{"url": "https://www.flypgs.com/blog/abant-gezilecek-yerler", "text": "Abant, Bolu'nun en turistik bölgelerinden biri olarak yılın her mevsimi doğa aşıklarını, balayına çıkacak çiftleri, maceraperestleri ve kafa dinlemelik yer arayanları bir araya getiriyor. Abant Tabiat Parkı, Yedigöller Milli Parkı ve Güzeldere Şelalesi gibi doğal güzelliklerin tadının çıkarılabileceği destinasyonlar sunan bölge, İstanbul'dan ya da Ankara'dan bir hafta sonu kaçamağına çıkmak isteyenlerin kesinlikle düşünmesi gereken bir rota. 70'li yıllarda çekilmiş Yeşilçam filmlerine büyüleyici doğası sayesinde arka plan olan Abant'a gitmek için pek çok yol var. Daha çok tercih edilen yöntemlerden biri, Bolu'ya ulaştıktan sonra buradan yola özel araçla devam etmek; çünkü yol boyunca görülebilecek manzaraların yanı sıra keşfedilecek birçok lezzet durağı var. Abant gezilecek yerler konusunda bir yolculuğa çıkıyoruz. Hazırsan, başlayalım! Bolu sınırları içerisinde yer alan Abant, şehir merkezinin 34 kilometre güneybatısında bulunuyor. Abant Gölü de bölgenin içinde, tabiat parkı olarak tanımlanan noktada bulunuyor. Göl, İstanbul'a yaklaşık 280, Ankara'ya ise yaklaşık 225 km uzaklıkta. Abant Gölü Milli Parkı ulaşımı için pek çok alternatif var. Öncelikle buraya hava yolu seyahati ile gitmek istersen şehirde havalimanı bulunmadığı için Eskişehir, Ankara ya da İstanbul gibi şehirlere uçak bileti aldıktan sonra özel araçla aktarma yaparak şehre ulaşabilirsin. Göle ulaşmak için tek yapman gereken ise Bolu Dağı'nın çıkışındaki Abant yol tabelalarını takip etmek ve Abant sapağından ilerlemek. Bölgeye ayrıca Bolu üzerinden toplu taşıma araçları da ulaşım sağlıyor. Yorulmuş bir bedene ve yıpranmış bir ruha doğadan iyi gelen hiçbir şey yoktur. Doğa, meditasyonun ta kendisidir; insanı yeniler. İnsanların kafa dinlemek için gittiği yerlerden biri olan Abant, aynı zamanda balayı konseptli tatiller için de tercih edilen bir yer. Bolu Abant Gölü, aynı zamanda doğa fotoğrafçılığı için oldukça ideal bir yer. Burada yaban domuzu, tavşan, tilki, yaban ördeği, keklik ve karaca gibi birçok hayvan türünün yanı sıra ilgi çekici bitki türleri ile de karşılaşmak mümkün. Toplamda yaklaşık 1200 hektarlık alana yayılmış olan tabiat parkı, Abant Gölü'nü de kapsıyor. Yani göl kenarının keyfini çıkarmak istiyorsan gitmen gereken yer burası. Köknar, çam, kavak ve meşe gibi ağaçların yoğunlukta olduğu ormanlarla kaplı tabiat parkı, 1988 yılından beri Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından korunuyor. Tabiat parkı boyunca kamp alanları mevcut. Daha konforlu bir konaklama seçeneği arayanlar, çevredeki otellerde oda ayırtabilir. Göl kenarında balık tutulabiliyor. Ayrıca burada bisiklet kiralama alanları da var. Yani tabiat parkı boyunca ihtiyaç duyabileceğin her şeyi bulman mümkün. Burada doğa yürüyüşlerine çıkarken fotoğraf çekebilecek ekipmanlarının yanında olmasına dikkat et. İster orman içinde ister göl kenarında, birbirinden güzel doğa manzaraları seni bekliyor olacak. Bölgeden biraz uzaklaşıp yeni doğa maceralarına atılmak isteyenler, Bolu'nun Yığılca ve Mengen ilçeleri arasında, yaklaşık 2000 hektarlık alana yayılmış Yedigöller Milli Parkı'na doğru yola çıkabilir. Doğanın bütün renklerini görebileceğiniz bu milli park, aynı zamanda Büyükgöl gibi içerisinde tatlı su balığı türlerinin yaşadığı irili ufaklı göllere de sahip. Yedigöller Milli Parkı'na gitmek için Abant'tan yola çıkarak Mengen üzerine ilerlemen yeterli. Çok daha zengin bir fauna eşliğinde doğanın tadını çıkarmak istersen hazır buraya gelmişken Yedigöller Milli Parkı'nı da gezilecek yerler listene eklemeni tavsiye ederiz. Bölge çevresinde kamp yapmak ve yayla havası almak için gidebileceğin yerlerden biri olan Örmeci, muhteşem doğa manzaraları yakalama fırsatı veriyor. Abant yolu üzerinde bulunan Örmeci Yaylası, özellikle bahar dönemlerinde keyifli bir atmosfere sahip oluyor. Sıcak dönemler için bir göl macerası planlıyorsan 1 gününü de Örmeci Yaylası'na ayırmanı tavsiye ediyoruz. 100 dekarlık bir alana yayılmış Sinekli Yaylası, kamp ve doğa yürüyüşleri yapmak isteyenleri güzel havalarda bir araya getiriyor. Temmuzda gerçekleşen Sinekli Yayla Şenlikleri ise bölge halkı ile gezginleri kaynaştırıyor. Göl kıyısında yeterli vakit geçirdikten sonra bir yayla havası almayı düşünürsen Sinekli'yi mutlaka görülecek yerler listene ekle. Doğal bir yere gidildiğinde yerel halkla tanışmak için en iyi yöntem, pazarları dolaşmaktır. Abant Köy Pazarı da görüp görebileceğin en renkli pazarlardan biri. Bölgeye ait ürünlerin yanı sıra el yapımı hediyelik eşyaları bulabileceğin köy pazarı, özellikle organik süt ürünleri ile pek meşhur. Abant gezilecek yerler arasında renkli ve neşeli bir seçenek arıyorsan, orası burası. Köy pazarı, Abant'a giriş yaptıktan sonra karşında belirecek. Ahşap bir yapıya konumlanmış bu pazar, özellikle hafta sonlarında keyifli sohbetlere konu oluyor. Abant çevresinde görülecek çok fazla doğa harikası var. Bunlardan biri de Samandere Şelalesi. 1988 yılında bir doğa anıtı olarak kabul edilen Samandere Şelalesi, bu çevrede kamp yapanların gün içinde mutlaka ziyaret ettiği bir rota. Şelaleden akan su seslerini daha yakından dinlemek isteyenler için bir merdiven mevcut. Burada birçok doğa harikası var demiştik. Ormanın içine konumlanmış Güzeldere Şelalesi, bunu kanıtlıyor. Kamp alanlarından kısa bir yürüyüşle varılabilen Güzeldere Şelalesi, aynı zamanda insan yapımı bir teras üzerinden izlenebiliyor. Şelaleden akan suların coşkusu ruhuna geçsin istersen tek yapman gereken, terasta biraz vakit geçirmek. Travertenleri görmek için ille de Pamukkale'ye gitmen gerekmez. Akkaya Travertenleri de işini görür! Tepesinde büyük bir havuz bulunan Akkaya Travertenleri, güzel havalarda bölge halkı ve gezginler için aynı zamanda bir şifa rotası oluyor. Travertenler, özellikle gün doğuşu ve batışı esnasında mükemmel ışık oyunlarına sahne oluyor. Abant'ta gezilecek yerler programında sabah yürüyüşüne çıkarsan aklında bulunsun. Abant'ta Ne Yapılır: Doğanın Tadını Çıkar! Özellikle İstanbul'dan Abant'a gidecek, büyükşehrin gürültüsünden ve kalabalığından sıkılmış gezginler için burada yapılacak birçok doğa aktivitesi bulunuyor. - Doğa yürüyüşleri, Abant tatilinin olmazsa olmazı. Çevrede görülebilecek birçok doğal güzellik var demiştik. Sırt çantasına gerekli ekipmanlar doldurulduktan sonra burada uzun doğa yürüyüşlerine çıkılabilir. - Burada at binilebilecek tesisler de var. Meraklıysan ilgili tesislere ulaşarak binicilik sporu ile vakit geçirebilirsin. - Bölge, aynı zamanda göllerde tutulan alabalıkları ile çok ünlü. Buradaki balık restoranlarında gölden taze tutulmuş alabalıkların tadına bakmak, Abant'ta yapılacak şeyler arasında ilk sıralarda yer alıyor. - Abant gezilecek yerler kısmında bahsettiğimiz köy pazarı, kesinlikle bir günü hak ediyor. Burada bölgenin yerlileri ile tanışırken bölgenin gizemleri hakkında bilgi sahibi olman mümkün. Belki de bizim bahsetmeyi unuttuğumuz bir rota keşfedersin! Bu önerimizle bu yazımızın sonuna geliyoruz, ancak dilersen Bazen Soğuklardan Sıkılırsın: Kışın Türkiye'nin En Sıcak İlleri yazımızı okumaya devam edebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/adrasan-gezi-rehberi", "text": "- Adrasan Nerededir? Nasıl Gidilir? - Adrasan'a Gitmek için En Güzel Zaman - Adrasan'da Nereye Gidilir? Adrasan'da Gezilecek Yerler - Adrasan'da Yapılacak Aktiviteler - Adrasan'da Denize Girilecek En İyi Yerler - Adrasan'da Kamp Yapılacak Alanlar - Adrasan'ın Neyi Meşhur? Adrasan'da Ne Yenir? - Adrasan'da Yapmadan Dönme Sırtını Musa Dağı'nın eteklerine yaslayan, çam ormanlarına ev sahipliği yapan, masmavi denizi ve sapsarı kumlarıyla Adrasan, doğanın eşsiz bir hediyesi olarak tüm varlığıyla bizi hayata bağlamak için topraklarına davet ediyor. Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı olan ve aynı zamanda Çavuşköy olarak da bilinen bölge sit alanı olduğu için bozulmamış bir dokuya sahip. \"Gideceğim yerde tertemiz koylar, antik kentler, mis gibi bir hava olsun.\" diyorsan Adrasan'ı mutlaka listene almalısın. Dilersen yolculuk planı yapmadan önce gezilecek yerler ve yapabileceğin şeylerden bahsettiğimiz gezi rehberimiz sana yardımcı olabilir. Bu yolculukta önce \"Adrasan'a nasıl gidilir?\" sorusunu cevaplayıp sonrasında da gönlünü fethedecek duraklara geçeceğiz, sana da uçak bileti bulmak kalıyor. Adrasan, Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı bir belde. Akdeniz'in güzel sahil noktaları Muğla ve Antalya şehir merkezinin arasında kalan bu el değmemiş güzellik için yola çıkmak istersen önce Antalya uçak bileti bakabilirsin. Antalya'ya uçtuktan sonra da Adrasan'a toplu taşıma ile ulaşmak istersen ilk olarak Antalya Otogarı'na gitmen gerekiyor. Bu yolculuk için HAVAŞ ya da tramvay gibi seçenekleri değerlendirebilirsin. Antalya Otogarı'ndan yarım saatte bir Adrasan'a otobüs kalkıyor. Dilersen havalimanından ayrılmadan araç kiralama seçeneklerini de değerlendirebilirsin. Bergama'ya geçmeden vaktin varsa Antalya'da bir gezi planlayabilirsin. Yardımcı olması için Antalya'da Gezilecek Yerler yazımıza göz atmanı öneririz. Adrasan her mevsim güzel bir güzergah. Burada tercihini şekillendirebilmek için uygunluklar ve istekler devreye giriyor. Eğer \"Kalabalık olmasın, ama denizin de güneşin de tadını çıkarayım.\" diyorsan ilkbahar ve sonbahar aylarında gitmeni öneririz. Mayıs başı ve eylül bunun için güzel zamanlar. Ama kalabalığıyla coşkusuyla tam bir yaz tatili istiyorsan yaz ayları gitmek için gayet uygun. \"Deniz kokusu yeter.\" diyenlerdensen kışın buranın havası hayli ılık oluyor, bilgin olsun. Adrasan'ın tam karşısında yer alan Suluada, berrak bir denize ve yumuşacık kumları olan bir plaja sahip. Adrasan'dan Suluada'ya doğru bakıldığında güzelliği insanı etki alanına çoktan almış oluyor zaten. O dakikadan sonra yapman gereken tek şey tekneye atlayıp bu güzel küçük adayı keşfetmek ve güzel plajında vakit geçirmek. İstersen bölgedeki tüm koyları dolaşan tekne turlarına da katılabilirsin. Tabii tekne turu, tekne kiralama gibi organizasyon işlerini bir gün önceden yapmakta fayda var. Adrasan'a yakın bir konumda bulunan antik güzellik Olympos Antik Kenti, buraya kadar gelmişken mutlaka uğraman gereken bir yer. Likya medeniyetinin izlerini sürebileceğin antik kentin limanı da uzun süre korsanlara ev sahipliği yapmış. Biraz mitlerden bahsetme zamanı. Sönmeyen ateşin kenti olarak bilinen Olympos'un bu ismi almasının elbette bir sebebi var: Yanartaş. Yunan mitolojisine göre Bellerophontes, Pegasus adlı kanatlı atına binerek ağzından alevler saçan canavar Chimera ile dövüşmeye gider. Sonra da bu canavarı yerin yedi kat dibine gönderir. Homeros'un efsanelerine göre yanartaşın alevleri Chimera'dan geliyor. Mitolojik hikayelere biraz mola verdiğinde antik kentin plajında denize mutlaka girmeni öneririz. Adrasan'dan sonra burada da konaklayabilirsin. Hem kamp yapacak alan çok hem de bungalov evler bakımından zengin bir yer. Antik kente giriş ücretli, ancak Müze Kart'ın varsa ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilirsin. Buraya ulaşmak için Adrasan'dan hareket eden minibüsleri kullanabilirsin. Olimpos'un uzun plajına bağlanan Çıralı Plajı da tadını çıkarabileceğin noktalar arasında yer alıyor. Mavi bayraklı tertemiz bir denizi, 3.5 kilometrelik uzun bir sahili var. Olimpos da Çıralı da caretta caretta'lara ev sahipliği yapıyor. Bu sebepten şezlong şemsiye kiralayabileceğin herhangi bir işletme yok. Ancak yeme-içme ihtiyaçlarını kumsalın arka tarafında farklı farklı işletmelerde karşılayabilirsin. Sessiz sakin, doğanın tam içerisinde, ormanla denizin buluştuğu bir noktada bulunan Karaöz sahili bölgenin doğal duraklarından. Horoz seslerinin mesken tuttuğu bu bölge aslında küçük bir köyün sahili. Ultra doğal bir güzergah arıyorsan buraya uğrayabilirsin. Likya Yolu üzerinde bulunan Karaöz'e uğrayıp sonrasında Korsan Koyu'na doğru yol alabilirsin. Karaöz'e 3 km uzaklıkta bulan Korsan Koyu aynı zamanda Melanippe Antik Kenti'nin de limanı olarak geçiyor. Korunaklı ve doğal bir liman olduğu için yerleşim amacıyla tercih edildiği düşünülüyor. Hem özellikle kamp yapmak isteyenlerin tercih ettiği bu koyu Gelidonya Feneri'ne giderken bir mola yeri olarak belirleyebilirsin hem de Helenistik döneme doğru bir tarih yolculuğuna çıkmak istersen antik şehri dolaşabilirsin. Korsan Koyu'na yakın bir noktada bulunan Gelidonya Feneri'ne araçla gitmeyi düşünüyorsan zorlu bir yol olduğunu önceden söyleyelim. Doğa yürüyüşü seviyorsan herhangi bir araç kullanmadan yürüyerek doğayı keşfetmeni öneririz. Yollar zorlu gelebilir, ancak fenere ulaştığında göreceğin manzara bu zorluğa değdiğinin kanıtı olacak. Etkileyici bir gün batımı manzarası seni bekliyor. Papaz Koyu; Karaöz tarafında bulunan, çok bilinmeyen ve el değmemiş güzel duraklardan biri. Tuvalet ve duş imkanı bulunan koyda kamp yapmak ücretsiz. Koyda hem bir sürü piknik masası hem de çeşme bulunuyor. Çok kişi tarafından bilinmediği için kalabalık bir yer olduğunu söyleyemeyiz. İster piknik yap ister kamp, Papaz Koyu ücretsiz olarak ziyaret edip konaklayabileceğin iyi bir alternatif. Gezilecek birçok farklı yerden bahsettik. Hala \"Adrasan'da ne yapılır?\" diye merak ediyorsan biraz da aktivitelerden bahsedelim. Çünkü hem gezilecek yer çok hem de yapılacak etkinlik! Yamaç paraşütü, tüplü dalış, ATV safari, tekne turu, sörf, kano, doğa yürüyüşü bu eşsiz bölgede yapabileceklerin arasında yer alıyor. Adrasan akşamlarını ise mehtap turlarına katılarak değerlendirebilirsin. Yani ister yerde ister gökte ister denize ol, keyifli vakit geçireceğin kesin. Hem Adrasan hem de Adrasan'a yakın tüm sahil kesimi denize girmek için uygun. Tekne turlarının götüreceği koyların çoğu eminiz ki seni mutlu edecek. Akdeniz'deki en güzel koyları daha önce anlatmıştık. Şimdi, biraz daha küçük bir bölgeye odaklanıp Adrasan'dan bahsedelim. Kargıcak Koyu; Muğla'da da var, Antalya'da da. Yani gideceğin zaman harita sana farklı güzergahlar önerirse şaşırma. Denize girmek için sakin ve doğayla iç içe bir yer arıyorsan burayı tercih edebilirsin. Bölgenin en güzel koylarından biri olan Sazak Koyu, Adrasan'a hayli yakın bir noktada bulunuyor. Adrasan'dan Sazak Koyu'na giden yol, toprak bir yol. Çam ağaçlarıyla kaplı yolculuğunun sonu büyüleyici Sazak Koyu ile tamamlanıyor. Koyda herhangi bir tesis bulunmuyor. El değmemiş bu güzellik aynı zamanda ücretsiz. Adrasan'ın yıldız koyu olarak Porto Ceneviz Koyu'nu gösterebiliriz. Çünkü buraya kara yolu ile ulaşım yok. Deniz yolu ile tekne turlarını kullanarak ulaşabilirsin. Temiz ve berrak suların ev sahipliği yaptığı koy, eşsiz bir deniz ve dağ manzarasına sahip. Adrasan'da kamp yapılacak pek çok alan var. İçerisinde tesis olsun dersen özel kamping alanlarını değerlendirebilirsin. El değmemiş, herkesten uzak bir yer arıyorsan Sazak, Papaz ve Ceneviz koyları gibi ücretsiz güzergahları tercih edebilirsin. Akdeniz'deysek tabii ki balık! Adrasan'da farklı balık çeşitleri bulunuyor. Buraya gelmişken lezzetli balıklar yiyebilirsin. Zeytinyağlı yemek ve meze konusunda da mutlu olabilirsin. Otlu gözleme, deniz börülcesi ve lezzetli kahvaltılar seni bekliyor. - Adrasan tekne turları farklı farklı güzergahlara sahip. Bunlardan birini ya da birkaçını mutlaka deneyimlemeni öneririz. - Doğa ile denizin iç içe olduğu bu eşsiz bölgede doğa yürüyüşleri ve kamp yapmanı öneririz. Burada hem tesisi olan hem de sakin kamp yerleri bulmak mümkün. - Gelidonya Feneri'nde gün batımını yakala. - Mümkünse bir portakal bahçesine git. - Lokal bir lezzet için Yörük Ana'ya uğrayıp otlu gözleme ye. - Mutlaka mehtap turuna çık. - Doğanın tadını çıkar! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'de Gün Batımının En İyi İzlendiği Yerler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/agizlar-sulanir-avrupanin-en-iyi-pizzacilari", "text": "- En İyi Pizza Hangisi? - En İyi Pizzacı Nerede? - En İyi Pizza Nerede Yenir? - Ve Ağızlar Sulanır: Avrupa'nın En İyi Pizzacıları Nerede yiyeceğini biliyorsan pizza çeşitlerinin hepsi insana parmağını ısırttırır. En iyi pizzalar, her zaman pizza ustasının kabiliyetine ve kullanılan malzemelerin kalitesine bağlıdır. Dünyanın her yerine dağılmış durumdalar. Çevredeki en iyi pizzacıları genellikle bölgede yaşayan pizza tutkunları bilir. Biz de bu bilgiyi aldık ve ziyaretçileri tarafından puanlamış en iyi pizzacılar tablosunu oluşturduk. En iyi pizza, İtalya'da yenir. Pizza, İtalyan mutfağının bir tarifi ve doğal olarak en iyi pizza ustaları, İtalyan kültüründen çıkıyor. En iyi pizza arayışında sana gerekli olan şey bir İtalya uçak bileti. Çıtır hamuru ve yumuşacık peyniriyle en iyi pizzalar başka nerede yenir? Senin için Avrupa'nın en iyi pizzacılarını araştırdık. O, bir tutku... O, bir aşk... O, vazgeçilmez bir lezzet! Tabii ki pizzadan bahsediyoruz. Avrupa'nın en iyi pizzacılarını keşfe çıkıyoruz. Londra'da pizza tutkunlarının adresi belli: Pizza Pilgrims. Şehrin en canlı bölgesine konumlanmış Pizza Pilgrims, günün her saati kalabalık bir yer. Pizza Pilgrims'de bedava pizza yemek istersen bir pizza kutusunu al ve onu bir sanat eserine dönüştür. Pizza kutusundan yaptığın sanat eserini, online galeriye yüklersen ya da dükkana götürürsen bir tane bedava pizza senin! Londra uçak bileti fiyatları için Pegasus tarifelerini inceleyebilirsin. Berlin'in en iyi pizzacısı, günün her saati kalabalık. Şehrin merkezi Mitte'de bulunan Papa Pane di Sorrento, muazzam İtalyan pizzalarını Berlin'e getirmiş. Pizza hakkında ilginç bir bilgi sıkıştıralım buraya. Pizza, her ne kadar İtalyan mutfağına ait olsa da tarihi çok eski. MÖ 5-6 yy. civarındaki Pers kayıtlarında pizza benzeri bir yiyecekten bahsedilirmiş. Yunanca'da pizzaya \"pita\" denir. Bizim kültürümüzdeki \"pide\" ile de çok benzerlik gösterir. Enteresan! En iyi pizza nerede yenir sorusunun yanıtı burası olmalı. Pizza Zizza, pizzayı adeta bir tutku haline getirmiş iki kardeşin açtığı bir pizza restoranı. Fiyatlar inanılmaz makul. Pizza hakkındaki ilginç bilgilere devam edelim. İtalyanların ünlü tarifi pizza Margherita, ünlü pizza ustası Raffaele Esposito tarafından kraliçe Margherita adına yapılmış. İtalyan bayrağındaki kırmızıyı domates, yeşili fesleğen, beyazı ise mozarella simgeliyormuş. Hikaye güzel ama gerçekliği tartışılır çünkü kayıtlara göre Napoli'de böyle bir pizza yapılmaktaymış zaten. İsmi Margherita değilmiş o zamanlar. Paris'in en iyi pizzasını Papelli'de tadabilirsin. Papelli'yi ziyaret etmeyi düşünüyorsan önceden rezervasyon yaptırmanda fayda var. Papelli'nin özgün pizzalarını mutlaka denemelisin! Dünyanın düzenli olarak en çok pizza tüketen yeri Amerika. Anketlere katılan insanların % 94'ü, düzenli olarak pizza yediğini söylemiş! Barselona'da ucuz yemek arıyorsan Pizza Circus'a mutlaka uğra. Şehrin en iyi pizzaları burada! Barselona'nın en merkezi yerine konumlanmış Pizza Circus, her saat çok kalabalık ama beklemeye değiyor. Pizza hakkında bir ilginç bilgi daha geliyor: Dünyada yapılan araştırmalara göre pizza en çok cumartesi akşamları tüketiliyormuş. Brüksel'in en iyi pizzasını arıyorsan Milcamps bölgesinde bulunan Pizza Saco'ya bir uğra. Menüdeki pizzalar arasından seçim yapmak oldukça zor. Neyi seçersen seç, memnun kalacaksın. Dünyadaki ilk pizzacı Napoli'de açılmış. 1738 yılında açılan Antica Pizzeria, bilinen ilk pizza restoranı. Danimarka'nın en iyi pizzasını nezih ortamıyla dikkat göz dolduran Neighbourhood restoranında yiyebilirsin. Pizzalarında sadece organik malzemeler kullanılan Neighbourhood'da vegan seçenekleri de var. Amsterdam'ın en iyi pizzası, La Zoccola del Pacioccone'de pişiriliyor. İtalyan atmosferinin hakim olduğu ortamda şehrin en iyi İtalyan pizzalarını bulabilirsin. Bill Murray, Stephen Baldwin, Jean Claude Van Damme ve Peter Berg; ünlü olmadan önce pizza kuryeliği yapan isimlerden bazıları. Yıldızlığa giden yol pizzadan geçiyor! İstanbul'da en iyi pizza nerede yenir sorusuna cevap bulmak oldukça zor ama bir o kadar da lezzetli bir süreçti. Kararımızı verdik ve diğer pizza tutkunlarının yorumlarını da işin içine katınca sonuç, Çukurcuma 49 çıktı. Oldukça sıcak bir ambiyansa ve samimi çalışanlara sahip Çukurcuma 49, İstanbul'un en iyi pizzacısı olarak dikkat çekiyor. İlk online pizza siparişi Michigan Üniversitesi'nde verilmiş. 1974 yılında konuşan bilgisayarları deneyen araştırma görevlileri, bilgisayar aracılığıyla pizza siparişi vermişler. Viyana'nın en iyi pizzası için Leopoldgasse bölgesinde keşfe çıkmalısın. Karşına Pizza Mari çıktığı anda içeriye dal çünkü burası tam bir pizza mabedi! Ekim ayı, Amerika'da ulusal pizza günü olarak kutlanıyor. Dünyaya yayılması yakındır! Belgrad'da en iyi pizzayı bulmak çok kolay. Mihajla Pupina bölgesine git ve Pizza Bar'ı bul. Belgrad'da ucuz yemek ve mükemmel lezzet arıyorsan burası senin mekanın olacak. Avrupa'nın en iyi pizza restoranları nerede? Keşfetmek senin elinde, en ucuz uçak biletleri Pegasus tarifelerinde!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/agustos-2017de-gidilebilecek-avrupanin-en-iyi-festivalleri", "text": "Tatilde hala ne yapacağını bulamadın mı? Birçok seçenek kafanda dönüp duruyor ve sen aralarında en çok eğlenebileceğin fikri mi arıyorsun? Deniz, kum ve güneş yeterince çekici gelmiyor; kısa mesafeler senin tarzın değil ve tatilden en büyük beklentin sınırsız eğlence ise sana harika bir önerimiz var: Avrupa 2017 Festivalleri! Mesela Sziget Festivali? Wiz Khalifa, Metronomy ve Kasabian gibi dünyanın en popüler sanatçılarını, özgürlük adasında eğlencenin zirvesine çıkarken izleyebilirsin. Creamfields ve Oya festivallerinde Fatboy Slim ve The XX gibi müzisyenlerin ritimlerine kendine kaptırmak istersen Pegasus'tan ucuz Manchester uçak biletini veya Oslo uçak biletini hemen ayır! Daha çılgın bir fikir bakınıyorsan Domates Festivali'nde kırmızıya boyanabilirsin. İspanya uçuşun için en ucuz uçak biletini bulabileceğin Pegasus'un tarifeleri seni bekler. Avrupa'nın en iyi festivallerinde hayatının anılarını yaşamak senin elinde... Hatta parmaklarında! Hemen şimdi www. flypgs. com linkine tıkla ve Avrupa yolculuğun için en ucuz uçak biletini sen kap. Ağustos'ta Avrupa'nın en iyi 2017 festivallerinde daha neler var? Müzik, sinema, dans, performans sanatları, muhteşem manzaralar ve keşfetmenin mükemmel hissi... Karşında Avrupa'nın en iyi yaz festivalleri,"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/ailece-ekonomik-seyahat-etme-rehberi", "text": "- Ailece Yapılacak Tatili Uygun Fiyata Getirmenin Yolları - Uygun Fiyatlı Seyahat: Ulaşım Aracını Doğru Seç - İyi Bir Değerlendirme İhtiyacı: Konaklama Konusundaki Alternatifler - Valiz Hazırlamak Ciddi Bir İştir - Hayati Konu: Yeme İçme - Alışverişi Uyguna Getirmek İçin Öneriler - Altınoluk: Ailece Oksijen Tatili - Marmaris: Keyif, Huzur, Tatil; Her Şey Dahil - Arnavutluk: Biraz Balkan Biraz Akdeniz - Gürcistan: Vizesiz Komşu Maddi sebeplerden tatilini erteliyorsan ve engellenmiş hissediyorsan şunu unutma: \"gezgin ruhlara engel olunamaz!\" Ailece seyahat etmek isteyen gezgin ruhların da sadece biraz bütçeleme yapmaya ve biraz da iyi kurgulanmış bir plana ihtiyacı var. Ailece ucuza seyahat etmek çok zor gibi gözükebilir ancak imkansız değil. Üstelik hem yurt içinde hem de yurt dışında uygun fiyatlı birçok yer var. Yüklü harcamalar yapmadan doğru araştırma ve planlamalarla yola çıkabilirsin. Şimdi, \"Seyahat bir lüks değil, kesinlikle bir ihtiyaç.\" diyen seyahat tutkunları, ekonomik seyahatin araştırmalarını yapıyordur. Belli bir bütçeyi bu iş için ayırmak ve bu bütçeyle birçok yeri gezmek kesinlikle çekici bir plan. Bu planı uygulamak için geliştirilmiş yollar var. \"Yaşasın seyahat!\" dedirtecek taktikleri verelim, sen de sonrasında ailenle birlikte yapacağın seyahatlerde en güzel anıları biriktir. Önce şunda anlaşalım; ekonomik tatilin ilk adımı ucuz uçak bileti. Gideceğin yere yakın havaalanı varsa uçakla gitmeni öneririz. Uçak biletlerini eğer doğru zamanda satın alırsan bir çok alternatife göre çok daha uygun fiyata geliyor. Ayrıca uçak yolculukları hem vakit hem nakit tasarrufu sağlıyor. Yolda çok fazla vakit kaybetmek bir yandan da para kaybetmen anlamına geleceği için bu konuyu iyi düşünmeni öneririz. Uçakta koltuklar doldukça fiyat yükselir. Bu nedenle erken rezervasyon çok önemli. Uçak biletini 8-9 ay önceden alırsan fiyat olarak ne kadar fark ettiğini göreceksin. Yaz tatilini ilkbahar aylarında planlamak, sonbahar kaçamağını yazdan hazırlamak akıllıca bir adım olur. Pegasus sık sık çok ucuza gelecek şekilde uçak bileti kampanyaları yapıyor. Bunun için takipte kal deriz. Zaten ucuz uçak biletini nerede bulacağını biliyorsun. Pegasus uçak bileti kampanyalarından haberdar olmak istiyorsan e-bülten kaydını yaptır ve tüm gelişmeler mailine gelsin. Daha ilk adımdan kar etmek daha iştahlı bir tatilin kapılarını açsın. Çocuklar ve bebekler için de çeşitli indirimli uygulamalar yapılıyor. Konuyla ilgili bilgi almak içi Genel Kurallar sayfamızı ziyaret edebilirsin. Gittiğin yerde şehir içi gezmeyi planlıyorsan araç kiralayabilirsin, kalabalık aileler için toplu taşımadan ya da taksiden daha iyi bir alternatif olabilir. Ancak uygun fiyatlı bir tatil diyorsak bu kısmın biraz daha lükse kaçtığını söylemekte fayda var. Gezilip görülecek yerleri birbirine çok yakın olan şehirler var. Eğer ekonomik bir tatil istiyorsan, yürümek senin için en iyi ulaşım seçeneği. Böylece bir şehrin sokaklarını, caddelerini, en iyi ayrıntılarını adım adım görebilirsin. Bisiklet kiralamak senin için bir başka ekonomik seçenek olabilir. Tıpkı uçaklar gibi oteller de erken rezervasyon imkanı sunar. Eğer tam donanımlı lüks bir otelde kalmak gibi bir niyetin varsa erken rezervasyon şart. Çünkü bu oteller önceden dolabilir ve son odalar sana pahalıya patlayabilir. Bir otele rezervasyon yaptırdın ve oda ücretlerinin rezervasyon fiyatının altına düştüğünü gördün. Kalacağın otelin fiyatı sonradan düşerse otelle görüşerek daha düşük fiyattan tekrar rezervasyon yaptırmayı deneyebilirsin. Bunun için son dakikaya kadar fiyatları takipte kal. Rezervasyon dışında seçtiğin oteller de önemli. Yeni oteller çoğu zaman daha uygun seçenekler sunar. Çünkü belirli bir müşteri kitlesi yoktur ve otellerini geniş kitlelere duyurmayı amaçlarlar. Bunun İçin yeni otelleri değerlendirme işi aklında bulunsun. Ayrıca, özellikle Avrupa seyahatlerinde merkezi oteller dışında, şehrin biraz uzağında kalan seçenekleri değerlendirmen cüzdanını rahatlatacaktır. Çocuğun 7 yaşından küçükse oteller tarafından bir ücret talep edilmiyor. Hatta bazı oteller 0-14 yaş grubunu da ücretsiz misafir ediyor. Eğer bu yaş gruplarında çocuğun varsa araştırmanı öncelikle bunlara göre yapmanı öneririz. Her şey dahil tatil köyleri, genelde daha ucuza tatil yapma fırsatı sunuyor. Hem çocuklar için farklı ve eğlenceli aktiviteler de yapılıyor. Özellikle yaz tatilini böyle bir yerde geçirmeyi planlayabilirsin. Her şey dahil otellerin haricinde pansiyonlara da şöyle bir bakabilirsin. Hangisinin ne zaman uygun olacağı belli olmuyor. Araştırma yaparken \"Bu zaten pahalıdır\" gibi önyargılardan sıyrılıp tüm seçenekleri dahil ederek bir karşılaştırma yapabilirsin. Ucuz tatil yapmak isterken daha fazla para ödemeye gerek yok. Sürekli otellerden bahsetmemiz tek seçeneğinin oteller olduğunu göstermez. Gideceğin yerdeki ev kiralama seçeneklerini de değerlendirebilirsin. Bazen ev kiralamak çok daha uygun olabiliyor. Airbnb'nin kiralık ev-kiralık oda formatını çok uygun fiyatlara değerlendirebilirsin. Unutma, hem otel hem ev konusunda erken rezervasyon hayat kurtarır! Bunun dışında hosteller de bir seçenek. \"Bir yatağım olsun, bir de banyom bulunsun.\" diyorsan, bunu layıkıyla sana verecek uygun hosteller de yok değil. Ailece kamp yapmayı da düşünebilirsin, doğanın rezervasyonu olmaz. Ancak ailece kamp yapmak için biraz bilgi edinmek şart. Kamp merkezlerini tercih edersen zorlanmadan güzel bir tatil tecrübesi yaşayabilirsin. Hem de diğer konaklama alternatiflerine göre hayli ucuza gelir. Doğada Kamp İçin Gerekli Olan Ekipmanlar konusunda bilgi almak için yazımızı okuyabilirsin. Tüm ailenin ihtiyaç duyacağı eşyaları hazırlamak zor olacaktır. Ancak ihtiyaç duyabileceğiniz şeylerin bir listesini hazırlayıp kontrol ederek valiz yaparsan gittiğin yerden ekstra bir şey satın almana gerek kalmaz. Uçak yolculuğu yapacaksan valiz konusu biraz daha önemli oluyor. İhtiyacın olan eşyanın limitlerine göre bagaj hakkını seçerek uçak biletini alırsan, havalimanında daha fazla para ödemene gerek kalmaz. Seyahatini planlarken gideceğin yere göre yanında götüreceğin malzemelerin limitlerini öğrenmek için bagaj kuralları sayfamızı ziyaret etmeyi unutma. Ailenle her şey dahil bir otelde kalmayı tercih ettiysen bu konuyu düşünmene gerek kalmıyor. Ancak pansiyon ya da ev kiralama seçeneklerinde bu konu için bir çalışma yapmak gerekiyor. Çoğu pansiyon sadece oda kahvaltı olarak çalışıyor. Konaklama yapacağın yere karar verirken bu seçenekleri de bir kenara yazmakta fayda var. Ev kiralarsan; istikamet market. Kalacağın süreye göre önceden alışverişini yaparsan tatil boyunca hem ne harcadığını hem de ne yediğini bilirsin. Sabah kahvaltılarınız için marketten alışveriş yap ve kendine leziz sandviçler hazırla. Restoran seçimleri konusunda turistik bölgelerden uzak durarak yerel restoran keşfine çık. Sık sık yemek yemek istemiyorsan, kuru meyve, kuruyemiş ve kurabiyelerden oluşan bir atıştırmalık çantası oluşturmayı unutma. \"Tatile geldik, uygun bir tatil olsun dedik ama hiç mi dışarıda yemek yemeyelim?\" diyorsan burada da kendine bir liste oluşturman gerekecek. Zomato gibi genelde menülerin ve fiyatların paylaşıldığı sitelerden ortalama olarak harcayacağın miktarı tahmin edebilirsin. Uygun fiyat sahip olan güzel bir yer bulunca \"Bugün de dışarıda yiyoruz, haydi!\" dersin. Evet, alışveriş seyahatine renk katan harika bir aktivite. Fakat gözlerinin önüne serilen seçenekler senin çok fazla para harcamana neden olabilir. Uygun alışveriş caddelerindense semt pazarları senin için ideal seçenekler olabilir. Şehirlerin ünlü semt pazarlarında ekonomik alışveriş seçenekleri göreceksin. Tezgahları gezmek ise çok zevkli! \"Bir suya bu kadar para verilir mi?\" diye çığlıklar atmanı engellemek istiyoruz. Avrupa'da birçok kentte su oldukça pahalı. Bir de para birimlerinin yüksekliğini düşünürsek bu durum sana pahalıya patlıyor. Eğer imkanın varsa suyunu yanında taşı deriz. Balıkesir'in kıyısında yer alan Altınoluk; sakin, zeytin ağaçlarıyla dolu bir tatil beldemiz. Mavi bayraklı plajları, oksijen deposu doğası ve uygun fiyatlı alternatif konaklama seçenekleriyle özellikle aileler tarafından hayli tercih ediliyor. Şimdiden yaz tatilini planlamak istersen Altınoluk'u listene alabilirsin. Altınoluk'a ulaşmanın en kolay yolu ise Edremit'e uçmak ve buradan aktarma yapmak. Marmaris Muğla'ya bağlı turizm cennetlerimizden. Türkiye'nin en güzel koylarına sahip bu güzel tatil beldesi; berrak denizi, antik kentleri ve konaklama seçenekleriyle yerli ve yabancı turistler tarafında da sürekli tercih ediliyor. Konaklamak için her şey dahil otelleri düşünüyorsan buradaki alternatifleri değerlendirebilirsin. Bu otellerde yaz için rezervasyon yapmanın da zamanıdır. Ailenle tatil yapmak istiyorsan burası tam sana göre! Marmaris'e ulaşmanın en kolay yolu ise Dalaman'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Arnavutluk, balkanların ucuz ve güzel ülkesi. Ülkenin hem sahilleri çok güzel, hem de tarihi turistik yerleri hayli fazla. Daha önce ucuz olduğundan bahsetmiştik değil mi? Üstelik vizesiz! Ailenle yurt dışında tatil yapmak istersen Arnavutluk'u kesinlikle listene almalısın. Hem konaklama hem de yeme içme konusunda cebini ve ruhunu mutlu edecek bir yer. Daha fazla bilgi almak istersen Hşşt! Burası Hala Keşfedilmedi: Arnavutluk Sahilleri yazımıza göz atabilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Tiran'a uçmak! Ülkemizin güzel komşularından Gürcistan, Karadeniz'in doğusunda yer alıyor. Nehirleri, köprüleri, sokakları ve yemekleriyle görülmesi gereken yerlerden biri. Bunların haricinde hem vizesiz gidebileğin yerlerden hem de hayli ucuz. Eğer ailenle seyahat planı yapmaya başlarsan yurt dışı seçeneklerini pahalı diye listene almazlık etme ve burayı mutlaka değerlendir. Çünkü yapacağın bütçeyle Türkiye'de yapacağın tatilden daha ucuza bir tatil yapabilirsin. Gürcistan'la ilgili daha fazla şey öğrenmek istersen Gürcistan Gezi Rehberi: Komşumuz Gürcistan Hakkında Bilgiler yazımızı okuyabilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Tiflis'e uçmak."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/ailece-kasim-ara-tatilinde-nereye-gidilir", "text": "- Ailece Seyahate Çıkmadan Önce Yapman Gereken Şeyler - Mardin: Yöresel Bir Güzergah - Antalya: Yaz Bitmemiş Gibi - Yedigöller: Sonbahar Renklerini Kucaklama Zamanı - Rize: Yaylaların Rüya Atmosferine Seyahat - Kapadokya: Uçan Balonlar Ülkesi - Paris, Fransa: Walt Disney'in Dünyasına Yolculuk - Saraybosna, Bosna Hersek: Ailece Vizesiz Seyahat - Londra, İngiltere: Eğlenceye Doyacak Potterheadler Aranıyor - Tiflis, Gürcistan: Çocukla Başka Güzel - Kopenhag, Danimarka: Disneyland'a Rakip Eğlence Durağı Okullar tatile girdikçe çıktığımız aile tatilleri, çocukluğumuzun en unutulmaz anılarını biriktirdiğimiz dönemleri oluşturuyor. Geçtiğimiz dönemlerde şubatta sömestir, yaz aylarında ise 3 ay süren yaz tatilleri vardı. Artık öğrencilerin tatil tarihleri değişti. Kasımda ara tatili, ocak sonunda yarıyıl tatili, haziranda da yaz tatili olarak üçe bölündü. Ailelere de bu dönemlerde çocuklarıyla birlikte keyifli vakit geçirme planlarını yapmak kaldı. 2023 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından birinci dönem ara tatil tarihleri 13-17 Kasım arası olarak açıklandı. O yüzden ara tatil için hafta sonunu da birleştirerek 9 günlük bir plan yapmanın tam zamanı. 2020, Covid-19'nun getirdiği kapanmalarla geçtiği için çocuklar da online derslere adapte olmaya çalıştı. Şimdi okullar açıldı, yüz yüze dersler de başladı. Hayat, tamamen normale dönmese de eski ritüellerimize sarılıp temkini de elden bırakmadan hala tatile çıkabiliriz. O zaman aileyle seyahati özlemişken kasım ara tatilini değerlendirebileceğin rotalara şöyle bir göz atalım. Ancak öncesinde ailece tatile çıkmadan dikkat etmen gereken şeyleri listeledik. Haydi başlayalım. - Bavulunu hazırlarken eşyalarını limitlere göre koy. Bilgi almak için bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. - Ailece seyahat ederken sürekli yanında taşımak isteyeceğin eşyalar olabilir. Bunun için büyük bir el bagajı tercih edebilirsin. - Mevsim artık sonbahar. Yanına mutlaka ağrı kesici, ateş düşürücü özelliği olan bir ilaç al ve vitaminlerini eksik etme. - Evden çıkmadan önce doğal gazı ve suyu kapattığından emin ol. - Buzluğunda bozulmaması gereken çok şey varsa elektriğini kesmek istemeyebilirsin, ama sen yokken elektrik giderse ve fark etmezsen ne olacak? Bunun için buz dolu bir bardağı buzluğuna koy ve üzerine madeni bir para bırak. Eğer siz yokken elektrikler kesilmiş ve uzun süre gelmemişse döndüğünde parayı bardağın ya da buzun içinde bulacaksın. Ona göre temizlik yaparsın. - Tatilden dönüşte kaosun içine düşüp yeni haftaya başlamak istemezsin. Bu yüzden yorgun ve mutlu döneceğini düşünerek evi toplu bırak. Mardin, güneydoğunun en güzel şehirlerinden biri. Taş evleri, sokakları, yemekleri ve kültürüyle hayli farklı ve ilgi çekici. Ailece dolu dolu bir şehir turu yapmak için uygun bir bölge. Yöresel ürünlerin olduğu çarşılarda alışverişler yapabilir, müzeleri ailece gezebilirsin. Yazın oldukça sıcak olan şehirde dolaşmak için kasım ayı mutlaka daha keyifli olacak. \"Mardin'den eşe dosta ne alınır?\" diye düşünüyorsan Bir Sonbahar Hatırası: Mardin Gezisi yazımıza göz atabilirsin. Yaz-kış tatil denince aklımıza Akdenizin güzel şehri Antalya geliyor. Yazı bitirmiş olsak da hala hava sıcaklıklarının diğer şehirlere göre daha yüksek olduğu bir yer. Üstelik hava biraz soğusa bile deniz henüz sıcak. Antalya'nın en çekici özelliklerinden bir diğeri de ailelerin kurtarıcısı olan her şey dahil otellerden çok fazla olması. Özellikle havalimanına yakın Lara-Kundu Oteller Bölgesi ya da Belek gibi yerlerde ailene ve cebine uygun bir konaklama tercih edebilirsin. Çocuklar için de eğlence tasarlayan bu tarz işletmelerde geçireceğin bir haftayı sadece dinlenmeye ve eğlenmeye ayırabilirsin. Sezon dışı olduğu için uygun fiyatla her şey dahil tatil yapmak mümkün. Bu tatile ulaşmanın en kolay yolu ise Antalya'ya uçmak. Ailece kamp yapma fikri hoş geliyorsa ve çadırınla göz göze geldiysen kamp zamanının geldiğini hemen hatırlatalım. Çocuklar için de unutulmaz bir anı haline gelecek bu kamp tatilini, mevsimin renklerini doyasıya yaşayabileceğin Yedigöllerde yapabilirsin. Doğal güzellikleriyle kalplerimizi çalan, binbir rengiyle peşinden sürükleyen bu bölgede ayrıca milli park da bulunuyor. Yedigöller Milli Parkı'nda ailece kamp yapabilir, balık tutabilir, anılarınıza anı ekleyebilirsin. Kamp yapmak sana göre değilse bu bölgeden vazgeçme, çünkü sonbaharın çok yakıştığı Yedigöllerde termal otellerde de konaklayabilirsin. Böylece bütün yorgunluğun sıcak şifalı sularla akıp gidebilir. Bu bölgeye ulaşmak için yapman gereken ise İstanbul'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Karadeniz'in bulut denizlerine gitmeye ne dersin? Rize'de çok sayıda yayla var. Üstelik bazı yaylalarda konaklayabilirsin de. Muhteşem manzaralara şahit olacağın Rize yaylalarında doğaya kapı aralamış olacaksın. \"Şimdi şehir hayatına biraz mola verip ailece doğaya kucak açma zamanı!\" diyorsan burası tam sana ve ailene göre. Daha önce Bulut Denizinden Yeşil Cennete: Rize'nin Yaylaları yazımızda bölgeyi detaylıca anlattık. Eğer merak edersen detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsin. Rize'de henüz bir havalimanı yok. Bu yüzden öncelikle Trabzon'a uçabilir, sonrasında buradan Rize'ye aktarma yapabilirsin. Kapadokya, ülkenin mutlaka görülmesi gereken en ilginç bölgelerinden biri. Uçan balonlar, Peribacaları, yeraltı şehirleri seni bir masalın içine bırakıverecek. Çocuklar için de eğlenceli olacak bu seyahat sırasında manzarasını izlediğin balonlara binebilir, bölgeyi hem yukarıdan hem de yürüyerek keşfedebilirsin. Daha önce Kapadokya'yı anlattık. Dilersen aşağıdaki yazılarımızı okuyabilir ve Nevşehir seyahatini buna göre planlayabilirsin. Kapadokya'ya gitmenin en kolay yolu ise Kayseri'ye uçmak ve oradan Nevşehir'e aktarma yapmak. Avrupa'nın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri olan Paris, aileler için de keyifle gezilebilecek duraklar arasında yer alıyor. Elbette Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi, Tuileries Bahçeleri şehirde mutlaka görülmesi gereken sembol yerler. Ancak Paris'in çocuklar ve içindeki çocuğu yaşatanlar için ayrı bir yeri var: Disneyland yani Euro Disney. Yaz aylarının da kalabalığı azalmışken rahat rahat gezebilirsin. Bir çizgi filmin içerisinde tatil yapmak istersen burada çocuğunla harika vakit geçirebilirsin. Bu bölgeye ulaşmak için yapman gereken tek şey Paris'e uçmak! Ailece yurt dışına gitmek istiyorsun, vizeyle de uğraşmak istemiyorsun. Ailenle yapacağın tatili güzelleştirmek için güzel bir seyahat önerimiz olacak. Ailece farklı bir deneyim yaşamak ve geçmişe doğru keyifli bir gezintiye çıkmak isterseniz Saraybosna'yı tercih edebilirsiniz. Köprüleri, çarşısı, doğal güzellikleri görülmeye değer. Seyahate biraz eğlence eklemek isterseniz Playland Eğlence Parkı'na gidebilir, havalimanına çok yakın bir bölgede bulunan Ilıca kasabasında doğanın içerisinde vakit geçirebilirsiniz. Bu bölgeye gitmenin en kolay yolu Saraybosna'ya uçmak. Parklar, bahçeler, müzeler... Londra'da ailece gezilecek çok yer var! Eğer dolu dolu ve eğlenceli bir yurt dışı seyahati istiyorsan Londra'yı seçebilirsin. Oyuncaklarla dolu bir dünyaya giriş için Hamley's mağazasını ya da Potterheadlerin aklını başından alan Harry Potter stüdyosunu ziyaret edebilirsin. Tatilini daha iyi planlayabilmek için daha önce hazırladığımız Eğlence Dolu Bir Gezi Arayanlara Özel: Çocukla Londra Seyahati yazımızı okuyabilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Londra'ya uçmak! Tiflis hem vizesiz hem de uygun fiyatlı bir tatil seçeneği. Ailece tatil yapmayı planlıyorsan çocuğunun da burada keyifli vakit geçireceğini söyleyebiliriz. Zaten yemyeşil bir sürü park var. Bunun yanı sıra Tbilikids Eğlence Merkezi de çocukların keyifli vakit geçireceği güzel bir alternatif. Dilersen Keyfigüzergah'tan Adım Adım Tiflis Rehberi başlıklı yazımızı okuyabilirsin. Tiflis hakkında ne bilinmelidir, nereler gezilir, nerede kalınır, ne yenir gibi bilgilere sahip olacaksın. Tiflis seyahati hem farklı bir kültüre yolculuk hem de rahat bir gezi vadediyor. Lezzetli Gürcü yemekleri de cabası. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Tiflis'e ucuz bir uçak bileti almak. Disneyland'a alternatif bir yer arıyorsan seni ve aileni Kopenhag'a doğru alalım. Çünkü burada bulunan Tivoli Bahçeleri büyük ölçüde Disneyland'ın oluşumuna ilham olmuş. Dünyanın en eski eğlence parklarından biri olan Tivoli Gardens ile sınırlı kalmayan Kopenhag'da bir de Experimentarium City isimli bilim merkezi bulunuyor. Burada bilim en eğlenceli şekilde sunuluyor. Experimentarium bilet fiyatları ile ilgili bilgi almak istersen Opening Hours & Prices Experimentarium sayfasını ziyaret edebilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'nin Az Bilinen Güzellikleri: Kalabalıktan Uzaktaki Rotalar yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/akli-fikri-havada-bir-hurkus", "text": "Vecihi Hürkuş (1896-1969), gerçek bir gökyüzü sevdalısı ve hayal kırıklığına karşı bağışıklık kazanmış bir uçak tasarımcısı. Pek Bilinmeyen hikayesi ise asla pes etmemek üzerine yazılan tozlanmış bir romandan farksız. Ertem Eğilmez'in 1977 yapımı \"Gülen Gözler\" filminde Şener Şen'in canlandırdığı sakar pilot Vecihi karakteri, Türkiye'nin ortak hafızasına kocaman bir tebessümle yerleşmiş tiplemelerden biridir. Ne var ki bu sevilen karaktere ilham verdiği düşünülen Vecihi Hürkuş'upek azımız tanır ve hikayesini bilir. Usta bir pilot olan Vecihi Hürkuş aynı zamanda birçok başarıya imza atmış fakat sonrasında hafızalardan silinmiş, girişken bir mühendistir. Vecihi Hürkuş'un hiçbir zaman rüzgarı arkasına alamaması bir yana, ceza hanesi de hiç boş kalmamıştır. yılında, savaştan geriye kalan Yunan uçaklarının malzemelerinden yararlanarak, VECİHİ K-VI'yı büyük bir hevesle inşa eden Hürkuş, uçuş izni için gerekli sertifikayı verecek bir teknik heyet oluşturulmasını talep eder. Teknik heyet kurulur ancak heyetin içerisinde uçağı kontrol edecek personel bulunmadığından sertifika bir türlü düzenlenemez. Heyet mensuplarından birinin de \"Vecihi, biz sana bu izni veremeyiz, uçağına güveniyorsan atla, uç, bizi de kurtar.\" demesiyle 28 Ocak 1925 tarihinde kendi yaptığı uçağıyla ilk uçuşunu gerçekleştirir. Vecihi Hürkuş uçuşu başarıyla tamamlasa da \"izinsiz\" uçtuğu için, ne heyet mensuplarını ne kendini ne de uçağını kurtarabilir. Bunun üzerine Hava Kuvvetleri'nden ayrılma kararı alır. Hürkuş daha sonra Milli Savunma Bakanlığı'nın Kayseri'de kurduğu TOMTAŞ fabrikasında çalışmaya başlar. Burada tekrar bir ilke imza atarak Ankara-Kayseri arasında ulaşım uçuşları gerçekleştirir. Bu uçuşlar Türkiye'nin ilk hava yolu seferleridir. Yapılan girişimler umut vadetse de TOMTAŞ kalıcı olamaz ve 1928 yılında iflas eder. Hürkuş bir kez daha hayal kırıklığına uğramıştır ama bir sonraki adımlarını planlamakta da gecikmez. Havacılıktan kopmaya hiç niyeti olmayan Hürkuş, Türk Hava Kurumu'ndaki eski görev yeri Teknik Şube'ye dönmeye karar verir. Bir yandan yeni uçak modelleri projelendirmeye de devam eder. Türkiye'nin ilk sivil uçağını inşa edecektir ve bunu yapmak için uygun bir yere ihtiyacı vardır. Yıllık iznini uzatarak İstanbul'a gelir ve Kadıköy'de bir keresteci dükkanının üst katını kiralar. Kurduğu dört kişilik ekiple beraber VECİHİ XIV'ün yapımını üç ayda tamamlar. 27 Eylül 1930'da Fikirtepe'den kalabalık bir grup ve basın mensuplarının önünde havalanır, uçuş başarılıdır. Sıra yine sertifika almaya gelir. Ankara'ya döner ve İktisat Bakanlığı'na başvurur. Yine sertifika verecek yetkili ve uçağın teknik özelliklerini ölçecek aletler bulunamaz. Ancak bu kez kolay pes etmeyecektir, uçağın yakın bir ülkede muayene edilmesi için izin alır. Yardımcısı Hamit Bey ile gözyaşları içinde uçağı parçalarına ayırırlar ve parçalar Prag'a gitmek üzere trene yüklenir. Ardından kendi de yola koyulur ve vardığında uçağı monte ederek eski haline getirir. Üç hafta süren testlerden sonra 23 Nisan 1931'de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, \"Yaşasın Türk Tayyareciliği\" yazılı bir pankartla onurlandırılarak uluslararası CINA belgesini alır ve dönüş yolculuğunu uçağıyla gerçekleştirir. Hürkuş, ülkeye döndükten sonra uçağının atıl kalmasını istemez ve Türk Hava Kurumu'yla bir bağış turnesi planlar. Ankara'dan başlayan turne, ziyaret edilen 13 şehrin ardından büyük başarıyla tamamlanır. Kurum şubeleri bağışlardan büyük fayda görmüştür. Tam da \"Her şey iyi gidiyor\" derken 3 Kasım 1931 tarihli telgrafla yardımcı makinisti Hamit'in işine son verildiğini öğrenen Hürkuş'un da uçuş tazminatı kesilerek VECİHİ XIV uçuştan men edilir. Bundan sonraki uçuşların Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilecek uçakla gerçekleştirileceği bildirilir. Bunun üzerine Hürkuş kurumla ilişkisini tekrar keser. Gerçekleştirdiği turnenin halkta havacılık sevgisi yarattığı kanaatindedir ve bir havacılık okulu kurmaya karar verir. 21 Nisan 1932'de İlk Türk Sivil Havacılık Okulu'nu kurar ve VSTM 12 öğrenciyle eğitime başlar. Hürkuş yine bir ilke vesile olacaktır çünkü öğrencilerden biri yakın gelecekte Türkiye'nin ilk kadın pilotu olacak Bedriye Gökmen'dir. Toplamda ikisi kadın altı öğrenci tek başlarına başarılı uçuşlar yapar hale gelir ve İstanbul semalarında bir gösteri uçuşu gerçekleştirirler. Ne var ki öğrencilerin diplomalarına denklik alınamaz ve ekonomik güçlüklerin de baş göstermesiyle okul kapanır. 1937 yılına kadar birçok uçak inşa etmiş olsa da uçak mühendisliği eğitimi yoktur. Bu konuya eğilme zamanı gelmiştir. 1937 yılının sonbaharında Almanya'ya gider. Weimar Mühendislik Mektebi'ne ihtisas sınıfından başlatılır ve 27 Şubat 1939'da Uçak Makine Mühendisliği Bölümü'nden mezun olur. Geri döndüğünde yine tatsız bir sürprizle karşılaşır; Bayındırlık Bakanlığı'na uçak mühendisliği ruhsatnamesini almak için başvurduğunda, \"İki yılda mühendis olunmaz,\" gibi bir gerekçeyle geri çevrilir. Uzun uğraşlar sonucu diplomasını Danıştay'a onaylatarak kabul ettirir. İşine döndüğünde ise o günlerde sadece kuşların uçtuğu Van'a atanır. Bir kez daha işinden ayrılır. Artık havacılıkla değilse de kurumlarla ilişkisini kesmiştir. 1942 yılında \"Vecihi Havada\" isimli bir kitap yazar ve 1948'de \"Kanatlılar\" adlı dergiyi yayımlar. Her şeye rağmen aklı fikri havada olan Hürkuş, havadan zirai ilaçlama, uçakla reklamcılık gibi işlerle ilgilenir. 1954'te ilk Türk sivil hava yolu şirketi olan HÜRKUŞ Hava Yolları'nı kurar ve şirket yaşanan türlü talihsizlikler sebebiyle 1965 yılında kapanır. Tüm ömrünü tutkusu olan havacılığa adayan Vecihi Hürkuş hakkında anlatılabilecek şeyleri bu sayfalara sığdırmak mümkün değil. Pes etmeyen, küsmeyen, isyan etmeyen bu çalışkan insan hayal etmekten ve yaratmaktan asla vazgeçmemiş. Yaşamının son döneminde bir yandan ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşurken bir yandan anılarını kaleme alan Hürkuş, insanoğlunun Ay'a doğru yola çıktığı 16 Temmuz 1969'da hayata veda eder. Hürkuş'un girişimleri günümüze taşınamamış olsa da ardında bıraktığı hikayesi, en az yaptığı işler kadar değerli bir miras. Bugün, anısını yaşatmak için çabalayan Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği, bu mirası daha çok insanla paylaşmak için 2007 yılından bu yana şevkle çalışmaya devam ediyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/alacati-da-gezilecek-yerler", "text": "- Alaçatı Nerede?Nasıl Gidilir? - Alaçatı'da Fotoğraf Çekilecek Yerler: \"Like\" Garanti! - Alaçatı'nın Keyfini Çıkarmak İçin Gidilecek En Doğru Zaman - Alaçatı'da Gece Hayatı Nasıldır? - Alaçatı'da Denize Girmek İçin En Güzel Yerler - Alaçatı'da Çocuklar için Uygun Yerler - Alaçatı'ya Yakın Gezilecek Yerler - Alaçatı'da Mutlaka Yapman Gerekenler - Alaçatı'da Ulaşım Nasıl Sağlanır? Alaçatı'da gezilecek yerler denilince insanın aklına ilk olarak Instagram'daki gönderiler geliyor. Birbirinden güzel butik otelleri ve hediyelik eşya dükkanları ile dar sokaklarında mükemmel arka planlar sunan bu rota, aynı zamanda yel değirmenleri ve Alaçatı Ot Festivali ile de pek ünlü. Türkiye'nin son yıllarda en popüler destinasyonları arasında yer alan Alaçatı, her zevke hitap eden bir bölge. Sakin ve huzurlu bir tatil beklentin mi var? Kasabanın sakin köşelerinde muhteşem manzaraların tadını çıkarabilir, huzurlu plajlarında güneşlenirken en sevdiğin yazarın betimlemeleri ile hayal dünyana dalabilirsin. Adrenaline doyamıyor musun? Alaçatı'yı ünlü yapan etkinliklerden bahsedelim sana. Mesela rüzgar sörfü! Lavanta kokulu dar sokaklar, rengarenk pencereli şirin cumbalı evler, Arnavut kaldırımlı yollar, ev yapımı organik lezzetlerin sunulduğu sevimli restoranlar ve asma yaprağı, lavanta gibi güzelliklerle süslenmiş kafeler... Kasabanın merkezinde seni bunlar bekliyor. Sahillerde ve merkezin dışına çıktığında ise mükemmel bir doğa! İzmir'in Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı, Ege Bölgesi'nde yer alıyor. Çeşme'ye 3 kilometre uzaklıktaki bu tatlı kasaba; İzmir şehir merkezine 79, Adnan Menderes Havalimanı'na ise 85 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Alaçatı'ya gitmek için İzmir kalkışlı otobüsler tercih edilebilir. Başka şehirlerden yola çıkacaklar için en hızlı ve pratik yöntem ise hava yolu seyahati. Zaten uçak bileti fiyatlarına nereden bakacağını biliyorsun. Sana uyan bir saate ucuz İzmir uçak bileti bulabilirsin. Uçuşun tamamlandıktan sonra Adnan Menderes Havalimanı kalkışlı HAVAŞ veya taksileri kullanarak İzmir'in en güzel yerlerinden biri olan Alaçatı'ya gidebilirsin. Kendine araç kiralamayı düşünüyorsan da Pegasus araç kiralama servisine göz atabilirsin. Havalimanından Alaçatı'ya geçmeden önce de vaktin varsa bir gezi planlayabilirsin. Ne de olsa İzmir'de yapılacak aktiviteler çok! Alaçatı'da Fotoğraf Çekilecek Yerler: \"Like\" Garanti! Alaçatı'da gezilecek yerler listesinde birçok fotoğraf çekilebilecek mekan var. Hazırsan başlıyoruz. Hacımemiş'ten Kemalpaşa'ya doğru ilerlerken kimisi rengarenk, kimisi daha mat tonlarla tasarlanmış birçok taş ev göreceksin. Bu sokaklarda yüzlerce beğeni alabileceğin fotoğraflar çekebilirsin. Alaçatı'da en iyi gün batımı manzaraları nerede? Güneş en çekici haline bürünürken manzara fotoğrafları çekmek istersen dört tane yel değirmeninin bulunduğu tepeye çık. 19. yy'den kalma bu yel değirmenleri, özellikle güneş batarken bir silüet haline geliyor ve büyüleyici bir seyir keyfi sunuyor. Bu seyir keyfini fotoğraflamak istersen çevrede birçok yüksek nokta var. Alaçatı her mevsim güzel bir güzergah. Deniz tatili yapmayı planlıyorsan yaz aylarını tercih edebilirsin. Eylül ve ekimde de deniz hala ılık, okullar açıldıktan sonra kısa bir yaz etkili tatil yapabilirsin. Çeşme'nin en hareketli kasabasında gece gezmelerine çıkmayı planlayanlar için çok güzel bir haberimiz var: Alaçatı eğlenmek için en çekici adreslerden biri! Sahil boyunca uzanan mekanlarda manzaraya karşı soğuk içecekler içilirken merkezi yerlere konumlanmış gece kulüplerinde de insanlar dans edip sosyalleşiyor. Cafe Plaza: 80'ler ve 90'lar Türk pop müziklerinin çaldığı sevimli bir bistro. Buradaki lezzetli yemekleri soğuk içeceklerle daha keyifli hale getirebilirsin. Veranda: Sahil kenarında eğlenmek ve denizden gelen esintilerin eşliğinde manzaranın tadını çıkarmak istersen bu mekan tama sana göre. Single Fin Yellow: Elektronik müziğe ilgin varsa sabaha kadar keyifle eğlenebileceğin, Deep House müziğin içinde kaybolabileceğin ve sabaha doğru \"chill\" tınlar duyabileceğin bir yer önerisine açıksan Single Fin Yellow ismini unutma. Çeşme'deki birçok plaj ücretli. Doğal olarak Alaçatı'da da öyle. Özellikle biraz trend bir plaja gidersen giriş, otopark, şezlong ve içeride aldığın şeyler ile beraber günlük masrafın yüksek çıkabilir. Bu nedenle bir yere gitmeden önce hakkında araştırma yapmak cebin için yararlı olur. Ilıca Plajı: Kum plajı ve temiz denizi ile Ilıca, ücretsiz plaja girmek isteyenlere hitap ediyor. Ilıca'da halk plajı olduğu kadar ücretli plajlar da mevcut. Seçim senin! Babylon Aya Yorgi Plajı: Hayvansever işletmelerden olan Babylon Aya Yorgi Plajı ücretli. Buradaki tüm ziyaretçilere özen gösteriliyor. Delikli Koyu: Mükemmel manzarası ile dikkat çeken Delikli Köyü, merkezden biraz uzak olsa da çakıllı plaj sevenler için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Günizi Beach: Kumluk sahili ve uygun fiyatları ile ailece gidilebilecek bir yer olan Günizi Beach, sığ deniz tercih edenler için ideal. Yaz tatili çocukların eğlenmek için iple çektikleri bir dönem. Tatil için Alaçatı tercih edildiyse çocukların da eğlenmesini sağlamak çok kolay. Bunun için aquapark'ları ve plajları tercih edebilirsin. Bazı plaj işletmeleri çocuklara özel yaratıcı atölyeler bile düzenliyor. Eğlencenin haricinde biraz da güvenlik diyorsan yüzmek için denizi sığ olan Ilıca Plajı'nı tercih edebilirsin. Konaklamak için de çocukları düşünen aile otelleri mevcut. Şifne: Alaçatı'ya yakın bir şifa merkezi olan Şifne'de hem çamur banyosu hem de kaplıca banyoları bulunuyor. Alaçatı kadar popüler olmayan Şifne, keşfe açık bir yer. Berrak koyları ve tertemiz doğasıyla seni bekliyor. Germiyan Köyü: Yöresel bir yer ziyaret etmek istersen Germiyan Köyü bunun için en uygun durak. Köy halkı mevsim sebzeleri yetiştirip ekşi mayalı lezzetli ekmekler pişiriyor. Geleneklere uygun yaşayan bu köyde lezzete ve misafirperverliğe doyacaksın. Dilersen burada da denize girebilirsin. Çeşme Sahili: Alaçatı'da tatil yapıp Çeşme'ye uğramadan olmaz. Yaz akşamlarının rotasını hafif esen huzurlu bir deniz kenarı sohbetine bırakmak, canlı müzik dinlemek ya da hediyelik eşya bakmak istersen Çeşme sahiline gidebilirsin. Gerence Körfezi: El değmemiş ve ücretsiz bir kamp alanı arıyorsan Gerence Körfezi'ne mutlaka uğramanı öneririz. Balık tutmayı da seviyorsan burası tam bir cennet. Burada herhangi bir tesis yok. Bu sebeple hazırlıklı gelmeni ve doğa harikası yerin tadını çıkarmanı öneririz. - Macera ve su sporlarını seviyorsan rüzgar sörfünü kesinlikle deneyimle. - Deniz Pide'de kuşbaşı-kaşarlı pidenin tadına bakabilirsin. - Alaçatı damla sakızının merkezlerinden biri. Sakızlı dondurma, sakızlı muhallebi ve sakızlı ne varsa tadabilirsin. - Zeytinyağlı mezeler ve özellik kabak çiçeği dolması da tatman gereken lezzetler arasında. - Arnavut kaldırımlı, rengarenk çiçeklerle donatılmış sokaklarında fotoğraf çekebilirsin. - Kumrunun anavatanı olan Çeşme'ye uğrayıp bir kumru yiyebilirsin. - Alaçatı'nın simgesi olan yel değirmenlerini ziyaret edebilirsin. Alaçatı'nın şehir merkezi hayli küçük, sokakları dar. Bisiklet kiralayarak ya da yürüyerek istediğin yerleri ziyaret edebilirsin. Çeşme-Alaçatı arasında sefer düzenleyen minibüsler 08.00-22.00 saatleri arasında 10 dakikada bir kalkıyor. Son minibüs ise 00.00'da. Minibüslerle ilgili güncel bilgiyi Çeşme Şoförler Odası Instagram hesabı üzerinden alabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Kentlerin Doğasını Yürüyerek Keşfet yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/alisverisin-nostaljik-hali-berlindeki-en-iyi-ikinci-el-dukkanlari", "text": "- Humana Secondhand & Vintage: 50'lerden 90'lara Modanın Kalbi Burada Atıyor - Repeater: Vintage Kıyafetler Arayanlara Özel - PickNWeight Vintage Kilo Store: Kiloyla Giysi Almaya Ne Dersin? - Made in Berlin: Alışverişte Pazarlık Sevenlere Özel - Paul's Boutique: İstediğini Bulmak İçin Araman Lazım - Ironic Gallery: Pahalı Markaların İkinci El Ürünleri Berlin! Sende bizi çeken bir şey var! Bohem havan mı, yaşanmışlıkları derinden hissettiren sokakların mı bilmiyoruz. Berlin'in en harika şeylerinden biri ise bir sürü ikinci el dükkanı bulunması. Burada kiloyla ikinci el ürün alabileceğini biliyor musun? Hem vintage hem şık pek çok farklı ürün bulabilirsin. İyice bir karıştırman ve ortama karışman lazım. Bu karışımı sağlamak için sana farklı öneriler hazırladık. Haydi, Berlin sokaklarında dolaşalım ve ikinci el dünyasının kalbine doğru yol alalım. \"Berlin'deki en iyi ikinci el eşya mağazası nerede?\" diye soracak olursan cevaplamak biraz zor olabilir, çünkü çok fazla var. Ayrıca ikinci el mağazalarında sürdürülebilir ve benzersiz alışveriş söz konusu olduğunda Berlin'de işler yolunda! Öyleyse hadi Berlin'de tasarruf turuna ve sokak modasına doğru yola çıkalım. Senin için seçtiğimiz en iyi ikinci el dükkanlarının şöyle bir tozunu attıralım! Ucuz Berlin uçak biletini aşağı bırakıyoruz. Bir de yurt dışına çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutmamanı öneriyoruz. \"Modayı takip etmem, moda beni takip etsin!\" diyorsan, fast-fashion ürünlerden sıkıldıysan ve ikinci el piyasasına düşman değilsen sana güzel bir yer öneriyoruz: Humana! Berlin'e geldiğinde mutlaka karşına çıkacaktır, çünkü şehrin 9 farklı yerinde şubesi bulunuyor. Yapman gereken tek şey kendine uygun parçalar bulana kadar vazgeçmemek. Fiyatları da çoğu mağazaya göre hayli uygun. Neler sattıklarına göz atmak istersen HUMANA Secondhand Vintage Fashion web sayfasını ziyaret edebilirsin. Adres: Şubelerin tamamının adresine HUMANA Secondhand & Vintage Shops in Berlin şubeleri web sayfasından ulaşabilirsin. 1940'lı yıllarda eczane olarak açılan ve seneler içerisinde ikinci el vintage dükkanına dönüşen Repeater, ismini Fugazi müzik grubunun plağından alıyor. Berlin'e geldiğinde mutlaka uğraman gereken ikinci el butiklerinden biri olan Repeater aynı zamanda özenle seçilmiş geniş bir vintage koleksiyonuna sahip. Ayakkabıdan aksesuara, kot pantolondan elbiselere pek çok farklı ürün bulabilmek mümkün. Üstelik bu ürünlerin hepsi nizami bir şekilde sergileniyor. Uygun fiyatlı bir şeyler bulmak için ürünlere detaylıca bakman yeterli. Dilersen pazar günleri hariç her gün 12:00 20:00 saatlerinde ziyaret edebilirsin. Ürünlerine göz atmak istersen Repeater|Berlin sayfasına da bakabilirsin. Kiloyla kıyafet almak daha önce aklına gelmiş miydi bilmiyoruz, ama PickNWeight bu alışveriş için harika bir yer! Berlin ikinci el eşya satışında bambaşka bir dünya olduğu için böyle farklı satış türleriyle karşılaşmasak olmazdı. Burada hem vintage kıyafetler hem de farklı ülkelerden gelen ilginç aksesuarları bulabilirsin. Sadece Berlin'de 4 dükkanı bulunan PickNWeight; Londra, Hamburg, Köln ve Münih'te de farklı şubelere sahip. Gezilerin sırasında dükkanları kıyaslama yolculuğuna çıkmak istersen aklında bulunsun. Kreuzberg ve Schöneberg'de fiyatlar şehir merkezine göre daha uygun, haberin olsun. Sattıkları ürünlere şöyle bir göz gezdirip fiyatları hakkında bilgi sahibi olmak istersen PickNWeight web sayfasını ziyaret edebilirsin. Made in Berlin, PickNWeight'in ürünlerin teker teker fiyatlara sahip olduğu tek mağazası. İki katlı geniş bir alanda hem kadınlar hem de erkekler için çeşit çeşit ikinci el ürünler satan bir alana sahip. Elbette eşsiz vintage ürünler de bulmak mümkün. Bu dükkanı ziyaret ettiğinde renklerine göre ayrılmış vitrinlerde çiçekli elbiseler ve kovboy çizmeleriyle karşılaşacaksın. Şıkır şıkır gece kıyafetlerini de görürsen şaşırma. Genelde küçük beden ürünler bulunsa da büyük beden ürünler bulmak için şansını deneyebilirsin. Burası da pazar günleri hariç her gün açık. - Berlin'e gelirsen mutlaka uğra. - Uğrarsan mutlaka pazarlık yap. %20'ye kadar indirim kapabilirsin. Alışveriş yapmayı seven bir gezginsen pazarlık konusunda iyi olduğuna emin gibiyiz. Haydi, iyi alışverişler! Berlin'deki en i yi i kinci el dükkanları listemizde şimdi sıra Paul's Boutique'de. Bu işletmede biraz kaos olduğunu söyleyebiliriz. Bir düzen yok, evet. Aradığını bulmak zor, evet. Ancak çok şey var. Kaosun içine atıp gizlenmiş bir güzelliğe ulaşmak istersen bu dükkanı ziyaret edebilirsin. Berlin'in bohem havasına kaotik bir duruş ekleyen bu ikinci el dükkanı senin için bir cennet de olabilir, kriz durağı da. Özellikle çeşit çeşit renkli ayakkabılar için ziyareti hak ettiğini söyleyebiliriz. Dilersen Paul's Boutique sayfasını ziyaret ederek daha fazla bilgiye ulaşabilirsin. Ironic Gallery, birinci sınıf markalardan özenle seçilmiş eski parçalar satan ikinci el dükkanı. Günümüz modasına uygun ürünler de bulabileceğin bu dükkanda retro güneş gözlükleri de görebilirsin. Ironic Gallery'nin sanatsal yayınlarını da mutlaka incelemeni öneriyoruz. 12:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edebileceğin dükkan pazar günleri kapalı. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Berlin Soğuklarına Katlanmamızı Sağlayan 7 Sebep yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/alplerde-gecen-filmler", "text": "Kışın en güzel yanı bembeyaz kar manzaraları. Yağan karla birlikte ağaçların, evlerin, sokakların Monet tablosuna dönüştüğü kış mevsimi en çok manzara sevenleri mutlu ediyor. Dünyamız görkemli dağlarla çevrili. Alp Dağları da kuşkusuz en güzel manzaraları eteklerinde saklayan yerlerden biri. İsviçre, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya'ya uzanarak büyüleyiciliğiyle geniş bir coğrafyada yer alıyor. Film izlemenin büyüsüyle muhteşem dağ manzaralarının olduğu mekanlar birleşince de seyir zevki yüksek keyifli anları yaşamak kalıyor. Hal böyle olunca bize de Alplerde geçen filmleri görüp hayallere daldıran seyahat rotalarını senin için derlemek düşüyor. Seyahat planını yaparken ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre haydi yazımıza İsviçre Alplerinden başlayalım. İsviçre Alpleri, gerçekliğini sorgulatacak cinsten güzelliğe sahip bir yer. Dağ manzaralarının güzelliğinin haricinde aynı zamanda ilham veren topraklar da diyebiliriz burası için. Çünkü JRR Tolkien'in gençken İsviçre Alplerinde bulunan Lauterbrunnen Vadisi'nde yaptığı yürüyüş, Ayrıkvadi için bir ilham kaynağı olmuş. Orta Dünya evreninde barışın ve güzelliğin simgelendiği yere ilham olan bir yerin ne kadar büyüleyici olduğunu anlatmaya gerek var mı? Tabii ki var, çünkü bu büyüleyici yerin bilinmesi ve mümkünse görülmesi gerekiyor! Keşfedilecek çok fazla yeri olan bölgede yürüyüş için rehberli turlar düzenleniyor. Turlar için Alpine Hikers web sitesini ziyaret edip bilgi alabilirsin. İsviçre Alpleriyle ilgili detaylı bilgi almak istersen de İsviçre Alplerinin Büyüleyici Zirveleri: Zürih Gezisinde Yapılacak Şeyler yazımıza göz atabilirsin. Bu bölgeye yapacağın seyahat sadece yeni yerler görüp keşfetmenin haricinde doğanın ortasında bambaşka duygular yaşamanı da sağlayacak. Türkçeye \"Ve Perde\" olarak çevrilen Clouds of Sils Maria hem İsviçre hem de İtalya Alplerinde geçiyor. Kristen Stewart'a Fransa'nın Oscar'ı olarak bilinen Cesar'da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandıran filmin yönetmeni ve yazarı ise Olivier Assayas. Filme ismini veren Sils Maria ise İsviçre'nin yüksek bölgelerinde bulunan köylerden biri. Sisli ve karlı Alpler, çimenli yamaçlar filmde sıkça rastlayacağın görüntüler arasında yer alıyor. Sils Maria köyü sadece filme değil, aynı zamanda Alman filozof Nietzsche'nin 1880'li yıllardaki günlerinin bir kısmına ev sahipliği yapmış. Nietzsche uzun yürüyüşlerini burada gerçekleştirip migren ağrılarına derman aramış ve yazılarını yazmış. Kaldığı yeri de müze haline getirmişler. Gidersen mutlaka ziyaret etmelisin. Nietzsche'ye ve Clouds of Sils Maria filmine ilham veren bu bölgeye gelip hayatının en ilginç deneyimlerinden birini yaşamak istersen yapman gereken şey Zürih'e uçmak ve buradan aktarma yapmak. Sanat filmi ve İsviçre Alplerinin tutkunları; sizi perdenin başına davet ediyoruz. Paolo Sorrentino imzalı Youth filmi hem yaşlılık hem gençlik duygularının paylaşıldığı, estetik açıdan muhteşem görüntüler sunuyor. Film, Michael Caine ve Harvey Keitel'ın hayat verdiği iki yakın arkadaş olan Nick ve Fred karakterlerinin çıktıkları tatilde, geçmiş ve geleceği sorgulamalarını konu ediniyor. Filmde İsviçre Alplerinin muhteşem manzarasını görmek \"keşke orada olsam\" hissini veriyor. Filmi izlediğinde kartpostal gibi bir doğa görüntüsü, arınma hissi ve tüm görkemiyle fonda yerini koruyan İsviçre Alpleri şüphesiz seni kendine çekecek. Bu davete icabet etmek istersen seyahat falında Zürih'e doğru yapacağın bir uçak yolculuğu var! Heidi! Çocukluğumuzun unutulmaz çizgi filmi. Clara, Peter, Heidi ve dedesi sayesinde İsviçre'nin Alpleriyle tanıştığımız ilk görsel dünya. Mainfeld köyü yamacında çimenlerde seken küçük kızı görüp bambaşka yerler olduğunu keşfettiğimiz ilk anlardan biri. Heidi, \"Anlatılan yerler gerçekten de var!\" dercesine İsviçre'nin muhteşem doğasında beyazperde aracılığıyla birkaç kez ete kemiğe büründü. Heidi Village olarak tanınan Ober Rofels'i ziyaret edersen Heidi'nin dünyasını görme şansın olabilir. Çizgi filmde gördüğümüz mekanlar ve eşyalar birebir olarak sergileniyor. Heidi'nin evi mart ve kasım ayları arasında ziyarete açık. Diğer aylar için Heididorf web sitesi üzerinden rezervasyon yaptırabilirsin. Çocukluğuna bir selam vermek istersen Zürih'e uçup bir tren yolculuğuyla bu bölgeye ulaşabilirsin. İtalya denince gözümüzde hep deniz, hep güneş canlanıyor. Oysa yazın tüm coşkusunu taşıyan sahillerin diğer tarafında; kışın sakinliğini, doğanın büyüleyici güzelliğini yansıtan Kuzey İtalya var. Bu konuda İsviçre kadar popüler olmasa da Alplerin sere serpe uzandığı Kuzey İtalya, bu zamana kadar pek çok filme ev sahipliği yaptı. En son misafir ettiği film seti ise House of Gucci oldu. Ünlü moda markası Gucci'nin çalkantılı aile hikayesinini konu alan film, İtalyan Alplerinde çekildi. House of Gucci filmi, İtalyan Alplerinin en gözde yerlerinde batıda Aosta Vadisi'nden doğuda Dolomitlere kadar olan bölgede sık sık doğa manzaralarına da yer veriyor. Filmi izledikten sonra şaşaalı hayatların ve entrikaların arka planındaki dağlar, seyahatine ilham olacak. Üstelik sadece Alplerin değil, Avrupa'daki dağların da en yüksek noktası, 4.807 metre yükseklikteki Mont Blanc'ın İtalyan sınırlarında muhteşem bir kayak pisti de mevcut. Ekstrem sporları ve muhteşem manzaraları seviyorsan burası tam sana göre! Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Cenevre'ye uçmak ve buradan aktarma yapmak. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Münih'ten Dolomit Dağlarına başlıklı yazımızı okuyabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/amsterdam-micropia-muzesi", "text": "Amsterdam'ın özgürlükler şehri olduğu aşikar. Dünyanın birçok yerinden gezginler, kozmopolit yapısı, esnek politikaları ve Avrupa'nın ünlü kulüplerini bünyesinde barındıran Amsterdam gece hayatı için buraya geliyor. Evet, Amsterdam'ın sunduğu çılgın eğlenceleri göz ardı etmek olanaksız fakat bu şehrin kesinlikle kaçırılmaması gereken bir bilim ve kültür yönü de var. Müze kelimesini duyunca sıkılanlardansan Amsterdam senin kişiliğini değişecek diyebiliriz. Neden böyle diyoruz? Amsterdam'ın gezilmesi gereken müzeleri bir başka da ondan, görmeden bilemezsin! Amsterdam'a gitmenin en ucuz yolu tabii ki Pegasus'tan geçiyor. Amsterdam uçak biletini ne kadar erken rezerve ödersen tatil bütçen o kadar ekonomikleşiyor; ekonomik uçak biletini şimdiden ayır ve sonra buraya dön. Sana hayatında görüp görebileceğin en ilginç müze olan Micropia'dan bahsedeceğiz. Micropia nedir sorusunun en basit cevabı, mikro organizmaların dünyasını içeren bir müze olduğu ve farklı odalara kurulmuş mikroskop ve ekran sistemleri sayesinde en küçük canlının bile burada görülebildiği. Amsterdam'da yapılması gereken şeylerin ilk sırasına bile Micropia'yı koyabilirsin; kendini standartların dışında ve bilgiye aç bireylerden sayıyorsan. Görsel Micropia resmi Facebook sayfasından alınmıştır. Micropia, Amsterdam'ın merkez bölgesinde, Artisplein'e konumlanmış. Toplu taşımayı kullanarak gideceksen merkez istasyondan 9 ve 14 numaralı tramvaya bin \"ARTIS\" durağında in. Bu durakta görevlilere sorarak müzenin yerini öğrenebilirsin. Yeni Bir Bakış Açısı Kazanacaksın: Tek hücrelilerin dünyası, bildiğin her şeyden çok farklı; çok daha ilginç. Milyonlarca türü olan mikropların yapıları, rutinleri ve görünümleri sana yeni bakış açıları kazandıracak. Sağlık, bilim, gıda ve geri dönüşüm konusunda bildiğimiz birçok şey; gelecekte mikroplar sayesinde değişecek gibi görünüyor. Amsterdam Micropia gezisiyle sen de bu gelişimin ön sırasında duranlardan olacaksın. Görsel Micropia resmi Facebook sayfasından alınmıştır. -Bir yerlerde inanılmaz bir şey, keşfedilmeyi bekliyor. Avrupa'nın En Yenilikçi Müzelerinden Birini Keşfetmiş Olacaksın: Şimdi dürüst olalım, bir şeyi \"ilk\" keşfetmenin hazzı çok başka. Dünyada milyarlarca insan ve sayılamayacak kadar çok mikrop varken sadece tek bir mikrop müzesi var, o da Micropia. Görsel Micropia resmi Facebook sayfasından alınmıştır. Mikropların Gücünü Keşfedeceksin: Soluduğun oksijeni, sadece bitkilerin üretmiyor. Dünyadaki oksijen karbon döngüsünün yarısını mikroplar yapıyor! Micropia'da seni bu tür aydınlatıcı bilgilerden çok daha fazlası bekliyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/aradigin-refah-seviyesi-burada-nordik-bebek-kopenhag", "text": "- Mutluluğun Formülü: Hygge! - Kopehag'a Ne Zaman Gitmeli? - Kopenhag'da Ulaşım - Kopenhag'da Nerede Konaklanır? - Kopenhag Harcama Maliyetleri - Kopenhag'da Yapılacak En İyi Şeyler - Kopenhag'da Nerede Ne Yiyelim? - Çocukla Kopenhag'da Neler Yapalım? - Kopenhag'ın En Fotoğrafik En Renkli Caddeleri Kopenhag, İskandinav Yarımadası'nın eşsiz parçalarından biri. Aynı zamanda dünyanın en mutlu şehirlerinden. Ücretsiz kamu hizmetleri denildiğinde burası tüm dünyanın parmakla işaret ettiği bir şehir. Hal böyle olunca burası yaşanılacak en huzurlu şehirlerden biri oluyor. Her şeyin \"en\"i desek yeri. Refah seviyesi çok yüksek, dünyanın en temiz şehirleri arasında. Geri dönüşüme ve sıfır karbona önem vermesi de cabası! Dünyanın en mutlu insanları olarak gösterilen Danimarkalılar ise dost canlısı ve sakin yapılarıyla nam salmış. Hayatlarında sağlıklı beslenme ve spor olmazsa olmaz. Koşu yapmayan bir Kopenhaglı göremezsiniz. Bu nedenle erken yaşta ölüm oranı da düşük. İmkanlarının yanı sıra sakinlerinin de sıcak kanlı olması şehrin huzurlu bir yer olması için gereken tüm etkenlerin bir arada olmasını sağlıyor. Tüm bu özellikleriyle huzur bulmak için seçilecek şehirlerin başında geliyor. Kopenhag senin için yaklaşan bir seyahat noktası ise veya yapılacaklar listen için ilhama ihtiyacın varsa okumaya devam et. Çünkü senin için detaylı bir Kopenhag seyahat rehberi hazırladık. Eğer henüz seyahatini planlamadıysan da ucuz uçak biletini nerede bulacağını biliyorsun. Kopenhag'a gelmişken günübirlik İsveç'in Malmö şehrine gidebilirsin. Danimarka'yı İsveç'teki bu şehre bağlayan Oresund Köprüsü'nü geçmek sadece 20 dakika sürüyor. Danimarkalıların mutluluk sırlarından birisi bu felsefe aslında. Mumlar, hoş kokulu bir ortam, paylaşılan dostluklar, kaliteli ama sade bir yaşam, uzun yemek muhabbetleri, sıcacık bir battaniye... Kısacası kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan hayatın tüm basit zevklerini kapsıyor bu kavram. Önemli olan küçük mutluluklara odaklanarak yaşamak. Pek tabii sistem onları zaten üzmüyor, koruyup kolluyor; adamların kafaya takıp dert edeceği hiçbir sorun yok. Kısacası gösterişten uzak durup o anların değerini bilmek, o anları bilinçli olarak hissetmek, yatıştırıcı ve zarif şeylerden keyif almayı öğrenmek anlamına geliyor; çünkü bu anlar ne kadar çoğalırsa mutluluk da o kadar artıyor. Kış aylarında Kopenhaglıların hygge ruhunu yaşamak çok daha kolay. O atmosfere hemen bürünüyorsun. Ama kışın Kopenhag'da hava 15:00'da kararır, 19:00'dan sonra çıt çıkmaz. İnanamazsın. Daha sıcak havaların ve daha uzun günlerin peşindeysen Kopenhag'ı ziyaret etmek için en iyi zaman nisan, mayıs ve eylül aylarıdır. Kanalda suya girenler, parklarda ve çimlerde güneşlenenler... Tamamdır işte, enfes bir keyif seni bekliyor. Kopenhag minik bir şehir ve yürüyerek gezmek için müsait. Herhangi bir ara sokağında görmen gereken birçok ev var. Toplu taşıma konusunda ise kusursuz. Metro ile istediğin her yere pıt pıt gidersin. Toplu taşıma sistemi verimli, ama yürüyerek dolaşmak çok keyifli. Metro veya tren kullanmaktan daha çok yürümek zorunda kalabilirsin. Havalimanından şehir merkezine ulaşım: Havalimanına iner inmez ücretsiz wifiden güzel bir şey var mı? Rahatça kontrollerini yap ve pasaport kontrole ilerle. Havaalanından şehir merkezine en hızlı şekilde metro ya da trenle gidebilirsin. Hem metro hem de tren, Terminal 3'ten çalışıyor. Dümdüz yürümen yeterli. Otobüsler de Terminal 3'ün hemen dışında. Otobüs: Kredi kartınla tek kullanımlık bilet alabiliyorsun. Otobüslerde nakit para da geçerli, bilgin olsun. Hatta belki de nakit parayı kullanacağın tek yer otobüsler. Ancak belediye otobüsleri, Kopenhag'ın metro ve yerel trenlerini de işleten toplu taşıma şirketi DOT tarafından işletiliyor. Havalimanındaki otomatlardan satın alınabilen biletler, yerel trenlerde ve metroda da geçerli. Kopenhag'da düzenli olarak toplu taşıma kullanacaksan 24 veya 72 saat sınırsız seyahat için geçerli bir City Pass satın alabilirsin. Taksi: Hem Terminal 1 hem de Terminal 3'ün hemen dışında taksiler bulacaksın. Taksi ile şehir merkezine ulaşım yaklaşık 20-30 dakika sürüyor ve trafiğe bağlı olarak 250-350 DKK civarında tutuyor. Otobüs: Havalimanından Kopenhag Merkez İstasyonu'na otobüsle de ulaşabilirsin. 5C numaralı otobüsle gideceksin ve yaklaşık 35 dakika sürüyor. Otobüs durağı, Terminal 3'ün hemen dışında. Toplu taşıma bileti satın almak için 3 yolun olacak: Ya bilet makinelerinden (havaalanında, metro istasyonlarında ve hatta bazı 7-Eleven büfelerinde), mobil uygulamadan veya otobüste sadece nakit ödeyerek. Ancak çoğu büyük şehirde olduğu gibi turistler için 24-48-72 saatlik kartları var. Biletini nakit ve en yaygın kredi kartlarını kabul eden bilet makinelerinden veya tren ve metro istasyonlarındaki 7-Eleven kiosklarından satın alabilirsin. Onaylatma olayı burada yok. Onaylatmak için otomatlar görüp yapmaya çalıştım, meğer orada yaşayanların ulaşım kartları içinmiş. Sadece akbili olanlar kullanıyor, iade alıyor gibi düşün. Normal tek seferlik bilet arıyorsan seyahat etmek istediğin bölge sayısına göre değişir. Şehir dışına seyahat etmediğin sürece otobüs, tren ve metro için tek seferlik bilet kullanabilirsin. Kopenhag Havalimanı-şehir merkezi ulaşımı söz konusu olduğunda 3 bölge biletine ihtiyacın olacak. 3 bölgeyi kapsayan yetişkin bileti 36 DKK (2023). Çocuk biletleri yarı fiyatına. 0-3 yaş ise ücretsiz. Elektrikle çalışan sarı liman otobüsleri sizi normal bir otobüs biletiyle limanda bir aşağı bir yukarı götürür. Sarı Liman Otobüsü: Şehrin liman otobüsleri sadece verimli bir toplu taşıma aracı olmakla kalmıyor, aynı zamanda CO2 emisyonlarının düşürülmesinde de büyük rol oynuyor. Normal bir otobüs biletiyle aynı fiyata, güneydeki Sluseholmen'den Kopenhag limanının en kuzey ucundaki Orientkajen'e kadar gidebilirsiniz. 80 kişiye kadar yolcu kapasitesi var ve yoğun saatler dışında 8 bisiklet ve dört bebek arabası veya tekerlekli sandalye taşıyabiliyorlar. - Havnebus 991 yön: Teglholmen - Havnebus 992 yön: Orientkajen Büyük bir kesim \"Şehrin merkezinde konaklayayım, rahat edeyim.\" düşüncesinde oluyor. Oysa bu büyük bir hata! Özellikle dünyanın en pahalı şehirlerinden biriyse sakın ha! Hygge stili yaşayan yerlisi için şehrin merkezinde yaşamak korkunç. Onlar daha fazla kültür, sakinlik ve daha iyi bir ortam sağlayan başka konum arıyorlar. Konaklamak için en uygun bölgeler; Norrebro, Vesterbro, Frederiksberg, Osterbro. Bu 4 bölge de tamamen lokal. Sakin ve harika mekanların cenneti. İster otel ister Airbnb tercih et, filtrelemenizi buna göre yap. Danimarkalılar iç tasarımı sever ve evlerine çokça sevgi katarlar. Tasarım ürünler, sadelik, mumlar, loş ışıklar... Danimarka kültürünü deneyimlemek istiyorsan tercihin Airbnb olmalı. Norrebro: Yıllar önce büyük bir göçmen nüfusu barındırıyordu, şimdilerde şehrin renkli etnik merkez üssü. Norrebro çok popüler bir öğrenci bölgesi ve burası günün her saati Danimarkalılarla dolu. Harika alışveriş seçenekleri ve kafeler sunan Norrebro, şehirdeyken ziyaret etmek isteyeceğin birçok yere yürüme mesafesinde. Vesterbro: Şehrin en havalı bölgesi ve hem ailelerin hem gençlerin evi. Birçok kişi, gerçek yerlilerin Vesterbro'da yaşadığını iddia ediyor. Vesterbro, ünlü Meatpacking'e, şehirdeki en iyi kahve mekanlarından bazılarına ve şehirdeki en iyi restoranlardan bazılarına ev sahipliği yapıyor. Frederiksberg: Kopenhag'ın kendi komünü bile olan ilginç bir bölgesi. Frederiksberg sadece yerel halk ve güzel sokaklarla dolu çok güzel bir bölge değil, aynı zamanda hem Norrebro hem de Vesterbro arasında mükemmel bir konuma sahip. Burada kalmak, her ikisine de yürüme mesafesinde olmayı ve aynı zamanda şehir merkezine kısa bir yolculukla varmayı sağlıyor. Osterbro: Çoğunlukla ailelerin yaşadığı sakin bir bölge. Burada en havalı restoran ve kafeleri değil; sakin geceleri, geniş caddeleri ve okyanusa doğru kısa bir yürüyüşü bulacaksın. Üstelik Osterbro, bölgeyi çok davetkar kılan kendine has sevimli ve yerel bir havaya sahip. Amagerbro: Deniz ve doğa şehirle buluşuyor! Amagerbro; East Amager, Islands Brygge ve Orestad gibi birkaç bölgeden oluşuyor. Şehir merkezinden yarım saat uzaklıkta. Aslında pek bir şey yok burada, sıkılabilirsin. Ama metro ile hızlıca ulaşım sağlayıp daha uyguna konaklama seçeneği bulmak için de mantıksız değil hani. Christianshavn: Cool mekanlara ev sahipliği yapan özgür şehir Christiania'nın bulunduğu bölge. Aynı zamanda Kurtarıcı Kilise de burada. Christianshavn'a en iyi Borsgade/Torvegade kara yolu köprüsünden yürüyerek veya Christianshavn Metro durağı kullanılarak erişilebilir. Bu bizim ikinci Kopenhag seyahatimiz. İkisinde de Airbnb tercih ettik. İlk seyahatte Vesterbro, son ziyaretimizde ise Norrebro'da konakladık. İkisi de çok keyifliydi. Evin civarında harika mekanlar vardı. Ama sanki Norrebro daha iyiydi diyebilirim. Bir dahaki seyahatte Frederiksberg tercihim olacak. Son kaldığımız Airbnb evinin linkini buraya bırakıyorum. Kopenhag, Avrupa'nın en pahalı seyahat destinasyonlarından biri. Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen Danimarka'nın kendi para birimi olan Danimarka Kronu var. Şehirdeki en ucuz pansiyonların maliyeti yaklaşık 35 (260 DKK). Yemek ve turistik yerlere bilet gibi şeyler, harcamalarınızı günlük minimum 80 'ya çıkaracaktır (2023). 2019'da ilk kez ziyaret etmiştik ve bize inanılmaz pahalı gelmişti. Ama 2023 Mayıs ayında 2. ziyaretimizi yaptık ve hemen hemen Türkiye'ye yakın fiyatlar diyebilirim. Ucuz bir şehir değil, zaten dünyanın en pahalı şehirleri listesinde ilk 10'da yer alıyor. Konaklama fiyatları ve restoranlarda devamlı bunu hissedersiniz. Bu nedenle geziniz için biraz daha fazla bütçe ayırmanız en iyisi. Dengeledikten sonra gayet oluru var. Su: Musluktan akan su güvenilir, içilebilir. O yüzden bir şişe ya da termos taşımak yeterli. Markette 2,5-12 DKK arasında. Mesela su buzdolabında ise daha pahalı; tam Avrupa'da göreceğiniz detay. Kopenhag'ın en ucuz marketi Netto! Eğer ev kiraladıysan mükemmel! Erzak, içecek vs. gönül rahatlığıyla alışverişini yapabilirsin. - Nyhavn'da fotoğraf çek: Muhtemelen ziyaret ettiğimiz tüm İskandinav şehirlerindeki en güzel şehir manzarası. Bu kanal, Kopenhag'ı ziyaret ederken mutlaka görülmesi gereken bir yer. 17. yüzyıldan kalma şehir evleri, tarihi yelkenlilerle dolu kanalda sıralanmış. Bu şehir evlerini bu kadar özel yapan şey, parlak renklerle boyanmış olmaları. - Stroget'te mağaza gezip ilham al: Burası da şehrin alışveriş caddesi. Git git bitmiyor, sürekli devam ediyor. İster dünyaca ünlü lüks mağazalar, ister mütevazı dükkanlar; aradığın her şey burada! Dünyadaki en uzun alışveriş caddelerinden biri. Daha özel, tasarım dükkanları bulmak istiyorsan Stroget'de ara sokaklara dal. Genç modacıların tasarımlarından retro butiklere harika bir harmana sahip mağazalar göreceksin. HAY House, özetle İskandinav tasarımının en uç noktasını yaşatacak, evini artık bu şekilde döşemek için can atacağın bir dükkan. HAY; modern mobilyalar ve ürünlerle sade tasarımın birleştiriyor. Kopenhag'ın dünya standartlarında bir tasarım kenti konumunda olmasında çok büyük bir paya sahip. Ayrıca bulunduğu 2. kat, harika bir Stroget fotoğrafı çekmen için süper bir konum! - Tivoli Bahçeleri'ni ziyaret et: Tivoli Bahçeleri, Walt Disney'in Disneyland'ı modellediği 175 yıllık bir eğlence parkı. 2,5 yaşındaki kızımızla Kopenhag'a gelip burayı ziyaret etmemek olmazdı. İçerisi devasa bir alan. Harita veriliyor, ama haritayı çözmek dahi zaman alıyor. Tivoli girişi ücretli bu arada. Biz giriş biletleri ve passleri online olarak aldık. Giriş ücreti ödeyip oyuncaklara binerim sanıyorsan yanılıyorsun. Sadece o atmosferi soluyorsun 🙂 Oyuncaklar için ayrıca ödeme yapılıyor. Çocuğunun yaşına göre oyuncaklar var mı, önce onu kontrol etmelisin. Mesela kızımın binebileceği 7-8 oyuncak vardı. Bazı oyuncaklarda 100 cm sınırı vardı. Hatta bir sırada yarım saat bekleyip kalabalıktan uyarı tabelasını fark etmemişim, 93 cm olduğu için binemedi 🙂 Hepsi hakkında detaylı bilgiyi Tivoli web sitesinden kontrol etmen faydalı olacaktır. Nisan ayından eylül ayının sonuna kadar sezonluk olarak açık, kış döneminde ise Cadılar Bayramı ve Noel için tekrar açılıyor. Cadılar Bayramı ve Noel sırasında Tivoli çılgın güzel bir atmosfere bürünüyor. Bu dönemlerde Kopenhag'da olacak kadar şanslıysan Tivoli'yi mutlaka deneyimlemelisin. - Kanal turu yap: Bir kanal turuyla başlamak, Kopenhag'da yapılacak her şeyi yürüyerek keşfetmek için yola çıkmadan önce yönünü bulmanın ve şehrin önemli noktalarını görmenin mükemmel bir yolu. Kanal turlarının iki ana işletmecisi var: Nettobadene kişi başı 60 DKK (8 Euro) ve Stromma kişi başı 80 DKK (10 Euro) (2023). Stromma için bilet gişesi, Nyhavn'daki limanın hemen sonunda. Bulması çok kolay. Nettobadene için bilet gişesi, limanın sağ tarafında limanın dibinden iki yüz metre aşağıda. Kalabalık bir grup değilseniz tavsiyemiz Nyhavn'a gidip bir bilet almanız. Tekneler yazın her 20 dakikada bir kalkıyor ve operatörler her zaman tüm ziyaretçiler için yeterli tekne olduğundan emin oluyor. Yüksek sezonda ve güneşli bir günde bile neredeyse her zaman bir sonraki tekneye binebilirsiniz. Kanal turları, muhtemelen bir saat içinde Kopenhag'ın çoğunu görmenin en iyi ve en güzel yolu. - Christiansborg Sarayı'nı ziyaret et: Borgen'i izleyenler burada mı? Saray gezmek bana göre sıkıcı aslında, ama Christiansborg Sarayı sıkıcı olmaktan çok uzak. Görülecek çok fazla sergi var ve kesinlikle çok güzel. Kraliyet Ailesi'nin bu salonlarda dolaştığını kolayca hayal edebilirsin. Saraya giriş ücretli, oda oda ekstra ücretler çıkabiliyor; ama terasa çıkmak ücretsiz. Sıra çok, bilgin olsun. Sarayın ön girişinin hemen sağından \"ücretsiz\" olarak kuleye girişler alınıyor. Asansörle çıkarken sadece 2 katı kullanabiliyorsun; restaurant katı ve kuleye çıkılan kat. Kuleye giriş, sarayın merkezinde büyük bir kapı olan Kral Kapısı'nda. Kral Kapısı'na Saray Meydanı'ndan ve İç Avlu'dan ulaşılabilir. Girişten kulenin tepesine bir asansör var. Üstte sınırlı alan olduğundan sıra olabilir. - Royal Library Garden'da yalın ayak gez: Bu bahçe kraliyet kütüphanesi olarak geçiyor. Şehir içindeki cennet diyebiliriz. Özellikle bahar-yaz aylarında güneşlenmek, dinlenmek, piknik yapmak ve kitap okumak için mükemmel. Birçok sandalye mevcut. İstersen de yalın ayak çimlere yat, anın tadını çıkar! - Frederiks Kirke Mimarisine hayran kal: İskandinavya'nın en büyük, Avrupa'nın ise 3. büyük kubbeli kilisesi. Dışı içine göre çok daha etkileyici. İkonik Kopenhag görüntülerinden birisini sunuyor. - Amelienborg Sarayı'nda muhafız değişim törenine katıl: Amalienborg Sarayı, kraliyet muhafızlarının değişimine şahit olmak için görülmeye değer. Saat 12'de orada ol 🙂 Meydanın ortasında durmak, sana Amalienborg'un kurucusu Kral V. Frederick'in atlı heykelini çevreleyen birbirinin aynı dört sarayı görme şansı verecek. - Rundetarn: Yuvarlak Kule'nin tepesine çıkmayı kaçıramazsın. 268 metre uzunluğundaki rampadan yürüyerek kulenin tepesine çıkıyorsun. Kopenhag'da yapılacak harika şeylerden biri. Kulağa olduğundan daha zor bir yürüyüş gibi geliyor, ama zorlamıyor. Terasa çıktığında ise tüm Kopenhag şehri ayaklarının altında. Saat 20:00'ye kadar açık olduğundan da geç saatte kadar gidilebilir. - Rosenborg Kalesi: Kopenhag denince akla gelen ikonik yapılardan birisi Rosenborg Kalesi. 19. yüzyıla kadar krallara ev sahipliği yapan bu kalede, Kraliyet Ailesi'nin değerli mücevherleri bulunuyor. İçeriye girmene değer mi değmez mi bu çok kişisel zevke giriyor. 130 DKK giriş ücreti var (2023). Bu kalenin olmazsa olmazlarından birisi de devasa bahçesi King's Garden! Yazın herkes çimlere yayılır, piknik yapar, güneşlenir, oyunlar oynar. Harika bir atmosferi var. İşte bu kaçmaz! - Christianshavn'ı ziyaret et: Ziyaret etmeye değer başka bir büyüleyici bölge, bir zamanlar Kopenhag'ın planlanan limanı Christianshavn. Burası biraz daha uzakta, daha modern bir liman inşa edilene kadar yaklaşık 1920'ye kadar Kopenhag'ın ticaret merkeziymiş. Limanın ekonomisi çöktüğü için pek de arzu edilmeyen bir alan haline gelmiş. Ancak her şey yolunda gittiği için ucuz fiyatlar sanatçıları cezbetmiş ve moda olmuş. Yani şimdi bu eski depolar, pahalı apartman daireleri olmuş ve bölge yeniden gelişiyor. Tarihi ne olursa olsun Nyhavn'dan biraz daha az kalabalık, su üzerinde kurulmuş şirin bir yer. - Christiania'nın gizemini arala: Özgür şehir olarak da bilinen Christiania, Kopenhag'da özerklik ilan eden sakinlerin yaşadığı, farklı yaşam tarzlarıyla tanınan yeşil ve araç trafiğine kapalı bir mahalle. 1971 yılında, bölgede terk edilmiş bazı askeri kışlaları işgal eden ve Danimarka hükümetinden tamamen bağımsız olarak kendi toplum kurallarını geliştiren bir grup hippi tarafından kurulmuş. Gittiğinde evler, atölyeler, sanat galerileri, müzik mekanları, ucuz ve organik restoranlar ile güzel doğanın bir karışımını bulacaksın. Bölgede fotoğraf ve video çekilmesini tavsiye etmiyorum. Tahmin edersin ki özel hayatlarına saygısızlık gibi hissedip sinirlenebilirler. - Reffen'de gün batımı ve eğlencenin keyfini çıkar: Refshaleoen, aslında eski bir sanayi bölgesi. Son yıllarda ise Kopenhag'ın en popüler bölgelerinden biri haline geldi. Yaratıcılık, alternatif kentsel gelişim, festivaller ve çok farklı türden harika yiyecekler için bir merkez oldu.. Bisiklet, otobüs ve hatta liman otobüsüyle kolayca ulaşılabilen ada, şehrin ayrılmaz bir parçası; ama kendine özgü bir kimliği var. Ziyaret etmek için mükemmel bir yer olan Reffen'e git, sulu biftekten Japon yemeklerine kadar her şeyi satan dünyevi ve benzersiz tezgahlarda dolaş. İster 2A nolu otobüse bin, ister bisiklet kirala, istersen bizim gibi tabanvay kullan. Fotoğraf-video çeke çeke Nyhavn'dan 25 dakika sürüyor. - Broens Gadekokken'de yemek ye: Bu yemek pazarı, haftanın her günü açık. Yemek pazarının özelliği ise kalite, malzeme ve lezzet deneyimlerinin çok üst olduğu saygın ve köklü Kopenhag şeflerinin restoranlarından 1. sınıf sokak yemekleri tatma imkanı sunması. Christianshavn ve Nyhavn arasındaki Inderhavnsbroen'de yani Kopenhag Limanı'nın kalbinde, manzaranın ve güzel bir gün batımının keyfini çıkarabileceğin bir nokta. - Torvehallerne Market'te yerli gibi takıl: Hafta sonu brunch'ının tadını çıkarmak veya kendin bir brunch hazırlamak istersen en taze mevsimlik malzemelerden bazılarını satın almak için mükemmel bir yer. - Kodbyen atmosferini tat: Yiyecek pazarlarını ziyaret etmek şehirde olmazsa olmazlardan biri ve aç hissettiğinde Kopenhag'da görülecek en iyi yerlerden biri. Kopenhag'da hem yerel halkın hem de ziyaretçilerin çok sevdiği alan. Birçok sokak yemeği tezgahından birinde hızlıca bir şeyler atıştırmak için buraya git ve oldukça geç saatlere kadar açık olan yerel mekanlara göz at! - Thorvaldsen Müzesi: Bertel Thorvaldsen tartışmasız Danimarka'nın en ünlü Kopenhaglı sanatçılarından biri. Zanaatkarlık becerilerini, Roma'da oldukça uzun bir süre (yaklaşık 40 yıl) kalmasından elde etmiş. Döndüğünde, şehrin tadını çıkarması için zengin eserler, güzel sanatlar ve çarpıcı yeni sanatsal perspektifler getirmiş. Günümüzde Thorvaldsen Müzesi, klasik mimarinin en iyilerinden bazılarını görmek için zamanda geriye gitmek gibi. - Assistens Mezarlığı'nda yürüyüş yap: Norrebro semtinde görülmeye değer ilginç anıtsal mezarlık, Andersen ve Bohr gibi ünlü Danimarkalıların mezarları var. Bir mezarlıktan çok bir parka benzeyen bu alanı piknik yapmak için de kullanan Danimarkalıları görmek alışılmadık bir durum değil. Güzel ağaçlı sokak, eşsiz bir fotoğraf noktası ve bahçe alanları, bir pazar sabahı veya sakin bir öğleden sonra dinlenmek için harika bir yer. - Orstedsparken Parkı'na git: Bu parka rastlamak ya da parkı kaçırmak çok kolay. Kopenhag'ın merkezi bir bölgesinde, ancak tipik turistik yol üzerinde değil. Ana gölet; yürüyüşe çıkmaya karar verirsen belki seni, yerel halk ve spor yapan insanlarla bir araya getirir. - Yarım saatte ülke değiştir: E buraya kadar gelmişken listene yeni bir ülke eklemek istemez misin? Malmö'ye git! Oresund Köprüsü'ne, her iki şehir de düzenli olarak trenle bağlanıyor ve ülke değiştirmek 40 dakikadan az sürüyor. Kopenhag hakkında çok sevdiğim şeylerden biri, İsveç'in Malmö şehrine olan yakınlığı. Kopenhag'dan Malmö'ye giden bir trene binebilir ve farklı bir kültürü, dili ve gelenekleri keşfedebilirsin. - Küçük Deniz Kızı Heykeli: Küçük Deniz Kızı kitabının yazıldığı yer burası. Yani gör istersen, ama görmezsen de kayıp yok 🙂 - Louisiana Modern Sanat Müzesi: Şehir merkezinden biraz uzakta, ama oldukça eşsiz bir deneyim. Mimari ve doğanın karışımı. - Kunsthal Charlottenborg: Bir sarayda çağdaş sanat. - Danimarka Ulusal Galerisi: Kopenhag'da ulusal ve uluslararası sanat için gidilecek yer. - Danimarka Mimarlık Merkezi: Bir müzeden daha fazlası, benzersiz bir deneyim. Özellikle mevsimlik sergiler ilginç oluyor. - Glyptotek: Oldukça ünlü bir Instagram fotoğraf noktası, bahçelerle heykellerin birleştiği bu müze. Salı günleri ücretsiz. Mimarisi ve sanat eserleriyle Ny Carlsberg Glyptotek kesinlikle Kopenhag'da görülmesi gereken yerlerden. - Copenhagen Contemporary: En sevdiğim. Gerçekten zevk aldığım ve çağdaş veya modern sanatla biraz ilgiliysen çok özel bir deneyim, kesinlikle tavsiye ederim. Coffee Collective: Kopenhag'da kahvelerini en sevdiğim ve oturmaktan en keyif aldığım mekan burası. Birçok şubesi var. Özellikle Coffee Collective Godthabsvej şubesi ve Coffee Collective J gersborggade favorim. Original Coffee: Bir diğer favori kahvecim de burası. Lagkagehuset'teki göl kenarı şubesinde oturdum. İnanılmaz keyif aldım. Fıstıklı cookie olay! Espresso sipariş ederken modern veya klasik karışımlar arasında bir seçeneğiniz olması ise harika. Prolog Coffee Bar Meatpacking District: Üçüncü dalga kahve hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsan Prolog Coffee Bar mükemmel seçim olabilir. Adı \"prologue\" kelimesinden geliyor ve prolog, kahve hikayesine önce çekirdeklerini sürdürülebilir bir şekilde tedarik ettikleri çiftçilere bakarak başlıyor. CUB Coffee Bar: Ve en sevdiğim kafelerden bir diğeri. Özellikle kışın Kopenhag'a geliyorsan o Hygge ruhu burada tam olarak var. Christiansborg Sarayı'na çok yakın. Kopenhag'ın kalbinde yer alan CUB Coffee Bar, kahve tutkunları için rahat ve davetkar bir atmosfer sunan gizli bir mücevher. Andersen&Maillard: Norrebrogade şubesine gittik, ama iki şubesi daha varmış. Kesinlikle Kopenhag'daki en iyi fırınlardan biri. Her zaman taze ürünler fırından yeni çıkmış halde seni karşılayacak! Ürün çeşitliliği oldukça geniş, fıstıklı kruvasan küpü ve espressolu kruvasan çok lezzetli. Juno The Bakery: Kopenhag'da en çok duyacağın şeylerden biri de \"Michelin yıldızlı Noma'nın eski şefinin mekanı, bak bakk!\" ve işte onlardan biri Andersen&Maillard. Kurucusu Emil Glaser. İsveç'te çocukluğu boyunca kakule rulolarıyla büyümüş ve bu nedenle 2017'de açılan Juno'da kakule rulolarının öne çıkmasını istemiş. \"Dünyanın en iyi kakule çöreği buradaymış, deneyelim.\" diyoruz. İnanılmaz farklı bir tat, ya seversin ya da zamanla sever ve yeniden yemek istersin. Şu an o tadı özlüyorum. Bademli ve fıstıklı kruvasanı da olay! En basit hamur işini dahi en yüksek kalitede yiyebileceğin o mekan burası. Hamur işlerin Juno'dan al ve Osterbro'nun büyüleyici sokaklarının çevresinde tadını çıkar. Hallernes Smorrebrod: TorvehallerneKBH'deki şubesinde denedik. Danimarka'nın en meşhur lezzeti, ekmeküstü sandviçleri. Ama öyle sıradan değil. Her şey en üst kalitede. Görsel bir şölen. Ekmeği ise tahıllı ve incecik. Üzerindeki ürünler ise bir dağ gibi 🙂 Ürünleri taze, çeşitleri o kadar fazla ki seçim yapmakta zorlanıyorsun. Pahalı, ama değiyor. İlk kez deneyecekler için rozbifli olanı öneririm 🙂 Levrekli ve karidesliler favorim! Lille Bakery: Yolunu Reffen'e doğru düşüreceğin gün buraya uğra! Bu fırın, Kopenhag'ın en iyilerinden biri. Gerçekten kırsal bir alandaymışsın hissini verecek. En popüler tatlı hamur işleri, inanılmaz olan tarçınlı kruvasan rulo. Ekmekleri de mutlaka denenmeli, çünkü hiçbir şey taze pişmiş ekmekten daha iyi olamaz. Ve tabii ki ne kadar erken gidersen git, buranın çok iyi olduğunu ve kuyrukla karşılaşacağını unutma. Öğlen 3 buçuktan sonra tezgahta hiçbir şey kalmıyor gibi bir şey! Tekrar gittiğimde öğle yemeğini deneyimlemek istiyorum, tabakları çok keyifli duruyor! Bageriet Brod: Minimal tatlı bir mahalle fırını. Kruvasanları çok taze ve çok güzel. Daha önceki Kopenhag seyahatimizde keşfetmiştik. Yakınlarından geçersen muhakkak dene! İki kez pişirilmiş bademli kruvasan, doğru miktarda yapışkan badem dolgusuna sahip; pasta katmanları nemli ve lezzetli tereyağlı. Berliner çöreklerini denemek için çarşamba günü gidebilirsin! POPL Burger: \"NOMA'nın eski şefi hamburgerci açmışş, uuu\" dedik ve MUAZZAM! Ekmeği yumuşacık, sosların uyumu çok iyi ve eti sulu sulu. Ben artık pahalı muhabbeti yapamayacağım, yediğine değiyor. Türkiye'de iyi bir burger için de 300 lira veriyorsan çok takılma. BAEST: Avrupa'nın en iyi 50 pizzası listesinde 2. olan BAEST! Peynirlerini, hamurunu, tüm malzemeleri kendisi yapıyor. Ürün-malzeme kalitesiyle bu ödülü almışlar zaten! Mozzarella, burrata hepsi mükemmel. Bu mekan, restoranın yarısını rezervasyona açıyor; yarısını ise kapıdan gelen müşterilere. Rezervasyonun yoksa üzülme, dayan kapıya! Tadım menüsü ya da alacarte olarak devam et. Bize tadım menüsü saçma geldi. Biraz ütopik başlangıç olarak peynir ve ekmek aldık. Bir de paylaşımlı pizza aldık. Klasik pizzalar yok, o yüzden seçimini iyi yapıp içeriğindeki malzemelere iyi bakmanı öneririm! Pizzeria Luca: Avrupa'nın en iyi 50 pizzası listesindeki bir diğer mekanımız da burası. Daha uygun fiyatlı kalıyor tabii. Ama muazzam güzel pizzaları var. Ben parmesan ve patlıcanlı pizzasını aldım; yerken ağlayacaktım, öyle mutlu etti beni! Dış kısımda oturduk, ama mekanın içi de oldukça keyifli; hele kışın ayrı güzel olur! Surt: Pizzaiolo Giuseppe Oliva, 2013 yılında Christian Puglisi ile birlikte BAEST pizza restoranını açmış ve burada pizza tarifinin geliştirilmesine yardımcı olmuş. 2019 yılında kendi restoranını açmak için ayrılmış. Şimdilerde ise Surt, Kopenhag'ın en iyi pizzacılarından biri. \"Surt\", Dancada \"ekşi\" anlamına geliyor. Buradaki tüm hamur, ekşi mayadan günlük olarak el yapımı üretiliyor. Kabarık ve çıtır kabuk;, daha önce denediğimiz hiçbir şeye benzemiyor. Hooked: Popüler balık lokantasının üçüncü ve en büyük yeri olan Hooked, Carlsberg Byen'de bulunuyor. Istakoz ruloları, balık ve cips, poke kaseleri, kızarmış balık sandviçleri, mac ve peynir topları ile çok daha fazlasını sunuyorlar. HART Bageri: Bu mekan son zamanlarda Kopenhag'daki en popüler fırınlardan birisi. Sosisli çörek ve kruvasan aldık. Çok etkilemedi bizi, ama seçimimiz yanlıştı belki. İstersen bir de sen dene. Ama listemizde çok daha iyileri var! DOP : Kopenhag'da yiyebileceğin en ucuz ve en güzel şey sosisli! Hem de en organiğinden. Kobmagergade Caddesi üzerindeki Yuvarlak Kule'nin yanında ve Stroget Caddesi üzerindeki Kutsal Ruh Kilisesi'nin yanında bulabilirsin. Sosisler organik etten yapılıyor. Dana, keçi ve vejetaryen seçenekleri var. Gasoline Grill: Dünyanın en iyi burgercisi olarak geçen ve hala benzinci olarak faaliyette olan mekanın içine açılmış bu burgerciyi denemeden dönme derim. Cheeseburger combo menü almak mantıklı. Konsept take away şeklinde. Yine de oturup yenilebilecek masa ve sandalye vardı. Kalabalık, ancak servis hızlı. Doyurucuydu. Yurt dışında yediğim en iyi hamburgerlerden diyebilirim. Ismageriet: Hop! Kopenhag'ın en iyi dondurması burada! Haritamıza hemen kaydediyoruz. Nokta atış bir yer olsun diyorsak budur. Eğlenceli gerçek: Burası Kopenhag'da yıl boyunca açık olan tek dondurma dükkanı, bu yüzden buraya gelip kış aylarında dahi dondurma keyfi yapabilirsin. Diğerleri ise Sciliansk Is, Alice Ice Cream, ISTID. Alice, gelato ya da eski moda Danimarka tarzı dondurma üreticilerinin aksine tamamen kendine özgü içerik odaklı bir stile sahip. Sahibi Anders Lorenz, dondurma yaparken bilimsel bir yaklaşım benimsiyor. Sütlü dondurma, Danimarka'daki küçük mandıra çiftliği Sotoftes'ten elde edilen sütle yapılan özel bir lezzet. Alice'i en çok öne çıkaran şey waffle külahları. Tereyağlı vanilya aroması, onu bir kurabiye gibi tatlandırıyor. Yani şimdiye kadar sahip olduğumuz en iyi waffle külahı. Coffee Collective, her yıl nisan ayı civarında, dondurma ve affogato sunmaya başlıyor. Telefonkiosken ve Godthabsvej dışındaki tüm mağazalarda mevcut. Lidkoeb: Kopenhag'ın en havalı mekanlarından birine ev sahipliği yapan Vesterbro'nun arka sokaklarından birine gizlenmiş şirin bir kulübe var. Gizli bir mücevher. Eski bir eczaneden renove edilmiş. Ama içeride o ambiyansı yaratan hiçbir detay yok. Sıcak havalarda donmuş içeceklerin tadını açık hava avlusunda çıkarabilir, soğuk mevsimde ise içeride ateşin yanında içeceğinİ yudumlayabilirsin. Eğlenceli atmosfer ve güler yüzlü personel, buranın yıl boyunca takılmak için harika bir yer olmasını sağlıyor. Ailece stressiz bir tatil geçirebileceğiniz, çocuklarınızın hemen her yerde hoş karşılanabileceği, oyun alanlarının sıkıcı olmaktan uzak olduğu ve en seçicilerin bile yiyecek bir şeyler bulabileceği bir yer var. Kopenhag'a hoş geldiniz! Norrebroparken: Norrebroparken, tahmin edeceğin üzere Norrebro Bölgesi'nde yer alıyor. Bizim evimiz burada olduğu için hemen her gün bu parktaydık ve kızımızı bu parktan zor aldık! Bir çocuğun kaliteli vakit geçirmesi için her şey var. Yaş grubuna göre oyuncaklar, bisikletler, scooter'lar, kum oyun alanı, normal park alanı ve minikler için sera... Bayılacaksın! Playground in the King's Garden: Park değil, ama çocukların keyifle vakit geçirecekleri bir durak diyelim. Ahşap figürler ve kum havuzları ile güzel bir oyun alanı, oynamak için 4 küçük çardak ve ebeveynler için çok sayıda bank var. Rosenborg manzarası da cabası. F lledparken: Kopenhag'daki en büyük park ve çok popüler. Çocuklar için oyun alanları, satranç oyuncuları için açık hava satranç masaları, spor alanları, dans pavyonu, diğer her türlü aktivite için yeşil çimenler ve 1 Mayıs işçi gösterilerinin yapıldığı F lledparken. Children's Traffic Playground: F lledparken'de bulunan oyun alanında trafik ışıkları, yol işaretleri, bisiklet yolları, benzin istasyonları ve çok daha fazlası bulunur. Çocuklar pedal çevirebilir veya bisiklet sürebilirken daha küçük çocuklar kendi mini parkurlarında üç tekerlekli bisikletleri deneyebilir. Kiralık bisikletler ve kasklar 2 ila 8 yaş arası (en fazla 130 cm) çocuklar için ücretsizdir, ancak çocuklar 130 cm'den uzunsa kendi araçlarını getirebilirler. Superkilen Park: İkonik kareler arasında muhakkak göreceksin. Düzenli olarak şehirdeki en iyi manzaralardan biri olarak listeleniyor. Çok sayıda küresel tasarım ve mimarlık ödülü kazanmış. Superkilen, Norrebro'da Bjarke Ingels Group, Superflex ve Topotek 1 tarafından tasarlanan bir kamusal alan aslında. Aileler, kaykaycılar ve ziyaretçiler arasında popüler; toplulukları bir araya getirmeyi amaçlıyor. Rasmus Klump Playground: Tivoli'nin içinde bulunan bu oyun alanı çok havalı. Çocukların sıra bekleme ve oyuncaklarda oturma sürelerini dengelemek için koşup oynayabilecekleri bir yer aslında. Oyun alanının hemen altında, birden fazla soyunma alanı ve bebeği emzirmek/beslemek için yeri olan özel bir aile tuvaleti de var. Küçük açık hava tiyatrosunda saat başı Rasmus Klump gösterileri de oluyor. Den Bla Planet Danimarka Ulusal Akvaryumu, Kuzey Avrupa'nın en büyük akvaryumu. Çocuklar ve yetişkinler için benzersiz bir deneyim sunuyor. Hayvanat bahçesi var. Kopenhag ZOO'da 4.000'den fazla büyüleyici hayvanla tanışabilir ve sadece bir günde kıtalar arasında seyahat edebilirsin. Alışveriş için tabii ki bir Danimarka markası olan Flying Tiger, LEGO, HAY Design. Oyuncakçı olarak diğer alternatifler Karussell ve Skovalfen. Ayrıca lokal çocuk kitapçısı Bornenes Boghandel. J gersborggade: J gersborggade, Kopenhag'ın en işlek caddelerinden biri olan Jagtvej'e dik konumda. Trafiğe kapalı bölüme girdiğinde şehrin ortasında olduğunu bir anda unutuyorsun. Rahat kafeler, restoranlar ve paket servisi olan restoranlarla dolup taşan J gersborggade, aynı zamanda yenilikçilerin favori caddesi olarak da biliniyor. Stroget: Stroget boyunca yapacağın bir yürüyüşün, zaman ayırmana değer olduğuna seni ikna etmek için fazla bir şey söylememe gerek yok. Git ve gör; hahaha 🙂 Şehrin ana alışveriş caddesi ve Avrupa'nın en uzun caddelerinden biri. Magstr de ve Snaregade: Kopenhag'ın en eski ve en güzel caddelerinden ikisi. Renkli binalar (bazıları 18. yüzyıla kadar uzanan) arasında bir gezinti seni zamanda geriye götürecek ve şehrin gürültüsünden uzaklaşmanı sağlayacak. Olufsvej: Osterbro semtindeki en renkli caddenin neresi olduğunu bir yerliye sorarsan seni kesinlikle Olufsvej'e yönlendirecek. Bu şirin küçük ara sokak, şehrin en büyük parkı F lledparken ile mahallenin ana alışveriş caddesi Osterbrogade arasında kalıyor. Sofiegade: Christianshavn'da yapılacak bir yürüyüş kesinlikle kaçırılmamalı. Kopenhag'ın olmazsa olmaz aktivitelerinden biri bu. Bu mahallenin en az binaları kadar renkli bir tarihi var. Ve neredeyse her köşede fotoğraf çekmek isteyeceğini söylemem yetersiz kalabilir. Wes Anderson'ı bile kıskandıracak kadar göz alıcı evi mutlaka görmelisin! Grabrodretorv: Şehir merkezindeki ana alışveriş caddesi Stroget'in hemen dışında bulunan bir meydan. Şüphesiz Kuzey Avrupa'nın en güzel meydanlarından biri. KruseMynetGade: Caddenin adı nane bitkisinden geliyor. Eski Nyboder evlerinin büyük bir kısmı, 1870-1872'de yapılmış. Yıllar içinde farklı renklere boyanmışlar. Nyboder: 17. yüzyıldan kalma eski bir donanma kışlası binası. İkonik karelerden birini burada çekebilirsin. Danimarkalılar tarafından genellikle \"Nyboder sarısı\" olarak adlandırılan, belirli bir sarı tonuna sahip cepheleriyle tanınıyor. Sankt Hans Gade: Kopenhag'da göllerin etrafında yürüyüşe çıkarsan No: 30 Sankt Hans Gade'ye biraz sap ve yaratıcı bir şekilde boyanmış evin önünde en iyi pozunu verdiğinden emin ol. Bu öneri ile beraber yazımın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Keyfigüzergah: Pegasus Blog sayfasından diğer yazılarıma göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/ataya-saygi-anitkabir-gezisi-ve-ankara-turu", "text": "- Anıtkabir Hakkında Bilgiler - Anıtkabir'e Nasıl Gidilir? - Anıtkabir Rehberi: Anıtkabir'de Neler Var? - Anıtkabir Hakkında İlginç Bilgiler - Anıtkabir Sanal Turu - Anıtkabir Turundan Sonra: Ankara'da Gezilecek Yerler - Kurtuluş Savaşı Müzesi - Etnografya Müzesi - Anadolu Medeniyetleri Müzesi - Atatürk Orman Çiftliği Özellikle 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi milli günlerde, çocuklara Atatürk sevgisini aşılamak için Anıtkabir turundan daha iyi fikir ne olabilir? Altında yatan cesaret ve kurtuluş hikayeleriyle Atatürk'ün anısına inşa edilen bu yapı, sadece çocukların değil, her Türk vatandaşının hayatında bir kere ziyaret etmesi gereken bir yer. Anıtkabir gezisi ile Ata'ya olan saygını gösterirken devlet büyüklerinin ve ziyaretçilerin Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili düşüncelerini paylaştığı defterlere göz atabilir, halka açık deftere kendi düşüncelerini yazabilirsin. - Anıtkabir, proje yarışmasını kazanan mimarlar Emin Onat ve Orhan Arda'nın öncülüğünde, 1953 yılında tamamlanan bir anıt mezar. - Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konuda herhangi bir vasiyeti bulunmadığı için yapının inşa edileceği alan, uzman kişilerin de dahil olduğu toplumsal tartışmalar sonucunda belirlendi. Anıtkabir, Ankara Kalesi konumundan sonra şehrin en yüksek noktası olan Rasathane'ye yapıldı. - Toplamda 750.000 metrekare alana yayılmış Anıtkabir, iki ana bölümden oluşuyor: Barış Parkı ve Anıt Bloku - Anıt Bloku, kendi içerisinde çeşitlenen üç ana bölümden oluşuyor: Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole. - Yapının mimarisi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden alınmış motifler içeriyor. - Anıtkabir'de simetrik tasarım gözetilerek dikilmiş 10 adet kule var. Bu kulelere, devletimizin en çok değer verdiği kavramların isimleri verilmiş. İstiklal Kulesi, Hürriyet Kulesi gibi... - Kulelerin iç duvarları, Atatürk'ün özlü sözleri ile süslenmiş. - Atatürk'ün anıt mezarına ulaşmadan önce 24 aslan heykeli ile süslenmiş yoldan geçeceksin. Ünlü heykeltıraşımız Hüseyin Özkan tarafından tasarlanmış bu heykeller, Hitit anlayışına uygun şekilde yapılmış. - Burada Cemal Gürsoy ve İsmet İnönü gibi Türk büyüklerinin kabirleri de ziyaret edilebilir. Anıtkabir, başkent Ankara'da bulunuyor. Birçok turizm şirketi, Ankara'ya Anıtkabir turları düzenliyor. Tur fiyatı, gezinin programına göre şekilleniyor. Örneğin grup olarak günübirlik turlar kapsamında yapıyı gezebiliyorsun. Turizm seyahat acentaları, profesyonel rehberlik hizmeti de sunuyor. Özellikle bayram turları ile tur ücreti konusunda uygun fiyatlar yakalaman olası. Ankara Anıtkabir gezisi için en uygun seçeneği arıyorsan gezini kendi başına planlayabilirsin. Bunun için öncelikle sana Ankara'ya ucuz uçak bileti gerekecek. Atamızın ebedi istirahatgahı, Ankara'nın merkezinde ziyaretçilerini bekliyor. Türk milletinin en büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nda toplumu tek yürek haline getiren askeri deha, hiçbir zaman kendi mezarı ile ilgili bir vasiyette bulunmamış olsa da onun hatırasına layık bir anıt yapmak için 1944 yılında işe başlanmış. Toplamda dört aşamalı olarak bitirilen yapı bütünü, o günden bu yana Ankara'da yer alan en büyük anıt mezar konumunda. Atatürk'e ithaf edilmiş bu dev kompleksin tamamlanması tam 9 yıl sürmüş. Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere miras bıraktığı idealleri simgeleyen kuleleri ve huzur dolu bir his yaratan Barış Parkı ile çevrelenmiş Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuzluğunu yansıtan bir yapı bütünü olarak Ankara'nın kalbini süslüyor. Anıtkabir ziyareti ile Atatürk'ün özel kitaplığından elde edilmiş kitapları, ona ait kişisel eşyayı, nişanları ve ödülleri görebilirsin. \"Anıtkabir'de neler yapılır?\" diye merak ediyorsan adım adım ilerleyelim. Barış Parkı: Yapının bulunduğu tepeye, olası toprak kaymalarını önlemek amacıyla bir park inşa edilmiş. Barış Parkı'ndaki ağaçlık alan, dünya devlet büyüklerinin yolladığı tohum ve fidanlardan oluşuyor. Barış Parkı, dünyada barışı simgeliyor. Kuleler: Yapının girişinde 2 tane olmak üzere toplamda 10 adet kule bulunuyor. Türk ulusunun ideallerine simgeleyen bu kuleler, minimalist bir bakış açısıyla tasarlanmış. Eski Türk büyüklerini ve Türk adetlerini anlatan eserlerle süslenmiş bu kulelerin isimlerini saymak gerekirse: İstiklal Kulesi, Hürriyet Kulesi, Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Mehmetçik Kulesi, Zafer Kulesi, 23 Nisan Kulesi, Milli Misak Kulesi, Cumhuriyet Kulesi, Barış Kulesi ve İnkılap Kulesi. Türk Erkekleri Heykeli: Hüseyin Özkan tarafından tasarlanmış bu heykel grubu, Hürriyet Kulesi'nin önünde yer alıyor. Rütbesiz asker, köylü ve aydın kesimi simgeleyen üç erkek figürünün bulunduğu bu heykel, Türk erkeklerinin Atatürk'ün vefatından dolayı olan hüznünü ve birbirine olan bağlılığını yansıtır. Türk Kadınları Heykeli: Hüseyin Özkan'ın tasarladığı bir diğer eser, üç kadın heykelinden oluşuyor. Türk kadınlarının Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı karşısındaki üzüntüsünü simgeleyen heykel grubu, aynı zamanda bereketi yansıtıyor. Şeref Holü: Atatürk'ün mozolesine giden yola Şeref Holü deniyor. Ülkenin dört bir yanından getirilen özel mermerler ile düzenlenen bu hol, bronz kapıları ile oldukça görkemli. - Zafer Kulesi'nin içini süsleyecek kabartmalar için açılan yarışmada, hiçbir eser Türk zaferlerini simgeleyebilecek kadar değerli bulunmamış. Bundan ötürü burada hiç kabartma yok. Atatürk'ün tabutunu Dolmabahçe'den Sarayburnu'na getiren top arabası, burada sergileniyor. - Ata'nın kabri, sergilenmekte olan sembolik lahitin 7 metre altındaki mezar odasında bulunuyor. - Atatürk Müzesi'nde liderimizin birçok kişisel eşyasını görebilirsin. Buradaki en sıra dışı eşya, içinde bir silah gizli olan baston. - Atatürk'e özel kitaplıkta 3000'den fazla kitap bulunuyor. Yabancı diller ile yazılmış birçok kitap, çoğunlukla sosyal bilimler kategorisinde. Atatürk'ün milli eğitim konusunu ne kadar ciddiye aldığı, bu kitaplık dahilinde gözlemlenebilir. - Yapı içerisinde bulunan bayrak direği, tam 33.5 m uzunluğunda ve ABD'den özel olarak getirilmiş. Anıtkabir'de dilersen sanal tur yapabilirsin. TSK öncülüğünde düzenlenen bu proje, Anıtkabir'in görkemini ekranına yansıtmak isteyen herkesin kullanabileceği bir program. Günübirlik Ankara turunda başka nereleri görebilirsin? Hepsine 1 gün yetmez, ama cumhuriyetimizin ve Ankara'nın tarihini merak ediyorsan bu yapılardan 1 ya da 2 tanesini gezmeni öneriyoruz. Ankara'da Ulus Meydanı'nda yer alan Kurtuluş Savaşı Müzesi, dönem hakkında zengin koleksiyona sahip bir kültür yapısı. 1915 yılında yapımına başlanan müze, 1924 yılına kadar I. TBMM binası olarak kullanıldıktan sonra CHP genel merkezi olarak hizmet vermiş. 1961 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi adı ile halkın hizmetine açılan yapı, 1981 yılında Kurtuluş Savaşı Müzesi'ne dönüştürülmüş. Ankara gezilecek yerler listesinde önemli bir noktada bulunan Kurtuluş Savaşı Müzesi, 09.00-17.30 saatleri arasında ziyarete açık. Pazartesi günleri kapalı. Selçuklu dönemlerinden yakın Türk tarihine kadar geniş bir aralığını kapsayan koleksiyonu ile Etnografya Müzesi, geçmişten kalma hazineleri gözlemlemek için gidilebilecek bir yer. Atatürk'ün naaşı, 1953 yılına kadar burada saklanmış ve naaşın sembolik bir kopyası burada görülebiliyor. Etnografya Müzesi gezisi ile geleneksel Türk kıyafetlerini, takılarını, halıları, kilimleri, madeni eşyayı, silahları, eski paraları, ahşap ve tahta eserleri inceleyebilirsin. Ulus'tan Sıhhiye'ye giden Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan Etnografya Müzesi, Ankara'da tarihi ve kültürel bir gezi düzenleyenlerin ilk duraklarından biri. Etnografya Müzesi'ne giriş ücreti 2023 itibari ile 90 TL. Gelmişken Resim Heykel Müzesi'ni de görelim dersen kombine bilet (72 saat geçerli) alarak 150 TL'ye iki müzeyi birden gezebilirsin. Buraları ziyaret etmeden önce güncel bilet tarifesini kontrol etmen faydalı olur. Ankara gezilecek yerler listesi yapıyorsan Anadolu Medeniyetleri Müzesi ziyaretini üst sıralara yerleştirmen gerekir. Paleolitik Çağ'dan günümüze Anadolu uygarlıklarını konu alan ve 1997 yılında \"Avrupa'da Yılın Müzesi\" ödülünü kazanan müze, Anadolu medeniyetlerini merak eden herkesin en azından 1 kez ziyaret etmesi gereken bir kültür yapısı. Kronolojik bir dizilimle düzenlenmiş sergi alanları sayesinde burada bilgilenmek çok kolay. Merak ettiğin döneme ait salonu gezebilir ve Anadolu'nun zengin kültüründen gelen değerli eşyayı gözlemleyebilirsin. 1921 yılında, dönemin Kültür Bakanı Mübarek Galip Bey'in öncülüğünde, Ankara Kalesi'nin bir burcuna inşa edilen bu müze, önce Eti Müzesi olarak isimlendirilmiş. Daha sonrasında büyüyen koleksiyon neticesinde müze, Kurşunlu Han ve Mahmut Paşa Bedesteni'ne taşınmış. O günden beri çeşitli restorasyon ve geliştirmelerle büyüyen Anadolu Medeniyetleri Müzesi, zengin tarihimizi sevdiklerine ve ailene gösterebileceğin bir yer. Anadolu Medeniyeti Müzesi'ne giriş ücreti 2018 itibariyle 20 TL. Ankara turu dahilinde burayı görmemek olmaz. Müzeyi sosyal medyadan takip etmek istersen Anadolu Medeniyetleri Müzesi Instagram etiketini takip edebilirsin. Tarihe tanıklık etmeyi, sadece müzelerle sınırlamaya gerek yok. Mustafa Kemal Atatürk'ün 20 bin dekar arazi satın alıp kurduğu, daha sonrasında 107 bin dekar alana kadar yayılan Atatürk Orman Çiftliği, o zamanki ismi ile Gazi Orman Çiftliği, 1937 yılında Hazine'ye bağışlanmış. Ülke tarımına katkıda bulunma ve örnek teşkil etme amacıyla geliştirilen Atatürk Orman Çiftliği'nin devlete hibesinin amacı, o dönem içerisinde tarım reformlarına karşıt düşünceleri olanların fikrini değiştirme ve yöneticiler ile toprak sahiplerinin özverili olmalarına teşvik etmesiymiş. Modern tarım tekniklerinin uygulandığı Atatürk Orman Çiftliği, onlarca yıl önce olduğu yerde duruyor. Atatürk'ün yemyeşil mirası, günümüzde halka açık. Yolun Ankara'dan geçerse mutlaka uğra."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupada-en-iyi-kis-festivalleri", "text": "- Soğuk Dinlemez Kimileri: En İyi Kış Festivalleri - Avrupa'nın En İyi Kış Festivalleri - 1. Amsterdam Işık Festivali: Gökyüzünde Işıltılı Rüyalar - 2. Venedik Karnavalı: Gizemli Bir Romantizm - 3. Köln Karnavalı: Eğlence Dorukta - 4. Binche Karnavalı: Kültürel Bir Miras - 5. Vinterjazz Festivali: Dolu Dolu Müzik - 6. Nice Karnavalı: Mavi Gökyüzünün Altında - 8. Snowattack Festivali: Kayak ve Müzik Bir Arada Kış mevsimi boyunca Avrupa'da birbirinden ilginç, birbirinden çekici festivaller düzenleniyor. Mevsim dinlemeden festival festival dolaşan gezginler açısından oldukça keyifli olan bu kış festivalleri, dünyanın dört bir yanından ve farklı kültürlerden gelen insanları birbirleriyle buluşturuyor. Bu yazımızda eğlenceli ve hayli heyecanlı yurt dışı kış festivallerini anlatacağız. Baştan söyleyelim, deneyimlemezsen pişman olacağın türden festivaller bunlar. Hazırsan başlayalım ve Avrupa'da kış festivallerine göz atalım. Yıllık iznini kışın almayı planlıyorsan çok iyi yapıyorsun, çünkü bu mevsimde ucuz uçak bileti ve konaklayacak uygun yer bulma olasılığın daha yüksek. Uzun kış tatilinde bir Avrupa kaçamağı yapmak isteyen öğrenci arkadaşım; sen de tatilini festival zamanına denk getir ve eğlenmeyi bilen insanlarla hayatın tadını çıkar! Avrupa'nın en güzel kış festivallerinde sanat, renk, ışık, aşk ve dostluk bir araya geliyor. Bu festivallere katılmak istiyorsan erken rezervasyon uçak bileti kampanyalarından yararlanarak tatil bütçeni ekonomikleştirebilirsin. Şimdi, gelelim Avrupa'da kış festivallerine! Amsterdam karanlık kış aylarında, Amsterdam Işık Festivali adı verilen muhteşem bir açık hava sergisiyle hayat buluyor. Bu dünya çapındaki etkinlik, şehir merkezinde ve kanallar boyunca çalışmalarını sergilemek isteyen en iyi ulusal ve uluslararası ışık sanatçılarını bir araya getiriyor. Ünlü mimarlar ve sanatçılar tarafından tasarlanan ışıklarla rengarenk bir çehreye bürünen Amsterdam, kış mevsiminde soğuk olsa da eğlencesinden hiçbir şey kaybetmiyor. Amsterdam Işık Festivali, kanal üzerinde usulca ilerleyen tekne üzerindeyken ihtişamını gösteren bir etkinlik. Festivalin her yıl kasım ile ocak ayları arasında devam ettiğini belirtelim. Muhteşem bir görünüme sahip heykelleri ve enstalasyonları kaçırmamak için soluğu Amsterdam'da al. Kulağında en sevdiğin şarkılar ve gökyüzünde dans eden ışıklar seni bekliyor. 13. yüzyıldan beri devam eden bir gelenek olan Venedik Karnavalı, gizemli romantikleri İtalya'da buluşturuyor. Egzotik kostüm ve maskeler giyen insanlar, günler boyunca Venedik sokaklarını renklendiriyor. Sabah 52'te sisle beraber gondol seremonisi yapan beyaz maskeli insanlar, masalsı bir görünüm sunuyor. 13. yüzyıldan beri devam eden bir gelenek olan Venedik Karnavalı, gizemli romantikleri İtalya'da buluşturuyor. Egzotik kostüm ve maskeler giyen insanlar, günler boyunca Venedik sokaklarını renklendiriyor. Sabah 52'te sisle beraber gondol seremonisi yapan beyaz maskeli insanlar, masalsı bir görünüm sunuyor. Asla unutamayacağın türden bir deneyim sunan Venedik Karnavalı; renklere, modaya ve yaratıcılığa dair eşsiz bir etkinlik. Her yıl şubat ayı içerisinde gerçekleşen bu geleneksel etkinliği kaçırma, bizden söylemesi! Almanya'nın refah düzeyi en yüksek ve en huzurlu şehirlerinden biri olan Köln, kış mevsiminde tam anlamıyla çıldırıyor. Köln Karnavalı, yaşlısından gencine tüm Köln yerlilerini kostüm ve maskeler ile dışarıya çıkarıyor. Yerel halk arasında \"Beşinci Mevsim\" olarak da anılan karnaval, şubat ayının son haftasında gerçekleşiyor. Avrupa'nın en iyi karnavallarından biri olarak görülen bu festivali kaçırma! 14. yüzyıldan beri Belçika'nın Binche kentinde düzenlenen karnaval, UNESCO tarafından kültürel bir miras olarak tescillenmiş durumda. Kış mevsiminde katılabileceğin bu rengarenk ve eğlence dolu festivalin tarihi Pagan dönemlere kadar uzanıyor. Kötü ruhları kovma amacıyla ellerinde sopa bulunan, özel kostümler giyen ve maske takan binlerce insan Binche sokaklarını arşınlıyor. Tarihi oldukça eskiye dayanan bu festival, sana ilham dolu bir gezi sunabilir. Şubat ayının son haftasında gerçekleşen bu etkinliği kaçırma! \"Kışın şöyle hoş bir müzik festivali olsa da gitsek!\" diyenler için harika bir önerimiz var. Danimarka'da düzenlenen Vinterjazz Festivali, her yıl şubat ayında organize ediliyor. Danimarkalı ve uluslararası müzisyenleri buluşturan festival, müziğe doyacağın etkinlik sunuyor. Ülke çapında gerçekleşen bu festival; Kopenhag, Aarhus ve Esbjerg gibi farklı şehirlerde düzenleniyor. 100 mekanda 450'den fazla performans sunan Vinterjazz, müziğe doymayı garanti ediyor. Nice Karnavalı, dünyadaki en büyük festivallerden biri konumunda. Nice'in \"Promenade des Anglais\" yolunda düzenlenen festival, parlak ve mavi gökyüzü altında muhteşem geçit törenlerine ev sahipliği yapıyor. Venedik Karnavalı kadar ünlü olan bu karnaval, parfümlü çiçek savaşlarıyla göz alıyor ve katılımcılara unutulmaz anlar yaşatmayı başarıyor. Fransa'nın Cote d'Azur bölgesinin incisi Nice'te şubat ayının ikinci haftasında düzenlenen bu festivale katıl ve havai fişeklere, renkli tezgahlara, tiyatro performanslarına, çarpıcı törenlere tanıklık et. Ayrıca bu festival bahanesiyle şahane bir Güney Fransa turu da yapabilirsin, aklında olsun. Sitges Karnavalı için İspanya'daki karnavalların en eski ve en ünlü olanı dersek yanlış olmaz. Barselona'ya 35 km uzaklıktaki bu sakin, huzurlu ve küçük sahil kasabası, festival döneminde coşuyor ve sokakları rengarenk bir açık hava partisine dönüşüyor. Birbirinden ilginç ve çılgın kostümler giyen katılımcıların yer aldığı karnaval, sergilenen geçit törenleri ile aklını başından alabilir. Özellikle sokak partileri ve geceleri düzenlenen şovlar ile gece gündüz demeden eğlence durmadan devam ediyor. Bu festival kış döneminde, yaz mevsiminin sıcak atmosferini yaşamak için birebir, bizden söylemesi. Sitges Festivali'nin şubat ayı içerisinde düzenlendiğini de belirtelim. Snowattack; şahane güzellikteki Fransa Alplerinde yer alan Les Orres kayak merkezinde düzenlenen bir festival. Bir kayak ve elektronik müzik festivali olan Snowattack, mutlaka gidilmesi gereken festivaller listelerinin ilk sıralarında yer alan türde bir etkinlik. Pek çok ünlü müzisyenin ve DJ'in katıldığı bu festival, henüz keşfedilmemiş müzisyenlere de yer veriyor ve tanınmalarına olanak sağlıyor. Tabii bu durum Snowattack'in sadece bir müzik festivali olduğu düşüncesine kapılmana yol açmasın. Fransa Alplerinin en keyifli kayak beldelerinden biri olan Les Orres'te 30'dan fazla kayak pisti de seni bekliyor. Lac de Serre-Ponçon Gölü'nün zirvesinde yer alan kayak alanında karşılaşacağın manzaraya hayran kalacaksın, emin olabilirsin! Ayrıca burada yamaç paraşütü ve snowboard gibi spor etkinliklerine de katılabilirsin. Festivalin ocak ayının son haftasında düzenlendiğini hatırlatalım ve unutamayacağın türden bir deneyimin seni beklediğini belirtelim. Bu öneriyle beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan \"Avrupa'da Görebileceğin Değişik Yapılar: İlham Veren Tasarımlar\" içeriğimize geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupada-gorebilecegin-degisik-yapilar", "text": "- 1. Hundertwasserhaus: Renklerin İçinde - Viyana Uçak Bileti Ara - 2. La Sagrada Familia: Antoni Gaudi'nin Ölümsüz Eseri - Barselona Uçak Bileti Ara - 3. Le Palais Bulles: Gerçeküstü Bir Saray - Marsilya Uçak Bileti Ara - 4. Atomium: Brüksel'in Sembolü - Brüksel Uçak Bileti Ara - 5. Elbphilharmonie: Nehirden Yükselen Tınılar - Hamburg Uçak Bileti Ara - 6. Dancing Building: Postmodern Esneklik - Prag Uçak Bileti Ara - 7. Cube House: Dünya Baş Aşağı Dönmüş Gibi - Rotterdam Uçak Bileti Ara Tasarım; bilim ile sanatın buluşma noktasıdır ve bazı tasarımlar hayal gücünün sınırlarını zorlayarak yeni ufuklar açar. Teknik beceri, mühendislik bilgisi ve estetik değerler ile sanatsal formlara dönüştürülen bu özel tasarımlar zamanla ikonik hale dönüşürler. Hundertwasserhaus, Avusturya'nın başkenti Viyana'da bulunan ve tasarımı Avusturyalı ünlü mimar-sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından yapılmış bir apartman. Friedensreich Hundertwasser'in doğaya yakın olmamızı sağlamak ve yeşil alanların önemini vurgulamak amacıyla yarattığı bu yapı, birbirine bitişik bir toplu konut arasında yer alıyor. Rengarenk görüntüsü ve seramiklerle bezenmiş damalı cepheleriyle Viyana'nın ikonik binalarından birine dönüşen yapı, betonlaşmış mekanlardan kurtulmamız gerektiğine işaret ediyor. Görsel bir şölen olarak nitelendirilen yapı, Hundertwasser öncesinde düşük gelirli ailelerin oturduğu bir apartmanmış. Hunderwasser'in 1989'da başlayan yenileme çalışmaları 1991'de sona ermiş ve bina bugünkü görünümüne ulaşmış. Avrupa'nın kültür ve sanat merkezlerinden biri olan Viyana'ya gidip bu binayı görmeden dönmek olmaz! Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü mimarlarından olan Antoni Gaudi, \"Art Nouveau\" akımınının öncülerinden biri. Barselona'nın simge eserlerinin yaratıcısı konumundaki sanatçı için bir eser var ki tüm eserlerinin önünde yer alıyor. Gaudi'nin, projesine 1883 yılında dahil olduğu ve 1908 yılından itibaren 1926'daki ölümüne kadar bütün hayatını adadığı La Sagrada Familia Bazilikası, Neo-Gotik ve Art-Nouveau tarzının en sıra dışı örneklerinden. Bu efsane statüsündeki bazilika, eşsiz mimarisi, Barselona'nın şehir plancılığı içinde ulaştığı yüksekliği, görkemi ve bir türlü bitmeyen inşaatı ile meşhur. Modern Barselona'yı simgeleyen bu yapıyı görmek ve yapının içinde gezinmek unutulamayacak türden bir deneyim. Avrupa'da görebileceğin değişik yapılar listene mutlaka dahil etmelisin. Le Palais Bulles ismini ilk defa duyuyor olabilirsin. Dünya üzerindeki en ilginç tasarımlardan biri olan \"Baloncuk Sarayı\", Güney Fransa'daki Cannes şehrinin yakınlarında bulunan Theoule-sur-Mer kasabasında yer alıyor. Toplamda 8500 metrekarelik bir alana yayılan bu saray, Macar mimar Antti Lovag tarafından 1975 ile 1989 yılları arasında inşa edilmiş. Fütüristik mimari örnekleri denildiğinde akla gelen ilk eserlerden olan saray, ilham verici detayları ile nefes kesiyor. Eskimoların buz evlerinden ilham alınarak tasarlanan yapı, yıllar boyunca dünyaca ünlü modacı Pierre Cardin tarafından kullanılmış. Farklı mimarisi ile adından söz ettiren bu görkemli yapıda birçok davet ve defile gerçekleştirilmiş. Bir tarafında yemyeşil doğa, bir tarafında ise Akdeniz'in masmavi sularını barındıran \"Baloncuk Sarayı\", ihtişamlı mimarisiyle modern bir masal diyarı gibi görünüyor. Atomium, Brüksel'in birçok noktasından rahatça görülebilen simge bir yapı. Expo'58 ya da diğer adıyla Brüksel Dünya Fuarı için yapılan ve anıtsal bir özellik taşıyan eser, alışılmadık özellikleriyle dikkat çekiyor. Belçikalı mühendis Andre Waterkeyn tarafından 1958 yılında tasarlanan Atomium, Avrupa'daki ilginç yapıların başında geliyor. Dokuz çelik kürenin birbirine bağlanmasıyla inşa edilen Atomium'un toplam uzunluğu 102 metre. Fütürist mimarlık örneklerinden biri olan Atomium'u gezerken kendini bir bilim kurgu filmi içinde hissetmen mümkün. Küreler arasında yol alırken geçilen platformlar sürekli renk değiştiriyor ve disko görünümü alıyor. Brüksel'in en yüksek yapılarından biri olan Atomium'un zirvesine çıktığında ise seni muhteşem bir panoramik manzara bekliyor. Sadece bu manzara için bile Brüksel'e gidilir! Dünyaca ünlü İsviçreli mimarlık firması Herzog & de Meuron'un tasarladığı Elbphilharmonie, Hamburg şehrinin en büyük antreposunun üzerine oturuyor. Kaispeicher adlı bu antrepo 1875 yılında inşa edilmiş ve 2. Dünya Savaşı'nda yıkılmış. Daha sonra tekrar inşa edilen yapı, 1990'lı yıllara kadar kakao, tütün ve çay depolamak için kullanılmış. Dikkat çekici cam cephesiyle eski antreponun üzerine oturan Elbphilharmonie, \"karma kullanımlı bina\" teriminin dünyadaki en güzel örneklerinden de biri. Bu yapının içinde iki konser salonu, otel ve konut bloğu yer alıyor. Dalgalı panellerden ve yer yer açıklıklardan oluşan cam cephe, eski yapı üzerindeki yeni binayı bir kristale dönüştürüyor. Bu yeni parlak cephe; suyun, gökyüzünün ve şehrin yansımasıyla sürekli değişen bir yüzey halini alıyor. Hamburg'un mutlaka görülmesi gereken yapılarından biri olan Elbphilharmonie seni bekliyor! Dancing Building, günümüzde Prag şehrinin en önemli simgelerinden biri. Mimar Frank Gehry ve Vlado Milunic tarafından tasarlanan binanın yapımına 1994 yılında başlanmış ve inşaat 1996 yılında sona ermiş. Milunic ve Gehry bu yapıyı tasarlarken dünyaca ünlü Amerikan dansçı çift Fred Astaire ve Ginger Rogers'ın dans figürlerinden ilham almışlar. Orijinal adı Dancing Building olan bina, Çekler tarafından ise Fred and Ginger olarak anılıyor. Gotik ve barok mimarinin ağırlıkta olduğu Prag'da başka bir dünyadan gelmiş gibi duran Dancing Building, önceleri şehrin yapısını bozduğu gerekçesiyle kabul görmemiş. Ancak ayrıksı tasarımıyla fark yaratan bina kısa sürede ismini dünya çapında duyurmayı ve Prag'ın simgelerinden olmayı başarmış. Cube Houses, Hollanda'nın Rotterdam şehrinde bulunuyor. Mimar Piet Blom tarafından yapımına 1977 yılında başlanan evler, 1982 yılında tamamlanmış. Dünyadaki en ilginç yapılardan olan bu evler, inşa edilmelerinin üzerinden yıllar geçmiş olsa da yenilikçi görünümleri ve dikkat çekici güzellikleriyle hala ışıldıyor. Yüksek yoğunluklu konut ihtiyacına oldukça yaratıcı bir çözüm getiren bu evler, Rotterdam'ın merkezinde bulunuyor. Başlangıçta 78 küçük küp ev içeren proje, 38 ev ve diğerlerinden daha büyük iki \"süper küp ev\" olarak tamamlanmış. Mimar Piet Blom, bu kübik evleri soyut bir ormana benzemesi için tasarlamış. Her ev bir ağacın temsilcisi ve evler birlikte bir orman oluşturuyorlar. 45 derecelik açıyla inşa edilen ve eşi benzeri olmayan bu evler, şehre gelen turistlerin ilgi odağı. Rotterdam'ın modernist kübik evleri ile Avrupa'daki değişik yapılar hakkındaki yazımızın sonuna geliyoruz, ancak sen okumaya devam etmek istersen \"Dünyanın En İyi Kitap Kafeleri: Kahve İçmeye Doyamayacağın Köşeler\" yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupadaki-en-guzel-noel-pazarlari", "text": "- 1. Berlin, Almanya: Sokaklarda Bir Panayır Havası - 2. Prag, Çek Cumhuriyeti: Büyüleyici Mimari ve Işıl Işıl Pazar Yerleri - 3. Tallinn, Estonya: Noel'in Masal Diyarı - 4. Kopenhag, Danimarka: Noel Zamanı Disneyland'ı - 5. Zagreb, Hırvatistan: Noel Pazarlarının Gözdesi - 6. Viyana, Avusturya: Çeşit Çeşit Noel Pazarı - 7. Basel, İsviçre: Avrupa'nın En İyi Noel Pazarlarından Biri - 8. Barcelona, İspanya: Yüzlerce Yıllık Noel Pazarı - 9. Brugge, Belçika: Noel Zamanı Brugge Ruhu - 10. Strazburg, Fransa: Fransa'nın Noel Başkentine Yolculuk Yılın en ışıltılı zamanı sonunda geldi! Yeni olanın iyileştireceğine dair inançla dilekler dilenmeye başladı. Kışın soğuk yüzü sokakları süpürürken yılbaşının ruhu, renkleri ve kestane kokusu her yanı sardı. Yılbaşı ruhunu iyice hissetmeye başladığımız bu dönem aynı zamanda Avrupa'ya gitmenin tam zamanı. Avrupa şehirlerinin birçok yerinde kurulan ışıl ışıl Noel pazarları da bu seyahate adeta davetiye çıkarıyor. Özel bir atmosfer yakalayabileceğin ve farklı kültürleri yerinde gözlemleyebileceğin Avrupa'nın en güzel Noel pazarlarını senin için seçtik. Haydi, Avrupa'nın en güzel Noel pazarlarına doğru yolculuğumuza başlayalım! Almanya, Noel pazarlarının ilk kurulduğu ülke. Almanca \"weihnachtsmarkt\" olarak anılan bu pazarların tarihi neredeyse Orta Çağ'a kadar uzanıyor. Berlin'de kurulan pazarlardan Gendarmenmarkt, mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. El işi hediyelik eşyalar, ahşap oyuncaklar, farklı yiyecek ve içecek alternatifleriyle şehrin en iyi pazarlarından biri. Gendarmenmarkt yılbaşına kadar ziyaret edilebiliyor. Alexanderplatz'da kurulan Noel pazarı ise tam bir panayır havası taşıyor. Lunapark atmosferindeki bu yerde gece boyu buz pateni yapıp zencefilli kurabiye kokuları eşliğinde ışıl ışıl pazarı dolaşabilirsin. Ayrıca gece boyu dans edebileceğin yerler de mevcut. 27 Kasım 30 Aralık 2023 tarihleri arasında bu pazarı ziyaret edebilirsin. Bir sürü Noel pazarı görmek, her birinde bambaşka şeyler deneyimlemek istiyorsan Berlin tam senlik! Prag büyüleyici bir şehir; Noel zamanı da bambaşka bir atmosfere bürünüyor. Charles Köprüsü'nü yılın bir de bu döneminde görüp büyülenmemek elde değil. Orta Çağ mimarisini yaşatan şehrin birçok yerinde Noel pazarları kuruluyor. Çekçesi \"vanocni trhy\" olan Noel pazarlarında bulunan el sanatları, dev yılbaşı ağaçları ve yerel lezzetler renkli şenlikli bir ortam yaratmaya yetiyor. 2 Aralık 2023'ten 6 Ocak 2024'e kadar tüm Noel pazarlarını ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilirsin. Başka bir ülkede seyahat ederken turist olmaktan çıkıp yerel kültüre yaklaştığın bazı anlar vardır. Çek şarkılarına kulak ver, Prag'da gezeceğin Noel pazarlarında yerel ürünleri dene, insanların arasına karışıp yerlisi gibi gez! Yılın en ışıltılı döneminde keyifli bir seyahat planlıyorsan Prag'a mutlaka bir şans vermelisin. Estonya'nın başkenti Tallinn, 2019 senesinde European Best Destinations tarafından Avrupa'nın en iyi Noel pazarı olarak seçildi. Işıklar parlıyor, yerel lezzetler hazırlanıyor, yılın en ışıltılı zamanında eğlenmek için herkes bir araya geliyor. Yılın bu döneminde belediye binasının önü tam bir masal diyarı haline geldiği için bu seçime şaşırmamak gerek. 1 Aralık 2023'ten 7 Ocak 2024'e kadar tüm Noel pazarlarını ziyaret edebilirsin. Kış aylarını ısıtacak ürünleri kesinlikle burada bulacaksın. Çok soğuk bir ülke olduğu için bu konuda oldukça iyiler. Yün kazaklar, keçi yününden eldivenler ve keçe patikler hem hayatını kurtaracak hem de arkadaşların ve ailen için de güzel bir hediye alternatifi olacak. Bu masalsı ortamda bulunan lezzetli yiyecekleri de pas geçme. Estoncası \"jouluturg\" olan Noel pazarlarına gitmeden önce şehri mutlaka gezmen gerekiyor. Free Tour web sitesinden rehberlik alarak hem şehri gezebilir hem de Tallinn'in tarihini ve hikayelerini öğrenebilirsin. Şehir turları her gün 10:30 13:00 saatleri arasında ücretsiz olarak gerçekleşiyor. Dilersen nisan ve mayıs aylarında Antalya'dan Tallinn'e direkt uçuşlarla gelebilirsin. İstanbul üzerinden Tallinn'e uçmak için aktarmalı olarak yine Antalya üzerinden seyahatini planlayabilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın bir diğer yolu ise Helsinki'ye uçmak ve buradan feribotla aktarma yapmak! Danimarka'nın başkenti Kopenhag, Noel zamanı ışıltısını artıran şehirler arasında. \"Julemarked\" Dancada Noel pazarı pazarı anlamına geliyor. En ünlü ve en güzel julemarked ise Tivoli bahçelerinde kuruluyor. Bu büyülü ortamda geleneksel ahşap kulübeler, tatlılar ve süslemelerle dolu parlak renkli dükkanlar var. Disneyland'dan ilham alarak yapılan Tivoli'de eğlenmek ve büyülenmek kaçınılmaz. Kendini çocuklar gibi şen hissedeceğin bir yer! En güzel halini ise hava karardığında renkli ışıklar altında deneyimleyebilirsin. 17 Kasım 31 Aralık 2023 tarihleri arasında Tivoli'de kurulan Noel pazarını ziyaret edebilirsin. Noel pazarları biraz ülke kültürüyle de tanışma mekanları özelliği taşıyor. Nordik kültürü ve lezzetli yemekleri tadabileceğin en güzel yer de Kopenhag'daki Noel pazarları diyebiliriz. \"Ben yılbaşı ağaçlarının arasında ışıl ışıl gezmek istiyorum!\" diyorsan Kopenhag tam sana göre! Hırvatistan'ın başkenti Zagreb; 2016, 2017 ve 2018 yıllarında en güzel Noel pazarı olarak seçildi. \"Advent\" olarak isimlendirdikleri Noel pazarlarına gerçekten çok önem veriyorlar. Öyle ki ayrı bir web sitesi bile var. Zagreb Advent web sitesi üzerinden Noel pazarlarıyla ilgili bilgi almanın yanı sıra Noel gelenekleri, yöresel yemekleri ve şehirle ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsin. Zagreb'e gitmeden göz atmanda fayda var. Zagreb Noel Pazarı, 2 Aralık 2023 ile 7 Ocak 2024 tarihleri arasında açık. Buz pateni kayan insanlar, Noel şarkıları söyleyen çocuklar, yöresel yemekler, ahşap oyuncaklar, sıcacık kahveler ve içecekler.. Üstelik bu sene diğer ülkelerden farklı olarak artırılmış gerçekliği de sokaklara taşıyıp bambaşka bir atmosfer vadediyorlar. Noel ruhunu gözlemlemek istiyorsan mutlaka Zagreb'i düşünmelisin. Zagreb'e ulaşmanın en kolay yolu Budapeşte'ye uçmak. Viyana'da çok fazla Noel pazarı kuruluyor. \"Viyana'daki en ünlü noel pazarı hangisi?\" diye soracak olursan Viyana belediye binasının bulunduğu Rathausplatz isimli meydandaki Noel pazarı deriz. \"Christkindlmarkt\" olarak anılan bu pazar, Noel coşkusunun en kalabalık yaşandığı yerlerden biri. Dediğimiz gibi burada seçenek çok. Medieval Advent Market'e gidersen müzik, hokkabazlık ve ateş gösterileri ile Orta Çağ eğlencelerine katılabilirsin. (30 Kasım 3 Aralık 2023) Kocaman ışıklı bir dönme dolabının altında lezzetli Avusturya yemekleri tatmak istersen de Riesenradplatz'a gidebilirsin (18 Kasım 2023 7 Ocak 2024). Bu yıl Avusturya'daki en büyük Noel pazarına gitmek istersen de Spittelberg'deki dar sokaklardaki kalabalığa karışabilirsin (16 Kasım 23 Aralık 2023). Kısacası çeşit çeşit Noel pazarı gezmek istiyorsan Viyana Noel pazarları tam sana göre! İsviçre'nin en güzel şehirlerinden biri olan Basel, 2021 yılında European Best Destinations tarafından Avrupa'nın en iyi Noel pazarı olarak seçildi. Şehrin Noel pazarları ise Barfüsserplatz ve Münsterplatz meydanlarına kuruluyor (23 Kasım 23 Aralık 2023). Çeşit çeşit lezzetli şeyler var, ama sen yöresel bir lezzet olan Basel lackerli yemeyi unutma. Ahşap oyuncaklar, ışıl ışıl meydanlar ve eğlenceli aktiviteler Basel'in Noel pazarlarında seni bekliyor. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Basel'e direkt uçmak! İspanya'nın güzel şehri Barselona da güzel Noel pazarlarına ev sahipliği yapan bir durak. Barselona'da dört farklı yerde Noel pazarı kuruluyor. Bunların en eskisi La Fira de Santa Llucia, 18. yüzyıldan bu yana her sene ışıltısına davet ediyor (24 Kasım 23 Aralık 2023). Barselona Katedrali önünde kurulan pazarda çeşit çeşit yiyecekler ve farklı hediye seçenekleri bulabilirsin. Fira de Nadal de la Sagrada Familia Noel pazarı ise La Fira de Santa Llucia'dan biraz daha küçük bir pazar (24 Kasım 23 Aralık 2023). Bu pazarda fırında tatlı patates, churros gibi geleneksel lezzetleri bulabilirsin. Brugge severler toplansın. Brugge şehir merkezi, Noel zamanı dev bir Noel pazarına dönüşünüyor. Markt ve Simon Stevinplein'de yer alan Noel pazarları ev yapımı sıcak çikolata ve çeşit çeşit belçika peyniriyle donatılıyor (24 Kasım 2023 7 Ocak 2024). Tabii dilersen buz pateni pistinde de eğlenebilirsin. Brugge ruhunu bir de Noel zamanı görmek istersen yapman gereken, Brugge'e yalnızca 1.5 saat uzaklıkta bulunan Brüksel'e uçmak ve buradan aktarma yapmak. Fransa'nın Noel başkenti olarak anılan, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Strazburg'da yaklaşık 300 farklı Noel tezgahı bulunuyor. Fransa'da bir Noel pazarı gezmek istiyorsan tercihini mutlaka Strazburg'dan yana kullanmanı öneriyoruz. Place Kleber Christmas Market şehrin ana Noel pazarı olarak geçiyor. Bu güzel pazarı gezmek için Kleben Meydanı'na gidebilirsin (24 Kasım 24 Aralık 2023). Fransa'nın Noel şehri Strazburg'a ulaşmak için Marsilya'ya uçup aktarma yapman yeterli. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Yılbaşında Gidilecek Uygun Fiyatlı Yerler başlıklı yazımızı okuyabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupadaki-en-guzel-tarihi-oteller", "text": "Genelde konaklama kısmı biraz mola verme, soluklanma kilometrelerce yürümenin acısını çıkarma noktası olarak değerlendiriliyor. Oysa tarihe meydan okuyan her otelin farklı bir hikayesi ve hissi var. Tatilini farklı bir şekilde kurgulamak, biraz genel tatil planlarının dışına çıkmak istersen uçak biletini ayarladıktan sonra senin için Avrupa'daki tarihi otellerden öneriler sunabiliriz. Tabii yola çıkmadan önce ülkelerin güncel vize şartlarını ve yurt dışı uçuşlara ait güncel durum ve ülke kabul şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre gel, Avrupa'daki en güzel tarihi otelleri incelemeye başlayalım. İtalya denince aklında ne canlanıyor? Moda, mimari estetik... Görsel olarak hayli tatmin edici mekanlara sahip bir ülke olduğu için ilk durağımızı İtalya olarak belirledik. Daracık Arnavut kaldırımlı sokaklarından geçerken, pencerelerine bakıp gözlerini alamadığın evler, dükkanlar hepsi geçmişten kalan izlerin eseri. Uykuya kendimizi teslim ettiğimiz, dinlendiğimiz duraklar da öyle. Hotel Saturnia & International Venezia da, Venedik'te bulunan 14. yüzyıldan kalma eski bir saraydan otele çevrilmiş bir yapı. Serandrei ailesi tarafından 1908 yılından beri işletiliyor. Geçmiş ve bugünü 5 kuşaktır yaşatmaya çalışan otel, işlemeli mermer ve ahşap tavanlarıyla zarif ve büyüleyici bir konaklama deneyimi sunuyor. Tarihi otel, sanat galerilerine ve müzelere de yakın bir noktada yer alıyor. Renkleri ve kimliğiyle dikkat çeken, seni 14. yüzyıla ışınlayacak bir durakta konaklamak ya da restoranında vakit geçirmek istersen burayı tercih edebilirsin. Otelle ilgili detaylı bilgiye Hotel Saturnia & International Instagram hesabı üzerinden ulaşabilirsin. Venedik'e kadar gelmişken Ernest Hemingway gibi ünlü yazarlara manzarası ve atmosferiyle ilham vermiş hayli lüks olan Gritti Palace'a da mutlaka uğramanı öneririz. Konaklamasan da otelin ihtişamının büyüsüne ortak olabilirsin. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ise Venedik'e uçmak! Kaleleri, Orta Çağ'dan bizi selamlayan sokaklarıyla Çek Cumhuriyeti estetik ve mimari dedektifliğini tatmin edecek çok fazla yere sahip. Hotel Century Old Town Prague Mgallery de 19. yüzyılın sonunda, Prag Devlet Operası ve Ulusal Tiyatrosu'nu yapan mimar tarafından yapılmış bir yer. Barok estetiğine uygun olarak tasarlanmış yapının bir özelliği de Franz Kafka'nın bunaltıcı düşler içerisinde bir sigorta şirketinde çalıştığı dönemdeki bina olması. Yazar olmadan önce Kafka'ya ev sahipliği yapan yapı 2002 yılında otele dönüştürülüyor. Kafka'nın ofisi şimdiki 214 numaralı oda da Kafka Süiti olarak yerini alıyor. Kafka ve barok mimari seviyorsan ziyaret etmek isteyebileceğin bir durak. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Prag'a uçmak! Alpler'in eşsiz manzarası Ceresio Gölü'yle birleşince bir başka oluyor. Hotel Splendide Royal dünyaca ünlü ve lüks otellerden biri. Birçok hizmet sunan otelde göreceklerin hem alacağın hizmet bir peri masalına konu olacak cinsten. Tabii bu sebepten hayli pahalı. Daha önce Luciano Pavarotti'yi ağırlamış otel bir aile tarafından yönetiliyor. Yemeklerin keyifle yendiği restoranı, geniş pencereleri ve sanat eserleriyle dolu odaları ruhunu huzurla dolduracak şekilde tasarlanmış. 1887'den bu yana otel olarak hizmet veren Hotel Splendide Royal rüya gibi bir yer. Otelle ilgili daha fazla bilgi almak istersen Hotel Splendide Royal Lugano web sayfasını ziyaret edebilirsin. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ise İtalya sınırında bir yer olduğu için Milano'ya uçmak ve sonrasında Lugano'ya aktarma yapmak. Paris'in orta yerinde, barok tarzda inşa edilmiş eşsiz güzellikte ve tarihe meydan okuyan bir otel arıyorsan Le Meurice'i mutlaka görmelisin. Ön kapısında Louvre Müzesi, Champs-Elysees basamakları ve Tuileries Bahçesi'nin bulunduğu mekan, oteller tarihine damga vurmuş bir yer. Öyle ki dünyanın ilk lüks otellerinden biri olarak kabul ediliyor. Yıllarca sanatçıları misafir etmiş olan otelin müdavimlerinden biri de Salvador Dali. Dali 30 yıl boyunca yılın belli dönemlerinde Le Meurice'de kalmayı tercih etmiş. Öyle ki otelin restoranın adı da Le Dali olarak isimlendirilmiş. Ayrıca otel, Picasso'nun düğün yemeğine ev sahipliği yapmış. Tüm bunların ışığında hayli havalı bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa'daki en güzel tarihi oteller arasında parlayan bu yıldıza ulaşmak için yapman gereken Paris'e uçmak! Londra'nın Mayfair semtinde Viktorya Dönemi sembollerinden sayılabilecek tarihi bir binada yer alan bir otelden bahsedeceğiz. Otelin ismi çok sade, bizim için ilkokuldaki İngilizce kitaplarında yer alan okuma parçalarını anımsatıyor olabilir. Ancak otelin içi de dışı da konukları da hayli şaşaalı. 1874'te açılan otelin Agatha Christie, Stephen King, Oscar Wilde gibi konukları olmuş. Aynı zamanda Alexander Graham Bell'in 100 yılı aşkın bir süre önce ilk telefon görüşmesini bu otelde gerçekleştirmiş. Tarih desek burada, mimari desek burada, Kuzey Avrupa'nın en güzel tarihi oteli diyebileceğimiz bir yer. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Londra'ya uçmaktan geçiyor. Sacher-Torte isimli pastayı daha önce duymuş muydun? Son olarak Viyana'nın önemli lezzet sembollerinden sayılan bu tatlıyı icat eden kişinin otelinden bahsedeceğiz. Prens von Metternich 1832 yılında fırıncı çırağı Franz Sacher'i seçkin misafirleri için kayısı reçeli, çikolata ve krem şantiden oluşan bir kek yapmasını istemiş ve ortaya enfes bir tatlı çıkmış. Sacher sonrasında Viyana'nın merkezi olarak kabul edebileceğimiz Devlet Opera Binası'nın tam karşısında Hotel Sacher'i açmış. 1876 yılından beri farklı aileler tarafından işletilen barok mimariye sahip otel, Queen Elizabeth II, John F. Kennedy, Grace Kelly, John Lennon gibi dünyanın seyrini etkilemiş ünlü isimleri misafir etmiş. Gidersen otelde konaklamasan bile Prens von Metternich ve Franz Sacher'i anmak için bir Sacher-Torte'nin tadına bakabilirsin. Otelin bulunduğu bölgeye ulaşmak için yapman gereken Viyana'ya uçmak! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Geçmişin Mimarisi ve Estetiğinin Peşinde: Türkiye'deki En Güzel Tarihi Oteller yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupadaki-gastro-turizm-duraklari", "text": "Geçmişi ve kökleri oldukça eskiye uzanan gastronomi turizmi ya da gastro-turizm, son yıllarda trend olan bir seyahat türü. Günümüzde deneyim odaklı seyahatin bir parçası olarak kabul edilen bu turizm türü, şehirlerin kendilerine özgü tatlarının peşinden giderek seyahat planını belirlemek ve bu yolla oranın kültürünü tanımak isteyenlerin tercihi. İngilizce kaynaklarda \"culinary tourism\" olarak da isimlendirilen gastro-turizm, \"foodie\" teriminin yaygınlaşmasıyla birlikte yükselişe geçmiş bir trend. Yeme ve içme kültürünü seven gezginlerin yaptığı seyahatler doğrultusunda tüm dünyaya yayılan bu seyahat türü, aynı zamanda oldukça ilham verici. Bu nedenle bu yazımızda Avrupa'daki gastro turizm duraklarını inceleyeceğiz. Ancak öncelikle foodie terimini biraz daha açalım ve gastro-turizme yön veren bu kavramdan bahsedelim. Foodie terimi bir süredir yaygın şekilde kullanılıyor. İlk defa 1980'li yıllarda kullanılmaya başlanan bu terim; yemeği, resim ya da müzik gibi bir sanat dalı olarak gören düşünce biçimini ifade ediyor. \"Foodie\" olarak tanımlanan kişiler, yeme-içme kültürüne ciddi yatırım yapıyorlar ve hayatı bu şekilde yaşıyorlar. En basit ifadeyle \"yemeksever\" anlamına gelen foodie terimi, yemek ile sosyalliği de birleştirmeyi amaçlıyor. Ancak belirtmekte yarar var; zaman zaman foodie ile gastronomist kavramı birbirine karıştırılabiliyor. Bu ikisi farklı anlamlara geliyor. Gastronomist, gastronomi konusunda çok bilgili olan kişilere deniyor ve bu kişiler gastronomi alanında teori ve pratiği birleştirebiliyor. Foodie ise gastronomi duraklarını bilen, alanında en iyi restoranları takip eden, tadım etkinliklerine katılan ve yemekten anlayan kişileri tanımlıyor. Ayrıca foodie kültürü, yemeğe hak ettiği ilgiyi göstermek kadar gezgin bir ruha sahip olmayı da gerektiriyor. Bologna, İtalya'nın kuzeyinde bulunan ve Emilia-Romagna bölgesinde yer alan özel bir durak. Verimli Po Ovası ile Apenin Dağları arasında kalan bölgeye kurulmuş olan şehir, kültürel zenginliği ve kendine has dokusu ile öne çıkan bir yerleşim yeri. Bir Orta Çağ şehri olan Bologna, görkemli tarihi ile dikkat çekiyor. \"Kızıl Şehir\" olarak anılan Bologna, kırmızı kiremitleri ve yapılarındaki kızıl tonlar ile de nefes kesici bir görselliğe sahip. Bologna bu tarihi görkemin ve kültürün yanı sıra gastro-turizm açısından da akla gelen ilk şehirlerden birisi. Hatta burası o kadar ünlü bir yeme-içme şehri ki lakabı da \"La Dotta, La Grassa, La Rossa\"dır. Yani \"bilgiç, şişman, kırmızı\"dır. İtalya'nın gastronomik başkenti olarak anılan şehir, özellikle tortellinisi ile meşhur. Ayrıca parmesan peyniri, Parma jambonu ve lasagna gibi tatlar da Bologna'ya özgü. Tabii Bologna denilince dillere destan et bazlı ragu soslarını da es geçmemek gerekiyor. Aklında olsun; lasagne verdi al forno, cotoletta alla bolognese ve torta di riso da şehre gelen foodie'lerin ilk denedikleri lezzetler arasında. Geçmişi, mimarisi ve hayat tarzıyla özel bir şehir olan Bologna, kendisine foodie diyenlerin uğraması gereken ilk yerlerden. Marsilya, geçmişi oldukça eskiye dayanan bir şehir. Güney Fransa'nın incisi konumundaki bölge, Akdeniz'in en büyük limanına sahip yerleşim yeri. Kuzey Afrika ve Güney Avrupa arasındaki geçiş noktalarından biri olan şehir, multikültürel dokusu sebebiyle de hayli ilgi çekici. Antik çağlarda \"Massalia\" olarak anılan bu şehir, Foçalılar tarafından kurulmuş bir yer. Asırlar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bölge, zengin tarihi ile de dikkat çeker. Tarihin ve doğanın enfes bir ahengine sahip olan şehir, Fransa'nın ve dünyanın en önde gelen gastronomi merkezlerinden birisi. Özellikle şehrin simgesi niteliğindeki \"bouillabaisse\" buraya gelen herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzet. Çeşitli deniz ürünlerinden ve sebzelerinden oluşan bu çorba, yöreye özgü özel bir tat. Daube provençale, fougasse, navettes de Marseille ve soupe au pistou da Marsilya ile özdeşleşmiş diğer lezzetler arasında. Açıkçası Akdeniz kıyılarında olmaktan ve farklı gastronomik tatlar denemekten hoşlanıyorsan gelmen gereken yer burası! Danimarka'nın başkenti Kopenhag, \"dünyanın en yaşanılası şehirleri\" listelerinde hep ilk sıralarda yer alan bir şehir. Dancada \"ticaret limanı\" anlamına gelen Kopenhag'da refah seviyesi de oldukça yüksek. Bunun yanı sıra şehir gastronomik lezzetleri ile de gezginlere ilham veriyor. Şehirde birçok Michelin yıldızlı restoran bulunuyor ve bu nedenle foodie gezginler Kopenhag'a gelmek istiyor. Kopenhag denilince ise akıllara gelen ilk lezzet smorrebrod oluyor. Geçmişte Danimarkalı çiftçilerin çoğunluka öğle yemeklerinde yediği bu sandviç, günümüzde hemen her restoranda servis edilen bir yemeğe dönüşmüş. Tabii sandviç dediğimize bakmayın; bu sandviç özel olarak hazırlanıyor ve içinde de balık, et, sebze ve farklı soslar bulunuyor. Bunun dışında rod polse, fl skesteg, frikadeller, fiskefrikadeller, ringa balığı ve elbette somon da Kopenhag'a özgü lezzetler arasında bulunuyor. İsveç'in başkenti Stockholm, aynı zamanda İskandinavya'nın da kültür, sanat ve ekonomi merkezlerinden birisi. Malaren Gölü'nün Baltık Denizi ile birleştiği yere kurulmuş olan şehir, doğal güzellikleri ve yeşil alanları ile oldukça çekici. Tarihi bir doku ile modern yapıların iç içe geçtiği şehir, mimari açıdan da ilham verici bir durak olma özelliğine sahip. Kuzey Avrupa'nın bu görkemli şehri, son yıllarda foodie gezginler tarafından da sıkça ziyaret ediliyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bunun sebebi de İsveçlilerin damak tatlarına verdikleri değer. Tıpkı Kopenhag'da olduğu gibi Stockholm'de de birçok Michelin yıldızlı restoran bulunuyor ve İsveç mutfağı kendine özgü tatları ile dikkat çekiyor. Stockholm'e geldiğinde tatman gereken lezzetlerin başında da İngilizce \"yellow pea soup\" denilen bezelye çorbası geliyor. Bunun yanı sıra toast skagen, raggmunk, İsveç köftesi, wallenbergare, prinsesstarta ve kanelbulle de buraya geldiğinde muhakkak denemen gereken lezzetler arasında. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istersen Bütçe Dostu Bir Tatil İçin Avrupa'nın Daha Az Ziyaret Edilen Şehirleri yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupadaki-sanat-muzeleri", "text": "Avrupa'daki sanat müzeleri, dünyanın dört bir yanından kültür ve sanata düşkün gezginleri bir araya getiriyor. Tüm dünyaya mal olmuş ve sanat tarihine yön vermiş resimler, benzersiz heykeller ya da binlerce yıllık tarihi objeler, Avrupa'nın farklı köşelerinde yer alan ve mutlaka görülmesi gereken müzelerde sergileniyor. Ayrıca müzeler dönemsel olarak değişen ve güncellenen sergi takvimleri sayesinde tekrar tekrar ziyaret edilebilen yerler. Kendilerine has dokuları, ruhları ve özellikleri ile ziyaretçilerini farklı düşüncelere, farklı dünyalara davet ediyorlar. Louvre Müzesi, orijinal ismi ile \"Musee du Louvre\" dünya çapındaki en ünlü ve en büyük müze olarak bilinir. İçerisinde akıllara durgunluk verecek kadar çok eser barından müze; Sully, Richelieu, Denon adında 3 ayrı kanata ve 8 bölüme ayrılıyor. Paris'te bulunan ve her yıl milyonlarca gezgini ağırlayan bu müze, adeta bir okul görevi görüyor. Mona Lisa Tablosu, Hermes Heykeli, Nike Heykeli, Üç Güzeller Heykeli, Caracalla Büstü, Büyük Sfenks gibi sanat tarihine damga vuran eserler burada sergileniyor. Şehrin batı tarafında yer alan müze, Sein Nehri'ne yakın bir konumda bulunuyor ve 60.000 m 'den fazla alan bir alana yayılıyor. Tarih öncesi çağlardan günümüze kadar uzanan nefes kesici bir koleksiyona sahip olan Louvre, Avrupa müzeleri arasında görmen gereken ilk durak. Yalnız içerde o kadar çok eser var ki tek günde müzenin tamamını gezmen ve bütün eserleri görmen mümkün değil; planlamanı ona göre yap. İngiltere'nin en büyük müzesi konumundaki British Museum, adadaki göz bebeği duraklardan biri. Londra Great Russel Street'te bulunan bu görkemli sanat müzesi, halka ve turistlere ücretsiz olarak hizmet veriyor. British Museum; Eski Çağ yapıtları, sikkeler ve madalyalar, baskılar ve çizimler ile etnografi bölümü olmak üzere toplam dört bölüme sahip. İçerisinde milyonlarca eser bulunan müzedeki koleksiyonun oluşturulması çok uzun yıllar sürmüş. Saymakla bitiremeyeceğimiz türden eserlere sahip British Museum'da dünya harikalarından sayılan Bodrum Halikarnas Mozolesi, Rosetta Taşı, Aslan Avı Rölyefleri, Parthenon Heykelleri ve Oxus Hazinesi ilk görülmesi gereken sanat eserleri arasında. Avrupa'nın önde gelen müzelerinden biri olarak kabul edilen Rijkmuseum, Hollanda Ulusal Müzesi olarak da biliniyor. Amsterdam'da bulunan ve 19. yüzyılda kurulan bu ulusal müzenin sahip olduğu koleksiyonun büyük bir kısmını da Hollandalı sanatçıların eserleri oluşturuyor. Hollanda'nın en kapsamlı koleksiyonunun yer aldığı Rijkmuseum'a geldiğinde Rembrandt, Hals, Vermeer gibi dünyaca ünlü birçok ressamın paha biçilmez tablolarını görme imkanı bulabilirsin. Hollanda'nın en büyük sanat tarihi kütüphanesi de burada yer alıyor, aklında olsun. Rijkmuseum; Hollanda resim sanatının baskın olduğu bir müze olsa da burada Asya sanatları ile heykel ve dekoratif sanatlara dair de görülecek birçok değerli parça bulunuyor. Buraya geldiğinde görmen gereken ikonik eserler arasında Rembrandt'ın Gece Devriyesi, Johannes Vermeer'in Sütçü ve Jan Asselijn'in Tehdit Edilen Kuğu eserleri ilk sırada yer alıyor. Ayrıca hatırlatmakta fayda var, Rijkmuseum'un mimar Pierre Cuypers tarafından tasarlanan heykellerle dolu bahçesi de sanatsal cazibenin doruğa ulaştığı noktalardan. Özellikle hava güzelse burada vakit geçirmek isteyeceğine eminiz. İtalya'nın Floransa şehri, Rönesans'ın doğduğu yer olarak kabul ediliyor. 16. yüzyılda açılan Uffizi Galerisi ise hem dünyanın en eski müzelerinden biri hem de Rönesans'a ait ihtişamlı bir tapınak olma özelliği taşıyor. Dünyanın en önemli müzelerinden birisi olarak kabul edilen Uffizi, İtalyancada \"ofisler\" anlamına geliyor. Rönesans Dönemi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan U şeklindeki bina, aslında şehrin yönetim ofislerini bir araya toplama amacıyla yaptırılmış. Ancak daha sonra halka açık bir müze haline getirilmiş. Buraya geldiğinde Raffaello, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Botticelli gibi sanat tarihine yön veren isimlerin eserleriyle karşılaşacaksın. O yüzden gitmeden söyleyelim: Stendhal Sendromu'na tutulabilirsin, dikkatli ol. Venüs'ün Doğuşu, Uzun Boyunlu Madonna, Duyuru, Büyük Kanal ve Bahar gibi yapıtlar da mutlaka görmen gereken eserler arasında. Sana önerimiz efsanevi Uffizi Galerisi'ni görmek için Floransa'ya gitmeden önce Bolonya'yı da görmen yönünde. Bolonya ile Floransa birbirine çok yakın olan iki şehir ve bu nedenle birleştirilmiş bir rota yapmak çok mantıklı. Piazza Maggiore etrafına kurulan Bolonya, kuleleri ve kızıl renkteki yapılarıyla muhteşem bir güzelliğe sahip. Göz alıcı bir Orta Çağ atmosferini soluduktan ve dünyaca ünlü Bolonya mutfağını deneyimledikten sonra Floransa'ya geçmek sana çok iyi gelecek, emin olabilirsin. Vatikan ya da resmi adıyla Vatikan Şehir Devleti, İtalya'nın Roma şehrinde bulunan bağımsız bir devlet. Geleneksel giysileri ile bilinen İsviçreli Katolik askerler tarafından korunan bu devlet, yüzölçümü itibarıyla da dünyanın en küçük ülkesi olma özelliğine sahip. Mutlak monarşiye dayalı bir ülke olan Vatikan, incelikle işlenmiş sanat eserleri ve müzeleri ile dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçileri ağırlıyor. Aynı zamanda ruhani bir merkez olan Vatikan; Bernini, Michelangelo, Boticelli gibi Rönesans'ın en değerli ustalarının eserlerine de ev sahipliği yapıyor. Roma turunda Vatikan'a uğramazsan o Roma turu yarım kalmış sayılır, haberin olsun. Vatikan'a geldiğinde ise Michelangelo'nun yapmış olduğu dünyaca ünlü Sistina Şapeli'ni, Son Yargı freskini, Raffaello'nun Raphael Odaları'nı, Vatikan Sanat Galerisi'ni, ikonik Laocoön ve Oğulları heykelini ve Porfir Havzası'nı mutlaka görmelisin. İspanya'nın ve dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Prado Müzesi, Madrid'de yer alıyor. İçerisinde binlerce resim, taslak çizim, heykel ve antik eşya bulunan müze, neo-klasik tarzdaki yapısı ile de nefes kesici bir güzelliğe sahip. 19. yüzyılda açılan müze, 1872 yılında Trinidad Müzesi, 1971 yılında da Modern Sanatlar Müzesi ile birleşmiş ve koleksiyonu giderek büyümüş. Madrid'in en çok ziyaret edilen duraklarından biri olan Prado Müzesi'nde El Greco, Goya, Zurbaran, Murillo, Velazquez gibi İspanyol ustaların eserleri bulunuyor. Madrid ziyaretin sırasında mutlaka uğraman gereken bu müzede Las Meninas, Üç Güzeller, Jacob'un Rüyası gibi popüler tabloları muhakkak görmelisin. Atina denince akıllara gelen ilk simgelerden biri hiç kuşkusuz kutsal bir kayanın üzerinde yükselen Akropolis oluyor. Bölgenin 2000 yılı aşkın tarihi, ziyaretçileri zamanda yolculuğa çıkarıyor ve antik çağlara götürüyor. Bölgeden çıkarılan tarihi eserlerin sergilendiği Akropolis Müzesi ise antik şehrin girişinde bulunuyor. Arkaik Dönem'e ait heykelleri ve Parthenon eserleri ile ünlü olan müzenin temelinde de kazı çalışmaları devam ediyor. Atina'da mutlaka gidilmesi gereken duraklardan biri olan Akropolis Müzesi tüm ihtişamıyla seni bekliyor! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan \"Viyana'nın Hip Bölgeleri ve Mekanları: Keşfetmen Gereken Duraklar\" içeriğimize geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupadaki-unlu-barok-eserler", "text": "Barok sanat ve barok mimari, tarihsel açıdan oldukça önemli bir akım. Tarihe damga vurmuş ve şehirlerle anılan ikonik yapıların oluşmasına sebep olmuş bu akım, özellikle 16. ve 18. yüzyıllar arasında moda olmuş. Tüm dünyada etkileri görülen ve mimarlık tarihi açısından ihtişamı, estetizmi ifade eden barok yapılar, saray yapılarında kendini göstermiş ve en gösterişli halini almış. Günümüzde birçok Avrupa kentinde ve dünyanın farklı yerlerinde etkisi devam eden bu sanat akımı sadece mimaride değil, müzik ve diğer sanat dallarında da etkili olmuş. Bu yazımızda barok dönemin özelliklerinden ve simge haline gelen barok yapılardan bahsedeceğiz. Başta İtalya ve Fransa olmak üzere yola çıkacağız, Avrupa'daki ünlü barok eserlere göz atacağız. Hazırsan başlayalım, ama öncelikle barok dönemin özelliklerini inceleyelim ve bu sanat akımının daha iyi anlaşılmasını sağlayalım. 16. yüzyılda başlayıp 18. yüzyıla kadar devam eden ve bu süre zarfında Avrupa sanatına hakim olan barok akımı ilk olarak İtalya'da ortaya çıkmış. \"Barok\" ifadesi ise Portekizce'deki \"tam yuvarlak ve düzgün olmayan inci\" anlamına gelen \"barocco\" sözcüğünden türetilmiş. Bu ifade, dönem Avrupa'sında zamanla \"olağan dışı ve anormal\" anlamlarına gelecek şekilde kullanılmaya başlanmış. Dönemin eleştirmenleri tarafından da bu yeni anlamı ile benimsenmiş. Avrupa devletlerinin 16. yüzyıldaki gelişimi ile beraber sanatçılar da daha görkemli, daha coşkulu eserler üretmeye başlamış. Dönemin sanatçıları eserlerinde gösterişin, büyüklüğün ve abartının peşinde olmuşlar. Böylece krallıkların benzersizliğini yansıtmak istemişler. Görsel anlamda zenginliği, gücü ve çarpıcılığı ifade eden barok sanat ve mimarisi, Roma İmparatorluğu döneminden etkilenmiş. Sanatçıların el üstünde tutulduğu bu dönemde krallar ve prensler de yetenekli, tanınmış sanatçıları kendi yanlarına çekebilmek için karşılıklı rekabete tutuşmuş. Sanat üretimi açısından hayli verimli olan bu çağda, barok anlayış her alana sızmış ve dünyaya yayılmış. Bu döneme ait karakteristik mimari özelliklerin başında ise büyük avluların, göz alan bahçelerin, incelikle yapılmış süs havuzlarının, işlemeli duvarların ve mitolojik figürlerin kullanımı gelir. Bu akımda Rönesans'ın merkezi planlı yapı stilinin aksine hareketli, dinamik cephelerin bir bütün halinde görüldüğü, uzunlamasına dikdörtgen yapılar dikkat çeker. Rönesans mimarisinin karakteristik özelliklerinden biri olarak kabul edilen düz çizgilerin yerini de dalgalı ve kıvrımlı çizgiler alır. Barok mimaride pencerelere de oval çizimler hakimdir. Yapılardaki ışık ve gölge oyunları ise büyük bir ustalık göstergesidir. Görkemin ve gösterişin peşinden giden barok mimarlar, bir heykeltıraş inceliğiyle çalışmışlar. Barok dönemin ve barok mimarinin özelliklerini anlattığımıza göre Avrupa'daki ünlü barok eserlere geçebiliriz. Versay Sarayı, barok mimari denilince akıllara ilk gelen eserlerden. Avrupa'nın kültür ve sanat başkentlerinden biri olan Paris'te yer alan Versay Sarayı, şehrin ikonik simgelerinden biri konumunda. Yapımına 1661'de başlanan saray, değişik zamanlarda eklemeler yapılarak bugünkü halini almış. Günümüzde müze olarak kullanılan bu tarihi yapı, büyük ölçüler ve geniş planlar kullanılarak inşa edilmiş. Fransız Devrimi'ne kadar Fransa Krallığı'nın politik merkezi olan saraydaki binaların projeleri Louis La Vau ve Jules Hardouin-Mansart tarafından hazırlanmış. İç dekorasyon, Charles le Brun; bahçeler kısmı ise büyük peyzaj mimarı Andre Le Notre tarafından tasarlanmış. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nı sonlandıran Versay Barış Antlaşması'nın burada imzalanması da bu yapıya farklı bir değer katıyor. Paris'in simgelerin biri olan Versay Sarayı'nı her yıl milyonlarca gezgin ziyaret ediyor. Bu göz alıcı güzellikteki yapıyı henüz görmediysen bir an önce yola çıkmanı tavsiye ederiz. Trevi Çeşmesi yani dünyaca ünlü Aşk Çeşmesi! Roma'nın simge yapılarından biri olan Trevi Çeşmesi; kitaplara, filmlere, hikayelere konu olmuş bir barok dönem eseri. Etrafındaki Poseidon, Demeter ve Hygieia heykelleri ile de tanınan bu çeşme, Roma seyahatlerinin vazgeçilmez duraklarından. Trevi Çeşmesi'nin yapımına 1732 yılında başlanmış ve bu yapıyı o dönemin en iyi mimarlarından birisi olarak kabul edilen Nicola Salvi tasarlamış. Çeşmenin tamamlanması ve şu andaki haline ulaşması ise 30 yıla yakın sürmüş. Roma'daki barok tarzda yapılmış en büyük çeşme özelliğini taşıyan Trevi Çeşmesi, gezginlerin sıklıkla uğrayıp dilekleri için bozuk para attıkları bir yer. Rivayete göre 2çeşmeyi ziyaret eden kişiler sağ elleriyle sol omuzlarının üstünden havuza para atarlarsa dilekleri gerçek oluyor. Bu ritüel aklında olsun, her şey gönlüne göre olsun! Kraliyet Sarayı, İspanya'nın başkenti Madrid'de bulunan önemli bir yapı. Avrupa Birliği'ne 1986 yılında tam üye olan İspanya'da, kraliyet sembolik bir anlam taşıyor artık. Ancak sembolik de olsa Kraliyet Ailesi'nin kültürel varlığı devam ediyor. Kraliyet Sarayı'nın yapımına 1735 yılında başlanılmış. Bu dönemde hayli güçlü olan İspanyol Kraliyeti, bu sarayı Kraliyet'in evi olması isteğiyle tasarlatmış.135 bin metrekarelik yüzölçümüne sahip bu devasa saray, Avrupa'daki en büyük kraliyet sarayı olma özelliğini taşıyor. Ayrıca bu sarayın tam 3.418 tane de odası var. Günümüzde İspanya Kraliyet Ailesi bu mekanda ikamet etmek yerine Zarzuela Sarayı'nda ikamet ediyor. Madrid Kraliyet Sarayı ise müze olarak kullanılıyor. Avrupa'nın en büyük sarayı olan Madrid Kraliyet Sarayı'nı ziyaret ettiğinde Goya ve Caravaggio gibi efsanevi ressamların eserlerini de görebilirsin. Londra; Big Ben, British Museum, Hyde Park, Buckingham Sarayı gibi görülmesi gereken duraklara ve birbirinden güzel estetik sokaklara, eşsiz kafelere sahip bir yer. Ancak barok mimarisi denilince akla mutlaka St. Paul Katedrali gelir. Gezginlerin uğrak noktalarından olan bu katedral, barok stilinin harika bir İngiliz yorumudur. İngiltere açısından hayli önemli olan bu tarihi yer, zamanında Prens Charles ve Prenses Diana'nın düğününe de ev sahipliği yapmış. Geçmişi oldukça eskiye uzanan bu katedral, tarihte birçok kere form değiştirmiş. Katedralin son hali, dönemin ünlü mimarı Christopher Wren tarafından tasarlanmış ve katedral, 1710 yılında bugünkü görünümünü kazanmış. Londra'nın merkezinde bulunan katedral, dünyadaki en yüksek kubbelerden birine sahip. Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği bu tarihi güzergah, günümüzde müzikal etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. 1996 yılından bu yana UNESCO Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Schönbrunn Sarayı, Viyana'nın en büyüleyici noktalarından. Yüzyıllar boyunca Avrupa'nın en güçlü hanedanlarından biri olan Habsburg Hanedanı'nın yazlık sarayı olarak kullanılan Schönbrunn, 1918 yılında Avusturya'da monarşinin sona ermesi ile Avusturya Cumhuriyeti'ne geçmiş ve bu tarihten itibaren de ziyaretçilere açılmış. Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen bu saray, özellikle bahçe düzenlemeleri ve iç dekorasyonu ile nefes kesiyor. Tarihin kapılarını açmak isteyen gezginler için benzersiz bir yer olan Schönbrunn Sarayı seni bekliyor! Avrupa'daki ünlü barok eserler yazımızın burada sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Avrupa'daki Sanat Müzeleri: Görülmesi Gereken Dünyaca Ünlü Eserler içeriğimize geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-en-guzel-adalari", "text": "Avrupa'da bir gezginin keşfedebileceği, gezebileceği birçok durak bulunuyor. Genellikle mimarisini, şehir yapısını, tarihini merak edip gezdiğimiz Avrupa'nın aslında başka bir yüzü daha var: Adalar. Merak ediyorsan senin için Avrupa'nın en güzel adalarını seçtik. Bazen canlı, bazen huzurlu; ama hep güzel.. Mevsimlerle birlikte doğanın renkleri değişirken Avrupa'daki en güzel adaları keşfetmek üzere yollara düşmen için sana gereken tek şey ise ucuz bir uçak bileti. Sonrasında muhteşem manzaralar sana eşlik edecek. Tabii bu adalara doğru yola çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını, vize şartlarını, yurt dışı uçuşlara ait güncel durum ve ülke kabul şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre geçelim Avrupa'nın en iyi adalarını incelemeye. İspanya kıyılarında bulunan Mayorka; Minorka, Cabrera ve Formentara'yı içine alan Balear Takımadalarının en büyüğü. Yaz-kış güneş vadeden ada, özellikle Alman turistler tarafından oldukça ilgi görüyor. Palmiyeler ve portakal ağaçlarıyla kaplı bölgede yılın çoğu zamanı güneşli. Maceraperestler için ise adanın kuzeyinde şelaleler ve uçurumların çevrelediği turkuaz renkli koylar yer alıyor. Yazın Avrupalı turistlerin yazlıklarına gelir gibi ziyaret ettikleri adanın gece hayatı da oldukça renkli. İster parti yapmayı ister dinlenmeyi tercih et, Mayorka seni asla hayal kırıklığına uğratmayacak. Mayorka'da doğal güzellik çok. Yürüyüş yapmak ve bisiklet sürmek için harika pastoral rotalara sahip. Denizin dibindeki güzel manzarayı görmeyi dilersen tüple dalış yapabilirsin. Aziz Mayorka'ya şöyle bir yukarıdan bakmak istersen de sıcak hava balonlarına binebilirsin. Palma Katedrali oldukça görkemli ve ilgi çekici. Cuevas del Drach ya da bilinen adıyla Ejderha Mağarası da sarkıt dikit ve minik göllerden oluşuyor. Mağarada klasik müzikle başlayan tura sandala binerek veda edebiliyorsun. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Barselona'ya uçmak ve buradan aktarma yapmak. Mikonos, Yunan adalarının en güzel, gezginler tarafından da en çok tercih edilen adası. Kartpostal gibi ikonik bir manzaraya sahip olan ada, masmavi denizi ve bembeyaz evleriyle kendine has güzellikler taşıyor. Adaya gidersen tepesindeki yel değirmenlerinde mutlaka gün doğumunu ya da gün batımını izlemeni öneririz. Güzel kareler yakalayabileceğin için cep telefonunu ya da fotoğraf makineni de mutlaka beraberinde götürmelisin. Çünkü burası Instagramlık fotoğraf arşivini şenlendirecek harika bir durak. Dört bir yanı deniz, dört bir yanı cennet olan Mikonos'un koylarından bahsetmemek olmaz. Gideceğin koyun daha sakin bir yer olmasını istiyorsan kuzeyde yer alan Panormos Plajı'nı öneriyoruz. Kuzey rüzgarını aldığı için özellikle sakinlik arayanlar tarafından tercih ediliyor. Güneyde ise Ornos Plajı'nı seçebilirsin. Ada çok büyük değil, ancak seyahatinin daha keyifli ve rahat geçmesini istiyorsan ATV ya da motosiklet kiralayabilirsin. Böylece istediğin zaman istediğin koyda vakit geçirebilme özgürlüğüne sahip olursun. Yunanistan'ın en güzel adalarından Mikonos'a ulaşmanın en kolay yolu ise Atina'ya uçmak ve buradan feribot ya da uçak yolculuğuyla aktarma yapmak. İtalya'nın güneyinde, Napoli'den feribotla kolayca ulaşılabilen Ischia, Campanian Takımadaları arasında yer alıyor. Napoli körfezinin en büyük adası olarak Capri ve Amalfi sahillerinin gölgesinde kalmış. Ancak hem elde değmemiş bir güzelliğe hem de daha ekonomik seçeneklere sahip. Volkanik bir ada olduğu için aynı zamanda termal kaynakları da mevcut. Aynı sebepten denizi de yaz-kış sıcak. Bu da her mevsim tercih edilebilecek bir lokasyon olmasını sağlıyor. Akdeniz'in ruhunu içinde taşıyan bölge, İtalya'ya göre uygun fiyatlara ve daha sakin bir ortama sahip. Adada keşfedilecek çok fazla yer olduğu için scooter ya da araba kiralamayı düşünebilirsin. Aragon Kalesi, Ischia'nın Orta Çağ'dan kalma açık ara en çarpıcı simgesi ve mutlaka görülmesi gereken bir yer. Kale tarih boyunca sıkça el değiştirmiş. Değişmeyen şey ise muhteşem manzarası. La Mortella Botanik Bahçesi, adanın en güzel yerlerinden biri. İngiliz besteci Sir William Walton ve eşi tarafından yapılan bahçe sonrasında halka açılmış. Adeta yemyeşil tropik bir cennet olan bahçede büyüleyici bitkiler, çiçekler, vahşi yaşam ve rengarenk kuşlar yer alıyor. Ayrıca orkestra müziğinin hiç eksik olmadığı bir yer. Ischia'ya ulaşmanın en kolay yolu ise Napoli'ye uçmak ve buradan aktarma yapmak. Fransa'ya bağlı olan Korsika, Akdeniz adaları arasında dördüncü büyük ada olma özelliği taşıyor. O zaman gezilecek çok yer var. Haydi, devam edelim. Ada birbirine yakın ama birbirinden bağımsız benzersiz noklara ev sahipliği yapıyor. Masmavi koyları, canlı kıyı şeridi, yemyeşil vadileri, sık ağaçlı ormanları, unutulmuş dağ köyleriyle coğrafyasının çeşitliliklerini sergiliyor. Korsika'ya Fransızcada \"güzellik adası\" anlamına gelen \"l'ile de beaute\" ismi yakıştırılmış. Ada, kuzeyde Haute-Corse ve güneyde Corse-du-Sud olmak üzere ikiye ayrılıyor. Kuzeyinde yer alan Corte, dağların vadilerin çevrelediği doğal bir merkez. Yüksek tepenin üzerine inşa edilmiş Korsika Müzesi de ziyaretçilerine hem tarih hem de muhteşem bir panoramik manzara sunuyor. Doğal güzelliklerle çevrili Korsika'nın birçok noktasında kamp yapmak da mümkün. Ada geniş aktivite seçenekleriyle ziyaretçilerine benzersiz bir deneyim sunuyor. Burada tekne turlarına katılabilir, şnorkelle dalış yapabilir vadilerinde ve kanyonlarında yürüyüşler yapabilirsin. Korsika'ya ulaşmanın en kolay yolu ise Milano'ya uçmak ve buradan aktarma yapmak. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Avrupa'da Görebileceğin Değişik Yapılar: İlham Veren Tasarımlar yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-en-guzel-kamp-alanlari", "text": "- Avrupa Kamp Alanları: Doğanın Kalbinde - Königssee, Almanya: Yeşilin Her Tonu Burada - Hallstatt, Avusturya: Masalsı Bir Atmosfer - Gorges du Verdon, Fransa: Avrupa'nın En Büyük Kanyonu - Tossa de Mar, İspanya: İlham Verici Bir Güzellik - Abruzzo-Molise-Lazio Milli Parkı, İtalya: Çizme'nin Akciğerlerine Doğru - Arsen, Hollanda: Kalbini Doğaya Açma Zamanı - Bern, İsviçre: Huzura Kavuşma Noktası Kamp yapmak, pandemi koşullarından ve sosyal izolasyon kurallarından ötürü son dönemlerde bir seyahat trendi halini aldı. Artık çoğu gezgin, şehir hayatından uzaklaşıp kalabalıklardan kaçabileceği ve kendisiyle ya da sevdikleriyle baş başa kalabileceği doğal güzergahları tercih ediyor. Avrupa kıtası; nefes kesen doğal ortamları, el değmemiş kamp alanları ve özgürlük dolu atmosferi ile gezginleri kendisine hayran bırakıyor. Dünyanın bu eski kıtası, tarihi ve kültürel değerleri ile olduğu kadar doğası ile de ilgi görüyor. O nedenle bu yazımızda Avrupa'nın en güzel kamp alanlarına bir göz atacağız ve seni göz alan manzaralara doğru götüreceğiz. Haydi, sırt çantanı ve kamp malzemelerini hazırlayıp ucuz uçak biletlerine bakmaya başla. Ayrıca ülkelerin güncel vize şartlarını ve yurt dışı uçuşlara ait güncel durum ve ülke kabul şartlarını da web sitemizden incelemeyi unutma. Avrupa'nın doğası övmekle, kamp alanları da saymakla bitmez. Bu nedenle biz senin için gezginlerin sıklıkla uğradığı kamp alanlarından bazılarını listeledik. Eğer doğanın kalbinde olmaktan ve mavi gökyüzünü izleyerek dinginleşmekten hoşlanıyorsan bu rotalar tam sana göre. Ancak listemize geçmeden önce belirtmekte yarar var: Yanında götüreceğin kamp malzemeleri, uyku tulumu ve uyku ekipmanları ile yemek ya da kamp malzemeleri hakkında bilgi almak için bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre Avrupa'daki kamp merkezlerine geçip özgürlük dolu bir maceraya atılabiliriz. Königssee, Almanya'nın en güneydoğu ucunda yer alan ve Bavyera eyaletinin sınırları içerisinde bulunan doğa harikası bir göl. Avusturya sınırında olan ve Salzburg'a da hayli yakın konumda bulunan bu göl, Berchtesgaden Milli Parkı içinde yer alır. Almanya'nın 3. en derin gölü olan Königssee, buzul çağında oluşan buzullardan meydana gelmiş. Yaklaşık 7.7 km uzunluğunda ve enfes manzaralı dağlar ile çevrili. Doğa tutkunları için bir cennet niteliğinde olan bölgede birçok kamp alanı da mevcut. Ayrıca burası trekking rotaları ve yürüyüş parkurları ile de ünlü. Bölgedeki kanyonlar, tepeler ve şelaleler görülmeye değerdir. O yüzden buraya geldiğinde su sporlarından dağ tırmanışa kadar birçok farklı aktivitede bulunabilirsin. Bunun yanı sıra bölge Salzburg'a hayli yakın olduğu için dilersen tarihi kent Salzburg'a da geçip bir şehir turu yapabilirsin. Buraya kadar gelmişken dünyanın en büyük bestecilerinden biri olan Wolfgang Amadeus Mozart'ın doğduğu evi görmeni tavsiye ederiz, bizden söylemesi. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Münih'e uçup bölgeye aktarma yapmaktan geçiyor. Hallstatt, Avusturya'nın Salzkammergut bölgesinde yer alan masalsı bir durak. Hallstatt Gölü kıyısında yer alan doğa harikası yer, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde de bulunuyor. Avrupa'nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Hallstatt, Kelt uygarlığının yerleşik hayata geçtiği ilk lokasyonlardan. Benzersiz bir doğaya sahip olan bölge, J. R. R. Tolkien romanlarından fırlamış bir görünüme sahip. Geçmişi 7 bin yıl önceye kadar uzanan bölgedeki nüfus da oldukça az. Yaklaşık 1.000 kişinin düzenli olarak yaşadığı yer, Alplere sırtını yaslayan manzaraları ile nefes kesiyor. Bölgede bulunan kamp alanları da kamp yapmak için son derece uygun. Buraya geldiğinde göl kenarında yapacağın yürüyüşler ve dağ manzaraları sayesinde kendini başka bir dünyada hissedeceksin. Kendi haline küçücük bir yerleşim yeri olan Hallstatt, sakinlik ve huzur arayan gezginlere göre. Burada zamanın daha yavaş aktığını da söyleyebiliriz. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Viyana'ya uçmak ve buradan aktarma yapmak. Gorges du Verdon ya da Büyük Verdon Kanyonu, Güney Fransa'da yer alan bir büyüleyici bir vadi. \"Alpes-de-Haute-Provence\" adı verilen bölgede bulunan Büyük Verdon Kanyonu, aynı zamanda Avrupa'nın da en büyük kanyonu olma özelliğine sahip. Castellane şehri yakınlarında başlayan Büyük Verdon Kanyonu, Moustiers-Sainte-Marie yakınlarındaki baraj gölü Lac de Sainte-Croix'de sona eriyor. Yaklaşık 21 km uzunluğunda ve 700 metre derinliğindeki bu kanyonun içinde ise göz alan turkuaz rengindeki suyu ile ünlü Verdon Nehri akıyor. Doğa tutkunu gezginler açısından hayli ilham verici bir yer alan Büyük Verdon Kanyonu, tırmanış sporu için de oldukça popüler. Bölgeye gelen dağcılar burada hem kamp yapıyor hem de dağlara tırmanıyor. Bunun yanı sıra bölgede uzun doğa yürüyüşleri ve kano sporu yapmak da mümkün. Eğer benzersiz bir doğa deneyimi yaşamak ve kamp yapmanın tadına doyasıya varmak istiyorsan Büyük Verdon Kanyonu'na gelmelisin. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Marsilya'ya uçmak ve buradan aktarma yapmak. Tossa de Mar, İspanya'nın Katalonya bölgesinin içinde yer alan ve Barselona'nın yaklaşık 100 km kuzeyinde bulunan bir yer. Costa Brava sahili ile ünlü olan bölge, özellikle göz alan deniz manzaraları ve doğası ile ilham verici bir belde. Bu nefes kesen doğasının yanı sıra kültürel ve tarihi değerlere de ev sahipliği yapan Tossa de Mar, geçmişi 12. yüzyıla kadar uzanan meşhur Vila Vella kalesinin de bulunduğu yer olarak dikkat çekiyor. İspanya'nın önde gelen turizm beldelerinden biri olan Tossa de Mar, denize yakın olmayı seven kampçılar için çok uygun. Platja Gran, Platja de la Mar Menuda ve Platja d'es Codolar olmak üzere birbirinden güzel 3 adet sahile ev sahipliği yapan bölgede gözden uzak koylar da bulunuyor. Uzun yürüyüş parkurlarına ve dağ bisikleti yollarına da ev sahipliği yapan bölgenin merkezinde de Orta Çağ atmosferi hissediliyor. Dolayısıyla buraya geldiğinde hem tarihi bir hava soluyabilir hem de görkemli doğanın tadını doyasıya çıkarabilirsin. Ayrıca bölge Barselona'ya da çok yakın olduğu için özel bir Barselona turu da yapabilirsin. O yüzden fazla düşünme ve Barselona uçuşlarına bak! İtalya'nın en eski milli parklarından biri olan Abruzzo-Molise-Lazio, doğanın kalbinde vakit geçirmek isteyenler için eşsiz bir yer. Parkın genel merkezi Roma'ya yaklaşık 160 km uzaklıkta yer alan L'Aquila eyaletindeki Pescasseroli'de bulunuyor. Gerçekten bir keşif arıyorsan buraya gitmeyi düşünebilirsin. Vahşi hayvanların bulunduğu alanlar, yürüyüş parkurları ve eşsiz manzaralar eşliğinde gününü geçirebilirsin. Dilersen milli parkın içinde kamp yapabilirsin. Çadır kurmak için bölgenin eşsiz sahil kısmını da değerlendirebilirsin. Manzaralarına hayran kalacağın bu bölgede farklı seçenekler sunan birçok kamp yeri bulunuyor. Çoğunda internet, duş ve yemek gibi hizmetler de mevcut. İtalya'nın tertemiz dağ havasını ve masmavi denizini kucaklayacağın bu bölge, unutulmaz tatil anılarında başköşeye oturacak. Tabii buraya kadar gelmişken bölgenin küçük Orta Çağ köylerini gezip tarifi gizli lezzetli makarnalarından yememek olmaz. Hollanda'nın Limburg eyaletindeki bir köy olan Arsen, Amsterdam'a yaklaşık 170 km uzaklıkta bulunuyor. Termal banyo ve farklı parklarla bezenmiş köy, kamp yapmak isteyenler için de alternatifler sunuyor. Guardian'ın hazırladığı Avrupa'nın en iyi 20 kamp alanı listesinde yer alan D'Olde Kamp da Arsen'de bulunuyor. Kamp alanında keçiler, eşekler, tavuklar ve tavşanlarla vakit geçirmek istersen burayı tercih edebilirsin. Ücretsiz internete sahip bu doğal güzergahta dilersen çiftçilik sertifikası bile alabilirsin. Dilersen kendi yaptıkları lezzetli ekmeklerden yiyebilir, açık hava pizza fırınında pizza yapabilir, geceleri ısınmak için ateş çukurlarında ateş yakarak keyifli vakit geçirebilirsin. Ayrıca Hollanda'nın bu güzel bölgesine gelirsen Dwingelderveld Milli Park'ını da ziyaret edebilirsin. Zürih'e 120 km uzaklıkta bulunan Bern, İsviçre'nin başkenti ve en yaşanabilir şehirlerinden biri. Ayrıca Albert Einstein da hayatının bir dönemini Bern'de geçirmiş. İsviçre genel olarak dağlar, yemyeşil ovalar, nehirler ve doğanın eşsiz güzellikleriyle dolu. Bern de elbette bu güzelliklerden nasibini fazlasıyla almış bir yer. İsviçre'nin en büyük kanyonu olan Creux du Van da Bern'e yakın bir konumda bulunuyor. Jura tepelerine uzanan manzaralarda vakit geçirip sarmaşıklar arasında yürüyüş yapabileceğin ya da bisikletle keşiflere çıkabileceğin Sutz-Lattrigen'de farklı kamp alanlarını ziyaret edebilirsin. Dilersen nehirlerde balık tutup bu eşsiz güzelliğin tadını çıkarabilirsin. Bu öneri ile de yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Glamping Nedir: Türkiye'deki En İyi Glamping Durakları yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-en-guzel-snowboard-merkezleri", "text": "Kış mevsiminin en güzel taraflarından birisi de doğanın ve upuzun bembeyaz pistlerin tadını doyasıya çıkarmak. Özellikle kış sporlarına tutkun, adrenalin bağımlısı bir maceraperestsen kış mevsimi hayli çekici. Avrupa kıtası da göz alan doğal ortamları, el değmemiş atmosferleri ve iklim özellikleri ile kış turizmi açısından bir cennet. Snowboard yapmak da son yıllarda kış sporları içinde oldukça popüler ve ilgi çekici. Açıkçası kaykayın ya da sörfün karda yapılan hali olarak ifade edilebilecek snowboard, kışın yapılabilecek en zevkli sporlardan. 1960'lı yıllarda ortaya çıkan bu spor, sunduğu sınırsız eğlence ile ekstrem spor meraklılarının odağında. Bu nedenle bu yazımızda adrenalin dolu bir macera arayan gezginler için Avrupa'daki snowboard merkezlerine göz atacağız ve keyifli bir yolculuğa çıkacağız. Hadi gel, önce uçak bileti fiyatlarını incele ve sonra birlikte kış sporlarının tadını çıkaralım. İşin doğrusu, Avrupa'daki kış sporları merkezleri say say bitmez. Bu sebeple biz senin için popüler snowboard merkezlerinden bazılarını listeledik. Hem belirtmekte de yarar var; pandemi koşulları ve sosyal izolasyon kuralları nedeniyle herkesten izole şekilde kış sporları yapmak çok cazip. Eğer doğayı içine çekmeyi ve bembeyaz pistlerde yol almayı seviyorsan bu rotalar tam sana göre. Yanında kış sporları ekipmanlarını ve istediğin malzemeleri götürebileceğini de unutma. Detaylı bilgi için bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. Ayrıca ülkelerin güncel vize şartlarını, yurt dışı uçuşlara ait güncel durum ve ülke kabul şartlarını da web sitemizden inceleyebilirsin. Bu açıklamayı da yaptığımıza göre Avrupa'daki snowboard merkezlerine geçip maceraya atılabiliriz. Avoriaz, sadece Fransa'nın değil dünyanın en büyük kış sporları merkezlerinden biri. Fransa ve İsviçre arasında yer alan Portes du Soleil'in engebeli arazilerinde bulunan Avoriaz, ödüllü bir lokasyon konumunda. Özellikle çocuklu aileler için oldukça uygun bir yer olan Avoriaz, 1975'ten beri çocukları ağırlayan ve onlara kış sporlarını öğreten Çocuk Köyü'ne de ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla kafanda sevdiklerinle ya da ailenle birlikte bir yolculuk varsa Avoriaz'ı hiç düşünmeden tercih edebilirsin. Ayrıca belirtmekte yarar var; Avoriaz kış sporları merkezi, altyapı konusunda da oldukça kaliteli. Bölgedeki konaklama seçenekleri, sosyal tesisler, pistler ve çevre düzenlemeleri gerçekten çok üst düzey. Farklı bütçeler için birçok konaklama seçeneği sunan bölgede dilersen dağ evlerinde de kalabilirsin. Seçim sana kalmış. Avoriaz'da nefes kesen manzaralar ve 1. sınıf pistler seni bekliyor! Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Lyon'a uçmak ve oradan aktarma yapmak! Zermatt, İsviçre'de Valais kantonuna bağlı bir kasaba. İsviçre'nin en büyük pistlerine sahip olan bölge, 3900 metreye ulaşan rakımıyla da dünyanın en ilgi çekici kış sporları merkezlerinden biri. Dünyaca ünlü Alp Dağlarının en yüksek noktalarından birinde konumlanan bölge, hem profesyonel hem de amatör kış sporları meraklarının uğrak noktaları arasında yer alıyor. Ayrıca İsviçre'nin Almanca konuşulan bölgesinde bulunan Zermatt, dağ tırmanışı açısından da çok özel bir durak. \"Matterhorn\" ismi verilen zirvesiyle meşhur olan bölge, uzun yürüyüş rotalarına ve çayırlara sahip. Dolayısıyla burası sadece snowboard ya da kayak yapmak için değil, farklı türdeki ekstrem sporlar için de oldukça çekici bir yer. İsviçre'nin en yüksek ve heybetli dağları ile çevrili olan Zermatt'taki pistlerin toplam uzunluğu 360 km'yi buluyor. Köy yerleşimi ile iç içe geçen parkurları ile de adından bahsettiren bölge, kış tatili için son derece çekici. Eğer metropol yaşamından, kalabalıktan, gürültüden ve trafikten sıkıldıysan Zermatt'a gelmelisin. Bölgeye Basel ya da Zürih üzerinden aktarma yaparak ulaşabilirsin. Zermatt iki şehre de hemen hemen aynı uzaklıkta. O yüzden seçim sana kalmış! St. Anton, Avusturya'nın batısında yer alan Tirol eyaletinin sınırları içerisinde bulunuyor. Rosanna Nehri kıyısına kurulan köy, Avusturya ile İsviçre arasındaki doğu-batı demir yolu hattı üzerinde bulunuyor. Oldukça küçük bir kasaba olan St. Anton, kış sporları için özel bir durak. 88 tane teleferik ve telesiyeje sahip olan bölgenin pistlerinin toplam uzunluğu da 300 km'yi aşıyor. Özellikle buradaki yenilikçi snowboard alanı, tasarım özellikleri ile dikkat çekiyor. Ancak belirtmekte yarar var; St. Anton daha çok profesyonel snowboardculara ya da kayak sporcularına göre bir yer. Bölgedeki orta seviyeyi temsil eden kırmızı işaretli pistler, diğer kış sporları merkezlerindeki pistlere göre daha zorlayıcı. Tabii bölgede yeni başlayan ve amatör olanlar için de pistler bulunuyor, ama dediğimiz gibi St. Anton profesyonel snowboardculara ve kayakçılara yönelik pistleri ile meşhur. Yani kendine güveniyorsan ve uzun yıllardır kış sporları ile ilgileniyorsan burası senin için biçilmiş kaftan. Bunun dışında bölgede dağ bisikletleri ile yapılan rotalar da bulunuyor. Yapacağın gezilerde Avusturya'nın ünlü dağ evlerine ve büyüleyici doğa manzaralarına tanıklık edebilirsin. Viyana üzerinden de kendine keyifli bir rota çizip bölgeye aktarma yapabilirsin. Cortina d'Ampezzo ya da kısa haliyle Cortina, dünyanın ilk kayak merkezlerinden biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde de yer alan bölge, Alp Dağlarının güney kısmında bulunuyor. İtalya'nın Dolomitler bölgesinde konumlanan Cortina, benzersiz doğası sayesinde kış sporlarının gözde durakları arasında. 1956 Kış Olimpiyatları'na ev sahipliği yaptıktan sonra büyük üne kavuşan bölge, günümüzde sadece Avrupa'nın değil, tüm dünyanın önde gelen kayak merkezlerinden. \"Dolomitlerin Kraliçesi\" olarak adlandırılan bölgede kış sporlarına yeni başlayanlar ve orta seviyedekiler için de geniş alanlar mevcut. Yaklaşık 250 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Cortina, aynı zamanda dağ köyleri ve yürüyüş rotaları ile de benzersiz bir turizm cenneti. Ayrıca bölgede kayak alanının yanı sıra kızak pisti ve buz patencileri için de bir olimpik pist bulunuyor. Cortina'ya ulaşmanın en kolay yolu ise Venedik'e uçmak ve oradan aktarma yapmaktan geçiyor. Bu öneri ile de yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Bütçe Dostu Bir Tatil İçin Avrupa'nın Daha Az Ziyaret Edilen Şehirleri yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-en-iyi-10-vegan-restorani", "text": "- Etnosvet-Prag - Momos-Berlin - Menssana-Barselona - NOPI-Londra - Jackets-Amsterdam - Zazie-Roma - Hank Burger-Paris - Veggie Nyers Vegan Bizstro-Budapeşte - Restaurant Lebenbauer-Viyana - Avocado-Atina - Aubergine-Bükreş Avrupa'nın en iyi vegan restoranlarını keşfe çıkıyoruz, hazırlan! Vejetaryen ve vegan kültürü yayılmaya devam ediyor. Canlılığa saygı çerçevesinde, bilinçsiz endüstriyel üretime karşı gelişen bu felsefe aynı zamanda kendi sektörünü yarattı. Vejetaryen ve veganlar için özel üretim yapan markaların yanı sıra bu felsefe doğrultusunda menülerini düzenleyen kafe ve restoranlar, özel menüleriyle vegan ve vejetaryenlere lezzetli seçenekler sunuyorlar. Avrupa'da gidilebilecek en iyi vegan restoranları arasında yaptığımız araştırmalara göre, aşağıdaki mekanlar menüleri ve hizmet politikalarıyla ziyaretçilerinden yüksek puan almışlar. Yolun bu şehirler düşerse lezzetli yemekleriyle vegan ve vejetaryen seçenekler sunan restoranlara mutlaka bir göz at deriz! Özel şeflerin elinden çıkan birinci sınıf vegan ve vejetaryen tarifler sunan Etnosvet, iş yemekleri ve özel davetler için uygun bir yer. Legerova caddesinde, 1832/40 numaraya konumlanmış Etnosvet'e, I. P. Pavlova metro durağından gidebilirsin. Geleneksel Nepal yemekleri sunan bu restoran, ucuz fiyatları ve vegan dostu menüsüyle görülmeye değer. Ucuz Berlin uçak biletine talep çok! Ekonomik bir Berlin uçuşu arıyorsan Pegasus tarifelerinde aradığını bulabilirsin. Chausseestrasse caddesinde bulunan Momos'a gitmek için U-Bahn kullanılabilir. En yakın durak Oranienburger Tor. \"İyi ye. İyi hisset. İyi ol.\" mottosuna sahip Menssana, Barselona'nın en popüler vegan kafelerinden biri. Barselona uçak bileti fiyatlarını incelemek için buraya tıklayabilirsin. L4 metrosuyla oraya gidebilirsin. İnmen gereken durak, Ciutadella | Vila Olimpica. Cafe Menssana, Pompeu Fabra Üniversitesi'nin yanında. Büyüleyici iç dekorasyonu ve büyüleyiciden de öte salatalarıyla NOPI, Londra'nın vegan ve vejetaryen seçeneklerine sahip en iyi restoranlarından biri. Londra uçuşlarından yerini ayırtmak için buraya tıklamalısın! Londra'nın hareketli bölgesi Soho'da bulunan NOPI, metro istasyonun Oxford Circus durağına çok yakın. Amsterdam'da vegan seçenekler arıyorsan ve kumpir seviyorsan Jackets hayallerindeki mekan. Yakın bir tarihte Hollanda seyahati planlıyorsan en ucuz Amsterdam uçak biletlerini Pegasus tarifelerinde bulabilirsin. Jackets'ın muhteşem patates tariflerinden tatmak için Bilderdijkstraat/Kinkerstraat bölgesine gitmen gerekiyor. Et görmeye dayamayanların mekanı Zazie, Roma'nın en iyi vegan restoranlarından biri olarak gösteriliyor. Roma uçak biletlerine mi bakınıyorsun? Pegasus tarifeleri seni bekler. Via Quintino Sella sokağında bulunan Zazie, metronun Castro Pretorio durağına çok yakın. Sadece Fransa'nın değil, dünyanın en iyi vegan burger restoranlarından biri olan Hank, Paris'te vegan seçenek arayanların mutlaka görmesi gereken bir yer. Işıklar şehri Paris'e gitmek için sana bir uçak bileti lazım. Sessiz ve huzurlu bir ortamda lezzetli vegan burgerleri yemek için metroya binerek Rambuteau durağında inebilirsin. Tatlımı taze ve doğal severim diyorsan Budapeşte'nin vegan mekanları arasından Veggie Bizstro'yu seçmeni öneriyoruz. Budapeşte uçak biletini ucuzundan istiyorsan Pegasus sana aradığını verecek. Budapeşte'nin en lezzetli salatalarını bulabileceğin Veggie Bizstro, Kossuth Lajos metro istasyonuna çok yakın. Viyana sokaklarını arşınlarken karnın acıkırsa yolunu Restaurant Vollwert Lebenbauer'e çevir. Buradaki vegan yemekler bir harika! Viyana'da lezzet turuna çıkmak için Pegasus'un ucuz uçak bileti kampanyalarından yararlanabilirsin. Viyana Üniversitesi'nin hemen yanı başındaki konumuyla merkezi yerde bulunan Lebenbauer, metronun Herrengasse durağına da yakın. Atina'nın en ünlü vejetaryen/vegan restoranı Avocado, menüsünde sadece organik ve taze yiyecekler kullanıyor. Atina kongre ve sergi merkezi Zappion'a çok yakın bir konumda bulunan Avocado, oldukça merkezi bir konumda. Bükreş restoranları arasında sunum ve lezzetiyle öne çıkan Aubergine, bir veganın karnını doyurabileceği en iyi yeme içme mekanlarından biri. Romanya Ulusal Tarih Müzesi yakınlarında bulunan Aubergine'ye en yakın durak, Piata Natiunile Unite. Sağlıklı beslenmek ve hayatın tüm canlılığına saygı duymak, bizce çok önemli! Avrupa'nın en iyi vegan restoranlarını öğrendim, şimdi bana bir ucuz uçak bileti lazım diyorsan > www. flypgs. com!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-en-iyi-gastronomi-pazarlari", "text": "Baharla birlikte Avrupa hayalleri de şekil buluyor, kıpır kıpır ruhun yepyeni yerleri görmek istiyor değil mi? Avrupa'ya ucuz seyahat etmenin yolu Pegasus'ta ama Avrupa'da ucuz gezmenin yolları da bizim ipuçlarımızda gizli! Pegasus'tan ucuz uçak bileti aldıktan sonra uygun fiyatlara kusursuz lezzetler tadabileceğin Gastronomi pazarlarını listeledik. Pazarların hem renkleri hem de lezzetleri gün boyu oturup bir şeyler atıştırmanı sağlayabilir. Hem de uygun fiyatlara! Bir kültürü, yaşayışı, hayatı ve insanları tanımanın en güzel yolu pazarları gezmektir. Geç kalmadan uçak biletini alıp bu gastronomi pazarlarını keşfetmeye başlayabilirsin. Ayrıca fikri de çok karizmatik! \"Londra'ya gidiyorum\" demek yerine \"Londra pazarlarını gezeceğim\" dediğin zaman fark da yaratabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-konaklama-trendleri", "text": "- Seyahatlerin Keyfini Çıkarma Durakları: Yeni Konaklama Mekanları - Kuzey Işıkları Bir Başka Güzel: Cam İglolarda Seyir Keyfi - İsveç: Kuzeyin Masalsı Hali - Norveç: Kuzey Işıklarını Gündüz de Görmek Mümkün - Bu Evler Başka Evler: Yüzen Evlerde Konaklama Deneyimi - Hollanda: Suyla İç İçe Bir Yaşam Alanı - İngiltere: Şehrin Kalbinde ve Doğanın Yakınında Her seyahat başka bir deneyim... Farklı konaklama seçeneklerini değerlendirerek seyahatin keyfini bambaşka bir boyuta taşımak ise son zamanlarda birçok gezginin tercihi olmaya başladı. Yıllar içerisinde değişen seyahat ve konaklama trendlerine yenileri eklendi. Cam iglolar, balon oteller, yüzen evler; bir masalda geçen mekanlar olmaktan çıktı ve artık gerçek konaklama deneyimlerine dönüştü. Hatta önümüzdeki yıllarda turizm sektöründe daha fazla ön planda göreceğiz gibi duruyor. Biz de değişen bu trendler arasında her mevsimde farklı seçenekler sunan konaklama sektörünü ele aldık. Bahsettiğimiz cam iglo, balon oteller ve yüzen evlerde konaklayabileceğin ülkeleri derledik. Fazla bilgi her zaman iyidir ve seyahatlerin sırasında da mutlaka işine yarar. O yüzden haydi gel, bu ülkelere geçmeden önce bu konaklama trendleri hakkında bilgi verelim. Bir yere seyahat etme gerekçemiz genelde yaz turizmi, kültür turizmi, farklı lezzetleri deneme ve yeni yerler keşfetme üzerine oluyor. Tabii gezgine seyahat için gerekçe mi gerek! Yollar ve keşfetme duygusu harekete geçirmeye yeter. Ama artık farklı konaklama seçenekleri de gezginlerin radarına girmiş durumda. Eskimoların soğuktan korunabilmek için yaptıkları iglolar yani buzdan evler, ilginç bir şekilde karın havayı hapsetmesi sayesinde ısınıyor. Geçmişte sadece bir bölge halkının yaşam şartlarına uygun olarak yaptığı bu evler günümüzde şekil değiştirerek butik otellere dönüşüyor. Bu durumda igloları, şekilleri itibarıyla cam igloların ve balon otellerin atası olarak kabul edebiliriz. Modern görünümleriyle birlikte bu konaklama mekanlarının sıcacık ortamlara kavuştuklarını söylemeden geçmeyelim. İglo görünümündeki konaklama alanları da kendi içlerinde değişen özelliklere sahipler. Aurora bubble'larda odanın yarısı cam yarısı ahşapken cam iglolar tamamen cam fanuslardan oluşuyor. Termal camları sayesinde hava durumu ne olursa olsun dışarısını net bir şekilde görmek mümkün. Dolayısıyla seyir zevki de hayli yüksek. Yüzen evler ise hem kıyılardaki betonlaşmadan uzaklaşmak hem de daha uygun barınma imkanı sağladığı için yapılmış mekanlar. Suyun üzerinde yüzebilecekleri şekilde tasarlanıyorlar. Böylece suyun üzerinde farklı bir deneyim ve farklı bir yaşam alanı yaratılmış oluyor. Ayrıca bu evler enerjilerini de Güneş'ten alarak kendileri üretiyor. Özgürce yaşamak ve bağımsız alanlarda konaklamak isteyenler tarafından sıkça tercih edilen bu yapılarda yaz-kış yaşanabiliyor. Özellikle yazları turistik amaçlı olarak kullanılıyor. Bu konaklama mekanları ilgini çektiyse ucuz uçak bileti bularak gidebileceğin seyahat rotalarımıza geçelim. Kuzey Işıklarını, buzdan otelleri, cam iglolarda konaklama deneyimini yaşayabileceğin bir diğer ülke de İsveç. Özellikle ışıkları izlemek için seyahat ediyorsan görme ihtimalinin en yüksek olduğu yer olan Abisko'yu tercih edebilirsin. Açık gökyüzü ve dağlık manzara, keyfine keyif katacak. Birçok doğa olayı gibi Kuzey Işıklarının ne zaman görülebileceği de ancak tahminlere dayalı. Bu tahminleri inceleyip Kuzey Işıklarını görme şansını artırmak için ekinoks tarihlerinin yanı sıra saatlik ışık gücü tahminlerini veren Service Aurora web sitesini ziyaret edebilirsin. Dünyanın en soğuk ve en güzel yerlerinden biri olan Norveç, mitolojisi ve yaşam standartlarıyla zaten gönlümüzü çoktan çalmışken bir de Kuzey Işıkları seyri sunuyor. Üstelik bu ülkede de gezginler için farklı konaklama seçenekleri bulunuyor. Diğer yerlerden bağımsız olarak sadece Svalbard şehrinde Kuzey Işıkları gündüz de görülebiliyor. Kısacası iglondan gündüz gözüyle de Kuzey Işıklarını izlemek istersen Nordik kültürün başkenti Norveç'in bu şehrine gitmeni öneririz. Oteller, hosteller, pansiyonlar ve kiralık odalar sundukları konfor seçeneklerine göre değişseler de genel özellikleri itibarıyla karada yer alan konaklama modelleri. Muhtemelen yüzen evleri duymadan önce bunlardan başka seçeneğin yokmuş gibi geliyordu. Ancak artık yüzen bir evde de konaklayabileceğini biliyorsun. Yeni bir seyahat trendinin kapısını aralayan bu evler, karaya bağlı olarak bulunan ve karadan bağımsız, yeri değiştirilebilen evler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Genellikle küresel ısınma ve deniz kaynaklı felaketlerin yaşandığı ülkelerde tercih ediliyor. Kanalları, ırmakları, şehirleri, limanlarıyla tam bir su ülkesi olan Hollanda, yüzen evlerin de çokça bulunduğu ülkelerden biri. Kara ve suyun birbirine yakın olmasından dolayı Netherlands yani \"alçak topraklar\" ismi verilen ülkenin dörtte biri deniz seviyesinin altında kalıyor. Amsterdam da ülkenin su ile iç içe yaşayan ve turistik açıdan çok ziyaret edilen kenti. Kanallarında yüzen evleri barındıran şehir, yüzen ev deneyimini yaşamak isteyenlere kapılarını aralıyor. Amsterdam'ı ziyaret edersen bisikletle şehir turunu attıktan sonra şehrin simgesi haline gelmiş bir yüzen evde huzur bulabilirsin. Avrupa'nın batısında kendine has haliyle yer alan İngiltere de yüzen evler bulabileceğin duraklar arasında. Bambaşka bir konaklama deneyimi sunan bu evlerde muhteşem kanal manzaraları, şehrin içinde ama doğanın da yakınında hissetmeni sağlayacak. Romantik bir seyahat için de tercih edebileceğin Londra'da çok fazla yüzen ev seçeneği bulman mümkün. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'de Tiny House Deneyimi İçin Gidilebilecek Yerler: Farklı Bir Konaklama Modeli yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/avrupanin-termal-sehirleri", "text": "- 1. Baden Baden, Almanya: Sanata ve Doğal Minerallere Kendini Teslim Et - 2. Szechenyi Hamamları Budapeşte, Macaristan: Rahatlamak İçin En Güzel Adres - 3. Karlovy Vary, Çek Cumhuriyeti: İlham Veren Şifanın Merkezi - 4. Montecatini Terme, Toskana, İtalya: Yeniden Doğuş Molası - 5. Bath, İngiltere, Birleşik Krallık: Roma Hamamlarında Tarihi Yolculuk İnsanın yaşam kaynağı, yenilenme ve arınmanın sembolü olan su; yüzyıllardır hastalıklara şifa, dertlere deva. Termal ve mineralli sular da vakit geçirmek de iyileşmek, stresten kurtulmak ve dinlenmek için mükemmel bir fırsat. Suyun kutsallığı tüm dünyada aynı, ancak doğal termal suların insan vücuduna etkisi hayli farklı. Alternatif bir tedavi yöntemi olan termal suyun geçmişi neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Öyle ki dünyanın birçok yerinde yer alan geleneksel kaplıca kültürlerinden farklı olarak Avrupa'da, yüzyıllar boyunca şifalı su kaynaklarının kullanılması, özel bir yerleşim tipi olan kaplıca kasabalarını ortaya çıkarmış. Yakın zamanda Avrupa'daki termal şehirlerden olağanüstü evrensel değerler kriterlerinden en az birine sahip olan 11 şehir UNESCO Dünya Mirası listesinde kendine yer buldu. Biz de bu yazımızda bu şehirlerden bazılarına yer vereceğiz ve senin için çeşitli önerilerde bulunacağız. Peki, bahsedeceğimiz termal şehirlerde tedavi görmek veya çalışmak için kalan bestecilerin buralardan ilham alıp müzik eserleri yazdığını söylesek ne dersin? Termal sulara girmeden yazımızı okurken dinlemen için bu müzisyenlerin eserlerinden oluşan Music From The Great Spas Of Europe çalma listesini buraya bırakıyoruz. Hem müziğin hem de yazının keyfini çıkar. Daha önce Türkiye'nin Termal Şehirleri I ve Türkiye'nin Termal Şehirleri II yazılarımızda Türkiye'deki şifa dolu köşelerden bahsetmiştik. Şimdi, sıra Avrupa'daki eşsiz şifa duraklarında. Haydi gel, Avrupa'nın kaplıcalarına doğru yola çıkalım! Stuttgart'a 100 km uzaklıkta bulunan kaplıca kenti Baden Baden, dünyaca ünlü bir balneoterapi merkezi. Burada uygulanan kaplıca yöntemleri hemen her hastalığın tedavisine yardımcı oluyor. Dünyanın en iyi kaplıcalarından biri olarak anılan Baden Baden, mimari açıdan da görülmeye değer. Burayı sadece kaplıca şehri olarak görme. Baden Baden Tiyatrosu, yıl boyu opera, klasik müzik, tiyatro performanslarına ev sahipliği yapıyor. Park ve bahçeleri, özellikle Rossenneuheitengarten olarak isimlendirilen gül bahçesi yeryüzü cennetlerinden. Doğayı seviyorsan, tüm duyularını açmak ve şifalandırmak istiyorsan burası tam sana göre! Avrupa'nın en büyük spa komplekslerinden biri olan Szechenyi Hamamları, o dönemki adıyla Peşte şehrine 20. yüzyılın başlarında inşa edilen ilk hamam olma özelliğini taşıyor. Termal tesis; kalsiyum, magnezyum, hidrokarbonat, klorür, sülfat açısından zengin kürlere sahip. İçme kürleri mide ve metabolizmal rahatsızlıklarının tedavisine destek oluyor. Termal binanın hem içi hem de dışı mimari açıdan hayli estetik. Adeta bir sarayı andıran Szechenyi'de 15 kapalı, 3 tane de açık havuz bulunuyor. Masaj ve sauna da cabası. Ayrıca eklem hastalığı yaşayanlara da tavsiye ediliyor. Burada şifalanmak adına bulamayacağın bir şey yok. Macar hamamlarının ortopedine olacak olan katkısını düşünmeye başladıysan yapman gereken Budapeşte'ye en ucuz uçak biletini almak! Çek Cumhuriyeti'nin tatil bölgesi Bohemya'nın batısında yer alan Karlov Vary, 14. yüzyılda Roma İmparatoru IV. Charles tarafından keşfedilmiş. Orta Çağ dokusunun hala korunduğu şehir, zamanla Atatürk, Mozart, Kafka, Beethoven, Rus Çarı Petro gibi tarihi isimlerin de şifa aradığı bir yer haline gelmiş. Keyfine keyif katıp hastalığına derman olacak termal havuzları ve şifalı suları Karlovy Vary'de bulabilirsin. Toskana sınırlarında yer alan Montecatini Terme, İtalya'nın önde gelen şifa kaynağı termal duraklarından biri. Termal merkezde; enstrümental fizyoterapi, balneoterapi, çamur tedavileri, rehabilitasyon, su içme terapisi ve inhalasyon tedavisi uygulanıyor. Bu şifa merkezinde mide rahatsızlıklarından kas eklem zedelenmelerine, solunumun bozuklarından stres kaynaklı hastalıklara kadar birçok rahatsızlığın çözümü ile ilgileniliyor. Geniş termal parkın yeşiliyle iç içe 9 adet termal merkez bulunuyor. Montecatini Kaplıcaları mimari açıdan da Art Nouveau'nun görenleri hayran bırakan harika bir örneği. Ayrıca müzik ve tiyatro festivalleri de bu bölgede hiç eksik olmuyor. Şehir nisan aylarında önde gelen İtalyan tasarımcıların katıldığı moda haftasına da ev sahipliği yapıyor. Bu şehirde, her yerde göremeyeceğin moda markalarına rastlaman mümkün. İtalya'nın şifalı topraklarında buhar bulutlarının içerisinde keyifli bir yenilenme istiyorsan öncelikle Bologna'ya uçmalı ve buradan Toskana'ya aktarma yapmalısın. Bath şehri hem yeşilini hem de tarihi binalarını korumayı başarmış bir termal kent. Ayrıca İngiltere'nin tek doğal termal kaplıcası olma özelliğini taşıyor. Roma Dönemi hamamlarıyla ünlü Bath şehrine geldiğinde 2000 yıl öncesinin eserleri arasında tarihi bir yolculuğa çıkmış gibi hissedebilirsin. İmparatorların heykelleri, mozaikler ve manzaralı termal havuzlar, şifanın yanı sıra yüksek seyir zevki garantisi veriyor. Termal sularında dinlenip şifa bulmadan önce Bath Kraliyet Tiyatrosu, The Royal Crescent, Pulteney Köprüsü ve Bath Abbey gibi şehrin sembol yerlerini mutlaka ziyaret etmelisin. Eğer kültür ve mimari konusuna ilgin varsa saydığımız tüm yapıları ziyaret etmek keyfine keyif katacak. Seyahatini planlamadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını, vize şartlarını, yurt dışı uçuşlara ait güncel durum ve ülke kabul şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Biraz Rahatlamaya İhtiyacın Varsa: Dünyanın En İyi Spa Otelleri yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/babalar-gununde-seyahat-dusunenlere-ozel-yerler", "text": "- \"Sabah Deniz Çarşaf Gibiydi\" Diyen Babalara Özel Deniz Tatili Rotaları - Manavgat, Antalya - Macerayı ve Yeşillik Görmeyi Seven Babalara Özel Doğa İçinde Tatil Güzergahları - Tarihe Meraklı Babalara Antik Kentler ve Şehir Turlarıyla Dolu Seyahat Önerileri - \"Bu Yemeği Şöyle Yiyeceksin\" Diyen Babalara Göre Gurme Duraklar - Kaplıcalarda Şifa Bulmak İsteyen Babalara Özel Sağlık Turizmi Rotaları Özel günler, bir şeylerin varlığını kutlamanın vesilesi olarak oldukça önemli zamanlar. En değerli varlıklarımız ise hiç kuşku yok ki ailemiz. Peki, bu özel günlerde onları mutlu etmeye ne dersin? Üstelik Anneler Günü'nde de Babalar Günü'nde de ebeveynler tatlı bir beklentide oluyor. Yakın zamanda Anneler Günü'nü kutladık. Sırada ise Babalar Günü var. \"Babalar Günü ne zaman?\" diye merak ediyorsan cevap verelim: Her sene haziran ayının üçüncü pazar gününe denk gelen bu özel gün bu yıl 18 Haziran'da kutlanacak (2023). Her çocuğun babasıyla ilişkisi farklıdır. Ancak babana güzel bir hediye verip bu özel günü unutulmaz kılmak istersen senin için Babalar Günü'nde gezilecek yerler konusunda çeşitli güzergah önerileri hazırladık. Ucuz uçak biletini nerede bulacağını zaten biliyorsun. Haydi kutlamaya yollarda başlayalım ve bu özel günü unutulmaz kılalım! Asos'un en güzel, el değmemiş plajlarına sahip olan Sokakağzı bölgesi, deniz tatilini seven babalar için biçilmiş kaftan. Zeytin ağaçları içerisinden geçilerek ulaşılan Kadırga Plajı'nı da bu deniz planına ekleyebilirsin. Burada konaklamak için motel ve pansiyon gibi seçenekler de bulabilirsin. Mavi Bayraklı 229 plajıyla gönlümüzde taht kuran Antalya'yı, deniz tatili için ziyaret edebileceğin rotalar arasına alabilirsin. Sana Antalya'da en çok mavi bayraklı plajı bulunan durak olan Manavagat'ı önermek isteriz. Ülkemizdeki diğer temiz plajları merak ediyorsan Mavi Bayraklı Plajlar: Mavi Bayrak Neyi Temsil Eder? yazımızı okuyabilirsin. Karşı kıyıya geçip Ege'yi bir de komşudan görmek istersen muhteşem kıyılarıyla Rodos'u da değerlendirebilirsin. Fethiye, Muğla'nın yeşil ve maviyle buluştuğu en özel noktalardan biri. Baban da doğasever biri ise yeryüzü cennetlerinden Saklıkent Milli Parkı'nı mutlaka ziyaret etmenizi öneriyoruz. Hem yaz sıcağını serinliğe bırakan hem de yeşili, kanyonları ve buz gibi bir suyu bir araya getiren böyle bir yerde vakit geçirmek babana huzur verecektir. Milli parka yakın mesafede bulunan Ölüdeniz ve Kelebekler Vadisi gibi doğa harikası duraklar da görülmeye değer. Baban yamaç paraşütü gibi bir maceraya kendini hazır hissediyorsa Babadağ'dan birlikte yamaç paraşütü rüzgarına kapılabilirsiniz. Göreceğin eşsiz manzara hem senin hem de baban için unutulmaz bir deneyim olacak. Yazın sıcağında yemyeşil yaylada, ağaçların gölgesinde denize girebileceğiniz bir yer ararsan Kaş seyahat için güzel bir tercih olabilir. Kaş şehir merkezini ve güzel plajları dolaşıp sonrasında Gömbe Yayla'sını ziyaret edebilirsiniz. Uçarsu Şelalesi'nin buz gibi suyu, Yeşil Göl'ün muhteşem manzarası ve çam ağaçlarının oksijen dolu havasında huzur dolu bir gün geçirebilirsiniz. Yemyeşil başka duraklar ararsan da Türkiye'deki Wi-Fi'siz Güzergahlar yazımıza göz atabilirsin. Bu bölgeye ucuz Dalaman uçak bileti alıp aktarma yaparak ulaşabilirsin. Roma, tarih konusuna ilgisi olan gezginlerin ziyaret etmesi gereken noktalardan biri. Çünkü tarihi buram buram hissedip içerisinde kaybolmak çok kolay. Roma'yı aklına koyarsan plan yapabilmek için Roma'da Gezilecek Yerler: Bir Tatlı İtalya Macerası yazımızdan faydalanabilirsin. Büyüleyici Akropolis, görkemli tapınaklar, antik tiyatrolar, tarih dolu Arnavut kaldırımları... Atina, tarihe gönül vermiş, özellikle antik döneme ilgisi olan babalar için muhteşem bir tatil rotası. Tatilini planlamak için Atina Gezi Rehberi işine yarayacak, detaylıca incelemeni öneririz. Elazığ, gurmeler için bir cennet! Sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar mideni şenlendirecek serotonini artıracak ve pozitif enerji saçmanı sağlayacak bir durak arıyorsan Elazığ'ı değerlendirmeni öneririz. Babana güzel yemekler denetmek istersen öncesinde bilgi sahibi olmak için Elazığ Gurme Turu yazımızı okumanı öneriyoruz. Afyon'un UNESCO Gastronomi Şehri seçildiğini biliyor muydun? 2019 yılında yöresel lezzetleri sayesinde UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na katılan şehir sucuğuyla ünlü. Ancak sadece sucuğunun güzel olduğunu düşünürsek diğer tescilli lezzetlerine ayıp etmiş oluruz. Planını yapabilmek ve Afyonkarahisar lezzetleri hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsan Gastro Afyon web sayfasını ziyaret edebilirsin. Ülkemizin en popüler kaplıcalarından biri Yalova'da bulunuyor. Adı üstünde Termal olarak adlandırılmış bu bölge, özellikle romatizmal rahatsızlıkların tedavisini desteklemek isteyenler tarafından sıkça ziyaret ediliyor. Tabii, Marmara Bölgesi'ndeki termal duraklar çok dilersen diğer şehirlerden birini de tercih edebilirsin. Babana bu konuda danışabilirsin. Bir başka termal durak önerimiz ise Ankara'da bulunan Haymana Kaplıcaları. Burası romatizmal rahatsızlıkların yanı sıra solunum yolu hastalıklarının tedavisini desteklemek için de gidilen bir yer. Herhangi bir rahatsızlık olmasa da şifalı sularda vakit geçirmek hem dinginlik hem de huzur bulmak için hayli uygun. Diğer şifalı duraklara göz atmak istersen Türkiye'nin Termal Şehirleri yazımızı okuyabilirsin. Babalar günü için babanı mutlu edeceğini umduğumuz önerilerimizin sonuna geldik. Okumaya devam etmek istersen Haziranda Gezilecek Yerler | Haziran Ayında Gidilecek Tatil Yerleri yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bag-bozumu-festivalleri", "text": "- Bağ Bozumunun Mitolojideki Yeri: Dionysos'un Bereketi - Bağ Bozumunda Ne Yapılır: Üzümlerin En Olgun Zamanı - 1. Kapadokya Ürgüp Bağ Bozumu Festivali: Hititlere Kadar Uzanan Gelenek - Kapadokya Ürgüp Bağ Bozumu Festivali Ne Zaman Yapılıyor? - 2. Bozcaada Bağ Bozumu Festivali: Ege Havası Bir Başka - Bozcaada Bağ Bozumu Festivali Ne Zaman Yapılıyor? - 3. Denizli Çal Bağ Bozumu Şenlikleri: Bayram Tadında - Denizli Çal Bağ Bozumu Şenlikleri Ne Zaman Yapılıyor? - 4. Elazığ Bağ Bozumu Festivali: Öküzgözü'nün Vatanı - Elazığ Bağ Bozumu Festivali Ne Zaman Yapılıyor? - 5. İzmir Gökçealan Üzüm Festivali: Yerel Bir Kutlama - Gökçealan Üzüm Festivali Ne Zaman Yapılıyor? Türkiye' nin bağ bozumu festivalleri, birbirinden eğlenceli rotalar sunuyor ve bu rotalarda oldukça keyifli bir sinerji meydana geliyor. Geçmişi tarih öncesi zamanlara kadar uzanan bağ bozumu, temellerini Yunan mitolojisinden alıyor ve bu özel hasat zamanları coşkulu bir şekilde kutlanıyor. Bolluk ve bereketi simgeleyen, toprağa duyulan minneti ifade eden bu festivallere katılan gezginler ise unutulmayacak anlara tanıklık ediyorlar ve şehir hayatı içerisinde yaşayamayacakları türden bir deneyim yaşıyorlar. Ayrıca bağların olduğu memleketlerde bağ bozumu demek, sonbahar geliyor demek. Tarihi oldukça eskiye dayanan bu geleneğin parçası olmak istersen sana harika sonbahar rotaları tavsiye edeceğiz ve seni Türkiye'deki bağ bozumu güzergahlarına doğru götüreceğiz. Dionysos, Yunan mitolojisinde yer alan 12 Olimpos tanrısından biri. Zeus ve Semele'nin oğlu olan Dionysos rivayete göre Titanlar tarafından kaçırılır ve küçük parçalara bölünür, ancak Dionysos'un büyükannesi Rhea bu parçaları birleştirerek Dionysos'u kurtarır. Bu sebeple Dionysos'un iki kere doğduğuna inanılır ve ismi de buradan gelir. Dionysos \"iki kere doğan\" anlamına gelir. Sembolü asma ağacı olan Dionysos, aynı zamanda bağ bozumu tanrısı olarak kabul edilir. Yani bağ bozumu festivallerinin temeli Dionysos adına yapılan şenliklere dayanır. Bağ bozumu festivallerinde o yılın hasatı toplanır, eğlenceler düzenlenir ve mutluluk sarmalı oluşturulur. Bir bağ bozumu zamanında havada bolca endorfin bulunur. Köklü bir geçmişe ve toprağa dair coşkulu bir anlama sahip bağ bozumu sadece üzüm toplamak anlamına gelmiyor. Bağ bozumu her kültürde farklı karşılama ve kutlama geleneklerine sahip. Ortak nokta ise umut ve bereket. Bozuma hazır hale gelen üzümler için bağ bıçağı ya da bağ makası kullanılır ve kesilen üzüm salkımları küfelere doldurulur. Ardından üzümler salkımlarından ayıklanır ve potasyum nitratlı bir çözelti içine daldırılarak güneşte bekletilir. Sonrasında üretimin çeşitliliğine göre hazırlanırlar. Bağ bozumları için günümüzde birçok festival düzenleniyor ve bağcılık kültürü gelişiyor. Bağ bozumunun tarihçesini ve bu dönemlerde neler yapıldığını anlattığımıza göre bir de bağ bozumu turu yapalım, nerede ne var bir bakalım. Bağ bozumu turundaki ilk durak, doğal güzelliğiyle büyüleyen Kapadokya. Bölgedeki bağcılığın çok eski tarihlere uzandığı ve Hititlerle birlikte başladığı biliniyor. Kapadokya'da üzüm yetiştiriciliği Frig, Pers ve Helenistik dönemde de devam etmiş. Ürgüp'ün topraklarında yetişen özel Dimrit üzümünün ismini, mitolojideki toprak tanrısı Demeter'den aldığı bile söyleniyor. Kapadokya'da yetişen üzüm tanelerinin özel olmasının sebebi ise bölgenin az yağış alması ve toprakların verimli olması. Bu topraklarda yetişen ürünlerin aroması kendine has. Öyle ki burada yetişen üzümlerin Osmanlı döneminde saray mutfağında da kullanıldığı biliniyor. Kapadokya Ürgüp Bağ Bozumu Festivali, üzümlerin olgunlaştığı eylül ayının ikinci haftası kutlanıyor. Kapadokya Ürgüp Bağbozumu Festivali, Ürgüp Belediyesi tarafından organize ediliyor ve bu festivale turizm kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, kaymakamlık ve çiftçiler destek veriyor. Kapadokya'nın eşsiz Peribacalarına yakından bakmanın ve bu kültürel etkinliğe katılmanın en kolay yolu ise Pegasus'un avantajlı uçak bileti fırsatlarından yararlanarak Kayseri'ye uçmak. Kendini ayarla, festivali kaçırma. Türkiye'nin bağ bozumu festivalleri denilince akla ilk gelenlerden biri de Bozcaada Bağ Bozumu Festivali kuşkusuz. Göz alıcı manzaralara ve benzersiz bir dokuya sahip olan Bozcaada'da, bağ bozumu dönemlerinde farklı bir atmosfer mevcut. Arnavut kaldırımlar, dar sokaklar, tertemiz bir deniz ve püfür püfür esen bir ada havası Bozcaada'da seni bekliyor. Adada yüzyıllardır süren bu geleneğin bir parçası olmak ve Ege'nin en leziz üzümlerinden yapılan ürünlerin tadına bakmak inanılmaz bir deneyim, bizden söylemesi. Bozcaada'nın kendisi kadar ünlü olan bağ bozumu festivali, eylülün ilk haftasının ardından kutlanıyor. Şenlik boyunca eski gelenekleri hatırlamak için etkinlikler düzenleniyor, yarışmalar yapılıyor. Bağcılar, işçiler, ziyaretçiler hep birlikte bağlara gidiyor, üzümler küfelere konuyor ve bu küfeler ada meydanına taşınıyor. Bozcaada'ya gitmek her zaman çok keyifli, ama bağ bozumu döneminde ayrıca gitmeni öneririz. Emin ol, unutamayacağın türden bir deneyim olacak. Denizli'nin Çal ilçesinde yapılan bağ bozumu festivali uzun yıllardır devam ediyor. Üzüm üreticilerinin sezonun yorgunluğunu ve stresini attığı festivalde, katılımcılar da keyifli bir sosyo-kültürel etkinliğin parçası haline geliyor. Türkiye'nin bağ bozumu festivalleri açısından ayrı bir öneme sahip olan Denizli Çal Bozumu Şenlikleri, Denizli halkına bayram tadında birkaç gün yaşatmayı amaç edinmiş bir etkinlik. Denizli Çal Bağ Bozumu Şenlikleri, her yıl eylül ayının ilk ya da ikinci haftasında düzenleniyor. Sanayi, ticaret ve turizmi ile oldukça gelişmiş şehirlerimizden biri olan Denizli'ye ulaşmak için Pegasus'un avantajlı uçuşlarından yararlanabilirsin. Su kaynakları ve verimli ovaları ile Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Elazığ, Öküzgözü adı verilen üzüm çeşidinin anavatanı konumunda. Trakya ve Ege bölgelerinde de yetişen Öküzgözü bu bölgedeki yerel bitkilerden sadece biri. Bölgedeki verimli topraklar düşünülünce Türkiye'nin en iri taneli Öküzgözü'nün Elazığ'da yetişmesine şaşırmamak gerekiyor. Elazığ'daki bağ bozumu döneminde dağların eteklerine sinen üzüm kokusu, doğanın yüceliğini gösteriyor. Ayrıca belirtmekte fayda var: Elazığ'ın Aydıncık Köyü'nde Türkiye'nin en özel üzüm bağlarından biri yer alıyor. Aklında olsun. Elazığ bağ bozumu festivali eylül ayının sonlarına doğru gerçekleşiyor. Festivale geldiğinde Buzluk Mağaralarını ziyaret edebilirsin, ellerinle üzüm toplayabilirsin ve hoşça vakit geçirdiğin bir deneyim yaşayabilirsin. İzmir'in Efes Antik Kenti ile ünlü ilçesi Selçuk'a bağlı Gökçealan'da yapılan üzüm festivalinin amacı, bölgeye özgü Osmanca üzümünü tanıtmak. Kültürel olduğu kadar tarım anlamında da önemli bir nokta olan Selçuk, yerel bir festival yaşamak isteyenler için ideal. Eylül ayının ikinci haftası düzenlenen festival, Selçuk Belediyesi öncülüğünde yapılıyor ve bölgenin tarımsal değerleri ön plana çıkarılıyor. Ülkemizin hemen her noktasından İzmir'e uçuş sağlayan Pegasus ile bölgeye hızlı ve konforlu bir şekilde ulaşabilir, keyifli anlara tanıklık edebilirsin. Bağ bozumu turunun burada sonuna geliyoruz, ama sen okumaya devam etmek istersen Eylülde Gezilecek Yerler yazımıza da göz atabilir ve farklı maceralara doğru yola çıkabilirsin. Bence en güzel bağbozumu festivali Bozcaada'da. Bekliyoruz sizleri de bu yaz mutlaka."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bahar-aylarinda-gidebilecegin-koylar", "text": "İlkbahar, doğanın yeniden canlandığı ve farklı türden coşkunun hissedildiği bir dönem. Güneş kendisini göstermeye başlarken yeşile bürünen doğa hayli keyifli manzaralar sunar. Ferah esintiler eşliğinde o doğa manzaralarına tanıklık etmek ise insanı yeniden doğmuş gibi hissettirir ve üstümüzdeki bütün kötü enerji akıp gider. O yüzden ilkbahar ayları şehir hayatından kaçmak, kalabalıktan uzaklaşmak ve huzura doğru yol almak için oldukça uygun. Bu yazımızda seni Türkiye'deki en güzel koylara doğu götüreceğiz, ilkbaharda Ege ve Akdeniz coşkusu yaşatacağız. Haydi gel, huzur ve özgürlük dolu bir kaçamak yapalım. Ülkemizin kıyı kesimleri birbirinden muhteşem koylara ev sahipliği yaptığı için seçim yapmak zor. Bu nedenle biz senin için doğa tutkunu gezginlerin sıklıkla uğradığı koylardan bazılarını listeledik. Eğer mavi gökyüzünü izlemekten ve tertemiz bir denizin kıyısında yürüyüşler yapmaktan hoşlanıyorsan bu rotalar tam sana göre. Ancak listemize geçmeden önce hatırlatmakta yarar var: Önerdiğimiz koylarda kamp yapmak da mümkün. O yüzden yanında götüreceğin kamp malzemeleri, uyku tulumu ve uyku ekipmanları ile yemek ya da kamp malzemelerini taşıma hakkında bilgi almak için bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre bahar aylarında gidebileceğin koylara göz atabilir ve özgürlük dolu bir maceraya atılabiliriz. Bozburun, Marmaris sınırları içerisinde yer alan ve Ege'nin gizli hazinelerinden kabul edilen bir belde. Marmaris'in en sakin ve huzur veren köşelerinden biri olan belde, tertemiz havası ve bakir koyları ile ilham veriyor. Geçmişi 4000 yıl önceye kadar uzanan bölge, Türkiye'nin de en eski yerleşim yerlerinden biri. Karia halkı tarafından MÖ 2000'li yıllarda \"Larymna\" olarak isimlendirilen bölge, tarihten günümüze enfes manzaralara ev sahipliği yapıyor. Bybassos, Hygassos, Syrna, Amos ve Kasara olmak üzere farklı antik kentlere de ev sahipliği yapan bölge, kültürel açıdan da görülmesi gereken bir durak. Ayrıca buraya kadar gelmişken Orhaniye Köyü'nü ve Selimiye'yi de ziyaret etmeni tavsiye ederiz. Hem buraya yaz mevsiminden yani tatil sezonundan önce gelmek çok mantıklı. Böylece mavinin en güzel tonlarını görebilir ve kimsenin olmadığı koylarda dilediğince yürüyebilirsin. Kısacası Bozburun, seni bekliyor. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Dalaman'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Adrasan, Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı bir belde. Aynı zamanda Çavuşköy olarak da bilinen bölge, 2 kilometrelik upuzun kumsalı ile görenleri kendine aşık eden bir yer. Akdeniz Bölgesi'nin en güzel köşelerinden biri olan bölge, Musa Dağı'nın eteklerinde yer alıyor. Yeşil çam ormanları ile çevrili olan bölge, sakin ve sessiz yapısıyla gezginlerin sıklıkla uğradığı bölgelerin de başında geliyor. O yüzden burası stresten bunalanlar, gürültüden yorulanlar için enfes bir durak. Yeşil ile mavinin iç içe geçtiği bölge, doğanın içinde olmaktan ve kamp yapmaktan hoşlanan doğaseverler için bir cennet gibi. Aynı zamanda Olimpos'a da çok yakında bir konumda bulunan bölge, deniz kıyısında uzun yürüyüşler yapabileceğin bir yer. Tabii buraya kadar gelmişken Olimpos'a da gitmek isteyebilirsin. Sonuçta doğa ile tarihin buluştuğu bir nokta olan Olimpos, ülkemizin kültürel açıdan en özel köşelerinden. Likya Yolu üzerinde bulunan Olimpos, Türkiye'nin en iyi trekking rotalarından da biri konumunda. O yüzden seyahat planını hem Adrasan hem de Olimpos olarak hazırlayabilirsin. Adrasan'a ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Antalya'ya uçmak ve buradan da aktarma yapmak. Bademli, İzmir'in Dikili ilçesine oldukça yakın bir yer. Esasen kendi halinde ve şirin bir köy olan bölgenin asıl güzelliği, kıyı şeridindeki koylarda ve sahip olduğu plajlarda saklı. Kuzey Ege'nin en sakin ve huzurlu köşelerinden biri olan bölgenin denizi de turkuaz renkli. O yüzden buradaki doğa ve deniz manzaraları da göz alan cinsten. Yalnız söylemekte yarar var; Bademli'nin koylarının bu denli güzel ve bakir olmasının sebeplerinden biri, bölgeye ulaşmanın kolay olmaması. Bu nedenle şehir hayatından kaçıp kafanı dinlemek istiyorsan Bademli senin için biçilmiş kaftan. Ayrıca koruk suyu ve şerbeti, Bademli'ye geldiğinde kesinlikle denemen gereken tatlar arasında yer alıyor. Üzümün henüz olgunlaşmamış halinden yapılan koruk suyu, burada hayli meşhur. Bunun yanı sıra bölgede zeytin yetiştiriciliği de oldukça yaygın. O nedenle Bademli'ye geldiğinde hem nefes kesen bir doğanın tadını çıkarabilirsin hem de Ege'ye özgü lezzetleri tadabilirsin. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise İzmir'e uçmak ve buradan aktarma yapmak. Bodrum yarımadasının batı ucunda yer alan Gümüşlük, 1975 yılında sit alanı unvanı almış bir yer. Bodrum'un en güzel koylarından biri olan Gümüşlük; begonvilleri, sakin sokakları ve meşhur Tavşan Adası ile gönülleri çalıyor. Myndos Antik Şehri'nin kalıntıları üzerine kurulan Gümüşlük'ün isminin de gün batımında gümüş rengine dönen denizden geldiği düşünülüyor. Yalıkavak, Turgutreis ve Ortakent gibi beldelere hayli yakın konumda bulunan Gümüşlük, yaz döneminde turizm merkezine dönüşen bir yer. O yüzden sosyal izolasyon kurallarını ve pandemi koşullarını göz önünde bulundurunca bölgeye ilkbahar aylarında gelmek daha mantıklı. Doğanın, tarihin, kültürün ve denizin ön planda olduğu Gümüşlük'te, liman bölgesindeki sahil evlerine çivi dahi çakmak yasak. Bu nedenle bölgedeki nostaljik doku da korunmuş. Son olarak bir hatırlatma yapalım, merkezdeki sahillerin dışına çıkmak istersen Ortakent'te bulunan Yahşi Plajı'na göz atabilirsin. Burası da mavi bayraklı plajı ve tertemiz denizi ile ilham verici bir yer. Gümüşlük'e ulaşmanın en kolay yolu ise Bodrum'a uçup buradan aktarma yapmaktan geçiyor. Marmaris'in güzel duraklarından biri olan Söğüt, Marmaris ilçe merkezine yaklaşık 40 km uzaklıkta bulunuyor. Ege'nin bu tatlı köyü, huzur bulmak isteyenlere özel olarak hazırlanmış gibi. Güney Ege'nin sakin olduğu kadar yeşil ve maviyi de kucaklayan bu özel noktasında güzel gün batımları seni bekliyor. Söğüt'te Akvaryum, Adaboğazı, Çomçalık ve Değirmendere gibi birden fazla güzel koy bulunuyor. Dilersen tekne turlarına katılarak tüm koyları deneyimleyebilirsin. Hepsinden ayrı ayrı keyif alacağına eminiz. Symi Adası'nın hemen karşısında bulunan köy, listemizde yer verdiğimiz Bozburun'a da hayli yakın bir konumda bulunuyor. Bahar ayının yenilenme enerjisini yakalamak istersen Söğüt seni bekliyor! Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Dalaman'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. İzmir'e yaklaşık 120 km uzaklıkta olan Dikili, Balıkesir'e de hayli yakın bir konumda bulunuyor. Listemizde yer verdiğimiz Bademli de Dikili'nin bir mahallesi. Dilersen bu güzel ikiliyi ardı ardına ziyaret listene ekleyebilirsin. Öncelikle koyların yakınlarında bulunan büfe ve lokanta gibi yerlerin pahalı olduğunu söyleyelim. Dilersen yola çıkmadan ihtiyaçlarını temin edebilirsin. Masmavi, berrak ve sakin bir koy arıyorsan Küçük Zindancık Koyu'nu tercih edebilirsin. Buraya toplu taşıma kullanarak ulaşmak mümkün değil maalesef. Özel araç ya da taksi kullanarak bu güzel koya gidebilirsin. Hemen yakınında bulunan Kilik Koyu'nda da hem denize girebilir hem de kamp yapabilirsin. Kilik Koyu'nun hemen yakınında bulunan Hanımın Koyu'na da mutlaka uğramanı öneriyoruz. Gizli kalmış koyları keşfetmek istersen tam zamanı! Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise İzmir'e ya da Balıkesir'e uçmak ve sonrasında aktarma yapmak. Muğla merkeze yaklaşık 110 km uzaklıkta, Dalaman Havalimanı'na ise yaklaşık 20 km mesafede bulunan Göcek; bahar aylarında içini ısıtırken huzuru da bulabileceğin bir yer. Denize kavuşan palmiyelerle bezeli sokakları ve turkuaz mavisi koyları ile yerli ve yabancı tüm turistlerin ilgisini çekmeyi başardığını söyleyelim. Gündüzü başka gecesi başka güzellikteki bu bölgede hem denizden hem de karadan ziyaret edebileceğin güzel koylar mevcut. Tekne turlarına katıldığında denizin tadını çıkaran pek çok yelkenli ve yat olduğunu fark edeceksin. Çam ağaçlarıyla çevrelenmiş kıyılarında kamp yapabileceğin yerler de bulunuyor. Ayten Koyu ve Osmanağa Koyu'nda herhangi bir işletme bulunmuyor. Boynuzbükü ve Bedri Rahmi Koyu'nu tüm tur tekneleri mutlaka ziyaret ediyor. Sarsala Koyu ise deniz ve karadan ulaşılabilen berrak bir denize sahip. Dalaman Havalimanı'na hayli yakın konumda bulunan Göcek'e ulaşmak için tek yapman gereken ise Dalaman ucuz uçak bileti almak. İlkbaharda gezilecek yerleri ve gidebileceğin koyları bu öneri ile tamamlıyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'nin Kamp Yapılacak En Güzel Gölleri: Doğayla Ciddi Düşünenlere yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/baker-streetin-unlu-dedektifi-sherlock-londrada-sherlock-holmes-turu", "text": "Sir Arthur Doyle, 1887 yılında Sherlock Holmes'a hayat verdiği zaman bir kült yarattığının farkında mıydı bilemeyiz ama şu artık bir gerçek; Londra'nın simgelerinden biri artık Sherlock Holmes ve burada yılın her dönemi Sherlock Holmes turları düzenleniyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Londra'da, Sherlock Holmes turları sayesinde insanlar bu gizemli maceranın içine bizzat girebiliyor ve ünlü dedektifimizin gezindiği yerleri keşfedebiliyor. Ufukta bir Londra gezisi düşünüyorsan seni hemen en ucuz Londra uçak bileti sayfasına yönlendirelim. Sonra buraya dön, Londra'da Sherlock Holmes turu yapacağız! Kendine has yakışıklılığı ve cezbedici İngiliz aksanıyla Benedict Cumberbatch'in canlandırdığı bu ultra zeki ve gözlemci dedektif birçok kez sinemaya aktarıldı; dergilere karakter, yazarlara ise ilham kaynağı oldu. Londra'da Sherlock Holmes turlarına katıldığın takdirde dizinin yıldızlarıyla tanışma imkanın oluyor. Londra gezinde toplu bir tura katılmak istersen Brit Movie Tours aracılığıyla bunu gerçekleştirebilirsin. Londra'yı tek başına keşfedeceksen Sherlock Holmes turunu kendin kurgulayabilirsin. İşte yapman gerekenler. Sherlock Holmes'un adresi 221 B Baker Street, gerçekten var. Londra'da metroyu kullanıp Baker Street durağında inince karşına bir Sherlock heykeli çıkacak, sağından devam et; 221 B Baker Street ve Sherlock Holmes Müzesi karşında! Sherlock Holmes Müzesi'nde Londra'nın en ünlü dedektifi hakkındaki her şeyi öğrenebilir ve kendine ömür boyu saklayabileceğin bir hatıra hediyesi alabilirsin. Müzenin girişi ücretli. Sherlock Holmes Müzesi hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya tıklayabilirsin. Londra'nın en eski hastanelerinden biri olan St. Bartholomew Hospital, Sherlock Holmes ve Dr. Watson'ın ilk kez karşılaştığı yer. Holmes ve Watson'a araştırmalarında yardımcı olan Molly Hooper, hastanenin patoloji laboratuvarında asistanlık yapıyor. Eski ve heybetli mimarisiyle göz okşayan hastaneyi görmek için West Smithfield bölgesine gitmelisin. Sherlock'un ilk sezonunda karşılaştığımız Russell Square Gardens, Londra'nın en huzurlu yerlerinden biri. Dr. Watson arkadaşı Mike Stanford ile kahve içerken ilk kez Sherlock Holmes adını burada duymuştu. Russell Square Gardens'a gitmek için Russell Square bölgesine gitmen gerekiyor. Burada görülecek çok şey var."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/balayi-mevsimi-geldi-en-iyi-balayi-rotalari", "text": "- Keşfetmek, Yeni Deyimler Yaşamak İsteyenlere Özel Balayı Duraklar - Dinlenmek İsteyenlere Özel Balayı Rotaları - Zamanı Kısıtlı Olanlar İçin Balayı Güzergahları Evlilik hayatının ilk günlerine veya ilk ayına balayı diyoruz. En azından sözlüklerde böyle yazıyor. Kuracağın mutlu yuvanın ilk günlerini evde televizyon izleyerek ya da şehrin keşmekeşi içinde geçirmek istemiyorsan da bu anıyı taçlandırmak için güzel bir seyahat planı yapmalısın. Tatil yeri seçmek insanı oldukça zorluyor. Bu yetmezmiş gibi yeni bir yuva kurduğun için sevdiğin insanın tercihlerini de gözetmen gerek. Bunların hepsinin farkındayız. Bu yüzden sana oldukça fazla seçenek sunmaya çalıştık. Ama \"Zaten benim aklımda bir yer var!\" diyorsan ucuz uçak bileti için Pegasus'u ziyaret edebilirsin. Eğer hala bir karar veremediysen tahminen bu yazının sonunda müstakbel eşini arayıp \"Balayı planımız hazır!\" diyeceksin. Bu iddiamızı kanıtlamak adına öncesinde birkaç sorumuz olacak. Sonrasında önerilerimize kulak ver! - Ne kadar zamandır birliktesiniz? - Daha önce hiç birlikte tatile çıktınız mı? - Gezmek, keşfetmek mi istiyorsunuz yoksa dinlenmek mi? - Ne zaman gideceksiniz? - Tatile kaç gün ayırabileceksiniz? Şimdi, sıra soruların cevaplarına uygun yerleri seçmeye geldi. Biz sana farklı başlıklar altında önerilerimizi sunalım, sen de kendine bir liste oluştur. Yurt dışına çıkmayı düşünürseniz önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre haydi başlayalım! Eğer yorgunluk nedir bilmeyen çiftlerdenseniz düğün telaşı size hiç dokunmamıştır bile. Daha önce ikinizin de gitmediği bir yer seçmelisin. Keşfedecek çok fazla noktası, tadılacak çok fazla lezzeti olmalı. Lübnan'ın başkenti Beyrut, Orta Doğu'nun en güzel yerlerinden biri. Hatta Beyrut için Paris yakıştırması bile yapılıyor. Eşinle birlikte farklı bir keşfe doğru yol almak isterseniz Beyrut'u tercih edebilirsiniz. Hem yaşanmışlıklar barındıran binaları hem de modern yapıları bir arada görebilirsin. Corniche kısmında ise Beyrut'un Akdeniz kıyısını, palmiye ağaçlarıyla çevrelenmiş Avenue de Paris'i bulacaksın. Tabii ki muhteşem Lübnan yemekleri de keyfine keyif katacak. Hatırlatmakta fayda var: Daha önce pasaportunla İsrail'e giriş yapmadıysan Beyrut'a 180 güne kadar vizesiz giriş yapabiliyorsun. Daha önce \"Hem Çok Sempatik Hem Çok Ciddi: Beyrut!\" yazımızda Beyrut'tan daha detaylı bahsettik. Dilersen buraya da bir göz atabilirsin. Bu bölgeye ulaşmak için yapman gereken ise Beyrut'a uçmak! İngiltere'nin en canlı şehirlerinden biri olan Manchester, Sanayi Devrimi'nin de doğduğu topraklar. Eski-yeni binalar, dünyanın her yerinden gelmiş insanlar... Burada her şey bir arada. Futbol takımlarıyla ünlü bu şehrin sadece futboldan ibaret olmadığını bilmelisin. Eşinle birlikte şehri yürüyerek keşfetmek hayli keyifli olacaktır. İngiliz kültürünü derinden hissedeceğiniz bu güzel şehirle ilgili daha önce \"İngiliz Sanatını Sana Manchester Anlatsın\"yazısını hazırlamıştık. Buraya gitmeyi düşünürseniz bir göz atmakta fayda var. Yunanistan'ın başkenti, komşu topraklar... Taşı toprağı antik yapıdan oluşan bu şehir, tarihin içerisinde gezmek isteyenlerin en popüler tercihlerinden biri olabilir. Atina Akropolisi'ne çıktığınızda Zeus'un kızı Athena'nın şehri Atina'nın büyük bir kısmını izleme fırsatı bulacaksınız. Tabii ki görkemli Partenon'u ziyaret etmek, mitolojik hikayelerin kapılarını aralamak için güzel bir fırsat. Mitolojiyi ve antik kent ziyaretlerini seviyorsanız Atina'ya yapacağınız geziyi bahar aylarında yapmanızı öneririz. Zira yaz sıcaklarında yürüyerek dolaşmak zorlaşabilir. Eğer eşinle birlikte böyle kültür seyahatleri yapmayı seviyorsanız komşuya bir uğramanızı öneririz. Bir bahar sabahı gibi güneşe uyanıp havayı içine çektirecek huzuru yaşatan, romantizme odaklanacağın ve düğün telaşının yorgunluğunu atacak şehirleri keşfetmen için çok sağlam alternatiflerimiz de var. Fransa'nın güneyine doğru inmeye ne dersiniz? Fransız romantizmi ve Akdeniz'den gelen minik esintiler tüm yorgunluğunuzu alıp götürecek. üretimi yapıldığı için sokakları da mis gibi sabun kokuyor. Düşünmesi bile keyif veren Marsilya'da nereleri ziyaret edebileceğinizle ilgili bilgileri Uzun Akdeniz Tatillerinin Adresi: Marsilya Gezi Noktaları yazımızda bulabilirsiniz. İşveç'in doğusunda yer alan başkent Stockholm'ün merkezi on dört adaya ev sahipliği yapıyor. Bakmayın kuzeyli olduğuna, zaman zaman çoğu Avrupa şehrinden daha sıcak olabiliyor. Refah seviyesi yüksek, dertsiz tasasız, düzenli bir şehir burası. Hem her yerde ağaçları ve şehir havasını bir arada bulabilirsin. Eğer eşinle bu güzel şehre gitmek isterseniz Stockholm'de Mutlaka Gezilmesi Gereken Semtler yazımızdan da ziyaret edeceğiniz yerleri seçebilirsiniz. Muğla'nın sevimli ilçelerinden Dalaman, deniz tatili sevenlerin uğrak noktalarından. Türkiye'nin en güzel koylarında denize girmek istiyorsanız doğru adrestesiniz. Yaz gecelerinin hareketli geçtiği, gündüzlerinin de bir o kadar keyifli olduğu Dalaman, balayı geçirmek için sıklıkla tercih edilen noktalardan. Daha önce Dalaman'da gezilecek yerler ve güzel koyları ile ilgili yazılar hazırladık. Aşağıdan inceleyebilirsiniz. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Dalaman'a uçmak! Bir şekilde balayını tatilinizi kısa tutmak zorunda kaldın. Bu seni strese sokmasın. Zamanınızı yolda geçirmeden, balayı hayallerine çok yakışacak rotalar var. Bodrum, Bodrum, Bodrum... Doğal güzellikleri ve gece hayatıyla gönlümüze taht kuran Muğla'nın güzel tatil merkezi Bodrum'da herkes için mutlaka bir şey var. Zamanı kısıtlı balayı çiftlerinin de sıkça tercih ettiği bu güzergah; deniz, kum ve güneşin hakkını veriyor. Eşinle birlikte dans etmeyi seviyorsanız gündüz güzel koylarda dinlenip geceleri de Bodrum sokaklarındaki eğlence mekanlarını tercih edebilirsiniz. Bembeyaz evleri, masmavi deniziyle her sezon Bodrum şifa gibi bir tatil sunuyor. Yavru vatan Kıbrıs, her şey dahil balayı otelleri ile yeni evli çiftlerin popüler balayı noktalarından biri. Bahar aylarında da yaz aylarında da deniz ve güneş tatili yapmak isterseniz Kıbrıs mutlaka listenizde olsun. Kıbrıs özellikle yaz aylarında çok tercih edilen bir nokta. Her zaman otellerde yer bulmak kolay olmayabilir. Bu sebeple erken rezervasyon hayat kurtarır. Kıbrıs'a gitmeyi düşünürseniz Mükemmel Deniz, Kusursuz Eğlence: Kuzey Kıbrıs Gezi Rehberi yazımıza mutlaka göz atın. Avrupa'nın en güzel şehirlerinden olan Budapeşte, Macaristan'ın da başkenti. Tuna Nehri'nin ikiye ayırdığı Buda ve Peşte; zengi bir tarihi, muhteşem yapıları büyük bir asaletle sergiliyor. Tuna Nehri'nin etrafında gezilip görülecek bir sürü yer var. Tüm şehirde yapabileceklerinizi ise Budapeşte Tatili: Budapeşte'de Yapılacak Şeyler yazımızdan okuyabilirsiniz. Baş başa hem romantik hem de kısa sürede ulaşıp keyifli vakit geçirebileceğin bir durak arıyorsanız, Budapeşte'nin tadını çıkarabilirsiniz. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Doğası ve Kültürüyle Nefes Kesen Güzergahlar: Kuzey İtalya'da Görülmesi Gereken Yerler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/balikesirin-yaz-tatili-icin-bicilmis-kaftan-oldugunun-6-kaniti", "text": "- Balıkesir Nerede? - Balıkesir'e Nasıl Gidilir? - Tatilden Beklenebilecek Her Şey: Balıkesir'de Gezilecek Yerler - Balıkesir'deki Tarihi Eserler: Kentin Mirasları - Balıkesir'deki Doğal Güzellikler: Cennetten Köşeler Balıkesir gezisine ne dersin? Ekonomik ve keyifli bir tatilin yolu buradan geçiyor! Balıkesir'in yaz tatili için neden mükemmel bir seçenek olduğundan bahsedeceğiz. Burada her şey mümkün! İster doğanın huzuru içerisinde geçen bir kafa dinleme tatili, ister denizin altındakileri keşfedeceğin bir dalış macerası, ister eğlenceli akşamların tadını çıkaracağın bir ada hikayesi... Balıkesir'de tüm bu planlar gerçeğe dönüşebilir. Balıkesir ilginç bir kent. Bir Balıkesir haritasına bakınca parmaklarımızın dokunduğu her yer bir tatil yöresi olarak çıkar karşımıza. Bu tatil beldeleri öyle sıradan da değildir. Sahil şeridine uzanmış olan bu rotalar, yaz tatilinin en güçlü alternatifleri. Hem Ege hem Marmara etkileri taşıyan zeytini lezzetli, doğası heybetli Balıkesir'in bir tatil kenti olduğunu kanıtlayan tam 6 bölge bulunuyor. \"Balıkesir'in haritadaki konumu nerede?\" diye merak ediyorsan Marmara Bölgesi'ne göz gezdir. Çanakkale, Bursa, Kütahya, Manisa ve İzmir ile komşu olan Balıkesir, Ege Denizi ile Marmara Denizi'ne kıyısı olan şehirlerden biri. Doğal güzellikleri ile ünlü Balıkesir, yaz tatilinden bahar kaçamaklarına kadar her tatil planına uyar. Peki, Balıkesir'e gitmenin en pratik yolu nedir? Kendine bir Balıkesir uçak bileti alarak buraya kısa sürede ulaşabilirsin. Ucuz Balıkesir uçak biletleri için Pegasus tarifelerine göz gezdirebilirsin. Pegasus, Balıkesir uçuşları için Balıkesir Koca Seyit Havalimanı'nı kullanıyor. Balıkesir'den yolu geçenler, buranın ne kadar özel olduğunu bilir. Doğa ve tarih tutkunları, Edremit ilçesine giderken daha huzurlu bir tatil beldesi olan Ayvalık ise deniz, kum ve güneşin tadını çıkarmak isteyenlere hitap eder. Balıkesir aynı zamanda ören yeri bakımından da oldukça zengin bir şehir. Ne de olsa burası verimli toprakları ile Tunç Çağı'ndan beri insan yerleşimine merkez olmuş. Tarihi boyunca birçok kültürün izleri ile gelişmiş Balıkesir, tatil sırasında çok gezmeyi sevenlere bu sayede birçok alternatif sunuyor. 1927 yılına kadar adı \"Papazlık\" olarak bilinen Altınoluk, Balıkesir'in en gözde turizm bölgelerinden biri. Kaz Dağlarının eteklerine kurulmuş Altınoluk, zeytinleri ile ünlü. Sadece zeytinleri değil tabii. Altınoluk'un sahip olduğu her özellik, onu kıymetli bir tatil beldesi yapıyor. Plajlarında tüm gününü geçirebilirsin. Fakat eğer gezip görmek istersen Edremit Körfezi'ni içine çekeceğin Tahtakuşlar Köyü, Şahin Deresi Kanyonu, Sarıkız Tepesi ve Antandros Antik Kenti'ne mutlaka uğramalısın. Lezzetli kahvaltıları ile seni büyüleyecek kafeleri, taze balıkları ve ışıklarla dolu akşamları, Altınoluk'u bir yaz kahramanı yapan diğer özellikler. Edremit ilçe merkezine yakın bir konumda bulunan Altınoluk, Yunan mitolojisinde \"Işıklar Sahili\" olarak geçer. Neden mi? Buranın mehtapları ve yakamozları çok meşhur da ondan. Ayrıca Altınoluk, yılın dört mevsimi kusursuz bir iklime sahip. Kaz Dağlarından gelen kaynak suları ile beslenen ve 43 kilometrelik sahil şeridi boyunca birçok Mavi Bayraklı plajla dolu bir yer. İsviçre Alplerinden sonra dünyanın oksijen açısından en zengin yerlerinden biri olarak sayılan Kaz Dağları manzarası eşliğinde bir tatil yapmak istersen Türkiye'nin en gözde tatil noktaları arasında yer alan Altınoluk'u görülecek yerler listene eklemeni tavsiye ediyoruz. Türkiye'nin en ünlü rock festivallerinden biri olan Zeytinli Rock Fest'e ev sahipliği yapan Akçay, kusursuz plajları ve akşamları keyiflendiren eğlenceli mekanları ile Balıkesir'in gözde tatil yerlerinden. Koca Seyit Havalimanı'ndan kolayca geçiş sağlanabilen, mutluluk hormonlarını yükseltmekte çikolata ile yarışan harika bir tatil beldesi Akçay! Geceleri ışıl ışıl hiç bitmeyen enerjisi, sabah saatlerinde dolup taşan plajları, şirin kafeleri ile Akçay sana güzel bir tatil vadediyor. Ağaçların gölgesinde denize karşı bir şeyler içebileceğin ve uzun yürüyüşler yapacağın kordon boyu, bir koy doğasına sahip Zeytinli ve eşsiz kaplıcalar ilk uğrayacağın yerler arasında. Akçay, sadece bir yaz rotası değil; aynı zamanda bir kış rotası. Medeniyetten kopmak, bir süre kafanı dinlemek ve doğanın tadını çıkarmak istiyorsan Akçay'da kışlar çok tatlı geçiyor. Özellikle kışın hafif serin günlerinde sahilde yapılan yürüyüşler insanı her şeyden arındırıyor. \"Balıkesir'in en güzel ilçesi neresidir?\" diye sorarsan Edremit cevabını alman çok muhtemel. Şifa veren termal suların bulunduğu Derman Kaplıcaları ve Güre Kaplıcaları gibi yerlerin yanı sıra Kaz Dağlarının büyüleyici manzaraları da burada seni bekliyor olacak. Gürül gürül şelaleleri, dağ ve deniz manzaralı tepeleri, çeşit çeşit plajları olan bir cennet düşün. Hem merkezi hem sakin. En lezzetli zeytinlerin yetiştiği, en doğal yemeklerin piştiği kusursuz bir tatil cenneti Edremit. Kaplıcaları ile sağlık, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi ile kültür, Darıdere Tabiat Parkı ile dolu dolu oksijen sağlayan Edremit'e varmak için Edremit uçak biletini alman yeterli. MÖ 1400'lü yıllara uzanan tarihi ile Edremit, aynı zamanda antik kent gezileri planlamak isteyenlerin tercih edebileceği bir yer. Edremit'in Altınoluk beldesine 4 km uzaklıkta bulunan Antandros Antik Kenti, Kaz Dağlarının eteklerinde doğa ve tarihin iç içe geçtiği bir macera imkanı sunuyor. Son dönemin seyahat trendlerinden biri olan Cunda Adası, diğer adı ile Alibey Adası, Ayvalık üzerinden ulaşılan bir yer. Burası özellikle hafta sonlarında tatilci akınına uğrar ve otellerinde oda bulmak tatil sezonlarında zor olabilir. Ayvalık'ın en merkezi noktası, Sarımsaklı Caddesi. Burada bulunan eğlence mekanlarında canlı müzik dinlerken iç açıcı manzaraların tadını çıkarabilirsin. Deniz kenarında bulunan kafelerde oturduğunu hayal et. Kulaklıkların kulağında, en sevdiğin müziğe denizden gelen serin esintilerin belli belirsiz ıslığı eşlik ediyor... Ayvalık, yılın tüm stresinden arınmak için istek tek başına ister sevdiklerinle gidebileceğin harika bir yer. Akçay'a yarım saatlik mesafede bulunan Burhaniye, Balıkesir'in zeytin ağaçları ile kaplı bir başka ilçesi. Daha çok yazlıkçıların tercih ettiği bir yer olan Burhaniye, tatil için sakin ve huzurlu bir yer arayanlara hitap ediyor. Yaz boyunca bir araya gelen aileler, burada keyifli bir tatil ortamı oluşturuyor. Balıkesir'in Ege'ye bakan bir diğer tarafı olan Burhaniye, kentin en iyi tatil alternatiflerinden. Işıl ışıl denizine eşlik eden mükemmel yeşili, doğa tatilcilerin benzerine az rastlayacağı güzellikte. İncecik kumları ile tam 17 km sahil şeridi, arkeolojik kazıların en değerli bulgularına ev sahipliği yapan Ören ve Madra Dağı'nın yamacındaki Kozak Yaylası, Burhaniye'yi çekici yapan detaylar. Eğer bir doğa sevdalısıysan bu mükemmel seçeneği kaçırma. Madra Dağı'nın yamacında düzenlenen doğa yürüyüşleri ve Jeep safari organizasyonları, burada yapabileceğin alternatif etkinliklerden bazıları. Burhaniye'de tatil yapmayı düşünüyorsan merkez bölgesindeki otelleri değil de sahil kenarındaki konaklama yerlerini düşünmeni tavsiye ediyoruz. Burhaniye merkezi, sakin bir tatil isteyenler için fazla hareketli kaçabilir; ama sahil kenarı, her zaman güzel ve huzurlu. Ayrıca yolun buraya düşerse mutlaka zeytin ve zeytinyağı almanı öneriyoruz. Kesinlikle memnun kalacaksın! Erdek, asırlardan beri bir tatil yeri olarak hizmet veriyor. Burası tatil dönemlerinde, özellikle de hafta sonları dolup taşıyor. Sosyalleşeyebileceğin, etrafta şen kahkahalar duyabileceğin ve Marmara Denizi'nin keyfini çıkarabileceğin bir tatil arıyorsan Erdek beklentilerini karşılayacak. Sessiz ve sakin bir tatil arıyorsan da buradaki tekne turlarını kullanarak Marmara Adası'na geçiş yapabilirsin. 12 kilometre sahil uzunluğu, şık tesisleri, tatilcilerin gözdesi olan plajları ile Erdek, uzun yıllardan beri vazgeçilmeyen bir tatil rotası. Sakinliği ve mavisiyle bilinen Erdek, aslında ilginç bir tarihi gezi de vadediyor. Erdek girişindeki Kyzikos Antik Harabeleri, biraz ilerisindeki Hadrianus Tapınağı ve Erdek Kalesi, bölgenin değerini kanıtlayan eserlerden. Eğer kendini sakin bir yerlere atmak istersen Erdek'e bağlı Narlı, Ocaklar, Paşalimanı Adası ve İlhan Köyü görülmeye değer. Balıkesir tarih öncesinden kalan antik yapıları ve Osmanlı dönemi eserleriyle de ünlüdür. Bölge Kuvayi Milliye'nin kuruluşunda ve Kurtuluş Savaşı'nda önemli rollere sahip. Sadece kum, deniz, güneş ile yetinmek istemeyen gezginler için bölgedeki tarihi değere sahip yerlere göz atalım. Balıkesir'in tarihi değerlerinden biri olan Kyzikos Antik Kenti, Erdek'e 8 kilometre uzaklıkta bulunan çok eski bir yerleşim yeri. Kapıdağ Yarımadası'nın güney eteklerinde bulunan antik kentin kalıntıları günümüzde hala görülebiliyor. Kyzikos Antik Kenti, ismini kurucusu Kral Kyzikos'tan alıyor. Erdek ve civarını fetheden Kral Kyzikos, burayı zamanında önemli bir ticaret merkezi haline getirmiş. Ancak tarih boyunca yaşanan depremler burada ciddi hasarlara yol açmış. Üç limanı, zeytinyağı, mermeri ve parfümleri ile meşhur kent, bu depremler sebebiyle harap olsada bölge Balıkesir'in görülmesi gereken yerlerinden. Karesi Beyliği'nin kurucusu ve Selçuklu Devleti'nin meşhur kumandanlarından Karesi Bey'in anısı için yaptırılan türbenin yapım yılı tam olarak bilinmiyor, fakat türbenin bugünkü halini alması 1922 yılında gerçekleşmiş. Çeyrek daire planlı ve sivri kemerli tarihi yapı, dönemin Belediye Reisi Hayrettin Bey tarafından yaptırılmış. Şehrin simgelerinden olan türbenin içinde Karesi Bey'in kabri bulunuyor ve yanında beş sanduka daha yer alıyor. Bunların Karesi Bey'in çocukları ya da aile üyeleri olduğu düşünülüyor. Balıkesir'in ikonik simgesi halindeki saat kulesi, Balıkesir Mütesellimi Giridizade Mehmet Paşa tarafından 1843 yılında inşa ettirilmiş. İstanbul'daki tarihi Galata Kulesi'ne benzer şekilde inşa edilen silindirik yapı, 1898 yılında yıkılmış. Saat kulesi bugünkü baldaken stili, dört köşeli ve külahlı halini ise 1901 yılında almış. Balıkesir'e dair çoğu fotoğrafta görebileceğiniz bu eser, zamanın tanıklarından biri konumunda. Kuvayi Milliye Müzesi aslen 1840 yılında inşa edilen bir konak. Bu konak Kurtuluş Savaşı esnasında yerel bir merkez olarak kullanılmış ve daha sonra müzeye dönüştürülmüş. Müzede Kurtuluş Savaşı esnasında Balıkesir'de yapılan çeşitli kongrelerden kalanlar, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının kişisel eşyaları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafları ve Balıkesir'e yaptığı ziyaret sırasında alınan belgeler sergileniyor. Buraya geldiğinde Kurtuluş Savaşı atmosferini ve ruhunu hissedebilir, farklı duygular yaşayabilirsin. Zağnos Mehmet Paşa Cami, 1461 yılında inşa edilen ve günümüze kadar çok iyi biçimde korunan mimari bir güzellik. Cami, hamam, imarethane, türbe, muvakkithane, muallimhane ve bedestenden oluşan yapılar topluluğu, Balıkesir'in en görkemli külliyesi konumunda. Bu gösterişli yapı, Fatih Sultan Mehmet'in meşhur veziri ve kayınpederi Zağnos Paşa tarafından yaptırılmış. 4 büyük sütun üzerine oturmuş nefes kesen bir kubbe ile kaplı kare plan üzerine inşa edilen yapı, Osmanlı mimari sanatının etkileyici örneklerinden. Balıkesir'in kültürel ve tarihi değerlerine de göz attığımıza göre sırada milli parklarla mutlaka gidilmesi görülmesi gereken cennetten köşeleri var. Kazdağı Milli Parkı; doğal kaynakları, görkemli ormanları, vadileri ve şelaleleri ile doğasever gezginler açısından tam bir cennet. Mitolojidede ismi geçen ve İda Dağı olarak da bilinen Kaz Dağları, Biga Yarımadası'ndaki en yüksek oluşum konumunda. Burayı ziyaret ettiğinde ciğerlerin tertemiz havayı solumaya başlayacak ve yeniden doğmuş gibi hissedeceksin. Ayrıca burada uzun yürüyüşlerin yanı sıra dağ bisikleti, yüzme, binicilik ve safari gibi etkinlikleri de deneyimleyebilirsin. Balıkesir'e yolculuk yapan doğa dostlarının uğraması gereken başka bir cennet durak da Manyas Kuş Gölü. 1959 yılında Milli Park ilan edilen bölge, yüzlerce canlıya ev sahipliği yapıyor. Özellikle göçmen kuşlar açısından önemli bir durak olan bu coğrafya, eşsiz doğa manzaraları sunuyor. Fotoğraf çekmeyi de seviyorsan senden keyiflisi yok. Burada harika zaman geçirebilir ve muhteşem doğa fotoğrafları çekebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/barselona-da-ucretsiz-olarak-yapabilecegin-seyler", "text": "- Ücretsiz Şehir Turlarına Katıl - Gaudi'yi ve Eserlerini Bir Bilenden Dinle - Hiçbir Ücret Ödemeden Muhteşem Müzeleri Gez! - Aziz Barselona'ya Bir de Tepeden Bak - Ücretsiz Festivallerden Birini Yakala - Sokak Sanatlarını Keşfet - Park Guell'in Bahçesinde Piknik Yap - La Rambla Caddesi'ni Gez - Plajlarında Güneşlen Yapman gereken şeylerden bir Barselona ucuz uçak bileti bulmak. Bunun için nereyi ziyaret etmen gerektiğini zaten biliyorsun. Barselona'da ücretsiz olarak yapabileceğin şeyleri anlatmak bizden, gezmesi de senden olsun. Tabii yurt dışına çıkmadan önce vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu hatırlatmayı da yaptıktan sonra gelelim \"Barselona'da para harcamadan gez\" diyebileceğimiz duraklara. Haydi başlayalım! Bir şehri tanımanın en iyi yolu onu yürüyerek keşfetmek ve yanında bir bilenin olması. 2000 yıllık tarihe sahip şehirde dolaşmak adeta geçmişe bir yolculuk yapmanı sağlayacak. Barselona'nın büyüleyici tarihi meydanlarını, sokaklarını bir rehber eşliğinde hem de ücretsiz olarak gezebileceğini biliyor muydun? Ücretsiz şehir turlarına katılmadan önce yapman gereken tek şey rezervasyon. Runner Bean Tours web sitesi üzerinden rezervasyonunu yaptırıp her gün saat 11.00'de başlayan turlardan birine dahil olabilirsin. Barselona için Gaudi çok önemli bir figür. Nefes kesen La Sagra da Familia, etkileyici Park Guell, eşsiz Casa Mila, göz alıcı Palau Guell, ödüllü Casa Calvet gibi sıra dışı eserlerin mimarı Gaudi'nin etkisini neredeyse tüm Barselona'da görmek mümkün. Şehre farklı dokunuşlarıyla imzasını bırakmış bu önemli figür için şehir turu gibi eserlerinin gezildiği bir başka tur düzenleniyor. Önemli kısma gelecek olursak Gaudi turu da ücretsiz. Barcelona: Gaudi: Runner Bean Walking Tours adresi üzerinden rezervasyonunu yaptırıp muhteşem yapıları, hikayelerini ve yapılış tekniklerini dinleyerek gezebilirsin. Yapıların içine girip gezmek ise ücretli. Onu da bütçen olduğunda yapılacaklar listesine alabilirsin. Hiçbir Ücret Ödemeden Muhteşem Müzeleri Gez! Picasso'nun memleketine gidip eserlerini görmeden dönmek olmaz. Sanatçının değerli eserlerinin sergilendiği müzeyi mutlaka görmelisin. Her perşembe öğleden sonra 18.00-21:30 arası ve her ayın ilk pazar günü 09.00-19.00 arası Picasso Müzesi'ni ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Müzeye iki saat ayırman yeterli. Picasso Museum Barcelona web sitesi üzerinden detaylı bilgiye erişebilir ve bilet alabilirsin. Barselona'nın büyük botanik bahçelerinden biri olan bu bahçede Akdeniz iklimine ait birçok bitkiyi bulabilirsin. Her pazar 15:00'ten sonra ve her ayın ilk pazar günü 09.00-19.00 arası bahçeye girişler ücretsiz. Ayrıca 12-13 Şubat, 18 Mayıs, 24 Eylül gibi özel günlerde de ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Museu de Ciencies Naturals de Barcelona web sitesi üzerinden detaylı bilgi alabilirsin. Heykellere düşkünsen burası tam sana göre. Frederic Mares'in hem heykel hem de diğer sanat eserlerinin sergilendiği müze, 12. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar olan dönemdeki İspanyol heykellerinin önemli bir kısmına da sahip. Her pazar 15:00'ten sonra ve her ayın ilk pazar günü 09.00-19.00 arası müzeye girmek ücretsiz. Barselona'nın çağdaş sanat anlayışına tanıklık etmek istersen Barselona'nın en büyük modern sanat müzelerinden birisi olan Museum of Contemporary Art of Barcelona kısa ismiyle MACBA'yı mutlaka ziyaret etmelisin. Cumartesi öğleden sonraları ve her sergi açılışının ilk günü müzeyi ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Montjuic Tepesi'ne konuşlanmış müze hem muhteşem bir şehir manzarasına hem de Gotik ve Romanesk eserlerle Rönesans ve barok sanatı koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Barselona'ya gitmişken mutlaka ziyaret edilmesi gereken duraklardan biri olan bu müzeye 2-3 saatini ayırmalısın. Her ayın ilk pazar günü ve cumartesileri öğleden sonra ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Seyahat ettiğin şehrin tarihine göz atmaya ne dersin? Üstelik pazar günleri 15.00'ten sonra ve her ayın ilk pazar günü 09.00-19.00 arası girişler ücretsiz. Müzenin web sitesinden daha detaylı bilgi alabilirsin. Bunkers del Carmel tüm Barselona'yı ayaklarının altına serebilecek bir manzara sunuyor. Tepeye ulaşmak biraz meşakkatli olsa da gördüğün manzaradan sonra \"İyi ki yapmışım!\" diyeceksin. Her yıl eylül ayının sonuna doğru Barselona, en büyük sokak partisi Barselona La Merce Festivali'ni düzenliyor. Bu sokak partisinde her şey ücretsiz. Eğlenceli müzikli kalabalık bir etkinlik istersen geliş zamanını bu festivale denk getirebilirsin. Gracia Festival Sokak Festivali ise ağustos ayında gerçekleşiyor. Her sene farklı bir temada hazırlanan sokaklarda ücretsiz konserler gerçekleştiriliyor. Bu festivali tercih edersen bir hafta boyunca eğlenceye ve sokak lezzetlerine doyabilirsin. Daha fazla bilgi almak istersen Festa Major de Gracia web sitesini ziyaret edebilirsin. BAM Müzik Festivali ise eylül ayında gerçekleşen büyük bir festival. Yerli yabancı birçok yetenekli müzisyeni dinleyebileceğin bu ücretsiz festivali iyi değerlendir. Barselona'nın başka bir yüzü olan grafiti dolu sokaklarda farklı bir keşif alanı seni bekliyor. Sanat dolu şehrin grafiti tutkulu sokaklarına hayran olacaksın. Sadece sokak sanatı için bile burada ücretsiz turlar düzenleniyor. Eğer bu turlardan birine katılırsan gördüğün muhteşem duvarların arkasındaki hikayeleri de öğrenmiş olacaksın. Free Barcelona Alternative Street art Tour web sitesinden detaylı bilgi alabilirsin. Antoni Gaudi'nin göz alıcı eseri Park Guell'i de mutlaka ziyaret etmen gereken yerler listesine almalısın. Monumental Zone haricindeki her yerini ücretsiz olarak gezebilir, bahçesinde piknik yapabilir ve Barselona'yı seyredebilirsin. La Rambla'yı İstiklal Caddesi gibi düşünebilirsin. Barselona'nın en çok turist çeken noktalarından biri olan cadde hayli geniş ve iki tarafı da ağaçlarla dolu. Her zaman canlı, kalabalık, gösterilerin olduğu ve hediyelik eşya alabileceğin bir nokta olarak aklının bir kenarına yazabilirsin. Barselona'ya gelmişken denize girmeden, güneşinden faydalanmadan şehri terk etmek olmaz. En popüler plajlardan biri olan Barceloneta Plajı, hem mavi bayraklı hem ücretsiz hem de ulaşımı çok kolay. Burası lezzetli tapaslar ve deniz mahsullü yemekler yiyebileceğin pek çok mekana da oldukça yakın. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Avrupa'da Ücretsiz Olarak Yapılabilecek En İyi Aktiviteler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/barselona-sofya-venedik-avrupadaki-sehre-yakin-havalimanlari-ile-daha-cok-gez", "text": "- Barselona, İspanya - Sofya, Bulgaristan - Venedik, İtalya Bu yazımızda Barselona, Sofya ve Venedik gibi şehir merkezine yakın havalimanlarına sahip Avrupa şehirlerine doğru yola çıkacağız. Havalimanı şehir merkezi yolculuğunu kolaylaştırmak için hangi ulaşım araçlarını kullanabileceğinden bahsedeceğiz. Tabii yurt dışına çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutmamanı öneriyoruz. Hazırsan şehir merkezlerine en yakın havaalanlarına sahip Avrupa şehirlerine birlikte göz atalım! Barselona, İspanya'nın en güzel ve en çok ziyaret edilen şehirlerinden. Gaudi'nin eşsiz mimari eserleri La Sagrada Familia ve Park Güell'i mutlaka gezilecek yerler listene almalısın. Kültür ve sanatseverleri hayli mutlu edecek şehirde mimari harikaların haricinde pek çok müze de bulunuyor. Katalan kültürünü öğrenmek, flamenkonun peşinden eğlenceli sokaklarda ya da cıvıl cıvıl plajlarda vakit geçirkmek istersen gidilecek yerler listene Barselona'yı eklemelisin. Daha önce Barselona'dan bahsettik, detaylı bilgi almak istersen aşağıdaki yazılarımızı inceleyebilirsin. Şimdi, sıra geldi şehir merkezine ulaşım kolaylığı sağlayan Barselona'ya ulaşım bilgilerine. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu Barselona'ya ucuz uçak bileti almaktan geçiyor. Barselona Havalimanı'na indikten sonra yaklaşık 14 km uzaklıktaki şehir merkezine kolaylıkla ulaşabilirsin. Barselona Havalimanı'ndan şehir merkezine giden çeşitli ulaşım araçları mevcut. Barselona Havalimanı'nda 2 terminal bulunuyor. Her iki terminalden de kalkan bu otobüsler, tüm yıl boyunca -resmi tatillerde bile- 24 saat hizmet veriyor. Terminal T1'deki Aerobus durağı, geliş salonunun bir kat aşağısında yer alıyor. Otobüsler 05.07 ile 12.34 saatleri arasında 7 dakikada bir, 12.54 ile 04.54 saatleri arasında ise 20 dakikada bir kalkıyor ve Barselona'nın en merkezi noktası olan Katalunya Meydanı'nda son buluyor. Biletler online olarak satılıyor. Eğer çevrim içi almak yerine havalimanından almak istersen çok daha pahalıya mal olacağını söyleyelim. Otobüslerin tek yön bilet ücreti ise 8.90 (Ocak 2023). Barselona metrosu her gün sabah 05:00'te hizmet vermeye başlıyor. Son metro gece yarısı 00.00'da, cuma günleri ve tatil günlerinde ise saat 02:00'de hareket ediyor. Havaalanı metrosu yani L9 hattı, maalesef şehir merkezinde herhangi bir yerde durağa sahip değil. Ancak turuncu hat boyunca herhangi bir yerde kalıyorsan metro kullanabilirsin. Metronun geçtiği duraklar şunlar: Mas Blau, Parc Nou, Centric, El Prat Estacio, Les Moreres, Mercabarna, Parc Logistic, Fira, Europa-Fira, Can Tries-Gornal, Torrassa, Collblanc, Zona Universitaria. Barselona şehir merkezine ulaşmak için varış noktana göre L1, L5 veya L3'e aktarma yapabilirsin. Dilersen Torrassa'da kırmızı hatta aktarma yapıp Katalunya Meydanı'nda inebilirsin. Şehir merkezine ulaşman yaklaşık 30 dakika sürebilir. Nerede olursan ol kırmızı M işaretini takip ederek metroyu bulabilirsin. Havaalanı metro bilet ücreti ise 5,15 (Ocak 2023). RENFE tren servisi, Barselona Havaalanı'ndan şehir merkezine çift yönlü olarak her 30 dakikada bir hareket ediyor. Yaklaşık 25 dakikada şehir merkezine ulaşan trenlerin tek yön bilet 4,60 (Ocak 2023). Biletini RENFE istasyonunun girişinde bulunan bilet makinelerinden alabilirsin. Tren istasyonu, Terminal 2 binasına 200 metre uzaklıkta bulunuyor. T2 otoparkının yakınında yer alan istasyona üstü kapalı yaya köprüsünü kullanarak ulaşabilirsin. Terminal 1 ve Terminal 2'de taksi durakları bulabilirsin. Şehir merkezine gitmek istiyorsan ortalama 30 ile 35 arasında bir ücret ödeyebilirsin. Tabii gideceğin mesafeye göre ücret değişir. Havaalanına gidiş ve dönüş için 4,30 ek ücret alındığını lütfen unutma (Ocak 2023). Cabify, Free Now ve Uber şehirde faaliyet gösteriyor. Dilersen yerel taksi uygulaması olan App Taxi'yi de kullanabilirsin. Eğer otobüs kullanırsan diğer ulaşım araçlarından daha uzun sürede şehir merkezine ulaşırsın. Gündüzleri 46 numaralı otobüs, geceleri ise N16, N17 ve N18 numaralı otobüsleri kullanabilirsin. Şehir merkezine 50 dakika gibi bir sürede ulaşabilirsin. Fiyat tek yön 2,40 (Ocak 2023). Aerobus'tan daha ucuz. Eğer vaktin varsa ve daha fazla para harcamak istemezsen alternatif olarak bu otobüsleri kullanabilirsin. Barselona Havaalanı otobüsünü terminallerin hemen dışında bulabilirsin. Sadece işaretleri takip et. Dilersen tüm Barselona gezinde rahat yolculuk yapabilmek için araç kiralama hizmeti de satın alabilirsin. Bulgaristan'ın başkenti Sofya, Vitosha Dağı'nın eteklerinde bulunuyor. Şehrin pek çok farklı noktasında katedraller, kiliseler ve müzeler mevcut. Komünist rejim döneminin etkilerini mimari ve kültürel olarak hala taşıyan Sofya'da bununla ilgili gözlem yapabileceğin \"The Red Flat\" evleri bulunuyor. Dilersen 80'lerin komünizm rüzgarlarını odalarının içinde saklamış olan evleri ziyaret edebilirsin. Kışın gidersen de Aleko Hut'ta kayak yapabilirsin. Şehirde pek çok park ve bahçe de bulunduğunu söyleyelim. Detaylı bilgi almak istersen Sofya Gezi Rehberi yazımızı okuyabilirsin. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu Sofya'ya ucuz uçak bileti almaktan geçiyor. Antalya Uluslararası Havalimanı'ndan Sofya'ya gidebilirsin. Farklı noktalardan Sofya'yı ziyaret etmek için Antalya aktarmalı uçuşları tercih edebilirsin. Havalimanı'na indikten sonra yaklaşık 10 km uzaklıktaki şehir merkezine kolaylıkla ulaşabilirsin. Sofya Havalimanı Metro İstasyonu, Terminal 2'nin doğusunda bulunuyor. Terminal 2'nin ortak alanının zeminindeki mavi işaretleri takip ederek ulaşabilirsin. Sofya Metrosu'nun M4 Hattı, Sofya Havalimanı'nı şehir merkezine bağlanıyor. Yolculuk ise yaklaşık 30 dakika sürüyor. Metro biletini metro istasyonundaki veznelerden de satın alabilirsin. Tüm hatlar için günlük geçiş 1,60 BGN (Ocak 2023). Sofya Havaalanı'ndan şehre giden 84 ve 184 numaralı iki adet otobüs bulunuyor. Otobüsler sabah 05.30'dan akşam 23.30'a kadar her 20-30 dakikada bir çalışıyor. Otobüs ücreti ise 1,60 BGN (Ocak 2023). Otobüse hem Terminal 1 hem de Terminal 2'den binebilirsin. Sofya Havalimanı'ndan şehir merkezine taksi ile yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor. Trafiğe bağlı olarak yaklaşık 15-20 BGN tutabilir. Ayrıca son ücrete eklenen 0,3 (0,7 BGN) tutarında bir arama ücreti de bulunuyor (Ocak 2023). Taksiye binmek için Terminal 1 ve 2'nin geliş salonundaki şirket masalarına gidip taksi yolculuğu ayarlayabilirsin. Fişini alıp yerdeki sarı işaretleri takip ederek taksi sıralarına gidebilirsin. Taksi durağına geldiğinde şoföre fişini göstererek bir araca binebilirsin. Daha fazla para ödememek adına bu şekilde taksi kullanmanı öneriyoruz. Tamamı Dünya Mirası Listesi'nde olan Venedik, Avrupa'nın en romantik şehirlerinden biri. Kültür ve sanat merkezi olan şehir; kanalları, adacıkları ve köprüleriyle birbirine bağlanıyor. Bu özelliğiyle de Dünya'nın benzersiz noktalarından biri. Bölgeyle ilgili detaylı bilgi arıyorsan daha önce hazırladığımız yazıları aşağıda bulabilirsin. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu Venedik ucuz uçak bileti almaktan geçiyor. Marco Polo Uluslararası Havalimanı'na indikten sonra yaklaşık 12 km uzaklıktaki şehir merkezine kolaylıkla ulaşabilirsin. Venedik diğer şehirlere göre farklı ulaşım seçenekleri sunan bir yer. \"Farklı ne var?\" dersen hemen söyleyelim: Deniz taksi! İster paylaşımlı ister özel olarak kullanabileceğin deniz taksi seçenekleri mevcut. Paylaşımlı deniz taksi hizmeti almayı tercih edersen kişi başı ücret yaklaşık 35 . Özel su taksisi ücreti ise yaklaşık 120 (Ocak 2023). Havalimanı kontuarlarından deniz taksisi kiralayabilir veya deniz taksisi ücretini binmeden önce nakit olarak ödeyebilirsin. Ek bagaj için ek ücret alındığını söyleyelim. Venedik Havalimanı'nda deniz taksiye binmek için \"Hareketli Yürüyüş Yolu\" tabelalarını takip etmen gerekiyor. Yürüyüş terminalinin hemen yanında durduğundan kısa sürede rıhtımda olacaksın. Marco Polo Havalimanı'ndan Venedik şehir merkezine ulaşmak için 5 numaralı otobüse binebilirsin. Venedik şehir merkezindeki Piazzale Roma terminalinde duran otobüsler, pazartesiden cumartesiye 15 dakikada bir, pazar günleri ise 20 dakikada bir havalimanından kalkıyor. Bilet ücreti 8 ve yolculuk süresi 25 dakika (Ocak 2023). Otobüs terminaline geliş salonunun hemen dışında bulunan 1 ve 2 numaralı çıkışlardan ulaşabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istersen Kopenhag, Amsterdam, Frankfurt: Avrupa'daki Şehre Yakın Havalimanları ile Daha Çok Gez yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bati-avrupada-unesco-onayli-5-tarihi-miras", "text": "Dünya çapında 900'den fazla tarihi miras var. Fakat Batı Avrupa bu konuda oldukça zengin. Gidilecek pek ünlü seyahat noktalarında bulunan veya bu noktalardan kolayca ulaşılabilecek UNESCO'nun Tarihi Miras Listesi'nde yer alan bu mekanları ucuz uçak biletlerinizi alır almaz keşfetmeye koyulmalısın. Dünyada gezilecek çok yer varsa, önce buralardan başlamanı şiddetle tavsiye ederiz. Cinque Terre yani Türkçe anlamıyla Beş Toprak. Burası meşhur yürüyüş parkurlarının bulunduğu, doğallığını hiç kaybetmeyen rengarenk bir rota. Limon ağaçlarının insana eşlik ettiği ve harika koylara ev sahipliği yapan bu alan, Cinque Terre Ulusal Parkı'nın içinde yer alır. Tüm bu özelliklere duyarsız kalamayan UNESCO, bölgeyi Dünya Mirasları listesine almış. Buraya İtalya'nın hemen her yerinden tren hattı bulunuyor. Yani bir Roma uçak bileti alıp daha sonra Cinque Terre'ye uğramak harika bir fikir olabilir. Oslo'dan sonra öne çıkan Norveç'in 2. büyük şehri Bergen. Mutlaka görülmesi gerekiyor çünkü dünyaca ünlü tren yolu boyunca seni harika manzaralar bekliyor. Oslo'dan bineceğin trenden şehre gelene kadar muhteşem bir yolculuk geçireceksin. Zaten Ünlü Norveç fiyortlarının giriş kapısı olan bu kent, turistlerin adeta mecburi istikameti. Klasik Norveç mimarisinin yanında, içinde bulundurduğu ahşap evler de UNESCO dünya mirası listesinde. Fransa'nın bahçesi olarak adlandırılan fakat bu basit tanımın çok daha fazlasını ifade eden bir yer burası. Paris'in güneybatısında, Tours ve Orleans şehirlerinin tam ortasından geçen ve Loire Nehri'ni merkezine alan 280 km uzunluğunda bir vadi. Paris'ten çıktığında 2-2.5 saat içinde oradasın. Doğası bir yana asıl ünlü olan ise irili ufaklı muhteşem ötesi şatoları. Üstelik bu şatoların kusursuz bahçeleri de en az şatoları kadar büyüleyici. Vadi tabii ki bir UNESCO Dünya Mirası. Endülüs'te bulunan tarihi zenginliklerle dolu mükemmel bir rota. Bir Madrid gezisinde mutlaka uğranması gereken, seyahatini zenginleştirecek bir fikir. İslam mimarisinin en güzel örneklerini görebileceğin bu kentte, Yahudi mahallerindeki mistik atmosferi de solumalısın. Kurtuba Camii'nin de olduğu bu tarihi mekan, 1984'den beri UNESCO \"İnsanlık Mirasları\" listesinde yerini alıyor. İnşasının 600 yıldan fazla sürdüğü ve kentin en ünlü yapısı olan Köln Katedrali de UNESCO'nun listesinde. Görkemini dünyaya kanıtlamış olan bu yapı, kentin ilk ziyaret edilen yeri. Şehre kuşbakışı bakıldığında ilk göze çarpan olan şey olan katedral, başlı başına Köln ucuz uçak biletlerini araştırma sebebi."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bati-ve-kuzey-ispanya-kasabalari-plajlari", "text": "- Madrid'e Varış - İspanya'nın En Güzel Kasabaları - 1. Valverde de Arroyos - 2. Galve de Sorbe - 3. Villacadima - 4. Ayllon - 5. Maderuelo - 6. Frias - 7. Sajazarra - 8. San Sebastian - 9. Hondarribia - 10. Zumaia - 11. Gaztelugatxe - 12. Santillana del Mar - 13. Comillas - 14. Lastres - 15. Cudillero - 16. Santiago de Compostela - 17. Pontevedra - 18. Cies Adaları - 19. Ciudad Rodrigo - 20. Salamanca - 21. Avila - 22. Toledo - İspanya'da Ziyaret Edilebilecek Diğer Kasabalar - İspanya Plajları Bir yeri keşfetmenin en güzel yollarından birisi, klasik rotanın dışına çıkarak bilinmeyenin peşinde gözlem yapmaktır. Öyle tatlı bir duygu ki, döndüğünüz her virajın sizi hangi güzelliğe götüreceğini o an fark edersiniz. Bana kalırsa işte tam da o an gezgin ruhunuz tetiklenir. Yolun size getirdiklerini deneyimlersiniz. Bu yazıda klasik İspanya gezileri dışında bilinmeyen bir yolculuk okuyacaksınız. Haydi, çok beklemeden rota yazısına geçelim. İstanbul Sabiha Havalimanı'ndan Pegasus'la beraber çıktığım yolculuktan 4 saat 10 dakika sonra Madrid Barajas Havalimanı'na iniş yaptık. Siz de ucuz uçak bileti almak isterseniz nereye bakmanız gerektiğini biliyorsunuz. Yine daha önce Pegasus web sayfası aracılığıyla kiraladığım aracı teslim aldıktan sonra ise köy ve plaj keşifli rotamın ilk günü başlamış oldu. Öncelikle biraz yorgunluğu atmak biraz da yıllardır gelmediğim Madrid'de özlem gidermek için Lavapies bölgesindeki tapas restoranlarını ziyaret ettim. Hiç mi değişmez bir yer? Gerçekten her yer en son bıraktığım gibiydi. Gerek mimari gerek lezzet olarak, son gelişimden bu yana hiçbir değişiklik olmamıştı. Keyifli bir Lavapies molası sonrası metroyla Retiro'ya gittik. Ve Avrupa'nın en sevdiğim parklarından birinde günü tamamlayarak ertesi gün başlayacağımız rota için dinlenmeye başladık. Önemli Not: Madrid'de ve diğer şehirlerdeki sokaklarda aracınızı sadece mavi renkli boyanmış alanlara park edebilirsiniz. Sokakta en yakın park otomatından fişinizi aldıktan sonra da ön cama koymayı unutmayın. Ayrıca 21:00-06:00 saatleri arasında parklar da genelde ücretsiz. Ama yine de fiş almak için küçük bir meblağ ödeme yapmanız gerekebiliyor. 0,45 euro gibi. Ayrıca Bilbao şehrine giriş yapacaksanız, şehre girdiğiniz trafik müdürlüğüne ehliyetinizi beyan etmeniz gerekiyor. Evet, ilginç bir uygulama maalesef. Madrid'den kiralanan aracı tanımıyorlar. İspanya'nın en güzel köylerinden birisi burası. Madrid'e 138 km uzaklıkta olan Arroyos Köyü, genel olarak kara mimari olarak bilinen taşlardan oluşuyor. Nüfusu sadece 82 olan görülesi bir yerleşim. Arroyos'tan ayrıldıktan sonra uğradığım zirvedeki kalesiyle kendini gösteren sıra dışı bir yerleşim daha. Dar sokaklarda olan taş mimarisi ile ön planda olan köyün nüfusu ise 107. Galve de Sorbe'den sonra göreceğiniz köy olan Villacadima'nın en önemli simge yapısı ise 12. yüzyılda inşa edilen San Pedro Apostol Kilisesi. Bu rota ayrıca motosiklet sürücülerinin de gözde rotalarından. Yol boyunca en az 5 kişiden oluşan gruplar gördüm. Madrid'e 143 km uzaklıkta olan bu kasabaya gerçekten bayıldım! İncecik sokakları, taş mimarisi ve kasabanın sosyalleştiği, kalbinin attığı yer olan meydanı son derece fotojenik ve keşfedilesi. Ayrıca Iglesia de San Miguel Kilisesi içine girdiğinizde harika bir lahit ve büyüleyici bir yüksek tavan sizi bekliyor. 1203 nüfusu olan kasabanın en güzel manzara noktası ise, St. Maria Kulesi olarak da geçen ve kalenin de bulunduğu tepe. Ara sokaklardan yürüyerek 10 dakikada çıkacağınız tepeden baktığınızda harika bir tarih sizi bekliyor. Ayllon'dan yaklaşık 15 dakika uzaklıkta yer alan ve zirve bir pozisyonda su kenarına konumlanmış kasabanın nüfusu ise 146. Kale gibi yüksek surlar içinde yer alan yerleşim için gezerken bir Orta Çağ izi hissediyorsunuz. İspanya'da en görülesi kasabaların başında geliyor. Ayrıca göl içinde kano gibi sporlar yapabilir veya yüzebilirsiniz. Aktivitesi de bol bir yerleşim kesinlikle! İspanya'nın kasabaları rotasında en beğendiğim köy burası oldu. Frias, bizim Ortahisar ve Uçhisar'a benzeyen bir kayalık üzerine kurulu bir yerleşim yeri. 13. yüzyıldan kalma muazzam bir kasaba. 275 nüfuslu olan Madrid'e 320 km uzaklıkta Frias'a geldiğinizde sokaklarda bir tur atabilir Frias Kalesi'nden vadiyi izleyebilir veya San Vitores Kilisesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız aman şarjınızı ve hafıza kartınızı kontrol edin. Muazzam bir lokasyondur! Ayrıca Frias yoluna girdiğinizde 2 kilometre gerisinde Tobera isimli yerleşim daha var. Tobera'yı da mutlaka görün, köprüsünü ve manastır yapısını inceleyin isterim. Yine nüfusu az ama tertemiz ve görülesi bir köy daha! 13. yüzyılda yapılan kale içine yapılan kasabanın nüfusu sadece 130... Üzüm bağları arasında yer alan bu yerleşimde barok mimarisinin ön planda olduğunu göreceksiniz. Ayrıca her yıl 25 Nisan tarihinde Sajazarra'nın koruyucu azizi San Marcos'un onuruna festivaller yapılıyor. Madrid'den 457 km, Barcelona'dan ise 568 km uzaklıkta olan San Sebastian, iniş yaptığınız bu iki havalimanından uzak gibi gözükse de 4 veya 5 saatlik yolculukla harika bir rota durağı olacaktır. Harika dar sokakları, kilisesi ve Türkiye'den aşina olduğumuz San Sebastian tatlısı ile görülecek yerlerin başında gelen bir yer. Ayrıca Avrupa'nın en güzel plajları arasında gösterilen Beach of la Concha da altın kumuyla öne çıkan ücretsiz ve harika bir plaj. Gizli bir koy içinde olan plajın önünde demir atmış tekneleri görmek ve Santa Clara Adası'nı izlemek ise ayrı bir keyif kesinlikle. Ayrıca yemek kültürüyle de ön planda olan San Sebastian'da mutlaka ama mutlaka bir tapas deneyimi yaşamalısınız. Ayrıca bu harika koya dilerseniz Igeldo Mendiko Jolasa isimli tepeden de bakabilirsiniz. Özellikle gün batımında harika fotoğraflar veriyor. San Sebastian'ın hemen yakınında olan bu balıkçı kasabası önünden geçen kanal çok ilginçtir ki, Fransa ve İspanya sınırını ayırıyor. Mimarisi keyifli, çiçeği bol bir kasaba. Zumaia, yine çok beğendiğim bir kıyı kasabası. Ve evet haliyle balıkçı kasabası! Burayı farklı kılan ise milyonlarca yılda dalga ve rüzgar nedeniyle oluşan lav sütunları. Hem deniz yüzeyinde hem falezlerde yer alan bu yeryüzü şekilleri buraya farklı bir anlam kazandırıyor. Sörf derslerinin verildiği arkası göl, önü okyanus olan Itzurun Plajı ise bana kalırsa denize girebileceğiniz en güzel lokasyonların başında yer alıyor. Bilbao'nun 35 kilometre doğusunda yer alan bu ada, Game of Thrones izleyicileri tarafından rahatlıkla hatırlanıyor. Baskçada kale kayası olan ifade edilen bu ada 10. yüzyılda kale pozisyonundayken sonrasında ise 241 basamaktan oluşan ve insan eliyle yapılan köprüyle karaya bağlanmış. Burada ilginç bir durum ise rezervasyon meselesi. Bu adayı ziyaret etmek istiyorsanız rezervasyon yapmanızda fayda var. Ben bunu bilemediğim için view point noktasına yönlendirildim ve oradan fotoğrafladım. Kuzeyin en harika köylerinden birisi de burası. Çeşitli savunma kuleleri, rönesans sarayları ve taştan sokaklarıyla keşif dolu olan bu köy adeta bir film setinden çıkmış gibi. Kasabayı gezerken bir de İspanya'da çokça örneği bulunan işkence müzelerinden birine denk geleceksiniz. Çeşitli işkence aletlerinin sergilendiği bu müzeyi de gelmişken ziyaret edebilirsiniz. Cantabria bölgesindeki en orijinal ve güzel binaların sıralandığı bölge, Küba'ya tütün ve köle taşıyarak servet sahibi olan ve 19. yüzyılın sonlarında buraya dönerek Katalan Modernista mimarisine öncülük eden Marques de Comillas'tan ismini alıyor. Arnavut kaldırımlı ve mimarisiyle ön planda olan bu kasabaya gelmişken Barcelona'daki eserlerinden tanıdığımız Gaudi'nin de yaptığı çiçek temalı bir evi de ziyaret edebilirsiniz. Üç katlı bir konak ve harika düzeyde bakımlı bir bahçeden oluşan kompleksi gelmişken kesinlikle görmelisiniz. İspanya'nın en güzel köyleri arasında yer alan Lastres, fotojenik bir balıkçı kasabası. Arnavut kaldırımlı, eğimli dar sokaklarıyla keşfi keyifli bir kasaba. Kuzey İspanya'nın önemli balıkçılık noktalarından olan kasabada yılda 400 ton civarı balık üretimi yapılıyor. Köyün en güzel manzarasını ise Mirador de San Roque'den izleyebilirsiniz. Tepede bir de çok güzel deniz ürünleri üzerine hizmet veren restoran bulunuyor, değerlendirilebilir. Asturias'ın en gözde ve İtalya'da Portofino'ya benzettiğim balıkçı kasabası burası. Gökkuşağı pastel tonlarında boyanmış evler, daracık sokakları ve adeta birbiriyle yarışan güzellikteki evlerden oluşan kasabaya geldiğinizde hemen kıyıya yakın meydanda yer alan kafelerde dinlenebilir veya ara sokaklardan kasabanın tepe noktalarına yürüyerek harika bir manzaraya eşlik edebilirsiniz. Galiçya bölgesinin önemli hac yürüyüş noktası olan şehir, sadece hacılar değil gezginler için de inanılmaz güzellikte bir rota. Galiçya'nın meşhur deniz ürünlerini deneyimleyebileceğiniz, harika sokaklarında fotoğraflar çekebileceğiniz tam bir sanat diyarı. Ayrıca UNESCO tarafından da Dünya Miras Listesi'ne alınmış. Bu harika şehre geldiğinizde, Santiago de Compostela Katedrali, Hostal de los Reyes Catolicos, Casa do Cabildo Evi, Galiçya Halk Müzesi, Katedral Müzesi ve Raxoi Sarayı görülecek yerler arasında yer alıyor. Burası uzun bir denizcilik ve ticaret geleneğine sahip bir şehir. Biraz da sınır komşusu Portekiz mimarisine benzettiğim Pontevedra şık mimarileri dışında balıkçılık yapan kasabalarıyla da meşhur bir yerleşim. Buraya da gelmişken La Peregrina Kilisesi, Pontevedra Müzesi, Santa Maria la Mayor Bazilikası görülecek yerlerin başında yer alıyor. Seyahat ederken ne kadar plan yaparsanız yapın yolda harika güzelliklere denk gelebiliyorsunuz. Uzun İspanya rotamda Vigo şehrine geldiğimde varlığından haberdar olduğum bir yer Cies... Romalılar tarafından \"Tanrıların Adaları\" adı verilen yerleşim ince beyaz kumları ve longozuyla sıra dışı bir manzara sunuyor. Vigo'dan kalkan feribotlarla geçebileceğiniz adaya belli saatlerde seferler bulunuyor. Planınızı yaparken kesinlikle 1 gününüzü Vigo'ya ayırarak sabah gidiş akşam dönüş bir Cies deneyimi yaşamalısınız. Salamanca'ya yakın bir konumda yer alan bu kasaba hem tarih hem sanatsal anlamda İspanya'nın önde gelen kasabaları arasında yer alıyor. Heybetli Orta Çağ duvarıyla çevrili şehri gezerken tabela kirliliği olmayan, daracık sokaklarla mükemmel seviyede uyumlu bir kasaba gezisi yapıyorsunuz. Gelmişken ve sokaklarında tur atarken, belediye binası, Katedral ve Aguila Sarayı'nı da görmeden kesinlikle Ciudad Rodrigo'dan ayrılmamalısınız. Madrid'e 212 km uzaklıkta olan görkemli yapılardan oluşan Salamanca, İspanya'da altın şehir anlamına gelen La Dorada olarak da biliniyor. 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilen Salamanca'da, barok mimarinin en değerli örneklerinden Plaza Mayor, girişi ücretli olan Salamanca Katedrali ve deniz kabuklarıyla meşhur dış cephesi bulunan Casa de Las Conchas görülecek yerlerin başında geliyor. Ayrıca, önemli bir Erasmus şehri olması nedeniyle de sosyal hayatı diğer şehirlere göre daha dinamik olan ve Türk öğrencilerle karşılaşma ihtimaliniz yüksek, 140 bin nüfuslu bir yerleşim. 1117 rakımıyla İspanya'nın en yüksek şehri olan Avila, 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiş kale içerisinde bulunan bir şehir. Madrid'e 115 km uzaklıkta olan şehir, özellikle akşam burçların ışıklandırılmasıyla büyülü bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Madrid'e 80 km uzaklıkta bu kasabaya ise ister araçla ister hızlı trenle ulaşabilirsiniz. Surlar içinde dar sokaklarda gezerken keşfetmenin duygusunu zirvede yaşatacak bu yerleşimde ayrıca yerleşimi dışarıdan da izleyebileceğiniz yüksek tepelere konumlanmış manzara noktaları da bulunuyor. Sabah saatlerinde balon uçuşlarının yapıldığı kasabada Alcazar Kalesi, El Greco Müzesi, El Transito Sinagogu, Santa Maria La Blanca Sinagogu, Cristo de la Luz Camii, Toledo Kilisesi, San Juan de Los Reyes Manastırı gibi birçok önemli yapı bulunuyor. - Miranda del Castanar - Mogarraz - La Alberca - Ledesma - Puebla de Sanabria - Castro Caldelas - Mondonedo - Torazo - Barcena Mayor - Hita - Uruena - Segovia - Caleruega - Yanguas Bu yolculukta İspanya haritasının Fransa ile Portekiz arasındaki kıyı rotasını tamamıyla bitirdim. Bu yolculukta bir farklılık da gözlemleme şansım oldu. İspanya'nın kuzeyinde denize girebileceğiniz noktalarda plaj var ama işletmecilik yok. Yani büfe, otoparkçı, şezlongcu gibi görmeye alışkın olduğumuz ticari personellere maruz kalmadan havlunuzu atabilir ve denizin tadını çıkarabilirsiniz. Zurriola Plajı, La Concha Plajı, Itzurun Plajı, Aitzuri Plajı, Deba Plajı, Saturraran Plajı, Laga Plajı, Bakio Plajı, Sopelana Plajı. Lastron Plajı, Arenillas Plajı, Berria Plajı, Galizano Plajı, Langre Plajı, El Puntal Plajı. Los Locos Plajı, Comillas Plajı, Oyambre Plajı, Barnejo-Berrellin Plajı, Franca Plajı, Andrin Plajı, Toro Plajı, Gulpiyuri Plajı, Santa Marina Plajı, Arenal de Moris Plajı, La Espasa Plajı, La Nora Plajı. Aguilar Plajı, San Pedro la Ribera Plajı, Silence Plajı, Busto Kıyıları, Otur Plajı, Frexulfe Plajı, Porcia Plajı, Penarronda Plajı, Serantes Plajı, Seselle Plajı, A Coruna Plajı. Menduina Plajı, Areacova Plajı, Lanzada Plajı, Barrana Plajı, Tomas Abril Plajı, America Plajı, Del Vao Plajı, Cies Adası. Benim önerilerim burada son buluyor. Umarım seyahatiniz için faydalı olur. Okumaya devam etmek isterseniz de daha önce Pegasus için hazırladığım Makedonya'da Yeşil Rota yazıma göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bayram-tatilinde-gidilecek-yerler", "text": "- Bayramda Nereye Gidilir: Seyahati Gelenler İçin Bayram Tatilinde Gidilecek Yerler - Atina: Bayram Tatilinde Gidilecek Yerler Listesinde bir Komşu Macerası - Barselona: Bayram'da Eğlenceli Bir Tatil Arayanlara Özel - Kıbrıs: Bayramda Tatile Gitmek Hiç Bu Kadar Güzel Olmamıştı - Bodrum: Bayram Tatillerinde Türkiye'nin En Çok Tercih Edilen Yerlerinden Biri - İstanbul: Bayram Tatilinde Gidilecek Yerler için bir Seçenek - Edremit: Bayram Tatillerinin Cazibe Merkezi - \"Bayram Tatilinde Nereye Gidilir?\" Diye Merak Edenlere Bonus Öneriler Bayram tatilinde gidilecek yerler için ilham vermeye geldik. Bayram tatiline çok az kaldı. Yenecek baklavalar, öpülecek eller, belki de harçlık verilecek çocukların yanında seni mükemmel bir tatil de bekliyor. Hepsini aynı anda nasıl yapacağın konusunda tereddütlerin olabilir. Telaşlanma! Senin için sana en yakın rotalarda tatil planları hazırladık. Tek yapman gereken, bu planlardan birini seçip ucuz bir uçak bileti edinmek. Tabii iş burada bitmiyor. Asıl görevin, seçtiğin rotada bol bol dinlenmek, çok çok eğlenmek! Bayramda nasıl tatil yapılacağını planlamak zor bir iş. Nereye gidilmeli? Macera dolu bir tatil mi, yoksa huzur dolu bir dinlenme etkinliği mi? Deniz, kum ve güneşin olduğu noktalara doğru bir yolculuk mu, yoksa yurt dışına çıkıp yeni kültürleri keşfetmek mi? Belki de memleket ziyareti. Amaç ne olursa olsun bayram tatilleri için en önemli nokta, erken rezervasyon yapmak. Yıl içinde otellere ve uçak biletlerine en çok rağbetin bu dönemde gösterildiğini unutma. Son ana bırakırsan ne bilet ne de konaklayacak bir yer bulamayabilirsin. Bayram tatillerinin en güzel tarafı, yıllık izinlerle birleştirebiliyor olmak. Bu da uzun ve keyifli bir tatili mümkün kılıyor. Özellikle tüm haftayı kapsayan tatillerde yıllık iznini de kullanarak 15 günlük bir tatil planı yapabilirsin. Bayramda nereye gidilir? Seçtiğimiz 5 destinasyonu ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz. Bunun dışında aşağıdaki listeden de yararlanabilirsin. - Erdek - Kalem Adası - Side - Kaş - İğneada - Alaçatı - İstanbul - Kıbrıs - Bodrum - Edremit - Barselona - Amsterdam - Belgrad - Prag - Atina Bayram için biçilmiş kaftan olan Atina, bayramlaşma merasimlerinden hemen sonra kısa sürede varacağın eğlenceli bir yurt dışı rotası. Antik Agora, Akropolis ve Parthenon'un eşlik ettiği muhteşem kültür gezisinin dışında Atina'nın gece hayatına imza atan Plaka Bölgesi eğlencelerinin verdiği mutluluk ile bayram tatilini bir karnavala çevirebilirsin. Hatta seyahatinin son gününde Likavitos Tepesi'nden Atina'ya şöyle bir bakış da atabilirsin. Canın deniz, kum ve güneş mi çekti? O zaman doğru Atina'dan Yunan adalarına! Bayram tatilinde gidilecek yerler için bakınıyorsan Atina'yı ilk sıralarda düşünebilirsin. Atina gezisi hakkında daha fazla okuma yapmak istersen aşağıdaki içeriklere göz atmanı tavsiye ederiz. Katalonya Özerk Bölgesi'nin başkenti Barselona, keyifli bir yurt dışı tatili için ideal bir yer. Tarihi mimari yapıları, sokaklarındaki neşesi, lezzetli tapasları ve flamenko danslarıyla etrafını sararak seni hayli etkileyecek diyebiliriz. Katalan mimar Antoni Gaudi'nin eserlerini ziyaret etmek bambaşka bir dünyaya ışınlanmışsın gibi hissettirecek. Her mevsimi ayrı güzel olan Barselona'yı ziyaret ettiğinde sakinlik arıyorsan bahar aylarındaki tatillerini değerlendirebilirsin. \"Yok, ben tüm coşkusuyla şehri görmek istiyorum.\" dersen de yaz aylarını tercih edebilirsin. Deniz, kum ve güneş üçlüsünü de yakalarsan muhteşem bir tatil olacağını söyleyebiliriz. Barselona ile ilgili daha fazla okuma yapmak istersin diye aşağıya birkaç tane içerik bırakıyoruz. Atina da Barselona da güzel fikir; fakat \"vize işlemleri ile uğraşamam bayram üstü\" diye düşünüyorsan gülümse, Kıbrıs sana el sallıyor! Ayrıca vizesiz ülkeler sayfasını da göz atabilirsin. Kentin tarihi yerlerini ziyaret edebilir, antik kentlerinde kaybolabilirsin. Oradan Girne'ye geçerek kusursuz plajlarda güneşlenirken akşam nerede dans edeceğini düşünebilirsin. Sabah Akdeniz'e dalmak, akşam lezzetli balıklar ve salatalar ile ziyafet çekmek, Girne gece kulüplerinde eğlencenin doruklarına varmak tabii ki Kıbrıs seyahati ile mümkün! Kıbrıs seyahatin esnasında dünyadaki iki ülkenin tek başkent olarak kabul ettiği tek şehri de görme şansın var: Lefkoşa. Adanın modern yüzünü ve gece hayatı mekanlarını burada keşfetmek mümkün. Kıbrıs mutfağını merak ediyorsan konu üzerinde uzmanlaşmış ünlü mekanlar da Lefkoşa'ya yoğunlaşmış. Lefkoşa ayrıca hafta sonları pek renkli bir hale geliyor. Özellikle yılın resmi tatil günlerini hafta sonu tatili ile birleştirebileceğin bir güne denk getirirsen Kıbrıs tatilinin çok eğlenceli geçeceğini söyleyebiliriz. Kıbrıs ile ilgili daha fazla okuma yapmak istersin diye aşağıya birkaç tane içerik bırakıyoruz. Yaz eğlencelerinin, coşkunun, tekne turlarının ve gece hayatının merkezi olan Bodrum'u bayramda düşünebiliyor musun? Bodrum hem dinlendirir hem eğlendirir. Her iki duyguyu da yaşayacağın bu eşsiz tatilinde sana düşen görev, ucuz Bodrum uçak bileti almak ve Gümbet, Türkbükü, Gümüşlük gibi rotalardan birini seçmek. Mavi ve beyazın kusursuz uyumuna şahit olmak bizce bayramda yapılacak en iyi şeylerden biri! Kurban Bayramı ya da Ramazan Bayram tatilini deniz, kum ve güneş üçlemesiyle geçirmek istiyorsan Bodrum seni bekliyor. Üstelik 2023 yılında Ramazan Bayramı nisan ayına denk geliyor. \"Ramazan Bayramı ne zaman?\" sorusunu da cevaplamış olalım böylece. \"Kurban Bayramı ne zaman?\" diye merak ediyorsan o da haziran ayının sonunda. 2023'te iki bayram da bahar ve yaz ayına denk geldiği için Bodrum otellerinde yer bulmak istiyorsan erkenden rezervasyonunu yapıp uçak biletini almanı tavsiye ederiz. Bodrum'da yapılacak birçok etkinlik var ve geç kalırsan çoğuna bilet bulamayabilirsin. Mesela gemi turları... Daha başka neler var diyorsan aşağıdaki içeriklerden devam edebilirsin. İstanbul dışında yaşayanlara bir sır verelim: İstanbul bayram tatilinde bomboş oluyor! Bu da trafiksiz bir İstanbul demek. Yaygın ulaşım ağı ile istediğin yere kolayca ulaşabilirsin. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı gezisinden hemen sonra Galata'yı keşfedebilir, Beyoğlu ya da Bebek geceleri ile seyahatini renklendirebilirsin. Ayrıca bu sakinlikten yararlanarak İstanbul'da alışveriş keyfini de rahatça tamamlayabilirsin. İstanbul, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayram tatili gibi uzun tatillerde bomboş olmasının yanı sıra zaman zaman indirimli ya da bedava ulaşım da sağlıyor. Bayram tatilinde İstanbul'u keşfetmek istersen daha hesaplı olacak yani. \"Nereleri gezeyim?\" diye merak ediyorsan aşağıdaki içeriğe göz gezdirebilirsin. \"Zaten İstanbul'dayım, bize çabucak gidebileceğimiz bir tatil mekanı söyleyin\" diyenlere, Edremit planı hazırladık. Eşsiz doğası, lezzetli balıkları, ışıl ışıl denizi ile Edremit seni bekliyor. Edremit'e gitmişken Cunda'da bir kamp deneyimi bizce hiç de fena fikir değil. Edremit, aynı zamanda soğuk su kaynakları ile çok ünlü. Yaz döneminde gidilecek bir tatilde ferahlamanın daha iyi yolu olabilir mi? Kuzey Ege'nin en güzel yerlerinden biri olan Edremit, günübirlik rotalar ile Altınoluk, Ayvalık ve Küçükkuyu gibi tatil yerlerini de keşfetme imkanı veriyor. Kaz Dağları'nın eteklerinde bulunan Edremit, bayram tatilini doğa içerisinde huzurlu bir şekilde geçirmek isteyenleri bir araya getiriyor. Senin de tatil amacın buysa Edremit yolculuğunu şimdiden planlayabilirsin. Tüm bu rotaların dışında bayram tatilleri, aile büyüklerimizi ziyaret etmek ve memleketlerimizi görmek için en güzel zamanlar değil midir? Rotan ne olursa olsun bayram tatili için ucuz uçak biletleri flypgs. com'da seni bekliyor. Bayram tatilinde görülecek yerler konusuna daha spesifik yaklaşalım dedik ve günübirlik rotalara yoğunlaştık. Bayram tatili 9 gün ise daha uzun dönemli tatiller düşünülebilir, ama ya kısaysa? Peki, ya tüm tatillerden yararlanamıyorsan? O zaman bayramda günübirlik turlara çıkmak iyi bir fikir. Büyükşehirlerde yaşayanlar için bayram tatili demek nefes almak demek. Yoğun iş ya da okul temposundan bir süre uzak kalmak için fırsat veren bayram tatili için birçok rota tercih edilebilir. İstanbul'dan, İzmir'den ve Ankara'dan birçok kişi, bayram tatilinin kaç gün olduğunu öğrendikten sonra seyahat planını yapmaya başlar. Bayram tatili ile ilgili bilinmesi gereken ilk şey, bayram tatili için uçak ve otobüs biletlerinin hızla tükendiği gerçeği. Bu noktada yapman gereken şey de nasıl bir tatil istediğine hızlıca karar vermek. Abant hakkında detaylı bir yazımız vardı. Senin için buraya bıraktık. Doğal güzellikleri ile pek meşhur Abant'ı merak ediyorsan mutlaka göz at! Bayram tatilinin az olması bir Ankaralıyı seyahatten alıkoyabilir mi? Bizce hayır. Üstelik Ankara'nın çevresinde gezilebilecek birbirinden güzel yerler varken! Mesela Yedigöller Milli Parkı. Ankara gezilecek yerler deyince araçla ortalama 3 saatlik mesafede bulunan Yedigöller Milli Parkı, bayram tatilinde doğanın tadını çıkarmak isteyenlere hitap ediyor. Burada konaklamak için kamp yerleri ve oteller mevcut. Başkentten 1 ya da 2 gün uzaklaşıp kafasını dinlemek isteyenlere buradan güzel rota yok. Bayram tatilinde İzmir çevresinde gezilecek bir yer arıyorsan antik zamanlardan kalma Efes Antik Kenti gibi hazineleri ile Selçuk'tan daha iyisini bulamazsın. Üstelik burada skydiving yapma şansın da var. Marmaris'in güzel mahallesi Selimiye; denizi, havası ve huzuruyla hayli etkileyici bir lokasyon. Bu bayram partnerinle romantik bir tatil yapmak istersen Selimiye'nin büyüleyici gün batımlarını yakalamaya ne dersin? Sabah etrafı saran kuş cıvıltılarıyla uyanmak, hafif serinlikte bir tekne turuna katılıp yeni koylar keşfetmek ve yeni anılar biriktirmek istersen bu bayram Selimiye'yi tercih edebilirsin. Diyelim ki uzun bir bayram tatili seni bekliyor. Üstelik arkadaşlarınla ortak bir plan yapma niyetindesin. Büyükşehir stresini de tamamen atabileceğin bir yer arıyorsun. O zaman mavi yolculuklar senin için en iyi fikir olabilir. Detaylar için Türkiye'de Mavi Yolculuk yazımıza göz atabilirsin. Bayram Tatilinde Memleket Ziyareti de Bir Seçenek! Bayramlar, çok eski zamanlardan beri devam ettirdiğimiz gelenekleri yaşatma şansı veriyor: Büyüklerimizin elini öpme seremonisi! Bayram tatilinde memleket ziyareti yaparak öğrenciysen büyüklerden harçlık koparabilir, çalışan isen onların hayır dualarını alabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Geçmişin Mimarisi ve Estetiğinin Peşinde: Türkiye'deki En Güzel Tarihi Oteller yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bayram-tatilini-en-iyi-degerlendirirsin", "text": "- Fazlaca Güneşlenelim, Bir Güzel Eğlenelim: Bodrum - Yurt İçi Görünümlü Yurt Dışı Tatili İçin: Kıbrıs - Çılgın Bir Bayram İstiyorum Diyenlere: Fethiye - Lezzetli ve Yakın Bir Yurt Dışı Gezisi: Sofya - Bayramda Tertemiz Doğa Arayanlar İçin: Artvin - Bayram Tatili Sırasında Sessizlik İsteyenlere: Kaz Dağları - Bayram Tatili İçin En Güzel Fikir: Aile Yanında - Yurt Dışında Denize Girmek İsteyenlere: Arnavutluk Sahilleri - Ege'de Bir Bayram Tatili Fikri: Tire - Bayram Tatili İçin Antik Kentlerde Macera Arayanlara: Napoli Bayram tatili bizim için önemli. Hem sevdiklerimizle vakit geçirmek hem de kendimize zaman ayırmak için harika bir fırsat. Üstelik bayram tatilleri, yıllık izin ile birleştirilip uzun süreli tatillere de dönüştürülebiliyor. Bu bayram izin almana gereken yok çünkü tam 9 günlük bir tatile sahipsin. Peki, bayram tatilinde nereye gitmeli? Bu nasıl bir tatil beklentin olduğuna göre değişir. Bayram tatilini sessiz sakin bir yerde mi geçirmek istiyorsun? O zaman Kıbrıs sahilleri ya da Kaz Dağları'nın en huzurlu yerlerinden biri olan Ayazma gibi doğal rotaları düşünebilirsin. Eğer hala bu bayramda tatil planını yapmadıysan gitmek için sabırsızlanacağın bayram planlarımızı seninle paylaşabiliriz. Haydi, sevdiklerine de haber ver, hep birlikte muhteşem bir bayram tatili geçireceğiz. Hava güzel, güneşin keyfi yerinde. Senin de dinlenirken eğlenesin, doğasına hayran kalacağın rotalara gidesin var. O zaman tabii ki listemizin ilk sırasında Bodrum olacak. Mavi ve beyazın hüküm sürdüğü sokakları ve harika koylarıyla bir cennet güzellemesi olan Bodrum'u değerlendirmelisin. Turgutreis, Bitez, Yalıkavak, Güvercinlik, Torba, Gümüşlük, Karada gibi merkezlerde hem eğlenceye hem de doğaya kucak açabilirsin. Tuzla Kuş Cenneti, Bağla Koyu gibi alternatifler ise Bodrum tatilini unutulmaz kılacak ayrıntılar. Bodrum Kalesi'ne uğrayarak da bu tatile kültürel bir dokunuş yapabilirsin. Vize almadan, zaman kaybetmeden ülkeden biraz uzaklaşmanın en iyi alternatifi kesinlikle Kıbrıs. Mükemmel bir tatil için sana eşsiz plajlarını sunan Kıbrıs, gece eğlenceleri ve harika yemekleriyle bayram tatilini mükemmel şekilde geçirmen için tüm imkanlarını seferber ediyor. Lacivertiyle kalbini çalacak Bafra, Karpaz Sahili, Altın Kumsal'da denizin tadını çıkarabilirsin. Bir süre sonra vücudun deniz tuzuna doyarsa seni kültür gezilerine alalım. Girne Kalesi, Batık Gemi Müzesi, St Hilarion ve Bellapais Manastırı da Kıbrıs'ta gezilmesi gereken yerler arasında. Selimiye Camii de gezi notların arasında bulunsun. Fethiye'ye bir Amsterdam muamelesi yapmayacağız. Bu çılgınlık başka. Bodrum ve Kıbrıs gibi bayram tatili için değerlendirebileceğin bu muhteşem rota, aynı zamanda sana bir sürü aktivite imkanı da sunuyor. Ölüdeniz'de doyasıya yüz, hatta gece kanosu etkinliklerine katıl. Yetmediyse Babadağ'da yamaç paraşütü yap. Tabii ki bitmedi. Fethiye'yi bisikletle aşacağın deniz manzaralı harika bisiklet rotaları da bulunuyor. Çanakkale ve Balıkesir arasında yer alan Kaz Dağları, Edremit bölgesinin kuzeyinde bulunuyor. Sıradağların en önemli özelliği, buradaki bazı noktalardaki havanın, Türkiye'nin birçok yerine göre çok daha temiz olması. Yılın büyük bölümünün yağışlı geçtiği bu dağlar, ıslak toprak kokusu eşliğinde ormandan gelen kuş cıvıltılarını dinlemek isteyenler için adeta bir cennet. Kaz Dağları'nda kamp yapabileceğin gibi Ayazma, Adatepe Köyü ya da Yeşilyurt Köyü gibi yerlerde konaklayabileceğin pansiyon ve oteller de mevcut. Yaz döneminde rengarenk bir çehreye bürünen Kaz Dağları, bayramda kafasını dinleyebileceği bir yere gitmek isteyenleri ideal iklimiyle bir araya getiriyor. Ailen uzakta mı? Hiç sorun değil, flypgs. com sayesinde Türkiye içinde birçok yere ucuz fiyatlarla uçabiliyorsun. Üstelik BolBol üyeliği alarak topladığın puanlarla bedava uçma fırsatı da elde edebilirsin! Bayram tatili güzel havalara denk geliyorsa insanın denize girmek istemesi çok normal. Ferahlatan sulara atlama deneyimini yurt dışında yaşamaya ne dersin? Üstelik vizesiz ve ekonomik bir şekilde! Tek yapman gereken Arnavutluk sahillerini araştırmak. Ksamil, Sarande, Vlore, Orikum ve Dhermi. Bu bölgeler, Arnavutluk'un başkenti Tiran üzerinden otobüsle ulaşabileceğin yerler. Sessiz, sakin, kendi halinde ve hala keşfedilmemiş. Yurt dışında bir deniz macerası istiyorsan Arnavutluk opsiyonunu bir düşün deriz. Bayram tatilinde İzmir'in ilçelerinden Tire'ye gitmeye ne dersin? Burası tam kültür ve tarih rotası. MÖ 3. yüzyıla tarihlenen anıt mezarlar ve Osmanlı zamanlarından kalmış birçok yapı ile Tire, bayram tatilinde zaman yolculuğuna çıkmak isteyenleri bir araya getiriyor. Osmanlı zamanlarından kalma eserleri ile öne çıkan Tire, özellikle çok eski zamanlara ait han ve camileri ile o dönemi merak edenler için tam bir mabet. Fotoğraf makineni al ve sokakları arşınla, inanılmaz kareler yakalayacaksın! Bayramda antik kentlerde bir maceraya çıkmaya ne dersin? Napoli şehir merkezi; tarih kokan sokakları, etkileyici mimarisi, birbirinden güzel müzeleriyle mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir durak. Yolculuğuna macera da eklemek istiyorsan yolunu Pompei Antik Kenti'ne çevirmeni öneririz. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu antik kentte yer alan heykeller, freskler ve amfi tiyatro görülmeye değer. Pompei'den sonra Vezüv Yanardağı'nın eteklerine tırmanabilirsin. MS 79 yılında patlayarak bir şehri yok eden yanardağın hikayesini dinleyip Napoli Körfezi'nin muhteşem manzarasını seyredebilirsin. Burada her gittiğin durak sana bambaşka duygular hissettirecek. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Roma'ya uçmak ve oradan aktarma yapmak! Bayram tatili için gidilebilecek yerlerden kısaca bahsettik. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Seyahat Trendlerine göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/before-uclemesinden-ilham-al-romantik-avrupa-sehirlerine-yolculuk", "text": "Bazı filmler ve mekanlar insanı içine çeker, hikayenin geçtiği sokaklarda bir gezintiye çıkarır. Farklı bir hayatın kapılarını aralayıp gözlemci olarak ekran başında bırakır. Bedenen orada olmasak da film akarken karakterlerle birlikte ruhumuzu da akışa bırakırız. ABD'li yönetmen Richard Linklater'in Before Sunrise, Before Sunset, Before Midnight filmleri kısaca Before üçlemesi de bu tür filmlerin en değerlilerinden. Romantik-dram kategorisinde yer alan serinin üç filmi üç farklı şehirde, sokaklarda restoranlarda hem filmi hem de şehri keşfetmemizi sağlıyor. Çünkü filmler, mekanlarla bağdaşmış bir hikaye örüntüsüne sahip. upa şehirlerinde ziyaret edilebilecek durakları yazdık. Tabii yurt dışına çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Ucuz uçak biletini nerede bulacağını zaten biliyorsun. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre filminin soundtrack'ini açalım, güzel ve romantik bir yolculuğa birlikte çıkalım! Dikkat spoiler içerebilir! 1995 yılında çekilen ilk film Gün Doğmadan Önce'de, 20'li yaşlarının başlarında iki genç olan Celine ve Jesse bir tren yolculuğu sırasında tanışıyor. Jesse'nin Celine'i Viyana'da inmesi için ikna etmesiyle Viyana sokaklarında bir günlük yolculuğumuz başlıyor. Trenden indikleri yer Europaplatz'daki Westbahnhof İstasyonu. Westbahnhof, karakterlerin yolculuklarının başladığı nokta olduğu kritik öneme sahip. Bu istasyonu özel yapan şeylerden bir diğeri de 2012 ve 2013 yıllarında Avusturya'nın en güzel istasyonu seçilmesi. Ayrıca Viyana'da hem şehir içi hem de uzun mesafe trenleri bu istasyondan kalkıyor. Celine ve Jesse tren istasyonundan ayrıldıktan sonra Wien Nehri'nin altından akıp gittiği Zollamtssteg Köprüsü'nden geçiyorlar. Bu yol onları Maria Theresien Platz'da bir gezintiye çıkarıyor. Neo-Rönesans tasarım anlayışı ile inşa edilen Sanat Tarihi Müzesi ve Doğa Tarihi Müzesi bu alanda yer alıyor. Bu iki müze arasında ise güzel peyzajlı bahçeler, sanat eseri heykeller ve birçok çeşme bulunuyor. Sonrasında ise Friedhof der Namenlosen yani İsimsizlerin Mezarlığı'ndan geçip Viyana'nın en eğlenceli noktalarından biri olan Prater Lunaparkı'na gidiyorlar. Burada eğlenmek için arayacağın her şey var! Özellikle adrenalini seviyorsan hız trenleri, su kayakları, dönme dolap ve diğer eğlence araçlarını burada bulabilirsin. Bu güzel mekan hakkında detaylı bilgi istersen Prater Wien web sitesini ziyaret edebilirsin. Akşam saatlerine doğru ise Donaukanal yani Tuna Kanalı'nın kenarında bir gezintiye çıkıyorlar. Viyana'nın en önemli kilisesi olan Aziz Stephen Katedrali'ne çok yakın olan Kleines Cafe'de kahve içerken el fallarına bakmak isteyen bir kadına denk geliyorlar. Buraya gittiğinde böyle romantik bir ana denk gelir misin biliyoruz, ama Viyana'nın en önemli simgelerinden birini ziyaret etme şansını kaçırmamanı öneririz. Sonra Maria am Gestade Kilisesi'ni ziyaret edip telefon sahnelerinin olduğu Cafe Sperl'e geçiyorlar. Cafe Sperl, 1888 yılında açılmış hayli tarihi bir yer. Detaylı bilgi almak istersen Cafe Sperl Traditional Viennese coffeehouse web sitesine göz atabilirsin. Bu küçük şehir turundaki bir sonraki durakları ise Albertina Palais Müzesi oluyor. Karanlığın yavaş yavaş çöktüğü sokakları aydınlatan sokak lambaları eşliğinde şehir manzarasını izlemeye koyuluyorlar. Donaukanal'daki Johann Strauss gemisi ise son kahve molalarını verdikleri yer. Burası için ayrılık öncesi konuşma noktaları diyebiliriz. Sonrasında dışarıda biraz vakit geçirip balkonundan şehri izledikleri Albertina'daki Arşidük Albrecht'in anıtının merdivenlerine oturuyorlar. Jesse, Wystan Hugh Auden'in \"Bir Akşam Dışarı Çıktığımda\" şiirinden Celine'e bölümler okuyor. Jesse ve Celine 6 ay sonra buluşmak üzere söz verip tren istasyonunda ayrılıyorlar. Burayı ziyaret edersen Jesse ve Celine'in romantik bir gün geçirdiği noktaları arşınlayıp filmin içerisine ışınlanabilirsin. Film 1995'te çekilmiş olmasına rağmen bu duraklarda hala bir değişim yok. Ruhunu olabildiğince korumuş ve saklamış bu şehrin sokaklarını böyle gezmeyi bir dene. Bu bölgeye ulaşmak için ise Viyana'ya uçman gerek! 10 Şubat 2004'te gösterime giren Before Sunset, Before Sunrise'ın devamı olarak bize başka bir ülkenin sokaklarını arşınlatacak ikinci filmi. Tanışmalarından sonra geçen 9 yılın ardından karşılaşmaları, dünyanın en romantik şehirlerinden biri olarak bilinen Paris'te gerçekleşiyor. Bu noktada bize Paris sokaklarında gezdikleri mekanları dolaşarak bu romantizme dahil olmak kalıyor. Celine, Paris'te yaşayan bir Fransız olduğu için rotamıza ikonik Eyfel Kulesi'ni almadan bu şehirde yerlisi gibi geziyoruz. Shakespeare & Company Kitabevi ilk durak. Jesse ve Celine, 9 yıl sonra burada karşılaşıyor. Bu kitabevi, Paris'te İngilizce ciltler ve yayınlar alanında uzmanlaşmış ünlü bir mekan. Öyle ki Ernest Hemingway, James Joyce gibi ünlü yazarların eskiden burada vakit geçirdikleri söyleniyor. Paris'i ziyaret edersen ve böyle bir alan ilgin varsa burası senin için gizli bir hazine olabilir. Kitabevinden sonraki nokta Le Pure Cafe oluyor. Bu kafe, kitabevinden biraz uzak kalıyor. 11. yüzyılın işçi sınıfı mahallesinin ortasında yer alan bu mekanda, eşsiz Fransız yemeklerinin ve kahvelerinin tadına bakabilirsin. Sonrasında ise Seine Nehri'nin kıyısında küçük bir yolculuğa çıkabilirsin. Celine ve Jesse, Quai Henri-IV rıhtımından Seine Nehri'nde küçük bir yolculuğa çıkıyorlar. Sen de bu güzel nehirdeki teknelerden birine atlayıp Paris'in başka manzaralarını keşfedebilirsin. Notre Dame Katedrali ise Celine'in evine gitmeden önceki durakları oluyor. Jesse yapıyı önce Seine Nehri'nde görüp etkileniyor. Notre Dame, Roma Katolik Katedrali olarak kabul edilen görkemli bir yapı. 2019 yılında çıkan bir yangınla ağır hasar alsa da hala olduğu yerde tüm ihtişamıyla durmaya devam ediyor. İçerisini ziyaret etmek şu an için mümkün değil, ancak çevresini gezme şansın var. Detaylı bilgiyi Notre-Dame de Paris web sitesinde alabilirsin. Bu bölgeye ulaşmak için yapman gereken ise Paris'e uçmak! Before Midnight, bu üçlemenin son filmi olarak 2013 yılında çekilmişti. Hikayede büyük bir kırılım olarak artık başka şehirlerde karşılaşmanın yerini, birlikte yolculuk yapmak alıyor. Before Midnight, Yunanistan'ın güzel manzaralarında Güney Peloponnese'de geçiyor. Yunan esintisi yakalamak için film müziklerinden Gina Ena Tango'yu açalım, sonrasında da güneş ve denizden esen rüzgarın peşine takılalım. Jesse ve Celine bu kez aile olarak tatile çıkıyor. Uçaktan indikten sonra Antik Messini kalıntıları arasından geçiyorlar. Antik Messini, günümüz modern şehir planlamasının öncüsü olarak kabul edilebilecek mabet, heykel, konut kalıntılarına sahip. Kalamata'dan yaklaşık 30 km uzaklıkta bir nokta. 9 km'lik devasa bir duvarla çevrilmiş tapınak ve anıt kalıntıları ise Güneybatı Mora'yı ziyaret etmek için güzel bir sebep. Çiftin kaldığı muhteşem manzaralı taş ev ise Sir Patrick Leigh Fermor'un öldükten sonra Benaki Müzesi'ne bıraktığı bir yer. Benaki Müzesi buraya zaman zaman turlar düzenliyor. Böyle bir tura çıkma şansın olursa öncesinde filmi mutlaka izle. Ev, bahçe ve manzara \"İnsanın ömrünü uzatır!\" diyeceğimiz cinsten. Akşam yemeklerini yedikleri yer ise Kardamly. Dağ manzaraları ve otantik Yunan atmosferiyle muhteşem bir sahil kasabası. Platsa ise Celine ve Jesse'nin uzun yürüyüşler ve uzun sohbetlerine ev sahipliği yapan başka bir köy. Gün batımı için tercih ettikleri nokta ise Pylos kasabası. Gün ufukta batarken en güzel manzaraları yakalayabileceğin, yerel lokantalarıyla ünlü olan sakin bir yer. Messinia Kardamili'deki iskele ise Jesse ve Celine'nin başka bir akşam sohbeti yaptıkları bir nokta. Sonrasında Westin Resort Costa Navarino Otel'de ilişkilerine dair dramatik olaylar yaşıyorlar. Sonrasında 9 yıl aralıklarla çekilen, sadece romantizm ve aşka dair değil de gerçekçi ve hayatın içinden parçalar sunan hikayenin sonuna geliyoruz. Üç farklı şehir, muhteşem sokaklar, kafeler, doğa manzaraları, gün batımları yanımıza kar kalıyor. Üçüncü filmin hikayesinin geçtiği bölgelere ulaşmak için yapman gereken ise Atina'ya uçmak ve buradan aktarmak yapmak. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Nisan Ayında Gidilecek Yerler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bembeyaz-tatil-turkiyede-kis-tatili-icin-gidilebilecek-en-guzel-8-sehir", "text": "- 1. Bursa, Uludağ: Türkiye'de Kış Tatili Denilince Akla Gelen İlk Yer - 2. Erzurum, Palandöken: Kış Tatilinde Kayak ve Cağ Kebabı - 3. Muğla, Fethiye: Sanat Filmi Tadında Ilık Bir Tatil - 4. Bolu, Abant: Türkiye'nin En Fotojenik Kış Rotası - 5. Kars, Sarıkamış: Kış Sporlarının Doğudaki Merkezi - 6. Nevşehir, Kapadokya: Kış Tatili İçin Gidilebilecek Bir Masal Diyarı - 7. Kayseri, Erciyes Dağı: Uluslararası Kış Sporları Merkezi - 8. İzmir, Şirince: Beyazlarla Kaplanmış Şirin Bir Köy - Bonus: Muğla, Bodrum: Halikarnas Balıkçısı'nın İzinde Türkiye'de kış tatili denilince akla nereler geliyor? Uludağ, Abant, Kapadokya, Palandöken, Sarıkamış... Aslında Türkiye'de kışın gidilebilecek yerlerin sayısı bundan çok daha fazla. Yeter ki sen nasıl bir kış tatili istediğine karar ver! Kayak mı yapmak istiyorsun? Yoksa en güzel kış tatili manzaralarını görmeyi mi diliyorsun? Donmuş göllerin etrafında gezinmeye ne dersin? Kış tatilinde dağ evleri romantizmi seni çeker belki de! Hem böylece pandemi koşullarına ve sosyal izolasyona kurallarına uymak da kolay. Türkiye'nin kış tatili yerleri; kayak merkezleri, mükemmel kış sporu alanları, olağanüstü manzaraları ve bembeyaz çehreleriyle seni bekliyor. \"Türkiye'de kış tatili yapayım ve bu mevsimin tüm güzelliklerini yaşayayım.\" diyorsan Bursa'ya 1 saat mesafede bulunan Uludağ'ı düşünebilirsin. Uludağ Kayak Merkezi'nde, mükemmel bir kış tatili için hayal kurduğun her şeyi gerçekleştirebilirsin. Uludağ'da kayak sezonu aralıkta başlar, havaların durumuna göre de baharın ortasına kadar devam eder. Yalnız belirtmekte fayda var: Uludağ; ocak ve şubat aylarında en kalabalık dönemlerini yaşar. O yüzden planını ve rezervasyonlarını ona göre yapmayı unutma. Kayak yapmak ile ilgili bir deneyimin yoksa da sorun değil. Uludağ'da kayak eğitimi de alabilirsin. Ayrıca Uludağ kayak pistleri her türden kayakçıya göre düzenlenmiş durumda. Amatör kayakçılar, burada deneyimli kayak öğretmenleri tarafından eğitiliyor. \"Uludağ tatili için kaç gün yeterli olur?\" diye soruyorsan da cevap verelim: 2-3 gün yeterli olur, ama o atmosferi doyasıya yaşamak istiyorsan sen onu 5-6 gün yap. İstanbul dışından gelecek gezginler için Uludağ'a ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle İstanbul'a uçmak ve buradan Bursa'ya aktarma yapmak. \"Türkiye'de kayak tatili yapayım.\" diyorsan Erzurum Palandöken, seçeneklerinden bir diğeri. Burada her seviyeden kayak tutkunu pistlerde gönlünce kayabiliyor. Tabii Türkiye'de kayak tatili için gidebileceğin başka yerler de var. \"Erzurum Palandöken'e ne zaman gidilir?\" diye soruyorsan da cevaplayalım: Aralık ile mayıs arasında istediğin bir zaman Palandöken'e kayak yapmak için gidebilirsin. Ancak vaktin genişse öncesinde Erzurum şehir merkezine gitmeni öneriyoruz. Erzurum'un tarihi atmosferini ve kültürünü keşfederken Cumhuriyet Caddesi'ne doğru ilerle. Orada Erzurum Evleri var ve yiyebileceğin en iyi cağ kebaplarından biri burada pişiriliyor. Sıcacık ve lezzetli cağ kebabından sonra Erzurumluların zengin ikramlarıyla kendini şımartabilirsin. Sonrasında Palandöken'e geçiş yapabilir ve keyifli bir uyku çekebilirsin. Ayrıca belirtmekte yarar var; Palandöken Kayak Merkezi uluslararası standartlara sahip. 3185 metrelik zirvesiyle Palandöken, Doğu'nun en popüler kış rotalarından biri. Son olarak buraya gitmeyi planlıyorsan en kalın giysilerini yanına almalısın. Erzurum'un soğuğu, bildiğin soğuklar gibi değil! Kış tatilinde Fethiye bir başka olur derler. Yaz döneminin popüler rotası, kış aylarında daha kendi halinde ve daha sessizdir. Kışın Fethiye'de gün batımı daha güzel, deniz daha gizemlidir. Ayrıca havalar bu dönemde biraz soğumuş olsa da burası Türkiye'nin birçok yerine göre daha sıcaktır. Fethiye'de kışın tatil yapmanın en güzel yanından bahsedeceğiz şimdi. Sıkı tutun, söylüyoruz: Tabii ki fiyatlar! En uygun fiyatlara kış sezonunda ulaşabilir ve dilediğin gibi konaklayabilirsin. Tamam, bu dönemde yüzülmez; ama yamaç paraşütü yapılabilir, tekneyle açılabilir, alışveriş yapılabilir, balığın tazesi yenebilir, tarihi yerler gezilebilir, Likya Yolu'nda doğa yürüyüşlerine çıkılabilir... Eee daha ne olsun. Hem kamp yapmak gibi bir tutkun varsa Fethiye civarında kamp yapabileceğin birbirinden güzel rotalar var. Biz Kabak Koyu'nu özellikle tavsiye ederiz. O yüzden aklında olsun, kamp malzemelerini de yanında götürebilirsin. Bu nedenle bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edip biletine göre limitleri de öğrenebilirsin. Kış mevsiminde Bolu'nun Abant ilçesi, tam bir kartpostal görünümüne sahip olur. Nereye bakarsan bak, seni beyaz rengin ön planda olduğu muhteşem manzaralar bekler. Kışın gidilebilecek en güzel yerlerden olan Abant, Bolu'ya yaklaşık 34 kilometre uzaklıkta. Bbölge, bir krater gölü olan Abant Gölü'nün etrafında şekillenmiş doğa harikası bir yer. Abant Gölü, 1988 yılında bir tabiat parkı olarak korumaya alınmış, çok da iyi yapılmış. İnsan kış mevsiminde Abant Gölü'ne gidince fark ediyor. Donmuş Abant Gölü, etrafa kristal parıltıları yayarken bembeyaz renklere bürünmüş ağaçlar; kış mevsiminin en güzel manzaralarını sunuyor. Ayrıca bölgede yer alan Yedigöller Milli Parkı da görülebilecek bir başka doğa harikası durak. Kamp yapmaktan hoşlanıyorsan buraya da uğrayabilir ve doğanın kalbine doğru gidebilirsin. Bölgenin her türden kampçıya uygun olduğunu belirtelim. Ancak kış aylarında buraya geleceksen uyku ekipmanlarına ve kıyafetine özellikle dikkat etmelisin. Abant, İstanbul ve Ankara'ya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunuyor. O yüzden bölgeye İstanbul'dan aktarma yapılabileceği gibi Ankara'dan da yapılabilir. Kartalkaya; Bolu'nun doğusundaki Köroğlu Dağlarında yer alan ve kış turizmi açısından popüler olan bir yer. Göz alıcı doğa manzaralarında, yıllarca hatırlanacak fotoğraflar çekmek ve bir yandan da kayak yapmak veya farklı türdeki kış sporları ile ilgilenmek istiyorsan burası tam sana göre. İşin doğrusu, bölgedeki dev çam ağaçlarının oluşturduğu yeşil-beyaz manzaralar nefes kesiyor. Ayrıca burada 1400 metreyi bulan hayli uzun bir pist yer alıyor. Bunun yanı sıra bölgede 2 tane telesiyej ve 9 tane de lift bulunuyor. Snowboard'cular için de bölgede özel bir snowpark bulunuyor; bizden söylemesi. Bolu merkeze 38 km uzaklıkta bulunan Kartalkaya, İstanbul ve Ankara'ya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunuyor. O yüzden bölgeye İstanbul'dan aktarma yapılabileceği gibi Ankara'dan da yapılabilir. O halde karlarla kaplı bir macera seni bekliyor! Kış tatili için gidilebilecek en güzel kayak merkezlerinden biri de Kars'ın Sarıkamış ilçesi. Türkiye'nin en doğusunda bulunan Sarıkamış, aynı zamanda soğuğu ve karıyla da çok ünlü; çünkü burası kristal kar denilen özel bir kar dokusuna sahip. O yüzden Sarıkamış Kayak Merkezi, kış sporları için gidilebilecek en uygun rotalardan biri. Sarıkamış Kayak Merkezi hakkında biraz detay vermek gerekirse: Burası 5 etaplı pistten oluşuyor. 2500 rakımlı Çamurlu Dağı'na konumlanmış Kars Sarıkamış Kayak Merkezi, Alp disiplini ve kuzey kombine etkinlikleri için ideal bir yer. Aralık ile mart dönemleri arasında popüler olan bölgedeki kar kalınlığı da kış sezonunda 1.5 metreye kadar ulaşıyor. Çam ağaçları arasında 12 kilometreyi bulan farklı tipteki pistlere sahip olan bölge; sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da önemli kayak merkezlerinden biri olarak gösteriliyor. Unutmadan; Sarıkamış sadece kış sporları için değil, keşfedilmeyi bekleyen muhteşem doğası için de gidilebilecek bir yer. Doğa fotoğrafları çekmeyi seviyorsan kış tatili için Kars Sarıkamış, çok iyi bir seçim olur. Ayrıca kayak malzemelerini de yanında götürebileceğini unutma. Onun için de bagaj kuralları sayfamıza bakman gerektiğini biliyorsun. Şavşat, Karadeniz Bölgesi'nde bulunuyor ve Artvin'in doğu tarafında yer alıyor. Yüksekliği 3 bin metreyi aşan dağlarla çevrili benzersiz bir coğrafyada bulunan bu yerleşim yeri, birçok köyün birleşiminden meydana geliyor. Bölgenin ismi ise Gürcüce \"siyah yer\" anlamına geliyor. Aynı zamanda bir Cittaslow kenti olan Şavşat, tarihi ve doğal güzellikleri ile yeryüzü cenneti niteliğinde. Özellikle buradaki yeşilin her tonunu görebileceğin el değmemiş doğa, insanın gözünü alan cinsten. Bölgenin tarihsel geçmişi de eski çağlara kadar uzanıyor. Yapılan araştırmalar sonucunda MÖ 900 ile 650 yılları arasında bölgenin civarında Urartu ve Kimer kabilelerinin yaşadığı saptanmış. Daha sonrasında ise bölge Romalılara, Sasanilere ve Osmanlıya ev sahipliği yapmış. Yani burası hem eşsiz bir doğanın keyfinin sürülebileceği hem de tarihi kalıntılara rastlanabilecek türde bir yer. Ayrıca bölge Cittaslow ağı içerisinde olduğu için sürdürülebilir özellikleri ile de dikkat çekiyor. Burada yaşayan çiftçiler, esnaflar ve zanaatkarlar kamusal açıdan destekleniyor. Türkiye'nin kış tatil durakları arasında özel bir yere sahip olan Şavşat, seni ve fotoğraf makineni bekliyor! Şavşat'a ulaşmanın en kolay yolu ise öncelikle Kars'a uçmak ve oradan aktarma yapmak. Kışın bembeyaz desenlerle farklı bir çehreye bürünen Kapadokya, kış mevsimiyle gelen gizemli atmosferi büyüleyici güzelliğine ekler. Rüzgar vadilerden eserken kulakları eski medeniyetlerin sesleri çınlatır. Üzerlerine yıldızlar gibi konan kar taneleriyle Peribacaları, insanı fantastik bir diyara gelmiş gibi hissettirir. Kısacası kış mevsiminde Kapadokya bir başka olur. Tarihi MÖ 6. yüzyılın sonlarına kadar uzanan bölge, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Dolayısıyla burda yaşayan farklı bir kültür de yer alıyor. Geçmiş zamanlarda \"Güzel Atların Ülkesi\" olarak anılan diyar, Türkiye'nin en kendine has güzelliklerinden. Ayrıca burası Peribacaları gibi bir doğa harikasına da ev sahipliği yapıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde de yer alan Kapadokya; gökyüzünde uçan balonları, kayalara oyulmuş gizemli yaşam alanları ve göz alan manzaraları ile mutlaka görülmesi gereken duraklardan. Kış tatilinde Kapadokya'yı düşünüyorsan planını genişletip Kayseri Erciyes Dağı'na da gidebilirsin. Erciyes Kayak Merkezi, tüm dünyadan kayak tutkunlarını bir araya getiren ve muhteşem pistlere sahip bir kış sporları merkezi. Anlayacağın, Erciyes Kayak Merkezi kış tatilinde aradığın her şeyi bulabileceğin türde bir yer. Kış sporları hakkında aklına ne geliyorsa Erciyes'te yapabilirsin: Kayak, snowboard, kızak, kar motosikleti... Ayrıca Erciyes Kayak Merkezi'nin güvenlik önlemleri de mükemmel. O yüzden birçok ebeveyn, çocuklarıyla kar ve kayak tatili yapmak için burayı tercih ediyor. Hem Erciyes Dağı'nda kahvaltı yerleri de çok meşhur. Sonuçta Kayseri'desin. Pastırmanın en iyisiyle güne başlayabilirsin. Et tüketmiyorsan da hiç sorun değil, Erciyes'teki yemek mekanlarında her zevke göre menüler bulunuyor. Belirtmekte yarar var; Erciyes Dağı'na teleferikle çıkılıyor. Milyonlarca yıllık geçmişiyle Erciyes Dağı, o yolculuk boyunca tüm görkemini sergiliyor. Ayrıca Erciyes Dağı isteğe bağlı şekilde bu tür teleferik turları ile de gezilebiliyor. E haydi o zaman, Kayseri uçak biletini hemen al! \"Kış tatilinde kartpostallara layık manzaralar göreyim, samimi insanlarla tanışayım ve soğuk havalarda sıcacık bir deneyim yaşayayım.\" diyorsan İzmir'in Şirince köyü tam sana göre. Selçuk ilçesine 7 kilometre mesafede bulunan Şirince Köyü, tarihi evleri ve gözlemeleriyle çok ünlü. Şirince evlerinin tarihi oldukça eskiye gidiyor. Köyün en eski yapısı ise Helenistik Dönem'den kalma kule. Şirince'nin eski adı ise Dağdaki Efes. Hikayelere göre Şirince Köyü, dağılan Efes kentinden gelen bir topluluk tarafından kurulmuş. İlginç bir bilgi sıkıştıralım araya: Köyün eski isimlerinden biri de Çirkince. Bu isim hakkında sıra dışı bir hikaye var. Köyü kurmak için beylerinden izin alan topluluk, beyin nasıl bir yere yerleşeceklerini sorması üzerine \"Çirkince\" cevabını vermişler ve köyün ismi de böylece \"Çirkince\" olmuş. Ne diyelim, Şirince Köyü'nde böyle hikaye çok. Masallarla ve gözlemelerle dolu, bembeyaz bir kış tatili için Şirince'ye gidebilirsin! Halikarnassos olan bölgenin geçmişi de oldukça eskiye uzanıyor. Zihinlerimizde beyaz kireç kaplı taş evleri, mavi pencereleri ve koylarıyla yer eden Bodrum, kış döneminde de ayrı bir güzelliğe sahip oluyor. Yaz aylarında ortalama sıcaklığın 25-35 derece arasında değiştiği Bodrum'da kış aylarındaki ortalama sıcaklık da 8-15 derece arasında değişiyor. Yani kış aylarında sıcak bir kaçamak yapmak istiyorsan burası tam sana göre. Hem kış aylarında bölge daha tenha oluyor. Bu da burayı kış ayları açısından çekici yapıyor. Kafanı dinlemek, buradaki doğal güzelliklerin tadını bir başına çıkarmak ve huzur bulmak istiyorsan Bodrum her zaman iyi bir seçenek! Bu öneri ile de yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Cittaslow: Türkiye'nin Huzur Veren Şehirleri ve Türkiye'nin Kamp Yapılacak En Güzel Gölleri: Doğayla Ciddi Düşünenlere yazılarımıza bakabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/berlin-de-cekilen-filmler", "text": "Sinemanın hayatla doğrudan bir ilişkisi var. İster bir eğlence, ister entelektüel bir araç olarak görün fark etmez. Bazı filmler zihinlerimize, bazı filmler ise duygularımıza hitap ederek bizi dönüştürmeyi başarır. Perdenin büyülü dünyasına kapıldığın anda duygular ve düşünceler değişmeye başlar. İzlediğimiz her film keşfetme isteğimizi perçinler ve bizi başka evrenlere, başka hayatlara, başka güzelliklere götürür. Yani sinema, hayatımızı iyileştirir. Bu yazımızda Almanya'ya gideceğiz ve Berlin'de çekilen filmleri inceleyeceğiz. Seçtiğimiz Berlin filmleri ile nostaljik ve keyifli bir yolculuğa çıkmaya hazırsan başlayabiliriz. Film listemizde yok yok, ona göre. Bu filmleri izlerken uçak biletini alıp seyahatini düşünmeye başlayabilirsin, bizden söylemesi. Berlin; tarihi ve modern binaların iç içe geçtiği kompakt yapısı, çokkültürlü dokusu ve keşfedilmeyi bekleyen grafiti dolu sokaklarıyla Avrupa'nın bohem merkezlerinden biri. Bu yazımızda şehrin ruhunu yansıtan filmleri hatırlayacağız. Haydi o halde, bu şehre dair çekilmiş bolca film seyret ki sanat ile olan bağın gelişsin ve seyahat aşkın körüklensin. Özgün ismi \"Der Himmel über Berlin \" olan Wings of Desire filmi için sinema tarihinin en iyi filmlerden biri desek yanlış olmaz. \"Yeni Alman Sineması\" akımının dünyaca ünlü yönetmenlerinden biri olan Wim Wenders imzası taşıyan filmde, 2019 yılı içerisinde kaybettiğimiz efsane oyuncu Bruno Ganz başrolde. Bir sinema şöleni niteliğinde olan film, ölümsüzlükten ve sonsuzluktan sıkılmış iki meleğin gözünden Berlin'i ve burada yaşayan insanların yaşamlarını anlatıyor. Yönetmen Wim Wenders'in simgesel yönü en kuvvetli eserlerinden biri olan Wings of Desire, yabancılaşma ve varoluş üzerine oldukça güçlü bir hikaye sunuyor. Sinemaya yön veren usta yönetmenlerden Roberto Rossellini, \"Yeni Gerçekçilik\" akımının en önemli temsilcilerinden biriydi. Yazdığı ve çektiği filmlerle sinema tarihine ismini altın harflerle kazıyan efsane yönetmen, Germany Year Zero filminde bize 2. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın, binaların ve insanların nasıl yıprandığını, nasıl çöktüğünü gösteriyor. Kamerasını omzuna alan Rossellini, Germany Year Zero filminde yıkık dökük yapılar arasından geçiyor, sokaklarda dolanıyor ve karakterlerini oradan oraya sürüklüyor. Harap olmuş binalar ile beraber harap olmuş insanlığı son derece çarpıcı şekilde anlatan film, sinema klasiklerinden biri. Rossellini'nin bu filmini izlemekten geri kalma. Florian Henckel von Donnersmarck, Almanya'nın son dönemlerdeki yıldız yönetmenlerinden. Orijinal ismi \"Das Leben der Anderen\" olan The Lives of Others ise ilk uzun metraj filmi niteliğinde. Vizyona girdiği dönemde birçok film festivalinden ödül kazanan yapım, Akademi Ödülleri'nde de \"En İyi Yabancı Film\" kategorisinde Oscar ödülünün sahibi olmuştu. Berlin Duvarı'nın yıkılmasından 5 yıl önce Doğu Almanya'da geçen film, Yüzbaşı Gerd Wiesler karakteri üzerinden psikolojik yönü hayli kuvvetli olan bir hikaye anlatıyor. Tarihi ve politik dramalardan hoşlanan sinemaseverlere özellikle önereceğimiz bu filmi izlerken yer yer hüzünle dolabilir ve gözyaşlarına hakim olamayabilirsin, söylemedi deme. İyi seyirler! Tom Tykwer çok yönlü bir sanatçı. Yönetmenliğin yanı sıra senarist ve besteci taraflarıyla da tanınan Tykwer, son dönemlerde daha çok \"Wachowski Kardeşler\" ile olan ortak işleriyle biliniyor; ancak kendisine asıl ünü getiren film Run Lola Run. Sinema açısından özel bir yere sahip olan Run Lola Run, sevgilisini kurtarmak için 20 dakika içinde 100.000 Mark bulmak zorunda olan Lola'nın başından geçenleri konu ediniyor. Sinematik kompozisyonu ve kurgusu dolayısıyla kült bir film olma özelliği taşıyan Run Lola Run, hiç tanımadığımız insanlarla dahi aramızda sıkı bir bağ olduğunu anlatıyor ve domino etkisi tezini işliyor. Berlin'in kuşbakışı görünümüyle açılan film, sahip olduğu tema ile maceraseverler için birebir. Ayrıca bilgisayar oyunlarına göz kırpan kurgusuyla son derece özgün bir yapıya sahip olan Run Lola Run'ı izlemediysen şiddetle tavsiye ederiz. Bu filmi izlerken Berlin sokaklarına doyabilirsin. Wolfgang Becker'in yönettiği Good Bye Lenin! filmi bir oğul ve annenin ilişkisi üzerinden Doğu ve Batı Almanya'yı bölen duvarın yıkılışını anlatıyor. Filmin başrollerinde ise Daniel Brühl, Katrin Saß ve Chulpan Khamatova gibi isimler yer alıyor. 1989 yılının Doğu Almanyası'nda sağlığı bozulan annesini üzmemek için ona bambaşka bir dünya yaratan genç Alex'in incelikli sevgisini oldukça keyifli şekilde işleyen film bizi nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Oyunculuklarıyla parlayan film, dinamik kamera kullanımı ve yönetmenlik başarısıyla izlenmeyi hak ediyor. Özellikle dönem filmlerinden hoşlanan sinemaseverlerin mutlaka izlemesi gereken bir film Good Bye Lenin! Ulrich Edel imzası taşıyan ve sinema tarihinin unutulmazlarından birisi olan Christiane F. filmi, gerçek olaylardan esinlenilerek çekilmiş ve beyazperdeye aktarılmış güçlü bir yapım. Tam ismi Vera Christiane Felscherinow olan ana karakter, Berlin banliyölerinden birinde erkek kardeşi ve annesiyle yaşayan genç bir kız. Christiane karakteri üzerinden 1970'li yılların Berlin'inde yaşamanın zorluklarını konu edinen filmin etkisi ise günümüzde hala devam ediyor. Filmin bu denli etkileyici olmasındaki en önemli sebep, kuşkusuz ki karakterlerin gerçek hayattaki kişiler olması ve hikayeye isimleri dahi değiştirilmeden aktarılması. Ayrıca filmin müziklerinin David Bowie gibi ikonik bir müzisyene ait olması da filmin önemini artırıyor. David Bowie hayranı olup da bu filmi izlememiş sinema tutkunları varsa kısa sürede izlemelerini öneririz. Kesintisiz çekim yöntemi olan plan-sekans anlatım biçimi, sinema açısından hayli özel bir teknik. Sinema tarihinde bu teknikle çekilmiş kült eserler mevcut. Sebastian Schipper imzalı Victoria filmi de uygulaması oldukça zor olan plan-sekans yöntemiyle çekilmiş bir eser. Vizyona girdiği dönemde birçok film festivalinden ödül alan yapım, benzerine kolay rastlanmayacak türden bir sinema deneyimi. Yönetmen Sebastian Schipper'in, \"Bu bir banka soygunu filmi değil. Bu bir banka soygunu!\" diye tanımladığı film, izleyicisini genç bir turist olan Victoria ile beraber Berlin sokaklarında bir maceranın ortasına bırakıyor ve adım adım gerilimi yükseltiyor. Sinan Çetin tarafından yönetilen ve oyuncu kadrosunda Hülya Avşar, Cem Özer, Eşref Kolçak gibi isimlerin yer aldığı Berlin in Berlin filmi, Türk sinemasın açısından bir dönemin unutulmazları arasında yer alıyor. Özellikle vizyona girdiği dönemde büyük gişe başarısı yakalayan film, Almanya'da yaşayan Türklerin yaşamına odaklanıyor ve kültürel farklılıkları anlatıyor. Berlin in Berlin önerimizle listemizin sonuna geliyoruz, ancak sen okumaya devam etmek istiyorsan Seyahatine İlham Kaynağı Olacak Yapımlar: Roma'da Çekilen Filmler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/beyaz-buyunun-keyfini-cikar-kisin-yapilacak-aktiviteler", "text": "Biz diyoruz ki doğanın bize sunduğu her mevsiminin tadını çıkaralım. Diğer mevsimlerde olduğu gibi elbette kış mevsiminde yani soğuk havalarda da eğlenceli vakit geçirmenin çeşitli yolları var. Unutma, soğuk kış günlerinde de birbirinden eğlenceli aktiviteler çıkar! Doğu Ekspresi yolculuğu her zaman yapılacak bir aktivite değil. En fazla yılda bir kere yapabilirsin. Bu yüzden özel ve kıymetli bir yeri var. Kış geldiği anda arkadaşlarınla aranda mutlaka \"Doğu Ekspresi ile bir yolculuk yapsak mı?\" konuşmaları geçmiştir. Maceracı ruhların listesinde yer alan Doğu Ekspresi seyahati bizim de önereceğimiz \"kışın yapılacak aktiviteler\" arasında yer alıyor. Yolculukta yapılacaklar ise başlı başına bir ritüel. İster sevdiğin bir dostunla ister partnerinle gerçekleştireceğin bu uzun yolculuk muhtemelen unutulmaz seyahatleriniz arasında yer alacak. Daha önce seyahatinde kolaylık sağlaması için Doğu Ekspresi Hakkında Her Şey: Nostaljik Bir Macera Peşinde yazımızı hazırlamıştık. Yolculuk planı yaparsan önerilerimize bir göz at deriz. Çok uzun bir yolculuk olduğu için gidiş ya da dönüşte hava yolunu tercih etmeni öneriyoruz. Uçakla gitmek istersen en kolay yol tabii ki ucuz uçak bileti almak! Bembeyaz örtüyle sarılmış çam ağaçları, minik tepeler, ufak çıtırtılarıyla sıcaklık yayan şömine, romantik akşamlar ya da arkadaşların kahkahalarıyla şenlenen oyun geceleri... Kış geldiği zaman bir dağ evi kiralayıp anın tadını çıkarmanı öneriyoruz. Sabah yürüyüşleri, karlar altında izlenen manzaralar, tertemiz bir hava ruhuna çok iyi gelecek. Bob Ross'un da dediği gibi \"Belki şurada küçük mutlu bir ağaç vardır.\" Bu seyahat sırasında mutlu ağaçlar sana eşlik edecek. Dilersen Dağ Evi Tatili Zamanı: Oksijen Merkezlerine Yolculuk ve Abant Gezilecek Yerler: Göl Kenarında Bir Tatil yazılarımız tatilini planlama konusunda sana yardımcı olabilir. Kar yağdığına göre kayak mevsimi de açıldı demektir. Şanslıyız ki ülkemizde kayak merkezi olan pek çok yer bulunuyor. Öyle ki hangi bölgede yaşıyorsan oraya yakın bir merkez bulman mümkün. Henüz kayakla tanışmadıysan hepsinde sana yardımcı olabilecek eğitmenler var. Yeni bir şeyler denemek istersen de her merkezin farklı aktiviteleri bulunuyor. Türkiye'deki En İyi Kayak Rotaları yazımızda önerilerimizi yazdık. Örneğin kar kalitesiyle gurur kaynağımız olan Palandöken aynı zamanda Türkiye'nin en uzun pistine de sahip. Snowboard konusunda da iddialı bir yer olduğu için bu kış Palandöken'e gitmeyi düşünebilirsin. Kolayca ulaşabilmen için ucuz uçak biletine giden yolu aşağıya bırakıyoruz. Kalabalıkta bir yerlere gitmek istemiyorsan, \"Buranın tadı sezon dışı çıkar.\" diyenlerdensen kış aktiviteleri listene \"yazın popüler şehirlerini ziyaret etmek\" notunu çoktan aldığını düşünüyoruz. Kış aktivitelerinde ilk akla gelen şey bu tatil olmayabilir, ama keyif söz konusuysa seyahatseverler bu yolun mutlaka peşindedir. \"Ben yazcıyım.\" diyorsan da Türkiye'nin kışın sıcak noktalarına gitmenin mutlulukla bir ilgisi olduğunu göreceksin. Yazın çok sıcak olan, kışın da ılık havasıyla sarıp sarmalayan güzide şehrimiz Antalya kışın ziyaret etmek için mükemmel bir yer. Dağların denize paralel uzandığı büyüleyici manzaraları, kışın dalgalı havasında sallanan palmiye ağaçları, ziyaret edebileceğin antik kentleri, güneşi yakalayabileceğin sokakları seni bekliyor. Üstelik konaklama da bu dönemde yaz sezonuna göre hayli uygun. Yani Antalya'ya gitmenin tam zamanı! - İstanbul klasiği \"Vefa Bozacısı\" ziyareti yap. - İster Boğaz turu yap, ister bir yakadan diğerine geç; ama planında güzel İstanbul Boğazı'nı seyretmek mutlaka olsun. - Kapalıçarşı'daki hanları gezmediysen mutlaka bir gününü ayır. Bizim önereceğimiz hanlar şöyle: Zincirli Han, Diri Han, Büyük Yeni Han. - Pierre Loti'nin eşsiz manzarasında bir çay ya da salep iç. - Kadıköy'de bulunan Süreyya Operası'nı ziyaret et. Bu kış şifanın peşine düşmek istersen termal bir tatil yapmaya ne dersin? Termal sular hem bedene hem de ruha iyi geliyor. Kış dönemi ise şifalanmanın tam zamanı. Sadece rahatlamak, huzura doğru yol almak için yapılacak bir aktivite arıyorsan bu etkinlik tam sana göre. İster Türkiye'de ister Avrupa'nın çeşitli noktalarında farklı termal merkezler bulunuyor. İncelemen için daha önce yazdığımız yazıları aşağıya bıraktık bile. Sen dilediğin yeri seç. Biz hem yakın hem de kültürel bir gezi yapabilmen için Denizli'yi öneriyoruz. Gitmişken yöresel Buldan bezinden almayı da unutma. Daha önce Kapadokya'yı ziyaret etmediysen yaz ya da kış mutlaka gitmeni öneriyoruz öncelikle. Ancak kışın bir başka olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. Göreme Milli Parkı, Peribacaları, gökyüzüne süzülen balonlar... Özellikle bir gün doğumuna şahit olmanı çok isteriz! Dilersen Bir Bilet İki Şehir: Kapadokya Gezisi ve Elazığ Gurme Turu yazımızda anlattığımız gibi Elazığ ve Kapadokya gezini birleştirebilirsin. Kış mevsimi bu bölge bir başka güzel, bizden söylemesi. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Kayseri'ye uçmak ve aktarma yapmak! Sevgililer Günü, Aziz Valentin Günü, 14 Şubat... Sadece bu özel günde olmak zorunda değil, ama bizce bu kışı romantik bir tatilsiz bırakma! Romantik bir tatil planlama işi senden, öneriler ise bizde olsun. Türkiye'nin En Romantik Yerleri:Sevgililer Günü'nde Gidilecek Yerler yazımızda, gidebileceğin mekanlara kadar kapsamlı önerilerimiz oldu. Dilersen bunları değerlendirebilirsin. Uzun süredir sevdiğin kişiyle aklında bir yurt dışı planı varsa da Sevgililer Günü İçin Gidilecek Romantik Yerler: Avrupa'nın Aşk Şehirleri yazımıza göz atmanı öneriyoruz. Romantik bir gezi için bizim önerimiz ise aşkın şehri Roma! Sokakları, meydanları, manzaraları romantik bir seyahat için eşsiz bir seçim olduğunu doğrular nitelikte. Gitmişken Aşk Çeşmesi'ne bozuk para atmayı unutmayın ki şehir sizi büyüleyici sokaklarına geri çağırsın. Bu önerimizle yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istersen Şubatta Gezilecek Yerler Nelerdir?: Şubatta Nereye Gidilir yazımıza göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/beylerbeyi-sarayi-gezisi", "text": "- Beylerbeyi Sarayı Nerede? - Beylerbeyi Sarayı'na Nasıl Gidilir? - Beylerbeyi Sarayı Hakkında Kısa Bilgi - Beylerbeyi Sarayı'nın Mimari Özellikleri: Batı ve Doğu Üslubu Bir Arada - Cumhuriyet Döneminde Beylerbeyi Sarayı - Beylerbeyi Sarayı'ndaki Ek Yapılar - 2-Set Bahçeleri - 4-Sarı Köşk - Beylerbeyi Sarayı'nda Kahvaltı: Manzaraya Karşı - Beylerbeyi Sarayı Giriş Ücreti Ne Kadar 2023? - Beylerbeyi Sarayı'na Müzekart ile Girebilir miyim? - Beylerbeyi Sarayı'nı Hangi Saatler Arasında Ziyaret Edebilirim? Güzelliği dillere destan olan İstanbul birbirinden ihtişamlı ve tarihi saraylara ev sahipliği yapıyor. Bu saraylardan bir tanesi de Osmanlı Devleti'nin son dönemlerini yansıtan ve Anadolu Yakası'nın Boğaz kıyısında bulunan ikonik Beylerbeyi Sarayı. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün hemen altında bulunan Beylerbeyi Sarayı, Boğaz'a nazır konumu, eşsiz manzarası ve mevsimlere göre değişen atmosferiyle İstanbul'un keyifli gezi güzergahlarının başında geliyor. Peki; tarihi, hikayesi, yapısal özellikleri ve göz alan ihtişamıyla görülmesi gereken yerlerden olan Beylerbeyi Sarayı hakkında ne kadar bilgilisin? İstanbul'un özel köşelerinden biri olan bu benzersiz yapıya doğru uzanmaya ve Beylerbeyi turu yapmaya ne dersin? Kültür ve sanat ile yaşayan, eski saraylarla müzelere doyamayan bir seyyahsan bu Beylerbeyi Sarayı gezi rehberi tam sana göre. Haydi gel, önce ucuz uçak biletlerine bakalım, sonra Boğaz'a doğru yol alalım. Beylerbeyi Sarayı; Boğaziçi'nin Anadolu Yakası'nda, Kuzguncuk ve Çengelköy arasında yer alıyor. Beylerbeyi semtinde ve Üsküdar ilçesi sınırlarında bulunan bu tarihi saray, Üsküdar rıhtımına yaklaşık 3.5 km uzaklıkta. Beylerbeyi Sarayı'na ulaşım için birçok alternatif mevcut. Saraya Anadolu tarafından gelmeyi düşünüyorsan Kadıköy rıhtımdan kalkan otobüsleri ya da Üsküdar vapur iskelesinin yakınından kalkan otobüsleri kullanarak ulaşabilirsin. Avrupa Yakası'ndan Beylerbeyi Sarayı'na ulaşmak için ise vapur ya da deniz motoru ile Üsküdar'a gelebilir ve buradan da aktarma yapabilirsin. Kısacası Beylerbeyi Sarayı, İstanbul'un merkezi güzergahlarından olduğu için ulaşımı hayli rahat. Başka şehirlerden gelip Beylerbeyi Sarayı'nı ziyaret etmek isteyen kültür-sanata meraklı gezginlerin ise öncelikle İstanbul uçuşlarına katılması gerekiyor. Türkiye'nin birçok noktasından İstanbul'a uçuşlar düzenleyen Pegasus; gezginlere güvenli, ekonomik ve hızlı bir uçuş deneyimi sunuyor. Sultan Abdülaziz'in isteği üzerine inşa edilmiş Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı padişahlarının sayfiye mekanı ve yabancı devlet başkanlarının ya da hükümdarlarının ağırlanması için bir devlet konukevi olarak düşünülmüş. Beylerbeyi Sarayı'nın yapımına 6 Ağustos 1863 tarihinde başlanmış ve 21 Nisan 1865 gününde yapılan bir törenle saray kullanıma açılmış. Sarayın inşaat organizasyonunu ise İstanbul'daki birçok tarihi yapıda imzası bulunan, dönemin ünlü mimarlarından Sarkis Balyan yürütmüş. Ayrıca Beylerbeyi Sarayı'nı inşa ettiren Sultan Abdülaziz'in denize olan merakı ve tutkusu sebebi ile sarayın tavanlarındaki bazı çerçeve ve kartuşların içine deniz ve gemi temaları işlenmiş. Hatta Sultan Abdülaziz, ressamlara fikir vermesi için deniz ve gemi temalarını içeren desenler dahi çizmiş. Sarayın mermer işçiliği, tarihi eşyaları, dokusu, konumu ve Boğaz'ı kesen eşsiz manzarası gibi detaylar, burayı İstanbul'daki gezilecek yerlerin başında getiriyor. Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine 2 katlı, avlulu ve yığma bir yapı. Yaklaşık 2.500 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen saray, dikdörtgen bir zemin alanı üzerine oturuyor. Beylerbeyi Sarayı'nın güney kesimi Mabeyn-i Hümayun, kuzey kesimi ise Valide Sultan Dairesi olarak düzenlenmiş. Batı ve Doğu'ya ait tarzların harmanlanması ile inşa edilen Beylerbeyi Sarayı'nda toplam 6 salon, 24 oda, 1 hamam ve 1 banyo bulunuyor. Saray, harem ve mabeyn bölümleri ile de eski Türk evi planına ait özellikler taşıyor. Beylerbeyi Sarayı'nın planı, eyvanlı merkezi hol motifine dayanan bir plan kompozisyonuna sahip ve saraydaki şema 3 bölümden oluşuyor. Bu bölümler; Mabeyn-i Hümayun, Yatak Dairesi ve Valide Sultan Dairesi'dir. Valide Sultan Dairesi'nden hemen sonra gelen ve denize paralel olarak inşa edilen kadınefendiler ve ikballere ait esas Harem bölümü ise ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiş, ancak bu yapı günümüze kadar ulaşamamış. Mabeyn-i Hümayun'un giriş cephesi, neo-barok stilin belirgin olduğu bir düzenlemeye sahip. Beylerbeyi Sarayı'nın iç mekan düzenlemeleri de hayli seçkin bir anlayışla şekillendirilmiş. Beylerbeyi Sarayı, Cumhuriyet döneminde önemli bir yapı olmaya devam etmiş ve burada yabancı devletlerden konuklar ağırlanmış. Örneğin 1934'te Türkiye'ye gelen İran Şahı Pehlevi, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu sarayda ağırlanmış. Ayrıca 1936 yılında yapılan Balkan Oyunları Festivali de Beylerbeyi Sarayı'nda düzenlenmiş ve Mustafa Kemal Atatürk o geceyi bu sarayda geçirmiş. Fransa İmparatoriçesi Eugenie, Avusturya-Macaristan İmparatoru Joseph, Prusya Veliaht Prensi Frederic Guillaume Nicola Charles gibi önemli konukların ağırlandığı Beylerbeyi Sarayı'nın ek yapıları dikkat çekici özellikte. Deniz Köşkleri; biri Mabeyn, diğeri Valide Sultan'a ait olmak üzere çift olarak yapılmış. Sarayın en enteresan tasarım örneklerinden olan köşkler, çeşitli hayvan figürlerinden oluşan resimlerle bezeli. Beylerbeyi Sarayı, peyzaj kullanımı ile de önemli bir eser. Sahip olduğu bahçe ve uzanan setleri de hayli görkemli. Sarayın hemen önündeki bahçe dışında 4 adet set bahçe ve setlerin arkasında uzanan bir koruluk mevcut. Cephelerinin mermer kaplı olmasından dolayı Mermer Köşk olarak bilinen bu köşkün bir diğer ismi de Serdab Köşk. Mermer Köşk, havuzun gerisinde 4. sete gömülü vaziyette bulunuyor. Beylerbeyi Sarayı'nın kuzeydoğu tarafında konumlanan Sarı Köşk, 4. set bahçede yer alıyor. Bu köşkün yürüyüşlerde dinlenme amaçlı yapıldığı düşünülüyor. Has Ahır Köşkü, Osmanlı dönemindeki at kültürünü yansıtan bir köşk niteliğinde. Giriş bölümündeki tavanlarda at ve diğer hayvan figürleri mevcut. Ayrıca avize ve diğer unsurlarda da at temalı kabartmalar bulunuyor. Beylerbeyi Sarayı'nda tarihin kapısını araladıktan sonra sarayın bahçesinde kahvaltı yapmaya ne dersin? Beylerbeyi Sarayı sadece eşsiz mimari özellikleri ve atmosferi ile değil, kahvaltı seçeneğiyle de ilgi çekici bir güzergah. Arzu edersen sarayın sessiz ve sakin bahçesinde, Boğaz manzarasına karşı keyif çatabilir, leziz bir kahvaltı yapabilirsin. Beylerbeyi Sarayı'nın tam giriş ücreti 50 TL, indirimli giriş ücreti de 25 TL olarak belirlenmiş. Detaylı bilgi için Milli Saraylar resmi web sitesini ziyaret edebilirsin. Beylerbeyi Sarayı, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığına bağlı olduğundan \"Müzekart\" ile ziyaret edilemiyor. Beylerbeyi Sarayı ziyaret saatleri bilgisi için aşağıdaki tablodan yararlanabilirsin. Ancak saray, köşk ve kasırların pazartesi günleri ziyarete kapalı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Güncel bilgiler için Milli Saraylar resmi web sitesine bakabilirsin. Beylerbeyi Sarayı; pazartesi haricinde her gün 09:00'da kapılarını açıyor ve 18:00'de kapanıyor. Seyahat planını bu bilgiler doğrultusunda yapabilirsin. İstanbul hakkında daha fazla okumak istersen de aşağıdaki içeriklere göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bilime-doyuyoruz-avrupanin-en-iyi-bilim-muzeleri", "text": "- Dünyanın Bilim Merkezi: Londra Bilim Müzesi - Almanlara Hayran Olmamak Elde Değil: Münih Alman Müzesi - Dünyayı Değiştiren İtalyanın Adıyla: Galileo Müzesi - Bir Gün Yetmez: Paris Bilim ve Sanayi Müzesi - Geek'ler Bunu Beğendi: CosmoCaixa, Barselona Bilim Müzesi Avrupa'nın en iyi bilim müzeleri keşfetmek için yola çıkıyoruz. Uçak biletini aldıysan bavuluna biraz heyecan çokça merak koy; bu müzeler insanın hayata karşı tüm bakış açısını değiştiriyor. - Londra Bilim Müzesi, - Alman Müzesi, Münih, - Galileo Müzesi, Floransa - Paris Bilim Müzesi - CosmoCaixa-Bilim Müzesi, Barselona Dünyanın en çok ziyaretçi çeken müzelerinden olan Londra Bilim Müzesi, birbirine bağlı birçok bölümden oluşan bir yapı kompleksi. 1857 yılında Kraliçe Viktorya'nın özel ziyaretinden sonra halka açılan ilk bölümü, o dönem içindeki önemli bilimsel icatlar olan buhar makinesi ve ilkel roket modellerinin sergilendiği bir yerdi. Londra Bilim Müzesi, günümüzde bilimin her alanıyla ilgili özel sergilere katılabileceğin; bilimdeki güncel gelişmelerden haberdar olabileceğin dev bir yapı. Her gün 10:00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilen Londra Bilim Müzesi, İngiltere gezisinde bilim tutkunları tarafından mutlaka görülmesi gereken bir yer. Avrupa bilim müzelerinden bahsediyorsak Münih'teki Deutsches Müzesi'ni kesinlikle ayrı bir yere koymamız gerekiyor. Bir günün asla yetmediği müzelerden olan Deutsches Museum, Alman bilim ve mühendislik tarihinin içinde kaybolacağın ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağın bir yer. Deutsches Müzesi, saat 09:00-17:00 arasında ziyaret edilebiliyor. Eğik düzlemde hareket mantığını açıklayarak fizik tarihini değiştiren, bilimsel yöntemin kurucularından Galileo'nun adı, İtalya'nın en iyi bilim müzesinde yaşatılıyor. Floransa'da bulunan Galileo Müzesi, kesinlikle görülmeye değer. Rönesans'ın doğduğu yer Floransa, bilim aşıkları için mükemmel bir rota. Özel günler hariç her gün 09:30-18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilen Galileo Müzesi, dünyayı değiştiren zamanlara yolculuk bileti alabileceğin bir yer. Adres: Piazza dei Giudici, 1, 50122 Firenze FI. Avrupa'nın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Paris Bilim ve Sanayi Müzesi ; fen, biyoloji, matematik ve fizik dallarında düzenlenen kalıcı sergileri gezerek yepyeni şeyler öğrenebileceğin bir yer. Bilimsel gelişmelerin güncel olarak işlendiği müzede süreli etkinlikler de düzenleniyor. Pazartesi günleri hariç diğer günler 10:00-18:00 arasında (pazar günleri 19:00'a kadar) ziyaret edebileceğin Paris Bilim ve Sanayi Müzesi, bilim tutkunları için adeta bir mabet! Paris Bilim ve Sanayi Müzesi'ne gitmek için 7 numaralı metronun Porte de la Villette durağında inebilirsin. Barselona'ya giden bilim tutkunları, CosmoCaixa'da buluşuyor. Büyük patlamadan bilgisayar çağına, fizik tarihinden mikro yaşama kadar bilimin her alanında hazırlanmış sergi ve etkinlikler katılabileceğin CosmoCaixa, Barselona'da mutlaka gezilmesi gereken yerlerinden biri. Minyatür bir Amazon ormanında gezinme ya da planetaryumda uzayı keşfetme... CosmoCaixa'ya görülecek çok şey var. CocmoCaixa'ya L7 metrosuna binerek gidebilirsin. Av. Tibidabo durağında inmen gerekiyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/binlerce-gezgin-tek-bir-soru-viyanada-nerede-yemek-yenir", "text": "Bavulun hazır, otel rezervasyonu ve Viyana ucuz uçak biletini ayarladın, gezi programın da tamam. Her şey hazırken, aklına Viyana'da ne yiyip içeceğin takıldı. Haklısın, zengin mutfağı ile bilinen bir ülkede yaşadığımız için diğer ülkelerde de aynı performansı arıyoruz. Bu yüzden bizim için lezzetler çok önemli. Ama bütçene uygun bilet ile rotan Viyana ise bu sorunu yaşamayacaksın. Çünkü bu soru işaretleri seyahatini gölgelemesin diye senin için öğün öğün plan yaptık. Sana eşine Avrupa'da çok sık rastlayamayacağın bir haber verelim; Viyana tam bir kahvaltı ustası. Bu yüzden önereceğimiz harika kahvaltı salonları var. Bir serada kahvaltı yapıyormuşsun hissi verecek olan Palmenhaus'tan ayrıca bahsetmek istiyoruz. Bu restoran şehrin en iyi kahvaltı tekliflerini sunar. Viyana Devlet Operası'na ve Milli Kütüphane'ye çok yakın olan bu kahvaltı salonu rafadan yumurta, jambon, meyve ve hububatlar'dan oluşan klasik Avusturalya kahvaltısının en gözde lezzetlerini barındırır. Viyana'da özellikle öğle yemeği denince akla gelmekte çok başarılı olmuş restoranların basında Steirereck gelir. Viyana'da elinin lezzeti ile ünlenmiş Heinz Reitbauer'in mucizevi tarifleri ile bu yemekler, geleneksel lezzetlere ayrı bir hava katar. Öğle yemeği için en popüler seçim ise restoranın en sevilen lezzeti, Alakart. Teras ve bahçesinde deneyeceğin eşsiz lezzetlere ev yapımı ekmek ve peynirler de eşlik ettiğinde akşama kadar acıkman neredeyse imkansız. Bizce bu mekan bu kadar ünlü olmayı sonuna kadar hak ediyor. Çok gezdin, çok dolaştın. Şimdi biraz tatlı ve kahve zamanı. O zaman sana Viyana'nın gizemli atmosferine devam edebileceğin nostaljik bir kafe önerimiz olacak. 1930'lu yılların Viyana'sını yansıtan Hewelka'dan bahsediyoruz. Zamanında yazarların ve aydınların ziyaret ettiği bu kafe, şimdi yerini öğrenci ve seyahatçilere bırakmış. Ahşap süslemeler, yüksek tavan ve boydan boya pencereleri ile ünlü bu kafede, sütlü kahvenin yanında çikolatalı kek ya da kipferl sipariş edebilirsin. Şnitzel sevmiyor olanlara bir sorumuz var, peki ya Viyana şnitzeli? Avusturya mutfağının en ünlü lezzeti şnitzel ile Viyana'da tekrar tanışmalısın. Bunun için sana Figlmüller Restoran'ı önereceğiz. Öyle lüks bir restoran değil burası. Ama cömert servisi ve lezzetli etleri ile kendini kapısında bulunan insan kuyruğunda bulabilirsin. İçeriye girdiğinde seni yeşil rengin ağırlıklı olduğu ferah fakat nostaljik bir hava bekliyor olacak. Gelecek olan şnitzel tabağının yanında, semizotları ile süslenmiş patates salatası istemeyi unutma."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bir-bilet-iki-sehir-kapadokya-gezisi-ve-elazig-gurme-turu", "text": "- Elazığ: Seyahat İçin Bahane Arayanlara Özel Lezzetler - Kapadokya: Dünyanın En Farklı Noktalarından Biri Bir bilete iki güzergah sığdırmak ister misin? Tatilini planlarken gözün kültüre, miden lezzete doysun gibi bir düşüncen varsa senin için çeşitli önerilerimiz olacak. Kadim topraklara doğru bir seyahat planı bizimkisi. Üstelik tarih ile bugünün arasında bir seyahat fırsatı sunuyor. İlk olarak lezzet durağı Elazığ'a uzanacağız. Harput Ovası'nı karşımıza alıp lezzetli yemeklerin keyfini sürebilmen için tavsiyelerde bulunacağız. Arada birkaç mola verdikten sonra ise Kapadokya'nın etkileyici atmosferine dalıp yürüyüş yapacağız. Gökyüzünde süzülen balonların peşinde tarihin eşsiz dokusunu her taşında saklayan Ürgüp'te gezimizi sonlandıracağız. Bu tatile çıkmadan önce tek yapman gereken ucuz uçak bileti almak. Elazığ, Fırat ve Dicle nehirlerine ev sahipliği yapan verimli ovaları ve ticaret yollarıyla çevrelenmiş bir şehrimiz. Doğu Anadolu'da bulunan Elazığ'da ziyaret edilebilecek pek çok tarihi durak mevcut. Detaylı bilgiyi Elazığ Gezi Rehberi yazımızda bulabilirsin. Biz, gurme damaklar için şehrin yemeklerinden bahsedeceğiz. Ancak Elazığ'a gelmişken \"Harput Kürsübaşı Geceleri\" eğlencesine de mutlaka katılmanı öneririz. Öncelikle şu uyarıda bulunmak zorundayız: Vegan ya da vejateryensen Elazığ'da kendine uygun bir lezzet bulmakta güçlük çekebilirsin. Ancak et yemekten keyif alıyorsan Elazığ mutfağı seni bekliyor. \"Gezecek yerler çabuk bitti.\" diyebilirsin, ama inan tadılacak çok lezzet var. Elazığ'da gün doğduktan sonra yapılacak tek şey var. O da güzel lezzetlere doğru yol almak. Tabii seçenek de çok. Eğer Hazar Gölü manzarasında çayını yudumlayarak bir kahvaltı yapmak istersen rotanı Baraka Cafe'ye çevirebilirsin. Ayrıca gölde tekne turu da düzenliyorlar. Yazın gidersen de göl kenarında şezlong ve şemsiye ikilisin konforunda vakit geçirip \"Doğu Anadolu'da olduğumuza emin miyiz?\" sorusunu sorabilirsin. \"Gözüm Harput Ovası'nın büyüsüne kapılsın, yöresel ve lezzet bir kahvaltı yapayım.\" dersen de Zertaşlar Et Lokantası'na gidebilirsin. Adının et lokantası olduğuna bakma, kahvaltı denince akıllara gelen ve sıklıkla tercih edilen bir yer. Doya doya kahvaltı yapmak istersen ve sadece kahvaltı üzerine bir yer ararsan da Van Kahvaltı Sarayı doğru adres olabilir. Manda kaymağı, ceviz reçeli, Doğu Anadolu'ya has kavut ve murtağa gibi farklı lezzetleri tadıp dilersen kendi hazırladıkları ürünlerinden de satın alabilirsin. Yerlisi gibi bir kahvaltı yapmak istersen Tarihi Kapalıçarşı Fırını'na gidip peynirli ve yağlı ekmek siparişi verebilirsin. Görünüşü peynirli açık pide gibi, ancak tadına doyum olmuyor. \"Elazığ'ın kahvaltıda ne yenir?\" diye sorarsan Elazığ tulum peynirini gelmişken bir denemeni öneriyoruz. Ayrıca gözlemenin Elazığ hali olan patilayı da mutlaka denemelisin. Yine yöreye has balakgazi böreğini de Balakgazi Tesisleri'nde tadabilirsin. Bu börek bildiğin böreklerden biraz farklı, krep içine sarılmış peynir ve kavurmadan oluşuyor. Gördüğünde şaşırmadan, soğutmadan lezzetiyle buluşmanı öneriyoruz. Afiyet olsun. Elazığ lezzetleri elbette kahvaltıyla sınırlı değil. Eski Elazığ olarak adlandırılan bölgede Ensar Mangal Vadisi'ne gidip lezzetli et çeşitlerine doğru minik bir yolculuk yapabilirsin. Bölgeye has lezzetlerden Harput kebabının tadına varabilirsin. Küncülü köfte de Elazığ'ın yöresel tatları arasında. Haşlanmış içli köfteye benziyor, ancak kavrulmuş susamla bambaşka bir lezzete dönüşüyor. Gurme damaklar için Harput köftesi ve Harput çorbası da yine denenmesi gereken yemekler arasında kendine yer buluyor. Elazığ'da her sene Geleneksel Salçalı Köfte ve Gastronomi Festivali yapılıyor. Salçalı köftenin ne kadar önemli bir değeri olduğunu buradan anlamışsındır. Gazi Caddesi'nin bi ara sokağı olan Horasan Sokak, Köfteciler Sokağı olarak da biliniyor. Buraya gidersen istediğin dükkandan en lezzetli köfteyi yiyebilirsin. Amca'nın Yeri en sevilen dükkanlardan biri. Oğlak eti seven gurmeler için de Palu tava önerimiz olacak. Biberlerle birlikte 4-5 saat kadar yavaş yavaş fırında pişen oğlağın tadına doyum olmuyor. Elazığ'ın Palu ilçesine gidip bu lezzeti tadabilirsin. Elazığ'da yöresel lezzetleri tek bir yerde bulmak zor. Birçok yerde güzel etler yersin, ama kendine has lezzetleri ve ev yemeklerini her yerde bulamayabilirsin. Bunun için şimdi Elaziz Mutfağı'nı bir kenara not al. Tandır ekmeği, mumbar dolması ve dolangeri de bir dene deriz. Elazığ'ın mutfağı elbette bunlarla sınırlı değil. Aluçalı işgene, ışkın mıhlaması, mukaşerli çorba, etli kofik dolması, orcik, ağın leblebisi ve bir de coğrafi işaretli yemek kategorisine almak istedikleri vişne dondurması var. Ayrıca bu güzel lezzet durağından ayrılmadan önce Öküzgözü ve Boğazkere üzümlerinden de yemeni öneriyoruz. Kim bilir bu şehir, bizim sayamadığımız daha ne eşsiz lezzetlere sahip. Bir sürü lezzet saydık, hepsi aynı güne sığdırmak elbette çok zor olabilir. Bunlara bakarak kaç gün ayıracağına sen karar ver. Dönüşte bir orcik, bir de ağın leblebisi alıp eşini dostunu sevindirebilirsin. Şimdi, iki mola verip Kapadokya'ya doğru yola çıkıyoruz. Elazığ ve Malatya ayrı ayrı düşünülemez elbette. Yola çıkmışken Malatya'da bir mola vermeden de olmaz. Bu molayı en iyi değerlendirebileceğin yer ise Şire Pazarı. Dünyanın en lezzetli kayısıları burada. Kayısının her halini görebileceğin bu durakta cömert bir esnafla ve kayısı dükkanlarıyla dolu kocaman bir avluyla karşılaşacaksın. Başka bir yerde böyle bir lezzet bulmak zor olduğu için bu molayı değerlendirmeni öneririz. Külliye, Antik Çağ'dan beri farklı din ve uygarlıkların kutsal yeri olmayı başarmış, her farklı uygarlıkla zenginleşmiş bir yer. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde yer alan bu kutsal durak, yolunun üzerinde yer alıyor. Bizans'tan Osmanlı'ya uzanan bu tarih yolculuğuna tanıklık etmek istersen bir mola da burada verebilirsin. Kapadokya, ülkemizin turizm damarlarından biri. Büyüleyici atmosferi, eşsiz mimarisi ile yerli yabancı tüm gezginleri her mevsim kendine çekmeyi başarabiliyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bölge, ana merkezi Nevşehir olsa da aslında Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri il sınırlarına yayılıyor. Bambaşka bir dünya görmek istersen Kapadokya gezisi planlayabilirsin. \"Elazığ'da yedik içtik, Kapadokya'da planımız ne?\" dersen biz bunu gezilecek yerler ve yapılacak şeyler diye ikiye ayırdık. Şimdi, Kapadokya gezi zamanı! Kapadokya'da gezilecek yer çok. Dilersen önce bir liste bırakalım, sonrasında detaylı bir şekilde bu noktalardan bahsedelim. - Göreme Açık Hava Müzesi Örenyeri - Aşk Vadisi - Güvercinlik Vadisi - Güllüdere Vadisi - Zemi Vadisi - Ihlara Vadisi - Temenni Tepesi - Ürgüp Müzesi - Üç Güzeller - Asmalı Konak Kayalara oyulmuş ilim irfan yuvası, dini bir merkez olan Göreme uzun yıllar manastır görevi görmüş. Hatta tarihte manastır eğitiminin başlatıldığı yer olarak kabul ediliyor. Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Çarıklı Kilise, Karanlık Kilise, Tokalı Kilise ve Yılanlı Kilise'yi ziyaret edebilirsin. Müze Kart ile Göreme Açık Hava Müzesi'ne ücretsiz giriş yapabilirsin. Evlilik tekliflerinin uğrak noktası, balonların kalkış durağı Aşk Vadisi, Peribacalarının ve gökyüzündeki balonların manzarasına dalıp gitmek için ideal bir yer. Örencik'ten başlayış Göreme-Avanos yolunda biten vadiyi gün doğumunda ziyaret etmeni öneririz. Vadi, adını Peribacalarına oyulan güvercin yuvalarından alıyor. Evet, 9. yüzyılda başlayan güvercin yetiştiriciliğinden bahsediyoruz. Uçhisar-Göreme arasında kalan bu güzel vadiye geldiğinde farklı güvercin türlerini görüp vadinin güzelliğini keşfedebilirsin. Güneş ışığıyla gül rengine dönen kayaların olduğu bir vadiye geldi sıra. Çavuşin Köyü ile Göreme arasında kalan vadi, inzivaya çekilen keşişlerin de durağı olmuş. Yovakim-Anna Kilisesi, Direkli Kilise, Ayvalı Kilise, Haçlı Kilise ve Üç Haçlı Kilise vadi yürüyüşü sırasında karşına çıkacak kiliseler arasında. Doğa yürüyüşü sevenler, bu vadi tam size göre. Vadi; dik kayalar, küçük dar yollar, çiçekler ve meyve ağaçlarıyla dolu bir yola sahip. Buradaki yürüyüşün sırasında El-Nazar Kilisesi, Görkündere Kilisesi, Saklı Kilise ve Sarnıç Kilisesi karşına çıkacak tarihi yapılar arasında yer alıyor. Melendiz Çayı, kiliseler, şapeller ve muhteşem bir doğa. Ihlara Vadisi'ni oluşturan güzellikler bunları sunuyor. Saklanmış doğası ve kayalara oyulmuş freskli kiliseleri gerçekten görülmeye değer. Kılıçarslan Gazi Türbesi ve Anıt Mezarları'nın yer aldığı Temenni Tepesi, şehrin yüksek noktalarından biri. Ürgüp manzarasından Erciyes zirvesine kadar uzanan seyir zevki için Temenni Tepesi'ne uğrayabilirsin. Temenni Tepesi'nde yer alan Ürgüp Müzesi'nde, farklı çağlara ait el yapımı eşyalar, sikke ve madalyalar bulunuyor. Ücretsiz bir şekilde herkesin ziyaretine açık. Üç Güzeller, Instagram postu için uygun duraklardan biri. Peribacalarının arasında şapkalarıyla arzı endam ediyorlar. Zaten tam bu nokta için Kapadokya'nın simgelerinden diyebiliriz. Ziyaret etmek ücretsiz. Bir döneme damgasını vurmuş, Seymen ve Bahar'ın aşk hikayesini anlatan dizi Asmalı Konak aslında sadece bir dizi olarak kalmamış. Dizinin çekildiği taş avlulu otantik konak, restoran ve otel olarak hizmet vermeye devam ediyor. Gezilecek yerlerin sonuna geldik, ama yapacak şeyler henüz bitmedi. - Avanos demek, çömlek demek. Buraya geldiğinde mutlaka bir dükkana uğrayıp çömlek yapma deneyimi yaşamanı öneriyoruz. - Asmalı Konak'a uğrayıp otantik mimarinin arasında güzel kareler yakalayabilirsin. - Göreme'de bulunan Sunset Point'te gün batımını yakalayıp eşsiz manzaranın keyfini çıkarabilirsin. - ATV kiralayıp vadilerin arasında modern bir masala doğru yolculuk yapabilirsin. - At binmeyi seviyorsan ya da deneyimlemek istiyorsan burası tam yeri diyebiliriz. - Güllüdere ve Kızıl Vadi arasında dolunay turuna mutlaka katılmanı öneriyoruz. - Hava koşulları uygunsa Kapadokya'da balon turunu da kaçırmamalısın. Kapadokya ile ilgili hazırladığımız çok yazımız var. Araştırma yapmayı seviyorsan senin için birkaçını aşağı bırakıyoruz. Yazımızın sonuna geldik, Dilersen bunları bireysel gezmek yerine Günübirlik Kapadokya turu da düşünebilirsin. Daha önce hiç tura katılmadıysan sana yardımcı olması için Tur Seyahati mi, Bireysel Seyahat mi?: Sana Uygun Olanı Keşfet yazımızı inceleyebilirsin. Şire Pazarı. Dünyanın en lezzetli kayısıları burada. Kayısının her halini görebileceğin bu durakta cömert bir esnafla ve kayısı dükkanlarıyla dolu kocaman bir avluyla karşılaşacaksın. Başka bir yerde böyle bir lezzet bulmak zor olduğu için bu molayı değerlendirmeni öneririz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bir-fransiz-gibi-hissettigimiz-paris-gezimiz", "text": "- Paris Gezisi için Öncelikli Hedefimiz: Paris Uçak Bileti - Quartier Latin ve Eyfel Kulesi - Paris Gezisi Devam Ediyor: Saint Germain des Pres Kilisesi - Paris Gezisinde Sıradaki Durak: Louvre Müzesi - Notre Dame Katedrali ve Gotik Mimari - Sainte Chapelle ve Eşsiz Vitrayları - Paris'in En Yükseği: Montmarte Tepesi ve Sacre Coeuer Bazalikası - Paris Gezisi Bonusu: Lollapalooza Festivali 20 Temmuz Cuma sabahı Pegasus ile uçtuk Paris'e. Otele yerleştikten sonra kendimizi Paris sokaklarına attık. İlk günümüzü bilindik yerlere ayırmak istedik. Zaten yol ve otele yerleşme derken vakit, öğleni geçmişti. Tabii ki ilk olarak Eyfel Kulesi'ni görmeye gittik. Şimdi milyonların ilgisini çeken bu kule, zamanında yapılırken pek çok tepki toplamış. Çünkü, bu demir yığınının şehri çirkinleştireceği düşünülmüş. Bu protestoların sonuç vermediğini de karşımızdaki kuleden görüyoruz. Kulenin etrafı farklı açılardan ilginç pozlar vermek isteyen turistlerle doluydu. O meşhur sanatsal çalışmalı fotoğrafların perde arkasına düşüvermiştik. Bizse kulenin \"Bi de beni tek çek.\" dediğini duyar gibi Eyfel Kulesi'ni tek çektik. Eyfel Kulesi'nin ardından yine Saint Germain bölgesinde yer alan Saint Germain Bulvarı'nda yürümeye koyulduk. Bu bölge Paris'te Quartier Latin olarak biliniyor. Bu arada şunun altını çizelim; bu bölge, Paris'in en canlı, en hareketli ve en sanat dolu bölgesi. Zaten Eyfel Kulesi de bu bölgede bulunuyor. Saint Germain Bulvarı ise Latin Mahallesi'nin ortasından geçiyor ve yaklaşık 3,5 km uzunluğunda. Bulvar üzerinde çok ünlü mağazalar, lüks kafe ve restoranlar, pek çok sanat galerisi, kitapçı ve kilise bulunuyor. Yani yürüyüşümüz hayli uzun sürdü. Bulvar üzerindeki Saint Germain des Pres Kilisesi'ni gezdik. Bu kilisenin yapımı 6. yüzyıla dayanıyor. Kiliseye dışarıdan baktığımızda ilk dikkatimizi çeken kocaman çanı oldu. Asıl bölümü ise ağaçların arasına gizlenmişti. Kiliseyi gezdikten sonra hemen karşısındaki meşhur kafe Les Deux Magots'a oturduk. Biraz soluklanma vakti! Bu kafeyi özel ve meşhur kılan ise vakti zamanında Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre, Albert Camus, Pablo Picasso, James Johns, Bertolt Brecht gibi isimlerin uğrak yeri olması. Acaba hangi masada oturmuşlardı? Burada kahve içtikten ve biraz dinlendikten sonra Latin Mahallesi keşfimize devam ettik. Saint Germain des Pres Meydanı'nı, Odeon'u gezdik ve başka kiliselerin önünden geçtik. Hayli yorulmuştuk ama değmişti. Akşamı da etmiştik. Şimdi güzel şeyler yeme vakti! Les Deux Magots'a yakın olan Relais de l'Entrecote'ı seçtik akşam yemeği için. Sadece öğle ve akşam saatlerinde açık olan bu restoranda bir de kesinlikle kuyruk oluyor. Biz de nasibimizi aldık tabii kuyruktan. Restoranın atmosferi son derece sıcak ve zarif. Menüsü ise fiks; antrikot, cevizli yeşil salata, bol patates kızartması. Masaya oturduğunuzda siz sadece etinizin nasıl pişmesini istediğinizi söylüyorsunuz. Tek kelimeyle, enfesti! Biz Türkler için porsiyonlar biraz küçük kalıyor ama yine de yolunuz buralara düşerse kesinlikle uğramalısınız. Yüzümüzde kocaman bir tebessümle ayrıldık restorandan. Ertesi sabah kahvemizi ve kruvasanımızı kaparak şehir parklarından biri olan Lüksemburg Bahçesi'ne yayıldık. Yeşilliğe, parklara, doğaya bayılan bir çift olmamız mutluluk verici bir tesadüf bizim için. 22 hektarlık bir alana kurulmuş olan bu park, cennetten bir köşe. İki yanı ağaçlarla çevrili yemyeşil bir yolda yürümek inanılmaz huzur vericiydi. Sanki tüm kaos, trafik, kentleşme yok olmuştu bir anda. Parkın içindeki havuzda hem çocuklar hem de büyükler küçük yelkenli teknelerini yüzdürmeye çalışıyordu. İnsanların kimisi katlanır sandalyelerine kurulmuştu, kimisi çimlere yayılmıştı. Parkın içinde bir de dev Lüksemburg Sarayı yer alıyor. Zaten bu park da zamanında sarayın bahçesiymiş. Parkın içindeki yürüyüşümüz bizim için harikaydı. 22 hektarlık alanda keşfedilmeyi bekleyen öyle çok güzellik vardı ki! Hepsini keşfedemeğimize eminim. Lüksemburg Bahçesi'nden sonraki durağımız Yahudi Mahallesi idi. Aslında yolumuzun üzerinde Notre Dame Katedrali vardı ama Pazar ayinine de şahit olmak için sonraki gün gitmeyi planladık. Yahudi Mahallesi, yaklaşık 600 yıl önce Paris'ten kovulan Yahudiler'in yerleştiği bölge. Günümüzde modern sanatın merkezi olan bölge aynı zamanda uç noktaların ahenk içinde yaşadığı bir yer. Öyle ki; koşer restoranları, falafel büfeleri, gay barları, sokak sanatçıları, kafalarında Kippa ile Ortodoks Yahudileri, Yahudi kitapçıları ve nicesi... Bir diğer özelliği ise metrekareye düşen gay ve Yahudi sayısının çok olması. Yahudi Mahallesi'nden sonra da Louvre Müzesi'ne geçtik. Fransa'nın ilk müzesi olma özelliğini taşıyan Louvre Müzesi gez gez bitmeyen türden bir müze. Bilet almak için beklediğiniz kuyruk da hayli uzun olabilir. Çünkü, buraya, Leonardo Da Vinci'nin dünyaca ünlü eseri Mona Lisa'yı görmek için dünyanın dört bir yanından turist geliyor. Binbir türlü hengame içinde ulaştığımız tablonun önü tabii ki çok kalabalıktı. Sadece Mona Lisa'ya odaklanmamak gerek, birbirinden değerli çok sayıda eser var. Ve bölüm bölüm sergileniyor bu eserler. Fransız ressamları bölümü, Antik Yunan, Antik Mısır gibi çok sayıda bölüm var. Uzunca süredir geziyoruz, artık acıktık. Bunu tahmin ettiğimiz için akşam yemeği rezervasyonumuzu çoktan yapmıştık. Vedat Milor onaylı Chez Michel'e gidiyoruz! Buranın aşçısı Michel Breton, vakti zamanında Cumhurbaşkanı d'Estaing'in başaşçılığını yapmış. Şatafattan uzak Chez Michel'de klasik Fransız lezzetlerini tadabilirsiniz. Günün menüsünü siyah bir tahtaya yazıyorlar ve biten yemeklerin üzerini çiziyorlar. Çok farklı yemekler vardı; çeşit çeşit deniz ürünleri ve yaban hayvanı etleri. Sonuç ise mükemmel! Dünkü yemeğimize göre porsiyonları daha büyüktü ve bu bizi hayli mutlu etti. Ayin bittikten sonra kulelere çıkmak için bilet aldık. Hayli dik merdivenlerden çıktık. Dik olduğu yetmezmiş gibi bir de çıktıkça darlaştı. Akıl işi değil ama gelmişken çıkalım dedik bir kere. Ve sonunda ulaştığımız manzara, hepsini unutturdu. Buradan da yan kuleye geçtik. Yine daracık merdivenler ve sonunda 360 derece Paris manzarası. Bu kadar yüksekte olmak ve Paris'i 360 derece görüyor olmak gerçekten inanılmazdı. Yaklaşık 10 dakika sürdü bu hissimiz ve geldiğimiz yerden geri döndük. Katedralin önündeki meydanda Fransa'nın sıfır noktası olarak kabul edilen Point Zero var. Fransa'nın başladığı yerdeyiz! Buradan çıktıktan sonra etrafı keşfe koyulduk. Fransa'nın en güzel vitraylarının olduğu söylenilen Sainte Chapelle'i gezdik. Tavan ve duvar süslemeleri gerçekten çok güzeldi. Yukarı bakmaktan biraz boynunuz ağrıyabilir. Buradan çıktıktan sonra meşhur kitapçı Shakespeare and Company'e girdik. Hatırlar mısınız bilmem? Burası Before Sunset\" ve \"Midnight in Paris\" filmlerinde geçmişti. Dekorasyonu, kitap çeşitliliği, atmosferi inanılmaz huzur verici. Üst katında bazı yerlerde yatak da var. Bunun sebebi ise genç yazarları desteklemek adına yazma ve çalışma karşılığında burada kısa süre konaklamaya izin verilmiş. Anılarla dolu bir kitapçı! Kitapçıyı gezdikten sonra birşeyler yemek için Shakespeare and Company Cafe'ye oturduk. Limonlu turtası meşhurmuş dediler. Aslında akşam yemeğimize az bir süre kalmıştı fakat meşhursa denemek gerek dedik. Meşhur olduğu kadar varmış, iyi ki denemişiz. Biraz daha dolaştıktan sonra akşam yemeğimiz için yakınlarda bulunan Au Vieux Paris Restaurant'a geçtik. Burası turistik bir yerde fakat arka taraflarda gizli kalmış bir sokakta bulunduğu için sadece meraklılarını ağırlıyor. Dekorasyonu tarihi bir dokuyu yaşatıyor. Üst katı kıpkırmızı duvar duvarlı, kıpkırmızı masa örtülü bir yer. Kulağa garip gelebilir ama güzel duruyor. Biz de yemeğimizi bu katta yedik. Pazartesi günümüzü Montmarte Tepesi'ne ayırdık. Gelmeden önce yaptığımız araştırmalar en az yarım gününüzü ayırmamız gerektiğini söylüyordu. Biz de bonkör davranarak tüm günümüzü buraya ayırmaya karar verdik. Burası Paris'in en yüksek tepesi ve tüm şehre hakim konumda. Manzarasının yanı sıra daracık sokakları, minik dükkanları, restoranları, kafeleri ile oldukça cıvıl cıvıl bir yer. Önce Le Consulat Restaurant'ta oturup kahvaltı yaptık. Ardından henüz yorulmamışken tepeye çıkalım dedik. Daracık bir sokaktan yürümeye başladık. Hem yürüyüş hem keşif oldu bizim için. Sanki Fransa'nın o şirin köylerinden birindeydik. Sağlı sollu dükkanlar vardı. Biraz daha ilerledikten sonra güzel mi güzel bir meydana ulaştık. Sanat meydanı gibiydi, her yanda ressamlar vardı. Yol boyunca laterna çalanlara, pandomim yapanlar denk geldik. Açık hava sanat merkezi gibi bir yer! Yürüyüşümüz sırasında bazen oturup bir kahve içtik, bazen dakikalarca sokak sanatçılarını izledik, hediyelik eşya dükkanlarını gezdik. Dolu dolu ve güzel bir gündü. Akşamı da ettik burada. Akşam karanlığında Paris manzarasını izlemek büyüleyiciydi. Akşam yemeğimiz için Le Basilic'e oturduk. Mekanın estetiğini, dekorasyonun güzelliğinin etkisinde kaldım uzunca bir süre. Servis de oldukça kaliteli ve yemekler lezzetliydi. Yaşasın güzel yemekler! Bugün artık son günümüz. Öğleden sonra uçağıyla İstanbul'a döneceğiz. Son gün biraz tembellik yaptık o yüzden. Otelimizin çevre sokaklarını keşfettik, tekrar Lüksemburg Bahçesi'ne gidip miskinlik yaptık. Çünkü biz bu parkı çok sevdik, vedalaşmayı hakediyordu. Yine geleceğiz Lüksemburg! Yine geleceğiz Paris! 21 ve 22 Temmuz, Paris için Lollapalooza Festivali zamanı idi. Biz de bu festivalde yerimizi almıştık. Dünyanın en prestijli festivallerinden olan Amerikan festivali Lollapalooza, ilk olarak 1991 yılından beri düzenleniyor. Doğum yeri ise Chicago. Kendileri, pop, hip-hop ve alternatif rock'ın büyük isimlerini ağırlayan bir gündüz festivali oluyor. Paris'e ise daha geçen yıl, 2017'de gelmiş. Ayrıca Paris, Berlin'den sonra Avrupa ayağının ikinci şehri. 2017 yılındaki yoğun ilgi sebebiyle bu yılda müzikseverlerle buluştu. 2 gün süren festivalde Dua Lipa, Depeche Mode, Gorillaz gibi ağır isimler sahne aldı. Yaş ortalaması ise 25'in üzerindeydi. Bizce bu da gelenlerin amacının sadece \"eğlence\" olmadığını, seçici ve gerçek hayranlar olduğunu gösteriyor. Konserin gerçekleştiği Hippodrome De Longchamp'a ulaşmak ise inanılmaz kolay. Buraya araba alınmadığı için toplu taşıma kullanmak durumundasınız. Şehrin güneyinden, kuzeyinden veya şehir merkezinden, her yerden buraya ulaşım var. Kuzeyden ve şehir merkezinden geliyorsanız metrodan indikten sonra festival alanına giden ücretsiz servisleri kullanarak 10 dakikada alana varabilirsiniz. Güneyden geliyorsanız metrodan indikten sonra 20 dakikalık yürüyüş sonunda festival alanına varılıyor. Lollapalooza Paris, aynı zamanda çevreye duyarlı da bir festival. Ücretsiz servisleri zaten bunun göstergesiydi. Bunun yanı sıra aynı bardak kullanımı için içeceklerde de indirim sunuyor. Festival ortamı inanılmazdı! Hem kalabalık olması hem de çok farklı insanların bulunması apayrı bir tecrübe yaşattı bize. Herkes kendi halindeydi. Kimisi müziğe kaptırmış, kimisi arkadaşlarıyla eğlenceli bir sohbetin içinde, kimisi içkisini içiyor, kimisi sadece izliyordu. Türkiye'de görmeye alışık olmadığımız kombinler de yok değildi. Kendimizi hayli sıradan hissettik ama neyse ki yalnız değildik. Festival ortamı da en az festival kadar ses getiren cinstendi. Hep bir ağızdan bağıra bağıra söylenen şarkılar, coşkulu kalabalık... İnsan zamanı ve mekanı unutuyor, kendini akışın içinde kaybediyor böyle ortamlarda."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bir-tahran-tarih-guzellemesi-gulistan-sarayi", "text": "Tahran, gezi rotaları arasında bulunan en otantik seçeneklerden biri. Şehir ekonomik uçak bileti fırsatlarıyla ziyaretçilerine, doğu medeniyetlerinin tarihini, kültürünü geniş bir biçimde analiz etme fırsatı sunuyor. Kültürü bize çok yabancı olmasa da sürekli şaşıracağın bir şehir burası. Çarşılarında satılan bir ürün, dikkatini çeken bir sokak, önünden geçtiğin bir kahvehane sana ilginç bir şeyler sunuyor. Hem ilginç hem büyülü... İşte Tahran tanımı bu. Hatta Tahran'ı oluşturan her şeyin tanımı da diyebiliriz. Mesela Gülistan Sarayı. Bir kentin ağırlığını tek başına belirleyen muhteşem bir pers harikası. Tahranın ilginç atmosferine ihtişam katan Gülistan Sarayı'nı görmek için bile Tahran ucuz uçak bileti alınabilir! Köklü Pers kültürü, biraz da batı mimarisiyle harmanlanıp oluşturulan müthiş bir sarayın kente nasıl ihtişam kattığına değinmeden önce, Gülistan Sarayı hakkında bilmen gerekenlerin olduğunu düşünüyoruz. Kaçkar dönemine ait bir saray burası. İlk yapıldığında bir saray değilmiş. İlk olarak Safevi hükümdarı I. Tahmasb (1524-1576) burayı kale olarak inşa etmiş. Fakat Kaçkarlar döneminde bu bina resmen tekrar inşa edilmiş ve zamanla çevresine farklı binalar yapılarak muazzam bir saraya dönüştürülmüş. Zamanla Şahların rezidansı haline gelen Gülistan Sarayı'nın tek değişmeyen şeyi de tarihi boyunca hükümdarların vazgeçilmezi olmasıymış. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan bu muhteşem sarayın mimarisi çok zengin. Yüksek tavanları, el işçiliği ile süslenmiş ahşap oymaları ve dev sütunları buranın bir saray olduğunu kanıtlıyor. Tarihi eser niteliğindeki perdeler ve mobilyaların bütünlük gösterdiği salonlarda, farklı seramik örnekleri ve paha biçilemez İran halıları bulunuyor. İranlı ünlü ressam Kemal-ul Mülk'ün eserlerine de yer verilen tablolar ise neredeyse her odaya zenginlik katıyor. Salonu süsleyen avizelerin çoğu Avrupa'dan getirilirken, sipariş üzerine yaptırılanların yanı sıra Nadir Şah'a yurtdışı seyahatlerinde takdim edilen hediyeler de saraya yerleştirilmiş. Gülistan Sarayı, farklı binalar ve odalardan oluşuyor. Özel toplantılar, gece şenlikleri ve resmi resepsiyonlar için kullanılan Mermer Taht Binası, İran ihtişamını her adımda hissedeceğiniz kristal avizeleri ve süslemeleriyle ünlü Aynalı Salon, yabancı devletlerden gelen hediyeleri saklamak için kullanılan Fildişi Salonu, mavi, sarı ve siyah sırlı çini ve altın kubbe ile örtülü Rüzgar Binası ve misafirlerin kaldığı Yurt Binası Gülistan Sarayı'nın gezilecek bölgeleri arasında başı çekiyor. Saraya girmek ücretli. Unutma, her girdiğin binaya ayrı ayrı bilet almalısın."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bir-tatil-uzatma-sebebi-olarak-roma-restoranlari", "text": "İtalyan mutfağı, İtalyan aşçılar... Gurme lezzetlerin merkezinde, yani Roma'dasınız! Bir tatilin tamamını bu lezzet diyarına ayırmanız için yeterli sebebiniz var. Daha önce yediğiniz yemekleri şöyle bir kenara bırakın. Ağzınızı tatlandırmaya hazır olun ve Fuimincino'ya uçan ekonomik Roma uçak bileti için rezervasyonunuzu yapın. Sonra kurulsun sofralar, şenlensin damaklar. Roma restoranlarında bir gurme gibi yazın keyfini sürün. Pegasus olarak size güzel bir haberimiz var. Roma'nın en çok sevilen şeflerinden birinin ismini veriyoruz: Arcangelo Dandini. Ve bu meşhur şef, sahip olduğu bütün hünerlerini L'Arcangelo bünyesinde misafirleriyle paylaşıyor. Geleneksel lezzetlerin yaz sezonuna özel tariflerini bulacağınız menüde, profesyonelce yapılan Roma klasik yemeklerini tatma fırsatına sahip olacaksınız. Hatta işi ileri götürüp Rönesans lezzetlerine bile uzanabilirsiniz. L'Arcangelo bu. Sürprizleri seviyor. İtalyan ev yemeklerini merak edenler için adres Da Felice! Baştan aşağı Romalı olan menüsüyle yıllardır ev yemekleri konusunda iddialı bir isim olan Da Felice, klasik lezzetler konusunda tam bir uzman. Spagettiler, kuzu etleri, mükemmel İtalyan soslarıyla hayat bulmuş çeşit çeşit yemekler... Peki bu restoran nerede mi? Via Mastro Giorgio'da yer alıyor. İtalya'ya gelip de bir pizzacıda ziyafet çekmemek tabii ki kabul edilebilir bir durum değil. O yüzden biz de diyoruz ki, La Gatta Mangiona'ya gidin ve İtalya'nın gurmelere layık şu pizzalarının tadına bir bakın. Kendini bir pizza mühendisi olarak tanımlayan sahibi, restoranını İtalyanların en sevdiği pizzacılar arasına sokmayı başardıysa, burada farklı bir şeyler olmalı! En uygun Roma uçak biletini aldıktan sonra ilk hedefiniz bu meşhur pizzacıya gitmek olsun. La Pergola'da iki şey aklınızı başınızdan alacak. Birincisi, muhteşem panoramik manzarası, ikincisi ise lezzetli tadım menüleri. Bir kaptan kamarasını andıran iç mekan tasarımıyla keyifli bir karşılama yapan restoran, her sezona özel yemekleriyle dikkat çekiyor. Gidin, görün, tadın. Bu restoranda sizi ciddiyete davet ediyoruz. Klasik İtalyan lezzetleriyle donatılmış menüsü, her güne özel şefin seçimi yemekleriyle renklenirken, bu restoran ağırbaşlılığından hiç ödün vermiyor ve kapılarını politikacılara kadar uzanan ciddi mi ciddi misafirlerine açıyor. Özenle seçilmiş taze balıklarla hayat bulan deniz ürünleri ise, usta ellerde enfes birer akşam yemeğine dönüşüyor. Yaz aylarında dışarıya konulan masalar ise Roma havasını da menüye ekleyerek doygun bir atmosfer sunuyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/biraz-italyan-biraz-balkan-esintisi-karadag", "text": "- Biogradska Gora National Park (Podgorica'ya 81 km) - Durmitor National Park (Podgorica'ya 127 km) - Ostrog Manastırı (Podgorica'ya 50 km) - Kotor ve Kotor Körfezi (Podgorica'ya 77 km) Sonbaharın en çok yakıştığı duraklardan biri olan Karadağ, biraz İtalyan biraz Balkan esintisi ve manzaralarıyla insanın aklını başından almayı başarıyor. Yaz mevsimini uğurlayıp kendimizi sonbaharın ılık rüzgarlarına bırakmışken bu rotayı kaçırmamanızı öneriyorum. Yazımda milli parklar, yol manzaraları, Kotor Körfezi'ndeki kasabalar ve Karadağ'ın diğer güzel noktalarından bahsettim. Eğer siz de bu sonbaharda Karadağ'ın keyifli duraklarında güzel vakit geçirmek isterseniz Karadağ'a ucuz bir uçak bileti alarak kolayca ulaşabilirsiniz. Haydi gelin, yazımıza doğal güzelliklerden başlayalım. Aslında bir yeri ülkemizde bir yere benzetmeyi genelde tercih etmem. Her yeri kendi özelinde değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim, ama burası gerçekten Bolu Yedigöller ile Artvin Borçka-Karagöl arasında gidip geliyor bana göre. Kişi başı 4 euro ödeyerek girdiğiniz milli parkta isterseniz piknik veya yürüyüş yapabilir, isterseniz kano veya tekne kiralayarak göle açılabilirsiniz. Sık ormanlarla çevrili harika bir doğal güzellik kesinlikle. Karadağ'da yazı ayrı, kışı ayrı tercih edilen harika bir alan burası. UNESCO tarafından koruma altına alınan bölgede Büyük Kanyon'dan sonra dünyanın en uzun 2. kanyonu olan Tara Nehri'nin bölgeye ne kadar renk kattığını gözlerinizle görmeniz mümkün. Tara Nehri boyunca uzanan güzergahta zipline, rafting, atv turu, safari gibi aktiviteler de yapabilirsiniz. Bölge, gölleri ve trekking güzergahlarıyla da ön planda olan bir yer. National Park içinde yer alan Crno Gölü, özellikle gün doğumu ve batımı saatlerindeki manzarasıyla nefes kesiyor diyebilirim. Bir küçük restoran ve hediyelik eşyacıların bulunduğu göl civarında kendinizi doğaya bırakarak yürüyüşler yapabilir veya tekneyle göle açılabilirsiniz. Karadağ'da en beğendiğim lokasyonlardan biri oldu diyebilirim. Durmitor'a geldiğinizde konaklama için tavsiyem ise Zabljak kasabası. Zaten geldiğinizde birçok otel ve restoranın da bu bölgede konumlandığını göreceksiniz. Ve görülecek yerler de araçla en fazla 30 dakika uzaklıkta. Kışın kayak tesisleriyle ön planda olan Durmitor'da bahar ve yaz aylarında ise doğal güzellikler ilgi çekiyor. Niksic şehrine geldikten sonra dağ yollarından kıvrıla kıvrıla ulaştığım bir manastır burası. Sırp Ortodoksların da aynı zamanda çok kutsal saydığı ve hac görevlerini yerine getirdikleri bir ibadethane. Manastıra ilk giriş yaptığımda dikkatimi çeken inanılmaz bir kalabalık ve insanların manastırın duvarlarını, kapılarını öperek içeriye giriş yapması olmuştu. Bu ritüel içeride de devam etti. Mumlar öpülerek dikildi. Hatta gözyaşlarıyla ibadet yapanları gördüm. İlginç olan kısım ise şu: Buraya gelen ziyaretçiler battaniye ve sabun gibi sarf malzemeleri bağışlıyor, ihtiyaç sahibi başka bir kitle ise onları alarak manastırın bahçesinde yatıyorlardı. Manastır her sene 12 Mayıs tarihinde bayramını kutluyor ve 3 kilometre uzaklıktaki diğer manastırdan buraya çıplak ayakla yürüyorlarmış. Türkiye'de Sümela Manastırı ve İtalya'da Madonna della Corona Sanctuary'e benzeyen yapı, gerek ritüelleri gerek mimarisiyle Karadağ'da görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Kotor körfezi içinde yer alan en beğendiğim kasaba olabilir. İtalyan mimarisinin Balkan salaş hayatıyla buluştuğu bu kasabada bir ucundan diğer ucuna sadece 10 dakika süren yürüyüşler yapabilir, harika deniz mahsullerinin tadına bakabileceğiniz restoranlarda oturabilir veya denizin tadını çıkarabilirsiniz. Perast'ın tam karşısında bulunan Dorde Adası ve Leydilerin Kayası olarak anılan iki ada ise Perast'ın manzarasına renk katıyor gerçekten. Bu adalardan, içinde manastır bulunan Dorde Adası ziyaret edilemiyor. Fakat Leydilerin Kayası'na tekneyle gitmek mümkün. Ayrıca Perast içinde bulunan iki çan kulesine de 1 euro ödeyerek çıkmak mümkün. - Djardin Fish Restoran - Locanda Pizza - Riva Restoran - Sijavoga - Pirate Bar & Beach Dobroto, Kotor Old Town'a en yakın ve gerek konaklama gerek restoranlarıyla ön planda olan yerleşim yeri. Açıkçası Kotor konaklaması olacaksa ya Dobroto ya da hemen karşı kıyısı olan Muo'yu tavsiye ediyorum. Aracınız varsa kesinlikle old town'da plan yapmayın. Çünkü park yeri çok az ve çok güzel trafiği var maalesef. - Taverna Bura - Konoba Portun - Mudra - Konoba Bonaca - Platanus Kotor tarihi merkezine geldiğinizde muazzam bir kaleye giriş yaptığınızı fark edeceksiniz. Ve hemen denize bakan kale kapısından girdikten sonra sağ tarafta bir posta zarfı atacağınız alana denk geleceksiniz. Zamanında halk Kotor hakkında duyduğu tüm dedikoduları isimsiz olarak buraya atarmış ve sonrasında bu dedikodular gazetede yayınlanırmış. Çok iyi değil mi? \"Ne ocaklar yıkılmıştır, ah ah!\" diyor insan. Neyse konumuza dönelim. Kotor tarihi merkezde ara sokaklarda dolaşırken birçok dükkandan Türkçe konuşmalar duymanız çok olası. Turistler kadar işletmeler de artık Türk. Tarihi İtalyan mimarisi sokaklarda bir diğer denk geleceğiniz manzara ise çok tatlı kafeler. Mimarileriyle uyumlu şekilde öyle güzel dekore ve entegre etmişler ki sanki o sokakta o sandalye masalar olmasa bir şey eksik gibi hissederiz düşüncesi uyandırıyor. Sokaklarda dolaşırken 300 yıldır aynı ailenin bakımını yapıp kontrol ettiği saat kulesi ve saat kulesinin hemen altında, ayıbı veya suçu olan vatandaşların teşhir edildiği sütunu göreceksiniz. St Tryphon Katedrali ve Aziz Nicholas Kilisesi'nin bulunduğu sokaklarda Gurdic Kapısı'na doğru gittiğinizde filmlerde gördüğünüz bir kalede olduğunuzu anlıyorsunuz. Kotor Kalesi istendiğinde hızlıca kendini dışarıya kapatabiliyor. \"Kotor'a bir de tepeden bakalım.\" derseniz iki seçenek var: Bunlardan birisi San Giovanni Kalesi. 1300 basamaklı tırmanış rotası var. Bu yolun yarısında ise \"Yoruldum, yeter!\" diyenler için bir mola ve kilise durağı var. Dilerseniz bu kadar yukarısı yeter diyerek dönüşe de geçebilirsiniz. Ben şiddetli yağış nedeniyle buraya çıkamadım maalesef. İkinci seçenek ise old town bölgesine 20 km uzaklıkta Kotor'a tepeden bakabileceğiniz Horizont Bar isimli mekan. Navigasyona yazarak kolayca bulabileceğiniz mekanda, Kotor ve Adriyatik Denizine tepeden bakabilir, bir şeyler içebilirsiniz. - BBQ Tanjga - Bandiera Pub - Nitrox Pub - Pronto Pizza - Scorpio Kotor - Ombra Caffe - Jazz Club Evergreen - Regina del Gusto - Ladovina Kitchen Wine Bar - Resto Bar Taraca - Pepe Nero Diverse Bar - Konoba Lanterna Kotor'da en sevdiğim özelliklerden biri de denizlerin bizim olması. Dilediğin yerden denize girmek mümkün. Evet, konforunu düşünenler için beach kültürü de var. Ama havlunuzu serip direkt yüzmeye başlayabileceğiniz çok uygun yerler de var. 4 beach önerimi aşağıda belirtiyorum. Fakat özellikle Muo ve Prcanj kısımlarında ücretsiz denize girebileceğiniz taş merdivenli gayet güzel küçük yerler mevcut. Kotor ne kadar sakin sessiz bir yerse Budva da bir o kadar hareketli geldi bana. Daha eğlence odaklı bir hayatın aktığı bölgede ilk görülecek yer Kotor Old Town'a benzeyen Budva Old Town bölgesi. Yine daracık sokaklardan denize kıyısı olan bu bölgede dolaşabilir, pek tatlı restoran ve kafelerde oturabilir, hatta konaklamanızı buradaki taş evlerden birinde yapabilirsiniz. Budva tarihi merkezin en hoşuma giden kısmı ise Kotor'a göre önü açık deniz olduğu için tarihi merkez manzaralı plajlarda yüzebilmeniz. Çok otantik bir atmosfer katıyor kesinlikle. Budva ile Bar arasındaki yolda ise inanılmaz plajlar hatta bana kalırsa Karadağ'ın en iyi plajları ve Sveti Stefan gibi dünya güzeli bir yerleşim var. Budva'ya 5 kilometre uzaklıkta olan bu ada içinde 100 ev, 3 kilise yer alıyor. Dünyanın en özel tatil diyarlarından biri olan Sveti Stefan'da günümüzde sadece turistik konaklama yapılıyor. Fiyatlar da inanılmaz yüksek. Fakat sizler de isterseniz benim gibi \"Ada olmasa da olur, plaj bizimdir.\" düşüncesiyle adanın iki cephesine de bakan plajlardan denize girebilirsiniz. Sveti Stefan'dan 9 kilometre uzaklıkta ise bu sefer bir küçük kasaba olan Petrovac'ı göreceksiniz. Denizin dibinde yer alan kalenin bir karakter kattığı Petrovac da bana kalırsa deniziyle ön planda olan ve tatilde değerlendirilebilecek bir lokasyon. - Restoran Vista Vidikovac - Parma Restoran - Old Town Tavern - Casper Bar - Secret Garden Budva - Budva Top Hill Bar şehrinin tarihi merkezi, Balkanlar'daki en büyük ve en önemli Orta Çağ arkeolojik sit alanına ev sahipliği yapıyor. 600 kamu ve özel yapı kalıntısının bulunduğu Bar şehrinde, Rumija Dağı'na karşı antik kenti dolaşmak kesinlikle ayrıcalıklı bir durum. Bar Old Town bölgesinin bir diğer ilginç özelliği ise Kotor ve Budva'da gördüğümüz denize sıfır antik kent durumunun bu kez denize 5 km uzaklıkta olması. Dağların arasında yer alan bu yerleşimde birçok Türk esnafla karşılaşmak, ürünlerini satın almak da mümkün. - Konoba Bedem - Kaldrma - Kula - Cardak Restoran - Strana Kafana - Merak Stari Bar Arnavutluk ve Karadağ'ın ortak dünya mirası olan İşkodra Gölü'nde sazlıklar arasında tekne turu yapmak için en uygun yer Virpazar isimli yerleşim alanı. Buradan kiralayacağınız teknelerle gölde tur atabilir, belirlediğiniz sürede keşifte bulunabilirsiniz. Yok \"Ben tekne turu istemiyorum, ama manzaraları yine de görmek istiyorum.\" derseniz de harika bir dağ yolu öneriyorum size. Panoramic Road isimli güzergahta Pavlova Strana Viewpoint noktasına ulaşabilir ve enfes manzaralara şahit olabilirsiniz. Podgorica'ya 15 dakika uzaklıkta bulunan ve üzüm bağları arasından yapacağınız yolculukla ulaşacağınız Nizam Camii'nin hikayesi oldukça ilginç. Osmanlı döneminde koleradan ölen askerler için yapılan mezarlıklar ve cami bakımsız olduğu için yerel halk Osmanlı'dan yardım ister, fakat imparatorluk içindeki karışıklıklardan dolayı cevap asla gelmez. Arşivlerde ortaya çıkan mektup sonrası ise tam 100 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından mezarlık ve caminin tüm bakımı gerçekleştiriliyor. Benim Karadağ seyahati ile ilgili önerilerim burada son buluyor. Umarım seyahatiniz için faydalı olur. Okumaya devam etmek isterseniz de daha önce Pegasus için hazırladığım Batı ve Kuzey İspanya Kasabaları, Plajları yazıma göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bizim-baklavamiz-varsa-onlarin-neleri-var", "text": "Dünyaca ünlü geleneksel tatlımız baklava, tadına doyum olmayan bir lezzet. Ülkemize gelen gezginleri kendine aşık eden baklava tatlısı, kültürümüzde o kadar popüler ki \"baklava yemek için Gaziantep'e gitmek\" konseptiyle kendi kültünü oluşturmuş. Her ne kadar tüm şehirlerimizde baklava satan yerler olsa da en iyilerinin Gaziantep'te yapıldığı konusunda ülkenin büyük bir çoğunluğu hemfikir. Hafta sonunda Gaziantep'e bir lezzet yolculuğu yapmak kulağa hoş geldiyse en ucuz uçak biletini nerede bulabileceğini biliyorsun. Baklava kadar kebabı da yerinde yemiş olursun. Yağ topları anlamına gelen oliebollen, Hollanda'da her yılbaşında hazırlanan geleneksel bir tarif ve bizim lokma tatlımızı andırıyor. Kuru üzümlü hamurun kızartılmasıyla hazırlanan Oliebollen tarifini yılbaşı zamanı yaklaşırken Amsterdam'ın her tatlıcısında bulabilirsin. Sana küçük bir tüyo; oliebollen krem çikolatayla çok iyi gidiyor. Şimdi hayallere dal... Sıcacık, pofuduk ve daire şeklinde pankekleri, sanki minimal bir kar yağıyormuş izlenimi veren pudra şekerini ve yanında tabağa yavaşça yayılan çilek reçelini düşün... Soğuk bir Kopenhag akşamında, bu pankeklerle önce miden sonra da tüm bedenin ısınıyor... İşte bu bir aeblskiver rüyası! Danimarka'da kendi özel kabında hazırlanan aeblskiver, Kopenhag yolculuğuna çıkarsan kaçırmaman gereken bir tatlı. Ballı hamurla yapılmış sekiz katlı pasta çekici geldi mi? Rusların en ünlü tatlısı Medovik, aralarında tatlı krema olan sekiz tane ev yapımı büyük ballı bisküvilere deniyor. Bu tatlının ilk olarak bir saray aşçısı tarafından Çar I. Aleksandr'ın eşi güzeller güzeli Elizabeth Alexeievna için hazırlandığı düşünülüyor. Rus çariçesi Elizabeth ağzının tadını çok iyi biliyormuş! İşte Fransa'yla özdeşleşmiş bir tatlı. Creme Brulee, vanilyalı kreması ve kıtır kıtır şekerleriyle kahvenin yanında en iyi giden tatlılardan. Fransa'nın dört bir tarafında farklı kalite ve lezzetlerde bulabileceğin bu enfes tatlıyı denemeden Paris tatilinden dönme. Paris'te en iyi creme brulee'yi les Bouquinistes şefleri hazırlıyormuş, bizden söylemesi! Gitmeyi düşünüyorsan rezervasyonsuz konuk kabul etmiyorlar. Burada tüm bir menü için ödeyeceğin ortalama fiyat 36 euro. Alman pastasıyla başlayalım. Berliner olarak bilinen içi krema dolu yumuşak kek, dünyaca ünlü olmuş geleneksel bir Alman tatlısı. Berliner'in komik olan tarafı onu Berlin'de kimsenin bilmemesi. Almanya dışında her yerde Berliner olarak bilinen pastaya Berlinliler krapfen diyor. Berlin'in ünlü tatlısı krapfen olabilir ama ondan çok daha lezzetli bir seçenek var: Kara Orman pastası. Adını Almanya'daki Black Forest'tan alan bu vişneli, kakaolu ve kremalı pasta; meyve ve çikolatanın enfes uyumunu sevenler için mükemmel bir seçenek. Frankfurter Kranz, adını şeklinden almış bir tatlı. Bol krema, krokan ve bademle hazırlanan bu pastayı Frankfurt'un her pastanesinde bulabilirsin. En iyisini mi arıyorsun? Gitmen gereken yerler, Frankfurt'taki en iyi pastanelerden Backerei Morgenstern ve Confiserie Graff. Pastaların ülkesi Almanya'da, her bölge kendi tarzını konuşturuyor. Münih'e yolculuğunda seni bal ile bademin şairane uyumuyla ortaya çıkmış bienenstich tatlısı bekliyor olacak. Okunuşunu çözmeyi sana bırakıyoruz. Evet, tiramisu bu ülkede yenir. İtalya'dan çıkıp, dünyayı fethetmiş bir tatlı olan tiramisu'yu seviyorsanız kesinlikle bir de Roma'da tadına bakmalısınız. Kahve cenneti olan bir yerde, kahveyle yapılan bu tatlının lezzet sınırlarını ne kadar zorlayacağını tahmin etmek oldukça güç. Aynı zamanda \"Maffioli\" olarak da anılan geleneksel İtalyan tatlısı, ismini 1960'ların sonunda tiramisu'yu ülkeye tanıştıran gurme, yönetmen ve yazar Giuseppe Maffioli'ye borçlu. Roma'da en iyi tiramisu nerede yenir? Bu soruyu sorduğunuz her Romalı size en iyi tiramisuyu kendi annesinin yaptığını söyleyecek. İkinci cevapları ise Pompi olacak."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bluesa-doyacaginiz-avrupa-kentleri", "text": "Gitarın oldukça fazla tonu bulunuyor. Blues sevenlere sorsanız tüm müzikler blues'dan çıktı derler. Hayat, aşk, sevgi, kayıp, mutluluk, hüzün gibi tüm duyguların tek bir şarkıda bir araya gelmesi blues'un hayatı anlattığının kanıtıdır. Canlı blues dinlemek herkesin karşısına çıkabilecek bir fırsat fakat gerçek bir blues konseri sık sık karşınıza çıkmaz. Gitarı hissederek çalan bir gitarist, şarkıyı hissederek söyleyen bir vokal ve senin gibi müziği hissederek dinleyecek müzik aşıkları gerekiyor. İşte bunu yaşayabileceğin en güzel Avrupa mekanlarını anlattık. Sana sadece birini seçip, ucuz uçak biletini bulup, o şehre gitmen gerekiyor. Avrupa'da müzik dinlemek, gerçek müzisyenleri canlı izlemek, blues ruhunu yerinde yaşamak gibi şeyler yaşadıktan sonra hayatında dört gözle bekleyeceğin günler, yine aynı tecrübeyi yaşayacağın günler olarak devam edecek. Yani, bu mekanlardan birinde müzik dinlemek kendine verebileceğin en güzel hediye."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/bologna-lezzetlerini-roma-ile-yaristiran-6-restoran", "text": "Roma hiç şüphesiz İtalyan mutfağının medar-ı iftiharı. Lüks restoranları; şirin kafeleri, tatlıcı ve dondurmacılarıyla gerçekten dünya mutfağı ile yarışır. Peki, İtalya'da lezzet söz konusu ise sadece Roma'nın ismi mi ön plana çıkmalı? Muhteşem mimarisi, gizemli atmosferini restoranlara yansıtmış kızıl şehir Bologna, İtalyan lezzetlerinin çıtasını yükselten gizli kahraman. Bologna ucuz uçak biletine sahip olduysan, İtalyan yemeklerinden Uzak Doğu tatlarına kadar geniş bir lezzet skalası bulunan kentin başarılı restoranlarına da uğramalısın. İşte Bologna'nın lezzet sırrını oluştururken, Roma lezzetlerine meydan okuyan o mekanlar. Bu sevimli ve küçük lezzet durağı, yerliler arasında favori, gezginler arasında gizli bir mücevher olarak kabul edilir. İtalya'nın geleneksel bayram günlerinde kır evinden çıkma lezzetleri andıran yemekler, doyurucu bir deneyimi garanti eder. Şeflerin usta et seçimleri, özel makarna ve ekmekleri ile eksiksiz bir menü seni bekliyor olacak. Soğuk et ve kızarmış hamur konusunda ne kadar başarılı olduklarının da altını çizmek istiyoruz. Bologna halkının sarıp sarmaladığı, gurur duyduğu mükemmel bir seçim, Trattoria di Via Serra. Yerlilerin bu kadar takdirini kazanması, kısa zamanda tüm kent civarında üne kavuşmasına neden olmuş. Ayrıntılı pişirme işlemlerini, iddiasız ve sade bir şekilde sunan restoran, sunumunun sade olmasını lezzetlerine çok güvenmelerine bağlar. Bologna'daki herkes bu konuda hem fikir olacak ki, bu mekan her zaman tıklım tıklım doludur. Bunun için uygun fiyatlı uçak biletlerini ayarlayıp gitmeden önce rezervasyon yaptırman şart. Bologna'nın Orta Çağ dönemini andıran sokaklarının aksine, bu restoran geleceğe umutla bakıyor. Dekorasyonu, tarzı ve hizmeti ile şehre enerji katan Well Done Fioravanti'nin kitlesi genelde gençlerden oluşuyor. Dev ahşap masaları, çıplak tuğlaları, yazılı duvarları ve mekanın tam ortasında bulunan dev ağacı ile misafirlerine neşe veriyor. Well Done Fioravanti'nin sırrı ise, kısık ateşte pişirilmiş dana etini bolca kullandığı leziz hamburgerleri. Tuğla duvar, ahşap masa ve düşük ışıklar ile oluşturduğu rahat dekorasyonunu, menüsüne de yansıtan Fermento, hızlı bir öğle yemeği için tercih edilecek en iyi yerlerden. Kaliteli içecekleri, balkabaklı çorbası, makarna menüsü ve sandviçleri ile lezzette hız yakalayan bu mekan, kesinlikle rahatlık ve doğallığın tanımı. Japon ve İtalyan mutfağı konusunda farklı bir füzyon ile misafirlerinin karşısına çıkan Koko Ristorante Giapponese, özgün ve çağdaş tarzı ile ışıl ışıl bir restoran. Vitrinlerinde 1980 yılından kalma uçak kalıntılarını sergileyen bu ilginç mekan, misafirlerine açık büfe hizmeti sunuyor. Eğer bir restorandan beklediğiniz çeşitlilikse, işte burası sizin mekanınız. İtalyan, Uzak Doğu ve şimdi de Yunan mutfağı... El Greco Ristorante, Yunan mutfağının Bologna temsilcisi. Balık üzerine kurulmuş lezzetleri hafif salatalarıyla sunan El Greco Ristorante, şehir içinde bulunan klasik yemeklerden uzaklaşmak isteyenler için harika bir alternatif."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/brukselde-muzige-doyacagin-5-mekan", "text": "AB Komisyonu, AB Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun bulunduğu çok önemli bir başkent Bürüksel. Oldukça kozmopolit. Tabii bu durum şehrin sadece kravatını gevşetip caddelerde dolanan beyaz yakalardan oluştuğunu göstermiyor. Brüksel aynı zamanda eğlenceli ve dolu dolu bir şehir. Mesela Grand Place turundan sonra, kraliyet saraylarını gezip akşam saatlerinde keyifli bir müzik gecesi yaşayabilirsin. Pegasus Brüksel ucuz uçak bileti için araştırmalarını yaptıysan haydi, Brüksel'de ruhumuzun gıdasını bulmaya gidiyoruz! İlk başta sadece az bulunan tabir-i caizse elit bitkilerin sergilendiği bu botanik bahçe, zamanla ulusal bir botanik bahçe haline geldi. Sonraki yıllarda Belçikalılar, \"Neden burayı bir kültür merkezi yapmıyoruz ki?\" dediler ve burası bugünkü şeklini almaya başladı. Burada sergi odaları, bir müze ve tam 3 tane konser salonu bulunuyor. Dolu dolu etkinlikleriyle ünlü Le Botanique, özellikle genç gruplara şans verirken, sık sık düzenlediği farklı sahne performanslarıyla Brüksel gece hayatını renklendiriyor. Bilet satın almak için kolunu bacağını feda etmeyeceğin, ticari amaç gütmeyen paspal ve çok samimi bir mekan Recyclart. Graffitilerden oluşan dış cephesi ve farklı ambiyansıyla kesinlikle farklı bir tecrübe. Sayısız sanat ve müzik etkinliklerinin olduğu bu mekanda, derdi sadece sanat olan insanlarla beraber keyifli saatler geçirebilirsin. Recyclart konusunda ısrarcıyız. Git ve doyasıya eğlen. İşte tam bir anarşist müzik mekanı! Dışarıdan bakıldığında kırmızı kapı ve pencereleriyle dikkatini çekecek mekanın içine girdiğinde, muhteşem bir müzik ziyafetine tanık olacaksın. Yıllardır rock müziğin kentteki en sevilen mekanı olan Les Ateliers Claus, rahat görünümü, serin havası ve harika programlarıyla seyahatinde derin izler bırakacak. Brüksel'in en iyi performans ve spor salonu Beursschouwburg, başlı başına harika bir bina. Konu müzikse seni terasa bekliyoruz. Gürültü konusunda anlayışlı komşuların olduğunu fark eden mekan, çatı katını müzik aktiviteleri için ayırmış. Gerek açık hava barı gerekse teras konserleriyle ün salmış Beursschouwburg, müzikseverler için bir nimet. Klasik müzik, kadifemsi sandalyeler, 2200 kişilik bir dinleyici kapasitesi ve işte Bozar. Dünya orkestraları için en güzel mekan olan Bozar'da sanatın en huzurlu ve dingin halini bulabilirsin. Asil bir müzik ziyafeti istiyorsan burası senin için harika bir adres."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/budapestede-ucretsiz-olarak-yapabilecegin-seyler", "text": "- Budapeşte Nerede? - Budapeşte'ye Nasıl Gidilir? - Ücretsiz Şehir Turlarına Katıl - Hiçbir Ücret Ödemeden Muhteşem Müzeleri Gez - Kahramanlar Meydanı : Ulusal Kahramanları Ziyaret Et - Szechenyi Zincirli Köprü: Szechenyi Paşa'yı Anma Zamanı - Castle Hill: Harika Manzaralı Bahçelerde Dolaş - Balıkçılar Tabyası : Peri Masalına Dahil Ol - Gellert Tepesi : Şehrin Manzarasına Aşık Olma Zamanı - Margaret Adası: Güzel Bir Ada Keşfi - Süslü Gül Baba Türbesi: Budapeşte'de Bir Bektaşi Türbesi - Budapeşte Şehir Parkı : Bir Parktan Fazlası Gezginlerin en büyük isteklerinden biri ucuza seyahat planı yapabilmek. Elbette bunun farklı farklı yolları var. Önce gezilecek yere karar vermek lazım. \"Tek Kuruş Harcamadan Gez\" serimizde her ay farklı bir şehirde ücretsiz olarak yapabileceğin şeylerden bahsediyoruz. Dilersen bu şehirleri önceliklendirebilirsin. Yolculuk ve konaklama için mutlaka bir bütçe ayırmak gerekiyor. Couchsurfing ya da akraba-arkadaş evi seçeneklerini değerlendirirsen konaklamayı ücretsiz bir şekilde halledebilirsin. Ayrıca gezginleri memnun eden kampanya ve promosyonlar ile ucuz uçak bileti satın alabilirsin. Bu kez Budapeşte'deki ücretsiz müzeleri gezip şehri karış karış dolaşabilmen için çeşitli önerilerimiz var. Masallardan fırlamış yapıları, tarih kokan sokakları hakkında bilgi edinmek istersen bu yazı tam sana göre. Önemli not: Sziget Festivali her sene ağustos ayında yapılıyor. Aralık ayında da Noel pazarları var. Bu dönemler de her şeyin fiyatı tahmin edeceğin üzere ikiye katlanıyor. Bu şehir için plan yaparken göz önünde bulundurmanı ayrıca öneriyoruz. Tabii yurt dışına çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutman gerektiğini de söylemek isteriz. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre haydi hazırsan başlayalım! Budapeşte, Macaristan'ın başkenti ve en kalabalık şehri. Tuna Nehri şehri tam ortadan ikiye bölüyor. Batısı Buda olarak adlandırılırken doğusu ise Peşte olarak biliniyor. Macaristan'ın kuzeyinde yer alan şehir; Avusturya, Slovakya ve Romanya'nın orta noktasında yer alıyor. Budapeşte'ye İstanbul'dan direkt uçuş bulabilirsin. İstanbul Budapeşte uçuşları yaklaşık 2 saat sürüyor. Bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Budapeşte'ye ucuz uçak bileti almaktan geçiyor. Mimari güzelliğe sahip etkileyici sokaklarında geçmişin izini bir şehir turuyla sürmeye ne dersin? Üstelik ücretsiz! Ayrıca hikayelerini dinleyip kültürünü öğrenebileceğin Budapeşte şehir turlarının farklı seçenekleri de var. \"Nasıl yani?\" diyorsan ister Budin Kalesi'nin tarihine ister Yahudi Mahallesi'nin hikayesine ister Budapeşte'nin sokaklarının kültürüne ücretsiz şehir turlarıyla hızlı bir giriş yapabilirsin. Free Tours in Budapest web sayfası üzerinden alternatiflere sahip ücretsiz şehir turlarına göz atabilirsin. Gezmeye başlamadan önce tek yapman gereken, turları kontrol edip rezervasyon yaptırmak. - Güzel Sanatlar Müzesi - Macar Demiryolu Tarihi Parkı - Ludwig Müzesi - Askeri Tarih Enstitüsü ve Müzesi Bu tarihlere denk getiremediysen ama 26 yaşından küçüksen farklı tarihlerde ücretsiz ziyaret edebileceğin müzeler var. Macarların Karpat Havzası'nı fethinin 1000. yıldönümünü kutlamak için 1896'da inşa edilen alan, Budapeşte'nin en büyük meydanı. Meydanın tam ortasında Milenyum Anıtı yükseliyor. Anıt 36 metre yüksekliğinde olduğu için uzak bir noktadan bile fark edebilirsin. Macar tarihine damgasını vuran isimlerin heykellerini burada bulabilirsin. Şehri ikiye bölen Tuna Nehri'ne karşı çıkıp ikisini birleştiren 8 köprü arasında ilk yapılan Zincirli Köprü, şehrin sembol noktalarından. Budapeşte'yi tanıtan hemen her fotoğrafta görünüp etkileyiciliği ile kendine çekiyor. İsmini ise köprüyü yaptırmak için büyük desteklerde bulunan Kont İstvan Szechenyi'den alıyor. Hayatı boyunca asla geçmediği muhteşem köprü ise Budapeşte'nin en etkileyici noktalarından biri oluyor. Macarlar için önemli bir isim olan Szechenyi ile ilgili ilginç bir bilgi ise en küçük oğlu Kont Ödön Szechenyi'nin hem Macaristan'da ve hem de daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk devlet itfaiyesini kuran kişi olması. Bu sebepten İstanbul Beşiktaş'ta bulunan Kont Szechenyi İtfaiye Müzesi kendisinin adını taşıyor. İstanbul Beyoğlu'nda hala kullanılan tarihi tünel de onun girişimiyle inşa edilmiş. Bu sebepten paşa unvanına sahip. Teşekkürler Szechenyi Paşa! Etkileyici manzarasıyla Castle Hill; Budin Kalesi, Macar Ulusal Galerisi, Budapeşte Tarih Müzesi ve Macaristan Ulusal Kütüphanesi'ne ev sahipliği yapıyor. Hepsinin bir giriş ücreti var maalesef, ancak bahçelerde dolaşmak ücretsiz. 20. yüzyılda Neo Gotik tarzda inşa edilen peri masallarından fırlamış şatosuyla mutlaka ziyaret edilmeyi hak eden bir yer. İsmini ise Orta Çağ'da şehir surlarının bu bölümünü koruyan balıkçılardan alıyor. Birçok şehirde turist olarak mutlaka ziyaret edilmesi gereken noktalar vardır. Budapeşte'nin de Gellert Tepesi hayli turistik bir güzergah. Seyahatlerinde turist gibi gezmeyip yerlisi gibi gezmeyi tercih ediyorsan burayı atlama deriz. Çünkü harika bir manzarası var. Tuna Nehri ve güzel Budapeşte bir anda ayaklarının altında elmas gibi parlamaya başlıyor. İlkbaharda gidersen yemyeşil ağaçların ve rengarenk çiçeklerin ev sahipliği ile karşılaşabilirsin. Akşam da gündüz saatlerinde de buranın üzerinde bırakacağı etki bambaşka. Tepenin, Tuna Nehri'nin batı yakasındaki Budin Kalesi'ne 30 dakikadan daha kısa bir yürüme mesafesinde bulunduğunu da söyleyelim. Tuna Nehri'nin tam ortasında minik bir ada. Hem yemyeşil hem de güzel peyzajlı bahçelere sahip. Adayı keşfederken her saat başı müzikli bir fıskiye gösterisi yakalayabilirsin. Özellikle akşam saatlerinde ışıklarla birleşince harika görüntüler ortaya çıkarıyor. İnanılmaz ama gerçek! Budapeşte'mizde bir adet türbe var. 16. yüzyıl başlarında yaşamış şair bir Bektaşi dervişine ait. Kanuni Sultan Süleyman'ın davetiyle şehre gelmiş ve orada kalmış. Gül Baba olarak anılmasının sebebi ise kavuğunda sürekli gül taşımasından geliyor. Dilersen Budapeşte'nin en güzel manzaralarından birine sahip olan bu tanıdık durağı ücretsiz şekilde ziyaret edebilirsin. Macaristan'ın kuruluşunun 1000. yılında şehir merkezine inşa edilen parkın içerisinde farklı farklı duraklar da bulunuyor. Kahramanlar Meydanı, Szechenyi Kaplıcaları, Hayvanat Bahçesi ve müzeleriyle Budapeşte'de severek gezebileceğin yerlerden biri. Yerli yabancı herkes soluklanmak istediğinde bu parkı tercih ediyor. Budapeşte'de ücretsiz bir park olan, hatta bir parktan daha fazlasını sunan Şehir Parkı seni bekliyor. Dilersen farklı bilgiler için Budapeşte Gezi Rehberi yazımızı da inceleyebilirsin. Budapeşte seyahatini uygun fiyatlı hale getirmek için sunduğumuz bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Tek Kuruş Harcamadan Gez: Viyana'da Ücretsiz Olarak Yapabileceğin Şeyler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/burada-yaz-bir-baska-dedirten-munih-restoranlari", "text": "Bavyeralı mutfağı nasıl lezzetler sunuyormuş, işte bunu Münih'e gittiğiniz zaman öğreneceksiniz. Bu şehirde sadece Alman mutfağı değil, tüm Avrupa'nın mutfaklarından çeşitler bulacaksınız. Bir ekonomik uçak bileti sayesinde onlarca enfes yemeğe tanık olmanın yanı sıra, geziniz boyunca farklı farklı kültürlere de yakından bakma şansına sahip olacaksınız. Şehrin en güzel manzaralarından birine hazırlıklı olun. Spatenhaus an der Oper'in menüsünde çoğunlukla klasik alman yemeklerine yer veriliyor ve bu işin altından da oldukça başarıyla kalkıyorlar. Restoranın hemen üst katında ise dünya mutfağından seçkiler bulacaksınız. Tarih ve yemek Welser Kuche'de iç içe geçiyor! 16. yüzyıldan kalma bir binada hizmet veren restoran, Münih'in en meşhur noktalarından biri. Zengin içecek menüsü ve tabii ki genişçe yer verdiği Alman yemekleriyle, yerel lezzetlerin peşinde sürüklüyor. Odeonsplatz metro istasyonu yakınındaysanız ve karnınızda ufak da olsa bir hareketlenme varsa, vakit kaybetmeden Luigi Tambosi am Hofgarten'a gidin. Promosyonlu uçak bileti ile Münih'e gelmişsiniz, şehrin en şık sokaklarından birisindesiniz ve sahip olduğunuz bu keyfi biraz daha arttırmanın tam vakti! Güzel bir manzarayla sizi karşılayacak olan bu restoranın kaliteli ambiyansı oldukça takdir görüyor. Vejetaryenler için de birçok seçenek mevcut. Yazı karşılayıp da, çiçek bahçelerinde dolaşmaya çıkmak kadar mevsime uyan başka kaç tane aktivite bulabiliriz? Siz de Nymphenburg Gardens'da yapacağınız keyifli bir yürüyüşü Schlosscafe'de sonlandırın ve Münih'te şehir yaşamına adapte olmuş sıcacık günlerin, sadece bir fincan kahveyle içinizi nasıl da ısıttığına tanık olun. Yeşillerin ortasında, Münih'in hemen kuzey tarafında yer alan bu villanın bahçesinde oturmak bile ferahlamaya yetiyor. İster sevdiğinizle, ister arkadaşlarınız veya ailenizle hem şık hem de samimi bir öğle yemeği yemek için ideal bir nokta. Çocuklar için kurulmuş oyun bahçesi ise minik misafirlerin en çok heyecan duyacağı yeri. Bavyera lezzetleri yanında Meksika ve Brezilya yemekleri de var. Açık havadaki masalardan birinde yerinizi alın ve akıp giden Münih hayatını seyre dalın. Bayerischer Otel'de yer alan bu şık restoranda dünya mutfağının en lezzetli yemeklerini bulacaksınız. Menüde en çok dikkat çeken yemekleri ise Akdeniz mutfağının izlerini taşıyan lezzetler. Daha kapısından girer girmez yoğun bir kalabalığın arasında kendinizi bulsanız da, Garden Restaurant'nın bu kadar ünlü olmasının arkasındaki sebebi, ancak yemekleri tattıktan sonra anlayabiliriz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cevreci-saglikli-ve-duyarli-londranin-organik-restoranlari", "text": "Fish&chips'i unutun! Hazır gıdaları, katkı maddelerini, bütün lezzetine rağmen zararı faydasından daha çok olan yemekleri de... Şimdi Londra'nın en sağlıklı, çevreye ve insana en duyarlı restoranlarıyla tanışacaksınız. Malzemeler organik, çalışanlar güler yüzlü... Sürdürülebilir yaşamı bir ucundan tutmayı başaran bu restoranlar, ekonomik Londra uçak bileti ile keşfettiğiniz en güzel şey olacak! Grain Store'da etler de, sebzeler de aynı öneme sahip. Menülerinde yer alan neredeyse bütün etlerin organik olmasına özen gösteren restoran, sadece bununla da kalmıyor. Teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanarak, enerji tüketimini her daim takip altında tutuyorlar. Filtrelenmiş sudan elde ettikleri kazancın yarısını ise yardım kuruluşlarına bağışlayacak kadar da cömertler. Bu restoranın kapısından girer girmez içinizin ferahlayacağını garanti edebiliriz. Sade ve özenli dekorasyonunun kattığı havanın yanında, menüsünde yer verdiği yemekler de ayrı bir cazibe konusu. Yemeklerde kullanılan etlerin hepsi serbest dolaşan hayvanlardan elde ediliyor ve restoranın iki sahibi, her hafta sebze ve meyve tedarik etmek için tek tek çiftlikleri dolaşıyorlar. Clerkenwell Kitchen'da her şey mevsiminde yeniyor. Sadece hafta içi gündüz açık olduklarını da not düşelim. Suşi ve organik kelimelerini yan yana görmeye pek alışkın olmasak da, Feng Sushi bize bunu nasıl olduğunu gayet güzel gösteriyor. Restoranda yer alan neredeyse her şey geri dönüştürülebilir malzemelerden yapılmış. Hatta atık yağlarını bile biodizel olarak kullanabilmek için arıtmada geçiriyorlar. Edamame gibi Asya mutfağına özel malzemeleri elde etmek için ise yerli çiftçilerle anlaşıp, bu arazilerde yetiştiriyorlar. Yiyeceğiniz yemeğin içinde kullanılan malzemelerin nereden geldiğini öğrenmek için Wahaca'nın menüsünü elinize almanız yeter. Etler, sebzeler, hangi çiftliklerde yetiştirilmiş, siz sormadan önünüze sunacak. Birçok yardım kuruluşunu desteklemelerinin yanında, restoranın içindeki her şeyi de geri dönüştürülmüş malzemelerden elde etmeye çalışıyorlar. The Three Stags'de ithal sebze meyve bulmanız imkansız! Her şeyi ülkedeki yerel üreticilerden alan ve bunu yaparken de sürdürülebilirlik ilkesini göz önünde tutan restoran, seçtiği balıklarda bile oldukça titiz. İş yalnızca menüleriyle de kalmıyor. Okulları ve yerel grupları da bulundukları yerde sebze yetiştirmeleri için de teşvik ediyor, çatılarda bahçeler oluşturup hem mini tarlalarında çalışıyor hem de bal üretimi yapıyorlar. Pegasus ile uçak biletinizi alın, Londra'nın bilinmeyen yüzlerini keşfetmeye devam edin. Tatil planınıza göre Pegasus'la Londra uçak biletinizi Gatwich ya da Stansted'e havalimanlarından herhangi birine alabilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cifte-kumrulara-ozel-romantik-tatil-rotalari", "text": "- Gezgin Çiftlere Özel Yurt İçindeki Romantik Duraklar - Keşfetmeyi Seven Çiftlere Özel Yurt Dışındaki Romantik Duraklar \"Kasımda Aşk Başkadır\" filminin kültleşmesiyle her kasım ayında çiftleri romantik kaçamaklar yapmaya teşvik eden o zaman dilimine girmiş bulunuyoruz. Sevdiğin insanla geçirdiğin vakitleri unutulmaz kılabilmek mümkün. Seyahatler ise anı biriktirmenin ve yeni yerleri birlikte keşfetmenin en büyülü hallerini sunuyor. Sonbaharın kendini iyiden iyiye hissettirdiği bu kasım ayı da çiftler için güzel tatil seçeneklerini peşinde sürüklüyor. Dökülen sarı yapraklar, kışlık kıyafetler, dumanı üzerinde sıcak içecekler ve baş başa geçirilecek romantik bir tatil kulağına hoş geliyorsa çiftlere özel tatil yerleri için önerilerimizden bahsedelim. Belki bu kasım ayında ilişkinizin en güzel tatilini yaşarsınız. Balayı tatilinin keyfini çıkarmak isteyenler ya da sakin ve baş başa bir tatili iple çekenler. Türkiye'nin tatil beldelerinde eşsiz bir deneyim yaşamaya ne dersiniz? Seyahatinizi yurt içi olarak planlıyorsanız önereceğimiz bu rotaları bir düşünün deriz. Bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayan Kapadokya, büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Mağaralar, peribacaları ve gökyüzünde süzülen balonlar, bir masalın içerisindeymiş gibi hissetmeye yetiyor. Burayı ziyaret edecek çifte kumrulara gün doğumlarını ve gün batımlarını kaçırmamalarını öneriyoruz. Yeraltı şehirlerinde mistik bir maceraya çıkmak da güzel bir deneyim olabilir. Aktivite planlamak isterseniz Kızıl Vadi, Aşk Vadisi ve Güvercinlik Vadisi'nde ATV turlarına katılabilir ya da yürüyüş yapabilirsiniz. Tabii balon turunu da unutmamak lazım. Tatil planı yapmadan önce Bir Bilet İki Şehir: Kapadokya Gezisi ve Elazığ Gurme Turu yazımıza mutlaka göz atmanı öneriyoruz. Kalkan-Kaş bölgesi yaz aylarının popüler durakları içerisinde yer alsa da sonbahar aylarında da sakinliği ve güzel havasıyla tercih edilebilir bir güzergah haline geliyor. Partnerinle birlikte kasım ayında yurt içinde hala denize girilebilen bir yer arıyorsanız burayı değerlendirebilirsiniz. Butik otel seçeneklerinin yanı sıra muhteşem manzaralı kiralık villalarda da kalabilirsiniz. Sezon dışı olduğu için fiyatlarda yaz sezonuna görece daha uygun olacaktır. Geceleri yıldızları izleyip denize düşen yakamozun keyfini çıkarırken gündüz doğa harikası yerleri gezebilir, sıcaklar azalmışken antik kentlere keşif dolu bir ziyaret gerçekleştirebilirsiniz. Kalkan, Antalya'nın bir ilçesi olsa da Muğla'nın sınırlarına hayli yakın. Bu nedenle Dalaman'a uçup aktarma yaparak bu bölgeye ulaşabilirsin. Bu önerimiz doğada vakit geçirmeyi seven, sonbahar romantizmini iliklerine kadar yaşamak isteyen çiftlerimiz için geliyor. Kışlıklarınızı hazırlayın, doğanın tüm renklerini keşfedeceğiniz bir yere doğru yola çıkıyoruz! Bolu'da bulunan Yedigöller hem kampseverlerin hem de doğada vakit geçirmek isteyenlerin özellikle sonbahar aylarında en çok ziyaret ettiği duraklar arasında yer alıyor. Burada dilersen çadırda, dağ evinde ya da otelde kalabilirsin. Tertemiz derin bir nefes alıp dökülen yaprakların çıtırtıysa gerçekleştireceğiniz doğa yürüyüşüne kuşlar, sincaplar ve yüzlerce bitki türü de eşlik edecek. Yedigöller, ismini içerisindeki yedi gölden alıyor. Ziyaretin sırasında bu göllerin yanında huzur bulacağının garantisini veriyoruz. Yedigöller, İstanbul ve Ankara'ya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunuyor. Dilersen İstanbul'dan ya da Ankara'dan da bu bölgeye aktarma yapabilirsin. Daha önce partnerinle yurt dışı seyahat planı yapmış mıydınız? Bu kasımda yurt dışı seçeneklerini değerlendirmek, güzel bir tatilin kapılarını aralayabilir. Yurt dışında gidecek bir yer arıyorsanız hem sıcak iklimin hem de sonbaharın ruhunu yaşabileceğiniz farklı önerilerimizi gezgin çiftler için derledik. Mısır'ın güzel yüzü Şarm El-Şeyh, Kızıldeniz'in kıyısında en renki haliyle gezginleri bekliyor. Burayı özellikle dalış yapmak isteyen çiftlere öneriyoruz. Renkli balıkların arasında Kızıldeniz'de mercanlarla birlikte tüplü dalış yapmak, tatilinizi zenginleştirmek için güzel bir seçenek olabilir. Üstelik buranın deniz ürünleri de mutlaka denenmeli. UNESCO'nun barış ve güzellik açısından dünyanın en iyi şehri seçtiği Şarm El-Şeyh, görece uygun fiyatlı bir lüks tatil arayanlar için güzel bir seçenek. Sonbahar ve ilkbahar aylarında ortalama günlük sıcaklıklar 25-30 derecede seyrettiği için yazı yeniden yaşamak isteyenlerin adresi diyebiliriz. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ucuz Şarm El-Şeyh uçak bileti almaktan geçiyor. Romantik bir seyahat denilince akla ilk olarak Paris geliyor, ama Budapeşte'nin bu konuda hakkının yendiğini düşünüyoruz. Tuna Nehri'nin üzerinden geçen Zincirli Köprü, Castle Hill'in bahçelerinden görünen muhteşem manzara, peri masallarını andıran Balıkçılar Tabyası ve Tuna Nehri'nin ortasında tüm güzelliğiyle büyüleyen Margaret Adası, romantik bir tatil geçirmek isteyen çiftler için biçilmiş kaftan. \"Kasım ayında seyahat başka!\" dememizin bir sebebi de Noel pazarları. Tüm ışıltısıyla büyüleyen Noel pazarlarından biri de Budapeşte'de kuruluyor. Budapeşte'deki Noel pazarını yakalamak için seyahatini 17 Kasım 1 Ocak tarihleri arasında planlayabilirsin. Daha detaylı bilgi almak istersen Budapeşte Tatili: Budapeşte'de Yapılacak Şeyler yazımızı okuyabilirsin. Birlikte Vlata Nehri'nde yüzen bir caz kulubü olan Jazz Botu'nda güzel bir yemek yiyebilir, Charles Köprüsü'nün muhteşem atmosferinde yürüyebilir ve Prag Kalesi'ne çıkıp şehir manzarası izleyebilirsiniz. UNESCO'nun koruma listesinde bulunan Old Town Meydanı'na vakit geçirmenizi de mutlaka öneririz. Prag'da gezilip görülecek yer çok. Daha önce öve öve bitiremediğimiz yazılarımızı okuyup seyahat planı yapmak isterseniz aşağı birkaç yazımızı bırakıyoruz. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ise ucuz bir Prag uçak bileti almaktan geçiyor. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Gökyüzü Gözlem Yerleri: Yıldızları İzlemek İçin En İyi Yerler başlıklı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cikolata-kokan-kent-bruksel", "text": "Benelüks turlarının en dikkat çekici duraklarından olan Brüksel, çok yönlülüğü ile öne çıkıyor. Kozmopolit yapısı sayesinde gezginlere birçok farklı olanak sunan şehirde, birbirinden değerli yapıları ziyaret edebilir, farklı temalara sahip müzelerde zaman geçirirken bilgi dağarcığınızı genişletme ayrıcalığına kavuşabilirsiniz. Kent, aynı zamanda yılın farklı dönemlerinde ev sahipliği yaptığı festivaller ve canlı gece hayatı aracılığıyla konuklarına büyülü anlar yaşatmaya da devam ediyor. Belçika'nın çok kültürlü başkenti, ülkenin orta kesiminde yer alıyor. Senne Nehri ile bağlantılı Charleroi ve Willebroek kanallarının kesiştiği noktada kurulu kent ile Atlas Okyanusu arasında yaklaşık 110 kilometre mesafe bulunuyor. Başkentin en önemli komşularının başında, iki Flaman kenti olan Gent ve Antwerp geliyor. Şehir, ayrıca en büyük Valon yerleşimlerinden Mons ve Liege'e yakın konumda yer alıyor. Brüksel, yıl boyunca okyanusal iklimin etkisi altında kalıyor. Bu nedenle sonbahar ve kış aylarında yağışlı gün sayısı bir hayli yüksek oluyor. Kışın kara dönüşen yağışlar, kente zarif bir görünüm kazandırıyor. Eğer sakin birkaç gün geçirmek isterseniz, kış şartlarına aldırış etmeden Brüksel'e seyahat edebilirsiniz. İlkbaharda ise yağmura ek olarak şehir sık sık şiddetli rüzgarların etkisi altına girebiliyor. Yaz mevsimi, birçok Avrupa kentinde olduğu gibi Brüksel'de de tatil için en iyi dönem olarak öne çıkıyor. Hava sıcaklıklarının yükseldiği bu zaman aralığında bile bazı günlerde ani yağmur geçişleri görülebiliyor. Bu küçük detaya aldırış etmeyen gezginler, uzun yaz günlerinde keyifle kentin çok kültürlü yapısını tanıma ve popüler cazibe merkezlerini ziyaret etme fırsatına sahip oluyor. \"Turist kalabalığı makul bir seviyede olsun, tadını çıkara çıkara gezelim.\" derseniz, Brüksel'i ziyaret etmek için en güzel zaman ise mart-mayıs ayları arasındaki dönem. Brüksel'in bünyesinde barındırdığı turistik fırsatları tam anlamıyla deneyimlemek için en azından 3 günlük tatil süresi gerekiyor. Yedinci sanat dalına ilgi duyan kişiler için Brüksel'de düzenlenen festivaller ayrı bir anlam ifade ediyor. Şehir ayrıca özellikle yaz aylarında dans, müzik ve sanat temalı kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla gezginlere sadece seyahat tarihlerini Brüksel festival takvimine göre ayarlamak kalıyor. Brüksel'de rüya gibi bir tatil dönemi yaşamak için ulaşım ihtiyacınızı doğrudan uçak seferleri ile konforlu biçimde giderebilirsiniz. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan gerçekleştirilen seferler, Fransa sınırına yakın konumda yer alan Brüksel Charleroi Havalimanı'nda sonlanıyor. Kente yönelik uçuşlarda yerinizi almak için hemen Brüksel Charleroi uçak bileti sayfası aracılığyla birbirinden cazip tekliflere göz atın. Modern bir kent profiline sahip Brüksel'in tarihi kent merkezinde faaliyet gösteren otellerde konaklamayı tercih ederseniz, önemli turistik mekanların tümüne yürüyerek rahatça ulaşabilirsiniz. Buna ek olarak şehir içi ulaşım ihtiyacınızı metro, otobüs, tramvay gibi seçeneklerle de giderebilirsiniz. Belçika'nın başkentinde tatil yaparken zamandan kazanmak adına metro seferlerine yönelebilirsiniz. Metro ağı kapsamındaki 1A, 1B ve 2 numaralı hatlar, kentin merkezi noktalarına kolay ulaşım imkanı verdiği için gezginler tarafından sıkça kullanılıyor. Tabii kentin tarihi dokusunu derinden hissetmek ve video, fotoğraf çekimi yapmak için günün sakin saatlerinde tramvaya da binebilirsiniz. Metro ağının kapsamı dışında kalan bir yere gidecekseniz, otobüs seferlerinden yararlanabilirsiniz. Araçların güncel güzergah bilgilerini STIB'nin mobil uygulaması vasıtasıyla öğrenebilirsiniz. Brüksel şehir merkezinde bu seçenekler dışında bisiklet kiralayarak ya da hop on/hop off otobüslere ya da teknelere binerek de ulaşım ihtiyacınıza çözüm bulabilirsiniz. Pegasus'un Brüksel'e yönelik tüm uçuşlarında varış noktası konumunda olan Charleroi Havalimanı ile kent merkezi arasında 46 kilometre mesafe bulunuyor. Bu mesafeyi aşmak konusunda otobüs ve tren seferlerinden yararlanabilirsiniz. Tercih haklarını otobüs seferlerinden yana kullanmak isteyen gezginler, doğrudan kent merkezine ulaşım sağladığı için Brussels City Shuttle bünyesinde hizmet veren ve her 30 dakikada bir sefer yapan araçlara yöneliyor. TEC-Bus A isimli otobüs ise kara yolu ile transfer konusunda kentin kalbine ulaşmak isteyenlere belirli ölçüde yardımcı oluyor. Çünkü bu toplu taşıma araçları, seferlerini Charleroi South tren istasyonunda noktalıyor. Dolayısıyla tren aktarması ile birlikte bu seçenekle Brüksel'in merkezine gitmek bir saat sürüyor. Brüksel, gezilecek yerler açısından zenginliği ile dikkat çekiyor. Kentin tarihi merkezi başta olmak üzere dört bir yanında ilgi çekici cazibe merkezleri sizleri bekliyor. Kente ilk defa seyahat edecek gezginler gezilip görülmeye değer yerlerin sayısı fazla olduğu için seçim yapmakta zorlanabiliyor. Siz de benzer bir durumda kalırsanız, aşağıda sıralanan mekanlara öncelik verebilirsiniz. Brüksel'de neredeyse her yol işeyen çocuğa çıkar. Sadece 60 cm boyunda olsa da, bu işeyen çocuk heykeli Brüksel'in en bilinen kültürel yapılarından biri. Hakkında çeşitli efsaneler dolanan bu sevimli çeşmeyi, belli dönemlerde kıyafetle de görebilirsiniz, şaşırmayın. Hatta hazır yakınındayken Maison du Roi'ya gidip 600 parçadan oluşan işeyen çocuk kostüm koleksiyonunu inceleyebilirsiniz. Tasarımcılar arasında John Malkovich de bulunuyor. Hareketli atmosfere sahip meydan, çevresini saran birbirinden güzel tarihi binalar nedeniyle gezginlerin şehirde ilk ziyaret ettikleri yer olma özelliği taşıyor. Ağustos ayında Çiçek Halı Festivali ile renklenen alanı gezerken, Manneken Pis heykeli başta olmak üzere kentin simgesi sayılan birçok cazibe merkezini yakından tanıma imkanı bulabilirsiniz. Zamanında Victor Hugo ve Baudelaire'i kendisine hayran bırakmış, Grote Markt olarak da bilinen bu meydan Brüksel'in ana çekim noktası. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan alan Brüksel'in tarihini ve günlük yaşamını gözlemlemek için mükemmel bir nokta. 15. yüzyıldan kalma belediye binası, Grand Place çevresinde ziyaret edilmeye değer yapıların başında geliyor. Ön tarafı çeşitli heykellerle süslü yapı, 96 metrelik gösterişli çan kulesi aracılığıyla meydanda bulunan gezginleri adeta selamlıyor. Hotel de Ville'in ardından rotanızı Brüksel Şehir Müzesi'ne çevirebilirsiniz. Müze, meydanın güney tarafında yer alan Breadhouse'un 3 katını kaplıyor. Sergi alanlarını dolaşırken belediye binasının önündeki heykellerin orijinallerini ve kentin üç boyutlu modelini inceleyebilir, İşeyen Çocuk ile ilgili hem bilgilendirici hem de eğlendirici kısa filmi izleyebilirsiniz. Andre Waterkey tarafından tasarlanan sembolik yapı, etkileyici kent manzarasını seyretmek isteyen gezginlerden yoğun ilgi görüyor. Anıt, her biri 18 metre çapındaki tam dokuz adet küreden oluşuyor. Gece ışıklandırması devreye girdiğinde çok daha etkileyici bir görünüme kavuşuyor. Bruparck gezisi sırasında zaman ayırabileceğiniz bir diğer önemli cazibe merkezi konumundaki minyatür parkında, 80 farklı şehirde bulunan 350 binanın 1/25 ölçeğindeki kopyaları ile tüm Avrupa'yı tek seferde yakından inceleyebilirsiniz. Tesiste ayrıca Avrupa Birliği hakkında bilgiler içeren interaktif bir gösterime de katılabilirsiniz. Venedik kanallarında gondol gezintisi yapıp, Big Ben ile Londra saatini yakalayın, ardından TGV'ye atlayıp Fransa'yı baştan sona gezin. Eğer bir çizgi roman hayranıysanız burayı mutlaka Brüksel'de gezilecek yerler listenize ekleyin. Dünyanın en çok çizgi roman sanatçısına ev sahipliği yapan yer olan Belçika'nın bu özel müzesinde, Tin Tin de dahil olmak üzere 5000'den fazla çizgi karakterin orijinal çizimini görme imkanına sahipsiniz. Brüksel'de yer alan ve her zevke göre özelleşmiş diğer müzeler arasında ise Müzik Enstrümanları Müzesi, Askeri Müze ve Art Nouveau'nun doğduğu Horta Museum bulunuyor. Gotik mimarisi ile ziyaretçilerinin hayranlığını kazanan katedral, tarih sahnesine 9. yüzyılda St. Michael'e adanmış kendi halinde bir şapel olarak çıkmış. 11. yüzyılda Aziz Gudula'ya ait eşyaların taşınmasının ardındansa kiliseye dönüştürülmüş. Parlamento binasına bir hayli yakın konumdaki saray, Belçika tarihi hakkında birbirinden değerli bilgiler edinebileceğiniz Musee Belvue'ye ev sahipliği yapıyor. Etrafında ise en az kendisi kadar etkileyici güzellikte bahçeler bulunuyor. 1180 yılında kurulan park, ülkenin bağımsızlığını kazanmasının 50. yılını simgeliyor. Bünyesinde sportif faaliyetlere odaklanabileceğiniz, piknik yapabileceğiniz 30 hektarlık yeşil alanda zaman geçirirken Autoworld, Kraliyet Silah ve Askeri Tarih, Kraliyet Güzel Sanatlar müzelerini ziyaret edebilirsiniz. Brüksel'de farklı temalara yoğunlaşmış çok sayıda müze bulunuyor. Bunlar arasında en yoğun ilgiyi ise Çikolata Müzesi görüyor. Joseph Jo Draps'ın eşinin önderliğinde 1998'de kurulan kültürel tesiste Belçika çikolatalarının nasıl yapıldığını öğrenebilir, öyküsünü dinleyebilir ve bol bol tadım yapabilirsiniz. Brüksel'deki tatil günlerinizi simge yapılara yürüme mesafesindeki otellerde konaklayarak geçirmek isterseniz, Grand Place ve Saint Gery civarındaki otel seçeneklerini inceleyebilirsiniz. Ixelles, eskiyle yeninin bir arada olduğu, modern ve lüks alışveriş olanakları bakımından zengin bir bölgede konaklamayı tercih edenler için şehirdeki en ideal fırsatlara ev sahipliği yapıyor. Brüksel'de tatil yapmayı planlayan gezginlerden bazıları, bohem ruhu yansıttığı ve gündelik yaşama dair eşsiz ipuçlarını barındırdığı için Saint Gilles sınırları içerisindeki otelleri tercih ediyor. Brüksel'in diğer popüler konaklama bölgeleri Saint Josse ten Noode ve European Quarter'da ise modern hava daha ağır basıyor. Nüfusunun farklı kökenlere sahip kişilerden oluşması, Brüksel mutfak kültürünün zenginleşmesindeki ana etken olarak gösteriliyor. Kentteki restoranlarda, Fransa ya da Hollanda yemek kültürünü çağrıştıran seçeneklere ek olarak Kuzey Afrika ve Asya orijinli tariflere de rastlayabilirsiniz. Buna rağmen yerel mutfağın özgün lezzetlerini tanımak adına ekmek arası ya da küçük kaseler içerisinde sunulan patates kızartmasına öncelik verebilirsiniz. Yerel halk, kızartılmış ya da fırınlanmış patates dışında carbonnade flamande, karides kroket, steak tartare, erikli tavşan eti, et buğulama ve köfte gibi yemek çeşitlerini de tüketmekten bir hayli hoşlanıyor. Yemeğe ayıracak vaktiniz yoksa, açlığınızı döner dürüm ile kolayca bastırabilirsiniz. Brüksel tatili sırasında olur da tatlı krizine girerseniz, bir porsiyon waffle veya dame blanche ile şeker seviyenizi yükseltebilirsiniz. Brüksel'de, çikolata aşkının en yoğun yaşandığı yerde olup da, tadına bakmamak ve çikolata merkezlerini gezmemek olmaz. Her köşe başında göreceğiniz çikolata dükkanları başınızı döndürse de biz size Zaabar Çikolata Akademisi'ni, la Chocolatier Manon ve la Maison du Chocolat'ı gezmenizi öneririz. Çikolatanın yapımında geçtiği her sürece tanıklık edip workshop'lara katılabileceğiniz bu merkezler çikolata aşkınızı bir üst seviyeye taşıyacak. Brüksel ve alışveriş kelimelerinin yan yana kullanıldığı durumlarda akla hemen birbirinden lezzetli gıda ürünleri geliyor. Tatil dönüşü dostlarınıza hediye etmek için çikolata ve şekerleme çeşitlerine yönelebilirsiniz. Alternatif olarak hem kendi koleksiyonunuzu zenginleştirmek hem de sevdiklerinize değer verdiğinizi vurgulamak adına kupa, anahtarlık, magnet gibi klasik tipteki hediyelikleri ya da dantel ürünlerini, karikatür kitaplarını tercih edebilirsiniz. Lüks moda marklarına ait ürünlere ve pırlanta takılara ilgi duyuyorsanız, Avenue Louise ile Boulevard de Waterloo üzerindeki mağazalar aracılığıyla aradığınız tarzda ürünlere kolayca ulaşabilirsiniz. Rue Neuve ise yerel butikler ile uygun fiyatlı zincir mağazalara ev sahipliği yapıyor. Şehirde, farklı kategorilerden ürünleri tek çatı altında sunan alışveriş merkezleri arasından en yoğun ilgiyi City 2 ve Woluwe görüyor. Otantik alışveriş fırsatlarını yakalamak adına ayrıca Marche du Midi başta olmak üzere kentin önemli meydanlarında kurulan pazarları ziyaret edebilirsiniz. Brüksel'de alışveriş ile ilgili daha fazla detay için tıklayın. Brüksel, kozmopolit yapısı sayesinde kültürel yönü ağır basan, tekdüze bir şehir yerine gece hayatı bakımından renkli fırsatları bünyesinde barındıran tatil destinasyonu profili çiziyor. Seyahatiniz esnasında akşam saatlerini keyifli geçirmenizi sağlayacak sakin bir mekan arayışına girerseniz, Greenwich ve Poechenellekelder'e gitmeyi düşünebilirsiniz. Şehirdeki pub'ların ve caz kulüplerinin sayısı da oldukça fazla. Sabahın ilk ışıklarına kadar dans etmek isteyen eğlence tutkunu gezginler içinse Fuse, YOU, Boddy Louis farklı anlamlar ifade ediyor. Le Nostalgia'nın konseptini ise 1960'lı ve 1990'lı yıllar arasına damgasını vurmuş müzik akımları oluşturuyor. Pegasus İnternet Sitesinin düzgün bir şekilde çalışması ve performansının artırılması için gerekli çerezleri kullanıyoruz. Bunlara ek olarak tercihinize bağlı foksiyonel çerezler ile reklam ve üçüncü kişilere ait çerezler kullanmaktayız. Fonksiyonel çerezler Pegasus İnternet Sitesindeki tercihlerinizin hatırlanmasını sağlar. Reklam ve üçüncü kişilere ait çerezler ise tarayıcınız üzerinden internet kullanımınıza bağlı reklam ve tanıtım içeriği sunmaktadır. Tercihe bağlı çerezlerin kullanımına aşağıdaki tercihler üzerinden izin verebilir veya bu yönde kullanımı engelleyebilirsiniz. Gerekli çerezleri internet tarayıcınızın ayarlar bölümünden etkinleştirebilir veya devre dışı bırakabilirsiniz. Bu çerezleri devre dışı bıraktığınızda Pegasus İnternet Sitesinin bazı özelliklerinden faydalanamayacağınızı lütfen dikkate alınız. Detaylı bilgi için Pegasus Gizlilik Politikası Çerezler ve Dijital Pazarlama Uygulamaları sayfasındaki bilgileri inceleyebilirsiniz. Pegasus İnternet Sitesinin düzgün bir şekilde çalışabilmesi için gereklidir. Pegasus İnternet Sitesinin ziyaret edilebilmesini ve özelliklerinden faydalanılmasını bu çerezler sağlar. Oturum çerezleri, internet sitesinde sayfalar arasında bilgileri taşıyabilmek ve bilgileri tekrardan girmek zorunluluğunu ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu çerezler aracılığıyla, sayfaların ziyaret sıklığı, varsa ilgili hata iletileri, sayfalarda geçirilen zaman ve kullanıcının internet sitesini kullanma şekliyle ilgili bilgileri toplanır. Bu bilgiler aracılığıyla, Pegasus İnternet Sitesinin performansının arttırılması sağlanır. Bu çerezler ile kullanıcının site içinde yapmış olduğu seçeneklerin hatırlanması sağlanır ve böylelikle kullanıcıya kolaylık sağlanmış olur. Bu çerezler ile kullanıcılara gelişmiş internet özellikleri sağlanır. Pegasus internet sitesinde bazı fonksiyonların kullanımı amacıyla üçüncü taraf tedarikçilerine ait çerezleri kullanılır. Pegasus İnternet sitesinde reklam takibi yapan firmaların çerezleri de mevcuttur. Detaylı bilgi için Pegasus Gizlilik Politikası Çerezler ve Dijital Pazarlama Uygulamaları sayfasındaki bilgileri inceleyebilirsiniz. Uçuş arama servisin şu an meşgul gibi gözüküyor. Dilersen sayfayı tekrar yenile veya aşağıdaki linkten alternatif uçuş arama sayfamızdan devam et."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cikolata-sevenlerin-seyahat-rehberi", "text": "- Çikolatanın Saymakla Bitmeyen Faydaları - Dünya Çikolata Rotası: Çikolata Festivalleri - Avrupa'da Mutlaka Ziyaret Etmen Gereken Çikolatacılar - Çikolata Yolculukları Müzeleri ve Evleri - Belçika ve Çikolata Rüyası Tim Burton, her zaman fantastik filmler çekmiyor. Charlie'nin Çikolata Fabrikası elbette birçok konuda fantastik bir film ama dünyada aynı hisleri yaşayabileceğiniz, aynı çikolataları tadabileceğiniz yerler var. Bir tanesini seçip, ekonomik bir uçak bileti bulduktan sonra kendinizi çikolatanın kusursuz tadına bırakabilirsiniz. Dünyanın en kolay ulaşılabilir mutluluk kaynağı çikolatanın en güzel hallerini tatmak, dünyayı gezmek için harika bir bahane! Tek yapmanız gereken bu bahaneyi değerlendirip yola çıkmak. Bu yolculukta kendinizi Charlie gibi hissedecek, anlatacak birçok hikaye biriktireceksiniz. Bu yazımızda önce çikolatanın faydalarından bahsedeceğiz, sonrasında çikolatanın şova dönüştüğü festivallere uzanacağız, Avrupa'daki en güzel çikolatacıları gezip müzelerinde vakit geçireceğiz. Haydi başlayalım! Çikolatanın gerçekten mutlulukla ilgisi olduğunu biliyor muydun? Mutluluk hormonunu tetikleyen çikolata, araştırmalara göre tüketim miktarına bağlı olarak vücudun işleyişine yardımcı oluyor. - Kalbi korur. - Beyin faaliyetlerini geliştirir. - Kolon kanseri riskini azaltır. - PMS'i düzenler. - Glikoz metabolizmasını artırır. - Antioksidan kaynağıdır. Çikolata, Avrupa'nın farklı yerlerinde mutluluk hormonu dağıtmaya festivalleriyle devam ediyor. Her sene aynı tarihlerde düzenlenen festivallere birlikte göz atalım! The EuroChocolate Perugia İtalya (13-22 Ekim): İtalyanların lezzet düşkünü olduklarını bir kez daha en tatlı halleriyle kanıtladıkları festival. Le Salon du Chocolate, Paris Fransa (28 Ekim-1 Kasım): Paris zarafetinin çikolatayla buluştuğu festival. Yediklerini asla unutmayacaksın. The Chocolate Festival, Londra İngiltere (4-5 Aralık): İngiliz kültürü, leziz kahveler, özel çaylar ve binlerce çeşit çikolatayla mutluluk dolu bir festival alanı. ChocolART Stuttgart, Tübingen Almanya (5-10 Aralık): Elbette Belçika'nın çikolata konusunda yeri ayrı, ama Almanlara da haksızlık yapmamak lazım. Tübingen, doğasıyla olduğu kadar çikolatasıyla da bir cennet! Seyahat planı yaparken lezzetli çikolataların yapıldığı kakao kokulu dükkanlara rotanı çevirmek istersen senin için güzel alternatiflerimiz var. Dilersen Avrupa seyahatine çıkmadan önce önerdiğimiz duraklara göz atabilirsin. Bir çift tarafından işletilen çikolatacıda mutlaka limonlu çikolatayı dene. Fikri bile başını döndürdü değil mi? İngiltere'nin büyüleyici şehri Londra'ya gidersen bu dükkana doğru bir rota oluşturabilirsin. Bir dönem Coco Chanel ve Marcel Proust tarafından işletilen Angelina'da mutlaka bir African sıcak çikolata denemelisin. Hem yerel halk hem de turistler için Paris'in favorisi! Kruvasan ve kahve denemelerinden sonra buraya da bir şans vermeni öneriyoruz. Çikolatanın ne hallere geldiğine inanamayacaksın. Çikolatadan Titanic bile bulunan kafede, devasa boyutta bir çikolata şelalesi akıyor. Berlin'de çikolata krizini dindirmek istersen mutlaka buraya uğramalısın. Bu bohem şehrin sokaklarında doyasıya gezmen için ucuz Berlin uçak biletini aşağıya bırakıyoruz. Çikolata Dükkanı'na git ve bir tane Asuman siparişi ver. Üzerinde bıraktığı etki seni sık sık Çikolata Dükkanı'na geri getirmeye yetecek. İstanbul'un en güzel semtlerinden biri olan Moda'nın sokaklarında gezdikten sonra tatlı bir mola vermek istersen burayı denemeni öneriyoruz. Elmalı milföy tatlısı ve yanında sıcak çikolata, dünyayı ve hayatı bin kat daha fazla sevmeni sağlayacak. Burası aynı zamanda Lüksemburg'un en popüler kafesi. Dilersen öncesinde bir Frankfurt gezisi yapıp sonrasında refah seviyesi hayli yüksek olan bu zengin kenti ziyaret edebilirsin. İskandinavların tatlı konusunda ne kadar başarılı olduğunu herkes bilmez. Giden ve araştıran bilir. Eğer hiçbir şey bilmeden gidiyorsan Geiranger Sjokolade'de yiyeceğin Blue cheese çikolata, ne kadar başarılı olduklarını anlamana yetecek. Burası Oslo'ya hayli uzak bir noktada. Norveç turu yapacağım diyorsan rotana bu durağı de ekleyebilirsin. Festivaller ve çikolata dükkanlarından bahsetmişken çikolata müzelerinden bahsetmemek olmaz. Haydi gel, biraz da çikolatanın yapım aşamalarına ve sanat haline bir göz atalım. Dünyanın en prestijli çikolataları olarak anılıyor Amedei'deki çikolatalar... Önce çikolata turuna katıl ve kentin çikolatasını yakından tanı. Daha sonra da tatma eğitimine katılabilirsin. Zotter markasının bir fabrika turu bulunuyor. Çikolata tiyatrosu, kakao sineması, interaktif oyunlar ve sınırsız bedava çikolatalarla hayatının en eğlenceli yolculuğuna çıkacaksın. Birçok ilginç İspanyol müzesi gibi Çikolata Müzesi de Barcelona'nın en ilginç yerlerinden biri. Bir bilet aldıktan sonra birbirinden özel çikolata heykelleri ve sergileriyle karşılaşmaya hazırlan. Elbette en güzel çikolatanın toprağı İsviçre'de bir Çikolata Treni bulunuyor. Hem müthiş İsviçre manzaraları arasında harika lezzetlerle yolculuk yapabiliyor hem de yolculuk sonunda Cailler Çikolata Fabrikası'na varıyorsun. Herkesin yola çıkmak, seyahat etmek için bir amacı vardır; ama tartışmasız bu yolculuk en lezzetlisi. Tüm dünyada çikolatanın ustaları olsa da Belçika çikolata konusunda her zaman bir numara. Bunu sana tek tek rakamlarla anlatmak istedik. Böylece en lezzetli çikolatayı nerede yiyebileceğine emin olabilirsin. - Çikolatanın Belçika'daki yükselişi 18. yüzyıla dayanıyor. - 2000'den fazla çikolata dükkanı var. - Her yıl 172 ton çikolata üretiliyor. - 10 binden fazla çeşit bulunuyor. Dünyanın en kolay ulaşılabilir mutluluk kaynağı çikolatanın en güzel hallerini tatmak, dünyayı gezmek için harika bir bahane! Tek yapmanız gereken, bu bahaneyi değerlendirip yola çıkmak. Bu yolculukta kendini Charlie gibi hissedecek, anlatacak birçok hikaye biriktireceksin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Hangi Tatlı Nerede Yenir? yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cittaslow-sehirler", "text": "- Cittaslow Nedir? - Cittaslow Hareketinin Amacı Nedir? - Cittaslow Şehir Olmak İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir? - Cittaslow: Türkiye Şehirleri - Ege Bölgesindeki Cittaslow Şehirleri: Mavi ve Yeşilin Kucakladığı Huzur Durakları - Seferihisar: Türkiye'nin İlk Sakin Şehri - Gökçeada: Güneşin En Yavaş Battığı Cittaslow Şehri - Karadeniz Bölgesindeki Cittaslow Şehirleri: Doğanın Kalbine Doğru - Gerze: Türkiye'nin En Mutlu Yeri - Şavşat: Doğanın En Güzel Hali - Doğu Anadolu Bölgesindeki Cittaslow Şehri: Tarihi Bir Coğrafya - Ahlat: Doğu Anadolu'nun Plajı - Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki Cittaslow Şehri: Mezopotamya'nın Kadim Toprakları - Halfeti: Gizemli Şehir - Akdeniz Bölgesindeki Cittaslow Şehirleri: Sakin ve Huzurlu Rotalar - Eğirdir: Berrak Tatlı Sular - Yalvaç: Taşı Toprağı Tarih - İç Anadolu Bölgesindeki Cittaslow Şehri: Tarih Dolu Topraklar - Güdül: İç Anadolu'nun Sakin Şehri - Marmara Bölgesindeki Cittaslow Şehirleri: Marmara'da da Sakin Şehir Mümkün - Vize: Trakya'nın İlk Sakin Şehri - Taraklı: Geçmişe Huzurlu Yolculuk Cittaslow Türkiye listesi son yıllarda sürekli güncelleniyor ve dinginlik, yavaşlık, huzurun hakim olduğu şehirler trend halini alıyor. Hava kirliliği, hayat pahalılığı, trafik, kalabalık, gürültü gibi olgular, metropollerde yaşamayı her geçen gün biraz daha zorlaştırdığı için kafasını dinlemek isteyen insanların sayısı da giderek artıyor. Hızlı yaşam tarzından bunalan kişiler, doğal yaşam alanlarına geri dönüyor ya da tatil için en sakin, en sessiz yerleri seçiyor. İflah olmaz şehir çocukları bile deniz kenarlarına, göllere, ormanlara, yaylalara ve dağlara gitme isteği duyuyor. Cittaslow hareketi 1999 yılında İtalya'da doğdu. Cittaslow'daki 'citta' İtalyancada 'şehir', 'slow' ise İngilizcede 'yavaş' demek. Bu iki sözcüğün birleşmesinden türeyen Cittaslow, 'sakin şehir' anlamına geliyor. Yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kentlerin kendilerini değerlendirmeleri ve farklı bir kalkınma modeli fikrini savunan sakin şehir akımı, kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. Toskana'nın sınırları dahilinde bulunan Greve in Chianti'nin eski Belediye Başkanı Paolo Saturnini sayesinde doğan bu akım; Bra, Positano ve Orvieto belediye başkanları tarafından da benimsendi. Slow Food hareketini şehir boyutuna taşımayı hedefleyen Cittaslow felsefesi, günümüzde 30 farklı ülkede uygulanıyor. Küreselleşmeyle beraber şehirlerin üretmekten ziyade tüketen yerler haline geldiğini savunan Cittaslow hareketinin esas amacı, şehirlerin kendi kimliklerine sahip çıkmasını ve özgünlüklerinin korunmasını sağlamak. Ayrıca insanların birbirleriyle iletişim kurabilmeleri, yerel değerlere sahip çıkılması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, tarihi ve doğal eserlere önem verilmesi, altyapı sorunlarının ortadan kaldırılması, geri dönüşüme ve yenilenebilir enerjiye ağırlık verilmesi de sakin şehir akımının amaçları arasında yer alıyor. - Çevre politikaları - Altyapı politikaları - Kentsel kalite için teknolojiler ve tesisler - Yerel üretimi korumak - Tarım, turizm, esnaf ve sanatkarlara dair politikalar - Misafirperverlik, farkındalık ve eğitim için planlar - Slow Food faaliyetlerine ve projelerine destek - Sosyal uyum Ayrıca unutulmaması gereken bir detay daha var. Sakin şehir olabilmek için gerekli olan şeylerden bir tanesi de şehir nüfusunun 50.000'den az olması. Coğrafyası itibarıyla Ege; masmavi denizin ve doğanın bir araya geldiği, yaz-kış ziyaret edilebilen huzur dolu yerlerden. Seferihisar, Gökçeada, Akyaka, Yenipazar, Köyceğiz'le birlikte Ege Bölgesi, cittaslow kriterlerini karşılayabilen 5 şehri bölgesinde barındırıyor. Cittaslow hareketine 2009 yılında katılan Seferihisar, ülkemizin ilk sakin şehri konumunda yer alıyor. Burada yaşayan insanların büyük çoğunluğu tarımla uğraşıyor. Bölgedeki diğer geçim kaynağı da turizm. Eğer İzmir'de yaşamıyorsan Seferihisar'a ulaşmanın en kolay yolu öncelikle İzmir'e uçmak ve oradan bölgeye aktarma yapmak. Türkiye'nin batı köşesine yer alan Gökçeada; masmavi denizi, yemyeşil doğası, sualtı güzellikleri ve huzur veren sakinliği ile yaz ya da kış fark etmeksizin gidilebilecek özel bir güzergah. Saklı bir cennet olan Gökçeada'da, unutamayacağın türden bir gezi deneyimi yaşayabilir ve ruhunu tazeleyerek dinginleşebilirsin. Dünyanın cittaslow unvanına sahip ilk adası olan Gökçeada'ya, Edremit'e uçak bileti alıp oradan aktarma yaparak ulaşabilirsin. Sinop'un Gerze ilçesi, Türkiye'nin en mutlu yeri olarak temiz havası ve sakinliği ile bizi kendine çekiyor. Karadeniz'de bir balıkçı kasabası dinginliğinde, yerel halkın da misafirperverliğiyle kendini huzurun kollarına bırakman için Gerze seni bekliyor. Gitmeni önerdiğimiz cittaslow Türkiye listesindeki şehirlerden biri de Artvin'e bağlı Şavşat. 2015 yılında sakin şehir unvanını alan Şavşat, bir belde ve 70 adet köyden oluşuyor. Şavşat doğal güzellikleri ve tarihi yapıları bir yana sürdürülebilir özellikleriyle de hayli ilgi çekici. Burada yaşayan çiftçiler, esnaflar ve zanaatkarlar kamusal açıdan destekleniyor. Doğu Anadolu; birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, kültürlerini almış tarihi bir coğrafya. Bu tarihi bölgede cittaslow unvanına sahip bölge ise Ahlat. Bitlis'e bağlı Ahlat, Van Gölü'nün kıyısına yaslanmış bir yerleşim yeri. Bölgenin tarihi M. Ö 15. yüzyıla kadar uzanıyor. Uzun yıllar boyunca çok fazla uygarlığa ev sahipliği yapmış. Şimdilerde ise göl kenarlarındaki plajlarıyla Doğu Anadolu'da keyif dolu manzaralar sunuyor. Ayrıca bu bölgede su sporları da yapılıyor. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ise Van'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Tarihi, kültürü, coğrafyası ve lezzetleriyle kendine has bir yapısı olan Güneydoğu Anadolu, ilk medeniyetlerin doğduğu topraklar olarak da biliniyor. Torosların güneyinden başlayan bölgede bir tane de cittaslow şehri yer alıyor: Halfeti. Birecik Barajı yapımı sırasında sular altında kalan Şanlıurfa'nın ilçesi Halfeti, yüzyıllar boyu farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yer. Tarihi bir bölge olmasının haricinde suların altına kalan bölgenin gizemli görüntüsü de bambaşka bir dünyaya kapı aralıyor. Bu sularda gerçekleştireceğin tekne turu hiçbir seyahat deneyimine benzemeyecek. Halfeti, Şanlıurfa'nın batı ilçelerinden biri olsa da coğrafi konumu gereği Gaziantep'e hayli yakın. O yüzden tarihiyle göz dolduran Halfeti'ye ulaşmak için Şanlıurfa'ya da Gaziantep'e da uçabilirsin. Tercih sana kalmış, ama biz Halfeti'nin Gaziantep'e biraz daha yakın olduğunu hatırlatalım. Yeşil yamaçlara sırtını yaslamış, koca Akdeniz'i çevresine sarmış bir bölge. Antik kentlerin gölgesinde muhteşem bir doğaya sahip olan bu turizm cenneti, Isparta'ya bağlı Eğirdir ve Yalvaç isimli iki adet cittaslow şehrine ev sahipliği yapıyor. Eğirdir, Isparta'ya bağlı sakin ve huzurlu bir yer. Kıyısında bulunan Eğirdir Gölü'nün birçok plajı mevcut ve kamp yapmak da mümkün. Turizm anlamında çok popüler değil, ancak muhteşem güzellikte bir yer. Berrak tuzsuz sularda yüzmek istersen buraya gelmeni öneririz. Ayrıca Türkiye'deki kuş türlerinin neredeyse yarısı burada görülebiliyor. Şayet buraya geleceksen gözlerin hep etrafta olsun, belki daha önce görmediğin bir kuş türüyle karşılaşabilirsin. Isparta'ya bağlı küçük bir yerleşim yeri olan Yalvaç, M. Ö 3. yüzyılda kurulmuş bir kent. Helenistik dönemden kalma Pisidia Antiokheia isimli bir antik kenti de bulunuyor. Bu antik kentin içerisinde kutsal yapılar mevcut. Ayrıca Selçukluların bıraktığı eserler de hala görülebilir. Yalvaç'ın taşı toprağı tarih dersek yanlış olmaz. Bereketli ve tarih dolu Anadolu toprakları genelde turizm açısından çok ziyaret edilen yerler değiller. Ancak tarihler boyu oluşan bu kültürü gözlemlemek için gezip görülmesi gereken çok fazla yer var. Güdül ise İç Anadolu Bölgesinde cittaslow kriterlerine uyan tek yerleşim yeri. Güdül, Ankara şehir merkezine yaklaşık 90 km uzaklıkta yer alıyor. Etrafında mağaralar, çaylar, ormanlık araziler bulunan bu huzur şehri; Hitit, Frig, Roma, Bizans uygarlıklarına ev sahipliği yapmış. Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra da Türklerin egemenliğine geçmiş. Tarihi ve kültürel mirasını hala koruyan Güdül'ü ziyaret etmek istersen Ankara'ya uçman yeterli. Marmara, ülkenin kuzeybatısında yer alan ve İstanbul gibi büyük bir metropolü sınırlarında barındıran bir bölge. Bu bölgede cittaslow'un ne işi var diyebilirsin. Merak ediyorsan hemen anlatalım. Trakya'nın ilk sakin şehri Vize oldukça köklü bir tarihe sahip olmasının yanında doğal güzellikleri de kendinde barındırıyor. Halkının yarısının emekli nüfusa sahip olduğu bu bölge; hayli sessiz, sakin ve yaşanılası. İstanbul'a hayli yakın olan bölgede tarihi ve turistik açıdan ziyaret edilecek pek çok mekan var. Birinci derece SİT alanı olan Taraklı, Sakarya'da yer alıyor. Osmanlı zamanından kalma evleri ilçenin her yerinde görebilirsin. Sadece evler değil; hanlar, hamamlar, su değirmenleri de burada görülmesi gereken yerler arasında. Tarihe doğru sakin ve huzurlu bir yolculuk yapmak istersen Taraklı'ya gelebilirsin. Türkiye'deki Cittaslow şehirler önerilerimizin burada sonuna geldik, ama sen istersen \"Ekimde Gezilecek Yerler: Ekim Ayı Tatil Fikirleri\" yazımızla okumaya devam edebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cocukla-roma-gezisi-mumkun-mu", "text": "- Çocukla Roma'ya Neden Gitmeliyim? - Roma'yı Çocukla Ziyaret Etmek için En Doğru Zaman - Çocukla Roma Seyahati Kaç Gün Planlanmalı? - Roma'da Hangi Bölgede Konaklamalı? - Turistik Noktaları Çocukla Gezmek Ne Kadar Mantıklı? - Roma Fiumicino Havalimanı'ndan Şehir Merkezine Ulaşım - Bebek Arabası ile Roma Toplu Taşıma Araçlarını Kullanma Rehberi - Genel Fiyatlar: Su, Kahve ve Dilim Pizza Roma'da Ne Kadar? ( 2023 Fiyatları) - Roma'daki Favori Restoran ve Kafelerim - Roma'da Gezmeye Nereden Başlasak? - Roma'da Çocukla Yapılacak Diğer Aktiviteler - Roma'da Çocuklar İçin Butikler ve Oyuncakçılar Roma çok turistik, çok kalabalık, çok fazla keşfedilecek nokta var. \"Çocukla gidilir mi yaa, bilemedim.\" dediğinizi duyar gibiyim, demeyin. \"Elinizi korkak alıştırmayın.\" der ve anlatmaya başlarım. Küçük çocuklarınız varsa Roma'nın birçok parkının ve yeşil alanının keyfine varacaksınız. Daha büyük çocuklarınız varsa da tarihi noktaları, müzeleri birlikte gezeceksiniz. Çocukla Roma gezisi planlamadan önce ihtiyacınız olan tek şey ucuz bir Roma uçak bileti. Geri kalan tüm seyahat planını, çocuğunuz ve sizin için uzun uzun detaylıca hazırladım. Haydi gelin, ilk olarak aklınızdaki soruları cevaplandırayım! Roma, hem çocuklar hem de ebeveynler için yapılacak şeyleri olan bir şehir. Bu da kimsenin taviz vermesi gerekmediği ve herkesin iyi vakit geçirebileceği anlamına geliyor. - Eğitim ve eğlenceyi birleştiren bir tatil için muhteşem tarihi cazibe noktalarına sahip. - Pizza ve gelato merkezi, ama aynı zamanda daha rafine damak tatları için bir yemek cenneti. - Yılın büyük bölümünde güzel ve ılıman bir havası var. - Aileler için çok sayıda konaklama ve şehir turu seçeneği var. - İtalya'nın geri kalanını ziyaret etmek için merkezi bir konumda ve İtalya'ya yapılacak bir aile gezisinde mükemmel bir ilk durak. - Roma, bebek arabası dostu değil. Bebek arabası sürüşünü engebeli hale getiren parke taşlar ve çukurlarla dolu. - Roma daima kalabalık! Bu nedenle konaklama ve ilgi çekici yerler için çok önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. - Çok fazla trafiğe ve düzensiz toplu taşıma hizmetine sahip büyük bir şehir. Çocuklarla Roma'yı ziyaret etmek için en iyi zaman bahar aylarıdır, yaza kalmayın! Özellikle temmuz ve ağustos ayında nem ve sivrisineklere maruz kalırsınız. Sizin çile çekmenizi hiç istemem. Demek ki en iyi zamanlar; eylül-ekim, nisan-mayıs ve tabii ki Noel! Benim de hiç aklıma gelmemişti Noel dönemi gitmek, ama çocukla keyifli olabilir. Çok soğuk da olmuyor; malum ılıman iklime sahip kendisi. 4 ya da 5 tam gün derim 🙂 Evet, doğru duydunuz. Çünkü şu şekilde ilerleyecek: Bir sizin görmek istediğiniz yerler, bir onu mutlu edecek aktivite. Bu yüzden mehter takımı gibi iki ileri bir geri planlanan her şeyin aksaması demek. Kötü bir şey değil bu. Size daha keyifli bir seyahat geçirmenizi sağlayacak, emin olun. Deneyimle sabittir. Her şeyi görmek için yeterli olmasa da çocuklarla Roma'da dört gün geçirmek; Roma'nın önemli noktalarını görmenize, parklarda çocuklara uygun molalar vermenize, bol bol dondurma yemenize ve bazı çocuk merkezli eğlencelere uyum sağlamanıza olanak sağlayacaktır. Centro Storico Bölgesi: Diyorsanız ki \"Ben turistik her noktaya aynı mesafede kalayım. En ikonik tarihi yapılar bir yuvarlak içinde olsun.\" o zaman sizin için en mantıklısı. Bu bölge geniş bir alan. Neresinde olursanız olun kendinizi Roma'nın tüm önemli cazibe merkezlerine yürüme mesafesinde bulacaksınız. Roma'da çocuklar için uygun olmayan yoğun otobüs ve metrolardan kaçınabilmek de bu bölgeyi çocuklarla kalmak için mükemmel bir yer yapıyor. Trastevere Bölgesi: Trastevere, Roma'nın tarihi merkezinden Tiber Nehri'nin diğer tarafında kalan geniş bir alan. Küçük sokakları ve birçok restoranıyla büyüleyici bir bölge. Özellikle biraz daha gecelerin tadını çıkarabilecek, daha büyük çocukları olan aileler için mantıklı. Kolezyum Bölgesi / Monti Mahallesi: Özellikle seyahat planınızda önemli bir adım olarak Antik Roma varsa Kolezyum'a yakın kalmak mükemmel bir seçim olabilir. Kolezyum'u ve Roma Forumu'nu ziyaret etmek için ideal bir konum olmasının yanı sıra Roma şehir merkezinin geri kalanına da yakın. Ayrıca mükemmel restoranlara ve boş zaman geçirmek için Oppian Tepesi ve Villa Celimontana gibi güzel yeşil alanlara da sahip. Konaklamak için Bizim Seçimimiz: Villa Borghese Bölgesi: Şehrin en büyük parklarından biri olan Villa Borghese yakınında kaldık. Burası aynı zamanda Borghese Galerisi'nin bulunduğu yer. Sanatsever anne babalar bu bölgeye bayılacak, eminim. Konaklamanızı hangi Villa Borghese'de seçtiğinize bağlı olarak kendinizi merkeze daha yakın veya daha uzak bulacaksınız. Ancak tüm alanların aileler için uygun olduğunu söyleyebilirim. Bana kalırsa çocuklu aileler kesinlikle Airbnb seçmeli. Evinizi park yakınında seçme şansınız var bir kere! Ayrıca ev konforu gibisi yok. Bu seçim, market alışverişinizi rahatça yapmanızı ve mutfağında çocuğunuz için yemekler pişirmenizi sağlayacak. Bu sayede çocuğunuz için her yerde bulamayacağı anne çorbasını ve sebze yemeğini ısı koruyan termos ile yanınızda taşıyabilirsiniz. Acıkınca haritada delirmenize gerek kalmaz, sakin bir yer bulup yemeğini yedirebilirsiniz. Kaldığımız Airbnb evi Villa Borghese'e 5 dk yürüme mesafesindeydi. Daha lokal mekanlarla çevrelenmiş, çoğunlukla düz yolların olduğu sokaklardan oluşuyor. En önemli detay da giriş katı olması. Linkini bırakıyorum. Otel tercih edecekseniz de çocuk dostu olmasına dikkat etmenizi öneriyorum. Booking üzerinden arama yaparken \"Aileler için en çok tercih edilenler\" olarak filtrelemeyi unutmayın. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki çocuğun en az 5-6 yaşında olmasını mantıklı buluyorum. Özellikle Vatikan için. Kızım 2,5 yaşında ve Paskalya dönemi ziyaret ettiğimiz için var olan kalabalığı iki ile çarpın. Elbette size eşlik eder bir şekilde, ama sizin ilk ziyaretinizse pek keyifli olmayabilir. Ziyaret edecekseniz seyahat öncesi Vatikan ile ilgili bilgiler içeren bir kitap edinebilirsiniz. 2,5 yaşındaki kızıma Roma ile ilgili bir kitap aldım. İçerisinde bol fotoğraf ve kısa kısa bilgiler vardı. Seyahatimize 2 ay kala her gün ama her gün okudum, resimleri gösterdim. Kolezyum'u, Vatikan'ı görünce çok etkilendi ve oradaki birçok şeye hakimdi. Pasaport kontrol noktasında bebekli ailelere her zaman öncelik var. Bu o kadar büyük bir avantaj ki! O dağ gibi sırada çocuğunla perişan olmuyorsun. Yer hostesleri ve memurlar da yardımcı. Valizleri aldıktan sonra \"Nasıl gidelim şehir merkezine?\" diye düşünmeyin, buna önceden karar verin! Hızlı tren: Roma Fiumicino Havalimanı'ndan, şehir merkezinde bulunan Termini tren istasyonuna Leonardo Express ile 32 dakikada varacaksınız. Çocuklu aileler için şehir merkezine gitmenin en mantıklı yolu hızlı tren. Leonardo Express, Roma Termini durağından 05:35'ten 22:35'e kadar, Fiumicino Havalimanı durağından ise 06:23'ten 23:23'e kadar çalışıyor. Tren biletinizi kırmızı renkli bilet otomatlarından kolayca alabilirsiniz. Kredi kartıyla ödemek oldukça kolay ve güvenli. Trene binmeden önce mutlaka ve mutlaka sarı makinelerde biletinizi aktif hale getirmeniz gerekiyor, lütfen buna dikkat edin. Bu bilet aktif hale gelmeden trene binilmemeli. Otobüs: Uygun fiyatlı bir seçenek, ama bebekli seyahatte biraz zor olacağını düşünüyorum. Yolculuk eden çoğu kişi de çok konforlu olmadığını dile getiriyor. Hele ki bebek arabasıyla oldukça zor. Valizleriniz de çoksa çok zorlamayın derim. Nasıl olsa başka ulaşım parası harcamayacaksınız! Otobüsle şehir merkezine, Roma Termini istasyonuna varmak 6 euro. Otobüs firmalarının web sitelerinden bilet alabilirsiniz. Taksi/Transfer: Yani bu seçenek de çok mantıksız değil tabii. 45-50 euro (2023 fiyatı) gibi bir ücret tutuyor ki 4 kişiyseniz mantıklı olabilir. Ama gönlüm yine hızlı trenden yana! Bize sorarsanız yok. Şehir o kadar güzel ki yürüyerek keşfedip harika manzaralar yakalayabilirsiniz. Hele ki şehir merkezi yakınlarında konaklıyorsanız toplu taşıma kullanmanıza gerçekten gerek yok. Ama tabii bu kişisel bir karar; gün sayınız çok az ve yürümeyi sevmiyorsanız Roma da çok büyük bir alanda olduğu için bazen toplu taşıma sistemini kullanmak gerekebilir. Şehir; tramvay, otobüs ve metrodan oluşan geniş bir ulaşım ağına sahip. Ancak bir Romalıya sorsanız dahi \"Gerek yok, yürüyün.\" diyecektir. Otobüse/tramvaya/metroya binmek için bebek arabasını katlamanız gerekir ve otobüse binmek için basamaklar genellikle çok yüksektir. Otobüs güzergahları, şehir genelinde en kapsamlı şekilde geliştirilmiş olanlarlardan biri. Sizi şehir merkezindeki konumlardan çevredeki mahallelere kadar şehrin hemen her yerine götürürler. Otobüsler koyu kırmızı, koyu yeşil ve gri renktedir. Çoğu uzun araç, ama şehir merkezinde gerçeğinin minyatürü gibi görünen küçük otobüsler de bulabilirsiniz. Büyüklüğü ne olursa olsun tüm otobüsler aynı bilet sistemini kullanır. Otobüs durakları şehrin her yerinde. Bindiğinizde de biletinizi içerideki sarı makinede doğrulamanız gerekiyor. Otobüsler ve tramvaylar şehri gezmek için gereken yürüyüş süresini azaltmanın iyi bir yolu olabilir. Özellikle tramvaylar; hepsi çocukların favorisi olan Roma Hayvanat Bahçesi, Çocuk Müzesi ve Kolezyum'dan geçerken kullanışlı olabilir. Asla bebek dostu olmadıklarını tekrar söyleyeyim. Roma toplu taşıma sisteminin bir uygulaması var ve güzel çalışıyor. Uygulamanın adı ATAC. App Store ve Google Play için mevcut ve kullanışlı görünüyor. Bu uygulama ile otobüs hatlarını, varış noktalarını ve hatta yaklaşık bekleme sürelerini bulabilirsiniz. Tramvay: Roma'da daha eski bir ulaşım yöntemi ve bazıları hala belirli hatlarda çalışıyor. Tramvaylar tıpkı otobüsler gibi çalışıp aynı biletleri kullanıyor. Belirlenen durakta tramvayınızı bekleyin, bindikten sonra tramvayın içindeki sarı makinede biletinizi doğrulayın. Metro: 15 dakikalık bir yol için binmenize değmez. Hele bebek arabanız da varsa asla binmeyin, vazgeçin bu sevdadan. Her şeyden önce çok az alana hizmet ediyor. Duraklardan birinin yanında yaşamadığınız veya çalışmadığınız sürece muhtemelen ihtiyaç duymazsınız. Hizmet saatleri düzensiz ve istasyondaki asansörler ve yürüyen merdivenler genellikle kötü durumda veya hiç çalışmıyor. Colosseo ve Termini gibi metro durakları en iyi korunan duraklar arasında yer alıyor, ancak adım atarken veya bebek arabasıyla seyahat ederken metroya güvenmemenizi tavsiye ederim. Tabaccaio büfeleri, otobüs terminalindeki ve metro istasyonlarındaki makinelerden bilet satın alabilirsiniz. Makineler genellikle hizmet dışı ve çoğu zaman yalnızca nakit parayla çalışıyor. Mümkünse bunun yerine bir tabaccaio'dan bilet almanızı tavsiye ederim. Roma'da toplu taşıma sisteminde entegre bir biletleme sistemi kullanılıyor. Bu da aynı tür biletlerin, Roma'nın belediye ulaşım yetkilisi olan ATAC tarafından işletilen tüm ulaşım araçlarında geçerli olduğu anlamına geliyor. Ara sıra otobüs yolculuğu için kullanılacak en iyi bilet, BIT yani tek yön bilet. Bu bilet tüm ulaşım türlerinde geçerli ve ilk kullanımdan itibaren 100 dakika boyunca tramvay ve otobüste sınırsız kullanım veya metroda bir seferlik yolculuk hakkı sağlıyor. Biletinizi ilk binişinizde damgalamanızdan itibaren 100 dakika boyunca seyahat edebilirsiniz. 24 saatlik bilet: Onaylandıktan sonra 24 saat boyunca Roma içinde sınırsız metro, otobüs ve tren seyahati için geçerli. 48 saatlik bilet: Onaylandıktan sonra 48 saat boyunca Roma içinde sınırsız metro, otobüs ve tren seyahati için geçerli. 72 saatlik bilet: Doğrulama tarihinden itibaren 72 saat boyunca Roma içinde sınırsız metro, otobüs ve tren yolculuğu için geçerli. CIS Haftalık bileti:7 takvim günü geçerli. Roma'yı çocuklarıyla ziyaret eden aileler için not: 10 yaşından küçük çocuklar için toplu taşıma ücretsiz. Su: Bedava. Roma'nın her yerinde çeşme göreceksiniz. Bu çeşmelerden su içmek güvenli ve içimi çok güzel. Yanınızda şişe taşıyın ve suya asla para vermeyin. Kahve: 1-5 euro arasında değişiyor. Espresso genelde ayakta içerseniz yani mekanda hızlıca içip giderseniz 1-1,5 euro. Mekana oturarak içerseniz coperto ücreti alınıyor. İtalya'da genellikle bir tür masa servis ücreti olan \"coperto\" alırlar. Coperto bir bahşiş değil, ancak coperto dahil edildiğinde biraz daha az bahşiş verebilirsiniz. Bizim yaptığımız gibi yuvarlama yaygın değil. Bunun yerine örneğin espresso 1,60 ise 40 cent bozukluğu tezgaha bırakabilirsiniz. Roma restoranları çocuk menüleri sunmaz, ama herhangi bir şeyin porsiyon boyutunu azaltabilir. Çocuğunuz için \"mezza porzione\" yani yarım porsiyon isteyebilir veya basit bir pizza yapmalarını rica edebilirsiniz. Tüm restoranlarda mama sandalyesi yok, ama biz nereye gitsek denk geldik. Restoranların açılış saatlerini mutlaka not edin. Öğle yemeği genellikle 12.30-14.30 saatleri arasında ve akşam yemeği servisi 19.30-00.00 saatleri arasında gerçekleşiyor. Restoranların yanı sıra Roma'da çok çeşitli atıştırmalıklar sunan mekanlar bulacaksınız. Ben Mira'nın kahvaltısını evde yaptırdım. Bu risksiz oluyor. Yumurta, zeytin, domates, salatalık, tost; bitti gitti. Öğlen yemeğini yanıma aldım. Her gün makarna pizza bir yere kadar. Bu arada çoğu restoranda sebze yemekleri de var, ama Mira'nın damak tadına uymuyordu. Genelde evde akşamdan çorba pişirdim, ısı koruyan termosa koydum ve biz bir restorana oturunca o da kendi yemeğini yedi. Vaktim olmadığında da marketlerdeki sebze yemeklerinden aldım. Çok çeşitli sebze sote paketleri var. Mira bayılarak yedi! \"Roma'ya gelmişim marketten mi yiyeceğim?\" demiyorsunuz inşallah. Marketten alışveriş yapmak oradan oraya koştururken hızlı ve uygun fiyatlı bir kurtarıcı. Kahvaltı için sandviç ya da ev tuttuysanız minik bir kahvaltılık alışverişi yapabilirsiniz. Marketten alacağınız hazır salata ve yemekler ile Roma'nın harika parklarında piknik yapabilirsiniz. Hele ki çocukla bir seyahat ise marketler çok işe yarıyor. Roma'da birçok market var. Bizim en çok kullandığımız Pam ve Coop oldu. Bunun dışında Carrefour/Carrefour Express de göreceksiniz. Faro: Roma'da böyle cool mekan bulmak zor. Tatlı-tuzlu hamur işleri ve yenilikçi kahvaltı tabakları var. Maritozzi'yi muhakkak burada deneyin. Mini pizza, kruvasan ve sebzeli scrambled egg çok başarılı. Çocuklar da bayılacak! Antico Forno Roscioli: Campo de' Fiori yakınlarındaki bu fırın, hem yerel halktan çocukların hem de yetişkinlerin gözdesi. Hem dilim pizza hem de çeşitli atıştırmalıklar var. \"Sebze yok mu yaa?\" diye düşünürken hop karşıma sote ıspanak, sote sebze, kabak kızartması gibi seçenekler çıktı ve gerçekten kurtarıcılar! Tabii ki sıcacık dilim pizza da müşterileri mutlu etmek için fırından çıkıyor. Malzemeler ise basit bir margherita ve rossa'dan sosis ve fiori di zucca gibi daha karmaşık çeşitlere kadar uzanıyor. Herkesi memnun edecek bir şey var. Gelateria dell'Angeletto: Monti'deyken dondurmayı nereden alsam derdine son. Gösterişsiz ama bir o kadar da lezzetli gelato için tavsiyemizdir. Biz kendisini 2016 senesinde de ziyaret etmiştik. Minicik bir dükkan. Sahibi çok tatlı. Küçük top dahi alsanız size 15 çeşit dondurma denetiyor. Küçük boy 3 top dondurma 3,5 euro. Ce Stamo A Pensa: Listemde olmayan, tamamen kapısındaki kuyrukla gaza gelip girdiğim ve çok beğendiğim bir mekan oldu. Mekanda çocukla yemek için değil. Çeşme önünde yemek için bir şeyler almalık! Ben cacio e pepe ve dilim pizza aldım! Forno Conti: Buraya kesin gitmelisiniz! Tatlı mı tatlı bir kafe. Ekmekleri çok meşhur. Biz Paskalya döneminde orada olduğumuz için Paskalya çöreği kuyruğu vardı. Tatlıları, tuzluları her şeyi çok güzel. Yakınında da bir park var: Giardini di Piazza Dante. Çocuğu salın, take away kahvenizle güneşli havanın keyfini çıkarın! Suppli: Roma atıştırmalıklarını yiyeceğiniz en lezzetli, en uygun fiyatlı mekan burası. Dilim pizzadan kabak kızartmasına her şey var! Dar Filettaro a Santa Barbara: Eğer çocuğunuz balık seviyorsa süper bir yer. Morina balığı filetosu çok meşhur. Menüde filetto di baccala olarak geçiyor. Porsiyonu 7 euro. Çok lezzetli. Emma Pizzeria: Roma'nın kalbinde, \"Roma'nın en iyi pizzalarından birini yapmak!\" iddiasıyla çok popüler ve lezzetli bir aile dostu restoran. Gerçekten de pizzaları lezzetli, ama restoranın sunduğu tek şey bu değil: Suppli ve başka lezzetler de bulabilirsiniz. Pizzeria Remo: Testaccio Bölgesi'nin yıldızı. Çocuklu aileler için de kurtarıcı bir yer. İnce çıtır pizzanın yanı sıra patates kızartmasından krokete, kabak kızartmasından enginara çokça seçeneği var. 19.00'da açılıyor. Kapıda olun! Felice a Testaccio: Roma'da cacio ve pepe için en iyi yer olan Felice, Roma'daki en iyi aile dostu restoranlarından biri. Aslında genel olarak Roma'daki en iyi restoranlardan biri. En talepkar gurmeleri tatmin edebilecek lezzette. Atmosfer aileler için uygun ve personeli her zaman çocukların ihtiyaçlarına ekstra özenli. Rezervasyon şart. Online olarak da yapabilirsiniz. Nannarella: Lezzetli büyük porsiyonlar ve aile dostu bir mekan. Bizi kuyrukta çok bekletmeden yardımcı oldular. Mama sandalyesi getirdiler ve Mira'yla fazlasıyla etkileşime geçtiler. Yemekler gayet güzel. Lazanya, tagliatelle ve pizza aldık, hepsi harikaydı. Tonnarello: Trastevere'de iyi bilinen, lezzetli ve aile dostu bir restoran. Yabancılar tarafından çok iyi biliniyor ve o kadar popüler ki her zaman dışarıda bir kuyruğu var. İlk bakışta size turist tuzağı hissi verebilir, ama değil! Yemekler mükemmel, servis hoş ve boyama sayfaları da dahil olmak üzere çocuklar için özel ilgileri var. Roma'da nadir görülen bir şey! Two Sizes: En iyi tiramisu için burayı kaydedelim, oturma alanı yok yani take away. 2 boy var. Küçük boy 2,5 euro, büyük boy 3,5 euro. Pastificio Guerra: Take away makarnacıların en eskisi, hatta çıkış noktası desek yeri. Her gün 2 çeşit makarna yapılıyor. Porsiyonu 4,5 euro. Çocuklu aileler için lezzetli ve pratik bir çözüm. Caffe Greco: Tarihi bir mekanda hızlı bir kahve keyfi. Oturursanız ayrı ücret, bar bölümünde içerseniz ayrı. Hemen her mekan bu şekilde. Zaten çocukla bir mekana oturmak zor. O yüzden oturmadan bir espresso içiyoruz. Fiyatı 1,40 euro. Cantina a Cucia: Piazza Navona yakınlarındaysanız yemek için buraya uğrayın. Mekan küçük, ama çocuk dostu. Derhal Mira'ya mama sandalyesi geldi. Yemekleri zaten çok güzeldi. Cacio e pepe, lazanya ve enginar kızartması aldık. Mira'ya boyama kitabı ve boya da getirdiler. Harika bir servisti. Meşhur tiramisucunun hemen yanında olması da ayrı güzel! Seu Pizza Illuminati: Şehirdeki en iyi pizzayla anılan Seu Pizza Illuminati, Roma'da pizzaseverlerin mutlaka uğraması gereken bir yer. Çocuk dostu ve rezervasyon şart. Mama sandalyesi de var. Sürekli olarak dünyanın en iyi 10 pizza restoranı arasında yer alıyor ve oldukça uygun fiyatlarla yaratıcı pizza sosları ile olağanüstü kaliteli yiyecekler sunuyor. Trastevere'deki en iyi pizzacısı. Da Enzo al 29: Hareketli Trastevere semtindeki bu küçük ve rahat restoran, kızarmış enginar ve işkembe gibi klasik Roma yemekleriyle ünlü; ancak cacio e pepe, carbonara ve amatriciana gibi tüm yerel makarnaları da bulabilirsiniz. Casina Del Lago: Villa Borghese'deyken uğradığımız bir kafe. Oturmak çok keyifli. Bırakın çocuğunuz sağa sola koştursun, siz de içeceğinizi yudumlayın. Flavio al Velavevodetto: Buranın amatricanası çok iyi o ayrı; ama köftesi, sebze soteleri olması da ayrı güzel. Polpette di bollito'yu mutlaka deneyin. La Romana: Benim için dünyadaki en iyi gelato buradadır. Maalesef daha iyisini tatmadım. Roma seyahatimizin her günü, hatta bazen günde 2 defa buradaydık. Otaleg: Roma'nın en iyi dondurmalarından biri. Listelerde hep ilk sıralarda. Trastevere'de yürürken asla pas geçmeyin. Yolunuzu düşürün. Fıstıklısı olağanüstüydü. Fata Morgana: Çocukları yemekten sonra dondurmadan daha mutlu ne edebilir? Roma'daki en iyi gelatolardan bazıları Fata Morgana'da bulunur. Bu gelateria, lezzetli gelato tatları yaratmak için tamamen doğal içeriklerde uzmanlaşmış. Çikolata, çilek ve krema gibi klasik ve çocuklara uygun lezzetlerin yanı sıra cüretkar yetişkinler için fesleğen, ceviz, bal ve kızarmış badem gibi daha maceralı seçeneklere sahip. Gelateria dei Gracchi: Ünlü şeflerin ziyaretleri ve Anthony Bourdain gibi yemek programı sunucularıyla tanınan Gelateria dei Gracchi, belki de Roma'nın en iyilerinden biri. İtalya'nın meşhur gelato lezzetlerinden biri olan \"gelato al pistacchio\"yu mutlaka denemelisiniz. Bu gelato, kadifemsi kremayla mükemmel bir karışım sunuyor. Hard Rock Cafe Roma: Çocuğunuz pizza makarnadan sıkıldıysa mantıklı. Hamburger patates dahil, sote brokoli ve sebzeler de bulacağınız harika tabaklara sahip. 2,5 yaşındaki kızımla içeriyi ziyaret etmedik, çünkü yarım günden fazla zamanımızı bu tarihi geziye ayırmamızı gerektiriyordu. Roma'da kalış gün sayımız 3 gün olduğu için ve daha önceki seyahatimizde gezdiğimiz için keyfini çıkarmaya ayırdık. Ama kızım Mira biraz daha büyüdüğünde kaçınılmaz bir gezi olacak! Kolezyum, Roma Forumu ve Palatino Tepesi'nin hemen yanında. İstediğiniz gibi ziyaret edebilir veya onları içeren bir aile turu seçebilirsiniz. 18 yaş altı için giriş ücreti yok! Kolezyum, her ayın ilk pazar günü ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Noel günü (25 Aralık), yeni yıl günü (1 Ocak) ve İşçi Bayramı'nda (1 Mayıs) ise kapalı. Kolezyum'a standart bir ziyaret 2 saat sürer. Roma Forumu'nu da içeren bir aile turu alırsanız yaklaşık 3 saat sürer. Kolezyum her gün çok sayıda turist tarafından ziyaret ediliyor ve biletler hızla tükeniyor. Kolezyum biletlerinizi Roma'da olacağınızdan emin olur olmaz veya en az birkaç hafta önce ayırtmanızı şiddetle tavsiye ederim. Kolezyum biletinizi ne kadar erken rezerve edebileceğiniz, seçtiğiniz bilete ve tura bağlı. Doğrudan Kolezyum'dan satın aldığınız daha ucuz Coopculture bileti, gezmek istediğiniz günden yalnızca 30 gün önce alınabilir. Yalnız bilmeniz gerekiyor ki kurallar her zaman değişiyor. Müşteri hizmetleri ve biletleme söz konusu olduğunda uğraşılması çileden çıkaran bir şirket, ancak Kolezyum'daki deneyim iyi. Rezervasyon yaparken sabırlı olun! LivTours'tan Çocuklar İçin Kolezyum Turu : İtalya'daki en iyi aile turu sağlayıcılarından biri tarafından sunulan, oyun yaklaşımıyla Kolezyum'u gezmenizi sağlayacak mükemmel bir aile turu. Mariaclaudia Tours'tan Çocuklar İçin Kolezyum Turu: 6-11 yaş arası çocuklar için mükemmel bir turdur. Tur, yer altı veya arena alanına erişimi içermez; ancak ilgi çekici, eğlenceli, uygun fiyatlı ve o yaş için mükemmel bir seçenek. Colosseum'a bebek arabalarıyla erişilebilir, ancak kalabalık nedeniyle tekerleklerle ziyaret etmek kolay değil. Puseti evde bırakamıyorsanız merak etmeyin, içeride asansörler var ve çoğu yere erişilebilir durumda. Güvenlik nedeniyle Kolezyum'a çok büyük sırt çantalarıyla girilmesi riskli olabilir. Normal boyuttaki el ve sırt çantaları sorun değil, ama büyük olanlara dikkat edin. Çocukların ihtiyaçları söz konusu olduğunda oradaki güvenlik görevlileri çok makul olsa da sorun yaşamamak için alt değiştirme çantasını aşırı doldurmaktan kaçının ve Kolezyum'a girerken güvenlik kontrolleri için çantayı açmaya hazır olun. Kolezyum'un çevresinde birçok restoran ve kafe var, ama tahmin edeceğiniz üzere pahalı. Bu yüzden aperatif mini sandviçler, kurabiyeler, krakerler kurtarıcı olacaktır. Kolezyum hem içeride hem de dışarıda ücretsiz içme çeşmeleri ile donatılmış. Suya para vermeye gerek yok! Çocuklarla Roma İpucu: Colosseo Metro İstasyonu'nun hemen dışında ücretsiz su şişesi doldurma ve cep telefonu şarj istasyonu var. Roma'nın Yedi Tepesi'nden biri olan Palatino Tepesi, şehrin en eski yerlerinden biri. Sabahın erken saatlerinde Palatino Tepesi'ni ziyaret etmek, Roma'da çocuklarla birlikte yapılacak harika bir şey; çünkü iyi ağaçlandırılmış doğal alanda endişe duymadan koşabilirler. Burası çocuklar için daha az ilgi çekici. Hızlı sıkılacaklardır. O yüzden önce Roma Forumu'nu gezip sonra Palatino Tepesi'ne çıkın derim. Roma Forumu ve Kolezyum'a çocuklu aileler için hızlı giriş bileti burada. Bu bilet sayesinde uzun kuyruklardan sıyrılmanız için garantili biletleriniz olacak. Karış karış gezip bu tarihi yapıyı detaylı şekilde öğrenmek istiyorsanız rehberli tur öneriyorum. İlla gidecekseniz almaya değer. Aile yemeği ipucu: Bu 3 tarihi yeri gezdikten sonra kurt gibi acıktığınızı biliyorum. Celio Mahallesinde; Ristorante Pizza Forum Roma-Forno a Legna'da pizza molası verebilirsiniz ya da Monti-Trastevere Bölgesi'ne geçebilirsiniz. Şehrin simgesi olan bu çeşme, ücretsiz en güzel noktalardan ve Roma'yı özel yapan anıtlardan biri. Şehir merkezinde bir gezintiye çıkıyorsunuz ve bir anda kendinizi tam karşısında buluyorsunuz. Çocuklar çeşmeye hayranlıkla bakarken siz de Trevi Çeşmesi'nin baş döndürücü güzelliğinin keyfini çıkarın. Çeşme bir mucize ve küçük bir meydanda aniden ortaya çıkması onu daha da unutulmaz bir manzara haline getiriyor. Sabah en geç 8'de muhakkak orada olun. Kimse Roma'ya gelip de Trevi Çeşmesi'ne bozuk para atmadan dönmez! Eğlenceli gerçek: Trevi Çeşmesi'ne bozuk para atmak için bir teknik var. Sırtınızı çeşmeye dönmeniz ve sağ elinizle sol omzunuzun üzerinden bozuk parayı atmanız gerekiyor. - Suya asla giremez, el ve ayak dokunduramazsınız. - Piazza di Trevi, bebek arabası için uygun olsa da çeşmenin kendisi öyle değil. Basamaklar olduğundan ona yaklaşmak için sırayla gitmeniz gerekir. - Yoğun bir zamanda ziyaret ediyorsanız el ele tutuşmak çok önemli, çünkü küçük bir çocuğu gözden kaçırmak çok kolay. Çok dikkat edin. - Çocuklar muhtemelen çeşmeye birden fazla bozukluk atmak isteyeceklerinden birkaç cent bulundurun! - La Rinascente, kalabalıktan kaçmak için harika bir seçenek. Çocuklarınız varsa ücretsiz tuvaletleri kullanmak için mükemmel bir yer! Sabah 8 civarında Piazza Navona'da olun ki çeşmeleri aydınlatan sabah güneşi ile büyülü bir ilk deneyime imza atın. Siz fotoğraf çekerken çocuğunuz çeşmelerin etrafındaki güvercinleri kovalasın. Aile yemeği ipucu: Eğer pizza ve makarna artık yettiyse Piazza Navona'ya 5 dakika yürüme mesafesinde Mc'Donalds var. Üst katta etkileşimli bir oyun masası da var. Çocuğunuz 15-20 dakika burada oyalansın. Bir çocuk menüsü onu mutlu edecektir. Patates kızartmasına kim hayır diyebilir! Ayrıca çocuk menüsünde ananas-elma-parmesan tercihi de var. Açılışından 15-20 dakika önce orada olursanız kalabalıklara da maruz kalmazsınız. Pantheon'un güzel kubbeli tavanına, sütunlarına ve heykellerine hayran kalarak dolaşırken çocuklarınız da devasa bir alana girmenin şaşkınlığını yaşayacak. Pantheon'un harika bir akustiği olduğunu anlamaları uzun sürmüyor, sesler çıkarıp yankılanmasıyla eğlenmeye başlıyorlar. Eğlenceli, ama çok da abartmamak lazım 🙂 Bu arada İtalyanlar çocukları seviyor! Pantheon'un önündeki Fontana del Pantheona'nın merdivenlerine oturup atıştırmalıklar yemek keyifli olacaktır. Burayı ziyaret etmek, Roma'da çocuklarla yapılacak harika bir şey. Bir Roma sokak pazarından beklediğiniz her şeye sahip: Taze meyve ve sebze, makarna, çiçek ve hediyelik eşyalar. İtalyanlar yemek kalitelerini çok ciddiye alıyorlar. İnanın domatesleri hiç bu kadar kırmızı görmemiştim! Campo de' Fiori'deki satıcılar, çocuklarla etkileşime girmeye bayılıyor ve bu da bunu onlar için özel bir Roma etkinliği haline getiriyor. Campo di' Fiori, kafeler ve restoranlarla çevrili; öğle yemeği ya da bir kahve içmek için iyi bir yer. Aile yemeği ipucu: Pazarın kuzeybatı köşesindeki Forno Campo de' Fiori'de pizza deneyin. Pizza bianca yiyen birçok kişi gördük. Sorduğumuzda Forna Campo de' Fiori'den olduğunu ve Roma'daki en iyi pizza bianca olduğunu söylediler. Burası Roma'da çocuklarla yemek için harika bir yer. Bu heybetli kaleyi gezeceksiniz, ama çocuklar için eğlenceli bir aktivite de şart. İşte, o noktada kaleyi çevreleyen park olduğunu keşfediyoruz. Bu Roma parkı, eskiden kale hendeği olan alanı kapladığı için gerçekten harika bir ortamda. Bingo! İçerde oyun alanı da var. Ağaçlıklı bir park, ama yine de gölgeli değil. Bu yüzden çocuklar için güneş kremi taşıyın yanınızda. Vatikan, İtalya'dan ayrı bir devlet. Bu da teknik olarak uluslararası bir sınırı yürüyerek geçtiğiniz anlamına geliyor. Ziyaret rekoru kıran bir bazilikası ve kubbesi var. Meydanın gerçekten etkileyici bir perspektif hilesi var, çocuklar bunu sihir sanacak. Belirli noktalarda durup sütun dizisine bakarsanız sıraların çoğu kayboluyor! Daha büyük çocukların en azından Sistine Şapeli'ni duymuş olması muhtemeldir ve burayı ziyaret etmek, ebeveynler için olduğu kadar onlar için de bir yapılacaklar listesi maddesi olabilir. Vatikan'ı çocuklarla ziyaret etmemenin ana nedeni kalabalık olması. Vatikan şehrinin tamamı ve özellikle müzeler çok kalabalık. Kapılarının dışında yüzlerce metre kuyruk var ve içeri girdiklerinde bile o kadar çok insan var ki başyapıtların çoğunu görmek için dirsek dirseğe yolunuzu bulmanız gerekiyor. Bu her yaşta hoş bir deneyim değil, ama küçük çocuklar için tam anlamıyla KORKUNÇ. Ziyaret edilmemesinin bir diğer nedeni de müzelerin çok büyük olması ve çocukların ilgisini çekecek çok az şey olması. Vatikan Müzeleri uçsuz bucaksız, hiçbir şeye dokunulmaz ve Sistine Şapeli sessiz olmanızı gerektiriyor. Bu da çocuklar için gerçekten zor olabilecek bir şey. Gitmeden önce ne göreceğinize karar verin: Aziz Petrus Meydanı, Aziz Petrus Bazilikası, Aziz Petrus Kubbesi ve Vatikan Müzeleri birbirine yakın hatta birbirine yapışık, ama farklı girişleri ve farklı biletleme sistemleri var. İstediğinizi ziyaret edebiliyorsunuz. Tabii bu biraz planlama gerektiriyor. Bu yüzden çocuklarla Vatikan'ı ziyaret edeceklere ilk tavsiyem şu: Ne göreceğinize karar verin! Aziz Petrus Meydanı: Vatikan'ın yedekte çocuklarla ziyaret edilmesi en kolay kısmı açık ara ana meydanı. Çarpıcı Aziz Petrus Bazilikası'nın önüne açılan geniş bir dış alan bulunuyor. Girmek için herhangi bir özel hazırlık, bilet veya önlem almanız gerekmiyor. Aziz Petrus Bazilikası Ana Katı: Aziz Petrus Bazilikası görülmesi gereken bir yer. Etkileyici cephesinin keyfini dışarıdan rahatlıkla çıkarabilirsiniz, içeride çocuklarla da rahat rahat gezebilirsiniz. Bazilikanın ana katı ücretsiz. Bekleme sırası çocuklar için yorucu olsa da içerisi genellikle onları etkiliyor. Bazilika çok büyük, çocuklar için etkileyici ve ilgi çekici. Bazilikayı görmek için bilet gerekmiyor, ama sıra beklemek istemiyorsanız online biletlere göz atabilirsiniz. Bunlar iyi bir seçenek olabilir, ancak herkesin güvenlikten geçmesi gerektiğini unutmayın. Bu nedenle her zaman kuyruğa girmeniz gerekiyor. Aziz Petrus'un Kubbesi: Aziz Petrus Bazilikası'nın tepesindeki taç kısmı. Ziyaret için ayrı bir bilete ihtiyacınız var ve bu nedenle biraz farklı bir planlama gerektiriyor. Kubbeye tırmanmak gerçekten eğlenceli ve yukarıdan manzara muhteşem yani büyük çocuklarla yapılacak iyi bir aktivite. Yürümeye başlayan bir çocuğa veya o alanın tuhaflığını zorlayıcı bulabilecek herkese tavsiye edemem. Bu arada yükseklik ve dar kapalı alanda kalma korkunuz varsa merdivenlerden yukarı çıkmak oldukça klostrofobik, bilginize. Vatikan Müzeleri ve Sistine Şapeli: Müzeler bazilikanın hemen yanında, ama farklı bir bilet sistemiyle çalışıyor ve ayrı bir girişi var. Vatikan Müzelerini çocuklarla ziyaret etmek oldukça zahmetli. Çocuklarla Sistina Şapeli ziyareti istiyorsanız en mantıklısı aile turu satın almak olacaktır. Bu özel aile turu, oyun yaklaşımı sayesinde potansiyel olarak sıkıcı bir müzeyi bir harikalar hazinesine dönüştürebilir Bu bütçenizi aşıyorsa kendi başınıza bir giriş bileti ya da tur da seçebilirsiniz. Güzel haber şu ki Vatikan, bebek arabası dostu. Müzelerin bir kısmı erişilebilir bir yola sahip ve bazı kısımlar asansörlü. Bununla birlikte standart rotayı izlerseniz bazen basamaklar olduğu için ara sıra puseti kaldırmanız gerekecek. Bir bebek arabasına sahip olmanın dezavantajı, kalabalığın yoğun olması yani maalesef kendinizi sürekli olarak diğer insanların ayak bileklerine çarparken bulabilirsiniz. Müzelerin aksine Aziz Petrus Bazilikası bebek arabalarına izin vermiyor. Ancak bebek arabanız varsa bazilikanın vestiyerine bırakabilirsiniz. Vatikan'ın katı bir kıyafet yönetmeliği olduğunu ve buna uymanın öneminin yeterince vurgulanamayacağını duymuş olabilirsiniz. İnsanlar uygunsuz giyinirlerse Vatikan'a girişleri düzenli olarak reddedilir. - Kendinizi şal ile örtseniz bile diz üstü şortlar - Mini etekler - Spagetti askılı kaşkorseler ve atletler gibi straplez ve kolsuz üstler - Göbeği, dekolteyi, sırtı açıkta bırakan üstler - İçi gösteren ya da dar olan her şey - Şapkalar - Hacimli sırt çantaları - Omzu kapatan tişört - Kapri pantolon - Sandalet - Kadınlar için çapraz çanta gibi normal çantalar Çocuklar söz konusu olduğunda kıyafet kuralı biraz daha rahat, ama yine de geçerli. Çocukların seyahat ederken bile oynamak için zamana ihtiyaçları var. Bu yüzden uyku saatinden sonra Villa Borghese'e gitmek mantıklı geldi. Tabii yolumuzun üstünde İspanyol Merdivenleri vardı. Öğle saatlerinde inanılmaz kalabalık oluyor. En alttaki Barcaccia Çeşmesi'nden İspanyol Merdivenleri'nin en tepesine kadar her yer insan kaynıyordu. Ama merdivenlere biraz tırmanıp zıplamayı ihmal etmedik. Fotoğraflar da çekildiğine göre hadi Villa Borghese'e! Aile Yemeği İpucu: Bazen restorana girmene gerek kalmaz. Roma'da yediğimiz en eski ve en iyi take away servislerinden biri: Pastificio Guerra. Makarna 4,5 euro (2023). Günde sadece 2 çeşit çıkıyor. Muhakkak yapılması gereken en eğlenceli şeylerden biri de kuşkusuz Villa Borghese ziyareti. Neredeyse 200 dönümlük bir alanda başlayıp Piazza del Popolo, Piazza di Spagna ve Via Veneto bölgelerine uzanan bir yer. Gezinizi bu güzergaha göre planlayabilirsiniz. . Hem içerisinde Galleria Borghese var! Bir taşla iki kuş. Ama onun için de en az 1 ay önceden bilet bakmanız gerektiğini unutmayın. Bisiklet Kiralayın: Roma şehir merkezindeki büyük bir park olan Borghese Bahçeleri, sadece rahatlamak için bol bol alana sahip. Ailece yapacağınız bisiklet turu ile çok eğleneceğinize eminim. 1 saatlik bisiklet turu 12 euro (2023 fiyatı). Kızım Mira, Villa Borghese Gardens'ta bisiklet kiralamamıza bayıldı! Çok güldü ve bisikleti \"yönlendirirken\" harika zaman geçirdi. Herkese el salladı. Bu deneyim onun için inanılmaz keyifliydi. Yapay Gölde Sandal Keyfi Yapın: Çocuklarla eğlenceli bir aktivite ve şahane bir manzara da sunuyor olması cabası! Bu keyfi yaşamak için kiralık kayıklardan birine binin. 20 dakikalık bir süre için kişi başı 3 euro (2023 fiyatı). Pincio Terrace'tan Roma Manzarasını İzleyin: Villa Borghese'nin birkaç güzel bölümü var, ama en manzaralı olanı şüphesiz Pincio Terrace. Burası şehre bakan bir balkonu olan büyük bir meydan ve görülmesi gereken bir manzara. Teras, şehrin geniş bir manzarasını sunmanın yanı sıra ayaklarınızın altında görkemli bir şekilde uzandığını gördüğünüz Piazza del Popolo'nun da hemen üzerinde. Parkta Kahve ya da Soğuk Bir Şeyler İçin: Villa Borghese'de soğuk-sıcak içecekler sunan küçük büfelerden teraslara ve restoranlara kadar birçok güzel kafe bulunuyor. Bio Parco, Roma Hayvanat Bahçesi'ni Ziyaret Edin: Roma Hayvanat Bahçesi; şimdiye kadar ziyaret edeceğiniz en muhteşem hayvanat bahçesi değil belki, ancak özellikle küçük çocuklarla ziyaret etmek için güzel bir yer. Villa Borghese'nin içinde yer alıyor. Hayvanlara, bazı güzel oyun alanlarına ve güvenli bir şekilde koşabileceğiniz birçok yere sahip. Bilmekte fayda var: Hayvanat bahçesi, Borghese Galerisi'nin yanında bulunuyor. Bu nedenle çocuklarınız müze sevmiyorsa ebeveynler sırayla aynı gün her iki cazibe merkezini de ziyaret edebilir! Küçük Treni Yakalayın: Villa Borghese Garden sokak trenine binin. Küçük bacakları yormadan bahçenin büyük kısımlarını görmenin en kolay yolu! Roma şehrinin en önemli semtlerinden biri. Gençlerin ve bohemlerin vazgeçilmezi. Bana göre fazlasıyla romantik. Yapıların çoğu sarmaşıklarla çepeçevre kaplanmış sanki. Aheste aheste dolaşırken yüzünüzde bir tebessüm beliriyor ki işte, biz ona huzur diyoruz! Çocuklarla Piazza Santa Maria Çeşmesi'nin merdivenlerinde oturun, sokak sanatçılarıyla eğlenin ve tempo tutun. Roma'da kalabalıklardan bunalırsanız size bir önerim var: Testaccio! Tam bir Roma mahallesi: Parklar, banklarda sohbet eden teyzeler-amcalar, sessizlik içinde sevimli bir yerleşim bölgesi. Gerçek Roma'ya hoş geldiniz! Park önerisi: Piazza Santa Maria Liberatrice. Bu parkta kızım 2 saat keyifle oynadı, hatta zor aldık diyebilirim. İtalyan çocuklarla sosyalleşti, biz de güneşin keyfini çıkardık. Daracık sokaklardan sana koşa koşa geldim! Kolezyum kalabalığından sonra rahat bir nefes almak için güzel bir nokta. Daha çok yerli halkı gözlemleyeceğiniz, entelektüel insanlarla karşılaşacağınız yer tam da burası. Vintage kıyafetler, antika dükkanları, aksesuar satan tatlı minik butikler, konsept ve sürpriz mekanlar da burada. Şık ve estetik dizayn edilen dükkanlar ise göz alıcı. Monti'de Giacomo della Porta'nın güzel bir sekizgen çeşmesi var. Onu bulun ve merdivenlerinde oturup etrafın güzelliğini seyredin. Çocuğunuz da kuşların peşinden koştursun 🙂 Çeşmenin basamaklarında yerli halkı göreceksiniz. Oturup gelato veya çevredeki yiyecek dükkanlarından aldıkları atıştırmalıkların tadını çıkarıyorlar. Onlara katılın! - Roma'nın çeşmelerinden için: Kuşkusuz çocuklar için en eğlenceli ve unutulmayacak aktivitelerden biri olacak. Roma'da birçok çeşme göreceksiniz. Bu çeşmelerden akan suyu güvenle içebilirsiniz. Tek yapmanız gereken, musluğun ağzını parmağınızla kapatıp borudaki 2 delikten çıkan suyu ağzınızla yakalamak! Çok eğlenceli, ama ilk seferde etrafta kimse olmamasına özen gösterin! - Via Appia'da bisiklete binin: Kültür ve açık hava etkinliklerini birleştiren çocuklar için Roma'da yapılacak harika şeyler var. Appian Yolu'nda bisiklet sürmek de bunlardan biri. Roma'nın merkezindeki çılgınlıktan uzakta, dışarıda biraz fiziksel aktivite yapmak istiyorsanız Appian Yolu'nda bisiklet sürmek Roma'da çocuklarla yapılacak harika bir şey. - Tiber Nehri yürüyüşü yapın: Vatikan ziyareti yaptığınız gün çocuğunuz için de yorucu ve sıkıcı bir gün olacak. Özgürce yürümesi için Tiber Nehri'ni kullanın. Çocukların Tiber boyunca koşup oynamasına izin vermek mantıklı. Tabii dikkatli olmakta fayda var. Gözünüzü ayırmayın. - Circus Maximus gezisini unutmayın: Öyle bomboş bir yeşil alan demeyin. Vakti zamanında burası devasa bir hipodrommuş. Şu an ise insanların piknik yapıp çimlerde oturduğu yeşillik bir alan. Burayı çocuklarla koşturup oynamalı bir durak olarak değerlendirebilirsiniz. Buradan da \"Gerçeğin Ağzı\"nı ziyaret edebilirsiniz. Umarım çok kuyruk olmaz 🙂 - Gerçeğin Ağzı'nın yalan tespit etme gücünü test edin: Efsaneye göre bu figür, yalan tespit uzmanı. Elinizi ağzına koyun, yalan söylerseniz elinizi ısırır! 🙂 Denemek ister misiniz? - Explora Il Museo dei Bambini di Roma'da çocuklarla eğlenin: Çocukla gezilecek müzelerden biri de burası. Şehir turundan feragat edeceğiniz günü ve zaman dilimini seçin. Bu seçimi yaparken en az 2 saatinizi buraya ayıracağınızı hesaba katmayı unutmayın. Hele ki yağmurlu bir gün ise bingo! O gün bu gün 🙂 Piazza del Popolo'ya 4 dakika yürüme mesafesinde. O yüzden Vatikan, Castel S'ant Angelo, Piazza del Popolo, gezintinizden sonra uğrayabilirsiniz. Giriş kişi başı 10 euro ve ziyaret 2 saat sürüyor (2023 fiyatı). Günde 3 seans oluyor. Gitmeden önce saatlerine bakmanızda fayda var, çünkü sürekli açık değil. İçeride deneysel, öğretici ve eğlenceli etkinlikler var. Her yaş için de gerçekten çok sayıda aktivite mevcut. - İllüzyon Müzesi'ni kaçırmayın: İllüzyon Müzesi, gezmeye ara vermeye ihtiyaç duyan gençler için mükemmel, yeni açılmış bir Roma cazibe merkezi. Müze, şehir merkezinde yani Via Merulana'da bulunuyor. Renk ve mekan algınızla oynayarak fizik kurallarını esnetiyor gibi görünen eğlenceli görüntüler, enstalasyonlar ve etkileşimli odalardan oluşan bir koleksiyona sahip. Santa Maria Maggiore Bazilikası ve Monti'ye yakın. - Makarna-pizza yapımı atölyesine katılın: Roma'da yapılacak harika aktivitelerden biri de yerel bir evde ya da atölyede makarna yapma dersi. Bulduğum pizza atölyesinden biri bu. - Ikono Roma'yı Ziyaret Edin: Pantheon'a yakın olduğu için aynı gün uğranabilir. Ikono Roma, gezerek geçirilen bir güne biraz eğlence katmak için mükemmel bir deneyim olacaktır. Farklı fotoğraflar ve özçekimler için arka plan hazırlayabileceğiniz enstalasyonlarla dolu birkaç etkileşimli oda var. Aralarında en başarılı olanı toplarla dolu yüzme havuzu. Giriş ise 0-3 yaş grubuna ücretsiz! Bilet almak için tıklayın. - Mısır Piramidini Keşfedin: Roma'nın bir piramidi olduğunu biliyor muydunuz? Burası Roma Dönemi'ne kadar uzanıyor ve içini de dışını görmek çok eğlenceli! - Ottimomassimo: Gördüğüm en tatlı çocuk kitapçısı olabilir! Ayrıca atölye çalışmaları da yapılıyor. Trastevere'de bir ara sokakta tesadüfen gördüğüm bu tatlı dükkana muhakkak uğrayın. Kitap, oyuncak, hediyelik minik eşyalar satılıyor. - Citta del Sole: Çocuklarınıza bir oyuncak alacaksanız direkt bu İtalyan oyuncak mağazasını önerebilirim. Her yaştan çocuklar için uzun vadeli kullanım sunan harika hediyelerle dolu! Hem İtalyan hem de diğer Avrupa ülkelerinden ithal edilen tüm ürünler, bir çocuğun gelişimi ve eğitimi düşünülerek özenle raflara konmuş. - Natinudi: Küçük bir kentsel şıklık dokunuşuyla cool ve renkli bir butik burası. İçeriye girmedim, ama beğendim. Göz atabilirsiniz. - Al Sogno Giocattoli, Bambole e Peluche: Burası Navona Meydanı'nda harika eski bir oyuncak dükkanı. İçerisi tam bir cümbüş. Navona'da tarihi ziyaretiniz sonrası çocukları neşelendirmek için süper! - Pinocchio Toys Rome: Ahşap pinokyo mu almak istiyorsunuz? Doğru adres! Daha eski bir lego seti mi arıyorsunuz, muhtemelen burada var! - LEGO Certified Store Roma: Türkiye'ye fiyatları aynı, ama ürün ve çeşitlilik mükemmel düzeyde. Çocuklarınızı bırakın, keyifle gezsinler. Siz de kendinize ödül verip minyatür Kolezyum almaya ne dersiniz? Benim bu gezi boyunca yaşadıklarım bunlardı. Unuttuğum başka Roma gezisi önerileri de vardır elbet. Tabii ki siz de bu güzel şehirde birçok şey keşfederek bambaşka bir tatil deneyimi yaşayabilirsiniz. Hem de çocukla 🙂 Eğer daha fazla çocukla tatil önerisi isterseniz de Eğlence Dolu Bir Gezi Arayanlara Özel: Çocukla Londra Seyahati başlıklı yazı sizi bekliyor. Demek ki mümkünmüş, çok keyifli bir blog olmuş."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cocukla-yurt-disina-seyahat-etmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Seyahat başlı başına plan program gerektiriyor. Çocuklu seyahat deneyimi hiç olmayan aileler için bilinmez bir kara delik diyebiliriz. Bunu yolda öğrenmek zor ve vakit gerektiriyor. Hatta bu yolda pek çok aile seyahat etme alışkanlıklarını rafa kaldırıyor. Durun yapmayın! Eğer onunla birlikte gideceğin rotaya karar verdiysen ve ucuz uçak biletin de hazırsa, ben size adım adım aşamalardan bahsedeyim. Çocuk ile seyahat etmek ve çocuğu seyahate götürmek arasında keskin bir fark vardır. Eğer minik gezgin seyahate çıktığınızın farkına varacak bir yaştaysa onun da fikirlerini almak önemli. Önce ona gideceğiniz yeri anlatmakla işe başlayabilirsin. Haritada gideceğiniz mesafeyi ona göstermek ilgisini çekecektir. Sonrasında gezeceğiniz yerleri ona anlatabilir, ilginç olan kısımlarından bahsedebilirsin. Plan yaparken ne istediğini sormak ve buna göre birkaç gününü onun isteklerine göre şekillendirmek, birlikte araştırma yapmak onu heyecanlandıracak. En az sizin kadar seyahate meraklı bir yol arkadaşı edinmenin en iyi yolu bu diyebiliriz. Gideceğiniz müze ve galerileri belirlerken minik yol arkadaşını da unutmayıp onun için eğlenceli olacak alışveriş mekanlarına ve parklara planında mutlaka yer. Bu seyahatte senin fikirlerin de önemli fakat planında sadece buna odaklanmamalısın. Onun için sıkıcı bir kültür turunu birlikte oynayacağınız oyunlarla zevkli hale getirebilirsin. Mesela heykellerin ismini tahmin etmece oyunu, en hızlı dondurma yeme oyunu gibi minik eğlenceler türetebilirsin. Seyahat sırasında çekildiğiniz fotoğraflarınız dışında onun da sevdiği şeylerin fotoğraflarını çekmesine izin ver. Böylece seyahat albümünüzü daha çok benimseyecek. Gittiğiniz şehirden ona da küçük bir hediye almak yıllar boyu seyahat anınızı temsil edebilir, aklında bulunsun! Pasaport: Yurt dışına çıkacak her bireyin kendi pasaportunun olması şart. Bu demek oluyor ki 1 günlük çocuğunuzun bile pasaportu olmalı. Pasaport başvuru randevusu: Geçmişte il ve ilçe emniyet müdürlükleri tarafından yürütülen pasaport başvuru işlemleri artık il ve ilçe nüfus müdürlükleri tarafından gerçekleştiriliyor. Öncelikle online olarak randevu almanız gerekiyor. Uçak bileti: Ucuz uçak bileti arıyorsanız nerede bulacağınızı biliyorsunuz. Pegasus'un kampanyalarını takip etmeyi unutmayın. Başvuru evrakları: Talep edilen başvuru evraklarını randevuya gitmeden evvel eksiksiz şekilde tamamlayın. Nüfus ve vatandaşlık işleri müdürlüğünden detaylara ulaşabilirsiniz. İlgili linki bırakıyorum. Muvafakatname: Çocuk ya da bebeklere pasaport başvurusunda anne ve babanın birlikte müracaatı gerekiyor. Eğer ebeveynlerden biri gelemiyorsa noterden muvafakatname belgesi düzenlenmesi şart. Başvuru esnasında: Pasaport başvurusuna mutlaka çocuğunuzla birlikte gidin. Çocuğu görmeleri gerekiyor. Pasaport süresi: 18 yaşın altındaki çocuklar için en fazla 5 yıllık pasaport düzenleniyor. 5 yılın ardından çocuğunuz için yeni bir pasaport başvurusu yapmanız gerekiyor. Pasaport ücreti: 25 yaşa kadar -öğrenciyse- sadece defter bedeli ödeniyor. Buna anaokul dönemi dahil. Çocuğunuz anaokuluna gidiyorsa öğrenci statüsüne giriyor ve sadece defter bedeli ödüyorsunuz. Harç pulu: 7 yaşından küçük çocuklar için yurt dışı harç pulu parası alınmıyor. Çipli kimlik: Eğer gideceğiniz ülke vizesiz ve çipli kimlikle giriş kabul ediyorsa çocuğunuzun kimliğinde fotoğraf olması zorunlu. Yani tüm bireyler için geçerli olduğu gibi çocuklarda da geçerli. Aksi halde pasaportunuzu yanınızda bulundurun. Vize: Gideceğiniz ülke vize talep ediyorsa tabii ki bebeğiniz için de vize başvurusunda bulunmanız, onun adına ayrıca başvuru formu doldurmanız gerekiyor. Her ülkenin vize başvuru prosedürü farklı olduğu için başvuracağınız ülkenin konsolosluğunun web sitesinden evrakları kontrol etmeyi unutmayın. Vize ücreti: Schengen vize ücreti 0-12 yaşa kadar ücretsiz. Ama ülkelerin aracı kurumları ya da acentalar aracılığıyla başvuruyorsanız hizmet bedeli alınıyor. Başarılı bir aile tatili planlamanın büyük sırrı, ailenizin tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir konaklama yeri bulmaktan geçer. Herkes iyi dinlenmişse daha mutlu, daha iş birlikçi olacak ve bu seyahatten çok daha fazla keyif alacak. Ayrı yatak odaları, yemek pişirebileceğiniz mutfak ve çamaşır yıkama olanakları gibi birçok aile dostu avantajı nedeniyle çocuklarla Airbnb kiralamak, bir sonraki seyahatiniz için harika bir fikir. Özellikle daha küçük yaş çocuklar için sağlam ve basit bir kahvaltı ya da evde hazırlayacağınız minik sebze sote ve çorba, gününüzü çok daha güzelleştirecek. Biz kabin bagajıyla seyahat etmeye alışkın olduğumuz için çocuklu seyahate de bunu entegre etmeye çalışıp başardık. İmkansız değil, sadece yine iyi bir planlama gerektiriyor. Yanınızda havai fişek götürmediğiniz sürece problem yok. İlaçlar: Ateş düşürücü, vitamin, balık yağı, serum fizyolojik gibi ilaçlar, çocuğun sağlığı için yanımızda taşımamız gerektiğinden hiçbir şekilde sorun yaratmıyor. Bunu ister valize koyun, isterseniz yanınızdaki el çantasına. Burada şöyle bir ipucu verebilirim: Mesela ateş düşürücü şurup içinde 6-7 kaşık kalmış. Hop onu alıyorum yanıma. Dönüş yolunda hop çöpe. Balık yağı şişesi çok büyük mesela. Onu cam ve koyu renkli, damlalıklı bir şişeye aktarıyorum. Dikkat etmeniz gereken ise bunları kilitli poşete koymak. Yemek malzemeleri: Mama, tarhana, peynir, makarna, sütlaç, konserve mamalar kabin bagajında ve el bagajında sorunsuz taşınabilir. Sadece uygun paketlemek ve porsiyonlamak gerek. Hatta pekmezi 100 ml'lik küçük şişeye koyup ağzını sıkıca kapatıp streçliyor ve kilitli poşete koyuyorum. Sonuçta pekmez ihracatı yapmıyoruz. Pirinç mamasına katıyordum. Özellikle 6 aylık ek gıdaya geçen bir bebeğiniz varsa konserve mamalar hayat kurtarıyor. Ben gün sayımıza göre sebze püresi taşıyordum yanımda. Diğer ürünleri de gün sayıma göre kilitli poşet ya da buzdolabı poşetlerine bölerek yanıma alıyordum. Eğer çorba ve yemek yapacaksanız ısı koruyucu özellikli termos yemek kapları çok önemli. Böylece \"Yemek soğudu, nerede ısıtacağız?\" derdi de yaşamazsınız. Kıyafetler: Nasıl \"Biz ne giyeceğiz?\" diye kombin yapıyorsak bebek ve çocuklar için de bu geçerli. Hele bebeğiniz 1 yaşını geçtiyse çok daha kolay, her güne bir kombin seçin. Geri kalanı yedek olarak düşünün. Kirlenirse, altına yaparsa diye valizinize fazladan body ve tayt ekleyin mesela. Yer kaplamayacak ama fonksiyonel ürünler. Kış seyahati ise içlik ve termal tişörtler mesela. Hepsini düzenleyiciye dizin ve valize direkt böyle yerleştirin. Böylece her şey daha pratik olacak. Gerekirse düzenleyiciyle birlikte gittiğiniz yerde dolaba yerleştirirsiniz. Bu düzenleyici taktiği sayesinde hangi kıyafeti nerede belli olacak. Bebek bezi: Bebek bezi taşımayı abartmayın. Biz Mira'yla ilk seyahatimizde yarınlar yokmuşçasına valizi bebek beziyle doldurmuştuk. Bir baktık ki biz kendimize kıyafet götürmemişiz. Hala gülüyoruz bu saçmalığa. Gittiğiniz yerde muhakkak bebek bezi vardır. Vardır değil, var! \"Bizimki bunu kullanmıyor.\" diye düşünmeyin, inanın Avrupa'da hem daha uygun hem daha organik muadiller var. Maalesef valizde en çok yer kaplayan şey bu bezler ve lütfen bunu dert edip boşuna bagaja ekstra para vermeyin. Portatif tuvalet: Çocuğunuz tuvalet eğitimindeyse ya da tuvalet eğitimini tamamladıysa bu katlanan aparat hayat kurtarıyor. Tuvalet ararken de delirmezsiniz. Sessiz sakin bir köşe bulun, yeter. Harç pullarını online alın, havalimanında gereksiz zaman kaybı yaşamayın. Çocuk için harç pulu almanıza gerek yok, 7 yaşına kadar ücretsiz. Bebek arabasını uçağa binerken teslim edebilirsiniz. Eğer puset için poşet istiyorsanız valiz teslim ederken belirtin. Ücret karşılığında satın alabilirsiniz. Havalimanında yolcuların uçağa kabulü sırasında çıkış kapısı yoğun olur. Onun için dakikalarca sırada beklemek zor olabilir. Erkenden sıraya girmek yerine onun oyun oynamasına izin verebilir, sıraya giren son yolculardan olabilirsin. Ayrıca bebekli her aile öncelikli ve yer hostesleri bu konuda size yardımcı oluyor. Kendinizi göstermeniz yeterli. Eğer yürümeye başladıysa bebeğiniz, bırakın havalimanında sağa sola koştursun ve yorulsun. Diğer türlü bebek arabasından direkt uçağa binince deli fişeğe dönüşebilirler. Hem bu tatlı yorgunluk uçağın da sarsıntısıyla mışıl mışıl uyutacaktır. Uçuş saatini onun uyku saatine denk getirmeniz mümkünse, bu fırsatı kaçırmayın. Bu onun huzurlu bir yolculuk geçirmesi için yapabileceğin en iyi şeylerden biri. Eğer uykuya dalmakta zorlanacağını düşünüyorsan, uykudan hemen önce pijamalarını giydirin ve mutlaka yanınızda çocuğunuzu oyalayacak bir şeyler bulundurun. Biz genelde daha önce hiç görmediği oyuncak ya da kitabı seyahat sırasında kendisine hediye ediyoruz 🙂 Böylece büyük bir hevesle onu keşfediyor. Lütfen ama lütfen çocuğunuz ağlarsa ya da huysuzlanırsa '\"Aman başkaları ne der'!' deyip bu durumu dert haline getirmeyin. Uçak yolculukları onlar için yorucu olabiliyor, özellikle ilk yolculuklarıysa. Kulaklarının alışması ya da sabit bir noktada duruyor olmaları onlar için son derece sıkıcı ve yorucu. Uçağın uçuş ve kalkış sırasında kulaklarının basınçtan etkilenmemesi için sakız çiğnetebilir ya da sevdiği bir atıştırmalığı yedirebilirsin. Eğer bebeğin çok küçükse onu emzirebilirsin. Uçuş saati ne kadar uzarsa sabretme süreleri o kadar azalıyor. Uzun süre oturmak onu sıkabilir. Bunun için yanına masal kitapları alabilir ya da en sevdiği oyuncaklarını yanında taşıyabilirsin. Alternatif olarak arada ayağa kalkıp birlikte uçağı keşfetmek de işe yarayabilir. Uçak içi tuvaletlerde bebeğiniz için alt değiştirme masası bulunuyor. Uçak şartlarına göre kullanışlı sayılır. Biberonla beslenen bebekler için en az 2 biberon bulundurmalısın. Uçakta biberon sterilizatörü bulmak genellikle mümkün olmaz. Mama ve yemek ısıttırma konusunda hostesler yardımcı oluyor, hiç çekinmeyin. Ve son olarak sağlıklı atıştırmalıklar... Uçuş sırasında karnı acıktıysa, o senin gibi sabırlı olmayabilir. Bunu ondan istemen büyük fedakarlık. Açlığını bastıracak sağlıklı atıştırmalıklar bu konuda çıkacak krizi önleyecektir. Meyveli yoğurt, kuru meyve veya kuruyemişler bir süre bu durumu idare edebilir. Hem onları oyalayacak hem de anlık açlıklarını bastıracak. Bölmeli kaplar çok işe yarar. Gitmek istediğiniz pek çok restoran olabilir, ama rezervasyon odaklı olmak biraz yorucu oluyor. Kendinizi esnek bırakın. Çocuklu olunca bazı planlar onlara göre şekilleniyor, o yüzden kendinize baskı kurmayın. Biraz sizin için tarihi noktalar, biraz da çocuk için parklar olacak şekilde günü planlayın ki iki taraf da mutlu mesut tatil geçirsin. Konaklama konusuna dikkat edin. Bizim için Airbnb konusu olmazsa olmaz. Çok rahat ediyoruz. Dışarıda yeme-içme meselesi bazen sorun olabiliyor. Sebze bulsanız da baharat problem olabiliyor. Ben bazen hazır kavanoz sebze yemeği alıyorum. Bazen de bir gün öncesinden öğle ya da akşam yemeğini hazırlıyor ve ısı koruyuculu yemek termosunda yanımda bulunduruyorum. Benim önerilerim burada son buluyor. Sizin de kendi deneyimlerinizden çıkardığınız dersler varsa paylaşın, seyahatlerimizi kolaylaştıralım 🙂 \"Peki, çocuğumuzla nereye seyahat edelim?\" derseniz Çocukla Roma Gezisi Mümkün mü: Bir Başka Roma! Hem de Çocukla! başlıklı yazımı okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/cunda-adasi-gezilecek-yerler-nelerdir-cunda-gezi-rehberi", "text": "- Cunda Adası Nerede? - Cunda Adası'na Nasıl Gidilir? - Cunda Adası'na Ne Zaman Gidilir? - Cunda Adası'ndaki Turistik Yerler - Cunda Adası'nda Neler Yapılır? - Cunda'da Nerede Kalınır: Cunda Adası Otel Fiyatları Nasıl? - Cunda Adası Kamp Alanları ve Cunda Adası Plajları - Ada Camping - Cunda Mocamp: Cunda Adası'nda Kamp Yapılacak Yerler - Çataltepe Plajı: Cunda Adası Gezilecek Yerler - Patriça Koyu: Cunda Adası Gezilecek Yerler Cunda Adası gezilecek yerler denilince aklına nereler geliyor? Sessiz sakin bir tatil noktası mı, hafta sonu ya da resmi tatil günlerinin uğrak rotası mı, yoksa deniz, kum ve güneşin tadını çıkarmak için gidilecek cennetten bir köşe mi? Tüm bu soruları geçelim ve \"Cunda Adası nerede yahu?\" diye soracak kadar konuya uzak olanların bile ilk fırsatta bir Balıkesir uçak bileti bakınmasını sağlayacak tatil rotası olan Cunda Adası'nı keşfetmeye başlayalım. Öncelikle Cunda Adası'nın günümüzdeki ismi Alibey Adası. Haritalarda bu isimle görürsünüz; ama alışkanlık olsa gerek, ada halkı buraya Cunda Adası demeye devam ediyor. Cunda Adası'na gitmek için Edremit-Balıkesir Kocaseyit Havalimanı'nı kullanabilirsin. Havalimanında servisleri kullanarak Ayvalık'a ulaştıktan sonra buradan Cunda Adası'na geçiş çok kolay. Ayvalık ile Cunda arasındaki mesafe 7 km. Ayvalık'tan Cunda'ya otobüsler ve taksi dolmuşlar, gün içinde düzenli aralıklarla seferler yapıyor. Ayrıca Ayvalık'tan Cunda Adası'na feribot seferleri de başka bir ulaşım seçeneği. Kara yoluyla Cunda Adası'na gitmeyi planlayanlar ise İstanbul'dan yola çıkacaklarsa İDO'nun Bandırma feribotunu kullanabilirler. Ayvalık merkeze 7 km mesafedeki Cunda, resmi tatiller gibi genel tatillerde kelimenin tam anlamıyla hınca hınç doluyor. Bu durum yeme içme fiyatlarından kamp alanları kullanımına kadar her şeyi etkiliyor. Daha sessiz sakin bir şekilde ada çevresinin tadını çıkarmak istiyorsan okulların açık olduğu zaman diliminde Cunda gezini planlayabilirsin. Tabii Balıkesir'in en güzel adasında gezilecek yerlerin tadı en çok yaz aylarında çıkıyor. Bahar aylarında da bu cennet ada oldukça güzel, ama hava bazen rüzgarlı olabiliyor. Ayvalık adalarının çoğu için geçerli bu durum. Cunda hakkında bilmen gereken ilk kural, yanında rüzgarlı günlere karşı bir hırka bulunması. Cunda Adası gezi rehberi oluştururken burada 1976 yılında inşa edilmiş köprü dikkatimizi çekti. Turistik bir yer olmasa da 70'li yıllarda inşa edilen bu köprü, Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü unvanını taşıyor ve kesinlikle göz atmaya değer. Cunda Adası'nın popüler yerlerinden Cunda Sahili, diğer adıyla Mevlana Caddesi, trafiğe kapalı bir alan. Cunda'da alışveriş yapmak için buradaki seyyar satıcıları gezebileceğin gibi bölgenin ünlü sakızlı dondurmasını denemek için dondurmacıları da deneyebilirsin. Dondurmanın dışında buzlu bademi tatmanı da tavsiye ederiz. Cunda Adası'nda görülmesi gereken turistik noktalardan biri, Taş Kahve. Leziz Türk kahvesi ve sıcacık çaylar eşliğinde sahil havası alırken bize teşekkür edersin. Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan tarihçesiyle Taş Kahve ve çevresindeki kafeler, sahilde keyifli bir gün geçirmek isteyenlere hizmet veriyorlar. Taş Kahve'nin lezzetli Türk kahvelerini denedikten sonra gidebileceğin bir diğer Cunda Adası'ndaki turistik yer, Despot Evi. Adanın tam doğusunda kalan Despot Evi, günümüzde bir harabe olsa da zamanında bölgenin en zenginlerinden birine ev sahipliği yapmış. Despot Evi'nin hikayesi ise şu şekilde: Despot, Ortodoks din adamlarına verilen bir rütbe. Yunanistan'ın Osmanlı'dan bağımsızlığını kazandığı zamanlarda, halkın bağışlarından kazandığı parayı memleketi Cunda Adası'na getiren despot, burada bolluk ve bereket içinde yaşamış. Sonrasında ise hırsızlar tarafından serveti için öldürülmüş. Despot'un hikayesini bölgenin yerlilerinden dinlemek çok daha heyecanlı! Taksiyarhis Kilisesi, Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür ve Kültür Vakfı tarafından restore edilmiş bir yapı. Cunda merkeze konumlanmış bu kilise, Cunda'nın en güzel ve tarihi yerlerinden biri. 1873 yılında taş ocaklarından çıkarılan sarımsak taşı ile özenle örülen duvarlar ve söveleriyle dikkat çeken Taksiyarhis Kilisesi, kendine bir Cunda Adası gezi rehberi hazırlayanların mutlaka görmesi gereken yerlerden biri. Cunda'da, tarihiyle ve hikayeleriyle dikkat çeken önemli yerlerin sayısı fazla. Cunda Adası gezilecek yerler, adeta eski filmlerde geçen nostaljik mekanlar gibi... Sarımsak taşı temelli başka bir yapı olan Ayışığı Manastırı, aynı zamanda Bekar Kızlar Manastırı ismiyle de biliniyor. Yapım yılının 18. yy'ye dayandığı düşünülen Ayışığı Manastırı, Cunda Adası'nın dik bir yamacında tüm haşmetiyle yükseliyor. Eskiden bir müze olarak kullanılan Ayışığı Manastırı, sonradan özel bir mülke dönüşmüş. 2009 yılında Sabancı ailesi tarafından satın alınan manastır, restore edilerek günümüzde bir kültür evine çevrilmiş. Ayvalık tostunu yerinde yemek için sahilde uzun yürüyüşlere çıkılır. Rum evlerinin gölgesi altında, öğle vaktinde Cunda Adası'nın dar sokaklarında amaçsızca gezilir. Aşıklar Tepesi'ne çıkılır, Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı'nda vakit geçirilir. Taş Kahve'de sıcak bir Türk kahvesi içilir. Cunda Adası gezilecek yerler görülürken bol bol fotoğraf çekilir. Tekne turuna çıkılır, Ayvalık adalarının doğası keşfedilir. Cunda'dan yola çıkılır, Ayvalık ve çevresinde gece hayatı mekanları dolaşılır. Cunda'da alışveriş için Cunda çarşıya inilir. Cunda'da yeme içme konusunda bir gece mutlaka deniz ürünlerine ayrılır. Son olarak kara yoluyla Cunda Adası'na gelirsen yol kenarında denk geleceğin kafeleri ziyaret etmeyi de unutma. Gerçek Ayvalık tostunu buralarda da bulabilirsin. Cunda'da kalmak istiyorsan butik otel seçenekleri arasından seçim yapabilirsin. Cunda Adası butik otellerinde, konukların konforu için her ayrıntı özenle düşünülmüş. Daha kalifiye hizmet beklersen Cunda otellerinden birini seçmek yerine beş yıldızlı Ayvalık otellerini araştırabilirsin. Cunda Adası otel fiyatları, gideceğin döneme göre değişkenlik gösteriyor. Direkt adada kalmak istersen Cunda Konakları gibi yerlerde ortalama 300-350 TL'ye konaklayabilirsin. Cunda Adası gezilecek yerler ulaşımı için de böylesi daha pratik. Ucuz Cunda kalacak yerlerine bakınıyorsan pansiyonları tercih edebilirsin. Bu şekilde günlük ortalama 150 TL civarına Cunda'da kalacak yer ihtiyacını giderebilirsin. Cunda adasında bulunan Ada Camping, Balıkesir'in en popüler kamp alanları arasında. Özellikle sahiliyle dikkat çeken kamp alanında uygun fiyatlarla konaklamak mümkün. Ayrıca burası adanın en güzel koylarından birisi olan Ortunç Koyu'nun da hemen yanı başında bulunuyor. Ancak koy Milli Parkın içerisinde kaldığı için burada özellikle yapılmış bir plaj bulunmuyor. İnsanlar çoğunlukla ormanın içerisinden denize giriyorlar. Cunda adası Ayvalık arasında kamp yapılacak keyifli yerlerden bir başkası da Üç Kuyular caddesinde bulunan Mocamp. Burası bölgede denize girilebilecek en güzel plajlardan birisine sahip ancak denize girerken deniz ayakkabısı giymeni tavsiye ederiz. Cunda'da en çok rağbet gören plajlardan bir tanesi de kuşkusuz ki Çataltepe plajı. Buradaki deniz sığ ve oldukça berrak. Yalnız deniz genellikle sakin olsa da poyraz olduğu günler dalga oluşabiliyor. Yalnızlıktan hoşlanıyorsan dikkatli ol, burada çocuklu ailelere denk gelebilirsin. Güzel yazınız için teşekkür ediyorum, ufak bir ekleme yapmak istiyorum izninizle. Cunda'ya gelipte kalabalıktan ayrılmadan lütfen ayrılmayın buradan. Ara mahallelerde eşsiz yerel lezzetleri yok fiyata satın alabilirken lütfen zincir restoranların kuyruklarına girmeden önce ara mahallelere dalmayı, kalabalıktan ayrılmayı bir düşünün. Ara mahallelerdeki yerel işletmelerde alacağınız tadı ve samimi sohbeti hiçbir yerde bulamazsınız arkadaşlar."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/daha-enerjik-bir-gezi-icin-kahvalti-onerileri", "text": "Çok gezenlere özel kahvaltı önerilerimizle karşınızdayız. Yeni yerler keşfetmenin en keyifli yolu, uzun yürüyüşlere çıkmak. Bir şehri en iyi yürüyerek tanırsın diye boşuna söylememiş eskiler. O eskiler bir de kahvaltının öneminden bahsetmiş. Eskiler en iyisini bilir diyerekten bu iki öneriyi birleştirdik ve çok gezenlere özel kahvaltı fikirlerini derledik. Kahvaltı fikirlerine geçmeden önce \"Ben kahvaltı yapamıyorum.\" diyenlere özel bir paragraf hazırladık. Kahvaltı, uyku sırasında uzun süre boyunca aç kalmış vücudumuzun, güne kaybettiği enerjisini tekrar kazanması ve vücut fonksiyonlarını tam verimle çalıştırabilmesi için hem gerekli hem de önemli bir öğündür. Marketten pratik bir şekilde bulabileceğin malzemelerle güne enerjik bir şekilde başlayabileceğin kahvaltının formülü: Tahıl+meyve+kuru yemiş. Bizim sana önerimiz, muz, yulaf ezmesi ve ceviz içini, bal ile karıştırman. Böylece hem tatlı hem de gün boyunca enerjik olabileceğin bir kahvaltıyla güne başlamış olursun. Formüldeki yiyecekleri damak tadına göre değiştirebilirsin. Tabii ki hazır olanlarından bahsetmiyoruz. Güne zinde ve keyifli bir başlangıç için meyveli yoğurdunu kendin yapman gerekiyor. Hemen tarifi verelim: Yarım bardak süt, ¾ bardak yoğurt, çeyrek bardak böğürtlen ve bir kaşık balı bir kase mısır gevreğiyle karıştır. Mısır gevreği sevmiyorsan meyveli yoğurdunun yanında bol tahıllı ekmek de tüketebilirsin. Bu kahvaltı sana ortalama 350 kalori, 2 gram yağ, 27 gram protein ve 6 gram lif kazandıracak."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/denize-ve-gunese-doyacagin-tatil-duraklari", "text": "Yaz sıcaklarının kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı günlere giriş yapmış bulunuyoruz. Evet, sonunda karpuz kabuğu denize düştü! Peki, sen tatil planını yaptın mı? Henüz tatil planını yapmadıysan endişelenme senin için denize ve güneşe doyabileceğin güzergah önerileri hazırladık. Romantik yaz geceleri, esintili sahiller, yakamoz... Bunları düşünüp yazı özlememek elde değil! Haydi gel, D vitaminini sonuna kadar alacağın tatil duraklarına geçelim. Ucuz uçak biletini nerede bulacağını zaten biliyorsun. Cunda'nın diğer adı Alibey Adası. Balıkesir il sınırında bulunan bu güzel durak, Ege kıyılarımızın en güzel noktalarından birine ev sahipliği yapıyor. Ayvalık'a bir köprüyle bağlanıyor. Bir genel kültür bilgisi verelim: Bu köprünün Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü olduğu söyleniyor. Ayvalık'a gitmek istiyorsan Cunda Adası ve Ayvalık tatili yapabilirsin. Cunda daha önce Rumların yaşadığı, tarihi hayli eskiye dayanan bir yer. Arnavut kaldırımlı sokakları ve taş evleri de o günlerin eseri. Zaten geldiğinde sokaklarında yürüyeceksin. Gördüklerini anlamlandırabilmek için gitmeden önce minik bir Cunda tarihi araştırması yaparsan eminiz ki seyahatin daha keyifli geçecektir. Yaz tatillerinin en çok aranan yerleri arasında güzel gün batımı durakları da yer alıyor. Cunda'nın en güzel gün batımı ve şehir manzarası noktası ise Aşıklar Tepesi. Deniz ve güneşin olduğu beach club'lardan uzak bir yerde tatil yapmak istiyorsan Cunda güzel bir tatil beldesi. Arka Deniz, Cunda, Çataltepe, Pateriça Plajı da adanın plajları. Sessiz sakin bir plaj ararsan mavi bayraklı bir plaj olan Arka Deniz'i, çocuğunla bir tatil planlıyorsan denizi sığ olduğu için Pateriça'yı, daha hareketli bir plaj için de Çataltepe'yi tercih edebilirsin. Cunda Plajı'nın da denizi müthiş bir berraklığa sahip. Bu arada saydığımız plajlar girişi ücretsiz olan yerler. Ayvalık'a geçersen de diğer adı Kleopatra Plajı olan Badavut Plajı'na uğramanı öneriyoruz. Turkuaz berraklığında hayatın güzelliğini hatırlayacağın bir durak. Ay Işığı Manastırı, Despot Evi gibi turistik durakları gezdikten sonra da Taş Kahve'de yorgunluk kahvesi içmeyi unutma! Antalya'nın tatil beldelerinden Manavgat, yaz ayları geldiğinde denizseverlerin uğrak noktalarından biri haline geliyor. Deniz tatili yapmak istiyorsan ülkenin en çok mavi bayraklı plajının olduğu bu nokta seni hayli mutlu edecek. 🏖 Evrenseki Halk Plajı: Manavgat'ta çok sayıda halk plajı bulunuyor. Evrenseki de tuvalet, duş ve soyunma kabini bulabileceğin bir yer. Dilersen şemsiye ve şezlong da kiralayabilirsin. Yumuşacık kumları ile sığ ve temiz denizinde keyifli vakit geçirebilirsin. 🏖 Çolaklı Plajı: Hafta sonları hayli kalabalık olduğu için hafta içi tercih etmeni önerdiğimiz bir plaj. Çolaklı'da tuvalet ve duş gibi imkanlar mevcut. Bu plajda da şemsiye de şezlong da kiralayabilirsin. Büfe ve market gibi olanaklar da hayli yakın bir konumda. 🏖 Turaş Manavgat Halk Plajı: Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından işletilen bu plajda her türlü imkanı bulabilirsin. Üstelik burada engelli kişiler için engelsiz plaj imkanı da bulunuyor. Önerdiğimiz tüm plajların girişi ücretsiz, bilgin olsun. Bu güzel plajlardan vakit bulursan Side'den Manavgat Şelalesi'ne yapılan tekne turu gezilerine katılabilirsin. Antalya'ya gelmişken antik kent ziyareti yapmadan da olmaz. Manavgat'a 7-8 km uzaklıktaki dünyaca ünlü Side Antik Kenti ve 10 km uzaklıktaki Lyrbe Antik Kenti'ne uğrayabilirsin. Muğla'nın sakin köşelerinden Datça, sezonun açılmasıyla birlikte kalabalıklaşsa da son yıllarda popülerleşen tatil yerlerine göre huzurunu koruyan nadir noktalardan biri. Plajlarda keyifçilik yapmak istersen Datça'da tatil yapma fırsatını kaçırma diyoruz. Datça'daki plajlardan bahsetmeden önce burada bir arabaya ihtiyaç olduğunu da söylemek isteriz. Dilersen havalimanında indiğinde araç kiralayarak tüm koyları, mis kokan havayı içine çekerek en güzel tatil playlist'inle turlayabilirsin. 🏖 Hastanealtı Plajı: Belediyenin işlettiği halk plajı, hayli berrak sulara sahip. Öyle ki mavi bayrağını senelerdir dalgalandırıyor. Sakin sessiz diyebileceğimiz bir plaj değil. Çünkü halk tarafından çok tercih ediliyor. Taş bir plaja sahip olan Hastanealtı'nda dilersen şezlong ve şemsiye kiralayabilirsin. Duş, tuvalet ve soyunma kabini gibi olanakları da mevcut. 🏖 Aktur Kamping: Çam ormanlarının arasından gidilen bu plaj, Datça Aktur Çiftlik ve Kurucabük olarak ikiye ayrılıyor. Senelerdir mavi bayraklı olan bu plajdan gönül rahatlığıyla denize girebilirsin. Buradaki plaja giriş ücretli. 🏖 Kargı Koyu: Dalgasız ve taşlık bir plaj arıyorsan son dönemin popüler yerlerinden Kargı Koyu'nu ziyaret edebilirsin. Burada bir restoran da bulunuyor. Tüm ihtiyaçlarını buradan karşılayabilirsin. Keyif dolu bir plajı olduğunu söyleyelim. Gün batımı için Knidos'tan başka yerleri arama. Kızıllığıyla göz kamaştıran ve ufukta batan Güneş'i görünce şair olup methiyeler düzmeye başlayabilirsin. Datça gezin boyunca nereye gidersen git mayonu havlunu eksik etme. Hemen her yerde plaj bulamasan da el değmemiş bir koy bulacaksın. Knidos Antik Kenti bile eşsiz manzarasıyla dolaştıktan sonra \"Antik kentte de denize girmedim demem!\" diyebileceğin bir yer. En güzel tatil yerleri arayışımıza son olarak bir de yurt dışında vizesiz durak eklemek istedik. İyon Denizi'ne kıyısı olan Yunan adası Korfu'nun komşusu Saranda, Arnavutluk'un tatil bölgelerinden biri. Ksamil kasabasıyla popüler olan Saranda'da gidebileceğin diğer güzel plajları da aşağı bırakıyoruz. 🏖 Mirror Plajı: İsmini Güneş'in berrak sulara vurarak oluşturduğu ayna etkisinden alan plaj, sarı kumlu temiz bir denize sahip. Ksamil'deki kadar çok tesis olmasa da sahilde bir restoran bulunuyor. Dilersen şemsiye ve şezlong da kiralayabilirsin. Plaja ulaşmak için 15 dakikalık bir yokuştan aşağı inmen gerekiyor. Karşılaşacağın manzara ise unutulmaz. 🏖 Pulebardha Plajı: Kayalıkların arasında, sessiz, sakin, huzurlu ve büyüleyici bir manzaraya sahip olan bu plaja mutlaka uğramanı öneriyoruz. Plaja inmeden, tepede kalan bir restoran bulunuyor. Güneşe biraz mola vermek istersen burada lezzetli yemekler yiyebilirsin. 🏖 Mango Plajı: Bu plaj yokuşsuz bir noktada bulunuyor. Özellikle müzik ve eğlence sevenler için uygun. Çünkü burası gündüz güneş ve denizin keyfini çıkarabileceğin, gece ise açık hava kulübüne dönüşen restoranında doyasıya eğlenebileceğin bir yer. Arnavutluk'un diğer plajları için Hşşt! Burası Hala Keşfedilmedi: Arnavutluk Sahilleri yazımızı okuyabilirsin. Önerilerimizin burada sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Mavi Bayraklı Plajlar | Mavi Bayrak Neyi Temsil Eder? yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/didim-gezi-rehberi", "text": "- Didim Nerededir? Nasıl Gidilir? - Didim'de Deniz için En Güzel Lokasyonlar Keşfedilmemiş Koylar - Akbük Plajı: Deniz, Kum, Güneş - Altınkum Plajı: Berrak Bir Deniz - Akademi Koyları (3, 4, 5 ve 7. Koylar): Tertipli ve Düzenli Plaj Keyfi - Cennet Koyu: Yumuşak Kumlu Sahiller - Denizli Öğretmenler Sitesi Plajı: Yazlık Anılarını Canlandırma Mekanı - Saplı Ada: Denizde Yürümek İsteyenler Toplanın - Sarıkum Plajı: Huzurlu Bir Tatil Arayanlara Özel - Oteller Önü Plajı : Hizmette Sınır Yok - İmbat Koyu : Sakin ve Huzurlu Bir Durak - Manastır Koyu: Doğa Yürüyüşleri ve Deniz Keyfi - Akkum Sağtur Plajı: Yunan Adalarına Bir Bakış - Demiryol İş Plajı: Uygun Fiyatlı - Yalıköy: Doğayla İç İçe - Sensation Beach Club: Beach Club Sevenlere - D-Marin Blue Point Beach Club: Yat Limanı Manzaralı - Club Tarhan Beach: Hem Plaj Hem Havuz - Didim'de Kamp Yapabileceğiniz Yerler - Didim'de Gezilecek Tarihi Yerler - Didim'e Yakın Gezilecek Yerler - Didim'de Mutlaka Yapman Gerekenler - Didim'de Gece Hayatı Zamanın izin sürebileceğin antik kentleri, huzuru yakalayabileceğin masmavi engin denizleri, kamp yapabileceğin doğal durakları ve eğlenceli geceleri olan bir yer arıyorsan cevap çok uzaklarda değil. Aydın'ın denize nazır güzel ilçesi Didim'de gezilecek yer çok. Türkiye'deki en sıcak iller arasında bulunan Aydın'da da tatilin yazı kışı yok. Bu güzel topraklar her mevsim gezginleri kendine çağırıyor. Sen de bu çağrıya kayıtsız kalamıyorsan bu yazımızda Didim'e doğru bir keşif yolculuğuna çıkacağız. Önce ziyaret etmen gereken yerlerden başlayıp karış karış koylarını dolaşacağız, tabii birçok öneride bu yazının içerisinde seni bekleyecek. Dilediğin gibi gez ama öncesinde gezi rehberimize bir göz at diyoruz, hazırsan içini Ege'ye inme isteğiyle dolduracak önerilerimize geçmeden Didim'e nasıl ulaşabileceğinden bahsederek rehberimize başlıyoruz. Doğal güzellikleriyle aklını başından alacak olan Didim, Aydın'a bağlı bir ilçe. Muğla, İzmir gibi güzel Ege şehirlerine yakın; Ege Denizi, Bafa Gölü ve Menderes Nehri'ne komşu olan bu güzel durak, tarihi ve turistik bir tatil yapmak isteyenler için ilaç gibi bir yer. Didim'e gitmek için pek çok farklı yol var. Araçla gitmeyi düşünürsen İstanbul-Didim arası yaklaşık 620 km, Aydın-Didim arası ise yaklaşık 98 km. Tabii ki en pratik yol uçak seyahati. Kendine bir ucuz uçak bileti satın almak istersen bakman gereken yeri zaten biliyorsun. Didim'de havalimanı bulunmuyor ancak yakın şehirlerdeki iki farklı havalimanından da kolayca ulaşmak mümkün. İzmir Adnan Menderes Havalimanı: Ucuz izmir uçak bileti seçeneğini değerlendirmek istersen Didim'e 150 km mesafedeki Adnan Menderes Havalimanı üzerinden gidebilirsin. Uçaktan indikten sonra, önce HAVAŞ'la Kuşadası ya da Söke'ye gitmek ardında da Didim otobüslerini kullanarak Didim'e ulaşabilirsin. Milas-Bodrum Havalimanı: Bu güzel noktaya daha hızlı ulaşmak için 80 km uzaklıkta bulunan Bodrum-Milas Havalimanı'nı tercih edebilirsin. Bu havalimanından hareket eden HAVAŞ otobüsleri Güvercinlik ve Torba'ya gidiyor. Sonrasında buradan kalkan minibüsleri kullanarak Didim'e varış sağlayabilirsin. Türkiye'nin -özellikle yaz aylarında- ziyaretçi akınına uğrayan yerleri arasında olan Didim'de, yaz erken başlayıp geç bitiyor. Ilıman iklimi sayesinde Didim'in denizi kasım ayı sonuna kadar soğumuyor. Gezginlere de yaz-kış bu güzel denizin keyfini çıkarmak kalıyor. Her zaman keşfedilecek güzel bir yer sunan Ege koyları arasına yeni yerler ekleme zamanı. İşte Didim'de gidebileceğin en güzel plaj ve koylar. Didim denince akla gelen ilk yerlerden biri olan Akbük, ilçe merkezine yaklaşık 20 km uzaklıkta bulunuyor. Orman ve plajı aynı anda görebileceğin bu doğal durak denizin tadını çıkarmak için en doğru adreslerden biri. Duş, tuvalet, şezlong gibi olanakların haricinde kafe restoran gibi yemek yiyebileceğin ve keyifli vakit geçirebileceğin çok fazla seçeneği burada bulabilirsin. Plaja giriş ücretsiz. Ulaşmak için ise Didim'den kalkan dolmuşları kullanabilirsin. Uzun altın rengi bir kumsal, tertemiz bir deniz... Öyle ki Altınkum 2006 yılından beri aralıksız her sene Mavi Bayraklı plajlar arasında giriyor. Yavaş yavaş derinleştiği için aileler tarafında da hayli tercih edilen bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Sezonda kalabalık olan plaj, okulların açılmasıyla birlikte daha sakin hale geliyor mayıs ayının ilk günlerinden kasım ayının sonuna kadar da sıcaklığını kaybetmeden denize girilebiliyor. Altınkum, giriş ücreti bulunmayan bir plaj. Etrafında da ihtiyaç duyabileceğin restoran, kafe gibi pek çok mekan bulunuyor. Koyları da dolaşmak istersen buradan tekne turlarına da katılabilirsin. Bu özel plaj şehir merkezine yaklaşık 4 km uzaklıkta yer alıyor. Özel aracın yoksa dolmuşları kullanarak Altınkum'u ziyaret edebilirsin. Didim Polis Moral Kamp ve Eğitim Merkezi 8 tane farklı koyu içerisine alan büyük bir alan. Bu alanda bulunan koylara da Akademi Koyları deniyor. İçerisinde 7 farklı koy bulunsa da yalnızca 4 tanesi halka açık. Koyların hepsi güzel bir kumsala sahip. 3. koy ise Mavi Bayraklı bir plaj. Hepsinde duş ve tuvalet bulunuyor. Akademi koylarına giriş ücretli. İlçe merkezindeki dolmuşları kullanarak Polis Moral Kamp ve Eğitim Merkezi'ne ulaşabilirsin. Altınkum Martı Sitesi'ne çok yakın bir noktada bulunan Cennet Koyu, Didim ilçe merkezine yaklaşık 5 km uzaklıkta yer alıyor. Adından da anlaşılacağı üzere cennet gibi bir durak olan bu koyda berrak bir deniz ve yumuşacık kumlu bir plaj bulunuyor. Sığ bir denizi olduğu için özellikle çocuklu aileler tarafından sıkça tercih ediliyor. Koyda bulunan küçük bir işletmeden tuvalet, duş, şezlong gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Ağaçlarla kaplı koya girişlerin ücretsiz olduğunu söyleyelim. Cennet Koyu'na ulaşabilmek için Martı Sitesi'ne giden dolmuşları kullanabilirsiniz. Huzurlu, keyifli, yazlık anılarını canlandıracak bir yer arıyorsan Denizli Öğretmenler Sitesi'nin plajına uğrayabilirsin. Denizi de kumu da hayli güzel. Özellikle manzarası görülmeye değer. Deniz molasında çay bahçelerinde çayını yudumlayabilir, yakınında bulunan restoranda lezzetli yemekler yiyebilirsin. Didim merkeze 5 km uzaklıkta, Mavişehir tarafında bulunan plaja ilçe merkezinden kalkan dolmuşlarla ulaşabilirsin. Ege'nin el değmemiş noktalarından biri olan Saplı Ada, Akbük'ün simge noktalarından. Ada M. Ö 1500'lü yıllarda Ege'de büyük bir volkanik patlama sonrası ortaya çıkan küllerin birikmesiyle oluşmuş. Saplı Ada SİT alanı olduğu için herhangi bir tesis bulunmuyor. Kara ile bağını koparmamış bu adaya sular çekildiğinde yürüyerek ya da yat limanından tekne turlarına katılarak buraya ulaşabilirsin. Ada'ya gidersen 10 çakıl taşını cebine koymayı unutma, rivayetlere göre 10 çakıl taşı almak ömrü 10 yıl uzatıyormuş söyleyelim. Didim'in tüm plajları ayrı güzel. Sarıkum Plajı'nın da elbette denizi ve kumu tatilcileri mutlu edecek cinsten. Farklı olarak rüzgar sörfü, deniz paraşütü gibi farklı aktiviteler denemek istiyorsan Sarkum bunun tam adresi. Didim'in en güzel kamp noktalarından biri olduğunu da söyleyelim. Yerleşim yerinden biraz daha uzak bir noktada bulunduğu için bolca huzur ve dalga sesi içeriyor. Bu güzel plaja giriş de kamp yapmak da ücretsiz. Özel aracın yoksa Didim-Mavişehir minibüsüne binip plaja yürüme mesafesinde bulunan Denizli Öğretmenler Sitesi Lokali durağında inerek Sarıkum'a ulaşabilirsin. Altınkum'dan Yeşilkent'e doğru giderken görebileceğin plaj, pek çok otele de ev sahipliği yapıyor. Denizin keyfini çıkarıp güneşlenirken dilediğin otelin işletmesinden de ücretli bir şekilde faydalanabilirsin. Tertemiz, berrak, sessiz sakin biraz da gözden uzakta bir yer arıyorsan İmbat Koyu'nu tercih edebilirsin. Koyun denizi oldukça sığ, plajı ise yumuşacık kumlara sahip. Buradaki şezlong ve şemsiyeler sitede yaşayan halka ait. Sen de havlunu şemsiyeni getirip bu plajda ücretsiz vakit geçirebilirsin. Çamlık tarafında bulunan koya ulaşmak biraz zorlu. Minibüsle gelmeyi düşünüyorsan Mesut Tatil Köyü durağında inip İmbat Sitesi'ni takip etmen gerekiyor. Hem kamp yapıp hem de denizin tadını çıkarabileceğin, doğa yürüyüşleri yapıp tekne turlarına da katılabileceğin bir yer arıyorsan Manastır Koyu'nu ziyaret etmeni öneririz. Didim merkezden özel aracınla ya da minibüs kullanarak kısa sürede ulaşabileceğin bir yerde bulunuyor. İmbat Koyu'na da hayli yakın. Bu koy da halka açık ve giriş ücretsiz. Muhteşem bir manzaraya sahip olan Sağtur Plajı, kamp alanları ve otellerle çevrili bir noktada bulunuyor. Dilersen burada kano, deniz bisikleti, rüzgar sörfü gibi farklı aktiviteler de yapabilirsin. Plaja giriş ücretsiz, ancak şezlong ve şemsiye istersen kiralama yapabilirsin. Tuvalet, duş, yemek için de plajda bulunan kafeleri değerlendirebilirsin. Mavişehir'de bulunan Sağtur Plajı'na ilçe merkezinden kalkan dolmuşları kullanarak ulaşabilirsin. Didim ilçe merkezine 7 km uzaklıkta Martı Sitesi yakınlarında bulunan Demiryol İş Plajı, Didim'in halka açık ücretsiz plajlarından biri. Plajda yer alan demiryollarına bağlı kafede uygun fiyatlı seçenekler bulabilirsin. Denizi sığ ve dalgasız olduğu için özellikle ailelerin tercih ettiği bir yer. Ormanların arasında bir plaj arıyorsan Yalıköy tam sana göre. Tavşanburnu Tabiat Parkı yakınlarında bulunan Yalıköy, bölgenin en keyifli noktalarından biri. Güzel plajının yanı sıra tekne gezisi, doğa yürüyüşü gibi aktiviteleri de yapabileceğin Yalıköy'de konaklamak için de çok fala alternatif bulabilirsin. Bu plaja da giriş ücretsiz. Yalıköy'e gitmek için belediye otobüslerini kullanabilirsin. Aydın Belediyesi web sayfası üzerinden otobüslerle ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsin. Yalı Caddesi üzerinde bulunan Sensation Beach Club, hem denize girip hem de eğlenebileceğin yerler arasında. Eğer beach clubleri seviyorsan SENSATION Beach & Club Didim Instagram sayfasından detaylı bilgi alabilirsin. Didim Yat Limanı'nın komşusu olan D-Marin Blue Point Beach Club, Didim merkezde ziyaret edebileceğiniz plajlar arasında yer alıyor. Özel bir işletme olduğu için ücretli. Detaylı bilgiye Blue Point Beach Club web sayfası üzerinden ulaşabilirsin. Didim'den 5 km uzaklıkta Yalıköy ve Mavişehir arasında bulunan Club Tarhan Beach, hem deniz hem de havuz keyfini birlikte yaşamak istersen tercih edebileceğin bir seçenek. Dilersen otelin SPA olanağını da değerlendirebilirsin. Detaylı bilgi için Club Tarhan Beach Instagram sayfasını ziyaret edebilirsin. Didim kamp alanları yeşili ve maviyi bir araya getiren etkileyici noktalarda yer alıyor. Biz de hem ücretsiz hem de keyifli bir şekilde Didim'de kamp yapabileceğin alanları listeledik. Kalabalıktan uzakta, sessiz sakin keyifli gün batımlarına ev sahipliği yapan kamp alanı, çok bilinen bir durak değil. Bu sebepten ve yollarının zorlu olmasından dolayı popüler bir durak olduğunu söyleyemeyiz. Koyda herhangi bir işletme bulunmuyor. Buraya gelmeyi düşünüyorsan öncesinde hazırlık yapmanda fayda var. Ayrıca yollar bozuk olduğu için SUV ya da 4x4 bir araç tercih etmeni öneririz. Yalıköy'de bulunan tabiat parkı Didim Orman Kamp olarak da biliniyor. Berrak bir denizin kıyısında ve yemyeşil bir orman içerisinde bulunuyor. Aynı zamanda da 2015 yılından beri her sene mavi bayrak alıyor. Yani tertemiz bir denizde yüzmek, doğanın içerisinde huzura doymak istersen Tavşanburnu'nda kamp yapabilirsin. Çadırın yoksa sorun değil, buradan da kiralama yapabilirsin. Ayrıca burada duş, tuvalet, elektrik, market ve kafe gibi hizmetlerden de faydalanmak mümkün. Kampa giriş ücretli, çadır yeri için de ayrı bir ücret ödemeniz gerektiğini söyleyelim. Didim'den kalkan otobüslerle direkt kamp noktasına ulaşabilirsiniz. Özel araçla gelmeyi planlıyorsanız Yalıköy yolundan tabiat parkı tabelalarını takip edebilirsiniz. Didim, doğal güzellikleri, berrak denizi ve altın rengi kumsallarının haricinde pek çok antik kente de ev sahipliği yapıyor. Ziyaret edebileceğin antik kentlerden bir kaçı. Didim'e de adını veren Didyma Antik Kenti, İyonlar tarafından bir kehanet merkezi olarak inşa ediliyor. Çok büyük bir antik kent olması planlanırken yarım kalmış. Zeus ve Leto birbirlerini ilk burada görüyor, çocukları Apollon ve Artemis de ikiz olunca buraya da ikiz anlamına gelen \"Didymos\" sözcüğünden türeyen Didyma ismini veriyorlar. Yunan dünyasının en büyük dördüncü tapınağı olan Apollon Tapınağı da burada bulunuyor. Tapınak da antik kent gibi çok büyük ve görkemli tasarlanmış ancak yüzyıllar süren inşası bir türlü tamamlanmamış. Ancak etkileyiciliğini hala koruyor. Gitmek istersen Müze Kart'ınla ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilirsin. Antik kent, Didim Yenihisar mahallesi sınırlarında bulunuyor. Antik kent, Söke ve Didim arasında kalan Güllübahçe mahallesi yolu üzerinde Dilek Dağı'nın yamaçlarında bulunuyor. M. Ö 7. yüzyıla kadar uzanan antik kent, 12 İyon kentinden biri olarak anılıyor. Ziyaret edersen Demeter Athena ve Zeus Tapınaklarını 5 bin kişilik görkemli antik tiyatroyu görebilirsin. Ancak Athena Tapınağı'nın bazı parçaları ve kentten çıkarılan eserler Berlin ve Britanya Müzesi'nde sergileniyor. Antik kentin bir özelliği de şehir planlamasının temellerini atan grid sisteminin ilk olarak burada kullanmış olması. Buraya ulaşmak için özel aracın varsa Didim-Güllübahçe yolunu takip edebilirsin. Minibüsle gitmeyi planlıyorsan Didim'den Akköy'e gelip buradan Priene'ye giden araçlara binebilirsin. Büyük Menderes kıyısına inşa edilmiş bir liman kenti olan Milet, İyon medeniyetlerinin en önemli kültür merkezlerinden ve cilalı taş devrine kadar uzanan bir tarihe sahip. Filozoflar şehri diye anılan antik kent, bilimin babası olarak kabul edilen Thales'in çalışmalarını gerçekleştirip ömrünü geçirdiği yer. 15 bin kişilik görkemli bir antik tiyatroya sahip olan Milet Antik Kenti'ni Müze Kart ile ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Didim'in Balat mahallesinde bulunan kente ilçe merkezinden kalkan minibüslerle ulaşabilirsin. Didim'e gelmişken yakın yerlere de uğrayıp tatilini unutulmaz hale getirmek istiyorsan çok haklısın. Bizim de senin güzel için önerilerimiz var. Sırtını Dilek Dağlarına dayamış önünde Büyük Menderes... Doğanbey Köyü'nün eşsiz bir manzarası var. Taş evleri, Arnavut kaldırımlarıyla kendi içerisinde zamanı durdurmuş, bu haliyle ziyaretçilerini de zaman yolcusu yapıyor. Doğanbey eski bir rum köyü, bu taş güzel evler eski sahiplerinden hatıra. Hala aynı kalmasının sebebi ise SİT alanı olması. Köyde oturabileceğin bir tane kafe bulabilirsin. Ancak huzur, sakinlik tüm köye yayılmış. Burası için Didim'e geldiğinde mutlaka uğraman gereken bir nokta diyebiliriz. Söke'ye bağlı bu güzel köye ulaşmak için Didim-Güllübahçe yolundan Tuzburgazı yoluna kıvrılman yeterli. Ayrıca Didim'den 273 hatlı otobüsü kullanarak Doğanbey'e ulaşabilirsin. Türkiye'nin ilk turizm merkezlerinden biri olan Kuşadası hem deniz hem doğa hem de gece hayatının tadını çıkarabileceğin noktalardan biri. Dilek Yarımadası Milli Parkı, Zeus Mağarası, Güvercinada, Barlar sokağı ve eşsiz güzellikteki plajları Kuşadası'nda seni bekliyor. Bodrum Bodrum... Nasıl anlatıp nereden başlayacağımızı bilmemize olanak tanımayan bu güzel güzergah. Yaz tatillerinin başkenti, hem eğlenceye hem de ruhuna iyi gelecek duraklara sahip. Didim'e gelmişken vaktin varsa Bodrum'a da uğra deriz. - Denizin üzerinde yürüme deneyimini yaşamak için Saplı Ada'ya gitmelisin. - Didim'in neredeyse tüm kıyıları plajlarla kaplı. Mutlaka bir gününü birine ayırmalısın. - Şevketi bostan, ebegümeci kavurması gibi Ege lezzetlerini denemelisin. (Tripadvisor'a göre 2022 yılında Didim'deki en iyi ilk üç lokanta: Olivia Restaurant, Pelikan Bar and Restaurant, Aldente Beach, Bar & Restaurant) - Antik kentlere mutlaka uğramalısın. - Eski yazlık anılarını canlandırmak istersen sitelerin plajlarında vakit geçirmelisin. - Daha önce tüplü dalış yapmadıysan Milet Dalış Merkezi'e gitmelisin. Didim, yaz sezonu boyunca gece hayatının hareketli olduğu bir yer. Sakin mekanlar da bulabilirsin DJ performansı olan yerler de. Merkezde bulunan Yalı Caddesi'ne gidersen pek çok mekanın sabaha kadar açık olduğunu görebilirsin. Yani burada eğlence 7/24 devam ediyor. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Şehir Gezilerine Kısa Bir Doğa Molası: Büyüleyici Şehir Parkları yazımıza göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dijital-sanat-degil-gercek-dunyanin-en-surreal-yerleri", "text": "Hiç kuşkusuz aramızdaki en yetenekli sanatçı doğanın kendisi. Bildiğimiz tüm renkler, manzaralar ve desenler; doğanın kusursuzluğunu bize verdiği ilham sayesinde var oldular. Doğa, renkleri ve çizgileri karıştırarak insanoğlunu her zaman büyülüyor. Doğanın milyonlarca yıl boyunca taşları oyarak, kayaları aşındırarak, elementleri karıştırarak ve ağaç ile suyu şekillendirerek tıpkı bir zanaatkar gibi zarif ve eşsiz detaylarla süslediği dünyanın en sürreal yerleri, keşfetmen için seni bekliyor. Bütçeni sarsmadan bu yerleri görebilen için ihtiyacın olan tek şey bir ucuz uçak bileti; o da Pegasus tarifelerinde. Olağanüstü manzaralar ve büyüleyici doğal termal kaplıcalar... Tüm stresinden arınacağın ve yeraltından gelen şifalı sularla ruhun ile bedenini yenileyeceğin bir tatil peşindeysen Pamukkale gezisi tam sana göre. En ucuz Denizli uçak biletin de Pegasus tarifelerinde. Doğanın binlerce yıl boyunca üzerinde çalıştığı eserlerden biri Pamukkale travertenleri, kayalarda çökelmeye neden olan yeraltı su kaynağı sayesinde oluşmuş. Yeraltı kaynağından gelen suyun içerisinde bulunan insana yararlı mineral ve metaller, binyıllar boyunca kimyasal çözünme yaparak kayaların üzerinde minik gölcükler oluşturmuş. Çok eski zamanlardan beri bir şifalanma yeri olan Pamukkale travertenleri, hayatında mutlaka görmen gereken yerlerden biri. Farklı renkle lalelerin simetrik bir biçimde ekilmesiyle olağanüstü sürreal manzaralar elde edilen Keukenhof lale bahçelerini keşfetmek için Pegasus'tan ucuz Amsterdam uçak biletini hemen ayır. Keukenhof lale bahçelerinin rengarenk manzaralarını görebilmen için Amsterdam tatilini mart ile mayıs arası için programlamalısın çünkü Hollanda Lale Festivali bu zaman aralığında gerçekleşiyor. En güzel lale bahçeleri manzaraları için Amsterdam tatilini bahar mevsimi için planla. Amsterdam uçuşları için ne kadar erken davranırsan o kadar iyi fiyatları kapacağını unutma! Tarihin eski zamanlarından kalma yapılarıyla masmavi bir şehri keşfetmeye ne dersin? Fas'ta bulunan Şafşavan şehri, sıra dışı bir tatil deneyimi için seni bekliyor. Evleri, merdivenleri, duvarları ve tabelalarıyla komple maviye boyanmış Şafşavan, dünya üzerinde görebileceğin en sürreal şehirlerden biri. Dini inanç temelli bir algıyla maviye boyanan Şafşavan, günümüzde bu özelliğiyle dünyanın dört bir yanından gezginleri Fas'a çekiyor. Mavi şehirde yapılan yürüyüşler, insan zihninde masalsı anılara dönüşüyor. Sürreal bir şehirde, oryantalist bir atmosfer içinde büyüleyici bir tatil deneyimi için Şafşavan'ı gelecek tatil planlarına ekle. Norveç yolculuğunda doğanın sunduğu sürreal manzaraların seyrine dalmak ve binlerce canlıyla bitki türünü gözlemleyebileceğin bir trekking turuna çıkmak istersen Trolltunga gezi fikrini bir kenara not al. Oslo tren merkezinden 6 saatlik bir yolculukla ulaşabileceğin Trolltunga, kendi başına ya da sevdiklerinle unutamayacağın anılar biriktireceğin bir doğa harikası... Norveç'in başkenti Oslo'ya nasıl gidersin? Ucuz Oslo uçak bileti için Pegasus katalogları seni bekler. Trolltunga doğa yürüyüş rotasına başlamak için varman gereken nokta Tyssedal. Dünyanın en mükemmel doğa manzaralarından birine sahip Trolltunga'ya buradan ulaşmak için yerel toplu taşıma araçlarını kullanabilirsin. Trolltunga seyahati hakkında her bilgiye ulaşmak için Norveç'in resmi turizm sitesinden yardım alabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dikkat-lyon-tadini-damaklarda-birakir", "text": "Lyonlular kendilerine Lyonnais demeyi tercih ediyor. 1950 yılında kurdukları spor kulübü Olympique Lyonnais'de adını buradan almaktadır. Spor alanında tanınmaları biraz geç olsa da Lyonlular mutfaklarıyla yüz yıldır kendilerinden söz ettirmeyi başarıyor. Lyon'un dünya mutfağına kattığı leziz lezzet kaz ciğeri, gurmelerin tadına baktıklarında hayran kaldıkları ve en yüksek notu verdikleri yemektir. Yağlı kaz ciğeri, balsamic sirkesi ile marine edilip biftek şeklinde sunulan Fransızların vazgeçilmez bir lezzetidir. Bir kaşığa gideceğiniz restoranın şefi tarafından hazırlanan yiyecektir. Fransızlar ağız eğlencesi gibi isimler veriyor. Biraz haklı sayılabilirler. Gerçekten tek bir lokma da bitiyor ve ağzınızın suyunun akmasına neden oluyor. Amuse Bouche ile ilgili en önemli nokta ise yiyeceğin yemeğin tarzı ile uyumlu olmasıdır. Kremalı deniztarağı Lyon'da fazlasıyla tercih edilen, yukarıdaki tatlardan daha hafif bir lezzet. Sote şeklinde olan ve krema ile hazırlanmış bu lezzeti Fransızların neden bu kadar sevdiğini, onu tattıktan sonra anlayacaksın. Daha önce hiç deniz tarağı görmediysen sana şöyle tarif edebiliriz; midyeye ve istiridyeye benzeyen bir canlıdır, deniz dibinde yaşar. Çocukluğunda izlediğin çizgi filmlerde midye olarak düşündüğün birçok canlı aslında deniz tarağıdır. Lyon'un en ünlü çıtır böreği Bugnes. İsteğe göre içine portakal da rendelenen bu harika çıtır hamurların üzerine pudra şekeri serpiştiriliyor. Sıcak yağda pişirilen bu lezzet, oldukça gevrek. Fransızların ideal atıştırmalığı ve hemen her pastanede bulunuyor. Tatlı olarak ise krep pastası tercih ediliyor. Üst üste konulan kreplerin arasına çikolata sosları sürülüyor ve üzerine yine çikolatalı sosu ilave ediliyor. Pasta seviyorsan bu lezzeti kesinlikle denemen gerekiyor. Lyon demişken bouchon'lardan bahsetmemek olmaz. Birçok ülkenin yöresel yemekleri turistlere göre uyarlanmaktadır. Bouchon denilen restoranlar tamamen Lyon mutfağını yansıtmaktadır. Yurt dışına daha önce çıktıysanız ve orada döner ya da kebap yediyseniz ne demek istediğimizi daha net anlayabilirsiniz. Örneğin; Londra'daki birçok dönerci de Türkiye'de göremeyeceğiniz parmesan, Amerikan salatası gibi farklı tatlar katılarak döner yabancılara uyarlanmaktadır. Tıpkı bunun gibi yemekler yerine bouchon'lara giderek Lyon'un gerçek tatlarına bakabilirisin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dogru-kamp-yeri-secme-tuyolari", "text": "Kamp alarmı çalıyor, ertelemeye niyeti olmayan gezginler için doğada konaklama yerleri aranıyor! Sonbaharın kendini göstermeye başladığı, renklerin sarıya çaldığı bu aylarda doğanın kucağında uyanmayı hayal etmeye başladıysan yollara düşmenin tam vakti demektir. Doğanın rezervasyonu olmaz malum. Havluları kuğu haline getirmek yerine gerçek kuğuları kendi halinde izlemeyi vadeder. Doğada konaklamak muhteşem bir deneyim, ancak bu deneyimi daha konforlu hale getirmek için yapman gereken bazı şeyler var. Çünkü bazen kamp yapmak zorlu olabilir. Ancak keyifli geçecek zamanını stratejik bir şekilde kurgularsan güzel anları çantana koyup evine geri dönebilirsin. Kamp deneyimini başarılı bir şekilde tamamlamak için doğru kamp yerini bulmak hayli önemli. Bu yüzden sana ucuz uçak biletlerine bakman için bazı önerilerle geldik. Hazırsan başlayalım. En doğru kamp alanını seçmek, doğada kendini güvende hissetmeni sağlayacak. Kamp malzemelerinin de eksiksiz ve sağlam olduğundan emin olman önemli. Öncelikle kamp alanı seçerken dikkat etmen gereken noktalara bakalım. - İlk defa kamp kuruyorsan camping'lere bakmanı öneririz. İhtiyacın olan her şeyi bu alanlarda bulman mümkün. Genelde bu alanların internet siteleri oluyor. Arayıp beklentilerinle ilgili soruların cevabını bulabilirsin. - İnsanlardan uzakta gerçek bir doğa deneyimi yaşamak istiyorsan o zaman biraz araştırma yapma vakti. Gideceğin bölgeyi belirlerken ulaşım, tuvalet, su, elektrik gibi konularda bilgi sahibi olmalısın. Ayrıca yabani hayvan var mı ya da bölgede ateş yakılabiliyor mu gibi soruların da cevabını bulman gerekiyor. - Günübirlik seyahat edenlerin gittiği yerlere gitmemek iyi olabilir. Yoksa doğayla kavuşma anı biraz gürültülü ve kalabalık olabilir. - Sonraki adımın hava durumunu kontrol etmek olmalı. Sonbahar ayları yağışların sık olduğu bir dönem. Bunun için Meteoroloji Genel Müdürlüğünün saatlik, günlük ve haftalık tahminlerine göz atabilirsin. Tabii doğada her an her şey olabilir, bunu da unutma. Doğru kamp yeri seçmek için tüyoları verdiğimize göre sıra geldi kasım ayında kamp yapabileceğin yerlerden bahsetmeye. Fakat listemize geçmeden önce belirtmekte yarar var: Yanında götüreceğin uyku tulumu ve uyku ekipmanları ile yemek ya da kamp malzemeleri hakkında bilgi almak için bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre kasımda kamp yapılabilecek yerleri anlatmaya başlayabiliriz. Sonbahar ve kamp en çok Yedigöller Milli Parkı'na yakışıyor dersek yanlış söylemiş olmayız. Yedigöllerde kamp yapmayı düşünürsen göllerden birinin kenarında çadırını kurabilirsin. Burada aynı zamanda balık tutabilir ve göllerin etrafında trekking yapabilirsin. Bu bölgede gündüz ateş yakmak yasak. Ancak akşamları yer ateşi olmamak kaydıyla varil içerisinde korunaklı bir şekilde ateş yakabilirsin. Milli parkta çadır kurma ücreti 2021 itibarıyla çadır başı 25 TL. Daha önce Yedigöllerden bahsetmiştik, daha fazla bilgi almak istersen Türkiye'nin Kamp Yapılacak En Güzel Gölleri: Doğayla Ciddi Düşünenlere yazımızı okuyabilirsin. Yedigöller, İstanbul ve Ankara'ya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunuyor. O yüzden bölgeye İstanbul'dan ya da Ankara'dan aktarma yaparak ulaşabilirsin. Kaz Dağlarında yapılacak en güzel şeylerden biri kamp kurmak. Oksijen deposu bölgede güvenli bir şekilde kamp yapılacak bir çok alan mevcut. Hepsinde temel ihtiyaçlarını karşılayacak şeyleri bulabilirsin. Doğaya doymak istiyorsan burası tam sana göre! Üstelik doğa yürüyüşlerine şelaleler eşlik edecek. Kaz Dağlarını daha önce anlatmıştık, daha fazla bilgi almak istersen Kaz Dağları Gezilecek Yerler: Kaz Dağları Nerede? yazımızı okuyabilirsin. Muhteşem manzaralarıyla doğaseverlerin uğrak noklarından biri olan Ayder'den bahsetmezsek olmaz. Kaçkar Dağları Milli Parkı içerisinde yer alan Ayder Yaylası'nda kamp yapmak için hem ücretli hem de ücretsiz alanlar mevcut. Alabildiğine ağaç, alabildiğine gökyüzü ve bulutlar... Şehirden uzaklaşıp kendini güncellemek istersen burası biçilmiş kaftan. Daha önce Türkiye'nin En İyi Kamp Alanları yazımızda Ayder'den bahsettik, detaylı bilgi almak istersen göz atabilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Trabzon'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Isparta'nın Eğirdir ilçesinde yer alan Kovada Gölü Milli Parkı pek bilinmese de Instagramlık manzaralar vadeden doğal bir merkez. Milli park sınırları içerisinde kamp yapmak, kuş gözlemlemek mümkün. Ayrıca bisiklet sürmek ve yürümek için ayrı ayrı parkurlar da bulunuyor. Sonbaharın güzel manzaraları huzurlu haliyle Kovada Gölü Milli Parkı'na çok yakışıyor. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Antalya'ya uçmak ve buradan aktarma yapmak. Bu önerimizle yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istersen Türkiye'deki Wi-Fi'siz Güzergahlar: Sosyal Medya Detoksu yazımıza geçebilirsin. Yedigöller Milli Parkı: Yeryüzü Cenneti gerçekten cennet gibi bir yer. Daha önce hiç gitmedim ama gidilecek yerler arasına mutlaka eklendi. Bir sonraki hedef ise ayder yaylası. Gerçekten muhteşem bir görüntüye sahip görünüyor. 🙂 Emeğinize sağlık."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dogu-ekspresi-hakkinda-her-sey-nostaljik-bir-macera-pesinde", "text": "- Doğu Ekspresi Güzergahı: Doğu Ekspresi Treni Nereden Kalkar? - Doğu Ekspresi Yolculuk Süresi: Doğu Ekspresi Treninin Kalkış Saatleri Nedir? - Doğu Ekspresi ile Turistik Doğu Ekspresi Arasındaki Fark Nedir? - Doğu Ekspresi Yolculuğuna Çıkmak İçin En Uygun Zaman Ne? - Doğu Ekspresi Bilet Fiyatları Ne Kadar? - Doğu Ekspresi Vagon Seçenekleri - Turistik Doğu Ekspresi Vagon Seçenekleri - Doğu Ekspresi Hakkında Bilinmesi Gereken Şeyler - Doğu Ekspresi Turu İçin Tavsiyeler Tren Ankara'dan kalkıyor, Kars'ta yolculuk sona eriyor. Yani Ankara, Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Kars şehirlerini trenle gezmiş oluyorsun. Türkiye'nin en temiz havalı şehirlerinden biri olan Kars, bedeni ve ruhu arındırmak için mükemmel... Bir de Kars gezisine trenle çıkınca maceranın keyfi katlanıyor! Son yılların seyahat trendlerinden Doğu Ekspresi yolculuğu konusunu her ayrıntısıyla ele alalım dedik ve yolculuk hakkında ulaşabildiğimiz her bilgiyi derledik. Doğu Ekspresi ile nerelere gidilir? Yolculuk ne kadar sürer? Tura çıkarken yanına neler alman gerekir? Doğu Ekspresi hakkında her bilgiye, infografiğimiz aracılığıyla ulaşabilirsin. Belirtmekte fayda var, bu güzergahta iki tane tren mevcut. Biri Doğu Ekspresi, diğeri de Turistik Doğu Ekspresi. Yoğun bir talep olunca Mayıs 2019'da turistik versiyon bu güzergaha eklenmiş. Ankara'dan başlayarak Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum üzerinden Kars'ta sonlanan bir rotaya sahip. Tren, Ankara Garı'ndan kalkıyor. Trenle uzun süre seyahat etme deneyimin yoksa aşağıdaki tüyolar kısmına göz gezdirmeni tavsiye ederiz. Tren garına ulaşmak için önce Ankara'ya uçak bileti alman gerekiyor. Doğu Ekspresi, Ankara Garı'ndan her gün saat 17.55'te hareket edip ideal şartlarda bir gün sonra 20.30'da Kars'a varıyor. Kars'tan Ankara'ya ise 08.00'de hareket ediyor. Yolculuk yaklaşık 26 saat sürüyor. Bu bir gün içerisinde 1000 km'den fazla yol yapıyorsun. Turistik Doğu Ekspresi, her pazartesi, çarşamba ve cuma 15:55'te Ankara'dan hareketle yola çıkıp bir gün sonra 21:52 civarı Kars'a varıyor. Kars'tan dönüş ise çarşamba, cuma ve pazar günleri 22:30'da gerçekleşiyor. Yolculuk 31 saat sürüyor. Yolculuğun daha uzun sürmesinin sebebi ise verilen molalar. Tren bazı duraklarda 3.5 saate kadar mola verebiliyor. Kars'tan dönüş ise cuma ve pazar günleri 22:20'de gerçekleşiyor. - Doğu Ekspresi ve Turistik Doğu Ekspresi'nin kalkış ve varış saatleri ile durak sayıları farklı. - Turistik Doğu Ekspresi'nde sadece yataklı ve yemekli vagon bulunuyor. - Doğu Ekspresi'nde ise yemekli, pulman ve örtülü kuşetli vagon var. - İdeal hava sıcaklığı için bahar ayları. - Kayak yapmak için kış mevsimi. Özellikle şubat ayında etraf bembeyaz oluyor. - Açık pencere eşliğinde ferah bir şekilde gezmek için yaz mevsimi. - Kahverengi tonlarının yoğunlukta olduğu hüzünlü manzaralar için sonbahar mevsimi. Bilet satın almak için ise TCDD web sitesine uğrayabilirsin. - Pulman: Her sırada 2 çiftli, 1 tekli koltuk olan prizsiz standart vagon. - Örtülü Kuşetli: Nevresimli, ranzaya dönüşebilen koltuklu, 4 kişilik odaların olduğu vagon. - Yataklı: Buzdolabı, masa ve lavabolu, 2 kişilik odaların bulunduğu vagon. - Yemekli: 4 sandalyeli masaların olduğu, trenin restoran bölümü. Bu bölüm iki trende de mevcut. Uzun süreli tren yolculuğuna hiç çıkmadıysan ve bu konu hakkında endişelerin varsa öncelikle rahatla. Pastoral manzaralar eşliğinde tren yolculuğu çok güzeldir. Trene bindiğin ilk günde, özellikle kış mevsimini tercih ettiysen hava karanlık olacak. Hareket halindeyken birçok köyün yanından geçeceksin. Akşam saatlerinde birçok evin ışığı yanıyor olacak. Gece olduktan sonra yıldızlarla başbaşa kalacaksın. Özellikle büyükşehirlerden geliyorsan hiç görmediğin kadar çok sayıda yıldıza hazır ol! Sabah güneş doğarken Anadolu manzaraları seni uyandıracak. Kars'a gidene kadar birçok ova, tarla, köy, orman, nehir, göl, ırmak; doğa ile ilgili aklına ne gelirse artık hepsini görmen mümkün. - Evcil Hayvan: %50 indirimli bilet alınması koşuluyla izin veriliyor. - Yemek: Yemekli vagonda restoran var. Yataklı vagonda kalırsan buzdolabında kendi yiyeceklerini muhafaza edebilirsin. - Menü: Izgara ve zeytinyağlılar ağırlıkta. - Yemek Fiyatları: Esnaf lokantasından hallice, toplu taşıma araçlarıyla karşılaştırırsak bayağı ucuz. Önerimiz: Kendi yemeklerini götürmen. Ankara Garı'nda yiyecek ve temizlik ihtiyaçların için gerekli şeyleri alabileceğin küçük bir market var. Atıştırmalıklarını oradan alabilirsin. - Tuvalet: Her vagonda bulunuyor. Yataklı vagon tuvaletleri daha az kişi tarafından kullanıldığı için daha temiz. Kendi tuvalet kağıdını ve el sabununu götürmeni öneriyoruz. - Hijyen: Herkesin beklentisini karşılayacak düzeyde. Nevresimler yıkanmış ve ütülenmiş olarak teslim ediliyor. Kendi yastığını ya da en azından yastık kılıfını götürebilirsin. Vagonlar her yolculuktan sonra temizleniyor. - Valizler: Valizlerini yanına alman gerekecek, tren içerisinde ayrı bir bölüm yok. - Sıcaklık: Tüm vagonlar yeterince sıcak ve klimalar çalışıyor. Odalarda bulunan ısı panelleriyle sıcaklığı ayarlayabiliyorsun. Yaz mevsiminde ise pencereyi açarak doğal bir klima ile yolculuk edebiliyorsun. - Elektrik: Yataklı vagonda 2, örtülü kuşetli de tek priz var. Pulmanlarda priz yok. - İnternet: Wi-Fi yok. Kendi şebekenden internete bağlanabilirsin, ama her yerde erişim sağlayabileceğin garanti değil. - Duraklar: Doğu Ekspresi küçük istasyonlarda 2-3 dakika, büyük şehirlerde ortalama 10 dakika bekliyor ve toplamda 53 durağa sahip. Turistik Doğu Ekspresi'nde ise 28 durak bulunuyor. Erzincan, İliç, Erzurum duraklarında bekleme süreleri 3 saat olabiliyor. Geçtiğin durakları gezmek istersen bu seçeneği değerlendirebilirsin. - Çöp: Kompartımandaki çöp kutusu küçük. Kendi çöp poşetini getirmek iyi fikir. - Dolunaylı geceler, en güzel manzaralarının yakalandığı zamanlar. - Yanında nakit para bulundur, POS makineleri bazen çalışmıyor. - Trende kitap okumanın zevki bir başka. - Vagonların aydınlatması beyaz floresan. Kendi ışığını götürebilirsin. - Çoklu priz her zaman işe yarar. - Kars gezisi için Kars Gezi Rehberi içeriğine göz atabilirsin. - \"Kars turumuzda ne yapalım?\" diye merak ediyorsan Ani Harabeleri gezisi önceliğin olsun. - Kars'tan dönmenin en pratik yolu uçak seyahati. Uygun fiyatlar için flypgs. com'u ziyaret edebilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Ailece Ekonomik Seyahat Etme Rehberi: Ucuz Bir Seyahat Mümkün yazımıza geçebilirsin. TCDD Doğu Ekspresi hat tarifesi üzerinden bilgi alabilirsiniz Burhanettin Bey. Bilet fiyatları günceldir Ayşenur Hanım, iyi yolculuklar dileriz. Harika hazırlamışsiniz bu bilgileri, tebrik ve sonsuz teşekkürlerimle. Pegasus bravo."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/doguda-mistik-bir-macera-tac-mahal-hikayesi-ve-efsaneleri", "text": "Tac Mahal'i bir gören, bir daha unutamıyor. Çok normal. 1631 yılında yapımına başlanıp 1652 yılında bitirilen, Dünyanın 7 Harikası'ndan biri olan bu yapı, her yıl milyonlarca turist çekerken hikayesiyle de burayı görme şansını elde etmiş gezginleri büyülüyor. Büyük bir aşkın mimari yansıması ile ortaya çıkan Tac Mahal, gün doğumunda pembemsi bir renge bürünürken güneş yükseldiğinde beyaz rengini alıyor. Ay ışığında ise altın gibi parlayan bu dünya harikası, içerisinde barındırdığı hikayelerle Hindistan gezisi planlayanların ilk sıraya koyması gereken bir rota. Burada göreceğin manzaraları hayatın boyunca unutamayacak, gelecekte bir daha karşılaşmak üzere Agra kenti ile sözleşeceksin. Tac Mahal, Hindistan'da Agra kentinin sınırları içerisine inşa edilmiş bir saray. Yamuna Nehri'nin kıyısında uzanan ve UNESCO Dünya Mirası listesinin en ön sıralarından yer kapmış olan bu eser, mimari alanda insan estetik algısının ne derece gelişebileceğini kanıtlayan örneklerden biri. Ünlü Hint ozanı Rabindranath Tagore tarafından \"Sonsuzluğun yüzünde bir gözyaşı damlası\" olarak tanımlanan bu görkemli yapı, Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından, eşi Ercümend Banu Begüm Mahal'in anısına yaptırılmış. Çok sevdiği eşinin ölümü, Şah Cihan'ın çok üzülmesine neden olmuş. Bu üzüntü de dünyanın en güzel yapılarından birini ortaya çıkarmış. Şahın eşi Mümtaz Mahal, bu eser sayesinde ölümsüzlüğe kavuşmuş. Babür hükümdarı Şah Cihan, Tac Mahal'in tasarımı için dönemin en iyi mimarları, hattatları ve mühendisleri ile çalışmaya karar vermiş. Birçok ülkeden gelen işçilerin yanı sıra önemli Osmanlı hattatları da Agra şehrinde çalışmalara katılmış. Şah Cihan'ın büyük hayali, tam 22 yıllık yoğun ve özverili çalışma sonucunda tamamlanmış; ama maliyeti de bir o kadar yüksek olmuş. 75 metre yüksekliğindeki Tac Mahal, saf beyaz mermer ile inşa edilmiş ve toplamda 40 milyon rupiye mal olmuş. Dünyadaki anıt mezarlara bakıldığında Tac Mahal'in üzerine çıkan bir eser görmek pek mümkün değil. Tac Mahal'in yapımında yaklaşık 20 bin kişi çalışmış. Tamamen saf beyaz mermerden tasarlanan bu yapının iç kısmı, birçok değerli taş ile süslenmiş. Hindistan'ın simgesinin değeri o kadar büyük ki üzerinden uçak geçmesi bile yasak. Hümayun Şah'ın anıt mezarından esinlenerek tasarlanmış Tac Mahal, yapının mermer renginin zarar görmemesi amacı ile tamamen aydınlatmasız olarak inşa edilmiş. Bu nedenle burayı ziyaret etmek için en uygun zamanlar sabahın erken saatleri. İçeriye hiçbir şekilde elektronik alet alınmadığını da belirtelim. Romantik bir aşk hikayesinin mimari yansıması olan bu yapı, Türk, İslam, Hindu ve İran mimarisinden öğeler içeriyor. Altından kubbesi ile güneşli günlerde uzaktan bir masal sarayı gibi parlayan anıt mezar, duvarlarına gömülmüş zümrüt, yakut, pırlanta ve inci ile beraber Hindistan kültürünün en önemli yapılarından biri konumunda. Dünya üzerinde görüp görebileceğin en güzel yapılardan biri olan Tac Mahal, yılda 3 milyondan fazla gezgini kendine çekiyor. Dünyanın harikalarını keşfetmek için, Hindistan gezisi fikrini bir düşün deriz. Bu ülkenin her köşesinde ayrı bir gizem barınıyor. Bu güzide yapının fiziksel özelliklerine gelelim. Tac Mahal'in 305 metreye 580 metre uzunluktaki dikdörtgen avlusu, özenle düzenlenmiş bir peyzaj mimarisine sahip. Avlu içerisindeki uzunlamasına tasarlanmış havuzlar, gezginlere ferah manzaralar sunuyor. Şah Cihan'ın ve ölen eşi Mümtaz Mahal'in anıt mezarları, sembolik bir şekilde iç mekanda görülebiliyor. Çiftin naaşlarının bulunduğu lahitler ise yapının alt katında saklanıyor. Tac Mahal giriş ücreti için Hintlilerden 30 rupi, yabancılardan 750 rupi talep ediliyor. Ramazan Bayramı gibi dini bayramlarda ise buraya ücretsiz olarak girilebiliyor, ama aşırı kalabalığa hazırlıklı olmak lazım. Dünyanın en görkemli yapısı, tabii ki birbirinden ilginç birçok efsaneye konu olmuş durumda. Kimisi gerçek, kimisi ise sadece abartılmış mitlerden ibaret. Tac Mahal ile ilgili efsanelerden ilki, bu muazzam yapının inşaatında çalışan işçilerin kollarının kesilmiş, gözlerinin ise oyulmuş olması. Bu tür abartı hikayeler, dünya üzerindeki birçok önemli yapı hakkında söyleniyor olsa da çoğunluğu sadece abartıdan oluşuyor. Gerçekte ise yapım esnasında hiçbir işçinin kolları kesilmemiş ya da gözleri oyulmamış. Aksine tüm çalışanlar, dünyanın dört bir tarafından özel mektuplar ile getirilen işinde uzman kişilermiş ve haklarını fazlasıyla almışlar. Tac Mahal'i yaptıran Şah Cihan, bu yapı için o kadar fazla para harcamış ki yoksullaşma nedeniyle ülkede çıkan iç karışıklıkların ardından oğulları tarafından tahttan indirilmiş. Ömrünün sonuna kadar da Tac Mahal manzaralı bir odada hapis tutulmuş. 14. çocuğunu doğururken ölen Mümtaz Mahal'in adına yaptırılan Tac Mahal, gün ışığı seviyelerine göre renk değiştiriyor. Efsanelere göre bu renk değişimleri, Mümtaz Mahal'in ruh halinin değişimlerine göre şekilleniyor; ama işin doğrusu, tabii ki gün ışığından kaynaklı renk kırılmalarından oluşuyor. Hindistan'ın başkenti Agra'da artan kirlilik sebebiyle yapının beyaz mermerleri de giderek renk canlılığını kaybediyor. Tac Mahal efsanelerinden bir diğeri de yapının inşaatında kullanılan iskelenin sökülmesi hakkında. Hikayelere göre iskelenin sökülmesi hem çok zaman alacak hem de fazla masraf oluşturacakmış. Bunun için bir çözüm arayan Şah Cihan, en sonunda iskeleyi oluşturan taşları sökenlerin, o taşlara sahip olabileceği fermanını vermiş. İskele kısa sürece masraf yapılmadan sökülmüş. - İmparator Şah Cihan, bembeyaz Tac Mahal'in tam karşısına siyah mermerden yapılma bir örneğini inşa ettirmeyi planlıyormuş. Planını asla gerçekleştirememiş; çünkü Tac Mahal'in yüksek maliyeti, Şah Cihan'ı tahtından etmiş. - Tac Mahal'e dört farklı açıdan baktığınızda da aynı şekli görürsünüz. Yapı, bu açıdan muazzam bir geometri bilgisi ile tasarlanmış. - Tac Mahal'in mimarları, Osmanlı İmparatorluğu'ndan getirtilmiş. İstanbullu Mehmed Efendi ve yardımcısı Semerkandlı Muhammed Şerif, yapının mimarlığını yaparken hattat İstanbullu Settar Efendi, mermer üzerine oyulacak yazıları yazmış. Tuğraları ise Şirazlı Emanet Han çizmiş. Tac Mahal'in kubbesini yapan İsmail Efendi, Mimar Sinan'ın öğrencilerinden biriymiş. - Dünyada yalnızca mermer kullanılarak yapılmış tek cami, Tac Mahal'in içerisinde bulunuyor. - Tac Mahal'in 4 kilometre çevresinde motorlu taşıt kullanmak yasak. Hava kirliliğinin beyaz mermeri çok fazla etkilemesine karşı Hindistan devlet adamları böyle bir çözüm bulmuş. - Tac Mahal'in inşaatında yaklaşık 1000 tane fil çalıştırılmış. Büyük taşların taşımasında kullanılan filler, yapım aşamasını oldukça hızlandırmış. - 1857 yılında çıkan ayaklanmada, Taj Mahal'in duvarlarını süsleyen birçok değerli taş yağmalanmış."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dolmabahce-sarayi-hakkinda-bilgiler-osmanlida-modern-cizgiler", "text": "- Dolmabahçe Sarayı Nerede? - Dolmabahçe Sarayı'na Nasıl Gidilir? - Dolmabahçe Sarayı Hakkında Kısa Bilgi - Dolmabahçe Sarayı'nın Özellikleri: Osmanlı'da Çağdaşlaşma Akımı - Dolmabahçe Sarayı Teknik Bilgileri: Meraklılarına Özel - Dolmabahçe Sarayı'nın Bölümleri: Osmanlı Ailesinin Hatıraları - Dolmabahçe Sarayı'ndaki Tarihi Olaylar: Tarihe Tanıklık Eden Bir Yapı - Dolmabahçe Giriş Ücreti Ne Kadar 2023? - Dolmabahçe Sarayı'na Müzekart ile Girebilir miyim? - Dolmabahçe Sarayı'nı Hangi Saatler Arasında Ziyaret Edebilirim? Öncelikle Dolmabahçe Sarayı'nın belirli ziyaret saatleri var ve giriş ücretli. Bunların dışında İstanbul'un önemli simgelerinden biri olan bu saray hakkında bilgi sahibi olarak oraya gitmek gerekiyor, çünkü saray içeriği çok kapsamlı. Saraya giriş yaptıktan sonra tam verimle bir tarih serüveni yaşamak için bu gerekli. Dolmabahçe Sarayı, İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde, Vişnezade Mahallesi'nin deniz kıyısında yer alıyor. Şehrin Avrupa tarafına inşa edilmiş Dolmabahçe Sarayı, Beşiktaş sahil yolunun üzerinde bulunuyor. Dolmabahçe Sarayı'na gitmek için birçok farklı yol var. Beşiktaş otobüsleri ve dolmuşlar, saraya çok yakın bir konumdaki durakta duruyor. Ayrıca Kadıköy ve Üsküdar üzerinden hareket eden Beşiktaş vapurları ile de Dolmabahçe Sarayı'na gidebilirsin. Başka şehirlerden gelip Dolmabahçe Sarayı'nı ziyaret etmeyi düşünen tarih meraklılarının öncelikle İstanbul uçuşlarına katılması gerekiyor. Türkiye'nin birçok yerinden İstanbul'a uçuş düzenleyen Pegasus, kendine İstanbul macerası planlayan gezginlere ekonomik, hızlı ve güvenli bir uçuş deneyimi sunuyor. Dolmabahçe Sarayı, otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmış. Osmanlı'nın modernleşme hedefine uygun olarak Batı anlayışı ile tasarlanan Dolmabahçe Sarayı, 7 Haziran 1856 tarihinde kullanıma açılmış. İnşasına 13 Haziran 1843 yılında başlanan bu görkemli sarayın yapımı 13 yıl sürmüş. Dolmabahçe Sarayı, Garabet Amira Balyan ve oğlu Nikogos Balyan mimarlığında inşa edilmiş. Batı mimarisi baz alınarak yapılan bu saray; Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad, II. Abdülhamid, V. Mehmed Reşad, VI. Mehmed dönemlerinde devlet işlerini yönetme amacıyla kullanılmış. Mustafa Kemal Atatürk de son yıllarını bu sarayda geçirdikten sonra buradaki yatak odasında vefat etmiş. Günümüzde Saray Koleksiyonları Müzesi olarak kullanılan görkemli saray, tarih meraklılarını İstanbul'da bir araya getiriyor. Burada görülebilecek birçok değerli eser var. Osmanlı'nın son dönemlerini merak ediyorsan Dolmabahçe Sarayı'nın gizemlerini mutlaka keşfetmelisin! İç mekanı simetrik bir anlayışla tasarlanan saray, mimarisi ile eski dönem Osmanlı yapılarından ayrılıyor. Doğu anlayışının hakim olduğu erken dönem ve klasik dönem Osmanlı mimarisi, 18. yy'dan sonra değişiklik göstererek Batı anlayışına yöneliyor. Dolmabahçe Sarayı, bu dönemin ve bu anlayışın en önemli örneklerinden biri olarak İstanbul'un en güzel kıyılarından birinde Boğaz'a karşı yükseliyor. Beşiktaş ilçesinde yer alan Osmanlı Sarayı'nın en önemli özelliği, İmparatorluğun dillere destan zenginliğini yansıtıyor olması. Bunu saraydaki altın, gümüş, elmas, pırlanta ve kristal eşyaların ışıltılarına kapıldığında anlayacaksın. Her odasında Osmanlı'nın haşmetini yansıtan bu saray, devasa maliyeti nedeni ile aynı zamanda Osmanlı'nın ekonomisine zarar vermiş. Sultan Vahdettin de Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken bu saraydan denize açılarak İngiltere'nin yolunu tutmuş. - 110.000 m2'lik alana sahip saray, toplam 250.000 m2'lik bir alanda yer alıyor. Rıhtım boyunca 600 metrelik bir genişliğe sahip olan saray, 43 salon ve 285 odasıyla tam anlamıyla devasa bir yapı. - Saray, üç katlı simetrik plana sahip. Kara tarafına doğru uzanan bölümde musandıra bölümü olduğu için de 4 katlı bir yapıya dönüşüyor. - Dolmabahçe Sarayı temelde 3 bölümden oluşuyor: Harem-i Hümayun, Selamlık ve Tören Salonu. - 56 sütunla çevrelenmiş kabul odası, tavandan sarkan 4.5 ton ağırlığındaki avize ile ziyaretçileri büyülüyor. 36 metre yüksekliğindeki kubbesi ile kabul odası, bu yönüyle dünyanın en büyükleri arasında. - Sarayın temeli ve dış duvarları masif taştan, tavan ve çatısı ise ahşaptan yapılmış. - Altı hamamdan oluşan haremlik bölümünde kullanılan oymalı alabaster mermerler, meraklıları için kesinlikle göz alıcı. - Saray içerisinde kullanılan mobilyalar, Batı kültürü anlayışıyla tasarlanmışken sarayın birçok bölümünde Doğu kültüründen objeler ve halılar da kullanılmış. - Dolmabahçe Sarayı'nın mimarisi, eklektisizm temel alınarak tasarlanmış. Bu da farklı mimari tarzlardan en iyi kabul edilen özelliklerin alınıp kullanıldığı anlamına geliyor. - Sarayın içindeki bölümleri çeşitlendirmek gerekirse: Selamlık, harem, Saat Müzesi, Camlı Köşk ve Resim Müzesi, bahçe, medhal salon, vezir odası, merdivenler, mabeyn salonu, elçi ve tercüman odaları, zülvecheyn, kütüphane, mavi salon, pembe salon, muayede salonu ve kabul odası, saray bünyesinde gezilebilen bölümler. Ayrıca saray içerisinde Atatürk'ün de bir odası bulunuyor. - Sarayın koleksiyonunda Napolyon'un hediye ettiği piyano, İvan Ayvazovski'nin tabloları, Rus Çarı'nın hediye ettiği iki gri ayı postu ve 124 m2'lik büyüklüğe sahip Hereke halısı gibi eserler görülebiliyor. Beşiktaş sahili boyunca uzanan haşmetli Dolmabahçe Sarayı, temelde üç bölümden oluşuyor demiştik. Şimdi bu bölümleri tanıyalım. - Haremlik : Padişahın ailesi ve kadın hizmetkarları ile beraber yaşadığı bölüme deniyor. Burası odalardan oluşuyor ve buraya uzun bir koridordan geçilerek ulaşılabiliyor. - Selamlık : Sarayda yönetim merkezi olarak kullanılan bölüme bu isim veriliyor. Toplantı ve kabul gibi etkinliklerin düzenlendiği selamlık, doğal olarak sarayın en görkemli yönünü yansıtıyor. - Tören Salonu : 750 ışıkla aydınlanan ve toplamda 4.5 ton ağırlığındaki avize ile ziyaretçileri büyüleyen tören salonu; merasim, balo gibi etkinliklerin yapıldığı yere deniyor. - Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı'nın Batılılaşma adına attığı en somut adımlardan biri olarak göze çarpıyor. Barok mimarinin ön planda olduğu yapı, Osmanlı'nın modernleşmesini simgeliyor. - Osmanlı'da ilk Meclis-i Mebusan burada toplanmış. - Dolmabahçe Sarayı'nın ismi ise denizin doldurulmasından geliyor. Saray yaptırılmadan önce, Beşiktaş'ta gemilerin demirlediği birçok koy varmış. Tarih 17. yy civarlarını gösterirken bataklığa dönüşen bu koylar, doldurulup bahçe olarak yeniden tasarlanmış. Padişahların dinlenmek için geldiği bu bahçeye Dolmabahçe ismi verilmiş. Sarayın ismi de buradan geliyor. - Dolmabahçe Sarayı, 1906 yılında bir deprem atlatmış. II. Abdülhamid'in padişahlık yaptığı dönemde, Kurban Bayramı merasimi yapılırken bir deprem olmuş ve saray sallanmaya başlamış. Sarayın birçok camı kırılırken avizelerde de ciddi hasar oluşmuş. Neyse ki sarayda ciddi bir zarar yaşanmamış. - Saray için kaynaklarda 5.000.000 altın harcandığı söylense de sarayın maliyeti hakkında pek çok spekülasyon mevcut. - Osmanlı'da Kanun-i Esasi yani ilk anayasa, Sultan II. Abdülhamid tarafından burada hazırlandı. - Sultan II. Abdülhamid, daha sonrasında suikast tehlikesine karşı Yıldız Sarayı'na taşınmış ve 33 yıl boyunca saray sadece yılda 2 kez bayram törenleri için kullanılmış. - Hilafetin kalkmasının ardından 1924 yılında saray boşaltılmış ve 3 yıl boyunca kullanılmamış. Daha sonrasında yabancı devlet adamları burada ağırlanmış. - Atatürk, 10 Kasım 1938'de Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. - Saray, 1984 yılında müzeye dönüştürüldü ve kamuoyuna açıldı. Günümüzde isteyen herkes Dolmabahçe Sarayı giriş ücretini ödeyerek burayı gezebiliyor. Dolmabahçe Sarayı giriş ücreti, Haremlik ve Selamlık olarak ikiye ayrılmış. Ayrıca giriş yapacak kişiye göre bir fiyatlandırma sistemi de mevcut. Aşağıdaki tablodan Dolmabahçe Sarayı'nın giriş ücretlerini öğrenebilirsin. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Milli Saraylar'a bağlı yapılara indirimle girebiliyor. Yani yabancı kişiler sarayın tüm bölümlerine 650 TL, yabancı öğrenciler 100 TL ücretle girerken; Türkiye vatandaşları tüm sarayı 140 TL ücret ile gezebiliyor. Geçerli bir öğrenci kimliği bulunan kişiler ise sarayı 25 TL karşılığında keşfedebiliyor. 0-6 yaş arası çocuklar ve 65 yaş üzerindekiler ise saraya ücretsiz giriş yapabiliyor (2023). Dolmabahçe Sarayı giriş ücreti belirli zamanlarda bedava yapılabiliyor. Bu tarihler ve güncel fiyatlar için resmi Dolmabahçe Sarayı sayfasına göz atabilirsin. Ne yazık ki Dolmabahçe Sarayı'na giriş için Müzekart kullanılamıyor. Dolmabahçe Sarayı ziyaret saatleri bilgisi için aşağıdaki tablodan yararlanabilirsin. Resmi tatillerde ve pazartesi günleri sarayın kapalı olduğunu da belirtelim. Güncel bilgiler için resmi sayfaya göz atmayı unutmamanı tavsiye ediyoruz. Dolmabahçe Sarayı, pazartesi günleri hariç her gün 09:00'da kapılarını açıyor, saat 17:30 olduğunda ise kapanıyor. Seyahat planı yaparken bu bilgileri göz önünde bulundurursun. İstanbul hakkında daha fazla okumak istersen aşağıdaki içeriklere göz atabilirsin. Peki, İstanbul'u ne kadar tanıyorsun? Aşağıdaki testi çözerek şehirlerin sultanı İstanbul hakkında ne kadar bilgili olduğunu görebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dort-mevsim-gidilebilecek-sehir-lvivde-gormeniz-gereken-10-yer", "text": "Ukrayna'nın en batısında yer alan şehri Lviv, zengin tarihe ve gösterişli bir mimariye sahip. UNESCO listesindeki tarihi şehir merkezinde yer alan ve 19. yüzyılda donup kalmış gibi görünen tarihi sokakları dolaşınca, şehrin hem yaşam kültürü hem de mimari açıdan tam bir Avrupalı olduğunu anlıyorsunuz. Küçük avluları ve Arnavut kaldırımlı sokaklarının her köşesi sürprizlerle dolu. Ukrayna'nın turizm için büyük umutlarından biri olan Lviv şehri, Arnavut kaldırımlı sokakları ve her biri insanı kendine çeken ilginç mekanlar capcanlı. Orta Avrupa'nın güzel şehirlerinden Lviv, her yönüyle dört mevsim ziyaret edilebilecek bir rota. Türkiye'de vizesiz gidebiliyorsunuz. Pasaportunuzun olmasına dahi gerek yok. Yeni Kimlik Kartınız varsa ihtiyacınız olan şey sadece Lviv ekonomik uçak bileti ve otel rezervasyonunuz. Lviv'in UNESCO Dünya Mirası Listesindeki tarihi bölgesini gezince, şehrinde neden Ukrayna'nın kültür başkenti olduğunu anlıyorsunuz. Orijinal hali büyük bir yangında yok olan Rynok Meydanı 16 yüzyılda yeniden yapılmış. Meydanın ortasında 14. yüzyılda inşa edilmiş tarihi Belediye Binası yükseliyor. Her biri farklı mimari motif ve renklere sahip renkli binalar meydanı sarmalamış. Meydana açılan dar Arnavut kaldırımlı sokaklar sayılamayacak kadar çok nefis kafe ve restorana ev sahipliği yapıyor. Meydanın güzelliğine şahit olmak için yüksekliği 65 metre olan 408 basamaklı Belediye Binası Kulesine çıkın. Meydandaki çevreleyen 3-4 katlı 44 binanın çoğu 3 pencereli tek tip boyutlara sahip. Meydanındaki en ünlü binalardan 4 numaralı Black House şimdilerde Lviv Tarihi Müzesi olarak kullanılıyor. Hemen yakınında ise 1960'lardan beri açık olan Eczane Müzesi görülecek yerler arasında. Diğer köşede ise Lviv Coffee Manufacture adlı kafe ilk yorgunluğunuzu atmanız için dinlenebileceğiniz tarihi bir kahve dükkanı. Miğferinizi takıp alt kattaki maden ocağı odalarında alevli kahve içebilirsiniz belki. Dışarı çıkınca ağzımız tatlansın diyorsanız hemen diğer köşede yer alan Drunk Cherry adlı dükkandan ünlü vişne likörünü tadın. Enerjiniz tavan yapsın istiyorsanız az ötedeki Lviv El Yapımı Çikolata dükkanına uğrayın. Hemen bitişiğindeki Masoch Cafe ise belki de hayatınız boyunca görebileceğiniz en ilginç kafelerden biri olarak anılarınızda yer alacak. Bir zamanlar şehrin en zengin adamı Yunan tüccar Korniakt tarafından yaptırılan İtalyan Avlusu, kemerli sütunlarla çevrili iç avlusu göz alıcı. Avluyu çevreleyen Saray,1640'te Osmanlının Viyana kuşatmasında kaybetmesine neden olan kişilerden Jakub Sobieski'den miras. Şimdilerde Lviv Tarih Müzesi'nin bir parçası. Polonya kraliyet dönemine ait Rokoko mobilyaları ve saatleri, madalyonlar koleksiyonu ve değerli gümüş eşyalar sergileniyor. İtalyan Avlusunun arka taraflarında kalan Dormition Katedral kompleksi şehrin önemli dini yapılarından biri. Konstantin Korniakt'ın fonladığı kilise Ortodoks cemaatinin mekanıydı. Şehrin simge yapılarından Korniakt Kulesi, Üç Azizler Şapeli ile Rönesans döneminin şaheserlerinden Kutsal Bakire Meryem'in Varlığı Kilisesi bir arada yer alıyor. Kilisenin eski taş tonoz giriş kapısından geçip girilen avlusundan etkileyici ambiyansa sahip Üç Azizler Şapeli'ne geçin. Katedralin yanındaki meydanda ise her gün sahaflar pazarı kuruluyor. Burada çeşitli eski kitap, plak ve ev eşyalarını alınabilir. Parkın diğer tarafında yer alan, Yunan Katolik kilisesi olarak hizmet veren Dominican Katedrali de görmek isteyeceğiniz yerlerden biri. Lviv Arsenal Ukrayna'da bu türdeki tek müze. Bronz toplar, baltalar, silahlı aletler, askeri emirler ve dünyanın 30 ülkesinde toplanan diğer birçok eşya sergileniyor. Müzenin altında Under Arsenal Restoran adlı taş kemerli devasa bir mekan var. Salonun bir köşesinde kocaman elektrikli motorun çevirdiği bir mangal var. Masaya serilen kağıdın üzerinde servis yapılıyor ve çatal, bıçak ve tabak kullanılmıyor. Restoranın her bir kemerinin dört bir tarafında musluk ve lavabolar var. Uzun sırasını beklemeye sabrınız varsa keyifli bir akşam yemeği sizi bekliyor. Hem iç hem de dış cephesiyle Lviv'in en görkemli binası olsa gerek. 1900 yılında inşa edilen binanın Polonyalı mimarı Zygmunt Gorgolewski'nin Plotva nehrinin yeraltı sularının tiyatronun temeline zarar verdiğini fark ettiğinden ertesi yıl intihar girişiminde bulunduğu söyleniyor. İkinci Dünya Savaşı'nda dahi gösterilerin devam ettiği opera, sadece 1930'larda kısa bir dönem bakım için kapalı kalmış. Svobody Avenue'de yer alan Opera Binasında her sezon yeni performansların sunuluyor. En uygun fiyata opera izleyeceğiniz yerlerden biri. Lviv'e gelmeden biletinizi almaya bakın. Lviv Opera Binasından başlayarak, Polonyalı şair Adam Mickiewicz'in heykeline kadar uzayan Taras Shevchenko Bulvarı şehrin en havalı yerlerinden biri. Bulvarın orta yerindeki meydanda, Ukrayna'nın ulusal bilincinin gelişmesine önderlik etmiş şair, ressam, halk kahramanı Shevchenko için yapılan görkemli bir anıt var. Bulvar çevresinde çok sayıda kafe sıralanıyor. Şehir yaşamına şahit olmak için oyalanılabilecek en güzel yerlerden biri. Potocki Sarayı, 19. yüzyıldan kalma şehrin en görkemli saraylarından biri. Günümüzde Lviv Resim Galerisi olarak hizmet veriyor. 1880'lerde eski Avusturya Cumhurbaşkanı Alfred Jozef Potocki için inşa edilmiş. Lviv Opera Binasının bulunduğu Svobody Street ile kesişen Kopernyka Street üzerinde yer alıyor. Alexander Dumas'ın ünlü eserinden filme uyarlanan \"D'Artagnan ve Üç Silahşörler\" filmi 1978'de burada çekilmiş. Fransız Rönesans saraylarını anımsatan zarif bina, yetmişli yıllarda düğün törenleri için kullanılmış. Sarayın dekorasyonu ve mobilyaları, bütün zenginlik ve ihtişamı gözler önüne serercesine günümüze kadar neredeyse hiç değişmeden gelmiş. Lviv'e gidip de bir de mezarlık mı gezeceğim demeyin! Lychakiv Mezarlığı Avrupa'nın en güzel mezarlıklarından biri olarak gömeniz gereken yerlerden. 1787'den bu yana şehrin ünlüleri, entelektüelleri, devlet görevlileri ve asilleri burada yatıyor. Tamamen farklı mimari stillerde 2000'den fazla mezar taşı ve her biri sanat eseri 500'den fazla heykel var. Müze olarak geçtiğinden girişi ücretli. Gezmek için en az 1 saatinizi ayırmanız gerekiyor. Şehrin en eski mahallelerinden biri Ermeni Mahallesi, 13. yüzyılda Moğol-Tatar istilasıyla hüküm sürdüğü yıllarda, Ermeni krallığının eski başkenti Kars'ta yer alan Ani'yi bırakıp kaçan Ermeniler için bir sığınak olmuş. Kentin kuzey kısmında yer alan mahallede Ermeniler kiliselerini, okullarını, kütüphanelerini, hastanelerini ve tiyatrolarını kurmuşlar. Doğu Hristiyan kültürünün özgün ruhu burada canlanıyor. Binaların büyük çoğunluğu 16. yüzyıldan kalma. Duvarlarının kalınlığı 1,5 metre olan Ermeni Katedrali, etkileyici bir iç mekana sahip. Duvarlarındaki resimlerin bazıları 600 yıldan daha eski. Virmens'ka Caddesi oldukça popüler. Akşam yemeği için Mons Pius, bir şeyler içmek için ise Poshta ve Libraria uğrayabileceğiniz mekanlar arasında. Lviv'deki diğer tüm binalardan daha eski olan Latin Katedrali şehrin en görkemli yapısı. Ortaçağ döneminde kentinin merkezi bu yapı etrafına toplanmıştı. 1344'te inşa edilen ve altı yıl sonra bir yangında kaybedilen küçük bir ahşap kilisesinin yerine yapılmış. İnşasına 1360 yılında başlanmış ve tamamlanması 1481'lere kadar sürmüş. Papa II. John Paul, Haziran 2001'de burada bir ayine katılmış. Lviv'deki Ivan Franko Parkı, özellikle sonbaharda enfes renklere bürünüyor. Parka bakan Bank Hotel, iyi otelde kalırım diyenler için tercih edilebilecek en iyi otellerinden biri. 1870'ten 1914'e kadar Avusturya-Macaristan Bankası'nın şubesi olarak hizmet veren bina, Haziran 2018'den itibaren otel olarak misafirlerini ağırlıyor. Otelden Rynok Meydanı'na yürümek ise 15 dakika sürüyor. Lviv Havalimanından şehir merkezine ulaşmak bineceğiniz 9. numaralı troleybüsün son durağı da otelin hemen yanı başında. Lviv efsane bir şehir olarak hafızamda yer etti. İster hafta sonu kaçamağı yapın ister 1 haftalık tatile gidin, şehir her yönüyle misafirlerini tatmin edecek zenginliğe sahip. Sadece kafelerinde oturmak için dahi gidilir. Hem de 4 mevsim! Seyahat Yazarı, Blogger. 2019'dan bu yana tam zamanlı seyahat ediyor ve deneyimlerimi @yoldaolmak instagram hesabından ve yoldaolmak. com bloğundan paylaşıyor. Lviv daha geçen yıl gitmiştik. Çok da güzel gezmiştik. Yazıyı okuyunca tekrar gezmiş oldum. Ama şu anda savaştan dolayı ne halde kim bilir. Umarım savaş biter ve insanlık bu utanç verici durumdan kurtulur."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dubainin-ihtisamini-tamamlayan-kusursuz-kafeler", "text": "Dubai'de kahve keyfi zorunludur. Mutlaka kahve içmelisin çünkü onlar, bu konuda çok iyiler. Alışveriş merkezlerinde ve caddelerde sıklıkla rastlayacağın kafeler, seni mis gibi kokularla içeri çekecektir. Şehirde geçen zamanının bir bölümünü şık kahve mekanlarına ayırmanı şiddetle tavsiye ediyoruz. Dubai ucuz uçak bileti alırken, yapacağın plana senin için hazırladığımız kafeleri de eklemelisin. Kentin sanat ve yaratıcılık merkezi Al Serkal Bulvarı'na çok yakın Tom and Serg, kendi ürettiği taze çekilmiş kahvelerle müşterilerine en iyi hizmeti sunuyor. Kafenin atmosferi en az Dubai kadar havalı. Yalnız Dubai'nin tam tersine bir imajı da yok değil. Sade dekorasyonu ve vintage havasıyla çok farklı bir deneyim. En iyi cappuccino ve soğuk kahve lezzetlerini üreten kafede, lezzetli hamur işlerini de denemelisin. Kafe 08.00-16.00 arasında açık haberin olsun. RAW, şehirdeki en özel kahve mekanlarından biri. Hatta belki de Dubai kafeleri içinde en beğenilen seçeneklerden biri. Dünyanın dört bir yanından gelen kahvelerle ziyaretçilere her tür lezzet sunuluyor. Baristaların enerjisi ise kesinlikle kahvelerine yansıyor. Sabah 8.00 akşam 17.00'a kadar hizmet veren kafe, cuma günleri 09.00-17.00 arası hizmet veriyor. Sanat ve kahvenin mükemmel karışımı sonucu oluşan harika bir mekan Stomping Grounds, sahilden birkaç metre uzaklıkta. Sevimli bir villa kafe olan bu mekan, özellikle yerli halk tarafından çok seviliyor. İyi bir kahve, sıcak bir atmosfer, hafif yemekler arıyorsanız mutlaka Stomping Grounds'a uğramalısınız. Muhteşem tatlılarıyla da ünlü olan kafe, sabah 08.00-23.00 arasında hizmet veriyor. Al Quoz Sanayi Bölgesi'nin yanında yer alan Cafe Rider, şehrin diğer tarafında kalıyor. Ayrıca bu kafe, kahve, iyi yemek, motosiklet ve konfeksiyon konusunda uzmanlaşmış bir mekan. Depo bazlı kafe, aynı zamanda çeşitli eşyaların satıldığı muhteşem bir mağaza. Bu yüzden burada her çeşit insanı görebilirsin. Bir iş adamıyla yemek yerken, bir ailenin kahkahalarını duyabilirsin. Değişik bir atmosfer istiyorsan burası tam sana göre! Daha fazla kafeyi yerinde görmek farklı kahve çeşitlerini deneyimlemek için hadi sen de hemen uçak bileti rezervasyonunu gerçekleştir."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dunya-capinda-ikonlasmis-en-sanatsal-dini-yapilar", "text": "Fransa'nın başkenti Paris; romantizm, sanat, mimari ve eğlenceyle de bütünleşmiş bir şehir. Sadece Notre Dame Katedrali bile mimari ve sanatın hakkını vermeye yeter. Gotik mimarinin en popüler katedrallerinden olan ve 12. yüzyılda inşası başlayan Notre Dame Katedrali olmadan Paris tabii ki düşünülemez. Gece ayrı, gündüz ayrı ihtişama sahip bir katedral... Yapımı yaklaşık altı yüzyıl süren Köln Katedrali görkemiyle dikkat çeken bir dini yapı. İkonikleşmeyi kesinlikle hak eden Köln Katedrali, şehrin her yerinden görülebilen bir gotik mimari eser. İtalya'nın en önemli yapıları içerisinde yer alan Roma'yı daha güzel kılan, Vatikan'ın olmazsa olmazı; işte, karşında Aziz Petrus Bazilikası. Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri olan Aziz Petrus Bazilikası, çok ziyaret edilen popüler yapıların başında yer alıyor. 17. yüzyılda inşa edilen, İstanbul'un silüetini daha da alımlı kılan ve altı minaresiyle bir ilke imza atan Sultan Ahmet Camii, sadece ülkemiz için değil dünya için de ikonik dini yapılardan biri olarak görülüyor. Cami, iç kısmında bulunan süslemelerle de en iyiler arasında yer almasının hakkını sonuna kadar veriyor. Geçmişi 12. yüzyıla dayanan Aziz Stefan Katedrali, Avusturya'nın başkenti Viyana'nın en önemli yapılarından biri olarak biliniyor. Şehrin simgesi olan ve geçip giden yüzyıllara meydan okuyan Aziz Stefan Katedrali, gotik ve Roma mimarisi tarzlarıyla da hayranlık uyandırıyor. Piazza De Duomo Meydanı'nda bulunan, Milano'ya giden tüm turistlerin ilk ziyaret ettikleri noktalardan biri olan Duomo di Milano, İtalya'nın en ünlü katedrallerinden biri. 14. yüzyılda başlayıp 20. yüzyılda inşası biten bu mimari eserin ikon olmaması düşünülemezdi."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dunyadaki-kitap-kafeler", "text": "- Kitap Kahve Evi Nedir: Bir Dünya Kitap Bir Arada - Dünyadaki Kitap Kafeler: Sessiz Mekanlar - 7. Sufi Bookstore: Kahire, Mısır Kitaplar yaşamı daha çekici hale sokan, düşüncelerin ve duyguların tüm karmaşası içinde yolumuzu bulmamıza yardımcı olan, başkalarına saygı duymayı öğreten ve insanlık sevgisiyle dolmamızı sağlayan dostlar. Kitap kurdu olanlar açısından bu dostlarla buluşulan özel güzergahlar ayrıcalıklıdır. Özellikle kahve içmeyi seven kitap kurtları açısından koltuklara uzanılıp rahatça kitap okunan, farklı bir ambiyansa ve dokuya sahip mekanlar çok çekicidir. Türkiye'de de son yıllarda yaygınlaşan bu bohem ve stilize mekanlar, dünyanın birçok ülkesinde yer alıyor. Özellikle Avrupa'da oldukça yaygın olan kitap kahve evleri, herkesten uzaklaşarak kitabına dalmak isteyen kişilerin uğrak noktası. O yüzden bu yazımızda dünyadaki kitap kafelere göz atacağız, sayfaları içimize çekeceğiz. En ucuz uçak biletlerini nereden bulacağını biliyorsan ve hazırsan kitap, kahve ve elbette çikolata üçlüsüne doymaya gidiyoruz. Tasarım olarak farklı konseptlere ve dokulara sahip olan kitap kahve evleri, içerisinde kapsamlı kütüphanelerin bulunduğu mekanlar. Bu mekanlara giderken yanına kendi kitabını alabildiğin gibi kütüphanelerindeki kitap ve dergileri de okuyabiliyorsun. İçlerinde bir dünya kitabın olduğu bu mekanlarda her türe ait klasikler ya da güncel eserler yer alıyor. Kahve eşliğinde kitap okuma kültürüne yeni bir boyut katan, atmosferiyle ön plana çıkan bu mekanlarda takılmak hayli keyifli. Kitap okumaya doyamayanlar için ideal olan kitap kahve evleri, sessiz bir ortamda çalışmak isteyenler açısından da hayli yararlı. Birçok ziyaretçinin zevkle kitap okuduğu, günümüzde hayli trend olan kitap kahve dükkanlarının dünyadaki örneklerini senin için inceledik. Bu güzergahları not al ki bir sonraki seyahatinde yerinde deneyimleyebilesin. Haydi bu eşsiz ve sessiz köşelere beraber göz atalım. Bir kitap kafeden beklenilen her şeyi fazlasıyla karşılayan ve Fransız bohemliğini sonuna kadar sunan Merci Used Book Cafe, Paris'te bulunuyor. Burası dar koridorları, tavana kadar uzanan kitaplığı, sıcak ve rahat ortamıyla harika bir mekan. Dünya çapında bir üne sahip olan bu mekana, Paris'e gittiğinde mutlaka uğramalısın. Özellikle tek başına kalmak istiyorsan burada saatlerce kitabınla baş başa takılabilirsin. 5.000'den fazla kitabın bulunduğu kafe adeta bir kitap cenneti. Bu konsept mekana tek başına gelebileceğin gibi arkadaşlarınla da uğrayabilir ve Paris'in alternatif duraklarından birinde hoşça vakit geçirebilirsin. Paris'te bir Parizyen olmak istiyorsan uğraman gereken yerlerden biri burası. Tranquebar, 1620'de Hindistan'ın Tamil Nadu eyaletinde Danimarkalılar tarafından kurulan ilk koloninin adı. Günümüzde koloninin ismi Thatangambadi olarak anılıyor olsa da Danimarkalılar, Tranquebar ismini Kopenhag'daki bu ünlü Hint kafe-restoranında yaşatmaya devam ediyor. Dünyanın birçok bölgesinden getirilen dikkat çekici biblolarla farklı bir dünyanın parçası olabileceğin bu kafede çok özel hatıralara tanıklık edebilirsin. Sıcak ortamıyla gezginlerin sevgisini kazanan bu mekanda kahveni içip keyifle kitabını okumalısın. Kopenhag'ın ilgi çekici duraklarından birisi olan mekanın kitap koleksiyonu da hayli ilham verici. Kitapseverler açısından burayı ziyaret etmek eşsiz bir deneyim olacak. Brüksel'de bulunan Cook and Book, kitap kafe konseptini biraz daha geliştirerek restoran halini almış bir mekan. Modern ve eklektik bir yapıya sahip. Kitap odaları estetik anlamda birbirinden farklı temalardan oluşuyor. İçerisinde binlerce kitap bulunan mekanda aynı zamanda bir de vejetaryen lokanta var. Güzel sanatlar, seyahat, müzik, çocuk gibi temaların bulunduğu mekana kitap kurtları akın ediyor ve burada hem yemek yiyor hem de güzelce vakit geçiriyor. Tepede asılı duran kitaplarıyla farklı bir ambiyansa sahip olan bu mekana mutlaka yolun düşsün. Pişman olmazsın! Alnwick'in ismini daha önce duymamış olabilirsin, ama önemli değil. Burası tarihi bir İngiliz kasabası. İngiltere'nin kuzeyindeki Northumberland bölgesinde bulunan şirin kasaba, dünyanın en özel kitap kafelerinden birine sahip. Barter Books, İngiliz rustik tarzın hakim olduğu ve içerisindeki enfes şömineyle dikkat çeken bir kitap kafe. Her yıl binlerce gezgin tarafından ziyaret edilen bu mekan, Avrupa'nın en büyük ikinci el kitapçılarından biri aynı zamanda. Ünlü edebiyatçı ve filolog J. R. R. Tolkien gibi şömine başında kitaplarla haşır neşir olmak istiyorsan burası tam sana göre. Santorini, Ege Denizi'nde yer alan bir adalar grubu. Yunanistan'ın en keyifli gün batımı görüntülerine ev sahipliği yapan bu adalar grubunda Oia isimli bir köy bulunuyor. Mavi kubbeleri ve Arnavut kaldırımlı sokakları ile büyüleyici bir durak olan bu köyde, Avrupa'nın en güzel kitapçılarından birisi yer alıyor. Atlantis Books adındaki kitap kafe, 2000'lerin ortalarında Santorini'yi ziyaret eden 2 ABD'li gezgin tarafından kurulmuş. Adanın dokusuna bayılan bu gezginler, bölgenin atmosferine uygun şekilde bir kitap kafe kurarak işletmeye başlamış ve burayı hayli ünlü bir yer haline getirmiş. Yolun bu bölgeye düşerse kesinlikle uğraman gereken bir yer Atlantis Books! Laie Libreria Cafe, İspanya'nın en özel duraklarından birisi olan Barselona'da bulunuyor. Kozmopolit havası, sunduğu seçenekler, tarih kokan sokakları ve sıcak iklimi dolayısıyla birçok insan açısından Avrupa'nın en güzel şehirlerinden olan Barselona'nın kendine has duraklarından birisi de bu kitap kafe. Harika bir atmosfere sahip Laie Libreria Cafe, özellikle kitaplığındaki tarih, kurgu ve gerilim kitaplarıyla meşhur. Barselona sokaklarını gezerken bu kafeye uğramanı mutlaka öneririz. Ayrıca burada yapılan tatlılar da hayli lezzetli, bizden söylemesi. Sufi Bookstore, Kahire'de yer alıyor ve Kahire'de yaşayan yazarların, sanatçıların, entelektüellerin buluştuğu bir nokta olarak dikkat çekiyor. Kahire'nin eskiye ait ruhunu yansıtan bu kafe, egzotik ve çekici atmosferiyle konuklarına ilham verici bir ortam sunuyor. Kahire'nin renkli dünyasını ve sokaklarını keşfederken uğrayabileceğin bu kitaplarla dolu kafe, sana başka bir yerde bulmakta zorlanacağın özgünlükte keyif verecek. Dünyanın en iyi kitap kafelerini incelediğimiz yazının burada sonuna geldik, ama sen Yolculukta Okunacak Kitaplar: Zamanı Hızlandıran Eserler yazımızı okumaya devam edebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dunyanin-en-iyi-havaalani-restoranlari", "text": "Ekonomik uçak biletini ayarladın, seyahat edeceğin şehrin havaalanına vardın. Şehrin en güzel lezzetlerini, daha ilk durakta seni karşılayacak birbirinden şık restoranlarda denemek ister misin? Ya da seyahat sonrası ülkeye dönüşe saatler kala, son vuruşu harika bir mekanda gerçekleştirme planına ne dersin? Bizce harika bir fikir. Bu fikri hayata geçireceğiniz, tüm dünyaya lezzetleri ile kendini kanıtlamış havaalanı restoranlarını keşfettik. Keşfetmişken duramadık, bu harika yerleri seyahat notlarımızın en başına yazıverdik. İşte yolculuklara keyifle başlamanı sağlayacak lezzet durakları. Lezzet konusunda kendisiyle yarışan, Stuttgart Havaalanı'nın tek Michelin yıldızlı restoranı Top Air 'da, seyahat öncesi ya da sonrası midene lezzet dopingleyebilirsin.. Restoranın, bembeyaz masa örtüleri ile koyu renkli ahşapların uyumu, en az sunduğu bol ışıklı manzarası kadar güzel. Mekanda yemeden kalkmaman gereken yemek önerisi; Kobe bifteği. Değişik lezzet arayışlarına girenler için Yeni Zelanda langoustines iddialı bir seçenek olacaktır. Kapanışı dondurmalı leziz sufle ile yapmak için midenizde boş bir alan bulundurmayı unutma. Yine bir Alman havaalanı, yine eşsiz bir lezzet durağı... Türkçe anlamıyla, Cennet&Dünya olan bu şık restoranın ismi, menüsü ve hizmet kalitesine de yansımış. Frankfurtlu restorancılar Harry Dehnhardt ve Andreas Lucas'ın işlettiği restoranın gayet rahat bir atmosferi var. Uluslararası lezzetlerin oluşturduğu yemek çeşitleri, her türlü takdiri hak ediyor. Sığır eti ile yapılmış biftek, patates püresi ve elma sosundan oluşan doyurucu tabak, seyahatinizde en güvenli yakıtın olacaktır. İskandinav tapas keyfine karşı gelemeyenler el kaldırsın! İskandinav ülkelerinin meşhur ara öğünü tapasın ülkede en iyi sunulduğu yer hiç şüphesiz, Eyecon'dur. Eyecon dışarıdan bakıldığında parlak bir restoran. İçine girdiğiniz anda, bu parlaklığın hizmet kalitesine yansımasını da görürsünüz. Açık mutfakta yemeklerinizi hazırlayan şefleri izlemek, zaman geçirmenin eğlenceli yollarından biri. Danimarka somon balığı, karides tabağı mekanın en meşhur lezzetleridir. 15 dakika süren servisi ile acelesi olanlar için burası harika bir fikir. Dev cam pencerelerinden izleyeceğin Jura Dağları manzarası eşliğinde, Michelin yıldızlı harika bir restoran, Altitude. Fransız mutfağı ağırlıklı bu restoran, yaratıcı menüsü ile bir hayli dikkat çekiyor. Yolculuğa çıkmadan önce ağzınızın tadını yerine getirecek tatlıların hayranları azımsanmayacak kadar fazla. Kendinizi özel hissedeceğin bu muhteşem restoran, yolculuğuna dair pozitif bir başlangıç olacak."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dunyanin-en-unlu-kuleleri-ve-ozellikleri", "text": "- Dünyaca Ünlü Kuleler - Eyfel Kulesi, Paris, Fransa - Pisa Kulesi, Pisa, İtalya - Berliner Fernsehturm, Berlin, Almanya - Big Ben, Londra, İngiltere - Kız Kulesi, İstanbul, Türkiye - Guinigi Kulesi, Lucca, İtalya - Kutub Minar, Yeni Delhi, Hindistan - Space Needle, Seattle, ABD Dünyanın en ünlü kuleleri, popülerliklerini üzerlerinde harcanan emeğe ve ilginç mimarilerine borçlu. Bulundukları yerlerin simgesi haline gelmiş bu kuleler, şehirlerin silüetine şekil verirken her yıl on binlerce, yüz binlerce, hatta milyonlarca gezgini bir araya getiriyor. Dünyanın en ünlü kuleleri, eski zamanların devasa yapıları konumundaydılar. Günümüzde onlardan çok daha yüksek gökdelenler mevcut, ama bu başka bir yazının konusu. Biz şimdilik 70'li yıllardan öncesine gidiyoruz ve dünyaca ünlü kuleleri keşfe çıkıyoruz. Eski zamanlardan günümüze, ucu gökyüzüne değen birçok kule inşa ettik. Ne diyelim, gözümüz hep yükseklerde! - Eyfel Kulesi, Paris, Fransa - Pisa Kulesi, Pisa, İtalya - Berliner Fernsehturm, Berlin, Almanya - Big Ben, Londra, İngiltere - Kız Kulesi, İstanbul, Türkiye - Guinigi Kulesi, Lucca, İtalya - Kutub Minar, Yeni Delhi, Hindistan - Space Needle, Seattle, ABD 1889 yılında yapılan kule, Paris'in simgesi konumunda. İlk yapıldığında dünyanın en yüksek kulesi konumunda olan Eyfel, daha sonradan bu unvanını başka yapılara kaptırsa da günümüzde dünyanın en çok turist çeken noktalarından biri. Eyfel Kulesi hakkında daha fazla sorun varsa seni Eyfel Kulesi Hakkında Detaylı Bilgiler içeriğimize davet ediyoruz. - Kulenin yapımında 18.038 parça demir kullanıldı. - Yapımında 3 binin üzerinde işçi çalıştı. Dünyanın en popüler kuleleri arasında yer alan Pisa Kulesi, 1399 yılında inşa edilmiş. Bulunduğu zeminin yumuşaklığından ötürü her yıl biraz daha eğilen Pisa Kulesi, aynı zamanda restorasyon çalışmaları ile tekrar dik bir hale getirilmeye çalışılıyor. 56 metre uzunluğundaki kule, yaklaşık 14.500 ton ağırlığında. \"Berlin'in simgesi olan kule nedir?\" diye sorarsan alacağın yanıt Berliner Fernsehturm olur. Kendisi, hazırladığımız \"dünyanın en ünlü kuleleri\" listesindeki en yüksek kule aynı zamanda! - Berliner Fernsehturm, Almanya'nın en yüksek yapısı konumunda. - Kuledeki asansör, 203 metre yüksekliğe 40 saniyede ulaşacak kadar hızlı. İngiltere'de bir saat kulesi olarak inşa edilen Big Ben, Londra'daki en popüler yapılardan biri olarak bilinir. Ancak aslında Big Ben, saat kulesinin içindeki çanın ismidir. Kulenin çanları, yanındaki bir insanı baştan aşağı titretecek kadar güçlü ses çıkarır. Saat kulesinin içine, büyük zillerin yanına girmek için Büyük Britanya vatandaşı olmak şart. İstanbul'un simgelerinden Kız Kulesi, antik dönemlerde yapılmış bir yapı. Antik Yunan mitolojisine konu olan bu kule, günümüzde bir restoran olarak işletiliyor. Kız Kulesi'nden başka gezilecek yerleri merak ediyorsan aşağıya senin için bir link koyuyoruz. - Kız Kulesi, Hitman ve James Bond filmlerine arka plan oldu. - Üzerinde kurulduğu kayalığın ismi Arcla. Dünyanın en ünlü kuleleri listesine, adı pek bilinmeyen; ama mimarisinin güzelliği ile dikkat çeken bir kule ile devam ediyoruz: Guinigi Kulesi. Lucca şehrinde bulunan bu kule, damındaki bahçe ile göz dolduruyor. - Şehirde eski zamanlarda Guinigi benzeri birçok kule varmış, ama yıkılmış. - Kulenin tepesindeki bahçe, 1600'lü yılların başında tasarlanmış. Yolumuzu Hindistan'a çeviriyoruz. Yeni Delhi'de İslam ile Hinduizmin bir araya geldiği ve her yıl yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edilen bir yapı ile karşılaşıyoruz: Kutub Minar. Delhi Türk Sultanlığı'nın kurucusu Kutbiddin Aybek tarafından yaptırılan bu anıt, yolun oralara düşerse mutlaka görmen gereken bir yapı. Hindistan hakkında merak ettiklerin varsa aşağıya bir link bırakıyoruz. - Kutub Minar, Tac Mahal'den sonra ülkenin en çok ziyaret edilen ikinci yapısı. - Hinduizm ve İslam motiflerini bir arada içeren ilk anıt. Dünyanın en ünlü kuleleri denilince Seattle'in simgesi Space Needle'den bahsetmemek olmaz. Her yıl bir milyonun üzerinde ziyaret alan bu yapı, tıpkı Eyfel Kulesi gibi Dünya Fuarı için inşa edilmiş. Mimar: Edward Carlson, Victor Steinbrueck ve John Graham Jr. - Space Needle, Seattle eyaletinin sembolü olarak biliniyor. - Kulede bulunan restoran, 1 saat içinde 360 derece dönüyor. Sadece Birleşik Krallık vatandaşlarının ziyaretine açık."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dunyanin-farkli-noktalarindan-tuhaf-yilbasi-gelenekleri", "text": "- Dünyanın Farklı Noktalarından Tuhaf Yılbaşı Gelenekleri - Çin - Yunanistan - Romanya - Çek Cumhuriyeti - Belçika - Danimarka - Fransa - Almanya - İtalya - İspanya - Hollanda - Birleşik Krallık - Norveç - İsviçre - Macaristan - Filipinler - Sibirya - Burma - Singapur - Ermenistan - Beyaz Rusya - Finlandiya - Estonya - Güney Afrika - Makedonya - İzlanda - İrlanda - Portekiz - İskoçya - Brezilya - Kanada - Arjantin - Şili - Bolivya - Kolombiya - Ekvador - New York - Panama - Peru - Japonya - Meksika - Yılbaşının Anlamı Nedir? Yılbaşı Neyi İfade Eder? - Farklı Kültürlerden Yılbaşı Gelenekleri - Eski Kültürlerden Yılbaşı Gelenekleri - Yılbaşı Resmi Tatil mi? - 2019 Yılbaşı Tatili Kaç Gün Olacak ? - Yılbaşı Programları için Uygun Uçak Bileti Ara Yılbaşı gelenekleri, kültürden kültüre değişiyor. İnançlar, renkler ve gelenekler farklı ama amaç aynı: Yeni yılın mutluluk ve şans getirmesi. Hepimiz yeni yıla yeni umutlar, beklentiler, hayaller, kararlar ve hedeflerle giriyoruz. Bunların gerçekleşmesi beklentisiyle tuhaf şeylere inanabiliyoruz ya da inanmak istiyoruz. En ilginç yılbaşı gelenekleri de bu inançlar doğrultusunda şekilleniyor. Birbirinden ilginç yılbaşı gelenekleri, kimisi tarih öncesi zamanlardan geliyor; kimisi ise yakın tarihte yaşanan rip durumlardan dolayı şekilleniyor. Dünya üzerinde birçok renk, birçok kültür var ve her kültürün birbirinden farklı gelenekleri; ama özümüzde hepimiz aynıyız: İnsan. Farklılıklar bizi biz yapar, ortak noktalar ise hepimizi birbirimize bağlar. Şimdi farklılıkları keşfetme zamanı! Bu yılbaşına farklı bir yerde, başka bir kültürde, ilginç yılbaşı geleneklerini deneyimleyerek girmek istersen en ucuz uçak bileti fiyatlarını nerede bulacağını biliyorsun. Çinliler, yılın ilk günü ön kapılarını mutluluk ve iyi şans getirsin diye kırmızıya boyuyor. Ayrıca tüm bıçaklar saklanıyor çünkü yılbaşında evde biri kendini keserse tüm senenin kötü geçeceğine inanılıyor. Çinliler, bıçaksız kaldıkları için pişirdikleri hindileri kung fu ile parçalara ayırıp öyle servis ediyor. Yeni yılı Çin'de geçirmek istiyorsan seni böyle alalım. Yılbaşı arifesinde, komşularımız kapılarının önüne yeniden doğuşu simgeleyen bir soğan asıyor. Ertesi sabah, kafalarına aynı soğanla vurarak evdeki çocukları uyandırmak, onlar için yılbaşı gelenekleri arasında. Çocuğundan daha geç uyanan Yunan ebeveynler, yılların birikmiş öfkesine maruz kalıyor. Romen çiftçiler yılbaşı arifesinde hayvanlarıyla iletişim kurmaya çalışıyor. Eğer hayvanlardan karşılık alınırsa bunun gelecek yıl için şans getireceği düşünülüyor. Yılbaşı gelenekleri listesinde en hayvansever olanı budur herhalde! Yaygın bir Çek inanışına göre, yılbaşlarında elmayı yarıya böldükten sonra çekirdeklerin bulunduğu bölgenin şekline bakarak gelecek yıl hakkında öngörüye sahip olabilirsiniz. Falcılara özel yılbaşı gelenekleri! Çoğu Çek gelecek yılın sulu ve tatlı olacağı konusunda hemfikir. Çek Cumhuriyeti uçak bileti arayanlar, Pegasus tarifelerinde en uygun rakamları buluyor. \"Yeni Yıl Mektupları\", Belçikalı çocukların en çok sevdiği yılbaşı geleneği. Okulda yazıp melek, gül ve kurdelelerle süsledikleri mektupları, yılbaşı günü ailenin büyüklerine okuyorlar. Renkli bir yılbaşı geçirmek istiyorsan Belçika uçak biletleri sen bekler. Danimarkalılar yılbaşını komşularının kapı önlerinde tabak kırarak kutluyorlar. Kapınızın önünde ne kadar tabak çanak kırıldıysa yeni yıla o kadar şanslı giriyorsunuz. Sirtakiyi de yılbaşı geleneklerine katmışlar yani. En ucuz Danimarka uçak bileti, tabii ki Pegasus tarifelerinde. Çoğu Fransız, yeni yılı yığınla krep yiyerek kutluyor. Kreplerin içine ne koyacağınız tamamen size kalmış. Fransa uçak biletleri için seni buradan yönlendirelim. Almanlar, yeni yıla reçelli çörekler yiyerek merhaba diyor. Şaka olsun diye bazı reçellerin içi değiştiriyor, örneğin hardalla. Hardallı çöreğe denk gelenin, tüm yılı şanssız geçireceğine inanılıyor. En lezzetsiz yılbaşı geleneklerinde bu akşam: Hardallı çörek. Yılbaşında kırmızı iç çamaşırı giyme modasını başlatan insanlar, İtalyanlardır. Yeni yıla kırmızı iç çamaşırı giyerek girmenin iyi şans, refah ve aşk getireceği inancı, İtalya'dan yayılmış bir gelenek. İtalya uçak biletleri için Pegasus tarifelerini inceleyebilirsin. Çoğu İspanyol ve Güney Amerikalı, yeni yılın mutluluk getirmesi için gece yarısında saatin 12 kez çalmasıyla beraber 12 tane üzüm yiyor. Eskiyi arındırma ve yeniliği hoş karşılama amacıyla, Hollandalılar yeni yıl ağaçlarını şenlik ateşi olarak yakıyor ve tüm gökyüzünü havai fişek gösterileriyle donatıyorlar. Bu yılbaşını Hollanda'da geçirmek istiyorsa Hollanda uçak biletini şimdiden ayır. İngilizler ve krallığa bağlı olan diğer milletlerden insanlar el ele bir daire oluşturuyor. İskoç şair Robert Burns'un 'Auld Lang Syne' isimli ünlü şiiri, milli bağları güçlendirmek için coşkuyla söyleniyor. Kransegeke, Norveçlilerin vazgeçemediği geleneksel yılbaşı tatlısı. Badem ezmesinden yapılan bu çok katlı pasta, bayraklarla süsleniyor ve Norveçliler yılbaşını bu pastayı yiyerek geçiriyor. Norveç uçak bileti, Pegasus tarifelerinde seni bekliyor. Yeni yılın size şans ve zenginlik getirmesini istiyorsanız yılbaşı gününde evin zeminine bir topak krema dökmeniz İsviçre geleneklerine göre yeterli. İsviçre uçak biletini Pegasus ayrıcalığıyla alanlar, en ucuz İsviçre uçuşlarının tadını çıkarıyor. Budapeşte'nin dev kum saatindeki kumların dökülmesi tam bir yıl sürüyor. Yeni yılda, çelikten üretilmiş dev kum saati, tekrar çalışması için seçilmiş dört kişi tarafından döndürülüyor. Dairesel şekiller, Filipinler'de kutsal sayılıyor. Tüm sene bereketli geçsin diye yılbaşı gününde insanlar, benekli elbiseler giyinip yuvarlak şekilli yiyecekleri tüketiyor ve kaplara bozuk para atıyor. Eğer yılbaşında yolun Sibirya'ya düşerse buzun altına yerleştirmek için taşıdığı ağaç kütüğüyle donmuş göle dalan insanlar göreceksin, şaşırma. Bu onlar için bir gelenek. Eh, Sibirya'dan bahsediyoruz, eldeki imkanlarla bir gelenek oluşturalım demişler. Burma'da insanlar yılbaşını birbirlerine hortumlarla, kovalarla su sıçratarak kutluyor. Hatta bundan bir festival çıkarmışlar: Thingyan Su Festivali. Burmalılar, böylece ruhlarının temizlendiğine inanıyor. Her yılbaşında, dünyanın her yerinden insanlar, içinde dileklerinin yazılı olduğu beyaz küreleri Singapur Nehri'ne bırakmak için toplanıyor ve yeni yılda dileklerinin gerçekleşmesini bekliyor. Ermeni anneler, iyi şans ve mutluluk getireceğine inanarak yoğurdukları özel ekmekleri sadece yılbaşında pişiriyor. Umuyoruz ki, Canan Karatay'ın bu gelenekten haberi yoktur. Bekar kadınlar toplanıyor, herkes kendi önüne mısır tanelerinden bir yığın oluşturuyor, ortama bir horoz salınıyor ve horozun mısır yediği yığına sahip kadının en önce evleneceğine inanılıyor. Yılbaşında kalay döküm işlemi, Finlandiyalılar arasında çok yaygın. Eritilmiş kalay, soğuk su dolu bir kovaya boşaltılıyor. Soğumuş kalayın aldığı şekillere göre gelecek yılın falına bakılıyor. Günlük öğün sayısının yediye, dokuza ya da on ikiye çıkarılmasıyla yılbaşı kutlanıyor. Bu numaraların şansına Estonyalılar, ne kadar yiyebilirse gelecek yıl mahsulünün o kadar bol olacağını düşünüyor. Doktorlar yılbaşı kutlamalarında bile çalışmak zorunda, çok fazla mide fesadı vakası yaşanıyor. \"Eskiye hoşça kal, yeniye merhabalar.\" Bu ünlü Güney Afrika özdeyişine uygun olarak Johannesburg sakinleri, yılbaşında evdeki tüm eski aygıtları pencerelerinden dışarı fırlatıyor. Makedonya Ortodoks Takvimi'ne uygun olarak, Makedonlar 14 Ocak gününü ikinci bir yılbaşı olarak kutluyor. Ebeveynler ve akrabalar, ailenin küçük çocuklarına hediyeler veriyor. İzlanda'da yılbaşı bir başka... Bu ülkenin insanları, yılbaşında evlere cinlerin girdiğine, ölülerin dirildiğine, fokların insan şekline büründüklerine ve ineklerin konuşabildiğine inanıyor. Yeni yılın kendilerine bir koca getirmesi ümidiyle bekar kadınlar yastıklarının altına ökse otu koyar. Ayrıca İrlanda geleneklerine göre yılbaşında duvara ekmek asmak kötü ruhları kovar. Ülkenin kuzey bölgelerinde çocuklar 'Janeiros' da denilen Noel ilahileri söyleyerek evleri dolaşır ve karşılığında şeker ve para alırlar. Portekizli yapımcılar, yeni yetenekler keşfetmek için yılbaşlarını sokak köşelerinde gizleniyormuş. 'Hogmanay' olarak bilinen İskoç geleneğine göre gece yarısından sonra eve giren ilk konuk beraberinde şans getirir. İskoçlar, misafirlerinin en koyu saçlısına kömür ve meyveli kek hediye eder. Meyveli kek uğruna saçlarını koyu renge boyatmak, İskoçya'da çok büyük bir ayıp olarak görülüyor. Her yıl binlerce Brezilyalı Denizlerin Tanrıçasına sunu olarak okyanusa beyaz çiçekler atar. Böylelikle Denizlerin Tanrıçasının dileklerini gelecek yılda gerçekleştireceğine inanırlar. Kutup Ayısı Yüzüşü olarak bilinen yeni yıl geleneği, Kanada'da 1920'lerde başladı. Bu geleneğe göre, Kanadalılar İngiliz Koyu'nun dondurucu sularına atlayarak yeni yılı kutluyor. Talcalı bir ailenin yılbaşında ziyaret için mezarlığa zorla girmesi, Şili'de yeni bir geleneğe dönüştü. Bugünlerde mezarlıklar, yılbaşında tüm insanların ziyaret edebilmesi için açık tutuluyor. Mezarlık bekçileri keyifli: Artık yılbaşlarında biz de partiliyoruz. Bolivya geleneklerine göre, yeni yılda daha talihli olmak için yılbaşında sarı iç çamaşırı giymek gerekiyor. Yılbaşı gelenekleri için iç çamaşırları zaman zaman önemli olabiliyor yani. Gezi ve eğlenceyle dolu bir yıl geçirmek isteyen Kolombiyalılar, 31 Aralık günü boyunca bavul taşıyor. Bazı kurnazlar boş bavul taşıyor ama yılbaşı ruhu bunu hemen fark ediyor tabi ki. Ceza olarak bu kurnazlar yolculuğa çıktıkları zaman bavulları kayboluyor. Ekvador'da yılbaşı, geçmiş yılda çekilmiş fotoğraflardan oluşturulmuş resimlerin yakılmasıyla kutlanıyor. Ayrıca geçmiş yılın gelinlerini temsil etmek için bazı erkekler, kadın kılığına girebiliyor. Ekvador ülkesi, trip atan kocaman bir eski sevgili gibi. 1907 yılından beri, New Yorklular Times Meydanı'nda bir araya geliyor ve saat tam 12.00'yi gösterdiği anda yere düşen rengarenk kristal yeni yıl topunu izliyorlar. Kötü ruhları yeni yıldan uzak tutmak amacıyla Panamalılar yılbaşına politikacıların ve ünlü simaların temsili kuklalarını yakarak giriyorlar. Peru'nun bir köyünde, insanlar yeni yıla birbirleriyle yumruk kavgası yaparak giriyorlar. Böylelikle tüm sorunların çözüleceğine ve yeni yılda yeni bir sayfa açacaklarına inanıyorlar. En sert yılbaşı gelenekleri listesinde birincilik garanti! Köy sakinleri, yıllardır aynı kişileri yumruklamaktan sıkılmış. Yılbaşında yabancılara her şey bedavaymış. Japonya'da yeni yılın gelişi, Budist tapınaklarında 108 kere çan çalınarak kutlanıyor, her çan sesi Budizm'deki bir günahı simgeliyor. Japonlar bu şekilde bütün günahların affedildiğini düşünüyor. Bazen yanlışlıkla 109 kere çan çalan da oluyor ama günah sayılıyor mu bilemiyoruz. Yeni yıl arifesinde Meksikalılar evlerini değişik renklerle boyuyorlar. Her renk yeni yıl için farklı bir umudu simgeliyor: Kırmızı renk aşkı arayanlar, sarı renk iş isteyenler, yeşil renk ise para beklentisi olanlar için... Yılbaşı gelenekleri bazen masraflı olabiliyor yani. Yılbaşı, Gregoryen takvimine göre her yeni yılın ilk günü olacak şekilde 1 Ocak tarihinde kutlanır. Dünyanın güneş etrafında bir tur dönüşü tamamladığını ifade eden yılbaşı, yıllık takvimi takip eden kültürlere ait bir kavramdır. Farklı kültürlere ve inançlara göre yılbaşı günü değişebilse de dünyanın genelinde aralık ayının son gününü ocak ayının ilk gününe bağlayan gece, yılbaşı gecesi olarak kutlanır. Yılbaşı, Hristiyanlık dininde İsa'nın doğduğu günü ifade eden Noel'den farklıdır. Ağaç süslemek ve hediye vermek, aslında Noel'i ifade eder ve bu bayram her aralığın 25. gününde başlayarak 1 hafta boyunca kutlanır. Yılbaşı geleneklerinin ne kadar ilginç olabileceğinden yukarıda bahsettik. Noel ağaçları, Avrupa ve Amerika'da çoğunlukla birleştirilen Noel bayram tatili ve yılbaşı ile beraber dünyanın geneline yayılmıştır ve en çok bilinen gelenek budur. Yeni yıla girerken ağaç süsleme geleneğinin çok eski zamanlara kadar gittiği tahmin edilmektedir. Yılın son günü için birçok eğlence merkezi yılbaşı programları düzenler. Turistik tesislerin de özel yılbaşı programları olur. Yılbaşı, evrensel olarak kutlanan bir fenomendir. Yılbaşı günü, kültürlerden kültürlere göre değişkenlik gösterebiliyor. Buna neden olan ana şeyler, kültürlerin coğrafi konumu ve inanç sistemlerinden gelen gelenekler. - Museviler yılbaşına Roş Aşana olarak tanımlıyorlar. İbrani takvimine göre Tishri ayının birinci ve ikinci günü yılbaşı olarak kutlanır. İbrani takvimi de Hicri takvim gibi aya göre düzenlendiği için Roş Aşana tarihi, miladi takvime göre sürekli olarak değişmektedir. - Çin kültürü de kendi takvim sistemine sahip. Daha çok batıl inanç kültüründe karşımıza çıkan Çin takvimi, 60 yıllık periyotlardan oluşur ve her 5 yıl, bir hayvanla ilişkilendirilir. Çin yılbaşı günü de miladi takvimdeki yıla göre değişkenlik gösterir. Çinliler yılbaşını \"Nian\" adını verdikleri bir canavarı sembolize eden kırmızıya boyanmış nesneleri yakarak kutlar. Böylece Nian'dan kurtulmuş olurlar. Ayrıca borçlarını öderler ve evleri için kağıt süsler hazırlarlar. - Nevruz, İran başta olmak üzere birçok Orta Doğu kültüründe yılbaşı olarak kutlanan bir başka gün. 12 hayvanlı Türk takvimi ve Celali takvimine göre yılbaşı günü, miladi takvimde 21 Mart olarak geçen günü ifade eder. 21 Mart, aynı zamanda ekinoks tarihidir ve Hititler de yılbaşı olarak bugünü seçmiştir. - Mayalar, 360 günden oluşan bir takvime sahipti ve takvimlerine göre yılbaşı, haziran ayında bir güne denk gelirdi. Mayalar bu ay içerisinde birçok görkemli dini tören yapardı ama yılbaşı ritüeli, daha sade bir şekilde ailecek kutlanırdı. - Antik Mısırlılar, birçok şeyde olduğu gibi yılbaşını da Nil Nehri ile bağdaştırmışlardı. Nil Nehri ne zaman taşıp ovaları sularsa, o gün onlar için yılbaşı anlamına gelirdi. Bu da çoğunlukla temmuz ayına denk gelirdi. Mısırlılar yılbaşında büyük partiler verir ve bir topluluk olarak bir araya gelirlerdi. - Babilliler de yılbaşını ekinoks döneminde kutlayan antik kültürler arasında. Babilliler bugüne Akitu ismini vermişler ve her Akitu'ta önemli tapınakların çevresinde toplanarak yeni yılın bereketli geçmesi için dualar ederlermiş. Akitu, ayrıca kralın rahip tarafından aşağılandığı bir gündür. Kral, rahip tarafından ağlatılabilirse o yıl bereketli geçecek demekmiş. Evet, Türkiye'de her 1 Ocak resmi tatil olarak kutlanır. \"Peki, yılbaşı tatili bu yıl hangi güne denk geliyor?\" diye merak ediyorsan seni bir alt başlığa alalım. 2019 yıl sonu günü pazartesiye denk gelecek. Yani salı gününü tatil olarak geçireceğiz. Pazartesi günü de tatil olursa ya da izin alınırsa yılbaşı, 4 günlük bir tatil olarak düşünülebilir. Resmi tatil takvimi için tıklayabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dunyanin-yeni-7-harikasi", "text": "- 1 Machu Picchu: Bulutlara Kurulmuş Antik Bir Şehir - 2 Çin Seddi: Dünyanın En Uzun Duvarı - 3 Christo Redentor : Brezilya'nın Özgürlük Anıtı - 4 Chichen Itza: Maya Uygarlığının Başkenti - 5 Tac Mahal: Saf Bir Aşkın Bembeyaz Simgesi - 6 Kolezyum: Antik Zamanların Spor Arenası - 7 Petra: Kayalara Oyulmuş Antik Kent Dünyanın yeni 7 harikası, 2007 yılında internet üzerinden 100 milyondan fazla insanın katıldığı bir oylama sonucunda ortaya çıktı. İsviçre merkezli New7wonders etkinliği sayesinde artık yepyeni bir dünya harikaları listemiz var. Önceki \"dünyanın yedi harikası\" listesinden sadece Keops Piramidi ayakta kalırken yeni harikaların hepsi zamana meydan okumaya devam ediyor. Yine çok eski zamanlarda inşa edilmiş bu yapılar, her yıl milyonlarca turisti kendine çekebilecek kapasiteye sahip. Çünkü neden olmasın! Dünyanın yeni 7 harikası içeriğine, ulaşımı en zor olan yerlerden biri ile başlıyoruz. O kadar güzel ki Hayao Miyazaki'ye \"Gökteki Kale\" için ilham veren yer... Peru'daki And Dağlarının Urubamba Vadisi'nde bulunan Machu Picchu, İnka uygarlığına ait bir antik kent. 15. yy'da inşa edilmiş bu gizemli şehir, 1912 yılında çevreyi keşfe çıkmış Amerikalı arkeolog Hiram Vingham tarafından keşfedilmiş. Denizden 2403 metre yüksekliğe kurulmuş bu antik kent, \"ölmeden önce görülmesi gereken yerler\" listelerinin ilk sıralarına oynuyor. \"Çin Seddi, sanılanın aksine uzaydan görünmüyor.\" diyerek doğru bilinen bir yanlışa açıklık getirelim. Çin Seddi, Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan ve toplam uzunluğu 21.296 km olarak ifade edilen bir tür sur sistemi olarak dünyanın en uzun duvarı kabul ediliyor. Çin turizminin en popüler noktaları arasında yer alan Çin Seddi, inşasına MÖ. 7 yy'da başlanmış ve tamamlanması restorasyonlarla beraber 2000 yıl sürmüş bir eser. Ne diyelim, yolun bir gün Çin'e düşerse bu duvarı pek çok şehirde gezebilirsin. Christo Redentor, Türkçesi ile Kurtarıcı İsa Heykeli, 1931 yılında Brezilya'nın Portekiz işgalinden kurtulmasının 100. yılı şerefine tasarlanmış. İki yana açılmış kollarının genişliği 28 metreyi bulan heykel, bu özelliği ile dünyanın en geniş heykeli olma unvanına sahip. Rio de Janeiro'nun simgesi olan ve şehri kucaklayan heykelin yapımı tam 9 yıl sürmüş! Rio şehrinin en güzel manzaraları, şüphesiz bu heykelin yanından izleniyor. Dünyanın yeni 7 harikası arasında tek heykel, Christo Redentor! Maya uygarlığının görkemini yansıtan miras Chichen Itza, Meksika'nın Cancun bölgesinden 2-3 saatlik araç yolculuğu ile ulaşılabilen bir yerde tarih meraklılarını her gün bir araya getiriyor. 600 ila 1221 yılları arasında inşa edilen bu şehir, içinde birçok tapınağı ve yaşam alanını barındırıyor. Mesela Kukulkan Piramidi gibi... Chichen Itza'nın 1000 yılından sonra bölgenin kültürel, ticari ve sanatsal merkezi olmasının yanı sıra bir başkent olduğunu düşünürsen burada ne kadar fazla şey görebileceğini tahmin edebilirsin. - 1 Machu Picchu / Peru - 2 Çin Seddi / Çin Halk Cumhuriyeti - 3 Christo Redentor / Brezilya - 4 Chichen Itza / Meksika - 5 Tac Mahal / Hindistan - 6 Kolezyum / İtalya. - 7 Petra / Ürdün. Kusursuz bir aşkın mimari tezahürü olan Tac Mahal, 1648 yılında Şah Cihan tarafından eşi Mümtaz Mahal'in anısına yaptırılmış. Hindistan'ın Agra kentinde her yıl yüzbinlerce gezgini kendine çekiyor. 73 metre yüksekliğinde saf mermerden yapılma Tac Mahal, inşaatı tam 22 yıl sürmüş bir yeni dünya harikası. Yapı hakkında söylenenlere göre Şah Cihan, inşa sırasında mermerlerin arasına değerli taşların konulmasını emretmiş. Böylece günün değişik saatlerinde farklılaşan güneş ışınları sayesinde yapının içinde ve dışında çeşitli ışık oyunları oluyormuş. Roma ile ilgili her detayın buluştuğu antik heyecan noktası olarak bilinen Kolezyum, 80 yılında inşa edilmiş. Roma İmparatorluğu zamanlarında bir heyecan beşiği olan bu amfi tiyatroda on binlerce kişi tarafından izlenen gladyatör dövüşleri düzenlenirmiş. Birinci katı Tuskan, ikinci katı İon ve üçüncü katı Korinth sütun formunda inşa edilen yapı, bugün hala ayakta. Günümüzde Roma'yı ziyaret eden gezginler, burada gladyatör kostümlü İtalyanlar ile fotoğraf çektirebiliyor. Dünyanın yeni 7 harikası denilince Kolezyum, akla gelen ilk eserlerden biri olarak her yıl yüz binlerce turisti kendine çekiyor. Şair John William Burgon tarafından \"Tarihin yarısı kadar yaşlı gül kırmızısı şehir...\" olarak tanımlanan Petra Antik Kenti, antik zamanlarda Ürdün sınırları içinde yaşayan Nebatiler tarafından inşa edilmiş. O yıllarda çöllerde yol alan ticaret kervanları için bir durak olan bu şehir, aldığı ticari vergiler sayesinde zengin olmuş. Ticaret yollarının değişmesi ile beraber popülaritesini yitiren bu şehir, zaman içinde terk edilmiş. Kayalara oyulmuş bir şehir olan Petra, günümüzde Ürdün'ün en önemli tarihi eserlerinden biri olarak özenle korunuyor. Antik Dünyanın 7 Harikası hakkında da yazmıştık. Merak ediyorsan, üzerine tıklaman yeterli!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dusseldorfta-gorulmesi-gereken-3-muze", "text": "Düsseldorf, tam bir kültür şehri. Büyüleyici atmosfere sahip şehrin her sokağında bir sanat galerisi ya da bir müzeyle karşılaşmak mümkün. Biz de bunu ispatlamak için Düsseldorf müzeleri arasından 3'ünü senin için araştırdık. Hadi gel birlikte bu 3 harika Düsseldorf müzesini gezelim. Almanya'nın en modern ve düzenli şehirlerinden biri olan Düsseldorf'ta hatırı sayılır derecede Türk yaşıyor. Yabancı dil konusunda çok iyi değilsen şehirde sana yardımcı olacak birilerine denk gelebilirsin. Düsseldorf'ta görülecek yerler insanı uçak bileti fiyatlarını araştırmaya ve şehri keşfetmeye itiyor; çünkü her ara sokakta göze hoş gelen bir tasarım dükkanı ya da ilginç bir kafeyle karşılaşıyorsun. Düsseldorf barlar sokağını merak ediyorsan Altstadt yönüne doğru gidebilirsin. Peki, şehrin kültürünü keşfetmek istiyorsan? O zaman bir Düsseldorf müze turuna çıkman gerekiyor. Düsseldorf, sinema tutkunları için çok özel bir müzeye sahip. Pazartesi günleri hariç her gün 11:00-18:00 saatleri arasında ziyaret edebileceğin müzede sinema tarihiyle ilgili ilginç bilgilere, kostümlere, afişlere, ekipmanlara ve fotoğraflara göz atabilirsin. Ren Nehri'nin kıyısında bulunan müzede dönemsel olarak tematik konular işleniyor. Sinema endüstrisi hakkında birçok ayrıntıyı öğrenebileceğin müzenin girişi ücretli. Düsseldorf Film Müzesi'ni gezmek için Alter Hafen bölgesine gitmen gerekiyor. 726 numaralı otobüsle direkt müzenin önünde inebilir ya da U-Bahn sistemini kullanarak Benrather Strasse ya da Heinrich-Heine-Allee duraklarından indikten sonra keyifli bir yürüyüşle oraya varabilirsin. Düsseldorf'ta gidilebilecek yerlerin en ilginçlerinden biri olan Neandertal Müzesi, insanlık tarihine sanki bir zaman makinesinin içerisinden göz atmayı sağlıyor. Düsseldorf'da S-Bahn sistemini kullanarak gidebileceğin müze, Neandertal'leri ve Buz Devri'ni merak ediyorsan ufkunu oldukça açacak. Neandertal Müzesi'ne giriş ücretli. Ulaşım için inmen gereken durak Hochdahl. Daha fazla bilgi için için Neandertal Müzesi'nin web sitesine göz atabilirsin. Üç bölümden oluşan Kunstsammlung Nordrhein-Westfalen, 20. yüzyılın en iyi müze komplekslerinden biri olarak görülüyor. Düsseldorf'ta mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelen Kunstsammlung; Pablo Picasso ve Henri Matisse gibi üstatların yanı sıra Andy Warhol ile Jackson Pollock gibi isimlerin eserlerini de inceleyebileceğin bir müze. Müzenin tamamını gezmek için K20 ve K21 binalarını bulman gerekiyor. Grabbelplatz'a gidersen K20'yi, Standehaus'a gidersen de K21'i gezebilirsin. Müze hakkında biraz daha okuma yapmak istersen Kunstsammlung'un web sitesini ziyaret etmeni öneriyoruz. Havada kültür kokusu var, Düsseldorf uçak bileti almanın tam sırası!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/dusuk-butceyle-amsterdamin-hakkini-verme-rehberi", "text": "- Amsterdam'da Ucuz Tatil Rehberi Ders I: Ucuz Uçak Bileti - Amsterdam'da En Ucuz Tatil Nasıl Yapılır Ders II: Amsterdam'da Ulaşım - Amsterdam'da Ekonomik Tatil Yapmak Ders III: Amsterdam'da Konaklama - Ucuz Amsterdam Tatili Ders IV: Amsterdam'da Yeme İçme - Ekonomik Amsterdam Yolculuğu Ders V: Amsterdam'da Alışveriş ve Gezilecek Yerler - Amsterdam'ın Gece Hayatına Hükmedecek Tek Bir Kart - Amsterdam için Tatil Bütçesi - Bitiriş Dersi: Amsterdam Tatilinde Mutlaka Bilinmesi Gerekenler Birçok kişinin \"Ölmeden Önce Yapılacaklar\" listesinin bir numarası olan Amsterdam turu sence neden bu kadar popüler? Amsterdam, ününü dünyanın en kozmopolit yerlerinden biri olmasına borçlu. Son araştırmalara göre toplamda 178 farklı ülkeden insan burada huzur içinde yaşıyor ve dünyanın her yerinden gezginler burayı görmek istiyor. Doğal olarak Amsterdam'da nereye gideceğini ve ne yapacağını önceden planlamazsan tatilin biraz pahalıya mal olabilir. Endişelenme, Amsterdam tatil tavsiyelerimize uyarsan çok düşük bir bütçe ile seyahatini tamamlayabilirsin; üstelik Amsterdam'ın hiçbir köşesinden ödün vermeden. Amsterdam'a gitmek için gerekenleri mi düşünüyorsun? Fazla düşünmene gerek yok, sana sadece Amsterdam vizesi ve ucuz Amsterdam uçak bileti gerekiyor. Bu ikisini hallettikten sonra Amsterdam gezi bütçen konusunda rahatlayabilirsin, çünkü senin için ekonomik öneriler hazırladık. Amsterdam yolculuğuna başlamadan önce öncelikli işlerin: Pasaport ve Schengen vizesi. Pasaportun yoksa 6 aylık pasaport bedeli toplamda 1.190,70 TL tutacak (2023). Tüm pasaport bedellerine Pasaport ve Pasaport Başvurusu Hakkında Merak Edilen Her Şey yazımızdan ulaşabilirsin. Vize için de Hollanda Konsolosluğunun önerdiği resmi Vize Merkezi'ni kullanabilirsin. \"İyi de tüm bunlar nasıl gerçek olacak?\" diyorsan önerilerimiz senin için geliyor! Amsterdam'a uygun uçak bileti bulmak, tatil bütçeni epey rahatlatacak; çünkü Amsterdam uçuşları yılın her dönemi talep görüyor ve doğal olarak fiyatlar çok değişken. Amsterdam uçak biletleri, bahar ve yaz aylarının hafta sonuyla birleşen tatil günlerinde tavan rakamlara ulaşıyor. Ucuz Amsterdam uçak bileti için en mantıklı taktik, gezini aylar öncesinden planlayarak erken rezervasyon kampanyalarından yararlanman. Örnek verelim: Uçak biletini aynı gün ya da bir hafta sonra almak ile bir ay önce almak arasında çok fazla fark olabiliyor. İkinci dikkat etmen gereken şey ise Amsterdam uçuş günün. Amsterdam uçak biletlerine en çok talep hafta sonları oluyor ve bugünlerde fiyatlar tavan yapıyor. Üçüncü nokta ise Amsterdam uçuş saati. İnsanlar erken saatlerdeki uçuşlara çok rağbet etmiyorlar, yani fiyatlar düşüyor. Bilgileri sentezlediğimizde ortaya şu çıkıyor: En ucuz Amsterdam uçak bileti için tatili en azından bir ay öncesinden planlayıp biletleri hafta içi günlerinin erken saatlerinde almak. Amsterdam'da ulaşım en az düşünmen gereken şey, çünkü şehir merkezinin yüz ölçümü çok da büyük değil. Uzun yürüyüşleri seviyorsan mükemmel haberi verelim: Amsterdam şehir merkezinde her yer birbirine yakın ve sokaklar, yayalar düşünülerek tasarlanmış. Gideceğin yere minimum hareketle varmayı tercih ediyorsan da şanslısın. Amsterdam mükemmel bir toplu taşıma sistemine sahip. Ayrıca Amsterdam taksilerini ya da Uber uygulamasını da kullanabilirsin. Amsterdamlılar ulaşım için çoğunlukla bisiklet kullanmayı tercih ediyorlar. Sen de günlüğü ortalama 12 Euro'ya bisiklet kiralayabilirsin. Araştırmalarımız Rent a Bike Amsterdam sayfasının diğer bisiklet kiralama dükkanlarına göre daha uygun olduğunu gösteriyor, ancak sen de bir araştır. Tabii bisiklet kullanırken kurallara çok dikkat etmen gerekiyor, yoksa ceza yemen mümkün. Çünkü Amsterdam'da yoğun bir bisiklet trafiği var. Bisiklet yolundan gitmeyi ihmal etme lütfen. Unutma, Amsterdam özgürlüklerin şehri olabilir; ama burası herkesin toplum düzenine dikkat ettiği bir yer. Temmuz 2019'dan bu yana bisiklet kullanırken telefon veya başka bir elektronik cihaz kullanılmasına izin verilmediğini bu vesileyle belirtelim. I Amsterdam City Card: 3 günlüğe kadar alınabiliyor. Tüm ulaşım ve resmi etkinlikler bedava. Bu kartı online olarak satın alabilirsin. GVD Day Passes: Sadece GVB tarafından işletilen toplu taşıma araçlarında geçen seyahat kartı. 1 günlükten 1 haftalığa kadar geçerli olanları var. Fiyat tarifesi için kartın ismine tıkla. Amsterdam & Region Travel Ticket: \"Ben sadece şehir merkezinde barınamam; Zandvoort sahillerine de gideceğim, Keukenhof Bahçeleri ziyaretiyle Hollanda'nın lalelerini de göreceğim.\" diyorsan bu kart tam sana göre. Bu kart hem şehir merkezinde hem de çevresinde sınırsız ulaşım ve çeşitli etkinliklere giriş hakkı tanıyor. Kartı Amsterdam'daki I Amsterdam Visitor Center'lardan alabilirsin. Amsterdam Travel Ticket: Amsterdam'da toplu ulaşım sistemini belirli bir süre sınırsız sayıda kullanabileceğin seyahat kartı. Amsterdam'da ulaşım bilgilerinin hepsini verdik. Tercih senin. Ucuz Amsterdam tatili amacına uygun olarak hareket etmek istiyorsan her yere yürümelisin. Yürürsen Amsterdam'da ulaşım masrafı: 0 TL. Amsterdam'da nerede kalınır? Bu sorunun cevabı, tatil bütçene ve beklentine göre değişiyor. Daha rahat bir şekilde konaklamak istersen Airbnb üzerinden Amsterdam'da ev kiralama hizmeti alabilirsin. Amsterdam şehir merkezindeki evleri kiralamak biraz tuzlu kaçabilir. Şehir merkezinde çift kişilikli yatağın bulunduğu odalar, minimum 50 Euro'ya kiralanıyor ve ev sahiplerinin büyük bir çoğunluğu temizlik bedeli de talep ediyor. Amsterdam şehir merkezi otellerinde gecelemenin masrafı ise 70 Euro'dan başlıyor (2023). \"Amsterdam'da en ucuz nerede kalınır?\" sorusunun cevabı senin ne kadar maceraperest olduğuna göre değişiyor. Sosyal yönün güçlü ve çok fazla konfor meraklısı biri değilsen ucuz Amsterdam hostellerinin paylaşımlı odalarında günlüğü 35 Euro'ya kalabilirsin (2023). Amsterdam'da farklı bir konaklama modeli olan kapsül otellerde de konaklayabilirsin. City Hub Amsterdam'da 62 Euro'ya bir gece konaklamak mümkün (2023). Dilersen kahvaltı ve bisiklet gibi seçenekleri de bir gecelik konaklama ücretine ekletebilirsin. Bu şekilde uygun bir konaklama bütçesi oluşturmak istersen web sayfalarına bir bak deriz. Diğer seçenek de evindeki kanepesini gezginlere ücretsiz olarak açan ev sahiplerini bulabileceğin Couchsurfing uygulaması. Amsterdam, günün büyük bir bölümünü sokaklarında sıkılmadan geçirebileceğin bir yer. Eh, en ucuz Amsterdam seyahatinin peşinde olduğuna göre senin için en uygun hareket, Couchsurfing uygulamasını kullanmak. Bu durumda Amsterdam'da kalma masrafı: 0 TL. Amsterdam'da yeme içme fiyatları Türkiye'den giden biri için pahalı, çünkü iki ülkenin para birimlerinin değeri arasında belirgin bir fark var. Ünlü fast food zincirleri ve süpermarketler, Amsterdam'da ucuz yemek için gitmen gereken yerler. Amsterdam'da ucuz kahvaltı yapmak istiyorsan Omelegg, PIQNIQ ya da Toastable mekanlarına gidebilirsin. Üç mekanda da hem fiyatlar iyi hem de kahvaltılar Türk mutfağına yakın. Buralarda ortalama 8 Euro civarına karnını doyurabilirsin. PIQNIQ kahvaltıları 11.30'a kadar devam ediyor, bilgin olsun (2023). Daha ucuz kahvaltılar peşindeysen Amsterdam sokaklarında bir tür Hollanda sushisi olarak tanımlayabileceğimiz haring isminde bir yiyecek 4 Euro'ya satılıyor (2023). Haring için çiğ balık diyemeyiz, çünkü önce tuzlanıp birkaç gün donduruluyor. \"Kahvaltıda bana patates kızartması yeter.\" diyorsan rotanı Frietsteeg yönüne çevir. Burada 2,5 3 Euro'ya dev boy patates kızartması alabilirsin (2023). Bol soslu nar gibi kızarmış patatesler... Frietsteeg'i önermemizin sebebi fiyat/lezzet dengesi açısından Amsterdam'ın en popüler mekanlarından biri olması. Amsterdam'da ucuz pizza yemek istersen De Pizzabakers iyi bir seçim olur. Burada pizzalar 10 Euro'dan başlıyor (2023). Amsterdam'da vegan dostu yerlerin sayısı da çok fazla. Gittiğin her restoranda kendine göre bir şeyler bulabilirsin. Biz sana Jackets isimli mekanı öneriyoruz, çünkü burada inanılmaz lezzetli kumpirler var ve sadece 4 Euro (2023). Amsterdam gezisini düşük bütçeyle ve hakkını vererek yapacağız demiştik. Müze, galeri ve kilise gibi kültürel yapıları gezmenin en masrafsız yolu kendine bir I Amsterdam City Card satın alman. Üç günlüğü 100 euro'ya satın alınabiliyor (2023). Amsterdam gezilecek yerleri öğrenmek için ayrıntılı şehir rehberimizi inceleyebilirsin. Ayrıca yürüyerek kanal turu yapmak da hem ücretsiz hem de mutlaka yapman gereken güzel şeyler arasında. Ekonomik alışverişin yöntemi ise her yerde aynı: İkinci el satan mağazalar, pazarlar ve marketler. Avrupa'nın en iyi bit pazarlarından biri burada kuruluyor mesela: Waterlooplein Flea Market. Amsterdam'da her şeyi bulabileceğin butik dükkanlardan oluşan bölgeye De Negenstraatjes deniyor. Burada kendine Amsterdam'dan anı olarak bir şeyler alabileceğin birçok sevimli mağaza var, ama fiyatlar yüksek. Bizim önerimiz ise ister klasik ister modern, müzikle ilgili her türlü kaydı bulabileceğin Concerto. Kendine Amsterdam anısı olarak bir şeyler almak için ayırman gereken bütçe: 50 Euro (2023). Amsterdam gece kulüpleri hafta içi 01.00'e, hafta sonları ise sabaha kadar açık oluyor. Bu tür mekanların birçoğunda giriş ücreti bekleniyor, ama kendine 7 günlük bir Amsterdam Nightlife Ticket satın alarak 11 tane gece kulübüne giriş hakkı kazanabilirsin. Fiyat sadece 20 Euro. Tabii dilersen 1 günlük (10 Euro), 2 günlük (12 Euro) gibi iki seçeneğin daha var (2023). Amsterdam gece hayatı kartı, şehrin en ünlü gece kulüplerine bedava giriş hakkı tanıyacak. Diğer yerleri merak ediyorsan Amsterdam gece hayatı yazımıza göz atmak isteyebilirsin. Şimdi, her şey kafanda daha rahat beliriyordur. Amsterdam, ne yapacağını bilirsen bütçeni uydurabileceğin bir Avrupa şehri. Numbeo verilerini baz alarak aşağı bir tablo bıraktık. Buna göre kendine bir bütçe hazırlayabilirsin (2023). - Amsterdam'da su pahalı, şişesi ortalama 2 Euro'ya satılıyor. Günde ortalama 2 litre su içen birinin bir haftalık içme suyu gideri ise 56 Euro civarında olabiliyor! Lafı uzatmadan yapman gerekeni söyleyelim: Amsterdam'da musluk suyu iç. Amsterdam'ın su şebekesi mükemmel kalitede, musluk gördüğün yerde su şişeni her zaman doldur. - Amsterdam'da ucuz market alışveriş için Albert Heijn isimli süpermarkete bakabilirsin. Hollanda'da büyük bir süpermarket zinciri olan Albert Heijn, Amsterdam'da temel ihtiyaçlarını karşılayabileceğin en ucuz yer. - Mağazaların çalışma saatleri genellikle 10.00 18:00 arasında. Süpermarketler ise saat 20.00'ye kadar açık. Pazar günleri ise market ve mağaza gibi yerler kapalı, aklında bulunsun. Ancak kafe ve müze gibi yerler açık oluyor, merak etme. - Hemen hemen tüm Avrupa şehirlerinde olduğu gibi burada da ücretsiz şehir turlarına katılabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Tek Kuruş Harcamadan Gez: Stockholm'de Ücretsiz Olarak Yapabileceğin Şeyler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/egenin-en-guzel-sahil-kasabalari", "text": "Yazın en güzel günlerini yaşıyorken emekli olmadan yaz tatilini geçirip hayallere dalacağın Ege'nin en güzel sahil kasabalarını senin için derledik. Üzerindeki sorumlulukları bir kenara bırak ve şehrin kalabalığından uzaklaş. Kıyıya vuran dalga sesiyle gezerek emeklilik planlarını yap! Gerçek olsa da olmasa da hayal kurmanın verdiği keyif emin ol sana da iyi gelecek. Beyaz taş evler, begonviller, Arnavut kaldırımlı sokaklar... İzmir'in güzel sahil kasabası Eski Foça'ya hoş geldin. Emeklilik hayalleri kurmaya başlayalım. Bunun için ilk önce sahile inip derin bir nefes almanı ve balıkçı teknelerinin kenarındaki kafelerde vakit geçirmeni öneriyoruz. Konu komşuya \"Sabah deniz çarşaf gibiydi.\" demek için ise Mavi Bayraklı Karakum ve Kumburnu plajlarını ya da yerli halkın sıkça gittiği Çanak Plajı'nı tercih edebilirsin. Eski Foça, doğal güzelliklere sahip bir sahil kasabası olmasının yanı sıra Siren Kayalıkları, Athena Tapınağı, Kybele Açık Hava Tapınağı, Arkaik Duvar ve Heredot Duvarı, Pers Anıt Mezarı gibi antik kalıntılara da ev sahipliği yapıyor. Eski Foça'nın sokaklarında en çok duyacağın sesler, kuş ve cırcır böceklerinin sesi. Çarşısında yan yana dizilmiş dükkanlarından günlük ihtiyacını karşılayabilirsin ve tabii ki esnafla koyu sohbetlere girebilirsin. Ege kasabalarında semt pazarlarını dolaşmamak olmaz. Taze otlar ve tadına doyulmaz zeytinler bulabileceğin semt pazarlarının lokasyon ve tarih bilgilerine Foça Semt Pazarları web sayfası üzerinden ulaşabilirsin. Eski Foça'ya ulaşmanın en kolay yolu ucuz İzmir uçak bileti almaktan geçiyor. Adnan Menderes Havalimanı'na geldikten sonra İZBAN'a binip Hatun durağında inmelisin. 744 numaralı otobüse binerek Foça'ya ulaşabilirsin. Türkiye'nin ilk cittaslow kenti Seferihisar'ın güzel sahil kasabası Sığacık, tası tarağı toplayıp yerleşme isteği doğuran bir yer. Sığacık Kalesi'nin surlarının içerisinde bulunan kasabanın tarihi çok eskiye dayanıyor. Bu kale, Osmanlı Döneminde önemli bir deniz üssü olarak kullanılmış. Kerpiçten cumbalı evler, Arnavut kaldırımlı dar sokaklar, kapıların önlerini renk çümbüşüne çeviren çiçekleriyle huzur dolu bir sahil kasabası diyebiliriz. \"Sığacık'ta nereleri gezebilirim?\" diyorsan hemen söyleyelim. Güzel Sığacık sokaklarını için huzur dolarak gezdikten sonra Sığacık Kalesi ardından Teos Marina'yı ziyaret edebilirsin. Sonrasında da Sığacık'a yürüme mesafesinde bulunan Teos Antik Kenti'ne zaman ayırmanı öneriyoruz. Antik liman kenti olan Teos, Helenistik Dönemin en güzel örneklerinden biri. Asırlık zeytin ağaçlarının etrafını sardığı bu antik kente MüzeKart ile ücretsiz şekilde giriş yapabilirsin. Denize girmek istersen de Akkum Plajı'nda keyifli vakit geçirebilirsin. Sığacık'ın en meşhur etkinliği pazar gezmesi. Burada üç farklı pazar kuruluyor. Birisi gece pazarı, biri köy ürünleri pazarı, diğeri de üretici pazarı. Emeklilik planlarını bu pazarlar üzerinden şekillendirebilirsin. Çünkü burada yaşayanlar pazar günleri evlerinin önüne çıkıp el emeklerini ve pişirdikleri yemekleri satıyor. Muhtemelen gideceğin en renkli pazarlardan biri olacak. Gece pazarı yaz boyu her gece var. Takı, toka ve hediyelik eşyaları bu pazardan alabilirsin. Köy ürünleri pazarı ise cuma günleri kuruluyor. Seferihisar'a yakın oturan köylüler ürünlerini buraya getirip taze taze satıyorlar. Daha ne olsun! Öncelikle İzmir uçak bileti alman gerekiyor. Ucuz uçak biletini nereden alacağını zaten biliyorsun. Havalimanına gelince eğer araç kiralamayacaksan İZBAN'a binip Cumaovası istasyonunda inmen ve ardından 829 numaralı otobüse binmen gerekiyor. Seferihisar'da inip Sığacık minibüslerine ya da 640 numaralı belediye otobüsüne binebilirsin. İzmir 829 numaralı otobüsü saat ve güzergahı için web sayfasını ziyaret edebilirsin. Zeytinyağı kokusunu iyice içine çekip gazeten koltuğunun altındayken esnafa selam verebileceğin bir yer mi arıyorsun? O zaman rotanı Cunda'ya çevirebilirsin. Havası güzel, denizi güzel... Balıkesir'in şirin ilçesi Ayvalık'ın havalı sahil kasabası Cunda'da emeklilik hayalleri kurup tatil yapmak bile inan ki sana iyi gelecek. Eski bir Rum kasabası olan Cunda'nın çarşısında gezdikten sonra renkli sokaklarında vakit geçirebilirsin. Güzel bir manzara ve rüzgarla dans eden ağaçları Ayvalık Adaları Milli Parkı'nda bulabilirsin. Gün batımını ise Aşıklar Tepesinde izlemeni öneriyoruz. Sonrasında Taş Kahve'de keyif kahveni içebilirsin. Bunları okurken huzur dolduysan hiç durma, planını bir önce yap deriz. Denize girmek istersen Ortunç Koyu ve Patriça Koyu'nu tercih edebilirsin. Balık tutmak istersen de Alibey ile Lale adaları arasında şansını deneyebilirsin. Balık tutmayı seviyorsan Türkiye'deki Balık Tutma Rotaları yazımıza göz atabilirsin. Cunda'ya ulaşmanın en kolay yolu ucuz bir Balıkesir-Edremit uçak bileti almaktan geçiyor. Havalimanında vardıktan sonra Edremit, Burhaniye ve Ayvalık'a giden otobüsleri kullanabilirsin. Ayvalık'tan Cunda'ya ister saat başı kalkan feribotla ister minibüs ya da taksi kullanarak ulaşabilirsin. Balıkesir Toplu Taşıma web sitesi üzerinden bilet alabilir ve detaylı bilgiye ulaşabilirsin. Balı, bademi ve balığı ile meşhur Datça, Ege ve Akdeniz'in kavuştuğu özel bir noktada bulunuyor. Zeytin ve badem ağaçlarının sardığı kasabanın bir yanı deniz, bir yanı küçük tepeler. İhtiyacın olan çoğu şeyi çarşıdaki dükkanlarda bulabilirsin. Akşam saatlerinde Sevgi Yolu'nda takı tezgahlarının arasında dolaşırken kendini tam olarak yazlıkta hissedeceksin. Eline dondurmanı alıp kasabanın akışına kendini bırakabilirsin. Biraz da hareket istiyorsan Datça Limanı'ndaki mekanlara uğrayabilirsin. Datça'nın alametifarikası ise Knidos Antik Kenti. Knidos'a gidip günbatımının tüm güzelliğini hissetmeni öneriyoruz. Dilersen Deveboynu Deniz Feneri'nden de günü batırabilirsin. Bizce ikisini de denemelisin. Yüzmeyi seviyorsan Datça'nın koyları sana kucak açıyor. Tekne turlarına katılıp koy koy gezebilirsin. Birçok plajı ve koyu var. Palamutbükü ve Kargı Koyu en popülerlerinden olsa da Gabaklar ve Hayıtbükü'nü de mutlaka denemeni öneriyoruz. Datça'ya gitmenin en kolay yolu ucuz Muğla Bodrum uçak bileti almaktan geçiyor. Havalimanından Bodrum'a HAVAŞ kullanarak geçebilirsin. Sonrasında Bodrum Datça feribotuna binerek kolayca Datça'ya ulaşabilirsin. Bodrum Datça feribot seferleriyle ilgili bilgiye web sitesinden ulaşabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Ağustos Ayında Gezilecek Yerler: Ağustos Ayı Tatil Önerileri başlıklı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/egenin-kesfedilmesi-gereken-antik-kentleri", "text": "Geçmişle bazen bir fotoğraf karesinde, bazen bir anlatıcının cümleleri aracılığıyla buluşmak mümkün. Fakat hiçbiri geçmişe dokunmak kadar etkili değil, bunu bizim kadar sen de biliyorsun. Yıllara meydan okuyan eserlerle bir araya gelince sanki kendini geçmişte yaşıyor gibi hissediyor ve aniden bambaşka bir atmosferin içinde yer alıyorsun. İşte, bu hissi uyandıran en önemli oluşumlardan biri de antik kentler. Hazır yaz da kapıdayken ve sen Pegasus'tan ucuz uçak biletini alıp Ege'ye doğru gitme planları yaparken bölgenin antik kentlerini keşfetmeye ne dersin? Çünkü Ege'de gezilecek yerler listesinde antik kentler de yer alıyor; unutma! UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan Efes Antik Kenti, birçok büyüleyici esere ev sahipliği yapıyor. Celsus Kütüphanesi, Artemis Tapınağı, İsa Bey Camii gibi pek çok önemli yapıyı keşfetme imkanı bulabileceğin antik kentte Hristiyanlık için çok önemli olan Meryem Ana Evi de bulunuyor. Bu evde Meryem Ana'nın son günlerinin geçtiğine inanılıyor. En önemli antik kentlerimizden biri Metropolis. İzmir'in Torbalı ilçesine oldukça yakın olan Metropolis'in geçmişi yaklaşık 50 yüzyıl öncesine dayanıyor. Yapılan araştırmalarda Erken Tunç Çağı'na ait pek çok eşyanın bulunduğu Metropolis'te Hititler'den Romalılar'a önemli medeniyetlerin izlerini görebilirsin. Geçmişi başarılı bir şekilde korumayı başaran Priene, Aydın yakınlarındaysan mutlaka uğraman gereken antik kentlerden biri. Eski şehir planlamasının en güzel örneklerinden biri olan Priene'de grid sisteminin kullanılmış olması ve sokakların birbirine paralel bulunması oldukça dikkat çekici. Antik Yunan kenti sevdalıları uygun fiyatlı uçak biletleriyle Priene'ye bekleniyor! Helenistik kent olarak kurulan fakat yaşanan depremler nedeniyle zamanla Roma kenti özelliklerini barındırmaya başlayan Hierapolis, Denizli'de bulunuyor. UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan Hierapolis'te bulunan yer altı suları, antik kente olan tutkuyu körükleyen nedenlerden biri. Bafa Gölü'nün sunduğu manzara eşliğinde, etkileyiciliği maksimum seviyede olan bir antik kent Herakleia. Beşparmak Dağları'nın eteklerine kurulan bu antik kentte bulunan kayalar üzerine çizilmiş resimler de dikkat çeken detaylardan. Bergama Kralığı olarak da bilinen Pegamon Krallığı'nın başkenti olan bu antik kent UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alıyor. Günümüzde de arkeolojik çalışmaların devam ettiği kente gidip mükemmel bir manzara eşliğinde geçmiş havası almak sana da çok iyi gelecek!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/eglence-dolu-bir-gezi-arayanlara-ozel-cocukla-londra-seyahati", "text": "- Londra'da Gezilecek Müzeler - Londra'da Gezilecek Parklar - Londra'da Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler - Londra'da Çocuklar İçin Oyuncak ve Eğlence Londra, çocuklara çok değer veren, çocukları önceliklendiren şehirlerden biri. Bu sebeple de uygun bilet fiyatlarıyla Londra'yı çocuklarınızla gezmek hem çok keyifli hem de çok rahat olacaktır. Pek çok ücretsiz etkinliğe, ziyaret edeceğiniz hemen her yerde çocuk dostu alanlara, çocukları cezbedecek müzelere sahip başkent Londra'yı ben de bu sene 9 yaşındaki oğlumla gezdim ve sizler için çocukla Londra seyahati yapabileceğiniz bir rehber hazırladım. Kuşkusuz ilk sıra, olağanüstü bir binada yer alan Doğa Tarihi Müzesi'nin. İçindeki hazineleri kadar binanın kendisi de büyüleyici. Her gün açık olan müzede en ilgi çeken kısım özellikle dinozorlara ayrılan kısım. Artık şehrin simgesi haline gelen ve \"Dippy\" adını taktıkları dev diplodocustan T-rex kafasına yüzlerce fosil, maket ve yerleştirme, çocukları tarih öncesine ışınlayacak. Türlerine göre hayvanlar, Dünya'nın oluşumu, geçmişten bugüne doğa tarihi gibi pek çok konuda unutamayacakları bilgilerle ve bilimin gücüne hayranlıkla bu müzeden ayrılacaklarına emin olabilirsiniz. Müze dükkanına da mutlaka uğramanızı öneririm. Müzeye metro ile kolaylıkla ulaşılıyor. Bilimsel gelişmeleri tarihi bir sırayla ve astronomi, tıp, matematik gibi alanlara ayırarak sergileyen bu müze, hem yerleştirmesi hem sergilenen örnekleri ile çocukların ilgisini çekiyor. Teknik konulara, fiziğe ve astronomiye meraklı çocuklar interaktif ekranlardan merak ettikleri konulara dair bilgi alabiliyor. Farklı istasyonlarda fiziğin temel prensiplerini öğrenebiliyorlar. Dünyanın ilk jet motoru ya da Apollo 10 uzay kapsülü gibi bilim tarihinde önemli yer tutan ögeleri de görebiliyor. Müzede en üst katta deney alanı, VR deneyimi, G-force gibi biletli etkinlikler de mevcut. Bunlara katılmak isterseniz biletler hızla tükendiğinden ya online ya da müzeyi gezmeden önce almanızı öneririm. Bunun dışında ziyaretiniz öncesi Science Museum web sitesinden gideceğiniz gün hangi galerilerde hangi interaktif deneyimler var öğrenirseniz bunlara da katılabilirsiniz. Bilim Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi ile yan yana ve yine hem ücretsiz hem de metro ile ulaşımı çok kolay. Sanat tarihinin en önemli, en paha biçilemez eserlerinden bazılarına ev sahipliği yapan bu müze özellikle resme ve ressamlara meraklı çocukları büyüleyecek. Van Gogh'un \"Ay Çiçekleri\"nden dünyanın en ünlü atı \"Whistlejacket\"a, Rönesans'ın en önemli isimlerinden modern sanatın yıldızlarına pek çok ressamın dünya çapında tanınan eserlerini yakından görebilmenin hazzı bambaşka. Ayrıca National Gallery web sayfasını takip ederseniz kimi günlerde çocuklara özel hazırlanmış turlar ve atölyeler bulmanız da mümkün. Müzenin geliştirdiği bir bilgisayar oyunu var: The Keeper of Paintings. 7-11 yaş arası çocuklar için hazırlanmış bu AR oyununa müzede gezerken gördüğünüz bazı ipuçlarındaki barkodu okutarak dahil olabiliyorsunuz. Böylece çocuklar bir yandan oyun oynarken bir yandan galerileri ve resimleri keşfediyor. Bu müze de ücretsiz. Covent Garden Piazza'da yer alan bu müzede çocuklarınız Londra'daki ulaşım araçlarının tasarım ve tarihine dair her şeyi görebilecekleri gibi oldukça keyifli vakit de geçirebilecekler. Müzede küçük çocuklar minyatür ulaşım araçları ile oynayıp Londra'yı keşfedebiliyor, büyük çocuklar ise kendi araçlarını tasarlayabiliyor. Hatta metro kullanma deneyimi bile yaşayabiliyor. Müze yalnızca çocuklara ücretsiz, yetişkinlerin bilet alması gerekiyor. Detaylı bilgi almak için London Transport Museum web sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Parklarla ve geniş yeşil alanlarla sarmalanmış Londra'da nerede kalıyor olursanız olun, günün her saatinde herhangi bir parkta keyifle ve kaygısız bir şekilde vakit geçirmeniz mümkün. Çoğu kocaman olan bu parkların her köşesinde çocukların görmekten ya da oynamaktan keyif duyacağı alanlar var. Yanınıza yiyecek ve içecek bir şeyler alıp parkta piknik yapma keyfine tik attıktan sonra parkta keşfedilecek diğer şeylere bir bakalım! Çocuk edebiyatının en önemli karakterlerinden Peter Pan heykeli ile başlayabiliriz. Parkın \"Kensington Gardens\" adı verilen kısmında, Pan'ın ayak ucunda periler ve ilginç hayvanların da betimlendiği bronz bir heykel bu. Parkın bir başka ucunda ise mitoloji seven çocukları hayran bırakacak 6 metre uzunluğunda dev bir Aşil heykeli görülebilir. Bunun dışında Hyde Park; sincapları, ördekleri, kuğuları, tilkileri ve geyikleri de görebileceğiniz, göletlerinde pedallı bot kiralayabileceğiniz uçsuz bucaksız bir park. Parkın kuzeybatı köşesinde bulunan Diana Memorial Fountain ise fıskiyeli sığ havuzları ile çocukların su oyunlarına doyabileceği bir başka köşe. Kensington Sarayı'nın özel bahçesi olan ve yine de halka açık bir park konumunda bulunan Kensington Gardens, Hyde Park'ın hemen batısında bulunuyor. Burada açılışı da epey ses getiren Diana Memorial anıtını ve anıtın muazzam bahçesini görebilirsiniz. Daha sonra bir kum parkı üzerinde yer alan dev korsan gemisi üzerinde çocuklarınızın gönlünce oynamasını izleyebilirsiniz. Yine muhteşem bir peyzaja sahip Italian Gardens da görülecek noktalardan biri. Şehir merkezine uzak da olsa en azından yarım gününüzü ailece bu çok özel botanik bahçesine ayırmanızı öneriyorum. Çünkü başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz şeylerle karşılaşacaksınız. Dev nilüferlerden eşsiz kaktüslere tüm dünyadan en ilginç bitkileri görebileceğiniz büyük seraların yanı sıra parkın uçsuz bucaksız çimlerinde ansızın karşınıza çıkacak troller ya da bir arı kovanının içindeki yaşamı bizzat deneyimleyip bu canlıların önemini şaşkınlıkla yaşayacağınız devasa bir arı kovanı bulabilirsiniz. Buranın bir bitkinin büyümek için ihtiyacı olan 4 temel elementten yola çıkarak kurgulanmış, inanılmaz eğlenceli, interaktif ve benzersiz bir oyun parkı olduğunu da söylemeliyim! Üstelik dünyanın en büyük ikinci çiçeği olan Titan Arum'u da burada görebilirsiniz. Ziyaretiniz öncesi mutlaka Kew Gardens web sayfasından kaydolmayı, oyun parkı için de size uygun seans için rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Buckingham Sarayı'na doğru giderken yolunuzu bu parktan geçirip pelikanları görebilir, tatlı bir bisiklet turu yapabilir, oyun parkında vakit geçirebilir ve meşhur mavi köprüsünün üzerinden geçerek ikonik Londra manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Londra'da görülecek öyle çok tarihi ve simgesel yapı var ki! Bunların büyük çoğunluğunu tek seferde görmenin en kolay yolu, hop on/hop off otobüslerle tura katılmak. Benim önerim ise bu turu nehirden yaparak Greenwich'e uzanmak olacak. Westminister'dan kalkıp Thames Nehri boyunca rehber anlatımı eşliğinde ilerleyen bu turistik botlardan Parlamento Binası, Big Ben, Tower Bridge gibi Londra'nın en önemli binalarını görebilir ve varışta da Greenwich'te inerek başlangıç meridyeninin geçtiği yere ayak basabilirsiniz. Çocuklarla yapılacak şahane bir sohbet konusu! Yine aynı yerde kraliyet rasathanesi Royal Observatory'i gezerek ilk teleskopun hikayesinden zaman ölçümüne, astronominin zaman içindeki gelişimine pek çok hikayeye tanıklık edebilirsiniz. Bu turun Tower Bridge destinasyonlu olanı da var, City Cruises web sayfasından detayları inceleyebilirsiniz. Sarayın ihtişamlı görüntüsü kadar ilginç kostümlere sahip kraliyet muhafızı askerlerinin nöbet değişim töreni de çocukların ilgisini çekecektir. Nöbet değişim seremonisi ilkbahar-yaz aylarında her gün, sonbahar-kış aylarında ise gün aşırı olarak 11.30'da gerçekleşiyor. 51 metre yüksekliğindeki Amiral Nelson heykeli ve ayak ucunda yer alan 4 dev bronz aslan heykelinin ve bir de kocaman fıskiyeli bir havuzun yer aldığı yer Trafalgar Meydanı! Hem bu heybetli aslanlar hem de hemen arkasında National Gallery ile çocukların keyifle ziyaret edeceği noktalardan biri. Covent Garden; çeşitli cafe ve restoranlar, leziz dondurmacılar, tasarım çiçekçiler, mini butikler, müzisyen ve sokak sanatçıları ile dolu. Civarı da ünlü müzikallerin sahne aldığı tiyatrolarla çevrelenmiş bir yer. Çok renkli, çok hareketli ve çok kalabalık; ama bir o kadar da eğlenceli. Burada İngilizlerin meşhur \"fish&chips\"inden yiyebilir, üzerine güzel bir dondurma söyleyip sokak sanatçılarının gösterilerini izleyebilir ve akşamı çocukların da çok seveceği bir müzikalle taçlandırabilirsiniz. Londra çocuklar için harikalar diyarına dönüşebilecek bir yer. Tabii Harry Potter'ın bu konuda hakkı büyük. Hazır Londra'ya gelmişken çocuğunuzla eğlenceli aktiviteler planlıyorsanız bu listeye bir göz atmanızı öneririm. Londra'ya gelip de bir müzikal izlemeden dönmezlik etmeyin, çünkü inanın gördüğünüz hiçbir şeye benzemiyor. Biletlerinizi önceden ve online olarak almanızı öneririm, çünkü hem zamandan hem sıradan kazanıyorsunuz. Pek çok önemli eserin hemen her gün sahnelendiği Londra tiyatrolarında çocuklara uygun müzikaller de çok. Bunların içinden çoğu çocuğun hikayesine aşina olduğu, kostüm ve sahne teknikleri açısından da muazzam olan The Lion King müzikalini öneririm. Tabii Harry Potter, Matilda, Nanny McPhee gibi seçenekler de var. Mağazalarıyla ünlü Regent Street'te yer alan 7 katlı dev oyuncak mağazası Hamley's'e sadece oyuncak mağazası demek haksızlık olur. Her katında binbir çeşit oyuncakla karşılaşabileceğiniz bu mağazada havada uçuşan boomeranglar, ansızın karşınıza çıkan sihirbazlık gösterileri, şapkanızı kapan drone'lar var! Mağazada satılan pek çok oyuncağın uygulamalı olarak gösterildiği ve çocukların da deneyebildiği bu mağazadan hatıra bir Ayı Paddington ya da çift katlı kırmızı otobüs alabilirsiniz. Potterheadleri zevkten dört köşe yapacak aktivitelerden biri, Warner Bros stüdyolarında Harry Potter'ın dünyasına dahil olmak! Londra'daki belki de en pahalı aktivitelerden biri olsa da filmin çekildiği setlere konuk olup Diagon Alley'i ziyaret edebileceğiniz, tüm o kostümleri görebileceğiniz bambaşka bir deneyim. Bu öneri ile beraber yazımın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Hem Çocuklara Hem Büyüklere Bir Güzellik: Dünyanın En İyi Eğlence Parkları başlıklı yazı seni bekliyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/en-populer-sehirlerin-atmosferlerine-uygun-spotify-listeleri", "text": "- Müzik Tarihinin Mabedi: Londra - Londralı Ünlü Müzisyenler - Londra Gezisi İçin Spotify Listesi: London Beat - İsteyene Getto İsyanı, İsteyene Eyfel Kulesi Romantizmi: Paris - Paris'ten 10 Müzik İkonu - Paris Gezisi İçin Spotify Listesi: Souvenirs - Burası Klasik Müziğin Vatanı: Viyana - Viyana Gezisi İçin Spotify Listesi: Wiener Philharmoniker - Burada Dünyanın Her Sesine Yer Var: İstanbul - İstanbul Gezisi İçin Spotify Listeleri I: Anadolu Rock - İstanbul Gezisi İçin Spotify Listeleri II: Türk Sanat Müziği - Hafta Sonunu Hatırlamıyorum: Berlin - Berlin Gezisi İçin Spotify Listesi: Berlin Techno Şehirlerin atmosferlerine göre seçtiğimiz Spotify listeleri ile karşındayız. Seyahat ve müzik... Birbirinden ayrılmaz mükemmel ikili! Uzun yürüyüşlerle uçak, otobüs ya da tren yolculuklarına ve muhabbetlere arka plan olan müzik, birçok kişinin zihninde \"hayatta asla vazgeçilemeyecek şeyler\" klasöründe tutulur. İnsanlığın ilk zamanlarından beri bize eğlence, coşku, mutluluk, heyecan ve sevgi gibi duyguları hissettiren müzik, her yaş ve düşünceye hitap edebiliyor. İnsanlığın ortak dili müzik ile dünyanın her yerinde iletişim kurabilirsin. Ayrıca müzik, yalnız anların en sadık dostudur... Nerede olursan ol, bir kulaklık sana yeter! Müzik konusuna bugün bölgesel bir şekilde yaklaşıyoruz ve şehirlere özel hazırlanmış Spotify çalma listelerini seninle paylaşıyoruz. Spotify kullanıcılarının paylaştığı bu listeler, şehirlerin atmosferine ve ruhuna göre hazırlanmış. Yakın zamanda aşağıdaki şehirlerden birine gideceksen bu Spotify listeleri sana yol arkadaşı olabilir. Uçak bileti bakınanlar da aşağıdaki görsele tıklayabilir! Londra'ya yolu düşenler, günümüzün müzik kültürü merkezini görme şansını elde etmiş olur. Çağımızın en popüler kültür caddelerinden olan Soho boyunca sağlı sollu uzanan eğlence mekanlarında dünyanın en ünlü isimleri sahne alır. Londra, aynı zamanda son yüzyılın en önemli müzisyenlerinin ortaya çıktığı yer olarak da tanımlanabilir. Biz sana buradan çıkmış isimleri sayalım, sen kendin karar ver! Üstelik bu sadece buzdağının görünen kısmı. Londra müzik sahnesinde bu listeye eklemediğimiz daha birçok müzisyen ve müzik grubu var. Londra'da müzik hakkında aradığın her şeyi bulabilirsin. Burası tam anlamıyla bir müzik mabedi! Paris denilince akla romantik bir şehir gelmesi çok normal, ama bir de bu şehrin görünmeyen yüzü var: Paris gettoları. Paris'in birbirinden farklı yüzleri, şehrin müzik kültürüne de yansımış. Gettolardan yükselen isyankar sesler, Paris hip-hop ve rap kültürünü beslerken şehrin daha sakin bölgelerinde elektro-pop, caz ve indie rock kültürü müzikseverleri bir araya getiriyor. Paris kafelerinde ise popüler Fransız sanatçıların ağırlıkta olduğu klasik listelere yer veriliyor. Avrupa'nın sanat ve kültür başkentlerinden Paris, şehre damgasını vurmuş ikonlarıyla da pek ünlü. Mesela bu isimler: Edith Piaf, Maurice Chevalier, Sacha Distel, Charles Aznavour, Brigitte Bardot, Serge Gainsbourg, Johnny Hallday, Françoise Hardy, France Gall ve Jean-Jacques Goldman. Paris gezin sırasında bu isimleri araştırmanı tavsiye ederiz; çünkü şehri tanımanın ilk noktalarından biri, onun ikonlarını keşfetmek. Dünyanın en yetenekli bestekarlarına yuva olmuş Avusturya, imparatorluk olduğu zamanlardan kalma klasik müzik kültürünü günümüzde de devam ettiriyor. Dünyaca ünlü Viyana Filarmoni Orkestrası, düzenli olarak şehrin en büyük opera salonlarında konserler vererek birçok ülkeden klasik müzik tutkununu notalar eşliğinde bir araya getiriyor. Sadece Viyana Filarmoni Orkestrası mı? Viyana müzik dünyasında seni birbirinden yetenekli klasik müzik sanatçısı ve orkestra bekliyor. Viyana'nın müzik kültürünü keşfetmek için ilk gitmen gereken yer, Musikverein. 1870 yılında inşa edildiğinden beri görkemli binasında binlerce sanatçıyı ve on binlerce müzikseveri ağırlamış. Buranın akustiği inanılmaz! Sonrasında görmen gereken yerler ise Konzerthaus, Staatsoper ve Volksoper Vien. Arabesk, Türk sanat müziği, rock, pop, techno, indie, punk, heavy metal... Konu İstanbul'a gelince her şeyde olduğu gibi burada müziğin her türü ile karşılaşabilirsin. 20 milyona yakın nüfusu ile Türkiye'nin en büyük şehri olan İstanbul, aynı zamanda ülkenin kültür ve sanat merkezi konumunda. Ülkeyi ziyaret eden global sanatçılar, konserlerini KüçükÇiftlik Park ve Zorlu PSM gibi yerlerde verirken İstanbul'un alternatif sahneleri Karga, Peyote, Mecra ve Salon İKSV gibi mekanlarda da müzik daima hayat buluyor. İstanbul'da her müzik zevkine yer var. Indie, punk ve alternatif rock için gidebileceğin yerler; Karga, Peyote, Arkaoda gibi mekanlar. Her zaman sert kalanlardansan ve aradığın şey hard rock ile heavy metal ise Durock mekanına doğru yol alabilirsin. Çok lüks olmayan bir yerde elektronik müzik eşliğinde dans etmek istersen Pixie ve Gizli Bahçe gibi yerler gece yarısından sonra bayağı hareketli oluyor. Şehrin popüler gece kulüplerinden birini görmek istersen de Masquerade Club ismini bir araştır. İstanbul gece hayatı yazmakla bitmez. Şimdilik İstanbul için iki Spotify listesi bırakıyoruz. Birincisi, 70'ler ile 90'lar arasını kapsayan Anadolu rock kültürü ile alakalı. İkincisi ise tabii ki İstanbul gecelerinin olmazsa olmazı Türk sanat müziği. Berlin hakkında ne diyebiliriz ki! Burası elektronik müziğin mabedi konumunda. Berlin gece hayatı ve müzik dünyası hakkında ayrıntılı bir yazımız vardı, buraya bıraktık. Dünyaca ünlü DJ Paul Kalkbrenner gibi isimlerin yaşadığı bu şehir, elektronik müzikte her zaman öncülerden biri oldu. Sadece elektronik mi? Kendi tarzını yaratmış olan Rammstein ve ünlü Türk rap sanatçısı Erci E gibi isimler de Berlin çıkışlı müzisyenler... Berlin için birçok türde Spotify listeleri bulabilirsin! Berlin, elektronik müziğin merkezi dedik. Doğal olarak burada canlı diyebileceğin birçok DJ var. Hafta sonları gece kulüplerini gezersen mutlaka ünlü bir DJ ile karşılaşacaksın. Rock veya daha sert ya da daha alternatif türlerde müzik dinlemek istersen de Berlin'de Shoegaze gruplarına denk gelmen çok olası. Berlin etkinlik takvimini mutlaka kontrol et!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/en-populer-turk-dizileri-nerede-cekildi", "text": "Bizi senelerce ekran başına kilitleyen ya da merak ettiğimiz ve yeni başlayan Türk dizileri... \"Yok ben sadece belgesel izliyorum, yabancı diziden başka dizi izlemem.\" diyenlerin bile hayatında iz bırakan en az bir klasikleşmiş Türk dizisi mutlaka vardır. Artık sadece karasal yayınla kalmayıp farklı platformlardan da bizi kendine çeken bir sürü dizi var. Tabii teletext'ten yayın programı takip ettiğimiz günler bir nostalji oldu, ancak eskiyi de dizileri de unutmuş değiliz. \"Bugün dizi günüm.\" deyip planlara dahil olmadığın zamanlar çok da geride kalmış olamaz. Sevilen dizinin yeni sezon heyecanını ise yaşamayan bilemez. Peki, en çok izlenen Türk dizileri nerelerde çekildi, hiç merak ettin mi? Çekildiği yerin turistik olmasını sağlayan, hatta bazılarına turlar düzenlenen Türk dizilerinin çekildiği yerleri bir gezgin merakıyla şehir şehir anlatmaya geldik. İçlerine yeni başlayan dizilerden de bir demet ekledik. Hazırsan senin için hazırladığımız dizilerin çekildiği yerler yazımıza geçelim. İlk olarak dizilerin başkenti İstanbul'dan başlayalım. Çekimlerinin İstanbul'da yapıldığı eski, yeni bir sürü dizi var. Tabii genelde imkanlardan dolayı bu şehir tercih ediliyor. Dizi ve film sektörü de diğer sektörler gibi İstanbul'da daha çok iş yapıyor. Zaman zaman platolarda, bazen de gerçek mahallelerde çekilen popüler diziler hayli fazla. Ekmek Teknesi, Perihan Abla, Şaşıfelek Çıkmazı gibi eski ama mahalle sıcaklığını bize yaşatan diziler İstanbul'un en eski semtlerinden biri olan Kuzguncuk'ta çekildi. Hem nostaljik hem de şirin bir semt olan Kuzguncuk'ta hala dizilerin izlerini bulabilirsin. Haluk Bilginer'e Emmy Ödülü kazandıran Şahsiyet dizisi de Beyoğlu'nda çekildi. Dizinin çekildiği apartman şimdilerde çok popüler olan Masumlar Apartmanı dizisine ev sahipliği yapıyor. Beyoğlu'nun en güzel mahallelerinden biri olan Asmalımescit Mahallesi Jurnal Sokak'taki kırmızı demirli kapısından tanıyabilirsin. İstanbul'u ziyaret etmek istersen en uygun uçak biletini bulacağın yeri biliyorsun. İzmir; denizi, güneşi ve doğal güzellikleri ile eşsiz bir şehir. Gezginlerin mutlaka uğradığı, ünlü plajlara sahip olan bu şehir aynı zamanda Ege dizileri için de bir set görevi üstleniyor. Yeni dizilerden Ada Masalı, hikaye olarak Yunanistan'ın Kırlangıç Adası'nda geçse de dizi İzmir'in şirin kasabası Sığacık'ta çekiliyor. Arnavut kaldırımlı sokakları, denizi ve doğal atmosferiyle hayli güzel olan yerleşim yeri, dizi çekimleriyle birlikte popüler hale geldi. Diziyi izlerken Ege esintilerine kapılmak mümkün. Eski popüler gençlik dizilerinden Kavak Yelleri ise Urla, Seferihisar ve Sığacık üçgeninde çekilmişti. Sonrasında İstanbul'un çeşitli mekanlarında gerçekleşen çekimleri olsa da Kavak Yelleri her zaman İzmir kasabalarının güzel sokaklarını ve sıcaklığını akıllara kazıdı. Urla artık yakın dönemin popüler dizilerinden Son Yaz'a artık ev sahipliği yapıyor. Dizinin çekimleri bu sene de İzmir'de devam ediyor. İzmir'in son yıllarda sıkça tercih edilen tatil merkezlerinden Çeşme ise bir dönemin ses getiren Fatmagül'ün Suçu Ne? dizisinin ilk bölümlerine ev sahipliği yaptı. Ildırı köyünde yapılan çekimlerden sonra köy, dizi sayesinde hayli popüler hale geldi. Hala doğal güzelliklerini koruyan köye gelen ziyaretçiler oldukça fazla. Sen de bu bölgeyi ziyaret etmek istersen İzmir'e uçak bileti alıp dizilerin çekildiği yerleri görebilirsin. Nevşehir, daha çok Kapadokya bölgesi ile ünlü, yerli ve yabancı turistler tarafında da hayli tercih edilen bir şehir. Evleri ve doğa harikası Peribacaları ile Türkiye'nin en kendine has şehirlerinden biri. Kiliseleri ve açık hava müzesi de şehrin görülmeye değer güzelliklerinden. 2000'li yılların başında neredeyse her evde izlenen efsane dizi Asmalı Konak da Nevşehir'de çekildi. Dizi hem şehri hem farklı kültürlerin çatışmasını anlattığı için oldukça sevildi. Ürgüp ve Asmalı Konak'ın muhteşem atmosferinin de dizinin bu kadar farklı dizi arasından sıyrılmasına destek olduğu kesin. Asmalı Konak dizi olarak bitmiş olsa da çekildiği yerde turizm hala hareketli. Dizi seti olarak kullanılan konak artık ziyaretçi kabul eden bir işletme. Dizinin çekildiği bu görkemli konağı ziyaret edenler giriş ücreti ödeyerek içeri girebiliyor, konaklayabiliyor, restoranında yemek yiyebiliyor. Asmalı Konak'tan sonra yakın dönemin popüler dizilerinden Yer Gök Aşk dizisi de Ürgüp'te çekildi. Yine bir konakta çekilen dizi, Asmalı Konak'la hemen hemen aynı sokaklarda ekranları doldurdu. Nevşehir'deki bu büyülü atmosferi yaşamak istiyorsan yapacağın tek şey bir uçak bileti almak! Yemekleri, insanları ve çok kültürlü yapısıyla Gaziantep bambaşka bir şehir. Özellikle lezzetleriyle ön plana çıkan şehirde çekilen diziler de mutlaka bu durumdan etkilenmiş. Yabancı Damat şüphesiz bir dönemin en çok izlenen dizilerindendi. Biz Gaziantep'te geçtiğini söylemesek de eminiz şiveler, yapılan yemekler ve kültürel davranışlarla nerede çekildiği çok net bir şekilde anlaşılıyordur. Bu diziye ise şu anda otel olarak kullanılan eski bir konak ev sahipliği yaptı. Otel olarak hizmet verdiği için burada konaklayabilir ya da dizinin geçtiği çarşıda ve sokaklarda gezip Antep lezzetlerinden tadabilirsin. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ise Gaziantep'e uçmak. Birçok kültürü içinde barındıran Hatay, dokusuyla Anadolu'da çekilen diziler içinde farklı bir yere sahip. Hem Akdeniz hem Anadolu esintileri taşımasıyla diğer şehirlerden kendini ayrıştırıyor. Bir dönemin popüler dizilerinden Kaderimin Yazıldığı Gün de Hatay'da çekilen dizilerden biri. Antakya'da gerçekleştirilen çekimlerde Hatay'ın lezzetlerinden evlerine kadar tüm sosyal yaşamı gözlemlemek mümkün. Ayrıca yeni başlayan ve çok izlenen dizilerden Kalp Yarası da Hatay'ın çeşitli mekanlarında çekiliyor. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Roma'da Çekilen Filmler Nelerdir? yazımızı okumaya devam edebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/engelli-dostu-sehirler", "text": "- Erişilebilir Kent Protokolü - Türkiye'nin Engelli Dostu Şehirleri - Avrupa'nın Engelli Dostu Şehirleri - 2019 En İyi Engelli Dostu Şehirler - 2018 En İyi Engelli Dostu Şehirler: Lyon - Lyon Uçak Bileti - 2016 En İyi Engelli Dostu Şehirler: Milan - Milan Uçak Bileti - 2013 En İyi Engelli Dostu Şehirler: Berlin Engelli dostu şehirler, engelli vatandaşların seyahat, ulaşım ve eğlence gibi kamuya açık alanlardan herkes gibi eşit ve özgürce yararlanmalarını sağlayan kentlere deniyor. Avrupa Birliği, 2010 yılından beri her yıl düzenlendiği yarışmalarla engelli dostu şehir sıralaması yapıyor ve bu konudaki en iyi şehirleri \"Access City Award\" ile onurlandırıyor. Erişilebilir Kent Protokolü, engelli vatandaşların şehir içinde yaşam kalitesini arttırmak amacı ile Engelliler Konfederasyonu ve Türkiye Engelliler Meclisi tarafından 31 Mart 2019 seçimlerinde tüm belediye başkanı adaylarına sunulan bir proje. \"Engelliler kaldırmak hepimizin desteğiyle, bir sözü, bir imzasıyla gerçekleşebilir.\" mottosuyla tüm adaylara protokolü imzalamaları için çağrıda bulunan topluluk, şehirleri tüm vatandaşlar için erişilebilir bir biçime dönüştürmeyi hedefliyor. Engelliler Konfederasyonu ve Türkiye Engelliler Meclisi tarafından adaylara yollanan protokol metni aşağıdaki gibi. Bu protokolü tam 72 aday imzaladı ve içlerinden 28 tanesi 2019 itibari ile belediye başkanı oldu. Detaylı bilgilere Türkiye Engelliler Meclisi'nin ilgili sayfasından ulaşabilirsin. - Aday olduğum kentte tüm yurttaşlara eşit hizmet, şeffaf ve katılımcı bir yerel yönetim anlayışını hayata geçirecek, engellilerin hak ve özgürlüklerinin korunup iyileştirilmesi için somut adımlar atmayı - Kentsel hizmetlerin ve altyapının planlanması süreçlerine engelli örgütlerinin katılımını ve temsil hakkını güvence altına almanın sağlanmasını - Kamu binalarının, açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerin erişimine uygun hale getirilmesini - Engellilerin yerelde kamu hizmetlerine erişebilmeleri, sağlık hakkı, barınma hakkı, çalışma hakkı ve ulaşım hakkından eşit olarak yararlanabilmeleri için gereken politikaları hayata geçirmeyi - Bütçelerimizi hazırlarken bu politikaları göz önünde bulundurmayı - Şehir hizmetlerinin kapsayıcı biçimde sağlanması amacıyla engelli dernek ve oluşumlarıyla işbirliği yapmayı - Belediye içinde engelli bireyleri de kapsayan ayrımcılık karşıtı yönetmelik hazırlamayı, Belediye çalışanlarına Engelli hakları ve ayrımcılık konusunda meslek içi eğitimler düzenlemeyi - Engelli dostu kent ve belediye başkanı olacağımı taahhüt ederim. Görme engelliler, işitme engelliler, fiziksel engelliler ya da zihinsel engelliler... Ne yazık ki ülkemizde henüz erişilebilir kent algısının gelişmiş olduğunu söyleyemiyoruz. Toplumsal farkındalığımız geçmişe oranla çok daha iyi bir seviyede olsa da şehirlerimizi engelli dostu yapmak için özel olarak çok çalışmamız gerekiyor. Erişilebilir Kent Protokolu, bu konu hakkında atılmış en iyi adımlardan biri. TÜİK verilerine göre Türkiye'de 5 milyondan fazla engelli yaşıyor. Peki, ne kadar sosyal hayatın içinde olabiliyorlar? Yollar, toplu taşıma hizmetleri ve kamuya açık alanlar onlar için uygun düzenlenmiş mi? Her ne kadar büyük şehirlerde engelli dostu düzenlemeler gerçekleştiriliyor olsa da henüz bu konuda olmamız gereken yerde değiliz. Bu noktada ilk amaç, farkındalığı arttırmak olmalı. Merkezde engelli bireylerin ailelerinin bulunduğu topluluk çalışmaları ile bu mümkün. Engelliler için hazırlanan mesleki eğitim programları ile onlar için engelsiz bir dünya oluşturabiliriz. Tabii ki önce şehirleri engelsiz hale getirmemiz gerekiyor. Türkiye'deki engelli dostu şehirler hakkında 2017 yılında bir akademik çalışma yapılmış. 19 Eylül Üniversitesi'nde yapılan bu araştırma, sağlık, ekonomi, eğitim ve yaşam kalitesi göstergeleri bakımından Türkiye'de şehirleri sıralamış. Türkiye'deki engelli dostu şehirler makalesini ilgili sayfadan okuyabilirsin. Bu araştırmaya yapılan puanlamaya göre Türkiye'nin engel dostu şehirleri aşağıdaki şekilde sıralanmış. - Isparta - Ankara - Bolu - İstanbul - Yalova - Eskişehir - İzmir - Kocaeli - Bilecik - Çanakkale Türkiye'de engelli dostu şehirler hakkında henüz yeterince araştırma olmayabilir ama farkındalık her geçen gün artıyor. Gelecekte, şehirlerimizin çok daha engelli dostu olacağını görebiliyoruz. Mayıs 2010 tarihinden beri Erişilebilir Kent Ödülleri veren Avrupa Birliği Komisyonu, 2019 yılı ödüllerini de dağıttı. Avrupa Birliği Komisyonu, bu ödülleri verirken aşağıdaki gibi kriterlere dikkat ediyor. - Şehir yaşamının herkes için erişilebilir olması - Kamusal alanların ve çevrenin engelli dostu şekilde düzenlenmiş olması - Toplu taşıma düzenlemeleri - Bilgi ve iletişim erişimi - Sosyal alanlar ve hizmetler - Diğer şehirlerde uygulanabilecek ilham verici projeler 2019 yılında yapılan değerlendirmelere göre, Avrupa'nın en iyi engelli dostu şehri, Hollanda'ya bağlı olan Breda. İkinci sırada Fransa'nın Evreux şehri, üçüncü sırada ise Polonya'nın Gdynia şehri var. Evreux kenti, görünmeyen engeller, Gdynia ise zihinsel engelliler için yaptığı çalışmalar ile bu sene dikkat çekmiş. 2019 yılının engelli dostu şehirler klansmanında en iyi Avrupa şehri olma unvanına layık görülen Breda, Hollanda güneyinde bulunan sessiz ve sakin bir yer. Toplu taşıma sisteminde ve kamusal alanlarda engelli insanlar için yapılan geliştirmeler ve eklenen dijital sistemlerle bu unvana sahip olan Breda, tam anlamı ile bir erişilebilir kent yolunda ilerliyor. Engelli dostu toplu taşıma araçlarının yanı sıra işitme ve görme engelliler için kütüphanelere yerleştirdiği sesli kitap okuma otomatları ve ekran büyüteçleri ile 2018'in en iyi engelli dostu şehirlerinden biri seçilen Lyon, engellerin olmadığı bir şehir. Lyon'da ayrıca bir noktada engelli insanlar için dijital yardımcı otomatlar bulunuyor ve iş dünyasında % 7.8'lik bir kitleye sahipler. Fransız yasalarına göre bu oranın minimum % 6 olması gerekiyor. Engelli insanların kendi başlarına yaşayabilmesi için birçok sosyal projeye imza atan Milan, 2016 yılında Avrupa'nın en iyi engelli dostu şehri olarak seçildi. Toplu taşıma araçlarından kamusal alanlara kadar toplum hayatının her alanında engelli insanların karşılaşabileceği sorunlara karşı farkındalığa sahip şehirlerden olan Milan, engelsiz bir kent olma yolunda hızla ilerliyor. Milan'ın en iyi engelli dostu şehir olarak seçildiği 2016 yılında belediye başkanı olan Pierfrancesco Majorino, ödülünü almaya gittiğinde \"Milan'ın tamamen engelsiz bir şehir olduğunu söyleyemeyiz ama burada insanların ve kurumların bunu gerçekleştirmek için beraber çalıştığı bir topluluğuz. Bu bizim temel değerimiz, aynı zamanda taahhüdümüz.\" sözleri ile kararlılıklarını belli etmişti. 1992 yılından beri yaptığı erişilebilirlik çalışmaları ile Avrupa'nın en iyi engelli dostu şehirlerinden biri olan Berlin, bu özelliğini 2013 yılında Avrupa Birliği Komisyonu tarafından verilen Access City Award ile kanıtladı. \"Engelsiz Berlin için Yönergeler\" \"projesi ile inşaat, ulaşım, ev yaşamı, sağlık ve medya konusunda engelli insanları da kapsayıcı politikalar güden Berlin, Avrupa'nın en erişilebilir kentlerinden biri arasında."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/eskisehir-gezi-rehberi-hafta-sonu-gunubirlik-eskisehir-gezisi", "text": "- Eskişehir'e Nasıl Gidilir? - Eskişehir Hakkında Bilinmesi Gerekenler - Kısaca Eskişehir Tarihi - Eskişehir'e Ne Zaman Gidilir? - Eskişehir'de Nerede Kalınır? - Eskişehir'de Ucuz Otel Var mı? - Eskişehir'de Gezilecek Yerler - Eskişehir'de Ne Yenir, Nerede Yenir? - Eskişehir'den Neler Alınır?: Lüle Taşı Deryası - Eskişehir'de Gece Hayatı: Barlar Sokağı'nda Buluşalım - Eskişehir'in En İyi Kafeleri: Dumanı Üstünde Keyifli Duraklar Eskişehir, yabancıların deyimiyle Türkiye'nin en underrated yani daha fazlasını hak eden şehirleri arasında başı çekiyor. Bir öğrenci kenti olan Eskişehir, gerek tarihi gerek doğası gerekse de yaşam standartlarıyla kesinlikle gezip görülmeye değer. Peki, biz neden Eskişehir'in hak ettiği değeri bulamadığını düşünüyoruz? Çünkü şehrin işlevsel bir sivil havalimanı yok. Eskişehir'in tek havalimanı olan Hasan Polatkan, Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından kullanılan bir tesis. Umuyoruz ki şehir yakın zamanda hak ettiği havalimanına kavuşacak ve Türkiye'nin önde gelen turizm noktalarından birine dönüşecek. Eskişehir gezi rehberinde, bir gezginin bu sakin ve genç nüfuslu şehri tanımak için neler yapması gerektiğinden bahsedeceğiz. Eskişehir'de gezip görülecek yerleri anlatıp şehrin en iyi restoranlarına ve gece hayatına değineceğiz. Eskişehir'e gitmenin birçok yolu var. Eskişehir'e komşu şehirlerdeysen kara yolunu kullanarak kısa sürede varabilirsin. Eskişehir'e daha uzak yerlerden ulaşım sağlayacaksan da hava yolunu kullanmak iyi bir fikir. Eskişehir'e en yakın havalimanı Ankara'da. Kendine bir Ankara uçak bileti alıp oradan Eskişehir'e ulaşabilirsin. Dilersen Konya uçak bileti alarak Konya'dan Eskişehir'e hızlı tren yolculuğuyla yaklaşık 1 saat 45 dakikada da ulaşabilirsin. Bu iki şehir de Eskişehir'e ulaşım konusunda çeşitli alternatifler sunuyor. Kütahya, Ankara, Afyon ve Bilecik'e komşu olan Eskişehir'e, bu şehirlerden kara yoluyla ulaşılabilir. İstanbul'dan Eskişehir'e günübirlik gidilebileceğin gibi burası hafta sonu tatili için de uygun bir nokta. - Eskişehir'de ilk olarak tramvay sistemine göz atmak iyi olur. Belirli hatlar üzerinde ulaşım sağlayan Eskişehir tramvay haritasına ulaşmak için linki tıklayabilirsin: Estram Harita - Eskişehir'de piknik yapmak istersen Sazova ve Musaözü bölgelerine gidebilirsin. - Eskişehir'de alışveriş yapmak için Hamamyolu bölgesini değerlendirebilirsin. Burada kumaşçı, oyuncakçı, kahveci ve hırdavatçılar gibi birçok türde esnaf var. Üstelik fiyatlar oldukça ucuz. - Eskişehir'de gece hayatı ve eğlence için barlar sokağına göz atmalısın. Eskişehir barlarının birçoğu burada. İleriki satırlarda bu konuya tekrar değineceğiz. - Eskişehir şehir içi ulaşımında çoğunlukla bisiklet kullanılıyor. Sen de kendine bir bisiklet kiralayabilirsin. - Şehir kış mevsiminde çok soğuk oluyor. Sonbaharın sonlarından ilkbaharın başına kadar olan dönem içinde Eskişehir gezisi düşünenler, yanında en kalın kıyafetlerini bulundurmalı. Eskişehir'e ismi, şehrin çok eski zamanlardan beri bir yerleşim yeri olarak kullanılması nedeniyle verilmiş. İlk Tunç Çağı'na kadar yaşam izlerine rastlanan Eskişehir, Türkiye'nin olduğu kadar dünyanın da en eski yerleşkelerinden biri olmasıyla ünlü. Eskişehir'e Antik Çağlarda Dorylaion deniyordu. Bizans kültürünün önemli tarihçilerinden Ioannes Kinnamos, Eskişehir'i \"Bir zamanların en büyük ve eğlenceli Anadolu kenti\" olarak tanımlamış. Bulunduğu coğrafi konum itibariyle tarihte her zaman önemli bir yere sahip olmuş Eskişehir, Frigya döneminde ticaret sayesinde oldukça gelişmiş. Makedon, Roma ve Bizans kültürlerinin önemli bir şehri olmuş Eskişehir, 1074 yılında Selçukluların hakimiyeti altına girmiş. Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir rol oynayan şehir, 20 Mart 1920 tarihinde işgalci İngiliz kuvvetlerinden kurtarılmış ve o günden beri, Türkiye'nin gelişmekte olan modern bir şehri konumunda. Karasal iklim tipine sahip Eskişehir, kış mevsiminde çok soğuk; yaz döneminde ise oldukça sıcak. Eskişehir'e gitmek için en güzel zaman, ilkbaharın ortasından sonbaharın ilk aylarına kadar olan dönem. Özellikle mayıs ve haziran aylarında, şehir en güzel çehresine bürünüyor. Eskişehir, kış mevsiminde oldukça soğuk. Ocak ve şubat aylarında burada kuru soğuk var; yani ortam gezmek ve keşfetmek için müsait değil. Ancak mayıs ve haziran aylarında hem yemyeşil hem canlı hem de ideal sıcaklıklara sahip. Tabii mayıs ayında Eskişehir akşamları biraz serin olabiliyor. Bu dönemde gitmeyi düşünüyorsan yanına bir hırka almanı öneriyoruz. Yaz mevsiminde Eskişehir, bahar aylarına göre biraz daha sessiz; çünkü burada yaşayan öğrencilerin büyük bir kısmı memleketine dönüyor. Daha az kalabalık bir Eskişehir'de gezmek istersen yaz dönemini tercih edebilirsin. Eskişehir, konaklamak isteyenlere farklı alternatifler sunuyor. Doğasıyla meşhur Eskişehir'de, termal oteller keyif ve rahatlık dolu bir tatil yapmak için tercih edilebilir. Bizim sana önerimiz, beş yıldızlı Tasigo Hotel Eskişehir. Odunpazarı ilçesinde bulunan Tasigo Eskişehir, yuvarlak hatların ön planda olduğu modern mimarisi, yetenekli masörleri ve termal havuzlarıyla mükemmel bir dinlenme merkezi. Türkiye'den ve dünyadan modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği Odunpazarı Modern Müze'nin oteli de bulunuyor. Dilersen Odunpazarı'nda bulunan OMM Inn'de de kalabilirsin. Şehrin merkezinde konaklamak istersen fiyat ve performans açısından Eskişehir'deki en iyi konaklama seçenekleri arasında yer alan Ibis ve Adalar bölgesinde bulunan Senna otellerini tercih edebilirsin. Yeşil yıldıza sahip Senna, Eskişehir'de kalabileceğin en temiz otellerden biri. Ibis de global ölçekte kendini kanıtlamış bir otel zinciri. Eskişehir'de başka nerede kalınır diyorsan şehir merkezinde ve ilçelerinde irili ufaklı birçok otel mevcut. Eskişehir otelleri, genel olarak ucuz. Dört yıldızlı ve beş yıldızlı oteller, birçok yere oranla çok daha uygun fiyatlı. Eskişehir'de en ucuz şekilde kalmak istersen de hostellere bakınabilirsin. Eskişehir Bulvar Hostel bunlardan biri. Evet, en güzel kısma geldik. Eskişehir'de nereye gidilir? Sadece Eskişehir merkezde zaman geçirirsen şehir sana küçük gelebilir. Eskişehir'e gidip Odunpazarı, Sazova, Adalar ve Porsuk Çayı bölgelerini keşfetmeden şehri tanımış sayılmazsın. Ayrıca Eskişehir'de gezilecek yerler arasında Kurşunlu Külliyesi, Midas Anıtı, Yazılıkaya Vadisi ve Seyit Battal Gazi Külliyesi gibi tarihi yerler de var. Evet, filmlerden bildiğimiz Battal Gazi, Türklerin Anadolu'ya göç etmesinde rol oynamış önemli bir kahramanımız ve türbesi burada. Eskişehir'de gezilecek yerler hakkında bilgi isteyenler için konuyu biraz açacağız. Eskişehir gezimiz başlasın. Eskişehir'e özellikle günübirlik gidenlerin görmesi gereken ilk yer Odunpazarı. Tarihi evler ve Kurşunlu Külliyesi, Odunpazarı'nda mutlaka görülmeli. Tarihi maceraları, eski yerleri ve korunmuş eski yapıları seviyor musun? O zaman Odunpazarı'nı ilk senin görmen lazım. Eskişehir'in en turistik yeri Odunpazarı, Osmanlı zamanlarından beri korunmuş evlerin bulunduğu sokaklarla bezeli. Tatildeyken atmosferine hayran olacağın bir nokta mı arıyorsun? Akşam olunca Odunpazarı'na git. Eski evlerin loş ışıklarında gezinirken zamanda yolculuk yapmış gibi hissedeceksin. Kim demiş Eskişehir'de plaj yok diye? Yapay plajı, yürüyüş parkurları, yeşili ve mavisiyle Kent Park, Eskişehir'e geldiğinde mutlaka ziyaret etmen gereken yerler arasında. İçerisinde açık ve kapalı yüzme havuzları, Türkiye'de bir ilk olan yapay plaj, restoranlar, at binme alanlarıyla Eskişehir Otogarı'nın hemen yanında 300 bin metrekarelik bir alanda yer alıyor. Havuzları kullanmasan da biraz yürüyüş yapmayı ve at manejinin hemen yanındaki restoranda çibörek yemeyi unutma. Kanlıkavak, Kırmızıtoprak Mahallesi'nde bulunan ve yazın başka, kışın başka atmosfere sahip bir yer. Tüm mevsimleri en güzel haliyle kucaklayan Kanlıkavak, film karesi gibi bir manzarayla seni huzura taşıyacak. İster bisiklet kirala ve etrafta dolaş, ister bir kahve alıp banklarda otur ya da piknik örtünü çimlere ser ve manzaranın keyfini çıkar. Eskişehir'in merkezi esasen düz bir ovadan oluşuyor. Şelale Park'ın bulunduğu yer ise muhtemelen şehrin en yokuş yerinin sonu. Yani şehri kuşbakışı seyredebileceğin ender yerlerden biri. Akşam gidersen tüm ışıklarıyla şehri izleyebilirsin. Şelale Park'ta yapay şelaleler bulunuyor, ismi de buradan geliyor. Çay kahve içip bir şeyler atıştırabileceğin bir kafesi de var. Odunpazarı'na hayli yakın. Odunpazarı gezinin ardına burayı ekleyebilirsin. Regülatör Piknik Alanı'nın hemen yanında bulunan Odunpazarı Botanik Parkı'nda Türk bahçesi, Japon bahçesi ve renkli renkli bir sürü çiçeği barındıran bahçeler bulunuyor. Eskişehir'i gezdikten sonra yemyeşil bir yerde vakit geçirmek istersen burayı ziyaret edebilirsin. Seyahatin bittikten sonra Eskişehir'i doyasıya övmek için güzel bir fırsat. Çünkü burayı gördükten sonra şehre karşı sempatin daha çok artacak, bizden söylemesi. Eskişehir'de şöyle çimlere uzanayım, su sesi gelsin, mutlu insanlar göreyim, acıkıp susayınca gidebileceğim mekanlar da yakın olsun diyenler Adalar bölgesine gidiyor. Porsuk Çayı etrafında şekillenen Adalarda birçok kafe, restoran ve bar var. Kapalı alan istemiyor musun? Al örtünü yanına, ser Porsuk Çayı'nın kenarına... Etkinlik istersen Porsuk Çayı üzerinde gondol ve bot seferlerini değerlendirebilirsin. Eskişehir'de bir günü buraya ayırabilirsin. Devasa bir alana kurulu park, su altı dünyası ve hayvanat bahçesi gibi eğlence noktalarına sahip Sazova Parkı, bisiklet turları ve doğa yürüyüşleri için de ideal. Uzay evi, deney merkezi, masal şatosu ve minyatür alanında vaktin nasıl geçtiği anlaşılmıyor. Eskişehir'in en büyük tematik parkı Sazova, yemyeşil bir manzara ve temiz hava ile gününü geçirmek isteyenlerin buluştuğu bir yer. Eskişehir'de gezip görülecek huzurlu yerler arasında Kentpark'ı da ekleyebiliriz. Eskişehir'in merkezi ve doğa harikası yerlerinden sonra çantamızı sırtımıza takıyoruz; varsa aracımıza atlıyor, yoksa Eskişehir'de ulaşım konusunda araştırma yapıp bu yerlere nasıl gidebileceğimizi öğreniyoruz. Binyıllar öncesinden kalmış tarihi yerlerde, çekilecek mükemmel fotoğraflar ve paylaşılacak harika hikayeler var. Eşek kulaklı Kral Midas efsanesini duymuşsundur. Hikayenin kahramanı Midas, Frigler döneminde yaşamış ünlü bir kral. Geçmişin görkemli yapılarından geriye kalanlar, insanı düşüncelerle baş başa bıraksa da manzaranın görkemi karşısında büyülenmemek imkansız. Midas Anıtı'na gitmek için Eskişehir otogarından Midas Anıtı ya da Yazılıkaya dolmuşlarını kullanabilirsin. Kendi aracınla seyahat edeceksen de Eskişehir merkezden başlayacak 80 kilometrelik bir yolla Yazılıkaya köyüne ulaşabilirsin. Eskişehir'de görebileceğin en tarihi yerler Yazılıkaya köyünde. Friglerin dini merkezlerinden olan Yazılıkaya Vadisi, isminden de anlaşılacağı üzeri yazıtlarla dolu kayaların bulunduğu bir yer. Yazılıkaya ören yerine Frig Vadisi de deniyor. Çevrede görülebilecek birçok Frig eseri var. Antik Çağ'da Eskişehir'de yaşamış Frigler, kaya ve taş oyma işlerinde oldukça hünerlilermiş. Yazılıkaya Vadisi'nde görülecek en büyük anıtlardan biri, Arezastis. MÖ 670'lerde yapıldığı düşünülen bu anıtın ismi, oyulmuş kayanın üzerinde okunabilen tek kelimeden geliyor. O kelime de Arezastis. Friglerin kullandığı dil, günümüzde hala çözülememiş olduğu için Yazılıkaya Vadisi üzerinde bulunan bir çok yazıt, ne yazık ki okunamıyor. Eskişehir'de Yazılıkaya Vadisi'ne gitmek için üzerinde Yazılıkaya yazan dolmuşları kullanabilirsin. Eskişehir'de gezip görülecek yerlerden bir diğeri de Seyit Battal Gazi Külliyesi. Seyyid Battal Gazi Külliyesi olarak da geçen bu tarihi yapı, Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde bulunuyor. Bizans İmparatorluğu'na yapılan seferlerde adı geçen büyük bir kahraman olan Seyit Battal Gazi adını taşıyan külliyede görülebilecek birçok İslam eserinin yanı sıra gözleri ve gönülleri okşayan güzellikte bir mimari var. 1954 yılından beri ziyarete açık külliyede zikir odası, kırklar odası, halife meydanı, ekmek evi ve semahane gibi bölümler var. Eskişehir merkezden kalkan Seyitgazi dolmuşlarıyla kısa bir sürede külliyeye varabilirsin. Eskişehir, sanatseverler için tam bir gezi şehri. Farklı konseptlere sahip olan ve galerilerini düzenli olarak yenileyen müzelerde, hem klasik hem modern sanat etkinliklerine katılabilirsin. Eskişehir'de gidilecek müzeleri buraya bırakıyoruz. Bizce Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykel Müzesi ve Çağdaş Cam Sanatları Müzesi kesinlikle görülmeli. - Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi - Çağdaş Cam Sanatları Müzesi - Eskişehir Lületaşı Müzesi - Eskişehir Kurtuluş Müzesi - Eti Arkeoloji Müzesi - Eskişehir Havacılık Müzesi - Ahşap Eserler Müzesi - OMM - TÜRASAŞ Devrim Arabaları Müzesi Eskişehir yeme içme dünyasında bulamayacağın şey yok diyebiliriz. Hamburger, pizza, döner veya lahmacun benzeri hızlı tüketebileceğin şeyler arıyorsan Eskişehir'de birçok ucuz restoran bulabilirsin. Eskişehir mutfağının daha derinliklerine girmek ve yöresel lezzetleri merak ediyorsan da Eskişehir'in en iyi restoranlarını keşfetmelisin. - Balaban köfte - Yufkalı büryan - Çibörek / Çiğbörek - Kıygaşa - Haşhaşlı gözleme - Met helvası \"Eskişehir'de nerede yemek yenir?\" sorusuyla yola çıktık ve Eskişehir'de kalmaya karar verdik. Burası yemek konusunda o kadar iyi ki özellikle İstanbullular, porsiyon, sunum ve ikramları görünce keyifleniyor; hesap geldikten sonra da bu mutluluk devam ediyor. Çünkü Eskişehir yeme içme fiyatları bakımından oldukça ucuz! Eskişehir'de kahvaltı, özellikle Porsuk Çayı kenarında oldukça keyifli bir aktivite. Buradaki kafe ve restoranlar, özellikle hafta sonu kahvaltı etkinlikleri için çok uygun. Eskişehir'de uygun ve güzel kahvaltı yapabileceğin yer arıyorsan Acıktım Kafedeyiz ve Doyuran Kahvaltı Evi'ne mutlaka uğra. Eskişehir'de gezinmek insanı acıktırıyor. Özellikle öğle saatlerinde şehrin sokaklarına yayılan mis kokular, insanları kafe ve restoranlara çekiyor. Eskişehir gezisinde Tepebaşı'na uğrarsan Varuna Gezgin Cafe ismiyle bilinen Kantin'e ya da başka bir şube olan Casaba Modern Cafe Del Mundo'ya bir öğünü ayırmalısın. İç tasarımıyla tam bir gezgin mekanı olan Varuna, gece 02:00'ye kadar açık. Eskişehir'de hamburger tatmak istiyorsan şehrin en lezzetli burgerlerini hazırlayan restoran zinciri Pino'yu denemeni öneriyoruz. Eskişehir'de ucuz ve iyi yemek istersen Pino kesinlikle iyi bir seçim. Eskişehir'in çiböreği ünlü dedik. Onun için nereye gitmek gerekir? Odunpazarı'nda bulunan Kırım Tatar Kültür Çibörek Evi'ne. Hani şehrin sokakları arasına gizlenmiş, sevimli çalışanların bulunduğu, yemekleriyle insanı mest eden küçük mekanlar vardır ya; işte Kırım Tatar Kültür Çibörek Evi tam da öyle. En lezzetli kısma geldik, Eskişehir'de akşam yemeği için gidilecek yerlerde şehrin en iyi yemekleri yapılıyor. Eskişehir'in balaban köftesi meşhur demişti,; şimdi onu en iyi yapan yere götürüyoruz seni: Fahrettin Usta Tarihi Balaban Kebap. Fahrettin Usta'nın restoranı, Eskişehir'in ruhuna uygun bir şekilde küçük ve sade. Balaban köftesinin lezzeti ise harikulade. Balaban köftesi için gidilebilecek diğer bir yer de Abdüsselam Balaban Kebap. Eskişehir'de döner nerede yenir? Tabii ki Yusufeli Çoruh Döner'de. Burada sadece döner ikram ediliyor. Yani tek yemek üzerine uzmanlaşmış profesyonel restoranlardan Yusufeli Çoruh Döner. Eskişehir'de ciğer yemek istiyorsan Ciğerci Ahmet, şehirde tadabileceğin en leziz ciğerleri hazırlıyor. Ortam otantik, atmosfer oryantalist, ciğerler tazecik. Bir insan bir ciğerciden başka ne bekleyebilir ki? Eskişehir'de lüks restoran arıyorsan Avrupai iç mekan tasarımı ve işletmeciliğiyle Sempre Ristorante Italiano tam sana göre. \"Elegant\" sıfatı, Eskişehir'de bir yer için kullanılacaksa orası, burasıdır! Yine lüks bir yer arıyorsan Fener Adası'nda bulunan Gaga Restoran'a bir şans verebilirsin. Son olarak gelmişken Karakedi Bozacısı'na uğramayı unutma! - Atlıhan Çarşısı - Kurşunlu Külliyesi - Çukur Çarşı - İki Eylül Caddesi Eskişehir'e özgü bir şeyler almak istiyorsan Sorkun Çömleği almak için Sorkun Köyü'ne gidebilirsin. Eskişehir hediyelik eşya dünyasının yıldızları bu iki ürün. Farklı olmak istiyorsan Eskişehir'de gezilecek mağaza çok. Buradan ne alacağın sana kalmış. Eskişehir gece hayatı, şehrin genç nüfusu sayesinde oldukça hareketli. Burada tarzın ne olursa olsun kendine uygun bir eğlence bulabilirsin. Öğrenci işi ucuz fiyatlı barlar, türkülerin birbirine karıştığı meyhaneler, nezih ortamlarıyla bistro'lar ya da sabaha kadar süren eğlenceleriyle gece kulüpleri... Eskişehir gece hayatında her renkten bir parça var. Eskişehir gecelerinde gidebileceğin en canlı bölge, Eskişehir Barlar Sokağı. Karşılıklı dizilmiş barlar ve meyhanelerden oluşan sokakta eğlence, müzik ve sohbet asla bitmiyor. Eskişehir'de gece gezmeleri için gidebileceğin bölgelerden bir diğeri de İsmet İnönü Caddesi. Eskişehir'in cıvıl cıvıl bir yer olduğunu söylemiştik. Öğrencilerin sosyalleştiği önemli yerlerden biri de biliyorsun ki kafeler. Eskişehir de kafelerle donatılmış bir yer. İster huzurun tadını çıkar, ister lezzet kahveler iç. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Bazen Soğuklardan Sıkılırsın: Kışın Türkiye'nin En Sıcak İlleri yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/esrageziyor-senin-icin-barselonayi-geziyor", "text": "Avrupa'nın en cazip şehirlerinden birisi olarak ün yapmış Barselona, özerk Katalonya'nın başkenti olmasının hakkını veriyor. Şehrin kozmopolit havası, Barselona'yı birçok insan için favori şehir haline getiriyor. Şehirdeki cazibe merkezlerini ve yıl boyu birisi bitip öteki başlayan nice aktiviteyi düşününce turistlerin aklına \"sıkıldım\" kelimesinin gelmesi Barselona'da çok zor. Ben de ne zamandır yalnız seyahat etmediğimden Barselona seyahati çok iyi geldi! Evliyseniz ve biriniz mühendis, diğeriniz seyahat üstüne blog yazarlığı yapıyorsa seyahat zamanlarını denk getirmek her zaman mümkün değil. Hal böyle olunca ben de yakın zamandaki bayram tatilini fırsat bilip Fırat'tan 2 gün önce Barselona'ya uçarak seyahate yalnız başladım. Dil: Resmi diller İspanyolca ve Katalanca. Şehirdeki insanlar İspanyolca konuşsa da İngilizce biliyorsanız hiç dert etmeyin, anlaşmak zor olmayacaktır. Merkezi kısımlardan uzaklaştıkça kulağınıza çalınan dil daha çok Katalanca olacak. Birkaç kelime öğrenip kullanırsanız Katalanların misafirperverliklerini ve keyifli tepkilerini daha çok görebilirsiniz. Para Birimi: Schengen bölgesinde bulunan birçok Avrupa ülkesi gibi İspanya'da ve haliyle Barselona'da Euro kullanılıyor. Vize: Eğer bordo pasaport sahibi bir Türkiye vatandaşı iseniz Barselona'ya daha doğrusu İspanya'ya seyahat etmek için geçerli bir Schengen vizenizin olması gerekiyor. Kredi Kartları ve Bankalar: ATM'ler şehir genelinde çok fazla var ve onlara kolayca ulaşabilirsiniz. Oteller, restoranlar ve büyük marketlerin hemen hemen hepsinde rahatlıkla Mastercard ve Visa kartlarınızı kullanabilirsiniz. Elektrik: Avrupa şehirlerinin genelinde E tipi, iki uçlu fiş ve priz kullanılıyor. İklim: Barselona'da Akdeniz iklimi hakim olduğundan kış ayları bile hafif geçiyor. Ziyaretçilerin çoğu ise mayıs ve ekim ayları arasında şehrin tadını çıkarmaya geliyor. Soğuk Mevsim: Aralık ayından şubat ayına kadar şehirde en soğuk günler yaşanıyor. Bu dönemde hava durumu 5 santigrat dereceye düşüyor. Sıcak Mevsim: Haziran ayından eylül ayına kadar sıcakların tadını çıkarabilirsiniz, ama nemi de unutmamak gerek. Temmuz ayında hava neredeyse akşam 10'da karardığından gezmek için çok daha fazla gün ışığına sahipsiniz! Hem hava bunaltmasın hem turist yoğunluğu az olsun derseniz nisan-mayıs ve eylül-ekim aylarına seyahat planlamak da hiç fena fikir değil. Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım: Barselona'da tek bir havaalanı olduğu için her şey çok daha kolay. Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için de birden çok seçenek var. Aerobus: Barselona Havalimanı'nda birbirine yakın 2 terminal var. Hemen hemen her 5 dakikada bir, her iki terminalden de kalkan bu otobüsler şehre ulaşmanın en popüler ve kolay yolu. Otobüsler havaalanından yaklaşık 20 dakikada Katalunya Meydanı'na varıyor. Tek yön bilet ücreti 5.90 . 15 gün içinde dönüşü kullanabileceğiniz gidiş-dönüş bileti ise 10,20 . Taksi: İki terminalin hangisinden bineceğinize göre değişse de taksi kullanarak merkezi bir yerlere gitme düşünceniz var ise ödemeniz gereken ücret ortalama 30 ile 35 arasında olacak. Kullandığınız saate ve gideceğiniz mesafeye göre elbette fiyatlar değişebilir. Şehir içi Ulaşım Kartları: Aslında Barselona'da merkezi bir yerde kaldığınız vakit birçok yere yürüyerek ulaşmanız mümkün. Tabii yine de birkaç günden fazla kalacak ve alacağınız kartın hakkını verecek kadar toplu taşıma kullanacaksanız yine birçok seçeneğiniz var. Hola BCN: Bu Barselona ulaşım kartı; metro, otobüs ve toplu taşıma ağının geri kalanında geçerli; 2, 3, 4 ve 5 günlük seçeneklerle sınırsız seyahat imkanı sunuyor. Kartı internetten almak %10 indirim sağlıyor ve internetten alırsanız metro istasyonlarından mailinize gelen rezervasyon numaranız ile Hola BCN kartınızı alabilirsiniz. İnternetten almazsanız da metro istasyonlarında kartı bulabilirsiniz. Bu kartın güzel yanı havalimanı için metroda da geçerli! İstasyonlardan satın alımlarda 2 günlük kart 15 , 4 günlük kart ücreti ise 28.50 . Kartın aktivasyonu ise ilk seyahatiniz için kart basmanızla başlıyor ve kaç günlük kart aldıysanız ona göre 48 saat, 72 saat ya da daha fazla saat kullanım hakkına sahip kartınızın bitiş vaktini hesaplayabilirsiniz. T-10 Card: 10 yolculuk için çok kişilik biniş sağlayan bu kart da \"Yoruldum, otele metroyla döneyim!\" diyenler için çok uygun. Havaalanı metro hattı dışında tüm toplu taşımada geçerli. İster tek kişi ister birden çok kişi aynı kartı kullanabiliyor. Kartı metro istasyonlarındaki otomatlardan kolaylıkla satın alabilirsiniz. Kartın ücreti 10.20 . Barcelona Card: Toplu taşımayı aldığınız gün sayısı kadar sınırsız kullanmanıza imkan tanıyan bu kart aynı zamanda birçok müzeye de ücretsiz giriş avantajı sağlıyor. Barcelona Card 72 saat, 96 saat ve 120 saat kullanılabilir seçeneklere sahip. Picasso Müzesi, Joan Miro, Katalonya Ulusal Sanat Müzesi ve CaixaForum gibi yerler, ücretsiz ziyaret edebilecekleriniz alanlar arasında. Casa Batllo, Casa Mila, Montjuic teleferiği ve aynı zamanda otobüs ya da yürüyüş turları ile çeşitli aktivitelere de indirimli giriş sağlıyor. Eğer iyi bir planlama yaparsanız bu kartı almak mantıklı olabilir, ama sadece ulaşım için almanızı tavsiye ettiğim bir kart değil. 72 saatlik kart fiyatı 45 . Barselona'nın kozmopolitliği, yaklaşık 5 milyon kişiye ev sahipliği yapması ve şehrin büyüklüğüyle gezilip görülecek yer seçeneğinin çok fazla olması, ilk bakışta insanı ürkütüyor. Bu büyüklüğe rağmen şehrin çok düzenli bir mimaride inşaa edilmiş olması ise işleri bir hayli kolaylaştırıyor. İster elinizdeki haritayla ister telefonunuza indirdiğiniz çevrimdışı bir uygulamayla yolunuzu bulmanız çok kolay. Yürümeyecekseniz de metro ile hemen hemen her yere ulaşmanız zaten mümkün. Metro hattı hem metrelerce yerin altına indirmiyor hem de renk renk hatlara ayrıldığından hangi bölgede konaklarsanız konaklayın bağlantı noktalarını, renkleri takip ederek bulmak çok kolay oluyor. Ciutat Vella: Gotik Mahallesi olarak da bilinen Ciutat Vella, popüler Las Ramblas ile birleşen şehrin en eski kısmı. Aynı zamanda El Born, El Raval ve Barceloneta da bu bölgede bulunuyor. Şehri yürüyerek gezmek, sahil şeridi ve plajı ile muhteşem deniz kıyısının tadını çıkarmak için bu bölgede kalmak hemen hemen her yere yürüyerek gitmek adına size kolaylık sağlayacaktır. Eixample: Orijinal şehir kısmının dışında yer alan Eixample, şehrin en iyi modernist kısmının bulunduğu alan. Ayrıca şehirdeki en iyi bar ve kulüplere de ev sahipliği yapıyor. Tabii merkezi kısımdan uzaklaştı diye çok da uzak sanmayın. Toplu taşıma ile bu bölgeden de çoğu popüler noktaya ulaşmak 10-15 dakika sürüyor. Bu yüzden konaklama konusunda tercih edilesi iyi bölgelerden. Çok fazla 5 yıldızlı otel de bulunuyor. Gracia: Bir zamanlar şehrin eteklerinde bir Katalan kenti olan Barselona büyüyerek genişledi ve merkezden kısa bir sürede gidilen Gracia bölgesi; önemli bir öğrenci nüfusu ve Gaudi'nin Park Güell'inin güzel mimarisi ile bir banliyö haline geldi. Gracia'nın bohem havası, buraya birçok uluslararası sanatçı çekmiş. Bu da çeşitli galeriler, canlı müzik ve sanat dolu butik mağazaları ortaya çıkarmış. Öğrenci bölgesi olması size uygun bütçeli konaklama adına ipucu vermiş olmalı. Özellikle bu bölgede teraslı ve manzaralı Airbnb evleri bulmak mümkün, ekonomik seçeneklerin fazlalığı da avantaj. Sants-Montjuic: Gittikçe büyüyen ve Barcelona'nın en büyük mahallelerinden biri Sants-Montjuic turistler tarafından pek bilinmiyor. Geniş bir alana yayılmış Sants-Montjuic'te zaman geçirecek sayısız yerel kafe ve bar, her yere kolay erişim sağlayan toplu taşıma ve sanat müzesi gibi birçok imkan bulunuyor. Aynı zamanda ülkenin geri kalanına ulaşım sağlayan yüksek hızlı tren istasyonu da bu bölgede konumlanmış durumda. Montjuic, havaalanı ile şehir merkezi arasında yer alıyor desek yanlış olmaz. Bölgelere göre Barselona'da konaklamak adına çok fazla alternatif olsa da yılın her zamanı ilgi gören bu şehirde fiyatlar çoğu Avrupa şehrine göre ortalamanın üstünde. Yine de bu kadar popüler olmasından kaynaklı çok fazla konaklama alternatifinin bulunması ise her bütçeye uygun bir yer bulmaya imkan sağlıyor. Özellikle hosteller ve Airbnb bu şehirde çok popüler. Tabii siz yine de seyahat tarihiniz belli olur olmaz konaklama yeri bakmaya başlayın ki keyfinize uygun bir yer bulmak adına seçeneğiniz çok olsun. İlk 3 günü yalnız başıma seyahat ederek geçirdiğim bu şehirde hayatımda ilk defa hostelde kalmayı deneyimledim ve hiç de pişman olmadım. Hemen Katalunya Meydanı'nda ve her bir toplu taşımanın yakınında olan St. Christophers Inn bu yönden çok mantıklı bir seçim oldu. 8 kişiyle aynı odada uyumak, sürekli temizlenen ortak banyo ve tuvaleti kullanmak, her akşam gerçekleşen \"hoş geldiniz partisi\" niteliğindeki Free Sangria Night'a katılmak ve her sabah düzenlenen ücretsiz şehir yürüyüşüne katılma imkanı sağlaması gibi seçeneklerin olması, hostelde konaklamak adına kesinlikle farklı bir tecrübe sunuyor. Bir yere giderken, \"Kaç günde gezilir?\" en klasik sorulardan birisidir. Barselona için bunu cevaplayacak olursak ben en az 3 gün derim, çünkü görülmesi gereken yerler ve müzeleri düşününce gerçekten dolu dolu 3 gün geçirir. Hatta belki gidip görmek istediğiniz bazı yerleri görmeye vakit bile yetiremeyebilirsiniz bu 3 günde. O yüzden vaktiniz varsa Barselona seyahatinizi en azından 3 gün olarak planlayın ki bu şehrin keyfini çıkarabilin. Hatta biraz daha uzatarak seyahatinize hem Barselona'da hem de Costa Brava kıyılarında deniz tatili de ekleyebilirsiniz. Şehrin gerçekten her şeyi var. Barselona'da ne yapacağınızı karar vermek en büyük mücadeleniz olacak. Antoni Gaudi ve Lluis Domenech i Montaner'in nefes kesici modernist mimarisinden Picasso, Dali ve Miro gibi sanatçıların eserlerini sergileyen sanat müzelerini gezerken kültür meraklıları asla sıkılmayacak. Gıda pazarlarını, unutulmaz gastronomi deneyimlerini, dünyanın en iyi futbol kulübünü ve genişleyen şehir plajlarını da eklerseniz Barselona'da herkesi mutlu edecek bir şeyler olduğundan artık emin olabilirsiniz. Barri Gotic: Antik Roma surları ve Gotik sarayları, Barri Gotic'in antika mağazaları ve kafeleriyle dolu yaya caddelerini çevreliyor ve hepsi de merkezi Cathedral de la Seu'yu çevreliyor. Kendinizi dar ve dolambaçlı yollarda kaybetmenize izin verin, ama dikkatli olun! Bu mahallede, turist yoğunluğu nedeniyle yankesicilerin de tercih ettiği bir mekan haline gelmiş. La Rambla: Şehrin en popüler ve en kalabalık caddesi burası. Bir dizi pazar alanı ve sokak satıcılarını bu cadde üstünde sıkça görebilirsiniz. Aynı zamanda restoran ve kafelere sahip, trafiğe kapalı, ağaçlı ve uzun bir cadde. Turistik bir yer olduğundan eşyalarınıza dikkat etmeyi unutmayın. Sagrada Familia: Dünyanın en şaşırtıcı kiliselerinden biri olmasının yanı sıra La Sagrada Familia, Barselona'nın gerçek bir sembolü. Modernist deha Antoni Gaudi'nin başyapıtı olan bu kilise -1882'de başladı ve henüz tamamlanmadı- onun en çok sevdiği sanat eseriydi. İçini görmek ve en üst katına çıkmayı düşünüyorsanız eğer online olarak bilet aldıktan sonra uzayıp giden bilet sırasını beklememek adına en doğru yöntem. Aynı zamanda eğer 30 yaşın altındaysanız, eylül ayından haziran ayına kadar olan bir dönemde Sagrada Familia'yı gezme planınız varsa ve biletinizi online olarak çarşamba, perşembe ya da cuma günü için akşam 18:00 20:00 saatleri arasına alırsanız, %50 indirimli olarak biletinizi alabilir ve Sagrada Familia'yı gezebilirsiniz. Gitmeden görmek isteyenler ise şu linkten sanal olarak tüm Sagrada Familia'yı detaylarıyla gezebilir. En güzel fotoğraf karelerini ise giriş kapısına sırtınızı verdiğinizde karşıda göreceğiniz parktan yakalayabilirsiniz. Barceloneta Sahili: Renkli bir balıkçı mahallesi olan Barceloneta, deniz ürünleri restoranları ve güzel plajlarla dolu. Şehrin hemen yanı başında, alabildiğine uzanan bir kumsal kenarında denize girmek isteyen herkesin ilk tercihi de Barceloneta sahili oluyor. Dünyadaki en iyi şehir plajlarından birisine sahip olan bu altın kumlu plajın Akdeniz'e bakan yüzü, bronzlaşmak ve arkadaşlarla buluşmak için harika bir yer. Tabii sakinlik arıyorsanız yüksek sezonda çok kalabalık bir plaj olduğu için pek size göre olmayabilir. Bogotell Sahili: Turistler Barceloneta Plajı'na akın ederken Bogatell ise yaz aylarında yerel halkın tercih ettiği şehir plajı olma eğiliminde. Niye? Belki daha büyük, daha temiz ve daha az kalabalık, daha iyi imkanlara sahip olduğu için. İşte, sakinlik arayanlar için burası çok daha iyi bir seçenek. Casa Battlo: Casa Batllo, 1907'de bitti ve 20. yüzyılın başından itibaren modernizmin en güzel örneği olmayı başarıyor. Denizin etkisi (bazıları Jules Verne'nin Denizler Altında 20,000 Fersah kitabına bir ilham kaynağı olduğunu düşünüyor), ünlü bir Katalan eleştirmeninin \"bir sualtı mağarası\" olarak değerlendirmesi de haksız çıkarmıyor. Özellikle dış cephesindeki ve çatı kısmındaki balık pulu şeklindeki işçiliği görmeye değer. Yine online olarak bilet almak, kalabalık sıralardan kurtulmanın en iyi yolu. Benim size önerimse denk gelirseniz çatısında gerçekleşen canlı müzik ve gösteri akşamlarından birisine bilet almanız. Bu şekilde bilet aldığınızda önce Casa Batllo'nun audio guide ile iç kısmını geziyorsunuz, ardından çatısına çıkıp 2 içecek dahil olan biletinizle çok keyifli bir akşam geçiriyorsunuz. Resmi sitesinden detaylara bakıp biletleri satın almak mümkün. Plaça Catalunya: Büyük alışveriş merkezleri ve mağazalar ile Katalunya Meydanı, sürekli insanlarla dolup taşıyor. Barselona'nın en merkezi bölgesi ve yerel halk ile ziyaretçiler için favori bir buluşma yeri. Aynı zamanda Ciutat Vella ve Eixample bölgelerini ayıran coğrafi alan da bu meydan. Bir yanı Passeig de Garcia, bir yanı La Rambla olan meydan, ulaşım konusunda da metro, otobüs, havaalanı otobüsleri gibi birçok seçeneğe sahip. Şehri yürüyerek gezenlerin bilerek ya da bilmeyerek bir şekilde üzerinden geçeceği bir meydan burası. El Born: Barselona'nın tüm mahallelerinin tarihsel olarak en eski olanı kesinlikle El Born. Buradaki binaların çoğu asırlar öncesinde yapılmış ve asansörleri yok. Birçok sokak o kadar dar ki bölgenin çoğunda araba kullanılmayan bir politika var. 1714 Savaşı'ndaki Katalan direnişi, El Fossar de les Moreres ve El Museu del Born gibi yerlere yansıyor. Nefes kesici Gotik Katedral'e ev sahipliği yapmanın yanı sıra El Born, keyifli küçük restoranlar ve tasarımcı butikleriyle dolu. La Boqueria: Burası Barselona'da açık bir pazar. Ünü Barselona'yı aşmış durumda. Birçok ankette ve dergide adını sık sık en iyi pazarlar listesinde görebilirsiniz. Burada aklınıza gelebilecek birçok market&pazar ürünü satılıyor. Aynı zamanda yeme-içme için bar ve restoranları da barındırıyor. Şehrin kalbi sayılabilecek bir kısımda, Las Ramblas'ın üstünde olması sayesinde neredeyse şehre gelen her turistin en az bir kez uğradığı bir yer haline gelmiş. Pazartesiden pazara açık olan La Boqueria, sabah 08.30'da açılıyor ve akşam 20.00'de kapanıyor. Pazar günleri kapalı. Özellikle yoğun zamana denk gelmek istemezseniz 10:00 15:00 saatleri arasında bu pazara uğramaktan kaçınmalısınız. Taze meyve salataları, meyve suları ve deniz ürünleri, benim bu pazardaki favorilerim! Park Güell: 1900-1914 yılları arasında Barselona'nın en ünlü mimarı Antoni Gaudi tarafından yaratılan Park Güell, 1984 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alındı. Park, Barselona'da şimdiye kadar çekilen hemen hemen her filmde yer alıyor ve güzel yapılarla renkler içeren, akıllara durgunluk veren bir dizi tasarım içeriyor. Şekillerin yanı sıra ziyaretçilere Barselona için harika bir şehir manzarası da sunuyor. Park birçok bölümden oluşsa da küçük bir kısmı ücretli ve ücretli kısımda Gaudi'nin asıl ince işçilikleri bulunuyor. Parkın açılış ve kapanış saati sezona göre değişiyor. Plaça d'Espanya: Şehrin kalbi olan meydanlardan birisi de burası. Montjuic Çeşmesi'nin yer aldığı meydanda, arka planda Palau Nacional ile akşamları dans eden fıskiyelerin, ışıkların ve müziğin güzel bir görüntüsünü izleyebilirsiniz. Aynı zamanda meydanın hemen yanında göreceğiniz alışveriş merkezi, zamanında bir arenaymış. Alışveriş merkezinin içine girip asansörle en üst kata çıkarak ücretsiz olarak teras kısmına erişim sağlayıp Montjuic'e karşı Placa Espanya'yı fotoğraflayabilirsiniz. Montjuic Mezarlığı: Montjuic yakınlarındaysanız eğer ziyaret edebileceğiniz farklı yerlerden birisi de bu mezarlık. Buradaki anıtların tasarımı gerçekten etkileyici. İçindeki dik yamaçlar ve sarmal yollarla ziyaret etmek için ilginç bir yer. Jardi Botanic & Llobera Bahçesi: Barselona'yı ziyaret eden birçok turist tarafından bilinmeyen bu bahçelerin ikisi de fazlasıyla güzel. Jardi, botanik bahçesi; Llobera ise tamamen kaktüslerden oluşan küçük bir bahçe. Her ikisi de Montjuic'de bulunuyor. Llobera biraz aşağıda kalırken Jardi daha dik yamaçta ve biraz zahmetli bir çıkışa sahip. Yine de her ikisi de muhteşem manzarası ve yeşiliyle büyük huzur veriyor. Montjuic füniküleri ile çıkıp devamında yürüyebilirsiniz ya da özel araçla bir yere kadar gidebilirsiniz. Her ikisi de haritalarda bulunuyor. Hatta benim Llobera ziyaretimden çektiğim fotoğraflar Instagram'da en beğenilen paylaşımlarımdan birisi oldu. Size de hem biraz dinlenmek hem yakındaki diğer parklarda piknik yapmak ya da var olan birkaç restoranda bir şeyler yiyip içmek için kesinlikle Montjuic yamacındaki parklardan en az birisine gitmenizi öneririm. Parc de la Ciutadella: Söz parklardan açılmışken El Born'un ortasında, koşucuların çok sevdiği devasa bir park olan Ciutadella'dan bahsetmemek olmaz. Spor yapmak için spor ayakkabılarınızı yanından ayırmayanlardansanız bu park sizin için en doğru adres! İçinde minik bir göleti ve etkileyici bir çeşmesi de bulunan bu park, günün her saati ziyarete açık. Sadece akşamları karanlık oluyor, ama genel olarak her saat güvenli. Triomf Kemeri: Triomf Kemeri, 1888 yılında Ciutadella'da düzenlenen Uluslararası Fuar için giriş kapısı olarak yapılmış ve şehrin ikonik yapılarından birisi haline gelmiş. Kemerin bulunduğu yerde aynı zamanda sağlı sollu palmiye ağaçlarının bulunduğu düz ve uzun bir park var. Hatta orta kısımda sokak sanatçılarını, köşelerde de \"bocce\" oynayan şehrin yaşlı ama sportif delikanlılarını görebilirsiniz. Palau de la Musica Catalana: Burası dünyanın en güzel müzik salonlarından birisi. Tuhaf bir şekilde çok iyi bilinmiyor; ama bu, büyük kalabalıklar tarafından akın edilmeden sık sık ziyaret edebileceğiniz anlamına geliyor. Başka bir modernist usta olan Lluis Domenech i Montaner tarafından tasarlandı ve 1908'de tamamlandı. Herhangi bir konser için bilet alıp ortamın havasını deneyimleyebilirsiniz. İsterseniz sadece içini ve en görsel kısmı olan balkonunu da bilet alarak gezebilirsiniz. Plaça Reial: Neoklasik cepheleri ve Antoni Gaudi lamba direkleri ile Reial Meydanı, hareketli La Rambla'ya sadece birkaç adım mesafede olan sevimli bir dinlenme yeri. Meydandaki palmiyeler ve kafelerle tatlı bir mola verebilirsiniz. Benim en sevdiğim meydanlardan birisi kendisi, siz de geçerken yolunuzu düşürün derim. Magic Fountain of Montjuic: Saray Ulusal Sanat Müzesi merdivenlerinde oturun ve gökkuşağının her renginde muhteşem bir müzik, su akrobasisi ve ışık gösterisi sunan \"sihirli\" çeşmeyi seyredin. Ziyaret için günler ve saatler mevsime bağlı olarak değişiyor. Bu yüzden online olarak kontrol etmek gerek. Tamamen ücretsiz olan bu aktiviteyi akşamlarınıza enerji katmak için değerlendirebilirsiniz. Picasso Müzesi: İçeri girmek için uzun bir bekleyiş olabilir, ancak sadece genç bir sanatçı olduğu zamanlardan itibaren Picasso tarafından yapılan geniş portre koleksiyonunu görmek için buna değer. Müzedeki grafik Picasso'nun erken çocukluktan Kübist tuvalleriyle dikkat çektiği döneme ve son yıllarının tuhaf seramiklerine doğru ilerliyor. Her ayın ilk pazar günü müzeyi ziyaret etmek ücretsiz. La Pedrera : Gaudi, bir başka şaheseri olan La Pedrera'yı sivil kullanım için yaptı. 1905 yılında Pere Mila, Passeig de Gracia'nın başında bir arsa satın alarak Gaudi'nin buraya bir apartman yapmasını istedi ve bu apartmanın ana katı olan Casa Mila'dan sonra La Pedrera bu şekilde de anılmaya başlandı. Taş-demir kullanımı ve binadaki ağırlık dağılımı ile o dönemde devrimci bir yapı olarak ortaya çıkmış (1910) ve sonucunda hala konserler, sergiler ve her türlü etkinlik için kullanılan inanılmaz bir sanat eseri olarak Barselona'da turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden birisi haline gelmiş. Online bilet alarak ve Casa Battlo gibi etkinlikleri kontrol ederek gitmenizi öneririm. Tibidabo: Sanırım Barselona'nın birçok sakini, çocukken bu parkı ziyaret ettiği anılara sahiptir. Tibidabo Eğlence Parkı, Barselona'yı çevreleyen tepelerden birinin üstünde yer alıyor. Şehrin iyi manzaralarından birisine sahip ve bu tepede bulunan kilise kesinlikle çok etkileyici. Otobüs ya da füniküler ile Tibidabo'ya çıkabilirsiniz. Eğer fırsatınız olursa yakınındaki labirent şeklinde düzenlenmiş park olan Parc del Laberint d'Horta'ya uğramayı da unutmayın. Eğer direkt bu parka gitmek isterseniz metro ve ardından 15 dakika yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Casa Vicens: Eğer Gaudi'nin ilk eseriyle tanışmak isterseniz gelmeniz gereken yer kesinlikle burası. Casa Vicens, Antoni Gaudi'nin ilk eseri ve daha sonraki çalışmaların tohumlarını burada ekmiş. 1883 ve 1885 yılları arasında Vicens Ailesi için bir yazlık ev olarak inşa edip burada eşsiz yeteneğini sergiledi. 2005 yılında da Unesco burayı Dünya Miras Listesi'ne ekledi. 2 katlı bu yapının içi kadar dışı da çok etkileyici. Çok sakin bir mahallede kalmış Casa Vicens, ama görür görmez aradığınızın orası olduğunu anlıyorsunuz. BONUS! Costa Brava: Eğer Barselona'yı gezip gördüyseniz ve \"Biraz da Akdeniz'in turkuazını yaşamak istiyorum!\" derseniz size kara yoluyla ulaşabileceğiniz bir önerim var: Costa Brava! Barselona'dan Fransa'ya kadar uzanan İspanya'nın kıyı kesimi Costa Brava olarak biliniyor. Blanes'ten Cadaques'e kadar uzanan Costa Brava kıyılarının hemen hemen her yeri turkuaz ve sakin bir denize sahip. Barselona'dan 1,5 saatlik sürüş mesafesindeki bu kıyılara gelmeyi düşünürseniz size konaklama adına 2 önerim var: Yakın olsun isterseniz Tosse de Mar, biraz daha vaktimiz var derseniz Begur bölgesinde kalabilirsiniz. Buralara kadar gelmişken Figueres'te Dali Müzesi'ni ziyaret edip haziran ayında mis gibi ıhlamur kokan dar sokakları ile Girona'yı da görebilirsiniz. Barselona ve yemek dendi mi arkadan bir grup futbol taraftarının heyecanlı tezahürat yapması gibi \"Tapaaas!\" kelimesi çınlıyor beynimde. Belki de birçok insanın Barselona'ya taşınıp orada yaşamak istemesinin sebebi aynı zamanda Barselona mutfağı! Tercihiniz ister Michelin yıldızlarını almış restoranlar olsun isterseniz ucuz ve ekonomik tapasçı mekanlar, bu şehirde aç kalmanız mümkün değil. Yalnız, biliyorsunuz ki İspanyollar siesta yapmayı çok seviyor ve bu yüzden de restoranları, hatta kafeleri günün her saati açık olmuyor. Bu yüzden gitmeden önce çalışma saatlerine bakmanız, hatta gideceğiniz yerin internette numarası varsa arayıp rezervasyon yaptırmanız da mantıklı olacaktır. La Xampanyeria: İyi bir fiyata harika akşam yemekleri yiyebileceğiniz, bol ve aromalı et tapaslarının servis edildiği ve tezgahta yemek alanı olan bir restoran. Bar atmosferi, yerli halkla karışan ziyaretçilere keyifli bir deneyim sunuyor. Tapas 24: Şehrin Art Nouveau alışveriş caddesi Passeig de Gracia'nın hemen dışında yer alan Tapas 24, bocadillos ve cafe con lecheli kahvaltısı için mükemmel bir seçenek. Brunch için erkenden gidin ya da yabani mantarlı kızarmış ördek yumurtası için kendinizi geç akşam yemeğine saklayın. Ciudad Condal: Şehrin en turistik ama bir o kadar da geleneksel olarak bilinen tapas barı burası. Klasik tapaslardan kroket, patatas bravas, pimientos de padron, keçi peynirli escalivada, romena montadita, peynirli kruvasan, mini burgerler ve tabii ki crispy camambert çok güzel. 100 Montaditos: İlk olarak Madrid'de tanıştığım, İspanya genelinde ise 150'den fazla şubesi olan uygun bütçeli bir tapas cenneti burası. Hatta haftanın bazı günleri her şey 1 gibi kampanyaları olduğundan öğrenciler de çok sever. Çalışanlar genelde İngilizce bilmese de İngilizce menüleri var. Menüdeki 100'den fazla tapas/sandviçten seçip bir kağıda numaralarını yazıyorsunuz ve tapaslarınız hazırlanıyor. Denk gelirseniz muhakkak gidin ve Tinto de Verano içmeyi unutmayın. La Flauta: Klasik tapasçılardan bir diğeri de La Flauta olduğundan yazmadan geçemedim. Pincho de gambas calamar ve foie burada deneyebileceğiniz doyurucu tapaslardan. Taco Alto: Minik ama doyurucu çeşitte tacoları ve lezzetli sosları ile çok keyifli bir atıştırmalık durağı. Sadece taco değil, salatalar ve quesadilla da sipariş edebileceklerinizden. Fiyatlar oldukça makul. Espit Chupitos: Geceye başlamak için bir yer arıyorsanız eğer, menüsündeki 200'den fazla içecek ile burası sizin için doğru yer olabilir. Granja M. Viader: La Rambla'nın arka sokağında bulunan bu sessiz ve tarihi kafe eski bir süt barı. Uzun yıllardır yemek, kahve ve kakao servis ediyor. Churros yemek için ziyaret edebilirsiniz. Cal Pep: Özellikle deniz ürünleri sevenler için günlük ve taze olarak değişen menüleri olan, şehir merkezinde küçük ama merkezi bir restoran burası. Canlı atmosferiyle genellikle rezervasyon yapılmadan masalarda yer bulmak zor olsa da rezervasyonunuz yoksa da bar kısmını düşünebilirsiniz. Asador Casa Juaco: Eğer calçots seviyorsanız şehrin merkezine kısa bir mesafede olan Casa Juaco'da mevsimindeyse bu tapası güzel sosuyla deneyebilirsiniz. El Nacional: Passeig de Gracia'nın kalbinde, farklı alanlarda yüksek kaliteli ürünler hazırlayan 4 alan ve 4 bar bulunan yenilikçi konseptte bir yemek alanı El Nacional. Bir et restoranı, bir balık restoranı, bir tapas ve pirinç restoranı ve bir tane de şarküteri restoranı bulunuyor. Özellikle ortamı görmek için bile uğrayabilirsiniz buraya. Esra'nın en sevdiği şey uçak bileti bakmak! Bulduğu ucuz uçak biletleriyle bugüne dek onlarca ülkede yüzlerce şehir gezdiği için tüm tecrübelerini ve yararlı bilgileri blog sayfası www. esrageziyor. com'da yazıyor. Sık sık Instagram hesabından hem uygun bütçeli gezmek isteyenler için ucuz biletler hem de Avrupa'dan Asya'ya kadar dünyayı gezmek isteyenlere ekonomik öneriler paylaşıyor. Keşfetmek, insanlarla paylaşmak ve dünyanın her bir köşesini fotoğraflama isteği en büyük tutkusu! Hale beğenmene çok sevindim! Yorumun için çok teşekkür ederim, Esra eline sağlık. Yazıyı okur okumaz Barselona'ya gidesim geldi. Umarım bir gün giderim. Sevgiler. Ayfer ben teşekkür ederim yorumun için,"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/euro-kullanmadan-seyahat-edebilecegin-avrupa-sehirleri", "text": "- Euro Kullanmadan Yurt Dışı Seyahati Rotası: Belgrad - Çekya Yolculuğu: Prag - Tuna Nehri Çevresinde Bir Rüya: Budapeşte - Arnavutluk'un Tarihi Sokaklarında Bir Gezi: Tiran - Romanya'nın Kıpır Kıpır Başkenti: Bükreş - Bize Yakından Öte: Saraybosna - Hazar Denizi'nin Kıyısında: Bakü - İpek Yolu Üzerinde: Tiflis - Bir Balkan Macerası: Üsküp Dediğimiz gibi euro kullanmayan ve gayet ekonomik tatil seçenekleri sunan birçok Avrupa şehri mevcut. Biz de bu nedenle sana gezilip görülesi, cep yakmayan, ucuz Avrupa şehirlerinden bahsetmek istiyoruz. Yurt dışı seyahati yapmak, Avrupa'nın en ucuz yerlerini keşfetmek düşündüğünden çok daha keyifli olacak. Nereden mi biliyoruz? Bu noktalarda görülecek birçok şey, katılacak pek fazla etkinlik var da ondan. O zaman daha fazla beklemeden euro kullanmadan seyahat edebileceğin Avrupa şehirlerine geçelim. Korunmuş Orta Çağ mimarisi, birbirinden güzel köprüleri, sıcakkanlı insanları ve bu güzelliklerin yanında para birimi olarak Sırp Dinarı kullanılması, Belgrad'ı ve dolayısıyla Sırbistan'ı euro kullanmadan seyahat edilebilecek ülkeler listesinde ilk sıralara yerleştiriyor. Sırp Dinarı'nın güncel kurunu öğrenmek istersen şuradan kontrol edebilirsin. Ulaşım fiyatları da oldukça uygun. Daha ne diyelim. Ayrıca Belgrad hakkında daha önceden de onu öve öve bitiremediğimiz yazılar yazdık. Buraya bırakıyoruz. Prag hakkında ne desek az. Çekya ya da diğer adıyla Çek Cumhuriyeti'nin görkemli başkentinde her renge ve her fikre yer var. Sanatseverlerin merkezi konumundaki Prag, barok ve Gotik mimarinin adeta arşa çıktığı yer. Üstelik para birimi olarak Çek Korunası kullanılıyor. Çek Korunası'nın güncel kurunu öğrenmek istersen şuraya bakabilirsin. Yani yurt dışı seyahati yapmak, Avrupa ülkelerine gitmek ve az para harcamak istiyorsan Prag gezisini kesinlikle düşünmelisin. Macaristan'ın İstanbul'a benzettiğimiz güzel kenti Budapeşte, hem eğlence hem de kültür anlamında ruhu doyuran bir şehir. Üstelik kendisi çok da ekonomik. Bu şartlar altında gezeceğin bir Avrupa kentini tabii ki kaçırmamalısın. Git ve Tuna Nehri'nin çevresine toplanmış muazzam güzelliği keşfet! Macaristan'da ve doğal olarak Budapeşte'de Macar Forinti kullanılıyor. Avrupa Birliği içerisinde yer almasına rağmen kendi para birimini kullanan Macaristan, böylece Türk gezginlere ucuz yollu bir yurt dışı seyahatini mümkün kılıyor. Macar Forinti'nin güncel kurunu öğrenmek istersen bu sayfayı ziyaret edebilirsin. Daha fazla yazmıyoruz, gördüğün gibi ekonomik bir şekilde Avrupa ülkelerine gitmek mümkün. Budapeşte'den daha önceden uzun uzadıya bahsetmiştik. Dört tane yazımızı buraya koyuyoruz, merak ettiklerini kolayca öğrenebilirsin. Arnavutluk'un en büyük şehri ve başkenti olan Tiran, uzun yıllar Osmanlı egemenliğinde kaldığı için mimari olarak etkisini görebilirsin. Gezerken göreceğin camiler ve külliyeler tam olarak o döneme ait. Ancak Sovyet ve Yugoslav mimarilerinin daha hakim olduğunu söyleyebiliriz. Baştan söyleyelim; Tiran'da hiç yabancılık çekmeyeceksin, hatta Türkleri bayağı seviyorlar. Türkçe konuşan insanlar da nüfusun önemli bir kısmını oluşturuyor. Bir dönem İtalyan egemenliğinde kaldığı için mutfağı da bundan etkilenmiş. Damak tadına uygun lezzetler bulman çok muhtemel. Arnavutluk para birimi Lek. Güncel kurunu öğrenmek istersen bu sayfayı ziyaret edebilirsin. Tiran, Avrupa'ya nazaran uygun fiyatlı bir seyahat seçeneği. Yazın gidersen kendini Tiran'la sınırlama deriz. Zira kıyılarında hem çok güzel hem de uygun fiyatlı bir yaz tatili geçirebilirsin. Hşşt! Burası Hala Keşfedilmedi: Arnavutluk Sahilleri başlıklı yazımız bu konuda sana yardımcı olabilir. Ayrıca daha önce Ucuz Avrupa Tatiline Çıkmak İsteyenler Buraya: Tiran Tatili yazımızda gezilecek yerlerden bahsetmiştik, tatil planı yaparken bu yazımıza da göz atabilirsin. Seyahat trendlerini takip edenler bilir. Bükreş, son yılların favori seyahat noktalarından biri olarak görülüyor. Bükreş'e çok yakınız ve bu yüzden de oldukça şanslıyız. Hazır Bükreş tamamen popüler bir turizm bölgesi değilken git ve euro kullanmayan bu ekonomik şehri doyasıya keşfet. Romanya'da hala Rumen Leyi kullanılıyor. Rumen Leyi'nin güncel kuruna ulaşmak için buraya göz atabilirsin. Para birimi olarak euro kullanmayan Romanya, aynı zamanda oldukça ekonomik bir ülke. Şimdi, gelelim Bükreş'e. Romanya'nın bu pek değerli şehri Bükreş'in Eski Şehir bölgesinde, muhteşem müzeleri ve hareketli gece hayatını en ekonomik yoldan keşfedebilirsin. Hafta sonları tam bir parti şehrine dönüşen Bükreş; 24 saat boyunca ayakta kalan insanları, İstanbul'u bilenlerin yabancılık çekmeyeceği karmaşası ve her şeyden öte hikayelerle dolu sokakları ile en azından 3-4 günü hak eden bir şehir. Ekonomik bilgilere bakınca da insanın cebini rahatlatan detaylar görüyoruz. Bükreş'te tatili uygun fiyatlarla karşılayabilmek mümkün. Ayrıca şehir içi ve şehir dışı ulaşım fiyatları da oldukça uygun. Kısacası bol gezili, kahkahalı ve keşifli bir seyahat, Bükreş'te gerçek olabilir. Bükreş'te para harcamadan gezmek istersen Tek Kuruş Harcamadan Gez: Bükreş'te Ücretsiz Olarak Yapabileceğin Şeyler başlıklı yazımız sana yardımcı olabilir. Tarihi, kültürü ve değerleriyle her zaman bize yakın olan ve sempati duyduğumuz Saraybosna, euro'nun duygularımızı acıtan tavrından da çok uzak bir seyahat rotası. Yani bize göre kendisi oldukça ekonomik. Burası kültür gezileri, doğa yürüyüşleri ve dinlenme için mükemmel bir rota. Değerlendir deriz. Saraybosna'da para birimi olarak Konvertibl Bosna Hersek Markı kullanılıyor. BAM için güncel kuru öğrenmek istersen şuraya bir göz atabilirsin. Euro'ya göre çok daha iyi bir kur. Yiyecek, içecek ve konaklama konularında özellikle sezon dışı tatili düşünürsen inanılmaz düşük fiyatlar yakalayabilirsin. Osmanlı zamanlarından kalan mirasları ve sımsıcak kalpli insanları ile Saraybosna gezisi kesinlikle düşünülmeye değer. Saraybosna hakkında biraz daha okuma yapmak istersen aşağıya senin için birkaç yazı bırakıyoruz. Azerbaycan'ın başkenti Bakü, Hazar Denizi'nin kıyısında yer alıyor. Hazar Denizi'nin önemli limanlarından biri olan Bakü Limanı, bölgeyi bir cazibe merkezine dönüştürmüş durumda. 2000'li yıllarda hızla gelişen şehirde kültür ve sanat hayatı ilham verici boyutta. Kafkasların Paris'i olarak anılan Bakü'de gece hayatı da hayli hızlı şekilde yaşanıyor. Eğer gece gezmelerini seven bir gezginsen sana uygun birçok mekan bulunuyor; ama öncelikle İçerişehir, Şirvanşahlar Sarayı, Haydar Aliyev Kültür Merkezi gibi durakları görmeni öneririz. Ayrıca aklında olsun, Azerbaycan'da para birimi olarak manat kullanılıyor. Manat için güncel kuru öğrenmek istersen şu sayfaya bakabilirsin. Bakü seyahatini daha uyguna getirmek istersen aşağıda önerilerimizi eklediğimiz yazımıza göz atabilirsin. Gürcistan'ın başkenti Tiflis, Kura Nehri'nin kıyısında yer alıyor ve kırmızı çatılı evleri, eski sokakları, tarihi dokusuyla ilham veriyor. Eski zamanlarda İpek Yolu üzerinde bulunan şehir, Gürcistan'ın endüstriyel ve kültürel merkezi konumunda. Gürcistan'ın geneline göre daha ılıman bir iklime sahip olan şehir, tarihi güzellikleriyle olduğu kadar lezzetleriyle de dikkat çekiyor. Para birimi lari olan Gürcistan'ın güncel kurunu öğrenmek için buraya bir göz at deriz. Geçmişi 5. yüzyıla kadar uzanan Tiflis'te birçok medeniyetin izlerini görmek mümkün. Atmosferi ile göz alan bu şehri görmediysen daha fazla bekleme. Detaylı bilgi almak istersen Keyfigüzergah'tan Adım Adım Tiflis Rehberi yazımızı okuyabilirsin. Üsküp, Kuzey Makedonya'nın kuzeyinde yer alıyor. Vardar Vadisi'ne kurulan kent, Balkanların ortasında bulunuyor. Eski bir Osmanlı kenti olan Üsküp, tarihi ve kültürel açıdan önemli duraklara ev sahipliği yapıyor. Farklı kültürlerden insanların bir arada yaşadığı şehir, kozmopolit yapısıyla da dikkat çekiyor. Vizesiz seyahat edilebilen bir güzergah olan Üsküp, kültürel yapısı ile olduğu kadar gurme tatları ile de dikkat çekiyor. Geleneksel lezzetleri ile de gezginleri kendisine çeken şehirde; etli güveçler, kebaplar, patates ve lahana yemekleri, çorbalar ve farklı şekilde yapılan dolmalar mutlaka denenmesi gereken tatlar arasında bulunuyor. Sana ilham vermesi için Avrupa'daki Gastro-Turizm Durakları: Avrupa'nın Foodie Şehirleri yazımızı da okumalısın. Para birimi olarak Makedonya Dinarı kullanılıyor. Makedonya Dinarı'nın güncel kurunu merak edersen bu sayfayı kontrol etmeni öneririz. Euro kullanmayan ülkeler yazımızın burada sonuna geliyoruz, ancak sen şehir şehir gezmeye doyamadıysan ve okumaya devam etmek istiyorsan Avrupa'nın En Güzel Kamp Alanları: Yerinde Duramayan Gezginlere Göre yazımızla devam edebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/evdeyken-seyahat-tutkunu-korukleyecek-aktiviteler", "text": "- 1. Google Earth Kullan: Yeni Rotalar Keşfet - 2. Müzik Listeleri Yap: Yolculuklara Hazırlan - 3. Film İzle: Seyahatlerine İlham Verecek Yerler Keşfet - 4. Seyahat Temalı Dekorasyonlar Yap: Evde Tatil Havası Essin - 5. Müzeleri Çevrim İçi Olarak Gez: Gitmek İstediğin Müzeleri Önden Gör - 6. Kitap Oku: Planlarındaki Şehirlere Hazırlan - 7. Oyun Oyna: Keşfetme Duygunu Canlı Tut - 8- Gezi Bloglarına Göz At: Planındaki Rotalar İçin Dersini Çalış Tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi koşulları ve sosyal izolasyon kuralları nedeniyle evde geçirmemiz gereken süreler giderek artıyor. Bu durum da sosyal yaşantılarımızı olumsuz yönde etkileyebiliyor ve daha durağan yaşamamız gerekebiliyor. Ancak evdeyken bile dünyayı keşfetmeye devam edebilir ve seyahat tutkumuzu körükleyebiliriz. Evde yapılacak aktiviteler sayesinde izole şekilde yaşamamız gereken dönemlerde modumuzu değiştirip enerjimizi de kolayca yükseltebiliriz. Eğer zihninde \"Evde yapılacak eğlenceli aktiviteler neler?\" gibi bir soru varsa doğru yerdesin. Bu yazımızda evdeyken seyahat tutkunu körükleyecek aktivitelerden bahsedeceğiz ve kaliteli vakit geçirmek için yapabileceğin etkinlikleri inceleyeceğiz. Hazırsan başlayalım ve sana pozitif enerji verecek ve evde yapılabilecek etkinliklere göz atalım. Google Earth için dünyanın en ayrıntılı yerküre haritası demek yanlış olmaz. Coğrafi okuryazarlığı geliştirecek türden bir uygulama olan Google Earth, evde olduğumuz zamanlarda dünyayı sanal olarak keşfetmenin en iyi yollarından. Bu uygulama sayesinde dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce şehrin uydu görüntülerini, 3D binaları ve araziyi oturduğunuz yerden izleyebilirsin. Ancak Google Earth ile Google Maps'i birbirine karıştırmamak lazım. Google Maps bir navigasyon-harita uygulaması ve aradığın yeri bulman için geliştirilmiş bir tasarım. Google Earth ise coğrafi görüntülerin toplandığı kocaman bir veri havuzu ve yaşadığımız gezegenin fotorealistik bir versiyonu. Hatta Google Earth o kadar gerçekçi bir uygulama ki Dr. Julian Bayliss, 2005 yılında Google Earth'ü kullanarak kayıp bir yağmur ormanının bulunmasına vesile olmuş. Kim bilir, belki sen de henüz keşfedilmemiş bir yerleri oturduğun yerden keşfedersin. Ayrıca Google Earth üzerinden trivia oyunları oynayabileceğini, dünyanın son 40 yılındaki değişimleri izleyebileceğini ve hatta fırtınalara tanıklık edebileceğini de unutma! Seyahat ve müzik birbirinden ayrılmaz şahane ikili. Özellikle bir yerde beklerken, yolculuk sırasında ya da havalimanında vakit geçirirken müzik dinlemek bir ritüel gibidir. Kulaklıklar takılır, anılara ve bekleyen maceralara dalınır. Bunun yanı sıra müzikofiller yani her türden müzik dinleyenler için evde geçirilen zaman da oldukça değerlidir. Çünkü bu tür zamanlar yeni gruplar, yeni müzisyenler ve farklı türler keşfetmek için son derece uygundur. Ayrıca \"Müzik ruhun gıdasıdır.\" diyerek yaşayan müzikofiller sürekli olarak \"Bana bir şarkı, bir albüm ya da bir çalma listesi önerebilir misin?\" sorusuna maruz kalırlar. O yüzden evde olduğun boş vakitlerde Spotify listeleri veya farklı mecralarda listeler yapmak çok keyifli bir aktiviteye dönüşebilir. Böylece hem ilerde yapacağın seyahatler ve yeni duraklar için tematik listeler oluşturabilirsin hem de yaptığın listeleri dijital mecralarda paylaşarak sosyalleşebilirsin. Yedinci sanat olan sinemanın hiç kuşkusuz dönüştürücü ve ilham verici bir gücü var. Hatta belki de ünlü sürrealist İspanyol yönetmen ve senarist Luis Bunuel'in de dediği gibi sinema; duygular, düşler ve içgüdü dünyalarını anlatmak için en iyi araç. O yüzden izlediğimiz bazı filmler hayal gücümüzü geliştirir ve dünyamızı değiştirir. Hatta öyle ki bazı filmler esas olarak bittikten sonra başlar ve etkileri zaman içerisinde daha kuvvetli şekilde hissedilir. Bu nedenle izlediğimiz her film keşfetme isteğimizi perçinler ve bizi başka dünyalara, başka hayatlara, başka güzelliklere götürür. Yani sinema, hayatımızı iyileştirir. Ayrıca filmler sayesinde gitmek istediğimiz yerlere dair de öğretici bilgiler edinebiliriz. Mekanları, sokakları, parkları, müzeleri öğrenebiliriz. Seyahat etmek ve yeni deneyimler yaşamak artık tutkudan öte bir yaşam biçimi. Ancak son dönemlerde sosyal izolasyon kuralları nedeniyle seyahat etmek biraz daha zorlaşmış durumda. Bu nedenle yaşam alanlarında tatil hissi verecek ev dekorasyonu yapmak, seyahat tutkusunu canlı tutmak için oldukça iyi bir çözüm. Evine seyahat temalı çeşitli dokunuşlar yaparak tatil coşkusunu yaşatmaya devam edebilirsin. Örneğin seyahatlerinde çektiğin fotoğrafları büyük boyutlarda kolajlayarak duvarlarına asabilirsin. Duvar panosu haline getireceğin bu kolajlar sana daimi tatil heyecanı verebilir. Hatta \"Gallery Wall\" trendinden bile yararlanabilirsin. Evindeki bir duvarı tamamen kendi stilini, estetiğini ve içgörülerini yansıtan çerçevelerle baştan sona dekore edebilirsin. Bu köşede de gittiğin yerlere dair ya da arkadaşlarınla olduğun fotoğraflar, seni anlatan sözler veya çok sevdiğin filmlerden replikler yer alabilir. Ayrıca yerkürelerden çeşitli aydınlatmalar yapabilir, dünya haritalarını sergileyebilir ve gittiğin yerlerden aldığın otantik objelere özel köşeler yapabilirsin. Hem aklında olsun, Pegasus BolBol Shop'taki ev ve yaşam indirimlerinden de yararlanabilirsin. BolBol Shop'tan alışveriş yapıp BolPuan'lar biriktirebilir, bu puanları da daha sonra ucuz uçak bileti almak için kullanabilirsin. Emin ol, bu fırsatı kaçırmak istemezsin! Evde kaldığın süreçte yapabileceğin kültürel ve eğlenceli aktivitelerden biri de sanal müze seyahatlerinde bulunmak. Tarihin kapısını dilediğince aralayabileceğin, çeşitli koleksiyonları görebileceğin ve yeni şeyler öğrenebileceğin sanal müzeler birkaç tık uzağında yer alıyor. Aslında uzun bir süredir hayatımızda olan bu çevrim içi kültürel etkinlik, pandemi koşulları sebebiyle trend haline geldi. Tabii bir müzeyi fiziksel olarak deneyimlemenin ve ortamı solumanın tadı başka. Ancak sanal müze gezintilerinin de 7/24 yapılabilmesi büyük avantaj. Bu nedenle evde yapabileceğin aktiviteler arasında sanal müze turlarını da ekle. Hem British Museum ya da Louvre gibi dünyaca ünlü müzeleri oturduğun yerden gezmek ruhuna da iyi gelecektir. Evde yapılabilecek aktiviteler demişken kitap okumayı es geçmek olmaz. William Shakespeare boşuna \"Kitaplarım bana yetecek kadar büyük krallıktır.\" dememiş. Ruhumuza ve zihnimize iyi gelen kitaplar sayesinde hayatı da daha iyi kavrarız. Ayrıca evde vakit geçirmek zorunda olduğumuz zamanlarda kitaplar yalnızlığımızı alıp götürür. Sayfalar çevrildikçe ve olay örgüsü derinleştikçe kendimizi daha iyi hissederiz. Hem kitaplar bizi özgürlük dolu yolculuklara hazırlar ve ilham vererek yeni dünyalar keşfetmemize olanak sağlar. O yüzden sen ister dünya klasiklerine, ister bilim kurgu eserlerine, istersen de fantastik edebiyata yönel. Yeter ki heyecan yüklü sayfaları çevir. Ayrıca Yolculukta Okunacak Kitaplar: Zamanı Hızlandıran Eserler içeriğimize göz atmayı da unutma. Oyun oynamak ve gamer olmak artık bir yaşam biçimi. Özellikle Y ve Z kuşağı arasında oldukça yaygın olan gamer'lık, günümüz trendlerinin de başında geliyor ve oyun dünyası hızla büyüyor. O yüzden sen de evde geçirdiğin boş vakitlerde bu dünyanın bir parçası olabilir ve farklı dünyalara dalıp seyahat tutkunu geliştirebilirsin. Özellikle \"Open World\" yani \"Açık Dünya\" kavramı içerisindeki oyunlar seyahat tutkusunu geliştirecek cinsten. Bu tarzdaki oyunlar farklı ülkelerde, farklı şehirlerde geçiyor ve oyuncular doğrusal olmayan bir şekilde ilerleyerek istedikleri gibi hareket edebiliyor. Henüz oynamadıysan Grand Theft Auto ya da Assassin's Creed gibi oyunlara bir bak deriz. Gezi blogları; seyahat trendlerini, yeni rotaları ve popüler durakları öğrenmek için biçilmiş kaftan. Özellikle sık seyahat eden sırt çantalı gezginlerin yazdığı gezi blogları, yeni ufuklar kazanmak için de oldukça yararlı. Hem bu gezi blogları sayesinde ekonomik bir şekilde seyahat etmenin yollarını öğrenmen ve gitmeyi istediğin yerlerle ilgili bilgiler toplaman da mümkün. O yüzden gezi blogları yeni yerleri keşfetme isteğini körükler, bilgilerini tazeler. 2021 Resmi Tatiller Takvimi: Planını Şimdiden Yap içeriğimize geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/eyfel-kulesi-hakkinda-muhtemelen-hic-duymadigin-ilginc-bilgiler", "text": "- Eyfel Kulesi Hakkında Bilgi: Önce Temel Şeyler - Eyfel Kulesi'nin Özellikleri: Şaşırtan Bilgiler - Eyfel Kulesi Hakkında Muhtemelen Bilmediğin 10 Bilgi - İstenmeyen Demir Yığını - 20 Yıl Değil, Bir Ömür - Eyfel Kulesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular - Eyfel Kulesi 2023 Giriş Ücreti Ne Kadar? Ziyaret Saatleri Ne Zaman? - Eyfel Kulesi Nerededir? - Eyfel Kulesi Hangi Ülkededir? - Paris Uçak Bileti - Eyfel Kulesi'ne Nasıl Giderim? - Eyfel Kulesi Neden Yapıldı? Eyfel Kulesi'nin Mimarı Kim? - Eyfel Kulesi Ne Zaman Yapıldı? - Eyfel Kulesi Kaç Katlı? - Eyfel Kulesi Resimleri - Fransızca ismi La Tour Eiffel. - 26 Ocak 1881 ile 31 Mart 1889 tarihleri arasında inşa edilmiş. - Yüksekliği 324.8 metre, ağırlığı ise 10.100 ton. - Zirveye giden yol 1665 basamaktan oluşuyor. - Tasarımcısının ismi Gustave Eiffel. - Mimarının ismi Stephen Sauvestre. Dünyanın en ünlü yapısıysan farklı teknik özelliklerin olmalı. Eyfel bu konuda çok rahat. Çünkü \"Yok artık!\" dedirten bir sürü özelliğe sahip. Bu kule hakkında muhtemelen en şaşırtıcı bilgi, aslında 20 sene sonra kaldırılacak şekilde planlanmış olması. Fakat sonradan bir yayın istasyonu olarak ne kadar işlevsel olduğu ve çektiği turist sayısını görülünce bu karardan vazgeçilmiş. - Fransız Devrimi'nin 100. yılını kutlamak amacıyla Paris Fuarı'nın giriş kapısı olarak düşünülen ve 1887-1889 yılları arasında inşa edilen kule, 300 metre yüksekliğinde ve 1665 basamaklı olarak kurulmuş. Merdivenle çıkmak biraz yorucu görünüyor! - 3.000 işçi, 26 ay boyunca, 18.038 adet demir parçayı, 2.5 milyon perçinle bir araya getirmiş. Üstelik yapım aşamasında hiçbir işçiye zarar gelmemiş. İş güvenliği dediğin böyle olur! - Kendisinin yaklaşık 10 bin ton ağırlığında olduğu tahmin ediliyor. - Kulenin yapımında tam 7.300 ton çelik harcanmış. - Eyfel Kulesi'nin paslanmasını engellemek için her 7 yılda bir, 25 boya ustası 60 ton boya kullanıyor. - Kuleye elektrik sağlanabilmesi için toplam 80 km'lik elektrik kablosu kullanılıyor. Evet, bununla bir köy aydınlatılabilir. - New York'taki Chrysler Building inşa edilene kadar Eyfel Kulesi dünyanın en yüksek yapısıydı. - Kulenin demirleri yoğun güneş altındayken genleşiyor. Soğuk havalarda ise büzülüyor. Bu da kulenin boyutlarını 20 santim kadar değiştiriyor. Toplam büyüklüğü düşününce gözle anlaşılamayacak bir değer. - Şimdiye kadar kuleyi 250 milyondan fazla insanın ziyaret ettiği düşünülüyor. Yılda ortalama 7 milyon insan, Paris'in en ünlü kulesini görmeye gidiyor. - Kulenin yapım masrafları, yaklaşık 8 milyon frank tutmuş. 1880 yılına göre düşünürsek bu inanılmaz bir miktar. Bu kırıcı eleştirilere Eyfel'in yanıtı pek sağlam olmuş. Eyfel Kulesi, inşasında harcanan maliyetin büyük bir kısmını, açılıştan sonraki 5 ay içerisinde gelen 2 milyon turist sayesinde çıkarmış! Eyfel Kulesi'ni bizden de yorumlayanlar var tabii. Nazım Hikmet, Eyfel'i çelik bir zürafaya ve Cemal Süreya da korseli A'ya benzetirken Bedri Rahmi Eyüboğlu ise şiirlerinde bu yapıyı Galata Kulesi ile evlendirmek istemiş. Eyfel Kulesi, ilk yapıldığında 20 yıl sonra sökülecek şekilde planlanmıştı. Fakat turistlerin aşırı ilgisi sayesinde bu kulenin sonsuza dek burada durmasına karar verildi. Yapıldığı günden bu yana ilginç olaylar yaşayan kule, hurdacıya satılma teşebbüsünden sonra 1. Dünya Savaşı sırasında Fransız orduları için önemli bir haberleşme aracı oldu. Radyo frekanslarını engellediği için Alman ilerleyişini durdurmasıyla şehrin kahramanı rolünü de üstlendi. Pek çok markanın reklam alanı olarak hayallerini süsleyen kule, buna benzer zor günleri atlattı. Günümüzde Fransa'nın ikonu olan Eyfel, bunun keyfini hiç bitmeyen ziyaretçileri ile çıkarıyor. Dünyanın en ünlü kulelerinden biri olunca merak edilmen çok normal... Eyfel hakkında en çok merak edilen soruları derledik. Eyfel'e giriş ücreti katlara göre değişiyor. Biz bu yazıyı hazırlarken ücretler aşağıdaki şekildeydi. Not: \"Merdivenli tam giriş bileti\" 2. kata kadar merdiven ve sonrasında asansör kullanımını kapsamaktadır. Giriş ücretleri için güncel bilgileri Eyfel Kulesi'nin resmi Ticket Prices and Opening Times sayfasından öğrenebilirsin. Eyfel Kulesi ziyaret saatleri, asansörlü giriş yapacaklar için 9:30 23:45 arasında. En üst kata 22:30'a kadar çıkabiliyorsun. Yaz döneminde kapanış saatleri 0:45'e kadar uzatılıyor (en üst kat için 23:00), ama giriş saati 09:30'a çekiliyor. Merdivenle çıkış yapacaklar, 09:00 18:30 saatleri arasında kuleyi ziyaret edebilir (en üst kat için 18:00). Yaz döneminde ise kuleye giriş saatleri 09:30 ile 0:45 arasında. Kule, Paris'in merkezi sayılabilecek Champ de Mars bölgesinde yükseliyor. Burası halka açık devasa bir yeşil alan ve tam ortasında Eyfel var. Eyfel, bir Avrupa ülkesi olan Fransa'da bulunur. Kule, Fransa'nın başkenti Paris'e konumlandırılmış. Ülkenin en çok turist çeken şehri Paris'te gezip görülecek birçok yer ve yapılacak birçok şey var. Fransız kültürünü merak eden herkesin hayatında en azından bir kez görmesi gereken bu şehir hakkında daha fazla okuma yapmak istersin diye aşağıya iki içeriğimizi bırakıyoruz. Kuleye gitmek için otobüsleri kullanmak istiyorsan 42, 68, 82, 87 numaralı hatlara binerek Tour Eiffel / Champ de Mars durağında inmen yeterli olacak. Fransız hükümeti, Fransız Devrimi'nin 100. yılını kutlamak amacıyla Dünya Fuarı'na aynı zamanda giriş olacak bir anıt yapı inşa ettirmek istemiş Bunun için bir yarışma açılmış ve yarışmaya 100'den fazla proje katılmış. Yarışmayı, yaptığı köprülerle tanınan Alexandre-Gustave Eiffel isimli mimar kazanmış. Kulenin tasarımcısı olarak onun ismi geçse de proje tasarımının büyük bölümü, asistanı Maurice Koechlin tarafından hazırlanmış. Projeyi gerçekleştiren mimarın ismi ise Stephen Sauvestre. 31 Mart 1889 tarihinde kulenin açılışı yapılmış. 26 Ocak 1887-31 Mart 1889 yılları arasında inşa edilen Eyfel Kulesi'nin inşaatındaki geliştirmelere ise 20 yıl daha devam edilmiş. Kule, toplamda 3 katlı ve her kattan ayrı bir manzara seyrine imkan veriyor. Birinci kat, 57 metre yüksekliğinde ve burada Paris manzaraları eşliğinde vakit geçirebileceğin kafe ve restoranlar mevcut. İkinci katın yüksekliği 115 metre. Burada da restoran ve kafeler var. Üçüncü katın yüksekliği ise 276 metre! Yükseklik korkusu olanlara bu kat pek önerilmiyor, ama manzara için sadece şunu diyebiliriz: Nefes kesici! Aşağıya hoşuna gidebilecek birkaç Eyfel Kulesi fotoğrafı bırakıyoruz. Her ne kadar Parisliler bu kulenin çirkin olduğunu düşünse de onun şehre bir karakter kattığı yadsınamaz. Endüstri Çağı'na giriş döneminin sembolü ne olabilir diye merak ediyorsan bu sorunun cevabı kesinlikle Eyfel Kulesi!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/eylulde-gezilecek-yerler", "text": "- Eylül Ayında Nereye Gidilir: Eylülde Tek Başına Gidilecek Yerler - Eylülde Yurt Dışına Nereye Tatile Gidilir: Eylülde Gidilecek Ülkeler - Eylülde Balayına Nereye Gidilir: Aşk Sıcaklığında Rotalar - Eylül Ayı İçin Alternatif Rotalar: Farkını Yansıtmak İsteyenlere - Eylülde Kampa Nereye Gidilir: Eylülde Kamp Yapılacak Yerler - Eylül Ayında Denize Nerede Girilir: Eylülde Denize Girilecek Yerler Eylülde yollara düşmek, ruhen arınmak ve dinginleşmek için her zaman iyi bir seçenek. Ne de olsa eylülde gezilecek yerler, gidilecek rotalar bir başka... Hala bronzluk veren ılık güneş, sakinlik veren dalga sesleri ve kalabalığın daha az olduğu kuytu köşeler, yaz bitiyor diye üzülmemizin önüne geçer. Ayrıca tüm yazı çalışarak geçirmiş ve tatil yapmak için henüz fırsat bulamamış olabilirsin. O yüzden eylülde gezilecek yerleri arıyorsan doğru noktadasın. Hem Türkiye'deki hem de yurt dışındaki güzergahlar ve harikulade rotalar seni bekliyor. O yüzden sen şimdiden uçak bileti fiyatlarını araştırmaya başlayabilirsin! O halde bunaltıcı sıcakların etkisini yitirdiği, ucuz tatil seçeneklerinin çekicileştiği keyifli zamanlara hoş geldin diyelim ve \"Eylülde nereye gidilir acaba?\" diye düşünmenin önüne geçelim. Hazırsan başlayalım, yolları fethedelim. Deniz, kumsal, güneş üçlüsüne doyamayıp eylül ayında tek başına tatil yapmak isteyenler için keyifli güzergahlar seçtik. Unutma, sahiller en güzel günlerini bu tarihlerde yaşar, eylülde Akdeniz ve Ege'de deniz keyfi bir başka olur. Türkiye turistik açıdan bir cennet olduğu için hem Akdeniz'de hem de Ege'de seçeneklerin neredeyse sınırsız! Üstelik sonbahar aylarında gidilecek yerler, bütçe olarak da daha ekonomik fırsatlar sunar. Bu dönemde okullar açılmış ve popüler yerlerde tatilci sayısı azalmaya başlamış olur. Eylülde tek başına tatil yapmak isteyenler için ilk önerimiz Datça. Coğrafi olarak güneybatı Ege'de yer alan Datça, Muğla'ya bağlı bir ilçe. İrili ufaklı 52 tane koya sahip Datça'da gözlerini kapattığın an esen serin rüzgarla beraber rüyalara dalabilir, masmavi denize karşı tüm dünyadan soyutlanabilirsin. Ayrıca Datça, Ege'deki kamp alanları arasında öne çıkan yerlerden. Konaklamanı doğayla iç içe gerçekleştirmek istersen güzel bir alternatif olarak öneririz. Büyük şair Can Yücel ile özdeşleşmiş bu masalsı diyar, hem denize girmek hem de kafa dinlemek için gidilecek yerlerin başında geliyor. Tabii burada seni sadece muhteşem mavilikte bir deniz beklemiyor. Datça ve civarı; tarihe ışık tutan antik kentleri, tarihi yapıları, kültürel dokusu ve eşsiz mutfağıyla da hayli çekici bir güzergah. Bozcaada'da eylül ayı, bağ bozumuyla başlar. İster bir hafta sonu kaçamağı ister bir haftalık bir tatil planla, ihtiyacına uygun tatil seçeneğini bulabilirsin. Adanın dört bir yanı berrak ve güzel koylarla dolu. Yalnız buranın denizinin her mevsim soğuk olduğunu hatırlatalım. Kamp yapmayı seviyorsan kamp alanlarından birini tercih edebilirsin. Konforunu önemsiyorsan adada bir sürü butik otel bulunuyor. Oda kahvaltı konseptinde hizmet veren bu butik otellerden birinde kalabilirsin. Arnavut kaldırımlı renkli sokaklarında limon kekiği kokusu, ruhuna işleyecek gün batımları ve her yere kolayca ulaşabilmenin rahatlığı ile iyi ki bu tatili tek başıma yapıyorum diyeceğin bir durak. Bozcaada'ya ulaşmanın en kolay yolu ise Edremit'e uçmak ve buradan aktarma yapmak. Selimiye, eylül ayının da gelmesiyle sakinleşen, kuş cıvıltıları ve dalga sesinin mutluluğunu yaşayabileceğin bir durak. Tatilin hareketli geçsin istiyorsan burası sana uygun olmayabilir. Ancak huzur arıyorsan doğru adrestesin. Yeşil ağaçlar arasından turkuaz sulara geçiş yapmak için Sığ Liman Koyu'nu, doğanın güzelliğine şahit olup biraz trekking yapmak için Turgut Şelalesi'ni, tarihi kalıntılar arasında bir yolculuğa çıkmak istersen Kameriye Adası Manastırı'nı ziyaret edebilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Dalaman'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Eylülde yurt dışına çıkmak hayli avantajlı. Bu tarihlerde hem okullar açılır hem de insanlar büyük çoğunluğu tatile gidip gelmiş ve çalışmaya başlamış olur. Bu da gidilen ülkelerdeki ve şehirlerdeki turist kalabalığının biraz da olsa azalması anlamına gelir. Roma sadece İtalya'nın değil, dünyanın başkentlerinden birisi olarak kabul görür. Aslına bakılırsa burası görkemli tarihi ve üzerine sinmiş Akdeniz dokusuyla her zaman güzeldir, ama sonbaharın kendisini yavaştan hissettirmeye başladığı dönemlerde ayrı bir atmosfere bürünür. Kesinlikle İtalya'da gezilecek yerler arasında olan Roma yürüyerek her noktasına gidilebilen türden düz bir şehir olduğu için keşfetmek açısından eylül ayı hayli uygun. Bu tarihlerde şehir ne çok sıcak olur ne de çok soğuk, yani keyifli bir atmosfer seni bekler. Kuzey Avrupa çoğunlukla ıslak, gri ve soğuk bir iklime sahip... Hollanda gibi coğrafi bölgeler yılın yaklaşık 8 ayı zorlayıcı bir iklime sahip olur. O yüzden bu bölgelere doğru zamanda gitmek önemli. Amsterdam bir kanallar şehri ve tıpkı Roma gibi yürüyerek her noktasına ulaşabileceğin türden bir yapıya sahip. Eylülde yurt dışına gitmeyi düşünüyorsan Hollanda'yı listene ekle; tekne turunu yap ve yel değirmenlerinin izini sür. Orta Avrupa'nın göz bebeği şehirlerinden biri olan Prag, eylül ayı gelip çattığında akıllara durgunluk veren bir görsel şölene sahip olur. Etkileyici Gotik mimarisi ve sonbahar motifleri muhteşem bir ambiyans yaratır. Prag'a eylülde gidip Vltava Nehri'nin kenarında kahveni yudumlayabilir ve keyif çatabilirsin. Tabii gece vakitlerinde de eğlenceyi yakalayabilirsin. Ayrıca Prag, harika Instagram fotoğrafları çekmek için de adeta bir film platosu gibi. Klişe pozlardan uzak durmak için bilmen gerekenlere de Farkını Yansıt, Uzak Dur: Instagram Tatil Fotosu Klişeleri yazımızdan ulaşabilirsin. Bizden söylemesi! Düğün mevsimi denilince aklımıza genelde yaz ayları gelse de eylül, evlenmek ve huzur dolu romantik bir balayı geçirmek için gayet uygun. \"Eylülde balayı tatili için nereye gidilir?\" diye soruyorsan balayı çiftlerine özel birbirinden güzel rotalar hazırladık. Yunanistan; adaları, kumsalları, köklü tarihi ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki yapılarıyla her daim cezbedici bir lokasyon. Geçmişte birçok önemli uygarlığa ev sahipliği yapan komşumuz, hem deniz tatili hem de kültür turizmini bir arada sunduğu için balayı rotaları arasında özel bir yere sahip. Macaristan, Orta Avrupa'nın en eski, en güzel ve kendine has yerleşim yerlerinden biri olarak kültür meraklılarına hitap ediyor. İçinden Tuna ve Tisza nehirleri geçen ülke, dünyanın en büyük ikinci termal gölü olan Heviz Gölü'ne, Orta Avrupa'daki en büyük göl olan Balaton Gölü'ne ve Avrupa'nın en geniş otlağı olan Hortobagy topraklarına da sahip. Zengin kültürü ve neoklasik döneme ait mimari yapılarıyla dikkat çeken ülke, eylülde balayına gidebileceğin rotalardan. Alpler özellikle kış sporları açısından dünyaca ünlü bir güzergah olsa da balayı için en doğru zaman sonbahar dönemi diyebiliriz. Yağışlar eylülden itibaren azalır ve çifte kumrular gönül rahatlığıyla her yeri gezebilir. Eylül ayında farklı türden deneyimler yaşamak isteyenlere uygun birçok güzergah var. Özgün ve farklı olmak isteyen biriysen bu rotalar tam sana göre! Bahreyn, Basra Körfezi'nde yer alan ve iki deniz arasında kalan bir ada ülkesi. Asya'daki en küçük üçüncü ülke konumunda bulunan Bahreyn, doğu ve batıyı birbirine bağlayan bir merkez konumunda. Orta Doğu'nun ihtişamlı adalarından biri olan Bahreyn, tarihi ve modern mimarisiyle görülmeye değer alternatif rotalardan biri olarak seni bekliyor! Kafkasların güneyinde, Hazar Denizi'nin kıyısında konumlanan Azerbaycan, Asya'da yer alan bir Avrupa ülkesi gibi. Zengin kültürü, lezzetleri yemekleri ve uygun fiyatları ile farkını yansıtmak isteyen gezginler için görülmesi gereken bu lokasyon, aynı zamanda pek ekonomik. Lübnan'ın tarihi çok eski dönemlere dayanıyor. Antik Çağ'ın önemli medeniyetlerinden biri olan Fenikeliler bu coğrafyada yaşamış. Birçok kültürün ve dinin ahenk içinde yaşadığı Lübnan, tarihin kapısını aralayabileceğin ve farklı deneyimler yaşayabileceğin bir lokasyon ve seni burada gizli hazineler bekliyor! Sıcaklar azalmaya başlamışken kamp döneminin en güzel zamanı geliyor. Ülkemizin en güzel manzaralı kamp noktaları ise seni bekliyor! Kampa giderken bazı malzemelerini yanında götürebilirsin. Bu sebeple bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edip biletine göre limitlere göz atmanda fayda var. Cittaslow şehirleri arasında yer alan Akyaka, Gökova Körfezi'nin en çok tercih edilen duraklarından biri. Tertemiz bir hava, masmavi bir deniz, eşsiz bir tabiat içerisinde kamp yapmamak olur mu? Kampsever gezginleri hayli mutlu edecek Akyaka'da aynı zamanda rüzgar sörfü gibi ekstrem sporlar da yapılabiliyor. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Dalaman'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Yemyeşil bir ormanda uyanmak istiyorsan İğneada'ya gitmeye ne dersin? Longoz Ormanları'nın tertemiz havası, çeşit çeşit ağaçları ve muhteşem doğası kamp yapmak için oldukça uygun. Üstelik İğneada'nın Karadeniz kıyısında sessiz sakin plajları da mevcut. İlk defa kamp yapacaksan imkanlarından dolayı Mert Gölü çevresini tercih etmeni öneririz. İstanbul'a oldukça yakın bir durak olan İğneada'ya ulaşmanın en kolay yolu ise İstanbul'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Kocaeli'nin kuzeyinde bulunan Kandıra, kamp denince çok fazla seçenekle karşımıza çıkan bir bölge. Müthiş bir manzara eşliğinde doğayla baş başa vakit geçirmek istersen Sardala'yı, denize yakın olmak istersen Kapri Plajı'nı tercih edebilirsin. Kandıra'yı tercih edersen ücretli ücretsiz tüm seçenekleriyle ister doğanın tam kalbinde ister konforunu sağlayacak olanaklara yakın bir şekilde kamp yapabilirsin. Bu bölgeye ulaşmak için önce İstanbul'a uçup sonra aktarma yapabilirsin. Havalar yavaş yavaş serinlemeye başlarken en güzel deniz tatili zamanını yakalamak ister misin? Cevabın \"Evet!\" ise eylül denizi sevenlere özel hazırladığımız rota önerilerimiz senin için geliyor! Bodrum'da yaz henüz bitmedi. Sıcaklardan kaçıp yaz tatilini özellikle eylül ayının esintili günlerine bıraktıysan Bodrum seni güzel denizi ile sarıp sarmalayacak. Yaz sezonunda buralar çok kalabalık oluyor, kabul edelim. Sezon bitiminde ise o kalabalık azalıp yerini Bodrum'un tadını çıkarmak isteyenlere bırakıyor. Deniz tatili dedik madem sana hem mavi bayraklı hem de ücretsiz iki plaj önerelim. Bodrum Belediyesi'nin Bitez'deki Özgür Plajı'na ve Ortakent'teki plajına gönül rahatlığı ile gidebilirsin. Bodrum'daki mavi bayraklı plajların tamamına Mavi Bayrak Türkiye web sayfası üzerinden göz atabilirsin. Bembeyaz boyanmış evleri renkli begonvilleri, çarşısı, gün batımı manzaraları ve eğlence hayatıyla yazla son bir kez görüşüp \"hoşça kal, yine gel\" demek istersen rotanı Bodrum'a çevirebilirsin. Antalya'nın kendine hayran bırakan tatil beldesi Kaş, tam eylül tatili seven gezginlere göre. Akdeniz'in güzel kıyılarında salınarak denize girmek, lezzetli yemekler yemek, tüplü dalış yapmak istersen Kaş'a doğru seyahat planını yapmaya başla deriz. Deniz tatilinin tadını çıkarmak için Kaputaş, Hidayetin Koyu diğer koylara göre daha sıcak bir denize sahip olan İnce Boğaz'ın plajını değerlendirebilirsin. \"Kaş'ta nerede kalınır, ne yenir ne içilir?\" diyorsan hemen seni French Oje ile Kaş Gezi Rehberi başlıklı yazımıza alalım. Antik kentleri gezmeyi seviyorsan Kaş'ın yakınlarında bulunan Patara Antik Kenti'ni de dolaşmanın tam zamanı. Popüler duraklardan sıkıldıysan Türkiye'nin diğer noktalarına göre denizi ve havası sıcak olan Mersin'e gitmeye ne dersin? Mersin denince aklına sadece tantuni geliyorsa şimdi onu tatille yerini değiştirme zamanı. En iyi tantuni Mersin'de yenirse en iyi deniz tatili Mersin'de yapılabilir. Çünkü denizi de havası da çok güzel! Narlıkuyu, Tisan Koyu, Yapraklı Koy, Boğsak Koyu ve daha nicesi... Üstelik bunlar sadece Silifke sınırlarında yer alan koylar. Biraz daha açılırsan farklı ve güzel plajlar da bulabilirsin. Ekim ayı ortasına kadar buralarda rahat rahat denize girebilirsin. Hem sıcaklar biraz hafiflediği için deniz ve plajın en güzel olduğu mevsimi yakalamış olursun hem de kalabalıktan uzakta keyifli bir tatil yaparsın. Oh, mis! Mersin'e ulaşmanın en kolay yolu ise Adana'ya uçup aktarma yapmaktan geçiyor. Bu öneri ile de yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Yaz Bitmeden Gitmen Gereken Sahil Kasabaları: Eylülde Gel başlıklı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/fethiye-gezilecek-yerler-fethiyede-nereye-gidilir-fethiye-gezi-rehberi", "text": "- Fethiye'de Bulunan Koy ve Plajlar - Kıdrak Koyu Kıdrak Tabiat Parkı: Seyir Zevki Yüksek - Katrancı Koyu: Okaliptüs Ağaçlarının Gölgesinde - Kelebekler Vadisi: Doğanın Büyüsü - Ölüdeniz: Platin Rengi Kumsallar - Belceğiz Plajı : Mavi Bayraklı Plaj Arayanlara - Kabak Koyu: Yıldızları Yorgan Yapma Zamanı - Cennet Koyu: Huzurun Kucağında - Çalış Plajı: Şehir Merkezinden Uzaklaşmadan Deniz Keyfi - Darboğaz Koyu: El Değmemiş Bir Durak - Günlüklü Koyu: Sakinlik Arayanlara Özel - İnlice Plajı: Göcek'e Giderken Bir Mola - Büyük Boncuklu Koyu: Çam Ağaçları Arasında - Küçük Boncuklu Koyu: Eşsiz Manzaralar Peşinde - Kumburnu Plajı: Dünyaca Ünlü - Karaot Plajı: Caretta Caretta'lara Dikkat - Kalemya Koyu: Plajı Mavi Bayraklı - Turunç Pınarı Koyu: Yeryüzü Cenneti - Kuleli Plajı: Hem Karadan Hem Denizden Ulaşmak Mümkün - Akvaryum Koyu: Adı Gibi Berrak Bir Deniz - Aksazlar Koyu: İster Kamp Yap İster Denizde Vakit Geçir - Fethiye Nerededir? Nasıl Gidilir? - Fethiye'nin Keyfini Çıkarmak İçin Gidilecek En Doğru Zaman - Fethiye'de Gece Hayatı Nasıldır? - Fethiye'nin Neyi Meşhurdur? - Fethiye'de Çocuklar İçin Uygun Yerler - Fethiye'ye Yakın Gezilecek Yerler - Fethiye'de Mutlaka Yapmanız Gerekenler - Fethiye'de Ulaşım Nasıl Sağlanır? Masmavi deniz, yemyeşil ormanlar ve antik kalıntılar... İster huzurlu bir tatil arayışında ol, ister ekstrem sporların peşinde yeni maceralara doğru yelken aç. Babadağ'dan Ölüdeniz'e uç, Dalyan'da su altı dalışı yap. Hem yerde hem gökte gönlünü çalacak bir yere doğru yola çıkıyoruz. Evet, Babadağ'ın eteklerine sırtını verip masmavi bir denizle kıyılarını çevreleyen Fethiye'den bahsediyoruz. Muğla'ya bağlı Fethiye, Batı Akdeniz'de bulunan doğa harikası turizm duraklarından biri. Doğa, deniz, temiz hava üçgeninde bir tatil planlıyorsan Fethiye'yi mutlaka ziyaret etmelisin. Biz de bu yazımızda, Fethiye'de gezilecek yerler listende mutlaka yer vermen gerektiğini düşündüğümüz duraklardan bahsedeceğiz. Dilersen önce Fethiye'de bulunan koy ve plajlardan başlayalım, sonrasında nasıl ulaşabileceğinden ve neler yapabileceğinden bahsedelim. Fethiye deniz tatili arayanlar için eşsiz bir güzergah. Mavi bayraklı plajları, ince kumlu plajları, berrak koylarıyla ziyaretçilerini bekliyor. Fethiye'de ziyaret edebileceğin güzel koy ve plajlar için seçeneğin çok. Senin için seçtiklerimizi aşağıda bulabilirsin. Listemize geçmeden önce bir hatırlatmakta yapmakta yarar var: Önerdiğimiz bazı bölgelerde kamp yapmak da mümkün. Yanında götüreceğin kamp malzemeleri, uyku tulumu ve uyku ekipmanları ile yemek ya da kamp malzemelerini taşıma hakkında bilgi almak için ise bagaj kuralları sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. Fethiye'de sessiz sakin bir plaj keyfi yapmak istiyorsan Kıdrak Koyu'na bir bak deriz. Manzara güzel, hava temiz, deniz çarşaf gibi... Kıdrak Koyu girişi ücretli. Koy içerisinde tuvalet, duş ve kafe mevcut; ama ekonomik davranmak istersen yanında yiyecek-içeceğini götürebilirsin. Bu koy, Fethiye'de yamaç paraşütü yapanların iniş yaptığı yerlerden biri. Sahilde uzanırken gökyüzünden sahile doğru inen birilerini görürsen şaşırma diye söylüyoruz. Fethiye'de doğa harikası çok koy var, Katrancı Koyu ise hem profesyonel işletmecileri hem de okaliptüs ağaçlarıyla dolu ormanı sayesinde aralarından sıyrılıyor. Kafeleri, kamp alanları ve plajlarıyla \"tatil konseptli köy\" olarak tanımlayabileceğimiz bu yer, Fethiye Körfezi'nin gizli kalmış cennetlerinden biri. Kelebekler Vadisi'ne ilk kez gideceksen büyülenmeye hazırlan. Ölüdeniz'in en güzel yerleri arasında ilk sırada bulunan Kelebekler Vadisi, dünyanın en güzel bölgelerden biri. El değmemiş doğasıyla mükemmel manzaralar sunan Kelebekler Vadisi, daha çok kampçılar tarafından tercih ediliyor. Kelebekler Vadisi kamp alanlarında konaklayabileceğin gibi Ölüdeniz'den tekne turuna dahil olarak günübirlik şekilde de burayı ziyaret edebilirsin. Dönüşte tekne turuna katılmak istemezsen Kelebekler Vadisi'nde kalabilmen için senden giriş ücreti istenecek. Ödeyerek burada kamp yapabilir ya da Faralya Köyü tarafına çıkarak oradaki konaklama yerlerinde kalabilirsin. Ayrıca 1. derece doğal sit alanı olarak korunan Kelebekler Vadisi'nde tırmanış, tüplü dalış ve yamaç paraşütü gibi ekstrem sporlar da yapabilirsin. Türkiye'de yapılabilecek ekstrem sporlar için ilgili yazımızı buraya bıraktık. Fethiye, Türkiye'nin en göz alıcı kumsallarına ev sahipliği yapıyor. Her yıl güncellenen dünyanın en iyi plajları listelerinde her zaman yer alan Ölüdeniz, yabancıların deyişiyle Blue Lagoon, Fethiye'nin mutlaka görülmesi gereken yerleri arasında başı çekiyor. Mavi suların altın ve platin rengi kumlarla buluştuğu Ölüdeniz, tabiatın tadını çıkarırken huzurlu ve eğlenceli bir tatil fırsatı sunuyor. Ölüdeniz çevresindeki oteller, yaz döneminde dolu olur. Bunu neden söyledik? \"Fethiye'de nerede kalınır?\" sorusunu sorarken çok geç kalma diye. Ölüdeniz tatili düşünüyorsan erken rezervasyon yaptırmalısın. Çünkü Ölüdeniz'in butik otelleri, mayıstan sonra kimseye yar olmuyor! Ölüdeniz, Fethiye'nin en gözde noktalarından biri dedik. Doğal olarak birçok plaj, giriş ücreti talep ediyor. Su sporlarını seviyorsan plaj işletmelerinden ekipman da kiralayabiliyorsun, aklında bulunsun. Ölüdeniz'de gidebileceğin plajlardan biri de Belceğiz. Diğer ismiyle Belcekız Plajı'na giriş ücretsiz, ama şezlong ve şemsiyeler ücretli. Belceğiz Plajı'na gitmeden önce güncel fiyat bilgilerini öğrenmek istersen duyuruları takip edebilirsin. Bu plajın mavi bayraklı olduğunu söyleyelim. Fethiye'nin güzel Faralya Köyü sınırları içerisinde yer alan Kabak Koyu, eşsiz manzaralara sahip bir yer. Denizi de doğası da harika. Eğer gece burada konaklamak istersen binlerce yıldızın çevrelediği gökyüzünün büyüleyici görüntüsüyle güzel bir uyku çekebilirsin. Huzurlu el değmemiş bir yer arıyorsan Cennet Koyu'nu tercih edebilirsin. Cennet Koyu'na ulaşmak için Kabak Koyu'na kadar araçla gidip sonrasında yürüyebilir ya da tekne kiralayabilirsin. Elbette tek seçenek bu değil. Ölüdeniz'den de tekne kiralayarak koya gidebilirsin. Burada konaklamak istersen bir tane özel işletme bulunuyor ve sadece burada kamp yapabiliyorsun, haberin olsun. Uzun geniş bir kumsalı ve yürüyüş yolu olan Çalış Plajı, Fethiye'nin merkezinde yer alıyor. Halk plajı olduğu için buraya giriş ücretsiz. Sadece şezlong ve şemsiye kiralamak ücretli. Sabah erken saatlerde ya da akşam saatlerinde ziyaret edersen güzel manzaralar ve sakin bir deniz yakalayabilirsin. Kayaköy tarafında bulunan Darboğaz Koyu'na direkt araçla ulaşım bulunmuyor. Gemile Koyu'na geldikten sonra dar bir patika yoldan 15-20 dakikalık orta zorlukta bir yürüyüşle bu saklı koya varabilirsin. Darboğaz Koyu'nda herhangi bir işletme bulunmuyor. Denize girmenin yanı sıra burada konaklamak istersen önceden hazırlık yapmanda fayda var. Buraya herhangi bir ulaşım aracıyla gelinemediği için doğal kalmış, huzurlu, sakin bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Sakin, sığ, kumluk bir denize sahip olan Günlüklü Koyu özellikle çocuklu ailelerin ilk tercihleri arasında yer alıyor. Küçük Kargı Tabiat Parkı'nın içinde bulunan koya Yanıklar dolmuşuyla ulaşabilirsin. Yemyeşil bir orman, masmavi bir deniz... Bu güzel ikilinin yanına kamp ekleyebilirsin. Yalnız hem tabiat parkına giriş ücretli hem de kamp kurmak, haberin olsun. Göcek yolu üzerinde bulunan İnlice Plajı, otopark, duş, tuvalet, kafe gibi olanaklara sahip. Belediye tarafından işletilen plaja giriş, şezlong ve şemsiye ücretli. Sakin temiz bir yer arıyorsan buraya da şans verebilirsin. Dilersen burada balık da tutabilirsin. Küçük ve büyük olmak üzere iki tane Boncuklu Koyu var. Büyük Boncuklu Koyu, taş ve kumla karışık bir plaja sahip. Deniz ayakkabısı götürerek bu sorunu çözebilirsin. Duş, tuvalet, kabin gibi ücretsiz kullanabileceğin hizmetleri var. El değmemiş bir doğanın içerisinde denizin tadını çıkarmak istersen buraya uğrayabilirsin. Çam ağaçlarının arasında kamp da yapabilirsin. Ayrıca koyda Sea Me Beach isimli özel bir işletme de var. Dilersen burada da vakit geçirebilirsin. Özel aracın yoksa Kumluca-Fethiye otobüslerini kullanarak bu koya ulaşabilirsin. Büyük Boncuklu Koyu'nun komşusu olan Küçük Boncuklu Koyu'na giriş ücretsiz, ancak herhangi bir hizmet almak istersen cüzi bir ücret ödemen gerekiyor. Ayrıca bu koyda da Help Beach and Yacht Club işletmesi var. Dilersen buraya da göz atabilirsin. Harika manzaralar sunan bu iki koyda da keyifli vakit geçirmek için seçenek çok. Fethiye'nin güzel plajlarından Kumburnu, Ölüdeniz Lagünü olarak da biliniyor. Bir tarafı çam ormanları, bir tarafı masmavi deniz olan Kumburnu'na giriş ücretli. Duş, tuvalet, otopark gibi imkanlara da sahip. Sakin, dalgasız bir deniz arıyorsan burası tam sana göre. Yanıklar Köyü sınırlarında bulunan Karaot Plajı, el değmemiş güzergahlar arayanlar için hayli uygun. Caretta ceratta'ların yaşam alanı olduğu için SİT alanı olarak belirlenmiş. Girişi ücretli. Yumuşacık kumları, berrak deniziyle mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Eşsiz bir denize sahip olan Kalemya Koyu'nun tüm plaj işletmesi Hillside Beach Club'a ailt. Yani ancak otelde konaklayanların yararlanabildiği bir koy olduğunu söyleyebiliriz. Fethiye Yarımadası'ndaki güzel koylarda olduğu gibi burası da berrak bir deniz ve eşsiz manzaralar vadediyor. Ayrıca bu plaj Mavi Bayraklı plajlar arasında yer alıyor. Bölgenin eşsiz güzelliklerine sahip noktalarından biri de Turunç Pınarı Koyu. Deniz yoluyla ulaşılabilen koya, Fethiye'den kalkan tekne turlarına katılarak gidebilirsin. Koyda Yazz Collective isimli bir işletme olduğunu söyleyelim. Plajı kullanmak için otel müşterisi olmana gerek yok, ancak tabii ki hizmetlerin hepsi ücretli. Buraya gitmeyi planlıyorsan arayıp bilgi almanda fayda var. Keçiler Köyü'nde bulunan Kuleli Plajı, doğanın içerisinde sessiz sakin bir durak. Plajda tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceğin bir işletme bulunuyor. Ailece gideceksen aileler için ayrılmış bir alanı da olduğunu söyleyelim. Giriş, şezlong ve şemsiye ücretli. Buraya hem karadan hem de denizden ulaşabilirsin. Özel aracın yoksa Fethiye'den kalkan dolmuşları kullanabilirsin. İşletmesi yok, kara ulaşımı yok, herhangi bir hizmeti yok; ancak el değmemiş tertemiz bir doğası var. Dış dünyadan kendini soyutlayıp doğanın kollarına atılmak istersen berrak denizli Akvaryum Koyu seni bekliyor. Sonradan kum taşınarak plaj haline getirilmiş Aksazlar Koyu, hem kamp alanına hem kafeye hem de otoparka sahip. Tabii bunların hepsi özel bir işletmeye ait. Bu yüzden ücretli olduğunu söyleyelim. Fethiye'ye yaklaşık 4 km uzaklıktaki Keçiler Köyü'nde bulunan Aksazlar Koyu'na hem dolmuşla hem özel araçla ulaşabilirsin. Bir düğüne denk gelirsen şaşırma, burası bu tür organizasyonlar için de tercih ediliyor. Doğal güzellikleri ve mükemmel koylarıyla ünlü Fethiye, Muğla iline bağlı bir ilçe. Antalya ve Dalaman gibi diğer tatil cennetleriyle komşu olan Fethiye, uzun soluklu tatil yapmak için mükemmel bir yer. Fethiye'ye gitmek için en pratik yol uçak seyahati. Kendine bir ucuz uçak bileti satın almak istersen bakman gereken yeri biliyorsun. Fethiye'ye, 45 km mesafedeki Dalaman Havalimanı üzerinden ulaşabilirsin. İniş yaptıktan sonra HAVAŞ ya da özel servislerle Fethiye'ye ulaşabilirsin. \"Kendime bir araç kiralayacağım, etrafı geze geze gideceğim.\" diyorsan uygun Bodrum uçak bileti de bakabilirsin. Bu havalimanını tercih edersen ve vaktin de varsa Bodrum'da gezilecek yerler çok! Fethiye'de mutlaka görülmesi gereken o kadar çok yer var ki. En iyisi koylarından sonra ilçe merkezine bir göz atalım. Fethiye'nin merkezi, ilçenin en canlı bölgesi. Fethiye gece hayatı mekanların bir kısmı burada. Ayrıca merkezde alışveriş yapılabilecek büyük mağazalar mevcut. Fethiye ilçe merkezi, özellikle Likya Yolu üzerinde bir tatil düşünenlerin tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği nokta. Fethiye'de alışveriş yapmak istiyorsan ilçe merkezinde ayrıca el yapımı takılar ve hediyelik eşyalar satan seyyar satıcılar bulabilirsin. Fethiye'de nerede kalınır diye merak ediyorsan da ilçe merkezinde hem uygun fiyatlı hem de yüksek beklentileri karşılayan konaklama seçenekleri mevcut. Antik Likya uygarlığının en önemli kentlerinden Karmylassos kalıntıları üzerine kurulmuş Kayaköy, Fethiye merkeze 9 km uzaklıkta. Taş evlerden oluşan bu eski şehir, geçmişte Lebessos diye bilinirmiş. Fethiye tarihi yerler gezisi yapacaksan Kayaköy'ü seyahat rehberine ekleyebilirsin. Ölüdeniz'e yürüme mesafesinde olan bir tepeye kurulmuş Kayaköy, aynı zamanda Likya Yolu'nun duraklarından. Uzun yürüyüşleri seviyorsan Fethiye'de dahil olabileceğin harika bir etkinlik var: Likya Yolu Yürüyüşü. Bu konuyu daha önce uzun bir şekilde yazmıştık. Sosyal medyada oldukça popüler olan Likya Yolu'nda planlayabileceğin birçok rota var. En iyisi, araştırma yapıp sana en uygun rotayı seçmek. Doğa harikası yerlerden devam ediyoruz. Saklıkent Milli Parkı içerisinde yer alan Saklıkent Kanyonu, Dumanlıkaya yakınlarında inanılmaz manzaralar sunuyor. Saklıkent Kanyonu'nun biraz ilerisinde de Gizlikent Şelalesi var. Gizli saklı yerleri keşfetmeyi sevenlere duyurulur! Saklıkent, Fethiye merkeze 43 kilometre uzaklıkta. Fethiye Kral Mezarları ya da diğer adıyla Amintas Kaya Mezarları; MÖ 4. yy'den kalan, kayalara oyulmuş mezarları kapsıyor. Fethiye'deki tarihi yerleri merak ediyorsan bakman gereken ilk yerlerden biri burası. Telmessos Antik Kenti de hemen yanında. Buraya giriş ücretli ancak Müze Kart ile ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Kral mezarları Fethiye merkeze hayli yakın, ister yürüyerek ister otogardan kalkan dolmuşlarla buraya kolayca ulaşabilirsin. Akdeniz ikliminin etkisinde olan Fethiye, yaz-kış ziyaret edilebilir bir durak. Yaz sezonunda hareketli ve sıcak, bahar aylarında ise sakin ve ılık. Her mevsim denize girebileceğin bir yer. Uygun fiyatlı, kalabalık olmayan ve nispeten sıcak havalara sahip olan dönemi ise eylül, ekim ve mayıs ayları. Fethiye'nin eğlenceli gece hayatına hızlı bir giriş yapmak istersen Hisarönü'ne doğru bir rota çizebilirsin. Dans ve eğlence Fethiye'de Hisarönü'nden soruluyor. Fethiye merkezden uzaklaşmadan eğlenmek istersen Paspatur Sokağı'ndaki eğlence mekanlarına göz atabilirsin. Yaz aylarında 7/24 eğlencenin devam ettiğini söyleyelim. Fethiye'nin tatili, manzaraları, denizi, doğası için meşhur diyebiliriz. Kuzu eti kullanılarak hazırlanan Babadağ keşkeği, otlu ya da peynirli seçenekleriyle leğen böreği, farklı farklı otlarla hazırlanan otlu gözlemesi, yine farklı bir ot olan sılcan otu kavurması da Fethiye'nin meşhur lezzetleri arasında yer alıyor. Fethiye'de çocukların keyifli vakit geçirebileceği yerler hayli fazla. Kayaköy'de at binebilir, Ovacık'ta aquapark'ın tadını doyasıya çıkarabilirsin. Hisarönü'nde Sihirland'e uğrarsanız da ters olarak dekore edilmiş evde ailece farklı fotoğraflar yakalayabilir ve eğlence dolu dakikalar yaşayabilirsiniz. Fethiye, doğasıyla deniziyle en güzel tatil anılarının baş kahramanı olmaya aday. Tabii bu güzel tatil ilçesinin güzel komşuları da var. Tabelasını görmenin bile insana huzur verdiği, yaz-kış fark etmeksizin havasıyla insanın modunu yükselten o güzel güzergahlara geldik. Muğla sınırları içerisinde yer alan Marmaris, Fethiye'nin güzel komşularından. Fethiye ile aralarında yaklaşık 120 km bulunan Marmaris hem denizi hem de yeşiliyle gezginler için güzel bir alternatif. Daha önce Marmaris'i yazmıştık, merak ediyorsan Marmaris'in En Güzel Plajları ve Koyları | Marmaris Gezilecek Yerler yazımızı okuyabilirsin. Antik kentleri, eşsiz manzaraları, tabii ki güzel denizi ve doğasıyla Dalyan, Muğla'nın en güzel tatil durakları arasında yer alıyor. Fethiye'ye de yaklaşık 60 km uzaklıkta bulunuyor. Dalyan'da ne yapılır, nereler gezilir, nerede yüzülür detaylıca anlattığımız rehberimizi aşağıda bulabilirsin. Kaş, Antalya sınırları içerisinde yer alan, Antalya'ya uzak ama Fethiye'ye hayli yakın bir noktada bulunan güzel bir tatil durağı. Su altı dalışı, yamaç paraşütü, gurme restoranları ve berrak deniziyle akılları baştan alan bu güzel yere henüz gitmediysen kaçırdıklarını bir düşün isteriz. Bu esnada French Oje ile Kaş Gezi Rehberi yazımız sana yardımcı olabilir. - Sabahın erken saatlerinde Çalış Plajı'na gitmelisin. Çalış Plajı, sabah saatlerinde hem çarşaf gibi denizi hem de sessizliği ve sakinliğiyle kafanı dinlemek için birebir. - Antik kent turuna çıkmalısın. - Şövalye Adası'nda bir gün geçirmelisin. - Amintas Kaya Mezarlarını ziyaret etmelisin. - Safari ile Şelale Yaka işletmesine gitmelisin. - Likya Yolu'nun bir kısmını yürümelisin. - Bungee jumping, yamaç paraşütü, tüplü dalış, rafting. Bu dörtlü macera paketinin içerisinden en az birini yapmalısın. Fethiye içerisinde istediğin her yere yürüyerek ulaşabilirsin. Koyları ya da Fethiye'nin yakındaki durakları ziyaret etmek istiyorsan belediye otobüslerini kullanabilirsin. Yeni Cami arkasından kalkan minibüsleri ve otobüsleri tercih edebilirsin. 40 farklı hat bulduğu için hem yakın köylere hem de ilçelere ulaşım sağlayabilirsin. Muğla Belediyesi ulaşım sefer saatleri web sayfası üzerinden hem fiyatlarla hem de sefer saatleriyle ilgili bilgiye ulaşabilirsin. Tabii istediğin saatte taksi seçeneğini de değerlendirebilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'de Gün Batımının En İyi İzlendiği Yerler yazımıza geçebilirsin. Mükemmel bir içerik olmuş elinize sağlık. Sayenizde fethiyeye giderken müthiş bilgilendik. Sonsuz teşekkürler. Fethiye yılın 12 ayı ziyaret edilebilecek muhteşem bir destinasyon. Bu güzel yazı için teşekkürler. Harika bir içerik. Tebrik ederim öncelikle. Fethiye doğası ile benzersiz bir bölge. Aynı zamanda yapılabilecek aktiviteler ve etkinlikleri ile tatilde gidilmesi gereken bir yer. Fethiye gerçekten Türkiye'nin saklı cennetleri arasında yer alan bir yer. Mutlaka en kısa zamanda gitmeyi düşünüyorum. Fethiye'de hala keşfedilmemeiş o kada güzel yerler var ki. Gerçekten cennet. Fethiye Yamaç Paraşütü heyecanını korona virüs bitince tekrar yapacağız. Fethiye'de yamaç paraşütü uçuşu yapmak için Flypgs ekibini Ölüdenize bekliyoruz. Fethiye'ye geldiğinizde TOURYUS. COM web sitemizden bize olaşın sizleri uçuralım. Pegasus yine harika bir makale olmuş! 🙂 beğenerek okudum. Yamaç paraşütü Türkiye'de son yıllarda giderek popüler olmaya başladı. Ekstreme bir spor olmasına rağmen aslıda bir o kadar da güvenli. Hatta şunu söyleyebilirim ki kara da yolculuk yapmaktan daha güvenli. Bu güzel yazı için tekrar teşekkür ederim. Fethiye ile ilgili bu yazınızı çok beğendim. Fethiye Ölüdeniz'e geldiğinizde Touryus Yamaç Paraşütü ailesine sizleri bekliyoruz. Fethiye'nin güzellikleri ve tanıtımı açısından çok güzel bir yazı olmuş. Sizler arasından da buraya yolu düşen ekip arkadaşlarınıza Skywalkers Yamaç paraşütü ailesi olarak Fethiye Yamaç paraşütü aktivitesinde eşlik etmekten mutluluk duyarız. Çok detaylı ve fazlasıyla bilgilendirici bir yazı içeriği olmuş. Kabak koyunu ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum. Ellerinize sağlık Fethiye hakkında oldukça detaylı ve faydalı bir yazı olmuş."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/floransa-siena-gezisi", "text": "- Floransa Nerede, Floransa'ya Nasıl Gidilir? - İtalya Vizesi Nasıl Alınır? - İtalya'da Hangi Para Birimi Kullanılıyor? - Floransa'da Nasıl Tasarruflu Seyahat Edilir? - Floransa'da Gezilecek Yerler Nereler? - Floransa'da Nerede Yemek Yenir? - Floransa'da Nerede Alışveriş Yapılır? - Floransa'dan Siena'ya Nasıl Gidilir? Floransa İtalya'da, Toskana bölgesinin başkenti. Türkiye'den Floransa'ya doğrudan uçuş bulunmuyor. Bu yüzden Floransa'ya gitmek için Floransa uçak bileti değil Bologna uçak bileti araması yapman gerekiyor. Çünkü şehre ulaşmanın en kolay yolu, ucuz bir Bologna uçak bileti almak ve trenle Floransa'ya gitmek. Uygun fiyatlı uçak biletini nerede bulacağını sen zaten biliyorsun. Bologna havalimanına indikten sonra taksi, otobüs ya da ekspres trenle Bologna Central Tren İstasyonu'na ulaşıp buradan hızlı trenle Floransa'ya gidebilirsin. Eğer yalnız seyahat ediyorsan senin için en hızlı ve en ucuz seçenek Marconi Express ile tren istasyonuna gitmek olacak. Eğer 2 ya da daha fazla kişiyle seyahat ediyorsa taksi seçeneğini değerlendirebilirsin. 2023 yılı fiyatlarıyla bu mesafe için ortalama 18-20 euro civarı bir taksi ücreti ödeniyor. Marconi Express'in güncel fiyatlarını ise linkten kontrol edebilirsin. Bologna tren istasyonu büyük bir istasyon. Biletini aldıktan sonra treninin kalkacağı perona ulaşman bazen uzun sürebiliyor. Bilet alırken peronun uzaklığı ve trenin kalkış saatine dikkat etmende fayda var. Bazen istasyonda olduğun halde perona yürüme mesafesi çok olduğu için trene yetişememe ihtimali doğabiliyor. Bu uyarıyı da yaptıktan sonra Bologna'dan Floransa'ya giden trenlerle ilgili ipuçlarına geçebiliriz. Bilet alırken karşına 2 farklı işletme çıkacak. Biri Trainitalia diğeri ise Italo. Bilet fiyatlarında büyük farklar görürsen bil ki ucuz olanların hızlı tren olmama ihtimali var. Mutlaka seyahat süresine dikkat ederek biletini al. Hızlı trenle Bologna'dan Floransa'ya 37-38 dakikada ulaşacaksın. Eğer hızlı olmayan treni tercih edersen 1 saat 45 dakikalık bir tren yolculuğu seni bekliyor. Tren biletini doğrudan firmaların kendi sitesinden alırsan komisyon ödememiş olursun. Tabii trene binmeden önce istasyondan da alabilirsin ama ne kadar erken alırsan o kadar ucuza bilet bulursun. Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyelim Italo'nun fiyatları Trainitalia'dan daha ucuz oluyor genelde. Eğer saati uyuyorsa tereddütsüz bir şekilde Italo'yu tercih edebilirsin. Dönüş biletini alırken trenlerin gecikme, rötar yapma ihtimalleri olduğunu göz önünde bulundurarak zaman hesabı yapman çok iyi olur. Kendini bir anda hiç hesapta yokken uçağını kaçırma gerginliğiyle baş başa bulabilirsin, aman dikkat! Gurme Tavsiye: Hepimiz yemeyi içmeyi seven insanlarız, bu yüzden şu tavsiyeyi vermeden geçemeyiz; Bologna Havalimanı'ndan hayatında yiyeceğin en lezzetli pizzaları yapan muhteşem bir pizzacı var: Pizzeria Vecchia Malga... Burası Vedat Milor'dan da geçer not almış bir pizzacı, öyle düşün. Havalimanında olması gözünü korkutmasın. Fiyatları makul sayılır. Ortalama 10-15 Euro aralığında (2023) çok özel bir pizza yiyebilirsin. Restoran, pasaport kontrolünden çıkıp kendini taksi ya da trene atmak istediğin noktada yakalayacak seni. Kitapçının hemen karşısında, aklında olsun. Floransa yaz aylarında tıpkı diğer İtalya şehirleri gibi çok kalabalık oluyor. Özellikle Amerikalı turistlerin akınına uğruyor. Turist nüfusu yerel nüfusu geçebiliyor zaman zaman. Müzelere girmek için online bilet almış olsan dahi yakıcı güneş altında uzun kuyruklar beklemek durumunda kalabiliyorsun örneğin. Yahut çok istediğin bir restorana haftalar öncesinden rezervasyon yaptırmadıysan içinde bir ukde kalarak oradan ayrılman gerekebiliyor. Ekim kasım itibariyle artık Floransa'yı doya doya gezmek için en ideal zamanlar başlıyor ve bu mayısa kadar devam ediyor. Karlı havaya yakalanma ihtimaliniz çok düşük. Kış mevsiminde gezmeyi sevenlerdenseniz Floransa kışın gezilecek en güzel şehirlerden biri diyebiliriz. İtalya vizesi için yetkili aracı kurum iData'dan randevu alman gerekiyor. Son zamanlarda vize randevularında yoğunluk yaşanıyor. Bu yüzden ne kadar erken vize randevusu bakmaya başlarsan senin için o kadar iyi. Başvuruların cevaplanması da uzun sürebiliyor bu arada. Yaşanabilecek gecikmeleri göz önünde bulundurmakta fayda var. İtalya'da para birimi olarak euro kullanılıyor. Diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi İtalya'da da birçok yer kartla ödemeyi tercih ediyor hatta bazı yerler zorunlu tutuyor. Bu yüzden yanında yüklü bir nakitle gitmek çok da gerekli değil. Birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi Floransa'da da bir şehir kartı var. İsmi Firenzecard. Kartın kapsamına ve güncel fiyatına resmi sitesi üzerinden bakabilirsin. Eğer kapsamın içerisinde \"Ben buraları görmeden dönmem.\" dediğin yerler varsa -ki neredeyse bütün müzeler dahil tutulmuş- bu kart büyük tasarruf etmeni sağlayacak. Ayıca bu kart bazı etkinliklere de indirimli girmeni sağlıyor. Şehir planını yaptıktan sonra hesap makinesini alıp \"Normalde ne kadar harcarım, kart ne kadara geliyor?\" soruları eşliğinde bir hesaplama yapabilirsin. Bu arada her ayın ilk pazar günü birçok Floransa müzesi ücretsiz ziyarete açık. Elbette büyük bir yoğunluk oluyor. Eğer seyahatin denk geliyorsa ve sabahın erken saatlerinde gidip kuyruğa girersen en çok görmek istediğin müzeyi ücretsiz ziyaret edebilirsin. Mutfağı olan bir konaklama türü tercih ettiysen ve birkaç öğününü evde hazırlayarak tasarruf etmek istersen malzemelerini Pam Local marketlerinden almanı tavsiye edebiliriz. Burada fiyatların oldukça uygun olduğunu göreceksin. Pam dışında Conad süpermarketleri de karşına çıkacak. Buralarda da daha fazla seçenek olduğunu göreceksin. Eğer uzun süreli bir konaklama yapacaksan daha da uygun fiyatlar için biraz merkezden uzaklaşarak Coop'u ziyaret edebilirsin. Floransa'da toplu taşımaya binmeye hiç ihtiyaç duymama ihtimalin yüksek. Gezilecek görülecek yerler genellikle yürüme mesafesinde ve şehir merkezi çok da büyük değil. Eğer ihtiyaç duyarsan şehirde yaygın toplu taşıma araçları sırasıyla tramvay, otobüs ve taksi. Floransa'da metro yok. Tramvay biletlerini istasyonlardan alabilirsin. Otobüs biletlerini de duraklardan ya da otobüsün içinde alma imkanın var. Yalnızca Floransa'nın değil, yalnızca İtalya'nın da değil, dünyanın en önemli müzelerinden biri. Paha biçilemez Rönesans Dönemi eserlerine ev sahipliği yapan Uffizi tarihi şehir merkezinde yer alıyor. Michelangelo'nun, Boticelli'nin, Raffaello'nun, Caravaggio'nun ve daha birçok Rönesans Dönemi sanatçısının eserlerini burada görmek mümkün. Müzenin önünde uzun kuyruklar oluyor genelde. Biletinizi internetten alırken bir de ekstra olarak sıra beklememe bileti seçeneği çıkacak. Vaktiniz azsa bu seçeneği değerlendirerek kuyruğu atlayıp öncelikli olarak içeri girebilirsin. Uffizi Müzesi biletlerine buradan ulaşabilirsin. Diğer adıyla Santa Maria del Fiore... Şehrin simgesi olan büyük katedral adeta bir yön tayin edici olarak şehrin merkezinde yükseliyor. Yolunu kaybedersen kafanı kaldır, katedralin kubbesini ara ve yoluna devam et. 1296-1436 yılları arasında uzun ve olaylı inşa sürecinden sonra 25 Mart 1436 yılında resmen ibadete açılan bu görkemli katedral, önünde içeri girmek için uzun kuyruklar oluşturan kalabalıklarla bir bütün olarak resim veriyor artık. İçeri girmek ücretsiz ancak içerideki farklı bölümleri ziyaret etmek için bilet almak gerekiyor. Floransa'da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında olan bu mimari harikası katedrali ziyaret etmek için biletini buradan alabilirsin. Floransa'yı ikiye ayıran Arno Nehri üzerindeki bu köprü, şehrin simgelerinden biri. Floransa'dayken yolun mutlaka buraya düşecek. Köprüden geçmen gerekecek. Burada birçok kuyumcu ve dünyaca ünlü lüks saat markalarının dükkanlarını; bu dükkanların önünde de oyuncak ya da slime satan sokak satıcılarını göreceksin. Stendhal Sendromu'nun ana mekanı... Stendhal buradaki sanat eserlerinden o kadar etkilenmiş ki hafif bir baygınlık yaşayarak kendinden geçmiş. O gün bugündür sanat eserlerinin ihtişamı ve güzelliği karşısında yaşanan bu derin etkilenme haline Stendhal Sendromu deniyor. Burada Dante, Michelangelo başta olmak üzere birkaç ünlü Rönesans sanatçısının anıt mezarı bulunuyor. Biletleri diğer birçok müzeye göre daha ucuz, kuyruklar da daha kısa. Bunun karşısında gerçekten de insanı derinden etkileyen bir atmosfere sahip. Belki Stendhal gibi baygınlık geçirmezsin ama geldiğine de pişman olmazsın. Floransa'yı panoramik olarak izleyebileceğin bir teras gibi düşünebilirsin bu meydanı. Yukarı çıkmak biraz yokuşlu ancak kesinlikle bu zahmete değiyor. Hemen terasın altında bir restoran da bulunuyor. Hatta şanslıysan restoranda yerel bir müzisyenin canlı müziğine de denk gelebilirsin. Açık bir havada güneş doğarken ya da batarken ziyaret edebileceğin Michelangelo Meydanı'nı giriş ücretsiz. - Vecchio Sarayı - Signoria Meydanı - Pitti Sarayı - Republlica Meydanı - Gelleria dell'Academia İtalya'nın birçok şeyi gibi mutfağı da yüksek cazibe barındıran öğeler barındırıyor. Birkaç günlük tatilinizden birkaç aylık karbonhidrat hakkınızı tüketerek dönmeye hazır olun. Mercado Centrale'de yer alan bu sürprizli restoran için önden rezervasyon yaptırırsan iyi olur. Rezervasyonsuz olsan dahi kısa bekleme süreleriyle büyük gruplar halinde içeri alınma ihtimalin yüksek. Bu restoran her biri ayrı bir dünya olan bölümlerden oluşan, dekorasyonuyla insanı büyüleyen bir atmosfere sahip. Floransa'da bir çok yerde olduğu gibi burada da Floransa'nın ünlü bifteği Steak Fiorentina'yı deneyebilirsin. Bunun dışında mekanın bir diğer meşhur ana yemeği ise muhteşem gnocchi'si. Bir tabak dolusu gnocchi sana yorgunluğunu unutturacak, İtalya'nın en güzel şehirlerinden birinde olduğunu derinden hissettirecek. Floransa'da neden Sicilya yemekleri yapan bir yeri öneriyoruz ki? Çünkü bir yerde uzun uzun oturmadan, doyurucu ve uygun fiyatlı klasik bir İtalyan lezzetinden mahrum kalmanı istemedik. Sicilya'da daha iyisini yapıyorlardır mutlaka ama buradaki aranciniler de oldukça başarılı. Farklı iç malzemelerle sunulan arancinilerden özellikle ıspanaklı olanı denemeni öneririz. Küçük bir mekan, yer bulursan oturabilirsin tabii ama aranciyi genellikle sokakta yürürken elde yenen bir çeşit atıştırmalık gibi düşünebilirsin. Burası kapalı bir pazar alanı aslında. İkinci katında kocaman bir yemek alanı mevcut. Farklı tezgahlardan farklı yiyecekleri ve içecekleri alıp ortak alanda yiyebilirsin. Eğer bir futbol maçına denk gelirsen burada büyük ekranlarda verilen maçı izlerken yenen kalabalık ve coşkulu yemeğin zevkini de yaşamış olacaksın. O anda yoğrulup kesilen hamurla yapılmış makarnalar, taş fırın pizzaları, diğer dünya lezzetleri, göz alıcı tatlılar... Ne ararsan var. Yine bir Sicilya lezzetiyle karşındayız ama gerçekten çok başarılı bir örneğine rastladığımız için önermeden geçmek istemiyoruz. Muhteşem cannoli tatlılarıyla meşhur olmuş tarihi bir pastane Ginos. Güzel bir kahve yanına bir tane dışı çıtır içi yumuşacık cannoli... Yürürken azalan enerjin bi anda geri geldi bile! Vivoli'de affogato denenmeden Floransa'dan dönülmez. Affogato bir çeşit kahve temelli tatlı. Bir top vanilyalı dondurma üzerine dökülen espresso ile ortaya çıkan şaheser. Bu tarihi kafenin önündeki kalabalıktan da ne kadar özel bir tat olduğunu az çok anlayacaksın. Vivoli'deki affogato kendine özgü bir görünüme sahip. Fincanın içine köşeli bir şekilde yayılan dondurmanın ortası açılıyor ve bu kısma espresso dökülüyor. Böylece o klasikleşmiş görüntü ortaya çıkıyor. Akşam saatlerin de pizza yiyip ardından açık havada içeceklerinizle hoş vakit geçirmek için; Piazza Santo Spirito'da yer alan Gustapizza ve ardından Volume bar. Manzara eşliğinde kahve için: Oblate Cafeteria. Floransa da diğer İtalya şehirleri gibi alışveriş konusunda insanın çelecek birçok cazibe merkezine sahip elbette. Biz diğer konularda da olduğu gibi burada ucuz yollu alışverişin peşine düşeceğiz elbette ama her gezdiğimiz mağazadan bir şey alacağız diye bir şey yok. Bazen bazı mağazaları sadece gezmek bile çok keyifli olabiliyor. O yüzden yelpazemizi geniş tutalım. Bu arada Floransa'nın sokaklarına kurulan pazarlarda bol bol deri kokusu koklamaya hazır ol. Deri ceketler, çantalar, eldivenler, kemerler... Her yer deri ürünlerle dolu bu şehirde. Burası Floransa'nın meşhur \"department store\"u. Yani çok katlı, açık düzen, farklı markaların kendine ait alanlarının olduğu bir çeşit alışveriş merkezi. Rinascente Firenze birbirinden lüks markaları bünyesinde barındıran bir büyük bir mağaza. Burayı gezmek, fikir almak, fiyat karşılaştırmak için ziyaret etmek isteyebilirsin. İtalya sokak modasının en güzel örneklerini bulabileceğiniz, oldukça ilgi çekici bir mağaza. Hem kıyafetler ilginizi çekecek hem de mağazanın konsepti. Burası çok şık bir vintage store. Eğer buraya zaman ayırırsanız kendine hikayesi olan güzel bir hatıra bulabilirsin. Avangart bir tarza sahip olan konsept bir mağaza. Mağazada dünyaca ünlü tasarımcıların ürünleri de mevcut. Erişilebilir lüks tanımı burası için kullanılabilir diye düşünüyoruz. Bu Danimarkalı hediyelik eşya dükkanı Floransa'da birkaç noktada karşına çıkacak. Zaten içeri girmekten kendini alıkoyamayacaksın. Oyunlar, oyuncaklar, kalemler, boyalar, defterler, ev eşyaları ve daha bir sürü renkli ilgi çekici ürün. Fiyatları da makul. Burası da çok fazla sayıda hediyelik eşya, kırtasiye ürünü, oyun ve oyuncak satan rengarenk bir dükkan. Buradan hem kendine hem de sevdiklerine hatıra hediyelik eşya alabilirsin. Birçok şubesi bulunan bu dükkanda; trüflü, sarımsaklı, biberli vb. içeriklere sahip kaliteli zeytinyağları ve soslar bulabilirsin. Eve dönerken yanında götürmek isteyeceğin, hediye edebileceğin ürünler irili ufaklı boyutlarda satılıyor. 500 yıllık geçmişe sahip tarihi parfümcü... Floransa'da iki mağazası mevcut. Floransa'yı ziyaret eden herkesin kokularını denemeden geçmediği özel bir durak. Geldik gezimizin ikinci durağına... Genellikle Floransa seyahati söz konusu olunca Bologna-Floransa ikilisi tercih edilir ama biz bir değişiklik yapalım ve bu sefer işin içine Siena'yı katalım dedik. Tarihi şehir merkezi UNESCO tarafından koruma altına alınan bu küçük Toskana şehri o kadar güzel, o kadar masalsı ki sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi bir his veriyor. Ayrıca Floransa'ya da oldukça yakın. Biletimizi yukarıda da bahsettiğimiz Trainitalia firmasından alıyoruz çünkü Italo'nun Siena seferi maalesef yok. Gidiş için sabah erken bir saati, dönüş için de geç bir saati seçip uzun ve dopdolu bir gün geçiriyoruz. Hızlı trenle yaklaşık 1 saat 30 dakika süren yolculuktan sonra şehrin tarihi merkezine gitmek için otobüse binmek gerekiyor. İşte burada otobüs durağına varmak için enteresan bir yolculuğa çıkıyoruz. Siena tren istasyonundan dışarı çıktıktan sonra tam karşında bir avm göreceksin. Bu alışveriş merkezine girdikten sonra yürüyen merdivenlerle yukarı çıkman gerekecek. Uçsuz bucaksız gibi görünen bu merdivenler sana bir yerden sonra \"Acaba şu an yanlış şey mi yapıyorum.\" hissi verecek. Ancak emin adımlarla bir yürüyen merdivenden diğerine doğru ilerleyebilirsin, doğru yoldasın. Artık iyice şehrin tepesine doğru çıktıktan sonra merdivenler bitecek ve sokağa adım atacaksın. Sokağa kavuşur kavuşmaz karşı kaldırıma geçip otobüs beklemeye başlayabilirsin. Birkaç duraklık kısa bir otobüs yolculuğundan sonra kendine Piazza del Campo'yu hedef olarak belirleyerek yürümeye başlayabilirsin. Artık buradan sonra gördüğün her şey yanına kar kalacak. Siena'da her yıl biri 2 Temmuz diğeri 16 Ağustos'ta olmak üzere iki kez at yarışları düzenleniyor. Bu yarışlara şehrin 17 mahallesini temsilen 17 jokeyli at katılıyor. Yarış, Piazza del Campo'da düzenleniyor. Meydana gittiğinde yarışın yapıldığı parkuru göreceksin. Eğer seyahat tarihin, yarışların yapıldığı tarihlere denk geliyorsa elbette yapacağın en iyi şey izleyicilerin arasına katılıp bu heyecana ortak olmak olacak. Siena sokaklarında gezerken dikkatini çeken şeylerden biri de bir sokaktan diğerine geçtikçe evlerin duvarlarından sarkan farklı farklı bayraklar olacak. Her mahallede bambaşka renklerde ve desenlerde o mahalleyi temsil eden bayraklar göreceksin. Bu 17 farklı bayrağın örneklerini Siena'daki hediyelik eşya dükkanlarında bulmak da mümkün. Eğer yarışı izlediysen kazanan mahallenin bayrağını kendine hatıra olarak satın alabilirsin. Siena'da görülmesi gereken yerlerin başında elbette Piazza del Campo'da yer alan Palazzo Publico geliyor. Sarayın içindeki freskler, geçmişte şehrin yönetimi ve yapısıyla ilgili birçok ipucu barındırıyor. Bileti hemen girişteki satın ofisinden satın almak mümkün. Siena'da görülecek bir diğer yer ise şüphesiz ki bütün görkemiyle Piazza Duamo'da yer alan Siena Katedrali... Gotik mimariye sahip bu katedral, 1215-1263 arasında inşa edilmiş. Şehirde geçirdiğin kısa süre içerisinde içeriye girme fırsatı bulamasan bile katedrali mutlaka dışarıdan görmek isteyebilirsin. Campo Meydanı'ndan şehrin tepe noktalarına doğru çıkacağın merdivenler, gireceğin dar sokaklar seni şehrin içinde yapacağın en güzel tur için kendiliğinden yönlendirecek. Başladığın noktaya geri döndüğünü de göreceksin zaman zaman. Çünkü şehir gerçekten küçük ve sen kaybolduğunu düşündüğün anlarda bile aslında kalabalığı takip ederek yolunu kolaylıkla bulabileceksin. Siena'da tarihi yapılar içerisinde çok şık restoranlarda çok lezzetli yemekler servis eden birbirinden özel restoranlar mevcut. Eğer şehrin atmosferiyle bütünleşmiş şık bir restoranda güzel bir yemek yemek istersen sana önerimiz Antica Osteria da Divo olacak. Trüflü Risotto, deniz mahsüllü makarna, Steak Fiorentina ve daha birçok seçenek arasından tercihini yapabilirsin. Eğer Siena'daki yemek zamanını atıştırmalıkla hızlıca geçiştirmek istersen sana Pizzeria Gurgu Kebab'ı önerebiliriz. Buradan bütün ya da dilim şeklinde pizzanı alıp ya yürüyerek ya istediğin yerde oturarak yemeğini yiyebilirsin. Siena'da tarihi şehir meydanına gitmek için otobüsten indiğin meydandan itibaren yol boyunca karşına birçok mağaza çıkacak. Kimi yerel kimi global bu markaların mağazalarına göz atmak isteyebilirsin. Tarihi şehrin girişinde OVS mağazası karşına çıkacak örneğin. İtalyan markası olan OVS; kadın, erkek, çocuk ve kozmetik bölümleri olan uygun fiyatlı alışveriş imkanı sunan büyük bir mağaza zinciri. İtalya'nın birçok şehrinde karşına çıkacaktır. Burada da OVS'u ziyaret edip bütçene uygun alışveriş yapabilirsin. Hediyelik eşya için Piazza Del Campo'daki dükkanlara uğrayabileceğin gibi, Floransa'da da mağazası bulunan Legami Milano'ya uğrayabilirsin. Buradaki mağaza Floransa'dakinden çok daha büyük ve çok çeşitli. Hem kendin için hem de sevdiklerin için buradan hatıra eşya satın alabilirsin. Via di Citta üzerinde Cappelleria Bertacchi adında bir şapkacı bulunuyor. Onlarca farklı renk ve modelde birbirinden güzel şapkalar bulabileceğin bu mağazayı da ziyaret edeceğin dükkanların arasına ekleyebilirsin. Bu önerimizle birlikte yazımızın sonuna geliyoruz. Ancak okumaya devam etmek istersen Yine Yeniden Bolonya yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/fransiz-mutfagi-lyondan-sorulur", "text": "Hangi ülkeye ya da şehre gideceğinize nasıl karar veriyorsunuz? Tarihine mi bakıyorsunuz, doğal güzelliklerine mi, kültürüne mi yoksa gece hayatına mı? Bunların hepsinin önemli olduğunu biliyoruz ama damak tadınıza uygun yemek kültürü olmayan bir ülkeyi de şöyle bir kenara ittiğinizi de tahmin edebiliyoruz. Çünkü yemek önemli! İster farklı tatları denemeyi sevin ister sevmeyin bütün lezzetleri denemek için elinizin hiç boş durmayacağı bir yer biliyoruz. Neresi mi? Tabii ki Fransa'nın lezzet kenti Lyon! Merak etmeyin, gelecek fazla kilolar geldikleri gibi giderler. Siz kendinizi sonbahar rüzgarına ve Orta Çağ'dan bu yana var olan Fransız Mutfağı'na ve tadını ömrünüz boyunca unutamayacağınız enfes lezzetlere bırakın. Uçak biletinizi aldıysanız ve \"Tamam, hazırım. Lyon'da nerede ne yenir?'' diye soracak kıvamdaysanız işte cevabı! Lyon'a gittiğinizde ufak ufak birçok mekanla karşılaşacaksınız. Küçük olduklarına aldanmamanızı tavsiye ederiz. Çünkü bu küçük yemek evlerinin lezzetleri çok büyük! Fransa'nın zengin ailelerine yemek yapan yetenekli insanların Sanayi Devrimi'nin ardından kendi işlerinin patronu olma isteğiyle açılmaya başlayan bu Lyon restoranları oldukça köklü. Üstelik bu noktalarda adlarını bile duymadığınız lezzetler deneyimlemeniz de olası. Bu restoranlardan lezzetiyle en üst sıraya çıkanlardan biri de Cafe des Federations. Gidip deniz ürünleriyle daha önce denemediğiniz tatlarla dolu bir yolculuğa çıkmanızı öneririz. Biliyorsunuz ki Fransa, peynir ve üzüm cenneti. Peki, Fransa'nın en mükemmel içecekleri ve en lezzetli peynirleri nerede bir araya geliyor dersiniz? Evet, doğru tahmin ettiniz, Lyon'da! \"Hangi Lyon restoranına gitmeliyim?'' diye soracak olursanız cevabımız La Bouteillerie olacak. Üstelik dizaynına ve atmosferine de hayran kalacağınızı garanti ederiz. Hazır dünya çapında peynir ithalatıyla ünlü Fransa'nın sınırlarındayken, hem de Lyon'dayken, otlu yumuşak peynir ve rokforu denemeden dönmeyi düşünmeyin. Tatlı sevenleri Lyon'a alalım, hatta onlara özel uzun bir tatil planlaması yapalım. Ne demek istediğimizi Lyon'un bir pastanesinde, önünüzdeki pastadan bir çatal aldığınızda anlayacaksınız. Her sene Dünya Pasta Yarışması'na ev sahipliği yapan bir kentten de bu beklenir zaten, öyle değil mi? Tatlılarıyla kalbinizi çalacak bir mekan arıyorsanız A La Marquise tam size göre! Creme caramel ve çikolata, küraso likörü, badem ezmesinden yapılan coussins de Lyon, A La Marquise'de mutlaka denemeniz gereken tatlar. Küçük, kenarda köşede kalmış bir yerden nasıl böyle mükemmel tatlar çıktığına çok şaşıracaksınız. Haydi biraz restoranlardan çıkın, Lyon sokaklarında ufak bir yürüyüş yapın. Sakın bu yürüyüşün sizi lezzetten uzak dakikalar yaşatacağını düşünmeyin. Lyon'da bulunan Quai St. Antoine Pazarı Lyon lezzetlerini sokakta da deneyimleyebileceğinizin başlıca kanıtı! Bir bölümden şarap, diğer bölümden istiridye alıp yürüyüşünüze devam edebilirsiniz. Lyon'a lezzetin başkenti derken haksız değildik! Turna balığının özel bir hamur içerisinde kaynatılmasıyla hazırlanan quenelles de brocket, dillere destan kaz ciğeri, Lyon'da sevilerek tüketilen işkembenin, hardal ve limonla buluşmasından doğan tablier de sapeur... Lyon'a özgü yemeklerin yenilmesi gereken hiç kuşkusuz ki Au Fevrier Vieux Lyon. Küçücük masaları, kırmızı ve kahverenginin tasarımı, bardakların bulunduğu vitrini ve içten çalışanlarıyla sizi evinizde gibi hissettirecek bir restoran olduğuna emin olabilirsiniz. Bütün yemeklerin tadına bakmak isteyeceğiniz bu mekana gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı da unutmamanızı öneririz. Lyon sevgisi başkadır. Lyon uçak bileti almış gezginin hedefleri bellidir. Sadece yeni bir şehir göreyim, değişiklik olsun diye gitmez. Siz de Pegasus'ta uygun Lyon uçak bileti fiyatlarına göz atıyorsanız, bu restoranları şimdiden listenize ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/french-oje-ile-kas-gezi-rehberi", "text": "Dikkat! Bu bir \"yapmadan dönme!\" rehberi değil, bir öneri serisidir. Çünkü bence tatiller görev listeleriyle dolmamalı, dinlenme odaklı olmalıdır. Ben de herkes gibi tatilde yapılabilecekler listemle gittim ve tatil bittiğinde hepsini yapmıştım. Kaş'a yıllardır gidenler bunun ne büyük bir aşk olduğundan bahsederken öyle boş boş bakardım. Tam zamanında kalkan Pegasus uçağından inince bile sizi bekleyen 2-2,5 saatlik yoldan sonra ulaşılan varış noktasının yorgunluğunu, oraya duyulan aşk dışında bir şey hafifletemezmiş gerçekten. Kaş'ı o kadar sevdik ki İstanbul'a dönüş yoluna çıkmadan ekim ayı rezervasyonumuzu yaptırdık. Çünkü hepimiz bu lacivert sularda bir kez daha yüzmeden kışa giremeyeceğimizden emindik. - \"Nerede kalsak?\" derseniz tam bir Kaş aşığı olan Oylum ve Onur'un işlettiği Kuytu Terrace'ı öneririm. Biz rezervasyonumuzu aylar önce yapmıştık, çünkü 10 odası da hemen doluyor. Pansiyon hem her yere yakın hem Meis Adası manzaralı hem de her odası birbirinden şık. Kendileri de aslında seyahat bloggerı oldukları için önerilerini dikkate alarak tatil programımızı hazırlamıştık. Bunun üzerine her sabah kahvaltıda havanın durumuna göre planlarımız önerileriyle yeniden şekillendi. Kuytu Terrace'ı Instagram'dan takibe alarak arada açılan boş odaları öğrenebilirsiniz. Kahvaltıları muazzam, odaları ise kendi evlerinden zevkli detaylarla renklenmiş birer Pinterest karesinden farksız. - Uçağınız sabahsa ve Kaş'a otelinizin check-in saatinden çok önce vardıysanız size Dudu Mutfak'ta uzun ve keyifli bir kahvaltı öneriyorum. Rezervasyon almıyorlar, kapıya gidip boş yer varsa oturuyorsunuz. Servis harika, her şey inanılmaz lezzetli, çift kişilik büyük kahvaltısı oldukça doyurucu. - Herkesin çok sevdiği beach'lerden Derya, Küçük Çakıl Plajı'nın hemen yanında. Servisi ve menüsü çok iyi, fiyatları uygun ve giriş ücreti almayıp kişi başı 200 TL harcama limiti koyuyor. Bu da tüm gün kalanlar için çok mantıklı. Derya Beach'i biz de çok sevdik. Toscana pizza yemeye doyamadık. Derya'ya sabah 11.00 gibi giderseniz boş yer bulmakta zorlanmazsınız. Yoğun sezonlarda sabahın erken saatlerinde şezlonga havlu atmaya giden tatilcilerin olduğunu duyduk, ama biz haziran ayı tatilcileri için buna çok gerek kalmadı. - Hidayet Koyu/Blanca Beach de çok sevilenler ve önerilenler arasındaydı. Kaş'ın Çeşme'si gibi düşünebilirsiniz burayı. Son iki günümüzü burada geçirdik. Hizmet kalitesi yine çok iyiydi, deniz her zamanki gibi çok güzeldi ve tabii ki pizzası denendi. Cafe de Paris soslu bonfileli pizzaya aşık olundu. Şezlong kişi başı 100 TL, şemsiye de 20 TL. Menüsü oldukça zengin ve lezzetli. Diğerlerinden biraz daha pahalı, ama kesinlikle keyifli ve konforlu vakit geçiriyorsunuz. Rezervasyonlu çalışmıyorlar, çok popüler bir beach olduğu için yine erken saatlerde gitmenizde fayda var. - Yediğimiz en lezzetli mezeler Zühtü'deydi. Pancarlı bulgurlu cacık, susamlı ve acılı istiridye mantarı, hellimli karides ve portakal, köri ve frenk soğanlı levrek ile tahinli rokalı portakallı salata favorilerimizden oldu. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı öneririm, çünkü mekan çok büyük değil. - Demeti'nin ambiyansını çok sevdik. Güzel masalar için biz önceden rezervasyon yaptırdık, ama mekan son dakika gelenleri kapıdan çevirmemek için tamamen rezervasyona dayalı çalışmıyor. Uzun saatler keyifle oturup yeme-içmelik. Sıcak Ege otlarına ve favasına özellikle bayıldık. - Tekne turu yapmak isterseniz Dragoman ile Kekova turunu öneririm. Batık şehrin büyüsünde kaybolup, en güzel koylarda yüzüp, Kaleköy'deki ANKH Cafe'nin tamamen ev yapımı dondurmalarıyla bu güzel turu bitirebilirsiniz. Turlar kişi başı 450 TL, teknede müzik yok ve ev yemeği var. - Akşam biraz eğlenelim derseniz Loop güzel bir fikir. Müziği ve kokteyllerini sevdik. - Canlı müzik ve güzel bir gün batımı derseniz Oxygen'in canlı müzik programını takip edin. Kaş merkeze arabayla 5 dakika uzaklıkta. Cool bir gün batımı aktivitesi. - Kaputaş'ı unuttum sanmayın... Gezilecek görülecek yerlerle dolu olan Kaş, en çok da Kaputaş manzarasıyla bilinir. Büyüleyici, Pinterest'ten fırlamış gibi halk plajlarının en şık hali olsa da orada bir tam günü geçiremeyeceğinizi üzülerek belirtmek isterim. Kayaların ısınmasıyla gün içinde son derece bunaltıcı bir sıcaklığa ulaşan dünyalar güzeli bu koya sabahın erken saatlerinde ya da akşam gün batarken gelip vakit geçirmenizi öneririm. İki şezlong ve bir şemsiye 120 TL, menüsü son derece zayıf, lezzetsiz ve pahalı. Lavabolar ise hijyenik olmaktan çok uzakta. Önerim orada sadece 2-3 saat geçirmeniz ve eğer yemek konusunda seçici iseniz yiyeceğinizi yanınızda götürmeniz. Kaş önerilerinizi ve bu listeye eklemek istediklerinizi bekliyorum, sıra sizde! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsanız Marmaris'in En Güzel Plajları ve Koyları yazımıza geçebilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/french-ojenin-datca-gezi-rehberi", "text": "Bu yazı görmediğim yerlere ayırmaya karar verdiğimde aklıma ilk gelen Kaş, ikinci gelen ise Datça olmuştu. Öve öve bitirilemeyen, gidenin her sene gitmeye devam ettiği Datça ile yolumuz birkaç kez kesişse de bir türlü tanışamamıştık. Bu yaz o yazdı işte. Lafı fazla uzatmıyorum, hadi birlikte gezelim! Pegasus'tan uçak biletinizi ayarlayıp sabah uçağıyla Dalaman'a iniş yaptığınızda, otelinizin yerine ve tatil programınıza göre araç kiralamanızı ya da Dalaman-Datça transferlerini tercih etmenizi önerebilirim. Öncelikle söylemeliyim ki Dalaman'dan geçilen diğer tatil durakları gibi Datça'nın da mevsimi sonbahar. Eylül-ekim aylarında ya da beklemek istemiyorsanız haziran ayında yüksek sezondan daha iyi bir Datça ile karşılaşabilirsiniz. Bunu ben değil, orada yaşayanlar söylüyor. Otelimiz Gocakapı'ydı. Pinterest'ten fırlamış gibi güzeller güzeli, 5 odalı, muhteşem avlulu bir butik otel burası. İstanbul'un karmaşasından sonra ona kavuşmak, tatile iyi bir başlangıç oldu. Butik otel, oda+kahvaltı sistemiyle çalışıyor. Sadece 2 çalışanı var ve her şeye fazla fazla yetiyorlar. Sabahları bize kahvaltı hazırlanırken bahçedeki kediler besleniyor, yan evlerden gelen badem kırma çalışmaları ortamı daha da samimi kılıyor. Kahvaltı çok çeşitli mi? Hayır, ama sade tabaklar, ürünlerin kalitesi, başarılı servisler ve bittikçe doldurulan çeşitler, onların da israf sevmediğini düşündürdüğü için bizi daha da mutlu etti. Gocakapı'nın özeni, mimarisi, düzeni Datça diyince aklıma gelen en güzel detaylardan olacak. Yol ve tatil rotası konusu da burada devreye girdi. Datça'nın bulunmayı en sevdiğimiz yeri olan Eski Datça ile otelimiz 35-40 dk mesafedeydi, ama diğer yandan da otelimiz tüm büklere 10-15 dk mesafedeydi. Bu da güzel haber. Yani kahvaltıdan sonra tam bunaltan öğle güneşinde pırıl pırıl deniz ile aramızda sadece 15 dakika vardı. Tatilinizi Datça'nın hangi kısmında geçirmeyi planlıyorsanız konaklama seçeneklerinizi de ona göre seçmenizi önerebilirim. Datça'nın bu sene turist akınına uğramasının nedenlerinden birinin Çeşme, Bodrum, hatta Kaş gibi tatil diyince ilk akla gelen yerlerdeki fiyatların uçması olduğunu düşünüyorum. Çünkü gittiğimiz mekanlarda gelen hesaplar, yaşadığımız şehirden bile uygundu. Bu bir tatilci için şok edici gerçekten. Deniz için biraz büklere, biraz da Kargı Koyu'na gittik. İlk gün gittiğimiz Palamutbükü'ndeki Mavi Beyaz Beach, tüm içecekleriyle ağlatırken pizzası ile unutulmayacaklar arasında yer aldı. Pizzayı yapan şefin Konyalı olduğunu, ancak yurt dışında yaşadığını ve orada eğitim almış bir pizza şefi olduğunu öğrendik. Eğer bu sene giderseniz mutlaka pizzasını deneyin. Tabii Mavi Beyaz'ın şefleri her sene değiştiği için seneye bu önerim geçerli olmayabilir. Palamutbükü'nün en çok önerilen plajı Beyaz İnci'ydi. Biz sadece pazar günümüzü Palamutbükü'ne ayırdığımız için yer bulamadık, ama sizin aklınızda bulunsun. Sonraki gün gittiğimiz Kızılbük'te yan yana iki ayrı işletme, bir de otel ve otele ait plaj var. Otel dışındaki iki plajın da birbirinden hizmet olarak farkı yok. Gabaklar'ın girişi ücretsiz, diğerinde 200 TL harcama limiti var (Ağustos 2022). Yemekleri lezzetli, hizmetleri iyi, fiyatları da birbirine yakındı. Yanlarındaki Duman's Beach ise bir otele aitti ve bence en güzel plajdı. Sadece otel müşterilerinin kullanımına sundukları minik bir kanoları bile var. Eğer 1-2 gece oralarda kalmak isterseniz bence keyifli vakit geçirebilirsiniz. Kızılbük'ün yanındaki diğer büklerde Kızılbük kadar büyük bir alan olmadığı için onları tercih etmedik. Gelelim çok önerilen Kargı Koyu'na... Kargı Koyu'nda meşhur Bizim Ev Datça ve birkaç işletme, yanlarında da halk plajı var. Plaj kısmı -Bizim Ev de dahil- kısacık. Uçsuz bucaksız kumsallarda olmayı hayal ederken o kısacık plaj bize çok da çekici gelmedi. Bizim Ev, plaj kısmına dışarıdan da misafir kabul ediyor. Giriş kişi başı 250 TL ve rezervasyon zorunlu (Ağustos 2022). Çimenlik alanını ve büyük bahçesini kullanmak isterseniz yer bulmakta zorlanabilirsiniz. Kargı Beach'te ise 2 gün geçirdik. Plajı yok, işletme ve hizmet açısından çok iyiler. İskeleden denize girmeyi çok sevdiğimiz için de genellikle iskeledeydik. Harcama limiti kişi başı 200 TL (Ağustos 2022). Akşam yemeklerimizi Eski Datça'da yedik. Favorilerimizden biri Artolive oldu. Ayaküstü bir şeyler atıştıralım derken saatlerce kalkamadık. Badem soslu ızgara köftesini, tavuklu bademli salatasını, ama en çok da Ege sıcak ot tabağını sevdik. Fiyatları çok uygun, şaşılacak derecede uygun hem de. Rezervasyona gerek olacağını sanmıyorum, sakin bir restoran. Sonraki akşamımızı Agapi Kafe'de geçirdik. Burada rezervasyonsuz yer bulamayabilirsiniz. Birer içecek ve ortaya atıştırmalıklar söyleyip bu güzel bahçenin tadını çıkardık. Tatilde olduğunuzu hissettiren güzellikte bir mekan. Servis yine çok iyiydi. Sıra meşhur Mayan'da. Gün batımıyla başlayan keyfiniz geceye kadar sürecek, çünkü Mayan övüldüğü kadar varmış, bayıldık! Siz de Datça tatilinizin en az bir gecesini buraya ayırın! Marinada teknelerin ardından güneşin batışını izlerken esen rüzgarla serinleyip nefis içecekleri ve meşhur tacolarıyla keyif yapabilirsiniz. Eski Datça'ya bir takı molası için geri dönüyoruz hemen. Instagram'da da çok tanınan Buket Köksalar'ın dükkanına uğramadan geçen bir tatili hayal edemezdim. Buket'in tamamı kendi tasarımı olan takılarına Instagram üzerinden de ekim ayı itibarıyla ulaşabilirsiniz. Ama oralardaysanız bu planı sakın atlamayın. Son günümüzü güzel Knidos'a ayırdık. Ve son gün batımımızı... Burada bir gün batımı yaşanmadan dönülmez diyenleri çok iyi anladım. Akdeniz ile Ege'nin birleştiği bu büyülü yer biz gittiğimizde çok rüzgarlıydı, ama antik şehri gezmenin keyfi bir başkaydı. Müze Kart ile ücretsiz olarak gezebilir ya da kapıda bilet alabilirsiniz. Bu arada gün batımı öncesi ya da sonrası için antik limanda bir restoran var. Oldukça şık ve temiz. Bu öneri ile Datça gezi rehberi son buluyor. Ancak okumaya devam etmek istiyorsanız French Oje ile Kaş Gezi Rehberi'ne geçebilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/galata-kulesi-hikayeleri-bir-istanbul-masali", "text": "- Galata Kulesi Masalları - Bir İstanbul Efsanesi: Galata Kulesi'nin Aşk Hikayesi - Galata Kulesi Ne Zaman Kim Tarafından Yapıldı?: Geçmişe Günümüze Bir Zaman Yolculuğu - Galata Kulesi Nerede, Nasıl Gidilir?: Galata Kulesi Ulaşım Seçenekleri - Galata Kulesi'nin Özellikleri - Galata Kulesi Tarihine Kısa Bir Bakış - Hezarfen Ahmet Çelebi Meselesi - Galata Kulesi Giriş Ücreti ve Diğer Bilgiler - Galata Kulesi'nin Çevresinde Neler Var? - Galata Kulesi Çevresinde Neler Yapsak? İstanbul silüetini hayal ettiğimizde ilk başta ortaya Galata Kulesi'ni koyarız. Çevresine diğer İstanbul yapıları dizilir. İstanbul gezilecek yerler denilince de ilk Galata için plan yaparız. Çünkü hem Galata Kulesi'ni hem çevre sokaklarını çok severiz. Biz kimiz? Seyahatseverler. Sen de bizdensen ucuz İstanbul uçak biletini al ve bu tarihi kulenin gölgesinde İstanbul masalını yaşa. Ama öncesinde bu tarihi masalın hikayesini ayrıntılarıyla bizden dinle. Sonrasında ise Galata Kulesi ile ilgili tüm detaylara ulaş. Haydi, hazırsan Galata Kulesi'nin büyüsünün peşine takılalım. İstanbul'un biriciği Galata Kulesi; bazıları insan hayal gücünün eseri, bazıları da tarihi belgelerle kanıtlamış hikayeleriyle pek meşhur. İstanbul silüetine gizemli bir hava katan Galata Kulesi'nin hikayelerine, İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası kitabından bir örnekle başlayalım. Kitapta, İstanbul'a ilk kez gelen denizci Cenevizlilere, ak martının karanlıkta yol gösterdiği anlatılır. İnançlarının bir tezahürü olarak martıyı Hz İsa ile özdeşleştiren Cenevizliler, onu yuvasına kadar takip ettikten sonra yakalar, pişir ve yerler. Yuvasının bulunduğu yere de onun hatırası için Galata Kulesi'ni inşa ederler. Galata Kulesi'ne beraber çıktığın kişiyle evlenirsin derler. Bu efsane, Roma döneminden kalma. Galata Kulesi'ne ilk kez beraberce çıkan bir kadın ve erkek, mutlaka evlenirmiş o zamanki inanca gör. Eğer taraflardan biri, önceden kuleye çıkmışsa bu tılsım bozulurmuş ama. Ayrıca eğer kuleye beraber çıkacak çiftin kaderinde kavuşamamak varsa karşılarına mutlaka bir engel çıkarmış. Yani Galata Kulesi, bir ömür beraber yaşamayacak çiftleri kabul etmezmiş. Bir çift olarak Galata Kulesi'ne çıkarsanız aklınızda bulunsun. Galata Kulesi'nin bir efsanesi var, üstelik o kadar romantik ki... Efsaneye göre Galata Kulesi ile Kız Kulesi birbirine aşıktır ama aralarında bulunan İstanbul Boğazı, sevgililerin kavuşmasını engellemektedir. Galata Kulesi aşkını mektuplara yazar yıllarca ve Kız Kulesi'ne olan hasretini kelimelere döker. Hezarfen Ahmet Çelebi de uçma hayalini gerçekleştirmek için buraya çıktığında, Galata Kulesi onun kulağına Kız Kulesi'ne olan aşkını fısıldar ve mektupları ona verir. İstanbul'un üflediği rüzgarı arkasına alan Hezarfen, mektupları Kız Kulesi'ne ulaştırır. Aşkının platonik olmadığını anlayan Kız Kulesi, sevinçten havaya uçar ve bu iki aşık, İstanbul'un en güzel manzarasını oluşturur. Galata Kulesi, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında fener kulesi olarak inşa ettirilmiş, ancak Cenevizliler kuleyi 1349 yılında yeniden inşa etmiş. 1500'lü yıllarda ise depremden zarar gören kule, Mimar Hayreddin tarafından onarılmış. III. Selim döneminde ise kulenin üst katına bir cumba eklenmiş. Kule, 1831'de bir yangın daha geçirince II. Mahmut kulenin üzerine iki kat daha çıkmış. Son olarak 2020 yılında tekrar restore edildi. - Taksim-Tünel nostaljik tramvayı tasarımında bir bilet gişesi yer alıyor. - Zemin katta, bilet kontrol ve güvenlik noktası bulunuyor. - Birinci kat, müze mağazası olarak kullanılıyor. - İkinci katın bir kısmında kulenin gözlemevi olarak kullanıldığı dönemi anlatan bir sergi bulunuyor. Diğer kısmında ise Hezarfen Ahmed Çelebi'nin Galata Kulesi'nden süzülüşünün bir animasyonu gösteriliyor. Ayrıca burası simülasyon alanı olarak da kullanılıyor. - Üçüncü katta Kurtuluş Savaşı'na ait kule fotoğrafları yer alıyor. - Dördüncü katta ise Galata Kulesi ve surlarına ait bilgi ve eserler sergileniyor. - Kulenin beşinci katında, Galata Kulesi ve İstanbul ile ilgili eserlerin bulunduğu kalıcı sergi alanları bulunuyor. - Altıncı kat geçiş alanı olarak kullanılıyor. Asansör bu kata kadar çıkabiliyor. - Geçici sergi alanı olan yedinci katta ise İstanbul'un bir bölümünü gösteren maket bulunuyor. Pencere önlerinde ise seyir dürbünleri bulunuyor. - Sekizinci kat ise seyir terası olarak kullanılıyor. Galata Kulesi, Karaköy'ün üst kısmında, Beyoğlu ilçesinin Galata semtinde bulunuyor. Dilersen Yenikapı-Hacıosman metro hattı ile Şişhane durağında inip İstiklal Caddesi üzerinden yürüyerek 5 dakikada ulaşabiliyorsun. Anadolu yakasından geleceksen Karaköy vapuruyla karşıya geçip tüneli kullanarak Taksim'e, oradan da 5 dakika yürüyüş ile Galata Kulesi'ne kavuşabilirsin. Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olarak kabul ediliyor. 528 yılından beri İstanbul'u süsleyen yapı, dünyanın en eski kulelerinden. Hala dimdik ve güçlü olan kulenin önünde eğilesimiz geliyor. Galata Kulesi özellikleri bakımından da dikkat çekici. Yüksekliği yerden çatının en uç kısmına kadar 69.90 metre. Zeminde bulunan çukurlarda yapılan araştırmalarda kafa tasları ve insan kemikleri bulunmuş. Buradan, bir zamanlar kulenin zeminin altının zindan olarak kullanıldığı çıkarılıyor. Yapılan statik hesaplamalara göre 10.000 ton olan kule, sade tasarıma rağmen çok ihtişamlı. Tarihi boyunca birçok savaş yaşayan İstanbul, 1204 yılındaki 4. Haçlı Seferi'nde bir hayli yara almış ve neredeyse tamamen yıkılmış. 1348 yılında Cenevizliler surlara ek olarak kuleyi de onarmış. Bu onarma çalışmasına, Galata Kulesi'ni yığma taşlardan yeniden oluşturmak da diyebiliriz. Kulenin adını da İsa Kulesi koymuşlar. Bu tarihte İstanbul'un en yüksek binası olan kule, 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule, Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra da neredeyse her yüzyılda bir yenilenmiş. Bir fener kulesi olan Galata, bu tarihten sonra birçok farklı şekilde kullanılmış. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı, Sultan III. Murat döneminde rasathane, 1717'den itibaren de yangın kulesi olarak kullanılmış; ancak birçok badire atlatmaya da devam etmiş. Galata Kulesi aslında oldukça talihsiz. Şöyle ki III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Ardından onarılan kule, 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve yeniden onarılmış. O da ne? 1875 yılında koca kulenin bir fırtınada külahı devrilmiştir. Nihayet 1967'de tamamlanan son onarımla kule bugünkü görünümüne kavuşmuş. Daha önce de söylediğimiz gibi son restorasyon da 2020 yılında yapıldı. Kulenin tarihini anlattık ama İstanbul'a olan estetik katkısını da yadsıyamayız. Şimdi sıra burayı keşfetmeye geldiyse birkaç bilgi vermemiz gerek. Galata Kulesi giriş ücreti 2023 yılı itibarıyla 175 TL. Kulenin çalışma saatleri ise 08.30-23.00 arası. Güncel bilgi almak için Galata Kulesi web sayfasını ziyaret edebilirsin. Galata Kulesi'ne asansörle çıkıyorsun. Bir yere kadar sana asansör eşlik etse de son iki katında merdiven kullanmak durumundasın. İnişte ise asansörü kullanamıyorsun. Galata Kulesi'nin üst katı restorana ayrılmış durumda. Türk mutfağının eşsiz menüsünün bulunduğu bu restoranda, tarihle iç içe muhteşem bir manzarayla yemek yeme deneyimini bünyenle tanıştırabilirsin. Galata Kulesi'nin çevresinde birçok kahve mekanı sıralayabiliriz. Gezilecek yerler, alışveriş caddeleri, tarihi mekanlar... Hem mimari estetiği hem bulunduğu merkezi lokasyon hem de manzarasıyla muhteşem şeyleri tek nefeste sunan Galata, İstanbul ziyaretinde ilk uğrayacağın yer olacak muhtemelen. Kuleden İstanbul'un sahil kesimi tamamen izlenebiliyor. Yani Haliç ve İstanbul Boğazı panoramik olarak ayağının dibinde. - Eğer kuleyle harika bir fotoğraf çektirmek istersen Galata Kulesi'ni arkana alacağın Konak Restoran'a mutlaka uğra. Burada önce bir kahve içip sonra Galata ile fotoğraf çektirebilirsin. Konak Restoran, kulenin sağ tarafında bulunan yokuştan indiğinde bulabileceğin kadar yakın. Galata ile fotoğraf çektirmenin bir yolu da kulenin tam karşısındaki sokağa girmek. Sokağın başında vereceğin pozda, kulenin tam arkadan boylu boyunca sana eşlik ettiğini göreceksin. - Konak Restoran'a alternatif olarak kule manzarası görebileceğin diğer mekanlar ise şöyle: Barnathan, Firuzende, Şirin Fırın, Güney Restoran, Nuit Teras. - Kulenin çevresi hep hareketli. Kafe ve restoranlar derya deniz fakat aşağı indiğinde Karaköy'e varacağını ve orada da seni muhteşem kafelerin beklediğini bilmelisin. - Kale ile vedalaşıp İstiklal Caddesi'ne çıkmaya karar verdiysen Galip Dede Caddesi'nden doğru yukarı çıkarken seni muhteşem restoran ve butik kafeler bekliyor. - Galip Dede Caddesi; hediyelik eşyalar, el yapımı takı aksesuarlar ve enstrüman dükkanlarıyla ayrıca değerlendirilmesi gereken bir gezi rotası. Kıymetini bil! - Farklı bir etkinlik için Galata Mevlevihanesi'ne uğrayabilirsin. Burada turistler oldukça fazla. Özel etkinliklerin düzenlediği bu mevlevihaneye girmek ücretli. - Yine Galata sınırları içinde bulunan Kırım Kilisesi de uğraman gereken yerlerden. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'nin En Romantik Yerleri: Sevgililer Günü'nde Gidilecek Yerler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gaziantep-gezi-rehberi-gaziantepe-nasil-gidilir-ne-zaman-gidilir", "text": "- Gaziantep'e Nasıl Gidilir? - Gaziantep'e Ne Zaman Gidilir? - Gaziantep Kaç Günde Gezilir? Ya da Gaziantep'i Gezmeye 2 Gün Yeter mi? - Gaziantep'te Gezilecek Yerler - Gaziantep'te Ne Yenir, Nerede Yenir? Uçak biletini alıp İstanbul Sabiha Gökçen'den Pegasus ile yaklaşık 1,5 saat süren uçuşun ardından Gaziantep Oğuzeli Havalimanı'na vardık. Ancak uçak dışında araba ve otobüsle de şehre gitmeniz mümkün. Uçak değil de özel araçla Gaziantep'e gidecekler için şuraya haritayı da bırakalım. - Gaziantep Adıyaman arası 149 km - Gaziantep Hatay arası 196 km - Gaziantep Kahramanmaraş arası 80 km - Gaziantep Kilis arası 64 km - Gaziantep Şanlıurfa arası 137 km - Gaziantep Osmaniye arası 107 km Gaziantep'e sefer düzenleyen otobüs firmalarından herhangi biri ile şehre gidebilirsiniz. Ancak bu seçeneği yine yakın mesafeler için öneriyoruz. Çünkü özel aracınızla seyahat etmeye benzemez otobüs yolculuğu. İstediğiniz zaman mola veremezsiniz, şişen ayaklarla şehri rahat gezemezsiniz. Enerjinizi şehir turuna saklamak istiyorsanız hava yolunu tercih edin. Havalimanına vardıktan sonra, şehir içi ulaşım için otobüs ya da minibüs kullanmak zorunda kalmadık. Sağ olsun Mehmet'in kuzeni Cem abi bizi gelip aracıyla aldı. Eğer siz de araç kiralayıp şehri gezmeyi planlıyorsanız havaalanının Gaziantep merkeze yaklaşık 20 30 dakikalık bir mesafede olduğunun altını çizelim. Ayrıca HAVAŞ servislerini ve Karataş ya da Balıklı otobüslerini de kullanabilirsiniz ulaşım için. En son seçenek ise tabii ki taksi. Şehir içi ulaşım için Gaziantep'te otobüs, minibüs, tramvay ve Gazibis seçenekleri bulunuyor. Hatlar ve saat bilgileri için Gaziulaş sitesine bakabilirsiniz. Biz geçen sene Aralık ayında gitmiştik. Her ne kadar kış mevsimi olsa da ilk paragrafta da belirttiğimiz gibi üşümedik, hatta terledik. Montları elimizde taşıdık. Şanslıydık açıkçası. Ama size orada bizzat yaşayanlardan aldığımız bir tavsiye Gaziantep'i ya sonbaharda ya da ilkbaharda ziyaret etmeniz yönünde. Sabah erkenden kalkıp oyalanmadan belli bir program dahilinde hareket ederseniz Gaziantep gezisi için 2 günün yeterli bir süre olduğunu söyleyebiliriz. Bu şehire ilk gelişimizdi ve bir daha da elimize böyle bir fırsatın geçmeyeceği düşüncesi ile Gaziantep'e gidip de görmeden dönülmemesi gereken her yeri görmeye çalıştık. Bu yazıda sadece listeler halinde gezip gördüğümüz yerlerin isimlerini paylaşacağız. Detayları okumak için \"Gaziantep'te Gezilecek Yerler Listesi: 2 Gün 22 Mekan\" başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz. - Zeugma Müzesi - Emine Göğüş Mutfak Müzesi - Medusa Cam Eserleri Müzesi - Hamam Müzesi - Gaziantep Kalesi - Gaziantep Kahramanlık Panoraması Müzesi - Kurtuluş Müzesi - Bakırcılar Çarşısı - Baharatçılar Çarşısı - Zincirli Bedesten - 14 Şehit Anıtı - Yeni Han - Gümrük Han - Millet Han - Bey Mahallesi - Oyun ve Oyuncak Müzesi - Atatürk Anı Müzesi - Ali İhsan Göğüş Müzesi - Botanik Bahçesi - Masal Parkı - Fıstık Bahçesi - Turkcell İletişim ve Uzay Müzesi Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun bize gördüklerinizi anlatın lafı Gaziantep için geçerli değil maalesef. O yüzden affınıza sığınarak yediklerimizi, yiyemeyip aklımızda kalanları buraya uzun bir liste halinde bırakıyoruz. Ne de olsa 2015 yılında UNESCO'nun \"Yaratıcı Şehirler Ağı\"na Türkiye'den gastronomi alanında dahil olan ilk şehirden bahsediyoruz. - Fıstıklı baklava - Cartlak kebabı - Pirpirim aşı - Malhıtalı Köfte - Haytalya - Çağla Aşı - Muhammara - Sarımsak Kebabı - Firik pilavı - Alinazik - Hedik - Küşleme - Simit kebabı - Katmer - Menegiç kahvesi - Nohut dürüm - Beyran çorbası Detayları merak ediyorsanız \"Gaziantep'te ne yenir, nerede yenir?\" başlıklı yazımıza bekliyoruz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gaziantep-mutfagi", "text": "- Kahvaltı MSM Erikçe - Simit ve Çikolatalı Katmer Akşam Simit - Küşleme Halil Usta - Meyveli Kebaplar Mutfak Sanatları Müzesi Gaziantep - Ciğer Löküs Ciğer - Kebap ve Beyran Yesemek - Gece Beyranı Sakıp Usta - Nohut Dürüm Recep Usta - Ali Nazik İmam Çağdaş - Gaziantep Ev Yemekleri Aşina - Sıra Gecesi ve Ev Yemekleri Kırkayak Antep Evi - Sıra Gecesi Bambu - Şık Akşam Yemeği Bayazhan - Şık Akşam Yemeği Hışvahan - Burger BurgerCheck - Beyran Metanet - Künefe Cumba Künefe - Katmer Zekeriya Usta - Baklava Almacı Pazarı Güllüoğlu - Baklava Koçak - Baklava Ayıntap Baklavaları - Baklava Çelebioğulları - Menengiç Kahvesi Tahmis Kahvesi - Dibek Kahvesi ve Zahter Çayı Kır Kahvesi \"Türkiye'de mutfağı en zengin şehir hangisi?\" diye bir soru sorulsa sanırım birçok kişi öncelikle Gaziantep cevabını verir. Öyle bir şehir ki yemekleri, tarihi güzelliklerin ve müzelerin önüne geçmiş. Katmerden yuvalamaya, kebaptan baklavaya Gaziantep yemeklerinde birçok detay var. Gaziantep'i hala görmediyseniz ve yemeklerini tatmadıysanız hayatınızda büyük bir eksik var demek. Çünkü Gaziantep, gastronomi alanında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün \"Yaratıcı Şehirler Ağı\"na giren Türkiye'deki iki şehirden biri. Diğeri de Hatay. Şimdi, \"Gaziantep'te nerede ne yenir?\" sorusuna cevap vermeye başlayalım. Gaziantep'te genelde kebaplar, baklavalar biraz daha ön planda; ama kahvaltı öğününde gidilebilecek yer sayısı da hayli fazla. Ama MSM Erikçe benim gözümde artık bir adım daha önde. Neden mi? Çok uygun bir fiyata 3 öğünlük yemek yiyebiliyorsunuz. Önce kahvaltılık normal şeyler geliyor; sonrasında börekler, nohut, Antep zeytini ve katmer derken masada yer kalmıyor. Şehrin biraz dışında da olsa mutlaka deneyimlemenizi öneririm. Şehrin en eski kahke üreticisi olan Akşam Simit, her zaman ön planda olan bir Antep mekanı. Son kuşaktan olan Ömer Bey genç olmasına rağmen deneyimi ve dinamizmi ile misafirlerini rahat ettirmeye çalışıyor. Kahvaltı deneyimleyebilirsiniz fakat benim önceliğim gün içinde ziyaret ederek simit, katmer veya çikolatalı katmer denemeniz. Pişman olmazsınız. Büyük bir kebap zinciri olabilir miydi? Evet. İmam Çağdaş, Güllüoğlu gibi şubeleri olabilir miydi? Büyüyebilir miydi? Evet, ama kendisi tercih etmedi. Ziyaretçilerinin övgüleriyle tanınmak, bilinmek daha önemli diye düşünmüş Halil Usta. Bir sözü var, \"Şişim biter, işim biter.\" diyor. Örneklendirmek gerekirse 11.00 gibi açıyor dükkanını ve 15.00, hadi olmadı 16.00 gibi kapatıyor. 16.00'dan sonra çalışmıyor Halil Usta. Kuralları var. Ben bile Gaziantepli olduğum halde kaç kere kapısında kapalı kepenge baktığımı biliyorum. Mekan kalabalık olabilir, ama korkutmasın. Küşlemesi, simit kebabı, salçalı tırnak pidesi, salatası hepsi birbiriyle yarışıyor. Türkiye'de sadece 2 tane Halil Usta var. Bir tanesi Zeugma arkasındaki ilk dükkan. Burası pazar günleri kapalı. Diğer dükkan ise Metro Market yanında. O da pazartesi günleri kapalı. Gaziantep, UNESCO tarafından tescillenince Mutfak Sanatları Merkezi açmak mecbur olmuş. Bu yüzden belediyenin desteğiyle açılmış bir yer burası. Her gün 250'den fazla yemek dönüşümlü olarak menülerde yerini alıyor. Erikli, ayvalı gibi birçok kebap türü dahil olmak üzere Gaziantep'in en güzel lezzetleri burada sunuluyor. Sunumları da son derece güzel. Yemekler Instagram için poz veriyor adeta. Fiyatları gayet uygun olan bu yemekler herkes yesin diye sunuluyor. Aklınızda olsun, kesinlikle deneyimlemek gerekiyor. Gaziantep'in en iyi ciğercilerinden birisi. Salaş bir ortam, ama mükemmel bir ağırlama. Çalışanların samimiyeti bir süre sonra senin de aynı dille konuşmanı sağlıyor. \"Ağaam, ciğer bitti mi?\" diye sorduğumu biliyorum. Yesemek, Gaziantep'te son dönemde inanılmaz beğenilen ve ziyaret edilen bir mekan. Bunda tabii birçok sebep var. Ustaların kalitesinden işletme yöneticilerinin ilgisine alakasına kadar birçok emek var. Verdikleri bu emek ve işlerini sevgiyle yapmaları lezzetlerine de yansıyor. Yesemek'te benim en çok beğendiğim şeyler Yesemek özel kebabı ve beyran. Bu ikisinde bence açık ara öndeler. Ha bu demek değil ki diğer lezzetler kötü. Soğan kebabı, patlıcan kebabı, çiğ köftesi, içli köftesi hepsi birbirinden başarılı. Yesemek aklınızda olsun efendim. Şansınız varsa beyran ile ateşin dansını da izleyebilirsiniz. Beyran gündüz de içiliyor tabii. Başlığa bakıp \"Bu sadece gece mi var yahu?\" diye aldanmayın, ancak gece saati beyran içebileceğiniz en güzel yer burası. Sakıp Usta'nın mekanında beyran ve küşleme inanılmaz güzellikte. Gece bir yerlerden dönüyorsanız aklınızda Sakıp Usta olsun. Bu arada dükkanın hemen 100 metre ötesinde bir de tatlı mekanı var. Orada da gece künefesi yiyebilirsiniz. \"Nöbetçi Lezzet\" diyorum ben buraya. Nohut dürüm Gaziantep'te sabahları yenir ve kahvaltı kültürünün bir parçasıdır. En azından bir kere denemenizi öneririm. Haşlanmış nohutu baharatlı olarak tırnak pide içinde tüketebileceğiniz bir mekandır, önerilir. Gaziantep'e giden herkesin diline dolanmış bir marka. Gaziantep'e gittim diyen birine sorulacak ilk soru genelde İmam Çağdaş'a da gittin mi oluyor, ama haklılar. Gaziantep'in en eski işletmesi. Hatta şöyle söyleyeyim, Gaziantep'te 4. kuşağı gören tek işletme İmam Çağdaş. Baklavası, patlıcan kebabı zaten çok güzel. Ama burada yemenizi önereceğim asıl şeyler karışık kebap ve Ali Nazik olur. Ali Nazik konusunda Gaziantep'te en iyilerden gerçekten. Nasıl olmasın? Tecrübe akıyor. Aşina gerçekten Gaziantep'in en iyi ev yemekleri yapan mekanı bana göre. Gaziantep'te kebap yapmak -diğer işletmelerin hakkını yemeden söyleyeyim- kolay iş. Ancak ev yemekleri yapmak gerçekten zahmetli ve emek isteyen bir şey. Ayvalı saray kebabı, alaca çorba, yuvalama ve daha nice güzel lezzeti burada bulabilirsiniz. \"Gaziantep, UNESCO tarafından nasıl ve hangi lezzetlerle tescillenmiş acaba?\" sorusunun cevabıdır buradaki ev yemekleri. Unutmayın ki UNESCO, Gaziantep'teki lezzetleri onaylarken sadece kebap ve baklava üzerinden değil, 500'den fazla lezzet üzerinden onayladı. Böyle düşünüldüğünde Aşina gibi mekanların önemi daha da artıyor. Yöresel lezzetler için tek geçiyorum. \"Kebaptan, ciğerden farklı bir şey yok mu?\" sorusunun cevabı burası. Kırkayak, Gaziantep'in yöresel yemeklerini yiyebileceğiniz mekanlardan birisi. Kebap menüsü de var; fakat buraya geldiyseniz kuru dolma, yuvalama ve ekşili çorba gibi birçok yöresel lezzeti denemelisiniz. Bu arada cumartesi günleri burada sıra gecesi de oluyor, aklınızda bulunsun. Gaziantep'te sıra gecelerinin en güzel adreslerinden bir diğeri de Bambu. Süleyman Ercan öncülüğünde Şanlıurfa'ya gitmeden aynı kalitede felekten bir geceyi burada çalabilirsiniz. Bayağı keyifli oluyor, tavsiye ederim. Sıra gecesi bilgisi ve randevusu için kesinlikle bilgi alın derim. Buranın yapısı beni her zaman kendine hayran bırakmıştır. Çok geniş bir avlusu var ve şehrin en elit köşelerinden bir tanesi. Hem ortamı hem de müşteri kitlesi açısından gayet güzel bir yer. Eğer şık bir mekan arıyorsanız aklınızda olsun. Kahvaltısından, akşam yemeğine kadar birçok lezzeti güzel ama diğer mekanlara göre fiyatı bir seviye üstte kalıyor. Gaziantep'te tarihi bir handa, şık bir akşam yemeği yemeyi düşünüyorsanız size hemen Gaziantep Kalesi karşısında bulunan Hışvahan'ı önereyim. Dekorasyonu en iyi olan mekanlar listesinde dünyada derece almış ve prestij sahibi olmuş bir yer burası. Gaziantep lezzetlerine ve hanın büyülü atmosferine kapılabilir, kendinizi bir an Gaziantep'te değil de dünyanın başka bir ucunda hissedebilirsiniz. Evet yanlış okumadınız. Gaziantep'te bir hamburgerci tavsiye ediyorum. Kendilerine has tekniklerini \"fast food\" şekilde yorumlamış bir işletme olan Burger Check'te bir hamburger deneyimlemenizi öneririm. Farklı bir lezzet olmuş. Yediğim en iyi ıslak hamburgeri burada yedim. Buraya günün 3 öğünü de rahatlıkla uğrayabilirsiniz, ama öncelikli olarak uğramanız gereken öğün sabah saatleri. Burası sabahları 05.00 gibi açılıyor. Beyran çorbası ve katmer ile enerjinizi toplayıp şehri keşfetmeye çıkabilirsiniz. Öğleden sonra ve akşam için ise birçok kebap ürünü var. Benim tavsiyem patlıcan kebabı, ama yine de Metanet beyran için yaratılmış bir yer. Buranın ana lezzeti beyran. Gaziantep UNESCO tarafından böyle tescillendi işte. Lezzetini koruyabildiği için. Hasırı, künefesi, dışı Maraş içi Antep dediği lezzetler, kaymağıyla hepsiyle resmen baklavaya kafa tutan bir lezzet künefe artık. Bu arada, künefe sonrasında kahve içebilirsiniz. Pek güzel bir sunumları var. Kahveniz masanızda yanıyor resmen. İçince anlayacaksınız. Katmer 135 yıllık bir gelenek. İşine gücüne gidenler sabah erkenden enerjisini toplasın diye yapılırmış eskiden. Evde de yapılmıyor. Esnaf ticaret yapsın, para kazansın ve destek olalım diye dışarda yapılırmış sadece. Buraya gidince \"Bu kadar ince hamuru nasıl açtın?\" diye sorasın geliyor Zekeriya Usta'ya. Gaziantep'in meşhur katmeri için akla ilk gelen ustalardan birisi. Sabahları o şerbetli şey nasıl yeniliyor demeyin. Şerbet minimum seviyede tutulunca bir porsiyon daha yiyebiliyorsunuz. Ustanın güler yüzü ile beraber katmeri burada yiyiniz derim. Ayrıca yanında süt içince daha da lezzetli oluyor. Dünyanın en eski baklava dükkanı burası. Hal böyle olunca işini güzel yapan insanların elinden yiyorsun baklavanı. Güllüoğlu hikayesinin başladığı yer burası. Bu yüzden baklavanın lezzeti tecrübeli insanların onayından geçiyor. Dükkanda sizi karşılayacak Murat Güllü son derece ilgili ve donanımlı bir beyefendi. Baklava için önceliklerden birisi kesinlikle. Burası Gaziantep'in en iyi baklavacılarından, ama havuç dilimi ve fıstık dürüm nasıl İmam Çağdaş'ın liderliğindeyse burası da fıstıklı baklava konusunda bayağı başarılı. Yaprak şöbiyeti de oldukça başarılı. Son dönemde müthiş atak yaptılar. Herkes Koçak diyor, başka bir şey demiyor. Burası için Gaziantep'in en iyi baklavacısı diyemem, ama şöbiyet konusunda oldukça başarılılar. Yediğim en iyi şöbiyetlerden birisi buradaydı. Ayrıca ustalarından Levent Usta, İmam Çağdaş hikayesini başlatan ustalardan. Yani anlayacağınız tecrübeli bir ekibin elinden çıkan baklavalar bunlar. Bu yüzden Gaziantep'te en iyi baklavacılar listesinde benim gözümde. Ve assolist... Bence Gaziantep'in en iyi fıstıklı ve kuru baklavası burada. Kesinlikle öneriyorum. Şahsen bir Gaziantepli olarak memleketime giden herkese öneririm. Yılların mekanını uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ancak son yıllarda çok hoşuma giden bir şey var burada. O da çalgı ekibi. Sen kahveni yudumlarken sazlı sözlü türküler söyleyen 4-5 kişilik bir ekip var artık ve inanılmaz eğlenceliler. Bayılıyorum onlara. Menengiç ve çeşitli yemişlerin bulunduğu kuruyemiş tabağı ve bakır kahve takımlarıyla yapılan sunum ile Gaziantep'te mutlaka görmeniz gereken noktalardan birisi. Burası bildiğiniz kahvehane. Kendinizi otantik bir ortamda hissedebilirsiniz burada. Kalenin eteğinde cam sanatları merkezine doğru olan bir noktada bulunan kır kahvesi, Gaziantep'teki en keyifli kahve duraklarından birisi."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gaziantepin-el-sanatlari-ustasi-oldugunu-gosteren-4-sanat", "text": "Gaziantep'e ayak bastığın an seni daracık sokaklar, kerpiç ve taş evler, mis gibi yemek kokuları karşılayacaktır. Sokaklarında başlayan otantik hava, çekiç sesleriyle güçlenecek ve seni çarşılarına çağıran bu sesleri takip ettiğinde mükemmel manzaralarla tanışacaksın. Gaziantep'in el sanatları konusundaki mükemmel yeteneğine hayran kalmak ve bu güzellikleri yerinde görmek için hemen Gaziantep ucuz uçak biletlerini araştırmanda fayda var. Çünkü Türkiye'nin güneyinde bir yer seni büyülemek için sabırsızlanıyor. Gaziantep el sanatları konusunda rakip tanımayan bir kent. Özellikle bakır işlemeciliği ile ortaya çıkan eserler, görülmeğe değer. Aslında bakır işlemeciliğinin yanında, altın ve gümüş işlemeleri, farklı takılar ve sedef kakmalı eşyalar konusunda da çok iyi olan Gaziantep, çarşılarında sergilediği bu sanat eserleri ile ziyaretçilerini büyülüyor. Gaziantep'te bakır işletmeciliği çok eskilere dayanıyor. Bakır ve pirinçten oluşan bu tek parça eşyalara şekil veriliyor ve işlemeler yapılıyor. Bu esnada kalem ve çekiç dışında hiçbir alet kullanılmıyor. Yani yüzde yüz insan emeğinden olan bu eserler, tamamen teknolojiden uzak. 'Gaziantep'ten ne alınır?' diye düşünüyorsan Gaziantep Bakırcılar Çarşısı'na uğrayarak bakır ustalarını izleyebilir, tamamlanan eserleri incelerken onları satın alabilirsin. Bakır işleyen ellerden gözümüzü hemen kilim dokuyan maharetli ellere çeviriyoruz. Renkli renkli iplerle yapılan kuşlar, baklava dilimleri, geometrik çizgiler ve diğer otantik şekillerle mükemmel kilimler ortaya çıkıyor burada. Gaziantep kilimlerinin hammaddesi öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır. Fakat son zamanlarda akrilik iplik de kullanılır. Genelde 69 cm eninde ve 260 cm boyunda dokunan bu kilimlerle, insan elinin neler yapabileceğine şahit olacaksın. Farklı şekil ve renklerde dokunan bu kilimlere hayran olmaman imkansız. Gaziantep'te çarığa köşker deniyor. Üstü kırmızı veya siyah deriden, tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ayakkabılar bunlar. Antepliler bu konuda çok iyi. Hiçbir plastik madde kullanılmayan ve tüm dikişleri elle yapılan köşker çeşitlerinin en iyileri Kapalı Çarşı'da bulunuyor. Üst ve alt tabanı arasındaki kil sayesinde insan vücudundaki elektriğin toprağa verilmesini sağlayan bu otantik eşyalar, harika bir hediye seçeneği olabilir. \"Bu bir mutfak sanatı, el sanatlarıyla ne ilgisi var?\" diye düşünenler olabilir. Fakat baklava hamurunu tek tek açmak ve malzemelerini ayarlayıp mükemmel lezzetler çıkarmak bizce bir el sanatı. Lezzetli Antep fıstıklarıyla bezenmiş ev yapımı baklavaları denemeyi ve dönüşte bu lezzeti sevdiklerine de almayı unutma."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gaziantepte-gezilecek-yerler-listesi-2-gun-22-mekan", "text": "- Gaziantep'te Gezilecek Yerler Nelerdir? - 1. Gün: Müzeler Hanlar Çarşılar - 2. Gün: Bey Mahallesi Bahçeler Parklar Bir hafta sonuna sığdırmaya çalıştığımız Gaziantep gezimizde müzeler, çarşılar, anıt ve parklardan oluşan 22 farklı mekan görme şansı bulduk. \"2 günde bu kadar çok yeri nasıl gezdiniz?\" diye şaşırmayın sakın, çünkü Gaziantep'te gezilecek yerler birbirine çok yakın. Hanlar, çarşılar peşi sıra dizili hep... Müzeler derseniz, onlar da hep karşılıklı zaten. Zeugma Müzesi'nde, yüzyıllarca yer altında kalan bir Roma kentinin görkemli mimarisini açığa çıkaran mozaikleri, duvar resimlerini, Mars heykelini ve daha başka pek çok eseri yakından görme şansı bulabilirsiniz. Müzenin en çok ilgi gören eserlerinden biri olan \"Çingene Kızı\" asıl adı ile \" Mainad Mozaiği\" özel bir bölümde sergilenmektedir. Buradaki amaç ise Çingene Kızı'nın buğulu bakışlarını ön plana çıkarmaktır. Yeri gelmişken bu bakışlardaki gizemin ardında yatan tekniğe de kısaca değinelim. Çingene Kızı'nın her daim sizi izliyormuş etkisi yaratan gözlerindeki sır 3 çeyrek bakış tekniğinde saklıymış. Bu teknik sayesinde siz ona nereden bakarsanız bakın hep göz göze gelirmişsiniz. Biz denedik gerçekten de öyle. Bu arada ek bir bilgi daha Mona Lisa da bu teknik kullanılarak yapılmış. Belki daha önce duymuşsunuzdur ama biz yine de bir kez daha hatırlatalım. Gaziantep mutfağı, dünya üzerinde şehir adıyla anılan tek mutfaktır. Bu sebeple böyle bir müzenin Türkiye'de ilk kez burada açılmış olması da tesadüf olmasa gerek. 2008'de hizmete açılan Emine Göğüş Mutfak Müzesi, aslında 1904'te yapılmıştır ve ülkemizin ilk turizm bakanlarından biri olan Ali İhsan Göğüş'ün doğduğu konaktır. Bu konak sonradan restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür. Gaziantep Kalesi'nin hemen güneyinde bulunan Mutfak Müzesi'nde şehrin geleneksel mutfak kültürüne, malzemelerine, araç gereçlerine; yemeklerin adlarına, yapılışına; sofra düzeni ve adabına kadar yemeğin her aşamasına yer verilmektedir. Yine Gaziantep Kalesi'ne etrafında konumlandırılmış bir müzedeyiz. Daha önce de söylediğimiz gibi bu şehirde gezilip görülmesi gereken yerler birbirine gerçekten çok yakın. Medusa Cam Esetleri Müzesi de Mutfak Müzesi gibi eski bir Antep evinin restorasyonu sonucu hizmete açılmış. Müze içerisinde Roma ve İslami döneme ait başta cam olmak üzere, bronz ve pişmiş topraktan yapılmış 4 bine yakın eser sergileniyor. Şehrin merkezinde bulunan kale tüm ihtişamı ile sizi içeriye davet ediyor. Ama kale içerisinde sizi bekleyen Kahramanlık Panoraması Müzesi'ni gezmeye başlamadan önce kale duvarlarını dışarıdan fotoğraflamayı unutmayın. Kale içerisinde yer alan bu müze şehre \"Gazi\" unvanının verilmesinin ardında yatan kurtuluş mücadelesini gözler önüne seriyor. Gerçekten çok etkileyici detaylan barından müzede, tüm halkın düşman işgaline tek vücut olarak karşı koyması pano ve heykellerle aktarılmaya çalışılıyor. Şehitler caddesinde bulunan Savaş Müzesi'nde yine kurtuluş mücadelesine ait silah ve mühimmatlar, halkın sergilenmesi için bağışladıkları çeşitli eşyalar, döneme ait fotoğraflar ve heykellerle canlandırılan tüyler ürpertici sahneler ile karşılaşacaksanız. Bakır işlemeciliğini geleneksel yöntemlerle devam ettiren zanaatkarların sıra sıra dizili dükkanları arasında yürürken, kendinizi kaybedebilirsiniz bizden söylemesi. O tezgahtan bu tezgaha geçerken başınız dönebilir, bakırı döven çekiç sesleriyle kulaklarınız biraz çınlayabilir. Ama geleneksel motiflerle süslenen el emeği ürünleri ve bu 500 yıllık sanatı yakından görmek buna değer diye düşünüyoruz. Bu arada eğer hediyelik bir şeyler almayı düşünüyorsanız bakır eşyalar Gaziantep için en iyi tercih olacaktır. Bakırcılar Çarşısı'nın hemen karşısındaki bu pazar Elmacı Pazarı olarak da anılıyor. Bunun nedeni ise tarihi yaklaşık 250 yıl öncesine dayanan bu pazarda daha çok elma ve armut satılıyor olmasıymış. Şimdilerde ise envai çeşit baharatın, kuruyemişin salça, turşu gibi ev yapımı ürünlerin satıldığı bu pazara yolunuz düşerse Antep fıstığı ve kırmızı toz biber almanızı şiddetle tavsiye ederiz. Eski zamanların alışveriş merkezi konumundaki bedestenlerden biri olan Zincirli Bedesten, Antep'in ayakta kalmayı başaran 2 bedesteninden biri Zincirli Bedesten, eskiden kasaplara ev sahipliği yaptığı için \"Et Hali\" olarak da biliniyor. Ama şu an bedestende sadece hediyelik eşya ve baharat satılıyor. Gezinizin son günü sevdiklerinize hediye almak isterseniz buraya uğrayabiliirsiniz. Bu anıtın Gaziantep'in kurtuluş mücadelesi ile alakalı olduğunu tahmin etmişsinizdir. Hikayesi oldukça etkileyici... Fransız işgali sırasında Kuvayi Milliye komutanı Şahin Bey ve silah arkadaşlarına yiyecek götüren 14 gencin kurşuna dizilmesini heykellerle canlandıran 14 Şehit Anıtı, Antep gezinizi hüzne boğabilir. Ama bu şehrin her köşesinde şanlı tarihinin acıları var. Bunu da unutmamak gerek. Tek avlulu ve iki katlı olan Yeni Han'ın yapılış tarihi 18. yüzyılın ikinci yarısı olarak tahmin ediliyor. Restorasyon sonrası oldukça sağlam bir yapıya kavuşan hanın giriş katında bir süre taş ocağı ve ahır olarak kullanılan Kaleoğlu Mağarası bulunuyor. Bu mağara şimdilerde kafe olarak işletiliyor. Eğer Gaziantep gezinizi yazın yaparsanız bu mağarada serinleyebileceğinizi unutmayın. Gümrük Hanı, \"yaşayan müze\" sıfatı ile unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarını yaşatma görevini üstlenmiş önemli bir tarihi mekan. Şu anda gümüşçülük, aba dokuma, mozaik sanatı, cam üfleme, ebru sanatı, antep işi, ahşap oyma başta olmak üzere birçok el sanatı bu handa hayat bulmaya devam ediyor. Tıpkı Yeni Han gibi tek avlulu ve iki katlı olan Millet Han'ın isminin de güzel bir hikayesi var. Atatürk'ün Gaziantep'i ziyarete gelmesi sebebiyle Lala Mustafa Paşa tarafından Karanlık Bedesten adıyla yaptırılan yapının adı Atatürk Hanı olarak değiştirilmek istenmiş, ancak Atatürk'ün \"Bu han benim değil milletin hanı olsun\" sözlerinin ardından Millet Hanı olarak anılmaya başlanmış. Eskiden Müslüman ve Ermenilerin iç içe yaşadığı bu mahallede sadece dışarıdan seyredip fotoğraflayacağınız taş binalardan ibaret değil elbette. Bey Mahallesi'nde gezilmeyi bekleyen birçok müze, soluklanabileceğiniz pek çok kafe ve geceyi geçirebileceğiniz otantik pansiyonlar da bulunuyor. Bey Mahallesi'ndeki müzelerden ilki Oyun ve Oyuncak Müzesi. Daha sokağın başında sizi saklambaç oynayan çocuk heykelleriyle karşılayan müze içinizdeki çocuğu beslerken bir yandandan oyuncakların tarihini ve kat ettiği yolu görmenizi sağlayacak. Asıl adı \"Ali İhsan Göğüş Müzesi ve Gaziantep Araştırmaları Merkezi\" olan ve Türkiye'nin ilk turizm bakanı olan Ali İhsan Göğüş'ün siyasi yaşamına ait özel eşyaları, evine ait mobilyaları, tabloları ve fotoğraflarının sergilendiği bu müzede yakın tarihin izlerini sürebilirsiniz. Bu müzenin de yine Bey Mahallesi'nde olduğunun altını çizelim. Atatürk'ün Bey Mahallesi'nde konakladığı bina korunarak müze haline getirilmiş. Aslında burası Atatürk'ün Bu müzede Atatürk'ün yattığı yataktan okuduğu kitaplara, kullandığı fincandan giydiği kıyafetlere kadar pek çok özel eşyayı yakından görme şansı bulacaksınız. Ama en çok müze girişindeki duvarda Atatürk'ün kimliğinde yazan Bey Mahallesi'ni görünce şaşıracaksınız. Çünkü Atamız'ın nüfusa kayıtlı olduğu yer Gaziantep Bey Mahallesi. Bitkileri tanıtmak ve yaşayan bir bitki koleksiyonu oluşturmak amacıyla kurulan Botanik Bahçesi Gaziantep'e gitmişken uğramanız gereken noktalardan biri. Hele de hava güzelse Zübeyde Hanım Bulvarı üzerinde sıralanan Botanik Bahçesi, Masal Parkı, Fıstık Bahçesi ve İletişim ve Uzay Müzesi'ni gezerken vaktin nasıl geçtiğini anlamayabilirsiniz. Botanik Bahçesi içerisinde Japon bahçesi, koku ve renk bahçesi, gül bahçesi, su bitkileri bahçesi gibi farklı bölümler yer alıyor. Gezerken ne kadar az bitki tanıdığınızın farkına varacaksınız. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Türk ve dünya masallarından sahneleri canlandıran heykeller ve şatolar arasında dolaşırken kendimi Pamuk Prenses gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim Gaziantep gezimizin 2. günü ve son saatlerinde böyle bir yere gitmek bize çok iyi geldi. Eğer hava güzelse bu parkı siz de es geçmeyin deriz. Yorgunluğunuza da birebir gelir hem. Çocukların bilime olan ilgisi arttırmak amacıyla açılan bu merkezde Gezegenevi ve Bilim Merkezi olmak üzere 2 bölüm bulunuyor. Gezegenevi'nde seçilmiş bir tarih ve gözlem yeri için gökyüzünün gerçek zamanlı görüntüsünü gözlemleme; Bilim Merkezi'nde ise deney aletleri, simülasyonlar ve çeşitli uygulama yapma şansı veriliyor çocuklara. Kebabın ve baklavanın anavatanı Antep. En iyi lezzetlerin başkenti. En iyi ustaların memleketi."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gaziantepte-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "- Gaziantep Gurme Turu Öncesi Yapılması Gerekenler - Gaziantep'te Ne Yenir? - Gaziantep'in Yöresel Yemekleri - Gaziantep'te Nerede Yenir? Dikkat! Bu yazı iştah açar, kilo yapar. Eğer, Gaziantep'e gitmeye karar verdiyseniz, en az 1 hafta öncesinden midenizi bu geziye hazırlamanız gerekir. Kilo almaktan korkuyorsanız, sırf Gaziantep gezisi için önden 2-3 kilo vermeniz gerekir. Ülser, gastrit gibi sağlık sorunlarınız varsa doktorunuzdan bu gezi için izin almanız gerekir. Haplarınızı da mutlaka yanınızda bulundurmanız gerekir. Ama biz de sabah Beyran çorbası ile başladığınız güne, öğlen küşleme, beş çayında katmer, akşam cartlak kebabı ile devam ettiğiniz bir Gaziantep gezisinden bahsediyoruz. \"Benim de aradığım tam olarak böyle bir şey ama Gaziantep'te ne yenir?\" diye merak ediyorsanız bizden günah gitti. Ekonomik uçak bileti aramaya başladıysanız, biz de Gaziantep'te yemeden dönülmemesi gereken lezzetleri sıralamaya başlıyoruz. Ama böyle ballandıra ballandıra anlattığımıza bakmayın. Gaziantep'e gidip baklava yemeden döndük. Evet, yanlış okumadınız. Baklava yemedik. Bu da sırf benim tatlı sevmememden kaynaklı. Siz bize bakmayın ve mutlaka Gaziantep baklavasının tadına bakın. Bir diğer adıyla ciğer kebabı... Kuşbaşı et şeklinde doğranmış ciğer, yürek, böbrek ve kuyruk yağı şişe diziliyor ve harlı ateşte pişiriliyor. Eğer sakatat seviyorsanız Gaziantep gurme turunda cartlak kebabını es geçmeyin. \"Cartlak kebabı nerede yenir?\" diye sorarsanız da Köşk Kebap salonunu söyleyebiliriz. Aslında tavsiye üzerine biz de Zekeriya Usta'da yiyelim dedik. Ama elimize üzerinde 127 yazılı bir kağıt tutuşturdular. Sıraya almışlar bizi. Hadi dedik tamam bekleyelim. Beklerken bir kahve içelim bari dedik yalnızca süt veriyorlarmış. Konseptlerine saygımız sonsuz olsa da nasılsa farklı yerlerde katmer tadımı yapıp buranın diğer yerlerden farkını anlayacak durumda olmadığımız için başka bir mekana geçtik. Baklavacı Hacıoğlu'na gittik. Türk kahvemizi de içtik. Katmerin nasıl yapıldığını da seyrettik. Bazı mekanların sosyal medyada çok fazla öne çıktığını ve bu yüzden alternatifi yokmuş gibi gösterildiğini düşünüyoruz. Bizce adı duyulmamış mekanlarda müşteriye daha bir kıymet veriliyor ve \"İster ye ister yeme\" şeklinde rest çekilmiyor. Türk kahvesi içmeden günü tamamlayamayan biri olarak Tahmis Kahvesi'ne uğramadan Gaziantep gezimizi tamamlamadık. Tabii ki yabani antep fıstığından yapılan menengiç kahvesinin de tadına baktık ama en çok yanında ikram edilen yemişler ilgimizi çekti. Lokum ya da çikolataya alışmıştık çünkü kahve yanında. Eve getirmek için de bir paket aldık. 1635 yılından beri ayakta duran Tahmis Kahvesi'nin açık olan kısmına oturduk. Zira içeride çalgıcılar ve göbek atanlar vardı. Bizimse biraz kafa dinleyip soluklanmaya ihtiyacımız vardı 🙂 Ama mekanı merak edenler için bir fotoğraf bırakalım şuraya. Gaziantep'te yediğimiz belki de en ilginç şey nohut dürümdü. Örneğin bir cartlak kebabını herhangi bir şehirde de yapan bir yer bulup yiyebilirsiniz ama nohut dürüme biz daha önce hiçbir yerde denk gelmedik. Haşlanmış nohut çeşitli sos ve baharatlarla tatlandırılarak lavaş ile servis ediliyor. Siz de denemeden dönmeyin. Nerede yiyelim peki derseniz de Metin Usta'ya gidebilirsiniz. Beyran çorbası, kuzu eti, pirinç, sarımsak ve salça ile yapılan sabah kahvaltı niyetine içilen bir çorba. Biz de bu geleneği bozmadık ve Antep'teki 2. günümüzde kahvaltı etmek için aldığımız tavsiyeler üzerine Metanet Lokantası'na gittik. Ama çok kalabalıktı, hiç yer yoktu. Fiyat da bir çorbaya göre oldukça pahalıydı ve biz yine ilk kez yiyeceğimiz bir şeyin farklı restoranlarda nasıl olduğunu karşılaştırma fırsatı bulamayacağımız için başka bir mekanın yolunu tuttuk. Hacı Titizoğulları'nda oturup içtik çorbamızı. Gaziantep'teki ilk günümüzde Zeugma Müzesi'ni gezdikten sonra Halil Usta'ya uğradık. Gördüğünüz gibi mahalle arasında salaş bir mekan. Ama fiyatlar biraz yüksek. Sanırım popüler hale gelmesinden kaynaklı. Her ne kadar Antakya Hatay'a ait olsa da Gaziantep de künefe konusunda oldukça başarılı. Eğer baklava dışında bir tatlı denemek isterseniz künefeyi bir de burada deneyebilirsiniz. - Pirpirim aşı - Malhıtalı Köfte - Haytalya - Çağla Aşı - Muhammara - Sarımsak Kebabı - Firik pilavı - Alinazik - Hedik - Kebabçı Halil Usta - İmam Çağdaş - Metanet Lokantası - Tahmis Kahvesi - Katmerci Zekeriya Usta - Nohutçu Metin Usta - Koçak Baklava - Güllüoğlu - Orkide Pastanesi - Ciğerci Mustafa Gaziantep'te gurme turuna çıktıysanız bu haritaya ihtiyacınız olacak demektir. Halil Usta'ya nasıl gidilir, Metanet Lokantası nerede gibi soruları haritayı kullanarak kolayca cevaplayabilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gecenin-buyusune-karisan-6-viyana-restorani", "text": "Tarihin, müziğin, sanat ve asaletin şehri olan Viyana, aristokrat ve ihtişamlı havası ile ruhunuzu doyururken, birbirinden leziz yemekleri ve kaliteli gurme restoranları ile midenize de iyi gelecek. Viyana'nın insanı büyüleyen havasına kapılıp cadde cadde, sokak sokak gezip, nehir kıyılarında dolaşıp, müzelerini gezdikten sonra akşamınızda da bu büyülü havayı devam ettirin ve soluğu en iyi restoranlarında alın. Bir Viyana klasiği haline gelen şnitzel ve şnitzel için klasik bir mekan: İmmervoll Bu restoran Viyana'ya giriş kapısı niteliğinde. Viktorya tarzında dekorasyonu ve canlı piyano performansı ile Viyana'ya kesinlikle çok yakışıyor. Elbette ki restorandan taşan kuyrukta beklemek ya da önceden rezervasyon yapmak arasında bir seçim yapmanız gerekecek. Efsane lezzet şnitzellerin bir başka yorumunu da burada tadacaksınız. Figimüller oldukça ünlü bir restoran, ancak makul fiyatları ve kusursuz servisiyle Viyana'nın en uğrak noktası durumunda. Özellikle turistlerin çok tercih ettiği mekan tipik Avusturya lezzetleri sunuyor. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederiz. Yoksa uzun süre kuyrukta beklemek zorunda kalabilirsiniz. Mozart etkisine girmek ister misiniz? Çünkü Piaristenkeller'ın kapısından girdiğiniz anda Mozart'ın yediği akşam yemeğinden övgüyle bahsettiği 300 yıllık restorandasınız demektir. Klasik müzik eşliğinde zarif bir şekilde sunulan yemekler aklınızda ve midenizde derin yer edinecek. Eski bir saraydan dönüştürülmüş, bu ihtişamlı restoranın yemekleri de saraylara layık lezzette. Büyük porsiyonları ile hem gözünüzü hem de midenizi fazlasıyla dolduracağı için kesinlikle aç karnına gidin. Terasından görülen Stadtpark manzarası ise bir diğer öne çıkan özelliği. Geleneksel Avusturya mutfağı, 2 Michelin Yıldızı... Viyana'nın en iyi restoranı konumundaki Steirereck'in sunduğu lezzetlerin tadına doyum olmuyor. Beyazlar içindeki dekorasyonunun kattığı zarafet ise burada yenilen yemekleri daha da keyifli kılıyor. Lezzet sırrının özenle toplanmış taze sebzelerde olduğunu söyleyen restoran, dünyanın en iyi 50 restoranında 15. sıraya oturmuş bile. Michelin yıldızlı vejetaryen restoran, yalnızca et yemeyenleri değil, şefin yaratıcılığını sergilediği efsane lezzetleri tatmak isteyenleri de kendisine çekiyor. Günlük ve haftalık hazırlanan spesiyal menülerle misafirlerini her daim memnun eden, Viyana'nın en iyi vejetaryen restoranı olan Tian, tatlıları ile de gönüllerde yer ediyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gecmisten-bugune-oscar-kazanan-sehirler", "text": "Oscar ödülleri, sinema dünyasının en gösterişli ve en prestijli ödülleri olarak görülüyor. Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından 1929'dan bu yana verilen ödüller, 2023'te 95. kez sahiplerini bulacak. Los Angeles'taki Dolby Tiyatrosu'nda verilecek olan \"Akademi Ödülleri\" 12 Mart 2023 gecesi, 2022'de vizyona giren filmleri onurlandıracak. Fakat öncesinde merak edenler için 95. Oscar adayları listesine göz atmak ve dikkat çeken kategorilere bakmak iyi olur. Farklı kategorilerde birçok filmin yarıştığı ödül töreninde, en çok merak edilen dallar her zaman \"en iyi film\" ve \"en iyi yönetmen\" kategorileri olmuştur. O yüzden o şekilde başlayalım. Bu yıl \"en iyi film\" kategorisinde oldukça iddialı yapımlar yer alıyor. Favoriler arasında ise Everything Everywhere All at Once ve The Banshees of Inisherin filmleri bulunuyor. - Avatar: The Way of Water ve Top Gun: Maverick - All Quiet on the Western Front - Elvis - Everything Everywhere All at Once - The Banshees of Inisherin - The Fabelmans - Tar - Top Gun: Maverick - Triangle of Sadness - Women Talking Yılın en çok adaylık alan filmi \"Everything Everywhere All at Once\", 11 farklı dalda aday gösterildi. Onu takip eden All Quiet on the Western Front'un ise 9 farklı dalda adaylığı bulunuyor. - Daniel Kwan, Daniel Scheinert Everything Everywhere All at Once - Martin McDonagh -The Banshees of Inisherin - Steven Spielberg The Fabelmans - Todd Field Tar - Ruben Östlund Triangle of Sadnes - Oscar ödüllerinde rekabetin en çok hissedildiği kategorilerden birisi de \"en iyi kadın oyuncu\" oluyor. Michelle Yeoh, Andrea Riseborough ve Cate Blanchett bu kategorinin öne çıkan isimleri arasında. - - Ana de Armas Blonde - Andrea Riseborough To Leslie - Cate Blanchett Tar - Michelle Williams The Fabelmans - Michelle Yeoh Everything Everywhere All At Once Merak edilen bir diğer kategori de \"en iyi erkek oyuncu\" kategorisi. En İyi Erkek Oyuncu kategorisi, Buttler haricinde Colin Farrell, Brendan Fraser, Paul Mescal, Bill Nighy için ilk oscar adaylıkları olma özelliğini taşıyor. Burada tüm isimler öne çıkıyor açıkcası kıyasıya bir rekabet söz konusu. - Austin Butler Elvis - Brendan Fraser The Whale - Bill Nighy Living - Colin Farrell The Banshees of Inisherin - Paul Mescal Aftersun Senaryo adaylıkları da her zaman konuşulan kategoriler arasında yer alır. Uyarlama senaryo alanında öne çıkan yapımlar ise Top Gun ile Woman Talking olarak görünüyor. - All Quiet on the Western Front - Glass Onion: A Knives Out Mystery - Living - Top Gun: Maverick - Women Talking Dikkat çeken bir başka kategori de \"en iyi özgün senaryo\" kategorisi. İlham verici filmlerin yarışacağı bu kategoride öne çıkan yapımlar arasında. - Everything Everywhere All at Once - The Banshees of Inisherin - The Fabelmans - Tar - Triangle of Sadness Bu kategori ile en çok merak edilen ve en çok konuşulan kategorileri tamamlamış olduk. Dilersen şimdi de keyifli bir yolculuğa çıkalım ve Oscar kazanan unutulmaz şehirlerden bazılarını hatırlayalım. Ancak bu şehirlere doğru yola çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını, vize şartlarını, yurt dışı uçuşlara ait güncel durum ve ülke kabul şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre gelelim Oscar kazanan bazı şehirlere. Oscar kazanan birçok şehir bulunuyor. O yüzden biz senin için çokkültürlü dokuları, tarihi yapıları ve sanat merkezleri ile dikkat çeken bazı şehirleri seçtik. Prag, muhteşem manzaralarından ve eşsiz dokusundan ötürü birçok filme ev sahipliği yapmış bir yer. Ancak onlardan biri var ki unutmak mümkün değil! Sinema tarihine damga vuran ve Oscar'larda \"en iyi film\", \"en iyi yönetmen\", \"en iyi uyarlama senaryo\" başta olmak üzere tam 8 ödül kazanan Amadeus burada çekilmiş. Dünyaca ünlü besteci Wolfgang Amadeus Mozart ile Antonio Salieri arasında geçenleri konu edinen film, usta sinemacı Milos Forman'ın başyapıtları arasında kabul edilir. İşin ilginci ise film aslında Viyana'da geçer, ama Prag'da çekilmiştir. Çekya'nın politik, kültürel ve ekonomik merkezi olan şehir, özellikle Gotik mimarisi ve gizemli atmosferi ile masalsıdır. Orta Çağ'dan kalmış gibi duran şehir; estetik köprüleri, kanalları ve tarihi eserleri ile de ilham verir. Roma için başlı başına bir film seti demek yanlış olmaz. Kendine has caddeleri, sokakları ve meydanları ile ilham veren bir şehir olan Roma, kült statüsündeki birçok filmin çekildiği yer. Ayrıca Roma için dünyaca ünlü yönetmen Federico Fellini'nin şehri de denilebilir. Fellini'ye \"yabancı dilde en iyi film\" Oscar'ı kazandıran Amarcord ya da La Dolce Vita gibi filmler burada çekilmiş. Aynı zamanda Audrey Hepburn'e \"en iyi kadın oyuncu\" Oscar'ı kazandıran romantik film \"Roma Tatili\" de burada geçiyor. Roma'nın tarih boyunca sanat ve sinema ile yakın bir ilişkisi olmuş ve olmaya da devam ediyor. Kolezyum, Trevi Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri ve Pantheon gibi tarihi duraklara ev sahipliği yapan şehir, her zaman çekici. Yola çıkmadan evvel de Seyahatine İlham Kaynağı Olacak Yapımlar I: Roma'da Çekilen Filmler içeriğimizi okumayı unutma! Londra, dünyanın en önde gelen metropollerinden biri. İngiltere ve Birleşik Krallık'ın başkenti konumundaki şehir, heybetli bir geçmişe sahip. Multikültürel dokusu, müzeleri, tarihi sokakları ve ilham veren yapıları ile dikkat çeken şehir, sinematik anlamda da hayli çekici bir yer. Sense and Sensibility, Shakespeare in Love, Les Miserables, The Imitation Game, The Theory of Everything gibi farklı kategorilerde Oscar kazanan yapımların çekildiği yerlerden biri olan Londra, sinema ile iç içe bir durak. Aynı zamanda Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan hayali dedektif Sherlock Holmes'un da evi olan Londra, tarihin kapısını aralamak ve nostalji yaşamak için de son derece uygun bir güzergah. Adanın kalbine gitmeden önce Seyahatine İlham Kaynağı Olacak Yapımlar IV: Londra'da Çekilen Filmler içeriğimizi de gözden geçirmeni tavsiye ederiz. Katalonya'nın başkenti olan Barselona, Balear Denizi'nin kıyısında konumlanan nefes kesici bir bölge. İber Yarımadası'nın kuzeydoğusunda yer alan şehir, Akdeniz ikliminin etkisindeki atmosferi ve sanatsal güzellikleri ile ilham verici bir durak. Özellikle modern sanata yön veren \"Art Nouveau\" akımı ve dünyaca ünlü mimar Antoni Gaudi'nin eserleri ile tanınan şehir, filmlere fon alan manzaraları ile de meşhur. Özellikle İspanyol sinemasının uluslararası alanda tanınan yönetmeni Pedro Almodovar'a Oscar kazandıran All About My Mother filminin çekildiği yer olarak bilinen Barselona, son derece çekici bir şehir. Ayrıca Penelope Cruz da Barselona'da çekilen Vicky Cristina Barcelona filmi ile \"en iyi yardımcı kadın oyuncu\" Oscar'ının sahibi olmuş. Bunun yanı sıra efsanevi yönetmen Michelangelo Antonio'nin The Passenger filminin bazı bölümleri ve Alejandro Gonzalez Inarritu'nun Biutiful filmi de Barselona'da geçer. O yüzden Barselona; zengin kültürel birikimi, gurme lezzetleri, göz alan manzaraları ile olduğu kadar sinematik atmosferi ile de hayli çekicidir. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Avrupa'daki Ünlü Barok Eserler: Tarihe Görkemiyle Damga Vuran Bir Akım yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gecmisten-gunumuze-sifa-merkezlerini-ziyaret-istanbulun-tarihi-osmanli-hamamlari", "text": "- Bilgilenme Zamanı: Osmanlı Hamam Kültürüne Giriş - Ağa Hamamı: İstanbul'un En Eski Hamamı - Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı: Hamam Ritüeli Arayanlara Özel - Cağaloğlu Hamamı: Ölmeden Önce Görülmesi Gerekenler Listesinde - Çemberlitaş Hamamı: Tarihi Yarımadanın Kalbinde - Galatasaray Hamamı: 500 Yıllık Gelenek - Kılıç Ali Paşa Hamamı: Konfor Dolu Bir Gün Arayanlar Buraya - Süleymaniye Hamamı: Namıdiğer Dökmeci Hamamı Temizlenme, arınma, yenilenme... Bu kelimeleri okuyunca aklında ne canlanıyor? Aklındakiyle uyumlu olur mu bilmiyoruz, ama hamam tam da bu duyguları yaşayabildiğimiz yerleri tanımlıyor. Hamam, esasen Arapçada ısıtmak anlamına gelen ham kelimesinden türetilmiş ve ısıtılan yer anlamına geliyor. Yıkanılan yer olarak ifade edilmesi ise çok daha sonra gerçekleşmiş. İlk olarak Antik Yunan'da kullanılan hamamlar bugünkü hamamlardan farklı olarak sporculara özel olarak kullanılıyormuş ya da evlerde bulunuyormuş. Halka açık hamamlar da ilk defa Romalılar tarafından kullanılmış. Bu yazımızda İstanbul'daki Osmanlı hamamlarından bahsedeceğiz. İstanbul'un tarihi Osmanlı hamamları, köklü geçmişi hissedebileceğin en önemli yerler arasında yer alıyor. Yüzyıllardır ayakta duran ve hala hizmet veren hamamlarla ilgili detaylı bilgiyi vermeden önce ise biraz Osmanlı hamam kültürüne değinmek istiyoruz. İstanbul'da Bizans döneminden kalma herhangi bir hamam bulunmuyor. Yani tarihi olarak gördüğümüz tüm hamamlar Osmanlı dönemine ait. İstanbul'un çoğu yerinde varlığını sürdüren bu hamamların en ihtişamlıları da genellikle Mimar Sinan tarafından yapılmış. Osmanlı hamamının özelliklerinden biri, ışık geçiren fil gözü bezeli kubbeleri olması. Hamamlar mahrem yerler olduğu için pencere yerine kubbelerde, gün ışığı alan ve ışığın mekana yayılmasını sağlayan bir mimari tercih ediliyor. Osmanlı hamamlarında farklı bölümler bulunuyor. Camekan bölümde insanlar peştemallere sarılırken ılıklık kısmında bedenin hamamın sıcaklığına alışması sağlanıyor. Son olarak sıcaklık bölümünde ise göbek taşı yer alıyor ve insanlar burayı yıkanmak için kullanıyor. Kadınlara kese yapan kişiye natır denirken erkeklere kese yapan kişiye ise tellak deniyor. Buradan da tüm kese yapanların tellak olmadığını öğreniyoruz. Vakıf ve camilere gelir getirdiği için İstanbul'un fethinden sonra şehirde hayli çoğalan hamamlar hem kadınların hem erkeklerin sosyalleştiği alanlar haline geliyor. Günümüzde eskisi gibi çok kullanılmasa da hala kültür olarak yaşatıldığını söyleyebiliriz. - Ağa Hamamı - Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı - Cağaloğlu Hamamı - Çemberlitaş Hamamı - Galatasaray Hamamı - Kılıç Ali Paşa Hamamı - Süleymaniye Hamamı Tabii bu tarihi hamamlara ulaşmak için yapman gereken, İstanbul'a ucuz uçak bileti almak. Şimdi, sıra geldi bu tarihi hamamları dolaşmaya! İstanbul'un en eski hamamı olan Ağa Hamamı, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1454 yılında av evi olarak yaptırılmış. Av evi olarak yaptırılmasının sebebi ise padişahların Beyoğlu'na avlanmak için gelmelerinden kaynaklanıyor. Cumhuriyet'in ilanı sonrası 1923 yılında hamam olarak halka açılmış. O günden bu yana daha çok yabancı turistlerin ziyaret ettiği hamam; kese, köpük, yağ masajı ve yüz maskesi gibi bakım hizmetleri sunmaya devam ediyor. Ağa Hamamı ile ilgili daha fazla bilgiye erişmek ve fiyatları hakkında bilgi almak istersen Ağa Hamamı web sayfasını ziyaret edebilirsin. Hürrem Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan hamam, 1556 yılından beri ayakta olsa da bir dönem sadece depo olarak kullanılmış. 2011 sonrasında ise tekrar hamam olarak hizmet vermeye başlamış. Buraya gelmişken Osmanlı şerbeti içerek tam bir hamam ritüeli gerçekleştirmeni öneriyoruz. Aromaterapi, anti-stres, sırt masajı ve ayak masajı gibi hizmetlerinin yanında Pir-ü Park, Keyf-i Hamam, Zevk-i Sefa Hamam ve Ab-ı Hayat Hamam gibi bakım paketleri bulunuyor. Bazı hamamlarda olduğu gibi restoranının da bulunduğunu söyleyelim. Dilersen İstanbul'u Geziyorum: Hikayeleriyle Tarihi Yarımada Turu yazımızı okuyup hamama gelmişken bir tarihi tur da yapabilirsin. Her gün 08:00 22:00 saatlerinde hizmet veren hamamla ilgili detaylı bilgi almak istersen de Hürrem Sultan Hamamı web sayfasına göz atabilirsin. New York Times gazetesinin ölmeden önce görülmesi gereken 1000 yer listesinde bulunan Cağaloğlu Hamamı, listede yer alan tek Türk hamamı olma özelliği taşıyor. 1741 yılından bu yana hizmet veren hamamın 2023 Michelin Listesi'ne girmiş Lokanta 1741 isimli bir restoranı da bulunuyor. Kendini tepeden tırnağa yenilenmiş hissetmek isteyenler için çeşitli hizmetler sunan hamama gitmek istersen pazartesi ve perşembe günleri 09:00 22:00; cuma, cumartesi ve pazar günleri ise 09:00 23:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin. Detaylı bilgi almak ve fiyat listesine ulaşmak için de Cağaloğlu Hamamı web sayfasına uğrayabilirsin. Mimar Sinan tarafından yapılan Çemberlitaş Hamamı, tarihi yarımadanın kalbinde bulunuyor. Geleneği sürdüren bu tarihi hamam, Çemberlitaş'ta Divanyolu üzerinde 1584 yılından bu yana hizmet veriyor. Kendi sabunları ve lezzetli ikramlıkları bulunan hamamda köpük ve kesenin yanı sıra sultan masajı, aromaterapik masaj ve kil maskesi gibi bakım hizmetleri de bulunuyor. Her gün 06:00 00:00 saatlerinde ziyaret edebileceğin tarihi hamamın restoranında yemek de yiyebilirsin. Fiyatlar konusunda bilgi almak istersen Tarihi Çemberlitaş Hamamı sayfasını ziyaret edebilirsin. Dilersen aylık üyelik alarak daha uygun fiyata da bu hizmetlerden faydalanabilirsin. Galatasaray Hamamı, mis gibi beyaz sabun kokularının yayıldığı tarihi hamamlardan biri. Çok kültürlü yapısıyla sevip bağrımıza bastığımız Beyoğlu'nun dar Arnavut kaldırımlı bir caddesinde bulunuyor. Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılan hamam, Galatasaray Külliyesi içinde bulunuyor ve 1481 yılından beri hizmet vermeye devam ediyor. Kese, köpük, masaj hizmetlerinin yanı sıra gelin hamamı organizasyonlarının da yapıldığı tarihi hamama rezervasyon yaptırmak istersen Tarihi Galatasaray Hamamı web sayfasını ziyaret edebilirsin. John Travolta, 2008 yılında bu hamama gelip Pasha Masajı yaptırmayı tercih etmiş; bizden söylemesi. Uluç Ali Reis olarak da bilinen Kılıç Ali Paşa, senelerce kaptan-ı derya olarak görev yapmış bir Osmanlı denizcisi. 1583 yılından bu yana ayakta olan Kılıç Ali Paşa Hamamı ise İstanbul'un en eski hamamlarından biri. Yakın zamanda 7 yıllık bir restorasyon sonrası değişen çehresiyle çok daha etkileyici bir hale büründüğünü söyleyebiliriz. Buraya geldiğinde Osmanlı şerbeti ikramıyla başlayan hamam yolculuğun, Osmanlı kültüründe uygulanan ritüellere göre sıcak hamam taşları ve mis kokulu sabunların peşinde devam ediyor. Yorgunluğunu ve stresini atacağın Kılıç Ali Paşa Hamamı ile ilgili daha fazla şey öğrenmek istersen Kılıç Ali Paşa Hamamı web sayfasına minik bir ziyaret yapabilirsin. Hamama gitmeden önce bakılması gereken bir hamam kılavuzu hazırlamışlar, dilersen bu kılavuza bakarak \"Hamamda nelere dikkat edilmesi gerekir?\" sorusuna yanıt bulabilirsin. Süleymaniye Külliyesi'nin bir parçası olarak inşa edilen Süleymaniye Hamamı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a inşa ettirilmiş. 1557 yılından beri hizmet veren hamam, dökümhane atölyelerinin yanında yer aldığı için Dökmeci Hamamı olarak da anılıyor. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon gerektiren hamamda sadece erkek masörlerin bulunduğunu söyleyelim. Mimar Sinan'ın bu güzel eserini görmek istersen gitmeden önce Süleymaniye Hamamı web sayfasını mutlaka ziyaret etmeni öneriyoruz. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'nin Termal Şehirleri Nelerdir? yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/geleneksel-hint-yemekleri", "text": "- Hindistan Gezisi Düşünenlere Sosuyla Baharatıyla Hint Mutfağı - Hindistan Yeme İçme Rehberi: Denenmesi Gereken Hint Lezzetleri - 1- Chaat: Hindistan'da Bir Sokak Lezzeti - 2- Keema: Etoburların Ağzına Layık Hint Yemekleri - 3- Naan: Hint Yemekleri Yanına Hint Ekmeği - 4- Roti: Kepekli Lavaş Hint Yemekleri ile Çok İyi Gider - 5- Samosa: Hint Böreği - 6- Aloo Gobi: Patatesli Karnabahar - 7- Aloo Tikki: Patates Köftesi - 8- Tandoori Chicken: Tavuk Tandır - 9- Curry Chicken: Körili Tavuk - 10- Dosa: Hint Yemekleri Listesinde Bir Hint Krebi - 11- Rogan Josh: Acı ve Et Sevenlerin Hint Yemekleri Rüyası - 12- Idli: Pirinç Unlu ve Kara Mercimekli Kek - 13- Gulab Jamun: Hint Lokması - 14- Rajma Chawal - 15- Kachori Hint yemekleri, kendine has baharatları ve pişirme yöntemleri ile kimine yepyeni bir alışkanlık kazandırıyor, kimine ise hiçbir şekilde hitap etmiyor. Yani daha önce herhangi bir Hint mutfağı tarifi denemediysen Hint yemekleri sana çok garip de gelebilir, ama çok da sevebilirsin. \"Hindistan'da ne yenir?\" sorusuna yanıtlar aradığımız bu içerikte lezzet dolu bir yolculuğa çıkmaya ve uçak biletini almaya hazırsan başlıyoruz. Hindistan'a gitmeden önce mutfağı hakkında araştırma yapmakta fayda var. Hindistan yemekleri, acı biber ve baharatların karışımı ile tatlandırılan tavuk eti ve kuzu eti tariflerinden oluşuyor. Hindistan'ın sebze yemeklerine de ayrıca değinmek gerekiyor. Kırmızı biberi çok seven Hintliler, aynı zamanda sokak yemekleri konusunda gelişmiş olsa da bu konuda hijyene ayrıca dikkat etmek lazım. Geniş bir coğrafyaya yayılmış Hindistan, aslında birçok mutfağı içinde barındıran ve değişik pişirme teknikleri ile servis edilen bir mutfağa sahip. Köri başta olmak üzere kişniş, zerdeçal, zencefil ve kimyonun yanı sıra 30'dan fazla baharat kullanılan Hindistan yeme içme dünyası, bu noktada baharat sevmeyenler için iştah açıcı olmayabilir. Hamur işleri, bu bakımdan seçilebilecek Hint yemekleri arasında. Hint mutfağının en güzel yanı, burada vejetaryenler için inanılmaz bir çeşitliliğin mevcut olması. Hindu inanışında belirli etleri yemek yasak; bu da sebze tariflerinin gelişmesini ve yayılmasını sağlamış. Yakın zamanlarda bir Hindistan gezisi yapacaksan aşağıdaki içerikler sana çok yardımcı olacak. İster lüks restoranlar, ister daha uygun fiyatlı aile işletmeleri... Hindistan'da mükemmel tariflerin servis edildiği birçok mekan var. Yolun düşerse diye bazı yemekleri seçtik ve seninle paylaşıyoruz. Hint sokak yemekleri pek meşhur dedik. Buradaki sokak yemeklerine genel olarak chaat adı veriliyor. Çoğunlukla kızarmış ekmek ya da patates kızartması üzerine yoğurt, nohut, demirhindi sosu, zencefil ve diğer baharatların eklenmesi ile oluşan chaat, sokak gezmelerinde anlık acıkmalar için birebir. Hindistan'da akşam yemekleri çok renkli geçer. Özellikle arkadaşlarla bir araya gelinen akşam yemeklerinde. Keema, işte bu özel gecelerde ya da Hint restoranlarında karşına çıkacak bir yemek. Neredeyse kıyma kıvamında kıyılmış keçi ya da kuzu etinin yeşil bezelye, sarımsak, soğan, acı yeşil biber ve zencefil ile harmanlanmasıyla ortaya çıkan bu tarif, yanında lavaş benzeri ekmekle servis ediliyor. Hintliler ekmeğe naan diyor. Bizim lavaş ekmeğimizin çok daha kalınını düşünün. İşte, naan böyle bir şey. Her yemeğin yanında servis edilen naan, bazen sadece köri ile beraber bir atıştırmalık olarak tüketiliyor. Hindistan yemek kültüründe lavaşı andıran bir kepekli ekmek daha var: Roti. Naan'dan çok daha ince olan bu ekmek, yemeklerin yanında ikram ediliyor. Hint mutfağında ayrıca soslarla beraber bir atıştırmalık olarak da tüketiliyor. Hindistan sokak yemekleri kültüründe samosa denildiğinde birçok insanın ağzı sulanır. Mercimek, kıyma, tavuk eti, patates, fasulye, soğan ve baharatların karıştırılması ile elde edilen iç harçlarıyla doldurulmuş bir tür börek olan Samosa, çoğunlukla üçgen şeklinde olur. Bazen tatlı soslu bazen de Hindistan cevizli versiyonları ile karşılaşabilirsin. Çoğunlukla kızartma yöntemi ile pişirilir, ama fırınlanmış çeşitlerini de bulabilirsin. Hint mutfağında vejetaryenlerin bayılacağı bir tarif ile devam ediyoruz. Aloo, bir çeşit patates. Gobi ise karnabahar. Tencerede pişirilen bu yemek, köri ile tatlandırılıyor. Yemeğin içinde ayrıca kişniş, patates, mısır, sarımsak, acı biber, zerdeçal ve kimyon var. Et yemeklerinden sıkılanlara ya da değişik bir sebze tarifi denemek isteyenlere birebir. Vejetaryenlerin aloo gobi tarifini evde denemelerini öneriyoruz. Hintliler patatese aloo diyor demiştik. Aloo tikki de bir tür patates burger. Soğan ve baharatlarla bir tür köfte haline getirilen patates püresi, yağda kızartılıyor. Yanında yoğurt ya da demirhindi sosu ile servis ediliyor. Vejetaryenler bu tarife de kesinlikle bayılacak. Hint mutfağının en ünlü tariflerinden biri karşında. Tandoor, bildiğimiz tandır. Tandoori chicken, tandırda tavuk demek yani. Yüksek ısılı fırınlarda pişirilen bu tavuk yemeği, birçok Hint restoranında ana yemeklerden biri konumunda. Yoğurt ve birçok baharat çeşidi ile marine edilen tavuk, yüksek ısıda fırınlanıyor ve yanında çeşitli sos ve sebzelerle ikram ediliyor. Bunu bir başlangıç yemeği olarak servis eden restoranlar da var. Hint mutfağında bir yemeğin başında tandoori kalıbını görürsen bu onun yüksek ısıda pişirildiğini gösteriyor. Bizim tandırda kuzu ya da sebze yemeklerimiz gibi. Menülerde birçok tandoori seçeneği görebilirsin. Hint mutfağından dünya mutfağına yayılmış bir yiyecek olan curry chicken, köri ile tatlandırılmış tavuk sotesi anlamına geliyor. Çoğunlukla pilavla servis ediliyor ve neredeyse tüm Hint restoranlarında bulunabiliyor. Köri ayrıca başka yemeklerin de ana çeşnisi olarak kullanılıyor. Menüde bir tarifin başında curry varsa bil ki o bol körili. Çoğunlukla masala ile beraber servis edilen dosa, pirinç unu ve süt ile yapılan bir tür krep. Masala ise çeşitli sebze ve baharatlarla yapılan bir tür püre. Örneğin patates masala ya da soğan masala gibi türleri var. Menüde masala dosa tarifi görürsen bil ki içinde baharatlı sebze karışımı olan krep var. Koyun eti, acı Kaşmir kırmızı biberi ve köri, rogan josh'un ana malzemeleri. Kuzey Hindistan'ın hemen her restoranında bulabileceğin bu tarif, çoğunlukla pilav ve ekmekle servis ediliyor. Çok acı, ama bir o kadar da lezzetli. Koyun etini seviyorsan rogan josh, Hindistan gezin sırasında favori lezzetlerinden biri olmaya aday. Hindistan'a özgü bir mercimek var: Kara mercimek. Bildiğimiz mercimeklere oranla çok daha siyah olan bu mercimek, Hint mutfağında kendine birçok tarifte yer bulabiliyor. Örneğin ıdli tarifi. Pirinç hamuru ve kara mercimekle elde edilen hamurdan yapılan bu tarif, beyaz bir kek görünümünde ve daha çok kahvaltılarda tüketiliyor. Yanında da çoğunlukla sambar sosu oluyor. En güzel Hint yemekleri listemizin son sırasında bulunan gulab jamun, kızartılmış süt toplarına şerbet dökülmesi ile elde edilen bir tarif. Hamuru bizim lokmamıza benziyor, ama şerbet bizimkinden farklı. Safran, kakule ve gül suyu ile hazırlanıyor. Yanında da çoğunlukla vanilyalı dondurma servis ediliyor. Özellikle Yeni Delhi'de seyyar arabalarda bolca rastlayacağınız bir lezzet Rajma Chawal. Görünüşte bizim kuru fasulye ve pilavımıza benzeyen yemek, çeşitli sosları ile farklı bir kimlik kazanmış. Aromatik baharatlar ile pişmiş kırmızı fasulyeye, köri ile buğulanmış pilav eşlik ediyor. Yemeğin üstünde mutlaka salatalık da bulunuyor. Kachori, mercimek, salça ve baharat karışımı ile doldurulmuş beyaz un hamuru ile yapılır. Bu karışım, kızarmış ve sıcak baharatlı körili patates ile servis edilir. Ayrıca bu lezzette demirhindi sos ya da kişniş nane sosu da kullanılabilir. Bu yemek tezgahlarına Eski Delhi'de bolca rastlayacaksın. Bizce denemeye değer. Son olarak, yolun Hindistan'a düşecekse seyahat aşıları konusuna çok dikkat et! Oradaki hijyen kültürü bizimkinden çok farklı."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/geleneksel-turk-kahvaltisi-duraklari", "text": "- Türk Kahvaltı Kültürünün Tarihi: Nereden Çıktı Bu Zengin Kahvaltı? - Bölgelere Göre Kahvaltı Sofralarını Ziyaret Zamanı - Ege Kahvaltısı: Kahvaltıda Biraz Yeşilliğe Ne Dersin? - Akdeniz Kahvaltısı: Baharat ve Reçellere Saygı Duruşu - İç Anadolu Kahvaltısı: Hamur İşi Dünyasına Hoş Geldiniz - Karadeniz Kahvaltısı: Bu Kahvaltıyı Yaylada Yapacaksın - Doğu Anadolu Kahvaltısı: Geleneksel Peynirler Diyarı - Güneydoğu Anadolu Kahvaltısı: Hem Gözü Hem Mideyi Doyuran Bir Lezzet - Marmara Kahvaltısı: Seçenek ve Lezzet Bol Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğu konusunda hem fikir misin bilmiyoruz, ama Türk kahvaltısının sınırları aşan bir ünü olduğunu hepimiz biliyoruz. İster sabah insanı ol ister akşam, güne başladığın an mutfaktan gelen kokuların peşinden gideceğine ise neredeyse emin gibiyiz. Türk mutfak kültüründe önemli bir yere sahip olan geleneksel Türk kahvaltısını öğün olarak atlamak olmaz. Akşam yemeğini atlayabilirsin, ama kahvaltıyı... Gel, kahvaltıların olmazsa olmazı beyaz peyniri ve çayı birbirinden ayırma. Kalorisini unutup lezzetli hamur işlerine de şans vermeyi unutma. Bu gelenekselleşmiş Türk kahvaltısı nasıl şekillenmiş diye merak ediyorsan biraz kahvaltı kültürünün oluşumundan ve tarihinden bahsedelim. Sonrasında ise bölgelere göre geleneksel Türk kahvaltısı duraklarını ziyaret edelim. Kahvaltı konusunda konuşmak için biraz kelimenin kökenine gitmek gerektiğini düşünüyoruz. Yani kahve ve altı kelimelerinin birleştirip oluşturduğu kahvaltının aslında \" Aç aç kahve mi içilir! Öncesinde bir şeyler yiyelim.\" düşüncesiyle gelişip bu kadar çeşitlenmesi inanılmaz. Osmanlıda kahve tüketiminin artmasıyla birlikte kahveden önce çorba içilir ya da peynir, reçel gibi mideyi rahatlatmak için küçük atıştırmalıklar yenirmiş. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ise kahvaltı, Osmanlı kültüründe bir öğün olarak yer almaya başlamış. Sarayda bal, kaymak, reçel, yumurta gibi yiyecekler tüketilirken halk daha çok çorba, kavun, yoğurt yemeyi tercih etmiş. Ülkemizin her bölgesi ayrı bir zenginlik olduğu için kahvaltı da farklı bölgelerde farklı eklemelerle karşılık bulmuş elbette. Yöresel ekmek ve peynir çeşitleri ile farklı kahvaltılık tariflerinin yanı sıra uzun uzun yapılan muhabbetlerin eşlik ettiği Türk kahvaltı sofraları bu kültürel mozaikle harmanlanmış. Evet, Türk Kahvaltı kültürü bölgeden bölgeye lezzetli farklılıklar gösteriyor. Haydi gel, 20. yüzyıldan beri hayatımızda olan bu geleneksel kahvaltı için bölgelere göre kahvaltı sofrası rotaları oluşturalım. Geleneksel Türk kahvaltısı denildiğinde aklına neler geliyor? Beyaz peynir, siyah zeytin, ince belli bardakta demli sıcak bir Türk çayı, sucuklu yumurta, menemen, kızarmış ekmek... Tamam, bunlar kahvaltımızın temel ögeleri olabilir. Peki, bitti mi? Hayır! Klasik kahvaltının içerisinde yer alan şeylere farklı bölgeleri ziyaret edip yeni lezzetler ekleme zamanı! Gel, bölge bölge kahvaltı çeşitlerini inceleyelim. Eğer bir Ege kahvaltısı yapıyorsan zeytinyağının peynir ve zeytine cömert dokunuşlarını görebilirsin. Lezzetli bir zeytinyağının içerisinde kekik, pul biber ve tuzun ekmek banılması için hazır olda beklediğini de söyleyelim. Kızarmış ekmeğin zeytin yağı ile buluşması ise bambaşka bir lezzet karması. Domates, biber ve salatalık da bu sofranın vazgeçilmez üyeleri. Ege'nin neredeyse bitki örtüsü olan zeytin ağaçlarından toplanan çeşit çeşit zeytinleri de sofrada mutlaka göreceksin. İzmir kahvaltılarının olmazsa olmazı boyozu da unutmamak lazım. \"Boyoz nedir?\" diye soracak olursan İzmirliler bu soruyu duymadan cevap verelim. Çıtır çıtır, yağlı ve mayasız lezzetli bir poğaça olarak tanımlayalım. Denemediysen mutlaka tadına bak. Yanında eşlikçisi haşlanmış yumurtayı da unutma! İzmir tulum peynirini ise tabağından eksik etme deriz. Bu kadar boyoz dedik, İzmir kahvaltısı dedik. Bu bölgeyi ziyaret etmek istersen İzmir ucuz uçak biletini aşağı bırakalım o halde! Akdeniz deyince sıcacık kumlar, hafif esintiler, güzel yaz akşamları ve antik kentler aklında canlandıysa hemen yanına lezzetli kahvaltıları da eklemek isteriz. Gerçekten çok emek verilen ve lezzetli yöresel bir kahvaltıları var. Akdeniz kahvaltısının tatlı yıldızları ise tabii ki reçellerden bir geçit töreni: Turunç, ceviz, patlıcan, bergamot, karpuz, yeşil incir ve nar reçeli, Akdeniz kahvaltısının vazgeçilmezi. Kahvaltın için bir reçel yolculuğu yapmak istersen ucuz Antalya uçak biletini aşağı bırakıyoruz. Haşhaşlı cevizli çörek, kete, bazlama, çi börek ve nice yöresel hamur işi. İç Anadolu hamur işinin kahvaltıda yeri ayrı. Damakta şölen yaratan bu karbonhidratların yanına güzel bir çemen ve dumanı üstünde bir çayın eşlik etmesine izin vermeni öneriyoruz. Simit konusunda hassas olan ve hamur işlerine ek zengin kahvaltısıyla aklımızı alan Ankara'ya gitmek istersen ucuz Ankara uçak biletin aşağıda. Dilersen sonrasında hızlı trenle Eskişehir'e geçip bir çi börek de yiyebilirsin. Afiyet olsun! Mis gibi tereyağı, çıtır çıtır mısır ekmeği, bir çatalla göğe doğru uzayan muhlaması, kavutu, kayganası ve taptaze Karadeniz çayı ile mis gibi bir havada güne başlamak ister misin? Karadeniz kahvaltısının yıldızları saydığımız yiyeceklerle sınırlı değil elbette, ancak biraz gizemi kalsın istiyoruz. Zaten bu kahvaltıyı Karadeniz yaylalarında yapmazsan aynı keyfi alamazsın, bizden söylemesi. Lezzet dolu bir kahvaltı, yemyeşil bir manzara ve oksijen deposu duraklara ulaşmak için sana ucuz Trabzon uçak bileti bırakıyoruz. Doğu Anadolu'nun kadim coğrafyası bize lezzetli kahvaltılıklar sunmaktan da geri durmamış. Neredeyse her şehrinin farklı bir geleneksel ürünü var. Özellikle peynir konusunda çok fazla seçenek mevcut. Meşhur Van otlu peyniri, Kars kaşarı, Erzincan tulum peyniri, murtuğa, kuru cacık, kavurmalı yumurta, süt kaymağı, ballı tahin, Van çöreği, Bitlis Karakovan balı ağız sulandırmaya yeter de artar bile. Kahvaltı konusunda marka olan ilimiz Van'a gidersen muhteşem bir Doğu Anadolu kahvaltısı yapabilirsin. Çoğu ürün zaten Van ile özdeşleşmiş. Herhangi bir şehirdeki Van kahvaltısı tabelalarını görmezden gel, çünkü senin için aşağıya ucuz Van uçak bileti bıraktık! Bir Güneydoğu Anadolu kahvaltısında doymamak imkansız. Diyarbakır örgü peyniri, beyran çorbası, nohut dürüm, kuru domates, kuru biber, ciğer kavurma, Diyarbakır çöreği, katmer... Kalanını senin hayal gücüne bırakıyoruz. Hayal gücünle dolduramayacağın sofra için yapman gereken de minik bir Güneydoğu Anadolu gezisine çıkmak. Dilersen Mardin'den başlayabilirsin. Trakya'nın güzel peyniri ve ekşimikli biberi, Bursa Gemlik'in zeytini, İstanbul'un simidi, Çanakkale Ezine'nin beyaz peyniri ve sulu domatesleri bir araya geldi mi ortaya lezzetli bir kahvaltı sofrası çıkacağına eminiz. Marmara'da meşhur yiyecekler bunlar, ama sadece bunlar yok. Çünkü buradaki kahvaltılarda genelde yok yok. Özellikle İstanbul'da hafta sonları dışarıda kahvaltı yapmak bir trend diyebiliriz. Arnavutköy'de Boğaz manzaralı kahvaltılar, Beşiktaş kahvaltıcılar sokağında pofuduk pişilerin el yaktığı kahvaltılar, belediyenin diğer mekanlara göre nispeten ucuz olan sosyal tesislerinde kalabalık kahvaltılar, nereye gitseniz bulacağınız serpme kahvaltılar ve son zamanların popüler durakları bakery'ler... İstanbul'daki bakery dükkanlarını daha önce yazmıştık. Bir kahvaltını da böyle değerlendirmek istersen İstanbul Avrupa Yakasının En İyi Bakery Dükkanları ve İstanbul Anadolu Yakasının En İyi Bakery Dükkanları yazılarımızı okuyabilirsin. İster envai çeşit kahvaltıcının kapısında sıraya gir ister vapurda Boğaz keyfi yaparken bir simit, bir çay, bir de peynir ye... Biz buraya ucuz İstanbul uçak biletini ucuz İstanbul uçak biletini bırakıyoruz, seçim senin! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Bir Bilet İki Şehir: Kapadokya Gezisi ve Elazığ Gurme Turu yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gezmeden-once-ne-okumali", "text": "Her kitap, başka bir hikaye. Bambaşka dünyanın kapılarını aralama hali, bir keşif... Tıpkı başka yerlere seyahat etmek gibi. Nasıl bir kitabı her okuduğunda başka şey fark ediyorsa aynı yere farklı seyahatlerinde de yeni keşifler yaşayabiliyor insan. Çok gezenin ve çok okuyanın bilmek konusundaki girdiği yarışı bir kenara bırakıyoruz. İkisi de bize lazım. Bu konuda sadece sıralama önemli. Eğer seyahat öncesi gideceğin yere dair kitaplar okursan emin ol deneyimin bambaşka olacak. Sadece \"Nerede ne yapılır?\" gibi seyahat notları değil, o mekanlarda yaşayan insanların hikayelerini de okuyarak dahil olabileceğin kitaplardan bahsediyoruz. Bazen hikayeler ve mekanlar fazla etkileyici olabilir. Bir bakmışsın, okuduğun kitap hiç aklında olmayan bir şehre doğru uğurlamış seni. Seyahat etmeden önce okunması gereken kitapları okumanın zamanı geldiyse bu öneriler tam sana göre. Şehirleri anlatan kitaplardan seçtiğimiz önerilerimize başlayalım. Haydi, keşif zamanı! İstanbul, Türkiye'nin en büyük metropolü. Yüzyıllar boyu paylaşılamamış, farklı kültürlere ev sahipliği yapmış, yedi tepeli güzel şehir. Yerli-yabancı sürekli turistlerin ziyaret ettiği, 7/24 canlılığını kaybetmeyen bu şehrin her semti bambaşka bir dünya, farklı kültürleri kucaklayan bir alem. İstanbul'da geçen, İstanbul'un tek tek semtlerini anlatan, mimarisine ve kültürüne dokunan pek çok kitap var. Bir gezi rehberi tadında okuyup bilgi almak istersen Murat Belge'nin İstanbul Gezi Rehberi kitabına bir göz atabilirsin. Tarihi yarımadadan başlayıp Polonezköy'e kadar uzanan neredeyse tüm İstanbul'un ilginç hikayelerini, tarihi yerlerini okumak, içinde yeni kapılar aralayabilir. \"Ben buralara neden gitmemişim?\" sorusunu sürekli soracağın bir kitap. İstanbul seyahatini planlamadan önce yapman gereken, hafızana İstanbul hikayeleri sığdırmak ve uygun bir uçak bileti almak. Çarlık Rusya'nın başkenti, 42 ada üzerine kurulmuş bir şehir Saint Petersburg. Sarayları, caddeleri, opera binaları, parkları, metrosu ile bir görenin bir daha dönüp baktığı türden bir şehir. Masal gibi görüntüsüyle yaz mevsiminde gerçekleşen \"beyaz geceler\" döneminde, güneşi batırmadan gündüzü yaşamak da mümkün. St. Petersburg denince akıllara hemen Rus edebiyatı geliyor. Seyahatinden önce bir Dostoyevski romanı okumak, tüm şehri gözünde canlandırmana yetecek. Beyaz Geceler, Suç ve Ceza romanlarındaki şehir betimlemeleri, şehre gittiğin an kafandaki sahneleri canlandırmaya yetecek ve kendini bir roman karakteri olarak bulacaksın. Sadece Dostoyevski değil, Gogol ve Puşkin de St. Petersburg'da geçen hikayeler yazarak Rus edebiyatına değerli eserler bırakmışlar. Sanat, mimari ve edebiyat kokan bu güzel şehri ziyaret etmenin en kolay yolu ise St. Petersburg'a uçmak. Paris, Fransa'nın ve romantizmin başkenti. Özellikle sanat ve gastronomi alanında dünyanın sayılı yerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Küçük şirin kafeleri, muhteşem restoranları ve büyüleyici sokaklarıyla Paris, her mevsim görülmeye değer. Notre Dame'ın Kamburu ve Sefiller, Victor Hugo'nun Paris'e olan iki farklı bakışını gösterir. Notre Dame Katedrali yaşadığı badirelere rağmen bu kitapla birlikte unutulmaz oldu. Yerli ve yabancı turistlerin her zaman ilgisini çekti. Hemingway'in Paris Bir Şenliktir kitabında da Paris'in bohem tarafı ve şanına yakışır romantizmi okuyucuyu yakalar. Paris kitaplarda, sokaklarda, kendine has dokusunda güzel. Sen de bu şehri keşfetmek istersen yapman gereken tek şey bir uçak bileti almak! Dünyanın en kozmopolit şehirlerinden olan Berlin, Almanya'nın başkenti. Kültür sanat, gece hayatı, disiplin... Bu üç kavramı yan yana Berlin'den başka yerde görmek mümkün değil. Üstelik bu kentin her yerinde park ve bahçe bulmak mümkün. Savaşlar ve yıkımlardan sonra canlı ve güvenli bir şehir olmayı başarmış. Geçtiğimiz dönemlerde daha da popüler olan Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı da Berlin sokaklarında geçiyor. Berlin'in sanat galerilerinde, müzelerinde, parklarında yürürken Sabahattin Ali'nin satırlarını hissedeceksin. Berlin doğumlu Walter Benjamin'in Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin'de Çocukluk kitabı da yazarın hem kendi anılarını hem de Berlin'de yaşadıklarını anlattığı bir kitap. O dönemin toplumunu ve şehrini anlamak için okunabilir. Kitaplarda başka, gerçekte başka mı öğrenmek için bir yolculuğa ihtiyaç var. Kitapları okuduktan sonra Berlin yolculuğun için bir valiz ve bir uçak bileti yeter! Prag, dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Kaleleri, köprüleri, sokakları bunun bir kanıtı. Orta Çağ mimarisine sahip bu şehir aynı zamanda oldukça güvenli. Opera binalarının sardığı şehir, özellikle klasik müzik sevenler için müzik ziyafeti vadediyor. Milan Kundera ve Kafka, Prag'ın edebiyatçıları. Kundera'nın yazdığı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Prag'ın baharında geçen bir aşk hikayesini anlatır. Kitabı okuduktan sonra Prag sokaklarının büyüleyici güzelliğinin etkisiyle şehri daha iyi keşfedeceksin. Büyülü atmosfere sahip Prag'ın sokaklarını merak ediyorsan yapman gereken tek şey Prag'a uçmak! Kuzey Avrupa'nın en havalı şehirlerinden biri olan Amsterdam, aynı zamanda Hollanda'nın başkenti. İçinden geçen kanallar, bir sürü yeşil alana sahip olması, eğlence hayatı, şehrin bisikletle bile gezilebilecek rahatlıkta ve düzlükte olması.. Bunlar Amsterdam'ı görmek ve biraz keyifli vakit için heyecanlanmaya yeter de artar. Bu şehre gitmeden önce de biraz kitaplara bakmak, keyifli vakitleri anlamlandırmaya yetecek. Amsterdam'da geçen Albert Camus'nun Düşüş romanı bir şehir rehberi değil, ancak hislerini sorgulatacak. Belki bu şehre yapacağın yolculuk da peşinden başka duygular getirir. Rahat ve yeşil bu şehre gelmek istersen yapman gereken tek şey Amsterdam'a uçmak! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Yolculukta Okunacak Kitaplar: Zamanı Hızlandıran Eserler yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gobeklitepe", "text": "- Göbeklitepe'yi Bulan Arkeolog Kim? - Göbeklitepe'nin Sırrı Ne: Klaus Schmidt'in Merakı - Tarihte İlk Ameliyatın Yapıldığı Yer: Göbeklitepe Efsanesi - Göbeklitepe Kazıları Ne Durumda? - Popüler Kültürde Göbeklitepe: Göbeklitepe Hakkında Bilinmesi Gerekenler - Göbeklitepe Nerede? - Göbeklitepe'ye Nasıl Gidilir? Göbeklitepe, MÖ 10.000'lerden kalma yapıların ve taş üzerine kabartma resimlerin bulunduğu, Şanlıurfa yakınlarına konumlanmış bir ören yeri. Tarihi değiştiren yer olan Göbeklitepe, Örencik Köyü yakınlarında bulunuyor. \"Göbeklitepe neden önemli?\" diye merak ediyorsan bu soruya aşağıda yanıt vereceğiz. Öncelikle şunu söyleyebiliriz ki bu bölgenin dünya üzerindeki ilk inanç merkezi olduğuna inanılıyor. Burası hakkında ilginç teoriler de var. Mesela Hz. Adem ve Hz. Havva'nın yasak meyveyi yediği cennet bahçesi olma ihtimali ile ilgili söylentiler gibi... Arkeologlara göre ise burası hala birçok gizemi içinde barındırıyor. Göbeklitepe ile ilgili çalışmalar 1963 yılına kadar uzanıyor. Alman arkeolog Prof. Klaus Schmidt, 1995 yılında bölgede asıl kazılara başladı ve Göbeklitepe'yi ortaya çıkardı. Göbeklitepe, insanlık tarihinin değişimine ön ayak oldu. 1995 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü girişimleri ile Prof. Klaus Schmidt kazı çalışmalarına başladığında, keşfedeceği şeyin bu kadar ses getireceğini düşünmüş müydü bilemiyoruz. Göbeklitepe kazısına başladığı zaman \"Ömrümün geri kalan yıllarını burada geçireceğim.\" dediği söylenen Alman arkeolog, ne yazık ki 2019'un Göbeklitepe Yılı olarak ilan edildiğini göremeden 2014 yılında hayata gözlerini yumdu. Her ne kadar Göbeklitepe için kazılar 1995 yılında başlamış olsa da bu gizemli ören yerinin geçmişi daha eskiye gidiyor. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi ortaklığında kurulan ekip, Göbeklitepe hakkında çalışma yapmış; ama buluntular üzerinde çok durulmamış. Ardından 1980 yılında Amerikalı bir arkeolog olan Peter Benedict, bir makalesinde buradan bahsetmiş. 1983 yılında Mahmut Kılıç isimli bir çiftçi tarlasını sürerken bir oymalı taş bulmuş, fakat bu da normal bir buluntu gibi sergilenmesi için Urfa Müzesi'ne gönderilmiş. Yani buluntunun önemi anlaşılmamış. 1995 yılına geldiğimizde ise bölgenin önemi Klaus Schmidt tarafından fark edilmiş ve Türkiye'nin belki de şimdiye kadar en önemli tarihi eseri gün yüzüne çıkartılmaya başlanmış. Göbeklitepe'nin sırrı, yaşında saklı. 12.000 yaşında olduğu tahmin edilen bu yapı, tarihe olan bakışımızı tamamen değiştiriyor. Göbeklitepe'den önceki bilgilere göre o yıllarda insanların demir kullanmayı bilmedikleri gibi daha çanak çömlek yapımına bile başlamadıkları düşünülüyordu. Göbeklitepe öncesinde insanlığın tarımın keşfi ile yerleşik hayata geçtiği düşünülüyordu. Göbeklitepe, insanın henüz avcı toplayıcı olduğu dönemlerde bile yapılar inşa ederek bir nevi yerleşik hayat düzenine geçtiğini gösteriyor. Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'e tarihlenen Göbeklitepe için kullanılan bir kalıp da Neolitik Devrim. İnsanların henüz mağaralarda yaşadığı o dönemde böyle bir yer inşa etmek, kesinlikle devrimsel; ama aslında Neolitik Çağ insanları hakkında bilgimizin azlığını bize hatırlatıyor. Schmidt'in teorisine göre burası bir Taş Devri tapınağı. Kazılarda bulunan çok sayıda yuvarlak, oval ve spiral yapı, T şeklinde sütunların bir araya gelmesi ile oluşuyor. Yapılar, çoğunlukla T biçimli iki devasa sütun çevresine dizilmiş daha küçük sütunlardan bir araya geliyor. Bugüne kadar yapılan kazılarda 6 yapı ortaya çıkarılmasına rağmen yüzey araştırmalarına göre çevrede toplamda 20 adet yapı olduğu düşünülüyor. Göbeklitepe kazı koordinatörü Dr. Lee Clare ise bu yapının tapınak olarak inşa edildiğini düşünmüyor. Lee Clare, bir yapının tapınak olarak adlandırılabilmesi için tanrılardan ve eğitimli ruhban sınıfından söz edilmesi gerektiğini ifade ediyor. M. Ö 10.000 yıllarında yaşayan Taş Devri insanları için eğitimli ruhban sınıfı olgusunun tamamen gerçek dışı olduğunu da belirtiyor. Dr. Clare, ören yerinin, gizemleri çözülene kadar bir toplanma yeri olarak tanımlanması gerektiğini söylüyor. Tarihin bilinen en eski yapısı, gizem oluşturmaya devam ediyor. Kazı alanında bulunan bir kafatası, tarihin bilinen ilk beyin ameliyatını geçirmiş bir insandan geriye kalmış olabilir. Kafatasında bulunan deliğin bir ameliyat izi olduğunu ifade eden uzman antropolog ve tarihçi Dr. Levent Sevik, bu izin ilkel anlamda yapılan bir kafatası delgi ameliyatı olduğunu ifade ediyor. Tarihi değiştiren bu yer hakkında birçok teori, efsane ve gerçek var. Bunlardan en gizemlisi hiç şüphesiz Göbeklitepe'nin insan eli ile gömülmüş olması. Bu konu hakkında kesin bir bilgi yok; ama yapının bulunduğu yerdeki düzeltilmiş toprak tabakası, yapının doğal şekilde değil de insan eli ile gömüldüğünü gösteriyor. Teoriler arasında en akla yatkın olanlardan biri, burasının bir yıldız gözlemevi olarak kullanıldığı; fakat sonrasında işlevini yitirdiği için gömüldüğü yönünde. 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınan tarihi kalıntılar etrafında kazılar devam ediyor. Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, ayrıntılı bir şekilde devam eden kazıların 150 yıl boyunca daha sürebileceğini düşünüyor. Yapılan yüzey araştırmaları, bölgede gün yüzüne çıkarılmamış en azından 15 yapı ve 200'den fazla dikilitaşın bulunduğunu gösteriyor. Tam olarak sayıları bilinmese de bu yapıların hepsinin zaman içinde açığa çıkacağı öngörülüyor. Tüm bu yapıların birbiri ile alakalı olduğu da Göbeklitepe ile ilgili son dönemde ortaya çıkmış popüler teorilerden biri arasında. 2019, Göbeklitepe Yılı olarak ilan edildi. Bu da dünyanın ilk toplanma merkezlerinden olan Göbeklitepe'yi bu yılın en popüler destinasyonlarından biri yapacak. Ülkemizin en tarihi noktaları arasında yer alan Şanlıurfa, şimdiden hazırlıklara başladı. UNESCO tarafından 2011 yılında Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınan bu yapı, 2018 yılında ise Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınarak dünyanın en önemli turistik noktalarından biri haline geldi. Haliliye Belediyesi'nin \"Daha Eskisi Yok!\" sloganı ile tanıtımına başladığı bu antik yer, Şanlıurfa'nın 20 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Örencik Köyü'ne konumlanmış. Her ne kadar buranın önemi yıllar boyunca fark edilmese de geliştirilen olanaklarla beraber ören yerindeki imkanlar çok daha iyileşecek gibi görünüyor. Kazılardan elde edilen bulgular doğrultusunda bir kült merkezi olarak kabul edilen ören yeri, üzerinde hayvan kabartmalarının bulunduğu dikili taşlar ile ayrıca dikkat çekiyor. Dikilitaşlar üzerinde bulunan hayvan kabartmaları, kesinlikle zamanın ötesinde ve arkeologlar bu konu üzerinde tartışmalara devam ediyor. Örneğin Edinburg Üniversitesi'nden Martin B. Sweatman ve Dimitrios Tsikritsis, T biçimli sütunların üzerindeki kabartmaların, dünyayı küresel olarak etkileyen bir meteorun çarpmasını ve MÖ 10600 9600 yılları arasında yaşanan soğuk dönemi anlatıyor olabileceğini düşünüyor. Bu teori günümüz astronomlarının dikkatini çekmiş durumda. Tarihin bilinen ilk kült merkezinin bir dikkat çeken özelliği de yapı tabanlarının sıvı geçirmez şeklinde tasarlanmış olması. Bu durum, bu bölgede sıvı içeren tören ya da seremonilerin düzenlenmiş olabileceğini gösteriyor. Göbeklitepe'ye hayatını adayan Klaus Schmidt'in Şanlurfa'da satın aldığı taş ev, eşi Çiğdem Köksal Schmidt tarafından bir anı evine dönüştürülmüş. Kült merkezinin kahramanının anılarını merak edersen bu ev 10.00 18.00 saatleri arasında ziyarete açık. Göbeklitepe hakkında merak ettiğin diğer tüm detaylara, aşağıdaki videodan ulaşabilirsin. Prof. Klaus Schmidt, \"Göbeklitepe Nedir?\" sorusunu kendi bilgi birikimi üzerinden TedX aracılığı ile cevaplıyor. Üstelik Türkçe altyazı seçeneği de var. Şanlıurfa'nın 20 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Örencik Köyü'ne konumlanmış bu merkez, Haliliye Belediyesi'ne bağlı bir ören yeri. Tarihi değiştiren kült merkezine gitmek için ucuz uçak biletini alıp Şanlıurfa'ya geldikten sonra belediye otobüslerini ya da taksileri kullanabilirsin. \"Göbeklitepe nerede?\" ve \"Göbeklitepe'ye nasıl gidilir?\" sorularının cevabı için aşağıdaki linki kontrol edebilirsin. Thanks a lot for the mini guide of Göbeklitepe. I'd like to visit this so strange site."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/gumusluk-gezilecek-yerler", "text": "- Gümüşlük Nerede? - Gümüşlük'e Nasıl Gidilir? - Gümüşlük'ün Tarihi - Gümüşlük'te Gezilecek Yerler: Deniz Kenarında Gümüşi Anlar - Tavşan Adası: Myndos Antik Kenti Keşfi - Gümüşlük Sahili: Dalgaların Sesini Duymak İsteyenlere - El Sanatları Çarşısı: Gümüşlük Sanatçılarıyla Tanışmaya Ne Dersin? - Yahşi Plajı: Ortakent'te Deniz Sefası - Yel Değirmenleri: Huzurun Peşinde Bir Tarih Keşfi - Limon Gümüşlük: Manzaralarıyla Akılda Kalan Mekan - Gümüşlük'te Mutlaka Yapılması Gereken 10 Şey Ufukta Gümüşlük gezisi görünüyorsa senin için harika bir içerik hazırladık. Bodrum'un en bohem yerlerinden biri olan Gümüşlük; insanı yenileyen yemyeşil doğası, muhteşem manzaralar sunan sahil restoranları, Myndos Antik Kenti gibi tarih kokan noktaları, mutluluk öznesi el yapımı objeler satan seyyar sanatçıları ve kusursuz plajları ile keyifli tatillere ev sahipliği yapıyor. Deniz üzerindeki tarihi Kral Yolu üzerinden yürüyerek gidilebilen Tavşan Adası ve nefis gün batımı manzaralarına sahne olan marinaları ile Gümüşlük, doğanın tam kalbinde deniz ve tarih dolu bir tatil yapmak isteyenler için mükemmel bir seçim olur. Gümüşlük, Bodrum'un bir beldesi ve Bodrum merkeze 22 km uzaklıkta bulunuyor. Ege Bölgesinde yer alan Gümüşlük; Yalıkavak, Turgutreis ve Ortakent gibi beldelere oldukça yakın. Gümüşlük'e gitmek için öncelikle Bodrum'a ulaşmak gerekiyor. Bodrum'a hızlı, güvenli ve ekonomik şekilde ulaşmak için Pegasus'un birçok noktadan gerçekleştirdiği Bodrum uçuşlarına katılabilirsin. Bodrum uçak bileti aldıktan sonra ineceğin yer Milas Bodrum Havalimanı. Buraya iniş yaptıktan sonra havalimanındaki servisleri ve toplu taşıma araçlarını kullanarak ekonomik bir şekilde Gümüşlük'e varabileceğin gibi bir taksi de tutabilirsin. Günümüzde bir çivi çakmanın bile yasak olduğu yerlerden biri olan Gümüşlük, sahil kenarındaki pansiyonları ve ferahlatan plajları ile yaz aylarında turizm merkezlerinden birine dönüşüyor. Beldenin tarihine baktığımızda ise daha çok inanç kültürü görüyoruz. Anadolu'nun en yaşlı medeniyetlerinden biri olan Lelegler tarafından MÖ 640 senesinde Myndos adı ile bu bölgeye bir yerleşim merkezi kurulmuş. Myndos, \"ana tanrıçaya tapınmak\" anlamına geliyormuş. Bozdağ tepelerinde ve Tavşan Adası'nda da o dönemden kalma birçok tarihi eser bulunmuş. 1975 yılında arkeolojik sit alanı unvanı kazanan Bodrum'un bu doğa harikası beldesi, o yıllardan beri Bodrum'un kalabalığından sıkılanlara ve tabiat ile kucaklaşabileceği bir yer arayan gezginlere hitap ediyor. Beldenin ismi hakkında ise iki hikaye var. Birincisi ve bizce daha makul olanı, eski dönemlerde burada gümüş madenlerinin olduğu ve beldenin ismini buradan aldığı. İkincisi ise oldukça romantik. Gün batımında buradaki deniz gümüşi bir renk aldığı için beldeye bu özelliğinden dolayı Gümüşlük ismi verilmiş. Gümüşlük'ün birbirinden güzel gezilecek yerleri var. Doğanın, tarihin, kültürün ve tabii ki denizin ön planda olduğu bu gezilecek noktalarda Instagram için büyüleyici fotoğraflar çekebileceğin gibi Bodrum'un korunmuş bölgesinde özgürlüğün tadını da doyasıya çıkarabilirsin. Peki, Gümüşlük'te nereleri gezmeli? Aşağıda senin için bir liste hazırladık. Plajda keyif yaparken insanın canı gezmek istemeyebilir, ama bizce buraları kesinlikle görmelisin! Deniz üzerindeki Kral Yolu sayesinde yürüyerek gidilebilen Tavşan Adası, Myndos Antik Kenti kalıntılarına ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar biz bu yazıyı hazırlarken adaya giriş arkeolojik kazılar sebebi ile yasaklanmış olsa da gelecekte bu yasağın kalkacağı muhakkak. Ayrıca ismi Tavşan Adası olsa da adada artık tavşanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Buradaki kalıntılar çok eski, pek görülecek bir şey yok; ama tarihe tanıklık etmek isteyenler buradaki atmosferden kesinlikle çok etkilenecek. Gümüşlük sahili boyunca uzanan kafe ve restoranlarda yaz boyunca insanlar atıştırmalıkların ve soğuk içeceklerin tadını çıkarırken sosyalleşip eğleniyor. Deniz manzarası eşliğinde kaliteli vakit geçirmek istersen buradaki işletmelere şans ver deriz. Bodrum'da huzur arıyorsan burası tam sana göre. Mekanlarda oturmaktan sıkılırsan deniz kenarında yürüyüş yapabilirsin. Ara sokaklara girmeyi unutma; belki bir köşede seni, sevdiklerini mutlu edebileceğin küçük bir hediyelik eşya dükkanı bekliyordur! El emeği göz nuru seramik ve cam objeler, çeşit çeşit nazar boncukları, birbirinden alımlı kolyeler, deri ve kağıt sanatının nadide örnekleri, kabaktan yapılmış masa lambaları... Yerli sanatçıların tezgah açtığı bu pazarda tüm günü geçirmek mümkün! Yakın zamanda belediyenin desteği ile düzenlenen El Sanatları Çarşısı, nisandan ekime kadar açık. Yaz aylarında yolun Gümüşlük'ten geçerse sahil turu attıktan sonra buraya da mutlaka vakit ayırmanı öneriyoruz. Gümüşlük Bodrum yolu üzerinde bulunan yel değirmenleri, günümüzde bir özel mülk konumunda. 19. yüzyılın sonuna tarihlenen bu yel değirmenleri, zamanında öğütme işleminde kullanılırken artık sadece manzara fotoğraflarına konu oluyor. Gümüşlük'e doğru giderken tepelere doğru bak, yel değirmenlerini göreceksin. Fırsatın olursa yakından incele deriz, çünkü burada harika fotoğraflar çekebilirsin. Doğasıyla meşhur bu sevimli beldenin bir de pek popüler mekanı var: Limon. Doğa ile iç içe tasarlanmış Limon; birbirinden güzel mezeleri, keyifli içecekleri ve insanı büyüleyen manzaraları ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri olarak dikkat çekiyor. Yeşillikler içinde oturma alanları, mükemmel ötesi deniz manzarası ve tertemiz atmosferi ile Limon'da zaman zaman ünlü simalara da denk gelmen olası. Üstelik fiyatlar hiç de o kadar ünlü değil! - Sanatçıların bulunduğu çarşıyı gez ve seyyar araçları ile sahil kenarında el yapımı objeler satan sokak sanatçılarından alışveriş yap. Bu anı objeleri gelecekte sana ne kadar mutlu bir tatil geçirdiğini hatırlatacak. - Sahil kenarında uzun bir yürüyüşe çık. Hatta bisiklet bulabilirsen çok daha iyi! Burada keşfedeceğin pek çok koy ve sahil var. - Antik kalıntıları gez. Beldenin birçok yerinde tarihe tanıklık edebilirsin. - Denize gir. Sahil boyunca uzanan plajlardan birinde güneşin, kumun ve ferahlatıcı denizin tadını çıkarabilirsin. Sahil boyunca yürüyerek ayrıca birçok koya ulaşabiliyorsun. Bu koylarda doğanın ve sakinliğin tadını çıkararak denize girebilirsin. - Gece hayatına mutlaka göz at. Sahil kenarındaki mekanlarda eğlenceli partilere denk gelmek mümkün. Ayrıca dışarıdan katılımcı kabul edilen ev partisi vb. gibi etkinlikler için yerel halkın açtığı sosyal medya gruplarını da takip edebilirsin. - Burada mutlaka yapman gereken bir diğer şey de tekne turuna çıkmak. Çevredeki irili ufaklı adaları keşfetmeni sağlayan bu turlarda sosyalleşme imkanın da var. - Yel değirmenlerini görmeye git. Değirmenlerin olduğu bölge hem tarihi hem de huzurlu. Özellikle güneş batarken esen meltemle beraber yel değirmenleri tam bir cennete dönüşüyor. - Kamp yapmaya ne dersin? Yanına bir çadır alırsan Gümüşlük'te kamp yapabileceğin birçok alan bulabilirsin. Hatta bu şekilde çok ucuza ya da bedavaya konaklayabilirsin. - Sanatla dolu beldede yaz aylarında klasik müzik festivali yapılıyor. Tatilini bu döneme denk getirirsen festivale mutlaka katıl. Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali, tüm dünyadan başarılı sanatçıları buluşturan bir etkinlik olarak müzikseverleri ağırlıyor. - Yıldızları izle. Beldenin en güzel tarafı, gece çöktüğünde beliren yıldızlar. Bir geceni sahilde geçir ve dalga sesleri eşliğinde yıldızların sana anlattığı hikayeleri duymaya çalış. 11- Mutlaka taze kalamar bulup tadın, 1986 da yedim ve halen aynı lezzeti bulamadım."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/guvenli-seyahat-rehberi", "text": "- 1. Seyahat Sigortası Yaptır - 2. Paranı Tek Bir Yerde Tutma - 3. Seyahatini Eş Zamanlı Olarak Sosyal Medyada Paylaşma - 4. Kartlarının Fotokopisini Yanında Taşı - 5. Önemli Belgelerin Dijital Kopyalarını Edin - 6. Yemek Seçimlerinde Dikkatli Ol - 7. Yerel Halktan Tavsiye Al - 8. Acil Durum Uygulaması Kullan - 9. Aileni ve Arkadaşlarını Bilgilendir - 10. Kıymetli Eşyalarını Kilitli Valizlerde Tut - 11. Kullandığın Ulaşım Araçlarının Güvenliğinden Emin Ol - 12. Turist Olduğunu Belli Etme - 13. Gösterişli ve Değerli Takılarını Evde Bırak Her yeni seyahat, yeni bir macera! Ancak maceranın yolu muhteşem keşiflerden de geçebilir, beklenmeyen aksiliklerden de. Binbir hevesle hazırladığın tatil planının güzel geçmesini istiyorsan gittiğin yerlerde dikkatli olmalısın. Dünya gezginler için güvenli ve güvensiz bölgelerden oluşuyor. Ancak bazen çok güvenli olduğunu düşündüğün bir yerde de tatil keyfini yarıda bırakacak olaylar olabilir. Bu yüzden eşyalarını korumalı ve onlara heyecanını bölmeyecek şekilde sahip çıkmalısın. Yaşam sonsuz olasılıklarla dolu bir evren. Sadece seyahatte olmasan da başına gelebilecek şeylerle seyahatin sırasında karşılaşınca ne yapacağını bilemeyebilirsin. Bunların hiçbiri seni uçak biletini alıp yola çıkmaktan alıkoymasın, içindeki gezgin ruhu evlere kapatmasın diye tedirgin olmadan seyahat edebilmen için güvenli bir seyahat rehberi hazırladık. Eğer yurt dışı için bir seyahat planı yapacaksan vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Sıra geldi seyahat güvenliği ipuçlarını paylaşmaya. Haydi adım adım güvenli seyahat yapmanın yollarını birlikte arşınlayalım! Sigorta, ihtiyacın olana kadar sanki hiç ihtiyacın olmayacakmış gibi gelen bir şey. Seyahatin sırasında özellikle yanında kamera, bilgisayar gibi pahalı cihazlarla dolaşıyorsan çalınması ihtimaline karşı seyahat öncesi mutlaka seyahat sigortası yaptırmalısın. Hırsızlık haricinde seyahatin sırasında salgın hastalıklara yakalanırsan başka bir ülkede olduğun için tedirgin olabilirsin. Bu yüzden yaptıracağın sigortanın bu konuyu da kapsadığından emin ol. Yurt dışına çıktığın zaman yüksek komisyon ücretlerinden dolayı nakit para taşımayı istiyor olabilirsin. Haklısın da! Ancak paranı sadece cüzdanında tutmak yerine erişilmesi uzak noktalara dağıtabilirsin. Kaldığın odaya, valizine ve çantana parça parça yerleştirebilirsin. Çoraplar ve iç çamaşırlarının olduğu yerler para saklamak için uygun olabilir. Ayrıca boyuna takılan minik çantaların içerisinde de paranı taşıyabilirsin. Hem senin için erişmesi kolay hem de bir yankesicinin görmesi ve ulaşması zor bir yer. Eğer dikkat etmene rağmen bir hırsıza rastlarsan da en azından tüm paranı kaybetmemiş olursun. Yeni duraklar, gün batımları, muhteşem güzellikteki sahiller, tarihi müzeler... Bu yerleri gezerken heyecanını arkadaşlarınla da paylaşmak istiyorsun. Çok normal, ancak bu durum aynı zamanda evde olmadığını da kanıtlayan bir işaret oluyor. Gözünün arkada kalmaması ve evini korumak için anlık paylaşım yapmaktan kaçınmanı öneririz. Seyahatin tamamlandıktan sonra bu güzellikleri bir tatil anısı olarak paylaşmak, güvenliğin açısından önemli. Anlık paylaşım yapmak istiyorsan da hesabında tanımadığın kişilerin olmadığından emin olmalısın. Sadece belirlediğin bir listeye açık olarak paylaşım yapmak da diğer bir seçenek. Kredi kartın ya da banka kartının çalınma ihtimaline karşı fotokopilerini yanında taşıyabilirsin. \"Hayatın ne getireceği belli olmaz!\" deyip böyle bir durumla karşı karşıya kalırsan da tedarikli olmak sana fayda sağlayacak. Eğer herhangi bir hırsızlıkla karşılaşırsan fark ettiğin an bankana ulaşıp kartlarını iptal ettirmelisin. Sonrasında emniyete gidip durumla ilgili şikayette bulunabilirsin. Bu fotokopiler de tutanak tutulması esnasında işine yarayacak. Farklı bir ülkede kaybettiğinde sorun yaşayabileceğin tek şey para değil. En değerli şeyin olan pasaportunu çantanın bir yerinde saklasan da çantanın kaybolması ya da çalınması durumunda çeşitli zorluklar yaşayabilirsin. Bu nedenle pasaportunun dijital bir kopyasını edinmen hayli faydalı olur. Sadece hırsızlara karşı değil, sağlığını bozacak ürünlere karşı da tavrını önceden koyman gerekiyor. Bilmediğin bir ülkede hiç tanıdık olmadığın lezzetleri denemek isteyebilirsin. Bu konuda önceden araştırma yapma işi devreye giriyor. Sokakta karşılaştığın herhangi bir restoranı denemek yerine daha önce gidenlerin yorumlarını dikkate almak en sağlıklısı. Yakınlarda deneyimlenmemiş restoranlar veya sokak lezzetleri varsa o zaman da ateşe güvenmek gerekiyor. İyi pişmiş yemeklerin keyfini kaçırması daha zor. Çiğ ürünler ise başını derde sokabilir. Ayrıca şişelenmiş suları tercih etmen de iyi olur. Tabii birkaç gündür rafta duran sandviçleri de es geçmelisin. Tatilinin güzel geçmesi için damak tadının bozulmaması gerekir. Güvenli olduğunu okuduğun yerler zaman zaman hayal kırıklığına uğratabilir. Bu konuda güncel bilgi önemli. Bu yüzden konakladığın yerde çalışan insanlara danışabilirsin. Hangi mahallelerin daha güvenli olduğunu, nerelerde dikkat etmen gerektiğini en iyi onlar bilir. Özellikle yurt dışında seyahat ederken gideceğin ülkeyle ve şehirle ilgili acil durumlarda nerelere başvurabileceğini öğren. Sitata uygulamasından olası tehlikeler ve aksaklıklarla ilgili bilgi alabilirsin. Yakındaki hastaneleri görebilir, son zamanlarda gerçekleşen dolandırıcılık vakalarıyla ilgili konuları öğrenebilirsin. Yeni yerler keşfetmek, seyahat etmek muhteşem bir macera. Bu maceraya atıldıktan sonra konumunla ve seyahat planlarınla ilgili yakınlarına mutlaka bilgi ver. Hem onların senin güvende olduğunu bilmeye ihtiyaçları var hem de sen bu şekilde daha güvende hissedebilirsin. Konaklayacağın gün sayısına göre yanında götürdüğün eşya sayısı da artabilir. Kıymetli eşyalarını sürekli yanında taşımak da doğru bir tercih olmayabilir. Konakladığın yerde bıraktığın eşyaları mümkünse kilidi olan valiz veya kutularda saklamaya çalış. Gittiğin yerde taksi kullanmak istiyorsan sokaktan bir taksi çevirmek yerine uygulamaları kullan. Uber, Lyft gibi uygulamaları kullanacaksan sürücünün bilgilerini kontrol etmen iyi olur. Araca binerken de sürücünün adını doğrulamayı unutma. Yabancı bir yerde turist olmak seni hedef haline getirebilir. Çünkü turistin yanında kamera ve yüklü miktarda para olma ihtimali yankesiciler için cezbedicidir. Bu sebeple güvenli olduğundan emin olmadığın ya da tedirgin hissettiğin yerlerde turist olduğunu belli etmemek adına yol tarifi ve harita kontrolü gibi anlarda bir mağazaya girip yolu kontrol ederek rotanı belirleyebilirsin. Tanımadığın bir yere gittiğinde ne kadar güvenli olduğunu düşünsen de değerli herhangi bir şey takmamaya özen göster. Özellikle kalabalık bir yere gidiyorsan üzülmemek için değerli aksesuarlarını evde bırak. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Tur Seyahati mi, Bireysel Seyahat mi?: Sana Uygun Olanı Keşfet yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/guzel-atlar-ulkesi-kapadokya-gezisi-icin-9-tavsiye", "text": "- Kapadokya Gezisi Yapacaklara 9 Önemli Bilgi - #1 Kapadokya Nerede? - #2 Kapadokya Gezisi için Kaç Gün Ayırmalı? - #3 Göreme Açık Hava Müzesi'ni Görmeden Dönmeyin - #4 Avanos, Uçhisar, Ürgüp ve Çavuşin'i Keşfedin - #5 Bölgede ATV Turu ve Yürüyüş Turları Yapın - #6 Balon Turu Yapmadan Dönmeyin - #7 Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirlerine Hayran Kalın - #8 Testi Kebabını Tatmadan Dönmeyin - #9 Zamanı Bol Olanlara Kapadokya, eski adı \"Katpatuka\", yani \"Güzel Atlar Ülkesi\" olarak bilinen; aslında Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kayseri ve Yozgat illerini kapsayan, dünyanın en güzel yer şekilleri güzelliklerini barındıran, benim de 7 kez gittiğim olağanüstü bir coğrafya. Peri bacalarına, 4.000 yıllık yer altı şehirlerine ve doğanın özenle süslediği vadilerin güzelliklerine şahit olmak; en önemlisi masalsı balon gezisini yaşamak için yine yollara düşüyorum. İstikamet: Kapadokya. Yukarıda da söylediğim gibi: Kapadokya aslında bir bölge ve yukarıda saydığım 5 ili kapsıyor. İlk önce, bölgeyi nasıl gezeceğimizi planlayarak başlayalım. Ben, hiçbir zaman 2 günden daha az süreyi kapsayan plan yapamadım bu bölge için. Çünkü, bölgede bulunan onlarca noktadan hiçbirisini kaçırmak istemedim. Bölgeyi gezmek için araç kiralamak en pratik çözüm, kampanyalı araç kiralama için www. flypgs. com'a bakmanızı öneririm. Özellikle Nevşehir'de klasik rotalar arasında bulunan Göreme, Uçhisar, Avanos veya Ürgüp'ün yanında, biraz daha az bilindiğini düşündüğüm yerleri size rota olarak aşağıda anlatmak istiyorum. Mesela; Derinkuyu Yeraltı şehri, Mustafapaşa bunlardan sadece bir kaçı. Kapadokya bölgesinde en güzel noktaların başında gelen Göreme Açık Hava Müzesi, aslında Kapadokya bölgesinin en eski yerleşim yerlerinden. Romalılardan kaçan Hristiyanlar, yerleşim yeri olarak bu bölgeyi seçmişler. Milyonlarca yıllık peri bacalarının iç kısımlarını oymuşlar. 6 tane kilise, 2 tane manastır ve yaşam alanları inşa etmişler. 2017 yılı için giriş: 30 TL. Müze kartlılara ücretsiz. Nevşehir'i keşfederken, her gelişimde keyif aldığım bölgelerden de bahsetmek istiyorum. Avanos; Kızılırmak'dan gelen killer sayesinde, özellikle çömlek yapımında çok gelişmiş bir bölge. Onlarca işletmede çalışan üstadlar, çömlekleri gözlerinizin önünde elleri ile hazırlıyorlar. Ayrıca, bölgede seramik işçiliği de çok gelişmiş. Adresiniz: Güray Müze olsun. Bununla beraber, Avanos'ta bulunan, dünyanın en ilginç 10 müzesinden birisi seçilen Saç Müzesi'ne de mutlaka uğrayın. Uçhisar'da bulunan Uçhisar Kalesi, bölgeyi tepeden izleyebileceğiniz en yüksek noktalardan. Eskiden yerel halk kalenin içerisindeki mağaralarda yaşasa da; şimdilerde buna güvenlik sebebiyle izin verilmiyor. 2017 yılı için kaleye giriş: 6.50 TL. Müze kartı olanlara ücretsiz. Bu arada, Uçhisar Kalesi'ne kadar gelmişken, mutlaka Çiko Mehmet'in yerinde, Cevizli bölgesindeki peri bacalarına bakarak güzel bir bardak çay eşliğinde keyfini çıkarmanızı öneririm. Ürgüp, Nevşehir'deki en güzel bölgelerden birisi. Onlarca peri bacasının içerisine kurulmuş oteller; el emeği göz nuru hediyelik eşyalar satan dükkanlar, bölgenin lezzetli yemeklerini tadabileceğiniz restoranlar. Hepsi burada bulunuyor. Özellikle Aşıklar Tepesi'ne çıkıp, bölgenin nefes kesici manzarasına şahit olmayı da unutmayın. Çavuşin Köyü, hemen dağın eteklerine kurulmuş, Kapadokya'nın en eski köylerinden birisi. Köyün tam üst kısmında, büyük bir kayanın içerisine oyulmuş yerleşim yerleri hala günümüzde ayakta kalmayı başarmış. Hatta bu yerlerde, Kapadokya'nın en büyük kilisesi olarak bilinen Vaftizci Yahya Kilisesi yani St. John The Baptist Kilisesi de bulunuyor. Giriş ücretsiz. Her ne kadar at turları yaparak bölgeyi gezebilseniz de; Kapadokya'yı hissederek keşfetmenin en güzel yanı ATV turları yaparak veya yürüyerek gezmek. Eğer rahatça gezmek isterseniz, ATV turları ideal olacaktır. Yüzlerce peri bacasının etrafından dolaşıp; rengarenk vadileri keşfetmek için biçilmiş kaftan. 2017 yılı için ortalama olarak 70 TL ödeyerek, 1 saatlik veya 2 saatlik ATV turları ile bu keyfi yaşayabilirsiniz. Eğer yürüyerek bölgeyi keşfetmek isterseniz, benim size önereceğim vadiler: Kızıl Vadi, Aşk Vadisi ve Güvercinlik vadisi olacak. Bu vadilerin hepsi de birbirinden güzeldir ve inanın bana, vadilerde dolaşırken, siz de kendinizi filmin içerisinde bir sahnedeymiş gibi hissedebilirsiniz. Kapadokya'nın en en en güzel yanı, sanırım dünyanın en güzel 10 balon uçuşu noktasından birisine ev sahipliği yapması olsa gerek. Her yıl yüz binlerce turist, özellikle gün doğumu anında bu güzel görsel şova şahit olmak için dünyanın dört bir yanından bölgeye akın ediyor. Ben de, hayatımda 1 kez de olsa, bu güzel deneyimi yaşayanlardan oldum. O yüzden tek söyleyeceğim: Kapadokya'da balon turu yapmadan asla dönmeyin. Bölgede her gün, yaklaşık 100 balon uçuş yapıyor. Balon turu yapmasanız bile, erken saatlerde uyanıp, bölgenin üzerinde süzülen balonların sunduğu olağanüstü görsel şovu mutlaka izleyin. Dünyada, aynı anda balonun kalkış yaptığı nadir yerlerden hatta tek yer Kapadokya olarak biliniyor. Balonlar, sıcak hava ile ısıtılıyor ve yükselen sıcak hava, balonların havalanmasını sağlıyor. Siz, balonun sepet kısmına biniyorsunuz ve yükselen sıcak hava ve akabindeki balonun kalkışı ile, 1.000 metre irtifalardan Kapadokya manzarasını izliyorsunuz. Eğer ki; hava şartları elverişli değilse, uçuş gerçekleşmiyor. Zaten her sabah gün doğumundan önce belirli bir noktada buluşuluyor; kahvaltı yapılıyor ve bölgedeki uçuş amirliğinden onay bekleniyor. Eğer hava şartları elverişli olmazsa; uçuş iptal ediliyor. 2 kez başıma gelen süreç, tam da böyle işliyor. Bu deneyimi yaşamak isterseniz, dönem ve mevsim şartlarına göre değişmekle beraber, 2017 yılında ortalama olarak 250-350 TL arasında balon turu ücreti ödemeniz gerekiyor. Dünyada eşi benzeri olmayan yer altı şehirleri, Kapadokya bölgesinde olmazsa olmazlardan. Bundan yaklaşık 4.000 yıl öncesinde, Kapadokya bölgesinde inşa edildiği düşünülen yer altı şehirlerinin sayısı ne kadar biliyor musunuz? Tam 200 tane. Peki bu yeraltı şehirleri neden ve nasıl inşa edildi dersiniz? Cevabını söyleyeyim: Güvenlik amacıyla. O dönemlerde, bölgeleri işgal etmeye gelen düşmanlardan korunma amacıyla inşa edilen yer altı şehirleri, aslında halkın sığınması için kazılarak inşa edilmiş. Ortalama olarak tam 10.000 kişi, yer altı şehirlerine sığınabiliyormuş. Sadece insanlar mı? Hayvanlar da bu yer altı şehirlerinin ilk katında güvenli bir şekilde yaşıyorlarmış. Bu şehirlerin içerisinde havalandırma borularından tutun da, en alt katındaki göletlere kadar düşünülmüş. Şaraplar, yemekler, tahıllar için depo görevi gören bu yer altı şehirleri, yer yüzüne nazaran daha serin olduğu için, özellikle gıdaların saklanmasında çok avantajlıymış. Ben, bu yer altı şehirlerinden Kaymaklı'ya gittim. Şimdilerde, 8 katlı bu şehrinde sadece 4 katı ziyaret edilebiliyor. Bu arada, yer altı şehrini gezerken gidiş ve dönüş güzergahları tamamen farklı. Böylece, 4 katın neredeyse tamamını görebiliyorsunuz. Yaklaşık olarak 1 saatte, bu enfes şehri gezebilirsiniz. 2017 yılı için giriş 25 TL. Müze kartı olanlara ücretsiz. Gelelim Kapadokya bölgesine gelince tatmadan dönmemenizi önerdiğim yemeklere. Nevşehir, ne yazık ki Güneydoğu Anadolu veya Antakya bölgesindeki gibi yemek açısından çok zengin bir bölgemiz değil. Ama yine de, belli başlı yemeklerinden bahsetmeden de olmaz. Bunlardan en önemlisi, testi kebabı. Testinin içerisine konulan kuzu eti, tavuk veya dana eti, sebzeler ve baharatlar ile harmanlanıp, odun ateşinde 2 saat kadar pişirildikten sonra; masanıza aynen testi ile getiriliyor. Siz, genellikle yöreye özgü büyük bir kapı anahtarı ile testinizi kırıyorsunuz. Sonrasında ise, masanıza bu lezzetli yemek servis ediliyor. Bununla beraber; kabak çiçeği ve soğan dolması, ayrıca aside tatlısı yemeden ve bölgenin sonsuz topraklarında yeşeren üzümlerden özenle yapılan şaraplarından içmeden, Kapadokya bölgesinde ayrılmayın derim. Şu ana kadar, sizler için yaklaşık 2 günlük bir rota hazırladım. Eğer daha fazla vakit ayırmak isterseniz; Üç güzeller, Devrent, Paşabağı, Ürgüp gibi önemli noktaları da listenize alabilir; hatta daha da vaktiniz kalırsa, Aksaray ilinde bulunan, ülkemizin en büyük vadilerinden Ihlara Vadisini de görebilirsiniz. Akşamları ise, Zelve Açık Hava Müzesi'nde kurulan Zelve Mapping Show'u yani ışıkların peri bacalarına yansıtılarak, Kapadokya bölgesinin milyonlarca yıl önce nasıl oluştuğunu ve günümüzdeki haline nasıl dönüştüğünü yaklaşık 40 dakikada gözlerinizin önüne getiren görsel şöleni de mutlaka izlemenizi öneririm. 28 yaşındaki Deniz Pehlivan, sırt çantası ile çıktığı dünyayı keşfetme yolculuğunda, bu zamana kadar 68 farklı ülkede; 300'den fazla şehir gördü. Hedefi 30 yaşına kadar 100 farklı ülkeyi görmek. 😊 Japonya'dan Brezilya'ya; ABD'den Filipinler'e tüm deneyimlerini hem blogunda, hem de sosyal medya hesapları Birhayalinpesinde'de paylaşıyor. Fırsat bulup da bir türlü gidemediğim yer. Faydalı bilgiler için teşekkürler. Yazı için teşekkürler Kapadokya dolu dolu aktiviteleri ile gidilmesi gereken yerlerden son donemlerde balayı çiftleri tercih etmektedir."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/hangi-sokak-lezzeti-hangi-ulkeye-ait", "text": "Sokak lezzetleri hem uygun bütçeli hem de sokak kültürünü yaşatmaya devam eden tatlar. Şimdi, kendi kültürümüze ait sokak lezzetlerinin tadını damağımızda bırarak yurt dışına doğru bir lezzet turuna çıkıyoruz. \"Hangi sokak lezzeti hangi ülkeye ait?\" sorusunun peşinden farklı ülkelere ve farklı tatlara doğru bir yolculuğa başlıyoruz. Bir ülkeyi tanımak istiyorsan sokaklarından başlaman lazım. Tarihini, insanlarını ve kültürünü anlamak için gezdiğin gördüğün yerlerin yanı sıra ülkenin mutfağının kapısını da aralamak sana bambaşka fikirler verecek. Eğer yemek yemeyi seviyorsan ve farklı lezzetlere açıksan bu testi çözerken listene ekleyeceğin bazı yiyecekler bulabilirsin. Dilersen önce sorularımızı soralım, cevaplarına göre sana gezilecek yerler önerelim, sonrasında önerimize ya da keyfine göre uçak bileti fiyatlarını inceleyerek gezini planlamaya başlayabilirsin! Son olarak sana ilham vermesi için Avrupa'daki Gastro Turizm Durakları: Avrupa'nın Foodie Şehirleri içeriğimizi okuyabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/hangi-tatli-nerede-yenir", "text": "Her şey yerinde güzel, tatlılar da öyle... Çünkü en becerikli ustaların klasikleşen tarifleri, yine onlara ilham veren şehirlerde hayat buluyor. En lezzetli tatlıları keşfetmek ve belki de onlarla yeniden tanışmak için, sana güzel bir seçki hazırladık. Favori tatlını seç, en ucuz uçak biletini ayarla ve gurme yolculuğuna başla! Mimarisi ve köklü tarihinin yanı sıra, Avusturya'yı dünyaca ünlü yapan lezzetlerden biri: Sacher Turtası. Bu tarif, 1876 yılında bir prensin özel davetinde aşçının rahatsızlanması üzerine genç bir aşçı tarafından hazırlanıyor ve günümüzde dahi bu turtanın tarifi açığa çıkmış değil. Yoğun çikolata kreması, taptaze çikolatalı keki ve zirvesinde \"oturan\" büyük parça çikolatasıyla hem aklına hem damağına kazınacak bu lezzeti tatmak için doğru Avusturya'ya! Hava sıcak, meyveler taze, bir de üstüne buz gibi dondurma eklenince değil İtalya, dünyanın bir ucuna gitmek mümkün. Latince \"gelatus\" sözcüğünden türeyen gelato Roma dondurmasına verilen isim. Bu lezzet her yıl nisan-mayıs aylarında gerçekleşen Gelato Festivali'nde onurlandırılıyor. Geçtiğimiz yılın en lezzetli Gelato tarifini hazırlayarak festival birincisi olan usta da, tahmin edeceğin üzere yine Roma kökenli bir şef. Daha fazla söze gerek yok, istikamet İtalya! Muz ve karamelin, ağızda eriyen sıcacık buluşmasını keşfetmek istersen seni İngiltere sokaklarına alalım. 70'li yıllarda ortaya çıkan bu tarif, kimi zaman kahve ve çikolata eklenerek de zenginleştirilebiliyor. Bildiğin turtaları bir kenarda bırakacak bu tarif, İngiltere'nin serin havasına inat, tereyağı, karamel, muz ve kremasıyla içini ısıtacak. Unutma, temelde tarifi aynı olsa da, farklı restoranlarda bu lezzetin farklı versiyonlarını da tatman mümkün. Bir dilim için küçük bir şehir turuna değecektir. Waffle'ı bugün dünyanın herhangi bir ülkesinde ya da herhangi bir restoranda tatmak mümkün. Ancak eminiz ki hiçbiri, waffle'ların atası Belçika Waffle kadar lezzetli olmayacak. Çünkü o, daha büyük, daha yumuşak ve daha çıtır hamuru üzerindeki özel tarif sosları ile kendini kolayca diğerlerinden ayrıştırıyor. 17. yüzyılın başlarında literatüre giren bu tatlı, ardında birçok waffle sevdalısı bıraktı. İstersen sokak köşesinde, istersen şık bir restoranda; waffle vatanı Belçika'da waffle keyfini dilediğin gibi çıkarabilirsin. Okuması hayli zor, yemesi ise bir o kadar kolay. Seni Rusya'nın en popüler tatlısı Syrniki ile tanıştıralım. Minik olduğuna bakma, kendisinin dışı kıtır, içi yumuşak ve oldukça tatlı. Farklı birçok reçel, marmelat ve sos seçeneğiyle tatlandırılan Syrniki, Anadolu mutfağının favorilerinden Bişi'ye benziyor. Rusya'nın soğuk iklimini unutturacak bu hafif tatlıyı mutlaka çikolata, yer fıstığı ve türevi soslarla da denemelisin. Ancak ilk ihtiyacın olan tabii ki uçak biletin olacak. Fransa'nın milli tatlısı, Fransa seyahatlerinin en lezzetli bahanesi. Sanıyoruz kendisini uzun uzun anlatmamıza gerek yok. Yine de, yakılarak hazırlanan çıtır karamelli üst katmanını ve içindeki yumuşacık, bol şekerli yoğun kremasını hatırlatmakta fayda var. Henüz onunla tanışmadıysan geç değil, Fransa'nın herhangi bir şehrinde, şömine başında onunla karşılaşman mümkün. Üstelik bu tanışıklığın tek bir kase ile sınırlı kalmayacağını da belirtelim. Her yörenin baklavası ayrı tatlıdır ama Antep'in baklavası kesinlikle bambaşka... İncecik ve kat kat yufkası, arasında taptaze antep fıstığı, tam ayarında şerbeti... Onu farklı kılan en önemli detay ise Antep baklavalarının ustadan çırağa aktarılan özel ve pek gizli tarifi. Bir hafta sonu kaçamağı, şehirden tek günlük bir kaçış ya da uzun bir tatil sonrası lezzet durağı. Bahanen hangisi olursa olsun, baklava cevabın olsun. Genellikle yeşil elbisesiyle arz-ı endam eden bu prenses, farklı malzemelerle bezeli birçok katmandan oluşuyor. İlk olarak 1930'lu yıllarda; Vastergötland dükü olan prens Carl'ın kızları prenses Margaretha, Martha ve Astrid'in de öğretmeni, Jenny Akerström tarafından hazırlanan tarif, prenseslerin bu turtayı çok sevmesi sebebiyle \"Prenses Pasta\" olarak anılmaya başlamış. Yeşil renginin ise İsveç'in soğuk ve karlı iklimi sebebiyle, İsveçlilerin yeşile olan hasretini simgelediği rivayet ediliyor. Yine de önemli olan rengi değil, ağızda dağılan kreması diyor, seni İsveç'e uğurluyoruz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/hem-cocuklara-hem-buyuklere-bir-guzellik-dunyanin-en-iyi-eglence-parklari", "text": "- 1. Disneyland, Paris, Fransa: Hayaller Diyarı - 2. Tivoli Bahçeleri, Kopenhag, Danimarka: Dünyanın En Eski İkinci Eğlence Parkı - 3. Europa Park, Rust, Almanya: Kocaman Bir Eğlence Dünyası - 4. Efteling, Kaatsheuvel, Hollanda: Masalların İçerisinde Küçük Bir Gezinti - 5. PortAventura, Salou, İspanya: Farklı Temalar İçerisinde Coşku Dolu Bir Eğlence - 6. Warner Bros. Studio Tour, Londra, İngiltere: Harry Potter'ı Ziyaret - 7. Vialand, İstanbul, Türkiye: Avrupa'nın En İyi Tema Parklarından Biri - 8. IMG Worlds of Adventure, Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri: Maceraya Hazır Ol - 9. Parque de Atracciones de Madrid, Madrid, İspanya: Eğlenmek İçin Doğru Adres Hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bu duraklarda eğlenceli bir yolculuğa çıkma zamanı geldi. Yalnız yurt dışına çıkmadan önce gideceğin ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını da kontrol etmelisin. Ucuz uçak biletini nerede bulacağını zaten biliyorsun. Burası her çocuğun ve içindeki çocuğu yaşatmaya devam edenlerin hayallerini süsleyen bir dünya. En büyük tema parklarından biri olan Disneyland Paris, şehrin 30 kilometre dışarısında kalıyor. Bu büyük eğlence kompleksinin içerisinde oteller, restoranlar, dükkanlar da bulunuyor. Zaten burada Paris'in en tatlı yüzüyle karşılaşacaksın. Bol maceraya, bol eğlenceye, masal gibi bir deneyime hazır ol! Her mevsim ziyaretçi çeken bu durağı bahar aylarında ziyaret edebilirsin. Yaz ayları turizm sezonu olduğu için diğer zamanlara göre daha kalabalık oluyor. Detaylı bilgi almak için Disneyland Paris web sitesini ziyaret edebilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Paris'e uçmak! Dünyanın en eski eğlence parklarından biri olan Tivoli, 1843 yılından bu yana lunapark sevenlere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Parkın içerisinde adrenalinini artıracak hızlı bir tren, serbest düşüş kulesi, dönme dolap bulunuyor. Tabii bunlar daha başlangıç! Eğlencenin haricinde parkın içerisinde suni bir göl ve etrafında oturabileceğin kafeler yer alıyor. İster adrenalin peşinden koş, ister huzurlu bir şekilde parkın keyfini çıkar! Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Kopenhag'a uçmak! Dünyanın en büyük eğlence parklarından biri olan Europa Park, 13 farklı hız trenine sahip bir yer. İçeride büyük bir lunaparktan bekleyebileceğin her türlü eğlence ve adrenalini yakalabileceğin deneyimler yaşayabilirsin. 95 dönümlük bir alana yayılmış bu eğlence parkında 1975 yılında açılmış olmasına rağmen hala eğlencesini koruyor. Buraya gelmeyi planlarsan bir gününü ayırmanı öneririz. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Stuttgart'a uçmak ve buradan aktarma yapmak. Efteling, Hollanda'nın en büyük eğlence parkı. Masal ormanı olarak 1933 yılında kurulan bu park, yıllar geçtikçe büyüyüp içerisindeki etkinlikleri artıran bir yer olmuş. Hız trenleri, masal ormanı, korkutucu villa gezileriyle eğlenmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Dilersen otelinde ya da tatil evlerinde de konaklayabileceğin bu eğlence merkeziyle ilgili detaylı bilgiye Efteling web sitesi üzerinden ulaşabilirsin. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Eindhoven'a uçmak! Barselona'ya yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta bulunan PortAventura, İspanya'nın en büyük eğlence parkı. 6 farklı temaya göre hazırlanmış parkın içerisinde Susam Sokağı teması da bulunuyor. Yaşı geç ancak ruhu genç olanlar burayı fazlasıyla sevecektir. İçerisindeki hız treni de adrenalin meraklıları için hayli tatmin edici diyebiliriz. PortAventura, Barselona'da mutlaka uğranılması gereken duraklardan biri. İspanya seyahatinde ziyaret edip asla pişman olmayacağın bir yer arıyorsan artık cevap belli! Dünya çapında milyonlarca hayranı bulunan bir kitap serisi Harry Potter. İşte, yıllardır hem kitaplarını okuduğun hem filmlerini izlediğin, belki çocuklarına da izlettiğin dünyayı şimdi Londra'da gerçekten yaşama zamanı. Harry Potter filmlerinde izlediğin yerleri görebileceğin, aktivitelere katılabileceğin bu parkta Harry Potter dünyasına ait pek çok ürünü de anı olarak satın alabilirsin. Detaylı bilgi için Warner Bros. Studio Tour London web sitesini ziyaret edebilirsin. Harry Potter tutkunlarını sevinçten çığlıklara boğacak Warner Bros.'a ulaşmanın en kolay yolu ise Londra'ya uçmak! Dünyanın en iyi eğlence parklarından birini İstanbul'da bulabileceğini biliyor muydun? European Star Award tarafından Avrupa'nın en iyi 10 tema parkı arasında gösterilen Vialand, İstanbul'da eğlenceyi bulabileceğin ve tüm günü geçirebileceğin bir park. Üstelik engelli dostu alanları da mevcut. Çarpışan arabalardan dev salıncaklara, su kaydırağından roller coaster'a pek çok eğlence aracının bulunduğu Vialand, hem sana hem de çocuklara çok iyi gelecek. Dubai'nin ilk mega tema parkı olan IMG Worlds of Adventure'da macera dolu bir gün geçirmen mümkün. Marvel ve Cartoon Network'ün karakterlerine ait alanlar dışında dev ve gerçekçi dinozorlarla da bir araya gelebilirsin. Ayrıca 12 sinema salonu bulunan bu tema parkında, gerçekliği artırılmış filmler izlemeden de dönmemelisin. Biletler, rezervasyon ve detaylı bilgi için IMG Worlds of Adventure web sitesini ziyaret edebilirsin. Parque de Atracciones hem ailenle güzel vakit geçirebileceğin hem de arkadaşlarınla heyecan dolu anılar biriktirebileceğin bir tema park. Pek çok alternatif sunan bu eğlence merkezi parka karşı koymak imkansız! Eğer Madrid'e gitmeyi düşünüyorsan gezilecek yerler listene Parque de Atracciones de Madrid'i mutlaka eklemelisin. Madrid'le ilgili daha fazla bilgi almak istersen de Madrid'i Madridli Gibi Gezmek: Madrid'de Gezilecek Yerler yazımızı okuyabilirsin. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Yaz Bitmeden Gitmen Gereken Sahil Kasabaları yazımıza göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/hem-ucuz-hem-vizesiz-karadag-gezi-rehberi", "text": "Yemyeşil yollar ve deniz manzaraları eşliğinde sakince tatil yapacağın vizesiz bir yer arıyorsan rotanı Balkanlarda Karadağ'a doğru çevirmeye ne dersin? Henüz Avrupa Birliği'ne girmediği için 90 gün süreyle vizesiz bir şekilde seyahat edilebiliyor. Euro kullanılsa da diğer Avrupa ülkelerine nispeten uygun fiyatlı bir tatil bütçesi yeterli oluyor. Karadağ'da görebileceğin birçok nokta rüya gibi manzaralara sahip. Özellikle daha önce hiç gitmediysen daha fazla vakit kaybetmeden yani Karadağ AB'ye girmeden ucuz uçak bileti ayarla, sırtına çantanı al, yollara düş deriz. Gezi önerilerimizden önce ise Karadağ'a seyahat aşamasını konuşalım. Karadağ'a gitmek için yaklaşık 1 saat 20 dakika süren İstanbul Podgorica uçuşunu tercih etmen gerekiyor. Bu yurt dışı ziyaretin için vize almana gerek yok. Pasaport, yurt dışı seyahat pulu ve uçak bileti yeterli olacak. Adriyatik kıyılarında yükselen yeryüzü cenneti Karadağ, her ne kadar küçük bir ülke olsa da keşfedilecek pek çok farklı durağa sahip. Yaklaşık 630 bin nüfusu bulunan ülke, yaz mevsiminde turistler tarafından sıkça ziyaret ediliyor. Dilersen 2006 yılında bağımsızlığını kazanmış bu genç ülkede gezilecek yerlere göz atalım. Bu arada ziyaretin sırasında yollarda göreceğin Stari Grad tabelaları, Old Town yani Eski Şehir anlamına geliyor. Hemen hemen tüm Slav ülkelerinde bu şekilde adlandırılıyor, bilgin olsun. Podgorica, uçaktan iner inmez sana kollarını açacak olan şehir. İndiğinde küçücük bir havalimanında bulacaksın kendini. Karadağ küçük bir ülke, ancak rahat bir şekilde seyahat etmek istiyorsan araç kiralamanı öneriyoruz. Montenegro yani Karadağ denince akıllara ilk olarak Kotor gelse de Podgorica bu ülkenin başkenti. Deniz kıyılarından biraz uzak olan bu durak, yeşillikler içerisinde bir yer. Orta Çağ şehri olan Podgorica'nın tarihi 14. yüzyıla kadar uzanıyor. Osmanlı 15. yüzyılda şehri fethetmiş ve 19. yüzyıla kadar burada varlığını sürdürmeyi başarmış. Bu sebeple şehrin pek çok farklı yerinde Osmanlı eserleri görebilirsin. Özellikle Stara Varos mahallesinde cami ve saat kulesi gibi Osmanlı'nın şehre bıraktığı mimari eserleri bulmak mümkün. - Mesih'in Diriliş Katedrali : Karadağ'ın en büyük Ortodoks tapınağı olarak geçen bu katedral, görkemli bir mimariye sahip. - Gorica Orman Parkı: Gorica \"küçük tepe\" anlamına geliyor. Bu orman parkının yemyeşil yolları içerisinde keyifli bir yürüyüş yapabilirsin. Doğası gerçekten hayli etkileyici. Podgorica'ya gelmişken mutlaka uğra deriz. - Stara Varos: Burada çok fazla Osmanlı etkisi hissedeceksin. Ayrıca küçük kafeleri ve dükkanları da ziyaret edebilirsin. - Petrovic Sarayı: Büyük bir saray beklentin olmasın, burayı bir kır evi olarak düşünebilirsin. Büyük bir bahçe içerisinde bulunan sarayı, çağdaş sanat sergilerini ziyaret etmek için tercih edebilirsin. - Niagara Şelalesi: Evet, ABD dışında da bir Niagara Şelalesi var ve görülmeye değer. Not: Kamp yapmayı düşünürsen Bar ve Hırvatistan'a da yakın olan Skadar Gölü Milli Parkı'nın yemyeşil dünyasını değerlendirebilirsin. Karadağ'ın mutfağı; Balkan, Osmanlı, Rus ve İtalyan etkileriyle şekillendirmiş. Bunun en iyi örneklerini Podgorica'da bulabilirsin. Podrica'nın biraz dışında kalan Skadar Gölü Milli Parkı'na gidersen Plavnica'ya mutlaka uğramanı öneriyoruz. Şehir merkezinde ise lezzetli pizzalar için Lanterna, deniz ürünleri için Masa, geleneksel bir şeyler yemek istersen börekleriyle nam salmış Kod Feta'ya gidebilirsin. Podgorica'dan sonra rotanı Budva'ya çevirebilirsin. Adriyatik kıyılarında salınan Karadağ'ın yazlık şehri Budva, en turistik şehirlerden biri. Arnavut kaldırımlı dar sokakları, gece hayatı ve plajlarıyla göz dolduran şehirde hem doğal hem de tarihi mekanları ziyaret edebilirsin. Turkuaz bir deniz, yeşillikler içinde bir manzara seni bekliyor. Eski şehir surlarının hemen dışında hala görülebilen Roma dönemi nekropolünden çıkarılmış tarihi eserler bulunuyor. Budva Müzesi'nin, çıkarılan eserlerin yanı sıra klasik döneme ait birçok arkeolojik hazineye ev sahipliği yaptığını söyleyebiliriz. Yugoslavya dağılmadan önce ülkenin tatil merkezi olarak ziyaret edilen Budva'da, Josip Broz Tito'nun yazlığı da bulunuyor. - Stari Grad: Şehrin eski şehir olarak geçen bu noktası, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunuyor. Kafeler, daracık sokaklar ve sıralanan dükkanların arasında gezerken kendini bir film setindeymiş gibi hissedebilirsin. - Dans Eden Kız Heykeli: Budva'nın sembolü olan bu heykel, Mogren Plajı'nın yakınlarında bulunuyor. Varlığına dair çeşitli efsaneler üretilen bu heykelin fotoğrafını çekmeyi unutma. - Roma Nekropolü: Burada Roma dönemine ait mezar kalıntıları ve bir şapel bulunuyor. Arkeolojik kazılar sırasında bulunan eserler ise Budva Müzesi'nde sergileniyor. - Sveti Stefan Adası: Budva'nın en ilgi çeken yerlerinden biri hiç kuşkusuz Sveti Stefan Adası. Masallardan fırlamış gibi bir manzarası var. Venedikliler tarafından 15. yüzyılda Türklerden ve korsanlardan korunmak için etrafına kaleler yapılmış. Evet, bir dönem Venedikliler de burada yaşamış. Burası için Budva'ya bağlı bir Orta Çağ köyü diyebiliriz. Ada, otelin işletmesinde olduğu için restoranda yemek yemek bahanesiyle adaya giriş yapabilirsin ya da bir tekne turuna katılıp güzel iki plajını keşfedebilirsin. Budva'ya gittiğinde dönüp dönüp bakacağın tam Instagram'lık bir yer. - Sveti Nikola Adası: Montenegro'nun Hawaii'si olarak Avrupa'da nam salmış güzeller güzeli bir ada burası. Denize girmek için burayı tercih edebilirsin. Adaya geçmek için de tekneleri kullanabilirsin. Geniş bir menüye sahip bir yere gitmek istersen Konoba Bocun'u tercih edebilirsin. Nispeten uygun fiyatlı ve lezzetli yemekler için de bir Rus restoranı olan Kafe Alinka'ya gidebilirsin. Budva'da pek çok plaj bulunuyor. Her yerden denize girebilirsin. Tabii biz senin için en güzel plajları seçtik. Dilersen bu plajları bir dene. Plajlara giriş genel olarak ücretsiz. Şezlong ve şemsiye ücreti alınıyor. Bunlara para ödemek istemezsen kaya diplerinde gölgelikler bulup havlunu serebilirsin. Bar şehri de Osmanlı'nın hüküm sürdüğü noktalardan biri. Farklı kültürleri harmanlayan şehir, Budva gibi Adriyatik kıyısında bulunuyor. Akdeniz ve Balkan mutfaklarının şenlendirdiği bu güzel şehirde huzurlu bir tatil yapmak mümkün. Güzel bir deniz, temiz bir hava ve küçük tatlı sokaklar eminiz ki sana iyi gelecek. Not: Karadağ'dan İtalya'ya feribot ile geçebileceğini biliyor muydun? Bar'dan Bari'ye feribot seferleri düzenleniyor. Seyahatine İtalya'da devam etmek istersen bu yolu kullanabilirsin. - Church Of Saint John: Bir Sırp Ortodoks Kilisesi olan bu yapı, etkileyici bir mimariye sahip. Bar'a geldiğinde mutlaka uğraman gereken bir yer. Özellikle fresklere ilgin varsa kesin ziyaret etmelisin. - En Yaşlı Zeytin Ağacı : 2000 yıldan eski olduğu tahmin edilen ağacın, Avrupa'nın yaşayan en yaşlı ağaçlarından biri olduğu söyleniyor. Tarih barındıran bu doğal güzelliği görmek istersen uğrayabilirsin. Ziyaret etmenin 1 euro gibi bir ücreti var, gitmeden söyleyelim (2023). - Stari Bar: Bar'ın Müslüman mahallesi olarak adlandırılan noktası, Rumija Dağı'nın eteğinde bulunuyor. Harika bir manzara, eski bir Osmanlı kalesi ve küçük dükkanlar bulabileceğin Stari Bar'ı ziyaret etmeni öneririz. Konoba Bedem hem lezzetli deniz ürünleri hem de vejetaryen seçeneklere sahip. The Sons Eatery ise Anadolu lezzetlerini modern dokunuşlarla servis eden yeni bir restoran. Ayrıca garsonları da Türkçe biliyor. Stari Bar tarafında bulunan bu iki restoran da mideni mutlu edecek. Karadağ'ın en güzel manzaralarını tek bünyede barındıran Perast, Kotor'a hayli yakın bir mesafede bulunuyor. Masalsı haliyle bu küçük Orta Çağ kasabası gözlerine bayram ettirecek. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Perast'ı mutlaka ziyaret etmeni öneriyoruz. - St. Nikola Church: Diğer adıyla Siveti Nikola Kilisesi harika bir manzaraya sahip. Avrupa'nın en büyük çanlarına sahip bir çan kulesi bulunan kiliseye çıkıp manzaranın tadını çıkarmanı ve bol bol fotoğraf çekmeni öneriyoruz. - Kayaların Leydisi : Burası bir kilise adası. Yani ada, kiliseden oluşuyor. İçerisinde bir deniz müzesi de bulunan kilisenin duvarları, seferden dönen denizcilerin bastırdığı altın sikkelerle kaplı. Adaya tekne kiralayıp ulaşmak mümkün. Dini bir yer olduğu için kol ve bacakları kapatacak şekilde giyinmezsen içeri alınmayabilirsin. Bu nedenle gitmek istersen buna uygun bir şekilde giyinmeni öneriyoruz. - Saint George Adası: İçerisinde manastır bulunan bu doğal ada ziyarete kapalı, ancak etrafında tekneyle tur atabilirsin. Kotor Körfezi'nde Lady of the Rocks ile birlikte komşuluk yapan adaları uzaktan görüntülemek bile eşsiz bir deneyim. Taze ve lezzetli deniz ürünleri yemek için Konoba Skolji, muhteşem bir manzara eşliğinde güzel pizzalar yemek için ise Caffe Restaurant Djardin'i tercih edebilirsin. Karadağ'ın en popüler durağı olarak ifade edebileceğimiz Kotor'u sona saklamak istedik. Kotor Körfezi'nın dağlara uzanan manzarasıyla adeta bir tablo gibi görünen Kotor, büyüleyici bir atmosfere sahip. Liman kenti olduğu için sahilde sürekli büyük yolcu gemilerini görmen mümkün. Şehrin merkezi ise adeta bir açık hava müzesi. - Stari Grad: Venedikliler tarafından inşa edilen kent merkezi, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Beyaz taş duvarlar, avlular, gizli geçitler... Burası yürüyerek keşfedilmesi gereken en güzel noktalardan biri. Gezerken her yerin fotoğrafını çekmek isteyeceksin. - Kotor Kalesi : Kotor'un en güzel manzaralarından birini görmek istiyorsan bacakları çalıştırma zamanı. 1300 dik basamağın sonunda \"İyi ki!\" diyeceksin. - Saint Tryphon Katedrali: Üst katı müze olan etkileyici mimariye sahip bu katedral de UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. 12. yüzyılda inşa edilen dini yapı, depremler ve savaşlar görse de hala bütün güzelliğini korumayı başarıyor. Stari Grad'da geniş seçenekler sunan bir restoran arıyorsan Przun'a gidebilirsin, garsonların çoğu Türkçe biliyor. Lezzetli Akdeniz yemekleri yemek istersen de Konoba Ruma'yı ziyaret edebilirsin. Adriyatik Denizi kıyısında bulunan Kotor'da taş plajlar bulunuyor. Kıyıya çok fazla yolcu gemisi yanaştığından deniz tatili için Budva'yı tercih etmeni öneriyoruz. İlle de Kotor'da denize girmek istersen Kotor Beach'i tercih edebilirsin. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Avrupa'da En İyi Road Trip Yapılacak Yerler: Yollara Düşme Zamanı yazımıza göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/her-gurmenin-en-az-bir-kez-ugradigi-antep-sofralari", "text": "Hamamlarına türküler yazılan, yemeklerini ve tatlılarını ise yeryüzündeki hiçbir canlının anlatmaya kelimeler bulamadığı Antep, sonbaharda hiç olmadığı kadar davetkar. Özellikle de gerçek lezzetler peşinde olan tatlı su gezginleri için. Biz en yakın tanığı olarak biliyoruz ki aylar öncesinden aynı gün gidiş dönüş Antep uçak bileti alıp; sabah kahvaltısını katmerle, akşam yemeğini en kallavi Antep yemekleri ile taçlandıranlar hiç de az değil. Gaziantep'ten döndüğünde ne zaman şehrin adını duysanız derin bir \"Offf!\" çekeceksin, şimdiden bilmelisin. Antep sofralarından fırsat bulduğundaysa hamamlarını, Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi, Hasan Süzer Etnografya Müzesini ya da Zeugma Müzesini ziyaret edebilirsin. Pegasus'un kampanyalı uçak biletleri arasında en çok rağbet gören Gaziantep için tetikte olmalısın, kendine yeni keşifler için fırsatlar yaratmalı ve nereyi keşfedeceğini biz sana söyleriz. Herkes için bu mutfağın yeri ayrı ama özellikle kebap sevenler için Gaziantep mutfağının yeri bambaşka. Sofranı kebapla şenlendirecek en iyi Gaziantep restoranları arasında ise Kebapçı Ali Usta, Çulcuoğlu Et Lokantası, İmam Çağdaş ve Halil Bakışgan Usta yer alıyor. Burada yediğiniz tüm kebaplar midenize bir şenlik havasıyla inecek, el ele tutuşup mutluluğa doğru sefere çıkaracak. Ülkenin birçok yerinde lavaş ya da tabakta porsiyon olarak sunulan kebaplardan farklı olarak Antep'in meşhur \"balcan\" kebabını da tatmalısın. Antepliler, patlıcana \"balcan\" demeyi tercih ediyor. Antep usulü patlıcan kebabı, patlıcan ve ceviz büyüklüğündeki kıymanın tepside pişirilerek ağzına layık hale getiriliyor. Baklava Değil Onun Adı Antep Baklavası! Her ne kadar yüzyıllardır Antep mutfağının baş tacı olmuş bir tat olan baklavayı komşularımız, \"Bizimdir!\" diye sahiplenmeye çalışmış olsa da sen hiç işin o kısmına takılma ve \"O baklava değil Antep Baklavası!\" diyerek olaya son noktayı koyup asıl kısma geçebilirsin. Antep'te en iyi baklavayı Kocak Baklava, Fıstıkzade Baklava ve Güllüoğlu'nda yiyebilirsin. Şerbetli bir tatlı olmasına rağmen hafif bir tadı olan ve ağızda dağılan Antep Baklavası'nın tadı damağınızdan silinmeyecek. Baklava ile veda etmen biraz zor olabilir. Antep'te şerbetsiz, hazır baklavalar satılıyor. İstersen yanına kuru baklava alıp evinde de bu lezzete devam edebilirsin. Bildiğin gibi Antep'in hemen hemen bütün yemeklerinde et bulunuyor. Bulunduğu yemeklerin tadına tat katan eti bir de Antep yemeklerinde deneyimlemeye ve etle unutulmaz bir buluşma yaşamaya ne dersin? Eğer leziz bir et yemeği yemek istiyorsan gitmen gereken yerler hiç kuşkusuz ki Metanet Lokantası, Küşleme Et Lokantası ve Aşina Restaurant. Formuna dikkat etmeye çalışıyorsan lezzetli ve bir o kadar da kalorili Antep yemekleriyle şekerli içecekler ya da ağır tatlılar yememeni öneririz. Antep'te yemeklerin malzemelerini bol bol koymak, yemek tariflerinde yazılı olarak bulunmayan bir kuraldır adeta. Bu durumu, birçok yerel tat eşliğinde yapılan kahvaltı sofralarında da görmek mümkün. Dorgambaç, tarhana eritmesi gibi yerel tatlar arasından kahvaltı sofralarının en popüler tadı ise katmer olarak karşına çıkacak. Bu özel lezzeti Antep'te yiyebileceğin en iyi noktalar ise Katmerci Zekariye Usta, Metanet Katmer, Katmerci Murat ve Saray Katmer. Günün en önemli öğünü kahvaltının hakkını vermek gerek! Kahvaltıdan sonra ilk yapman gereken ise iyi bir kahke bulmak. Antepliler, a harfini biraz incelterek söylemeyi tercih ediyor. Kurabiyenin biraz daha gevrek hali olan kahkenin birçok farklı çeşidi bulunuyor. Yine Anteplilerin \"kühne\" demeyi seçtiği susamı biraz fazla olan ve üzerine sürülen yumurtası iyice pişenler ağızda fazla dağılmaması ile biliniyor. Uzun süre bozulmadan kalabildiği için paket halinde satın alıp Antep özlemini bir nebze olsun giderebilirsin. Antep sofralarına yapacağın ziyareti daha hesaplı hale getirebilmek için ucuz uçak bileti seçeneklerinden yararlanabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/hollanda-nin-kasabalari", "text": "- Hollanda'nın Kasabaları: Masalsı Diyarlar - Hobbit Kasabası Giethoorn (Amsterdam'a 123 km uzaklıkta.) - Hollanda'nın Kasabaları: Giethoorn - Renkli, Balıkçı Kasabası Volendam (Amsterdam'a 20 km uzaklıkta.) - Hollanda'nın Kasabaları: Volendam - Peynirin Merkezi Edam (Amsterdam'a 21 km uzaklıkta.) - Uzun İnce Bir Yol Kasabası Marken (Amsterdam'a 23km uzaklıkta.) - Sıra Sıra Evleri İle Monnickendam (Amsterdam'a 18 km uzaklıkta.) - Yeşilden Bir Kasaba Broek In Waterland (Amsterdam'a 16 km uzaklıkta.) - Peri Masalı Zaanse Schans (Amsterdam'a 19 km uzaklıkta.) - Hollanda'nın Kasabaları:Zaanse Schans - Lale Cenneti Lisse ve Dünyanın En Güzel Bahçesi Keukenhof (Amsterdam'a 35 km uzaklıkta.) - Hollanda'nın Kasabaları: Keukenhof - Motorlu Araç Yasak Kasaba Houten (Amsterdam'a 55 km uzaklıkta.) - Değirmenleriyle Meşhur Kinderdijk (Amsterdam'a 95 km uzaklıkta.) - Botlarla Evine Giden Vinkeveense Sakinleri (Amsterdam'a 19 km uzaklıkta.) - Bizden Bir İz Turkeye Kasabası (Amsterdam'a 228 km uzaklıkta.) - Hollanda'nın Kasabaları: Turkeye - Yıldızlı Kasabalar Bourtange ve Naarden (Naarden Amsterdam'a 22 km, Bourtange 238km uzaklıkta) - Açık Hava Müzesi Tadında Delft (Amsterdam'a 68 km uzaklıkta.) Hollanda'nın kasabaları özelinde bir tura çıkıyoruz. Hollanda, 12 şehri olan bir Avrupa ülkesi. Bu 12 şehri birbirine bağlayan yollarda ise hangisinin güzel olduğuna hala karar veremediğim yüzlerce güzel kasaba var. Evet, Hollanda'nın ciddi bir tarım ülkesi olduğunu hep biliyordum, fakat bu yolculukta gördüğüm bu manzaralar gerçekten kafamı karıştırdı. Rüya ile hakikat arasındaki ince çizgi içinde gittim geldim resmen. O kadar harika kasabaların arasında dolaştım ki; dünyanın bütün dertlerini, olumsuzluklarını geride bıraktığımı düşündüm bazen. Hatta o kadar etkilenmişim ki; o an tek olumsuz durumumun bu anları ölümsüzleştirmek için çektiğim fotoğraflardan dolayı yorulmak ve makinemin şarjını bitirmek olduğunu düşündüm. Hollanda'nın kasabaları, kesinlikle nefes kesici! Pegasus'tan uçak biletimi aldıktan sonra 3,5 saat süren Amsterdam yolculuğu ile başlayan serüven önce araç kiralama ile başladı. Uçak Schipol Havalimanı'na inse de bu yolculukta parola alışılagelmiş bir yolculuk olmayacaktı. Amsterdam'dan araç kiralayıp uzaklaşıldığında nerelere gidilebilir bunu deneyimlemek istedim. Ve yaklaşık 1200 km sürecek olan yolculuğuma başladım. Bu yazıyı sizlere hazırlama sebebim şudur: Şehir merkezleriyle yetinmeyelim, gittiğimiz yerini özüne yani kasabalarına köylerine inelim.. Ne dersiniz ? O zaman Amsterdam'da başlayan ve yine Amsterdam'da noktalanan seyahatimin rotasına bakalım. Dur şunu da çekeyim, şuna da bakayım derken 1 gün boyunca dolaştığım bir masal diyarı Giethoorn. Dünya'da huzurlu kasabalar listesi oluşturulsa Hollanda'yı Giethoorn temsil edebilir bence. Kimine göre kuzeyin Venedik'i, kimine göre Hobbit köyü olarak geçen Giethoorn'da bu güzelliğin gelecek nesillere de korumalı şekilde ulaşması için kendine has kurallar var. Mesela motorlu araç asla giremiyor. Köy içinde gezmeyi planlıyorsanız ya kanaldan bot ile ya da kanal kenarından yürüyerek keşif yapabilirsiniz. Büyüklü küçüklü 180 köprünün bulunduğu, her biri ayrı güzel olan ince tuğlalı, sazdan çatılı, özetle kendine hayran bırakan mimarisiyle ve kasaba planıyla Giethoorn \"Hollanda'ya iyi ki geldim\" dedirten cinsten güzellikte bir kasaba. Ne Yapmalı? Bot kiralayabilir, kanalda tur yapabilir veya kanal manzaralı bir kafede keyifle bir şeyler içebilirsin. Aracı park edip sahile giderken birbirine bakan evlerin olduğu dar sokakta koşmak istedim. Volendam bu bölgede bulunan en turistik kasaba. Nüfusunun büyük kısmını yaşlı insanlar oluşturuyor. Sahil kordonu sıra sıra cafeler, pub'larla dolu. Ama bu kasaba huzuruyla ün salmış. Ve bunun bozulmasını asla istemiyorlar. Bu yüzden kasabanın kendine has kuralları var. Alkollü gezemezsin, yüksek sesle konuşamazsın, insanları asla rahatsız etmemelisin. Çünkü hem yerlisi mutlu yaşamak istiyor, hem de gelen ziyaretçinin buradan maksimum memnuniyetle ayrılmasını istiyorlar. Volendam'da ister yan yana dizilmiş kafelerden birinde dinlenebilir, ister peynir müzesinde minik bir tur atabilir ya da marinada leyleklerin ve ördeklerin arasında minik bir piknik molası verebilirsin. O sebeple bir pazar gününü pek çok Amsterdamlı gibi Volendam'a ayırmanı tavsiye ederim. Denizin ve balığın hakkını vermek için. Ne yapmalı? Smit-Bokum'da deniz ürünleri yedikten sonra Cafe de Boer'de manzaranın keyfini sürmeli! Yansıma fotoğrafları çekmekten büyük keyif aldığım, eski bir liman kenti Edam. Peynir üretimi Edam'ın varlık sebebi desem yeri. 1870'li yıllarda yapılan ve hala günümüzde kullanılan kaldıraçlı köprülerin bulunduğu, kanalların birbirine süslü duvarlar ve muhteşem manzaralarla bağlandığı keyifli bir kasaba Edam. Küçük ve bir o kadar da görülesi bir kasaba olan Edam'da isterseniz butik dükkanlarda tur atabilir veya çay bahçesi kıvamında kafelerinde keyifli bir mola verebilirsiniz. Ne yapmalı? L'Auberge Dam hotel'in spesiyallerine göz atmalı! Volendam'a geldiğinizde karşı kıyı olarak gördüğünüz yer Marken Kasabası olacak. Buraya ister Volendam üzerinden 9 km kara yolculuğu yaparak ulaşabilir, ister Volendam'dan botlarla da ulaşabilirsiniz. Birbiriyle yarışan güzel evlerin, küçük küçük kümeleşmiş evlerin ve bir futbol kulübünün bulunduğu Marken benim Hollanda'da en favori kasabalarımdan birisi.. Ne yapmalı? Fener tarafında piknik yapmalısınız! Edam, Marken, Broek In Waterland hepsi birbirine çok yakın ve benzeyen kasabalar. Burası da kıyısı olan süslü evleriyle ün salmış bir kasaba. Monnickendam'da ayrıca uzun yürüyüşler yapabileceğiniz güzel bir doğa var. Buralara kadar gelmişken değerlendirmenizi öneririm. Ne yapmalı? Posthoorn'da bir ziyafete hazır olmalı! Dillere destan güzellik veya saklı cennet diye bir şey varsa orası burasıdır. Zaanse Schans gerçekten bir Hollanda masalı gibi geldi bana. Burası doğa severler, fotoğraf çekmeyi sevenler için bulunmaz eşsiz bir güzellik kesinlikle. 17 ve 18. Yüzyıllarda yaklaşık 600 yel değirmeni varmış. Günümüzde ise çalışan değirmen sayısı 10. Her bir değirmen farklı bir amaca hizmet ediyor. Bunlardan en ünlüsü ise boya üretiminde kullanılan De Kat. Bisiklet kiralayıp istersen bu güzelliği iki teker üzerinde de gözlemleyebilirsin. Devlet tarafından korunma altına alınmış Zaanse Schans'da meşhur Hollanda ahşap ayakkabı atölyesini, peynir müzesini, pastahane müzesini gezebilir veya kanal kenarında pasta gibi evlerin önünde piknik yapabilrsin. Ne Yapmalı ? Kereste yapımında kullanılan De Geekronde Poelenburg, Zaanse Tijd Müzesi görülecekler listesine girmeli, Catharina Hoeve'de peynir tadımına uğranmalı. Bisiklet kiralayıp yel değirmenleri arasında gezmeli! Her sene 16 Nisan ile 5 Mayıs tarihleri arasında Hollanda rengarenk bir halının üzerinde kurulmuş bir ülke gibi duruyor. Rengarenk lale tarlalarının bulunduğu Hollanda'da, laleleri en yoğun görebileceğiniz bölge National Geographic'in de dünyanın en güzel rotaları arasında belirlediği Haarlem ve Lisse civarı. Bu bölgede tarlalarda fotoğraf çekilebilir ve lale üreticiliği hakkında bilgi de alabilirsiniz. Bu gerçekten ilk kez yaşadığım inanılmaz bir duyguydu açıkçası. Kilometrelerce sağlı sollu lale tarlaları görebilir, aralarından aracınızla geçerken 2 saatlik yolculuklar 4 hatta 5 saate çıkabilir. Hollanda'da yol kenarında denk gelebileceğiniz bu tarlalar dışında ayrıca tüm lale ve çiçek türlerini görebileceğiniz bir tema parkı da bulunuyor. Amsterdam'a yaklaşık 40 dakika uzaklıkta tren, otobüs hatta bisikletle bile ulaşabileceğiniz keukenhof Bahçesi'nde binlerce çiçeği yanyana görebilir, gün içerisindeki atölyelere katılabilir veya ufak müzik dinletilerinde bir şeyler içebilirsiniz. Lale döneminde gittiğinizde bence uğramanız gereken bir bahçe. Motorlu aracın yasak olduğu bir kasaba Houten. Bu sebeple motorlu aracıyla kasabaya giren kişi direkt fişlenmiş oluyor. Yani anlıyorlar ki; bu kişi yabancı. 4000 nüfusuyla kuralcı yaşamcılığı ve gökkuşağı evleriyle bilienen Houten, en çok ziyaret edilen kasabaların başında geliyor. Kinderdijk, Hollanda'nın UNESCO dünya mirası listesinde olan güzelliklerden birisi. 18. yüzyıldan kalan 19 yel değirmeninin bulunduğu bu bölge deniz seviyesinin altında yer alıyor. Bu sebeple de yel değirmenleri o döenmde suları tahliye etmek için kullanılan en önemli yapılardan. Bu değirmenlerin içinde 14 kişilik ailelerin yaşadığı dönemler de olmuş zamanında. Noord ve Lek isimlerini taşıyan iki nehirin birleştiği yerde sağlı sollu olan bu değirmenlerden 3 tanesinin içine girebiliyor ve değirmende gündelik hayatın nasıl olabileceğini yerinde gözlemleyebiliyorsunuz. Bu bölgeye ilk olarak haritadan baktığımda bir merak uyandı. Çünkü bir göl de bir sürü ince çizgi var. Bu çizgilerde de villa tarzında ulaşımın sadece botlarla yapıldığı müstakil evler. Daha çok Hollanda'nın zengin ailelerinin yaşadığı bölgede hemen hemen her evin bir teknesi varmış. Bu teknelerle evlerine giden insanların bir arada yaşadığı kıskanılası bir hayatın olduğu kasaba. Hollana'da bulunan ve tarihinde bir çok olaya tanık olmuş Turkeye Köyü, Hollanda'nın en ilginç noktalarından birisi. İsmi bizden gelen ama içinde hiç Türk yaşamayan bu kasaba Belçika sınırına daha yakın. Hatta Brugge kasabasının dibi diyebilirim. Duvarlarında Ne Mutlu Türküm Diyene yazan, Türkçe Hoş geldiniz mesajlarının bulunduğu tabelaların olduğu, bir duvarda Osmanlı padişahları portrelerinin bulunduğu kasabaya ilk gelen Türk ise Barış Manço olmuş. Kasabanın hikayesi ise 1500 Osmanlı esirini kurtaran Hollandalılar'a teşekkür amaçlı flama ve kıyafetler veriliyor. Osmanlı'nın verdiği bu hediyeler sayesinde Hollanda'ya saldırmaya gelen İspanyollar hilalli flamaları görünce burada Osmanlı var diye düşünüyor ve geri çekiliyor, böylece Hollanda büyük bir istiladan kurtarılıyor. O günden beri de Turkeye olarak anılıyor kasaba. Bu iki kasabaya kuş bakışı baktığınızda yıldızlı bir mimari görüyorsunuz. Drone ile fotoğraf çeken biriyseniz mutlaka ve mutlaka uğramanız gereken kasabalar buralar. Zamanında savunma amaçlı olarak yapılan bu kaleler günümüzde turizm amaçlı ziyaret edilen küçük kasabalar arasında yer alıyor. Delft, aslında bir şehir ama o kadar yavaş bir yaşam var ki; kasabalar listesinde bence yerini alması gereken bir yer. Delft'te açık hava müzesine benzeyen bu yerleşimde dolaşırken kendinizi ara ara Orta Çağ döneminde hissedebilirsiniz."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/iki-gunluk-hafta-sonu-kacamagi-cunda-ayvalik-gezisi", "text": "- Cunda & Ayvalık Nerede? - Cunda & Ayvalık'a Nasıl Gidilir? - Cunda & Ayvalık Gezisi Ne Zaman Yapılır? - İki Günde Cunda & Ayvalık'ta Gezilecek Yerler - Lacivert Bir Güzellik: Sabahtan Akşama Ayvalık'ta Gezilecek Yerler - Tarihi Dokuyu Keşfet: Sabahtan Akşama Cunda'da Gezilecek Yerler İki gün keyifle gezebileceğin bir yerler mi arıyorsun? Hem kafa dinleyip hem de kendine güzel bir hafta sonu armağan etmek istersen bizim önerimiz Cunda & Ayvalık rotasından yana. Ayvalık'sız Cunda, Cunda'sız Ayvalık düşünülemez. Arnavut kaldırımlı sokakları, tarihi taş evleri, denizi, güneşi ve doğası içini ısıtacak cinsten. Lezzetli mezeleri, zeytinyağı, peyniri, deniz ürünleri ve meşhur Ayvalık tostu da bu tatilin gurme cilası olacak. Tabii rotamız sadece bunlarla sınırlı değil. İstersen daha fazla meraklandırmadan hafta sonu kaçamağını renkledirecek duraklara geçiş yapalım. Bu duraklara geçmeden önce \"Ayvalık Cunda nerede?\" diye merak ediyorsan da başlangıcımızı buradan yapalım. Ayvalık, Balıkesir'e bağlı bir ilçe. Cunda da Ayvalık'ın güzel bir adası. Cunda'nın diğer adı Alibey Adası. Haritalarda Alibey Adası olarak görürsen şaşırma diye baştan söyleyelim. Çanakkale, Midilli Adası ve İzmir de bu durakların komşuları arasında yer alıyor. İki günlük tatil planlıyorsan vaktini yollara harcamak yerine gezip göreceğin yerlere harca deriz. Cunda ve Ayvalık'a ulaşmanın en kolay yolu Edremit-Balıkesir'e ucuz bir uçak bileti almaktan geçiyor. Edremit'te havalimanına indikten sonra araç kiralayabilir ya da havalimanından Ayvalık'a transfer seçeneklerini değerlendirebilirsin. Sefer saatlerini kontrol etmek ve bilet satın alabilmek için Balıkesir Toplu Taşıma sayfasını ziyaret edebilirsin. Cunda ve Ayvalık gezisi için yaz mevsimini beklemene gerek yok. Burası her mevsim başka güzel. Hafta sonu kaçamak yapmak istediğin zaman değerlendirebileceğin bir durak diyebiliriz. Yoğun dönemlere denk gelmek istemiyorsan bayramlardan ve yaz sezonundan uzak tarihlere bakabilirsin. İlkbahar ve sonbahar aylarını değerlendirirsen çok daha keyifli bir seyahat olacağını söyleyebiliriz. Ayvalık'ın 22 tane irili ufaklı adası bulunuyor. Yerleşim olan tek adası ise Cunda. \"İki günüm var, nasıl değerlendirmeliyim?\" diye düşünüyorsan bir günü Cunda Adası'na, bir günü de Ayvalık'a ayırabilirsin. Havaalanında indikten sonra konaklayacağın yerden gezmeye başlayabilirsin. Biz ilk olarak Ayvalık'tan başlamak istedik. Haydi gel, biraz Ayvalık'ı keşfedelim. Ayvalık'ta gezilecek yerler hayli fazla. Biz Ayvalık'ı sabah gezmeye başladığını düşünelim. Sen de buna göre bir seyahat planı kurgulayabilirsin. Sabah uyandığında güzel bir Ayvalık tostu ile güne başlamak kulağa nasıl geliyor? Meşhur Ayvalık tostu deneyimini orijinal Ayvalık tostu olarak güncelleyelim önce. Orijinal Ayvalık tostunun üç ana malzemesi varmış. Bu muhteşem üçlü ise tulum peyniri, kasap sucuk ve domatesten oluşuyor. Tabii bu lezzetinin diğer bir unsuru da ekmeğinde saklı. Buranın tostu meşhur olduğu için elbette sadece tost yapılan bir çarşısı da var. Damak tadına uyar mı uymaz mı bilemeyiz, ama mutlaka denemen gerektiğini söyleyebiliriz. Ayvalık Tostçular Çarşısı'na gittiğinde orijinal tarifi kullanan Aşkın Tost Evi'ne ya da Sürçam Tost Evi'ne uğrayabilirsin. Çarşıdaki tostçular sıra sıra zaten. Saymadığımız yerler arasında sadece nakit geçen dükkanlar da olabilir, bilgin olsun. Sahilde yemek istersen de Ayvalıkgücü Çay Bahçesi'ne gidebilirsin. Sabah lacivert güzellikteki deniz çarşaf gibiyken tostunun yanına ince belli bardakta bir çay söylersen gününü güzel başlatabilirsin. Tostunu yediysen ve mevsim denize girebileceğin bir zamandaysa artık vakit maviliklere uzanma vaktidir! Sabah erkenden gidip \"Deniz çarşaf gibiydi!\" geyiğini yapmak istersen Ayvalık bunun için çok uygun bir yapıya sahip; poyraz da çıkmazsa tüm gün çarşaf. Ekim ayının ortalarına kadar Ayvalık'ta denize girebiliyorsun. Yani ziyaretini yaptığın tarih mayıs ve ekim ayları arasındaysa deniz için şansın var demektir. Tabii genel olarak buraların suyu soğuk oluyor. Ayvalıkta 19 tane mavi bayraklı plaj var (2023). Biz de bu mavi bayraklı plajların arasından Badavut Plajı'nı mutlaka ziyaret etmeni öneriyoruz. Burayı ön plana çıkaran iki özelliği var: Yumuşacık bir kum ve tertemiz bir deniz. Ayvalık merkeze yürüme mesafesinde değil, 10 km uzaklıkta bulunuyor. Ancak dolmuşlarla ulaşım mümkün. Yakınındaki marketlerden yiyecek ve içeceğini alıp plaja geçebilirsin. Plajda bir de özel işletme bulunuyor. Dilersen buranın imkanlarından da faydalanabilirsin. Diğer mavi bayraklı plajlar için Balıkesir Mavi Bayraklı Plajlar web sayfasını ziyaret edebilirsin. Ayvalık'ı keşfetmek istersen merkezden başlayabilirsin. Zaten Ayvalık'ın dar sokaklardan geçerken gördüğün taş evler aklını başından alıverecek. Yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip bu tarihi evler; pembe renkli sarımsak taşı, tuğla, demir, kurşun ve kereste kullanılarak yapılmış. Sade görünümlü zarif evler, sarmaşıklar ve renk renk saksı çiçeklerinin gölgesinde tüm güzellikleriyle seni selamlayacak. Sokaklarda dolaşırken Saatli Cami'ye rastlayacaksın. Burası esasen Rumlar tarafından inşa edilen eski bir kilise, mübadele sonrasında ise camiye dönüşmüş. Ardından hemen yakınındaki Ayvalık'ın en eski kilisesi olan Taksiyarhis Kilisesi'ne gitmeni öneriyoruz. Cunda'da da bu isimli bir kilise daha var. Yaygın bir kilise ismi kullanımı diyebiliriz. İçerisi hayli etkileyici ve MüzeKart ile ziyaret edilebiliyor. Macaron Mahallesi'ne mutlaka uğramanı öneriyoruz. \"Beş para etmez\" eşyaları sattığını iddia eden seyyar satıcı burada her an karşına çıkabilir. İlginç bir pazarlama yöntemi kullandığını söyleyebiliriz. Farklı zamanlarda yaşamış kişilerin hayatına dokunacak objelerle burada karşılaşabilirsin. Bu mahallede her yer renk içinde. Kıyafetler, boncuklar, evler, dükkanlar... Bol bol fotoğraf çekip Instagram'ını şenlendirebilirsin. Bundan sonrası Şeytan Sofrası'na doğru gün batımına çıkar sevgili gezginler. Şahit olabileceğiniz en güzel gün batımlarından birini burada deneyimleyebilirsiniz. Şeytan Sofrası'nı çok kalabalık görürseniz hemen yanındaki Tavşan Kulakları Tepesi'ne geçebilirsiniz. - İki Kişilik Restoran: Evet, gerçekten iki kişilik. - Macaron Muhallebicisi: Okunuşu makaron değil, macoron; uyaralım. Üstüne de bademli bir muhallebi söyleyelim. - Ayvalık Şehir Kulübü Yörük Mehmet'in Yeri: Ot mücverinde bir dünya markası. - Kök Tadım Mutfağı: Yerel üreticiden alınıp tazecik yapılan yemekler yiyebilirsin. - Şeytanın Kahvesi: Koruk suyunun adresi. Dükkanın her yerinden başka bir hikaye çıkıyor. Haziran-kasım ayları arasında koruk suyunu burada bulabilirsin. İmran Pastanesi de koruk suyunun dondurmasını yapıyor, başka yerde bulamazsın. Türkiye'nin en güzel dalış yapılacak noktalarından birinin Ayvalık olduğunu biliyor muydun? Dalış yapmak cazip geliyorsa bu seçeneği mutlaka değerlendirmeni öneriyoruz. Suyun altı tam bir renk cümbüşü. Melina Adası, Güneş Adası, İlyosta Adası gibi duraklarda renkli balıklar -özellikle sarı renkliler- her yerde. Eğer dalış konusunda yıldızın varsa mercanları, deniz yıldızlarını, hatta deniz tavşanını bile görebilirsin. Ayvalık'taki gezme işlerimizi bitirdikten sonra Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünden geçip Cunda'ya doğru yola çıkabiliriz. Tarihi evlerden restore edilmiş butik otelleri, tertemiz havası, mezeleri, lezzetli sofralara büyülü dokunuşu olan Girit zeytinyağlıları ile eşsiz bir nokta. Cunda Adası'nda gezilecek yerler konusunu daha önce incelemiştik. Cunda Adası Gezilecek Yerler başlıklı yazımıza göz atabilirsin. Burada detaylara ağırlıklı olarak yer verdiğimiz için şimdi 1 günlük liste ile devam edelim istedik. Sen buradan istediğini seçip doyasıya gezebilirsin, gününü nasıl değerlendirmek istersen. Malum Cunda'da bu keyif sana ait. Cunda'da konaklama önerisi olarak sezonda gidip sessiz sakin konaklama yerleri ararsan adanın tepelerini tercih etmeni tavsiye ederek bu listeye başlayalım. - Sabah kahveni Cunda denilince akıllara gelen ilk nokta olan Taş Kahve'de içerek güne başlayabilirsin. - Ayvalık'ta tostunu yedin, peki ya Cunda? Burada da Dedenin Yeri'ni tercih edebilirsin. 1972'den bu yana tost yapan bir dükkan. Orijinal tarife bağlı kalarak yapıyorlar. - Patriça Plajı ve Çataltepe Plajı'nı daha önce rehberimizde önermiştik. Kayalıklardan tertemiz bir denize girmek istersen de Ortunç Koyu'nu tercih edebilirsin. Adanın tek mavi bayraklısı burası. Sığ bir deniz ararsan da Duba Plajı senin için uygun diyebiliriz. - Günü batırma zamanı geldiyse başlayalım. Rahmi Koç Müzesi Taksiyarhis Kilisesi, Aşıklar Tepesi, Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı ile Ayışığı Manastırı'nı daha önce rehberimizde önermiştik. Buralar adanın üst taraflarında bulunuyor. Seyir terası niyetine Aşıklar Tepesi'ne çıkabilirsin. Bu tepe Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı'nın içinde bulunduğu yel değirmeniyle biliniyor. Evet, yel değirmeninin içinde kitaplık var 🙂 - Cunda sokaklarının tadı gündüz de gece de bambaşka. Özellikle sezon zamanı gündüz saatlerinde sakin olan o sokaklar, havanın kararmasıyla birlikte seslerin birbirine karıştığı ve eğlencenin yükseldiği bir yere dönüşüyor. İster restoranlarda oturup yemek ye, ister sahilde dondurma yiyerek dolaş. Adanın verdiği keyfi kimse elinden alamaz! - Biraz da lezzet dersek Karadeniz Pastanesi burada karşımıza çıkıyor. Bademli keşkülünü ısrarlı bir şekilde tavsiye ediyoruz. - Meze konusunda 100 çeşitten fazla ürünü olan Bay Nihat'ı değerlendirebilirsin diyoruz. - Öğle yemeği için güzel bir seçenek olan Ayna'ya istediğin saat uğrayıp lezzetli yemeklerinden yiyebilirsin. \"2 gün bana yetmedi, uzatıyorum bu tatili.\" diyorsan bonus olarak Küçükköy'e gitmeni öneriyoruz. Eski adıyla Yeniçarohori olan küçük bir sanat köyü. Gittiğinde gördüklerine şaşıracaksın. Ayvalık ve Cunda'da dolu dolu 2 gün geçirebileceğin önerilerimizin sonuna geldik, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Eskişehir Gezi Rehberi: Hafta Sonu Günübirlik Eskişehir Gezisi başlıklı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/ilk-ucak-yolculugu-icin-oneriler", "text": "- Uçağa Binmeden Önce Yapılması Gerekenler Nelerdir? - 1. Uçak Bileti Satın Alırken Nelere Dikkat Etmeliyim? - 2. Bavul Hazırlarken Nelere Dikkat Etmeliyim? - 3. Yolculuk Günü Nasıl Giyinmeliyim? - 4. Check-in İçin Uygun Bir Zaman Var mı? - 5. Havalimanına Uçuş Saatinden Ne Kadar Önce Gelmeliyim? - Uçuş İşlemleri Tamamlandıktan Sonra Yapılması Gerekenler Nelerdir? - Uçuş Sırasında Yapılması Gerekenler Nelerdir? - Uçuş Sonrası Yapılması Gerekenler Nelerdir? İlk defa deneyimlenecek şeylerin heyecanı başkadır, uçmanın heyecanı ise bambaşka... Köpük köpük bulutlar üzerinde gerçekleştireceğin bu yolculuk senin için bir ilk ise panik yapmana gerek yok. Her şey çok güzel olacak. Çünkü senin için uçak seyahatini kolaylaştıracak bir sürü öneri hazırladık. Haydi o zaman, ilk uçuşunu güvenle ve hevesle yapmana yardımcı olacak önerilerimize geçelim. Uçağa binmeden önce adım adım takip edilmesi gereken bazı adımlar var. İlk uçak yolculuğunu daha rahat kılmak için bunlardan bahsedeceğiz. İlk önerimizle başlıyoruz. Bilet satın alırken tercihini uygun fiyatlı uçuşlardan yana kullanmak istersen Pegasus senin için doğru adres.. Hemen web sitesinden veya mobil uygulamadan gideceğin yere en uygun fiyatlı uçak biletini satın alabilir ya da bir seyahat acentasıyla iletişime geçebilirsin. Uçak bileti satın alırken girdiğin bilgilerden emin olman ise kritik. Kimlik numaranı, iletişim bilgilerini ve seyahat detaylarını satın alma işlemi sırasında acele etmeden girmeni, sonrasında da kontrol etmeni öneririz. Aynı zamanda uçuşun için ekstra bagaj hakkı, koltuk seçimi, yemek ve eğlence gibi ek hizmetleri bu adımda daha avantajlı fiyatlarla satın alabilirsin. Sonrasında mail ve telefonuna gelen PNR kodunu, yani rezervasyon numaranı saklayabilirsin; diğer adımlarda sana lazım olacak. Biletini aldın, yolculuğa çıkacaksın. Yanına alacağın eşyalar için bir valiz hazırlamak istiyorsun. Ancak bavulunu hazırlarken dikkat etmen gereken bazı kritik hususlar var. Öncelikle kabin/el bagajı ve kayıtlı bagaj ayrımını yapman gerekecek. Yanıcı, patlayıcı şeyler taşınması yasak. Deodorant gibi sıkıştırılmış gazları da maalesef yanına kabin bagajı olarak alamazsın. Kabin bagajında sıvı eşyalarını da ancak seyahat boy olarak değerlendirilen 100 ml'lik kaplara koyarak çantana yerleştirebilirsin. Şampuan ve diş macunu ile lens solüsyonu gibi ihtiyacın olacak eşyaları da bu şekilde yanında taşıyabilirsin. Bilgisayar gibi elektronik eşyaların için de kabin bagajını tercih etmek isteyebilirsin. Elinin altında olmasını istediğin diğer şeyleri de kabin bagajına koymanı öneririz. Bagajın için Pegasus Bagaj Kuralları sayfamızdan limitlerini öğrenebilir, buna göre eşyalarını organize edebilirsin. Bagaj konusuyla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak istersen de Genel Kurallar sayfamızı ziyaret edebilirsin. Keyifli bir yolculuk yapmak istiyorsan rahat giyinmen şart. Mümkünse daha önce giydiğin ve rahat olduklarına inandığın kıyafet ve kolayca çıkarabileceğin rahat bir ayakkabıyı tercih etmeni öneririz. Ayrıca havalimanı girişinde yer alan güvenlikte ve x-ray cihazında fazla vakit kaybetmemen için de giydiğin şeyler oldukça önemli. Üzerinde metal eşya ve kemer taşırsan biraz vakit kaybedebilirsin. Biletini Pegasus'tan aldıysan online check-in işlemi çok kolay. İster web sitemizden, istersen mobil uygulamamızı indirip uygulama üzerinden mobil check-in işlemini yapabilirsin. Online check-in işlemini yaptıysan kuyrukları atlayabilir ve doğrudan güvenliğe gidebilirsin; bu da büyük bir zaman tasarrufu sağlar. Hatırlatmakta fayda var; Pegasus'ta online check-in, uçuşundan 72 saat önce başlar ve 45 dakika önce kapanır. Bu online işlemden sonra mobil giriş kartını ve kimliğini göstererek uçağa binebilirsin. Havalimanındaki check-in işlemini de kontuar sırası beklemeden kiosklardan gerçekleştirebilirsin. Eğer büyük bagajın varsa Ekspress Bagaj alanlarına bagajını yine sıra beklemeden kendin teslim edebilirsin. Havalimanları zaman zaman çok yoğun olabilir. O yüzden ilk uçuşunda panik olmamak için erken gitmeni öneririz. Uçuşun yurt içi ise uçağın kalkış saatinden 2 saat, yurt dışına uçacaksan 4 saat öncesinde havalimanında olmanda fayda var. Online check-in yapmadıysan havalimanında check-in yapman gerekiyor. Eğer varsa kayıtlı bagajını teslim etmen gerekecek; güvenlikte vakit kaybedebilirsin. Havalimanından alışveriş yapmak isteyebilirsin. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda ilk uçuşun için daha erkenden havalimanında olman iyi bir fikir gibi görünüyor. Havalimanına geldin, check-in işlemini tamamladın, bavulunu da kontuara verdin. Şimdi, kimliğini ve biniş kartını kolayca ulaşabileceğin bir yere koy; uçağa bineceğin zaman sana lazım olacak. Biniş kartından ve havaalanındaki ekranlardan uçağının kapı numarasını öğrenip uçağa bineceğin kapının bekleme salonunda oturabilirsin. Çok vaktin varsa havalimanları bir eğlence merkezine dönüşebilir ve alışveriş için yoluna devam edebilirsin. Bilgi ekranlarında uçuşunu sık sık kontrol etmeyi unutma, bazen uçuşların kapıları değişebilir. Uçuşunla ilgili değişiklikleri Pegasus Mobil Uygulamalarındaki \"Uçuş Asistanı\" menüsünden takip edebileceğini de tekrardan hatırlatmak isteriz. Gerekli tüm aşamalardan geçip uçağa bindin, koltuğunu buldun, eşyalarını üst dolaba yerleştirdin. Artık yolculuk zamanı! Uçağın hareket etmeden önce telefonunu uçak moduna alman ya da kapatman gerekecek. Yapman gereken her şey zaten sana anons edilecek ve görevli personel bir sorunun olursa çözmek için sana her daim yardımcı olacak. Yüksek irtifa ve düşük kabin basıncı -alışkın değilsen- baş ağrısına ve baş dönmesine neden olabilir. Bununla mücadele etmenin en iyi yolu bol su içmek ve susuz kalmamak. Uçağın iner inmez ayağa kalkmamanı öneririz. Zamanı geldiğinde eşyalarını alıp sırayı takip ederek inebilir, uçaktan ayrıldıktan sonra ekranlardan bavulunu nereden teslim alacağını öğrenebilirsin. Bavulunu da aldıktan sonra tebrikler, yolculuğun tamamlandı. Artık sürekli uçmak isteyeceksin! Eğer yurt dışına çıkacaksan Yurt Dışına İlk Kez Çıkacaklar için Tavsiyeler: Havalimanında Dikkat Edilecek Şeyler yazımızı da okumaya devam edebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/infografik", "text": "- - Aralık'ta tatile mi çıkmak istiyorsun? Senin için Aralık'ta gidilecek yerleri inceledik ve bir gezi rehberi hazırladık. - - - - - - - - - - - - - -"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/ingiliz-kahvaltisi-ile-gune-baslamak", "text": "Bizim için kahvaltı en önemli öğündür. Kahvaltının demirbaşları çay, peynir, reçel, bal, zeytinden oluşan çok çeşitli lezzetlerle güne keyifli bir şekilde başlarız. Bu yüzden, gideceğin ülkelerde ilk öğünümüz çok önemli. Bazı ülkelerin kahvaltı kültürü, damak tadına ve alışkanlıklarına uymuyor olabilir. Çok dert etmemelisin; çünkü ülkemizden seyahat edenlerin en çok sorun yaşadığı ve aç kaldığını iddia ettiği öğün kahvaltıdır. Uzak Doğu'da sabahın ilk ışıklarında yenen pilav ve balık, Fransa'da sadece kruvasan ve kahve, Orta Doğu ülkelerinde tüketilen soslu etler damağına biraz yabancı gelebilir. Fakat İngilizlerin dünyaya yaydığı kahvaltı kültürüne biraz daha aşina olabilirsin. Bizim kahvaltı sofralarımıza benzediklerini iddia etmesek de uçlarda bulunmayan lezzetli malzemeleri ile İngiltere'de kahvaltı yaparak güne başlamak keyifli olacaktır. Özellikle Londra'da bulunan şirin kahvaltı salonları kesinlikle görülmeye değer. Londra uçak biletini ayarladıktan sonra, methi dünyaya yayılmış İngiliz kahvaltısının hayallerini kurabilirsin. Londra'da bulunan çok çeşitli kahvaltı salonları, İngilizlerin kahvaltıya ne kadar önem verdiklerini kanıtlıyor. Şehirde gezintiye çıkmadan önce, bu kahvaltı salonlarının birinde sağlam bir İngiliz kahvaltısı ile günün yarısına kadar idare edebilirsin. Çünkü İngiliz kahvaltısında yok yok. Kahvaltının en önemli yiyeceği, yağda pişirilmiş yumurta. Pişen yumurtanın beyazı ve sarısı asla birbirine karıştırılmaz. Diğer bir kahvaltılık ise bir çeşit pastırma. Sandığın kadar ağır bir tat değildir; çünkü içinde çemen bulunmaz. Et ürünlerine karşı herhangi bir hassasiyetin varsa bunu mutlaka belirtmeni tavsiye ederiz zira kahvaltı tabağını en çok sosisler süsleyecektir. İngiltere'de değişik ot ve baharatlarla yapılmış çok çeşitli kahvaltılık sosisler vardır. Hemen Çinlilerin ilginç karabiberli ve yağlı, bir o kadar da bizden uzak sosisleri aklına gelmesin. İngiliz sosisleri, Türkiye'deki sosislerin üzerine biraz baharat eklenmiş hali gibi. Kahvaltı tabaklarında dana eti ürünler de son zamanlarda yaygın bir şekilde kullanılıyor. Kahvaltı tabağında seni en çok şaşırtacak yiyecek, şekerli kuru fasulye olacaktır. Hani şu milletçe akşam yemeklerinde soğanla sentezlediğimiz kuru fasulye... Tek farklı yanı şekerli olmasıdır. Kızartılmış ekmek ve çeşitli kurabiyelerle tüketilen bu iştah açıcı kahvaltıya genellikle çay eşlik eder. Siyah çay da bulabilirsin ama İngilizler kahvaltının yanında genellikle sütlü ya da kremalı çayı tercih ederler. Ancak onların içtiği çay Uzak Doğu'dan geliyor ve krema ya da süt ile beraber oldukça etkileyici bir tada bürünüyor. Kahvaltıya bu kadar önem veren bir coğrafyada, sayıca fazla olan kahvaltı salonlarının arasından seçim yapmak bir hayli zor olacak. Fakat lezzetleri, servis şekilleri ve atmosferi ile Londra'daki bazı kahvaltı salonları diğerlerinden birkaç adım öne çıkıyor. Mesela Londra'da kahvaltı denince akla gelen ilk mekan, The Breakfast Club. Salonun, Angel, Hoxton, Spitalfields ve Soho'da şubeleri bulunuyor. Gözünüzde Türkiye'de bulunan bol yeşillikli ve sessiz kahvaltı salonları gibi bir yer canlandırmayın. Burada yüksek sesli bir müzik ve kalabalık ortam sizi şaşırtabilir. Diğer salonlara göre daha ekonomik olan The Breakfast Club yerine daha elit ve sakin kahvaltı salonlarını tercih edenler için Balthazar, Barnyard, Hawksmoor Guildhall ve Granger & Co lezzetli seçenekler olabilir. \"Ben daha sessiz bir yer istiyorum.\" diye düşünüyorsan son seçenek tam sana göre olacak. Chiltern Caddesi üzerinde bulunan ve adını caddeden alan Chiltern Firehouse, diğer mekanlardan biraz farklıdır. İngilizler burayı genellikle akşam yemekleri için tercih ediyor. Ancak Türkiye gibi kahvaltısını sessiz sakin yapmak isteyen ülkelerin vatandaşlarını düşünmüş olacaklar ki kahvaltı servisleri de bulunuyor. Londra tatilinde İngiliz kahvaltısı eşliğinde güne başlamak fikri seni heyecanlandırdıysa ucuz uçak biletini Pegasus'un uygun tarifelerinden bulabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/instagrami-sallayacaginiz-viyana-kafeleri", "text": "- En İyi Viyana Kafeleri: Kahve Kokuları Eşliğinde Bir Serüven - Cafe Hawelka: Selfie İçin En İdeal Nokta - Cafe Central: Viyana Kafeleri İçinde Freud'un Köşesi - Cafe Frauenhuber: Mozart ile Aynı Havayı Solumak - Cafe Sacher: John Lennon'un da Dediği Gibi Imagine - Cafe Gerstner: Viyana Kafeleri Özelinde Gurmelerin Ortak Noktası - Cafe Landtmann: Amerikan Başkanı ve Rock Yıldızı da Oradaydı - Cafe Korb: Kendini Sadece Tatlıyla Sınırlama - Demel: Kraliyet Ailesinin Favorisi Viyana, kafe kültürü ile kahve tutkunları için tam bir lezzet cenneti. Birbirinden fiyakalı Viyana kafeleri, Avusturyalıların \"apfelstrudel\" dedikleri elmalı tartları ve kahveleri ile uzun bir şehir yürüyüşünden sonra keyifli bir dinlenme fırsatı veriyor. Üstelik kimisi yüzlerce yıllık geçmişe sahip olan bu kafeler, Viyana tatilinde Instagram konum bildirimi yapılabilecek en güzel yerler arasında. Keyifli bir Instagram hikayesi serisi hazırlamaya ne dersin? Viyana'ya gidip kafe kültürünü keşfetmen yeterli. Sana tek gereken şey, bir tane ucuz uçak bileti. Mesela köklü bir geçmişe sahip Avusturya'nın prensesi Viyana; sanat, müzik, felsefe, politika ve Mozart esintileri taşıyan mekanları ile anılarına asaletli bir koku katabilir ve bu sayede Instagram'ı adeta sallayabilirsin. Şehrin turistik noktalarını şöyle bir gezdikten sonra, şehre karakterini veren kafe kültürünü keşfetmezsen bil ki Viyana deneyimin eksik kalmış sayılır. Büyülü Viyana sokaklarından ve onları süsleyen kafelerinden geçenleri saymak bir hayli eziyetli ve uzun ama birkaç tanesinden bahsedelim. Mesela insan psikolojisi ile ilgili çalışmalarıyla Sigmund Freud, Amok Koşucusu ve Satranç gibi kitaplarıyla günümüz edebiyatına şekil veren Stefan Zweig, metaforlarıyla belleklere yer eden Franz Kafka ve Viyana valsi ile tanınan Strauss bunlardan sadece birkaçıdır. Viyana'da gezilecek yerler kafeler ile sınırlı değil elbette. Schönbrunn Sarayı, Belvedere Sarayı, Sisi Müzesi, onlarca opera binası ve dillere destan belediye binası, bir şehir turunda kesinlikle görülmeli ama bu başka bir yazının konusu. Bavul, pasaport ve vize gibi olmazsa olmazları hazırladın mı? Bundan sonra ilk işin Viyana'daki önemli eserleri ve gezilecek yerleri kontrol etmek olsun. Biz de sana en iyi Viyana kafeleri listemizle ilham verelim. Hawelka; loş, gizemli ve havalı atmosferi ile 1930'lardan bu yana sanatçıların başlıca uğrak noktası olmuş. \"Viyana'nın en havalı kafesi\" unvanını yıllarca kimseye kaptırmadan gururla taşımışa benziyor. Hawelka'nın sıcacık ortamının ve ünlü melange kahvesinin büyüsüne kapılıp da selfie çekmeyi unutmamalısın. Zira bu enfes dekorasyonu kaçırmak istemezsin. Düzgün bir açı yakalarsan ve yeterince uzun bir kolun varsa Hawelka tam sana göre bir Instagram noktası! Buraya gelip de konum bilgisi paylaşmamak olmaz. Nick Cave bile bunu yapmışken! Hawelka, bir kafe olduğu kadar restoran olarak hizmet veriyor. Konumu tam şehir merkezinde. Viyana'yı ziyaret edersen, en iyi kafeler konusundan Avrupa'nın en büyüklerinden biri olarak sayabileceğimiz Hawelka'yı mutlaka ziyaret et. İhtişamlı bir dekor, klasik müziğin ahengi ve elbette leziz tatlıları ile Cafe Central, yılların efsanesi olarak karşına çıkacak. Burada geleneksel mutfak ve atmosfer ile kendini tam bir Viyanalı gibi hissedeceğinden emin olabilirsin. Mekan bu eşsiz havayı, zamanında sık ziyaretçileri olan Lev Troçki, Adolf Loos, Vladimir Lenin ve Sigmund Freud'dan almış olsa gerek. Atmosfere kendini kaptırıp uçak saatini kaçırma ihtimalin olduğu için Cafe Central'i, Viyana serüvenin ilk gününde ziyaret etmen faydalı olur. Burayı ilk kez keşfettikten sonra, birkaç saat boyunca görkemli mimarinin ve lezzeti ağızda dağılan pastaların tadını çıkarmak istemen çok doğal. Aynı zamanda kafenin bulunduğu konum, göz alıcı sanat eserlerini görebileceğin Viyana Müzesi adıyla kurulmuş Beethoven Müzesi gibi yerlere çok yakın. Viyana gastronomi dünyası içeriğini de buraya bırakalım. Yerel bir yazar tarafından hazırlandı! \"Viyana kahvesi nereden geliyor?\" diye düşündün mü hiç? Ünlü bestekar Mozart'ın bir zamanlar kahvesini yudumladığı Cafe Frauenhuber'den bahsetmeden önce sana bu konudan bahsedelim. Viyana, kahve ile 17. yy zamanlarındaki Osmanlı kuşatması zamanında tanışmış. Osmanlı ordusunun geride bıraktığı kahve çekirdeklerini alıp bir kültüre dönüştüren Viyanalılar, geçen yıllar içinde Avrupa'nın en önemli kahve ve kafe kültürü merkezlerinden birine dönüşmüş. Hatta UNESCO, Viyana kafe kültürünü, \"Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi\" içeriğine eklemiş. Şimdi gelelim Cafe Frauenhuber'e. Mozart burada konser mi vermiş? İşte Instagram'da tam sansasyon yaratacak bir haber. 1800'lü yıllardan itibaren hizmet veren \"Viyana'nın en eski kafesi\" unvanına sahip mekanda, Mozart'ı ve Viyana kültürünü damarlarında hissedeceksin. Seçkin Avusturya kahveleri, tatlıları ve zengin öğle yemeği menüsüyle Cafe Frauenhuber, tam bir Viyana klasiği. Viyana'da kahve nerede içilir? Birçok yerde içilebilir ama atmosferi sanat kokan bir yer istiyorsan, sana önerimiz Cafe Sacher. John Lennon gibi birçok ünlü ismin ziyaret ettiği Cafe Sacher, Viyana kahve turunda mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir durak. Efsaneleri konuk eden kafenin efsane lezzeti olan turta, Viyana gezinde başköşeye oturacak. Viyana'nın merkez noktasında yer alan mekan, geçmişte birçok ünlüye ev sahipliği yapmış. Yoğun bir kek katmanının üzerine leziz bir kayısı marmelatının konulması ile yapılan ünlü Sacher-Torte'nin yaratıcısı olan mekan, yine buraya özel bir lezzet olan apfelstrudel'in en iyisini yiyebileceğin seçkin bir kafe olarak da öne çıkıyor. Kartner Strasse'de yer alan mekan, ismini ünlü Viyanalı ressam Klimt'ten alan Klimttorte ile ün yapmış. Yine köklü Viyana kafe kültürünün güzel bir örneği olan yer, gurme lezzetleri ile öne çıkıyor. Deneyebileceğin birçok tat ve çekebileceğin birçok fotoğraf ile Instagram'ı ve mideni mükemmel bir şekilde tatmin edecek fazlasıyla ünlü bir kafe kulağa oldukça hoş geliyor. Sosyal medya paylaşımlarında \"Bu kadar da sansasyon olmaz canım!\" dedirten Cafe Landtmann; Hillary Clinton, Paul Mc Cartney gibi ünlüleri misafir etmiş olmasıyla nam salmış. Bir de apfelstrudel'i burada da dene bakalım ne düşüneceksin? En az Cafe Sacher kadar mutlu bir deneyim olacağına emin olabilirsin. Dillere destan apfelstrudel tarifinin yanı sıra şnitzeli ile pek ünlü olan Cafe Korb, 1904'ten beri işletilen bir mekan. Yani mekanın dili olsa, neler anlatır, neler! Birçok sanatçı ve ünlü tarafından ziyaret edilen Cafe Korb, sade ama estetik tasarımı ile aynı zamanda Instagram kareleri için harika bir arkaplan. Cafe Korb, özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Yani buraya yemek saatlerinde gelirsen masa için beklemen olası. Olsun, menüdeki lezzetli tarifler ve sıcak atmosfer için beklemeye kesinlikle değer. 1786 yılından beri mükemmel tatlı tarifleri ile konuklarını şımartan Demel, Viyana kafeleri arasında belki de en ünlü olanı çünkü bu mekan kraliyet sarayına tatlı ve şekerleme hazırlamakla görevliymiş. Buradaki lezzetler kral ve kraliçeden onaylı yani. Neo-Klasik tarzla tasarlanan iç mimarisi, Demel'i kesinlikle görkemli gösteriyor. Fiyatlar da doğal olarak biraz yüksek. Sonuçta kraliyet için tatlılar hazırlayan bir kafedesin. Kafe bölümü, mekanın üst katında. Alt kat tamamen şekerlemeye ayrılmış."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbul-anadolu-yakasinin-en-iyi-bakery-dukkanlari", "text": "Fırından yeni çıkmış pofuduk veya çıtır hamur işleri düşün. Bir fincan kahveyle birlikte karışan kokuları hayal et. Böyle kokular insanı yolundan çevirir ve bir fırına sokar. \"Fırından yeni çıkan ne var?\" sorusunu da peşinden sürükler. Büyülenmiş gibi hissettiren bu kokuları duyup keyifle tadını çıkarabileceğimiz pek çok mekanın olduğunu söylemiştik. İstanbul bakery dükkanları dosyamızı da İstanbul Avrupa Yakasının En İyi Bakery Dükkanları yazımızla açmıştık. Şimdi, sıra geldi Anadolu Yakası'na! Bu kez Anadolu Yakası'nda bulunan bakery dükkanları için çeşitli önerilerimiz olacak. Kendine bir güzellik yapmak istediğin zaman listeden bir yer seçip önerilerimizi değerlendirebilirsin. Kalori konusunu değerlendirmek ise sende. Biz lezzetli öneriler peşindeyiz. Hazırsan İstanbul Anadolu Yakası'nın en iyi bakery dükkanları yolculuğumuz başlasın. Ethique Plant-Based; hayvana, doğaya, insan sağlığına ve çalışanlarına karşı etik olmayı amaçladıklarını beyan eden bir bakery dükkanı. Bu önerimiz özellikle vegan beslenenler için geliyor. Çünkü bitki temelli malzemelerle hazırladıkları çok farklı çeşitlere sahip ürünleri var. Kruvasanlar, ekşi mayalı ekmekler, kekler, kurabiyeler... Hayvan dostu olan bu bakery dükkanı vegan lezzetlere şans vermek için ideal. Hafta içi saat 13.00, hafta sonu ise 14.00'e kadar kahvaltı servisleri olduğunu söyleyip menülerini de bırakalım. Ethique Plant-Based'in şu an biri Göztepe'de, diğeri de Caddebostan Vertical'de olmak üzere iki şubesi bulunuyor. Tart Bakery de Ethique gibi Kadıköy'ün güzel mahallelerinden Göztepe'de bulunuyor. Tart Bakery için Göztepe'de bir İtalya kafesi hissi veriyor diyebiliriz. İç dizaynı da bahçesi de bize bu hissi verdi, yorumlamak senin olsun. Burada farklı tatlarda iştah açan tart seçenekleri bulabilirsin. Tabii ki sadece tart sunmuyorlar, ancak bu konuda iddialı olduklarından bahsedebiliriz. Glutensiz ürün alternatifleri de bulunuyor. Bazı günler minik bahçelerinde canlı müzik yapıyorlar. Göztepe Marmaray'a da hayli yakınlar. Bizden söylemesi. Kozyatağı'nda lezzetli artizan ekmekler, sandviçler, pizzalar arıyorsan rota oluşturuluyor! Juli Bakery, İstanbul'da bakery furyası henüz başlamadan sahneyi dolduran mekanlardan biri. Yaklaşık 7 yıldır Kozyatağı'nda kepenk açıyor. Kahvaltı seçeneklerinin yanı sıra günün herhangi bir saatinde ekmek üstü bir şeyler yemek için de uğrayabileceğin bir yer. Lezzetli seçeneklerinin haricinde bir de akuaponik tarım yapıyor. Elde ettiği çiçekleri de ekmeklerinde kullanıyor. Yolun Kozyatağı'na düşerse bir şans vermeni öneririz. İsmini İsveççe ekmekten alan Bröd de eski bakery dükkanlarından biri. İlk şubesini Nişantaşı'nda açan bu bakery dükkanı 3-4 masalı küçük bir yer. Ziyaret edersen lezzetli ekşi mayalı ekmekler, kruvasanlar, kurabiyeler bulabilirsin. Ekşi mayalı ekmeklerden yapılan sandviç ve tostların da tadına bakabilirsin. Üstelik Bröd sadece Nişantaşı'nda değil, Anadolu Yakası'nda Suadiye'de de hizmet veriyor. Not: Her hafta menülerinde farklı bir çorba bulunuyor. Flan, Fransızcada turta anlamına geliyor. Dükkan da ismini bu Fransız esintisinden alıyor. Kruvasanın tatlı, tuzlu ve kahvaltı halini bulabileceğin Flan Bakery'nin menüsünde ekmek üstü lezzetler ve farklı tatlılar bulunuyor. Bir şubesi hemen Göztepe Parkı'nın karşısında geniş bir mekanda yer alıyor. Suadiye şubesi de caddeye ve Suadiye Marmaray'a çok yakın. Üçüncü şubesi ise Bursa'da bulunuyor. Eğer hamur işi bir öğün düşünüyorsan buraya şans verebilirsin. Babayani, Fenerbahçe'de kokusuyla esir alan dükkanlarından biri. Taze meyvelerden yaptıkları tatlıların yanı sıra haftanın belli günleri çıkan farklı ürünleri de var. Mesela cuma günleri shokupan günü. Yani tam müdavimlerin durağı olabilecek bir mekan. Mahallecilik ve müdavimlik için uygun bir yer arıyorsan Babayani'nin ekşi mayalı ekmeklerini, tatlılarını ve kruvasanlarını deneyebilirsin. En iyisi sen Babayani Bakery Menü'ye bak, seç, beğen, ye. Buranın küçük bir dükkan olduğunu ve salı günleri kapalı olduğunu da söyleyelim. Sabah 09.00'dan akşam 18.00'e kadar kahvaltı yapılabilecek çok fazla yer olduğunu söyleyemeyiz. Brekkie, salı ve pazar günleri bu derde deva oluyor. Gün boyu lezzetli kruvasanlar, ekmek üstü lezzetler ve çeşitli tatlılarıyla bir doyum noktası oluşturuyor. Dükkan çok popüler ve genelde yoğun oluyor. Yer bulamazsan da Yoğurtçu Parkı'nın hemen karşısında bulunan Brekkie'den kahveni ve kruvasanını alıp dilersen parkta vakit geçirebilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak daha fazla okumak istersen İstanbul'u Gözlerin Kapalı Yudumlayacağın Kahve Mekanları yazımıza geçebilirsin. Mükemmel bir yazı olmuş, gerçekten detaylı ve faydalı. Brekkie'yi kesinlikle denemeyi düşünüyorum. Oldukça faydalı bir bilgi paylaşımı olmuş. Teşekkürler."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbul-arkeoloji-muzesi-gezisi", "text": "- İstanbul Arkeoloji Müzesi Nerede? - İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne Nasıl Gidilir? - İstanbul Arkeoloji Müzesi Hakkında Bilgi: Türk Müzeciliğinde Yeni Bir Çığır - İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin Mimari Özellikleri - Eski Şark Eserleri Müzesi: Mezopotamya'dan Anadolu'ya - Çinili Köşk Müzesi: Çini Sanatının Kalbi - İstanbul Arkeoloji Müzesi Giriş Saatleri - İstanbul Arkeoloji Müzesi Giriş Ücretleri \"İstanbul'da nereler gezilir\" denildiğinde akla gelen İstanbul Arkeoloji Müzesi, tarihi mirası ve içerisinde yer alan 1 milyonu aşkın eser sebebiyle hem dünya hem de ülkemiz açısından hayli önemli bir yere sahip. Türkiye'de görülmesi gereken müzeler içerisinde ilk sıralarda yer alan İstanbul Arkeoloji Müzesi, ülkemizdeki müzeciliğin gelişiminde de etkin bir rol oynamış. Osmanlı Dönemi'nden bizlere miras kalan bu dünya çapındaki müze, kültür ve sanata meraklı gezginler tarafından görülmesi gereken bir durak niteliğinde. Göz alıcı bir görkeme sahip müzede, Avrupa'dan Afrika'ya uzanan Osmanlı İmparatorluğu topraklarını kapsayan çok geniş yelpazede eserler mevcut. Dilerseniz tarihin kapısını aralayalım ve İstanbul Arkeoloji Müzesi eserlerine göz atalım. Haydi o halde, gezimiz başlasın. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzesi, İstanbul'un tarihi semti Sultanahmet'te yer alıyor. Topkapı Sarayı ve Sarayburnu arasında konumlanan ünlü Gülhane Parkı'na çok yakın bir yerde bulunan müze, Osman Hamdi Bey Yokuşu'nda ziyaretçilerini bekliyor. Ayrıca burası nefes kesici güzellikteki koleksiyonların yanı sıra sahip olduğu bahçesiyle de doğal ve tarihsel bir değer taşıyor. O yüzden buraya geldiğin zaman keyifle dinlenebileceğin bir alan da mevcut, aklında olsun. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne ulaşım çok kolay. Gülhane Parkı'na hayli yakın konumda bulunan müzeye, Eminönü-Kabataş tramvay hattı ile ulaşabilirsin. Anadolu yakasından geleceksen de öncelikle Eminönü'ne vapur ile geçip oradan tramvay yolunu kullanabilirsin. Tabii istersen Eminönü'nden eski İstanbul'u manzaralarına doyarak yürümeyi de tercih edebilirsin. Başka şehirlerden gelerek İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni ziyaret etmeyi düşünen kültür sanat meraklılarının ise öncelikle İstanbul uçuşlarına katılması gerekiyor. Türkiye'nin birçok noktasından İstanbul'a uçuşlar düzenleyen Pegasus, kendine İstanbul serüveni planlayan gezginlere hızlı, ekonomik ve güvenli bir uçuş deneyimi sağlıyor. Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne miras kalan İstanbul Arkeoloji Müzesi, ülkemizdeki ilk müzecilik çalışmalarını bünyesinde topluyor. Sistematik bir biçimde müzeciliğin kurumsal olarak ortaya çıkışına öncülük eden İstanbul Arkeoloji Müzesi, 1869 yılında 'Müze-i Hümayun' yani İmparatorluk Müzesi olarak kurulmuş. Sadrazam Edhem Paşa'nın oğlu Osman Hamdi Bey'in 1881 yılında müze müdürlüğüne atanması sonucunda Türk müzeciliğinde bir çığır açılmış. Osman Hamdi Bey; Myrina Antik Kenti, Kyme Antik Kenti, Lagina Hekate Antik Kenti, Nemrut Dağı gibi çeşitli yerlerde kazılar yapmış ve buradan gelen değerli eserleri müzede toplamış. Günümüzde Lübnan dolaylarında bulunan Sayda'da 1887-1888 yılları arasında yaptığı çalışmalar sonucunda Krallar Nekropolü'ne ulaşan Osman Hamdi Bey, ünü tüm dünyaya yayılan İskender Lahdi'ni de müzeye kazandırmış. İstanbul müzeleri içerisinde özel bir yere sahip olan İstanbul Arkeoloji Müzesi, anıtsal yapısı ve cephe süslemeleri ile hayli ihtişamlı görünür. Ön cephesindeki geniş merdivenler ile ulaşılan girişleri, sütunlarla ayrılır. Girişin üzerindeki alınlığı da görselliğine ayrı bir hava katar ve bu alınlığın üst tarafında Osmanlıca 'Eski Eserler Müzesi' yazar. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne 1903 yılında kuzey, 1907 yılında ise güney kanadı eklenmiş ve bu eklemeler sonucunda müze bugünkü halini almış. 1969 yılında ise güneydoğu tarafına sergi salonu ihtiyacından ötürü ek bir bina daha yapılmış. Tarihin çeşitli dönemlerine izler bırakan medeniyetlerden kalan farklı eserlere ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzesi, tüm dünyada müze binası olarak dizayn edilen ve kullanılan ilk 10 müze arasında bulunur. Ayrıca burası Arkeoloji Müzesi dışında Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi'ni de bünyesinde barındırır. Eski Şark Eserleri Müzesi, Osman Hamdi Bey'in isteği üzerine 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi adı altında yapılmış ve uzunca bir süre okul olarak kullanılmış. Daha sonraları Akademi, Cağaloğlu tarafına taşınınca burası 1917-1919 yılları arasında müzeye dönüştürülmüş. Yapının müze olarak kullanılmaya başlanmasının asıl sebebi ise Yakın Doğu ülkelerinin eski ve önemli kültür belgelerini halka sergileme isteği. Eski Şark Eserleri Müzesi'nde; Arabistan, Mezopotamya ve Anadolu'ya ait pek çok parça sergileniyor. Eski Şark Eserleri Müzesi'nde sergilenen Arabistan ve Mısır eserleri, Arap Yarımadası'nın İslamiyet öncesi dönemlerine, Mezopotamya ve Anadolu eserleri ise Yunan öncesi dönemlere ait. Çinili Köşk, 1472 yılında yapılmış ve Topkapı Sarayı'nın dış surlarının içinde konumlanmış bir köşk. Selçuklu etkisi ile tasarlanan yapı, Osmanlı mimarisinin İstanbul'daki özel eserlerinden. 1953 yılında İstanbul'un 500. fetih yıl dönümü sebebiyle restore edilen yapı, bir dönem Fatih Müzesi olarak kullanılmış. Türk, İslam ve Osmanlı çini eserlerini sergilemek için kullanılan yapı, 1981 yılında İstanbul Arkeoloji Müzelerine bağlanmış. Çinili Köşk Müzesi koleksiyonunda Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2000 civarında eser yer alıyor. Köşkün içini ve dışını süsleyen çiniler, çoğunlukla beyaz, kahverengi, lacivert ve turkuaz renkli. Çanakkale ve Kütahya seramiklerinden güzide örneklerin de bulunduğu Çinili Köşk Müzesi, Topkapı Sarayı'nı tamamlayan bir güzellik konumunda. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bulunan İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni nisan ile ekim ayları arasındaki yaz döneminde 09:00 ile 19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin. Ancak müzeye son giriş saati 18.30 ve bu saatten sonra bilet gişeleri kapanıyor. Ayrıca pazartesi günleri de müze kapalı, aklında olsun. Kasım ile mart ayları arasındaki kış saati uygulamasında ise müzeyi sabah 09:00 ile akşam 17:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin. Kış saati uygulamasında müzeye son giriş saati 16:30 olarak belirtiliyor ve bilet gişeleri bu saatte kapanıyor. Aman geç kalıp hüsrana uğrama. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin giriş bileti ücreti 36 TL, ancak Müzekart'ın varsa iş başka. T. C Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne bağlı 300'ü aşkın müze ve ören yerini Müzekart ile bir yıl boyunca dilediğin kadar ziyaret edebiliyorsun. Bu uygulamaya İstanbul Arkeoloji Müzesi de dahil. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan akademik öğretim üyeleri ve 18 yaşın üzerindeki öğrenciler Müzekart'ı 30 TL'ye alabiliyor. Akademik öğretim üyesi ya da öğrenci olmayan kişiler için ise Müzekart çıkarma bedeli 70 TL. Müzeye giriş ücretlerini de belirttiğimize göre yazımızın burada sonuna geliyoruz, ama sen okumaya devam etmek istersen Topkapı Sarayı Müzesi: Bir Cihan İmparatorluğunun Tarihi yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbul-avrupa-yakasinin-en-iyi-bakery-dukkanlari", "text": "- Gün Bakery: Ekşi Mayalı Ekmeklerin Kokusuna Doğru - B. Block Bakery: İddialı San Sebastian Cheesecake - Meri Bakery: Lezzetli Kekler - Sa Va Coffee & Bakery: Dumanı Üstünde Kahvelerin Güzel Eşlikçileri - Dükkann İstanbul | Bakery & Eatery: Geç Kahvaltıcılara Özel - Grandma Bakery Cafe: Türkiye'deki Eski Bakery Dükkanlarından - Pera Bakery: Avrupa'nın Ortasındaymış Hissi - Anna's Bakery: Alman Kalitesi Tatlı sevdası, hamur işi deyince akan suları durduran değerli gezgin... Ülkemizde yakın zamanda popüler olan bakery dükkanlarını mercek altına alıp sizlere çeşitli önerilerde bulunmak istedik. Bakery esasında fırın anlamına gelen bir İngilizce kelime. Tabii fırın denince aklımıza 7/24 açık ekmek, simit ve çeşitli hamur işleri bulabileceğimiz dükkanlar geliyor. Bizim bahsedeceklerimiz ise yine hamur işi ile dolup taşan ancak güzel bir kahve içip lezzetli kahvaltılar da yapabileceğin yerler olacak. Bu sebeple anlam karmaşasını yaratmamak adına \"bakery\" diyerek devam edeceğiz. Sevgili gurme damaklar; New York ve Paris bu işin memleketi olabilir, ama İstanbul'un ne eksiği var? Hem Avrupa hem Anadolu yakasında bulunan bakery dükkanları; kahvaltı seçenekleri, kruvasanları, dumanı üzerinde lezzetli kahve çeşitleriyle gönülleri çoktan fethetti bile. Bu yazımızda İstanbul bakery dükkanları dosyasını açıp Avrupa Yakası'nın popüler bakery dükkanları arasında bir yolculuğa çıkacağız. Eğer İstanbul'da değilsen tek yapman gereken ise ucuz uçak bileti alıp bu lezzetli yolculuğa çıkmak. Hazırsan en i yi bakery dükkanlarına yolculuğumuz başlasın. Gün Bakery, Akaretler ve Arnavutköy olmak üzere iki küçük dükkanı olan bir işletme. Akaretler'e gidersen gün boyu kahvaltı bulabilirsin. Yalnız 6 masalı bir yer olduğu için çoğu zaman yer bulmak zor. Kalabalık olduğu zamanlarda da servis süresinin uzun olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ekşi mayalı ekmeklerinin tadına doyamayacağını da belirtelim. Ata tohumu buğdaylarıyla zirai ilaç kullanmayan yerel çiftçileri destekleyerek aldıkları unlardan yaptıkları hayli lezzetli hamur işlerini yiyebilirsin. Kendi internet sayfalarında analiz raporlarını paylaştıkları için zirai ilaç barınmayan unlardan kullandıklarını rahatlık söyleyebiliyoruz. Son dönemin popüler lezzeti pastel de nata, çeşit çeşit reçel, glutensiz lezzet, kek, pasta, vegan ve rafine şekersiz birçok farklı ürün bulabilirsin. Yukarıdaki haritada, sayacağımız tüm mekanların adreslerini bulabilirsin. Ama biz yine de söyleyelim. Vedat Milor'un lezzet rehberine girmeyi başarmış B. Block Bakery'den bahsedelim. Mekan geçtiğimiz yılın popüler tatlısı San Sebastian cheesecake konusunda hayli iddialı. Çoğu zaman bu kekin popülaritesi mekanı doldurup taşırdığı için Akaretler'e iki şube açmışlar. Beyaz çikolata parçalı brownie ve San Sebastian cheesecake gurmeler tarafından övülüyor ve öneriliyor. Burada kahvaltıya değil, tatlıya bir yoğunlaşma var. Kahvelerinin de oldukça lezzetli olduğunu söyleyebiliriz. Tatlı krizin tutarsa diye iki şubenin de adresini aşağı bırakıyoruz. Meri Bakery, Emirgan'ın eski İstanbul mahallesi özlemini gideren Arnavut kaldırımlı sokaklarından birinde yer alan küçük şirin bir dükkan. Sabit bir menüsü yok, her gün değişen bir menü sistemine sahipler. Günlük pişirdikleri çeşit çeşit lezzetli ürünlerini sabah kahvaltısında da öğle yemeğinde de deneyebilirsin. Öğle yemeği dedik, çünkü ev yemekleri de yapıyorlar. Gidersen keklerinden denemeni öneriyoruz. Genel olarak her damak tadına uygun lezzetli kekleri bulunuyor. Hayvan dostu işletmenin aynı zamanda minik bir arka bahçesi de var. Sa Va Coffee & Bakery, diğer bakery dükkanlarına nazaran daha geniş bir alana sahip. Cihangir'in güzel sokaklarından birinde yer alan dükkanın dışı çıtır içi yumuşacık kruvansaları da çikolatalı tatlıları da kahveleri de hayli beğeniliyor. Tuzlu karamelli ganaj tart ve Belçika çikolatalı soslu churros ararsan onlar da burada. Ferah ferah oturalım, güzel tatlılar yiyelim dersen bir gün burayı ziyaret edebilirsin. Yerel üreticilerle çalışan bir başka yer de Dükkann İstanbul. Ekşi mayalı ekmekleri, glutensiz ürünleri ve tatlılarının yanı sıra zeytinyağlı yemekleri de mevcut. Geç kahvaltı yapmak istersen kahvaltıları gün boyu devam ediyor. Zeytinyağlılar ise 18.00'de bitmiş oluyor. Lezzetli bir şeyler yemek istersen Dükkann İstanbul'a uğrayıp bir şans verebilirsin. Hayvan dostu Dükkan İstanbul'un Nişantaşı ve Arnavutköy olmak üzere 2 şubesi bulunuyor. Adresleri aşağı bıraktık. Not: Arnavutköy şubesinde her hafta her güne ayrı bir çorba olacak şekilde çorba menüsü hazırlıyorlar. Grandma Bakery Cafe, bakery dükkanları henüz çok yokken Ocak 2015'te Teşvikiye'de açılan bir yer. Kruvasanları, tatlı-tuzlu lezzetleri, glutensiz ürünleriyle bolca seçeneğe sahip. Üstelik kahve konusunda da oldukça iddialı. İçtiğin kahveyi beğenirsen çekilmiş çekirdeğini de satın alabilirsin. Çünkü Grandpa markasıyla kendi kahve çekirdekleriyle demleme yapıyorlar. Grandma'nın İstanbul'da üç, İzmir'de de bir şubesi bulunuyor. Pera'nın en güzel caddelerinden birinde bulunan Pera Bakery, görenleri hayran bırakan mimariye sahip bir binada yer alıyor. Pencerelere dökülen sarmaşıkların yanı sıra görünen manzara da sanki İstanbul'dan bir Avrupa şehrine ışınlanmış gibi hissettiriyor. Instagram'ın, bu dükkanı da çevresini de bayağı sevecek. Bu güzel mimarinin yanı sıra lezzetli kahveler, tatlı ve ekmekler de cabası. Anna's Bakery; Alman usulü bagel, pretzel, berliner, çeşit çeşit tatlı, kruvasan, ekmek ve hamur işleriyle lezzetli ürünler hazırlayan bir yer. Göktürk'te bulunan dükkanlarında küçük bir Alman fırını hissini yaşayabilirsin. Göktürk uzaksa üzülme, İstiklal Caddesi'nde ve Nişantaşı'nda bulunan Türk Alman Cafe'lerde de bu kadar çeşitli olmasa bile aynı lezzetleri bulabilirsin. Çünkü iki kafe de aslında Anna's Bakery çatısı altında. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak daha fazla okumak istersen İstanbul'u Geziyorum: Hikayeleriyle Tarihi Yarımada Turu yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbul-da-ucretsiz-olarak-gezebilecegin-muzeler", "text": "- Cumhuriyet Eğitim Müzesi: Tarih Kokan Bir Durak - Türkiye İş Bankası Müzesi: Cumhuriyet'in İlk Bankasının Nostaljik Yolculuğu - İstanbul Modern Sanat Müzesi: Uluslararası Sanat Eserlerini Keşfetme Zamanı - Sait Faik Abasıyanık Müzesi: Türk Öykücülüğüne Bir Ziyaret - İstanbul Demiryolu Müzesi: İstanbul'un Avrupa'ya Açılan Kapısından Tarihe Yolculuk - Pera Müzesi: Beyoğlu'nun Sanat Dolu Mekanı - Osmanlı Bankası Müzesi : Osmanlı Tarihine Bir de Buradan Bak İstanbul'da ücretsiz olarak gezebileceğin müzelerin sayısı hayli fazla. Buraları gezmek için yapman gereken biraz vakit ayırmak. İstanbul dışından geleceksen ucuz uçak biletini alıp direkt uçuşla buraya ulaşabilirsin. Sonrasında İstanbul'un ücretsiz müzeleri seni bekliyor. Biraz vakit yakaladıysan İstanbul'daki müzeleri, Cumhuriyet Eğitim Müzesi'nden başlayarak anlatmaya başlayalım. Cumhuriyet Eğitim Müzesi, Cumhuriyet ile birlikte başlayan eğitim seferberliğinin gelişimini anlatan ve dönem boyunca kullanılan araç gereçlere ev sahipliği yapan bir müze. Cumhuriyet'in ilanının 75. yıl kutlamalarına özel olarak Tarihi Kılıçhane Binası'nda kurulan müzede, son 150 yılda İstanbul'un tarihi okullarında kullanılan eşyalar sergileniyor. Eğer tarihe ilgin varsa mutlaka buraya uğramalısın. Fatih semtinde, Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi'nin bahçesinde bulunan müzeyi gezmek ücretsiz. Cumartesi-pazar hariç her gün 10.00-17.30 saatleri arasında müzeyi ziyaret edebilirsin. Osmanlı dönemine ait İstanbul Postanesi binasında yer alan Türkiye İş Bankası Müzesi, hem bankanın kendi tarihine hem de ülkenin bankacılık tarihine ışık tutuyor. Müzenin kalıcı sergisi, Cumhuriyet'le yaşıt olan bankanın kronolojik olarak dönüşümünü ziyaretçilere anlatıyor. Müzede, kalıcı serginin haricinde dönem dönem geçici sergiler, atölyeler ve koleksiyonlar bulabilirsin. Müzeye dair detaylı bilgiyi ise Türkiye İş Bankası Müzesi web sitesinden alabilirsin. Eminönü Bankacılar Caddesi'nde bulunan müzeyi, salı ve pazar günleri 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin. Birkaç senedir geçici binasında olan müze artık Karaköy'de bulunan yeni binasında. Galataport'ta bulunan yapı, İstanbul Boğazı'nı selamlıyor. Çağdaş sanat yapıtlarını erişebilir kılmak ve Türkiye'nin sanatsal yaratıcılığını uluslararası sanat ortamıyla paylaşmak amacıyla kurulan ilk modern sanat müzemiz İstanbul Modern Sanat Müzesi. Kütüphanesi, sergileri, eğitim atölyeleriyle hem yurt içi hem de yurt dışından pek çok ziyaretçi ve sanatçı tarafından ziyaret edilen bir yer. Birkaç senedir geçici binasında olan müze, Karaköy'de bulunan yeni binasına geçmek için gün sayıyor (2022 Nisan). Sırf bu yeni yapıyı görmek için bile ziyaret edebilirsin. Dilersen İstanbul Modern web sitesi üzerinden açılış tarihini ve müzeyle ilgili detaylı bilgileri öğrenebilirsin. Müze, \"Sizin Perşembeniz\" adını verdiği uygulamayla her perşembe 10.00-14.00 saatleri arasında kapılarını ücretsiz olarak açıyor. \"Genç Salı\" uygulamasıyla ise 18-25 yaş arası gençleri her salı 10.00-14.00 arası ücretsiz olarak müzeye kabul ediyor. Türk edebiyatının önemli yazarlarından Sait Faik Abasıyanık'ın ölmeden önce Darüşşafaka Derneği'ne bağışladığı ev, restorasyondan sonra müze haline getirilmiş. Müze bu haliyle yazarın hayatının bir bölümünü geçirdiği, eşsiz eserler yazdığı ortamı ziyaret etme fırsatı yaratıyor. Abasıyanık eserlerini seviyorsan hem güzel bir vapur yolculuğu hem de yazarın hayatına dair bir yolculuk yapmak istersen bu beyaz konağı ziyaret edebilirsin. Dilersen öncesinde Sait Faik Abasıyanık Müzesi web sitesi üzerinden detaylı bilgi alabilirsin. Burgazada'nın sakin havasında muhteşem bir manzarada bulunan müzeye Kabataş, Beşiktaş, Kadıköy ya da Bostancı'dan bineceğin şehir hatları vapuru ile ulaşabilirsin. Resmi tatillerde ziyarete kapalı olan müzeyi çarşamba gününden pazar gününe haftanın beş günü, 10.30-17.00 saatleri arasında ziyarete edebilirsin. 10 kişinin üzerindeki kalabalık grup ziyaretleri için rezervasyon yapılması gerektiğini de belirtmiş olalım. Eskiden \"İstanbul'un Avrupa'ya açılan kapısı\" olan ve Orient Ekspres'in de hareket ettiği Sirkeci Garı, artık İstanbul Demiryolu Müzesi olarak geçmişten bugüne demiryollarının gelişimini gözler önüne seriyor. O dönemin trenlerinde bulunan eski mobilyalar, yemek takımları, yolcu salonları, eski belgelere kadar pek çok hatırayı görüp tren yolculuğu yapamasan da zaman yolculuğu yapabileceğin bir mekan. Sirkeci Garı'nda bulunan müzeye Marmaray ile gitmek istersen Sirkeci durağında inerek kolayca ulaşabilirsin. Pazartesi ve resmi tatil günleri haricinde 09.30-17.00 arasında ziyaret edebilirsin. Müze ve kültür merkezi hizmeti vermek için Eski Bristol Oteli'nin cephesi korunarak inşa edilmiş bir yapı. Müze, yurt içinden ve yurt dışından genç sanatçıların eserlerini sergileyip dönemsel etkinlikler düzenliyor. Sinema meraklıları için de zaman zaman gösterimler gerçekleşiyor. Hem bu harika binayı hem de sergilenen eserleri görmek için müzeyi ziyaret edebilirsin. Etkinliklerle ilgili detaylı bilgi alıp ziyaretini buna göre planlamak istersen Pera Müzesi web sitesine göz atabilirsin. Beyoğlu'nun Tepebaşı semtinde bulunan Pera Müzesi pazartesi hariç haftanın her günü ziyarete açık. Her cuma günü ise \"Uzun Cuma\" uygulaması kapsamında 18.00-22.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Öğrenciysen bu duruma ek olarak Genç Çarşamba uygulamasıyla çarşamba günleri de müzeye ücretsiz olarak giriş yapabilirsin. Eski Osmanlı Bankası'nın Genel Müdürlük binası olan müze, Osmanlı İmparatorluğu'nun yarım asrını da kapsayan gelişimleri ve krizleri görebileceğin 145 yıllık tarihi içerisinde barındırıyor. Özellikle Osmanlı tarihine bir ilgin varsa mutlaka bu müzeyi ziyaret etmelisin. Şu an Salt Galata ismi altında yer alan müzenin binasında kütüphane ve çalışma alanları ile bir fine dining restoran mevcut. Karaköy Bankalar Caddesi üzerinde bulunan Osmanlı Bankası Müzesi'ni pazartesi günü hariç her gün 11.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'de Görülmesi Gereken Müzeler: Müzeler Haftası Özel yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbul-kahvalti-mekanlari", "text": "- 1. Mihrabat Korusu, Kanlıca: Kahvaltıda Boğaz Manzarası Arayanlara Özel - 2. Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi, Çengelköy: Boğaz'a Karşı Eski İstanbul Tadı - 3. Pepa Boşnak Böreği, Erenköy: Mis Gibi Kokan Börekli Kahvaltı - 4. Kahvaltı Naga Putrika, Moda: Moda Sahile Yakın Çeşit Çeşit Kahvaltı Seçeneği - 5. Borisin Yeri, Kumkapı: Tarihi Yarımadanın Ara Sokaklarında Kahvaltı Keyfi - 6. Lades Menemen, Beyoğlu: Kahvaltıda Menemen Sevenler Toplansın - 7. Erzincan Yılmaz Tandır Evi, Kurtuluş: Sıcak Tandır Ekmeği ile Güne Başla - 8. Feriköy Bomonti Organik Pazarı, Bomonti: Pazar Alışverinden Önce Gözleme Zamanı - 9. Çakmak Kahvaltı Salonu, Beşiktaş: Kahvaltıcılar Sokağında Güne Lezzetli Bir Başlangıç - 10. Van Kahvaltı Evi, Cihangir: Önce Kahvaltı Sonra Cihangir Turu İstanbul gezinde kahvaltı yapılacak yerler konusunda meraklanıyorsan hiç endişelenme, senin için lezzetli ve farklı noktalarda pek çok kahvaltı durağı derledik. Bu kahvaltı duraklarını mutlaka bir şehir keşfine çevirmeni öneriyoruz. Boğaz'dan ara sokaklara İstanbul'un keşfedilecek her zaman bir noktası mutlaka bulunur. İstanbul'da kahvaltı yapılacak çok fazla durak var. Sahilde içeceğin bir çay, yiyeceğin çıtır çıtır bir simit de lezzetli bir kahvaltıya dönüşebilir. Kalabalık serpme kahvaltı seviyorsan yine farklı farklı pek çok mekan bulabilirsin. Öyle bir isteğin varsa mutlaka rezervasyon yaptırmanı öneririz. Bizim İstanbul'da kahvaltı yapılacak yerler konusundaki önerilerimiz ise genel olarak lezzet odaklı ve semtlerin esnaf kültürünü yaşatan yerlerinden oluşuyor. Birkaç tane de manzaralı ve serpmeli önerimiz var. Senin de önerilerin olursa yorumlarda buluşalım! İstanbul'da yaşamıyorsan hem lezzetli kahvaltılar yapmak hem de bu tarihi ve kozmopolit şehri gezebilmek için yapman gereken tek şey ucuz bir uçak bileti almak. Sonra gelsin lezzetli kahvaltılar! Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre gelelim lezzet duraklarımıza. \"İstanbul'a geldik, Boğaz'da kahvaltı yapmayalım mı?\" dediğini duyar gibiyiz. Elbette üç köprüyle birbirine bağlanan, eşsiz manzaralar sunan bu güzel Boğaz'ı izlemek her saat bambaşka bir keyif. Hele ki yanında güzel bir sohbet ve lezzetli yiyecekler de varsa değme keyfine! Mihrabat Korusu; Kanlıca sırtlarında, Boğaz'ı yemyeşil ağaçların arasından izleyebileceğin bir noktada bulunuyor. Kahvaltıda kişi başı ücretlendirme var, ama 0-6 yaş arası çocuklar için herhangi bir ücret talep etmiyorlar. Reçeliyle simitiyle söğüş tabağıyla klasik bir serpme kahvaltı bulabilirsin. Rezervasyon için Mihrabat Korusu web sayfasını ziyaret edebilirsin. Boğaz manzarasının tadını çıkarabileceğin bir başka önerimiz ise Çengelköy Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi. \"Bu aile çay bahçeleri nerede?\" diyorsan işte burada, Çengelköy'de! Boğaz manzarasını çınar ağacı altında seyredip çayını kahveni içebileceğin, istersen kahvaltını yapabileceğin eski bir durak. Bir çınarın altına kurulan balıkçı kahvesinden bugüne gelen çay bahçesi tam bir mahalle esnafı. Bölgede yaşayanların sıkça ziyaret ettiği, selamlaştığı ve koyu muhabbetlere daldığı bu durakta farklı kahvaltı seçeneklerini değerlendirebilirsin. Kahvaltıdan sonra İstanbul'un eski semtlerinden biri olan Çengelköy'ü ve çevresini mutlaka gezmeni öneriyoruz. Boşnak böreğini ve sokayı daha önce denemiş miydin? Patatesli, peynirli ya da kıymalı Boşnak böreklerini, Erenköy'ün güzel sokaklarında bulunan Pepa'da deneyebilirsin. Balkanlardan gelen bu güzel lezzeti hafta sonu kahvaltısı olarak tüketebilirsin. Kahvaltı için yolunu Erenköy'e düşürürsen bu kahvaltının ardından Bağdat Caddesi'nde gezebilir, ardından Caddebostan Sahili'nin tadını çıkarabilirsin. Moda'da gidebileceğin pek çok farklı bakery dükkanı bulunuyor. Ancak her yerde zeytinyağlı zahter, köy tereyağı, farklı bal çeşitlerinden oluşan bir kahvaltı bulamayabilirsin. Naga Putrika serpme kahvaltısını farklı menülerden oluşturuyor. Her menüde farklı bir bal çeşidi, ev yapımı reçeller ve çeşitli peynirlerin bulunduğu bir kahvaltı sunuyorlar. Seçenekler arasından hangisini tercih edeceğin konusunda kararsız kalabilirsin. Önceden mutlaka rezervasyon yaptırıp Moda sahiline hayli yakın olan bu kahvaltıcının bahçesinde lezzetli bir kahvaltı yapabilirsin. Tarihi Yarımada'yı gezmeye başlamadan önce ilk durak olarak belirlemeni önerdiğimiz bir kahvaltıcı var. Kendisi daha önce Vedat Milor Lezzet Rehberi'nde de not almış bir yer. Özellikle kahvaltı, tereyağı ve balsız olmaz diyenlere damaklarda müthiş bir lezzet bırakacak bir yer. Zira süt ürünleri Silivri'den taze taze geliyor. Ballı süt içmek istersen o da çok güzel. İstiklal'e en son ne zaman gittin bilmiyoruz ama gitmek için bir sebep arıyorsan Lades Menemen'i mutlaka denemelisin. İstiklal'den Cihangir'in yokuşlu yollarına uzanan bir sokakta bulunan Lades Menemen İstanbul'un en lezzetli menemenlerinden birini yapıyor. Taze somun ekmek ve çay ikilisinin yanına yakışan menemenin yanına bir söğüş tabağı biraz peynir ve zeytin söylersen mutlu bir şekilde güne başlayabilirsin. Lades Menemen'in hemen karşısında Ahmet Ümit'in de favori mekanlarından olan Lades Lokantası var birgün oraya da öğle ya da akşam yemeği için gidebilirsin. Zaten aynı ailenin iki farklı işletmesi ikisi de. Sadece biz övmüyoruz, BBC de pek çok kez övgülerle bahsetmiş. Biz kahvaltıdan kopmayalım, kahvaltısı güzel. Mutlaka denemeni öneriyoruz. İstanbul'un en eski yerleşim yerlerinden biri olan Kurtuluş, tam bir gurme lezzetler diyarı. Kurtuluş'un nüfusunun çoğunluğu Ermeniler ve Erzincanlılardan oluşuyor. Pastaneler Ermeni ustalara emanet. Yöresel lezzetlerin bir kısmı da Erzincanlılara. Eğer tulum peyniri ve kavurma gibi yiyeceklerle aran iyiyse Erzincan Yılmaz Tandır Evi, hafta sonunun yıldızı olacak. Tandır ekmeği, tereyağı ve peteğinden bal yiyebileceğin saklı bir yer olduğunu söyleyelim; kararı sen ver. Feriköy Organik Pazarı ya da antika pazarına gitmeye niyet edersen mutlaka gözleme yemeni tavsiye ediyoruz. Hafta sonu kahvaltısını pazara gideceğin için ertelemene hiç gerek yok. Antika eşyaların arasına girmeden önce güzel bir gözlemeyle kendini mutlu edebilirsin. Burada kredi kartı ya da banka kartı geçmiyor, önceden söyleyelim. Zaten pazarda alışveriş yapmak için de yanında nakit bulundurman gerekiyor. Pazara girer girmez hemen sol tarafta gözleme açanları göreceksin. Otlu, peynirli, patatesli... Artık neli istersen en güzelini burada yiyebilirsin. Mutlaka denemeni öneriyoruz. Beşiktaş'taki kahvaltıcılar sokağını daha önce duymuş olabilirsin. Sokağa girdiğin andan itibaren hafta içi ve hafta sonu harika kokular almaya başlayacaksın. İstanbul'da pişinin en çok tüketildiği yer muhtemelen burası. Çakmak Kahvaltı Salonu ise bu sokağın ilk kahvaltıcılarından. Hatta onlar dükkan açtıktan sonra yavaş yavaş diğer kahvaltıcılar açılmış ve sokak bugünkü halini almış. Buranın favorisi ise sucuklu menemen. Geldiğinde mutlaka denemeni öneriyoruz. Cihangir'in havalı sokaklarından birinde Van kahvaltısı yapabileceğini biliyor muydun? Hem de arka tarafta bir bahçesi bulunuyor. İster kahvaltı tabağı al istersen farklı yöresel yiyeceklerden dene. Otlu peynir, bal ve kaymağın da olduğu bir serpme kahvaltı da seçebilirsin; seçim senin. Cihangir turu yapmadan önce burada bir kahvaltı yapıp sonrasında güzel bir geziye başlayabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Bölgelere Göre Lezzet Rotası Oluşturuluyor: Geleneksel Türk Kahvaltısı Durakları başlıklı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbulda-kamp-yapilacak-yerler-iii-polonezkoy-kilyos-purenli", "text": "- İstanbul'a Nasıl Gidilir? - İstanbul'da Kamp Yapılacak Yerler: Polonezköy - Polonezköy'de Çadır Kurulacak Yerler - Küçük Polonya: Polonezköy'de Gezilecek Yerler - İstanbul Yakınlarında Deniz Kampı: Kilyos - Kilyos'ta Kamp Yapılabilecek Yerler - Kilyos'ta Gezilecek Yerler - Saklı Cennetlerde Bugün: Pürenli Yaylası - Pürenli Yaylası Kamp Alanı Hakkında Bilgiler - Pürenli Yaylası Konaklama Seçenekleri - Pürenli Yaylası Yol Tarifi - Pürenli Yaylası Rakım Bilgileri - Pürenli Yaylası Kamp Alanları İstanbul'da kamp yapılacak yerler dosyamızın son bölümü ile karşındayız. İlk iki bölümde Maşukiye, Sapanca, İğneada, Kıyıköy, Şile ve Ağva bölgelerini tanıtmıştık. Sırada, İstanbul'da gezilecek yerler bakımından en doğal ve ilgi çekici yerlerden üçü olarak tanımlayabileceğimiz Polonezköy, Kilyos ve Pürenli var. Öncelikle ilk iki içeriğe göz atmak istersin diye aşağıya onları bırakalım. Marmara bölgesinde bulunan İstanbul'a gitmek için birçok yöntem var ve en hızlısı hava yolu seyahati. Ucuz uçak biletini nerede bulacağını zaten biliyorsun. İlginç yerleşim hikayesi ve muhteşem doğası ile Polonezköy, bir süreliğine tabiat ana ile baş başa kalmak için gidilebilecek yerlerden biri. Üstelik kamp alanlarına yakın çevrede bulunan merkezi noktaları sayesinde de ihtiyaç duyulabilecek şeyleri temin etmek pek kolay. İstanbul'un fazla dışına çıkmadan taşra atmosferini yaşamak istersen pastoral manzaralar eşliğinde keyifli bir kamp tatili yaşayabileceğin Polonezköy, tam sana göre. Polonezköy, bir süre önce kamp turları ile pek meşhurdu. Günümüzde ise burası daha çok bireysel planlar için tercih ediliyor. Yıllar boyunca İstanbullular için hafta sonu tatili rotası olmuş Polonezköy, imkanın varsa hafta içleri de tatil yapmak için uygun. Polonezköy, alabildiğince yeşil alanlarla kaplı bir yer. Burada çevre halkının sınırlarına dikkat ettiğin sürece her yerde kamp yapabilirsin. Kamp yapmayı düşünüyorsan haziran ayına denk getirmeye çalış. Her haziran ayında kutlanan Kiraz Festivali'ne katılabilirsin böylelikle. - İstanbul'a 25 km uzaklıktaki Polonezköy'de, Zofia Rizi Anı Evi'ni görebilirsin. Leh köyü şeklinde tasarlanmış bu bölgenin en eski evlerinden biri burası. - Polonezköy Country Club, mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Burada doğanın tadını çıkaran canlıları seyre dalabilir, yemyeşil çimlere uzanarak tertemiz havanın tadını çıkarabilirsin. - Tatlı krizin gelirse Polina'ya mutlaka uğra. Malzemelerini Polonya'dan getirten bu küçük ve sevimli pastacı, inanılmaz tatlılar servis ediyor. - Uygun fiyat beklentin varsa Polonezköy merkez pek sana göre değil. İhtiyaçlarını önceden alarak Polonezköy kamp tatilini ekonomikleştirebilirsin. Deniz kenarında güneş batarken kendi hazırladığın akşam yemeği keyfi... Kendi çadırında uyandıktan sonra arkadaşlarınla beraber deniz üzerinden doğan güneşi seyretmenin hazzı... Doğanın içerisinde büyüleyici güzellikteki taş çeşitlerini ve sıra dışı canlıları keşfetmenin heyecanı... Ve tabii ki ılık ve tertemiz denizde yüzmenin mutluluğu! İstanbul'a yakın kamp alanlarından bahsediyorsak Kilyos'u kesinlikle ayrı bir yere koymak gerekir. Sarıyer ilçesine bağlı Kilyos, doğanın tadını çıkarırken İstanbul'dan çok uzaklaşmak istemeyenlere hitap ediyor. İstanbul'un eski şehir merkezine yani Eminönü taraflarına yaklaşık 50 km mesafedeki Kilyos, aynı zamanda eğlenceli festivallere de ev sahipliği yapıyor. Yani denk getirebilirsen kamp ve festival konseptlerini birleştirebileceğin mükemmel bir tatil planlayabilirsin. Kilyos'ta kamp yapmak için gidebileceğin birçok yer var. Sahil kenarından başlayarak yeşil alanlara doğru keşfe çıkıp ideal kamp yerini kendin belirleyebilirsin. Tabii ki çevrede bulunan işletmelerin ve yerel halkın sınırlarına dikkat ederek. İstanbulluların hafta sonu tatil kaçamakları için kullandığı Kilyos'taki plajlar, özel sektör tarafından işletiliyor. Fiyatlar, yıllara göre değişiklik gösterebilir. Kilyos gezisi planlıyorsan aklında bulunsun. Karadeniz'e olan yakınlığı nedeniyle Kilyos, oldukça rüzgarlı bir bölge. Bu nedenle çadırını kurarken korunaklı bir bölge seçmeni tavsiye ediyoruz. Bunun için Kumköy Kilyos Kamp Alanı'na göz atabilirsin. Özellikle kış mevsiminde gidersen burada sert rüzgarlara denk gelebilirsin. Rüzgarlı havaları sevmiyorsan sonbahar ve kış dönemini es geçebilirsin. İstanbul'un Avrupa Yakası'nda; Demirciköy, Uskumruköy ve Gümüşdere arasında bulunan Kilyos, Karadeniz kıyısına konumlanmış ve günden güne yapılaşmanın arttığı noktalardan biri. Bu nedenle Kilyos'u keşfetmek için acele etsen iyi olur. Kilyos'a gitmenin en pratik yolu, kendi aracınla gitmek; ama toplu taşımayı tercih edeceksen Kilyos'a giden otobüsler Hacıosman Metro Durağı çevresinden kalkıyor. Peki, Kilyos'ta nereleri gezmeli? Uyku tulumundan çıkıp bölgeyi keşfetmeyi planlıyorsan aşağıda sıraladığımız yerlere bir bak. - İstanbul'da kamp için gidilebilecek en iyi plajlardan biri, Baykuş. Yumuşacık kumları ve keyifli denizi ile Kilyos Baykuş Plajı, kesinlikle görülmeye değer. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde çadır hizmeti veren bu plaj, Kilyos'ta kamp yapmak isteyenlerin mutlaka düşünmesi gereken bir seçenek. - Cenevizliler tarafından yapılan Kilyos Kalesi, burada görülebilecek tarihi yerler arasında. 15. yy civarlarında inşa edildiği düşünülen bu kale ve çevresinde, muhteşem deniz manzaralarının tadını çıkarabilirsin. Uygun yer bulursan burada kamp da yapabilirsin. - Uskumruköy yakınlarında bulunan Ovid Kulesi, çevrede görülebilecek başka bir tarihi eser konumunda. Antik Yunan dönemlerinden kalma bu tarihi eser, eski zamanlarda deniz feneri olarak kullanılırmış. İsmini, ünlü şair Publius Ovidius Naso'dan alan Ovid Kulesi, \"Kilyos'ta ne yapılır?\" sorusuna cevap olarak verilebilecek rota önerilerinden biri. Karadeniz yaylaları atmosferinde kamp yapmak istersen o kadar da uzağa gitmene gerek yok. Düzce yakınlarında bulunan Pürenli Yaylası, bir Doğu Karadeniz yaylası gibi yemyeşil, tertemiz ve masmavi... Pürenli Yaylası, kalabalıktan ve gürültüden uzakta, sadece doğanın sesleri içerisinde arkadaşlarınla beraber kamp yapabileceğin bir yer. Buraya ulaşım biraz sıkıntı olabilir, ama bir kere Pürenli Yaylası'na varınca buradan asla ayrılmak istemeyeceksin. Pürenli Yaylası ulaşımı pek kolay değil. Ayrıca amatör kampçılar için burası zorlayıcı olabilir; çünkü çevrede yerleşim yeri yok. Biz sana Pürenli hakkında merak edilenlerden bahsedelim, kamp yapma konusunda kesin kararlıysan buradaki tavsiyelerden ilham alırsın. Pürenli Yaylası'na gitmek için öncelikle Düzce'nin Gölyaka ilçesine ulaşman gerekiyor. Bu noktadan sonra Pürenli'ye 24 km kalmış demektir. Gökyaka'dan sonra Güzeldere Şelalesi tabelasından devam ederek şelale yakınlarında yayla yoluna geçiş yapabilirsin. Yayla yolunda karşına Orman İşletme Müdürlüğü çıkacak. Sonrasında sadece Pürenli Yaylası tabelalarını takip etmen yeterli. Efteni Gölü ve Güzeldere Şelalesi gibi doğal harikalarla çevrelenmiş Pürenli Yaylası, 1.400 metre rakımla kampçılara tertemiz bir atmosfer sunuyor. Rakım yükseldikçe hava da soğuyor. Pürenli Yaylası yolculuğu düşünüyorsan aklında bulunsun. Pürenli Yaylası'nın her yerini bir kamp alanı olarak düşünebilirsin. Sana neresi güzel görünüyorsa artık... Güzeldere Şelalesi'nin girişinde bulunan milli park tabelasından devam ettikten sonra karşına kaynak çevresinde şekillenmiş yemyeşil alanlar çıkacak. Ayrıca Pürenli Yaylası girişinde bulunan geniş düz alanlar da kamp yapmak için uygun. İstanbul'da kamp yeri arıyorsan Pürenli biraz uzak kalabilir ama kesinlikle yolculuğa değer. Pürenli Yaylası'nın yüksek noktaları, yerleşim merkezlerine uzak. Buralarda su bulmak kolay, çünkü kaynaklar var; ama yiyecek bulmak zor. Yani kamp çantanda yiyecek stoğunu zengin tut! Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'nin En İyi Kamp Alanları başlıklı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbulu-gozlerin-kapali-yudumlayacagin-kahve-mekanlari", "text": "İstanbul'un enerjisini artık kahvelere bağlıyoruz. Bir kent ancak kahve dopingiyle bu kadar enerjik kalabilir. Üstelik ona enerji veren kahvelere sahip öyle güzel duraklar var ki, İstanbul'un işi fazlaca kolay. Bu kahvecilerden sadece İstanbul'un kendisi yararlanmıyor tabii. İşte İstanbul'u huzurla sentezleyebileceğin, Instagram'ın incisi, hipsterin göz bebeği, kahvesiz güne imkanı yok başlayamayanların vazgeçilmezi, İstanbul'un en iyi kahve dükkanları. Hala İstanbul'da değilsen, kahven soğumadan ucuz İstanbul uçak biletlerini almalısın. İstanbul'un küresel yanını anlatan bu kafe, bir oturuşta sezon bitiren Breaking Bad izleyenlerine gelsin. Ünlü dizi Breaking Bad temalı bu kahvecide sarı tulumlu baristalar, duvarlardaki periyodik tablolar, beherdeki kahveler en az dizi oyuncuları kadar başarılı. Arkadaşların ile beraber git ve afiyetle kahveni iç, o meşhur sarı tulum ile poz vermeyi aman unutma. Walters Coffee Roastery tahmin ettiğiniz gibi Kadıköy'de! Küçük ama gururlu... Yavru kedi sevimliliğinde olan Dört, Kadıköy'ün en sevilen kahvecilerinden biri... Başarılı kahveleri ve enfes sunumuyla kahveseverlerden tam not alan Dört, İstanbul samimiyetinin simgesi. Oturduğun o minik ahşap masalarda, kahvenin yanında brownie mutlaka bulunmalı. Nişantaşı'nın göbeğinde bir kahve profesyoneli Moc, İstanbul'un ne lezzetli bir şehir olduğunu kanıtlıyor. Modern dekorasyonu ve kaliteli kahvesiyle öne çıkan mekan, dünyanın farklı yerlerinden toplanan 12 farklı kahve çekirdeğini kendisi çekip harmanlıyor. İyi kahve keyfinin her yerde yaşanmasını amaçlayan bu mekan, aynı zamanda kahve çekirdeklerini satın alınabilmesini de sağlıyor. Yani Moc sayesinde evin baristası sen olabilirsin. Bir ara sokak kurduysan ve keşfettikçe mutlu oluyorsan, Beşiktaş'ın derinlerinde bulunan NO:41 tam sana göre. Burası da küçücük bir kahve dükkanı. Birkaç masası bulunan mekanın dekorasyonu çok başarılı. İsmi ise tabii ki kapı numarasından geliyor. Gizemli bir kahve durağı olan NO:41, Beşiktaş'taki evin olacak. Konu kahve ise Karaköy, Karaköy var ise Coffee Sapiens meselenin içine girecektir. Hem oluşturduğu sıcak atmosfer hem de yenilikçi demleme şekilleriyle ön plana çıkan mekan, dünyanın en otantik adreslerinden getirttiği kahve çekirdeklerini bir güzel sunuyor. Üstelik kahvene mekanın sevimli dostları kediler de eşlik edebiliyor. Karaköy sokaklarını buram buram kahve kokutan bu deneyimi, arkadaşlarınla beraber keşfetmelisin. Sen de İstanbul'a ucuz uçak biletleri ile seyahat edip kahve mekanlarını ve kokusu burnunda kalacak kahveleri keşfetme yolculuğuna çıkabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/istanbulun-vazgecilmez-ayakustu-lezzetleri", "text": "- En Eski Gelenek: İstanbul'da Balık Ekmek - Midyecilerin Seni Elleriyle Beslediği Şehir: İstanbul - Kış Soğuğunu Isıtan Lezzet: Kestane Kebap - Sakatatların Efendisi: Kokoreç - İstiklal Caddesi'nin Simgesi: Islak Hamburger - Bir Patatesten Çok Daha Fazlası: Kumpir - Martılara Dikkat: İstanbul Vapurlarında Simit Keyfi - Gece Gezmesi Acıkmalarının Süper Kahramanı: Nohutlu Pilav - İstanbul Sokaklarının Vazgeçilmez Tadı: Halka Tatlısı Sorular uzayıp gider ama İstanbul sokak yemeklerinin lezzeti hiç değişmez. İstanbul'un belli başlı bölgelerinde kendi kültlerini yaratmış bu tariflerin kimisi çok yeni, kimisi ise antik çağlardan beri tüketiliyor. Dünyanın en gurme şehri İstanbul, hazırsan en iyi sokak yemekleriyle seni bekliyor. İstanbul'un sokak lezzetlerini keşfetmek istiyorsan ve ihtiyacın olan şey en ucuz İstanbul uçak bileti ise tarifelerimize göz gezdirerek küçük kaçamağın için en uygun tarihleri belirle. İstanbul'un en eski lezzeti muhtemelen balık ekmek. Boğaz'ın bereketli suları sayesinde, İstanbul şehrinde antik çağlardan beri balıkçılık yapılıyor ve şehrin yerlileri Boğaz balıklarının en tazelerini yiyor. İstanbul'da balık ekmek yenebilecek en iyi yer olarak Eminönü semti tavsiye edilir. Şimdi sadece balık ekmek tutkunlarının bildiği sırrı öğreneceksin: İstanbul'da balık ekmek, Bebek ve Arnavutköy'de yenir. İstanbul'da midye dolma satıcılarıyla tüm sahil semtlerinde karşılaşabileceğin kadar merkezi olan iç kesimlerde de nereye bakacağını bilirsen lezzetli midye dolmaları bulabilirsin. Midye dolma, Osmanlı zamanlarında Rum meyhanelerinde satılan bir meze imiş ve o cumhuriyet öncesi dönemde en iyi midye dolmaları Ermeni aşçılar hazırlarmış. Zaman içerisinde bu unvan, midye dolmayı İstanbul sokaklarına indiren Mardin'den İstanbul'a yerleşen Süryanilere geçmiş. Günümüzde birçok midye dolma satıcısının Mardinli olmasının nedeni de bu. Midye dolmanın eski zamanlarda kendi jargonu varmış. Midye dolma satıcısının elinden yemek bir gelenek olarak görülürmüş. Günümüzde muhtemelen hijyenik beklentilerden ötürü artık bu şekilde yemek tercih edilmiyor. İstanbul'da ayrıca midye kızartılarak sandviç halinde tüketiliyor ve isminde midye tava deniyor. İstanbul'da en iyi midye tavayı yemek istiyorsan uçak bileti fiyatlarına bakıp biletini aldıktan sonra Kadıköy ve Beşiktaş sokaklarını arşınlayabilirsin. İstanbul'un sokaklarının en tanıdık kokusu, kestane kebaptan gelir. Şehrin sokaklarını arşınlarken burnuna çarpan bu keskin koku, seni kendine çeker ve kendini kestane kebapçıyla sohbet ederken bulursun. Kestane kebabı dünyanın birçok yerinde bulabilir, evde kendin de kolayca hazırlayabilirsin. Alüminyum folyo içerisinde kaya tuzuyla beraber ortasından bıçakla çizdiğin kestaneleri yerleştir ve 200 derece ısınmış fırında pişir. Kestane kebabını tavada da yapabilirsin ama muhtemelen kestaneler, kabuklarına yapışacak. Şimdi sana sadece usta kestane kebapçıların bildiği bir sırrı vereceğiz: Kestanelerinin kabuklarına yapışmasını istemiyorsan önce bombeli taraflarını çiz ve çizilmiş kısım altta kalacak şekilde tavaya yerleştir. Kokusuyla kimliğini kazanmış başka bir İstanbul sokak üstü lezzeti kokoreç, bir tür sakatat yemeğine deniyor. Türkiye'de kokorecin yapımı bölgeden bölgeye göre değişiyor; örneğin İstanbul'da kuzu bağırsaklarından elde edilen etler, özel ızgarasında pişirilerek sote şeklinde ekmek arasına konuluyor ve kimyonla tatlandırılıyor. Kokoreci ilk kimin yaptığı belirsiz ama bazı kaynaklarda bu tarifin Antik Yunan zamanlarında bile tüketildiği geçiyor. Yazılı kaynaklara göre \"kokoretsi\" ismiyle bir Arnavut yemeği olan kokoreç, Osmanlı zamanlarında Türk mutfağına girmiş. Bu bilgilerin dışında kokorecin tarihçesini ilk insana kadar götürebiliriz çünkü o zamanlar insanlar avladıkları hayvanların hiçbir yerini geride bırakmazmış. Düz mantık her zaman kazanır! Taksim'de ünlenen ve İstanbul'un hemen her yerine yayılan, damaklarımızla çok çabuk kaynaşan yeni bir seçenek. Islak ekmek olarak düşünmeyin, özel bir sos ile ıslatılan ve buharda pişirilen bu mini hamburgerlerin tadı başka. Taksim ve Kadıköy sokaklarındaki her büfede bulabileceğin ıslak hamburger, İstanbul'a tadabileceğin en ilginç lezzetlerden biri. Bazı büfelerde köftesine bol sarımsak konuluyor, tercih etmiyorsan aklında bulunsun. Islak hamburgerin tarihçesini ise İstanbul'da belli bir büfe sahiplenmiş durumda. İstiklal Caddesi'nin yoğun taleplerine yetişemeyen büfe çalışanları, mutfakta sos ve köfteleri birbirine çok fazla karıştırdığı için hamburgerler müşterilere ıslak şekilde gidermiş. Müşteriler ise bu yeni lezzeti o kadar çok beğenmiş ki ıslak hamburger İstiklal Caddesi'nin simgesi haline gelmiş. Patatesi fırınlayarak yemek çok eski bir gelenek olsa da içine kaşar, zeytin ve mısır gibi besinlerin yanı sıra Arnavut ciğeri, salçalı sosis ve kısır gibi mezeler koyma fikri yeni sayılır. Balkanlarda \"krumpir\" adıyla içine salata doldurulmuş fırınlanmış patates, Türkiye'de kumpir adını alarak eski halinden çok daha lezzetli bir tarife dönüşmüş. Kumpirin tarihçesiyle ilgili kesin bilgiler olmasa da Türkiye'ye doksanlı yılların başında geldiği biliniyor. İstanbul'da kumpirin Ortaköy'de yenmesi gerektiği söylenir ama bizce İstanbul'un en iyi kumpirini Bakırköy, Kadıköy, Bebek ya da Avcılar çevresinde araman. İstanbul sokaklarında en sık karşılaşacağın sokak lezzetlerinden biri de simit. İnsanları mali durum gözetmeden tek bir eksende birleştiren simit, İstanbul'da alabileceğin en ucuz yemeklerden biri. Sokaklarda yürürken uzaklardan ne olduğunu tam anlayamadığın, \"ısııcaak, yaaaandııı\" gibi bağırtılar duyuyorsan bir sokak simitçisi sana doğru yaklaşıyor demektir. İstanbullular ise simitçilere alışık olduğu için bu durumu yadırgamazlar. İstanbul'da simidin insan türü dışında bir taliplisi daha var: Martılar. İstanbul vapurları etrafında gezen martılar bazen nazikçe bazen de agresif bir şekilde simitlere talip olabiliyorlar. Bizim önerimiz simidini onlarla paylaşman yönünde. Akşamüzeri, İstanbul sokakları birçok seyyar pilav satan arabalar dolduruyor. Özellikle gece eğlencesinden dönen insanların ilk tercihlerinden olan bu seyyar arabalar, pilavı salata ve tavukla sunuyorlar. Yanında da ev yapımı ayran da istemeyi unutmazsan midene büyük bir şenlik yaşatabilirsin. İstanbul'un en iyi seyyar nohut pilavcısı nerede? Tahtakale ve Unkapanı çevresine bir bakın; eğer uslu bir gezgin olursan kim bilir belki sen de İstanbul'un en iyi pilavcısıyla karşılaşabilirsin. Halka tatlısı, adını şeklinden alıyor. Hamurdan hazırlanan halka tatlısı, şerbet içerisinde bekletildikten sonra İstanbullulara satılmak için seyyar arabalarla sokaktaki macerasına başlıyor. Halka tatlısı çoğunlukla gazete kağıdı ya da özel kese kağıtlarıyla servis ediliyor çünkü peçete şerbete yapışabiliyor. Peçeteyle halka tatlısı yemeye çalışan biri görürsen bu bilgiyi onunla paylaşabilirsin. İstanbullular arasında bilinen argo ismiyle muzip şakalara neden olan halka tatlısı, şerbetli yiyecekleri seviyorsan ucuz fiyatıyla bağımlısı olacağın bir lezzet."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/italya-sehirlerinde-pizzayi-unutturacak-muhtesem-lezzetler", "text": "İtalyan mutfağı denince aklına ilk olarak pizza ikinci olarak da makarna geliyorsa, bu konuda biraz daha düşün deriz. Çünkü İtalyan mutfağı asla bunlardan ibaret değil. İtalyanlar damak tadını bilen ve buna önem veren insanlardır. Bundan emin olarak, şeflerin elinden çıkan farklı yemeklere de bir şans ver deriz. Haydi, ucuz uçak biletin de hazırsa seni İtalya'nın en mis kokulu mutfaklarına götürüyoruz. İtalya'da Türk kahvaltıları gibi bol çeşit göreceğini düşünüyorsan hemen vazgeç çünkü hayal kırıklığına uğrayabilirsin. İtalya'da kahvaltıların ana kahramanı her zaman kahvedir. Kahvaltı genelde sadece kahve-brioche ikilisi ya da başka bir hamurlu tatlıyla yapılır. Lezzet tavsiyelerimizden yola çıkarak bu açığı öğle yemeğinde kapatacağına emin olabilirsin. Tam bir Akdeniz yemeği. İtalyan mutfağının en karakterli lezzetlerinden biri olan ossobuco alla milanese, dana budundan yapılıyor. Bu yemeği Akdeniz ile özdeştirmemizin nedeni, içinde kekik, defne yaprağı, kereviz, karabiber ve bol zeytinyağı olması. İtalya şehirlerinde bulunan tüm restoranlarda bu yemeği bulabilirsin. Parmaklara dikkat! Bu lezzeti sana en iyi şakşuka ile tarif edebiliriz. Bu da fırında pişirilmiş zeytinyağlı bir sebze yemeği. Kendisi kızarmış ekmek ile yenildiğinden tadına doyum olmuyor. Bu yemeğin en önemli özelliği ise patlıcanın tuzlandıktan sonra acı suyunu bırakana kadar güneşte bekletilmesi. Tüm bu işlemlerden sonra fırına atılıyor. Yani kendisi emek isteyen bir lezzet. Yerken aceleye getirmemeni ve sindire sindire yemeni tavsiye ederiz. Hayatımızda en az bir defa mutlaka duymuşuzdur lazanyayı. Çünkü pizza kadar olmasa da fazlasıyla tercih edilen bir lezzettir. Kat kat hamurların arasına kıyma ve peynir konularak yapılan bu yemek, içinde domates sosu veya ragu bulundurur. Hatırlarsanız Garfield'ın en sevdiği yemek. Çünkü kedi ağzının tadını biliyor. Hindi eti sevenler çatalları bıçakları hazırlasın. Çünkü bu eti sevenler için yepyeni bir deneyim başlıyor. Spezzatino di tacchino, kızartılmış hindi etinden yapılıyor. Yemeğin en İtalyan kısmı ise içine katıldıkları malzemeleri. Taptaze Adaçayı ve zeytin ile çeşitlendirilen bu yemek bizce favori yemeğin olabilir. Koyun çevirme tamamen bizim işimiz. Fakat eğer konu koyun değil, kocaman bir aynalı sazan balığı ise bunu en iyi İtalyanlar yapıyor. Bol limon, enginar ve Akdeniz yeşillikleri ile süslenen bu lezzet için bile İtalya'ya gidilir."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/italyan-blogger-robertonun-milano-favorileri", "text": "Kahvaltı ile enerjinizi topladıktan sonra, sıra Milano'yu yürüyerek turlamakta. İlk duraklarınızdan biri Fondazione Prada olmalı. Sadece göz alıcı bir mimariye sahip olduğundan değil, aynı zamanda altın renkli cephesi, çekeceğiniz selfie'ye çok yakışacağı için. Hoş bir yerde mola verme zamanı. Miss Luffy Luf oldukça sakin bir atmosfere sahip ve cupcake'leri ile yaş pastalarına bayılıyorum. Ayrıca vegan seçenekler de sunuyorlar -bu arada veganlar için Milano'da seçeneğin bol olduğunu da ekleyeyim. Tatlı düşkünü değilseniz taze sıkılmış meyve sularını ve smoothie'lerini deneyebilirsiniz. Milano'nun en güzel noktalarından biri olan Arco della Pace'ye oldukça yakınsınız. 19'uncu yüzyılın başlarında Napolyon tarafından yaptırılmaya başlanan bu zafer takının inşası, kendisi tahttan indirildikten sonra durmuş ve yapı yıllar sonra tamamlanıp Viyana Barış Kongresi'ne (1814-1815) adanmış. Tak, Sforza Kalesi'nin karşısında, Milano'nun oksijen depolarından biri olan Sempione Parkı'nda yer alıyor ve kesinlikle ziyaret edilmeyi hak ediyor. Milano gibi kozmopolit bir şehirde, öğle yemeği için füzyon mutfağı denemelisiniz. Bomaki'de suşi'yi, Brezilya malzemeleri ile hazırlayıp Brezilya içkileri ile servis ediyorlar. Burası, hayatınızda karşınıza çıkabilecek en iyi füzyon restoranlarından biri. Sempione'nin hemen yanı başındaki Brera bölgesi, şehrin en güzel yerlerinden biri. Konsept mağazalar, vintage dükkanları, antikacılar ve sanat galerileriyle dolu bu bölgede çok hoş restoranlar ve barlar da mevcut. Yani burada, herkes için uygun bir şeyler var. Benim için ise bu dükkanlar arasında en güzelleri, çiçekçiler. Hemen köşeyi döndüğünüzde şehir merkezi karşınıza çıkıyor. Elinizde nefis bir dondurma ile birkaç adım attığınızda ise tüm görkemiyle Duomo di Milano yükseliyor. Solunuzda kalan Galleria Vittorio Emanuele II, alışveriş turunuza başlamak için ideal nokta. Modanın kalbinin attığı ana cadde Via Montenapoleone ve ona eşlik eden Via Sant'Andrea, Via della Spiga ve Via Manzoni sokakları... Bu arada bu sokaklarda gezerken binaların avlularına göz atmayı unutmayın, her biri gizli birer mücevher gibi. Gelin şimdi de Milano'nun en yeni semtlerinden birine, Porta Nuova'ya gidelim. İsmini tasarımcısından alan nefis Gae Aulenti Meydanı burada. Hemen yakınında, İtalyan mimar Stefano Boeri'nin şehir merkezlerinde konut yerleşimleriyle yeşil alanları birleştiren \"Dikey Orman\" fikrinin temsilcisi iki gökdelenini görebilirsiniz. Milano'nun sembollerinden olan bu yapıları görmenizi ve fotoğraflamanızı şiddetle tavsiye ederim. Gün batımını izlemek için en iyi nokta Navigli bölgesi. İtalya'da \"aperitivo\" dediğimiz ve çok sevdiğimiz bir geleneğimiz var. Birbirine bağlanan kanallardan oluşan bir bölge olan Navigli, aperitivo için lezzetli yiyecekler ve iyi şaraplar sunan sayısız mekanla dolu. Kanallar boyunca yürüyün ve beğendiğiniz bir yere oturun. Listemdeki son nokta, manzara eşliğinde konaklayabileceğiniz bir yer. Dünyanın en güzel şehirlerinden birindesiniz. Kendinizi şımartmak isterseniz ME Milan Il Duca Hotel'de muhteşem bir deneyim yaşayabilirsiniz. Asansöre binin ve onuncu kata çıkın; nefesinizi kesecek bir şehir manzarasına sahip bir restoran olan Radio Rooftop Milan'dasınız şimdi. Napoli'de doğup üç yıldır Milano'da yaşayan moda, yaşam tarzı ve seyahat blogger'ı Roberto De Rosa, Milano'daki saklı noktalarını ve en sevdiği yerleri Flypgs. com Magazine ve Pegasus Blog okuyucuları için yazdı. Yazida bahsedilen Marotin kapanmisa benziyor. Yazinin guncellenmesi gerekiyor olabilir."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/izlendiginde-harekete-geciren-en-iyi-8-gezi-ve-doga-belgeseli", "text": "Gezi ve doğa belgeselleri, tabiat tutkunları için tıpkı meditasyon gibidir. Dünyanın en eski yerlerini keşfederek kadim kültürlerle tanışmak ve el değmemiş doğanın içinde birbirinden ilginç hayvanları gözlemlemek, gelecek tatil planları için ilham verirken günlük yaşamın yorgunluğunu alır götürür. En iyi gezi ve doğa belgeselleri insanın bakış açısını değiştirir, yaşama ilham verir, toplumu geliştirir ve en önemlisi; bize kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi hatırlatır. Dünyanın küçük olduğu söylenir, ama aslında çok büyüktür. Seyahat belgeselleri için konu asla bitmez. Doğa, hangi görünümünde olursa olsun; ister çorak arazilerde ister yağmur ormanlarında, her zaman huzur vericidir. \"Bugün ne izlesem?\" diye düşünüyorsan doğa belgeseli mükemmel bir seçim olur. Peki, hangisi? Senin için en iyi doğa ve gezi belgeselleri listesi hazırladık. Bizce tek biriyle yetinme, bu belgesellerin hepsini izlenecekler listene ekle. 125 farklı çekim açısının kullanıldığı 7 bölümlük mini belgesel serisi Blue Planet II, 6000 saatlik su altı çekimi ve 1000 saatlik denizaltı türevi aygıtlarla yapılan kayıtların kurgulanmasıyla ortaya çıkmış. Müzikleri Hans Zimmer tarafından bestelenen 2017'in en iyi doğa belgeseli Mavi Gezegen II, dünyayı daha yakından tanımak isteyen herkes için bir baş ucu yapıtı olacak. Asya Davarbaşı diye bir balık duymuş muydun hiç? Bu balığın dişileri, yeterince büyüyebilirse erkeğe dönüşerek sürünün lideri olabiliyor. Okyanuslar hakkında ne kadar az şey biliyormuşuz meğer. Mavi Gezegen 2, bize bu gerçeği inanılmaz çekim açıları ve montaj teknikleriyle gösteriyor. Şimdiye kadar yapılmış en iyi belgesellerden Blue Planet II, sana hiç görmediğin anları vadediyor. Doğanın mucizelerinin peşine düşenler, yolda her zaman David Attenborough ile karşılaşıyor. BBC'nin dünya konusunda en kapsamlı doğa ve seyahat belgesi Planet Earth, ikincisiyle de doğa tutkunlarını mest ediyor. On binlerce belgesel tutkunu tarafından tam puana layık görülen Planet Earth II, dünyanın ne kadar büyük olduğunu fark etmek için muhteşem bir sanatsal şaheser. 2016 yılında yayınlanan 11 bölümlük doğa ve belgesel serisi Planet Earth II, Türkçesiyle Yeryüzü 2; içinde inanılmaz emek, sevgi, merak ve heyecan barındırıyor. David Attenborough ile beraber bu sefer dünyanın en tenha ve soğuk bölgelerine gidiyoruz. Dünyanın kuzey kutbu Arktika ve güney kutbu Antarktika, 2011 yılında yayınlanan doğa belgeseli Frozen Planet'in ana konusu. Gezegenin en ücra köşeleri, cansız ve tenha görünebilir ama içinde sıra dışı bir ekoloji barındırıyor. Penguenleri, balinaları ve kutuplarda yaşayan diğer canlıları, Frozen Planet mini belgesel serisiyle çok daha yakından tanıyabilirsin. Uzaktan aynı görünebilirler ama yakından, hepsi kendine özgü, özel bir birey. Ünlü mizahçı ve aktörler Ricky Gervais ve Stephen Merchant tarafından dünya gezisine ikna edilen Karl Pilkington'un maceraları konu alan belgesel, gülerken gözleri yaşartma garantili bir eser. Mizahi bir gezi belgeseli fikri çekici geldiyse hiç durma, hemen An Idiot Abroad'u izlemeye başla. Karl Pilkington yeni yerler keşfederken sana bolca kahkaha, çokça şaşırma vadediyor! Backpacker olma hayalin varsa sana ilham verecek en iyi gezi belgesellerinden biriyle devam ediyoruz. A Map for Saturday, birçok kişinin yerinde olmak istediği bir çalışanın, her şeyi geride bırakıp sırt çantasıyla dünyayı gezmeye başlamasını anlatan bir seri. Yaz mevsiminin peşinde, dünyayı gezen sörfçüler kulağa nasıl geliyor? Mükemmel dalgaların peşinde okyanus kıyılarını gezen Mike Hyonson ve Robert August isimli iki sörfçünün seyahat maceralarını izleyebileceğin The Endless Summer, 1966 yılında yayınlanmış. Şili ve Arjantin'in ortasında kalan, dünyanın el değmemiş bölgelerinden Patagonya'ya yapılan bir seyahati anlatan Chris Malloy yönetmenliğindeki belgesel film, macera tutkunlarının izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacakları bir eser. Tırmanış, sörf ve doğa yürüyüşlerini seviyorsan 180 Derece Güney sana hem çekimleriyle hem de müzikleriyle ilham verecek. Müzik ve seyahat tutkunlarını ekrana kilitleyecek bir belgeselle listemizi sonlandırıyoruz. Minibüsleriyle Amerika'da 3000 millik bir yolculukla turneye çıkan 4 müzik grubunu anlatan Austin to Boston, \"Amerikan road trip\" konulu eserleri izlemeyi sevenlerin kaçırmaması gereken bir yapıt. Gezginleri izlemek her zaman ilham vericidir. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni kültürler, yeni dillerle karşılaşacağın maceraların için en ucuz uçak biletlerini Pegasus tarifelerinde bulabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/izmirde-kamp-yapilacak-yerler", "text": "- İzmir Karagöl Tabiat Parkı, Menemen - Teos Sanat Kampı, Seferihisar - Ekmeksiz Tabiat Parkı, Seferihisar - Pissa Koyu Kamp Alanı, Bademli - Hamzabükü Kamp Alanı, Karaburun - Hipo Camp, Gümüldür - Dereköy Kamp Alanı, Kemalpaşa - Kalemlik Orman Kampı, Menderes Doğanın içerisinde vakit geçirmek, daha uygun bütçeyle tatil yapmak ya da maceraya atılmak... Kamp yapmak için motivasyonun hangisi olursa olsun ülkemizin pek çok noktasında keyifli bir şekilde kamp yapabileceğin yerler var. Yaz tatillerinin popüler durağı İzmir de kamp alanları açısından hayli zengin bir yer. Doğası, denizi ve temiz havası şehir hayatından sıkılanları sarıp sarmalıyor. Çadır, uyku tulumu, spor ayakkabı ve çantanı hazırladıysan geriye sadece ucuz uçak biletini almak kalıyor. Yanında götüreceğin uyku tulumu ve uyku ekipmanları ile yemek ya da kamp malzemeleri hakkında bilgi almak için ucuz uçak biletini sayfamızı ziyaret edebilir, biletine göre limitleri öğrenebilirsin. Bu hatırlatmayı da yaptığımıza göre İzmir gezilecek yerler listesine kamp yerlerinden bahsederek bir giriş yapıp özgürlük dolu bir maceraya atılabiliriz. Hazırsan tatilini güzelleştirecek, kamp hevesini körükleyecek İzmir'in en iyi kamp alanlarına doğru yolculuğumuza başlayalım! Yamanlar Dağı'nın eteklerinde bulunan Karagöl Tabiat Parkı, İzmir'e yaklaşık 35 km uzaklıkta bulunuyor. İzmir körfez manzarasında dik ve zorlu bir yolu aştıktan sonra ulaşabileceğin bu tabiat parkında söğüt, kızılçam ve karaçam ağaçları arasında kamp yapabilirsin. Krater gölünün büyüleyici manzarasında piknik de yapmak mümkün. Alanda ateş yakmaya izin yok, ancak mangal kiralayabilirsin. Detaylı bilgi almak için Karagöl web sayfasını ziyaret edebilirsin. - Restoran - Duş - Tuvalet Seferihisar / Sığacık tarafında bir kamp alanı arıyorsan Teos Sanat Kampı'nı değerlendirebilirsin. Yılın her günü açık olan kampı ister hafta sonu ister hafta için ziyaret edebilirsin. Hafta içi günlerde daha sakin olduğunu söyleyebiliriz. Sığacık merkeze hayli yakın bir konumda bulunduğu için olanaklara erişmek kolay. Yeme içme konusunda problem yaşamazsın. Buzdolabı ve elektrik gibi imkanlarından da faydalanabilirsin. İster kendi çadırında ister kamptan kiralayabileceğin çadırda kamp yapabilirsin. Akşamları ateş başında keyifli bir ortamı olduğunu söyleyebiliriz. Zeytin ağaçları arasında eğlenceli bir çadır kampı yapmak istersen sayfasına bir göz at deriz. - Tuvalet - Duş - Wifi - Kafe - Elektrik Kamp alanları arasında bir yanı orman, bir yanı deniz olan bir yer bakıyorsan rotanı Ekmeksiz Tabiat Parkı'na çevirebilirsin. Önceden söyleyelim, burada herhangi bir işletme ve tuvalet imkanı bulunmuyor. Doğayla başbaşa kalmak istersen burayı tercih edebilirsin. Bu sebeple uzun süreli konaklama için uygun olduğunu söyleyemeyiz. Geceleri denizin sesini dinleyip yıldızları izleyerek uyumak için ideal. Dikili'de bulunan Pissa Koyu Kamp Alanı da Ekmeksiz gibi deniz kıyısında yer alıyor. Cam gibi bir denizi olan Pissa Koyu'nun incecik kumlarında denizin ve güneşin tadını çıkarabilir, çevresinde trekking yapabilirsin. Tuvalet, yeme-içme gibi olanaklardan yararlanabilmek için zeytin ağaçlarının arasında bulunan ücretli kamp alanını tercih edebilirsin. Hafta sonları daha çok tercih edilen bir yer olduğu için hafta içi gelirsen sessiz ve sakin bir ortamda keyifli şekilde kamp kurabilirsin. - Tuvalet - Yeme-içme - Otopark Yiyecek içecek neye ihtiyacın varsa önceden temin ederek burada keyifli ve huzurlu vakit geçirebilirsin. Ayrıca Karaburun, olta balıkçılığı için hayli uygun bir lokasyon. Balık tutmayı seviyorsan burada şansını deneyebilirsin. Gidiş yollarının çok iyi olmadığını da önceden söyleyelim, ona göre değerlendir. - Tuvalet Hipo Camp, büyük bir çam ormanının içerisinde yer alan ücretli bir kamp alanı. Orman kampları arasında en çok imkana sahip olan yerlerden birisi diyebiliriz. Denizin kıyısında şehir merkezine de yakın mesafede bulunan kamp alanında zeytin ağaçları arasında kamp yapabilmek mümkün. Gümüldür taraflarında kamp yapabileceğin bir yer arıyorsan buraya bir göz atmanı öneririz. Tabii sezonda hayli kalabalık oluyor, hizmet konusunda değerlendirmeyi sana bırakıyoruz. - İnternet - Otopark - Tuvalet - Duş - Yeme-içme - Elektrik Burası denizden uzakta, ancak göl kenarında yemyeşil ağaçların içerisinde bulunan bir kamp alanı. Torbalı Kemalpaşa yolu üzerinde bulunan Dereköy Kamp Alanı, ismini aldığı köye yaklaşık 1.5 kilometre uzaklıkta bulunuyor. İhtiyaçlarını burada giderebilirsin. Doğanın içerisinde herhangi bir tesis olmadan kamp deneyimi gerçekleştirmek istersen burayı tercih edebilirsin. Üstelik sessiz sakin bu kamp alanında trekking de yapabilirsin. Kalemlik Orman Kampı, Menderes Özdere mevkiinde bulunuyor. Burası da hem ormanı hem denizi tek bir kamp alanına sığdırabilmiş geniş bir kamp alanı. Dilersen karavan, çadır, bungalov gibi farklı konaklama seçeneklerini de değerlendirebilirsin. Her öğün yemek bulabileceğin bu kamp alanında kızılçam ağaçları arasında keyifli yürüyüşler gerçekleştirip ağustos böceklerinin tatiline eşlik eden seslerini dinleyebilirsin. - Yeme-içme - Elektrik - Tuvalet - Duş - Restoran İzmir'in harika kamp alanları, unutulmaz anılar için seni bekliyor. Kamp yaparken doğayı korumayı unutmadan, temiz ve düzenli bir şekilde bırakmaya özen göstermeyi ihmal etme diyerek önerilerimizin sonuna geliyoruz. Okumaya devam etmek istiyorsan Türkiye'de Deneyim Odaklı Kamp Noktaları: Keşfetmenin Zamanı yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/izmirdeki-7-semt-pazari", "text": "Pazar alışverişi yapar mısın? Semt pazarlarıyla aran nasıl? Sadece uygun fiyata değil; hem tazecik hem de çeşit çeşit sebze, meyve, şarküteri ve kıyafet bulabileceğin bir sürü pazar var. Sadece alışveriş olarak düşünme. Zaten ziyaretin sırasında bunun kültürel bir gezi olduğunu anlayacaksın. Pazarlık anları, bölgelere göre değişen sohbetleri, meyvesi ve sebzesiyle özellikle yaz tatillerini renklendirmek için mutlaka gittiğin şehirdeki pazar yerlerini ziyaret etmeni öneriyoruz. - Ucuz bir İzmir uçak bileti almak. - İzmir seyahatini planlamak için Pegasus Blog'un İzmir Seyahat ve Gezi Rehberi yazılarını okumak. - Gidince mutlaka boyoz, kumru, midye ve söğüş dörtlüsünden en az birini yemek. - Gezilecek tarihi ve turistik yerleri bir liste haline getirip tek tek dolaşmak. - İzmir pazarlarını gezmek. İzmir'in pazarlarında alışveriş yapmak başlı başına bir deneyim. Slow food üyesi olan da yetiştirdiği otları o sabah toplayıp taze taze satan da yöresel lezzetleri pişiren de bu pazarlarda. Bölgelerin kültürüne ve yerel lezzetlerine sahip çıkan bu pazarlar gerçekten görülmeye değer. Daha önce çok fazla pazar deneyimin yoksa öncesinde dikkat etmen gereken noktalara değineceğiz, ardından İzmir'deki semt pazarlarından didikleyip senin için seçtiklerimizi detaylıca anlatacağız. Pazarlar kalabalık yerler. Bu sebeple her kalabalık mekanda olduğu gibi burada da çantana, cüzdanına ve telefonuna göz kulak olmalısın. Pazar çantası, file çanta, bez çanta, sırt çantası... Artık taşımak için hangi çantayı seçersen onu kullan. Pazar poşetleri bir araya geldiği zaman çok ağır olabiliyor. Üstelik plastik poşet kullanmak yerine çanta kullanmak her zaman daha iyi. Bakmadan alma. Meyve, turşu ya da peynir alacaksan mutlaka tadım yap. En lezzetli şeyleri böyle böyle bulup müdavim olabilirsin. Gözleme ya da simit gibi pazar lezzetlerini mutlaka dene. Mevzubahis Ege olduğu için otlu gözleme öneriyoruz. Haydi, şimdi de İzmir tatilcilerinin en çok sevip dolaştığı pazarları anlatmaya başlayalım. İzmir'in güzel tatil ilçelerinden biri olan Urla'da birden fazla pazar kuruluyor. Urla, küçük şirin bir yer olmasının yanı sıra sanat dolu bir bölge. Öyle ki bir Sanat Sokağı bulunuyor. Bu sokakta kafeler ve dükkanların yanı sıra çeşitli atölyeler de mevcut. Yaz sezonu boyunca cuma, cumartesi ve pazar günleri el emeği ürünlerin satışa sunulduğu pazar burada kuruluyor. Urla merkezdeki halk pazarı ise cuma günü kuruluyor. Bu pazarda çeşit çeşit Ege otları, tazecik enginarlar, mis kokan domatesler bulabilirsin. Salı günleri kurulan Tire pazarı, pazar duası yapılarak başlıyor. Yıllardır bir ritüel haline gelmiş olan dua ile başlayan pazar, Tire'nin merkezindeki tüm sokakları kaplıyor. Türkiye'nin en büyük açık hava pazarı olarak bilinen pazarda tahmin edeceğin gibi çok fazla ürün bulunuyor. Burada her yerde bulamayacağın, bölgeye özel otlara yönelmeni öneriyoruz. Tire pazarı aynı zamanda kaliteli ürünleri uygun fiyatlarla bulabileceğin bir yer. Hayli tarihi bir durak olan Tire ile ilgili detaylı bilgi almak istersen Tire'de Gezilecek Yerler: İzmir Tire Nasıl Bir Yer? başlıklı yazımıza göz atabilirsin. Türkiye'nin ilk sakin şehri, huzur veren Seferihisar'ın turistik mahallesi Sığacık, pazarlarıyla ünlü. Gece pazarı yaz sezonu boyunca her gün oluyor. Takılar, oyuncaklar, el yapımı çantalar, hediyelik eşyalar bulabileceğin gece pazarının yanı sıra üreticiden direkt halka yerel ürünler satılan bir köylü pazarı da var. Organik tarım ve iyi tarım sertifikalarına sahip olan bu satıcıların hepsi çevre köylerden gelip kendi emekleriyle yetiştirdikleri ürünleri satıyorlar. Pazar günleri ise Sığacık halkı kendi evlerinin önünü bir pazar tezgahına dönüştürüyor. Üretici pazarı olarak geçen bu pazarda ev yapımı salçalar, tarhanalar, gözlemeler kısacası ne kadar lezzetli yiyecek varsa bulabilirsin. Aracınla geleceksen park konusunda zorluk çekebilirsin, şimdiden söyleyelim. Selçuk'ta her cumartesi günü Ege'nin en büyük pazarlarından biri kuruluyor. Bu pazarın da olmazsa olmazı Ege otları elbette. Mevsimine göre en taze meyve ve sebzeleri bulabileceğin bir yer. Kış ve sonbaharın favorisi ise çam ve istiridye mantarı. Yaz ayları için de börülce görürsen kaçırma deriz. Aralarda mutfak eşyaları satan tezgahları da görebilirsin. Pazarın olduğu sokakta taze balıklarla dolu balıkçılar çarşısını da bulabileceğini söyleyelim. Foça pazarı, salı günleri kuruluyor. Slow food felsefesini benimseyen Foça pazarında satılan ürünlerin hepsi üreticinin elinden. İtalya'da bulunan slow food hareketine katılan Foça pazarında satılan ürünlerin hepsi tek tek anlatılıyor. Mesela zeytinyağı alırken sürecin hikayesini üreticiden dinleyebiliyorsun. Foça yerel pazarı, Dünya çapında farklı ülkeleri ağına katan yeryüzü pazarı ağının Türkiye'deki 4 üyesinden biri. Diğer pazarlar ise Şile, Kastamonu ve Tarsus'ta bulunuyor. Taze lezzetlerin yanı sıra farklı bir tecrübe elde edebileceğin bu pazara mutlaka uğramanı öneriyoruz. Bu hareketle ilgili bilgi almak istersen Slow Food International sayfasını ziyaret edebilirsin. Ödemiş pazarına gitmek, cumartesi gününe başlamak için en güzel aktivitelerden biri olabilir. Çünkü bu pazar da İzmir'in en büyük ve en renkli pazarlarından biri. Çoğunlukla kadınların kendi ürettikleri ürünleri sattığı bu pazarda yok yok. Sebze, meyve, yöresel ürünler, el işleri, taze yumurtalar, zeytinler, peynirler, otlu pideler ve ünlü Ödemiş patatesini bu pazarda bulabilirsin. Gelmişken Ödemiş köftesi yemeden dönmemeni öneriyoruz. Ayrıca Ödemiş, kesme çiçek üretiminin yapıldığı bir yer. Dönüş yolunu renk renk çiçeklerle kaplı göreceksin. Gününe güzellik katacak bir demet çiçek almayı unutma diyoruz. Alaçatı'ya 5 km uzaklıkta bulunan Ilıca pazarı, perşembe günleri kuruluyor. Çeşme'yi sadece koylardan, Arnavut kaldırımlı sokaklardan ve turistik bir yer olmasından ibaret görmek tarımla ilgilenenlere haksızlık olur. Taze sebze ve meyveler bulabileceğin bu pazar genelde çok kalabalık olmuyor. Rahat rahat alışveriş yapıp biraz pazar sohbeti, biraz peynir, biraz zeytin tadarak bu güzel pazardaki alışverişini sonlandırabilirsin. Bu öneri ile beraber yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Emeklilik Hayallerini Süsleyen Ege'nin En Güzel Sahil Kasabaları başlıklı yazımıza göz atabilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/kamp-macerani-bir-ust-noktaya-tasiyacak-yiyecek-icecek-onerileri", "text": "Ucuz uçak biletini aldın ve kamp yapabileceğin şehre vardın. Ardından kamp alanına ulaştın ve çadırını kurdun. Miden yavaş yavaş kırmızı alarm vermeye başladı. Hemen kamp ateşini yaktın. Peki, ne yiyeceksin? Hep konservelerle beslenmene gönlümüz razı gelmedi. Kendi ellerinle kampta yapabileceğin yemekleri senin için araştırdık. Genelde bu yemek Fransız tostu olarak geçer ama kendisine yumurtalı ekmek dersek yanlış olmaz. Yapımı gayet kolay. Sadece karışımları uygulayacağın bir kaba ve haliyle kamp ateşine ihtiyacın var. Süt, yumurta ve yağı bir kapta çırpıyorsun. Dilimlenmiş ekmeğine bu karışımı sürüp kamp ateşinde bir güzel kızartıyorsun. Sonra bu çıtır ekmekleri beyaz peynir eşliğinde afiyetle yiyorsun. Artık karnın doyduğuna göre birkaç kilometre yürüyüş yapabilirsin. Sucuk bizim için önemli. Hem pişirmesi kolay hem de çok lezzetli. Sucuk, etten daha kolay piştiği için kampta en çok tercih edilen ızgara seçeneklerinden. Dilersen yanında domates ve biber de közleyebilirsin. Ekmekler hazırsa ziyafet başlasın. Kampçıların en sevdiği yemek türü bu olabilir. Çünkü anlatacağımız şeyden harika bir akşam yemeği çıkabilir. Patates, domates, biber ve istersen etleri doğradıktan sonra kare şeklindeki alüminyum folyoya diziyor ve daha sonra folyoyu tamamen katlayarak kapatıyorsun. Yeni sönmeye başlamış kamp ateşinde köz mantığıyla hazırladığın folyoyu ara sıra çevirerek pişiriyorsun. Folyoyu açtığında harika bir yemek seni bekliyor olacak. Bu lezzetin adını bilmiyor olabilirsin ama bir Hollywood filminde mutlaka görmüşsündür. Yani kendisi bir Johnny Depp bir Morgan Freeman kadar ünlü. Ateşin başına geçiyor ve önceden marketten aldığın marshmallow'ları şişe geçiriyorsun. Onları bir güzel kızartıp, bisküvilerin arasına yerleştiriyor ve afiyetle yiyorsun. İstersen bu karışımın içine bir de sütlü çikolata ekleyebilirsin. Kamp yemekleri kadar, kamp içecekleri de çok önemli. Tüketilen çoğu şey sana enerji vermeli, malum kampta enerjiye ihtiyacın olacak. Soğuk suya birkaç kaşık hazır meyve suyu tozlarını ilave et ve karışıma 1-2 porsiyon vanilyalı protein tozu ekle. Birkaç damla vanilya özütü de katmayı unutma. Sana yeterli enerjiyi verecek meyve suyun hazır!"} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/karadenizde-gezilecek-yerler", "text": "- Doğu Karadeniz'de Gezilecek Yerler: Doğanın Kalbine Yolculuk - Orta Karadeniz'de Gezilecek Yerler: Karadeniz'in Gizli Hazineleri - Batı Karadeniz'de Gezilecek Yerler: Oksijen Rotası Karadeniz, gürül gürül akan dereleri, yaylaları, kamp alanları ile \"Dünyada bulunan cennet\" tanımının karşılığıdır. Fakat Karadeniz'i doğası ile sınırlandırmamız mümkün değil. Çünkü bu coğrafya aslında içinde geniş bir tarihi, muhteşem yapıları ve kültürü de içinde bulunduruyor. Karadeniz'de gezilecek yerler, bahar ve yaz aylarında insanı yeniden doğmuş hissettirecek kadar güzel. Türkiye'nin en yeşil noktalarını içinde barından Karadeniz bölgesinde keşfedilecek o kadar güzel yer var ki hangi birinden başlasak bilemiyoruz. En iyisi Doğu Karadeniz, Orta Karadeniz ve Batı Karadeniz özelinde ayrı ayrı gezi rehberi hazırlamak ve öne çıkan yerleri belirlemek. Lafı çok dolandırmadan ucuza uçak biletini hemen alabilmen için keşfedilmesi gereken Karadeniz tatil yerleri içeriğimize başlıyoruz. Türkiye'nin çay deposu Doğu Karadeniz, aynı zamanda gezginler için birbirinden güzel doğa seyahatlerine imkan tanıyor. Trabzon'un yaylaları, Maçka manastırları, Artvin'deki büyüleyici doğası ile Borçka... Türkiye'nin en aşık olunası coğrafyası Doğu Karadeniz, yeşil ve mavinin onlarca tonunu göstermek için gezginleri kendine çağırıyor. Doğu Karadeniz'de yer alan Artvin, Borçka ve Şavşat ilçelerinin sınırları içerisinde yer alan Karagöl ile doğa tutkunları arasında çok ünlü. Sadece Karagöl mü? Kaçkar Dağları, Hatila Vadisi Milli Parkı, Maral Şelalesi... Ayrıca Artvin tarihi yerleri de ile Karadeniz bölgesi turistik yerleri için bir keşif yapmayı planlayanlara sesleniyor. Mesela Parhali Manastırı ya da İşhani Manastırı, Artvin'de yapılacak bir zaman yolculuğu için ideal yerler. Fındık ve badem gibi kuru yemişlerin yanı sıra Tirebolu peyniri gibi yöresel lezzetlerle gezginlere sağlıklı ve organik bir yiyecek alışveriş imkanı sunan Giresun, aynı zamanda kültürü ve doğası ile gezginlere bol seçenekli bir tatil de vadediyor. Kurtuluş Savaşı'nın önemli isimlerinden Topal Osman Ağa'nın şehri Giresun, müzesi ve kalesi ile insanı bir tarih gezisine çıkarırken Pangal Şelalesi, Giresun Adası ve Botanik Bahçesi gibi mekanlar ile doğa tutkunlarına sesleniyor. Karadeniz'e bir doğa macerası için gidiyorsan rotana Giresun'u da kesinlikle eklemelisin! Belki de Trabzon denince akla gelen ilk şey, Sümela Manastırıdır. Karadeniz'in en güçlü tarihi yapısı olan bu manastırın bu kadar ünlü olmasının sebebi sadece tarihi değil, Karadağ'ın eteklerinde sarp bir kayaya kurulu ihtişamlı görüntüsü de etkilidir. MS 365-395 tarihleri arasında inşa edildiği düşünülen kilise, vadiden 300 metre yükseklikte bulunuyor. Uzun merdivenlere tırmanılarak ulaşılan manastırın içinde dolaplar, hücreler, ocaklar, muhafız odaları bulunur. İstanbul'un Latinler tarafından işgal edilmesiyle, İstanbul'dan kaçarak Trabzon İmparatorluğu'nu kuran Kral I. Manuel (1250-1260 yılları arasında) tarafından yaptırılan manastır, günümüzde muhteşem bir müze olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu müze, yıllar boyunca farklı amaçlarla kullanılmış. Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Trabzon'u fethetmiş ve burası cami olmuş. I. Dünya Savaşı yıllarında sırası ile depo, hastane daha sonraları yine cami olarak kullanılmış. En sonunda sağlam bir restore ile burası bir müzeye dönüştürülmüş. Kusursuz mimarisi, Adem ile Havva'nın yaratılış hikayesini anlatan kabartma frizleri, İslam ve Hristiyanlık mimarisinin kalıntıları burayı büyülü bir tarih filmine dönüştürüyor. Soğuksu sırtlarında, çam ormanları içinde yer alan Rönesans ve Bizans mimarisinin öne çıktığı bu bina, önceleri bir yazlıkmış. Daha sonra müzeye dönüştürülen bu bina, Mustafa Kemal Atatürk'ün Trabzon ziyareti esnasında hayranlığını kazanmayı başarmış. Bunun üzerine Atatürk'e armağan edilen bu bina, uzun yıllar özel bir köşk olarak kalmış. Taş işçiliğinin en iyi örneklerinden olan köşk, 1937'de tekrar müzeye dönüştürülmüş. 19-20. yy'a ait mobilyalar, porselenler, halılar ile Atatürk'e ait tablolardan oluşan Etnografik nitelikli 344 adet eser barındıran bu köşk, mutlaka ziyaret edilmeli. Karadeniz'de gezilecek görülecek yerler konusunda en çok seçeneği sunan bu şehir hakkında detaylı bir yazı yazmıştık. Seni o içeriğe davet ediyoruz. \"Rize'nin nesi meşhur?\" diye sorsak çoğunluk cevap olarak çayı ve Ayder Yaylası'nı düşünür. Rize, çayı ile ünlü olabilir; ama doğa tutkunları bilir ki Rize'deki yeşil alanlar, çayın popülerliğini geride bırakır. Mesela Pokut Yaylası. Çamlıhemşin'in 2500 rakımlı bir noktasında bulunan Pokut Yaylası, tertemiz yayla havasını içine çekerek hem bedeni hem de ruhunu arındırmayı mümkün kılıyor. Pokut Yaylası, Rize'nin tek incisi değil üstelik. Rize Kalesi, Rize Müzesi, Atatürk Evi ve Etnografya Müzesi, Gölcük Gölü, Isırlık Tabiat Parkı ve Çayeli, Rize'de görülebilecek doğa ve kültür harikaları arasında. Melen Çayı'ndan Sinop'un doğusuna kadar uzanan alanı kapsayan Orta Karadeniz, batı ve doğu bölümü kadar dağlık değil; daha düz bir coğrafyaya sahip. Bu durum, bölgenin tarımcılık yönünden gelişmesini sağlamış. Orta Karadeniz'den yolun geçerse üç şehri ziyaret etmeyi düşünebilirsin: Bölgenin en gelişmiş şehri Samsun, küçük ve sevimli şehir Ordu, tarihi evleri ile ünlü Amasya. Karadeniz bölgesinde olmasına rağmen daha çok bir iç Anadolu şehri gibi görünen Amasya; elması, doğası ve mimarisi ile pek ünlü. Harşena Dağları'nın eteklerine kurulmuş Amasya hakkında çok geniş bir gezi rehberi hazırlamıştık. Burada lafı çok uzatmıyoruz, şehrin ayrıntılarını anlattığımız linki aşağıya bırakıyoruz. Karadeniz'in en gelişmiş ve modern şehirlerinden Samsun, aynı zamanda ülkemiz için en önemli günlerden birine ev sahipliği yapıyor: 19 Mayıs 1919. Mustafa Kemal Atatürk'ün bu tarihte Samsun'a ayak basması, Kurtuluş Savaşı'nın temellerinden biri olarak sayılıyor. Doğal olarak Samsun bu hatıraya tamamen sahip çıkmış. Yani Karadeniz'de gezilecek yerler, öğrenci minvalinde düşünüldüğünde Samsun'a toplanmış. Samsun'un tarih boyunca yaşadığı tüm deneyimleri bünyesinde bulunduran Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Samsun ziyaretlerinin vazgeçilmez rotalarından. Amisos antik Kenti'ne yapılan kazı çalışmalarında bulunmuş bu eserler, müzenin büyük bir bölümünü kaplar. Aminos hazineleri ile renklenen müze, Helenistik döneminin sanat ve işçilik kabiliyetlerini sergiler. Aminos hazinelerinde yer alan altın takıların sergilendiği müzede, ayrıca Klasik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait sikkeler ve Kalkolitik, İlk Tunç, Hitit dönemi silahları da bulunuyor. Defineciler tarafından keşfedilen ve devlet tarafından el konulduktan sonra yapılan kazılarda birçok arkeolojik eser çıkartılan bu tepede, Helenistik dönemine ait Tümülüsler ve mezar odaları bulunuyor. Teleferik ile de ulaşılabilir olan tepe, ziyaretçilerine sunduğu müthiş manzara ve lezzetli kahvecileriyle biliniyor. Samsun'da ülkemizin tarihi adına görülebilecek birçok yer var. Gazi Müzesi, Bandırma Gemi Müzesi ve Milli Mücadele Açık Hava Müzesi, Onur Anıtı, Samsun Kent Müzesi... Bu yerlerde insanın gururun kabarmaması imkansız! Ayrıca Samsun sadece tarihi değil, aynı zamanda doğal güzellikleri ile de \"Karadeniz'de gezilecek yerler nelerdir?\" sorusuna cevaplar veriyor. Yanıtları merak ediyorsan aşağıya bir link bıraktık. Karadeniz'de gezilecek ve konaklanacak yerler arasında Ordu'nun yeri ayrıdır. Öncelikle bir huzur şehri olan Ordu, keyifli bir atmosferde dinlenmek için Karadeniz'de tatil yerleri arayanlara Yason Burnu, Perşembe Yaylası, Çarşamba Yaylası ve Ulugöl Tabiat Parkı gibi doğal güzellikleri ile sesleniyor. Ordu sahilindeki dalga sesi, insanın kulaklarını okşarken sahil boyunca uzanan balık restoranları ve kafeler, taze deniz ürünleri yedikten sonra sıcacık çayını içmek isteyenleri bir araya getiriyor. Karadeniz'de fotoğraf çekilecek yerler peşindeysen Ordu bir gizli hazine olarak seni bekliyor. Yason Burnu üzerinde bulunan bu Rum kilisesi, Karadeniz Bölgesi'nde deniz kenarında olan tek kilise. Muhteşem bir manzaraya sahip olan kilise, doğal güzelliğini bozmaması ile öne çıkar.1868 yılında inşa edilen bu kilise, mübadele döneminde cemaatsiz kalmış ve harabeye dönüşmüş. Sıkı bir restorasyonile eski haline dönüştürülen bu müze, Ordu'nun en fazla ilgi gören yapıları arasında bulunuyor. Tertemiz havası ile bahar ve yaz aylarında nefes almak için büyükşehirlerden kaçmak isteyenlere kucak açan Batı Karadeniz, özellikle İstanbul'dan yapılacak günübirlik sehahatler için ideal. Batı Karadeniz'de gezilmesi gereken yerler, aşağıdaki gibi sıralanıyor. Aşçıları ve dağı ile pek meşhur Bolu, Karadeniz turunda görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Tam bir kafa dinleme şehri olan Bolu, özellikle Abant Gölü ile pek ünlü. Burası göl manzarası eşliğinde balayı tatili yapmak isteyenlerin de uğrak yerleri arasında. Bahar ya da yaz aylarında evlenmeyi düşünenlere duyurulur! Burası ayrıca kış tatili yapmayı düşünenler için de ideal, eklemeden geçmeyelim. Karadeniz'de arabayla gezilecek yerler konusunda Kastamonu kesinlikle ön planda. Öncelikle Kastamonu'nun her bölgesinde ayrı bir güzellik yatıyor. Mesela denize girmek istiyorsan Cide'ye gidiyorsun. Tarihi yapıları görmek istiyorsan da rotan İnebolu olmalı. Kastamonu'nun simgesi haline gelen Kastamonu kalesi, kente tepeden bakan en güçlü tarihi şahittir. 12. yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edilen bu kale, tam 112 metre yüksekliğinde. Dehlizleri, merdivenleri ve kulesi ile gizemli bir atmosfere sahip olan kale, ışıklandırma çalışmaları ile kente yüzyıllardır farklı bir renk katıyor. Ülkemizin kömür madeni Zonguldak, aynı zamanda doğal güzellikleri ile pek ünlü. Maden bölgeleri her ne kadar gri ve kasvetli olsa da Gökgöl Mağarası, Zonguldak Limanı ve Harmankaya Şelalesi gibi yerler, Batı Karadeniz'de gezilecek doğal güzellikler arasında. Şehrin yakın tarihini keşfetmek isteyenler ise Zonguldak Maden Müzesi'ni ziyaret edebilir. Bartın, günümüzde sessiz sakin bir şehir olabilir; ama çok eski zamanlardan beri burası bir yaşam alanı. Yani burada görebileceğin tarihi eser çok. Mesela Kuşkayası Yol Anıtı ya da Amasra Kalesi. Bartın'ın en turistik ilçesi Amasra, ayrıca müzesi ile de kültür ve tarih meraklılarına bir aktivite sunuyor. Bartın'ın doğal güzellikleri ile ilgilenenler Balamba Tabiat Parkı, Güzelcehisar Lav Sütunları ve Ulukaya Şelalesi ile Kanyonu gibi destinasyonları görülecek yerler listesine eklemeli. Sinoplular şehirlerinin pek öne çıkmasını istemez, ama doğa tutkunu gezginler Sinop'un ne kadar özel olduğunu bilir. Akgöl, Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası ve Hamsilos Koyu gibi doğal güzelliklere sahip bu şehir, aynı zamanda tarihi Sinop Cezaevi, Etnografya Müzesi, Sinop Kalesi, Arkeoloji Müzesi ve Balatlar Kilisesi gibi tarihi yerler ile kültür meraklılarına seçenekler sunuyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/karadenizli-gibi-hissetmek-icin-trabzonda-yapilacak-seyler", "text": "- Trabzon Uçak Bileti - Trabzon'u Bir de Sümela Manastırı'ndan Görün: Trabzon'da Yapılacak Şeyler - Yaşayan Tarih: Ayasofya Müzesi - Bugünde Dünü Yaşamak İsteyenler Atatürk Köşkü'ne! - Trabzon'da Yapılacak Şeyler: Bedesten Çarşısı - Trabzon Yemekleri Sevilmez mi? - Başka Başka: Trabzon'da Ne Yapılır? - Listeyi Genişletmek İsteyenlere: Trabzon'da Yapılacak 10 Şey - 1 Trabzon Kalesi'nde Manzara Keyfi Yap - 2 Trabzon Müzesi'nde Tarihi Keşfet: Kültür Meraklılarına Trabzon'da Yapılacak Şeyler - 3 Gülbahar Hatun Camii'nin Hikayesini Öğren - 4 Uzungöl'de Yamaç Paraşütü ve Kamp Yap - 5 Trabzon Yayla Şenliklerine Katıl: Eğlence Peşindekilere Trabzon'da Yapılacak Şeyler - Trabzon Yayla Şenlikleri Ne Zaman? - 6 Altındere Milli Parkı'nı Keşfe Çık - 7 Maçka Manastırlarını Ziyaret Et - 8 Boztepe'den Gün Batımını İzle: Fotoğrafçılar İçin Trabzon'da Yapılacak Şeyler - 9 Çal Mağarası'nın Gizemlerini Çöz: Maceraperestler İçin Trabzon'da Yapılacak Şeyler - 10 Trabzonspor Maçı İzle: Sporseverler İçin Trabzonda Yapılacak Şeyler Trabzon'da yapılacak şeyler konusunu araştırdık. Gördük ki bu şehirde gezilecek yerler bitmez! Karadeniz'in en gelişmiş şehirlerinden Trabzon, gezginlere doğa, eğlence, gurme, tarih ve kültür konularında bol seçenekli bir seyahat fırsatı sunuyor. Doğal güzellikleri ve yemekleri ile ünlü bu şehri bir Karadenizli gibi gezmek isteyenler için hazırladığımız içerikte Trabzon ile ilgili her şeyi bulmaya hazır ol. Türkiye'nin en renkli şehirlerinden biri olan Trabzon, ister şehir merkezinde keyifli gezintiler, ister Uzungöl çevresinde yamaç paraşütü gibi ekstrem heyecanlar olsun, birçok aktiviteyi bir arada yapabileceğin bir yer. 1. yüzyılda inşa edilen Sümela Manastırı, hiç kuşkusuz yaşadığımız dünyayı güzelleştiren eserlerden. Kayalıkların üzerine inşa edilmiş bu ölümsüz yapıya çık ve Trabzon'un kendine hayran bırakacak yeşil haliyle bir de burada kucaklaş. Rum Ortodoks inanış için kutsal olan Sümela Manastırı'nı süsleyen fresklerin de en az manzara kadar seni etkileyeceğinden emin olabilirsin. Trabzon tatilini unutulmaz kılmak için Meryem Ana Manastırı olarak da bilinen Sümela Manastırı'nı arkana alıp fotoğraf çektirmeyi unutma! Not: Sümela Manastırı 22 Eylül 2015 tarihinde, 1 yıl süreyle devam edecek restorasyon dolayısıyla ziyarete kapatılmıştı. Trabzon'un Maçka ilçesinde bulunan Sümela Manastırı, Eylül 2018'de kısmen de olsa ziyarete açıldı. 2. yüzyılda kilise olarak inşa edilen ve Fatih Sultan Mehmet'in şehri fethetmesiyle camiye dönüştürülen Ayasofya, Trabzon'da gezilecek yerler arasında ilk sıralarda geliyor. Her Trabzonlu, burayı en azından 1 kez görmüştür. 1. Dünya Savaşı sırasında depo ve hastane olarak kullanılan yapı, 1964 yılından sonra müze olarak ziyaretçilere açılmış. Hz. Havva ve Hz. Adem'in yaratılışından Hz. İsa'nın çarmıha gerilişine ve hatta kıyamet gününe kadar birçok sahnenin betimlendiği müze, Trabzon'da mutlaka gezilmesi gereken yerler arasında. Bugünde Dünü Yaşamak İsteyenler Atatürk Köşkü'ne! 19. yüzyılda yapılmış olan ve 1924'ten ölümüne kadar Atatürk'ün Trabzon'daki evi olarak bilinen Atatürk Köşkü'nü görmeden \"Trabzon'u gezdim\" diyemezsin! Ahşap merdivenleri ve Avrupai mimarisiyle \"Ben buradayım!'' diyen köşk, 1943 yılından beri müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Düzenli bakım ve restorasyon çalışmaları ile ilk günkü halini koruyan bu köşkte dünü yaşaman hiç de zor değil. Trabzon'da Osmanlı dönemine ait çarşı kültürünü yaşayacağın Bedesten'i ziyaret etmek, şehrin tarihi atmosferini solumak için mutlaka yapman gereken şeylerden biri. Bedesten'de hala Osmanlı döneminde olduğu gibi kıymetli eşyalar satan tüccarlar bulunuyor. Bunun yanı sıra oteller ve Trabzon'un en özel lezzetlerini tadabileceğin lokantalar da Bedesten'in eşsiz dokusunun birer parçası. Sabah saat 10.00'da açılıp akşam 23.00'te kapanan Bedesten'de, \"Trabzon'dan ne hediye alınır?\" sorusuna geleneksel yanıtlar bulman mümkün. Trabzon tarihi yerleri konusunda bir Karadenizli kadar bilgilendik. Şimdi, sıra Trabzon yemeklerinde. Türkiye'nin en iyi mutfakları arasında yer alan Trabzon yemek kültürü, deniz ürünleri ve mısır unu ağırlıkta olmak üzere çok zengin bir çeşitliliğe sahip. Evet, biliyoruz; Karadeniz yemeklerinin gönlünde ayrı bir yeri var. İşte, şimdi bu sevgiyi gün yüzüne çıkarmanın vakti geldi. Trabzon gezisinde kendine izin ver ve bütün yemeklerden tat, döndüğünde sıkı bir diyete girersin. Dillere destan kuymağı, karalahana sarması, mısır çorbası, hamsili pilav... Şu anda hepsini tabaklarda görmenin hayalini kuruyorsun değil mi? Haklısın da! Bu yemeklerin tadına doyum olmaz. Trabzon'a gidip de bir Karadenizli gibi takılacaksan tatman gereken lezzetleri sıralıyoruz. - Akçaabat köfte - Hamsi tava - Hamsili pilav - Hamsiköy sütlaç - Kuymak - Isırgan çorbası - Karalahana çorbası - Trabzon pidesi - Fasulye turşusu - Tomara kızartması - Pancar - Guliya - Kukuca - Sarambula - Kefal ekşilisi - Laz böreği - Palamut dolması Karadenizli gibi hissetmek için Trabzon'da yapılacak şeyler konusundan bahsettik. Peki, Trabzon'da başka ne yapılır? Trabzon gezilecek yerler çok. Yapılacak şey de çok. Aşağıya geniş bir liste bırakıyoruz. Trabzon'da yapılacak şeyler, doğa turlarından tarihi keşiflere, spor müsabakalarından manzara izleme keyfine kadar zengin bir çeşitliliğe sahip. Her zaman canlı ve her mevsim ayrı güzel olan Trabzon, özellikle bahar ve yaz aylarında doğa meraklısı gezginler tarafından sıkça ziyaret ediliyor. Bu gezginler, Uzungöl ve Maçka bölgesinin yanı sıra Trabzon yaylalarını da tercih ediyor. Trabzon şehir merkezinde ise kafe ve restoranlar her zaman kalabalık. Günümüze birkaç kalıntısı ulaşan Trabzon Kalesi, şehrin merkezi bölgesi olan Ortahisar'da ziyaret edilebiliyor. Kalenin tarih kayıtlarına ilk geçtiği zamanlar, M. Ö 4 yy civarları. Bu da kaleye şehrin en eski yapısı olma unvanını veriyor. Tarih meraklılarına duyurulur! Kostaki Teophylaktos isimli bir Rum tarafından yaptırılmış olan Kostaki Köşkü'nün dönüştürülmesi ile oluşmuş Trabzon Müzesi, Roma döneminden kalma tarihi eserleri incelemek için birebir. Şehrin tam merkezine konumlanmış Trabzon Müzesi için birkaç saat ayırmak yeter. Daha sonrasında çevredeki restoranlarda Trabzon yemekleri denenebilir. Trabzon'un doğal güzelliklerini keşfetmek isteyenlerin en çok rağbet ettiği yerlerden biri olan Uzungöl, çevresi ormanlarla kaplı dağlarla bezenmiş bir göl kenarına kurulmuş turistik bir belde. Uzungöl kamp alanlarında konaklayabileceğin gibi istersen çevredeki otellerde daha konforlu bir tatil yapman da mümkün. Ayrıca Uzungöl, doğa yürüyüşleri ve yamaç paraşütü ile de pek popüler. Trabzon'da yapılacak şeyler arasında en eğlencelisi, tabii ki yayla şenliklerine katılmak. Mayıs ayından başlayıp eylül ayına kadar devam eden bu şenlikler, kemençe ve tulum eşliğinde horon tepmek, geleneksel lezzetlerin tadına bakmak ve yerlilerden hikayeler dinlemek için mükemmel zamanlar. Trabzon yaylalarına gitmeyi düşünüyorsan ilgili içeriğimize de göz atabilirsin. Trabzon'da yapılacak şeyler sevgiliyle çok güzel. Arkadaşlar da... Mesela Altındere Milli Parkı. El değmemiş doğası ile Altındere, Trabzon'un Maçka ilçesi sınırları içerisinde bulunuyor. Binlerce farklı bitki ve canlı türüne yuva olan Altındere; trekking, doğa araştırmaları ve balık tutma gibi aktiviteler için ideal bir rota. Tarihi M. Ö 1000'li yıllara giden Trabzon, eski dönemlerde Trapezus olarak anılırmış. Doğu Roma İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden biri olan Trabzon'a imparatorluk dönemi boyunca birçok manastır yapılmış. Günümüzde üç tanesi ön plana çıkıyor: Sümela Manastırı, Kuştul Manastırı ve Vazelon Manastırı. Maçka'da Altındere Milli Parkı'nı ziyarete çıktıktan sonra bu manastırları gezmek iyi fikir. \"Trabzon'da yapılacak şeyler nelerdir?\" diye soruyorsan işte bir cevap daha. Trabzon'da yapılacak şeyler ucuz olsun diyorsan sana Boztepe'yi tavsiye ederiz. Buraya çıkmak bedava. Yanında getirdiğin yiyeceklerin, belki bir termos çayın ve sevdiğin müziklerle Boztepe'den gün batımı manzarasını izlemek ise paha biçilemez. Trabzon'un doğasında pek çok gizem seni bekliyor. Mesela Çal Mağarası. Dünyanın en uzun ikinci mağarası olarak kabul edilen Çal Mağarası, içinde bulunan birçok coğrafi oluşum ile doğa meraklıları için özel bir yer. Sarkıtlar, şelaleler, göletler ve bir de içinden akan dere ile doğa fotoğrafçıları için birçok sıradışı kare yakalama şansı veren Çal Mağarası, Trabzon gezisinde doğanın güzelliklerini keşfetmek isteyenlere hitap ediyor."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/karne-tatilinde-nereye-gidilir", "text": "- Gökçeada, Çanakkale: Saklı Bir Cennet - Narlıkuyu, Mersin: Pırıl Pırıl Bir Deniz ve Sakinlik Arayanlara Özel - Didim, Aydın: Biraz Sankinlik, Biraz Eğlence, Çokça Tatil - Belek, Antalya: Çocuklu Tatil İçin Nokta Atışı Bir Durak - Akçay, Balıkesir: Zeytin Ağaçlarının Altında Deniz Keyfi - Fethiye, Muğla: Macera, Kültür Gezisi ve Deniz Tatili Bir Arada - Girne, KKTC: Yavru Vatan Kıbrıs'ta Ailece Yaz Tatili - Ksamil, Arnavutluk: Hem Vizesiz Hem Uygun Fiyatlı Aile yazlığı, her senenin trendi. Belki bu sene farklı bir şeyler yapmak istersin. Ailenle yapacağın seyahat için eğer farklı bir alternatif arıyorsan çeşitli önerilerimiz olacak. Henüz plan yapmadıysan ya da aklında bir şeyler varsa önereceğimiz güzergahlara göz atmak, yaz tatilini güzelleştirebilir; bizden söylemesi. Daha önce Ailece Ekonomik Seyahat Etme Rehberi yazısını hazırlamıştık. Gökçeada, Türkiye'nin en büyük adası. Şu an yaz tatili denince akla ilk gelen yerlerden biri değil. Bu yüzden buranın saklı bir cennet olduğunu söyleyebiliriz. Eşsiz gün batımları, farklı lezzetleri, güzel plajları ve Rum köyleri, bu cümlemizi kanıtlar nitelikte. Kalabalıktan uzakta olmak istersen burası bunun için hayli uygun. \"Gökçeada'da ne yapılır ki?\" diyorsan hemen cevaplayalım. Kitesurf, rüzgar sörfü, tüplü dalış yapabilir; Türkiye'nin ilk ve tek su altı parkını ziyaret edebilirsin. Sokaklarındaki kahveler, küçük lokantalar ve plajlar da seni bekliyor elbette. Ailece keyifli vakit geçirilecek bir sürü durak var. Dünyanın ilk cittaslow adasında huzur dolu sakin bir tatil yapabileceğin gibi 14-16 Ağustos tarihleri arasında adaya gidersen coşkulu bir kalabalıkla birlikte olabilirsin. Adadaki yerli Rum halkı bu tarihlerde Meryem Ana Panayırı düzenliyor. Tepeköy'de yapılan panayırda sabahlara kadar yemek ve eğlence devam ediyor. Adaya ulaşmak için mutlaka feribot kullanmak gerekli. Yola çıkmadan önce Gestaş sefer tarifelerini kontrol etmeni öneririz. Silifke'nin şirin köyü Narlıkuyu, yine kalabalık tatil noktalarımız dışında kalıyor. Berrak denizli, yeşil ağaçlarla kaplı bu güzellik, şimdilik sadece bölgenin güzelliğini bilen gezginler tarafından ziyaret ediliyor. Ailece yapılan bir tatilde, gidilen bölgenin doğal ve tarihi güzelliklerini mutlaka görmek gerek. Çünkü bu aktiviteler, tatil sonrasında çocukların en güzel anılarına dönüşüyor. Cennet Cehennem Mağaraları'nın yanı başında bulunan Narlıkuyu bu anlamda da güzel bir durak. Mağaraların büyüleyici güzelliği bir yana, mağaralardan denize karışan tatlı serin suyla Kızlar Hamamı Koyu'nda denizin keyfini çıkarmak bir yana. Efsaneye göre Zeus'un kızları bu suda banyo yaptığı için koya bu isim verilmiş. Cam gibi deniz, antik ögeler, lezzetli balıklar ve sakinlik burada. Ailece tatilden beklentin böyle bir noktaysa o zaman seni Mersin'deki Narlıkuyu'ya doğru alalım. Bu bölgeye ulaşmak için Adana'ya uçup sonrasında aktarma yapabilirsin. Evliya Çelebi'ye göre \"dağlarından yağ, ovasından bal akan şehir\" Aydın, gerçekten de hayli bereketli topraklar üzerinde yer alıyor. Aydın'ın güzel tatil beldesi Didim ise \"Kafa dinlemek mi, yoksa antik kentlerde geçmişe bir yolculuk mu?\" ikilemine düşmeden ailece ikisini de yapabileceğiniz bir durak. Helenistik dönemin simgelerinden Apollon Tapınağı ve deniz kıyısında bulunan Milet Antik Kenti'ni mutlaka ziyaret edilecek yerler arasına koymalısın. İki tarihi noktada da Müze Kart geçerli. Taşlı, orta sıcaklıkta, sakin, çocukların girebileceği sığlıkta bir denize sahip olan Akbük Plajı tam ailelere göre. Tabii biraz eğlence istenirse aquapark da var. Akşamları da kim lunaparka hayır diyebilir! Didim'e ulaşmak için yapman gereken İzmir'e uçup aktarma yapmak! Belek denince akıllarda \"her şey dahil tatil\" ışıkları yanmaya başlıyor. Evet, \"Ailece tatil yapalım, keyfimiz yerinde olsun, rahat edelim, çocuklarımızla birlikte eğlenelim.\" diyorsanız bunun için en uygun yerlerden biri Antalya'nın güzide tatil bölgesi Belek! Burası özellikle küçük yaşlardaki çocuklar için bir harikalar diyarı diyebiliriz. Oyun alanları, su parkları, etkinlikler... Tabii çocuklar eğlenirken aileler de mavi bayraklı plajların tadını çıkarabilir. Golf ve tenis düşkünleri varsa burada iki spor için de oldukça fazla alan var. Aspendos Antik Kenti ve Perge Antik Kenti de bu bölgeye hayli yakın. Belek'e kadar gelmişken buralara uğramamak olmaz. Bu bölgeye ulaşmanın en kolay yolu ise Antalya'ya uçmak! Akçay, ailecek gidilecek tatil yerleri arasında en uğrak noktalardan biri. Edremit ilçesine bağlı bir mahalle olan Akçay; sakin denizi, huzurlu atmosferi ve zeytin ağaçlarıyla keyifli bir tatil deneyimi sunuyor. Konaklamak için aile dostu oteller ve pansiyonlar bulabilirsin. Ailece kamp yapmayı seviyorsanız uygun kamp alanları da mevcut. Ailen için deniz tatili planlıyorsan Akçay'da mavi bayraklı 2 tane halk plajı bulunuyor. Dilersen ailenle Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'ne ait Melek Hanım Plajı ve Akçay Sarıkız Halk Plajı'nı tercih edebilirsin. Buraya geldiğinde yakın bir mesafede bulunan Kaz Dağları Milli Parkı'na da mutlaka uğramanı öneriyoruz. Buraya ulaşmanın en kolay yolu ise Balıkesir-Edremit'e uçak bileti almak. Ülkemizin tatil cennetlerinden olan Fethiye, Muğla'nın güzel bir ilçesi. Burada hem macera yaşayabileceğin hem de keşfe açık birçok nokta var. Ailece tatil planlarken çocuklarla birlikte farklı aktiviteler yapmak isterseniz burayı değerlendirebilirsiniz. Kültürel bir gezi planlıyorsan birlikte Likya Kral Mezarları'nı ve Kayaköy'deki eski taş evleri görmeye gidebilirsiniz. Macera odaklı bir tatil yapmak isterseniz de yamaç paraşütü ve tüplü dalış gibi aktiviteler sizi bekliyor. \"Yaz tatili deniz ve kumsuz olmaz\" diyenlerdensen Fethiye'de Ölüdeniz, Belcekız, Kumburnu, Çalış, Kıdrak gibi bir sürü güzel plaj bulunuyor. Masmavi denizi ve yumuşacık kumları yazın tadını çıkarmak için çok uygun. Güzel plajları, tarihi mekanları ve gece hayatıyla Kıbrıs, Akdeniz'in en büyük üçüncü adası. Tabii her yeri deniz, her yeri plaj. Öneri olarak hem çocukların hem de yetişkinlerin keyifli vakit geçirebileceği Girne'de bulunan Acapulco Plajı'nı verebiliriz. Havuzu ve su kaydırakları da bulunan bir otele ait olan plajı, giriş ücreti ödeyerek ziyaret edebilirsin. Deniz kaplumbağalarını görmek istersen Alagadi Kaplumbağa Plajı'na uğrayabilirsin. Diğer plajları incelemek için de Kıbrıs'ın En İyi Sahilleri yazımıza göz atabilirsin. Girne'nin sokaklarının tozunu attırdıktan sonra tarihi bir tur yapmak istersen Aziz Hilarion ve Girne Kalesi'nden başlayabilirsin. Tabii Kıbrıs'a kadar gitmişken vaktin varsa Girne'ye yakın Lefkoşa ve Gazimağusa'yı da mutlaka ziyaret etmeni öneriyoruz. Kıbrıs'a özel hellim peyniri, şeftali kebabı ve piruhi mantısı gibi lezzetleri de mutlaka denemelisin. Eğlenceli insanları, farklı lezzetleri ve güzel plajlarıyla Kıbrıs, bu yaz ailenle keyifli bir tatil geçireceğin durak olabilir. Ksamil için Arnavutluk'un Maldivleri diyebiliriz. \"Vizesiz olsun, denizi güzel olsun, yurt dışı tatiline göre uygun olsun, keyfime keyif katsın!\" diyorsan Ksamil tam sana göre. Arnavutluk'un güney sahillerinde yer alan bu bölge, Yunanistan'a da oldukça yakın bir konumda. Abiori Plajı'nda muhteşem bir kum ve berrak bir deniz bulmak mümkün. Etrafında ailece yemek yiyebileceğiniz lokantalar da bulunuyor. Sabah denizin keyfini çıkarıp akşam gün batımında yemek yersen günün tam anlamıyla verimli geçtiğini hissedeceksin. Lori Plajı'nda da hem eğlenebilir hem de aynı güzel denize girebilirsin. Arnavutluk'a gitmişken başka yerleri de keşfetmek istersen Hşşt! Burası Hala Keşfedilmedi: Arnavutluk Sahilleri yazımıza göz atabilirsin. Ayrıca yurt dışına çıkmadan önce ülkelerin güncel Covid-19 kurallarını ve vize şartlarını web sitemizden incelemeyi unutma. Ksamil'e ulaşmak için yapman gereken Tiran'a uçmak. Sonrasında özellikle çocuk varsa araba kiralayıp 4-5 saat sürecek bir yolculukla cennet durak Ksamil'e varabilirsin. Bu öneri ile yazımızın sonuna geliyoruz, ancak okumaya devam etmek istiyorsan Ailece Ekonomik Seyahat Etme Rehberi: Ucuz Bir Seyahat Mümkün yazımıza geçebilirsin."} {"url": "https://www.flypgs.com/blog/kaz-daglari", "text": "- Kaz Dağları Hakkında Bilgi: Ülkemizin Akciğerleri - Kaz Dağları Nerede? - Kazdağı Milli Parkı'na Nasıl Gidilir? - Kaz Dağları'nda Gezilecek Yerler: Yemyeşil Bir Yolculuk - Kaz Dağlarında Yapılacak Şeyler: Huzuru Bulmanın Tam Sırası - Doğayla Bütünleşiyoruz: Kaz Dağları Kamp Alanları - Organik Lezzetlerle Detoks: Kaz Dağları Köyleri - Piknik Sepetini Hazırla: Kaz Dağları Piknik Alanları Kaz Dağları, doğanın içinde zihni ve bedeni arındırmak için gidilebilecek yerler arasında ilk sıralara oynar. Türkiye'nin oksijen oranı en yüksek bölgelerinden biri olan Kazdağı Milli Parkı'nı da içeren Kaz Dağları, çevrede yer alan konaklama merkezleri ile konforlu bir tatil vadediyor. Muhteşem orman manzaraları eşliğinde rahat nefes alabileceğin, ister arkadaşlarınla ister tek başına bir yolculuğa çıkabileceğin Kaz Dağları; sadece bir doğa macerası değil, aynı zamanda bir lezzet ve kültür serüveni. Kaz Dağlarında gezilecek yerler ve yapılacak şeyler konusuna başlamadan önce bölge hakkında bilgi sahibi olmak da fayda var. Çanakkale ve Balıkesir arasında geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Kaz Dağları, Biga Yarımadası bölgesindeki en yüksek zirveyi de içeren bir sıradağı kapsıyor. İda Dağı olarak da bilinen Kaz Dağları, Yunan mitolojisinde birçok efsaneye konu olmuş. Bilinen tarihi M. Ö. 2000'lere dayanan bu doğa harikası yer, kendine has bitki türleri ile zengin bir floraya ve kırmızı benekli alabalık gibi sadece orada yaşayan canlıları içeren faunaya sahip. Kaz Dağları gezilecek yerler listesi oldukça geniş. Önceden bahsettiğimiz gibi burada birçok doğa harikası alan, birbirinden sevimli köyler ve insana eski zamanları hatırlatan tarihi bölgeler var. Mesela kutsal olduğuna inanılan Sarıkız Türbesi. Hüzünlü bir hikaye olan Sarıkız efsanesinin beslediği bu türbeden günümüze sadece bir parça duvar ulaşmış. Burada her yıl Türkmenler kültürel bir festival düzenliyor. Sarıkız Türbesi Festivali olarak bilinen bu etkinlik 700 yıldan daha eski bir geçmişe sahip. 1980'li yıllardan sonra bir hayalet köy olmaya doğru yol alan Adatepe, bir grup gönüllünün köydeki evleri satın alıp restore etmesi ile günümüzde turistik bir noktaya dönüşmüş. Çanakkale'nin Küçükkuyu beldesinin bir köyü olan Adatepe, Kaz Dağları eteklerinde bir mola vermek isteyenler için ilgi çekici olabilecek bir yer. Birçok sanatçı ve akademisyenin ortak çalışması ile bir ortak düşünce merkezine dönüşen Taş Mektep ile beraber Adatepe, günümüzde yemyeşil ve huzur dolu bir köy görünümünde. Burada pansiyon ya da otel olarak birçok konaklama merkezi bulunuyor. Milli park öncesi Adatepe köyünün sana anlatacaklarına bir şans vermeni tavsiye ediyoruz. Kaz Dağları'nın eteklerinde bulunan Yeşilyurt Köyü; taş evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, badem ve zeytin ağaçlarıyla dolu yamaçları ile tam bir oksijen deposu. İstanbul'un fethinin ardından Türkmenlerin yerleştirildiği köy, Rum taş ustalarının emekleriyle inşa edilmiş. Şu an SİT alanı olduğu için de orijinal haliyle kaldığını söyleyebiliriz. Çok sessiz ve sakin bir köy olan Yeşilyurt'ta lezzetli ve taze yiyecekler bulabilirsin. Ekşi mayalı bir köy ekmeği bulursan kaçırma deriz. Troya Antik Kenti'nin çılgın kaşifi Schielmann'ın savına göre İlyada'da geçen Zeus'un Truva Savaşı'nı izlediği yer burası. Gidip de buradaki deniz ve doğa manzaralarını görünce insan Zeus'a hak veriyor. Bölgede manzaranın seyrine dalınabilecek en iyi noktalardan biri. Zeus Altarı'na gitmek için Adatepe'den 10 dakika sürecek bir yolculuğa çıkmak yeterli. Manzaranın en iyi göründüğü zamanlar güneşin yüzünü göstermeye ya da saklamaya başladığı anlar diye not düşüyoruz. Aklında bulunsun. 2001 yılında kapılarını zeytin meraklılarına açan Zeytinyağı Müzesi, Küçükkuyu kasabasının girişine konumlanmış. Tarihi antik zamanlara giden ve günümüzde değerini hala koruyan zeytinyağının hikayesini dinleyebileceğiniz müzede, eski zamanlardaki insanların zeytinin yağını elde etmek için ne kadar emek verdiğini fark etmek mümkün. Kaz Dağları rehberi konusuna bölgede yapılabilecek şeyler ile devam ediyoruz. Bu noktada iki etkinlik öne çıkıyor: kamp yapmak ve köy seyahatleri. Kaz Dağlarının muhteşem doğasıyla bir olmak için kamp yapmanı tavsiye ediyoruz. Kaz Dağlarında kamp yapma konusunda çekincelerin varsa ve konforuna düşkünsen konaklamak için buradaki köylerde bulunan butik otelleri ve pansiyonları tercih edebilirsin. Konu Türkiye'nin en büyüleyici doğal güzelliklerine sahip bölgelerinden birine gelince kamp planlarına değinmek çok normal. Güvenli bir ortam sunan kamp alanlarında doğanın tadını çıkarmak ve diğer tabiat meraklıları ile sosyalleşmek mümkün. Kaz Dağları kamp alanlarının bazıları konuklarına ağaç evlerde kalma imkanı da veriyor. Ne macera ama! Dağın milli park statüsünde olmasından dolayı burada istediğin yerde kamp yapamıyorsun. Zaten koruma altındaki alanlara trekking yapmak istersen de rehber tutmak zorundasın. Milli parkı korumakla görevli insanların yönlendirdiği alanların dışında burada çadır ya da karavan kampı yapmak yasak. Aklında bulunsun. Aşağıya Kaz Dağlarındaki en popüler kamp alanlarının isimlerini bırakıyoruz. İlgini çeken olursa detaylı bilgi için işletme yetkilileri ile iletişime geçebilirsin. - Hızır Kamp Alanı - Akaleos Kamp Alanı - Endes Kamp Alanı - Çamlaraltı Kamp Alanı Kaz Dağlarında bulunan köyler, adeta doğanın içinde kalmış gizli cennetler gibiler. Bu köylerin çoğunda organik ürünler bulmak mümkün. Özellikle Zeytinli gibi köylerde mükemmel kalitede zeytinyağı bulabilirsin. Kaz Dağları çevresinde ilgi çekici 12 tane köy var. Bunların en ünlüleri yukarıdaki satırlarda bahsettiğimiz Adatepe ve Yeşilyurt köyü. Diğer köylerin isimlerine de aşağıdaki listeden ulaşabilirsin. - Yeşilyurt - Adatepe - Nusratlı - Zeytinli - Tahtakuşlar - Mehmetalan - Küçükçetmi - Beyoba - Eski Güre - Kıraçoba - Çamlıbel - Arıklı Hasanboğuldu Piknik Alanı: Hasanboğuldu en bilinen piknik alanlarından biri. Buz gibi suyuyla ünlü bu durakta getirdiğin yiyecekleri ya da burada satılan gözlemeleri yiyebilirsin. Mangal ve tüp kullanmak yasak, bilgin olsun. Şahindere Kanyonu Piknik Alanı: Yürüyüş yapmak için harika bir kanyona sahip. Derenin suyu da buz gibi. Giriş ücretsiz, ancak mangal ve semaver yasak. Piknik masalarında oturup getirdiğin yiyeceklerin tadını çıkarabilirsin. Suya girmek ya da kanyonda yürümek istersen deniz ayakkabısı getirmeni öneririz. Küreci Aile Piknik Alanı: Akarsu kenarında mangallı semaverli bir piknik yapmak istersen burayı tercih edebilirsin. Masa başına ücret alınıyor. Kazdağları Çam Fıstığı Mesire Alanı Sosyal Tesisleri: Burada yemyeşil bir alan bulacaksın. İstersen mangal da yapabilirsin. Araç girişi için de ücret ödemen gerekiyor. Ayazma Pınarı Tabiat Parkı: Şelale ve dere manzarası bulunuyor. İçeride mangal yakmak yasak. Piknik yapmak için mesire alanı mevcut. Dilersen lokantasında da kahvaltı yapabilirsin. Araç giriş ücreti ise 60 TL (2023). Önerilerimizin sonuna geldik, ama okumaya devam etmek istersen Ege'de Kamp Yapılacak En Güzel Köşeler Kalbim Ege'de Kaldı başlıklı yazımıza göz atabilirsin. Merhaba kaz dağları bölgemizin oksijen kaynağı her bahar gideriz bu yılda mart ayı için Çanakkale uçak biletini flypgs'den aldık."}