{"url": "https://ruhumyollarda.com/15-adimda-seyahat-plani", "text": "Seyahatimi Nasıl Planlamalıyım? Kusursuz bir seyahat planı için yapmanız gerekenleri 15 adımda sizler için anlattım. Bu seyahat planı ile seyahatleriniz çok daha planlı ve kolay olacaktır. Seyahate çıkmadan önce yapmanız gerekenleri anlattığım planda, ucuz uçak bileti bulmaktan pratik bavul hazırlamaya kadar çok farklı fakat bir o kadar da önemli ipuçlarını paylaşıyorum. Seyahat destinasyonunu seçmek biraz da ne kadar zamanınız olduğu ile ilgili. Ben uzun tatillerimde birden fazla ülke ve şehir gezmeyi sevenlerdenim. Sadece hafta sonu bir yere gidiyorsam da planlamamı kısa zamanıma göre ayarlıyorum tabi. Benim için çok fazla ayrım yok, her an her yere gidebilirim. 🙂 Hatta çok beğendiğim şehirlere defalarca da gittiğim oluyor. Bazen Avrupa haritasından rastgele parmağımla seçtiğim şehirlere gittiğim de oldu, bazen de seçtiğim tarihlerde nereye ucuz uçak bileti var ise o şehre gittiğim de. İnternette ve sosyal medyada destinasyon önerisinde bulunan birçok site ve hesap var. Fotoğrafını çok beğendiğim bir şehir görürsem atlayıp oraya gidiyorum. Kısıtlı zamanınız var ise Avrupa, daha uzun zamanlarda da daha uzak kıtalara gitmenizi tavsiye ederim. Önce nereye gitmek istediğinize karar verin. Kendinize seyahat etme amacınızı sorun, verdiğiniz cevaba göre planlamanızı yapın. Gitmek istediğiniz yere karar verdiniz, ikinci adım seçtiğiniz şehre uçak bileti satın almak. Peki en ucuz uçak biletini nasıl bulacağınızı diye soruyorsanız ucuz uçak bileti bulmanın ipuçları için tıklayın. Ben genelde bu yöntemler arasından, bileti erken satın alma yolunu tercih ediyorum. Planlamamı en az 5-6 ay önceden yapmış oluyorum. Firmaların kendi internet siteleri üzerinden uçak bileti almak yerine gitmek istediğim ülkeye uçan bütün firmaların bilet fiyatlarını aynı anda görmemi sağlayan siteleri tercih ediyorum. Favorilerim Google Flights, Skyscanner ve Momondo. Yüzlerce havayolu ve seyahat acentasını gerçek zamanlı olarak tarayarak, fiyat ve mekan bazında sonuçları karşılaştırmalı olarak sunan arama motoru bunlar. Çok işime yarıyor bu yöntem. Gitmek istediğiniz destinasyona ulaştınız, odanıza yerleştiniz ve şehri keşfetmeye başlamak üzeresiniz. Peki hangi ulaşım yöntemlerini kullanacaksınız ve buna ne kadar bütçe ayıracaksınız? Bunu mutlaka seyahate çıkmadan önce planlamış olun. Örneğin Amsterdam, Münster, Gent, Brugge gibi bazı şehirleri yürüyerek gezebileceğiniz gibi; Paris, Bükreş gibi şehirleri gezmek için bir vasıta kullanmanız gerekebilir. Ben gerçi koca şehirleri de bazen yürüyerek gezip ayaklarımın akşam bana sövmesine neden oluyorum o ayrı. 🙂 Tren, metro, tramvay ve otobüs alternatiflerini araştırın ki gittiğinizde sadece taksi kullanıp bütçenizi sarsmayın. Ben şehre gitmeden önce muhakkak Google Maps üzerinden rota oluşturuyorum. Google Maps'in güzel yanı, lokasyonu seçtiğinizde size oraya ulaşım seçeneklerini ve süreyi de vermesi oluyor. Müthiş faydalı bir uygulama. Ben daha çok sokak lezzetleri ile ilgiliyim. Restoran'da vakit geçirmeyi çok sevmiyorum. Gideceğim şehir ile ilgili yerel mekanlar, yerel ve sokak lezzetleri alternatiflerini planlıyorum. Bunun için de yine, bloglardan, Instagram ve Twitter hashtag'lerinden ve TripAdvisor sitesinden faydalanıyorum. Daha önce o şehirde bulunmuş arkadaşlarınızdan da tavsiye alabilirsiniz, ben tercih etmiyorum çünkü genelde gelen tavsiyeler çok turistik olduğu için bana uymuyor. 🙂 Şehre gittiğimde yerlilerden tavsiye aldığım oluyor ama. Süpermarket'ten alışveriş yapıp şehrin en güzel yemyeşil parkında yiyip içmek de en büyük zevklerimden. Siz de gittiğiniz şehirde ne yemek içmek istiyorsunuz, en meşhur lezzeti ne, popüler mekan mı yoksa salaş lezzetlerle mi ilgilisiniz, yeme içmeye ne kadar zaman ve bütçe ayıracaksınız, tüm bunları planlayıp bir liste çıkararak gidin. Burada en önemli nokta zaman, bunu unutmayın! Uzun süreli bir pasaport edinin. Ben 10 yıllık tercih ediyorum, sürekli uğraşmamak adına. Seyahat edeceğiniz ülkenin talep ettiği vizeye başvurun ve ilk o ülkeye giriş yapın. Sürekli aynı ülkeden başvuru yapıp ilk girişiniz de hep o ülke olur ise zamanla size daha uzun süreli vize vereceklerdir. Ben vizemi hep Hollanda konsolosluğundan alıyorum. En son verdikleri vize epey uzun süreli idi. Seyahatinizden en az 1 ay önce pasaport, 15 gün önce de vize işlemlerinizi halletmenizi tavsiye ederim. Mevcut bir vizeniz var ise, seyahatinizi planlamadan önce pasaport ve vize bitiş tarihinizi kontrol edin. Vizenizin süresi dolmuş ise zaten ülkeye giremezsiniz. Bazı ülkeler de pasaport sürenizin ülkeye giriş tarihinizden itibaren 3 yada 6 ay daha geçerli olmasını talep ederler. Bu gibi detaylara dikkat edin. Seyahatlerimde internet olmazsa olmazım benim. Her yaşadığım anı takipçilerim ile paylaşmayı çok seviyorum çünkü. Bu yüzden mevcut kullandığım internet paketimin yurtdışında da geçerli olduğuna dikkat ediyorum. Günlük cüzi bir miktara mevcut paketimi aynı buradaki gibi sınırsızca kullanabiliyorum. Hatta son dönemlerde Instagram'ı çok fazla kullandığım için sadece Instagram uygulamasına özel bir internet paketi de satın aldım. Çok işime yaradı. Ancak başıma gelen bir olayı da anlatayım. 🙂 Bir Yunanistan seyahatimde meğerse kullandığım internet paketim daha Türkiye'de iken bitmiş dolayısı ile yurtdışında ben kullandıkça sürekli hattıma artı olarak fatura edilmiş. 🙂 Hem de yurtdışında olduğum için birkaç katı olarak. :)Bu detaya dikkat edin. Zira döndüğümde seyahat maliyetimin iki katı kadar telefon parası ödemek zorunda kalmıştım. 🙂 Seyahate çıkmadan önce internet paketlerinizi muhakkak kontrol edin. Velev ki internet ve telefon kullanmak istemiyorum ben oralarda diyorsunuz yurtdışına çıktığınız anda telefonunuzun özelliklerinden mobil data kısmını kapalı konuma getirin. Telefonunuz böylece hiç sinyal almayacak dolayısı ile faturanıza hiç birşey yansımayacaktır. Bu arada bir ülkede uzun süreli kalacaksanız mutlaka o ülkenin internet hattını satın alın. Çok avantajlı oluyor. Ben seyahate çıkmadan önce şehirde geçireceğim her gün için ortalama ne kadar harcama yapacağımı planlıyorum. Sapmalar elbette oluyor. Sonuçta seyahatteyim yaaaa bunun keyfini de çıkarmaktan yanayım. 🙂 Gezilecek görülecek yerler listenize ve buralara ulaşıma ortalama ne kadar harcayacaksınız, yeme içme meselesi için ne kadar para ayırmalısınız, hediyelik eşyalar, gezeceğiniz müzeler ve tarihi yerlere ne kadar bütçe harcayacaksınız hepsini bir kenara not alın. Seyahatlerde benim enerjim hemen değişir, yükselirim çok. Zaten umursamaz bünyem birkaç kat daha umursamaz hale gelir. 🙂 O yüzden limiti çok yüksek kredi kartları ile gidip amaaan diyerek dibine kadar harcayıp döndüğüm de çok oldu, ama seyahatlere ilk başladığım dönemlerde tabi. 🙂 Ceremesini dönünce çekince planlı olmayı alışkanlık haline getirip doğru yolu buldum ben de. 🙂 Ben ettim siz etmeyin, baştan uyarmış olayım da. Az harcamak değil burada tavsiye ettiğim şey, harcayın ama planlı olun. Ben nakitçiyimdir. Ama kredi kartlarımda hep yanımdadır. Seyahatlerde özellikle bazı ülkelerde şehir içi ulaşımlarda sadece kredi kartı ile bilet satın alabiliyorsunuz. Yani kredi kartına ihtiyacınız muhakkak olacaktır. Keza Kuzey Avrupa ülkelerinde umumi tuvaletlerde bile sadece kredi kartı geçiyordu. 🙂 Türk paramı havaalanlarında ya da AVM'lerdeki döviz bürolarında bozdurmayı tercih etmem. Muhakkak zarar ediyorsunuz çünkü. Tüm seyahatinizi kredi kartı üzerinden yönetmek de bir tercih ama tavsiye etmediğim bir yöntem. Yurtdışında iken kartınızdan yaptığınız harcamalar, hele ki hafta sonu ise TL/Döviz kuru bankalar tarafından çok yüksek olarak belirlenmiş kur üzerinden işliyor. Zarar etme olasılığınız yüksek. - Bavulunuza koyacaklarınızın bir listesini çıkarın, gereksiz eşyaları böylece daha kolay elersiniz. - Sadece kabin boyu bavul ile seyahat edin. Böylece hem az para ödeyin hem de inince bavulunuzu gelmesini beklemeyin. Zamandan tasarruf edin. - Kabine alabileceğiniz eşyalar ve özellikle sıvılar ile ilgili uçacağınız havayolu şirketinin internet sitesinden bilgi edinin. - Tekerlekli bavul yerine kabine girebilecek büyük bir sırt çantası edinin. Tekerlekli bavullarla kıyaslarsak sırt çantaları seyahat ve uçuşlar esnasında evet çok pratik ama konaklarken sırt çantalarından aradığınız eşyayı bulmak kolay değil unutmayın. - Cepli bir sırt çantası alın. Özellikle seyahat için tasarlanmış bu tip çantaların cepleri, gözleri, fermuarlı kısımları inanılmaz eşya alabiliyor içine. - Elinizin altında olmasını istediğiniz eşyalarınız için daha küçük bir boy sırt çantası daha olsun yanınızda. Uçakta iken kocaman bavulu kurcalamak insanı yorabiliyor. - Ayakkabılar gereksiz ağırlık yapabiliyor, mümkünse tek ayakkabı ile seyahat edin. - Kişisel bakım ve kozmetik eşyalarınızın seyahat boyu olmasına dikkat edin, zira kabine almayabilirler. - Kıyafetlerinizi rulo halinde bavulunuza yerleştirin, en alta en kalın olanları koyun. Düzgün katlanmış ve düzgün yerleştirmiş olun ki yerden tasarruf edebilesiniz. - Ben seyahat edeceğim şehrin, orada bulunacağım tarihteki hava durumunu muhakkak kontrol ederim. Çok soğuk veya yağmurlu değil ise, bana yetecek kadar kazak, atkı ve ayakkabı götürmeye dikkat ederim. - Seyahat edeceğim şehirde gezeceğim noktalar, hangi gün nereyi gezeceğim ve hangi gün ne giyeceğimi, kıyafetim ile hangi aksesuarı kullanacağımı bile önceden tasarlarım. Böylece artık seyahatlerimde hiç gereksiz eşya götürmüyorum yanımda. - Eğer otelde konaklayacaksanız, yanınıza saç kurutma makinesi, havlu veya çarşaf almanıza gerek yok. Gereksiz ağırlık yapmayın. - Yanıma alacağım makyaj eşyalarım, lens suyum, kremlerim vb gibi kozmetik ürünler için ayrı minik bir çanta alırım yanıma. Bu ürünleri ona yerleştirip sonra bu çantayı da ana bavuluma koyarım. Ne istersem vakit kaybetmeden bulmamı sağlıyor bu yöntem. - Kirli kıyafetlerim için muhakkak yanıma bir bez poşet alırım. Kirlileri ona koyarım ki, temiz kıyafetlerimi kirletmesin. - Takılar, tokalar, iç çamaşırları için ayrı minik bir poşet hazırlarım. Uçuş saatinizden önce online check in yapmak size vakit kazandıracaktır. Bagaja vereceğiniz bavulunuz da yok ise, sadece kabin bagajı ile seyahat ediyorsanız, kontuara hiç girmeden direk güvenlikten geçiş yapabiliyorsunuz. Mobil biletiniz zaten telefonunuzda kayıtlı olacaktır, ben bazen biletin çıktısını da alıyorum daha pratik olsun diye. Uçak saatini kontrol edin, en az 2 hatta 3 saat önce havalimanında olun. Online check in yapmadıysanız ve bagajınız var ise, uzun sıralı bir kontuar sizi bekliyor olabilir. Güvenlik geçişlerinde ve pasaport sırasında uzun kuyruklar sizi bekliyor olabilir. Tüm bunları hesap edin. Hiç unutmam bir İsviçre uçuşumda koskoca Sabiha Gökçen Havalimanı'nın bir ucundan diğer ucuna uzanan bir pasaport sırası vardı. Bu gibi durumlarda paniklemeyin. Öncelikli geçiş sırası da var. Ama tabi belli bir ücret karşılığında. En son 30 TL gibi bir rakam ödemiştim. Önceden satın almanıza gerek yok, baktınız sıra uzuyor, ödemeyi orada yaparak beklemeden geçiş yapabilirsiniz. Normal pasaport sırasına girdiniz veya güvenlikten geçiyorsunuz ve sıra durdu, çok yavaş ilerliyor. Yine paniklemeyin. Nazikçe önünüzdeki insanlara biletiniz üzerindeki uçuş saatini göstererek öncelik isteyin. Kimse karşı çıkmayacaktır. Ama nezaket önemli. Milleti yararak öne geçmek isteyenlere kimse hoşgörü göstermez unutmayın. Bu cihazlar telefonunuza güç akışı sağlayan cihazlardır. Benim hayat kurtarıcılarım yani. 🙂 Seyahatlerimde asla yanımdan ayırmam. O kadar çok video ve fotoğraf çekiyor, Instagram'dan o kadar çok hikaye ve paylaşım yapıyorum ki, telefonumun pili zayıfladığında olmazsa olmazım benim bu cihazlar. Amsterdam Camping Zeeburg'da çadırda konaklarken şarj cihazımın da şarjı bitince gece cihazı bir ara duşların oradaki prizlere takayım bir 15 dakika bir şey olmaz dedim, döndüğümde yoktu tabi yerinde. 🙂 Çadırda elektrik de yok tabi. Gece telefonsuz ve internetsiz kalmak kabustu. Allah bundan başka dert vermesin hiçbirimize. 🙂 Aman powerbank'inizi yanınızdan ayırmayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/alexandroupoli-gezilecek-yerler", "text": "Alexandroupoli yani diğer adıyla Dedeağaç çok sık seyahat ettiğim bir şehir. Aslında buraya yaz kış sırf o muhteşem yemekleri için gidiyorum diyebilirim. İstanbul'dan yaklaşık dört saatlik yolculukla ulaşabileceğin Alexandroupoli, vizen varsa ve hafta sonu farklı bir ülke görmek istiyorum diyorsan çok memnun kalacağın bir alternatif. Tabi bu süre gümrükteki yoğunluğa göre de değişebiliyor. Yazımın devamında bununla ilgili başımdan geçen kötü bir olayı anlatacağım. Haydi gelin şimdi Alexandroupoli ile birlikte farklı rota önerilerimin de olduğu Alexandroupoli gezilecek yerler listemize göz atalım. Dimokratias yani demokrasi caddesi kentin en merkezi caddesi. Cadde boyunca çeşit çeşit kafeler, pastaneler, mağazalar var. Kafenin birinde oturup frappe içmeyi de ihmal etme. Euronun bu kadar başını alıp gitmediği zamanlarda Türkiye'den gelip şehrin hem girişinde hem çıkışında bulunan Lidl marketlerden aylık alışverişini yapan çok insan vardı. Fakat yine de Türkiye'de bulunmayan farklı ürünler ilgili çekiyorsa bu marketlere uğrayabilirsin. Ayrıca merkezde sahilde AB isimli bir market var. Burada da yerel birçok ürün bulabilirsin. Kamp yapmayı seviyorsan Alexandroupoli merkeze yürüme mesafesinde Makri tarafına giderken solda Alexandroupoli belediyesi kamp alanı var. Burada defalarca kamp yaptım. Her defasında çok memnun ayrıldım. Kamp alanı tam deniz kıyısında yer alıyor ve plajla iç içe. Kamp oldukça düzenli ve temiz. İçerisinde bir restoran ve marketi bulunuyor. Kampta konaklama fiyatları da oldukça uygun. 2021 Ekim ayında bir günlüğüne Alexandroupoli'ye gitmeye kara vermiştim. O tarihlerde covid 19 önlemleri kapsamında İpsala sınır kapısının Yunanistan tarafındaki Kipoi sınır kapısı sadece ticari araç geçişlerine izin veriyordu. Biz de Edirne Pazarkule sınır kapısı ve karşı tarafı olan Kastanies sınır kapısından gitmeye karar verdik. Orada öyle bir kısıtlama yoktu. Kastanies'de kısa bir molanın ardından Türkiye'ye paralel bir şekilde ilerleyerek sırasıyla Orestiada ve Dimetoka şehirlerine uğradık. Çok küçük şehirler olduğundan gezmek de az vakit aldı. Dimetoka'dan sonra ise Alexandroupoli'ye ulaştık. Kastanies Alexandroupoli arası 1,5 saat sürüyor. Diğer şehirlerdeki gezi sürelerine göre toplam gezi sürenizi planlayabilirsin. Vaktin varsa ve müze gezmeyi seviyorsan gideceğin ilk yer Trakya Etnoloji Müzesi olacak. Bu müze şehirdeki en geniş koleksiyona sahip. Yerel aletler, eşyalar, kostümler sergileniyor. Yazlık tiyatrosuyla ünlü olan bu parkta aynı zamanda yürüyüş yolları, kafeler var. Güzel vakit geçirilebilir. Doğa tutkunuz varsa 8 kilometre uzaklıktaki Dadia Milli Parkını gezebilirsiniz. Bu orman nadir görülen yırtıcı kuş türlerini, köknar, kayın, meşe, çam gibi çeşitli ağaçları barındırıyor. Oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu milli parkta yürüyüş yolları patikalar bulunuyor. Ben Alexandroupoli'ye kendi aracımla gidiyorum. İsterseniz otobüs seçeneği de var. Alexandroupoli İpsala sınır kapısından sadece 40 kilometre uzaklıkta. Gümrük işlemlerinin süresine göre İstanbul'dan yaklaşık 4 saatte ulaşabilirsiniz. Kendi aracınızla sınırı geçmenin bazı kuralları var bunları araştırmayı ihmal etmeyin. Schengen vizeniz zaten var olarak kabul ediyorum. Araç konusunda ise araç sahibi araçta olmalı veya vekaletname olmalı, ehliyet yeni tip olmalı ve aracınıza yeşil sigorta denen uluslararası geçerliliği olan yeşil kart sigortası yaptırmış olmalısınız. Yunanistan'a girişte ruhsatla birlikte tüm bu belgeleri kontrol ediyorlar. Sizi bir konuda uyarmak isterim. Bunu yaşayarak öğrendim. 🙂 Yine bir günlüğüne Alexandroupoli'ye gitmeyi planlamıştım. Tarih ise Ağustos ayının ortalarıydı. Bu tarihler meğerse Türkiye'ye gelen gurbetçilerimizin dönüş tarihiymiş. 🙂 Size İpsala sınır kapısındaki kuyruğu anlatamam. Saat 14.00 gibi ulaştığım sınır kapısından 17.00 gibi geçtim. Fakat asıl çile bundan sonra başladı. Yunan tarafının işlemleri iyice yavaşlatmasından ötürü tam Meriç nehrinde Türk Yunan sınırının olduğu köprünün üzerinde kontak kapatmak zorunda kaldık ve 6 saat boyunca orada mahsur kaldık. Gece saatlerinde anca Alexandroupli'ye ulaşabildim, tabi bitik halde. Yani gideceğiniz tarihleri iyi seçin, tam gurbetçilerimizin dönüş tarihlerine denk getirmeyin."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/alkmaar-gezilecek-yerler", "text": "Kuzey Hollanda kanalı üzerine kurulu şirin bir şehir daha. 🙂 Minyatür Amsterdam diyebiliriz bence buraya. Diğer gezdiğim şehirlerine oranla en az turistik bölge Alkmaar. Peynirleri ile ünlü. Amsterdam'da yaşayanlar genelde haftasonu Pazar alışverişi yapmak için Alkmaar'a gidiyorlar. Görülesi mi evet görülesi bir şehir. 🙂 Şiddetle tavsiye ederim! Amsterdam Merkez İstasyonundan 852 numaralı Shagen, intercity trenine biniyorsunuz. Biletinizi bilet otomatlarından alabilirsiniz, İngilizce seçeneği mevcut. \"Hata yapmak istemiyorum dilim çok yok\" diyenler, bilet ofisine yönlensin. Amsterdam'a geri dönecekseniz gidiş-dönüş bilet almanız mantıklı, daha ucuza geliyor. Yaklaşık 1 saatte hoop Alkmaar'dasınız. İki kişi gidiş dönüş yaklaşık 16 eur gibi bir ücret ödeyeceksiniz. Biletinizi önceden online olarak Hollanda'nın resmi tren işletmesi olan NS International internet sitesinden satın alabilirsiniz. - İpucu 1: Bileti yetkiliden aldınız, mutlaka trenin hangi platformdan kalkacağını ve saatini de sorun. Merak etmeyin görevliler aşırı yardımcı, size saati en yakın trenin bilgilerini verecekler. Anlamadıysanız not kağıdına yazmasını isteyin, çekinmeyin. - İpucu 2: Platforma ulaşmakta geciktiniz ve tren kalktı, haydaaa ne olacak şimdi? 🙁 Şaka şaka korkmayın, çünkü bir sonraki trene de binebilirsiniz, çünkü aldığınız bilet açık bilet. 🙂 Hemen en yakınınızdaki monitöre göz atın ve oradan Alkmaar'ı arayın. Evet biraz karışık gelebilir çünkü trenler tek hat üzerinde gidip gelmiyor, çok farklı rotalar var. Amsterdam'dan başka şehre yolculuk yapıyorsunuz. Belki siz Belçika'dan veya Almanya'dan gelen trene biniyor bile olabilirsiniz. Sakince monitöre bakın. \"Yok ben anlamadım ne olacak şimdi yaa\" mı dediniz, hoop bilet ofisine geri dönün ve bilgi alın, veya etrafta gördüğünüz info ofislerindeki görevlilere ekşiyin. Merak etmeyin. Kimse sizi geri çevirmeyecek, bana güvenin. 🙂 - İpucu 3: Amsterdam'da merkez istasyonun birkaç noktasında trenler ve rotalar ile ilgili bilgi alabileceğiniz turist info ofisleri mevcut. Çekinmeden sorabilirsiniz her şeyi. Alkmaar peynir pazarı: Halk arasında taaa 1300'lerde bu geleneğin başladığı konuşuluyor. Yılın her nisan ve eylül ayları arasındaki her cuma günü açık, yöresel ve çeşit çeşit peynirler satılıyor bu pazarda. Asla sıradan bir pazar gibi düşünmeyin burayı. Saat 10.00'a doğru rengarenk şapkalı ve yöresel kıyafetler giyen peynir taşıyıcıları, özel olarak hazırlanmış tahtalar ve tekneler üzerinde tarihi peynir taşıma seremonisini gerçekleştiriyorlar. Arka fonda yerel kıyafetli sanatçılar Hollanda müziği çalıyor. Koşuşturan peynir taşıyıcıları ve yine yöresel kabarık kıyafetleriyle genç kızlar ve yaşı geçkin kadınlar dolaşıyor etrafta. Sanki orta çağdaki bir yerel pazarda hissini aynen alıyorsunuz. Muhteşemdi yaaa!!! Saat 10.00'da meydanda bir zil çalıyor, bu peynir pazarının başlangıcını gösteren işaret. Sonrasında yine bir seremoni eşliğinde peynir satışı başlıyor. Pazarın içinde ayrıca yerel Hollanda lezzetlerini tadacağınız satıcılar var. İnanılmaz güzel bir ortam. Gidin görün yaaaaaa, şuan orada olmak istedim bir kez daha. 🙂 Lafı uzatıyor olmam o yüzden hahahaha. İpucu 4: Cuma erken bir saatte orada olun ki tüm bu anlattıklarımı kaçırmayın. Peynir müzesi: Şehrin tam göbeğindeki bu müzede peynir üretimiyle ilgili film, görüntüler ve resimler bulunmakta. Ayrıca o tarihte yaşamış 24 Hollandalı kadının 16. yüzyıldan kalma portrelerini de içeride bulabilirsiniz. Stedelijk-Kent Müzesi: Şehrin tarihini öğrenmek istiyorsanız mutlaka gezin. Protestan devrimine ait resim ve eserler var. Tarih boyunca yaşamış birçok Hollandalı sanatçının resimleri sergileniyor. Yetişkinler için 8 eur ücret alınıyor. St. Alkmaar Laurens Kilisesi: Şehrin tam merkezinde ve en çok fotoğraflanan ortaçağ yapılarından biri bu kilise. - Golden Tulip Hotel Alkmaar: Gecelik 94 eur. - Pension Onassis: Gecelik 80 eur. - Kings in city Hostel: Gecelik 53 eur. Anne&Max: Çok sağlam bir kahve ve birçok yerel lezzet seçeneği var. Personel de çok güler yüzlü. Acıkırsanız bir uğrayın, aşırı memnun kalacaksınız, net! - Kahve ve latteler: 2-3 eur. - Kahvaltı: 7-10 eur. - Sandviç ve salatalar: 9-10 eur. - Tatlılar: 3-4 eur. De Vlaminck : Gerçekten abartmayacağım, şimdiye kadar yediğim en güzel patates kızartmasını burada yedim. 🙂 Hollanda'nın en sevdiğim yanı külahta satılan kızarmış patatesler. Asıl keramet de çeşit çeşit soslarında. 🙂 Aşırı lezzetli ve uygun fiyatlı bir yiyecek alternatifi yani. Bu mekanın önünde bazen deli sıra oluyor. Çünkü şehrin en ünlü patatesçilerinden biri burası. Küçük külah patates: 5-6 eur civarı. Bu şirin kafelerin yanı sıra benim asıl yemek tercihim sokak lezzetleri yani sosis, hamburger, pizza ve sandviçler oluyor. \"Bu beslenme stili çok sağlıksız değil mi ama?\" diye soranlarınız olabilir. Ben bünyemi ve vücudumu tanıyorum, sınırlarımı çizmeyi bildiğimden kilo problemim olmuyor. Zaten son zamanlarda protein ve yağ ağırlıklı ketojenik diyet uyguladığım için genelde marketlerden bu diyete uygun yiyecekler alıp yiyorum. Ketojenik diyetin bir özelliği de hem az yemiş oluyorsunuz ama uzun süre tok kalıyorsunuz. İpucu 5: Alkmaar'da Albert Heijn adlı markette de birçok ucuz ve lezzetli sandviç çeşitleri var. Restorana ayıracak vaktiniz yok ise aklınızda bulunsun. Detaylı Amsterdam yeme içme yazım için tıklayın. Alkmaar Amsterdam'a yaklaşık 1 saat uzaklıkta olan bir şehir. Yola o kadar ayıracağınız vaktiniz yok ise size Amsterdam'a yaklaşık 30 dakika mesafedeki Haarlem ve Zaandam şehirlerini de önerebilirim. Mutlaka bu iki şehri de görün."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-arena", "text": "Avrupa'da birçok kulübün stadını ücret ve rehber karşılığında ziyaret etmeniz mümkün. Stadyum turu adı verilen bu ziyaretlerde kulübün tarihi, şampiyonluklarını, tüm branşlardaki başarılarını, kulübün efsane teknik adamları ve futbolcuları gibi konularda bilgi sahibi oluyorsunuz. Kulübün müzesini gezebiliyor, efsane kupaların ihtişamını görüp fotoğraf çekebiliyor, kulüp tarihini arşivlerden inceleyebiliyorsunuz. Tarih boyunca efsane futbolcuların giydikleri formaları, kramponları ve efsane maçlarda oynadıkları topları yakından görebiliyorsunuz. Aslında biz futbol severler için daha heyecanlandırıcı kısmı şurası; hayranı olduğumuz dünyaca ünlü oyuncuların takım soyunma odasına girebiliyor, seyirci ve basın tribünleri ile, mix zone, yedek kulübesi, basın toplantı odası, başkanlık locası gibi alanları ziyaret edebiliyorsunuz. Bana göre en keyifli kısım ise o efsane takımın çimlerine ayak basmak. 🙂 Bu arada bunları yaparken bol bol fotoğraf ve video çekmek de serbest. 🙂 Tabi her stadyumun turu bu söylediğim olanakların hepsini kapsamıyor. Ama genel olarak size sunulan hizmet bunlar. Şimdi gelelim Amsterdam Arena 'ya nasıl gidilir ve orada neler var sorularının cevaplarına. Amsterdam'a ikinci gidişimde Johan Cruyff Arena turuna katılmıştım. Yaklaşık yarım gününüze mal olacağını baştan söyleyeyim. Planınızı ona göre ayarlayın. Amsterdam Merkez İstasyonundan 4053 Rotterdam Centraal, sprinter treni veya 54 numaralı metro ile yaklaşık 18-20 dakikada Amsterdam Bijlmer Arena istasyonuna varıyorsunuz. İndiğinizde kalabalığı takip edin, trenden sizinle muhakkak stadyuma doğru ilerleyen bir grup daha inecektir. 4 dakikalık bir yürüyüşten sonra stada varıyorsunuz. Stadyuma vardığınızda Tour&Museum yazılı ofisten biletinizi satın alabilirsiniz. Bence Johan Cruyff Arena'nın resmi internet sitesinden online olarak satın alın biletinizi. Sıra beklememe ihtimaline karşın garanti olur. Fiyatlar bilet ofis fiyatlarından 1-1,5 eur daha ucuz olabiliyor burada. Belirli bir tarih ve saat için rezervasyon yapabiliyorsunuz. Turlar saat 12.00-16.30 arasında her yarım saatte bir tur düzenleniyor. Aynı gün içerisinde aldığınız bilet ile istediğiniz saat dilimindeki tura katılabiliyorsunuz. Şimdi de basın odasına ilerliyorsunuz. Burası maç sonlarında teknik direktörlerin basın toplantısı yapıp maç ile ilgili soru aldıkları oda. Teknik direktörlerin kimi zaman basın mensuplarının baskısı karşısında terledikleri bu makamda oturup fotoğraf çektirmek serbest. Sırada Mix Zone var. Maç sonlarında muhabirlerin futbolcular ile sohbet ettikleri, röportaj yaptıkları alan burası. Futbol severler bilir, taraftarlık ve futbol sevgisi söz ile anlatılamaz. İçte oluşan bir hissiyat, bir parıltıdır. Taraftarı olayım ya da olmayayım gittiğim tüm statlar beni çok heyecanlandırdı. Kalbim pır pır etti hepsinde. Hatta Barcelona'nın stadını ve müzesini gezerken gözyaşlarımı tutamadım. 🙂 Yani çok özel duygular bunlar. O nedenle çok detaya girmeden, sadece içeride sizi neler beklediğini anlatmak istedim. Anlattıklarımın herkeste yaratacağı duygu elbet bambaşka olacaktır. Ajax takımı, son yıllarında Lig başarılarından çok da öteye gidemese de, uzak tarihteki o eski günlerine yerinde şahit olmayı çok isterdim. Camp Nou-Santiago Bernabeu-Stadio do Dragao-Signal Iduna Park Stat turu yazım için tıklayın. Amsterdam gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-centraal", "text": "Biletinizi İstasyona girişte sol tarafa doğru ilerlediğinizde göreceğiniz bilet ofislerinden alabilirsiniz. Uzun kuyruklar olabiliyor, o yüzden beklediğiniz kuyruk şehirler arası bilet ofisi mi yoksa uluslararası bilet ofisine mi ait ona dikkat edin ki boşuna sıra beklemiş olmayın. Yolculuğunuzu gidiş geliş şeklinde yapacaksanız, aynı anda gidiş dönüş bileti almanız ücret anlamında daha mantıklı. Fiyatlar gideceğiniz mesafeye göre değişiyor. Örneğin Haarlem ve Zaandam gibi nispeten yakın şehirlere iki kişi gidiş dönüş yaklaşık 10 eur gibi bir ücret ödüyorsunuz. Uluslararası biletler tabi daha pahalı oluyor. Uluslararası seyahat edecekseniz biletinizi online almanızı tavsiye ederim. Amsterdam'dan diğer ülkelere seyahat rehberim için tıkla.... Platforma ulaşmakta geciktiniz ve tren kalktı, haydaaa ne olacak şimdi? 😳 Şaka şaka korkmayın, çünkü bir sonraki trene de binebilirsiniz, çünkü aldığınız bilet açık bilet. 🙂 Hemen en yakınınızdaki monitöre göz atın ve oradan gideceğiniz durağı arayın. Evet biraz karışık gelebilir çünkü trenler tek hat üzerinde gidip gelmiyor, çok farklı rotalar var. Amsterdam'dan başka şehre yolculuk yapıyorsunuz ama Belçika'dan gelip Amsterdam'a uğrayan bir trene biniyor olabilirsiniz. Sakince monitöre bakın. Yok ben anlamadım ne olacak yaa mı dediniz, hoop bilet ofisine geri dönün bilgi alın, veya etrafta gördüğünüz Info ofislerindeki görevlilere ekşiyin. Merak etmeyin. Kimse sizi geri çevirmeyecek, bana güvenin. 🙂 Amsterdam'da Merkez istasyonun birkaç noktasında trenler ve rotalar ile ilgili bilgi alabileceğiniz INFO ofisleri mevcut. Çekinmeden sorabilirsiniz her şeyi. İstasyonun mimarisi de çok güzel. Kocaman ve güzel bir bina. 1800'lerde Rönesans tarzında inşa edilmiş. Ben bazen Amsterdam'da birkaç gün konaklayacaksam, trene binmeyecek bile olsam en yakın mesafeye bilet alıp, etrafı ve o arı kovanı kalabalıklığını gözlemliyorum içeride. 🙂 O hareketlilik çok hoşuma gidiyor, odaklanma yeteneğim sanki daha da gelişiyor. Amsterdam Centraal, gördüğüm bazı ülkelerin havaalanlarından bile daha aktif ve hareketli. Gar içinde irili ufaklı dükkanlar, market, eczane, ve fast food restoranları mevcut. Bitişiğinde bir pasaj ve pasajın içerisinde de birçok mağaza ve kanal manzaralı bir restoran var. Dışarıdan da bu istasyon binası çok görkemli bence. Trenler, tramvaylar, otobüsler, metrolar, feribotlar, taksiler, su taksileri, tur tekneleri... Yani vızır vızır işleyen Amsterdam ulaşımının tam da kilit noktası burası. NS International, Hollanda'nın Şehirler arası ve uluslararası hızlı tren bağlantıları sağlayan demiryolu işletmecisidir. Bu siteden biletinizi satın alabilirsiniz. Ben şehirler arası ve uluslararası biletlerimi genelde bu resmi siteden satın alıyorum. Günler veya aylar öncesinden satın aldığımda daha da ucuz oluyor fiyatlar. Bir karıştırın derim bu siteyi İngilizce seçeneği de mevcut."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-gezilecek-yerler", "text": "Çiğdem ben Amsterdam'ı çok görmek istiyorum ama korkuyorum, güvenli değil galiba. Çiğdem biz Amsterdam'a eşim, bebeğim ve ben gitmek istiyoruz ama duyanlar \"Saçmalama orası çocuk için uygunsuz bir yer\" diyorlar. Gibi gibi... Daha çok aşırı merak içinde olduklarını hissettiğim yorumlar, sorular ve bilinmezlikten kaynaklı endişeler duyuyorum hep. Belki sizin de kafanızda bu ve daha fazla soru işareti var. Ama şanslısınız çünkü burada tamamen Amsterdam'ın bana ne hissettirdiğinden bahsedeceğim. Açıkça şunu söylemeliyim ki Amsterdam Avrupa'da gördüğüm en güvenli şehirlerden bir tanesi, hatta belki de en güvenlisi. Hala ben bile her gittiğimde \"Yaw bu kadar fazla turist çeken bir şehir, her şey serbest, bazen deli kalabalık, peki adamlar bu güven matematiğini nasıl sağlıyorlar yahu? İnsanlar ülkeye giriş yaparken hiçbir talimat almadıkları halde kurallara nasıl bu kadar uygun hareket edebiliyorlar?\" sorusunu soruyorum. Çünkü kimse kimseye ne bulaşıyor, ne laf atıyor... Şu ana kadar bir tane bile uygunsuz hareket içinde bulunan bir insan görmedim. Sanki görünmezim.... Herkes birbiri için görünmez. En merak edilen Red Light, sanıldığı gibi gizli veya güvensiz bir yer hiç değil. Aksine bölgede şimdiye dek bebek arabalarıyla dolaşan yüzlerce çift gördüm. Bölgede gündüz veya gece saatlerce dolaştım, dünya üzerindeki benzerlerinin aynısı yüzlerce restoran, kafe ve bar var... Sıradan bir yerde takılıyormuş hissiyatından başka hiçbir şey hissettirmiyor ön yargılı gitmezseniz. En çok merak edilen bir nokta daha, bizde yasal olmayan maddelerin kullanımı serbest ama siz böyle şeylere ilgi duymadığınız sürece etrafta onların kullanıldığının farkında bile olmazsınız. En fazla bazı maddelerin kokularını duyarsınız. Yasaklı maddeler sağlığa oldukça zararlıdır, bunu unutmayın sakın! Amsterdam, 17. yy'dan kalma bir Avrupa şehri ve Hollanda'nın başkenti. Her sene dünyanın dört bir yanından deli sayıda turist alan ve kendine has binaları, parkları, lale bahçeleri, kanalları, tarihi mimarisi, yel değirmenleri ile içinde keşfedilecek çok fazla güzellik barındıran dingin ve huzurlu bir şehir. Hazırladığım Amsterdam gezi rehberi ile tüm bunları keşfedebileceksiniz. Ama öncesinde istersen Amsterdam'da 36 saatte yaşadıklarımı anlattığım videomu izle! Amsterdam deyince aklıma gelen ilk şey bisiklet. Çünkü şehirde arabadan fazla bisiklet kullanımı var dolayısı ile şehirde bisiklet yolları oldukça yaygın. Sadece gençler değil, çocuklu aileler, yaşlılar, işe ve okula gidenler... Herkesin ilk tercihi arabadan ziyade bisiklet. Şimdi kime sorsanız, Amsterdam'a gidince ilk işiniz bisiklet kiralamak olsun der. Fakaat ben tersini söylüyorum, Amsterdam'a ilk kez gidiyorsanız kiralamayın. Nedenini ve çözümünü detaylı linkte anlattım. Aman dikkat. 🙂 Hemen incele! Eveeet geldik bana \"Amsterdam'ı neden bu kadar çok seviyorsun sen?\" sorunuzun cevaplarından birine. Tabi ki Vondelpark. Amsterdam'da aslında keyfini çıkartacağınız çok fazla park var ama şehrin en merkezi parkı Vondelpark. Vondelparktan da bahsettiğim Amsterdam parkları yazım için tıkla! Amsterdam denince ilk akla gelen yer bana çok fazla sorduğunuz Red Light bölgesi şüphesiz. İşte bu yazımın konusu tam da merak ettiğiniz konu. Red Light'da acaba neler var? Gelin beraber bakalım. Detaylı Red Light yazım için tıklayın. Van Gogh Müzesi, yüzlerce Van Gogh tablosunun yanı sıra diğer çağdaş ressamların çalışmalarına da ev sahipliği yapıyor. Van Gogh Müzesi giriş fiyatları ve diğer bilgiler için tıkla! Amsterdam'a gitmişken bir gününüzü mutlaka Amsterdam'a çok yakın olan liman kasabalarına ayırın. Ben de zaten sizin bunu yapmanıza yardım etmek için buradayım. 🙂 Detaylı Volendam Edam Marken turu yazım için tıkla! Amsterdam'a ilk kez geldiğinizde göreceğiniz ilk yer muhtemelen Dam Meydanı olacaktır. Çünkü şehrin turistik kalp atış merkezi tam da bu nokta. Burası şehrin hem merkezi noktası, hem de çevresinde pek çok tarihi ve turistik yer var. Detaylı Dam Meydanı yazım için tıklayın. Bu bölgeyi İstanbul'un Cihangir'ine tek benzeten ben miyim? Burası aslında 17. yüzyılda işçi sınıfı ve göçmenler için inşa edilmiş. Şimdilerde ise daha çok hipster ruhluların takıldığı, popüler kafeler, sanat galerileri, küçük antika ve butik dükkanların bulunduğu turistik bir bölge haline gelmiş. Amsterdam'ın bir yerlisi ile konuştuğumda burada daha çok çocuksuz ve genç sanatçı çiftlerin veya öğrencilerin yaşadığını söylemişti. Turistlerin gezi listelerinde muhakkak yer aldığı için çok sakin bir yer diyemeyeceğim ama 3 ana kanalın birbirine bağlandığı bu labirent görünümlü bölgede sevimli bir kanala karşı sevimli bir kafede oturup bir şeyler içmeden dönmeyin. Hendrick kilisesi, Westerkerk, Anne Frank'in ve ailesinin Yahudi soykırımı zamanı 2 yıl boyunca gizlice yaşadığı ev olan Anne Frank Huis bu bölgede bulunuyor. Anne Frank'ın evi yazım için hemen tıkla. Amsterdam'ı çok sevmemin en önemli sebebi, parkları! Net. 🙂 Şehirde görülecek tek parkın Vondelpark olduğunu sananlar size sözüm şimdi. 🙂 Amsterdam'da birbirinden farklı ve nefis manzaralı ama keyif verme dozu benzer yaklaşık 30 tane park var! Sıraladıklarımı kesin gezin, pişman olmayacaksınız. 🙂 Amsterdam park önerilerim ve park rotaları yazım için tıklayın. Amsterdam'ın en sevdiğim meydanlarından biri. Burada yerel Hollanda müziği çalan geleneksel Hollanda kafelerine muhakkak uğrayın. Meydanın merkezinde, Rembrandt heykelinin yanında küçük ama hoş bir park var. Merkezden 4 veya 9 numaralı tramvay ile Rembrantplein meydanında inerek 10 dakikada ulaşabilirsiniz. Amsterdam'ın her daim kalabalık meydanlarından biri. Nedense ben çok seviyorum bu kalabalık meydanı. Çünkü gerek yerel halk gerek turistler her daim burada! Cadde müzisyenleri mi, sokak sanatçıları mı, tramvay kornaları mı, etraftaki kafe ve barlardan yükselen kahkaha sesleri mi dersiniz... Sürekli bir hareketlilik var burada. 🙂 Merkezden 1, 2 veya 5 numaralı tramvay ile 7 durak gidip, 15 dakika sonra Leidseplein durağında ineceksiniz. Ben bu tramvay hattını ana kanallardan yürüyerek geçmeyi çok seviyorum. Amsterdam'ın çok gelişmiş bir tramvay ağı var. Amsterdam küçük bir şehir, yürüyerek şehrin önemli noktalarını görme şansınız olmakla beraber dilediğiniz her yere sizi götürecek bir tramvay hattı var. Buyrun Amsterdam'ın tramvay ağını beraber keşfedelim. Kuzey Hollanda kanalı üzerine kurulu şirin bir şehir daha. 🙂 Minyatür Amsterdam diyebiliriz buraya da. Diğer gezdiğim şehirlerine oranla en az turistik bölge Alkmaar. Peynirleri ile ünlü. Amsterdam'da yaşayanlar genelde hafta sonu pazar alışverişi yapmak için Alkmaar'a gidiyorlar. Görülesi mi evet görülesi bir şehir. 🙂 O zaman buyrun detaylı Alkmaar rehberime. Anne Frank'in Hatıra Defteri adlı eseri daha önce okumuştum fakat evini ziyaret ettiğimde bu kitabın önemini daha önce tam olarak anlayamamış olduğumu hissettim. Anne Frank, Almanya'daki Yahudi soykırımının simge isimlerinden biri. Gencecik yaşına rağmen Hitler'den saklanması ve bu süre zarfında tuttuğu günlük dünya çapında çok önemli ama çok hüzünlü notlar içeriyor. Gelin Anne Frank'ın hikayesine beraber bakalım. Dünyanın tek yüzen çiçek pasajı burası. Listenize almasanız da ister istemez önünden geçeceksiniz. İçinde benim ilgimi çeken hiçbir şey yok. 🙂 Ama içerisi rengarenk! Çiçeklere ve özellikle lale ve nergise, çeşitli tohumlara ve bahçe işlerine ilgili iseniz buradan çok değişik bitki tohumlarını evinize götürebilirsiniz. Karşısındaki hediyelik dükkanlarından asla magnet almayın, satıcılar hem ilgisiz hem de fiyatlar çok yüksek. Stadeljik: Dünyanın en zengin çağdaş sanat koleksiyonlarından olduğu bir müze. Harika! Bodyworlds: Bu müze benim daha önce gittiğim hiçbir müzeye benzemiyor. Müzede yer alan tüm vücutlar gerçek! - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 30 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. En merak ettiğiniz noktayı en baştan söyleyeyim. Amsterdam'da konaklama birçok Avrupa şehrine göre daha pahalı. Özellikle yaz dönemi fiyatlar daha da yükseliyor. Araştırmazsanız, paranızın karşılığını alamayacağınız otellere gecelik minimum yaklaşık 200 eur gibi çok yüksek fiyatlar ödemeniz olası. TL 'ye vurduğumuzda ciddi paralar ediyor bunlar. 2-3 gece konakladığınızı düşünün bir de. Uçak bileti ve oradaki harcamalar, vize, pasaport ücreti derken; birçoğunuz seyahatten vazgeçiyor. Haklısınız da. Peki Amsterdam'da ucuz konaklamanın yolu yok mu diyenler, tabi ki var. Nerede konaklamalıyım, hangi bölgeler pahalı, hangi bölgeler ucuz, ortalama konaklama ücretleri ne kadar, gibi aklınızda birçok soru var biliyorum, haydi cevaplarını öğrenmek için Amsterdam'da ucuz konaklama rehberim için tıkla! Amsterdam'da birçok dünya mutfağı seçeneği var. Özellikle mükemmel Steakhouse ve Rib yiyebileceğiniz Arjantin restoranları, lezzetli İtalyan ve Uzakdoğu restoranları mevcut. Ama evet Amsterdam'da buralarda yeme içme olayı pahalı. Kişi başı bir öğüne yaklaşık 70-80 eur gibi paralar ödemeniz olası. Oysa ki kişi başı günlük 25-30 eur'a da doymanız mümkün. Zamanınız kısıtlı ise, benim gibi restoranlarda vakit kaybetmekten hoşlanmıyor iseniz ve ucuz alternatifler öner bize diyorsanız doğru yerdesiniz. Amsterdam'da ucuz yeme içme rehberim için tıkla! Amsterdam küçük bir şehir. Birçok yerine yürüyerek veya bisiklet ile ulaşım mümkün. Belki de Amsterdam'ı bu kadar çok sevmemin nedenlerinden biri de bu ulaşım meselesi. 🙂 Şirin ve düzenli bir tramvay ağı mevcut. Şehir içi trenler, tramvaylar ve otobüsler tek yön yolculuk için yaklaşık 3-5 eur. Havaalanından şehir merkezine taksi kullanırsanız yaklaşık 40-50 eur ödersiniz, oysa ki tren ile 5,20 eur'a merkezdesiniz. Şehrin birçok bölgesine otobüs ile de ulaşım mümkün. Yakın şehirlere ve ülkelere ise trenle ile kolayca ulaşabiliyorsunuz. Amsterdam ulaşım rehberim için hemen tıkla! 1. İlk gidişinizde I Amsterdam şehir kartı alın: Amsterdam kart ile otobüs, tramvay ve metrolar ücretsiz. Amsterdam'da birçok müzeye sıra beklemeden bu kart ile ücretsiz girebilirsiniz. Bu kart ile ücretsiz kanal gezisi yapabildiğiniz gibi Volendam ve Marken'e feribot ile ücretsiz ulaşabiliyorsunuz. 24 saatlik kart 49 euro, 48 saatlik kart 59 euro, 72 saatlik kart ise 69 euro. Turizm Danışma Ofisleri'nden, Museumplein'den, Merkez Tren İstasyonundan veya Schiphol Havaalanı'ndan bu kartı alabilirsiniz. Amsterdam'a ilk kez ayak basıyorsanız ulaşımı ve size önerdiğim birçok aktiviteyi ücretsiz yapma imkanı tanıdığından bence çok faydalı bir kart. 2. Schipol Havalimanından taksiye binmeyin: Havaalanından Amsterdam'a gidiş için boşuna taksiye onca para vermeyin. Havaalanından şehir merkezine taksi kullanırsanız yaklaşık 40-50 eur ödersiniz, oysa ki tren ile 5,20 eur'a merkezdesiniz. Havalimanının hemen içinde şehir merkezine giden trenler var. Bilet otomatlarından veya bilet ofisinden alabilirsiniz biletleri. Amsterdam ulaşım rehberim için hemen tıkla. 3. Camping Zeeburg'da kamp yapın: Amsterdam'da konaklama pahalı. Ucuz ve eğlenceli bir deneyim istiyorsanız kamp yapın. Camping Zeeburg'da konaklama yazım için tıkla. 4. Konakladığınız otelde yiyip içmeyin: Oteller zaten yeterince pahalı iken, bir de burada yeme içmeye para vermek anlamsız. Sizin için hazırladığım Amsterdam ucuz alternatif yeme içme rehberime tıkla. 5. Parklarda piknik yapın: Restoran'a tıkılmayın. Albert Heijn'den sandviçinizi kapın ve parklara gidip etrafın tadını çıkarın. Amsterdam'ın parkları yazım için tıkla. Amsterdam ve Hollanda ile ilgili daha fazlasını keşfetmek istiyorsan Hollanda'da gittiğim tüm şehirlere de ulaşabileceğin Hollanda gezi rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Avrupa'da en en sık gittiğim ve en sevdiğim şehir. Amsterdam gezilecek yerler listesi yazımda size Amsterdam'da yapmayı en çok sevdiğim aktiviteleri sıraladım. Detaylı Amsterdam Kanal turu rehberim için tıkla! Amsterdam bisiklet kiralama rehberim için tıkla! Van Gogh Müzesi, yüzlerce Van Gogh tablosunun yanı sıra diğer çağdaş ressamların çalışmalarına da ev sahipliği yapıyor. Benim için kesinlikle şehrin en iyi müzelerinden biri! Van Gogh müzesi detayları için tıkla! Amsterdam denince ilk akla gelen yer bana çok fazla sorduğunuz Red Light bölgesi şüphesiz. İşte bu yazımın konusu tam da merak ettiğiniz konu. Red Light'da acaba neler var? Gelin beraber bakalım. Detaylı Red Light yazım için tıklayın. Eveeet geldik bana \"Amsterdam'ı neden bu kadar çok seviyorsun sen?\" sorunuzun cevaplarından birine. Tabi ki Vondelpark. Amsterdam'da aslında keyfini çıkartacağınız çok fazla park var ama şehrin en merkezi parkı Vondelpark. Detaylı Amsterdam parkları yazım için tıkla! Volendam Edam Marken turu yazım için tıkla! Detaylı Amsterdam Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-kanal-turu", "text": "Amsterdam'a ilk kez ayak basan birinin ilk yapması gereken aktivite kesinlikle kanal turu! Bu kanallar sayesinde tercihinize göre bir veya bir buçuk saatte şehrin birçok ilgi çekici noktasını hiç yürümeden görme ve fotoğraflama fırsatı elde edebilirsiniz. Amsterdam kanal turu ile asırlık kanal ve tüccar evleri, köprüler, kuleler ve daha birçok ikonik yapıyı teknede oturduğunuz yerden fotoğraflamak inanın aşırı zevkli. 🙂 Hele ki kısıtlı zamanınız var ise kanal turu, şehri gezmek için en mantıklı seçenek sizin için. Şuan kafanızdaki soruları tahmin edebiliyorum. - Eşim ile yapacağım en uygun tekne turu hangisi acaba? - Biz çocuklu bir aileyiz, hangi tekne turunu tercih etmeliyiz? - Biz 25 kişilik bir grubuz, hangi tekneye nasıl sığarız? İndirim olur mu? - Ben hem tekne turu yapmak hem de yemek yemek veya birşeyler içmek isterim, böyle bir imkanım var mı? - Biz eşim ile gündüz değil de, hava kararınca romantik bir tekne turu yapmak isteriz, bu mümkün mü? - Ben hem tekne turu yapmak hem de müze gezmek istiyorum ama ikisi ayrı ayrı çok pahalı, tek biletle bu iki isteğimi kombinleyebilir miyim? - Ben tur rotamı kendim oluşturmak isterim, bunun mümkün olduğu turlar var mı? - Biletlerimi önceden online alıp indirimden faydalanabilir miyim? Çocuklara indirim var mı? - Biletimi online almadım, her gittiğimde yer bulabilir miyim? Aldığım bilet ne kadar zaman geçerli? - Tekneler nereden kalkıyor? Gibi sorular kafanızı meşgul mu ediyor? Çok şanslısınız çünkü sizin için çooook detaylı bir Amsterdam kanal turu rehberi hazırladım. Teknelerin birçoğuna bindikten sonra 19 farklı dilde kaydı olan bir ses seti alacaksınız. Merak etmeyin, içinde Türkçe seçeneği de mevcut. 🙂 Kanal turları, ağırlıklı olarak ya merkez tren istasyonunun veya Heineken Experience müzesinin önünden başlıyor. Amsterdam'da kanal turu düzenleyen birçok firma var. Blue Boat Company, Stromma ve Lovers şehirde en çok kanal turu seferi olan firmalar arasında. Ben Amsterdam'a ilk gittiğimde Blue Boat Company'i tercih etmiştim, çünkü önüme ilk o çıkmıştı. Firmaların arasında fiyat ya da kalite olarak çok bariz farklılıklar yok. Teknelerin tura başlangıç noktalarının size yakınlığı veya tur opsiyonları sizin belirleyiciniz olsun. Şimdi gelelim sizin asıl merak ettiğiniz tur seçeneklerine, fiyatlarına ve bu turlara nasıl katılacağınıza. - Stadhouderskade 501. - Stadhouderskade 550. - Turun başlangıç noktası, Stadhouderskade 501'dir. - 75 dakika sürer. - Yaz sezonunda 10.00-17.00, kış sezonunda ise 10.00-18.00 arasında her yarım saatte bir tur mevcut. Rezervasyon yaptırmak gerekli değildir. - Aldığınız bilet sadece 1 tekne gezisi için geçerli olan açık bir bilettir. Günün istediğiniz saati tekneye binebilirsiniz. - Fiyatlar şöyle: 1 yetişkin 16 eur, 5-12 yaş arası çocuk 7,5 eur, 0-5 yaş arası çocuk ücretsizdir. Grup (25 kişilik) kişi başı fiyatı 13,5 eur, aile (2 yetişkin ve 2 çocuk) 44,5 eur. Yazdığım fiyatlar Blue Boat Company sitesinden satın alabileceğiniz online bilet fiyatlarıdır. \"Yok ben gidince bilet ofisinden alıp binerim tekneye.\" derseniz 1-2 eur daha fazla ücret ödersiniz. - Tekneye binerken aralarında Türkçe dil seçeneğinin de olduğu tam 21 dilde çeviri yapan bir sesli kulaklık verilecek size. Bu kulaklıkları ya teknede bulunan ses sistemi üzerinden veya da cep telefonunuza ücretsiz rehber uygulamasını yükleyerek kullanabilirsiniz. - Tekne tekerlekli sandalye kullanan engelli insanların da katılması için uygun bir şekilde dizayn edilmiş. Bu arada bu turda yeme-içme servisi bulunmuyor. - Kapalı tekne tabiri sizi yanıltmasın, teknenin üzeri ve yanları cam ile kaplı o kadar, görüş açınızı engelleyecek bir durum yok yani. Yaz döneminde haftasonları bu turlara ilgi çok fazla tahmin edersiniz. Hayal kırıklığına uğramamak veya sıra beklememek için erken bir saatte orada olun. Bazen öyle ki tüm bir gün beklemeniz gerekebilir. Böyle bir durum ile karşılaşırsanız da üzülmeyin çünkü bilet ofisinden veya önceden aldığınız e-biletiniz ertesi gün de geçerli olacaktır. Ama dediğim gibi gerek yok böyle şeylere. Planlı olmak, organize olmak ve zamanı verimli kullanmak! - Turun başlangıç noktası, Stadhouderskade 501'dir. - 75 dakika sürer. - Yaz sezonunda aşağıdaki saatlerde bu tura katılabilirsiniz; - Bir yetişkin için online bilet fiyatı 17 eur'dur. Bilet ofisinden alırsanız 19 eur ödersiniz. Aldığınız bilet sadece bir tekne gezisi için geçerli olan, açık bir bilettir. Günün istediğiniz saati tekneye binebilirsiniz. - Bu turda yeme-içme servisi bulunmuyor. - Manzaranız teknenin camları tarafından engellenmez ve güneşin tadını doyasıya çıkararak çıkararak, inanılmaz fotoğraflar çekebilirsiniz. - Büyük ve kapalı teknelerin giremediği kanal noktalarına gireceksiniz, alçak köprülerin altından kolaylıkla geçebileceksiniz, kıyıya daha fazla yaklaşabildiğiniz için size kapalı tekneye göre daha güzel fotoğraf manzaraları verecek bu tekne. - Teknenin kapasitesi sadece 25 kişi ile sınırlı, daha samimi bir ortamda müthiş Amsterdam manzarasının tadını çıkaracaksınız. - Hava şartları kötü ise, yaz da olsa tur düzenlenmez. - Çeviri yapan bir sesli kulaklık verilmez, rehberiniz kaptanınızdır. İngilizceniz yeterli ise bu tur bana göre kapalı tekne turundan daha sevimli ve verimli. İpucu: Açık bir teknede tur yapacaksınız. Güneşin tepede sizi kavurduğu bir gün ise unutmayın ki su üzerinde iken tatlı bir esinti olacağından anlamayacaksınız ama o güneş sizi daha da fazla kavuracak. 🙂 Ben Belçika-Gent'de iken aynı böyle bir gün yaptığım kanal turunda haşlanmıştım. 🙂 O yüzden sizi uyarmak istedim. Güneş koruyucunuzu sürmeyi ihmal etmeyin. - Turun başlangıç noktası Stadhouderskade 501'dir. - 90 dakika sürer. - Yaz ve kış sezonunda 19.00-21.00 arasında yapılır. Rezervasyon yaptırmak gerekli değildir. - Fiyatlar şu şekilde; 1 yetişkin 19 eur, 5-12 yaş arası çocuk 14,5 eur, 0-5 yaş arası çocuk ücretsizdir. Grup (25 kişilik) kişi başı fiyatı 16,5 eur. Yazdığım fiyatlar online bilet fiyatlarıdır. Bilet ofisinde 1-2 eur daha fazla ücret ödersiniz. - Tekneye binerken aralarında Türkçe seçeneğinin de olduğu bir sesli kulaklık verilecek size. Bu kulaklıkları ya teknede bulunan ses sistemi üzerinden veya da cep telefonunuza ücretsiz rehber uygulamasını yükleyerek kullanabilirsiniz. - Tekne, tekerlekli sandalye kullanan engelli insanların da binebilmesine uygun dizayn edilmiş. - Gece Yolculuğu sırasında, kesinlikle Amsterdam'ın romantik tarafı ortaya çıkıyor! Işıklı binalar, köprüler ve tekneler şehre masal gibi bir görünüm kazandırıyor. İçeceğinizi yudumlarken, sesli kulaklığı takıp arkanıza yaslanır ve şehrin tadını çıkarabilirsiniz. Çocuksuz çiftler için bence kesinlikle ilk tercih olmalı. - Bir başka önemli detay daha. Bu turu, gündüz turlarından ayıran çok çekici bir özellik var. O meşhur Red Light bölgesinden geçecek olmanız. Ben de o bölgede kesinlikle hava karardıktan sonra vakit geçirenlerdenim. Tekne ile o meşhur ışıkların arasından geçmek bence inanılmaz olur, deneyin derim. 🙂 Hatta ben neredeyse Amsterdam'ın bir yerlisi kadar bölgeyi biliyor iken kendi kendime düşünüyorum şuan, neden ben bu turu henüz yapmadım diye, ilk fırsatta ben de yapacağım bu turu. 🙂 - Alkollü veya alkolsüz bir içecek ücretsiz. - Turun başlangıç noktası Stadhouderskade 501'dir. - 90 dakika sürer. - Her Cuma ve Cumartesi akşamı 19.00'da düzenlenir. Rezervasyon yaptırmak gereklidir. Biletinizi online aldığınızda gün ve saat belirttiğiniz için yeriniz ayrılmış olacak, veya bilet ofisinden biletinizi alarak rezervasyonu yapabilirsiniz. - Fiyatlar şu şekilde; 1 yetişkin 39,5 eur, 5-12 yaş arası çocuk 24,5 eur. Yazdığım fiyatlar bu turu web sitesinden adresinden satın alabileceğiniz online bilet fiyatlarıdır. Bilet ofisinden alırsanız 1-2 eur daha fazla ücret ödersiniz. - Tekneye binerken aralarında Türkçe seçeneğinin de olduğu bir sesli kulaklık verilecek size. Bu kulaklıkları ya teknede bulunan ses sistemi üzerinden veya da cep telefonunuza ücretsiz rehber uygulamasını yükleyerek kullanabilirsiniz. - Abartmıyorum, hayatımda yediğim en lezzetli hamburgerleri Hard Rock Cafe'de yiyiyorum. Çok fazla ülkede şubesi bulunan bu ünlü restoranı muhakkak ziyaret etmelisiniz, ama doğru bildiniz fiyatları biraz el yakan cinsten! 🙂 Bir burger yaklaşık 20 eur civarında restoranında yerseniz. Eee madem öyle, kanal turu ile bu deli lezzeti 39,5 eur olarak kombinlemek bence çok mantıklı. 🙂 - Peki size neler servis edilecek turda; Hard Rock Burger kutusu, Alkollü veya alkolsüz ücretsiz bir içecek, Nachos ve salsa sos. - 3-10 yaş arası çocuklara da çocuk menüsü servis ediliyor. Stromma Amsterdam'ın en çok tercih edilen kanal turu firmalarından biri. Blue Boat firmasına göre Amsterdam'ın birçok farklı noktasından bu tura katılabilirsiniz. Şimdi gelelim bu firmanın düzenlediği tur seçeneklerine. - Turun başlangıç noktası Stromma Central Station: Prins Hendrikkade 33A - 60 dakika sürer. - Her gün ve her saat başı 09.00-21.00 arası turlar mevcut. Rezervasyona gerek yok. - Fiyatlar şu şekilde; 1 yetişkin 15 eur, 4-12 yaş arası çocuk 7,5 eur, 0-4 yaş arası çocuklar ücretsiz. - Yazdığım fiyatlar bu turu Stromma Company internet sitesinden satın alabileceğiniz online bilet fiyatlarıdır. Bilet ofisinde 3 eur daha fazla ücret ödersiniz. - Bu turda yeme-içme servisi bulunmuyor. Bu şirketin en çok tercih edilen turu bu. Adını sadece 60 dakikada size Amsterdam'ın 100 farklı ikonik yerini görmenize imkan tanımasından alıyor! Bu firmanın turuna hiç katılmadığım için yukarıda bahsettiğim Blue Boat Company'den ne farkı var bilemiyorum ama fiyat olarak 1 eur daha ucuz ve 100 farklı cazibe merkezini size göstereceğini vadetmesi bir tercih sebebi olabilir. - Bu turun başlangıç noktaları: Stromma Leidseplein, Stromma Damrak Pier 6, Stromma Rijksmuseum, I Amsterdam Visitor Centre. - 75 dakika sürer. - 11.30-19.30 arası her yarım saatte bir açık tekne ile kanal turu düzenlenir. Rezervasyona gerek yok. - Fiyatlar aşağı yukarı yakın olmakla beraber, tura bineceğiniz noktaya göre 1-2 eur farklılık gösterebilir; 1 yetişkin 19,5 eur, 4-12 yaş arası çocuk 9,5 eur, 0-4 yaş arası çocuklar ücretsiz. Yazdığım fiyatlar online bilet fiyatlarıdır. Bilet ofisinden alırsanız 1,2 eur daha fazla ücret ödersiniz. - Bu turda yeme-içme servisi bulunmuyor. - Manzaranız teknenin camları tarafından engellenmez ve güneşin tadını doyasıya çıkararak çıkararak, inanılmaz fotoğraflar çekebilirsiniz. - Büyük ve kapalı teknelerin giremediği kanal noktalarına gireceksiniz, alçak köprülerin altından kolaylıkla geçebileceksiniz, kıyıya daha fazla yaklaşabildiği için size kapalı tekneye göre daha güzel fotoğraf kadrajları verecek bu tekne. - Teknenin kapasitesi sadece 25 kişi ile sınırlı, daha samimi bir ortamda müthiş Amsterdam manzarasının tadını çıkaracaksınız. - Hava şartları kötü ise, yaz da olsa tur düzenlenmez. - Çeviri yapan bir sesli kulaklık verilir ama içinde sadece Flemenkçe ve İngilizce seçenekleri mevcut. 🙂 Rehberiniz aynı zamanda kaptanınızdır. 🙂 İngilizceniz yeterli ise bu tur bana göre kapalı kanal turundan daha sevimli ve verimli. 🙂 - Bu turun başlangıç noktası Prins Hendrikkade 33a, 'dır. - 2 saat 30 dakika sürer - Sadece Perşembe-Cuma arası saat 19.30'da düzenlenir. - Fiyatlar şu şekilde; Yetişkin 89 eur, 4-12 yaş arası çocuk 44,5 eur, 0-4 yaş arası çocuklar ücretsiz olmakla beraber onlara herhangi bir menü servisi yapılmaz. - Rezervasyona gerek yok ancak özellikle yaz döneminde romantik çiftler tarafından çok rağbet gördüğü için biletinizi online olarak almanızı tavsiye ederim. - Online veya bilet satış ofisindeki fiyatlar aynıdır. - Çeviri yapan bir sesli kulaklık verilir ama içinde sadece İngilizce seçeneği mevcut. - Akşam yemeği, tüm alkollü ve alkolsüz içecekler sınırsız şekilde fiyata dahildir. - Bu turun başlangıç noktası Stromma Damrak, Pier 6 - 75 dakika sürer. Hergün saat 18.00'de düzenlenir. - Fiyatlar şu şekilde; Yetişkin 39 eur, 4-12 yaş arası çocuk 19,5 eur, 0-4 yaş arası çocuklar ücretsiz olmakla beraber onlara herhangi bir menü servisi yapılmaz. - Rezervasyona gerek yok ancak özellikle yaz döneminde çocuklu aileler tarafından çok rağbet gördüğü için biletinizi online olarak almanızı tavsiye ederim. Online veya bilet satış ofisindeki fiyatlar aynıdır. - Çeviri yapan bir sesli kulaklık verilir ama içinde sadece İngilizce seçeneği mevcut. - Alkollü ve alkolsüz tüm içecekler sınırsız ve fiyata dahildir. - Önce günün menüsüne göre atıştırmalık ile başlanır, daha sonra pizza servis edilir. Pizza için birkaç alternatif olmakla beraber, teknede seçim yapabilirsiniz. Bu müthiş keyifli menünün sonunda Ben&Jerry dondurmalarınız ikram edilir!! 🙂 Çocuklu aileler için mükemmel bir seçim bence. 🙂 - Bu tura aşağıdaki 3 farklı başlangıç noktasından da başlayabilirsiniz. Bu 3 noktadan da kanal bisikleti kiralayabilirsiniz. Stromma Shop Rijksmuseum (Stadhouderskade 520), Stromma Shop Leidseplein (Leidsebosje 2), Stromma Shop Westerkerk (Prinsengracht 279). - 60-90 dakika sürer. - 60 dakika 10 eur, 90 dakika 15 eur'dur. Kalkış noktasındaki bilet ofisinden bileti alıyorsunuz. - Özellikle yaz dönemlerinde yoğunluk olduğu için, boşalacak bisikleti beklemek sıkıcı olabilir, vakit kaybetmemek için erkenden gidin ve biletinizi erkenden alın. Sabah saatlerinde yoğunluk az olacaktır. - Bisiklet kiralama işlemi 10.00'da başlar, hava durumuna göre 20.00'ye kadar devam eder. - Kendi rotanızı kendiniz yaratabildiğiniz için bu tur bence harika! 🙂 Eveeeeeeet Amsterdam'da turları en çok tercih edilen iki ayrı firmanın tur seçeneklerini yukarıda inceledik. Bu firmanın da tur seçenekleri yukarıda bahsettiğim, Blue Boat Company ve Strommes ile aşağı yukarı aynı olmakla beraber şimdi size hayat kurtarıcı bir bilgi vereceğim! Evet ise doğru yerdesiniz. Çünkü bu firmanın kombine bilet özelliği olan tur seçenekleri mevcut. Yani şöyle ki alacağınız tek bilet ile zaten gezmek için listenize aldığınız bazı müzeleri ziyaret ile kanal turunu yapabilirsiniz. Kombine bilet seçeneklerini Lovers Canal Cruises internet sitesinden öğrenebilirsiniz. - Bu turun başlangıç noktası Prins Hendrikkade 25'dir. - 60 dakika sürer. - Yaz döneminde hergün 09.00-22.00, her 15 dakikada bir, kış döneminde ise hergün 09.30-21.30 arasında her 30 dakikada bir gerçekleştirilir. - Fiyatlar; yetişkin 30 eur, 4-13 yaş arası çocuk 9 eur, 0-4 yaş arası çocuk ücretsiz. - Tekneye binerken aralarında Türkçe seçeneğinin de olduğu bir sesli kulaklık verilecek size. - Teknede yeme-içme servisi bulunmuyor. - Kanal turunu tamamladıktan sonra aynı bilet ile RIJKMUSEEUM'u ziyaret edebilirsiniz. Müze hergün 09.00-17.00 arasında açıktır. İpucu: Kombine bilet ile müzede sıra beklemeden hızlı geçiş hakkına sahipsiniz! Müze girişi normalde 18 eur civarında. Kanal turu fiyatlarını da yukarıda inceledik. Kanal turu bileti de yaklaşık 20 eur. Toplamda ortalama 40 eur ödeyeceğiniz iki ayrı aktiviteye tek bilet ile 10 eur daha indirimli sahip olacaksınız! Müthiş bence. - Bu turun başlangıç noktası Prins Hendrikkade 25'dir. - 60 dakika sürer. - Yaz döneminde hergün 09.00-22.00, her 15 dakikada bir, kış döneminde ise hergün 09.30-21.30 arasında her 30 dakikada bir gerçekleştirilir. - Fiyatlar; yetişkin 31 eur, 4-13 yaş arası çocuk 23.5 eur, 0-4 yaş arası çocuk ücretsiz. - Tekneye binerken aralarında Türkçe seçeneğinin de olduğu bir sesli kulaklık verilecek size. - Teknede yeme-içme servisi bulunmuyor. - Kanal turunu tamamladıktan sonra aynı bilet ile HEINEKEN EXPERIENCE müzesini ziyaret edebilirsiniz. Müze Pazartesi-Perşembe 10.30-19.30 Cuma-Pazar 10.30-21.00 arası açıktır. Müze gezinizde iki adet Heineken bira veya alkolsüz içecek servisi ücrete dahildir. 18 yaşından küçüklere içki servisi yapılmaz. - Bu turun başlangıç noktası Prins Hendrikkade 25'dir. - 60 dakika sürer. - Yaz döneminde hergün 09.00-22.00, her 15 dakikada bir, kış döneminde ise hergün 09.30-21.30 arasında her 30 dakikada bir gerçekleştirilir. - Fiyatlar; yetişkin:34 eur, 4-13 yaş arası çocuk 24 eur, 0-4 yaş arası çocuk ücretsiz. - Tekneye binerken aralarında Türkçe seçeneğinin de olduğu bir sesli kulaklık verilecek size. - Teknede yeme-içme servisi bulunmuyor. - Kanal turunu tamamladıktan sonra aynı bilet ile Madame Tussauds müzesini ziyaret edebilirsiniz. Müze hergün 10.00-21.00 saatleri arasında açıktır. Bu arada detaylı Madame Tussauds yazım için tıkla. Bu arada kombine seçenekleri sadece bunlar ile sınırlı değil. Şu Lovers internet sitesinden Icebar Amsterdam, Body Worlds müzesi, Red Light müzesi, The Amsterdam Dungeon ile kanal turlarını birleştirebilirsiniz. Amsterdam'ın alternatif müzeleri yazım için tıkla. Veee geldik artık Amsterdam kanal turu yazımızın sonuna, kafası hala karışık olanlar varmış diye duydum. Pizza servisi olan turlar veya kanal bisikleti ile yapılan pedallı turlar çocuklar için çok eğlenceli olabilir. Kapalı tekneler veya yeme içme servisi olan turlar sizin için çok uygun bence. Hava karardıktan sonra, akşam yemeği seçeneği olan romantik tekne turları. Lovers firmasının yukarıda bahsettiğim turları tam da size göre bence. Kanal bisikleti ile yapacağınız turlar aşırı keyifli olacak. Elbette. Kalabalık veya sıradan kendinizi sıyırmak için önleminizi alın bence. Biletleri online alın. 2-3 eur tasarruf edebilirsiniz böylece. Biletleri nasıl alacağım diye endişelenmeyin, yukarıda linklerini verdiğim siteler gayet güvenli, sadece yolculuğa çıkmadan önce biletlerinizi print etmeyi unutmayın. Genelde 0-4 yaş arası çocuklar ücretsiz. Diğer yaş kategorilerine de indirim var. Aldığınız bilet aldığınız tarihteki tüm saatler için geçerli. Bazı biletlerde 48 saat opsiyonu olduğunu da gördüm. Böyle bir esneklik ile satın alırsanız 2 gün içerisinde istediğiniz her an bir defaya mahsus kullanabilirsiniz. Online bilet satın almaz iseniz, bilet satış noktasına erken gidin, şehirde çok fazla kanal turu seçeneği olduğu için ben hiç çok uzun kuyruklara rastlamadım. Hepsinin linki haritaları ile beraber yukarıda. Çok güzel yazı olmuş. Emeğiniz için teşekkür ederim. Yer darlığı nedeni ile tekne içine puset almıyorlar. Katlayıp tekneye bindiğiniz iskelede bırakmanızı istiyorlar."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-konaklama-rehberi", "text": "Amsterdam konaklama rehberi ile size önemli ipuçları vereceğim. 🙂 En merak ettiğiniz noktayı en baştan söyleyeyim. Amsterdam'da konaklama birçok Avrupa şehrine göre çok daha pahalı. Özellikle yaz dönemi fiyatlar daha da yükseliyor. Araştırmazsanız, paranızın karşılığını alamayacağınız otellere gecelik minimum yaklaşık 200 eur gibi çok yüksek fiyatlar ödemeniz olası. TL 'ye vurduğumuzda ciddi paralar ediyor bunlar. 2-3 gece konakladığınızı düşünün bir de... Uçak bileti ve oradaki harcamalar, vize, pasaport ücreti derken; birçoğunuz tüm bu maliyetleri düşünerek seyahatten vazgeçiyor. Haklısınız da. Peki Amsterdam'da ucuz konaklamanın yolu yok mu diyenler, tabi ki var. \"Nerede konaklamalıyım, hangi bölgeler pahalı, hangi bölgeler ucuz, ortalama konaklama ücretleri ne kadar?\" gibi aklınızda birçok soru var biliyorum. Bu rehberde sorularınızın cevabını alternatifleriyle bulacaksınız. Şehrin en pahalı bölgeleri olan Amsterdam Central, Leidsplein, Ouid Zuid ve Ouid West bölgelerini tercih etmeyin. Bu bölgelerdeki 2 yıldızlı otellerde dahi 1 gece konaklamanın minimum bedeli yaklaşık 150-200 eur. Yıldız sayısı arttıkça bu fiyatlar da gecelik 300-500 eur'a kadar yükseliyor. Yeni bir şehri keşfe çıktığınızda elbette tam da turistik olan bir bölgede konaklamak ister insan haklısınız. 🙂 Ama Amsterdam'da tramvay ağı çok gelişmiş ve çok hızlı. Detaylı Amsterdam tramvayları yazım için tıklayın. Avantajlı günlük biletler ile sınırsızca tramvaya binme hakkınız var. Bu yüzden merkeze 20-30 dakikalık mesafedeki otellerde konaklamak mantıklı. 2-3 yıldızlı otelleri tercih edin dedim ama burada önemli iki konuyu paylaşayım da sonradan kulaklarımı çınlatmayın. 🙂 Öncelikle buralar da çok çok ucuz değil. Minimum 100-150 eur'u gözden çıkarmanız gerekiyor gecelik. Üstelik bu paraların karşılığını alamama olasılığınız yüksek. Ben de birçoğunuz gibi bu konuya mesafeli idim. Ama birkaç kez denedikten sonra sevmeye başladım. Çok samimi ve sıcak bir ortamı var buraların. Benim konakladığım hosteller hijyenik ve güvenli idi. Üstelik fiyatlar da otellere göre çok uygun. Hostel'lerde iki farklı konaklama tipi var. Özel odalar ve 8-15 kişilik ranzalı yatakhaneler. Yatakhanelerde konaklamak çok da bana göre değil, hiç tanımadığım insanlar ile aynı odada uyuma fikri aslında korkutucu gelmese de bana yakın durmuyor. Ama bana uyar derseniz, inanılmaz düşük rakamlara yatakhanelerde konaklayabilirsiniz. Amsterdam'da özellikle Red Light ve Leidseplein bölgesinde birçok hostel seçeneği var. Fiyatlar da gecelik yaklaşık minimum 30-50 eur arası. Ben Hostel'lerde kaldığım zaman özel odaları tercih ediyorum. Odanız herkesten ayrı ama ortak banyo ve mutfak kullanıyorsunuz. Banyolar gayet temiz ve hijyenik idi. Rutin olarak temizliği yapılıyor ve hostellerde konaklayanlar da ardındakini düşünerek bu alanları temiz bırakmaya gayret ediyor. Ortak banyolu özel odaların fiyatı gecelik yaklaşık minimum 70-90 eur. Ben 2018 Haziran ayında Amsterdam'da ilk kez kamp yaptım ve neden daha önce bu konaklama seçeneğini tercih etmedim diye çok pişmanlık duydum. 🙂 Hem çok eğlendim hem de konaklamaya öyle deli gibi yüksek fiyatlar ödemedim. Nasıl mı? Amsterdam kamp yazım için tıklayın. Bu arada Seyahat İpuçlarım sayfamda sizlere ucuz konaklama alternatiflerine ulaşabilmeniz için izlemeniz gereken adımları da anlattım. Ucuz konaklama bulmanın püf noktaları yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-parklari", "text": "Amsterdam'ı çok sevmemin en önemli sebebi, parkları! Net 🙂 Aşağıda sıraladığım Amsterdam parkları listesini ise kesin gezin. Pişman olmayacaksınız. 🙂 Şehirde görülecek tek parkın Vondelpark olduğunu sananlar! Size sözüm şunlar şimdi. 🙂 Amsterdam'da her biri birbirinden farklı, nefis manzaralı ve keyif verme dozu bir o kadar yüksek 30 tane park var! Amsterdam'ın en büyük ve en ünlü parkı. Her yıl yaklaşık 8 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor düşünün, o derece ünlü. 🙂 Köpekleriyle yürüyen, koşu yapan, bisiklete binen yereller, çimlerde uzanıp güneşin tadını çıkaranlar, kitap okuyanlar, şehrin en ünlü marketi Albert Heijin'den atıştırmalık ve içeceklerini alıp göllerin kenarında piknik yapanlar, yani demem o ki kafa dinlemek ve rahatlamak isteyen herkes burada! Etrafta bir tane bile çöp yok, çimler bakımlı ve tertemiz. Vondelpark ayrıca bazı özel kuş ve ördek cinslerinin doğal yaşam alanı. Yani düşünsenize, gölün kenarına çöküyorsunuz, bir anda bir ördek topluluğu yanınıza bitiveriyor. Kısacası huzurun dibi. Görmeden dönmeyin. Nasıl gidilir: Merkezden 1, 2 veya 5 no'lu tramvaya binin, 12 dakika sonra Leidseplein durağında inin. İçinde Hardrock kafe ve büyük bir satranç tahtasının bulunduğu pasajdan geçerek biraz yürüyün, Vondelpark'tasınız. Bu park, Amsterdam'ın De Pijp bölgesinde. Bölgede daha çok latin göçmenler yaşıyor. Tramvaydan indiğinizde binalardan ve yerel pazarlardan o bohem havayı direk hissediyorsunuz bölgede. Amsterdam içinde bu farklı atmosferi kesin soluyun. Vondelpark'a göre daha doğal bir park burası. Göl ve farklı ağaç türleri harika manzaralar oluşturuyor. Sarphatipark huzur bulmak için yine birebir! Nasıl gidilir: Merkezden 24 no'lu tramvay, 15 dakika sonra Ferdbolstraat durağında ineceksiniz. Westerpark'ın ilginç bir özelliği, 19. yüzyıldan kalma eski Westergasfabriek'in burada bulunuyor olması. Fabrika 1990'da terk edildikten sonra burada günümüzde çok sayıda kültürel faaliyet gerçekleşiyor. Ben pazar günü burada kurulan bir pazara denk gelmiştim. Her ayın ilk pazar günü bu fabrikada özel bir pazar günü pazarı düzenleniyor. Tasarımcılar ürünlerini satıyorlar. Tasarım ve retro kıyafetler, illüstrasyonlar, resimler, takılar, seramikler ve daha neler neler... İlginç bir pazar burası, kesinlikle görün derim. Aynı zamanda Haarlemmerstraat ve Haarlemmerdijk caddeleri de Westerpark'a çok yakın. Bu caddeler 2012 yılında Hollanda'nın en iyi alışveriş caddesi olarak ilan edilmiş ve günümüzde de hala popülerliğini koruyorlar. Nasıl gidilir: Merkezden 22 no'lu tramvay, 6 dakika sonra Nassaupleint durağında ineceksiniz. Amsterdam'ın en geniş parklarından biri. İçinde birçok anıt ve heykel var. Yine entel kafada ve kendi halinde bir park yani. 🙂 Merkeze biraz uzak kalıyor ama gelmeye gerçekten değer. Kışın bitki örtüsü ayrı bir güzel, yazın ise ayrı. Vondelpark'a göre daha az insan var ve daha doğal bırakılmış bir park burası. Yazın bu parkta açık hava konserleri ve tiyatrolar düzenleniyor. Alın atıştırmalıklarınızı, atlayın gelin. 🙂 Ben burayı hem yaz, hem de kışın en soğuk zamanlarında da ziyaret ettim. İki havada da inanılmaz keyifli idi. Yazın özellikle piknik yapmak için harika bir seçim bence. Bir anımı da hemen paylaşayım. 🙂 Bu parkta Merlin isimli çok sevimli bir pug yanıma geldi ben oturuken, hava da eksilerde falan. O derece soğuk yani. Ben tam onu severken elimden eldivenimi çalıp uzaklaştı. 🙂 Puglara bayılırım oldum olası. 🙂 Minik ama mutlu köpekler. Yaramazlık yapmaya da bayılırlar. Sahibi zar zor eldivenimi Merlin'in ağzından kurtardı ve eğitimine devam etmek istedi ancak pug kokumu mu sevdi nedir yanımdan bir türlü uzaklaşmak istemedi. 🙂 Sahibi en son tasmasından çekerken Merlin ise gitmemek için ayaklarını salarak kendini yere bıraktı. 🙂 Hakikaten çok sevimli bir sahne idi. Her an bir pug alabilirim kendime. 🙂 Gerçi bir Alman kurdu sahiplenme fikrim hala devam ediyor, bakacağız. 🙂 Amsterdam parklarını bana yaşattığı bu duygular için çok seviyorum. Nasıl gidilir: Merkezden 9 no'lu tramvay, 18 dakika sonra Wijttenbachstraat durağında ineceksiniz. Nasıl gidilir: Merkezden 13 no'lu tramvay, 21 dakika sonra Mercatorplein durağında ineceksiniz. Vondelpark gibi bu park da güzel bir peyzaja sahip. Bakımlı bir bitki örtüsü var. Parkın bir alanı kestane ve meyve ağaçları ile çevrili. Ben hayran olmuştum buraya! Görüntüsü ile hem modern bir görüntiye sahip, hem de çimlerinde uzanıp size gölet manzarası izletecek kadar da doğal. Güzel, geniş çiçek bahçeleri ve onu kuşatan uzun kanalları ile harika bir atmosfer var bu parkta. Bence güneşte yürüyüşe çıkmak veya rahatlatıcı bir piknik yapmak için harika bir yer burası. Erasmuspark'ın en popüler özelliklerinden biri de dinlenebileceğiniz, bir fincan kahve veya çay molası verebileceğiniz Terrasmus kafenin bu parkta olması. Ben buranın taze meyve sularına bayılıyorum. Ayrıca karnınız aç ise sandviçler ve çorbalar, bunun yanında lezzetli dondurmalar da var. Personel de çok genç ve cana yakın. Etrafında tek katlı evler bu parkın modern yapısına estetik bir şekilde uyum sağlıyor. Bu parktaki atmosferin çeşitliliği ve parkın dikkatle planlanmış farklı peyzajı çok güzel. Farklı bir modu var buranın! Örneğin, parkın bir alanı güzel kestane ağaçları ile çevrili iken diğer tarafta ise çok çok büyük meyve ağaçları var. Bir yanda dinginlik diğer yanda ise kent gelişiminin modern güzelliği... İkisini bir araya getiren bir yer bulmak gerçekten de zor bir iştir, Erasmuspark, her iki özelliği de kolayca barındırıyor. Nasıl gidilir: Merkezden 13 no'lu tramvay, 20 dakika sonra Marcapolostraat durağında ineceksiniz. Bir gün sürmüştü benim için bu rota. Amsterdam'a sonraki gelişlerinizde bu turu yapmanızı tavsiye ederim."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-tramvaylari", "text": "Beni yakından takip edenler, tren, tramvay ve metro gibi raylı ulaşım hatlarını ne kadar çok sevdiğimi bilir. Kendimi çok özgür hissettiriyor. Ben şehirleri gezerken çok mecbur kalmadıkça taksi kullanmam. Çünkü o şehre dair birçok şeyi kaçırmış gibi hissederim. Tramvay ve metrolarda yerel halk ile içi içe olma, onların mimiklerini, hal tavırlarını analiz etme ve turistleri gözlemleme, bazen de buralarda hiç beklemediğim arkadaşlıklar kurma şansım oluyor çünkü. Genelde yolcular hep kibar, herkes karşısındakini rahatsız etmemeye özen göstererek saygılı davranıyor birbirine. Raylı sistem Avrupa'nın birçok şehrinde çok gelişmiş, çok konforlu ve güvenli. Bu yönden de hoşuma gidiyor. Benim Amsterdam'da sıklıkla kullandığım hatlar 1, 2 ve 5. Dam Meydanı, kanallar, Leidseplein, müze bölgesi, Vondelpark ve Zuid bölgesi arası yolculuk benim favorim. Şehrin ana kanallarını tramvay ile yolculuk yaparken izlemek beni çok rahatlatıyor. Yeri gelmişken yürüyerek Amsterdam kanal turu ve tekne ile Amsterdam kanal turu yazılarım için tıklayın. Biletleri her tramvay durağında bulunan bilet otomatlarından, tramvayın içinden veya bilet ofisinden satın alabilirsiniz. Bilet ofisi merkez istasyondan çıktıktan sonra sol tarafta bulunan A tramvay platformunun tam karşısında. İpucu 2: Tramvay içinde ya da makinelerde nakit geçmiyor, aman dikkat. Kredi kartınız yanınızda olsun. Ben nakit ödeyeceğim diyorsanız merkezdeki bilet ofisinden biletinizi alın. - 1 saatlik bilet: 3 eur. - 1 günlük bilet: 7,5 eur. - 2 günlük bilet: 12,5 eur. - 3 günlük bilet: 17,5 eur. - 4 günlük bilet: 22,5 eur. - 5 günlük bilet: 27,5 eur. - 6 günlük bilet: 31,5 eur. - 7 günlük bilet: 34,5 eur. Biletinizi sakın kaybetmeyin. Tramvaya her binişinizde kapının yanında duran makinede biletiniz ile check in yapıyorsunuz, çıkışta da tabi check out! Biletlerin geçerliliği ilk check in yaptığınız anda başlıyor. Şu anonsa bayılıyorum 🙂 REMEMBER TO CHECK OUT! Tramvaylara bu arada bisiklet ile binilebiliyor. Hatta içeride birkaç tane bisiklet park demiri bile var. Herhangi bir içecek ile tramvaya binemezsiniz, baştan söyleyeyim. Güvenlik çok önemli. Ne alaka canım dümdüz yolda, tıngır mıngır giden tramvayda da niye kasılalım diyebilirsiniz, diyorsanız binince kapı önünde beklemeyi bir deneyin. 🙂 Anında uyarı alıyorsunuz hatta boş koltuk varsa zorla oturtuluyorsunuz, kapı önlerini boş bırakmanız gerekiyor yani. 🙂 Amsterdam detaylı ulaşım rehberim için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-turu", "text": "Amsterdam Avrupa'da en sık gittiğim ve en sevdiğim şehir. Bu Amsterdam turu yazım ile Amsterdam'a ilk defa gidecekler için yapmadan dönme tadında madde madde bir rehber hazırlamak istedim. Kalacağın gün sayısına göre bu yapılacakları artırabilir ya da azaltabilirsin. Amsterdam her sene dünyanın dört bir yanından deli sayıda turist alan ve kendine has binaları, parkları, lale bahçeleri, kanalları, tarihi mimarisi, yel değirmenleri ile içinde keşfedilecek çok fazla güzellik barındıran dingin ve huzurlu bir şehir. İlk defa Amsterdam'a gideceksen veya Amstredam'da farklı neler yapabilirim diyorsan hazırladığım Amsterdam turu yazımda çok alternatif bulacaksın. Amsterdam'a ilk defa gidenlerin kendilerini bulacakları ilk yer Dam meydanı olacaktır. Aslında Amsterdam turu Dam meydanında başlar. 🙂 Çünkü şehrin turistik kalp atış merkezi tam da bu nokta. Merkez tren istasyonundan çıkıp Damrak caddesi üzerinden yaklaşık 10 dakika yürürsen kendini Dam meydanında bulacaksın. Yok ben yürüyemem dersen, merkez tren istasyonun önündeki platformlardan kalkan hemen hemen tüm tramvaylar Dam meydanından geçer. Sorman yeterli. Dam Meydanı hakkında daha detaylı bilgi istiyorsan Amsterdam Dam Meydanı yazım için tıkla! Hazır Dam meydanına gelmişken dünyaca ünlü balmumu heykeli müzesinin Amsterdam şubesi olan meydanda bulunan Madame Tussauds Amsterdam'ı da gezmeden geçme. Farklı bilet seçenekleri hakkında bilgi bulabileceğin Madame Tussauds yazım için tıkla! Amsterdam Dam meydanına geldikten sonra muhtemelen gezi planındaki ilk aktivite kanal turu olacak. Amsterdam'a ilk kez ayak basan birinin ilk yapması gereken aktivite kesinlikle kanal turu! Bu kanallar sayesinde tercihine göre bir veya bir buçuk saatte şehrin birçok ilgi çekici noktasını hiç yürümeden görme ve fotoğraflama fırsatı elde edebilirsin. Amsterdam kanal turu ile asırlık kanal ve tüccar evleri, köprüler, kuleler ve daha birçok ikonik yapıyı teknede oturduğunuz yerden fotoğraflamak inanın aşırı zevkli. Detaylı Amsterdam Kanal Turu yazım için tıkla! Kanal turu yaptıysan veya yapmaya fırsatın yoksa benim bir önerim de Amsterdam turuna kesinlikle yürüyerek kanal turunu eklemen. Kanalları bir de başka bir açıdan görmek istiyorsan mutlaka bunu yapmalısın. Kanalları birbirine bağlayan köprüler Amsterdam'da yürüyerek kanal turu yapmak için başlı başına bir sebep aslında. Yürüyerek kanal turu yazımda Dam meydanından başlayarak tüm güzelliklerin tadını çıkarabileceğin rotalardan bahsettim. Hemen keşfet! Amsterdam'da instagramlık fotoğraf noktalarını merak ediyorsan tıkla! 5. Bisiklet Kirala Fakat ilk gidişinde değil! Van Gogh Müzesi, yüzlerce Van Gogh tablosunun yanı sıra diğer çağdaş ressamların çalışmalarına da ev sahipliği yapıyor. Benim için kesinlikle şehrin en iyi müzelerinden biri! Bilet fiyatlarının da yer aldığı detaylı Van Gogh Müzesi yazım için tıkla! Rijksmuseum yani Hollanda ulusal müzesi, Hollanda'nın aynı zamanda en büyük müzesi. 1800'de kapılarını sanat galerisi olarak açmış. Ve o dönemden günümüze uzanan aşırı ilgi çekici eserler sergileniyor burada. Hollanda Ortaçağ sanatına dair epey bir fikir sahibi olmak istiyorsan kesinlikle gezmelisin. Bilet fiyatlarını da içeren Rijksmuseum yazım için tıkla! Amsterdam'da bilindik müzeler dışında her biri oldukça ilgi çekici çok fazla müze var. Hemen hemen her konu için bir müze oluşturmuşlar. The Amsterdam Dungean, Stadeljik ve Bodyworlds bunlardan birkaçı. Bu müzeler hakkında detaylı bilgi için tıkla! Amsterdam denince ilk akla gelen yer bana çok fazla sorduğunuz Red Light bölgesi şüphesiz. Red Light Bölgesi, Amsterdam'ın De Vallen bölgesinde. Merkez istasyondan 4-9-16 veya 24 numaralı tramvaya binip Dam durağında inerek yaklaşık 3 dakika içerisinde bu bölgeye ulaşabilirsin. Dilersen Merkez istasyondan Damstraat üzerinden 12-13 dakikada bu bölgeye yürüyerek ulaşabilirsin. Red Light'da acaba neler var? Öğrenmek istiyorsan detaylı Red Light yazım için tıkla! Anne Frank'in Hatıra Defteri adlı eseri daha önce okumuştum fakat evini ziyaret ettiğimde bu kitabın önemini daha önce tam olarak anlayamamış olduğumu hissettim. Anne Frank, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçmak için saklanmak zorunda kalan bir Yahudi kızdır. Yedi kişiyle birlikte, Amsterdam'daki Prinsengracht 263'te bulunan bir evin gizli bir bölmesinde saklanmışlar. İki yıldan uzun bir süre saklandıktan sonra bulunup toplama kamplarına sürülmüşler. Muhakkak bu evi ziyaret edin derim, müze 09.00'da açılıyor, yaz döneminde 22.00, kış döneminde 19.00'a kadar gezilebiliyor. Daha fazla bilgi istiyorsan bilet seçeneklerinin de olduğu yazım için tıkla! Amsterdam'ın en sevdiğim meydanlarından biri. Burada yerel Hollanda müziği çalan geleneksel Hollanda kafelerine muhakkak uğra. Meydanın merkezinde, Rembrandt heykelinin yanında küçük ama hoş bir park var. Merkezden 4 veya 9 numaralı tramvay ile Rembrantplein meydanında inerek 10 dakikada ulaşabilirsin. Amsterdam'ın en kalabalık ve benim en çok sevdiğim meydanlarından biri de burası. Gerek yerel halk gerek turistler her daim burada! Cadde müzisyenleri, sokak sanatçıları, etraftaki sürekli dolu olan kafe ve barlar. Sürekli bir hareketlilik var burada. 🙂 Merkezden 1, 2 veya 5 numaralı tramvay ile 15 dakikada buraya ulaşabilirsin. Fakat ana kanallardan yürüyerek gitmek de çok keyifli. Listene almasan da ister istemez mutlaka dünyanın tek yüzen çiçek pasajı olan çiçek pazarının önünden geçeceksin. İçinde benim ilgimi çeken hiçbir şey yok. Ama içerisi rengarenk! Çiçeklere ve özellikle lale ve nergise, çeşitli tohumlara ve bahçe işlerine ilgili iseniz buradan çok değişik bitki tohumlarını evinize götürebilirsin. Amsterdam'ın en kalabalık alışveriş caddesidir. Cadde, Dam Meydanı'ndan başlıyor. Caddede aklına gelebilecek tüm markalar, her türlü alışveriş mağazası, kafe ve restoranlara kadar ihtiyacın olan her şeyi bulabilirsin. Bu caddeyi kullanarak yukarıda bahsettiğim Rembrantplein'e, çiçek pazarına, Leidseplein'e yürüyerek ulaşabilirsin. Çok da keyif alırsın. Amsterdam'a ilk kez ayak basanların koşa koşa gidip önünde, üstünde, kenarında fotoğraf çektirmeden dönmedikleri şehrin sloganı \"I Amsterdam\" Bu işaret Museumplein'de Rijksmuseum'un arkasında yer alıyordu. Bu işaretin çok turist çektiği ve bölgenin ruhuna zarar verdiğini düşündükleri için kaldırıldı. Şimdi Amsterdam Merkez Tren istasyonu karşısında bulunan A'DAM Tower'ın önünde var. Buraya geçmek için istasyonun deniz tarafında her 10 dakikada 1 karşılıklı sefer yapan küçük tekneleri kullanabilirsiniz. Bilet almanıza gerek yok çünkü ücretsiz. Amsterdam turunda şimdi de gelin Amsterdam'ın her biri birbirinden faklı bölgelerine göz atalım. İyi bir Amsterdamer olmak için bu bölgeleri de mutlaka ziyaret etmek gerekir. Bu bölgeyi İstanbul'un Cihangir'ine tek benzeten ben miyim? Burası aslında 17. yüzyılda işçi sınıfı ve göçmenler için inşa edilmiş. Şimdilerde ise daha çok hipster ruhluların takıldığı, popüler kafeler, sanat galerileri, küçük antika ve butik dükkanların bulunduğu turistik bir bölge haline gelmiş. Amsterdam'ın bir yerlisi ile konuştuğumda burada daha çok çocuksuz ve genç sanatçı çiftlerin veya öğrencilerin yaşadığını söylemişti. Turistlerin gezi listelerinde muhakkak yer aldığı için çok sakin bir yer diyemeyeceğim ama 3 ana kanalın birbirine bağlandığı bu labirent görünümlü bölgede sevimli bir kanala karşı sevimli bir kafede oturup bir şeyler içmeden dönme. Hendrick kilisesi, Westerkerk, Anne Frank'in ve ailesinin Yahudi soykırımı zamanı 2 yıl boyunca gizlice yaşadığı ev olan Anne Frank Huis bu bölgede bulunuyor. Eveeet geldik bana \"Amsterdam'ı neden bu kadar çok seviyorsun sen?\" sorunuzun cevaplarından birine. Tabi ki Vondelpark. Amsterdam'da aslında keyfini çıkartacağınız çok fazla park var ama şehrin en merkezi parkı Vondelpark. Amsterdam'ın en büyük ve en ünlü parkı. Her yıl yaklaşık 8 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor düşünün, o derece ünlü. Köpekleriyle yürüyen, koşu yapan, bisiklete binen yereller, çimlerde uzanıp güneşin tadını çıkaranlar, kitap okuyanlar, şehrin en ünlü marketi Albert Heijin'den atıştırmalık ve içeceklerini alıp göllerin kenarında piknik yapanlar, yani demem o ki kafa dinlemek ve rahatlamak isteyen herkes burada! Amsterdam'ı çok sevmemin en önemli sebebi, parkları! Net. 🙂 Şehirde görülecek tek parkın Vondelpark olduğunu sananlar sözüm sana şimdi. 🙂 Amsterdam'da birbirinden farklı ve nefis manzaralı ama keyif verme dozu benzer yaklaşık 30 tane park var! Sarphatipark, WesterPark, Oosterpark, Rembrandpark ve Erasmuspark bunlardan birkaçı. Sıraladıklarımı kesin gez, pişman olmayacaksın. 🙂 Amsterdam'daki bu parklar hakkında daha detaylı bilgi ve park rotaları yazım için tıkla! Amsterdam'a gitmişken Amsterdam turu için bir gününü mutlaka Amsterdam'a çok yakın olan liman kasabalarına ver ve Volendam Edam Marken Turu yap. Eğer rotanı doğru organize edersen, bir günde birkaç masalsı kasaba birden gezebilirsin. Ben de zaten senin bunu yapmana yardım etmek için buradayım. İzleyebileceğin 4 ayrı rota hakkında bilgiler verdiğim detaylı tur yazım için tıkla! Futbola meraklıysan mutlaka Amsterdam Arenayı ziyaret et. Bir Ajax maçına denk gelirsen tabii ki tadından yenmez ama maç olmasa bile müzesini gezmeni ve stat turu yapmanı kesinlikle tavsiye ediyorum. Nasıl gideceğini, bilet fiyatlarını ve stat turunun nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsan tıkla! Hollanda'ya gelmişken yel değirmeni görmeden olmaz tabii ki. Zaanse Schans Amsterdam'a trenle yaklaşık 20 dakikalık uzaklıkta bulunan yel değirmenleri ile ünlü bir kasaba. Zaandijk Zaanse Schans durağında indikten sonra tabelaları takip edip 15 dakikalık keyifli bir yürüyüşle buraya ulaşabilirsin. Hollanda'nın 17. ve 18. yüzyıldaki hayatın dair iyi bir izlenim edinmek istiyorsan Zaanse Schans'ı ziyaret etmelisin. Bu alanda otantik evler, müzeler, yel değirmenleri, peynir ve mandıra çiftliği ve diğer el sanatlarını göreceksin. Eğer Amsterdam'da daha uzun kalıyorsan Amsterdam turu için yapabileceğin en güzel aktivitelerden birisi de günübirlik gidebileceğin diğer Hollanda şehirlerini keşfetmen. Aşağıda günübirlik gidebleceğin bazı şehirleri paylaşıyorum. Çok memnun kalacaksın. Kuzey Hollanda kanalı üzerine kurulu şirin bir şehir daha. 🙂 Minyatür Amsterdam diyebiliriz buraya da. Diğer gezdiğim şehirlerine oranla en az turistik bölge Alkmaar. Peynirleri ile ünlü. Amsterdam'da yaşayanlar genelde hafta sonu pazar alışverişi yapmak için Alkmaar'a gidiyorlar. Görülesi mi evet görülesi bir şehir. 🙂 O zaman buyrun detaylı Alkmaar rehberime. Biraz seyahate ilgi duyanlar mutlaka fotoğraf ve videolarını görmüştür ve bir gün mutlaka buraya seyahat edeceğim demiştir. Giethoorn, yolların bulunmadığı, yol yerine kanalların bulunduğu ve evler arasında küçük teknelerle seyahat edilebilen adeta küçük bir Venedik. Giethoorn yazım için tıkla! Groningen'e Amsterdam Merkez tren istasyonundan yaklaşık iki saatte ulaştım. Groningen tam bir üniversite kenti. Yaklaşık 200.000 nüfusu var ve 50.000'i öğrenci. Çok kompakt ve yürüyerek hemen her yerini gezebileceğiniz tarihi eskilere dayanan hareketli ve oldukça güzel bir şehir. Ben çok beğendim ve iyi ki gelmişim dedim. Groningen'de neler yapılır öğrenmek istiyorsan tıkla! Hollanda'nın en en güzel ve sakin şehirlerinden biri Utrecht! Yine minik Amsterdam desem kafanızda eminim epey bir şey canlanır. Ama Utrecht daha sakin ve romantik bir şehir, Amsterdam'a hareketlilik ve dinamizm olarak asla yaklaşamaz. Turistik olmaktan ziyade kafa dinlemek ve sakince geleneksel Hollanda binalarının, kanallarının tadını çıkarmak için birebir. Daha fazla bilgi almak için tıkla! Hoorn günübirlik gezilerde gidilebilecek en güzel şehirlerden biri. Çok kompakt. Hoorn, tarihi epey eskiye dayanan bir liman kenti. Yapılar neredeyse 1400'lerden kalma. Turist yok denecek kadar az. Yerel nüfusu da çok az. Üç kelime ile Hoorn'u özetlemem gerekirse, sessiz, sakin ve tatlı. Detaylı bilgi için tıkla! Amsterdam'ın çok gelişmiş bir tramvay ağı var. Amsterdam küçük bir şehir, yürüyerek şehrin önemli noktalarını görme şansınız olmakla beraber dilediğiniz her yere sizi götürecek bir tramvay hattı var. Buyrun Amsterdam'ın tramvay ağını beraber keşfedelim. Amsterdam hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsan bütçe için faydalı ipuçları, yeme içme konaklama ve ulaşım seçeneklerini de içeren Amsterdam Rehberi için tıkla."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-ulasim-rehberi", "text": "Amsterdam küçük bir şehir. Birçok yerine yürüyerek veya bisiklet ile ulaşım mümkün. Sizler için de bir Amsterdam ulaşım rehberi derledim. Belki de Amsterdam'ı bu kadar çok sevmemin nedenlerinden biri de bu ulaşım meselesi. Şirin ve düzenli bir tramvay ağı mevcut. Şehrin birçok bölgesine otobüs ile de ulaşım mümkün. Yakın şehirlere ise trenle ile kolayca ulaşabiliyorsunuz. Bugüne kadar tüm ulaşım alternatiflerini denedim. Amsterdam Schiphol Havaalanından şehir merkezine ulaşım için taksi seçeneğini eleyin derim. Çünkü havaalanından merkeze ulaşım çok basit. Direk havaalanının içinden tren istasyonuna geçiş var. Bilet makineleri veya bilet ofisinden bilet aldıktan sonra 1 ve 2 numaralı platformdan trene bineceksiniz. Sabah 06.00'dan gece 01.00'e kadar her 15 dakikada bir, gece 01.00'den sonra ise saat başı bu treni kullanabilirsiniz. Tek yön bilet fiyatı kişi başı yaklaşık 5,20 eur. Merkez İstasyondan sonra otelinize yürüyebileceğiniz gibi, tramvay kullanmanız da gerekebilir. Dam Meydanı civarında kalıyor iseniz, merkez istasyondan 10 dakikalık yürüyüş sonrası otelinize ulaşabilirsiniz. Tramvay kullanır iseniz, ona da kişi başı yaklaşık 3-4 eur ödeyeceksiniz. Yani tren+tramvay maliyeti yaklaşık 10 eur. Şehir içi trenler, tramvaylar ve otobüsler tek yön yolculuk için yaklaşık 3-5 eur. Çok gelişmiş bir tramvay ağı var şehirde. Detaylı tramvay yazım için tıklayın. Amsterdam otobüsleri de özellikle şehir içinde çok yaygın ama tramvay ağı bu kadar gelişmişken biraz daha uzak bölgeler için otobüsü tercih etmek daha iyi bir seçenek. Tramvaylar gece 24.00'de çalışmayı durdurduktan sonra gece otobüsleri çalışıyor bu arada. Merkez İstasyon, Rembrandtplein ve Leidseplein'e bağlanan güzergahlarla sabaha kadar otobüs seferleri düzenleniyor. Çoklu tramvay bileti aldıysanız bu bilet otobüslerde de geçerli. Biletiniz yok ise, otobüsün içinden tek yön 4,5 eur'a bilet satın alabiliyorsunuz. İpucu: Yakın zaman öncesine kadar tramvaya bindiğinizde alacağınız bileti nakit veya kredi kartı ile ödeyebiliyordunuz ancak artık sadece kredi kartı ile ödeme kabul ediliyor. Bu sebeple yanınızda bir kart bulundurmaya dikkat edin veya biletinizi Amsterdam Merkez İstasyonu'ndaki bilet ofisinden alın. Bana en mutlu hissettiğin yer neresi derseniz, hangisi ve nerede olduğuna bakmaksızın tren istasyonları derim. Sanki hepsinin ayrı hikayesi varmış gibi... Trenler, raylar vs. değişebiliyor, modern çağa ayak uydurabiliyor ama bence gar binaları asla.. Üzerilerine çöken kasveti seviyorum. Duvarlarda gizlenmiş minik tarihi detayları aramayı seviyorum, keşfetmek zihnimi açıyor. Gülümsüyorum ve değişik değişik insanların hikayelerini dinliyorum, ben de hikayemi anlatıyorum, paylaşıyorum. Uçak yolculuğunun da bir yandan o snob \"Kemerleri bağladık oley tatil başlıyor\" hissi de müthiş tabi ama tren yolculukları benim için daha organik ve samimi. Bu sebeple ben Amsterdam'dan diğer ülkelere seyahat edeceksem, tabi mesafe çok uzun değil ise trenle yolculuğu tercih ederim.. Uluslararası yolculuk fiyatı mesafeye ve seyahat edeceğiniz tarihe göre değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin Brüksel-Amsterdam arası 30 eur'a bilet bulduğum da oldu, 90 eur'a seyahat ettiğim de. Saat ve günlere göre de fiyatlar farklılık gösterebiliyor. NS International, Hollanda'nın Şehirler arası ve uluslararası hızlı tren bağlantıları sağlayan demiryolu işletmecisidir. NS International resmi sitesinden biletinizi satın alabilirsiniz. Ben şehirler arası ve uluslararası biletlerimi genelde bu resmi siteden satın alıyorum. Amsterdam küçük bir şehir dedik ama en önemlisi dümdüz bir şehir. Bu yüzden rahatça bisiklet ile şehri keşfedebilirsiniz. Şehrin her tarafında bisiklet yolları ve park alanları var. Ciddi bir bisiklet trafiği var yani Amsterdam'da. Bu bisiklet dostu ortam ve diğer araçlara göre daha güvenli oluşu bisiklet kullanımının çok yaygınlaşmasını sağlamış şehirde. Günlük bisiklet kiralama ücreti yaklaşık 10 eur bu arada. Detaylı bisiklet yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-ve-bisiklet", "text": "Şehirde çoğu sokak araç trafiğine kapalı ve araç otoparkları çok pahalı. Zaten Amsterdam dümdüz bir şehir, engebe mengebe yok. Hal böyle olunca yerli halk da ulaşım aracı olarak bisikleti tercih ediyor. Bisiklet kullanım oranı şehir içinde %60'lardaymış düşünebiliyor musunuz? Amsterdam'lılar şehir içinde trafik nedir hiç tecrübe etmemişler. 🙂 Yine bir yerli ile sohbet ederken trafik ölüm oranlarından bahsetmişti bana. Bilgiyi teyit etmedim gerçi ama duyunca çok şaşırmıştım. Şehirde trafik kazalarından ölen insanların sayısı yılda 10'u geçmiyormuş. Kime sorsanız, Amsterdam'a gidince ilk işiniz bisiklet kiralamak olsun der. Ben tersini söylüyorum, Amsterdam'a ilk kez gidiyorsanız kiralamayın. 🙂 Nedenini ve çözümünü aşağıda anlattım. Aman dikkat. 🙂 Şimdi daha da ilginç şeylerden bahsedeceğim size. Özellikle Amsterdam'a ilk kez gidecekler bu lafım size, dinleyin. 🙂 Ciddi bir bisiklet trafiği var şehirde. Gördüğünüzde çok şaşıracağınız şeylerden biri, bu bisiklet sürücülerinin bisikletlerini araba mantığında kullanıyor olmaları. Yani bisiklet sürücülerinin kendi içinde sıkı şekilde uydukları bir trafik kuralı mantığı var. Bizim bisikleti çoğunlukla yaz aylarında ortaya çıkardığımız bir eğlence aracı olarak gördüğümüz için, \"Amaan canım alt tarafı bisiklet bu ne olacak!\" deyip yollarına dalarsanız geçmiş olsun. Çarpışma olasılığınız çok yüksek, çünkü asla hızlarını siz geçin diye kesmiyorlar. Hatta eğer kazara onların bisiklet yoluna girdiyseniz sert tepkiler ile karşılaşabilirsiniz. O yüzden aman kendinizi sakının ve trafik ışıklarına uyun derim. Geçiş önceliği yayada değil, bisikletlerde, unutmayın. Amsterdam'a ilk kez ayak basacaksanız, gider gitmez, yol bilmeden, iz bilmeden \"Haydi ben bir bisiklet kiralayayım.\" demeyin bence. Çünkü sokaklar ve kanallar birbirine çok benziyor. Kaybolma şansınız yüksek. \"Amaan sanane ben şehri kaybolarak gezmek istiyorum belki\" diyorsanız tabi o da bir seçenek. 🙂 Kaybolmak çok önemli değil de, bisiklet trafik kurallarını bilmediğiniz için yaralanmanızı istemem. Onun yerine rehber eşliğinde bisiklet turlarına katılın derim. Aşağıdaki firmalar 2-3 saat süren bisikletle şehir turu konusunda çok profesyonel, adreslerini de yanlarına yazıyorum. Fiyatlar kişi başı yaklaşık 30 eur civarında. Mike's Bike Tours Amsterdam : Prins Hendrikkade 176. Bunların dışında şehrin müdavimi iseniz zaten yürürken adım başı karşınıza bisiklet kiralayıp bireysel gezebileceğiniz mağazalar çıkacak. Özellikle şu ikisi çok yaygın. Fiyatlar bir saatlik kiralama için 10-15 eur aralığında."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-yeme-icme-rehberi", "text": "Amsterdam yeme içme rehberi benim gibi restoranlarda vakit kaybetmekten hoşlanmayanlar ve ucuz yeme içme alternatifleri öner bize Çiğdem diyenler için. 🙂 Amsterdam'da dünya mutfaklarının birçok seçeneği var. Hepsi de birbirinden lezzetli. Özellikle aşırı lezzetli bir steakhouse veya kaburga yiyebileceğiniz Arjantin et restoranları, lezzetli İtalyan ve Uzak doğu restoranları mevcut. Ama evet Amsterdam'da restoranlarda yeme içme olayı pahalı. Ortalama bir restoranda kişi başı bir öğüne yaklaşık 40-50 eur gibi paralar ödemeniz olası. Fakat çok ucuz alternatifler de yok değil. Özellikle sokak lezzetleri hem ucuz hem de lezzetli ve bir o kadar da doyurucu. Amsterdam yeme içme rehberimde hepsinden bahsettim. Israrla öneriyorum. 🙂 Amsterdam'ın birçok yerinde karşınıza anında çıkabilecek bu fast food zinciri bildiğimiz restoranlardan biraz farklı. Cam bölmelerde çeşit çeşit hamburger ve kroketler var. Her bir penceredeki yiyeceklerin içeriği ve ücreti en tepede yazıyor. Bozuk paraları pencerenin yan tarafındaki makinelerden içeri atıyorsunuz ve pat cam bölme açılıyor, yemeğiniz karşınızda. 🙂 Fiyatlar 2-4 eur arasında değişiyor. Bu arada aman dikkat, bu makineler para üstü vermiyor. Tam para atmaya gayret edin. Hem doyurucu hem bütçe dostu. Bu arada bozuk paranız yok diye üzülmeyin. Febo'larda kağıt paranızı bozdurabileceğiniz makineler var. İşte benim favorim. 🙂 Ne zaman uğrasam bu pizzacının Afrikalı satıcıları ile sohbet edip muhakkak video çektiğim mekan. 🙂 Sırtınızı Dam Meydanı'na verin ve Damstraat üzerinden Red Light'a ilerleyin. İtalyan restoranlarının ve kafelerin arasında kalmış bu minicik bir dilim pizzacıyı sol tarafta göreceksiniz. Hem pratik hem ucuz. Amsterdam'da yediğim açık ara en lezzetli ve en ucuz pizzaları yapıyorlar. Fiyatlar 2-4 eur arasında değişiyor. Margarita her zaman favorim. Amsterdam'da herhangi bir yerde yürürken pat diye karşınıza çıkıverecek bir pizza zinciri burası. Aşırı ama aşırı taze ve lezzetli. Dilim pizzaların fiyatı 2-4 eur arasında değişiyor. Favori mekanım. Külahta patates kızartması! Küçük, orta ve büyük boy olarak satılıyor külahlar. Fiyatlar 2-4 eur arası. Asıl olay soslar. 🙂 Soslar aşırı lezzetli ve her bir sos 0.70 eur! Patateslerini ve soslarını en sevdiğim mekan burası benim. Amsterdam'a gidip patates kızartması yemeden dönerseniz ayıp etmiş olursunuz. 🙂 Garanti ediyorum, ağzınıza ilk attığınızda aklınızdaki cümle şu olacak \"Ben hayatımda hiç patates kızartması yememişim be. 🙂 Benim favori sosum White curry!!! 🙂 Şehirde patates kızartması yiyebileceğiniz birçok seçenek var, fiyat ve lezzet olarak birbirlerine çok yakınlar. Şehrin birçok noktasında karşınıza çıkacak bir restoran yine. 🙂 Uzakdoğu mutfağını sevenler için uygun fiyatlı bir seçenek. Fiyatlar ortalama 4-5 eur arasında değişiyor. Burası bir restoran değil, Amsterdam'da adım başı karşılaşacağınız bir süpermarket zinciri. İçeride zibil gibi öğün seçeneği mevcut. 🙂 Ben buranın sandviçlerini çok seviyorum. Fiyatlar 1,5-5 eur arasında değişiyor içindeki malzemeye göre. Aşırı lezzetli ve taze. Hem de çok pratik. Birçok fırın ürünü ve dilim pizza da satılıyor. Fiyatları 1-4 eur arası. Eğer mikrodalga fırını olan bir yerde konaklıyorsanız, birçok hazır yemek seçeneği de var burada. Fiyatlar 2-6 eur arası değişiyor. Bu arada bazı büyük Albert Heijn'lerde de yemeğinizi ısıtabileceğiniz mikrodolga fırın var. Son dönemlerde ben protein ve yağ ağırlıklı KETO diyeti uyguladığımdan, diyet listeme uygun şekilde beslenmeye özen gösteriyorum. Son Amsterdam ziyaretimde bu marketten bol bol fıstık ezmesi ve ahududu yemiştim. Bu diyeti yapmıyor olsanız bile, bu ikisi cidden insanı birkaç saat çok tok tutuyor. 2 kaşık fıstık ezmesi, iki avuç ahududu=Bir öğünü kurtarabiliyor. Aklınızda olsun."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdam-zuid-bolgesi", "text": "En baştan söyleyeyim Amsterdam Zuid Bölgesi Amsterdam'da çok sevdiğim, vakit geçirmekten ve konaklamaktan çok hoşlandığım bir lokasyon. Vondelpark'ın ve Museumplein'in hemen yanında, etkileyici malikanelerin yer aldığı yemyeşil sokakları ve üst düzey butiklerin bulunduğu Oud-Zuid, Amsterdam'ın en güzel ve en zengin mahallelerinden bir tanesi. Bu bölge ilk olarak 2010 yılında Oud-Zuid ve Zuideramstel'in birleşmesi ile kurulmuş. Amsterdam'ın en yoğun nüfuslu bölgelerinden de biri ayrıca. Şimdi bu dediğime dikkat, yoğun nüfusuna rağmen aynı zamanda Amsterdam'ın en sakin yerleşim alanlarından biri. Bir yerli ile konuştuğumda bu bölgenin hane başına en yüksek gelire sahip bir yer olduğunu söylemişti. Zamanla zaten siz de bunu kavrayabiliyorsunuz. Bölgede oteller ve daireler epey lüks, birçok pahalı markanın satıldığı ünlü ve ışıltılı alışveriş caddeleri de burada aynı zamanda. Benim bu bölgede ilgilendiklerim ise daha farklı. Ben buranın sakinliğini ve binaların mimarisini çok seviyorum. Çoğu zaman Amsterdam'ın merkezinden Vondelpark'a kadar tramvay ile gelip, Zuid bölgesinde elimde kahvemle yürüyerek aylak aylak dolaşırım. 🙂 Huzur garantili bir keyif. Peki neler yapabilirim ben bu Zuid'de derseniz, zaten bölgede gezmeniz gereken müzelerden ve muhakkak görmeniz gereken Vondelpark'tan bahsetmiştim. Alışveriş meraklıları Oud Zuid'in Pieter Cornelisz Hooftstraat, Cornelis Schuytstraat ve Beethovenstraat caddelerinde birinci sınıf tasarım mağazalarından alışveriş yapabilirler. Zuid aynı zamanda Amsterdam'ın lezzet başkentlerinden biri olarak da biliniyor. Oud Zuid bölgesindeki restoranlar, semtin sanatsal yaratıcılığını yemeklere de uyguluyor. Bazı restoranlar hakikaten çok asortik. Gurme varsa aranızda, RIJKS ve Ron Gastrobar gibi Michelin yıldızlı restoranları tavsiye ederim. Bu bölgede nerede kalırım diyorsanız, Vondelpark Plaza'yı önerebilirim. Merkeze biraz uzak bir lokasyonda bulunduğu için fiyatı hem uygun hem de epey konforlu bir otel. Vondelpark'a da çok yakın. Ama benim favorim değil. 🙂 Favorimi ve sebebimi aşağıda anlatıyor olacağım. Zuid denince benim en sık tercih ettiğim otel Hotel City Garden. Sebebi ise girişteki kahve makinesi. Bazen sadece o kahve makinesinin kahvesini içmeyi özlediğim için Amsterdam'a gidiyorum. 🙂 Yaşlı bir resepsiyonist teyze oluyor gündüz mesaisinde ve artık beni görünce direk \"Ooo coffee girl is back\" deyip sarılıyor bana. 🙂 Otel hem çok konforlu hem de çok temiz. Odalar aşırı geniş diyemem ama bu zaten Amsterdam otellerinin klasik sorunu. 🙂 5 yıldızlı otellerde konaklamadıkça dar odalara rastlama olasılığınız yüksek. Bu arada Amsterdam konaklama rehberimi okumak için tıklayın. Hotel City Garden, Vondelpark'ın çok dibinde bu arada bilginiz olsun."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdamda-yuruyerek-kanal-turu", "text": "Kanal turu yazım ile kanalları suyun üzerinde gezmiştik hatırlarsanız, hatırlamayanlara teessüf edip linki bir daha veriyorum. 🙂 Kanal turu yazım için tıklayın. En sevdiğim kanalları bölgelere ayırdım. Gördüğünüz gibi her şey sizin için. 🙂 Haydi yürümeye başlayalım! Hem hedonizm, hem de tarih iç içe. İlginç bir bölge burası. Bilen bilir, detaylı bir şekilde bu bölgeyi anlatmıştım. 🙂 Red Light bölgesi yazım için tıklayın. Birçok kişi Red Light'ı sadece genelevler ve cofeeshop'lardan ibaret sanıyor ve bu bölgeye uğramadan Amsterdam'dan ayrılıyor. Yanlış bir hareket bence. 🙂 Çünkü bu bölgede birçok tarihi Amsterdam binası, kiliseler ve müzeler var. Altın çağda bu kanallar, şehir ticareti için çok önemli olan mal taşımacılığında kullanılıyormuş. Bu günlerde ise turistik bir cazibe merkezi. Bu sebeple Amsterdam'ın kanallarını gezeceğim diyorsanız ilk olarak bu bölgeden başlayın. Şehrin en eski kanalları burada çünkü. Buraya sizin için bir rota bırakıyorum. Red Light kanal haritası için tıklayın. Harita tam da Red Light bölgesine ait. Üzerindeki rakamlar kanal yolu üzerindeki en ilgi çekici noktalar. Ben saat yönünün tersine izlemiştim bu rotayı. Farketmez. Sonuçta bölgenin etrafında bir daire çizeceksiniz. Harita üzerindeki 1 numaralı bölgeye, Dam Meydanı'na sırtınızı verip Damstraat üzerinden dümdüz ilerlerseniz kolayca ulaşıyorsunuz. Red Light kanallarını gezdiniz, büyülendiniz değil mi? Ama yetmez. Çünkü sizlere yeni bir kanal rotası veriyorum hazırlanın. 🙂 Instagram'a Amsterdam'ın kanalları yazdığınızda karşınıza çıkacak fotoğrafların %90'ı bu kanallarda çekiliyor. 🙂 Üstelik benim en sevdiğim tramvaylar olan 1, 2 ve 5 numaralar ile buralara kolayca ulaşabilirsiniz. Ama maksat yürüyerek gezmek... Bence kanalları görmek için Dam meydanından Vondelpark'a doğru yürümeye başlayın ve ruhunuzu bu kanallara bırakın. Buyrun size Amsterdam'ın 3 ana kanalı... Herengracht, Keizersgracht ve Prinsengracht! Haydi yürümeye başlayalım. Amsterdam'daki üç ana kanalın ortasındaki ve en geniş kanal. İmparator kanalı diyorlar buraya. Tam da instagram sayfanıza yakışacak fotoğrafları çekeceğiniz bir kanal. 🙂 Kışın donduğunda birçok kişinin buz üzerinde en çok kaydığı kanal da bu ayrıca. Kışın bu doğal buz üzerinde Keizersrace yani İmparator yarışı dedikleri bir organizasyon düzenleniyor. Bence en güzel kanal evlerinin olduğu kanallardan bir tanesi aynı zamanda. Mimarisi çok karizmatik ve enerji dolu. Merkezden 1, 2 veya 5 numaralı tramvaya binip Keizergracht istasyonunda inin, karşınıza çıkacak. 🙂 Ama bence yine yürüyün. Bol fotoğraflar. Bu kanala 7 dakika yürüme mesafesinde olan Leidsegracht kanalı da çok güzel fotoğraflar çekme garantili bir nokta. 🙂 Listeye ekleyin. Bu arada ben kanalları özellikle kış gecelerinde dolaşmayı çok seviyorum, çok geç saatlerde bir başka güzel gözüküyorlar gözüme. Özellikle Christmas dönemlerinde kanalların etrafını ışıklar ile renklendiriyorlar. Aralık ayının başından sonuna kadar şehirde farklı bir atmosfer hakim oluyor. O yüzden kış tatillerimi genelde bu tarihlere denk getirmeye çalışıyorum."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdamdan-diger-ulkelere-trenle-seyahat", "text": "Tren tarifelerinde yazan isimler çok da önemli değil aslında. Nereye gittiğine bakmaksızın yaptığım tren yolculuklarını seviyorum, yaşattığı huzur ve sakinlik hissi tarifsiz. Hele ki sevdiğiniz bir rota ise gittiğim, bu yolculuğa bayılıyorum🙂 Amsterdam'ı ziyaretimde Almanya ve Belçika'ya geçmek, ya da tam tersi rotayı çizmek bana büyük keyif veriyor. Uçak yolculuğunun o snob \"Kemerleri bağladık oley tatil başlıyor\" hissi müthiş tabi, ama tren yolculukları benim için daha organik ve samimi. Trenle seyahat ederken geçtiğiniz her yeri, bölgeyi görme şansınız var. Nasıl manzaralarla karşılaşacağımı bilmeme hissi bana büyük keyif veriyor. Genelde tren rayları, şehir veya kasabaların dışından yani banliyölerden geçer. Bu küçük ve daha az karmaşık bölgelerden tren ile ilerlemek mutluluk veriyor bana. Trenin içinden duyulan ses sadece ray sesi ve ara sıra kendi dilinde anons yapan makinist. Aman Allahım, ne kadar yerel bir his. 🙂 Trenlerde herkes birbirine saygılı, kimi gazetesine veya kitabına gömülmüş, kimi uykuya dalmış, kimi ise laptop'unda e-mailleri ile haşır neşir vaziyettedir. Bana ise bu sükunette penceremden manzaraları gözlemlemek ve notlar almak kalıyor. 🙂 Tren yolculuğu kesinlikle uçağa göre çok daha fazla akılda kalıcı bir seyahat şekli. Sevdiğiniz rotalarda trenle yolculuk yapıyorsanız hele, tadından yenmez. Ben Amsterdam'da iken muhakkak bir günümü diğer ülkelere yolculuğa ayırırım. Amsterdam-Almanya, Amsterdam-Belçika en sevdiğim rotalar. İki ülkenin de çok gelişmiş ve tıkır tıkır işleyen bir tren ağı var. Avrupa trenlerinin zaten ortak özelliği bu. Biletinizde hangi saat yazıyorsa, saniyesi saniyesine o vakitte kalkıyor tren. Aktarmalara da dikkat o yüzden. Kağıtta ne yazıyorsa o çünkü. Peron ve tren numaraları çok önemli. 1 dakikalık gecikme dahi olsa, monitörlere hemen yansıyor. Monitörleri de iyi takip edin. Ben daha önce Frankfurt-Bonn-Köln-Düsseldorf-Amsterdam ve Amsterdam-Münster-Dortmund-Duisburg-Amsterdam rotasını izlemiştim. Trenler arası aktarmalar ve koşturmacalı anılarım bugün düşündüğümde hala bana mutluluk veriyor. İpucu: Almanya'da tren seferlerinde 20 dakikadan fazla bir gecikme var ise, sefer saatlerinde değişiklik yapabilme hakkına sahipsiniz. Hollanda firması ile yolculuk edecekseniz NC International, yok ben Almanya'ya ait bir tren ağı işletmesini tercih ederim diyorsanız DB ile seyahat edeceksiniz. İkisinin de linklerini aşağıya bırakıyorum. Belçika, Hollanda'dan sonra en keyif aldığım ülkelerden biri. Senede en az iki, üç defa ziyaret ederim. Küçük ama çok düzenli bir ülke. Özellikle Brüksel'i ve Grand Place'de takılmayı çok severim. Bu sebeple sık sık Amsterdam-Brüksel-Gent-Brugge arası tren yolculuğu yapıyorum. Bir Brüksel-Amsterdam tren yolculuğum arasında 6 tane aktarma vardı! Yanlış duymadınız evet 6! 🙂 Yaklaşık 3,5 saat süren bir mesafe için yüksek bir rakam! Bunun nedeni ise benim yolculuk tarihimde Amsterdam-Brüksel arası bazı raylarda bakım olması idi. Biletimi önceden internet üzerinden satın alırken aslında aktarmaların sebebi ve bu aktarmaların nereden ve nasıl yapılacağına dair direktiflerin hepsi yazıyordu, ama maceraya bu ya, atılmak istedim. 🙂 Bazı trenlerin arasında aktarma süresi sadece 3 dakika, ve trenlerin bulunduğu peronlar ise farklı katlarda idi! 🙂 Ne koşturmacaydı ama, işte benim en sevdiğim heyecanlar hahahahahah. Fakat sadece bununla bitmedi, bazı istasyonlar arası aktarmalar ray bakımı sebebiyle otobüslerle sağlanıyordu, ve ben bu sayede Belçika-Hollanda arası sınırı otobüs ile de geçme fırsatı yakaladım, ne şans. 🙂 Güzel bir anı oldu bana. Biletlerinizi online olarak satın alırken aktarma detaylarınızı iyi inceleyin. Hollanda firması ile yolculuk edecekseniz NC International, yok ben Belçika'yı tercih ederim diyorsanız SNCB International ile seyahat edeceksiniz. Merhaba, ben çoğu zaman Hollanda'nın tren işletmecisi olan https://www. nsinternational. com/ den bilet alıyorum. Ben her rota için ayrı ayrı aldım biletleri. Fakat DB sitesinde farklı opsiyonlar da var. Örneğin dediğiniz gibi Frankfurt-Amsterdam olarak alıp istediğiniz durakta inmenize izin veren bilet çeşitleri de var. Size en uygununu araştırıp bulabilirsiniz. Pegasus kampanyasından bilet yakaladım iptal etmek istemiyoruz. Teşekkürler, Merhaba, schengen vizeniz varsa Avrupa'da istediğiniz şehire istediğiniz araçla gidebilirsiniz. Bilgilendirmeniz için de genel olarak tşk. Merhaba, genelde online alınan biletlerde email olarak bilet sana gelir ve mutlaka bir QR kodu olur ve bileti o QR kodundan kontrol ederler. Fakat yine de satın almadan önce kontrol etmekte fayda var. Biletin genel şart ve koşulları sayfasında gişeden fiziki bileti alman gerekiyor mu gerekmiyor mu, print etmen gerekli mi değil mi, tüm bu bilgiler yazar."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/amsterdamin-diger-muzeleri", "text": "Amsterdam'da bilindik müzeler dışında her biri oldukça ilgi çekici çok fazla müze var. Hemen hemen her konu için bir müze oluşturmuşlar. Gelin birlikte Amsterdam'ın diğer müzeleri'ne bir göz atalım. Amsterdam'ın tarihini eğlenceli ve korkunç bir şekilde 80 dakikaya sığdırdıkları bir şov. Ben Madame Tussauds'dan çıkıp hemen zindanlara girmiştim, giriş maceram çok ilginçti. Anlatayım. Biletimi girmek için verdim, kız bileti bir işkence aletine sokup damgalayıp bana geri verdi ve beni bir zindana kapatıp kapıyı zincirledi. 🙂 Noluyo lan dedim, etraf zifiri karanlık. Eski bir duvarda bir görüntü akmaya başladı, korkunç bir adam başıma gelecekleri falan anlatıyor. Amsterdam'a da ilk gelişim. Cidden heeeh tamaaam dedim buraya kadarmış. Hostel filmini izleyenler ne demek istediğimi anlarlar. 🙂 Etrafımda ne olup bittiğini anlamaya çalışırken hoop kapı açıldı, içeri benim gibi insanları doldurmaya başladılar, taaa ki nefes alamayacak kadar kalabalıklaşana kadar! 🙂 Herkes tabi etrafına bakıp homurdanıyor. Sonra kapı açıldı korkunç bir adam geldi ve bizi eski bir asansör ile yukarıya çıkarttı. Gerisini anlatmayacağım. Ama aşırı eğlendim ben. Kesinlikle Madame Tussauds+ Amsterdam Dungean kombin biletini alın. Bilet fiyatlarından da bahsettiğim detaylı Madame Tussauds yazım için tıklayın. Dünyanın en zengin çağdaş sanat koleksiyonlarından oluşan bir müze. Harika! 90 bin modern resim, heykel, fotoğraf, grafik, tasarım objesi ve video eseri var. Yetişkin bilet 17,5, 0-18 yaş arası ise ücretsiz. Bu müze benim daha önce gittiğim hiçbir müzeye benzemiyor. Müzede yer alan tüm vücutlar gerçek! Öldükten sonra bedenlerini bağışlayan insanların kadavralarını ve organlarını plastinasyon yönteminden geçirerek sergilenmeye hazır hale getirmişler. Vücudumuzun içindeki organları ayrıştırarak gösteren müze; böbrek, bağırsak, kalp gibi organlarımızı ayrı ayrı ve tüm vücut sistemimizi tek bir anda incelememize olanak tanıyor. Bu deneyimi muhakkak yaşamalısınız. Bilet fiyatları müzeyi gezdiğiniz gün ve saate göre değişiyor. Yetişkin bilet, aşağı yukarı 20 eur, çocuk (6-18) ise 12 eur civarında."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/anne-frankin-evi", "text": "\"Anne Frank'in Hatıra Defteri\" adlı eserini okumuştum, fakat Anne Frank'ın evini ziyaret etmeden önce bu kitabın önemini tam olarak anlayamamışım. Çünkü Anne Frank, Almanya'daki Yahudi soykırımının simge isimlerinden biri. Gencecik yaşına rağmen Hitler'den saklanması ve bu süre zarfında tuttuğu günlük, dünya çapında çok önemli ve çok hüzünlü notlar içeriyor. Anne Frank, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçmak için saklanmak zorunda kalan bir Yahudi kızdır. Yedi kişiyle birlikte, Amsterdam'daki Prinsengracht 263'te bulunan bir evin gizli bir bölmesinde saklanmışlar. İki yıldan uzun bir süre saklandıktan sonra bulunup toplama kamplarına sürülmüşler. Muhakkak bu evi ziyaret edin derim, müze 09.00'da açılıyor, yaz döneminde 22.00, kış döneminde 19.00'a kadar gezilebiliyor. - Yetişkin: 10 eur. - 10-17 yaş: 5 eur. - 0-9 yaş: Ücretsiz. - Online bilette 0,5 eur indirim uygulanıyor. I amsterdamcard'a indirim yok, müzekart ile bedava gezebilirsiniz ama müzenin internet sitesinden rezervasyon yaptırmak durumundasınız. Müze ziyareti öncesinde dilerseniz Anne Frank'ın hayat öyküsü ve 2. Dünya savaşı atmosferini anlatan 30 dakikalık bir sunumu dinleyebilirsiniz. Müzeyi daha verimli gezebilmek adına bu sunumu 5 eur gibi bir ücreti karşılığında satın alabilirsiniz. Adres: Prinsengracht Westermarkt 20. Merkez istasyonundan yürüyerek 20 dakika. Merkez İstasyondan 13, 14 and 17 numaralı tramvaylar ile Westermarkt durağında inerek buraya 10 dakikada ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/atomium", "text": "Atomium'u Brüksel'liler şöyle tanıtır; gerisini siz hesap edin. 🙂 \"Brüksel'in en ikonik simgesi, uluslararası turizmin önemli noktası, mimarlık tarihinin benzersiz yaratılışı, Brüksel'deki Dünya Fuarı'nın sembolik amblemi, Brüksel'in popüler ve en turistik yeri...\" Atomium 165 milyar kez büyütülmüş bir demir kristalini temsil ediyor. 18 metre çapında ve dokuz çelik kürenin birleştirilmesi ile oluşuyor. Küreler 12 boru ile birbirine bağlanmış ve yürüyen merdivenlerle fuar hollerine geçiş yapılıyor. En yüksekteki küre Brüksel'in panoramik görüntüsüne hakim. İnanılmaz bir yapı yani! Bina bu arada yaklaşık 102 metre yükseklikte! Atomium'a gitmek için Grand Place civarından yaklaşık 40 dakikalık bir tren yolculuğu yapmanız gerekiyor. Bourse durağından 3 numaralı Esplanade trenine binerek 14 durak gitmelisiniz. Esplanade durağında inerek yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş ile Atomium'a varıyorsunuz. Merkezden uzakta gibi görünmesin size. Bence Atomium, Brüksel'e gittiğinizde muhakkak görmeniz gereken yerlerden ilki. 🙂 Etrafının yeşilliği bile yeter! Brüksel gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/az-zamanda-cok-yere-seyahat-etmenin-7-sirri", "text": "Benim en büyük sırlarımdan biri bu. Seyahatleriniz ile ilgili planlı ve önceden organize olmanız gerekiyor. Nereye gitmek istediğinize, neler yapmak istediğinize ve nasıl bir seyahat yapmak istediğinize karar vermek, ardından belirlediğiniz tarihten birkaç ay önce uçak biletinizi almak, gideceğiniz yer ile ilgili ön araştırma yapmak çok önemli. Kısıtlı zamanda çok fazla yer gezmek istiyorsanız, bunun üzerine biraz kafa yormanız gerekiyor. İnsanların en zorlandığı konulardan biri erken uyanmak. Yıllar önce ben de böyleydim. Nefret ederdim erken uyanmaktan ve öğlen 14'lere kadar uyuyabilecek potansiyele sahiptim. Ama Sabah Sporu programını yapmaya ve sık seyahat etmeye başladıktan sonra erken kalkmak bende alışkanlık haline geldi. Pratik bir bavul tercih edin. Mümkün ise sadece kabin bagajı ile seyahat edin. Ve hatta sırtta taşınanlardan olsun. İlk seyahatlerimde ben de devasa boyutlarda ve tekerlekli bavullara gerekli gereksiz herşeyi doldururdum. Birkaç ülke ve şehir gezecekseniz hem taşıması zahmetli, hem de birçok düşük bütçeli havayolu şirketi bagajınız için sizden ekstra para talep ediyor. Ne gerek var? Bavula sığdıracaklarımı önce not alıyorum sonra da onları teker teker kabin sırt çantama yerleştiriyorum. Bavulunuzun sırtta taşınıyor olması da önemli çünkü uçak için check-in'i önceden yaptırdığınızda mobil uçuş kartınız ile sıra beklemeden sırtınızda bagajınız ile uçağa geçebilirsiniz. Ülkelerarası uçak seyahatlerimde çok fazla zaman ve paradan tasarruf kazandırıyor bu yöntem bana. Benim böyle bir defterim var. Dijitalde tutmuyorum notlarımı, bildiğiniz eski bakkal defterleri kıvamı bir şey. 🙂 Elle yazmazsam içime sinmez çünkü. Seyahatime, hangi gün nereye gideceğime karar verip takvimde işaretliyorum. Sonra ülke ve şehirlere ait gezilecek yerlerin listesini çıkarıyorum. Bunun için yabancı gezi bloglarından ve ülkelerin resmi turizm sitelerinden faydalanıyorum. Gezilecek yerlere dair ufak ufak notlar da yazıyorum. Adres, merkezden ulaşım şekli veya tarihi bilgileri gibi. İnternette gördüğüm fotoğraf çok hoşuma gitmiş ise o yerin veya yapının yanına \"Muhakkak fotoğraf çekil\" notunu düşüyorum 🙂 Bu defter benimle her yere geliyor. Evet hikayeler çekip sizlerle paylaşırken çantamda ya da elimde bu defter oluyor. Kurtarıcım resmen. Seyahat etmek için zengin olmam gerekir klişesini kafanızdan hemen atın. Her seyahat edenin banka hesabında milyon dolarlar yok, bilginiz olsun. 🙂 Düşük bütçeler ile de seyahat etmek gayet mümkün. Seyahate bütçe oluşturmak için bazı şeylerden feragat edin. Sigara veya içki kullanmayı, her gün havalı ve pahalı kahveler içmeyi bırakabilirsiniz örneğin. Her akşam dışarıdan yemek söylemek veya sinemaya gitmek, her iş çıkışı pahalı bir kafede takılmak yerine evinizde sosyalleşin. Hafta sonları arkadaşlarınızla bir mekanda eğlenmek yerine evinizde partiler yapın. 🙂 Bunlar hiç aklınıza gelmeyen küçük şeyler belki ama hesapladığınızda yıllık ciddi paralara tekabül ediyor. Unutmayın seyahate güdülenirseniz, normal hayatınızda yaptığınız her harcamayı artık seyahat bütçenize göre planlar hale geliyorsunuz. Seyahate çıkmadan önce de muhakkak seyahat bütçenizi baştan oluşturun. Uçak bileti, konaklayacağınız otel fiyatını hesaplayın. Günlük ortalama ne kadar harcama yapacağınızı tasarlayın. Seyahat ederken harcadığınız bütçeye hakim olmanız ve yaptığınız bilinçli harcama şekli size büyük tasarruf sağlar."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-gezilecek-yerler", "text": "Barselona! Antoni Gaudi'nin, Pablo Picasso'nun, Salvador Dali'nin, Joan Miro'nun, Antonio Tapies'in memleketi... Barselona'nın gezdiğim diğer Avrupa ülkelerinden çok çok farklı bir havası var kesinlikle. Sanatın kokusunu her sokakta, her caddede, her yapıda hissediyorsunuz bu şehirde! Tarih ve mimari yapıları desen hiçbir yerden geri kalır yanı yok ama daha da farklı bir şey var bu ülkede. Daha bizden, daha sıcak. Kıpır kıpır! Şehirde harika bir tarih ve görsellik sentezi var. Meşhur ızgara dizaynındaki şehir planı ve her sokağı ayrı bir keyif. 🙂 Plajlar ise yazın muhteşem! Kuzey Avrupa şehirlerinden biraz daha farklı olarak insanlar daha sıcakkanlı ve renkli. Zaten tip olarak da bize benziyorlar. Barselona'ya kesinlikle yazın gidin. Şehir evet fazla turistik ve kalabalık ama tadını kesinlikle yazın çok daha fazla çıkarabilirsiniz. Barselona'yı bence Barselona yapan şeylerden ilki ünlü efsane Katalan mimar Gaudi'nin eserleri. Çok farklı bir kafa gerçekten Gaudi! Gaudi kafası diğer sanatçılardan çok daha farklı, çok renkli ve özgün! Ve fantastik. Evet doğru kelime fantastik! Eserlerinden Park Güell, Palau Güell ve Casa Mila 1984'te, La Sagrada Familia, Casa Vicens, Casa Battlo ve Colonia Güell 2005'de UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş! Gaudi tek başına bile Barselona'ya gitmek için başlı başına bir sebep bence! Gaudi'nin bence en muhteşem eserlerinden biri. Park Güell! İçeri girer girmez fantastik bir dünyanın da kapısını aralamış gibi oluyorsunuz. Katalan Ulusal Sanat Müzesi, şehrin dünyaca ünlü sanat müzesi. İçeride, Gotik ve Romanesk, Rönesans ve Barok sanatına dair her şey var! Barselona Gotik Mahallesi Barselona'nın Old Town'u. Yani eski Barselona şehrinin bulunduğu bölge. Arnavut kaldırımlı dar sokakları ve ortaçağ mimarisi harika! Barselona Gotik Bölge deyince ilk görülmesi gereken ilk yerlerden biri 14. yüzyıldan kalan bu muhteşem Barselona Katedrali! Barselona'nın en merkezi noktası burası! Gerek otobüs gerek metro ulaşım hatlarının da ana kalkış durakları genelde bu meydanda. Ayrıca şehrin en ünlü ve kalabalık caddesi olan Passeig de Gracia'nın da başladığı nokta! Daha ne diyeyim. Kaybolursanız, direk haritadan Plaça De Catalunya meydanını bulun. 🙂 Çeşmeleri ve heykelleri, Barselona'nın en ikonik yapılarına yakınlığı ve merkezde toplanan güvercin sürüsü ile meşhurdur Plaça de Catalunya. Joan Miro''nun zemindeki dairesel fayans çalışması çok ilginçti mesela bu caddede. Turist tuzağı demeyin, İspanya'nın ünlü filozoflarının kılığına giren insan heykelleri ile fotoğraf çektirin. Ayrıca La Rambla üzerindeki Mercat de la Boqueria'ya uğrayın. Kocaman bir market burası. İçeride yok yok! Alışveriş yapmasanız da ucuz bazı yerel sokak lezzetlerini denemeniz içinde güzel bir alternatif. Casa Batllo ve Casa Mila, Antoni Gaudi'nin baş yapıtlarından denebilir! Gaudi eserlerine hiç ama hiç doyamıyorum. Detaylı Casa Batllo ve Casa Mila yazım için tıklayın! Carrer de Milans ve Carrer del Bisbe, Barselona'nın Gotik bölgesinde gizli kalmış yapıları ile ünlü gizemli sokakları! Detayları farkedebilirseniz buralarda çok keyif alırsınız benden söylemesi. 🙂 Detaylı Carrer de Milans, Carrer del Bisbe yazım için tıklayın! Parc de la Ciutadella şehirdeki en yeşil park! Bu parkın yemyeşil çimlerinde serilebilir, yürüyüş yapabilir veya parkın sevimli gölünde kayıkla bir gezintiye çıkabilirsiniz! Tam Çiğdem Ceylan'lık bir oksijen kaynağı yani. 🙂 Detaylı Parc de la Ciutadella yazım için tıklayın! Ben seyahat ettiğim şehirlerin yerel lezzetleri ile çok ilgiliyim derseniz, Barselona sizin için bir cennet. 🙂 Keyifli bir atölyede tapas ve sangria ve içinde bir benim olmadığım harika bir Katalan yemeği olan paella nasıl yapılır öğrenmek için harika bir aşçılık kursuna katılabilirsiniz 🙂 Peki bu atölyeye nasıl katılacaksınız? 3 saat sürecek bu aşçılık deneyimini bu web sitesinden satın alabilirsiniz. Şehrin cıvcıvından biraz uzaklaşmak, sessiz sakin bir yerde kafa dinlemek ama aynı zamanda Barselona'yı ve çevresinin tepeden panoramik manzarasını izlemek isterseniz, Los bunkers del Carmel'ı size tavsiye ederim. Çok romantik. 🙂 Bu tepenin çok turistik olmaması da ayrı bir güzellik bence. 🙂 Japon turistler tarafından henüz çok da keşfedilmemiş bir fotoğraf noktası üstelik 🙂 Her fotoğraf esprimi Japon ve Kore'liler üzerinden yapıyor olmam onların seyahat ve yeni yerler keşfetme arzusunu övmemle alakalı aslında. İstikrarları ve azimleri bana da ilham veriyor. Kocaman kalpler onlara. 🙂 Size de şehir manzarasına karşı bol fotoğraf ve bol romantik dakikalar diliyorum. 🙂 Şehir merkezinden Los bunkers del Carmel'e ulaşmak azıcık zahmetli ama vaktiniz var ise kesinlikle değer! Ünlü mimar Antoni Gaudi'nin bir eseri daha! Palau Güell 1886 ile 1888 yılları arasında inşa edilen bir saray. Dönemin varlıklı adamlarından biri olan Eusebi Güell için tasarlanmış burası. Güell \"Yüksek sosyeteden konuklarımı en iyi şekilde ağırlamak ve eğlendirmek istiyorum!\" deyince Gaudi de bu sarayın içindeki muhteşem salonu tasarlamış! Palau Güell yeni sanat akımının en güzel mimarlık örneklerinden biri. Saray, modern tasarımI ve ışık anlayışıyla dikkat çekiyor bence. Burada büyülü Gaudi dokunuşlarını fazlasıyla hissedebilirsiniz yine çünkü Gaudi, Palau Güell'in yapımında taş, ahşap, işlenmiş demir, çanak çömlek, cam gibi sıra dışı geleneksel materyaller kullanarak hayal gücünün meyvesi olan olağanüstü figürleri yaratmış! Bu arada ana parti odasına bayıldım, yıldızların ve gökyüzünün görülebildiği küçük deliklere sahip yüksek bir tavan var tepede. Ne şaşa ama. 🙂 Palau Güell'e giriş ücreti 12 eur. Barselona'nın zafer takı! Şehrin en ikonik simge yapılarından biri. Neo-Mudejar tarzında kırmızımsı tuğlalarla inşa edilmiş bu kemer. Üzerindeki figürleri, heykelleri ve oymaları inceleyebilmek için yakınına muhakkak gelin. Plaça Catalunya durağından R4 metro hattına binin. 3 dakika sonra Arc de Triomf istasyonunda ineceksiniz. Zafer takı Parc de la Ciutadella'ya epey yakın bir noktada bu arada. Bilginize. Parktan çıkınca karşınıza etrafında egzotik palmiyelerin olduğu ve yüksek sesle müzik dinleyen bisikletlilerin gelip geçtiği Passeig de Lluis Companys meydanı çıkacak. Tam dediğim noktadaysanız deniz tuzu kokusunun burnunuza yavaş yavaş gelmeye başlıyor olması lazım çünkü bu meydanın sonundaki Arc de Triomf, şehrin sahil kısmına açılan da kapı aynı zamanda. 🙂 Parc de la Ciutadella detaylı yazım için tıklayın! Picasso müzesi Pablo Picasso'nun sanatının oluşumunu anlamak için enn doğru yer! Çünkü burada Picasso'nun ilk eserleri sergileniyor. Sanatçının taaa okul öncesi çizimleri ve ailesi ile ilgili karaladığı figürleri görmek istemez misiniz? Ben büyük bir Picasso tutkunu olarak bayılmıştım buraya! Yaklaşık 4000 eser var müzede. Müze 09.00-19.00 arası açık ve giriş ücreti kişi başı 12 eur. Perşembe günleri 18.00- 21.30 arası ücretsiz olarak müzenin kapılarını açıyorlar. Benim gibi denk gelirseniz süper. Her ayın ilk pazar günü de müzeye giriş ücretsiz. Daha nasıl teşvik edeyim sizi? 🙂 Müzeyi gezin ve Pablo Picasso'nun büyüsüne kapılın! - Konaklama: 70 - Yeme İçme: 30 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Barselona bir günde gezebilirsiniz dediğim şehirlerden değil kesinlikle. Epey büyük bir şehir. Dolayısı ile konaklama konusunda da oldukça fazla alternatif var. Şehrin ikonik yapılarına ve merkeze yakın bölgelerde konaklamak isterseniz, La Rambla ve El Raval, Gotic Quarter bölgelerini tavsiye edebilirim. Ama fiyatlar epey yüksek bu noktalarda. Otelin yıldız sayısına göre fiyatlar 150-300 eur arasında değişiyor. Şehrin merkezinde konaklayacaksanız da hostel tercih edin. Gecelik odalar yaklaşık 40-50 eur civarında. Merkeze birkaç kilometre uzaklıktaki Eixample, L'Esquerra de l'Eixample ve El Poble-sec civarı da alternatifler arasında. Bu bölgelerde de otel fiyatları 90-150 eur'dan başlıyor. Biraz sahile ve kıyıya yakın olayım derseniz de Barcelonata bölgesini tercih etmelisiniz. Bu bölgede 70-80 eur'a güzel apartman daireleri kiralayabilirsiniz. Biraz daha uzak olabilir ama bütçe açısından uygun olsun derseniz, Gracia veya Sarria-Sant Gervasi civarında kalabilirsiniz. Bu bölgelerde gecelik 30-40 eur'a hostel bulmanız mümkün. Peki ben nerede konakladım. Tavsiyelerim için buyrun Barselona konaklama rehberime! Tapas, Paella, Sangria ve Churros! Barselona deyince akla gelen ilk lezzetler bunlar. Çok çok farklı çeşidi olan tapas, Katalan sofrasında mezelere verilen isim. Paella ise yine içinde çeşit çeşit malzeme olan özellikle deniz ürünleri ile yapılanı harika olan bir pilav çeşidi. İçinde yok yok, o yüzden İspanyol aşuresi de diyebiliriz paella'ya. 🙂 Sangria ise, Katalanların çok özel bir meyve kokteyli! Churros da, sıcak çikolataya batırılarak yenen bir tür kızarmış hamur tatlısı. Peki bu lezzetler nerede yenir? Haydi buyrun çok detaylı hazırladığım Barselona yeme içme rehberime! Barselona öyle her yere yürüyerek ulaşabileceğiniz küçük ve butik bir Avrupa şehri değil ama merak etmeyin şehir oldukça düzenli bir ulaşım ağına sahip. Her yol, her cadde bir şekilde şehrin merkezleri La Rambla veya Plaça Catalunya'ya bağlanıyor. Metro, tren, tramvay veya otobüs ile istediğiniz yere kolayca ulaşabilirsiniz. Bu ulaşım seçenekleri için tek yön kişi başı fiyat yaklaşık 2,5 eur. Size ulaşımda tasarruf sağlayacak T-10 Pass Card 10,30 eur, Barselona Card 29,5 eur. Şehirde toplu taşımalarda birkaç günlük bilet seçenekleri de mevcut. T-dia denilen 1 günlük sınırsız bilet 7,60 eur. Barselona havaalanından Aerobus otobüsleri ile merkeze ulaşmanın maliyeti 5,90 eur, tren ve metroyu tercih ederseniz kişi başı 4,5 eur ödemelisiniz. Tüm bu alternatiflerin epey detaylarını anlattığım Barselona ulaşım rehberime buyrun! 1. Barcelona Card alın: Barcelona Card, şehrin birçok noktasında size indirim sağlayacağı gibi, tüm toplu taşımaları da ücretsiz sınırsızca kullanabiliyorsunuz. Ayrıca birçok müzeye ücretsiz girebilirsiniz bu kart ile. Barcelona Card'ı şehre iner inmez havalaalanında terminal 1 ve 2'den, şehrin merkezi noktaları La Rambla ve Plaça Catalunya'dan temin edebilirsiniz. - 1 günlük Barcelona Card: 29,5 eur - 3 günlük Barcelona Card: 45 eur - 4 günlük Barcelona Card: 55 eur - 5 günlük Barcelona Card: 60 eur Biletinizi Barcelona Card internet sitesinden de satın alabilirsiniz. 2. T-Pass alın: T-10 pass biletinizi toplu taşımalarda 10 sefer ücretsiz kullanabilirsiniz. Eğer ulaşım ağlarını çok fazla kullanma niyetindeyseniz T-10 pass, teker teker alacağınız biletlerden çok daha uygun fiyata gelecek size. Son kullanma tarihi de yok bu biletin, fiyatı ise 10,30 eur. 4. Ücretsiz plajları tercih edin: Şehir merkezinin hemen dışındaki Poblenou'da, merkeze göre daha temiz ve daha az kalabalık bir plaj bulabilirsiniz. Şunu unutmayın, turistler yaz aylarında şehir merkezine en yakın plaj olan Barceloneta plajına akın ederler. İnsanlarla zaman zaman kuma havlu serme yarışına girmeniz olası. 🙂 Yaz aylarında aşırı kalabalık ve turistik bir plajda takılmaktansa, biraz daha sakin ve ücretsiz plajların olduğu Poblenou bölgesi çok ideal bir seçenek. 5. Müzeleri ücretsiz günlerde ziyaret edin: Çoğu ayın ilk pazar günü Barselona'da ücretsiz müze günüdür. Picasso Müzesi, Barselona Tarih Müzesi, Katalan Ulusal Sanat Müzesi ücretsiz gezebileceğiniz müzeler. Ama dikkat edin, bahsettiğim günlerde müzelerde aşırı sıra olabiliyor. Mümkün olduğunca erken ziyaret edin. Minik ama önemli bir bilgi daha; Katalan Ulusal Sanat Müzesini cumartesi günleri 15.00'den sonra, Picasso müzesini de pazar günleri 15.00'den sonra ücretsiz gezebiliyorsunuz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Barselona! Antoni Gaudi'nin, Pablo Picasso'nun, Salvador Dali'nin, Joan Miro'nun, Antonio Tapies'in memleketi... Barselona'nın gezdiğim diğer Avrupa ülkelerinden çok çok farklı bir havası var kesinlikle. Barselona gezilecek yerler listesi ile sanatın kokusunu her sokakta, her caddede, her yapıda hissediyorsunuz! Baraselona'da favorim olan 6 aktiviteyi sıraladım. Detaylı La Sagrada Familia yazım için tıkla! Detaylı Park Güell yazım için tıkla! Detaylı Katalan Ulusal Sanat Müzesi yazım için tıkla! Detaylı Barselona Gotik Mahallesi yazım için tıkla! Barselona Gotik Bölge deyince ilk görülmesi gereken ilk yerlerden biri 14. yüzyıldan kalan bu muhteşem Barselona Katedrali! Resmi olarak Kutsal Haç ve Aziz Eulalia Katedrali olarak adlandırılsa da Barselona Katedrali olarak bilinir burası. Detaylı Barselona Katedrali yazım için tıkla! Detaylı Barselona Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-gotik-mahallesi", "text": "- Plaça de Sant Felip Neri, - Plaça Reial, - Plaça d'Antonio Lopez, bu meydanda eski Roma surlarının manzarasını gören bir kafede muhakkak bir kahve için benim için. 🙂 - Plaça de Sant Josep Oriol ve Plaça del Pi. Gotik bölgede birçok kafe, bar ve butik de var. Cat House isimli butiği muhakkak gezin, içeride satılan her şey kedi temalı. 🙂 Yorulduysanız soluklanabilecek çok şirin mekanlara rastladım yürürken. Hayranı olduğum Gaudi de Barselona'daki Gotik Mahallede zaman geçirmeyi severmiş. 🙂 Aldığı ilk projelerinden biri de Barcelona'nın en büyük meydanlarından biri olan Plaça Reial'in sokak lambalarıymış. Picasso da uzun süre şehrin bu bölgesinde hayatını sürdürmüş! Picasso, Barselona'ya vardığında ve Güzel Sanatlar okuluna kabul edildiğinde 14 yaşında bir çocukmuş daha! Barselona Gotik Mahallesinde, bahsettiğim tatlı kafelerden birine oturun ve o tarihi atmosferi soluyarak bu iki adamın hayat hikayesini okuyun. 🙂 Bu bölgeyi kesinlikle birkez daha ziyaret edeceğim! Baayıldıımmm çünkü. Bu büyüleyici bölgenin tarihi taaa 2000 yıl öncesine dayanıyor, bu da demek oluyor ki yapılacak ve görülecek çok fazla şey var burada. 🙂 Bu yerlerden biri de tesadüfen rastladığım La Boqueria! Gotik Mahallesi'nde tarihi bir pazarın koşuşturmacasına denk geldiğim için şanslıydım. İlginç bir yer burası, muhakkak uğrayın. Bu arada bu bölgede çok çok beğendiğim bir yapı da, Temple d'August! Bir Roma tapınağı burası, görün derim. 🙂 Veee tabi, Barselona'daki bu Gotik Mahallenin en ünlü yapısı 13. yüzyıldan 15. yüzyıla ait Gotik Katedral! Atlamayalım lütfen. 🙂 Bu ihtişamlı kilisenin yapımı tam 200 yıl sürmüş. Detaylı Barselona Katedrali yazım için tıkla! Alın size filmden bir kare daha! 🙂 Vicky ile Cristina'nın merdivenlerinde sohbet ettiği Katalan Ulusal Sanat Müzesi yazım için tıklayın. Barselona Gotik bölgesindeki Carrer de Milans Carrer del Bisbe yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-katedrali", "text": "Bu gotik katedral, Paleo Hıristiyan Bazilikası'nın ve daha sonraki Romanesk Katedrali'nin temelleri üzerine inşa edilmiş. İnşaat Aragon Kralı II. James'in emriyle 1298'de başlamış ve 15'inci yüzyılın ortalarında Kral Alfonso'nun egemenliği altında tamamlanmış. Burası Katalan gotik mimarinin en en en önemli yapılarından biri! Tarihi çook çok eskilere dayanıyor üstelik. Barselona deyince insanların aklı ilk Sagrada Familia'ya gidiyor ama aslında bu katedral Sagrada Familia'dan çok daha yaşlı ve en az onun kadar görkemli! Bu katedralinin içi de en az dış cephesi kadar muhteşem. Özellikle tavana baktığınızda göreceğiniz ışık şovu ve içerideki eko inanılmaz. Çok yüksek tavanlı bu gotik şaheser için kendinize en az 1 saat ayırmanızı tavsiye ederim. Avlusunda da bembeyaz kazlar geziniyor. 🙂 Sabah 09.00-12.00 ve aksam 17.00'den sonra kiliseyi ücretsiz gezebilirsiniz. Bu arada katedralin çatısına da muhakkak çıkın. Barselona manzarası muhteşem! Barselona Gotik Bölgesi yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-konaklama-rehberi", "text": "Çok şirin bir hostel tavsiye edeceğim size. Hostal Bcn 46! Hostellere karşı son yıllarda ön yargımın azalması ile beraber artık genelde otel yerine hostel tercih ediyorum seyahatlerimde. Tabi kendime özel bir oda tutabileceğim hostelleri. 🙂 Aynı odada tanımadığım insanlar ile geceyi geçirme fikri bana hala çok da sıcak gelmiyor eşyalarımın güvenliği açısından. Hostal Bcn 46, Barselona'nın Eixample bölgesinde. Şehrin merkezi La Rambla'ya yürüyerek 18 dakika. Passeig de Gracia Metro ve Tren İstasyonu'na da 5 dakikalık yürüme mesafesinde. Bu hostelde çift kişilik bir odada konaklamanın bedeli gecelik 90 eur. Kalabalık bir grup olarak gidiyorsanız 4 kişilik oda seçenekleri de mevcut. Fiyatları gecelik 100 eur."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Barselona 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 110 eur. 70 eur konaklama, 30 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Barselona bir günde gezebilirsiniz dediğim şehirlerden değil kesinlikle. Epey büyük bir şehir. Dolayısı ile konaklama konusunda da oldukça fazla alternatif var. Şehrin ikonik yapılarına ve merkeze yakın bölgelerde konaklamak isterseniz, La Rambla ve El Raval, Gotic Quarter bölgelerini tavsiye edebilirim. Ama fiyatlar epey yüksek bu noktalarda. Otelin yıldız sayısına göre fiyatlar 150-300 eur arasında değişiyor. Şehrin merkezinde konaklayacaksanız da hostel tercih edin. Gecelik odalar yaklaşık 40-50 eur civarında. Merkeze birkaç kilometre uzaklıktaki Eixample, L'Esquerra de l'Eixample ve El Poble-sec civarı da alternatifler arasında. Bu bölgelerde de otel fiyatları 90-150 eur'dan başlıyor. Biraz sahile ve kıyıya yakın olayım derseniz de Barcelonata bölgesini tercih etmelisiniz. Bu bölgede 70-80 eur'a güzel apartman daireleri kiralayabilirsiniz. Biraz daha uzak olabilir ama bütçe açısından uygun olsun derseniz, Gracia veya Sarria-Sant Gervasi civarında kalabilirsiniz. Bu bölgelerde gecelik 30-40 eur'a hostel bulmanız mümkün. Peki ben nerede konakladım. Tavsiyelerim için buyrun Barselona konaklama rehberime! Tapas, Paella, Sangria ve Churros! Barselona deyince akla gelen ilk lezzetler bunlar. Çok çok farklı çeşidi olan tapas, Katalan sofrasında mezelere verilen isim. Paella ise yine içinde çeşit çeşit malzeme olan özellikle deniz ürünleri ile yapılanı harika olan bir pilav çeşidi. İçinde yok yok, o yüzden İspanyol aşuresi de diyebiliriz paella'ya. Sangria ise, Katalanların çok özel bir meyve kokteyli! Churros da, sıcak çikolataya batırılarak yenen bir tür kızarmış hamur tatlısı. Peki bu lezzetler nerede yenir? Haydi buyrun çok detaylı hazırladığım Barselona yeme içme rehberime! Barselona öyle her yere yürüyerek ulaşabileceğiniz küçük ve butik bir Avrupa şehri değil ama merak etmeyin şehir oldukça düzenli bir ulaşım ağına sahip. Her yol, her cadde bir şekilde şehrin merkezleri La Rambla veya Plaça Catalunya'ya bağlanıyor. Metro, tren, tramvay veya otobüs ile istediğiniz yere kolayca ulaşabilirsiniz. Bu ulaşım seçenekleri için tek yön kişi başı fiyat yaklaşık 2,5 eur. Size ulaşımda tasarruf sağlayacak T-10 Pass Card 10,30 eur, Barselona Card 29,5 eur. Şehirde toplu taşımalarda birkaç günlük bilet seçenekleri de mevcut. T-dia denilen 1 günlük sınırsız bilet 7,60 eur. Barselona havaalanından Aerobus otobüsleri ile merkeze ulaşmanın maliyeti 5,90 eur, tren ve metroyu tercih ederseniz kişi başı 4,5 eur ödemelisiniz. Tüm bu alternatiflerin epey detaylarını anlattığım Barselona ulaşım rehberime buyrun! Detaylı Barselona Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-turu", "text": "Barselona'nın gezdiğim diğer Avrupa ülkelerinden çok çok farklı bir havası var kesinlikle. Sanatın kokusunu her sokakta, her caddede, her yapıda hissediyorsunuz bu şehirde! Barselona turu yazımda Barselona'da yapılacak 18 farklı aktiviteden bahsettim. Gaudi'nin bence en muhteşem eserlerinden biri. Park Güell! İçeri girer girmez fantastik bir dünyanın da kapısını aralamış gibi oluyorsunuz. Katalan Ulusal Sanat Müzesi, şehrin dünyaca ünlü sanat müzesi. İçeride, Gotik ve Romanesk, Rönesans ve Barok sanatına dair her şey var! Barselona Gotik Mahallesi Barselona'nın Old Town'u. Yani eski Barselona şehrinin bulunduğu bölge. Arnavut kaldırımlı dar sokakları ve ortaçağ mimarisi harika! Barselona Gotik Bölge deyince ilk görülmesi gereken ilk yerlerden biri 14. yüzyıldan kalan bu muhteşem Barselona Katedrali! Barselona'nın en merkezi noktası burası! Gerek otobüs gerek metro ulaşım hatlarının da ana kalkış durakları genelde bu meydanda. Ayrıca şehrin en ünlü ve kalabalık caddesi olan Passeig de Gracia'nın da başladığı nokta! Daha ne diyeyim. Kaybolursanız, direk haritadan Plaça De Catalunya meydanını bulun. 🙂 Çeşmeleri ve heykelleri, Barselona'nın en ikonik yapılarına yakınlığı ve merkezde toplanan güvercin sürüsü ile meşhurdur Plaça de Catalunya. Joan Miro''nun zemindeki dairesel fayans çalışması çok ilginçti mesela bu caddede. Turist tuzağı demeyin, İspanya'nın ünlü filozoflarının kılığına giren insan heykelleri ile fotoğraf çektirin. Ayrıca La Rambla üzerindeki Mercat de la Boqueria'ya uğrayın. Kocaman bir market burası. İçeride yok yok! Alışveriş yapmasanız da ucuz bazı yerel sokak lezzetlerini denemeniz içinde güzel bir alternatif. Casa Batllo ve Casa Mila, Antoni Gaudi'nin baş yapıtlarından denebilir! Gaudi eserlerine hiç ama hiç doyamıyorum. Detaylı Casa Batllo ve Casa Mila yazım için tıklayın! Carrer de Milans ve Carrer del Bisbe, Barselona'nın Gotik bölgesinde gizli kalmış yapıları ile ünlü gizemli sokakları! Detayları farkedebilirseniz buralarda çok keyif alırsınız benden söylemesi. 🙂 Detaylı Carrer de Milans, Carrer del Bisbe yazım için tıklayın! Parc de la Ciutadella şehirdeki en yeşil park! Bu parkın yemyeşil çimlerinde serilebilir, yürüyüş yapabilir veya parkın sevimli gölünde kayıkla bir gezintiye çıkabilirsiniz! Tam Çiğdem Ceylan'lık bir oksijen kaynağı yani. 🙂 Detaylı Parc de la Ciutadella yazım için tıklayın! Ben seyahat ettiğim şehirlerin yerel lezzetleri ile çok ilgiliyim derseniz, Barselona sizin için bir cennet. 🙂 Keyifli bir atölyede tapas ve sangria ve içinde bir benim olmadığım harika bir Katalan yemeği olan paella nasıl yapılır öğrenmek için harika bir aşçılık kursuna katılabilirsiniz 🙂 Peki bu atölyeye nasıl katılacaksınız? 3 saat sürecek bu aşçılık deneyimini bu web sitesinden satın alabilirsiniz. Şehrin cıvcıvından biraz uzaklaşmak, sessiz sakin bir yerde kafa dinlemek ama aynı zamanda Barselona'yı ve çevresinin tepeden panoramik manzarasını izlemek isterseniz, Los bunkers del Carmel'ı size tavsiye ederim. Çok romantik. 🙂 Bu tepenin çok turistik olmaması da ayrı bir güzellik bence. 🙂 Japon turistler tarafından henüz çok da keşfedilmemiş bir fotoğraf noktası üstelik 🙂 Her fotoğraf esprimi Japon ve Kore'liler üzerinden yapıyor olmam onların seyahat ve yeni yerler keşfetme arzusunu övmemle alakalı aslında. İstikrarları ve azimleri bana da ilham veriyor. Kocaman kalpler onlara. 🙂 Size de şehir manzarasına karşı bol fotoğraf ve bol romantik dakikalar diliyorum. 🙂 Şehir merkezinden Los bunkers del Carmel'e ulaşmak azıcık zahmetli ama vaktiniz var ise kesinlikle değer! Ünlü mimar Antoni Gaudi'nin bir eseri daha! Palau Güell 1886 ile 1888 yılları arasında inşa edilen bir saray. Dönemin varlıklı adamlarından biri olan Eusebi Güell için tasarlanmış burası. Güell \"Yüksek sosyeteden konuklarımı en iyi şekilde ağırlamak ve eğlendirmek istiyorum!\" deyince Gaudi de bu sarayın içindeki muhteşem salonu tasarlamış! Palau Güell yeni sanat akımının en güzel mimarlık örneklerinden biri. Saray, modern tasarımI ve ışık anlayışıyla dikkat çekiyor bence. Burada büyülü Gaudi dokunuşlarını fazlasıyla hissedebilirsiniz yine çünkü Gaudi, Palau Güell'in yapımında taş, ahşap, işlenmiş demir, çanak çömlek, cam gibi sıra dışı geleneksel materyaller kullanarak hayal gücünün meyvesi olan olağanüstü figürleri yaratmış! Bu arada ana parti odasına bayıldım, yıldızların ve gökyüzünün görülebildiği küçük deliklere sahip yüksek bir tavan var tepede. Ne şaşa ama. 🙂 Palau Güell'e giriş ücreti 12 eur. Barselona'nın zafer takı! Şehrin en ikonik simge yapılarından biri. Neo-Mudejar tarzında kırmızımsı tuğlalarla inşa edilmiş bu kemer. Üzerindeki figürleri, heykelleri ve oymaları inceleyebilmek için yakınına muhakkak gelin. Plaça Catalunya durağından R4 metro hattına binin. 3 dakika sonra Arc de Triomf istasyonunda ineceksiniz. Zafer takı Parc de la Ciutadella'ya epey yakın bir noktada bu arada. Bilginize. Parktan çıkınca karşınıza etrafında egzotik palmiyelerin olduğu ve yüksek sesle müzik dinleyen bisikletlilerin gelip geçtiği Passeig de Lluis Companys meydanı çıkacak. Tam dediğim noktadaysanız deniz tuzu kokusunun burnunuza yavaş yavaş gelmeye başlıyor olması lazım çünkü bu meydanın sonundaki Arc de Triomf, şehrin sahil kısmına açılan da kapı aynı zamanda. 🙂 Parc de la Ciutadella detaylı yazım için tıklayın! Picasso müzesi Pablo Picasso'nun sanatının oluşumunu anlamak için enn doğru yer! Çünkü burada Picasso'nun ilk eserleri sergileniyor. Sanatçının taaa okul öncesi çizimleri ve ailesi ile ilgili karaladığı figürleri görmek istemez misiniz? Ben büyük bir Picasso tutkunu olarak bayılmıştım buraya! Yaklaşık 4000 eser var müzede. Müze 09.00-19.00 arası açık ve giriş ücreti kişi başı 12 eur. Perşembe günleri 18.00- 21.30 arası ücretsiz olarak müzenin kapılarını açıyorlar. Benim gibi denk gelirseniz süper. Her ayın ilk pazar günü de müzeye giriş ücretsiz. Daha nasıl teşvik edeyim sizi? 🙂 Müzeyi gezin ve Pablo Picasso'nun büyüsüne kapılın! Detaylı Barselona gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-ulasim-rehberi", "text": "Barcelona Havaalanı 2 terminale sahip. Terminal 1'i daha çok düşük bütçeli olmayan havayolu şirketleri kullanıyor. Terminal 2'yi ise tam tersi düşük bütçeli firmalar tercih ediyor. Otobüs: Terminal 1'den şehir merkezine her 5 dakikada bir Aerobus denilen otobüsler kalkıyor. Havaş gibi düşünün. Aerobus kullanacaksanız Terminal 1'den çıktıktan sonra alt kata inmelisiniz. Yolculuk yaklaşık yarım saat sürüyor. Aerobus internet sitesinden otobüslerin kalkış saatlerini inceleyebilir ve biletinizi önceden satın alabilirsiniz. Kişi başı tek yön bilet 5,90 eur. Gidiş dönüş bileti alırsanız biraz daha avantajlı olur, kişi başı 10,20 eur ödersiniz. Belediye Otobüsü: Belediye otobüsleri de şehir merkezine gitmek için ayrı bir alternatif. TBM otobüslerini kullanırsanız kişi başı tek yön 2,15 eur ücret ödersiniz. 46 numaralı hattı kullanacaksınız. Gece ise şehir merkezine N16 ve N17 hatlar hizmet veriyor. Her 40 dakikada bir otobüs kalkıyor. Otobüsler Terminal 1'den hareket edip, terminal 2'ye de uğruyor. TBM internet sitesinden belediye otobüslerinin kalkış ve varış saatlerini inceleyebilirsiniz. Metro: Bu arada havaalanından şehir merkezine metro ile de ulaşım mümkün. L9 metro hattının havaalanında 2 terminalde de durağı var. Kişi başı tek yön 4,5 eur vererek Zona Universitaria durağına kadar gidebilirsiniz. Bu istasyondan tekrar L3 Trinitat Nova hattına binerek 20 dakika daha yolculuk yaparak Liceu durağında inmelisiniz. 2 dakika sonra La Rambla'dasınız. Ama bence metro biraz zahmetli. Otobüs ve tren oldukça pratik seçenek. Taksi: Taksi de elbet, şehir merkezine ulaşım için en pratik seçeneklerden ama oldukça pahalı. Terminal 1'den bindiyseniz yaklaşık 30 eur ödemelisiniz. Otobüs ve Tren: Terminal 2'ye indiyseniz, yine Aerobus kullanabileceğiniz gibi bu terminalden tren ile de şehir merkezine ulaşmak epey pratik. Aeropuerto durağından her 30 dakikada bir kalkan trene binip Passeig de Gracia durağında ineceksiniz. Yolculuk yine ortalama yarım saat sürüyor olacak. Terminal 1'de indiniz ama yine de tren kullanmak istiyorsanız, Aeropuerto tren istasyonuna ücretsiz servisler ile ulaşabilirsiniz. Tren biletinin fiyatı tek kişi için tek yön 4,5 eur. Metro: Bu arada havaalanından şehir merkezine metro ile de ulaşım mümkün. L9 metro hattının havaalanında 2 terminalde de durağı var. Kişi başı tek yön 4,5 eur vererek Zona Universitaria durağına kadar gidebilirsiniz. Bu istasyondan tekrar L3 Trinitat Nova hattına binerek 20 dakika daha yolculuk yaparak Liceu durağında inmelisiniz. 2 dakika sonra La Rambla'dasınız. Ama bence metro biraz zahmetli. Otobüs ve tren oldukça pratik seçenek. Taksi: Terminal 2'den şehir merkezine gitmek için yaklaşık 35 eur ücret ödemelisiniz. Şehir içinde ulaşım ağının oldukça gelişmiş olduğunu söylemiştim. Metro, tren, tramvay veya otobüs ile istediğiniz yere kolayca ulaşabilirsiniz. Özellikle metro ağını tavsiye ederim çünkü şehirde tam 12 hat ve 160 durak hizmet veriyor. Sefer saatleri konusunda panik yapmayın. Seferler çok sık. Tüm saydığım bu ulaşım seçenekleri için tek yön kişi başı fiyat yaklaşık 2,5 eur. Bu arada Barselona'da birkaç gün geçirecekseniz, T-10 pass veya Barcelona Card alın. T-10 pass biletinizi toplu taşımalarda 10 sefer ücretsiz kullanabilirsiniz. Eğer ulaşım ağlarını çok fazla kullanma niyetindeyseniz T-10 pass, teker teker alacağınız biletlerden çok daha uygun fiyata gelecek size. Son kullanma tarihi de yok bu biletin, fiyatı ise 10,30 eur. Barcelona Card, şehrin birçok noktasında size indirim sağlayacağı gibi, tüm toplu taşımaları da ücretsiz sınırsızca kullanabiliyorsunuz. Ayrıca birçok müzeye ücretsiz girebilirsiniz bu kart ile. Barselona Card'ı şehre iner inmez havalaalanında Terminal 1 ve 2'den, şehrin merkezi noktaları La Rambla ve Plaça Catalunya'dan temin edebilirsiniz. - Gaudi Bundle, yani 1 günlük Barselona Card: 29,5 eur - 3 günlük Barcelona Card: 45 eur - 4 günlük Barcelona Card: 55 eur - 5 günlük Barcelona Card: 60 eur Biletinizi Barselona Card internet sitesinden de satın alabilirsiniz. - T-Dia: 1 günlük sınırsız bilet alıp aynı gün içinde sınırsızca toplu taşıma kullanmak istiyorum derseniz de 7,60 eur ödemelisiniz. Biletin ömrü ilk kullandığınız anda başlar. - 2 günlük bilet: 14 eur - 3 günlük bilet: 20 eur - 4 günlük bilet: 25 eur - 5 günlük bilet: 31 eur Merhaba, Terminal 2B'de bulunan RENFE havaalanı trenlerinin bulunduğu yerden alabilirsin. Bu arada T10 pass bileti değişmiş ve adı T-Casual olmuş fiyatı ise 11,35 euro. Yine 10 defa kullanmanı sağlıyor. Bu biletle REFNE trenini kullanarak şehir merkezine ulaşabilirsin. Aşağıdaki 2 linkte detaylı bilgiler var. Bu kartı alıp almamanız tamamen sizin gezi planınıza bağlı. İlk defa gidiyorsanız ve gezeceğiniz yerleri detaylı planlamışsanız kartı almanız mutlaka size avantaj sağlayacaktır. Park Guell ve diğer bilindik yerler için ayrıca bilet seçenekleri var. Aşağıdaki linkte bu kartla ücretsiz veya indirimli giriş yapabileceğiniz yerlerin listesi var. Gezi planınıza göre alıp almamaya karar verebilirsiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/barselona-yeme-icme-rehberi", "text": "Barselona'nın en iyi tapasçılarından biri bence! İçeriden dışarıya taşan kuyruk varsa bile vazgeçmeyin, bekleyin. Menüde onlarca çeşit tapas var. Keçi peyniri ve kurutulmuş domatesli, deniz kestanesi ve ançuezli, istiridye ve kırmızı biberli olanı denedim. Harika idi. Seçmekte hakikaten zorlanıyorsunuz. J Hepsi birbirinden lezzetli çünkü. Tapasların tanesi yaklaşık 3 eur. Barselona'nın en en iyi tapasçılarından biri daha. Bu restoranın girişi çok sevimli. Beni hemen cezbetmişti. Öyle lüks falan değil. Daha çok atıştırmalık tarzda bir mekan. Mantar ve vasabili tapas 6,70 eur, tartar soslu somonlu çeşidi ise yaklaşık 7 eur. Fiyatlar oldukça makul göründü bana. Yolunuz üzerinde ise kesinlikle uğrayın, birkaç lezzetli tapası mideye indirip şehri keşfe devam edin. Bu arada Bar del Pla'ya dair en sevdiğim şey buranın çok fazla turistik olmaması idi. Birçok İspanyol bu restoranda takılıyor. Picasso Müzesi'nin hemen köşesinde, Barselona'nın El Borne bölgesinin dar ve yayalara ayrılmış caddelerinden birinde burası. Yolunuz Barselona'da Picasso müzesine zaten düşecektir diye düşünüyorum. O yüzden bu mekana muhakkak uğrayın! Turistik ve her daim kalabalık olmasına rağmen El Xampanyet ne mütevazi görüntüsünden taviz vermiş ne de fiyatlarını abartmış. Şirin, kendi halinde, lezzetli ve ucuz bir restoran burası. Favori mekanım diyebilirim kesinlikle. Burası Barselona'nın sembolik La Boqueria pazarının tam ortasında yer alıyor. Avrupa'nın en ikonik gıda pazarlarından birinde takılıp, İspanyol lezzetlerinin dibine vurmak harika! 🙂 Üstelik ortam çok hareketli. El Quim de la Boqueria'da hemen renkli yüksek sandalyelerden birini kapın. Hem etrafın tadını çıkarın hem de tapasların. 🙂 Fiyatlar da oldukça uygun. Enginar ile kızartılmış bebek kalamar harika idi. Fiyatı 19 eur. Kızarmış Lagos balığı filetosu da bu mekanın niş lezzetlerinden. Fiyatı 17 eur. Afiyet olsun. Bu restoran 1968'de Barceloneta'nın taaa bir balıkçı köyü olduğu zamanlardan beri hizmet veriyormuş. Caldero de Arroz Con Bogavante yani bir çeşit paella çeşidi olan ıstakozlu pilav ve Chipirones a la Andaluza, Endülüs usulü bebek kalamar bu restoranın en iyi lezzetlerinden. Eskiden balıkçıların en çok tercih ettiği bir paella çeşidi olan Rice in a fisherman-style broth da çorba şeklinde suyu ile servis ediliyor. Taptaze kalamar ve midye ile pişiriliyor. Bu restorandaki lezzetlerin fiyatları 20-40 eur arasında değişiyor. Zarif ve şık bir restoran burası. Sevgiliniz veya eşiniz ile romantik bir paella akşamı yapmak isterseniz size burayı tavsiye ederim. 🙂 Şık dediysem kafanızda uçuk fiyatlar canlanmasın lütfen. Fiyatları da gayet makul. Paprikalı ahtapot çorbası ile başlayın ziyafete. Tatlı su ıstakozlu ve karidesli, paprika ve sarımsaklı pilavdan yapılan paella ise sizi sizden alabilir, baştan söyleyeyim. 🙂 Yok ben paella değil de şöyle farklı bir deniz ürünü tadayım derseniz de kızarmış fenerbalığını tavsiye ederim. Daha ne diyeyim size, Elche'ye gidin ve onlarca çeşit deniz ürünü arasında kendinizi kaybedin derim. 🙂 Balık sevmiyorsanız, et çeşitleri de var bu restoranda. Kapanışı da bir yerel Katalan tatlısı ile yapın. Traditional Catalan Custard! Krem karamele benzeyen bayıldığım bir tatlı. Şehrin en iyi paellacılarından biri. Bu restoranın tarihi taaa 19. Yüzyıla kadar dayanıyor. Deniz ürünlü ve sebzeli bir çeşit olan Paella Manoleteyi tavsiye ederim. Mürekkep balığının mürekkebi ile pişirilen siyah pilav dedikleri Arros Negre, güveçte pişrilen ve çorbayı andıran bir paella çeşidi arros caldos da efsane! 🙂 Saydığım lezzetlerin fiyatı yaklaşık 20 eur. Ben et yemem, sadece sebze ve pilavlı paella isterim derseniz de Paella de Verdues sipariş edeceksiniz. Fiyatı 18 eur. Buranın içi beyaz krema dolgulu churrosları harika! Yedikçe yedim yedikçe yedim. 🙂 Muhakkak deneyin. İçi çikolata kremalı ile doldurulmuş olanlar da bir o kadar güzel. Dolgulu churrosların tanesi 2 eur. Klasik sıcak çikolata ile de servis edilen de tercih edebilirsiniz. Fiyat 3,5-4 eur arasında değişiyor. Bu arada burası Barselona'da o kadar ünlü ki, önünde muhakkak sıra oluyor. Sabredin bekleyin derim. 🙂 Bu arada Xurreira Dels Banys Nous'un kahvesi de churrosları kadar lezzetli."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/berlin-gezilecek-yerler", "text": "Yine de azimli ve disiplinli bir gezgin olarak yapmayı planladığım her yeri görerek döndüğümü düşünüyorum güzel Berlin'den. Bu çok kültürlü şehirde tarih ve sanat iç içe. İnsanlarda ise aşırı bir düzen ve disiplin söz konusu. Her bölgenin kendine has farklı özellikleri var. Müzeler, parklar ve ikonik yapılar muhteşem. Berlin Duvarı, Brandenburg Kapısı, Parlamento Binası, Berlin Katedrali, Müze Adası, Checkpoint Charlie, Postdamerplatz ve Alexanderplatz... Bir turist olarak görmeniz gereken yerlerin sadece küçük bir listesi. Berlin'i daha da fazla hissetmek istiyorsanız, buyrun sizler için hazırladığım detaylı Berlin gezilecek yerler rehberime! 🙂 Mutlaka yeniden görüşeceğiz Berlin! East Side Gallery bir zamanlar Berlin Duvarıydı. Şimdi ise dünyanın en uzun açık hava galerisi! Duvar üzerindeki graffiti eserler muhteşem. En ünlüsü de şüphesiz ki Rus lider Leonid Brezhnev ile Doğu Almanya lideri Erich Honecker'in öpüştüğünü gösteren \"Fraternal Kiss\" eseri! Burası bölünmüş Berlin'de doğu ve batı arasındaki sınır geçiş noktalarından biri. Soğuk Savaş döneminin sembolü! Sınırı ayıran çizgiyi, sınır muhafızlarının beklediği bir kulübeyi ve Mahatma Gandhi'nin giydiği postalları yakından görmek çok çok ilginç bir deneyim. Katledilen Avrupa Yahudilerinin Anıtı. Gitmeden tarihini muhakkak okuyun! İçeriye daldığınızda kendinizi bir labirentin içerisinde hissedeceksiniz. Farklı yükseklikteki 2711 beton levha arasında gezmek ilginç. Anıt hafif eğimli, zemin düz değil. ÇoK farklı bir deneyim! New York'un Central Park'ı varsa Berlin'inde Tiergarten'i var! 🙂 Şehir merkezine lokasyon olarak yakın ama kafa olarak ise epey uzak. 🙂 Berlin'in hareketliliğinden biraz uzaklaşmak ve rahatlamak için çok doğru bir adres. Park'ın aşırı doğal oluşuna ve sakinliğine bayıldım! Branderburgen Tor, yani Branderburg Kapısı Berlin'in sembollerinden biri. Soğuk Savaş döneminde bölünmenin simgesiyken artık ulusal bir barış ve birlik simgesi olmuş burası. Oldukça turistik olduğundan önünde fotoğraf çekmek isteyen kalabalığa denk gelmemek için günün erken saatlerinde ziyaret edin. 1700'lerin sonunda inşa edilen bu kapının mimarisi de müthiş! Berlin, Alman tarihinin yazıldığı yerdir! Bunu yaşamak ve anlamak için de en doğru yer de bence Reichstag yani Parlamento Binası kesinlikle. Restorasyonu esnasında tepeye eklenen cam kubbe inanılmaz. Daha önce görmediğim bina örneklerden biriydi burası. Ziyaret ücretsiz ama internet sitesinden kayıt yaptırmanız gerekiyor giriş için. Ziyaretten iki saat öncesine kadar yapılan kayıtlar kabul ediliyor. Museumsinsel, yani müzeler adası Berlin turunuzun başlama noktası olsun çünkü burası simge yapı olan Berliner Dom'a da aşırı yakın. Spree nehri üzerinde yer alan bu sevimli adada beş müze var! Eski müze, yeni müze, eski ulusal müze, Bode müzesi ve Pergamon müzesi. Burası aynı zamanda 1999'da UNESCO Dünya mirasları arasına eklenmiş. Postdamer Platz, yani Postdamer meydanı Berlin'in en ünlü kent meydanlarından biri. Diğer meydanlardan farkı ne diye sorarsanız bence onlara göre epey modern bir görünümde olması. Yüksek katlı gökdelenler, alışveriş merkezleri, kafeler ve restoranlarda oturan ve işlerine yetişmek için hızlı hızlı hareket eden insanlar... Berlin'in en modern yüzlerinden biri Postdamer! Kollhof kulesindeki Panoramapunk'a çıkabilir ve şehrin manzarasına hayran kalabilirsiniz. Yaklaşık beş milyon Lego tuğla içeren Legoland, kalabalık ve çocuklu bir aileyseniz eğlenceli olabilir. Topographie des Terrors! Terörün topoğrafyası kesinlikle görülmeye değer çünkü burası buram buram tarih kokan bir açık hava müzesi. Eskiden ise Nazi'lerin eylemlerini planladığı bir merkezmiş burası. 2. Dünya savaşı esnasında epey tahrip olmuş. 1980'lerde bu bölge yeniden açılmış ve Nazi suçlarının belgelenmesi için bir müze haline getirilmiş. Her yıl yüz binlerce ziyaretçiyi çekiyor. Tavsiyem, buraya epey vakit ayırmanız zira belgelerin hepsi ayrıntılı tarihi bilgiler ile sergilenmiş. Çok çok ilginç detaylar var! Teufelsberg yani şeytan dağı, Berlin'in en yüksek tepesi. Tam 115 metre yüksekliğinde! ilginç olan ise buranın İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma atıklar ve çöplerle oluşturulmuş olması. \"Amaaan çöp yığını mı göreceğim?\" diye düşünenler yüzünden pek fazla turistik olmayı becerememiş, iyi de olmuş! 🙂 Böylece şehir manzarasını sakince seyredebilirsiniz tepeden. Şehir merkezine epey uzak bir nokta burası. Berlin'de vaktiniz bol ise yürüyerek, orman içlerinden ve tepelerden geçerek yaklaşık 2,5 saatte ulaşabilirsiniz. Değişik bir deneyim bence. Giriş 7 eur. Rehberli tur da mevcut. Şuan ana kulenin tepesine giriş yok. Bina duvarlarındaki graffiti çizimleri oldukça ilginç! Dış mimarisine hayran kalacağınız Kunstquartier Bethanien eskiden bir hastane imiş, şimdilerde ise bir sanat galerisi! Tarihini araştırdığımda da çok heyecanlanmıştım çünkü sanat sever gruplar binanın yıkılmaması için tarih boyunca var gücü ile direnmiş ve yıkım yapmak isteyenlerin karşısında durmuşlar. İyi ki de öyle olmuş, çünkü günümüzde genç ve yetenekli sanatçıların eserlerini sanatseverle buluşturuyor burası. Birçok sergi de genelde ücretsiz. Bu arada mayıs- eylül ayları arasında iç avluda açık hava sinemasında sinema filmleri yayınlanıyor. Berlin tam bir sokak sanatı şehri. Bir evin duvarı, bir köprü veya iskelenin köşesi, tünel ve yol kenarları... Her an her yerde Berlin sokaklarında graffiti sanatına rastlayabilirsiniz. Niederbarnimstraße caddesindeki eserler ise çok farklı bir kafada. Duvarlarda siyasi mesaj içeren birçok sembol resim ve çizimler var. Muhakkak görmeli ve fotoğraflamalısınız! Bu graffiti duvarı, Berlin duvarından yürüyerek 30 dakika, otobüsle ise 15 dakika uzaklıkta. Simon-Dach-Str. Durağından 240 numaralı otobüse binmelisiniz. - Konaklama: 40 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 70 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Ben çok çok memnun kalmadıkça kaldığım otel veya hostellerin isimlerini burada paylaşmayı sevmiyorum çünkü herkesin konaklama ile ilgili beklentisi çok farklı oluyor, o nedenle sorumluluk almıyorum. 🙂 Ama Berlin'de konakladığım oteli paylaşmakla beraber ısrarla size tavsiye de edeceğim! 🙂 Hotel Motel One Berlin-Spittelmarkt! Gerçekten harika bir deneyimdi. Tegel havaalanından TXL otobüsü ile 40 dakikada ulaşabilirsiniz buraya. Otel konum olarak merkeze hem yakın hem de hizmet kalitesi oldukça yüksek. Tüm gece otel lobisinde takıldım, halbuki hiç de huyum değildir. 🙂 Çok sıcak ve hoş bir ortamı var bu otelin. Gecelik 98 eur verdim konaklamaya. 40-50 eur'a da özel banyolu otel odaları bulmanız mümkün Berlin'de. Hostel ve daire fiyatları da 30-40 eur'dan başlıyor. Berlin'de ucuz konaklama için Mitte, Friedrichshain ve Neukölln gibi turistik bölgelerden ziyade Charlottenburg'u tavsiye ederim. Burada otellerin puanları oldukça yüksek, fiyatlar ise uygun. Berlin denince aklıma gelen ilk lezzetler; dana, hindi, tavuk, domuz etinden yapılan, kori soslu, bol ketçap ve patates kızartması ile servis edilen Currywurst, çeşit çeşit reçel ve marmelatlar ile tatlandırılmış lezzetli bir krep çeşidi Pfannkuchen, görüntüsü donutu andırsa da ondan bin kat daha lezzetli olan ve içinde aşırı lezzetli bir krema bulunan Alman çöreği Berliner! Almanya'da lezzetten kendinizden geçmeniz garanti yani. 🙂 Ve şanslısınız çünkü burada yeme içme meselesi çok pahalı değil. Özellikle sokaklarda ve metro çıkışlarında rast geleceğiniz minik dükkanlarda karnınızı yaklaşık 4-5 eur'a doyurabilirsiniz. Bir öğüne daha da az bir bütçe ayırmak isteyenler de Rewe isimli süpermarketten 2-3 eur'a peynir, kraker ve atıştırmalık alabilirler. Oldukça lezzetli şeyler var içeride. Bir gezin derim. Bu arada \"Almanya'ya da gitsem Türk yemeklerinden vazgeçmem ben! \"diyenler Türk'lerin yoğunlukta olduğu Kreuzburg bölgesindeki lezzetli dönerci ve kebapçılara 10 eur'dan daha az ödeyerek doyabilirler. Mc Donalds gibi fast food menüleri 7-8 eur civarında. Güzel ve kaliteli bir restoranda vakit geçirmek istiyorsanız, bir menüye kişi başı yaklaşık 35-40 eur ödersiniz. Berlin Tegel havaalanın'dan şehir merkezine geliş için birçok seçenek var. S-Bahn, U-Bahn, TXL veya X9 havaalanı ekspres otobüsleri ya da taksi kullanabilirsiniz. Metro veya tren ile şehir merkezine direkt ulaşım yok, aktarma yapmalısınız, bu yüzden benim tercihim TXL otobüsleri oldu. Havaalanınının hemen çıkışında bekleyen otobüsler 30 dakikada merkeze varıyor. Tüm otobüslerde, metro ve trenlerde kişi başı tek yön bilet fiyatı 2,80 eur. Havaalanından taksi ile merkeze gelecekseniz yaklaşık 50 eur ödemelisiniz. Berlin oldukça büyük ve dağınık bir şehir. Ama şehir içinde toplu taşıma epey gelişmiş durumda. Özellikle tren S-Bahn ve metro hattı U-Bahn ile yüzlerce durağa ulaşabilirsiniz. İstasyonlardaki bilet otomatlarının kullanımı epey kolay, Türkçe menü seçeneği de mevcut. Tek seferlik biletler 2,8 eur, günlük sınırsız kullacağınız bilet fiyatı ise 6,9 eur. Berlin'in resmi ulaşım sitesini inceleyin, gideceğiniz bölge ve ulaşım seçenekleri, fiyatlar ile ilgili çok detaylı bilgiler var. - 48 saatlik Berlin Welcome Card : 19,9 eur - 72 saatlik Berlin Welcome Card: 28,9 eur - 4 günlük Berlin Welcome Card: 33,5 eur - 5 günlük Berlin Welcome Card: 36,9 eur - 6 günlük Berlin Welcome Card: 42,5 eur 2. Hostel'de konaklayın: 40-50 eur'a da özel banyolu otel odaları bulmanız mümkün Berlin'de ama hostel her zaman daha ekonomik bir seçenek. Berlin'de hostel fiyatları 30-40 eur'dan başlıyor. Berlin'de ucuz konaklama için Mitte, Friedrichshain ve Neukölln gibi turistik bölgelerden ziyade Charlottenburg'u tavsiye ederim. Otellerin puanları oldukça yüksek, fiyatlar ise uygun. 3. Berlin Müze Kart alın: Museum Pass Berlin ile 50'den fazla sergi ve müzeyi ücretsiz gezebilir, müze adasındaki tüm müzeleri ücretsiz keşfedebilir ve bu ziyaretlerinizde hiç sıra beklemezsiniz. 3 gün geçerli Berlin müze kartın fiyatı 29 eur. Berlin'de her bir müze ziyaretinin 5-15 eur arasında değiştiğini düşünürsek Berlin Müze kartı oldukça avantajlı kesinlikle. Resmi siteden ücretsiz ziyaretlerin nereleri kapsadığını inceleyin derim. 5. Sokak lezzetlerini tadın: Her zaman derim, sokak lezzetleri favorim! Şanslısınız çünkü Berlin'de yeme içme meselesi çok pahalı değil. Özellikle sokaklarda ve metro çıkışlarında rast geleceğiniz minik dükkanlarda karnınızı currywurst ile yaklaşık 4-5 eur'a doyurabilirsiniz. Bir öğüne daha da az bir bütçe ayırmak isteyenler de Rewe isimli süpermarketten 2-3 eur'a peynir, kraker ve atıştırmalık alabilirler. Oldukça lezzetli şeyler var içeride. Bir gezin derim. Bu arada Türk'lerin yoğunlukta olduğu Kreuzburg bölgesindeki lezzetli dönerci ve kebapçılar da epey ucuz. Hamburg gezilecek yerler yazım için tıkla! Çok güzel bir gezi rehberi oldu bizim için.3 gün sonra seyahat etmeyi planladığımız yerlerin bu kadar özet anlatılmış olması bizi çok mutlu etti. Emeğinize sağlık....."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/berlin-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Bu çok kültürlü şehirde tarih ve sanat iç içe. İnsanlarda ise aşırı bir düzen ve disiplin söz konusu. Berlin gezilecek yerler listesi ile göreceğiniz müzeler, parklar ve ikonik yapılar muhteşem. Berlin Duvarı, Brandenburg Kapısı, Parlamento Binası, Berlin Katedrali, Müze Adası, Checkpoint Charlie, Postdamerplatz ve Alexanderplatz... Bir turist olarak görmeniz gereken yerlerin sadece küçük bir listesi. East Side Gallery bir zamanlar Berlin Duvarıydı. Şimdi ise dünyanın en uzun açık hava galerisi! Duvar üzerindeki graffiti eserler muhteşem. En ünlüsü de şüphesiz ki Rus lider Leonid Brezhnev ile Doğu Almanya lideri Erich Honecker'in öpüştüğünü gösteren \"Fraternal Kiss\" eseri! Katledilen Avrupa Yahudilerinin Anıtı. Gitmeden tarihini muhakkak okuyun! İçeriye daldığınızda kendinizi bir labirentin içerisinde hissedeceksiniz. Farklı yükseklikteki 2711 beton levha arasında gezmek ilginç. Anıt hafif eğimli, zemin düz değil. Çok farklı bir deneyim! Burası bölünmüş Berlin'de doğu ve batı arasındaki sınır geçiş noktalarından biri. Soğuk Savaş dönemimin sembolü! Sınırı ayıran çizgiyi, sınır muhafızlarının beklediği bir kulübeyi ve Mahatma Gandhi'nin giydiği postalları yakından görmek çok çok ilginç bir deneyim. New York'un Central Park'ı varsa Berlin'inde Tiergarten'i var! 🙂 Şehir merkezine lokasyon olarak yakın ama kafa olarak ise epey uzak. 🙂 Berlin'in hareketliliğinden biraz uzaklaşmak ve rahatlamak için çok doğru bir adres. Park'ın aşırı doğal oluşuna ve sakinliğine bayıldım!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/berlin-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Berlin 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 70 eur. 40 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Ben çok çok memnun kalmadıkça kaldığım otel veya hostellerin isimlerini burada paylaşmayı sevmiyorum çünkü herkesin konaklama ile ilgili beklentisi çok farklı oluyor, o nedenle sorumluluk almıyorum. 🙂 Ama Berlin'de konakladığım oteli paylaşmakla beraber ısrarla size tavsiye de edeceğim! 🙂 Hotel Motel One Berlin-Spittelmarkt! Gerçekten harika bir deneyimdi. Tegel havaalanından TXL otobüsü ile 40 dakikada ulaşabilirsiniz buraya. Otel konum olarak merkeze hem yakın hem de hizmet kalitesi oldukça yüksek. Tüm gece otel lobisinde takıldım, halbuki hiç de huyum değildir. 🙂 Çok sıcak ve hoş bir ortamı var bu otelin. Gecelik 98 eur verdim konaklamaya. 40-50 eur'a da özel banyolu otel odaları bulmanız mümkün Berlin'de. Hostel ve daire fiyatları da 30-40 eur'dan başlıyor. Berlin'de ucuz konaklama için Mitte, Friedrichshain ve Neukölln gibi turistik bölgelerden ziyade Charlottenburg'u tavsiye ederim. Burada otellerin puanları oldukça yüksek, fiyatlar ise uygun. Berlin denince aklıma gelen ilk lezzetler; dana, hindi, tavuk, domuz etinden yapılan, kori soslu, bol ketçap ve patates kızartması ile servis edilen Currywurst, çeşit çeşit reçel ve marmelatlar ile tatlandırılmış lezzetli bir krep çeşidi Pfannkuchen, görüntüsü donutu andırsa da ondan bin kat daha lezzetli olan ve içinde aşırı lezzetli bir krema bulunan Alman çöreği Berliner! Almanya'da lezzetten kendinizden geçmeniz garanti yani. 🙂 Ve şanslısınız çünkü burada yeme içme meselesi çok pahalı değil. Özellikle sokaklarda ve metro çıkışlarında rast geleceğiniz minik dükkanlarda karnınızı yaklaşık 4-5 eur'a doyurabilirsiniz. Bir öğüne daha da az bir bütçe ayırmak isteyenler de Rewe isimli süpermarketten 2-3 eur'a peynir, kraker ve atıştırmalık alabilirler. Oldukça lezzetli şeyler var içeride. Bir gezin derim. Bu arada \"Almanya'ya da gitsem Türk yemeklerinden vazgeçmem ben! \"diyenler Türk'lerin yoğunlukta olduğu Kreuzburg bölgesindeki lezzetli dönerci ve kebapçılara 10 eur'dan daha az ödeyerek doyabilirler. Mc Donalds gibi fast food menüleri 7-8 eur civarında. Güzel ve kaliteli bir restoranda vakit geçirmek istiyorsanız, bir menüye kişi başı yaklaşık 35-40 eur ödersiniz. Berlin Tegel havaalanın'dan şehir merkezine geliş için birçok seçenek var. S-Bahn, U-Bahn, TXL veya X9 havaalanı ekspres otobüsleri ya da taksi kullanabilirsiniz. Metro veya tren ile şehir merkezine direkt ulaşım yok, aktarma yapmalısınız, bu yüzden benim tercihim TXL otobüsleri oldu. Havaalanınının hemen çıkışında bekleyen otobüsler 30 dakikada merkeze varıyor. Tüm otobüslerde, metro ve trenlerde kişi başı tek yön bilet fiyatı 2,80 eur. Havaalanından taksi ile merkeze gelecekseniz yaklaşık 50 eur ödemelisiniz. Berlin oldukça büyük ve dağınık bir şehir. Ama şehir içinde toplu taşıma epey gelişmiş durumda. Özellikle tren S-Bahn ve metro hattı U-Bahn ile yüzlerce durağa ulaşabilirsiniz. İstasyonlardaki bilet otomatlarının kullanımı epey kolay, Türkçe menü seçeneği de mevcut. Tek seferlik biletler 2,8 eur, günlük sınırsız kullacağınız bilet fiyatı ise 6,9 eur. Berlin'in resmi ulaşım sitesini inceleyin, gideceğiniz bölge ve ulaşım seçenekleri, fiyatlar ile ilgili çok detaylı bilgiler var. Detalı Berlin Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/berlin-turu", "text": "Berlin ziyaretimi Berlin'e en çok yakıştığını düşündüğüm kasvetli bir kış gününde yaptığım için epey de mutluyum. Berin turu yazımda Berlin'de yapabileceğiniz, gidebileceğiniz 21 aktiviteyi derledim. Yine de azimli ve disiplinli bir gezgin olarak yapmayı planladığım her yeri görerek döndüğümü düşünüyorum güzel Berlin'den. Bu çok kültürlü şehirde tarih ve sanat iç içe. İnsanlarda ise aşırı bir düzen ve disiplin söz konusu. Her bölgenin kendine has farklı özellikleri var. Müzeler, parklar ve ikonik yapılar muhteşem. Berlin Duvarı, Brandenburg Kapısı, Parlamento Binası, Berlin Katedrali, Müze Adası, Checkpoint Charlie, Postdamerplatz ve Alexanderplatz... Bir turist olarak görmeniz gereken yerlerin sadece küçük bir listesi. Berlin'i daha da fazla hissetmek istiyorsanız, buyrun sizler için hazırladığım Berlin turu yazıma! 🙂 Mutlaka yeniden görüşeceğiz Berlin! East Side Gallery bir zamanlar Berlin Duvarıydı. Şimdi ise dünyanın en uzun açık hava galerisi! Duvar üzerindeki graffiti eserler muhteşem. En ünlüsü de şüphesiz ki Rus lider Leonid Brezhnev ile Doğu Almanya lideri Erich Honecker'in öpüştüğünü gösteren \"Fraternal Kiss\" eseri! Burası bölünmüş Berlin'de doğu ve batı arasındaki sınır geçiş noktalarından biri. Soğuk Savaş dönemimin sembolü! Sınırı ayıran çizgiyi, sınır muhafızlarının beklediği bir kulübeyi ve Mahatma Gandhi'nin giydiği postalları yakından görmek çok çok ilginç bir deneyim. Katledilen Avrupa Yahudilerinin Anıtı. Gitmeden tarihini muhakkak okuyun! İçeriye daldığınızda kendinizi bir labirentin içerisinde hissedeceksiniz. Farklı yükseklikteki 2711 beton levha arasında gezmek ilginç. Anıt hafif eğimli, zemin düz değil. ÇoK farklı bir deneyim! New York'un Central Park'ı varsa Berlin'inde Tiergarten'i var! 🙂 Şehir merkezine lokasyon olarak yakın ama kafa olarak ise epey uzak. 🙂 Berlin'in hareketliliğinden biraz uzaklaşmak ve rahatlamak için çok doğru bir adres. Park'ın aşırı doğal oluşuna ve sakinliğine bayıldım! Branderburgen Tor, yani Branderburg Kapısı Berlin'in sembollerinden biri. Soğuk Savaş döneminde bölünmenin simgesiyken artık ulusal bir barış ve birlik simgesi olmuş burası. Oldukça turistik olduğundan önünde fotoğraf çekmek isteyen kalabalığa denk gelmemek için günün erken saatlerinde ziyaret edin. 1700'lerin sonunda inşa edilen bu kapının mimarisi de müthiş! Berlin, Alman tarihinin yazıldığı yerdir! Bunu yaşamak ve anlamak için de en doğru yer de bence Reichstag yani Parlamento Binası kesinlikle. Restorasyonu esnasında tepeye eklenen cam kubbe inanılmaz. Daha önce görmediğim bina örneklerden biriydi burası. Ziyaret ücretsiz ama internet sitesinden kayıt yaptırmanız gerekiyor giriş için. Ziyaretten iki saat öncesine kadar yapılan kayıtlar kabul ediliyor. Museumsinsel, yani müzeler adası Berlin turunuzun başlama noktası olsun çünkü burası simge yapı olan Berliner Dom'a da aşırı yakın. Spree nehri üzerinde yer alan bu sevimli adada beş müze var! Eski müze, yeni müze, eski ulusal müze, Bode müzesi ve Pergamon müzesi. Burası aynı zamanda 1999'da UNESCO Dünya mirasları arasına eklenmiş. Postdamer Platz, yani Postdamer meydanı Berlin'in en ünlü kent meydanlarından biri. Diğer meydanlardan farkı ne diye sorarsanız bence onlara göre epey modern bir görünümde olması. Yüksek katlı gökdelenler, alışveriş merkezleri, kafeler ve restoranlarda oturan ve işlerine yetişmek için hızlı hızlı hareket eden insanlar... Berlin'in en modern yüzlerinden biri Postdamer! Kollhof kulesindeki Panoramapunk'a çıkabilir ve şehrin manzarasına hayran kalabilirsiniz. Yaklaşık beş milyon Lego tuğla içeren Legoland, kalabalık ve çocuklu bir aileyseniz eğlenceli olabilir. Topographie des Terrors! Terörün topoğrafyası kesinlikle görülmeye değer çünkü burası buram buram tarih kokan bir açık hava müzesi. Eskiden ise Nazi'lerin eylemlerini planladığı bir merkezmiş burası. 2. Dünya savaşı esnasında epey tahrip olmuş. 1980'lerde bu bölge yeniden açılmış ve Nazi suçlarının belgelenmesi için bir müze haline getirilmiş. Her yıl yüz binlerce ziyaretçiyi çekiyor. Tavsiyem, buraya epey vakit ayırmanız zira belgelerin hepsi ayrıntılı tarihi bilgiler ile sergilenmiş. Çok çok ilginç detaylar var! Teufelsberg yani şeytan dağı, Berlin'in en yüksek tepesi. Tam 115 metre yüksekliğinde! ilginç olan ise buranın İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma atıklar ve çöplerle oluşturulmuş olması. \"Amaaan çöp yığını mı göreceğim?\" diye düşünenler yüzünden pek fazla turistik olmayı becerememiş, iyi de olmuş! 🙂 Böylece şehir manzarasını sakince seyredebilirsiniz tepeden. Şehir merkezine epey uzak bir nokta burası. Berlin'de vaktiniz bol ise yürüyerek, orman içlerinden ve tepelerden geçerek yaklaşık 2,5 saatte ulaşabilirsiniz. Değişik bir deneyim bence. Giriş 7 eur. Rehberli tur da mevcut. Şuan ana kulenin tepesine giriş yok. Bina duvarlarındaki graffiti çizimleri oldukça ilginç! Dış mimarisine hayran kalacağınız Kunstquartier Bethanien eskiden bir hastane imiş, şimdilerde ise bir sanat galerisi! Tarihini araştırdığımda da çok heyecanlanmıştım çünkü sanat sever gruplar binanın yıkılmaması için tarih boyunca var gücü ile direnmiş ve yıkım yapmak isteyenlerin karşısında durmuşlar. İyi ki de öyle olmuş, çünkü günümüzde genç ve yetenekli sanatçıların eserlerini sanatseverle buluşturuyor burası. Birçok sergi de genelde ücretsiz. Bu arada mayıs- eylül ayları arasında iç avluda açık hava sinemasında sinema filmleri yayınlanıyor. Berlin tam bir sokak sanatı şehri. Bir evin duvarı, bir köprü veya iskelenin köşesi, tünel ve yol kenarları... Her an her yerde Berlin sokaklarında graffiti sanatına rastlayabilirsiniz. Niederbarnimstraße caddesindeki eserler ise çok farklı bir kafada. Duvarlarda siyasi mesaj içeren birçok sembol resim ve çizimler var. Muhakkak görmeli ve fotoğraflamalısınız! Bu graffiti duvarı, Berlin duvarından yürüyerek 30 dakika, otobüsle ise 15 dakika uzaklıkta. Simon-Dach-Str. Durağından 240 numaralı otobüse binmelisiniz. Konaklama ve yeme içme önerilerimin de bulunduğu detaylı Berlin gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/braga-gezilecek-yerler", "text": "Porto Sao Bento tren istasyonundan Braga hızlı trenine binmeniz gerekiyor. Famalicao, Nine durağından geçiyor ve Braga durağında iniyorsunuz! Yolculuk 55 dakika sürüyor. Ben Porto'dan trene binmeden önce gidiş dönüş biletini aynı anda almıştım. Bilet açık olduğu için dilediğiniz saatte kullanabilirsiniz. Kişi başı tek yön gidiş 3,2 eur. Porto-Braga arasında Campo 24 de Agosto otobüs durağından kalkan Rede Expressos isimli otobüs işletmesi de hizmet veriyor. Yolculuk yaklaşık 1 saat 10 dakika sürüyor. Kişi başı tek yön gidiş 6 eur. Bu duraktan kalkan birkaç otobüs firması var. Kalkış saatlerini inceleyip biletinizi online olarak bu siteden satın alabilirsiniz. Braga'ya ayak basmadan önce yaptığım mini araştırmada bu şehrin insanlarının dinlerine ve geleneklerine çok çok bağlı olduğunu ve buranın Portekiz'in en eski ve kutsal merkezlerinden biri olduğunu okumuştum. Hakikaten de öyle çünkü Braga'nın her köşesinde antik yapılar ve kiliseler var. Muhteşem merdivenler, muhteşem bahçeler, çeşit çeşit çiçekler, ağaçlar, çeşmeler, mağaralar, minik bir göl, ve tüm şehrin muhteşem panoramik manzarasını seyredebileceğiniz bir tepe! Başladım labirent merdivenlerden yukarı tırmanmaya. Tırmandıkça da karşıma her katta farklı farklı heykeller farklı farklı şapeller çıktı. Tepeye vardığımda 250 merdiven çıkmış, 116 metre katetmiş ve çok yorulmuştum ama değmişti. Tepeden Braga manzarası nefes kesiciydi! Videolarımda da tırmanış maceramı ve sonunda ulaştığım mağarayı görebilirsiniz! 🙂 Tam tepeye varır varmaz kilise çanları çalmaya başladı, ve güzel görüntüler ortaya çıktı. Dom Luis köprüsü ve Gaia bölgesi rehberim için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bratislava-gezilecek-yerler", "text": "Viyana'dan otobüs ile geçtiğim Bratislava için otobüsten indiğimde sarf ettiğim ilk sözler \"Kasvetli, hüzünlü ve sevimli bir şehir burası!\" oldu. Bratislava gezilecek yerler yazımda tüm detayları anlattım. Özellikle büyük bir şehirden Bratislava'ya seyahat ettiyseniz ağırlıklı olarak yaşlı nüfusun bulunduğu bu şehirde insanların yüzündeki o hüznü hissedebiliyorsunuz. Farklı bir şehir Bratislava. Etrafa garip bir sessizlik hakim. Şehrin en turistik noktasındayız şu an. 🙂 Old Town'lara bayılırımmm! Hlavne Namastie olarak da bilinen bu meydan aşırı sevimli. Eski belediye binası Stara Radnica, Barok saray Palugyayov Palac ve Roland çeşmesi meydandaki en güzel yapılar. 1900'lerin başında yaşamış Schöner Naci, şık paltosu ve elinde şapkası ile şehre gelen güzel kadınları selamlar, bazıları ile de flört edermiş. 🙂 Her zaman zerafeti ve iyi kalpliliği ile anılan Naci'nin heykeli Bratislava eski kent meydanının simgelerinden biri. Orta Avrupa'nın en eski ve yeşil parklarından birindeyiz! 🙂 Özellikle yaz aylarında Tuna nehri manzarasına karşı çimlerde oturan gençler cıvıl cıvıl bir ortam oluşturuyor. Bisiklete binenler, koşu veya piknik yapanlar... Tüm yerel halk bu Janko Kral parkta. 🙂 Tam bir huzur yuvası! Yüzünde sevimli gülümsemesi ile bir rögar kapağından size bakan bronz bir heykel görürseniz şaşırmayın, bu Cumil. 🙂 Lütfen onu selamlamadan ve tabi ki fotoğraflamadan Bratislava'dan dönmeyin. Kostol Klarisiek, yani Clarissine Gotik Kilisesi hem mimarisi hem de kulesi ile muhteşem! Meraklı iseniz yine aynı bölgedeki The Ursuline Church and Convent, The Franciscan Church, The Holy Saviour Church, The Church of the Merciful Brothers da hoş ve güzel mimarilere sahip. Ben Clarissine kilisesini ziyaret ettiğimde içeride bir dini törene rast gelmiştim, farklı kültürlerin geleneklerini ve farklı dinlerin ibadetlerini gözlemlemeyi seviyorum. Bu yüzden de hemen içerideki töreni videoya çektim tabi. 🙂 Kilise günümüzde sadece ibadet için değil, konser ve sergiler için de kullanılıyormuş. Eski köprü anlamına gelen Stary Most, Tuna nehri üzerinde 460 metre uzunluğunda bir köprü. Üzerinde yaya, iki şeritli bir araç ve demiryolu bulunuyor. Şehrin eski kent meydanı ile yeni bölge olarak geçen Petrzalka'yı birbirine bağlıyor. Şehrin Old Town bölgesi Hlavne Namastie'yi gezdikten sonra yürüyerek Stary Most üzerinden geçip Janko Kra Park'a gelin. Güzel bir rota. 🙂 Köprü her ne kadar uzaktan daha hoş fotoğraflar verse de Stary Most üzerinden de Bratislava manzaralarını izlemek çok çok keyifli. Eskiden burası Kızıl Ordu köprüsü olarak bilinirmiş bu arada. Bu heykel de diğerleri gibi Bratislava'nın ana kent meydanına epey yakın. Bu askerin hikayesi net olarak bilinmese de hakkında anlatılan birçok efsane var. Bir rivayete göre bu asker, Slovak kültürünü o kadar sevmiş ki, Napolyon'un bu ülkeye olan savaşını reddedip şehre yerleşmiş. Diğer rivayete göre de bu askerimiz bir Slovak kızına aşık olmuş, savaşmaktan vazgeçmiş ve asker postallarını fırlatıp Bratislava'da yaşamaya karar vermiş.:) Çıplak ayaklı şekilde turistlere poz vermesi de bu yüzdenmiş. Gibi gibi... Bol fotoğraflar! Hviezdoslavovo Namastie da Bratislava'da gezmenizi önerdiğim bir başka meydan. Eski kent meydanı Hlavne Namastie'ye yürüyerek 6 dakika uzaklıkta. Bir ucunda yeni köprü, diğer ucunda ise Slovak Ulusal Tiyatro bulunuyor. Hviezdoslav heykeli de yine bu meydanda. Bratislava şehrinde kutlamalar ve anma törenleri genelde bu bölgede yapılıyor, geri kalan günlerde ise meydan epey sakin bir görüntü veriyor. Bratislavsky Hrad olarak da bilinen Bratislava Kalesi şehrin en önemli simgelerinden bir tanesi. Şehrin eski kent meydanından yürüyerek 20 dakikada kaleye ulaşabiliyorsunuz. Veya Hodzovo nam. durağından kalkan 203 numaralı Budkova otobüsleri ile de kısa sürede ulaşım mümkün. Zamocka durağında inerek 4 dakika yürüyeceksiniz. Kaleye giriş 10 eur ama eğer Bratislava şehir kartınız var ise kaleyi %20 indirim ile ziyaret edebiliyorsunuz. Kalenin bahçesini ise ücretsiz gezebilirsiniz. Kaleden Bratislava ve Tuna nehrinin panoramik manzarası gerçekten hayranlık uyandırıcı. Bu kiliseyi şehirdeki diğer kiliselerden ayrıca anlatmak istedim çünkü cephenin rengi ve mimarisi beni çok etkiledi. Bu kapının tarihi taaa 14. yüzyıla kadar uzanıyor. O dönemlerden şehir surlarını koruyan kapı olarak bir tek Michael günümüze kadar korunmuş. Kapı 51 metre yükseklikte. Bir silah müzesine ve üst katında hoş bir Bratislava manzarasına ev sahipliği yapıyor. Giriş ücreti 4,5 eur. Eğer Bratislava kartına sahipseniz giriş tamamen ücretsiz. 🙂 Kapı şehrin eski kent meydanına epey yakın, yürüyerek sadece 4 dakikalık bir mesafede. Şehrin Old Town bölgesi Hlavne Namastie'de ve Prezidentska Zahrada parkın da hemen yanındaki bu saray görsel olarak muhteşem manzaralar sunuyor bize emin olun. 🙂 Grassalkovich Sarayı, 1996'dan beri Slovak Cumhurbaşkanı'nın makamıymış. 18. yüzyılda ise dönemim önde gelen ünlü zenginlerinin sosyalleşme ve etkinlik alanıymış. Joseph Haydn gibi önemin ünlü besteciler de yine bu sarayda sahne alırlarmış. Zamanında elitizimin zirvesini yaşamış bir saray yani burası. 🙂 Saray gezmeye meraklı iseniz yine aynı bölgedeki Primacialny Palac, Palffyho Palac ve Zichyho Palac'ı tavsiye ederim. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 80 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Bratislava konaklama konusunda ucuz bir şehir. Genellikle şehirlerin eski ve tarihi kent meydanlarından konaklamanın pahalı olduğunu söylerim hep. Ama Bratislava'da özellikle turistik olmayan sonbahar ve kış mevsimlerinde en az dört yıldızlı otellerde yaklaşık 70-80 eur'a konaklayabilirsiniz. Hlavne Namastie bölgesinde hostel ve apartman dairelerinde konaklamanın fiyatları ise 25-50 eur arasında değişiyor. Bratislava zaten çok küçük bir şehir. Koca bir kenti sadece tek günde gezebilirsiniz. Fiyatlarında uygun olduğunu düşünürsek tarihi kent merkezinde konaklamanızı tavsiye ederim çünkü göreceğiniz birçok turistik noktaya bu bölgeye çok yakın. Tuna nehrinin ayırdığı ve Petrzalka olarak geçen yeni bölgede de 40-50 eur arasında üç yıldızlı otellerde konaklayabilirsiniz. Slovak mutfağı çok lezzetli. Akla ilk gelen lezzet ise pek de favorim değil, zira keskin kokulu peynirlerden pek de hoşlanmam. 🙂 Bryndzove Halusky, bir çeşit Slovak koyun peyniri ve hamur ile pişiren yerel bir yemek. Denemedim ama epey bir meşhur, benden söylemesi. 🙂 Kapuska çorbası Kapustnica, soslu sığır eti filetosu Svieckova, Gulaş çorbası Gulasova Polievka, patates kızartması, genellikle Edam peyniri ve tartar sos ile servis edilen Vyprazany Syr, benim favori yemeğim olan şinitzel ve patates yemeğine adı verilen Vyprazany Rezen, patatesten hazırladıkları bir pancake çeşidi Zemiakove Placky, tarçın ve şekerden yapılan bir hamur arasında dondurma ile servis edilen ayrıca Prag'da da pek ünlü olan Trdelnik, klasik Slovak pancake'leri Slovenske Palacinky ve bayıldığım bir Slovak mezesi Treska kesinlikle favori Slovak lezzetlerim. Bratislava yeme içme konusunda öyle ahım şahım pahalı bir şehir olmasa da saydığım bazı Slovak yerel lezzetlerini ortalama bir restoranda yerseniz bir öğüne yaklaşık 40-50 eur hesap ödersiniz. Sokak lezzetleri her zaman favorim. Nyc Corner, Orbis, Nice Fries ve Chefstreet çok daha uygun lezzet noktaları. Kişi başı 5-10 eur'a rahatlıkla doyabilirsiniz. \"Hesap çok da önemli değil ben tam da hakiki Slovak mutfağı lezzetlerini tatmak istiyorum.\" derseniz de adresiniz Prazdroj. Bratislava minicik ve sevimli bir şehir. Toplu taşıma kullanmanıza gerek bile yok şehir içinde. Ama illa ısrar ediyorsanız otobüs, tramvay ve genelde az gelişmiş Avrupa ülkelerinde çalışan tröleybüsler Bratislava'da da hizmet veriyor. Biletleri araç içinde şoförlerden, bilet makinelerinden veya büfelerden satın alabiliyorsunuz. En yakın rotaya tek yön bilet fiyatı 0,70 eur. Bölgeler 2-10. bölge olarak ayrılmış durumda şehirde. Fiyatlarda gideceğiniz bölgenin yakınlığına göre 0,70-3,10 eur arasında değişiyor. 3 saatlik bilet fiyatı ise 3,60 eur. 24 saat geçerli bilet fiyatı tüm bölgeler için 6,90 eur, 72 saat geçerli bilet fiyatı 8 eur, 3 saat geçerli bilet fiyatı tüm bölgeler için ise 11,40 eur. Satın alacağınız biletler belirttiğim üç araçta da geçerli. Detayları Bratislava resmi ulaşım internet sitesinden öğrenebilirsiniz. 1. Şehir içinde toplu taşıma kullanmayın: Bratislava minicik ve sevimli bir şehir. Toplu taşıma kullanmanıza gerek bile yok şehir içinde. Ama illa ısrar ediyorsanız otobüs, tramvay ve genelde az gelişmiş Avrupa ülkelerinde çalışan tröleybüsler Bratislava'da da hizmet veriyor. Bratislava'da gezilecek tuistik noktalar genellikle Hlavne Namastie adı verilen eski kent meydanında. Kiliseler, saraylar, bronz heykeller, tarihi sokakların çoğu bu bölgede. Yürüyerek çok kolay gezmek mümkün. Şehrin Old Town bölgesi Hlavne Namastie'yi gezdikten sonra yürüyerek Stary Most üzerinden geçip Janko Kra Park'a gelin. Toplu taşıma kullanmanıza gerçekten gerek bile yok. - 24 saatlik Bratislava Kart: 15 eur - 48 saatlik Bratislava Kart: 18 eur - 72 saatlik Bratislava Kart: 20 eur 3. Sokak lezzetlerini tercih edin: Slovak yerel lezzetlerini ortalama bir restoranda yerseniz bir öğüne yaklaşık 40-50 eur hesap ödersiniz. Sokak lezzetleri her zaman favorim. Nyc Corner, Orbis, Nice Fries ve Chefstreet çok daha uygun lezzet noktaları. Kişi başı 5-10 eur'a rahatlıkla doyabilirsiniz. \"Hesap çok da önemli değil ben tam da hakiki Slovak mutfağı lezzetlerini tatmak istiyorum.\" derseniz de adresiniz Prazdroj. 4. Bratislava'da bütçe dostu kulüp ve mekanlar: Bratislava, gece hayatı sevenler için ucuz ve eğlenceli bir şehir. Örneğin KC Dunaj, çeşitli sosyal etkinliklerin yanı sıra bar olarak da hizmet veren bir mekan. Cuma ve cumartesi günleri bu mekandaki tematik partilere giriş ücreti yaklaşık 6 eur. İçecekler ise çok uygun fiyatlı içeride. Michalska sokağındaki Primi ve Zupne meydanındaki Channel Club da fiyat olarak uygun mekanlar. Rock veya Küba müziklerinden hoşlanıyorsanız Havana ve Barrock'u tavsiye edebilirim. Amsterdam'da yapılacak 35 aktivite için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bratislava-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Yüzünde sevimli gülümsemesi ile bir rögar kapağından size bakan bronz bir heykel görürseniz şaşırmayın, bu Cumil. 🙂 Lütfen onu selamlamadan ve tabi ki fotoğraflamadan Bratislava'dan dönmeyin. Orta Avrupa'nın en eski ve yeşil parklarından birindeyiz! 🙂 Özellikle yaz aylarında Tuna nehri manzarasına karşı çimlerde oturan gençler cıvıl cıvıl bir ortam oluşturuyor. Bisiklete binenler, koşu veya piknik yapanlar... Tüm yerel halk bu Janko Kral parkta. 🙂 Tam bir huzur yuvası! 1900'lerin başında yaşamış Schöner Naci, şık paltosu ve elinde şapkası ile şehre gelen güzel kadınları selamlar, bazıları ile de flört edermiş. 🙂 Her zaman zerafeti ve iyi kalpliliği ile anılan Naci'nin heykeli Bratislava eski kent meydanının simgelerinden biri. Şehrin en turistik noktasındayız şu an. 🙂 Old Town'lara bayılırımmm! Hlavne Namastie olarak da bilinen bu meydan aşırı sevimli. Eski belediye binası Stara Radnica, Barok saray Palugyayov Palac ve Roland çeşmesi meydandaki en güzel yapılar. Detaylı Bratislava gezi rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bratislava-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Bratislava 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 80 eur. 50 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Bratislava konaklama konusunda ucuz bir şehir. Genellikle şehirlerin eski ve tarihi kent meydanlarından konaklamanın pahalı olduğunu söylerim hep. Ama Bratislava'da özellikle turistik olmayan sonbahar ve kış mevsimlerinde en az dört yıldızlı otellerde yaklaşık 70-80 eur'a konaklayabilirsiniz. Hlavne Namastie bölgesinde hostel ve apartman dairelerinde konaklamanın fiyatları ise 25-50 eur arasında değişiyor. Bratislava zaten çok küçük bir şehir. Koca bir kenti sadece tek günde gezebilirsiniz. Fiyatlarında uygun olduğunu düşünürsek tarihi kent merkezinde konaklamanızı tavsiye ederim çünkü göreceğiniz birçok turistik noktaya bu bölgeye çok yakın. Tuna nehrinin ayırdığı ve Petrzalka olarak geçen yeni bölgede de 40-50 eur arasında üç yıldızlı otellerde konaklayabilirsiniz. Slovak mutfağı çok lezzetli. Akla ilk gelen lezzet ise pek de favorim değil, zira keskin kokulu peynirlerden pek de hoşlanmam. 🙂 Bryndzove Halusky, bir çeşit Slovak koyun peyniri ve hamur ile pişiren yerel bir yemek. Denemedim ama epey bir meşhur, benden söylemesi. 🙂 Kapuska çorbası Kapustnica, soslu sığır eti filetosu Svieckova, Gulaş çorbası Gulasova Polievka, patates kızartması, genellikle Edam peyniri ve tartar sos ile servis edilen Vyprazany Syr, benim favori yemeğim olan şinitzel ve patates yemeğine adı verilen Vyprazany Rezen, patatesten hazırladıkları bir pancake çeşidi Zemiakove Placky, tarçın ve şekerden yapılan bir hamur arasında dondurma ile servis edilen ayrıca Prag'da da pek ünlü olan Trdelnik, klasik Slovak pancake'leri Slovenske Palacinky ve bayıldığım bir Slovak mezesi Treska kesinlikle favori Slovak lezzetlerim. Bratislava yeme içme konusunda öyle ahım şahım pahalı bir şehir olmasa da saydığım bazı Slovak yerel lezzetlerini ortalama bir restoranda yerseniz bir öğüne yaklaşık 40-50 eur hesap ödersiniz. Sokak lezzetleri her zaman favorim. Nyc Corner, Orbis, Nice Fries ve Chefstreet çok daha uygun lezzet noktaları. Kişi başı 5-10 eur'a rahatlıkla doyabilirsiniz. \"Hesap çok da önemli değil ben tam da hakiki Slovak mutfağı lezzetlerini tatmak istiyorum.\" derseniz de adresiniz Prazdroj. Bratislava minicik ve sevimli bir şehir. Toplu taşıma kullanmanıza gerek bile yok şehir içinde. Ama illa ısrar ediyorsanız otobüs, tramvay ve genelde az gelişmiş Avrupa ülkelerinde çalışan tröleybüsler Bratislava'da da hizmet veriyor. Biletleri araç içinde şoförlerden, bilet makinelerinden veya büfelerden satın alabiliyorsunuz. En yakın rotaya tek yön bilet fiyatı 0,70 eur. Bölgeler 2-10. bölge olarak ayrılmış durumda şehirde. Fiyatlarda gideceğiniz bölgenin yakınlığına göre 0,70-3,10 eur arasında değişiyor. 3 saatlik bilet fiyatı ise 3,60 eur. 24 saat geçerli bilet fiyatı tüm bölgeler için 6,90 eur, 72 saat geçerli bilet fiyatı 8 eur, 3 saat geçerli bilet fiyatı tüm bölgeler için ise 11,40 eur. Satın alacağınız biletler belirttiğim üç araçta da geçerli. Detayları Bratislava resmi ulaşım internet sitesinden öğrenebilirsiniz. Detaylı Bratislava Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bremen-gezilecek-yerler", "text": "Amsterdam'dan Hamburg'a tren ile yapacağım bir yolculuk öncesinde \"Neden iki şehrin arasında kalan Bremen'i de gezmeyeyim ki?\" diye düşünüp sıradaki rotamı Bremen olarak belirlemiştim. İyi ki de öyle yapmışım! Bremen Mızıkacıları masalını dinlemeyen yoktur herhalde. 🙂 İşte o mızıkacıların hikayesini yerel halktan dinlemek ve hayvanları yakından görmek için sabırsızlanıyordum. Bremen'deki masalsı yaşam tam benlik. İnsanlar mutlu, etraf sakin, sessiz ve düzenli. Şehrin tarihi meydanında işiteceğiniz Bremen tınıları eşliğinde etrafta kaybolmak muhteşem... Bremen'in eski şehri Altstadt geçmişten günümüze olduğu gibi korunmuş. Bu bile başlı başına Bremen'i sevmem için bir sebep. Meydandaki Roland heykeli, heybetli Bremen katedrali, Belediye binası, Schütting yani Bremen ticaret odası, renkli renkli tarihi Bremen evleri, dapdar sokaklara sahip Schnoor mahallesi, imajı ile övünülen Böttcher sokağı, yemyeşil parklar ve yel değirmenleri... Bremen'de sizi tarihte günümüzden çok çok gerilere götürecek yerlerden sadece birkaçı. Festival zamanlarında ve Noel dönemlerinde kurulan Noel pazarları ile Bremen daha da ışıl ışıl oluyor. Yeniden görüşeceğiz Bremen! St. Petri Dom Kilisesi'ni tek bir fotoğraf karesine sığdırmak çok güç çünkü o kadar heybetli ki... 2. Dünya Savaşı esnasında hava saldırılarında kısmen yıkılsa da 320 metrelik uzun ikiz kuleleri, Bremen siluetinin en güzel sembolü hala! Dar ve tarihi sokakları, küçücük evleri ile Bremen'in en eski mahallesi. Etrafta onlarca kafe, sanat galerisi, mini butik ve hediyelik eşya dükkanı var. Kafe Tölke'de şirin bir masaya oturun ve kahve eşliğinde bu mahallenin tadını çıkarın! Bremen sadece Bremen Mızıkacılarından oluşan bir ekibe sahip değil, Werden Bremen takımı da oldukça ünlü! 🙂 Kaliteli bir futbol eğlencesine şahit olmak için muhakkak Weser Stadyumu'nda maç izleyin. Şehrin tarihi meydanı ve Weser nehri arasındaki Böttcher sokağı Bremen'in ilginç sokaklarından biri. Bu dar sokak çeşit çeşit sanat galerilerine ve müzelere ev sahipliği yapıyor. Mimari açıdan özel olarak tasarlanmış art deco tarzı evler gerçekten hayranlık uyandırıcı! Böttcher'de dükkanların dışından zanaatkarları izleyebilir veya hediyelik eşya mağazalarında kendinizi kaybedebilirsiniz. 🙂 Özellikle Remember isimli mağazayı şiddetle öneriyorum! Haus der Bürgerschaft yani Bremen'in Parlamento binası 1966 yılında ünlü mimar Wassili Luckhardt tarafından tasarlanmış. Şehrin tam kalbindeki bu modern binayı fotoğraflamadan sakın dönmeyin. Devlet parlamentosunu ücretsiz gezebilirsiniz. Özellikle heykel bahçesini tavsiye ediyorum. Gerhard Marcks'ın eserleri inanılmaz hoş. Schüttinger, Bremen'in en eski bira fabrikası. Geleneksel Alman birasının nasıl yapıldığını izlemek için içeride tur yapabilirsiniz, bu arada çeşit çeşit bira ikramlarının da tadına bakıyor olacaksınız. Aynı zamanda da bir pub burası. Uzun ahşap masalarda ve otantik bir ortamda Alman lezzetlerinin tadını çıkarabilirsiniz. Fiyatlar uygun. \"Bremen'e gelmişim, bilim merkezi mi gezeceğim?\" diye düşünmeyin. 🙂 Çünkü burası yüzlerce bilimsel etkinliğe ev sahipliği yapıyor. İnsan, doğa ve teknoloji hakkındaki bilinmeyenleri öğrenmek, elementlerin dünyasını keşfetmek, birçok icadın tarih ve hikayesini dinlemek için bu merkezi ziyaret edebilirsiniz. Kişi başı giriş ücreti 16 eur. Mimari olarak da bina bir hayli modern, fütüristik ve ilginç. Bana deniz kabuğu şeklinde bir uzay gemisini anımsattı! 🙂 Bremen Domsheide durağından 6 numaralı tramvay ile yarım saatte varılabilir. İndiğiniz Universitat durağından sadece 5 dakika uzaklıkta. Nedense bu parkın adını telaffuz etmeyi pek sevdim. 🙂 Tekerleme gibi! Zira parkı gezerken bir yandan sürekli Rhododendron Rhodendron diyip duruyordum. Hhahahhaha! 🙂 Şehrin merkezine epey uzakta ama şahane bir park burası. Yürüyerek varmak biraz zahmetli, 1 saatin üzerinde sürebilir. 🙂 Bremen Schüsselkorb otobüs durağından 4 numaralı otobüse binerek yaklaşık yarım saatte parka ulaşabilirsiniz. Burası aslında bir botanik bahçe. 550 çeşit bitki türü, 2500 çeşit orman gülü var içeride. Çiçeklenme mevsimi olan mayıs ayında ziyaret edin bu parkı, her taraf pasparlak sarı, yeşil ve kırmızı renklere bürünüyor. Enfesss! Tam bir huzur kaynağı. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 8 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 78 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Bremen'in yöresel lezzetleri epey meşhur. Grützwurst dedikleri bir tür tütsülenmiş sosis ile pişirilip lahana ile yenen Kohl-Pinkel, bir çeşit bademli hamur tatlısı olan Butterkuchen, zencefilli kekler ve kurabiyeler, Klaben adını verdikleri meşhur ve epey lezzetli üzümlü kekler, naneli çikolatalı şekerleme Kluten, yılanbalığı çorbası Aalsuppe, lezzetli patates kızartmaları ve biftekler, kırmızı meyveler ile hazırlanmış bir çeşit tatlı Rote Gtrütze... Yani Bremen'de her damak tadına göre bir lezzet var, aç kalmazsınız kesinlikle! 🙂 Şehirde yeme içme fiyatları da oldukça uygun. Bremen yüzölçümü olarak birçok Avrupa şehrine göre küçük. Az sayıda otel ve hostel arasından seçim yapmak da bu yüzden epey kolay. Fiyatlar epey uygun. Şehir merkezi olan Mitte bölgesinde gecelik yaklaşık 60-65 eur'ya hostel veya apartman dairelerinde konaklayabilirsiniz. Aynı bölgede yıldızlı otellerin konaklama fiyatı ise 80-130 eur arasında değişiyor. Şehir merkezine yürüme mesafesinde olan merkez tren garı yakınlarında lüks otellerin bazılarında gecelik 80 eur'a konaklayabilirsiniz ki bu bol yıldızlı otellere göre oldukça uygun bir fiyat. Flughafen havaalanına yakın olan Neustadt bölgesinde ise gecelik 45-50 eur'a apartman daireleri mevcut. Flughafen Bremen Havaalanı şehir merkezine çok uzak değil. Üstelik ulaşım da çok kolay. Taksi'ye minimum 20-25 eur ücret ödeyeceğinize, 6 numaralı sarı tramvayı kullanarak tek kişi tek yön 2,70 eur'a şehir merkezine varabilirsiniz. Tramvay durağına ulaşım da kolay, havaalanından çıktığınızda hemen karşınızda! Biletlerinizi tramvay veya otobüs duraklarındaki bilet otomatlarından satın alabilirsiniz. Bu arada makinelerde Türkçe dil seçeneği de mevcut. Satın aldığınız bilet her iki araçta da geçerli. Toplu taşıma kullanacaksanız gün içinde sınırsız kullanabileceğiniz günlük biletleri tercih edebilirsiniz. Tek günlük bilet fiyatı kişi başı 8 eur. Erlebnis Kart ile hem müzeleri ücretsiz gezebilir hem de toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. 3 gün geçerli kart 58 eur. Bremen yürüyerek gezilebilecek kadar küçük bir şehir. Özellikle şehrin turistik noktaları birbirine çok yakın o nedenle şehir içinde toplu taşıma yerine yürümeyi de tercih edin bence. Hauptbahnhof ana tren istasyonunu kullanacaksanız, buraya yine 6 numaralı tramvay ile ulaşabilirsiniz. 1. Bremen'de toplu taşıma kullanmayın: Bremen'in özellikle turistik ve tarihi bölgeleri arasındaki mesafeler oldukça kısa. Bütçenizden tasarruf etmek için şehri yürüyerek keşfedin. Tramvay ve otobüslerde yolculuk için tek yön kişi başı 2,7 eur ödüyorsunuz. Satın aldığınız bilet her iki araçta da geçerli. Toplu taşıma kullanacaksanız gün içinde sınırsız kullanabileceğiniz günlük biletleri tercih edin. Tek günlük bilet fiyatı kişi başı 8 eur. Erlebnis Kart ile hem müzeleri ücretsiz gezebilir hem de toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. 3 gün geçerli kart fiyatı 58 eur. - Forecourt tren istasyonu - Katedral meydanı - Schlachte Embankment bölgesi - Kontorhaus meydanı 3. Hediyelik eşyaları ucuz bölgelerden alın: Şehir merkezindeki hediyelik dükkanlar yerine Bremen'in en eski mahallesi olan Schnoor bölgesindeki hediyelik eşya dükkanlarını tercih edin. Bu bölge o kadar kalabalık ve turistik ki dapdar sokaklarda çeşit çeşit dükkanlar arasında kendinizi kaybedeceksiniz. Fiyatlar ise oldukça uygun. 4. Bremen Havaalanından şehir merkezine tramvay ile gelin: Flughafen Bremen Havaalanı şehir merkezine çok uzak değil. Üstelik ulaşım da çok kolay. Taksi'ye minimum 20-25 eur ücret ödeyeceğinize, 6 numaralı sarı tramvayı kullanarak 2,70 eur'a şehir merkezine varabilirsiniz. Almanya'nın bir diğer şehri Hamburg gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bremen-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Bremen Mızıkacıları masalını dinlemeyen yoktur herhalde. 🙂 İşte o mızıkacıların hikayesini yerel halktan dinlemek ve hayvanları yakından görmek için sabırsızlanıyordum. Bremen gezilecek yerler listesi 'nde mutlaka yapmanız gereken 6 aktiviteyi sıraladım. Bremen'deki masalsı yaşam tam benlik. İnsanlar mutlu, etraf sakin, sessiz ve düzenli. Şehrin tarihi meydanında işiteceğiniz Bremen tınıları eşliğinde etrafta kaybolmak muhteşem... Bremen'in eski şehri Altstadt geçmişten günümüze olduğu gibi korunmuş. Festival zamanlarında ve Noel dönemlerinde kurulan Noel pazarları ile Bremen daha da ışıl ışıl oluyor. Yeniden görüşeceğiz Bremen! St. Petri Dom Kilisesi'ni tek bir fotoğraf karesine sığdırmak çok güç çünkü o kadar heybetli ki... 2. Dünya Savaşı esnasında hava saldırılarında kısmen yıkılsa da 320 metrelik uzun ikiz kuleleri, Bremen siluetinin en güzel sembolü hala! Dar ve tarihi sokakları, küçücük evleri ile Bremen'in en eski mahallesi. Etrafta onlarca kafe, sanat galerisi, mini butik ve hediyelik eşya dükkanı var. Kafe Tölke'de şirin bir masaya oturun ve kahve eşliğinde bu mahallenin tadını çıkarın! Şehrin tarihi meydanı ve Weser nehri arasındaki Böttcher sokağı Bremen'in ilginç sokaklarından biri. Bu dar sokak çeşit çeşit sanat galerilerine ve müzelere ev sahipliği yapıyor. Mimari açıdan özel olarak tasarlanmış art deco tarzı evler gerçekten hayranlık uyandırıcı! Böttcher'de dükkanların dışından zanaatkarları izleyebilir veya hediyelik eşya mağazalarında kendinizi kaybedebilirsiniz. 🙂 Özellikle Remember isimli mağazayı şiddetle öneriyorum! Bremen'i daha detaylı keşfetmek için Bremen gezi rehberime tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bremen-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Bremen 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 78 eur. 50 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 8 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Bremen yüzölçümü olarak birçok Avrupa şehrine göre küçük. Az sayıda otel ve hostel arasından seçim yapmak da bu yüzden epey kolay. Fiyatlar epey uygun. Şehir merkezi olan Mitte bölgesinde gecelik yaklaşık 60-65 eur'ya hostel veya apartman dairelerinde konaklayabilirsiniz. Aynı bölgede yıldızlı otellerin konaklama fiyatı ise 80-130 eur arasında değişiyor. Şehir merkezine yürüme mesafesinde olan merkez tren garı yakınlarında lüks otellerin bazılarında gecelik 80 eur'a konaklayabilirsiniz ki bu bol yıldızlı otellere göre oldukça uygun bir fiyat. Flughafen havaalanına yakın olan Neustadt bölgesinde ise gecelik 45-50 eur'a apartman daireleri mevcut. Bremen'in yöresel lezzetleri epey meşhur. Grützwurst dedikleri bir tür tütsülenmiş sosis ile pişirilip lahana ile yenen Kohl-Pinkel, bir çeşit bademli hamur tatlısı olan Butterkuchen, zencefilli kekler ve kurabiyeler, Klaben adını verdikleri meşhur ve epey lezzetli üzümlü kekler, naneli çikolatalı şekerleme Kluten, yılanbalığı çorbası Aalsuppe, lezzetli patates kızartmaları ve biftekler, kırmızı meyveler ile hazırlanmış bir çeşit tatlı Rote Gtrütze... Yani Bremen'de her damak tadına göre bir lezzet var, aç kalmazsınız kesinlikle! 🙂 Şehirde yeme içme fiyatları da oldukça uygun. Flughafen Bremen Havaalanı şehir merkezine çok uzak değil. Üstelik ulaşım da çok kolay. Taksi'ye minimum 20-25 eur ücret ödeyeceğinize, 6 numaralı sarı tramvayı kullanarak tek kişi tek yön 2,70 eur'a şehir merkezine varabilirsiniz. Tramvay durağına ulaşım da kolay, havaalanından çıktığınızda hemen karşınızda! Biletlerinizi tramvay veya otobüs duraklarındaki bilet otomatlarından satın alabilirsiniz. Bu arada makinelerde Türkçe dil seçeneği de mevcut. Satın aldığınız bilet her iki araçta da geçerli. Toplu taşıma kullanacaksanız gün içinde sınırsız kullanabileceğiniz günlük biletleri tercih edebilirsiniz. Tek günlük bilet fiyatı kişi başı 8 eur. Erlebnis Kart ile hem müzeleri ücretsiz gezebilir hem de toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. 3 gün geçerli kart 58 eur. Bremen yürüyerek gezilebilecek kadar küçük bir şehir. Özellikle şehrin turistik noktaları birbirine çok yakın o nedenle şehir içinde toplu taşıma yerine yürümeyi de tercih edin bence. Hauptbahnhof ana tren istasyonunu kullanacaksanız, buraya yine 6 numaralı tramvay ile ulaşabilirsiniz. Detaylı Bremen Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-alisveris-rehberi", "text": "Brugge şehrini gezdim, dönüşte de sevdiklerime çam sakızı çoban armağanı hediyeler götüreyim derseniz doğru adrestesiniz. 🙂 Brugge'un neleri ünlüdür? Peki bu ürünler nereden ucuza alınır? Brugge alışveriş rehberi yazımda bunları açıklığa kavuşturacağız. Çeşit çeşit dantel ürünleri annelerimizin pek sevdiği şeylerdir bilirsiniz, Brugge şehrinin de dantelleri pek ünlü. Benim favorim ise dantel küpeler olmuştu. Brugge çikolataları, anahtarlıklar, magnetler, dekoratif ürünler, t-shirtler, şapkalar ve üzerinde Brugge yazan yüzlerce ufak hatıra eşyası. 🙂 Kendinizi mağazalarda kaybetmemeniz için birkaç hediyelik dükkan önerim olacak sizlere. Dükkanın ismi içerideki satıcılara da yansımış. Çikolata mutluluğu. 🙂 Ben bu dükkanda çalışsam herhalde öncelikle çikolata yemekten 150 kilo olur, ardından da her saniye soluduğum çikolata kokusundan gülücükler saçardım. 🙂 Satıcılar çok pozitif enerjili ve yardımsever. Belçika çikolataları bir harikaymış, dönüşte de eve ve arkadaşlara da hediyeler alayım derseniz kesinlikle size bu dükkanı tavsiye ederim. Onlarca çeşit çikolata var içeride ve ambalajlar çok sevimli. Fiyatlar da makul. Brugge'a gittiğimde dönüşte buradan paket paket truffle alıyorum her defasında. Çünkü aşırı lezzetliler. Bu dükkanda çok sayıda hediyelik çikolata alternatifi var. Hediye alacaksanız muhakkak buraya da uğrayın. Pişman olmazsınız. Dekoratif mutfak ürünleri çok şirin. Üzeri motifli demlikler ve bardakları çok sevmiştim ben. İçerideki her şey çok renkli ve fiyatlar uygun. Özellikle annelerimize alacağımız hediyeler için güzel bir mağaza. Alkol sağlığa zararlıdır! Bunu size bir kez daha hatırlatmak istedim. 🙂 Her defasında da hatırlatacağım. Ama siz seviyorsanız ya da \"Madem Belçika'ya kadar geldim. Belçika biraları da dünyada çok ünlü, bir iki şişe hediye alayım\" derseniz, bu dükkana uğrayın. İçeride yüzlerce çeşit bira var. Şişeler ve üzerlerindeki etiketler çok özgün. Hangisini alacağınızı şaşırabilirsiniz, her bir şişenin üzerinde etiket fiyatı olması hızlı seçim için büyük kolaylık. Brugge şehrinin dantelleri çok ünlü. Dantel işlemek çok zahmetlidir bilirsiniz. Buradaki dantel türleri ise ayrı bir el işçiliği gerektirdiği için çok daha kıymetli. Bu dükkan bir antikacı. İçeride çok hoş bir atmosfer var. Bu dükkana girdiğimde adeta zamanda geri gittiğimi hissetmiştim. Onlarca çeşit dantel ürünü var. Klasik danteller, elbiseler, perdeler... Çok sevdiğim bir ürün değildi dantel hiçbir zaman. Ama bu dükkanlarda o kadar zarif bir şekilde sergileniyor ki, her çeşidinden alasınız geliyor. Meraklısıysanız bu dükkanı muhakkak gezin. Alışverişten sonra biraz soluklanmak için Brugge yeme içme rehberime hemen tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-belfry-kulesi", "text": "Belfry'a tırmanırken, bazı katlarda kısa molalar verebilir ve kulenin tarihini, çanların çalışma sistemlerini anlatan detayları inceleyebilirsiniz. Tırmanırken çanları melodik şekilde çalarken yakından görme fırsatı yakalarsanız şanslısınız. Bunu deneyim etmek çok ilginç çünkü! In Bruges filmini izleyen var mı? Beni Brugge şehrine ilk kez götüren şey bu Brugge manzaralı bu film olmuştu. Müthiş müzikler ve oyunculukların yanı sıra şehrin dar sokakları, tarihi Brugge binaları, kanalları ile görsel bir ziyafet sunuyor bu film. Son sahne ise işte şimdi anlattığım Belfry kulesinin içinde geçiyor. Şehri ziyaret etmeden önce havaya girmek için izleyin derim! Brugge gezilecek yerle yazım için tıkla'!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-bisiklet-turu", "text": "Amsterdam kadar olmasa da Brugge şehrinde de hatrı sayılır bir bisiklet trafiği var. Ortaçağ'dan fırlamış bu masalsı kenti yürüyerek ve tekne ile gezdiniz, peki bisiklet ile şehri keşfetmek nasıl bir şey olurdu acaba derseniz, Brugge Bisiklet Turu rehberimde size birkaç tane bisiklet turu önerim olacak. Bisiklet, hava yağışlı ise bir adet yağmurluk ve tur rehberi hizmeti dahil bu turun kişi başı fiyatı 27 eur. Çok pahalı demeyin. Brugge'un o tatlı ve dar sokaklarında tur rehberi eşliğinde kaybolmak ve şehrin tarihini aynı zamanda pedal çevirerek dinlemek çok keyifli. Adı çok sevimli değil mi ama? 🙂 Pembe ayı bisiklet turu. 🙂 Direk bu sevimli bisikletlerin üzerinde pedal çeviresi geliyor insanın. Bu tur belli bir rota üzerinde ilerliyor. Çok fazla turistik olmayan gizli saklı cennet köşelerini bisiklet üzerinde keşfetmeniz mümkün. Bir iki güzel kafede de mola verip waffle keyfi de yapabilirsiniz. Muhteşem! 🙂 İngilizce rehberlik hizmeti de dahil olan bu turun fiyatı kişi başı 25 eur. Yine bisiklet üzerinde eğlenceli bir tur! Haftanın her günü bu tura katılabilirsiniz. Bisiklet de dahil tur fiyatı kişi başı 18 eur. Bu turun güzel bir özelliği kendi bisikletiniz ile de katılabiliyor olmanız. Kendi bisikletinizi getirirseniz sadece 9 eur ödemeniz gerekecek. Bu arada kanalların tadını yürüyerek çıkarmak da müthiş, üstelik bedava. 🙂 Yürüyerek Brugge turu yazım için hemen tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-burg-meydani", "text": "Brugge şehrinin tarih kokan meydanı, aynı zamanda şehrin idari ve siyasi merkezi! Brugge Burg meydanı Gotik'ten Rönesans'a uzanan ve Neo-klasik dönemlerden kalma çeşitli mimari tarzda yapılarla dolu. Meydanda en dikkat çekici yapı Belediye Binası! Adalet Sarayı ve Nüfus Müdürlüğü de burada. Adalet sarayına özellikle hayran kalmıştım çünkü belki de Rönesans döneminin en nadir örneklerinden biriydi gördüğüm bina! Brugge Burg meydanı şehrin en eski yerleşim yerlerinden biri ayrıca. Şehrin bir başka ana kalbi olan Markt Meydanına da çok yakın. Bu meydandaki yapıların ihtişamı gerçekten çok farklı, ben Ortaçağ ve Rönesans döneminin etkisini bu meydanda fazlasıyla hissettim. Fotoğraf çekmek isteyenler için bir cennet burası. 🙂 Hele ki ışık tersinizde değilse. Holy Blood Bazilikası da bu meydanda. Holy Blood Bazilikası ve şehirdeki birçok katedrali de anlattım. Okumak isteyenler, Brugge kilise ve manastırlar yazım için hemen tıklayın! Burg meydanındaki Belediye Binasından biraz daha detaylı bahsetmek istiyorum. Şehir 600 yıldır bu binadan yönetiliyormuş. Görülmesi gereken bir başyapıt bence. 1300'lerde gotik bir tarzda inşa edilmiş. Cephesindeki heykeller orijinal olmasa da tarihi Flandre bölgesinin ve İncil'in figürlerinden ilham alınarak yapılmış. Eğer Brugge'nin erken tarihini öğrenmeye, halkla yöneticileri arasındaki güç mücadelesine tanıklık etmeye ve şehrin mührü gibi tarihi belgeleri ve eserleri görmeye meraklıysanız, bu yapıyı muhakkak ziyaret edin. Bina renkleri ve iç dizaynı muhteşem. Ana koridorda özellikle muazzam bir mimari ve görsel bir büyü var!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-cikolata-patates-kizartmasi-ve-bira-muzesi", "text": "Belçika deyince akla gelen bu üç lezzetin tarihinde kaybolmak ve yapım aşamalarına dair birçok bilgi edinmek için kesinlikle Brugge Çikolata, Patates Kızartması ve Bira müzesi turu yapın. Ben hepsini gezdikten sonra Brugge şehrini daha da iliklerime kadar hissetmiştim. Çikolata Müzesi her gün 10.00-17.00 arası açık, turistlerin en yoğun olduğu temmuz ve ağustos aylarında ise 10:00 18:00 arasında müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Avrupa'da kızarmış patates deyince iki ülke akla gelir. Biri Hollanda biri Belçika. Hangisi daha iyi derseniz, haksızlık etmeyeyim! Birbirleri ile yarışırlar çünkü. 🙂 Belçika patatesini tanımak, tarihini öğrenmek ve patateslerin lezzet tamamlayıcıları onlarca çeşit soslar ile tanışmak için bu müzeyi muhakkak ziyaret edin derim. Burası Brugge şehrinin en çekici binalarından biri olan Saaihalle'de yer alıyor. Bayıldım buraya! Bu arada bu müze dünyada patates kızartmasının tarihini ve patateslerin yetiştirilme ve yapım sürecini anlatan tek müze imiş. Bu yönden de ilgimi çekmişti benim. İşte ben Frietmuseum'da tüm bu sorularıma cevap bulmuştum. Tavsiye ediyorum. Her gün 10.00-18.00 arası müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Burada vakit geçireceğiniz süre ortalama 45 dakika civarı oluyor. Brugge şehrinde muhteşem patates kızartmaları yapan favori mekanlarımı öğrenmek istiyorsanız detaylı Brugge yeme-içme yazım için tıklayın! Alkol sağlığa zararlıdır! Üzerime düşeni yapıp baştan belirteyim dedim. 🙂 Belçika ile özdeşleşmiş biraları daha yakından tanımak isteyen var ise buyursun ziyaret etsin. İlla tatmak zorunda değilsiniz. Bazı şeyler genel kültür. Sonuçta Belçika, dünyada bira denince akla gelen ilk ülkelerden biri. Yüzlerce, binlerce çeşit biraları var. Fotoğraflar ve videolar eşliğinde bu lezzetin tarihini ve bira yapım sürecini öğrenmek istiyorsanız muhakkak gidin derim. İçeride oldukça doyurucu bir görsel sunum var. Paranızın karşılığını alacaksınız. Tadım odasında 16 farklı bira çeşidi tadım için herkese açık. Her gün 10.00-18.00 arası müzeyi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-cikolata-ve-waffle-rehberi", "text": "Benim favori çikolata tercihimi baştan söyleyeyim de, belki benim tavsiyelerim ile Brugge'a gidenler hediye falan getirmek ister. 🙂 Hahahahah. 🙂 Kocaman kalıp çikolatalar göreceksiniz dükkanlarda. Sütlüsü, bitteri ve onlarca çeşidi var onların. Kilo ya da gram ile satın alıyorsunuz, satıcı bu kalıpları bölmek için epey büyük kesici bir alet kullanıyor. O kesme ve bölme işlemi çok ilginç hakikaten! Muhakkak alıp yiyin bu çeşitten. Benim favorim işte bu çikolatalar! Çünkü bakın abartmıyorum yerken gözlerinizi kapatıp kendinizden geçeceksiniz. 🙂 Neyse gelelim biz çikolatacı tavsiyelerime. Adres: Bu dükkanın şehrin birçok noktasında şubesi var, ben Steenstraat 4 adresinde bulunan mağazasından alışveriş yapmıştım. Yine aşırı lezzetli çikolatalar yiyebileceğiniz şirin bir mekan, üstelik burada fiyatlar da makul. Buranın truffle'larına bayılmıştım. Hatta Türkiye'ye dönerken de götürmek için sabah erkenden uyanıp dükkanın açılmasını kapısında beklemiştim. Bu dükkanın sevdiğim yanlarından biri, Brugge şehrindeki diğer çikolatacılara göre biraz daha yerel olmasıydı. Turistlerden ziyade bu dükkanda Brugge'lu birçok aileyi çocukları ile beraber alışveriş yaparken görebilirsiniz. Brugge'daki en şık çikolatacılardan biri. Benim ilk tercihim olmasa da eğer yakınlarınıza şöyle şık paketli çikolatalar hediye etmek istiyorsanız doğru adrestesiniz. Cidden çok asortik ve estetik ambalajları var. Özellikle frambuazlı tablet çikolatasına bayıldım buranın. İnanılmaz lezzetli idi! Burada o yazımın başında bahsettiğim çikolata kalıplarından yemiştim. Yüzde 90 kakao içeren bir çeşitti. Belçika'da tüm çikolatalar neredeyse el yapımı olduğundan kimyasal veya katkı maddeli bir lezzet asla olmuyor. Kakao komasına girmiştim yiyince. Bir de ben abartırım, bilmiyorum siz de öyle misiniz? O paket illa bitecek arkadaş! 🙂 Yani aman ucundan azıcık yiyeyim, canım çektikçe yerim gerisini diyenlerden asla olamadım maalesef. 🙂 Sizde benim gibiyseniz bu dükkandaki bitter çikolatalara gömülün derim. Bu arada buranın sıcak çikolata ve kahvelerini de tavsiye ederim. Bir şehir düşünün ki her tarafı tatlı tatlı waffle hamuru kokuyor. Onlarca çeşit waffle hazırlatabilirsiniz kendinize. Sadece üzerine tatlı bir krema dökülmüş ve tek bir kiraz kondurulmuş waffle yiyebileceğiniz gibi, bolca Belçika çikolatasına bulanmış içi taptaze kırmızı meyveler dolu bir waffle da indirebilirsiniz mideye. 🙂 Benim her zaman favorim sütlü çikolatalı çilekli waffle. Mmmmm olsa da yesek yaaaaaaaa! 🙂 Gelin size şimdi şehrin en güzel waffle'cılarını tanıtayım. Yine favorim olan bir waffle dükkanı. Kışın Brugge şehrine gitmiş isem buraya gelip muhakkak üzerinde birkaç çilek olan sade bir waffle yer ve sıcak çikolata içerim. Sıcak çikolatalar bizdeki çorba kaseleri gibi kocaman fincanlarda servis ediliyor. Birçok çeşit çikolatayı sıvı veya katı olarak farklı ve lezzetli sunumlar ile servis ediyorlar bu arada. Muhakkak gidilmeli. Yine sevdiğim waffle dükkanlarından biri. Normalde kremayı pek sevmem ama burada satıcı bana o tatlı waffle hamuru ve kirazların üzerine krema denersem çok beğeneceğimi ve denememi istediğini söyledi. Kıramadım. 🙂 İyiki de kırmamışım. Bana hep ağır gelen krema aşırı hafif ve lezzetli idi, sırları çok az çırpmak ve az yağ kullanmakmış. Bu arada bu dükkanın kahveleri de çok başarılı. Brugge'un en popüler waffle dükkanı burası. Turistik mekanlara karşı alerjim vardır ve pek tercih etmem ama burası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü burada lezzetler harika. Ne zaman gitseniz muhakkak bu dükkanın önünde kuyruk olacaktır. Brugge şehrine ayak basanlar waffle yemek için buraya akın ediyor çünkü. 🙂 Sütlü çikolatalı ve çilekli waffle tercihim burada. Servis ederken hamura bir de minik Belçika bayrağı dikiyorlar. 🙂 Sevimli bir sunum. Muhakkak deneyin. Brugge yeme içme rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-gezilecek-yerler", "text": "Brugge Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. Yıllar önce bu şehri ziyaret etmeme bir film vesile olmuştu. Evet doğru tahmin ettiniz, In Bruges filmi! 🙂 Bu filmde beni en etkileyen şey filmin dramatik ve komik havasından ziyade, izlediğim Brugge manzaraları olmuştu. Film o masalsı Brugge şehrinden o kadar güzel kareler gösteriyordu ki, ertesi gün uçak biletimi almıştım bile. 🙂 Ortaçağ binaları, dar ve Arnavut kaldırımlı sokakları, kanal yolları, minik taş köprüleri, melodik çan sesleri, faytonlar, havada mis gibi çikolata ve waffle kokusu... Tek bir tane bile yeni bina yok. Brugge şehrinde en çok ne yapmayı seviyorsun derseniz, Markt meydanında Belfry'a karşı o arnavut kaldırımlı zeminde oturarak In Bruges filminin soundtrack'ini dinlemek ve çikolata kokusunu içime çekmek. Zaman zaman da Brugge sokaklarında kaybolmak. 🙂 Benim de zevklerim bu. 🙂 Hayatın tadını sevdiğim şeyleri yaparak çıkarmayı seviyorum. Hazırladığım Brugge gezi rehberi ile Brugge şehrini sizler de keşfedebileceksiniz. Şehrin tam kalbi! Turistlerin gezmeye başladığı ana nokta işte tam da burası. Benim için Markt Meydanı bundan daha fazlası. Bu meydana geldiğinizde etrafınızın her biri farklı dönemlerden kalma rengarenk ve şirin tarihi binalar ile çevrili olduğunu göreceksiniz. Meydanda en ilgi çekici yapı epey yüksek bir kule olan Belfry! Daha fazla bilgi için tıkla! İşten Brugge şehrinin en ikonik yapısı! Markt meydanına geldiğinizde ister istemez gözünüz bu devasa kulenin en tepesine doğru çevrilecek. Çünkü bu kule tam 83 metre! Bu çan kulesinin inşası 1282 yılında başlamış ve sekizgen üst bölümün tepesi 1482 yılında tamamlanmış. Günümüzde kuleden tam 47 melodik çan sesi duyabiliyorsunuz. Gözünüz yiyorsa tırmanın. 🙂 Daha fazla bilgi için tıkla! Beni biliyorsunuz şehirleri yürüyerek keşfetmeye bayılırım ama bazı şehirlerde bazı noktalar var ki, ancak kanallarda suyun üzerinde süzülürken görebiliyorsunuz. Brugge da kesinlikle bu şehirlerden biri! Daha fazla bilgi için tıkla! Brugge şehri yüzyıllar boyunca kiliselerin, manastırların ve şapellerin yani dini yaşamın aktif merkezi olmuş. Şehrin olağanüstü bir dini mirası var. Muhakkak bu noktaları görün. DAha fazla bilgi için tıkla! Brugge şehri baştan sona muhteşem bir ambiyansa sahip. Tekne turunuzu da yaptıysanız sıra geldi Ortaçağ ve mis gibi çikolata kokan o meşhur Brugge sokaklarında kaybolmaya. 🙂 Buyrun tur yazıma! Brugge şehri hiç abartmıyorum hangi yöne baksanız renkli ve şirin çikolata ve waffle dükkanları ile karşılaşabileceğiniz masalsı bir şehir. Çikolata ve waffle rehberimde tüm detayları anlattım. 🙂 Öğrenmek için tıkla! Belçika deyince akla gelen bu üç lezzetin tarihlerinde kaybolmak ve yapım aşamalarına dair birçok bilgi edinmek için kesinlikle bu müzeleri ziyaret edin. Ben bu müzelerin hepsini gezdikten sonra Brugge şehrini daha da iliklerime kadar hissetmiştim. O zaman buyrun bu müzeler için hazırladığım detaylı rehbere. Burg, Brugge şehrinin tarih kokan meydanı aynı zamanda idari ve siyasi merkezi! Burg meydanında Gotik'ten Rönesans'a kadar uzanan ve neo-klasik dönemlerden kalma çeşitli mimari tarzlarda yapılar var. Meydanda en dikkat çekici yapı ise Belediye binası! Adalet sarayı ve nüfus müdürlüğü de burada. Detaylı Burg meydanı yazım için hemen tıklayın. Midyeye bayılırım! 🙂 Belçika'nın midyesi çok ünlü ama servisi bizden biraz daha farklı. Biz genelde midye tava veya midye dolma olarak tüketiriz midyeyi. Belçika'da ise midye yemek istiyorum dediğinizde önünüze lezzetli bir sosla servis edilen haşlanmış midye dolu kocaman bir tencere geliyor! Detaylı Brugge midye rehberim ve favori mekanlarım için hemen tıklayın. Belçika patatesleri acaba neden bu kadar lezzetli diye düşünürken ufak çaplı bir araştırma yapmıştım. Belçika'lıların patatesleri kendilerine has bir pişirme teknikleri var. Patatesler iki kere kızartılıyormuş! Brugge patates kızartması rehberim ve favori mekanlarım için hemen tıklayın. Amsterdam kadar olmasa da Brugge şehrinde de hatrı sayılır bir bisiklet trafiği var. Ortaçağ'dan fırlamış bu masalsı kenti yürüyerek ve tekne ile gezdiniz, peki bisiklet ile şehri keşfetmek nasıl bir şey olurdu acaba? Size birkaç tane bisiklet turu önerim olacak. Detaylı Brugge bisiklet turu rehberim için hemen tıklayın. Brugge şehrini keşfetmenin en muhteşem yollarından biri de balona binmek! Bence çok romantik. 😀 Bruges Ballooning ve Madou Balloon Ride firmaları şehirde balon hizmeti veren en bilindik iki fima. Balon turları yaklaşık üç saat sürüyor. Bazı turlarda yeme içme seçenekleri de mevcut. Düşünsenize havadasınız ve elinizde en sevdiğiniz içecekle tepeden muhteşem Brugge manzarasını izliyorsunuz! Sevgiliniz veya eşinizle muhakkak balona binin. Muhteşem ama biraz tuzlu. 😀 Kişi başı 180 eur. yüzyılın sonlarından itibaren Brugge şehrinde yirmiden fazla değirmen bulunuyormuş. Sint-Janshuis ve Koeleweimolen günümüzde hala korunan ve aktif çalışan yel değirmenleri. Bu çok iyi korunmuş orijinal yel değirmenlerini muhakkak görün. Hava güzel ve güneşli ise yemyeşil çimlere oturup piknik yapabilirsiniz, manzara muhteşem. Markt meydanından yürüyerek 20 dakikada ulaşabilirsiniz. Aziz John'ın hastanesi Brugge şehrinin en ikonik yapılarından bir tanesi. Tarih boyu müşkülleri, seyyahları, yoksulları ve hastaları tedavi eden sekiz yüz yıllık bir geçmişi vardır. 1970'lerin sonuna kadar aktif bir hastane iken günümüzde bir müzeye dönüşmüş. Giriş ücreti 12 eur. İçerideki sanat eserleri, hemşire ve hasta odaları, medikal araç gereçler görülmeye değer. Markt meydanından 15 dakikalık bir yürüyüş sonrası bu masalsı ve büyülü yemyeşil parka ulaşıyorsunuz. Bu yerin Türkçe karşılığı aşk gölü. 😀 Şehrin kalabalığından sıkıldıysanız şirin ve tarihi Brugge sokaklarında süzülerek bu parka muhakkak gelin. Parklara bayılırım. Minnewater gölüne ve manzarasına da aşık olduğumu söyleyebilirim! Dilerseniz piknik dilerseniz yürüyüş yapın burada, atmosfer her şekilde çok sakin ve romantik. Brugge şehrini gezdim, dönüşte de sevdiklerime çam sakızı çoban armağanı hediyeler götüreyim derseniz doğru adrestesiniz. 😀 Brugge'un neleri ünlüdür? Peki bu ürünler nereden ucuza alınır? Bu yazımda bunları açıklığa kavuşturdum. Brugge alışveriş rehberim için hemen tıklayın. 12. Brugge'dan diğer Belçika şehirlerine seyahat et. Brugge masalsı ve muhteşem bir şehir orası tamam. 😀 Ama eğer birkaç gün fazladan vaktiniz var ise muhakkak Belçika'nın diğer şehirlerini de görün. Gent ve Brüksel ziyaret etmeniz gereken iki güzel şehir mesela. Belçika küçük bir ülke. Tren ile yarım saatte önce Gent'e gelip şehri gezebilir, bir 35-40 dakika daha yolculuk yaparak Brüksel'e varabilirsiniz. Yollarda vakit kaybı da çok yok. Muhteşem. 😀Belçika'nın kendi raylı sistem hattı olan Belgian train firmasının internet sitesini ve fiyatları bir inceleyin. Fiyatlar tek yön yaklaşık 6-7 eur civarında. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 6 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 76 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Özellikle şehrin ana meydanları olan Markt ve Burg bölgesinde konaklamanın maliyeti diğer bölgelere göre biraz daha yüksek. Brugge şehrinin bu tarihi merkezinde konaklamanın bedeli gecelik yaklaşık 100-150 eur civarında. Yıldız sayısına göre de tabi fiyatlar artış ya da azalış gösterebiliyor. İki yıldızlı otellerde konaklamanızı öneririm, standartlar yüksek. Kendinize özel banyonuz ve ücretsiz wi-fi kullanabildiğiniz odaların fiyatı gecelik yaklaşık 50-80 eur arasında değişiyor. Brugge şehrinde ucuz konaklamanın yolu yok mu derseniz tabi ki var! Hostel'lerin ve şehir merkezine uzak bazı otellerin fiyatları gecelik yaklaşık 40-50 eur civarında. Nerede konaklamalıyım? Hangi bölgeler pahalı? Hangi bölgeler ucuz? Ortalama konaklama ücretleri ne kadar? gibi aklınızda birçok soru var biliyorum, haydi cevaplarını öğrenmek için Brugge şehrinde ucuz konaklama rehberim için tıklayın! Brugge denince akla gelen ilk şeyler, çikolata, waffle, midye ve patates kızartması! Ben Brugge şehrini her ziyaret edişimde rejimi bir kenara bırakıyorum ve bu yiyeceklerin hakkını veriyorum. 🙂 Siz de öyle yapın, ne de olsa tatildesiniz, canınız ne istiyorsa yiyin gitsin. 🙂 Size birçok önerim olacak. Brugge'da bir öğüne ortalama 6-8 eur vererek doymanız mümkün. Küçük bir patates kızartması külahı 3 eur civarında, lezzetli bir waffle ise 3-6 eur arasında değişiyor. 6,5 eur'a güzel bir hamburger yiyebilirsiniz. Koca bir tencere midyenin fiyatı ise yaklaşık 25 eur. Benim favori mekanlarımı öğrenmek istiyorsanız sizler için hazırladığım Brugge ucuz yeme içme önerilerime göz atın! Türkiye'den Brugge havaalanına direkt uçuş yok. Brugge şehrine ulaşmanın en kolay yolu, İstanbul'dan Brüksel International havaalanına uçmak ve Brüksel tren istasyonundan yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuk ile Brugge merkeze ulaşmak. Kişi başı tek yön tren bilet fiyatı yaklaşık 20 eur. Brugge şehir içi ulaşımda otobüs ağı çok yaygın. Tek yön otobüs biletinin fiyatı 3 eur. Günlük bilet 6 eur, 3 günlük bilet 12 eur, 5 günlük bilet ise 17 eur. Detaylı Brugge ulaşım rehberim için tıklayın! 4. Müzeler için kombin bilet alın: Şehirde birçok müze var. Gitmek istediğiniz müzelerin internet sitelerini inceleyin. Birkaç müzeyi bir arada görebileceğiniz kombin biletler satılabiliyor. Tabi bu biletler müzeler için ayrı ayrı vereceğiniz ücrete göre çok daha uygun oluyor. 5. Sokak lezzetleri ile doyun: Brugge diyince hemen burnuma patates, waffle ve çikolata kokusu geliyor. 🙂 Evet şehirde çok havalı ve lezzetli restoranlar var. Ama Brugge'da bir öğüne ortalama 6-8 eur vererek doymanız mümkün. Küçük bir patates kızartması külahı 3 eur civarında, lezzetli bir waffle ise 3-6 eur arasında değişiyor. 6,5 eur'a güzel bir hamburger yiyebilirsiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Detaylı Belfry Kulesi yazım için tıkla! Şehrin tam kalbi! Turistlerin gezmeye başladığı ana nokta işte tam da burası. Benim için Markt Meydanı bundan daha fazlası. Bu meydana geldiğinizde etrafınızın her biri farklı dönemlerden kalma rengarenk ve şirin tarihi binalar ile çevrili olduğunu göreceksiniz. Meydanda en ilgi çekici yapı epey yüksek bir kule olan Belfry! Detaylı Markt Meydanı yazım için tıkla! Brugge şehrini ziyaret ettiyseniz muhakkak tekne ile kanal turu yapmalısınız! Çünkü bu şehrin masalsı rengarenk tarihi binalarına ve şirin kanal manzaralarına bayılacaksınız. Buraya neden kuzeyin Venedik'i dendiğini kanalları tekne ile gezdiğinizde daha net anlayacaksınız. 🙂 Küçük taş köprülerin altından geçecek, nefis binaları çok net şekilde fotoğraflayabileceksiniz. Detaylı kanal turu yazım için tıkla! Detaylı Yürüyerek Brugge Turu yazım için tıkla! Brugge şehri yüzyıllar boyunca kiliselerin, manastırların ve şapellerin yani dini yaşamın aktif merkezi olmuş. Şehrin olağanüstü dini mirası var. Fakat bu miras, sadece şehrin dini geçmişinden kaynaklanmıyormuş. Bir yerel ile konuştuğumda bana \"Eğer bu dini yapıların taş cepheleri konuşabilseydi; eğitim, ekonomi, toplum ve kültürdeki evrimleri anlatmak için sayısız büyüleyici öyküler anlatırdı\" demişti. Tarihi ve kimliği olan şehirleri seviyorum. Brugge'da da o ortaçağ havasını iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Detaylı Brugge Kilise ve Manastırları yazım için tıkla! Detaylı Brugge Çikolata ve Waffle Rehberi yazım için tıkla! Brugge şehrini daha yakından keşfetmek istiyorsan Brugge gezilecek yerler rehberime tıkla! Yazıların harika. Tam istediğim detayları içeriyor. Gezerken çok faydalanacağımı umuyorum. 6-18 Ağustos tarihleri arasında oralarda olmayı planlıyorum."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-kanal-turu", "text": "Beni biliyorsunuz şehirleri yürüyerek keşfetmeye bayılırım ama bazı şehirlerde bazı noktalar var ki, ancak kanallarda suyun üzerinde süzülürken görebiliyorsunuz. Brugge da bu şehirlerden biri! Brugge şehrini ziyaret ettiyseniz muhakkak tekne ile kanal turu yapmalısınız! Çünkü bu şehrin masalsı rengarenk tarihi binalarına ve şirin kanal manzaralarına bayılacaksınız. Buraya neden kuzeyin Venedik'i dendiğini kanalları tekne ile gezdiğinizde daha net anlayacaksınız. 🙂 Küçük taş köprülerin altından geçecek, nefis binaları çok net şekilde fotoğraflayabileceksiniz. Tekne turunun fiyatı kişi başı 8 eur, 4-11 yaş arası çocuklar için bilet fiyatı ise 4 eur. Minimum 20 kişilik bir grup halinde gittiyseniz kişi başı 7 eur'dan biletinizi alabiliyorsunuz. Yok biz daha kalabalığız derseniz, 30 kişi bir olup 240 eur ödeyerek grubunuza özel bir tekne kiralayabiliyorsunuz. Bu arada kredi kartı ile ödeme yapılmıyor, nakit kabul ediyorlar, bilginiz olsun. Teknelerin kalkış noktası şu adres: Bootexcursies Gruuthuse, Nieuwstraat 11. Our Lady kilisesinin yanı diye ararsanız daha net bulursunuz. Bu arada teknelere bu adres dışındaki bir noktadan indi-bindi yapmak mümkün değil. Teknenin kaptanı İngilizce ve Almanca olarak tur boyunca Brugge kanalları ve tarihi taş köprüler ile ilgili bilgiler veriyor. Bu arada kanalların tadını yürüyerek çıkarmak da müthiş, üstelik bedava. 🙂 Yürüyerek Brugge turu yazım için hemen tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-kiliseleri-ve-manastirlari", "text": "Brugge şehri yüzyıllar boyunca kiliselerin, manastırların ve şapellerin yani dini yaşamın aktif merkezi olmuş. Şehrin olağanüstü dini mirası var. Fakat bu miras, sadece şehrin dini geçmişinden kaynaklanmıyormuş. Bir yerel ile konuştuğumda bana \"Eğer bu dini yapıların taş cepheleri konuşabilseydi; eğitim, ekonomi, toplum ve kültürdeki evrimleri anlatmak için sayısız büyüleyici öyküler anlatırdı\" demişti. Tarihi ve kimliği olan şehirleri seviyorum. Brugge'da da o ortaçağ havasını iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Şimdi gelin bu şehrin en önemli ve ikonik dini yapılarına beraber bakalım. Burg'un tam merkezinde göreceğiniz Kutsal Kan Bazilikası hakikaten çok çarpıcı bir yapı. Hikayesi de bir o kadar ilginç. 1149 yılında bu kiliseye ikinci Haçlı Seferi'nden dönerken Kutsal Topraklardan Hz. İsa'nın kanından bir damla getirilmiş. Bu bir damla kan bazilikanın içindeki kristal bir flakonda muhafaza ediliyor! Bazilikanın mimarisine hayran kalmıştım. Antik ve Gotik dokunuşların olduğu şapeller bir harika. Romanesk karakterini koruyan bir alt kiliseden ve Kutsal Kanın kalıntılarının korunduğu bir Neo-Gotik kiliseden oluşuyor burası. Giriş ücretsiz ama bazilikadaki sanat eserlerini ve hazineyi görmek isterseniz 2,5 eur ödüyorsunuz. Ben burayı ziyaret ettiğimde kutsal bir ayine denk gelmiştim. Tüm ayini çekemedim ama ilginç görüntüler izlediğimi söyeleyebilirim. Meryem Ana Kilisesi'nin 115,5 metre yüksekliğindeki tuğla kulesi bence Brugge zanaatkarlarının ustalığının mükemmel bir örneği! Kilise dışarıdan bakıldığında oldukça çarpıcı. Kilise içinede de değerli bir sanat koleksiyonu sergileniyor. Michelangelo'nun dünyaca ünlü Madonna and Child tablosu başta olmak üzere sayısız tablo, Burgonya dük ve düşesinin mezarları... Ve daha neler neler! Burada tarihi bilgiler ile dolup taşmıştım. Bu arada hatırlatmakta fayda var, ben bu kiliseyi ziyaret ettiğimde bir yenileme çalışması yapılıyordu ve bu nedenle kilisedeki eserlerin sadece bir kısmına erişebilmiştim. Bilginiz olsun. Brugge şehrinin en eski ve ihtişamlı katedrali burası. İçeride Ortaçağ mezarları, Brüksel duvar halıları ve zengin bir Flaman tablo koleksiyonu var. Dieric Bouts ve Hugo van der Goes gibi değerli ressamların tabloları ise nefis. Dışını ise bir kaleye benzettim ben. 99 metre yükseklikteki batı kulesi ise çok ilginç. Bu katedralin en önemli özelliğinden biri de yüzyıllar önce inşa edilmesine rağmen şehrin en az zarar gören yapısı olması."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-konaklama-rehberi", "text": "Brugge'da konaklamanın bedeli evet çok da ucuz sayılmaz. Özellikle şehrin ana meydanları olan Markt ve Burg bölgesinde konaklamanın maliyeti diğer bölgelere göre biraz daha yüksek. Ama kısıtlı bir vaktiniz var ise ve şehir içi ulaşımında fazla vakit kaybetmek istemiyorsanız merkezde konaklamak ulaşım maliyetini de düşününce daha mantıklı. Brugge şehrinin bu tarihi merkezinde yüksek yıldızlı bir otelde konaklamanın bedeli gecelik yaklaşık 100-150 eur. Yıldız sayısına göre de tabi fiyatlar artış gösteriyor. 80-90 eur'ya merkezde 2 yıldızlı oteller de bulmanız mümkün. Snuffel Hostel: Şehrin merkezi noktalarından Ezelstraat üzerinde ve bir gecelik konaklamanın bedeli özel odada yaklaşık 50 eur. Hostel puanı da epey yüksek. B&B Tripel B: Yine merkezi noktalardan biri olan Waalsestraat üzerinde. Özel banyolu çift kişilik oda gecelik yaklaşık 50 eur civarında. Hotel 'T Roodhof: Brugge şehrinin biraz dışında konaklamak ve şehrin etrafını da keşfetmek isterseniz size bu iki yıldızlı oteli önerebilirim. Merkeze tren ile 1 saatlik mesafede. Çift yataklı oda fiyatı yaklaşık 48 eur. Charlie Rockets Youth Hostel: Merkezde bulunan bir hostel daha. Çift kişilik odada bir gecelik konaklama bedeli yaklaşık 55 eur. Evet Brugge'da konaklamanın bedeli birçok Avrupa şehrine göre yüksek çünkü şehir turistlerin çok ilgisini çekiyor. Her yıl çok fazla sayıda turist bu şehri ziyaret ediyor. Bu sebeple rezervasyonlarınızı birkaç ay önceden yaptırmanızı tavsiye ederim. Brugge her mevsim güzel bir şehir. Haziran-Ağustos döneminde konaklama fiyatları epey yüksek olabiliyor. Ekim-Kasım aylarında nispeten daha ucuza oda bulabiliyorsunuz. Sonbahar ve kış aylarında da Brugge şehrini ziyaret ettim. Her daim masalsı şehir. O sebeple illa yazın buraya gelmeniz gerektiğini düşünmeyin. Ben en son şehrin en merkezi konumlarından birindeki Hotel Notre Dame'da konaklamıştım. Kesinlikle tavsiye ederim, temiz ve personeli oldukça ilgili bir otel. Gecelik konaklama bedeli ise Kasım aylarında yaklaşık 81 eur. Brugge şehrinin ortalamasına göre oldukça iyi bir fiyat. Hele ki otelin merkezde olduğunu düşünürsek! Ibis budget Brugge Centrum Station otelinde de konakladım. Ibis otellerini çok seviyorum. Zincir otel zaten, hemen hemen her Avrupa şehrinde standartları aynı, paranızın karşılığını kesinlikle alıyorsunuz. Gecelik fiyat yaklaşık 45 eur. Brugge yeme içme rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-markt-meydani", "text": "Brugge Markt Meydanı şehrin tam kalbi! Turistlerin gezmeye başladığı ana nokta işte tam da burası. Benim için Brugge Markt Meydanı bundan daha fazlası. Bu meydana geldiğinizde etrafınızın her biri farklı dönemlerden kalma rengarenk ve şirin tarihi binalar ile çevrili olduğunu göreceksiniz. Ortada ise geleneksel kostümler giymiş şoförlerin kullandığı şehir turu yapabileceğinizi faytonlar var. Meydanda tabi en ilgi çekici yapı epey yüksek bir kule olan Belfry! Brugge'a ilk gidişimde bu kulenin ennn tepesine tırmanmak gibi bir gaflette bulunmuş ve seyahatimin geri kalanında bacak felci ile dolaşmıştım. 🙂 Pişman mıyım? Hayır. 🙂 Detaylı Belfry yazım için hemen tıklayın. Mark meydanının tadını çıkarmanın en güzel yolu etraftaki birçok kafeden birine oturup bu tarihi manzaranın ve tatlı kalabalığın tadını çıkarmak. Yaz günü, hele ki rüzgar da bir yandan tatlı tatlı esiyorsa inanılmaz keyif alıyorsunuz. 🙂 Ben bu arada kış ayını da çok severim. Kış aylarında da Markt meydanında Christmas Market adı verdikleri bir Noel pazarı kuruluyor. İpucu: Markt meydanı çevresinde konuşlanmış kafelerin manzarası meydanın ihtişamını seyretmek için mükemmel ama yeme içmenin maliyeti bu kafelerde diğer bölgelere göre biraz yüksek. Çünkü Markt meydanı şehrin ana meydanı yani en turistik bölge. Birkaç eur fazla ücret ödemek bence bu meydanı favori içeceğinizi yudumlayarak izlemek için değer. 🙂 Karar sizin. Markt meydanının tam ortasında Jan Breydel ve Pieter de Coninck'in heykeli yer alıyor. Bu isimler kim derseniz, Brugge'nin iki popüler kahramanı! Fransız baskısına direnerek 1302'de Altın Dövüşler Savaşı sırasında çok önemli rol oynamışlar. Arkanızda bu iki ikonik heykel ve renkli Brugge binaları inanılmaz bir görüntü veriyor. Hele ki ışık tersinizde değilse. 🙂 Burası size bir masal şehri havasına sokuyor kesinlikle! Geldik meydanını bu kadar çok sevmemin nedenlerinden bir diğerine. Meydanda mis gibi çıtır çıtır patates kokularının geldiği yöne kafanızı çevirin. Minicik bir minibüs göreceksiniz. Adı Frituur Shana! Fiyatlar gayet makul. Küçük bir patates külahı yaklaşık 3 eur. Hayatımda yediğim ennn enn enn lezzetli patatesler ve hamburgerleri burada yedim. 🙂 Bu sevimli minibüsün önünde sıra yok ise şanslısınız. Hemen kendinize bir külah patates kapın ve harika soslardan üzerine dökün. 🙂 Meydanda boş bir alana çökün ve etrafın tadını çıkarın. Ve bu basit ama keyif dozu yüksek tavsiyemi uygularken de beni anın. 🙂 Fiyatlar ve detaylı Brugge yeme içme rehberim için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-midye-rehberi", "text": "Brugge şehrinin en ünlü midyecilerinden biri burası. Önünde her daim kuyruk görebilirsiniz. Size tavsiyem rezervasyon yaptırarak gitmeniz çünkü diğer türlü yer bulmanız neredeyse imkansız. Çalışanlar çok sıcakkanlı ve ilgili, midyeler ise aşırı lezzetli. Fiyatlar ara sokaklardaki midyecilere göre tabi birkaç eur daha fazla, çünkü mekan turistik. Ama bence gidin çünkü patates ile servis edilen midye haşlamaları aşırı lezzetli! Bir tencere midye fiyatı yaklaşık 25 eur. Biraz daha makul fiyatlı bir restoran. Midyeleri aşırı lezzetli olduğu gibi, bifteği de çok güzel yapıyorlar. Belçika patatesi ile servis edilmiş biftek harika. Karides salatası da süper! Ama konumuz şimdi midye. 🙂 Güler yüzlü ve sıcak bir karşılama istiyorsanız ve midyeler de midemi bayram ettirsin diyorsanız doğru adrestesiniz. Ben midyemi sevimli, rahat ve şirin bir atmosferde yemek istiyorum derseniz buraya gelin. Bu restoranda sadece turistler değil yerel bir çok aile de yemek yiyor. Porsiyonlar kocaman ve midyeler çok leziz. Fiyatlar ise diğer restoranlara göre çok çok az daha pahalı. Aşırı favori mekanım. Sadece midye değil, birçok deniz ürünü var. Özellikle karışık deniz ürünleri tabağı muhteşem! Istakoz, midye, deniz kabuğu, karides ve ahtapottan oluşan bu tabağın lezzetine ise hiç girmiyorum. 🙂 İçerisi de çok şirin bir mekan. Masalar birbirine yakın ve samimi bir atmosfer var içeride. Fiyatlar da gayet makul. Deniz ürünlerine gömülmek istiyorsanız muhakkak buraya gelin!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-patates-kizartmasi-rehberi", "text": "Belçika patatesleri acaba neden bu kadar lezzetli diye düşünürken ufak çaplı bir araştırma yapmıştım. Belçikalıların patatesleri kendilerine has bir pişirme teknikleri var. Patatesler iki kere kızartılıyormuş! İlkinde patateslerin içi yumuşak olsun diye yağa çiğ olarak atılıyor. Yağdan alıp soğumaya bırakılıyormuş. Sonra da daha kızgın bir yağa atılarak bu sefer çıtır çıtır altın rengi bir görünüm almaları sağlanıyormuş. İlginç! 🙂 Gelelim bu leziz patates kızartmalarını yiyebileceğiniz mekanlara. Brugge şehrindeki en turistik mekanlardan biri. Ama Avrupa'da bir mekanın turistik olması onu daha az kaliteli veya daha pahalı yapmıyor. Onay veriyorum, buraya muhakkak gidin. 🙂 Patatesler çok çok çok lezzetli. Özellikle dana burger favorim. Böyle bir tat yok! 🙂 Onlarca çeşit sor var. Yaklaşık 1 eur'a satılıyor soslar. Hannibal sos favorim. 🙂 Küçük külah patates 2,5 eur. Hamburgerler ise yaklaşık 6 eur civarında. Bu minicik mekan çok sevimli ve şirin. Patatesleri zaten anlatmaya gerek yok. 🙂 Hamburgerler ve soslu biftek de bir harika. Yolunuz düşerse muhakkak uğrayın. Markt Meydanına 10 dakika uzaklıkta. Direk Markt meydanının göbeğinde. Çok uzaklaşmak istemeden karnımı hemen şu meydanda doyurayım derseniz doğru bir seçim. Patatesler ve soslar çok leziz. Özellikle kipkorn ve balık burgeri öneriyorum. Çok ucuz bir fiyata bu restoranda karnınızı doyurabilirsiniz. Grote Markt meydanındaki bu patatesçi gece geç saatlere kadar açık. Soslar ve patatesler çok lezzetli. Özellikle white curry sosu benim favorim. Kipkornlar da çok lezzetli. Gece geç saatte burada kendinizi kaybedebilirsiniz. 🙂 Benden söylemesi. Brugge yeme içme önerilerim hakkında bilgi almak istiyporsan tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-turu", "text": "Brugge Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. Brugge turu yazımda yapılacak birbirinden güzel ve zevkli 18 aktivite sıraladım. Ortaçağ binaları, dar ve Arnavut kaldırımlı sokakları, kanal yolları, minik taş köprüleri, melodik çan sesleri, faytonlar, havada mis gibi çikolata ve waffle kokusu, Brugge'de tuar atarken adeta büyüleniyorsun. Brugge şehrinde en çok ne yapmayı seviyorsun derseniz, Markt meydanında Belfry'a karşı o arnavut kaldırımlı zeminde oturarak In Bruges filminin soundtrack'ini dinlemek ve çikolata kokusunu içime çekmek. Bu arada sadece Brugge şehirine gitmek istemiyorsan ve vaktin varsa kesinlikle Amsterdam Brüksel Brugge rotalarını kapsayan üç günlük bir tur ayarlamanı öneririm. Hangi yön olduğu fark etmez fakat bu 3 şehri birlikte keşfedebilirsin. Hatta turuna bir gün daha ekleyip Gent'e de uğrayabilirsin ve orayı da keşfetmiş olursun. Linklere tıklarsan her bir şehirde neler yapabileceğini öğrenebileceğin detaylı yazılarıma ulaşabilir ve sen de kendi rotanı planyabilirsin. Şehrin tam kalbi! Turistlerin gezmeye başladığı ana nokta işte tam da burası. Benim için Markt Meydanı bundan daha fazlası. Bu meydana geldiğinizde etrafınızın her biri farklı dönemlerden kalma rengarenk ve şirin tarihi binalar ile çevrili olduğunu göreceksiniz. Meydanda en ilgi çekici yapı epey yüksek bir kule olan Belfry! Daha fazla bilgi için tıkla! İşten Brugge şehrinin en ikonik yapısı! Markt meydanına geldiğinizde ister istemez gözünüz bu devasa kulenin en tepesine doğru çevrilecek. Çünkü bu kule tam 83 metre! Bu çan kulesinin inşası 1282 yılında başlamış ve sekizgen üst bölümün tepesi 1482 yılında tamamlanmış. Günümüzde kuleden tam 47 melodik çan sesi duyabiliyorsunuz. Gözünüz yiyorsa tırmanın. 🙂 Daha fazla bilgi için tıkla! Beni biliyorsunuz şehirleri yürüyerek keşfetmeye bayılırım ama bazı şehirlerde bazı noktalar var ki, ancak kanallarda suyun üzerinde süzülürken görebiliyorsunuz. Brugge da kesinlikle bu şehirlerden biri! Daha fazla bilgi için tıkla! Brugge şehri yüzyıllar boyunca kiliselerin, manastırların ve şapellerin yani dini yaşamın aktif merkezi olmuş. Şehrin olağanüstü bir dini mirası var. Muhakkak bu noktaları görün. DAha fazla bilgi için tıkla! Brugge şehri baştan sona muhteşem bir ambiyansa sahip. Tekne turunuzu da yaptıysanız sıra geldi Ortaçağ ve mis gibi çikolata kokan o meşhur Brugge sokaklarında kaybolmaya. 🙂 Buyrun tur yazıma! Brugge şehri hiç abartmıyorum hangi yöne baksanız renkli ve şirin çikolata ve waffle dükkanları ile karşılaşabileceğiniz masalsı bir şehir. Çikolata ve waffle rehberimde tüm detayları anlattım. 🙂 Öğrenmek için tıkla! Belçika deyince akla gelen bu üç lezzetin tarihlerinde kaybolmak ve yapım aşamalarına dair birçok bilgi edinmek için kesinlikle bu müzeleri ziyaret edin. Ben bu müzelerin hepsini gezdikten sonra Brugge şehrini daha da iliklerime kadar hissetmiştim. O zaman buyrun bu müzeler için hazırladığım detaylı rehbere. Burg, Brugge şehrinin tarih kokan meydanı aynı zamanda idari ve siyasi merkezi! Burg meydanında Gotik'ten Rönesans'a kadar uzanan ve neo-klasik dönemlerden kalma çeşitli mimari tarzlarda yapılar var. Meydanda en dikkat çekici yapı ise Belediye binası! Adalet sarayı ve nüfus müdürlüğü de burada. Detaylı Burg meydanı yazım için hemen tıklayın. Midyeye bayılırım! 🙂 Belçika'nın midyesi çok ünlü ama servisi bizden biraz daha farklı. Biz genelde midye tava veya midye dolma olarak tüketiriz midyeyi. Belçika'da ise midye yemek istiyorum dediğinizde önünüze lezzetli bir sosla servis edilen haşlanmış midye dolu kocaman bir tencere geliyor! Detaylı Brugge midye rehberim ve favori mekanlarım için hemen tıklayın. Belçika patatesleri acaba neden bu kadar lezzetli diye düşünürken ufak çaplı bir araştırma yapmıştım. Belçika'lıların patatesleri kendilerine has bir pişirme teknikleri var. Patatesler iki kere kızartılıyormuş! Brugge patates kızartması rehberim ve favori mekanlarım için hemen tıklayın. Amsterdam kadar olmasa da Brugge şehrinde de hatrı sayılır bir bisiklet trafiği var. Ortaçağ'dan fırlamış bu masalsı kenti yürüyerek ve tekne ile gezdiniz, peki bisiklet ile şehri keşfetmek nasıl bir şey olurdu acaba? Size birkaç tane bisiklet turu önerim olacak. Detaylı Brugge bisiklet turu rehberim için hemen tıklayın. Brugge şehrini keşfetmenin en muhteşem yollarından biri de balona binmek! Bence çok romantik. 😀 Bruges Ballooning ve Madou Balloon Ride firmaları şehirde balon hizmeti veren en bilindik iki fima. Balon turları yaklaşık üç saat sürüyor. Bazı turlarda yeme içme seçenekleri de mevcut. Düşünsenize havadasınız ve elinizde en sevdiğiniz içecekle tepeden muhteşem Brugge manzarasını izliyorsunuz! Sevgiliniz veya eşinizle muhakkak balona binin. Muhteşem ama biraz tuzlu. 😀 Kişi başı 180 eur. yüzyılın sonlarından itibaren Brugge şehrinde yirmiden fazla değirmen bulunuyormuş. Sint-Janshuis ve Koeleweimolen günümüzde hala korunan ve aktif çalışan yel değirmenleri. Bu çok iyi korunmuş orijinal yel değirmenlerini muhakkak görün. Hava güzel ve güneşli ise yemyeşil çimlere oturup piknik yapabilirsiniz, manzara muhteşem. Markt meydanından yürüyerek 20 dakikada ulaşabilirsiniz. Aziz John'ın hastanesi Brugge şehrinin en ikonik yapılarından bir tanesi. Tarih boyu müşkülleri, seyyahları, yoksulları ve hastaları tedavi eden sekiz yüz yıllık bir geçmişi vardır. 1970'lerin sonuna kadar aktif bir hastane iken günümüzde bir müzeye dönüşmüş. Giriş ücreti 12 eur. İçerideki sanat eserleri, hemşire ve hasta odaları, medikal araç gereçler görülmeye değer. Markt meydanından 15 dakikalık bir yürüyüş sonrası bu masalsı ve büyülü yemyeşil parka ulaşıyorsunuz. Bu yerin Türkçe karşılığı aşk gölü. 😀 Şehrin kalabalığından sıkıldıysanız şirin ve tarihi Brugge sokaklarında süzülerek bu parka muhakkak gelin. Parklara bayılırım. Minnewater gölüne ve manzarasına da aşık olduğumu söyleyebilirim! Dilerseniz piknik dilerseniz yürüyüş yapın burada, atmosfer her şekilde çok sakin ve romantik. Brugge şehrini gezdim, dönüşte de sevdiklerime çam sakızı çoban armağanı hediyeler götüreyim derseniz doğru adrestesiniz. 😀 Brugge'un neleri ünlüdür? Peki bu ürünler nereden ucuza alınır? Bu yazımda bunları açıklığa kavuşturdum. Brugge alışveriş rehberim için hemen tıklayın. 18. Brugge'dan diğer Belçika şehirlerine seyahat et. Brugge masalsı ve muhteşem bir şehir orası tamam. 😀 Ama eğer birkaç gün fazladan vaktiniz var ise muhakkak Belçika'nın diğer şehirlerini de görün. Gent ve Brüksel ziyaret etmeniz gereken iki güzel şehir mesela. Belçika küçük bir ülke. Tren ile yarım saatte önce Gent'e gelip şehri gezebilir, bir 35-40 dakika daha yolculuk yaparak Brüksel'e varabilirsiniz. Yollarda vakit kaybı da çok yok. Muhteşem. 😀Belçika'nın kendi raylı sistem hattı olan Belgian train firmasının internet sitesini ve fiyatları bir inceleyin. Fiyatlar tek yön yaklaşık 6-7 eur civarında. Seyahatlerimi nasıl planladığımı öğrenmek istiyorsan tıkla! Merhaba; Yazdıklarınızın çok yararlandım. Rehber olarak sizin yazdıklarınıza göre hareket edeceğim. Paylaştıklarını için teşekkürler."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-ulasim-rehberi", "text": "Türkiye'den Brugge'a direkt uçuş yok. Brugge şehrine ulaşmanın en kolay yolu, İstanbul'dan Brüksel International havaalanına uçmak ve tren istasyonundan yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuk ile Brugge merkeze ulaşmak. Bu arada Brüksel'de iki havaalanı var. Biri ana havaalanı olan Brüksel International, diğeri ise Brüksel'e 50 dakika uzaklıktaki Charleroi. Şehir merkezine yakın olan havaalanı. Genelde düşük bütçeli havayolları buraya uçmuyor. Eğer bu havaalanını tercih ederseniz tren ile Brugge şehrine yukarıda da yazdığım gibi 1 saat 15 dakikada ulaşabilirsiniz. Kişi başı tek yön bilet fiyatı yaklaşık 20 eur. Belçika'nın resmi tren işletmesi olan SCNB web sitesinden biletinizi önceden satın alabilirsiniz. Fiyat ve sefer tarifelerini inceleyin. Buraya biraz daha düşük bütçeli havayolları uçuyor. Belki size fiyat açısından buraya uçmak cazip gelebilir ama Charleroi'den Brugge şehrine gitmek biraz daha zahmetli bunu unutmayın! Havaalanından çıkınca hemen karşınıza Flibco otobüs durakları çıkıyor. Brugge şehrine tek yön kişi başı yaklaşık 17,5 eur. Sefer tarifelerini ve fiyatları Flibco web sitesinden inceleyin. Yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Süreyi özellikle veriyorum çünkü seyahatlerde bu ulaşım süreleri çok önemli. Neden seyahatinizden 2 saati boşu boşuna çalasınız ki? Unutmayın, zamanı verimli kullanmak önemli. Bu arada seyahatlerimi nasıl planladığımı anlattığım yazım için tıklayın. Otobüslerin seyrek kalktığı günler de oluyor. Bir iki kere bu havaalanını kullandım. Brüksel merkeze gitmek için bile otobüs durağında epey beklediğimi hatırlıyorum. Çok kuyruk oluyor. Artık asla tercih etmiyorum. Tabi uçak bileti fiyatı çok cazip değil ise! 🙂 Karar sizin. Brugge yürüyerek gezebileceğiniz küçük ve sevimli bir şehir. Yürümek veya bisiklet kullanmak istemiyorsanız şehir içi otobüsleri kullanabilirsiniz. Brugge'da şehir içi ulaşımı sağlayan De Lijn web sitesinden sefer tarifelerini ve fiyatları inceleyin, çok detaylı bilgiler içeriyor. Şehir içi tek yön otobüs biletinin fiyatı 3 eur civarında ve ilk kullandığınız andan itibaren 1 saat içinde sınırsız kullanabilirsiniz. Biletlerinizi otobüse bindiğinizde görevliden, bilet ofislerinden veya bilet makinelerinden kredi kartı ile satın alabilirsiniz. Ben şehir içinde her yere otobüsle giderim derseniz 24 saatlik bilet veya Brugge şehrinde birkaç gün konaklayacağım diyorsanız 3 veya 5 günlük bilet almanızı tavsiye ederim. Günlük bilet 6 eur, 3 günlük bilet 12 eur, 5 günlük bilet ise 17 eur. Tabi süreleri boyunca sınırsız kullanma hakkına sahipsiniz. Bence epey avantajlı."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/brugge-yeme-icme-rehberi", "text": "Brugge yeme içme rehberi yazımda favori yeme içme noktalarımı anlattım. Brugge denince akla gelen ilk şeyler; çikolata, waffle, midye ve patates kızartması! Ben Brugge şehrini her ziyaret edişimde rejimi bir kenara bırakıyorum ve bu yiyeceklerin hakkını veriyorum. 🙂 Siz de öyle yapın, ne de olsa tatildesiniz, canınız ne istiyorsa yiyin gitsin. 🙂 O zaman haydi gelin sizler için hazırladığım Brugge yeme içme rehberinde anlattığım favori yeme içme noktalarıma göz atın! Brugge şehrinin en ünlü midyecilerinden biri burası. Önünde her daim kuyruk görebilirsiniz. Size tavsiyem rezervasyon yaptırarak gitmeniz çünkü diğer türlü yer bulmanız neredeyse imkansız. Çalışanlar çok sıcakkanlı ve ilgili, midyeler ise aşırı lezzetli. Fiyatlar ara sokaklardaki midyecilere göre tabi birkaç eur daha fazla, çünkü mekan turistik. Ama bence gidin çünkü patates ile servis edilen midye haşlamaları aşırı lezzetli! Bir tencere midye fiyatı yaklaşık 25 eur. Biraz daha makul fiyatlı bir restoran. Midyeleri aşırı lezzetli olduğu gibi, bifteği de çok güzel yapıyorlar. Belçika patatesi ile servis edilmiş biftek harika. Karides salatası da süper! Ama konumuz şimdi midye. 🙂 Güler yüzlü ve sıcak bir karşılama istiyorsanız ve midyeler de midemi bayram ettirsin diyorsanız doğru adrestesiniz. Ben midyemi sevimli, rahat ve şirin bir atmosferde yemek istiyorum derseniz buraya gelin. Bu restoranda sadece turistler değil yerel bir çok aile de yemek yiyor. Porsiyonlar kocaman ve midyeler çok leziz. Fiyatlar ise diğer restoranlara göre çok çok az daha pahalı. Aşırı favori mekanım. Sadece midye değil, birçok deniz ürünü var. Özellikle karışık deniz ürünleri tabağı muhteşem! Istakoz, midye, deniz kabuğu, karides ve ahtapottan oluşan bu tabağın lezzetine ise hiç girmiyorum. 🙂 İçerisi de çok şirin bir mekan. Masalar birbirine yakın ve samimi bir atmosfer var içeride. Fiyatlar da gayet makul. Deniz ürünlerine gömülmek istiyorsanız muhakkak buraya gelin! Belçika patatesleri acaba neden bu kadar lezzetli diye düşünürken ufak çaplı bir araştırma yapmıştım. Belçikalıların patatesleri kendilerine has bir pişirme teknikleri var. Patatesler iki kere kızartılıyormuş! İlkinde patateslerin içi yumuşak olsun diye yağa çiğ olarak atılıyor. Yağdan alıp soğumaya bırakılıyormuş. Sonra da daha kızgın bir yağa atılarak bu sefer çıtır çıtır altın rengi bir görünüm almaları sağlanıyormuş. İlginç! 🙂 Gelelim bu leziz patates kızartmalarını yiyebileceğiniz mekanlara. Brugge şehrindeki en turistik mekanlardan biri. Ama Avrupa'da bir mekanın turistik olması onu daha az kaliteli veya daha pahalı yapmıyor. Onay veriyorum, buraya muhakkak gidin. 🙂 Patatesler çok çok çok lezzetli. Özellikle dana burger favorim. Böyle bir tat yok! 🙂 Onlarca çeşit sor var. Yaklaşık 1 eur'a satılıyor soslar. Hannibal sos favorim. 🙂 Küçük külah patates 2,5 eur. Hamburgerler ise yaklaşık 6 eur civarında. Bu minicik mekan çok sevimli ve şirin. Patatesleri zaten anlatmaya gerek yok. 🙂 Hamburgerler ve soslu biftek de bir harika. Yolunuz düşerse muhakkak uğrayın. Markt Meydanına 10 dakika uzaklıkta. Direk Markt meydanının göbeğinde. Çok uzaklaşmak istemeden karnımı hemen şu meydanda doyurayım derseniz doğru bir seçim. Patatesler ve soslar çok leziz. Özellikle kipkorn ve balık burgeri öneriyorum. Çok ucuz bir fiyata bu restoranda karnınızı doyurabilirsiniz. Grote Markt meydanındaki bu patatesçi gece geç saatlere kadar açık. Soslar ve patatesler çok lezzetli. Özellikle white curry sosu benim favorim. Kipkornlar da çok lezzetli. Gece geç saatte burada kendinizi kaybedebilirsiniz. 🙂 Benden söylemesi. Benim favori çikolata tercihimi baştan söyleyeyim de, belki benim tavsiyelerim ile Brugge'a gidenler hediye falan getirmek ister. 🙂 Hahahahah. 🙂 Kocaman kalıp çikolatalar göreceksiniz dükkanlarda. Sütlüsü, bitteri ve onlarca çeşidi var onların. Kilo ya da gram ile satın alıyorsunuz, satıcı bu kalıpları bölmek için epey büyük kesici bir alet kullanıyor. O kesme ve bölme işlemi çok ilginç hakikaten! Muhakkak alıp yiyin bu çeşitten. Benim favorim işte bu çikolatalar! Çünkü bakın abartmıyorum yerken gözlerinizi kapatıp kendinizden geçeceksiniz. 🙂 Neyse gelelim biz çikolatacı tavsiyelerime. Adres: Bu dükkanın şehrin birçok noktasında şubesi var, ben Steenstraat 4 adresinde bulunan mağazasından alışveriş yapmıştım. Yine aşırı lezzetli çikolatalar yiyebileceğiniz şirin bir mekan, üstelik burada fiyatlar da makul. Buranın truffle'larına bayılmıştım. Hatta Türkiye'ye dönerken de götürmek için sabah erkenden uyanıp dükkanın açılmasını kapısında beklemiştim. Bu dükkanın sevdiğim yanlarından biri, Brugge şehrindeki diğer çikolatacılara göre biraz daha yerel olmasıydı. Turistlerden ziyade bu dükkanda Brugge'lu birçok aileyi çocukları ile beraber alışveriş yaparken görebilirsiniz. Brugge'daki en şık çikolatacılardan biri. Benim ilk tercihim olmasa da eğer yakınlarınıza şöyle şık paketli çikolatalar hediye etmek istiyorsanız doğru adrestesiniz. Cidden çok asortik ve estetik ambalajları var. Özellikle frambuazlı tablet çikolatasına bayıldım buranın. İnanılmaz lezzetli idi! Burada o yazımın başında bahsettiğim çikolata kalıplarından yemiştim. Yüzde 90 kakao içeren bir çeşitti. Belçika'da tüm çikolatalar neredeyse el yapımı olduğundan kimyasal veya katkı maddeli bir lezzet asla olmuyor. Kakao komasına girmiştim yiyince. Bir de ben abartırım, bilmiyorum siz de öyle misiniz? O paket illa bitecek arkadaş! 🙂 Yani aman ucundan azıcık yiyeyim, canım çektikçe yerim gerisini diyenlerden asla olamadım maalesef. 🙂 Sizde benim gibiyseniz bu dükkandaki bitter çikolatalara gömülün derim. Bu arada buranın sıcak çikolata ve kahvelerini de tavsiye ederim. Bir şehir düşünün ki her tarafı tatlı tatlı waffle hamuru kokuyor. Onlarca çeşit waffle hazırlatabilirsiniz kendinize. Sadece üzerine tatlı bir krema dökülmüş ve tek bir kiraz kondurulmuş waffle yiyebileceğiniz gibi, bolca Belçika çikolatasına bulanmış içi taptaze kırmızı meyveler dolu bir waffle da indirebilirsiniz mideye. 🙂 Benim her zaman favorim sütlü çikolatalı çilekli waffle. Mmmmm olsa da yesek yaaaaaaaa! 🙂 Gelin size şimdi şehrin en güzel waffle'cılarını tanıtayım. Yine favorim olan bir waffle dükkanı. Kışın Brugge şehrine gitmiş isem buraya gelip muhakkak üzerinde birkaç çilek olan sade bir waffle yer ve sıcak çikolata içerim. Sıcak çikolatalar bizdeki çorba kaseleri gibi kocaman fincanlarda servis ediliyor. Birçok çeşit çikolatayı sıvı veya katı olarak farklı ve lezzetli sunumlar ile servis ediyorlar bu arada. Muhakkak gidilmeli. Yine sevdiğim waffle dükkanlarından biri. Normalde kremayı pek sevmem ama burada satıcı bana o tatlı waffle hamuru ve kirazların üzerine krema denersem çok beğeneceğimi ve denememi istediğini söyledi. Kıramadım. 🙂 İyiki de kırmamışım. Bana hep ağır gelen krema aşırı hafif ve lezzetli idi, sırları çok az çırpmak ve az yağ kullanmakmış. Bu arada bu dükkanın kahveleri de çok başarılı. Brugge'un en popüler waffle dükkanı burası. Turistik mekanlara karşı alerjim vardır ve pek tercih etmem ama burası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü burada lezzetler harika. Ne zaman gitseniz muhakkak bu dükkanın önünde kuyruk olacaktır. Brugge şehrine ayak basanlar waffle yemek için buraya akın ediyor çünkü. 🙂 Sütlü çikolatalı ve çilekli waffle tercihim burada. Servis ederken hamura bir de minik Belçika bayrağı dikiyorlar. 🙂 Sevimli bir sunum. Muhakkak deneyin. Brugge hakkında daha detaylı bilgi istiyorsan tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-adliye-sarayi", "text": "Brüksel Adliye Sarayı şehrin en önemli yapılarından biri. Dünyadaki en en büyük adliye saraylarından da biri ayrıca. 19. yüzyılda inşa edilen en büyük binaymış burası! Roma'daki Aziz Petrus Bazilikası'ndan bile daha büyükmüş. Bina tam 160m x 160m boyutunda! 1866-1883 yılları arasında ünlü mimar Joseph Poelaert tarafından eklektik tarzda inşa edilmiş. Brüksel'e gittiğinizde muhakkak görülmesi gereken yerlerin başında geliyor yani mimarisiyle. Ben bu binayı ilk görüşümde hayranlıktan ağzım açık kalmıştı, çünkü dışarıdan bakıldığında Palais de Justice, sütunları ve büyük bir altın kubbesi olan muazzam gri bir yapı! Bir Brüksel'li ile konuştuğumda bu binanın tarihine dair ilginç bir detay anlatmıştı bana. Palais de Justice'in inşa edilirken Marolles Sablon bölgesindeki 3.000 evi yıkmak zorunda kalmışlar. Bu bölgede yaşayan yüzlerce işçi sınıfı sakini, Uccle'daki Tillens-Roosendael'e taşınmaya zorlanmış ve bu insanlar çok öfkelenerek binanın yapımı boyunca yıllarca çeşitli protestolarda bulunmuş. Yapımı sancılı bir süreç olmuş yani bu adliye sarayının! Palais de Justice ayrıca şehrin Gallows Tepesi olarak bilinen bir alanda, Avenue Louise yolunda yer alıyor. Adliye Sarayı'nı ziyaret etme fikri size cazip gelmiyorsa, sırf o noktanın panoramik manzarası için buraya gelin. Çünkü tepeden aşağıda kalan şehrin harika panoramik manzarasını izlemek enfes! Peki Palais de Justice'e nasıl geleceksiniz? Bu bina Grand Place'e yürüyerek yaklaşık 20 dk uzaklıkta. Marolles bölgesinden keyifli bir yürüyüş yapabilir ya da şehir merkezinden Place Louise'e giden bir tramvaya binebilirsiniz. 92 no'lu tramvay oldukça kullanışlı bence çünkü şehrin ana noktaları Royal Palais ve Brüksel Park güzergahından geliyor. Bu arada bina halka açık tabi içeride görülen hassas bir dava olmadıkça. 🙂 Devasa kubbenin altındaki ana lobi alanında serbestçe dolaşabilirsiniz. Brüksel gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-cikolata-ve-waffle-rehberi", "text": "Bu dükkan, Brüksel'in en iyi çikolatacıları ilgili makalelerde hep ilk sıralarda yer alıyor. Nedenini ise çikolatalarını tadına bakınca daha net anlayacaksınız. Bir kere çok asortik bir dükkan öncelikle. Ambalajlar çok şık. Eğer hediye olarak Türkiye'deki sevdiklerinize çikolata almak istiyorsanız bu dükkan tam sizlik. Ben kuvertür ve çikolata barlarına bayıldım. Bu arada envayi çeşit çikolata var dükkanda. Karamel ve naneli olanlara harika! Burası sadece bir waffle'cı değil. Öğle ve akşam yemeği de yiyebileceğiniz bir restoran. Neden benim listemde peki? Çünkü waffle'ları çok güzel. 🙂 Burada makarna, omlet, salata, sandviç falan da yiyebilirsiniz. Ama ben size ısrarla krema ve sıcak çikolatalı waffle'ı öneriyorum çünkü ben hala onu unutamadım. 🙂 O lezzet neydi yahu! Giden falan olursa bana getirsin bir zahmet. 🙂 Bu arada buranın pancake'leri de aşırı iyi. Bence çilekli olanı bir deneyin. Brüksel yeme içme rehbeim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-delirium", "text": "Brüksel Delirium, Grand Place'e çok yakın. Öncelikle şunu belirteyim alkol sağlığa zararlıdır. Bu mekanda içki içmeyip sadece fotoğraf da çekseniz kimse size laf etmeyecektir. Veya alkolsüz içecekler de tüketebilirsiniz burada. Mekanda Rock ve Blues çalıyor. Tavanı çeşit çeşit tepsiler ile dekore etmişler. Duvarları farklı farklı ve renkli tabelalar ile süslemişler. Delirium'da yaklaşık 2500 farklı çeşit bira satılıyor! Bu sayı ile 2004'de burası Guiness rekorlar kitabına girmiş. 🙂 Delirium'un barı da dünyanın en uzun barlarından biri olarak kabul ediliyor."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-gezilecek-yerler", "text": "Brüksel'i tek seven insan benim diye düşünüyorum bazen. 🙂 Çünkü etrafımda \"Brüksel'de yapılacak çok da bir şey yok yaaaa!\" yorumlarını o kadar çok duyuyorum ki. Üstelik benim bu şehri neden bu kadar fazla sevdiğim de anlamlandırılamıyor bazen. 🙂 O konuya yazımın en sonunda değineceğim. 🙂 Brüksel gezilecek yerler yazımda tüm detaylardan bahsettim. Bir şehir düşünün ki; Ortaçağ'ın puslu havasını size fazlaca hissettiriyor ve yine o dönemden kalan birçok mimari eseri olduğu gibi korumuş! Her tarihi bina ise bak bak doyamayacağınız cinsten. Brüksel, Avrupa Birliği'nin merkezi olduğu için de aslında epey modern. Bu arada şehrin her yanı da waffle ve patates kızartması kokuyor! Tüm bunların hepsini bir arada sunan bir şehir Brüksel! Brüksel'in merkez meydanı. Baştan söyleyeyim Grand Place Avrupa'nın ve dünyanın en güzel meydanlarından biri. Detaylı Grand Place yazım için tıkla! Brüksel şehrinin en ikonik ve sembolik yapısı! Bronz bir işeyen çocuk heykeli. Şehrin hem mizah anlayışını, hem de bağımsızlığını temsil ediyor bu heykel. Detaylar için tıkla! Burası Avrupa'nın en can alıcı pasajlarından biri. Milan'daki Galleria Vittorio Emanuele'i veya St. Petersburg'daki The Passage'ı görmüş olanlar ne demek istediğimi daha kolay anlayacaktır. Daha fazlası için tıkla! Brüksel Avrupa'nın en yeşil şehirlerinden bir tanesi. Şehirde onlarca park ve bahçe var. Her biri birbirinden epey farklı ve kendine özgü tarihlere, heykellere, mimari ve ağaçlara sahip. Brüksel parklarını merak ediyorsan tıkla! Brüksel'in en ikonik simgesi, uluslararası turizmin en önemli noktası, Brüksel'deki Dünya Fuarı'nın sembolik amblemi, Brüksel'in popüler ve en turistik yeri... Daha ne olsun. 🙂 Neler var öğrenmek için tıkla! Belçika'nın çikolataları ve waffle'ları çok meşhurdur. Bu konuda aşmış olduklarını söyleyebilirim çünkü çikolatalar el yapımı ve katkı maddesi hiç kullanılmıyor. Brüksel çikolata ve waffle rehberim için tıkla! İşte Avrupa Birliği'nin Genel Merkezi! Avrupa Birliği'nin kuruluşunu, yapısını ve işleyişini öğrenmek istiyorsanız Parlimentarium Müzesini ücretsiz şekilde ziyaret edebilirsiniz. Detaylı Brüksel Parlamento binası yazım için tıklayın! Brüksel Adliye Sarayı şehrin en önemli yapılarından biri. Dünyadaki en büyük adliye saraylarından da biri. 19. yüzyılda inşa edilen en büyük binaymış burası! Mimarisi bir harika! Detaylı Brüksel Adliye Sarayı yazım için tıklayın! Atomium'un dibinde bulunan Mini Avrupa, birkaç saatte Avrupa turu yapabileceğiniz bir park burası. Bence gerçekten eşsiz bir yolculuk çünkü Avrupa'nın en güzel şehirlerinin tipik atmosferini bu parkta aynen hissediyorsunuz! Londra'daki Big Ben, gondollar ve mandolinler ile Venedik, Paris'ten diğer ülkelere giden yüksek hızlı tren! Hakikaten gerçeklerinin minyatürü adeta! İtalya'da Vezüv yanardağı'nın patlaması, Berlin Duvarı'nın yıkılışı, Sevilla'daki bir boğa güreşi... Gerisini saymayayım siz tecrübe edin. 🙂 Mutlu gezmeler. Ortaçağ kokan Brüksel şehri, çoğu Roma Katolik kilisesine bağlı çok sayıda kiliseye ev sahipliği yapıyor. Öyle ki Brüksel'de tam 107 tane Katolik kilise var. Şehirdeki diğer dini yapılar da çok ihtişamlı. Brüksel'e geldiğinizde ilk görmeniz gereken Brüksel katedralleri listesini sizler için derledim! Palais Royal de Bruxelles yani Brüksel Kraliyet Sarayı, Brüksel'in en merkezi noktası olarak kabul ediliyor. Detaylı Brüksel Kraliyet Sarayı yazım için tıklayın! \"Brüksel'de de gezecek hiçbir yer yok yaaaa!\" diyenlere sakın kulak asmayın. Ben defalarca yürüyerek Brüksel turu yapmış biri olarak bizzat söylüyorum, gezilecek görülecek çok şey var şehirde. Detaylı yürüyerek Brüksel turu yazım için tıklayın! Bu restoranın Türkiye'de de üç şubesi var. Suadiye, Kanyon, İstinye Park ve Buyaka'da. Ana şube ise Belçika'da. Belçika'da 7 tane şubesi var. Benim favorim ise Brüksel'deki Galeries Royales Saint-Hubert pasajının içindeki restoran. Burada muhakkak kahvaltı edin! Detaylı Le Petit Quotidien yazım için hemen tıklayın! Harika bir bar burası! Le Cercueil tabut demek bu arada. 🙂 Bu barın içi tamamen spooky mod. Yani ürpertici ve korkutucu. 🙂 Ben de her Brüksel'e gidişimde buradan çok fazla instastory paylaşıyorum, siz de hep soruyorsunuz içeride neler var diye. 🙂 Cevaplar için buyrun detaylı Le Cercueil yazıma! Belçika denince akla ilk gelen lezzetlerden biri tabi ki midye! Brüksel'de en güzel midyeyi nerede yerim diyenler buyrun Brüksel detaylı midye rehberime! Delirium Brüksel'in en ünlü barı. Hatta yaklaştığınızda tabelalarda Delirium zone yazar. 🙂 Delirium kafe de barın hemen yanında. Genelde hep kalabalık ve çok canlı! Detaylı Brüksel Delirium yazım için hemen tıklayın! Brüksel deyince akla ilk gelen pasaj elbette Galeries Royales Saint-Hubert. Ama en az onun kadar güzel bir pasaj daha var şehirde. Passage Du Nord! İtiraf edeyim buradan haberdar değildim ben bile, şehri gece gece gezerken tesadüfen rastladım. 🙂 Gece saat 22.00 civarı olduğu için tabi tüm dükkanlar kapalı idi. Burası 1880'lerin sonunda inşa edilmiş. Gündüz ve mağazalar açıkken bu pasajı gezerken kendinizi Paris'te veya Milano'da bir pasajı geziyormuş gibi hissediyormuşsunuz. İçeride çeşit çeşit çikolata ve vintage mağazaları var. Muhakkak gezmenizi tavsiye ederim. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 7 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 77 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Brüksel'de şehrin eski merkezinde konaklamanın bedeli diğer bölgelere göre biraz daha yüksek. Grand Place civarındaki otellerde konaklamak isterseniz gecelik 80-200 eur arasında bir ücret ödemeniz gerekecek. Merkezden hemen hemen 20 dakikalık uzaklıkta olan bölgelerde 60 eur civarında konaklayabileceğiniz oteller bulabilirsiniz gecelik. Havalimanı yakınlarında da 39-45 eur arasında fiyatı değişen oteller bulmanız mümkün. Ama havalimanından toplu taşıma ile merkeze ulaşma süreniz yaklaşık yarım saat bunu unutmayın. Brüksel'de hostel veya kendinize ait bir apartman dairesinde konaklamanın bedeli ise 45-50 eur civarında. Grand Place'e yaklaştıkça tabi fiyatlar artıyor. Detaylı Brüksel'de ucuz konaklama rehberim için tıklayın. Brüksel'de ucuz yeme içme alternatifi çok. Şehri bu kadar çok sevmemin nedenlerinden biri de bu. 🙂 Uzun yemek ritüellerini sevmiyorum. Hızlıca karnımı doyurup yoluma devam etmek en sevdiğim şey. 🙂 Brüksel'de şahane Belçika yerel lezzetlerini tatmak istiyorsanız, aşırı lüks olmayan bir restoranda bile 25-70 eur arası kişi başı ücret ödemelisiniz. Altın renginde lezzetli Belçika patateslerinin külahı ise sadece 3,5 eur. Leziz soslarının her biri ise 90 cent. Porsiyon epey büyük olduğu için benim tek öğünümü kurtarıyor bu patatesler. Kipkorn, sosis, tavuk kanadı gibi aperatif tercihler içinde cebinizden 5-10 eur arası bir bedel çıkmalı. Waffle'ların fiyatı 5-6 eur arasında değişiyor. Detaylı Brüksel'de ucuz yeme içme rehberim için tıklayın. Brüksel International Havaalanından şehir merkezine metro ile 20 dakikada ulaşabilirsiniz. Tek yön gidiş kişi başı metro bileti fiyatı 9 eur. Charleroi havaalanı ise merkeze 42 km uzaklıkta. Flibco otobüsleri ile tek yön kişi başı yaklaşık 15 eur ödeyerek merkeze ulaşabilirsiniz. Brüksel tamamını bir günde yürüyerek tamamlayabileceğiniz bir şehir değil. Şehir içinde metro, tramvay ve otobüs ile kolayca seyahat edebilirsiniz. 1 saatlik bilet tek yön kişi başı yaklaşık 2,5 eur. Ayrıca tek sefer değil de çok kez kullanabileceğiniz bilet seçenekleri de var. 5 seferlik bilet: 8 eur, 10 seferlik bilet: 14 eur, 24 saatlik bilet: 7,5 eur Detaylı Brüksel ulaşım rehberim için tıklayın. 1. Brüksel Kart kullan: Eğer Brüksel müzelerini ziyaret edecekseniz muhakkak bu kartı edinin çünkü bu kart ile 40 müzeye ücretsiz girebilirsiniz. Bazı restoranlarda, turlarda ve dükkanlarda da indirimli olarak hizmet alabilirsiniz. Ayrıca 100 sayfalık bir Brüksel rehberi ile ücretsiz şehir ve müze haritasını da bu kart ile edinebiliyorsunuz. 24 saatlik kart 26 eur, 48 saatlik kart 34 eur, 72 saatlik kart ise 42 eur. Brüksel şehrinin resmi internet sitesinden Brüksel kartın neleri kapsadığını inceleyebilir ve kartı online olarak satın alabilirsiniz. 2. Grand Place çevresinde konaklama: Özellikle şehre ilk gelişiniz değil ise, Brüksel'in tarihi merkezi Grand Place civarında konaklamamanızı tavsiye ederim. Merkeze yaklaştıkça fiyatlar da o kadar artıyor. Grand Place civarında konaklamanın bedeli 80-150 eur civarında iken, merkeze 1 km uzaklıktaki bölgelerde yaklaşık 50-60 eur'a konaklama satın alabilirsiniz. 20 dakika da yürüyüverin, ne olacak. 🙂 Bu arada hosteller de ayrı bir alternatif. Brüksel'de hostellerin fiyatı yaklaşık 50 eur civarında. 3. Sokak lezzetleri tercih et: Restoranlarda yerel bir Brüksel ziyafetinin tadını çıkarayım derseniz neredeyse kişi başı 60-80 eur gibi bir bedel ödemeniz gerekecek. Oysa ki Belçika, patatesleri, envayi çeşit sosları ve waffle'ları ile ünlü bir şehir. Bir külah lezzetli bir patates kızartmasına 3,5 eur ödeyerek de gayet doyabilirsiniz. Sosların tanesi ise 90 cent. Lezzetli bir waffle için de 6-8 eur arası bir ücret ödeyeceksiniz. Sosis, hambuger ve lezzetli kipkorn yemek de ucuz alternatiflerden. Ücretler 5-10 eur arası değişiyor. 5. Şehri yürüyerek keşfet: Brüksel evet küçük bir şehir sayılmaz ama şehirde iki ya da üç gününüz var ise toplu taşımaya ücret ödemek yerine tüm şehri yürüyerek gezmek için bir planlama yapın. Örneğin ilk gün şehrin eski merkezi olan Grand Place civarını, ikinci gün daha modern görünümlü, parkları ve parlamento binasını da ziyaret edebileceğiniz Jourdan ve Quartier Europeen bölgesini yürüyerek gezebilirsiniz. Bu lokasyonlar merkeze yürüyerek 30-40 dakika uzaklıkta. Üçüncü gününüzü de yine yürüyerek şehir merkezine 20 dakika uzaklıktaki Brüksel Midi bölgesine ayırın. 6. Portatif tuvaletleri kullan: Şehir merkezini gezerken dikkat ettiğim şeylerden biri üzerinde Dixi yazılı bu portatif tuvaletler olmuştu. 🙂 Yol üzerinde Fast Food veya kahve zincirlerinde tuvaletler ücretli iken, yol kenarında duran portatif tuvaletler ise tamamen ücretsiz. 🙂 Tam bir hayat kurtarıcı!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Brüksel gezilecek yerler listesi yazımda, şehrin tüm atmosferini ve yapılacaklar listesini aktardım sizlere. Brüksel'i tek seven insan benim diye düşünüyorum bazen. 🙂 Çünkü etrafımda \"Brüksel'de yapılacak çok da bir şey yok yaaaa!\" yorumlarını o kadar çok duyuyorum ki. Benim favorimi sorarsanız şimdiden söyleyeyim; gece karanlık çöktü mü Grand Place Meydanında yere çöküp etrafımdaki muhteşem tarihi binaları ve meydanın kalabalığını seyretmek. 🙂 Bir şehir düşünün ki; Ortaçağ'ın puslu havasını size fazlaca hissettiriyor ve yine o dönemden kalan birçok mimari eseri olduğu gibi korumuş! Her tarihi bina ise bak bak doyamayacağınız cinsten. Brüksel, Avrupa Birliği'nin merkezi olduğu için de aslında epey modern. Bu arada şehrin her yanı da waffle ve patates kızartması kokuyor! Tüm bunların hepsini bir arada sunan bir şehir Brüksel! Brüksel'in merkezi meydanı. Baştan söyleyeyim bu meydan Avrupa'nın ve dünyanın en güzel meydanlarından biri. Öyle ki Brüksel Grand Place 1998 yılında Unesco Dünya Miras listesine girmiş. Bu bilgiyi ilk öğrenişim sürpriz olmamıştı çünkü Brüksel'e ilk gidişimde Grand Place'i gördüğümde benimde ilk söylediğim şuydu; \"Wooww, gördüğüm Old Town'lar arasında en iyilerinden birindeyim!\" Hakikaten şuan ilk 5'im içerisinde Grand Place en üst sıralarda. 🙂 Çok görkemli, epeyce büyük bir meydan burası. Detaylı Grand Place yazım için tıkla! Brüksel şehrinin en ikonik ve sembolik yapısı Manneken Pis diyebiliriz! Bronz bir işeyen çocuk heykeli. Şehrin hem mizah anlayışını hem de bağımsızlığını temsil ediyor bu heykel. Rue de Chene ve Rue de Etuve sokaklarının tam da kesiştiği noktada. Grand Place'e sadece üç dakika uzaklıkta. Galeries Royales Saint-Hubert Avrupa'nın en can alıcı pasajlarından biri. Milan'daki Galleria Vittorio Emanuele veya St Petersburg'daki The Passage'ı görmüş olanlar ne demek istediğimi daha kolay anlayacaktır. Bu pasaj her biri yüz metreden daha uzun olan iki ana bölümden oluşuyor. Galerie du Roi yani Kral Galerisi ve Galerie de la Reine yani Kraliçe Galerisi ve daha küçük bir yan galeri Galerie des Princes yani Prensler Galerisi bu pasajı oluşturan bölümler. Mimar Jean-Pierre Cluysenaer tarafından başlatılan bu muhteşem Galeries Royales projesi 1830'larda şekillenerek 1847'de tamamlanmış. Galeries Royales Saint-Hubert hakkında daha detaylı bilgi için tıkla! Atomium'u Brüksel'liler şöyle tanıtır; gerisini siz hesap edin. 🙂 \"Brüksel'in en ikonik simgesi, uluslararası turizmin önemli noktası, mimarlık tarihinin benzersiz yaratılışı, Brüksel'deki Dünya Fuarı'nın sembolik amblemi, Brüksel'in popüler ve en turistik yeri...\" Atomium 165 milyar kez büyütülmüş bir demir kristalini temsil ediyor. Brüksel Avrupa'nın en yeşil şehirlerinden bir tanesi. Şehirde onlarca park ve bahçe var. Brüksel parkları her biri birbirinden farklı ve kendine özgü tarihlere, heykellere, mimari yapılara ve ağaçlara sahipler. Brüksel'i son ziyaretimde elimden geldiğinde fazla park gezmeye çalıştım. Çünkü biliyorsunuz parklara ve yeşile bayılıyorum. Şehrin en ünlü parklarını gezdim ve beğendiğimi söyleyebilirim. Detaylı Brüksel parkları yazım için tıkla! Yani çikolata ve kakao tadının dibine vuruyorsunuz yerken. Bu yüzden Belçika'ya gittiğinizde mutlaka çikolataların tadına bakın. Brüksel de bu olayın cenneti zaten. Sayısız çikolatacı var şehirde. Detaylı çikolata ve waffle rehberim için tıkla! Brüksel şehrini daha detaylı keşfetmek, ulaşım ve konaklama ile ilgili bilgi almak istiyorsan Brüksel Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-grand-place", "text": "Şimdi haydi bu meydanda neler var, biraz da bundan bahsedelim. 🙂 En dikkat çekici iki yapı, Belediye Binası ve Brüksel Şehir Müzesi nam-ı diğer Kral'ın evi. Meydanı çevreleyen çeşit çeşit lonca evleri de bir o kadar hayranlık uyandırıcı! Meydanın epey yakınında olan çikolata müzesi, kostüm ve dantel müzesi ve Belçika bira müzesi de gezebileceğiniz lokasyonlardan. Belediye binası meydandaki en muhteşem yapı bence. 1402 ve 1455 arasında birkaç aşamada inşa edilmiş. Aynı zamanda meydanın kalan tek Ortaçağ binasıymış burası. Brüksel'e gittiğinizde benim için bir şey yapmanızı isteyeceğim. 🙂 Belediye Binasının önüne gidin ve yapıyı inceleyin. Binayı ikiye bölen kulenin tam ortada olmadığını göreceksiniz. Aslında ilk başta iki kısım da simetrik görünse de dikkatli bakıldığında öyle değil. Peki bu bilgiyi size neden verdim? Çünkü Brüksel halkı arasında konuşulan bir efsane var. Bu efsaneye göre binayı tasarlayan mimar hatasını fark ettikten sonra çan kulesinin tepesinden atlayarak intihar etmiş! İlginç. Binanın mimarisi muhteşem! muhakkak fotoğraflayın. Kral'ın evi, 12. yüzyılın başlarında ekmek satılan bir ahşap binaymış, eskiden bu bina ekmekhane olarak geçiyormuş. 15. Yüzyılda önce Dük'ün evi, 16. Yüzyılda ise Kral'ın evi olarak kullanılmaya başlanmış. 1887'den beri Brüksel Kent Müzesi'ne ev sahipliği yapan bu bina şimdilerde hakikaten meydandaki en görkemli yapılardan biri. Brüksel Kent Müzesi'ni de gezmenizi tavsiye ederim. Şehrin ve özellikle meydanın tarihine dair birçok bilgi ve eser var içeride. Manneken-Pis'in 500'den fazla kıyafeti de bu müzede sergileniyor. Grand Place göründüğü kadar kendi halinde bir meydan değil. Yıl içinde bu meydanda birçok etkinlik düzenleniyor. Denk gelirseniz ne ala. 🙂 Her iki yılda bir ağustos ortasında ve 500.000'den fazla begonvil çiçeği ile organize edilen bir etkinlikleri var, meydan o tarihlerde adeta bir çiçek halısına dönüşüyor. Aralık ayı içerisinde kurulan Christmas market ve Noel ağacı meydanda ışıl ışıl bir görüntü yaratıyor. Avrupa'da bazı şehirlerde enerjim bir anda yükselir. Brüksel'de bu şehirlerden biri. Çevremdekiler bunu pek anlayamıyorlar. Genelde \"Neden hep Brüksel'desin?\" sorusunu çok duyuyorum. Bunun bir yanıtı yok aslında. Grand Place'in havasını çok seviyorum. Meydanın tarihine ilgi duyuyorum. Old Town'lar hep ilgimi çekmiştir zaten. Bu sebeple kaç kez gidersem gideyim muhakkak Brüksel'de meydandaki müzeyi ziyaret ederim. Bu arada Brüksel'e ilk kez yıllar önce gittiğimde Grand Place'de yerde taş üzerinde benden başka oturan pek kişi yoktu. Ben ise yaz kış meydana vardığımda yere hemen çöker etrafı izlerdim. 🙂 Gelen geçen deli herhalde diye bakardı bana. 🙂 En son bir hafta önce (Ekim 2018) Brüksel'deydim, hakikaten böyle bir akım başlamış. Çok mutlu oldum. Ve tabi meydanın tadını yine bol bol çıkardım!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-katedralleri", "text": "Ortaçağ kokan Brüksel şehri, çoğu Roma Katolik kilisesine bağlı çok sayıda kiliseye ev sahipliği yapıyor. Öyle ki Brüksel'de tam 107 tane Katolik kilise var. Şehirdeki diğer dini yapılar da çok ihtişamlı. Brüksel'e gittiğinizde ilk görmeniz gereken Brüksel katedralleri listesini sizler için derledim. Brüksel'in en ihtişamlı kilisesi bence. Şehir merkezine de oldukça yakın. Bu Roma Katolik kilisenin yapımı taa 1400'lerin sonuna dayanıyor. Old Town'dan çıkıp Rue Sainte Gudule caddesine doğru ilerleyip, mini şehir parkının içinden hafif bir tırmanışla buraya ulaşabilirsiniz. Şehirlerin dini yapıları, ziyaretlerimde en merak duyduğum yerlerdir. Özellikle mimarileri hayranlıkla izlemeye bayılıyorum. Cathedral of St. Michael and St. Gudula, Neo gotik mimarinin mükemmel örneklerinden biri! Bu kilisenin dış mimarisi kadar içi de oldukça heybetli! 11. Yüzyıldan kalma sütunlar, şapeller, heykeller, kabartmalar oldukça muhteşem. Bu arada Kraliyet Ailesi'nin cenaze ve düğün gibi törenleri de Cathedral of St. Michael and St. Gudula kilisesinde düzenleniyormuş hala. Üstelik kilisenin içinde bu merasimler esnasında çekilen fotoğrafları da inceleyebilirsiniz. Kraliyet Ailesi mensuplarını teker teker incelemiştim ben. 🙂 Biraz meraklıyım bu konulara hahaha. Kilise içinde bir de buradaki kıymetli eşyaların sergilendiği bir hazine de var, burayı da ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Tam bir görsel şölen yani bu kilisenin içi! Brüksel ziyaretinizde muhakkak görmeniz gereken ilk yerlerden biri burası, net! Brüksel şehrinde iseniz zaten Brüksel Kraliyet Sarayı'nı ziyaret edeceksinizdir. Saint Jacques sur Coudenberg kilisesi de saraya oldukça yakın. Sarayı solunuza alıp Place Des Palais istikametinden ilk sola döndüğünüzde karşınıza tarihi bir meydan ve tramvay durağı çıkıyor. Tramvay durağının hemen arkasında kalıyor bu kilise ve hakikaten muhteşem! Bu Neo klasik kiliseyi mutlaka görün. Saint Jacques sur Coudenberg kilisesinin tarihini okuduğumda çok etkilenmiştim. Tarihi taa 1600'lere dayanan bu Ortaçağ Manastır kilisesi, 1731 yılında kilisenin çok yakınındaki Coudenberg Sarayı'nı bile yok eden büyük yangından kurtulmasına rağmen dönemin devlet adamlarının emri ile yıkılmış ve 1770'lerde yeniden inşa edilmeye başlanmış. Fransız Devrimi sırasında manastır askıya alınmış ve bir Hukuk Tapınağı haline getirilmiş. 1802'lerde ise Katolik kontrolüne geri dönmüş. Tarihe merakı olmayanlar için çok çok özet geçtim ama meraklıları varsa burayı ziyaret etmeden önce muhakkak bu ilginç tarihi okusunlar! Binanın hem dış hem iç tasarımı hakikaten müthiş. Çan kulesi, renkli bir fresk, sütun, portik ve revaklar, ihtişamlı kubbesi ile burası muhteşem. Kilisenin önünde de etkileyici bir atlı heykeli var. Brüksel'in Marolles bölgesinde yer alan bir Katolik Kilisesi burası. Kilise, 1134 yılında kasaba surlarının yakınında kurulmuş. Yapının bir kısmı 1600'lerin sonunda Büyük İttifak Savaşı esnasında, Brüksel'in bombardımanı sırasında Fransızlar tarafından zarar görmüş. 1866 yılında tekrar inşa edilerek 1989 yılında restore edilmiş. Brüksel gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-konaklama-rehberi", "text": "Zincir bir otel. Brüksel'in merkez noktalarından biri olan Grasmarkt'da. Grand Place'nin hemen arkası. Ibis'de bir gece konaklamanın bedeli yaklaşık 125 eur. Gittiğim her Avrupa şehrinde bu zinciri tercih etmeye çalışırım. Fiyat ne çok yüksek ne çok düşük. Ama hizmet kalitesi hep çok iyi. Size vadettiğini fazlasıyla veriyor olacak. Otelin 3 yıldızına bakmayın. Avrupa'nın 3 yıldızı bizim standartlarımıza göre epey yüksek. Ibis'in hemen çaprazında. Yani Grand Place'e 1 dakikalık yürüme mesafesinde. 2 yıldızlı bir otel. Çok lüks bir hizmet beklemeyin ama kısa süreli kalacaksanız mutlaka tercih edin. Geceliği yaklaşık 80 eur. Grand Place civarındaki otellere göre fiyat epey uygun. Kalite fiyat oranına bakarsak oldukça uygun olduğunu söyleyebilirim. Merkeze yakın mesafede, yaklaşık 500-600 m uzaklıkta olan bu otelde gecelik yaklaşık 120 eur'a konaklayabilirsiniz. Üstelik bu otel epey lüks, 4 yıldızlı bir otel. Boulevard Adolphe Max caddesi üzerinde. Peki Çiğdem yok mu daha ucuz alternatifler derseniz, olmaz mı? Elbette var. 🙂 Hostel seçenekleri de her zaman bir tercih. Merkezden 1 km uzaklıktaki hostellerin fiyatı Brüksel'de yaklaşık 50 eur civarında. Veya merkezden yine 1 km uzaklıktaki otellerde de 50-60 eur'a konaklamanız mümkün. Zamanınız bol ise öyle yapın. Hem gezmiş olursunuz, hem de paradan tasarruf edersiniz. 1 km için neredeyse 15-20 dakika yürümeniz gerekecek. Bu arada ben ne hostel ne de otel severim, ben kendime ait bir apartman dairesinde konaklamak isterim Çiğdem derseniz, ona da tamamım. 🙂 Grand Place'e yakın apartman dairelerini gecelik yaklaşık 70 eur'a kiralayabilirsiniz. Detaylı Brüksel gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-kraliyet-sarayi", "text": "Palais Royal de Bruxelles yani Brüksel Kraliyet Sarayı, Brüksel'in en merkezi noktası olarak kabul ediliyor. Ben burayı sabahın en erken saatlerinde ziyaret ettiğim için şanslıydım sanırım, çünkü etrafta birkaç Kore'li dışında hiç kimse yoktu. Koreli ve Japon turistlerin gerçekten hayranıyım çünkü onlarla ben birbirimize çok benziyoruz bence. 🙂 Ben de onlar gibi gün ağardığında şehri keşfe çıkmaya bayılıyorum, onlar da sabah 06.00 dedin mi sokaklara dökülüyorlar. 🙂 Avrupa'nın her yerinde çekik gözlülerle ilgili bu gözlemim hiç değişmedi. 🙂 Neyse, öncelikle Kraliyet Sarayı için baştan önemli bir bilgi vereyim. Brüksel Kraliyet Sarayı, Kral ve ailesi Brüksel'in eteklerinde bulunan Laeken Kraliyet Sarayı'nda yaşadığından, kraliyet ikametgahı olarak kullanılmıyor."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-le-cercueil", "text": "Bu barın konsepti harika! Tam benlik. 🙂 Le Cercueil tabut demek bu arada. 🙂 Bu barın içi tamamen spooky mod. Yani ürpertici ve korkutucu. 🙂 Punk Rock, Hard Rock ve Thrash metal, Death metal gibi Heavy Metal'in her türü çalıyor içeride. İçeriye karanlık bir koridordan giriyorsunuz. Mekana girişte ise ilk dikkatinizi çekecek şey ortada duran bir cam tabutun içindeki iskelet olacak. 🙂 Bu cam tabut aynı zamanda isterseniz sizin masanız. 🙂 İçerisi tamamen karanlık. Mekanın tavanın da bir tabut daha göreceksiniz. Bu mezardan aşağı size doğru elini uzatmış bir iskelet, duvarlarda mezar ve kafatası fotoğrafları ve korkutucu öğeler var etrafta. Beetlejuice filmini hepiniz hatırlıyorsunuzdur, o filmin havasında hayal edin burayı. 🙂 Bu bar Grand Place'nin tam dibinde olduğu için çok rağbet görüyor. Zaten farklı atmosferi başlı başına bir rağbet sebebi. Bu mekana gelen kişilerin profilleri epey farklı birbirinden. Muhtemelen burayı internetteki önerilerden bulup merak ederek gelen turistler de gördüm, bu barın müdavimi olduğunu anladığım motosikletli yereller de... Bir de benim gibi Brüksel'e her gidişinde buraya uğrayan turistler vardır eminim. 🙂 Çünkü hakikaten ortam çok güzel. İlla alkollü içki içmek zorunda değilsiniz. Alkol sağlığa zararlıdır unutmayın. Bar kısmı tamamen kırmızı ışıklarla donatılmış. Barın tepesinde tüm içeceklerin isimleri ve fiyatları yazıyor. Ama garsona danıştığınızda da size siparişinizle ilgili her konuda yardımcı oluyor ve fikir veriyor. Menü zaten çok geniş. Bu arada lavabo üst katta ve iskelet fotoğraflı bir koridordan girerek dar merdivenden tırmanıyorsunuz. Normalde tarif ettiğim bir mekan için algınız muhakkak tuvaletler leş gibidir şeklindedir, ama tam tersi. Hijyen kuralları aşırı işliyor burada da. Görmek istemediğim hiçbir manzara ile karşılaşmadım bu mekanda. O kafatası bardaklarını çok beğendiğimi söylediğimde hesabı ödedikten sonra bana gazete kağıdına sardığı bardağı hediye etti. 🙂 Hayatımda ilk kez gördüğüm insanlarla tanışmayı ve sohbet etmeyi, duygu paylaşımını çok seviyorum!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-le-petit-quotidien", "text": "Le Petit Quotidien'ın Türkiye'de de dört şubesi var. Suadiye, Kanyon, İstinye Park ve Buyaka'da. Ana şube ise Belçika'da. Belçika'da 7 tane şubesi var. Benim favorim ise Brüksel'de Galeries Royales Saint-Hubert pasajının içindeki restoran. Burada muhakkak kahvaltı edin! Menüde neler var ve fiyatlar ne o konuya birazdan geleceğim. Ama önce atmosferden bahsedeyim. Burası klasik bir kahvaltıcı değil. Zaten Brüksel'in o en ünlü pasajının içinde olmak buraya büyülü bir atmosfer katıyor başlı başına. Burada kahvaltı ediyorsam karbonhidratın hakkını veriyorum. 🙂 Bademli kruvasan ve fındıklı baget ekmeği efsane. Pain au chocolat adını verdikleri içi mis gibi Belçika çikolatası dolu hamur işini de kesinlikle tadın. Ben genelde Le Petit Quotidien'in klasik kahvaltısını sipariş ediyorum. İçi ekmek ve kruvasan dolu bir sepet, çeşit çeşit tereyağı, portakal suyu ve sıcacık bir kahve geliyor yanında. Evet portakal suyu ve kahve bir arada. Kahveler kocaman kaselerde servis ediliyor bayılıyorum. 🙂 Sosis, ricotta peyniri ve haşlanmış yumurta, granola ve parfeden oluşan seçenekler de mevcut. Tavuk jambon ve tütsülenmiş mozerallalı tartları da muhteşem. Dilerseniz çırpılmış yumurta veya omlet de hazırlatabiliyorsunuz. Bu arada çorbaları da denemenizde fayda var. 🙂 İnanılmaz lezzetli. Özellikle Brüksel lahanasından yapılan sebze çorbası! Le Petit Quotidien'de yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz üzere öğle yemeği seçenekleri de var. Ama çok da beni ye diye bağırmıyor. Brüksel'de öğlen yenilecek daha güzel şeyler var. :)Ama kesinlikle burada kahvaltı edin. Bu arada organik meyve suları da çok lezzetli. Zencefilli limonlu olan harika."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-midye-rehberi", "text": "Brüksel Grand Place meydanına çok yakın ve şehrin en turistik restoranlarından biri. Balık ve midye çorbaları harika. Çorbalar yaklaşık 10 eur civarında. İstiridye, ıstakoz, midye, karides ve deniz salyangozundan oluşan kocaman bir tabak alıp tüm lezzetlerin tadına bakarım diyorsanız yaklaşık 60 eur ödemeniz gerekiyor. Ama kesinlikle buna değer. İçi midye dolu koca bir tencere porsiyonu ise 30 eur. Deniz ürünlü spagetti de önerebilirim. Taze makarnadan yapılıyor ve kullanılan ürünle çok taze, fiyatı ise 17 eur. Lezzetlere diyecek lafım yok ama ben bu restoranı fazla turistik buldum. Müşteri memnuniyetini pek önemsemiyorlar çünkü burası her daim dolup taşıyor. Hizmet hızlı ama güleryüz ve ilgi yok. Çalışanlar soğuk. Karar sizin. Özellikle ıstakoz veya yengeçli salata deneyin. Porsiyon o kadar büyük ki, başka bir şey sipariş etmeye yer kalmayacak midenizde. Yok ben şöyle hakkını vererek bir öğün yemek istiyorum derseniz de bu mekanda da yine koca bir tencere midye yiyebilirsiniz. Ben açıkçası bu restorana midye için gelmiştim ama menüyü görünce fikir değiştirdim. 🙂 Koca bir tencere haşlanmış deniz tarağı söyledim. Evet deniz tarağı! 🙂 18 adet vardı içinde, deniz tarağının kendi sosu ve tereyağı ile marine edilmişti. Şiddetle tavsiye ederim. Çok başarılı! Garsonlar çok profesyonel ve mekan çok dost canlısı. İçerisi aşırı kalabalık o yüzden gitmeden önce rezervasyon yaptırmakta fayda var. Benden söylemesi. 4 çeşit midye alternatifi var. Benim favorim klasik marina edilmiş bir midye tenceresi oldu. Bu restoran marine işini hakikaten çok iyi biliyor çünkü midyeler bittiğinde tencerenin dibinde kalan su efsane lezzetliydi. 🙂 Bu arada yan masadakiler de kızarmış morina balığı sipariş ettiler, yanında tartar sos ile servis edildi. Bayağı lezzetli görünüyordu benden söylemesi. 🙂 Menüde buharda pişirilmiş tereyağlı olan bir seçeneği de mevcut bu balığın. Bu restoranın atmosferine bayılıyorum. Tipik bir Belçika restoranı. Sadece deniz ürünü değil, kendinize koca bir et tabağı da sipariş edebilirsiniz. Bu arada 30 çeşit midye seçeneği var menüde! Tam bir midye cenneti yani! 🙂 İnternet sitesinden menüsünü indirin, kararınızı gitmeden verin. Çünkü hakikaten insan seçemiyor onca alternatif arasından. Sen bize öner bir tane derseniz, Maison derim. Rokfor peyniri, sebzeler, anason ve kremalı sos ile haşlanarak pişiriliyor. Bayağı farklı bir lezzet. Deneyin! Midye önerilerimin yanında güzel de bir balık restoranı önereceğim size. L'ocean değişik kafada bir restoran. Yemek istediğiniz deniz ürünlerini balık tezgahından seçiyorsunuz, tarttırıyorsunuz ve içeride sizin için pişiriyorlar! 🙂 Tazelik garanti yani. Mevsime göre balıklar farklılık gösteriyor tezgahta. Ben somon ve sardalya yedim burada. Sardalyaya aşığım desem. 🙂 Kesinlikle öneriyorum keeessiiinnlliikle!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-parklari", "text": "Park Brüksel şehrin en büyük ve ana parklarından biri. Bu park, eski Coudenberg sarayının bahçelerinde 1776 ile 1783 yılları arasında oluşturulmuş ve en son 2000 ve 2002 yılları arasında yenilenmiş. Geniş çimlerin olduğu bir park olarak düşünmeyin burayı daha ziyade açık hava müzesi havasında. Bu parkın Neo klasik bir tarzı var. Limon ağaçları bir harika ve parkın anıtsal bir çitle çevrili olması çok enteresan. Etrafta koşan, bisiklete binen ve yürüyüş yapan yereller görmeniz olası. Ama bir Vondelpark değil burası. 🙂 Yeri gelmişken Amsterdam Parkları yazım için hemen tıklayın. Rahatlatıcı etkisi ve yeşil dozundan ziyade Brüksel parkın içindeki yapılar beni çok etkiledi. Brüksel Park çeşitli kamu binalarına ve anıtlara ev sahipliği yapıyor. Bu açıdan kesinlikle görülesi. Peki Brüksel Park'da neler var? Theatre Royal du Parc (1782 yılında inşa edilmiş bir tiyatro), Vauxhall (1780'lerde inşa edilen bir toplantı ve konser salonu), 1841 yılında inşa edilen dökme bir demir bant, 1855 yılında inşa edilen ana gölet ve 1780'de inşa edilmiş sekizgen gölet. Sadece bunlarla bitmiyor. Benim en sevdiğim görseller ise heykeller oldu bu parkta. Brüksel'in en sevdiğim parkı Leopold Park oldu. Çünkü yemyeşil ağaçlar, sevimli köprüler, kazlar, ördekler ve cins kuşları ile bu park kafa dinlemek için birebir. Burası Brüksel'in Leopold Mahallesinin içinde, Avrupa Parlamentosu'nun bulunduğu Paul-Henri Spaak binasının bitişiğinde. Şehrin merkez noktalardan birinde yani. Eskiden burada Brüksel hayvanat bahçesi bulunuyormuş ancak daha sonra kaldırılarak park haline getirilmiş. Leopold Park'ı ziyaret ettiğimde ilk düşüncem, burasının biraz daha fazla bakımla harika ve yemyeşil bir park olacağıydı. Amsterdam parkları kadar bakımlı ve yemyeşil olmasa da, Leopold Park da dinlenmek, piknik yapmak, güneşin tadını çıkarmak için harika bir yer. Leopold Park'ın güzel yanı şehrin merkezi noktalarından birinde olması. Avrupa Parlamentosu'na yakın ve yürüyerek Brüksel Kraliyet Sarayı'na da buradan kolayca ulaşabilirsiniz. Bu arada Kraliyet Belçika Doğa Bilimleri Enstitüsü binası da bu parkta yer alıyor. Leopold'da da Park Brüksel'de olduğu gibi birkaç tane bina ve müze var. Buranın en önemli özelliği de Maalbeek deresi tarafından beslenen göleti! Bu park Brüksel'in hatta Belçika'nın en ünlü ve büyük parklarından biri. İsmin telaffuzu oldukça zor görünse de Türkçe'de ellinci yıl parkı olarak geçiyor. Belçika'nın özgürlüğünün 50. Yılı anısına yapılmış burası. Parka girdiğiniz anda ilk dikkatinizi çeken şey U şeklindeki yapı olacak. Tam merkezinde ise bir zafer tak'ı göreceksiniz. Yine tarih kokan bir park! Parc Du Cinquantenaire'nin içinde çeşit çeşit bitkiler, minik göletler, tarihi eserler ve küçük parkçıklar var. Burada dikkat çekici bir bilgi paylaşayım, parkın yapıları, Belçika'nın ekonomik ve endüstriyel performansını simgeleyen demir, cam ve taş ile inşa edilmiş. Eskiden burada ticaret fuarları, sergiler ve festivaller düzenlenirmiş. Kraliyet Askeri Müzesi 1880'den beri Parc Du Cinquantenaire'nin kuzeyinde kurulu imiş. Güneyinde Cinquantenaire Müzesi ve AutoWorld Müzesi var. 1886'dan kalan bir tapınağı ve 1978'den kalma Brüksel Büyük Cami de çok enteresan görüntüler veriyor. Bu arada Egmont Park'ta bulunan Peter Pan heykeli, Birinci Dünya Savaşı sırasında Belçikalı ve İngiliz çocuklar arasındaki dostluğu sembolize ediyormuş. Bronz Peter Pan 1924'ten beri Egmont Park'ta duruyormuş ve 1974'te bir anıt olarak sınıflandırılmış. Heykel, Londra'daki Kensington Bahçeleri'ndeki orjinalinin bir kopyası, onu söyleyeyim. Detaylı Brüksel gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-parlamento-binasi", "text": "İşte Avrupa Birliğinin Genel Merkezi! Brüksel Parlamento Binası. Avrupa Birliğinin kuruluşunu, yapısını ve işleyişini öğrenmek istiyorsanız Parlimentarium Müzesini ücretsiz şekilde ziyaret edebilirsiniz. Bu bina 1967 yılında inşa edilmiş. Eğer Avrupa Birliği ile çok da ilgim yok diyorsanız müzeyi gezmek yerine bu mimari harikası binayı dışından seyredin ve bol bol fotoğraflayın. Çünkü detaylı incelediğinizde bir çok ayrıntı gözünüze çarpacak. Bu binada göze çarpan ilk şey dört asimetrik ana kanat ve ustaca bir destek sayesinde altından geçen muazzam kamusal alanlar! Tam bir mimari şölen yani! Bu binaya biraz daha detaylı bakın, inanılmaz bir ayrıntı daha gözünüze çarpacak. 🙂 Binanın yalnızca ortası zemine temas ediyor, bu da kanatların dördünün de zeminin üzerinde yüzdüğü izlenimini vermişti bana. İnanılmaz! Muhakkak Parlamento binasını görün derim. Ayrıca Berlaymont mimarisinin eşsiz şekli, Avrupa Komisyonu'nun resmi ambleminde de kullanılıyor. sitenizi yeni keşfettim ve çok beğendim. içerik dopdolu, aynı zamanda çok kaliteli. bu şekilde yayın hayatınıza devam etmenizi dilerim. iyi gezmeler!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-turu", "text": "Brüksel aşırı rağbet gören şehirlerden Paris ve Amsterdam'ın ortasında olduğundan bir cazibe merkezi. 🙂 Hazırladığım Brüksel turu yazımda, şehrin tüm atmosferini ve yapılacaklar listesini çok detaylı aktardım sizlere. Hızlı tren ile Avrupa'nın birçok şehrine kolayca ulaşabileceğiniz bir şehir. Rotanıza muhakkak alın! Bir şehir düşünün ki; Ortaçağ'ın puslu havasını size fazlaca hissettiriyor ve yine o dönemden kalan birçok mimari eseri olduğu gibi korumuş! Her tarihi bina ise bak bak doyamayacağınız cinsten. Benim favorimi sorarsanız şimdiden söyleyeyim; gece karanlık çöktü mü Grand Place Meydanında yere çöküp etrafımdaki muhteşem tarihi binaları ve meydanın kalabalığını seyretmek. 🙂 Bu arada Brüksel'de 2-3 gün geçirecekseniz mutlaka rotanıza Brugge ve Gent'i ekleyin. Trenle kolayca gidip gelebilirsiniz. En son madde de bundan da bahsesttim. Brüksel'in merkez meydanı. Baştan söyleyeyim Grand Place Avrupa'nın ve dünyanın en güzel meydanlarından biri. Detaylı Grand Place yazım için tıkla! Brüksel şehrinin en ikonik ve sembolik yapısı! Bronz bir işeyen çocuk heykeli. Şehrin hem mizah anlayışını, hem de bağımsızlığını temsil ediyor bu heykel. Detaylar için tıkla! Burası Avrupa'nın en can alıcı pasajlarından biri. Milan'daki Galleria Vittorio Emanuele'i veya St. Petersburg'daki The Passage'ı görmüş olanlar ne demek istediğimi daha kolay anlayacaktır. Daha fazlası için tıkla! Brüksel Avrupa'nın en yeşil şehirlerinden bir tanesi. Şehirde onlarca park ve bahçe var. Her biri birbirinden epey farklı ve kendine özgü tarihlere, heykellere, mimari ve ağaçlara sahip. Brüksel parklarını merak ediyorsan tıkla! Brüksel'in en ikonik simgesi, uluslararası turizmin en önemli noktası, Brüksel'deki Dünya Fuarı'nın sembolik amblemi, Brüksel'in popüler ve en turistik yeri... Daha ne olsun. 🙂 Neler var öğrenmek için tıkla! Belçika'nın çikolataları ve waffle'ları çok meşhurdur. Bu konuda aşmış olduklarını söyleyebilirim çünkü çikolatalar el yapımı ve katkı maddesi hiç kullanılmıyor. Brüksel çikolata ve waffle rehberim için tıkla! İşte Avrupa Birliği'nin Genel Merkezi! Avrupa Birliği'nin kuruluşunu, yapısını ve işleyişini öğrenmek istiyorsanız Parlimentarium Müzesini ücretsiz şekilde ziyaret edebilirsiniz. Detaylı Brüksel Parlamento binası yazım için tıklayın! Brüksel Adliye Sarayı şehrin en önemli yapılarından biri. Dünyadaki en büyük adliye saraylarından da biri. 19. yüzyılda inşa edilen en büyük binaymış burası! Mimarisi bir harika! Detaylı Brüksel Adliye Sarayı yazım için tıklayın! Atomium'un dibinde bulunan Mini Avrupa, birkaç saatte Avrupa turu yapabileceğiniz bir park burası. Bence gerçekten eşsiz bir yolculuk çünkü Avrupa'nın en güzel şehirlerinin tipik atmosferini bu parkta aynen hissediyorsunuz! Londra'daki Big Ben, gondollar ve mandolinler ile Venedik, Paris'ten diğer ülkelere giden yüksek hızlı tren! Hakikaten gerçeklerinin minyatürü adeta! İtalya'da Vezüv yanardağı'nın patlaması, Berlin Duvarı'nın yıkılışı, Sevilla'daki bir boğa güreşi... Gerisini saymayayım siz tecrübe edin. 🙂 Mutlu gezmeler. Ortaçağ kokan Brüksel şehri, çoğu Roma Katolik kilisesine bağlı çok sayıda kiliseye ev sahipliği yapıyor. Öyle ki Brüksel'de tam 107 tane Katolik kilise var. Şehirdeki diğer dini yapılar da çok ihtişamlı. Brüksel'e geldiğinizde ilk görmeniz gereken Brüksel katedralleri listesini sizler için derledim! Palais Royal de Bruxelles yani Brüksel Kraliyet Sarayı, Brüksel'in en merkezi noktası olarak kabul ediliyor. Detaylı Brüksel Kraliyet Sarayı yazım için tıklayın! \"Brüksel'de de gezecek hiçbir yer yok yaaaa!\" diyenlere sakın kulak asmayın. Ben defalarca yürüyerek Brüksel turu yapmış biri olarak bizzat söylüyorum, gezilecek görülecek çok şey var şehirde. Detaylı yürüyerek Brüksel turu yazım için tıklayın! Bu restoranın Türkiye'de de üç şubesi var. Suadiye, Kanyon, İstinye Park ve Buyaka'da. Ana şube ise Belçika'da. Belçika'da 7 tane şubesi var. Benim favorim ise Brüksel'deki Galeries Royales Saint-Hubert pasajının içindeki restoran. Burada muhakkak kahvaltı edin! Detaylı Le Petit Quotidien yazım için hemen tıklayın! Harika bir bar burası! Le Cercueil tabut demek bu arada. 🙂 Bu barın içi tamamen spooky mod. Yani ürpertici ve korkutucu. 🙂 Ben de her Brüksel'e gidişimde buradan çok fazla instastory paylaşıyorum, siz de hep soruyorsunuz içeride neler var diye. 🙂 Cevaplar için buyrun detaylı Le Cercueil yazıma! Belçika denince akla ilk gelen lezzetlerden biri tabi ki midye! Brüksel'de en güzel midyeyi nerede yerim diyenler buyrun Brüksel detaylı midye rehberime! Delirium Brüksel'in en ünlü barı. Hatta yaklaştığınızda tabelalarda Delirium zone yazar. 🙂 Delirium kafe de barın hemen yanında. Genelde hep kalabalık ve çok canlı! Detaylı Brüksel Delirium yazım için hemen tıklayın! Brüksel deyince akla ilk gelen pasaj elbette Galeries Royales Saint-Hubert. Ama en az onun kadar güzel bir pasaj daha var şehirde. Passage Du Nord! İtiraf edeyim buradan haberdar değildim ben bile, şehri gece gece gezerken tesadüfen rastladım. 🙂 Gece saat 22.00 civarı olduğu için tabi tüm dükkanlar kapalı idi. Burası 1880'lerin sonunda inşa edilmiş. Gündüz ve mağazalar açıkken bu pasajı gezerken kendinizi Paris'te veya Milano'da bir pasajı geziyormuş gibi hissediyormuşsunuz. İçeride çeşit çeşit çikolata ve vintage mağazaları var. Muhakkak gezmenizi tavsiye ederim. Detaylı Brüksel Gent ve Brugge gezilecek yerler ile beraber yeme içme ve konaklama önerilerimin de yer aldığı yazılarım için linklere tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-ulasim-rehberi", "text": "Brüksel'e Türkiye'den direkt uçuş var. Aktarmasız yaklaşık 3 saatte Belçika'ya varabilirsiniz. Şehirde iki havaalanı var. Biri ana havaalanı olan Brüksel International, diğeri ise şehir merkezinin epey dışındaki Charleroi Havalimanı. Şehir merkezine yakın olan havaalanı. Yaklaşık 11 km uzaklıkta. Genelde düşük bütçeli havayolları buraya uçmuyor. Eğer bu havaalanını tercih ederseniz tren ile şehre kolay bir şekilde ulaşabilirsiniz. Trene ulaşmak için havaalanının içinden -1. kata inmeniz gerekiyor. Tren levhalarını takip ederseniz peronlara kolayca ulaşabilirsiniz. Otomatlardan kredi kartınız ile bilet alabilirsiniz. Tek yön gidiş kişi başı 9 eur. Fiyat ve sefer tarifelerini Brüksel'in resmi tren işletmesi Belgian Train'in internet sitesinden inceleyebilirsiniz. Tren ile merkeze ulaşım yaklaşık 20 dakika sürüyor. 1, 2 veya 3 numaralı peronlardan bineceksiniz trene. Monitörleri takip etmeyi ihmal etmeyin. Treni kaçırısanız üzülmeyin, elinizdeki açık bilet. Bir sonraki tren seferini yakalayabilirsiniz. 🙂 Ayy tam benlik işler, illa ilk sefere binebilme adrenalinini yaşamaya bayılıyorum. 🙂 Hahahahaha! Buraya daha çok düşük bütçeli havayolları uçuyor. Belki size fiyat açısından buraya uçmak cazip gelebilir ama Charleroi'den Brüksel'e gitmek biraz daha zahmetli bunu unutmayın! Çünkü bu havaalanı merkezi yaklaşık 42 km uzaklıkta. Havaalanından çıkınca hemen karşınıza Charleroi ile Belçika şehirleri arasındaki ulaşımı sağlayan Flibco otobüs durakları çıkıyor. Tek yön kişi başı yaklaşık 15 eur. Bileti online ya da havaalanı içindeki Flibco bilet ofisinden alabiliyorsunuz. Sefer tarifelerini flibco internet sitesinden inceleyin bence. Brüksel tamamını bir günde yürüyerek tamamlayabileceğiniz bir şehir değil. Tabi bir Çiğdem Ceylan gücünde değilseniz. 🙂 Sabah Sporu programını sunduğumdan dolayı 04.00'de uyanmaya alışmış bir bünyeye sahip biri olarak, 05.00'de yollara düşüp şehri dolaşmaya koyulmak işi bende. 🙂 Neyse, ben kendimi o kadar yoramam Çiğdem derseniz de şehir içinde ulaşım konusunda birkaç tavsiyem olacak size. Şehir merkezine giden birkaç metro hattı var. 1A, 1B ve 2 numaralı metro hattını kullanacaksınız muhtemelen çünkü bu hatlar genelde turistlerin görmek istediği birçok noktadan geçiyor. Biletlerinizi tren istasyonlarındaki otomatlardan veya Kiosk adı verilen bilet ofislerinden satın alabilirsiniz. 1 saatlik bilet tek yön kişi başı yaklaşık 2,5 eur. Bu arada bilet ofisi her istasyonda yok, sadece büyük olanlarda var. Biletleri bazı gazete büfelerinden veya bazı süpermarketlerden de satın alabilirsiniz. 24 saat geçerli biletlerin fiyatı yaklaşık 7,5 eur. Satın aldığınız biletleri atmayın, çıkışta okutarak istasyonu terk edebiliyorsunuz. Biletsiz metroya binmeyin. Yakalanma ihtimaliniz yüksek. 🙂 Her 3-5 dakikada bir metro seferi düzenleniyor bu arada. Kalkış noktanız ya da varış noktanız metro istasyonuna yakın değilse, otobüs size uygun tercih. Zaman çizelgeleri her otobüs durağında yazıyor. Bunu neden belirttim çünkü otobüsler metro kadar sık sefer yapmıyor. Otobüs durağında ağaç olup beklemek istemiyorsanız zaman çizelgesini kontrol edin. 🙂 Ağaç dediysem de abarttım, bekleyeceğiniz zaman maksimum 10 dakika falan. Ama bana o bile fazla. Daralırım. 🙂 Her an hareket halinde olmalıyım. 🙂 Bu arada biletler, metro ve tramvaylarda da kullanılabilir. 1 saatlik bir bilet kişi başı tek yön 2,5 eur. Tramvaylar, metrodan biraz daha yavaş ilerler ama otobüsten biraz daha sık kalkar. 🙂 Buyrun size tanım. 🙂 Tercih sizin. Varış saatleri, kalkış saatleri ve duraklar her tramvay durağında yazıyor. Her durakta sokak haritaları da var. Gideceğiniz noktayı bu haritalardan kontrol edebilirsiniz. Şehre turist olarak gittiyseniz 32, 33, 51, 92 ve 94 hatlar muhtemelen sizin için önemli. Çünkü çoğu turistik noktalardan bu hatlar geçiyor. 1 saatlik bir bilet kişi başı tek yön 2,5 eur. Brüksel resmi ulaşım işletmesinin internet sitesinden metro, otobüs ve tramvay seferlerini detayları ile inceleyebilirsiniz. Ayrıca tek sefer değil de çok kez kullanabileceğiniz bilet seçenekleri de var."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/bruksel-yeme-icme-rehberi", "text": "Otantik Belçika mutfağı lezzetlerini denemek istiyorsanız doğru adrestesiniz. Menüde hakikaten özel ve farklı lezzetler var. Ama menü sadece Fransızca olduğu için zorlanabilirsiniz. Zaten aşina olmadığımız tatları Fransızca olarak seçmeye çalışmak zor. 🙂 Garsonlardan yardım isteyin oldukça yardımseverler. Sadece Belçika değil Avrupa mutfağından da bir çok seçenek var restoranda. Servis ve hizmet kalitesi oldukça iyi. Bu arada ben burada yemek yediğimde sadece nakit kabul ediyorlardı. Belki artık kredi kartı ile de ödeme yapılabiliyordur. Girişte sorun bence. Özellikle ıstakoz veya yengeçli salata deneyin. Porsiyon o kadar büyük ki, başka bir şey sipariş etmeye yer kalmayacak midenizde. Yok ben şöyle hakkını vererek bir öğün yemek istiyorum ederseniz de bu mekanda da yine koca bir tencere midye yiyebilirsiniz. Ben açıkçası bu restorana midye için gelmiştim ama menüyü görünce fikir değiştirdim. 🙂 Koca bir tencere haşlanmış deniz tarağı söyledim. Evet deniz tarağı! 🙂 18 adet vardı içinde, deniz tarağının kendi sosu ve tereyağı ile marine edilmişti. Şiddetle tavsiye ederim. Çok başarılı! Garsonlar çok profesyonel ve mekan çok dost canlısı. İçerisi aşırı kalabalık o yüzden gitmeden önce rezervasyon yaptırmakta fayda var. Benden söylemesi. 4 çeşit midye alternatifi var. Benim favorim klasik marina edilmiş bir midye tenceresi oldu. Bu restoran marine işini hakikaten çok iyi biliyor çünkü midyeler bittiğinde tencerenin dibinde kalan su efsane lezzetliydi. 🙂 Bu arada yan masamdakiler de kızarmış morina balığı sipariş ettiler, yanında tartar sos ile servis edildi. Bayağı lezzetli görünüyordu benden söylemesi. 🙂 Menüde buharda pişirilmiş tereyağlı olan bir seçeneği de mevcut bu balığın. Bu restoranın atmosferine bayılıyorum. Tipik bir Belçika restoranı. Sadece deniz ürünü değil, kendinize koca bir et tabağı da sipariş edebilirsiniz. Bu arada 30 çeşit midye seçeneği var menüde! Tam bir midye cenneti yani! 🙂 İnternet sitesinden menüsünü indirin, kararınızı gitmeden verin. Çünkü hakikaten insan seçemiyor onca alternatif arasından. Sen bize öner bir tane derseniz, Maison derim. Rokfor peyniri, sebzeler, anason ve kremalı sos ile haşlanarak pişiriliyor. Bayağı farklı bir lezzet. Deneyin! Midye önerilerimin yanında güzel de bir balık restoranı önereceğim size. L'ocean değişik kafada bir restoran. Yemek istediğiniz deniz ürünlerini balık tezgahından seçiyorsunuz, tarttırıyorsunuz ve içeride sizin için pişiriyorlar! 🙂 Tazelik garanti yani. Mevsime göre balıklar farklılık gösteriyor tezgahta. Ben somon ve sardalya yedim burada. Sardalyaya aşığım desem. 🙂 Kesinlikle öneriyorum keeessiiinnlliikle! Brüksel hakkında detaylı bilgi için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/budapeste-gezilecek-yerler", "text": "Bir yanda Buda, diğer yanda Peşte! Ortada ise Tuna nehri. Budapeşte gezilecek yerler yazımı yazarken bile karar veremiyorum, ama sanırım şık ve engebeli Buda'ya kanım daha çok ısındı. 🙂 Bende iz bırakan şeyler ise şehrin hareketli gece hayatından ziyade, bir müzeyi andıran görkemli New York Kafe'de yediğim leziz Gulaş çorbası ve geceleri ışıl ışıl parlayan şehir köprüleri Szechenyi Lanchid ve Szabadsag Hid! Bu arada Adam Clarke meydanından füniküler ile çok kısa bir yolculukla hooop Buda tepesine tırmanmak da çok tatlı ve keyifli. Şehirde Macar Forint'i geçiyor. 1000 forint yaklaşık 3 eur civarında. Para birimi eur olmayınca şehir ucuz mu yoksa kazıklanıyor musunuz vallahi bir yerden sonra anlamak zorlaşıyor bende. 🙂 Bol sıfırlı paraları sevmiyorum o yüzden! 🙂 Genel hatları ile Budapeşte öğrencilerin ve genç turistlerin de yoğun olduğu ucuz bir şehir. Şehir halkı turiste alışkın ve İngilizce'ye gayet hakim. Mutlu gezmeler! Buda bölgesindeki Balıkçı Tabyası gerçekten muhteşem! Sivri tepeleri olan yedi taş kule, 896 yılında ülkeyi fetheden Macar kabilelerinin liderlerini simgeliyor. Adını, orta çağda şehir surlarının bu alanını savunan balıkçı loncalarından almış. St. Stephen's yani Aziz Stefan bazilikası şehrin simgelerinden biri. 96 metrelik kubbesi ile binayı şehrin hemen hemen her yerinden görebilirsiniz. 🙂 Ayrıca burası Budapeşte'nin de en büyük kilisesi. İçeride incelenecek birçok heykel, resim ve sanat eseri var. Budapeşte'de çok lezzetli kahveler içtiğim birçok mekan keşfettim. 🙂 Kelet Cafe, My Little Melbourne, Barako Kavehaz Budapest ve Espresso Embassy favorilerim. Szabadsag Hid yani özgürlük köprüsü de Zincir köprü kadar güzel bence. Yeşil demirleri ve köprüden geçen sarı tramvaylar ile hem yakından hem de uzaktan çok çok harika görünüyor. Benim tavsiyem buraya gece giderek fotoğraflamanız çünkü köprünün ışıklandırması muhteşem. Özgürlük köprüsü şehir merkezinin güney ucunda bulunuyor. Bu kilisenin resmi adı Avrupa'nın birçok şehrindeki kilise ile aynı aslında. Leydi Kilisesi! Buda bölgesindeki Matthias, 16. yüzyıldan itibaren bir taç giyme kilisesi olarak kullanılıyormuş. Kiliseyi ücretsiz gezebiliyorsunuz. Geniş dini koleksiyon ve hazine ziyaretçilere açık. Ben şehri ziyaretim esnasında doğru ışığı da bulunca, bu Barok tarzı binayı defalarca fotoğraflamıştım. Gerçekten ışık güzel ise kilisenin dış cephesinin görüntüsü de muhteşem gözüküyor. Ben büyük bir Wes Anderson hayranıyım! 🙂 Neredeyse tüm filmlerini izledim. O minimalist tarzı ve pastel tonları ile benim hep çok çok etkileyen bir yönetmendir. Ama \"Büyük Budapeşte Oteli\" filminin yeri bende çok ayrı. Bu yüzden Budapeşte seyahatimi organize ederken ufak çaplı bir araştırma yapmış ve Wes'in filmdeki oteli kurgularken Corinthia Hotel Budapest'den esinlendiğini öğrenmiştim. \"Mutlaka dünya gözüyle de görmeliyim!\" diyerek otelin yolunu tuttum. 🙂 Sonuç mu, inanılmaz derecedeki benzerlik tabi! Adam Clarke meydanındaki füniküler ile çok kısa bir yolculukla hooop Buda tepesine varıveriyorsunuz. Yolculuk çok tatlı ve keyifli. Varosliget yani Budapeşte'nin şehir parkı aynı zamanda dünyanın da ilk halka açılan şehir parkıymış. Bu park tam da Kahramanlar meydanının arkasına kalıyor. Oldukça büyük. Dinlenmek ve şehir hareketliliğinden uzaklaşmak için çok huzurlu bir yer. İçeride Vajdahunyad Kalesi, Szechenyi Termal Tesisi ve Budapeşte Hayvanat Bahçesi var. Ben Varosliget'i yazın ziyaret ettiğimde etrafta bolca sokak lezzeti satan stantlar kurulmuştu. Atıştırmalıklarımı alıp çim ve güneşin tadını çıkarmıştım. Bir mekana oturup parkı izlemek isterseniz park içinde kafeler de var. Bir ada düşünün, hem Budapeşte merkezine yakın, hem bisiklet ve ana otobüs hattı dışında trafiğe kapalı hem de aşırı sakin. Margit Sziget yani Margaret adasına şehir merkezine yakın bir kaçamak adası diyebiliriz. 🙂 Parkları, yemyeşil çimleri, koşu ve spor parkurları ile gerçekten kafa dinlemek için harika bir mekan. Adada ayrıca küçük bir vahşi yaşam parkı, 13. yüzyıldan kalma bir Dominik manastırı, kaplumbağaların gezdiği bir Japon bahçesi, mis gibi kokan bir gül bahçesi, termal oteller ve restoranlar var. Bu huzur adasına uğramadan sakın Budapeşte'den döneyim demeyin. 🙂 6 numaralı tramvaya binerseniz Margit köprüsünde inerek kısa bir yürüyüş ile adaya ulaşabilirsiniz. \"Amaan Avrupa'ya gelmişim, termal hamam, kaplıca mı gezeceğim?\" demeyin bence. 🙂 Çünkü burası hamamları ile epey ün salmış bir şehir. Biraz araştırma yaparsanız şehirde bu kültürün tarihinin taaa Romalılara dek uzandığını okuyacaksınız. Budapeşte'de bu konuda oldukça fazla alternatif var ama benim size tavsiyem ise Szechenyi Termal Hamamı, oldukça turistik olmasına rağmen oldukça da büyük bir kompleks. Avrupa'nın da en iyilerinden biri. Şifalı sularda yüzerek keyif yapmak ve biraz da şımarmak isterseniz burayı tercih edin. 🙂 Rudas Bath, Paskal Bath ve Kiraly Bath da gözüme çarpan diğer hamamlar. Gulaş çorbası alışkın olduğumuz bir kıvamda çorba değil. Benim annem çorbanın içine bir ton faydalı şey de katsa muhakkak en son aşamada bir blenderdan geçirirdi. 🙂 Gulaş, daha çok yahni gibi bir kıvamda. Bu kıvamı pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim ama şimdi hakkını yemiş de olmayayım, Gulaş çorbasının tadı çok güzel. İçerisinde et, sarımsak, soğan, krema, bilimum sebzeler, çeşitli yağlar ve baharatlar var, var da var. 🙂 Bence denemelisiniz. Çünkü Gulaş en bilindik Macar lezzetlerinden biri. Ben bu çorbayı Budapest Bisztro'da denemiştim. Tavsiye ederim. 140 metre yükseklikteki Gellert tepesi romantik bir panaromik Budapeşte görüntüsü için ideal bir tepe. 🙂 Buraya aşıklar tepesi de deniyor. Mükemmel fotoğraflar çekeceğinize eminim. Avrupa ülkelerindeki Parlamento binalarına bayılırım ama hakikaten Budapeştede'ki oldukça ama oldukça görkemli. Yanından geçerken farketmemeniz mümkün değil çünkü türünün en büyük örneklerinden biri burası. - Konaklama: 30 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Budapeşte'de şehir merkezinde bir otelde konaklamanın fiyatı yıldıza göre yaklaşık 45-100 eur arasında değişiyor. Bence hostel ilk tercihiniz olsun. Merkezdeki Belvaros ve Lipotvaros bölgeleri şehrin turistik noktalarına, kafe ve restoranlara oldukça yakın ama konaklama açısından diğer bölgelere göre pahalı. Budapeşte'nin Peşte kısmında Terezvaros'u tavsiye ederim. Buda kısmında ise kale bölgesinde uygun konaklama seçenekleri var ama burada konaklarsanız merkeze biraz uzak kalmış olursunuz. İlla \"Budapeşte'nin merkezinde konaklayacağım.\" derseniz hostellerde iki kişilik orta veya özel banyolu odalarda gecelik 20-30 eur'a konaklayabilirsiniz. Maceracı bir ruha sahipseniz kalabalık bir odada yabancı turistlerle konaklayıp, gecelik 5 eur'a bir yatak kiralayabilirsiniz. Daire fiyatları ise 25-50 eur arasında değişiyor. Budapeşte ulaşım açısından oldukça gelişmiş bir şehir. Budapeşte Havaalanı'ndan şehir merkezine ulaşımda 100E ve 200E numaralı otobüsleri tercih edin. En ucuz yöntem bu ve yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Bir de havaalanı treni seçeneği de var. Bu biraz daha zahmetli çünkü 200 E otobüsü ile önce tren istasyonuna gelmeniz gerekiyor. Bilet fiyatları 1-3 eur arasında değişiyor. Budapeşte şehir merkezinde de metro, otobüs, tramvay ve troleybüs ile şehrin istediğiniz her noktasına kolayca ulaşmanız mümkün. Aldığınız bilet bu saydığım ulaşım seçeneklerinin hepsinde de geçerli oluyor. Budapeşte'nin resmi şehir içi ulaşım internet sitesinden haritaları, güzergahları, istasyon ve sefer saatlerini detaylı şekilde inceleyin derim. - Tek yön tek seferlik bilet 1,09 eur - 1 günlük bilet 5,13 eur - 3 günlük bilet 12,90 eur - 7 günlük bilet 15,39 eur - 10 seferlik bilet 9,33 eur 1. Budapeşte'ye yoğun sezonda seyahat etme: Budapeşte her daim turist çeken bir şehir ama özellikle mayıs-eylül aylarında şehir hem çok kalabalık hem de bu aylar yılın en pahalı dönemleri. Daha bütçe dostu bir seyahat için kasım-nisan arası şehri ziyaret etmenizi öneririm. 2. Sokak lezzetleri tercih et: Macar mutfağı gerçekten çok zengin ama ana lezzetleri bir o kadar ağır geliyor bana. Örneğin Gulaş, evet yukarıda önerdim. 🙂 Çünkü Gulaş, Macar mutfağında çok ünlü ve mutlaka denemelisiniz. Ama ben size sokak lezzetlerini de öneririm. Hem de bütçe dostu. Yemek satan karavanların olduğu bir mekan var Budapeşte'de. Adı da Karavan! 🙂 İlk tercihiniz burası olsun. Cupakos, Paneer Ve Zing özellikle favorilerim. Bu karavanlarda çok lezzetli ve ucuz burgerler, atıştırmalıklar, peynir ve sandviçler yiyebilirsiniz. 5. Belvaros ve Lipotvaros bölgelerinde konaklamayın: Belvaros ve Lipotvaros bölgeleri şehrin turistik noktalarına, kafe ve restoranlara oldukça yakın ama konaklama açısından diğer bölgelere göre pahalı. Budapeşte'nin Peşte kısmında Terezvaros'u tavsiye ederim. Buda kısmında ise kale bölgesinde uygun konaklama seçenekleri var ama burada konaklarsanız merkeze biraz uzak kalmış olursunuz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/budapeste-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Bir yanda Buda, diğer yanda Peşte! Ortada ise Tuna nehri. Karar veremiyorum, ama sanırım şık ve engebeli Buda'ya kanım daha çok ısındı. 🙂 Budapeşte gezilecek yerler listesi 'nde bende iz bırakan şeyler ise şehrin hareketli gece hayatından ziyade, bir müzeyi andıran görkemli New York Kafe'de yediğim leziz Gulaş çorbası ve geceleri ışıl ışıl parlayan şehir köprüleri Szechenyi Lanchid ve Szabadsag Hid! Buda bölgesindeki Balıkçı Tabyası gerçekten muhteşem! Sivri tepeleri olan yedi taş kule, 896 yılında ülkeyi fetheden Macar kabilelerinin liderlerini simgeliyor. Adını, orta çağda şehir surlarının bu alanını savunan balıkçı loncalarından almış. St. Stephen's yani Aziz Stefan bazilikası şehrin simgelerinden biri. 96 metrelik kubbesi ile binayı şehrin hemen hemen her yerinden görebilirsiniz. 🙂 Ayrıca burası Budapeşte'nin de en büyük kilisesi. İçeride incelenecek birçok heykel, resim ve sanat eseri var. Budapeşte'de çok lezzetli kahveler içtiğim birçok mekan keşfettim. 🙂 Kelet Cafe, My Little Melbourne, Barako Kavehaz Budapest ve Espresso Embassy favorilerim."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/budapeste-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Budapeşte 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 55 eur. 30 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Budapeşte'de şehir merkezinde bir otelde konaklamanın fiyatı yıldıza göre yaklaşık 45-100 eur arasında değişiyor. Bence hostel ilk tercihiniz olsun. Merkezdeki Belvaros ve Lipotvaros bölgeleri şehrin turistik noktalarına, kafe ve restoranlara oldukça yakın ama konaklama açısından diğer bölgelere göre pahalı. Budapeşte'nin Peşte kısmında Terezvaros'u tavsiye ederim. Buda kısmında ise kale bölgesinde uygun konaklama seçenekleri var ama burada konaklarsanız merkeze biraz uzak kalmış olursunuz. İlla \"Budapeşte'nin merkezinde konaklayacağım.\" derseniz hostellerde iki kişilik orta veya özel banyolu odalarda gecelik 20-30 eur'a konaklayabilirsiniz. Maceracı bir ruha sahipseniz kalabalık bir odada yabancı turistlerle konaklayıp, gecelik 5 eur'a bir yatak kiralayabilirsiniz. Daire fiyatları ise 25-50 eur arasında değişiyor. Budapeşte ulaşım açısından oldukça gelişmiş bir şehir. Budapeşte Havaalanı'ndan şehir merkezine ulaşımda 100E ve 200E numaralı otobüsleri tercih edin. En ucuz yöntem bu ve yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Bir de havaalanı treni seçeneği de var. Bu biraz daha zahmetli çünkü 200 E otobüsü ile önce tren istasyonuna gelmeniz gerekiyor. Bilet fiyatları 1-3 eur arasında değişiyor. Budapeşte şehir merkezinde de metro, otobüs, tramvay ve troleybüs ile şehrin istediğiniz her noktasına kolayca ulaşmanız mümkün. Aldığınız bilet bu saydığım ulaşım seçeneklerinin hepsinde de geçerli oluyor. Budapeşte'nin resmi şehir içi ulaşım internet sitesinden haritaları, güzergahları, istasyon ve sefer saatlerini detaylı şekilde inceleyin derim. - Tek yön tek seferlik bilet 1,09 eur - 1 günlük bilet 5,13 eur - 3 günlük bilet 12,90 eur - 7 günlük bilet 15,39 eur - 10 seferlik bilet 9,33 eur Detaylı Budapeşte Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/budapeste-turu", "text": "Bir yanda Buda, diğer yanda Peşte! Ortada ise Tuna nehri. Budapeşte turu yazımı yazarken bile karar veremiyorum, ama sanırım şık ve engebeli Buda'ya kanım daha çok ısındı. 🙂 Bende iz bırakan şeyler ise şehrin hareketli gece hayatından ziyade, bir müzeyi andıran görkemli New York Kafe'de yediğim leziz Gulaş çorbası ve geceleri ışıl ışıl parlayan şehir köprüleri Szechenyi Lanchid ve Szabadsag Hid! Buda bölgesindeki Balıkçı Tabyası gerçekten muhteşem! Sivri tepeleri olan yedi taş kule, 896 yılında ülkeyi fetheden Macar kabilelerinin liderlerini simgeliyor. Adını, orta çağda şehir surlarının bu alanını savunan balıkçı loncalarından almış. St. Stephen's yani Aziz Stefan bazilikası şehrin simgelerinden biri. 96 metrelik kubbesi ile binayı şehrin hemen hemen her yerinden görebilirsiniz. 🙂 Ayrıca burası Budapeşte'nin de en büyük kilisesi. İçeride incelenecek birçok heykel, resim ve sanat eseri var. Budapeşte'de çok lezzetli kahveler içtiğim birçok mekan keşfettim. 🙂 Kelet Cafe, My Little Melbourne, Barako Kavehaz Budapest ve Espresso Embassy favorilerim. Szabadsag Hid yani özgürlük köprüsü de Zincir köprü kadar güzel bence. Yeşil demirleri ve köprüden geçen sarı tramvaylar ile hem yakından hem de uzaktan çok çok harika görünüyor. Benim tavsiyem buraya gece giderek fotoğraflamanız çünkü köprünün ışıklandırması muhteşem. Özgürlük köprüsü şehir merkezinin güney ucunda bulunuyor. Bu kilisenin resmi adı Avrupa'nın birçok şehrindeki kilise ile aynı aslında. Leydi Kilisesi! Buda bölgesindeki Matthias, 16. yüzyıldan itibaren bir taç giyme kilisesi olarak kullanılıyormuş. Kiliseyi ücretsiz gezebiliyorsunuz. Geniş dini koleksiyon ve hazine ziyaretçilere açık. Ben şehri ziyaretim esnasında doğru ışığı da bulunca, bu Barok tarzı binayı defalarca fotoğraflamıştım. Gerçekten ışık güzel ise kilisenin dış cephesinin görüntüsü de muhteşem gözüküyor. Ben büyük bir Wes Anderson hayranıyım! 🙂 Neredeyse tüm filmlerini izledim. O minimalist tarzı ve pastel tonları ile benim hep çok çok etkileyen bir yönetmendir. Ama \"Büyük Budapeşte Oteli\" filminin yeri bende çok ayrı. Bu yüzden Budapeşte seyahatimi organize ederken ufak çaplı bir araştırma yapmış ve Wes'in filmdeki oteli kurgularken Corinthia Hotel Budapest'den esinlendiğini öğrenmiştim. \"Mutlaka dünya gözüyle de görmeliyim!\" diyerek otelin yolunu tuttum. 🙂 Sonuç mu, inanılmaz derecedeki benzerlik tabi! Adam Clarke meydanındaki füniküler ile çok kısa bir yolculukla hooop Buda tepesine varıveriyorsunuz. Yolculuk çok tatlı ve keyifli. Varosliget yani Budapeşte'nin şehir parkı aynı zamanda dünyanın da ilk halka açılan şehir parkıymış. Bu park tam da Kahramanlar meydanının arkasına kalıyor. Oldukça büyük. Dinlenmek ve şehir hareketliliğinden uzaklaşmak için çok huzurlu bir yer. İçeride Vajdahunyad Kalesi, Szechenyi Termal Tesisi ve Budapeşte Hayvanat Bahçesi var. Ben Varosliget'i yazın ziyaret ettiğimde etrafta bolca sokak lezzeti satan stantlar kurulmuştu. Atıştırmalıklarımı alıp çim ve güneşin tadını çıkarmıştım. Bir mekana oturup parkı izlemek isterseniz park içinde kafeler de var. Bir ada düşünün, hem Budapeşte merkezine yakın, hem bisiklet ve ana otobüs hattı dışında trafiğe kapalı hem de aşırı sakin. Margit Sziget yani Margaret adasına şehir merkezine yakın bir kaçamak adası diyebiliriz. 🙂 Parkları, yemyeşil çimleri, koşu ve spor parkurları ile gerçekten kafa dinlemek için harika bir mekan. Adada ayrıca küçük bir vahşi yaşam parkı, 13. yüzyıldan kalma bir Dominik manastırı, kaplumbağaların gezdiği bir Japon bahçesi, mis gibi kokan bir gül bahçesi, termal oteller ve restoranlar var. Bu huzur adasına uğramadan sakın Budapeşte'den döneyim demeyin. 🙂 6 numaralı tramvaya binerseniz Margit köprüsünde inerek kısa bir yürüyüş ile adaya ulaşabilirsiniz. \"Amaan Avrupa'ya gelmişim, termal hamam, kaplıca mı gezeceğim?\" demeyin bence. 🙂 Çünkü burası hamamları ile epey ün salmış bir şehir. Biraz araştırma yaparsanız şehirde bu kültürün tarihinin taaa Romalılara dek uzandığını okuyacaksınız. Budapeşte'de bu konuda oldukça fazla alternatif var ama benim size tavsiyem ise Szechenyi Termal Hamamı, oldukça turistik olmasına rağmen oldukça da büyük bir kompleks. Avrupa'nın da en iyilerinden biri. Şifalı sularda yüzerek keyif yapmak ve biraz da şımarmak isterseniz burayı tercih edin. 🙂 Rudas Bath, Paskal Bath ve Kiraly Bath da gözüme çarpan diğer hamamlar. Gulaş çorbası alışkın olduğumuz bir kıvamda çorba değil. Benim annem çorbanın içine bir ton faydalı şey de katsa muhakkak en son aşamada bir blenderdan geçirirdi. 🙂 Gulaş, daha çok yahni gibi bir kıvamda. Bu kıvamı pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim ama şimdi hakkını yemiş de olmayayım, Gulaş çorbasının tadı çok güzel. İçerisinde et, sarımsak, soğan, krema, bilimum sebzeler, çeşitli yağlar ve baharatlar var, var da var. 🙂 Bence denemelisiniz. Çünkü Gulaş en bilindik Macar lezzetlerinden biri. Ben bu çorbayı Budapest Bisztro'da denemiştim. Tavsiye ederim. 140 metre yükseklikteki Gellert tepesi romantik bir panaromik Budapeşte görüntüsü için ideal bir tepe. 🙂 Buraya aşıklar tepesi de deniyor. Mükemmel fotoğraflar çekeceğinize eminim. Avrupa ülkelerindeki Parlamento binalarına bayılırım ama hakikaten Budapeştede'ki oldukça ama oldukça görkemli. Yanından geçerken farketmemeniz mümkün değil çünkü türünün en büyük örneklerinden biri burası. Konaklama ve yeme içme önerilerimin de olduğu Budapeşte gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/camping-zeeburg-amsterdam", "text": "Camping Zeeburg Amsterdam çadır, karavan, kabin veya vagonlarda konaklayabileceğiniz bir kamp alanı. Bu kamp alanının içinde çok sayıda duş kabini ve tuvaletlerin olduğu iki geniş banyo, bir kafe restoran, bir mini market ve yemek hazırlayabileceğiniz elektrikli ocaklar, mikrodalga fırın ve buzdolabı bulunan açık bir mutfak, bir çamaşır yıkama ve kurutma odası mevcut. Kamp alanının tamamında ücretsiz interneti kullanabiliyorsunuz. Öncelikle en önemli bilgiyi vereyim, kabinde veya vagonlarda kalacaksanız, internet sitesi üzerinden bence konaklamanızı satın alın, zira gittiğinizde yer yok cevabı ile karşılaşıp tatilinizi mahvetmeyin. İnternet sitesinden konaklama satın almak gayet kolay ve güvenli. Kampta minimum 2 gece konaklayabiliyorsunuz. Yani sadece 1 gece için çadır, kabin ve vagon rezervasyonu yapamıyorsunuz. Çadır için rezervasyon yapılmıyor bu arada. Çadırlara ayırdıkları alan geniş bir alan, ne zaman gitseniz yer bulabilirsiniz gibi geliyor. Ama belli de olmaz. Özellikle temmuz, ağustos gibi yoğun sezonlarda gitmeden önce aramanızda bir fayda var zira ben önceden telefon edip müsaitlik durumunu sormuştum. Kamp alanına vardığınızda resepsiyonda sizi çok cana yakın bir personel karşılayacak. İnternet sitesi üzerinden satın aldığınız konaklamanın konfirmasyonunu print alın resepsiyonda gösterin, yeterli. Unutursanız paniklemeyin. Rezervasyon adınıza ise, pasaportunuzu göstermek yeterli olacaktır. Check-in yaparken pasaport veya uluslararası ehliyetinizi rehin olarak sizden alacaklar, ben verdim ve check out'ta da hiçbir sıkıntı yaşamadım. Korkmayın. - Çadır - Çadırın zemini için mat - Şişebilen çadır yastığı - Mevsime göre tulum veya kamp battaniyesi - Kamp lambası veya feneri Bu malzemelerin hiçbirini kamp alanından satın alamazsınız. Getirmeniz gerekiyor. Ben yolculuğa uygun ve bavuluma sığabilecek küçük çadırları ve minimum yer kaplayacak malzemeleri tercih ediyorum. Ben sürekli kamp yaptığımdan çadırım zaten vardı, ama diğer malzemeleri Türkiye'den getirmedim. Çünkü ülkeler arası rota yaptığım bir tatilimde Amsterdam'da kamp yapmıştım. Bavulumda ağırlık olmaması içim mat, tulum ve fener gibi diğer kamp malzemelerimi Amsterdam'da bir outdoor mağazasından temin etmiştim. Siz tüm malzemeleri ve hatta çadırı da Amsterdam'dan satın alabilirsiniz. Ekstra bir kamp malzemesi falan almanıza gerek yok. Vahşi yaşam koşullarında kalmayacaksınız unutmayın. Yukarıda yazdıklarımı temin etmeniz yeterli. Amsterdam merkezden 26 numara ile yapacağınız 15 dakikalık bir tramvay yolculuğu sonrası Zuiderzeeweg durağında iniyorsunuz. Buradan da yaklaşık bir 15 dakika daha yürümeniz gerekecek. 🙂 Bu alanı kat etmek için kamp alanından veya merkezden bisiklet kiralayın. Kamp alanında ve tramvay durağında bu bisikletleri kilitleyecebileceğiniz bisiklet parkları var. Merak etmeyin adamlar her şeyi düşünmüş rahatımız için. 🙂 Ben \"Amaan ben yürürüm ne var, seviyorum yürümeyi de zaten, hem de etrafı keşfederim!\", deyip bisiklet kiralamamış ve o yolu defalarca kat etmiştim. Ama merak etmeyin etrafta keşfedilecek hiçbir şey yok o yolda. 🙂 İnat benimki sadece. 🙂 Siz o yolu bisikletle aşarken beni anın yeter hahah. :)) İlk gün ellerde bavullar olacağından merkezden taksi kullanın, Uber 10eur, taksi ise 20 eur civarında tutuyor. Bu alanda küçük-büyük, sayısız, rengarenk çadırlarla çevrili olacaksınız. Gölün kenarı, ağaçların dibi, manzaraya karşı istediğiniz alana çadırınızı kuruveriyorsunuz. Ben yaz sezonu gittiğim için ilk boş alan neresi bulduysam oraya çökmüştüm. 🙂 Ama şansıma gölün kenarında çok keyifli bir alandı. Özellikle İngilizler ağırlıkta olmak üzere birçok farklı milletten genç gruplar ağırlıkta bu alanda. Hiçbir taşkınlık veya yüksek ses yok, herkes kendi halinde eğleniyor. Keyfinize bakın. 🙂 Ben çadırda konakladığım süre boyunca hırsızlık olayı ile karşılaşmadım ama siz yine çadırınıza kilit alabilirsiniz içiniz rahat edecekse. 🙂 Yine de değerli eşyalarınızı çadırdan ayrılırken yanınızda götürmekte fayda var. 2 gece 2 kişilik eko kabin fiyatı yaklaşık 140 eur, 2 gece 4 kişilik eko kabin fiyatı yaklaşık 260 eur. Bu kabinler bana bir kamp alanı için fazla konforlu göründüğünden ben burayı tercih etmemiştim açıkçası. Siz, \"Ben, otel odası konforuna yakın bir şey istiyorum.\" diyorsanız eko kabinlerde kalın. Tıpkı eko kabinler gibi 2-4 kişilik seçenekleri var. Yataklar ranza şeklinde. Vagonlarda masa, sandalye, priz, gece lambası, ısıtma sistemi mevcut. Kabinlere göre sadece metrekaresi daha küçük o kadar. Kendine ait tuvalet veya banyosu yok. 2 gece 2 kişilik vagon fiyatı yaklaşık 120 eur, 2 gece 4 kişilik vagon fiyatı yaklaşık 240 eur. Kabin rezervasyonlarında tek seferde maksimum 7 gün rezerve edebilirsiniz bir odayı. Vagon içinde sigara içmek, içeri evcil hayvan sokmak, yemek yapmak yasak. İpucu 3: Ben bir kasım ayı için bu vagonları rezerve etmek istedim, ama sonbahar ve kış sezonlarında vagonların kapalı olduğu bilgisini aldım. Bu tarihlerde konaklamayı planlıyorsanız, tek alternatifiniz Eko kabinler olacak. Tahminimiz bu tarz yerlerin tuvaletleri için hep şöyledir dimi; pis, leş gibi kokan, yerler ıslak ve çamur içinde. Böyle düşünüyorsanız çok üzgünüm çünkü Camping Zeeburg'un banyolarına çok şaşıracaksınız. 🙂 Kamp alanında, biri resepsiyonun biri de çadır alanının karşısında olmak üzere iki adet banyo var. Bu banyolarda kadın ve erkekler için ayrı ayrı duşlar ve tuvaletler var. Gayet temiz ve hijyenik. Kamp temizlikçileri her yarım saatte bir bu alanların hijyenini sağlıyorlar. Bırakın yerlerin ıslak ya da çamurlu olmasını, tek bir tel saç bile yok!. 🙂 Banyolar çadır, kabin ve vagonlara yakın bir mesafede. Çadır alanının karşısındaki banyo yeni inşa edilmiş, çok daha büyük ve konforlu. - Banyo ve yüz havlusu - Saç kurutma makinesi - Şampuan - Duş jeli - Diş macunu, fırçası En temel ihtiyaçları yazdım ben. Kendinize küçük bir banyo çantası yapın bavulunuza koyun. Bir çift parmak arası terlik de sizi çok rahat ettirecektir. Tuvaletlerde bu arada tuvalet kağıdı ve sabun var. İpucu 4: Saat 09.00-10.00 arası banyolar nispeten daha kalabalık oluyor ama banyolarda çok sayıda duş ve tuvalet olduğundan hiçbir zaman sıra beklemiyorsunuz. Sadece ben sakin bir saatte bu işlerimi halletmek isterim derseniz sabah biraz erken kalkın veya gün içinde duşları kullanın. Peki ben ne yaptım? 🙂 Amsterdam'ın en ünlü marketi Albert Heijn. Aşırı çeşit var içinde. Hazır yemek seçeneği de oldukça fazla bu markette. Ben genelde hazır makarna veya tavuklu, etli salata falan alıp, kampa geldiğimde açık mutfaktaki mikrodalga fırında ısıtıp yedim. Veya Amsterdam merkezde bir şeyler atıştırıp geldim. Dediğim gibi ben pratik bir insanım, bu tarz şeylere çok kafa yormayı sevmiyorum. 🙂 Pratiklik bir gezinin en önemli özelliği unutmayın. İpucu 5: Ben bundan sonra Amsterdam'a gittiğimde çoğunlukla Camping Zeeburg'da kalacağım. Amsterdam'da konaklamanın çok pahalı olduğunu düşünürsek Camping Zeeburg ciddi bir bütçe tasarrufu yaratıyor. Yaz-kış bu kamp alanını tercih edebilirsiniz. İpucu 6: Tramvay ile ulaşım için, kampta ne kadar kalacaksanız o süreyi kapsayan bir bilet alın. Böylece sınırsız binebilirsiniz. Daha avantajlı olur. Tramvaya bindiğiniz her seferde bilet almak mantıksız. Tramvay'dan inince Camping Zeeburg'a bir 15 dakika yürüyüş mesafesi var. Bu mesafeyi yürümek yorucu ve sıkıcı bence. O ara yol için bisiklet kiralayın. Kamp alanı veya tramvay durağında bisiklet parkı mevcut. Kampa merkezden ilk gidiş ve kamptan ayrılırken uber veya taxi kullanın, elinizdeki yükler sizi yorar. Uber merkeze max 9-10 eur tutuyor. Bu arada Amsterdam'ın genelinde Camping Zeeburg dışında da kamp yapabileceğiniz birçok alan mevcut. Ben oralarda konaklamadığım için tavsiyede bulunamayacağım. Ama genel standardın Camping Zeeburg'dan farklı olacağını sanmıyorum. Size o iyiliği de yapayım haydi bu linke tıklayarak Amsterdam'ın diğer kamp alanlarına bir göz atın. 🙂 Amsterdam'da kamp alanları. Diğer konaklama seçenekleri ve genel bilgiler için Amsterdam konaklama rehberime tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/carrer-de-milans-carrer-del-bisbe", "text": "Bu sokak aslında Barcelona'nın Gotik bölgesini keşfe çıkmaya ilk başlamanız gereken nokta. Kafanızı yukarı kaldırın lütfen. 🙂 Bu çarpıcı Neo-Gotik köprüye hayran kalacağınıza eminim! Göreceğiniz köprünün manzarası kadar hikayesi de çok ilginç yahu! Burası 1928 yılında mimar Joan Rubio i Bellver tarafından inşa edilmiş. Carrer de Milans Carrer del Bisbe'yi tanıdık. Peki bu bölgede neler var, öğrenmek için Barselona Gotik Bölgesi yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/casa-batllo-ve-casa-mila", "text": "Casa Battlo, Antoni Gaudi'nin baş yapıtlarından biri! Gaudi eserlerine hiç ama hiç doyamadığımdan dolayı şehirde nerede onun dokunuşu var hepsini keşfe çıktığımda, Park Güell ve Sagrada Familia'dan sonra ilk durağım Casa Batllo olmuştu. 🙂 Bu ev 1904'te Gaudi tarafından varlıklı bir bürokrat aile için yeniden tasarlanmış. Ev dediysem gözünüzün önüne öyle sıradan bir bina gelmesin lütfen, teessüf ederim. 🙂 Gaudi'den bahsediyorum. Ona ait hiçbir şey sıradan olamaz! Özellikle zemin kat beni benden aldı! Sıra dışı oyma figürler, düzensiz oval pencereler ve o düz zemin üzerinde dalgalı etki yaratan işçilik falan efsane. Cephenin çoğu kırık seramik karolardan yapılmış renkli bir mozaik ile dekore edilmiş. Dışarıdan Casa Batllo'nun cephesi kafatasları ve kemiklerden yapılmış gibi görünüyor bu arada! Kafatasları gibi görünen yer aslında balkonlar, kemikler ise sütunlar! Ön cephenin en üst kısmındaki çatı ise ejderha mı, dinazor mu desem, bunlardan birinin sırtına benzetilmiş! Mozaik bacalar nasıl bir kafadan çıktı hakikaten tahmin etmeye çalışmak bile çılgınlık! Gaudi, Casa Batllo'yu tasarlarken deniz yaşamında bulunan renkler ve şekillerden ilham almış! Dikkat edin, binanın cephesi için seçilen renkler doğal mercanda bulunan renkler. Özetle, yine sizi günümüz dünyasından çook uzaklara, fantastik diyarlara götürecek bir bina Casa Batllo! Muhakkak görün. Casa Mila, La Pedrera olarak da bilinen bu bina, 1900'lerin başlarında Gaudi tarafından tasarlanmış. Gaudi'nin ünlü eserlerinden biri olmakla beraber buranın en önemli özelliği modern mimarinin en önemli örneklerinden biri oluşu. Peki nedir bu Casa Mila? Barselona'nın Eixample semtinde Passeig de Gracia caddesinde bulunuyor bu bina. 1906 1910 yılları arasında Antoni Gaudi tarafından tasarlanmış, yerliler buraya La Pedrera yani taş ocağı lakabını takmışlar. Adres: Provença 261-265; Plaça Catalunya meydanından yürüyerek 17-18 dakika. İsterseniz Plaça de Catalunya metro durağından L3 metro hattına binin. 3 durak sonra Diagonal durağında inin. 3 dakika yürüyün ve karşınızda Casa Mila! Daha ne yapayım ben sizin için? 🙂 Mutlu gezmeler. Gaudi'nin diğer eserleri La Sagrada Familia ve Park Güell yazılarım için tıklayın!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/dam-meydani", "text": "Amsterdam'a ilk kez geldiğinizde göreceğiniz ilk yer muhtemelen Dam Meydanı olacaktır. Çünkü şehrin turistik kalp atış merkezi tam da bu nokta. Merkez tren istasyonundan çıkıp Damrak caddesi üzerinden yaklaşık 10 dakika yürürseniz şıp bu noktadasınız. Yok ben yürüyemem derseniz, merkez tren istasyonun önündeki platformlardan hemen hemen tüm tramvaylar Dam meydanından geçer. Sormanız yeterli. Kraliyet sarayı, Madame Tussauds Müzesi, Ulusal Amsterdam anıtı ve yeni kilise meydanda görülmeye değer yerler. Amsterdam'a ilk kez gittiğimde bu meydanda daha fazla vakit geçiriyordum sonraki gelişlerimde ise bana fazla kalabalık ve turistik gelmeye başlamış ve benim için sadece bir geçiş noktası olmuştu burası. Şu aralar ise bu meydanda yapmaktan çok hoşlandığım bir şey var. 🙂 Elime kahvemi alıp De Bijenkorf binasına paralel alçak merdivenlere serilip etrafı seyretmek. 🙂 Aşırı seviyorum bunu. 🙂 Her medeniyetten, ırktan, dinden ve dilden insanlar burada. Deneyin. Yok ben alışveriş merkezi görmeden duramam derseniz, size bölgede alın iki alternatif. 🙂 Bijenkorf and Magna Plaza. Bence Amsterdam'da yapılacak o kadar güzel şey varken tıkılmayın oralara. Ama inkar edemem bu binalar dışarıdan hakikaten sanki bir müzeyi andırıyor, tam fotoğraflık! Dam Meydanı, meşhur Red Light bölgesine, alışveriş sokağı Kalverstraat'a da çok yakın. Mis gibi kahve kokan dükkanlardan bir yerel kahve veya kocaman bir patates külahı alın ve meydanın tadını çıkarın. İpucu: Magnet veya benzeri hediyelik eşyalarınızı Dam Meydanı ve civarındaki dükkanlardan almayın, fazla turistik ve pahalı."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/dedeagac-gezilecek-yerler", "text": "Dedeağaç yani diğer adıyla Alexandroupoli çok sık seyahat ettiğim bir şehir. Aslında buraya yaz kış sırf o muhteşem yemekleri için gidiyorum diyebilirim. İstanbul'dan yaklaşık dört saatlik yolculukla ulaşabileceğin Dedeağaç, vizen varsa ve hafta sonu farklı bir ülke görmek istiyorum diyorsan çok memnun kalacağın bir alternatif. Tabi bu süre gümrükteki yoğunluğa göre de değişebiliyor. Yazımın devamında bununla ilgili başımdan geçen kötü bir olayı anlatacağım. Haydi gelin şimdi Dedeağaç ile birlikte farklı rota önerilerimin de olduğu Dedeağaç gezilecek yerler listemize göz atalım. Dimokratias yani demokrasi caddesi kentin en merkezi caddesi. Cadde boyunca çeşit çeşit kafeler, pastaneler, mağazalar var. Kafenin birinde oturup frappe içmeyi de ihmal etme. Euronun bu kadar başını alıp gitmediği zamanlarda Türkiye'den gelip şehrin hem girişinde hem çıkışında bulunan Lidl marketlerden aylık alışverişini yapan çok insan vardı. Fakat yine de Türkiye'de bulunmayan farklı ürünler ilgili çekiyorsa bu marketlere uğrayabilirsin. Ayrıca merkezde sahilde AB isimli bir market var. Burada da yerel birçok ürün bulabilirsin. Kamp yapmayı seviyorsan Dedeağaç merkeze yürüme mesafesinde Makri tarafına giderken solda Dedeağaç belediyesi kamp alanı var. Burada defalarca kamp yaptım. Her defasında çok memnun ayrıldım. Kamp alanı tam deniz kıyısında yer alıyor ve plajla iç içe. Kamp oldukça düzenli ve temiz. İçerisinde bir restoran ve marketi bulunuyor. Kampta konaklama fiyatları da oldukça uygun. 2021 Ekim ayında bir günlüğüne Dedeağaç'a gitmeye kara vermiştim. O tarihlerde covid 19 önlemleri kapsamında İpsala sınır kapısının Yunanistan tarafındaki Kipoi sınır kapısı sadece ticari araç geçişlerine izin veriyordu. Biz de Edirne Pazarkule sınır kapısı ve karşı tarafı olan Kastanies sınır kapısından gitmeye karar verdik. Orada öyle bir kısıtlama yoktu. Kastanies'de kısa bir molanın ardından Türkiye'ye paralel bir şekilde ilerleyerek sırasıyla Orestiada ve Dimetoka şehirlerine uğradık. Çok küçük şehirler olduğundan gezmek de az vakit aldı. Dimetoka'dan sonra ise Dedeağaç'a ulaştık. Kastanies Dedeağaç arası 1,5 saat sürüyor. Diğer şehirlerdeki gezi sürelerine göre toplam gezi sürenizi planlayabilirsin. Vaktin varsa ve müze gezmeyi seviyorsan gideceğin ilk yer Trakya Etnoloji Müzesi olacak. Bu müze şehirdeki en geniş koleksiyona sahip. Yerel aletler, eşyalar, kostümler sergileniyor. Yazlık tiyatrosuyla ünlü olan bu parkta aynı zamanda yürüyüş yolları, kafeler var. Güzel vakit geçirilebilir. Doğa tutkunuz varsa 8 kilometre uzaklıktaki Dadia Milli Parkını gezebilirsiniz. Bu orman nadir görülen yırtıcı kuş türlerini, köknar, kayın, meşe, çam gibi çeşitli ağaçları barındırıyor. Oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu milli parkta yürüyüş yolları patikalar bulunuyor. Ben Dedeağaç'a kendi aracımla gidiyorum. İsterseniz otobüs seçeneği de var. Dedeağaç İpsala sınır kapısından sadece 40 kilometre uzaklıkta. Gümrük işlemlerinin süresine göre İstanbul'dan yaklaşık 4 saatte ulaşabilirsiniz. Kendi aracınızla sınırı geçmenin bazı kuralları var bunları araştırmayı ihmal etmeyin. Schengen vizeniz zaten var olarak kabul ediyorum. Araç konusunda ise araç sahibi araçta olmalı veya vekaletname olmalı, ehliyet yeni tip olmalı ve aracınıza yeşil sigorta denen uluslararası geçerliliği olan yeşil kart sigortası yaptırmış olmalısınız. Yunanistan'a girişte ruhsatla birlikte tüm bu belgeleri kontrol ediyorlar. Sizi bir konuda uyarmak isterim. Bunu yaşayarak öğrendim. 🙂 Yine bir günlüğüne Dedeağaç'a gitmeyi planlamıştım. Tarih ise Ağustos ayının ortalarıydı. Bu tarihler meğerse Türkiye'ye gelen gurbetçilerimizin dönüş tarihiymiş. 🙂 Size İpsala sınır kapısındaki kuyruğu anlatamam. Saat 14.00 gibi ulaştığım sınır kapısından 17.00 gibi geçtim. Fakat asıl çile bundan sonra başladı. Yunan tarafının işlemleri iyice yavaşlatmasından ötürü tam Meriç nehrinde Türk Yunan sınırının olduğu köprünün üzerinde kontak kapatmak zorunda kaldık ve 6 saat boyunca orada mahsur kaldık. Gece saatlerinde anca Dedeağaç'a ulaşabildim, tabi bitik halde. Yani gideceğiniz tarihleri iyi seçin, tam gurbetçilerimizin dönüş tarihlerine denk getirmeyin."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/dom-luis-koprusu-ve-gaia", "text": "Bu köprü Paris Eyfel Kulesi'nin mimarı Gustave Eiffel'in iş ortağı olan Theophile Seyrig tarafından tasarlanmış! Dom Luis köprüsü Porto'nun Ribeira ve Gaia bölgelerini ayıran iki katlı muhteşem bir köprü. Porto şehrinin kesinlikle simgesi! Alt katı yaya ve araç trafiğine açık. Üst katı ise nefes kesici bir manzaraya sahip! Üst kat da yayalara açık ve ortadan da bir tramvay hattı geçiyor. Altınızda Douro nehri, arkanızda Ribeira, önünüzde ise Gaia bölgesi! Görüntüyü siz tahmin edin. 🙂 Bu arada köprü mimarisi de muhteşem... Alt ve üst köprünün ikisi de, büyük bir kemer ve devasa karmaşık demir iskelet çerçevelerinden oluşuyor. Köprünün kenarlarına yapışmış ve yüzlerinde o sevimli sırıtma ile poz veren çekiklerden fırsat bulabilirseniz 🙂 köprünün tam ortasında durun ve Porto manzarasının tadını çıkarın! Ben Dom Luis köprüsünün üst katında fotoğrafımı çekip dekorumu yaptıktan sonra hemen karşıya geçmedim, geri döndüm 🙂 ve köprünün alt katını da görmek istedim. Köprünün altına ulaşabilmem için yokuşlu ve dapdar Arnavut kaldırımlı Porto sokaklarından aşağılara inmem gerekiyordu. En tepeden başladım merdivenlerden inmeye, labirent gibi bir yoldu burası adeta... Merdivenlerden indim, keskin dönüşler yaptım, dar sokaklara girdim çıktım. Gerçekten o deneyim muhteşemdi çünkü yürürken karşıma onlarca salaş Porto mahallesi ve bu mahallelerde yaşayan yerel insanlar çıktı. İlerledikçe sokaklar ıssızlaştı, bir yandan püfür püfür bir yaz rüzgarı esiyordu havada. Sonunda Dom Luis'in muhteşem görüntüsü bir kez daha karşımdaydı ama bu sefer Duoro nehrine biraz daha yakın şekilde! Siz de karşıya geçişte bu yolu tercih edin derim. Otelim Ribeira bölgesinde olduğu için köprüden geri dönmem gerekiyordu. Bu sefer Porto'nun panoramik manzarasını da seyredebilmek için teleferik ile dönmeyi tercih ettim. Gaia'dan tek yön kişi başı 7 eur ödeyerek teleferiğe bindim. Pek sıra beklediğim söylenemez. Yolculuk çok kısa sürdü ama gördüğüm manzara efsaneydi! 🙂 Siz de Duro nehri üzerinde bu teleferik keyfini muhakkak yaşayın. Bu arada ilgilenenler için bir bilgi vereyim. Teleferik bileti aldığınızda, anlaşmalı oldukları bir şarap mahzeninde tek tadım bedava. Porto gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/edam-gezilecek-yerler", "text": "Edam her şeyi ile çok güzel bir kasaba! Edam gezilecek yerler yazımda klasik bir tabir olacak ama bir masalın içinde izlenimi veren kanalları, binaları, köprüleri ve evleri anlattım. Amsterdam merkez istasyonundan 314 veya 316 numaralı otobüse binerek yaklaşık 30 dakikada Edam'a ulaşabilirsiniz. Biletinizi Amsterdam merkez istasyonu içinde EBS ofisinden alıyorsunuz. EBS ofisinden biletinizi aldıktan sonra merdivenlerden yukarı çıkarsanız otobüsler buradan kalkıyor. Ben Hollanda'nın şirin kasabaları turumu kasım ayında yapmıştım. Çok soğuk olmamakla birlikte, Edam'a ayak basar basmaz gök gürültülü bir sağanak yağışa maruz kalmıştım. 🙂 Hazırlıklı da olmadığımdan sırılsıklam bir vaziyette gezdim bu şirin kasabayı. Yaklaşık 10 dakika sonra da sanki hiç yağmur yağmamış gibi güneş açmıştı. Hollanda'nın hava durumunun bir özelliği de çok fazla stabil olmaması zaten. 🙂 Her an hava koşulu değişebiliyor, hazırlıklı olun ani yağmurlara. Grotekerk: Peynir pazarından yaklaşık 2 dakikalık mesafede olan 15. yüzyıldan kalma bu tarihi kiliseyi görmeden buradan ayrılmayın. Edam Müzesi: Grotekerk'den sadece 2-3 dakika uzaklıkta. Gittiğiniz yerlerin tarihine meraklıysanız ve tarihi taaa 1540 yıllarına dayanan muhteşem bir evde, 17. yüzyıl Hollanda altın çağına dair bilgi sahibi olmak istiyorsanız bu müzeyi mutlaka gezin. De Beurs Eten & Drinken: Küçük ve lezzetli bir restoran. Hem de çok fazla yerel lezzet seçeneği var. Ben eski edam peyniri ve sıcak kahverengi ekmek yemiştim. 🙂 Yan masada siparişi verilen nachoslar da harika kokuyordu. Fiyatlar da makul. Mastenbroek: Kan şekerim düştü, yok mu bir tatlıcı buralarda diyenlere gelsin. 🙂 Burası küçük, yerel bir pastacı. Tarihi kiliselerin arasında fındıklı ve kara dutlu bezeler, ahududulu pasta yemek ve mis gibi bir kahve veya sıcak çikolata içmek isterseniz çökün bu mekana. Volendam-Edam-Marken turu yazımda ulaşım, gezilecek yerler ve yeme içme alternatifleri ile ilgili daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Volendam-Edam-Marken turu yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/el-retiro-park", "text": "Peki El Retiro Park'da neler var? Biraz daha detaylandıralım. İçeride ilk dikkatimi çeken şeylerden biri Palacio De Cristal yani Kristal Saray olmuştu. Dışı cam ile kaplı bir saray daha önce hiç görmediğimden herhalde. Eski tarihlerde burası Filipinler'den getirilen egzotik bitkileri barındırmak için kullanılıyormuş. Şimdi ise içinde çeşitli sergiler düzenleniyor. Harikaydı! İspanya'nın askeri tarihini öğrenebileceğiniz Museo del Ejercito yani askeri müze de parkta ziyaret edebileceğiniz yerlerden biri. Parkta hayatta kalan diğer bina ise 19. ve 20. yüzyıl tablolarının yer aldığı bir müze olan Cason del Buen Retiro. El retiro Park'da çok tatlı bir gölet olduğunu söylemiştim. Benim gibi güneşli bir güne denk gelirseniz muhakkak bir kano kiralayın ve park manzarasının tadını çıkarın. XII. Kral Alfonso'nun atlı heykeli de bu gölete bakıyor. Harika fotoğraflar çekeceğinize eminim! Size güveniyorum. 🙂 1884 yılında tasarlanan bir köşk olan Palacio de Velazquez de günümüzde yine sergiler için kullanılan hoş bir bina. Vee işte Retiro Park'ın en dikkat çekici heykelini tanıtayım size, sona sakladım. 🙂 El Angel Caido! Biraz ürkütücü çünkü bu heykel şeytana adanmış! Muhtemelen Avrupa'da da başka bir örneği yok. Muhakkak görmelisiniz. Madrid gezilecek yerler yazım iç, n tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/galeries-royales-saint-hubert", "text": "Galeries Royales Saint-Hubert Avrupa'nın en can alıcı pasajlarından biri. Milan'daki Galleria Vittorio Emanuele veya St Petersburg'daki The Passage'ı görmüş olanlar ne demek istediğimi daha kolay anlayacaktır. Bu pasaj her biri yüz metreden daha uzun olan iki ana bölümden oluşuyor. Galerie du Roi yani Kral Galerisi ve Galerie de la Reine yani Kraliçe Galerisi ve daha küçük bir yan galeri Galerie des Princes yani Prensler Galerisi bu pasajı oluşturan bölümler. Mimar Jean-Pierre Cluysenaer tarafından başlatılan bu muhteşem Galeries Royales projesi 1830'larda şekillenerek 1847'de tamamlanmış. Bu pasajda neler mi var? Kraliçe'nin galerisinde, Cinema Les Galeries'de sanat filmleri de dahil olmak üzere çeşitli filmler oynatılıyor. Kralın Galerisindeki Theatre Royal des Galeries, klasik ve çağdaş yazarlarla çeşitli şovlar düzenliyor. Prensler Galerisi, gerçek bir Brüksel kurumu olan kitapçı Tropismes'e ev sahipliği yapıyor. Brüksel'in kültür nabzı nerede diyorsanız işte şu an tam da doğru yerdesiniz. Burası Galeries Royales Saint-Hubert! Detaylı Le Petit Quotidien'de kahvaltı yazım için hemen tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-gezilecek-yerler", "text": "Gent'in tarihi merkezi! Leie nehri ve St. Nicholas Kilisesi arasında yer alan bu meydan şehrin en önemli ve ünlü turistik noktalarından biri. Gent'i gezmeye ilk başlayacağınız yer de bu meydan olacak muhtemelen. Yerliler buraya mimari bir mücevher diyor. Het Belfort van Gent yani Gent Çan Kulesi, şehrin en önemli ikonik yapılarından biri. Gent'i tarif ederken hep 3 kuleli şehir tabirini duyarız. 🙂 İşte Gent Çan kulesi de bu kulelerin ikincisi ve şehrin sembolü. Gent Gravensteen kalesi yani Gent'in ortaçağ'dan kalma kontlar kalesi dışarıdan aşırı görkemli duruyor. Kale bugünkü halini 1800'lerde almış, ama geçmişi çok daha eski! Sokak sanatı hayranıysanız Gent Werregarenstraat graffiti sokağı tam sizlik! Sokağın tüm duvarları renkli renkli ve ilginç graffitiler ile kaplı. St. Bavo Katedrali şehrin üç kulesinden ilki. Gotik ve Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri. Muhteşem! St. Nicholas Kilisesi üç kulenin sonuncusu. İhtişamli bir gotik mimariye sahip. - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 6 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 86 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Gent şehrinin tarihi merkezinde konaklamak diğer bölgelere göre biraz daha pahalı. Cebinizde 100-200 eur arasında bir bedel çıkacaktır eğer merkezi tercih ederseniz. Şehir merkezinden uzaklaştıkça fiyatlar düşüyor. Merkezden birkaç km uzaklıkta olan otellerde 80 eur gibi bir fiyata oda bulmanız da mümkün. Birkaç km dediysem de maksimum yarım saat falan. Hem şehri yürüyerek keşfetmiş olursunuz. 🙂 Korenmarkt'da yine 20-30 dakikalık mesafelerde 45-50 eur'a hostellerde de konaklayabilirsiniz. Merkeze çok yakın apartman daireleri de kiralamanız mümkün. Fiyatları 75-85 eur arasında değişiyor. Detaylı Gent ucuz konaklama rehberim için tıklayın! Patates kızartması, waffle, çikolata, etle yapılan bir tür yahni yemeği olan Stoverij ve balık çorbası ile midye. Gent denince aklıma gelen ilk lezzetler bunlar. Lezzetli bir Belçika restoranında şöyle ana öğünlü bir akşam yemeği tercih ederseniz kişi başı toplam 40-80 eur arası fiyat ödersiniz. Ortalama bir ana yemeğin fiyatı 20-30 eur arasında değişiyor. Biraz daha pratik ve hızlı bir öğün olsun diyorsanız, makarna ve salataları 15-25 eur arasında yiyebileceğiniz restoranlar da var şehirde. Waffle, omlet ve tostların fiyatları yaklaşık 10 eur. Bir külah lezzetli Belçika patatesinin fiyatı ise 4 eur. Kipkorn ve sosisler 6-8 eur arasında değişiyor. Detaylı Gent ucuz yeme içme rehberim için tıklayın. Gent'e direkt uçuş yok Türkiye'den. Şehre en yakın havaalanı ise Brüksel'deki Brüksel International havaalanı. Havaalanından IC hızlı tren ile yaklaşık 1 saatte Gent'e ulaşabilirsiniz. Fiyat tek kişi tek yön 16 eur. Charleroi havaalanına indiyseniz havaalanının çıkışında havalimanından Belçika şehirlerine ulaşımı sağlayan Filibco otobüs duraklarını göreceksiniz. Fiyat tek kişi tek yön 15,20 eur. Şehir içinde otobüs veya tramvay ile seyahat edebilirsiniz. Fiyat tek kişi tek yön 3 eur. Detaylı Gent ucuz ulaşım rehberim için tıklayın! 1. Gent City Card alın: Gent City kart ile aslında şehir içinde yapmak istediğiniz birçok aktiviteyi ücretsiz yapabilirsiniz. Örneğin ücretsiz olarak bir günlüğüne bisiklet kiralayabilir, kanal tramvayı ile keyifli bir şehir turu yapabilir, şehir içinde otobüs ve tramvayı ücretsiz olarak sınırsızca kullanabilir, ve yine ücretsiz olarak rehber eşliğinde tarihi bir kanal turu yapabilirsiniz. 48 saatlik kart ücreti 30 eur, 72 saatlik kart ücreti ise 35 eur. Bunlar kişi başı fiyatlar. Ve gayet bütçe tasarrufu sağlıyor! 2. Şehir merkezinde konaklamayın: Şehir merkezine yaklaştıkça konaklamanın fiyatı da gittikçe artar. Bu sebeple Korenmarkt'a yakın bölgelerde konaklamak yerine merkeze 20-30 dakika uzaklıktaki otelleri veya hostelleri tercih edin. Bahsettiğim konaklama alternatifleri merkeze göre daha bütçe dostu çünkü. Korenmarkt'dan birkaç km uzaklıkta olan otellerde 80 eur gibi bir fiyata oda bulmanız da mümkün. Merkeze 20-30 dakikalık mesafelerde 45-50 eur'a hostellerde de konaklayabilirsiniz. Merkeze çok yakın apartman daireleri de kiralamanız mümkün. Fiyatları 75-85 eur arasında değişiyor. 3. Şehri yürüyerek gezin: Gent şehrinde şehir içi ulaşım çok pahalı değil ama tatil boyunca yaptığınız her harcama kalemini tabi üst üstü topladığımızda Türkiye'ye dönüşte ağır meblağlar ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Küçük miktarlar da olsa harcamaları kısmak burada amacımız. 🙂 O yüzden gelin siz şehri yürüyerek gezin. Gent zaten tüm şehri bir günde yürüyerek dolaşabileceğiniz küçük ve sevimli bir kent. Turist olarak görmek istediğiniz çoğu lokasyon da birbirine oldukça yakın olacaktır muhtemelen. 4. Bisiklet kiralayın: Gent, Avrupa'daki en düşük araç trafiğe sahip şehirlerden biri. Bu sayede Gent'i bisikletle deneyimlemek bence gerçekten iyi bir fikir. 🙂 Gent turizm ofislerinde şehir içi ve çevresinde bisiklet rotalarını gösteren broşürler dağıtılıyor. Bisiklet turu yapma fikriniz var ise bu broşürlerden edinin derim. 🙂 Gent'i bisikletle keşfetmek istiyorsunuz ama kendi bisikletinizi yanınızda getirmediniz mi? Sorun değil! Şehirde bisiklet kiralayabileceğiniz birçok firma var. De Fietsambassade, Gentlewheels, Blue-Bike Gent-Dampoort, Bike Ghent bisiklet kiralayabileceğiniz bazı firmalar. 1 günlük standart bir bisiklet kiralamanın bedeli yaklaşık 10 eur. 6. Parklarda piknik yap: Bir külah altın sarısı ve lezzetli patates kızartmasını veya bol çikolatalı ve çilekli waffle'ınızı kapın ve Korenmarkt'a yürüyerek sadece 11 dakika uzaklıktaki Baudelopark'a yürüyün. Parkta hem piknik yapın hem de güneş ve yeşilin tadını çıkarın. Belçika'nın başkenti Brüksel yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Brugge ve Brüksel'in gölgesinde kalmış ama en az onlar kadar ve gördüğüm birçok turistik Avrupa şehrinden daha güzel bir şehir Gent! Gent gezilecek yerler listesi 'nde Gent'in gezilecek 5 yerini sıraladım. Hakkının yendiğini düşünsem de, çok çok popüler olmaması da bir yandan beni sevindiriyor. 🙂 Çünkü ben daha yerel, daha dingin daha sakin Avrupa şehirlerini daha çok seviyorum. Gent'de mimarisi ve tarihi ile, ve gözlemlediğim kadarıyla insanlarına oldukça kaliteli bir hayat yaşatıyor olması ile favorim. Özellikle şehrin Old Town Bölgesi Ortaçağ'dan günümüze çok çok güzel korunduğunu söyleyebilirim. Gent'in ortasından geçen Leie nehri ise şehre ayrı bir hava katıyor. Gent'in tarihi merkezi! Leie nehri ve St. Nicholas Kilisesi arasında yer alan bu meydan şehrin en önemli ve ünlü turistik noktalarından biri. Gent'i gezmeye ilk başlayacağınız yer de bu meydan olacak muhtemelen. Yerliler buraya mimari bir mücevher diyor. Gent Korenmarkt, yıllar boyunca yenilenmiş olsa da, yüzlerce yıllık Gent tarihini hala çok iyi bir şekilde yansıtabiliyor. Yaklaşık 1000 yıl önce burası, Scheldt ve Leie nehirleri boyunca tahıl ticareti yapılan bir yermiş. Korenmarkt hakkında daha detaylı bilgi için tıkla! Gent Çan Kulesi için daha detalı bilgiler için tıkla! Gent Gravensteen kalesi yani Gent'in ortaçağ'dan kalma kontlar kalesi dışarıdan aşırı görkemli duruyor. Kale bugünkü halini 1800'lerde almış, ama geçmişi çok daha eski! Burası 1353'e kadar Flanders Kont'larının evi olarak kullanılıyormuş! Daha sonra mahkeme, hapishane, hatta bir pamuk fabrikası olarak kullanılmış. 1893-1903 yıllarında restore edilmiş ve günümüzdeki halini almış. Gravensteen Kalesi hakkında daha detaylı bilgi için tıkla! Sokak sanatı hayranıysanız Gent Werregarenstraat graffiti sokağı tam sizlik! Onderstraat ve Hoogpoort caddeleri arasında kalan dar bir sokak burası. Sokağın tüm duvarları renkli renkli ve ilginç graffitiler ile kaplı. Werregarenstraatje, genç sokak sanatçıları için tam bir tuval haline gelmiş. Werregarenstraat Graffiti Sokağı hakkında daha detaylı bilgi için tıkla! St. Bavo Katedrali şehrin üç kulesinden ilki. Gotik ve Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri. Muhteşem! St. Nicholas Kilisesi üç kulenin sonuncusu. İhtişamli bir gotik mimariye sahip. Detaylı Gent Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-gravensteen-kalesi", "text": "Gent Gravensteen kalesi yani Gent'in ortaçağ'dan kalma kontlar kalesi dışarıdan aşırı görkemli duruyor. Kale bugünkü halini 1800'lerde almış, ama geçmişi çok daha eski! Burası 1353'e kadar Flanders Kont'larının evi olarak kullanılıyormuş! Daha sonra mahkeme, hapishane, hatta bir pamuk fabrikası olarak kullanılmış. 1893-1903 yıllarında restore edilmiş ve günümüzdeki halini almış. Şehrin en önemli müzesi burası aynı zamanda. Savaşlarda kullanılan aletler ve silahlar sergileniyor bu müzede. O dönem kullanılan mızraklar, yaylar epey ilginç. İşkence aletlerini de inceleyebiliyorsunuz. Özellikle giyotin demiri ve yeraltı zindanlarının hikayesini okuduğumda çok etkilenmiştim. Gravensteen kalesi, şehrin ana merkezi Korenmarkt'a yürüyerek sadece 5 dakika uzaklıkta. 3, 17 ve 18 numaralı otobüsler ile de Korenmarkt durağına gelerek kaleye yürüyebilirsiniz. Direk kalenin önünde inmek isterseniz ise tramvay tercih etmelisiniz. 1 ve 4 numaralı tramvaya binerek Gravensteen durağında ineceksiniz. Yaz döneminde 09.00-18.00, kışın ise 10.00-17.00 arasında kaleyi ziyaret edebilirsiniz. Satın aldığınız biletler kalenin ziyaret saati sona ermeden 45 dakika öncesine kadar geçerli bu arada."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-konaklama-rehberi", "text": "Odam giriş katında, bahçe manzaralı ve oldukça büyüktü. Kendine ait bir verandası da vardı önünde. Şirin ve sevimli bir odaydı aşırı. Anahtarımı teslim etti ve ben odama yerleştim. Pencereden bakarken bahçede bir şey dikkatimi çekti. Çok sevimli bir tavşan. 🙂 Pansiyonun tavşanıymış bu. Bahçe dört duvar ile çevrili olduğu için kaçma ve kaybolma şansı yoktu. Kendi halinde etrafta dolanıyordu. 🙂 Hemen kendimi çıplak ayaklarımla bahçeye attım tabi. Doğal ortamlara bayılıyorum ya! Bahçede ayrıca konukların dinlenmesi için rahat koltuklar da vardı. Tam bir huzur modu. Sabah uyandığımda lobide Gerard Depardieu 🙂 yüzünde kocaman gülümsemesiyle bana günaydın dedi ve beni yemek odasına aldı. Biraz sohbet ettik. \"Konuklarım benim için aileden sayılır, o yüzden hepsiyle tek tek ilgilenirim, buradan huzurlu ayrılmaları benim için paradan daha kıymetli\" dedi. Sabah gün doğmadan uyanıp, merkezden sıcacık ekmekler ve kruvasan'lar alıp, çeşit çeşit reçeller, peynirler ve tereyağı ile bizzat bu kahvaltıyı kendi elleriyle hazırlamanın çok büyük bir keyif olduğunu söyledi. Bu arada ben farklı farklı ülkelerde yüzlerce otelde kalmış ve çok fazla açık büfe kahvaltı yapmış biri olarak söyleyebilirim ki burada hazırlanan kahvaltının büyük bir aşk ve emekle hazırlandığı o kadar belliydi ki. Adam herkesin masasına minik minik notlar bırakmıştı. İsme hitaben afiyet olsun yazıyordu 🙂 İşte böyle tek derdi para olmayan, hiçbir zorunlulukları olmadığı halde kocaman gülümsemelerle içten yapılan bu jestleri ve ilgiyi çok seviyorum. Kendinize değer verildiğini fazlasıyla hissediyorsunuz. Çok çok sevimliydi burada kahvaltı yapmak. Gent gezilecek yerler rehberimi için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Gent 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 86 eur. 60 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 6 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Gent şehrinin tarihi merkezinde konaklamak diğer bölgelere göre biraz daha pahalı. Cebinizde 100-200 eur arasında bir bedel çıkacaktır eğer merkezi tercih ederseniz. Şehir merkezinden uzaklaştıkça fiyatlar düşüyor. Merkezden birkaç km uzaklıkta olan otellerde 80 eur gibi bir fiyata oda bulmanız da mümkün. Birkaç km dediysem de maksimum yarım saat falan. Hem şehri yürüyerek keşfetmiş olursunuz. 🙂 Korenmarkt'da yine 20-30 dakikalık mesafelerde 45-50 eur'a hostellerde de konaklayabilirsiniz. Merkeze çok yakın apartman daireleri de kiralamanız mümkün. Fiyatları 75-85 eur arasında değişiyor. Detaylı Gent ucuz konaklama rehberim için tıklayın! Patates kızartması, waffle, çikolata, etle yapılan bir tür yahni yemeği olan Stoverij ve balık çorbası ile midye. Gent denince aklıma gelen ilk lezzetler bunlar. Lezzetli bir Belçika restoranında şöyle ana öğünlü bir akşam yemeği tercih ederseniz kişi başı toplam 40-80 eur arası fiyat ödersiniz. Ortalama bir ana yemeğin fiyatı 20-30 eur arasında değişiyor. Biraz daha pratik ve hızlı bir öğün olsun diyorsanız, makarna ve salataları 15-25 eur arasında yiyebileceğiniz restoranlar da var şehirde. Waffle, omlet ve tostların fiyatları yaklaşık 10 eur. Bir külah lezzetli Belçika patatesinin fiyatı ise 4 eur. Kipkorn ve sosisler 6-8 eur arasında değişiyor. Detaylı Gent ucuz yeme içme rehberim için tıklayın. Gent'e direkt uçuş yok Türkiye'den. Şehre en yakın havaalanı ise Brüksel'deki Brüksel International havaalanı. Havaalanından IC hızlı tren ile yaklaşık 1 saatte Gent'e ulaşabilirsiniz. Fiyat tek kişi tek yön 16 eur. Charleroi havaalanına indiyseniz havaalanının çıkışında havalimanından Belçika şehirlerine ulaşımı sağlayan Filibco otobüs duraklarını göreceksiniz. Fiyat tek kişi tek yön 15,20 eur. Şehir içinde otobüs veya tramvay ile seyahat edebilirsiniz. Fiyat tek kişi tek yön 3 eur. Detaylı Gent ucuz ulaşım rehberim için tıklayın! Detaylı Gent Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-korenmarkt", "text": "Gent'in tarihi merkezi! Leie nehri ve St. Nicholas Kilisesi arasında yer alan bu meydan şehrin en önemli ve ünlü turistik noktalarından biri. Gent'i gezmeye ilk başlayacağınız yer de bu meydan olacak muhtemelen. Yerliler buraya mimari bir mücevher diyor. Gent Korenmarkt, yıllar boyunca yenilenmiş olsa da, yüzlerce yıllık Gent tarihini hala çok iyi bir şekilde yansıtabiliyor. Yaklaşık 1000 yıl önce burası, Scheldt ve Leie nehirleri boyunca tahıl ticareti yapılan bir yermiş. Korenmarkt Orta Çağ boyunca bir ekonomik merkeze dönüşmüş. Şimdilerde ise etrafındaki restoran ve kafeler, alışveriş mağazaları ile turistlerin Gent'e geldiklerinde koşa koşa ilk geldikleri yer."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-ulasim-rehberi", "text": "Gent şehrinde ulaşım çok kolay. Gent ulaşım rehberi ile hem havaalanından Gent'e ulaşmayı, hem de şehir içinde hangi ulaşım yöntemlerini kullanabileceğinizi öğreneceksiniz. Gent'e direkt uçuş yok Türkiye'den. Şehre en yakın havaalanı ise Brüksel'deki Brüksel International Havaalanı. Havaalanından IC hızlı tren ile yaklaşık 1 saatte Gent'e ulaşabilirsiniz. Eğer direk Gent'e gitmeyecekseniz, önce Brüksel'de konaklayıp Gent'e geçecekseniz, Brüksel merkez tren istasyonundan 40 dakikada Gent'e varabilirsiniz. Fiyat ise tek kişi tek yön 16 eur. Brüksel'e 42 km uzaklıktaki Charleroi Havaalanına indiyseniz havaalanının çıkışındaki Flibco otobüs duraklarını göreceksiniz. Biletinizi online ya da havaalanının içindeki bilet ofisinden alın. Ben genelde online tercih ediyorum çünkü çok sıra olabiliyor. Charleroi ucuz havayolları şirketlerinin indiği bir havaalanı çünkü. Bu yüzden de epey tercih ediliyor. Kalabalık olabiliyor etraf. Çünkü Brüksel, Gent ve Brugge şehirlerine gitmek için en hızlı alternatif bu Flibco otobüsleri. Yolculuk 1 saat 20 dakika sürüyor. Fiyat ise tek kişi tek yön 15,20 eur. Flibco internet sitesinden bilet fiyatlarını inceleyebilir ve satın alabilirsiniz. Şehirdeki tramvay ve otobüs hatlarını incelemek için resmi sitesine bir göz atın derim. CityCard Gent de ayrı bir seçenek. Bu kart ile şehrin birçok müze ve önemli yapılarını ücretsiz gezebilir ve toplu taşımayı tamamen ücretsiz kullanabilirsiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-werregarenstraat-graffiti-sokagi", "text": "Sokak sanatı hayranıysanız Gent Werregarenstraat graffiti sokağı tam sizlik! Onderstraat ve Hoogpoort caddeleri arasında kalan dar bir sokak burası. Sokağın tüm duvarları renkli renkli ve ilginç graffitiler ile kaplı. Werregarenstraatje, genç sokak sanatçıları için tam bir tuval haline gelmiş. Kendini ifade etmek isteyen tüm sanatçılara bu sokak her daim açık bu yüzden duvardaki resimler neredeyse her hafta değişiyormuş. Sanatçılar için buradaki tek kural, daha iyi olan graffiti çalışmalarına en az kendinizinki kadar saygı duymakmış! Gent gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/gent-yeme-icme-rehberi", "text": "Belçika lezzetleri menüsü oldukça geniş. Benim favorim ise günün çorbası idi. Ne olduğunu bilmeden sipariş ettim ve lezzetli bir balık çorbası geldi! Fiyatı 5,5 eur idi. Şefin salatası da epey dikkat çekici idi. Sipariş ettiğimde önüme keçi ve meşhur Danimarka rokfor peynirli, zencefilli çörek ile servis edilen kocaman bir yeşil salata geldi. Fiyatı 17 eur. Ana yemek olarak da Flaman pirzolası tercih ettim. Fiyatı 20 eur. Yani bu restoranda yemek yerseniz kişi başı yaklaşık 50-60 eur hesap ödersiniz. Bu kafe tam 242 yıllık! Gent'in 18. yüzyıldan kalma en küçük kafesiymiş burası. Şehrin ana merkezlerinden biri olan Groetenmarkt'da. Bu mekanla ilgili hoşuma giden birçok detay olmuştu. Turistik bir mekan değil burası, daha ziyade yaşlı yereller takılıyor kafede. Öyle ki içeri girdiğimde küçük bir grup yaşlı teyze ve amcalar kahkahalar eşliğinde içeceklerini yudumluyordu. 🙂 Hemen oturup mekanın keyfini çıkarmaya başladım. Bir süre sonra içlerinde en yaşlı olan bir amca ayağa kalkarak müzik eşliğinde dans etmeye başladı. Sonrasında ise yan masa ile başladı sohbete. 🙂 Bana da o sohbeti dinlemek ve görüntülemek kaldı. 🙂 İnsanların içinde bu yaşta bile yaşama enerjisi olmasına bayılıyorum! Bu arada burası bana kendimi Ortaçağ Avrupa'sında hissettirdi. İçerisi oldukça loş, masalar ve sandalyeler ise koyu renk ahşaptan yapılmış. Kafenin kubbe şeklindeki tavanında ise yine koyu renkli ve oldukça yaşlı kütükler var. Ortadan ise yine oldukça eski olan bir avize sarkıyor. Atmosfer hakikaten çok hoş. Menüdeki yerel atıştırmalıklar da çok leziz. Fiyatlar ise uygun. Yan masaya gelen bir atıştırmalık dikkatimi çekti ve hemen garsonu çağırıp ne olduğunu sordum. Bana domuz paçası yanıtını verince sipariş etmekten vazgeçtim. 🙂 Domuz paçası diye bir şey de hayatımda hiç görmemiştim yani! 🙂 Neyse, muhakkak gidin buraya, muhakkak! Belçika'nın yerel lezzetlerini tadabileceğiniz bir restoran daha! Burası şehrin merkezi Korenmark'da olduğu için ekstra bir tercih sebebi. Tereyağ ile marine edilmiş dil balığı çok leziz. Maydonoz, marul gibi yeşillikler ve harika Belçika patatesi ile servis ediliyor. Fiyatı 28 eur. Bu restoranın başlangıçları çok leziz. Dana carpaccio ve karides kroketlerini deneyin mutlaka. Fiyatlar yaklaşık 10-15 eur civarında. Ana yemek olarak da dana yahnisi yemenizi tavsiye ederim. Soğan, hardal, kekik, defne yaprağı ve baharatlar ile hazırlanıyor. Kıvamı ve sosu harika! Fiyatı 22 eur. Ayrıca bu mekanda midye de yiyebilirsiniz. Biraz daha pratik ve hızlı bir öğün olsun diyorsanız tercihiniz bu mekan olsun. İçeride kahvaltı ve öğle yemeği için güzel alternatifler var. Omlet ve tostların fiyatı yaklaşık 10 eur. Salata ve makarna çeşitleri yaklaşık 10-15 eur arasında değişiyor. Lezzetli bir Belçika waffle'ının fiyatı ise 8-10 eur arası. Gent gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/giethoorn-turu", "text": "Yaklaşık bir hafta kaldığım Amsterdam seyahatimde bu defa gitmediğim diğer Hollanda şehirlerini keşfetmek istedim. Bu şehirlerden biri olan Groningen'in ardından bir diğer durağım ise Hollanda'nın en masalsı köyü olan Giethoorn köyü idi. Biraz seyahate ilgi duyanlar Giethoorn turu için bloglara göz atmış ve mutlaka fotoğraf ve videolarını görmüştür ve bir gün mutlaka buraya seyahat edeceğim demiştir. Giethoorn, yolların bulunmadığı, yol yerine kanalların bulunduğu ve evler arasında küçük teknelerle seyahat edilebilen adeta küçük bir Venedik. Bu gezimde Groningen, Giethoorn ve devamında Zwolle'u gezeceğimden Groningen yazımda da bahsettiğim gibi tren bileti olarak Hollanda çapında tren, otobüs, tramvay ve metroya 1 gün boyunca sınırsız olarak binebilmeni sağlayan \"Holland Travel Ticket\" aldım. Biletin fiyatı 43 ve bilet otomatlarından alabiliyorsun. Kullanacağın güne ve saate göre farklı tarifeleri var. Bu linkten bilgi alabilirsin. Fiyat biraz pahalı gibi gelebilir fakat gün içerisinde birden fazla şehri keşfedeceğimden çok daha avantajlı oldu diyebilirim. Groningen turumdan sonra merkez istasyondan trene atlayıp bir aktarma ile yaklaşık 1 saatlik yolculukla Steenwijk durağında indim. Steenwijk tren istasyonunun hemen önünde sol tarafta otobüs durakları var. Oradan Steenwijk Zwolle arası ring seferi yapan 70 numaralı otobüse bindim. Holland Travel biletimi bu otobüste de kullanabiliyorum bu arada. Fakat sizde yoksa otobüsten bilet alabiliyorsun. Yaklaşık 20 dakika sonra Dominee Hylkemaweg otobüs durağında indim. Alt geçitten karşıya geçtiğin anda kendini Giethoorn'da buluyorsun 🙂 . Amsterdam'dan gideceksen yine merkez tren istasyonundan biletini alıp sefer saatlerine göre birkaç aktarma ile ya Zwolle'da inip ya da Steenwijk durağında inip yine 70 numaralı otobüse binebilirsin. Giethoorn'a giderken tek amacım vardı, o da tekne kiralayıp o masalsı evlerinin arasından geçen kanallarda kaybolmak. Otobüsten indikten sonra alt geçitten geçip ilerlerken hemen önünde uzanan bir kanal var. Bu kanal boyunca çok sayıda tekne kiralama firmaları var. Yine aynı yol üzerinde hediyelik eşya dükkanları, kafe ve restoranlar var. İster buralarda biraz takılabilir istersen de hemen bir tekne kiralayabilirsin. Büyük tura vakit olmadığından ben küçük turu yaptım fakat bu bile oldukça güzeldi. Tam hayal ettiğimi gerçekleştirdim. Bunun dışında farklı alternatifler arıyorsan, köy içerisinde tur atabilir, bisikletle etrafı gezebilir veya müze merakın varsa müzelerini gezebilirsin. Bu müze hem bir hediyelik eşya dükkanı hem de denizin altından gelen deniz kabukları mercanlar ve diğer deniz temalı eşyalar kıyafetler takılar ev eşyaların bulunduğu okyanus temalı bir müze. Bu müze çiftlik yaşantısı gözler önüne seren bir müze. Yüzlerce yıl öncesinde kullanılan çiftlik eşyaları balıkçı barınakları samanlığı görebileceğin ve ayrıca günlük Giethoorn yaşantısını ve günümüze kadar nasıl geldiğini anlatan ve Giethoor tarihini öğrenebileceğin bir müze. Değerli taş ve minarellerin sergilendiği bir müze. Müze, kurucusu olan Rene Boissevain tarafından dünyanın çeşitli yerlerinden getirdiği fosiller, taşlar ve minerallerle oluşturulmuş. Vaktim olmadığı için müzeleri gezemedim fakat yapılacaklar listemden bir yeri daha işaretlemenin verdiği mutlulukla Zwolle'e doğru yoluma devam ettim."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/groningen-gezilecek-yerler", "text": "Yaklaşık bir hafta kaldığım Amsterdam seyahatimde bu defa gitmediğim diğer Hollanda şehirlerini keşfetmek istedim. Groningen gezilecek yerler yazımda keşfetmekten çok keyif aldığım Groningen'i anlattım. Groningen'e Amsterdam Merkez tren istasyonundan yaklaşık iki saatte ulaştım. Tren bileti olarak Hollanda çapında tren, otobüs, tramvay ve metroya 1 gün boyunca sınırsız olarak binebilmenizi sağlayan \"Holland Travel Ticket\" aldım. Biletin fiyatı 43 ve bilet otomatlarından alabiliyorsunuz. Kullanacağınız güne ve saate göre farklı tarifeleri var. Bu linkten bilgi alabilirsiniz. Fiyat biraz pahalı gibi gelebilir fakat gün içerisinde birden fazla şehri keşfedeceğimden çok daha avantajlı oldu diyebilirim. Groningen tam bir üniversite kenti. Yaklaşık 200.000 nüfusu var ve 50.000'i öğrenci. Çok kompakt ve yürüyerek hemen her yerini gezebileceğiniz tarihi eskilere dayanan hareketli ve oldukça güzel bir şehir. Ben çok beğendim ve iyi ki gelmişim dedim. Groningen gezilecek yerler konusunda çok kompakt. İki pazar meydanı, Grote Markt ve Vismarkt etrafında şekillenen şehrin gezilecek yerlerine bir göz atalım. Sırtınızı Groningen merkez tren istasyonuna verip 10-15 dakikalık bir yürüyüşle kendinizi Old Town'da bulacaksınız. Zaten gezilecek görülecek başlıca yerler de burada. Tarihi 13. yüzyıla dayanan büyük pazar meydanındaki Martini Klisesi ve 96 metre uzunluğuyla Hollanda'nın en yüksek kulelerinden biri olan ve birkaç kez yıldırım düşmesi ve yangınlarla yıkılıp yeniden restore edilen Martini Kulesi şehrin en ikonik yapıları. Çarpıcı sarı kulesi ile hemen dikkat çeken bu ortaçağ kilisesi adını yakınında bulunan Aa kanalından alıyor. Der Aa Kilisesi, Groningen'deki en ikonik yapılardan bir diğeri. Bina artık dini hizmetler için kullanılmıyor fakat ziysretçilere açık ve düzenli olarak sergi, konser gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Martini kilisesinin yanında bulunan parktan kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Prinsenhof, bir süre dinlenmek ve vakit geçirebileceğiniz güzel bir Rönesans bahçesi. Müze merakınız varsa 1874 yılında kurulan ve Dünyanın en ilerici beş modern/çağdaş sanat koleksiyonundan birine ev sahipliği yapan Groninger Müzesi'ni gezmelisiniz. Altın Ofisi Grote Markt'ın kenarındaki bu gösterişli bina hemen dikkatinizi çekecek. 1635 yılında şehir alıcısının ofisi olarak inşa edilmiş daha sonra, 1814 ve 1887 yılları arasında, altın ve gümüş eserlerin doğrulandığı ve gerçek olarak işaretlendiği yer olan bir altın ofisi olarak hizmet etmiş. Şu anda ise bir kafe. Parkurları, sahnesi ve 1930'lardan kalma, daire şeklinde kasırda hizmet veren kafesiyle uzun bir gölün kıyısındaki şehir parkı. Yürümek, spor yapmak ve biraz dinlenmek için keyifli bir yer. Stadspark, Stadsparkwijk'te şehrin güneybatı tarafında içinde bir kamp alanı da olan yaklaşık 140 hektarlık oldukça büyük ve uzun zaman geçirilebilecek bir park. Peysajı bahçe ve peysaj mimarı olan Hollanda'lı Leonard Springer tarafından yapılan park İngiliz peyzaj tarzında yapılmış."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/haarlem-gezilecek-yerler", "text": "Amsterdam Merkez İstasyonundan 5479 numaralı Zandvoort aan Zee, sprinter trenine biniyorsunuz. Biletinizi bilet otomatlarından alabilirsiniz, İngilizce seçeneği mevcut. \"Hata yapmak istemiyorum dilim çok yok\" diyenler, bilet ofisine yönlensin. Amsterdam'a geri dönecekseniz gidiş-dönüş bilet almanız mantıklı, daha ucuza geliyor. Yaklaşık 15-20 dakikada hoop Zaandam'dasınız. İki kişi gidiş dönüş yaklaşık 17,5 eur gibi bir ücret ödeyeceksiniz. Biletinizi önceden online olarak Hollanda'nın resmi tren işletmesi olan NS International internet sitesinden satın alabilirsiniz. İpucu 1: Bileti yetkiliden aldınız, mutlaka trenin hangi platformdan kalkacağını ve saatini de sorun. Merak etmeyin görevliler aşırı yardımcı, size saati en yakın trenin bilgilerini verecekler. Anlamadıysanız not kağıdına yazmasını isteyin, çekinmeyin. İpucu 3: Amsterdam'da merkez istasyonun birkaç noktasında trenler ve rotalar ile ilgili bilgi alabileceğiniz turist info ofisleri mevcut. Çekinmeden sorabilirsiniz her şeyi. Haarlem'in sokakları: Haarlem'in en bilinen sokakları Grote Houtstraat, Barteljorisstraat ve Zijlstraat. Haarlem'i gezerken bu sokaklardan illa geçeceksiniz zaten. Buradaki birçok hediyelik eşya antika dükkanlarından uygun fiyata alışveriş yapabilirsiniz. Ben daha fazla ortaçağ havasını hissetmek istiyorum derseniz de adresleriniz şu sokaklar: Schagchelstraat, Kleine Houtstraat, Anegang, Warmoesstraat, Koningstraat ve Gierstraat. Bu minik ve sevimli sokaklarda tarihin içinde kaybolun. Haarlem'de kanal turu: Spaarne nehri üzerinde teknelerle bu minik ortaçağ şehrini gezmeniz mümkün. Amsterdam'daki kanal turlarına göre, daha sakin ve romantik bir ortamda yapıyorsunuz bu turu. Hem de yel değirmenlerini görme şansınız da var. Haarlem kanal turu biletlerinizi bu siteden online olarak satın alabilirsiniz. 75 dakika süren turun ücreti kişi başı 14 eur. Her saat başı tur var. Konaklama Amsterdam'a göre biraz daha uygun. Ama aradaki mesafe ve tren bileti fiyatını düşündüğümüzde eğer sürekli Amsterdam'da takılacak ama gece burada konaklayacaksanız tavsiye etmem. - Amrath Grand Hotel Frans Hals: Gecelik konaklama bedeli yaklaşık 150 eur civarında. - Carlton Square Hotel: Gecelik konaklama bedeli yaklaşık 130 eur civarında. - Liberte Haarlem: Gecelik konaklama bedeli yaklaşık 80 eur. - Amadeus Hotel: Gecelik konaklama bedeli yaklaşık 85 eur. Çok fazla kahve içerim, gittiğim her şehrin de yerel kahvelerini tatmadan dönmem. Hem bir şeyler içip, hem de atıştırmalık hafif lezzetler tadabileceğiniz birkaç yer paylaşacağım sizler için. Barista Cafe Haarlem: Buranın kahveleri ve çeşit çeşit aromalı latteleri harika. Kahvaltı veya öğle yemeği seçenekleri de var. Salatalar, ızgara sandviçler, kruvasanlar, reçeller, pastalar, kekler, krepler ve pancake'lerini şiddetle tavsiye ederim. 🙂 Fiyatlar da gayet makul. - Kahve ve aromalı latte'ler: 2-3 eur. - Minik kahvaltı tabağı: 3-4 eur. - Geleneksel Hollanda kahvaltı tabağı: 9-10 eur. - Sandviç-atıştırmalık ve salatalar: 5-10 eur. Adres: Grote Houtstraat 165, 2011 SL. Doppio Espresso Haarlem: Hem aşırı lezzetli kahveleri, hem de kahvaltı ve öğle yemeği alternatifleri olan bir mekan. Fiyatlar biraz yüksek ama lezzetlere değer bence. - Kahve ve aromalı latte'ler ve smoothiler: 2,5-5 eur. - Kahvaltı alternatifleri: 7-10 eur. - Sandviç-atıştırmalık ve salatalar: 7-15 eur. Crepe Affaire: Bu mekan kesinlikle kahve yapmayı çok iyi biliyor yahu. 🙂 Ayrıca organik undan yapılan kreplerine bayılmıştım. Waffle aşığıysanız bence gelin buraya! Uygun fiyatlı kahvaltı ve öğlen atıştırmalıkları da var. - Kahve, çeşit çeşit aromalı latteler ve smoothiler: 2-6 eur. - Waffle ve krepler: 3-8 eur. - Kahvaltı alternatifleri: 7-13 eur. - Sandviç-atıştırmalık ve salatalar: 7-10 eur. Bu şirin kafelerin yanı sıra benim asıl yemek tercihim sokak lezzetleri yani sosis, hamburger, pizza ve sandviçler oluyor. \"Bu beslenme stili çok sağlıksız değil mi ama?\" diye soranlarınız olabilir. Ben bünyemi ve vücudumu tanıyorum, sınırlarımı çizmeyi bildiğimden kilo problemim olmuyor. Zaten son zamanlarda protein ve yağ ağırlıklı ketojenik diyet uyguladığım için genelde marketlerden bu diyete uygun yiyecekler alıp yiyorum. Ketojenik diyetin bir özelliği de hem az yemiş oluyorsunuz ama uzun süre tok kalıyorsunuz. Haarlem'e son gidişimde Albert Heijn marketinden fıstık ezmesi ve ahududu alıp yemiştim. Çok uzun süre tok tuttuğundan benim için 1 öğün yerine geçiyor artık. Yine aynı markette birçok sandviç çeşidi var, hem taze hem de çok uygun fiyatlı. Tavsiye ederim. Amsterdam'a diğer yakın şehirler olan Alkmaar ve Zaandam yazılarım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/hamburg-gezilecek-yerler", "text": "Belediye Binası, Hamburg'un en fotojenik binalarından biri. Toplam 20 heykelle kuşatılmış dış cephe muhteşem. 1886'da inşa edilen binada tam 647 oda var. Ana kapının üzerinde Latince yazan \"Atalarının elde ettiği özgürlüğü torunlar layık biçimde korumalıdır\" sözü çok etkileyici! Hamburg kanalları çok güzel! Şehrin en eski kanalı Nikolaifleet ise çok çok güzel! 🙂 Lezzetli bir kahve eşliğinde kanal kıyısındaki tarihi renkli ev manzaralarının tadını çıkarın. Deichstrasse caddesi üzerindeki kafeler çok keyifli! Bu botanik bahçe muhteşem! İçerideki tropikal bitki galerisi ve Avrupa'nın en büyük Japon bahçesi görülmeye değer. Renkler ve bitkilerin etrafa yayılan kokuları müthiş. Özellikle bahar ve yaz döneminde Planten un Blomen cıvıl cıvıl! Hamburg tam bir kahve şehri! Şehirde ilk kahve dükkanı 1677'de açılmış ve 19. yüzyılın sonunda Hamburg dünyanın en büyük kahve pazarı haline gelmiş. Elbgold Coffee Lab favorim! St. Jacobi kilisesindeki muhteşem mimari, 2. Dünya savaşında tahrip edilmiş olan St. Nikolai kilisesinin mihrap mozaiği de hakikaten görülmeye değer! St. Michaelis kilisesi Almanya'nın en büyük kule saatine sahip. 106 metre yüksekliğindeki platformundan, Hamburg limanı ve şehrin muhteşem bir manzarasını izleyebilirsiniz. Merdivenleri tırmanın, çan seslerine kendinizi kaptırıp izlediğiniz manzaraya ruhunuzu bırakın...:) Bu arada her gün bu kulede 10.00 ve 21.00 saatlerinde üflemeli çalgı konseri veriliyor! Hamburg'un en geleneksel pazarlarından biri Fischmarkt yani balık pazarı. Tarihi 1700'lerin başına dayanıyor. Her pazar günü kurulan bu pazarda adı üstünde diye sadece balık satıldığını sanmayın! 🙂 Pazarda yok yok. Porselen yemek takımları, çaydanlıklar, kıyafet, hediyelik eşya... Ne ararsanız var. Alışverişte pazarlık yapmayı unutmayın. 🙂 Bu tarihi hangarda indirimli alışveriş yaparken bir yandan da geleneksel Hamburg lezzetlerinin tadını çıkarın. Yemyeşil çimleri, oyun alanları ve demir bilyelerle oynanan oyun Bocce parkurları ile Schanzen Park, Hamburg'un en huzurlu noktalarından biri. Hamburg'un hareketliliğinden biraz sıyrılmak isterseniz şehir merkezinden 35 dakikalık bir yürüyüş ile Schanzen parka ulaşabilirsiniz. Rathaus U-Bahn durağından 3 numaralı metro hattı ile yolculuk 15 dakika sürüyor. Schlump durağında inmelisiniz. Liman şehri, Hamburg'un görülmesi gereken en güzel bölgelerinden biri. Ambar şehri, Speicherstadt ve Hamburg limanı arasında kalıyor. Hamburg'un en yeni semti burası aynı zamanda, doğal olarak en modern mimariyi de burada gözlemleyebilirsiniz. Ambar şehrine göre burada atmosfer epey farklı yani. Kentsel gelişim ve şehir mimarisine meraklıysanız Hafen City'i görmeden dönmeyin. Bölgedeki fütüristik binalar çok dikkat çekici! \"Hamburg'a gelmişim mezarlık mı gezeceğim?\" demeyin bence. 🙂 405 hektar büyüklüğündeki bu mezarlık inanılmaz bir düzen ve peyzaja sahip. Avrupa'da mezarlık gezmeyi severim çünkü bu mezarlıkların bakımlı gölet ve bitki örtüsüne sahip sakin patika yollarında gezmek hoşuma gidiyor, ruhumu dinlendiriyor. Şehirde araba kiraladıysanız şehir merkezinden yola çıktığınızda Fuhlsbüttler üzerinden yarım saatte varabilirsiniz. - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Hamburg şehrinin merkezinde konaklamak isterseniz Altstadt bölgesini, merkez tren istasyonu Hauptbahnhof çevresini tercih etmelisiniz. Şehir merkezine ne kadar yakın olursanız fiyatlar da o kadar artar. Ben merkez tren istasyonuna yaklaşık 250 metre uzaklıktaki Amsinckstrasse üzerindeki Ibis otelde konaklamıştım. Ibis otel zincirini seviyorum. Her şehirde hizmet kalitesi ve konfor aynı standartlarda oluyor. Gecelik 147 eur ödemiştim. Elbette yıldıza göre otel fiyatları değişiyor. Merkez bölgelerde 80-200 eur arasında konaklayacak otel bulmanız mümkün. Hosteller daha ucuz. Fiyatlar gecelik 40-60 eur arasında değişiyor. Şehrin biraz dışında daha uygun fiyatlara konaklamak isterseniz; St. Georg, St. Pauli, Wandsbek, Hamburg Nord ve Altona bölgelerini tavsiye edebilirim. Bu bölgelerde seçeceğiniz otelin kalitesine göre gecelik 40-120 eur arasında konaklayabilirsiniz. Hostellerin fiyatları ise 30-50 eur arasında değişiyor. HVV'nin işlettiği toplu taşıma Hamburg'da mükemmel işliyor. Yoğun saatlerde trenlerin çoğu her 5 dakikada bir ve otobüsler de her 10 dakikada bir kalkıyor. Şehir merkezinde birkaç dakika içinde neredeyse her yere ulaşabiliyorsunuz. Hamburg'da trenler U-Bahn, S-Bahn ve AKN hatları olarak ayrılıyor. Hamburg'da güzergahlar da kendi içinde bölgelere ayrılmış durumda. A-B metro ve tren hatları Hamburg merkez olarak geçiyor. C-E arasında bir hattı kullanıyorsanız Hamburg şehir merkezinin dışında seyahat ediyorsunuz demektir. Tek yön kişi başı bilet fiyatı bu bölgelere göre 1,60-3,30 eur arasında değişiyor. Günlük sınırsız kullanabileceğiniz biletler 6,40-7,70 eur. Haftalık Hamburg ulaşım kartı satın alırsanız kişi başı 26 eur ödersiniz. Hamburg şehir kartı ile şehir içinde toplu taşımayı sınırsız kullanabilirsiniz. 1 günlük Hamburg Kart 10,50 eur, 2 günlük Hamburg Kart 19,90 eur, 3 günlük Hamburg Kart 25,90 eur, 4 günlük Hamburg Kart 34,50 eur, 5 günlük Hamburg Kart 41,90 eur. Bu kart ayrıca gezeceğiniz müzeler ve katılacağınız turlarda da size indirim sağlıyor. 1. Hamburg ulaşım kartı satın al: Hamburg'da birkaç gün konaklayacak ve toplu taşıma kullanacaksanız tek seferlik ulaşım biletlerinin fiyatlarının 1,60-3,30 eur olduğunu düşünürsek ulaşım kartı satın almak bütçe için epey mantıklı. Haftalık bilet satın alırsanız kişi başı 26 eur ödersiniz. Günlük sınırsız bilet fiyatı ise 6,40 eur. - 1 günlük Hamburg Kart: 10,50 eur - 2 günlük Hamburg Kart: 19,90 eur - 3 günlük Hamburg Kart: 25,90 eur - 4 günlük Hamburg Kart: 34,50 eur - 5 günlük Hamburg Kart: 41,90 eur 3. İndirimli marketlerden atıştırmalık al: Almanya'daki indirimli marketlere bayılıyorum! Hem ucuz hem de o kadar çok çeşit var ki içeride... Aldi, Lidl, Netto gibi marketlerde bir çok atıştırmalık alternatifi bulabilirsiniz. Böylece restorana yüksek fiyatlar ödemek yerine yeme içme meselesini ucuza halledebilirsiniz. 🙂 Örneğin bu marketlerde sandviç ve kruvasan çeşitleri 50 cent, meyveli yoğurt ve pudingler 40-50 cent, çikolata, şekerleme ve cips fiyatları da 50 cent-1 eur'dan başlıyor. Eğer kendinize ait bir mutfaklı daire kiraladıysanız, bu marketlerden ucuza salata malzemesi, et ve peynir çeşitleri satın alıp kendi yemeğinizi ucuza hazırlayabilirsiniz. 100 gram et ve peynirlerin fiyatları 1 eur'dan başlıyor, salata fiyatları da 1-9 eur arasında değişiyor. Berlin gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/hamburg-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Hamburg enteresan bir şehir. Çok çok farklı bir havası var. Şehre ilk girişte alışageldiğim old town havasından ziyade hareketli bir metropolle karşılaşınca şaşırmıştım. Hem modern hem tarihi bir şehir burası. Hamburg gezilecek yerler listesin 'nde sizlere Hamburg'un gezilecek 5 mekanını sıraladım. Hamburg'u kasım ayında ziyaret etmeme rağmen hava epey soğuktu, aşırı donmama rağmen kışın en çok yakıştığı şehirlerden biri bence. 🙂 Hamburg'u diğer Alman şehirleri ile kıyasladığımda kesinlikle doğayla daha iç içe olduğunu söyleyebilirim. Hamburg'un en sevdiğim yanı tam bir liman şehri olması! Yani dört bir yanı su... Orta Avrupa'nın en büyük nehirlerinden Elbe muhteşem! Alster gölüne de bayıldım çünkü gölün çevresinde yapılabilecek o kadar çok şey var ki. Hamburg limanı da gördüğüm en güzel limanlardan biri! Şehirde ayrıca tarihi sokaklar ve yapılar, kırmızı tuğladan yapılmış binalar, depolar, tarihi kanallar çok çok güzel... Cremon, Deichstrasse, Peterstrasse, Backerbreitergang, Reimerstwiete Hamburg'un en güzel eski sokakları! Belediye Binası, Hamburg'un en fotojenik binalarından biri. Toplam 20 heykelle kuşatılmış dış cephe muhteşem. 1886'da inşa edilen binada tam 647 oda var. Ana kapının üzerinde Latince yazan \"Atalarının elde ettiği özgürlüğü torunlar layık biçimde korumalıdır\" sözü çok etkileyici! Hamburg kanalları çok güzel! Şehrin en eski kanalı Nikolaifleet ise çok çok güzel! 🙂 Lezzetli bir kahve eşliğinde kanal kıyısındaki tarihi renkli ev manzaralarının tadını çıkarın. Deichstrasse caddesi üzerindeki kafeler çok keyifli! Bu botanik bahçe muhteşem! İçerideki tropikal bitki galerisi ve Avrupa'nın en büyük Japon bahçesi görülmeye değer. Renkler ve bitkilerin etrafa yayılan kokuları müthiş. Özellikle bahar ve yaz döneminde Planten un Blomen cıvıl cıvıl! Hamburg tam bir kahve şehri! Şehirde ilk kahve dükkanı 1677'de açılmış ve 19. yüzyılın sonunda Hamburg dünyanın en büyük kahve pazarı haline gelmiş. Elbgold Coffee Lab favorim! Detaylı Hamburg Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/hamburg-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Hamburg 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. 60 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Hamburg şehrinin merkezinde konaklamak isterseniz Altstadt bölgesini, merkez tren istasyonu Hauptbahnhof çevresini tercih etmelisiniz. Şehir merkezine ne kadar yakın olursanız fiyatlar da o kadar artar. Ben merkez tren istasyonuna yaklaşık 250 metre uzaklıktaki Amsinckstrasse üzerindeki Ibis otelde konaklamıştım. Ibis otel zincirini seviyorum. Her şehirde hizmet kalitesi ve konfor aynı standartlarda oluyor. Gecelik 147 eur ödemiştim. Elbette yıldıza göre otel fiyatları değişiyor. Merkez bölgelerde 80-200 eur arasında konaklayacak otel bulmanız mümkün. Hosteller daha ucuz. Fiyatlar gecelik 40-60 eur arasında değişiyor. Şehrin biraz dışında daha uygun fiyatlara konaklamak isterseniz; St. Georg, St. Pauli, Wandsbek, Hamburg Nord ve Altona bölgelerini tavsiye edebilirim. Bu bölgelerde seçeceğiniz otelin kalitesine göre gecelik 40-120 eur arasında konaklayabilirsiniz. Hostellerin fiyatları ise 30-50 eur arasında değişiyor. HVV'nin işlettiği toplu taşıma Hamburg'da mükemmel işliyor. Yoğun saatlerde trenlerin çoğu her 5 dakikada bir ve otobüsler de her 10 dakikada bir kalkıyor. Şehir merkezinde birkaç dakika içinde neredeyse her yere ulaşabiliyorsunuz. Hamburg'da trenler U-Bahn, S-Bahn ve AKN hatları olarak ayrılıyor. Hamburg'da güzergahlar da kendi içinde bölgelere ayrılmış durumda. A-B metro ve tren hatları Hamburg merkez olarak geçiyor. C-E arasında bir hattı kullanıyorsanız Hamburg şehir merkezinin dışında seyahat ediyorsunuz demektir. Tek yön kişi başı bilet fiyatı bu bölgelere göre 1,60-3,30 eur arasında değişiyor. Günlük sınırsız kullanabileceğiniz biletler 6,40-7,70 eur. Haftalık Hamburg ulaşım kartı satın alırsanız kişi başı 26 eur ödersiniz. Hamburg şehir kartı ile şehir içinde toplu taşımayı sınırsız kullanabilirsiniz. 1 günlük Hamburg Kart 10,50 eur, 2 günlük Hamburg Kart 19,90 eur, 3 günlük Hamburg Kart 25,90 eur, 4 günlük Hamburg Kart 34,50 eur, 5 günlük Hamburg Kart 41,90 eur. Bu kart ayrıca gezeceğiniz müzeler ve katılacağınız turlarda da size indirim sağlıyor. Detaylı Hamburg Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/hollanda-gezilecek-yerler", "text": "Hollanda deyince birçok kişinin aklına Amsterdam, o meşhur Red Light bölgesi, gece hayatı ve Coffee Shop'lar gelir. Böyle düşünmek ülkeye büyük haksızlık olur çünkü Hollanda gezilecek yerler konusunda bunlardan çok çok daha fazlasına sahip. Hollanda gezi rehberi ile bunların hepsini keşfedebileceksiniz. Hollanda benim Avrupa'da en sevdiğim ve yılda 4-5 kez ziyaret ettiğim bir ülke. Çok kozmopolit ama bir o kadar da düzenli bir ülke Hollanda. Bu ülkede tüm insanlar çok mutlu ve birbirine aşırı saygılı, o mutluluk ve nezaket siz isteseniz de istemeseniz de ruhunuza işliyor ve siz de sürekli gülümsüyorsunuz. Size şehirde hizmet verenler kendini size hizmet ediyorum düşüncesinde görmüyorlar, mutlu oldukları için işlerini yapıyorlar. Sizi rahatsız etmeyen öz güvenlerine çok şaşırmanız olası. Marketten alışveriş yaparken temas kurduğunuz kasiyer kız size gülümseyerek hizmet verdiğinde, yolda yürürken hiç tanımadığınız bir Hollandalı size neşeli bir şekilde selam verdiğinde veya tramvayın içinde bilet aldığınız görevli size espriler yaparak şehri anlatmaya başladığında özgürlük ve gelişmişlik anlayışınızın bir anda ters yüz olması bu yüzden. Özgürlük anlayışı, yasaklı şeyleri yapabiliyor olmanızdan kaynaklı değil aslında burada, tamamen insana verilen kıymet ve değer ile ilgili. Kafanız karışıyor, anlayamıyorsunuz. O yüzden Amsterdam'a ilk gidişlerinizde bu kültür şokunu yaşamanız olası. Ama Amsterdaming seviyesine gelip ülkeyi yılda birçok kez ziyaret eder olduğunuzda ise havaalanına ayak basar basmaz şehirden ayrılana dek kendinizi oralı hissediyor ve yüzünüzdeki anlamsız ama keyifli gülümsemeye engel olamıyorsunuz. Hollanda deyince kafamın içinde sesinin yankılandığı şeyler var; insanların bisiklet pedal sesleri ve tramvay kornaları. Araba sesi mi o da ne. 🙂 Kanallar, yel değirmenleri, Arnavut kaldırımlı yollar, tarihi Hollanda binaları, etraftaki bisikletliler, tramvay kornaları ve Red Light kalabalığının rahatsız etmeyen uğultusu benim havamı bir anda değiştiriyor. Hollanda bu arada gezdiğim Avrupa şehirleri arasında en sakin, güvenli, kendine has bir duruşu ve kimliği olan bir şehir. Bazı yasaklı maddelerin kullanımının serbest olmasına karşın huzur ve sükunun tavan yapmış olduğu ülke aynı zamanda. İşsizlik ve suç oranı çok düşük. Onca farklı milletten milyonlarca turist almasına karşın ülkenin nasıl bu kadar dingin kalabildiğini hala çözmüş değilim. Hollanda'nın en sevdiğim yanlarından biri de o çok gelişmiş şehirler arası tren ağı. Hollanda-Belçika, Hollanda-Almanya arası tren yolculuğuna bayılıyorum. 🙂 Her zaman söylerim bir kere ayak bastınız mı, vazgeçemeyeceğiniz bir havası var ülkenin. Amsterdam'da olup olmamanız fark etmez, Hollanda'nın birçok şehrinde kanal turu yapabilirsiniz. Ülkeye ilk ayak bastığınızda yapacağınız aktivite bu olsun çünkü bizim gözümüze sadece estetikten ibaret gözüken bu kanalların tarihini ve ülke için önemini bu turlarda öğrenebiliyorsunuz. Bir de aşırı güzel fotoğraflar çıkıyor bu kanallarda. 😀 Kanal turu detaylı yazım için tıkla bakalım.... Hollanda denince ilk akla gelen yer bana çok fazla sorduğunuz Red Light bölgesi şüphesiz. İşte bu yazımın konusu tam da merak ettiğiniz konu. Red Light'da acaba neler var? Gelin beraber bakalım. Detaylı Red Light yazım için tıkla! Hollanda'nın en ikonik yapıları tabii ki yel değirmenleri. Kulağınızda yel değirmenlerinin ve rüzgarın sesi, burnunuzda ise tatlı bir çikolata kokusu. 🙂 Abartmıyorum. Böyle masalsı, büyüleyici birçok kasaba var Hollanda'da. Zaanse Schans kasabası da bunlardan biri 🙂 Zaandam yazım için hemen tıkla! Yüzlerce Van Gogh tablosunun arasında kaybolma hissi, hele ki sanata meraklıysanız müthiş bir his! Ayrıca diğer çağdaş ressamların da çalışmaları var bu müzede. Benim için kesinlikle şehrin en iyi müzelerinden biri! Amsterdam'a gidip de bu müzeyi görmeden dönmek, ne bilim ayıp ya. 🙂 Detaylı Van Gogh yazım ve bilet fiyatları için tıkla! Hollanda'nın o masalsı sokaklarını, kalabalık caddelerini bisiklet ile turlamak, sonra bisikletinizi merkez istasyonun önündeki devasa bisiklet parkına bağlamak inanın çoook keyifli ve cool hissettiriyor size. Yani kendinizi bir süre sonra yerel gibi hissedeceksiniz, garanti ederim. 🙂 Bunu netleştirdikten sonra asıl konumuza gelelim. 🙂 Detaylı Amsterdam ve bisiklet yazım için tıkla! Bahar geldiğinde de şehirde lale festivali başlıyor. Şehri süsleyen rengarenk laleler cidden çok ikonik bir görüntü. Ayrıca Mart- Mayıs ayları arasında Amsterdam'da iseniz 1,5 saatlik mesafedeki Keukenhof lale bahçesini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Kuzey Hollanda kanalı üzerine kurulu şirin bir şehir daha. 🙂 Minyatür Amsterdam diyebiliriz buraya da. Diğer gezdiğim şehirlerine oranla en az turistik bölge Alkmaar. Peynirleri ile ünlü. Amsterdam'da yaşayanlar genelde hafta sonu pazar alışverişi yapmak için Alkmaar'a gidiyorlar. Görülesi mi evet görülesi bir şehir. 🙂 O zaman buyrun detaylı Alkmaar rehberime. Şehrin kalbi. Burada çalışan bir Hollandalı ile sohbet ederken bana \"Bu istasyonu tam bir arı kovanına benzetiyorum\" demişti. Hakikaten de öyle! Hergün 250.000'den fazla kişi bu istasyonu kullanıyor. Kozmopolit olmak nedir? İşte cevabını bu istasyonda tam olarak hissedebiliyorum. İster istemez yolunuz buraya düşecek ama siz şehri gezerken de içeri dalın ve trenlerin enerjisine kendinizi bırakarak peronlarda dolaşmayı deneyin. 🙂 Ben hala öyle yapıyorum. 🙂 Trenlere aşığım. 🙂 Amsterdam Centraal yazım için hemen tıkla! Külahta patates kızartması! Patatesler aşırı lezzetli, ve tabi asıl olay sosları. 🙂 Amsterdam'a gidip patates kızartması yemeden dönerseniz ayıp etmiş olursunuz. 🙂 Garanti ediyorum, ağzınıza ilk attığınızda aklınızdaki cümle şu olacak \"Ben hayatımda hiç patates kızartması yememişim be 🙂 Benin favori sosum white curry!!! 🙂 Patates kızartması yiyebileceğiniz birçok küçük dükkan var, fiyat ve lezzet olarak birbirlerine çok yakınlar. Detaylı yeme içme rehberim için hemen tıkla! 10. Hollanda'dan başka ülkelere trenle seyahat et! Tren tarifelerinde yazan isimler çok da önemli değil aslında. Nereye gittiğine bakmaksızın yaptığım tren yolculuklarını seviyorum, yaşattığı huzuru ve sakinlik hissi tarifsiz. Hele ki sevdiğiniz bir rota ise tadından yenmez. 🙂 Hollanda'yı her ziyaretimde Almanya ve Belçika'ya geçmek, ya da tam tersi rotayı çizmek bana büyük keyif veriyor. Neden ve nasıl mı? Amsterdam'dan diğer ülkelere trenle seyahat rehberim için tıkla! Neee Amsterdam ve kamp yapmak mı? Bu fikir biraz marjinal durabilir kafalarda. Ama hayır panik yok, sizi aydınlatma işi bende. 🙂 Ben Amsterdam'ı son ziyaretimde kamp yaptım, çok da güzel oldu. 🙂 Güvenli ve hijyenik bir ortamda hem çok ucuza konakladım hem de çok eğlendim. Nasıl mı? Detaylı Camping Zeeburg kamp rehberim için tıkla! - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 30 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90-100 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Hollanda'da hostel'de özel odada konaklamanın gecelik fiyatları 60 eur'dan başlar. 8-15 kişilik yatakhanelerde kalmak isteyenler gecelik ortalama 25-30 eur civarı para öder. Hollanda'da otellerde konaklamanın fiyatları ortalama 90-100 eur'dan başlar ve 500 eur'a kadar gider. Bu fiyatların Amsterdam'a geldiğinizde 10-20 eur civarı artacağını unutmayın. Amsterdam'da konaklıyorsanız kamp yapmayı tercih edin. Kendinize ait çadır veya karavanda konaklayabileceğiniz gibi, dilerseniz 2-4 kişilik vagonlar veya 2-4 kişilik ahşap kabinlerde kalabilirsiniz. 2 kişi çadır ve konaklama ücreti gecelik 12 eur, vagon fiyatları ise 60 eur, ahşap kabinlerin fiyatı 70 eur'dur. Amsterdam'a gideceksen, detaylı Amsterdam konaklama rehberim için tıkla! En ünlü Hollanda lezzetleri Poffertjes denilen krepler, Kibbeling yani çiğ veya kızarmış Ringa balığı, aynı zamanda benim favorim Strropwafels adı verilen tatlı Hollanda waffle'ı ve tabi ki Patatje Oorlong denilen leziz patates kızartmaları! Amsterdam'da birçok dünya mutfağı seçeneği var. Steakhouse ve Rib yiyebileceğiniz Arjantin restoranları, lezzetli İtalyan ve Uzakdoğu restoranlarında kişi başı ödeyeceğiniz ücret yaklaşık 50-60 eur iken, daha pratik öğünlere 3-5 eur arası ödeyerek tasarruf sağlayabilirsiniz. Amsterdam yeme içme rehberim için tıkla! Hollanda'nın çok gelişmiş bir raylı sistem ağı bulunuyor. Şehir içi hatlar genelde 5-12 eur arası değişirken, şehirlerarası rotalara tek yön 20-30 eur arası bir ücret ödeniyor. Ülke düz bir ülke, bu nedenle burada yaşayan insanların şehir içinde ilk tercihi bisiklet oluyor. Günlük 10 eur'a bisiklet kiralayarak şehri keşfedebilirsiniz. Özellikle Amsterdam'da şehir içinde çok sık sefer yapan birçok tramvay hattı var. Bileti alacağınız gün sayısına göre fiyatlar 4-15 eur arasında değişiyor. Amsterdam ulaşım rehberim için tıkla! 1. Şehir merkezlerinde konaklamayın. Araştırmazsanız, paranızın karşılığını alamayacağınız otellere gecelik minimum yaklaşık 200 eur gibi çok yüksek fiyatlar ödemeniz olası. Şehir merkezinin dışındaki oteller genellikle turistik alanlarda bulunan otellerden daha yenilenmiş ve biraz daha büyük. Özellikle Amsterdam da konaklama epey pahalı olduğundan De Pijp, Plantagebuurt veya Jordaan gibi mahalleleri tercih edin. Yine bütçe dostu sınırsız bir tramvay bileti ile de ulaşım sorununu çözün. Amsterdam detaylı konaklama rehberim için tıkla! 2. Müzekart alın: Müze kartı alırsanız, Hollanda'da 400'den fazla müzeyi ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Bu kart yetişkinler için 59,90 , 18 yaşından küçükler için ise 32,45 Euro'dur. Bu kartı kapsadığı süre boyunca dilediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Hollanda'da birkaç şehir gezip, müze ziyareti yapma planınız var ise bütçeniz için faydalı bir kart bu. 3. Havalimanlarından taksiye binmeyin: Havalimanından şehir merkezine gidiş için boşuna taksiye onca para vermeyin. Havaalanından şehir merkezine taksi kullanırsanız yaklaşık 40-50 eur ödersiniz, oysa ki tren ile 5,20 eur'a merkezdesiniz. Bilet makinelerinden veya bilet ofisinden alabilirsiniz biletleri. Rotterdam The Hague Havaalanı-Rotterdam Centraal arasında ise metro E hattı çalışıyor. Kişi başı tek yön 4,8 eur. Amsterdam detaylı ulaşım rehberim için tıkla! 4. Bisiklet kiralayın: Hollanda deyince aklıma gelen ilk şey bisiklet. Çünkü şehirde arabadan fazla bisiklet kullanımı, dolayısı ile bisiklet yolları oldukça yaygın. Sadece gençler değil, çocuklu aileler, yaşlılar, işe gidenler, okula gidenler... Herkesin ilk tercihi arabadan ziyade bisiklet. Günlük bisiklet kiralama ücreti yaklaşık 10 eur, size şehri gezdirecek bir tur eşliğinde yapılan bisiklet turlarının fiyatları ise yaklaşık 30 eur. Amsterdam ve bisiklet yazım için tıkla! 5. Parklarda piknik yapın: Hollanda'nın birçok şehri doğayla başbaşa kalabileceğiniz parklara sahip. Restoran'a tıkılmayın. Albert Heijn'den sandviçinizi kapın ve parklara gidip etrafın tadını çıkarın. Amsterdam'ın parkları yazım için tıkla! 6. Kanalları yürüyerek gezin: Hollanda deyince akla gelen ilk ikonik yapılar tabi ki kanallar ve köprüler. Çoğu şehirde de bu yapıları yakından görmeniz için düzenlenen turlar var. Bütçe ayıracak durumda değil iseniz, kanalları yürüyerek de gezebilirsiniz. Hollanda küçük bir ülke, şehirlerin ana merkezleri de yürüyerek gezilebiliyor. En az tekne turu kadar yürümekten de keyif alacağınıza eminim. Alın elinize bir Patatie Oorlong ve şehirlerin tadını çıkarın. Amsterdam yürüyerek kanal turu yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/hoorn-gezilecek-yerler", "text": "Bir hafta kaldığım Amsterdam seyahatimde bu defa gitmediğim diğer Hollanda şehirlerini keşfetmek istedim. Gezimin altıncı gününde keşfettiğim dokuzuncu şehir ise Kuzey Hollanda'da yer alan Hoorn. Şimdi gelin Hoorn gezilecek yerler nereleri bir göz atalım. Hoorn'a Amsterdam Merkez tren istasyonundan yaklaşık 30-40 dakikada ulaştım. Tren bileti olarak Hollanda çapında tren, otobüs, tramvay ve metroya 1 gün boyunca sınırsız olarak binebilmeni sağlayan \"Holland Travel Ticket\" aldım. Biletin fiyatı 43 ve bilet otomatlarından alabiliyorsun. Kullanacağın güne ve saate göre farklı tarifeleri var. Bu linkten bilgi alabilirsin. Fiyat biraz pahalı gibi gelebilir fakat gün içerisinde birden fazla şehri keşfedeceğimden çok daha avantajlı oldu diyebilirim. Hoorn, tarihi epey eskiye dayanan bir liman kenti. Yapılar neredeyse 1400'lerden kalma. Turist yok denecek kadar az. Yerel nüfusu da çok az. Üç kelime ile Hoorn'u özetlemem gerekirse, sessiz, sakin ve tatlı. Hoorn'da yapılacak en iyi şey nedir diye sorsan kesinlikle Stadswandeling derim. Yani Türkçe anlamı ile bir şehirde plansızca dolaşmak. Zaten gezinirken bir daire çizdim ve görülmesi gereken hemen her yeri de görmüş oldum. Şimdi gördüğüm yerleri sırası ile yazıyorum. Böylece sen de haritanda işaretlersen günübirlik bir şehir turu için rotanı hazırlamış olursun. Hoorn'un en ünlü meydanı Roode Steen. De Waag ve Westfries Müzesi de bu meydanda yer alıyor. Waag, Hoorn'un tarihi merkezinde 1609'da inşa edilmiş. Meydana geldiğimde hemen dikkatimi çekti. Haftalık olarak düzenlenen peynir pazarının merkeziymiş ve satılan peynirler orada tartılırmış. Bu yüzden binanın adı da Waag. Artık şirin bir kafeye dönüşmüş. Yine merkez meydanda yer alan Westfries müzesinin içine girmesem bile bu muhteşem binaya uzaktan bakmakla hayran kaldım diyebilirim. 1632 yılında inşa edilmiş. Müze küçük olabilir ama Hollanda'nın Altın Çağı'nın birçok zenginliğiyle dolu. 1500'den 1800'e kadar uzanan sayısız eserler mevcut. Hoorn'un en güzel caddesi. Buradaki tarihi evlerin çoğu 1600'lere ve 1700'lere kadar uzanıyor. Burada birçok şirin mağaza ve kafeler var. Hoorn, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'nin altı odasından birine ev sahipliği yapan gelişmiş bir liman kentiymiş. Bu yüzden limanları ön plana çıkıyor. Zamanla Amsterdam ile rekabet etmeye zorlanmış ve giderek işlevini yitirmiş ve bölgesel bir ticaret merkezi haline gelmiş. Hoorn'da dolaşmayı en sevdiğim caddelerden biri Veermanskade caddesiydi. Kanal kıyısındaki bu caddede birçok güzel geminin yanı sıra 17. yüzyıldan kalma güzel Hollanda evleri var. Veermanskade caddesinden limana doğru yürürken Hoofdtoren hemen dikkatimi çekti. Trihi 1532lere dayanan bu bina eskiden savunma amaçlı kullanılıyormuş. Bu bina ve kules Hoorn'un en ikonik yapılarından bir tanesi. Şimdi bir restoran ve instagram spot olarak faaliyet gösteriyor. Hoofdtoren'in hemen yanında Johan Fabricius'un 1924'te yazdığı The Cab Boys of Bontekoe adlı kitabından esinlenerek heykeltıraş Jan van Druten tarafından yapılan ve 14 Haziran 1968'te açılan Bontekoe'nin gemi adamları heykeli bulunuyor. Bu da bir instagram spot. Paylaşmadan geçmeyin derim. Heykeli'de gördükten sonra Binenhaven limanınından ilerleyerek gezimin son yerine doğru ilerledim. Oosterpoort. Oosterpoort kapısı, Hoorn'da 1578 yılına dayanan son şehir kapısıdır. Grote Oost caddesinin sonunda yer alıyor. Limandan oraya doğru yürürken dairemi de tamamlamış oldum. Buradan da 15 dakikalık bir yürüyüşle merkez tren istasyonuna ulaştım. Bundan sonraki durağım Alkmaar. Hoorn günübirlik gezilebilecek bir şehir. Ben konaklamadım fakat burada daha fazla zaman isterseniz birçok alternatif var. Hoorn bir liman kenti olduğu için inanılmaz deniz ürünleri var. Hepsi birbirinden lezzetli. İster bir restorana oturup beğendiğin bir deniz ürününü tat, istersen de deniz ürün satan dükkanlardan birinden alışveriş yap deniz ürünlerinin lezzetine ve tazeliğine inanamayacaksın. Oosterpoort kapısını da gördükten sonra rotamı da tamamlamış oldum. Buradan da 15 dakikalık bir yürüyüşle merkez tren istasyonuna ulaştım. Bundan sonraki durağım Alkmaar."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ilk-kez-yurt-disina-seyahat-edenlerin-en-cok-yaptiklari-hatalar", "text": "Seyahat etmeye ilk başladığımda kışın birkaç farklı çeşit mont, kazak, bot, çizme, yazın ise alakalı alakasız türlü türlü çantalar, şapkalar, elbiseler ve tişörtler götürürdüm yanımda. Sonuç neydi? Çekmek zorunda kaldığım ve beni çok yavaşlatan koca hantal bir bavul! İlk kez seyahate çıkıyorsanız, hevesle çok fazla şey yanınızda götürmek isteyebilirsiniz. Ama bunu yapmayın. Bavulumu hazırlarken, seyahatim esnasında hangi gün ne giyeceğimi ve seçtiğim kıyafetim ile hangi aksesuarı ve ayakkabıyı kullanacağımı tasarlıyorum ben artık. Yani 15 günlük bir seyahat bile olsa, her bir günümün kombini bellidir benim. 🙂 Siz de böyle yapın ve böylece gereksiz bir ton şeyi boş yere yanınızda götürmekten kurtulun. Tabi ki yedek olarak çorap, iç çamaşırı ve fazladan birkaç parça kıyafet götürmelisiniz. Ben çoğu zaman onu da yapmıyorum. Avrupa'da Türkiye'de de şubeleri olan bazı mağazaların fiyatları buraya göre bir tık daha ucuz. İhtiyacım olduğunda buralardan alışveriş yapıyorum. Eğer birkaç yıldızlı bir otelde konaklayacaksanız banyolarda şampuan, saç kremi ve saç kurutma makinesi muhtemelen olacaktır. Boşuna ağırlık yapmayın. Ve çok gereksiz bulduğum bir konu da, buradan oralara atıştırmalık kraker ve konserve tarzı yiyecek taşımak. Vuh! 🙂 Hakikaten sinir oluyorum. 🙂 Ben gittiğim şehirlerdeki süpermarketleri de muhakkak araştırırım ve Google Maps'e kaydederim. Siz de öyle yapın. Bu süpermarketlerden veya çoğu mini marketten ucuz atıştırmak temin edebilirsiniz. Boşuna o kadar yükü bavulunuzda taşımayın. Seyahat turları çok pratik gözükse de ben seyahatimin her organizasyonunu kendim yapmayı severim. Seyahat etmeye yeni başlayan biriyseniz elbette bu turlardan yararlanabilirsiniz. Ama buralara ödediğiniz paralar, gideceğiniz şehirdeki bazı şehir içi turları veya aktiviteleri, ziyaretleri kapsamıyor olabilir. Örneğin tren veya metro ile çok cüzi bir miktara gidebileceğiniz lokasyonlara, 100 eur gibi abartı ve ekstra bir bedel ödemeniz olası. Tabi şunu da unutmayın tura ödeyeceğiniz bu ektra paralar muhtemelen Türkçe rehberlik hizmetlerini de kapsıyor olacak. Ben internetten önceden araştırmamı yaparak rehbersiz gezmeyi daha çok seviyorum. 🙂 Satın aldığınız turun hangi hizmetleri kapsadığına dikkat edin. Uzun süreli bir seyahat düşünüyorsanız sadece uçak bileti ve konaklama için bu turları satın almak ve şehirde kafanıza göre takılmak da avantaj sağlayabiliyor. Tüm opsiyonları kıyaslayın derim. Yukarıda nakitçi olduğumu söylemiştim. Ama kredi kartlarımda hep yanımdadır. Seyahatlerde özellikle bazı ülkelerde şehir içi ulaşımlarda sadece kredi kartı ile bilet satın alabiliyorsunuz. Keza Kuzey Avrupa ülkelerinde havaalanında veya tren istasyonlarındaki kilitli dolaplarda veya tuvaletlerde bile -sadece- kredi kartı geçiyordu. 🙂 Yani kredi kartına ihtiyacınız muhakkak olacaktır! Bu arada Türk paramı havaalanlarında ya da AVM'lerdeki döviz bürolarında bozdurmayı tercih etmem. Muhakkak zarar ediyorsunuz çünkü. Tüm seyahatinizi kredi kartı üzerinden yönetmek de bir tercih ama tavsiye etmediğim bir yöntem. Yurt dışında iken kartınızdan yaptığınız harcamalar, hele ki hafta sonu ise TL/Döviz kuru bankalar tarafından çok yüksek olarak belirlenmiş kur üzerinden işliyor. Yanınızda yeteri miktarda hem nakit, hem de bir kredi kartınız olsun. Harcamaları bölüştürün. Seyahat ederken herhangi bir şey ile ilgili panik yapmak için teyakkuzda beklemeyin. Ülkeye ilk kez gireceksiniz, pasaport polisi size birçok soru soruyor olabilir, otelinize sizi götürecek trenin peronunu bulamıyor, otele ulaştığınızda resepsiyon rezervasyonunuzu göremiyor veya son anda uçağınız iptal olmuş olabilir. Allah korusun herhangi bir eşyanızı, paranızı veya pasaportunuzu kaybedebilirsiniz. Burada önemli püf noktası, böyle durumlarda panik yapmamak ve çıldırmamak. Sakin olun. Her şeyin bir çözümü var unutmayın. Oralarda kalacak değilsiniz, bahsettiğim durumlarda kimse sizi alıkoymayacak, rahat olun. Bütçeyi hiç hesaplamakan yollara düşmek dönüşte sizi büyük zararlara uğratabilir. Planlı olmak önemli. Bu arada seyahat etmek için zengin olmam gerekir klişesini kafanızdan hemen atın. Her seyahat edenin banka hesabında milyon dolarlar yok, bilginiz olsun.: )Düşük bütçeler ile de seyahat etmek gayet mümkün. Seyahate bütçe oluşturmak için bazı şeylerden feragat edin. Sigara veya içki kullanmayı, her gün havalı ve pahalı kahveler içmeyi bırakabilirsiniz örneğin. Her akşam dışarıdan yemek söylemek veya sinemaya gitmek, her iş çıkışı pahalı bir kafede takılmak yerine evinizde sosyalleşin. Hafta sonları arkadaşlarınızla bir mekanda eğlenmek yerine evinizde partiler yapın. 🙂 Bunlar hiç aklınıza gelmeyen küçük şeyler belki ama hesapladığınızda yıllık ciddi paralara tekabül ediyor. Unutmayın seyahate güdülenirseniz, normal hayatınızda yaptığınız her harcamayı artık seyahat bütçenize göre planlar hale geliyorsunuz. Seyahate çıkmadan önce de muhakkak seyahat bütçenizi baştan oluşturun. Uçak bileti, konaklayacağınız otel fiyatını hesaplayın. Günlük ortalama ne kadar harcama yapacağınızı tasarlayın. Seyahat ederken harcadığınız bütçeye hakim olmanız ve yaptığınız bilinçli harcama şekli size büyük tasarruf sağlar. Ben de ilk seyahatlerimde konaklayacağım otellerin bol bol yıldıza sahip olmasına, bana sunduğu hizmetlerin on numara beş yıldız olmasına özen gösterirdim. 🙂 King Size oda talep ederdim örneğin, veya sabah öğle akşam öğünlerinin dahil olduğu odalar tutar, uçak ile seyahat etsem de ücretsiz park alanı olan otelleri tercih ederdim. Sokağa atılan onca paraya gerek yok bence. Konaklamadan ne bekliyorsunuz onu belirleyin önce. Türkiye Akdeniz ve Ege'deki otellerimizde her şey dahil konaklayacaksanız ve otelden dışarı hiç çıkmayacaksanız herşey dahil hizmet talep etmeniz çok mantıklı ama Avrupa'da bir otelde konaklayıp, gün içinde şehri keşfedecekseniz, öğle ve akşam yemeği seçeneğini eleyin örneğin. Her bir artı hizmet, otellerde artı para demektir. Unutmayın. Bu arada ortak banyolu oteller de tercih edebilirsiniz. Hizmet kalitesi çok yüksek ama fiyatlar ise uygun olabiliyor. Detaylı ucuz konaklama yazım için tıklayın. - Ne var ki burada da bu kadar övüyorlar burayı? - Yürü yürü taş duvar bina vallahi, başka da hiçbir şey yok. - Aç kaldık ya, damağıma uygun hiçbir şey yiyemedim burada. - Bir daha buraya geleceğimi sanmıyorum. - Otele gidip yatacağım, çok yoruldum. - Bu müzeye girmeyelim ya ne gerek var."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ingiltereye-evcil-hayvan-goturmek", "text": "İngiltere'ye evcil hayvan götürmek için karşına iki yol çıkıyor. Yakın zamanda hem ben hem de kardeşim iki farklı yoldan kedilerimizi İngiltere'ye getirdik. Yani iki yolu da yakinen deneyim ettiğim için iki yolu da çok net biliyorum. Bu yazıyı kedi üzerinden yazıyorum fakat kedi veya köpek fark etmez hepsi için aynı prosedürler var. Aşı, mikroçip kuduz testi, sağlık sertifikası gibi belgeleri çok iyi hazırlamak gerekiyor. Aşı ve mikroçip zamanlamaları ise çok önemli. Öncelikle şunu bilmekte fayda var. İngiltere uçak yolculuğunda kabin içerisinde kedi/köpek taşınmasına izin vermiyor. Kedini ya da köpeğini gümrüklü bir şekilde kabin altında kargo bölümünde anlaşmalı kargo firması ile götürmen gerekiyor. Seninle aynı uçakta geliyor fakat işlemleri biraz uzun ve zahmetli olabiliyor. Sabah erken saatte kedini kargo firmasına vermek zorunda kalıyorsun ve İngiltere'ye indiğinde gümrük işlemlerine başlıyorsun ve bu akşam saat 10'a kadar sürüyor. Bu kadar uzun süre kedim kafesin içerisinde ne yapacak, ne yiyecek, susar mı gibi sorular ve endişeler beni başka arayışlara itti. Bu sayede çok farklı ve bir o kadar keyifli bir yol keşfettim. Üstelik ilk yoldan çok daha ucuz. Fakat öncelikle bu yol için schengen vizenin olması gerekiyor. Benim vizem vardı, fakat olmasa da mutlaka schengen vizesine başvurup yine de bu yolu tercih ederdim. Şimdi gelelim bu yolun ayrıntılarına. Rota aslında çok basit. Öncelikle Amsterdam'da bir bilet alıyorsun. Biletini alırken yanında kedini de getireceğin için kedi için de rezervasyon yapıyorusun. Bunun prosedürlerini uçak firmalarından öğrenebilirsin. Zaten İngiltere'ye girmek için bir sürü evrak hazırlayacağın için aynı evraklar Hollanda için de geçerli ve ek bir evrağa ihtiyacın yok. Fakat ince ve çok önemli bir ayrıntı var bunu aşağıda anlatacağım. Uçak firmaları en çok ağırlığa dikkat ediyorlar. Bunu hiç aklından çıkarma. Taşıma çantası ile ilgili ebat kısıtlaması da var. Ayrıca soft bir taşıma çantası olmalı. Fakat uçak firmalarının standartlarında bir taşıma çantası bulmak imkansız. Buna çok takılmayın, soft olsun, aşırı büyük olmasın bu yeterli. Eline metre alıp ölçmediler fakat kilosunu çok dikkatli tarttılar. Hollanda'nın Hook of Holland limanından İngiltere'nin Harwich limanına sefer düzenleyen Stenaline adlı bir firma var. İçinde restoranları oyun alanları dinlenme yerleri dutyfree alışveriş yapabileceğin mağazaları olan arabalı veya arabasız yolculuk yapılabilen oldukça büyük bir feribotla seferler düzenliyorlar. Ve bingo, üstelik bu feribot fazlasıyla pet friendly. İstersen kedini taşıma çantası ile birlikte yanında getirebilir, istersen daha büyük bir kafes kiralayıp kafes alanına bırakabilir ve istersen de kedinle birlikte yolculuk yapabileceğin bir kamara kiralayabilirsin. Kedinle birlikte kamarada deniz manzarası eşliğinde oldukça keyifli bir yolculuk yapabilirsin. Kamara 2 kişilik ranza şeklinde yataklı banyosu duşu tuvaleti olan çok güzel bir kamara. Fakat unutma, İngiltere'ye giriş için kedinin evrakları tam bu noktada gerekli. Feribota binmeden önce bu evraklarının hepsini kontrol edecekler ve sana yeşil bir belge verecekler. Bu belge ile kontuardan geçiş yaparak feribota bineceksin. Yolculuk yaklaşık 7-8 saat sürüyor. Hafta içi ve cumartesi 14.15 ve 22.00 pazar günü ise 13.45 ve 22.00 saatleri kalkış saatleri. Uçak saatine göre hangisi uygunsa ona bilet alabilirsin. Ben kedimi aynı gün daha fazla yormak istemediğimden Amsterdam'a indikten sonra hemen trenle Rotterdam'a geçtim ve orada bir otelde bir gün konakladım. Ertesi gün 13.45 seferi ile bu güzel yolculuğa çıktım. Hook of Holland limanı Rotterdam'a araçla 20 dakika mesafede. Merhaba, hayır karantina uygulanmadı. Hatta şöyle söyleyeyim, feribottan inip pasaport kontrolüne gittiğimizde sadece pasaportumuza baktılar. Kediye ve evraklarına bakan bile olmadı. Biz etrafımızda kediyi gösterecek birilerini aradık fakat kimse oralı bile olmadı tamam işiniz bu kadar çıkabilirsiniz dediler. Feribota binmeden önce bilet gişesinde evraklara detaylı bakıyorlar. Evrakları tam olduğu müddetçe karantina olacağını sanmıyorum. Aynı şey Amsterdam'a indiğimizde de başımıza geldi. Biz en son çıkışta zorla gidip kedimizi birilerine göstermeye çalıştık, evraklarına bakmayacak mısınız diye sorduk. Göz ucuyla bakıp geçin dediler. Gidip göstermesek bakan olmayacaktı. Fakat bu her zaman böyle mi bunu bilemem. Biz gitmeden önce şöyle hayal ediyorduk. Kedimizi alacaklar inceleyecekler veteriner gelecek sağlık durumuna bakacak, yorgun uykulu gibiyse şüphelenip karantinaya alacaklar, evraklarını inceleyecekler, bakacaklar gözümüz çok korkmuştu. Fakat bunların hiçbiri olmadı. Merhaba, Hollanda için zaten schengen turist vizem vardı, bu nedenle tekrar vize almama gerek kalmadı. Tarım il müdürlüğünden her iki ülke için giriş belgesi almak istediğinizde zorluk çıkardılar. Merhaba, ilk istediğimizde biraz kafaları karıştı tabi. Normalde birden farklı ülkeye aktarmalı uçuşlarda ana gideceğin ülke için veriyorlar evet. Fakat biz durumu şöyle açıkladık: İlk Hollanda'ya gidiyoruz, bir gün sonra da İngiltere'ye gideceğiz fakat bu aktarmalı bir uçuş değil, biri uçak biri feribot. Birbirinden bağımsız seyahatler. Hollanda'da dışarıya çıkış yapacağız. Otele gideceğiz, ertesi gün İngiltere'ye gideceğiz fakat bir durum oldu, belki feribotu kaçırdık, belki gitmekten vazgeçtik, belki 1 hafta sonra gideceğiz o zaman ne yapacağız? Çünkü Hollanda'da pasaporttan geçip dışarıya çıktığınız an artık Hollanda'ya girmiş oluyorsunuz ve elinizde sadece İngiltere için hazırlanmış evrak varsa bunun bir önemi kalmıyor. Böyle izah edince ikna oldular da verdiler fakat ne yaptıklarını kendileri de bilmiyordu 🙂 Belki de böyle iki belge almamıza gerek yoktu bunu bilemiyorum fakat biz böyle bir yolu tercih ettik. Yazı için çok çok teşekkürler. Ekim'de İngiltere'ye taşınıyoruz. 4 kedimiz var ve konu hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Geceleri uykularım kaçıyor onları götüremeyeceğim diye çünkü pek çok insan İngiltere'nin katı karantina koşullarından bahsetti. Yazınız içimi rahatlattı bir nebze. Ben yolculuk öncesi gerekli evrak ve zaman kriterlerini merak ediyorum. Gelecek yazıda bahsedeceğim demişsiniz ama ben bulamadım sanırım. Linkini paylaşabilir ya da buradan bilgi verebilirseniz çok çok mutlu olurum. Merhaba, evrak hazırlama kısmı en yorucu ve dikkat gerektiren kısmı. Zamanlamaları atlamamanız lazım. Ben fırsat bulup ilgili yazıyı yazamadım henüz ama internette çok kaynak var. Size şimdiden iyi yolculuklar. Merhaba, toplam maliyet aklımda yok fakat her rezervasyonda beraberinde kedi oldugunu da belirtiyorsun. Fiyatlar da ona göre değişiyor haliyle 🙂 Fakat uçak kargosu ile getirmekten çok daha ucuza geldiğini söyleyebilirim. Merhaba, açıkçası bu durum biraz riskli. Ben cesaret edemezdim. Ben benim süreç nasıl oldu ondan bahsedeyim. Check-in esnasında kedimin sağlık karnesi ve diğer evraklarını kontrol ettiler, tabi o sırada pasaporta da bakıyorlar. İsim farklılığından dolayı sorun çıkarabilirler bundan emin olamıyorum. Bunu isterseniz havayolu şirketine bir sorun. İndikten sonra Amsterdam'da en son dışarı çıkarken biz zorla evraklarımızı göstermiştik. Çok dikkat etmediler. Fakat gemiye binerken de tüm evrakları kontrol ediyorlar. Gemiye bindikten sonra da bir daha evrakları kontrol etmiyorlar. İngilterede hiç bakmadılar bile. Kolaylıklar dilerim. Biz de sizin yaptığınız gibi uçak + feribot olacak şekilde kedimizi İngiltere'ye götüreceğiz. Tarım İl Müdürlüğü ile iki ülke için ayrı ayrı belge almak için konuştuk ancak Hollanda'da da adres göstermek zorunlu, onu nasıl yapacağız diye sordu. Siz bir gece otelde kaldığınızı söylemiştiniz. Otel adresini mi verdiniz? Başka ne gibi bilgiler gerekiyor iki ülkeye belge almak için? Yardımcı olursanız sevinirim. Teşekkürler şimdiden. Merhaba, evet biz otelin adresini vermiştik. iki ülkeye birden belge almak zorunu mu değil mi onu bilmiyorum açıkcası fakat biz öyle almıştık. Aktarmalı bir uçuş olsa en son gideceğiniz ülke için o belge veriliyor, fakat biz önce hollandaya giriş yapacağız, sonra hava alanından çıkıp otele geçeceğiz ve ertesi gün tekrar gemi ile ingiltere'ye gideceğimiz için böyle bir yol tercih etmiştik. Biz de sizin gibi feribot ile UK'ye gelmeyi tercih ettik. Tek fark Hollanda'da hiç kalmayıp geceyi feribotta geçirdik. Biz sadece Tarım İl Müdürlüğü'nden sadece İngiltere'ye için belge aldık. Ne Hollanda'da ne de İngiltere'de hiç bir sorun yaşamadık. Deneyimimi paylaşmak istedim. Yakın zaman içinde köpeğimizle İngiltere'ye gideceğiz. Veterinerimiz bize kuduz titraston testi yapılıp Tarım İl Müdürlüğünden gerekli belgeyi aldığımızda gidebileceğimizi söylemişti. Fakat ben araştırdığımda kan alım tarihinden itibaren 90 günlük bir bekleme süresi olduğunu gördüm. Siz bu süreci nasıl geçirdiniz? 90 günlük bekleme süresi uygulanıyor mu? Bilgi verebilirseniz çok sevinirim. Evet 90 günlünk bekleme süresi var ve buna çok dikkat ediyorlar. Zaten 90 gün dolmadan Tarım İl Müdürlüğünden gerekli belgeyi alamazsınız. Ben tüm bu bekleme sürelerine çok dikkat edip ona göre planlamalarımı yapmıştım. Harika yazınız için çok teşekkür ederim. Ben de kedimi Hollanda'dan feribotla götüreceğim. Titrasyon testi bekleme süresi aşıları hepsi hazır. Bütün belgelerim doğru olsun istiyorum en ufak bir eksiği orada öğrenmek istemem yardımcı olursanız hatta maddeler halinde hazırladığınız bütün evrakları yazarsanız da çok sevinirim. Merhaba, Fransa üzerinden tam bilmiyorum fakat Eurostar evcil hayvan kabul etmiyor diye hatırlıyorum. Fakat Paris-Londra arası pet taxi hizmeti veren firmalar var. O alternatifi araştırabilirsiniz. Verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkürler. İngiltere'ye yerleşme planımız yaklaşık 1 yıl uzadığı için kedimizle ilgili titrasyon testi üzerinden şu an itibariyle yaklaşık 10 ay geçti ve yaptığım araştırmalar sonucunda 1 yıl dolmadan (kuduz aşısı ve sonrasındaki titrasyon testi sonrası 3 aylık bekleme süreci) yeniden kuduz aşısı yapılmasının yeterli olacağı yönündeydi ve kuduz aşısını bir yıl olmadan yeniden yaptırdık ve pet pasaportuna işlettik. Merhaba, maalesef bu konu hakkında bilgim yok. Fakat aşağıdaki linkten detaylı bilgi alabilirsiniz. Selamlar, bu muhteşem yazı için çok teşekkürler! Bir çok youtube içeriğinden çok daha faydalı. Merhaba, teşekkürler. Evet istenen tüm evraklar zaten İngilterenin resmi sitesinde açıklanmış. Hollanda'ya giriş için de evraklar hemen hemen aynı olması lazım. Dolayısı ile başka bir evrak sorulmadı bize, konsolosluktan falan bir belge de almadık. Sadece bu bahsettiğiniz mikroçip, aşı, titrasyon testi gibi uygulamaların tarihleri çok önemli, en çok buna dikkat ediyorlar. Tabii ki mümkün, pet taşımacılığı yapan şirketler bu şekilde götürüyor sahipleri olmadan sonuç olarak. Öyle şirketlerden bütün evrakları öğrenirseniz onlar gibi eksiksiz hazırlanabilirsiniz diye düşünüyorum. Sizin vasıtanızla buraya yorum yazan herkese sormuş olayım. Merhaba, teşekkürler. Paris üzerinden bilgim yok maalesef. Paris Londra arası sefer yapan eurostar trenleri pet kabul etmiyordu sanırım. Pet taksiler var onları araştırabilirsiniz. 800-1000 eur gibi ücretleri vardı yanlış hatırlamıyorsam."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/internetten-ucak-bileti-alirken-butcenizi-ferahlatacak-5-ipucu", "text": "Her uçuş arama motoru sizin arama geçmişinizi hatırlamak için \"çerez\" adı verilen bir izleme aracı kullanır. Diyelim ki bir siteden uçak bileti baktınız ama almadınız, aynı siteye bir sonraki girişinizde bu site sizi hatırlayacak ve aynı bileti ilk fiyattan yüksek bir fiyata size sunacaktır. Uçak bileti fiyatlarını siz tekrar tekrar araştırıp karar vermeye çalışırken siteler gizli gizli arkanızdan planlar yapıp size \"Aman bu fiyatlar gitgide uçuyor!\" paniği yaptırarak satın almaya zorluyor olacaktır. 🙂 Bu nedenle en düşük fiyatları görmek için daima tarayıcınızın gizli modunda uçuşlarınızı arayın. Farklı bir VPN kullanırsanız arama yaptığınız havayolu şirketi sizi farklı bir lokasyondan arama yapıyor sanıyor. Bu da fiyatta bazen büyük avantaj sağlıyor. Aynı bileti farklı bir ülkeden alıyormuşsunuz gibi. Ülke seçiminde başka ülkeyi tercih ediyor, dil kısımında da ingilizce ile ilerliyorsunuz. Denemeye değer! Birçok havayolu şirketi, e-mail bülten üyeliği yaptığınızda anında kampanya ve indirim fırsatlarından sizi haberdar eden mail atıyor size. Bazen de kişiye özel fırsatlar veya promosyon kodları sunabiliyor. Örneğin bir havayolu şirketi doğum günümde bana %20 indirimli kampanya fırsatı sunmuştu. Bazı kampanyalarda bilet fiyatları %50'ye kadar bile inebiliyor. Havayolu mail bültenlerini belli bir klasörde topluyorum ben. Gmail'in email filtlerinden yardım alarak bunu yapabilirsiniz. Buradaki amaç kampanyayı gözden kaçırmamak. Avrupa'da ülkeler arasında çok çok ucuza uçtum. Easyjet, Ryanair, Airbaltic, Norwegian, Eurowings, WizzAir, Vueling, Transavia en bilinen düşük bütçeli havayolu şirketleri. Örneğin istanbul'dan Belçika'ya gittiniz ve sonraki durağınız Amsterdam olsun istiyorsunuz, ama nasıl becereceğim bunu deyip vazgeçiyorsunuz, 7 günlük izninizi de bu sebeple tek bir ülkeye ve şehre bağlı kalarak geçiriyorsunuz. Öyle değil mi? 🙂 Aslında çok kolay. Direk havayolu firmalarının internet siteleri üzerinden biletinizi güvenle satın alabilirsiniz, tıpkı bizim havayolları üzerinden aldığımız gibi. Biraz İngilizce bilmeniz yeterli. Bileti satın aldığımda çoğu zaman sadece telefonuma gelen mobil kod ile uçuyorum ben. Çok pratik. Budapeşte-Milano arasını en son geçen sene 130 TL'ye falan uçmuştum, şaka gibi."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/katalan-ulusal-sanat-muzesi", "text": "Museu Nacional d'Art de Catalunya yani Katalan Ulusal Sanat Müzesi! Barselona'da yapılacaklar listemde ilk sıralarda olmasına rağmen kısıtlı zamanım olduğu için içini gezemediğim müze aynı zamanda. 🙂 Evet içim buruk, dokunmayın bana. 🙂 İçeride çok çok eski dönemlerden kalma Katalan eserleri sergileniyor. Tüm müzeyi gezmek istiyorsanız kendinize en az 1 saat ayırmanızı tavsiye ediyorlar. İçeride neler mi var? Gotik ve Romanesk, Rönesans ve Barok sanatına dair her şey! Özellikle Romanesk kilise tablolarının olağanüstü koleksiyonunun muhteşem olduğunu okumuştum. Bu arada müze, 1929'dan kalma devasa İtalyan tarzı bir bina olan Palau Nacional'da yer alıyor. Barselona gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/kopenhag-gezilecek-yerler", "text": "Nikolaj Kunsthal bir kilise görünümünde ancak burası kentin çağdaş sanat sergi alanı. Dışarıda, 'Ben kilise değilim' yazan bir tabela bile var. 🙂 Eski kilisenin uzun çanı, Nikolaj Plads ve Lille Kirkestraede üzerinden çok güzel fotoğraflar veriyor. The Marble Church, Church of Our Lady, Church of Our Saviour, Grundtvig's Church, St. Alban's Church, tarihleri ve mimarileri ile Kopenhag'ın en önemli ve dikkat çekici kiliseleri. Her yapının kendine özgü bir tarzı ve özelliği var. Muhteşem! Kobenhavns Radhus ve bulunduğu meydan Kopenhag turunuzun başlangıç noktası olsun. Çünkü hem binanın mimarisi çok hoş, hem de meydan, Stroget caddesi ve Tivoli bahçelerine oldukça yakın. Christiania bölgesinde yaşayanlar kendilerinin bağımsız bir devlet olduğunu iddia ediyorlar, wow! 🙂 Kendi bayrakları var, marşları ve kuralları var. Bana Vilnius'daki Uzupis Cumhuriyeti'ni hatırlatan Christiania bölgesi epey ilginç bir bölge çünkü içeride bazı yasaklı şeyler serbest. Ama huzur ve sükun devam ediyor. Polis ve devlet tarafından herhangi bir müdahele olmadığı halde üstelik. Ama kendi içlerinde oluşturdukları kanunlara göre de toplumun huzurunu bozacak hiçbir şey hoş karşılanmıyor bu toplulukta. Christiansborg otobüs durağından 9A numaralı otobüs ile yaklaşık 20 dakikada bu bölgeye ulaşabilirsiniz. Kopenhag'ın tarihi merkezini ve en turistik yerlerini gezdiniz ve farklı bölgeler keşfetmek istiyorsanız önerebileceğim yerlerden biri Vesterbro bölgesi. Özellikle gece hayatına meraklı olanlar Vesterbro bölgesini ziyaret etsin. Eskiden işçi sınıfının yaşadığı ve kırmızı ışık bölgesinin bulunduğu Vesterbro, o günlerden bu yana değişim geçirmiş ama o bohem ve hippi ruhunu korumuş. Bölgede güzel kafeler ve tarz butikler de var. Meraklılarına bilgi, Vestre mezarlığı da Vesterbro'da. Rosenborg, Kopenhag'ın merkezinde bulunan 400 yıllık bir Rönesans kalesi! Mimari ise hakikaten epey muhteşem. Danimarka Kraliçesi'nin Kopenhag'daki ikametgahı. 🙂 İçerideki müzede kraliyet ailesinin 400 yıllık eserleri ve eşyaları sergileniyor. Royal işlerine meraklıysanız muhakkak müzeyi gezin derim. 🙂 Bu arada her gün saat 12.00'de gerçekleşen muhafızların değişim törenini kaçırmayın. Şehir merkezine uzak ama alternatif bölge arayanlar ve hoş fotoğraf arşivi oluşturmak isteyenler için değişik bir park burası. Süperkilen park'a Norreport otobüs durağından 5C numaralı hat ile 20 dakikada ulaşabilirsiniz. Parkın bulunduğu Norrebro, Kopenhag'ın en popüler bölgelerinden biri şuan. Karma kalabalığı ve zengin kültürü keşfedilmeye değer hakikaten. Norrebro kültürünü oluşturan birçok etkinlik ve kutlama Süperkilen'de yapılıyor. Sizi daha da meraklandırayım! İçerideki herşey; yani banklar, salıncaklar, çöp kutuları ve diğer ekipmanlar, bisiklet, spor ve oyun alanları çok çok farklı bir kafada. 🙂 Gidin görün derim! Danimarka'nın meşhur açık sandviçi Smorrebrod, genelde geleneksel ekşi esmer ekmeğin üzerine lezzetli deniz ürünleri ile hazırlanıyor. Biftek, turşu, hardal veya sebzeler ile de servis edilebiliyor. Şeker Fabrikası anlamına gelen Bolsjefabrikken ne bir müze ne de şehrin ünlü bir binası. Burası kar amacı gütmeyen ve sadece gönüllüler tarafından işletilen bir kültür kurumu. 🙂 \"Şimdi ne alaka yahu, ne işimiz var elin kültür kurumunda?\" diyebilirsiniz. 🙂 Kopenhag'ın her bir turistik köşesini didik didik ettiniz ve alternatif bir şeyler arıyorsanız bence mutlaka Bolsjefabrikken'a gelin. Yeteneklerin nasıl teşvik edildiğini görmek belki sizin de hayatınıza ilham olur. İçeride güzel atölye çalışmaları ve konserler düzenleniyor. Ryparken istasyonuna giden trene binin, Ragnhildgade'e giden küçük otoparkın karşısındaki Rovsinggade 49-57 işaretinden sola dönün. Bina terkedilmiş bir depoyu andırdığından sizi yanıltmasın, çok eğleneceksiniz. 🙂 Etkinlikler için Bolsjefabrikken'in resmi internet sitesini bir inceleyin. Koepnhag'ın en cool lokasyonlarından biri kesinlikle ama kesinlikle Magstraede Caddesi. Rengarenk Danimarka binalarının arasında kaybolmak ve harika kareler fotoğraflamak istiyorsanız bu caddeyi mutlaka rotanıza alın. Magstraede Caddesi, işlek bir caddenin aksine oldukça sakin ve huzurlu. Gorms'tan taze ve aşırı lezzetli bir dilim pizza Margherita yemeyi unutmayın. Meraklılarına önerebileceğim diğer cool Kopenhag sokakları ise Blagardsgade ve Ravnsborggade! Danimarka çağdaş sanatının sergilendiği bir sergi alanı burası. Meraklıları içinse tam bir cennet. İçeride sergiler düzenleniyor, sanatçılar zaman zaman söyleşiler veriyor ve performanslarını sergiliyorlar. Konserler ve video gösterileri de Kunsthal Charlottenborg'in en ünlü aktivitelerinden. Bu arada sanat ya da sergiye merakınız yoksa bile bu lokasyona gelin derim. Çünkü Kunsthal Charlottenborg'in avlusu halka açık ve ortamı aşırı sakin. Rundetarn yani 17. yüzyılda inşa edilen bu yuvarlak kule Avrupa'nın en eski gözlemevi ve amatör gök bilimciler tarafından da hala oldukça ilgi görüyor. Tepesine mutlaka tırmanın. Spiral şeklindeki rampadan zirveye çıktığınızda, kule etrafında uzanan bir görüntüleme platformu göreceksiniz. Kopenhag'ın çarpıcı manzarası hakikaten muhteşem! 🙂 Yaz döneminde her gün 10.00-20.00, kışın ise 10.00-18.00 arası açık. Girişi kişi başı yaklaşık 3,5 eur civarında. Tivoli Bahçeleri asla sıradan bir bahçe değil öncelikle onu söyleyeyim. Taaa 1843'de kapılarını açmış burası ve o günden beri de dünyanın en çok ziyaret edilen tema parklarından biri. Danimarka kültürünü yakından tanımak istiyorsanız bu bahçeyi sakın es geçmeyin. 🙂 Kopenhag'da tanıştığım bir yerel bana Tivoli ile ilgili, \"kültürel bir harikalar diyarı\" tanımlamasını yaptı. Gerçekten de öyle. Belediye binasını görebildiğiniz kapı parkın ana girişi. Giriş kişi başı yaklaşık 16 eur. Eğlence parkurları, konser ve etkinlik alanları, restoranlar, göller, açık hava sahneleri... Ne ararsanız var. Yaşınız kaç olursa olsun. 🙂 Tivoli'ye birkaç saatinizi hatta yarım gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. - Konaklama: 55 - Yeme İçme: 30 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Kopenhag'da konaklamak evet pahalı. Ucuz seçeneklerden ilki ise hostelde konaklamak. Hostellerde kendinize ait özel bir odada veya tek başınıza seyahate çıkmış maceracı bir gezginseniz yatakhaneli odada kiralayacağınız bir yatakta konaklayabilirsiniz. Kopenhag hostellerinde bir gecelik konaklama fiyatı 40-60 eur arasında değişiyor ki, bu rakam şehrin geneline ve diğer konaklama seçeneklerine göre gayet uygun bir rakam. Yatakhane fiyatları ise 15-30 eur arasında değişiyor. Otel odalarının fiyatları Kopenhag'da epey değişken ve seçtiğiniz otelin yıldız sayısına bağlı. Fiyatlar 60-500 eur arasında değişiyor. Karar sizin. Bir de benim pek bir sevdiğim oda ve kahvaltı seçeneği var. Oda&Kahvaltı şeklindeki konaklama çeşidinde odalar genelde çok küçük oluyor, kahvaltı ise çok zengin olmuyor ama ortam çok samimi. Kendinizi taaa Danimarka'da evinizde gibi hissediyorsunuz. Fiyatlar 35-50 eur arası değişiyor. Kopenhag'da en sevdiğim şey şehrin dört bir yanında adım başı rastladığınız Polsevogn dedikleri hot dog standları olmuştu. Rod polse, ketçap ve mayonez ile servis edilen bir hot dog çeşidi. Bir başka lezzet ise Danimarka'nın meşhur açık sandviçi Smorrebrod. Genelde geleneksel ekşi esmer ekmeğin üzerine lezzetli deniz ürünleri ile hazırlanıyor. Biftek, turşu, hardal veya sebzeler ile de servis edilebiliyor. Özellikle ekmek ve malzemelerin altına sürdükleri tereyağ ve sos efsane lezzetli! Bizim bildiğimiz dürüm dönere taktıkları isim ise Durum shawarma. 🙂 Döneri kuzu, tavuk veya dana etinden yapıyorlar. Frikadeller veya Medisterpolse adını verdikleri köfteler, morina balığı yapılan bir yemek Kogt Torsk gerçekten en harika Danimarka lezzetleri bence! Danimarka'da bu lezzetleri ucuza yiyebileceğiniz birkaç mekan önereceğim size. John's Hot Dog Deli, Harry's Place ve Polse Kompagniet en lezzetli ve ucuz hot dog'cular önce onu söyleyeyim. 🙂 Torvehallerne Kopenhag'da kurulan bir yemek pazarı. Pazarda kurulan standlarda Danimarka lezzetlerini çok ucuza yiyip içebilirsiniz. Tavsiyelerime uyup sokak lezzetlerini tercih ederseniz bir öğüne yaklaşık 7-10 eur ödersiniz. Restoranlarda ise durum biraz farklı. Kopenhag pahalı bir şehir. Ortalama ve üzeri bir restoranda bir öğüne kişi başı 60-100 eur arası bir para ödemeniz olası. Bir öneri daha; şehirde bir çok noktada 7 Eleven büfeleri var. Bu büfedeki atıştırmalıkların fiyatları da şehrin geneline göre uygun. Kopenhag ulaşım konusunda oldukça fazla gelişmiş bir şehir. Kopenhag Havaalanı çok çok modern ama hepsinden önemlisi, havalalanından şehir merkezine yolculuk neredeyse 15 dakikadan az sürüyor. Havaalanından şehir merkezine en hızlı şekilde tren veya metro ile gidebilirsiniz. Kopenhag Merkez İstasyonu'na gitmek isterseniz trene binin ya da Norreport civarında konaklayacaksanız metroya atlayın. Kopenhag'da şehir içinde toplu taşıma araçlarının kullanımı da oldukça pratik. Biletleri metro istasyonlarındaki ofislerden, makinelerden veya otobüse bindiğinizde şoförden satın alabilirsiniz. Otobüslerde nakit para geçerli bilginiz olsun. Tek yön için geçerli bilet fiyatı yaklaşık 2 eur. 24 saat veya 7 gün geçerli bilet aldığınızda sınırsız şekilde istediğiniz araçta bu bileti kullanabilirsiniz. 7 günlük bilet fiyatı yaklaşık 20 eur. 10 basımlık biletler de ayrı bir alternatif, üstelik bu bileti arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Bahsettiğim fiyatlar şehir merkezine yakın duraklar için geçerli. Kopenhag'da ulaşım fiyatları gideceğiniz bölgenin uzaklığına göre değişkenlik gösterebilir. Ayrıca 24, 48, 72, 120 saatlik City Pass ve Kopenhag kartlarını satın almak da size ulaşım bütçenizde indirim sağlar. 24 saat geçerli City Pass: 7 eur, 48 saat geçerli City Pass: 14 eur, 72 saat geçerli City Pass: 19 eur, 120 saat geçerli City Pass: 28 eur. Kopenhag kart fiyatları ise geçerlilik süresine göre 54-121 eur arasında değişiyor. 1. Ücretsiz Müzeleri gez: Kopenhag'da bazı müzeleri haftanın belirli günlerinde ücretsiz gezebilirsiniz. Bunlardan bazıları Museum of Copenhagen, Design Museum of Denmark, Thorvaldsen Museum, Orlogsmuseet, Post & Tele Museum, Tojhusmuseet, Ny Carlsberg Glyptothek. Bu müzelerin internet sitelerini inceleyin veya Kopenhag'a vardığınızda turizm ofislerinden ücretsiz bilgi edinin. 2. Cophenagen Kart satın al: Kopenhag kart ile bütçenizde tasarruf sağlayabilirsiniz çünkü bu kartı satın aldığınızda şehirde 80'den fazla müze ve tarihi ilgi çekici yerleri sıra beklemeden ücretsiz gezebilir, şehir içinde toplu taşımayı kartın geçerlilik süresi boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Detaylar için Kopenhag kart resmi internet sitesini inceleyin. Bu arada biletinizi şehre gitmeden önce online olarak da yine bu siteden satın alabilirsiniz. - 24 saat geçerli Kopenhag Kart: 54 eur - 48 saat geçerli Kopenhag Kart: 77 eur - 72 saat geçerli Kopenhag Kart: 93 eur - 120 saat geçerli Kopenhag Kart: 121 eur 3. Hostel'de konakla: Kopenhag'da konaklamak evet pahalı. Ucuz seçeneklerden ilki ise hostelde konaklamak. Hostellerde kendinize ait özel bir odada veya tek başınıza seyahate çıkmış maceracı bir gezginseniz yatakhaneli bir odada kiralayacağınız bir yatakta konaklayabilirsiniz. Kopenhag hostellerinde bir gecelik konaklama fiyatı 40-60 eur arasında değişiyor ki, bu rakam şehrin geneline ve diğer konaklama seçeneklerine göre gayet uygun bir rakam. Yatakhane fiyatları ise 15-30 eur arasında değişiyor. 4. Hot Dog ye, bütçeyi düşür: Kopenhag pahalı bir şehir. Yeme içme olayı da öyle. Size bu noktada 10 eur'un altında da karnınızı doyurabileceğiniz birkaç alternatif önereceğim. Kopenhag hot dog stantları ile ünlü. Beef seçenekleri de var. John's Hot Dog Deli ve Harry's Place favorilerim. Polse Kompagniet de alternatif bir seçenek. Hot dog fiyatları 4-6 eur arasında değişiyor. 5. Parklarda piknik yap: Eğer müze gezmeye veya ücret ödeyerek yapılabilecek diğer etkinliklere bütçe ayırmak istemeden şehrin tadını çıkarmak istiyorsanız size parkları öneriyorum. Çünkü Kopenhag'da dinlenebileceğiniz, güneşlenebileceğiniz, yürüyüşe çıkıp, piknik yapabileceğiniz, kışın ise karlar altında güzel bir kahvenin tadını çıkarabileceğiniz mükemmel park ve bahçeler var. Üstelik bu aktiviteler bedava! Kral'ın bahçesi, Orstedsparken, F lledparken ve Kopenhag botanik bahçesi şehirdeki en güzel parklar. 6. Bisiklet kirala: Şehir içinde toplu taşıma kullanmak yerine, bisiklet kiralayın. Kopenhag bisiklet dostu bir şehir. Bycyklen, Baisikeli veya Kobenhavns Cykelbors firmalarından bisiklet kiralayıp Kopenhag'ı iki tekerlek üzerinde keşfedin! Hakikaten çok keyifli. 🙂 Bu arada bu firmalar bisikletli şehir turu da düzenliyor. Tur veya bisiklet kiralama fiyatları öyle uçuk değil. Örneğin iki saatlik bir kiralama ücreti yaklaşık 9 eur. yazınızdan oldukça ilham aldık. Tam da yerel halk gibi hissetmmizi sağlayacak bilgiler yazmışsınız. Emeğinize sağlık. Çok teşekkürler."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/kopenhag-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Vikingler ve Vikinglerin çağına, Nordik tarihine benim gibi meraklıysanız gelmeniz gereken ilk yer Danimarka Kopenhag! Aşırı düzenli sokakları, tarihi binaları, sanat ve sanatçılarına sahip çıkan toplumu, yemyeşil park ve bahçeleri, huzurlu ve hemen hemen her yıl dünyanın en mutlu insanları seçilen halkı ile Kopenhag favori şehirlerimden biri. 🙂 Kopenhag gezilecek yerler listesi 'nde muhteşem minimalist yaşam tarzını, düzeni, medeniyet ve hayat kalitesini Kopenhag'da göreceksiniz. Nikolaj Kunsthal bir kilise görünümünde ancak burası kentin çağdaş sanat sergi alanı. Dışarıda, 'Ben kilise değilim' yazan bir tabela bile var. 🙂 Eski kilisenin uzun çanı, Nikolaj Plads ve Lille Kirkestraede üzerinden çok güzel fotoğraflar veriyor. Kobenhavns Radhus ve bulunduğu meydan Kopenhag turunuzun başlangıç noktası olsun. Çünkü hem binanın mimarisi çok hoş, hem de meydan, Stroget caddesi ve Tivoli bahçelerine oldukça yakın. The Marble Church, Church of Our Lady, Church of Our Saviour, Grundtvig's Church, St. Alban's Church, tarihleri ve mimarileri ile Kopenhag'ın en önemli ve dikkat çekici kiliseleri. Her yapının kendine özgü bir tarzı ve özelliği var. Muhteşem! Detaylı Kopenhag Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/kopenhag-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Kopenhag 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 95 eur. 55 eur konaklama, 30 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Kopenhag'da konaklamak evet pahalı. Ucuz seçeneklerden ilki ise hostelde konaklamak. Hostellerde kendinize ait özel bir odada veya tek başınıza seyahate çıkmış maceracı bir gezginseniz yatakhaneli odada kiralayacağınız bir yatakta konaklayabilirsiniz. Kopenhag hostellerinde bir gecelik konaklama fiyatı 40-60 eur arasında değişiyor ki, bu rakam şehrin geneline ve diğer konaklama seçeneklerine göre gayet uygun bir rakam. Yatakhane fiyatları ise 15-30 eur arasında değişiyor. Otel odalarının fiyatları Kopenhag'da epey değişken ve seçtiğiniz otelin yıldız sayısına bağlı. Fiyatlar 60-500 eur arasında değişiyor. Karar sizin. Bir de benim pek bir sevdiğim oda ve kahvaltı seçeneği var. Oda&Kahvaltı şeklindeki konaklama çeşidinde odalar genelde çok küçük oluyor, kahvaltı ise çok zengin olmuyor ama ortam çok samimi. Kendinizi taaa Danimarka'da evinizde gibi hissediyorsunuz. Fiyatlar 35-50 eur arası değişiyor. Kopenhag'da en sevdiğim şey şehrin dört bir yanında adım başı rastladığınız Polsevogn dedikleri hot dog standları olmuştu. Rod polse, ketçap ve mayonez ile servis edilen bir hot dog çeşidi. Bir başka lezzet ise Danimarka'nın meşhur açık sandviçi Smorrebrod. Genelde geleneksel ekşi esmer ekmeğin üzerine lezzetli deniz ürünleri ile hazırlanıyor. Biftek, turşu, hardal veya sebzeler ile de servis edilebiliyor. Özellikle ekmek ve malzemelerin altına sürdükleri tereyağ ve sos efsane lezzetli! Bizim bildiğimiz dürüm dönere taktıkları isim ise Durum shawarma. 🙂 Döneri kuzu, tavuk veya dana etinden yapıyorlar. Frikadeller veya Medisterpolse adını verdikleri köfteler, morina balığı yapılan bir yemek Kogt Torsk gerçekten en harika Danimarka lezzetleri bence! Danimarka'da bu lezzetleri ucuza yiyebileceğiniz birkaç mekan önereceğim size. John's Hot Dog Deli, Harry's Place ve Polse Kompagniet en lezzetli ve ucuz hot dog'cular önce onu söyleyeyim. 🙂 Torvehallerne Kopenhag'da kurulan bir yemek pazarı. Pazarda kurulan standlarda Danimarka lezzetlerini çok ucuza yiyip içebilirsiniz. Tavsiyelerime uyup sokak lezzetlerini tercih ederseniz bir öğüne yaklaşık 7-10 eur ödersiniz. Restoranlarda ise durum biraz farklı. Kopenhag pahalı bir şehir. Ortalama ve üzeri bir restoranda bir öğüne kişi başı 60-100 eur arası bir para ödemeniz olası. Bir öneri daha; şehirde bir çok noktada 7 Eleven büfeleri var. Bu büfedeki atıştırmalıkların fiyatları da şehrin geneline göre uygun. Kopenhag ulaşım konusunda oldukça fazla gelişmiş bir şehir. Kopenhag Havaalanı çok çok modern ama hepsinden önemlisi, havalalanından şehir merkezine yolculuk neredeyse 15 dakikadan az sürüyor. Havaalanından şehir merkezine en hızlı şekilde tren veya metro ile gidebilirsiniz. Kopenhag Merkez İstasyonu'na gitmek isterseniz trene binin ya da Norreport civarında konaklayacaksanız metroya atlayın. Kopenhag'da şehir içinde toplu taşıma araçlarının kullanımı da oldukça pratik. Biletleri metro istasyonlarındaki ofislerden, makinelerden veya otobüse bindiğinizde şoförden satın alabilirsiniz. Otobüslerde nakit para geçerli bilginiz olsun. Tek yön için geçerli bilet fiyatı yaklaşık 2 eur. 24 saat veya 7 gün geçerli bilet aldığınızda sınırsız şekilde istediğiniz araçta bu bileti kullanabilirsiniz. 7 günlük bilet fiyatı yaklaşık 20 eur. 10 basımlık biletler de ayrı bir alternatif, üstelik bu bileti arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Bahsettiğim fiyatlar şehir merkezine yakın duraklar için geçerli. Kopenhag'da ulaşım fiyatları gideceğiniz bölgenin uzaklığına göre değişkenlik gösterebilir. Ayrıca 24, 48, 72, 120 saatlik City Pass ve Kopenhag kartlarını satın almak da size ulaşım bütçenizde indirim sağlar. 24 saat geçerli City Pass: 7 eur, 48 saat geçerli City Pass: 14 eur, 72 saat geçerli City Pass: 19 eur, 120 saat geçerli City Pass: 28 eur. Kopenhag kart fiyatları ise geçerlilik süresine göre 54-121 eur arasında değişiyor. Detaylı Kopenhag Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/la-sagrada-familia", "text": "Gaudi bu kilisenin yapımına 1883'de başlamış ve o tarihten itibaren tüm hayatı burası olmuş! Gittikçe daha da daha da fazla zamanını bu esere ayırmaya başlamış Gaudi, öyle ki 1926'da ölümüne kadar sadece La Sagrada Familia ile uğraşmış ve ölümüne dek bu kilisede yatıp kalkmış! Şehirde yaptığı bütün yapılardan elde edilen geliri de bu yapıya yatırmış. Ne azim ama! Ve en can alıcı bilgi geliyor. Kilisenin günümüzde hala tamamlanmamış durumda. Halk arasında \"Hiç bitmeyen kilise\" diyorlar buraya! Kolay değil, Gaudi'nin hayal gücü ve çizimleri o kadar fantastik ve farklı ki hiçbir mimar onun çizimleri günümüz teknolojisine kolay kolay uyarlayamıyor tabi! Gaudi, eserlerinde doğadan ilham alan bir mimar. Doğada düz ve net çizgiler olmadığına inanan Gaudi eserlerinde de bolca kıvrım, asimetrik çizgi, çiçek, bitki veya sürüngen gibi doğada yaşayan canlıların silüetlerini kullanmış. Baktığınızda anlam veremediğiniz ve sizi büyüsü altına alan şekiller hakikaten fantastik! Gaudi'nin diğer eserleri, Casa Batllo ve Casa Mila yazım için tıklayın! Gaudi'nin diğer şahaseri Park Güell yazım için tıklayın! Minik bir bilgi daha Gaudi'nin şehre dokunuşu sadece bu yapılar ile sınırlı değil. Sokak lambalarından, banklara ve kaldırımlara kadar her yerde Gaudi'nin imzası var Barcelona'da!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-alfama-bolgesi", "text": "Alfama Avrupa'da gördüğüm diğer Old town'lardan biraz daha farklı. Ortada dümdüz ve kocaman tarihi bir meydan görmeyi beklemeyin. Bölge epey geniş bir alana yayılmış durumda. Bölgenin hakkını vermek istiyorsanız dik bir tepeye çıkan dar Arnavut kaldırımlı sokakları azimle aşacak ve eski Lizbon evlerinin bulunduğu dar, çetin ama bir o kadar da keyifli labirent şeklindeki sokaklarda tur atacaksınız. Tur atarken bazı tepelerden de efsane Lizbon manzaraları izleyeceksiniz. 🙂 Harika! \"Peki Çiğdem Alfama'da neler yapabiliriz?\" diye sorduğunuzu hissedebiliyorum. Başlayalım o zaman! - Lizbon Antik Kaleyi muhakkak ama muhakkak keşfedin! - Portas do Sol'dan çatıların manzaralarını fotoğraflayın! - Se katedralini gezin! - Tramvay 28'e binin noluuuuuurrrrr! 🙂 - Largo do Chafariz de Dentro boyunca uzanan tarihi Alfama'nın dar sokaklarında gezin! - Lizbon kıyılarının panoramik manzarasında büyülenmek için Ulusal Panteon'un zirvesine çıkın! - Tejo Bar'da canlı yerel müzik ile kendinizden geçin! - Sağınızdan solunuzdan geçen rengarenk tramvayları bol bol fotoğraflayın! - Dar sokakların, salaş ve eski yüzlü binaların, renkli duvarların önünde poz verin. 🙂 Lizbon'un o meşhur 28 numaralı sarı tramvay turu rehberim için tıklayın. Lizbon gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-gezilecek-yerler", "text": "Lizbon'a gitmeden önce Lizbon seyahat rehberlerinde ve instagram'da Tramvay 28 ile ilgili o kadar çok fotoğraf görmüştüm ki, onu görmek için can atıyordum! Bu tramvay şehirde Graca, Alfama, Baixa ve Estrela gibi turistik bölgelerden geçiyor. Tagus nehri yakınlarındaki Lizbon Ticaret Meydanı, turistlerin toplandığı, bol bol fotoğraf çektiği tarihi bir meydan. 1755 yılındaki büyük depremde bu meydandaki Ribeira Kraliyet sarayı yok olmuş, bu yüzden bazı Portekizliler buraya hala Terreiro do Paço yani Saray Meydanı da derler. Lizbon'un en beğendiğim ve en turistik bölgesi Lizbon Alfama Bölgesi. Alfama'da birçok önemli tarihi sokak ve yapının yanı sıra çok sayıda Fado bar ve restoran var. Lizbon'da tarihi bölgelerin havasından sıyrılmak, biraz daha hipster modunda takılmak isterseniz tavsiye edeceğim ilk yer LX Factory. Se Cathedral yani Lizbon Katedrali, Lizbon'un en önemli ve en ikonik yapısı! Mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesi. Muhteşem bir Neo-klasik mimariye sahip Mafra Sarayı 1910'da Ulusal Anıtlar arasına girmiş ve aynı zamanda Portekiz'in yedi harikası'dan biri olarak sınıflandırılmış! Lizbon'daki Barrio Alto size gündüz çok sakin ve sıradan gelebilir ama bu bölgenin asıl olayı gece. Gece ve gündüz arasında fark epey büyük. 🙂 Bohem ruhlular için Lizbon'un kalbi burası! Bu bölgede sanat galerileri, müzeler, butikler, fado kafe ve barlar var. Daha çok avangard bir atmosfere sahip. Bairro Alto'da daha çok gençler ve sanatçılar takılıyor. Karanlık çöktü mü her restoranın önünde kalabalık bir grup görmeniz olası. Bizdeki Taksim Tünel'e doğru uzanan eski Asmalı Mescit görüntüsünü andırıyor dersem belki gözünüzde daha net canlanır. Üniversitede ne takılırdık Asmalımescit'e yahu. 🙂 Bairro Alto'da gündüz gezerken Loja das Conservas isimli bir dükkan dikkatimi çekmişti. Burası bir konserve balık dükkanı. 🙂 Fiyatlar oldukça uygun. Bu dükkana muhakkak uğrayın! Elevador de Santa Justa, yani Santa Justa asansörü; yolcuları Baixa bölgesinden Largo do Carmo'ya ve Carmo kilisesinin kalıntılarına taşıyan 19. yüzyıldan kalma bir asansör! Baixa ve Bairro Alto'yu birbirine bağlar. İhtişamlı neo-gotik kemerler ve geometrik desenler ile süslenmiş bu görkemli asansörde yolculuk çok keyifli. 🙂 Asansörle tepeye tırmanın ve platformdan Lizbon'un panaromik manzarasına hayran kalın lütfen. Asansörle iniş çıkış yolculuğu 5,15 eur. Manzara seyri de fiyata dahil. Normalde Lizbon'un sadece panaromik manzarasına bakmak için 1,5 eur ödüyorsunuz. Özellikle yaz dönemlerinde asansör kuyruğu çok kalabalık oluyor. Erken veya geç saatlerde gelin derim. Benim için bir şey yapın, bu Lizbon lezzet turunda Portekiz mutfağına aşık olun! 🙂 Öncelikle şunu söyleyeyim bu tur sadece pazartesi ve cumartesi günü düzenleniyor. Miradouro Sao de Alcantara'dan başlayacak turunuzda Lizbon sokaklarını ve şehrin göze çarpan özelliklerini keşfederken 8 adet otantik yerel atıştırmanın ve 2 geleneksel içeceğin tadını çıkaracaksınız! 🙂 Ginjinha, Pasteis de Nata, Moelas, Pastel de Bacalhau, Bifana... Tadacağınız yerel Portekiz lezzetlerinden sadece birkaçı. 1-8 kişilik gruplar için düzenlenen bu tur 3 saat sürüyor. Fiyatı ise kişi başı 49 eur. İngilizce, Portekizce veya Fransızca konuşabilen yerel bir rehber eşliğinde geziyorsunuz. Tur rehberiniz geziniz boyunca Portekiz lezzetleri ve Lizbon tarihi ile ilgili başka hiçbir yerde bulamayacağınız bilgiler paylaşıyor olacak sizlerle. Mutlu turlar! 🙂 Lizbon yeme içme rehberim için tıklayın. - Sintra Tarihi Meydan - Sintra Ulusal Sarayı - Moro Kalesi - Pena Sarayı - Pena Saray Bahçeleri Çok şirin bir tur! Sesli rehberiniz ile iki kişilik elektrikli bir arabada Baixa ve Belem bölgelerini keşfetmeye ne dersiniz? 🙂 Fransızca, İngilizce, İspanyolca, Portekizce konuşabilen rehberiniz bu turda sizi şehrin en ilginç yerlerine götürecek ve eğlenceli hikayeler anlatacak. Martim Moniz'den başlayan tur ile, Baixa, Praça Luis de Camoes, Bairro Alto, Sao Pedro de Alcantara, Belem'i keşfedeceksiniz. Praça do Comercio'da turunuz sonlanacak. Ücret kişi başı 34,5 eur. Araç 2 kişilik bu arada. Sürücü ehliyetinizin muhakkak yanınızda olması gerekiyor. Tur şirketi kredi kartınızdan 250 eur'luk bir ücreti siz aracı teslim edene kadar bloke ediyor. Tur 3 saat sürüyor. 3 saat araç kullanmak zorunda değilsiniz ama. 🙂 Beğendiğiniz bir lokasyonda parkedip o bölgeyi keşfe çıkabilirsiniz. Twizy'nize otoparklar ücretsiz çünkü! Mutlu turlar! Castelo de Sao Jorge yani Sao Jorge kalesi, Lizbon'da 400 yıldan uzun bir süre Portekiz'in iktidar simgelerinden biriymiş. Şehrin merkezinden biraz uzak gibi görünse de kale her gün bolca turist akınına uğruyor. Uzak dediysem de abartmayın yürüyerek 15 dakika. 🙂 Alfama bölgesindeyseniz Beco de Santa Helena üzerinden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Biraz yokuş tırmanacaksınız, bilginize. 🙂 Giriş ücreti 8,5 eur. Uzun kuyruklarda beklememek adında günün erken veya geç saatinde gelin. Kalenin iki ayrı bölümü var; Mağribi Kalesi ve Kraliyet Sarayı. Bu saray kısmında 1755 Lizbon depreminden önce şehrin nasıl göründüğünü gösteren dev bir çizim var! Muhakkak görün. Sao Jorge'un kale burcundaki mazgallı siperlerinden şehrin Baixa bölgesinin ve Tagus nehrinin manzarası muhteşem. Benden söylemesi! Mutlu gezmeler. Yine çok turistik olmayan bir yer! Arco da Rua Augusta yani Rua Augusta kemeri, Lizbon'un tepeden en güzel şehir manzaralarını fotoğraflayabileceğiniz bir manzara izleme noktası. Praça do Comercio'yu Rua Augusta'nın kalabalık alışveriş caddesine bağlayan neo-klasik kemerin tepesinde burası. Tepeden Lizbon Katedrali'nin görüntüsü muhteşem! Giriş ücreti 2,5 eur. Yaz aylarında çok erken saatlerde buraya gelin derim çünkü manzara izlemek için 77 dar merdiven tırmanacağınızdan ve izleme platformunun da çok büyük olmamasından dolayı içeri 35 kişilik gruplar halinde alıyorlar sizi. Epey sıra olabiliyor girişte. Bu arada Rua Augusta kemerindeki üç heykelden de bahsedeyim biraz. Ortadaki heykel Glory'i, heykelin arkasından bakıldığında soldaki Genius'u ve sağdaki de Valor'u temsil ediyor. Lizbon katedrali yazım için tıklayın. Monsanto, bir orman parkı. Burası Lizbon'un batı yakasında yani Belem'in hemen kuzeyinde bir bölgede. Parkın içinden geçen birçok otobüs hizmeti var çok tatlı. 🙂 723 ve 729 numaralı otobüslerle Marquis Pombal meydanından Monsanto'ya ulaşabilirsiniz. Lizbon'un kalabalığından uzaklaşmak ve oksijeni ciğerlerinize kadar hissetmek, biraz kafa dinlemek isterseniz bu orman parkını muhakkak gezin. Monsanto, nadir ve özel bitki türlerinin de korunduğu korunaklı bir park aynı zamanda. Bitki ve hayvanların doğal yaşam alanı olarak özgür bırakılmış. Monsanto'nun modu benden dinlemeye alışkın olduğunuz parklardan biraz daha farklı. Çimlerinde yayılıp piknik yapabileceğiniz alanlardan ziyade parkurunda yürüyüş yapıp mis gibi havanın tadını çıkarabileceğiniz bir orman burası. Dikkat dikkat! Şimdi önereceğim yer turistler tarafından çok fazla bilinmez. Zaten ben de varlığından bir Lizbon'lu yerel bir sokak sanatçısı ile sohbetim esnasında haberdar oldum. 🙂 Jardim do Torel, yani Torel bahçesi Santana tepesinde gizli, huzurlu ve romantik hoş bir park. Kız arkadaşınıza falan evlenme teklif edecekseniz, evet cevabını kesin duyma garantili özel bir park! Benden söylemesi. 🙂 Çünkü tepeye tırmandığınızda Liberdade caddesi, Sao Pedro de Alcantara tepesi ve Tejo nehri'nin muhteşem manzarası ayaklarınızın altında olacak. Parka, Alfama'dan R. Sao Lazaro üzerinden yarım saatlik bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Veya Casa do Conto otobüs durağından 759 numaralı otobüse binecek 6 dakika sonra Restauradores durağında ineceksiniz. Torel bahçesine ulaşmak için bir 10 dakika daha yürümeniz gerekecek. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 25 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 80 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Graça, Baixa, Belem, Bairro Alto ve Alfama Porto'nun merkezi bölgeleri. Otel fiyatları bu merkezi bölgelerde 60-120 eur arasında değişiyor. Lizbon şehir merkezinde 45-60 eur arasında değişen fiyatlara gecelik bir daire kiralayabilirsiniz. Lizbon şehir merkezinde 40-100 eur arasında bir fiyata hostelde gecelik özel bir oda kiralamak da ayrı bir seçenek. 8 kişilik bir yatakhane kişi başı 10-15 eur gibi bir ücrete kendinize bir yatak kiralayabilirsiniz. Şehir merkezinde 5 yıldızlı lüks bir otelde konaklamanın gecelik fiyatı ise 150-250 eur civarında. Detaylı Lizbon konaklama rehberim için tıklayın! Lizbon mutfağı tam benlik! 🙂 Çünkü bilenler bilir, deniz ürünlerine aşığım! Lizbon mutfağında da deniz ürünleri, krema ve birbirinden leziz soslarla pişirilmiş bolca lezzet var! Bacalhau! Portekizlilerin ana balık yemeklerinden biri. Fiyatlar 20-30 eur arasında değişiyor. Pastel de Nata Lizbon'un en ünlü hamur tatlısı! Tart gibi görünüyor ilk bakışta ama hamuru aşırı çıtır, ortasında da leziz bir muhallebi var. Fiyatı 1 eur! Bola de Berlim de farklı bir hamur tatlısı. Yine kremalı, kızartılmış ve üzeri şeker ile kaplanmış bir tatlı. Veeee Galao! Espresso ve köpüklü sütten yapılan Portekiz kahvesini denemeden dönmeyin! Kahve fiyatları Portekiz'de oldukça makul. Kahve çeşitleri 1-3 eur arasında değişiyor. Buyrun detaylı Lizbon yeme içme rehberime! Lizbon sadece tek günde gezebileceğiniz çok çok küçük bir şehir değil. Ama tramvay, metro veya otobüs hattı ile yürüyüş mesafelerinizi kısaltabilirsiniz. Havaalanından merkeze metro, otobüs veya taksi ile ulaşabilirsiniz. Havaalanından merkeze veya şehir içinde tek kullanımlık bilet yerine Lizbon'da 1 yıl boyunca geçerli Viva Viagem seyahat kartını almanız gerekiyor önce. Bu kartın fiyatı 0,50 eur. Metro, tren veya otobüslerde geçerli. Sonrasında bu karta kontör yükler gibi para yüklüyorsunuz. Tek seferlik kişi başı yolculuk ücreti yaklaşık 1,45 eur. 24 saat geçerli sınırsız yolculuk için de 6,15 eur yüklemeniz gerekiyor karta. Lizbon'da en çok kullanılan iki tramvay hattı. 28 ve 15 numara. Lizbon'da otobüs kullanımı da oldukça yaygın. Detaylı Lizbon ulaşım rehberim için tıklayın. - 24 saat geçerli Lizbon kart: 17,5 eur - 48 saat geçerli Lizbon kart: 29,5 eur - 72 saat geçerli Lizbon kart: 36 eur 2. Yeme içmeyi ucuza getirin: Baixa, Belem, and Chiado Lizbon'un en turistik bölgeleri. Bu bölgelerdeki restoranlar da doğal olarak pahalı. Siz de benim gibi pratik şekilde karın doyurmaktan hoşlanıyorsanız Lizbon'un pastane ve fırınlarını tercih edin. Lizbon zaten tatlı ve tuzlu hamur işleri ile ünlü. Fiyatlar da 1-5 eur civarı maksimum. 3. Gece ceplerinize dikkat edin: Bu başlık ilk başta size çok da bütçe önerisi ile ilgili gibi gelmeyebilir ama cüzdanınızı veya çantanızı çaldırmak size epey sıkıntı yaratabileceğinden bu başlık altında dikkatinizi çekmek istedim. 🙂 Sakın yanlış anlamayın, Lizbon güvenli olmayan bir şehir demek istemiyorum. Ama özellikle Alfama ve Baixa gibi kalabalık, turistik bölgelerde gece yürürken veya tramvaylarda ceplerinizi kollayın. Benim başıma gelmedi ama özellikle hava karardığında bu tip vakalar seyrek de olsa yaşanabiliyormuş. Bilginize. 4. Otelde değil hostelde konaklayın: Graça, Baixa, Belem, Bairro Alto ve Alfama Lizbon'un merkezi bölgeleri. Bu bölgelerdeki otellerde konaklarsanız Lizbon'un tarihi ve simge yapılarına yürüyerek kolayca ulaşabilirsiniz ama biraz fazla para ödersiniz. Bunu söylemekten dilimde tüy bitti. 🙂 Hostellerden korkmayın. Araştırın! Güvenli, temiz ve kendinize ait özel bir odada konaklayacağınız bir hostel bulmaya çalışın. Hostelde oteller ile aynı konforda ama hostelde otelin en az yarı fiyatına konaklayabilirsiniz. 5. Taksi yerine toplu taşımayı tercih edin: Lizbon'da metro, otobüs ve tramvay hatları oldukça gelişmiş ve pratik. Üstelik ucuz. Viva Viagem seyahat kartını almanız gerekiyor önce. Bu kartın fiyatı 0,50 eur. Metro, tren veya otobüslerde geçerli. Sonrasında bu karta kontör yükler gibi para yüklüyorsunuz. Tek seferlik kişi başı yolculuk ücreti yaklaşık 1,45 eur. 24 saat geçerli sınırsız yolculuk için de 6,15 eur yüklemeniz gerekiyor karta. 6. Müzeleri bedava gezin: Lizbon'a ayak bastığınızda bir turizm ofisine gidin, öncelikle bir harita edinin ve görevliden müzelerin bedava ziyaret günleri ile ilgili bilgi alın. Çoğu müze Lizbon'da pazar günleri belli bir saatten sonra ücretsiz. Porto gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Sıcak, eğlenceli, kalabalık, renkli, hareketli... Lizbon gezilecek yerler listesi 'nde Lizbon'da en sevdiğim 5 yeri sıraladım. İlk ayak bastığımda \"Aaa Lizbon, sen çok da Avrupa kafasında değilsin sanki ama sana kanım çokk ısındı şimdiden!\" dediğim Avrupa'lı bir şehir burası. 🙂 Lizbon turu yazımda Lizbon'da en sevdiğim aktivitleri sıraladım. O klasik orta ve kuzey Avrupa'nın snob havası burada yok. Daha bizden sanki. Şehir aşırı kozmopolit, kalabalık ve bitmek bilmeyen hareketlilik var etrafta. Lizbon bu yönüyle bana İstanbul'u hatırlatmıştı ilk bakışta! Yerel halk çok samimi ve turiste alışkın. Caddeler ve özellikle tarihi bölgelerdeki sokaklar oldukça salaş. Şehirde fiyatlar makul. Fadosu, ikonik binaları, asansörleri, 28 numaralı meşhur ve sevimli sarı tramvayı, lezzetli yemekleri ile ünlü Lizbon. Lizbon Ticaret Meydanı yani Praça do Comerci, Tagus nehri yakınlarında yer alan turistlerin toplandığı, bol bol fotoğraf çektiği tarihi bir meydan. 1755 yılındaki büyük depremde bu meydandaki Ribeira Kraliyet sarayı yok olmuş, bu yüzden bazı Portekiz'liler buraya hala Terreiro do Paço yani Saray Meydanı da diyorlar. Turistik bir cazibe merkezi olan Lizbon Ticaret Meydanı'nın üç tarafını da kaplayan tarihi ve renkli binaları çok hoş. Merkezde konumlanmış muhteşem Kral Jose heykeli de oldukça dikkat çekici. Lizbon Ticaret Meydanı hakkında detaylı bilgi için tıkla! Dapdar tarihi Lizbon sokakları, sevimli minik sapsarı bir tarihi tramvayın gıcırtıları ve kornası kalp ben diyorum. 🙂 Lizbon'a gitmeden önce Lizbon seyahat rehberlerinde ve Instagram'da tramvay 28 Lizbon ile ilgili o kadar çok fotoğraf görmüştüm ki, onu görmek için can atıyordum! Bu hat şehirde Graca, Alfama, Baixa ve Estrela gibi turistik bölgelerden geçiyor. Tramvay 28 hakkında detaylı bilgi için tıkla! Se Cathedral yani Lizbon Katedrali, Lizbon'un en önemli ve en ikonik yapısı! Şehre varır varmaz otelime yerleştikten sonra şehir turuma bu katedralin önünden başlamıştım. Lizbon Katedrali ilk bakışta bir dini mabed görünümünden ziyade bana bir suru andırmıştı. Bunda katedralin dışından bakıldığında duvarlarının sade görünümü ve bu yapının yokuşlu Largo da Se caddesinin tepesinde konuşlanmasının etkisi vardı tabi. Ayrıca Lizbon Katedrali'nin dışındaki iki heybetli saat kulesi muhteşem! Lizbon Katedrali ile ilgili ilginç bir bilgi de paylaşayım sizlerle. Bu yapının olduğu yerde 11. yüzyılda bir cami yer alıyormuş. Cami, Hristiyanlar tarafından yıkılarak restore edilip bir kilise haline getirilmiş. Katedral'in arka tarafında yer alan manastır kazılarında cami kalıntılarını gözlemlemek mümkün. Lizbon Katedrali hakkında detaylı bilgi için tıkla! Lizbon'un en beğendiğim bölgesi tarihi Lizbon Alfama Bölgesi! Lizbon'a Porto'dan geçmiştim ve şehre dair hiçbir detayı atlamamak adına uçağımı da saat 06.00'ya almıştım. 🙂 Ne azim! Lizbon'a vardığımda daha sabahın en erken saatleriydi yani. Bavulumu otelime bırakır bırakmaz kendimi Alfama'da buldum. Şehirlerin en en eski tarihi bölgelerinde ve meydanlarında dolaşmayı çok severim. Alfama tam da böyle. Lizbon'un Sao Jorge Kalesi ve Tejo nehri arasındaki yamaçlara yayılmış en eski bölgelerden biri burası. Alfama'da birçok önemli tarihi mekanın yanı sıra çok sayıda Fado bar ve restoran da var. Alfama Bölgesi hakkında detaylı bilgi için tıkla! Lizbon'da tarihi bölgelerin havasından biraz sıyrılmak, biraz daha hipster modunda takılmak isterseniz size tavsiye edeceğim ilk yer Lizbon LX Factory. Devasa bir endüstriyel alanın kalıntıları içinde, kütüphane, vintage mağazalar, galeriler, dövme stüdyoları ve entel kafelerin bulunduğu dev bir atölye burası. Turistler tarafından da aşırı keşfedilmemiş bir mekan aynı zamanda. Daha çok yerel halk takılıyor LX Factory'de. LX Factory hakkında detaylı bilgi için tıkla! Lizbon hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsan Lizbon Gezilecek Yerler rehberime tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-katedrali", "text": "Se Cathedral yani Lizbon Katedrali, Lizbon'un en önemli ve en ikonik yapısı! Şehre varır varmaz otelime yerleştikten sonra şehir turuma bu katedralin önünden başlamıştım. Lizbon Katedrali ilk bakışta bir dini mabed görünümünden ziyade bana bir suru andırmıştı. Bunda katedralin dışından bakıldığında duvarlarının sade görünümü ve bu yapının yokuşlu Largo da Se caddesinin tepesinde konuşlanmasının etkisi vardı tabi. Ayrıca Lizbon Katedrali'nin dışındaki iki heybetli saat kulesi muhteşem! Lizbon Katedrali ile ilgili ilginç bir bilgi de paylaşayım sizlerle. Bu yapının olduğu yerde 11. yüzyılda bir cami yer alıyormuş. Cami, Hristiyanlar tarafından yıkılarak restore edilip bir kilise haline getirilmiş. Katedral'in arka tarafında yer alan manastır kazılarında cami kalıntılarını gözlemlemek mümkün. Biraz tarihi bilgiler de vereyim size. 🙂 1755 Lizbon depremi şehrin tarihinde büyük bir önem taşıyor. Öyle ki, 1 Kasım 1755'de şehir 9 büyüklüğündeki bir depremle sarsılmış! Lizbon'da çok çok çok ciddi tahribata yol açmış bu afet! Sadece bununla kalsa iyi, ilerleyen günlerde tsunami ve yangınlar da şehri vurmuş. Dünya tarihinde gerçekleşen en ölümcül depremlerden biri olarak da tarihe geçmiş aynı zamanda. 100.000 kişi hayatını kaybetmiş, şehirdeki yapıların neredeyse tamamı yıkılmış. 13. yüzyılda inşa edilen Lizbon Katedrali de bu felaketten nasibini almış tabi. Şehirde bu ve sonraki tarihlerde meydana gelen depremlerden ötürü katedral birçok kez restore edilmiş. Bu sebeple yapıda Barok, Gotik, Neo-klasik başta olmak üzere farklı birçok mimari tarzı bir arada görmeniz mümkün. 28 numaralı Tramvay ve Lizbon Alfama Bölgesi yazılarım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-konaklama-rehberi", "text": "Lizbon küçük bir şehir değil. Bu yüzden bu şehre bir seyahat planlıyorsanız bölge seçiminde zorlanabilirsiniz. Lizbon Konaklama Rehberi size çok yardımcı olacak eminim. 🙂 Özellikle de şehirde kısıtlı bir vaktiniz var ise. Ama merak etmeyin, şehir düzenli ve turistik bölgeler birkaç kompakt alanda toplanmış durumda. Graça, Baixa, Belem, Bairro Alto ve Alfama şehrin merkezi bölgeleri. Bu bölgelerde konaklarsanız Lizbon'un tarihi ve simge yapılarına yürüyerek kolayca ulaşabilirsiniz. Baixa özellikle kafelerin yoğunlukta olduğu bir bölge, Bairro Alto daha bohem bir yer ve gece hayatı ile ünlü. Alfama ise Lizbon'un en tarihi bölgelerinden biri. Otel fiyatları bu merkezi bölgelerde 60-120 eur arasında değişiyor. Bana kalırsa mutfak ve özel banyosu olan mobilyalı bir apartman dairesinde kalmak otele göre daha mantıklı. Lizbon şehir merkezinde 45-60 eur arasında değişen fiyatlara gecelik bir daire kiralayabilirsiniz. Rua Barracas caddesi üzerindeki Le Flat'ı tavsiye ederim. Şehrin simge yapılarına hem yakın hem de fiyat oldukça uygun. Lizbon şehir merkezinde 40-100 eur arasında bir fiyata hostelde gecelik özel bir oda kiralamak da ayrı bir seçenek. Rua Horta caddesindeki Chiado 44 favorim. Puanı da epey yüksek. Çift kişilik balkonlu bir odayı tavsiye ederim size. Fiyatı gecelik 70 eur civarında. Merkezdeki hostellerin atmosferini severim. Hostel personelleri genelde çok sıcakkanlı oluyor. Birçok yerelle sohbet etme fırsatı elde edip ucuza konaklıyorum buralarda. Hostelleri son zamanlarda otellere tercih etmemin sebepleri bu atmosfer zaten. Ben genelde özel bir banyosu olan kendime ait bir oda tutuyorum. Siz 8 kişilik bir yatakhane de de konaklarım derseniz kişi başı 10-15 eur gibi bir ücrete de konaklayabilirsiniz. \"Yok ben illa lüks bir otelde konaklayacağım.\" derseniz Hotel Avenida Palace güzel bir alternatif. Otel 5 yıldızlı ve gecelik konaklama fiyatı 230 eur."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Lizbon 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 80 eur. 50 eur konaklama, 25 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Graça, Baixa, Belem, Bairro Alto ve Alfama Porto'nun merkezi bölgeleri. Otel fiyatları bu merkezi bölgelerde 60-120 eur arasında değişiyor. Lizbon şehir merkezinde 45-60 eur arasında değişen fiyatlara gecelik bir daire kiralayabilirsiniz. Lizbon şehir merkezinde 40-100 eur arasında bir fiyata hostelde gecelik özel bir oda kiralamak da ayrı bir seçenek. 8 kişilik bir yatakhane kişi başı 10-15 eur gibi bir ücrete kendinize bir yatak kiralayabilirsiniz. Şehir merkezinde 5 yıldızlı lüks bir otelde konaklamanın gecelik fiyatı ise 150-250 eur civarında. Detaylı Lizbon konaklama rehberim için tıklayın! Lizbon mutfağı tam benlik! 🙂 Çünkü bilenler bilir, deniz ürünlerine aşığım! Lizbon mutfağında da deniz ürünleri, krema ve birbirinden leziz soslarla pişirilmiş bolca lezzet var! Bacalhau! Portekizlilerin ana balık yemeklerinden biri. Fiyatlar 20-30 eur arasında değişiyor. Pastel de Nata Lizbon'un en ünlü hamur tatlısı! Tart gibi görünüyor ilk bakışta ama hamuru aşırı çıtır, ortasında da leziz bir muhallebi var. Fiyatı 1 eur! Bola de Berlim de farklı bir hamur tatlısı. Yine kremalı, kızartılmış ve üzeri şeker ile kaplanmış bir tatlı. Veeee Galao! Espresso ve köpüklü sütten yapılan Portekiz kahvesini denemeden dönmeyin! Kahve fiyatları Portekiz'de oldukça makul. Kahve çeşitleri 1-3 eur arasında değişiyor. Buyrun detaylı Lizbon yeme içme rehberime! Lizbon sadece tek günde gezebileceğiniz çok çok küçük bir şehir değil. Ama tramvay, metro veya otobüs hattı ile yürüyüş mesafelerinizi kısaltabilirsiniz. Havaalanından merkeze metro, otobüs veya taksi ile ulaşabilirsiniz. Havaalanından merkeze veya şehir içinde tek kullanımlık bilet yerine Lizbon'da 1 yıl boyunca geçerli Viva Viagem seyahat kartını almanız gerekiyor önce. Bu kartın fiyatı 0,50 eur. Metro, tren veya otobüslerde geçerli. Sonrasında bu karta kontör yükler gibi para yüklüyorsunuz. Tek seferlik kişi başı yolculuk ücreti yaklaşık 1,45 eur. 24 saat geçerli sınırsız yolculuk için de 6,15 eur yüklemeniz gerekiyor karta. Lizbon'da en çok kullanılan iki tramvay hattı. 28 ve 15 numara. Lizbon'da otobüs kullanımı da oldukça yaygın. Detaylı Lizbon ulaşım rehberim için tıklayın. Detaylı Lizbon Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-lx-factory", "text": "Lizbon'da tarihi bölgelerin havasından biraz sıyrılmak, biraz daha hipster modunda takılmak isterseniz size tavsiye edeceğim ilk yer Lizbon LX Factory. Devasa bir endüstriyel alanın kalıntıları içinde, kütüphane, vintage mağazalar, galeriler, dövme stüdyoları ve entel kafelerin bulunduğu dev bir atölye burası. Turistler tarafından da aşırı keşfedilmemiş bir mekan aynı zamanda. Daha çok yerel halk takılıyor LX Factory'de. LX Factory'de alışveriş yapabileceğiniz birçok vintage ve retro mağaza var. İkinci el butikler, hediyelik dükkanlara da meraklıysanız birçok yerel ürüne sahip olabilirsiniz. LX Factory'nin resmi internet sitesinden favori kategorinize göre mekanları araştırabilirsiniz. Harita üzerinde çok detaylı şekilde anlatılmış. Buyrun bu da linki. \"Peki ben çok acıktım, LX Factory'de ne yiyeceğim?\" derseniz de cevabı bende. 🙂 Salaş bir dekorda lezzetli Portekiz tatları için Cantina'yı, harika bir cheesecake ve lezzetli bir kahve için de LxeeseCake'i tavsiye ederim. Zevkinize göre Burger Factory veya Sushi Factory restoranlarından birini de tercih edebilirsiniz. Seçenek oldukça bol, fiyatlar uygun. Hizmet kalitesi orta ama yemekler leziz. 🙂 Afiyet olsun. Ler Devagar'ı gezip bolca fotoğrafladıktan sonra karnınızı doyurdunuz. Şimdi LX Factory'nin sokaklarında kaybolmaya başlayın. Bu arada dükkan ve mekanlar kadar bu koca atölyenin duvarlarındaki sokak sanatçılarının eserlerini de es geçmeyin. Cool ve renkli görüntüler eşliğinde salaş ve farklı kafadaki LX factory'yi turlamak benim için çok keyifliydi. Bu arada Alcantara durağında ve istasyondan çıktıktan sonra tedirgin olmayın. Homeless mahallesi tadında tekin olmayan bir yer izlenimi veriyor güzergah size. Pes etmeyin. Google Maps'inizi açıp yürüyün. Tehlike yok. 🙂 Kısa süre sonra LX Factory'desiniz. Bu arada tren bileti tek yön kişi başı 1,30 eur. Mutlu gezmeler! Lizbon gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-ticaret-meydani", "text": "Lizbon Ticaret Meydanı yani Praça do Comerci, Tagus nehri yakınlarında yer alan turistlerin toplandığı, bol bol fotoğraf çektiği tarihi bir meydan. 1755 yılındaki büyük depremde bu meydandaki Ribeira Kraliyet sarayı yok olmuş, bu yüzden bazı Portekiz'liler buraya hala Terreiro do Paço yani Saray Meydanı da diyorlar. Turistik bir cazibe merkezi olan Lizbon Ticaret Meydanı'nın üç tarafını da kaplayan tarihi ve renkli binaları çok hoş. Merkezde konumlanmış muhteşem Kral Jose heykeli de oldukça dikkat çekici. Augusta caddesinin girişini gösteren etkileyici Arco da Rua Augusta yani zafer takı meydandaki en güzel yapılardan biri aynı zamanda. Takın altında durup üzerinde heykel ve figürleri muhakkak inceleyin. Her biri Portekiz'in 1700-1800 tarihlerinde yaşanan ayrı bir olayı temsil ediyor. Lizbon Ticaret Meydanı'nın güney tarafında, nehrin kenarına inen bir dizi mermer merdiven olan Cais das Colunas var. Bu merdivenler de deniz seferinden dönen Kraliyet Hanedan üyelerinin Lizbon'a ihtişamlı bir giriş yapabilmesi için kurulmuş. Bu meydanı şehri keşfetmek için başlangıç noktanız yapın derim. Fotoğraf çekmek istiyorsanız ışığı yakalamak adına erken saatlerde gelin çünkü meydan çok turistikve kalabalık olduğu için kadrajınıza giren kollar, kafalar sizi rahatsız edebilir. 🙂 Çekiklerden fırsat bulduğunuz anda yapıştırın fotoğrafı. 🙂 Çekiks kalp ben bu arada. Hahahah. 🙂 Unutmadan, ticaret meydanında özellikle Machado de Castro'nun Kral Jose heykelini inceleyin. Ayakları üzerinde duran heybetli at Gentil, kraliyet iktidarını temsil ediyor ve Lusitano at cinsinin asaletini yansıtıyormuş! Mutlu gezmeler. Lizbon gezilecek yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-ulasim-rehberi", "text": "Lizbon havaalanının içinden tek kat aşağı inerek metro hattına kolayca ulaşıyorsunuz. Metro girişinde makineler var. Viva Viagem seyahat kartınıza buradan yükleme yapabilirsiniz. Bu kartın detaylarını aşağıda anlattım, bilginize. Lizbon'da 4 metro hattı var hepsi farklı renkler ile gösteriliyor. Siz havaalanından kalkan pembe hatta binip Alameda durağında ineceksiniz. Bu duraktan da yeşil hatta geçiş yapacak ve 6 durak sonra Cais do Sodre'de ineceksiniz. Merkezdesiniz. 🙂 Karışık gibi görünmesin gözünüze. Gayet kolay. Tabelaları takip edin yeter. Kafanızda oturması adına aşağıda Lizbon metro hatlarının fotoğrafını paylaşıyorum. Ne kadar iyi bir insanım! 🙂 Bu arada Lizbon havaalanından merkeze yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Aerobus isimli otobüsler ile havaalanından merkeze kolayca ulaşabilirsiniz. Bileti online olarak Aerobus'un resmi internet sitesinden satın alırsanız biraz daha ucuza gelir. 24 saat geçerli otobüs biletiniz fiyatı kişi başı 3,60 eur. İki kişi 5,40 eur. Bunlar internet fiyatı. Bileti havaalanında Aerobus ofisinden satın aldığınızda azıcık daha fazla para verirsiniz. Otobüs yolculuğu yaklaşık 20 dakika sürüyor, ama otobüsler 20 dakikada bir kalkıyor. Metro mu otobüs mü pratik siz karar verin. 🙂 Aerobus web sitesinden detayları inceleyebilirsiniz. Zamanınız kısıtlı ise elbette havaalanın merkez arası taksi en mantıklı seçenek. Yolculuk yaklaşık 15 dakika sürüyor. Fiyat ise 15 eur civarı tutuyor. Pazarlık yapmanızı tavsiye ederim çünkü Lizbon çok turistik bir şehir. Benim başıma gelmedi ama mesafeyi uzatarak veya ekstra bagajı bahane ederek yolcularından fazla para talep eden taksicilerin olduğunu duydum şehirde. Dikkat. Lizbon'da metro hatları oldukça gelişmiş ve pratik. Üstelik ucuz. Ama biraz bilet olayını anlatayım size. Portekiz'de bilet mantığı biraz değişik. Tek kullanımlık bilet yerine Lizbon'da 1 yıl boyunca geçerli Viva Viagem seyahat kartını almanız gerekiyor önce. Bu kartın fiyatı 0,50 eur. Metro, tren veya otobüslerde geçerli. Sonrasında bu karta kontör yükler gibi para yüklüyorsunuz. Tek seferlik kişi başı yolculuk ücreti yaklaşık 1,45 eur. 24 saat geçerli sınırsız yolculuk için de 6,15 eur yüklemeniz gerekiyor karta. Bu arada yolculuklarınızda 1 saat içinde ücretsiz aktarma yapabilirsiniz. Lizbon'da dört metro hattı var ve hepsinin renk kodu ayrı; mavi, sarı, yeşil ve pembe. Yeşil metro hattı Baixa ve tren istasyonu çevresindeki turistik bölgeleri Cascais'e bağlıyor. Pembe metro hattı Expo Park ve havaalanını diğer hatlara bağlıyor. Daha eski olan sarı ve mavi hatlar ise Lizbon'un kuzey ve kuzey batısına giden ana caddeleri takip ediyor ve bu hatları genelde turistler değil yerel halk kullanıyor. Lizbon'da en çok kullanılan iki tramvay hattı. 28 ve 15 numara! 28 numaralı tramvay, daha çok tarihi turistik bölgelere, Sao Jorge Kalesi ve Bairro Alto'ya ulaşım sağlıyor. Graça, Mouraria, Alfama, Baixa, Chiado, Madragoa ve Bairro Alto da dahil olmak üzere birçok bölgeden geçiyor. Her gün binlerce turist bu tramvayı kullanıyor. Detaylı Tramvay 28 yazım için tıkla. Tramvay 15 de şehir merkezini ve Belem'i birbirine bağladığı için Lizbon'da en çok kullanılan tramvay hatlarından biri. Cais de Sodre istasyonundan kalkıyor. Lizbon'da otobüs kullanımı da oldukça yaygın. Tam 146 farklı otobüs güzergahı var şehirde. Rotaları ve haritaları Lizbon'un şehir içi otobüs ulaşım sitesinden inceleyebilirsiniz. Şehirde en çok kullanılan hatlar 06.00-21.00 arası hizmet veriyor. 201 ve 210 numaralı otobüsler ise sabaha kadar hizmet vermeye devam ediyor. Lizbon yeme içme ve konaklama rehberim için tıklayın. Lizbon gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/lizbon-yeme-icme-rehberi", "text": "Lizbon mutfağı tam benlik! 🙂 Çünkü bilenler bilir, deniz ürünlerine aşığım! Lizbon mutfağında da deniz ürünleri, krema ve birbirinden leziz soslarla pişirilmiş bolca lezzet var! Etleri de es geçmeyelim. Deniz ürünü sevmiyorum diyenler için de bolca etli yemek alternatifi de var. Hele tatlılar! İşte benim zaafım. 🙂 Lizbon'da bolca hamur tatlısı krizine de girebilirsiniz. Bacalhau! Portekizlilerin ana balık yemeklerinden biri. Önceden uyarayım, bu balık pişirilmeden önce leş gibi kokuyor hahaha. Pişirilip önünüze servis edildiğinde ise o leş koku nasıl bu mis kokuya dönüştü hayret ediyorsunuz. 🙂 Bacalhau a bras, tuzlanmış morino balığının yumurta, soğan ve patatesle marine edilmesi ile yapılan bir yemek. Pasteis de bacalhau da aynı balığın sarımsak, maydonoz ve yumurta ile yapılmış hali. Bacalhau com natas ise morino balığı, peynir, un, karabiber, süt ve tereyağı ile yapılıyor. Gelelim tatlılara. 🙂 Pastel de Nata Lizbon'un en ünlü hamur tatlısı! Tart gibi görünüyor ilk bakışta ama hamuru aşırı çıtır, ortasında da leziz bir muhallebi var. Fırında sütlacı andırıyor o kremanın görüntüsü. Aşırı lezizzzzz! Bu tatlı Pasteş de Belem olarak da biliniyor bilginiz olsun. Bola de Berlim de farklı bir hamur tatlısı. Yine kremalı, kızartılmış ve üzeri şeker ile kaplanmış bir tatlı. Lizbon'un deniz ürünleri konusunda en meşhur ve turistik restoranlarından biri. Özellikle yengeç, ıstakoz ve kum midyesi denemenizi tavsiye ederim burada. Tereyağı ve sarımsaklı karides de efsane. Garsonlar çok ilgili. Servis hızlı. Özellikle hafta sonu ve akşam saatlerinde önünde uzun kuyruklar oluşabiliyor. Önceden rezervasyon yapmanızda fayda var. Fiyatlar ise makul. Vitrinindeki taze tazeeeee hamur işlerinin size gel gel yapacağı bir mekan daha! Nata'lar 1 eur. Kahve çeşitlerinin fiyatları da 0,60-2 eur arasında değişiyor. Kruvasan ve sandviç çeşitleri de oldukça leziz. Özellikle tereyağlı kruvasanı tavsiye ederim. Fiyatı 1,2 eur. Sandviç fiyatları da 2-6 eur arasında değişiyor. Ufacık tefecik içi dolu turşucuk! Bu mekanı tarif ederken aklıma gelen ilk şey bu. 🙂 Sevimli, keyifli ve samimi bir yer burası. İçeride leziz hamur tatlıları, kahveler ve atıştırmalıklar var. Sevimli de bir kütüphanesi var bu kafenin. Sahibi tam bir kahve tutkunu bence çünkü Lizbon'da ennn ennn lezzetli Galao'yu kesinlikle burada içtiğimi söyleyebilirim. Kahvaltı çeşitlerine de mutlaka göz atın. Fiyatlar makul."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ljubljana-gezilecek-yerler", "text": "Algınızın sınırlarını test etmeye hazırsanız buyurun İllüzyon müzesine! Optik illüzyon ve hologramların arasında kaybolacaksınız. Fotoğraflar ve hologramlar gözlerinizin önünde değişecek, bir anda görünecek veya kaybolacak. Özellikle dönen oda ve Vorteks tüneline girmek ilginç bir deneyim. 🙂 Giriş 9,5 eur. Şehrin en turistik meydanı Presernov'da Fransız kilisesi, Preseren Anıtı, Burjuva Sarayları, pastel renkli tarihi binalar, sevimli kafeler ve köprüler gerçekten bir harika! Preseren meydanının her yanı ayrı bir fotoğraf karesi. Üç kardeşler köprüsü olarak da bilinen Tromostovje, Ljubljana'nın en ünlü köprülerinden biri. Presernov meydanına en yakın köprü burası. Aşk kilitlerinin asıldığı tipik Avrupa köprülerinden biri zannetmeyin burayı. Ünlü Sloven heykeltıraş Jakov Brdar'ın ürkütücü heykelleri köprüye gerçekten çok farklı bir hava katıyor. Bir yanda romantizm bir yanda ise korkutucu heykeller. Tezatlık çok hoş. Alttan akan Ljubljana nehri üzerinde süzülen tekneler manzaraya çok hoş bir hava katıyor. Sadece köprü üzerinde değil, üç kardeşler köprüsünden Mesarski'ye doğru yürüdüğünüz yol üzerinde de bir çok ilginç heykele rastlayacaksınız. Mutlu gezmeler. Tarihi 1200'lere dayanan bu barok kilisesin mimarisi çok hoş. Kubbe freskleri ve renkler, kapı girişindeki kabartma ve piskoposların portreleri bu katedrale farklı bir hava katıyor. Ljubljana pazar meydanına kadar gelmişken Ljubljana Katedrali'ni de gezin çünkü iki nokta birbirine çok yakın. Presernov meydanının en dikkat çeken yapılarından biri Fransız Kilisesi. Özellikle mimari ve dış cephenin rengi çok hoş. Işık da tam karşınızda ise Fransız kilisesi gerçekten çok güzel fotoğraflar veriyor. Burası 18. yüzyılın sonuna kadar manastır keşişlerinin evi olarak kullanılmış. 18. ve 19. yıllarda yapıya o dönemin ünlü heykeltıraş ve mimarları tarafından bir takım eklemeler yapılmış. 1895'deki büyük depremin ardından ise 1930'larda yeniden inşa edilerek günümüzdeki halini almış. France Preseren, Slovenya'nın en ünlü şairlerinden biri. Heykel de şehrin en ünlü meydanı Presernov'un Üç kardeşler köprüsüne yakın kısmında bulunuyor. Kongre meydanı şehrin en büyük meydanlarından biri olsa da Presernov meydanına göre daha az turistik. Minik bir parka da sahip Kongre meydanında Ljubljana Üniversitesi de yer alıyor. Meydandaki illüzyon müzesini mutlaka ziyaret edin. 🙂 Zaman zaman bu dikdörtgen şeklindeki geniş meydanda etkinlikler düzenleniyor ve pazarlar kuruluyor. Ljubljana'da yaşayan halk bu pazara sadece gıda alışverişi için gelmiyor, burası onlar için bir eğlence yeri ayrıca. Burası Vodnikov ve Pogacarnev meydanlarında bulunan bir açık hava pazarı, kapalı bir pazar ile Ljubljana nehri boyunca uzanan Plecnik pazarı olarak adlandırılan bir dizi küçük gıda dükkanından oluşuyor. Ljubljana'nın ünlü mimarı Joze Plecnik tarafından tasarlanan sütunlu mimari gerçekten burayı sıradan bir pazar olmaktan oldukça sıyırıyor. Ljubljana merkez pazarında yerel Sloven şeflerin hazırladıkları yöresel tatlarla kendinizden geçiyorsunuz. 🙂 Üstelik fiyatlar oldukça uygun. Dilerseniz de pazardan yerel çiftçilerin yetiştirdiği taze Sloven meyve ve sebzeler, tropik meyveler, kurutulmuş et ürünleri de satın alabilirsiniz. Trubarjeva Caddesi eskiden daha çok yerel halk tarafından biliniyorken günümüzde ise her geçen gün bu caddeye uğrayan turist sayısı gittikçe artıyormuş. Ben grafiti duvarlarına bayılırım, çünkü sokak sanatçılarının o anki ruh haline göre şekillenir genelde bu duvarlar, yani çok çok özgündür. Bu caddede de aynı şey geçerli, çok hoş grafiti duvarlarının arasından geçecek, sevimli kafe ve restoranlara rastlayacaksınız. Trubarjeva merkeze hiç uzak değil, Ljubljana'ya geldiyseniz ejderha köprüsüne muhakkak geleceksiniz, cadde de köprüye çok yakın. Caddede hostel sayısı da giderek artıyormuş, merkezin çok az daha dışında kaldığını düşünürsek konaklama fiyatı açısından da gayet uygun bir bölge burası. Tivoli park ve Lubljana botanik bahçesi favorilerim. Şehrin merkezindeki Tivoli park zaten şehir parkı olarak da geçiyor. Park epey büyük bir alana yayılmış durumda. 1813 yılında Fransız mühendis Jean Blanchard tarafından tasarlanmış. İçeride çok sayıda ağaç, bitki, heykel ve çeşme ile çok hoş yürüyür parkurları var. İçeride fotoğraf sergileri için de kullanılan bir açık hava müzesi bile bulunuyor. Alın mis gibi bir kahve elinize ve Roznik tepesinin yamaçlarına doğru uzanan Tivoli parkta yemyeşil ağaçların arasında sakin bir yürüyüş keyfi yapın. Avrupa'daki botanik parklarını çok seviyorum. Çünkü yüzlerce çeşit bitkiyi korumak için epey özen gösterip çaba sarf ediliyor bu bahçelerde. 1800'lerde kurulmuş olan Ljubljana botanik bahçesi aynı zamanda Slovenya'nın en eski kültürel, bilimsel ve eğitim kurumu. Bahçede 4.500'den fazla bitki türü var. Bunların üçte biri Slovenya'ya özgü, geri kalanı ise Avrupa'nın diğer yerlerinden ve diğer kıtalardan geliyormuş. Bahçede her bir tür farklı ekolojik gruplara ayrılmış. Mutlaka gezin. Ljubljana'nın Old Town sokaklarının hangisine girersem gireyim aşırı keyif aldım. Ljubljana nehri kıyısında uzanan caddeler restoran ve kafe açısından oldukça zengin. Akşam üzeri Cankarjevo ve Hribarjevo caddeleri üzerinde restoranlarda bir şeyler atıştırın, akşam ise yine bu caddelerde veya bu caddeleri meydanlara bağlayan ara sokaklardaki kafe ve barlarda takılabilirsiniz. Bizim börek dediğimize onlar burek diyorlar. 🙂 Sadece Ljubljana'da değil balkanlarda zaten börek çok meşhur. Aslında Ljubljana'da her köşede bu lezzetli börekçilere rastlamak mümkün ama benim tavsiyelerim Nobel Burek ve Burek Olimpija. İkisi de birbirine çok yakın noktalarda. Şehrin ana meydanından yaklaşık 7 dakika içinde bu börekçilere ulaşabilirsiniz. Fiyatlar oldukça uzun. - Konaklama: 30 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Ljubljana oldukça küçük ve sevimli bir şehir. Beni yakından takip edenler bilir, şehirlerin ruhunu yakalayabilmek için eğer tabi güvenli gözüküyor ise hostelleri tercih ederim. Ljubljana'da da size tek tavsiyem benim de konakladığım Hostel Tresor! Şehir merkezinin dibinde burası. Presernov meydanına sadece 1 dakika uzaklıkta. Oldukça rahat ve temiz. Ve tabi profesyonel. Banyo ve tuvaletler ortak ama tertemiz çünkü rutin olarak çalışan bir hizmetli var. Gözlerimle gördüm. 🙂 Fiyat ise oldukça uygun. Ben Hostel Tresor'da tek gece konaklamaya 38 eur ödedim. Fiyata kahvaltı dahil değil. Kahvaltı isterseniz ekstra 4 eur civarında bir ücret ödüyorsunuz. Hostel Tresor çok rahat ve güvenli idi. Otele falan gerek duymadım hiç. Personel çok ilgili ve yardımcı idi. Bu arada ben kendime ait özel bir odada kaldım. Dilerseniz gecelik 8-10 eur'a çok yataklı bir yatakhanede de konaklayabilirsiniz. İlla otelde konaklamak istiyorsanız da seçeceğiniz otelin yıldız sayısına ve merkeze yakınlığına göre fiyatlar genelde 55-90 eur arasında değişiyor. Ljubljana yerel lezzet olarak fazlaca seçeneğe sahip bir şehir. Fiyatlar ise oldukça uygun. Mantar ve Gulaş çorbaları, meze olarak tadabileceğiniz bir jambon çeşidi Kraski Prsut, ekmek, hardal ve lahana ile servis edilen geleneksel sosisler Kranjska Klobasa, meşhur Slovenya tatlıları Potica, Gibanica ve tabi burek dedikleri börekler şehrin en güzel tatları. Ljubljana'da sabahları kahvaltı edebileceğiniz birçok şirin kafe var. Spesifik olarak bir yer tavsiye etmeyeceğim çünkü hem Presernov meydanı civarı hem de Cankarjevo ve Hribarjevo caddeleri üzerinde bir çok kafe var. Akşam yemeği için restoran tercihiniz yine aynı caddeler üzerinde olsun. Ortam fazlaca turistik olabilir ama atmosfer çok güzel, fiyatlar ise çok uygun. Yok benim damak tadıma hiçbir farklı lezzet uymaz, bildiğimden şaşmaz derseniz Mc Donalds öğle ve akşam yemeği için uygun bir seçenek. Hamburgerler yaklaşık 3-4 eur civarı. Sokak lezzetleri için ise tercihiniz börek olsun. Aslında Ljubljana'da her köşede bu lezzetli börekçilere rastlamak mümkün ama benim tavsiyelerim Nobel Burek ve Burek Olimpija. Fiyatlar 2-3 eur arasında değişiyor. Ljubljana havalimanı merkeze biraz uzak. Şehir merkezine gelmek için üç seçenek var. Otobüs, shuttle servis veya taksi. Taksi en hızlı ama en pahalısı. Şehir merkezine yaklaşık 20 dakikada varabilir ama yaklaşık 50 eur da ücret ödersiniz. Bence gerek yok. Otobüs en ucuz ama en uzun süreni. Tek kişi tek yön bilet yaklaşık 4 eur civarında. Havaalanından çıktığınız anda durak ve bekleyenlerin oluşturduğu kuyruk da karşınızda olacak. Ama sefer saatlerinin arası epey uzun. Saat başı sefer düzenlendiğinden uçak saatiniz denk gelmez ise yaklaşık 1 saat sıra bekleyebilir ve ayakta da yolculuk edebilirsiniz. Otobüs ile şehir merkezine yolculuk 40 dakika sürüyor. Ben shuttle servis kullandım. Havaalanında pasaport kontrolünden çıktığınız anda shuttle standını karşınızda göreceksiniz. Biletinizi buradan satın alabilirsiniz. Tek yön kişi başı 10 eur. Yolculuk 20 dakika sürüyor. Ben bu yöntemi tercih ettim çünkü hızlı. Kalkan servisler 10 kişilik ama servis dolmasa bile tam saatinde kalkıyor. Dönüş için shuttle servisimi kaldığım hostelden ayarlamıştım. Tam talep ettiğim saatte araç buluşma noktasına geldi. Servis için bu sefer kişi başı tek yön 9 eur ödedim. Bu arada konakladığım hostelde havaalanına özel araç ile transfer servisi de vardı. Fiyatı 25 eur. Taksi fiyatının yarısı yani. Konakladığınız yere bu imkanları sormanızı tavsiye ederim. Ljubljana şehir içinde ise toplu taşımaya bence ihtiyacınız yok çünkü şehir merkezinde her yer yürüme mesafesinde. 1. Hostel'de konaklayın: Ljubljana'da otel fiyatları yaklaşık 55-100 eur arasında değişiyor. Bence gerek yok. Hosteller de kendinize ait özel bir oadada gecelik 35-40 eur'a konaklayabilirsiniz. Gecelik 8-10 eur'a çok yataklı bir yatakhanede de konaklama seçenekleri de mevcut. 2. Sokak lezzetleri tercih edin: Ljubljana yeme içme bakımından pahalı olmayan bir şehir ama bütçenizde tasarruf etmek isterseniz restoran yerine sokak lezzetlerini tercih edin. Merkez pazarda yeme içme epey ucuz. Burası Vodnikov ve Pogacarnev meydanlarında bulunan bir açık hava pazarı, kapalı bir pazar ile Ljubljana nehri boyunca uzanan Plecnik pazarı olarak adlandırılan bir dizi küçük gıda dükkanından oluşuyor. Ayrıca börek dediğimiz burekler de şehirde epey yaygın ve ucuz. Tavsiyelerim Nobel Burek ve Burek Olimpija. İkisi de birbirine çok yakın noktalarda. Kıymalı, peynirli, elmalı veya pizza börekler çok lezzetli. 3. Şehir merkezinde toplu taşıma kullanmayın: Ljubljana'da sadece 1-2 gününüz var ise muhtemelen şehir merkezindeki turistik noktaları gezeceksiniz. Bunun için toplu taşımaya veya her hangi bir şehir kartına gerek yok. Çünkü turistik olan her şey bu şehirde yürüme mesafesinde. 4. Havaalanından merkeze otobüs ile gelin: Zamanınız bol ama bütçeniz kısıtlı ise havaalanından merkeze otobüs seçeneğini kullanın. Otobüs en ucuz ama en uzun süreni. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Tek kişi tek yön bilet yaklaşık 4 eur civarında. Havaalanından çıktığınız anda durak ve bekleyenlerin oluşturduğu kuyruk da karşınızda olacak. Seferler genelde saat başı düzenleniyor. Sefer saatlerine şehrin resmi ulaşım internet sitesinden ulaşabilirsiniz. 5. İçme suyuna para vermeyin: Şehri dolaşırken yoruldunuz ve susadınız, markete girip içme suyuna para vermenize gerek yok. Çünkü Ljubljana'da hemen hemen her meydanda karşınıza çıkabilecek tarihi çeşmeler var. Bu çeşmelerden akan suları içebilirsiniz. Bunun için yanınızda boş bir plastik şişe taşımanızı öneririm. 6. Ücretsiz tuvaletleri kullanın: Özellikle şehrin Old Town bölgesinde ve köprülerin olduğu bölgelerde birçok ücretsiz tuvalet mevcut. Üstelik ücretsiz ve oldukça hijyenik. Kaleye çıkmadan önce bu tuvaletleri kullanmanızı öneririm çünkü kale içinde tuvalet ücretli."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ljubljana-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Ljubljana'ya ilk görüşte bu kadar aşık olacağımı hiç tahmin etmemiştim! Ljubljana gezilecek yerler listesi 'nde Ljubljana'da en sevdiğim 5 yeri yazdım. Ljubljana gerçek olamayacak kadar sakin, temiz, huzurlu ve yemyeşil bir şehir. Şehrin eski kent meydanı Presernov bölgesi trafiğe kapalı. Ne bir korna sesi duyuyorsunuz ne de bir araba görüyorsunuz. Etrafta ellerinde haritaları ile şehri gezen turistlerin kahkahaları, sevimli sokak sanatçılarının müzikleri ile meydanda çantalarını kenara atarak spontane dans eden insanlar veya yoldan geçen bisikletli yerliler, bunların tam ortasında ise kafanızı kaldırdığınızda bile göreceğiniz heybetli Ljubljana Kalesi... Gerçekten de Ljubljana'da geçirdiğim bir gün boyunca sanki bir masalın içindeydim. Şehrin en turistik meydanı Presernov'da Fransız kilisesi, Preseren Anıtı, Burjuva Sarayları, pastel renkli tarihi binalar, sevimli kafeler ve köprüler gerçekten bir harika! Preseren meydanının her yanı ayrı bir fotoğraf karesi. Algınızın sınırlarını test etmeye hazırsanız buyurun İllüzyon müzesine! Optik illüzyon ve hologramların arasında kaybolacaksınız. Fotoğraflar ve hologramlar gözlerinizin önünde değişecek, bir anda görünecek veya kaybolacak. Özellikle dönen oda ve Vorteks tüneline girmek ilginç bir deneyim. 🙂 Giriş 9,5 eur. Ljubljana hakkında daha detaylı bilgiler için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ljubljana-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Ljubljana 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 45 eur. 20 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Ljubljana oldukça küçük ve sevimli bir şehir. Beni yakından takip edenler bilir, şehirlerin ruhunu yakalayabilmek için eğer tabi güvenli gözüküyor ise hostelleri tercih ederim. Ljubljana'da da size tek tavsiyem benim de konakladığım Hostel Tresor! Şehir merkezinin dibinde burası. Presernov meydanına sadece 1 dakika uzaklıkta. Oldukça rahat ve temiz. Ve tabi profesyonel. Banyo ve tuvaletler ortak ama tertemiz çünkü rutin olarak çalışan bir hizmetli var. Gözlerimle gördüm. 🙂 Fiyat ise oldukça uygun. Ben Hostel Tresor'da tek gece konaklamaya 38 eur ödedim. Fiyata kahvaltı dahil değil. Kahvaltı isterseniz ekstra 4 eur civarında bir ücret ödüyorsunuz. Hostel Tresor çok rahat ve güvenli idi. Otele falan gerek duymadım hiç. Personel çok ilgili ve yardımcı idi. Bu arada ben kendime ait özel bir odada kaldım. Dilerseniz gecelik 8-10 eur'a çok yataklı bir yatakhanede de konaklayabilirsiniz. İlla otelde konaklamak istiyorsanız da seçeceğiniz otelin yıldız sayısına ve merkeze yakınlığına göre fiyatlar genelde 55-90 eur arasında değişiyor. Ljubljana yerel lezzet olarak fazlaca seçeneğe sahip bir şehir. Fiyatlar ise oldukça uygun. Mantar ve Gulaş çorbaları, meze olarak tadabileceğiniz bir jambon çeşidi Kraski Prsut, ekmek, hardal ve lahana ile servis edilen geleneksel sosisler Kranjska Klobasa, meşhur Slovenya tatlıları Potica, Gibanica ve tabi burek dedikleri börekler şehrin en güzel tatları. Ljubljana'da sabahları kahvaltı edebileceğiniz birçok şirin kafe var. Spesifik olarak bir yer tavsiye etmeyeceğim çünkü hem Presernov meydanı civarı hem de Cankarjevo ve Hribarjevo caddeleri üzerinde bir çok kafe var. Akşam yemeği için restoran tercihiniz yine aynı caddeler üzerinde olsun. Ortam fazlaca turistik olabilir ama atmosfer çok güzel, fiyatlar ise çok uygun. Yok benim damak tadıma hiçbir farklı lezzet uymaz, bildiğimden şaşmaz derseniz Mc Donalds öğle ve akşam yemeği için uygun bir seçenek. Hamburgerler yaklaşık 3-4 eur civarı. Sokak lezzetleri için ise tercihiniz börek olsun. Aslında Ljubljana'da her köşede bu lezzetli börekçilere rastlamak mümkün ama benim tavsiyelerim Nobel Burek ve Burek Olimpija. Fiyatlar 2-3 eur arasında değişiyor. Ljubljana havalimanı merkeze biraz uzak. Şehir merkezine gelmek için üç seçenek var. Otobüs, shuttle servis veya taksi. Taksi en hızlı ama en pahalısı. Şehir merkezine yaklaşık 20 dakikada varabilir ama yaklaşık 50 eur da ücret ödersiniz. Bence gerek yok. Otobüs en ucuz ama en uzun süreni. Tek kişi tek yön bilet yaklaşık 4 eur civarında. Havaalanından çıktığınız anda durak ve bekleyenlerin oluşturduğu kuyruk da karşınızda olacak. Ama sefer saatlerinin arası epey uzun. Saat başı sefer düzenlendiğinden uçak saatiniz denk gelmez ise yaklaşık 1 saat sıra bekleyebilir ve ayakta da yolculuk edebilirsiniz. Otobüs ile şehir merkezine yolculuk 40 dakika sürüyor. Ben shuttle servis kullandım. Havaalanında pasaport kontrolünden çıktığınız anda shuttle standını karşınızda göreceksiniz. Biletinizi buradan satın alabilirsiniz. Tek yön kişi başı 10 eur. Yolculuk 20 dakika sürüyor. Ben bu yöntemi tercih ettim çünkü hızlı. Kalkan servisler 10 kişilik ama servis dolmasa bile tam saatinde kalkıyor. Dönüş için shuttle servisimi kaldığım hostelden ayarlamıştım. Tam talep ettiğim saatte araç buluşma noktasına geldi. Servis için bu sefer kişi başı tek yön 9 eur ödedim. Bu arada konakladığım hostelde havaalanına özel araç ile transfer servisi de vardı. Fiyatı 25 eur. Taksi fiyatının yarısı yani. Konakladığınız yere bu imkanları sormanızı tavsiye ederim. Ljubljana şehir içinde ise toplu taşımaya bence ihtiyacınız yok çünkü şehir merkezinde her yer yürüme mesafesinde. Detaylı Ljubljana Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madame-tussauds-amsterdam", "text": "Madame Tussauds Amsterdam, dünyaca ünlü balmumu heykeli müzesinin Amsterdam şubesi, tam da Dam meydanının göbeğinde. Dam Meydanı'nın hemen yanındaki Peek & Cloppenburg Binası'nda. Lady Gaga, Rafael Nadal, Einstein, Prenses Maxima, Kraliçe Beatrix, Angelina Jolie, George Clooney, Brad Pitt, David Beckham, Ronaldinho, Messi, Rafael van der Vaart ve James Bond müzede balmumu heykeli olan ünlü isimlerden sadece birkaçı. İçeride herhangi şehirde gireceğiniz Madame Tussauds Amsterdam müzesinden çok da farklı bir atmosfer yok ama, bir noktadan Dam Meydanı'nı izleyebileceğiniz şu güzel pencere için bile değer. Gerisi klasik Madame Tussauds müzesi, yani gayet başarılı ve gezmesi keyifli. Yetişkin: 19,5 eur, 23,5 eur, biletler alındığı gün herhangi bir saatte geçerli. Madame Tussauds Amsterdam biletlerinizi bu linkten satın alabilirsiniz. Eğer sabah 11.30'dan önce, akşam 18.00'den sonra gelirseniz daha avantajlı, online bilet alıp 18 eur ödersiniz. Bilet ofisi fiyatı yine aynı yani 23,5 eur. Ben bu müzeye gittiğimde kombinlemiştim biletimi, siz de bence öyle yapın. Madame Tussauds+Amsterdam Dungeun bileti alırsanız tam 17 eur kar ederek 26 eur'a ikisini birden gezebilirsiniz. Tabi bu online fiyatı. Oraya gittiğimde alırım derseniz fiyat 46 eur! Biletler alındığı günden itibaren 1 ay geçerli. Amsterdam Dungeon nedir diyenler için, diğer müzeler yazım için tıklayın. Daha fazla şeyi kapsayan biletler de var. \"Ben hem Madame Tussauds, hem Amsterdam Dungean'ı gezmek, hem de kanal turu yapmak isterim\" diyorsanız toplam 42,5 eur ödeyeceksiniz. Tabi bu online fiyatı. Bilet ofisinden alırsanız tam 63 eur bayılırsınız! Biletler alındığı günden itibaren 2 ay geçerli. İpucu: Online satın aldığınız biletlerinizi print etmenize gerek yok, telefonunuzdaki mobil bileti girişte göstermeniz yeterli."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-gezilecek-yerler", "text": "Madrid! Barselona kadar cıvıl cıvıl değil sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. 🙂 Madrid de bir o kadar yaşanılası ve büyülü bir şehir! Sıcacık, turistik ve hareketli bir Avrupa şehri burası. Madrid gezilecek yerler yazım ile tüm detayları keşfedin. Etrafınızda \"Madrid'de bir şey yok yaaa, bildiğin taş yığını!\" diyenlere sakın aldırmayın. Hatta üzülün onlara. 🙂 Her an tarihi bir sokağından Flamenko tınısının yükselebileceği, mis gibi tapas kokularının sizi sizden alacağı bu hayal şehri sakın ıskalamayın ve hemen rotanıza alın. 🙂 Madrid'de müzeler, tarihi binalar ve meydanlar zaten etkileyici, ama bir yandan bu şehirde modern bir hava da var. Bu modern altyapısını çoktan oturtmuş olan Madrid son yıllarda kendi tarihini, özgün şehir kimliğini ve kültürel yapısını daha da güzel tanıtmaya başlamış turistlere. Bu sebeple artık sadece yaz dönemlerinde değil, kışın da turistlerin İspanya'da favori bölgelerinden biri. Barcelona'nın rakibi diyebiliriz aslında ona. 🙂 Madrid'e gittiyseniz şehrin tarihi mahallelerinde, meydanlarında kaybolun, tapas ve paella yiyin. Huevos Rotos'u tatmadan dönmeyin. Bu arada Madrid'de asıl hayat 21.00'den sonra başlıyor! Vakit gece yarısını da geçse zaman hiç durmuyor bu şehirde! Uzun akşam yemeği ritüellerini kaçırmayın. 🙂 Veee tabi Madrid'i sevmeniz için önemli bir neden; Santiago Bernabeu stadı! Ben gittiğim her şehirde, hele ki o şehir kendi ile bütünleşmiş futbol takımlarına sahipse, muhakkak statlarını ziyaret ederim. Çünkü futbol benim için meslekten öte hayatımın bir parçası yani bir tutku. Özellikle stadyum atmosferleri beni çok yükseltiyor, çünkü o kadar fazla adrenalin ve enerji barındırıyor ki statlar, aşırı heyecanlanıyorum. Madrid'e kadar geldiyseniz efsane Cristiano Ronaldo'nun eski mabedini, Franco'nun Santiago Bernabeu Yeste'ye \"Bana dev bir uyku tulumu yapın\" emriyle inşa edilen o stadı, Santiago Bernabeu'yu muhakkak gezin! Hala Madrıd! Y Nada Mas! Ve işte Franco'nun Santiago Bernabeu Yeste'ye \"Bana dev bir uyku tulumu yapın\" emriyle inşa edilen Santiago Bernabeu stadı! Bu stadyum turunu mutlaka yapmalısınız!!! Parkları sevdiğimi artık tekrarlamayacağım, bilmiyorsanız ayıp yani! 🙂 El Retiro Park, nam-ı diğer Parque del Buen Retiro, Madrid'in en büyük parklarından biri. Royal Palace of Madrid, yani Kraliyet Sarayı Madrid'in en önemli turistik mekanlarından biri! Bu meydanın bulunduğu tepede göreceğiniz Madrid manzarası müthiş! Prado müzesi Madrid'in ünlü ulusal sanat müzesidir. Meraklısıysanız muhakkak gezin çünkü bu müzede 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan İspanyol sanatının ve kraliyet ailelerinin en iyi koleksiyonları sergileniyor. Burası bir kültür parkı! Madrid'in parklarının zaten ortak özelliği yemyeşil çimler ve harika bitki örtüsünün yanında bir yandan sanat sanat kokması. 🙂 Juan Carlos parkta da nehir, göl ve oditoryum var. Yine çok sayıdaki ilginç heykeller bu parkta sizi sizden alabilir dikkat... Aynı zamanda çok sakin burası. Mimariye meraklı olmasanız bile, çimlerde piknik yapmak çok romantik olabilir. 🙂 Zamanım olsa Juan Carlos Park'da meditasyon yapmak isterdim. 🙂 Bir dahaki sefere artık! Bu arada burası merkezden biraz uzak ama dert etmeyin ulaşım kolay. Sizlere sıkça bahsettiğim Madrid'in ünlü Opera metro durağından 5 numaralı Alameda de Osuna hattına binin. Canillejas durağında ineceksiniz. 1 saat içinde Juan Carlos Park'tasınız. Zamanınız varsa gidin ısrar ediyorum. 🙂 Madrid'de bir diğer muhteşem park olan El Retiro Park yazım için tıklayın. İşte Madrid'in en ünlü meydanlarından biri daha! Plaza de Cibeles, yani Kibele meydanı. \"Amaaan sen de hep bize meydanlardan bahsettin Çiğdem\" demeyin. 🙂 Madrid; mimarisi, tarihi binaların olduğu meydanları ile ünlü. Her yanının tarih koktuğu, her an bir köşeden Flamenko müziği duymanızın muhtemel olduğu bir Avrupa başkentinden bahsediyorum. 🙂 O yüzden Kibele meydanına muhakkak gidin ve meydanı çevreleyen Bank of Spain, Palacio de Buenavista, Palacio de Linares ve Kibele Sarayı ve önündeki tarihi çeşmenin mimarisine hayran hayran bakın benim gibi. 🙂 Madrid'in bir başka turistik meydanı Plaza Mayor yazım için tıklayın. Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia yani Kraliçe Sofia Ulusal Sanat Müzesinde 20. Yüzyıldan kalma sanat eserleri sergileniyor. İspanya Kraliçesi Sofia de Grecia'ya adanmış bir müze burası. Salı günleri kapalı bilginiz olsun. Giriş ücreti 10 eur. Sadece Picasso'nun dünyaca ünlü Guernica eserini görmek bile başlı başına müzeyi ziyaret sebebi! Salvador Dali'nin ve Goya'nın son dönemlerinin de eserleri harika. Tüyleriniz diken diken edecek cinsten yani. Meraklısıysanız muhakkak bu sanat müzesini görmeden dönmeyin derim. Debod Tapınağı, Madrid'de inşa edilmiş bir Mısır tapınağı! Şehrin merkezi Plaza Mayor'a yakın bir bölgedeyseniz Calle de Bailen üzerinden 20 dakika yürüyüşle buraya ulaşabilirsiniz. Bence yürümek daha mantıklı çünkü metroya da binseniz indi bindisiyle neredeyse yine 20 dakika sürüyor. İlla metro tercih edeceğim derseniz de Sol durağından 3 numaralı Moncloa metro hattına binip Ventura Rodriguez durağında inin. Ama bu noktadan da yaklaşık 700 metre daha yürümeniz gerekecek. Yürüyün yahu. 🙂 Debod tapınağına giriş ücretsiz. Antik Mısır mimarisini gözlemlemek isterseniz ve yakında Mısır'a bir seyahat planlamıyorsanız muhakkak bu tapınağa gelin. 🙂 Çünkü Mısır mimarisine ait detaylar Mısır'ın dışında sadece bu tapınakta varmış! Debod'a kadar gelmişken yakındaki Parque del Oeste bahçelerini de görün. El Rastro Flea Market, İspanya'daki en popüler açık hava bit pazarı! Yıl boyunca her pazar ve resmi tatillerde kuruluyor. Merkezden çok uzakta değil. Plaza Mayor'dan Calle de Toledo yönünde ilerlerseniz yaklaşık 10 dakikada bu pazara ulaşabilirsiniz. Hem ikinci el hem de yeni ürünler satılıyor bu pazarda. Çeşit çeşit giysiler, mücevher, el çantaları, dekoratif ürünler... Ne ararsanız var yani. 🙂 Size bir ipucu vereyim, diyelim El Rastro'ya geldiniz ve beğenmediniz, önemi yok çünkü Madrid'in en eski semtlerinden biri olan La Latina'dasınız. 🙂 Bölgedeki nefis tapasların tadını çıkarın. 🙂 Bu arada pazarda çanta ve cüzdanınıza dikkat! Kafe ve restoranlarıyla olduğu kadar sinema ve tiyatro salonları ile de ünlü aynı zamanda. Geceleri ise ayrı bir güzel çünkü Gran Via'nın gece hayatı da epey ünlü. Hiçbir mekana girmeseniz de rengarenk ve ışıl ışıl parlayan Gran Via binalarının arasında mutlaka yürüyün, buram buram Madrid kokan bu caddenin tadını çıkarın. Capricho Park güzel olduğu kadar ilginç bir park aynı zamanda. 1784'de Osuna Dükü ve Düşesi tarafından yaptırılmış. Sanatçılara, boğa güreşçilerine ve entelektüellere saygısı ile bilinen Düşes, en dönemin önde gelen zenginleri ve prestijli sanatçıların ziyaret ettiği otantik bir park yaratmak istemiş ve başarmış da. Zamanında epey rağbet görse de düşesin ölümü ile beraber popülaritesi de azalmış ve 1990'lı yıllarda günümüzdeki halini almış. Çok fazla turistik olmaması bence çok güzel. 🙂 Sakinliği severim. Capricho park'da botanik bahçeler, heykeller ve sanatsal hazineler var! Tapınakları, mabedleri, çeşmeleri, heykelleri, küçük meydanı ve Dukes Sarayı ile yine buram buram İspanya kokan bir park! Juan Carlos Park'ın hemen dibinde üstelik. Merkezden biraz uzak olduğu için Juan Carlos'a kadar gitmişken Capricho park'ı görmeden dönmeyin. Fransız ve İtalyan bahçesi, belli bölümlerindeki İngiliz peyzajı, labirent çimler ve defne ağaçları hakikaten muhteşem ya! 🙂 El Retiro park yazım için tıklayın. Madrid'de birçok kilise var ama çok fazla zamanım yok diyorsanız size önereceğim yer Saint Joseph kilisesi olacak. Madrid Barok estetiği ile tasarlanmış tipik bir kilise burası. İşlek Callede Alcala caddesi üzerindeki bu ihtişamli kiliseyi görmeden dönmeyin. İçeride muhteşem heykeller, duvarlarda dini figürleri resmettikleri muhteşem freskler var. Özellikle Alonso de Mena ve Luis Salvador Carmona tarafından yaratılmış heykel inanılmaz! Bırakın Madrid'in yerlileri sizi gizli mücevherleri ile buluştursun! 🙂 Madrid'in en ünlü lokasyonlarını, tarihini ve kültürünü yakından öğrenmek, şehre hayran olmak isterseniz bu tura katılmanızı tavsiye ederim. Mercado De San Miguel, yani San Miguel pazarını klasik bir pazar değil. Kapalı bir yemek pazarı olarak düşünün burayı. Üstelik burası Plaza Mayor'a yürüme mesafesinde ve Madrid'in turistler arasında en popüler pazarı diyebilirim. İçeride İspanya ve Katalan lezzetlerini ve içeceklerini epey uygun fiyata oturup tadabilir veya satın alabilirsiniz. 🙂 Ben restoranda vakit geçirmek istemediğim bir Madrid akşamında San Miguel'de yerel bir satıcıdan lezzetli tapaslar alıp otelime yollanmıştım ve odada harika bir ziyafet çekmiştim. 🙂 San Miguel'i iki kelime ile tarif et bize derseniz, gurmelerin pazarı derim buraya! Mühendis Saint-James tarafından tasarlanan Atocha, Madrid'in en büyük tren istasyonu! Binanın tarihi ve dış mimarisi görülmeye değer! Şu anda, yılda yaklaşık 16 milyon yolcu geçiyormuş bu tren istasyonundan. Aslında burası ilk bulunduğumda bana istasyondan ziyade bir havalimanını hatırlatmıştı çünkü içeride gördüğüm her şey modern ve çok hızlıydı. Ama bir tavsiyem var size. 🙂 Don Kişot'un yazarı İspanyol Cervantes'in doğduğu yer Alcala de Henares'e giden trene atlarsanız kendinizi o modernlikten bir anda sıyırabilirsiniz! 🙂 İspanya'nın tarihinin en önemli şehirlerinden biri aynı zamanda burası. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 30 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Madrid'de birçok konaklama seçeneği mevcut. 3 yıldızlı bir otelde konaklamanın fiyatı yaklaşık 75 eur'dan başlıyor. 5 yıldızı otellerde konaklamanın ortalama fiyatları da 150 eur'dan başlıyor ve yukarılara doğru devam ediyor. Turistik bölgelere yakın olan merkezi bölgede konaklama diğer bölgelere göre daha pahalı. Apart oteller de ayrı bir seçenek. Fiyatlar otellerden daha ucuz, Madrid'de gecelik 50-55 eur'a apart otel bulabilirsiniz. Apartman daireleri sevenler için de Madrid'de birçok seçenek var. Madrid merkezde bir daireyi günlük 75 eur'dan kiralayabilirsiniz. Gençlik hostelleri, öğrenciyseniz ve maceracı bir ruha sahip gezginseniz tam sizlik. Madrid'de yatakhanede bir yatak yaklaşık 15 eur civarında. Ayrıca şehrin merkezinde yaklaşık 50-60 eur'a özel odalı ve ortak banyolı temiz bir hostelde kanaklamanız da mümkün. Tavsiyelerim için haydi detaylı Madrid konaklama rehberime! Madrid denince benim aklıma gelen ilk lezzetler elbette ki önce Tapas, sonra Huevos Rotos ve Churros. Çok çok farklı çeşidi olan tapas, Katalan sofrasında mezelere verilen isim. Tapas fiyatları kullanılan malzemeye göre 2,5-5 eur arasında değişiyor. Churros'u da bilirsiniz, sıcak çikolataya batırılarak yenen bir tür kızarmış hamur tatlısı. Churros'ların fiyatı ise 3,5-4 eur civarında. \"Huevos Rotos ne peki?\" derseniz o da İspanyol zeytinyağında kızartılmış ve deniz tuzu ile fırında pişirilmiş taze patates! Paelle'yı da unutmayalım tabi. Madrid'in paellaları da oldukça meşhur. Paella İspanya'nın meşhur tavuk, deniz ürünleri veya tavşan eti ile hazırlanmış pilavı. Paellar'ların fiyatları da 20-40 eur arasında değişiyor! Tavsiyelerim için buyrun detaylı Madrid yeme içme rehberime! Madrid havaalanından şehir merkezine ulaşım ziyaret ettiğim bazı Avrupa şehirlerine göre epey kolay. Birkaç seçeneğiniz var. En pratiği ama en pahalısı taksi. Taksi kullanırsanız yaklaşık 25-30 eur ödemeniz gerekir. Otobüs veya metro tercih ederseniz kişi başı 1,5 eur'a 30 dakikada Madrid'in merkezine ulaşabilirsiniz. Madrid şehir içi ulaşım açısından epey hareketli ve gelişmiş bir şehir. Metro ve otobüs durakları çok yaygın. Kişi başı tek yön bilet fiyatları 1,5 eur. Birçok ulaşım ipucundan bahsettiğim detaylı Madrid ulaşım rehberim için tıklayın. 1. Metro ve otobüsle daha ucuza seyahat edin: Peki nasıl? 10 sefer kullanabileceğiniz Metrobus bileti ile A bölgesinde bulunan metro hatlarında ve Plaza de Colon-Havaalanı hattının dışındaki tüm EMT otobüslerinde 10 kez yolculuk yapabilirsiniz. Bu biletin son kullanma tarihi yok ve seyahat arkadaşlarınız tarafından da kullanılabilir. Fiyatı 12,20 eur. - 1 gün: 8,40 eur - 7 gün: 35,40 eur Turist seyahat kartınız size özeldir unutmayın, arkadaşınız kullanamaz. Tek yön kişi başı bilet fiyatının 1,5 eur olduğunu düşünürseniz, şehir içinde sıkça toplu taşıma kullanmayı düşünüyorsanız seyahat kartı fiyatları epey uyguna geliyor. - 24 saat: 49 eur - 48 saat: 62 eur - 72 saat: 76 eur Biletinizi online satın alırsanız bu fiyatlar üzerinden de yüzde beş indirim sağlayabilirsiniz. Madrid Kart ile 40 müzeyi ücretsiz gezebilir, ücretsiz toplu taşıma ve Madrid'in turistik otobüsü ile ücretsiz şehir turu yapabilirsiniz. 4. Ücretsiz müze günlerini takip edin: Madrid'de müzeler, belirli günler veya haftanın belirli saatlerinde herkese ücretsiz. Örneğin hem Reina Sofia hem de Museo Arqueologico, cumartesi öğleden sonra ve pazar günleri yetişkinlere ücretsiz giriş imkanı sunuyor. Prado müzesi de salıdan cumartesiye 18.00-20.00, pazar günleri de 17.00-20.00 arasında ücretsiz. Peki bu bilgileri nasıl öğrenebilirim derseniz de, Madrid'e varır varmaz bir turizm ofisinde soluğu alın veya otelinizden ücretsiz bir Madrid haritası edinin. 5. Hostelde konaklayın: Hostellere son zamanlarda kanım ısındı! 🙂 İlk başlarda bu konaklama tipine epey mesafeli yaklaşan ben son yıllarda ortak banyolu ama özel odalı hostelleri tercih etmeye başladım. Aslında hosteller otele benzer bir tarzda ama daha ucuz. Madrid'de merkezde yaklaşık 50-60 eur'a temiz güzel bir hostelde kanaklamanız mümkün. Gençlik hostellerinde ise yatakhanelerde gecelik yatak fiyatı yaklaşık 15 eur. 6. Şehri yürüyerek keşfedin: Madrid ziyaretimde havaalanından merkeze ulaşmak dışında hiçbir toplu taşıma kullanmamıştım. Şehir ne kadar büyük olursa olsun, gezilecek yerleri telefonumun Google Maps özelliği üzerinden işaretliyor ve bir şehir rotası çıkarıyorum kendime. Siz de öyle yapın. Yakın yerleri aynı güne sığdırın. Madrid; tarihi ve sanatçıları ile harika bir şehir. Yürüyerek şehrin tadını çıkarın ve El Retiro Park'da piknik yapın! 🙂 El Retiro Park yazım için tıkla."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Hala Madrıd! Y Nada Mas! Ve işte Franco'nun Santiago Bernabeu Yeste'ye \"Bana dev bir uyku tulumu yapın\" emriyle inşa edilen Santiago Bernabeu stadı! Bu stadyum turunu mutlaka yapmalısınız!!! Parkları sevdiğimi artık tekrarlamayacağım, bilmiyorsanız ayıp yani! 🙂 El Retiro Park, nam-ı diğer Parque del Buen Retiro, Madrid'in en büyük parklarından biri. Royal Palace of Madrid, yani Kraliyet Sarayı Madrid'in en önemli turistik mekanlarından biri! Bu meydanın bulunduğu tepede göreceğiniz Madrid manzarası müthiş! Prado müzesi Madrid'in ünlü ulusal sanat müzesidir. Meraklısıysanız muhakkak gezin çünkü bu müzede 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan İspanyol sanatının ve kraliyet ailelerinin en iyi koleksiyonları sergileniyor. Detaylı Madrid Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-konaklama-rehberi", "text": "Madrid'de birçok konaklama seçeneği mevcut. Madrid konaklama rehberi ile sizlere ucuz konaklamanın yollarını anlatacağım. 🙂 Haydi buyrun! 3 yıldızlı bir otelde konaklamanın fiyatı yaklaşık 75 eur'dan başlıyor. Neredeyse tüm blog yazılarımda söylediğim gibi burada da aynı şeyi tekrarlayacağım. Avrupa'da 3 yıldızlı konaklamalar epey iyi standartlar içeriyor. Kalmaktan çekinmeyin derim. Gereksiz yere 5 yıldızlı oteller servet ödemeyin hele ki kısa süre kalacaksanız. Çok yıldızlı otellerde konaklamanın ortalama fiyatları da 150 eur'dan başlıyor ve epey yukarılara doğru devam ediyor. Apart oteller, otellere göre ucuz bir seçenek. Uyandırma servisi, odanızda servis edilen kahvaltı, resepsiyon ve çamaşırhane hizmeti gibi ek hizmetlere en az otel kadar sahip olabilirsiniz apart otellerde de. Apartlar hep birlikte konaklamak isteyen aileler veya iş seyahatinde olanlar için özellikle uygun. Fiyatlar otellerden daha ucuz, Madrid'de gecelik 50-55 eur'a apart otel bulabilirsiniz. Apartman daireleri sevenler için de Madrid'de birçok seçenek var! Apartman daireleri, kendi yemeklerinizi hazırlayabileceğiniz, içi eşyalı ve kendinizi evinizde hissedeceğiniz başka bir konaklama şekli. Madrid merkezde bir daireyi günlük 75 eur'dan kiralayabilirsiniz. Bu konaklama tipini şehirlerde daha uzun süre konaklayacak olanlar tercih eder genelde çünkü haftalık veya aylık fiyatlar otellerden daha ucuza gelir. Madrid'de apartman dairelerinde konaklamaya haftalık yaklaşık 450 eur, 1 ay için içinse yaklaşık 1,295 eur ödersiniz. Hostellere son zamanlarda kanım ısındı! 🙂 İlk başlarda bu konaklama tipine epey mesafeli yaklaşan ben son yıllarda ortak banyolu ama özel odalı hostelleri tercih etmeye başladım. Aslında özel odalı hosteller otele benzer bir tarzda ama daha ucuz, çünkü hostellerde de yatak odası ve banyo için ödeme yaparsınız, ancak birebir aynı hizmetleri almazsınız. TV, havlular ve nevresimler genelde hostelde ücretsiz temin edilir ama pek çok hostelde örneğin kahvaltı sunmaz veya özel bir banyonuz olmaz. Şimdiye kadar kullandığım ortak banyoların tamamı aşırı temizdi, benden söylemesi. 🙂 Madrid'de merkezde özel odalı bir hostel'e gecelik yaklaşık 40-50 eur ödersiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Madrid 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. 50 eur konaklama, 30 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Madrid'de birçok konaklama seçeneği mevcut. 3 yıldızlı bir otelde konaklamanın fiyatı yaklaşık 75 eur'dan başlıyor. 5 yıldızı otellerde konaklamanın ortalama fiyatları da 150 eur'dan başlıyor ve yukarılara doğru devam ediyor. Turistik bölgelere yakın olan merkezi bölgede konaklama diğer bölgelere göre daha pahalı. Apart oteller de ayrı bir seçenek. Fiyatlar otellerden daha ucuz, Madrid'de gecelik 50-55 eur'a apart otel bulabilirsiniz. Apartman daireleri sevenler için de Madrid'de birçok seçenek var. Madrid merkezde bir daireyi günlük 75 eur'dan kiralayabilirsiniz. Gençlik hostelleri, öğrenciyseniz ve maceracı bir ruha sahip gezginseniz tam sizlik. Madrid'de yatakhanede bir yatak yaklaşık 15 eur civarında. Ayrıca şehrin merkezinde yaklaşık 50-60 eur'a özel odalı ve ortak banyolı temiz bir hostelde kanaklamanız da mümkün. Tavsiyelerim için haydi detaylı Madrid konaklama rehberime! Madrid denince benim aklıma gelen ilk lezzetler elbette ki önce Tapas, sonra Huevos Rotos ve Churros. Çok çok farklı çeşidi olan tapas, Katalan sofrasında mezelere verilen isim. Tapas fiyatları kullanılan malzemeye göre 2,5-5 eur arasında değişiyor. Churros'u da bilirsiniz, sıcak çikolataya batırılarak yenen bir tür kızarmış hamur tatlısı. Churros'ların fiyatı ise 3,5-4 eur civarında. \"Huevos Rotos ne peki?\" derseniz o da İspanyol zeytinyağında kızartılmış ve deniz tuzu ile fırında pişirilmiş taze patates! Paelle'yı da unutmayalım tabi. Madrid'in paellaları da oldukça meşhur. Paella İspanya'nın meşhur tavuk, deniz ürünleri veya tavşan eti ile hazırlanmış pilavı. Paellar'ların fiyatları da 20-40 eur arasında değişiyor! Tavsiyelerim için buyrun detaylı Madrid yeme içme rehberime! Madrid havaalanından şehir merkezine ulaşım ziyaret ettiğim bazı Avrupa şehirlerine göre epey kolay. Birkaç seçeneğiniz var. En pratiği ama en pahalısı taksi. Taksi kullanırsanız yaklaşık 25-30 eur ödemeniz gerekir. Otobüs veya metro tercih ederseniz kişi başı 1,5 eur'a 30 dakikada Madrid'in merkezine ulaşabilirsiniz. Madrid şehir içi ulaşım açısından epey hareketli ve gelişmiş bir şehir. Metro ve otobüs durakları çok yaygın. Kişi başı tek yön bilet fiyatları 1,5 eur. Birçok ulaşım ipucundan bahsettiğim detaylı Madrid ulaşım rehberim için tıklayın. Detaylı Madrid Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-kraliyet-sarayi", "text": "Kraliyet Sarayı'nın içini isterseniz rehberli veya kendi başınıza da gezebilirsiniz. Ben rehberli turlardan hoşlanmıyorum. Çünkü okuyarak bilgi edinmek ve kendi hızımda gezmek daha çok hoşuma gidiyor. 🙂 Peki bu şatafatlı sarayda neler var? İhtişamlı konuk salonları, ziyafet salonları ve taht odası! Ayrıca Royal Armory ve Royal Pharmacy'i de görme şansınız var. 🙂 Royal Armory yani Madrid Kraliyet Silahlı Kuvvetleri; kralların kişisel silahları, zırhlar ve birçok diplomatik eseri içinde barındıran çok özel bir koleksiyon. Royal Pharmacy ise Kraliyet Eczanesi. Bu koleksiyonda da eski tarihlerde ilaç yapımında kullanılan çömlek kavanozlar falan sergileniyor. Madrid'in bir diğer popüler meydanı Plaza Mayor yazım için tıklayın. Madrid gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-turu", "text": "Madrid! Barselona kadar cıvıl cıvıl değil sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. 🙂 Madrid turu yazım ile tüm detayları keşfedebilirsin. Sıcacık, turistik ve hareketli bir Avrupa şehri burası. Her an tarihi bir sokağından Flamenko tınısının yükselebileceği, mis gibi tapas kokularının sizi sizden alacağı bu hayal şehri sakın ıskalamayın ve hemen rotanıza alın. 🙂 Madrid'e gittiyseniz şehrin tarihi mahallelerinde, meydanlarında kaybolun, tapas ve paella yiyin. Huevos Rotos'u tatmadan dönmeyin. Veee tabi Madrid'i sevmeniz için önemli bir neden; Santiago Bernabeu stadı! Madrid'e kadar geldiyseniz efsane Cristiano Ronaldo'nun eski mabedini, Franco'nun Santiago Bernabeu Yeste'ye \"Bana dev bir uyku tulumu yapın\" emriyle inşa edilen o stadı, Santiago Bernabeu'yu muhakkak gezin! Hala Madrıd! Y Nada Mas! Ve işte Franco'nun Santiago Bernabeu Yeste'ye \"Bana dev bir uyku tulumu yapın\" emriyle inşa edilen Santiago Bernabeu stadı! Bu stadyum turunu mutlaka yapmalısınız!!! Parkları sevdiğimi artık tekrarlamayacağım, bilmiyorsanız ayıp yani! 🙂 El Retiro Park, nam-ı diğer Parque del Buen Retiro, Madrid'in en büyük parklarından biri. Royal Palace of Madrid, yani Kraliyet Sarayı Madrid'in en önemli turistik mekanlarından biri! Bu meydanın bulunduğu tepede göreceğiniz Madrid manzarası müthiş! Prado müzesi Madrid'in ünlü ulusal sanat müzesidir. Meraklısıysanız muhakkak gezin çünkü bu müzede 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan İspanyol sanatının ve kraliyet ailelerinin en iyi koleksiyonları sergileniyor. Burası bir kültür parkı! Madrid'in parklarının zaten ortak özelliği yemyeşil çimler ve harika bitki örtüsünün yanında bir yandan sanat sanat kokması. 🙂 Juan Carlos parkta da nehir, göl ve oditoryum var. Yine çok sayıdaki ilginç heykeller bu parkta sizi sizden alabilir dikkat... Aynı zamanda çok sakin burası. Mimariye meraklı olmasanız bile, çimlerde piknik yapmak çok romantik olabilir. 🙂 Zamanım olsa Juan Carlos Park'da meditasyon yapmak isterdim. 🙂 Bir dahaki sefere artık! Bu arada burası merkezden biraz uzak ama dert etmeyin ulaşım kolay. Sizlere sıkça bahsettiğim Madrid'in ünlü Opera metro durağından 5 numaralı Alameda de Osuna hattına binin. Canillejas durağında ineceksiniz. 1 saat içinde Juan Carlos Park'tasınız. Zamanınız varsa gidin ısrar ediyorum. 🙂 Madrid'de bir diğer muhteşem park olan El Retiro Park yazım için tıklayın. İşte Madrid'in en ünlü meydanlarından biri daha! Plaza de Cibeles, yani Kibele meydanı. \"Amaaan sen de hep bize meydanlardan bahsettin Çiğdem\" demeyin. 🙂 Madrid; mimarisi, tarihi binaların olduğu meydanları ile ünlü. Her yanının tarih koktuğu, her an bir köşeden Flamenko müziği duymanızın muhtemel olduğu bir Avrupa başkentinden bahsediyorum. 🙂 O yüzden Kibele meydanına muhakkak gidin ve meydanı çevreleyen Bank of Spain, Palacio de Buenavista, Palacio de Linares ve Kibele Sarayı ve önündeki tarihi çeşmenin mimarisine hayran hayran bakın benim gibi. 🙂 Madrid'in bir başka turistik meydanı Plaza Mayor yazım için tıklayın. Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia yani Kraliçe Sofia Ulusal Sanat Müzesinde 20. Yüzyıldan kalma sanat eserleri sergileniyor. İspanya Kraliçesi Sofia de Grecia'ya adanmış bir müze burası. Salı günleri kapalı bilginiz olsun. Giriş ücreti 10 eur. Sadece Picasso'nun dünyaca ünlü Guernica eserini görmek bile başlı başına müzeyi ziyaret sebebi! Salvador Dali'nin ve Goya'nın son dönemlerinin de eserleri harika. Tüyleriniz diken diken edecek cinsten yani. Meraklısıysanız muhakkak bu sanat müzesini görmeden dönmeyin derim. Debod Tapınağı, Madrid'de inşa edilmiş bir Mısır tapınağı! Şehrin merkezi Plaza Mayor'a yakın bir bölgedeyseniz Calle de Bailen üzerinden 20 dakika yürüyüşle buraya ulaşabilirsiniz. Bence yürümek daha mantıklı çünkü metroya da binseniz indi bindisiyle neredeyse yine 20 dakika sürüyor. İlla metro tercih edeceğim derseniz de Sol durağından 3 numaralı Moncloa metro hattına binip Ventura Rodriguez durağında inin. Ama bu noktadan da yaklaşık 700 metre daha yürümeniz gerekecek. Yürüyün yahu. 🙂 Debod tapınağına giriş ücretsiz. Antik Mısır mimarisini gözlemlemek isterseniz ve yakında Mısır'a bir seyahat planlamıyorsanız muhakkak bu tapınağa gelin. 🙂 Çünkü Mısır mimarisine ait detaylar Mısır'ın dışında sadece bu tapınakta varmış! Debod'a kadar gelmişken yakındaki Parque del Oeste bahçelerini de görün. El Rastro Flea Market, İspanya'daki en popüler açık hava bit pazarı! Yıl boyunca her pazar ve resmi tatillerde kuruluyor. Merkezden çok uzakta değil. Plaza Mayor'dan Calle de Toledo yönünde ilerlerseniz yaklaşık 10 dakikada bu pazara ulaşabilirsiniz. Hem ikinci el hem de yeni ürünler satılıyor bu pazarda. Çeşit çeşit giysiler, mücevher, el çantaları, dekoratif ürünler... Ne ararsanız var yani. 🙂 Size bir ipucu vereyim, diyelim El Rastro'ya geldiniz ve beğenmediniz, önemi yok çünkü Madrid'in en eski semtlerinden biri olan La Latina'dasınız. 🙂 Bölgedeki nefis tapasların tadını çıkarın. 🙂 Bu arada pazarda çanta ve cüzdanınıza dikkat! Kafe ve restoranlarıyla olduğu kadar sinema ve tiyatro salonları ile de ünlü aynı zamanda. Geceleri ise ayrı bir güzel çünkü Gran Via'nın gece hayatı da epey ünlü. Hiçbir mekana girmeseniz de rengarenk ve ışıl ışıl parlayan Gran Via binalarının arasında mutlaka yürüyün, buram buram Madrid kokan bu caddenin tadını çıkarın. Capricho Park güzel olduğu kadar ilginç bir park aynı zamanda. 1784'de Osuna Dükü ve Düşesi tarafından yaptırılmış. Sanatçılara, boğa güreşçilerine ve entelektüellere saygısı ile bilinen Düşes, en dönemin önde gelen zenginleri ve prestijli sanatçıların ziyaret ettiği otantik bir park yaratmak istemiş ve başarmış da. Zamanında epey rağbet görse de düşesin ölümü ile beraber popülaritesi de azalmış ve 1990'lı yıllarda günümüzdeki halini almış. Çok fazla turistik olmaması bence çok güzel. 🙂 Sakinliği severim. Capricho park'da botanik bahçeler, heykeller ve sanatsal hazineler var! Tapınakları, mabedleri, çeşmeleri, heykelleri, küçük meydanı ve Dukes Sarayı ile yine buram buram İspanya kokan bir park! Juan Carlos Park'ın hemen dibinde üstelik. Merkezden biraz uzak olduğu için Juan Carlos'a kadar gitmişken Capricho park'ı görmeden dönmeyin. Fransız ve İtalyan bahçesi, belli bölümlerindeki İngiliz peyzajı, labirent çimler ve defne ağaçları hakikaten muhteşem ya! 🙂 El Retiro park yazım için tıklayın. Madrid'de birçok kilise var ama çok fazla zamanım yok diyorsanız size önereceğim yer Saint Joseph kilisesi olacak. Madrid Barok estetiği ile tasarlanmış tipik bir kilise burası. İşlek Callede Alcala caddesi üzerindeki bu ihtişamli kiliseyi görmeden dönmeyin. İçeride muhteşem heykeller, duvarlarda dini figürleri resmettikleri muhteşem freskler var. Özellikle Alonso de Mena ve Luis Salvador Carmona tarafından yaratılmış heykel inanılmaz! Bırakın Madrid'in yerlileri sizi gizli mücevherleri ile buluştursun! 🙂 Madrid'in en ünlü lokasyonlarını, tarihini ve kültürünü yakından öğrenmek, şehre hayran olmak isterseniz bu tura katılmanızı tavsiye ederim. Mercado De San Miguel, yani San Miguel pazarını klasik bir pazar değil. Kapalı bir yemek pazarı olarak düşünün burayı. Üstelik burası Plaza Mayor'a yürüme mesafesinde ve Madrid'in turistler arasında en popüler pazarı diyebilirim. İçeride İspanya ve Katalan lezzetlerini ve içeceklerini epey uygun fiyata oturup tadabilir veya satın alabilirsiniz. 🙂 Ben restoranda vakit geçirmek istemediğim bir Madrid akşamında San Miguel'de yerel bir satıcıdan lezzetli tapaslar alıp otelime yollanmıştım ve odada harika bir ziyafet çekmiştim. 🙂 San Miguel'i iki kelime ile tarif et bize derseniz, gurmelerin pazarı derim buraya! Mühendis Saint-James tarafından tasarlanan Atocha, Madrid'in en büyük tren istasyonu! Binanın tarihi ve dış mimarisi görülmeye değer! Şu anda, yılda yaklaşık 16 milyon yolcu geçiyormuş bu tren istasyonundan. Aslında burası ilk bulunduğumda bana istasyondan ziyade bir havalimanını hatırlatmıştı çünkü içeride gördüğüm her şey modern ve çok hızlıydı. Ama bir tavsiyem var size. 🙂 Don Kişot'un yazarı İspanyol Cervantes'in doğduğu yer Alcala de Henares'e giden trene atlarsanız kendinizi o modernlikten bir anda sıyırabilirsiniz! 🙂 İspanya'nın tarihinin en önemli şehirlerinden biri aynı zamanda burası. Konaklama ve yeme içme önerilerimin de olduğu detaylı Madrid gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-ulasim-rehberi", "text": "Taksi, şehir merkezine seyahat etmenin rahat ve kolay yolu ama benim tercih etmediğim bir yol. Çok kolaycılığa kaçmak gibi geliyor bana. 🙂 Elbette kısıtlı zamanınız var ise mantıklı ama ben tren veya metro ile yolculuğa bayılıyorum. Şehrin havasını uçaktan iner inmez soluyabileceğiniz yerler tren ve metrolar kesinlikle. Ama yine de siz bilirsiniz. Ben bilgileri vereyim. 🙂 Yolculuk yaklaşık 20 25 dakika sürüyor. Taksi ücreti yaklaşık 25-30 eur. EMT otobüs hatları da pratik ve ucuz bir seçenek. 200 numaralı otobüs T1, T2 ve T3 terminallerinden; 204 numaralı otobüs ise 204 terminalinden geçer. Tek yön bilet kişi başı 1,5 eur. Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürüyor. T2'nin ilk katından 8 numaralı metro hattından metroya binmelisiniz. Mar De Cristal istasyonunda inecek ve 4 numaralı hatta geçiş yapacaksınız. Veya 8 numaralı hat ile Nuevos Ministerios durağına kadar gelip, bu istasyondan 10 numaralı hatta aktarma yapmalısınız. Karışık gibi göründüğüne bakmayın. Çok kolay aslında. 🙂 Her iki hat da sizi merkezdeki Alonso istasyonuna götürüyor. Tek yön bilet kişi başı 1,5 eur. Yolculuk yaklaşık 22-25 dakika sürüyor. Metro: Madrid metro hatları açısından oldukça gelişmiş bir şehir. Tek yön kişi başı 1,5 eur'a satın aldığınız bilet EMT otobüslerinde de geçerli. Biletleri bilet ofisinden veya otomatik bilet makinesinden kart veya nakit para ile satın alabiliyorsunuz. Madrid metrosu, A, B1, B2 ve B3 bölgelerine ayrılmış durumda. Tabela ve yönlendirmeleri takip ederseniz zorlanmazsınız. Madrid metro güzergah ve saatler için tıklayın. Otobüs: Birçok hat üzerinde sefer yapan EMT otobüsleri de şehir içindeki diğer ulaşım seçenekler. Metro ve EMT otobüslerinde kullanabileceğiniz, 10 kez yolculuğa imkan tanıyan Metrobus biletinin fiyatı 12,5 eur. Bu biletin son kullanma tarihi yok ve seyahat arkadaşlarınız tarafından da kullanılabilir. Bu arada Metrobus biletinin sadece A bölgesi içindeki yolculukları kapsıyor. Diğer bölgelere seyahat etmek için ilave bilet almalısınız. Madrid EMT otobüs güzergah ve saatler için tıklayın. Tren: Madrid'in dışını ve köyleri ziyaret edecekseniz RENFE adı verilen tren ulaşımını kullanmalısınız. Madrid tren güzergah ve saatler için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/madrid-yeme-icme-rehberi", "text": "Madrid yeme içme denince benim aklıma gelen ilk lezzetler elbette ki önce Tapas, sonra Huevos Rotos ve Churros. Tapas'dan Barcelona yazımda bahsetmiştim. Çok çok farklı çeşidi olan tapas, Katalan sofrasında mezelere verilen isim. Churros'u da bilirsiniz, sıcak çikolataya batırılarak yenen bir tür kızarmış hamur tatlısı. Huevos Rotos ne peki derseniz o da İspanyol zeytinyağında kızartılmış ve deniz tuzu ile fırında pişirilmiş taze patates! Bu patatesler üzerinde orta derecede pişmiş yumurta ile servis ediliyor. Yumurta dilerseniz bütün veya parçalanmış şekilde hazırlanabiliyor. Hangimiz kahvaltıda ya da karnımız alakasız bir zamanda guruldadığında kalkıp patatesli yumurta yapmamışızdır? 🙂 Bence hepimiz yaptık bunu. 🙂 O yüzden Huevos Rotos da bize damak tadı olarak çok da yabancı değil. Bazı restoranlar istediğinizde içinde et ile de hazırlayabiliyor bu yemeği ama benim favorim etsiz olanı! Paelle'yı da unutmayalım tabi. Madrid'in paellaları da oldukça meşhur. Paella ne derseniz, İspanya'nın meşhur tavuk, deniz ürünleri veya tavşan eti ile hazırlanmış pilavı. Şimdi Madrid yeme içme rehberi ile sizlere Madrid'de birkaç restoran önereceğim. Bu mekan bana göre Madrid'in en lezzetli tapaslarını yiyebileceğiniz bir restoran. Sadce tapas değil menüde birbirinden farklı yerel atıştırmalık var! Bu restorandaki dekorasyon hakikaten harika! Tavanda kocaman kristal bir avize ve tarihi figürler, duvarlarda ellerinde içecekleri ile poz veren iskelet fotoğrafları, etrafta çeşitli heykeller, dekoratif eşyalar, ve tepede duran bir bisiklet! Ortaçağ'dan fırlamış tablolar... Restorandan çok daha ziyade bir müze gibi burası. 🙂 Fiyatlar da epey uygun. Tadını çıkarın! Yine bir tatlıcı. 🙂 Bu mekanın olayı churros kesinlikle bana göre. Churros'u da bilirsiniz, sıcak çikolataya batırılarak yenen bir tür kızarmış hamur tatlısı. Fiyatı yaklaşık 3 eur civarında. Lezzetli bir cappuccinonun fiyatı ise 2,4 eur. İçerisi gün içinde epey kalabalık olabiliyor, günün erken saatlerini tercih edin derim. Ulaşım kolay çünkü mekan şehrin merkezi noktalarından Sol meydanına epey yakın. Bu arada garsondan churros isterken yanında güzel demlenmiş mis gibi bir Vienna Coffee de sipariş etmeyi unutmayın! Fiyatı 2,5 eur. Çok çok çok çok yerel ve tarihi bir mekan daha! Yer bulursanız şanslısınız çünkü buraya sadece turistler değil Madrid'de yaşayanlar da fazlaca uğruyor. Motteau daha ziyade bir pastane gibi, ama günün öğlen saatinde oturup brunch keyfi de yapabileceğiniz bir mekan aynı zamanda. Fiyatlar çok uygun. Tatlı ve kruvasan çeşitleri yaklaşık 2-4 eur civarında. Benim favorim Motteau'da kesinlikle brownie! Eeeefsaaaneeee! 🙂 Mekanın kahvesi de aşırı lezzetli. Favori kek veya pastanızın yanında çay sipariş ederseniz çok tatlı minik demliklerde geliyor çayınız. Kahve 1,8 eur, çay ise 2 eur civarında. Tartlar da çok leziz, fiyatı 4,5 eur. Madrid gezilecek yerler y azım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/malmo-gezilecek-yerler", "text": "Ben Malmö'ye Danimarka Kopenhag'dan geçmiştim. Ulaşım oldukça pratik ve hızlı. Oresund Köprüsü üzerinde yapacağınız hızlı tren yolculuğu ile yaklaşık 40 dakikada Malmö'ye varıyorsunuz. Araçlar Kobenhavn H yani Kopenhag merkez istasyonundan 20 dakikada bir kalkıyor. Biletleri DSB bilet satış ofislerinden, 7-eleven büfelerinden veya bilet makinelerinden satın alabiliyorsunuz. Bilet fiyatı tek yön kişi başı yaklaşık 18 eur. DKK hesabı yapmayın, psikolojiniz bozulur. 🙂 Hahaha. Ben bir yerden sonra bu kuzey ülkelerinde hesabı kitabı bırakmıştım. Siz de öyle yapın. 🙂 18 eur yaklaşık 135 DKK ediyor. - Pasaportunuzu yanınızda bulundurun, çünkü Kopenhag'da tren için sırada beklerken pasaport kontrolü yapılabiliyor. Sonuçta tren ile ülke değiştiriyorsunuz. - Trende sessiz olun. Kuzey kafasını hakikaten seviyorum, insanlar birbirlerinin hayatına aşırı saygılılar. Karşı tarafı rahatsız etmemek adına trende çıt çıkmıyor. Konuşan sayısı bile az. Trende \"Cep telefonu ile görüşme yapmayın.\" uyarı levhasına bile rastladım. İlginç. İnsanlar trende ya Oresund köprü manzarasının tadını çıkarıyor, ya da kitaplarına gömülü bir şekilde takılıyor. Bence müthiş! 🙂 - Asla biletsiz yolculuk yapmayın. Bu cümlemde \"Ben ettim siz etmeyin!\" havasını sezdiniz değil mi? 🙂 Şuan değişti mi bilemiyorum ama ben Kopenhag'dan Malmö'ye geçmek istediğimde makinelerden biletleri sadece kredi kartı ile satın alabiliyordunuz. İstasyondaki DSB ofisi de aksi gibi kapalı idi. Bir süre açılmasını beklesem de yok, açılmadı. Ben o dönemler hep nakitçiydim. Kredi kartı kullanmıyordum. Ama işte bazen ne kadar çok nakite sahip olursanız olun kredi kartı kullanmadığınız için zor durumda kalabiliyorsunuz. Geri mi dönsem diye düşündükten sonra \"Yok yaaa!\" dedim ve şeytana uydum arkadaşlar. 🙂 Avrupa'da trenlerde veya metrolarda kontrol pek olmuyor ama o bilet kondüktörü bir anda da alakasız yerlerde karşınıza çıkabiliyor. Bu sebeple ben hiçbir zaman bu araçlara biletsiz binmedim, taaa ki Kopenhag-Malmö yolculuğuma kadar. 🙂 Evet itiraf ediyorum, bir risk aldım ve biletsiz bindim! Tabi içimde stres olmadı değil. Allahtan kontrol falan olmadı. İki ülke arasını biletim olmadan geçtim ve geri döndüm, tabi ucuz yırttım. 🙂 Yanınızda, kullanmasanız da, kredi kartı bulundurun ve biletsiz yolculuk etmeyin bence. Meydanda en çok sevdiğim binalardan biri Radhuset yani Malmö Belediye Binası oldu. Hollanda Rönesans tarzı mimarisine bayıldımmm. Apoteket Lejonet yani Malmö'nün o meşhur eczanesi de yine bu meydanda. Tarihi ise taaa 1500'lü yıllara dayanıyormuş. Avrupa'da bu tarihi eczaneleri görünce benim aklıma hep Merlin'in Gaius'u gelir. Efsane diziydi yalnız, şimdi epey özlediğimi farkettim. Muhtemelen diziyi üçüncü tura dönmeye başlayacağım bir ara. 🙂 Ve tabi Karl X Gustav'ın bronz heykelini de fotoğraflamadan asla bu Stortorget'ten ayrılmayın, ayıp! 🙂 Bu kral 17. yüzyılın ortalarında hüküm sürmüş, Malmö tarihinde önemli de bir rol oynamış. Nasıl mı? Uzun süre Malmö'yü buyunduruğu altında tutan Danimarkalıları nihayet İsveçliler'e teslim etmeye zorlayan kişi Karl X Gustav olmuş. Lilla Torg, Stortorget'e göre biraz daha küçük bir meydan olsa da epey hareketli. Stortorget'ten yürüyerek yaklaşık iki dakikada ulaşabilirsiniz. Lilla Torg 1500'lerden kalma tarihi binaları ile ünlü. Gerçekten de meydanı gezerken taaa o tarihlerden günümüze bu binaların nasıl korunduğunu tahmin etmeye çalışıp, hayran kalıyorsunuz. Lilla Torg, kafeleri ve hoş restoranları ile de epey meşhur. Ama bu mekanları, meydanın ruhunu asla bozmadan hizmete sunmuşlar. Asıl olay da burada sanırım. Tarihi ve estetiği koruma çabaları hakikaten taktire şayan! 🙂 Lilla Kafferosteriet, Solde Kaffebar size bu meydanda tavsiye edebileceğim lezzet durakları. Malmö kalesinin tarihi çok ilginç. Bu kalenin tarihi aslında 1400'lerin başına dayanıyor. 1500'lerin ortalarında ise birkaç yıl boyunca bu kale hapishane olarak kullanılmış. Sularla çevrili bu kızıl renkli kalenin görüntüsü çok hoş. İçeride bir tarih ve sanat müzesi, bir de akvaryum var. İskandinavya'nın en eski kalesiymiş burası. Malmö kalesine Malmö tren istasyonundan yürüyerek yaklaşık 15 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Toplu taşıma ile de ulaşım mümkün ama indisi bindisiyle yolculuk neredeyse yürüme süresine ulaşabiliyor. Centralstation otobüs durağından 7 numaralı Malmö Ön. otobüs hattı ile 4 durak gidecek ve Malmö Tekniska Museet durağında ineceksiniz. Buradan da kaleye bir 8 dakikalık yürüme mesafesi var. Bilginize. 🙂 O yüzden benim yaptığım gibi yapın, hava ne kadar soğuk olursa olsun yürümeyi tercih edin, çünkü şehirlerin tadı en güzel böyle çıkarılıyor! Malmö tren istasyonundan yürüyerek 9 dakikada ulaşabilirsiniz. Veya Centralstation durağından 7 numaralı Malmö Syd Svagertorp otobüs hattına binecek ve 2 durak sonra Malmö Gustav Adolfs Torg'da ineceksiniz. Kahveler aşırı lezzetli. Bu kafeye dair en sevdiğim şey, paketlerde sattıkları çekirdek kahvelerdi. Bodils Kaffe ve Veras Kaffe favorim. 500 gramlık paketlerin fiyatları 160-170 SEK arasında değişiyor, yani yaklaşık 15-18 eur. Yürüyerek merkeze biraz uzak sayılabilir burası ama kesinlikle lezzet için değer. Yürüyerek yaklaşık 26 dakika sürüyor. Merkez tren istasyonundan toplu taşıma ile de ulaşım mümkün. Centralstation otobüs durağından 32 numaralı Kaglinge hattına binecek ve 4 durak sonra Folkets Park durağında ineceksiniz. Sıcaklardan ziyade soğuk kahveleri ile de ün yapmış Cafe number 6. Tatlı ve tuzlu atıştırmalıklar da çok lezzetli. Enerjinizi yazilarinizdan hissettim, cok keyif verdi. Meydanlar, ve kahve disinda yerel lezzetler adina bir tavsiyeniz var mi acaba? Haftasonu kopegimizle kisa bir seyahat planliyoruz, orada da 'dog-friendly' bir ortam oldugunu umuyorum. Merhaba, özellikle dog-friendly önerebileceğim bir ortam maalesef yok. O açıdan dikkat etmedim. Fakat sen gezinde güzel yerler keşfedersen bu yorumun altına tavsiyede bulunabilirsin. 🙂 Sana şimdiden adını bilmiyorum ama köpeğinle mutlu gezmeler. Merhaba, teşekkürler. Gezi planına bağlı olmakla birlikte bana göre bu süre yeterli olur."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/manneken-pis", "text": "Brüksel şehrinin en ikonik ve sembolik yapısı Manneken Pis diyebiliriz! Bronz bir işeyen çocuk heykeli. Şehrin hem mizah anlayışını hem de bağımsızlığını temsil ediyor bu heykel. Rue de Chene ve Rue de Etuve sokaklarının tam da kesiştiği noktada. Grand Place'e sadece üç dakika uzaklıkta. 1. 14. yüzyılda Brüksel yabancı güçler tarafından kuşatılmış. Düşmanlar şehrin duvarlarına patlayıcı dinamitler yerleştirmiş. Julianske adında küçük bir çocuk bu dinamitlerin üzerine işeyerek onları söndürmüş ve şehri havaya uçmaktan kurtarmış. Bu hikaye belki de efsaneler arasında en çok anlatılanı! 2. Turistlere sık sık anlatılan bir başka hikaye de şu. 🙂 Zengin bir tüccar yüzyıllar önce ailesi ile beraber Brüksel'e gelmiş. Küçük oğlunu kalabalık esnasında bir anda gözden kaybetmiş. Şehrin her köşesinde bir arama ekibi kurmuş. Sonunda çocuğu bir evin bahçesine işerken bulmuşlar. Tüccar da arama sırasında yardım eden yerlilere şükran hediyesi olarak, heykelin sergilendiği çeşmeyi yaptırmış. 3. Başka bir efsane de küçük bir çocuğun annesinden şehrin merkezinde alışveriş yaparken kaybolduğunu anlatır. Çocuğunun kaybettiği paniğe kapılmış kadın, şehrin Belediye Başkanı da dahil olmak üzere karşılaştığı herkesi meydana çağırmış. Şehir çapında bir arama başlamış ve en sonunda çocuk bulunduğunda, küçük bir sokağın köşesinde işiyormuş. Manneken-Pis'in efsane hikayelerinden yeterince heyecan duymadınız mı? O zaman size ilginç birkaç bilgi daha vereyim. 🙂 Bu bronz işeyen çocuk heykelinin gardrobunda tam 1000'den fazla kostüm var. Yanlış duymadınız 1000'den fazla! 🙂 Kent Müzesi'nde sergilenen en eski kostüm, on yedinci yüzyıl kökenli imiş! Muhakkak bu kent müzesini gezin, içerisi çok enteresan. Bu heykel anlayacağınız üzere haftada birkaç kez kostüm değiştiriyor. Kostüm değişimi bando müziği eşliğinde renkli bir törenle yapılıyor. 🙂 Birçok kostüm çeşitli ulusların ulusal kıyafetini temsil ediyor; geri kalanlar da çeşitli ticaret, meslek, dernek ve sivil ve askeri hizmetlerin üniformalarından oluşuyor. Birçok kişi bu heykeli gördükten sonra burası için turist tuzağı, turist kazığı gibi yorumlar yapıyor. Ben ise bu görüşlere hiç katılmıyorum. Tamam anlatılanlardan dolayı beklentimiz yükseliyor ve gördüğümüz küçücük bronz heykelcik karşısında hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz ama gördüğüm ve öğrendiğim her şeyden keyif almaya çalışırım ben. Kesinlikle şehrin bu ikonik yapısını görmeden dönmeyin. Tarihi ve efsaneleri beni çok çok doyurdu işeyen çocuk heykelinin. Gözümü kapadım ve anlatılan efsaneleri kafamda resmettim. İnanılmaz! Bu arada şehirde festival dönemlerinde bu heykelden su yerine Belçika birası akıtılıyormuş. Alın size ilginç bir bilgi daha. 🙂 Bu arada heykelin hemen yanındaki Le Funambule isimli waffle'cıya da uğramadan dönmeyin. Zaten aşırı tatlı kokan waffle kokusu sizi sizden alacak, net. 🙂 Mutlu gezmeler. Yeri gelmişken Brüksel çikolata ve waffle rehberim için tıklayın!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/marken-gezilecek-yerler", "text": "Amsterdam Merkez İstasyonundan 315 numaralı Marken Monnickendam otobüsüne binerek yaklaşık 45 dakikada Marken'e ulaşabilirsiniz. Biletinizi Amsterdam merkez istasyonu içinde EBS ofisinden alıyorsunuz. EBS ofisinden biletinizi aldıktan sonra merdivenlerden yukarı çıkarsanız otobüsler buradan kalkıyor. Volendam'dan da Marken'e, Marken Express tekneleri veya otobüs ile ulaşılabiliyor. Marken Express tekneleri ile ulaşım tek yön için 8 eur. Gidiş dönüş ise 11,5 eur. Bisikletiniz için de 1,5 eur ödemeniz gerekiyor. Tekneler her yarım saatte bir kalkıyor. Bindikten 30 dakika sonra Marken'desiniz. Şimdi burada sizin istekleriniz devreye giriyor. Ben Kuzey Denizi üzerinde tatlı bir tekne yolculuğu yaparak ve fotoğraf çekerek Marken'e varmak istiyorum derseniz otobüs değil, tekne tercih edin. Güzel de olur. Beatrix Köprüsü: Marken otobüs durağına 2 dakikalık bir mesafede. 🙂 Bol bol fotoğraf çekin. Tahta ayakkabı fabrikası: Beatrix köprüsünden geçince, Het Rietland caddesi üzerinden dümdüz ilerleyin, zaten karşınıza çıkacak, geleneksel Hollanda tahta ayakkabılarının yapımını izleyebilir ve hatta satın da alabilirsiniz. Hollanda'nın en önemli sembollerinden biri clogs ismini verdikleri tahta ayakkabılardır. Bence görmeden ayrılmayın. Peynir dükkanı: Tahta ayakkabı fabrikasından çıkıp düz ilerlediğinizde karşınıza çıkacak ilk dükkan. Adı direk The Cheese Shop. Buradan çok uygun fiyata çeşit çeşit Hollanda peyniri satın almıştım. Şiddetle tavsiye edilir. Grote Kerk: Yürümeye devam ediyorsunuz. Tabi yürürken yollarda karşınıza yine sevimli Hollanda evleri, bolca hediyelik eşya dükkanı, bolca huzur ve sükunet çıkacak. 🙂 Kerkbuurt üzerindeki bu kiliseyi meraklıları mutlaka görsün. De Visscher: Deniz mahsulleri yiyebileceğiniz sevimli bir restoran. Manzara da güzel. Leziz deniz ürünlerini tadarken, Volendam'a gidip gelen Marken Express teknelerini buradan izlemek çok keyifli gelmişti bana. Yemeklerin fiyatları kişi başı 8-15 eur arasında değişiyor. Volendam-Edam-Marken turu yazımda ulaşım, gezilecek yerler ve yeme içme alternatifleri ile ilgili daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Volendam-Edam-Marken turu yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/motivasyonunu-yuksek-tutmak-icin-4-ipucu", "text": "Seyahat etmek aynı zamanda yüksek motivasyon ister. İşte bu yazımda motivasyonunu yüksek tutmak İçin 4 ipucu veriyorum. Seyahat etmek ertelenmesi en kolay aktivitelerden biridir. Benim kendi yakınlarım da dahil olmak üzere birçok insan seyahat etmeyi hem çok ister hem de çoğu zaman erteler. - Zamanım yok. 🙁 - Bütçem yok. 🙁 - Ya başıma bir şey gelirse! 🙁 - Dil bilmiyorum ki ben. 🙁 - Ya kaybolursam! 🙁 - İşimden izin alamam ki. 🙁 - Amaan çok üşeniyorum şimdi kim pasaport, vize alacak. 🙁 Gibi gibi daha bu bahane listesi uzar gider. 🙂 Aslında birçoğu kendi kafamızda yarattığımız ve üşengeçliğimizden kaynaklanan bahaneler bunlar. Zaman yaratmak ve bütçe oluşturmak sizin elinizde. Zamanı ve bütçeyi diyelim ki ayarladınız ama korkuyorsunuz, bilinmeyene gitmek korkutucu gelebilir ama unutmayın ilk seyahat edecek insan siz değilsiniz. Her gün milyonlarca insan dünyayı geziyor. En azından seyahat turları satın alarak başlayın, yavaş yavaş gezgin olma yolunda ilerleyin. Dil bilmemek ve yabancı insanlar ile irtibat kurmaya çalışmak size çok korkutucu geliyor olabilir ve haklısınız da aslında. En azından başlangıç seviyesinde bir İngilizceniz olması sizin için bir avantaj. Çünkü sadece yabancılar ile sohbetlerinizde değil, şehir içi ulaşımlarınızda da, tabela okuma konusunda da dile ihtiyacınız olacak. Hiç bilmiyorsanız, bilen bir arkadaşınız ile veya yukarıda önerdiğim tur şirketleri ile seyahat edin. Yabancılar ile sohbet etmekten çekinmeyin. Hatta ilk adımı siz atın. İnanın Avrupa'da hiç tanımadığınız bir insana selam verip yardım istediğinizde sizi geri çevirmeyecektir. Ama sınırınızı bilin. Avrupalılar yardımsever ama bir o kadar da bireysel insanlar. Zorla tanışmak veya arkadaş olmak için atılan bir adımdan bahsetmiyorum burada. Bir tren istasyonunda trenin kalkacağı peronu, gideceğiniz cadde üzerinde bir süpermarket olup olmadığını sorma gibi durumlardan bahsediyorum ben. Çekinmeyin, diyaloğa girin. - Noldu gezdin de, kürkçü dükkanına geri döndün işte. - Takip ettik hikayeleri, ne gezdin be, ama sayılı gün tabi, çabuk geçer. - Tüm kazancını gezmelere harcıyorsun, yaşın genç biraz birikim yap birikim. - Yaşın da geçiyor, artık çoluk çocuk vakti geldi sanki, gezmeleri biraz bırakırsın herhalde artık. - Ne gezdin be, bize tabi Avrupa deyince anca Avcılar veya Beylikdüzü, ötesi yok ki bizde. - Ne bitmeyen iznin varmış be, mübarek 150 gündür tatildesin. - Frankfurt ne ya, bir insan Frankfurt'a niye gezmeye gider hiç anlamış değilim. - Hep yurtdışı geziyorsun, biraz da yurt içinde gez. - Oh sabahları 3 saat yayın yap, sonra hemen yurtdışı oh hayat sana güzel valla. Önce insan kendi seyahat tarzını tanımalı. Kimi gittiği şehirde müze gezmek ister, kimi tarihi yapılardan hoşlanır, kimi sadece yerel lezzetler için, kimiyse sosyalleşmek için, kimi de alışveriş yapmak veya dinlenmek için seyahat eder. Kimi deniz kenarında huzurlu bir tatil, kiminin de maceracı ruhu yollardadır ve dağlara tırmanacağı adrenalin dolu bir seyahat ister. Daha da çeşitlendirebiliriz tabi bunları. Bunların birkaçını bir arada yapabilme kapasitesi zamanla oluşuyor. Ben gittiğim şehrin önce tarihini öğrenmek isterim. Tarihi sokakları ve yapılarını gezerim önce. Uçak seyahatim sırasında şehrin geçmişi ile ilgili blog ve makaleler okurum. Siz de kendinize seyahat etme amacınızı sorun, verdiğiniz cevaba göre planlamanızı yapın. Örneğin alışverişten hoşlanıyorsanız, muhakkak bir gününüzü sadece alışveriş için planlayın, şehrin popüler kafe ve restoranlarını görmek ve deneyimlemek istiyorsanız, kendinize o mekanlarda harcayabileceğiniz 2-3 saat yaratın. Seyahat etmek artık benim iliklerime işlemiş durumda. Kendimi turistten çok bir gezgin veya gittiğim şehrin yerel insanı gibi hissediyorum. Nasıl mı? Bir şehre gittiğimde tercih ettiğim restoran veya kafelerin turistik olmamasına ve daha çok yerel halkın takıldığı mekanlar olmasına dikkat ediyorum. Taksi yerine yerel halk ile bütünleşmek için metro veya tren kullanıyorum. Turistik caddeler yerine dar ve tarihi sokaklarda kaybolmak bana daha çok keyif veriyor. Kalabalık bir turist kafilesi gördüğümde oradan uzaklaşıyorum. Parklarda piknik yapıyor, yerel halkın evcil köpekleri ile oynuyorum. Sokak sanatçılarının şovlarını izliyorum, müzikleri ile sokaklarda dans ediyorum. Yerel insanlar ile tanışıyor ve arkadaşlık kuruyorum, döndüğümde de onlarla sohbet ediyor ve mailleşiyorum. Farklı kültürleri tanımayı ve farklı atmosferlere girmeyi seviyorum. Sizlere sosyal medyadan hikaye paylaşımlarım da tamamen içgüdüsel oluyor. Keyif aldığım tüm anları hemen paylaşıyorum. O anın bende yarattığı olumlu enerjinin sizlere de geçmesini istiyorum."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/oslo-gezilecek-yerler", "text": "Karl Johans caddesi üzerindeki Oslo Katedrali'nin dış mimarisi kadar barok iç tasarımı da göz kamaştırıcı. Tavandaki duvar resimleri ve minberdeki oymalar çok ilgimi çekmişti. Hava karardığında katedral ile bahçedeki yüzyıllık ağacın gotik görüntüsünü fotoğraflayın. Norsk Folkemuseum'da 1000'den fazla geleneksel Norveç evi sergileniyor. Zamanda yolculuk ile Norveç tarihine dair çok şey öğreneceksiniz. Etrafta geleneksel Norveç kıyafetleri giymiş ve el arabaları taşıyan müze görevlileri dolaşıyor. Harika! Kraliyet Sarayı'ndan Oslo merkez tren istasyonuna dek uzanan şehrin ana caddesi Karl Johans caddesi özellikle kışın hava erkenden karardığında ışıl ışıl. Oslo Katedrali, Ulusal Tiyatro ve Norveç Parlamentosu da Karl Johans caddesi üzerinde. Eski endüstriyel binaların arasında kalmış, özgün tasarım mağazaları ve kafeleri ile ünlü bohem bölge Grünerlokka'ya ben bayıldım. Grünerlokka'da sokak graffitilerini zaten göreceksiniz ama tepenizdeki kocaman avize Ingens Gate'i keşfetmeyi unutmayın. Oslo'nun liman bölgesi Aker Brygge, restoran ve mağazaları ile her zaman canlı. Rıhtım manzarası ise müthiş. Tjuvholmen ise, ilginç mimarisi, parkları ve müzeleri ile Oslo'nun en güzel bölgelerinden biri. Oslo'nun kahvelerine aşığımmmmm! 🙂 Çünkü Norveç'liler kahve demlemeye gerçekten aşırı özen gösteriyorlar. Sonuç mu? Lezzet inanılmaz! 🙂 Stockfleths Lille Grensen ve Java Espressobar & Kaffeforretning favori kafelerim. Eğer Viking'lerin yaşantılarına dair özel bir ilginiz var ise Vikingskipshuset yani Viking gemi müzesini muhakkak gezmelisiniz. Müzede Gokstad, Oseberg, Borre ve Tune arkeolojik kalıntılarının yanı sıra küçük tekneler, kızaklar, aletler, tekstiller ve ev eşyaları da sergileniyor. Oseberg gemisi, Gokstad gemisi ve Tune gemileri gerçekten görmeye değer! Bu arada Viking gemi müzesi Oslo'nun Bygdoy yarımadası'nda. Karl Johans caddesi civarındaki Nationaltheatret otobüs durağından 30 numaralı otobüse binecek ve Vikingskipene durağında ineceksiniz. Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürüyor. Müzeye giriş ücreti kişi başı 10 eur. Stortinget, yani Norveç Parlamentosu Oslo'ya gelindiğinde ilk görülmesi gereken binalardan biri! Çünkü çok güzel. 🙂 Parlamento, Karl Johans caddesi boyunca yürüdüğünüzde karşınıza çıkıyor olacak. 1866'dan bu yana Norveç Ulusal Meclisi'nin görev yaptığı binanın tarihi ve dış görüntüsü çok etkileyici. Binayı rehberli tur ile de gezebiliyorsunuz. Yazın hafta içi her gün, ilkbaharda ise cumartesi günü turlar düzenleniyor. Tur başlamadan 15 dakika önce Akersgata girişindeki buluşma noktasına geliyorsunuz. Rezervasyon yapmanıza gerek yok. Karl Johans Caddesinden yürüyerek 7 dakikada Oslo Ulusal Sanat Müzesi'ne ulaşabilirsiniz. Norveç'lilerin Nasjonalgalleriet olarak bahsettikleri bu sanat müzesini rotanıza mutlaka almanızı tavsiye ediyorum çünkü içeride Norveç'in en en kapsamlı heykel ve çizim koleksiyonu var. Müze 1837'de kurulmuş yani tarihi çok çok eski, dolayısıyla içeride Norveç sanat tarihine dair sizi besleyecek bir çok eser var! 🙂 Örneğim Norveç'li ressam Edvard Munch'un The Scream ve Madonna isimli tabloları gerçekten muazzam! Karl Johans caddesinin en ucundaki Oslo Kraliyet Sarayı binasının dış görüntüsü muhteşem! Oslo'ya yaz aylarında seyahat ettiyseniz şanslısınız çünkü Oslo Kraliyet Sarayı yazın ziyaretçilere açık! 🙂 İngilizce rehberli turlar düzenleniyor sarayda. İçerisi de gerçekten çok çok ihtişamlı. Kabine salonu, konsey odası, beyaz salon, Kral 7. Haakon'un süiti, üst antre, kuş odası, aynalı salon, yemek odası, küçük tören odası, kraliyet sarayı büyük salon ve ziyafet salonu içeride göreceğiniz şaşalı odalar. 🙂 Turlar yaklaşık 1 saat sürüyor. Mutlu gezmeler! \"Oslo'da ilk nereyi gezsem?\" diye sorsanız bir çok kişi size Damstredet cevabını verecektir. Ben hariç. 🙂 Burası tarihi renkli Norveç evlerinin olduğu yokuşlu kısacık bir sokak. Kafamda buram buram Norveç tarihi kokan bir ortam hayal ettiğimden belki, Damsredet'i görünce biraz hayal kırıklığına uğradım. Bakmayın benim tatminsizliğime. 🙂 Oslo'ya kadar gelmişken Damsredet'i görmeden gitmek olmaz tabi! Sadece daha fazlasını istiyorsanız Norveç Açık Hava Müzesini de ziyaret etmeyi unutmayın. - Konaklama: 70 - Yeme İçme: 40 - Ulaşım: 20 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 130 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Oslo'da konaklama evet pahalı. Şehir merkezinde bir otelde konaklayacaksanız 80-150 eur gibi bir bütçeyi gözden çıkarmanız gerekiyor. Ben Oslo merkez istasyonu ve Karl Johans caddesine epey yakın bir konumdaki 3 yıldızlı otel Comfort Hotel Xpress Central Station'da konaklamıştım. Bu otelde bir gecelik konaklamanın maliyeti yaklaşık 90 eur. Grünerlokka bölgesindeki otelleri tavsiye ederim. Bu bölgede gecelik 70-80 eur arasında konaklamanız mümkün. Hostelde konaklama her zaman daha ucuz bir yöntem. Oslo'da 50-60 eur'a kendinize ait ve ortak banyolu hostel odaları kiralayabilirsiniz ama şehirde bu konuda çok da fazla seçenek bulunmuyor. Oslo'da kendinize ait bir apartman dairesi kiralamak için en az 100-120 eur'u gözden çıkarmanız gerekiyor. Oslo yeme içme konusunda zorlandığım bir şehir olmadı çünkü yerel lezzetler harika. Özellikle tütsülenmiş somon ve balık çorbası, Kjottkaker adını verdikleri Norveç köftesi, kahverengi bir peynir çeşidi Brunost, kuzu eti ve patates ile pişirilen bir yemek Raspeballer, et ve patates püresi ile hazırlanan Pinnekjott ve tabi tatlı tatlı kokan lezzetli Norveç waffle'ları favorim! 🙂 Ama tabi şunu belirtmeden geçemeyeceğim Norveç'te yeme içme olayı gerçekten çok pahalı. Bu saydığım yerel Norveç lezzetlerini ortalama bir restoranda yemeye kalksanız bile yeme içmeye epey bir bütçe ayırmanız gerekir. Bu noktada Mathallen'ı tavsiye edebilirim. Burası birçok yerel ve uluslararası lezzetleri tadabileceğiniz birçok restoranı içinde barındıran bir mekan. Vulkanfisk, Ost & Sant ve Smelteverket favori restoranlarım. Bu mekanlarda kişi başı yaklaşık 60-80 eur hesap ödemeniz olası. Ucuz alternatifler de var elbette. Kişi başı bir öğüne 8-15 eur arası hesap ödemek istiyorsanız United Bakeries, Oslo Mekaniske, Mogador ve Rice Bowl nispeten daha uygun mekanlar. Oslo'da şehir içi ulaşım seçeneği epey fazla. Otobüs, tramvay, metro ve feribot gibi oldukça fazla alternatif var şehir içinde. Fiyatlar ve sefer saatleri için Oslo'nun resmi toplu taşıma firması olan Ruter'in internet sitesini incelemenizi tavsiye ederim. Sistem gayet basit. 🙂 Tek bir bilet satın aldığınızda bu bileti şehir içinde tüm toplu taşımalarda kullanabiliyorsunuz. Tek seferlik bilet ücreti yetişkinler için 3,75 eur. Bu bilet ile bir saat içerisinde ücretsiz transfer yapabiliyorsunuz. Eğer biletinizi sürücüden alırsanız 5,79 eur ödersiniz. O yüzden bilet otomatları ve ofisleri daha mantıklı bir tercih. 24 saat sınırsız geçerli bilet fiyatı 11 eur. 7 gün geçerli bilet fiyatı 29,5 eur. Oslo'da bir ay konaklamayı düşünüyorsanız 30 günlük sınırsız geçerli bir bilet alın. Fiyatı 78 eur. Oslo Pass kart satın almak da avantajlı. Çünkü bu kart ile geçerlilik süresi boyunca sınırsız seyahat edebilirsiniz. 24 saat geçerli Oslo Pass kartın fiyatı 46 eur. Bu kart ile ücretsiz seyahat edebildiğiniz gibi Oslo'da bir çok müzeyi ve tarihi yapıyı da ücretsiz gezebiliyorsunuz. 1. Oslo Pass Kart satın al: Oslo Pass Kart satın aldığınızda şehirde birçok müzeyi ve tarihi yapıyı ücretsiz gezebilir, birçok restoranda indirimlerden faydalanabilir ve toplu taşımayı kartın geçerliliği süresince ücretsiz ve sınırsız kullanabilirsiniz. Kartı Oslo merkez tren istasyonundaki turist bilgi ofisinden alabilirsiniz. Detaylar için bence resmi internet sitesini bir inceleyin derim. - 24 hours: 46 eur - 48 hours: 68 eur - 72 hours: 85 eur 2. Yemeğini kendin pişir: Oslo'da yeme içme olayı pahalı. Restoranda yemek yiyecekseniz kişi başı yaklaşık 60-80 eur gibi bir bütçe ayırmanız gerekiyor. Eğer Oslo'da kendi mutfağı olan bir apartman dairesinde konaklıyorsanız, Rema isimli süpermarketlerden yemeklik malzeme alıp kendi yemeğinizi pişirmek çok daha ucuza gelecektir. Rema, Oslo'nun birçok bölgesinde var. 3. 7 Eleven'da hazır yemek ye: Oslo'nun birçok noktasındaki 7-Eleven dükkanlarının çoğunda açık büfe bir yemek standı oluyor. Salatalar, mezeler, makarna, sebze ve meyvelerden dilediğiniz kadar alıp tabağınızı doldurabiliyorsunuz. Fiyat gram üzerinden hesaplanıyor. Buradan alacağınız bir öğün restorandan çok daha ucuza geliyor benden söylemesi. Lezzetler de oldukça lezzetli. Bu arada bu açık büfeler tüm 7-eleven'larda yok, sadece büyük olan dükkanlarda kuruluyor bu yemek standları. 4. Tek seferlik seyahat bileti satın almayın: Oslo'da tek seferlik bilet ücreti yetişkinler için 3,75 eur. Bu bilet ile bir saat içerisinde ücretsiz transfer yapabiliyorsunuz. Eğer biletinizi sürücüden alırsanız 5,79 eur ödersiniz. O yüzden bilet otomatları ve ofisleri daha mantıklı bir tercih. Oslo'da toplu taşımayı birçok kez kullanmayı planlıyorsanız, tek seferlik bilet yerine geçerlilik tarihi süresince sınırsız kullanabileceğiniz biletleri tercih edin. - 24 saat sınırsız geçerli bilet fiyatı: 11 eur - 7 gün geçerli bilet fiyatı: 29,5 eur - 30 gün geçerli bilet fiyatı: 78 eur Amsterdam gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/oslo-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Kraliyet Sarayı'ndan Oslo merkez tren istasyonuna dek uzanan şehrin ana caddesi Karl Johans caddesi özellikle kışın hava erkenden karardığında ışıl ışıl. Oslo Katedrali, Ulusal Tiyatro ve Norveç Parlamentosu da Karl Johans caddesi üzerinde. Oslo'nun liman bölgesi Aker Brygge, restoran ve mağazaları ile her zaman canlı. Rıhtım manzarası ise müthiş. Tjuvholmen ise, ilginç mimarisi, parkları ve müzeleri ile Oslo'nun en güzel bölgelerinden biri. Oslo'nun kahvelerine aşığımmmmm! 🙂 Çünkü Norveç'liler kahve demlemeye gerçekten aşırı özen gösteriyorlar. Sonuç mu? Lezzet inanılmaz! 🙂 Stockfleths Lille Grensen ve Java Espressobar & Kaffeforretning favori kafelerim. Detaylı Oslo Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/oslo-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Oslo 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 130 eur. 70 eur konaklama, 40 eur yeme içme ve 20 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Oslo'da konaklama evet pahalı. Şehir merkezinde bir otelde konaklayacaksanız 80-150 eur gibi bir bütçeyi gözden çıkarmanız gerekiyor. Ben Oslo merkez istasyonu ve Karl Johans caddesine epey yakın bir konumdaki 3 yıldızlı otel Comfort Hotel Xpress Central Station'da konaklamıştım. Bu otelde bir gecelik konaklamanın maliyeti yaklaşık 90 eur. Grünerlokka bölgesindeki otelleri tavsiye ederim. Bu bölgede gecelik 70-80 eur arasında konaklamanız mümkün. Hostelde konaklama her zaman daha ucuz bir yöntem. Oslo'da 50-60 eur'a kendinize ait ve ortak banyolu hostel odaları kiralayabilirsiniz ama şehirde bu konuda çok da fazla seçenek bulunmuyor. Oslo'da kendinize ait bir apartman dairesi kiralamak için en az 100-120 eur'u gözden çıkarmanız gerekiyor. Oslo yeme içme konusunda zorlandığım bir şehir olmadı çünkü yerel lezzetler harika. Özellikle tütsülenmiş somon ve balık çorbası, Kjottkaker adını verdikleri Norveç köftesi, kahverengi bir peynir çeşidi Brunost, kuzu eti ve patates ile pişirilen bir yemek Raspeballer, et ve patates püresi ile hazırlanan Pinnekjott ve tabi tatlı tatlı kokan lezzetli Norveç waffle'ları favorim! 🙂 Ama tabi şunu belirtmeden geçemeyeceğim Norveç'te yeme içme olayı gerçekten çok pahalı. Bu saydığım yerel Norveç lezzetlerini ortalama bir restoranda yemeye kalksanız bile yeme içmeye epey bir bütçe ayırmanız gerekir. Bu noktada Mathallen'ı tavsiye edebilirim. Burası birçok yerel ve uluslararası lezzetleri tadabileceğiniz birçok restoranı içinde barındıran bir mekan. Vulkanfisk, Ost & Sant ve Smelteverket favori restoranlarım. Bu mekanlarda kişi başı yaklaşık 60-80 eur hesap ödemeniz olası. Ucuz alternatifler de var elbette. Kişi başı bir öğüne 8-15 eur arası hesap ödemek istiyorsanız United Bakeries, Oslo Mekaniske, Mogador ve Rice Bowl nispeten daha uygun mekanlar. Oslo'da şehir içi ulaşım seçeneği epey fazla. Otobüs, tramvay, metro ve feribot gibi oldukça fazla alternatif var şehir içinde. Fiyatlar ve sefer saatleri için Oslo'nun resmi toplu taşıma firması olan Ruter'in internet sitesini incelemenizi tavsiye ederim. Sistem gayet basit. 🙂 Tek bir bilet satın aldığınızda bu bileti şehir içinde tüm toplu taşımalarda kullanabiliyorsunuz. Tek seferlik bilet ücreti yetişkinler için 3,75 eur. Bu bilet ile bir saat içerisinde ücretsiz transfer yapabiliyorsunuz. Eğer biletinizi sürücüden alırsanız 5,79 eur ödersiniz. O yüzden bilet otomatları ve ofisleri daha mantıklı bir tercih. 24 saat sınırsız geçerli bilet fiyatı 11 eur. 7 gün geçerli bilet fiyatı 29,5 eur. Oslo'da bir ay konaklamayı düşünüyorsanız 30 günlük sınırsız geçerli bir bilet alın. Fiyatı 78 eur. Oslo Pass kart satın almak da avantajlı. Çünkü bu kart ile geçerlilik süresi boyunca sınırsız seyahat edebilirsiniz. 24 saat geçerli Oslo Pass kartın fiyatı 46 eur. Bu kart ile ücretsiz seyahat edebildiğiniz gibi Oslo'da bir çok müzeyi ve tarihi yapıyı da ücretsiz gezebiliyorsunuz. Detaylı Oslo Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/parc-de-la-ciutadella", "text": "Barselona'yı en son ziyaret edişimde haziran ayıydı ama feci yağmur yağmıştı. Parc de la Ciutadella'ya ulaştığım anlarda ise şanslıydım ki tepemde güneş açmış, hava da epey ısınmıştı! Ben de tabi fırsatı kaçırır mıyım? Çöktüm çimenlere, güneşin tadını çıkarmaya ve etrafta kendi halinde takılan gençleri, köpeklerini eğiten yerelleri izlemeye başladım. 🙂 Bu arada bu parkı diğer parklardan ayıran birkaç özellik var, o da parkın tarihi ve içindeki yapıları! Parc de la Ciutadella'ya gidecekseniz, burada üç ejder kalesi, jeoloji müzesi, tropikal bir sera, hayvanat bahçesi, kayıkla gezinti yapabileceğiniz bir göl ve güzel bir çeşme olduğu bilgisini seyahat notlarınız arasına alın. 🙂 Barselona'nın bir başka önemli yapısı Triomf Zafer Takı da bu parka aşırı yakın! Es geçmeyin sakın. 🙂 Bu arada Parc de la Ciutadella, şehrin merkezinde sayılır. Plaça Catalunya meydanına yürüyerek 20 dakika uzaklıkta."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/paris-gezilecek-yerler", "text": "Sanat, kültür ve medeniyetin başkentlerinden Paris'te siz o meşhur \"Paris Sendromu'nu\" yaşar mısınız bilemiyorum ama ben yaşamadım. 🙂 Paris'i sadece sokakları parfüm kokan masalsı bir aşk şehri olarak hayal etmediğimden ya da şehri gezmeden önce anlatılanlara pek kulak asmadığımdan belki de. 🙂 Benim gözümden Paris bundan çok daha fazlası! Sofistike, asil, görkemli, ahenkli ve tabi entelektüel... Şehirde inatçı bir sağanak yağmur eşliğinde sadece 1,5 günüm vardı! 🙂 Kaç şemsiye kırdım, kaç mont değiştirdim hatırlamıyorum! 🙂 Ama bir şehre yağmur bu kadar mı yakışır? Hatırladığım tek şey sürekli karşıma çıkan eşsiz Eyfel kulesinin silüeti, Ressamlar tepesinin zarifliği, Le Marais'in dar sokakları, kaç kez turladığımı hatırlamadığım büyülü Şanzelize Caddesi, Sen Nehri'nin kıyısındaki sakin bir kafede yudumladığım eşsiz kahvem, sinematografik pozları ile Shakespeare and Company! Paris'in hatta Fransa'nın simgesi! 🙂 Bir turist olarak koşa koşa gidip fotoğraflayacağınız ilk yer. Uzaktan da yakından da harika fotoğraflanıyor. Tabi önü ve içi her daim kalabalık! Kulenin halka açık katlarından Paris manzarası müthiş! İçerideki şık restoranlarda Fransız lezzetleri eşliğinde Paris manzarasının tadını çıkarın. Fransız caddeleri kadar o caddelerin altı da sanat kokuyor! Paris metrolarını köhne bulabilirsiniz ama asla sıradan bulamazsınız! Louvre Rivoli, Concorde, Luxembourg ve Pont Neuf Lo Monnaie istasyonlarını mutlaka görün. Paris'teyseniz diyeti bir kenara bırakın. 🙂 Hamur işleri, makaron ve sıcak çikolataların eşsiz lezzetine kendinizi kaptırın. Pierre Here, Paul, Le Moulin de la Vierge, L'heure Gourmande, Le Moulin de la Vierge, Le Loir dans la Theiere favori kafelerim! Magnifique! Paris'in tatlıları kadar kahveleri de meşhur. Favorim Cafe Noir yani espresso! \"To go\" sipariş edecekseniz baristaya \"A Emporter\" demeniz gerekiyor. 🙂 Şık Paris sokaklarını sabahın en erken saatlerinde sıcacık bir kahve eşliğinde dolaşmaya bayılıyorum. Cafe Craft, Paul, O Coffeeshop favorilerim! Paris'in en büyüleyici yapılarından biri Pantheon! İçinde birçok yazar, sanat adamı ve düşünürün mezarı bulunuyor. Victor Hugo, Emile Zola, Alexander Dumas, Pierre Curie, Marie Curie, Voltaire'in anıtları büyüleyici. Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü ispatlayan ünlü fizikçi Leon Foucault'un 1851'de Pantheon'un kubbesinden aşağı sarkıttığı ünlü Foucault Sarkacı'nı görmeden dönmeyin! Paris'in en çok fotoğraflanan ve merak edilen yapılarından biri kesinlikle Notre Dame Kilisesi! Sen nehri üzerindeki küçük adada bulunan ve Napolyon'un taç giyme merasimine de tanıklık etmiş bu kilisenin gotik mimarisi muhteşem! Tarihi çok çok eski. Taaa 1300'lere dayanıyor. Dış cephedeki Chimeres veya Gargoyle olarak da bilinen yaratık heykelleri çok ilginç. Bu korkunç görünümlü heykellerin bu kiliseyi kötü ruhlardan koruduğuna inanılırmış. Müthiş Paris manzarasını görmek isterseniz kilisenin içindeki 422 basamağı tırmanmanız gerekiyor! 🙂 Giriş 10 eur. Paris manzarasını panaromik olarak Eyfel'den bile daha iyi izleyebileceğiniz bir yer var desem inanır mısınız? Bence inanın! 🙂 Sacre Coeur, ihtişamlı bembeyaz yapısı ile şehrin incisi kesinlikle. Akşamları ise bambaşka bir havaya bürünüyor. Özellikle fünikülerden manzarayı izleyerek aşağı inmenizi şiddetle tavsiye ederim. \"Paris'te ortaçağ'dan kalma bir Old Town havası arıyor gözlerim!\" derseniz bu mahalle tam sizlik! Ve tabi benlik. 🙂 Le Marais, şehir merkezinde, Yahudi ve farklı toplulukları ile tanınan bir mahalle. Bu anlamda ilginç bir havası var. Özellikle hafta sonları dolaşmak için harika bir yer. Le Marais'in dar sokaklarında dolaşmak ve eski bina duvarlarının fotoğrafını çekmek çok çok keyifli. - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. İlkbahar ve yaz dönemlerinde Paris'te konaklama epey pahalı. Özellikle Şanzelize Caddesi veya Eyfel Kulesi civarında konaklıyorsanız. Şehirde metro ağı o kadar gelişmiş ki, Paris merkezinin dışında konaklamak ulaşım açısından hiç sorun değil. Merkezde yıldızlı bir otelde gecelik 180-900 eur arasında konaklayabilirsiniz. Otelin kalitesi ve yıldızına göre epey çok seçenek var. Latin Quarter, Montmarte gibi şehir dışındaki bölgelerde ise gecelik 80-200 eur arasında oteller tercih edebilir veya yatakhaneli hostellerde kişi başı 30-40 eur'a konaklayabilirsiniz. Kendinize ait bir odada kalabileceğiniz özel banyolu hostellerin fiyatları genelde 50-60 eur arasında değişiyor. Bu arada şehir merkezinde hosteller epey pahalı, bu hostellere 80 eur gibi otel seviyesinde bir para ödeyeceğinize merkez dışında bir otel tercih edin. Daire ve odaların fiyatı ise genelde 40-60 eur civarında. Paris deyince aklıma ilk gelen lezzetler meşhur Cafe De Paris soslu biftek, Foie Gras yani kaz ciğeri, lezzetli Fransız peynirleri, aşırı lezzetli makaron ve kruvasanlar, sığır eti ve karamelize edilmiş soğanla hazırlanan soğan çorbası, ördek eti ile pişirilen Confit de Canard, aşırı aşırı lezzetli bir biftek yemeği Beef Bourguignon ve inanılmaz lezzetli Cafe Noir, yani espresso kahveler! Bir restoranda bu lezzetleri tatmanızın maliyeti kişi başı yaklaşık 40-50 eur. Tabi Şanzelize Caddesi veya Eyfel Kulesi'ne çok yakın lokasyonlardaki Michelin yıldızlı restoranlarda bu fiyatlar daha da yukarıda. Merkezden uzak bölgelerdeki restoranlarda ise kişi başı yaklaşık 35-40 eur ödersiniz. Paris'te kekler, hamur işleri, kruvasanlar, krepler, makaron ve sıcak çikolatalar da muhteşem! Öğünlerinizi pastanelerden çok daha ucuza getirebilirsiniz. Pierre Herme, Paul, Le Moulin de la Vierge, L'heure Gourmande, Le Moulin de la Vierge, Le Loir dans la Theiere, Les Deux Magots, La Jacobine favori kafelerim! Bilginize. 🙂 Le marche de Belleville, Le marche des enfants rouges, Le marche de la place des Fetes gibi şehir merkezi dışındaki yerel yemek pazarlarından da çok daha ucuza yerel lezzetler tadabilirsiniz. Paris'te metro hattı oldukça gelişmiş. Şehir 5 bölgeden oluşuyor. Merkezdeki turistik bölgeler için Zone 1, yani 1. Bölge metrolarını kullanacaksınız. Taksiyi tavsiye etmem çünkü hem çok ücret ödersiniz, hem de şehrin ruhunu yakalayamazsınız. Bu yüzden şehir içinde toplu taşıma tercih edin. Metroda kişi başı tek yön 1,9 eur. Tek bilet yerine günlük bilet tercih edin. Şehrin merkezi istasyonlarına uğrayan 1. ve 2. bölgeler için günlük sınırsız kullanabileceğiniz bilet fiyatı 7,5 eur. 1. ve 3. bölgeler 10 eur, 1. ve 4. bölgeler 12,40 eur, 1. ve 5. bölgeler için alacağınız biletler ise 17,80 eur. 10 kullanımlık bilet fiyatı ise 14,9 eur. Bu bilet ile tek yöne 1,9 eur yerine 1,49 eur'a seyahat edebildiğiniz için her bir yolculuğa ayrı bir bilet almanın maliyetine göre %20 daha ucuz. Yani avantajlı. Bu arada 10 kullanımlık bileti arkadaşlarınızla da paylaşabilirsiniz. Grup seyahatleri için de oldukça mantıklı yani. Başka bir alternatif olan Paris kart ile müzeleri de gezebilir, toplu taşımayı da ücretsiz kullanabilirsiniz. 2 günlük Paris kart 131 eur, 3 günlük Paris kart 165 eur, 4 günlük Paris kart 196 eur, 6 günlük Paris kart ise 244 eur. Navigo kart da bir seçenek. Kartı 5 eur'a satın alabilir, otomatlardan günlük, haftalık ve aylık şeklinde yükleme yaparak sınırsız seyahat edebilirsiniz. Haftalık yükleme ve sınırsız kullanım için yaklaşık 20 eur ödersiniz. Epey avantajlı. 1. Paris Müze kart satın alın: Paris'te 60'dan fazla müze, ikonik yapı ve tarihi mekanları ücretsiz gezebilmek, sıra beklememek ve tabi dolayısıyla bütçeden tasarruf etmek için için Paris Müze kartı satın almalısınız. 2 günlük Paris müze kartı 48 eur. Sadece Louvre müzesine giriş'in 15 eur, veya Notre Dame kilisesini ziyaretin maliyetinin 9 eur olduğunu düşünürsek Paris müze kartı epey mantıklı! 2. Kahvaltıyı es geçin: Uzun kahvaltı ritüellerini bence Paris'te es geçebilirsiniz. Zaman ve paradan tasarruf etmek için Paris'in dört bir yanındaki pastaneleri tercih edin. Kekler, hamur işleri, kruvasanlar, kremalar, makaron ve sıcak çikolataların eşsiz lezzeti kendinizi kaptırın. Pierre Herme, Paul, Le Moulin de la Vierge, L'heure Gourmande, Le Loir dans la Theiere, Les Deux Magots, La Jacobine favori kafelerim! 4. Taksiye binmeyin: Bence Paris yürüyerek keşfetmek için inanılmaz güzel bir şehir. Şehir içinde metro hatları oldukça yaygın. Taksiye hem çok ücret ödersiniz, hem de şehrin ruhunu yakalayamazsınız. Bu yüzden şehir içinde toplu taşıma tercih edin. Metroda kişi başı tek yön 1,9 eur. Tek bilet yerine günlük bilet tercih edin. Şehrin merkezi istasyonlarına uğrayan 1 ve 2. Bölgeler için günlük sınırsız kullanabileceğiniz bilet 7,5 eur. 10 kullanımlık bilet fiyatı 14,9 eur. Bu bilet ile tek yöne 1,9 eur yerine 1,49 eur'a seyahat edebildiğiniz için her bir yolculuğa ayrı bir bilet almanın maliyetine göre %20 daha ucuz. - 2 günlük Paris Kart: 131 eur - 3 günlük Paris Kart: 165 eur - 4 günlük Paris Kart: 196 eur - 6 günlük Paris Kart: 244 eur 6. Louvre müzesini bedava gezin: Her ayın ilk cumartesi günü Louvre müzesi 18.00-21.45 arası tüm ziyaretçilere ücretsiz! Bu saatler dışında müzeyi gezmek istediğinizde kişi başı 15 eur ücret ödemelisiniz. Ama unutmayın! Satın aldığınız bilet açık bilet değil, sadece seçtiğiniz tarih ve saatte ziyaret mümkün. Brüksel gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/paris-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Paris'in hatta Fransa'nın simgesi! 🙂 Bir turist olarak koşa koşa gidip fotoğraflayacağınız ilk yer. Uzaktan da yakından da harika fotoğraflanıyor. Tabi önü ve içi her daim kalabalık! Kulenin halka açık katlarından Paris manzarası müthiş! İçerideki şık restoranlarda Fransız lezzetleri eşliğinde Paris manzarasının tadını çıkarın. Büyük bir yangın geçirse de Paris'in en çok fotoğraflanan ve merak edilen yapılarından biri kesinlikle Notre Dame Kilisesi! Sen nehri üzerindeki küçük adada bulunan ve Napolyon'un taç giyme merasimine de tanıklık etmiş bu kilisenin gotik mimarisi muhteşem! Tarihi çok çok eski. Taaa 1300'lere dayanıyor. Dış cephedeki Chimeres veya Gargoyle olarak da bilinen yaratık heykelleri çok ilginç. Bu korkunç görünümlü heykellerin bu kiliseyi kötü ruhlardan koruduğuna inanılırmış. Müthiş Paris manzarasını görmek isterseniz kilisenin içindeki 422 basamağı tırmanmanız gerekiyor! 🙂 Giriş 10 eur. Fransız caddeleri kadar o caddelerin altı da sanat kokuyor! Paris metrolarını köhne bulabilirsiniz ama asla sıradan bulamazsınız! Louvre Rivoli, Concorde, Luxembourg ve Pont Neuf Lo Monnaie istasyonlarını mutlaka görün. Paris'teyseniz diyeti bir kenara bırakın. 🙂 Hamur işleri, makaron ve sıcak çikolataların eşsiz lezzetine kendinizi kaptırın. Pierre Here, Paul, Le Moulin de la Vierge, L'heure Gourmande, Le Moulin de la Vierge, Le Loir dans la Theiere favori kafelerim! Magnifique! Paris'in tatlıları kadar kahveleri de meşhur. Favorim Cafe Noir yani espresso! \"To go\" sipariş edecekseniz baristaya \"A Emporter\" demeniz gerekiyor. 🙂 Şık Paris sokaklarını sabahın en erken saatlerinde sıcacık bir kahve eşliğinde dolaşmaya bayılıyorum. Cafe Craft, Paul, O Coffeeshop favorilerim! Detaylı Paris Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/paris-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Paris 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. 60 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. İlkbahar ve yaz dönemlerinde Paris'te konaklama epey pahalı. Özellikle Şanzelize Caddesi veya Eyfel Kulesi civarında konaklıyorsanız. Şehirde metro ağı o kadar gelişmiş ki, Paris merkezinin dışında konaklamak ulaşım açısından hiç sorun değil. Merkezde yıldızlı bir otelde gecelik 180-900 eur arasında konaklayabilirsiniz. Otelin kalitesi ve yıldızına göre epey çok seçenek var. Latin Quarter, Montmarte gibi şehir dışındaki bölgelerde ise gecelik 80-200 eur arasında oteller tercih edebilir veya yatakhaneli hostellerde kişi başı 30-40 eur'a konaklayabilirsiniz. Kendinize ait bir odada kalabileceğiniz özel banyolu hostellerin fiyatları genelde 50-60 eur arasında değişiyor. Bu arada şehir merkezinde hosteller epey pahalı, bu hostellere 80 eur gibi otel seviyesinde bir para ödeyeceğinize merkez dışında bir otel tercih edin. Daire ve odaların fiyatı ise genelde 40-60 eur civarında. Paris deyince aklıma ilk gelen lezzetler meşhur Cafe De Paris soslu biftek, Foie Gras yani kaz ciğeri, lezzetli Fransız peynirleri, aşırı lezzetli makaron ve kruvasanlar, sığır eti ve karamelize edilmiş soğanla hazırlanan soğan çorbası, ördek eti ile pişirilen Confit de Canard, aşırı aşırı lezzetli bir biftek yemeği Beef Bourguignon ve inanılmaz lezzetli Cafe Noir, yani espresso kahveler! Bir restoranda bu lezzetleri tatmanızın maliyeti kişi başı yaklaşık 40-50 eur. Tabi Şanzelize Caddesi veya Eyfel Kulesi'ne çok yakın lokasyonlardaki Michelin yıldızlı restoranlarda bu fiyatlar daha da yukarıda. Merkezden uzak bölgelerdeki restoranlarda ise kişi başı yaklaşık 35-40 eur ödersiniz. Paris'te kekler, hamur işleri, kruvasanlar, krepler, makaron ve sıcak çikolatalar da muhteşem! Öğünlerinizi pastanelerden çok daha ucuza getirebilirsiniz. Pierre Herme, Paul, Le Moulin de la Vierge, L'heure Gourmande, Le Moulin de la Vierge, Le Loir dans la Theiere, Les Deux Magots, La Jacobine favori kafelerim! Bilginize. 🙂 Le marche de Belleville, Le marche des enfants rouges, Le marche de la place des Fetes gibi şehir merkezi dışındaki yerel yemek pazarlarından da çok daha ucuza yerel lezzetler tadabilirsiniz. Paris'te metro hattı oldukça gelişmiş. Şehir 5 bölgeden oluşuyor. Merkezdeki turistik bölgeler için Zone 1, yani 1. Bölge metrolarını kullanacaksınız. Taksiyi tavsiye etmem çünkü hem çok ücret ödersiniz, hem de şehrin ruhunu yakalayamazsınız. Bu yüzden şehir içinde toplu taşıma tercih edin. Metroda kişi başı tek yön 1,9 eur. Tek bilet yerine günlük bilet tercih edin. Şehrin merkezi istasyonlarına uğrayan 1. ve 2. bölgeler için günlük sınırsız kullanabileceğiniz bilet fiyatı 7,5 eur. 1. ve 3. bölgeler 10 eur, 1. ve 4. bölgeler 12,40 eur, 1. ve 5. bölgeler için alacağınız biletler ise 17,80 eur. 10 kullanımlık bilet fiyatı ise 14,9 eur. Bu bilet ile tek yöne 1,9 eur yerine 1,49 eur'a seyahat edebildiğiniz için her bir yolculuğa ayrı bir bilet almanın maliyetine göre %20 daha ucuz. Yani avantajlı. Bu arada 10 kullanımlık bileti arkadaşlarınızla da paylaşabilirsiniz. Grup seyahatleri için de oldukça mantıklı yani. Başka bir alternatif olan Paris kart ile müzeleri de gezebilir, toplu taşımayı da ücretsiz kullanabilirsiniz. 2 günlük Paris kart 131 eur, 3 günlük Paris kart 165 eur, 4 günlük Paris kart 196 eur, 6 günlük Paris kart ise 244 eur. Navigo kart da bir seçenek. Kartı 5 eur'a satın alabilir, otomatlardan günlük, haftalık ve aylık şeklinde yükleme yaparak sınırsız seyahat edebilirsiniz. Haftalık yükleme ve sınırsız kullanım için yaklaşık 20 eur ödersiniz. Epey avantajlı. Detaylı Paris Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/paris-turu", "text": "Paris turu yazımda sanat, kültür ve medeniyetin başkentlerinden Paris'te yapabileceğiniz 20 aktiviteyi derledim. Benim gözümden Paris sofistike, asil, görkemli, ahenkli ve tabi entelektüel... Şehirde inatçı bir sağanak yağmur eşliğinde sadece 1,5 günüm vardı! 🙂 Kaç şemsiye kırdım, kaç mont değiştirdim hatırlamıyorum! 🙂 Hatırladığım tek şey sürekli karşıma çıkan eşsiz Eyfel kulesinin silüeti, Ressamlar tepesinin zarifliği, Le Marais'in dar sokakları, kaç kez turladığımı hatırlamadığım büyülü Şanzelize Caddesi, Sen Nehri'nin kıyısındaki sakin bir kafede yudumladığım eşsiz kahvem, sinematografik pozları ile Shakespeare and Company! Paris'in hatta Fransa'nın simgesi! 🙂 Bir turist olarak koşa koşa gidip fotoğraflayacağınız ilk yer. Uzaktan da yakından da harika fotoğraflanıyor. Tabi önü ve içi her daim kalabalık! Kulenin halka açık katlarından Paris manzarası müthiş! İçerideki şık restoranlarda Fransız lezzetleri eşliğinde Paris manzarasının tadını çıkarın. Fransız caddeleri kadar o caddelerin altı da sanat kokuyor! Paris metrolarını köhne bulabilirsiniz ama asla sıradan bulamazsınız! Louvre Rivoli, Concorde, Luxembourg ve Pont Neuf Lo Monnaie istasyonlarını mutlaka görün. Paris'teyseniz diyeti bir kenara bırakın. 🙂 Hamur işleri, makaron ve sıcak çikolataların eşsiz lezzetine kendinizi kaptırın. Pierre Here, Paul, Le Moulin de la Vierge, L'heure Gourmande, Le Moulin de la Vierge, Le Loir dans la Theiere favori kafelerim! Magnifique! Paris'in tatlıları kadar kahveleri de meşhur. Favorim Cafe Noir yani espresso! \"To go\" sipariş edecekseniz baristaya \"A Emporter\" demeniz gerekiyor. 🙂 Şık Paris sokaklarını sabahın en erken saatlerinde sıcacık bir kahve eşliğinde dolaşmaya bayılıyorum. Cafe Craft, Paul, O Coffeeshop favorilerim! Paris'in en büyüleyici yapılarından biri Pantheon! İçinde birçok yazar, sanat adamı ve düşünürün mezarı bulunuyor. Victor Hugo, Emile Zola, Alexander Dumas, Pierre Curie, Marie Curie, Voltaire'in anıtları büyüleyici. Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü ispatlayan ünlü fizikçi Leon Foucault'un 1851'de Pantheon'un kubbesinden aşağı sarkıttığı ünlü Foucault Sarkacı'nı görmeden dönmeyin! Paris'in en çok fotoğraflanan ve merak edilen yapılarından biri kesinlikle Notre Dame Kilisesi! Sen nehri üzerindeki küçük adada bulunan ve Napolyon'un taç giyme merasimine de tanıklık etmiş bu kilisenin gotik mimarisi muhteşem! Tarihi çok çok eski. Taaa 1300'lere dayanıyor. Dış cephedeki Chimeres veya Gargoyle olarak da bilinen yaratık heykelleri çok ilginç. Bu korkunç görünümlü heykellerin bu kiliseyi kötü ruhlardan koruduğuna inanılırmış. Müthiş Paris manzarasını görmek isterseniz kilisenin içindeki 422 basamağı tırmanmanız gerekiyor! 🙂 Giriş 10 eur. Paris manzarasını panaromik olarak Eyfel'den bile daha iyi izleyebileceğiniz bir yer var desem inanır mısınız? Bence inanın! 🙂 Sacre Coeur, ihtişamlı bembeyaz yapısı ile şehrin incisi kesinlikle. Akşamları ise bambaşka bir havaya bürünüyor. Özellikle fünikülerden manzarayı izleyerek aşağı inmenizi şiddetle tavsiye ederim. \"Paris'te ortaçağ'dan kalma bir Old Town havası arıyor gözlerim!\" derseniz bu mahalle tam sizlik! Ve tabi benlik. 🙂 Le Marais, şehir merkezinde, Yahudi ve farklı toplulukları ile tanınan bir mahalle. Bu anlamda ilginç bir havası var. Özellikle hafta sonları dolaşmak için harika bir yer. Le Marais'in dar sokaklarında dolaşmak ve eski bina duvarlarının fotoğrafını çekmek çok çok keyifli. Paris'te konaklama ve yeme içme önerilerimin du bulunduğu detaylı Paris gezilecek yerle yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/park-guell-barselona", "text": "İşte Gaudi'nin enn en enn bence en muhteşem eserlerinden biri daha. Park Güell! Parkın tarihine geçmeden önce, burada yaşadığım bir olayı anlatmam lazım size. Avrupa seyahatlerimde ilk kez burada bir şeyim çalındı yahu! Evet Park Güell'de. 🙂 Barcelona'da hırsızlık çok yaygın derlerdi ama dakika bir gol bir şeklinde geleceğini hiç tahmin etmemiştim bana. 🙂 Haziran ayı olmasına rağmen şansıma hava serin ve yağmurluydu, ama fotoğraf çektiriyorum ya, havalı çıkayım diye gözüm gibi baktığım deri montumu çıkarıp kaldırıma bırakıverdim. 🙂 Sadece birkaç dakika içerisinde mont yerinde yoktu! Amaan tabi cana geleceğine mala gelsin derler, Allahtan yanımda şu aşağıdaki resimde göreceğiniz yedek sweatshirtüm varmış. 🙂 Neyse, çanta, cüzdan, telefonunuza sahip çıkın, aman bir yerde bırakmamaya dikkat edin! Parkları çok sevdiğimi artık beni ve seyahatlerimi yakından takip edenler bilir. Park Güell ise, benim paylaşımlarımda görmeye alışık olmadığınız türde bir park! İçeri girer girmez sanki fantastik bir dünyanın da kapısını aralamış gibi oluyorsunuz. Sanki burada hiçbir şey gerçek değil! Efsane mimar Gaudi'nin kendini tamamen serbest bıraktığı ve hayal gücünün sınırlarını aştığı bir park burası. Park Güell'de bir masalın içindesiniz sanki. Ağaç gövdeleri gibi yerden dışarı çıkmış gibi görünen kaya sütunlarının bükülmesiyle desteklenen bir geçitten geçiyorsunuz bir ara. Bunlar şekil olarak düzensiz olmasına rağmen, aynı zamanda garip bir şekilde doğal hissettirdi bana! Parkın girişindeki merdivenli yol, parkın tepesinde sütunlarla süslenmiş büyük meydana kadar uzanıyor. Parkın ve Barselona şehrinin muhteşem manzarasını seyredebileceğiniz teraslı bir alan var burada. Minik ve çok renkli mozaiklerle döşenmiş koltuklar büyüleyici. Fayansların canlı renkleri gerçekten nefes kesici! - Giriş pavyonları, Gaudi'nin evi - Ana girişteki birkaç merdiven ve çeşmeden oluşan anıtsal merdivenler - 86 sütundan oluşan Hipostyle salonu - Place de la Nature, yani doğanın dalgalı tezgahı! Parkın da en sembolik kısmı - Avusturya bahçeleri, ilginç bir viyadük ve tepenin en yüksek noktası Calvary - Butik Laie Park Güell, yani Gaudi'nin eserlerinin hediyelik eşyalarını satın alabileceğiniz bir mağaza 24 numaralı otobüs Plaça Catalunya'dan kalkıyor ve parka yakın bir noktada sizi bırakıyor. Kullanabileceğiniz diğer otobüs hatları H6, 32 ve 92. Taksi çok pratik ve hızlı ama tabi biraz pahalı. Şehir merkezinden 13-16 eur falan. Dönüş için de aynı fiyat. Parkın ana girişte bir taksi durağı var. Ama bence gereksiz. 🙂 Ben direk yürümüştüm bu parka. 🙂 Hahahah biraz uzak ama, yorulmanız olası. 🙂 Yine olsam yine yürürüm ama hadi bu sefer tavsiye etmeyeyim. Hhahhahahahaha. 1 saat sürüyor yürümek! Otobüse binin bence. Kolay ve ucuz. Giriş pavyonlarını, ana girişteki merdivenleri ve parkın bazı noktalarını ücretsiz gezebilirsiniz. Yok ben daha detaylı bir tur isterim bu fantastik dünyada kendimi kaybetmek isterim derseniz giriş ücreti kişi başı 7,5 eur. Rehberli turlar 27 eur, Sagrada Familia'yı da gezebileceğiniz kombin biletler ise 72 eur. Gaudi'nin diğer eserleri Casa Batllo ve Casa Mila detaylı yazım için tıklayın! Gaudi'nin diğer muhteşem eseri La Sagrada Familia yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/plaza-mayor", "text": "Şehirlerin bu eski meydanlarını gezmeyi çok seviyorum ve buralarda vakit geçirirken kafamda bu meydanların ilk kurulduğu tarihteki halini hayal etmeye çalışıyorum. 🙂 Bunun için de ziyaretimden önce meydanların tarihlerine dair ufak çaplı araştırmalar yapıyorum. Plaza Mayor'un kökeni taaa 1500'lere kadar dayanıyormuş ve günümüzdeki son halini 1700'lerin sonunda mimar Juan de Villanueva tarafından almış. Avrupa'da birçok meydan gibi Plaza Mayor da çoğunlukla pazar yeri olarak kullanılmış eski tarihte. Aslında insanlar günümüzde de bu meydanlarda hala eski gelenekleri sürdürüyorlar. Ziyaretlerimde birçok kez bu tarihi meydanlarda kurulan pazarlara veya aralık ayında kurulan Christmas Market'lere denk geldim. Plaza Mayor, futbol maçları, boğa güreşi gibi etkinliklere de tanıklık etmiş eski tarihlerde! İdamların da gerçekleştirildiği yermiş ayrıca. Madrid yeme içme rehberim için tıkla! Madrid kraliyet sarayı yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/porto-gezilecek-yerler", "text": "Enteresan bir şehir Porto. İnsanın içini kıpır kıpır ettiren cinsten! Lizbon'un başkent ritminden daha uzak, daha az turistik, daha tarihi... Porto'nun İstanbul'a benzediği ile ilgili birçok gezi notu okusam da kendi gözlerimle görmek farklı bir deneyim oldu çünkü Porto, görmeye alışkın olduğum kuzey ve orta Avrupa şehirlerinden çok farklı. İnsanlar çok sıcak, çok samimi sanki bizden gibi. O snob haller Porto'lularda asla yok. 🙂 Akdeniz iklimi derseniz sıcacık. 🙂 Bilen bilir Kuzey Avrupa'nın yazı bile emanet gibi durur şehirlerde. Ama Porto'da o efil efil esen ılık rüzgar, tepede parlayan kavruk güneş tam bizim alışkın olduğumuz türden. 🙂 Yokuşları, tepeleri, köprüleri, renkli binaları, Duoro nehri, muhteşem okyanus manzarası, Gaia ve Ribeira bölgeleri, lezzetli hamur tatlıları, şarap mahzenleri, fado ve elbette FC Porto taraftarları! 🙂 Dümdüz ve düzenli bir yerleşim matematiği beklemeyin şehirden. Arnavut kaldırımlı dapdar sokaklarda kafanızı yukarı kaldırıp bakın, çarpık, sıvası dökülmüş renkli binalar, hatta balkondan balkona uzanan çamaşır ipleri göreceksiniz... Sokaklarda ise bakkallar, nalbur dükkanları... Balat ve Tarlabaşı'na falan benziyor bazı yerler. 🙂 Porto'nun Braga ve Guimaraes'e yakın olması da süper! 🙂 Çok sevdim seni Porto! Dom Luis köprüsü Porto'nun Ribeira ve Gaia bölgelerini ayıran iki katlı muhteşem bir köprü. Altınızda Douro nehri, arkanızda Ribeira, önünüzde ise Gaia bölgesi! Bir dönem Jardel, Hulk, Carvalho, Villas-Boas gibi isimlerle yıldız fabrikası diye anılan FC Porto'nun yıldızı her ne kadar eskisi gibi parlamasa da muhakkak görülmeye değer bir stat. Nam-ı diğer ejderha stadının ismi bile korkutucu bence! Dışarıdan mimarisi çok modern ve farklı olan bu stadın, tribünleri de oldukça görkemli. Porto'nun İstanbul'a benzediği ile ilgili birçok gezi notu okusam da kendi gözlerimle görünce yine de şaşırdım çünkü Porto görmeye alışkın olduğum kuzey ve orta Avrupa şehirlerinden çok farklıydı. Porto katedrallerinin tarihleri ve mimarilerine hayran kalın. Porto gezi planımı yaparken aklıma ilk düşen rota Braga olmuştu. 🙂 Bom Jesus Monte muhteşem! Braga gezilecek yerler yazım için tıkla! Porto'da kahve meselesi oldukça ucuz ve aşırı lezzetli. Benden söylemesi! \"Peki Porto'da bu leziz kahveleri nerede içeriz Çiğdem?\" dediğinizi duyar gibiyim. Açılın lütfen, ben bir kahve bağımlısıyım. 🙂 Size yol göstermek için buradayım. \"Porto'ya gelmişim amaan kitapçı mı gezeceğim?\" diyenleri kınıyorum! 🙂 Livrara Lello, dünyanın en güzel kitapçıları listesinde ilk 5'de! Bu yüzden de aşırı turistik. Önünde uzun kuyruklar olabiliyor giriş için. Giriş ücreti 4 eur. Atmosfer ve mimarisi öyle büyüleyici ki, zamanında Harry Potter'ın yazarı J. K. Rowling'e kitabını yazması için ilham olmuş. Eklektik stili, Art Noveau tarzı, ünlü ressamların tabloları, meşhur edebiyatçıların büstleri ile hakikaten ilginç bir kitabevi burası. Porto'nun da simgelerinden biri. Livraria Lello'ya giderseniz o ikonik koyu kırmızı merdivenlerde poz vermeyi de unutmayın! 🙂 Görkemli tavanı da gözden kaçırmayın. Ulaşım kolay. Ribeira'dan gelecekseniz Dom Afonso Henriques üzerinden 10 dakika yürümeniz gerekecek. Ziyaret ettiğim şehirlerde tren kullanmayacak olsam bile mutlaka tren istasyonlarını gezerim. Hele ki Sao Bento gibi olanlarını! 🙂 Porto'ya gitmeden önce Sao Bento istasyonunun methini çok duymuştum. O yüzden kendimi şehre atar atmaz koşa koşa buraya geldim ve gözlerime inanamadım. Simetrik ve geometrik bir yapıya sahip istasyon binasının mimarisi harika! Duvarlarındaki seramik taşlarda çeşitli dini figürler ve semboller var. Bu taşlardaki her bir resim Porto tarihinden farklı bir detayı temsil ediyormuş. Gerçekten etkileyici. Bina içindeki eko da inanılmaz büyüleyici. Tarihe meraklı değilseniz bile sırf bu istasyonun atmosferi için içeri girin. Sao Bento, Porto'da tarihi bölgenin tam merkezinde olduğu için ulaşım çok kolay. Duoro nehrinin muhteşem manzarası ve Porto'nun ünlü 6 şehir köprüsünü yakından görmek istiyorsanız 50 dakika süren tekne turlarına katılın derim! Tekne turu kişi başı 15 eur. 4-12 yaş arasındaki çocuklşara yüzde 50 indirim uygulanıyor. Tekne turları gün içinde 10.00-19.00 arasında her saat başı düzenleniyor. Porto'ya ayak basar basmaz bir turizm ofisine uğrayın ve tekne kalkış noktaları ile ilgili bilgi alın. Porto'da en beğendiğim yeşil alanlar Kristal Saray Bahçelerindeydi. İçeride muhteşem Kristal Sarayı, Porto Romantizm Müzesi ile Porto Şarap Müzesi yer alıyor. 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantik dönemin simgesel parklar ve bahçe örneklerini görebileceğiniz bu parkta Duoro nehri, Atlantik Okyanusu ve Porto Şehir manzarasına da doyabilirsiniz. Hakikaten içerisi çok sessiz, düzenli ve huzurlu. Özellikle benim gibi haziranın güneşli ve sıcak bir gününe denk gelirseniz ne ala! 🙂 Ribeira'ya yaklaşık 8 dakika uzaklıktaki Pr. D. Joao durağından 302 numaralı otobüse binin. 9 dakikalık bir yolculuktan sonra parkın dibindeki Palacio durağında ineceksiniz. Eğer fotoğrafçılık tutkunuz var ise veya Porto'yu tepeden seyredip şehrin tadını çıkarmak istiyorsanız Miradouro da Vitoria doğru bir nokta! Tarihi Ribeira, Gaia, Duoro nehri ve Porto'nun o meşhur şarap mahzenleri, Dom Luis köprüsü, Palacio da Bolsa'nın büyük cam kubbesi, Porto Katedrali! Göreceğiniz manzara hakikaten nefes kesici bu tepeden. Porto'da şehri izleyebileceğiniz birçok tepe var ama benim favorim burası çünkü fazlaca turistik değil henüz. 🙂 Genelde Porto'lu gençler ve romantik aşıklar geliyor bu tepeye. Ribeira'dan Rua da Vitoria caddesi üzerinden yürüyerek yaklaşık 10 dakikada bu tepeye ulaşabilirsiniz. Mutlu seyirler! Porto tramvay müzesi Porto'nun en ünlü müzelerinden biri. Douro Nehri'nin yanındaki eski bir termoelektrik santraline kurulu. İçeride Porto tramvaylarının tarihine dair birçok detay var. Siz de benim gibi tren, tramvay gibi raylı araçlarla seyahate aşıksanız Porto'ya kadar gelmişken bu ünlü müzeyi gezmeden dönmeyin. İçeride tarihi elektrikli tramvaylar, bir zamanlar atlar tarafından çekilen römorklar, bir zamanlar bu tramvaylar için elektrik sağlamış olan elektrik santralinin ekipmanları bulunuyor. Müzeye giriş kişi başı 3 eur. Bu arada müzeye giriş biletiniz ile şehirde herhangi bir tramvayda ücretsiz seyahat edebilirsiniz. Porto katedraline yakın bir noktadaysanız Mouzinho Silveira durağından 500 numaralı otobüse binerek 8 dakikada Porto şarap müzesine ulaşabilirsiniz. Museu C. Electrico durağında ineceksiniz. Porto tramvay müzesine kadar gelmişken çok yakınındaki Porto şarap müzesini de gezin derim. Porto, şarabı ile oldukça ünlü bir şehir. Şarabın tarihini öğrenmek istiyorsanız Porto Şarap müzesini mutlaka gezin. Burası 18. yüzyıldan kalma eski bir depoya kurulmuş ve 2004 yılında hizmete açılmış. Müzede, şarabın nasıl yapıldığına, şarabın geçmiş tarihine ve günümüzdeki yerine dair birçok bilgi bulabilirsiniz. İçeride şarap üretimi ve nakliyesi ile ilgili antika parçalar da sergileniyor. Porto katedraline yakın bir noktadaysanız Mouzinho Silveira durağından 500 numaralı otobüse binerek 10 dakikada Porto şarap müzesine ulaşabilirsiniz. Museu Vinho Porto durağında ineceksiniz. Yürüyerek yaklaşık 23 dakika sürüyor. Giriş kişi başı 2,20 eur. Tramvay ve şarap müzelerini arka arkaya alın rotanızda çünkü birbirine epey yakınlar. Portekiz lezzetlerine bayıldığımı söylemiş miydim? 🙂 Bacalhau favorim. Bacalhau, Portekiz halkının milyon çeşit yemeğini yaptığı bir balık çeşidi. Çiğ hali leş gibi kokuyor ama sizi yanıltmasın bu. 🙂 Piştiğinde ise lezzet muhteşemmmm. Pastal De Nata'da Portekiz'in en ünlü hamur tatlısı. Dışı milföy gibi çıtır çıtırrrrr.. İçinde ise enfes bir muhallebimsi bir krema var. Üzeri bizdeki kazandibi gibi epey yanık olanları bana göre makbul olanları! 🙂 Porto gezimde bu tatlı benim kurtarıcımdı. Proto sokaklarında kaybolurken ilk gördüğünüz fırına dalıp hooop mideye bir tane Pastel De Nata indiriyorsunuz, sizi epey tok tutuyor! Aman kiloya dikkat! 🙂 Dar sokaklardaki en en turistik olmayan dükkanlarda satılanları favorim. Peki bu muhteşem tatlıların yanında leziz Porto kahvelerini denemek istemez misiniz? 🙂 Porto'da lezzetli kahvenin 5 adresi için tıklayın. Ortaçağ havası olduğu gibi duruyor şehirde. Guimaraes Kalesi, Bragança Dükleri Sarayı, Nossa Senhora da Oliveira Kilisesi, Santa Clara Kilisesi Guimaraes'in en güzel yapıları. Porto'dan sadece 35 dakika uzaklıktaki bu sakin balıkçı kasabasını mutlaka ziyaret edin, büyüleneceksiniz! 🙂 Önce Campanha metro durağından yaklaşık 5 dakika uzaklıktaki Estacion de san Benito istasyonuna gelmeniz gerekiyor. Buradan metro durağının hemen yanındaki Bento otobüs durağına geçerek 500 numaralı otobüse bineceksiniz. 15 dakika sonra Fluvial'dasınız. 5 dakika yürüyün ve işte Foz kasabasındasınız! 🙂 Porto'nun kalabalığı ve hareketliliğinden sonra Foz bana çok iyi gelmişti. Denizin tadını çıkarabileceğiniz birçok plaj var ama siz de benim gibi daha çok şehri keşfetmekle ilgiliyseniz, kıyı boyunca deniz kokusunu içinize çekmekle yetinip Foz'u keşfe çıkın. Serralves bahçelerini gezin, Foz yerel pazarında deniz ürünlerinin tadını çıkarın, Pedro Lemo'nun organik bahçesini ziyaret edin. - Konaklama: 40 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 65 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Porto'da tarihi simge yapılara çok yakın ve turistik bölgelerde konaklamak istiyorsanız, Ribeira ve Avenida Dos Aliados'u tavsiye ederim. Fiyatlar otellerin yıldız sayılarına göre değişmekle beraber otel konaklamalarında 90-250 eur civarında. Şehirlerin merkezlerinde konaklamak her zaman daha maliyetlidir bunu unutmayın. Merkezde gecelik 50-70 eur arasında kendinize ait bir apartman dairesi de kiralayabilirsiniz. Kendinize ait özel bir banyonuzun olduğu veya ortak banyolu hostellerde de gecelik 60-70 eur arasında odalar bulabilirsiniz. Bu tip hostellerde ücretsiz kahvaltı ve ücretsiz wi-fi oluyor. Santo Ildefonso ve Miragaia gibi merkezden biraz daha uzak bölgelerdeki hostellerde gecelik 35-40 eur'a da konaklayabilirsiniz. Portekiz lezzetlerine bayıldığımı söylemişmiydim? 🙂 Bacalhau favorim. Bacalhau Portekiz halkının milyon çeşit yemeğini yaptığı bir balık çeşidi. Çiğ hali leş gibi kokuyor sizi yanıltmasın bu. 🙂 Piştiğinde ise lezzet muhteşemmmm. Pastal De Nata'da Portekiz'in en ünlü hamur tatlısı. Dışı milföy gibi çıtır çıtırrrrr.. İçinde ise enfes bir muhallebimsi bir krema var. Üzeri bizdeki kazandibi gibi epey yanık olanları bana göre makbul! 🙂 Porto gezimde bu tatlı benim kurtarıcımdı. Porto sokaklarında kaybolurken ilk gördüğüm fırına dalıp hooop mideye bir tane Pastel De Nata indiriyorsunuz, sizi epey tok tutuyor! Fiyatlar makul. Nata'lar 1 eur civarında. Aman kiloya dikkat! 🙂 Dar sokaklardaki en en turistik olmayan dükkanlarda satılanları favorim. Ve elbette Portekiz kahvesi Galao... Espresso ve köpüklü sütten yapılan bir kahve çeşidi. İçmeden sönmeyin, zira çok leziz. 🙂 Kahve fiyatları 1-2 eur. Porto'da lezzetli kahvenin 5 adresi için tıklayın. Porto'da şehir içi ulaşım metro, tramvay ve otobüsler ile oldukça kolay ve ucuz. Porto havaalanından şehir merkezine ulaşım için de birçok alternatif var ve zahmetli değil. Havaalanından taksi ile 30 eur'a merkeze ulaşmanız mümkün. Yolculuk 20 dakika sürüyor. Metro tercih ederseniz 2 eur, otobüs için de 1,80 eur ödemeniz gerekecek. Bu alternatifler ile yolculuk ise yaklaşık 40 dakika sürüyor. Porto'da 6 adet metro hattı bulunuyor. Şehir içindeki yolculuklarda tek yön bilet fiyatı 1,80 eur. Şehir içinde otobüs ile seyahat edecekseniz tek yön kişi başı 1,85 eur ödemelisiniz. Porto'nun toplu taşıma kartı Andante Kart alırsanız metro, otobüs, tramvay ve bazı bölgesel trenlerden sınırsız yararlanabiliyorsunuz. Tek yolculuk, 10 bilet veya 24 saat kullanım olarak yükleme yapabilirsiniz bu karta. Porto Kart satın alırsanız, havaalanından şehir merkezine, şehir içi ulaşımlarda toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. Detaylı Porto ulaşım rehberim için tıklayın. - Pedestrian Kart: 1 günlük 6 eur, 2 günlük 10 eur, 3 günlük 13 eur, 4 günlük 15 eur. - Porto Kart: 1 günlük 13 eur, 2 günlük 20 eur, 3 günlük 25 eur, 4 günlük 33 eur. 2. Andante Kart satın alın: Porto'nun toplu taşıma kartı olan Andante Kart alırsanız metro, otobüs, tramvay ve bazı bölgesel trenlerden sınırsız yararlanabiliyorsunuz. Tek yolculuk, 10 bilet veya 24 saat kullanım olarak yükleme yapabilirsiniz bu karta. Porto şehrinin bölgeleri Z2, Z3 ve Z4 olarak ayrılmış durumda dolayısıyla Andante Kart fiyatları da gideceğiniz bölgeye ve hatta göre değişiyor. Bu kartı havaalanı veya metro istasyonlarından temin edebilirsiniz. - Z2: Tek bilet 1,2 eur, 11 bilet 12 eur, 24 saatlik bilet ise 4,15 eur - Z3: Tek bilet 1,5 eur, 11 bilet 15 eur, 24 saatlik bilet ise 5,2 eur - Z4: Tek bilet 1,85 eur, 11 bilet 18,5 eur, 24 saatlik bilet ise 6,4 eur 3. Müzeleri ücretsiz günlerde ziyaret edin: Porto'da birçok müze pazar günleri veya ayın belirli tarihlerinde ücretsiz. Porto turizm ofislerinden ücretsiz bir harita temin ederek bu günleri öğrenebilirsiniz. 4. Porto sokaklarını yürüyerek gezin: Porto, yokuşları ve köprüleri ile ünlü. Dümdüz ve düzenli bir yerleşim matematiği beklemeyin. Arnavut kaldırımlı ve dapdar sokaklar... Kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda gördüğünüz şey ise çarpık, sıvası dökülmüş renkli binalar, hatta balkondan balkona uzanan çamaşır ipleri... Enteresan bir şehir Porto. İnsanın içini kıpır kıpır ettiren cinsten! Porto sokaklarını toplu taşıma kullanarak değil yürüyerek gezin. Hem bütçenizden tasarruf yapın hem de şehre aşık olun. 5. Restoran yerine sokak lezzetlerini keşfedin: Porto'da yeme içme diğer Avrupa ülkelerine göre biraz daha uygun fiyatlı olsa da restoranlarda kişi başı ortalama 60-70 eur ödersiniz. Porto yerel lezzetleri ile çok da ilgilenmiyorsanız sokak lezzetlerini tercih edin. Örneğin Porto Chips'de atıştırmalıklar ile kişi başı 6 eur'a doyabilir veya harika ve ucuz Porto tatlılarını Nata Lisboa'da veya Padaria Ribeiro Express'de yiyerek bir öğününüzü 3-4 eur'a halledebilirsiniz. 6. Otel yerine hostel tercih edin: Ribeira ve Avenida Dos Aliados gibi Porto'nun turistik bölgeleri yerine Santo Ildefonso ve Miragaia gibi merkezden biraz daha uzak bölgelerdeki hostelleri tercih edin. Merkezi bölgelerdeki hostellerde gecelik 60-70 eur arasında, merkez dışındaki hostellerde ise gecelik 35-40 eur'a da konaklayabilirsiniz."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/porto-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Porto katedrallerinin tarihleri ve mimarilerine hayran kalın. Dom Luis köprüsü Porto'nun Ribeira ve Gaia bölgelerini ayıran iki katlı muhteşem bir köprü. Altınızda Douro nehri, arkanızda Ribeira, önünüzde ise Gaia bölgesi! LA LA LA LA LA LA LA LA LA LA LA LA LA LA LA! FORÇA PORTO ALLEZ, FORÇA PORTO ALLEZ! Bir dönem Jardel, Hulk, Carvalho, Villas-Boas gibi isimlerle yıldız fabrikası diye anılan FC Porto'nun yıldızı her ne kadar eskisi gibi parlamasa da muhakkak görülmeye değer bir stat. Nam-ı diğer ejderha stadının ismi bile korkutucu bence! Dışarıdan mimarisi çok modern ve farklı olan bu stadın, tribünleri de oldukça görkemli. Porto gezi planımı yaparken aklıma ilk düşen rota Braga olmuştu. 🙂 Bom Jesus Monte muhteşem! Porto'nun İstanbul'a benzediği ile ilgili birçok gezi notu okusam da kendi gözlerimle görünce yine de şaşırdım çünkü Porto görmeye alışkın olduğum kuzey ve orta Avrupa şehirlerinden çok farklıydı. Porto'da kahve meselesi oldukça ucuz ve aşırı lezzetli. Benden söylemesi! \"Peki Porto'da bu leziz kahveleri nerede içeriz Çiğdem?\" dediğinizi duyar gibiyim. Açılın lütfen, ben bir kahve bağımlısıyım. 🙂 Size yol göstermek için buradayım. Detaylı Porto Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/porto-katedralleri", "text": "Se Porto, yani Porto Katedrali şehrin en simge dini yapısı. Otelim Ribeira'nın tam merkezinde olduğu için check in yapar yapmaz görmek için otelden fırladığım da ilk yer olmuştu burası. 🙂 Ama Barselona'dan sonraki durağım Porto olduğu için herhalde, beklentim La Sagrada Familia mimarisinde olmasa da onun görkeminde bir yerdi. 🙂 Gaudi o kadar büyülemişti ki çünkü beni... Porto katedrali dışarıdan çok görkemli bir yapıya sahip değil. Bir kale görünümünde daha ziyade. Ağırlıklı olarak Barok tarzını, cephesinde Romanesk, manastır ve şapellerden birinde de Gotik tarzı gözlemlemek mümkün. Giriş ücreti kişi başı 3 eur. Seyir terasından Duro nehri ve Ribeira bölgesinin manzarasını seyretmeyi unutmayın. Bir süre sonra kilisenin avlusuna birkaç genç çocuk geldi ve kaykay antrenmanı yapmaya başladılar. Hepsi kendi halindeydi. İzlemek ise aşırı keyif verdi bana. Planladığımdan çok daha fazla zaman geçirdim Aziz Ildefonso kilisesinde. Chapel of Souls muhteşem bir şapel! Üzeri mavi çiniler ile kaplı, şehrin tam göbeğindeki bu dini mabedi muhakkak görün ve fotoğraflayın. Yapı üzerinde yaklaşık 16.000 adet fayans varmış. Bu fayansların üzerindeki sembol ve resimler de şehit ve azizlerin yaşamlarına dair detayları anlatıyormuş. Portekiz'in en ünlü manastırlarından Bom Jesus yazım için Braga rehberime hemen tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/porto-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Porto 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 65 eur. 40 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Porto'da tarihi simge yapılara çok yakın ve turistik bölgelerde konaklamak istiyorsanız, Ribeira ve Avenida Dos Aliados'u tavsiye ederim. Fiyatlar otellerin yıldız sayılarına göre değişmekle beraber otel konaklamalarında 90-250 eur civarında. Şehirlerin merkezlerinde konaklamak her zaman daha maliyetlidir bunu unutmayın. Merkezde gecelik 50-70 eur arasında kendinize ait bir apartman dairesi de kiralayabilirsiniz. Kendinize ait özel bir banyonuzun olduğu veya ortak banyolu hostellerde de gecelik 60-70 eur arasında odalar bulabilirsiniz. Bu tip hostellerde ücretsiz kahvaltı ve ücretsiz wi-fi oluyor. Santo Ildefonso ve Miragaia gibi merkezden biraz daha uzak bölgelerdeki hostellerde gecelik 35-40 eur'a da konaklayabilirsiniz. Portekiz lezzetlerine bayıldığımı söylemişmiydim? 🙂 Bacalhau favorim. Bacalhau Portekiz halkının milyon çeşit yemeğini yaptığı bir balık çeşidi. Çiğ hali leş gibi kokuyor sizi yanıltmasın bu. 🙂 Piştiğinde ise lezzet muhteşemmmm. Pastal De Nata'da Portekiz'in en ünlü hamur tatlısı. Dışı milföy gibi çıtır çıtırrrrr.. İçinde ise enfes bir muhallebimsi bir krema var. Üzeri bizdeki kazandibi gibi epey yanık olanları bana göre makbul! 🙂 Porto gezimde bu tatlı benim kurtarıcımdı. Porto sokaklarında kaybolurken ilk gördüğüm fırına dalıp hooop mideye bir tane Pastel De Nata indiriyorsunuz, sizi epey tok tutuyor! Fiyatlar makul. Nata'lar 1 eur civarında. Aman kiloya dikkat! 🙂 Dar sokaklardaki en en turistik olmayan dükkanlarda satılanları favorim. Ve elbette Portekiz kahvesi Galao... Espresso ve köpüklü sütten yapılan bir kahve çeşidi. İçmeden sönmeyin, zira çok leziz. 🙂 Kahve fiyatları 1-2 eur. Porto'da lezzetli kahvenin 5 adresi için tıklayın. Porto'da şehir içi ulaşım metro, tramvay ve otobüsler ile oldukça kolay ve ucuz. Porto havaalanından şehir merkezine ulaşım için de birçok alternatif var ve zahmetli değil. Havaalanından taksi ile 30 eur'a merkeze ulaşmanız mümkün. Yolculuk 20 dakika sürüyor. Metro tercih ederseniz 2 eur, otobüs için de 1,80 eur ödemeniz gerekecek. Bu alternatifler ile yolculuk ise yaklaşık 40 dakika sürüyor. Porto'da 6 adet metro hattı bulunuyor. Şehir içindeki yolculuklarda tek yön bilet fiyatı 1,80 eur. Şehir içinde otobüs ile seyahat edecekseniz tek yön kişi başı 1,85 eur ödemelisiniz. Porto'nun toplu taşıma kartı Andante Kart alırsanız metro, otobüs, tramvay ve bazı bölgesel trenlerden sınırsız yararlanabiliyorsunuz. Tek yolculuk, 10 bilet veya 24 saat kullanım olarak yükleme yapabilirsiniz bu karta. Porto Kart satın alırsanız, havaalanından şehir merkezine, şehir içi ulaşımlarda toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. Detaylı Porto ulaşım rehberim için tıklayın. Detaylı Porto Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/porto-sokaklari", "text": "Porto, yokuşları ve köprüleri ile ünlü bu arada. Dümdüz ve düzenli bir yerleşim matematiği beklemeyin. Arnavut kaldırımlı dapdar sokaklar. Kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda gördüğünüz şey çarpık, sıvası dökülmüş renkli binalar ve hatta balkondan balkona uzanan çamaşır ipleri... Enteresan bir şehir. İnsanın içini kıpır kıpır ettiren cinsten! 🙂 Balat ve Tarlabaşı'na falan benziyor bazı yerler, hiç abartmıyorum ya! 🙂 Gördüklerime inanamayıp Porto'ya aşağıdaki gibi şöyle dikkatlice bir kez daha baktım ve evet o an ona aşık olmuştum! Miragaia'yı gezdiniz gördünüz bir 7 dakika daha yürüyüp Miguel Bombarda caddesine gelmeye ne dersiniz? 🙂 Porto sanat galerilerinin bulunduğu cadde\"1 burası. Aşırı kozmopolit, epey bohem... İkinci el vintage mağazalar, tasarım mağazaları ve yüzlerce galeri... Miguel Bombarda'nın olayı bu. 🙂 Mutlu gezmeler. Lizbon gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/porto-ulasim-rehberi", "text": "Francisco de Sa Carneiro Havaalanı şehir merkezine 11 km uzaklıkta. Güzel. 🙂 Ne uzaklıklar görmüş biri olarak hoşuma gitti bu tabi. Porto havaalanından merkeze ulaşımı otobüs ile de sağlayabilirsiniz. Porto'nun yerel otobüs işletmesi STCP'yi kullanacaksanız 601, 602 veya 604 numaralı hatlar havaalanından geçiyor, not alın. Her yarım saatte bir otobüs kalkıyor. Bilet fiyatı tek kişi tek yön 1,80 eur. Porto'da 6 adet metro hattı bulunuyor. Kafanızda somutlaşması için bu hatların fotoğrafını aşağı ekliyorum. Metro sabah 06.00-01.00 arası çalışıyor. Tek yön kişi başı bilet fiyatı 1,80 eur. Porto Kart veya Porto'nun toplu taşıma kartı olan Andante Kart alırsanız metro, otobüs, tramvay ve bazı bölgesel trenlerden sınırsız yararlanabiliyorsunuz. Tek yolculuk, 10 bilet veya 24 saat kullanım olarak yükleme yapabilirsiniz bu karta. Porto şehrinin bölgeleri Z2, Z3 ve Z4 olarak ayrılmış durumda dolayısıyla Andante Kart fiyatları da gideceğiniz bölgeye ve hatta göre değişiyor. Bu kartı havaalanı veya metro istasyonlarından temin edebilirsiniz. - Z2: Tek bilet 1,2 eur, 11 bilet 12 eur, 24 saatlik bilet ise 4,15 eur - Z3: Tek bilet 1,5 eur, 11 bilet 15 eur, 24 saatlik bilet ise 5,2 eur - Z4: Tek bilet 1,85 eur, 11 bilet 18,5 eur, 24 saatlik bilet ise 6,4 eur Ribeira'dan Gaia bölgesine geçecekseniz otobüs güzel bir seçenek. Tek kişi tek yön otobüs bileti fiyatı 1,85 eur. Porto Kart veya yukarıda bahsettiğim Andante kartınız var ise bu kart otobüslerde de geçerli. Otobüsler her gün 06.00-01.00 arası çalışıyor. Porto'da birkaç gün konaklayacak ve toplu taşımayı çok fazla kullanacaksanız Porto Kart almanızı tavsiye ederim. Ama dikkat! Tek günlük, ulaşım içermeyen ve sadece müzeleri ücretsiz gezebileceğiniz Pedestrian Card da satılıyor. Sizin aradığınız bu değil, toplu taşımayı sınırsız kullanabileceğiniz Porto kartını satın almalısınız. Porto Kart ile havaalanından şehir merkezine ücret ödemeden gelebilir, şehir içi ulaşımlarda da toplu taşımayı ücretsiz kullanabilir ve müzeleri ücretsiz gezebilirsiniz. Şehir ve tekne turlarında, şehrin bazı ikonik yapılarını ziyarette de bu kart girişlerde epey indirim sağlıyor. Bazı restoranlarda dahi indirimden Porto kartınız ile yararlanabilirsiniz. Porto Kart için 1 günlük 13 eur, 2 günlük 20 eur, 3 günlük 25 eur ve 4 günlük karta ise 33 eur ödemelisiniz. Porto gezilecek yerler yazım için tıkla! Çok yalın ve faydalı bir içerik olmuş. Teşekkürler."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/portoda-lezzetli-kahvenin-5-adresi", "text": "İlginç bir kafe ile başlamak istedim. Gato Vadio. Bu Retro kafe aynı zamanda bir kütüphane. İçeride kendinize mis gibi bir espresso sipariş edebilir ve kitabınıza gömülebilirsiniz. Portekizce bilmeseniz de kütüphaneyi mutlaka karıştırmanızı tavsiye edeceğim. Çok farklı kafada bir mekan burası. Bazı akşamlar şiir ve sanat sohbetleri yapılıp konferanslar düzenlenirken, yaz aylarında canlı konserler veriliyor burada. Aşırı yerel olan bu etkinlikleri içeride bir masaya çöküp kahvenizi yudumlayarak seyredebilirsiniz. Fiyatlar makul. Kahve fiyatları 1-1,5 eur arasında değişiyor. En en sevdiğim kafelerden biri Nata Lisboa! Çünkü burada ünlü Portekiz hamur tatlısı Pastel de Nata'ları mideye indirebilir ve aynı zamanda aşırı lezzetli kahveler de içebilirsiniz. Özellikle kahvaltı menüleri oldukça bol. 2,5-8 eur arasında değişiyor tercih edeceğiniz lezzetler. Pastel de Nata 1,30 eur. Leziz kahvelerin fiyatları ise 1-2 eur arasında. Fiyatlar epey makul. Burası bir fırın. Şirin, küçük ve taze taze Pastel de Nata yapan bir fırın. İçerisi mis gibi kokuyor. Garsonlar aşırı kibar ve nazik. Basit bir kahve ve nata siparişinizde bile sanki dünyaları yiyecekmişsiniz gibi muamele görüyorsunuz! 🙂 Alışkın olmadığımız bir durum hahaha. Şekerli ve kremalı kahveler seviyorsanız menüde bol bol çeşit var. Tercihim tabi ki yine espresso benim! 🙂 Kahve fiyatları 1-3 eur arası. Afiyet olsun. Çikolatalı pasta ve kahve ikilisine kim hayır diyebilir? 🙂 Duvardaki \"We do not remember days, we remember moments\" yazısıyla da müşteri memnuniyetine verdiği önemi daha en başından size hissettiren bir kafe burası. Kahveniz ve çeşit çeşit pastalar, tuzlu hafif atıştırmalıklar ile anın tadını çıkarın Moustache Kahve evinde. Cheesecake ve pasta çeşitlerinin fiyatları 2-3 eur arasında değişiyor. Kahveler ise 1-1,5 eur civarında. Bu mekan için sizi baştan uyarayım da Türkiye'ye döndüğünüzde kulaklarımı çınlatmayın! 🙂 Padaria Ribeiro Express, aşırı lezzetli ve kilo aldırma garantili bir kafe, zira içeri \"Aman, içim bayıldı bir nata atayım ağzıma\" diye girip, 3-5 çeşit hamur tatlısı gömerek çıkmışlığım var hahaha. Benden söylemesi. Bola de Berlim, Bolo Rei içeride kesinlikle favorilerim. Bolo de Berlim'in içerisinde muhallebi kıvamı bir krema olan, dışı ise çıtır çıtır ve şeker ile kaplanmış bir hamur tatlısı. Bolo Rei ise kuru meyveli ve aşırı lezzetli bir kek. Tatlı fiyatları 2-5 eur arasında değişiyor. Kahvelerin lezzetinden artık bahsetmiyorum bile farkındaysanız. 🙂 Galao ve espresso çeşitleri 1-2 eur civarında."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/prag-gezilecek-yerler", "text": "Tüm Avrupa'yı görüp belki de ilk görülmesi gereken şehri sona bıraktığım için Prag'a epey ayıp ettiğimin farkındayım. 🙂 Ama ne kadar istesem de bir türlü Prag ile seyahat tarihlerim veya uygun olduğum uçak saatleri falan uyuşmamıştı. Zaten seyahatte matematiği sevmem biliyorsunuz. 🙂 Turistik yerlere öncelik vermem, yazın gidilecek yere kışın, kışın gidilecek yere yazın gitmeyi severim falan. 🙂 Neyse, geç olsun güç olmasın ama Prag'ı pek bir sevdim ne yalan söyleyeyim. Arnavut kaldırımlı sokakları, ortaçağ binaları ve parkları ile Prag gerçekten bir rüya. Kiraladığım eski kent meydanı manzaralı dairede sabah daha aydınlanmadan mis gibi bir Prag kahvesi ile güne başlamak ve tek günde koca şehri keşfetmek inanılmaz bir deneyimdi! Ayrıca şehir çok ucuz. Prag seyahat rehberim ile şehri bir de benden dinlemeye ne dersiniz? Hem en güzel fotoğraf ve videolarımla size seyahat deneyimlerimi anlattım, hem de bütçeniz için tasarruf edebileceğiniz ipuçları verdim. İlk bakışta Lennon duvarı size Avrupa'da gördüğünüz grafiti kaplı herhangi bir duvar gibi gelebilir ama değil. Birkaç yerli bana, Berlin duvarı Berlin için ne ifade ediyorsa, Lennon duvarı da bizim için öyle demişti. Duvar, sevgi ve barış mesajları ile kaplı ve epey renkli! Prag'ın sembollerinden belki de ilki Charles köprüsü! Geçmeyeni dövüyorlar. 🙂 Köprü manzarası kadar iki uçtaki Lesser Town ve Old Town köprü kuleleri de harika fotoğraflar veriyor. Bir ipucu daha, Kafka müzesi bahçesinin sağındaki yoldan inin. Bu noktadan da Charles köprüsü muhteşem! Prag'da Old Town meydanına aşık olmamak mümkün değil! 🙂 Astronomik saat kulesi, Tyn kilisesi, Aziz Nikola kilisesi ve Kinsky Sarayı, Jan Hus anıtı muhteşem! Çoğu kişi astronomik saati epey bir övse de, benim favorim Tyn kilisesi oldu. 🙂 Meydana gece giderseniz ne demek istediğimi daha net anlarsınız, şato tarzı kulelerindeki ışıklandırma aşırı gotik! Prag'da Old Town sokakları hep mis gibi ve tatlı tatlı kokar, sebebi tabi ki Trdelnik! 🙂 Tarçın ve şeker ile pişirilen bir hamur tatlısı bu. Dondurma ile servis ediliyor. Benim tercihim Good Food'dan üzerinde pembe şeytan kulakları olan Chimney Devil olmuştu! 🙂 Afiyet olsun! Sanatçı David Cerny'nin bu eserini çok merak ediyordum. Tahmin edilebileceği üzere onu bulmak pek de kolay değil. İpucu olarak şehrin tarihi merkezine epey yakın Husova caddesinde olduğunu söyleyebilirim. Charles Bridge köprüsünden geçtikten sonra soldan köprü altına inerek ilerlediğinizde karşınıza Franz Kafka müzesi çıkacak. Müze bahçesine girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey ortadaki sanat eseri olmuştu. Müzeden önce müsadenizle biraz bu ilginç sokak sanatını konuşalım sizinle! 🙂 İşeyenler Çeşmesi! Çek Cumhuriyeti haritasını düşünün. İşte bu haritanın sınırlarından oluşturulmuş minik ve sığ bir bir havuzun içinde duran iki bronz heykel... Enteresan olan bu heykellerin kalça kemiklerinin ve dolayısı ile üreme organlarındaki çeşmenin bir mekanizma sayesinde sürekli hareket ediyor olması. Heykellerde bir GSM girişi var. Cep telefonunuzdan göndereceğiniz mesaj ile dilediğiniz şeyi işeyen çeşmeleri ile bu heykellere yazdırabilir ve fotoğraflayabilirsiniz. Bu eser tabi ki yine David Cerny'nin! Kafka müzesine giriş yaklaşık 7 eur. Kafka'nın mektupları, kitapları, notlarını mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Özellikle Kafka romanlarına aşıksanız, müze içindeki karanlık ve kasvetli ortam ve farklı müzikler ile kendinizden geçeceksiniz. 9. yüzyılda inşa edilen Prag kalesi, yüzlerce yıldan fazla bir süredir hala Çek devletinin önemli bir sembolü. Dünyanın en en büyük komplekslerinden biri bu kale. Tarihi saraylardan, ofislerden, kilise ve sur binalarından, bahçelerden ve pitoresk birçok yapıdan oluşuyor. Tam 45 hektarlık bir alandan bahsediyoruz burada! Aziz George Bazilikası ve manastırı, Aziz Vitus Katedrali, Prag Altın yol, gotik tarzda inşa edilen eski Kraliyet Sarayı, ve Kraliyet bahçeleri Prag kalesi sınırlarında görmeden dönmemeniz gereken en güzel yerler! Bu arada Prag kalesinin panoramik görüntüsü de dünyanın en görkemli manzaralarından biri bence! Aziz Vitus Katedrali, Prag'ın en büyük ve en önemli tapınaklarından bir tanesi. Dini hizmetlerin yanı sıra, zamanında Çek krallarının ve kraliçelerinin taç giyme törenleri de burada gerçekleşirmiş. Katedral ayrıca birkaç koruyucu aziz, kral, soylu ve başpiskoposun mezarlığına da ev sahipliği yapıyor. Binanın dış cephesi hem çok görkemli hem de mimari muhteşem! 🙂 Mutlu gezmeler. Golden Lane yani Altın yol, Bila Kulesi ve Daliborka Kulesi arasında kalan masalsı ve renkli evlerle kaplı dar bir sokak. Bu evler 16. yüzyılın sonlarında kalenin surlarına inşa edilmiş ve ikinci Dünya Savaşı'na kadar da işgal altında kalmış. Yani Altın yolun bugünkü görünümü 1955 yılına uzanıyor. Franz Kafka da, 1916'dan 1917'ye kadar 22 numaralı evde yaşayıp çalışmış. Prag'da iki tane St. Nicholas yani Aziz Nikola kilisesi var. Biri Lesser Town diğeri ise eski kent meydanında. Karıştırmamanız ve haritadan kolay bulabilmeniz için orijinal isimlerini de paylaşacağım. Benim size ısrarla önerdiğim Lesser Town'daki Aziz Nikola kilisesi, Kostel sv. Mikulase olarak geçiyor. Prag'da gördüğüm en etkileyici yapılardan biri bu barok Aziz Nikola Kilisesiydi. 49 metre yükseklikteki tavanı ve içerideki ışık oyunları ile bana Gaudi'nin işlerini anımsattı. 🙂 Muhteşem iç dizayndan zaten hiç bahsetmeme gerek bile yok herhalde! 🙂 Tepesindeki çan kulesine tırmanabilirseniz harika bir manzara sizi bekliyor olacak. Eski kent meydanındaki kiliseyi haritadan Chram sv. Mikulase olarak aratabilirsiniz. O da meydanda harika fotoğraflar veriyor. Memorial to the Victims of Communism yani Prag'da Komünizm Kurbanları Anıtı, ünlü Çek heykeltıraş Olbram tarafından mimarlar Zdenek Hölzl ve Jan Karel ile birlikte yapılmış. Tesis, Petrin Tepesi'nin dibinde, Vitezna köprüsünün ise tam karşısında. Merdivenlerde yürüyen 7 kişi göreceksiniz. Bu kişiler çıplak ve vücutlarının belli bölümleri eksik. Bu görüntü mahkumların acılarını, cesaretlerini ve dayanıklılıklarını sembolize ediyormuş. Anıtın altındaki yazıda da şu satırları okuyorsunuz; Komünizm Kurbanları 1948-1989: 205.486 kişi hüküm giydi, 248 kişi idam edildi, 4.500 kişi cezaevinde öldü, 327 kişi yasa dışı sınır geçişi sırasında öldü ve 170.938 kişi göç etti. Lesser Town'un en güzel yerlerinden birisi bence kampa adası ve onun müthiş sakin parkı. Prag'da Venedik ne alaka demeyin ama bu adadaki atmosfer bana Venedik'i anımsattı. 🙂 Kampa, Prag'ın en büyük adası. Özellikle turistik ve kalabalık mevsimlerde bence bir kaçış noktası. Bu sakin ve sevimli adada piknik yapabilir veya romantik yollarında yürüyüş yapabilirsiniz. Meraklıları için bu adada modern bir sanat müzesi olduğunu da hatırlatayım. 🙂 Adanın parkı da bir o kadar güzel. Bu eserin adı Kampa Bebekleri. Komünizm zamanlarına gönderme yapan bu sokak sanatı gerçekten enteresan. Prag her yanından ayrı bir fotoğraf karesi yaratılabilecek harika bir şehir, şanslıyız ki bu güzelliği şehrin birçok noktasından izleyebileceğimiz onlarca seyir noktası var. Ayrıca eski kent meydanındaki Terasa U Prince restoranının terasındaki manzara da muhteşem! Mutlu seyirler. Municipal Library of Prague! \"Amaaan, başka ülkeye gelmişim, iki kafa dağıtacağım, ne kütüphanesi yahu?\" demeyin bence çünkü bu kütüphane gerçekten çok hoş. Hem de merkeze epey yakın o yüzden üşenmeyin ve rotanıza alın, rica etmiyorum bakın ısrar ediyorum! 🙂 Giriş holündeki kitap tüneli elbette turistleri için cazibe noktası. Giriş ücretsiz. Kitaplara meraklı değilseniz bile içeriyi 10 dakika kadar gezin ve kitap tünelinde bir fotoğraf çektirin. - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Prag'da konaklama diğer Avrupa ülkelerine göre epey uygun. Tabi otel tercih etmezseniz. Özellikle şehrin eski kent meydanında birçok hostel ve apartman dairesi seçenekleri mevcut. Hostellerde ortak bir odada kendinize bir yatak kiralamak isterseniz 9-25 eur arası bir ücret ödersiniz. Öğrenciler ve maceracı gezginler için oldukça uygun bir fiyat. 🙂 Kendinize ait özel bir oda tuttuğunuzda bu rakam 40-70 eur arası değişebiliyor. Özellikle turistik tarihlerde ve hafta sonları şehirde konaklama ücretleri oldukça yükselebiliyor. Rezervasyonlarınızı epey önceden yapmanızı tavsiye ederim. Prag'da apartman dairelerini kiralamanızı ısrarla tavsiye edeceğim çünkü özellikle eski kent meydanında seçenek epeyce bol. Ama bir ayrıntıya dikkat. 🙂 Ben meydana 3 dakika yürüme mesafesinde bir daireyi 40 eur'a kiraladığımı düşünürken, ev sahibemin \"20 eur da temizlik parası var ama?\" demesi ile aslında odayı 60 eur'a tuttuğumu anladım. 🙂 Uyanıklar, konfirmasyona küçücük harflerle eklemişler. 🙂 Prag'da otel fiyatları ise 60-120 eur arasında değişiyor. Prag, birçok Avrupa şehrine kıyasla ucuz bir şehir. Yeme içme de öyle. Elbette şehirde bir öğüne kişi başı 70-80 eur ödeyeceğiniz pahalı restoranlar da var ama ucuz yeme içme seçeneği de epey fazla. Özellikle sokak lezzetleri en güzel alternatif. Eski kent meydanındaki restoranlara oturup yemek yemeyin çünkü fazla turistik ve gereksiz pahalılar ama kurdukları lezzetli stantlardan sosis yemenizi tavsiye ederim. Sosis fiyatı yaklaşık 3 eur. Porsiyon epey büyük ve içinde bol malzeme ile servis ediliyor. Gayet doyurucu. Tavuk tercihi de var. Diğer tavsiyem de Trdelnik! Tarçın ve şeker ile pişirilen bir hamur tatlısı bu. Dondurma ile servis ediliyor. Meyve, kurabiye ve şeker süslemeleri ise muhteşem! Old Town meydanı ile Charles köprüsünü birbirine bağlayan cadde üzerinde bolca Trdelnik dükkanı var. Fiyatlar yaklaşık 5 eur. Prag'ın pancake'leri de epey meşhur. Palacinky'i denemeden dönmeyin. Fiyatlar inanılmaz iyi, 1-2 eur arasında değişiyor, porsiyonlar çok doyurucu. Chlebicky adını verdikleri bol malzemeli ve açık sandviçler ya da Gulas çorbası da yerel ve ucuz seçenekler. Baştan söyleyeyim, Prag'da toplu taşıma oldukça ucuz. Ama Prag'ın özellikle turistik bölgelerinde dolanmak istiyorsanız şehir içinde toplu taşımaya çok da ihtiyacınız olmayacak. Havalimanından şehir merkezine gelişte ise Airport Express otobüslerini tercih etmiştim ben. Havalimanının içerisinde sağ tarafınızda bir turizm ofisi görüyor olacaksınız. Buradan epey ucuza alabilirsiniz biletinizi. Kişi başı tek yön 1,5 eur. Havalimanından çıkışta sağ tarafınızda otobüsleri görüyor olacaksınız. İlginç olan şehir merkezinden havalimanına gidişte merkez tren istasyonunun içindeki ofisten aynı otobüs biletine yaklaşık 2,5 eur vermem olmuştu. Bileti alınca tren istasyonundan üst kata çıkın. Otobüsleri solunuzda görüyor olacaksınız. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Havalimanından merkeze taksi fiyatları yaklaşık 20 eur'dan başlıyor. Şehir içinde metro, otobüs ve tramvay hattı var. Satın aldığınız bilet tüm toplu taşıma araçlarında geçerli. 30 dakikalık bilet 0,90 eur, 90 dakikalık bilet 1,20 eur, 24 saatlik bilet 4,30 eur, 3 günlük bilet 13 eur. - 2 günlük Prag Kart: 58 eur - 3 günlük Prag Kart: 68 eur - 4 günlük Prag Kart: 78 eur 2. Turistik bölgelerde para harcamayın: Prag muhteşem bir şehir! Bu yüzden yılın her dönemi dünyanın dört bir yanından çok fazla turist alıyor, yani her daim kalabalık. Özellikle şehrin old town meydanında ve Charles köprüsüne çıkılan yol üzerinde onlarca mağaza ve restoran var. Prag bence diğer Avrupa ülkelerine göre epey ucuz, ama yine de tasarruf etmek istiyorsanız bahsettiğim bölgelerden alışveriş yapmak yerine biraz daha uzak noktaları tercih edin. Restoranların da şehrin diğer bölgelerine göre biraz daha az kaliteli ve turistik olduğunu söylemeliyim."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/prag-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Arnavut kaldırımlı sokakları, ortaçağ binaları ve parkları ile Prag gerçekten bir rüya. Kiraladığım eski kent meydanı manzaralı dairede sabah daha aydınlanmadan mis gibi bir Prag kahvesi ile güne başlamak ve tek günde koca şehri keşfetmek inanılmaz bir deneyimdi! Ayrıca şehir çok ucuz. Prag gezilecek yerler listesi yazım ile şehri bir de benden dinlemeye ne dersiniz? Hem en güzel fotoğraf ve videolarımla size seyahat deneyimlerimi anlattım, hem de bütçeniz için tasarruf edebileceğiniz ipuçları verdim. Prag'ın sembollerinden belki de ilki Charles köprüsü! Geçmeyeni dövüyorlar. 🙂 Köprü manzarası kadar iki uçtaki Lesser Town ve Old Town köprü kuleleri de harika fotoğraflar veriyor. Bir ipucu daha, Kafka müzesi bahçesinin sağındaki yoldan inin. Bu noktadan da Charles köprüsü muhteşem! Prag'da Old Town meydanına aşık olmamak mümkün değil! 🙂 Astronomik saat kulesi, Tyn kilisesi, Aziz Nikola kilisesi ve Kinsky Sarayı, Jan Hus anıtı muhteşem! Çoğu kişi astronomik saati epey bir övse de, benim favorim Tyn kilisesi oldu. 🙂 Meydana gece giderseniz ne demek istediğimi daha net anlarsınız, şato tarzı kulelerindeki ışıklandırma aşırı gotik! Charles Bridge köprüsünden geçtikten sonra soldan köprü altına inerek ilerlediğinizde karşınıza Franz Kafka müzesi çıkacak. Müze bahçesine girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey ortadaki sanat eseri olmuştu. Müzeden önce müsadenizle biraz bu ilginç sokak sanatını konuşalım sizinle! 🙂 İşeyenler Çeşmesi! Çek Cumhuriyeti haritasını düşünün. İşte bu haritanın sınırlarından oluşturulmuş minik ve sığ bir bir havuzun içinde duran iki bronz heykel... Enteresan olan bu heykellerin kalça kemiklerinin ve dolayısı ile üreme organlarındaki çeşmenin bir mekanizma sayesinde sürekli hareket ediyor olması. Heykellerde bir GSM girişi var. Cep telefonunuzdan göndereceğiniz mesaj ile dilediğiniz şeyi işeyen çeşmeleri ile bu heykellere yazdırabilir ve fotoğraflayabilirsiniz. Bu eser tabi ki yine David Cerny'nin! Kafka müzesine giriş yaklaşık 7 eur. Kafka'nın mektupları, kitapları, notlarını mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Özellikle Kafka romanlarına aşıksanız, müze içindeki karanlık ve kasvetli ortam ve farklı müzikler ile kendinizden geçeceksiniz. 9. yüzyılda inşa edilen Prag kalesi, yüzlerce yıldan fazla bir süredir hala Çek devletinin önemli bir sembolü. Dünyanın en en büyük komplekslerinden biri bu kale. Tarihi saraylardan, ofislerden, kilise ve sur binalarından, bahçelerden ve pitoresk birçok yapıdan oluşuyor. Tam 45 hektarlık bir alandan bahsediyoruz burada! Aziz George Bazilikası ve manastırı, Aziz Vitus Katedrali, Prag Altın yol, gotik tarzda inşa edilen eski Kraliyet Sarayı, ve Kraliyet bahçeleri Prag kalesi sınırlarında görmeden dönmemeniz gereken en güzel yerler! Bu arada Prag kalesinin panoramik görüntüsü de dünyanın en görkemli manzaralarından biri bence! İlk bakışta Lennon duvarı size Avrupa'da gördüğünüz grafiti kaplı herhangi bir duvar gibi gelebilir ama değil. Birkaç yerli bana, Berlin duvarı Berlin için ne ifade ediyorsa, Lennon duvarı da bizim için öyle demişti. Duvar, sevgi ve barış mesajları ile kaplı ve epey renkli! Golden Lane yani Altın yol, Bila Kulesi ve Daliborka Kulesi arasında kalan masalsı ve renkli evlerle kaplı dar bir sokak. Bu evler 16. yüzyılın sonlarında kalenin surlarına inşa edilmiş ve ikinci Dünya Savaşı'na kadar da işgal altında kalmış. Yani Altın yolun bugünkü görünümü 1955 yılına uzanıyor. Franz Kafka da, 1916'dan 1917'ye kadar 22 numaralı evde yaşayıp çalışmış. Prag'da Old Town sokakları hep mis gibi ve tatlı tatlı kokar, sebebi tabi ki Trdelnik! 🙂 Tarçın ve şeker ile pişirilen bir hamur tatlısı bu. Dondurma ile servis ediliyor. Benim tercihim Good Food'dan üzerinde pembe şeytan kulakları olan Chimney Devil olmuştu! 🙂 Afiyet olsun! Detaylı Prag Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/prag-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Prag 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 55 eur. 40 eur konaklama, 10 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Prag'da konaklama diğer Avrupa ülkelerine göre epey uygun. Tabi otel tercih etmezseniz. Özellikle şehrin eski kent meydanında birçok hostel ve apartman dairesi seçenekleri mevcut. Hostellerde ortak bir odada kendinize bir yatak kiralamak isterseniz 9-25 eur arası bir ücret ödersiniz. Öğrenciler ve maceracı gezginler için oldukça uygun bir fiyat. 🙂 Kendinize ait özel bir oda tuttuğunuzda bu rakam 40-70 eur arası değişebiliyor. Özellikle turistik tarihlerde ve hafta sonları şehirde konaklama ücretleri oldukça yükselebiliyor. Rezervasyonlarınızı epey önceden yapmanızı tavsiye ederim. Prag'da apartman dairelerini kiralamanızı ısrarla tavsiye edeceğim çünkü özellikle eski kent meydanında seçenek epeyce bol. Ama bir ayrıntıya dikkat. 🙂 Ben meydana 3 dakika yürüme mesafesinde bir daireyi 40 eur'a kiraladığımı düşünürken, ev sahibemin \"20 eur da temizlik parası var ama?\" demesi ile aslında odayı 60 eur'a tuttuğumu anladım. 🙂 Uyanıklar, konfirmasyona küçücük harflerle eklemişler. 🙂 Prag'da otel fiyatları ise 60-120 eur arasında değişiyor. Prag, birçok Avrupa şehrine kıyasla ucuz bir şehir. Yeme içme de öyle. Elbette şehirde bir öğüne kişi başı 70-80 eur ödeyeceğiniz pahalı restoranlar da var ama ucuz yeme içme seçeneği de epey fazla. Özellikle sokak lezzetleri en güzel alternatif. Eski kent meydanındaki restoranlara oturup yemek yemeyin çünkü fazla turistik ve gereksiz pahalılar ama kurdukları lezzetli stantlardan sosis yemenizi tavsiye ederim. Sosis fiyatı yaklaşık 3 eur. Porsiyon epey büyük ve içinde bol malzeme ile servis ediliyor. Gayet doyurucu. Tavuk tercihi de var. Diğer tavsiyem de Trdelnik! Tarçın ve şeker ile pişirilen bir hamur tatlısı bu. Dondurma ile servis ediliyor. Meyve, kurabiye ve şeker süslemeleri ise muhteşem! Old Town meydanı ile Charles köprüsünü birbirine bağlayan cadde üzerinde bolca Trdelnik dükkanı var. Fiyatlar yaklaşık 5 eur. Prag'ın pancake'leri de epey meşhur. Palacinky'i denemeden dönmeyin. Fiyatlar inanılmaz iyi, 1-2 eur arasında değişiyor, porsiyonlar çok doyurucu. Chlebicky adını verdikleri bol malzemeli ve açık sandviçler ya da Gulas çorbası da yerel ve ucuz seçenekler. Baştan söyleyeyim, Prag'da toplu taşıma oldukça ucuz. Ama Prag'ın özellikle turistik bölgelerinde dolanmak istiyorsanız şehir içinde toplu taşımaya çok da ihtiyacınız olmayacak. Havalimanından şehir merkezine gelişte ise Airport Express otobüslerini tercih etmiştim ben. Havalimanının içerisinde sağ tarafınızda bir turizm ofisi görüyor olacaksınız. Buradan epey ucuza alabilirsiniz biletinizi. Kişi başı tek yön 1,5 eur. Havalimanından çıkışta sağ tarafınızda otobüsleri görüyor olacaksınız. İlginç olan şehir merkezinden havalimanına gidişte merkez tren istasyonunun içindeki ofisten aynı otobüs biletine yaklaşık 2,5 eur vermem olmuştu. Bileti alınca tren istasyonundan üst kata çıkın. Otobüsleri solunuzda görüyor olacaksınız. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Havalimanından merkeze taksi fiyatları yaklaşık 20 eur'dan başlıyor. Şehir içinde metro, otobüs ve tramvay hattı var. Satın aldığınız bilet tüm toplu taşıma araçlarında geçerli. 30 dakikalık bilet 0,90 eur, 90 dakikalık bilet 1,20 eur, 24 saatlik bilet 4,30 eur, 3 günlük bilet 13 eur. Detaylı Prag Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/prag-turu", "text": "Ben Prag'ı pek bir sevdim ne yalan söyleyeyim. Prah turu yazımda sana yapabileceğin 20 aktiviteyi derledim. Arnavut kaldırımlı sokakları, ortaçağ binaları ve parkları ile Prag gerçekten bir rüya. Kiraladığım eski kent meydanı manzaralı dairede sabah daha aydınlanmadan mis gibi bir Prag kahvesi ile güne başlamak ve tek günde koca şehri keşfetmek inanılmaz bir deneyimdi! İlk bakışta Lennon duvarı size Avrupa'da gördüğünüz grafiti kaplı herhangi bir duvar gibi gelebilir ama değil. Birkaç yerli bana, Berlin duvarı Berlin için ne ifade ediyorsa, Lennon duvarı da bizim için öyle demişti. Duvar, sevgi ve barış mesajları ile kaplı ve epey renkli! Prag'ın sembollerinden belki de ilki Charles köprüsü! Geçmeyeni dövüyorlar. 🙂 Köprü manzarası kadar iki uçtaki Lesser Town ve Old Town köprü kuleleri de harika fotoğraflar veriyor. Bir ipucu daha, Kafka müzesi bahçesinin sağındaki yoldan inin. Bu noktadan da Charles köprüsü muhteşem! Prag'da Old Town meydanına aşık olmamak mümkün değil! 🙂 Astronomik saat kulesi, Tyn kilisesi, Aziz Nikola kilisesi ve Kinsky Sarayı, Jan Hus anıtı muhteşem! Çoğu kişi astronomik saati epey bir övse de, benim favorim Tyn kilisesi oldu. 🙂 Meydana gece giderseniz ne demek istediğimi daha net anlarsınız, şato tarzı kulelerindeki ışıklandırma aşırı gotik! Prag'da Old Town sokakları hep mis gibi ve tatlı tatlı kokar, sebebi tabi ki Trdelnik! 🙂 Tarçın ve şeker ile pişirilen bir hamur tatlısı bu. Dondurma ile servis ediliyor. Benim tercihim Good Food'dan üzerinde pembe şeytan kulakları olan Chimney Devil olmuştu! 🙂 Afiyet olsun! Sanatçı David Cerny'nin bu eserini çok merak ediyordum. Tahmin edilebileceği üzere onu bulmak pek de kolay değil. İpucu olarak şehrin tarihi merkezine epey yakın Husova caddesinde olduğunu söyleyebilirim. Charles Bridge köprüsünden geçtikten sonra soldan köprü altına inerek ilerlediğinizde karşınıza Franz Kafka müzesi çıkacak. Müze bahçesine girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey ortadaki sanat eseri olmuştu. Müzeden önce müsadenizle biraz bu ilginç sokak sanatını konuşalım sizinle! 🙂 İşeyenler Çeşmesi! Çek Cumhuriyeti haritasını düşünün. İşte bu haritanın sınırlarından oluşturulmuş minik ve sığ bir bir havuzun içinde duran iki bronz heykel... Enteresan olan bu heykellerin kalça kemiklerinin ve dolayısı ile üreme organlarındaki çeşmenin bir mekanizma sayesinde sürekli hareket ediyor olması. Heykellerde bir GSM girişi var. Cep telefonunuzdan göndereceğiniz mesaj ile dilediğiniz şeyi işeyen çeşmeleri ile bu heykellere yazdırabilir ve fotoğraflayabilirsiniz. Bu eser tabi ki yine David Cerny'nin! Kafka müzesine giriş yaklaşık 7 eur. Kafka'nın mektupları, kitapları, notlarını mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Özellikle Kafka romanlarına aşıksanız, müze içindeki karanlık ve kasvetli ortam ve farklı müzikler ile kendinizden geçeceksiniz. 9. yüzyılda inşa edilen Prag kalesi, yüzlerce yıldan fazla bir süredir hala Çek devletinin önemli bir sembolü. Dünyanın en en büyük komplekslerinden biri bu kale. Tarihi saraylardan, ofislerden, kilise ve sur binalarından, bahçelerden ve pitoresk birçok yapıdan oluşuyor. Tam 45 hektarlık bir alandan bahsediyoruz burada! Aziz George Bazilikası ve manastırı, Aziz Vitus Katedrali, Prag Altın yol, gotik tarzda inşa edilen eski Kraliyet Sarayı, ve Kraliyet bahçeleri Prag kalesi sınırlarında görmeden dönmemeniz gereken en güzel yerler! Bu arada Prag kalesinin panoramik görüntüsü de dünyanın en görkemli manzaralarından biri bence! Aziz Vitus Katedrali, Prag'ın en büyük ve en önemli tapınaklarından bir tanesi. Dini hizmetlerin yanı sıra, zamanında Çek krallarının ve kraliçelerinin taç giyme törenleri de burada gerçekleşirmiş. Katedral ayrıca birkaç koruyucu aziz, kral, soylu ve başpiskoposun mezarlığına da ev sahipliği yapıyor. Binanın dış cephesi hem çok görkemli hem de mimari muhteşem! 🙂 Mutlu gezmeler. Golden Lane yani Altın yol, Bila Kulesi ve Daliborka Kulesi arasında kalan masalsı ve renkli evlerle kaplı dar bir sokak. Bu evler 16. yüzyılın sonlarında kalenin surlarına inşa edilmiş ve ikinci Dünya Savaşı'na kadar da işgal altında kalmış. Yani Altın yolun bugünkü görünümü 1955 yılına uzanıyor. Franz Kafka da, 1916'dan 1917'ye kadar 22 numaralı evde yaşayıp çalışmış. Prag'da iki tane St. Nicholas yani Aziz Nikola kilisesi var. Biri Lesser Town diğeri ise eski kent meydanında. Karıştırmamanız ve haritadan kolay bulabilmeniz için orijinal isimlerini de paylaşacağım. Benim size ısrarla önerdiğim Lesser Town'daki Aziz Nikola kilisesi, Kostel sv. Mikulase olarak geçiyor. Prag'da gördüğüm en etkileyici yapılardan biri bu barok Aziz Nikola Kilisesiydi. 49 metre yükseklikteki tavanı ve içerideki ışık oyunları ile bana Gaudi'nin işlerini anımsattı. 🙂 Muhteşem iç dizayndan zaten hiç bahsetmeme gerek bile yok herhalde! 🙂 Tepesindeki çan kulesine tırmanabilirseniz harika bir manzara sizi bekliyor olacak. Eski kent meydanındaki kiliseyi haritadan Chram sv. Mikulase olarak aratabilirsiniz. O da meydanda harika fotoğraflar veriyor. Memorial to the Victims of Communism yani Prag'da Komünizm Kurbanları Anıtı, ünlü Çek heykeltıraş Olbram tarafından mimarlar Zdenek Hölzl ve Jan Karel ile birlikte yapılmış. Tesis, Petrin Tepesi'nin dibinde, Vitezna köprüsünün ise tam karşısında. Merdivenlerde yürüyen 7 kişi göreceksiniz. Bu kişiler çıplak ve vücutlarının belli bölümleri eksik. Bu görüntü mahkumların acılarını, cesaretlerini ve dayanıklılıklarını sembolize ediyormuş. Anıtın altındaki yazıda da şu satırları okuyorsunuz; Komünizm Kurbanları 1948-1989: 205.486 kişi hüküm giydi, 248 kişi idam edildi, 4.500 kişi cezaevinde öldü, 327 kişi yasa dışı sınır geçişi sırasında öldü ve 170.938 kişi göç etti. Lesser Town'un en güzel yerlerinden birisi bence kampa adası ve onun müthiş sakin parkı. Prag'da Venedik ne alaka demeyin ama bu adadaki atmosfer bana Venedik'i anımsattı. 🙂 Kampa, Prag'ın en büyük adası. Özellikle turistik ve kalabalık mevsimlerde bence bir kaçış noktası. Bu sakin ve sevimli adada piknik yapabilir veya romantik yollarında yürüyüş yapabilirsiniz. Meraklıları için bu adada modern bir sanat müzesi olduğunu da hatırlatayım. 🙂 Adanın parkı da bir o kadar güzel. Bu eserin adı Kampa Bebekleri. Komünizm zamanlarına gönderme yapan bu sokak sanatı gerçekten enteresan. Prag her yanından ayrı bir fotoğraf karesi yaratılabilecek harika bir şehir, şanslıyız ki bu güzelliği şehrin birçok noktasından izleyebileceğimiz onlarca seyir noktası var. Ayrıca eski kent meydanındaki Terasa U Prince restoranının terasındaki manzara da muhteşem! Mutlu seyirler. Municipal Library of Prague! \"Amaaan, başka ülkeye gelmişim, iki kafa dağıtacağım, ne kütüphanesi yahu?\" demeyin bence çünkü bu kütüphane gerçekten çok hoş. Hem de merkeze epey yakın o yüzden üşenmeyin ve rotanıza alın, rica etmiyorum bakın ısrar ediyorum! 🙂 Giriş holündeki kitap tüneli elbette turistleri için cazibe noktası. Giriş ücretsiz. Kitaplara meraklı değilseniz bile içeriyi 10 dakika kadar gezin ve kitap tünelinde bir fotoğraf çektirin. Konaklama ve yeme içme önerileriminde olduğu detaylı Prag gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/red-light-bolgesi", "text": "Red Light Bölgesi, Amsterdam'ın De Vallen bölgesinde. Merkez istasyondan Damstraat üzerinden 12-13 dakikada bu bölgeye yürüyerek ulaşabilirsiniz. Dilerseniz merkez istasyondan 4-9-16 veya 24 numaralı tramvaya binip Dam durağında inerek yaklaşık 3 dakika içerisinde şıp diye bu bölgeye varabilirsiniz. Hava karardıktan sonra giderseniz, bölgenin kıpkırmızı ışıklar altında olduğunu göreceksiniz. Red Light bölgesinin en merkezi noktaları, kanal boyunca karşılıklı uzanan ve meşhur Bulldog Company'nin bulunduğu Ouzejids Voorgburgval caddeleri ile Ouzedijds Achterburgval caddeleridir. Bu caddelerden her gün binlerce insan geçiyor. Caddeler boyunca da, dünya üzerindeki benzerlerinin aynısı yüzlerce restoran, kafe, bar ve içlerinde de karnını doyuran veya bir şeyler içen, sohbet eden insanlar göreceksiniz. Alışkın olduğunuz bir manzaradan farklı değil yani. Önce şunu netleştirelim, Red Light, sanıldığı gibi gizli, esrarengiz veya izbe bir yer değil. Aksine şehrin tam merkez ve ennn kalabalık noktalarından birisi burası! Sıradan bir yerde takılıyormuş hissiyatından başka hiçbir şey hissettirmiyor ön yargılı gitmezseniz. Bu arada yasaklı maddeler evet serbest burada ama bunlar sağlığa oldukça zararlıdır, bunu unutmayın sakın! İlk kez bu bölgeye ayak bastığınızda bu kurgudan biraz kafanız karışabilir veya rahatsız olabilirsiniz. Gayet doğal ve hemen herkes aynı şeyleri yaşıyordur. Ama ne demiştik Amsterdam yazımızın başında, herkes birbiri için görünmez. Herkes kendi aleminde. Kimse kimseyle ilgilenmiyor. Bu sebeple ben bu bölgede gezerken tedirgin olmuyorum. Taşkınlık yapmadığınız sürece kimse size karışmayacaktır. Geçip gidebilirsiniz. - Sokakların fotoğrafını çekebilirsiniz ama kabinlerin asla çekemezsiniz! Bunu yapmayı denerseniz ciddi şekilde uyarılırsınız! - Bölge kamera ile 24 saat izleniyor ve polisler en ücradaki ara sokaklara dahi hakim. Ben bölgede hırsızlık olayına hiç şahit olmadım ancak özellikle kalabalık zamanlarda cep hırsızlığına dikkat edin. - Taşkınlık çıkarmayın veya taşkınlık yapan biri ile karşılaşırsanız -muhattap olmadan- hemen uzaklaşın. - Yanınıza yanaşıp illegal bir şey satmak isteyenlerden uzak durun. - Sokakta alkol içmek yasak. Yakalanırsanız cezası var. - Komik gelecek ama bölgede veya yakın diğer bölgelerde yaşayan aileler ve çocuklar olduğunu unutmayın, bu sebeple bağırmayın veya rahatsız edici tavırlarda bulunmayın. Bölge hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorum diyenlere de bir önerim var. 🙂 Dilerseniz bölgeyi yürüyerek tur eşliğinde gezmek için Red Light turu biletinizi bu siteden satın alabilirsiniz. Amsterdam'da yapılacak başka neler var daha fazla bilgi almak istiyorsan Amsterdam gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/riga-gezilecek-yerler", "text": "Letonya'nın eski kent merkezi kesinlikle favorilerimden! Muhteşem kiliseleri, tarihi muhteşem kiremit renginde lonca evleri! Meydan Art Nouveau tarzı ile aşırı etkileyici, sakin ve huzur dolu! Avrupa'da Riga'nın eski kent merkezi old town listemde en üst sıralarda kesinlikle. Özellikle sabahın erken saatlerinde aşırı sakin ve huzurlu. Riga'nın ruhani kalbi dedikleri yer etkileyici Dome Katedrali! Farklı tarzların, gotik, Romanesk, Barok ve Art Nouveau mimarisinin uyumu harika... Öğle saatlerinde verilen, Avrupa'nın en eski ve büyük org konserini kaçırmayın. 🙂 Ben kiliseyi gezerken Widor Toccata eserine denk gelmiştim. Muhteşemdi! Riga merkez bölgesinden Va nu iela üzerinden yürüyerek 7 dakikada Letonya'nın bağımsızlık simgesi özgürlük heykeline ulaşabiliyorsunuz. Özgürlük heykellerinin minimalist mimarileri ve sade görüntüleri altında tarihe dair çok şey anlatmalarına bayılıyorum. Bu heykelde de 3 yıldız taşıyan bronz bir kadın göreceksiniz. Bu yıldızlar Kurzeme, Vidzeme ve Latgale eyaletlerini simgeliyorlar. Kimilerine göre de bu yıldızlar Estonya, Letonya ve Litvanya'yı temsil ediyormuş. Bu arada anıt, Letonya Kurtuluş Savaşı sırasında 1918-1920 öldürülen askerleri onurlandırmak için yapılmış. Anıtın üzerinde Tevzemei ve Brivibai yazılı. Bu kelimeler Vatan ve Özgürlük İçin anlamına geliyor. Blackhead House, yani Kara Kafalılar evi Riga'da sergi, konser ve diğer etkinliklerin yapıldığı bir yapı. Riga merkez bölgesindeki Centrala stacija otobüs durağından 5 numaralı otobüse binerek 17 durak sonra Druvienas iela durağında ineceksiniz. Toplam yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Motor ve araba meraklıları muhakkak bu müzeyi görsün! 🙂 İçeride 18. Ve 19. yüzyılda kullanılan bisikletler, lüks, yarış ve 20. yüzyılın günlük otomobillerine kadar çeşit çeşit araç var. Müze her gün 10.00-18.00 arası açık. Giriş ücreti kişi başı yetişkinler için 10 eur, çocuklar için ise 5 eur. Kesinlikle çocuklar ile gidilmesi gereken bir müze. Aile indirimi de yapıyorlar. Avrupa şehirlerinde inşa edildiği gibi günümüze kadar korunmuş kaleleri ziyaret etmeyi çok seviyorum. Riga kalesi de bunlardan bir tanesi. Kale 1330'da kurulmuş, 1400'lerde ise yenilenmiş. Tarihte bir ara İsveçliler'in egemenliğine girmiş. Bugün Letonya Devlet Başkanı'nın resmi konutu olduğu gibi çeşitli müzelere de ev sahipliği yapıyor. Riga kalesi bir zamanlar askeri üs olarak kullanılırmış. Riga Old Town'u yani eski kent meydanını daha ne kadar övmeliyim size bilemiyorum. 🙂 Umarım anlattıklarımdan etkilenip Riga'ya gidersiniz ve tam da şehrin en tarihi göbeğinde konaklarsınız! Strelnieku Bahçesi olarak da bilinen Kronvalda Park'a bayıldım ben! 🙂 Ortasından Pilsetas kanalının geçtiği bu park hem yazın hem de kışın çok keyifli. Pitoresk ve tarihi bir havası var. Parkın içinde birtakım sanat eserleri ve heykeller de bulunuyor. Farklı ağaç türleri görülmeye değer. Riga, kalabalığıyla bunaltan bir şehir olmasa da biraz kendiniz ile baş başa kalmak, yürüyüş yapıp oksijen depolamak için Kronvalda hoş bir yer. Özellikle göç mevsimine rast gelebilirseniz farklı türlerdeki kuşları yakından görebilirsiniz. Pilsetas'ın içinden geçtiği ruhunuzu dinlendirecek bu parka muhakkak gidin çünkü şehir merkezine de epey yakın burası. Kanala karşı bir bankta güneşin tadını çıkarın, çiçek bahçeleri arasında gezinip, sevimli köprülerinde romantik pozlar çekin! 🙂 Bir Avrupa klasiği olan, köprüye aşk kilidi takma adetini de gerçekleştirin lütfen. 🙂 Hatta tekne turu ile parkın tadını uzaktan da çıkarabilirsiniz. Parkın içinde bir de 1991'de Sovyet Birlikleri tarafından öldürülen kurbanlara adanmış bir anıt bulunuyor. - Konaklama: 40 - Yeme İçme: 15 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 60 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Riga'da konaklayacaksanız size tavsiyem kesinlikle şehrin eski kent meydanı Old Town! Önerebileceğim çok sevimli ve hoş bir butik otel var bu bölgede. Riga'ya son gidişimde Grand Boutique Ekes Konvents Hotel'de konaklamıştım ve çok memnun kalmıştım. Taş bina aşırı tarihi ve olduğu gibi korunmuş. Bu otelde gecelik 60 eur'a konaklamıştım. Old Town'da otel fiyatları 60-100 eur arasında değişiyor. Merkeze yakın noktalarda kalmak ama konaklamaya daha az bütçe ayırmak istiyorsanız hostelleri tavsiye ederim. Kendinize ait özel bir odanızın olduğu hostellerde konaklamanın maliyeti gecelik 30-60 eur. Birçok kişi ile aynı odayı paylaşarak sadece bir yatak kiralamak isterseniz fiyatlar çok çok daha uygun. Sadece yaklaşık 15-25 eur bir ücrete konaklayabilirsiniz bu odalarda. Baltık lezzetlerine bayılırım. Letonya'da yerel çeşit bol, o yüzden muhakkak damak zevkinize göre bir lezzet bulabilirsiniz. Özellikle çorbalar çok lezzetli! Benim favorilerim, pancar kullanarak hazırladıkları nefis bir çorba olan Biesu Zupa ve soğuk pancar çorbası Auksta Zupa, köfteli bir çorba çeşidi Frikadelu Zupayaban, morina ve ringa balığı ve geyik etinden hazırlanan yemekleri, ekmeğin bizzat içinde servis edilen Gulaş Çorbası. Vincents, Biblioteka N 1 gibi restoranlarda bu lezzetleri kişi başı bir öğüne 70-80 eur ödeyerek tadabileceğiniz gibi daha ekonomik mekanlar da mevcut şehirde. Örneğin çok sevdiğim Lido! 🙂 Lido, Riga'nın yerel lezzetlerini tadabileceğiniz self servis ve ekonomik bir esnaf lokantası. Aşırı lezzetli aynı zamanda! Seçenek oldukça fazla. Tek bir çeşitten ziyade birçok lezzeti daha ucuza yiyebilirsiniz. Ben doldurduğum kocaman bir tabağa yaklaşık 10 eur ödemiştim! Folkklubs Ala Pagrabs da yine ucuz bir seçenek. Ana yemekler 7-10 eur, başlangıç lezzetleri ise 4-6 eur civarında. Tatlıların fiyatları 3-5 eur arasında değişiyor. Bu restoranda geleneksel Letonya köftesi sipariş edin! Köfteler çok farklı ve lezzetli, porsiyon büyük ve fiyatı sadece 7,8 eur. 22 numaralı otobüs ile Riga Havaalanı'ndan Riga şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Yolculuk 30 dakika sürüyor. Otobüsler her 10 ila 30 dakikada bir hareket ediyor. Riga'da şehir içi ulaşım çok kolay çünkü seçenek çok. Otobüs, tramvay ve troleybüslerle dilediğiniz durağa ulaşabiliyorsunuz. Toplu taşıma 05.00-24.00 arası hizmet veriyor şehirde. 24.00'den sonra da gece otobüsleri devreye giriyor. Tek kişilik tek yön bilet fiyatı 1,5 eur. Biletleri duraklardaki makinelerden almanızı tavsiye ederim. Araç içinden satın aldığınızda 0,5 eur daha fazla ödersiniz. Çoklu yolculuk seçenekleri de var. İki yolculuk bileti: 2,3 eur, 5 yolculuk bileti: 5,75 eur, 10 yolculuk bileti: 10,9 eur. Bir seyahat için bilet ayrıca bir biniş anlamına da geliyor. Aktarma için yeni bir bilet almanız gerekiyor. Grup biletleri de epey avantajlı. İki kişi için iki seyahat: 4,6 eur, Üç kişilik iki seyahat: 6,9 eur. - 24 saatlik Riga Kart: 25 eur - 48 saatlik Riga Kart: 30 eur - 72 saatlik Riga Kart: 35 eur 2. Turizm ofislerinden yararlan: Şehirde birçok turizm ofisi mevcut. Gezilecek yerler ve şehir için ulaşım, toplu taşıma araçlarının sefer tarifeleri, yeme içme ile ilgili daha da detaylı bilgi arayanlar bu ofislerden bilgi ve şehrin ücretsiz haritasını alabilirler. Ratslaukums, Livu Square, Riga International Airport en merkezi turizm ofis noktaları. 3. Ekonomik ve yerel lezzetleri tat: Riga lezzet açısından turistlere çok seçenek sunan bir şehir. Karar sizin. Lüks restoranlarda kişi başı bir öğüne 70-80 eur ödeyerek yemek yiyebileceğiniz gibi, gibi daha ekonomik mekanlarda ana yemekleri 10 eur'a sipariş edebilirsiniz. Lido ve Folkklubs Ala Pagrabs ucuz seçenekler. Ana yemekler 7-10 eur, başlangıç lezzetleri ise 4-6 eur civarında. Tatlıların fiyatları 3-5 eur arasında değişiyor."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/riga-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Riga'nın ruhani kalbi dedikleri yer etkileyici Dome Katedrali! Farklı tarzların, gotik, Romanesk, Barok ve Art Nouveau mimarisinin uyumu harika... Öğle saatlerinde verilen, Avrupa'nın en eski ve büyük org konserini kaçırmayın. 🙂 Ben kiliseyi gezerken Widor Toccata eserine denk gelmiştim. Muhteşemdi! Letonya'nın eski kent merkezi kesinlikle favorilerimden! Muhteşem kiliseleri, tarihi muhteşem kiremit renginde lonca evleri! Meydan Art Nouveau tarzı ile aşırı etkileyici, sakin ve huzur dolu! Avrupa'da Riga'nın eski kent merkezi old town listemde en üst sıralarda kesinlikle. Özellikle sabahın erken saatlerinde aşırı sakin ve huzurlu. Riga merkez bölgesinden Va nu iela üzerinden yürüyerek 7 dakikada Letonya'nın bağımsızlık simgesi özgürlük heykeline ulaşabiliyorsunuz. Özgürlük heykellerinin minimalist mimarileri ve sade görüntüleri altında tarihe dair çok şey anlatmalarına bayılıyorum. Bu heykelde de 3 yıldız taşıyan bronz bir kadın göreceksiniz. Bu yıldızlar Kurzeme, Vidzeme ve Latgale eyaletlerini simgeliyorlar. Kimilerine göre de bu yıldızlar Estonya, Letonya ve Litvanya'yı temsil ediyormuş. Bu arada anıt, Letonya Kurtuluş Savaşı sırasında 1918-1920 öldürülen askerleri onurlandırmak için yapılmış. Anıtın üzerinde Tevzemei ve Brivibai yazılı. Bu kelimeler Vatan ve Özgürlük İçin anlamına geliyor. Pilsetas'ın içinden geçtiği ruhunuzu dinlendirecek bu parka muhakkak gidin çünkü şehir merkezine de epey yakın burası. Kanala karşı bir bankta güneşin tadını çıkarın, çiçek bahçeleri arasında gezinip, sevimli köprülerinde romantik pozlar çekin! 🙂 Bir Avrupa klasiği olan, köprüye aşk kilidi takma adetini de gerçekleştirin lütfen. 🙂 Hatta tekne turu ile parkın tadını uzaktan da çıkarabilirsiniz. Parkın içinde bir de 1991'de Sovyet Birlikleri tarafından öldürülen kurbanlara adanmış bir anıt bulunuyor. Strelnieku Bahçesi olarak da bilinen Kronvalda Park'a bayıldım ben! 🙂 Ortasından Pilsetas kanalının geçtiği bu park hem yazın hem de kışın çok keyifli. Pitoresk ve tarihi bir havası var. Parkın içinde birtakım sanat eserleri ve heykeller de bulunuyor. Farklı ağaç türleri görülmeye değer. Riga, kalabalığıyla bunaltan bir şehir olmasa da biraz kendiniz ile baş başa kalmak, yürüyüş yapıp oksijen depolamak için Kronvalda hoş bir yer. Özellikle göç mevsimine rast gelebilirseniz farklı türlerdeki kuşları yakından görebilirsiniz. Detaylı Riga Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/riga-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Riga 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 60 eur. 40 eur konaklama, 15 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Riga'da konaklayacaksanız size tavsiyem kesinlikle şehrin eski kent meydanı Old Town! Önerebileceğim çok sevimli ve hoş bir butik otel var bu bölgede. Riga'ya son gidişimde Grand Boutique Ekes Konvents Hotel'de konaklamıştım ve çok memnun kalmıştım. Taş bina aşırı tarihi ve olduğu gibi korunmuş. Bu otelde gecelik 60 eur'a konaklamıştım. Old Town'da otel fiyatları 60-100 eur arasında değişiyor. Merkeze yakın noktalarda kalmak ama konaklamaya daha az bütçe ayırmak istiyorsanız hostelleri tavsiye ederim. Kendinize ait özel bir odanızın olduğu hostellerde konaklamanın maliyeti gecelik 30-60 eur. Birçok kişi ile aynı odayı paylaşarak sadece bir yatak kiralamak isterseniz fiyatlar çok çok daha uygun. Sadece yaklaşık 15-25 eur bir ücrete konaklayabilirsiniz bu odalarda. Baltık lezzetlerine bayılırım. Letonya'da yerel çeşit bol, o yüzden muhakkak damak zevkinize göre bir lezzet bulabilirsiniz. Özellikle çorbalar çok lezzetli! Benim favorilerim, pancar kullanarak hazırladıkları nefis bir çorba olan Biesu Zupa ve soğuk pancar çorbası Auksta Zupa, köfteli bir çorba çeşidi Frikadelu Zupayaban, morina ve ringa balığı ve geyik etinden hazırlanan yemekleri, ekmeğin bizzat içinde servis edilen Gulaş Çorbası. Vincents, Biblioteka N 1 gibi restoranlarda bu lezzetleri kişi başı bir öğüne 70-80 eur ödeyerek tadabileceğiniz gibi daha ekonomik mekanlar da mevcut şehirde. Örneğin çok sevdiğim Lido! 🙂 Lido, Riga'nın yerel lezzetlerini tadabileceğiniz self servis ve ekonomik bir esnaf lokantası. Aşırı lezzetli aynı zamanda! Seçenek oldukça fazla. Tek bir çeşitten ziyade birçok lezzeti daha ucuza yiyebilirsiniz. Ben doldurduğum kocaman bir tabağa yaklaşık 10 eur ödemiştim! Folkklubs Ala Pagrabs da yine ucuz bir seçenek. Ana yemekler 7-10 eur, başlangıç lezzetleri ise 4-6 eur civarında. Tatlıların fiyatları 3-5 eur arasında değişiyor. Bu restoranda geleneksel Letonya köftesi sipariş edin! Köfteler çok farklı ve lezzetli, porsiyon büyük ve fiyatı sadece 7,8 eur. 22 numaralı otobüs ile Riga Havaalanı'ndan Riga şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Yolculuk 30 dakika sürüyor. Otobüsler her 10 ila 30 dakikada bir hareket ediyor. Riga'da şehir içi ulaşım çok kolay çünkü seçenek çok. Otobüs, tramvay ve troleybüslerle dilediğiniz durağa ulaşabiliyorsunuz. Toplu taşıma 05.00-24.00 arası hizmet veriyor şehirde. 24.00'den sonra da gece otobüsleri devreye giriyor. Tek kişilik tek yön bilet fiyatı 1,5 eur. Biletleri duraklardaki makinelerden almanızı tavsiye ederim. Araç içinden satın aldığınızda 0,5 eur daha fazla ödersiniz. Çoklu yolculuk seçenekleri de var. İki yolculuk bileti: 2,3 eur, 5 yolculuk bileti: 5,75 eur, 10 yolculuk bileti: 10,9 eur. Bir seyahat için bilet ayrıca bir biniş anlamına da geliyor. Aktarma için yeni bir bilet almanız gerekiyor. Grup biletleri de epey avantajlı. İki kişi için iki seyahat: 4,6 eur, Üç kişilik iki seyahat: 6,9 eur. Detalı Riga Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/rijksmuseum", "text": "Rijksmuseum yani Hollanda ulusal müzesi, Hollanda'nın aynı zamanda en büyük müzesi. 1800'de kapılarını sanat galerisi olarak açmış. Ve o dönemden günümüze uzanan aşırı ilgi çekici eserler sergileniyor burada. Hollanda Ortaçağ sanatına dair epey bir fikir sahibi olmak istiyorsanız kesinlikle gezmelisiniz. - Zuid İstasyonundan 5 numaralı tramvaya bin Rijksmuseum istasyonunda in. - Merkez istasyondan 2 veya 16 numaralı tramvaya bin Rijksmuseum istasyonunda in. Van Gogh müzesi için yaptığım uyarıyı burada da tekrarlayacağım, sıra beklememek için biletinizi günü ve saati de seçerek online olarak önceden rezerve etmeniz daha mantıklı. Bilet sadece online olarak seçtiğiniz gün ve saatte geçerli oluyor. Bu arada müze haftanın her günü 09.00-17.00 arasında açık. Bilet ofisi saat 16.30'da kapanıyor. Yetişkin bilet fiyatı 17,5 eur, 18 yaş altı. I Amsterdam kart sahibi, Museummkart sahibi iseniz ücretsiz müzeyi gezebilirsiniz. Rijkmuseum biletinizi online olarak müzenin resmi sitesinden satın alabilirsiniz. İpucu 1: Müze Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri 11.00-15.00 arasında aşırı kalabalık oluyor. İmkanınız varsa diğer gün ve saatleri tercih edin derim. İpucu 2: Museumcard'a sahipseniz de o deli sıraya girmeden ücretsiz şekilde müzeyi gezebilirsiniz. İpucu 3: Van Gogh müzesi, Rijkmuseeum, Stedelijik museum ve I Amsterdam işareti hatta Heineken müzesi birbirine çok yakın lokasyonda, hepsi de MuseumPlein bölgesinde. Vakit kazanmak için bu bölgeyi aynı güne sığdırmanızda fayda var. Van Gogh müze yazım için tıklayın. İpucu 4: Amsterdam kanalları yazımda hem kanal turu hem de müze ziyaretlerini de içeren uygun tur fiyatları mevcut. Lovers firması bu paket turlardan sıkça düzenliyor. Kombin bilet alarak bütçeden tasarruf edebilirsiniz. Detaylı kanal turu yazım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/roma-gezilecek-yerler", "text": "Kolezyum, dünyanın 7 harikasından ve Roma'nın en çok turist çeken yapılarından biri! 2000 yıllık tarihe sahip Kolezyum'da eskiden Gladyatör savaşları düzenlenir, esir infazları yapılır ve meşhur savaşlar yeniden canlandırılırmış. 🙂 Spartacus izleyenler toplansın bu bloğa. 🙂 Bu görkemli yapıyı görmeden dönmeyin! İtalyan mimarisinin baş yapıtlarından biri! Pantheon'un dışı kadar iç mimarisi ve atmosferi de çok görkemli. İçeride İtalyan krallarının mezarları ve çok sayıda sanat eseri var. Antik Roma'nın en iyi korunmuş bu yapısını mutlaka görün. Her yıl Trevi Çeşmesi'ne milyonlarca eur bozukluk atılıyor! Neden mi? Çünkü bu aşk çeşmesine bir bozuk para atarsanız Roma'ya geri dönersiniz. 🙂 İki bozukluk atarsanız çekici bir İtalyan'a aşık olursunuz. 🙂 Üç adet bozukluk atarsanız da tanıştığınız kişi ile evlenirsiniz. 🙂 Bol şans! Vatikan, Roma'nın kalbinde ve Roma Piskoposluğu tarafından yönetilen bağımsız bir şehir devleti. Hıristiyan Katolik mezhebinin yönetim merkezi! İçeride Aziz Petrus Meydanı ve Bazilikası, Sistine Şapeli kesinlikle görülmeye değer. Piazza Del Popolo, Roma'nın en sevdiğim meydanı! Kalabalık ve hareketli. Sokak sanatçıları meydana çok farklı bir hava katıyor. Roma İmparatorluğu döneminde şehrin ana girişiymiş burası. Rotanızda Borghese bahçeleri varsa, Popolo meydanından Pincian Tepesi'nin zirvesine çıkıyor olacaksınız! Tepeden Roma manzarası muhteşemmm. Peki bu meydanda neler var? Flaminio Dikilitaşı, muhteşem bir Rönesans dekorasyonuna sahip Santa Maria del Popo\"o bazilikası, Santa Maria dei Miracoli ve Santa Maria kiliseleri. Roma'nın en ünlü ve işlek alışveriş caddesi. İstiklal caddesini canlandırın gözünüzde. Hafiften o havada. Roma'nın da kalbi bence burası, çünkü her daim kalabalık ve yoğun. Bir uçta Popolo, diğer uçta ise Venezia meydanı bulunuyor. Roma'da özellikle butiklerden alışveriş yapmaya niyetliyseniz Via Del Corso tam sizlik çünkü bir tarafta lüks diğer uçta ise daha ortalama fiyatlarda alışveriş yapabileceğiniz mağazalar var. Yine güzel ve tarih kokan bir Roma Meydanı! Meydandaki Vittorio Emanuele II anıtı muhteşem! O kadar simge Avrupa abidesi gördüm ama bu kadar ihtişamlısına az rastlamışımdır. Benden söylemesi! 🙂 Roma'yı ziyaret ettiğimde Noel zamanı olduğu için Venezia'da kocaman ve ışıl ışıl bir yılbaşı ağacı kurulmuştu. Gece manzarası müthiş... Ama aman trafiğe dikkat, çünkü en güzel meydan manzarasını fotoğraflayacağınız nokta trafiğe açık işlek bir nokta. Ortaçağ döneminde inşa edilmiş ilginç bir bazilika burası. Ziyaretçilerin akın etmesinin sebebi ise Bocca della Verita, yani hakikat Ağzı! Elinizi ağzın içine yerleştiriyorsunuz. Efsaneye göre, eğer bir kişi elini, heykelin ağzına yerleştirip yalan söylerse ağız kapanıyor ve ellerinizi kesiyor. 🙂 Dener miydiniz? Ben cesaret edemedim. 🙂 Romanesk Çan Kulesi ve sevginin koruyucu azizlerinden Aziz Valentine'nin kafatasının bulunduğu cam tapınak da muhteşem! Eğer diyetteyseniz Roma'ya hiç gitmeyin. 🙂 Gittiyseniz de o diyeti lütfen bozun! Çünkü Roma'ya kadar gitmişken aşırı leziz bir karbonhidrat yüklemesinden mahrum kalmak olmaz. Kardeşim! Girdiğim en minik, yerel, ücra dükkanda bile pizza ve makarnalar bu kadar lezzetli olabilir mi? Çıldıracağım. 🙂 Allahtan Roma'da yaşamıyorum, 100 kiloya çıkardım. 🙂 Şaka değil. Hahaha. Roscioli Salumeria, Bonci Pizzarium, Cucina del Teatro, Forno Campo de 'Fiori, La Boccaccia, Antico forno Roscioli favori mekanlarım. - Konaklama: 60 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Turistik noktalara çok yakın olmak isterseniz konaklamanız gereken bölgeler Trevi Çeşmesi, Navona meydanı, Pantheon, İspanyol meydanı, Barberini meydanı veya, Via del Corso caddesi civarında olmalı. Ama tabi turistik noktalara yaklaştıkça fiyatlar da artar. Bu merkezi bölgelerde otelde konaklamanın maliyeti gecelik minimum 70-100 eur'dan başlar. Konaklamaya bundan daha az bütçe ayırdıysanız Termini ve Kolezyum'un etrafındaki otelleri önerebilirim. Bu bölgelerde gecelik 50-60 eur'a otel bulmanız mümkün. Ben Roma'da Kolezyum'a yakın bir lokasyonda hoş bir daire kiralamıştım. Otel konforundan oldukça farksızdı. Gecelik 60 eur civarında bir fiyata apartman dairelerinde de konaklayabilirsiniz. Hosteller de bir tercih. Çok yataklı bir yatakhanede kendinize 15 eur'a bir yatak kiralayabilir veya özel odalı ama ortak banyolu bir hostelde 30-40 eur gibi uygun bir fiyata da konaklayabilirsiniz. İtalyan mutfağı tam da bizim damak zevkimize uygun bir mutfak. Pizza, makarna ve lazanyaları zaten meşhur ama keşfedilmeyi bekleyen öyle lezzetler var ki! 🙂 Yağda sarımsak ve tuz ile kızartılmış Bruschetta, İtalyan sandviçi Panini, kabuklu deniz ürünleri Frutti di Mare, kurutulmuş İtalyan Jambonu Prosciutto, krema ve taze meyvelerden yapılan bir tatlı Panna cotta! Ve daha neler neler! 🙂 Üstelik Roma'da yeme içme fiyatları çok yüksek değil. Çok makul bir fiyata günlük öğününüzü tamamlayabilirsiniz. Özellikle dilim pizzaları tam benlikti Roma'nın. Hem çok lezzetli hem de 3-5 eur! Ara sokaklarda gizlenmiş minik ev yapımı makarna dükkanları da müthiş. Aşırı lezzetli bir Pesto'lu Rigatoni tabağına sadece 6 eur vermiştim! Panini fiyatları da yaklaşık 3-5 eur civarında. 🙂 Carrefour Express veya Coop Supermarket'ten 6-8 eur'a atıştırmalıklar alabilirsiniz. Bunların dışında In's Mercato, Eurospin ve Lidl ise şehirdeki indirimli ve ucuz marketler. Fiumicino havaalanı şehir merkezine oldukça uzak. Tren veya otobüs seçenekleri var. Tren 30 dakikada bir kalkıyor ve fiyatı kişi başı tek yön 14 eur. Otobüs ile ulaşım ise daha makul bir seçenek çünkü fiyatı daha uygun ve direk Roma ana tren istasyonu Termini'ye gidiyor. Havaalanından çıktığınızda sağınıza dönün ve otobüslerin park ettiği terminale gelin. Terravision otobüsleri genelde 14 numaralı peronda yolcu alıp indiriyor. Kişi başı tek yön 5,80 eur. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Vatikan'a yakın bir yerde konaklayacaksanız SIT, Kolezyum civarında kalacaksanız TAM otobüs firmalarını kullanın. Bilet fiyatları kişi başı tek yön 6 eur. Şehir içinde de ulaşım oldukça gelişmiş durumda ve ucuz. Metro, otobüs, tramvay ve tren ile istediğiniz noktaya kolayca ulaşabiliyorsunuz. Bilet fiyatları kişi başı tek yön 1,5 eur. Günlük ulaşım kartı (6 eur), 3 günlük (16 eur) veya haftalık turist ulaşım kartı (24 eur) almak bütçenize fayda sağlar. - Günlük ulaşım kartı: 6 eur - 3 günlük ulaşım kartı: 16,5 eur - Haftalık ulaşım kartı: 24 eur - 48 saat geçerli Rome Pass kart: 28 eur - 72 saat geçerli Rome Pass kart: 38,5 eur 6. Hostel'de konaklayın: Anlata anlata dilimde tüy bitti. Avrupa hostellerini size sevdireceğim, kararlıyım. 🙂 Ön yargılarınızı yıkın! Kendi özel odanızda konaklayabileceğiniz, ortak banyolu hatta kendi özel banyonuzun olduğu hostellerde gecelik 30-40 eur'a konaklayabilirsiniz. Üstelik Avrupa'da bazı hosteller otel kalitesi ve konforunda."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/roma-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Roma'da yürürken kendimi her an tarihin içinde hissettim. Heyecanlı, çekici ve aşırı güzel! Kolezyum'da kendimi kaybettim, Pantheon'da ve Vatikan'da büyülendim... Roma gezilecek yerler listesi yazımda Roma'da yapmayı sevdiğim favori aktiviteleri sıraladım. Kolezyum, dünyanın 7 harikasından ve Roma'nın en çok turist çeken yapılarından biri! 2000 yıllık tarihe sahip Kolezyum'da eskiden Gladyatör savaşları düzenlenir, esir infazları yapılır ve meşhur savaşlar yeniden canlandırılırmış. 🙂 Spartacus izleyenler toplansın bu bloğa. 🙂 Bu görkemli yapıyı görmeden dönmeyin! Her yıl Trevi Çeşmesi'ne milyonlarca eur bozukluk atılıyor! Neden mi? Çünkü bu aşk çeşmesine bir bozuk para atarsanız Roma'ya geri dönersiniz. 🙂 İki bozukluk atarsanız çekici bir İtalyan'a aşık olursunuz. 🙂 Üç adet bozukluk atarsanız da tanıştığınız kişi ile evlenirsiniz. 🙂 Bol şans! İtalyan mimarisinin baş yapıtlarından biri! Pantheon'un dışı kadar iç mimarisi ve atmosferi de çok görkemli. İçeride İtalyan krallarının mezarları ve çok sayıda sanat eseri var. Antik Roma'nın en iyi korunmuş bu yapısını mutlaka görün. Vatikan, Roma'nın kalbinde ve Roma Piskoposluğu tarafından yönetilen bağımsız bir şehir devleti. Hıristiyan Katolik mezhebinin yönetim merkezi! İçeride Aziz Petrus Meydanı ve Bazilikası, Sistine Şapeli kesinlikle görülmeye değer. Detaylı Roma Gezilecek Yerler rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/roma-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Roma 'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 90 eur. 60 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Turistik noktalara çok yakın olmak isterseniz konaklamanız gereken bölgeler Trevi Çeşmesi, Navona meydanı, Pantheon, İspanyol meydanı, Barberini meydanı veya, Via del Corso caddesi civarında olmalı. Ama tabi turistik noktalara yaklaştıkça fiyatlar da artar. Bu merkezi bölgelerde otelde konaklamanın maliyeti gecelik minimum 70-100 eur'dan başlar. Konaklamaya bundan daha az bütçe ayırdıysanız Termini ve Kolezyum'un etrafındaki otelleri önerebilirim. Bu bölgelerde gecelik 50-60 eur'a otel bulmanız mümkün. Ben Roma'da Kolezyum'a yakın bir lokasyonda hoş bir daire kiralamıştım. Otel konforundan oldukça farksızdı. Gecelik 60 eur civarında bir fiyata apartman dairelerinde de konaklayabilirsiniz. Hosteller de bir tercih. Çok yataklı bir yatakhanede kendinize 15 eur'a bir yatak kiralayabilir veya özel odalı ama ortak banyolu bir hostelde 30-40 eur gibi uygun bir fiyata da konaklayabilirsiniz. İtalyan mutfağı tam da bizim damak zevkimize uygun bir mutfak. Pizza, makarna ve lazanyaları zaten meşhur ama keşfedilmeyi bekleyen öyle lezzetler var ki! 🙂 Yağda sarımsak ve tuz ile kızartılmış Bruschetta, İtalyan sandviçi Panini, kabuklu deniz ürünleri Frutti di Mare, kurutulmuş İtalyan Jambonu Prosciutto, krema ve taze meyvelerden yapılan bir tatlı Panna cotta! Ve daha neler neler! 🙂 Üstelik Roma'da yeme içme fiyatları çok yüksek değil. Çok makul bir fiyata günlük öğününüzü tamamlayabilirsiniz. Özellikle dilim pizzaları tam benlikti Roma'nın. Hem çok lezzetli hem de 3-5 eur! Ara sokaklarda gizlenmiş minik ev yapımı makarna dükkanları da müthiş. Aşırı lezzetli bir Pesto'lu Rigatoni tabağına sadece 6 eur vermiştim! Panini fiyatları da yaklaşık 3-5 eur civarında. 🙂 Carrefour Express veya Coop Supermarket'ten 6-8 eur'a atıştırmalıklar alabilirsiniz. Bunların dışında In's Mercato, Eurospin ve Lidl ise şehirdeki indirimli ve ucuz marketler. Fiumicino havaalanı şehir merkezine oldukça uzak. Tren veya otobüs seçenekleri var. Tren 30 dakikada bir kalkıyor ve fiyatı kişi başı tek yön 14 eur. Otobüs ile ulaşım ise daha makul bir seçenek çünkü fiyatı daha uygun ve direk Roma ana tren istasyonu Termini'ye gidiyor. Havaalanından çıktığınızda sağınıza dönün ve otobüslerin park ettiği terminale gelin. Terravision otobüsleri genelde 14 numaralı peronda yolcu alıp indiriyor. Kişi başı tek yön 5,80 eur. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Vatikan'a yakın bir yerde konaklayacaksanız SIT, Kolezyum civarında kalacaksanız TAM otobüs firmalarını kullanın. Bilet fiyatları kişi başı tek yön 6 eur. Şehir içinde de ulaşım oldukça gelişmiş durumda ve ucuz. Metro, otobüs, tramvay ve tren ile istediğiniz noktaya kolayca ulaşabiliyorsunuz. Bilet fiyatları kişi başı tek yön 1,5 eur. Günlük ulaşım kartı (6 eur), 3 günlük (16 eur) veya haftalık turist ulaşım kartı (24 eur) almak bütçenize fayda sağlar. Detaylı Roma Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/roma-turu", "text": "Roma turu yazımda Roma'da yapabileceğin 17 farklı aktivite derledim. Roma'da yürürken kendimi her an tarihin içinde hissettim. Heyecanlı, çekici ve aşırı güzel! Tek günüm olmasına rağmen her anını Roma'nın tarihini, sanatını ve lezzetlerini hissederek geçirmek istedim. Kolezyumu kendime turumun başlangıç noktası olarak belirledim ve yürüyerek Popolo meydanına kadar gittim. Oradan metroya atlayıp Vatikan'a uğradım. Yürürken aşağıda yazdığım hemen hemen tüm yerleri görebiliyorsun. Roma'nın en sevdiğim tarafı da bu! Sabah daha güneş henüz doğduğunda kendimi Roma sokaklarına attım ve başladım yürümeye. Kolezyum'da kendimi kaybettim, Pantheon'da ve Vatikan'da büyülendim... Antik Roma tarihine meraklıysan bu şehir tam senlik. Öncesinde Roma vLoguma bir göz at! Kolezyum, dünyanın 7 harikasından ve Roma'nın en çok turist çeken yapılarından biri! 2000 yıllık tarihe sahip Kolezyum'da eskiden Gladyatör savaşları düzenlenir, esir infazları yapılır ve meşhur savaşlar yeniden canlandırılırmış. 🙂 Spartacus izleyenler toplansın bu bloğa. 🙂 Bu görkemli yapıyı görmeden dönmeyin! İtalyan mimarisinin baş yapıtlarından biri! Pantheon'un dışı kadar iç mimarisi ve atmosferi de çok görkemli. İçeride İtalyan krallarının mezarları ve çok sayıda sanat eseri var. Antik Roma'nın en iyi korunmuş bu yapısını mutlaka görün. Her yıl Trevi Çeşmesi'ne milyonlarca eur bozukluk atılıyor! Neden mi? Çünkü bu aşk çeşmesine bir bozuk para atarsanız Roma'ya geri dönersiniz. 🙂 İki bozukluk atarsanız çekici bir İtalyan'a aşık olursunuz. 🙂 Üç adet bozukluk atarsanız da tanıştığınız kişi ile evlenirsiniz. 🙂 Bol şans! Vatikan, Roma'nın kalbinde ve Roma Piskoposluğu tarafından yönetilen bağımsız bir şehir devleti. Hıristiyan Katolik mezhebinin yönetim merkezi! İçeride Aziz Petrus Meydanı ve Bazilikası, Sistine Şapeli kesinlikle görülmeye değer. Piazza Del Popolo, Roma'nın en sevdiğim meydanı! Kalabalık ve hareketli. Sokak sanatçıları meydana çok farklı bir hava katıyor. Roma İmparatorluğu döneminde şehrin ana girişiymiş burası. Rotanızda Borghese bahçeleri varsa, Popolo meydanından Pincian Tepesi'nin zirvesine çıkıyor olacaksınız! Tepeden Roma manzarası muhteşemmm. Peki bu meydanda neler var? Flaminio Dikilitaşı, muhteşem bir Rönesans dekorasyonuna sahip Santa Maria del Popo\"o bazilikası, Santa Maria dei Miracoli ve Santa Maria kiliseleri. Roma'nın en ünlü ve işlek alışveriş caddesi. İstiklal caddesini canlandırın gözünüzde. Hafiften o havada. Roma'nın da kalbi bence burası, çünkü her daim kalabalık ve yoğun. Bir uçta Popolo, diğer uçta ise Venezia meydanı bulunuyor. Roma'da özellikle butiklerden alışveriş yapmaya niyetliyseniz Via Del Corso tam sizlik çünkü bir tarafta lüks diğer uçta ise daha ortalama fiyatlarda alışveriş yapabileceğiniz mağazalar var. Yine güzel ve tarih kokan bir Roma Meydanı! Meydandaki Vittorio Emanuele II anıtı muhteşem! O kadar simge Avrupa abidesi gördüm ama bu kadar ihtişamlısına az rastlamışımdır. Benden söylemesi! 🙂 Roma'yı ziyaret ettiğimde Noel zamanı olduğu için Venezia'da kocaman ve ışıl ışıl bir yılbaşı ağacı kurulmuştu. Gece manzarası müthiş... Ama aman trafiğe dikkat, çünkü en güzel meydan manzarasını fotoğraflayacağınız nokta trafiğe açık işlek bir nokta. Ortaçağ döneminde inşa edilmiş ilginç bir bazilika burası. Ziyaretçilerin akın etmesinin sebebi ise Bocca della Verita, yani hakikat Ağzı! Elinizi ağzın içine yerleştiriyorsunuz. Efsaneye göre, eğer bir kişi elini, heykelin ağzına yerleştirip yalan söylerse ağız kapanıyor ve ellerinizi kesiyor. 🙂 Dener miydiniz? Ben cesaret edemedim. 🙂 Romanesk Çan Kulesi ve sevginin koruyucu azizlerinden Aziz Valentine'nin kafatasının bulunduğu cam tapınak da muhteşem! Eğer diyetteyseniz Roma'ya hiç gitmeyin. 🙂 Gittiyseniz de o diyeti lütfen bozun! Çünkü Roma'ya kadar gitmişken aşırı leziz bir karbonhidrat yüklemesinden mahrum kalmak olmaz. Kardeşim! Girdiğim en minik, yerel, ücra dükkanda bile pizza ve makarnalar bu kadar lezzetli olabilir mi? Çıldıracağım. 🙂 Allahtan Roma'da yaşamıyorum, 100 kiloya çıkardım. 🙂 Şaka değil. Hahaha. Roscioli Salumeria, Bonci Pizzarium, Cucina del Teatro, Forno Campo de 'Fiori, La Boccaccia, Antico forno Roscioli favori mekanlarım. Detaylı Roma Gezilecek Yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/seni-uzman-bir-gezgin-yapacak-41-ipucu", "text": "Gezgin doğulmaz gezgin olunur. Bu sadece seyahat deneyimleri ile elde edilen bir şeydir. İlk gezmeye başladığın zamanlarda birçok seyahat hatası yaparsın. Seyahat bilinci, seyahatlerinde yaptığın sayısız küçük ve büyük hatalardan doğan bir bilinçtir. Seyahat ettikçe farkına bile varmadan bir gün, seyahat için evden çıktığın andan dönüp tekrar eve girene kadar hiçbir sorun yaşamamaya, akıcı bir biçimde seyahat etmeye ve gittiğin şehirlerdeki yeni kültürlerle bütünleşmeye başlarsın. Ben süreci kısaltmak ve yaptığım hatalardan yola çıkarak edindiğim deneyimleri paylaşmak için böyle bir rehber hazırlamaya karar verdim. Bu ipuçlarını son yeni sekiz yılda öğrendim. Bu ipuçları, seyahat ederken paradan tasarruf etmeni, zamanı daha iyi yönetmeni, daha çok yola çıkmanı, yerlilerle tanışmanı ve kısaca daha iyi bir gezgin olmanı sağlayacak. 1. Küçük fakat kullanışlı bir sırt çantası satın al. Ben 40 litrelik bir sırt çantası kullanıyorum. Genelde sadece hafta sonu kısa süreli seyahatlere gittiğim için bu bana yeterli geliyor. Ayrıca yer sıkıntının olması daha az eşya taşımana ve gereksiz eşyaları kıyafetleri almamana neden oluyor. Böylece giderek bu işte pratikleşiyorsun ve her seyahatte tam olarak ihtiyacın olan eşyaları yanına almayı öğreniyorsun. Sadece hafta sonu için bir yere gittiysem Pazar günleri otelden erkenden check-out yaparım ve bir daha ötele dönmem. Sırtımda çantayla şehri keşfederim. Küçük çanta bu yönüyle de oldukça kullanışlı oluyor. 1,5 günlük Amsterdam ve Rotterdam gezim için yaptığım bavul hazırlığı videomu izleyebilirsin. 2. Yanına fazladan bir banka veya kredi kartı al. 3. Acil durumlar için fazladan nakit taşı. Çünkü acil durumlar olabilir. Acil bir şey olması durumunda genellikle acil nakit olarak yaklaşık 200 euro tutmaya çalışırım! 4. Harita kullanmayı öğren ve kullanmaktan korkma. Turist gibi görünmekten çekinme. Bu gerçekten kaybolmak veya yanlış adrese gitmek kadar kötü değildir. Harita kullanmayı da öğren. Tamam Google maps var, fakat bazen öyle anlar olur ki çok ihtiyacın olabilir. Şarjın bitebilir, internet paketin bitebilir. Telefonunuz çalınmış ya da kaybolmuş olabilir. İşte o zaman neden harita kullanmayı öğren dediğimi anlarsın. Ben otele check-in yaparken mutlaka şehrin haritasını da isterim, otelin yerini işaretlerim ve hep yanımda taşırım. 5. Şehri yürüyerek ve harita olmadan da keşfet. Ben gideceğim yeri önceden çalışanlardanım. Hatta gideceğim her noktayı Google maps ile işaretler ve ona göre rota oluştururum. Fakat mutlaka kendime haritasız şehri dolaşmak için zaman ayırırım. Böylece daha önce başka bloglarda okumadığım yeni yerle keşfedebilirim. Amsterdam'da yürüyerek kanal turu yazıma göz atabilirsin. 6. Şehrin turizm ofisini ziyaret et. Bu her yerde bulabileceğin bir ipucu değildir en baştan söyleyeyim. Gezmeye ilk başladığım zamanlarda bu alışkanlığım yoktu. Fakat zaman geçtikçe bunun ne kadar gerekli ve faydalı olduğunu anladım. Turizm ofisleri genelde şehrin en turistik yerlerinde bulunuyorlar. Çekinme içeri gir ve hiç sorun yoksa bile ben şehre ilk defa geldim vaktim de az. Şehri keşfetmem için bana ne önerirsiniz diye sor. Turizm ofislerindeki görevliler şehirle ilgili her şeyi en güncel haliyle biliyorlar. Gerçekten işlerini severek yapıyorlar ve o şehri keşfetmen için çok güzel ve güncel bilgiler veriyorlar. Ücretsiz aktiviteler, o an şehirde olan özel bir etkinlik veya kutlama vb. Ayrıca içeride bulunan duyuru panolarına göz gezdir, inan o anda bilmediğin veya ilgini çeken çok şey öğreneceksin ve son olarak ücretsiz daha detaylı bir harita da alabilirsin. Şunu unutmayalım. Hangi şehirde olursak olalım, isterse dünyanın en güvenli ülkesi olsun hırsızlık denen bir olgu vardır. Hırsızlar en çok bu tiplere yönelir. Küçük bir çantası vardır ve paralarını içinde saklıyordur. Gel beni soy. 🙂 Ve bir tavsiye daha, paralarınızı farklı yerlerde taşıyın. Bir kısmı çalınsa bile diğeri ile idare edebilirsiniz. 8. Seyahatlerinde yanına sadece ihtiyacın kadar nakit al. 10. Pasaportunuzun ve önemli belgelerinin kopyalarını al. Pasaport ve önemli belgelerin çıktılarını çantanın bir köşesine koy. Dijital olarak da kendine email ile gönder. Unutma bunlara belki hiçbir zaman ihtiyacın olmayacak ama bir kere olduğunda bu ipucu için dua edersin. Hostelde konaklıyorsan hostel personelinden bilgi iste. Çünkü sürekli düşük bütçeli seyahat eden gezginlerin işine yarayacak çok fazla bilgiye sahiplerdir ve ilgilenmeyi severler. Ucuz yemekler, turistik mekanlar, ücretsiz etkinlikler gibi tüm bilgileri alabilirsin. 12. Gideceğin yerin ana dilinde temel ifadeleri öğren. Bunu en çok Ukrayna'da yaşadım. Yes/No yu bilmiyorlar ve bu yüzden iletişimde çok geriliyorlar. En azından merhaba, teşekkür ederim gibi temel kelimeleri öğren. Yerel halk bunu takdir edecek ve etkileşimlerini kolaylaştıracak. Ukrayna'yı merak ediyorsan Ukrayna vize rehberi yazımı inceleyebilirsin. Gideceğin yerin tarihini okumak şehri bambaşka bir açıdan tanımana yardımcı oluyor. Gördüğünüz yapıları daha anlamlı inceliyorsun ve bu büyük keyif veriyor. 14. Starbucks, McDonald's, Burger King gibi yerlere girmekten çekinme. Tanıdık bir mekan her zaman rahatlatır. Bazen dinlemek, ferahlamak veya ısınmak, wi-fi kullanmak veya tuvalet ihtiyacın için buraları rahatlıkla kullanabilirsin. Çoğu yerde bu imkanlar ücretsizdir. 15. Her zaman direkt uçuş arama. Uçuş rezervasyonu yaparken, bazen son varış nokta yakın havalimanlarına uçmak ve ardından gitmen gereken yere bir tren veya otobüsle gitmek daha ucuzdur. Uçuşun için bilet alırken direkt yolun her zaman en ucuz rota olmadığını bil. Ucuz Uçak Bileti Bulmak İçin 11 Altın Kural yazım için tıkla! 16. Pasaport kontrol sırası, check-in sırası gibi sıralarda her zaman iş seyahatinde olanların arkasında sıraya gir. İş seyahatinde olanlar genellikle aceleleri vardır. Hızlı hareket ederler, fazla eşyaları yoktur ve gittikleri yere aşinadırlar. Sıra çabucak sana gelecektir. 17. Asla ailelerin arkasında sıraya girme. Özellikle çok çocuklu ailelerin arkasına sıraya girme. Bu onların suçu değil, çok eşyaları vardır ve o sıra bitmek bilmez, sana çok zaman kaybettirir. 18. Otele giriş yaptığında, upgrade istemekten çekinme. Check-in sırasında upgrade konusunda çok fazla esnekliğe sahipler. Güzel bir iletişimle birlikte sormaktan çekinme. Otel dolu değilse bunu çoğu zaman yaparlar. Ucuz konaklama bulmanın püf noktalarını öğrenmek istiyorsan tıkla! 19. Öğle yemeği saatleri tarihi yerleri ziyaret etmek için en iyi zamandır. 20. Turistik bir bölgede veya turistik bir yerin yakınında asla yemek yeme. Bir restoran ne kadar turistik yere yakınsa o kadar turistastır. 🙂 Yani hem kalitesi düşük hem de pahalı. Birkaç cadde ileriye gidip daha lezzetli ve ucuz yer bulabilirsin. Ayrıca, menünün 6 dilde olduğu hiçbir yerde yemek yeme! Bu, restoranın sadece turistler için olduğu anlamına gelir! Gittiğin şehrin yerel marketlerini öğrenin. Çoğu markette sıcak yemek de bulunur ve çok daha ucuzdur. Emin ol bu yolla çok fazla tasarruf edersin. 22. Temel bir ilk yardım seti taşı. Bazen küçük bir kesik bile tüm konforunu kaçırır. Şehri gezerken konfor çok önemli. Keyfinizi hiçbir şeyin kaçırmasına ve konforunu düşürmesine izin verme. Ben genelde yara bandı, ağrı kesici, antibakteriyel krem gibi temel ihtiyaçlar alıyorum. 23. En iyi fiyat için en az 2-3 ay önceden uçuş rezervasyonu yap. Bu konu hakkında detaylı bir yazım var fakat planlı olmak düşük bütçeli seyahatin temelidir. Planlarını önceden yap ve en düşük fiyata uç. Ucuzdurlar, farklı etkinlikleri vardır, eğlencelidir, farklı birçok insanla tanışırsın. 25. Yabancılara açık ol ama her zaman tetikte ol. Yabancılarla iletişim kurmaktan çekinme. Bazen hiç ummadığın bir yerde çok güzel anılar biriktirebilirsin. Fakat her ihtimale karşı da gardın hep yüksekte olsun. Sokak yemeklerini atlarsanız, şehrin kültürünü de kaçırırsın. Özellikle yerellerin de yediği sokak lezzetlerini keşfet. Uber var, taksiye ne gerek! Mecbur kalırsan da önceden pazarlık yap. Seyahat ederken yürüyüş turlarına katılmayı seviyorum. Özellikle turist sever şehirlerde bu etkinlikler olur. Gittiğin şehirde bu etkinlik varsa kaçırmay. Güzel zaman geçirirsin, rehbere sorular sorarsın ve nerede olduğun hakkında çok şey öğrenirsin! Kısa bir süre içinde çok sayıda müze ve diğer turistik yerleri ziyaret edeceksen, bir şehir kartı alman sana hem zaman hem de para kazandıracak. Ayrıca çoğu kart ücretsiz toplu taşıma da sağlıyor! 30. Çanta ve kıyafetlerinin fotoğraflarını çek. Çantan kaybolursa, bu çantanın daha kolay tespit edilmesine yardımcı olacak ve seyahat sigortanın sana geri ödeme yapma sürecini hızlandıracaktır. Siz de benim gibi gittiğin yeri yürüyerek gezenlerdensen mutlaka kaliteli ve yürüyüşe uygun bir ayakkabı al. 32. İndirimli seyahat için puan ve mil kullan. Seyahat korsanlığı sanatını öğren ve günlük harcamalarından puan ve mil topla, böylece ücretsiz veya indirimli uçuşlar elde edebilirin! Bu seyahat maliyetlerini düşürmek için süper bir yöntem! Seyahat sigortası, sahip olduğun ve asla kullanmak istemediğin en önemli şeydir. Çok ucuzdur fakat bir şeyler ters giderse en büyük garantindir. Seyahat için günde sadece birkaç euroya alabileceğin en iyi yatırımlardan biridir. Gerekli olursa hayatını ve cebinizi kurtaracak. Aceleye gerek yok. Zamanı gelince gideceğin yere varacaksın. Seyahat, gideceğiniz yere vardığında başlamıyor. Seyahat, evden çıktığında başlar. Seyahat varış noktanla değil tüm yolculuğunla ilgilidir. Yerel halk sana yardım etmeye isteklidir, ancak muhtemelen bir dil engeli vardır, bu yüzden bir şeyler yolunda gitmediğinde sakin ol. Eğer yapmazsan, sonunda pislik bir turist gibi görünürsün. Fırsatları araştır ve paranı boşa harcama, ancak harika deneyimleri de kaçırma. Para harcamamak için bazen yürü fakat vaktini de ona göre ayarlayı. Vakit nakittir. İkisini de akıllıca harca. 38. Daima ekstra bir powerbank bulundur. Etkileşimde bulunduğun ve o anda sana keyif veren insanlarla fotoğraf çektir. Bu bir bilet görevlisi de olabilir veya yol tarifi sorduğunuz bir yerel de olabilir. Bundan yıllar sonra, o fotoğraflara bakarak o anlara geri dönecek ve yüzünde bir gülümseme olacak. Seyahatinde herhangi bir aktivite veya gezi yapmayı planlıyorsan, bunları online olarak al. Şirketler, genellikle online alımlarda indirimli bir fiyat sunar. Sadece bu değil, kredi kartıyla ödeme yapabileceksin, bu da sana daha fazla puanı da sağlayacak! 41. Turistik yerlerin biletlerini önceden ayırt. Birçok önemli turistik yer, önceden biletini almana ve sıra beklemeden içeri girmene izin verir. Bunun bir seçenek olup olmadığını görmek için her zaman önceden araştır. Bu, saatlerce kuyrukta bekleyerek zaman kaybetmekten kaçınmanı ve hemen içeri girmeni sağlayacaktır. İnsanların Paris Yeraltı Mezarları, Louvre, Van Gogh Müzesi ve daha fazlası için saatlerce beklediğini gördüm. Önceden rezervasyon yap, sırayı atla, gün boyunca daha fazla yer keşfet!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/seyahatin-bende-yarattigi-olumlu-etkiler", "text": "Benim seyahatlerim kısa sürede çok fazla yer gezmek üzerine olduğu için, çabuk organizasyon yapmak, çabuk karar vermek, hızlı olmak zorundayım. Bu davranış biçimleri beni çok fazla değiştirdi, günlük hayatımda daha kolay ve çabuk kararlar alır ve daha cesur hale geldim. Seyahatlerde her şey her zaman istediğim gibi gitmeyebiliyor. Planlamalarım şaşabiliyor, aksilikler yaşayabiliyorum. Bu gibi durumlarla karşılaşa karşılaşa kriz anlarında hızlı karar verme ve bu krizi yönetme yeteneğim oldukça gelişti. Artık karşılaştığım olumlu ya da olumsuz her yeni duruma nasıl tepkiler vereceğimi çok iyi biliyorum. Dilimi, adaptasyon ve sosyal becerilerimi her seyahatimde geliştiriyorum. Her bir seyahatimden evime dönüşümde bambaşka biri olarak dönüyorum. Ayrıca sandığımdan daha cesur ve daha güçlü biri olduğumu öğrendim. Seyahatlerde edindiğim kişisel gelişimleri günlük hayatıma da yansıtıyorum artık. İş ve sosyal yaşantımda çok daha sakin, çok daha ılımlı ve mantıklı kararlar alan bir insan oldum. Günlük minik krizler ile çok daha kolay başa çıkabiliyor hatta bu gibi durumlarla artık eğlenebiliyorum. Günlük hayatımda karşılaştığım her zorluğun olumlu yanını görüyor ve hayattan çok daha fazla keyif alıyorum. En önemlisi sürekli pozitif yaşıyor ve gülümsüyorum. 🙂 Seyahatlerim sırasında kendimden çok farklı yüzlerce insanlarla tanıştım ve sohbet ettim. Kişi ve kültür farklılıklarını kabul etmeyi ve takdir etmeyi öğrendim. Seyahat etmek beni daha açık görüşlü ve anlayışlı biri haline getirdi. İnsanları yargılama veya kendimden farklı görüneni dışlamak gibi olumsuz özellikleri bünyemde taşımıyorum. Son zamanlarda hafızamdaki en sevdiğim hatıralar seyahatlerimde yaşadıklarım. O kadar çok ülke ve şehir gördüm ki, her birinde çok farklı yerler gezdim, çok farklı insanlarla tanıştım, çok farklı aktiviteler gerçekleştirdim. Farklı atmosferlere girmek hoşuma gidiyor. Sosyal medyadaki paylaşımlarım da tamamen içgüdüsel. Keyif aldığım tüm anları hemen paylaşıyorum. O anın bende yarattığı olumlu enerjinin insanlara da geçmesini istiyorum, çünkü araştırmalara göre seyahat etmeyen insanlar, seyahat edenlere oranla depresif ve stresliymiş. İnsanları tatile gidememekten yakınır en çok, kendilerine zaman ayıramamaktan yakınırlar. Ben de insanlar ile yaşadığım güzel anıları paylaşarak, onlara ilham olmak istiyorum."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/stockholm-gezilecek-yerler", "text": "Stockholm'de şehir hayatı oldukça sakin ve düzenli. İnsanlar yardımsever, saygılı ve güler yüzlü. Doğa çok çok iyi korunmuş, şehrin her bir yanı yemyeşil park, bahçe, ve su. İskandinav ülkelerini ilk ziyaretiniz ise karşılaşacağınız medeniyet ve yaşam kalitesi karşısında biraz afallayabilirsiniz. 🙂 Şehrin tarihi merkezleri Gamla Stan bölgesi ve Riddarholmen adası, bohem havanın hakim olduğu bölge Södermalm, Stockholm'un kültür adası Skeppsholmen, parklar, müzeler, tarihi yapılar ve binalar ile Stockholm bir harika dostum! Instagrammer'ların Stockholm'deki favori mekanlarından biri Brunkeberg tüneli! 🙂 Çünkü 231 metre uzunluğu, sarı duvarları ve loş ışıklı tavanı ile oldukça hoş fotoğraflar veriyor. Prastgatan, Gamla Stan'in en dar caddelerinden biri. Daha hareketli Vasterlanggatan ve Österlanggatan de oldukça fotojenik caddeler. Brunkeberg tünelini ararken tesadüfen keşfettiğim Aziz Johannes kilisesinin gotik mimarisine bayılmıştım! Storkyrkan yani Stockholm kilisesi, nam-ı diğer Aziz Nikolaos Kilisesi şehrin en güzel kiliselerinden biri. Müzenin diğer adı Swedish Museum of Photography. Müze pazar-çarşamba arası 09.00-23.00, salı-cumartesi arası ise 09.00-01.00 arası ziyaretçilere açık. Giriş ücreti 165 kron yani yaklaşık 16 eur. İçeride bir de restoran ve kafe var. Stockholm'ün en tarihi yeri dendiğinde ilk Gamla Stan akla gelir. Riddarholmen adacığı da Gamla Stan bölgesinin bir parçası. Bölgedeki cezaevi günümüzde cezaevi müzesi ile beraber bir hostel olarak hizmet veriyor. Langholmen adasının plajları ve bahçeleri yazın çok hoş bir atmosfer oluşturuyor benden söylemesi. 🙂 Adadaki binalar da epey enteresan. Size romantik bir ipucu da vereyim bu arada, adanın doğu tarafından Riddarfjarden ve Gamla Stan'ın muhteşem manzarasını izleyin. Östermalm, Stockholm'un Nişantaşı! 🙂 Pahalı bir bölge burası. Yerleşim pahalı, konaklama pahalı, yeme içme ve alışveriş de pahalı... Lüks marka ve mağaza sevdası olanlar direk Östermalm'a gelsin ama Stockholm şehir ruhunu solumak isteyenler ise Östermalm'ı rotasına almasalar da olur. 🙂 Çünkü bölgede bir Gamla Stan, bir Södermalm havası kesinlikle yok. Güzel şeyler de yazacağım elbette. 🙂 Bölgenin deniz kıyısı olan Strandvagen caddesinde yürüyüşe çıkıp, muhteşem binaların ve harika deniz manzarasının tadını çıkarmanızı tavsiye edebilirim. Stockholm'un en az turistik bölgesi. Ben konaklama için bu bölgeyi tercih etmiştim. Stockholm merkez tren istasyonu bu bölgede. Norrmalm epey büyük bir bölge olsa da şehrin tarihi merkezi Gamla Stan'e yürüyerek hiç de uzak değil. Ve konaklama seçeneği de Norrmalm'da epey fazla. Norrmalm, tarih kokan bir ortaçağ havasından daha ziyade bir yerleşim ve alışveriş bölgesi. Bölgede çok sayıda alışveriş merkezi, restoran ve kafeler bulunuyor. Nefes almak isterseniz yemyeşil Kungstradgarden park da bu bölgede. Djurgarden, şehir merkezine uzak ama mutlaka gidilmesi gereken bir park! O yüzden üzgünüm, biraz zahmete girin Stockholm rotanıza burayı da ekleyin 🙂 Gamla Stan bölgesinden ilerleyerek, Östermalm'ın Strandvagen caddesi üzerinde yürümeye devam ediyorsunuz, Djurgardsbron köprüsünden geçerek yine kıyı bölgelerde yapacağınız bir yürüyüş sonrası 45 dakikada Djurgarden'e ulaşıyorsunuz. Tramvay ve otobüs ile de 30 dakika sürüyor o yüzden yürümek en iyisi. 🙂 Burası Stockholm'ün tam ortasında doğal, sakin ve yemyeşil bir vaha gerçekten! Djurgarden'e kadar gelmişken Skansen Açık Hava Müzesi ve İskandinav Müzesi'ni de es geçmeyin. \"Stockholm'u karış karış anlattın peki yok mu şehrin şöyle gizli saklı kalmış, romantik yerleri ?\"derseniz, elbette var. Biliyorsunuz denizde kum bende bilgi bitmez! 🙂 İlk önerim Södermalm bölgesindeki Monteliusvagen! Özellikle gündoğumu ve günbatımında, Malaren Gölü, Belediye Binası ve Riddarholmen'in manzarası bu noktadan müthiş gerçekten. 🙂 Diğer önerim de Skyview! Dünyanın en büyük küre şeklindeki binasının tepesine çıkıp manzara ile kendinizden geçmek istemez misiniz? Bence istersiniz! 🙂 Hem deniz seviyesinden 130 metre yükseklikteki Ericcson Globe'den izleyeceğiniz manzara hem de buraya ulaşım müthiş bir deneyim! 🙂 İki SkyView gondolu her 10 dakikada bir yolcuları tepeye çıkarıyor. - Konaklama: 70 - Yeme İçme: 30 - Ulaşım: 20 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Stockholm; kahveleri, tatlıları ve yerel yemekleri ile damak tadıma oldukça uygun bir şehir! 🙂 Bir çeşit pancake Raggmunk, et yemekleri Wallenbergare ve Biff a la Lindström, çiğ somon yemeği Gravad lax, ve tabi aşırı lezzetli kahveler benim favorim olmuştu. Stockholm kesinlikle kahvenin başkentlerinden biri! İsveç'de lezzetli bir kahve ve yanında bir parça pasta veya kek atıştırma olayına Fika deniyor. Johan & Nyström, Cykelcafe le Mond, Cafe Pascal, Kaffeverket, Il Caffe, Flickorna Helin benim fika favorilerim. İsveç'te kahve fiyatları diğer Avrupa şehirlerine göre biraz pahalı. Örneğin bir Espresso için 1,8 eur, Americano için 3 eur, Cafe Latte için 4 eur ücret ödemeniz gerekiyor. İsveç'te genelde öğlen veya akşamın erken saatlerinde yenen klasik İsveç yemeğine Husmanskost deniyor. En lezzetli yerel İsveç lezzetlerini tadabileceğiniz Pelikan ve Kvarnen restoranlarını mutlaka not alın. İsveç ekmeği Knackebröd ve İsveç köftesi Köttbullar'ın tadına bakmayı unutmayın! 🙂 Bahsettiğim lezzetler için Stockholm'de ortalama bir restoranda kişi başı yaklaşık 60-100 eur arası bir hesap ödemeniz gerekir. Daha hesaplı karın doyurma yöntemleri de var tabi. 🙂 Sağlıklı beslenme ile ilgileniyorsanız ve öğünlerime de az para harcayayım düşüncesindeyseniz size Hermans'ı önerebilirim. 11.00-15.00 arası öğlen yemeği, 15.00-21.00 arası da akşam yemeği servisleri var. Bu servisler açık büfe. Öğle yemekleri 15 eur, akşam yemekleri ise 19 eur'a geliyor. Tatlılar ise 2-7 eur civarı. Stockholm'un geneli ile kıyaslarsak fiyatlar gayet uygun! Stockholm'de toplu taşıma olayı epey gelişmiş ama bir o kadar da pahalı! 🙂 Öncelikle Stockholm'un şehir içi ulaşım ağını yöneten SL firmasının resmi internet sitesini paylaşayım. Siz de hemen detayları inceleyin. 🙂 Şehir içinde otobüs, metro, banliyö treni, tramvay ve feribot hatları hizmet veriyor. Tavsiyem her zaman yer altı taşıma hatları tabi, çünkü en hızlısı onlar. Ama tren, otobüs ve tramvay hatları da Stockholm'de epey sık sefer yapıyor. Baştan uyarayım birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi Stockholm'de otobüs biletlerini şoförden nakit ödeme ile temin etmek mümkün değil. Sadece 7 numaralı tramvayda bu sistem var, ama bu yolu tavsiye etmem çünkü bu şekilde bilet fiyatı biraz yükseliyor, 6,5 eur ödemeniz gerekiyor. Biletlerinizi SL bilet ofislerinden, metro bilet gişelerinden, duraklardaki bilet otomatlarından veya gazete bayilerinden satın almanızı öneririm. Toplu taşımalarda tek yön biletler 75 dakika geçerli ve ücreti 4,5 eur. 24 saat sınırsız geçerli bilet 8,7 eur, 72 saat sınırsız geçerli bilet 25 eur ve 30 günlük sınırsız bilet fiyatı ise 32 eur. SL Acess kart satın alırsanız, kullanacağınız kadar toplu taşıma ücretini bu karta da yükleyebiliyorsunuz. İçi boş kartın kendisi 1,9 eur. Kalabalık bir grup olarak seyahat ediyorsanız SL Access mantıklı çünkü bu kart birkaç gezgin tarafından da kullanılabiliyor. Gelelim Arlanda Havaalanı'ndan şehir merkezine ulaşım seçeneklerine. Arlanda Express en hızlı ama pahalı yöntemlerden biri. Yolculuk sadece 20 dakika sürüyor. Her 10 dakikada bir şehir merkezine sefer var. Kişi başı tek yön bilet fiyatı 28,5 eur. Daha ucuz seçenek ise banliyö treni. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor, kişi başı bilet ücreti ise 14 eur. 1. Stockholm Pass Kart satın al: Stockholm'de turist olarak birkaç gün geçirmeyi planlıyorsanız Stockholm Pass Kart almanızı tavsiye ederim. Bu kart şehirde 60'dan fazla yeri ücretsiz ziyaret etmenizi sağlıyor ki müze ve tarihi yapıları gezme planınız var ise Stockholm Pass ile bütçenizde epey bir kar sağlarsınız. Bu kart ile tekne ve otobüsle ücretsiz şehir turu yapabilir, ücretsiz bir Stockholm seyahat rehber kitapçığına sahip olabilirsiniz. Kartın sağladığı tüm imkanlar için Stockholm Pass resmi internet sitesine bir göz atın. - 1 günlük Stockholm Pass Kart: 55 eur - 2 günlük Stockholm Pass Kart: 77 eur - 3 günlük Stockholm Pass Kart: 93 eur - 5 günlük Stockholm Pass Kart: 122 eur 2. Hostel veya Tekne otellerde konakla: Stockholm'de özellikle Gamla Stan ve civarındaki bölgelerde konaklamayı kafanıza koyduysanız para biriktirmeye başlayın şimdiden derim. 🙂 Yıldızlı otel fiyatları bu bölgelerde epey yüksek. Hostel'leri sevdiğimi hep anlatırım. Norrmalm veya Gamla Stan bölgelerinde hostel fiyatları gecelik 50-80 eur arasında değişiyor. Bir de tekne otel seçeneği de var. Stockholm şehrinin dört bir yanına demirlemiş sevimli odalarda gecelik 30-100 eur arası konaklayabilirsiniz. Fiyatlar hem uygun hem de dekorasyon inanılmaz sevimli. 🙂 Tavsiyem Red Boat Malaren. 3. Norrmalm Bölgesinde konakla: Şehrin turistik bölgeleri Gamla Stan ve Södermalm konaklama açısından epey pahalı. Östermalm bölgesi de Old Town'a uzak sayılsa da hiç de ucuz sayılmaz. Size önerim Stockholm'un en az turistik bölgesi olan Norrmalm. Fiyatlar diğer bölgelere göre daha insancıl. 🙂 Ben konaklama için bu bölgeyi tercih etmiştim çünkü hem Stockholm merkez tren istasyonu burada hem de Norrmalm epey büyük bir bölge olsa da şehrin tarihi merkezi Gamla Stan'e yürüyerek hiç de uzak değil. Ve konaklama seçeneği de Norrmalm'da epey fazla. 4. Stockholm seyahat kartı satın al: Stockholm Pass kartınız ile şehir içinde toplu taşımada ücretsiz seyahat etmenin mümkün. Stockholm seyahat kartı ile şehir içinde metro, tramvay, otobüs, tekne ve banliyö trenlerini kartın geçerliliği süresince sınırsız ve ücretsiz kullanabilirsiniz. Seyahat Kartı, tarih damgalı değil bu arada ve ilk kullanımdan itibaren geçerliliği başlıyor. Pass karttan bağımsız olarak seyahat kartınınızı kullanabilirsiniz, bu durum Stockholm Pass kartınızı aktif hale getirmiyor. Seyahat kartınızı gezi kartınızdan bağımsız olarak da kullanabilirsiniz. - 1 Gün Stockholm Pass: 24 saat seyahat kartı içerir - 2 Gün Stockholm Pass: 72 saat saatlik seyahat kartı içerir - 3 Gün Stockholm Pass: 72 saatlik seyahat kartı içerir - 5 Gün Stockholm Pass: 2x 72 saatlik seyahat kartı içerir 5. Müze ve galerileri ücretsiz gez: Stockhom'de müze ve sanat galerilerini ziyaret etmenin fiyatları epey yüksek. Bu yüzden gideceğiniz müzenin muhakkak internet sitesinde yazan ziyaretçi gün ve saat bilgilerini önceden kontrol edin. Bazen günün belli saatlerinde bazı müzeler halka ücretsiz açık oluyor. Örneğin, Modern Sanat Müzesi, İsveç Halk Kütüphanesi, Skogskyrkogarden'i gezmek ücretsiz. 6. Hermans'da ucuza yemek ye: Stockholm pahalı bir şehir, her defasında aynı bilgiyi vermek durumundayım, sorry. 🙂 Ama sizi uyarmak benim görevim. 🙂 Şehirde yeme içme meselesi de pahalı maalesef. Sağlıklı beslenme ile ilgileniyorsanız ve öğünlerime de az para harcayayım düşüncesindeyseniz size Hermans'ı önerebilirim. 11.00-15.00 arası öğlen yemeği, 15.00-21.00 arası da akşam yemeği servisleri var. Bu servisler açık büfe. Öğle yemekleri 15 eur, akşam yemekleri ise 19 eur'a geliyor. Tatlılar ise 2-7 eur civarı. Stockholm'un geneli ile kıyaslarsak fiyatlar gayet uygun!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/stockholm-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Stockholm'de şehir hayatı oldukça sakin ve düzenli. İnsanlar yardımsever, saygılı ve güler yüzlü. Doğa çok çok iyi korunmuş, şehrin her bir yanı yemyeşil park, bahçe, ve su. İskandinav ülkelerini ilk ziyaretiniz ise karşılaşacağınız medeniyet ve yaşam kalitesi karşısında biraz afallayabilirsiniz. 🙂 Stockholm gezilecek yerler listesi yazımda bahsettiğim şehrin tarihi merkezleri Gamla Stan bölgesi ve Riddarholmen adası, bohem havanın hakim olduğu bölge Södermalm, Stockholm'un kültür adası Skeppsholmen, parklar, müzeler, tarihi yapılar ve binalar ile Stockholm bir harika dostum! Instagrammer'ların Stockholm'deki favori mekanlarından biri Brunkeberg tüneli! 🙂 Çünkü 231 metre uzunluğu, sarı duvarları ve loş ışıklı tavanı ile oldukça hoş fotoğraflar veriyor. Prastgatan, Gamla Stan'in en dar caddelerinden biri. Daha hareketli Vasterlanggatan ve Österlanggatan de oldukça fotojenik caddeler. Östermalm, Stockholm'un Nişantaşı! 🙂 Pahalı bir bölge burası. Yerleşim pahalı, konaklama pahalı, yeme içme ve alışveriş de pahalı... Lüks marka ve mağaza sevdası olanlar direk Östermalm'a gelsin ama Stockholm şehir ruhunu solumak isteyenler ise Östermalm'ı rotasına almasalar da olur. 🙂 Çünkü bölgede bir Gamla Stan, bir Södermalm havası kesinlikle yok. Güzel şeyler de yazacağım elbette. 🙂 Bölgenin deniz kıyısı olan Strandvagen caddesinde yürüyüşe çıkıp, muhteşem binaların ve harika deniz manzarasının tadını çıkarmanızı tavsiye edebilirim. Stockholm'un en az turistik bölgesi. Ben konaklama için bu bölgeyi tercih etmiştim. Stockholm merkez tren istasyonu bu bölgede. Norrmalm epey büyük bir bölge olsa da şehrin tarihi merkezi Gamla Stan'e yürüyerek hiç de uzak değil. Ve konaklama seçeneği de Norrmalm'da epey fazla. Norrmalm, tarih kokan bir ortaçağ havasından daha ziyade bir yerleşim ve alışveriş bölgesi. Bölgede çok sayıda alışveriş merkezi, restoran ve kafeler bulunuyor. Nefes almak isterseniz yemyeşil Kungstradgarden park da bu bölgede. Djurgarden, şehir merkezine uzak ama mutlaka gidilmesi gereken bir park! O yüzden üzgünüm, biraz zahmete girin Stockholm rotanıza burayı da ekleyin 🙂 Gamla Stan bölgesinden ilerleyerek, Östermalm'ın Strandvagen caddesi üzerinde yürümeye devam ediyorsunuz, Djurgardsbron köprüsünden geçerek yine kıyı bölgelerde yapacağınız bir yürüyüş sonrası 45 dakikada Djurgarden'e ulaşıyorsunuz. Tramvay ve otobüs ile de 30 dakika sürüyor o yüzden yürümek en iyisi. 🙂 Burası Stockholm'ün tam ortasında doğal, sakin ve yemyeşil bir vaha gerçekten! Djurgarden'e kadar gelmişken Skansen Açık Hava Müzesi ve İskandinav Müzesi'ni de es geçmeyin. Detaylı Stockholm Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/stockholm-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Stockholm 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 130 eur. 70 eur konaklama, 40 eur yeme içme ve 20 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Stockholm; kahveleri, tatlıları ve yerel yemekleri ile damak tadıma oldukça uygun bir şehir! 🙂 Bir çeşit pancake Raggmunk, et yemekleri Wallenbergare ve Biff a la Lindström, çiğ somon yemeği Gravad lax, ve tabi aşırı lezzetli kahveler benim favorim olmuştu. Stockholm kesinlikle kahvenin başkentlerinden biri! İsveç'de lezzetli bir kahve ve yanında bir parça pasta veya kek atıştırma olayına Fika deniyor. Johan & Nyström, Cykelcafe le Mond, Cafe Pascal, Kaffeverket, Il Caffe, Flickorna Helin benim fika favorilerim. İsveç'te kahve fiyatları diğer Avrupa şehirlerine göre biraz pahalı. Örneğin bir Espresso için 1,8 eur, Americano için 3 eur, Cafe Latte için 4 eur ücret ödemeniz gerekiyor. İsveç'te genelde öğlen veya akşamın erken saatlerinde yenen klasik İsveç yemeğine Husmanskost deniyor. En lezzetli yerel İsveç lezzetlerini tadabileceğiniz Pelikan ve Kvarnen restoranlarını mutlaka not alın. İsveç ekmeği Knackebröd ve İsveç köftesi Köttbullar'ın tadına bakmayı unutmayın! 🙂 Bahsettiğim lezzetler için Stockholm'de ortalama bir restoranda kişi başı yaklaşık 60-100 eur arası bir hesap ödemeniz gerekir. Daha hesaplı karın doyurma yöntemleri de var tabi. 🙂 Sağlıklı beslenme ile ilgileniyorsanız ve öğünlerime de az para harcayayım düşüncesindeyseniz size Hermans'ı önerebilirim. 11.00-15.00 arası öğlen yemeği, 15.00-21.00 arası da akşam yemeği servisleri var. Bu servisler açık büfe. Öğle yemekleri 15 eur, akşam yemekleri ise 19 eur'a geliyor. Tatlılar ise 2-7 eur civarı. Stockholm'un geneli ile kıyaslarsak fiyatlar gayet uygun! Stockholm'de toplu taşıma olayı epey gelişmiş ama bir o kadar da pahalı! 🙂 Öncelikle Stockholm'un şehir içi ulaşım ağını yöneten SL firmasının resmi internet sitesini paylaşayım. Siz de hemen detayları inceleyin. 🙂 Şehir içinde otobüs, metro, banliyö treni, tramvay ve feribot hatları hizmet veriyor. Tavsiyem her zaman yer altı taşıma hatları tabi, çünkü en hızlısı onlar. Ama tren, otobüs ve tramvay hatları da Stockholm'de epey sık sefer yapıyor. Baştan uyarayım birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi Stockholm'de otobüs biletlerini şoförden nakit ödeme ile temin etmek mümkün değil. Sadece 7 numaralı tramvayda bu sistem var, ama bu yolu tavsiye etmem çünkü bu şekilde bilet fiyatı biraz yükseliyor, 6,5 eur ödemeniz gerekiyor. Biletlerinizi SL bilet ofislerinden, metro bilet gişelerinden, duraklardaki bilet otomatlarından veya gazete bayilerinden satın almanızı öneririm. Toplu taşımalarda tek yön biletler 75 dakika geçerli ve ücreti 4,5 eur. 24 saat sınırsız geçerli bilet 8,7 eur, 72 saat sınırsız geçerli bilet 25 eur ve 30 günlük sınırsız bilet fiyatı ise 32 eur. SL Acess kart satın alırsanız, kullanacağınız kadar toplu taşıma ücretini bu karta da yükleyebiliyorsunuz. İçi boş kartın kendisi 1,9 eur. Kalabalık bir grup olarak seyahat ediyorsanız SL Access mantıklı çünkü bu kart birkaç gezgin tarafından da kullanılabiliyor. Gelelim Arlanda Havaalanı'ndan şehir merkezine ulaşım seçeneklerine. Arlanda Express en hızlı ama pahalı yöntemlerden biri. Yolculuk sadece 20 dakika sürüyor. Her 10 dakikada bir şehir merkezine sefer var. Kişi başı tek yön bilet fiyatı 28,5 eur. Daha ucuz seçenek ise banliyö treni. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor, kişi başı bilet ücreti ise 14 eur. Detaylı Stockholm Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/tallinn-gezilecek-yerler", "text": "Tallinn'in tarihi merkezi burası! Tallinn'i aralık ayının başında ziyaret ettiğim için şanslıydım çünkü meydanda kocaman ve şirin bir Noel Pazarı kurulmuştu o tarihlerde! Özellikle hava karardığında ışıl ışıl renklerle bezenen ve kahkahaların havada uçuştuğu bu meydan aşırı sevimli! 🙂 Meydandaki tarihi eczaneyi gezmeyi unutmayın! Town Hall meydanına 2 dakikalık mesafede olan bu avlu o kadar sevimli, kendi halinde ve sesiz sakin ki! 🙂 Sanatçıların sokağı olarak da bilinen bu avlunun ortaçağ döneminden günümüze kalan mimarisi hala çarpıcı. Farklı sanat ve el sanatları atölyeleri, konaklamak için sevimli misafir odaları ve tatlı bir kafe olan Chocolaterie var bu bahçede. St. Catherine geçidi beni aşırı derecede ortaçağda hissettirdi. Pasajın en ilginç özelliği tarih boyunca ve hala sanatçıların atölyelerine ev sahipliği yapması. Ortaçağ döneminde bile sanatçıya verilen önemi anlamak için harika bir yer! Ortaçağ'dan fırlamış gotik bir restoranda, sadece mum ışığında, tahta masalarda ve taburelerde yerel kıyafetler giymiş garsonların size \"My Lady\" hitabı ile servis yaptığı 🙂 , yerel sanatçıların yaptığı müzikler eşliğinde çanak çömlekten yiyip içmek isterseniz adresiniz Olde Hansa! Şehir merkezinden yaklaşık 10 dakika mesafedeki Toompea tepesinin kuzeyindeki bu tepe bir harika! Özellikle kışın çıkın bu tepeye. Kar manzaraları müthiş. Tallinn'in eski kent bölgesinin kırmızı çatıları ve tarihi kuleleri ile şehrin daha çok yerleşim bölgeleri olan yeni semtin ışıldayan renkli ve yüksek binaları muhteşem! Avrupa'nın en eski eczanesi yani Raeapteek, içeri girip \"Bana bir ağrı kesici verir misiniz?\" deyip çıkacağınız türden bir eczane değil. 🙂 Modern ilaç satışları devam etse de turistlerin ilgi odağı haline gelmiş, çünkü bu eczane 1415-1422 yılları arasında kurulmuş! Yanlış duymadınız, 1400'ler evet! Şehrin eski kent merkezindeki bu eczaneden içeriye Gauius'a rastlayabilecek olmamın heyecanı ile girdim! 🙂 İçeride bir zamanlar şifa niyetine kullanılan yakılmış kirpi tozları, at boynuzu, kurutulmuş hayvan ölüleri, çeşitli solüsyonlar ve iksirler, karışım için cam tüp ve aletler bulunuyor! Dünyanın en güzel, Tallinn'in de en ikonik Gotik kilisesi St. Olav's yani Aziz Olaf Kilisesi! O kadar yüksek bir kuleye sahip ki, yüzyıllar boyunca birçok kez yıldırım düşmesine maruz kalmış. 159 metreden bahsediyoruz sonuçta! Yapı 3 kez tamamen yıkılmış düşünebiliyor musunuz? Tallinn eski kent, Toompea tepesi ve liman alanının nefis manzarası için kuleye tırmanın bence. Kiliseye giriş ücretsiz. Kuleye tırmanış ücretli ama Tallinn kartınız var ise ücretsiz. Bu arada kilisenin tarihi taaa 1200'lere dayanıyor. \"Tallinn'in eski kent bölgesini gezmek için 1 gün yeter.\" diyenlerden değilim ben. Normali o, ama ben geçmiş yüzyılların havasını bana aşırı derecede yaşatan bu şehri sindire sindire gezenlerdendim. 🙂 Town Hall meydanını gezdikten sonra rastgele o dar Tallinn sokaklarına dalın. Renkli ahşap evler, şehrin eski duvarları, kulelerine hayran kalarak gezin. Bir ara karşınıza Nazgul'ler de çıkacak! 🙂 Turunuzu şöyle tamamlayın; Voorimehe caddesini takip ederek Nunne yönünde ilerleyin. Tarihi Patkuli basamaklarını çıkın ve Patkuli tepesinden o kıpkırmızı ve turuncu Tallinn çatılarını izleyin! Sonra geri dönün ve bu noktaya tam zıt Muurivahe caddesindeki üç katlı Hellemann kulesine tırmanın, şehir duvarlarının üzerinde yürüyün. Toompea tepesindeki bu kale Estonya'nın güç merkezi! Kılıç Şövalyeleri kaleyi 1227-1229'da inşa ettiğinden beri Estonya'yı yöneten her yabancı imparatorluk bu barok kaleyi üs olarak kullanmış. Toompea tepesindeki St. Mary's Cathedral, yani Aziz Mary Kilisesi Tallinn'de gezdiğim en etkileyici mimariye sahip kiliselerden biri. 69 metrelik Barok çan kulesine tırmanabilirseniz çok çok güzel olur çünkü bu tepeden şehir manzarası muhteşem! 🙂 Kilise 13. yüzyılda kurulmuş, o dönem Estonya'daki seçkin Alman asillerinin kilisesiymiş. Bu tarz bilgileri öğrenmeye bayılıyorum! 🙂 Kiliseyi ziyaret ücretsiz. Tallinn kart ile kuleye ücretsiz çıkabiliyorsunuz. Baştan söyleyeyim turun fiyatı kişi başı 70 eur. Hemen vazgeçmeyin çünkü kendiniz bir restorana gidip bir öğün yiyip içtiğinizde kişi başı ortalama 50-60 eur ödeyeceksiniz. Bu turda deneyimli bir rehber eşliğinde Tallinn'in gizli saklı çok da turistik olmayan en lezzetli 6 restoranlarında Estonya yemeklerini deneyimleyeceksiniz! Bu turu düzenleyen firmanın web sitesinden detayları inceleyip rezervasyon yaptırabilirsiniz. Mis gibi taze demlenmiş bir kahveye kim hayır diyebilir? 🙂 Tallinn bu konuda oldukça iyi çünkü kahveleri çok lezzetli. Trühvel, Epic Coffee, Maiasmokk Cafe, Kehrwieder Chocolaterie, Cafe Josephine en sevdiklerim! Lezzetli sert bir kahve kapın kendinize ve ruhunuzu Tallinn sokaklarına bırakın... Ya da bu sevimli kafelerde oturup kahve ile beraber lezzetli bir çikolatalı kekin tadını çıkarın! Kadriorg Park, Estonya'daki en seçkin Saray ve Kent Parkı. Yapımına 1700'lerde başlandığı için 18. yüzyıl park tasarımını burada kolayca gözleyebilirsiniz. Swan Pond'u çevreleyen çiçek tarlaları ve Cumhurbaşkanının sarayına uzanan yol inanılmaz güzel. Parkta Estonya Sanat Müzesi, Kadriorg Sanat Müzesi ve Mikkeli Müzesi'nin yanı sıra, heykeltıraş Amandus Adamson, yazar F. R. Kreutzwald ve sanatçı Jaan Koort gibi kültürel figürlere ait anıtlar da bulunuyor. - Konaklama: 40 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Tallinn bütçesi yüksek olanı da düşük olanı da asla aç bırakmayacak bir şehir! 🙂 Şehirde harika 1. sınıf restoranlar var ve oldukça pahalı ama tabi buralar oldukça lezzetli. Bu restoranlarda ortalama kişi başı 60-100 eur hesap ödemeniz olası. \"Peki yok mu bu işin ucuz olanı?\" derseniz elbette var! 🙂 Karnınız çok acıktı ama yeme içmeye yüksek bütçe ayırmak istemiyorsanız size tavsiyem tatlı ve tuzlu müthiş krepler yapan Kompressor'a uğramanız. Krep fiyatları 5 eur civarında ve oldukça doyurucu! Kolmas Draakon da şehrin merkezinde sevimli ve epey ucuz bir ortaçağ restoranı. Menüdeki aşırı lezzetli ama ucuz yerel lezzetlerin fiyatı 3-5 eur civarında! Geyik çorbasını denemeden dönmeyin. Fiyatı sadece 2 eur! 🙂 St Patrick'de de 10 eur altında bir bütçeye güzel bir öğle yemeği yiyebilirsiniz. Reval Cafe ve Soorikukohvik'de de Estonya hamur işlerinin keyfine varabilirsiniz. Hem de 10 eur'un altında bir fiyata. \"Ben paraya kıyacağım ve ortaçağdan fırlamış gotik bir restoran arıyorum!\" derseniz de tavsiyem kesinlikle ama kesinlikle Olde Hansa! Olde Hansa'da sadece et ve balık ana yemeklerinin fiyatları 20-50 eur arasında değişiyor. Tatlılar ise 5-7 eur civarında. Tallinn havaalanı şehir merkezine sadece 3,5 km uzaklıkta yani birçok Avrupa ülkesine göre epey yakın. 90 K otobüs hattı ile 2 eur'a şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Tallinn oldukça kompakt ve yürüyerek dolaşması kolay bir şehir. Ayrıca şehir içinde de tramvaylar, otobüsler ve elektrik hattı ile çalışan otobüsler ile ulaşım çok kolay. Toplu taşımalar şehir içinde 06.00-23.00 arası hizmet veriyor. Kontrol olmuyor sanıp bilet almamazlık etmeyin çünkü biletsiz yakalanmanın cezası 40 eur. Tallinn Kart satın aldıysanız kartın geçerliliği boyunca şehir içinde toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. Tek seferlik bilet alacaksanız kişi başı tek yön otobüs, trolleybüs ve tramvay bilet fiyatları 2 eur. Toplu taşımayı sık kullanacaklar veya Tallinn'de uzun süreli konaklayacaklar için önerim Smart Kart. Kartın ücreti 2 eur. Dolum fiyatları ise şöyle; 1 saatlik dolum: 1,10 eur, 1 günlük dolum: 3 eur, 3 günlük dolum: 5 eur, 5 günlük dolum: 6 eur, 30 günlük dolum: 23 eur. Tallinn taksi kullanımının çok da gerekli olmadığı bir şehir bence. Ama illa kullanmak istiyorsanız bilginiz olsun taksimetreler yaklaşık 6 eur civarından açılıyor. Firmalar ve dolayısı ile uyguladıkları ücret tarifeleri farklı. Amsterdam gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/tallinn-gezlecek-yerler-listesi", "text": "Tallinn'in tarihi merkezi burası! Tallinn'i aralık ayının başında ziyaret ettiğim için şanslıydım çünkü meydanda kocaman ve şirin bir Noel Pazarı kurulmuştu o tarihlerde! Özellikle hava karardığında ışıl ışıl renklerle bezenen ve kahkahaların havada uçuştuğu bu meydan aşırı sevimli! 🙂 Meydandaki tarihi eczaneyi gezmeyi unutmayın! St. Catherine geçidi beni aşırı derecede ortaçağda hissettirdi. Pasajın en ilginç özelliği tarih boyunca ve hala sanatçıların atölyelerine ev sahipliği yapması. Ortaçağ döneminde bile sanatçıya verilen önemi anlamak için harika bir yer! Town Hall meydanına 2 dakikalık mesafede olan bu avlu o kadar sevimli, kendi halinde ve sesiz sakin ki! 🙂 Sanatçıların sokağı olarak da bilinen bu avlunun ortaçağ döneminden günümüze kalan mimarisi hala çarpıcı. Farklı sanat ve el sanatları atölyeleri, konaklamak için sevimli misafir odaları ve tatlı bir kafe olan Chocolaterie var bu bahçede. Ortaçağ'dan fırlamış gotik bir restoranda, sadece mum ışığında, tahta masalarda ve taburelerde yerel kıyafetler giymiş garsonların size \"My Lady\" hitabı ile servis yaptığı 🙂 , yerel sanatçıların yaptığı müzikler eşliğinde çanak çömlekten yiyip içmek isterseniz adresiniz Olde Hansa! Şehir merkezinden yaklaşık 10 dakika mesafedeki Toompea tepesinin kuzeyindeki bu tepe bir harika! Özellikle kışın çıkın bu tepeye. Kar manzaraları müthiş. Tallinn'in eski kent bölgesinin kırmızı çatıları ve tarihi kuleleri ile şehrin daha çok yerleşim bölgeleri olan yeni semtin ışıldayan renkli ve yüksek binaları muhteşem! \"Tallinn'in eski kent bölgesini gezmek için 1 gün yeter.\" diyenlerden değilim ben. Normali o, ama ben geçmiş yüzyılların havasını bana aşırı derecede yaşatan bu şehri sindire sindire gezenlerdendim. 🙂 Town Hall meydanını gezdikten sonra rastgele o dar Tallinn sokaklarına dalın. Renkli ahşap evler, şehrin eski duvarları, kulelerine hayran kalarak gezin. Bir ara karşınıza Nazgul'ler de çıkacak! 🙂 Turunuzu şöyle tamamlayın; Voorimehe caddesini takip ederek Nunne yönünde ilerleyin. Tarihi Patkuli basamaklarını çıkın ve Patkuli tepesinden o kıpkırmızı ve turuncu Tallinn çatılarını izleyin! Sonra geri dönün ve bu noktaya tam zıt Muurivahe caddesindeki üç katlı Hellemann kulesine tırmanın, şehir duvarlarının üzerinde yürüyün. Toompea tepesindeki St. Mary's Cathedral, yani Aziz Mary Kilisesi Tallinn'de gezdiğim en etkileyici mimariye sahip kiliselerden biri. 69 metrelik Barok çan kulesine tırmanabilirseniz çok çok güzel olur çünkü bu tepeden şehir manzarası muhteşem! 🙂 Kilise 13. yüzyılda kurulmuş, o dönem Estonya'daki seçkin Alman asillerinin kilisesiymiş. Bu tarz bilgileri öğrenmeye bayılıyorum! 🙂 Kiliseyi ziyaret ücretsiz. Tallinn kart ile kuleye ücretsiz çıkabiliyorsunuz. Detaylı Tallinn Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/tallinn-ulasim-konaklama-yeme-icme", "text": "Tallinn 'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 65 eur. 40 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Tallinn havaalanı şehir merkezine sadece 3,5 km uzaklıkta yani birçok Avrupa ülkesine göre epey yakın. 90 K otobüs hattı ile 2 eur'a şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Tallinn oldukça kompakt ve yürüyerek dolaşması kolay bir şehir. Ayrıca şehir içinde de tramvaylar, otobüsler ve elektrik hattı ile çalışan otobüsler ile ulaşım çok kolay. Toplu taşımalar şehir içinde 06.00-23.00 arası hizmet veriyor. Kontrol olmuyor sanıp bilet almamazlık etmeyin çünkü biletsiz yakalanmanın cezası 40 eur. Tallinn Kart satın aldıysanız kartın geçerliliği boyunca şehir içinde toplu taşımayı ücretsiz kullanabilirsiniz. Tek seferlik bilet alacaksanız kişi başı tek yön otobüs, trolleybüs ve tramvay bilet fiyatları 2 eur. Toplu taşımayı sık kullanacaklar veya Tallinn'de uzun süreli konaklayacaklar için önerim Smart Kart. Kartın ücreti 2 eur. Dolum fiyatları ise şöyle; 1 saatlik dolum: 1,10 eur, 1 günlük dolum: 3 eur, 3 günlük dolum: 5 eur, 5 günlük dolum: 6 eur, 30 günlük dolum: 23 eur. Tallinn taksi kullanımının çok da gerekli olmadığı bir şehir bence. Ama illa kullanmak istiyorsanız bilginiz olsun taksimetreler yaklaşık 6 eur civarından açılıyor. Firmalar ve dolayısı ile uyguladıkları ücret tarifeleri farklı. Tallinn bütçesi yüksek olanı da düşük olanı da asla aç bırakmayacak bir şehir! 🙂 Şehirde harika 1. sınıf restoranlar var ve oldukça pahalı ama tabi buralar oldukça lezzetli. Bu restoranlarda ortalama kişi başı 60-100 eur hesap ödemeniz olası. \"Peki yok mu bu işin ucuz olanı?\" derseniz elbette var! 🙂 Karnınız çok acıktı ama yeme içmeye yüksek bütçe ayırmak istemiyorsanız size tavsiyem tatlı ve tuzlu müthiş krepler yapan Kompressor'a uğramanız. Krep fiyatları 5 eur civarında ve oldukça doyurucu! Kolmas Draakon da şehrin merkezinde sevimli ve epey ucuz bir ortaçağ restoranı. Menüdeki aşırı lezzetli ama ucuz yerel lezzetlerin fiyatı 3-5 eur civarında! Geyik çorbasını denemeden dönmeyin. Fiyatı sadece 2 eur! 🙂 St Patrick'de de 10 eur altında bir bütçeye güzel bir öğle yemeği yiyebilirsiniz. Reval Cafe ve Soorikukohvik'de de Estonya hamur işlerinin keyfine varabilirsiniz. Hem de 10 eur'un altında bir fiyata. \"Ben paraya kıyacağım ve ortaçağdan fırlamış gotik bir restoran arıyorum!\" derseniz de tavsiyem kesinlikle ama kesinlikle Olde Hansa! Olde Hansa'da sadece et ve balık ana yemeklerinin fiyatları 20-50 eur arasında değişiyor. Tatlılar ise 5-7 eur civarında. Detaylı Tallinn Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/tramvay-28-lizbon", "text": "Dapdar tarihi Lizbon sokakları, sevimli minik sapsarı bir tarihi tramvayın gıcırtıları ve kornası kalp ben diyorum. 🙂 Lizbon'a gitmeden önce Lizbon seyahat rehberlerinde ve Instagram'da tramvay 28 Lizbon ile ilgili o kadar çok fotoğraf görmüştüm ki, onu görmek için can atıyordum! Bu hat şehirde Graca, Alfama, Baixa ve Estrela gibi turistik bölgelerden geçiyor. - Kalabalıktan kaçınmak için günün erken saatlerinde veya geç saatlerde tramvayı kullanın. - Martim Moniz veya Campo Ourique duraklarından binin, nispeten daha tenha. - Ceplerinize ve çantalarınıza dikkat edin, arkanızı kollayın! 🙂 Tramvay çok kalabalık. - 28 numaralı hat üzerinde görülmesi gereken çok fazla yer olduğu için tüm rotayı tamamlayın lütfen. - Karşınıza benim gibi turistlerin çıkma olasılığı yüksek. 🙂 O yüzden tramvay ani fren yapabiliyor çoğu kez. Frenler çok keskin, sıkı tutunun. Tek kişi tek yön 2,90 eur. Ulaşım rehberinde detaylı değineceğim ama tek seferlik bilet almaktansa Lizbon'da tramvay, metro ve otobüs hatlarının tamamında sınırsız geçerli olan 24 saatlik bilet almanızı tavsiye ederim. Fiyatı 6,30 eur."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ucuz-konaklama-bulmanin-puf-noktalari", "text": "Şehir merkezine yaklaştıkça konaklamanın maliyeti de artar. Popüler bölgelerde ve merkezde konaklamak şehri kolay gezebilmeniz açısından faydalı ancak şehir içinde uzak noktalardan bu bölgelere ulaşım seçenekleri bol ve ucuz ise merkezden uzak bölgeleri tercih edebilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz şey, ulaşım maliyetleri ile beraber hesapladığınızda konaklama maliyetinin yükselmiyor olması. Astarı yüzünden pahalıya geliyor ise merkezde konaklamak tabi daha mantıklı. Muhakkak gitmeden önce şehir içi ulaşım seçeneklerini araştırın. Seyahat edeceğiniz şehirde bir arkadaşınız ya da yakınınız yaşıyor ise zaten konaklamayı bedavaya getirme olasılığınız yüksek. Ama tanıdığınız kimse yok diyelim, üzülmeyin. 🙂 Size bu imkanı tanıyan konuksever ağları var artık. Bunlardan en ünlüleri; Couchsurfing, Globalfreeloaders ve Hospitality Club. Özetle, gideceğiniz şehirde halihazırda yaşayan bir insanın evinde ücretsiz konaklayabiliyorsunuz. Bu kadar basit. Kulağa ilk başta korkutucu geliyor olabilir ancak bu bahsettiğim siteler bu işi epey profesyonel seviyelere taşımış. Araştırdığım kadarı ile de dünyanın birçok ülkesinde evini hiç tanımadığı turistlere açan milyonlarca ev sahibi var. Çoğu yorum olumlu. İnsanların deneyimlerini öğrenmek amacı ile incelediğimde çoğu kişinin bu yöntemden epey memnun kaldığını öğrendim. Hem konaklamanızı bedavaya getiriyorsunuz, hem yerel insanlar ile tanışıyor, onların yaşam tarzları ve geleneklerini yakından gözlemleyerek, şehrin kültürünü tanıma imkanı elde ediyorsunuz. Bulunduğunuz şehre dair hiçbir yerde bulamayacağınız yerel tavsiyeler almak ve bunları deneyimlemek de başka bir artı. Siteleri ve sistemin nasıl çalıştığını inceleyin derim. Seçtiğim odaların çoğunlukla gittiğimde ödemeli şeklinde olmasını tercih ediyorum ki herhangi bir iptal veya aksilik durumunda sıkıntı yaşamayayım. Bu siteler üzerinden bazı odalar için kredi kartınızdan hiçbir ödeme yapmadan, sadece rezervasyon yapıp, odada konakladıktan sonra da ödeme yapabilirsiniz. Tabi bu alternatif azıcık daha pahalı oluyor, gitmeden konaklama bedelini ödediğinizde biraz tasarruf etmeniz olası. Ama yaklaşık 5-10 eur civarında fark ediyor anca. Burada dikkat etmeniz gereken şey su, evet ücretsiz iptal imkanı olan bir odayı rezerve ettiniz ama vazgeçtiniz ve iptal etmek istiyorsunuz. Bu odalar genelde konaklama tarihinden önceki son 24-48 saat arasında ücretsiz iptal edilir. Daha yakın bir zaman diliminde iptal etmek isterseniz, otel sizden konaklama tutarının ya tamamını ya da %50'sini alır. Buna dikkat edin. Gezgin olarak seyahat etmeden önce, kendi özel odamda kendime özel bir banyomun olması benim en baş şartlarımdan biriydi, çoğu insan gibi. Son yıllarda tercih ettiğim odalar özellikle ortak banyolu olsun şeklinde bir tercihim yok ama fiyatları cazip ise hemen o odayı tutuyorum. Avrupa'da konaklama konusunda belli bir standart var. Avrupa'da konakladığım 2-3 yıldızlı bazı otellerin hizmet standartları çok yüksekti. Örneklerini çok gördüm yani. Dolayısı ile ortak kullanılan banyoların da size rahatsızlık vereceğini sanmıyorum. Her yarım saatte bir temizlikleri yapılıyor, kullananlar da çok enteresan şekilde bulmak isteyeceği gibi bırakıyor bu banyoları. Ben bugüne dek kullandığım ortak banyolardan hiç rahatsızlık duymadım. Deneyin derim. Diyelim ki aynı rezervasyon sitesine ikinci kez bakıyorsunuz, uçak bileti alırken verdiğim ipucu otel rezervasyonu yaparken de geçerli. Ucuz uçak bileti bulmanın ipuçları için tıklayın. Aynı siteye her girişinizde farklı bir tarayıcı kullanın veya tarayıcınıza gizli oturumdan giriş yapın. Web siteleri, arama verilerinizi depolar ve ikinci kez aynı tarayıcıdan giriş yaptığınızda sizi hatırlar. Ziyareti tekrarladığınız için rezervasyon yapma olasılığınızın daha yüksek olduğunu düşünür ve size ilk girişinizden daha yüksek fiyatlar çeker. Oteller yılın her döneminde fiyatlarını farklılaştırırlar. İlkbahar ve sonbahar mevsimleri bence iyi bir tercih. Eylül, kasım, şubat, mayıs aylarında seyahat ederseniz talebin en yoğun olduğu haziran, ağustos ve yılbaşına göre aynı otellerde çok daha uyguna konaklarsınız. Bu ayların birçoğunun avantajı hem ucuz olması hemde bu aylarda havanın hala seyahat etmeye müsait olması bence. Ben yılın her ayında seyahate bayılıyorum, yaz veya kış tatili kavramı kalmadı bende. Her an her yere gidebilirim. 🙂 Siz de benim gibi düşünüyorsanız dediğim tarihlere bir göz atın derim."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ucuz-ucak-bileti-bulmak-icin-11-altin-kural", "text": "Birçok havayolu şirketi 11 aylık veya 1 yıllık biletlerini önceden satışa sunar. Organize olun ve seyahat planlamanızı erken yapın. Önceden satın aldığınız biletler oldukça uygun fiyata geliyor. Önümdeki koca 1 yılı nasıl öngörebilirim diyebilirsiniz haklı olarak. En azından 6 ay önce biletinizi almış olun. Ben uzun tatil planlamalarımı genelde 6 ay öncesinden yaparım. İşimi, gücümü ve yıllık izin tarihlerimi de buna göre önceden ayarlıyorum elbette. Planlı hareket etmek her zaman cebinize tasarruf sağlar. Yukarıda biletinizi erken satın alın demişken, şimdi bu başlık \"Haydaaa nasıl yani?\" demenize sebep olmuş olabilir. 🙂 Haklısınız. Sadece bir kez ve yakın zamanda başıma gelen deneyimi paylaşayım. Bir perşembe günü canım sıkılmış ve cep telefonumu karıştırırken Skyscanner'a bakayım dedim, hafta sonuna biletler ne kadar diye. Bir baktım aynı hafta cumartesi günü Bükreş'e epey ucuz bir bilet var. 🙂 Hemen kaptım tabi. Unutmayın havayolu şirketleri daima dolu uçakla uçmak isterler. Öngördükleri zaman diliminde hedefledikleri bilet satış ve doluluk oranlarına ulaşamazlarsa hemen kampanya başlatırlar. Ama bu yol her zaman sizi başarıya götürmez onu baştan söyleyeyim. 🙂 Kimi zaman son birkaç gün kala bilet fiyatları 2-3 katına çıkıyor. Havayolu şirketlerini sürekli takipte kalın, hatta son dakika fırsatlarından faydalanmak için mail adresiniz ile üye olun ki anında kampanyadan haberdar olasınız. Denemekte fayda var son dakika fırsatlarını. Yukarıda bahsettiğim arama motorlarının bazılarında çok sevdiğim bir özellik var. Sadece tarih seçiyorsunuz ve o tarihte satın alabileceğiniz en ucuz uçak biletlerini size sıralıyor. Schengen vizeniz var ise ve vizeyi aldığınız ülkeye bir kez giriş çıkış yaptıysanız bir sonraki planınızı bu sitelerin size sunduğu tercihler üzerinden yapın. Ben bu yöntemi epey kullandım. Önüme çıkan ilk Avrupa uçuşunu satın almak, hesapta hiç olmayan bir plan yapmak çok heyecanlı ve keyifli. Üstelik tarih olarak spesifik bir gün seçmenize de gerek yok bu sitelerde. Örneğin bulunduğunuz şehri seçerek, gideceğiniz lokasyonu \"Her Yer\" olarak işaretliyor ve seçtiğiniz ay boyunca uçabileceğiniz en uygun şehirleri sırala diyorsunuz, tüm seçenekler ekranınıza düşüyor. Yani fırsat nerede, uçuş oraya. 🙂 Muhteşem! Seyahatin benim için tutkuya henüz dönüşmediği zamanlarda, her çalışan gibi sadece yıllık izinlerimde seyahat eden biriyken, uçtuğum havayolu şirketinin mutlaka en lüks olmasını, bagaj ve yemeğin fiyata dahil olmasını hatta mümkünse business class olmasını tercih ederdim. Şuan bana o kadar uzak geliyor ki bu istekler. 🙂 Sadece hafta sonunda gittiğim seyahatlerimde artık yanıma bavul dahi almıyorum, sırt çantası tercih ediyorum. Böylece bagaj parası vermiyorum. İçine yemeğin dahil olmadığı havayollarını tercih ediyorum. Uzak kıtalara seyahatte konfor çok önemli olabilir ama konu Avrupa ise, uçabileceğiniz en uzak mesafe maksimum 4 saat. Bana göre çok kısa bir süre artık. Uçuşlarınızda, bagaj, yemek, koltuk seçimi gibi opsiyonlara ihtiyacınız gerçekten var mı kendinize bunu sorun. Biraz bu tarz konforlardan ödün vermesini bilin ki uçak biletinizi ucuza temin edebilin. İhtiyacımız olmayan şeylere neden ekstra ücret ödeyelim. Her havayolu şirketinin kendine ait bir mil programı vardır. Kullandığımız kredi kartlarının birçoğunda da uçtukça puan biriktiren özellikler var. Yani bankaların seyahat ile ilgili size fırsatlar sunan kartlarını kullanırsanız gelecekteki uçuşlarınızın bir kısmını bu avantajlar üzerinden karşılar hatta biletlerinizi bedavaya bile getirebilirsiniz. Çoğumuz temmuz-ağustos aylarında tatil yapmayı hayal eder. Ben Avrupa ülkelerinde kış aylarında da çok büyük keyif alıyorum. Artık benim için mevsim kavramı kalmadı seyahatlerimde. Her an her yere uçabilirim. 🙂 Siz de esnek olun. Uçak bilet fiyatlarının en ucuz olduğu aylar ocak-mayıs ortası veya eylül-aralık ortası, fiyatların tavan yaptığı tarihler ise haziran ortası-ağustos sonu ve kışın yılbaşı haftası. Tatillerinizi ucuz dönemlere rast getirir ve biletinizi en az 6 ay önceden alırsanız ciddi tasarruf sağlayabilirsiniz. Özellikle büyük Avrupa şehirlerinde birden fazla havaalanı vardır. Eğer zamanınız bol ise, ana havaalanına uçmak yerine, ucuz olanı tercih edin. Genelde bu tarz havaalanlarını düşük bütçeli havayolu şirketleri kullanır. Dolayısıyla buralara uçmanın maliyeti de daha düşük olur. Ama tabi burada dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var. Genelde bu havaalanları şehir merkezinden epey uzakta olabiliyor. Bu sebeple ucuz uçak bileti bulunca hemen satın almayın, uçağınızın indiği havaalanının merkeze uzaklığına bakın. Hele ki merkeze sınırlı ulaşım seçeneği söz konusu ise taksi kullanmanız gerekeceği için astarı yüzünden pahalıya gelebilir size. Zamanınız bol ise ve havaalanından merkeze otobüs, tren veya metro seçenekleri ile ulaşabilecekseniz ucuz havaalanlarını tercih etmek elbette çok mantıklı. Ben genelde kısa sürede çok fazla yere seyahat etmeyi sevdiğimden dolayı, hiç aktarmalı olarak uçmadım. Zamanınız yeterli ise, özellikle Avrupa'dan farklı kıtalara gidecekseniz aktarma seçeneği mantıklı çünkü bu uçuşların fiyatları oldukça ucuza gelebiliyor. Süre ve aktarma sayısı ne kadar fazla ise bilet fiyatı da o kadar düşüyor. Ama Avrupa için tercih etmenizi tavsiye etmem. Örneğin Paris'e 2 aktarma ile 15 saatte gitmek ve tam 12 saati boş yere aktarmaya harcamak ne kadar mantıklı? Bir sorun kendinize. Üstelik bir de indi bindi yorgunluğu ve bekleme sürelerinizi hesaba katarsak, seyahat kalitenizi bileti üç kuruş ucuza alayım diye düşürmek mantıklı değil. Ve üstelik Avrupa'da en uzak mesafenin uçak ile yaklaşık 4-4,5 saat olduğunu düşünürsek. Çoğunuz hafta sonu veya cuma akşamı uçmak ister elbette ama atladığınız bir şey var. Bu günlerde bilet fiyatları hafta içine göre daha pahalı. Eğer tarihleriniz esnekse, İstanbul'dan uçuş gününüzü çarşamba, dönüşünüzü ise salı gününe denk getirmeye çalışın. Özellikle cuma akşamı gidiş, pazar akşamı dönüş uçuşları çok pahalı."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/ukrayna-vize-rehberi", "text": "İlk defa Ukrayna 'ya gideceğim için hangi belgeler gerekli çok araştırdım. Bir sitede bulduğum bilgiyi başka sitede farklı veya eksik görünce bu yazıyı hazırlamak istedim. Vizesiz Ukrayna seyahatiniz öncesinde gerekli olan tüm belgeleri sırasıyla açıkladım. Sorgu odasında yaşadıklarım, aşı kartı, çipli kimlikle giriş, seyahat sigortası gibi aklınıza gelebilecek tüm soruların en güncel cevapları bu yazımda. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Ukrayna'ya vizesiz girebilmeniz için geçerli bir pasaportunuz veya çipli kimlik kartınız olmalı. Şimdi gelin tüm belgeleri sıralayalım. - Geçerli bir pasaport veya çipli kimlik kartı - Dönüş uçak bileti - Otel rezervasyonu - Belirli miktarda nakit para. Bu önemli. Sorgu odasında nakit parayı görmek istiyorlar. Kredi kartı kabul etmiyorlar. Yazının devamında anlatacağım. Miktar günlük 50 usd yazıyor her yerde. Hatta konsolosluk sitesinde kalacağınız gün sayısına 5 gün daha ilave edin öyle hesaplayın yazıyor. Yani 2 gün kalacaksanız 5 gün daha ekleyin 7 gün x 50 usd, 350 usd yanınızda bulundurun yazıyor. Ama buna pek dikkat ettiklerini söyleyemem. Sadece bir miktar nakit paranız var mı buna bakıyorlar. - Covid 19 tedavi masraflarını karşılayan seyahat sigortası. Bu konu önemli. Sigortanızı Türkiye'den yaptırmayın. Sigortanın Ukrayna'da faaliyet gösteren bir sigorta şirketi olması gerekiyor. Çok sayıda sigorta şirketi var. Ben bilet aldığım havayolu şirketinin sitesinin yönlendirdiği bu web sitesinden yaptırdım. Bu site Ukrayna'ya giriş ve çıkış için gerekli belgeleri, pandemi koşulları gibi birçok bilgi veriyor. Buradan kredi kartımla online olarak yaptırdım. Poliçe anında emailime İngilizce ve Ukraynaca pdf olarak geldi. Bu poliçeyi yazdırmak yeterli. - Ve en önemlisi, test ve aşı kartı mevzusu. Şu anda yani Temmuz 2021 için söyleyebilirim, sizden son 72 saat içinde yapılmış negatif PCR veya hızlı antijen testi ya da çift doz aşının uygulandığını gösteren aşı kartı. Aşı kartı konusunda benim de kafamda bazı sorular vardı. Hepsini canlı test ettiğim için en güncel bilgiye sahibim diyebilirim. Öncelikle, e-nabız ya da HES uygulamasından aşı kartınızı oluşturun ve çıktısını alın tamamdır. İkinci doz aşıdan sonra 14 gün süre geçmesi gerekiyor mu? Cevap: Hayır. Dün aşı olduysanız bu gün gidebilirsiniz. Türkiye'ye girişte/çıkışta sorun olur mu? Cevap: evet olabilir. Burada da önemli bir nokta var. Türkiye ikinci doz aşıdan sonra 14 gün geçmesini istiyor. Yani siz dün aşı oldunuz bu gün Ukrayna'ya gittiniz ve 3 gün sonra geri döneceksiniz, geçmiş olsun. 😀 Türkiye'ye aşı kartınızla giremezsiniz. Test yaptırmanız gerekecek. Bunu da Ukrayna'da hava alanında check-in sırasında kontrol ediyorlar. Bu konuyu da canlı test ettim. Lviv'e giderken ikinci doz aşımın üzerinden 3-4 gün geçmişti ve 1 günlüğüne gitmiştim. Her ihtimale karşı İstanbul'da havaalanında antijen testi de yaptırdım. Lviv'e girerken aşı kartımla girdim. Herhangi bir problem olmadı. Fakat dönerken check-in sırasında görevli kabul etmedi. Ben de al sana antijen testi dedim 😀 o zaman kabul etti. Bu arada HES uygulamasından da profilinize bakmak istiyorlar. Son olarak belgelerinizde eksik olmasın. Kolaylıkla deport ediyorlar. Lviv 'de pasaport kontrolü için görevliye pasaportumuzu uzattığımızda sorduğu ilk soru Ukrayna'ya ilk kez mi geliyorsun sorusuydu? Evet cevabını duyunca daha pasaportu bile açmadan pasaportlarımızı aldı ve bizi sorgu odasına götürdü. Bu olay insanı biraz geriyor. Sıra beklerken bir polis geldi ve merak etmeyin bu işlem ilk girişlerde yapılan standart bir prosedür. Bir dahaki gelişlerinizde herhangi bir sorgu odası olayı olmayacak diyerek bizi rahatlattı. Sorgu odasına girdiğimizde neden geldiğimizi, ne iş yaptığımızı sordular. Tüm belgeleri tek tek incelediler. Nakit parayı görmek istediler ve önlerinde duran kameraya göstermemi istediler. Tüm belgelerin, paraların ve bizim fotoğraflarımızı çektiler. Hiçbir eksik olmayınca tekrar bizi pasaport kontrolüne yönlendirdiler ve görevli damgayı bastı geçtik. 2 hafta sonra ise Kharkiv'e girerken sorgu odası gibi bir konu hakikaten olmadı."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/utrecht-gezilecek-yerler", "text": "Hollanda'nın en en güzel ve sakin şehirlerinden biri Utrecht! Utrecht gezilecek yerler yazımda detaylı bahsettim. Yine minik Amsterdam desem kafanızda eminim epey bir şey canlanır. 🙂 Ama Utrecht daha sakin ve romantik bir şehir, Amsterdam'a hareketlilik ve dinamizm olarak asla yaklaşamaz. Turistik olmaktan ziyade kafa dinlemek ve sakince geleneksel Hollanda binalarının, kanallarının tadını çıkarmak için birebir. Geçtiğimiz yaz Amsterdam Zeeburg kamp alanında konaklamıştım. Merkez istasyon'dan biraz uzak bir mesafede olduğundan öncelikle kamp alanından 10 dakikalık yürüyüş ile tramvay durağına ulaştım ve 26 numaralı tramvaya binerek Amsterdam merkez istasyonuna vardım. Bu arada kampta konaklamak müthiş bir deneyimdi. 🙂 Bu keyifli maceramda neler yaşadım öğrenmek için detaylı Camping Zeeburg Amsterdam yazıma tıkla! Yine bir Ortaçağ kilisesi. Simge kulesi, içerideki koro ve transept bölümü ile taaa o yıllardan günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş. Bu Dom kilisesinin gizli bir manastır bahçesi de var, benim en çok dikkatimi çeken yer de burası olmuştu. Pandhof! Bu bahçenin de tarihi çok eskilere dayanıyor. 1300'lerin sonunda 1400'lerin başında düzenlenmiş burası. Çeşitli bitkiler, çiçekler ve bir heykel ile dekore edilmiş. Tarihi bir kilisenin avlusunda böyle bir atmosferi solumak çok ilginç. Bu bahçe ziyaretçilere açık ve ücretsiz. De Ster kereste fabrikası 1739'da inşa edilmiş, 1991'e kadar kereste üretimi için elektrik yerine rüzgar enerjisi kullanılmış. Sonrasında ise rüzgar enerjisi elektrikle değiştirilmiş ve çatıdaki yel değirmeni yıkılmış. 1998'de ise değirmenin gövdesi yeniden yerine yerleştirilmiş. Günümüzde ise Utrecht'e gelen turistler için bir ilgi noktası olmuş çünkü bu değirmenin hemen arkasında küçük ama sevimli bir park var. Etrafta ise çimlerde koşturan küçük çocuklar... Tam bir huzur noktası. Yazın burada festivaller, açık hava film gösterimleri ve konser gibi etkinlikler düzenleniyor."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/van-gogh-muzesi", "text": "Van Gogh Müzesi, yüzlerce Van Gogh tablosunun yanı sıra diğer çağdaş ressamların çalışmalarına da ev sahipliği yapıyor. Benim için kesinlikle şehrin en iyi müzelerinden biri! Amsterdam Merkez istasyonundan Van Gogh müzesine ulaşım çok kolay. - 2 ya da 5 numaralı tramwaya bin, Van Baerlestraat durağında in. - 347 ya da 357 numaralı otobüse bin, Rijkmuseum veya Museumplein durağında in. Biletinizi günü ve saati de seçerek online olarak önceden rezerve etmeniz daha mantıklı çünü açıkça söyleyebilirim ki buranın önünden ne zaman geçsem devasa kuyruklar görüyorum. Online aldığınız bilet sadece seçtiğiniz gün ve saatte geçerli bu arada. Müze pazartesi-cuma 09.00-19.00, cumartesi-pazar 09.00-21.00 saatleri arasında açık. Yetişkin bilet fiyatı yaklaşık 18 eur, 18 yaş altı çocuklara ise ücretsiz. 15 kişi ve üzeri gruplar için sayfasında indirimler var, inceleyin. Detaylı Amsterdam Gezilecek yerler yazım için tıkla! i amstersam kart gecerli degil. önemli bir detay."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/varna-gezilecek-yerler", "text": "Karadeniz'in kuzey kıyısındaki sevimli şehir Varna bir harika! Ancak tipik bir Avrupa şehri havası beklemeyin buradan. Ben Varna'yı kışın ziyaret ettim ve çok keyif aldım. Varna tarihi binalara, müzelere ve hatta yemyeşil güzel parklara sahip ama siz deniz güneş ve kumun tadını da çıkarmak istiyorsanız şanslısınız. Çünkü Varna aslında çoğu orta Avrupalı'nın da yaz dönemlerinde tercih ettiği yazlık bir destinasyon. Şehrin kıyılarındaki plajlar yazın cıvıl cıvıl, gece ise şehirde eğlence geç saatlere kadar sürüyor. Bir tatil köyü olarak düşünün Varna'yı. Konaklama, ulaşım ve yeme içme fiyatları da epey uygun. Bulgaristan'da para birimi olarak leva geçerli. Şehirde yerli halk pek İngilizce konuşamıyor. Ama çok da sorun değil, bir şekilde anlaşıyorsunuz. 🙂 Yerel lezzetler ise yıkılıyor. 🙂 Mutlu gezmeler! Varna katedrali şehrin sembollerinden biri! Katedralin çan kulesinden Varna manzarasını izlemek müthiş ama 133 basamak tırmanmanız gerekiyor. 🙂 Yapının mimarisi de hoş, Saint Petersburg'daki Peterhof Tapınağı modeline göre tasarlanmış. Bu müze bir harika! 🙂 Paleolitik çağ'dan, orta çağa uzanan Avrupa'daki en büyük Mesolitik koleksiyonu, Bulgaristan'daki en büyük pişmiş toprak, mezar taşı kabartması, lamba ve cam kap koleksiyonu Varna arkeoloji müzesinde sergileniyor! 18. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş olan bu saat kulesi, zamanında itfaiyeciler tarafından gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Mimari olarak çok da görkemli bir yapı olmasa da, saat kulesi hala Varna şehrinin sembollerinden biri. Varna katedralini ziyaret ettiyseniz saat kulesine de uğrayın çünkü iki yapı birbirine çok yakın. Saat kulesi aynı zamanda şehir parkının da içinde. Park sessiz, sakin aşırı huzurlu, saat kulesi ise gece ışıklandırmaları ile ışıl ışıl. 🙂 Mutlu gezmeler. - Nisan-Ekim: 10:00- 18:00, Pazar günleri kapalı - Kasım-Mart: 09:30- 17:30, Pazar ve pazartesi günleri kapalı Varna yaşam kültürüne dair bilgi sahibi olmak isteyenler Varna etnoğrafya müzesine gelsin çünkü burada 19. yüzyılın ikinci yarısından ve 20. yüzyılın başlarından itibaren Varna kültür ve yaşam tarzına dair epey bir bilgi sahibi oluyorsunuz. Varna'da eski zamanlarda kullanılan alet ve edevatlar, kostümler hakikaten çok dikkat çekici. - Haziran-Eylül: 10:00 17:00; Pazartesi günleri kapalı - Ekim-Mayıs: 10:00 17:00; Cumartesi ve pazar günleri kapalı - Konaklama: 20 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma ve tramvay kartı kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 50 eur. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Güzel haberi veriyorum! 🙂 Varna konaklama açısından ucuz bir şehir. O nedenle \"Ucuz konaklama için turistik şehir merkezinden uzak noktalarda kalın!\" tavsiyem Varna için geçerli değil. Şehir merkezine yakın noktalarda üç yıldızlı otellerin fiyatları gecelik 20-30 eur civarında. 4 yıldızlı otellerde ise gecelik 35-60 eur arası bir fiyata konaklayabilirsiniz. Hostel fiyatları ise 9-12 eur, daire fiyatları da 15-25 eur arasında değişiyor ama lüks kategoriye giren oteller bile bu kadar ucuz iken hostel veya daire kiralamanızı tavsiye etmiyorum. Ben Primorski parkın dibindeki 5 yıldızlı Graffit Gallery Design Hotel'de konaklamıştım. Gecelik konaklama fiyatı yaklaşık 80 eur. Bu yıldızda bir otel için fiyat gayet uygun. Otelin hizmet kalitesi ve hijyeni muhteşem. Üstelik otel, turistik noktalara da yürüme mesafesinde. Varna gezmesi zor olmayan küçük bir şehir, ama merak etmeyin şehirde damak zevkinize göre booolca alternatif var. Bulgaristan'ın para birimi Leva. Yani 1 Leva=3,15 TL. Yani ülkedeki fiyatlar para birimi eur olan diğer Avrupa ülkelerine göre epey bir makul. Deniz ürünü yemek isterseniz ilk tavsiyem Mr. Baba ve El Kapan. El Kapan'da başlangıçlar 8-11 leva, midyeler ise 8-10 leva civarında. Bence burada bir karides yemeği olan Cayo Coco sipariş edin. Fiyatı 14 leva. Aşırı lezzetli! Mr. Baba oldukça turistik ve diğer mekanlara göre biraz daha pahalı ama Varna'ya kadar gelmişken gemiden bozma Mr. Baba restoranını deneyimlemeden dönmek olmaz. Burada balık çorbası için. Fiyatı 5,90 leva. Izgara somon 19,90 leva. Yerel Bulgar lezzetleri için ise tavsiyelerim Morski Valk ve Chuchura. Menüler genelde Bulgarca ama işin zevki bence burada. 🙂 Önünüze ne geleceğini pek anlayamıyorsunuz. 🙂 Tarator çorbası ve Lozovi Sarmi sipariş edin. Efsaaane! Sokak lezzeti için ise önerim Happy Grill Bar. Fiyatlar 5-15 leva arasında değişiyor. Burası gecenin geç saatlerine kadar açık ve pratik olduğu için oldukça popüler. Varna havaalanından şehir merkezine gitmek oldukça kolay. Çünkü havaalanı merkeze sadece 10 km uzaklıkta. 409 numaralı otobüs ile 20 dakikada şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Terminal 2'nin önünden 15 dakikada bir otobüs kalkıyor. Bir başka yol ise taksi. Varna'da taksi fiyatları oldukça uygun olduğundan ben vakit kaybetmemek adına havaalanından merkeze taksi ile gelmiştim. Terminal 2'nin hemen çıkışında bekleyen OK Trans veya Varna taksi şirketlerini tercih edin. Taksi tarifesi bazı araçlarda bulunuyor, bulunsa da bulunmasa da sürücü ile muhakkak fiyat konusunda mutabık kalın. Benim başıma gelmedi ama bazı sürücülerin hedefe varıldığında yüksek fiyat çekebildikleri yani turistleri kazıklayabildiklerini duymuştum. Normal fiyat kilometre başına yaklaşık 0,8 leva yani havaalanından merkeze yolculuk 10 leva'yı bile geçmiyor. Bu nedenle şehir merkezinde de rahatça taksi tercih edebilirsiniz. Ama illa toplu taşıma kullanacaksanız, 9 ve 409 numaralı otobüsler, 82 numaralı troleybüs şehrin birçok noktasına sefer yapıyor. 1. Varna'yı kışın ziyaret edin: Varna yaz sezonunda epey turistik ve kalabalık. Çünkü burası bir kıyı şehri, dolayısı ile sahillerin ve plajların tadını çıkarmak isteyen turistler yazın Varna'ya akın ediyor. Tabi şehir ve ulaşım fiyatları da haziran-eylül dönemlerinde yükseliyor. Siz de sadece benim gibi şehir kültürünü keşfetmeye meraklı iseniz Varna'yı kış ayında ziyaret edin. Uçak, konaklama ve şehir içi fiyatlar bu tarihlerde epey uygun oluyor. Merak etmeyin, şehirde alışkın olmadığımız bir soğuk hava yok. 3. Hostelde konaklayın: Varna konaklama açısından ucuz bir şehir. Şehir merkezine yakın yıldızlı otellerin fiyatları bile oldukça uygun. Ama siz ben daha da tasarruf etmek istiyorum derseniz tavsiyem hosteller. Hostel fiyatları 9-12 eur, daire fiyatları da 15-25 eur arasında değişiyor. 4. Taksi kullanmaktan çekinmeyin: Şuan bir şaşırdınız değil mi! 🙂 Şehirleri keşfederken ısrarla taksi kullanmayın diyen bu kız taksi kullanmaktan çekinmeyin diyor. 🙂 Çünkü fiyatlara inanamayacaksınız. Şehrin bir ucundan bir ucuna taksiyle giderseniz ödeyeceğiniz ücret 4-5 leva civarı! Ok Trans, Alfa, Varna ve Evro taksi şirketlerini tercih edin. Çünkü bazı taksilerde sürücülerin çok yüksek fiyat çekebildiklerini duydum. 5. Paranızı Leva'ya çevirin: Evet şehrin birçok yerinde eur veya dolar kabul ediliyor ama hangi kurdan çeviriyorlar Allah bilir. 🙂 Ne gerek var zarar etmeye. O yüzden Türkiye'de veya Varna şehir merkezinde paranızı Leva para birimine çevirin. Havaalanlarında sakın bu işlemi yapmayın. Zarar edersiniz. Paris gezilecek yerler yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/vilnius-gezilecek-yerler", "text": "\"Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya arasında bir tercih yap!\" demeyin lütfen çünkü karar vermek hakikaten çok çok zor. 🙂 Vilnius'a Letonya Riga'dan otobüs ile 4 saat süren bir seyahatten sonra ulaştım. Neris nehrinin dibindeki Litvanya'nın başkenti Vilnius'da kendimi yine kaybettim tahmin edersiniz ki. 🙂 Çünkü şehrin barok binaları, dar ortaçağ sokakları, gizli küçük meydanları, kuleleri, kaleleri, parkları, dini yapılarının muhteşem mimarileri ve şehrin o benzersiz atmosferi çok çok güzel ve tam benlik. Kuzey Avrupa şehirlerini orta Avrupa'dan ayıran en bariz özellikler bence bu hep anlattığım puslu, hüzünlü ve gotik havaları kesinlikle. Vilnius'da fiyatlar da epey ucuzdu bu arada. Şehri yazın ziyaret ettiğim için hava da gece saatlerine kadar aydınlıktı. Ruhumu Vilnius sokaklarında kaybetmem için epey uzun bir süreye sahiptim yani. 🙂 Vilnius'a kadar gelmişken Karay Türkleri'nin yaşadığı Trakai'yi ziyaret etmemek olmazdı tabi. 🙂 Vilnius'un batısında tepeler, ormanlar ve göller arasında minik ve sevimli bir kasaba Trakai. Bu kasabanın masalsı ve renkli evlerini, Galve gölünün manzarası ve sakinliğini, meşhur Trakai Şatosu'nun görkemini, kıbın böreğinin tadını hala unutamıyorum. 🙂 Vilnius eminim ki kışın da kar altında çok çok sevimlidir. O zaman yeniden görüşmek üzere Vilnius! Karay Türkleri'nin yaşadığı Trakai, Vilnius'un batısında tepeler, ormanlar ve göller arasında minik ve sevimli bir kasaba. Bu kasabanın masalsı ve renkli evlerini, Galve gölünün manzarası ve sakinliğini, meşhur Trakai Şatosu'nun görkemini hala unutamıyorum. 🙂 Kıbınlar restoranda Kıbın böreği yemeden dönmeyin. Tanesi 2-3 eur. Gotik dönemden kalma Aziz Anne Kilisesi'nin nefes kesici mimarisine bayıldım. Efsaneye göre, Napolyon Bonapart kilisenin güzelliğinden o kadar etkilenmiş ki, onu avucunun içinde Paris'e götürmek istemiş. Aziz Stanislav ve Aziz Vladislav, Vilnius'un muhteşem neoklasik katedrali! Sakın fotoğraflamadan dönmeyin. 🙂 1922'de bu yapı Papa Pius XI tarafından Bazilika unvanını almış. Vilnius'a dair hafızamda kalan en en güzel şeylerden biri Bernardine bahçeleri! 🙂 Doğayı ve yeşili çok seviyorum. Burası da Vilnius'un tam kalbinde, Gediminas Tepesi, Vilnele Nehri ve Bernardine Manastırı arasında yer alan tam bir huzur noktası. İçeride çok sevdiğim bir botanik sergi, gölet, çeşmeler ve gül bahçeleri yer alıyor. Çok nadir ve kıymetli ağaç türleri de bu bahçede çok iyi korunuyor. Vilnius'taki en eski üç meşe ağacını mutlaka fotoğraflayın ve bu ağaçlara dokunun. Ağaç ve bitkilerin bize pozitif enerji verdiğine çok inanıyorum. 🙂 Bernardine, Vilnius katedralinden yürüyerek yaklaşık 10 dakikalık bir mesafede. Literatai sokağı şehir merkezine aşırı yakın, sadece 5 dakika uzaklıkta ve çok enteresan bir yer... Sanatçılar sokağı olarak da geçiyor. Pilies caddesi, Vilnius şehir merkezindeki en eski ve hareketli caddelerden bir tanesi. Bu cadde sokak müzisyenleri, restoranları ve kafeleri ile meşhur olmuş. Pilies sokoladine'de aşırı leziz bir sıcak çikolata içebilir veya Pilies Kepyklele'de Litvanya lezzetlerinin tadına bakabilirsiniz. Hill of Three Crosses yani üç haç tepesine kadar çıkar mısınız bilemiyorum ama çıkarsanız sizi harika bir manzaranın beklediğine emin olun! 🙂 Vilnius'un birçok noktasından da görülebilen bu tepeye ulaşmak biraz meşakkatli tabi benden söylemesi. 🙂 Şehir merkezinden yürüyerek yaklaşık bir 25 dakika tırmanmanız gerekecek. Orman yollarından tepeye tırmanmak benim için çok çok keyifli bir deneyimdi. Şehrin kalbindeki bu açık gıda pazarlarına bayılıyorum! 🙂 Open Kitchen Market de Vilnius'da yaz aylarında her cuma, Uzupis Cumhuriyeti yakınında şirin bir açık hava pazarında kurulan bir sokak gıda pazarı. Şehrin restoranları ve şefleri yaz döneminde muhteşem lezzetlerini bu pazarda ziyaretçileri ile buluşturuyor. Bence yemek yemenin en keyifli yanlarından biri de açık hava! 🙂 Farklı lezzetlerin sergilendiği tek bir lokasyonda farklı restoran ve kafelerden değişik lezzetler tadabilirsiniz. Bu arada pazara çok yakın bir noktada bir göl var, yemeğinizin tadını bu sakin göl kıyısında da çıkarabilirsiniz benden söylemesi! 🙂 Pazar şehir merkezine yürüyerek sadece 9 dakikalık mesafede. Şehir merkezinden Pilies istikametinden yürüyerek yaklaşık 20 dakikada ulaşılabilen bu kule muhteşem! Bir zamanlar görkemli bir görüntüye sahip bu kaleden geriye sadece bu kule kalmış. Kule 1960 yılında bir müzeye dönüştürülmüş ve 1968'de Litvanya Ulusal Müzesi'nin ait bir bölüm olarak ziyaretçilerini ağırlamaya başlamış. İçeride eski Vilnius dönemlerine ait savaş ekipmanları ve zırhlar sergileniyor. Bu arada bu kuleden izleyeceğiniz panoramik Vilnius manzarası gerçekten çok hoş. Kuleye giriş ücreti yetişkinler için 5 eur. The Gates of Dawn, yani şehrin Şafak kapılarını muhakkak görün. Vilnius katedralinden Didzioji ve Ausros Vartu istikametinde ilerlerseniz yürüyerek sadece 8 dakikada ulaşabilirsiniz. Burası 1503-1522 yılları arasında inşa edilmiş olan sur duvarındaki ilk orijinal beş kapının hayatta kalan tek kapısı. Ortodoks ve Katoliklerin ibadet merkezi. Bu kapı halk için çok önemli, bu yüzden Şafak kapılarının şapelinde inançlı halkı kötülüklerden koruması için Meryem Ana resmi bulunuyor. Litvanya'lılar ile sohbet ettiğimde öğrendim ki tarih boyunca Litvanya yemek gelenekleri birçok yabancı kültür ve mutfağın etkisinde kalmış, ama yıllar içinde özgünleşerek muhteşem lezzetler yaratmış. En sevdiklerim borş çorbaları, Dumplings adını verdikleri ve mantıya çok benzeyen bir hamur yemeği, ekşi krema ile hazırlanmış Ringa balığı ve tabi ki o meşhur ve aşırı lezzetli peynir tabakları oldu! Evet tüm saydığım lezzetler bir kenara, peynirler bir kenara! 🙂 Peynir alışverişi için Gedimino caddesi üzerindeki Say Cheese isimli dükkanı tavsiye ederim. Litvanya Ulusal Müzesi, Litvanya kültürünü yakından öğrenmek isteyenler için en doğru adres. Tarihi 1855'lere kadar dayanıyor. Giriş yetişkinler için 3 eur, çocuklar için ise 1,5 eur. Bu arada müzenin kapalı avlusunda Gediminas Tepesi'ne tırmanan bir füniküler var. Gidiş dönüş yolculuk 2 eur. Ama son ziyaretimde bu füniküler servis dışı idi, bilginize. Yürüyerek de tırmanmak yorucu değil benden söylemesi. Gitmişken bence muhteşem Gediminas kalesini de görmekte fayda var. 🙂 Mutlu gezmeler! Müze, şehir merkezinden yürüyerek 15 dakika, Bernardine bahçelerinden ise 5 dakikalık mesafede. Vilnius Katedral meydanından 13 dakikalık bir yürüyüş ile Frank Zappa anıtına ulaşabiliyorsunuz. Bu anıt, ünlü Amerikalı besteci, gitarist ve şarkıcı Frank Zappa'ya adanmış. Modern müziğin babası olarak gösterilen müzisyenin heykeli yanında bir fotoğraf çektirmek eğer bir Zappa'cı iseniz hoş bir hatıra olarak kalabilir size. Değilseniz bile sanatçının hayat hikayesini okumanızı tavsiye ederim zira epey ilginç! - Konaklama: 30 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Hostelde konaklamak otel maliyetinin bazen çok altında olabiliyor. Vilnius'da old town şehir merkezinde gecelik yaklaşık 20-40 eur arasında, kendinize ait veya ortak bir banyonuzun olduğu hostel odalarında konaklayabilirsiniz ki bu fiyatlar Avrupa standartlarına ve size özel bir odaya göre gayet uygun. Merkezi bölgede otel fiyatları da aslında çok yüksek değil. Bütçenize göre gecelik 50-100 eur arasında odalar bulabilirsiniz. Ben tam şehrin eski tarihi meydanında Senatoriari isimli 3 yıldızlı ve sevimli bir otelde konaklamıştım. Kocaman bir yatak odası, kendime ait özel bir banyo ve ekstra bir dinlenme odasının bulunduğu bir konaklamaya gecelik 68 eur ödemiştim. Gayet uygun! Vilnius'de yeme içme fiyatları çok yüksek değil. Ben gittiğim şehirlerde her zaman yerel restoran ve yerel lezzetleri tercih ederim. Bu şehirde en sevdiklerim borş çorbaları, Dumplings adını verdikleri ve mantıya çok benzeyen bir hamur yemeği, ekşi krema ile hazırlanmış Ringa balığı oldmuştu! Gerçekten bu lezzetler efsane. Busı Trecıas, Laımos Smukle, Marcelıukes Kletıs, Senojı Trobele ve Stıklıu Alude size önerebileceğim yerel restoranlar. Öğünlerinizi şehirde kurulan açık hava pazarlarında da yiyebilirsiniz. Hem ucuz hem çok farklı yerel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz buralarda. Vilnius'de Aukstaiciu üzerindeki açık gıda pazarı Open Kitchen Market ve Pylimo'da kurulan Halle gıda pazarı iyi alternatifler. Peki yeme içmeye günlük ne kadar ayırmalısınız? Önerdiğim seçenekleri tercih ederseniz yaklaşık 15-20 eur. 1. Vilnius Pass Kart satın al: Şehirde birden fazla gün geçirecek ve tam bir turist gibi takılacaksanız Vilnius Pass kart alın. Bu kart ile şehir içinde toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabilir, müzeleri ücretsiz olarak ziyaret edebilir, yürüyüş ve otobüs turlarına ücretsiz katılabilirsiniz. Ayrıca bisiklet kiralama, restoran, kafelerde, hediyelik eşya dükkanlarında bu kart size indirim de sağlar. Kartın kullanım detaylarını öğrenmek ve online satın almak için resmi sitesini inceleyin. - 24 saat geçerli ama toplu taşıma kullanımı içermeyen kart: 19,99 eur - 48 saat geçerli ama toplu taşıma kullanımı içermeyen kart: 26,99 eur - 72 saat geçerli ama toplu taşıma kullanımı içermeyen kart: 34,99 eur - 72 saat geçerli ve sınırsız toplu taşıma kullanımı içeren kart: 39,99 eur - Pilies St. 2 - Didzioji St. 31 - Rodunios kelias 2 3. Yeme içme porsiyonları: Özellikle yerel restoranlardaki yemek porsiyonları epey büyük, bu nedenle iki kişiyseniz her şeyden tek porsiyon sipariş etmek bütçenize katkı sağlayacaktır. 5. Hostelde konakla: Hostelde konaklamak otel maliyetinin bazen çok altında olabiliyor. Vilnius'da Old Town şehir merkezinde gecelik yaklaşık 20-40 eur arasında değişen fiyatlarda, kendinize ait veya ortak bir banyonuzun olduğu hostel odalarında konaklayabilirsiniz ki bu fiyatlar Avrupa standartlarına ve özel bir odaya göre gayet uygun. 6. Otobüs biletlerini büfelerden satın al: Vilnius'de toplu taşıma kullanacaksanız otobüs iyi bir tercih. 1 saatlik bir biletin fiyatı 0,90 eur, 24 saat geçerli biletlerin fiyatı da 5 eur. Çoklu biletleri geçerlilik tarihi içinde sınırsız kullanabiliyorsunuz. Ama bu fiyatlar biletleri durakların yakınındaki büfelerden alırsanız geçerli. Biletinizi otobüs şoföründen satın aldığınızda bir miktar daha fazla para ödersiniz. 7. Hales market veya Open Kitchen marketten yemek ye ucuza gelsin: Vilnius diğer Avrupa şehirlerine kıyasla oldukça ucuz bir şehir. Yeme içme de öyle. Ama neden bunu daha da ucuza getirmeyesiniz? 🙂 Öğünlerinizi şehirde kurulan açık hava pazarlarında yemeye gayret edin. Hem ucuz hem çok farklı yerel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz buralarda. Vilnius'de Aukstaiciu üzerindeki açık gıda pazarı ve Pylimo'da kurulan Halle gıda pazarı iyi alternatifler."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/vilnius-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Karay Türkleri'nin yaşadığı Trakai, Vilnius'un batısında tepeler, ormanlar ve göller arasında minik ve sevimli bir kasaba. Bu kasabanın masalsı ve renkli evlerini, Galve gölünün manzarası ve sakinliğini, meşhur Trakai Şatosu'nun görkemini hala unutamıyorum. 🙂 Kıbınlar restoranda Kıbın böreği yemeden dönmeyin. Tanesi 2-3 eur. Gotik dönemden kalma Aziz Anne Kilisesi'nin nefes kesici mimarisine bayıldım. Efsaneye göre, Napolyon Bonapart kilisenin güzelliğinden o kadar etkilenmiş ki, onu avucunun içinde Paris'e götürmek istemiş. Aziz Stanislav ve Aziz Vladislav, Vilnius'un muhteşem neoklasik katedrali! Sakın fotoğraflamadan dönmeyin. 🙂 1922'de bu yapı Papa Pius XI tarafından Bazilika unvanını almış. Hill of Three Crosses yani üç haç tepesine kadar çıkar mısınız bilemiyorum ama çıkarsanız sizi harika bir manzaranın beklediğine emin olun! 🙂 Vilnius'un birçok noktasından da görülebilen bu tepeye ulaşmak biraz meşakkatli tabi benden söylemesi. 🙂 Şehir merkezinden yürüyerek yaklaşık bir 25 dakika tırmanmanız gerekecek. Orman yollarından tepeye tırmanmak benim için çok çok keyifli bir deneyimdi. Pilies caddesi, Vilnius şehir merkezindeki en eski ve hareketli caddelerden bir tanesi. Bu cadde sokak müzisyenleri, restoranları ve kafeleri ile meşhur olmuş. Pilies sokoladine'de aşırı leziz bir sıcak çikolata içebilir veya Pilies Kepyklele'de Litvanya lezzetlerinin tadına bakabilirsiniz. Detaylı Vilnius Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/vilnius-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Vilnius'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 55 eur. 30 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Hostelde konaklamak otel maliyetinin bazen çok altında olabiliyor. Vilnius'da old town şehir merkezinde gecelik yaklaşık 20-40 eur arasında, kendinize ait veya ortak bir banyonuzun olduğu hostel odalarında konaklayabilirsiniz ki bu fiyatlar Avrupa standartlarına ve size özel bir odaya göre gayet uygun. Merkezi bölgede otel fiyatları da aslında çok yüksek değil. Bütçenize göre gecelik 50-100 eur arasında odalar bulabilirsiniz. Ben tam şehrin eski tarihi meydanında Senatoriari isimli 3 yıldızlı ve sevimli bir otelde konaklamıştım. Kocaman bir yatak odası, kendime ait özel bir banyo ve ekstra bir dinlenme odasının bulunduğu bir konaklamaya gecelik 68 eur ödemiştim. Gayet uygun! Vilnius'de yeme içme fiyatları çok yüksek değil. Ben gittiğim şehirlerde her zaman yerel restoran ve yerel lezzetleri tercih ederim. Bu şehirde en sevdiklerim borş çorbaları, Dumplings adını verdikleri ve mantıya çok benzeyen bir hamur yemeği, ekşi krema ile hazırlanmış Ringa balığı oldmuştu! Gerçekten bu lezzetler efsane. Busı Trecıas, Laımos Smukle, Marcelıukes Kletıs, Senojı Trobele ve Stıklıu Alude size önerebileceğim yerel restoranlar. Öğünlerinizi şehirde kurulan açık hava pazarlarında da yiyebilirsiniz. Hem ucuz hem çok farklı yerel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz buralarda. Vilnius'de Aukstaiciu üzerindeki açık gıda pazarı Open Kitchen Market ve Pylimo'da kurulan Halle gıda pazarı iyi alternatifler. Peki yeme içmeye günlük ne kadar ayırmalısınız? Önerdiğim seçenekleri tercih ederseniz yaklaşık 15-20 eur. Detaylı Vilnius Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/viyana-gezilecek-yerler", "text": "Viyana sadece şinitzeli ile mi ünlü? Kesinlikle hayır! 🙂 Viyana gezilecek yerler yazımda nedenlerinden bahsettim. Habsburg Hanedanı, Sigmund Freud, Johann Strauss, Beethoven ve tabi ki Mozart'ın adını Viyana'da sık sık duyacaksınız! Opera binası, aşırı lezzetleri kahveleri, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, muhteşem sarayları ile Viyana benim kesinlikle vazgeçilmez şehirlerim arasında. Yüzyıllık binalardaki kafelerden veya sokak aralarından yükselen piyano melodileri eşliğinde etraftaki barok mimariyi izlemek aşırı keyifli. Bu şehirde zaten her şey çok çok estetik. Hele o Arnavut kaldırımlı dar sokaklarındaki kahve kokusu yok mu? Tabi o diyet düşmanı ama pek bir lezzetli meşhur tatlılar Apfelstrudel ve Sachertorte'yi de unutmayalım. 🙂 Beni acilen Viyana'ya geri gönderebilir misiniz lütfen! Aşırı özledim de. 🙂 Viyana seyahat rehberim ile şehirde beni en çok etkileyen şeyleri ve bütçe için faydalı ipuçlarını paylaştım. Mutlu okumalar. Wiener Staatsoper yani Viyana devlet operası, dünyanın en en iyi opera adreslerinden bir tanesi! Her gün için farklı ve yeni bir programı var bu operanın. Sezonda yaklaşık 60'ın üzerinde opera ve bale düzenleniyor. Opera binasının mimarisi de muhteşem! Habsburg Hanedanına ev sahipliği yapmış olan Hofburg yani Viyana İmparatorluk Sarayı dünyanın en büyük komplekslerinden biri. Günümüzde bir müze, binicilik okulu, kongre merkezi ve Avusturya Federal Cumhurbaşkanı'nın makamına ev sahipliği yapıyor. Müzelere meraklıysanız 7. Viyana'daki Museumsquartier yani müzeler bölgesini ziyaret etmelisiniz. Leopold müzesi ve MUMOK sanat severlerin en çok ziyaret ettiği müzeler. Architekturzentrum Wien ve Kunsthalle Wien de ilginizi çekebilecek diğer müzeler. Bu bölgeye U2 metro hattı ile rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Tarihe meraklıysanız size birkaç bilgi vereyim. Maria Theresa, İmparator Franz Joseph, İmparatoriçe Elisabeth ve Habsburg Hanedan soyundan birçok kişi zamanında Schönbrunn sarayında yaşarmış. Schönbrunn Sarayı, Avrupa'nın en güzel Barok komplekslerinden biri kesinlikle! 1569'dan beri Habsburg'lara ev sahipliği yapıyormuş. Kim bilir ne hikayeler görmüş geçirmiştir. Duvarların dili olsa da konuşsa! 🙂 Anlatmakla olmaz, mutlaka gidip görmelisiniz. 🙂 Bu saray günümüzde tarihi önemi, kendine özgü düzeni ve görkemli mobilyaları ile UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri! Yıl boyunca ücretsiz olarak ziyaretçilere açık. Saray zaten muhteşem ama etkileyici bahçeyi de mutlaka gezin. Belvedere sarayı Savoy Prensi Eugene'e hediye olarak verilmiş. Bu barok yapı orta çağdan günümüze Avusturya sanatını daha yakından tanıyabilmemize fırsat veren iki saraydan oluşuyor. \"Ne işimiz var bizim elalemin devlet binasında?\" demeyin. 🙂 Çünkü Avrupa şehirlerindeki belediye ve parlamento binalarının mimarisi oldukça etkileyici oluyor. Viyana Parlamento binası da bu yaptığım yoruma cuk oturuyor. 🙂 Burası Viyana'nın neo-gotik tarzda ve dini olmayan en önemli binası. Belediye başkanının resmi koltuğu ve senato hükümeti ile belediye meclisi üyelerinin buluşma yeri burası. 🙂 Bu gereksiz bilgiyi es geçip kendinizi binanın mimarisine de kaptırabilirsiniz. 🙂 Ki bence öyle yapın. Bol fotoğraflar! Karlskirche, yani Aziz Charles kilisesini görmenizi ısrarla tavsiye ediyorum çünkü mimarisi gerçekten farklı ve hoş. Kilise Habsburg imparatoru Aziz Charles Borromeo için mimar Johann Bernhard Fischer von Erlach tarafından tasarlanmış ama mimarın ömrü yetmeyince yapı 1700'lerde oğlu tarafından tamamlamış. Kilise kubbesindeki freskler ve renkler muhteşem. Panoramik bir asansör ile bu fresklere yakından bakabilirsiniz hatta 32,5 metre yükseklikteki platformdan Viyana manzarasına aşık da olabilirsiniz. 🙂 Stephansplatz'dan yürüyerek yaklaşık 20 dakikada bu kiliseye ulaşılabiliyor. Ben tarihi mekanları çok severim. Siz de benim gibiyseniz size 1. Viyana sokaklarını tavsiye edeceğim. Alın şehir haritanızı elinize, en baba turistik yapıları görüp fotoğrafladıktan sonra başlayın Viyana sokaklarında kaybolmaya. Ben öyle yaptım ve çok da keyif aldım. 🙂 Ama illa sokak ve cadde adı isterseniz, en turistik caddelerden biri Karntnerstrasse ve Mariahilfer Strasse ile başlayın. Kirchengasse ve Neubaugasse, Herrengasse de favorilerim. Viyana deyince ilk akla gelen lezzet şinitzel! Ve kime sorsanız ilk tavsiye de onu çok güzel yapan 110 yıllık restoran Figl Müller olacak. İki şubesi var. Biri Wollzeile'de, diğeri Backerstrasse'de. Bitzinger Wurstelstand Albertina ve Würstelstand am Hohen Markt favori sosis mekanlarım. Fiyatlar da epey uygun. 2,5-3 eur arasında değişiyor. Sosislerde tavuk etine pek rastlamadım ama beef seçeneği var. Viyana'da turistik noktaları gezdiniz, çok yol yürüdünüz. Ayaklarınız artık yorgunluktan gitmiyor. 🙂 Şinitzelinizi, sosisinizi yediniz karnınız tok, saat de geç oldu. 🙂 \"Eee yok mu şöyle yerel bir mekan, bir bar? Atıştırmalık yiyip içebileceğim, hoş müzik dinleyebileceğim bir yer?\" diye sorarsanız cevabım 1516 Brewing Company. Viyana'da şehrin kalabalığından biraz uzaklaşmak ve oksijen almak isterseniz adresiniz yemyeşil Stadtpark. Park seviyorsanız şanlısınız çünkü burası şehrin tam göbeğinde. Şehir meydanından yürüyerek 10 dakikada Stadtpark'a ulaşabilirsiniz. Ünlü müzisyen Johann Strauss'un altın heykeli günümüzde parkta en çok fotoğraflanan yermiş. - Konaklama: 50 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 10 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Viyana'da merkezi bölgelerde konaklamanın fiyatı diğer bölgelere göre daha pahalı. 1. Viyana denilen bölgede yıldızlı otellerin fiyatları 70-200 eur arasında değişiyor. Hostel ve konuk evleri veya kiralık daireler daha uygun seçenekler. Merkezde 35-45 eur arasında bir fiyata hostelde konaklayabilirsiniz. Şehir merkezinin dışında da yıldızlı oteller epey ucuz. Yaklaşık 40-60 eur civarında. Viyana'da metro ağı oldukça gelişmiş olduğundan bence illa merkezde konaklamak şart değil. Son zamanlarda apartman dairelerinde kiralamak bana çok sevimli ve cazip geliyor. Çünkü gittiğim şehirde kendimi sanki o şehirde yaşıyormuşum gibi hissediyorum bu dairelerde. İçeride bir evde bulunabilecek her türlü eşya ve ekipman oluyor. 🙂 Fiyatlar otellere göre daha da ucuz oluyor hem. Yaklaşık 40-70 eur arasında bir fiyata apartman dairesinde konaklayabilirsiniz Viyana'da. Viyana diyince aklıma ilk gelen lezzetler şinitzel, elmalı hamur tatlısı Apfelstrudel, sebzeler ile servis edilen bir çeşit et yemeği Tafelspitz, lezzetli çikolatalı kek Sachertorte, Viyana sosisleri Wiener Würstel, Avusturya stili bir patates salatası olan Erdapfelsalat ve tabi ünlü Viyana kahvesi Melange. Şehir restoran konusunda turistlere epey cömert, şehrin her bir köşesinde yerel lezzetleri tadabileceğiniz şık restoranlar var. Bir öğün kişi başı ortalama 50-60 eur civarında. Şinitzel için en turistik adres şüphesiz ki Figl Müller. Fiyatlar 12-15 eur arasında değişiyor. Salatalar 4-10 eur, atıştırmalıklar ise 3-4 eur arasında. İçecek alternatiflerinin fiyatları ise 3-7 eur. Tabi daha uygun seçenekler de mevcut. Şehirde adım başı Würstelstand yani sosis standına rastlayabilirsiniz. Sosisler epey lezzetli. Çok fazla çeşit var. Bitzinger Wurstelstand Albertina ve Würstelstand am Hohen Markt favori sosis mekanlarım. Fiyatlar da normal. 2,5-3 eur arasında değişiyor. Sosislerde tavuk etine pek rastlamadım ama beef seçeneği var. Viyana kahve konusundan gerçekten uzman. Melange, Einspanner, Franziskaner, Kleiner Brauner, Mokka, Kurzer, Verlangerter... Bunca çeşit arasından seçim yapmak zor ama fiyatlar gayet uygun. Kahve fiyatları 2,5-3 eur arasında değişiyor. - Tek seferlik bilet: 2,40 eur - 24 saat geçerli bilet: 8,00 eur - 48 saat geçerli bilet: 14,10 eur - 72 saat geçerli bilet: 7,10 eur - Haftalık bilet: 17,10 eur Viyana havaalanından şehir merkezine ulaşmak da zor değil. Çünkü havaalanı merkeze sadece 16 km uzaklıkta. En ucuz seçenek S Bahn S7 ekspres banliyö treni. Zaman açısından çok da pratik değil ama. Yaklaşık 40 dakika süren bir yolculuk ile Floridsdorf'a ulaşıyorsunuz. Bu noktadan da metro hattına geçiş yapabiliyorsunuz. Tren ücreti 1,8 eur, metro için alacağınız tek seferlik bilet fiyatı ise 2,40 eur. Havaalanından merkeze gidebilmek için bir diğer ve en hızlı seçenek de RailJet hızlı tren seferi. Yolculuk gideceğiniz yöne göre 15-30 dakika arasında sürüyor. Bilet fiyatı tek yön 4,2 eur. City Airport Train ise yine hızlı ama pahalı bir yol. Aziz Stefan Katedrali'ne yakın bir durak Mitte'ye kadar gidiyor bu tren. Tek yön bilet fiyatı 11 eur. - 24 saatlik Viyana Kart: 17 eur - 48 saatlik Viyana Kart: 25 eur - 72 saatlik Viyana Kart: 29 eur 2. Parkları gez: Parkları gezmek hem çok keyifli hem de bedava. 🙂 Burggarten ve Stadtpark, Schönbrunn sarayının bahçeleri güzel alternatifler. Özellikle yaz günü güneş tepede iken bu yemyeşil parkların tadını çıkarmak harika! 3. Kombo müze bileti satın al: Viyana müze açısından oldukça zengin bir şehir. Viyana kart satın almadıysanız en azından birkaç müzeyi aynı bilet ile gezebileceğiniz kombo biletler satın almaya çalışın. Viyana'da müze ziyaret ücretleri yaklaşık 15 eur'dan başlıyor. Viyana kart ile %5-%50 arasında indirim sağlayabildiğiniz gibi, kombo biletler de bütçe için epey uyguna geliyor. Kombo biletler ile iki müze gezerek yaklaşık 6-10 eur arasında bir tasarruf sağlayabilirsiniz. 4. Yemeğe çok fazla para verme: Şehirde adım başı Würstelstand yani sosis standına rastlayabilirsiniz. Sosisler epey lezzetli. Çok fazla çeşit var. Bitzinger Wurstelstand Albertina ve Würstelstand am Hohen Markt favori sosis mekanlarım. Fiyatlar da normal. 2,5-3 eur arasında değişiyor. Naschmarkt, Kaas am Markt ve Tewa da ucuz ve lezzetli gıda pazarları. Ayrıca Viyana'da 10 eur altında iki çeşit öğlen yemeği yiyebileceğiniz ucuz mekanlar da var. Gasthaus Wild ve Drechsler Wienzeile gibi."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/viyana-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Viyana sadece şinitzeli ile mi ünlü? Kesinlikle hayır! 🙂 Habsburg Hanedanı, Sigmund Freud, Johann Strauss, Beethoven ve tabi ki Mozart'ın adını Viyana'da sık sık duyacaksınız! Opera binası, aşırı lezzetleri kahveleri, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, muhteşem sarayları... Viyana gezilecek yerler listesi yazımda benim kesinlikle vazgeçilmez şehirlerim arasında olan Viyana'yı anlattım. Yüzyıllık binalardaki kafelerden veya sokak aralarından yükselen piyano melodileri eşliğinde etraftaki barok mimariyi izlemek aşırı keyifli. Wiener Staatsoper yani Viyana devlet operası, dünyanın en en iyi opera adreslerinden bir tanesi! Her gün için farklı ve yeni bir programı var bu operanın. Sezonda yaklaşık 60'ın üzerinde opera ve bale düzenleniyor. Opera binasının mimarisi de muhteşem! Müzelere meraklıysanız 7. Viyana'daki Museumsquartier yani müzeler bölgesini ziyaret etmelisiniz. Leopold müzesi ve MUMOK sanat severlerin en çok ziyaret ettiği müzeler. Architekturzentrum Wien ve Kunsthalle Wien de ilginizi çekebilecek diğer müzeler. Bu bölgeye U2 metro hattı ile rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Habsburg Hanedanına ev sahipliği yapmış olan Hofburg yani Viyana İmparatorluk Sarayı dünyanın en büyük komplekslerinden biri. Günümüzde bir müze, binicilik okulu, kongre merkezi ve Avusturya Federal Cumhurbaşkanı'nın makamına ev sahipliği yapıyor. Tarihe meraklıysanız size birkaç bilgi vereyim. Maria Theresa, İmparator Franz Joseph, İmparatoriçe Elisabeth ve Habsburg Hanedan soyundan birçok kişi zamanında Schönbrunn sarayında yaşarmış. Sarayı, Avrupa'nın en güzel Barok komplekslerinden biri kesinlikle! 1569'dan beri Habsburg'lara ev sahipliği yapıyormuş. Kim bilir ne hikayeler görmüş geçirmiştir. Duvarların dili olsa da konuşsa! 🙂 Anlatmakla olmaz, mutlaka gidip görmelisiniz. 🙂 Bu saray günümüzde tarihi önemi, kendine özgü düzeni ve görkemli mobilyaları ile UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri! Yıl boyunca ücretsiz olarak ziyaretçilere açık. Saray zaten muhteşem ama etkileyici bahçeyi de mutlaka gezin. Belvedere'i sadece muhteşem bir barok saray sanmayın! Burası aynı zamanda Avusturya'nın en değerli sanat koleksiyonlarından birine de ev sahipliği yapıyor. Sanatseverlere duyurulur yani. 🙂viyana gezi rehberi cigdem ceylanBelvedere sarayı Savoy Prensi Eugene'e hediye olarak verilmiş. Bu barok yapı orta çağdan günümüze Avusturya sanatını daha yakından tanıyabilmemize fırsat veren iki saraydan oluşuyor. Detaylı Viyana Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/viyana-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Viyana'da hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 80 eur. 50 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 10 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Viyana'da merkezi bölgelerde konaklamanın fiyatı diğer bölgelere göre daha pahalı. 1. Viyana denilen bölgede yıldızlı otellerin fiyatları 70-200 eur arasında değişiyor. Hostel ve konuk evleri veya kiralık daireler daha uygun seçenekler. Merkezde 35-45 eur arasında bir fiyata hostelde konaklayabilirsiniz. Şehir merkezinin dışında da yıldızlı oteller epey ucuz. Yaklaşık 40-60 eur civarında. Viyana'da metro ağı oldukça gelişmiş olduğundan bence illa merkezde konaklamak şart değil. Son zamanlarda apartman dairelerinde kiralamak bana çok sevimli ve cazip geliyor. Çünkü gittiğim şehirde kendimi sanki o şehirde yaşıyormuşum gibi hissediyorum bu dairelerde. İçeride bir evde bulunabilecek her türlü eşya ve ekipman oluyor. 🙂 Fiyatlar otellere göre daha da ucuz oluyor hem. Yaklaşık 40-70 eur arasında bir fiyata apartman dairesinde konaklayabilirsiniz Viyana'da. Viyana diyince aklıma ilk gelen lezzetler şinitzel, elmalı hamur tatlısı Apfelstrudel, sebzeler ile servis edilen bir çeşit et yemeği Tafelspitz, lezzetli çikolatalı kek Sachertorte, Viyana sosisleri Wiener Würstel, Avusturya stili bir patates salatası olan Erdapfelsalat ve tabi ünlü Viyana kahvesi Melange. Şehir restoran konusunda turistlere epey cömert, şehrin her bir köşesinde yerel lezzetleri tadabileceğiniz şık restoranlar var. Bir öğün kişi başı ortalama 50-60 eur civarında. Şinitzel için en turistik adres şüphesiz ki Figl Müller. Fiyatlar 12-15 eur arasında değişiyor. Salatalar 4-10 eur, atıştırmalıklar ise 3-4 eur arasında. İçecek alternatiflerinin fiyatları ise 3-7 eur. Tabi daha uygun seçenekler de mevcut. Şehirde adım başı Würstelstand yani sosis standına rastlayabilirsiniz. Sosisler epey lezzetli. Çok fazla çeşit var. Bitzinger Wurstelstand Albertina ve Würstelstand am Hohen Markt favori sosis mekanlarım. Fiyatlar da normal. 2,5-3 eur arasında değişiyor. Sosislerde tavuk etine pek rastlamadım ama beef seçeneği var. Viyana kahve konusundan gerçekten uzman. Melange, Einspanner, Franziskaner, Kleiner Brauner, Mokka, Kurzer, Verlangerter... Bunca çeşit arasından seçim yapmak zor ama fiyatlar gayet uygun. Kahve fiyatları 2,5-3 eur arasında değişiyor. - Tek seferlik bilet: 2,40 eur - 24 saat geçerli bilet: 8,00 eur - 48 saat geçerli bilet: 14,10 eur - 72 saat geçerli bilet: 7,10 eur - Haftalık bilet: 17,10 eur Viyana havaalanından şehir merkezine ulaşmak da zor değil. Çünkü havaalanı merkeze sadece 16 km uzaklıkta. En ucuz seçenek S Bahn S7 ekspres banliyö treni. Zaman açısından çok da pratik değil ama. Yaklaşık 40 dakika süren bir yolculuk ile Floridsdorf'a ulaşıyorsunuz. Bu noktadan da metro hattına geçiş yapabiliyorsunuz. Tren ücreti 1,8 eur, metro için alacağınız tek seferlik bilet fiyatı ise 2,40 eur. Havaalanından merkeze gidebilmek için bir diğer ve en hızlı seçenek de RailJet hızlı tren seferi. Yolculuk gideceğiniz yöne göre 15-30 dakika arasında sürüyor. Bilet fiyatı tek yön 4,2 eur. City Airport Train ise yine hızlı ama pahalı bir yol. Aziz Stefan Katedrali'ne yakın bir durak Mitte'ye kadar gidiyor bu tren. Tek yön bilet fiyatı 11 eur. Detaylı Viyana Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/viyana-turu", "text": "Viyana benim kesinlikle vazgeçilmez şehirlerim arasında. Viyana turu yazımda nedenlerini göreceksin. Habsburg Hanedanı, Sigmund Freud, Johann Strauss, Beethoven ve tabi ki Mozart'ın adını Viyana'da sık sık duyacaksın! Opera binası, aşırı lezzetleri kahveleri, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, muhteşem sarayları ile Viyana benim kesinlikle vazgeçilmez şehirlerim arasında. Yüzyıllık binalardaki kafelerden veya sokak aralarından yükselen piyano melodileri eşliğinde etraftaki barok mimariyi izlemek aşırı keyifli. Wiener Staatsoper yani Viyana devlet operası, dünyanın en en iyi opera adreslerinden bir tanesi! Her gün için farklı ve yeni bir programı var bu operanın. Sezonda yaklaşık 60'ın üzerinde opera ve bale düzenleniyor. Opera binasının mimarisi de muhteşem! Habsburg Hanedanına ev sahipliği yapmış olan Hofburg yani Viyana İmparatorluk Sarayı dünyanın en büyük komplekslerinden biri. Günümüzde bir müze, binicilik okulu, kongre merkezi ve Avusturya Federal Cumhurbaşkanı'nın makamına ev sahipliği yapıyor. Müzelere meraklıysanız 7. Viyana'daki Museumsquartier yani müzeler bölgesini ziyaret etmelisiniz. Leopold müzesi ve MUMOK sanat severlerin en çok ziyaret ettiği müzeler. Architekturzentrum Wien ve Kunsthalle Wien de ilginizi çekebilecek diğer müzeler. Bu bölgeye U2 metro hattı ile rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Tarihe meraklıysanız size birkaç bilgi vereyim. Maria Theresa, İmparator Franz Joseph, İmparatoriçe Elisabeth ve Habsburg Hanedan soyundan birçok kişi zamanında Schönbrunn sarayında yaşarmış. Schönbrunn Sarayı, Avrupa'nın en güzel Barok komplekslerinden biri kesinlikle! 1569'dan beri Habsburg'lara ev sahipliği yapıyormuş. Kim bilir ne hikayeler görmüş geçirmiştir. Duvarların dili olsa da konuşsa! 🙂 Anlatmakla olmaz, mutlaka gidip görmelisiniz. 🙂 Bu saray günümüzde tarihi önemi, kendine özgü düzeni ve görkemli mobilyaları ile UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri! Yıl boyunca ücretsiz olarak ziyaretçilere açık. Saray zaten muhteşem ama etkileyici bahçeyi de mutlaka gezin. Belvedere sarayı Savoy Prensi Eugene'e hediye olarak verilmiş. Bu barok yapı orta çağdan günümüze Avusturya sanatını daha yakından tanıyabilmemize fırsat veren iki saraydan oluşuyor. \"Ne işimiz var bizim elalemin devlet binasında?\" demeyin. 🙂 Çünkü Avrupa şehirlerindeki belediye ve parlamento binalarının mimarisi oldukça etkileyici oluyor. Viyana Parlamento binası da bu yaptığım yoruma cuk oturuyor. 🙂 Burası Viyana'nın neo-gotik tarzda ve dini olmayan en önemli binası. Belediye başkanının resmi koltuğu ve senato hükümeti ile belediye meclisi üyelerinin buluşma yeri burası. 🙂 Bu gereksiz bilgiyi es geçip kendinizi binanın mimarisine de kaptırabilirsiniz. 🙂 Ki bence öyle yapın. Bol fotoğraflar! Karlskirche, yani Aziz Charles kilisesini görmenizi ısrarla tavsiye ediyorum çünkü mimarisi gerçekten farklı ve hoş. Kilise Habsburg imparatoru Aziz Charles Borromeo için mimar Johann Bernhard Fischer von Erlach tarafından tasarlanmış ama mimarın ömrü yetmeyince yapı 1700'lerde oğlu tarafından tamamlamış. Kilise kubbesindeki freskler ve renkler muhteşem. Panoramik bir asansör ile bu fresklere yakından bakabilirsiniz hatta 32,5 metre yükseklikteki platformdan Viyana manzarasına aşık da olabilirsiniz. 🙂 Stephansplatz'dan yürüyerek yaklaşık 20 dakikada bu kiliseye ulaşılabiliyor. Ben tarihi mekanları çok severim. Siz de benim gibiyseniz size 1. Viyana sokaklarını tavsiye edeceğim. Alın şehir haritanızı elinize, en baba turistik yapıları görüp fotoğrafladıktan sonra başlayın Viyana sokaklarında kaybolmaya. Ben öyle yaptım ve çok da keyif aldım. 🙂 Ama illa sokak ve cadde adı isterseniz, en turistik caddelerden biri Karntnerstrasse ve Mariahilfer Strasse ile başlayın. Kirchengasse ve Neubaugasse, Herrengasse de favorilerim. Viyana deyince ilk akla gelen lezzet şinitzel! Ve kime sorsanız ilk tavsiye de onu çok güzel yapan 110 yıllık restoran Figl Müller olacak. İki şubesi var. Biri Wollzeile'de, diğeri Backerstrasse'de. Bitzinger Wurstelstand Albertina ve Würstelstand am Hohen Markt favori sosis mekanlarım. Fiyatlar da epey uygun. 2,5-3 eur arasında değişiyor. Sosislerde tavuk etine pek rastlamadım ama beef seçeneği var. Viyana'da turistik noktaları gezdiniz, çok yol yürüdünüz. Ayaklarınız artık yorgunluktan gitmiyor. 🙂 Şinitzelinizi, sosisinizi yediniz karnınız tok, saat de geç oldu. 🙂 \"Eee yok mu şöyle yerel bir mekan, bir bar? Atıştırmalık yiyip içebileceğim, hoş müzik dinleyebileceğim bir yer?\" diye sorarsanız cevabım 1516 Brewing Company. Viyana'da şehrin kalabalığından biraz uzaklaşmak ve oksijen almak isterseniz adresiniz yemyeşil Stadtpark. Park seviyorsanız şanlısınız çünkü burası şehrin tam göbeğinde. Şehir meydanından yürüyerek 10 dakikada Stadtpark'a ulaşabilirsiniz. Ünlü müzisyen Johann Strauss'un altın heykeli günümüzde parkta en çok fotoğraflanan yermiş. Viyana turumun 2. gününü aşağıdan izleyebilirsin. Viyana hakkında konaklama ve yeme içme önerilerimin bluunduğu detaylı yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/volendam-edam-marken-turu", "text": "Zaten adamlar sizin izleyebileceğiniz rotaları yukarıdaki tek haritada toparlamışlar. Çok sevimli bir harita bence. 🙂 İzleyebileceğiniz 4 ayrı rotaya isim de takmışlar ve turuncu, kırmızı, mavi ve beyaz ile ayrı ayrı renklendirmişler. Her rota hattının üzerinde ve kasaba isimlerinin altında numaralar var. Rota hattı üzerindeki numaralar, o hattan geçen otobüs numaraları, kasaba adlarının altındaki numaralar ise, o kasabaya ulaşmak için kullanacağınız otobüslerin numaralarını ifade ediyor. Günlük sınırsız otobüs bilet fiyatı 14 eur. Amsterdam Merkez İstasyonu içinde EBS ofisinden biletinizi alıyorsunuz. EBS ofisinden biletinizi aldıktan sonra merdivenlerden yukarı çıkarsanız otobüsler buradan kalkıyor. Bilet tüm gün sınırsız geçerli, zaman kısıtlamanız yok ise bir kasabada istediğiniz kadar vakit geçirebilirsiniz. Kasabalar arası ulaşımı sağlamak için otobüsleri sınırsız kullanabilirsiniz. Zaten tüm gün bu haritadaki noktalar üzerinde otobüsler ring yapıp duruyor. Bir kasabayı gezip otobüs durağına gittiğinizde kısa sürede istediğiniz otobüs gelecektir. Aynı gün içinde birden fazla rota tamamlamanız mümkün çünkü her iki kasabanın arası genelde 10-20 dakika civarı. İpucu 1: Amsterdam'a mesafe olarak en yakın noktaları geziyorsunuz. Vaktim kısıtlı, yarım günde gezebileceğim bir rota öner diyenler, bu turu yapabilir. Amsterdam merkez istasyonun üst katındaki otobüs duraklarından 312-314-315-316 numaralı otobüse biniyorsunuz ve ilk durağınız Broek in Waterland. Oradan 315 numaralı otobüs ile Monnickendam'a geçiyorsunuz ve sonra yine 315 numaralı otobüs ile Marken'e varıyorsunuz. Amsterdam'a geri dönüşte de aynı otobüs güzergahlarını izliyorsunuz. Amsterdam merkez istasyonun üst katındaki otobüs duraklarından 301 ve 306 numaralı otobüse biniyorsunuz ve ilk durağınız Purmerend. Oradan 306 numaralı otobüs ile Middenbeemster'a geçiyorsunuz ve sonra yine 301 numaralı otobüs ile Graft De Rijp'e varıyorsunuz. Amsterdam'a geri dönüşte de aynı otobüs güzergahlarını izliyorsunuz. Amsterdam Merkez istasyonun üst katındaki otobüs duraklarından 312-314-315-316 numaralı otobüse biniyorsunuz ve ilk durağınız Broek in Waterland. Oradan 110-312-314-316 numaralı otobüs ile Edam'a, yine 316 numaları otobüs ile Volendam'a geçip, Volendam'dan Marken Express ile deniz üzerinden tekne ile Marken'e gelip, son olarak 315 numaları otobüs ile Amsterdam'a geri dönüyorsunuz. Marken Express deniz yolu ile kişi başı tek yön fiyat: 8 eur, gidiş dönüş 14 eur. \"Ben bu şirin kasabaların hepsini gezdim gördüm aştım artık, yok mu başka rota?\" diye soruyorsanız, var. 🙂 Haritada alternatif olarak bir de beyaz bir rota var. Numaraları takip ederek bu rota üzerinde de yolculuk yapabilirsiniz. En uzak mesafeleri Amsterdam'dan yaklaşık 35-40 dakika. Amsterdam merkezden 316 numaralı otobüs ile direk Edam'a gidebilir, Edam'dan 301 numaralı otobüse binip direk Graft De Rijp'e gidebilirsiniz. Yazdığım numaraları haritadan takip edin, ne anlatmaya çalıştığım somutlaşacak. 🙂 Kendi rotanı kendin oluşturmak da keyifli olur bence. Amsterdam Merkez istasyonun üst katındaki otobüs duraklarından 312-314-315-316 numaralı otobüse biniyorsunuz ve yaklaşık 15 dakika sonra ilk durağınız Broek in Waterland. Hiç abartmıyorum otobüs durağından iner inmez zamanda kayboldum gibi hissettim. Broek in Waterland rotanın içinde gördüğüm en sessiz sakin kasaba. Pek sevimli, pek tatlı. Etrafta yeşilliklerde otlayan hayvanlar, renkli renkli piramit çiftlik evler var. Ayaklarında sarı çizmeler ile pek çok Hollandalı sevimli çiftçi ile karşılaşmanız olası. Kerk Broek in Waterland: Otobüs durağında indikten sonra Havendar caddesinden dümdüz yürüyün, 5 dakika sonra karşınıza bu tek başına kalmış izlenimini veren tarihi mistik, namı diğer Reform Kilisesi çıkacak. 🙂 Muhakkak görün. De Witte Swaen: Kendinizi sokaklarda kaybettiniz ve sıcak bir çikolataya veya tatlıya ihtiyacınız var. Size muhteşem bir kafe öneriyorum. Dorpstraat üzerindeki bu kafeye isterseniz otobüsten inince, dilerseniz kasabadan ayrılmadan hemen önce uğrayın. Çünkü durağa çok yakın. Servis çok hızlı ve fiyatlar da çok makul. Ben Peche Melba denilen bir tatlı yemiştim burada. Fiyatı 4,75 eur. Taptaze organik şeftalinin üzerine vanilyalı dondurma ve kremşanti eklenerek hazırlanan bir tatlı. 🙂 Evet o zamanlarda KETO diyetinde değildim. 🙂 Öğle yemeği olarak da birçok seçenek mevcut. Kesin gidin! Broek in Waterland'den 110-312-314 veya 316 numaralı otobüs ile 10 dakikada Edam'a direk varabilirsiniz. Edam'ın herşeyi çok güzel. Kanalları, binaları, köprüleri ve evleri bir masalın içindesiniz izlenimi veriyor. Ben Hollanda'nın şirin kasabaları turumu Kasım ayında yapmıştım. Çok soğuk olmamakla birlikte, Edam'a ayak basar basmaz gök gürültülü bir sağanak yağışa maruz kalmıştım. 🙂 Hazırlıklı da olmadığımdan sırılsıklam bir vaziyette gezdim bu şirin kasabayı. Yaklaşık 10 dakika sonra da sanki hiç yağmur yağmamış gibi güneş açmıştı. Hollanda'nın hava durumunun bir özelliği de çok fazla stabil olmaması zaten. 🙂 Her an yağmur yağacakmış gibi yanınızda bir şemsiye mutlaka bulundurun. Grotekerk: Peynir pazarından yaklaşık 2 dakikalık mesafede olan 15. Yüzyıldan kalma bu tarihi kiliseyi görmeden buradan ayrılmayın. Edam Müzesi: Grotekerk'den sadece 2-3 dakika uzaklıkta. Gittiğiniz yerlerin tarihine meraklıysanız ve tarihi taaa 1540 yıllarına dayanan muhteşem bir evde 17. yüzyıl Hollanda altın çağına dair bilgi sahibi olmak istiyorsanız bu müzeyi gezin. De Beurs Eten & Drinken: Küçük ve lezzetli bir restoran. Hem de çok fazla yerel lezzet seçeneği var. Ben eski edam peyniri ve sıcak kahverengi ekmek yemiştim. 🙂 Yan masada siparişi verilen nachoslar da harika kokuyordu. Fiyatlar da makul. Mastenbroek: Kan şekerim düştü, yok mu bir tatlıcı buralarda diyenlere gelsin. 🙂 Burası küçük, yerel bir pastacı. Tarihi kiliselerin arasında fındıklı ve kara dutlu bezeler, ahududulu pasta yemek ve mis gibi bir kahve veya sıcak çikolata içmek isterseniz çökün bu mekana. Amsterdam Merkez'den 316 numara ile yaklaşık 30 dakikada Volendam Centrum durağına varıyorsunuz. Hemen karşınıza bir turist info çıkacak. Oradan kasabanın haritasını ücretsiz edinebilirsiniz. Haven caddesi: Volendam'ın ana liman şeridi. Görmeniz ve fotoğraflamanız gereken ilk yer. 🙂 Sıra sıra balıkçı teknelerinin dizildiği, sevimli, hareketli ve taptaze deniz ürünlerinin pişirilip satıldığı ve aynı zamanda da bir çok hediyelik eşya dükkanının ve kafelerin bulunduğu ana caddelerden biri burası. İpucu 1: Hediyelik eşya fiyatları Amsterdam'a göre çok daha ucuz. Niyetiniz var ise, yok ben buradan taşıyamam, Türkiye'ye dönerken Amsterdam'dan alırım demeyin, Volendam'da o işi halledin. Bariz bir fiyat farklılığı mevcut çünkü. Fotoğraflarımı çekip, geri döndüm ve bu sefer izlediğim istikametin tam tersi yani Haven Caddesinin soluna doğru yürümeye başladım. Burası daha sıcak ve canlı. Etrafta yine rengarenk Hollanda evleri, kafeler, meşhur peynir müzesi, geleneksel Hollanda kıyafetleri ve eşyaları satan dükkanlar var. İpucu 2: Hollanda peyniri alma niyetinde iseniz, Volendam Amsterdam'a göre fiyat olarak çok daha uygun. Ben klasik Gouda ve Delft adı verilen mavi küflü peynire bayılıyorum. Acı sevenler deneyebilir. Volendam bir balıkçı kasabası ve dolayısıyla bu upuzun kıyı şeridinde taptaze deniz ürünlerini pişirip satan balıkçılar var. Karnını pratik bir şekilde doyurmak isteyenler için birebir. Ben bayılmıştım. 🙂 Özellikle Kibbeling yemenizi tavsiye ediyorum. Kibbeling, kızartılmış balık parçaları. Aşırı lezzetli. Önerebileceğim birkaç yer var; İkisi de Haven caddesi üzerinde karşınıza çıkacak. - Fish and Chips, - Palingrokerij J. B. Plat Yemeğimi yedim, peki ya tatlı nerede? diye soranlara harika bir waffle'cı önerisi gelsin; Woltje's Backerij. Volendam'dan sonra rotam Marken oldu. Önceleri Hollanda'nın kara ile bağlantısı olmayan minik sevimli bir ada kasabası iken bir yol ile anakaraya bağlanarak bugünkü yarımada halini almış. Volendam'dan Marken Express tekneleri veya otobüs ile ulaşabilirsiniz. Marken Express tekneleri ile ilgili en önemli not şu, elinizdeki otobüs bileti bu teknede geçmiyor. Tek yön için 8 eur ödüyorsunuz. Gidiş dönüş ise 11,5 eur. Bisikletiniz için de 1,5 eur ödemeniz gerekiyor. Tekneler her yarım saatte bir kalkıyor. Bindikten 30 dakika sonra Marken'desiniz. Şimdi burada sizin istekleriniz devreye giriyor. Ben Kuzey Denizi üzerinde tatlı bir tekne yolculuğu yaparak ve fotoğraf çekerek Marken'e varmak istiyorum derseniz buyrun binin. Güzel de olur. Beatrix Köprüsü: Marken otobüs durağına 2 dakikalık bir mesafede. 🙂 Bol bol fotoğraf çekin. Tahta ayakkabı fabrikası: Beatrix köprüsünden geçince, Het Rietland caddesi üzerinden dümdüz ilerleyin, zaten karşınıza çıkacak, geleneksel Hollanda tahta ayakkabılarının yapımını izleyebilir ve hatta satın da alabilirsiniz. Hollanda'nın en önemli sembollerinden biri clogs ismini verdikleri tahta ayakkabılardır. Bence görmeden ayrılmayın. Peynir dükkanı: Tahta ayakkabı fabrikasından çıkıp düz ilerlediğinizde karşınıza çıkacak ilk dükkan. Adı direk The Cheese Shop. Buradan çok uygun fiyata çeşit çeşit Hollanda peyniri satın almıştım. Şiddetle tavsiye edilir. Grote Kerk: Yürümeye devam ediyorsunuz. Tabi yürürken yollarda karşınıza yine sevimli Hollanda evleri, bolca hediyelik eşya dükkanı, bolca huzur ve sükunet çıkacak. 🙂 Kerkbuurt üzerindeki bu kiliseyi meraklıları mutlaka görsün. De Visscher: Deniz mahsulleri yiyebileceğiniz sevimli bir restoran. Manzara da güzel. Leziz deniz ürünlerini tadarken, Volendam'a gidip gelen Marken Express teknelerini buradan izlemek çok keyifli gelmişti bana. Yemeklerin fiyatları kişi başı 8-15 eur arasında değişiyor. Detaylı Amsterdam turu yazım için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/volendam-gezilecek-yerler", "text": "Volendam büyüleyici bir balıkçı kasabası. Gelin Volendam gezilecek yerler yazım ile bu kasabanın büyüsüne kapılalım. Amsterdam Merkez'den 316 numara ile yaklaşık 30 dakikada Volendam Centrum durağına varıyorsunuz. Hemen karşınıza bir Turist Info çıkacak. Oradan kasabanın haritasını ücretsiz edinebilirsiniz. Haven caddesi: Volendam'ın ana liman şeridi. Görmeniz ve fotoğraflamanız gereken ilk yer. 🙂 Sıra sıra balıkçı teknelerinin dizildiği, sevimli, hareketli ve taptaze deniz ürünlerinin pişirilip satıldığı ve aynı zamanda da bir çok hediyelik eşya dükkanının ve kafelerin bulunduğu ana caddelerden biri burası. İpucu 1: Hediyelik eşya fiyatları Amsterdam'a göre çok daha ucuz. Niyetiniz var ise, yok ben buradan taşıyamam, Türkiye'ye dönerken Amsterdam'dan alırım demeyin, Volendam'da o işi halledin. Bariz bir fiyat farklılığı mevcut çünkü. Fotoğraflarımı çekip, geri döndüm ve bu sefer izlediğim istikametin tam tersi yani Haven Caddesinin soluna doğru yürümeye başladım. Burası daha sıcak ve canlı. Etrafta yine rengarenk Hollanda evleri, kafeler, meşhur peynir müzesi, geleneksel Hollanda kıyafetleri ve eşyaları satan dükkanlar var. İpucu 2: Hollanda peyniri alma niyetinde iseniz, Volendam Amsterdam'a göre fiyat olarak çok daha uygun. Ben klasik Gouda ve Delft adı verilen mavi küflü peynire bayılıyorum. Acı sevenler deneyebilir. Volendam bir balıkçı kasabası ve dolayısıyla bu upuzun kıyı şeridinde taptaze deniz ürünlerini pişirip satan balıkçılar var. Karnını pratik bir şekilde doyurmak isteyenler için birebir. Ben bayılmıştım. 🙂 Özellikle Kibbeling yemenizi tavsiye ediyorum. Kibbeling, kızartılmış balık parçaları. Aşırı lezzetli. Önerebileceğim birkaç yer var; İkisi de Haven caddesi üzerinde karşınıza çıkacak. - Fish and Chips, - Palingrokerij J. B. Plat Yemeğimi yedim, peki ya tatlı nerede? diye soranlara harika bir waffle'cı önerisi gelsin; Woltje's Backerij. Volendam-Edam-Marken turu yazımda ulaşım, gezilecek yerler ve yeme içme alternatifleri ile ilgili daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Volendam-Edam-Marken turu yazım için tıklayın!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/yuruyerek-brugge-turu", "text": "Yukarıda size Rozenhoedkaai'den bahsetmiştim. Yaz veya kış, sabah ya da akşam, güneş ya da yağmur... fark etmez! Burası her zaman çarpıcı bir izlenim yaratacak emin olun. Şimdi size bir adres daha vereceğim. Groene Rei! Brugge'e ait en güzel yerlerden biri kesinlikle. Doğayla iç içe geçmiş, eski köprüler ve tarihi binalar ile muhteşem bir Brugge manzarasına sahip. Bu arada Brugge kanallarının tadını tekne turu ile de çıkarmak istiyorsanız Brugge kanal turu rehberim için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/yuruyerek-bruksel-turu", "text": "\"Brüksel'de de gezecek hiçbir yer yok yaaaa!\" diyenlere sakın kulak asmayın. 🙂 Ben defalarca yürüyerek Brüksel turu yapmış biri olarak bizzat söylüyorum, gezilecek görülecek çok şey var şehirde. Bu sayfada Brüksel'e gittiğinizde muhakkak gitmeniz gereken lokasyonları nokta nokta anlattım. Diyelim ki şehirde üç günden fazla vaktiniz var veya size önerdiğim diğer turistik lokasyonlar ilginizi çekmiyor. O zaman başka bir önerim var size. 🙂 Ruhunuzu Brüksel sokaklarına bırakın ve kaybolun 🙂 İnanın çok keyifli olacak. Brüksel'i yürüyerek gezecekseniz ana başlangıç noktanız eski şehrin merkezi olan Grand Place veya Rue du Marche Aux Herbes caddesi olsun. Önce meydanları bir dolaşın. Rastgele sokaklarına girip çıkın. Bu kalabalık ve şirin sokaklarda birçok hediyelik eşya dükkanı sizi bekliyor olacak. Hem de Türkiye'ye eli boş dönmemiş olursunuz. 🙂 Üzerinde Brüksel yazılı ne ararsanız var bu dükkanlarda kısaca. 🙂 Fiyatlar da makul, bir bakının derim. Bir çok waffle ve çikolata dükkanı da yolunuzun üzerinde. Sadece kokuları takip edin. 🙂 Patates kızartması yemeyi de ihmal etmeyin. Rue De Marche Aux Herbes üzerinden, Rue De La Montagne caddesine doğru devam edin. St Michael and St Gudula Katedrali'ne doğru ilerlediğinizde yokuş yukarı çıkacaksınız ve etrafınızdaki kalabalık da bir anda azalıyor olacak. Çünkü şehrin eski merkezinden uzaklaşmaya başladınız. Buradan Brüksel Park'ına kadar olan kısımda yine oteller ve evler göreceksiniz yol üzerinde. Daha çok yerellerin ikamet ettiği bölgelere doğru ilerliyor olacaksınız yani. Rue Belliard caddesi ana caddelerden biri. Hakikaten bu lokasyonlardaki binalar çok güzel. Mimariye yürürken hayran kalacaksınız. Le Berlaymont, yani Avrupa Birliği binasının olduğu lokasyonun havası ise bambaşka. Rue De La Loi caddesi ve çevresinde genelde iş merkezleri ve bankalar var. Buralardaki atmosfer ve insan profili şehrin eski merkezinden oldukça farklı. Bir kere turist sayısı oldukça az Grand Place'e göre. Genelde ana cadde ve geniş oto yolların etrafında kaldırımdan devam ediyor olacaksınız yürüyüşünüze. Place Poeleart bölgesindeki Adliye Sarayı'na doğru yaklaştıkça yine kendinizi eski şehrin merkezine doğru ilerlerken bulacaksınız. Şehri kuş bakışı gören tepeden asansör ile aşağı inin."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/zaandam-gezilecek-yerler", "text": "Zaandam gezilecek yerler yazım ile gelin bu tatlı şehri beraber keşfedelim. 🙂 Zaandam, tarihi 17. yüzyıla uzanan, binaları ve yel değirmenleri ile ünlü minik bir şehir. Amsterdam'a yakın şehirler turunuzda muhakkak bu şehri rotanıza alın. Hem çok sevimli hem de merkezden ulaşım sadece 10 dakika. Amsterdam merkez istasyonundan 844 numaralı Alkmaar, sprinter trenine biniyorsunuz. Biletinizi bilet otomatlarından alabilirsiniz, İngilizce seçeneği mevcut. \"Hata yapmak istemiyorum dilim çok yok\" diyenler, bilet ofisine yönlensin. Amsterdam'a geri dönecekseniz gidiş-dönüş bilet almanız mantıklı, daha ucuza geliyor. Yaklaşık 10 dakikada hoop Zaandam'dasınız. İki kişi gidiş dönüş yaklaşık 9 eur gibi bir ücret ödeyeceksiniz. Biletinizi önceden online olarak Hollanda'nın resmi tren işletmesi olan NS International internet sitesinden satın alabilirsiniz. İpucu 1: Bileti yetkiliden aldınız, mutlaka trenin hangi platformdan kalkacağını ve saatini de sorun. Merak etmeyin görevliler aşırı yardımcı, size saati en yakın trenin bilgilerini verecekler. Anlamadıysanız not kağıdına yazmasını isteyin, çekinmeyin. İpucu 3: Amsterdam'da merkez istasyonun birkaç noktasında trenler ve rotalar ile ilgili bilgi alabileceğiniz turist info ofisleri mevcut. Çekinmeden sorabilirsiniz her şeyi. Inntel Hotel: Tren istasyonundan çıktığınız anda şehrin legodan yapılmış gibi duran simge yapısı Inntel Otel'i göreceksiniz. Rengarenk ve farklı mimarisi ile bol bol Instagram'lık fotoğraf çekebilirsiniz önünde. 🙂 Işık da güzelse, köprünün üzerinde arkanızda Inntel otel manzarası! İnanılmaz fotoğraflar çıkıyor burada. Ben şehrin ortasından geçen Zaan nehrinin etrafında sadece yanyana dizilmiş Amsterdam binalarını göreceğimin hayalini kurarken, bu binaların aralarında sıra sıra dizili butik ve outlet mağazalarını görünce hayal kırıklığına uğradım. Aslında caddeyi 2'ye bölen nehir çok sevimli ama bu dükkanlar şehir merkezinin havasını kesinlikle bozmuş. 🙁 Bu bir milyoncu tadındaki mağazaları yok sayarak kanalın ve tarihi binaların tadını çıkararak ilerleyebilir ya da bu mağazalardan ucuz hediyelik eşya ve diğer ihtiyaçlarınızı satın alabilirsiniz. Oostjidzer ve Westjizder kiliseleri: Kilise gezmeyi sevenlere ve kiliselerin ilginç tarihlerini merak edenlere gelsin. 17. yüzyıldan kalma bu iki kilise özellikle hava karardığında farklı bir havaya bürünüyor. Bu bölge masal kasabası gibi büyüleyici bir yer! Zaandam'a kadar gelmişken vaktiniz var ise, muhakkak gidin çünkü bence şehrin merkezinden çok daha fazla keyif alınası bir bölge. - Zaandam merkez istasyonundan 4044 numaralı Uitgeest sprinter trenine binip, Zaandijk Zaanse Schans istasyonunda iniyorsunuz. Yolculuk yaklaşık 6 dakika sürüyor, indikten sonra da bir 15 dakika yürüyeceksiniz. - Yürümek istemem diyorsanız, Zaandam merkezden 64 veya 69 numaralı otubüse binip Zaandam, Zaanse Schans durağında yani gitmek istediğiniz yerin tam dibinde ineceksiniz. Karar sizin. 🙂 Ben yürüyerek keşfi çok sevdiğim için tren tercih etmiştim. Zaanse Schans'da neler var: Yeldeğirmenleri, küçük güzel Hollanda evleri, küçük hediyelik eşya dükkanları, peynir yapımı ve ayakkabı yapımı atölyesi, çikolata ve kakao imalathanesi... Tüm bu saydıklarımın arasında kendinizi başka bir dünyada hissediyorsunuz. Değirmenlerin sesi, kakaonun kokusu, manzara falan şahane yani.... Molen De Kat ve De Zoeker Molen yel değirmenlerini muhakkak gezin. Detaylı Zaanse Schans yazım için tıkla! Önce baştan söyleyeyim, Amsterdam'a yakın olması ve oradan biraz daha ucuz olması sebebi ile aklınızı çelmiş olabilir burada konaklama fikri. Ama vaktinizin çoğunu Amsterdam'da geçirecekseniz gidiş-geliş tren bilet fiyatlarını ve kaybedeceğiniz vakti de hesabınıza katın derim. Yine de size şehir merkezinde konaklayabileceğiniz birkaç alternatif önereceğim. - Inntel Hotels Zaandam: Bu meşhur otelde konaklamanın gecelik fiyatı yaklaşık 130 eur. - Manzo Suites: Bütçesi olanlar ve konforlu bir yerde kalmak istiyorum diyenlere, 4 yıldızlı bu otelin gecelik fiyatı yaklaşık 120 eur. - Easy Otel Zaandam: Gecelik yaklaşık 60 eur. - Ibıs Budget Zaandam: Gecelik yaklaşık 70 eur. Sugar stars: Sevimli bir cafe ve fırın. Ben burada kruvasan, ekmek, haşlanmış yumurta, jambon ve peynirli güzel bir kahvaltı yapmıştım. Fiyatı 10 eur idi. Öğle yemeği, tatlı alternatifleri de var. Fiyatlar gerçekten makul. Deneyin. - Kahvaltı: 8-10 eur. - Hamburger: 9 eur. - Sandviç çeşitleri: 3,5-11 eur. - Kahve ve latteler: 2-4 eur. - Smoothie ve shake'ler: 4-5 eur. - Atıştırmalıklar: 3-7 eur. - Kahvaltı: 12-15 eur. - Sandviçler: 9 eur. - Yerel ekmek, rulo ve çörekler: 4-5 eur. - Hamburger ve salatalar: 7-10 eur. - 't Groene Pandje spesiyalleri: 9,75 eur. Bu şirin kafelerin yanı sıra benim asıl yemek tercihim sokak lezzetleri yani sosis, hamburger, pizza ve sandviçler oluyor. \"Bu beslenme stili çok sağlıksız değil mi ama?\" diye soranlarınız olabilir. Ben bünyemi ve vücudumu tanıyorum, sınırlarımı çizmeyi bildiğimden kilo problemim olmuyor. Zaten son zamanlarda protein ve yağ ağırlıklı ketojenik diyet uyguladığım için genelde marketlerden bu diyete uygun yiyecekler alıp yiyorum. Ketojenik diyetin bir özelliği de hem az yemiş oluyorsunuz ama uzun süre tok kalıyorsunuz. İpucu 5: Zaandam'da Albert Heijn adlı markette de birçok ucuz ve lezzetli sandviç çeşitleri var. Restorana ayıracak vaktiniz yok ise aklınızda bulunsun. Amsterdam'a yakın diğer şehirler Alkmaar ve Haarlem yazılarım için tıklayın."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/zagreb-gezilecek-yerler", "text": "Hem büyüleyici mimarisi hem de doğal güzellikleri korunmuş huzurlu yemyeşil parkları! Zagreb şehri Yukarı şehir ve Aşağı şehir olarak ikiye ayrılmış durumda. Ortaçağ'dan kalma binalara yakın olmayı çok sevdiğim ve tarihi dar sokaklarda dolaşmaya bayıldığım için ben Gornji Grad'ı daha çok sevdim. İki bölgeyi birbirine bağlayan dünyanın en kısa füniküler hattı ile yolculuk muhteşemdi! Yerel lezzetler Istarski Fuzi ve börek yemeden, ayrıca şehrin biraz dışındaki Mirogoj mezarlığını gezmeden Zagreb'den dönmeyin. 🙂 Şehirde Hırvatistan Kuna'sı geçiyor. 1 kuna yaklaşık 0,13 eur. Ama sanmayın ki şehir çok çok ucuz. Fiyatlar ortalama olarak bir orta Avrupa şehrine yakın sayılır. Zagreb halkı İngilizce biliyor ama çok sıcak değiller. İngilizcenizin arasına birkaç Hırvatça cümle sıkıştırırsanız ise aşırı ilgililer. 🙂 Zagreb şehrini şimdiden özledim! Gornji Grad, şehirde yukarı Zagreb olarak bilinen bölge. Bölgede çok sayıda tarihi ve turistik mekan var. Kent Katedrali, Aziz Mark Kilisesi, Hırvat Parlamentosu ve çok sayıda kafenin olduğu popüler cadde Tkalciceva, dar ve sevimli tarihi sokaklar çok güzel. Mirogoj, sıradan bir mezarlıktan çok park benzeri bir açık hava sanat galerisini andırıyor. Her şey o kadar düzenli ve estetik ki! Mirogoj, bütün dinlerin insanlarını barındırıyormuş. Bu yüzden birçok mezar taşı üzerinde Katolik, Ortodoks ve Müslüman semboller göreceksiniz. Şarıl şarıl yağan yağmurun altında turist olarak Park Ribnjak'ı keşfeden bir ben vardım etrafta. 🙂 Bu yemyeşil parkta farklı ağaç türleri, bitkiler ve birkaç anıt bulunuyor. Yazın sakin bir ortamda çimlere serilip piknik yapmak için oldukça ideal. Zagreb'in yukarı şehri Gornji Grad bölgesine ayak bastığınızda karşınıza çıkacak ilk yapı Lotrscak kulesi ve tabi önünde uzanan müthiş Zagreb manzarası olacak. Zagreb Katedrali şehirdeki en güzel mimariye sahip ve en yüksek binalarından biri. Tarihte yangın ve deprem felaketlerinden zaman zaman zarar görmüş. Yapı neo-gotik tarzda tekrar restore edilerek en son halini almış. Ben gittiğimde aşırı yağmur yağıyordu ve hava da kapalı idi ama yine de bina çok güzel fotoğraflar verdi. 🙂 Mutlu gezmeler. Stone Gate yani taş kapı eski dönemlerde buradaki ortaçağ kasabasının ve Zagreb'in en önemli tapınağının doğu kapısı imiş. Kapının en önemli özelliği eski çağlardan günümüze dek korunan tek şehir kapısı olması. Opatovina caddesi üzerindeki aynı isimli park küçük ama çok huzurlu. Kaptol kulesi görülmeye değer. Parktaki ağaç ve bitkiler diğer şehir parklarına göre biraz daha bakımsız ama doğal. Duvardaki sokak sanatı çizimleri ise oldukça ilginç. Ilica caddesi Zagreb'in en ünlü, en uzun ve en kalabalık alışveriş caddesi. İstanbul'un İstiklal caddesi gibi düşünün burayı. Sıra sıra dizili lüks ve ucuz mağazalar, kafeler, restoranlar ve caddenin ortasından geçen tramvay hattı ile Ilica caddesi her daim popüler ve hareketli. Zagreb Botanik Bahçeleri binlerce tür özel bitkiyi korumasının yanı sıra oldukça huzurlu ve sakin. Bu bahçe aslında Zagreb Üniversitesi'nin Botanik Bahçesi. Yani aslında sıradan bir bahçe değil, bilimsel bir araştırma alanı burası. Bilim adamları botanik bahçede Hırvat yerli bitkilerini araştırıp, geliştiriyor ve onları koruyorlar. İnanılmaz saygı duydum! Zagreb'in en meşhur açık hava gıda pazarı Dolac Market. Bizim pazarlardaki sebze meyve ve yerel ürünlerin satıldığı tezgahlar aynen bu pazarda da kuruluyor. Yerli halk bu pazara pek bir ilgili. Dolac'da tezgahlar çok erken kuruluyor, çok da erken kaldırılıyor. Pazartesi-Cumartesi arası 07.00-15.00, pazar günü ise 07.00-13.00 arası açık. Zagreb'in böreği pek bir meşhur ve aşırı lezzetli. Balkanlar ve onlara yakın Avrupa ülkelerinde genelde böyle zaten. Bahsettiğim ülkelere giderseniz mutlaka böreklerini de tadın. Delikates Pekarnica, Zagreb'i gezerken karşıma tesadüfen çıkan bir börekçi idi. Zagreb füniküleri dünyadaki en kısa füniküler hattı, Zagreb'in de en eski ve ilk toplu taşıma aracı. Bu hat sadece 66 metre uzunluğunda. 🙂 Aşırı sevimli yani. Aşağı Şehir ve Yukarı Şehir arasındaki bağlantıyı sağlıyor. Yolculuk yaklaşık 1 dakika sürüyor ve seferler saat 06.30'dan 22.00'a kadar her 10 dakikada bir devam ediyor. - Konaklama: 30 - Yeme İçme: 20 - Ulaşım: 5 Hostel'de konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerimi uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarak önerdiğim günlük bütçedir. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Zagreb şehri yukarı Şehir ve aşağı şehir olarak ikiye ayrılmış durumda. Tarihi noktalara yakın olmak isterseniz yukarı şehri size tavsiye edebilirim. Ama Gornji Grad bölgesinde konaklama fiyatları Zagreb'in aşağı şehri Donji Grad'a göre biraz daha pahalı. Bu yüzden aslında Donji Grad da tercih edilebilir, her ne kadar turistik ve tarihi noktalara ulaşım uzak gibi gözükse de öyle değil. Şehir içi toplu taşıma veya yürüyerek turistik yerlere kolayca ulaşabilirsiniz. Gornji Grad bölgesinde otel fiyatları gecelik 80-100 eur civarı, aynı bölgede hostel ve dairede konaklamanın maliyeti ise ortalama 25-60 eur arasında değişiyor. Donji Grad bölgesinde ise her bütçeye göre otel seçeneği var. Fiyat aralığı oldukça esnek, yıldız sayısına göre 35-100 eur arasında değişiyor. Aynı bölgede hostel ve dairede konaklamanın maliyeti de ortalama 25-50 eur civarı. İki bölgenin tam ortasında ve her yere yakın noktada kalmak isterseniz şehrin tam merkezinde otelde konaklamanın tutarı 50-150 eur arasında değişiyor. Zagreb yeme içme açısından alternatifi oldukça bol bir şehir. Damak tatları da bize epey benziyor. Şehirde yufka ile yapılmış yemekler, sarma ve hatta çok lezzetli kebap yemekleri çok lezzetli. 🙂 Benim size önerebileceklerim ise siyah rizotto Crni Rizot, peynir tatlısı Strukli, çoğunlukla şeklini kalem benzeri bir aletle verdikleri, bizim bildiğimiz mantıyı andıran ama onların bir çeşit makarna dedikleri ve et, tavuk veya mantar ile hazırladıkları bir hamur yemeği Istarski Fuzi, gözlemeyi andıran Soparnik. Bu lezzetleri ortalama fiyatlı bir restoranda yerseniz yaklaşık bir öğüne 20-35 eur ödersiniz. Benim ise her zaman vaktim kısıtlı, hızlı olmam gerekiyor. 🙂 O yüzden tercihim sokak lezzetleri. Bunun için size ilk önerim Dolac Market. Şehir merkezinde kurulan bu gıda pazarının özellikle kapalı kısmında yöresel atıştırmalıkları çok ucuza bulabilirsiniz. Bir başka alternatif ise börekler. Şehrin hemen hemen birçok bölgesinde bulunan pastane ve fırınlarda çok lezzetli börekler satılıyor. Delikates Pekarnica favorim. Porsiyonlar çok büyük. Tek porsiyon börek iki kişiye gayet yeter. Fiyatlar ise ortalama 1-2 eur civarında. Kahvaltı atıştırmalıkları için de Pekarne Dinara'yı tercih etmiştim ben. Çok lezzetli sandviç ve hamur işleri var. Fiyatlar 1-3 eur arasında değişiyor. Zagreb havaalanından şehir merkezine ulaşımın en ucuz yolu 290 numaralı otobüs. Zagreb Kvaternik meydanı şehir merkezine varış noktası. Otobüs her 35 dakikada bir kalkıyor ve yolculuk yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. Bilet fiyatı kişi başı tek yön yaklaşık 1,35 eur. Uçağınızın iniş ve kalkış saatine göre sefer tarifesini Zagreb resmi ulaşım internet sitesinden inceleyebilirsiniz. Eğer vaktiniz kısıtlı ise taksi veya Uber kullanmanızı tavsiye ederim. Taksi ücreti 15-45 eur arasında değişiyor. Uber ise şehir merkezine yaklaşık 10-15 eur arasında tutuyor. Zagreb şehir içinde de tramvay ve otobüs seferleri ile gideceğiniz yere kolayca ulaşabilirsiniz. Şehir içi resmi ulaşım sitesinde gidiş ve varış noktanız ile arama yaptığınızda size en uygun seferi öğrenebiliyorsunuz. Bir inceleyin derim. - Tek seferlik bilet 2 eur - 90 dakika geçerli tek seferlik bilet 1,35 eur - 60 dakika geçerli tek seferlik bilet 0,94 eur - 30 dakika geçerli tek seferlik bilet 0,54 eur Füniküler ile yolculuk fiyatı tek yön kişi başı 0,67 eur. Gece saatlerinde yani 24.00-04.00 arası toplu taşıma fiyatları ise farklı. Bilet fiyatı bu saatler içinde tek yön kişi başı 4 eur. 1. Zagreb Kart satın al: Zagreb Kart ile şehir içinde toplu taşımayı sınırsız ve ücretsiz kullanabilir, şehirde birçok müzeyi ve hayvanat bahçesini ücretsiz gezebilirsiniz. Kartı satın alabileceğiniz noktaları resmi internet sitesinden inceleyebilirsiniz. - 24 saat geçerli Zagreb Kart: 13 eur - 72 saat geçerli Zagreb Kart: 18 eur 2. Havaalanından şehir merkezine otobüs ile gel: Zagreb havaalanından şehir merkezine ulaşımın en ucuz yolu 290 numaralı otobüs. Otobüs her 35 dakikada bir kalkıyor ve yolculuk yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. Bilet fiyatı kişi başı tek yön yaklaşık 1,35 eur. Boşuna taksiye 15-45 eur ödemeyin. 3. Toplu taşıma için çoklu bilet satın al: Çoklu bilet fiyatları tek seferlik biletlere göre daha uygun. Tek seferlik bilet 2 eur. Toplu taşımayı çok sık kullanmayı düşünüyorsanız 30-60-90 dakika içerisinde sınırsız kullanabileceğiniz biletlerin ücretleri çok daha uygun. 4. Bölge halkı turiste çok sıcak değil: Zagreb hoş bir şehir, ama sanki turistlere karşı sıcak değiller. Özellikle kafe ve pastanelerde soğuk tavırlar ile karşılaşırsanız şaşırmayın. Aslında şehir halkı iyi derecede İngilizce ve hatta İtalyanca anlayıp konuşabiliyor. Bu konuyu bir yerel ile konuştuğumda Hırvatça birkaç kelime öğrenmemin işleri daha kolaylaştıracağını söylemişti. 5. Havaalanındaki döviz bürosunu kullanmayın: Bu kural aslında sadece Zagreb'de değil birçok Avrupa şehri için geçerli. Siz siz olun bu işi Türkiye'de halledin. Unuttunuz mu? Tamam, ama Eur almak için sakın uçaktan iner inmez cüzdanınıza davranmayın. 🙂 Kazıklanırsınız, net! Zagreb şehir içine varmayı bekleyin çünkü şehirde birçok döviz bürosu var. 6. Şehir güvenli ama çantanızı ara sıra kollayın: Zagreb için güvensiz bir şehir asla diyemem, zira bir kış vakti en en turistik olmayan bir dönemde etrafta tek turist olarak gayet rahat ve güvenli şekilde dolandım. 🙂 Ama şehre varmadan önce, özellikle akşam hava karardığında veya şehrin izbe bölgelerinde çantaların ve özel eşyaların kollanması gerektiği ile ilgili uyarılar okumuştum. Bu yüzden sizi de bilgilendirmek isterim."} {"url": "https://ruhumyollarda.com/zagreb-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Hem büyüleyici mimarisi hem de doğal güzellikleri korunmuş huzurlu yemyeşil parkları! Zagreb şehri Yukarı şehir ve Aşağı şehir olarak ikiye ayrılmış durumda. Ortaçağ'dan kalma binalara yakın olmayı çok sevdiğim ve tarihi dar sokaklarda dolaşmaya bayıldığım için ben Gornji Grad'ı daha çok sevdim. Sizler için Zagreb gezilecek yerler listesi çıkardım. Yerel lezzetler Istarski Fuzi ve börek yemeden, ayrıca şehrin biraz dışındaki Mirogoj mezarlığını gezmeden Zagreb'den dönmeyin. Ilica caddesi Zagreb'in en ünlü, en uzun ve en kalabalık alışveriş caddesi. İstanbul'un İstiklal caddesi gibi düşünün burayı. Sıra sıra dizili lüks ve ucuz mağazalar, kafeler, restoranlar ve caddenin ortasından geçen tramvay hattı ile Ilica caddesi her daim popüler ve hareketli. Zagreb Katedrali şehirdeki en güzel mimariye sahip ve en yüksek binalarından biri. Tarihte yangın ve deprem felaketlerinden zaman zaman zarar görmüş. Yapı neo-gotik tarzda tekrar restore edilerek en son halini almış. Ben gittiğimde aşırı yağmur yağıyordu ve hava da kapalı idi ama yine de bina çok güzel fotoğraflar verdi. 🙂 Mutlu gezmeler. Gornji Grad, şehirde yukarı Zagreb olarak bilinen bölge. Bölgede çok sayıda tarihi ve turistik mekan var. Kent Katedrali, Aziz Mark Kilisesi, Hırvat Parlamentosu ve çok sayıda kafenin olduğu popüler cadde Tkalciceva, dar ve sevimli tarihi sokaklar çok güzel. Mirogoj, sıradan bir mezarlıktan çok park benzeri bir açık hava sanat galerisini andırıyor. Her şey o kadar düzenli ve estetik ki! Mirogoj, bütün dinlerin insanlarını barındırıyormuş. Bu yüzden birçok mezar taşı üzerinde Katolik, Ortodoks ve Müslüman semboller göreceksiniz. Şarıl şarıl yağan yağmurun altında turist olarak Park Ribnjak'ı keşfeden bir ben vardım etrafta. 🙂 Bu yemyeşil parkta farklı ağaç türleri, bitkiler ve birkaç anıt bulunuyor. Yazın sakin bir ortamda çimlere serilip piknik yapmak için oldukça ideal. Zagreb Botanik Bahçeleri binlerce tür özel bitkiyi korumasının yanı sıra oldukça huzurlu ve sakin. Bu bahçe aslında Zagreb Üniversitesi'nin Botanik Bahçesi. Yani aslında sıradan bir bahçe değil, bilimsel bir araştırma alanı burası. Bilim adamları botanik bahçede Hırvat yerli bitkilerini araştırıp, geliştiriyor ve onları koruyorlar. İnanılmaz saygı duydum! Detaylı Zagreb Gezi Rehberim için tıkla!"} {"url": "https://ruhumyollarda.com/zagreb-konaklama-yeme-icme-ulasim", "text": "Zagreb'de hostelde konakladığınızı, önerdiğim yeme içme önerilerini uygulayıp, toplu taşıma kullandığınızı varsayarsak önerdiğim günlük bütçe konaklama dahil 55 eur. 30 eur konaklama, 20 eur yeme içme ve 5 eur ulaşım. Bütçe tavsiyelerime uyarak bu rakamı aşağı çekebileceğiniz gibi, daha konforlu konaklama ve restoranda yeme içme gibi seçeneklerde günlük bütçenizin siz fark etmeden tavan yapabileceğini unutmayın. Zagreb şehri yukarı Şehir ve aşağı şehir olarak ikiye ayrılmış durumda. Tarihi noktalara yakın olmak isterseniz yukarı şehri size tavsiye edebilirim. Ama Gornji Grad bölgesinde konaklama fiyatları Zagreb'in aşağı şehri Donji Grad'a göre biraz daha pahalı. Bu yüzden aslında Donji Grad da tercih edilebilir, her ne kadar turistik ve tarihi noktalara ulaşım uzak gibi gözükse de öyle değil. Şehir içi toplu taşıma veya yürüyerek turistik yerlere kolayca ulaşabilirsiniz. Gornji Grad bölgesinde otel fiyatları gecelik 80-100 eur civarı, aynı bölgede hostel ve dairede konaklamanın maliyeti ise ortalama 25-60 eur arasında değişiyor. Donji Grad bölgesinde ise her bütçeye göre otel seçeneği var. Fiyat aralığı oldukça esnek, yıldız sayısına göre 35-100 eur arasında değişiyor. Aynı bölgede hostel ve dairede konaklamanın maliyeti de ortalama 25-50 eur civarı. İki bölgenin tam ortasında ve her yere yakın noktada kalmak isterseniz şehrin tam merkezinde otelde konaklamanın tutarı 50-150 eur arasında değişiyor. Zagreb yeme içme açısından alternatifi oldukça bol bir şehir. Damak tatları da bize epey benziyor. Şehirde yufka ile yapılmış yemekler, sarma ve hatta çok lezzetli kebap yemekleri çok lezzetli. 🙂 Benim size önerebileceklerim ise siyah rizotto Crni Rizot, peynir tatlısı Strukli, çoğunlukla şeklini kalem benzeri bir aletle verdikleri, bizim bildiğimiz mantıyı andıran ama onların bir çeşit makarna dedikleri ve et, tavuk veya mantar ile hazırladıkları bir hamur yemeği Istarski Fuzi, gözlemeyi andıran Soparnik. Bu lezzetleri ortalama fiyatlı bir restoranda yerseniz yaklaşık bir öğüne 20-35 eur ödersiniz. Benim ise her zaman vaktim kısıtlı, hızlı olmam gerekiyor. 🙂 O yüzden tercihim sokak lezzetleri. Bunun için size ilk önerim Dolac Market. Şehir merkezinde kurulan bu gıda pazarının özellikle kapalı kısmında yöresel atıştırmalıkları çok ucuza bulabilirsiniz. Bir başka alternatif ise börekler. Şehrin hemen hemen birçok bölgesinde bulunan pastane ve fırınlarda çok lezzetli börekler satılıyor. Delikates Pekarnica favorim. Porsiyonlar çok büyük. Tek porsiyon börek iki kişiye gayet yeter. Fiyatlar ise ortalama 1-2 eur civarında. Kahvaltı atıştırmalıkları için de Pekarne Dinara'yı tercih etmiştim ben. Çok lezzetli sandviç ve hamur işleri var. Fiyatlar 1-3 eur arasında değişiyor. Zagreb havaalanından şehir merkezine ulaşımın en ucuz yolu 290 numaralı otobüs. Zagreb Kvaternik meydanı şehir merkezine varış noktası. Otobüs her 35 dakikada bir kalkıyor ve yolculuk yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. Bilet fiyatı kişi başı tek yön yaklaşık 1,35 eur. Uçağınızın iniş ve kalkış saatine göre sefer tarifesini Zagreb resmi ulaşım internet sitesinden inceleyebilirsiniz. Eğer vaktiniz kısıtlı ise taksi veya Uber kullanmanızı tavsiye ederim. Taksi ücreti 15-45 eur arasında değişiyor. Uber ise şehir merkezine yaklaşık 10-15 eur arasında tutuyor. Zagreb şehir içinde de tramvay ve otobüs seferleri ile gideceğiniz yere kolayca ulaşabilirsiniz. Şehir içi resmi ulaşım sitesinde gidiş ve varış noktanız ile arama yaptığınızda size en uygun seferi öğrenebiliyorsunuz. Bir inceleyin derim. - Tek seferlik bilet 2 eur - 90 dakika geçerli tek seferlik bilet 1,35 eur - 60 dakika geçerli tek seferlik bilet 0,94 eur - 30 dakika geçerli tek seferlik bilet 0,54 eur Füniküler ile yolculuk fiyatı tek yön kişi başı 0,67 eur. Gece saatlerinde yani 24.00-04.00 arası toplu taşıma fiyatları ise farklı. Bilet fiyatı bu saatler içinde tek yön kişi başı 4 eur. Detaylı Zagreb Gezi Rehberim için tıkla!"}