmenci, hesap kitap işlerini takip etmesi için uzun yıllardır beslediği kedisini görevlendirmiş. Değirmencinin bu sadık kedisi, çok akıllı bir hayvanmış. Hesap kitaptan da anlarmış. Yaşlı değirmenci, kedilerle farelerin dost olduğu o günlerde, değirmenin önündeki bahçenin bakımını yapması için de bir tarla faresini işe almış. Fare, değirmencinin bahçesinde yetiştirdiği sebze ve meyvelerin verimini artırmak için toprağı belliyor, yaşlı adamın getir götür işlerini yapıyormuş. Kedi ve tarla faresi, yaşlı değirmencinin işlerini epeyce kolaylaştırmış. Kedi, köylülerin değirmene getirdiği arpa, buğday ve mısır çuvallarını tartıyor, kimin ne kadar un getirdiğini deftere yazıyor ve hesapları tutuyormuş. Fare de, toprağı belleyerek o kadar güzel havalandırıyormuş ki, bahçedeki sebzelerin verimi iki kat artmış. Gel zaman git zaman, işler tıkırında giderken, bizim tarla faresi karşısına çıkan bir başka tarla faresine aşık olmuş. Değirmencinin yanında karın tokluğuna çalışan tarla faresi çok fakirmiş ve aşık olduğu farenin gönlünü kazanmak için ona küçük de olsa bir hediye alamıyormuş. Tarla faresi düşünmüş taşınmış, biraz da kaşınmış. En sonunda değirmenin çatısından küçük bir delik açarak içerideki mısır ve buğdaylardan aşırıp aşık olduğu fareye hediye etmeye karar vermiş. Bir, iki, üç, böyle devam ederken, köylü değirmenciden şikayet etmeye başlamış. Çünkü verdikleri arpa, buğday ve mısırın karşılığında aldıkları un, geçmişte aldıkları una göre epeyce azalmış. Tüm köyde, değirmencinin tahılları çaldığı dedikoduları yayılmış. Tabi bu dedikodular sonunda değirmencinin kulağına da gelmiş. Hem köylüler artık hasat ettikleri tahılları, komşu köydeki değirmenciye götürmeye başlamış. Bu duruma çok bozulan değirmenci kediyi yanına çağırmış. Olanları izah etmesini istemiş. Fakat kedi bu durumu değirmenciye bir türlü izah edememiş çünkü farenin tahılları çaldığının farkında değilmiş. Değirmenci çok sinirlenmiş ve kediyi işten kovmuş. Ancak kedi kovulmayı gururuna yedirememiş. Tahılların neden eksildiğini anlamak için uzaktaki bir ağacın tepesinden değirmeni gözlemeye başlamış. Bir de ne görsün! Gece olunca fare çatıda açtığı delikten içeri giriyor, tahılları elindeki torbaya doldurup değirmenden çıkıyormuş. Sabaha kadar ağaçta bekleyen kedi, yaşlı değirmenci değirmene gelirken onun önünü kesmiş ve gece gördüklerini anlatmış. Değirmenci önce kediye inanmamış ama çatıdaki deliği görünce kedinin haklı olduğunu anlamış. Kediye, hemen fareyi yakalayıp getirmesini söylemiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/kelebeklerin-goc-masali/", "text": "Bi varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok iyi anlaşan bir kelebek gurubu varmış. Bu arkadaşlar bir arada yaşarmış. Beraber yemek yer, beraber oyunlar oynar, beraber göç ederlermiş. Her sene bahar geldiğinde, çiçeklerin çok olduğu yerlere giderlermiş. Yine bir gün bahar gelmiş, çiçekler açmaya, kuşlar ötüşmeye başlamış, kelebeklerin de göç etme zamanı gelmiş. Çünkü, kelebekler artık çiçekleri çok özlemişler. Hepsi hazırlanmışlar ve coşkuyla uçmaya başlamışlar. Yolları çok uzunmuş bu yüzden sık sık bola veriyorlarmış. Gittikleri yerleri geziyorlar, orada ki hayvanlarla tanışıyorlarmış. Yolculuğun üçüncü haftasında artık bazı kelebekler yorulmaya başlamışlar. Biz artık uçmak istemiyoruz, buraya yerleşmek istiyoruz demişler. Diğer arkadaşları ise Siz bilirsiniz ama biz sabit bir evde yaşayamayız. Buralar soğuduğunda, çok üşürsünüz demişler. Kalmak isteyen kelebekler Olsun, artık uçmak istemiyoruz demişler ve kendilerine küçük bir ev inşa etmişler. Günler geçmiş kelebekler yerleştikleri yerde mutlu mutlu yaşıyorlarmış. Önce bahar bitmiş daha sonra yaz. Sonbahar gelince kelebekler üşümeye, bazıları da hastalanmaya başlamışlar. Kelebekler mecburen göç etmek zorundalarmış. Ev ortamı güzel olsa da onlar baharın peşinden gitmek, özgürce yaşamak zorundalarmış. Yaptıkları evi orada bırakıp yola çıkmışlar ve diğer arkadaşlarının yanına gitmişler. O günden sonra bütün kelebekler, sabit yaşamayacaklarını anlamışlar ve özgürlüklerini hiçbir zaman kısıtlamamaya kadar vermişler. Masal da burada bitmiş. Kısa masal okumayı seviyorsanız Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/kibirli-zaranin-hikayesi/", "text": "Eski zamanlar yaşayan bir kadın varmış. Bu kadının adı Zara mış. Zara kasabanın en zengin insanıymış. Ama bu zenginlik onun kalbini iyileştirmeye yetmemiş çünkü kalbi çok kötüymüş. Kimse ile konuşmaz, selam vermez herkesi kendinden küçük görürmüş. Şehirde ki insanlar da Zara'nın bu tavrına anlam vermez yine de ona selam verir, iyi dileklerde bulunurmuş. Günlerden bir gün Zara alışverişe çıkmış. Ne bulursa almış. Kasaba da ki insanların önünden havalı havaları geçmiş evine gelmiş. Eve geldiğinde tam merdivenlerden çıkıyormuş ki birden ayağı kaymış ve çıktığı merdivenlerden hoop geri düşmüş. Zengin kadın düştüğü yerde kıvranmaya başlamış. Kıvranmış kıvranmasına ama kimse sesini duymamış. Çünkü Zara'nın evi büyük ağaçların içinde insanlardan çok uzaktaymış. Zara zar zor kalkmış ve evine girmiş. Ama yattığı yerden de günlerce kalkamamış. Zara'nın evinin biraz ilerisinde çiftliği olan bir kadın yaşıyormuş. Her gün Zara'nın evine süt götürüyormuş. Zara kadına kapıyı açmıyor kadın sütleri hep kapının önüne koyuyormuş. Ama kadın ikinci gün gittiğinde sütün orada olduğunu farkmış yine de ikinci sütü koymuş. Ertesi gün çiftçi kadın yine gitmiş ve sütler kapının önünde duruyormuş. Çiftçi kadın bu durumun daha önce hiç olmamasından ters giden bir şeyler olduğunu fark etmiş ve kapıyı çalmış. Zara birinin geldiğini duyunca çok sevinmiş. Zar zor sürünerek kapıyı açmış ve kadını içeri almış. Çiftçi Zara'yı o halde görünce çok üzülmüş. Günlerdir yataktan çıkamayan Zara kendine yemek bile hazırlayamamış ve sadece su içe bilmiş o yüzden oldukça zayıflamış. Çiftçi hemen evi havalandırmış, ortalığı toparlamış Zara için doktor çağırmış ve ona güzel yemekler yapmış. Zara çiftçi kadına bugüne kadar hep kötü davranmış ama o kadın bunlara rağmen Zara ya bir çok iyilik yapmış. Zara yaptıklarından çok utanmış. Kibirli olmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamış ve bir daha asla kendini kimseden üstün görmemiş. Kasabada ki herkes den özür dilemiş ve herkesle arkadaş olmuş. Bu hikaye burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/kirmizi-ordek-masali/", "text": "Can o sabah erkenden uyandı takvime baktı, evet işte beklediği gün gelmişti. Hemen üstünü giydi ve hızlı bir şekilde annesinin hazırladığı kahvaltıyı yedi. Çok heyecanlıydı. Tam yirmi bir gün önce Balkız'ın altına yumurtaları koymuşlardı. Dedesinin demesine göre bugün civcivlerin yumurtadan çıkması gerekiyordu. Koşarak kümesin oraya gitti dedesi de oradaydı. Hiç bir şey kaçırmadığına çok sevindi ve başladı beklemeye. Bir kaç zaman sonra yumurtalardan biri hareket etmeye başladı, sonra bir çatlak derken sarı bir gaga ve ördek yavrusu ıslak tüyleriyle tam da karşısında duruyordu. Derken ikinci, üçüncü, dördüncü tam beş yavru. Cıvıl cıvıl cıvıldaşıyorlardı. Sırada son yumurta kalmıştı. Ancak onda bir hareketlenme yoktu. Diğer civcivler annesinin etrafında cıvıldaşırken, Can bütün dikkatini son yumurtaya vermişti. Bütün gün bekledi hava kararmaya başladı, dedesi artık eve gitme zamanı geldiğini söyledi. Son bir kaç dakika daha bekledi ve tam eve gidiyordu ki yumurta hareketlendi, derken bir gaga, derken bir çıtırdama ve hop karşısında bir civciv. Can şaşkınlık içinde civcive baka kaldı. Gözlerine inanamadı karşısında duran kıpkırmızı bir civcivdi. Civcivde aynı şaşkınlık içinde Cana bakıyordu. Can dedesine seslendi ama dedesi çoktan eve gitmişti. Civcivi orada bırakamazdı. Kümese gitti civcivi annesinin altına koymak istedi ama Balkız yavruyu kabul etmedi. Civcivde Canı bırakmak istemiyordu. Yapacak tek şey kalmıştı oda civcivi eve almaktı. Kimseye göstermeden eve nasıl sokarım diye düşünürken kenarda duran boş kutu dikkatini çekti. Civcivi kutuya koydu ve kimseye görünmeden odasına çıkardı. Sabaha kadar civcivle beraber uyudular. Sabah olunca herkesten önce kalktı ve civcivine bahçede bir çit yaptı. Dedesi uyanıp bahçeye geldiğinde çit çoktan bitmişti. Meraklı gözlerle kendisini izleyen dedesine kırmızı civcivini gösterdi. Dedesi de şaşkınlık içinde civcivi incelemeye başladı. Artık aralarında bir sır vardı. Bütün gün çitin içinde otlayan civciv akşam olunca Can'ın odasında Can ile beraber yatıyordu. Günler böyle geçti gitti artık civciv kocaman bir ördek olmuştu ve o kadar güzel bir ördek olmuştu ki gelen geçen ondan gözünü alamıyordu. Hatta çok para teklif edip ördeği almak isteyenler bile olmuştu. Ama o artık Can'ın en yakın arkadaşıydı ve birbirlerinden ayrılmayı hiç düşünmüyorlardı. O sene Can okula başladı. Kırmızı ördekte onunla okula gidip Can dersten çıkana kadar onu bahçede bekliyordu. Can ile iyi bir ikili olmuşlardı ve hiç ayrılmadılar. Daha fazla Uzun Masal okumak isterseniz linke tıklayıp, uzun masallara ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/kral-ve-ceylanin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanda yaşayan bir aslan varmış. Bu aslanın adı Kral mış. Kral ormanın en güçlü, en cesur, en hızlı ve en güzel hayvanı olduğunu düşünürmüş. Herkese kötü davranır, emirler verir, istediği zaman istediğini yapar, ormanın kurallarına uymazmış. Yani anlayacağınız üzere Kral, ormanın tek hakimi olduğunu zannedermiş. Kral'ın bu kötü tavrından dolayı, bütün hayvanlar ondan uzak dururlarmış. Çünkü onunla karşı karşıya gelmeye cesaret edemezlermiş. Günlerden bir gün Kral ormanda gezintiye çıkmış ve daha önce hiç keşfetmediği yerleri keşfetmek istemiş. O sırada daha önce hiç görmediği bir hayvanla karşılaşmış. Bu hayvan bir ceylanmış. Ceylanın çok güzel gözleri, incecik bacakları, harika boynuzları varmış. Aslan, ceylanı görünce başlamış kovalamaya. Ceylan ise son anda aslanı fark etmiş ve var gücüyle koşmaya başlamış. Ceylan önde, Kral arkada ormanın derinliklerine ilerlemişler. Kral çok şaşkınmış, çünkü başka bir hayvanın kendisinden hızlı koştuğunu görüyormuş. Kral, Ceylanı kovalarken bir de ne görsün? Ormanın içinde bir çukur varmış. Kral, çukuru fark etmeden içine düşmüş. Çukur çok derinmiş ve Kral, oradan çıkamıyormuş. Bağırmaya başlamış ama kimse duymuyormuş. Çünkü ormanın diğer hayvanları Kral'dan uzak duruyorlarmış. Kral, çukurda korku içinde beklerken, Ceylan geri dönmüş, Kral'ın çukura düştüğünü görünce şaşırmış. Kral, Ceylana yardım etmesi için yalvarmış. Ceylan, Kral'a acımış ve ona yardım etmeye karar vermiş. Çukurun kenarında duran bir ağacın dalını koparıp Kral'a uzatmış. Kral, dalı tutup çukurdan çıkmış. Kral, Ceylana teşekkür etmiş ve ondan özür dilemiş. Ceylan da herkesin hata yapabileceğini düşünmüş ve Kral'ın özrünü kabul etmiş. Kral, Ceylanın güzelliğine ve hızına hayran kalmış ve ikili arkadaş olmuş. Ceylan arkadaşlarının yanına gittiğinde Kral'ın aslında iyi bir hayvan olduğunu anlatmış ve onları Kralla tanıştırmış. O günden sonra ormanda barış ve sevgi hakim olmuş ve masal da burada bitmiş. Kısa masal okumayı seviyorsanız Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/kucuk-neseli-kizin-hikayesi/", "text": "Zamanın birinde küçük bir kız yaşıyormuş, her şeyden mutlu olan, hiçbir şeyi kafasına takmayan, herkese yardım etmek için çabalayan küçük bir kızmış. Sabahları erken kalkar mahallelinin ekmeğini almaya fırına gidermiş. Yolda kimi görse selam verir hatırını sorarmış. Canı sıkkın olan biri varsa yardım edip edemeyeceğini sorarmış. Bazen yaşlıların ağır olan çantasını taşır, bazen küçük bir çocuğu karşıdan karşıya geçirir, bazen de bir hastanın yardımına koşarmış. O gün de yolda yürürken yaşlı bir kadın görmüş. Kadın yolun kenarında oturmuş kara kara düşünüyormuş. Küçük kız size yardım etmek isterim, yapabileceğim bir şey var mı diye sormuş. Yaşlı kadın kafasını kaldırmış küçük kıza ormanda çantamı unuttum, ancak oraya geri yürüyecek kadar halim yok, bana çantamı getirirsen beni çok mutlu etmiş olursun demiş. Küçük kız hiç düşünmeden tabii ki de siz hiç merak etmeyin ben şimdi gider çantanızı getiririm, siz beni burada bekleyin demiş. Sonra da hemen yola koyulmuş. Orman çok uzaktaymış. Küçük kız yürümüş, yürümüş, yürümüş ve sonunda ormana gelmiş. Yaşlı kadının tarif ettiği yere doğru ilerlemeye başlamış. Bir de ne görsün karşısında kocaman bir çanta. Çantayı kaldırmak istemiş fakat çanta çok ağırmış. Küçük kız yaşlı kadına verdiği sözü hatırlamış ve ne yapıp edip çantayı taşıması gerektiğini düşünmüş. Etrafına bakınmış çantayı taşıyabileceği bir şeyler aramış. Dört tane odun parçasından bir araba yapmış, belindeki kemeri arabaya bağlamış. Sonra da çantayı üstüne koymuş, başlamış kemerden arabayı çekmeye. Yolda yürürken araba birden devrilmiş ve çanta açılmış. Küçük kız gördüklerini inanamamış, çantanın içerisinde çil çil altın varmış. Hemen dökülen altınları toplamış çantanın içine koymuş ve çantayı sıkıca bağlamış. Bir taraftan da yaşlı kadının bu kadar altını nereden bulduğunu ve ne yapacağını düşünüyormuş. Umarım kötü bir şey yapmıyorum dur demiş. Sonra yolda benim bu kadar altınım olsa neler yapardım niye aklından geçirmeye başlamış. Önce mahalledeki bütün hayvanların karnını doyurdum. Sonra da bütün komşuların borçlarını öderdim. Bütün çocukların isteklerini yerine getirirdim. Hastalara yaşlılara yardım eder onlara bir ev yapardım demiş. Böyle düşüne düşüne ormandan çıkmış yaşlı kadının olduğu yere gelmiş. Yaşlı kadın küçük kızı karşısında görünce çok sevinmiş ona teşekkür etmiş ve hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaşmış. Küçük kız yaşadıkları karşısında şaşkınlık içinde yaşlı kadının arkasından baka kalmış. O gün kadın aklından hiç çıkmamış gece rüyasına girmiş ve rüyasında sen çok iyi kalpli bir kızsın o kadar altına elini bile sürmedin, üstelik senin olsaydı başkaları ile paylaşmayı hayal ettin. Ben bu altınlarla ne yapacağımı bilmiyordum ama senin sayende şimdi ne yapacağımı biliyorum ben de senin hayallerini gerçekleştirmek istiyorum demiş. Küçük kız sabah uyandığında gözlerine inanamamış bir de ne görsün çok güzel bir evin içinde bulmuş kendini. Özenle hazırlanmış bir kahvaltı karşısında duruyormuş. Etrafında hizmetçiler. Küçük kızın aklına hemen gece gördüğü rüya gelmiş. Koşarak dışarı çıkmış Bir de ne görsün mahalledeki herkesin evi yenilenmiş çocukların kıyafetleri, oyuncakları, sokak hayvanların yemekleri önlerinde. Tam evinin karşısında yaşlı ve hastalar için bir ev. Evet yaşlı kadın rüyada verdiği sözü tutmuş ve küçük kızın bütün dileklerini yerine getirmiş. Küçük kız orada anlamış ki iyilik yapmak dürüst olmak mutlaka iyi bir şeyle sonuçlanır. Küçük kız ve mahalledekiler o günden sonra mutlu mesut ve refah içinde yaşamışlar. Bir daha da o yaşlı kadını gören olmamış. Ama küçük kızın rüyalarına hep girmiş. En güzel uyku masalları ve hikayeleri için sitemizi takip etmeye devam edin."} {"url": "https://uykumasallari.net/kurnaz-kizil-tuyun-masali/", "text": "Bir zamanlar kurnazlığı ile övünen bir tilki varmış. Bu tilkinin adı Kızıl Tüy'müş. Kızıl Tüy bütün hayvanları kandırırmış. Orman sakinleri artık bu duruma alıştıkları için Kızıl Tüy ile ne yarışa girerler nede uzun sohbet ederlermiş. Bir gün ormana Kara Porsuk adında bir hayvan gelmiş. Kara porsuk, okumayı, öğrenmeyi çok seven bir hayvanmış. Her gün yeni bilgiler öğrenirmiş. Kızıl Tüy, ormana yeni bir hayvan geldiğini duyunca koşarak yanına gitmiş, onu kandıracağını düşünmüş. Kızıl Tül Merhaba benim adım Kızıl Tüy, ormana hoş geldin demiş. Porsuk Merhaba, benim adımda Kara Porsuk, tanıştığımıza memnun oldum demiş. Kızıl Tüy Seninle bir oyun oynayalım mı? diye sormuş. Porsuk heyecanla Tabi oynayalım, nasıl bir oyun bu? diye sormuş. Kızıl Tüy Şimdi sana sorular soracağım bilirsen sana koca bir çuval ceviz vereceğim, sende bana sorular soracaksın eğer ben bilirsem sende bana evinde ki bütün erzağı vereceksin demiş. Porsuk kabul etmiş ve başlamışlar sorular sormaya. Kızıl Tüy beş soru sormuş ve Porsuk hepsini bilmiş. Çünkü bütün sorular okuduğu kitaplarda varmış. Sıra Porsuğa gelmiş ve sorularını sormuş. Ama Kızıl Tüy hiç birini bilememiş. Porsuk, tilkinin kendisini kandırmaya çalıştığını anlayınca Kazanan benim Kızıl Tüt, şimdi bana çuvalımı getir demiş. Tilki ilk defa bu kadar bilgili bir hayvanla karşılaştığı için çok şaşkınmış. İlk kez ödül kaybeden tilki ne yapacağını bilememiş ve kaçıp gitmiş. Kara Porsuk da arkasından gülerek Herkesi kandıramayacağını öğren kurnaz tilki, bu hayatta senden akıllılar da var demiş. Tilki yaptığından utanmış ve bir daha kimseyi kandırmaya çalışmamış. Bu ona büyük bir ders olmuş, bütün orman sakinleri de rahat bir nefes almış. Masal da burada bitmiş. Yeni masal okumayı seviyorsanız Yeni Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/lila-ve-parsin-hikayesi/", "text": "Ülkenin birinde yaşan sevgi dolu bir aile varmış. Bu ailenin Lila isminde bir kızı Pars adında da bir köpeği varmış. Annesi her sabah Lila ve Pars'ı alır yürüyüşe çıkarmış. Parka giderler, alışveriş yaparlar ve çiçekleri koklayıp evlerine geri dönerlermiş. Bir sabah Lila, annesi ve Pars her sabah yaptıkları gibi hazırlanıp yürüyüşe çıkmışlar. İlk iş bir pastahaneye uğrayıp yiyecek birşeyler almak olmuş. Alışverişlerini yaptıktan sonra deniz kenarına gidip kahvaltılarını yapmışlar. Ardından tekrar yürümeye başlayıp parka doğru yol almışlar. Parka gittiklerinde parkı ilk defa bu kadar kalabalık görmüşler. Lila parka girer girer girmez önce salıncağa koşmuş. Doyasıya sallanmış, ordan inip kaydırağa koşmuş Lila oyun oynarken Pars ve anne de bir köşede Lila'yı izliyorlarmış. Lila kaydıraktan kayarken arkasından bir çocuğun yanlışlıkla ittirmesi ile çok yüksekten aşağı yuvarlanmış. Annesi Lilay'ı yerde görünce birden fırlamış. O sırada Pars bir köşe de köpek arkadaşları ile koklaşıyormuş. Lila'nın yanına giden annesi Lila'yı kucakladığı gibi hastaneye götürmüş. Hastaneye gittiklerinde muayene olan Lila'nın iyi olduğunu öğrenmişler. O sırada Lila annesine dönüp Annecim Pars nerede? diye sormuş. Senin düştüğünü gördüğümde Pars arkadaşları ile koklaşıyordu o anda çok korktum ve Pars'ı parka unuttum demiş anne. Lila'nın elinden tuttuğu gibi parka dönen anne Pars'ın orada olmadığını fark etmiş. Her yer de Pars'ı aramışlar fakat Pars hiçbir yerde yokmuş. Hava kararınca mecburen eve dönmüşler. Lila ile annesi olan biteni babaya anlatmış ve hep beraber tekrardan Pars'ı aramaya çıkmışlar. Fakat bu arama sonucu da sevimli köpeklerini bulamamışlar. Pars mutlaka eve dönerdi, kesin başına bir iş geldi demiş Lila. Ertesi gün her yere Pars'ın fotoğrafını yapıştırmışlar. Ama günler geçse de Pars'ı bulamamışlar. Aradan bir kaç ay geçmiş Lila ve ailesi çok üzgünlermiş fakat Lila'nın arkadaşının doğum günü için ormana gitmeleri gerekiyormuş. Hazırlanmışlar ve doğum gününe doğru yol almışlar. Ormana gittiklerinde bütün çocuklar neşe ile dans ediyor, eğleniyorlarmış. Ama Lila hiç mutlu değilmiş çünkü Pars'ı çok özlüyormuş. Herkes eğlencesine devam ederken Lila biraz dolaşmak istemiş. Ailesinin yanından çok uzaklaşmadan dolaşmaya başlamış. Biraz uzakta bir çok köpeğin olduğunu fark etmiş. Keşke onlardan biri Pars olsa diye içinden geçirmiş. Dolaşmaya devam ederken Lila, Pars ile en sevdikleri şarkıyı mırıldanmaya başlamış. Şarkıyı söylerken sanki cevap olarak bir havlama sesi duymuş. Bu sesi Pars'ın sesine benzetmiş. Herhalde yanlış duydum demiş. Şarkıyı biraz daha sesli söylemeye başlamış ve tekrardan aynı havlamayı duymuş. Pars'ı çok özledim her havlamayı onun sesi zannediyorum demiş. Denemek için Lila sesli bir şekilde Pars.... diye seslenmiş. Bu seslenişin ardından bir havlama sesi duymuş ve o yöne doğru yürümeye başlamış. Pars, Pars, Pars... diye seslenmeye devam etmiş ve hep aynı havlama karşılığını almış. Biraz daha ses doğru yaklaştığında Pars gel oğlum demiş ve o anda Pars'ı ağaçların arasından çıkarken görmüş. Lila gözlerine inanamıyormuş o havlama sesleri gerçekten Pars'mış ve sonunda ona kavuşmuş. Pars koşarak Lila'nın üstüne atlamış ve doyasıya sarılmışlar. Pars sevgisini yalayarak göstermiş Lila ise mutluluktan ağlamaya başlamış. Pars, Lila ve annesini bir anda kaybedince önce onları aramak için yola koyulmuş ve çok uzaklaştığını farketmiş fakat bir daha da geri dönememiş. Ama bu büyük sevgi karşısında tekrar kavuşmuşlar ve bir daha hiç ayrılmamışlar. En güzel masal ve hikayeler için sitemizi takip etmeyi unutmayın."} {"url": "https://uykumasallari.net/lokum-ve-kuzunun-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir çiftlikte yaşayan küçük tatlı bir tavşan varmış. Bu tavşanın adı Lokum muş. Lokum, diğer tavşanların aksine havuç yemeyi pek sevmiyormuş. Anne tavşan ne kadar ısrar etse de Lokum havuç yemiyormuş. Zıp'un bu huyu ailesini çok endişelendiriyormuş. Günlerden bir gün Lokum ve en yakın arkadaşı kuzu, birlikte çiftlikte geziniyormuş. Kuzu Piknik yapalım ? diye sormuş. Tavşan heyecanla Olur ama eve gidip yiyecek bir şeyler hazırlamalıyız demiş. Kuzu Evet, o zaman yarım saat sonra burada buluşalım demişler ve evlere gitmişler. Lokum pek bir şey yemediği için küçük bir sandviç yapmış ve buluşacakları yere gitmiş. Kuzu ise kocaman bir sepet hazırlamış ve tam yarım saat sonra arkadaşının yanına gitmiş. Kuzu, Lokum'un elindekini görünce Sen sadece onu mu getirdiğin, bir şey yemeyecek misin? diye sormuş. Lokum Ben her şeyi yemiyorum ki, bu bana yeter demiş. Kuzu çok şaşırmış ama diyecek bir şey bulamamış. Biraz yürümüşler ve piknik yapacakları yeri bulup, örtüyü sermişler. Kuzu, sepetinden bir çok yiyecek çıkarmış. Lokum ise sadece sandviçini çıkarmış. Kuzu Lokum, biliyorum her yemeği sevmiyorsun ama tadına bakarsan ne kaybedersin. Beğenmezsen çıkarırsın ağzından demiş. Lokum ilk defa Tamam demiş. Çatalını alıp, kuzunun getirdiği yiyeceklerin tek tek tadına bakmış. Hepsini çok sevmiş Kuzucuk bunlar bir harikaymış, neden daha önce tadına bakmadım ki, çok pişmanım demiş. Kuzu çok sevinmiş Afiyet olsun arkadaşım, bundan sonra her yemeğin tadına bak, pişman olmazsın demiş. İki arkadaş eğlenceli bir şekilde pikniklerini yapmışlar. Lokum eve gittiğinde yaşadıklarını ailesine anlatmış, anne ve baba tavşan çok sevinmiş. O günden sonra annesinden her gün farklı yemekler istemiş ve hepsini severek yemiş. Yaşadığı bu süreçten büyük ders olan Lokum, herkese bunu anlatmış ve farkındalık yaratmak istemiş. Masal da burada bitmiş. Kısa masal okumayı seviyorsanız Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/madalyali-konusan-sincapin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ormanın derinliklerinde, bir ağacın kovuğunda yaşayan küçük bir sincap varmış. Bu sincabı diğer sincaplardan ayıran bir de özelliği varmış. O bütün hayvanların dilinden anladığı gibi, birde insanları anlayabiliyor ve onların dilinden konuşabiliyormuş. Bu özelliği doğuştan olduğu içinde ormandaki hiçbir hayvan onun bu özelliğinin nereden geldiğini merak etmemiş ve mutlu mesut hep beraber ormanda yaşamaya devam etmişler. Hatta arada ormana gelen misafirlerle hayvanlar arasında iletişim kurmakta çok eğlenceli oluyormuş. Fakat bir gün ormanda kötü bir şeyler olacağını hisseden sincap, bütün arkadaşlarına haber vererek herkesin yuvasında kalmasını ve dikkatli olmasını istemiş. Sincap ve arkadaşları korku içinde beklemeye başlamışlar. Çünkü bugüne kadar hisleri onu hiç yanıltmamış. Bütün gün beklemişler fakat ters giden hiç bir şey olmamış, her şey yolundaymış, tam küçük sincap yanılmışım diye düşünmeye başlamış ki birden hava kararmış, şimşekler çakmış ve arkasından da çok şiddetli bir yağmur başlamış. O kadar şiddetliymiş ki yağmur göz gözü görmüyormuş. İşte tam da o sırada gökten bir ateş topu ormanın içine doğru yuvarlana yuvarlana hızla düşmüş. Arkasından da büyük bir patlama sesi duyulmuş. Neyse ki yağmurun da etkisi ile yangın çıkmadan ateş topu kendiliğinden sönmüş. Sincap ve arkadaşları merakla yağmurun dinmesini beklemişler. Yağmur bütün gece yağmış ve ancak sabaha karşı dinmiş. Sabah olup güneş çıkınca bir önceki geceden eser kalmamış. Ormandaki bu sükunet sincap ve arkadaşlarının merakını dindirememiş ve toplanıp hep beraber düşen ateş topunu aramaya çıkmışlar. Aramışlar, taramışlar sonunda ateş topunu bulmuşlar. Fakat gördükleri şey karşısında şaşkına dönmüşler. Ateş topu sandıkları şey aslında bir helikoptermiş. Dün geceki şiddetli yağmur, fırtına helikopterin düşmesine sebep olmuş. Sincap ve arkadaşları helikopteri incelerken içerisinde yaralılar olduğunu fark etmişler. Tamda o sırada telsizden bazı sesler gelmeye başlamış. Sincap hemen telsizi bulmuş ve konuşmaya başlamış. Merhaba ben sincap dün gece buraya helikopter düştü. İçinde yaralılar var ben ve arkadaşlarım ilk yardımı yapıyoruz ama sizin de bir an önce buraya ulaşmanız lazım demiş. Telsizi dinleyenler çok şaşırmış ve hemen helikopterin bulunduğu yere yardım göndermişler. Bu Arada Sincap ve arkadaşları da yaralılara ilk müdahaleyi yapmışlar. Kurtarma ekibi geldiğinde, karşılarında konuşan bir sincap gördüklerinde çok şaşırmışlar. Sincap ve arkadaşlarına teşekkür etmişler, oradan ayrılmışlar. Daha sonra gazeteler günlerce sincap ve arkadaşlarından bahsetmiş, konuşan sincabı kahraman ilan etmişler. Hatta ormanda bir tören hazırlayıp sincap ve arkadaşlarına madalya takmışlar. Artık ormanın derinliklerinde konuşan madalyalı bir sincap olduğunu bütün çocuklar öğrenmiş. En güzel uyku masalları için sitemizi takip etmeyi unutmayın."} {"url": "https://uykumasallari.net/madalyali-sincap-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ormanın derinliklerinde, bir ağacın kovuğunda yaşayan küçük bir sincap varmış. Bu sincabı diğer sincaplardan ayıran bir de özelliği varmış. O bütün hayvanların dilinden anladığı gibi, birde insanları anlayabiliyor ve onların dilinden konuşabiliyormuş. Bu özelliği doğuştan olduğu içinde ormandaki hiçbir hayvan onun bu özelliğinin nereden geldiğini merak etmemiş ve mutlu mesut hep beraber ormanda yaşamaya devam etmişler. Hatta arada ormana gelen misafirlerle hayvanlar arasında iletişim kurmakta çok eğlenceli oluyormuş. Fakat bir gün ormanda kötü bir şeyler olacağını hisseden sincap, bütün arkadaşlarına haber vererek herkesin yuvasında kalmasını ve dikkatli olmasını istemiş. Sincap ve arkadaşları korku içinde beklemeye başlamışlar. Çünkü bugüne kadar hisleri onu hiç yanıltmamış. Bütün gün beklemişler fakat ters giden hiç bir şey olmamış, her şey yolundaymış, tam küçük sincap yanılmışım diye düşünmeye başlamış ki birden hava kararmış, şimşekler çakmış ve arkasından da çok şiddetli bir yağmur başlamış. O kadar şiddetliymiş ki yağmur göz gözü görmüyormuş. İşte tam da o sırada gökten bir ateş topu ormanın içine doğru yuvarlana yuvarlana hızla düşmüş. Arkasından da büyük bir patlama sesi duyulmuş. Neyse ki yağmurun da etkisi ile yangın çıkmadan ateş topu kendiliğinden sönmüş. Sincap ve arkadaşları merakla yağmurun dinmesini beklemişler. Yağmur bütün gece yağmış ve ancak sabaha karşı dinmiş. Sabah olup güneş çıkınca bir önceki geceden eser kalmamış. Ormandaki bu sükunet sincap ve arkadaşlarının merakını dindirememiş ve toplanıp hep beraber düşen ateş topunu aramaya çıkmışlar. Aramışlar, taramışlar sonunda ateş topunu bulmuşlar. Fakat gördükleri şey karşısında şaşkına dönmüşler. Ateş topu sandıkları şey aslında bir helikoptermiş. Dün geceki şiddetli yağmur, fırtına helikopterin düşmesine sebep olmuş. Sincap ve arkadaşları helikopteri incelerken içerisinde yaralılar olduğunu fark etmişler. Tamda o sırada telsizden bazı sesler gelmeye başlamış. Sincap hemen telsizi bulmuş ve konuşmaya başlamış. Merhaba ben sincap dün gece buraya helikopter düştü. İçinde yaralılar var ben ve arkadaşlarım ilk yardımı yapıyoruz ama sizin de bir an önce buraya ulaşmanız lazım demiş. Telsizi dinleyenler çok şaşırmış ve hemen helikopterin bulunduğu yere yardım göndermişler. Bu arada Sincap ve arkadaşları da yaralılara ilk müdahaleyi yapmışlar. Kurtarma ekibi geldiğinde, karşılarında konuşan bir sincap gördüklerinde çok şaşırmışlar. Sincap ve arkadaşlarına teşekkür etmişler, oradan ayrılmışlar. Daha sonra gazeteler günlerce sincap ve arkadaşlarından bahsetmiş, konuşan sincabı kahraman ilan etmişler. Hatta ormanda bir tören hazırlayıp sincap ve arkadaşlarına madalya takmışlar. Artık ormanın derinliklerinde konuşan madalyalı bir sincap olduğunu bütün çocuklar öğrenmiş. Uzun masal okumayı seviyorsanız Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/martin-ve-oyuncaklarinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yavru bir balık varmış. Denizin mavi sularında salınır yüzmenin keyfini çıkarıyormuş. Bu küçük balığın adı Martin miş. Martin'in bir çok da arkadaşı varmış, hepsi ile oyunlar oynar eğlenceli vakit geçirirmiş. Günlerden bir gün Martin arkadaşı deniz yıldızını oyun oynamak için evine çağırmış. Deniz yıldızı arkadaşının teklifini kabul etmiş ve Martin'in evine gitmiş. Deniz yıldızı küçük balığın odasına girince gözlerine inanamamış. Çünkü Martin'in çok fazla oyuncağı varmış. Denizin altında hiç bir yavru hayvanın o kadar çok oyuncağı olduğunu tahmin etmiyormuş. Deniz yıldızı önce arabaları eline almış ama Martin Onlar benim en sevdiğim arabalarım demiş ve elinden almış. Deniz yıldızı daha sonra legoları almış ve Martin koşarak Legolarımla benden aşka kimse oynayamaz demiş. Deniz yıldızı Peki diyerek en son eline boya kalemlerini almış ve Martin Onlar bana dedemden hediye diyerek deniz yıldızının elinden almış. Küçük deniz yıldızı daha fazla dayanamamış Madem hiç bir oyuncağınla oynatmayacaktın neden beni çağırdın. Ben evime gidiyorum demiş ve hızlı kapıdan çıkıp evine gitmiş. Martin arkadaşının gitmesine üzgünmüş ama oyuncaklarını vermediği için üzgün değilmiş. Bir kaç gün sonra küçük balık ve küçük deniz yıldızı parkta karşılaşmış. Bu sefer deniz yıldızı oyuncaklarını getirmiş Martin getirmemiş. Martin arkadaşının oyuncaklarına bakmış ve onda olmayan bir çok oyuncağın olduğunu görmüş. O da oynamak istemiş ama kendi yaptığı hata yüzünden deniz yıldızından oyuncaklarını isteyememiş. Deniz yıldız durumu anlamış ve oyuncaklarını Martin'e uzatmış Beraber oynamayacaksak oyuncakların ne önemi var ki demiş ve Martin arkadaşını üzdüğü için bir kez daha pişman olmuş. O gün evde yaptığı hatadan dolayı arkadaşından özür dilemiş. Bir daha hiç kimseden oyuncaklarını sakınmamış. Bu masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/mavi-baliklarin-renkli-dostlari-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde mavi bir denizde yaşayan bir sürü balık varmış. Bu balıkların rengi hep aynıymış, parlak mavi. Bu balıklar, sadece kendi renginde olan balıklarla arkadaşlık yapıyorlarmış, diğer renkte ki balıklarla hiç oyun oynamıyorlarmış. Günlerden bir gün mavi balıkların yanına kırmızı bir balık gelmiş. Ama mavi balıklar, kırmızı balığı aralarında istememişler ve onunla arkadaşlık kurmamışlar. Kırmızı balık da tek başına yaşayamaya başlamış. Daha sonra mavi balıkların yanına bir kaç sarı balık gelmiş. Sarı balıkları gören mavi balıklar onları da yanlarından kovmuşlar. Sarı balıklar da kırmızı balığı yanına gitmişler ve onunla arkadaş olmuşlar. Bir kaç gün sonra turuncu renkte bir kaç balık gelmiş. Yaramaz mavi balıklar onları da kovmuş. Turuncu balıklar da sarı ve kırmızı balıkların yanına gitmişler. Yeşil balık, mor balık, pembe balık derken renkli balıkların sayısı gittikçe çoğalmış. Bunu fark eden mavi balıklardan biri Arkadaşlar, denizlerde sadece biz varız sanıyorduk ama görüyorum ki bizim kadar başka renkte balıklarda var. Sanırım onlara haksızlık ettik demiş. Diğer mavi balıklar da arkadaşlarına hak vermişler ve yaptıkları ayıbı düzeltmek için, renkli balıkların yanına gitmişler. Mavi balık Arkadaşlar biz sizden özür dilemek istiyoruz. Renkleriniz farklı diye sizleri aramıza almak istemedik. Ama görüyoruz ki sizlerde bizler kadar çoksunuz ve birbirimizi ayrıştırmamız gerek. Lütfen bizi affedin demiş. Renkli balıklar, mavi balıkları affetmişler ve arkadaş olmuşlar. O günden sonra beraber güzel vakit geçirmişler, masal da burada bitmiş. Kısa masal okumayı seviyorsanız Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/mincik-ve-baliklarin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde içinde kalbur saman içinde uzak bir ülkede, sahilde yaşayan bir kedi ailesi varmış. Bu ailenin Mıncık adında yavrusu varmış. Mıncık, her gün balık ve peynir yermiş ama hiç doymazmış. Annesi ve babası Mıncık'a sürekli uyarıda bulunuyormuş ama Mıncık ailesini hiç dinlemiyormuş. Günlerden bir gün Mıncık sahilde yürürken, yakınlardan gelen balık kokusu almış. Hemen etrafında balıkları aramaya başlamış. Ama görünürde hiç balık yokmuş. En iyisi kokuya doğru gideyim diye düşünmüş ve gözünü kapatıp, kendisini kokunun geldiği yere doğru bırakmış. Gözünü açtığında, denize yanaşmış bir sandal görmüş. Bu sandalın içi balık doluymuş. Ağzı sulanan Mıncık, hemen sandala atlamış. Tam balıkları yemeye başlayacakken babasının sözleri aklına gelmiş Dışarıda bulduğun hiç bir şeyi yememelisin Mıncık. Küçük kedi babasının sözlerini hatırlayınca balıkları yemekten vazgeçmiş. Tam sandaldan inecekken, sandal denize açılmış. Mıncık çok korkmuş ve yardım istemeye başlamış. Sahildeki insanlar Mıncık'ın sesini duymuşlar ve ona yardım etmeye karar vermiş. İçlerinden birisi yüksek sesle bir ıslık çalmış ve sandalın sahibi kıyıya bakmış. İnsanların el kol yaptığını görünce, bir şey olduğunu düşünüp karaya geri dönmüş. O sıra da Mıncık sandaldan, kıyıya atlamış. Sandalın sahibi ne olduğunu anlayınca denize geri dönmüş. Mıncık karaya inince hemen anne ve babasına sarılıp, insanlara teşekkür etmiş. Baba kedi Mıncık, senin sandalda ne işin vardı? diye sormuş. Mıncık Sahilde dolaşırken balık kokusu aldım ve sandaldan geldiğini fark ettim. İçine girdim, tam balıkları yiyecekken senin sözlerini hatırladım babacığım. Balıkları yemekten vazgeçip iniyordum ki sandal açılmaya başladı demiş. Anne kedi ve baba kedi, Mıncık'a daha dikkatli olması gerektiğini ve yanlarından çok uzağa ayrılmaması gerektiğini hatırlatmışlar. Mıncık, bundan sonra ailesinin sözünü dinleyeceğine, dışarıda bulduğu hiçbir şeyi yemeyeceğine ve uzaklaşmayacağına dair söz vermiş. Masal da burada bitmiş. Çocuklarınız sıkılmasın, masallar kısa olsun derseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/odasini-toplayan-bir-zebranin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal, pireler berber iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ormanın birinde yaşayan bir çok hayvan varmış. Bu hayvanlardan biri de yavru zebraymış. Yavru Zebranın adı da Çizgili'ymiş. Çizgili oyun oynamayı çok severmiş. Ama bir kötü huyu varmış ki odasını hiç toplamazmış. Bu da annesini ve babasını çok üzermiş. Günlerden bir gün Çizgili arkadaşı zürafanın evine gitmiş. Odaya girdiğinde, odanın çok toplu olduğunu görmüş. Merakla sormuş Arkadaşım bu odayı sen mi topladın? diye sormuş. Zürafa büyük bir gururla Evet ben topladım demiş. Çizgili arkadaşının bunu başarmasına çok şaşırmış. Çünkü kendisi odasını toplamayı hiç denememiş. O yaptıysa bende yaparım diye düşünmüş. Çizgili ile arkadaşı oyunlarını oynamaya başlamışlar. Oda o kadar çok dağılmış ki Çizgili, arkadaşının bu odayı nasıl toplayacağını merak ediyormuş. Oyunları bittiğinde Çizgili eve gitmesi gerektiğini söylemiş. Zürafa da Oyunumuzu oynadık ve odayı fazlasıyla dağıttık, bana yardım etmeye ne dersin? diye sormuş. Çizgili bu teklifi kabul etmiş. ve iki arkadaş başlamışlar odayı toplamaya. İkisi bir olunca oyuncaklar çok çabuk yerine konmuş ve şimdi oda tertemizmiş. Çizgili odaya dönüp baktığında kendisi ile gurur duymuş hemen eve gidip kendi odasını toplamak istemiş. Eve gittiğinde hemen odasına gitmiş ve kapıyı kapatmış. Odasını toplamış, masasını silmiş, hatta yerleri bile süpürmüş. Odasını toplamanın gurur ile annesini çağırmış. Anne zebra odanın yeni halini görünce gözlerine inanamamış. Çizgili Bugün arkadaşıma gittiğimde odasını kendi topladığını gördüm ve bu bana cesaret verdi. Bende eve gelip hemen odamı toplamak istedim. Beğendin mi? diye sormuş. Anne zürafa oğlunu kucaklayarak tebrik etmiş. Çizgili o günden sonra odasını sürekli toplamış, hiç dağınık bırakmamış. Masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/ormani-kurtaran-ayi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanda yaşayan Loya adında bir ayı varmış. Loya, herkesle çok iyi anlaşan, ormanı korumaya çalışan bir ayı imiş. Loya, nehirde yüzmeyi de çok severmiş. Her gün nehre gider, suda yüzer, balıklarla oynarmış. Günlerden bir gün Loya, evinden çıkmış ve nehre doğru yürümeye başlamış. Yolda gördüğü herkese selam vermiş, hal hatır sormuş, yoluna devam etmiş. Nehrin kenarına geldiğinde gözlerine inanamamış. Çünkü, nehrin suyu mavi-yeşilden, kahverengine dönmüş. Her tarafa da çok kötü kokular yayılmış. Balıkların hepsi Loya, bir şeyler ters gidiyor, bize yardım etmelisin diye seslenmişler. Loya, bunun geçici bir sorun olduğunu düşünmüş ve mağarasına geri dönmüş. Ertesi gün sabahın erken saatlerinde tekrardan nehre dönmüş ve suyun renginin hala kahverengi olduğunu görmüş. O kötü koku da daha çok artmış. Loya, artık bir şeyler yapması gerektiğini anlamış ve nehrin etrafını yürümeye başlamış. Çünkü suyun nereden başladığını bulması gerekiyormuş. Böylelikle, nehrin kirlenmesine sebep olan şeyi bulabilirmiş. Loya, yürürken bir kaç arkadaşını görmüş ve onlara durumu anlatmış. Bu sorunun ormanda yaşayan tüm hayvanların bilmesi gerektiğini söylemiş. Bunu duyan kuşlar uçarak orman sakinlerine haber vermiş. Kısa süre içinde bütün hayvanlar nehre akın etmişler. Loya, zürafa ve zebra da nehrin başladığı alana doğru yürümeye devam etmişler. Uzunca bir yol yürüdükten sonra nehrin kaynağına varmışlar ve ormanın derinliklerinden dumanlar çıktığını görmüşler. Ormanın yandığını düşünen Loya, zürafa ve zebra koşarak dumanın olduğu yere gitmişler ama onları yangın değil küçük bir fabrika karşılamış. Hayvanlar bunun ne olduğunu bilmiyorlarmış sadece içeriden gelen insan seslerini duymuşlar. Hemen saklanmışlar ve aralarında konuşup geri dönmeye karar vermişler. Olanı biteni arkadaşlarına ve bilge maymuna anlatmak istemişler. Hızla ormana dönen hayvanlar, arkadaşlarına gördüklerini anlatmışlar. Bilge maymun O gördüğünüz şey bir fabrika, demek ki atıklarını nehre boşaltıyorlar ve nehri kirletiyorlar. Bunu önlemeliyiz çocuklar, yoksa kısa sürede orman yanmaz hale gelecek. Ben çok sevdiğim bir arkadaşıma ulaşacağım ve bu sorunu çözeceğim demiş. Bütün hayvanlar Bilge maymundan haber beklemeye başlamışlar. Bilge maymun, ormanın derinliklerinde, küçük bir kulübe de yaşayan, orman koruyucusu adında bir insan tanıyormuş. Hemen gidip durumu ona anlatmış. Orman koruyucusu Merak etme Bilge maymun ben bu işi hemen çözeceğim demiş ve fabrikaya gitmiş. Fabrikanın sahibine yapılan işin kötülüklerinden bahsetmiş ve sorunu çözmesini söylemiş. Fabrika sahibi özür dileyerek atıkları nehre dökmeyi bırakmış ve fabrikayı ormandan taşımaya karar vermiş. Bir kaç gün sonra fabrika taşınmış. Loya ve arkadaşları nehrin kenarına gitmişler ve suyun renginin düzelmeye başladığını, kokunun ise azaldığını görmüşler. Hepsi çok mutlu olmuşlar. Orman koruyucusuna ve Bilge maymuna teşekkür etmişler. Loya'nın önderliğinde ormanı kurtaran hayvanlar, Loya'yı orman koruyucusu seçmişler. Loya, Bilge maymun ve diğer hayvanlar mutlu hayatlarına geri dönmüşler, masal da burada bitmiş. Uzun masal okumayı seviyorsanız Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/padisah-ve-kizinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ülkenin birinde bir padişah yaşarmış. Bu padişahın 3 tane kızı varmış. Bir gün bu üç kızını karşısına almış ve sormuş söyleyin bakayım kızlarım beni en çok hanginiz seviyorsunuz? demiş. Kızlarından biri babacığım ben seni bal kadar seviyorum demiş. Diğer kızı ben seni şeker kadar seviyorum demiş. Üçüncü kızı ise düşünmüş taşınmış babacığım ben seni tuz kadar seviyorum demiş. Bunu duyan padişah iki kızının onu çok sevdiğini, üçüncü kızının ise onu hiç sevmediğini düşünmüş ve onu saraydan kovmuş. Yıllar gelmiş geçmiş saraydan kovulan kız başka bir ülkenin sarayı'nın mutfağında çalışmaya başlamış. Bir gün o saraya babasının geleceğini duymuş, sarayda yoğun bir hazırlık başlamış. Padişahın sevdiği bütün yemekler hazırlanıyormuş. Kızın aklına bir fikir gelmiş, babasının sevdiği yemekleri en güzel şekilde hazırlayan aşçıya durumu anlatmış ve yemeklerin tuzunu kendisine bırakmasını istemiş. Durumu öğrenen aşçı, baba kızın küs olmasına üzülmüş ve kızın isteğini kırmamış. Padişahın kızı da hazırlanan yemeklerin hiç birinin içine tuz koymamış. Padişah o gün sarayda çok güzel ağırlanmış, akşam olup da sofralar kurulunca masa padişahın sevdiği yemeklerle donatılmış. Padişah iştahla sofraya oturmuş ve önüne gelen yemeklerden yemeye başlamış. Fakat hiç biri göründüğü kadar lezzetli değilmiş, çünkü içinde hiç tuz yokmuş. Padişah sinirlenmiş ve çağırın bana bu yemekleri yapan aşçıyı demiş. Aşçı padişahın huzuruna çıkmış efendim yemekleri ben hazırladım, fakat tuzlarını ben koymadım yardımcım koydu demiş. Bu sefer padişah daha da sinirlenmiş ve hemen bana yardımcını çağır demiş. Aşçı yardımcısı olan padişahın kızını çağırmış, padişah kızını karşısında görünce çok şaşırmış ve o an anlamış ki aslında kızı onu çok seviyormuş, çünkü yediği yemeklerin görüntüsü çok güzel olmasına rağmen tuzu olmadığı için hiç lezzet almamış ve kızını orada affetmiş. Tekrar saraya almış o günden sonra da onu en çok sevenin o kızı olduğunu düşünmüş."} {"url": "https://uykumasallari.net/patlamis-misir-yagmuru-masali/", "text": "Gülperi pencerenin önüne oturmuş, karşıdaki erik ağacının dallarında oynaşan kuşları izliyormuş. Hava çok sıcak olduğu için annesi dışarıya çıkmasına izin vermemiş. O da oyuncaklarıyla yalnız başına oynamaktan sıkıldığı için pencerenin önünde güneşin evine gitmesini bekliyormuş. Çünkü annesi ona, akşamüstü hava serinleyince sokakta oynayabilirsin demiş. Kuşlar daldan dala atlayıp cıvıldaşırlarken sonra birden bire kar yağmaya başlamış. Gülperi bu durum karşısında çok şaşırmış, ağustos ayında nasıl olur da kar yağar ki diye düşünerek, annesine sormadan sokağa atmış kendini. Sokağa çıktığında bir de ne görsün? Yağan kar değil, patlamış mısırmış. Bu duruma sadece Gülperi değil herkesler şaşırmış. Şemsiyelerini kapan sokağa fırlamış. Şemsiyeleri ters çevirerek patlamış mısır biriktirip evlerine götürmüş. Şemsiyeler dolup taştıktan sonra da kovalarla toplamışlar patlamış mısırları. Bazı çocuklar ise ağaçların dallarından, bahçe duvarlarının ve arabaların üstünden topladıkları patlamış mısırları yiyorlarmış tadını çıkara çıkara. Patlamış mısır yağmuru yarım saat kadar devam etmiş ve bütün kasaba bembeyaz olmuş. Kış aylarına hazırlık için yiyecek biriktirme telaşıyla koşuşturan karıncalar, yuvalarına avuç avuç patlamış mısır taşımışlar. Gülperi yeteri kadar patlamış mısır topladığından emin olunca eve geri gelmiş. Televizyonun karşısında uyuyakalan annesi bütün bu olan biteni görememiş tabi. Annesini uyandırarak heyecanla olanları anlatmış. Annesi böyle bir şeyin olamayacağını düşünmüş ve Kızım sen yanlış görmüşsündür. Güneşe çıkıp benden izinsiz oyunlar oynayınca gözlerin kamaşmıştır tabi seni yaramaz demiş. Gülperi annesine pencereden dışarıya bakmasını söylemiş sonra. Annesi bütün sokakların, evlerin çatılarının, arabaların üstlerinin, ağaçların dallarının patlamış mısırlarla örtüldüğünü görünce gözlerine inanamamış. Gülperi sonra heyecan içinde başka bir kasabada oturan kuzenini aramış. Onların kasabasına da patlamış mısır yağmurunun yağıp yağmadığını sormuş. Ama kuzeni Ayperi'nin oturduğu kasabaya hiç patlamış mısır yağmadığını öğrenince üzülmüş. Sonra Ayperi'ye, Sen hiç merak etme olur mu? Ben zaten çok fazla patlamış mısır topladım. Hepsini benim yemem mümkün değil. Hem yarın günlerden pazar. Annem ve babamla size geliriz, gelirken de patlamış mısırlardan sana da getiririz demiş. Ayperi bunu duyunca çok mutlu olmuş. Hem kuzenini göreceği, hem de gökyüzünden yağan patlamış mısırlardan yiyebileceği için çok sevinmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/sekizin-hikayesi/", "text": "Elindeki elma dolu sepetiyle merdivenden aşağıya doğru iniyordu yavaş yavaş. Birdenbire ayakları birbirine dolandı ve merdivenden yuvarlanıverdi sekiz. Bütün elmaları sağa sola saçıldı. En alt basamakta oturan toplama, Gel beraber toplayalım dökülen elmaları dedi. Sen şu aşağıya düşen 4 elmayı topla, ben de basamaklarda kalan 4 elmayı toplarım diye de ilave etti. Birlikte topladılar elmaları ve sepetini koluna takan sekiz, toplamaya teşekkür ederek yürümeye başladı sonra. Otobüs durağına vardığında ise çıkartmanın da otobüs beklediğini fark etti. Artık dizlerinin acısı geçmiş, gözyaşları dinmişti ki çıkartma onu görünce dayanamadı ve bir ısırık aldı yanağından. Koşa koşa duraktan uzaklaşan dört artık dört de değildi. Üç olmuş olmanın verdiği üzüntüyle gördüğü ilk taksiye atladı ve hemencecik eve gidip televizyon izlemek istedi. Yanında hiç parası yoktu. Bu yüzden taksiden inerken ise sadece ikiydi. Kendi evinin önündeki çitleri onaran komşusu çarpma, ıslık çalıp şarkılar söylerken oldukça neşeliydi. Ellerindeki çekici ve çivileri yere bıraktıktan sonra, üzüntüden iki büklüm olan komşusuyla paylaşmak istedi bu neşesini. Sonra onu 5'le çarpıverdi bir anda. 8 olarak çıktığı evine 10 olarak girerken, Dağılanları birlikte toplamalı, bizi üzenlerden kaçarak uzaklaşmalı ve hayatımızdan çıkartmalı dedi. Acılar bölüşünce azalır, mutluluklar da çarpınca çoğalır diye kendi kendine söylendi. Çarpmaya teşekkür edip gülümsedi. Çünkü gülümsemek çok güzeldi."} {"url": "https://uykumasallari.net/sevgi-dolu-horozun-masali/", "text": "Bir zamanlar, bir çiftlikte sevgi dolu bir horoz yaşarmış. Her sabah erkenden çiftlikteki hayvanların hepsini uyandırıp güneşin doğuşuyla birlikte ötüşmeye başlarmış. Hayvanların çoğu horozun bu ötüşünden rahatsız olur, bazıları ise horozun sesini severlermiş. Ancak horoz, hiç kimseden ötüşünü kesmemiş ve her sabah ilk işi ötmek olmuş. Bir gün, çiftlikteki hayvanlar arasında bir yarışma düzenlenmiş. Yarışmada her hayvanın bir yeteneği ölçülecekmiş ve en iyi sonucu alan hayvan ödül kazanacaktı. Sevgi dolu horoz, yarışmada ötmekten başka bir yeteneği olmadığını düşünerek üzülmeye başlamış. Yarışma günü gelince, horoz diğer hayvanların performanslarını izlemiş. İnekler süt vererek, atlar koşarak, tavuklar yumurta yumurtlayarak, köpekler kovalayarak en iyi performansları sergilemişler. Horoz ise ötmekten başka bir yeteneği olmadığını düşünerek umutsuzca yarışmayı izlemeye devam etmiş. Sonunda sıra horoza gelmiş. Horoz, gözleri dolu dolu, tüm kalbiyle ötmüş. Diğer hayvanlar horozun ötüşüne kulak vermiş ve kalpleri sevgiyle dolduğunu hissetmişler. Horozun ötüşü, diğer hayvanların kalplerini açmış ve tüm hayvanlar sevgi dolu bir ortamda birleşmişler. Horoz, diğer hayvanların sevgisi ve takdiriyle büyük ödülü kazanmış. Bu olay, horozun ötüşünden rahatsız olan hayvanların bile horozu sevmesini sağlamış. Horozun sevgi dolu ötüşü, diğer hayvanların kalplerini açmış ve birbirlerine daha çok bağlanmalarını sağlamış. Horoz, bir yetenek olarak ötmekten öte, sevginin gücünü keşfetmişti. Tüm hayvanlar, sevginin gücünün ne kadar büyük olduğunu anlamışlar ve artık horozun ötüşüne daha fazla saygı göstermeye başlamışlardı."} {"url": "https://uykumasallari.net/sihirli-sapka-hikayesi/", "text": "O gün Ayşe annesine yardım etmek için çatı katına çıkmış. Annesi ile birlikte çatı katını temizleyip oradaki kullanılmayan eşyaları düzenlemek, lazım olmayanları ihtiyaç sahiplerine vermekmiş niyetleri. Ayşe daha önce hiç çatı katına çıkmadığı için çok heyecanlıymış. Ayşe'nin annesi birkaç gündür oradaki eşyalardan bahsediyormuş. Eski fotoğraflar, eşyalar, kıyafetler. İşte o an! Ayşe'nin annesinin kapıyı açmasıyla, içeriden gelen o koku hiçte yabancı değilmiş. Eski kitap kokusunu andırıyormuş. Ayşe'nin ilk gözüne çarpan camın önünde duran sallanan sandalye olmuş. Hemen koşmuş oturmuş ve başlamış sallanmaya. Annesinin dolan gözlerini fark ettiğinde oturduğu sandalyenin annesi için önemli olduğunu anlamış. Annesi o sandalyenin babasının sandalyesi olduğunu ve evlerinin balkonunda babasının son zamanlarını o sandalyede oturarak geçirdiğini söylemiş. Ayşe daha sonra önünde duran valizi açmak için annesinden izin istemiş. Açtığı valizde annesinin sararmış gelinliği, gelin çiçeği, nikah şekeri, düğün davetiyesi ve düğünde çekilmiş fotoğraflar çıkmış. Ayşe uzun bir zaman valizin başında oturup annesinin anlattığı düğün anılarını dinlemiş. Annesi o kadar güzel anlatıyormuş ki Ayşe düğünü yaşar, annesi ve babasını dans ederken görür gibiymiş. İşte tam o sırada karşıda duran çok güzel bir şapka görmüş. Annesi ile göz göze gelince annesi başlamış anlatmaya bir taraftan da şapkayı Ayşe'nin kafasına takıyormuş. Bu şapka anneannenin sihirli şapkası, yani ben öyle zannediyordum demiş. Ben küçüktüm ve bu şapkayı zaman zaman annemin odasından alır evin içinde takardım. Anneannen de her seferinde benim görünmez olduğumu söyler ve bende bunu gerçek sanarak görünmezlik oyunu oynardım. Ayşe ve Annesi havanın karardığını fark ettiğinde bu odanın anılarla dolu olduğunu bundan sonra sık sık anıları tazelemek için çatı katına çıkmaya karar vermişler. Anneannenin sihirli şapkası artık Ayşe'nin olmuş ve zaman zaman annesiyle görünmezlik oyunu oynamışlar."} {"url": "https://uykumasallari.net/sihirli-seker-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir küçük kız ve onun anneannesi varmış. Bu küçük kız anneannesi ile vakit geçirmeyi çok severmiş. Anneannesinin evindeyken hep yemek odasında ya da mutfakta oynardı. Çünkü anneanne hep onun yanında olmasını ister ve Aylin'e şöyle dedirdi: Ben yemek pişirirken veya örgü örerken yanımda kalmalısın. Çünkü büyükannenin yatak odasında büyülü bir şey vardı. Büyükannenin odası farklıydı. Her yer pembe ve kahverengiydi ve Aylin'in annesinin odasından farklı kokuyordu. Duvarda bir inci kolye, şifonyerin üzerinde bir sürü fotoğraf, çeşit çeşit kutu vardı. Aylin bir gün dayanamadı ve anneannesinin izni olmadan odasına girdi. Odayı inceledi her yere baktı kutuların hepsini açtı. Odada bulunan en küçük kutuda pembe bir şeker buldu. Bu şeker çok güzel kokuyordu ve Aylin dayanamadı şekeri hemen yedi. Bu şeker sihirli bir şekerdi. Hem de büyümek için kullanılan bir şeker. Aylin birden büyüdü büyüdü ve çok uzun boyu oldu. Boyu odanın tavanına kadar uzandı. Bu kadar büyük olmak ne garipti! Aylin ellerine ve bacaklarına baktı; başını çevirdi, sağa, sola, aşağı, odada ki her şey şimdi ne kadar küçük görünüyordu! Aylin daha sonra yürümeye başladı. Aniden ayağı takıldı ve ayağını incitti ve birden büyükannesinin yatağına düştü! Aylin bu kadar büyümüşken, biri nasıl o odaya girebilirdi ve Aylin'i düştüğü yerden kaldırabilirdi ki? Bu sırada büyükanne ona seslendi: Aylin, Aylin, neredesin? Buradayım büyükanne, yatak odasındayım! dedi Aylin, ama büyük bir çocukken sesi farklıydı: Büyükannenin tanımadığı büyük bir ses haline gelmişti. Büyükanne Sen Aylin değilsin, bu senin sesin değil! Şeker büyücüsü sen misin? Torunumu nereye sakladın? diye sorular sormaya başladı. Büyükanne, benim! Gel de gör, odandayım! . Büyükanne yatak odasına koştu ve çok uzun boylu olan Aylin'i gördü. Aylin, ne yaptın? dedi büyükanne. Küçük kız utanarak Kutudaki pembe şekeri yedim dedi... Büyümek için şeker olduğunu bilmiyordum!. Büyükanne Çocuğum, o bir büyücünün bana verdiği büyülü bir şeker. Senin için saklamıştım ama sana vermek için henüz erkendi. dedi Şimdi ne yapacağız, büyükanne? diye sordu Aylin. Al şunu, dedi büyükanne, Aylin'e mavi bir şeker vererek. Aylin onu yedi ve tekrar dönüşmeye başladı. Ama yine bir şeyler ters gitti çünkü kız bu sefer küçüldü, neredeyse bir karınca gibi oldu. Alice, neredesin? diye sordu büyükanne. Seni göremiyorum!. Minik Aylin çok korkmuştu. Üstünde dev bir gölge vardı ve ona tavanı göstermiyordu. Yataktı bu! Aylin artık küçücüktü: yatağın altındaki toz zerreciklerini, uçan sivrisinekleri gördü ve oda ona büyük bir şehir gibi göründü. Büyükanneyi duydu ve cevap verdi: Buradayım büyükanne! ama sesi zayıftı ve büyükannesi onu duyamıyordu. Aylin ağlamaya başladı. Çocukların ağlaması çok şiddetli: Bu sefer büyükanne duydu. Küçüğüm, dedi büyükanne. Belki de yanlış şekeri aldım. Şimdi sana büyümen için doğru boyutta bir şeker daha vermeliyim. Büyükanne kutularını karıştırdı ve başka bir sihirli şeker buldu. Mavi şekerden daha büyük, pembe şekerden daha küçük bir şekerdi bu. Şekeri Aylin'e verdi ve küçük kız yedi. Yavaşça eski haline döndü. Anneannenin yatak odası, yatağı, fotoğrafları ve her şeyi eskisi gibiydi. Aylin ağladı ve büyükannesi ona sarıldı. Büyükanne Aylin'e, Bir dahaki sefere gerçekten iyi bir şey yemek istediğinde bana sor dedi. Büyümek için çocukların şekere değil sağlıklı beslenmeye ihtiyacı var! dedi ve Aylin anneannesine bir daha ona sormadan bir şey yemeyeceğine söz verdi. Masal da burada bitti."} {"url": "https://uykumasallari.net/sincap-ailesinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde yemyeşil bir ormanda sevimli bir sincap ailesi yaşarmış. Sincap ailesi dört kişiymiş. Anne sincap, baba sincap, abi Fındık ve küçük kız Fıstık. Sincap ailesi her gün ormana çıkar ve yemiş toplarmış. Abi Fındık her defasında ailesiyle birlikte yemiş toplamaya gidermiş ama Fıstık gitmezmiş. Çünkü Fıstık yemiş toplamayı hiç sevmezmiş. Günlerden bir gün sincap ailesi ormana yemiş toplamaya gitmeye karar vermişler ama Fıstık onlarla gitmek istememiş. Bunun üzerine sincap ailesi Fıstık'ı tek başına evde bırakmak istememişler ve abisi Fındık'ı da evde bırakmışlar. Anne sincap Çocuklar biz yemiş toplamaya gidiyoruz, siz burada bizi bekleyin. iz gelene kadar sakın ormana girmeyin. Ormanda tehlikeli hayvanlar var, başınıza bir şey gelirse bizi çok üzersiniz. Demiş. İki kardeş Tamam anne, merak etmeyin demiş. Fındık ve Fıstık evde oyun oynamaya başlamışlar. Fındık, sıkılıp kitap okumaya başlamış, Fıstık ise çizgi film izlemiş. Bir süre sonra sıkılan Fıstık Abi bizde ormana gidelim mi çok sıkıldım demiş. Fındık biraz düşünmüş Ben de sıkıldım ama ormana gitmemiz tehlikeli olabilir, o yüzden evde beklemeliyiz demiş. Fıstık Ama ben çok gitmek istiyorum, lütfen gidelim demiş. Fındık kararlı bir şekilde Hayır, annemle babamın sözünü dinlemeliyiz. Madem ormana gitmek istiyordun neden annemlerle gitmedin? diye sormuş. Fıstık'ın verecek cevabı yokmuş o yüzden evde kalmayı kabul etmiş. Bu sürede o kadar çok sıkılmış ki sıkıntıdan uyuya kalmış. Uyandığında anne ve babasının geldiğini görmüş. Hemen gidip yemişlerden biraz yemiş. Ertesi gün sincap ailesi tekrardan yemiş toplamaya gitmeye karar vermişler. Fındık Fıstık, dün gitmek istiyordun şimdi annem ve babamla ormana gidelim mi? diye sormuş. Fıstık oflamaya başlamış. Bu sefer Fındık kızgın bir şekilde Böyle yapmamalısın Fıstık, annemle babama yardım etmeliyiz. Oyun oynarken sıkılıyorsun, kitap okurken sıkılıyorsun, çizgili film izlerken bile sıkılıyorsun. Şimdi üstünü giyin ve yemiş toplamaya bizimle gel. Bundan da sıkılırsan yapacak başka bir iş bulursun demiş. Fıstık mecburen kabul etmiş ve ailesiyle birlikte ormana gitmiş. Ailecek yemiş toplamışlar, gülmüşler, eğlenmişler Fıstık çok mutlu olmuş. O güne kadar gidip ailesine yardım etmediği için çok pişman olmuş. O günden sonra her gün ormana yemiş toplamaya gitmiş ve canı hiç sıkılmamış. Masal da burada bitmiş. Yeni masal okumayı seviyorsanız Yeni Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/tavsan-ile-kaplumbaganin-masali/", "text": "Bir gün bir ormanda bir tavşan hoplaya zıplaya geziniyormuş. Bu tavşan ormanda gördüğü bütün arkadaşlarına ne kadar hızlı olduğundan bahseder, kimsenin onu geçemeyeceğini söylermiş. Aslında bu tavşan, gerçekten de güçlü ayaklarıyla çok hızlı koşarmış. Arkadaşları ise tavşanın bu şekilde böbürlenmesinden pek hoşlanmazlarmış. Ama hiçbirisi de onunla yarışmaya yanaşmazmış. Kendini beğenmiş bu tavşanın her yerde Ben çok hızlıyım, beni kimse geçemez diye dolaşması, yaşlı kaplumbağanın kulağına gitmiş. Aslında yaşlı kaplumbağa, oldukça yavaş yürüyor hatta yürürken bacakları bile ağrıyormuş. Tavşanın bir dakikada aldığı yolu bir günde bile zor alırmış. Yaşlı kaplumbağa kendini beğenmiş bu tavşanla karşılaşmayı ve ona haddini bildirmeyi çok istiyormuş. Tesadüf bu ya bir gün yaşlı kaplumbağa ile kendini beğenmiş tavşan ormanda karşılaşmışlar. Yaşlı kaplumbağa tavşanı görür görmez, -İyi günler tavşan kardeş, ben de seni arıyordum, diye seslenmiş. Tavşan merakla sormuş; -Beni neden arıyorsun, kaplumbağa kardeş? demiş. Kaplumbağa; -Duydum ki her yerde kendinin çok hızlı olduğunu söylüyormuşsun, seninle yarış yapmak istiyorum, hadi yarışalım da hangimiz daha hızlıyız görelim bakalım. Yaşlı tavşan, kendini beğenmiş kaplumbağanın sözlerine çok gülmüş; -Aman kaplumbağa kardeş, benimle dalga mı geçiyorsun. Senin benimle yarışabilmen imkansız, sen daha bir adım atmadan ben yarışı bitiririm bile, istersen kendini boş yere yorma. Kaplumbağa; -Bu yarışta seni geçeceğim. İstersen hemen başlayalım, demiş. Bütün orman hayvanları toplanmışlar. Yarışın sonucunu merakla beklemeye başlamışlar. Herkes birbirine, kaplumbağa kardeş çok yavaş. Tavşanı bu hızıyla nasıl geçebilir ki? diye soruyormuş. Tavşan ve kaplumbağa son hazırlıklarını yaparak yarışacakları yere gelmişler. Derken yarış başlamış. Tavşan bir anda ok gibi fırlamış. Kaplumbağa ise yavaş yavaş yürümeye başlamış. Tavşan gözden kaybolmuş bile. Bir süre sonra geriye dönüp bakmış, ne gelen var ne giden. Kaplumbağa yarışı akşama bitirir ancak, en iyisi ben şurada birazcık uzanayım, diyerek bir ağacın altında uzanmış ve uyumaya başlamış. Tavşan, yarışı kazanacağından oldukça emin uyuyadursun, kaplumbağa kendinden emin adımlarla yavaş yavaş yürümeye devam ediyormuş. En sonunda tavşanın yattığı yere varmış. Bakmış tavşan horul horul uyuyor, hiç temposunu bozmadan yoluna devam etmiş. Bir süre sonra tavşan, uyanmış Artık yarışı bitireyim, yaşlı kaplumbağa hala peşimden geliyordur diyerek arkasına bakmış. Gelen kimsecikler yokmuş. Tavşan; yaşlı kaplumbağa yarıştan vazgeçti herhalde diyerek yarışın biteceği yere doğru koşmaya başlamış. Tavşan birde ne görsün, yaşlı kaplumbağa kendisini geçmiş, hatta yarışı bitirmek üzere bile. Son bir gayretle hızla koşarak kaplumbağayı geçmeye çalışmış ama olmamış. Yaşlı kaplumbağa yarışı bitirmiş bile. Yarışı kazanan yaşlı kaplumbağa tavşanın yanına gelmiş. Yarışı kaybeden tavşan bir kenarda üzgün, bir o kadarda şaşkın bakıyormuş. Bunu gören yaşlı kaplumbağa, tavşana demiş ki; -Bak tavşan kardeş, önemli olan yaptığın her işte kararlı olmaktır. Boş yere övünmek sadece zayıflıktır. Bundan sonra sende en hızlı benim diyerek övünme! demiş ve yuvasına doğru yavaş yavaş yürümeye başlamış. Tavşan yaptığı hatayı anlamış ve o günden sonra hiç kimseye çok hızlı olduğundan söz etmemiş. Daha fazla uzun masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/tembel-farenin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, bir fare varmış. Bu fare diğer fareler gibi değilmiş, çok tembelmiş. Bu yüzdende diğer fareler onu yanına almak istemezmiş, çünkü o hep onları bekletirmiş. Sabah çok geç kalkar bütün gün tembellik yapar sonrada akşam olup karnı acıkınca arkadaşlarının kurduğu sofraya otururmuş. Bu durum artık arkadaşlarını rahatsız etmeye başlamış ve hep birlikte bir karar almışlar bundan böyle tembel fareye kimse yemek vermeyecekmiş. O gün her şeyden habersiz olan tembel fare gene öğleye kadar uyumuş, tembel tembel zaman geçirmiş ve akşam olup karnı acıkınca da sofranın kurulmasını beklemiş. Sofra kurulunca kalkıp masaya oturmak istemiş. Ama bakmış ki masada ona ne bir tabak ne de sandalye var. Önce çok şaşırmış ama sonra arkadaşları bundan böyle çalışmayana tembel tembel oturana eve yemek getirmeyene bu sofrada yer yok deyince çok üzülmüş. Bir kenarda oturup beklemeye başlamış ama yemekler yenip sofra toplanınca işin ciddiyetini anlamış ama neye yarar karnı açlıktan gurur duyuyormuş. Aklına bir kurnazlık gelmiş ve başlamış beklemeye. Arkadaşları uykuya dalar dalmaz mutfağa gidecek ve kalan yemekleri yiyecekmiş. Beklemiş, beklemiş ve herkes uyuyunca mutfağa gitmiş. Birde ne görsün arkadaşları yatmadan önce mutfağın kapısını kilitlememiş mi, bütün kurduğu hayaller suya düşmüş. Suya düşmüş derken, arkadaşları masanın üzerine kendisi için bir bardak su ve birde not bırakmışlar. Tembel fare önce suyu içmiş ve sonra kendisine yazılan notu okumuş. İçtiğin suyun içinde çalışkanlık iksiri var, bu gece yat yarın çok çalışkan biri olarak uyanacaksın . Tembel fare karnı aç bir şekilde yatağa yatmış ama bütün gece açlıktan uyuyamamış. Bir taraftan da arkadaşlarının yazdığı notu düşünüyormuş. Sabah olunca erkenden kalkmış kendini çok dinç hissediyormuş. Evet iksir işe yarıyor demiş. Evden arkadaşlarından önce çıkmış ve yemek aramaya başlamış. O kadar çok çalışmış ki önce karnını doyurmuş, sonrada eve bir sürü yiyecek getirmiş. Akşam arkadaşları eve gelmeden önce evi temizlemiş, sonrada sofrayı kurup başlamış beklemeye. Arkadaşları gelince çok şaşırmışlar ve oturup hep beraber yemek yemişler. Yemekler yenince tembel fare arkadaşlarına teşekkür etmek istemiş. Sayenizde sihirli iksiri içtim ve tembellikten kurtuldum demiş. Arkadaşları tembel fareye dürüst olmuşlar. İçtiğinin sadece su olduğunu ve böyle bir iksirin olmadığını söyleyince tembel fare tembelliğin iyi bir şey olmadığını ve isteyince herkesin her şeyi başarabileceğini anlamış. O günden sonra hiç tembellik yapmamış. Arkadaşları da ona artık tembel fare değil, çalışkan fare ismini takmışlar. O günden sonrada mutlu mesut yaşamışlar."} {"url": "https://uykumasallari.net/yakisikli-prens-ile-oduncunun-kizi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken çoook uzak bir ülkenin çoook büyük ağaçlarının bulunduğu bir ormanında, karısı ve güzelliği dillere destan kızıyla birlikte bir oduncu yaşarmış. Merhametli mi merhametli, tüm canlılara karşı sevgi dolu olan bu oduncu ve ailesi çok fakir ama çok mutluymuş. Çünkü ellerindekiyle yetinmeyi bilir, çoğa tamah etmezlermiş. Oduncu her sabah ormana gider, ormandaki kurumuş veya hastalanmış ağaçları kesermiş. Ağaçları kesmeden önce de iyice inceler, bir kuşun veya sincabın yuvası varsa asla dokunmazmış. Karısının onun için hazırlayıp heybesine koyduğu yemekleri, yol boyunca karşılaştığı hayvanlarla paylaşırmış. Karısının koyduğundan daha fazla yemeği ve somunu hayvanlara verdiği halde, ne yemeği ne de somunu bitermiş. Çünkü yaptığı iyilikler, yiyeceklerini bereketlendirirmiş. Ormana giren diğer oduncularsa, yaşlı genç, sağlıklı hasta demeden bütün ağaçları kesip satarmış. Kuşların veya sincapların kestikleri ağaca yuva yapmış olması, umurlarında bile olmazmış. Paraları bizim bu merhametli oduncudan çok daha fazla olduğu halde evleri, ne huzur ne de bereket yüzü görürmüş. Açgözlü bu oduncular ormana girer girmez bütün hayvanlar, sanki bir avcıyla karşılaşmış gibi kaçışırmış. Gel zaman git zaman, bu çoook uzak ülkenin zalim kralı, evlenme çağına gelen oğluna ihtişamlı bir düğün yapmak istemiş. Halktan topladığı yüksek vergilerle düğün yapacakmış yapmasına da, genç prensin beğeneceği bir kız henüz bulamamış. Ülkenin dört bir yanından genç kızları sarayına toplatmış. Prenses sıraya dizilen tüm kızlara bakmış ama her gördüğü kızın bir öncekinden daha güzel olduğunu düşünerek bir türlü evleneceği kızın kim olacağına karar verememiş. Kral bu işe çok bozulmuş ve tellallarıyla tüm ülkeye yeni çıkardığı kanunu duyurmuş. Bu yeni kanuna göre, bir karı kocanın güzel bir kız çocuğu olursa, bu kızın anne ve babası öldürülecekmiş. Bunu duyan halk tedirgin olmuş. Bu haber ormanın derinlerinde yaşayan oduncuya kadar duyulmuş. Oduncu hiç kimselerin görmediği, bir kez olsun kasabaya gitmeyen güzel kızını görecekler diye endişeye kapılmış. Kendi hayatını pek önemsememiş ama çok sevdiği karısına zarar gelmesinden çok korkmuş. Oduncu ve karısı oturup bu durumu konuşmuşlar. Kızlarına durumu anlatıp, asla evden dışarı çıkmaması gerektiğini söylemeye karar vermişler. Güzel kız zalim kralın çıkardığı bu yasayı duyunca çok üzülmüş. Anne ve babasına zarar gelmesinden çok korktuğu için her ne olursa olsun evden çıkmamaya yemin etmiş. Günler günleri, aylar ayları kovalamış. Mevsimler ipe dizilmiş birer inci tanesi gibi gelip geçmiş. Ilık rüzgarların ılgıt ılgıt estiği, kelebeklerin çayırların üstünde neşeyle dans ettiği, arıların en güzel renklerini sergileyen çiçeklerden nektar topladığı, masmavi gökyüzünde güneşin gülümsediği harika bir ilkbahar sabahında, yakışıklı prens ormana ava çıkmış. Aslında en az ormancı kadar merhametli olan yakışıklı prens hayvanların öldürülmesine karşıymış. Ama babasının, erkekliğini ispatlamalısın diye zorlaması yüzünden yanına verdiği iki askerle ormana gelmiş. Yol boyunca da, erkeklik ne zamandan beri masum ve korumasız hayvanları öldürmek oldu diye mırıldanmış. Ne yapıp ne edip bu iki askeri kandırmayı ve hiçbir hayvana zarar vermeden saraya dönmeyi düşünüyormuş. Kafasında nasıl bir plan yapacağını düşünürken, çok güzel şarkılar söyleyen bir kuşun sesiyle irkilmiş. Az ilerideki çınar ağacının üstünde şakıyan bülbülü görmüş. Bülbül, karşısında durduğu kulübeye bakarak öyle güzel şarkılar söylüyormuş ki, kalpsiz askerler bile bu şarkılardan etkilenmiş. Ama kendilerine gelmeleri uzun sürmemiş. Prense, kendinden geçmiş halde şarkılar söyleyen bülbülü göstererek okuyla onu vurmasını istemişler. Prens ne yapacağını şaşırmış. Sırtından yayını almış ve kınından çıkardığı bir oku yaya yerleştirmiş. Niyeti kuşa değil de, yakınına isabet alıp askerleri vuramamış numarası yaparak kandırmakmış. Prens tam oku fırlattığı sırada bülbül pat diye kulübenin önündeki çitlerin içine düşmüş. Askerler bülbülü prensin vurduğunu düşünerek sevinmiş. Uzunca boylu olan asker koşarak çitin önüne gitmiş. Yerde yatan bülbüle bakmış. Bülbülde ne ok yarası, ne de bir parça kan yokmuş. Tam o sırada gözleri, kulübenin penceresinden dalgın dalgın ormanı izleyen büyüleyici güzellikteki kıza takılmış. Kıza bakmış, bakmış, bir daha bakmış. Diğer asker ve prens ne olduğunu anlayamamışlar. Daha sonra ikisi de çitin önüne gelmiş ve kızı gördükleri anda tıpkı diğer asker gibi donakalmışlar. Prens, boncuk gözlü, ay tenli, keman kaşlı, ipek saçlı kıza oracıkta vurulmuş. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpmaya başlamış. Öyle ki, prensin kalp atışlarını duyan oduncunun kızı onları fark eder etmez ahşap pencereyi kapatıp içeriye kaçmış. Babasının emrini hatırlayan prens ne yapacağını bilemez halde kapıyı çalmış. Babası ormana, annesi taze meyve toplamaya giden oduncunun kızı çok korkmuş. Fakat zaten eğreti duran kapıyı açmazsa, askerlerin zorla içeri gireceğini düşünmüş. Prens nazikçe kapıyı tıklatmaya devam etmiş. Kendini toparlayıp derin bir nefes alan genç kız kapıyı yavaşça açmış. Prens yakından gördüğü genç kızın güzelliği karşısında neredeyse bayılıp düşecekmiş. Kekeleyerek, ona deli gibi aşık olduğunu, onunla hemen evlenmek istediğini ve saraya gidip annesine durumu anlatacağını söylemiş. Genç kızın yanında cesaretini toplayan prens askerlere hemen yanlarından uzaklaşmaları emrini vermiş. Askerler önce bocalasa da, prensin kararlılığını görünce uzaklaşmışlar. Prens oduncunun ay tenli kızına, Eğer babam seninle evlenmeme karşı çıkarsa ve anne-babana zarar vermek isterse onu öldürürüm demiş. Zaten babasının halka yaptığı haksızlıklardan da son derece rahatsızmış. Prensin yakışıklılığından, kararlılığından ve cesaretinden etkilenen genç kız, o anda ne söyleyeceğini, nasıl cevap vereceğini bilememiş. Anne ve babasıyla konuşmadan bir cevap veremeyeceğini söylemiş. Prensten, ertesi sabah tek başına gelmesini istemiş. Prens saraya döner dönmez durumu annesine anlatmış. Annesine, babasıyla konuşması ve onu ikna etmesi için yalvarmış. Kral bunu duyar duymaz askerlerine, derhal kızı anne ve babasıyla birlikte saraya getirmeleri emrini vermiş. Askerler kralın emrini yerine getirmek için akşam vakti yola düşmüş. Genç kız o sırada eve dönen anne ve babasına durumu anlatmış. Oduncu, korktuğu şeyin başına geldiğini anlamış. Kara kara ne yapacaklarını düşünürken, askerler evlerinin kapısına dayanmış. Onları alıp saraya götürmüşler. Kralın niyeti üçünü de asmakmış. Kendisine engel olmak isteyen oğlunu ise zindana attırmış. Ertesi sabah tellallarıyla bütün ülkeye emrine karşı gelen oduncu ve ailesinin idam edileceğini duyurmuş. Halkın bu idamları izlemek üzere meydana toplanması emrini vermiş. Amacı, emirlerine karşı çıkanların başına neler geleceğini göstermek ve halka korku salmakmış. Oduncu, karısı ve güzel kızının idam edileceği meydan, iğne atsan yere düşmez hale gelmiş. Halk biraz merak, biraz da korkuyla olacakları izlemeye koyulmuş. Fakat idam sehpasına çıkarılan genç kızın güzelliğini görünce, meydandaki herkes çok üzülmüş. Öte yandan, zindana atılan prens delirmek üzereymiş. Avazı çıktığı kadar bağırıp zalim babasına sesini duyurmaya çalışıyormuş. Bütün bu olup bitenlere daha fazla dayanamayan zindanın bekçisi, prensin kapısını açmış ve kılıcını prense vermiş. Prens askerlerin şaşkın bakışları arasında koşarak babasının karşısına dikilmiş. Ya yaptıklarına son vermesini ya da onu öldüreceğini söylemiş. Kralın hemen yanı başında bulunan yaveri, çevik bir hareketle prensin elinden kılıcı kapmış. Kral, hiç gözünü kırpmadan kendisini öldürmek isteyen oğlunu da idam sehpasına göndermiş. O ana kadar olan biteni izleyen halktan birkaç kişi dayanamayıp ölmek pahasına cellada ve askerlere saldırmış. Bu birkaç kişiden cesaret alan halk askerleri etkisiz hale getirdikten sonra, prensi, oduncuyu ve ailesini zalim kralın elinden kurtarmış. Şimdi işler tam tersine dönmüş. Kral can korkusuyla kaçarken, halk onu kıskıvrak yakalamış ve prensin önüne getirmiş. Prens, babası gibi zalim olmayacağını, istese de zalimlik yapamayacağını söyleyerek, babasının mahkeme tarafından yargılanmasını istemiş. Yıllardan bu yana ağır vergiler altında ezilen halk tüm kızgınlığına rağmen, merhametli prensin bu talebini kabul etmiş. O güne kadar kraldan korktukları için adil kararlar vermeyen mahkeme, kralın ömür boyu zindanda kalmasına karar vermiş. Babasının yerine tahta çıkan prens, kırk gün, kırk gece süren bir düğün yaparak oduncunun kızıyla evlenmiş. Babasının halktan topladığı paraların bir kısmıyla, kırk gün, kırk gece boyunca ziyafet vermiş. Tüm halk günler boyunca, çılgınlar gibi eğlenmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/yaramaz-kuzu-yavrusu-masali/", "text": "Her sabah olduğu gibi o sabahta yaşlı çoban koyunları, kuzuları yaylaya otlamaya götürüyormuş. İçlerinde bir yaramaz kuzu varmış. Hiç durmuyor zıp zıp zıplıyormuş. Annesi onu yaramaz olduğu için hiç yanından ayırmıyormuş. O gün yaramaz kuzu gene sağa sola koştururken çok güzel bir tavşan ailesi görmüş. Başlamış tavşanların peşinden koşmaya. Tavşanlar önde kuzu arkada konuşuyorlarmış. Bir ara küçük kuzu yorulmuş, dinlenmek için durmuş. Ancak o zaman fark etmiş sürüden ayrıldığını. Sağına bakmış, soluna bakmış kimse yok. Önce umursamamış, tavşanlarla koşmaya devam etmiş. Bir ara karnı acıkmış, etraftaki güzel otlar ile karnını doyurmuş. Sonra susayınca tavşanlar onu derenin kenarına götürmüş. Küçük kuzu derenin kenarında su içerken birden ayağı kaymış ve dereye düşmüş. Derenin akıntısına kapılıp, yüzmeye başlamış. Yaramaz kuzu yüzerken deredeki balıklar ona eşlik ediyormuş. Arkasına dönüp baktığında, tavşan ailesinin ona el salladığını görmüş. Yaramaz kuzu çok mutluymuş artık bir sürü tavşan arkadaşı varmış. Derken etrafını balıkların sardığını görmüş, başlamış onlarla oynamaya. Bu arada çok eğleniyormuş. Bir ara, suyun azaldığı bir yerde karaya çıkmış. Arkasına baktığında balıklar ona el sallıyormuş. Küçük yaramaz kuzunun şimdi birde balık arkadaşları varmış. Tam karaya çıkmış bir de ne görsün, karşısında bir sürü leylek. Kuzu leyleklerin uçmasını seyrederken başlamış kollarını çırpmaya. Bunu gören leylekler kuzunun uçmak istediğini anlamış ve gagalarıyla kuzuyu havaya kaldırmışlar. Kuzu leyleklerin sayesinde uçuyormuş. Uçmuş uçmuş uçmuş o kadar çok uçmuş ki köyün, ormanın, dağların, akan suyun üzerinden geçmiş ve en son kendi sürüsünün olduğu yaylayı görmüş. Leylekler den kendisini yaylaya bırakmalarını rica etmiş. Leylekler de kuzuyu yaylaya çobanın ve koyunların yanına bırakmışlar. Yaramaz kuzu çok teşekkür etmiş ve onlara el sallamış. Leylekler de ona el sallamışlar. Artık kuzunun bir sürü tavşan, balık, leylek arkadaşları varmış. Çok mutluymuş, koşarak sürüye katılmış. Annesinin yanına gittiğinde, olanları annesine anlatmış. Endişeli olan annesi kuzunun yaşadıklarını duyunca ona kızmaktan vazgeçmiş ama yaptığının da yanlış olduğunu ve bir daha sürüden ayrılmaması gerektiğini söylemiş. Çünkü şansının her zaman yaver gitmeyeceğini ve karşısına kötü kalpli kurdun da çıkabileceğini söylemiş. Küçük yaramaz kuzu işte o zaman anlamış ki yaptığı çok yanlış bir şey. Bu seferlik şansının yaver gittiğini ama bir dahaki sefer bu kadar şanslı olmaya bileceğini anlamış. Ve annesine söz vermiş bir daha sürüden hiç ama hiç ayrılmayacakmış. Annesi de onu affetmiş ve o günden sonra küçük yaramaz kuzu annesinin sözünden hiç çıkmamış. Sürüden de hiç ayrılmamış. Ama arkadaşlarına her gün yaşadığı macerayı anlatmaktan da geri kalmamış. Burada da küçük yaramaz kuzunun maceraları bitmiş. En güzel uyku masalları için biti takip edin."} {"url": "https://uykumasallari.net/yaramazligin-sonu-hikayesi-2/", "text": "Zamanın birinde şirin bir kasabada yaşayan küçük bir çocuk varmış. Bu çocuğun adı Serdar mış. Serdar hiç laf dinlemez, annesini çok üzermiş. Annesi ve babası koşma dediğinde koşar yapma dediğinde yapar hep başına iş alırmış. Günlerden bir gün Serdar ve annesi evlerinin yakınında ki bir parka gitmişler. Serdar, parkta ki her oyuncağa biniyor, bir oraya bir buraya koşup duruyormuş. Annesi Serdar'a biraz yavaş olmasını söylese de küçük çocuk annesini dinlememiş. Bir kaç dakika sonra annesi Serdar'ın bağırmasını duymuş ve koşarak oğlunun yanına gitmiş. O sırada Serdar yerde yatıyormuş ve bacağını tutuyormuş. Annesi Serdar'ı hemen kucağıma almış ve hastanede gitmişler. Doktor, Serdar'ın ayağının kırıldığını ve uzunca bir süre yatmasını söylemiş. Bunu duyan Serdar çok üzülmüş. Çünkü yatmayı hiç sevmiyormuş. Haftalarca yatmak zorunda kalan Serdar hep camdan arkadaşlarını izlemiş. Onlarla oyun oynamayı, koşmayı, eğlenmeyi özlemiş. Ama ayağının kırılması ona iyi bir ders olmuş. O günden sonra annesinin ve babasının sözünden hiç çıkmamış. Ayağı tamamen iyileştikten sonra da her zaman daha dikkatli olmaya özen göstermiş. Annesinin ve babasının sözünden çıkmayan Serdar, daha dikkatli olmayı öğrenmiş. Bu hikayede burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/yaramazligin-sonu-hikayesi/", "text": "Zamanın birinde şirin bir kasabada yaşayan küçük bir çocuk varmış. Bu çocuğun adı Serdar mış. Serdar hiç laf dinlemez, annesini çok üzermiş. Annesi ve babası koşma dediğinde koşar yapma dediğinde yapar hep başına iş alırmış. Günlerden bir gün Serdar ve annesi evlerinin yakınında ki bir parka gitmişler. Serdar, parkta ki her oyuncağa biniyor, bir oraya bir buraya koşup duruyormuş. Annesi Serdar'a biraz yavaş olmasını söylese de küçük çocuk annesini dinlememiş. Bir kaç dakika sonra annesi Serdar'ın bağırmasını duymuş ve koşarak oğlunun yanına gitmiş. O sırada Serdar yerde yatıyormuş ve bacağını tutuyormuş. Annesi Serdar'ı hemen kucağıma almış ve hastanede gitmişler. Doktor, Serdar'ın ayağının kırıldığını ve uzunca bir süre yatmasını söylemiş. Bunu duyan Serdar çok üzülmüş. Çünkü yatmayı hiç sevmiyormuş. Haftalarca yatmak zorunda kalan Serdar hep camdan arkadaşlarını izlemiş. Onlarla oyun oynamayı, koşmayı, eğlenmeyi özlemiş. Ama ayağının kırılması ona iyi bir ders olmuş. O günden sonra annesinin ve babasının sözünden hiç çıkmamış. Ayağı tamamen iyileştikten sonra da her zaman daha dikkatli olmaya özen göstermiş. Annesinin ve babasının sözünden çıkmayan Serdar, daha dikkatli olmayı öğrenmiş. Bu hikayede burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/yarasa-ile-kirpinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken bir ormanda çok iyi arkadaş olan bir yarasayla bir kirpi yaşarmış. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bu iki arkadaşın dostluğuna, ormandaki diğer hayvanlar gıpta ile bakarmış. Yarasa yemek yaptığında dostu kirpiyi davet edermiş. Kirpi de yaptığı yemekleri çok beğenen dostunu sık sık yemeğe çağırırmış. Ara sıra bu iki dostun yemek davetlerine sansar da katılırmış. Sansar, kirpi ile yarasanın dostluğunu kıskanırmış ama bunu hiç belli etmezmiş. Günün birinde kirpinin yemeğine katılan sansar ile yarasa, yemekten evlerine dönerken sansar yarasaya, Dostum; sana bir şey söyleyeceğim ama kızmak yok olur mu demiş. Yarasa sansara dönerek, Neden kızayım ki! Sen benim dostumsun. Beni üzecek bir şey söylemezsin. Tabii ki söyle, dinliyorum karşılığını vermiş. Sansar, Bu kirpi senden çok daha güzel yemek yapıyor. Senin yaptığın yemekler onunkilerden daha yavan kalıyor demiş. Yarasa hiçbir şey söylememiş ama morali biraz bozulmuş. Çünkü kirpi her zaman yaptığı yemekleri çok beğenir, ona kendisinden daha güzel yemek yaptığını söylermiş. Yarasa ile kirpinin dostluğunu gün geçtikçe daha çok kıskanan sansar, yarasaya zaman zaman bu tür sözler söylemeye devam etmiş. Gel zaman git zaman, sansarın söyledikleri yarasayı daha çok rahatsız eder hale gelmiş. Günün birinde yarasa yine kirpiyi yemeğe çağırmış. Kirpi yarasanın yaptığı incir çorbasını öve öve bitirememiş. Onun kendisinden çok daha güzel yemek yaptığını tekrarlamış. Fakat sansarın sözleri, yarasanın kafasının içinde yankılanıp duruyormuş. Dostuna olan sevgisinin yerini zamanla kıskançlık duygusu almış. Sansarın ektiği nifak tohumları yüzünden bir süre sonra kıskançlık duygusu yerini nefrete bırakmış. Ama kirpiye bu duygularını belli etmemeye büyük özen göstermiş. Kirpiye karşı içinde biriken nefret, onu bir plan kurgulamaya itmiş. Bir gün kirpiye, Bu akşam bana gel. Sana incir çorbasını nasıl yaptığımı öğreteyim demiş. Kirpi buna çok sevinmiş. Yarasa çorbayı yaparken ılık suyun içine atlamış ve incirleri suyun içindeyken doğramaya başlamış. Fakat kirpiye, suyun kaynamakta olduğunu, incir doğrandığında sıcak suyun zarar vermediğini, bu bilgiyi de ormanın bilgesi baykuştan öğrendiğini söylemiş. İncir çorbasının nasıl yapıldığını öğrenen kirpi sevinçle evine dönmüş. Ertesi sabah heyecanla sansarı yemeğe çağırmış. Sansara, incir çorbasının tarifini yarasadan aldığını, isterse ona da öğretebileceğini söylemiş. Akşam arkadaşının evine yemeğe gelen sansarın gözleri önünde kaynar suya atlayan kirpi oracıkta ölmüş. Sansar olan biteni anlamış ve olayı hemen ormanın kralı aslana anlatmış. Bütün hayvanlar o gece sabaha kadar yarasayı aramış. Ancak kuytu bir mağaraya saklanan yarasayı bir türlü bulamamışlar. O gün bugündür yarasa gündüzleri dışarı çıkamaz olmuş ve genellikle mağaralarda yaşamış."} {"url": "https://uykumasallari.net/yasli-cinar-agaci-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ormanın birinde yaşlı bir çınar ağacı varmış. Çınar ağacının hayatı bu ormanda gördüğü, yaşadığı anılarla doluymuş. Her gövdesine yaslanan bu çınar ağacının önce gölgesinde serinler, sonra uykuya dalar, daha sonrada rüzgarın sesi ile ağacın anlattığı hikayelerinden nasibini alırmış. Ee bu kadar uzun yaşamanın sonucu birikmiş o kadar çok hikaye varmış ki, bir çoğunu da daha anlatamamış. Çünkü çınar ağacı artık çok yaşlanmış ve ayakta durmakta bile zorlanıyormuş. Ufak bir rüzgarda dalları çıtırdıyor, biraz sert rüzgarlarda ise kırılıyormuş. Durumu fark edenler artık çınar ağacının tehlikeli olduğunu düşünüyor bunun içinde başka ağaçların gövdesinde serinliyorlarmış. Yaşlı çınar ağacı bu duruma çok üzülüyormuş. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir gün birkaç adam çınar ağacını incelemeye gelmişler. Ağacın dallarını, gövdesini, kökünü iyice inceledikten sonra ormanın en yaşlı ağacının kesilmesinin ve yerine yeni bir çınar ağacının dikilmesine karar vermişler. Bunu duyan çınar ağacı biraz daha yaşlanmış. Üzüntüden iyice çökmüş, yaprakları sararmış, dalları kırılmış, artık rüzgarda bile sesi duyulmaz olmuş. Oysa anlatacak daha çok hikayesi varmış. İşte korktuğu o gün gelmiş çatmış. Ormana kocaman makineler ve onları kullanan adamlar girmiş, tamda yaşlı çınar ağacının dibinde durmuşlar. Başlamışlar işaretlemeye. Derken makineler çalışmış ve önce çınar ağacının dalları sonrada gövdesini kesip kamyona yüklemişler. İşte tam o sırada bir gök gürültüsü ardından da çok şiddetli bir yağmur yağmış. Sanki ağacın göz yaşlarını saklamak için yağıyor gibiymiş. Çınar ağacı uzun bir yolculuktan sonra bir fabrikada açmış gözlerini. Kocaman makineler, yüksek ses, toz toprak evet burası bir kağıt fabrikasıymış. Daha önce birileri konuşurken duymuş, yaşlı ağaçlardan defter, kitap yapılıyor diye. İşte şimdi sıra ona gelmiş. Acaba nasıl bir duygu derken kendini makinelerin arasında bulmuş. Her şey o kadar çabuk olmuş ki yaşlı çınar ağacı bile şaşırmış. Pardon o artık yaşlı bir çınar ağacı değil, yepyeni bir deftermiş. Ama içi boş bir defter. Kendi gibi bir çok defter ile birlikte paketlere, oradan kamyonlara, oradan da kırtasiye raflarında yerini almış. Aradan geçen bir kaç gün çok sıkıcıymış. Tam ben bu tozlu raflarda yaşlanacağım derken, bir genç defteri satın almış. Genç delikanlının niyeti bir kitap yazmakmış. Eline kalemi almış ve başlamış yazmaya. Fakat öyle olmuş ki sanki kitabı genç delikanlı değil de defter söylüyor kalemde yazıyor gibiymiş. Yaşlı çınar ağacı anlatamadığı hikayelerini şimdi yepyeni bir defter olarak satırlara dökmenin mutluluğu içindeymiş. Daha fazla uzun masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/yasli-dede-ve-torunu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, köyün birinde çok yaşlı bir dede varmış. Bu dede yıllardır yalnız yaşar pek kimseyle konuşmaz ara sıra kasabaya iner ihtiyaçlarını alır daha sonrada yine kimseyle görüşmeden kulübesine dönermiş. Küçük çocuklar bu yaşlı dedeyi görünce korkudan yolunu değiştirir, büyük çocuklar ise peşinden gitmeye kalkar ama her seferinde yaşlı adam bastonunla onları kendinden uzaklaştırırmış. Aslında bu yaşlı adam öyle herkesin zannettiği gibi çok ta zavallı ve kimsesiz biri değilmiş. Yıllar önce oğlu ile yaşadığı bir anlaşmazlık sonunda bütün mal varlığını oğluna bırakarak bu köye baba ocağına dönmüş. O günden sonra da hayata küsmüş, kimseyle konuşmamış. Yıllar içinde oğlunun hayatında da çok şeyler değişmiş, evlenmiş ve bir kız çocuğu olmuş. Önceleri babasının yokluğunu pek hissetmemiş ama zamanla olgunlaştıkça babasına yaptığı haksızlığı fark etmiş. Yıllar böyle geçip gitmiş. Küçük kızı büyümüş ve okul çağına gelmiş. Bir gün genç adam kızını karşısına almış ve başlamış anlatmaya. Aslında kendisinin bir babası olduğunu, uzun yıllardır görüşmediklerini onu çok görmek istediğini fakat babasının vereceği tepkiden çekindiğini uzun uzun anlatmış. Küçük kız duyduklarına çok üzülmüş ama bir o kadar da sevinmiş. Bir dedesi olduğunu bilmek onun küçücük kalbini çok heyecanlandırmış. Dedesi ile tanışmak, ona sarılmak, kucağında şımarmak belki de babası ile tekrar bir araya gelmesini sağlamak. Bunları düşündükçe içi içine sığmıyormuş. Ancak bütün bunları yapabilmek için okulların tatil olmasını beklemesi gerekiyormuş. Böylede olmuş. Önce ilkbahar arkasından yaz gelmiş ve okullar tatil olmuş. Küçük kız karnesini almış, çok mutluymuş fakat kimseye göstermemeye kararlıymış. Bütün ısrarlar, karne hediyesi hiç biri küçük kızı kararından döndürememiş. Evet aylardır hayal ettiği gibi yapacakmış. Karnesini ilk dedesine gösterecekmiş. Babasını ikna etmesi çok kolay olmuş ve hemen yola çıkmışlar. Yolculuk çok güzel geçmiş. Dedesine giden yolun güzelliği küçük kızı büyülemiş. Köye girdikten sonra köyün çocuklarından yol göstermeleri için yardım istemişler. Çocuklar yaşlı adamın kulübesine kadar yol göstermişler. Kulübeye geldiklerinde dedesi içeride yokmuş başlamışlar beklemeye. Bu arada köyün çocukları ile arkadaş olmuşlar. Tam hava kararmak üzereymiş dedesi karşıdan görünmüş. Küçük kız hiç düşünmeden dedesine koşmuş ve kucağına atlamış. Önce çok şaşıran yaşlı adam durumu anlayınca çok sevinmiş ve önce torununa, sonra gelinine, sonrada oğluna uzun uzun sarılmış. Geçen yıllardan hiç bahsetmeden gelecek yılların hayalını kurmaya başlamışlar. Bundan sonra her yaz tatilini küçük kız köyde dedesi ve oradaki arkadaşları ile geçirecek. Kışları ise dedesi şehre gelecekmiş. Öylede olmuş. Bir daha dede ve torun hiç ayrılmamışlar. Uzun yıllar hep bu şekilde mutlu mesut yaşamışlar. En güzel uyku masalları için sitemizi takip etmeyi unutmayın."} {"url": "https://uykumasallari.net/yasli-kaplumbaga-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde mavi gökyüzünün altında, yemyeşil çimlerin üzerinde, küçük kulübelerde yaşayan hayvanlar varmış. Hepsi yardımlaşmayı sever, dostça yaşayıp giderlermiş. Aralarından bazıları çok genç, bazıları çok güçlü, bazıları çok kırılgan ve bir tanesi de çok ama çok yaşlıymış. Ormanda ki bütün hayvanlardan yaşlı olan bir kaplumbağaymış. Yaşlı kaplumbağa ormanda yaşayan bütün hayvanları tanır, hepsinin çocukluğunu bilirmiş. Ama artık yaşlılıktan yavaş yavaş unutmaya, kimseyi tanımamaya başlamış. Bu durum hayvanların dikkatini çekmiş ve yaşlı kaplumbağaya dikkat etmeye başlamışlar. Günlerden bir gün kaplumbağa evinden çıkmış ve aheste aheste yürümeye başlamış. Normalde de yavaş yürüyen kaplumbağa yaşlanınca daha da yavaş yürümeye başlamış. Onu gören zebra gideceği yere kadar götürmeyi teklif etmiş. Kaplumbağa kabul etmemiş çünkü kendisinin gidebileceğini düşünüyormuş. Daha sonra yolda aslanla karşılaşmış aslanda onu götürmeyi teklif etmiş ama kaplumbağa yine reddetmiş. Bir kaç saat sonra kaplumbağa gideceği yere varmış. Ama bu seferde evin yolunu unutmuş. Saatler yürümüş ve bir türlü evini bulamamış. Şanslı olan kaplumbağa maymun ile karşılaşmış ve maymundan kendisini evine götürmesini istemiş. Eve gittiğinde bu sefer maymunu tanımamış ve onu evden kovmuş. Yaşlı kaplumbağa kendine geldiğinde bir kağıda not almaya başlamış. Ormanda ki hayvanların isimlerini ve fotoğraflarını yapıştırmış. Bu sayede unuttuğunda elinde ki kağıda bakıp hatırlayacakmış. Ormanda ki diğer hayvanlarda bir karara varmışlar. Yaşlı kaplumbağa ile birlikte her gün bir hayvan kalacakmış. Böylelikle kaplumbağa hep güvende olacakmış. Kaplumbağa hayvanların böyle düşünmesinden çok mutlu olmuş. Yardımlaşmanın, sevmenin ve sevilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu bir kez daha anlamış olmuş. Masal da burada bitmiş."} {"url": "https://uykumasallari.net/zeynep-ve-matematigin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, küçük bir kasaba da yaşayan Zeynep adında bir kız çocuğu varmış. Zeynep ilkokul 5.sınıfa gidiyormuş. Çok akıllı, çalışkan, herkese saygılı bir kızmış. Fakat Zeynep, matematik dersini hiç sevmiyormuş. Çünkü soruları çözerken zorlanıyor ve çözmek istemiyormuş. Zeynep'in bu sorununu öğretmeni de fark etmiş ve ona matematiği sevdirmeye karar vermiş. Öğretmen bunu ailenin desteği ile çözmek istemiş ve Zeynep'in annesini aramış. Öğretmen annesine, küçük kızın matematik ödevlerini yapmadığını, tahtaya kalkmak istemediği söylemiş. Annesi duyduklarına çok üzülmüş. Hemen kızı için çözüm üretmeye çalışmış ve önce kızıyla konuşmaya karar vermiş. Zeynep eve gelmiş ve annesi onu yanına çağırıp, konuşmaya başlamış. Günün nasıldı kızım? diye sormuş. Zeynep Güzeldi anneciğim hem eğledim hem öğrendim demiş. Annesi Peki bugün matematik dersi var mıydı? diye sormuş. Evet anne vardı ama sana söylemek istediğim bir şey var. Ben matematiği hiç sevmiyorum bu yüzden derslere girmek istemiyorum demiş. Annesi Matematik aslında çok eğlenceli bir ders kızım. Problemleri çözmeye çalışmak, akıl yürütmek, nasıl yapacağını düşünmek senin beyin jimnastiği yapmanı sağlar demiş. Zeynep Tamam da anne, matematik benim ne işime yarayacak ki? diye sormuş. Matematik her alanda karşımıza çıkıyor kızım. Markette hesap yaparken, arabayla giderken ne kadar hızla kaç saatte gideceğimizi hesaplamada, saatleri sayarken... Yani anlayacağın her alanda matematik kullanıyor. demiş annesi. Annesi Zeynep'e matematiği sevdirmek için oyunlar, bulmacalar, hikayeler ve videolar göstermeye başlamış. Annesi Zeynep'e matematik öğrenmenin ona yeni kapılar açacağını ve hayallerine ulaşmasına yardımcı olacağını da anlatmış ve Zeynep yavaş yavaş matematiği sevmeye başlamış. Okulda öğretmeni de Zeynep'e çok destek olmuş. Yapamadığı sorularda çözüm yolları üretmiş, ödevlerini yapmasında yardımcı olmuş. Bir kaç hafta sonra Zeynep büyük gelişme yaşamış ve matematik derslerini heyecanla beklemeye başlamış. Zeynep annesine ve öğretmenine çok teşekkür etmiş onlar sayesinde küçük bir kız matematiğin gizli dünyasında yolculuğa çıkmış. Aradan yıllar geçmiş ve Zeynep öğretmeni gibi matematik öğretmeni olmuş. Kendisinin küçüklüğünde ki gibi olan çocuklara matematiği sevdirmiş. Bu hikayede burada bitmiş. Hikaye okumayı seviyorsanız Hikayeler kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://uykumasallari.net/zurafa-ve-kusun-masali/", "text": "Zürafa Kahve, ormanda yaşayan bir zürafaymış. Kahve, diğer hayvanların aksine çok uzun boylu bir hayvanmış. Boyunun uzun olması yüzünden diğer hayvanlar ona çok yaklaşmıyormuş. Bu yüzden, kendisini çok yalnız hissediyormuş. Kahve, eski yıllarda yavru hayvanların yanına gidip, onlarla oynamak istediğini söylediğinde hayvanlar kabul etmiyorlarmış. Çünkü boyu çok uzun diye oyun oynayamayacağını sanıyorlarmış. Kahve de, bu sözlerden çok üzülmüş ve bir daha hayvanların yanına gitmeme kararı almış. Her gün kendi kendine Keşke, diğer hayvanlar gibi kısa boylu olsaydım diye söyleniyormuş. Kahve bir sabah çığlık sesiyle uyanmış. Çığlığın nerden geldiğini aramaya başlamış ve sonunda bulmuş. Çığlığın sahibi küçük bir kuşmuş. Küçük kuş, o sabah rüzgara aldırış etmeden uçmuş ve çok yüksek bir ağacın dalına çarpıp sıkışmış. Ne yaptıysa bir türlü çıkamamış. Onun sesini duyan Kahve yanına gitmiş. Kuş Bana yardım eder misin? diye sormuş. Kahve Sen benden korkmuyor musun? demiş. Kuş Hayır, neden senden korkayım ki? Sen de bizim gibi bir hayvansın demiş. Kahve, şaşkınlıkla kuşa yardım etmiş ve onu incitmeden daldan almış. İkili sohbet etmeye başlamış, Kahve çok mutluymuş, uzun zamandır ilk defa biriyle sohbet ettiği için. Kuş Benim artık gitmem lazım Kahve, bana yardım ettiğin içinde teşekkür ederim demiş. Kahve Önemli değil, kimin başı sıkışsa yardım ederim demiş ve iki arkadaş vedalaşmış. Kuş eve döndüğünde olanları annesine anlatmış. Anne kuş da arkadaşlarına anlatınca bu olay kulaktan kulağa yayılmış ve bütün orman öğrenmiş. Hepsi Kahve'ye haksızlık ettiğini anlamış ve toplanıp Kahve'nin yanına gitmişler. Bütün hayvanlar Kahve den özür dilemişler. Kahve ise hepsini affetmiş ve o günden sonra bütün ormanda mutluluk ve huzur hakim olmuş. Masal da burada bitmiş. Kısa masal okumayı seviyorsanız Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."}