{"url": "https://hohhoyyt.com/2014/10/29/ruya-sehir-rio-de-janeiro", "text": "Rio, bizim eşimle birlikte gittiğimiz ilk uzak mesafe yurt dışı tatilimizdi. Aslında benim için 2 haftalık ve ilk haftası başka bir grup arkadaşımla başlayan, daha sonra eşim ve 2 arkadaşımızla devam eden bir tatil oldu. Son günlerde artık kendimi oranın yerlisi sanmaya başlamıştım. O kadar çok sevdim, o kadar çok ısındım ki, İstanbul'a döndüğüme en üzüldüğüm seyahatim oldu diyebilirim. Uçsuz bucaksız sahil şeridinin tamamını pratik spor aletleri, koşu yolu, bisiklet yolu, voleybol, tenis ve futbol sahalarından oluşan kısımlara ayırmışlar. Tabi ki denize birleşen tarafta da güneşlenmek için yine oldukça geniş bir alan mevcut. Sahil boyunca gezinirken günün her saati spor yapan, elinde sörf tahtası kaykayla yanınızdan geçen insanlara rastlıyorsunuz. Bu sebeptendir ki hemen hemen herkes fit, özellikle erkekler. Eşimin bile yorumu \"Yunan tanrıları Brezilyalıymış bence\" oldu 🙂 Bir de Brezilya'dan iyi futbolcuların çıkması çok normalmiş onu anladım. Plajda muhabbet ederken bir yandan top sektirenler ve güneşin alnında plajda futbol oynamak için bile üniformalarını giymiş maç yapan her yaştan insanlar görüyorduk sürekli. Rio'ya THY ile Sao Paulo aktarmalı olarak gittik. Biletlerimizi 6 ay önce almıştık ve Avrupa şehri bilet fiyatına geldi. İlk hafta beraber olduğum arkadaşlarımla Copacabana sahilinde Arena Copacabana Hotel'de kaldık ve daha çok turistik yerleri gezdik. Rio'ya gittiğinizde görmeniz gereken başlıca yerlerden biri panoramik çok güzel şehir manzaraları görebileceğiniz Sugarloaf. İki tepeden oluşan bu yere teleferikle çıkıyorsunuz ve nefis fotoğraf kareleri yakalayabiliyorsunuz. Dünyanın bir şehir sınırlarındaki en büyük ormanı olduğu iddia edilen yağmur orman Tijuca'ya bir jeep safari yapmak da eğlenceli bir aktivite olacaktır. Biz gitmeden önce Alman bir turist kafilesine paralarını almak için silah çekildiğini duyduk o yüzden yanımıza dandik bir fotoğraf makinesi dışında bir şey almadık. Bu arada Rio için güvenlik anlamında çok kötü yorumlar okuduk ve dinledik, ayrıca yerel halk da sürekli bizi uyarıyordu belli bölgelerde ama neyse ki başımıza hiçbir şey gelmedi. Favela denilen gecekondu mahallelerindeki çeteler polis baskınlarına roket atarla karşılık veriyormuş diye duyduk yani çetelerin ne boyutta olduğunu siz düşünün. Orman içinde şelaler ve envai çeşit bitki türü görebilirsiniz, bir de ortalıkta dolaşan maymunlar 🙂 Birkaç tane de iç açıcı manzara var. Ipanema ile Copacabana arasında bir sabit pazar kuruluyor, plaj sonrasında buraya ıvır zıvır hediyelikler bakmak için gidebilirsiniz. Ama asıl Pazar günleri, Ipanema tarafında Feira Hippie adında bir pazar kuruluyor ki bu pazarda turist olarak gittiğiniz bir yerden almak isteyeceğiniz hemen hemen her şeyi bulabilirsiniz. Satıcıların bazıları da oldukça enteresan tipler. Seyahatiniz pazar gününü içine alıyorsa mutlaka sabahtan buraya gidin ve saatlerce kendinizi kaybedin 🙂 Şu an evimizde bulunan üç adet tabloyu buradan almıştık mesela. Buradan itibaren eşim geldikten sonraki kısımlara geçeyim o zaman 🙂 Biz bu ekiple sörf ağırlıklı olarak devam etmeye karar verdik, o yüzden de Rio'ya 1 saat uzaklıktaki Recreio dos Bandeirantes'te 4 gün geçirdik. Burası oldukça sakin ama sörf yapma hedefiniz varsa eğitim almak için ideal bir bölge. Rio Surf n Stay'in süper hocalarından ders aldık ve denize sıfır Pontal adında çok cici bir pansiyonda kaldık. İkisini de tavsiye ederim. Buraya giderseniz mutlaka araba kiralayıp çevreyi gezin, çok güzel yerler var, hele adını hatırlayamadığım bir restoran var ki gitmezseniz vallahi eksik dönersiniz. Hem ortama hem yemeklere bayıldık biz. İri balıklar, jumbo karidesler, minik çiğ börekler, salata, aperatifler, kısaca denediğimiz her şey çok lezizdi, geleni anında silip süpürdük zaten 🙂 Bu arada Rio'nun genelinde hiç burun kıvırdığımız bir şey yemedik, öncelikle deniz ürünleri olmak üzere her şeye bayıldık. Kilo almadan dönmek gerçekten imkansız. Madem yine yemekten bahsettik, hemen Rio de Janeiro yeme içme rehberimle sizi başbaşa bırakayım. Aprazivel: Santa Teresa'nın sırtlarında, muhteşem manzarası ve otantik atmosferiyle sizi yakalayan, lezzetleriyle de şöleni tamamlayan bir restoran. Oldukça pahalı bir restoran ama Rio'ya gitmişken mutlaka burayı görmelisiniz. Girişteki kısım dışında, terası ve gruplara özel ağaç evleri mevcut. Evet, bildiğiniz tahta merdivenle çıktığınız ağaç evler, çok tatlı değil mi? 🙂 O kadar çok sevdim ki, ilk arkadaş grubumla keşfettiğimiz bu restoranda, bir sonraki hafta için eşimle de gelebilelim diye ağaç evler için yer ayırttım, ağaç evlerde rezervasyonsuz yer bulmak zor görünüyor zira. Bu ikisi dışında da deneyimlediğim ve giderseniz pişman olmazsınız diyeceğim birkaç yeri kısaca önereyim. Copacabana tarafındaki Marius restoranda deniz ürünleri veya et tercih ediyorsunuz, sürekli masanıza tercihinize göre yeni pişen değişik ürünler geliyor, bunun dışında salata ve mezeler de çok çeşitli açık büfe olarak sunuluyor. Buranın dekorasyonu da çok enteresan, her yerin fotosunu çekmek istiyor insan ama bir yandan da aşırı kalabalık biraz göz yoruyor. Yemekler çok iyiydi ama pahalı bir yer, bilginiz olsun. Santa Teresa bölgesindeki Bar do Mineiro, esnaf lokantası görünümlü bir yer gibi geldi bana. Tabi biraz Güney Amerika tarzı esnaf lokantası düşünün. Bence bölgede dekorasyon olarak en gösterişsiz ve salaş yer ama içerisi tıka basa doluyor. Bunun da sebebi sanıyorum porsiyonların inanılmaz büyük ve fiyatların uygun olması. Hippi pazarına gider ve alışveriş sonrası oturup bir yemek ihtiyacı duyarsanız, Felice, pazara yakın lokasyonuyla tavsiye edebileceğim bir yer. Bahçesinde oturup yemek yanına biranızı yudumlayarak dinlenebilirsiniz. En azından biz öyle yaptık 😀 Si Senor, Rio'nun nezih bölgelerinden Leblon'da bir Meksika restoranı. Biraz pub havası var aslında. Biz yemek sonrası birer içki alıp sohbet etmek için oturduk sadece ama dayanamayıp tacolarından da denedik, gayet güzeldi. Sıcak ortamı ve harika margaritalarıyla beni yakaladı açıkçası. Barthodomeu, Ipanema'ya gittiğimizde hemen hemen her plaj sonrası uğradığımız bir yerdi. Çıkınca bir şeyler yiyebileceğiniz birçok sahil büfesi mevcut, ama oralarda çok kısıtlı yiyecek seçenekleri var. Copacabana'ya doğru birazcık akşam yürüyüşü yapıp Caesar Park otelin oradan ara sokağa girerseniz, uğrak yeri haline getireceğiniz bu salaş mekanı bulabilirsiniz. Yine plaj sonrası için, İpanema'nın ara sokaklarından birinde Papa Gui diye salaş bir İtalyan pizzacısı keşfettik, ve memnun kaldık, çekinmeden deneyebilirsiniz. Son olarak, bizim Kızılkayalar tarzı ayaküstü büfelerden bir tanesi ama en güzeli Polis Sucos'tan bahsetmem gerek. Bir tane asla yetmez dediğimiz sandviçleriyle ve tazecik meyve sularıyla gönlümüzde taht kurdu. Yalnız, gelmişken değişik bir şeyler yiyeyim diye yersiz maceralara dalmayın, çok abuk şeyler çıkıyor. Standarttan şaşmayın, hamburger cheeseburger filan ile öğününüzü tamamlayın derim. 😉 Mekanlar dışında, yol üzerinde, seyyar satış yapan bir \"Tapioca\"cı vardı bir tane, onu yakalayabilirseniz mutlaka deneyin. Adam yerinde pek durmadığı için ben sadece 2 kere denk gelebildim. Tapioca, Rio'ya özgü Manyok bitkisinin kökünden yapılan bir nişastayı akıtma gibi pişirerek yaptıkları bir yiyecek. Arasına birkaç çeşit malzeme konulabiliyor, rende kaşar ile denerseniz muazzam bir şey oluyor. Rio gece hayatı için bizim Taksim'e en yakın yeri Lapa denen bölge. Burada bir sürü pub, ve gece klübü var. En azından bir gece buradaki barlara girip çıkabilirsiniz, ben 6-7 gece gittim sanırım. Onun dışında, Gavea bölgesinde OO diye bir yere gitmiştik, orayı tavsiye edebilirim, müzikler güzel, insanlar güzel, ortam güzel, daha ne olsun?! Rio, benim İstanbul dışında yaşamak istediğim tek şehir oldu. Birçok ülke gezdim ama gerçekten kendimi en oralı hissettiğim şehir burasıydı. Neden bilmiyorum, belki siz o kadar da beğenmezsiniz ama henüz gitmeye niyetlenmediyseniz, seyahat listenizin üst sıralarına almanızı öneririm. Bu arada bir dip not düşeyim; benim gibi yanınıza çok fazla para almayıp gittiğiniz yerlerde ATM'den para çekmeyi tercih eden biriyseniz, Brezilya'nın bankanızın Fraud listesinde olup olmadığını mutlaka kontrol edin. Ben para çekme konusunda sıkıntı yaşadım ve biraz zor durumda kaldım, neyse ki hemen hemen her yerde kredi kartı geçiyor ve arkadaşlarım yanımdaydı ama sizin de aklınızda bulunsun. Bu arada para birimleri Real ve yaklaşık 0,5 dolar değerinde. Şimdiden iyi tatiller!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2014/10/30/barbare-vineyards", "text": "Geçenlerde, Kucuk Martha olarak bilinen blogger bir arkadaşımın, Barbare şaraplarının üretildiği Barbaros Bağ Evi'ne düzenlediği gurme tura katıldık. Eşim ilk başta mırın kırın etti Pazar günleri öğlene kadar uyumayı çok sevdiği için ama tur sonrası ikimiz de gittiğimize çok memnun olduk. 16 kişi civarı kişiden oluşan butik bir turdu ve sabah 9:30 İstanbul kalkış, akşam 21:30 civarı İstanbul'a varış şeklindeydi ve yol tek gidiş yaklaşık 2 saat sürdü. 11:30 gibi mekana ulaştığımızda hemen bizi Barbare'nin Rose şaraplarıyla karşıladılar. O saatten itibaren, elimizden kadehler düşmedi zaten 🙂 Burak Şef'in sabah şarap yanına atıştırmalık olarak hazırladığı peynir tabağı, tereyağlar ve Focaccia öğleden sonraki ziyafetin habercisi gibiydi. Sunum da, tatlar da çok güzeldi. Brunch keyfimizden sonra sonra bağı gezip üzümler ve şaraplar hakkında bilgi aldık. Bağlarda, Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah ve Türkiye'de pek duymadığımız Grenache ve Mourvedre üzümleri dikiliymiş. 2001 yılında başlayan yolculukları, 2007 yılında ilk şarap üretimi ve 2011'de de satışa geçmeleriyle devam etmiş. Bağ evinin minik köpeği Bebito turumuzun maskotu oldu, ve zaten yeterince güzel olan günümüze bir renk daha kattı, bütün gün kucaktan kucağa gezdi durdu. Şimdi biraz daha büyümüştür herhalde, biz gittiğimizde henüz 2 aylıktı ve çok sıcakkanlıydı. Hangi şarapları en çok sevdiğimi sorarsanız Elegance ve Prestige benim favorilerim oldu. Akşam evimize dönmeden önce tatlımızı ve şaraplı dondurmamızı ikram edip uğurladılar bizi. Tatlımız yine bir tarttı ve ben kaç dilim aldığımı saymadım 😀 son olarak şarap alışverişimizi yapıp ayrıldık. Biz turdan genel olarak çok keyif aldık. Bunda hem Kucuk Martha'nın organizasyonu, hem de Barbare Bağları'nın misafirperverliği etken. Turla gitmeyi tercih etmezseniz de ağzınızda güzel tat bırakacak bir gün için Barbare'ye gitmenizi tavsiye ederim. Bu arada bağda konaklama imkanı da mevcut ve fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla oldukça güzel odaları var. Web sitesini ziyaret ederek ücretler hakkında bilgi edinebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2014/11/01/ispanak-sufle", "text": "Ispanak yemeği şahsen o kadar çok sevdiğim bir şey değildir ama ıspanakla hazırlanan mezelere bayılırım. Yani tek başına değil de, başka malzemelerle kaynaşma konusunda birebirdir bence. Tarifini vereceğim ıspanak sufle, içinde başka malzemeler de olan ve inanılmaz güzel bir yemek. Yapılışı: Ispanağı güzelce yıkayıp ayıklıyoruz. Küçük parçalar halinde kesiyoruz. Soğanı yemeklik doğruyoruz. Tereyağımızı tavada eritip soğanlarımızı biraz kavuruyoruz. Daha sonra ıspanak ve zeytinyağ ekliyoruz. Ispanaklar küçülüp rengi koyulaşınca unu ekleyip kavurmaya devam ediyoruz. Hamurumsu bir kıvam alınca sütümüzü ekliyoruz. Arzu ettiğimiz kadar tuz ve karabiber ekliyoruz. En sonunda bir kapta çırptığımız yumurtayı, ufaladığımız beyaz peyniri, küçük parçalara ayırdığımız pastırmaları ve rendelediğimiz kaşarın bir bölümünü ekliyoruz. Karışımımızı sufle kaplarımıza paylaştırıyoruz. Tercihe göre tamamını borcama da koyabiliriz. Üstüne kalan kaşarı serpiştiriyoruz. 180 derecelik fırında 20 dk kadar pişirip hemen servis ediyoruz. Ben çok sevdim umarım siz de seversiniz. Sufle kaplarına koymak yerine yukarıdaki gibi sapları çıkarılmış mantarların içine koyarak da pişirebilirsiniz, o da harika oluyor. Son bir fikir olarak, aynı malzemeyi haşladığınız boncuk makarna ile karıştırıp fırına da sürebilirsiniz. Hepsi birbirinden lezzetli, tavsiye ederim. Afiyet olsun!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2014/11/19/batumda-jazz-festivali-ve-geri-kalanlar", "text": "Geçtiğimiz yaz bir haftasonu kaçamağı için Batum'a gitmeyi düşünmüştük eşimle. Sonra uçak bileti fiyatlarının çok da tek gecelik bir tatil uygunluğunda olmadığını gördük ve uzatmaya karar verdik. 🙂 Bu arada, Batum'da her yıl düzenlenen Jazz festivalinin, Ramazan bayramı ile kesiştiğini fark edince, gitmişken 5 günlük tatil olsun dedik. Batum, benim beklentimin oldukça üstünde bir yer çıktı, ancak yaz mevsimi dışında gitmek çok anlamsız bence. Öncelikle Jazz festivalinden bahsetmek istiyorum. Gürcüler genel olarak sanata düşkün olduğu için kaliteli bir organizasyon bekliyordum zaten ve yanılmadım. Biz son 2 gününe yetişiyorduk planımıza göre, ama yetiştiğimiz kadarından çok keyif aldık. İlk gittiğimiz gece sokak konserlerine denk geldik. Oldukça kalabalık bir ekipten oluşan bir grubu izledik ve gerçekten hepsi çok yetenekliydi. Son gecemizde de Parov Stelar'ın VIP partisine katılma şansı bulduk. Club Take Five diye çok güzel bir gece kulübünde düzenlenen bu partide de çok eğlendik. Partide benim en çok hoşuma giden de herkes son derece şık olmasına rağmen topuklu kimseyi görmedim. İnsanlar oldukça rahattılar yani, kimse kasmamış illa topuklu giyeceğim diye. Benim bunun ekstra hoşuma gitmesinin sebebi de tabi ki partiye benim de topuksuz gitmiş olmam. Yanımda topuklu ayakkabı getirmediğim için biraz huzursuz olmuştum da giderken 🙂 Bu arada Parov Stelar'ın kim olduğunu halen bilmeyen varsa da aşağıdaki muhteşem şarkıyı bir dinlemesini tavsiye ediyorum. Batum'da turistik olarak gidilmesi gereken bana göre olmazsa olmaz tek yer Botanik Bahçesi. Onun dışında teleferiğe binebilirsiniz, Ali Nino heykelini görebilirsiniz, dönme dolaba binebilirsiniz. Akşamları sahilde yürüyüşe çıkıp, yol boyunca çeşitli figürler görebilirsiniz. Burada görülmesi gereken tüm yerleri boşuna saymama gerek yok. Öncelikle bunlar her yerde yazıyor, diğer neden de ben o kadar fazla tarihi yer gezmeyi seven biri değilim. Avrupa seyahatlerimde tüm tarihi yerleri ve müzeleri gezdikten sonra artık sıkılıyor da olabilirim 🙂 Ben daha çok şehri yaşamayı seviyorum seyahatlerde. Piazza meydanındaki restoranlarda yemek yiyebilirsiniz, Gürcü mutfağı için Mimino Restoranı özellikle tavsiye edebilirim. The Quiet Woman ise sadece birer içki almak için tercih edilebilir. Başka yemek için tavsiye edebileceğim, sahil boyunda iskelenin orada bir restoran var. İskeleye doğru yürürken, sağınızda kalan restoran, bir Türk işletmesi ve mezeleri oldukça lezzetli. Biz rakı balık keyfimizi burada yapmıştık ve memnun kalmıştık. İsmi de Pier Batumi tarzı bir şeydi, tam hatırlamıyorum 🙁 Gelelim benim Batum'da en çok sevdiğim mekana yani FanFan'a. Bana göre açık ara Batum'un en cici kafesi. İçerisi Retro müzesi gibi. Hiçbir masa birbirine benzemiyor ve her köşesi babaannenize gitmişsiniz hissi yaratıyor, tabi babaannenizin evinde bar varsa :p Dışarıda oturmak için de birkaç tane masası var. Her öğün için rahatlıkla tercih edebileceğiniz, yemekleri oldukça lezzetli bir yer. Batum'un beach'leri bizimkilere kıyasla çok daha kaliteli ve uygun fiyatlı. Biz ilk olarak Sector 26'yı denedik ve sonra resmen müdavimi olduk, bir gün hariç her gün ordaydık. 🙂 Çok popüler bir yer ve hizmetten de çok memnun kaldık açıkçası, o yüzden de yeni maceralar denemeye gerek yok dedik. Ayrıca gün batımından sonra gece kulübü olarak devam ediyorlar. Kalan tek günde de Sheraton'ın havuzuna gitmiştik. Onu da tavsiye ederim. Müzikler ve yemekleri güzel, ayrıca havuzu çok büyük. Bu arada konaklama için Sheraton veya çevresini tercih etmenizi öneririm. Her yere çok yakın oluyorsunuz. Biz botanik bahçesine gittiğimiz gün dışında hiç araç kullanmadık. Bu arada Trabzon'dan geçişi kısa sanıp uygun olsun diye direkt uçuş yerine Trabzon bileti aldım. Trabzon'a uçup, oradan taksiyle geçiş yaptık ama çok tavsiye etmiyorum, taksiyle gidilen yol çok uzun oluyor. Bir daha gidersem şahsen direkt uçarım. Velhasıl, bir sonraki Jazz festivaline denk getirip Batum'da bir yaz tatili yapmanızı kesinlikle öneririm, biz çok eğlendik, umarım siz de eğlenirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2014/12/16/gurcistanda-kayak-icin-gudauri", "text": "Gudauri kayak merkezi Türkiye'de pek bilinmeyen bir yer ama bence kayak severlerin kesinlikle bir şans vermesi gerekiyor. Yılbaşında kayak tatili, en popüler seçeneklerden biridir. Biz de geçtiğimiz yılbaşında bir kayak organizasyonu yapalım dedik. Yakınlarda fiyat olarak uygun ve pistleri de güzel olan Gudauri'de karar kıldık. Türkiye'den çok daha uygun fiyatlara kayak tatili yapma olanağı bulacağınız Gudauri'ye, uçakla Tiflis'e giderek, oradan yaklaşık 2 saatlik kara yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Kalabalık gidiyorsanız bir minibüs tutmanızda fayda var. Aşağıdaki fotoğraf, eşimin kaldığımız odada gece çektiği bir fotoğraf. Kar durumunu kontrol etmenizi tavsiye ederim, yoksa şehirden uzak bu yerde bütün gününüzü yemek yiyip yatarak geçirirsiniz, benden söylemesi. Yapacak başka hiçbir şey yok çünkü. Tesisler fazla lüx değil ama ihtiyaçları karşılıyor. Çok büyük beklentiniz yoksa Carpe Diem Hotel'i tavsiye ederim. Daha lüks bir tesis var mı onu da bilmiyorum açıkçası. Yarım pansiyon olarak hizmet veren tesisin kahvaltısı ve akşam yemeği oldukça yeterliydi. Alakart menüsünde de Gürcü mutfağının klasiklerinden çeşitler ve standart yemekleri bulabilir, gün içinde acıktığınızda sipariş verebilirsiniz. Otelin çok az ilerisinde Vitamin diye bir dağ kafesi var. Kayarken mola vermek için ideal bir yer, burada da gayet güzel yemek alternatifleri mevcut. Yalnız çok kalabalık, yer bulmakta sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bir de içecek kuyruğu bekliyorsunuz çoğu zaman. Bu kafe akşamları da açık bu arada, otelden sıkıldığınızda buraya kaçabilirsiniz. Yılbaşı eğlencesine gelirsek; özetle nostaljik bir gece olduğunu söyleyebilirim. Yemek saatinde canlı jazz programı vardı. Daha sonra dj müzikleri ve yarışmalar başladı. Yarışmalar bizim ortaokulda gittiğimiz çaylarda yapılan yarışmalar tarzıydı bildiğimiz, ama biz çok eğlendik. Patatesi alnının ortasına koyup dans etmeye çalışmacalar, dans ederken sandalye kapmacalar, limbo dansı yapıp kaybettikçe shot içmeceler... Aklınıza bu tarz daha ne yarışma geliyorsa hemen hemen hepsine katıldık o gece 🙂 Gece yarısından sonra da diskoda hep beraber coştuk. Velhasıl, bu yılbaşında ne yapsak diye düşünenlere, kar yağarsa ve güzel bir grubunuz varsa önerimdir. Yılbaşı olmazsa da, yurt dışında kayak merkezleri keşfetmek isteyenler için yakın bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İyi eğlenceler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2014/12/24/dugunden-detaylar", "text": "Evleneceklere fikir olması açısından düğünümüzden birkaç detay paylaşmak istiyorum. İkinci bir detay da nikah şekeri yerine kullandığımız çiçeklerdi. Biz ikimiz de doğa, çiçek, böcek seven insanlarız. Aslında ilk fikir fidan ya da, davetliler adına Tema'ya bağış yapmaktı tabi ki ama ben insanların evlerinde bizi hatırlayabilecekleri uzun ömürlü bir şey olsun istedim. O yüzden misafirlerimiz için, sukulent, kaktüs ve limondan oluşan bu güzel çiçekleri seçtim. Amerikan tipi posta kutusu daha şık olurdu ama Türkiye'de bulamadım, Mudo'da bu kutuyu görünce yurt dışından da sipariş vermeye gerek duymadım. Bence böyle de fena olmadı. Düğün öncesi gelinliğin asılı olduğu fotoğraflar bir klasiktir ve fotoğraftaki gizli özne de bana göre askıdır. İşte bu yüzden gelinlik askıma da özendim ve bu dünyalar tatlısı askıyı yaptırdım. Son olarak, düğün fotoğrafçımızdan bahsedeyim. Fotoğraf konusu en önemli detay bence, bu yüzden düğün için iki ayrı fotoğrafçımız vardı. Birincisi benimle kuaförden itibaren birlikte olan ve daha sonra eşimle ikimizin fotoğraflarını çeken, düğünde de özel anlarda yine bizimle olan fotoğrafçımız Defne Burat. Diğeri de tüm düğünümüzün fotoğraflarını çeken düğünün gerçekleştiği şehirdeki yerel bir fotoğrafçı idi."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/01/03/bir-cifttlik-hikayesi", "text": "Geçtiğimiz Pazar günü eşimle sosyal medyadan duyduğumuz Çifttlik adlı mekanı ziyarete gittik ve çok beğendik. Ben de burayı yazmalıyım diye düşündüm. Mekan Çatalca Örencik Köyü'nde, yani yakın haftasonu kaçamakları için harika bir alternatif. Girer girmez çok güzel bir kahvaltıyla karşıladılar bizi. Bir sonraki gidişimizde, konaklayıp şömine başı sohbetleri yapmak istiyoruz, o zaman konaklama ve akşam yemeği detayını da eklerim. İlk müsait Pazar gününüzde taze ürünlerle kahvaltı edip, vadi manzaralı verandasında çayınızı kahvenizi içerek kitap okumak, tertemiz havada huzur dolu bir gün geçirmek için mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/01/17/yilbasi-raclette-ve-soframiz", "text": "2014, ülkemizde ve dünyada birçok olumsuzluk ve kayıp yaşanan bir yıl oldu. Umarım 2015, barış ve mutluluk dolu bir yıl olur. Kendim ve ailem adına konuşmak gerekirse çok güzel bir yıl geçirdik ve 2015'in de aynı güzellikte ve yeni sürprizlerle dolu olmasını diliyorum. 🙂 Son yıllarda yeni yıla yurt dışında giriyorduk ama bu sene izin mevzularından dolayı evde geçirmeye karar verdik. İstanbul'da yılbaşı trafiği çekilmez oluyor, daha önceki yıllarda gittiğim mekanlar da beni pek tatmin etmemişti, o yüzden bence yeni yıl İstanbul'da kutlanacaksa en güzeli evde sevdiklerinizle kutlamak. Bu yılbaşı canım kuzenim ve nişanlısı bizimleydi. Yeni yıla yeni bir keşifle girdik. Dünya için keşif sayılmaz ama bizim için öyleydi, o yüzden paylaşmak istedim. Bizim yabancı damat, gelirken Raclette makinesi getirdi ve bizi bu harika yemek ile tanıştırdı. Raclette, bir İsviçre peyniri, Raclette makinesi de hem bu peyniri eriterek yemenize olanak veriyor hem et, karides, patates, mantar gibi yiyecekleri de üst tarafında aynı anda pişirmenizi sağlıyor. Peynirin aroması çok yoğun ve eritmeden önce oldukça ağır kokuyor, ama eriyince öyle bir lezzetli oluyor ki, damadımızın gelirken getirdiği 2 kilo peyniri anlamadan bitiriverdik 🙂 Makinenin üst kısmı taş, o gece bu kısmında et, mantar, karides ve önceden haşlanmış olan patateslerimizi pişirdik. Eritilmiş peyniri patatesin üstüne bırakıp yediğinizde, bu aleti ve peyniri nereden bulabilirim diye araştırmaya başlayacağınızdan eminim. 😉 Araştırmalarıma göre, Türkiye'de şu anda sadece Cloer diye bir markanın satışı mevcut. Bir de Sinbo'nunkini gördüm ama yorumlar pek iyi değildi. Eve misafir çağırdığınızda hem pratik ve değişik hem de oldukça lezzetli bir sofra için kesinlikle tavsiye ederim. Yanına salata ve birkaç meze eklediniz mi bizim yaptığımız gibi harika bir yılbaşı yemeğine de dönüştürebilirsiniz. Herkese sağlıklı, bol kazançlı, mutluluk ve aşk dolu yıllar diliyorum!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/01/30/macera-dolu-amerika-los-angeles", "text": "Eşimle geçtiğimiz yaz düğün öncesi kafamızı dağıtmak için Amerika'ya gittik. İkimiz de çok seyahat eden tipler olmamıza rağmen bu yaşımıza kadar Amerika'ya gitmemiştik. Amerika vizesi alırken biraz stres olduk hatta çünkü çevremizde vize alamayanlar vardı, ama hiç de korktuğumuz gibi olmadı. Son derece sempatik konsolosluk görevlilerine denk geldik ve doğru düzgün soru bile sormadan, pasaport ve başvuru formu dışında bir belge istemeden vizelerimiz onaylandı. Uçak biletlerimizi 2 ay kala aldık ve cidden oldukça pahalıya geldi 🙁 5-6 ay önceden almakta fayda var. Bu tatil hem bize bir ön balayı oldu hem de nikahımızı Las Vegas'ta kıyıp geldik. 🙂 Las Vegas'ta nikah kıyma ve Türkiye'de geçerli kılma hakkında tek bir Türkçe kaynak bulamadığım için bir başka yazıda bu süreci ayrıca anlattım. Unutulmaz bir nikah istiyorsanız, bana göre Las Vegas çok iyi bir seçim! Bizim rotamız Los Angeles ile başladı, Las Vegas ve San Diego ile devam etti. 11 günde bu 3 şehri doya doya gezdiğimizi söyleyebilirim. Tabi gönül isterdi ki Los Angeles'ta aylarca hatta yıllarca kalalım, bayıldık biz. Bu post'ta tek başına Los Angeles'tan bahsetmek istiyorum. Otelimize karar vermeden önce Los Angeles ile ilgili çok fazla yazı okuduk ve kesinlikle sahile yakın olmamız gerektiğine karar verdik. Los Angeles'ta nerede kalırsanız kalın illa diğer tüm bölgelere araç ile gitmeniz gerekecek. O yüzden araba kullanmadığınız zamanlarda en çok nerede vakit geçirmek istiyorsanız orada olmanızı tavsiye ediyorum. Biz sörf yapma ihtimalimiz ve bize uygun olduğunu düşündüğümüz bohemliği sebebiyle Venice Beach ile Santa Monica arasında bir bölgede denize sıfır Venice Beach Suites & Hotel'de kaldık ve seçimimizden hiç pişman olmadık. Los Angeles'a 6 gün ayırdık ve bunun yalnızca 3 günü için araba kiraladık. Geri kalan günlerde bisiklet kullandık, bir de Universal Stüdyoları'na giderken taksiye bindik. Araba kiraları çok uygun ve hava da çok güzel olduğu için cabrio bir Ford Mustang tercih ettik. Üstü açık araba sahil şehirleri için bence en mantıklısı, özellikle Malibu'ya giderken uçuş uçuş çok keyif almıştık. GPS dahil kiralama yaptık ve çok rahat ettik. Malibu'ya gittiğinizde biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, ama doğru yerlere giderseniz güzel bir gün geçirirsiniz mutlaka. Biz Paradise Cove diye bir yere gittik ve orayı çok sevdik, o yüzden size de tavsiye etmek istiyorum. Hem plajı güzel hem de restoranı. Restoranın meşhur Paella'sından yedik ve bayıldık. Yalnız bu Paella resmen 4-5 kişilik, biz ikimiz tıka basa yediğimiz halde kalanlardan 2 büyük tabak da paket yapıldı, bunları da dönüşte evsizlere ikram ettik, çok mutlu oldular 🙂 Bu arada her zamanki gibi gözüm bir yandan diğer masalara gidenlerdeydi, enfes gözüküyordu her şey. Biz akşama kadar burada takılmıştık, akşam biraz serin oluyor, yanınıza kalın bir şeyler de almanızı tavsiye ederim. Mekanın lounge sandalyelerinde birer içecekle günü bitirmek de çok keyifliydi. Los Angeles'a gitmişken mutlaka Universal Studios yaparsınız diye düşünüyorum, oranın detaylarına pek girmeye gerek duymuyorum ama sabahtan gidip akşam üstüne kadar çok eğlendiğimizi ve kesinlikle Front of Line denilen öncelikli biletlerden almanın çok faydalı olduğunu belirtmek istiyorum. Mekanın bahçesi de var ve biz bahçede oturmayı tercih ettik. Soframız, tabaklar, her şey çok ciciydi. Değişik yemek seçenekleri var, mutlaka kendinize uygun bir şeyler bulursunuz. Benim sevdiğim yerlerden biri de Abbot Kinney oldu. Sağlı sollu butik dükkanları ve güzel kafeleriyle uğranması gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Sahile yürüme mesafesinde olduğu için bizim kahvaltılarımızın adresi oldu bu cadde. Bir de çok güzel graffitiler vardı fotoğraflık. Ev dekorasyon, deri ve giyime dair çok cici dükkanlar keşfettik burada. Alışveriş yapmadan dönmek pek mümkün değil. Bu sokakta bir de TOMS markasının içinde cafe olan bir mağazası vardı, orayı da beğendim. Güne fresh bir başlangıç yapmak isteyenlere kahvaltı için tavsiye edeceğim mekan, Kreation adındaki tamamen organik ürünler bulabileceğiniz bir yer. Hem satış yapılıyor, hem de oturup bir şeyler yiyebiliyorsunuz. Biz hem kahvaltımızı hem de ortamı çok beğendik. Abbot Kinney'e gelmişken buraya çok yakın olan Venice kanallarını da bir ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Venice Beach'e adını veren de bu kanallar sanıyorum. Aşırı tatlı evler var. Burada güzel fotoğraflar yakalayabilirsiniz. Beverly Hills tarafına da mutlaka gidersiniz zaten, bu bölgede güzel evler, lüks arabalar ve dizilerde, filmlerde gördüğünüz sokakları gezmiş olacaksınız, çok yazacak bir şey yok bana kalırsa. ama meşhur cupcakeçi Sprinkles'ı mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Sprinkles ATM'inden mis gibi kokular eşliğinde sımsıcak cupcakelerinizi beklerken sabırsızlığınız artacak, ilk ısırığı aldığınız anda da bayılacaksınız. Los Angeles'a gitmişken mutlaka vakit ayırmanız gereken şeylerden biri de alışveriş tabi ki. Birçok markanın oldukça indirimli ürünlerini bulabilirsiniz. Gitmeden önce online olarak indirim kuponlarını alırsanız ekstra karlı çıkarsınız. http://www. premiumoutlets. com/ adresinden kuponlarınızı basabilirsiniz. Biz Los Angeles'a 40 dk kadar uzaklıktaki Camarillo Premium Outlets'e gitmeyi tercih ettik, gayet başarılı bulduk ve oldukça sağlam bir alışveriş yaptık 🙂 Outlet'in çok yakınında yine meşhur bir fastfood zinciri olan In-N-Out Burger'de yeme fırsatı bulduk. Methini çok duymuştuk ve cidden haklıymışlar, baya lezzetliydi. Beni facebook ve instagramdan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/02/22/macera-dolu-amerika-las-vegas-san-diego", "text": "Los Angeles'tan sonraki durağımız Las Vegas oldu. United hava yolları ile oldukça uygun fiyata uçmuştuk. Burada araba kiralama gereği duymadık çünkü bütün olay meşhur Strip üzerinde ve neredeyse her yere yürüyerek gitmek mümkün. Las Vegas, sizi uçaktan indiğiniz anda slot makineleriyle karşılayarak havaya sokuyor. Amerika tatilimizin bizim için en özel kısmı Las Vegas'tı çünkü hastalıkta sağlıkta birbirimizin yanında olacağımıza söz verdiğimi şehirdi. Nikahımız Bellagio'da gerçekleşti, ve kalmak için de bu oteli tercih ettik ve çok da memnun kaldık. Çok daha lüks oteller var tabi ki ama Vegas'ın simgelerinden biri olduğu için burayı özellikle istedik. Kumarhane olarak en vasat otellerden biri diyebilirim ama gece kulüpleri ve restoranlarını beğendik. Kumarhane için hemen yanı başımızdaki Cosmopolitan'ı çok beğenmiştik. Biz gündüzlerimizi şöyle bir Strip turu atıp, otelleri dolaşarak ve havuz alanında güneşlenerek geçirmiştik. Çünkü gündüz yapacak çok da bir şey yok aslında. Gitmeden önce havuz partilerini araştırmıştım hep, çok eğlenceli olduğundan bahsediyorlardı ama Bellagio'nun havuz alanını gayet başarılı bulduğumuz için otelimizde takıldık. Bu arada otellerde gece başına servis ücreti gibi bir şey ekleniyor, bu servis ücreti havuzdan da faydalanmanıza olanak veriyor. Las Vegas'ta yeme içme konusundan da bahsedeyim. Otel ücretlerine kahvaltı veya diğer öğünler dahil değil. Otellerdeki restoranlar da pek ucuz değil açıkçası ama sınırsız büfeleri çok uygun fiyata geliyor. Bellagio'nunki gördüğüm en başarılı açık büfelerden sanıyorum. Akşam yemeği için çok uzun kuyruklar oluyor, o yüzden biz kahvaltı ve öğle yemeklerimizi burada değerlendirip, akşamları şık restoranlarını tercih ettik. Bir kahvaltımız için de Las Vegas Paris Hotel'deki Le Cafe'yi denemiştik. Bu otelin iç dizaynı Paris sokaklarında dolaşıyormuş hissi vermek üzere tasarlanmış, tavanının bulutlu deseni de bu hissi destekliyor. Bu otelde biraz vakit geçirmenizi öneririm. Gece klüplerine giriş için gündüz kumarhane etrafında dolaşırken promosyoncu tipleri yakalayıp ücretsiz giriş ve içki şansı yakalayabilirsiniz. Eli yüzü düzgün bir kadınsanız onlar sizi yakalıyor zaten 🙂 Biz bu şekilde giriş yaptık, upuzun kuyruklarda fazla beklemeden öncelikli olarak içeri alındık. Anladığımız kadarıyla bu promosyoncular güzel kadınları kulüplere toplayıp zengin erkeklerin de peşlerinden girmesini sağlıyorlar. Çünkü biz içeri girdiğimiz sıralarda genelde yoğun bir kadın istilası olduktan sonra erkekler girmeye başlıyordu. Las Vegas'ta gündüz yapacak bir şey olmadığından, millet otel geziyor anca. Resmen rehberli gruplar kaynıyor otellerin her yeri. Gitmeden önce yaptığım araştırmalara göre mutlaka görülmesi gereken otelleri hep gezdik ama pek de öyle beğenmedik biz açıkçası. O yüzden otelleri gezmekle çok da vakit harcamaya gerek yok bana göre. Bize göre iç dizaynı en güzel olan otel Bellagio idi. Önündeki efsane havuz şovu da cabası. Gitmeden önce o kadar da umurumuzda olmayan havuz şovu gerçekten bizi oldukça etkiledi. Müziğe uygun olarak dev boyutlara ulaşan bir su dansı izliyorsunuz. Amerika'daki son durağımız San Diego oldu. San Diego'da yine araba kiraladık. Merkezde kaldığınızda özellikle geceleri araca ihtiyaç olmuyor ama gündüz çevreyi gezmek için araç şart. Daha önceki yazım sonrası sorular gelmişti nereden kiraladığımızla ilgili, bu yazıda belirteyim. rentalcars. com aracılığıyla National ve Alamo'dan kiraladık, hiçbir sorun yaşamadık. Otel tercihimiz Manchester Grand Hyatt San Diego oldu, lokasyon açısından çok başarılı bulduk, genel olarak da memnun kaldık. San Diego'da gitmeniz gereken yerlerden biri Coronado Adası. Ana karaya bir köprüyle bağlı olan bu adaya çok kalabalık olmadan sabhatan gidip güzelce kahvaltınızı edebilir, sonrasında da denize girebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraf köprüde çekilmişti. Aynı günün öğleden sonrasını da Old Town bölgesine ayırabilirsiniz. Burada alışveriş yapmak için birçok dükkan var ve ortam genel olarak dolaşmak için de oldukça tatlı geldi bize. Sınıra yakın olması nedeniyle Meksika mutfağı burada çok yaygın ve duyduğum kadarıyla orijinallerini pek aratmıyormuş. Buradan size çok beğendiğimiz bir restoran tavsiyesinde bulunmak istiyorum. Fiesta de Reyes isimli restoran hem ortam hem de lezzet olarak bizi memnun etti. Çevrede nereleri görmeliyim derseniz, öncelikle deniz aslanları ile ünlü La Jolla bölgesini tavsiye edeceğim. Biz gittiğimizde inanılmaz bir koku vardı o yüzden pek duramadık ama deniz aslanlarını doğal ortamlarında çok yakından görebilme fırsatını kaçırmamanızı öneririm. La Jolla'nın denize girilebilir olan kısmı ise son derece kalabalık bir bölge, o yüzden tercihinizi merkeze daha yakın olan Pacific Beach'ten yana kullanabilirsiniz. Hem o kadar kalabalık değil hem de sahil kenarında bir şeyler içebileceğiniz mekanlar var. Bu bölgede daha çok üniversiteliler var ama biz pek önemsemedik. Biraz daha uzaklaşmayı düşünürseniz Newport Beach'i tavsiye ederim. Biz Los Angeles'a döneceğimiz gün erken çıkıp burada takılmıştık. Çok güzel evler var, bir başka yaz arkadaşlarımızla burada bir ev kiralamak lazım diye konuştuk hatta. Ben yazarken tekrar oralarda olmayı çok istedim. Yakın zamanda planınız varsa çok şanslısınız. Şimdiden size iyi yolculuklar ve bol eğlenceler! PS: Los Angeles yazısı için buraya tık tık. Beni facebook ve instagramdan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/03/14/hindistan-notlari", "text": "Çok uzun zamandır Hindistan'a gitmek istiyordum ve geçtiğimiz Ekim ayında eşimle ve 2 arkadaşımızla gitme fırsatımız oldu. Bizim gözümüzle Hindistan'dan notlar paylaşmak istiyorum. Uçak biletlerimizi millerle almıştık, ve millerle Hindistan'da düzgün tarihlerde sadece Bombay'a yer bulduğumuz için gezimize oradan başladık. Bu arada millerle aldığım uçak biletleri arasında en düşük vergi ödediğim yer oldu Bombay, çok avantajlıydı yani. Gitmeden önce çok duymuştum, şehrin bir kokusu olduğunu, gerçekten hava alanına iner inmez kesif bir koku duymaya başlıyorsunuz ve Bombay'da olduğunuzu hissediyorsunuz. Otel olarak Trident Nariman Point'te kaldık. Şehir merkezinde, Marine Drive üzerindeydi ve her yönden çok memnun ayrıldık. Bombay'da mutlaka görülmesi gereken bir yer varsa o da Elephant Island bence. Tabi ki yaklaşık 3 gün boyunca şehri gezdik dolaştık ama aklımızda kalan asıl yer burası oldu. Burada mağara içlerinde tapınaklar, alışveriş edebileceğiniz sağlı sollu tezgahlar ve çokça maymun var. Adaya ulaşmak için Gate of India'ya gidip buradan teknelere biniyorsunuz. Yemek için biz popüler cafeleri ve otelimizin restoranını tercih ettik. Leopold Cafe, Shantaram isimli Bombay'da geçen bir kitapta bahsedildiği için oldukça meşhur. Uluslararası bir mekan olduğu için Hindistan'da kırmızı et yiyebileceğiniz nadir yerlerden diyebilirim. Buradaki bir diğer meşhur yer de Cafe Mondegar. Çok cici bir mekan ve burayla ilgili hediyelik eşya alma şansınız var. Bu ikisi de turistlere bolca rastlayacağınız yerlerden. Hindistan'a ilk vardığımızda sanırım biraz tedirgin olduğumuzdan Bombay'da etnik mekanlar denemekten kaçındık ama zaten gezmek çok zaman aldığı için yemeği o kadar önemsemedik. Prince of Wales Museum ve Chhatrapati Shivaji Terminali gittiğimiz diğer yerlerden. Alışveriş için çok çeşitli tekstil ürünleri ve her türlü ıvır zıvır bulabileceğiniz Crawford Market'i ve Colaba bölgesini tavsiye ederim. Bombay'dan Indigo hava yolları ile Delhi'ye geçtik. Delhi'de de görülecek oldukça fazla yer var. Biz burada otelimiz aracılığıyla rehberli ve şoförlü bir araç kiraladık ve çok rahat ettik. Otel tercihimiz The Metropolitan Hotel & Spa New Delhi oldu. En çok hoşumuza giden yerler Qutub Minar ve Hümayun Türbesi oldu. Kısıtlı vaktiniz varsa bu ikisine öncelik vermenizi tavsiye ederim. Bunun dışında RedFord, Lotus tapınağı, Jama Masjid, Chandni Chowk ve Gate of Delhi de görülecek yerler arasında. Jama Masjid'e girerken ayakkabılarınızı çıkartıp giriyorsunuz ve üstünüze de giymek için uzun bir şeyler kiralıyorlar. Rehberimiz bizi zaman yettiğince her yere götürmeye çalıştı. Gandhi müzesi gittiğimizde kapalı olduğu için gezemedik. Alışveriş için birkaç yere gittik ama en başarılısı kesinlikle JanPath idi bize göre, burada saatlerce alışveriş yaptık. Bu arada sokaklarda yaşayan çok fazla aile var, Bombay'da da bu şekildeydi. Delhi'de güzel bir restorana gitme fırsatı bulduk, hemen burayı önermek istiyorum, ismi Lazeez Affaire ve rehberimizin söylediğine göre bulunduğu bölge zenginlerin yaşadığı bir yermiş. Bu restoranın hemen altında da alışveriş yapılabilecek çok güzel birkaç dükkan bulunuyor, giderseniz bir göz atın derim. Atıştırmalıklarımız oldukça lezzetliydi, yalnız ana yemek olarak kırmızı et bu restoranda bulunmuyor ama tavuğun her çeşit pişirilmişini bulabilirsiniz. 🙂 Biz de hepimiz farklı bir versiyon sipariş edip birbirimizden tadına baktık. Hepsi farklı baharatlarla hazırlanmış ve oldukça güzellerdi. Delhi'de kaldığımız otelden 4 günlük şoförlü ve büyük bir araba kiralayarak seyahatimize devam ettik. Gittiğimiz her şehirde bize bir rehber de sağladılar, Hindistan şartları için oldukça konforlu yolculuklar geçirdiğimizi söyleyebilirim ancak yollarda çok trafik oluyor. Yol boyunca da birçok enstantane ile karşılaşıyorsunuz. İnsanların birçoğu kamyonlarda tıklım tıkış seyahat ediyor. Yolculuğumuzun ilk durağı Agra idi. Trafik nedeniyle çok geç ulaşabilidğimiz Agra'da ancak Taj Mahal'i ziyaret edebildik ama pek üzüldüğümü söyleyemem. İçinden geçerken gördüğümüz kadarıyla Agra'dan nefret ettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Taj Mahal olmasa buraya kadar gitmenin bence hiç anlamı yok, 1 geceden fazla zaman ayırmanızı önermem açıkçası. Taj Mahal güzeldi fakat çok kalabalıktı. Akşam yemeğimizi de buranın en güzel oteli The Oberoi Amarvilas içindeki Bellevue adlı restoranda yedik ve çok başarılı bulduk. Agra'dan ayrıldıktan sonra yabancı seyahat bloglarında çok övüldüğü için rotamızı Pushkar'a çevirdik. Burası yaratıcı tanrı Brahma'nın tapınağının bulunduğu şehir ve bazı sitelerde anlata anlata bitirememişler. Ben de bu yazılara kanıp gitmek istedim ama herkesi de oraya kadar sürüklediğime pişman oldum. Tapınak, Hindistan'da gördüğümüz en çirkin tapınaktı ve merdivenlerinde inekler yayılmışken biz çıplak ayakla girmek zorundaydık. Fotoğraf çekmek de yasak olduğundan bu hayal kırıklığımı şu an ispatlayamıyorum ama şahsen gitmenizi tavsiye etmem. Burada da bir sürü alışveriş yapılacak dükkan var. Bir de göl kıyısında yıkanmaya gelen insanları fotoğraflayabilirsiniz. Şehir merkezinde yaklaşık 1 saat kaldık sanıyorum, çünkü yapacak başka bir şey bulamadık açıkçası biz. Pushkar'a dair en güzel şey otelimizdi ama o da şehir merkezine 4 km uzaklıktaydı. Olur da gitmekte ısrar ederseniz merkezde bir otelde kalmak yerine bu otelde kalmanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda bir spa oteli olduğu için masajımızı da yaptırdık ve yol yorgunluğumuzu attık. Otelin adı Ananta Spa & Resorts idi, booking. com'daki puanından çok daha fazlasını hak ettiğini söyleyebilirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/04/19/pariste-haftasonu-kacamagi", "text": "Eşimle son sevgililer gününde 3 günlüğüne Paris'teydik. Sevgililer günü kutlayan bir çift değiliz ama benim o sırada 5 aylık hamile olmam dolayısıyla babymoon için her fırsatı değerlendiriyorduk ve sevgililer gününün hafta sonuna gelmesini fırsat bilip küçük bir kaçamak için gidiverdik. Birlikte ilk defa Paris'e gittiğimiz için kah turistik kah yerli gibi birkaç gün geçirdik. Ben de bu ve daha önceki seyahatlerimden mini bir Paris rehberi hazırladım. Paris otellerine bakarken önceliğim hesaplı olmasıydı açıkçası çünkü daha iki gün önce başka bir seyahatten dönmüştüm. Hem hesaplı, hem tertemiz, hem de lokasyonu ideal bir otel olduğu için kaldığımız yeri rahatlıkla tavsiye ederim. Hotel Galileo, Champs Elysees caddesindeki Louis Vuitton mağazasının çok yakınında yer alıyor. Odalar kutu gibi ama bizim gibi sadece uyumak için otele gidenlerdenseniz problem olmayacaktır. Kahvaltıyı burada etmenizi önermiyorum, zaten ayrıca satın alınıyor, o yüzden yeni mekanlar keşfetmek için bunu fırsat olarak görebilirsiniz. İlk gün yediğimiz harika yemeği hala eşimle andığımız oluyor, tabi ki hemen gittiğimiz restoranı tavsiye edeceğim. Les Papilles isimli bu restoran alışık olduğumuzun dışında alakart değil tabldot menü ile çalışıyor. Her öğün için tatlıyla birlikte 4 çeşitten oluşan sabit bir menüleri var. Tabi ki yanına envai çeşit şaraplarından dilediğinizi söyleyebiliyorsunuz. Yemek için fix bir ücret belirlenmiş durumda, içtiğiniz şarap için ayrıca ödeme yapıyorsunuz. Tabldot servis yapması kafanızda kötü bir tablo oluşturmasın, bir Fransız restoranına yakışır şıklıkta sunumları var ve gerçekten yediğimiz her şey çok lezizdi. Ortam samimi, servis başarılı ve fiyatlar Paris standartları için oldukça uygun. Restorana 2 hafta önceden rezervasyon yaptım ve öğle yemeğine ancak yer bulabildim, akşam yemeği için yer yoktu. Sevgililer günü olması sebebiyle bu kadar uzun zaman önceden dolu olduğunu düşünüyorum ama normal zamanda da rezervasyonsuz yer bulma imkanınız pek görünmüyor, gitmeye niyetlenirseniz bunu önceden aklınızda bulundurun. Kısa süreli seyahatimiz boyunca tüm öğünlerde değişik restoranlar denedik ve aralarda farklı cafelerde molalar verdik ama özellikle önermek istediğim bir yer daha var ki etlerinin tadı resmen damağımızda kaldı. Chez Robert et Louise, odun ateşinde pişen harika etleri ve leziz yan ürünleriyle kesinlikle bir öğünde gidilmesi gereken bir yer. Paris'e gittiniz mi mutlaka uğramanız gereken yerlerin başında tabi ki Eiffel Kulesi geliyor. Paris'i ikiye bölen Seine Nehri üzerindeki köprüler gerçekten çok güzel, aşıkların kilitler taktığı Pont des Arts üzerinden Paris manzarası bir başka oluyor. Bu arada Seine Nehrindeki teknelerle hem çok güzel bir nehir gezintisi yapabilir hem de ulaşım aracı olarak kullanabilirsiniz, çünkü birçok simge yapının önünde duruyorlar. Notre Dame Katedrali, Avrupa'da gittiğim şehirler arasında beni en çok etkileyenlerden diyebilirim, mutlaka görün. Louvre Müzesi ve Orsay Müzesi, Paris'te görülmesi gereken yerler arasında başı çekiyor ama sadece hafta sonunuz varsa gezmeniz mümkün değil. Fransızca Jardin du Luxemburg olarak geçen Luxemburg Bahçesi Paris'in en güzel yerlerinden biri. Özellikle güzel havalarda birkaç saatlik huzur molası için mutlaka uğrayın. Napolyon tarafından yaptırılmış olan Arc De Triumph yani Zafer Takı Paris'teki 12 yolun birleşiminde yer alıyor. Seyir terasına çıkıp Paris'e bir de buradan bakmanızı tavsiye ediyorum. Siz de bizim gibi gittiğiniz ülkelerden sanat eseri toplamayı seviyorsanız, Paris duraklarınızdan biri Montmartre olmalı. Burada hem bir sürü sokak sanatçısı hem de resim ve objeler satan dükkanlar var. Mutlaka zevkinize ve kesenize uygun bir şeyler bulabilir, Sacre Coeur Bazilikasına çıkan zorlu merdivenler sonrası şirin cafelerinde dinlenebilirsiniz. Le Marais bölgesini de bence gidecek yerler listenize almalısınız çünkü özellikle hafta sonu takılmak için oldukça hareketli bir yer ve çok cici birçok butik dükkanı burada bulabilirsiniz. La Fayette dünyaca ünlü markaları bir arada bulabieceğiniz çok katlı bir alışveriş merkezi. Buraya alışveriş yapmayacak olsanız bile mutlaka uğrayın çünkü mimarisi çok güzel. Champs Elysees yani Şanzelize Caddesindeki sağlı sollu mağazaları da mutlaka gezin. Hem ünlü markalar hem de düşük bütçeye uygun mağazaları bulabileceğiniz bir cadde. Arada alışverişe bir kahve molası verip, birbirinden güzel kafelerinde gelen geçeni izleyebilirsiniz. 🙂 Sanat eseri almak için Montmartre'taki Boutique Roussard isimli mini dükkana uğramanızı tavsiye ederim. Burada orijinal objeler ve tablolar bulabilirsiniz. Dali'nin eserlerini ve eskizlerini sanatçının ailesinden izinli olarak çalışmışlar ve çok da başarılı olmuş. Buradan çok güzel birkaç obje getirdik ve evimizin değerli parçaları arasında yerlerini aldılar. Umarım önünüzdeki Paris seyahati için yararlanabileceğiniz bir şeyler bulursunuz, iyi tatiller!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/05/30/ada-geliyor", "text": "Öncelikle hamileliğimin başlarında yaşadığım ve bizi bebeğimize daha çok bağlayan bir sıkıntıdan bahsetmek istiyorum. Tam 12. haftayı yani hamileliğin en riskli olarak tabir edilen kısmını bitirmek üzereydim ki yoğun bir kanamam oldu. Gece 11 sularıydı ve doktorumu aradığımda panik yapmamamı, hamilelikte böyle şeyler olabileceğini, ertesi gün devam ederse kendisine gitmemi söyledi. Ertesi gün devam ediyordu ve sabah hemen hastaneye gittim. Doktorum her zamanki güler yüzüyle bana moral verdi ve ultrasonda baktığımızda kalp atışlarını dinletti bana. Sen bu çocuğu doğuracaksın merak etme dedi. Halk arasında bebeğin eşi olarak adlandırılan ve bebeği besleyen plasenta aşağıdaymış biraz ve oradan kan sızıyormuş. Hamileliğin 20. haftasına kadar bu sorunu yaşama ihtimalim olduğunu, daha sonrasında rahim yukarı çıktıkça böyle bir sorun kalmayacağını söyledi ve düşük ihtimalinin önüne geçmek için Progestan desteği verdi. Kanamam olduğunu duyan birçok kişi yatmam gerektiğini söylediği için kendisini bunun için aradığımda, yatmaya gerek olmadığını söyledi. Ben de normal hayatıma devam ettim ve yaklaşık 3 hafta sonra bir daha tekrarlanmamak üzere kanamam son buldu. Bu süreçte ben sürekli forumları okuyarak kendimi telkin etmeye çalıştım ama bir yandan iyi yorumlar bir yandan da iç karartıcı hikayeler okuyordum ve biraz evhamlanıyordum açıkçası, neyse ki bugünlere kadar geldik. Çok şükür ki kusma, aş erme, aşırı kilo alımı gibi problemleri şimdiye kadar yaşamadım ve gündelik hayatım çok sekteye uğramadı. Oğlum da sağ olsun beni pek üzen bir bebek değil. Birçok hamilenin nefes alma sorunu yaşadığını, kaburgalarının sıkıştığını, hemoroid problemi oluştuğunu ve bel ağrısından uyuyamadığını duyuyorum. Benim ara sıra mide yanması problemim oldu, bir de çok sık tuvalete çıkıyorum o kadar. Tabi ki hayatım boyunca görmediğim kilolara ulaşmış olmanın verdiği bir ağırlık oluyor, işe gitmek, sabahları erken kalkmak çok zor geliyor ama dayanılmaz şeyler değil bunlar. Şimdiye kadar 12 kilo aldım, tahminimden oldukça fazla oldu ama göbeğim dışında çok şişko durmuyorum, doktorum da memnun halimden. Bebeğim geçtiğimiz hafta 2200 gr idi, biraz zayıf bir bebek gibi sanki ama normal doğum istediğim için bu bir avantaj benim için. Böyle rahat bir hamileliği yakalamışken hamileliğim süresince, oğlumla birlikte 21. hafta Venedik, 22. hafta Paris, 33. hafta Berlin ve 35. hafta Beyrut olmak üzere hepsi birbirinden keyifli 4 yurt dışı seyahati de yaptım. 28. hafta sonrası için uçak seyahatlerimde doktorumdan gidebileceğime dair rapor aldım, çünkü soruyorlar. 36. haftadan sonra raporunuz olsa da hava yolu şirketleri uçmanıza izin vermiyor. Uçuşlarda hiç sıkıntı yaşamadım ama insanın içinde ufak bir tedirginlik oluyor doğrusu 🙂 Doğumu yaz başında olacak hamilelerin çok şanslı olduğunu düşünüyorum bu arada. Kendim bu grubun içinde olan biri olarak, kış kıyamet günlerini çok ağırlaşmadan atlattığım için mutluyum. Havalar çok sıcak olmadan da hamileliğinizin bitimine geliyorsunuz. Hamileliğiniz boyunca yogaya mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum. 12. haftadan itibaren gidilebiliyor ve gerçekten rahatlatıyor. El ayak şişkinliği, bel ağrısı gibi problemleri fazla yaşamıyor olmamı yogaya bağlayabiliriz sanıyorum. Bir de normal doğum için de faydalı hareketler öğreniyorsunuz. Hamile yogası için çok fazla seçenek var, bütçenize göre işinin ehli olan bir yeri tercih etmelisiniz, çünkü çok hassas bir dönemdesiniz. Hamileler için ücretsiz olarak da gidebileceğiniz yoga dersleri var. Ayrıca internetten de birçok video bulabilirsiniz. Zeynep Gözübüyük'ün ders verdiği yerleri takip etmenizi öneririm, ücretsiz dersler veriyor. Ayrıca mail grubuna üye olarak birçok annenin her konuda içten yardım maillerine de ulaşabilirsiniz. Oğlumu sağlıkla kucağıma almayı umuyor, isteyen herkesin bu güzel duyguyu yaşamasını diliyorum! Deniz ve Ada... Mükemmel uyum.. Resimler harika!!!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/07/06/beyrut-notlari", "text": "Beyrut'un içinde görülmesi gereken turistik yer olarak Muhammed Al Amin Camisi, Güvercin Kayalıkları ve Amerikan Üniversitesini sayabilirim. Hamra'ya gidip Barbar'da falafel yemenizi, Ashrafieh'ye gidip Abd El Vahab'da kebap ve leziz mezelerin tadına bakmanızı, Gammeyzah'a gidip sağlı sollu barlarda happy hour yapmanızı öneririm."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2015/09/22/las-vegasta-evlenmek", "text": "Vegas'ta evlenmek için öncelikle yapmanız gereken şey nikahınızı yasal olarak gerçekleştirecek bir kurum bulmak. Las Vegas'ta nikah çok yaygın olduğu için çok fazla seçeneğiniz var ama bunu gitmeden hallederseniz orada koşturmaktan kurtulursunuz. Ben gitmeden önce uzun araştırmalar sonucu Scenic Las Vegas Weddings & Photography isimli şirket ile iletişime geçmiş ve ödemenin yarısını yapmak koşuluyla tarih ve saat için rezervasyonumuzu önceden halletmiştim. Bu şirketi tercih etmemin ana sebepleri nikahı istediğiniz herhangi bir yerde gerçekleştiriyor olmaları ve uygun fiyatlarıydı. Fotoğraf, video ve limuzin hizmetleri de mevcut. Diğer şirketler genelde kendilerine ait şapellerde nikah kıyıyorlar, ayrıca bu filmlerde gördüğümüz Elvis Presley vs. konseptli, kostüm kiralayabildiğiniz nikahlar filan da hep seçenekler arasında. Biz kendi kıyafetlerimizle sade bir nikah işlemi gerçekleştirdik. Daha sonra Clark County'e evlilik başvurusu yapmanız gerekiyor. Clark County Las Vegas Strip'in sonundaydı yanlış hatırlamıyorsam. Başvuru belgesi tek sayfadan oluşan bir şey. Gitmeden önce online olarak başvuru yapıp orada resmi belgeleri alabilirsiniz ama hiç gerek yok çünkü sıra yok ve işiniz 5 dk içinde bitiyor. Biz giderken bindiğimiz taksiyi dışarıda bekletmiştik yani öyle düşünün. Daha sonra elinizdeki başvuru belgeleriyle birlikte nikahınızı gerçekleştirecek kuruma giderek istediğiniz zaman, istediğiniz yerde evlenebiliyorsunuz. Nikah da en az başvuru kadar kısa sürüyor. Birbirinize yüzüklerinizi takarken, şahitlerin huzurunda evlilik yeminlerinizi ediyorsunuz. Bizim şahidimiz limuzin şöförümüz ve fotoğrafçımızdı 🙂 ama isterseniz ayrıca şahit kiralayabiliyorsunuz. Tabi kendi şahitleriniz varsa o ayrı konu, biz yalnız ikimizdik o yüzden bu şekilde oldu. Şimdi gelelim işin resmi kısmına, yani Türkiye'de nikahın geçerli sayılması için yapmanız gerekenlere. Eğer Vegas'ta uzun kalacaksanız işiniz çok kolay. Nikahınızı kıyan kurum 10 gün içinde Clark County'e bildirim yapıyor, bildirim gerçekleştikten sonra Clark County'den resmi belgeleri alarak Türk konsolosluğuna götürmeniz yeterli, gerisini konsolosluk hallediyor. Türkiye'ye döndüğünüzde kendinizi evli buluyorsunuz 🙂 Biz ertesi gün Vegas'tan ayrılıyorduk, o yüzden bu bizim izlediğimiz yöntem olamadı ne yazık ki. Bizimki biraz daha meşakkatliydi maalesef. Türkiye'ye döndükten sonra Clark County'nin sitesinden evlilik lisansı talebinde bulundum. 2-6 hafta arası sürebileceği belirtilmişti. 6 haftanın sonunda evrak elime ulaşmayınca mail attım ve kaybolmuş olabileceğini söylediler. Tekrar başvurabileceğimi fakat yine kaybolabileceğini, istersem UPS ile aldırabileceğimi belirttiler. Biraz masraflı bir yöntem olsa da belgeyi tekrar riske atmamak için bu yolu seçtim. Belgeyi aldıktan sonra, önce Amerikan konsolosluğunda onaylattım, ardından kaymakamlığa giderek apostil vurdurdum, son olarak nüfus müdürlüğüne giderek kayıt ettirdik. Clark County'de mailleştiğim kişi bir yöntemden daha bahsetti ama takibi zor olabilir diye tercih etmemiştim, onu da yazayım. Clark County'den aldırdığım evrakları oradaki Türk konsolosluğuna göndertip, ilk bahsettiğim yöntemi gerçekleştirebileceğimi söyledi ama sürekli mailleşmeler, UPS ile koordinasyon filan gözümde büyümüştü açıkçası. Gerçekten özendim ve yapabilirim. Yalnız tek başına olmuyor; eşe dosta haber saldım, bakıyoruz işte. Mutluluklar! Sizin adınıza çok sevindim ve yazınız gerçekten çok yardımcı oldu. Masraflar sebebiyle benim için daha çok erken ama seneye sanırım ben de bunu yapacağım 🙂 detaylar gerekirse sizinle instagram hesabından bağlantı kurmak isterim. Merhaba, farklı ülke vatandaşlarının evliliği için aynı prosedür geçerli değil ama ne yazık ki detayları bilmiyorum. Alman kısmını pek bilmiyorum.. farklı ülkeler olunca farklı kurallar devreye giriyor bildiğim kadarıyla. clark county sitesinde bilgi olması gerek ama iki Türk için aynen öyle, direkt kabul görüyor."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/01/07/narkoyde-guzel-bir-gun", "text": "2015'in son hafta sonunda, Narköy'deki Ekolojik Otel ve Eğitim Merkezine gitme fırsatı bulduk. Hava o kadar güzeldi ki, eve tıkılsak yazık olacaktı, şehir trafiğinde saatlerimizi geçirmek de istemiyorduk. Biz de İstanbul'a yakın yerler arasında, bahar aylarında kalmalı gitmek istediğimiz bu yere günübirlik gitmeye karar verdik. Yemeklerini organik olarak yaptıklarını ve çok lezzetli olduklarını duymuştum, o yüzden bir öğle yemeği yer, biraz da ormanı gezer döneriz dedik. Mekanda isterseniz rehberli orman yürüyüşü, inek süt sağımı ve ekim dikim işleri yapmanız mümkün. Bize güneşte yayılmak o kadar güzel geldi ki kendimizi bir programa uydurmak istemedik. Nefis öğle yemeğimizi yedikten sonra biraz güneşin tadını çıkardık ve güneşi kaybetmeden kendi başımıza biraz ormanda yürüdük. Yukarıda bahsettiğim aktiviteler için cüzi bir miktar ücret ödüyorsunuz, kahvaltı, öğle yemeği ayrı ayrı ücretlendiriliyor. Programın neresine katılırsanız sadece onu ödüyorsunuz yani. Bu arada mekanda grup olarak doğaya yönelik bir takım eğitimler alabiliyorsunuz, ayrıca çocuklar için de kampları var. Şehirden fazla uzaklaşmadan dingin bir ya da birkaç gün geçirmek için güzel bir yer. Boş bıraktığınız bir hafta sonunu burada değerlendirmenizi tavsiye ederim. İyi eğlenceler! Dip Not: Bebeğimiz gün boyunca çok mutluydu, hayvanlar ve doğa çok ilgisini çekiyor. Bebekle gidilebilecek mekanlar listesine alabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/02/06/adanin-kirki-nasil-cikti", "text": "Ben ritüeli olan geleneklerimizi çok severim, gelenekleri kafama göre uygulamayı daha çok severim. Bebeğin kırkı çıkınca, geleneklerden biri, onu aileden ya da aile dostlarından yaşlıca ve görece varlıklı birinin evine götürmekmiş ve buna kırk uçurmak denirmiş. Biz, Ada'cığımın kırkı çıktığında yazlıktaydık ve bunu uygulama şansımız pek yoktu. Ama Ege denizi, yıllara meydan okuyan uçsuz bucaksız varlığı ile bizi misafir etmeye hazır görünüyordu. 🙂 Ada'nın ilk denize girişi de böylece gerçekleşmiş oldu. Kırkı çıkınca yapılan bir diğer adet ise kırk banyosu imiş. Kırk banyosu için bebeğin banyo suyuna bebeğin geleceği için temennilerimizi temsil eden şeyler ekliyoruz. Bebeğimiz yıkandıktan sonra artan suyu duş alırken kafamdan aşağı boşalttım ve ertesi gün taş ve yaprakları denize attım. Tüm bebekler için dileklerin gerçek olduğu bir ömür diliyorum!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/02/19/3-gunde-devr-i-zell-am-see", "text": "Otelimiz Hotel Gruner Baum'u, tecrübeli arkadaşımdan duyup uygun fiyatı ve merkezi olması sebebiyle tercih ettik. Arkadaşlarımızdan ikisi bizim otelde kaldı, dördü bizim otelde yer bulamadığı için Hotel Tirolerhof'ta kaldılar. Bu otel bize 50 mt kadar uzaklıkta, biraz daha pahalı ve güzelce bir oteldi, ayrıca akşam yemeği dahildi. Otelimizden memnun kaldık, temiz bir oteldi ve kahvaltısı ortalama bir Avrupa oteli için güzeldi. Yalnız bir daha gittiğim zaman Grand Hotel'de kalmayı düşünüyorum. Göl kenarında, çok güzel bir otel. Zell Am See'deki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Zell Am See ulaşım için, otelimizden Salzburg havaalanına 8 kişilik transfer ayarladık. Diğer arkadaşlarımızın farklı otelde kalmasını sorun etmediler. Gidiş dönüş çift başına toplam 65 gibi oldukça uygun bir fiyata ulaşımı halletmiş olduk. Otele vardığımızda saat 14 civarıydı, 16:30 da pistlerin kapandığını söylediler, bu kadar kısa süre için dağa çıkmaya değmez dedik ve biraz keşif yapmaya karar verdik. Otelimizin çok az ilerisinde board kiralayan bir yer vardı, 29 ücret ile bir tam günlük kiralama yaptım. Bu konuyu da hallettikten sonra kasabayı turlamaya hazırdık. Önce biraz göl kenarında dolaştık, sonra şöyle bir tren istasyonunun o tarafa doğru gittik ve tur bitti. 🙂 Ufacık bir kasaba burası ve çok şirin. Bol fotolu turumuz bittikten sonra kendimizi yemeğe verdik. Gitmeden önce tripadvisor'da üst sıralarda olan bölgenin en eski restoranlarından Steinerwirt isimli restorana girdik. 1493'ten beri bu işi yapan restoranda ne yediysek bayıldık diyebilirim. Çoğunluğun şnitzel tercih ettiği masamızda, ortaya istediğimiz sarımsaklı ekmekler ve bölgeye özgü patatesli salata çifter çifter söylendi. Yerel biralarını da çok başarılı bulduk. Zell Am See yeme içme tavsiyesi isteyenler için burayı kesinlikle tavsiye ediyorum. Yemekten çıkınca hava hafiften kararmış, güzel Zell Am See'nin ışıkları yanmış, ve kayaktan dönenler yavaştan kendilerini sokaklara atmıştı. Grubumuzun erkekleri tren istasyonunun oradaki Casino'ya uğramak istediler, biz de kızlarla hemen çaprazındaki Villa Crazy Daisy'de bir şeyler içmeye karar verdik. Eşim kayma hayalinde olduğu için odadan board kıyafetleriyle çıkmıştı, hem altı hem üstü müsait değildi, o yüzden Casino'ya alınmamış, diğerlerini de içeri almak için ceket kiralamaya mecbur etmişler. Gitmeyi düşünürseniz aklınızda bulunsun. Ertesi gün, erkenden kalkıp 8:30da açıldığını öğrendiğimiz pistlere attık kendimizi. Otelimize 5 dk yürüme mesafesindeki City Express'e vardık. Bir arkadaşımız da buradaki kiralama yerinden board kiraladı, burada kiralama ücreti 33 idi. 4 kişilik teleferiklerle yukarı çıkıyorsunuz, daha sonra telesiyejlerle aktarmalarla zirveye kadar çıkabiliyorsunuz. Tüm pistlerde geçerli günlük skipass ücreti 49 + 2 kart depoziti. Her zorluk derecesinde pistler var, sıra hiç yok, pistler oldukça uzun ve geniş. Tabi ki orman içlerinde dar ve virajlı yollar da var. Göl manzarasına karşı kayıyorsunuz ve kasabaya kadar kayarak inebiliyorsunuz. Şansımıza hava da çok güzeldi. Sabahtan masal gibi bir kar yağdı, öğle itibarıyla kar durdu ve güneş açtı. Sabah yağan hafif kar sayesinde kar kalitesi de çok iyi olmuştu. Kayma aralarında buluşma noktamız, hem açık hem kapalı yeri olan MittelStation, sempatik yerel dizaynı ve harika yemekleriyle bizden tam not aldı. Sıcak çikolata Baileys ikilisi molalarımızın favori içeceğiydi. Ana yemek olarak herkes değişik bir şeyler denedi, ve beğenmeyen olmadı, yalnız tatlıları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. merhaba. uzun araştırmadan sonra sizin yazınız karşıma çıktı. okuyunca da çok sevindim. ocak 2018 de Strasburg üzerinden Maria alm 'a gideceğiz, Zell Am See yakın sanırım."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/03/05/bizim-berlinimiz", "text": "Biz Berlin'e gittiğimizde ben 32 haftalık hamileydim. Berlin, gece hayatıyla öne çıkan bir Avrupa şehri malum, biz de tam gece hayatı yaşayamayacak bir dönemimizde gittik. Sadece gitmek istemiştim çünkü o dönem en çok denk geldiğim ve çok sevdiğim şarkı orda olma isteği yaratmıştı. Alttaki şarkıyı başlatıp öyle devam edin yazıya, belki canınız daha çok gitmek ister o zaman. Berlin yazısını yazmayı o kadar ertelemiştim ki artık vazgeçmiştim. Ama geçen akşam Oscar adayı filmlerden Casuslar Köprüsü'nü izledim, filmin bir kısmı Berlin'de geçiyordu ve eşimle Berlin'i özlediğimizi fark ettik. Bugün de arabaya bindiğimde yukarıdaki şarkı çalmaya başladı, ben de açtım blogu ve yazmaya başladım. Berlin, eğlence hayatı kadar tarihi ile de ilgi çekici bir şehir. Otuz yıl savaşlarıyla büyük bir yıkıma uğrayıp toparlayan şehir II. Dünya savaşında tekrar yıkılmış. 1989 yılına kadar utanç duvarı demeyi tercih ettiğim bir duvarla şehrin ikiye ayrılması, insanların diğer yakaya geçişinin tamamen yasaklanması ne kadar tuhaf ve acı.1 Mayıs'ın Cuma gününe gelmesini fırsat bilip gitmiştik Berlin'e, iyi ki de öyle yapmışız çünkü 1 Mayıs bizdeki gibi kavga gürültüyle geçmiyormuş onu gördük. Gerçi her yerde polisler vardı ve sanırım hava karardıktan sonra sıkıntı olabiliyormuş ama gündüz Kreuzberg mahallesi festival alanı gibiydi. Türk mahallesi olarak geçen bölgede sağlı sollu tezgahlarda Türk usulü yiyecekler satılıyordu. Kısır, yaprak sarma, köfte, döner vb. bir sürü yiyeceği görünce restoran önerilerini filan boş verip karnımızı bir güzel doyurduk. Burada enteresan görüntülere şahit olduk. Mesela rengarenk saçlı punk ve hipster gençlerden oluşan gruplar ellerinde kısır, içli köfte olan plastik kaplarla çimlere yayılmış sohbet ediyorlardı. Tam bir kültür şoku, gözümün önüne ananelerin altın günleri filan geldi, ama saçlar mor. 🙂Berlin'de kaldığımız otelin adı Adina Apartment Hotel Berlin Checkpoint Charlie idi. Odamız bir oda bir salon açık mutfaklı bir daire şeklindeydi, temiz ve çok ferahtı. Kahvaltımız odamıza geldi ve gayet yeterliydi. Lokasyon da oldukça merkeziydi, tavsiye edebilirim. Rezervasyon yapmak isterseniz buraya bakabilirsiniz. Hemen kısa yürüyüş mesafesinde, deneyip beğendiğimiz bir restoran ve bir de pub önerisinde bulunayım. İlk gün yorgunluktan bitmiş ve akşam otele yakın bir yerlerde takılmak istediğimiz için gitmiştik. Küçük şirin bir İtalyan restoranı olan Ristorante Lungomare ve görebildiğimiz kadarıyla düzgün ve 30lu yaşlarda bir kitlenin takıldığı Newton Bar o gece bizim kurtarıcımız oldu. Berlin'e gitmişken görmeniz gereken yerlerden bana göre en önemlilerini yazmaya çalışayım. Berlin'in simgelerinden Brandenburg Kapısı önünde fotoğraf çekip devamında Unter den Linden Caddesinde yürüyüş yapabilir, buradaki Einstein Cafe'de bir kahve molası verebilirsiniz. Bu arada, her yerde gördüğümüz ama benim malum durumumdan dolayı katılamadığımız \"beer bike tours\" yani bir yandan bisiklet çevirerek şehri gezdiğiniz gezici birahaneler de eğlenceli bir deneyim olabilir. Mitte bölgesinde yer alan, Spree nehrinin üzerinde beş müzeden oluşan Müzeler Adası ve şehrin meşhur katedrali Berliner Dom birbirlerine yakınlığı dolayısıyla da tercih edebileceğiniz başka bir turistik bölge. Burayı gezdikten sonra da nehrin yanı başındaki, amblemi, şehrin sembollerinden biri haline gelmiş bir yeşil adam olan Ampelmann restorana gidebilirsiniz. Pizzaları ve çimlerin üzerinde yayılabildiğimiz şezlonglarıyla bize son derece keyifli bir öğleden sonra yaşattı. Otelimize oldukça yakın olması sebebiyle, savaş zamanı Doğu ve Batı Berlin arasındaki ana geçiş noktası olan Checkpoint Charlie ilk gittiğimiz yer olmuştu. Zamanında Amerikan ve Sovyet askerlerinin nöbet tuttuğu bu noktada şu anda da sembolik olarak askerler bekliyor. Kurfürstendamm, halk arasındaki adıyla Ku'damm caddesi de bizim Bağdat Caddesi'ne benzetilebilecek sağlı sollu mağazalar ve kafeler ile yine vakit geçirmek isteyebileceğiniz bir bölge. East Side Gallery, Berlin'de en çok fotoğraf çektiğimiz yer oldu bizim. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, duvarın doğu yakasına çeşitli ressamların yaptığı resimlerden oluşan bir açık hava galerisi olmuş burası. Gerçekten çok güzel resimler var ve tabi ki ben hemen hemen bütün resimlerin önünde fotoğraf çekildim. 😀Berlin'in en sevdiğimiz yeri şüphesiz Mauerpark oldu. Özellikle Pazar günü oradaysanız buraya mutlaka gidin derim çünkü bir sürü müzik grubu parkın farklı yerlerine yayılmış müzik yapıyor ve gerçekten aralarında çok iyiler vardı. Bizdeki chill out festivalin ücretsiz versiyonu gibi bir ortam var. Ayrıca parkın giriş kısmında bir pazar kuruluyor, hem ikinci el hem yeni ıvır zıvır bir sürü şey var. Mesela ben evimiz için çok beğenerek ikinci el pirinç bir mumluk almıştım, eşim de şapka almıştı. Girerken şöyle bir pazarı gezip, kendinizi çimlere bırakın ve müziğin tadını çıkarın. 🙂Biz Berlin'i çok sevdik, doğumdan sonra baş başa tekrar gelmek üzere sözleşerek ayrıldık. İlk fırsatta gidip farklı bir Berlin yazısıyla tekrar geleceğimi umuyor, size de bol eğlenceli güzel bir tatil diliyorum! Beni facebook ve instagramdan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/03/11/msa-bicak-becerileri", "text": "Hep hayallerimi süsleyen uzun dönem aşçılık okuluna işim nedeniyle katılamadığım, bari kısa dönemine katılayım deyip de bir türlü vakit yaratamadığım MSA'nın, en azından günlük workshop'larına katılmalıyım artık dedim ve özellikle öğrenmek istediğim bıçak teknikleriyle okula adım attım. Malum çalışan bir anneyim ve bu kurslara katılmak bile benim için gerçekten uzun zaman öncesinden planlanması gereken bir olay. Velhasıl, iyi ki gitmişim dediğim bu workshop deneyimimden biraz bahsetmek istiyorum. Ben MSA'nın içine ilk defa girdim. Görebildiğim kadarıyla üst katında kafe ve küçük çapta bir müze, alt katta da derslikler var. Müzede, eski dönemlerden kalma eşyalar, retro şişeler ve konserveler bulunuyor. Derslikler, her bir öğrencinin çok rahat çalışabileceği şekilde düzenlenmiş. Tüm mutfak ekipmanları elinizin altında, insanı yemek yapmaya motive ediyor resmen. Derste, şefimiz Bora Korkmaz dışında bizlere her konuda yardımcı olmak üzere okul öğrencilerinden iki asistan hazır bulunuyordu. Girdiğimizde zaten tüm ekipmanlar hazır halde bizi bekliyordu. Daha sonra asistanlar tarafından yemek malzemelerimiz de dağıtıldı. Workshop boyunca müzik eşliğinde yemeklerinizi pişiriyorsunuz. Aaralarda şarap servisi, dersin sonunda da leziz bir tatlı ikramı var. Yaptığınız yemekleri dağıtılan kaplara koyarak evinize de götürebiliyorsunuz. Ders sırasında kullandığınız kep ve mutfak önlüğü de sizde kalıyor. İlk fırsat bulduğumda öncelikler et pişirme teknikleri ve deniz ürünleri pişirme teknikleri workshop'larına katılmayı düşünüyorum. Bunlardan birine gittiyseniz deneyimlerinizi yorum olarak bırakabilirseniz çok sevinirim. 🙂 Ben gerçekten günlük hayatta kullanabileceğim yararlı bilgiler öğrenerek, oldukça keyifli bir 4-5 saat geçirerek ayrıldım MSA'dan ve paylaşmak istedim. Belki aklında soru işareti olanlara yardımcı olur. Et pişirme teknikleri ile ilgili yazım için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/03/12/kuba-gunlukleri-havana-ve-cevresi", "text": "Çevrenizde hepinizin vardır \"Castro ölmeden Küba'ya gitmek lazım\" diyen arkadaşlarınız. Ama genelde bu heves lafta kalır ve her yıl başka seyahatlere öncelik verilip ertelenir. En sonunda bir arkadaşım direkt gidelim mi diye sordu ve ben de daha fazla ertelemeye gerek görmedim. Air France'ten Paris aktarmalı biletlerimizi aldık ve gerçek 1 Mayıs'ı yaşamaya gittik. Küba gerçekten çok güzel bir ülke ve her daim tadı çıkarılır ama imkanınız varsa işçi bayramında gidip o coşkuyu yaşamınızı öneririm. Uzun bir uçuş sonrası 30 Nisan akşamı Havana'ya vardık. Etkinlikler, sabahın çok erken saatlerinde başlayacağı için, geceyi fazla uzatmadan mükemmel lokasyonuyla çok rahat etmemizi sağlayan güzel otelimiz Parque Central'ın terasında geçirdik. Otelin terasında havuz var ve şehir manzarası çok güzel. Buradan her yere rahatlıkla yürüyerek gidebiliyorsunuz. Otel tercihinizi hiç düşünmeden buradan yana kullanabilirsiniz. Otellerin dışında aileler evlerinin odasını ya da evin tamamını kiralıyorlar, bu şekilde daha uygun konaklama imkanı bulabilirsiniz. Şehir içi ulaşım için çoğunlukla yürümeyi tercih ettik ama görece uzak yerler için Coco Taxi denilen toparlacık sarı araçları kullandık. Daha sonra çevre kasabaları gezmek ve Küba gezimizin devamında kullanmak üzere araba kiraladık. Havana'da Devrim meydanı dışında Havana'nın simgesi oldukları için gidilmesi gereken yerler var, oraları gördükten sonra mümkün mertebe yürüyerek kendinizi sokaklara bırakın. Havana'da en sevdiğim şey sürekli sağdan soldan kulağımıza gelen latin müzikleriydi. Güzel bir canlı müzik duyduğumuz yere oturup yemek yiyor, hiç olmadı bir mojito molası veriyorduk. Tüm hayatımda içtiğim mojito sayısı Küba'da bulunduğum sürede içtiğimden azdır sanıyorum. Şimdi gelelim özellikle uğramanız gereken yerlerden bazılarına. Devrim müzesi, Partagas Puro fabrikası, Capital binası ve Havana katedrali turistik bölgelerde yer alan simge binalardan. Plaza de la Catedral, katedrali, turistik kafeleri ve müzisyenleriyle tam bir turistik meydan. Bu meydanın hemen yanındaki sokaktan girip biraz ilerlerseniz Ernest Hemingway'in Cuba için söylediği \"My mojito in La Bodeguita, my daiquiri in El Floridita\" sözündeki La Bodeguita del Medio isimli bara ulaşabilirsiniz. Yine bu sokakta para karşılığı sizinle fotoğraf çekilmek için bekleyen Kübalı kadınlar var. Bu arada daiquiri içmek veya akşam yemeği için Floridita restorana da mutlaka uğrayın derim. El Malecon denilen sahil şeridi bildiğimiz kordon boyu, burada günün her saati turlayabilirsiniz. Halkın bir kısmı burada denize de giriyordu. Plaza de Armas, eski kitapların satıldığı ve gündüz vakti bile canlı müzik olan kafelerin bulunduğu yine güzel bir meydan. Burada cici bir bahçesi ve canlı müzik olan La Mina diye bir restoranda yemek yemiş ve beğenmiştik. Yemek kültürleri fazla gelişmemiş. Deniz ürünleri, ve esmer pirinç pilavı her restoran menüsünde bulacağınız yemekler. Buradan sahile doğru indiniz mi Havana Limanına varıyorsunuz, bu yolda birçok alternatif bulabileceğiniz hediyelik eşyacılar mevcut. Bu saydıklarımın dışında eski Havana bölgesindeki sokaklarda kaybolup, evlerinin önünde yayılmış Küba halkıyla kaynaşmak en güzeli. Evler aşırı eski, ciddi anlamda dökülüyor. Ama halk mutlu görünüyor genel olarak. Yalnız hakikaten çok büyük bir fakirlik var. Birin merhaba demeye görün, hemen sizden para istiyor. Cristobal Colon mezarlığı da gitmeye değer yerlerden biri, çok büyük bir alana yayılmış olan bir anıt mezarlık. Bir de Callejon de Hammel denilen, grafitili duvarları ve sokak müzisyenleriyle çok hoşumuza giden bir yere gitmiştik. Vaktiniz varsa burayı da görün derim. Biz Küba gezimin 4 gününü Havana'nın içine ayırdık ve neredeyse girmediğimiz sokak kalmadı. Son olarak gece canlı müzik dinlemek ve dans etmek için Casa de La Musica'ya gitmenizi önereceğim, Küba kızlarının danslarına hayran kaldım. Havana'dan ayrılmadan önceki son günümüzde artık araba kiraladık ve komşu şehir Pinar Del Rio ile Vinales'i ziyaret ettik. Araba kiralamayla ilgili hemen bir parantez açayım, eski tip klasik Küba arabalarından değil, gayet modern otomatik vitesli bir araba kiraladık. Pinar Del Rio, puro fabrikaları ve tütün yetiştiriciliği ile tanınan bir bölge. Küçük bir şehir turu yaptık ve açık söyleyeyim burada pek bir şey yok. Buraya asıl geliş amacımız UNESCO dünya miraıs listesinde bulunan meşhur Vinales Vadisi'ne ulaşmaktı açıkçası. Geçerken uğradık ama uğramasak da olurmuş diye düşündük. Vinales ise gerçekten çok güzel bir yer, gidiş yolunu da biz çok sevdik, güzel manzaralara şahit oluyorsunuz. Mağarayı da ziyaret etmenizi öneririm, sandallarla gezme imkanınız da var. Vadide, düz bir kayaya Leovigildo Gonzalez tarafından çizilmiş devasa resim de buranın dikkat çekici bir başka güzelliği. Küba'dan şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımda Santa Clara, Cienfuegos, Trinidad ve Varadero maceramızı dilim döndüğünce anlatacağım. Bu yol gerçekten maceralı oldu bizim için çünkü İspanyolca bilmeyen, yanlarına harita almayı akıl edememiş iki kadının, yetersiz yol yönlendirmeleri ülkesi Küba ile imtihanı idi resmen. Görüşmek üzere! -Sizinle arkadaş olmaya çalışıp sizi komisyon aldıkları bazı mekanlara ve puro satıcılarına yönlendiren insanlar olacaktır, dikkat edin. -Güneş çok yakıcı, yanınızda mutlaka güneş kremi götürün. İlk gün ben sürmeyi unuttum ve patlıcan moru kıvamında yandım. 🙁 -İnternet çok nadir bulabileceğiniz bir şey ama çok da aramıyorsunuz zaten. -Küba son derece güvenli bir yer, turizm onlar için önemli bir gelir kaynağı olduğundan turistlerin güvenliği önemli. -Küba'da turistler ve yerli halk farklı para birimi kullanıyor. Turistlerin kullandığı CUC, yerlilerin kullandığı CUP'un yaklaşık 26 katı. yemek yok derken, ne anlamda? 🙂 Sürekli deniz ürünleri ve onun dışında esmer pilav filan yemiştik biz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/03/24/komsudaki-evimiz-new-hotel", "text": "Kısacık Atina ziyaretimizi en iyi şekilde değerlendirebilmek için merkezi bir otele ihtiyacımız vardı. Tüm popüler aktivitelere rahatlıkla ulaşabilmek için en ideal lokasyonu araştırırken, New Hotel'in fotoğraflarını gördüm ve burada kalmalıyız dedim. Yes Grup Otelleri bünyesindeki 79 odalı otelin dikkat çekici tasarımı, ödüllü Brezilyalı tasarımcılar Campana kardeşlerin elinden çıkmış. Oteli gerçekten çok sevdim ve sizlerle de detaylı olarak paylaşmak istedim. Doğru bir seçim yaptığımızı otele adımımızı attığımız anda anladık. Atina'daki evimiz, mis gibi bir kokuyla karşıladı bizi. Otelin tasarımı enerjik, iddialı, kendine özgü ve çok şık. Personel son derece güler yüzlü ve yardımsever. Odamız iki kişi için gayet yeterli büyüklükte, ferah ve kullanışlıydı. Otelin her yerinde özenle düşünülmüş tatlı detaylara rastlıyorsunuz. Odamızda da bu tarz detaylar vardı. Bizim odamızın dekorasyonunda kart postallar kullanılmıştı. Daha önce fotoğraflarda gördüğüm kadarıyla nazar boncuklarıyla ya da iki boyutlu kuklalarla dekore edilmiş odalar da vardı. Odamızın minik ama şirin ve çok iş gören balkonundan şehrin en işlek caddelerinden birine ve bir kiliseye bakıyorduk. Dışarıdan odamıza her geldiğimizde ufak bir balkon keyfi yapmayı ihmal etmedik. Bu arada akşam odamıza geldiğimizde bizi yine ufak bir sürpriz bekliyordu. Otelin çikolatalarının efsane olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Odamızın banyosu yine farklı dizaynıyla öne çıkıyor ve altın rengiyle klas bir hava yakalıyordu. Banyoda kullanılan kozmetik ürünler de oldukça kaliteliydi. Otelin giriş katının bir üstünde toplantılar için Workshop katı bulunuyor. Biz gittiğimiz gün büyük bir grup toplanmış, sohbet ederek atıştırıyorlardı. Yiyecekleri görünce otelin yemek konusunda da ne kadar iddialı olduğunu hatırladım. Cumartesi günleri pizza ve pazar günleri de brunch için dışarıdan birçok misafir ağırlıyorlar. Otelin giriş katında otel müşterilerinin kahvaltı ettiği, dışarıdan müşterilerin de girebildiği New Taste isimli restoran hizmet veriyor. Kahvaltı açık büfe, çeşit adedi yeterli ve her şey çok lezzetli. Fotoğrafta gördüğünüz kahvaltının sadece bir kısmı. Çatı katında ise panaromik Atina manzaraları sunan Art Lounge isimli bar restoran bulunuyor. Barında bir kütüphanesi bulunan mekanın terasında mutlaka bir şeyler içmelisiniz. Bir tarafta Akropol diğer tarafta ise Lycabettus tepesine bakarak güneşi batırabilirsiniz. New Hotel'e bizi harika ağırladıkları için çok teşekkür ediyorum. Tüm yorumlar bana aittir. Beni facebook ve instagramdan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/03/25/48-saatlik-atina-rehberi", "text": "Bahar ayları gelince insan yerinde duramıyor, özellikle yakın yerlere küçük kaçamaklar ruhumuza iyi geliyor. Biz de eşimle baharın gelişini, Atina gezisi yaparak karşılamaya gidelim dedik ve bir gün de izin alarak hafta sonu Atina kaçış planı yaptık. Üç günde tabiri caizse Atina'nın altını üstüne getirdik ve bunu hiç koşturmadan şehrin tadını çıkararak yaptık. Ben de kendi Atina gezi planı tecrübelerimizi toparlayıp Atina rehberi hazırlamak istedim. Atina gezilecek yerler, Atina yeme içme ve diğer merak ettikleriniz hakkında bilgiler vereceğim. İşte size Atina gezi rehberi. Öncelikle Atina ulaşım ve konaklama konusunu anlatıp daha sonra Atina gezilecek yerler ve Atina'da yeme içme konularına değineceğin. Atina'ya Türkiye'den THY, Pegasus ve Aegean Airlines ile direkt uçabilirsiniz. Havaalanına ulaştıktan sonra şehir merkezine gitmek için otobüs, metro ve taksi seçenekleriniz bulunuyor. 3 numaralı metro hattı sabah 6:30 ile gece 11:30 arası çalışıyor ve Syntagma Meydanı'na yani şehir merkezine 40 dakikada ulaşıyor, tek yön ücreti kişi başı 8 . 7/24 çalışan otobüslerle de şehir merkezine gitmek mümkün, x95 nolu otobüs hattı Syntagma Meydanı için kullanmanız gereken hat, tek yön ücreti kişi başı 6 . Atina'dan adalara geçmeyi düşünüyorsanız o zaman Pire Limanı'na giden x96 nolu otobüse binmeniz gerekiyor. Taksi ile gitmeyi seçerseniz şehir merkezine sabit fiyat 38 'ya gidebilirsiniz, gece 12'den sonra bu tutar 54 oluyor. Şehir içinde toplu taşıma kullanmak pek gerekmiyor, gezilecek yerlerin neredeyse tamamını yürüyerek gezdik ama 3 günlük toplu taşıma kartından da haberdar edeyim sizi. Havaalanı ulaşımında da geçerli olan kartların fiyatı 22 . Şehri iki güne sığdırabilmemizde önemli role sahip olan otelimiz Plaka bölgesi ile Syntagma Meydanı'nın tam ortasında kalan New Hotel idi, rezervasyon için buraya bakabilirsiniz, her açıdan tavsiye ederim bu oteli. Şimdi size bölgeler halinde konaklama önerilerinde bulunayım. Her yere kolay ulaşabilmek için size de Plaka veya Syntagma Meydanı civarında bir otelde kalmanızı öneririm ama en popüler yerler buralar olduğu için istediğiniz fiyatlarda yer bulmak sıkıntı olabilir. Bu durumda diğer önerebileceğim bölge Monastiraki ve Psiri olacak, özellikle gece hayatı açısından oldukça aktif bölgeler buraları. Bunların dışında merkeze biraz uzak ama lüks bir muhit olan Kolonaki'yi de tavsiye edebilirim. Aslında Atina fazla büyük bir şehir olmadığı için merkeze uzak olması çok sorun olmayacaktır. Beğendiğiniz otellerin yorumları iyiyse şöyle bir haritadan merkeze uzaklığına bakarak herhangi bir yerde kalabilirsiniz bana göre. Atina'daki diğer uygun otel alternatifleri için tıklayın. Yukarıda bahsettiğim bölgelerde Airbnb kullanarak ev kiralamak da güzel bir alternatif olabilir. Airbnb nedir, Airbnb nasıl kullanılır ve sorunsuz bir Airbnb deneyimi için neler yapmalı öğrenmek için şuradaki yazımı okuyabilirsiniz. Atina'nın iklimi İzmir ile benzer özelliklerde dersem yanlış olmaz sanıyorum. Atina'ya gittiğiniz zaman havanın güzel olmasını garantilemek için en ideal zamanlar Nisan- Haziran ayları arası ve Eylül-Ekim arası dönem. Biz Mart ortasında gitmiştik ve şansımıza hava genelde güneşli ve ılıktı yani tam gezme havasıydı diyebilirim ama Mart genelde soğukların devam ettiği bir ay oluyor normalde. Temmuz ve Ağustos ayları tahmin edeceğiniz üzere yoğun sıcaklar ve kalabalıklar bastıracağından gezmesi çok keyifli olmayacaktır. Kış mevsiminde her ne kadar soğuk olsa da Avrupa'nın pek çok ülkesine göre ılıman kalan iklimiyle gidilebilir olduğunu düşünüyorum. Peki Atina kaç günde gezilir derseniz, yazının başlığında da belirttiğim üzere Atina tam bir hafta sonu rotası. Eğer uçak saatleriniz uygunsa dolu dolu bir 2 gün Atina gezilecek yerler için yeterli olacaktır. Biz 2.5 gün geçirmiş olduk ve bizim için gayet yeterli oldu. Öncelikle bana göre mutlaka gitmeniz gereken turistik yerler ile başlıyorum. Tabi ki Acropolis bir numaradan listemize giriyor. Hem sunduğu harika şehir manzaraları hem de arkeolojik ihtişamıyla sizi çağıran Akropol'e mutlaka tırmanın. Giriş ücreti 20 ama M. Ö. 5. yüzyıldan kalma, antik mimarinin en güzel örneklerinden olan bu şaheseri dünya gözüyle görmeniz gerekir. Yalnız bizim yaptığımız gibi öğle saatlerine kalmayın, çok kalabalık oluyor. Açılış saati olan sabah 8'de orada olup güzel güzel fotoğraf çekin. 🙂 Burada görebileceğiniz yerler şöyle; Akropolis denince gözümüzde canlanan tapınak Parthenon, giriş kapısı Propylaea, Herodes Attikus Tiyatrosu, Dionysus Tiyatrosu, Athena Nike Tapınağı ve Erechtheion. Akropolis tepesinden çıkarılan kalıntıların sergilendiği Akropolis Müzesi devamında gezmeniz gereken bir yer. 1 Kasım ile 31 Mart arası olan kış sezonunda biletler 5 , diğer zamanlar 10 . Müzeden sonra yakınlardaki Olimpos Zeus Tapınağı'na da uğrayabilirsiniz, şimdilerde sadece bir kısmı ayakta olan tapınak zamanında antik dönemin en büyük tapınağıymış. Yeterince tarihi eser gördükten sonra biraz Plaka sokaklarında gezintiye çıkmanın zamanı geldi. Plaka hem eski sokaklarıyla fotojenik olan bir bölge hem de pek çok tatlı kafeye ev sahipliği yapıyor. Buradaki moladan sonra şehrin en yüksek yeri olan Likavittos Tepesi'ne çıkarak Atina'ya ve Akropolis'e farklı bir açıdan bakmanızı öneririm. Buraya yürüyerek çıkmak zorunda değilsiniz, Likavittos fünikülerine binerek tepeye çıkabilirsiniz. Füniküler ile çıktığınız noktadaki St. George Şapeli'ni de ziyaret edebilirsiniz. Likavittos tepesinden sonra bizim Nişantaşı tadındaki Kolonaki'ye inebilirsiniz. Burada Benaki Müzesi'ni ziyaret edebilirsiniz, tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar olan pek çok sanat eseri sergileniyor. Akropolis'e çıkarken geçeceğiniz bölgenin adı Anafiotika Bölgesi, işte burası sanki başkentte değil de Yunan adalarındaymış gibi hissedeceğiniz kısım, Plaka'nın devamı gibi aslında. Akropolis eteklerindeki bu mahallenin ada esintileri taşımasının sebebi burayı kuranların Anafi adasından gelen halk olması imiş. Bir diğer hareketli bölge olan Monastiraki bölgesinden bahsedeyim. Burada pek çok eskici dükkanı var, Pazar günleri ise bit pazarı kuruluyor, ilginiz varsa kaçırmayın. Bu bölgede görülmeye değer yapılardan biri Atina'nın en eski kiliselerinden olan Rum Ortodoks kilisesi Kapnikarea. Buradan bizim İstiklal Caddesi havası alacağınız Ermou Caddesi'ne yürüyebilirsiniz. Eğer lokal pazarlar ilginizi çekiyorsa Varvakios Agora isimli yiyecek pazarına uğramanızı tavsiye ederim. Açık kısmında sebze ve meyve, kapalı kısmında et ve balık tezgahları bulunuyor. Bu bölgede son olarak Antik Yunan Agorası ve içerisinde yer alan oldukça iyi durumdaki Hephaistos Tapınağı'nı görebilirsiniz. Atina'da biraz daha yerel halkın gittiği yerleri gezmek ve bize yakın olan yemek kültürünü lokal restoranlarda deneyimlemek istiyordum. Araştırmalarımı yaparken bir tur şirketi buldum. Bir sürü tur alternatifi arasından bana en çok hitap eden \"Athens Food Tour\"u yani Atina Yemek Turunu seçtim. Atina'nın turistik olmayan sokaklarında yürüyerek gezdiğimiz, birçok tadım yaptığımız ve Yunan yemek kültürüyle ilgili tarihi bilgiler edindiğimiz bir tur oldu, hem de yeni insanlarla tanıştık. Yarım gün süren bu tur ve ilginizi çekebilecek diğer turlarla ilgili bilgi almak için Athens Walking Tours adresine göz atmanızı öneririm. Atina'da katılabileceğiniz tüm alternatif turlar için şuraya göz atabilirsiniz. Turistik yerleri gezdik, peki karnımızı nerede doyuralım kısmına geldik şimdi. Bir öğle yemeği için pita ekmeği arasında döner Gyros ya da şiş kebap Souvlaki bence güzel bir seçim olacaktır. Bunun için de Sintagma Meydanı'ndaki O Kostas ve Monastiraki'deki Thanasis önerilen yerler arasında, biz lokal yemek turu sırasında Psiri'de yer alan Grill House Aischylou'da yedik ve gayet güzeldi. Başka bir öğle yemeğinizi de Kapadokya'dan göç etmiş bir ailenin restoranında yiyebilirsiniz. Pastırmasıyla ünlü Ta Karamanlidika tou Fani aynı zamanda bir şarküteri, alkol servisi de var. Yunanistan mutfağına girmiyorum çünkü zaten mutfağımız neredeyse aynı. 🙂 Plaka sokaklarında bir kahve ve tatlı molası için Yiasemi kesinlikle gidilesi, ortamı gerçekten çok güzel. Akşam yemeği için gidebileceğiniz en güzel yerlerden biri Omonia'da yer alan I Kriti. Otantik ve leziz Girit mezeleri yemek için kesinlikle ideal adres, ortam da gayet güzel. Bizim ilk akşam gittiğimiz restoran ise Plaka bölgesinde fakat turistik ortamdan biraz uzakta yer alan, 300 yıllık bir binanın girişinde hizmet veren To Kafeneio. Burası ev şarabı içip, klasik Yunan mezelerini yiyebileceğiniz, ortalama fiyatlı ve sıcacık bir ortam. Akşam yemeği için biraz erken bir saatte gittiğimiz için rezervasyonsuz gitmiştik ama boşta kalan iki kişilik masaya ancak yetişebildik. Yediklerimizi çok beğendik, hem bahçesi hem de içerisi tatlı bir mekan. Ucuz ve güzel olarak not aldığım lokaller arasında oldukça popüler olan birkaç Yunan lokantasını da sizinle paylaşmak istiyorum: Psiri'deki Diporto ve Avli, Acropolis yakınlarındaki To Kati Allo ve özellikle deniz ürünleriyle meşhur Ouzeri Lesvos. Son olarak Atina gece hayatına dair naçizane birkaç mekan önerisinde bulunacağım. Öncelikle yemek turumuzda tanıdığımız Atinalı çiftten öğrendiğimiz, çoğunlukla yerel halkın takıldığı iki mekanı önermek istiyorum. Sinatra resimleriyle dolu, son derece popüler Drunk Sinatra ve zili çalarak içeri girdiğiniz cool mekan Speakeasy en azından birer içki içmek için uğramanızı tavsiye edeceğim yerler. Buralar dışında, turistlerin de yoğun olarak ilgi gösterdiği, dünyanın en iyi barlarından biri kabul edilen The Clumsies, Akropol manzaralı A for Athens ve Plaka'da hemen yol üzerinde görebileceğiniz kokteylleriyle ünlü Brettos'u tavsiye edebilirim. Atina gece hayatı açısından oldukça keyifli bir şehir, daha pek çok güzel bar ve gece kulübü bulunuyor ama hepsini gezmek vakit istiyor tabi, sizin başka önerilerniz varsa yorumlara beklerim. Bizim şansımıza hava çok güzeldi ve iyi ki gitmişiz dediğimiz bir tatil oldu. Yemek anlamında hiç yabancılık çekmediğimiz, şehrin her köşesinden fırlayan tarihi kalıntılarından etkilendiğimiz, enerjisi çok yüksek bir şehir Atina. Uçuş süresi de kısa olduğu için uygun fiyatlı bilet buldukça gidebiliriz diye düşündük biz. Bu nedenledir ki, eğer daha önce gitmişseniz ve keşke şuraya da gitseydiniz diyeceğiniz yerler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Umarım benim notlarım da faydalı olmuştur. İyi eğlenceler! Merhaba, biz rehbersiz gezdik, bilgim yok."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/03/25/atina-yemek-turu", "text": "Atina'yı daha yakından tanımak için seçtiğimiz yemek turu beklediğimden daha dolu bir tur oldu. Elimden geldiğince turumuzun detaylarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Sabah tur için 9:30 civarı buluştuk. Grubumuzda Amerikalılar, Yunanlar ve biz vardık. Tur rehberimiz Despina son derece bilgili ve tatlı bir hanımdı, ayrıca İngilizcesi çok düzgün ve anlaşılırdı. Buluştuktan sonra yol üzerinde önce bir sokak simitçisine uğradık, onlar simite koulouri diyorlar. Daha sonra da bizdeki ballı lokmaya benzeyen loukoumades tadımına gittik. Henüz erken olduğu için biz fazla yiyemedik ama çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca sabahın erken saatleri olmasına rağmen gittiğimiz mekanda masalar hep doluydu. Bir sonraki durağımız Midillili bir aile işletmesine aitti. Çoğu kendi üretimleri olan zeytin çeşitleri, peynir çeşitleri, ezmeler, sakız likörleri, reçeller, zeytinyağı gibi Yunanistan'a özgü birçok ürünü burada bulabiliyorsunuz. Despina önce her biriyle ilgili faydalı bilgiler verdi, sonra da bizi besledi. 🙂 Buradan hepimiz elimiz kolumuz dolu ayrıldık çünkü her şey gerçekten çok lezzetliydi. Türkiye'de benzerine rastlamadığım kurutulmuş domates ezmesi favorimdi. Sırada en sevdiğim halk pazarları vardı. Hem sebze meyve pazarına hem de Varvakios Agora isimli et balık pazarına gittik. Bu pazardaki ürünler tazelik için aynı gün içerisinde tüketiliyormuş. Pazar deyip geçmeyin, Despina buralarda bile bize bir sürü bilgi aktardı. Balık pazarında balıktan çok kabuklu deniz canlıları vardı, bunun nedeni paskalya öncesi 40 günlük oruç ayında kansız deniz canlılarının serbest olmasıymış. Buradan çıktıktan sonra ev yemekleri yapan bir restorana gittik ve ev yapımı şarap ile birlikte zeytinyağlı enginarın tadına baktık. Atina'da gittiğiniz ortalama bir restoranda tek bir meze tabağına verdiğiniz ücret karşılığında, Yunan mutfağından yemekler bulabileceğiniz bu mekanda tam bir öğün yenebiliyormuş. Üstelik masaların bulunduğu ortam da gayet güzel ve yemekler lezzetli. Ve turumuz hız kesmeden devam ediyordu. 🙂 Sırada enfes pastırmalarıyla gönlümde taht kuran şarküteri vardı. Tur bittikten sonra İstanbul'a getirmek için biraz pastırma almayı düşünüyordum ama unuttum, ben ettim siz etmeyin, bence biraz pastırma alın. Buradan Pysiri bölgesine bougatsa denilen böreklerden yemeye gittik. Bu börekler hem tatlı hem tuzlu olarak yapılıyor. Tatlı olanı ilk başta bizim Kürt böreğinden sandık ama alakası yokmuş, çok lezzetliydi. Pysiri, eskiden Atina gece hayatının nabzının attığı yermiş ve bu börekçi insanların sabaha karşı uğrak yerleriymiş ama şimdi Pysiri'nin modası geçmiş ve yerini Gazi almış. En son rehberimizin bizi götürdüğü sürpriz yerde karnımızı iyice doyurup ayrıldık. Turda ziyaret ettiğimiz yerlerin isimlerini özellikle yazmadım çünkü mesele sadece o mekanları bulmak değil. Despina'nın bütün tur boyunca anlattıkları çok ilgimizi çekti ve bizim için öğretici oldu. Bu turu şiddetle tavsiye ediyorum. Diğer turları da eminim çok güzeldir. İlginizi çektiyse bu adresi ziyaret ederek tüm turları inceleyebilirsiniz. Bir daha Atina'ya gittiğimizde belki biz de bir başka tura katılırız, ikinci bir tura katıldığınız zaman indirim de yapıyorlar, bilginiz olsun. Umarım faydalanabileceğiniz bir yazı olmuştur. İyi gezmeler! Athens Walking Tours'a bu güzel tura bizi dahil ettiği için teşekkür ediyorum. Tüm yorumlar bana aittir. Vakumlarlar diye düşünüyorum Kayseri'den almıştık, o şekilde koyduk valize.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/04/13/msa-et-pisirme-teknikleri", "text": "Daha önce Mutfak Sanatları Akademisi'inde bıçak becerileri workshop'una katılmış ve burada deneyimimi paylaşmıştım. Geçtiğimiz hafta yine öncelikli olarak gitmek istediğim bir başka workshop olan Et Pişirme Teknikleri'ne katılma fırsatı buldum. Üç farklı tarif pişirdiğimiz gerçekten oldukça faydalı bir eğitim oldu. Bu workshop her yapıldığında farklı tarifler uygulandığını görüyorum, o yüzden yaptıklarımızdan en beğendiğim yemek olan rosto kuzu but tarifini ve öğrendiğim birkaç tekniği paylaşmak istiyorum. Öncelikle bu eğitimin paylaşımlı istasyonda yapıldığını belirteyim. Yani iki kişi bir istasyon kullanıyor o yüzden yakın bir arkadaşınızla birlikte bilet alırsanız daha keyifli geçebilir. Eğitimin ilk kısmı teorik bilgiler ile geçiyor. Bu teorik kısım bir saat civarı sürüyor ve daha sonra da yemek pişirme kısmına geçiyorsunuz. Etimizin yumuşaklığını koruması için etin içindeki suyun içinde hapsolması gerekiyor. Birçoğunuzun bildiği üzere etin suyunu dışarı salmasını engellemek için etin iki yüzünü yüksek ısıda kızartma işlemine mühürleme deniyor. Evlerimizde eti iki şekilde mühürleyebiliyoruz; birincisi fırında diğeri tavada. Mühürlemenin iyi yapılabilmesi için mümkün olan en yüksek sıcaklığa ulaşmak gerekiyor, bu yüzden de tava olarak döküm demir tercih etmekte fayda var. Eti hangi pişme derecesinde seviyorsanız pişme süresini ona göre ayarlıyorsunuz. Suyun dışarı çıkmasını istemediğimiz için kesinlikle çatal gibi delici aletlerle eti çevirmiyoruz, mümkünse maşa kullanıyoruz. İki yüzünü birer dakika pişirdikten sonra tavada devam etmek istiyorsak istediğimiz pişme seviyesine gelene kadar kısık ateşte pişirmeye devam ediyoruz. Ya da devamında fırında pişirmeyi tercih edebiliriz. Fırında mühürleyecekseniz de fırını yüksek bir derecede önceden ısıtmak gerekiyor. Eti pişirmeden önce marinasyon yapmak eti hem lezzetlendirmek hem de yumuşatmak için uygulanması faydalı bir işlem. Sarımsak ve baharat gibi aromatiklerle lezzetlendirme yapabiliyoruz. Alkol, sirke ve limon suyu gibi asitlerle de yumuşatma sağlanıyor. Bekleme sürelerini deneyerek belirleyebiliriz ama asitli marinasyonda 4 saatten fazla beklemeyi tavsiye etmediler. Pişmesi uzun sürse de hazırlaması çok kısa ve kolay olan rosto kuzu but tarifi ile devam ediyorum. Malzemeleri workshop sırasında hepimize yetecek kadar yapılan ölçülerde veriyorum. Siz kendinize göre bölerek ayarlarsınız. Tane baharatları eziyoruz ve zeytinyağı ekleyip marinat karışımı elde ediyoruz. Bu karışımla eti güzelce ovuyoruz. Büyük et olduğu için mühürleme işini fırında yapıyoruz. Mire poix doğradığımız sebzeleri tepsimizin tabanına yayıp üzerine eti koyuyoruz ve 250 derecedeki fırında 15 dk mühürleme yapıyoruz. Daha sonra fırını 180 dereceye çekip istediğiniz kıvama göre birkaç saat pişirin. Et fırından çıktığında ağızda dağılıyordu, kesinlikle denemelisiniz. Ben de önümüzdeki hafta sonu evde yapmayı düşünüyorum. 🙂 Bunun dışında yaptığımız iki tarif; mantar duxelle ve fesleğenli patates püresi ile birlikte sunduğumuz şarap marineli ızgara dana antrikot ve trüf yağlı enginar püresi ile sunduğumuz 5 otla marine edilmiş kuzu pirzola oldu. Yaptıklarımı eve de götürdüm ve parmaklarımızla birlikte afiyetle yedik. Burada bahsettiğim bilgiler evde et pişirirken en çok kullanacağınız bilgiler, ama eğitim sırasında bunların dışında ete dair daha birçok şey öğreniyorsunuz. Bence etler artık benden sorulabilir :p Ben daha önce birçok blogdan et pişirme tekniklerini okuyup denemiş fakat bir türlü istediğim lezzeti tam yakalayamamıştım. Birebir eğitim almak gerçekten çok fark ediyor. Bir de harika yemekleri kendi elinizden deneme şansınız oluyor. 🙂 Eğitim boyunca ara ara binanın yangın alarmları çaldı. Ortalığı ateşe verdik resmen ve gerçekten çok keyifliydi 🙂 Sormak istedikleriniz olursa lütfen yorum olarak bırakmaktan çekinmeyin. Size şimdiden iyi eğlenceler!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/04/22/bizim-cennetimiz-igneada", "text": "Önce İğneada'ya nasıl gidilir onu anlatayım. Bizim İğneada'ya ulaşım için kullandığımız yol; İstanbul'dan Çerkezköy, Saray, Vize, Poyralı, Demirköy, İğneada güzergahı. Bu yolu kullanarak 3 saat civarı bir süre sonra İğneada'ya varıyoruz. Yol üzerinde, Poyralı Demirköy arasındaki Yenice'de bir mola verip, Şen Kasap'ın harika etlerini tatmanızı tavsiye ederim. Biz hemen hemen her gidişimizde uğrar, İğneada öncesi ufak bir altlık yaparız. 🙂 Et dışında birçok taze köy ürünü de bulabilirsiniz. Bunun dışında yolda yapabileceğiniz bir diğer aktivite de Dupnisa Mağarasına gitmek olacaktır. Hatta buralara kadar gitmişken turistik gezintiye açık bu mağaraya mutlaka uğramalısınız. Sulu ve kuru bölümlerden oluşan mağaranın toplam uzunluğu 3200 metredir. Küçükken izcilik zamanlarımda mağaranın bulunduğu alanda az kamp yapmamıştık, çok severim ve tavsiye ederim. Yalnız yılın belli dönemleri mağara kapalı oluyor, gitmeden bilgi almanızda fayda var. Hiçbir yere uğramadan gitseniz de İğneada yolu, baharda kanolalar, yazın ay çiçek tarlaları, sonbaharda rengarenk kışın da bembeyaz karlar altındaki harika orman manzaraları ile görsel bir şölen sunuyor adeta. İğneada'da kalınabilecek birkaç yerden de bahsetmek istiyorum. Biz evde kaldığımız için İğneada otellerine pek hakim değilim açıkçası ama buraya yazacağım için biraz bilgi aldım. Köyün meydanında denize sıfır İğneada Resort Hotel, hem temizlik hem imkanlar olarak kalınabilecek en iyi yer. Ancak bu otel genelde ilk dolan yer olduğu için ve fiyatlar biraz yüksek olduğu için bütçe dostu birkaç alternatif daha bilmekte fayda var. İğneada merkezde Parlak Otel, Longoz Otel ve Meltem Otel de değerlendirebileceğiniz yerler arasında. Buralarda da yer kalmamışsa, İğneada'nın kum üzerinde kurulmuş tek tesisi olan İğneada Motel bir alternatif olabilir, yalnız burası epey eski bir otel, o yüzden odalardan beklentiniz yüksek olmasın. Motelin avantajı denizin dibinde olması ve denizin dalgalı olduğu zamanlarda serinlemek için kullanabileceğiniz bir de ufak havuzu olması. Apart şeklinde hizmet veren Yaz Ada Evleri ve farklı konseptiyle hoşunuza gideceğini düşündüğüm Masal Ev İğneada da tecrübe edenler tarafından bana önerilen yerler. Son olarak, İğneada'nın merkezine arabayla 10 dakika mesafedeki Limanköy'de, kendilerini doğaya adamış harika insanlar Asaf ve Şahika Ertan tarafından yaptırılıp köye bağışlanmış bir konuk evi bulunuyor. Bu konuk evinde üç tane oda var ve tuvaletler ortak. Ayrıca mutfak ve kütüphanesi mevcut. Yattığınız yatağın temizliği dışında bir şey umursamıyor ve horoz sesleriyle uyanmak istiyorsanız burada kalabilirsiniz. 😉 Tüm bunların dışında meraklıları için çadır kampı da tavsiye edebileceğim bir konaklama biçimi, Mert Gölü civarında kendi çadırınızı kurabilirsiniz. Merkeze daha yakın lokasyonda yer alan Bay Edi, hem kendi çadırınızı kurabileceğiniz hem de çadır kiralayabileceğiniz güzel bir işletme, kendi çadırınız için kişi başı 30 TL, kiraladığınız çadır için kişi başı 50 TL ücret ödüyorsunuz. İğneada'da konaklama için şimdilik verebileceğim öneriler bunlar. Airbnb'den İğneada için kendi favori listeme eklediğim konaklama seçeneklerini de paylaşıyorum, göz atabilirsiniz. Gelelim İğneada'da neler yapabileceğinize. Biz her gittiğimizde dopdolu geçiriyoruz günlerimizi. Çünkü doğada yapabilecekleriniz sizin hayal gücünüzle sınırlı. İğneada'da gezilecek yerlerin hepsi doğanın içinde. Bir kere longoz ormanlarını keşfe kesinlikle çıkmalısınız. Bunun birkaç yolu var. Bunlardan bence en harikası Mert Gölü üzerinden kanoyla gitmek. Bunu yapabilmek için Pan İğneada veya İğneada Resort'tan bir kano kiralamanız gerekiyor. İlk defa gidecekseniz rehber eşliğinde kendinizi her şeyden soyutlayacağınız bir saate doğru kürek çekmeye başlıyorsunuz. Hayatın ne kadar güzel olduğunu yüzünüze çarpan zamanlardan olduğunu düşünüyorum bu gezintinin. Küçük bir tavsiye, turunuz sırasında klasik müzik açarsanız süper oluyor. Son yöntem olarak da arabanızın gidebildiği yere kadar gidip daha sonra yürüyerek devam etmeyi tercih edebilirsiniz. Longoz ormanlarının yan yolundan arabayla ilerleyerek ormanla denizin buluştuğu ıssız sahillere varabilir, burada özellikle yaz aylarında çok kalabalık olan plajlardan uzakta denize girebilirsiniz. Şelaleleye veya Hamam Gölü'ne gidebilirsiniz. Fransız Feneri'ne giderek dalgaların kayalıklara vuruşunu izleyerek manzaraya karşı huzur dolabilirsiniz. Merkezdeki esnafa rehber Halil'i sorabilirsiniz, kendi başınıza çıkmak istemiyorsanız yapabileceğiniz tüm aktivitelerde size yardımcı olacak adres olacaktır kendisi. Son olarak İğneada'da sörf, wakeboard gibi aktiviteler de yapabilirsiniz. Biraz da İğneada'da yeme içme konusunda tavsiye vermek istiyorum. Biz evin bahçesinde keyfimize göre yemek yemeyi çok seviyoruz ama İğneada'ya gittik mi olmazsa olmaz dediğimiz ve mutlaka uğradığımız yerler var tabi ki. Bunlardan biri ailemizin köftecisi Dobrodoşli. Boşnakçada \"Hoş geldin\" anlamına gelen Dobrodoşli önceleri minibüsünde seyyar olarak servis veriyordu, son iki senedir de tam köy meydanındaki yeriyle hizmet vermeye devam ediyor. Köftesi ve sucukları efsane olan mekanın kahvaltısının da ilk defa bu sene yedim ve beğendim. Buraya hem kahvaltı hem de diğer öğünler için gelebilirsiniz. Ayrıca sucuk ve köfteyi pişmemiş olarak satın alabiliyorsunuz, bilginiz olsun. İğneada'ya gidince Limanköy'e de bir uğrarsınız diye düşünüyorum. Uğur'un Yeri Lezzet Limanı, samimi ortamı, leziz kahvaltısı ve kumda yaptıkları kahveleriyle bana göre kesinlikle gitmeniz gereken bir yer. Günün her saati yemek, içmek veya plajda takılmak için en çok gittiğimiz yer Pan İğneada, gece hayatı için de tek geçtiğimiz yer burası diyebilirim, hem sahiplerini hem de ortamı çok seviyoruz. Yukarıda çadır konaklama için bahsettiğim Bay Edi de aynı zamanda yeme içme için gidebileceğiniz hoş bir mekan olmuş. Ve son olarak rakı balık yapabileceğiniz ve İğneada'da güneşin batışını izleyebileceğiniz en güzel yerlerden birisi Liman Restaurant'ı tavsiye edeceğim. Biz eskiden sırf manzarası ve balıkları için giderdik, mezelerini beğenmezdik ama son gidişimizde sanırım bir şeyler değişmiş ve bu sefer mezeler de güzeldi. Merkeze daha yakın bir yerlerde rakı balık yağmak isterseniz Rota'yı önerebilirim. Güneşi batırmak için en güzel diğer yer ise Mert Gölü. Yalnız burada güneş batışına bakan bir tesis yok, şarabınızı alıp sevdiklerinizle birlikte bir akşam yemeği pikniği yapabilirsiniz. 😉 Bu arada oğlum şu an 4 yaşında ama 1 aylıktan beri sürekli geliyoruz ve doğada olmayı çok sevdiği için İğneada'da çok mutlu oluyor. Çocukla gitmek için de ideal bir yer olduğunu düşünüyorum. İğneada ben ve eşim için özel bir yer. Eşimin ailesinin burada evi olması sebebiyle tüm çocukluğu ve gençliği İğneada'da geçmiş. Bense küçüklüğümden beri her yaz izci kampına ve ailemle öğretmen kampına giderdim, bu sayede her sene 20 gün civarı burada kalıyordum. Eşimle tanışıklığımızı bu zamanlara dayanıyor ve oğlumuzun ismini de bu yüzden Ada koyduk. Büyük ihtimalle duymuşsunuzdur; enerji bakanı, üçüncü nükleer santrali İğneada'da yapmayı düşündüklerini söylemişti. Dünyada sayılı noktalarda bulunan longoz ormanları ve upuzun sahiliyle bir doğa harikası olan güzel adamız umarım santrale kurban gitmez. Siz de bizim gibi doğa aşığıysanız, İğneada'ya gitme fırsatı bulduğunuzda eminim orada olmaktan en az bizim kadar zevk alacaksınız. Sorunuz olursa lütfen buraya yorum olarak bırakın, maillerimi geç görebiliyorum. İyi tatiller! İstanbul çevresinde gezilecek diğer adresler için aşağıdaki yazılarımı okumayı unutmayın. ay harika! 🙂 yorumunuz ile ne kadar mutlu oldum anlatamam. çok sevgiler! Merhaba, çok teşekkür ederim. Bu sene biz de 2 yaşındaki oğlumuzun kamp deneyimi yaşaması için bir gece çadırda kalmayı düşünüyoruz. Geceleri, gündüze göre biraz soğuk oluyor açıkçası ama uygun kıyafet ve uyku tulumuyla çözülemeyecek kadar soğuk değil. Tabi ki önden hava durumunu kontrol edersiniz. Geçen sene Nisan ayında gittiğimizde denize girmiştik, ama gideceğiniz hafta sonu kötü hava şartları da denk gelebilir. Umarım güzel anılarla döneceğiniz bir gezi olur, sevgiler! Merhaba, açıkçası bu şekilde konaklama deneyimim hiç olmadı ama Mert gölü tarafı bunun için uygun olabilir. Yazıda bahsettiğim İğneada kite sörf de zaten o civarlarda. Eskiden oralarda çadır kampı yapardık, hala yapanlar var sanıyorum. Araba için de uygun olacağını düşünüyorum o yüzden. Değerli tavsiyeleriniz için çok teşekkür ederim. Ben her ihtimale karşı yanıma çadır alsam daha iyi olacak sanırım. Rica ederim. Bende ilgi ve alakanız için ayrıca teşekkür ederim. Mert gölü dışında bir de Erikli gölünün orada da var kamp yeri bu arada, oraya da gidebilirsiniz. Yazı için teşekkürler. Yemek tavsiyeleriniz çok işimize yaradı."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/05/09/anneler-gunu-piknigimiz", "text": "Bu yazıyı ilk anneler günümden kendime hatıra olsun diye ve piknik görseli açısından fikir olabilir diye paylaşmak istedim. İçinde annelik duygusu olan tüm güzel kalpli insanların anneler günü kutlu olsun!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/05/18/sarimsakli-peynirli-ekmek", "text": "Son dönemlerde, hızlandırılmış pratik yemek tarifi videolarını izleyip kendi mutfağımda denemeye bayılıyorum. Eğer bu tariften haberiniz yoksa, parmaklarınızla birlikte yiyeceğiniz bu ekmeğe bir şans verin. İlk izlediğimden beri aklımda olan son derece kolay bu lezzeti aylardır denemeye üşeniyordum. En sonunda denedim ve hem kolay hem de inanılmaz lezzetli olduğunu gördüm. Bundan sonra mutfağımızın sık yapılanları arasına gireceği kesin. Hafta sonu kahvaltı için pratik tarif arayanlara özellikle öneririm."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/05/24/kisa-kisa-bozcaada", "text": "Geçen sene Eylül ayında 3 günlüğüne gidip tadı damağımızda kalan Bozcaada'ya, ilkbaharda yeniden buluşmak üzere veda etmiştik. Bozcaada'yı en iyi tanıyanlardan biri olan Küçük Martha'nın her Mayıs ayında harika gurme turlar düzenlediğini bildiğimiz için ona katılırız diye düşünüyorduk. Şansımıza bu sene tur düzenlemekten vazgeçmişti ama eşiyle birlikte bize çoğu zaman rehberlik ettiler sağ olsunlar. İlk iki günü güneşli, son iki günü ise oldukça soğuk ve yağmurlu olsa da çok keyifli, dolu dolu bir dört gün geçirdik. Gezi sonrası Bozcaada tavsiyeleri isteyenler olmuştu. Ben de tecrübelerimiz doğrultusunda mini bir Bozcaada gezi rehberi hazırladım. Ada'ya ulaşım gerçekten çok zahmetli. Hele bizim gittiğimiz gibi 19 Mayıs benzeri bir tatilde giderseniz çok yorulacağınız kesin. Sabah Geyikli'den ilk feribot 8'de olduğu için ve ona yetişmek istediğimiz için gece 2:30'da evden çıktık. Gelibolu'dan Lapseki'ye feribot kuyruğu beklemeden geçtik. Geyikli'ye vardığımızda saat sabah 7 civarıydı ve çılgın bir kuyruk vardı. O kadar erken gelmiş olmamıza rağmen ilk feribotun son arabalarındandık. Dönüş yolunda, Bozcaada'dan feribot kuyruğuna girdiğimizde saat öğlen 1 civarıydı. 3:15 gibi ancak feribota binebildik. Tabi ki tek feribot kuyruğu bu değildi. Çanakkale ve Lapseki kuyrukları inanılmazdı, o yüzden biraz ilerideki Çardak'tan feribota bindik. Orada bile 1 saatten fazla bekledik sanıyorum. Sonuç olarak, adadan ilk sıraya girişimizden itibaren düşünürsek tam 10 saat süren bir yolculuk oldu bizim için dönüş yolu. Bebekle olunca gerçekten daha da zorlayıcı bir süreçti. Bundan sonra Bozcaada'ya tatil olmayan zamanlarda gitmeye karar verdik. Patiska Ev: Biz bu gidişimizde bebeğimizle olduğumuz için merkezde kalmayı tercih ettik ve burada kaldık. Bozcaada pansiyonları arasında en bilinenlerden olan ev, Rumlardan kalma olduğu için odaları küçük fakat gayet temiz. Buğra Hanım, her konuda gerçekten çok yardımcı oldu bize. Mutfağı da istediğimiz şekilde kullanabiliyorduk, bizim çok işimize yaradı. Merkezde dolaşırken, oğlumun uykusu geldiğinde veya huysuzlaştığında hemen eve gitme şansımız olması bizim için çok iyi oldu. Akşam yeme, içme sonrası da yürüyerek 5 dk içerisinde evimize varabiliyorduk. Ada merkezinde olduğu halde, kahvaltımızı edebildiğimiz, bebeğimizi dolaştırabildiğimiz bir de ufak şirin bir bahçesi var. Kahvaltısı gayet güzel, her gün tazecik pişi ve börek olması en güzel kısmıydı. Limani Otel: Bir önceki gelişimizde burada kalmıştık ve yine bebeğimizleydik. Bozcaada otelleri arasında kale manzarası ile öne çıkan bu otel de merkeze yakın ama birazcık yukarıda olduğu için biz sürekli arabamızı kullanmıştık. Odaları zevkli döşenmiş ve güzel bir bahçesi var. Kahvaltısı oldukça başarılıydı, eminim bu sene de kendisini yenileyerek devam ediyordur. Rezervasyon için tık tık! Harmani Tatil Çiftliği: Bu otelde hiç kalmadık ama bu gidişimizde kalmayı çok istedik. Madem kalamadık bari bir görelim diyerek ziyarette bulunduk. Gerçekten çok güzel, huzur verici bir yer olmuş. Güneş batımını da çok güzel bir açıdan görüyor, balkonunuzda şarabınızı yudumlayarak günü batırabilirsiniz. Ada'da bağ evi tecrübesi yaşamak isteyenlere tavsiye ederim. Yüksek sezonda 10 yaşından küçük çocuk kabul etmiyorlar, aklınızda bulunsun. Bir de sevimli mi sevimli köpekleri var ki bahçeye ayrı bir hava kattıkları kesin. 🙂 Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. Eski Kahve: İlk gün feribottan iner inmez kahvaltıya gittik. Pansiyonumuzun kahvaltısı güzel olduğu için Ada'da denediğimiz tek farklı kahvaltı burası oldu. Tereyağda yumurta, menemen ve salçasının hastası oldum. Burada ne yazık ki pişi yok, beklentiniz varsa önceden söylemiş olayım. Siz de uzun yolculuk sonrası, sabah saatlerinde aç bir şekilde adaya inerseniz, deneyebilirsiniz. Vahit'in Yeri: Meze çeşitliliğiyle göz dolduran mekan Ayazma manzarasında bir öğlen ya da akşamüstü rakısı için tercih ediliyor genelde. Biraz ekşi gelebilir ama midye marini beğendim ben. Onun dışında mücver ve peynir ezmesini önerebilirim. Ayrıca tabi ki midye dolması da gayet güzeldi. Bakkal: Yemekten sonra bir şeyler içip gecenizi noktalamak için gidebileceğiniz bir mekan. Gece saat 11 gibi gittiğimizde pek kimseler yoktu ama 12'den sonra çok hareketli oluyormuş. Polente: Burası gece 12'den önce de hareketlidir dediler diye gittik ve pişman olmadık. Oldukça popüler bir mekan, bunun sebebi de güzel kokteylleri ve çalan müzikler sanıyorum. Biraz uykumuz gelmişken gittik ama birkaç saat daha burada takıldık. Standart kokteyllerden alabiliyor veya aklınızdan geçen herhangi bir tarifi söyleyerek yepyeni bir kokteyl hazırlatabiliyorsunuz. Bozca Kitchen and Refuge Bar: Bozcaada'nın en yeni kokteyl mekanı. Eski Martı restoranın yerine açılmış, yani denizin dibinde. Güzel ve huzurlu bahçesi, günün her saati gidip bir şeyler içmeniz için müsait. Hayal ettiğiniz kokteyli söylüyorsunuz, becerikli barmenleri harikalar yaratıyor. Buraya mutlaka gidin derim, çok cici bir yer olmuş. Coffee Shelter: Bozcaada'da, 3. dalga kahve mekanlarının ilki olan kafe, adanın önemli bir ihtiyacını gidermiş görünüyor. Şahsen kahve pek sevmem ama gittiğimizde önünde ve içinde birçok kişi vardı. Eşim flat white denedi ve beğendi. İçindeki oturma yerlerini ilkokul sıralarından yapmışlar. Bu da tatlı bir detay olarak ilgimizi çekmişti. Sayfiye Atölye: Seramik ile yapılabilecek aklınıza ne gelirse burada var. Tabaklar, saksılar, mumluklar, magnetler, kolyeler ve daha neler neler. Biz evimize buradan çok güzel aksesuarlar aldık. Eminim sizin de hoşunuza gidecek bir şeyler çıkacaktır. Aki Gift Shop: Burada yine özel tasarım birçok ürün bulabilirsiniz. Ben Ada'ya özgü obje çizimlerinden oluşan bir şal aldım mesela. Bu şal bu sene yeni tasarlanmış, bilginize. Veli Dede: Zengin reçel çeşitleri, kurabiyeleri, zeytinyağları ve salçaları, Bozcaada'dan evine bir lezzet hatırası götürmek isteyenleri bekliyor. Eski Kahve'de yediğimiz harika kahvaltılık salçanın buradan olduğunu öğrendim ve birkaç tane aldım. Bozcaada için Mayıs 2016 güncel tavsiyelerim bu kadar. Özel günlerde, resmi tatillerde kesinlikle gitmemenizi tavsiye ediyor, şimdiden iyi tatiller diliyorum! Bozcaada'daki en nefis yeme içme ortamı unutulmuş; Maya, şiddetle tavsiye."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/06/12/ada-1-yasinda", "text": "Ada'nın bir yaş doğum gününü evimizin bahçesinde aile arasında kutladık. Süslemeler tamamen kendimize aitti. Bir yaş fotoğraf çekimlerini de kendim yaptım. Güzel pastamızı Masalsı Tatlar, doğum günü partisi sırasındaki fotoğraf çekimini de Burcu Ertur yaptı. Şimdi gelelim 1 yaş doğum günü partisi detaylarına. Ada'nın bir yaş fotoğraf çekimini bir gün önce yine bahçede yaptım. Pasta patlatma bir yaşın olmazsa olmazlarından. Oğlum önce pastalara bulandı, sonra da güneşin altında köpük banyosu keyfi yaptı. İkisine de bayıldığını söyleyebilirim. Bu fotoğraflar için hazırladığımız pasta öncesi de Ada ile birkaç poz beraber mutfak fotoğrafı çekilmiştik. Ben hiç doğum günü kutlayan biri değilim, pek meraklısı değilim yani. O yüzden oğlumuzun doğum günü için sadece en yakın aile üyelerimizle birlikteydik. Küçük bir parti olmasına rağmen bir yaş doğum günü olduğu için önemli bir gündü. Her detayıyla kendim uğraştığım için günler öncesinde parça parça ihtiyaçları toparlamaya başladım. Hayatımın yıldızına, yıldız temalı doğum günü yapmak istedim. Dekor olarak yıldızlar, renk olarak sarı, gümüş, beyaz ve nil yeşilini tercih ettim. Şeker masasındaki malzemeleri genelde sarı beyaz, arka fonda kullandığım kurdele ve balonları da nil yeşili, gümüş ve beyaz olarak seçtim. Kurdeleleri hobisitesi. com'dan, şekerleri sekersepetim. com'dan, kadehler ve balonları partipaketi. com'dan, sticker tasarımlarını zazzle. com'dan, hediye sukülentlerin kovalarını ve kurabiye malzemelerini barmar. com'dan temin ettim. Yoğun bir anneyken doğum gününü kendi başına halletmeye çalışınca birçok malzemeyi oturduğum yerden hallettim mecburen. Yemek menümüzde mercimekli köfte, çeşitli kanepeler, sosisli milföyler, sigara börekleri, yaprak sarma, peynir çeşitleri, muffinler, patates kroket ve yoğurtlu havuç vardı. Ben hazırlanırken pinterestten ve bloglardan çok faydalanmıştım. Umarım bizim partimiz de size fikir verir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/06/26/aracla-kuzey-yunanistan-rehberi", "text": "Geçtiğimiz hafta, arabamızla 10 günlüğüne Dedeağaç, Thassos, Selanik, Halkidiki ve Kavala'yı içine alan bir Kuzey Yunanistan gezisine çıktık. Gittiğimiz şehirlerle ilgili detaylı bilgileri ayrıca yazdım. Ama öncelikle özel araçla yurt dışına çıkmak ve yolculuk süreçlerimizle ilgili tecrübelerimizi aklınıza gelebilecek tüm soruların cevaplarını vermeye çalışarak paylaşmak istiyorum çünkü arabayla Yunanistan'a nasıl gidilir, Yunanistan'da arabayla gezilecek yerler nereler öğrenmek isteyen çok fazla. Yolculuğa ben, eşim ve 1 yaşındaki bebeğimiz ile çıktık. Bebeğimizle seyahat deneyimimizle ilgili detaylı yazımı buradan okuyabilirsiniz. İşte arabayla yurt dışına nasıl çıkılır diye soranlar için detaylı yazım. Öncelikle, arabayla yurt dışına çıkış için gereken belgelerle başlayalım. Sınır kapısından arabayla geçtiğiniz takdirde kontrol edilen belgeler; uluslararası ehliyet veya yeni çipli ehliyet, yeşil kart yani uluslararası sigorta ve aracın ruhsat sahibi arabada değilse seyahat edenlerden birine verilmiş vekaletname. Vekaleti sadece Türk kapısında kontrol ettikleri için çeviriye gerek yok. Şirket arabasıyla çıkacaksanız bu yolla çıkabiliyorsunuz. Uluslararası ehliyet kısa süreli ve pahalı bir belge. Oysa yeni çipli ehliyetleri 10 yıllık veriyorlar ve çok ucuza geliyor. Mevcut ehliyetiniz varsa çok kolay bir şekilde ehliyetinizi yenileyebiliyorsunuz. surucurandevu. egm. gov. tr adresinden randevunuzu alarak işlemlerinizi başlatıyorsunuz. Sürücü belgenize ek olarak 2 adet vesikalık fotoğraf, Nüfus cüzdanı ve sağlık raporu yeterli. Kan grubunu belirtir belge de istiyorlar ama mevcut ehliyetinizde yazdığınızı varsayarak gerek olmadığını söyleyebilirim. Sağlık raporunu 30 TL karşılığı bir poliklinikten aldık. 15 TL de ehliyetin kendisi için veriyorsunuz. İstediğiniz adrese gönderiyorlar. Maksimum 1 haftada geliyormuş, bizimki 4 günde geldi. Yeşil sigorta bizdeki trafik sigortasının yurt dışında geçerli versiyonu diyebiliriz. Yani kaza durumunda karşı aracın masraflarını karşılamak için gerekli, umarım ihtiyacınız olmaz. Bu belge için ruhsat ve trafik sigortası gerekli. 15 gün için 63 karşılığı Seyrantepe'deki Turing'ten hallettik ama sınır kapısından da alabiliyorsunuz. Bu arada kendi aracınızın kaskosunun kapsamını da 70 TL gibi bir ücret karşılığı genişleterek yurt dışında geçerli hale getirebiliyorsunuz, süreye bağlı olarak ücret değişiyor. Bazı şirketler arabalara kasko yapmayı tercih etmiyormuş diye bir bilgi aldık, sorun olduğunda kendi anlaşmalı servislerinde hallediyorlarmış. Bu durumda 500 TL civarı bir ücretle yurt dışı kasko yaptırılıyormuş, bu da şirket arabasıyla gelen arkadaşlarımızdan aldığımız bir bilgi. Gelelim arabayla Yunanistan yolculuk detaylarımıza. Biz Cuma sabah 9:30 civarı yola çıktık. İpsala sınır kapısına varmamız 2.5 saat sürdü. Kapıda hiç sıra yoktu, tek arabaydık. 🙂 Türk kapısında yurt dışı pasaport kontrolü sırasında çıkış harç pulu aldık. Bebek için gerek yok. Araba için plaka kontrolünü burada yapıyorlar. Yunanistan kapısında da pasaport, yeşil kart ve çipli ehliyet kontrolü yapıldı. Gümrük kontrolünde de sadece arabada içki sigara olup olmadığını sorup, hayır yanıtı alınca her tarafı dövmeli, şekilli saçlı abimiz Türkçe olarak \"Haydi bakalım o zaman\" diyerek bizi gönderdi. 🙂 Yani toplam işlemler 5-10 dk arası sürdü. Bizden sonraki gün yani cumartesi sabah yola çıkan arkadaşlarımız 1.5 saat sıra beklemişler. Bayram tatilinde bu kuyruklar çok daha fazla olacaktır, çıkış zamanlarınızı bunu göz önüne alarak planlamanızı tavsiye ederim. Thassos'ta geçirdiğimiz güzel tatil sonrası Selanik'e doğru hareket ettik. Yine Keramoti feribotuyla ana karaya ulaştık. Buradan yine otobanı kullanarak 1.5 saatte Selanik merkezine ulaştık. Yolda iki kere ücret ödedik. Ücret daha öncekiyle aynı, her seferinde 2,40 veriyorsunuz. Selanik molamız sonrası bu sefer tatilimizin geri kalanı için Halkidiki'ni Sithonia bölgesine doğru yola çıktık. Yine yaklaşık 1.5 saat süren bir yolculuk sonrası Vourvourou'daki otelimize vardık. Halkidiki seyatimizle ilgili detayları buradan okyabilirsiniz. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi Halkidiki tatilimiz de sona erdi ve cumartesi günü dönüş yolumuza çıktık. Mola yerimizi Kavala olarak belirledik ve Vourvourou'dan 2.5 saatlik yol sonrası otobandan Kavala'ya ulaştık. Yolda lavanta ve ayçiçeği tarlaları enfesti. Yolda bir defa otoban ücreti ödedik. Kavala'daki yemeğimiz sonrası artık eve dönüşe hazırdık. Bu arada yol üstü lezzet duraklarımızı merak edenler için de bir yazı yazdım, buradan okuyabilirsiniz. 1 saat 45 dk süren yol sonrası İpsala sınır kapısına vardık. Yolda yine bir defa otoban ücreti ödedik. Yunanistan girişinde önümüzde sadece 1 araba vardı ve 5 dk gibi kısa bir sürede işimiz bitmişti. Ancak Türk kapısında nedenini çözemediğimiz bir şekilde yaklaşık 20 arabalık bir kuyruk bizi bekliyordu. Burada kuyruk nedeniyle 40 dk kadar vakit kaybettik. Gümrükte bagajımızı kontrol ettiler. Zeytinyağı alacaksanız aklınızda bulunsun arabadaki kişi başına 5 lt izin veriliyormuş. Bizde 20 lt vardı. 🙂 İlk seferiniz olduğu için izin veriyoruz dediler, normalde sorun çıkarırlar mı bilmiyorum. Bir de Yunanistan tatiliniz sırasında trafik cezası yediyseniz ve farkında değilseniz, sıranız geldiğinde trafik noktasına gönderilip tekrar baştan sıraya girmeniz gerekiyormuş. Bizim başımıza gelmedi ama tecrübe eden arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Toplamda 1700 km civarı bir yol yaptık ve benzin konusuna da değinmek istiyorum. Sınırdan çıkmadan önce en son Tekirdağ civarında depoyu doldurduk. Yunanistan'da sınırları her daim zorlayarak kırmızı ışığı gördükten sonra benzin doldurduk ve 2 defa yeterli oldu. Bir depo dolumu ortalama 80 tuttu. Dönüşte de İpsala çıkışındaki ilk benzinlikte tekrar doldurduk. Son bir tavsiye olarak, Ulmon adlı bir uygulamadan Yunanistan haritasını İndirdim ve offline olarak birçok yerde işimize yaradı. Gitmeden önce nasıl olacak diye düşündüğüm hemen her şeyden bahsetmeye çalıştım. Umarım faydası olur. İyi tatiller! Gezinin diğer yazıları aşağıda, onlara da göz atmayı unutmayın. Yunanistan'ın başkentini de gezmeyi düşünürseniz Atina yazıma mutlaka göz atın. Ben de çok aradım, geçen yıldan beri instagramdan bulduğum @AyvalıktanMutfaga hesabından alıyorum. Emekli bir çift işletiyor, çok memnunuz, tavsiye ederim. Baska bloglarda da bu tip yazilar okudum ama en faydalisi sizinkiydi gercekten, tesekkurler oncelikle. Esim, kizim(11) ve oglumla(7) -yogun is tempom nedeniyle mesai disi olacagi icin mecburen Bu yilki Kurban bayrami tatilinde ayni tip aracimizla benzer bir tatil planliyoruz. cocuklar oncelikle havuz ve sonra denizde vakit gecirmekten daha cok hoslaniyorlar. Esim ve ben dogayi daha cok seviyoruz. Yerel yerlerden ev icin alisveris ve zeytinyagi satin almak istediklerimizden. -Yukardaki bilgilere gore sizin kaldiginiz otelleri bize tavsiye eder misiniz? -10 gunu 7 gune dusurmemiz gerekeceginden nerde kac gun kalmamizi onerirsiniz? Gerekirse bir noktaya hic gitmeyebiliriz de. -Cocuklar deniz urunlerine karsi onyargili ama ben bunun kirilmasini umuyorum bu gezimizde ancak inat edip yemezlerse alternatif neler tavsiye edersiniz? -Hepimizin yesil pasaportu var, vizeye gerek olmayacak degil mi ? Öncelikle yazımı beğenmenize çok sevindim, teşekkürler. -Herkesin kaldığı yerden beklentisi farklıdır ama biz kaldığımız yerlerden memnun kaldık. Thassos'ta bizim kalmadığımız ama bahsettiğim diğer oteli de düşünebilirsiniz belki. Halkidiki'deki otelimizi ise gerçekten çok sevmiştik, 1 yaşındaki çocukla çok rahat ettik. siizn çocuklar da havuz seviyormuş, orada havuz alternatifi de var. Doğayı seviyorsanız, o bölgeyi de seveceğinizi düşünüyoruzm. -7 gün için ben olsam 3 gün Thassos-4 gün Halkidiki düşünürdüm. Eğer birinden vazgeçerseniz Thassos'tan vazgeçip Halkidiki'ye gitmenizi tavsiye ederim. Ben Halkidiki'yi çok daha fazla sevdim ayrıca bayram zamanı gideceğiniz için Thassos'ta çok fazla Türk olacaktır. Neredeyse her mekanda Türk tur gruplarının olması, Türkçe müzik programları yapılmasın, Yunanistan'a gitmiş gibi hissetmemenize yol açıyor açıkçası. Halkidiki'nin doğası çok daha güzel ve genel olarak çok daha nezih gelmişti bize. -benim oğlum o zaman 1 yaşındaydı şimdi de 2,5 yaşında. Dolayısıyla ben yanımda tarhana vs. götürdüm ve iki otel de mutfaklı olduğu için oğlumun yemeğini genelde evde hallettim. Dışarıda sadece greek salad yiyordu birazcık. Sizin çocuklar da yunan salatası, kabak kızartması, cacık, musakka vs idare edecektir mutlaka. 😉 Yunanistan'da deniz ürünleri dışında da harika mezeler var. -evet yeşil pasaport için vize gerekmiyor. Tamda gideceğimiz lokasyonları yazmışsınız. Bu sebeple çok yararlı oldu bu bilgiler benim için. Sonrasında Kavala üzerinden Keramoti den feribota geçerek Thasosa geçeceğiz ve burda 3 gün kalacağız. Bu noktada vereceğiniz tavsiye varmıdır? Stratejik bir hata yapmak istemem 🙂 . Birde 30 Ağustos gecesinden yola çıkıp Bayramın 4. günü döneceğiz. Malüm biraz kuyruk çilesi çekebiliriz. Bunla ilgili bir oneriniz varmıdır? . . Cevabınızı bekliyorum. Şimdiden çok teşekkürler. merhaba, moralinizi bozmak gerçekten istemem ama sorduğunuz için yazıyorum, bayramda gitmek başlı başına stratejik bir hata olarak kabul edilebilir 🙂 Özellikle gidişte sınırda uzun kuyruklar oluyor ama umarım sizin şansınıza her şey su gibi akıp gider ve çok güzel bir tatil geçirirsiniz. Geçtiğimiz bayram biz Bulgaristan'dan bayramın son günü gece 12'de döndüğümüzde hiç sıra yoktu, Yunanistan nasıldır bilmiyorum ama belki dönüşte rahat edersiniz. Tüm tavsiyelerimi blogda yazıyorum zaten o yüzden ek bir şey aklıma gelmiyor. Yazılarımda olmayan spesifik bir sorunuz varsa yardımcı olmaya çalışırım. Şimdiden çok iyi tatiller. Merhaba, sağ olun. Tek yön ödemesiydi. Bizim araç suv olduğu için 20 , normal arabalar 16 ve kişi başı 3.5 vermiştik. Merhaba, toplam tatil bütçesini hesaplamadık. Otel fiyatlarını yazılarımda belirtmiştim, onun dışındaki kalemleri hiç hatırlamıyorum ne yazık ki. Yunanistan Feribot seferleri hakkında gerçekten mükemmel bilgiler vermişsiniz sınır fotoğrafı özellikle çok ilgimi çekti ilk defa o görüntüyü gördüm teşekkürler!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/06/27/kuzey-yunanistan-sahilleri-thassos", "text": "İstanbul'dan yola çıktığınızda Ege sahillerinden daha kısa sürede ulaşabileceğiniz, çok daha uygun fiyatlara daha kaliteli hizmet alabileceğiniz, komşumuzun yemyeşil adası Thassos'tan döneli sadece birkaç gün oldu. Ben hala yediğimiz enfes yemeklerin ve gittiğimiz harika plajların etkisindeyim. Anılarımız hala taptaze iken tecrübelerimizi hemen paylaşmak istedim. Ada gerçekten çok büyük ve gitmeden önce oraya da giderim buraya da giderim dediğiniz yerlerin birçoğuna gidemeyebilirsiniz. Elimizden geldiğinice gezmeye çalıştık, ama tamamını gezmek için 10 gün filan kalmak gerek herhalde. 🙂 Thassos daha çok doğal güzellikleri ile ön planda olan bir ada. Evler filan böyle Edremit civarındaki yazlıklar gibi. Öyle sokaklarında filan pek bir numara yok yani. Buyrun size Thassos adası gezilecek yerler ve yapılacaklarla ilgili notlarım. Thassos'a ulaşım için birkaç farklı seçenek var. Birincisi bizim tercih ettiğimiz yol olan kendi otomobilinizle gitmek. Thassos adasına arabayla nasıl gidilir sorusunun cevabı olarak hazırladığım detaylı yazıya buraya bakabilirsiniz. İkinci yöntem, uçakla Selanik'e gidip, hava alanından araba kiralayarak gitmek. Benim bildiğim üçüncü ve son yöntem ise tur şirketleriyle otobüsle gitmek. Bu seçeneği tercih ederseniz, tur şirketleri her gün sizi ek ücret karşılığı bir yerlere götürebiliyor. Tabi ki kendiniz adadan araba, motor veya atv kiralamayı da düşünebilirsiniz. Tarsanas Studios: Thassos adası otellerini araştırırken önceliğimi apart tarzı otellere verdim. Burası kendi plajı, restoranı ve barı olan, temiz orta halli bir otel. Üst kattaki odaların güzel bir deniz manzarası var, alt katta da bahçeye direkt çıkabiliyor olmanız güzel. Limenas'a arabayla 5 dk uzaklıktaki bu otelde geceliği oda başı 90 'dan kaldık. Bu fiyata hiçbir öğün dahil değil. Ancak otelin restoranından ekstra olarak her öğün yemek yiyebiliyorsunuz. Otelin benim için en önemli özelliği, bir anne olarak, odalarında minik bir mutfağı olmasıydı. Mutfağı dolabın içine gizlemişler bu arada bilginiz olsun. İnterneti çok iyi çekiyordu. Fiyat performans olarak oldukça başarılı bulduk oteli. Rezervasyon için buraya tık tık. Thassos'taki uygun otel alternatifleri için tıklayın. Makryammos Bungalows: Bu oteli gitmeden önce araştırıyordum. Biz kalmadık fakat orada karşılaştığımız ve bir akşam birlikte vakit geçirme fırsatı bulduğumuz arkadaşlarımız kalıyorlardı. Plajı ve odaları güzelmiş ama yemeklerini pek beğenmemişler. Yarım pansiyon bu otelin ücreti gecelik oda başı 160 ve biraz merkeze uzak. Ben hem başka plajları keşfetmek hem de akşamları farklı yerlerde yemek yiyeceğimizi düşündüğümden bu oteli tercih etmedim. Burası daha çok otelde vakit geçirmeyi düşünen aileler için uygun göründü bana. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. Archodissa: Thassos'ta yediğimiz en güzel yemek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öncelikle ortam salaş ve çok tatlı. Manzarası harika. Limenas'tan çıktığınızda Aliki'ye yaklaşık 1km kala sağ tarafınızda kalıyor. Sahibinin babasının balıkçı teknesi varmış ve bir önceki gece balığa çıkıp o günün deniz ürünlerini tazecik tutuyormuş. Ayrıca sahibinin eşi Elena ile de tanıştık. Kendisi Ermeni Türkü imiş ama uzun yıllar Amerika'da yaşamış. Daha sonra 3 günlüğüne tatile geldiği Thassos'ta aşık olup evlenmiş. Şimdi iki çocuklu bir aile olmuşlar. 🙂 Bu restoranın adını daha önce irtibat kurduğum turizm ofislerinden birinden almıştım. Başka da güzel önerilerde bulundular. Onların da isimlerini vereceğim. Buralar öyle çok turistik olmayan, daha çok yerel halkın bildiği özel yerler, o yüzden benim için gitmek önemliydi. Cüzdanımı otelde unuttuğum için üzerimizde nakit yoktu. Kredi kartı geçmediğini öğrenince otele geri dönüp tekrar buraya döndük. İyi ki de o kadar yolu gidip geri gelmişiz dedim. Burada, Yunan mutfağının klasiklerinden şarap soslu midye, karides saganaki ve roka maruli salatasını mutlaka denemenizi öneriyorum. Ev şarabı da çok güzeldi. Aldığım diğer restoran önerileri de şöyle: Limenaria bölgesinde Agkistri, Kalirachi bölgesinde O Andreas Klisma, Rachoni bölgesinde Drossia ve Skala Maries bölgesinde Armeno. Bu bölgelere yolunuz düşerse bir şans verin derim. Karnagio: Gündüzleri plajını da kullanabileceğiniz bu barı, ben gün batımında veya gece takılmak için daha çok tavsiye edeceğim. Limenas bölgesindeki mekan bence çok şık olmuş. Plaj kısmı için Marble Beach'teki küçük mermerlerden getirtmişler. Müzik sesi çok yüksek değil, o yüzden rahatlıkla sohbet edebiliyorsunuz. Kokteyllerini ve sunumlarını da beğendik. Beautiful Alice: Aliki Beach'te plajını kullanabileceğiniz restoranlardan biri. Yediklerimizin hepsini beğendik. Özellikle karides yemenizi tavsiye ederim. Kabak yanına da birçok mekanın aksine cacıki yerine tarator sos koymuşlardı, beğendim. Simi: Okuduğum hemen her blogda yazan mekanı tabi ki merak ettik. Her ne kadar az bilinen ve lokallerin gittiği yerleri görmeyi tercih etsem de insan bir şey kaçırmak da istemiyor. Nitekim gitmesek olurmuş diyebileceğim bir yer burası. Neden bu kadar beğenildiğine çok anlam veremedim. Çeşitli balıklar söyledik ve hepsi kuru geldi. Patlıcan dolması güzeldi. Ahtopot çok sertti. Servis korkunç yavaştı. Bu arada masaların çoğunluğu Türktü yani burası bir şekilde Türkler arasında popüler olmuş anladığım kadarıyla. Mouses: Yine çok fazla önerilmiş olduğu için ve canlı müzik dinlemek için gittiğimiz bir yer. Burada midyeli pilav ve kızarmış hellimi çok beğendim şahsen. Kalamarını filan beğenmedim. Diğer mezeler normaldi. Balık yemediğimiz için bilmiyorum. Yalnız o akşam çok kalabalık bir Türk grubu vardı ve servis yine çok yavaştı. Son söylediklerimiz biz hesabı öderken geldi yani o derece saçma bir durum vardı. Bahçe filan fena ortam değil aslında ama kalabalık zamanlarda giderseniz restoranlar pek yetişemiyor. Tavern Elena: Panagia köyündeki bu restorana oğlak çevirme yemek için gittik. Ama ben illa başka şeyler de deneyelim diye mezeler filan da söyledim ki çok gereksiz bir hareketmiş. Ben yaptım siz yapmayın. Mezeleri hiç güzel değildi. Oğlak yanına cacık ve en fazla salatanızı söyleyin yeter bence, bu arada salata da çok kötüydü bana göre. 🙁 Bir de musakka söylemiştik, o fena değildi. Ama oğlak gerçekten güzeldi, hakkını vermeliyim. Tarsanas Restaurant: Burada sadece kahvaltı ettik. Omletlerini beğendim ama kahvaltı tabağı çok vasat. Patates kızartması istedik, sabah kızartma yapamayız dediler, hellim ızgara istedik, ızgara açık değil dediler. Biraz garipti yani. La Scala Beach: Burası gerçekten çok güzel bir tesis olmuş. Thassos'un parlayan yıldızı diyebilirim. Bizim Çeşme'deki plajlar ayarında hatta birçoğundan daha güzel. Yalnız deniz adanın geri kalanıyla kıyaslandığında o kadar güzel değil ama kumluk. Giriş, şezlong ve şemsiyeler ücretsiz. Ayrıca localar var, burası için de ayrıca para ödemiyorsunuz ama minimum 70 harcama yapmanız bekleniyor. Biz altı kişi olduğumuz için locaya geçtik. Bir gününüzü burada geçirmenizi tavsiye ederim. Aliki Beach: Küçük bir alana yayılmış restoranlar ve onların önündeki plajlardan oluşan bir yer. Deniz gerçekten güzel yalnız plajı aşırı küçük. Şezlonglar çok sıkış tıkış. Denize giriş taşlık. Biz Beautiful Alice restorana ait olan plajı kullandık. Otoparkı var ve çalışanlar çok ilgili. Tavsiye ederim. Marble Beach: Biraz pazarlama harikası olduğunu düşündüğümüz plajın yukarıdan görüntüsü gerçekten çok davetkar. Ama bu rengini yakınındaki mermer ocağından getirilmiş küçük mermer parçalarına borçlu daha çok. Şu anda herhangi bir tesis yok ve küçücük yerde bir sürü insan var. 300 metre ilerisinde Porto Vathi diye bir tesis var, yine aynı taşları getirtip bir şeyler yapmaya çalışmışlar, ortam fena değil aslında ama denizin içinde kocaman kocaman metal aletler filan var pek olmamış yani. Tarsanas Beach: Otelimizin kendi plajı olduğu için bir gün burada takıldık. Deniz kumluk ve temiz, tesisteki şezlonglar biraz yakın birbirine ama çok sıkışıklık yok. Otelde kalmıyorsanız özellikle gelmenizi tavsiye etmem ama kalıyorsanız takılabilirsiniz. Panagia: Biz çocuklu olduğumuzdan adayı pek gezemedik ama köylerin en meşhuru olduğu için ve merkeze yakın olduğu için burayı ziyaret ettik. Burada sokakları dolaştık fakat öyle çok da bir şey yok açıkçası. En çok hoşumuza giden evlerin çatıları oldu. Bir tane de turistik herkesin önünde fotoğraf çekildiği bir ev var. Tabi ki biz de çekildik ama biraz zorlama olmuş sanki. Bu köye gelmişken bir de Sotirelis zeytinyağı fabrikasına uğrayıp harika zeytinyağlarından almanızı tavsiye edeceğim. 5 litrelik tenekeler 25 . Buralarda birçok yerde zeytinyağı satılıyor ama en güveniliri fabrikadır diye düşündük biz. 🙂 Bir de sokaklarından yukarılara çıkarken el yapımı seramik ürünler satan bir dükkan var, belki ilginizi çeker, çok cici bir alışveriş yaptık buradan da. Karayoluyla iş gezisi yaptım. 3 günde kavala, Selanik, Atına, Kavala ve Dedeagac üstünden Turkiyeye döndük. Aklımızda kalanlar Kavala Aiport Galaksi otel, Akşam yemeği yediğimiz yunan lokantası ve otele yakın canlı müzik dinlediğimiz mekan, Selanikte sahil de yemek yediğimiz italyan lokantası, Atinada Sintikma meydani, kötü bir otel ve canlı müzik ve yemek yediğimiz plalaka daki taverna çok kazikti. Dönüşte kavala kurabiyesi alışverişi ve italyan resteurantinda öğle yemeği icin Kaçamaya girdik. Dönüste Yakit alımı icin Dedeagac a indik. Çünkü araçda sınırı geçecek yakıt kalmamış ve Turkiyeye yaklaşınca otoyolda ne yazıkki akaryakıt istasyonu yoktu. Çünkü Turkiyeye yakın yasayan yunan vatandaşı aracını Turkiyeye gelip dolduruyor. Yunanistanda yakıt 1.65 avro olduğunu düşündüğümüzde TR bile daha ucuz. Sonuç olarak sizin güzel tavsiyelerinizle mutlaka ailemle birlikte Taşoz ve Haldiaki tatili planlıyorum. Ama bu yaz zor görünüyor. Güzel anlatımınız icin tşk ederim. Yarın sizin önerilerinizle seyahatimiz başlıyor 🙂 Elinize sağlık çok güzel anlatmışsınız. Sıcak, keyifli bir anlatım olmuş. Teşekkürler.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/06/28/yol-ustu-guzelleri-dedeagac-selanik-kavala", "text": "Arabayla Kuzey Yunanistan turumuz sırasında mola amaçlı uğradığımız şehirlerde bayıldığımız lezzet duraklarını da paylaşmadan edemeyeceğim. Nisiotiko: Dedeağaç restoran önerisi olarak instagramda keşfettiğim bu restoranı vereceğim. Tatilimizin ilk günü buraya gitmemiz, bizim çıtamızı biraz yükseltti açıkçası. Burada yediğimiz yemekleri, sonrasında gittiğimiz yerlerde pek beğenmez olduk. 🙂 Ahtopot çok güzeldi ve bir daha böylesini yeme şansımız olmadı. Denemediğimiz yerler için bir şey diyemiyorum tabi, mesela Archodissa'da da güzeldir bence ama içimizden ahtopot bacakları çıkmaya başlayacak diye artık yemek istememiştik. Şarap soslu midye çok güzeldi. Bir de on günlük tatilimiz boyunca yediğim en güzel Yunan salatasını burada yediğimi söylemeliyim. Bu restoranda her yediğimizi beğensek de benim favorim karamelize soğanlı kalamar kesinlikle favorim. Hafif tatlı sos seviyorsanız kesin sevecekseniz, çok yakışmış. Tatil boyunca kalamarın farklı şekillerde pişirilmiş hallerini yedik ama böylesini yemedim. Thermaikos Garden: Selanik restoran önerisi olarak turistik simgelerinden biri olan Beyaz Kule'nin hemen karşı caddesinde, vintage dekorasyonuyla ilgimizi çeken bu restoranı vereceğim. Gittiğimizde bomboştu. Gayet turistik bir yerde, sıradan bir bahçesi olan mekana hiçbir beklentimiz olmadan girdik ama yediklerimizi gerçekten çok beğendik. Taverna Savvas: Hemen deniz kenarındaki lokasyonu ve sıcaktan bunaldığımız anda üfür üfür esen rüzgarıyla bizim için harika bir mola yeri oldu. Savvas salatasını ve midyeyi çok beğendik. Yalnız mücver için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kaşarlı mantarlar da lezzetliydi fakat, mantarlar bu yemek için fazla iriydi bana göre. Sahipleri çok tatlı, çalışanları oldukça ilgiliydi. Eğer siz de Thassos, Halkidiki yollarında mola vermek isterseniz, bu restoranları tavsiye edebilirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/06/29/kuzey-yunanistan-sahilleri-halkidiki", "text": "Kuzey Yunanistan seyahatimizin ikinci kısmını geçirdiğimiz Halkidiki üç parmaktan oluşan bir yarım ada. Öncelikle Halkidiki nerede diye düşünenleri aydınlatayım, sonra da parmakları anlatayım. 🙂 Yunanistan'ın kuzeyinde, Selanik'in güneyinde kalıyor. Üç parmağın üçü de birbirinden çok farklı yerler gerçekten. Birinci parmak, Kassandra, gösterişli, yoğun ve gece hayatı ile ünlü. İkinci parmak, Sithonia, huzur dolu ortamı, doğal güzellikleri ve nefis plajlarıyla ünlü. Üçüncü parmak, Athos ise Ortodox rahiplerinin yaşadığı ve kadınların girmesi yasak olan bir bölgeymiş. Halkidiki'nin üç parmağının nasıl yerler olduğunu özetlemek için bir erkeğin hayatından evrelerle ilişkilendirilen esprili bir ifade varmış. Kassandra için bir erkek kendisine bir kadın bulmak istiyorsa gideceği yer deniyormuş. Sithonia için, sevdiği kadının kalbini kazanmış olan erkeklerin eşini romantik bir tatile götüreceği yer ya da çocuğu olmuş çiftlerin gideceği yer deniyormuş. Athos için de, sevdiği kadın tarafından terk edilmiş ve huzuru ibadethanede arayan erkeklerin gideceği yer deniyormuş. Takdir edersiniz ki biz Sithonia'da kaldık. 🙂 Sithonia bizim için gerçekten çok güzel bir tercih oldu. Aynen dedikleri gibi, maviyle yeşilin bol bol buluştuğu huzur dolu bir bölge burası. Geçirdiğimiz beş gün sonrası tecrübelerimizi zaman kaybetmeden paylaşıyorum. Buyrun size Halkidiki'de gezilecek yerler ve yapılacaklarla ilgili notlarım. Ta Petrina: Ben bebeğimiz olduğu için mutfağı olan apart tarzı otelleri araştırdım açıkçası. Sithonia bölgesindeki bu tip otellere bakınırken zeytin ağaçları içindeki büyük bahçesi, taş evleri ve oyuncaklarla dolu çocuk bahçesi ile bu otel dikkatimi çekti. Oldukça yüksek puanlaması ve çok iyi yorumları vardı, o yüzden fazla da uzatmadan bu otelde karar kıldım. Sithonia'nın gözde beldelerinden Vourvourou'daki otelimizden, beklediğimden daha memnun kaldık. Bir kere aynen fotoğraflardaki gibi huzur dolu bir ortamı var. Ek olarak bebeğimiz için bahçeden meyve ve köyden doğal yumurta ikram ettiler bize. Ayrılırken de kendi organik üretimleri olan bir şişe zeytinyağı yine oğlumuz için hediye ettiler. Giriş katındaki evlerde kalmanızı öneririm. Balkonunuzdan bahçeye 2-3 merdiven inerek ulaşıyorsunuz. Odamız da gayet ferahtı. Açık mutfaklı ve köşe sedirli bir salon ile bir yatak odası bulunuyor. Bizim kaldığımız oda tipi gecelik 110 idi. Bu fiyata hiçbir öğün dahil değil. Benim için kahvaltı hazırlamak zaten bir mutluluk olduğu için yakındaki süper marketten alışverişimizi yapıp sabahları kendi kahvaltımızı hazırladık. Yurt dışında market alışverişi yapmaya bayılıyorum, kendimi oraya ait hissetmemi sağlıyor. 🙂 Burada kalacaksanız suyunuz dahil her şeyinizi kendiniz alacağınızı göz önünde bulundurun lütfen. Rezervasyon için buraya tık tık. Halkidiki'deki uygun otel alternatifleri için tıklayın. Barbouni: Benim Halkidiki'de yediğimiz akşam yemeklerinden en çok sevdiğim bu oldu. Yediğim en leziz barbunya balığını burada yemiş olabilirim, tazecik ve çok güzel pişmişti. Onun dışında yediklerimizin de hepsi çok lezizdi. Restoran Ormos Panagias tarafında yer alıyor. Açık havadaki masaları kumların üzerinde, yani en sevdiğim tarz. Hatta bir kısmı denizin üzerinde sayılır, dalga geldikçe deniz ayaklarınızın altından geçiyor. Çalışanları da ilgili ve servis hızlıydı. Gorgona / Pullman: Otelden aldığımız öneriyle, çok yakınımızdaki bu restorana gittik ve gayet memnun kaldık. Midyeli pilav harikaydı. Ev şaraplarına bayıldık. Diğer mezeleri de gayet lezizdi. Restoran denizin hemen dibinde, önünde plajı da var. Çalışanlar çok ilgili, servis gayet hızlıydı. Bu arada akşamüstü rezervasyon yaptırmaya gerek var mı diye uğradık, yok canım bu sezonda ne rezervasyonu şeklinde bir cevap aldık. Ama gittiğimizde günlerden salı olmasına rağmen son boş masayı bulduk ve bizden sonra gelip geri dönen insanlar oldu. Yani yüksek sezonda rezervasyonsuz yer bulmak zor olur muhtemelen. Bu civarlarda kalıyorsanız gitmenizi tavsiye ederim. Thea Thalassa: Afitos'a gittiğimiz akşam burada yemek yemiştik. Normalde yediklerimizden farklı bir şeyler söyleyelim dedik. Peynirli kalamar dolması konusunda çok kararsızım Ağzıma gelen tatlar sürekli değişkenlik gösterdi resmen, ilk yediğimde çok beğendim, sonrasında bir garip geldi, anlayamadım. 🙁 Tarak ve midye saganiki fena değildi. Mücverine tek kelimeyle bayıldım. Tazecik ve çok hafifti. Manzarası çok güzel, yukarıdan alabildiğine denize bakıyorsunuz. Manassu Beach: Gittiğimiz plajlar arasında açık ara en sevdiğimiz burası oldu. Öncelikle denizi mükemmel, girişi taşlık olsa da girdikten sonra çıkmak istemiyorsunuz. Şnorkelle keşfe çıkmanızı tavsiye ederim burada. Ayrıca baya geniş bir alana yayılmış durumda, o yüzden ortam çok ferah. Plaja her türlü içecek ve az seçenek de olsa yiyecek servisi yapan bir barı var. Bunun dışında, içinde yemek yiyebileceğiniz ya da plaja paket servis yaptırabileceğiniz bir restoranı var, burada seçenek çok bol. Restoranın hemen ön kısmında büyük ağaçların gölgesinde kalan yataklı kısımlar var ki burası tam çocuklu ailelere göre, ön kısımda ise şezlonglu alan başlıyor. Biz buraya bayıldık. Giriş ve şezlonglar için bir şey ödemediğimizi söylememe gerek yok herhalde, tüm seyahatimiz boyunca böyle bir uygulamaya denk gelmedik. Keşif amaçlı her gün başka bir yere gitsek de buraya geri döndük. Bu arada tesis bünyesinde, hemen yan kısımda bir kamp bölgesi de var, nasıl kalınıyor bilmiyorum ama belki sizin ilginizi çeker. Bahia Beach: Burasının da yine denizi çok güzel, yataklı bölgesi ve şezlonglu kısmı var. Güzel bir barı var. Biraz küçük bir koya konuşlandırılmış ve biraz dip dibe ortam var. Biz gittiğimizde kalabalık olmadığı için rahatsız etmedi ama yüksek sezonda sıkıntı olur. Buranın benim ilgimi çeken özelliği kıyıdan tüplü dalış yapılıyor olması. Bebeğimizden dolayı ben yapamadım ama şnorkelle bile çok güzel görüntülere şahit olunan bölgede dalarak eminim çok daha fazla canlı görebiliyorsunuzdur. Dalış yapıyorsanız bence bir deneyin. Orange Beach: Diğer ismi Portokali olan bu plaj kayalıklarla ikiye ayrılmış durumda. Sağ taraftaki küçük kısımda tesis yok, ve kum kısmı yok denecek kadar az yani kayalıklara yayılmanız gerekiyor. Sol tarafta bar ve şezlonglar var ama kendişemsiyeniz ve havlunuzla da oturabiliyorsunuz. Sol taraf sağ taraftan daha büyük olsa da yine de küçük bir alan ve gerçekten aşırı kalabalık. Gittiğimiz gün dalgalı olmasına rağmen deniz güzeldi ama bu kadar kalabalık beni yoruyor açıkçası, o yüzden fazla duramadık. Afytos: Bu köy Halkidiki'nin Kassandra parmağında yer alıyor. Kaldığımız otelden yani Vourvourou'dan 1 saat civarı bir yol sonrası buraya ulaşabildik. Köy bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu desem yeridir. O kadar çok övülmüş ki, mesafe uzak da olsa mutlaka gitmeliyiz diye sıkıştırıyordum eşimi. Bizim de beklentimiz bu yüzden çok yükseldi herhalde, bu muymuş yani dedik. Yapılar bölgenin geri kalanına kıyasla daha güzel ama ben böyle her köşesinde fotoğraf çekmek isteyeceğimiz bir yer hayal etmiştim, değilmiş 🙂 Burada en çok sevdiğimiz yer, Magemenos ismindeki el yapımı objeler satan küçük dükkan oldu. Siz de bizim gibi yurt dışından sanat eserleri toplamayı seviyorsanız, burası ilginizi çekecektir. Halkidiki çok büyük bir yarımada ve her yerini keşfetmek için çok daha uzun zaman gerekiyor ama biz de yeterince keyfini çıkardık diye düşünüyorum. Gezebildiğimiz kadarını paylaştım, umarım işinize yarar! İyi tatiller! Gittiginiz sahilde araba ile ulasim nasil? Sahile yakin yerlere arabayi park edebiliyor musunuz? Haritandan gordugum kadariyla park yeri sikintisi olabilecek yerler gibi gozukuyorlar. Sizin tecrubenizi ve yorumunuzu merak ediyorum. Halkidiki sahilleri hemen derinlesiyor mu yoksa 200 metre sonra hala diz seviyesinde mi? Gecen sene Thassos'da ziyan olmustuk, o yuzden soruyorum 🙂 Simdiden tesekkur ederim, fotograflar da harika! Merhaba, çok teşekkürler. Evet, bizim gittiklerimiz hemen derinleşiyordu. Ama burada yazdıklarımın dışında, sığ olan plajlar da vardı araştırdığım kadarıyla.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/07/12/bebekle-yunanistan-tatili", "text": "Oğlum Ada'nın her doğum gününü dünyada bir adada geçirmek gibi bir hayalim var. Bir yaş adası için tercihimiz Thassos adası oldu. Bu tercihi yapmamdaki nedenleri şöyle sıralayabilirim: kendi aracımızla gidip Ada için gerekli tüm eşyaları yanımızda rahat rahat götürmek, kültürümüzün ve yemek alışkanlıklarımızın yakın olması, bir de çocuklar için oldukça uygun plajları. Bebekle yurt dışı tatiline dair akla gelebilecek ne soru varsa deneyimlerimiz doğrultusunda yazmaya çalışacağım. Bu arada Halkidiki tatilimizin detayları için buraya, Thassos tatilimizin detayları için buraya bakabilirsiniz. Ada gündüzleri genelde iki defa uyuyor. Rotamızı çizerken varış noktamızın orta noktasına denk gelecek şekilde hep bir mola yeri koydum. Yola çıkış saatlerimizin uyku saatine yakın olmasına dikkat ettik böylece biraz camdan bakınıp uykuya dalıyordu. Uyandığında ise mola yerine gelmek üzere oluyorduk, fazla sıkılmadan duruyorduk. Birkaç saat mola yerinde yemek ve yürüyüş yaptıktan sonra tekrar yola çıkıyorduk. Tatil boyunca Ada'nın mızmızlanması sebepli duraklamak zorunda kalmadık hiç çok şükür. İlk iki akşam hariç uyku sorunu yaşamadık diyebilirim. Bu akşamlarda arkadaşlarımızla birlikteydik ve dışarıda uzun süren yemekler yedik. Normalde uykusu geldi mi mekandan bağımsız uyuyan bebeğimiz bir türlü uyumak istemedi. Otele döndüğümüzde de birkaç saat daha uyanık kaldı. İlk gece sabaha kadar saatte bir ağlayarak uyandı gibi bir şey oldu. Neyse ki tatilin devamında uykuları düzene girdi. Akşamları yemeğimizi yiyip erkenden otele döndüğümüz için otelde oyun vakti kalıyor ve sonrasında da uykusu geliyordu. Aslında ona kalsa sabaha kadar bizimle oynayabilirdi yine ama beşiğine koyuyor, yanına da birkaç yumoş oyuncak veriyorduk. Kendi kendine oynarken bir süre sonra uyuyordu. Gündüzleri uyku konusunda plajlarda çok rahat ettik. Tercih ettiğimiz plajlar genelde oldukça konforlu uzanma alanlarına sahipti. Uykusu geldiğini anladığımız anda pusetinde biraz gezdirdik mi hemen uyuya kalıyordu ve pusetinden alıp minderlere yatırıyorduk. Ağaç gölgesinde hafif müzikle mis gibi uyuyordu. Thassos'taki otelimizde park yatak, Halkidiki'deki otelimizde Ikea'nın en basit modeli olan beşiklerden verdiler bu arada. Bebekle tatile çıktığınızda tabi ki tek önceliğiniz bebeğiniz oluyor. Normal düzende veya ona yakın bir tatil artık hayal. Otellerimizi ferah bahçeli ve oyun parkı olacak şekilde tercih ettim. Oğlumun uyumadığı zamanlarda eğer otelde isek hep bahçede vakit geçirdik. Oyun parkında biraz oynadıktan sonra bol bol çimlerde yürümesine fırsat verdik. Kendi başına ilk uzun yürüyüşlerine tatilde başladı oğlumuz. Tatile gitmeden önce ancak 4-5 adım atabiliyordu, tatilde ise bildiğiniz yürümeye başladı. 🙂 Bunun dışında plajlarda kovaları, toplarıyla oynuyordu güzel güzel. Kovalara su doldurup kumlara boca etmeyi çok seviyordu. Su henüz yeterince ısınmadığı için tamamen girmeye biraz korktu. Suyu çok sevdiği için her defasında koşturarak girmeye çalışıyordu ama beline doğru gelince çığlıklar atarak kaçıyordu. Genelde kucağımızda denize girip, suya sokup çıkararak oyun yapıyorduk. Bir de Thassos adasında feribot yakınlarındaki atlı karıncayı çok sevdi, zaten atlara bayılıyor. Varlığını fark etmeyebilirsiniz, onu da not düşmüş olayım. Halkidiki'de kaldığımız yerde çocuk havuzu vardı. Bu zamana kadar hiç havuza girmemişti ama burada biraz soktuk, çünkü gerçekten çok istedi, ve çok da eğlendi, yüzmeye bayılıyor. Benim yazmayı akıl edemediğim noktalar olabilir. Tecrübelerimizi merak ettiğiniz başka konular varsa lütfen yorum olarak bırakın, yardımcı olmaya çalışırım. Ada'cığımın bir yaşına özel tatilde çektiğim bazı videolarla minik bir de hatıra klibi yaptım. İlk defa video yaptığım için pek başarılı bir şey beklemeyin ama izlemek isteyen olursa diye buraya da koyuyorum. Sonuç olarak Yunanistan, bebekle en rahat gidilebilecek ülkelerden biri bence. Çocukla seyahat etmeye dair tüm bildiklerimi ve tecrübelerimi anlattığım detaylı yazım için buraya tık tık! Bu yazıda bebek için pasaport ve vize işlemleriyle ilgili detayları da bulabilirsiniz. Çook güzel... yavrumun ömrü hep böyle güzel geçsin\" senin gibi bir annesi olduğu için torunum.. çok şanslı! Arkadaşım yanlışlıkla bastım silemiyorum.. Merhaba, Thassos ve Halkidiki yazılarımın içinde bulabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/07/13/guney-fransa-rotasi", "text": "Eşimle bayram tatilini değerlendirip, 9 günlük bir Güney Fransa seyahatine çıktık. Daha önce Paris dışında bir şehrine gitmediğim Fransa'nın bu sefer hem Cote d'Azur hem de Provence kısmını gezme fırsatı buldum. Gerçekten hemen hemen her yerine hayran olduğum bölgeyle ilgili notlarımı tazeyken paylaşmaya başlıyorum. Öncelikle rotamızı ve genel notlarımı paylaşıyorum. - 1. Gün: 08:20 uçağıyla Nice'e hareket ettik. 11'e doğru Nice indik ve rentalcars web sitesi üzerinden GoldCar'dan kiraladığım arabayı almaya gittik. Buradan kiralamanızı tavsiye etmiyorum kesinlikle. Internet sitesi üzerinden sigorta yaptırmış olmamıza rağmen tekrar sigorta kestiler bizden. Oradakini kabul etmiyorlarmış gibi bir saçmalıkla karşılaştık ve neredeyse kiraladığım fiyatın iki katına geldi ücret. Ayrıca diğer kiralama şirketlerinin hava alanında ofisleri bulunuyor, GoldCar'a ulaşmak içinse shuttle bekliyorsunuz ve çok fazla bekleyen kişi için küçücük bir shuttle geliyor. Tatilimizin başlangıcı biraz sinir ve stres yüklendik açıkçası, o yüzden siz hiç bu şirkete bulaşmayın derim. Yalnız bir konuda haklarını vermeliyim. Bize henüz 6km'de olan yepyeni bir araç verdiler. 🙂 Gezeceğimiz daracık köy yollarını ve şehir merkezlerindeki park sorununu düşünerek Fiat 500 kiraladık bu arada. Çok memnun kaldık, mükemmel bir seçim oldu gerçekten. Araç kiralama yüzünden işlerimiz oldukça uzadı ve ancak 1'e doğru şehir merkezine varabildik. Kalacağımız yere yerleştik ve günün geri kalanında Nice'in tadını çıkardık. - 2. Gün: Bugün Nice'in batısına doğru gittik. Önce Cannes, sonra Antibes'e gittik. Aslında amacımız bir de Juan Les Pins'e uğrayıp, ufak bir deniz keyfi sonrası bir şeyler içmekti ama pazar günü olmasının etkisiyle şehirde tek bir park yeri bulamadık. 🙁 Plan yaparken aklınızda olsun. Cannes'da 3-4 saat, Antibes'te de 3-4 saat geçirip Nice'e geri döndük. Nice'i Cote d'azur bölgesinin merkezi olarak belirlemiştik ve size de bu şekilde tavsiye edebilirim. iki günde bir otel değiştirmektense git gel yapmak çok daha rahat çünkü mesafeler yarım saat civarı sürüyor. - 3. Gün: Sahil şeridinde değil de daha iç kısımlarda yer alan köyler Grasse ve St Paul de Vence'ı ziyaret ettik. Grasse'da 1-2 saat civarı kaldık. St Paul de Vence'te 3-4 saat kalmışızdır. Buraları gezerken aracımzla birlikte kiraladığımız GPS bize sürekli önce otobanı öneriyordu, ama biz gezinerek gitmek istediğimiz için tercih etmedik. İyi ki de öyle yapmışız. Hedef kasabaları dışında yollarda bir sürü güzel kasabadan geçiyorsunuz. - 4. Gün: Bugün Nice'in doğusuna doğru gittik. Listemizde üç duraklama yeri olduğu için sabah 10 gibi yola çıktık. Villefranche'ta 3-4 saat deniz keyfi yaptıktan sonra Monaco'ya geçtik. Burada 2-3 saat kaldık ve son olarak Eze'e geçtik. Eze'de de 2-3 saat dolaştıktan sonra Nice'e geri döndük. Yine yollarda inanılmaz evler ve manzaralar gördük. Bu bölgede arabada geçirdiğimiz zamanlar bile çok güzel geçti o yüzden. - 5. Gün: Ertesi gün Nice'ten ayrılacağımız için yorulmamak ve Nice'in tadını daha çok çıkarmak için bugün yollara düşmedik. - 6. Gün: Sabah 10 gibi Nice'ten St Tropez'ye doğru yola çıktık. Bu sefer yolumuz uzun olduğu için otobanı tercih ettik ancak otobanda çok sık trafiğe takıldık. Ayrıca St Tropez'ye varmak için otobandan çıktıktan sonra da baya bir yol yaptık. Otobanla 2 saat, normal yoldan 3 saat gösteriyordu yolu ama aynı sürede varabildik. Sizin gittiğiniz gün nasıl olur yollar bilmiyorum ama bizim tecrübemiz de aklınızda bulunsun. Bu arada otoban sistemi bir garip yolda birden fazla kez ödeme noktası var, önce bir 4.80 ödeme yaptık, sonra da 3 ödeme yaptık. Ödeme noktaları otomatik, basket potası gibi bir yere bozukluklarınızı atıyorsunuz ve kapı açılıyor. 🙂 St. Tropez'de 3 saat kadar vakit geçirdikten sonra konaklama yerimiz olan Marsilya yakınlarındaki Allauch'a doğru yola çıktık. Bu da 2 saat civarı sürdü. Allauch'a varana kadar yine otobanda iki kez ödeme yaptık. Birinci 3 ikinci 2.20 idi. Kalacağımız yere vardıktan sonra akşamı geçirmek ve Avrupa Kupası yarı final maçını izlemek için birkaç saatliğine Marsilya'ya geçtik. Allauch ile arası 15 dakika kadar sürüyor. - 7. Gün: Seyahatimizin Provence kısmı için Allauch'tan yola çıktık. Önce Les Baux de Provence'a ardından da Saint Remy de Prevence'a uğradık. Bu kasabalarda yarımşar saat durakladık sadece sonra da önümüzdeki iki gece konaklayacağımız Gordes köyüne geçtik. Bu bölgede yine yollar harikaydı. Öğleden sonra Luberon bölgesindeki Bonnieux, Lacoste ve Rossillon köylerini gezdik. Bu köylere de yarımşar saat yetti ama köylerin arasındaki yollarda bol bol durup fotoğraf çektik. - 8. Gün: Biraz Gordes'un tadını çıkardıktan sonra lavanta tarlaları için bir sonraki durağımız Sault oldu. Gordes'tan Sault 40 dakika kadar sürüyor. Ama yol üzerinde tarlalarda duraklamalar oluyor bol bol. 🙂 Sault'da köy içinde toplam bir saat filan oyalanmışızdır ama bu gezimiz toplamda 4-5 saat sürdü. - 9. Gün: Sabah 10 gibi Gordes'ten Nice'e doğru yola çıktık toplamda 3 saatlik bir süre sonunda Nice'e vardık. Yalnız benim burada şaşkınlığıma gelmiş, buna benzer bir rota yaparsanız dönüş uçak biletini Marsilya'dan almanız daha iyi olacaktır. Otobanı kullandık bu yol için. Birinci 4 , ikinci 14.40 ve üçüncü 3 olmak üzere üç kez ödeme yaptık Günay Fransa'daki uygun otel alternatifleri için tıklayın. evet öyle görünüyor ama aslında çok koşturmadık. sevdiğimiz yerlerde uzun uzun takıldık, tek üzüldüğüm Valensole'ye gitmeye vakit kalmadı. Valensole ve Sault lavantalar için gidilesi daha çok.. her yerde değil, sadece bazı köylerin bazı sokaklarında yollar dardı.. genel olarak sıkıntı yaşamazsınız 🙂 iyi tatiller, bol eğlenceler!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/07/15/provence-lavanta-rotasi", "text": "Güney Fransa seyahatimizin benim en çok hayal ettiğim kısmı lavanta tarlalarının olduğu bölgeydi ve gerçekten de en az hayal ettiğim kadar güzeldi. Lavantaların peşinde güzel bir Provence turu yapma fırsatı bulduk. Güney Fransa gezilecek yerler listenizin başına bu bölgeyi koymanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Gideceğiniz zamanı da yaza getirirseniz Provence lavanta tarlalarının eşsiz manzarasına şahit olabilirsiniz. Buralar, biraz da çok sevdiğimiz \"A Good Year\" filmiydi bizim için. Çok severek izlemiştik defalarca. Filmin geçtiği yerlerin birkaçını da gezme fırsatı bulduk. Döneli sadece birkaç gün oldu, fazla vakit geçmeden gezdiğimiz köyleri ve deneyimlerimizi bol fotoğraflı bir şekilde yazıyorum. İşte size mini bir Provans gezi rehberi. Biz Güney Fransa sahilleri dahil bir rota çizdiğimiz için Nice'e uçtuk ama sadece bu bölgeye gelecekseniz Marsilya'ya uçmak daha mantıklı. Bu civarda toplu taşıma kullanmanız mümkün değil, o yüzden araba kiralamanız şart. Tüm seyahatimizin rotası ve ulaşıma dair paylaştığım detaylar için buraya göz atabilirsiniz. Provence'teki merkez üssümüzü fotoğraflardan çok güzel göründüğü için Gordes olarak belirledik. Gittiğimiz köylerin hepsine yakın olması sebebiyle doğru karar verdiğimizi düşünüyorum. Provence otellerini araştırırken yöreye özgü bir yer olmasına çok dikkat ettim. Tam olarak provence tarzını yansıtan otelimiz Mas de la Beaume'u rahatlıkla tavsiye edebilirim. Oldukça keyifli bir konaklama oldu bizim için. Geceliği oda başına 160 'dan başlayan otelin fiyatına kahvaltı dahil ve isterseniz kavaltınızı odanızın bahçesine getiriyorlar. Otelin bir de havuzu var. Ufak bir havuz ama denizin olmadığı bir bölgede olduğumuz için boş vakitlerimizde güneşlenmek ve serinlemek için bize yetti. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. Bu bölgede köylerin neredeyse hepsi tepelere kurulmuş. Hepsinin manzaraları gerçekten müthiş. Gittiklerimizle ilgili gözlemlerimi anlatayım. Bu arada köyler arası geçiş yollarında fotoğraf çekecek çok fazla nokta var, gözünüz açık olsun. 😉 Lavanta tarlaları da sürekli karşınıza çıkıyor. Bir de inanılmaz arı var, yoğun bir vızıltı duyuyorsunuz zaten, biraz tedirgin oluyor insan önce. Arada ufak tacizler dışında pek dokunmuyorlar ama. Gordes: Güney Fransa'da ziyaret etme fırsatı bulduğumuz köyler arasında bizce en güzeli burasıydı. Bir kere sokakları çok güzel ve diğer köylere göre çok daha güzel bir manzarası, dışarıdan bakıldığında da çok daha güzel bir görüntüsü var. Ayrıca bir köy için çok fazla kaliteli restoran ve harika otel alternatifleri var. Burası diğer köylere göre en turistik olanıymış ama biz öyle çok kalabalık filan görmedik bilakis oldukça sakindi. Burada konaklamaya karar verirseniz gece açık market bulamayacağınızı aklınızda bulundurun. Lavanta severlerin gözdesi Abbaye de Senanque Gordes'un merkezine sadece birkaç kilometre uzaklıkta. Fotoğraflardan çok etkilendiğim bu manastırın önünde tahmin ettiğimden daha az lavanta vardı ama yine de çok güzel görüntü veriyor. Manastırın içindeki lavantalara giremiyorsunuz maalesef. Sault: Lavanta tarlalarının en yoğun olduğu yerlerden olan bu köyün içinde adım başı lavanta ve ürünlerini satan dükkanlar var. Lavanta ile yapılabilecek ne varsa yapmışlar. Lavanta birçok derde deva bir bitkiymiş, buralara kadar gitmişken, en doğalından bir şeyler kapmadan dönülmez. Köy tepeden lavanta tarlalarına bakıyor, giderken yollarda hepsinin önünden geçebiliyorsunuz. Bu arada köyde arabamızı park edip dışarı çıktığımız anda köyün mis gibi kokusunu duyduk, çok hoştu gerçekten. Bonnieux: Bu köyün kendisinden ziyade yakın çevresi çok güzel. En çok mola verdiğimiz yerler bu köyün civarları oldu. A Good Year filminde Max'a miras kalan Chateau La Canorgue ve yardımcı Duflot'un evi Chateau les Eydins yine bu köy yakınlarında. Özel mülk oldukları için evlere giriş yok, ama Chateau La Canorgue'de evin bahçesinin dışında, burada üretilen şarapların tadımı ve satışı yapılıyor. Lacoste: Bu köy, o kadar güzel köy gördükten sonra bizi çok sarmadı açıkçası 🙂 Fazla vaktiniz yoksa atlayabilirsiniz bana göre. Sadizm'in babası olarak bilinen Marquis de Sade'ın fantezilerini gerçekleştirdiği şatosu bu köyde bulunuyor, başka da çok özel bir şey göremedik. Yine tepede yer aldığı için manzarası çok güzel ama hakkını yemeyelim. Roussillon: Luberon'un diğer köylerinden kırmızı rengiyle ayrılan bu köye uğramadan geçmeyin derim. Kiremit rengi kayalıklar çok güzel bir görüntü veriyor. Köyün renkleri harika gerçekten. Kırmızıdan sarıya doğru giden renklerde kayalıkların çevresinde yeşillikler ve alabildiğine vadi manzarası büyüleyiciydi. Grasse: Burası dünyanın parfüm başkenti olarak kabul edilen, aynı zamanda \"Koku: Bir Katilin Hikayesi\" filminin bir kısmının çekildiği kasaba. Yoğunlukla portakal tonların hakim olduğu panjurlu dip dibe evleri ve daracık sokakları kasabanın belirgin özellikleri. Biz arabamızı merkezi sayılabilecek bir yerde bir yeraltı otoparkına bırakmıştık ama kaybolduk, uzun süre otoparkı bulamadık. 🙁 Sokaklar birbirine çok benziyor gibi geldi bize. Burada yapılacak en önemli aktivite parfüm müzesini gezmek diye düşünüyorum. Onun dışında dar sokaklarında kaybolup bol bol fotoğraf çekin. Sağlı sollu hediyelik eşyacılarını gezin. Bir de Angel Ice'te dondurma yiyin. 🙂 Bu arada tepedeki parktan kalkan turistik bir tren var, ona binip panaromik bir tur da atabilirsiniz. Saint Paul de Vence: Bu köy bizim Güney Fransa seyahatimizde, Gordes'tan sonra en sevdiğimiz köy oldu. Çevresinde inanılmaz lüks ve güzel villalar var. Köye varana kadar imrenerek baktık bütün evlere. Köyün içi de, taş evleri, her tarafından çiçekler fışkıran daracık sokakları ve merdivenleriyle bizi kendine hayran bıraktı. Gerçekten içim sevinç doldu gittiğimiz gün, sokaklarında gezmelere doyamadık. Köyün en önemli özelliği ise sanat galerileri. Adım başı sanat galerisi var diyebilirim İnsanın her galeriye giresi geliyor çünkü her şey çok güzel görünüyor. Sanat eseri severler bu köyü asla kaçırmasın, yalnız fiyatlar pek uygun değil. Bu arada sokaklarda karşınıza pek çok çeşme de çıkıyor. Gittiğimizde inanılmaz sıcaktı ve bu çeşmeler bizim kurtarıcımız oldu. 🙂 Meşhur otel ve restoran La Colombe d'Or için rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Sadece dolaşmaya da gidebilirsiniz tabi ama yemek yiyecekseniz 14:30 19:00 arası yemek servisinin kapalı olduğunu unutmayın. Chez Andreas ismindeki pub'ı da bir şeyler içmek için önerebilirim. L'artegal: Güney Fransa seyahatimizde yediğimiz en güzel birkaç yemekten biriydi burada yediğimiz. Gordes'ta yeme fırsatınız olursa mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. Butik bir mönü hazırlamışlar ve hepsi birbirinden lezzetli. Akşam yemek servisi 19:00 itibarıyla başlıyor, ondan önce ancak içecek siparişi verebiliyorsunuz. Yemek için önceden rezervasyon yaptırmanızda fayda var. İlk akşam gittiğimizde rezervasyonsuz boş masaları yoktu, ertesi gün için rezervasyon yaptırmamız gerekti. Bu arada iki kadın tarafından servis yapılıyor ve anladığımız kadarıyla işletmesi de onlara ait. Bir tanesi inanılmaz tatlıydı, tarzını eşim Fanny Channel'e benzetti hatta. 🙂 Hanımefendinin eşi de mutfaktan çıkan harika lezzetlerin yaratıcısıymış. Casa Rosario: İlk gece çoğu restoranda yer bulamayınca denediğimiz bu mekanda yediklerimizi başarılı bulduk. İtalyan mutfağı sevenlere önerebilirim rahatlıkla. Restoran Gordes'ta yer alıyor. Le Provencal: Gordes'ta gündüz vakti her yerde yemek servisi yapılmıyor. Günün her saati yemek yiyebileceğiniz birkaç yerden birisi burası. Pizzalarını beğendik. Garsonları da çok sempatik. La Renaissance: A Good Year filminde, başrol kadın karakter Fanny Channel'in bistrosu olarak izlediğimiz mekana sadece gündüz bir şeyler içmek için uğradık. Bizim için filmden dolayı önemi vardı. Onun dışında özellikle tavsiye edebileceğim bir yer değil. La Loubatiere: Sault'taki bu dükkan, diğerlerinden daha doğal ürünler varmış gibi bir his uyandırdı bende. Buradan şampuan, duş jeli, masaj yağı, krem ve bir sürü sabun aldım, tabi ki hepsi lavantalı. Kremler işlemden geçmiş gibi değil de direkt tarla gibi kokuyor resmen. 🙂 Bir de lavanta balı aldım, balı o kadar sevmiyor olmama rağmen bunu sevdim. Tadı normal bala göre daha hafif geldi. Caverne de Sylvain: İkinci el ürünler satan bir dükkan. Biraz didiklerseniz güzel şeyler var. Eski eşyaları seviyorsanız göz atmanızı öneririm. Burası da Sault'da yer alıyor. Provence bence her daim güzeldir kesin ama lavantalar dönemi giderseniz daha da büyüleyici. Lavanta mevsimi haziran ortasından başlayıp ağustos ortasına kadar farklı bölgelerde devam ediyor, bilginiz olsun. Bize biraz daha uzak olduğu için tercih etmediğimiz Valensole köyü lavantaların başkenti olarak anılıyormuş bölgede. Fırsatınız olursa mutlaka ziyaret edin derim. Benim aklım kaldı ancak bir daha bu taraflara gelirsem kesin gideceğim. 🙂 Size şimdiden iyi tatiller! Aşırı iştah açıcı bir yazı olmuş, emeklerinize sağlık. Bu yaz ağustosun başında güney fransa seyehati yapmayı planlıyorum ancak tek başıma olacağım ve valizim ve sırt çantam da benimle olacak. Aix en Provence merkezinde bir hostelde konaklama yapıp yakınında bulunan köylere gezi yapmayı düşünüyorum ancak nasıl ulaşım sağlayabilirim bilmiyorum. Bu konu hakkında yardımcı olabilirseniz sevinirim. Ellerinize sağlık, bu yaz eşim, oğlum'la birlikte 12 gün kadar Güney Fransa'da tatil yapacağız. Yazınızdan çok faydalı bilgiler aldım. Provence rotasında sizce 2 gece konaklama yeterli olur mu? Bu nedenle biletlerimizi Marsilya gidiş, Nice Dönüş aldım."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/07/18/attrap-reves_balon_otel", "text": "Provence'ın lavanta kokulu köylerine dair yazımı önceden yazmıştım. Lavanta mevsimi bitmeden tecrübelerimizi bir an nce paylaşmak istemiştim çünkü. Şimdi de Provans bölgesinde, Allauch'ta bir gece kaldığımız balon otel deneyimimizi anlatmak istiyorum. İşte size Attrap Reves Hotel hakkında bilinmesi gerekenler. Nice'ten ayrılıp batıya yola çıkacağımız gün tam da Marsilya'da Euro 2016 yarı finalinin oynanacağı güne denk geliyordu. Tatil planını yaparken Türkiye'nin elenip elenmeyeceği belli olmadığı için, bir umut belki yarı finale çıkarız diyerek o geceyi Marsilya'da geçirmeye karar verdik. Marsilya otellerine bakarken, 13 km uzaklıktaki Allauch isimli bir kasabada şeffaf baloncuk şeklinde odaları olan bir otel keşfettim. Görür görmez bu deneyimi yaşamamız gerektiğine karar verdik ve hemen rezervasyonumuzu yaptırdık. Otelle ilgili çok soru gelmişti, o yüzden detaylı bir şekilde nasıl bir konaklama olduğunu anlatacağım. Otel bir ormana yayılmış durumda. Bu ormanlık alana girişte kocaman bir kapı var ve bu kapıdan içeri, misafirlere verilen kodu tuşlayarak giriyorsunuz. Gördüğünüz balon odaların hepsi farklı yerlerde, kendi küçük ormancıklarının içinde diyebiliriz. Kimse kimseyi görmüyor yani. Ama tabi ki ben illa ki diğerlerinin özel alanına gireceğim diyorsanız, sizi engelleyecek bir sistem yok. Tamamen insanlara güvene dayalı kurulmuş bir ortam. Oda için anahtar filan da yok tabi. Fermuarla açıp giriyorsunuz. Biz zaten tek gece konaklayacağımız ve akşamımızı Marsilya'da geçireceğimiz için odada hiç eşya bırakmadık, ama güvenilir olduğunu düşünüyorum. Bu arada balonlar camdan değil, naylonumsu bir malzemeden. Balonun şişik durmasını sağlayan ve sürekli çalışan bir alet var. İki adet fermuarlı kapı ile içeri giriyorsunuz. İç basıncı dengede tutmak için, birinci kapıyı kapatmadan ikinciyi açamıyorsunuz. Eğer iki kapıyı birden açarsanız balon yıkılabilir. Bu tip farklı başka otelleri listelediğim yazıma da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/07/21/cote-dazur-bolum-1", "text": "Denize Plage des Marinieres'de girdik. Burada bir bölüm Les Bains Deli Bo isminde özel bir plaja ayrılmıştı. Baya güzel görünüyor, girmek istedik ama hafta içi ve erken saat olmasına rağmen yer yoktu. Gitmeyi düşünürseniz rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Bu arada giriş kişi başı 20 idi. Neyse ki aynı plajın geri kalanı tamamen halka açık, yalnız şezlong ve şemsiye yok. Havlularımızı kuma serdik ve deniz keyfi yaptık bol bol. Plajın üst kısmında kafe, duş, kabin ve tuvalet var. Yani özel plaja giremeseniz de ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz ortam sağlanmış. Karnımız acıkınca, plajın üstündeki La Voile Bleue adlı kafede bir şeyler atıştırdık. Beyaz şarap, bruschetta ve yunan salatası yedik. Bruschetta, normalinden farklı olarak dilimlenmiş oval pizza gibi hazırlanmıştı ama çok lezizdi. Monaco: Villefranche'a çok da istemeyerek veda ettikten sonra rotamızı Monte Carlo'ya çevirdik. Aslına bakarsanız hiç özendiğim bir yer değildi ama buralara kadar gelmişken gitmemek olmazdı. Bence Monte Carlo birkaç saatliğine gitmelik bir yer değil. Öyle olunca çok da keyfi çıkmıyor. O şatafatlı eğlencenin içine dahil olmak gerek. Mesela Nikki Beach dışarıdan harika görünüyordu ama denizden yeni çıktığımız ve çok kısa bir süre duracağımız için açıkçası girmek çok mantıklı gelmedi. Birkaç saatliğine gidince yapılacak en eğlenceli şey Casino de Monte Carlo'da kumar oynamak. Bunun dışında yukarıya çıkıp şehre tepeden bakabilirsiniz, güzel bir manzara var. Palais du Prince'i gezebilirsiniz. Cap d'ail civarındaki Monaco Grand Prix yollarında araba kullanabilirsiniz. Cafe de Paris'de bir şeyler yiyip içerken geleni geçeni izleyebilirsiniz. 🙂 Hayatımda hiç görmediğim son derece lüks arabalar geliyor gerçekten. 🙂 Ve tabi ki sıra sıra dizilmiş dünyaca ünlü markaların mağazalarından alışveriş yapabilirsiniz. Eze: Monte Carlo sonrası herkesin öve öve bitiremediği Eze'e geçtik. Tamam kabul ediyorum güzel bir köy ama çok abartıldığını düşünüyorum. Seyahatimiz boyunca burası dışında hiçbir yerde Türk görmedik. Burada turistlerin yarısı Türk'tü ve hatta eşim liseden arkadaşlarıyla karşılaştı. Yani Türkler arasında ekstra popüler sanırım. Bir önceki gün St Paul de Vence'ı gördüğümüz için burası bize biraz yavan geldi. Taş duvarların arasında kalmış dar sokaklarıyla filan tarz olarak birbirlerine benziyorlar ama Eze daha küçük bir yer. Yalnızca efsane deniz manzarasıyla öne çıkıyor olabilir. Eğer zamanınız kısıtlıysa ve yalnızca birine gitme şansınız varsa St Paul de Vance'ı tercih etmenizi öneririm, ama vakit varsa ikisini de görün mutlaka. Burada, aynı zamanda butik otel olan meşhur Chateau Eza'da akşam yemeği yeriz diye düşünmüştüm. Ama kendimi tatilin akışına bıraktığım için rezervasyon yaptırmak filan aklıma gelmedi. Harika manzarasıyla öne çıkan mekanda tabi ki yer yoktu. Gitmeyi düşünürseniz biraz pahalı olduğunu ve rezervasyon yaptırmanız gerektiğini not düşeyim. Eze'de, sokaklarda kaybolmak dışında yapılabilecek en güzel aktivite Le Jardin exotique d'Eze olarak geçen botanik bahçesine girmek. Buradan köyün en güzel manzaralarına şahit olabilirsiniz. Bir şeyler içmek ve atıştırmak için de Deli' tavsiye edebileceğim bir yer. Burada zeytinyağı satışı da yapılıyor, ortamı da sevdim ama manzarası filan yok. Köyün girişindeki Le Pinocchio'nun güzel bir bahçesi var ve Türk istilasına uğramıştı, kendimizi kendi ülkemizde hissettik desem yeridir. 🙂 18:00 öncesi yemek servisi başlamıyor. Biz yine burada da bir şeyler içip köyden ayrıldık."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/07/22/cote-dazur-bolum-2", "text": "Güney Fransa'nın sahil kısmına Cannes, Antibes ve Saint Tropez ile devam ediyorum. Üçü de dünya jet sosyetesinin gözde tatil yerlerinden. Marinalarında, görebileceğiniz en güzel yatlara ev sahipliği yapıyorlar. Eski şehir bölgeleri ise mütevaziliklerini koruyor çoğunlukla. Şimdi ben de bizim gözümüzle bu kentleri anlatmaya çalışacağım. Cannes: Film festivaliyle ünlü şehre gittiğimizde meşhur Festival de Cannes tadilattaydı ne yazık ki, yani bir kırmızı halı pozu veremedim. Ama festivalin yapıldığı yerin pek sıradan bir bina olduğunu söyleyebilirim. Binanın oralarda ünlülerin el izleri filan var yani pek bir numara yok. Ben Cannes'da, tepedeki Le Suquet olarak geçen eski şehri sevdim en çok. Burası Cote d'Azur bölgesinin geri kalanında olduğu gibi çiçekli, panjurlu evlerin arasında kalmış şirin sokaklar ve aralara dağılmış kafelerden oluşan bir yer. Burada bir de Chateau de la Castre isimli kale var ki Cannes'a yukarıdan bakmak isteyenler mutlaka ziyaret etmeli. Eğer tepeye yürüyerek çıktıysanız harika manzaraya karşı biraz soluklanabilirsiniz. Biz pazar günü gittiğimiz için çoğu yer kapalıydı, o yüzden biraz sokakları dolaştıktan sonra Le Croisette olarak geçen sahil şeridine geri döndük. Le Croisette, yol boyunca dünyaca ünlü markaların mağazalarını görebileceğiniz bir cadde. Biz elinde alışveriş torbalarıyla Sibel Can'ı gördük burada. 🙂 Yemeğimizi de kolayımıza geldiği için yol üzerinde gördüğümüz 72 Croisette'te yedik. Yediklerimizden gayet memnun kaldık. Yemek sonrası plajını da görelim dedik ve önceden araştırıp hoşuma giden Baoli Beach'e gittik. Gerçekten çok güzel bir yer yapmışlar ama ne yazık ki yer yoktu. Biz pazar günü gittiğimiz için yer bulamadık muhtemelen ama gitmeyi düşünürseniz rezervasyon yaptırsanız iyi olur. Bu arada pahalı bir yer olduğunu söylemeliyim. Şezlong ücreti lokasyona göre değişiyor ve 30 ile 80 arası değişiyor. Biz de halk plajına yöneldik ve orada kumlara havlumuzu serip deniz girdik. Denize girince Baoli'de yer olmaması isabet olmuş dedik çünkü o güne özel miydi bilmiyoruz ama denizi çok kötüydü. O kadar para verip berbat bir denize girmek istemezsiniz. Son olarak plajın üst kısmındaki sokak sergisinde almaya değecek bir şeyler var mı diye bakınıp şehirden ayrıldık. Antibes: Burası bizim favorilerimizden biri oldu. Cote d'Azur civarındaki en büyük marina buradaymış. Şöyle bir marinanın oralarda bakındıktan sonra eski şehrin içine doğru yürüdük. Marina'da gerçekten devasa boyutlarda yatlar vardı. Şehre girmeden önceki meydanda pirinçten birkaç heykel var, ileride Nomade isimli meşhur heykel var, onun dışında ilgi çekecek pek bir şey yok dışarıda. Antibes'te deniz girmek isterseniz 5 dk mesafedeki Juan Les Pins'i tercih etmenizi öneririm. Biz burada maalesef denize giremedik çünkü park yeri bulamadık. Erken saatlerde giderseniz yer bulursunuz muhtemelen, plajları güzel görünüyordu. Çok hoşuma giden bir restoranı önermek istiyorum size: Le Don Juan. Görünce insanın oturası geliyor zaten hemen. Sebzeleri filan dışarı kasalar içine koymuşlar, hepsi çok taze görünüyordu. Taze balıklarından yemenizi tavsiye ederim. Antibes'in sabahları yiyecek, öğleden sonra el işi ürünlerin satıldığı pazarı Marche Provencal de mutlaka ziyaret edilmeli. Biz tabi ki buradan yine koleksiyonumuz için bir şeyler aldık. Picasso'nun ve başka modern sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapan Musee Picasso da ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. Biz de deniz bu haldeyken ve çok fazla zamanımız yokken hiç şezlong filan kiralamayalım, şöyle bir ortamlara bakıp şehir merkezine gidelim dedik. Bu plaj civarındaki en meşhur yer Nikki Beach, ancak Nikki Beach direkt sahilde yer almıyor, biraz içeride, havuz başında dönüyor bütün eğlence. Bir diğer sosyetik mekan da Le Club 55, Nikki Beach'e göre biraz daha mütevazi bir yer ama sadece eğlence anlamında, içeri giren arabalar pek mütevazi değildi yani. 🙂 Fiyat olarak görece daha uygun olan mekan olarak, gördüğümüz kadarıyla Cap 21 ve Key West Beach'i tavsiye edebilirim. Şehir merkezi hiç beklemediğim kadar şirin ve korunmuştu. Tabi gözünüzü marinaya çevirdiğiniz anda yine son derece lüks tekneleri görüyorsunuz. Bir ara eşimle kendimizi dondurma yerken inanılmaz teknelere girip çıkan insanları izlerken bulduk. Dondurma demişken, Barbarac'ta bir dondurma yemeden ayrılmayın, çikolata soslu fındıklı külahlarına bayıldım. Bu arada arabamızı marinanın otoparkına bıraktık ve yürüyerek gezdik şehir merkezini, baya küçüktü. Hediyelik eşyacılar, sanatçıların sergileri, mağazalar ve kafeler hepsi birbirine yakın. Marinanın hemen yanı başında L'opera isminde çiçekler içinde bir restoran var. Gerçekten şık bir restoran, biraz pahalı olmakla birlikte leziz bir menüsü var. Şehirden ayrılırken denize girememiş olmak biraz bizi üzmüştü, o yüzden yolda ilk gördüğümüz denize atalım kendimizi dedik. Ve ilk gördüğüm deniz de gerçekten çok başarılıydı, ıssız bir plajda pırıl pırıl bir denize girme şansımız oldu. Size de Pampelonne plajı yerine şehrin etrafındaki diğer plajlara şans vermenizi öneririm. Bir yazımın daha sonuna geldik. 🙂 Güney Fransa sahillerinde gezdiğimiz diğer yerler için buradaki yazımı okuyabilirsiniz. Ve son olarak Cote d'Azur'un incisi Nice notlarımı çok yakında paylaşacağım, takipte kalın. Beni facebook ve instagramdan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/08/01/cote-dazurun-incisi-nice", "text": "Cote d'Azur yani Güney Fransa'nın sahil şeridi, gerçekten muazzam güzellikler sunan, hem doğal kaynakları hem de insan eliyle yapılmış ve korunmuş yapıları bize birlikte gösteren, bana göre dünyanın en harika bölgelerinden biri. Yazımın bu klişe başlığını atarken yerine ne koyabilirim diye düşündüm ama bulamadım. Çünkü Nice gerçekten bu bölgede en yaşanılası yer ve inciden daha uygun bir tasvir yok, eşsiz ve parlak. Beş gece konaklama imkanı bulduğumuz, her ne kadar çevre yerleri gezip dursak da zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz Nice'te gezilecek yerler ve yapılacaklarla ilgili notlarımı aklımda kaldığı kadarıyla anlatmaya başlıyorum. Ulaşım için buradaki notlarıma bakabilirsiniz, bu yazımda konuyu tekrar etmeyeceğim. Nice'te gerçekten çok güzel oteller var ama merkezi ve eli yüzü düzgün bir yerlerde kalmak istiyorsanız oldukça pahalı oluyor. Bir de tabi benim tatil planlarım, genelde aylar öncesinden uçak biletlerini alıp, yoğunluk nedeniyle anca son zamanlarda otelleri ayarlama üzerine kurulu olduğundan elde kalanlar iyice fahiş fiyatlardaydı. Görece uzun bir süre kalacağımız için ev kiralamaya karar verdik. Nice'in en merkezi noktası diyebileceğim Massena Meydanı'nda bir ev kiraladık. Ev açık mutfaklı tek bir odadan oluşan bir daireydi, minik bir de banyosu vardı. Evin içinin herhangi bir özelliği yoktu açıkçası, lüks önemli değilse, temizlik ve lokasyon önceliğiniz varsa tercih edebilirsiniz. Ama bir kez daha anladık ki lokasyon her şeymiş, inanılmaz rahat ettik. Plaja 5 dakika yürüme mesafesi, eski şehir olarak geçen bölgeye 10 dakika yürüme mesafesi, restoranlar ve kafeler için birkaç adım atmanız yeterli. Kendimizi birkaç günlüğüne de olsa Nice'li gibi hissetmemizi sağladı evimiz. Henüz Airbnb'ye hesabınız yoksa, buradan indirim kazanarak kayıt olabilirsiniz. Nice'teki uygun otel alternatifleri için tıklayın. Try Burger: Promenade des Anglais'ten Massena Meydanına doğru giderken Rue de L'opera üzerinde yer alan mekanın hamburgerlerinin tadı hala damağımızda. Bu harika lezzetlerin yaratıcısının iki Michelin yıldızlı bir şef olduğunu öğrendiğimiz gurme burgercinin sahipleri de oldukça zarif bir karı koca idi. Yaz ayı olduğu için bahçesinde oturduğumuz restoranın iç dekorasyonu da çok hoşumuza gitti. Efsane bir hamburger deneyimi için mutlaka gidin derim, yalnız burada fast food fiyatları beklememeniz gerektiğini de belirtmek isterim. Le Plongeoir: Yemeklerini yeme şansımız olmadı çünkü buraya gittiğimiz gün rezervasyon yaptırmamıştık ve yemekli kısma sadece rezervasyonla alıyorlardı. Ama bir şeyler içmek ve atıştırmak için her an yer vardı, biz de o kısma geçtik. Denizin hemen üstünde ahşap köprü üstündeki masalara oturduk, dalgalara ayaklarımızın dibinden kayalıklara çarparken biz de kokteyllerimizi yudumluyorduk. İçeceklerin yanına, bu bölgede birçok yerde ikram olarak verdikleri minik zeytinlerden getirdiler. Biz bunlara bayıldık, her gittiğimiz yerde hepsini bitiriyorduk görmemiş gibi. 🙂 Burayo kesinlikle tavsiye ediyorum. Ark: Bir akşam üstü deniz keyfi sonrası mutlaka buraya uğrayın. Promenade des Anglais üzerindeki barın ikinci katı kokteyllerinizi içip geleni geçeni izlemek ve akşam planları yapmak için harika bir yer. 🙂 Burada sadece kokteyl yok, yemek de yiyebiliyorsunuz ama biz tokken gittiğimiz için yemeklerinden denemedik. Le Maori: Cote d'Azur taraflarındayken mutlaka yemeniz gereken yemeklerden biri midye. Bir tencere dolusu midyeyi leblebi gibi yiyip bitiriyorsunuz hiç anlamadan. Hemen hemen her restoranın menüsünde bulabileceğiniz bu yemek için bizim tercihimiz Le Maori oldu. Rue Massena üzerindeki turistik restoranlardan biri aslında ama kendi tecrübemizden memnun kaldığımız için not düşeyim dedim. Yanında anne patates kızartmaları ile gelen midyelerimiz şarap soslu olarak yapılmıştı ve harikaydı. Master Home: Burayı yemek yemek için değil bir şeyler içmek için önereceğim. Vieux Nice tarafında, oldukça piyasa bir pub burası. Gece saat 2'ye kadar hizmet veriyorlar, uğramanızı tavsiye ederim. Hemen yanındaki Wayne's Bar da yine popüler ve aynı şekilde önerebileceğim bir yer. Patisserie Chez Maitre Pierre: Burayı ev sahibimiz ekmek almamız için önerdi. Gerçekten de ekmekleri güzel ama biz daha çok yola çıkmak üzere gittiğimiz için oradaki hazır ürünlerden yemeyi tercih ettik. Sabah kahvaltısı için uğrayabilirsiniz. La Tapenade: İşte size kötü bir deneyim. Çok fazla gezdiğimiz ve gezerken da saat mefhumundan tamamen uzaklaştığımız için buradaki restoranların saatleri bizi biraz zorladı. Muhtemelen siz bizim kadar şuursuz olmazsınız ama yine de uyarayım; güzelim restoranlar akşam 22:00 dedin mi kapı duvar oluyor. Biz gece 21:30 öncesi pek yemeğe çıkamadığımız için gitmeden önce çalışıp işaretlediğim güzelim restoranlar elendi gitti. Böyle zamanlarda, o saatten sonra açık kalan yerlere gidiyorduk mecburen. Burası da Vieux Nice olarak geçen Nice'in eski şehir bölmesinde açık bulup girdiğimizi bir yer. Ben gnocchi, eşim de pizza yedi, ikisi de vasat altıydı. 🙁 Burayla ilgili tek güzel şey, sokak sanatçılarının yanı başımızda performans sergilemesiydi. Promenade des Anglais: Nice'in sahil şeridinde mutlaka yürüyüş yapmalısınız. Buralar cıvıl cıvıl. Ben her gün eşimden önce kalkıp biraz yürüyordum, çok iyi geliyordu. Vieille Ville: Eski şehir bölgesindeki sokaklarda biraz kaybolmayı denemelisiniz. Karşınıza fotoğraflık bir sürü kare çıkabilir. Place Massena: Canımız mahallemiz, Nice'in göbeği, sevgili Massena Meydanı'na gelip çevresindeki sokakları keşfe çıkmalısınız. Alışveriş caddesi, restoranların olduğu caddeler ve sahile çıkan caddenin tam ortasında kalıyor ve bir kez geldiniz mi size tüm gününüzü geçirtebilecek kadar aktivite vadediyor. Promenade du Paillon: Nice'te en sevdiğim şeylerden biri her gün eve doğru giderken çocuklarla birlikte suların içine dalmaktı. Baya büyük bir alan var ve onlarca çocuk suların fışkırmasını bekliyor, sular çıkınca da çığlık çığlığa coşuyorlar. Massena Meydanı'nda olduğu için evimize 3 dk mesafedeydi ve ıslanmak o yüzden pek umrumda olmuyordu. 🙂 Kaldığınız yer uzaksa bile en azından bir gün denemenizi tavsiye ederim, bir süreliğine hiçbir şeyi umursamadan çocuk olmak paha biçilemez! Nice'te plajlar Promenade des Anglais olarak geçen sahil şeridi boyunca sıra sıra bölümler halinde dizilmişler. Aralarında da şezlong ve şemsiye bulunmayan halk plajları var. Plajlar hep taşlık o yüzden uzun kalacaksanız havlu serip uzanmak pek konforlu değil açıkçası. Plajların fiyatları aşağı yukarı aynı civarlarda ve öğleden sonra gittiğinizde birazcık düşmüş oluyor. Bizim en sevdiğimiz özel plaj Castel Plage oldu. Hem buraya gelen insanları kendimize daha yakın hissettik, hem denizi diğer taraflara göre daha güzeldi, hem de kokteyl ve yemekleri başarılı idi. Saat 13:00 gibi gittik ve giriş için kişi başı 17 ve şemsiye için de 5 verdik. Diğer plajlara da şöyle bir göz gezdirdik ama içimize sinmemişti, onların da girişleri o saatlerde 15-16 civarıydı. Biz sadece Nice'te tam gün geçirdiğimiz zaman özel plaj tercih ettik, diğer günler yoğun gezi programımızdan kalan vakitte denize girip çıktığımız için halk plajı bize yeterli oldu. Cours Saleya: Her sabah sahil yürüyüşüm bittikten sonra uğradığım tatlı mı tatlı pazar. 🙂 Pazartesi günleri bit pazarı kurulan yerde diğer günlerde sebze, meyve ve çiçek pazarı kuruluyor. Bit pazarını oldukça başarılı buldum, eskilere meraklı olanların pazartesi günü kaçırmaması gereken bir yer. Diğer günler ise ellerinizde çiçekler ve meyve kutularıyla ayrılacağınız garanti. Starjouet : Bu oyuncakçıdan oğlumuza harika bir araba aldık. Çok güzel bir çadır da beğendim ama sopaları sığmaz diye alamadık. Burada özellikle çadır, bisiklet, araba tarzı oyuncakları çok beğendik, çocuğunuz varsa bir göz atmanızı öneririm. Onun dışındaki oyuncaklar her yerde bulabileceğiniz cinstendi. Rio'dan sonra ilk defa bir şehirde yaşayan insanlara çok özendim. Hem şehrin kendisi çok güzel hem çok yakın çevresi. Hayatımın bir döneminde Nice'te yaşamayı hayal ediyor ve yazıma burada son veriyorum. Cote d'Azur ile ilgili diğer yazılarım için buraya ve buraya bakmayı unutmayın! 😉 Size iyi tatiller!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/08/12/bukreste-bir-hafta-sonu", "text": "Detaylı önerilerime geçmeden önce kısa kısa birkaç bilgi vermek istiyorum. Bükreş, şehrin bazı kısımlarındaki mimarisinden ve geniş caddelerinden dolayı doğunun Paris'i olarak anılıyor. Para birimleri Lei ve Ağustos 2016 itibarıyla 1 TL karşılığı 1,35 LEI. Taksilerin fiyatları değişken ve üzerinde km başına ne kadar ücret aldıkları yazıyor, binmeden önce buna dikkat edin. 1,39 ile 3,5 Lei arasında değişebiliyor fiyatlar. Aramızda saat farkı bulunmuyor. Odeon Tiyatro'sunun önünde bir Atatürk büstü var. K+K Hotel Elisabeta: Üniversite meydanına çok kısa bir yürüyüş mesafesinde ve birçok popüler yerin merkezi Lipscani bölgesine on dakikalık yürüyüş mesafesinde bir otel. Kahvaltısı gerçekten çok güzel ve odaları tertemiz. Wifi da çok iyi çalışıyor. Geceliği 70 civarı fiyatıyla performans olarak çok başarılı olan bu oteli kesinlikle tavsiye ediyorum. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. Hotel Tempo: Konumu merkezi sayılabilecek olan bu otel, geceliği 50 civarı olan fiyatı için oldukça başarılı. Wifi hızlı, kahvaltısı çok yeterli, odaları pırıl pırıl. Burası da her zaman memnuniyetle kaldığım bir oteldi, tavsiye ederim. Rezervasyon için buraya tık tık. Bükreş'teki uygun otel alternatifleri için tıklayın. Bükreş Yeme İçme Caru Cu Bere: Yemeklerinin güzelliğinin yanı sıra büyüleyen atmosferiyle hem turistlerin hem de yerel halkın gözdesi bu restorana gitmeden Bükreş'ten ayrılmayın. İlk olarak 1879'da açılmış tarihi bir restoran. İsmi, bira arabası anlamına geliyormuş. Geleneksel yemekleri burada tatma şansı bulabilirsiniz. Tahta döner kapısından içeriye girerken sanki bir anda 19. yüzyılda bir baloya giriyormuşum hissi veriyor bana. Üzerimde koca popolu kabarık etekli elbisem ve arkadan zikzaklı korseyle sıkıştırılmış incecik belimle içeri süzülüyorum sanıyorum kendimi. Eskiden restoranın girişindeki tentenin üzerinde mütevazi bir şekilde \"Probably the best restaurant in town\" yazıyordu ve ben bu fikirlerine tümüyle katılıyorum. Bu gidişimizde üst kısımda tadilat vardı o yüzden bu yazıyı kaldırmışlardı, sanırım üst kata bir teras yapılıyor. Menüsü gerçekten çok zengin, ne yiyeceğinize karar vermekte zorluk çekebilirsiniz. Ben birçok kez gitme fırsatı buldum ve her seferinde farklı tatlar denemeye çalıştım, bir kez olsun kötü bir şeye rastlamadım. Giriş katında her akşam farklı bir dans gösterisi oluyor, ayrıca alt katta da geleneksel müzikler çalan bir grup var. Özellikle haftasonu akşamları mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor, 15 dakika içerisinde gitmezseniz rezervasyonunuz iptal oluyor ve yemek için 2 saat süre veriyorlar. Biraz katı kuralları var gibi görünebilir ama çok fazla talep gördüğü için böyle bir uygulamaya gitmişler. Bükreş Yeme İçme Joseph: Bükreş'te gerçek bir gastronomi deneyimi yaşamak istiyorsanız bu restorana kesinlikle gitmelisiniz. Joseph Hadad isminde muhteşem bir şefin restoranı. Şık ve sade bir dekorasyonu var. Garsonlar son derece nazik ve yemek konusunda size çok yardımcı oluyorlar, önerilerine kulak verin. Orta pişmiş Arjantin steak Türklerin çok tercihi olmasa da içi biraz kırmızı geliyor ama çok leziz, ağızda dağılıyor. Salata menüleri yok, isteğinize göre malzemelerle salata hazırlıyorlar. Şarapları çok güzel, mutlaka deneyin. En bomba kısım tatlı, \"Frozen Earth\" diye bir tatlıları var, resmen üç boyutlu bir tablo. Donmuş dumanlar içinde geliyor ve hem görsel hem lezzetsel bir şölen yaşatıyor. 🙂 Bu arada fiyatlar tabi ki her \"fine dining\" restoranında olduğu gibi yüksek, bilginiz olsun. Bükreş Yeme İçme El Torito: Bükreş'e gittiyseniz ve Meksika mutfağı ya da en azından margarita seviyorsanız buraya bir uğrayın derim. Çilekli margaritası enfes, içmelere doyamadım. Quesadilla, patates kekleri ve etli taco tavsiye ederim. Daha önce Madrid'te bir Meksika restoranında erimiş peynir yemiştim ve bayılmıştım, o yüzden burada da söyledik ama pek beğenmedim şahsen. İç dekorasyonları çok cici, ayrıca size Meksika şapkalarından veriyorlar, tabi ki fotoğraf çekilmeyi ihmal etmedik bu şapkalarla. Simona isimli, geleneksel kıyafetler giymiş garsonları da bu restoranın albenilerinden biriydi, çok yardımcı oldu bize sağ olsun. Bükreş Yeme İçme M60: Güne sağlıklı bir kahvaltı ile başlamanız için buraya gitmenizi öneririm. Az ama öz bir menüleri var. Ben Ada'cığım da yer diye avokadolu bir tabak seçtim, eşim de pestolu ekmekli bir sandiviç tercih etti. Tabaklara salata da koymuşlar, salata sosuna bayıldık. Taze sıkılmış meyve suları ve nefis kahveleri de tamamlayıcılarımız oldu. Kaldığınız yerde kahvaltı dahil değilse veya değişiklik olsun derseniz aklınızda bulunsun. Bükreş Yeme İçme Acuarela: Burada yiyecek olarak sadece birkaç çeşit kiş ve tart var. Ama içecek anlamında birçok alternatif sunuyorlar. Mekanın asıl özelliği dekorasyonu, her bir köşesi fotoğraflık. Anlamı sulu boya olan bu yerin menüleri de sulu boya desenleri ile geliyor, bizimkini o şekilde getirmediler ama paletler üzerinde çoğu menüsü. Meyve suları ve kokteylleri oldukça başarılı ama karnınız açsa umduğunuzu pek bulamayacaksınız. O yüzden öğün dışında, ara saatlerde gitmenizi tavsiye ederim. Bükreş Yeme İçme Gradina Eden: Yoldan geçerken bulmanızın pek mümkün olmadığı, ön tarafı klasik, sıradan eski bir bina olup, arka tarafındaki kocaman bahçede konuşlanmış bir mekan burası. İster masalarında oturun, ister şiltelere yayılın, ister rengarenk hamaklarında ağaçlar altında sallanın. Self servis usulü çalışıyorlar, ufak tefek atıştırmalıklar dışında ağırlıklı olarak smoothie ve kokteylleriyle öne çıkıyorlar. Kalabalıklardan uzak birazcık huzur ve leziz içecekler için buraya gitmenizi tavsiye ederim. Bükreş Yeme İçme Piscina & Gradina Floreasca: Burası, yazın sıcaktan bunalıp da biraz havuz keyfi yapmayı düşünecekler için önerebileceğim bir mekan. Etrafının ağaçlık olması çok iyi, çalan müzikler de başarılı. Giriş Pazar günü kişi başı 60 Lei idi. Bükreş Yeme İçme Cremeria Emilia: Sıcaktan kavrularak sokakları dolaşırken dondurma olmazsa olmazımız. Bükreş'te dondurmanın adresi kesinlikle burası. Eski şehirde dolaşırken buraya mutlaka uğrayın. Zaten çoğunlukla sıra olan bir yer olduğu için doğru yere geldiğinizi anlıyorsunuz. Bükreş Gezilecek Yerler Parlamento Sarayı: Romenlerin eski diktatörü Çavuşesku tarafından yaptırılmış olan bina, Pentagon'dan sonra dünyanın en büyük ikinci binası olma özelliğine sahip. Aynı zamanda Guinness Rekorlar Kitabı'na göre, dünyanın en ağır ve pahalı yönetim binasıymış. İçerisini tur ile gezebiliyorsunuz, bu gidişimizde içine girmedik biz ama daha önce tura katılmıştım, çok şart değil bence. Bükreş Gezilecek Yerler Herastrau Park: Bükreş'te birçok park var ve bu da onlardan biri. Parklardan en azından birine gitmeyi düşünürseniz burayı öneririm. Bir gölün etrafında oldukça büyük bir alana yayılmış durumda. İçinde birçok heykel bulunuyor, bunları inceleyerek yürüyüş yapabilirsiniz, ayrıca gölde sandalla gezintiye çıkabilirsiniz. Bükreş Gezilecek Yerler Muzeul Satului: Herastrau Park'ın bitişiğinde, dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri olan bu köy müzesi yer alıyor. Yapıların hepsi, Romanya köy mimarisini göstermek için seçilmiş ve bulundukları yerden alınıp parkın içinde yeniden inşa edilmiş. Görülmesi egreken bir yer diye düşünüyorum. Bükreş Gezilecek Yerler Stavropoleos Manastırı: Eski şehirde 1724 yılında yapılmış bir manastır. Mimarisi benim çok hoşuma gitti. Bir kütüphanesi, arka tarafında da çok cici çiçekler içinde bir bahçesi var. Yazımı bitirirken kısaca birkaç bilgi daha vermek istiyorum. Romanya'ya Schengen vizesi ile girebiliyorsunuz. Bükreş uçuş süresi sadece 50 dakika sürüyor. Bükreş gece hayatı çok renklidir, boyumca kar yağmışken bile hafta içi hafta sonu fark etmeksizin barlar hep dolu olurdu. Bükreş'e yakın güzel kayak merkezleri mevcut, kışın gittiğinizde değerlendirebilirsiniz. Romanya şarapları oldukça güzeller ve Bükreş çevresinde şarap bağlarını ziyaret edebilirsiniz. Bir de Transilvanya turlarına katılabilir, Drakula'nın memleketini gezebilirsiniz. İyi tatiller! Bükreş'te katılabileceğiniz turlar için şurayı incelemenizi öneririm. Teşekkürler yazı için, Her şeyi yine detaylıca anlatmışsınız. Restoran tavsiyesi olarak Hanu' lui Manuc şiddetle tavsiye ediyorum. Eski yazılarımdan biri o yüzden eksik kalan detaylar olmuştur ama yine de sağolun. Tavsiye için de çok teşekkürler. Romanya Balkanlarda diğer ülkelere göre daha hareketli ve canlı yapısı var. Bükreşte ulaşım hem çok ucuz hemde çok alternatif var. Sırf havalanında bile 10/12 çeşit araç çağırma şansın var. Ama merkeze uzak yerlerde kesinlikle yaya geçiş işaretlerine uyun. Başınız belaya girmesin. işaret olmayan yerlerde söförler hiçde iyi niyetli değil. Beğenmenize sevindim. Önemli yerleri gezmek için yeterli bence. 🙂 Sevgiler. Ben de bu ay sonunda 3 günlüğüne gitmeyi planlıyorum. Çok faydalı bir yazı olmuş. Özellikle Acuerela ve dondurmacıyı denemek istiyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/08/31/yeni-igneada-tavsiyeleri", "text": "Daha önce İğneada ile ilgili bir yazı yazmıştım ve oldukça fazla geri dönüş aldığım bir yazı olmuştu. O yazıma şuradan ulaşabilirsiniz. Bu yaz birkaç kez daha İğneada'ye gittik ve bu gidişlerimiz sonrası bazı yeni önerilerde bulunmak istiyorum. Konaklama ile ilgili çok soru geliyor. Benim de ne yazık ki en bilgisiz olduğum konu bu. Biz hep evde kaldığımız için gerçekten otelleri bilmiyorum. Çadırlı konaklamayı da soran çok oldu. Küçükken bolca kamp yapardık ama o zamanlar kamp yaptığımız yerlere şimdi çadır kurma şansımız yok. Birinci kamp bölgesi Mert Gölü idi, orası şu anda Milli Park olmuş ve çadır kampı yasaklanmış öğrendiğim kadarıyla. Şu anda benim gördüğüm Erikli Gölü'nün orada bir kamp bölgesi var. Temizliğini filan hiç bilmiyorum ama tuvalet filan da varmış. İkinci kamp bölgemiz de İğneada'nın bana göre en güzel denizine sahip olan Öğretmenler Kampı ve Özel İdare Kampının olduğu liman yolu üzerindeki bölgeydi. Burası son yıllarda terk edilmiş olarak duruyordu. Ama bu yaz İğneada Resort Otel'in sahibi burayı almış ve şu an inşaat başlamış. Buraya harika bir tesis yapılacak görebildiğimiz kadarıyla. Seneye yaza yetişir mi bilmem ama yetişirse, hiç düşünmeyin direkt burada kalın derim. 🙂 İğneada'nın her yeri dalgalı olsa bile burada çoğunlukla dalga olmaz ve su çok sığdır, çocuklu aileler için birebir. Rota: Gündüzleri plajıyla da hizmet veren, İğneada sahilinde bir restoran. Ben restorana yemeğe gitmedim açıkçası o yüzden tüm yemeklerini bilmiyorum. Biz sadece plaja ve gece arkadaşlarla bir şeyler içmeye gidiyoruz. Midye ve karidesleri güzel, yalnız midyenin yanına tarator diye getirdikleri pek taratora benzemiyor. Kiteboard İğneada: Bu mekandan daha önceki yazımda bahsetmiştim fakat yenilenme döneminde olduklarından pek detay verememiştim. İğneada'da yapılabilecek birçok aktivite için kendilerine gidebilirsiniz. Bunun yanında artık kahvaltı da vermeye başladılar ve oldukça başarılı bir kahvaltıları var. Kahvaltı dışında bir şeyler içmek için de günün her saati gidebileceğiniz bir mekan."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/09/01/istanbulda-bebek-ile-yapilabilecek-aktiviteler", "text": "\"Hafta sonu çocuğumla nereye gidebilirim?\", \"İstanbul'da bebekle yapılacak aktiviteler neler?\" sorularını çok fazla aldığım için İstanbul'da çocukla yapılabilecekler üzerine bir yaz hazırlamaya karar verdim. Bebeğimizle ilk bir yılımız öyle pek planlı programlı geçmedi, rüzgar nereye savurursa sürüklendik. Benim çalışan bir anne olmam, eşimin haftanın altı günü işte olması, özgürlüğüne son derece düşkün iki insanın ebeveynliğe alışmaya çalışması dolayısıyla seyahatler ve ufak tefek keşifler dışındaki zamanımızı genelde evde pinekleyerek geçiriyorduk. Oğlumuz bir yaşına girdiği andan itibaren artık her hafta ona özel bir program yapmaya karar verdik. Bazı aktiviteler için aman bu yaşta çocuk ne anlayacak, hatırlamayacak gibi düşüncesi olanlar vardır mutlaka ama yaşamın ilk yıllarında bebek beyninin, dış dünyadan ne kadar çeşitli uyarım alırsa o kadar çok geliştiği tıbben ispatlanmış. Bu yüzden de bebeğimizin deneyimlerini zenginleştirmek için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyoruz. Yaz mevsiminde olduğumuz için ilk aylar genelde seyahatlerde geçse de yavaş yavaş programlara başladık. Seyahatlerin her biri zaten harika bir deneyim ama İstanbul'dayken de çocukla yapacak bir sürü şey var. \"Hafta sonu çocukla ne yapılır\" diye araştıranlar için bundan sonra bazen evde bazen dışarıda yaptığımız her aktiviteyi ve oğlumuzun tepkilerini paylaşmaya karar verdim. Keşfettiğim hafta sonu çocuk etkinliklerini burada yazacağım. İşte benim İstanbul'da çocukla gidilecek yerler ve İstanbul'da çocukla yapılabilecek aktiviteler listem! Uzun yıllar İstanbul'da yaşamış biri olarak hazırladığım İstanbul rehberime de göz atabilirsiniz. PermaKamp: Beykoz Öğünce yerleşkesinde bulunan PermaKamp'ın kurucuları, kendilerini tüketici destekli bir uygulama ve doğal yaşam oluşumu olarak tanımlıyor. Pazar günleri de PermaKamp günü olarak adlandırdıkları, kendileri dışında insanları kabul ettikleri, beraber öğretici ve dinlendirici aktiviteler yaptıkları günler düzenliyorlar. Biz de geçtiğimiz hafta sonu bunlardan birine ilk defa katıldık. Son olmayacağı kesin, bundan sonra fırsat buldukça, oğlumuzla birlikte PermaKamp günlerine gitmek istiyoruz. Sabah gittiğimizde kahvaltı bizi bekliyordu. Ardından isteyenler kestane toplamaya gitti, kimi toprak işleriyle ilgilenmeye, kimi de gezici yaşam alanı projeleriyle uğraşmaya başladı. Daha sonra zeytin yaptık. Yemek yedik, kendi bulaşığımızı kendimiz yıkadık. Bu arada bir sürü çocuk da temiz havada birlikte oyunlar oynayıp durdular. Gerçekten çok güzeldi, doğal yaşamı seven herkese tavsiye ederim. Giriş ücreti 0-5 yaş için ücretsi, 5-12 yaş için 30TL ve yetişkinler için 60 TL. Fiyata kahvaltı ve öğle yemeği dahil. Daha fazla fotoğraf için şuradaki yazıma göz atabilirsiniz. İstanbul Havacılık Müzesi: Şu an 21 aylık olan oğlum oğlum tam bir uçak hastası, ne zaman \"Seni nereye götüreyim\" diye sorsam \"Ugak\" cevabı alıyorum. 🙂 Açıkçası ben bu müzenin varlığından haberdar değildim, eşim bahsetti ve en sonunda gitme fırsatı bulduk. Biz oğlumuz için gittik ama kendimiz de çok sevdik. Oğlum sevdi mi diye merak ediyorsunuzdur. Nereye koşacağını şaşırdı çocuk, o kadar mutlu oldu ki. Tam birine doğru gidiyor, sonra diğerine yöneliyor, cennet kavramını biliyor olsaydı oraya düştüğünü sanacaktı muhtemelen. 😀 Ayrılırken deli gibi ağladı yani o derece sevdi bu müzeyi. Sizin çocuğunuz uçak seviyor mu bilmiyorum ama etraftaki tüm çocuklar hallerinden memnun gibiydi, o yüzden tavsiye ederim. Pazartesi günleri müze kapalı. Diğer günler hafta içi 09:00-16:00, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde 10:00-18:00 saatleri arasında açık. Müze girişi için yetişkin bileti 7.5 TL. Rahmi Koç Müzesi: Haliç'in hemen kıyısında yer alan müzede, uçaktan arabaya, motordan bisiklete, at arabasından bebek arabasına, lokomotiflerden gemilere ve hatta deniz altıya kadar aklınıza gelebilecek her türlü aracın tarihten günümüze çok sayıda örneği bulunuyor. Sadece ulaşım araçları yok tabi, Atatürk köşesi, bilim köşesi, oyuncak köşesi gibi başka bölümler de var. Oğlumun en çok ilgisini çeken müze oldu burası. Araba ve uçak hastası olduğu için ortam tam ona göreydi. Müze girişi yetişkinler için 15 TL, öğrencile için ise 6 TL. Pazartesi günleri kapalı. Miniatürk: Miniatürk'ün oğlumun baya ilgisini çekeceğini düşünmüştüm ama pek öyle olmadı. 🙁 O daha çok ortalıkta dolaşan çocukları incelemekle meşguldü. Yapılara resmen hiç bakmadı desem yeridir. Ama biz ordayken bir ara mehter takımı geldi, onlar baya ilgisini çekti. 🙂 Bu arada Osmanlı kostümleri giyip fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Aslında ailecek çekilmek güzel olurdu ama gittiğimizde çok sıcaktı ve Miniatürk'ü gezmeyi bitirdikten sonra kendimizi bir an önce dışarı atmak istedik. Biz daha önce kendimiz de gitmemiştik, birçok eser çok başarılı olmuş gerçekten. Camilerin ve medreselerin ne kadar güzel olduğunu daha net görebiliyorsunuz burada. İnsanı gerçeklerini görmek için heveslendiriyor resmen. Gezerken birkaç yurt içi seyahat planı yaptık bile. 😀 Giriş ücreti yetişkinler için 5 TL ve ziyaret saatleri 09:00-18:00 arası. Faruk Yalçın Darıca Hayvanat Bahçesi: Hayvanat bahçeleri aslında çok tasvip ettiğim yerler değil. Bu sebeple hayatımda hiç hayvanat bahçesine gitmemiştim. Hayvanların doğal ortamları yerine kendilerine çizilmiş alanlarda yaşaması kabul edilebilir bir şey değil. Her ne kadar iyi bakılsalar da tutsak hayatı yaşıyorlar resmen. Bir yandan da düşünüyorum sokak hayvanlarına iyilik yapıyor zannedip evlerimizde bakmak da aynı kapıya çıkıyor. Bu konuda aklım çok karışık, bazıları birbiriyle çelişen onlarca düşüncem var. 🙁 Ama sirkler ve balina, yunus parkları konusunda çok netim, asla gitmedim, gitmeyi de düşünmüyorum. Velhasıl, İstanbul'da bir hayvanat bahçesi var ve oğlum hayvanlara bayılıyor. Hal böyleyken canlı olarak göremediği hayvanları televizyondan göreceğine hayvanat bahçesine götürelim dedik. Atlar ve kediler oğlumun özel ilgi alanı. O yüzden de en çok zebra, zürafa ve ceylanların bir arada bulunduğu bölge oğluma hitap etti. Diğer yerlerde yine çevresindeki insanları incelemeyi tercih etti. 🙁 Mesela kaplanı görmeye gittiğimiz esnada tam et asmışlardı ve eşimle beni oldukça heyecanlandıran bu et yeme anında oğlum oralı bile olmadı. 🙂 Yine de beklediğimden çok daha zengin hayvan çeşidiyle tavsiye edebilirim burayı da. Giriş 0-4 yaş aralığı için için ücretsiz, yetişkinler için 24 TL. ziyaret saatleri 09:00 17:00 arası. Florya Aqua Park Akvaryum: Avrupa'nın en büyük akvaryumlarını daha önce ziyaret etmiş biri olarak beklentim oldukça düşüktü giderken. Beklentimi düşük tuttuğumdan mıdır bilmem ama bana hiç fena görünmedi. Ada'nın ne kadar ilgisini çekti derseniz, o daha çok cam arkasında olmayan bahçedeki hayvanlarla ilgilendi açıkçası. Hatta bir ara yapma kutup ayısına sarılmaya çalıştı. 😀 Balıklara da baktı ama televizyon gibi göründü belki ona, o yüzden çok heyecanlanmadı. Biraz daha büyüdüğünde daha çok hoşuna gideceğini düşünüyorum. Giriş 0-2 yaş aralığı için ücretsiz, yetişkinler için 59 TL. Bahçeşehir Park Gölet: Şehir merkezinin biraz dışında, hem çocuklar hem de yetişkinler için güzel vakit geçirilebilecek bir yer. İstanbul'ın ilk ve en büyük yapay gölüymüş burası. Oldukça geniş bir çocuk oyun alanı ve farklı tarzda restoranlar var. Gölde ördekler yüzüyor ve çocuklar ördekleri besleyebiliyor. Biz de geçtiğimiz pazar günü gittik, hem biz yürüyüş yapma fırsatı bulduk hem oğlumuz çok iyi vakit geçirdi. Giriş ücretsiz. İstanbul'da çocukla gidebileceğiniz çok daha fazla yer için aşağıdaki yazıyı mutlaka okuyun. Gezilecek yer önerileri ve seyahat ipuçları olan diğer yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim. Deniz ve özgür'üm gezmeye ve yazmaya devam... Harikasınız.. 1973 yılı, Subat ayında 3 aylık bebeğimiz le gölü buz tutmuş olan Abant'a gitmiştik.. O yıllar otel motel yok. Topladığımız ağaçlarla mamasını ısıtmıştık... Hatıralar unutulmuyor... Sevgiler.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/09/21/kenya-safari-ve-zanzibar-seyahat-plani", "text": "Safariye çıkmak eşimle uzun zamandır ertelediğimiz bir hayaldi. Kurban bayramının eylül ayına denk geldiğini görünce, Doğu Afrika'nın kurak mevsimde olmasını fırsat bilip o bölgeye safariye gitmeye karar verdik. Hemen burada bu konuyla ilgili ufak bir bilgilendirme yapayım. Haziran ile Ekim arası kuru sezon dedikleri yağışsız dönem oluyor ve bu yüzden daha çok tercih ediliyor. Yağış yok derken, hiç yağmıyor değil tabi ki ama yoğun yağışların olduğu bir dönem değil. Kasım ile Mayıs arası ise yağışlı dönem oluyor ve düşük sezon olarak geçtiği için fiyatlar oldukça düşüyor. Eylül ayında hayvanların yoğunlukla Masai Mara bölgesinde olduğunu öğrendiğim için tercihimizi bu şekilde yaptık. Bu konuya da bildiğim kadarıyla açıklık getirmeye çalışayım. Hayvanlar sürekli göç halindeler ve Serengeti ile Masai Mara arası geçiş yapıyorlar. Ağustos sonu ile Ekim başı arasında yoğunlukla Masai Mara bölgesinde bulunan hayvanlar Ekim itibarıyla Serengeti'ye geri dönüyorlar. Ama Türkiye'ye dönerken tanıştığımız, Serengeti'de safariden gelen birkaç kişi çok fazla hayvan gördüklerini söylediler. Demek ki aslında Serengeti'ye de gitsek olurmuş. Eşimle hiçbir zaman tur ile seyahat etmedik. Benim için tatil planı yapmak en az tatilin kendisi kadar heyecanlı bir süreç, o yüzden safari planını da kendim yaptım. Gönül isterdi ki orada da araba kiralayalım ve tamamen kendimiz gezelim ama bölgeyi çok iyi bilmeyen biri için bu imkansız. Gitmek istediğim yerleri belirleyip Kenya'daki tur şirketleriyle iletişime geçtim. Tur şirketlerini araştırırken katokenya. org ve safaribookings. com sitelerini kullandım. katokenya. org'da \"Get a Safari Quotation\" kısmından seçimlerinizi yapıp kaydediyorsunuz, ve birkaç saat içerisinde verdiğiniz mail adresine, seçimleriniz doğrultusunda farklı tur şirketlerinden teklifler gelmeye başlıyor. safaribookings. com'da ise seçimlerinizi belirleyip direkt sitede kayıtlı uygun turları listeleyebiliyorsunuz. Tur şirketlerini daha önce tecrübe edenlerin yazdığı yorumları da okumanız mümkün. Benim içime en çok Tekko Tours sindi ve bu şirketle anlaştım. Hem fiyat performans dengesi hem de yapılan güzel yorumlar bu seçimimde etkili oldu. Eşimle ikimize özel bir jeep ile seçtiğimiz otellerde 4 günlük bir safari planı yaptık. Safarimizin detaylarını da ilerleyen günlerde paylaşacağım. Bütçe konusu çok fazla parametreye bağlı olduğu için çok uyguna safari yapmak mümkün, ama tabiri caizse dudak uçuklatan rakamlarla da karşılaşabiliyorsunuz. Aracınızı başkalarıyla paylaşmak isterseniz veya jeep yerine 4x4 minivan tercih ederseniz fiyat düşüyor. Otel tercihleriniz de tabi ki direkt tur fiyatına yansıyor. Çadırlı kamplar da var, son derece lüks oteller de. Bu arada size gönderilen tur planına eklemeler ya da çıkarmalar yapabiliyorsunuz, özellikle paylaşımlı olmayan turlarda kişiselleştirmek serbest. Gelelim rotamızı nasıl belirlediğime. Araştırmalarımı yaparken flamingo fotolarına hayran olduğum Lake Nakuru'yu da plana dahil etmek istedim ama çok da vaktimiz olmadığı için bir günden fazla zaman ayıramayacaktık. İstanbul'dan bölgeye giden uçak saatlerinin kötülüğü yüzünden toplam tatil süremiz 8 gece 7 gündü. Bunun 4 gününü safari için yeterli görüp, biraz da bembeyaz kumlara ve turkuaz sulara sere serpe yayılmak için Zanzibar'ı rotamıza ekledim. Ulaşım planımızı sırasıyla anlatayım. Biz direkt uçuş alternatifimiz varsa aktarmalı uçuş tercih etmiyoruz. İstanbul'dan akşam 19:40'ta Nairobi'ye uçtuk. İndiğimizde saat gece yarısı 3 civarlarıydı. Vize konusuna gelirsek, hem Kenya hem Tanzanya vize istiyor ve kapıdan alabiliyorsunuz. Anlaştığım tur şirketi bana Kenya vizesinin kapıdan alınabildiğini söylediği için kafam rahattı. Gitmemize birkaç gün kala bir şeyler araştırırken tesadüfen bizim dış işleri bakanlığının sitesinde artık vizenin sadece online olarak alınabildiğini görünce beni bir korku sardı. Hemen başvurumu yaptım ama işlemlerin en az iki gün süreceği yazıyordu. Önce Kenya göçmenlik bürosuna bizim vizelere öncelik vermesi için mail attım, sonra da yakınlarda Kenya'ya gitmiş bir arkadaşımı aradım. O da son dakika bu bilgiyi aldığını, başvurduğunu ama vizenin yetişmediğini söyledi. Ama başvuru ve ödeme belgesini print alıp kapıda gösterince kabul etmişler. :) Velhasıl benim mail etkili oldu mu bilmiyorum ama bizim vizeler hemen o gün onaylandı. Gittiğimizde de gördüm ki kapıda vize alabiliyorsunuz. Zanzibar'da ise girişte bir küçük kart ile bir form doldurduk, orada fotoğrafımızı çektiler, direkt pasaportunuza basmalı filan bir vize çıktı. Son olarak aşılar konusuna değinmek istiyorum. Gitmeden önce seyahat sağlığı merkezinden öğrendiğimize göre Sarı humma aşısı zorunlu, hepatit A ve B aşıları da tavsiye edilen aşılardı. Brezilya seyahatimizde yaptırdığımız Sarı humma aşısının geçerliliği devam ettiği için yaptırmadık. Sarı humma aşısını seyahatinizden 10 gün önce yaptırmanız gerekiyor, bilginiz olsun. Hepatit aşılarımızı da daha önce yaptırmıştık ama bunlar zaten aşı karnesine işlenen aşılar değil. Sıtma için ise Tetradox denilen bir sıtma ilacı içiyorsunuz, gitmeden iki gün önce içmeye başlayıp döndükten sonra da içmeye devam etmeniz tavsiye ediliyor ama verilen bilgiye göre bu ilaçlar da tam koruma sağlamıyormuş. Bir de bu ilaçların yan etkileri olduğu söylenmişti ama eşim ve ben bir sorun yaşamadık. Kenya'ya girerken aşı karnesi sorulmadı. Tanzanya'ya girerken ise sordular ama ben safari sırasında valizime atmış ve orada unutmuştum. Valizimde kalmış dedim, geçtim, hiç problem çıkarmadılar. 🙂 Son bir bilgi olarak da Türkiye'ye dönüş yolunda tanıştığımız bir doktor hiçbir aşıyı yaptırmadığını, sıtma ilaçlarını da içmediğini söyledi. 🙂 Kontrolde de sorun çıkarmadıkları için karar size kalmış diyebilirim. Geri dönüşünüzü sabırsızlıkla bekleyeceğim. Şimdiden ilgi ve alakanız için teşekkür ederim. Merhaba, Biz de bu kurban bayramında gideceğiz, ancak Nairobi de seçim nedeniyle iç savaş beklentisi varmış. Bu durumda hiç Nairobi de konaklamadan direkt safariye çıksak acaba bir sorun yaşar mıyız? siz herhangi bir güvenlilik problemi yaşadınız mı? Birde gece 3'de vardığımızda direkt safariye çıkma şansımız olur uçuş saatleri çok kötü maalesef. Merhaba, Nairobi'nin içi durumundan dolayı sorun yaşayıp yaşamayacağınızı öngöremem tabi ki. Ama biz gittiğimizde hiçbir problem yaşamadık. Gece yarısı varmıştık, 3 saat jipte uyuduk ve sonra yola çıktık. Çok sevinirim 🙂 Kontrol ettim ama mailime düşmedi henüz. Paylaşımcılığınız için tekrardan teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/09/24/safari-valizinde-neler-olmali", "text": "Yeni döndüğümüz safari sonrası \"Safariye giderken yanımıza ne alalım\" şeklinde sorular aldım. Bu yüzden tecrübelerimiz doğrultusunda yanınızda bulunması gerekenleri paylaşmak istiyorum. Gitmeden önce okuduğum yazılara göre valizimizi hazırlamaya çalıştık ama bazı eşyaların hiç işe yaramadığını fark ettim. Bazen de keşke yanıma alsaymışım neden kimse bundan bahsetmemiş ki dediğim parçalar oldu. Bazı tüyolar da resmen şehir efsanesiymiş, öğrenmiş olduk. 🙂 Fikir olması açısından sadece kendi deneyimlerimizi yazıyorum, tam tersi durumlar yaşayanlar olmuş olabilir, orasını bilemem. 🙂 Safari planımız ve hazırlık süreci ile ilgili detayları şuradan okuyabilirsiniz. Valiz: Çoğu kişi büyük valiz almayın zorlanırsınız demiş. Bir iki yerde sert valizlerden almayın, iç uçuşlarda kabul etmiyorlar tarzı yazılar okudum. Açıkçası bunlara kulak asmadım ama içimde de bir huzursuzluk vardı. Benim valizim en büyük boy sert kalıplı, eşimin valizi de orta boy sert kalıplı olanlardandı. Sert kalıplı olmasına kimse bir şey söylemedi. Büyük valizin de bize negatif yönde herhangi bir etkisi olmadı. Belki farklı tarzda safari deneyimleri için söylenmiştir bu uyarı ama kendi safari deneyimimiz açısından bize bir sıkıntı yaratmadı. Zaten otellerde sizin için taşıyorlar valizleri, o yüzden herhangi bir seyahatten farkı yoktu. İç uçuşlarda kilo sınırı 23 kg, bilginiz olsun. Sırt Çantası: Çoğunlukla doğada ve araçta olduğunuz için cüzdan vs eşyalara ihtiyacınız olmuyor ama yedek kıyafet için belki alabilirsiniz. Biz sadece fotoğraf makineleri ve lensler için bir büyük sırt çantası alıyorduk yanımıza. Rahat pantolonlar: Aracın içinde hop oturup hop kalkmalı, koltukların üstünde gezmeli bir seyahat sizi bekliyor. O yüzden kendinizi en rahat hissettiğiniz pantolonlarınızı yanınıza alın. Özellikle fermuarla şorta dönüşebilen pantolonlar bence çok kullanışlı. Çünkü sabahları ve akşamları serin oluyor ama gün içinde inanılmaz sıcak oluyor. Sıcak olunca pantolon biraz fazla gelebilir. Tshirt: Safari süresi boyunca her güne en az bir tane kısa kollu t-shirt götürmenizi tavsiye ederim. Tozdan çok kirleniyorlar. Ben iki tane uzun kollu da aldım yanıma, sabah ilk saatler yelek içine giyiyordum sonra kısa kollu olanlara geçiyordum. Gömlek: Her yerde tavsiye edilmiş ama ben hiç kullanmadım. Sanırım ara katman olarak düşünülüyor ama bizim gittiğimiz mevsimde gerek duymadım. Yelek: Kesinlikle bol cepli yelekler hayat kurtarıcı. Eşim de ben de yeleklerimizi üstümüzden çıkarmadık. Lens kapakları, telefon vs. ceplerimize koyuyorduk. Hava serinlediği zaman da yelekler bizim için yeterli koruyucu oldu. Maske: Yollar hep toprak olduğu için çok fazla toz oluyor. Özellikle önümüzde başka araçlar varken boğulacak gibi oluyordum. Hastanelerde kullanılan maskelerden olsaydı keşke dedim hep. Hem bandana hem boyunluk olarak kullanılabilen bir buff veya bir şal da işinizi görecektir. Şapka: Araç dışında geçirdiğiniz vakitlerde veya aracın üst kısmından güneş vurduğu zaman ihtiyacınız olacak, güneş çok yakıcı gerçekten. Ayakkabı: Ben hem trekking ayakkabısı hem de espadril kullandım safarilerde. Çok sıcak olduğu zaman espadriller ile daha rahat ettim. Zaten öyle pek dağ bayır gezmediğimiz için trekking ayakkabısı çok şart değil. Kısacası tüm gün ayağınız ayakkabı içinde olacağı için en rahat ayakkabınız hangisiyse onu alın. Mont: İnce bir rüzgarlık ya da yağmurluk akşamüstü safarileri için iyi olacaktır. Gece otelde açık hava için ise daha kalın bir mont veya sweatshirt gerekebilir. Mayo: Kaldığımız iki otelde de havuz vardı. Özellikle öğle saatleri otelde olduğunuzda girme şansınız oluyor. Yanınıza almanızda fayda var. İç çamaşırı, çorap, güneş gözlüğü, terlik ve benzeri, her seyahatte yanınıza almanız gereken detaylara girmiyorum burada. Safari sonrası otelinize döndüğünüzde istediğiniz gibi giyinebilirsiniz. Geceleri oldukça soğuk olduğunu unutmayın yeter. Yatmak için de uzun kollu pijama tavsiye ederim. Fotoğraf Makinesi: Profesyonel fotoğraf makinesi ve tele objektifler safarinin olmazsa olmazları. Fotoğraf çekmeyi düşünmüyorsanız, sadece anı yaşamak istiyorsanız o zaman ihtiyaç yok tabi ama cep telefonu veya kompakt kameralarla idare edebileceğinizi düşünüyorsanız hayal kırıklığı yaşarsınız. Biz çift makine ve bir sürü lensle gittik. 🙂 Bir makinede geniş açı lens varken diğerinde tele lens takılı oluyordu genelde. Fotoğraf makineleriniz için yedek pil ve yüksek hafızalı sd kartlar almayı unutmayın. Bir günde 1500 civarı fotoğraf çekiyorduk. İkinci pil bitmek üzereyken otele dönüyorduk genelde. Fener: Elektrik kesintisi çok oluyor diye okuduğum için biz yanımıza kafa fenerlerinden aldık. Ama kaldığımız otellerde kesinti hiç olmuyordu, daha çok çadır kamplarında yaşanan bir durummuş bu. Sonuç olarak hiç kullanmadık. Güneş Kremi: Yüksek koruyuculu bir güneş kremi götürmekte fayda var. Her ne kadar çoğunlukla araç içinde olsanız da, aracın üstü yukarı kalkıyor ve aradan sızan güneş çok yakıcı olabiliyor. Dürbün: Bazı hayvanlar gerçekten çok uzakta oluyor ama iyi bir tele objektifiniz varsa dürbüne ihtiyacınız yok. Bir de biz uzakta gördüğümüz her hayvanı çok yakından da görme şansına eriştik çok şükür. 🙂 Sonuç olarak dürbün hiç kullanmadık. Islak Mendil: Yollarda çok fazla toz olduğundan elleriniz sürekli kirliymiş gibi bir his oluyor. Islak mendil böyle zamanlarda iyi geliyor. Bir de tam gün safaride olduğunuz zamanlarda tuvalet ihtiyacınızı yollarda karşılamanız gerekebilir, o zaman da ihtiyacınız olacaktır. Sinek Kovucu: Yüksek deet oranlı sinek kovucuların bölgedeki sinekler için daha iyi olduğu söylenmişti. Defans sinek kovucu aldık yanımıza ama daha önce belirttiğim üzere bizim gittiğimiz dönem neredeyse hiç sinek yoktu, kullanmadık. Kalem ve Defter: Köylerdeki çocuklara verilebilecek en güzel hediye. Keşke gitmeden önce bilseydim, çok üzüldüm. Yollarda sürekli size el sallıyorlar ve çok şirinler. Rehberimize sorduk en doğru hediyenin bunlar olacağını söyledi. Sağlık Malzemeleri: Ağrı kesici, ishal ilacı, yara bandı gibi ufak tefek hayat kurtarıcı malzemeleri yanınıza almanızda fayda var. Benim aklıma gelen önemli ihtiyaçlara değinmeye çalıştım. Umarım faydalı olur. Bir sonraki yazım Lake Nakuru safari deneyimimize buradan ulaşabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve seyahatlerimden daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/09/28/nakuru-golu-milli-parki", "text": "Afrika'da safari planımız içine, farklı bitki örtüsü ve hayvanlar görebilmek için Masai Mara dışında bir yer daha eklemek istiyordum. Kenya sınırları içerisinde en güzel görünen doğal park Nakuru idi, o yüzden burayı tercih ettim. İlk olarak inanılmaz flamingo fotoğraflarıyla gönlümü çaldı, sonrasında beyaz gergedan görme şansının yüksek olduğunu öğrendim ve Nakuru Gölü'nü rotamıza ekledim. Ancak ne yazık ki gölde hayat yavaş yavaş tükenmeye başlamış ve bölgede eskisi kadar flamingo kalmamış. Sadece çok uzaktan birkaç flamingo grubu görebildik. O enfes fotoğrafların çekildiği sahnelere şahit olamadık. Masai Mara kadar yoğun bir vahşi hayvan popülasyonu olmasa da güzel bir safari deneyimiydi. Nairobi hava alanından, yaklaşık 3 saat süren gayet düzgün bir yol sonrası parka varıyorsunuz. Burası elektrikli tellerle çevrelenmiş, yani hayvanların dışarı çıkması mümkün değil. Nairobi hava alanına vardığımızda gece 3 civarıydı. Tekko Tours'dan rehberimiz bizi alanda karşıladı ve aracımızda sabah 6'ya kadar uyuduk. 🙂 Yolu, girişi, çıkışı derken en fazla bir saat uyuma fırsatı bulabileceğimiz için otel ayarlamak mantıksız geldi. Aracımız bize özel olduğu için gayet konforlu bir şekilde mışıl mışıl uyuduk. Yol üzerinde 9600 kmlik büyüklüğü ile İsrail'den Mozambik'e kadar uzanan Büyük Rift Vadisi'ne yukarıdan bakmak için bir mola verdik. İnternette 6000 km deniyor ama orada bize verilen bilgi bu şekildeydi. Mola verdiğimiz yerde bir de hediyelik eşyacı vardı ve sonradan durduğumuz yerlerdekine göre fiyatları daha uygundu bilginiz olsun. Otelimiz Sarova Lion Hill idi ve rehberimizin dediğine göre bu parktaki en iyi otelmiş. Bazı oteller parkın dışında konuşlanmış durumda, turunuzu ayarlarken size sunulan oteller için bu bilgiyi sormanızı tavsiye ederim. Biz otelimizden gayet memnun kaldık açıkçası. Odamız ağaçlar arasında uzaktan göl manzaralıydı ve verandamızda geçirdiğimiz saatler gerçekten çok huzurluydu. Odadan her çıktığımızda odayı temizlenmiş buluyorduk. Akşam yemeğinden döndüğümüzde de yatağımızın çevresindeki cibinliği açmışlardı. Yani hizmetten memnun kaldık. Yemekleri de çok başarılıydı. Açık büfe olmasına rağmen, et ve balığı istediğiniz şekilde pişirtme imkanınız bulunuyor. Otelin gayet güzel bir havuzu da var ve akşamüstü safari öncesi biraz vaktiniz oluyor, haliniz varsa bu zamanı biraz yüzerek değerlendirebilirsiniz. Nakuru'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/10/04/mutlaka-kalmak-istedigim-10-ilginc-otel", "text": "Bu yaz kaldığımız baloncuk otel ile ilgili çok fazla soru almıştım. Sadece otelin kendisi ile ilgili değil, oteli nereden bulduğumla ilgili sorular da gelmişti. Sürekli seyahat yazıları okuyan biri olarak bu benim için hiç zor olmamıştı. Zaten internette \"dünyanın en ilginç otelleri\" ya da \"unusual hotels in the world\" benzeri aramalar yaparsanız bunun gibi birçok değişik otellerin olduğu listelere ulaşabilirsiniz. Herhalde piyasadaki tüm Türk ve yabancı listeleri incelemişimdir. 🙂 Ama bu listelerin içinde asla kalmak istemeyeceğim oteller ya da istesem de bütçemizin çok üstünde olan oteller de var. Ben kendim için, bulunduğu ülkeye seyahat planladığımda kalmak isteyeceğim, astronomik ücretli olmayan bazı oteller belirlemiştim. Bunlardan 10 tanesini buradan da paylaşmaya karar verdim. Sıralama rastgeledir, herhangi bir öncelik belirlemeden yazıyorum. İşte benim, hem bütçe olarak karşılanabilir durumda olan, hem de gerçekten farklı bir deneyim olacağına inandığım enteresan oteller listem. Umarım her birinde kalma fırsatı bulur ve kendi tecrübelerimi de paylaşırım. - Knight's Glamping at Leeds Castle Bu otel İngiltere'de, Leeds Kalesinin bahçesine konuşlanmış, orta çağ tarzında döşenmiş çadırlarda konaklama imkanı sunuyor. Sezonuna göre, iki kişi için gecesi 100£'dan başlayan fiyatlarla burada kalabiliyorsunuz. Kalan konukların puanlaması 9.5 olarak görünüyor. Rezervasyon için buraya bakabilirsiniz. - Huilo Huilo Montana Magica Lodge Burası sanırım en çok kalmak istediğim otel. Şili'de, Puerto Fuy civarlarındaki otel, yeşilliklerle kaplı bir dağ görünümünde ve üzerinden yapay bir şelale akıyor. Otelin iç kısmı ahşaptan yapılmış ve araştırdığım kadarıyla içinde her türlü imkan mevcut. Gecesi iki kişi için 176$'dan başlayan fiyatlarla burada konaklayabilirsiniz. Kalan konukların verdiklerin puan ortalaması 7.6 ama benim gönlüm buradan bakınca 10 puan diyor. Deneyimlediğim zaman gerçek puanımı söylerim. 🙂 Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. - Free Spirit Spheres Kanada'daki Vancouver Adasında bulunan otel doğanın içinde farklı bir ağaç ev deneyimi sunuyor. Gecesi 175$'dan başlayan fiyatlarla burada konaklayabilirsiniz. Konaklayanların puanı 9.7 olarak görünüyor ve yorumlardan anladığım kadarıyla gerçekten aşırı huzur dolu bir ortam sizi bekliyor. - Woodlyn Park Waitomo Motel Yeni Zelanda'daki bu otel hobbit evleri tarzı odalarıyla dikkatimi çekmişti. Ama araştırınca gördüm ki sadece bundan ibaret değilmiş. Uçak, tren ve gemi içinde konaklama birimleri de mevcut. Seçtiğiniz konaklama şekline göre geceliği iki kişi 180$'dan başlayan fiyatlarla burada kalabiliyorsunuz. Konukların verdikleri ortalama puan 8.4 görünüyor. Rezervasyon için buraya tık tık. - Hotel Hüttenpalast Almanya'nın Berlin şehrinde bulunan otel kapalı ortamda karavan kampı şeklinde düzenlenmiş. Tabi ki açık ortamda karavanla kamp yapmak çok daha güzeldir ama buranın ortamı çok şirin geldi bana. Bir denemek istiyorum şahsen. Geceliği 69 'dan başlayan fiyatlarıyla listemdeki en uygun otel kendisi. 🙂 Konaklayanların puanı da 8.7 görünüyor. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. - Hotel De Vrouwe van Stavoren Hollanda'da bulunan otelin odalarının bir kısmı dev şarap fıçısı şeklinde tasarlanmış. Normal odaları da bulunan otelin fıçılarında kalmak isterseniz iki kişi için gecelik en az 160 vermeniz gerekiyor. Otel puanı konaklayanlar tarafından 7.6 olarak belirlenmiş. Rezervasyon için buraya bakabilirsiniz. - Martin's Patershof Burası, Belçika'nın Mechelen kentinde eski bir kiliseden dönüştürülmüş bir otel. Beni en çok etkileyen restoranın, kilisenin koro salonunda olması. Yani kahvaltınızı öyle bir ortamda ediyosunuz. Odaları da çok şık görünüyor. Gecelik iki kişi için kahvaltı dahil fiyatı 195 olarak belirlenmiş. Konuklar tarafından yapılan değerlendirmeye göre 8.4 puan almış. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. - Hotel Costa Verde Kosta Rika'da yer alan otelin içinde değişik konaklama birimleri var. Bunlardan bir tanesi de eskiden Güney Afrika uçuşlarında kullanılan bir Boeing 727 uçak gövdesinden oluşuyor. 2 yatak odalı ve 2 banyolu bir ev şeklinde tasarlanmış uçağın geceliği 295$'dan başlıyor. İki çift olarak gittiğinizde fiyat yarıya düşeceğinden uygun oluyor. Otelin genel değerlendirme puanı 9.7 olarak verilmiş. - Kakslauttanen Arctic Resort Finlandiya'da yer alan otel yine farklı konaklama imkanları sunuyor. Tabi ki benim kalmak istediğim cam çatılı iglolar. Geceliği iki kişi 336 'dan başlayan fiyatlarıyla bu listedeki en pahalı otel kendisi. Otelin genel değerlendirme puanı da 7.5 olarak belirlenmiş. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. - Ice Hotel Dünyanın birkaç yerinde bulunan buz oteller arasında benim fiyat performans olarak en beğendiğim İsveç'teki bu otel oldu. Buzdan inşa edilmiş bu otelde konaklamak için gecelik iki kişi 300$ gözden çıkarmanız gerekiyor. Otelin puanı ise 8.8 olarak değerlendirilmiş. Ne guzel bir liste olmus 🙂 Ben iki hafta onceki Lapland seyahatimde bahsettiginiz buz otellerden birinde kaldim ve eksi 5 derecede uyudum. Bircok kisiye gore \"parali iskence\" olsa da bence harika bir deneyimdi. Ayrica Singapur'un simgesi meshur gemi seklindeki otelde de kalmistim hayatta bir kerelik deneyimler bence, imkani olan herkes denemeli."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/10/14/masai-koyu", "text": "Masai Mara'daki safarimiz sırasında, Masai kabilesine ait, doğal parkın hemen dışında yerleşmiş köylerden birini bir saatliğine ziyaret etme fırsatımız oldu. Kenya'nın en meşhur kabilesi olan Masailer aileler halinde küçük köycüklerde yaşıyorlar. Köyün lideri, bize yaşantılarıyla ilgili gerçekten çok enteresan bilgiler verdi. Bu ziyaret bizim için oldukça değişik bir tecrübe oldu, o yüzden de aldığım notları paylaşmak istedim. Bizim gittiğimiz köy iki erkek kardeşin ailelerinden oluşuyordu. İki kardeşin ailesi dediğim, tabi ki ikişer çocuklu çekirdek aileler filan gelmesin aklınıza. 🙂 Her erkeğin yedi tane eşi var, her birinden boy boy çocukları var bir de. Her eşin evi ayrı, haftanın her günü farklı bir eşle birlikte kalıyorlarmış. Evler, iki göz oda ve küçük birer holden oluşan barakalar aslında. Bir oda ebeveyn yatak odasıymış, çocuklar olduktan sonra üç dört yaşlarına gelene kadar birlikte kalıyorlarmış. Daha sonra ikinci odaya transfer oluyorlarmış. Odaların büyüklüğü sadece bir yatak sığacak kadar. Yataklar da hayvan derilerinden yapılma yer yatakları şeklinde. Evin içine küçük bir delikten ışık sızıyor sadece, oldukça karanlık bir ortam. Tahmin edeceğiniz üzere elektrikleri de yok. Gelelim yeme içme ve temizlik konusuna. Suyu kaynaklardan doldurarak köye getiriyorlarmış. Sadece üç çeşit yemek yiyorlarmış. Bir gün sadece sütle, bir gün sadece etle, bir gün de sadece inek kanıyla besleniyorlarmış. Sonra tekrar bu döngü baştan başlıyormuş. Kanı nereden bulduklarını sorduğumuzda, kendi ineklerinin her birinden birer litre kan çektiklerini öğrendik. İnekler üç günden bir kan bağışı yapıyormuş gibi bir durum var yani. Tuvaletlerini dışarı yapıyorlarmış. Kendilerini ve çamaşırları yıkama işini nehirde hallediyorlarmış. Erkekler belli bir yaşa geldiklerinde kendilerini kanıtlamak için aslan avına çıkıyorlarmış ve aslanın başını köye getiriyorlarmış. Ancak bu gelenek aslanların nesli tükenmesin diye sonlandırılmış, artık sadece sembolik bir gösteri olarak hatıralarda yaşatılıyor. Bir de evlenme çağında, beğendikleri kızı elde etmek için erkekler toplanıp zıplıyorlarmış. En yükseğe zıplayan kızı alıyormuş. Evlendiklerinde de artık kendi köylerini kurmak için bulundukları köyden ayrılıyorlarmış. Köyü ziyaret etmek için kişi başı belli bir ücret veriyorsunuz. Köyün lideri sizi karşılıyor, sonrasında bir yandan köyün genç erkeklerinin dansını izlerken bir yandan liderden bu dansların hikayesini dinliyorsunuz. Kız almak için zıplama ve aslan başı törenlerini izledik, hatta onlarla birlikte dans ettik. 🙂 Daha sonra lider size evlerin içini gösteriyor ve yaşantıları hakkındaki detayları veriyor. Bundan sonra da erkeklerin nasıl ateş yaktığını izledik. Son olarak kadınların dansını da izleyip sattıkları hediyeliklerden birkaç tane aldık."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/10/26/masai-mara", "text": "Masai Mara'da Mara Serena Lodge'da konakladık ve gerçekten çok memnun kaldık. Varır varmaz yemeğimizi yedik ve birkaç saat dinlenme fırsatı bulduk. Yemekler yine harikaydı. Öğle ve akşam yemeğinde önceden pişirilmiş leziz yemeklere ek olarak dilediğiniz malzemelerle makarna yaptırabiliyorsunuz. Sabah kahvaltılarında da, standart açık büfe kahvaltının yanında birçok otelde olduğu gibi yumurtanızı dilediğiniz şekilde yaptırabiliyorsunuz. Otelin manzarası çok güzel, tüm odalar, havuz ve yemek alanı alabildiğine vadiye bakıyor. Masai Mara'yı köylerden ayıran herhangi bir elektrikli tel olmadığı gibi, otelleri de hayvanlardan ayıran herhangi bir tel yok. Dolayısıyla odanızın önünde her türlü hayvana denk gelme şansınız var. Odamızın önünde zebralar, buffalolar ve babunlar geziniyordu. Gitmeden önce otelin fotoğraflarına bakarken zürafalar bile görmüştüm. Son gece de eşimle inlemeyle kükreme arası sesler duyduk. Eşim aslan olduğunu söyledi, bense buffalolardır dedim. Ertesi sabah rehberimiz aslan olduğunu doğruladı. Masai Mara'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Gittiğimiz gün akşamüstü ilk safarimize çıktık ve çıkar çıkmaz birlikte dinlenen bir erkek aslan ile üç dişi aslan gördük. 🙂 Oldukça yakınımızdaydılar, hatta dişi aslanlardan biri direkt jeepimizin yanında takıldı bir süre. İlk geldiğinde bir an heyecanlandım ve hızla yerime oturdum. Rehberimiz bu tarz hızlı hareketler yapmamam konusunda beni uyardı. Normalde hayvanlar sizi hiç umursamıyor ama ani hareketler yaptığınız zaman onlara saldırmak için hamle yapacağınızı sanabiliyorlarmış, sizin de aklınızda olsun. Aslanlardan ayrıldıktan sonra yolda yine başka bir dişi aslan gördük ve hava kararmaya başladığı sıralarda otelimize geri döndük. Bu arada her yerde gruplar halinde ceylan, buffalo, antilop ve zebra görmeye devam ediyorduk. Döndüğümüzde ateş yakılmış ve otel misafirlerinin ateş başı sohbetleri başlamıştı bile. Biz de her akşam yemek sonrası biraz burada takılıyorduk. İkinci günümüzde tüm gün safaride olacaktık. Otelden bize öğle yemeği için, seçtiğimiz mönüye göre birer paket verdiler. Sabahtan yola çıkar çıkmaz su kenarında üç adet antilop öldürüp yanına uzanmış dört dişi aslan gördük. Resmen zevk için öldürmüşler gibiydi, hayvanlardan birer ısırık almış bırakmışlardı. Daha sonra yeni çeşit hayvan olarak, tek başına veya gruplar halinde fil, zürafa, sırtlan, çıta gibi hayvanlar gördük. Maalesef beş büyüklerden beşincisi olan leoparı göremedik ama gerçekten muhteşem bir gündü! Öğle yemeğimiz için alabildiğine bozkırın ortasında tek başına bir ağaç altını tercih ettik. Gerçekten anlatılmaz yaşanılır anlardı. Tüm gün safari yapmak yerine daha erken yola çıkıp öğle yemeğini otelde yiyerek tekrar safariye çıkma seçeneğiniz de var ama ben tüm günü tercih etmenizi tavsiye ederim. Bugüne bir de Masai köyü ziyareti sığdırdık, köyle ilgili izlenimlerimi buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/11/01/kapadokya-notlari", "text": "Geçtiğimiz hafta sonu 29 Ekim tatilini fırsat bilip, Türkiye'de gezilecek yerler arasında en güzel yerlerden biri olan Kapadokya'ya küçük bir kaçamak yaptık. Kapadokya, dört sene önce rehberle gezip hemen hemen her turistik aktiviteyi yaptığım bir yerdi. Bu sefer eşim ve oğlumla kafamıza göre gezip, tur otobüslerinden mümkün mertebe kaçmaya çalıştık ama her zaman pek başarılı olamadık. Önceki gidişimde balona binmiştim fakat bu gidişimizde binemedik çünkü Kapadokya'da balon turu yapabilmek için minimum altı yaş sınırı aranıyor. Oğlumuzun küçük olması sebebiyle bizim binme şansımız olmadı. Bir yaşında bir bebekle biraz zorlayan bir seyahat olsa da Kapadokya gezilecek yerler ve yapılacaklarla ilgili notlarımı yazmaya karar verdim. Biz bu gidişimizde ulaşım için uçakla Kayseri'ye gidip hava alanından araç kiralamayı tercih ettik. Budget'ın Vodafone Red kullanıcılarına %50 indirim kampanyası olduğu için buradan kiralama yaptık. Tüm araç kiralama şirketleri İç Hatlar geliş tarafında konuşlanmışken Budget'ınki Dış hatlar geliş kısmında, bilginiz olsun. Genel olarak bir şikayetimiz yok şirketten ancak bebek için araç koltuğu çok dandikti açıkçası, izofiksli filandı ama yatış pozisyonları ve yüksekliğinden hiç memnun kalmadık, bebeği ile gideceklere çok tavsiye etmiyorum. Uçuş süresi, hem gidiş hem dönüşte, havayolu şirketinde belirtilenden yarım saat kadar kısa sürdü, planlamanızı yaparken bunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. Kayseri'den Kapadokya ise 45 dakika civarı sürüyor. Biz giderken yolları kaçırdık ve köy yolundan gittik, siz de gidiş veya dönüşten birinde otoyol yerine tercih edebilirsiniz, güzel yerlerden geçtik. Konaklama için, Kapadokya otellerini araştırırken instagram fotoğraflarından görüp beğendiğim Sultan Cave Suites'i tercih ettik. Göreme açık hava müzesinin oldukça yakınında yer alan otelin manzarası çok güzel. Birkaç kattan oluşuyor ve her katta keyifli bir teras var. Sabah gün doğumuna kalktığınız takdirde, balonların şehrin üzerinden süzülüşlerine şahit olabilirsiniz. Bence bu dünyanın en güzel görüntülerinden biri. Odalarının büyüklüğünden ve temizliğinden de gerçekten çok memnun kaldık. Sabah kahvaltıları açık büfe olarak veriliyor ve gayet bol çeşitli, lezzetli ürünler sunuluyor. Açık büfeye ek olarak istediğiniz şekilde yumurtanızı yaptırabiliyorsunuz. Deneme şansımız olmasa da otelin bir de kendi restoranı var ve akşamları oldukça kalabalık oluyor. Bebekler için park yatakları mevcut, onu da belirteyim. Otelimizi genel olarak çok sevdik ve rahatlıkla tavsiye edebiliriz. Rezervasyon yapmak için buraya tık tık. En çok önerilen restoran olan, hatta birçok yerde Kapadokya'nın en iyi restoranı olarak gösterilen Muti kapanmış, onu ileterek başlayayım yazıma. Biz bebeğimizle olduğumuz için ve oğlumuz çok hareketli olduğu için uzun uzadıya tadımlar, keşifler yapacak durumda değildik. O yüzden de fazla maceraya girmeden önceden tavsiye edilmiş restoranlarda yemeğimizi yedik ama kendi deneyimimi de paylaşmak istedim. Ziggy's Shoppe & Cafe: Ürgüp tarafında yer alan restoran bloglarda ve çevremizdekiler tarafından çok fazla önerilmişti, tripadvisor puanı da oldukça yüksekti. Biz de ilk akşam yemeğimizi burada yemeye karar verdik. Sahipleri restoranlarına isim ararken köpekleri vefat etmiş ve onun ismini vermişler, o yüzden sembolü köpek şeklinde. Alt katında bir hediyelik, incik boncuk dükkanı bulunuyor, üst katta da kapalı iç mekanda ve açık terasta hizmet veren restoran bulunuyor. Özellikle kapalı kısım çok cici döşenmiş, biz beğendik. Yemeklere gelince, biz oğlumuzdan dolayı uzun oturma şansımız olmadığından ana yemek yanında sadece birkaç meze yedik. Pastırmalı makarna ve Ziggy's bonfile gerçekten çok başarılıydı. Köpoğlu başarılıydı ama zeytinyağlı dolmayı o kadar beğenmedim. Özel soslu Ziggy's patates, başka yerlerde önerilmiş olmasına rağmen açıkçası bize hitap etmedi, hiç sevmedik. Ama genel olarak bu restoranı öneririm. Old Greek House: Aslında ikinci gün için bambaşka restoran planlarımız vardı ama oğlumuz o kadar huysuzlandı ki şöyle onun enerjisini atabileceği bahçesi olan bir yer bulalım dedik ve bloglardan aldığım notlardan yola çıkarak burasını bulduk. Avlusunu görünce direkt içeri girdik, ortam çok havadardı gerçekten. Yalnız mama sandalyeleri yoktu ve biz buna rağmen oturmakla çok büyük hata yaptığımızı çok geçmeden anladık. Çünkü oğlumuz asla yerinde durmuyordu ve söylediklerimizi bitirmemiz pek mümkün olmadı. Küçük çocuğu olanlara tavsiye etmiyorum o yüzden. Türk mutfağından yemekler bulabileceğiniz mekanda yan ürün olarak bir şeyler almayı düşünürseniz menü olarak söylediğinizde daha uyguna geliyor. Ana yemek olarak güveç ve hünkar beğendi söyledik ve ikisinin de lezzetini ben şahsen beğendim. Eşim pek memnun kalmadı zira güveçte et bulmak biraz sıkıntıydı açıkçası, yoğun sebze, birkaç küçük et parçası konulmuş. Yan ürünlerin hepsi çok kötüydü, hiç söylemeseniz daha iyi diyebilirim. Göreme Açık Hava Müzesi: Biz 29 Ekim'de gittiğimiz için aşırı kalabalıktı ve bilet kuyrukları çok uzundu. Ancak müze kartınız varsa hemen turnikeden basıp geçiyorsunuz, gitmeden önce mutlaka edinmenizi tavsiye ederim. Burada bir sürü hediyelikçiler, gözlemeciler de var. Milli parkı dolaştıktan sonra taze sıkılmış meyve suyu ile bir gözlemeye hayır demeyeceğinizi düşünüyorum. 🙂 Bu arada fotoğraf çekilmek ve mini bir tur atmak için birkaç tane deve var burada. Oğlumuz binmeyi çok istediği için eşimle birlikte 2 dakikalık mini bir tur attılar. Zelve Açık Hava Müzesi: Göreme'ye göre daha sakin ve bence en az onun kadar güzel bir yer. Müze kartınız yoksa ve kalabalık bir güne denk geldiyseniz daha az kalabalığıyla sadece buraya gitmek bana göre yeterli olacaktır. Güvercinlik Vadisi: Uçhisar civarlarında çok güzel panaromik görüntülere şahit olabileceğiniz bir vadi burası. Halk eskiden vadilere oyulmuş güvercinlik dedikleri yuvalarda kuşları beslermiş, ve bu yuvalardan topladıkları gübreleri üzüm bağlarında kullanırmış, o yüzden bu adı almış. Vaftizci Yahya Kilisesi: Çavuşin'de bir tepe üzerinde bulunan kilise de uğramanız gereken yerlerden. Küçük bir kilise olduğu için fazla zamanınızı almayacaktır. Tarihi 5. yüzyıla dayanıyormuş ve duvarlarındaki resimleri nispeten korunmuş. Paşabağları: Mantara benzeyen şapkalı peri bacalarının çoğunlukta olduğu bir yer. Burada giriş filan yok, direkt gezebiliyorsunuz. Dönüşte Kaşık-la restoranda mantı yemeyi unutmayın, gerçekten bir kaşığa kırk tane sığacak miniklikte mantılarıyla beni benden aldılar. Ayrıca eviniz için de satın alabiliyorsunuz. Bir de pastırma için Pastırmacı Fikret'i tavsiye ederim. Pastırma cinsi olarak da kuş gömü isteyin mutlaka. Diğer çeşitlere göre biraz pahalı ama acayip güzel, yumuşacık."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/11/10/balayi-yeniden-yuklendi-zanzibar", "text": "Safari planımızı yaparken, oralara kadar gitmişken Zanzibar'ı da seyahatimize eklemeye karar verdik. Çok da iyi yaptık. 🙂 Çok detaylı, adayı anlatan bir yazı olmayacak çünkü kendimizi dinlenmeye verdik. Tüm seyahatlerimizde, gittiğimiz yerin simgelerini ziyaret etmeye gayret ediyoruz. Ama bu sefer, kısıtlı zamanımız olmasını da hesaba katarak, Zanzibar'da merkezi gezmek yerine kendimizi turkuaz rengi suların tadını çıkarmaya bıraktık. Zanzibar adasının Tanzanya'ya bağlı özerk bir ada olduğu bilgisini verip, sizi fotoğraflar ve kısa notlarla baş başa bırakıyorum. Otelimizi, Zanzibar'ın en güzel kumsalına sahip Nungwi bölgesinden seçtik. Size de Zanzibar otellerini araştırırken Nungwi otellerine öncelik vermenizi öneririm. Yalnız Nungwi oldukça büyük bir alana yayılmış durumda ve tamamı o kadar güzel değil. Kendwa'ya yakın tarafı tercih etmenizi tavsiye ederim. Otelimizden de, plajından da, denizinden de çok memnun kaldık. Hideaway of Nungwi, her şey dahil olarak hizmet veren, ve bu konuda oldukça başarılı, müşteri memnuniyetine önem veren bir firma. Son günümüzde otelden ayrılışımızı 18:30 olarak planlamıştık. Normalde check out saati 12:00 olmasına rağmen ayrılana kadar herhangi bir ek ücret ödemeden tüm imkanlardan yararlanmamızı sağladılar. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. Fotoğraflar harika gözüküyor! Biz de Aralık ayında balayı için Zanzibar'a gideceğiz. Tesadüf şu ki aynı otelde kalacağız. Şimdilik bizim de planımız otel ve denizin tadını çıkartıp dalış turuna katılmak."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/11/22/seyahat-severler-icin-hediye-onerileri", "text": "Seyahat severler için en güzel hediyeler seyahat ile alakalı olanlar. Yılbaşı ve sevgililer günü gibi özel günler için hediye arayanlara kendime aldığım veya almak istediğim ürünlerden bir hediye öneri listesi çıkardım, 20 tanesini de burada paylaşmaya karar verdim. Belki size de fikir olur. Beni sevenlere de buradan duyurulur. 😛 İşte size gezginler için en güzel seyahat hediyeleri. Aşağıda başlıklar halinde önerilerde bulunduğum fikirler için direkt ulaşabileceğiniz ürünleri de paylaşmak istiyorum. Şuraya tıklayarak gezginler için en güzel hediyelere ulaşabilirsiniz. Evin bir duvarına haritayı asıp gidilen yerlerde çekilen fotoğrafları, haritadaki ilgili ülkenin üzerine iliştirince gerçekten çok güzel bir görüntü ortaya çıkıyor. Seyahat etmeyi seven birçok kişinin aklındaki fikirlerden biridir eminim. Eğer hediye almayı düşündüğünüz seyahat sever arkadaşınız şimdiye kadar bunu yapmamışsa ona bir mantar harita almanızı tavsiye ederim. Damlaya damlaya göl olur derler. Hediye almayı düşündüğünüz kişinin seyahatlerine para biriktirmesi için bir kumbara almaya ne dersiniz? Bozukluk deyip geçmemek lazım, bir ay sonra bir bakmışsınız bir bilet parası çıkmış bile. 🙂 Bir de bu kumbara seyahat temalı olursa tadından yenmez. Her seyahat severin evinde bir dünya küresi bulunmalı bence. Böylece her aklına geldiği an evirip çevirip nereye gitsem diye hayal kurabilir. Birbirine yakın yerlerden bir rota belirleyip bir seyahat planı oluşturabilir. Ya da şöyle bir çevirip rastgele bir noktayı seçerek bir sonraki seyahat noktasına karar verebilir. Evinde küre olmayan bir gezgin arkadaşınız varsa, hiç durmayın ona bir küre hediye edin. Seyahat severler üzerinde dünya haritası olan her aksesuara bayılacaktır. Fikir olması açısından örnekler vereyim. Bu bir kolye veya yüzük olabilir. Şal da bence güzel bir fikir olabilir. Bir de yelkovanı uçak şeklinde olan dünya haritalı bir saat olabilir. Aksesuarların sınırı tamamen sizin hayal gücünüze kalmış, kendiniz bile bir ürün yapabilirsiniz. Bir gezgin tüm gittiği yerleri aklından tutamayacağına göre mutlaka bir not defterine ihtiyacı vardır. Onun kesin bir defteri vardır diye düşünmeyin, olsa bile sonuçta bir süre sonra bitecek, ve bundan sonraki seyahatlerinde her seferinde sizi hatırlayacak. Şimdi artık İnternet'ten her türlü bilgiye, yazıya rahatlıkla ulaşıyoruz. Ama elinle dokunduğun, şöyle sayfalarını karıştırarak okuduğun kitabın yerini hiçbir şey tutmaz. Hele bu kitap seyahat konusunda size ilham verecek fotoğraflar, belki de hiç duymadığınız yerler hakkında bilgiler veriyorsa, o kitabı başucu kitabı yaparsınız. Seyahat sever arkadaşınız için harika bir hediye olacağının garantisini verebilirim. Her gezginin evinde dünya haritalı bir eşya vardır, ya da olsa mutlu olacaktır. Size birkaç fikir vermek gerekirse, bir duvar saati olabilir, yastık olabilir, artık pek kullanılmasa da duş perdesi olabilir, ya da bir çay takımı olabilir. Siz üzerinde dünya haritası gördüğünüz herhangi bir ev eşyası görürseniz alın gitsin, mutlaka yerini bulacaktır. Hem şarap hem de normal şişeleri açan bir açacağın ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu bilemezsiniz. Ya da muhtemelen bilirsiniz. 🙂 Bu işlevsel açacak için gezgin olmanıza bile gerek yok aslında ama hayatının çoğu yollarda geçen insanların daha fazla işine yarayacaktır. Uzun yürüyüşünüz sonrası dinlenmek üzere efsane bir manzaranın önüne oturdunuz, şarabınızı açtınız, tek eksiğiniz müzik. Onu da telefondan açtınız ama cılız müzik sesi bu güzel anda sizi tatmin etmedi. Keşke bir hoparlör olsaydı da içinizde hissettiğiniz coşkuyu dışarı verseydi. İşte gezgin arkadaşınıza şöyle güzel ses veren bir hoparlör alırsanız, böyle anlarda sizi hatırlayıp, anın tadını çıkarabilir. Bence harika bir hediye. Seyahat seven biri için en çok kullanılan çanta alternatifleri; valiz, sırt çantası ve postacı çantası diyebilirim. Bunlardan arkadaşınızın karakterine en yakın olduğunu düşündüğünüz ilginç bir modeli alıp ona hediye edebilirsiniz. Yine dünya haritası desenli veya seyahat temalı bir çanta alırsanız, daha çok hoşuna gidecektir. Seyahatin hangi türünü severse sevsin bir gezgin her zaman bol yürüyüş yapar. Bu yüzden de ayak konforu çok önemlidir ve trekking ayakkabıları genelde ayak için en rahat ürünlerdir. Adı trekking ayakkabısı olabilir ama illa trekking yaparken giyilmek zorunda dağil. Siz bir göz atın, gayet şık, her keseye ve zevke göre bu tip ayakkabılar bulabilir, arkadaşınızı sevindirebilirsiniz. Her gezginin seyahatlerinde özellikle ilgisini çeken bazı konular vardır. Kimisi gittiği yerlerdeki yemekleri öğrenmek ister, kimi şarap tadımı yapmak ister, kimi sörf denemek ister, kimi yamaç paraşütü yapmak ister, kimi festivale gitmek ister, kimi baleye gitmek ister ve bu liste uzar gider. Siz de arkadaşınıza yakınlarda gideceğini bildiğiniz bir yerde yapabileceği, ilgisini çekebilecek bir deneyim alarak onu çok mutlu edebilirsiniz. Yapılan gezilere ait fotoğrafları anında basmak ne kadar güzel olur değil mi? Gezgin arkadaşınızın henüz yoksa bir polaroid kamera alarak onu çok mutlu edebilirsiniz. Üstelik oldukça uygun fiyatları da piyasada mevcut. Kuşkusuz, bir gezgine bundan daha güzel bir hediye bulamazsınız. Hele de henüz gitmediği ama gitmek istediği bir yere ise bu bilet, daha da değerli olur. İlla uçak bileti olmasına gerek yok hem, gemi bileti olur, tren bileti olur, yeter ki onu bir yerlere götürün. 🙂 Nereye bilet alayım diye düşünecekler için rota tavsiyelerime göz atabilirsiniz. Bu biraz yüksek bütçe düşünenlere hitap eden bir hediye. Bir de aksiyon sporlarına meraklı gezginlerin çok daha fazla sevineceği bir ürün, hediyenin hakkını vereceklerine emin olabilirsiniz. Sadece kültürel geziler yapanlar için daha çok selfie kamerası olarak kullanılıyor ama yine de seyahat eden herkesin çok hoşuna gidecektir. Yukarıda başlıklar halinde önerilerde bulunduğum fikirler için direkt ulaşabileceğiniz ürünleri de paylaşmak istiyorum. Şuraya tıklayarak gezginler için en güzel hediyelere ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/11/24/fotograflarla-permakamp", "text": "Geçtiğimiz haftalarda havanın güzel olmasını fırsat bilip üst üste iki hafta Permakamp günlerine katıldık. İlk hafta zeytin yaptık, ikinci hafta ise lakerda yaptık. Bunların dışında da daha yapılacak bir sürü iş var. Nedir bu PermaKamp diye merak edenler, sorular soranlar oldu. Web sitelerinde o kadar güzel anlatmışlar ki her detayı, ben ne desem eksik kalacak. O yüzden sadece çektiğim fotoğraflarla ortamı göstermeye çalışacağım. Biz en çok Ada için gittik, çünkü mis gibi temiz havada bir sürü çocuk güle oynaya koşturuyorlar ve oğlumuz da çok mutlu oldu. Detaylı bilgi almak için permakamp. com adresine girmenizi öneriyorum. Bir de adreslerini google maps'ten girdiğinizde sizi derenin karşı tarafına götürdüğünü söylemeliyim, biz de dahil ilk defa giden herkes bu problemle karşılaşıyor. Noktayı doğru göstermesine rağmen rotayı yanlış çiziyor, ona dikkat ederek gitmenizi tavsiye ediyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/11/29/istanbuldan-direkt-ucus-olan-10-ada", "text": "Yazılarımı takip edenlerin bildiği üzere, oğlumun ismi Ada ve ben onun her doğum gününü dünyada bir adada geçirmesini hayal ediyorum. Ben de dünyanın bana göre en güzel adaları listesini yapıp bunun üzerinde biraz çalıştım. Biz eşimle başka şansımız olmadığı durumlar dışında aktarmalı uçuş tercih etmiyoruz. Hele oğlumuzla seyahat edeceksek hiç tercih etmeyiz diye düşünerek önümüzdeki doğum günü adasını seçerken İstanbul'dan direkt uçuş olan adaları çıkardım. Madem böyle bir mesai yaptım, o zaman bunu paylaşayım belki birilerinin işine yarar dedim ve buraya yazmaya karar verdim. İşte size İstanbul'dan aktarmasız uçuşla gidebileceğiniz adalar listesi. İtalya'nın burun kısmını oluşturan ve özerk bir bölge olan Sicilya, Akdeniz'in en büyük adası. Etna yanardağı ve mafya hikayeleriyle ünlü. Araştırdığım kadarıyla İtalya'nın geri kalanından oldukça farklı keşfedilecek yerleri var. İstanbul'dan Katanya şehrine direkt uçuş var. Üç büyük iki küçük takım adalardan oluşan Malta Cumhuriyeti'nin en büyük adası olan Malta'ya İstanbul'dan direkt uçuş bulunmakta. Genelde dil öğrenmek isteyenlerin favori mekanı olarak duyuyorum. Popeye filminin çekildiği köy ve Game of Thrones'un bazı sahnelerinin çekildiği Gozo'nun adı da çok duyulmuş. Ama bunların dışında da görülecek çok güzel yerleri var. Burası bir ada ülkesi ve benim en çok gitmek istediğim ülkelerden biri. Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla doğasına hayranım, canlı görünce kimbilir neler hissedeceğim. Dublin'e İstanbul'dan direkt uçuş var. İskoçya ile birlikte bir road trip kulağa çok güzel geliyor. Maldivler'e gitmek için direkt uçuş olan Male adası tatil geçirmek için pek tercih edilmiyor. Buradan mutlaka aktarma yaparak başka bir adaya transfer olacaksınız ama eskiden Male'ye ulaşmak için de aktarma ihtiyacı olduğunu göz önünde bulundurursak direkt uçuş sayabiliriz. Mevsim olarak kışı tercih etmenizi öneririm. Burası bizim gitmeyi en çok çok istediğimiz adalardan biri. Animasyon filmini izlemeyen yoktur diye düşünüyorum. Hayvanları ve doğasını düşündükçe içimi bir heyecan kaplıyor. Umarım çok geçmeden gitme fırsatı bulabilirim. Başkent Antananarivo'ya İstanbul'dan direkt uçuş var. Bir kış günü gitmeyi hayal ettiğim ülke. Pasifik okyanusunda yer alıyor ve 7000'in üzerinde adadan oluşuyor. Ülkenin başkenti Manila'ya, Mactan eyaletinin başkenti Lapu'ya ve en kalabalık üçüncü yerleşim birimi olan Davao'ya İstanbul'dan direkt uçuş ile gidebiliyorsunuz. Çok merak ettiğim yerlerden biridir Sri Lanka. Hint okyanusunda bulunan bir ada ülkesi olup, başkent Kolombo'ya İstanbul'dan direkt uçuş bulunmakta. Aslında biraz uzun zaman ayırıp Maldivler ile birlikte bir plan yapılabilir. Yine bir ada ülkesi ve yine çok gitmek istediğim bir yer. Japonya'nın birçok şehrine İstanbul'dan direkt uçuşla gidebiliyorsunuz. Sonbaharda çekilmiş fotoğrafların renklerine bayılıyorum, o yüzden size de tatilinizi bir sonbahar zamanına planlamınızı öneriyorum. Başkent Victoria'nın da içinde bulunduğu, Seyşeller'in en büyük adası Mahe'ye İstanbul'dan direkt uçuş bulunuyor. Deniz, kum ve güneş tatili için Türkiye'de hava soğukken gitmek daha cazip."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/01/hangi-ayda-nereye-gitmeli", "text": "Biz mümkün olduğu kadarıyla tüm ülkelere en güzel mevsiminde veya özel festivallerin olduğu zamanlarda gitmeye dikkat ediyoruz. Bunun için de sürekli hangi ülkede hangi ayda ne var, hava durumları nasıl diye hep araştırıp hangi ayda nereye gitmeli listesi çıkarıyorum. Birkaç örnek vermem gerekirse, Havana'ya 1 Mayıs işçi bayramı zamanı, St. Petersburg'a beyaz geceler zamanı, Provans'a lavanta zamanı, Belgrad'a bira festivali zamanı, Batum'a Jazz festivali zamanı seyahatlerimiz oldu. Tatile gidilecek yerleri planlayanlara belki yardımı olur diye bu araştırmalarımdan aldığım notların bazılarını yine burada paylaşıyorum. İşte hangi ayda yurt dışında hangi ülkeye gidilir tavsiyelerim. Kayak severler burada mı? Kış aylarını sevme sebebim olan kayak tatili için bu sene bizim tercihimiz Bulgaristan'dan yana olacak. Bildiğim kadarıyla Bansko, Avrupa'daki en uygun fiyatlı kayak merkezlerinin başında geliyor. Ayrıca uluslararası yarışmalara ev sahipliği yapan uzun pistleriyle de göz dolduruyor. Ocak ayında kış tatili için burayı öneriyorum. Döner dönmez Bansko tecrübelerimizi de detaylı olarak paylaşacağım, takipte kalın. 🙂 Bir diğer tavsiyem de sıcağı sevenler için geliyor. Türkiye'de en ağır şartlarda kışı yaşarken güneşin peşine düşmek isteyenler, yaz mevsimini yaşayan Güney Afrika'ya gidebilirler. Yapılacak o kadar çok şey var ki; Table Mountain'a çıkabilir, şarap turu yapabilir, penguenleri ziyaret edebilir, dalga sörfü deneyebilir, hatta kafes içinde köpek balıklarının arasına dalabilirsiniz. Yapılabilecekler bunlarla da kalmıyor, Cape Town ve çevresi size bambaşka bir seyahat deneyimi vadediyor. Bu ay resmen festival ayı, o yüzden tavsiyelerim festival kutlamalarının olduğu ülkelerden gelecek. Hepsi birbirinden güzel karnavallar bu sene(2017) yakın tarihlerde kutlanıyor. Karar vermek biraz zor olacak gibi. Brezilya'da Rio Karnavalı 24-28 Şubat tarihleri arası, İtalya'da Venedik karnavalı 11-28 Şubat arası, Amerika'nın en bilinen festivallerinden biri olan Mardi Gras ise New Orleans'ta 28 Şubat'ta kutlanacak. Türkiye'de bahar kendini göstermeye başlamışken direkt yaza geçme hayali kuranlara önerim Fas. Ben sadece Marakeş ve çevresini gezmiştim ama ülkenin geri kalanında keşfedilmeyi bekleyen birçok yer var. Gidenlerin fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla özellikle Fes'i çok merak ediyorum. Bu ayın festival şehri Teksas'taki Port Aransas. Sanatçıların kumsallara akın ederek kumdan şaheserler yarattıkları kum festivali ilginç bir deneyim olabilir. Bu ayın bonus seyahat önerisi de Amerika'nın India şehri yakınlarında düzenlenen Coachella Müzik Festivali. Mayıs ayı işçi bayramını Küba'nın başkenti Havana'da kutlamaya ne dersiniz? Daha önce gitmediyseniz, Türkiye'de şahit olduklarımızın aksine tam bir festival havasında kutlanan 1 Mayıs'ı kaçırmayın bence. Biraz daha yakın bir yerlere yazı karşılamaya gitmeye niyetlenirseniz ılıman iklimiyle muhtemelen denize girme şansı da bulabileceğiniz Malta'yı değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. Bu ay, doğanın mucizelerinden biri olan beyaz geceleri deneyimlemek için yılın en uzun günlerinde Kuzeye doğru gitmek bence en güzel planlardan biri olacaktır. Daha önce bu tecrübeyi yaşamış biri olarak, Rusya'nın bana göre en güzel şehri olan St. Petersburg'a gitmenizi tavsiye ediyorum. Bu ay için bir diğer plan da İrlanda olabilir. Mayıs ve Haziran aylarının İrlanda'nın en güneşli dönemi olduğu söyleniyor, bu zamanı kaçırmamak lazım. Bu ayın bonus seyahati İngiltere'nin Pilton bölgesinde düzenlenen Glastonbury Müzik Festivali. Lavanatalara bayılıyorsanız, hem kokusuna hem kendilerine aşıksanız, siz kalp ben demektir. 😀 Lavanta tarlaları içinde kaybolmak için Temmuz ayı boyunca Güney Fransa'nın Provans bölgesine gitmenizi öneriyorum. Özellikle Sault ve Valensole lavantaları en bol görebileceğiniz yerlerden. Kore'de Boryeong kasabasında düzenlenen Çamur Festivali ise biraz daha uzak rotalar arayanlar için ilginç bir alternatif olabilir. Bu ayın iki bonusu var; Sırbistan'ın Novi Sad şehrinde düzenlenen Exit Müzik Festivali ve Belçika'nın Boom bölgesinde düzenlenen Tomorrowland Müzik Festivali. Yazın son ayını bol kum, deniz, güneş üçlüsüyle geçirmek isteyenlere, nefis doğası ve muhteşem plajlarıyla gönlümüzü fetheden Yunanistan'ın Halkidiki yarımadasını önermek istiyorum. Bu ay için bir diğer önerim de İspanya'nın Bunol kasabasında düzenlenen Domates Festivali. Tüm kasabada yaklaşık 40000 civarı kişinin domates savaşı yaptığını düşünün, ya da düşünmeyin direkt gidip deneyimleyin. 🙂 Bu ay da Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de düzenlenen Sziget Müzik Festivali bonus olarak gelsin. Bu ayda Meşhur Viktorya Şelaleri'ni ziyaret etmek ve efsane bir safari deneyimi için mevsim olarak da uygun olan Zimbabwe tercih edilebilir. Daha kısa bir tatil için bağ bozumu zamanı şaraplarıyla ünlü Gürcistan'a gitmek güzel biri fikir olabilir. Harika sanat eserleri ve leziz yemekleriyle gönlümü çalan Tiflis'i öneririm. Bu ayın bonusu Amerika'nın Nevada eyaletinde çölün ortasında düzenlenen efsane Burning Man Müzik ve Sanat Festivali. Aslında Ağustos sonu başlıyor ama Eylül ayına da sarkıyor. Ekim ayında bira festivalleriyle ünlü Almanya'ya gitmek güzel bir seçenek bence. Asıl meşhur Oktoberfest Münih'te düzenleniyor olsa da ben size Berlin'i tavsiye edeceğim. Berlin'de hem oktoberfest kutlamalarına katılabilir hem de eğlence hayatı ile öne çıkan bu güzel şehri keşfe çıkabilirsiniz. Bir ekim ayında uzun tatilim kalırsa mutlaka gitmek istediğim, sonbaharın en güzel renklerini görebileceğiniz Japonya'nın Kyoto kentine imkanınız varsa mutlaka gidin ve doğanın bu harika resmine yakından şahit olun. James Bond'un Spectre filmini izlediyseniz, Meksika'nın Oaxaca şehrinde düzenlenen Ölüler Günü Festivalini mutlaka biliyorsunuzdur, aslında izlemediyseniz de biliyor olabilirsiniz tabi. 🙂 Velhasıl benim çok merak ettiğim ve gitmek istediğim bu festivali size de öneriyorum. Dalış severleri de unutmadım, sonbaharın son ayında kış kendini hissettirmeye başlamışken yazı ve su altını özleyenlere Mısır'daki Sharm El Sheikh'e gitmelerini tavsiye ediyorum. Aralık ayı gelince benim aklım direkt olarak yılbaşı kutlamalarına gidiyor. 🙂 Bu nedenle aralık ayı için çılgın yılbaşı partilerinin düzenlendiği Tayland ve yeni yıla girerken efsane sokak partilerine ev sahipliği yapan Londra'yı önereceğim. Partilerle çok işim yok diyenlere de kara doymak ve yine doğanın mucizelerinden biri olan kuzey ışıklarının peşinden koşmak için Finlandiya'nın Laponya bölgesini tavsiye ediyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/05/seyahatlerde-basimiza-gelebilecek-tat-kacirici-olaylar-ve-kolay-onlemleri", "text": "Seyahatlerde başımıza gelebilecek aksilikler korkunç boyutlara ulaşabilir tabi ki ama bu yazının konusu onlar değil, umarım kimsenin başına gelmez. Pasaport kaybolması, valizin başka ülkede kalması gibi sorunlarla da karşılaşmadım çok şükür. Ben başıma gelmiş birkaç ufak sinir bozucu olay ve bunların olmaması için yapılabileceklerden bahsetmek istiyorum. Bu olaylar vakit ve nakit kaybından başka bir şeye sebep olmadı. İşte seyahatlerde başımıza gelebilecek terslikler ve basit önlemleri. Rio'da eşim seyahatimin ikinci haftasına dahil olacaktı ve giderken beni uçağa kadar geçirmişti. Bir hafta ayrı kalacak olmanın hüznü ve bir haftalık ayrılık öncesi son saatlerimizi geçiriyor olmanın leylalığı üstüme çökmüş olacak ki ben döviz almayı unuttum. Genelde hesabımda dolar veya euro dönüşümünü yapıp hava alanından çekiyorum ben parayı. Gerçi yurt dışına çıkarken genelde üstüme çok fazla para almıyor, yetmediği yerde bankamatikten çekmeyi tercih ediyorum. Ama sonuç olarak Rio'ya vardığımızda üstümde, daha önceki seyahatlerimden artan aşırı az bir miktar döviz vardı ve Rio'ya varır varmaz doğrudan bankamatiklerin yolunu tuttum. Fakat maalesef bankamatik kartımı kabul etmiyordu, geçersiz kart hatası veriyordu. Önüme gelen tüm farklı bankalara ait ATM'leri denedim ama olmadı, herhalde benim bakanın kartında bir sıkıntı var dedim. Beraber gittiğim arkadaşlarımdan benim için para çekmelerini rica ettim. Onlarda farklı bankaların kartları vardı ama onlarınki de çalışmadı. O zaman ülke olarak kartlarımız çalışmıyor demek ki gibi safça bir kabullenme oldu bende, bankamı arayıp belki de çözümü olmayan bir şey için yurt dışından uzun telefon beklemesi sürelerine maruz kalmak istemiyordum. Mümkün mertebe az para harcamamaya çalışır, zorda kalınca arkadaşlardan ödünç alırım diye düşündüm. Ama benimle birlikte olan arkadaşlarım, eşimin gelmesinden üç gün önce Peru'ya hareket edeceklerdi ve ben Rio'da tek başıma beş parasız olacaktım. Çok zor durumda kalacaktım çünkü arkadaşlarımdan para alsam, onların da daha fazla çekemeyecek olmalarından dolayı kısıtlı nakitleri kalıyordu. Hal böyleyken Western Union ile eşim bana acil olarak para çıkardı. Çaresiz bir dert değildi ve sorun bu şekilde hallolmuştu neyse ki. Banka kuyruklarında geçen bir yarım gün ve bir miktar komisyon dışında bir kaybım olmadı. Döndükten sonra öğrendim ki Brezilya bankanın sahtekarlık yapılabilecek ülkeler listesinde olduğundan para çekememişim. Bunu engellemek için yapılması gereken şey çok basit; böyle bir listede olabilecek ülkelere gidiyorsanız bankanıza önceden bilgi vermek. Hindistan'a gittiğimizde Bombay'dan Delhi'ye geçerken Indigo isimli bir hava yolu firmasını kullanmıştık. Dört kişilik bir ekiptik ve iç uçuşların hepsini ben kredi kartı ile almıştım. Bombay gezimiz sona erip de Delhi'ye uçma vakti geldiğinde ufak bir sorunla karşılaştık. Ben alışverişi yaptığım kredi kartını limiti kalmadı diye boşu boşuna yanımda götürmek istememiştim. Görevliler de İlla o kartı görmek istiyoruz diye tutturdular resmen. Nuh diyorlar fakat peygamber demiyorlardı. Çaresizlikten en sonunda çalındı diye yalan attım, o zaman bu kartınıza mevcut biletleri iade yaparız, biletleri tekrar satın alırsınız dediler. Mecburen bu yolu kabul ettik. Meğer web sitesinde uyarı olarak, bileti aldığınız kredi kartınız yanında olsun diyorlarmış ama ben tabi ki görmemiştim. Başka hiçbir hava yolu şirketi kredi kartımı görmek istememişti ama olabiliyormuş. Sizin aklınızda bulunsun, uçak bileti aldığınız kartı seyahatinizde yanınızda götürün. Bu olay benim başıma gelmedi ama beraber plan yaptığımız bir arkadaşımızın başına geldi. Rio seyahatimin ikinci kısmında eşim ve bir çift arkadaşımız ile birlikteydik. Çift olan arkadaşlarımız Frankfurt aktarmalı bilet almışlardı. İkisi de iş için sık sık yurt dışına çıkan inanlar olduklarından genelde Schengen vizeleri oluyor. Velhasıl uçuş günü pasaport kontrolünde birinin Schengen'inin bitmiş olduğu ortaya çıkıyor ve görevliler Almanya'nın transit vize istediğini söylüyorlar. Ben şahsen sadece bir kere Paris aktarmalı Küba seyahati yapmıştım ve Fransa transit vize istemiyordu. Arkadaşımız uzun zamandır hayalini kurduğumuz bu tatilden vazgeçmiyor ve eşini önden gönderip, Paris aktarmalı ilk uçağa bilet alarak yanımıza geliyor. Sonuç olarak efsane bir hafta geçirdik ama tabi son dakika alınan bir Rio uçuşunun maliyetini az çok tahmin edersiniz, eşiyle farklı uçaklarda uzun yolculuk yapmaları da cabası. Size aktarmalı uçuşlarda transit vize konusunu iyi araştırmanızı tavsiye ediyorum. Bizim tüm seyahat planlarımızı ben yapıyorum. Araba kiralama konusu da bu planlara dahil. Senelerdir gittiğim birçok ülkede de araba kiralamışlığım var ama ilk defa başıma gelmiş bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Araba kiralarken numarasını verdiğim kredi kartı bana aitti ancak şoför olarak eşimi yazmıştım. Bunun nedeni de kiraladığımız arabanın otomatik vitesli versiyonunun olmaması ve benim otomatik vitesli araba kullanıyor olmam. Velhasıl, kredi kartı sahibi ile birincil şoför farklı olunca internet üzerinden ödediğiniz sigorta parası geçersiz sayılıyormuş. Ben şok! Beni yazın şoför olarak o zaman desem de ana sözleşmede kim yazıyorsa geçerli olan o imiş. Saçmalıklar silsilesi. Velhasıl bizden tekrar sigorta parası aldılar hem de yani internetten aracı kurum üzerinden ödediğimizden çok daha fazlasını. Araba kirası maliyeti iki katına geldi neredeyse. Siz siz olun bu tarz detaylara dikkat edin."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/06/bir-gezginin-dalisa-baslamasi-icin-7-neden", "text": "2003 yılından beri dalış yapıyorum. İlk yıllarda her tatilimi dalış için değerlendirirken zaman geçtikçe gittiğim yerlerde imkanım varsa dalış yapar duruma geldim. Dalışın beni ben yapan hobilerimden biri olduğunu düşünüyorum ve özellikle seyahat etmeyi seven herkesin bu spora başlamasını tavsiye ediyorum. Bu yüzden de dalışın bir gezgine neler katabileceğine dair kendimce bir liste yaptım. Belki daha önce denememiş olanlara ilham olur. İşte size neden dalışa başlamalı sorusunun cevabı olabilecek maddeler. Dalış tüm dünyada geçerli ve popüler bir hobi. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak dalış yapan insanların genelde gayet eğlenceli insanlar olduğunu söyleyebilirim. Hiçbir şey olmasa bile sonuçta ortak bir hobiye sahipsiniz ve sohbet edecek bol konunuz olacak. Tekne ile yapılan dalışlarda, ortalama 5-6 saat ufakça bir teknede insanlarla bir arada oluyorsunuz ve doğal olarak arkadaşlık kuruyorsunuz. Bu arada karşınıza hiç beklemediğiniz fırsatlar da çıkabilir çünkü her meslek grubundan insanla tanışma fırsatı buluyorsunuz. Mesela ben Küba'da Panamalı yazılım firması sahibi bir çiftle tanışmıştım teknede, hem de bankacılık yazılımları yapıyorlarmış. Bol bol sohbet etmiş ve birbirimizi çok sevmiştik. O zamanlar niyetim yoktu, ama şimdiki aklım olsaydı belki de bana Panama yolları gözükürdü. Dalış sayesinde edineceğiniz en güzel kabiliyet su altında süzülmeyi öğrenmek herhalde. Yer çekimsizmişçesine bir ortam deneyimi yani bir nevi uzaya çıkma hissi bile dalışa başlamak için başlı başına bir neden bence. 🙂 Suyun altına indikten sonra BC'nizi indirip şişirerek belli bir yükseklikte durabilirsiniz tabi ki ama bu tasvip edilen bir yöntem değil. İyi bir eğitim aldıktan sonra tecrübeniz de arttıkça sadece nefes alış verişiniz ile sabit bir dengede durmayı öğreneceksiniz. Ayrıca düzgün nefes almayı öğrenerek daha az havayla daha uzun süreler su altında kalmaya başlayacaksınız. Bunun dışında ileri seviyelere geçince alacağınız ilk yardım eğitimleri sayesinde acil müdahale bilgisine sahip olacaksınız. Bir de su altında navigasyon eğitimleri ile yön bulma yetenekleriniz gelişecek. İleri eğitimlerle daha bir sürü farklı yeni kabiliyete sahip olmak da elinizde. Ben şahsen su altından daha huzurlu bir ortam düşünemiyorum. Bana huzurun resmini çizebilir misin Deniz dediğinizi duyar gibiyim, hemen başlıyorum. Telefon yok, korna sesi yok, hatta nefes alış verişinizden başka herhangi bir ses yok. Yer çekimi yokmuş gibi bir ortamdasınız ve altınızda muhteşem renkteki mercanlar ve süngerler var. Yanınızdan çeşit çeşit balıklar geçiyor. Siz bir ispanyol dansözünü izlerken, birden bir Napolyon balığının yan yan size baktığını görüyorsunuz. Sanırım daha fazla devam edemeyeceğim arkadaşlar, allahını seven üstüme biraz okyanus atsın. Velhasıl, çok güzel çok, dünyanın hiçbir kara parçasında bu duyguyu yaşamıyorum ben. Normalde gitmeyi aklınızın ucundan geçirmeyeceğiniz yerlere dalış bahanesiyle gidebilirsiniz. Örneğin Dubai'deyken sırf dalış yapmak için, bir başka emirlik olan ve birçok insanın bilmediği Fujairah'a gitmiştim. Böylece farklı bir yer daha görmüştüm. Bir keresinde de sırf dalış yapmak için Mısır'ın Marsa Alam kentine gitmiş, bir tekneye binmiş ve 7 gün karaya dönmemiştik. Ne piramitleri gördük, ne başka bir şey, bir hafta boyunca teknedeydik. Sabahın erken saatleri ve gece dalışları da dahil olmak üzere günde dört dalış yapıp, bir haftanın sonunda direkt evimize dönmüştük ve efsane bir deneyimdi."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/12/ulkelere-gore-turizm-ofislerinin-instagram-hesaplari", "text": "Seyahate çıkmadan önce, gideceğim yer için araştırma yaparken ülkelerin resmi turizm ofislerinin sayfalarını ve varsa instagram hesaplarını mutlaka inceliyorum. Bazı ülkelerin hesapları gerçekten çok aktif ve bilgi verici oluyor. Bazen mesaj atıp sorular da soruyorum ve genelde geri dönüş alıyorum. 🙂 Geçen gün yine bir ülke için araştırma yaparken keşke ülkelerin instagram hesaplarına direkt ulaşabileceğimiz bir liste olsa diye geçirdim aklımdan, araştırdım ama bulamadım. Ben de şimdiye kadar takip ettiklerimden kendim bir liste oluşturmaya karar verdim. Yenilerini buldukça ekleme yapacağım, şimdilik elimdekiler bunlar. Umarım bu sayfalar seyahate çıkmadan önce sizlere de ilham verir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/13/ucretsiz-seyahat-uygulamalari", "text": "Eskiden seyahate çıkarken, rehber kitaplarımızı yanımıza alır, gittiğimiz şehirlerde haritamızı alır öyle gezerdik. Şimdiyse teknolojinin gelişimiyle yanımızda sadece telefonumuzun olması yeterli oluyor. Ben hala gitmeden bir sürü araştırma yapıp basılı notlarımı ve haritamı mutlaka alıyorum. Ama teknolojinin nimetlerinden de faydalanıyorum tabi ki. 🙂 Birçoğunuzun yüksek ihtimalle bildiği uygulamalardan ziyade daha az bilindiğini gözlemlediğim faydalı seyahat uygulamalarını sizinle de paylaşmak istedim. PackPoint: Her tatil öncesi uzun uzun valize neler koyacağının listesini yapanlardan mısınız? Bu listeleri sizin için düşünen bir uygulama var. Gideceğiniz tatil yerini, tarihlerini ve yapmayı düşündüğünüz aktiviteleri giriyorsunuz, sizin için yanınıza almanız gerekenler listesi oluşturuyor. Bu listeye eklemeler yapabiliyor ya da istemediklerinizi çıkarabiliyorsunuz. Tripit: Otel, uçak rezervasyonlarınızın onay maillerini plan@tripit. com adresine gönderiyorsunuz ve seyahat planınız tek bir uygulamada saklanmış oluyor. Uçağınız rötar yaparsa size haber bile veriyor. Özellikle bol adres değiştirmeli seyahatler için çok faydalı bir uygulama. AroundMe: Bulunduğunuz yere en yakın hastane, banka, eczane, market, benzinlik ve ihtiyacınızı giderebileceğiniz daha birçok yer için bu aplikasyon oldukça başarılı. Sadece türü seçiyorsunuz ve uygulama mesafelerine göre mekanları listeliyor. Triposo: O anda bulunduğunuz yerde yapabileceklerinizin planını çıkarıyor. Müzeler, tarihi yerler, günlük turlar, yakın yerler, gece hayatı ve daha aklınıza gelebilecek birçok öneriyi bünyesinde barındırıyor. Ziyaret edeceğiniz şehre gitmeden önce oranın rehberini indirip offline olarak kullanabiliyorsunuz. Duolingo: Gideceğiniz ülkenin konuştuğu dili başlangıç seviyesinde bile olsa merak edip öğrenmek isteyenlerdenseniz bu uygulama tam size göre. Ülkenin dilini hangi seviyede öğrenmek istediğinizi ve günde kaç dakikanızı bu eğitime ayırmak istediğinizi seçiyorsunuz. Resimlerle, akılda kalıcı ve eğlenceli şekilde size dili öğretmeye başlıyor. LiveTrekker: Seyahatinizin tüm rotasını sizin için çizen bir uygulama. Rotanızı başlatıyorsunuz, arada istediğiniz yerde ses kaydı, fotoğraf çekimi, video kaydı yapıyorsunuz, istediğiniz zaman bitiriyorsunuz ve seyahatinize ait bir takip kaydı oluşuyor. İsterseniz daha önce başkaları tarafından kaydedilmiş rotaları da inceleyebiliyorsunuz. EverNote: Gittiğiniz, gördüğünüz, deneyimlediğiniz yerler hakkında notlarınızı telefona alıyorsanız oldukça gelişmiş olan bu not defteri uygulamasını tavsiye ederim. Notların içinde arama yapabiliyor olmanız, internet bağlantısı olan her yerde notlarınıza ulaşabilir olmanız en güzel özellikleri. Ücretli versiyonu da notlarınıza ekleyebildiğiniz dosyalar ve sınırsız kapasite imkanı ile de oldukça cezbedici. Hotel Tonight: Otellerde son dakika fırsatlarını yakalayabileceğiniz bir uygulama. Ani karar verilen seyahatler için birebir. Normal bir otel uygulamasındaki fiyatlarla kıyasladığınızda farkı net bir şekilde görebiliyorsunuz. Ayrıca internetten bazen indirim kodları bulabiliyorsunuz ve zaten uygun olan fiyat daha da aşağı çekiliyor. Kullandığım başka uygulamalar da var ama bana göre daha az bilinen seyahat uygulamaları bunlardı. Diğerlerini de çok kısaca yazayım, önceden duymadıysanız vesile olmuş olurum. Umarım sizin de işinize yararlar. Tripadvisor: Otel, restoran vb. hakkında yorumlar bulabileceğiniz bir uygulama. Booking: Otel rezervasyonları yapabileceğiniz bir uygulama. Airbnb: Gideceğiniz şehirde ev veya oda kiralayabileceğiniz bir uygulama. Skyscanner: Uçak bileti arama motorunun telefon uygulaması. Google Translate: Anlık dil çevirileri yapabileceğiniz uygulama. WiFi Finder: Ücretsiz wifi olan yerleri bulup haritada gösteren uygulama."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/16/ekonomik-seyahat-etme-yollari", "text": "Tüm gezmeyi sevenlerin, seyahat planını yaparken, en ucuza tatil yapmak için kullandığı bazı yöntemler vardır. Daha fazla seyahat edebilmek için ben de her yolu kovalıyorum. Seyahat ederken hangi kalemleri daha ucuza nasıl halledebileceğimizi her zaman araştırıyorum. Kendi deneyimlediğim işe yarar yöntemleri burada da paylaşmak istedim. Ucuza nasıl seyahat edilir, ucuza dünyayı gezmek nasıl mümkün olabilir diye araştıranlar, İşte size ekonomik seyahat rehberi. - Bilet almakta erken davranın. Ben özellikle pahalı biletli yerlere gidişimizi çok önceden planlıyorum ve biletleri alıyorum. Böylece fiyatlar genelde çok uygun oluyor. Bir de araştırmalara göre en uygun fiyatlı uçak biletleri Salı günleri oluyormuş, ben de bunun sağlamasını yaptım, gerçekten çoğu zaman ucuz oluyor. Yıllık izninizi buna göre ayarlayarak biletinizi alabilirsiniz. Oteller de hafta içi daha uygun fiyatlı olduğundan her açıdan kar etmiş olursunuz. Mesela Rio'ya uçuşumuzu Avrupa bileti fiyatına aldığımızı hatırlıyorum. - Son dakika bilet alın. Çelişkilerle dolu blog yazıma hoş geldiniz. 😀 Üst maddenin tam zıttı olan bu yöntemi sadece hafta sonu kaçamakları için kullanmanızı tavsiye ediyorum. Her zaman işe yarayacak bir yol değil, genel olarak son on dört gün kala biletlerin en pahalı olduğu dönem oluyor, ayrıca yer kalmama riski de var, sakın güzelim yıllık izninizi bu şekilde heba etmeyin. Ama bu hafta bir küçük kaçamak yapmazsam çatlarım dediğiniz günlerde valizinizi hazırlayın ve cuma günü yakın yerlerin tüm biletlerini kontrol edin. Bazen aylar önce yapılan promosyonlar çok boş yer olduğu zaman son dakika da yapılabiliyor. Bir arkadaşım şirketinin iş seyahatlerini genelde bu yöntemle aldığını söylemişti. Ben de birkaç kez denedim bu şekilde, ucuz uçak bileti denk getirdiğim oldu. - Kampanyaları takip edin. Bütün hava yollarının mail listelerine üye olun. Kimi zaman çılgın kampanyalar yapıyorlar. Mesela bu sene Pegasus tüm biletler yarı fiyatına kampanyası yaptı bir gün. THY sık sık yurt içi ve yurt dışı uçuşlarda promosyon yapıyor. Atlas keza çok güzel kampanyalar yapıyor. Kısa mesafe tatilleri biz genelde bu kampanyalara göre şekillendiriyoruz. Okyanus ötesi uçuşlarda da özellikle Qatar çok güzel kampanyalar yapıyor! 😉 - Uçuş arama motorları kullanın. Bu arama motorları sayesinde tüm hava yollarının fiyatlarını bir arada görebiliyorsunuz ve bazı indirimli aracı kurumlar sayesinde hava yolunun kendisinde satılandan daha ucuza bilet bulabiliyorsunuz. Bu arada arama motorunda bulduğunuz aracı kurumun direkt kendi sayfasından bileti alırsanız arama motoru komisyonundan da tasarruf edersiniz. Birkaç arama motorunu kontrol etmenizi de tavsiye ederim. Ben genelde Momondo, Kayak, Edreams ve SkyScanner kullanıyorum. Bu arama motorlarının sadece bizim ülkemizden girilen com. tr versiyonlarını değil, . de, . it, . pt gibi başka ülkelerin versiyonlarını da arada yoklamakta fayda var. Bana şimdiye kadar uyan tarih denk gelmediği için hiç almadım ama 1 hatta 0 gibi ütopik fiyatlara bilet bulunabiliyor. - Mil biriktiren kredi kartları kullanın. Birçok bankanın uçuş için mil kazandıran programları var ve böylece bedava uçak bileti alma şansınız oluyor. Şahsen Akbank'ı hiç önermiyorum, çok düşük mil puan kazandırıyor ve vergileri kendiniz ödüyorsunuz. Senelerdir ciddi anlamda yüksek tutarlı ekstrelerime rağmen bugüne kadar bir kere yurtiçi bir biley alabildim sadece. Garanti, THY biletleri için geçerli oluyor ve çok kolay birikiyor, yalnız vergisini kendiniz ödüyorsunuz, uzun uçuşlar için çok faydalı. TEB'in avans mil programı benim en sevdiğim. Biletin tamamını harcama sözü vererek alabiliyorsunuz. Diğer bankalardaki avans mil uygulamaları kazandığınız puanlara el koyarken, TEB'de sadece söz veriyorsunuz ve bir yandan puan kazanmaya devam ediyorsunuz. Üstelik bilet alırken, kampanya hariç mevcut bonus puanlarınız üçle çarpılarak bilet ücretinizden düşülüyor. - Aktarma yapın. Aktarmalı uçuş seven bir insan değilim açıkçası, o yüzden bu maddeyi sona bıraktım. 🙂 Hayatımda iki aktarmalı uçuşum oldu şimdiye kadar. Ama aktarmalı uçuşların bariz bir şekilde direkt uçuşlardan uygun fiyatlı olduğunu kabul etmeliyim. Ben sadece az iznim olduğu için zaman kaybetmeyi sevmiyorum. Vakit probleminiz yoksa kesinlikle bu yöntemi denemelisiniz. - Klişe olacak biliyorum ama yurt dışında yaşayan arkadaşlarınız varsa seyahat planlarınızı yaparken onların yaşadığı yerleri mutlaka öncelikli olarak değerlendirin. Ben kuzenimden bu konuda gayet güzel faydalandım. Madrid ve St Petersburg'da yaşadığı dönemlerde kendisine ziyaretlerde bulundum. 🙂 Hem lokal bir sürü insanla tanışma fırsatı buldum hem de lokaller nerelere gidiyor, nerelerde yemek yiyor, nasıl eğleniyor hepsini öğrenmiş oldum. Dubai'ye ve Londra'ya ilk gidişim de yine yakın arkadaşlarımın yanına olmuştu. - Aileden biri veya yakın bir arkadaşınız yurt dışında yaşamıyorsa üzülmeyin çünkü couchsurfing var. 🙂 Marakeş, Roma ve Beyrut'ta Couchsurfing ile konaklamışlığım var ve bence çok güzel tecrübelerdi. Couchsurfing tecrübelerimle ilgili çok yakında detaylı bir yazı da yazacağım. Şimdilik size kısaca şunu söyleyebilirim eğer bu sistemi sadece bedava konaklama olarak görmezseniz çok bilgilenir ve eğlenirsiniz. - Her ülkede olmasa da birçok ülkede çok düşük bütçelerle konaklamak için hostelleri tercih edebilirsiniz. Benim, üç defa hostel deneyimim oldu ve hepsinden de çok memnun ayrıldım. Mesela Lizbon'da dört kişilik bir odada arkadaş grubu olarak kalmıştık, kalabalık seyahatlerde aşırı mantıklı bence. Hostelimiz de hem tertemiz, hem merkezi hem de dizayn olarak güzel bir ortamdı. Rio'da sörf yapmaya gittiğimiz kasabada hostelde kalmıştık ve denize sıfır bahçeli bir yerdi, iki kişilik odalarını tercih etmiştik. Belgrad'da ise nehirde yüzen hostellerin birinde kalmıştım, çok keyifliydi. Hostel diyerek hor görmeyin yani, gayet güzel opsiyonlar var mutlaka bir şans verin. - Biraz daha pahalı ama yine de otellerden daha uyguna gelecek bir yöntem de ev kiralamak. Tabi ki çok pahalı evler de var ama ev kiralamak muadili bir otele göre her zaman daha uygun oluyor. Tek gecelik konaklamalardan ziyade uzun süre kalacağım zaman tercih ettiğim bir yöntem bu benim. Henüz Airbnb hesabınız yoksa, buradan kayıt olarak ilk konaklamanızda 130 TL indirim kazanabilirsiniz. - Sürdürülebilir turizm yöntemi ile bazı çiftliklerde ücretsiz veya çok ucuza konaklayabilirsiniz. Henüz deneyemedim ama çok istediğim bir konaklama şekli bu. Dünyanın birçok yerinde efsane çiftlikler var, ben ara ara bakıyorum. 🙂 Bu araştırmalarımla ilgili yakında bir yazı gelecek, tekipte kalın! 😉 Ev sahiplerine çiftlik işlerinde yardım ederek hem eşsiz bir deneyim yaşayıp hem de normalde kalmayı hayal edemeyeceğiniz yerlerde çok uygun fiyatlara kalabilirsiniz. İlerleyen dönemlerde bu şekilde bir konaklama yaşamak istiyorum kesinlikle. - Bir başka ilginç seçenek de Manastır konaklaması. Ben biraz İtalya'dakileri inceledim ve gerçekten çok güzeller. Tabi giriş çıkış saatleri gibi kısıtlamalar var ama sakin bir tatil düşünenler için kesinlikle tercih edilebilir bir yöntem. Çok uygun fiyatlara harika yapılarda konaklama şansı bulabiliyorsunuz. Yine ileriki planlarım için deneyimlemek istediğim bir konaklama şekli, bu konudaki incelemelerimi de detaylı olarak yazabilirim, takipte kalın. 🙂 - Hatırlar mısınız bilmem ama Kate Winslet, Cameron Diaz ve Jude Law'ın baş rollerde olduğu Tatil diye bir filmi vardı. O filmde Kate Winslet ve Cameron Diaz evlerini değiştirme yöntemi ile tatil yapıyorlardı. O zaman bu fikir çok hoşuma gitmiş fakat biraz ütopik gelmişti. O zamanlar hiç araştırmamıştım ama bu gerçekten uygulanan bir konaklama biçimiymiş ve Türkiye de programa dahil. Şu anki evimiz pek uygun değil ama bence süper fikir. Merak edenler homeexchange. com adresinden inceleyebilir. - Turistik yerlerden kaçının. Turistik yerlerdeki restoranlar genelde yiyeceklere hak etmediği fiyatlar biçiyorlar. İstanbul'dan yola çıkarak birçok efsane lezzetin alakasız sokak aralarından çıktığını söyleyebiliriz. Nitekim yurt dışında da böyle saklı cennetler mevcut. Yurt dışı forumları veya böyle lezzetlerin peşinde koşan yabancı yemek bloggerlarını takip ederseniz çok güzel öneriler bulabilirsiniz. - Otelinizin ücretsiz imkanlarından faydalanın. Birçok otelin oda fiyatına kahvaltı dahil oluyor. Mutlaka sağlam bir kahvaltı edin. Belki yanınıza elma, muz gibi bir meyve alıp gün içinde gezerken ara öğün olarak değerlendirebilirsiniz. Ayrıca odanıza muhtemelen ikram olarak su bırakılmıştır. Su şişenizi odadan çıkarken yanınıza almanız iyi olacaktır. İçilebilir su olan çeşmeye filan denk geldiğinizde bu şişeyi tekrar doldurabilirsiniz. - Marketlerden alışveriş yapın. Meyve, alkollü ve alkolsüz içecek, sandviç malzemesi gibi ürünler alarak yollarda geçirdiğiniz öğünlerinizi oldukça ucuza getirebilirsiniz. Mutfağı olan bir yerde kalıyorsanız, hem sabah kahvaltısı hem de akşam yemeği için gerekli malzemeyi alıp yemeğinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. - Fast food tercih edin. Eğer ben yemek hazırlamakla uğraşamam derseniz, fast food zincirlerini ya da sokak satıcılarını denemenizi öneririm. Bizde sokakta satılan balık ekmeklerin ne kadar lezzetli olduğunu düşünün. Yurt dışında da buna benzer çeşitli leziz alternatifler mevcut. - Yabancı fırsat sitelerine üye olun. Ben biraz da gittiğim yerin özel yemeklerini denemek istiyorum derseniz bu yolu öneririm. Bizdeki fırsat sitelerinde nasıl ki gayet güzel restoranlardan indirim kuponları satılıyorsa yurt dışında da bu imkan var. İndirim listelerini inceleyip dişinize göre olan restoranlarda uygun fiyata güzel bir öğün yiyebilirsiniz. - Restoran ve gece klüplerinin indirim günlerini öğrenin. Bazı restoranlar halk günü benzeri promosyonlar yapabiliyor. Mesela en az yoğun oldukları günün akşamı indirimli özel menü verebiliyorlar. Ya da bazı gece klüplerinde kadınlar gecesi olabiliyor. Belli bir akşamı saat 22:00-00:00 arası tüm içkiler kadınlara ücretsiz gibi fırsatlar sunabiliyorlar. - Kutlamanız varsa mutlaka söyleyin. İster doğum günü ister yıl dönümü olsun, kutlamalara çoğunlukla bir ikram gelir. Gittiğiniz barda size daha önce hiç denemediğiniz çılgın bir kokteyl, ya da restoranın spesiyallerinden nefis bir tatlı ikramı gelse fena olmaz değil mi? 😉 - Restoranlardaki tuzak yiyeceklere dikkat edin. Bizde genelde yemekten önce ufak meze veya zeytinyağı vb. ikramı yapılır bilirsiniz. Yurt dışında yemek öncesi kapalı mini kahvaltı boyu tereyağı, peynir gibi bir şeyler getiriyorlarsa bunu hesaba yansıtma ihtimalleri yüksek. Başıma geldiği için yazıyorum, beklerken laf olsun diye yediğimiz birkaç tereyağına yemek parası vermiştik resmen. Bir de suyu sürekli doldurduklarında susamasanız bile boş bulunup içiyorsunuz, sonra on şişe su geliyor hesapta. 🙂 - Pazarlık yapın. Ülkemizde olduğu gibi dünyanın her yerinde alacağınız ürünün fiyatında pazarlık payı vardır. Pazarlık yaparken ürüne karşı çok hevesli görünmeyin. Yanınızda bozuk para taşıyın ve cüzdanınızın ayrı bir bölümüne koyun ki son şu kadar param kaldı gibi laflar ettikten sonra bütünlük paraları satıcı görmesin. Bir de lütfen ihtiyacı olduğu her halinden belli olan insanlarla pazarlık yapmayın. Bunu, üzüldüğüm için şahsi fikrim olarak söylüyorum, size kalmış tabi ki. - Gitmeden önce yöreye özgü ürünlerle ilgili araştırma yapın. Bizde çok pahalı satışı olan markalar bazı ülkelerde ana vatanı olduğu için çok uygun fiyatlara satılabiliyor. Ya da bazı malzemelerin ana üretim yeri olduğu için tüm dünyaya göre gittiğiniz ülkede çok ucuza alabileceğiniz ürünler olabiliyor. Bunları gitmeden güzelce araştırırsanız karlı bir alışveriş yapma şansınız olur. - Bit pazarlarına gidin. Neredeyse tüm Avrupa şehirlerinde bit pazarlarına gitmişimdir. Bizde güzel ürünler genelde antikacılarda fahiş fiyatlara satılıyor ve bit pazarlarında tek tük işe yarar bir şeyler bulunuyor. Buradakilerle kıyaslamayın, yurt dışındaki pazarlarda efsane eşyalar bulabiliyorsunuz. - Diğer ülkelerde var mı bilmiyorum ama Amerika'daki bazı outletler için internet üzerinden kupon bulabiliyorsunuz. Tek yapmanız gereken ilgili mağazaların kuponlarını print etmek, sonrasında bunları kasada göstererek zaten indirimli olan ürünler için ekstra %25 gibi yüksek indirimler elde ediyorsunuz. - Gittiğiniz ülkede iç ulaşım için mümkün mertebe yürümeye çalışın. Uzak yerlere gitmek için toplu taşıma kullanmaya dikkat edin. Bunu yaparken de gideceğiniz şehre özel, kalacağınız süre kadar geçerli ulaşım kartları olup olmadığını araştırın. Özellikle Avrupa'da mutlaka size uygun bir ulaşım paketi bulursunuz. Bisikletle gezilebilecek şehirlerde, hostellerin bazıları müşterilerine ücretsiz bisiklet veriyor, kalacağınız yeri ayarlarken bunu da kontrol edebilirsiniz. - Şehir turizm kartlarından edinin. Bizdeki müze kart benzeri, ören yerlerine giriş imkanı sunan kartları birçok şehirde bulabilirsiniz. Bunlar sayesinde tek seferlik düşük bir ücret ödeyerek girmek istediğiniz birçok yere girebilirsiniz. Bu arada müzelerin ücretsiz olduğu günler de olabiliyor, onları takip edebilirsiniz. - Bir rehber eşliğinde gezmeyi tercih ederseniz, birçok şehirde ücretsiz yürüyüş turları düzenleniyor, ilgi alanınıza göre bunlardan birine katılabilirsiniz. Bisikletli olanları bile var. - Gitmeden online bilet alın. Yine fırsat sitelerini kontrol ederek yerel konser veya gösterilere uygun fiyatlı bilet bulabilirsiniz. Fırsat siteleri dışında da sanatsal faaliyetlerin indirimli biletlerini önceden online olarak almanız mümkün. Hem orada oluşabilecek uzun bilet kuyruklarından da yırtmış olursunuz. - Turla seyahat ederek gerçekten çok uygun fiyatlar yakalayabilirsiniz. Evet turla gezmek istemiyoruz ama zaten gezmek zorunda değilsiniz. Uçak ve otel için tur şirketinden faydalanıp kendi planınıza göre gezebilirsiniz. Biz mesela bir yılbaşında Beyrut'a gitmeye karar vermiştik fakat iki hafta kala plan yaptığımız için uçak biletleri almış başını yürümüştü. Tur şirketlerine baktığımızda uçak ve otel dahil tur fiyatının, uçak biletinin neredeyse yarısı olduğunu gördük ve hemen kayıt olduk. Orada, yanında kalacağımız arkadaşlarımız da olduğundan hava alanı dışında tur firmasıyla hiç iletişim kurmadık. 🙂 - Vizesiz gidilebilecek onlarca güzel ülkeden birine giderek son derece gereksiz bir masraf kaleminden kurtulabilirsiniz. Üstelik dünya kadar evrak hazırlamak, vize randevusuna gitmek gibi zaman alıcı işlerden de kurtulmuş olursunuz. - Sezon dışı seyahat ederek çok uygun fiyatlarla gezebilirsiniz. Ama itiraf etmeliyim ki bu benim pek uyguladığım bir yöntem değil. Kendi adımıza mesaili çalışıp, iki haftacık izni olan insanlar olarak gittiğimiz yerleri en güzel zamanında görmeyi hak ettiğimizi düşünüyorum. Ama bu sayede hem konaklama hem ulaşım konusunda çok uygun fiyatlar yakalayabileceğinizi bilmelisiniz. - Son olarak, hava alanında beklerken yiyip içme maliyetleriniz için, mutlaka kullandığınız kredi kartınızın veya GSM operatörünüzün ücretsiz lounge kullanım hizmetlerini kontrol etmenizi öneriyorum. Bu masraf kalemini hafife almayın, beklerken insanın canı bir şeyler yiyip içmek istiyor ve hava alanlarındaki tüm restoranların fiyatları normalin çok üstünde oluyor. Benim aklıma gelen ekonomik seyahat ipuçları bunlar. Sizin ekstra öneriniz varsa yorum olarak iletebilirsiniz. Size şimdiden iyi tatiller! Deniz hanım, en kaliteli ve aktüel gezi tüyolarını alacağınız yerin başında bence diğer gezginler geliyor. Herzaman onların sizden ve de sizin onlardan fazladan bildiği şeyler oluyor. Yılın 8 ayında yollarda olduğumuz gezilerimizin 2-3 ayını geçirdiğimiz Tayland'da kaldığımız otellerin hiçbirini Booking ya da Agoda sayfalarında bulamazsınız. Eşdeğer otellerin yarı fiyatına kaldığımız bu yerlerin bilgilerini açıkcası ben de internet yerine sempatik bulduğum gezginlerle tüyo sohbetlerinde değişiyorum. Ayni durum çıktığı andan çok önceleri aktüalitesini kaybetmeye başlayan gezi kitapları yerine diğer gezginlerden ulaşım, yemek, görülmeye değer yerler içinde geçerli. merhaba, ben de tabi ki diğer gezginlerin tüyolarına ve tecrübelerine her zaman kulak veririm. paylaşımınız için teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/20/roportaj-gamsiz-vatan-avustralya", "text": "- Seni kısaca tanıyabilir miyiz? İsmim Ozan. İTÜ Makine mezunuyum, 9 yıldır da üretim ve proje mühendisliği yapıyorum. Eşimle birlikte Sydney' deyim. Uzun zamandır farklı bir ülkede yaşamayı deneyimlemek istiyorduk. Yalan yok, son zamanlardaki politik olaylar da bu konuda somut adımlar atmaya doğru itti bizi. Gitmek istediğimiz ülkeler arasında bir kıyaslama yapınca, ana dilinin İngilizce olması dolayısıyla yeni bir dil öğrenmek zorunda kalmamak, sosyo kültürel yapısı, coğrafi nitelikleri ve en önemlisi sıcak iklimi nedeniyle Avustralyayı seçtik. Başvuru için gerekli hazırlıkları yapmaya başladıktan üç ay sonra süresiz yaşama ve çalışma vizesi olan \"Permanent Residence\"ı almıştık. Bu kadar kısa sürede sonuçlanması biraz bizim şansımız ve arka arkaya gelen doğru zamanlamalar ile ilgili. Süreç bildiğim kadarıyla ortalama bir yıla yakın sürüyor normalde. Biz PR'ı henuz Turkiye'deyken Avustralya'nin standard prosedurunu izleyerek aldik. Sonra da Turkiye'de calistigim uluslararasi sirkete gidecegimi bildirdim. Onlar da beni sirketin Avustralya operasyonuna transfer ettiler. Dolayisiyla burada is aramadim. Esim gelmeden once istifa etmisti. Buraya yerlestikten sonra internet uzerinden basvuru yaparak is buldu. PR ile gelmek burada is bulmak konusunda ciddi bir engeli ortadan kaldiriyor. Diger tip vizeler ile gelip is bulmanin aylar surebilecegini goz onune almak ve gerekli maddi birikim ile gelmekte fayda var. Bu konuda arastirma yapilabilecek en dogru kaynak Avustralya gocmenlik bakanliginin resmi sitesi. Sertifika veya master programi ile gelmeniz durumunda da gecici vize almis olursunuz ki bu da dediğim gibi burada tutunmak icin maddi ve psikolojik olarak zorluklara hazir olmanizi gerektiren bir durum. Avustralya'nin bir cok alanda is gucu aradigi dogru, fakat is bulmanin Turkiye'den kolay oldugunu soylemem zor. Kalici bir vize ve saglam bir calisma gecmisi elzem. - Kültür farklılığından dolayı ilk etapta bir bocalama yaşadın mı? İnsanların bir Türk'e yaklaşımı nasıl? Genellemek gerekirse yerel halkın karakter olarak gözüne çarpan bizden farklı özellikleri var mı? Bocalama değil de yeni bir yerde olmanın verdiği değişikliğe alışma demek daha doğru olur çünkü ciddi bir kültür farkı yok. Artık etraftaki insanlarla farklı bir dilde iletişim kurmak haricinde buradaki yaşama alışmak çok da zor bir olay değil. Burası 72 milletten insanın bir arada yaşadığı tam manasıyla bir göçmen ülkesi olduğu için yani Türk, Etiyopyalı veya İsveçli olduğu için kimsenin diğerlerinden farklı bir muamele görmesi söz konusu bile değil. Buralıların en çok dikkatimizi çeken alışkanlığı genel olarak halkın güne çok erken başlaması ve çok erken bitirmesi. Birçok kişi sabah 5'te uyanıyor. Sabah 7'de caddeler sokaklar öğlen saati gibi gayet kalabalık. Akşam 21:30 22:00 civarı ise hayat neredeyse bitiyor. Burada ne iş olduğu fark etmeksizin çalışanlara verilen ücretler hayli yüksek. İki kişilik bir ailede bir kişinin tam zamanlı bir işi varsa o ailenin hiç bir geçim derdi olmaz. Çalışma gün ve saatleri işe göre değişiyor tabii ki. Tam zamanlı bir iş haftada 35 saat oluyor. Zaman zaman mesaiye kalmalar vs. gerekebiliyor ama uzun saatlerini işte geçirenler de var tabii ki. İşe başlarken bu detayları bilerek girmek gerekiyor. Vergi yaklaşık %30 civarlarında alınıyor ve ay bazında vergi dilimi değişmesi gibi bir olay yok. Ayrıca her yıl Temmuz ayında vergi iadesi diye bir şey oluyor ki ödenen verginin yarıdan fazlası geri alınabiliyor. Standart 4 hafta ücretli izin olduğu gibi daha fazlasını isteyenler ücretsiz izin alarak bu süreyi uzatabiliyorlar. İşten 5-6 hafta izin almalar burada normal karşılanan olaylar. Özellikle lojistik ve mühendislik alanında hayli iş ilanı mevcut. Avustralyalıların Türkler kadar verimli çalışmadıklarını gözlemledim. Genel olarak hayatı pek de ciddiye almadan yaşayan insanlar olmalarıyla alakalı sanırım. Bu durum bazen arka arkaya mesaiye kalmalarına sebep olsa da tempoyu arttırmaya pek yanaşmıyorlar. Ben Türkiye'deki normal tempom ile çalışarak neredeyse hiç mesai yapmadan, hatta zaman zaman erken çıkarak işlerimi eksiksiz halledebiliyorum. Türklerin çalışma gayretleri buranın ortalamasına göre hayli yüksek bir standartta diyebilirim. Sağlık sistemi hakkında derin yorum yapabileceğim bir deneyim henüz yaşamadık şükür ki, ama Medicare denen genel sağlık sigortasının yeterli olmadığını söylüyorlar ve özel sağlık sigortası yaptırmayı tavsiye ediyorlar. Medicare ile böbrek ağrısı şikayetinden kliniğe gidildiğinde bir ay kadar sonra sıranın gelmesi gibi bir durumla karşılaşılabiliyormuş. Sağlık sigortasız ücretli muayene olmak uçuk fiyatlara patlıyormuş. Açıkçası şehirde bizim anladığımız biçimde tam teşekküllü izlenimi veren tek bir hastaneye rastladık. Mahalle klinikleri var ve bizce pek de profesyonel görünmeyen yerler. Doktorların öyle çok da detaylı iş yapmadıklarından bahsedenler duydum. Bu arada burada diş tedavisi olmaktansa uçak biletini alıp Türkiye'ye gidip tedaviyi orada olmak, üzerine eşi dostu ziyaret edip dönmek kesinlikle daha ucuza patlar. Burada hayat hayli pahalı. Özellikle yiyecek ve barınma masrafları yüksek ama bazı temel ihtiyaçların fiyat/yaşam koşulları oranı Türkiye'den daha uygun. Mesela et çok ucuz, ama sebze pahalı. Buranın tarıma uygun pek toprağı olmaması, çalışan giderlerinin yüksek olması dolayısıyla üretim maliyetlerinin de çok yüksek kalması nedeniyle tarım sektörü pek gelişmemiş olduğu için birçok sebze ithal. Mesela bir kilo dana kıyma 8 dolar iken bir kilo taze fasulye 15 dolar olabiliyor. Bu arada 1 Avustralya doları yaklaşık 2.5 TL' ye karşılık geliyor. Benzinin litresi 1.2 dolar civarında. Ayağı yerden kesen mütevazi bir ikinci el araba 2000-3000 dolara rahatça alınır. Bu da tam zamanlı bir çalışanın 15 günlük ücretine denk gelir. Mesela sıfır bir Mini Cooper da 25,000 dolara alınabiliyor. Ev kiraları uçuk vaziyette. Mesela ben şu an Inner West bölgesinde 1+1 daireye aylık 2000 dolar kira veriyorum ki bu eli yüzü düzgün bir ev için burada çok kelepir bir fiyat. - Ulaşım hakkında bilgi verebilir misin? Toplu taşıma sistemleri nasıl? Trafik çok oluyor mu? Burada metro yok, normal tren ve otobüs var. Toplu taşıma, özellikle tren hatları bizce pek de iyi planlanmamış, bu sebeple de kısa mesafeleri gitmek bile hayli vakit alabiliyor. Otobüsler de hem çok yavaş yol katediyor, hem de geliş saatlerine pek güven olmuyor. Tarifeden erken veya geç gelebiliyorlar. İnsanlar genelde arabalı kara ulaşımını tercih ediyor. Burada araba bir lüks değil, evdeki buzdolabı gibi temel bir ihtiyaç, çünkü toplu taşımaya göre hem daha hızlı, hem daha ucuz. Uber de hayli yaygın. İş çıkışı saatleri, yani akşam 5:00 6:30 saatleri dışında trafik problemi yok. - Mutfağı nasıl? Meşhur bir yemekleri var mı? Restoran önerisinde bulunabilir misin? Buranın kendine has bir mutfak kültürü yok ama her ülkenin mutfağı mevcut. Meşhur bir yemekleri de yok dolayısıyla. Güzel restoranlar tabi var. Açıkçası çok bir yer keşfedemedik henüz ama aklıma gelen Newtown'daki Mary's Burger çok iyiydi. Bir de Alexandria'da The Grounds var ki gerçekten harika. - Gece hayatı nasıl? Önerebileceğin bir mekan var mı? - Halkın spora yaklaşımları nasıl? En aktif yapılan spor faaliyeti nedir? Birçok kişi ciddi ve dedike bir biçimde bir spor ile meşgul. Her mahallede birden fazla fitness salonu var ve hemen hemen hepsi dolu. En popüler sporlar dalga sörfü ve kriket. Halk sadece bu popüler sporlarla değil, her dal ile de ilgileniyor. İki ay kadar önce tüm gazetelerin manşetinde uluslar arası bir yarışmada birincilik almış okçu bir kadın vardı mesela. - Halkın sanata yaklaşımları nasıl? En çok öne çıktıkları sanat dalı nedir? Halk müzikle hayli ilgili ve birçok kisi amatör olarak bir şekilde ilgileniyor. Belki binlerce amatör veya yari profesyonel grup var. Neredeyse her hafta en az bir-iki mahallede düzenlenen yerel festivallerde sahneye çıkma tecrübesi de yakalıyorlar, hayli seyirci de topluyorlar. Ayrıca sokaklar profesyonel graffitilerle dolu. Ufacık köylerin bile gösterişli kütüphaneleri olmasından ve bu kütüphanelerin genelde Avustralyalı yazarların kitapları ile dolu olmasından edebiyata da ilginin yüksek olduğu anlaşılıyor. - İnsanlar iş dışındaki hayatlarını nasıl geçiriyorlar genelde? Burada ev dışında vakit geçiriliyor daha çok. En yaygın adet es dost ile barbekü yapmak. Şehirdeki onlarca devasa parkın her köşesinde halka açık elektrikli mangallar var ve her hafta sonu hepsinin başında birkaç insan var. İki gün ve üzeri serbest zamanlarda kampa gitmek de burada önde gelen bir trend. Bunun yanında insanlar bazen öğle tatillerini bile denize girerek veya sörf yaparak değerlendiriyorlar. - Yakın yerlerde tatil seçenekleri nasıl? Coğrafyası itibari ile Sydney dışındaki yerlere tatile gitmek günübirlik yapılacak işler değil. Mesafeler çok uzak. 800 km uzaktaki yer komsu şehir sayılıyor. Sydney sınırları içinde tatil aktivitesi yapılabilecek yerler zaten oldukça fazla, ama başka yerlere gidilecekse kuzeyde Gold Coast civarı, doğa turizmi amaçlı Frazer Island ve Tasmania, bir haftadan fazla vakit varsa Yeni Zelanda, Fiji, Tayland veya Endonezya ziyaret edilebilir. - Başına çok ilginç, seni hayrete düşüren bir şey geldi mi? Geleli henüz 4 ay oldu, dolayısıyla henüz çok ilginç bir şey ile karşılaşmadık. Sadece bir kere ormanda kamp yaptığımız alanı bir kanguru ailesi bastı fakat bizim onların gelişine şaşırdığımız kadar onlar bizim varlığımıza şaşırmadılar :). Özellikle şimdilerde yazın gelmesi ile birlikte şehirde de ilginç hayvan karşılaşmaları yaşayacağımızı düşünüyorum. - Ev ya da araba alımı yaptın mı? Alım sürecini biliyor musun? Araba aldık. Çok kolay bir işlem. Satıcı ile alıcı kendi aralarında herkesin arabasında bulundurduğu matbu alım satım kağıdını imzalıyor, bundan sonraki iki hafta içinde alıcı cüzi bir ücret karşılığı ilgili resmi dairede aracı üzerine yapıyor, bu kadar. Buradaki mütevazi lokasyonlardaki küçücük evlerin fiyatları bile milyon dolarlardan başladığı için ev almak için henüz çok erken. - Seni çok etkileyen, görmeden dönme diyeceğin bir yer var mı? Ben doğada bulunmayı seven bir insan olarak Blue Mountains'a hayran kaldım. Avustralya'da bence öncelikli görülmesi gereken şey doğal güzellikler ve çeşitlilik. Blue Mountains'a gelmeden Leura isimli harika bir de kasaba var ki o yolu çekip gitmeye değer. - Son olarak, Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musun? Orada yaşamayı tavsiye eder misin? Türkiye'ye temelli dönmeyi açıkçası düşünmüyorum. Çünkü 4 ay gibi kısa bir zamandaki izlenimim bile burasının bana hayal ettiğim hayatı verme potansiyeline sahip bir ülke olduğu yönünde. Sadece ben değil, yaşanılabilirlik anketleri de buranın dünyada yaşanabilecek en iyi birkaç yerden birisi olduğunu söylüyor. Diğer röportajlar için buraya tık tık! Selam ozan kardeşim, Avustralya gelmek istiyorum ressam ve heykeltıraşım, üniversite dönemlerinde dekorasyon da yaptım. nasıl sence orada bir işin ucundan tutarlıyım. Biraz değişiklikte olur kültür sanat bakımında. Birazda para kazanmak istiyorum Büyük bir sanat evi açmak istiyorum Türkiye'mde saygılarımla. Acikcasi benim profesyonel acidan cok uzak oldugum bir alandasin. Zaten sanatla ugrasan birisine is tanimi atayip sektor bilgisi vermeye calismak en hafif tabirle hadsizlik olur. Her ne tur sanatla ugrasiyorsan, bu konuda profesyonel bir kariyere sahip olmak icin dunyanin her ulkesinde ihtiyacin olacak en onemli sey saglam bir portfolyodur diye dusunuyorum. Buna sahipsen yapilacak ilk sey ogrenci vizesi veya baska bir gecici vize vasitasiyla ulkeye gelmen olur. Bir yandan karnini doyuracak casual bir is yaparken bir yandan buradaki TAFE enstitulerinde sahne tasarimi, dekorasyon, resim, heykel veya baska bir dalda egitim alip yavas yavas ortami taniman ve yaraticiligini kullanip kendine firsatlar yaratman gerekir diye tahmin ediyorum. Sanatcilar icin her yerde oldugu gibi burada da hayat belirsizlikerle dolu olacaktir. Çok güzel bir ropörtaj olmuş. Yeniden heyecanlandırdı bizi. Ne güzell! Beğenmenize sevindim, çok teşekkürler. Biz PR'ı henuz Turkiye'deyken Avustralya'nin standard prosedurunu izleyerek aldik. Sonra da Turkiye'de calistigim uluslararasi sirkete gidecegimi bildirdim. Onlar da beni sirketin Avustralya operasyonuna transfer ettiler. Dolayisiyla burada is aramadim. Esim gelmeden once istifa etmisti. Buraya yerlestikten sonra internet uzerinden basvuru yaparak is buldu. PR ile gelmek burada is bulmak konusunda ciddi bir engeli ortadan kaldiriyor. Diger tip vizeler ile gelip is bulmanin aylar surebilecegini goz onune almak ve gerekli maddi birikim ile gelmekte fayda var. Bu konuda arastirma yapilabilecek en dogru kaynak Avustralya gocmenlik bakanliginin resmi sitesi. Sertifika veya master programi ile gelmeniz durumunda da gecici vize almis olursunuz ki bu da dedigim gibi burada tutunmak icin maddi ve psikolojik olarak zorluklara hazir olmanizi gerektiren bir durum. Avustralya'nin bir cok alanda is gucu aradigi dogru, fakat is bulmanin Turkiye'den kolay oldugunu soylemem zor. Kalici bir vize ve saglam bir calisma gecmisi elzem. Okul konusunda acikcasi bilgim yok fakat bu konudaki tecrubelerini paylasan \"yalin ayak avustralya\" ve \"ipekyilmaz. com\" isimli iki blog okumustum, oralardan gerekli bilgiye saniyorum ulasabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/22/roportaj-hollandada-yasam", "text": "35 yaşında, yazılım mühendisiyim. Evliyim, iki çocuğumuz var. Amsterdam'da çalışıyorum. Geleli sekiz ay oldu. Linkedin'den bir ilana başvuru yaptım. Sonrasında Skype üzerinden üç görüşme yaptık. Son görüşmede, biz biraz düşünelim, olumlu olursa döneriz dediler. Yarım saat sonra şöyle bir mail geldi. \"Sevgili Fikret, senin bizim için harika bir kazanç olacağını düşünüyoruz. Taşınma masrafları, vize işlemleri, ev bulma için yardım, uçak biletleri gibi yapabileceğimiz her türlü katkıyı içeren teklifimizi ekte bulabilirsin.\". Bu mail üstüne davete icabet etmemek olmaz dedik, valizleri alıp yola çıktık. Bundan önce de birçok ülke gezmiştik. Artık tüm büyük şehirler birbirine benziyor, dünyada kültür farkı gibi bir şey pek kalmadı. Yine de bazı farklılıklardan bahsetmek gerekirse, adamlar çok rahat. Restoranda servis almak için sabırla bekleyeceksin. Servis elemanı bir masada sohbete daldıysa, dünya yıkılsa sohbetini kesmiyor. Bir diğer farklılıksa hijyen. Çoğu kişi tuvaletten çıkarken elini yıkamıyor. Bir gün tuvalette iş arkadaşımla karşılaştım. Pisuvarda işini bitirmiş arkasını döndüğünde beni gördü, \"Oo Fikret! Adamım naber?\" diye elini uzattı. \"Elini yıkamazsan elini sıkmam\" dedim, çok güldü. Ben komik bulmadım. Neyse ki lafı dolandırmadan direkt söylenmesi hoşlarına gidiyor. O yüzden bu tarz diyaloglar sıkıntı yaratmıyor. Türkler gibi Hollandalılar da kendilerini tiye almayı sever. Ülkelerini yönetenlerden de bol bol şikayet ediyorlar. Ama bunu bir yabancı kendileri için yaptığında hiç hoşlarına gitmiyor. Tipik bir Hollandalının en fazla 2 çeşit kıyafeti var. Muhtemelen de bir çift ayakkabısı. Saç taramak gibi bir aktiviteleri olduğunu sanmıyorum. Henüz makyaj yapmış bir Hollandalı kadın görmedim. Burada çok ciddi yazılımcı açığı var. Meslekler arası maaş farkı düşük. Bunun sonucu olarak insanlar okumak için teknik bölümlere yönelmiyor. Sosyal bölümler okumayı tercih ediyorlar. Her türden mühendis ihtiyacı mevcut ama Avrupa birliğinin dışına çıkıp eleman getirecek kadar ihtiyaç duydukları en bariz meslek yazılımcı. Ben 9 gibi işe gidiyorum, 5'te çıkıyorum. Yönetici kavramı kağıt üstünde var ama iş ortamında böyle bir ayırım mevcut değil. 25 gün iznim var. Vergiler korkunç seviyede. %40 ile %52 arası. Ama yabancılar için vergi avantajları var. Özel sağlık sigortası yaptırmak zorunlu ve bunun ücreti kisi başı aylık 100 euro civarında. 18 yaş altı için bedava. Herkes yakınlarında bir aile hekimine kayıt oluyor. Sonrasında bir rahatsızlığın olduğunda kendisinden randevu alıyorsun. İlk muayeneden sonra gerekli görürse seni bir uzmana yönlendiriyor. Bir kaç kere doktora gittikten sonra beni Türk hekimlerine emanet edin diye haykırmak isteyeceksin. Üstelik burada hastalığının ciddiyetine inandırman da tam bir problem. İki aydır gece gündüz öksüren bir hastaya reçete olarak sıcak çorba yazan doktor duydum. Ön muayenede gözünün arkasında tümör fark edilen bir arkadaşımıza MR görüntüleme için üç ay sonrasına randevu verildi. Kendisi ayni hafta sonu İstanbul'a gidip hem MR görüntülemesini yaptırdı hem de kitlenin alınması için ameliyatını oldu. Dutch arkadaşlara göre doktorların ameliyat becerileri de hiç iyi değilmiş. Ama adamlar çok dayanıklı, yüzyıllardır zor şartlar altında ayıklanarak bu günlere gelmişler. O yüzden sağlık sistemlerinin çok kötü olması kendilerine çok dokunmuyor. Kredi kartı diye bir kavram yok. Bu yüzden ilk iş günümde aç kaldım. Pin kart yada nakit kullanılıyor.. Genel olarak her şey Türkiye'den pahalı. Sadece et ve süt ürünleri yakın fiyatlarda. Kıyafetleri Türkiye'den getiriyoruz. Amsterdam içinde kiralar ise korkunç seviyelerde. Ancak Amsterdam'dan trenle 20 dk uzağa çıktığında 200.000 euroya üç katlı bahçeli bir evi seni hiç üzmeyecek kredi imkanları ile alabiliyorsun. Tabi her şeyi de para ile ölçemezsin. Burada en fakir mahallelerde bile adım başı çocuk parkları, kuğuların yüzdüğü kanallar mevcut. Istanbul'da böyle bir mahalle mevcutsa eğer fiyatı muhtemelen Amsterdam'ın yarısını almaya yeterdi. Dört kişilik ailemizin euro cinsinden aylık ortalama masrafları aşağıdaki gibi. Toplam rakam düşük gelebilir ama sebebi Amsterdam'ın uzağında ev almış olmam. Merkezde kirada oturmak istiyorum diyorsan 640 yerine 2000 yazabilirsin. Her şey gibi ulaşım da pahalı. İlk geldiğim hafta taksiye binmiştim, halen pişmanlığını üzerimden atamıyorum. 30 km için 95 euro verdim. Oldukça başarılı bir tren ağı var. Arada kalan her yere de otobüsler ulaşıyor. Otobüslerin yolları trafikten ayrı olduğu için gayet hızlı. Yine de insanlar mümkün olduğunca kendi arabalarını kullanıyor, olmadık yerlerde trafik sıkışıklığı yaratmayı başarabiliyorlar. Kısa mesafelerde bisiklet kullanmak en ucuz, en hızlı ve en güvenli yol. Hindistan'da inek ne ise burada da bisikletli o şekilde. Araba ile bisikletliye çarparsan hayatın kararır. Devletin bisikletliye verdiği bu gücü arkana alarak yollarda bisikletle sallana sallana gezmenin keyfi bambaşka. Toplu taşıma araçlarında, ne kadar kalabalık olursa olsun yanındaki koltuğu ufacık bir eşya ile işgal eden insanlar görebilirsin. Bu insanlara kötü kötü bakmak hiçbir işe yaramıyor, çok denedim. Parmağınla kaldır şunu diye işaret edersen genelde sorunsuz oturuyorsun. Sadece bir kere kaldır şunu diye işaret ettiğim bir kadın kafasını öbür tarafa çevirince bende çantasının üzerine oturdum. Bir sürü söylenip çantasını çekti. İş yerinde tren ile gidiyorum. Ulaşım masraflarını şirket karşılıyor. Aradaki mesafeler içinde katlanır bisikletimi kullanıyorum. Rush hour içinde trene normal bisiklet sokmak yasak. Diğer zamanlarda ise ekstra ücret ödemek gerekiyor. Katlanır bisikletler hem ücretten hem de rush hour kısıtlamasından muaf. Dutch mutfağı gibi bir kavram olduğunu sanmıyorum. Varsa da ıspanaklı patates, ısırgan otlu patates, brokolili patates, sosisli patates ya da Allah ne verdiyseli patatesten başka bir yemeklerini görmedim. Amerika keşfedilmese ve patatesle tanışmasalardı belki daha yaratıcı olabilirlerdi. Gerçi mutfakta günde on dakika geçiren bir toplum için bir imam bayıldı yapmak fazlasıyla kompleks bir süreç. Gece hayati Amsterdam'ın merkezi dışında mevcut değil. Yani en azından bizim anladığımiz şekilde yok. En buyuk gece eğlenceleri birkaç akraba ile iki bira içmek. Hava sıcaksa barbekü yapmak. En yakın arkadaşları ilk okul arkadaşları, biraz daha az samimi oldukları ortaokul arkadaşları, sonra lise belki. Üniversite arkadaşlarıyla görüştüklerini sanmıyorum. Amsterdam gece hayatı genellikle çılgınlık yapmaya gelmiş İngiliz gençler tarafından domine ediliyor. Red Light bölgesi, coffee shopları, genel evleri, sex showları ve güzel barları ile turistler için çok cazip bir yer. Hollandalılar için ise utanç kaynağı. Sık sık ben de iş arkadaşlarımla bira içmek için barlara gidiyorum ama ziyarete gelmiş birinin ilgisini çekecek nitelikte bir mekana henüz gitmedim. Bu yüzden özellikle tavsiye edebileceğim bir mekan bilmiyorum. Futbol açık ara birinci. Sonrasında hokey ve golf geliyor. İnsanların dış görünüşleri ile ilgili bir takıntıları olmadığı için gymlere de ilgisizler. İş çıkışı bir bira mutlaka içiliyor. Hafta sonları çocuklarıyla vakit geçiriyorlar. Tüm ülke çocuklar için dizayn edildiğinden dolayı çocuklu insanlar için bol bol aktivite var. Çadır kampları, çiftlikler, meyve sebze bahçeleri her bölgede mevcut ve ücretsiz. Ev alma sürecinde birçok ev gezdim. Her evde en az iki gitar mevcut. Bir çoğunda garajı stüdyo yapmışlar. Kış dönemi haricinde ülke tam bir festival cenneti. Yakın çevrende her hafta en az iki festival bulabilirsin. Bu tarz aktivitelere ilgi çok oluyor. Tatilden beklentiniz kumda yatıp patates kızartması yemekse, Hollanda'nın çok güzel sahilleri var. Ama denize girmeyi düşünme, yazın en sıcak gününde bile diz seviyesinden fazla ilerleyemedim. Paris, Brüksel, Lüksemburg araba ile üç saat, Londra uçakla kırk dakika. İkinci el araba almak için aracılık lisansı olan bir süper market, postane vb. bir yere gidip kimliklerinizi kasiyere teslim etmeniz yeterli. Ev almak için Mortgage Adviser tutmanız zorunlu. Evi beğenip ev sahibinin emlakçısıyla anlaştıktan sonra gerisini Mortgage Adviser üzerinden halledebilirsin. Ev ücretinin yüzde yedisi kadar ek masrafı çıkıyor. Ev fiyatının yüzde ikisi kadar daha fazla mortgage alabiliyorsun. Yani ev fiyatının yüzde beşi kadar bir paraya sahipsen kredi ile ev almak çok kolay. Buradaki yaşamımdan memnunum, Türkiye'ye dönmeyi şimdilik düşünmüyorum. Fikret benim eski iş arkadaşım Başak'ın eşi. Başak'la Hollanda öncesi aynı ekipte çalışıyorduk ve kendisi herkes tarafından sevilen enerji dolu bir arkadaşımızdı. Hollanda'daki hayatlarında da enerjilerinin aynı güzellikte devam etmesini diliyor ve beni kırmayıp sorularımı detaylı bir şekilde cevapladıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. Umarım Hollanda'da yaşam hakkında merak ettiklerinize cevap bulmuşsunuzdur. Diğer yurt dışında yaşam röportajları için buraya tık tık! Maliyet konusunda endişeleri olanlar buraya da bakabilir. Fikret Bey Merhaba, çalışma izni alabilmek için ingilizce seviyesi ne olmalı? Hangi sınavlar kabul ediliyor? Ülkede yazılımcı açığının fazla olduğunu belirtiyorsunuz, özellikle hangi dillerde uzmanlaşmak işe kabulde avantaj sağlıyor. Çalışma izni nasıl alınıyor bilmiyorum. Ankara anlaşması burada geçerli bildiğim kadarıyla ama detayları hakkında fikrim yok. Hiç o şekilde gelenide duymadım. Bence gerekte yok şirketler uzaktan mülakat yapmaya sıcak bakıyor zaten. Java, . net harici iş az. Bu dilleri de bilmek yetmez. CI, CD, TDD gibi kavramlara hakim olmak bunlar için kullanılan automation toolları bilmek, ORM toollardan en az birini çok iyi bilmek gerek. Spring boot, jboss, weblogic, java 8, multithread, rest, jquery, angular gib konulardan bir kaçında iyi derece bilgi sahibi olmakta şart. Merhaba, Çalışma izni almak ne kadar sürüyor açıklayabilir misiniz? Şu an ben de teklif aldım, kabul ettim ama vize süreci yüzünde işi kaybetmekten korkuyorum. Fikret Bey merhabalar, inşaat mühendisiyim ve bende hollandadan bir firmadan teklif aldım. Evli ve çocuklu bir aile için maaş skalası sizce ne olmalıdır? Utrecht civarında kiralar + yeme-içme + eğlence + diğer koşulları hesaba kattığımızda sizce aylık ne kadar bir gider olmaktadır. Birde tax ruling ile ilgili bilgilendirme veya bir link ile bilgilendirme yapabilirmisiniz. Utrecht in Amsterdam dan asagi kalir bir yani yok, oldukca pahali. Ancak merkezde yasanacak diye bir kuralda yok. Net gelir 1700+kira ile rahat yasanir. Kiralik evler icin. http://www. funda. nl e bakilabilir. Anne baba calisirken kres ucretinin saatlik 6 eurosunu devlet karsiliyor. Biri calismiyorken zaten neden krese verdiginizin sebebini anlamadim. Tecrubelerime gore, yasayacak kadar para kazanacagi halde yasamanin maliyetine cok takilanlar genelde Turkiyede kalmayi tercih ediyor. Bir cok arkadasim yasamanin gelecekleri icin iyi olup olmayacagini sorgulamak yerine, maliyetini sorgulamayi tercih ettiler. Hicbiride gelmedi sonuc olarak. Hala da gelsekmi gelmesekmi ikilemi icindeler. Yillar sonra cocuklar neden imkan varken yurt disina cikmadik diye sorduklarinda, cevabinizin kres ucretleri olmasini istemezsiniz. Ek not: Evet burasi yazilimci acigi icinde, ancak yurtdisindan birini getireceklerinde mulakatlar cok zorlu geciyor. Bizzat ben bana gelen basvurularin 10 da 9 unu eliyorum. Maalesef cogunlugu da turkiyeden. Gerçekten birçok açıdan cazip görünüyor Hollanda. İş konusunda bende sıkı takipteyim, bir bankada analist team lead olarak çalışıyorum, ama incelediğim kadarıyla daha çok yazılımcıya yönelik bir talep var. İşin içinde biri olarak 🙂 business analyst sayısı ve yaptıkları iş olarak görüşlerinizi paylaşabilirseniz çok sevinirim. Analist kesinlikle araniyor. Maaslarida yazilimcilardan biraz daha yuksek. Ancak genelde analistlerin Dutch bilme sarti araniyor. ING gibi tamamen international sirketler mevcut ve dunyanin dort yanindan analist getiriyorlar. Fikret bey çok teşekkürler, benim size özelden doğrudan bizim durumumuzla ilgili sorularımız olabilir. Mail adresinizi rica ediyorum. Fikret bey mail adresinizi Deniz Hanım'dan rica ettim. Herkese yardımcı olabilecek şöyle bir sorum var:Okul çağına gelmiş 6 yaşında bir oğlum var, biraz ingilizcesi var, international school'a göndermek çok pahalı ve ciddi bir kalem olarak görünüyor, ama dutch bilmediği için devlet okuluna göndermek olumsuz etkiler mi hiç dil bilmediği için diye düşünüyoruz. Yorumlarınızı alabilirsek mutlu olacağız. Iki cesit international school var. Birincisi british school gibi tam ozel olanlar. fiyati 15-20 bin civari olmali yillik. Digeri ise devlet destekli ozel okullar. ucretleri yillik 3500 ile 5000 arasinda. Amsterdam da bir tane var ama yer bulmak cok zor/. almere de letterland var 4000 EUR yillik. Hilversum ve Alkmaar da da bu fiyatlarda devlet destekli okullar mevcut. Bu okullarin ana dili Ingilizce ve haftada iki gun Dutch dersi veriliyor. 8 yasina kadar Dutch bilmemesi sorun olmaz. Weesp, Amstelveen gibi yerlerde sirf expat cocuklari icin ders aralarinda gunde yarim saat Dutch dersi veren okullarda var. 6 ay icinde cocuklar konusmaya basliyor. 8 den buyukse bir sene dil okuluna gonderip sene kaybi olmasini rica ediyorlar ama kavga dovus ikna oluyorlar bir sekilde. Almerede Taalcentrum var. Programi normal ilkokul oldugu icin cocuk istedigi kadar gitsin sene kaybi olmuyor. Ama okuldaki cocuklar Dutch bilmedikleri icin Dutch ogrenmeleri daha uzun suruyor. Burada kalici olacaksaniz international school un hicbir anlami yok, Cok zorlu bir surecten gecerek doktorluk yapmak mumkun ancak hic tavsiye etmiyorum. Denklik alinmasi gerekiyor. Bu denklik icinde sanirim Dutch bilgisine de bakiliyor."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2016/12/28/yeni-baslayanlar-icin-seyahat-hazirligi", "text": "Gezilerimiz sonrası bana gelen sorular genelde seyahat planlama ve seyahat hazırlığı ile ilgili oluyor. Son safari seyahatimiz sonrası çok fazla bu tarz soru alınca sadece bu aşamaya yönelik özel bir yazı yazmıştım hatta. Diğer seyahatlerim için de ara sıra \"otelinizi nasıl buldunuz?\", \"arabayı nasıl kiraladınız?\", hatta \"şuraya gidiyorum, bana rota çizer misiniz?\" gibi sorular aldığım için seyahat planlama ve seyahat hazırlığı aşaması ile ilgili genel bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazıda ilk defa kendi gezi planını yapacaklar için seyahat planı nasıl yapılır sorusunun cevabını bulacaksınız. İşte size detaylı bir seyahat planlama rehberi. Ben de eşim de çok fazla izni olan insanlar değiliz. O yüzden resmi tatillerin tümünü bir önceki seneden mutlaka çıkarıyorum. Bayram tatilleri güzel denk gelmişse mutlaka uzun zaman ayırmak gereken bir yer seçiyoruz, buna da \"bucket list\" olarak adlandırılan ölmeden önce gitmek istediğimiz yerler arasından, mevsime en uygun olanları göz önünde tutarak karar veriyoruz. Yıllık iznimizi de yine hayal ettiğimiz bir ülkeden seçiyoruz. \"Ölmeden Önce Gitmeniz Gereken Yerler\" adı altında bir sürü listeler var, bazen bunlardan ilham alıyoruz, bazen bir belgeselden ya da bir filmden etkileniyoruz. Festivaller, doğa olayları gibi nedenler de gitmek istediğimiz yerler için etkili oluyor. Hangi zamanda nereye gidilebileceği ile ilgili naçizane tavsiyeler verdiğim bir yazı da yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz. Bunun dışındaki kısa tatilleri ve hafta sonlarını da, genellikle yakın mesafe yerlerle değerlendiriyoruz. Bazen defalarca gittiğimiz yerlere, bazen de hiç aklımızda yokken hava yolu kampanyasıyla denk geldiğimiz şehirlere gidiyoruz. Konaklama için aslında lokasyonun merkezi olması ve kaldığımız yerin temiz olması benim için yeterli. Ama gittiğimiz yerde orijinal bir otel varsa, ya da bulunduğumuz yerin kültürünü daha iyi hissedeceğimiz bir yerler varsa önceliği onlara veriyorum. İnternetten ön bir araştırma yaparak önce sıradışı bir otel bulabilecek miyim diye bakıyorum. \"unusual/unique hotels in..\" şeklinde aramalar yaparak bu tip otellere ulaşabilirsiniz. Böyle oteller bazen uçuk fiyatlarda olabiliyor, o zaman liste dışı kalıyorlar tabi ki. Kendime not ettiğim eşsiz oteller arasından fiyatı daha uygunca olanları için bir liste yapmıştım, buradan inceleyebilirsiniz. Bir de bizim kaldığımız ve çok soru alan Fransa'daki baloncuk otelimizi yazmıştım, onu da şuradan okuyabilirsiniz. Sonra tasarım otel var mı diye bakıyorum, her bir köşesi fotoğraflık dünyaca ünlü tasarımcılar tarafından dizayn edilen oteller de çok hoşumuza gidiyor. Araştırmamı \"best design hotels in..\" şeklinde yapıyorum. Bunlara örnek olarak Atina'da kaldığımız New Hotel'i verebilirim. Bunlar da yine fiyat engeline takılabiliyor. Bu arada bu aramaları yaparken Tripadvisor'ın listelerini dikkate almıyorum, çünkü oradaki sıralamalar her zaman güvenilir olmuyor açıkçası. Otellere karar verdikten sonra yorumları okumak için kullanmayı tercih ediyorum. Son olarak bölgenin mimarisine uygun olarak yapılmış, dekorasyonu ile oranın izlerini yansıtan bir yer varsa, orada şansımı deniyorum. Özel bir otel bulamadığım yerlerde ya da uzun süreli konaklamalarda ise genelde merkezi bir yerden ev kiralamayı tercih ediyorum. Konaklama ile ilgili diğer alternatiflerimi ekonomik seyahat rehberi için anlatmıştım, oraya bakabilirsiniz. Türkiye'den giderken uçak biletlerini nasıl uygun fiyatlı aldığımı yine ekonomik seyahat rehberimde detaylı bir şekilde anlatmıştım, o yüzden burada çok değinmeyeceğim. Bu yazımda araba kiralama, iç uçuşlar ve Türkiye'den arabayla ulaşım konusundan bahsetmek istiyorum. Yurt dışına, zamandan tasarruf etmek için çoğunlukla uçakla çıkıyoruz ama özellikle yakın ülkelere arabayla gitmek bazen hem vakit hem nakit açısından daha uyguna mal olabiliyor. Mesela bu sene Yunanistan'a arabayla seyahatimiz oldu, birçok yer gezeceğimiz ve Yunanistan'a çıkış çok yakın olduğu için uçak tercih etmedik. İyi ki de öyle yapmışız, kendi arabamızın konforunda keyifli bir gezi oldu bizim için, detaylarına buradan ulaşabilirsiniz. Uçakla gittiğimiz yerde ise önce toplu taşıma ağının durumunu inceliyorum, arabayla seyahat etmek mantıklıysa mutlaka araba kiralıyorum. Kiralamayı genelde rentalcars üzerinden yapıyorum, booking'in araba kiralama versiyonu gibi bir site. Bazen de gideceğimiz yerin hava alanı sitesinden yerel kiralama şirketlerini buluyorum. Arabayı kiralarken de gittiğimiz yere uygun araçlar kiralamaya dikkat ediyorum. Örnek vermek gerekirse, Amerika'da simge otomobillerden olan cabrio bir Ford Mustang, Güney Fransa'da ise daracık köy yolları için bir Fiat 500 kiralamıştım. Ben bunların da gittiğimiz yerden keyif almak için önemli detaylar olduğunu düşünüyorum. Bir de iç uçuşları mutlaka gitmeden hallediyorum, böylece orada yer durumunu riske atmıyorum. İç uçuşlar için skyscanner ve momondo ilk baktığım yerler oluyor. Burada listelenen hava yolu şirketlerinin kendi web sitelerine gidip tekrar inceliyorum. Feribotla ulaşım varsa, uzun süre boş yere beklemeye engel olmak için saatlerini inceliyorum, bazen çok seyrek kalkabiliyor. ferrylines. com adresinden birçok ülkeden feribot ile ulaşım detaylarını kontrol edebilirsiniz. Yola çıkmadan önce, mutlaka gideceğimiz yerin ücretsiz haritasını telefonuma indiriyorum ki orada offline olarak kullanabileyim. Bir kere ilk yaptığım şey, gittiğimiz bölgede UNESCO dünya mirası alanı olup olmadığına bakmak. Eğer kaldığımız yerin yakınlarında varsa ve zamanımız müsaitse öncelik bu alanlardan biri oluyor. whc. unesco. org/en/list adresinden güncel listeyi takip edebilirsiniz. Bunların dışında bir şehrin bütün turistik yerlerini gezmeliyim diye asla çabalamıyorum. Genel olarak yerel halktan biriymişim gibi biraz şehri yaşamak istiyorum. Bunun için de gitmeden önce, o şehre özel blogu olan kişilerin instagram hesaplarını takip etmeye çalışıyorum. Onların fotoğraflarında beğendiğim yerleri not edip araştırıyorum, hoşuma giderse listeye ekliyorum. Mutlaka Pinterest'ten de şehrin ismiyle arama yapıyorum, orada da çok güzel kaynaklar bulunuyor. Ayrıca o şehir için yazılmış \"görmeniz gereken yerler\" listelerini inceliyorum, yine hoşuma gidenleri not ediyorum. Son olarak, bizim orada olduğumuz günlerde pazar kuruluyorsa, onun notunu alıyorum. Pazar yoksa da görülmesi gereken orijinal butikler, oraya özgü markalar var mı diye araştırıyorum. Ayarlamayı beceremediğim, üzerine ahkam kesemeyeceğim bir kısım bu sanırım. Aslında tabi ki önerilerimin hiçbiri ahkam kesmek değil ama en azından başarılı olduğumu gördüğüm konular. Yani teoride harika bir zamanlama çıkarıyorum ama çoğunlukla tam uyduramıyorum. Şöyle ki, biz sanki oralıymış gibi, iki gün sonra oradan dönmeyecekmişiz gibi zaman geçirmeyi sevdiğimiz için bazen görmeden dönülmemesi gereken yerleri bile ziyaret edemeyebiliyoruz. 🙁 Ama yerine tercih ettiğimiz aktiviteden memnunsak çok da önemsemiyoruz açıkçası. Uçak saatleri, ayarladıysak gideceğimiz gösteri saatleri gibi detaylara tabi ki çok dikkat ediyoruz. Peki, teoride zamanlamayı nasıl çıkarıyorum? Gitmeyi düşündüğümüz yerlerin birbirine uzaklıklarını haritadan kontrol edip aşağı yukarı bir plan oluşturuyorum. Birbirine yakın yerleri aynı günlerde ziyaret etmeye gayret ediyorum. Bir şehirden bir başkasına geçerken yolda görülmesi gerekenler varsa, duraklama zamanlarını ekliyorum. Keşke kısıtlı zamanımız olmasa da her yeri oralıymışçasına yaşayabilsek. Valiz hazırlarken mutlaka bir kontrol listesi oluşturuyorum. Eskiden mevsimlere göre bir excel listem vardı, ama sonra onu kaybettim. Şimdi bunun için bir telefon uygulamasından destek alıyorum. Seyahat edenler için faydalı telefon uygulamaları yazımda bu uygulamayı ve diğerlerini inceleyebilirsiniz. Kullandığım uygulama hava durumunu da gösteriyor ama ben de son gün ayrıca kontrol ediyorum, özellikle geçiş mevsimlerinde havanın nasıl olacağı hiç belli olmuyor. Normalde aynı mevsimleri yaşadığımız bir şehre giderken bile, burada ayaz varken orada günlük güneşlik olabiliyor, ya da tam tersi durumla karşılaşabiliyoruz. Biletimizin maksimum valiz ağırlığı koşullarını inceliyoruz, Türkiye'den yurt dışı uçuşlar çoğunlukla 23-30 kg arası değişiyor, ama gidilen ülkedeki iç uçuşlarda daha düşük olabiliyor, bunları da araştırmak lazım. Kalacağınız güne göre kendinize kombinler yapmanızı öneririm, onu da giyerim bunu da giyerim diye rastgele aldığım eşyalar valizde ağırlık yapmaktan başka işe yaramıyor ve hiç giyilmeden geri geliyorlar. Teknolojik aletleri ve bakım ürünlerini ayrı birer çantada topluyoruz, gerçekten büyük kolaylık oluyor. Bir ağrı kesici mutlaka atıyorum valize, bazen hayat kurtarıcı oluyor gerçekten. Gideceğimiz ülkede eksikliğini hissedebileceğimiz, ya da oradaki insanların ihtiyacı olabilecek bazı şeyler için de önceden alışveriş yaptığımız oluyor. Örnek olarak uzun bir seyahat olan Brezilya için zeytin ve peynir, Küba için sabun ve tükenmez kalem alışverişimizi verebilirim. Benim en çok önem verdiğim kalemlerden biridir bu. Türk blogları okuduğum zaman genelde gittiğimiz yeri Türklerin bastığını görüyoruz. Yurt dışında Türklerden kaçan tiplerden değilim ve bizim ağız tadımıza uygun olan yerleri de deniyorum tabi ki. Ama herkesin bildiği ve gittiği yerlerden farklı keşifler de yapmak istiyorum sonuçta. Bunun için öncelikle turizm ofislerinin web sitelerini ve instagram hesaplarını bulup mesaj atıyorum. Şimdiye kadar bulduğum bazı turizm ofislerinin instagram sayfalarına şuradan ulaşabilirsiniz. Bizdeki tatdedektifi benzeri yerel yemek blogger hesaplarını bulup onların önerdikleri yerleri inceliyorum. likealocalguide. com adresindeki önerileri not alıyorum. Bir de facebook'ta bazı yabancı seyahat blogu gruplarına üyeyim. Gruba mesaj atınca bir sürü alternatif tavsiyeler geliyor ve bazıları gerçekten hiç bilinmeyen harika yerler oluyor. Bir de bütçe için bana çok mesaj geliyor, bu seyahat size ne kadara patladı diye, ama inanın hiç bütçe hesaplamıyoruz. Blog yazan biri olarak en başarısız olduğum konu bu sanırım. 🙁 Bazen sorular üzerine, büyük harcamaları düşünerek kabaca bir hesap yapıyorum ama tam tutar vermem mümkün değil, çünkü hiç kayıt tutmuyoruz. Bu sonsuz bir limitimiz olduğu anlamına gelmiyor tabi ki. Gideceğimiz aylarda yaptığımız genel giderlerimize göre aşağı yukarı maksimum limitlerimizi biliyorum, ve onları aşmamaya gayret ediyorum sadece. Umarım faydalanacağınız bir yazı olmuştur. Seyahat planlayanlara kolay gelsin diyorum, şimdiden iyi tatiller!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/01/03/cok-nezaket-biraz-yagmur-ingiltere", "text": "- Seni kısaca tanıyabilir miyiz? Merhaba. Ben Harun Saraç. 33 yaşımdayım, evliyim ve 4 yaşında bir oğlum var. 2006'da Başkent Üniversitesi İşletme bölümünden mezun oldum. Üniversitede 2 yıl Zürih Üniversitesinde okudum. Mezun olmadan 1 yıl önce Ankara'da web ve reklam işleri yapan bir ajans kurdum, mezun olunca da Şengay'da bir danışmanlık şirketinde iş geliştirme yaptım, 1 yıl kadar Şengay'da yaşadım. 2014'te de Katar'a taşındım, İngiltere'den önce de 2 yıldır oradaydım. Oradan da buraya geldim. Yaklaşık 10 yıldır Telekomünikasyon sektöründe çeşitli seviyelerde ürün yöneticiliği ve iş geliştirme yaptım. 2016 yılı başlarında da girişimciliğin zamanı geldi diyerek İngiltere'ye taşınma kararı aldım. 7 aydır İngiltere'deyim, farklı boyutlardaki şirketlere danışmanlık ve iş geliştirme hizmeti sunuyorum. İngiltere'den önce ailecek Katar'da yaşıyorduk ve 2 yıldır oradaydık. 17 ülkede faaliyet gösteren bir telecom operatöründe danışmanlık yapıyordum ve birçok ülkede ciddi bağlantılar elde etmiştim. Projenin bitmeye yaklaştığı sıralar, İngiltere'deki birkaç arkadaşım Ankara Anlaşması'ndan bahsetti. Aslında Türkiye'ye dönmek istemediğim için başka alternatifler de bakıyordum ve yurt dışında sürekli yabancı kaynaklardan haberleri okuyunca tekrar dönme ihtimali beni korkutuyordu. İstanbul'un trafiği, insanların mutsuzluğu, iş ortamında aşırı rekabet ve iş-özel yaşam dengesindeki bozukluk temel sebepler diyebilirim. Konuya tekrar dönecek olursak, Ankara Anlaşması'nı biraz araştırıp arkadaşlarımdan da bilgi aldım ve sanırım girişimciliğin artık zamanı geldi dedim 🙂 Zaten iş geliştirme yaptığım için iş planı yazmak zor olmadı. Türkiye'ye döndüğümde başvurdum ve kısa sürede vizeyi aldım. Kendimi 1 hafta sonra İngiltere'de buldum, şirketimi kurdum ve çalışmaya başladım. Önce Londra'ya geldim ancak etrafı tanıyıp detaylı araştırınca Reading'e taşınma kararı aldım. Özellikle İngiltere gibi ulaşımın iyi olduğu bir ülkede büyük şehrin merkezinde yüksek kira ödeyip, düşük kalitede bir evde kalmaktansa yarım saatlik mesafede Reading'te aynı kiraya bahçeli bir ev tutmayı tercih ettim. Yeni büyüyen bir oğlumuz olunca ev ve çevre kalitesi daha öne çıkıyor. Londra'ya her gün gitmediğim için de yol benim için önemini kaybediyor. İlk geldiğim zamanlar uzun yıllardır burada yaşayan bir arkadaşım, Türkiye'de insanlar bu kadar rahat çalışsa çoğu şirket batardı demişti. Görünce bu söze inandım. Şirketler mesaiyi sıkı tutmak yerine genellikle işin sonucuna bakıyor. Birçok arkadaşım ya tamamen evden çalışıyor ya da haftanın birkaç günü uzaktan destek veriyor. Şirketin tek baktığı nokta işin ne zaman biteceği, nerede bitirdiğin değil. Part time çalışmak inanılmaz yaygın. Cumartesi belki ama Pazar günü çalışan neredeyse hiç yok. Eczaneler öğlen kapanıyor ve nöbetçi dahil yok. HSBC ile çalışıyorum ve Pazar günü çağrı merkezi çalışmıyor. Müşteri olarak neden kimse çalışmıyor desek de madalyonun diğer yüzünde çalışan haklarını da düşünmek gerekiyor. Bir de belirtmek gerekirse, iş ilanlarının büyük bir kısmı sözleşmeliler. Hem şirketler uzun süreli çalışan alıp riske girmek istemiyor hem de çalışanlar yüksek vergi ödemek yerine 6-12 aylık sözleşmelerle çalışarak hem daha yüksek ücretlere çalışabiliyor hem de piyasa tecrübesini arttırıyor. Bu sayede de brüt ücreti alıp verginizi kendiniz ödüyorsunuz. Gelir vergisi ve sigorta kesintisi bizdeki gibi gelir arttıkça artıyor fakat daha sonra giderlerinizi göstererek bir kısmını geri alabiliyorsunuz. Bunun dışında bizdeki gibi damga vergisi, defter bedeli vergisi vs gibi nasıl hesaplandığını kimsenin net olarak bilmediği bir sürü maddenin olduğu bir bordro yok, sadece gelir vergisi ve sigorta var. Bunun dışında şirketiniz varsa, vergi konularında çok daha avantajlısınız. Örneğin benim şirketimin vergisi bu yıl Nisan'da hesaplanacak fakat ben bu vergiyi Şubat 2018'de ödeyeceğim. Devlet 9 aylık bir avans veriyor size aslında. Özetle vergi konusunda hata varsa bile devletin adaletine güvenebildiğiniz için çok da düşünmüyorsunuz aslında detayları. Oğlum şu an kreşe gidiyor. Burada 2-4 yaş arasında haftalık 15 saatlik ücretsiz kreş hakkınız var. Özel kreşler de buna dahil. Hal böyle olunca, Montessori eğitimi veren bir okul aradık ve oraya kaydolduk. Çok memnunuz. Çocuklar 2-3 ay içinde dili çözüp hayata adapte olabiliyorlar. 4 yaşında Reception Class dediğimiz, ilk okul öncesi hazırlık sınıfı başlıyor ve bu artık kreş değil ilkokul oluyor. 5 yaştan sonra artık Class-1, 2 şeklinde sınıflar başlıyor. Okulların kayıtları için belediye, bu yaş grubunda çocuğu olduğunu bildiği tüm evlere bir tanıtım paketi gönderiyor. Bu pakette okulların listesi, eğitim sistemi, çocuğa yaklaşım gibi bilgiler oluyor. Bu listedeki okulları gezip inceleyin diyor. Ardından formları doldurup Council'e teslim ediyorsun ve \"çocuğunuz şu okula kaydedildi\" bilgisinin olacağı mektubu bekliyorsun. Ocak-Mart başvurular, Nisan-Mayıs kesin kayıt bilgisi geliyor. Eylül'de de okul başlıyor. Devlet okullarının kaliteleri oldukça yüksek olduğu için özel okul neredeyse yok. Diyelim ki çocuk ara sınıfta başladı ve sınıftakilerden geri kalacağını düşünüyorsun. Okul, assistant teacher veriyor ve bu öğretmen çocuğun dil, iletişim ve matematik vs. adapte olduğundan emin olana kadar yanında oturuyor, bir nevi tercümanlık yapıyor. Tahtadaki kelimeyi anlamazsa ona çizerek gösteriyor vs. Özel hastane kavramı neredeyse yok ya da çok spesifik durumlarda geçerli. Çünkü devlet yeterince kaliteli ve sakin. Sadece National Insurance ödeyerek tüm haklardan faydalanıyorsunuz. Çoğu ilaç ücretsiz. Hastaneler gayet temiz ve doktorların yaklaşımları tahmin edemeyeceğiniz kadar iyi. Ülkeye ilk geldiğinizde sigortaya kaydolmak insanı bir hayli yorsa da bir süre sonra sistem sizi takip etmeye başlayınca rahatlıyorsunuz. Örneğin eşim hamile ve sağlık ocağı benzeri GP 'e kaydolduk ve doktor ilk kontrolleri yaptı. Doğrudan hastaneye gidemezsiniz. GP'niz referans vermeli. Hiçbir ücret ödemedik. Tahliller 10 dakika içinde geldi. Aradan birkaç gün sonra eve eşimin adına bir kart geldi: \"Bu kart ile şu andan itibaren doğacak çocuğunuz 1 yaşını tamamlayana kadar tüm ilaçlar ücretsizdir\" özetiyle bir mektupla birlikte. Ki bundan biz haberdar değildik ama sistem size haklarınızı sürekli hatırlatıyor. Öte yandan ben eczaneden sürekli kullanmam gereken bir tiroid hapı almaya gitmiştim. GP'nin size bir kart göndermesi gerekiyor ve bu hapın ömür boyu kullanılması gerektiği için ücret ödememelisiniz dendi. Ücreti ödemek istediğimde ise, size kart çıktığında oradan düşeriz, zaten ücretsiz alacaksınız deyip ücret ödetilmedi. Kısacası, parasal kısmına takılmıyorum fakat böyle bir yaklaşım olduğunu görmek sağlık sistemi hakkında daha fazla yoruma gerek bırakmıyor. Pound, TL'ye göre oldukça değerli fakat İngiltere'de para kazanmaya başladığınızda aslında alım gücünün ne kadar yüksek olduğunu görüyorsunuz. İlk zamanlar Pound'u TL'ye çevirmek gibi bir hataya düşülebiliyor ama konu para birimi değil sadece birim olunca alım gücünün farkına varılıyor. Örneğin en vasıfsız işçi 1100-1200£ civarında geliri varken en pahalı telefon (iPhone 7), 600£ civarında. Ya da ortalama bir yemeğe gittiğinizde 40£ ödeyip kalkıyorsunuz. Türkiye'de 40TL hesap ödeyip kalktığınızı düşünün. Bunlar dışında en büyük gider kira. Evler çok büyük değil fakat her yerden ufak bir depo, merdiven altı mahzen vs çıkabiliyor, oldukça kullanışlı. Bahçesiz ev çok az. İngilizlerde barbekü ve çocuklara bahçede oyun alanı yerleşmiş bir kültür halini almış. Bu yüzden kimse büyük şehirlerin merkezinde yaşamak istemiyor. Ev giderlerinde de herşey dahil ortalama 150£'a tüm faturalar ödeniyor. Market, özellikle et oldukça ucuz. Arabalar çok ucuz. Sadece bir yerden bir yere gideyim, eski de olur derseniz, 2003-2004 model bir arabayı 300£'a alabilirsiniz. Bir arkadaşım laptop ile takas ederek araba almıştı. Kredi kartı ile her yerde alışveriş yapabilirsiniz. Sadece Türk dönercilerde pek görmedim, onun da amacı maalesef vergiden kaçmak. Apple Pay gibi teknolojilerin ise nasıl bir anda yayıldığını görmek şaşırtıcı. - Ulaşım sistemi hakkında bilgi verebilir misin? Toplu taşıma ağı nasıl? Trafik çok oluyor mu? Londra'da 430 metro istasyonu olduğunu söylersem nasıl bir ulaşım ağı olduğu konusunda iyi bir fikir verir. Diğer şehirlerde de oldukça iyi bir altyapı mevcut. Londra'ya gezmeye gelen bir arkadaşım, dünyaca ünlü finans merkezi Canary Wharf'tan metroya binince bu kadar finansçıyı hiç metroda görmedim demişti. Özetle toplu taşıma burada mecburiyetten ziyade bir kültür. Reading'den Londra'ya saatte 15-16 tren oluyor örneğin. Bisikletle istasyona gidip, oradan trene biniyorum. O an bisikletim yoksa bile yol üstünde bir yerden kredi kartımla kiralayıp istasyonda bırakıp gidebiliyorum. - Mutfağı nasıl? Bir restoran önerin var mı? İngilizlerin belirli bir mutfağı yok, farklı tatları denemeyi seviyorlar. Kendilerine ait belki Fish&Chips var denilebilir. Çay denemek isteyenlere lüks olsa da Fortnum&Masons'ı, çikolata için Harrods'ı tavsiye ederim. Türk pidesi için de bir Çinlinin sahip olduğu \"Babaji\" kesinlikle denenmeli. - Gece hayatı nasıl? Önerebileceğin bir mekan var mı? - Halkın spora yaklaşımları nasıl? En aktif yapılan spor faaliyeti nedir? Halk sporla iç içe. Sürekli koşanlar, bisiklete binenler görmek mümkün. Zaten en küçük şehirde bile devasa boyutta onlarca park görebilirsiniz. 80 yaşında teyze ve amcaları bisiklet sürerken görmek insanı hayrete düşüyor. En aktif yapılan şey koşmak. Bunun dışında göl ve nehirlerde bol bol kano görebilirsiniz. - İnsanlar iş dışındaki hayatlarını nasıl geçiriyorlar? - Yakın yerler, tatil seçenekleri nasıl? Nemli ve yağmurlu bir ülke olunca çok fazla klasik tatil imkanı olmasa da yeşil doğa içinde harika tatiller yapabiliyorsunuz. Geçen hafta 5 aile 4 günlük kampa gittik örneğin. Ormanın içinde, gölün kenarında her gün güzel yemeklerle, göl kenarı yürüyüş harikaydı. - Ev, araba alımı yaptın mı? Alım sürecini biliyor musun? Araba alım süreci devletin doğrudan müdahil olmadığı inanılmaz kolay bir süreç. Satıcı ile anlaşınca, ruhsat yerine geçen sertifikadaki yırtılabilir şekilde \"New Owner\" formunu doldurup postaya veriyorsunuz ve artık araba sizin. Postaya cevaben 15 gün sonra sizin adınıza dolu bir form geliyor. Satacağınızda da siz \"New Owner\"ı doldurup yeni sahibine veriyorsunuz, o da postaya veriyor. Ne bir noter, ne bir rapor, ne de bir ücret. Şu an kullandığım arabamı açık arttırma ile aldım ve çok ilginç bir anı oldu benim için. British Auction Center adlı devasa bir alana gittim ve hayatım boyunca böyle bir sirkülasyon görmemiştim. Yaklaşık 600 aracın olduğu bir salon düşünün. Bir o kadar da açık alanda var. Araçlar numara sırasına göre açık arttırmanın yapıldığı salona giriyor. Benim alacağım araç 400. sıralarda ve akşama kadar sıra gelmez derken 2 saatte sıra geldi. Tribüne oturduk, fiyat açılınca el kaldırdıkça fiyatı arttırıyorsunuz. 4300'den açıldı ve en son 5650£'da süre bitti ve araba benim oldu. Toplam 3 dakika sürdü. Ki arabanın piyasa değeri 6500£'ın üstündeydi. Sonrasında kredi kartımla arabanın bedelini ödeyip 1 saat sonra direksiyona binip araç sahibi olarak çıktım. - Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musun? İstanbul'da metrobüse binerken birbirini ezen insanların olduğu, ofis ortamındaki beyefendinin trafikte başkalaştığı bir şehirde yaşamaktansa, belediye otobüsündeki şoföre bile teşekkür ederek inen, engelli bineceği zaman koltuğundan kalkıp yolcuyu koltuğa oturttuktan sonra engelli koltuğunu katlayıp yerleştiren şoförlerin olduğu bir İngiltere'den sonra asla düşünmüyorum. Dahası Katar'da bir güven ortamında yaşarken de fikrim aynıydı, nazik insanlar ülkesi İngiltere'ye geldikten sonra daha da perçinlendi. Başlangıçta masraflara katlanmak zor olsa da uzun vadede kesinlikle tavsiye ederim. Röportaj başlığını Harun'un belirlediğini dip not olarak eklemek istiyorum. Kendisine ilgisi ve açıklayıcı cevapları için teşekkür ediyor, bu röportajın İngiltere'de yaşam ile ilgili aklınızdaki soru işaretleri için yardımcı olacağına inanıyorum. Röportajlarım başka ülkelerle devam edecek, takipte kalın! Diğer röportajlar için buraya tık tık! iş hayatımı mahveden, ırkçılıklarıyla meşhur ingilizleri bu kadar öven bir yazı. Şaka gibi. ha hayattan memnunsunuz, demek ki sıkıntı yok. Lakin anlamadığınız bir durum mevcut; o sorry ler, thank you lar, how are you lar tamamen otomatiktir ve bir anlam ifade etmez. Anglosaksonlukla gelen sahtelikle alakalı. ha bu arada ırkçılıkları dünyada meşhurdur. Türklere karşı ırkçı demediğiniz bu ülke, namibya vatandaşlarını ülkesini kafasına göre almaktadır. Evet şimdiye kadar duymadığınız, haritada gösteremeyeceğiniz afrika ülkesi namibya. Evet o aylık geliri 300 dolar olan namibya. Tc vatandaşı ise yaklaşık yarım kilo belge götürmektedir. Kıta Avrupası'nda da sadece Türklere değil yabancılara karşı farklı düzeylerde ön yargı varken İngiltere'de olmadığını söyleyebilirim bunu ingilterede yaşayan bir leh'e, litvan'a, rumen'e, hintliye, pakistanlıya sordunuz mu? Bence sormamışsınız. hayatınızdan memnunsunuz ki bu güzel birşey. Lakin lütfen ingiltereyi bize yanlış bilgilerle satmaya çalışmayın. Ciğerlerini biliriz biz onların. Merhabalar. Öncelikle belirtmek isterim ki Harun bey hayalimdeki hayatı yaşıyorsunuz. Benim de küçüklüğümden beri hayalim İngiltere'ye gidip orada sizin gibi huzurlu bir yaşam sürmek. Ben de sizin mezun olduğunuz bölümü yani işletme bölümünü okuyan bir kardeşinizim. İstanbul Üniversitesi'nde okuyorum. Benim hayallerimi gerçekleştirmiş biri olarak hedeflerimi gerçekleştirebilmem için bana verebileceğiniz tavsiyeleri dinlemeyi çok isterim. Merhaba. Teşekkürler. Net sorular olursa tavsiyelerim daha hedefli olur. Yoksa İngiltere hakkında anlatılacak çok şey var. Kolay gelsin. Londra gibi dunya sehri bir yere gidip, o sehrin köyunde yasamayi neden tercih eder bir yabanci, anlamak mumkun degil. Merkezde yasamaya para yoksa da, koyden sehre ise, sehirden koye eve giden monoton bir yasam.. Anlamsiz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/01/06/gule-gule-2016-hos-geldin-2017", "text": "Ocak: Bu ay, karlar altında harika olur hayaliyle Abant'a gittik. Efsane fotoğraflar çekeceğimi düşündüğüm Abant'ta, otelden dışarı adımımızı atamadığımız bir hafta sonu geçirdik ve bir daha Ocak ayında Abant'a gitmeye tövbe ettik. Yoğun tipi vardı ve 10 dakikalığına 6 aylık bebeğimizle kara çıkalım dedik, hepimizin suratı soğuktan anında bordoya döndü. 🙁 Yıla seyahat anlamında biraz acıklı bir giriş yapmış olduk böylece. Şubat: Güzel Zell Am See ile tanıştığımız ay. Kayak tatili için gittiğimiz bu güzel kasaba ile ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz. Sevgililer gününe pek anlam yüklemiyorum ama yine de o tarihte öyle bir şansım varsa eşimle yurt dışında geçirmeyi tercih ediyorum. Bu sene de dört çift olarak çok eğlenceli bir tatil geçirdik. Kayak severlere tavsiyemdir. Mart: Bu ayda eşimle baş başa bir kaçamak yapıp Atina'ya gittik. Şansımıza hava da harikaydı ve çok güzel vakit geçirdik. Çok yakındaki bu güzel şehri hafta sonu kaçamakları için mutlaka değerlendirin derim. Atina notlarım için buraya göz atabilirsiniz. Nisan: Bu ay için bir heves kampanya ile Dubai'ye bilet almıştım ama o hafta sonu müsait olamadığımız için biletimizi yakmak zorunda kaldık. 🙁 Biz de sonrasında ikinci adresimiz olan İğneada'ya kaçtık. Hava şansımıza o kadar güzeldi ki deniz sezonu açılışını da yaptık. Yaz aylarında da sık sık hafta sonları gitmeye devam ettik tabi ki. İğneada ile ilgili bir de yazı yazdım ve blogumun en çok okunan yazıları arasına girdi, merak ederseniz buraya tık tık. Mayıs: Bu ayda kendimizi, Bozcaaada'nın fahri muhtarı diyebileceğimiz Küçük Martha'nın gurme turu için hazırlamıştık, tur olmadı ama kendisi tabi ki oradaydı ve tavsiyeleri ile bizi çok güzel yönlendirdi. Hava şartları biraz kötüydü ama yine de oldukça güzel bir gezi oldu bizim için. Bozcaada yazım için buraya bakabilirsiniz. Haziran: Oğlumuz Ada'nın bir yaş doğum gününü komşumuzun Thassos adasında kutladık. Kendisiyle birlikte Kuzey Yunanistan'da dokuz günlük bir road trip yaptık. Rotamız Dedeağaç, Taşöz, Selanik, Halkidiki ve Kavala şeklindeydi. Tecrübelerimizi merak edenler, seyahatimize dair hazırladığım beş yazıyı şuradan okuyabilirler. Temmuz: 2016 yılının en güzel tatillerinden biri kuşkusuz Güney Fransa seyahatiydi. Hem Cote d'Azur olarak geçen sahil kesimini hem de lavanta kokulu köyleriyle beni benden alan Provans'ı gezme fırsatı bulduk. Bennu Yıldırımlar ve Eylem Yıldız'ın İzTv'deki bir belgeseli sonrası gitmeyi çok istemiş ve sonunda bu hayalimi gerçekleştirebilmiştim. Bu seyahatimiz için yazdığım notlara şuradan ulaşabilirsiniz. Ağustos: Eşimin iş seyahatini fırsat bilip oğlumla Bükreş'e küçük bir hafta sonu ziyareti yaptık. Yıllar önce sık sık gitme fırsatı bulduğum Bükreş'i özlemişim, iyi geldi. Bükreş için hafta sonu rehberime buradan ulaşabilirsiniz. Eylül: Bu yılın efsane seyahatlerinden birini de bu ayda gerçekleştirdik. Önce Kenya'ya gittik ve Masai Mara'da safari yaptık. Sonrasında da Zanzibar'a gittik, bu da bize mini bir balayı oldu. Kenya'daki safari serüvenimizle ilgili tüm süreçleri anlatan yazılarıma buradan, Zanzibar tatilimize buradan ulaşabilirsiniz. Ekim: Bu ayda yine oğlumuzla birlikte küçük bir Kapadokya gezisi yaptık. İtiraf etmeliyim, bir yaşlarında aşırı hareketli bir çocukla çok zorlandık. Kendi tecrübeme dayanarak Kapadokya'yı bu yaşta çocuğu olan ailelere pek tavsiye etmiyorum. Balon yaşı da minimum altı imiş, belki bu yaşlarda götürmek daha iyi olur. Kapadokya notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık. Kasım ve Aralık aylarında benim hiç iznimin kalmaması, eşimin hafta sonları çalışıyor olması, dünyanın durumu ile ilgili motivasyon düşüklüğü, havanın soğuması ve benzeri etkenlerden dolayı seyahatlere ara verme kararı aldık. 2016'da iki bayramın çok güzel zamanlara denk gelmesi uzun seyahat planları için kurtarıcımız oldu, 2017'de maalesef bu şansımız olmayacak ama tüm şartları zorlayacağız yine. Gelelim 2017 yılıyla ilgili hayallerime. Tabi ki en öncelikli dileğim, başta oğlum olmak üzere tüm ailemin ve sevdiklerimin sağlığının, huzurunun yerinde olması. Bu dileğimin içine kendi adıma fit olmayı da dahil etmek istiyorum. 🙂 Bol bol seyahat etmek ve bu seyahatlerin daha fazla kısmına oğlumu götürebilmek. 2017 seyahat anlamında aksiliklerle başladı, umarım bu şekilde devam etmez. İki aydır bir sürü detayıyla uğraştığımız, oğlumuzla ve kendi aracımızla yapmayı planladığımız Bansko gezimiz hava muhalefeti nedeniyle iptal oldu. Daha önce de iptal olan seyahatlerimiz oldu tabi ki ama bu geziye birçok hazırlık yapmamız gerektiği için emeklerimiz boşa gitti. Bu sene gitmek istediğim ve bir kısmı planlanmış olan diğer yerler ise şöyle; yurt dışında Finlandiya, İrlanda, İskoçya, İzlanda, Sırbistan, Gürcistan, İtalyan Rivierası, Macaristan, Slovakya, Norveç, Malta, Ürdün, Güney Afrika, yurt içinde Erciyes, Mardin, Gaziantep, Akyaka, Karadeniz Yaylaları. Blogumun büyüyüp daha çok insana ulaşması, yeni projeler geliştirip fark yaratabilmek. Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada artık barış rüzgarlarının esmesi. Ve maalesef ülkemizin durumu düzelmezse, yurt dışında huzurlu bir ülkeye yerleşmek. Umarım yeni yıl, umutların yeşerdiği, temiz kalp ile tutulan dileklerin gerçek olduğu bir yıl olur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/01/24/turku-rehberi", "text": "Efsane bir Finlandiya seyahatinden yeni döndüm ve ayağımın tozuyla tecrübelerimiz doğrultusunda bir Finlandiya gezi notları serisi oluşturuyorum. Yazı dizime seyahatin ilk ayağı olan Turku ile başlamak istiyorum. Turku, Finlandiya'nın en eski şehri ve önceki başkenti. 4 Eylül 1827 yılında çok büyük bir yangın atlatmış, insanların çoğu evlerini kaybetmiş ve üniversitesi de Helsinki'ye taşınmış. Nordik ülkelerinde yaşanan en büyük yangın olarak anılan bu olaydan sonra Turku doğal olarak çok büyük bir yara almış ama o günden bugüne yaralarını sarmaya çalışmış ve şu anda Finlandiya'nın altıncı büyük şehri olarak hayatına devam ediyor. Ben bu seyahate kadar Turku'yu pek duymamıştım açıkçası, bu da aslında şehri daha çekici kıldı benim için. Umarım bu şehrin daha fazla duyulmasına katkım olur, çünkü gerçekten harika vakit geçirdik ve Turku'yu daha çok insanın görmesi gerektiğine inanıyorum. Buyurun size küçük bir kaçamak için ideal Turku gezi rehberi. Turku'ya Türkiye'den direkt uçuş yok. İstanbul'dan Helsinki'ye uçakla gidip, oradan araba kiralayarak kendi imkanlarınızla ya da trenle Turku'ya gitmeniz gerekiyor. Helsinki hava alanından tren veya otobüsle Merkezi Tren İstasyonu'na yarım saatte ulaşabiliyorsunuz. Tren istasyonundan biz 13:37 trenine bindik ve 15:30'da Turku'daydık. Forenom Kakolanmaki: Turku'da geçtiğimiz sonbahar açılan yepyeni bir apart otelde kaldık. Otelin binası, eskiden bir hapishanenin akıl hastanesi imiş. Orijinal bina, kırmızı tuğla duvarları korunarak sade ve şık bir şekilde yenilenmiş. Benim kaldığım oda oldukça ferahtı ve içinde her türlü aleti bulabileceğiniz gayet büyük bir mutfağı vardı. Odalara giriş için size bir kod veriliyor ve onunla giriş çıkış yapıyorsunuz, anahtar yok. Geceliği ortalama 110 imiş. Son derece hızlı çalışan ücretsiz internet mevcut. Bu arada otelde iki adet hücreyi yenilememişler, otel müşterileri merak ederlerse ziyaret edebiliyor. Rezervasyon için buraya tık tık. Ben sadece bizim tecrübe ettiklerimizi yazıyorum ama emin olun Turku'da daha birçok gezilecek yer var. Aura Nehri: Turku'nun kalbi olarak anılan nehir kenarında mutlaka yürüyüş yapmalısınız. Turku'daki birçok restoran ve kafe de burada konuşlanmış durumda. Biz gittiğimizde buz tutmuştu ama bu da şehre ayrı bir hava katıyordu. Yazın buralarda gezmek çok daha zevkli olacaktır. Turku Katedrali: Katedralleri seviyorsanız buraya da mutlaka uğramalısınız. Finlandiya'nın en değerli kutsal yapısı olarak bahsedilen katedralin tarihi 1300lü yıllara dayanıyor. Binanın bulunduğu meydan Finliler için çok önemliymiş. Noel zamanı tüm halk burada toplanır ve Finlandiya ulusal kanallarında buradaki görüntüler verilirmiş. Wainö Aaltonen Museum of Art: Farklı kitlelere hitap eden sergileriyle, müze severlerin uğraması gerektiğini düşündüğüm bir yer burası. Biz Tom of Finland turu esnasında burayı ziyaret ettik ve ben gerçekten çok beğendim. Tom of Finland Turu: Dünya çapında ün yapmış, homo erotik çizimleriyle ikonikleşmiş Touko Laaksonen'in hayatıyla ilgili bir tur bu. İlginç hayat hikayesiyle benim merak ettiğim bir kişilikti ve turdan gerçekten çok keyif aldım. 18 yaşından küçükler için tavsiye edilmeyen bir tur. Yukarıda bahsettiğim müze dışında önce kendisinin ailesi ile birlikte yaşadığı Kaarina'daki evi ziyaret ettik. Annesi ve babasının öğretmenlik yaptığı okulun ek binasında yaşıyorlarmış. Şimdi bu eski okul Saana ve Olli isimli genç bir çift tarafından yeniden dekore edilmiş durumda, halen yenilenmeyi bekleyen kısımlar var ama yapmış oldukları kısım çok şık olmuş. Toukolaakso isimli instagram hesabı ve web sitesinde süreci paylaşıyorlar, merak edenler inceleyebilir. Bir de Tom'un meşhur deri kıyafetlerini diktirdiği tasarım ve deri atölyesine uğradık. Burası 24 Şubat 2017'de gösterime girecek olan Tom of Finland filminin bazı sahnelerine de ev sahipliği yapmış. Kendimiz için deri aksesuar yapma fırsatı bulduğumuz ve filmin fragmanını izlediğimiz atölyenin adı Puvustamo idi. Archipelago: Turku'ya kadar gelmişken, çok güzel doğal manzaralara şahit olacağınız, yeşillikler içine dağılmış tek tük renkli evler göreceğiniz huzur dolu bir zaman geçirmek isterseniz Fin takımadalarına uğramanızı tavsiye ederim. Adalardan bazılarına yaptığımız ziyaretlerle ilgili ayrıca bir yazı yazdım, buradan ulaşabilirsiniz. Turku mekan önerilerime geçmeden önce bütçe dostu bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. 44 karşılığında alabileceğiniz Turku Food Walk Card ile üç gün boyunca programa üye restoranlar arasından seçtiğiniz 5 tanesinde yemek yiyebiliyorsunuz. Bu kartın geçerli olduğu restoranlar Aura nehri kıyısındaki yürüyüş yolunda yer alıyorlar, ismini de buradan almış. Karta içecekler dahil değil, bilginiz olsun. di Trevi: Bu restorana tapas yemek için gittik. Ortam çok güzeldi ve tapas tabağımız da sade ama çok lezizdi. Şehri gezdikten sonra bir öğle yemeği molası için burayı tavsiye ederim. Restoranın şarap menüsü de oldukça zengin. Bu arada tapas tabağını Food Walk programı dahilinde yedik. Grill it! Marina: Burası Radisson Blu Marina Palace Hotel'in içinde yer alan oldukça hoş bir restoran. Yediklerimize hepimiz bayıldık. Yemek öncesi hazırladıkları kokteyller ve yemek sırasında içtiğimiz şaraplar da harikaydı. Akşam yemeği için kesinlikle tavsiye edebileceğim bir mekan, üstelik Food Walk programı içindeler. Panimoravintola Koulu: Buraya bira tadımı için gittik. Koulu Fincede okul anlamına geliyormuş, bu adı koymalarının sebebi de binanın eskiden bir okul olması. Bina üç kattan oluşuyor ve kalabalık grupları rahatlıkla ağırlayabilecek kapasiteleri var. Yaz aylarında gitmeyi düşünenler için büyük bir bahçesi de var. Kendi biralarını üreten bu bar restorana Turku ziyaretiniz sırasında mutlaka uğramalısınız. İçeride dekorasyon için birçok yerde dünya haritaları kullanılmış, bu da gezginler için ayrıca tatlı bir detay. Blanko: Aslında burada yemek yemedik ama ilk akşam yemeğimizi, otelimizin toplantı salonunda Blanko yemekleri ile yedik. Aura nehri kıyısında restoranı bulunan firmanın catering hizmetini almış olsak da yediklerimizin son derece leziz olduğundan yola çıkarak restoranını da tavsiye etmek istiyorum. Özellikle tatlısına bayıldım, açık ara Finlandiya seyahatim boyunca yediğim en güzel tatlıydı. Piece of Cake: Burası 2015 yılında Finlandiya'nın en iyi fırını seçilen Mbakery'nin sahipleri tarafından işletilen bir kafe. Turku'daki tarihi Markat Hall içerisinde yer alıyor. Bu halin içerisinde daha birçok kafe, şarküteri ve diğer gıda ürünleri satan yerleri bulmanız mümkün. Hafif bir kahvaltı ya da kahve ve tatlı için burayı tavsiye ederim. Smör: Burada buz hokeyi öncesi sadece birer çorba içtik. Organik havuç çorbası harikaydı, hayatımda yediğim en güzel çorbalardan biri olduğunu söyleyebilirim. Burası Turku'nun ünlü restoranlarındanmış, eminim diğer yemekleri de aynı şekilde güzeldir, o yüzden bahsetmeden geçmek istemedim. Ayrıca burası da yine Food Walk programına dahil bir mekan. Finlandiya ziyaretiniz sırasında, Helsinki'ye oldukça yakın olan bu güzel şehri es geçmemenizi öneriyor, size şimdiden iyi tatiller diliyorum. Nordik Blogger Deneyimi ekibinin bir parçası olarak, bize harika bir program hazırladıkları için Visit Turku ailesine çok teşekkür ediyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/01/27/fin-takimadalari", "text": "Takımadalar turumuzun ilk durağı Kustavi oldu. Buraya Turku'dan 1 saatlik bir araba yolculuğu sonrası ulaştık. Ada, anakaraya bir köprü ile bağlı, zaten mesafe çok kısa. Yol boyunca manzaramız yemyeşil ormanlar ve bembeyaz karlar içinde ara ara serpiştirilmiş kırmızı kulübe şeklindeki evlerdi. Bana doğa çok huzur veriyor açıkçası, inanılmaz dinleniyorum doğanın içindeyken. Finlandiya'nın %70'i orman, %20'si göller ve denizlerden oluşuyormuş, bu ülkeyi bu kadar çok sevmeme şaşırmamalı. Köyde zamanımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz yer Kustavin Savipaja idi. Mum atölyesi, seramik atölyesi, seramik ürünleri mağazası, ev dekorasyon butiği ve kafeden oluşan bir ortam yaratmışlar. Burası bir aile işletmesi ve işi babalarından devralmış iki kız kardeş tarafından yönetiliyor. Önce seramik tabak denemeleri yaptık, sonra biraz alışveriş yaptık ve son olarak yemeğimizi yedikten sonra yolumuza devam ettik. Gerçekten çok cici bir yer ve biz de çok keyifli vakit geçirdik. Burada yazın workshoplar da düzenliyorlarmış, birkaç saatinizi ayırmayı düşünebilirsiniz. Kustavi'de sıradaki durağımız ArtTeatro, 2008 yılında kurulmuş bir sirk ve tiyatro okulu. Bize öğrencilerinin mini dans gösterilerinden oluşan bir demo sundular. En küçük öğrenci dokuz yaşında idi, üst sınırı bilmiyorum ama sanırım otuzlarında vardılar. Burada isteğe bağlı olarak yemekli özel gösteriler de düzenliyorlarmış. Grup olarak giderseniz, böyle bir gösteri izlemeyi düşünebilirsiniz, gerçekten çok yetenekliler. Ertesi gün sabah erkenden Pargas şehrine doğru yola çıktık, buranın Fince adı Parainen olarak geçiyor. Yol üzerinde birkaç konsere ev sahipliği de yapmış olan Finlandiya'nın en büyük kireç taşı ocağına uğradık. Pargas şehir merkezine geçtiğimizde Art Bank isimli özel bir Salvador Dali sergisine gittik. Serginin sahibi Ted Wallin, kendisinin Salvador Dali'nin reenkarne olmuş hali olduğuna inanan nevi şahsına münhasır bir kişi. Burada nasıl geçtiğini anlamadığımız iki saat kadar bir süre geçirdik. Hem Salvador Dali'nin hayatıyla ilgili birçok detay öğrendik hem de kendisinin burada sergilenen eserlerini ve mobilyalarını gördük. Ted, burada yemekler de düzenliyormuş, gerçekten keyifli bir sohbet olacağına eminim. Merkezde yemek için Cafe Hallonblad isimli vintage kafe'ye uğradık. İki genç hanım tarafından işletilen pek cici bir yer. Burada öğle yemeği için mini bir açık büfe var, bir de birbirinden leziz tatlılar. Pargas'a yolunuz düşerse buraya uğramanızı öneririm. Yazın bahçesi de açılıyormuş, biz ancak karlar altındaki halini görebildik. Bu şehirden birkaç hatıra almak isterseniz size Gullkrona isminde çok tatlı bir butik önereceğim. Burada, ev aksesuarından takıya, spa gereçlerinden çocuk oyuncaklarına, kıyafetten kart postala kadar aklınıza gelebilecek birçok kategoride minnoş ürün bulabilirsiniz. Ben nereye baksam bir şeyler almak istedim açıkçası, bir daha gitme fırsatım olursa uzun vakit ayırmak isterim. Takımadalar gezimizin son durağı Korpo oldu, bu adaya iki ayrı feribota binerek ulaşabildik ama feribotta geçirdiğimiz süreler çok kısaydı. Yanlış hatırlamıyorsam biri 4 dakika, diğeri 7 dakika sürdü. Bu adayı maalesef sadece karanlıkta gördüm. Birçoğunuzun bildiği üzere Finlandiya kışın bize göre çok az gün ışığı alıyor, benim orada olduğum sırada 9:30 gibi aydınlanmaya başlayıp 15:30 gibi kararıyordu. Bizim Korpo'ya ulaşmamız da, ayrılışımız da karanlık saatlere denk geldiği için ortamın güzelliğini pek göremedim. Korpo köy merkezinde verdiğimiz ufak mola sırasında Amalias Hem isimli bir butiği ziyaret etme şansımız oldu. Ev dekorasyonu, bakım ürünleri ve kıyafet satışı yapılıyor, bir de ufak kafesi var. Biz kapanmak üzereyken gittiğimiz için alışveriş yapacak vakit bulamadık ama Korpo'ya yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Konaklama için tercih ettiğimiz, deniz kıyısında yer alan Hotel Korpoström, Korpoström Archipelago Centre isimli sanat, kültür ve bilim merkezine ait bir otel. Tümü deniz manzaralı kulübe tarzında 16 odadan oluşuyor. Büyük bir Fin saunası ve restoranı da bulunan otelin geceliği 110 , kahvaltı ve sauna fiyata dahil. korpostrom@tritonmarin. fi adresine mail atarak rezervasyon yapabilirsiniz. Bu arada minik domatesler yaz kış bu bölgede yetişiyormuş. Akşam otele yerleştikten sonra Nestor Hotel bünyesindeki Backpocket isimli muazzam bir restorana gittik. Bu restoran çok genç ve yaratıcı bir aşçı tarafından işletiliyor ve biz gittiğimiz akşam iki tane kendi gibi genç ve yetenekli aşçı ile birlikte bize servis verdiler. Finlandiya seyahatimiz boyunca yediğim en mükemmel yemekler buradaydı. Bu kadar küçük bir yerde böylesine üst seviye bir restoran olması gerçekten harika. Sırf bu restoranın yemekleri için bile Korpo'ya tekrar gitmek istiyorum gerçekten. Bu arada biz Nestor'da kalmamış olsak da odalarını gezme fırsatımız oldu, konaklamak için gönül rahatlığıyla önerebilirim. Fin takımadaları gezisi benim için tam bir masaldı, siz de bu masalı yaşamak istiyorsanız Finlandiya seyahatinize bu geziyi eklemelisiniz. Özellikle yazın çocukla da inanılmaz keyif alacağınız bir macera olacağına eminim. Belki kendinize özel bir ada bile kiralarsınız kim bilir. Ben de bir sonraki seyahatim için oğlumu götürmek istiyorum. Nordik Blogger Deneyimi kapsamında, bizim için özenerek hazırladıkları bu müthiş gezi için Visit Archipelago ekibine çok teşekkür ediyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/01/27/romantik-oteller", "text": "Sevgililer günü yaklaşıyor ve birçok kişi sevgililer gününde nereye gitsek diye düşünüyor. Bana da son günlerde bu soru gelmeye başladı, o yüzden ben de bu konuyla ilgili iki yazı hazırlamaya karar verdim. Daha önce, kalmak istediğim uygun fiyatlı sıra dışı oteller listesi yayınlamıştım. Şimdi de kalmayı hayal ettiğim dünyanın en romantik otelleri listemi paylaşacağım. Diğer yazımda da destinasyon önerilerim var. Oteller için yine konukların verdiği ortalama puanlar ve oda fiyatlarını yazımda bulabileceksiniz. Yalnız uyarayım bu seferki otellerin fiyatları uygun değil. Listedeki otellerin bazılarının bulunduğu yerler şu anda yaz mevsimini yaşıyor. Sevgilinize harika bir sürpriz yapmak isterseniz bu liste tam size göre! 😉 İşte size benim sevgililer günü otel önerilerim. - The Yeatman - Le Sirenuse İtalya'nın Positano kasabasında yer alan otelin en önemli özelliği efsane manzarası. Burası daha çok bahar ve yaz aylarında tercih edilen bir tatil beldesi olsa da, son derecek romantik bir yer olması ve Akdeniz ikliminin kısmen ılıman havası nedeniyle kışın da değerlendirilebilir. Üstelik kış fiyatları sezona göre daha uygun. Bu manzaraya sahip odaların gecesi 800 civarı ve konuk puanlaması 9.5 olarak belirlenmiş. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. - Hotel Endsleigh İngiltere'nin Milton Abbot köyünde yer alan otel, fonda kuş sesleri eşliğinde romantik bir kaçamak yapmak isteyenler için ideal. Odaların dekorasyonu çok hoş olmuş, özellikle banyolarına bayıldım. Sevgililer günü için özel paketler hazırlamışlar ve minimum 2 gece konaklama bekliyorlar. İki gece fiyatı 450 olan otelin konuk puanı ortalaması 9 olarak verilmiş. Rezervasyon için buraya tık tık! - Shangri-La Hotel Paris'teki otelin binası Fransa'nın tarihi anıtları arasında yer alıyormuş. Eyfel Kulesi manzaralı odalarının gecesi 1265 ve konuk değerlendirme puan 9.1 olarak belirlenmiş. Benim tarzıma biraz ağır kaçsa da odaların dekorasyonunda her türlü lüks detay düşünülmüş. Buradan rezervasyon yaptırabilirsiniz. - Aman Sveti Stefan Karadağ'ın Budva şehrine bağlı olan bir ada üzerinde kurulu otelin puanı 9.3 olarak belirlenmiş. Birçoğunuz fotoğraflarını görmüştür eminim, bu sevgililer gününde belki fotoğrafların ötesine gitmeye karar verirsiniz. Ben Karadağ seyahatim sırasında oteli görmüş fakat kalmamıştım, gerçekten çok etkileyiciydi. Yalnız burada kalmak için gecelik 828 'yu gözden çıkarmak gerekiyor. - Twin Farms Hotel Biraz Avrupa'dan çıkıp uzaklara doğru gidelim. Amerika'nın Vermont eyaletinde, Bernard kasabasında yer alan otelin fotoğraftaki odasına hayran oldum. Daha fazla söze de gerek yok sanırım. Otelin puanı konuklar tarafından 9.8 olarak belirlenmiş ve bu gördüğünüz odanın fiyatı 2000$. - Anantara Medjumbe Island Resort Biliyorsunuz Mozambik ile vizeler kalktı, yani bu harika ülkeye gitmek için haneye bir artı daha yazıldı. Burayı sadece sevgililer günü için değil balayı için de düşünebilirsiniz. Gerçi bu listedeki tüm önerileri balayı oteli olarak düşünebilirsiniz. Otelin geceliği 1000 civarı ve değerlendirme puanı 9.6. Rezervasyon yaptırmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. - Hapuku Lodge Yeni Zelanda'daki bu otel ağaç evlerden oluşuyor ama salaş bir ortam aklınıza gelmesin, içleri son derece şık döşenmiş. Benim bu listede tarz olarak en favori otelim sanırım bu. Bu ağaç evlerin fiyatları 895 'dan başlıyor. Yalnız puanı diğerlerine göre biraz daha düşük kalmış, 8.3 vermişler. Buradan rezervasyon yaptırabilirsiniz. - Ellerman House - Likuliku Lagoon Resort Fiji'nin Malolo adasındaki bu efsane otel ile final yapıyorum. Otel puanı 9.7 ve gecelik fiyatı 1250 . Sevgililer gününü bu soğuk kış günlerinden uzaklaşıp sımsıcak bir tropik adada geçirmek isteyenler için harika bir alternatif."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/01/30/sevgililer-gunu-tatil-onerileri", "text": "- İtalya Dünyanın en romantik şehirlerinden biri olarak gösterilen Venedik benim sevgililer günü için tavsiye edebileceğim bir yer. Üstelik ünlü Venedik Karnavalının tarihleri bu sene sevgililer gününü de içine alıyor. Venedik Ulaşım: İstanbul'dan Venedik'e direkt uçuş ile gidebilirisniz. Venedik hava alanına indikten sonra direkt San Marco meydanına inmek için bence en iyi yöntem deniz otobüsleri. Venedik'te Yapılacaklar: Gondola binmek, San Marco meydanında gezmek, Rialto köprüsünden geçmek, maske alıp sokaklarda maske ile dolaşmak, rengarenk evleriyle ünlü Burano ve cam ürünleriyle ünlü Murano adalarını ziyaret etmek, 1720li yıllardan kalmak Cafe Florian'da bir tatlı yemek. - Slovenya Dünyada, içinde \"Love\" kelimesi geçen tek ülkenin Slovenya olduğunun farkında mısınız? Bu, sevgililer gününü orada geçirmek için bir işaret bence. 🙂 Hem Avrupa'ya gidip hem de uygun fiyatlı bir sevgililer günü geçirmek isteyenler için Ljubljana şehrini tavsiye ediyorum. Ljubljana Ulaşım: İstanbul'dan başkent Ljubljana'ya direkt uçuş var, hem de şu anda kampanyalı biletler mevcut, bu fırsatı kaçırmayın derim. Ljubljana'da Yapılacaklar: Bled gölüne gidip sandalla gezmek, Dragon köprüsünden geçmek, Tivoli Park'a gitmek, bisikletle gezmek, Ljubljana kalesine çıkmak, Metelkova sokaklarında dolaşmak. - Finlandiya Bu sevgililer gününde sevdiğinize asla unutamayacağı bir deneyim, hatta deneyimler bütünü tattırmak isterseniz tercihiniz Finlandiya'nın Laponya bölgesi olmalı. Kışın beyazlara bürünen bu bölge, Türkiye'de yapmanızın mümkün olmadığı birçok aktivite imkanı sunuyor. Laponya Ulaşım: İstanbul'dan Finlandiya'nın başkenti Helsinki'ye direkt uçuş var, oradan Laponya için Rovaniemi'ye uçabilirsiniz. Laponya'da Yapılacaklar: Kuzey ışıklarını izlemek, husky safarisine katılmak, Santa Claus'un köyünü ziyaret etmek, Fin saunasına girmek, buz tutmuş gölde balık tutmak, ren geyiklerini beslemek. - Belçika Kanalları ve şirin mi şirin binalarıyla, Brugge romantik bir sevgililer günü için biçilmiş kaftan bana göre. Kendisi küçük Venedik olarak da anılıyor ama bence daha güzel bir yer. Gitmeden önce In Brugge filmini izlemeyi unutmayın. Brugge Ulaşım: İstanbul'dan direkt uçuş yok maalesef. Önce Brüksel'e uçup oradan uçakla veya otobüsle ulaşabilirsiniz. Brugge'de Yapılacaklar: Market meydanında dolaşmak, Belfort kulesine çıkmak, Minnewater parkta yürüyüş yapmak, Belçika çikolatalarının tadına bakmak, Belçika biralarından içmek. - Filipinler Filipinler bildiğiniz üzere birçok adadan oluşan bir ülke. Oralara kadar gitmişken birden fazla adayı ziyaret etmeniz mantıklı olacaktır. Muhteşem doğal güzellikleriyle göz dolduran ülkeyi, huzur dolu bir sevgililer günü için düşünebilirsiniz. Filipinler Ulaşım: Filipinler'deki bazı adalara direkt uçuş mevcut ama pahalı olur derseniz Singapur veya Bangkok aktarmalı uçuşları inceleyebilirsiniz. Filipinler'de Yapılacaklar: Ifugao pirinç tarlalarına gitmek, halen aktif olan Taal volkanını izlemek, Boracay adasında beyaz kumların ve denizin tadını çıkarmak, yer altı nehri Sabang'da tekne ile gezmek, Bohol'daki çikolata tepelerine gitmek. - Dominik Cumhuriyeti Eşsiz doğasıyla insanı kendine hayran bir ülke öneriyorum. Sevgililer gününde deniz, kum, güneş keyfi yaparak dinlenmek isteyenlerin adresi burası olmalı. Bu dönemde yağmurdan kaçmak için güney kıyılarını tercih etmeniz gerekiyor. Dominik Cumhuriyeti Ulaşım: Ülkemizden direkt uçuş bulunmamaktadır. Avrupa'nın birçok şehrinden aktarmalı olarak gidebilirsiniz. Dominik'te Yapılacaklar: Dalış yapmak, yunuslarla yüzmek, jet ski, para sailing yapmak, hindistan cevizi kokteylleri içmek. - Kamboçya Özelikle son zamanlarda ülkemizde popüler olmaya başlayan, tapınaklarıyla ve budist rahipleriyle ünlü ülkeyi, otantik bir sevgililer günü geçirmek isteyenlere tavsiye ediyorum. Kamboçya Ulaşım: Ülkemizden direkt uçuş bulunmuyor. En hesaplı yol, Bangkok'a uçakla gidip, otobüsle Kamboçya'ya geçmek. Kamboçya'da Yapılacaklar: Angkor Wat'ta gün doğumunu izlemek, Phnom Penh şehrini gezmek, Sihnoukville plajında denize girmek, budist rahipleri ziyaret etmek, Siem Reap'te tuk tuka binmek. - Arjantin Sevgililer gününde aşkın dansı tangonun peşine düşmek isteyenlere Buenos Aires'i öneriyorum. Bu cıvıl cıvıl başkent, size hayat boyu unutamayacağınız anılarla dolu bir tatil vaat ediyor. Buenos Aires Ulaşım: Şehre İstanbul'dan direkt uçuş var. Buenos Aires'te Yapılacaklar: Iguazu şelalerine gitmek, Palermo sokaklarında kaybolmak, Recoleta mezarlığını ziyaret etmek, Tango gecelerine katılmak, La Boca'nın renkli evlerinin fotoğraflarını çekmek, bonfile yemek."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/01/roportaj-kanadada-yasam", "text": "- Seni kısaca tanıyabilir miyiz? Ben Işıl, 3 yıldır Kanada'da yaşıyorum, evliyim. Galatasaray Üniversitesi mezunuyum, bilgisayar mühendisiyim ve şu anda Intel Security'de çalışıyorum. Montreal'deyim. Buraya geliş sebebimiz eşimin işiydi, çalıştığı şirketin buradaki şubesine transfer oldu. Ona oturma ve çalışma izni verilirken aynı haklar bana da eş durumundan verildi. Montreal hakkında bilinen ilk yanlışı düzelteyim. Fransızca bilmezsen buraya gelemezsin, is bulamazsın, yaşayamazsın gibi yanlış bilinen bir şey var. Evet Quebec'in ve Montreal'in anadili Fransızca ama burası tam anlamıyla bilingual bir şehir. Her yerde herkes İngilizce ve Fransızca konuşur. O yüzden her hizmetinizi İngilizce alabilirsiniz hem de İngilizceleri gerçekten mükemmel ve aksansızdır. Bütün garsonlar, satış elemanları, sokaktaki herhangi biri bir anda İngilizceye geçiş yapar istisnasız. Bu yüzden birçok insan tek kelime Fransızca bilmeden burada rahatça yaşayıp, en iyi islerde çalışıyor. Buradaki birkaç Türk arkadaşımız bunların örneklerinden biri, bizim şirkette de sadece İngilizce konuşan insanlar var ve buna herkes saygı gösteriyor. Onlarla sadece İngilizce konuşuluyor, Fransızca konuşmak ayıp sayılıyor bu yüzden gün içinde kaç kere Fransızca- İngilizce geçişi yapıyoruz hiç bilmiyorum. Bu önemli bir nokta, çünkü Montreal'de oturma izni almak, Montreal'de iş bulmak ve Montreal'de yaşamak, Kanada'nin diğer şehirlerine göre gerçekten çok daha kolay ve herkes Fransızca yüzünden bunu kaçırıyor. Montreal daha Avrupalı bir şehir, yarı Avrupa yar Amerika. Her yerin hınca hınç olmadığı bir büyük şehir. Burada sürekli kış olduğu sanılıyor ya buna çok gülüyorum, o kadar fazla insandan \"aaa orada yaz oluyor mu?\" sorusu duydum ki 🙂 Türkiyeyi Sarıkamış'tan ibaret sanmak gibi bir şey bu. Haberlerde görülen öldürücü soğukların olduğu yerler çok kuzeyde ve genelde yerleşim olmayan bölgeler. Kanada çok büyük bir ülke, yüz ölçümü Türkiye'nin on katından fazla. Türkiye'de bile iklimin kuzeyden güneye, doğudan batıya ne kadar değişkenlik gösterdiğini düşünürseniz bu fark burada çok daha fazla. Yerleşim yerleri ve genelde göç alan yerlerde yaşanan iklim Türkiye'nin iç kesimlerinden farklı değil. Dört mevsim de aynı uzunluklarda yaşanıyor. Evet -30'ların görüldüğü doğru 🙂 Ama olay oradan göründüğü gibi hiç değil 🙂 Kış boyunca soğuktan dışarı çıkmak istemeyeceğin en fazla 4-5 gün oluyor, onun dışında gayet rahat ve keyifli, hele kar seviyorsan. Kış aktiviteleri çok fazla, buz pateni, kayak, raket yürüyüşü vs. Montreal'e bir saat mesafede çeşitli kayak merkezleri var. Kışlar oldukça eğlenceli geçiyor. Doğru kıyafetleri giydiğin için zaten hiç üşümüyorsun, bir kış botu ve kış montuna bakıyor iş. Ben eldiven, bere bile kullanmıyorum. O eksi derecelerin ne kadar normal ve güzel havalar olduğuna şaşırıyor insan, hiç kulağa geldiği gibi değil. Geçen kış İstanbul'a geldiğimizde üşüdüğüm kadar burada üşümedim mesela. Tamamen kıyafetle ilgili. Kış uzun mu derseniz, İstanbul'a kıyasla biraz daha uzun olsa da iklim Türkiye'nin iç bölgeleri gibi, Ankara, Eskişehir neyse burası da ayni. Yaz da bir o kadar uzun sürüyor. Mayıs başında 30 dereceye çıkıyor, Eylül sonuna kadar öyle kalıyor, Ekim ayında 20'lere düşüyor. 5 ay boyunca ciddi ciddi sıcak oluyor, öncesi ve sonrası bahar. Yani 6 7 ay bahçede oturuyoruz. Üstelik bir de yaz tatillerini kışın yapıyorsunuz onu da kardan önceki ve sonraki kuru mevsimlere denk getirince her mevsim keyifli ve eğlenceli geçiyor. Hatta buraya gelene kadar hiçbir mevsimi yaşamamış olduğumu fark ettim, doğanın içinde hepsini tam anlamıyla, tüm güzelliğiyle yaşıyorsun. Her sonbahar çok heyecanlanıyoruz, sadece biz değil ama, yerliler de öyle çünkü doğa muhteşem bir hale geliyor ve tek saniyesini bile kaçırmak istemiyorsunuz. Ben çok şanslıydım, karşılaştığım insanlar inanılmazdı, herkes çok iyi niyetli, destekleyici ve öğreticiydi. Yine de, nerede olursa olsun, ne kadar iyi koşullarla karşılaşırsanız karşılaşın yurt dışında yasamaya başlamak özellikle ilk dönemlerde hiç kolay bir süreç degil. Yepyeni bir hayata başlıyorsunuz ve her şey alışık olduğunuzdan farklı. Alışık olduğunuzdan daha iyi olması bir şeyi değiştirmiyor, kendi konfor alanınızın dışına çıkmış oluyorsunuz. Yurt dışında yasamak için nereye giderseniz gidin, dillerini biliyor olmanız yeterli bir şey değil. O dil ana diliniz değil ki bu günlük hayatta en önemli noktalardan biri. Çok uzun süre aklınıza her şeyin önce Türkçesi geliyor. Kendinizi sürekli yabancı hissediyorsunuz. Yabancılara yaklaşımın Kanada kadar iyi olduğu bir ülke yok biliyorsunuz. Diğer ülkelerin Suriyelilere yaptığı muamelenin yanında Kanada daha hava alanında \"Seviliyorsunuz, isteniyorsunuz, burada güvendesiniz\" mesajlarıyla karşıladı gelenleri. Tüm göçmenlere yaklaşımları bu şekilde. Şu anda da Trump'ın Müslüman ülkelerden gelenleri yasaklama kararının hemen ardından Kanada Devlet Başkanı, Amerika'nın kabul etmediği göçmenler buraya gelebilir, hangi inanca sahip olduğunuz, nereden geldiğiniz önemli değil diye mesaj yayınladı. Arkasından da tüm Kanadalı parti başkanları en milliyetçi bilinen partiler dahil Trump'ın kararına kınama mesajları gönderiyor. Ve kendi deneyimimle çok net söyleyebilirim ki Kanada yurt dışında yaşama zorluklarının minimum yaşandığı yerlerden biri. Yabancılara karşı değil ön yargı aksine çok buyuk bir hoşgoru ve saygı var. Yabancısın diye hiçbir zaman kimse zorluk çıkarmıyor aksine daha fazla destekliyor. Diğer ülkelerde en çok duyduğumuz şey dilindeki aksan kaybolana kadar lokallerin tahammülsüz davrandığı. Burada tam tersi Fransızca ya da İngilizce konuşmaya başladığında yabancı olduğunun anlaşılmaması mümkün değil ama bunu anladıkları anda yaptıkları şey seni anlamak onların sorumluluğuymuş gibi davranmak. Calışma saatleri 35-40 saat. Çoğu iş yeri de o saatleri istediğin gibi kullanmana izin veriyor. Haftanın dört günü birer saat fazla çalışıp cuma öğlen çıkma tercihi yapan ya da sabah erken başlayıp öğlen 2-3 gibi çıkanlar var. Mesai genelde 9-9:30'ta başlayıp 5-5:30 ta bitiyor. 1 saat de öğle arası ya da ne kadar kullanırsan, kimse onun pesine düşmüyor. Hastaysan sadece hastayım diye haber veriyorsun, rapor vs. beklentisi yok. Kişisel sebeplerle ya da hava koşullarından vs. istediğin gün evden çalışabiliyorsun. Ücretleri tam söylemek zor, çünkü meslek grubuna göre değişiyor ama şöyle özetleyebiliriz belki, her meslekte Türkiye'dekinden çok fazla kazanıyorsunuz ve yaşam standardınız oradakinin çok çok üstünde oluyor. Vergi oranları yüksek, %35 civarı. Şu anda en çok aranan meslek Bilgisayar mühendisi. Yıllık tatil ortalama 3 hafta, 4 haftaya pek rastlanmıyor ama şirketle anlaşmaya bağlı. Ben iki şirkette de 4 hafta olarak anlaştım ki normalde Intel'in tüm dünyada üç hafta kuralı var. Ama Kanadalılar müthiş anlayışlı insanlar o yüzden bir şekilde hallettiler. Oturup benim ihtiyacım bu kadar şu sebeplerle diye anlattığında ellerinden geleni yapıyorlar. Ailesi yurt dışında olan insanlar için 4 hafta şart bence. Hangi ülkeye yerleşirseniz yerleşin, ilk is görüşmesinde bile bu aklınızda olsun, yoksa iznin iki haftası Türkiye'de bitiveriyor, size gerçek tatiller için izin kalmıyor. Bu ilk etapta pek hesaba katılmıyor çünkü Türkiye'de yıllık tatiller aile ziyaretine harcanmıyor normalde, kısa tatiller yetiyor. Ama isin içine uçak yolculuğu ve artık uzakta yaşıyor olduğunuz gerçeği girince sure mecburen uzuyor. Patron çalışan ilişkisi inanılmaz, her şeyden önce çalışanla aralarına kesinlikle duvar çekmiyorlar. Sözüne her zaman güveniyorlar, uzun sure çalışmanın değil verimli çalışmanın önemli olduğunu biliyorlar ve seni zorla ofise bağlamıyorlar. Geç gelebilirsin, erken çıkabilirsin, hiç gelmeyebilirsin, isini bitirecek sorumluluğa sahip olduğuna güveniyorlar. Yaptığın işi açıkça takdir ediyorlar, yani memnuniyetimi belirtirsem gevşer de çalışmaz inancı yok, tam tersi. İlk patronum yapılan her şey için teşekkür eder, hiç bir şeyi emretmezdi. Intel'deki CEO'muz Cuma günleri saat 4'te hepimize tek tek bira cips servisi yapan, yeter artık çalışmayı birikin diye bağıran bir adam. İnanılmaz neşeli, enerjik. Kendisi, durmadan şirket partisi düzenleyip, peruk takıp sahneye çıkan, dans ederek Michael Jackson şarkıları söyleyen bir adam. Cadılar bayramında en komik kıyafetleri giyip gelen biri. Yani kendilerini ciddi, uzak, korkulacak çekinilecek bir role sokmak gibi bir çabaları yok. İnsanların korkuyla yönetilmeyeceğini biliyorlar ve öyle yaşıyorlar. Buna çok detaylı cevap veremeyeceğim çünkü geldiğimden beri, 3 yıl oldu, hiç hastalanıp doktora gitmedim 🙂 Ama Kanada'da sağlık hizmetleri tamamen ücretsiz, devlet tarafından karşılanıyor. Hizmet kalitesi çok iyi ama yavaş diye duyuyorum insanlardan. Özel klinikler de var, röntgen vs gibi şeyler için uzun süre beklememek için bunlardan hizmet alınabiliyor. Özel sağlık sigortası var yine, daha çok diş, masaj, akupunktur gibi servisleri için kullanılıyor. Yaşam koşulları Türkiye'ye kıyasla çok daha rahat. Kredi kartı limitleri Türkiye'deki gibi yüksek değil, taksitli alışveriş kavramı da pek yok. Yüksek miktarlı alışverişler yapılan yerler var ama Türkiye'deki gibi her yerde taksitli alışveriş diye bir şey yok. Genelde de kredi kartı değil debit kart kullanımı yaygın. Buradan da insanların kazandıklarıyla çok borçlanmadan ihtiyaçlarını giderebildikleri sonucunu çıkarabiliriz. En az kazananla en çok kazanan arasında öyle büyük uçurumlar yok, herkesin evi, arabası, normal bir sosyal hayatı var. Para birimi Cad, sanırım su anda Türkiye'deki değeri 2,85 civarı. Benzin, alkol, araba, ev ucuz. Tabi TL'ye çevirdiğinde değil buranın para birimine göre düşündüğünde. Yeme içme neredeyse aynı. Tatiller, -Kuzey ve Güney Amerika tatilleri- Türkiye çıkışlı tatillere göre ucuz. Evlerin büyüklüğü bölgeye göre değişiklik gösteriyor, şehir içinde apartman dairesi yerleşimi daha yaygın, ev olanları da iki ayrı katta iki ayrı aile olacak şekilde kullanıyorlar. Evler genelde oldukça küçük bu yüzden. Şehrin dışına doğru gittikçe bu İstanbul'daki gibi saatlerce mesafe demek değil yarım saat, kırk dakikalık mesafeler, apartmana hiç rastlamıyorsunuz, sadece iki üç katlı geniş bahçeli, havuzlu evler var. Bu yüzden bizim tercihimiz bu yönde oldu, ikimizin de en büyük hayali büyük şehre yakın ama doğa içinde bahçeli evde yaşamaktı, buraya gelir gelmez tercihimizi bu yönde yaptık. İstanbul'dan ne kadar yorulmuş olduğumu şehrin içinde hala yaşamak istemememden anlıyorum. Montreal'de metro ve otobüs ağı oldukça yeterli, taksi fiyatları normal. Genelde 15- 20 dolara şehrin ana noktaları arasında dolaşabiliyorsunuz. Bisiklet kullanımı çok yaygın, şehrin her yerinde bisiklet yolu var. Her sokak başında bisiklet kiralayabildiğiniz duraklar var, oldukça ucuz ve pratik. Bir de Commun Auto diye arabaların paylaşımlı kullanıldığı bir sistem var. Bisiklet kiralamadan farklı değil mantığı, bir duraktan alıp öbürüne bırakıyorsunuz, sigortasıyla vergisiyle uğraşmadan araba kullanıyorsunuz. Bu tıp uygulamalardan dolayı şehir içinde yaşayanlardan araba almayı tercih eden insan sayısı çok değil. Alsalar bile çok fazla kullanmıyorlar. Trafik var tabi ki ama İstanbul'daki gibi bir trafik değil. Köprü olan her yerde trafik oluyor ve Montreal bir ada, üç tane köprüsü var. Genelde yazın daha çok trafik oluyor çünkü yol yapım çalışmaları yazın oluyor ama o da bisiklet kullanımının artması, insanların tatile gitmesiyle biraz dengeleniyor. Montreal'in mutfağı kendisi gibi multinational. Kanada'nın çoğu yerinde böyle diye biliyorum. Her milletin mutfağına rahatça ulaşıyorsunuz. Hem çok yaygın hem fiyatlar normal. İş yerinden çıkıp her öğlen farklı bir ülkenin mutfağını yiyebiliyorsunuz. Aklınıza gelip bulamayacağınız bir mutfak yok sanırım, İtalyan, Fransız, Hint, Meksika, Japon, İspanyol, Tayland, Kore, Vietnam, Cin, Portekiz, Venezuela vs. Farklı kültürlerin insanlarına olduğu kadar lezzetlerine de oldukça açıklar ve meraklılar. Tüm ülkelerin yemek malzemelerini de gayet kolayca bulabiliyorsunuz, şu ana kadar arayıp bulamadığım hiçbir şey olmadı. Gemlik zeytininden, Bursa incirine, Tamek salçaya, ne kadar spesifik şey varsa bulabiliyorsunuz. Hem de Türk marketten değil, normal herkesin gittiği marketten buluyorsunuz bunları. Ama aynı marketten Taylandlısı da, Çinlisi de, Meksikalısı da aradığı her şeyi bularak çıkıyor. Türk markete su ana kadar iki kere gittim mesela, çünkü gerek kalmıyor. Lokal mutfağa ait olan iki şey var putin ve smoked meat. Putin patates kızartması üstüne eritilmiş peynir, et sosu ve gerisi sizin tercihinize bağlı çeşitli malzemelerin eklendiği bir şey. Mantar, karamalize soğan, smoked meat, biftek en çok eklenen malzemeler ama tabi vejetaryen versiyonu da var. Bunun dışında kendi mutfaklarının en önemli unsuru bira. İnanamayacağınız kadar microbrasserie ve doğal olarak sayısız bira çeşidi var. En küçük bakkalda bile ez az 20 çeşit bira vardır, ithal ve lokal microbrasserie karışık. Yazları birçok yerde bira festivali oluyor, günlerce sürüyor. Kültürlerinin en temel unsurlarından biri bu. Gece hayatı oldukça renkli, çok fazla ve çeşitli barlar var, ambiyansları, müzikleri gerçekten hoş ve tek tip yerler değil, orijinal özenle hazırlanmış mekanlar. Benim sevdiklerim Irish barlar genelde ama herkesin zevkine hitap edecek seçenekler var. En popüler içecekleri bira ve şarap. Geri kalan her şey var tabi ki. Kumarhaneler serbest. Barlar gece 3'e kadar açık, belediye başkanı sabah 6'ya kadar açık kalması önerisinde bulunuyordu en son. Niagara derim tabi ki. Kissa huskylerle kızak turu, buzda balık tutma, dönmüş nehirde buz pateni bence yapmadan dönülmemesi gerekenlerden. Yazın ise, gördüğümüz meşhur Kanada fotoğrafları gibi göl kenarındaki milli parklarda vakit geçirmek. Yaz kış fark etmez, milli parklarda Chalet yani ağaçtan evler kiralayıp kalmak tam buraya özgü bir deneyim. Montreal'deyse illaki Jazz Festivali, birçok festival oluyor ancak en güzeli Jazz festivali bence ama onun dışında denk geldiğiniz festivallerde vakit geçirmek. Kışın en aktif yapılan spor kayak, snowboard, buz hokeyi, buz pateni. Yazın bisiklet, kano, koşu. Spor yaşam şekilleri zaten. Her hava koşulunda, kışın yapmalarına alışıklar deyip geçsem de yazın öğlen sıcağının altında koşan bisiklete binen yaşlı, yaşlı derken 80'in üstünde amcalar teyzeler görmek beni çok şaşırtıyor mesela. Tansiyonu, şekeri yok mu bunların diyorum. Tüm sporları ailecek yapıyorlar, en küçüğünden en büyüğüne. Ailece vakit geçirmek bizim anlayışımızda birlikte oturup yiyip içmek iken onlar için birlikte yürüyüş yapmak, bisiklete binmek, kano yapmak falan. Arkadaş toplantıları da öyle. Çok küçük çocukları da her türlü spora dahil ediyorlar, özel arabaları var. Az daha büyük olanları anne babasının bisikletine tandem olarak bağlıyorlar. Dağ tepe uzun parkurları 3-4 küçük çocukla yapan ailelerle dolu her yer, bu parkurlarda hiç sızlanmayan, annesinin babasının kucağına çıkmadan büyük insan gibi yürüyen 3- 4 yaşlarında çocukları görmek çok şaşırtmıştı beni. O yaşta bunu her hafta sonu ailecek yapmaya alışan çocukların yaşamının sporla iç içe olması çok normal tabi. Buz hokeyi en popüler spor. Hem her donan nehir üstünde çocukların, gençlerin oynadığını görürsünüz hem de tüm barlarda hokey maçı yayınlanır. Ve halk sıkı takipçisidir, maç günleri barlara girmek neredeyse imkansız hale geliyor. Futbol hiç popüler değil, dünya kupası dışında ne yayınlandığını ne hakkında konuşulduğunu duymadım. Sanata oldukça düşkünler, ağırlık görsel sanatlarda. Birçok konser ve tiyatro salonu var. Tiyatro, bale, opera gösterileri aralıksız yapılıyor. Dünyaca ünlü birçok isim geliyor. Edebiyata oldukça düşkünler, birçok edebiyat toplantısı yapılıyor ve en çok dikkatimi çeken şeylerden biri çok okumaları, metroda otobüste sürekli okuyorlar, şöyle diyeyim kitap okuyanların sayısı telefonuyla meşgul olanlardan çok daha fazla. Genelde herkes dışarıda ama dışarıda derken cidden dışarıda 🙂 Yaz kış açık havada geçiriyorlar, kışları dışarıda geçirilen zaman dilimi kısalsa da kapalı mekanlara tıkılıp kalma alışkanlığı hiç yok. Herkes ya yürüyor ya bisiklete biniyor, kışsa buz pateni, kayak, raket yürüyüşü yapılıyor. Raket karda batmadan yürümek için ayaklara takılan büyük aparatlar ve illa ki kayak ya da snowboard. Montreal'in çevresinde 6 tane kayak tesisi var, 1 1,5 saat mesafede. Yazın illa ki uzun bisiklet gezileri, piknikler, orman kamplarıyla geçiyor. Hafta sonları genelde ormanlık, su kenarı bir yere kampa gidiliyor ya da bir milli parka gidilip bütün gün bisiklet, kano, yürüyüş yapılıyor. Milli park deyince bizim ilk aklımıza gelen piknik olsa da onların piknik dediği ayak üstü yenen bir sandviç. Ve gölgede oturup kalan da yok, 30 40 kmlik parkurları tamamlamak onlar için çok normal bir şey. Hafta sonları hınca hınç dolu olan yerler alışveriş merkezleri değil milli parklar. Montreal'in Amerika sınırına olan uzaklığı bir saatten az, bizim evden yarım saat 🙂 Sınırın diğer tarafı Vermont. Böyle olunca haliyle New York, Boston hafta sonu için gidebileceğiniz kadar yakın, arabayla 5.5-6 saat ikisi de. Tatil dediğiniz zaman en popüler yer olan Karayipler tabi ki, uçuş mesafesi oldukça kısa. Küba, Jamaika 4 saat, aşağıya indikçe 6 saate kadar çıkıyor. En çok gidilen yer Küba, Florida, Kaliforniya. Avrupa ortalama 6 saat, örneğin Paris, Amsterdam 6 saat. Türkiye'ye direkt uçuş var, 10 saat. Resmi tatiller her zaman hafta sonuyla birleşecek şekilde ayarlanıyor, hafta içine gelenler kaydırılıyor, hafta sonuna gelenler yanmıyor pazartesi tatil oluyor. Bu uygulamayla yılda 6 tane Long weekend oluyor bu da üç günlük yakın kaçamaklara imkan sağlıyor. Florida, Las Vegas, New York, Boston, Vermont, Bahamalar, California vs seçenekleri yıllık izin bile kullanmadan gidilebilecek yerler. Kanada içinde de en fazla Niagara ve Quebec City'e gidiliyor kısa tatiller için. Geldi 🙂 Buraya geldiğimden beri iki şirkette çalıştım, bu iki işin görüşmesi dışında bir görüşme yapmadım ama her ikisi de beni hayrete düşürdü. Buraya geldiğimde hayatımdaki her şey yenilenmişken yaptığım işi de değiştireyim dedim. Sonuçta evet yine programcılık yapacaktım ama on yıllık tecrübemden tamamen farklı bir teknoloji ve platformu seçtim. Normalde bunu yapmak kendi ülkenizde bile çok risklidir ya kimse başvurunuzu ciddiye almaz ya da bütün tecrübeniz bir anda sıfırlanır, junior muamelesi görürsünüz. Yeni taşındığınız bir ülkede pek akıl karı bir şey değil yani. Neyse ben ilk başvurumu yaptım, görüşmeye gittim, perşembe öğleden sonraydı. Görüşme bittiğinde zaten mesai de bitmişti. Bir saat sonra patron beni aradı ve yarın sabah ise başlıyorsun dedi, pazartesiyi bile beklemeden. Üstelik lokal on yıllık programcının aldığı maaşla. Bu büyük sürprizdi çünkü normalde göçmenlere ilk işlerinde piyasanın oldukça altında bir maaş veriyorlar, herkes burada bir işe başlamak için kabul edip bir yıl sonra kanada tecrübesine sahip olarak iş değiştiriyor. Geçmiş tecrübemi de sıfırladığım bir iş için inanılmaz bir şeydi. İkinci görüşmem şu anki şirketimle yani Intel Security ileydi. Görüşmenin ertesi günü ise aldıklarını söyleyip, talep ettiğim miktardan %15 fazla teklif ettiler. Bu en çok şaşırdığım şeylerdendi çünkü Türkiye'de çalışanın talep ettiği miktarı düşürmek için pazarlık yaparlar değil fazlasını vermek. Henüz vatandaş olmadım, vatandaşlık uzun bir süreç. Ortalama 7 yıl sürüyor. Çünkü vatandaşlıktan önce Permanent Resident kartına sahip olmanız gerekiyor ve PR'i aldıktan 3 yıl sonra vatandaşlığa başvurabiliyorsunuz ve tabi ki bu sürede Kanada'da yaşıyor olmanız gerekiyor. PR'in kendisi 1.5 2 yıl alıyor. Quebec eyaletine özel bir shortcut var ama gelmeyi düşünenlere tavsiye edebileceğim, en kısa ve en basit süreç: Evli çiftlerden birinin buradaki üniversitelerden birinden yüksek lisans, MBA vs için kabul alması durumunda diğer eşe otomatik çalışma ve oturma izni çıkıyor. Yüksek lisans programlarının çoğu zaten bir yıl, okulu bitirince CSQ programından PR sürecine alıyorlar. Okulun ilk altı ayından sonra okumakta olan eşe part time çalışma izni de veriyorlar ki buradaki bir okuldan mezun olunca iş bulmak iyice kolay. Bu yüzden evrak işlerini, toplam süreyi ve iş arama sürecini kısaltmanın en iyi yolu bu. Bir de buradayken iş bulmak gerçekten çok kolayken uzaktan iş bulmak mümkün değil, Cv'nizi beğenseler, almak isteseler bile çalışma izinini alacağınız süreyi hiçbir şirket beklemeyi tercih etmiyor. O yüzden en kısa yoldan gelip burada iş bakmak en doğrusu, diğer türlü iş bulamıyoruz sanarak hayal kırıklığı yaşıyor insanlar. Ev ve araba alımı yaptım. İkisi de gayet kolay oldu. Zaten biliyorsunuz mortgage koşulları burada çok kolay o yüzden kirada oturmak pek görülen bir şey değil anca yeni geldiğinizde kalacağınız süre, yerleşeceğiniz yer belli değilken geçici bir süre yapacağınız bir şey. Eğer mortgage yoluyla alacaksanız bankaya başvuru yapıp onay aldıktan sonra gerekli belgeleri verip imza atmaya bir kez gidiyorsunuz. Sonra da evi satacak ve alacak taraflar olarak notere başvuruyorsunuz, noter tüm işlemleri yapıyor evin vergi borcu var mi, almaya engel bir durum var mi vs. Sonra size bir tarih veriyor, iki taraf birlikte gidip imzaları atıyorsunuz. Bu süreçte yaşadığımız ilginç bir şey oldu. İlk başta gittiğimizde kiralamış olduğumuz evi satın almaya niyetlenmiştik, yeni bir ev değildi ve hep apartman dairesinde yaşamış insanlar olarak evlerde olabilecek sorunlara karşı hiçbir bilgimiz yoktu. Mortgage başvurusu yapınca banka yakın vadede bu eve için yapmayı planladığınız renovasyon varsa bunları da proje halinde bize bildirin dedi. Bunun üzerine aklımızda olan şeylerin hepsini yapacak bir adam bulduk. Evin neredeyse her şeyini yapacaktı, mutfak, banyo, yer döşemesi, evin dış cephesinin değişmesi vs. ve çok ciddi bir para alacaktı. Ama adam hem işinin uzmanı hem de oldukça dürüst biri çıktı ve dedi ki evin temelinde bir sorun var, ne ben bu işi alayım, ne de siz bu evi. Bir expert çağırmamızı tavsiye etti ve hazırlanan rapor sonucunda o evi almamaya karar verdik. Bizi çok ciddi sorunlardan kurtarmış oldu ve bu sayede nelere dikkat edeceğimizi öğrenmiş olduk, su anki evi yine aynı expert'i çağırarak ve tamamen içimize sinerek almış olduk. Araba alımını yakın zamanda yaptık, ilk geldiğimizde lease etmiştik ki burada leasing de çok mantıklı, sürekli yeni araba kullanmış oluyorsunuz ve ekonomik olarak satın almış olmaktan daha pahalıya gelmiyor. Bu yöntemle devam etme niyetindeydik ama bazı markalar leasing yapmıyor sadece satış yapıyor. Alım süreci yine çok kolay, satıcı bayi tüm resmi işlemleri yapıyor, bir hafta içinde her şey bitmiş oluyor. Türkiye'ye yakın vadede dönmeyi düşünmüyorum. Ama ömrüm boyunca burada kalacağım da diyemiyorum hala, zamanla bu da değişir belki bilmiyorum. Çünkü benim hikayem biraz farklı, buraya gelirken yurt dışında yaşamayı isteyerek, planlayarak ya da bunun için başvurmuş, uğraşmış olarak gelmedim, ani bir şekilde eşimin işi ve onun çok istemesi sebebiyle geçici bir süre yaşamaya razı olarak geldim 🙂 Ama buradaki hayatı sevince şimdi dönmek istemeyenlerden oldum. Herkesin tecrübesi farklı olabiliyor, kimi seviyor kimi sevmiyor. Siz de bir şekilde sevmişsiniz diye düşünüyorum, 13 senedir yaşadığınıza göre. 🙂 Ben de yurt dışında yaşıyorum, hem de küçümsenen bir ülkede ama burada yaşadığımız hayattan çok memnunum. Eminim burayı kötü bulan da pek çok insan da vardır. YAzıya bayıldım! Ne kadar soru varsa kafamda hepsine cevap verilmiş. Çok teşekkürler! Çok teşekkür ederim çok faydalı ve aydınlatıcı bir yazı olmuş. Beğenmenize sevindim, yorumunuz için ben teşekkür ederim. Yazi cok guzel olmus ikinizede tesekkurler gercekten isil hanim dogru seyleri yazmis. Bende canada'da niagara da yasiyorum yani 2 ay oldu. Ben elektrik-elektronik muhendisliginden mezun oldum ama daha bilmiyorum nasil oluyor burda denklik isil hanim yardim edebilir mi bu konu hakkinda bir bilgisi var mi kendiside muhendis oladugu icin belki biliyordur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/06/masal-kasabalar", "text": "- Colmar, Fransa Özellikle son yıllarda adını sık duymaya başladığımız bu güzeller güzeli kasaba Fransa'nın Alsace bölgesinde yer alıyor. Şirin evleri ve içinden geçen Ren nehrinin kollarıyla ziyaret edenlere harika fotoğraf kareleri sunuyor. Colmar'a ulaşım için en kısa yol, Türkiye'den Basel hava alanına gidip oradan araç kiralamak veya trene binmek olacaktır. - Hallstatt, Avusturya Listemde bulunan yerlerden Türkler arasında en meşhur kasaba burası olsa gerek. UNESCO dünya mirası listesinde bulunan bu küçük kasaba Avusturya'nın göller bölgesinde yer alıyor. Nefes kesen manzaralar sunan kasabaya ulaşım en rahat Salzburg üzerinden sağlanıyor. Türkiye'den Salzburg'a direkt uçup devamından araba kiralamak en güzel yöntem. - Cesky Krumlov, Çek Cumhuriyeti Bohemya bölgesinin güneyinde yer alan kasaba UNESCO dünya mirası listesinde bulunuyor. Vlteva nehrinin kıvrımları üzerine inşa edilen bu şirin orta çağ kasabası, ziyaretçilerini tüm gün sokaklarında kaybolmaya davet ediyor. Genelde Prag'a gidenlerin günübirlik uğradığı bir yer olduğu için ulaşım Prag üzerinden sağlanıyor ama Viyana veya Münih'e gidenlerin de 3-4 saatte ulaşabileceği bir mesafede bulunuyor. - Giethoorn, Hollanda Hollanda'nın Venedik'i olarak anılan bu minnoş kasaba Amsterdam'a gidenlerin bir gün ayırarak görebileceği bir yer. Ulaşım Amsterdam'dan tren ve otobüs kullanarak sağlanabiliyor ama özellikle birkaç kişiyseniz araç kiralamak daha mantıklı olacaktır. Yalnız köyün içinde araç kullanamayacağınızı göz önünde bulundurun. - Sintra, Portekiz - Tasiilaq, Grönland Grönland'ın doğusunda yer alan bu şirin kasaba küçük nüfusuna rağmen turizm açısından gelişmiş bir yer. Yaz kış ziyaretçilerine çeşitli outdoor aktivite imkanları sunuyor. Buraya ulaşım listedeki diğer kasabalara göre biraz daha zor ama buz dağlarının arasında geçirilecek efsane birkaç gün için değer. Türkiye'den aktarmalı olarak Reykjavik'e gidip oradan uçak ile Tasiilaq'a varabilirsiniz. - Alberobello, İtalya Karakteristik çatılara sahip evleriyle her seyahat severin uğramak istediği kasaba İtalya'nın Puglia bölgesinde bulunuyor. Kasabanın simgesi olan konik çatılı evlere Trulli deniyor ve bu evler sayesinde kasaba UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor. Kasabaya ulaşım için en kolay yol, Türkiye'den Bari'ye uçakla gidip oradan trene binmek. - Rothenburg, Almanya Kasabanın tam adı \"Rothenburg ob der Tauber\" olarak geçiyor ve bu da \"Tauber nehrine bakan kırmızı kale\" olarak Türkçeye çevriliyor. Bu şirin orta çağ kasabası Almanya'nın Bavyera bölgesinde bulunan meşhur Romantik Yol rotasında yer alıyor. Buraya ulaşmak için Nürnberg'e İstanbul'dan direkt uçup, oradan tren yolunu kullanabilirsiniz. - Reine, Norveç Burası, Norveç'in kuzeybatısındaki Lofoten takımadalarında bulunan çok şirin bir balıkçı kasabası. Okyanusun hemen kenarındaki klasik kulübe tarzı evleri ve arkasındaki dağlarla tablo gibi bir görüntüye sahip. Yalnız bu güzelliği görmek pek öyle kolay değil ne yazık ki. Önce İstanbul'dan Bodo şehrine uçuyorsunuz, sonra buradan feribotla köyün bulunduğu Moskenes adasına varıyorsunuz. Limandan otobüs ile kasabaya ulaşıyorsunuz. - Shirakawa, Japonya Listemdeki son kasaba yine UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor. Kasaba ziyaretçilerine kışın karlar altında ayrı güzel, yazın yeşillikler içinde ayrı güzel manzaralar sunuyor. Ulaşım için önce Tokyo'ya uçakla gidip, Kanazawa'ya tren yolculuğu yapmak gerekiyor. Kanazawa'dan da otobüs ile Shirakawa'ya gidebiliyorsunuz. Sayfanızı tesadüfen dün keşfettim, bugün de birkaç konuyu araştırırken yine sizin sayfanıza denk geldim:) Ben de gittiğim yerlerde gezilecek masal kasabaları keşfetmeyi çok seviyorum. Yukarıdaki kasabalardan Colmar, Hallstatt, Rottenburg o. b. Tauber ve Shirakawa-go'ya gittim. 2 sene önce Colmar'ı keşfettiğimde kasabanın gerçek olduğuna inanamamıştım, çok beğenmiştim. Geçen sene Haziran'da 2. kez kardeşimle gittim. Bu sefer sadece Colmar ile sınırlı kalmadık. Strasbourg'u gezdikten sonra tren istasyonundan araba kiralayarak Colmar'a kadar yol üzerindeki Bergheim, Ribeauville, Riquewihr, Kaysersberg gibi kasabalara uğrayarak gezdik. Bu kasabalar Colmar'dan daha küçük ve çok daha şirin. Kesinlikle tavsiye ederim. Shirakawa-go ve Gokayama köylerini Japonya gezimiz öncesinde \"Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Köyler\" başlıklı bir yazıda gördüm. Japonya'da bu kadar masalsı yerler olduğunu görünce zorla da olsa plana sıkıştırdım ve bu masal kasabaları keşfetmeyi başardık. Kaynakların çoğu Japonca olduğu için otobüs saatleri, rotaları vb. detayları google translate ile çeviri yaparak notlarıma eklemiştim. Neyseki plan elimde patlamadı ve istediğim gibi işledi. Listede keşfetmeyi en çok istediğim yerlerin başında Reine geliyor. Norveç fiyord gezimiz sırasında gitmeyi çok istedim ancak oldukça kuzeyde yer alması nedeniyle ulaşımı uçakla yapmamız gerekecekti. Direkt uçuş olmadığı için de vakit kaybedecektik. Umarım en kısa zamanda gidebilirim. Bu arada Oslo'dan Wideroe firmasının direkt uçuşları başlamış. ulaşım artık daha kolay. Gitmek isterseniz aklınızda olsun:) Bu arada Norveç muhteşem bir doğaya sahip. Geirangerfjord, Alesund ve Flam beğendiğim yerlerin başında geliyor. Buraları da öneririm. Listede görmeyi istediğim bir diğer yer de Giethoorn. Umarım bu yıl keşfedebileceğim. Sayfanızı tesadüfen dün keşfettim, bugün de birkaç konuyu araştırırken yine sizin sayfanıza denk geldim:) Ben de gittiğim yerlerde gezilecek masal kasabaları keşfetmeyi çok seviyorum. Yukarıdaki kasabalardan Colmar, Hallstatt, Rottenburg o. b. Tauber ve Shirakawa-go'ya gittim. 2 sene önce Colmar'ı keşfettiğimde kasabanın gerçek olduğuna inanamamıştım, çok beğenmiştim. Geçen sene Haziran'da 2. kez kardeşimle gittim. Bu sefer sadece Colmar ile sınırlı kalmadık. Strasbourg'u gezdikten sonra tren istasyonundan araba kiralayarak Colmar'a kadar yol üzerindeki Bergheim, Ribeauville, Riquewihr, Kaysersberg gibi kasabalara uğrayarak gezdik. Bu kasabalar Colmar'dan daha küçük ve çok daha şirin. Kesinlikle tavsiye ederim. Shirakawa-go ve Gokayama köylerini Japonya gezimiz öncesinde \"Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Köyler\" başlıklı bir yazıda gördüm. Japonya'da bu kadar masalsı yerler olduğunu görünce zorla da olsa plana sıkıştırdım ve bu masal kasabaları keşfetmeyi başardık. Kaynakların çoğu Japonca olduğu için otobüs saatleri, rotaları vb. detayları google translate ile çeviri yaparak notlarıma eklemiştim. Neyseki plan elimde patlamadı ve istediğim gibi işledi. Listede keşfetmeyi en çok istediğim yerlerin başında Reine geliyor. Norveç fiyord gezimiz sırasında gitmeyi çok istedim ancak oldukça kuzeyde yer alması nedeniyle ulaşımı uçakla yapmamız gerekecekti. Direkt uçuş olmadığı için de vakit kaybedecektik. Umarım en kısa zamanda gidebilirim. Bu arada Oslo'dan Wideroe firmasının direkt uçuşları başlamış. ulaşım artık daha kolay. Gitmek isterseniz aklınızda olsun:) Bu arada Norveç muhteşem bir doğaya sahip. Geirangerfjord, Alesund ve Flam beğendiğim yerlerin başında geliyor. Buraları da öneririm. Listede görmeyi istediğim bir diğer yer de Giethoorn. Umarım bu yıl keşfedebileceğim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/07/helsinki-rehberi", "text": "Nordik Blogger Deneyimi kapsamında gerçekleştirdiğim harika Finlandiya seyahatinin bir kısmını Helsinki'de geçirdim. Aslında dört gece kaldım ama biz orada bulunduğumuz süre zarfında uluslararası Matka Turizm Fuarına katıldığımız için dört günlük gezme fırsatım olmadı. Boş vakit bulabildiğim zamanlarda keşfedebildiğim yerler ve bizim için hazırladıkları program dahilinde dolu dolu iki güne yetecek deneyimimle bir hafta sonu rehberi hazırladım. İşte Helsinki'de gezilecek yerler ve yapılacaklar için önerilerim. Helsinki'ye İstanbul'dan direkt uçuşla gidebiliyorsunuz. Hatta şu anda 2017 sonuna kadar biletlerde kampanya var, bu fırsatı kaçırmayın bence. Helsinki içinde ulaşım tramvay ve otobüslerle çok kolay. Helsinki'ye indikten sonra havaalanından şehir merkezine giderken taksi dışında tren veya otobüs kullanabilirsiniz, ikisi de 30 dk içine Merkez Tren İstasyonuna varıyor. Tren 5 , otobüs ise 6,30 . Çok büyük bir şehir olmadığı için pek çok yere yürüyerek de gidebilirsiniz. Bize dört günlük otobüs ve tramvaylarda geçerli kartlardan doldurmuşlardı, birkaç kez onu kullandım ama çoğunlukla yürüdüm. Eğer müze gezmeyi ve UNESCO dünya mirası listesindeki Soumenlinna adasına gitmeyi düşünürseniz hepsi için kullanabildiğiniz Helsinki şehir kartını almak en mantıklısı. Günlük, iki günlük veya üç günlük kart alabiliyorsunuz. 4 gibi bir fark ödeyerek yakın çevredeki şehirler arası ulaşımın da dahil olduğu Helsinki bölge kartını satın alabilirsiniz. Bu şekilde Espoo, Vanta, Kauniainen gibi şehirlere de tek kart ile ulaşabiliyorsunuz. Bu arada kartı online olarak alıp 3 kar ederek hava alanından teslim alabiliyorsunuz. Kartın geçerlilik süresi ilk kullanımdan itibaren hesaplanıyor. Forenom Aparthotel Helsinki City: Burası benim konakladığım oteldi, o yüzden gönül bağım var. 🙂 Şehirde gitmek isteyeceğiniz birçok yere çok yakın, toplu taşımaya beş dakikalık yürüme mesafesinde, tertemiz bir otel. Benim odam en üst kattaydı ve oldukça ferah bir terası vardı. Odamın boyutu çok büyük değil ama bana göre çok idealdi. Kahvaltı yok, bu da şehrin güzel kafelerini keşfetmek için bir fırsat bence. Bir Forenom klasiği olarak anahtar yoktu ki bu gerçekten çok büyük rahatlık, varış zamanımdan önce anahtar kodum mail olarak gönderildi. Otelin ana giriş kapısı dahil tüm kapıları bu kodla açıyorsunuz. Bu noktada küçük bir uyarı yapmak istiyorum. Son gün valizimi emanet odasına bırakmıştım ve checkout saatinden saatler sonra almak üzere gittiğimde içeri giremedim. Hafta sonları resepsiyonda kimse olmadığı için bir an uçağı kaçırırsam diye panik oldum ama o sırada bir müşteri gelip bana yardımcı oldu. O gelmeseydi maillerimden görevlinin telefonunu bulup arayacaktım ama ne kadar sürede hallolacaktı bilmiyorum. Burada kalırsanız aklınızda bulunsun. 😉 Rezervasyon yapmak isterseniz buraya tık tık! Helsinki'deki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Hotel Klaus K: Bu otelde kalmadım ama organizasyonun resmi açılış partisi burada düzenlenmişti, o yüzden gezme fırsatı buldum. Helsinki'nin ilk dizayn oteli olma özelliğine sahip ve Finlandiya'nın epik destanı Kalevala'da bulunan doğaüstü unsurlardan ve temalardan esinlenerek inşa edilmiş. Yeri çok merkezi, merkez tren istasyonuna yürüyerek 5 dk mesafede. Buradan rezervasyon yapabilirsiniz. Clarion Hotel Helsinki: Bu oteli de aynı şekilde konaklamadan bir parti sayesinde gezme fırsatı buldum. Deniz kenarında konumlanmış otelin hemen önünden 9 numaralı tramvay geçiyor. Ekim 2016'da açılmış ve gayet güzel tertemiz odaları var, üst katlardan manzara nefis. Bu otelin öne çıkan özelliği ise en üst katında havuzu olması, yaz kış kullanabiliyorsunuz. Rezervasyon için buraya bakabilirsiniz. Temppeliaukio Church: Rock Church dünyanın en cool kilisesidir diye tahmin ediyorum, en azından benim gittiklerim arasında kesin öyle. Bir kayanın üzerine inşa edilmiş kilisenin mimarisi inanılmaz olmuş. Finlandiya'daki yapılarda genel olarak tasarım dikkat çekiyor zaten ama burası bambaşka. Bir de ben askeri orkestrayı dinleme fırsatı buldum gittiğimde, büyülendim desem yeridir. O gün Espoo şehrine öğleden önce başlayacak bir gezimiz vardı ve geceden çok yorgundum. Sabah güzelce uyuyup geziye giderim diye düşünüyordum ama beklemediğim bir şekilde erkenden kalktım. Vaktim olduğunu görünce bari şu kiliseye bir gideyim dedim ve şansıma akşam verilecek konserin provası denk geldi, o yüzden benim için ekstra özel oldu. Sibelius Anıtı: Fin besteci Jean Sibelius anısına yapılmış, havada asılı gibi duran onlarca çelik borudan oluşan oldukça etkileyici bir yapıt. Toplamda 24 ton çelik kullanıldığı söyleniyor. Ünlü bestecinin çelikten yüzü de hemen yanı başına yapılmış. Helsinki Katedrali: Helsinki'nin en turistik yeri olan Senato Meydanında yer alıyor. Orijinal katedral 1830'lu yıllarda inşa edilmiş ve 1917'de Finlandiya bağımsızlığına kadar St. Nicholas Kilisesi olarak anılmış. Ben mimarisini gerçekten başarılı buldum, yakından bir görmenizi tavsiye ederim. Uspenski Katedrali: Görünce Rus mimarisinin esintilerini direkt hissedebileceğiniz bir Doğu Ortodoks Katedralidir. Ruslara bağlı oldukları yıllarda Rus bir mimar tarafından tasarlanmış. Katajanokka limanının hemen orada bir yamaçta tüm ihtişamıyla sizi kendine çağırıyor, içi de en az dışı kadar güzel emin olabilirsiniz. Kamppi Şapeli: Burası Sessizlik Şapeli olarak da geçiyor ve şehrin merkezinde, Narinkka Meydanında yer alıyor. Herhangi bir Şapel gibi düşünmeyin, Sosyal Hizmetler ve Kilise ortak yapımı bir yer. Hem ibadet etmek hem de kafasını dinlemek isteyenler için uygun ortam yaratılmış. Gerçekten harika bir düşünce. Espoo: Finlandiya'nın çoğunluğun ormanlardan oluşmasından nasibini almış bu doğa harikası şehri bir gününüzü ayırarak gezmenizi tavsiye ederim. Yaz kış doğal parkların tadını çıkarabilirsiniz. Espoo'da geçirdiğimiz harika gün ile ilgili de ilk fırsatta ayrı bir yazı yazacağım. Fin Takımadaları: Yollarda göreceğiniz manzaralar ayrı, varacağınız adalar ayrı güzel. Finlandiya gezinizi uzun tutup Fin takımadalarını da gezmenizi tavsiye ederim, merak ederseniz yazıma bir göz atın. Benim gezme fırsatı bulamadığım daha birçok güzel adalar var. Cafe Ekberg: Helsinki'nin en eski pastanesi burası, 1852 yılından beri hizmet veriyorlar. Her gün sabah erken saatlerde açık büfe kahvaltı veriyorlar. Onun dışında leziz tatlıları ve sandviçleri var. Helsinki'nin simge yerlerinden olan mekana uğramanızı tavsiye ederim. Karl Fazer Cafe : Nefis Karl Fazer çikolatalarını duymuşsunuzdur diye tahmin ediyorum, işte onlar Finlandiyalı. Şehirde Fazer'in birkaç tane kafesi var ama ben ilk açılan şubesine gittim. Burası 1891 yılında açılmış, kahve, çikolata ve tatlılarıyla öne çıkan bir yer. Bir de sabahları açık büfe kahvaltı veriyorlar ve çeşit, lezzet, kalite on numara! Buradan Karl Fazer'in patlak mısırlı çikolatalarına selam eder, denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Cafe Regatta: Gezdiğim kadarıyla Helsinki'deki en şirin kafe olduğunu söyleyebilirim. İçerisi vintage objelerle dolu ve minicik ama oldukça büyük bir bahçe alanı var. Deniz kıyısında olduğu için yazın bahçenin çok keyifli olduğuna eminim. Sibelius anıtına çok yakın, ikisine arka arkaya gidebilirsiniz. Löyly: Burası Finlandiya'nın ünlü film yıldızlarından birine aitmiş. Löyly, saunadayken köze su dökülünce çıkan buhara deniyormuş. Burada hem yemek yiyebilir, hem bahçede takılabilir hem de saunaya girebilirsiniz. Dizaynına bayıldım, gerçekten çok hoş bir mekan yapmışlar. Sauna sonrası dinlenme alanında doğal ürünlerden kendinize maske hazırlayabiliyorsunuz, güzel bir detay. Helsinki'de saunaya giderseniz, ki gitmelisiniz, burayı şiddetle öneriyorum. Sky Room: Clarion Otelin terasında yer alan barın manzarası inanılmaz. Otelde kalmasanız da bu bara uğramanızı öneririm. Ateljee Bar: Buranın özelliği şehri tepeden gören en iyi noktalardan biri olması. Akşam üstü içkisi için terasında biraz vakit geçirip manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Runar: Hotel F6'nın girişinde bulunan barın ortamı gerçekten çok hoş. Arkadaşlarınızla gece bir şeyler içmek istediğinizde gidebilirsiniz, şarapları ve kokteylleri çok güzel. Benim gidemediğim ama Finlandiyalı arkadaşlar tarafından önerilen birkaç mekanı not düşmek istiyorum. Otantik Fin yemekleri için Ravintola Aino, Michelin yıldızlı bir restoranda harika bir yemek için Olo Restaurant, Finlandiya'ya özel shot'lar denemek için Bar Bakkari, leziz kokteyller için Liberty or Death, canlı müzik için Tavastia, bira tadımı için Bryggeri. Stockmann: İçinde aradığınız her şeyi bulabileceğiniz çok katlı bir alışveriş merkezi. Ben son gün biraz gezme fırsatı buldum, baya başarılıydı. Önünden sürekli geçeceksiniz muhtemelen, vaktiniz olursa bir uğrayın bence. Marimekko: Finlandiya'nın ünlü tasarım markası. Kıyafetten ev eşyasına aklınıza gelebilecek her şeyi burada bulabilirsiniz. İnanılmaz desenlerde ürünler yapıyorlar, mutlaka göz atın. Pazar Alanı: Burada geleneksel Fin yemeklerini, el işleri ve bol miktarda hediyelik eşya bulabilirsiniz. Yemekleri ucuza getirmek isteyenler buraya uğrasın. Hediyelik eşya olarak da özellikle kuksa bardaklar ve geyik boynuzundan yapılmış ürünler çok vardı. Ben bu şehri çok sevdim, ve bir sonraki sefere daha uzun görüşmek üzere kendisine veda ettim. Bu yazıyı okuyorsanız, umarım yakınlarda gitme planı yapıyorsunuzdur. Helsinki'ye gidince gezilmesi gereken daha çok yer var ama onları artık siz benim yerime de gezersiniz. 😉 Finlandiya hakkında, gitmeden önce faydalı olacak genel bilgilerden oluşan bir yazı daha yazdım, ona da bir bakın. Her detayı düşünerek bizi ağırladıkları için NBE Finland ekibine teşekkür ediyorum. Finlandiya ile ilgili diğer yazılarıma aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/09/uygun-fyatli-ve-guzel-airbnb-evleri", "text": "Bir yere gitmeden önce mutlaka Airbnb evlerini kontrol ederim, hatta bazen gitmeyecek olsam da aklımdan geçen bir şehirde nasıl evler var acaba diye arada evlere bakarım. Bu araştırmalarım sırasında not ettiğim güzel evler var. Popüler Avrupa şehirlerinde bulduklarımın bazılarını burada da paylaşmak istedim. Tabi ki hayalleri süsleyen efsane evler çıkabiliyor ama çok pahalı oluyorlar, onlar bu yazının konusu değil. 🙂 Bu yazıda paylaştıklarım, lokasyonu ve dekorasyonu ile kalmak için bana ideal görünen, uygun fiyatlı evler. Airbnb nedir ve nasıl kullanılır diyenlere sorunsuz bir Airbnb deneyimi için yapmanız gerekenler yazımı okumalarını öneriyorum. İlk defa Airbnb'ye kaydolacaksanız, ilk rezervasyonunuzda 130 TL kazanmak için buraya tık tık. - Berlin \"Undiscovered Art Apartment\" şeklinde arayarak bulabileceğiniz bu ev, bizdeki Bomontiada'nın Berlin'deki versiyonu gibi düşünebileceğimiz Kulturbrauerei'ye çok yakın bir mesafede yer alıyor. İki odalı, sade ve şık döşenmiş evden yürüyerek birçok bar ve restorana kolayca ulaşabilirsiniz. - Paris Paris'in bana göre en güzel yerlerinden biri olan Le Marais'te yer alan evi \"Precious parisien Flat\" yazarak arayabilirsiniz. Burası hem güvenli hem de çok hareketli bir bölge. Harika butiklere, barlara ve restoranlara yürüme mesafesindesiniz. - Amsterdam \"Cozy studio with Terrace and Airco\" şeklinde arayabileceğiniz ev, Amsterdam'ın popüler yerlerinden De Pijp bölgesinde bulunuyor. Van Gogh müzesi ve Rijksmuseum yürüme mesafesinde, birçok bar ve restorana da oldukça yakın. - Roma İspanyol merdivenlerine çok yakın bir lokasyonda yer alan evi \"Luxury & Romantic Rooftop Home Spanish Steps\" şeklinde arayarak bulabilirsiniz. Roma'da görmek isteyeceğiniz birçok yere yakın, sade ve şık döşenmiş, balkonlu, güzel bir ev. - Barselona Barselona'nın en merkezi semti Eixample'da yer alan evi \"Central and Moderniste in the best Barcelona\" şeklinde arayarak bulabilirsiniz. Hemen her yere yürüyerek gidebilirsiniz, restoran ve barlar da yanı başınızda. - Kopenhag Not: Fotoğrafların hepsi, airbnb'nin websitesinden alınmıştır. Airbnb'ye kaydolup ilk rezervasyonunuzda 130 TL kazanmak için buraya tık tık."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/10/finlandiyaya-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Finlandiya'da, orada yaşayan onlarca insanla sürekli bir arada geçen bir seyahat sonrası ülke hakkında birçok bilgi edindim. Bir kısmı bildiğiniz ya da tahmin ettiğiniz şeyler olabilir, ama daha önce duymadıklarınız olduğuna eminim. Bu yüzden bana gelen sorulardan da yola çıkarak, Finlandiya'ya gideceklere faydalı olacak bilgiler listesi hazırladım. Tarihi: Finlandiya 1155 yılında İsveç Krallığı bünyesine girmiş. 1809 yılından itibaren Ruslara bağlı özerk bir ülke olarak hayatlarına devam etmişler ve 1917 yılında bağımsızlıklarını ilan etmişler. Bu sene 100. yıllarını kutluyorlar. Gün Işığı: Kışın gün ışığından oldukça az faydalanabiliyorsunuz. Ben oradayken sabah 10'a doğru hava aydınlanıyor ve öğleden sonra 4'e doğru kararıyordu. Tabi ki yazın da neredeyse hiç gece olmuyormuş, karanlık olduğu zamanlar alaca karanlık şeklinde oluyormuş. Bu arada saat farkından da bahsedeyim, aslında aynı boylamda olduğumuz için saat farkı yok ama bu sene Türkiye'de saatleri geri almadığımız için Finlandiya bir saat gerideydi. Yazın yine aynı olacaktır. Hava koşulları: Ben ocak ayında gittim, bana üstünde \"I survived winter in Helsinki\" yazan bere bile verdiler. Ama açıkçası öyle anormal üşümedim, hatta İstanbul da daha çok üşüyorum. Bunun nedeni de çok soğuk olacağını düşünüp ona göre kıyafetlerimi hazırlamış olmam. Outdoor aktivitelerin olduğu günlerde içlik ve kayak kıyafetlerimi giydim. Şehirdeyken ise kıyafetimin içine ekstra olarak sadece içlik giyiyordum, yeterli oluyordu. Bu arada fotoğraf makinesi ve telefon şarjları çok hızlı tükeniyor, mutlaka yedek batarya taşıyın yanınızda. Kış mevsiminde Finlandiya'ya gitmeyi düşünenenler için yapılması gerekenleri yazdığım yazıyı da okumanızı tavsiye ederim. Saunalar: Birçoğunuzun bildiği üzere, Fin saunası dünyaca ünlü bir gelenek. Bizim hamam kültürümüzle kıyaslanabilecek bir şey değil, ülkede 3 milyonun üzerinde sauna varmış dersem ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Ben gitmedim ama Burger King içinde bile sauna varmış, hava alanındaki lounge içinde de vardı mesela. Ayrıca neredeyse herkesin evinde de sauna varmış. Bir de kışın şöyle bir gelenekleri var, önce saunaya giriyorlar, sonra buz gibi denize ya da suya giriyorlar, buz gibi derken bildiğiniz üstü yer yer buz tutmuş sular bunlar. Bu arada normalde kendi aralarında genelde çıplak takılıyorlarmış saunalarda, biz oradayken herkes mayoylaydı tabi. İçecek: Glögg diye bir içecekleri var, başka hiçbir şey denemeseniz bile bunu mutlaka deneyin arkadaşlar. Böyle tatlımsı, alkollü veya alkolsüz, tarçınlı, içine taze badem ve kuru üzüm koydukları bir içecek. Her yerde içebilirsiniz, yazın bilmem ama kışın çok iyi geliyor. Sonra yukarıda bahsettiğim Salmiakki ile de içecekler yapıyorlar, likörü ve kokteylleri var. Bir de Finlandiya votka konusunda iddialı ülkelerden biri, o yüzden votka da deneyebilirsiniz. Hayat Pahalılığı: Restoranlar, barlar ve özellikle alışveriş baya pahalı. Yemek konusunu sabit pazarlardaki yiyecek satan yerlerden halledebilirsiniz. Katedrallere giriş ücretsizdi. Ulaşım ve müze girişleri konusunu da günlük kart ile çözerseniz uygun oluyor. Su çeşmeden içilebiliyor o yüzden ücretsiz sayabilirsiniz. Hatta çeşme suyunun şişe suyundan daha temiz olduğu söyleniyormuş. 🙂 Sonuçta genel olarak evet pahalı bir ülke ama ücretsiz veya uygun fiyata halledebileceğiniz birçok şey var. İnternet: Helsinki'de şehirde ücretsiz wifi var ama her yerde çekmiyor, ben sadece Senato Meydanı ve limanda yakaladım. Turku'da da var görünüyordu ama hiç bağlanamadım. Otobüslerde ve şehirler arası trende wifi vardı, ayrıca birçok restoran ve barda da ücretsiz wifi var. - Ülkenin %70ini ormanlar oluşturuyor, ve 188000 civarı göl var. Yani tam bir doğa cenneti. - Yılın 200 gününde kuzey ışıklarını gözlemleme şansına sahipsiniz. - 70000 ada ile dünyanın en büyük takımadalarına sahipler. - Restoran Günü adında bir organizasyonda herkes yemek yapıp satabiliyor. Herhangi bir vergi vermeden istenilen yere tezgah açıp satış yapılabiliyor, üstelik bunun için Finlandiyalı olmanıza da gerek yok. - Santa Claus yani Noel Baba Finlandiya'da, Rovaniemi'de yaşıyor, ziyaret edebiliyorsunuz. - Dünyada en çok kahve tüketilen ülke Finlandiya, günde ortalama kişi başı 6 bardak kahve tüketiliyor. - Dünyanın en çok heavy metal grubuna sahip ülkesi, hatırlarsanız yıllar önce bir tanesi Eurovision'da birinci olmuştu. - Aşırı garip şampiyonaları var. Mesela eşini taşıma, cep telefonu fırlatma bunlar arasında. - Dünyanın en güvenli şehirlerinden biri. Yapılan bir araştırmaya göre kaybolan 12 cüzdanın 11'i sahibine geri getirilmiş, kalan 1 tanesi de unutulduğu yerde bulunmuş. Bunu tecrübe etme fırsatı buldum, ekibimizden biri bir yerde laptop unuttu ve ertesi gün bıraktığı yerdeydi. - Dünyada basın özgürlüğünde liderler. Finlandiya ile ilgili diğer yazılarıma aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Mesela gitmeden önce iş başvuruları yapmayı düşünüyorum; Helsinki'de özellikle bir kaç ilan buldum bile. Ama sanırım orada kalmam en azından bir ayı bulabilir. Bu konularda baya deneyimsizim. Açıkçası giderken yiyecek götürmedim, bilemiyorum. Ama herhangi bir ülkeye giderken yiyecekleri vakumlayarak bagaja verdiğimde hiç sorun yaşamadım şimdiye kadar. Avrupa birliği dışından getirilecek et ve süt ürünlerinin tamamı yasak. Merhaba, ben çocuksuz katılmam gerek bir organizasyon için oradaydım, o yüzden bebeğimle gitmedim açıkçası onu baştan söylemeliyim. Bu sene öyle bir hayalim var ama kısmet olursa. Bence Finlandiya çocuklar için çok güzel bir ülke, sıkı giydirmeniz yeterli. 🙂 Uçak yolculuğu da çok uzun değil, o yüzden korkacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Şimdiden keyifli seyahatler diliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/10/kisin-finlandiyada-yapmaniz-gereken-10-sey", "text": "Finlandiya, kuzey kutbuna yakın ülkelerden biri olduğu için hava sıcaklıkları bize göre baya düşük. Bir de kış mevsiminde gün ışığından çok kısıtlı süre faydalanabiliyorsunuz. Bu sebeplerden genelde Finlandiya'ya yaz mevsiminde gidilmesi öneriliyor. Bense Finlandiya'nın kesinlikle kışın ziyaret edilmesi gereken bir ülke olduğunu söylüyorum ve size bunu ispatlamak için başlıyorum yazmaya, işte kışın Finlandiya'da yapılabilecekler. Bu harika hayvanların arkasındaki kızakta, karlar altındaki muhteşem manzaranın keyfini çıkarırken kendinizi vahşi doğanın kahramanı gibi hissedeceksiniz. Bu aktivite için Laponya bölgesine gitmeniz gerekiyor. Sürücü size kızağı nasıl kullanacağınızı gösteriyor ve size de sürüş şansı veriyor. Finlandiya'ya gittiğinizde yaz kış ren geyiklerini besleyebilirsiniz ama Noel zamanı giderseniz Rovaniemi'de Noel Baba köyünü ziyaret edip birlikte zaman geçirebilirsiniz. Çok keyifli bir diğer aktivite de, ülkenin dört bir yanına yayılmış olan doğal parkları yürüyerek keşfetmek olacaktır. Karda rahat yürümeniz için ayağınıza giyeceğiniz özel kar aparatlarıyla uçsuz bucaksız ormanların içinde trekking yapıyorsunuz. Bu kayak bizim alışık olduğumuzdan biraz farklı. Normalde teleski vb. ulaşım araçlarıyla ile yukarı çıkıp aşağı doğru kayarken, bu sporda onun yerine karlarla kaplı düz yolda kayaklarla yürüyor hatta koşuyorsunuz. Kayaklar da haliyle normaline göre daha ince ve hafif. Hiçbir şey, vücudunuzu, saunada sıcaktan kavrulduktan sonra buz gibi sulara dalmaktan daha canlı veya tazelenmiş hissettirmez. Kışın, soğuklarda donmuş elleri ve ayakları ısıtmak için sauna harika bir yerdir. Fin halkı saunada gevşedikten sonra mutlaka buz gibi deniz bir girip çıkıyorlar. Bu da kan dolaşımını arttırıp vücudunuzu canlandırıyor. Bu aktivitede genelde bir tekneyle sizi denizin buz tutmuş yerlerine götürüyorlarmış ama ben doğal parkta buz tutmuş bir gölde deneyimledim. İçinize bir polar alt üst veriyorlar, üstüne de dalış yapanların iyi bildiği, kuru elbise dediğimiz, içeri su girmeyen kıyafetlerden giyiyorsunuz. Çok eğlenceli bir tecrübe gerçekten. Kışın Finlandiya'da Hayatta Kalma Notu: Bu saydığım aktiviteleri yaparken, kış koşullarına uygun pantalon ve mont, içinize de mutlaka termal içlik giymelisiniz. İçliklerin üstüne ayrıca uzun kollu tshirt giymenizde fayda var. Hatta kuzey bölgelerde dereceler -35lere kadar düşebileceği için çift katları da giymeniz gerekir. Ayağınızda da termal çorap ve kar botları olmalı. Bere, eldiven ve boyunluk da giymeniz şart. Gün ışığının az olması moralinizi bozuyorsa Mart ayında gitmeyi tercih edebilirsiniz. Finlandiya'nın kuzeyinde Nisan ayına kadar kış devam ediyor ne de olsa. 🙂 Elektronik aletleriniz için yedek batarya almayı unutmayın. Finlandiya ile ilgili diğer yazılarıma aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/13/her-mevsim-ayri-guzel-finlandiyaya-gitmek-icin-10-neden", "text": "Güneşten gelen elektrik yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan kuzey ışıklarını ön sıralardan izlemek isterseniz Finlandiya doğru bir seçim olacaktır. Ülkenin kuzeyindeki Laponya bölgesinde, Eylül ve Mart ayları arasında yılın yaklaşık 200 günü kuzey ışıklarını görme şansınız olduğu söyleniyor. Kuzey ışıkları avına çıkmak için gökyüzünün açık ve yıldızlı olduğu bir geceyi tercih ederseniz, bu eşsiz doğa olayını görme şansınızı yükseltirsiniz. Mutlaka şehir ışıklarından uzak, karanlık bölgelere gitmeniz gerekiyor. Yalnız bütün gece beklemeniz gerekebilir ve ona rağmen eliniz boş dönebilirsiniz. Dünyanın en temiz havasına sahip ülkelerden biri olan Finlandiya, bunu ülkenin %70'ini kaplayan ormanlarına borçlu. Aldığımız nefesin kalitesinin her geçen gün düştüğü, ülkemizdeki ormanların gitgide azaldığı bu dönemde sadece bir temiz hava almak için bile gidesi gelir insanın. Oksijene doyacağınız, huzur dolu bir tatil için Finlandiya'yı gidilecek yerler listenizin başına almanızı tavsiye ederim. Finlandiya'da saunaya girmek turistik bir aktivite değil, bir yaşam biçimi. Neredeyse herkesin evinde sauna var, ev yapmak üzere bir arazi aldıklarında genelde önce saunayı yapıyor daha sonra evlerini bitiriyorlarmış. İş yerlerinde, hava alanlarında ve hatta restoranlarda sauna bulunuyor. İnsanlar arkadaşlarıyla vakit geçirmek için saunalara gidiyor, ve hatta bazı iş toplantılarını saunalarda yapıyorlarmış. Çok eskiden doğum yapmak için saunaya giriyorlarmış, şimdi artık bu yöntem tercih edilmese de bebekler çok küçükken saunaya girmeye başlıyor. Bu kadar sahip çıkılan ve ritüelleri olan bir geleneği Fin halkıyla birlikte yaşamak için bile Finlandiya'ya gidilir. Seyahatlerde günler genelde o kadar güzel geçer ki, keşke hiç gece olmasa diye düşünür insan. Finlandiya size tam olarak bunu vaat ediyor, yani yaz aylarında neredeyse hiç gece olmuyor. Gecenin en karanlık halini alaca karanlık şeklinde yaşıyorsunuz ve o da sadece birkaç saat sürüyor. Tabi ki bir noktada uyuyacaksınız ama seyahatinizden maksimum verim alabileceğiniz bir tatil için Finlandiya yaz aylarında harika bir seçim olacaktır. Ben Finlandiya'da yediklerime ciddi anlamda bayıldım. Ekmeğinden peynirine, balığından ren geyiği etine, tereyağından tatlılarına kadar her şeyleri çok doğal ve lezizdi. Küçücük kasabalarda inanılmaz gastronomi deneyimleri yaşadım. Seyahat ederken yemek kültürüne önem veren ve yemek yemeyi sevenlerin öncelik vermesi gereken ülkelerden biri kesinlikle Finlandiya. Finlandiya'da insanlar, metropollerin içine sıkışmak yerine ormanlar içindeki muhteşem kütük evlerinde yaşamayı daha çok tercih ediyorlar. Bazı şehirler tamamen ormanlara yayılmış evlerden oluşuyor, bizim bildiğimiz türden şehirlerde yaşayanların da mutlaka böyle kütükten yapılma yazlık evleri var. Yollarda sürekli bu aşırı şirin evlere rastlayabilir, isterseniz bu tip evlerde konaklayabilirsiniz. Ben bu özelliğini daha önce duymamıştım açıkçası ama Finlandiya aynı zamanda bir festival cennetiymiş. Müzik, tiyatro, tango ve hatta opera festivali bile düzenliyorlar. Özellikle yaz aylarındaki festivalleri takip edip gitmenizi tavsiye ederim. Benim gözüme kestirdiklerim Temmuz ayında düzenlenen Tango festivali ve Ağustos ayı sonunda başlayacak olan Helsinki Sanat Festivali. Doğanın ülkenin çoğunluğunu oluşturması nedeniyle outdoor sporların her türlüsünü hatta başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz ilginç sporları burada deneyebilirsiniz. Yazın özellikle su sporlarına yoğun bir ilgi var, yelken, kano, kayaking gibi aktiviteler ilginizi çekebilir. Bunların dışında dağ bisikleti, trekking, golf gibi aktivitelere katılabilir hatta çamur güreşi yapanların arasına karışabilirsiniz. 😀 Kışın yapabileceğiniz efsane aktiviteler için de buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/16/babymoon-hamilelere-seyahat-ipuclari", "text": "Bir anne olduğum ve seyahat yazıları yazdığım için ara ara \"Hamileyken hangi aya kadar seyahat edilir?\", \"Hamilelikte yurtdışı seyahati nasıl olur?\", \"Hamile valizinde neler olmalı?\", \"Babymoon nedir?\" şeklinde sorular alıyorum. Hamileyken mümkün mertebe evde durmamış, elimden geldiğince seyahat etmiş biri olarak tecrübelerim doğrultusunda tüm bildiklerimi başlıyorum yazmaya. Hamileyken sorunsuz bir yolculuk için nelere dikkat edilmeli bu yazıda anlatmaya çalışacağım. İşte size hamilelikte seyahat namı diğer Babymoon için hazırladığım naçizane hamilelikte seyahat ipuçları. Honeymoon ve baby kelimeleriyle türetilmiş, bebek bekleyen çiftlerin, bebek doğmadan önce çıktıkları son baş başa tatile verilen isim. Yani hamileyken yapılan romantik seyahat diyebiliriz. Ben hamileliğim sırasında hem ağır kış koşullarında, hem bahar aylarında, hem de yaz sıcağında seyahat etme fırsatı buldum. Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki hamileyken gezmek için en rahat mevsim bahar. Çünkü hamileyken sıcaklar iki kat hissediliyor, soğuklarda da zaten kilo almışken bir de kat kat giyinmek hiç rahat hissettirmiyor. O yüzden eğer tek bir yere gidecekseniz bahar ayını yaşayan bir ülkeye öncelik vermenizi öneririm. Ama tabi ki sadece yaz tatili yapmayı sevenlerden olabilirsiniz, bu durumda tatilden beklentinizi karşılamanız önemli oluyor, muhakkak yaz neredeyse siz de oraya gidin, ama hamileyken rahat edeceğiniz bir yer olsun. Mesela ben 5.5 aylık hamileyken Şubat ayında Venedik'e gitmiştim, elimde de en büyük boy ağzına kadar dolu valizim vardı. Hesaba katmadığım şey, elimde koca valizle sürekli köprüler ve dolayısıyla merdivenler aşmam gerektiğiydi. Üstelik bu bir babymoon değildi, yani eşimle değil bir kız arkadaşımlaydım, dolayısıyla benim valizimi taşıyacak kahramanım yanımda değildi. Otele giriş ve ayrılış günü kendime çok söylendim açıkçası. Bir de Venedik her tarafı sularla çevrili olduğu için ekstra soğuktu, nasıl bu kadar şuursuzca bir seyahat planı yaptım bilmiyorum. Zaten göbeğim artık kendini göstermiş, bir de kat kat giyinince tam bir lahana gibi dolanıyordum etrafta. Ama bunların hepsi tecrübe oldu işte, ben yaptım siz yapmayın diye yazıyorum. Sonuç olarak seyahatin genelinde keyfim çok yerindeydi kabul, fakat yine de kışın Venedik'i hamilelere pek tavsiye etmiyorum. 🙂 Hamileyken düşme riskinden dolayı kayak gibi sporlar tavsiye edilmiyor. Ben arkadaş grubumuzla bir kayak organizasyonuna katıldım ama onlar kaydı ben kayak merkezindeki kafede takıldım. Hamilelerin en rahat edeceği tatil yerlerini yakın zamanda farklı bir yazıda yazacağım, takipte kalın. Bu konuyla ilgili bir de aktarmalı uçuş sorusu gelmişti, son olarak ona değinmek istiyorum. Ben açıkçası 4 saatten uzun uçuş tercih etmedim, ama kış hamileleri yazı yaşamak istiyorsa direkt uçuşun da aktarmalı uçuşun da avantajları olabilir. Direkt uçuş olursa hava alanlarında perişanlık yaşama riskini sıfıra indirirsiniz ve gece uçuşu ise zaten uykuya pek düşkün olduğunuz bu dönemde uçuşu rahatlıkla uyuyarak bitirebilirsiniz. Gündüz uçuşu ise aktarmalı uçuş daha mantıklı olabilir çünkü uyanıkken sürekli uçakta kalmak bir noktadan sonra tahammül sınırlarınızı zorlayabilir. Doktorunuza seyahat için bir engel görüp görmediğini zaten tatil planınızı yaparken sorarsınız ama gitmeden önceki gün de kontrole gitmenizi tavsiye ederim. Normal şartlarda yani riskli bir hamilelik geçirmiyorsanız doktor kontrolleri genelde ayda bir olarak yapılıyor. Son gittiğiniz kontrolün seyahatinizden iki hafta önce olduğunu ve her şeyin yolunda olduğunu varsayalım, o zamandan bu zamana çok şey değişmiş olabilir. Kimsenin başına gelmesin tabi ki ama suyunuz azalmış olabilir, dinlenme gerektiren riskli bir durum oluşmuş olabilir gibi birçok aklınıza gelmeyen durum için mutlaka doktora görünün. Benim seyahat ettiğim hava yolu şirketleri 28. haftadan sonra doktordan uçuşunda problem yoktur raporu istiyordu ve 36. haftadan sonra da uçuşa izin vermiyordu. O yüzden ben son uçuşumu 35. haftada yapmıştım. Gerçi Amerika'da doğum yapan bazı kişilerin 38. haftada filan karınlarını kaban altına saklayarak uçağa bindiklerini filan duymuştum ama normal şartlarda durum bu şekilde. Bazı hava yolu şirketlerinde bu haftalar değişiklik gösterebiliyor, özellikle yurt dışında iç uçuşunuz olacaksa mutlaka bunlara dikkat edin. Hamileyken tuvalet kullanım sıklığı artar. Koca göbeğiniz ve poponuzla sürekli insanların önünden geçmek istemiyorsanız, varsa cam kenarı sevdanızdan vazgeçin ve koridor tarafına oturun. Sadece tuvalet ihtiyacı için değil, yol uzunsa arada sırada yürüyüş yapmak için de yerinizden kalkmanız gerekecek. Üstelik bacaklarınıza sıkıntı basarsa koridora doğru uzatabilirsiniz. Bütçeniz uygunsa tabi ki hamilelik döneminde üst sınıf uçuş tercih etmenizi tavsiye ederim. Ben Paris uçuşunda Comfort, 35. haftada yaptığım son Beyrut seyahatinde de Business uçuş tercih etmiştim, gerçekten çok rahat etmiştim ama ekonomi uçuşlarımda da hiç sorun yaşamadım. Normalde çok önemsenmeyen ara öğünlere hamileyken biraz daha fazla ihtiyaç duyarız. Özellikle ceviz, meyve, yoğurt gibi besinler aşırıya kaçmamak kaydıyla ara öğünlerde tüketilmesi tavsiye edilen ürünler. Bunlara her gittiğiniz yerde ulaşmanız kolay olmayabilir, o yüzden tavsiyem buradan gitmeden önce biraz yanınıza almanız. Oraya gittiğiniz zaman da otellerde sabah kahvaltılarında verilen meyve ve kuru yemişten birazcık yanınıza alabilirsiniz. Normalde bunu yapmaya utanıyor olsanız bile hamileyken çekinmenize hiç gerek yok. Ayrıca bir de su bulundurun mutlaka, ben normalde pek su içen bir tip olmasam da o dönemde bol su içiyordum. Hem bebek için faydalı, hem de vücudunuz ihtiyaç duyuyor. Hamileyken hormonlar biraz fazla çalıştığından olsa gerek, sıcaklar ekstra sıcak, soğuklar ekstra soğuk hissedilebiliyor. Ya da kışın ortasında yangın var diye dolaşabiliyorsunuz. Gerçekten ne kadar anormal bir dönem değil mi? 🙂 Velhasıl, mutlaka aynı anda dört mevsimi yaşamaya uygun kıyafetler giyin. Çok kalın bir kazak yerine, ince bir atlet, üstüne bir gömlek, üstüne bir hırka giyebilirsiniz mesela. Böylece ne kadar sıcaklarsanız o kadar soyunur ve sıkıntıya düşmezsiniz. Belki güzel bir restoranda bir akşam yemeği için yanınızda topuklu ayakkabılarınız olabilir ama özellikle bol yürüyüşlü geziler için kesinlikle yürüyüş ayakkabıları tercih edin. Yaz için de terlik seçimine dikkat edin, Birkenstocklar uzun yürüyüşlerde beni bitirmişti mesela, normal şıpıdık terlik tercih etmenizi öneririm. Hamile dostu otel diye bir kategori yok ama sizin seçimleriniz doğrultusunda uygun hale gelecek oteller var. Mesela şehir gezmek üzerine bir plan yaptıysanız şehir merkezinde bir otel seçin ki hem yürüme konusunda çok sıkıntı çekmezsiniz hem de gezerken bir ihtiyacınız olsa hemen otele geri dönebilirsiniz. Deniz tatili planladıysanız kendi plajı olan bir otel seçerseniz, her denize gidişinizde tüm eşyalarınızı toplamak zorunda kalmaz, bir ihtiyacınız olduğunda odanıza çıkıp halledebilirsiniz. Herkesten erken uyandığınızda sabah saatlerinde denize girebilme lüksü de cabası. Otelin kendi kahvaltısı olsa sizin için daha rahat olur. Bu arada mümkünse giriş katı ya da merdivenle kolayca çıkılan bir oda tercih etmenizi tavsiye ederim. Ben Beyrut'ta 9. katta kalıyordum ve karnımda 8 aylık bebeyle tek başıma asansörde kaldım. Bu yetmezmiş gibi bir de asansör tekrar çalıştığında son hız en alt kata indi, o an asansör düşüyor sandım, yaşadığım korkuyu size anlatamam. Kabus bitmiyordu, en alt kat resepsiyon değil, depo gibi filan böyle ıssız bir yerdi, bir süre panikten çıkış yolunu bulamadım, başka bir boyuta geçtim filan diye kendi kendime konuştuğumu hatırlıyorum. 😀 Velhasıl çığlıklarım sonucu bana ulaştılar ve bir daha sorun yaşanmadı. Bu tabi ki normalde de başınıza gelebilecek bir olay ama hamileyken insan çok daha hassas oluyor biliyorsunuz ve o an yaşadığım travma ile erken doğum vs. tetiklenebilir ya da başka bir problem olabilirdi. Mevcut sağlık sigortanız yurt dışını kapsıyor mu ya da ek bir ücret karşılığı genişletme yapılabiliyor mu diye öğrenin. Aynı şekilde yurt dışı seyahat sigortalarının da kapsamını öğrenin. Sigorta için ödeyeceğiniz ek ücretin karşılığı size büyük bir geri dönüş olabilir. Bir de orada güvenebileceğiniz hastane var mı diye araştırın mutlaka. Ben özellikle 30. hafta sonrası gittiğim seyahatlerde bu konuya dikkat etmiştim. Bu maddeyi hem uçuş için hem gittiğiniz yer için yazıyorum. Uçaklarda bileti alırken yemek seçimi yapabiliyorsunuz bildiğiniz gibi, bu esnada daha sağlıklı ve midenizi bulandırmayan ürünleri tercih etmenizi öneririm. Gittiğiniz yer için de önceden restoran araştırması yapıp sizin damak zevkinize uygun menüleri olanları not etmenizde fayda var. Tabi ki normalde restoran önerilerini dikkate alıyorsunuzdur ama hamilelik döneminde bu konu ekstra hassasiyet gerektiriyor diye düşünüyorum. Mesela normalde sushi delisisinizdir ve Japonya'ya gidiyor olabilirsiniz ama hamileyken sushi yemeniz tavsiye edilmiyor, o yüzden mutlaka ön araştırmanızı yapın. Hamileyken kendinizi çok şişman, yumuk yumuk ve çirkin hissedebilirsiniz. Bu yüzden fotoğraf çekilmekten çekiniyorsanız bile seyahatlerinizde bu düşüncenizden kurtulun. Hem kendinize anı olması için, hem de çocuğunuz anlayacak yaşa geldiğinde \"Yavrum bak sen karnımdayken biz seninle nerelere gitmiştik?\" diyerek ona fotoğraflarınızı göstermek için bence bol bol fotoğraf çekilin. Ben keşke daha fazla çekilseymişim diye hayıflanıyorum. Bebeğiniz daha doğmadan gezdiği ülkelerden onun için koleksiyon yapma fikri bana çok güzel gelmişti. Daha sonra da doğduktan sona devam ederim dedim. Bence gerçekten kalbi attığı andan itibaren gittiği ülkelerden hatıra toplamak çok güzel bir hediye. Yalnız koleksiyon düşünüyorsanız doğru parçaya önceden karar verin. Mesela ben ilk gittiğim ülkeden Hard Rock zıbını aldım, belli bir yaşa gelene kadar biriktiririz t-shirtlerle birlikte diye düşündüm. Sonra ikinci gittiğim yerde de bir heves gittim alayım diye ama bebek zıbınının tek renk ve model üretileceğini akıl edememişim. Sadece üstündeki şehir isminin değiştiği, birebir aynı zıbından birkaç tane almak da saçma geldi, bari rengi değişseydi, sadece mavi vardı. Ben de kar küresi biriktirmeye başlayayım bari bundan sonra dedim ve kar küresi aldım. Kaliteli bir yerden almış olmama rağmen eve geldiğimde kar küresinin içindeki jel yarıya inmişti. Böylece ilk iki ülke patlak verdi, ben de sonrasında aman ya koleksiyon yapamıyorum, olmuyor artık ben bu işi bırakayım dedim ve diğer ülkelerde beğendiğim herhangi bir şeyi alarak devam ettim. Bilirsiniz \"sakınılan göze çöp batar\" diye bir deyim vardır. Bir şeyin üzerine çok fazla titrerseniz o şeye zarar gelir anlamında kullanılıyor. O yüzden biraz rahat olmak gerek diye düşünüyorum. Ben çok şükür son derece sıkıntısız ve rahat bir hamilelik geçirdim, bunu da kafamın rahat olmasına bağlıyorum. Yani tabi ki ufak tefek sorunlar ben de yaşadım ama bulantı vs. sorunlarım olmadı ya da hareketimi sınırlayacak bir durum yaşamadım. O yüzden sürekli ay ben hamileyim ya şöyle olursa ya böyle olursa diye kafanızda bir şeyler kurup tatili kendinize zehir etmeyin. Birçok yerde hamileliğin ileri safhalarında araba kullanmayı önermiyorlar. . Hamilelikte yolculuk için en rahat dönem hamileliğin 2. trimesterı denilen 18-28 haftaları deniyor ama bence kendinizi iyi hissettiğiniz sürece her zaman uygun. Ben 35 haftalık hamileyken Beyrut gibi trafiğin ve sürücülerin korkunç olduğu bir yerde araba kiralayıp 4 gün boyunca kendim kullanmıştım. Hem şehir içinde kullandım hem de çevre şehirlere gittim ve hiç sıkıntı yaşamadım. Yani yediğime içtiğime dikkat ederim tabi ki ama araba kullanmanın hamilelikle ne ilgisi var ben anlamıyorum. Seyahatlerde kesin araba kullanın demek istemiyorum burada tabi ki, toplumun dikte ettiği, hamilelikte bunu yapamazsın denilen bazı şeylerin çok da takılmaması gerektiğini düşünüyorum sadece. Öncelikle almanız gereken ilaçlar varsa onları tabi ki unutmuyorsunuz, bunu benim söylememe gerek yok. 🙂 Yaz aylarında hamileyken üfür üfür elbiselerle insan çok rahat ediyor biliyorum ama uzun yürüyüşler yapacaksanız, özellikle hamileliğin son aylarında pişik olma riskiniz var, haberiniz olsun. Ben elbise yerine bol bir üst ve incecik hamile taytlarını tercih etmenizi öneririm. Varla yok arası oluyor zaten o taytlar, çok rahat ve her yerde satılıyor neredeyse. Onun dışında aklıma gelen bir de şu var; hamile değilken giydiğiniz kıyafetlere sığamayacağınızı zaten tahmin ediyorsunuzdur ama bazı bol kıyafetlerinizin olabileceğini düşünebilirsiniz, yanınıza alacaklarınızı mutlaka deneyin, boşuna taşımış olmayın. Benim başıma geldi oradan biliyorum. 🙁 Dışarıdan çok bol duran, kesin girerim ben bunun içine dediğim elbisemin astarı meğer pek de bol değilmiş. Özel bir gün için yanıma almıştım, hem yanımda boşuna taşımış oldum hem de kıyafet konusunu çözemedim. Saati saatine bir plan yapın demiyorum tabi ama aşağı yukarı nerelere gideceğinizi mutlaka günlük olarak çıkarın. Gidilecek yerler notlarını mutlaka alıyorsunuzdur zaten ama birbirine yakın yerleri önceden aynı güne toplarsanız, oradayken fazla koşturmadan, ulaşım için fazla zaman harcamadan rahat rahat gezersiniz. Böylece dinlenme süreleri ve yeme içme molaları için daha fazla vaktiniz kalır. Burada yazdıklarım genelde yurt dışına uçakla gidilen yolculuklar için gibi görünse de yurt içinde de gezilerim oldu ve onlarda özel araç kullanmayı tercih ettim. Yukarıdaki saydıklarım yurt içinde ve araba yolculuğunda da geçerlidir. Sizin başka tavsiyeleriniz varsa lütfen yorum olarak bırakın. Bebeğinizi sağlıkla kucağınıza almanız dileğiyle!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/21/sorunsuz-bir-airbnb-deneyimi-icin-yapmaniz-gerekenler", "text": "Airbnb ile ev kiralamak, benim özellikle otellerin pahalı olduğu şehirlerde çok tercih ettiğim bir uygulama. Airbnb'den bahsettiğim zaman Airbnb nedir, Airbnb nasıl kullanılır, Airbnb güvenli midir şeklinde sorular alıyorum. O nedenle öncelikle Airbnb'yi daha önce duymamış ve/veya ilk defa kullanacaklar için Airbnb nedir diye küçük bir açıklama yapıp, airbnb nasıl çalışır onu anlatacağım. Sonra da sorunsuz ve güvenli bir Airbnb deneyimi için ipuçlarını paylaşacağım. Airbnb indirim kodu arıyorsanız, şuraya bakabilirsiniz. Kısaca Airbnb, evinizin tamamını ya da odalarını dünyanın dört bir yanından insanlara kiralamanızı sağlayan bir internet uygulaması. Siz de aynı şekilde dünyanın her yerinde beğendiğiniz bir evi yer olması durumunda kiralayabiliyorsunuz. Ev kiralarını ödemekte zorlanan iki genç Joe Gebbia ve Brian Chesky'nin, evlerinin bir odasını kiralamak için kurdukları sitenin çok ilgi görmesiyle ortaya çıkmış bir proje. Şu an oturduğunuz ev müsaitse bence hem yabancı insanlarla kaynaşmak hem de ek maddi kaynak sağlamak için kesinlikle denemelisiniz. Ben sadece kiracılık tecrübesi yaşamış biri olarak, bu konudaki tecrübelerimi aktaracağım. Öncelikle bu linke tıklayarak airbnb adresine girin, bu link üzerinden kaydolduğunuzda anında kredi kazanacaksınız ve ilk seyahatinizde kullanabileceksiniz. Karşınıza çıkan ekranda istediğiniz tipteki evi arayın. Daha sonra, aşağıda okuyacağınız ipuçlarını dikkate alarak seçtiğiniz ev için rezervasyon yapmaya başlıyorsunuz. Bu aşamaya geldiğinizde sistem kayıt olmanızı isteyecek. En baştan kayıt olup daha sonra da aramalarınızı yapabilirsiniz tabi. Mail, Facebook veya Google+ hesabınız ile kayıt olduktan sonra fotoğraf girmeniz bekleniyor. Fotoğrafınızı girmeyebilirsiniz ama ben ev sahiplerine ilk bakışta sizin hakkınızda bir izlenim sağlamak için eklemenizi öneririm. Daha sonra telefon ve email doğrulaması yapılıyor. Son olarak da bir kimliğinizin soft halini yüklemeniz bekleniyor. Bunların hepsi kesin rezervasyon yapılacağı zaman güvenlik ve iletişimi kolaylaştırmak amaçlı istenen şeyler. Artık ev kiralamaya hazırsınız. 🙂 Şimdi gelelim Airbnb'de ev kiralama yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğine. Airbnb Plus Nedir? Şık tasarım ve kalite için seçebileceğiniz Airbnb evleridir. Airbnb Luxe nedir? Tabiri caizse rüya gibi olan airbnb evlerini bulabileceğiniz, beş yıldız konforunu her yönüyle hissedebileceğiniz evlerden oluşur. Airbnb Deneyim nedir? Gittiğiniz şehirde yaşayan birilerinden konaklama yerine deneyim hizmeti alıyorsunuz. Yerel yemekleri tatmak, şehirde fotoğraf turu atmak gibi örnekler verilebilir. Airbnb konaklama yerleriyle benzer mantıkta çalışır. - Evin bulunduğu yeri iyi araştırın - Erken rezervasyon yapın Tahmin edeceğiniz üzere özellikle yüksek sezonda güzel evler hemen kapılıyor. Otellerde bir sürü oda olduğu için Airbnb evlerinin tükenme olasılığı çok daha hızlı. Rotanız kesinleşir kesinleşmez hayalinizdeki evi bulup rezervasyonunuzu yapın. Bana göre en geç iki ay kala hallederseniz gereksiz pahalı ya da istediğiniz bölgeye uzak evlere kalmazsınız. Bir de mesela siz diyelim 5 gün kalacaksınız, geçen gün favorilerinize eklediğiniz ev dolu görünüyor. Mutlaka müsaitlik takvimini inceleyin, belki sadece bir gün çakışıyordur, yalnızca o gün başka yerde kalarak idare edebilirsiniz. - Nasıl bir konaklama istediğinizi seçin Airbnb'de üç çeşit konaklama seçeneği var. Tüm evi seçebilirsiniz, evin bir odasında kalabilirsiniz ya da aynı odayı başkalarıyla paylaşabilirsiniz. Şahsi tercihim tüm evi kiralamak üzerine oluyor, çünkü o zaman daha özgür oluyorsunuz. Gittiğiniz ülkeyle ilgili kültürel paylaşımı yoğun yaşamak istiyorsanız ev sahibinin yaşadığı evde kendinize ait bir odada kalmak en mantıklısı. - Evin özelliklerini okuyun Kalacağınız evin özelliklerini mutlaka inceleyin. Mesela evde wifi bulunması önemli özelliklerden biri. Güzel havalarda havuzlu bir ev tercih edebilirsiniz. Ya da uzun kalacaksanız çamaşır makinesi ihtiyacınız olabilir. Ev 5. katta olup asansörsüz çıkabilir ve sizin her gün bütün şehrin altını üstüne getirdikten sonra merdiven çıkacak haliniz olmayabilir. İhtiyacınız olabilecek tüm detayları öğrenin. - Tüm yorumları okuyun - Ev kurallarını okuyun Ev kurallarını mutlaka okuyun. Çok sıkı kurallar olabiliyor, en nihayetinde insanlar kendi evlerini kiralıyorlar. Evcil hayvan istemeyebilirler, sigara içilmesi yasak olabilir, evde parti vermenize izin vermeyebilirler, hatta örneğin gece 10'dan sonra gürültü yapmak da yasak olabilir. Çocuklu veya iki yaşın altında bebekli aile kabul etmeyen evler de olabiliyor. Zor durumda kalmak istemiyorsanız bu kuralları önceden bilin. - Fotoğrafları inceleyin Evin bütün fotoğraflarına mutlaka bakın. Benim tavsiyem bol fotoğraflı evleri tercih etmeniz. stüdyo ev için bile otuz fotoğraf koyan insanlara bayılıyorum. 🙂 Yalnız bu otuz fotoğrafın hepsi aynı oda içinde dönüyorsa sıkıntı olabilir. Banyosu, mutfağı, dışarıdan görünüşü, balkonu vs. her detayı önceden görmek insana seçim yaparken çok yardımcı oluyor. Üstünde Airbnb işareti olan fotoğraflar, Airbnb'nin kendi fotoğrafçıları tarafından çekilmiştir, bunların daha güvenilir olduğunu düşünüyorum. Tost makinesiyle çekilmiş gibi duran fotoğraflara sahip evlerden de uzak duruyorum. - Gitmeden önce ev sahibiyle iletişime geçin Rezervasyonu yaptıktan sonra veya önce kesinlikle ev sahibi ile mesajlaşmanızı tavsiye ediyorum, hem ev sahibinin kafası rahat olur hem de sizin. Ne kadar sürede mesajlara cevap verdiği de kiralama süreci için size bir ipucu verir, ne kadar hızlı o kadar iyi. Sitede yazmayan bazı detayları sorabilirsiniz, örneğin evin otoparkı yoksa otopark işini nasıl çözebileceğinizi kendisinden öğrenebilirsiniz. Ya da uçağınızın varış saati çok geç olabilir ve size anahtarı o saatlerde vermesi mümkün olmayabilir, önceden öğrenirseniz gittiğinizde açıkta kalmazsınız. - Ücretlendirme politikasını okuyun Evle ilgili ek ücretlerin neler olduğunu mutlaka öğrenin. Bazı evler için depozito istenebiliyor, eve zarar vermeniz halinde depozitoya el konulabiliyor. Ben şahsen depozitolu evleri tercih etmiyorum çünkü saçma bahanelerle depozitoyu geri alamayan insanlar duymuştum. Evlerin çoğu temizlik için de ek ücret alıyor, bu masraf kalemini de göz önünde bulundurun. Son olarak, evi kiralamaktan vazgeçmeniz durumunda paranızı geri alıp alamadığınızı ya da yüzde kaçını ne zamana kadar alabildiğinizi öğrenin. - Telefon uygulamasını indirin Telefon uygulamasını indirmenizde fayda var. Hem kullanımı kolay, hem de uyarıları açarsanız olan bitenden anında haberdar olabilirsiniz. Örneğin ev sahibiniz size mesaj mı attı, uyarı sayesinde belki önemli olabilecek bu mesajı hemen okuyabilirsiniz. - Ev açıklamalardaki gibi çıkmazsa ya da açıklamalar eksik yazılmışsa, checkin itibarıyla 24 saat içinde Airbnb'ye bildirirseniz paranızı iade alabiliyorsunuz. Örneğin evde yazılmadığı halde bir evcil hayvan yaşıyor olabilir, bu bir iade sebebidir. Mutlaka fotoğraflarla şikayetinizi destekleyerek başvuruda bulunun. - Evde var olduğu söylenen bir şey çalışmıyorsa, önce ev sahibinize bildirin, çözüm getirmiyorsa yine 24 saat içerisinde Airbnb'ye durumu bildirin. Çamaşır makinesi çalışmıyor olabilir, ya da wifi çalışmıyor olabilir ama siz bozmamış olmalısınız. O yüzden mümkünse ev sahibi varken bu tarz şeylerin çalışıp çalışmadığını kontrol etmenizi öneririm. - Ev sahibi son dakika rezervasyonu iptal edebilir, bu durumda Airbnb ödemenizi başka bir ev için kullanmanıza izin verir, ya da para iadesi talep edebilirsiniz. Gideceğiniz şehirdeki son dakika konaklama fırsatları için daha önce sık kullandığım seyahat uygulamaları yazımda da bahsettiğim Hotel Tonight uygulamasını kullanabilirsiniz. - İnsanlık hali, belki anahtarı kaybedersiniz. Bu durumda hemen ev sahibinizle iletişime geçmelisiniz. Anahtar kaybı durumunda, yeni anahtar temini veya çilingir çağırma ücreti depozito ödemişseniz oradan kesilebilir, bilginiz olsun. Umuyorum ki artık airbnb nasıl kullanılır konusunda kafanızda soru işareti kalmamıştır. Airbnb'ye kaydolup ilk rezervasyonunuzda indirim kazanmak için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/22/seyahat-ederken-edinmeniz-gereken-aliskanliklar", "text": "Kimsenin başına gelmesin ama pasaportunuzu kaybetmeniz ya da çaldırmanız durumunda pasaportunuzun bir fotokopisinin elinizde bulunması işlerinizi kolaylaştırır. Fotokopiyi ayrı bir yerde bulundurmanız güzel fikir ama biz en kötü senaryoyu düşünelim. Her durumda erişebilmeniz için en mantıklısı pasaportunuzu scan ederek ya da fotoğrafını çekerek kendinize mail atmak olacaktır. 2. Cüzdanınız dışında bir yerlere para koyun. Paranızı cüzdan dışında çantanızın farklı bir gözüne, ya da gözlük kılıfınızın içine koyabilirsiniz. Yine en kötü senaryoyu düşünürsek, montun iç cebi gibi yerlere de biraz para koymakta fayda var. Son olarak, tüm paranızı yanınızda taşımasanız iyi olur, odadaki kasada ya da kasa yoksa valizdeki bir çorabınızın içine biraz para koyabilirsiniz. Hatta birden fazla kredi kartı taşıyorsanız, onlar için de aynı şekilde bölüştürme yöntemi kullanabilirsiniz. 4. Yanınızda her zaman bir şal taşıyın. Şal tam bir hayat kurtarıcı, akla gelebilecek bir sürü şey için kullanabilirsiniz. Üşüdüğünüzde omzunuza atmak için, güneş yaktığında kafanıza sarmak için, kum fırtınasında yüzünüzü korumak için, kıyafetinize hareket katmak için, yaralandığınızda kanı durdurmak için :p tamam biraz kendimi kaptırdım sanırım ama sonuç olarak daha birçok şey için kullanabilirsiniz. 5. El çantanızda nemlendirici krem bulundurun. 6. Elektronik aletlerinizi gitmeden önce şarj edin. Laptop, cep telefonu, fotoğraf makinesi, aksiyon kamerası gibi seyahatinizde kullanacağınız tüm elektronik eşyaların yola çıkmadan önce şarjının tam dolu olacak şekilde şarj edin. Daha sonra şarj etmeye vakit bulamadan kullanmanız gerekebilir ve bataryası dolu sandığınız fotoğraf makineniz sizi yarı yolda bırakabilir. Herhangi bir şey olabilir. Çok klişe olsa da magnet olur, shut bardağı olur, çan olur, kar küresi olur, para olur, bit pazarından oraya özgü bir şeyler olur. Tamamen sizin hayal gücünüze kalmış, yeter ki size kafanızdaki harika anılar dışında minik bir somut hatıra kalsın. Bütün ecza deponuzu yanınızda taşımaktan bahsetmiyorum tabi ki, ufacık bir ilk yardım çantası hazırlamaktan bahsediyorum. Mesela benim genelde yanıma aldıklarım, bir ağrı kesici, bir soğuk algınlığı ilacı, bir boğaz pastili ve bir yara bandı. Mideniz hassassa mutlaka bir mide ilacı da eklemek lazım bu pakete. Özel almanız gereken ilaç varsa, ona hiç girmiyorum zaten. Başınıza bazı aksilikler gelebileceğini kabullenin ve hiçbir şeyin, günlerdir hatta belki de aylardır hayalini kurduğunuz seyahati bozmasına izin vermeyin. Uçağınız rötar yapabilir, oteliniz size ödediğinizden bir alt sınıf odaya koymuş olabilir, gittiğiniz ülkedeki insanlar çok yavaş çalışıyor olabilir, daha birçok can sıkıcı olay olabilir ama bunların hiçbiri kendinizi gerdiğinizde hallolacak şeyler değil. Siz yalnızca alabileceğiniz önlemleri önceden alın, karşılaştığınız problemleri sakince çözmeye çalışın ve gerisini hayatın akışına bırakarak tatilin tadını çıkarın. Bu arada lavanta yağının sakinleştirici özelliği varmış, ben zaten rahat bir tip olduğum için ne kadar işe yaradığından emin değilim açıkçası ama bu da bir bilgi olarak burada dursun."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/02/24/kliseleri-sevmeyenlere-alternatif-balayi-rotalari", "text": "- İzlanda Bazı ülkelerin gerçekten hem yazı hem kışı ayrı güzel görünüyor, İzlanda da onlardan biri. Reykjavik'te konaklayıp buradan ülkenin en güzel yerlerinden bazılarına kolayca ulaşabilirsiniz. Örneğin jeotermal suların beslediği, insan yapımı bir havuz olan Blue Lagoon, Reykjavik'e yalnızca bir saat uzaklıkta bulunuyor, hatta daha kısa. 😉 Ya da isterseniz her gittiğiniz yerde farklı konaklama seçeneklerini değerlendirebilirsiniz, size kalmış. Siyah kumuyla ünlü Vik plajına gitmek, çim evleri ziyaret etmek, helikopterle volkan turu yapmak ve balinaları izlemek gibi unutulmaz aktivitelerle dolu bir balayı istemez misiniz? Kışın balayı yapacaklar için de kuzey ışıkları ve kristal mağara bonusu var. Tek sıkıntı, İzlanda'ya şu anda ülkemizden direkt uçuş yok, bilginize. - Fas - Avustralya Güney yarım küredeki Okyanusya kıtasında bulunan ülke dünyanın en büyük yüz ölçümlerinden birine sahip. Bu nedenle ancak küçük bir kısmını görme şansınız olacak, tabi aylarca süren bir balayı planlamıyorsanız. 😀 Hayaliniz bir deniz tatiliyse harika plajlarıyla ünlü Avustralya'nın tropik bölgesi Queensland'i tercih etmelisiniz. Yeni kültürler tanımak istiyorsanız Kakadu Milli Parkında Aborjinleri görebilir, doğayı ve vahşi yaşamı merak ediyorsanız Tazmanya adasına gidebilirsiniz. Bunların dışında Sydney, Melbourne gibi büyük şehirlerini de ziyaret edebilirsiniz. - Vietnam Günaydoğu Asya'da yer alan Vietnam son yıllarda ülkemizde biraz popüler olmaya başladı. Efsane HaLong körfezinde tekne ile gezmek, Mekong Nehri deltasında tura çıkmak ve pirinç teraslarını ziyaret etmek gibi aktivitelere katılabilir, Vietnam'ın sayfiye yerlerinden olan Dalat'a gidebilirisniz. Türkiye'den Hanoi ve Ho Chi'ye direkt uçuş bulunuyor. - Şili Güney Amerika'nın ince uzun ülkesi Şili, And Dağları ile Büyük Okyanus arasında kalıyor. Kuzeyden güneye uzunluğu 4.300 km, en geniş yeri ise yalnızca 240 km. 🙂 UNESCO'nun koruma listesinde olan Lauca Milli Parkını ziyaret edebilir, şarap bağlarını gezebilir, biraz uzaklaşıp taş heykelleriyle ünlü Paskalya adasına gidebilirsiniz. Dünyanın en kurak çöllerinden biri olan Atacama çölüne de uğramanızı tavsiye ederim, belki duymuşsunuzdur, geçtiğimiz yıllarda efsane yağmur yağdığı zaman pembe çiçeklere bezenmiş ve herkesi hayretlere düşürmüştü. Ülkenin kuzeyinde Peru, kuzeydoğusunda Bolivya ve doğusunda Arjantin bulunuyor, uzun zamanınız varsa bu ülkelerden biri ya da hepsini seyahatinize dahil edebilirsiniz. Şili'ye ülkemizden direkt uçuş yok. - Antarktika Güney kutbunda yer alan Antarktika kıtasında ülke bulunmuyor. 🙂 Ve dünyanın en kurak bölgesi burası, bazı bölgelere milyonlarca yıldır tek bir yağmur damlası düşmemiş. Balayında deniz, kum güneş değil de efsane bir macera daha çok ilginizi çekiyorsa burayı düşünebilirsiniz. Türkiye'de kış mevsimi yaşanırken gitmek gerekiyor. Bölgede otel bulunmadığı için bireysel bir tura katılmanız mümkün değil. Cruise gemilerde kalmanız gerekiyor. Balinaları, Albatros martılarını, penguenleri ve Pars foklarını görebilir, buzullara çıkabilir, dünyada oldukça az insanın yaşayabildiği bu muhteşem deneyim ile balayınızda bir tarih yazabilirsiniz. - Teksas Aslında burası ülke değil Ameirka'nın güneyinde yer alan bir eyalet ama ABD çok büyük ve benim bu listedeki önerim sadece burası. 😀 Big Bend Milli Parkı, Guadalupe zirvesi, Hamilton doğal havuzu görülmesi gereken başlıca doğal güzelliklerden. Bunların dışında Austin, Houston ve Dallas şehirlerini de ziyaret edebilirsiniz. İstanbul'dan Houston'a direkt uçuş bulunuyor. - Fethiye Son önerim de, bir başkadır benim memleketim diyen, Türkiye'de balayına gidilecek yerler arayanlar için gelsin. Fethiye, efsane denizi ve yemyeşil doğasında huzur bulmanın yanı sıra yamaç paraşütü, Likya yolunda yürüyüş ve birçok su sporu yapabileceğiniz bir yer. İster Kabak koyu veya Kelebekler vadisinde salaş ve uygun fiyatlı bir balayı yapın, isterseniz butik balayı otellerinde lüksün tadına varın, herkese uygun alternatifler mevcut. Eğer bu listedekiler hoşunuza gittiyse, hadi hemen yazıyı sevgilinizle paylaşın ya da balayı arayışlarındaki arkadaşlarınıza gönderin. Buralarda daha önce balayı yapmışsanız lütfen tecrübelerinizi yorum olarak yazın ki okuyacaklara faydası olsun. 😉 Tabi ki sizin klişelerden uzak balayı önerilerinizi de merak ediyorum, varsa yazarsanız sevinirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/03/01/st-petersburg-gezi-rehberi", "text": "St Petersburg, 5 milyon nüfusu ile Rusya'nın ikinci en büyük şehri. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Almanya ile savaşta oldukları dönemde şehrin adı Petrograd şeklinde değiştirilmiş, 1924 yılında Lenin'in anısına Leningrad olarak adlandırılmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması ile günümüzdeki adını geri almıştır. St Petersburg, geniş caddeleri, kanalları, barok ve neoklasik binalarıyla gerçekten görkemli bir şehir. Henüz gitmediyseniz, bu yıl St Petersburg'u seyahat listenize almanızı öneririm. İstanbul'dan St Petersburg'a direkt uçuş ile gidebiliyorsunuz ve Rusya vizesiz gidebileceğiniz ülkeler arasında. \"St Petersburg'a Ne Zaman Gidilir?\" diye soranlar için benim önerim, Beyaz Geceler zamanı yani Haziran Temmuz ayları arası. 21 Haziran'da 19 saati bulan gün ışığı ve güzel havası ile tüm gün ve gece sokaklarda gezebilirsiniz. Para birimleri Ruble ve bu yazıyı yazdığım Mart 2017'de 1 TL karşılığı 16 Ruble ediyor. Aramızdaki saat farkından bahsedecek olursak, yazın bizden 1 saat ilerideler ama bizim yeni kış saati uygulamamıza göre kışın aynı oluyoruz. Şimdi gelelim Dostoyevski'nin şehri St Petersburg'da gezilmesi gereken başlıca yerler ve yapılması gerekenlere. - Voskresenia Khristova Kilisesini ziyaret edin. İnşaatı 24 yıl süren, Griboedov Kanalı kıyısında inşa edilmiş bir Ortodoks Kilisesidir. Mimari özellikleri Moskova'daki Kremlin Sarayı ile benzerlik gösteriyor. Rus Çarı II. Alexander, bu kilisenin yakınlarında suikast sonucu öldürülmüştür, o yüzden ismi \"Dökülen Kan Kilisesi\" olarak anılmaktadır. - Nevsky Bulvarında yürüyüş yapın. Burası St. Petersburg'un ana caddesidir. Şehrin alışveriş ve gece hayatının büyük bir kısmı Nevsky Prospekt'in üzerinde veya yakınında bulunuyor. Ayrıca cadde üzerinde Kazan Katedrali, eski Singer Binası gibi turistik yerleri de görebilirsiniz. Gogol, Nevsky Bulvarını anlatan bir öykü yazmıştır. - St Isaac Katedralini ziyaret edin. Bu katedral şehrin en büyük Rus Ortodoks katedralidir ve en turistik yerlerden biridir. 1818-1858 yılları arasında, Dalmaçyalı Aziz Isaac anısına mimar Auguste de Montferrand tarafından yaptırılmıştır. Katedral şehrin kalbinde yer alıyor ve birçok yerden görülebiliyor. Katedralin kubbesine çıkarak şehir manzarasını izlemenizi tavsiye ederim. - Pif Paf'a bir şeyler içmeye gidin. Kazan Katedrali yakınlarındaki bu ufak bar, teknoloji, film ve moda dünyasında çalışan dört arkadaşın birlikte açtığı bir yer. Hem kuaför, hem bar, hem de hamburgerci olarak hizmet veriyor. Oldukça geniş bir şarap ve kokteyl listesi bulunuyor. St Petersburg gece hayatının öne çıkan barlarından biri olan bu mekanda dans etme şansınız da var. - Ermitaj Müzesinin muhteşem sanat koleksiyonunu görün. Dünyanın en büyük sanat koleksiyonuna sahip olan müzedeki eserlerin yalnızca %13lük kısmı sergilenebiliyormuş. 1754 yılında Büyük Catherine tarafından kurulan Hermitage, dünyanın en eski müzelerinden biri ve tabloların yanı sıra klasik antikalar ve dekoratif sanat eserlerine de sahip. İster bireysel, ister rehberle müzeyi gezebiliyorsunuz. - Peter ve Paul Kalesini ziyaret edin. Kuzey Savaşı sırasında Ingria topraklarını ve Neva nehir ağzını savunmak için, Büyük Petro tarafından 1703'te kurulmuş olan St. Petersburg'un orijinal kalesidir. Bugün Saint Petersburg Tarih Müzesi'nin merkezi ve en önemli parçası konumunda. - Peterhof Sarayını ziyaret edin. Büyük Petro'nun Peterhof'taki yazlık sarayı Rusların Versailles'ı olarak anılıyor. Burası şehir merkezinde olmadığı için en az yarım gününüzü ayırmanız gerekir. Saraya kara veya deniz yoluyla ulaşabiliyorsunuz. Deniz otobüsü ile 45 dk içinde saraya varıyorsunuz, otobüs ile ise 1 saat sürüyor. Bahçesindeki bronz heykeller, çeşmeler ve fıskiyelerle oldukça ihtişamlı bir saray, vaktiniz varsa mutlaka gidin. - Udelka'da alışveriş yapın. Şehrin ana bit pazarı olan Udelka, dünyanın en iyi on bit pazarı arasında gösteriliyormuş o yüzden otantik alışverişi sevenler burayı kaçırmasın. Burada Sovyetler Birliği zamanından ve İkinci Dünya Savaşından kalma ürünler bulabilirsiniz. Pazar her gün açık ama daha fazla çeşit için hafta sonu 12-16 arası gitmenizde fayda var. - Tekneyle kanal turu yapın. Şehri gezmenin en keyifli ve dinledirici yollarından biri de kanal turuna katılmak. Bütçenize ve vaktinize göre farklı rotalarda düzenlenen turlardan birini seçebilirsiniz. Özellikle beyaz geceler zamanı giderseniz, gece hava henüz yeni kararmaya başladığında binmenizi tavsiye ederim. - Matruşka alın. İç içe yerleştirilmiş beş veya yedi bebekten oluşan Rus yapımı ahşap bir oyuncak türüdür. Bebekler, genelde geleneksel Rus kıyafeti giymiş gibi boyanır. Matruşkaların 1890 yılında Moskova yakınlarında bulunan Abrentsevo Malikanesi'ne ait Çocuk Eğitim Atelyesinde doğduğu iddia edilir, ismini de çok beğenilen bir bayan olan Matrioska'dan aldığı söylenir. Matruşkalar hem oymacılık hem de resimsel açıdan Rusya'nın imajı ve ruhudur, bu nedenle St Petersburg'dan alabileceğiniz en güzel hediye olacaklardır. - Mariinsky Tiyatrosunda bale izlemeye gidin. Dünyaca ünlü bale ve opera gösterilerine ev sahipliği yapan Mariinsky Tiyatrosu, sanat severlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer. Ambiyans muhteşem ve buradan alacağınız biletler Batı Avrupa'nın çoğunda ödeyeceğinizden çok daha ucuz, bu yüzden en az bir gösteri seyretmenizi öneririm. - Blininin tadına bakın. Blini, bildiğimiz krepin Rus versiyonu aslında. Rusların en popüler atıştırmalık yiyeceklerinden biri. İçine sosis, mantar, peynir, somon, çikolata gibi ürünler ekleyerek servis ediyorlar. Fiyatı, içine ne koydurduğunuza bağlı olarak 30 ila 80 ruble arasında değişiyor. St. Petersburg'taki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/03/13/gurcu-yemekleri-ve-tiflis-yeme-icme-rehberi", "text": "Gürcistan, gittiğinizde yemek sorunu yaşamayacağınız ülkelerden biri hatta Gürcü yemekleri özleniyor diyebilirim. 🙂 Çünkü Gürcü mutfağı genel olarak Türk ağız tadına uygun ve Gürcistan yemekleri çok leziz. 2013 yılından beri eşimin işi nedeniyle sık sık Gürcistan'a geliyorduk, yaklaşık iki yıldır da burada yaşıyoruz. Haliyle Gürcü mutfağına oldukça hakimim, buralar benden sorulur diyebilirim. 🙂 Gürcistan yemekleri oldukça çeşitli ancak ben en popüler olanları ve denenmesi gerektiğini düşündüğüm Gürcü lezzetlerini yazacağım, tabi ki Gürcü tatlıları, Gürcü şarapları ve diğer Gürcü içecekleri de yazıda olacak. Gürcistan yemeklerine ek olarak Tiflis yeme içme rehberi yani Tiflis mekan önerileri yaptığım bir başka yazım bulunuyor, onu okumayı unutmayın. Imeruli Khachapuri Gürcistan'da neredeyse her restoranda bulabileceğiniz bir çeşit peynirli ekmek. Genelde pizza gibi yuvarlak oluyor ancak peynir ekmeğin içinde bulunuyor. Kubdari Mestia, Svaneti taraflarında doğmuş bir Gürcü yemeği. Imeruli Khachapuri gibi kapalı ekmek içinde yapılıyor ama peynir yerine et, soğan ve Svan baharatları koyuluyor. Biraz yağlı ve bahratları da çok yoğun ama benim sevdiğim bir yiyecek. Gürcü yemekleri: Achma Bizim bildiğimiz su böreği burada açma diye geçiyor, peynirli lazanya diye de tarif ediliyor. Gürcü Yemekleri: Kikliko Bizde de yaygın olarak kahvaltılarda yapılan yumurtalı ekmeğin adı Gürcistan'da bu şekilde geçiyor. Gürcü yemekleri: Megruli Khachapuri Gürcülerin peynirli ekmeğinin bir başka çeşidi, bunda ekmeğin üst kısmında da peynir yer alıyor. Gürcü yemekleri: Adjaruli Khachapuri Bunu yumurtalı kaşarlı pideye benzetebiliriz ancak çok daha lezzetlisi. Sulguni peyniriyle pide şeklinde yapılan ekmeğin üstünde bir parça tereyağ ve göz yumurta oluyor. Pidenin ucundan koparıp yumurtaya banarak afiyetle yiyorsunuz. Kahvaltı için özellikle öneririm. Gürcü yemekleri: Khinkali Gürcülerin mantısı olarak niteleyebiliriz ancak bizimkinden çok daha irisini düşünün. Bu yemeği resmen özlüyorum, kesinlikle denemelisiniz. Yeme şeklinden de size bahsetmem gerek. Bu mantıyı elle yemeniz gerekiyor çünkü içinde sadece kıyma yok, minik çapta bir çorba var diyebiliriz. Büzülmüş olan üst kısmı bir elinizle tutuyorsunuz, bir elinizle de alttan destekliyor ve gövdeden içindeki suyu dökmeyecek şekilde ısırıyorsunuz. Büzülmüş kısmı yenmiyor. Tabağınızda sona birkaç tane saklayıp kızartılmasını isteyebiliyorsunuz. Kızarmış olanı da çok lezzetli, bu şekilde ikisini de denemiş olursunuz. Bu arada acı seviyorsanız bol karabiberle yemenizi tavsiye ediyorum, esas tadını karabiber veriyor gibi bir şey oldu artık benim için. Yeterince hamur işi paylaştım, biraz da et yemeklerinden bahsedeyim. Gürcü yemekleri: Mtsvadi Bizim şaşlık olarak bildiğimiz Kafkaslar'a özel bir şiş kebap. Şişe geçirilen etler bizdeki gibi küçük parçalar değil, oldukça iri parçalardan oluşuyor. Tüm et çeşitleri için yapıyorlar bu kebabı. Gürcü yemekleri: Ojakhuri Et, soğan, sarımsak ve patates ile genelde güveçte pişirilen lezzetli bir yemek. Gürcü yemekleri: Qababi Bizim Doğu illerimizde yapılan kıyma kebabı yani Urfa kebaba benziyor diyebilirim, tabi Türkiye'deki kesinlikle daha lezzetli. Bu kebabın yanına domatesli bir sos getiriyorlar her lokmada üzerine bu sostan döküp yiyoruz, o şekilde çok lezetli oluyor. Gürcü yemekleri: Lobio Fasulye yemeğinin buradaki adı, özellikle çömlekte yapılanı ben çok seviyorum. Herkese hitap etmeyebilir, bizden daha farklı bir tadı ve kıvamı var. İçine kişniş atılırsa ben yiyemiyorum, denemek isterseniz kişniş var mı diye bir sorun bence. Bir de bunun yanına mısır ekmeği getiriyorlar ki yeme de yanında yat. Bu mısır ekmeğine de Mchadi deniyor bu arada. Khachapurinin fasulyeli çeşidi de oluyor, Lobiani olarak geçiyor, bana biraz kuru ve tatsız geliyor şahsen ama onu da deneyebilirsiniz. Gürcü yemekleri: Badrijai Nigvzit Gürcistan'ın popüler mezelerinden biridir. İnce dilimler halinde uzunlamasına dilimlenmiş patlıcanlar kahverengi olana kadar pişirilir. Gürcistan'da çok kullanılan ceviz ezmesinden yapılan bir sos sürülerek rulo halinde sarılır. Nar taneleri ile süslemesi yapılır. Gürcü yemekleri: Sulguni Anavatanı Gürcistan'ın Samegrelo bölgesi olan bir peynirdir. Doku olarak mozarella peynirine benzetebiliriz. Genellikle khachapuri ve frklı mezelerin yapımında kullanılıyor ama tek başına aperitif olarak da tüketilebiliyor. Ben bunun isli olanını tek başına yemeyi seviyorum, biraz tuzlu ama leziz. Sulguni peyniriyle yapılan diğer mezelere de değineyim: Ghomi ve Elarji. İkisi de mısır unu ve peynirle yapılıyor ama Ghomi daha koyu ve az peynirle yapıldığından biraz tatsız, Elarji ise çok daha elastik ve leziz, bizim muhlamayı andırıyor. Bu arada Mushroom Sulguni de pek çok restoranda bulabileceğiniz bir meze, bildiğmiz peynir dolgulu kültür mantarı. Gürcü yemekleri: Jonjoli Salad Gürcistan'a özgü bir meze. Jonjoli bizdeki ıhlamura benzeyen bir bitki ve onun turşusunu kurmuşlar aslında. Bazı yerlerde içinde soğan ve sarımsak oluyor, ilginç bir lezzet, deneyebilirsiniz. Eşim çok seviyor, ben soğanlısını fena bulmuyorum. Gürcü yemekleri: Kitris da Pomidvris Salata Nigvzit Salatebi Gürcülerin standart sofra salatası. Yunan salatasına benziyor, iri doğranmış salatalık, soğan ve domates var içinde. Feta peyniri yerine bir bütün acı biber ve ceviz ezmesinden yapılan sos oluyor. İngilizce sipariş verirken Georgian Salad with walnut souce diye belirtirseniz bundan gelir. Bu arada Yunan salatası ve Sezar salatasını da Gürcistan'da hemen hemen her restoranda bulabilirsiniz, ikisini de oldukça başarılı yaptıklarını düşünüyorum. Gürcü tatlıları: Medok Bu genel olarak eski Sovyet ülkelerine özel bir tatlı. Kat kat yapılmış ballı bir kek diyebilirim. Ben seviyorum ama biraz fazla şekerli gelebilir, yine de denemenizi öneririm. Gürcü tatlıları: Paska Şekli dev bir muffini andıran bu üzümlü kek Paskalya zamanı ülkenin tüm marketlerinde ve kafelerinde yer alıyor. Hatta eşimin şirketi de Paskalya dönemi çalışanlarına dağıtıyor bu kekten, bizde kandil simidi dağıtılır ya o hesap. 🙂 Daha çok Ortodoks ülkelerinde yaygın olan bir Paskalya tatlısı, marketlerden aldıklarımız biraz kuruydu, pek beğenmedim ama kafelerde fena yapmıyorlar. Gürcü tatlıları: Churchkhela Bu bizdeki cevizli sucuk benzeri bir şekerleme. Kavrulmuş ceviz ve fındıkları, un, şeker ve üzüm suyu karışımına ekleyerek elde ediliyor. Gürcistan, dünyanın en eski şarap üretimi bölgelerinden biri, tarihinin 8000 yıl öncesine dayandığı söyleniyor. Hatta dünyanın en eski şarap üreten ülkesi olarak Guiness rekorlar kitabına geçmiş durumda, Guiness rekorlarının kendi sayfasından kontrol edebilirsiniz, link şurada. Doğa şartları şarap yapımına çok uygun olan Gürcistan'da her yıl, yaklaşık 45.000 hektarlık üzüm bağlarında, 150 milyon litre civarı şarap üretiliyor. Üretimin %70'i Kakheti bölgesindeki bağlardan elde ediliyor. Kakheti bölgesinde yaptığımız şarap bağları gezisinin detaylarını buradan okuyabilirsiniz. Biz Teliani Valley şaraplarını ağız tadımıza uygun buluyoruz, fiyatları da oldukça hesaplı. Ben en çok yarı tatlı şaraplarını seviyorum. Siz de bu şekilde seviyorsanız, kırmızı için kindzmarauli veya khvanchkara cinsi, beyaz şarap için ise tvishi cinsi şarapları tavsiye ederim. Blush içinse Marani Alazani Valley şarabını tercih edebilirsiniz. Bu saydıklarım, meşrubat gibi, içimi çok hafif ve leziz şaraplar. Eğer buruk şarap seviyorsanız kırmızı için saperavi önerebilirim. Gürcistan'daki tek popüler içecek şarap değil elbet. Yerli üretim alkollü ve alkolsüz farklı içecekleri mevcut, biraz da onlardan bahsedeyim. Armut gazozu bizim Gürcistan'daki favori alkolsüz içeceğimiz, denemenizi tavsiye ederim. Lemonade with pear olarak İngilizce sipariş edebilirsiniz. Şarap dışındaki en popüler alkollü içecekleri Chacha denilen bir likör, Gürcü votkası olarak de geçiyor. Çoğunlukla üzümden yapılıyor ama dut, mandalina veya incirden yapılan çeşitleri de oluyor. Hazır olarak satıldığı gibi, aileler kendi evlerinde de üretiyorlar, hazımsızlığa ve başka bazı hastalıklara iyi geldiğini söylüyorlar. Gürcistan'da bira da oldukça fazla tüketiliyor ve marketlerde 2.5 litrelik biraları sıklıkla görüyorsunuz. Yerel bira markalarından en popüleri Argo, ben de içimini seviyorum, Gürcü birası tatmak isterseniz öneririm. Özel üretim, butik bira olarak da Black Lion'ı yani Shavi Lomi'yi deneyebilirsiniz. Diğer Gürcistan yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/03/24/gurcistan-sarap-baglari-rotasi-kakheti-bolgesi-gezi-rehberi", "text": "Kekhati bölgesinde gidebileceğiniz ana merkezler; bölgenin başkenti Telavi ve aşk şehri olarak lanse edilen Sighnaghi. Biz Telavi ve çevresini gezdik. Burası sadece şarap tadımı için değil, tarihi, kültürel, geleneksel keşiflerin yanı sıra yürüyüş rotalarıyla da değerlendirilebilecek bir yer. Biz arabayla gittik ama Tiflis'te Ortachala istasyonundan bir minibüse binerek ulaşma imkanınız da var, fiyat 7 Lari. Telavi'ye mesafe yaklaşık 90 km ancak yol 2 saat civarı sürebiliyor. Bunun nedeni bol bol virajlı yollardan geçmeniz ama gidiş yolu üzerinde yer alan Gambori Geçidi ve Shuamta Ormanı yolculuk keyfinizi arttıracaktır. 🙂 Bir de bu bölgeye Tiflis'ten günübirlik ya da konaklamalı turlar da düzenleniyor, onları araştırabilirsiniz. Kakheti civarı için düzenlenen tüm turlara şuradan ulaşabilirsiniz. Telavi: Telavi, 10-11. yüzyılda ve daha sonra 17-18. yüzyılda Kakheti krallığının başkentiymiş, şu anda da bölgenin kalbi olarak anılıyor. Bir günde rahat rahat yürüyerek dolaşabileceğiniz bir kasaba. Burada yapabileceklerinizden bahsedeyim biraz. Cholokashvili Sokağı, renkli kapılı ve oymalı balkonlu evleriyle şehrin en güzel sokağı diyebiliriz. Giorgi Chubinashvili Telavi Tarih ve Etnografya Müzesi 1927 kurulmuş, arkeolojik, etnografik, nümizmatik ve el işi eserlerinin yanı sıra Kral Erekle'nin eşyalarını görebilirsiniz. Nadikvari Park, güzel bir doğa içinde yürüyüş yolları, oyun alanları, açık hava konser alanları ve daha birçok aktiviteyi bünyesinde barınıdıryor, buraya uğrayıp şehre tepeden bakma şansı bulabilirsiniz. Bir de 900 yıllık dev bir çınar ağacı var, gitmişken onu da görebilirsiniz. Yaklaşık 15 km uzaklıktaki Alaverdi Manastırı'nı da ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Tarihi 6, yüzyıla dayanıyormuş ve Gürcistan'ın en yüksek dini yapılarından biriymiş. Manastırı çevreleyen bahçedeki bağlardan, keşişlerin kendi şaraplarını yaptığı söyleniyor. Dzveli Shuamta Manastırı: Kakheti bölgesine seyahat ediyorsanız ve Telavi yolundaysanız, ziyaret etmeniz gereken birkaç turistik yer var ve bunlardan biri Dzveli Shuamta adı verilen çok eski bir manastır kompleksi. Dzveli Shuamta en eski Gürcü Hıristiyan kiliselerinden biri. 5. yüzyıldan kalma bir bazilika ve 7. yüzyıldan kalma iki kubbeli kiliseden oluşuyor. Bu kiliselerin duvarlarında eski Gürcü alfabesinde yapılmış freskler ve yazıtlar var. Akhali Shuamta Manastırı: Yine Telavi yolu üzerinde, Tsivgombori dağının ormanlık yamacında yer alan bir manastır burası. Adını, üç tarafı dağlarla çevrili konumu nedeniyle almış, Shuamta, \"dağların arasında\" anlamına geliyormuş. Manastır, 16. Yüzyılda Kakheti kralı Leon ve karısı Tinatin tarafından kurulmuş. Kraliçe Tinatin öldükten sonra buraya gömülmüş. Manastırı bir rahibe eşliğinde geziyorsunuz ve kendisi fotoğrafa izin vermediği için iç kısmı çekemedim. Chateau Mere: Eğer günübirlik değil de konaklamalı bir gezi düşünürseniz kalmak için bu şatoyu tavsiye edebilirim. Ben burayı çok beğendim, ortam gerçekten harika. Sadece konaklama için değil, restoranında yemek yemek, şarap tadımı yapmak ve sahiplerinden Gürcü şarap yapım tekniklerini öğrenmek için de gidebileceğiniz bir yer. Kafkas dağları manzarasına bakarak şarabınızı içmek isterseniz burası ideal mekan. Gittiğimizde kapalı olan Schuchmann Wines Chateau da güzel görünüyordu ve gitmeden önce araştırdığım kadarıyla çok iyi yorumlar almıştı, bir bakın derim. Gürcistan'da şarap nasıl yapılır diye merak edenler için küçük bir özet geçeyim; işin sırrı Kvevri denilen çömleklerde. Gürcistan şarap yapım tekniği UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesindeymiş. Dev fıçılarda ayakla ezilen üzümler, toprağın altındaki \"Kvevri\"lerde bekletilerek fermente ediliyor. Şarap bağlarını gezerseniz çok daha fazla detay öğrenebiliyorsunuz. Tabi ki günümüz teknolojilerine uygun olarak şarap üretimi de yapılıyor ama geleneksel olanı bu şekilde. Tsinandali: Burası Telavi'ye 10 km uzaklıktaki bir köy. Eğer arabayla değilseniz Telavi'den taksiyle ulaşabilirsiniz. Bu köyde yapılabilecek tek şey; hem edebi hem de politik ve askeri anlamda Gürcistan'ın en önemli figürlerinden Alexander Chavchavdze'nin, 18 hektarlık bir alana yayılmış olan bahçesini ve günümüzde müzeye dönüştürülmüş evini ziyaret etmek. Ama bu da zaten oldukça zamanınızı alacak ve keyifli bir aktivite olacaktır. Bu bahçeye giriş ücretli, farklı içeriklere göre fiyatlandırmalar yapmışlar. Biz bahçe girişi, müze girişi ve şarap tadımından oluşan paketi aldık ve kişi başı 7 Lari verdik. Chavchavdze bu bahçeyi yapması için Avrupa'dan özel olarak peyzaj mimarları getirmiş. Bazı tarihçiler Tsinandali Parkını Londra'nın Richmond ve Kew Bahçelerine benzetiyormuş. Parkta 1000 çeşidin üzerinde çok zengin bir bitki örtüsü var. Avrupa, Asya ve Amerika'dan egzotik bitkiler görebilirsiniz. 1887'de parkı yenilemek üzere ünlü peyzajcı Arnold Ragel, St Petersburg'tan davet edilmiş. Alexander Chavchavadze 1786-1846 yılları arasında yaşamış, Gürcistan'da romantizm akımının öncüsü olan bir şair, diplomat, çevirmen, asker, şarap üreticisi ve işadamı imiş. Her birinde de oldukça başarılı olmuş. Babası Rusya'da Gürcü elçisi olarak görev yapıyormuş ve Alexander St. Petersburg'da dünyaya gelmiş. Gençliğinde Rus ordusuna katılmış ve uzun yıllar Ruslara hizmet etmiş. 13 yaşındayken ailesi Tiflis'e yerleşmiş ve Tsinandali'deki bu evi önce yazlık olarak yapmışlar. Alexander askeri harekatlardan yorgun düşmeye başlayınca kendi ailesiyle birlikte bu eve taşınmış ve şiirlerine ağırlık vermiş. Birçok ünlü Fransız, Rus yazar ve şair bu eve misafir olmuş. Chavchavadze'nin babası, Avrupa'daki en iyi şarap üreticilerini Gürcistan'a davet etmiş ve Avrupa teknolojilerine göre üretim yapan ilk şarap fabrikasını yaptırmış. Oldukça meşhur olan buruk beyaz şarap Tsinandali burada üretiliyormuş. Eski şarap mahzeninde 1800'lü yıllardan kalma şarapların bir kısmını görebilirsiniz. Evin giriş katındaki barda o kadar eskileri olmasa da yeni üretim Tsinandali şaraplarını tadabilirsiniz. Chavchavadze'nin ölümü trajik bir kaza ile gerçekleşmiş. Bir arabanın altında kalmış ve kafasına aldığı darbeler yüzünden geçirdiği beyin travmasından hayatını kaybetmiş. 1854 yılında Lezgin kabileleri, Chavchavadze sarayına saldırarak 23 kadın ve çocuğu kaçırmışlar. Alexander'ın oğlu David, rehinelerin fidyelerini ödeyebilmek için evi ipotek ettirmiş. Daha sonra krediyi ödeyememiş ve ev, Çar Alexander III'e geçmiş, ilerleyen yıllarda da müze haline dönüştürülmüş. Müzede gayet iyi İngilizce konuşan bir rehber sizi gezdiriyor. Ailenin roman gibi hayatıyla ilgili çok daha fazla detayı dinleyebilirsiniz. Evin dekorasyonu vintage sevenlerin ilgisini çekecektir, gerçekten çok şık detaylar var. En çok dikkatimizi çeken ise hemen hemen her odada piyano ve çalışma masası olmasıydı. Muhtemelen çocukların hepsi piyano çaldığı için dedi bizi gezdiren rehber. Zaten genel olarak çok çalışkan bir aile oldukları için çalışma masalarına da şaşırmamak lazım. Daha fazla fotoğraf için beni instagramdan takip edebilir, blog ile ilgili güncel haberler için facebook sayfamı beğenebilirsiniz. Merhabalar, okuduklarımdan anladığım kadarıyla Gürcistan seyahatini özel araçla yapmışsınız. Ben de aynı şeyi düşünüyorum. Özel araç ile seyehat ederken karşılaştığınız zorluklar oldumu? Selamlar. Merhaba, Ne gibi bir zorluk kastediyorsunuz bilemiyorum ama herhangi bir sorun yaşamadık."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/03/24/sanat-icin-bahane-arayanlara-kutuda-sanat-var", "text": "Aslında web sitelerini inceleyerek her detayı öğrenebilirsiniz ama ben yine de küçük bir özet geçeyim. Önce kutudasanatvar. com adresini ziyaret ediyorsunuz. Abone Ol menüsüne girerek aboneliğinizi satın alıyorsunuz. Ayın ilk yarısı içinde aboneliğinizi başlatırsanız bir sonraki ay sürpriz sanat kutunuz elinize ulaşıyor, ikinci yarısına kaldıysanız bir ay fazladan beklemeniz gerekecek. Kutunun içinden çıkanlar ise şöyle; malzeme listesi, el ısıtma çalışması, öne çıkan üye çalışması, sanat malzemeleri, çalışma kağıtları, mutluluk bahanesi ve kutuda sanat var etiketi. Mart kutusu elime ulaştı ve üfleme yoluyla resim yapma deneyimi çıktı karşıma. Sanat malzemelerim, bir pipet, bir tüp, üç farklı renkte mürekkep, bir fırça ve bir kalemden oluşuyordu. tüp ile mürekkep şişesinden bir damla çekip çalışma kağıdının üzerine damlattım ve sonra pipetle başladım sağa sola üflemeye. Aslında instagram'da #kutudasanatvar hashtag'i altında yapılan paylaşımlarda çok güzel fikirler görmüştüm ve onları da deneyecektim ama eşim bu şekilde bırakmamı, onların üzerine kendi çalışmak istediğini söyledi ve üzerine şehir siluetleri çizdi. Artan çalışma kağıtlarına da üflemeden bağımsız bir sürü resimler yaptık. Sadece gönderilen çalışmayı yapmak zorunda değildik sonuçta ve sanat yapmak için bahanemiz ayağımıza gelmişti. Bu arada memnun kalmama durumunuz olursa aboneliğiniz istediğiniz zaman iptal edebiliyorsunuz. Hadi hemen abone olun ve siz de kendinize sanat bahanesi yaratın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/04/10/hafta-sonu-tatili-icin-istanbula-yakin-gezilecek-yerler", "text": "Hafta sonu İstanbul kalabalığından kaçmak, yeni yerler görmek isteyenler için İstanbul'a yakın gezilecek yerlerden bazılarını paylaşmak istiyorum. İstanbul'a yakın tatil yerleri arayanlar için fikir oluşturacağını düşünüyorum. İstanbul'a yakın hafta sonu tatili yapmak isteyenler, buyurun size İstanbul'a yakın rotalar.. İstanbul'a yaklaşık 1.5 saat uzaklıktaki Karadeniz kasabası Karaburun, İstanbul'a yakın günübirlik gidilecek bir yer arayanlar için ideal. Uzun bir sahili var, yazın gittiğinizde denize girebilirsiniz. Biz yazın hiç gitmedik, o yüzden kalabalık durumunu bilemiyorum ama bahar aylarında sahilde şarabınızı açıp sevdiklerinizle baş başa keyif yapabilirsiniz, pek kimseler olmuyor. Limana indiğinizde göreceğiniz Hanımeli Restoran mutlaka uğramanız gereken bir yer. Biz geçtiğimiz hafta cumartesi öğlen saatlerinde gittik ve oldukça kalabalıktı, gitmeden önce bir arayıp yer durumunu sormanızda fayda var. Yediğimiz tüm mezelere bayıldık, özellikle domates salatasının hastası oldum. Bizde balık için yer kalmadı ama gidenler balığını da çok övdü. Bir arkadaşımızın balık için önerisini de yazayım; kalkan tandır ve yaprak palamut. İstanbul'dan biraz daha uzaklaşmak isteyenler için yaklaşık 5 saat mesafedeki, Batı Karadeniz'in incisi, Karabük'ün ilçesi Safranbolu'yu önereceğim. Burası tarihi evleriyle ve leziz lokumlarıyla ünlü bir yer. Sokaklarında dolaşmak dışında mutlaka yapılması gerekenler; Kaymakamlar Evini ziyaret etmek, Hıdırlık Tepesine çıkıp şehri yukarıdan izlemek, kuyu kebabı yemek ve tabi ki safranlı lokumlarından yemek. Biraz çevresini de gezmeyi düşünürseniz, Yörük Köyü, Tokatlı Kanyonu ve İncekaya Su Kemeri görmeniz gereken yerlerden. Batı Karadeniz'in bir diğer güzel ilçesi, Bartın'a bağlı Amasra da, İstanbul'a 5,5 saatlik mesafesiyle hafta sonu için gidilebilecek yerler arasında. Bazı yerlerdeki evlerin diziliminden dolayı Türkiye'nin Portofino'su olarak geçiyor, o kadar iddialı olmasa da bir ziyaret etmek gerek. Çekiciler çarşısındaki yöresel el sanatları dükkanlarını mutlaka gezin, Amasra Kalesini ziyaret edin, bir de deniz kenarında yürüyüş yapın. Buraya gelince balık yemeden dönülmez, efsane salatasıyla ünlü Canlı Balık'ta balık yemeyi unutmayın. Benim tavsiyem Safranbolu ve Amasra'yı aynı hafta sonuna denk getirip gezmeniz olacak. Ulaşım biraz meşakkatli olsa da vardığınızda değecek bir yer Bozcaada. Çanakkale iline bağlı, Türkiye'nin il merkezleri hariç köyü olmayan tek ilçesidir. Hemen hemen her sokağında fotoğraf çekilmek isteyeceğiniz, Polente Feneri'nde harika bir gün batımına şahit olacağınız, muhteşem mezelere sahip meyhanelerinde bir yandan lezzetin doruklarına ulaşıp bir yandan dostlarınızla derin muhabbetlere dalacağınız, tertemiz ve buz gibi denizinden çıkmak istemeyeceğiniz bu adaya gittiğinizde hafta sonunu birazcık uzatmak isteyebilirsiniz. Daha fazla bilgi için Bozcaada yazımı okumanızı tavsiye ederim. Şehir içine pek karışmadan doğayla bütünleşik planlar arayanların İstanbul'a Yakın, Stresten Uzak Hafta Sonu Rotaları yazıma göz atmalarını tavsiye ederim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/04/11/rio-de-janeiro-gezi-rehberi", "text": "Brezilya denilince ilk akla gelenler genelde futbol ve samba oluyor oysa ki ülke bundan çok daha fazlasını vaat ediyor. Ülkenin iki önemli şehri ile bazı kasabalarını gezdim ve doğası, plajları, insanları, yemekleri ile beni kendine aşık etti. Gezdiğim, gördüğüm kadarıyla hayatımın bir döneminde yaşamayı hayal ettiğim iki şehirden biri olan Rio için, faydalı olacağına inandığım nokta atışı seyahat önerilerimi ve tecrübelerimi paylaşmak istiyorum. Brezilya'ya gitmeden önce bilmeniz gereken birkaç bilgi verdikten sonra Rio de Janeiro'da yapmadan dönmemeniz gerekenleri listeleyeceğim. Brezilya, Güney Amerika'da yer alan, kıtanın en büyük ve en kalabalık ülkesi. Oldukça uzun bir Atlas Okyanusu kıyısı var. Ekvador ve Şili hariç tüm Güney Amerika ülkeleriyle komşu. Sao Paulo'dan sonra Brezilya'nın en büyük şehri olan Rio, 6 milyon nüfusa sahip. Nüfusun oldukça büyük bir bölümü favela denilen gece kondu mahallelerinde yaşıyor. Şehirde zengin ve fakir arasında ciddi boyutlarda bir eşitsizlik yaşanıyor ve bu da şehrin güvenliğiyle ilgili sıkıntılara yol açıyor. Dünyanın en büyük karnavalı olan Rio Karnavalı burada düzenleniyor. Şu anda samba dansıyla kutlanıyor ama ilk olarak 1840 yılında polka ve vals dansı yapılarak gerçekleşmiş. İstanbul'dan Rio'ya direkt uçuşu bulunmuyor, farklı hava yollarının Sao Paulo, Paris veya Frankfurt aktarmalı uçuşları ile gidebilirsiniz. Biz Sao Paulo'ya uçmuş, orada bir gün geçirdikten sonra ayrıca iç uçuş ayarlayarak Rio de Janeiro'ya geçmiştik. Sao Paulo'ya direkt uçuş 13 saat civarı sürüyor. Bu arada Brezilya'ya gitmek için onlarca sebepten biri de bizden vize istemiyor olmaları. 🙂 Şehir içinde ulaşım için biz çoğunlukla taksi kullanmıştık, Türkiye'ye göre taksi ücretleri daha uygundu. Şehirdeki toplu taşıma ağı da gayet başarılı. Aralık Şubat ayları Rio için yaz mevsimi oluyor ve Rio Karnavalı Şubat ayında düzenleniyor. Festival için gitmeyecekseniz bence bu aşırı kalabalık ve pahalı dönemi tercih etmeyin. Ben Nisan Mayıs aylarında gittim, yani sonbahar döneminde. Sadece bir kere çok şiddetli yağmura denk geldim, o da yarım saat kadar sürdü. O güne orman safarisi planlamıştık zaten, o yüzden planlarımız bozulmadı. Onun dışındaki tüm günlerde denize girip plajda vakit geçirmişliğim var, çok fazla nem de yoktu, hava harikaydı. Bence gezmek için çok ideal bir dönemdi, tavsiye ederim. Ben Rio'da, Copacabana, Ipanema, Lapa gibi değişik yerlerde kalma fırsatı buldum. Ayrıca iki hafta boyunca şehrin hemen hemen her yerini gezdim. Gözlemlerime ve duyduklarıma dayanarak söyleyebilirim ki Rio'nun en güzel kısmı kesinlikle Ipanema. Hem nezih bir bölge, hem diğer semtlere göre daha güvenli, hem de birçok popüler restoran, bar, ve plajlar bu bölgede. Leblon'da kalmadım fakat bölgeyi biliyorum, orası da konaklamak için ideal ama İpanema daha popüler. Lapa ve Copacabana da çok hareketli yerler ama güvenlik açısından pek tavsiye edilmiyor. Gerçi ben oradayken herhangi bir kötü olaya şahit olmadım. Rio de Janeiro'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Rio de Janeiro'da öncelikle tabi ki bol bol deniz ürünü yemelisiniz. Onun dışında sokak yiyeceklerinden benim çok sevdiğim Tapiocayı denemenizi tavsiye ederim. Brezilya'da yetişen Manyok bitkisinin kökünden yapılan bir nişastayı, krep gibi pişirerek yaptıkları bir yiyecek. İçine farklı malzemeler konulabiliyor, kaşar benim favorim. Brezilya ev yemeklerini merak edenlere Feijoadayı önereceğim, meksika fasülyesi ve et ile yapılıyor, restoranlarda bulabiliyorsunuz. Oralara gitmişken Brezilya'nın amazon ormanlarında yetişen Açai meyvesini, suyunu, onunla yapılan tatlı ve dondurmaları da denemenizde fayda var, ben pek sevemedim itiraf edeyim ama çok faydalıymış. Son olarak Brezilya'nın milli içeceği diyebileceğimiz Caipirinha da mutlaka denemeniz gereken bir kokteyl, Brezilya romu olan Cachaça ile yapılıyor. - Christ the Redeemer Şehre Corcovado dağının tepesinden bakan 30 metre yüksekliğindeki İsa heykeli Rio'nun simgesi, aynı zamanda dünyanın yeni yedi harikasından biri. Buraya gitmezseniz gerçekten Rio'ya gitmemiş sayılabilirsiniz. Hem heykel inanılmaz heybetli, hem de şehrin en güzel manzaralarını buradan göreceksiniz. Yalnız aşırı kalabalık oluyor, insanlar fotoğraf çekmek için yerlerde sürünüyor. 🙂 Buraya gittiğiniz gün havanın tamamen açık olmasına dikkat edin çünkü bulutlu olduğu zaman şehri göremiyorsunuz. - Sugarloaf Mountain Ben pek anlayamadım ama şeker çuvalına benzetildiği için bu ismi aldığı söyleniyor. 396 metre yükseklikten yine harika şehir manzaraları için buraya mutlaka gitmelisiniz. Ziyaret etmek için gün batımını tercih etmenizi tavsiye ederim. Biz teleferikle çıktık ama tırmanış yapanları da gördük, merakınız varsa bir araştırın derim, efsane bir deneyim olacağı kesin. - Santa Teresa Fotoğraflık sokakları, grafittilerle kaplı duvarları ve şirin kafeleriyle Rio'nun en sevdiğim yerlerinden biri burası. Şehrin bohem bölgesi olarak geçiyor, hatta Rio'nun Montmartre'ı olarak da anılıyormuş. Ayrıca şehrin güneyinin ve orta kesimlerinin muhteşem manzaralarına şahit olabilirsiniz. Burada yer alan Rio'nun meşhur restoranı Aprazivel'e gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Açıkçası baya pahalı bir restoran ama ortam harika ve yemekler şahane. Ağaç evlerde yemeğinizi yemek kulağa hoş geliyorsa burayı kaçırmayın. - Ipanema Plajı - Sörf Rio de Janeiro deyince benim ilk aklımda canlanan şeylerden biri sörf yapmaktı. O yüzden gitmeden önce baya bir araştırma yapıp bir sörf okulu buldum. Rio de Janeiro'ya 1 saat uzaklıktaki Recreio dos Bandeirantes'i tercih etmiştim, tam bir sörf cenneti. Denize sıfır bir yerde kalmıştık, sabahları uyandığımda penceremden gördüğüm manzaraya bayılıyordum; onlarca sörfçü pusuya yatmış bir şekilde dalga bekliyorlar, dalgayı yakalayınca da benim için tam bir görsel şölen başlıyordu. Şu an ağlamak istiyorum galiba, ne kadar güzel günlerdi. - Samba Samba Brezilya kökenli, 19. yüzyıldan beri var olan ve latin dansları denilince ilk akla gelen dans türlerinden biri. Nasıl bir dans olduğunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Breilzya'ya gittiğinizde burada mini bir dans dersi almalı ya da en azından bir samba gecesine katılmalısınız. Bunun için de benim önereceğim yer, Lapa'nın merkezinde yer alan şehrin, en büyük ve en ünlü gece kulüplerinden biri olan Rio Scenarium. Her gece canlı samba şovları veya canlı müzik oluyor. Üç katlı, her yeri fotoğraflık, adeta müze gibi bir bina, ben bayıldım ve birkaç kere gittim. Hafta sonu rezervasyonsuz gitmeyi denemeyin, en az 100 metre kuyruk beklersiniz. - Lapa Şehrin en hareketli yerlerinden biri olan Lapa, kültürel etkinlikleri ve gece hayatı ile öne çıkıyor. Burayı Cihangir-Taksim civarına benzetebiliriz. Mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri, fayans, seramik ve aynalardan oluşan Selaron merdivenleri. Fayansların bir kısmı dünyanın farklı ülkelerinden gelmiş, Türkiye'den giden Karagöz işlemeli fayansı bulmayı unutmayın. 🙂 Bu merdivenler Santa Teresa'ya doğru çıkıyor ve özellikle geceleri çok hareketli oluyor. Tarihi su arkı Arcos da Lapa da burada yer alıyor ve geceleri sokak müzisyenleri sayesinde baya bir insan buralarda toplanıyor. - Tijuca Ormanı Dünyadaki en büyük kentsel ormanlardan biri, 32 kilometrekarelik bir alana yayılmış durumda. Şeker kamışı ve kahve yetiştiriciliğinin neden olduğu ormansızlaşmadan etkilenen bölgeyi yeniden ağaçlandırmak için İmparator Pedro II tarafından 1861 yılında kurulmuş. Oldukça yoğun ve çeşitli bir bitki örtüsü var, bol bol maymun da görebilirsiniz. Ayrıca onlarca şelale ve inanılmaz Rio manzaraları da sizi bekliyor. Buraya, bize özel ayarladığımız bir jeep safari turu ile gittik, tüm önemli noktaları göstermesi açısından iyi oldu. - Feira Hippie Ipanema'da pazar günleri kurulan pazar, bir turistin gittiği şehirden almak isteyebileceği her şeyi sunuyor. Sanat eserleri, hediyelikler, kıyafetler, çantalar, eski eşyalar, yiyecekler ve daha neler neler. Ben iki hafta üst üste pazar günlerimin neredeyse tümünü buraya harcadım. 😀 Özellikle sanatçıların kendileri tarafından satılan resimlere bayıldık, sanata mümkün mertebe yatırım yapmaya çalışıyoruz gittiğimiz ülkelerde, size de tavsiye ederim, birkaç tane tablo almıştık buradan da. Pazarlık yapmayı unutmayın, çılgın fiyatlara düşürebiliyorsunuz. Mesela biz 900 Real istenilen dev bir tabloyu 400 Real verip almıştık, sanatçı bu tablonun farklı boyutlarını da yapmıştı. Bizim aldığımız tablonun aynısının dörtte biri boyutlarındaki hali Karaköy'de 2000 fiyat etiketiyle satılıyor. - Ilha Grande Son olarak önereceğim yer, Rio'nun dışında, Brezilya'nın güneydoğu sahilinde bir tropik ada. Adanın %99'u yağmur ormanlarıyla kaplı ve küçücük bir kasabası var. Burada yapabileceğiniz yegane şey muhteşem doğanın ve sahilin tadını çıkarmak. O yüzden buraya bir gün ayırmanız yeterli olacaktır, görünce uzatma ihtimaliniz de yüksek tabi. 🙂 Ilha Grande, Rio'ya birkaç saat uzaklıkta ve adaya ulaşmak için önce otobüs ile Angra dos Reis'e gidiyorsunuz oradan da deniz yoluyla adaya ulaşıyorsunuz. Benim tavsiyem bizim yaptığımız gibi günübirlik bir tur ayarlamanız, biz çok memnun kalmıştık. Turla giderken yolda başka adalara da uğramıştık ve hepsi harikaydı. merhaba, ne yazık ki tur şirketinin adını hatırlamıyorum. Biz Arena Copacabana Hotel'de kalmıştık ve turumuzu otelden ayarlamıştık. Sorunsuz, memnun kaldığımız bir tur olmuştu. günübirlik tur fiyatı 90-100$ civarı bir fiyattı, real cinsinden ödemiştik. Merhaba, biz aşı olmuştuk ama kontrol etmemişlerdi o zaman.. aslında amazonlara girmeyecekseniz aşı önemli değil.. siz prosedü açısından çocuk için en net bilgiyi yine Seyahat Sağlığı Merkezi'ni arayıp öğrenin bence. Bebekle ekstra bir risk olduğunu düşünmüyorum. Bebekle seyahat eden birçok insan var sonuçta Brezila'ya. 🙂 En sevdiğim yere gidiyorsunuz, sorunsuz keyifli tatiller diliyorum. Sevgiler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/04/16/istanbula-yakin-stresten-uzak-hafta-sonu-rotalari", "text": "İstanbul kalabalığından kaçmak, stresten uzak kalmak isteyenler için İstanbul'a yakın gezilecek yerlerden bazılarını paylaşmak istiyorum. İstanbul'a yakın tatil yerleri arayanlar için fikir oluşturacağını düşünüyorum. İstanbul'a yakın hafta sonu tatili yapmak isteyenler, buyurun size İstanbul'a yakın rotalar.. Kuzeyden güneye sırasıyla Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl ve Seringöl isimli yedi gölden adını alan bölge, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında doğa severlere yemyeşil bir huzur vaat ediyor. Sonbahar aylarında ise sarıdan kızıla uzanan renk tonlarıyla adeta bir tablonun içinde hissediyorsunuz kendinizi. Bir hafta sonu yiyecek, içecek alışverişinizi yapıp burada bir kamp deneyimi yaşamalısınız mutlaka. Dünyada nadir bulunan Longoz ormanlarıyla ünlü İğneada, İstanbul'a sadece 3 saat uzaklıkta şehrin stresinden arınmanız için sizi bekliyor. İster kumsalda ister ormanda yürüyüş yapın, ister atv ya da kano ile Longozu keşfe çıkın, isterseniz de denizin keyfini çıkarın. Akşam da şöyle güzel bir balık sofrası kurdunuz mu tadından yenmez. 🙂 İğneada ile ilgili daha fazla bilgi için önceki yazılarımı okumanızı tavsiye ederim. Kuzey ege'nin incisi Kaz Dağları Edremit ilçesi sınırları içinde yer alıyor. Dünyada oksijeni en bol yerlerden olduğu söyleniyor, dikkat edin büyük şehirlerden sonra fazla oksijen çarpabilir. 🙂 Buraya gittiğinizde, sadece Kaz Dağlarında konaklayıp trekking yapabileceğiniz gibi çevredeki Altınoluk, Akçay, Küçükkuyu gibi turistik bölgelerde kalıp zamanınızı farklı aktivitelerde değerlendirebilirsiniz. Yeşilyurt ve Adatepe köyleri ile Zeus Altarı mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden. İstanbul'a sadece 2 saat uzaklıktaki Melen'de, işi gücü unutup adrenalin dolu bir gün geçirmeye ne dersiniz? Ülkemizde rafting yapılan başlıca yerlerden biri olan Melen'e gitmenin şimdi tam sırası. Eriyen karlar suyu canlandırmış, hava sıcaklığı da bol bol ıslanmayı kaldırabilecek duruma gelmiştir. Bunaltıcı sıcaklar tam bastırmadığı için henüz su seviyesi de çok alçalmamıştır. Rafting ilginizi çekmiyorsa yürüyüş yapabilir, yakın çevredeki Kurugöl Kanyonunu, Fakıllı Mağarasını, Güzeldere ve Aktaş Şelalelerini gezebilirsiniz. Doğanın dışına çıkıp biraz şehirlere karışmak isteyenler Hafta Sonu Tatili İçin İstanbul'a Yakın Gezilecek Yerler yazıma göz atabilir. Kıyıköy de hafta sonu için güzel bir kaçamak olabilir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/04/espoo-nuuksio-ulusal-parki", "text": "Finlandiya gezimiz sırasında, Helsinki'ye sadece yarım saat uzaklıktaki Espoo şehrini günübirlik keşfetme şansımız oldu. Burası Finlandiya'nın ikinci büyük şehri ama populasyonu yüksek olmasına rağmen öyle kalabalık bir şehir ortamı yok. Doğanın içine yayılmış bir şehir düşünebilirsiniz, yani daha çok ormanlara yayılmış evlerde yaşıyor buradaki halk. Biz şehri sadece geçip giderken gördük, tüm günümüzü Nuuksio Ulusal Parkında geçirdik. Helsinki'ye giderseniz, bir gününüzü buraya ayırmanızı öneririm. Buradaki ormanların Buzul Çağı'ndan beri bozulmamış olduğu söyleniyor, vadide gezinirken harika manzaralar ve muhteşem göller görüyorsunuz. Burada mutlaka trekking yapmalısınız, devamında piknik yapabilir hatta hava güzelse geceyi kamp alanında geçirebilirsiniz. Benim için buradaki en harika deneyim buz tutmuş gölde yüzmekti. İçine su geçirmeyen özel kıyafetlerle yaptığımız bu aktiviteye \"Arctic Swim\" deniyor, kışın giderseniz mutlaka deneyin. 😉 Yüzmeden sonra Laponya tarzı büyük bir çadır içinde sauna keyfi yaptık. Bir de ren geyiği çiftliğine uğrayıp onları besleme şansı yakaladık, çok tatlı hayvanlar, buraya da uğramanızı tavsiye ederim. Hangi mevsimde olursa olsun, parka en rahat yürüyüş ayakkabılarınızla gidin. Kışın gidiyorsanız -25 dereceleri görebilirsiniz ve çoğunlukla dışarıda olacağınız için ağır kış koşullarına uygun şekilde katmanlı olarak giyinmelisiniz. Yazın gidiyorsanız, Finlandiya'nın havası bize göre soğuk olduğu için ve ormanlık alanda olacağınız için üzerinize hafif bir mont almanızda fayda var."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/09/eyvah-valizim-kayboldu-ne-yapmaliyim", "text": "Seyahatlerimde ufak tefek aksilikler herkes gibi benim de başıma geliyordu ama bu sefer en çok korktuğum olaylardan biri oldu, valizim kayboldu. Bu süreçte yapılması gerekenlerle ilgili birkaç yazı gördüm ama benim hikayemin benzeri başına gelmiş, yani İstanbul'a döndükten sonra valizi kaybolmuş ve bulunamamış birinin anlatımına denk gelmedim. Ben de valizimin kaybolması ve sonrasındaki süreci tüm ayrıntılarıyla anlatmaya karar verdim. Sonunda da bu olay sonrası çıkardığım dersleri listeleyeceğim, sizlerin de bunlara dikkat etmenizi tavsiye ederim. Biraz detaylarda boğulabilirim ama çıkarımlarım açısından gerekli ayrıntıları yazacağım. Uzun bir yazı olabilir, bu konuda oldukça doluyum zira. İşte size uçuş sonrası bavul kaybolduğu zaman sürecin nasıl ilerlediğine dair tüm detaylar. Geçtiğimiz Mart ayında oğlumla yurt dışından döndüm. Eşim iş nedeniyle orada kaldı ve ben de çok hareketli olan oğlumla baş başa seyahat ettim. Ülkemizde insanlar çocuklu kadınlara pasaport kuyruğunda hiç yardımcı olmuyorlar, biraz uzun sürdü. Pasaporttan çıktık, bagaj teslime doğru yürürken karşımıza çıkan Duty Free'nin önüne legoları dizmişler. Ellerimde çantalarla oğlumu zapt etmeye çalışıyordum, tabi ki elimden kurtuldu ve legolara koştu. Ona lego almak için de biraz vakit kaybettim. Sonra bagajı teslim almaya gittim ve orada da oğlumun peşinden koşturmaca filan derken baya bekledim ama valiz gelmedi. Bir baktım ki bizim uçağın adı listeden düşmüş, yani başka valiz gelmeyecek. Hemen Atatürk Hava Limanı THY Kayıp Eşya ofisine gittim, benim valizin banda çıktığını söylediler, biri yanlışlıkla almıştır herhalde dediler. Yapılacak pek bir şey yoktu o sırada, uçak biletim, bagaj etiketim ve kimliğim ile tutanak tutturdum, bana takip için bir numara verdiler. Beş gün içinde geri geliyor genelde merak etmeyin dediler. Çok fazla oyalandığımız için valizim döndü döndü, biri de valizi beğenip sahibi çıkmayınca çaldı diye düşüdüm ben çünkü yanlışlıkla alınsa yerine başka bir valiz bulmuş olmamız gerekirdi. Valizim de ne yazık ki antrasit renkte çok rastlanan bir valizdi, yani alan kişi yakalansa bile kendi valiziyle karıştırdığını rahatlıkla iddia edebilirdi. Bagaj takibi için, kendilerine verdiğim mail adresim ve takip numaram ile, THY'nin İnternet sitesinde Online İşlemler Tüm Online İşlemler Bagaj Aksaklık Bildirimi ve Takibi menüsünü kullanabileceğim söylendi ve ben de eve döndüm. Bu arada sadece hafta sonu için gitmiştim ama oğlum üstünü sürekli kirletme potansiyelinde olduğundan onun daha fazla kıyafeti yanımdaydı. Eşim de hava ısınacakmış diye parkasını ve kışlık birkaç kaliteli eşyasını benimle göndermişti. Benim bakım malzemelerim, anında basım yapan fotoğraf makinemiz, güneş gözlüğü, spor ayakkabılar vs. eşyalar yine valiz içindeydi. Daha da unuttuğum kim bilir neler vardı çünkü bir hafta sonu için en büyük boy valizi neredeyse doldurmayı başarmıştım. Kaybolmanın ardından üçüncü gün telefonda konuştuğum bir yer hizmetleri yetkilisi kamera kayıtlarına bakabileceğimi söyledi. Biz de eşim yurt dışından dönünce beraber kamera kayıtlarını incelemeye gittik. THY bana valizimin 20:03'te banda çıktığı bilgisini vermişti. 19:50 itibarıyla kamera kayıtlarını incelemeye başladık ve hiç de sandığım gibi geç kalmamıştım. Bandın başındaydım, sadece ara ara oğlumun peşinden koşuyordum. Bu arada valizin çıktığı yerde değil, karşı tarafta beklemiştim ve valizin çıkış yerini gören bir kamera yoktu. Hatta kameralar o kadar az sayıda ve o kadar düşük çözünürlükteydi ki eşimle gerçekten inanamadık. Yani koskoca hava limanında böylesine güvenlik ihmali kabul edilebilir bir şey değil. Valizlerimiz Allah'a emanet arkadaşlar, çalınırsa kameralardan bulunur filan diye hayal etmeyin. Hatta başımıza daha kötü bir şey de gelse o kameralarla zor bulunur. 😦 Sonra, alan kişi valizle çıkışa gider diye, ileriye bakan birkaç kamerayı da izledik ama valizim o kadar sıradan bir valizdi ki herkeste olabilirdi, ilerleyen yerlerdeki kameralardan gördüğümüz birkaç koyu renk büyük valiz için de bir şey yapamıyorduk. En azından, ben orada olduğum süre boyunca, önümden herhangi bir koyu renkli büyük valiz geçmediğini görebildik. Ben, THY'nin valizimin çıktığını söylediği saatten önce orada olduğuma göre iki seçenek söz konusuydu: Birincisi, valizim banda düştüğü anda biri onu almış ve ortadan kaybolmuştu, ikincisi de valizim banttan aslında hiç çıkmamıştı. Ben valizimin banttan çıktığına dair herhangi bir görüntüye sahip değildim ve forumlarda THY personelinin valizlerden ürünler aldığına dair yazılar da okumuştum, bu nedenle bana valizimin oradan çıktığına dair bir görüntü vermedikleri sürece benim için THY sorumluydu. Nitekim emniyet müdürlüğünde, valizimin kameralarda izlenen süre içerisinde görülmediğini belirten bir yazı aldım ve valizimin çalındığına dair bir suç duyurusunda bulundum. Bana ayrılan beş günlük sürenin sonuna gelmiştik ama valizim bulunamamıştı. Altıncı iş günü hemen THY'yi aradım ve sürece nasıl devam edeceğimizi sordum ancak valiziniz araştırılıyor tarzı oyalanmaktan ileri gidemedim, acil aksiyon beklediğimi ilettim. Birkaç saat sonra kendileri aradılar ve bundan sonra yapmam gerekenlerle ilgili bilgi verdiler. Bagaj takip sayfasındaki ilgili yerlere, fiyatlarıyla ve markalarıyla birlikte valizimde bulunan eşyaların listesini, bir de kimlik, bilet ve bagaj etiketinin fotoğraflarını yüklememi istediler. Artık valizimden ümit kesilmişti ve bundan sonrasıyla tazminat birimi ilgilenecekti. Aklımda kaldığı kadarıyla, yenisini almamız şart olan ve yeni durumda olan eşyalardan bir liste çıkardım ama eksik bir şeyler olduğuna emindim. Neyse ki sadece iki günlük tatil sonrası oldu bu olay diye kendimi avutuyordum. Bu arada emniyetin bana verdiği, valizimin görülmediğine dair yazıyı da eklemeyi ihmal etmedim. Şikayetin başlangıç gününden itibaren toplamda üç hafta içinde incelemelerin sonuçlanacağını söylediler, bagaj takip sayfasına evraklarımın ulaştığına dair bir bilgi girilmişti ve o günden sonra bir daha beni aramadılar. 🙂 Ben tabi ki kendilerini aradım ama incelemeler devam ediyor yanıtı aldım. Aramam valizimin kaybolmasından tam üç hafta sonraydı ve kendilerine bunu hatırlattım, ya ertesi günü ya da aynı gün işlemlerin tamamlandığına dair bilgi geldi. Sigorta şirketi bana ilettiğim tutarın %60'ını ödemeyi uygun bulmuştu. İsterseniz bunu kabul etmeyip dava açabiliyorsunuz ama fazla vakti olmayan bir insan olarak uğraşmak istemedim, hiç olmazsa zararımın bir kısmını karşıladıkları için kabul ettim. Kabul ederken hesap bilgilerimi de ilettim, birkaç gün içinde tazminatım hesabıma yattı. - Çünkü sürekli ben aradıktan sonra dönüş yaptılar, beni bilgilendirme zahmetine hiç girmediler. Söylenecek yeni bir şey olmasa bile insan konuyla ilgilenildiğini bilmek istiyor. - Çünkü bu kadar fazla uçağı olan ve her yıl Avrupa'nın en iyisiyiz diye övünen bir firmanın müşteri memnuniyetine daha fazla önem vermesini isterdim. Atatürk Hava Limanı güvenliği yeterince sağlayamıyorsa, kendilerinin ek kamera takılması için çaba harcaması gerekirdi. - Çünkü reklamlar için milyonlarca para harcayan bir kurumun, sık sık kendileriyle uçan bir müşterilerinin üç kuruşluk kaybının tamamını karşılamasını beklerdim. Sonuçta valizimin o banttan çıktığına dair bir görüntü elimizde yok, sorumluluk onlarda. Eşyalara ikinci el muamelesi yapıldıysa da ben onların hepsini yeni almak zorunda kaldım. Bu arada tazminat yattıktan sonra, kangurumuzun ve bebek telsizlerimizin de valizde kaldığını hatırladık. Yani kaybımız daha fazlaymış. Bunları her an kullanmadığımız için geç fark ettik, belki birkaç şey daha vardı bilemiyorum. Velhasıl, seyahatlerde yaşadığımız her problem bir tecrübe oluyor. Bu tecrübeden çıkardığım dersleri sizinle de paylaşmak istiyorum. - Koyu renk valiz kullanmamak: Koyu renk valizler en çok tercih edilenler oluyor. Biri yanlışlıkla veya bilerek valizinizi aldığı zaman, yakalanınca \"Karıştırmışım!\" diyemeyeceği renkte veya desende bir valiziniz olmalı. Ayrıca koyu renk valiz olunca başkası alıp yanınızdan geçse bile fark etmeyebilirsiniz, oysa dikkat çekici bir valiz her yerden size ben buradayım diyecektir. Valizinizi normal alıp, renkli bir kılıf alarak da bunu çözebilirsiniz. Karışmayı engellemek için önerebileceğim valizler ve kılıflar için şuraya göz atabilirsiniz. - Dikkat çekici bir valiz etiketi kullanmak: Bu gerçekten masum karışma durumları için yararlı olacaktır. Dünyanın en marjinal valizini alsanız da aynısından bir başkasında olabilir. Etiket sayesinde sizinki diğerinden ayrılacaktır. Etikete rağmen karışsa bile alan kişinin fark ettiği anda size iletişim bilgilerinizden direkt ulaşmasına yardımcı olacaktır. - Valizin banttan çıktığı noktada beklemek: Ben her zaman geldiğim yön valiz bandının neresine denk geliyorsa orada dururdum. Bundan sonra mutlaka valiz çıkışında duracağım çünkü valiziniz çıkar çıkmaz biri alır ve sizin olmadığınız yönden çıkarsa valizinizi görme şansınız yok. - Kabin valizi kullanmak: Tüm eşyayı tek bir kabin valizine sığdırmaktan bahsetmiyorum. Büyük valize ek olarak kabin valizi kullanmaktan bahsediyorum. Normalde valize teknolojik alet koymam ama Ada'nın eşyalarını taşıdığım için ağırlık yapmasın diye instant makinemizi valizde bırakmıştım. Aynı şekilde kanguruyu da yanıma almak isterdim. Çalınmasına daha fazla üzüleceğim eşyaları kabin valizinde taşıyacağım bundan sonra. - Valize konulan eşyaların listesini çıkarmak: Tabi ki beş tane don, on tane kulak pamuğu gibi en ince ayrıntısına kadar liste çıkarmaya gerek yok. Ama valizin kaybolması durumunda, valizdeki eşyaların listesini bildirmek gerekecek, yazmayı unuttuğuma üzüleceğim bir şey çıkmaması için önemli eşyaları bir yere not etmekte fayda var. - Valizi almadan önce oyalanmamak: Duty Free alışverişini her ne şart altında olursa olsun valizi aldıktan sonraya bırakacağım. Oğlumun oyuncak diye tutturması da bu şartlara dahil. Alışveriş yaparken valizi biri rahatlıkla alabilir ve alındığını görme şansımız kalmaz. - Bileti ve bagaj etiketini atmamak: Bunu zaten hiçbir zaman yapmıyordum ama sizler için hatırlatma olsun diye eklemek istedim. Valizinizi takip edebilmek ve üzerinde hak iddia edebilmek için biletinizin elinizde kalan parçasını ve bagajınızın etiketini kesinlikle atmayın. Bunların tamamını yapsanız da bagajınız farklı nedenlerden kaybolabilir. Aktarmalı uçuyorsanız aktarma noktasında kalmış ya da uçağa baştan yüklenmemiş olabilir. Benim saydıklarım valizin kaybolma olasılığını minimuma düşürmek için yapılabilecekler. Sizin elinizde olmayan durumlarda geç de olsa valiziniz size geri dönecektir zaten. Konuyla ilgili aklınıza gelen başka bir soru varsa lütfen yorum olarak yazın. Herkese problemsiz tatiller!!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/09/hafta-sonu-mardin-gezi-rehberi", "text": "Mezopotamya'nın incisi Mardin, tarihi dokusu ve harika coğrafyasıyla bizi kendine hayran bıraktı. Çok uzun yıllardır gitmek isteyip de hep ertelediğim bu güzel şehre gitmek geçtiğimiz hafta kısmet oldu, çok güzel bir Mardin gezisi yaptık. Esnafla konuşmalarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla, son beş senedir terör olayları nedeniyle şehre gelen turist sayısı çok düşmüş. Oysa tarih boyunca Sümerler, Hititler, Asurlar, Urartular, Persler, Romalılar, Selçıklular, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar ve daha birçok halka ve kültüre ev sahipliği yapmış bu şehir bizi öyle güzel karşıladı ki, daha önce gelmediğimiz için üzüldük. O kadar güzel insanlarla karşılaştık ve o kadar güzel yerler gördük ki, buraya çok daha fazla insan gelmeli diye düşündük. Bir hafta sonu, Mardin'e cumartesi sabah gidip, pazar akşam dönmek amacında olanlar, ya da kapsamlı bir GAP turu yaparken uğramayı düşünüp Mardin rehberi arayanlar için Mardin gezilecek yerler ile birlikte Mardin gezi notlarımı paylaşıyorum, işte size Mardin gezi rehberi. Mardin' Sabiha Gökçen Havaalananından Pagasus ile Atatürk Havaalananından THY ile direkt uçabiliyorsunuz. Yolculuk 2 saat civarı sürüyor. İzmir ve Ankara'dan da direkt uçuşlar var. Dilerseniz, daha kapsamlı bir bölge turu için Diyarbakır ve Şanlıurfa'ya giderek buraları gezip araç ile Mardin'e ulaşım sağlayabilirsiniz. Hava yolu ile gittiğinizde, taksi kullanmak istemezseniz minibüslerle merkeze 3,5 TL karşılığında ulaşabilirsiniz. Biz araç kiralamayı tercih ettik. Havaalanı içinde Enterprise ve Avis'in ofisleri bulunuyor. Havaalanı çıkışında sağda bir alışveriş merkezi var, orada Hertz'in de ofisi bulunuyor. Budget'ın kampanyaları olmasına rağmen ofisi şehir merkezinde diye tercih etmedik ama gittiğimizde öğrendik ki Budget üzerinden kiraladığınız arabayı Avis'ten alabiliyormuşsunuz. Siz kiralamadan önce bir sorun yine de. Sadece şehir içini gezecekseniz ve oteliniz de Eski Mardin'deyse minibüs kullanın ama çevreyi rahat rahat gezmek için araç kiralamak şart. Biz Nisan ayının son haftası gittik ve hava koşulları çok idealdi. Hem sonbahar hem ilkbahar, sıcaktan bunalmadan ve soğuktan donmadan gezmek için harika zamanlar. Nisan ve Mayıs aylarında gitmenin ekstra güzelliği her yerin yemyeşil olması. Hasankeyf'e geçtiğimizde henüz Nisan ayında olmamıza rağmen 30 dereceleri gördük, yazın nasıl oluyordur siz hesap edin artık. 🙂 Mardin'in içindeki görülecek yerleri sabahtan başlayıp akşama kadar bir günde gezebilirsiniz ancak çevresini de gezmek için gezeceğiniz yerlere bağlı olarak bir ya da iki gün daha ilave etmeniz gerekir. Mardin'de konaklama için en güzel yer tabi ki Eski Mardin. Otantik mimarili otelleri ve şehrin en güzel yerlerine yürüyerek gidebilme avantajıyla bu bölge sizin de tercihiniz olmalı diye düşünüyorum. Biz İzala Otel'de konakladık ve her anlamda çok memnun kaldık. Otelin hem odalarından hem girişinde, tavanlarda el boyaması yöresel desenler çok hoş bir ambiyans yaratıyor. Odalarında sunulan bakım ürünleri ve ihtiyacınız olabilecek diğer her şey son derece kaliteli ve eksiksiz düşünülmüş. Araştırma yaparken ilk olarak Fransız stili yeşil bombeli tenteleriyle gönlümü çalan ve sonrasında odalarını görünce kesin kararımı verdiğim otel, kahvaltısıyla da bizi çok etkiledi. Kahvaltı sonrası avlusunda kahvelerimizi de içtik mi bizden güzeli yoktu. Bir de terasından Mezopotamya manzarası var ki güneşi batırmak için başka yer aramaya gerek kalmıyor. Şuradan rezervasyon yaptırabilirsiniz. Mardin'in tatmadan dönmemeniz gereken yöresel yemeklerinin başında kaburga dolması geliyor. Sabah erken saatlerde kısık ateşte pişirmeye başladıkları kaburgayı ikindide çıkarıyorlarmış. Kebap, köfte dışında et pek sevmiyor olmama rağmen bu lezzete ben bile karşı koyamadım. Bizim Adana ve Urfa olarak adlandırdığımız acılı veya acısız kıymadan Mardin kebabı da mutlaka denemeniz gereken lezzetlerden. Bizim içli köfte olarak bildiğimiz yemek onlarda irok olarak geçiyor ve gerçekten çok leziz. Sembusek denilen kapalı lahmacunlarını da tatmalısınız. Bunların dışında yöreye özel badem şekerlerini de deneyin derim. İçeceklere gelirsek, alıştığımızdan çok farklı olan Süryani şarabı ve Süryani kahvesini tavsiye ediyorum. Kahvenin içinde kakule denilen bir baharat var, çok fresh bir hava katmış. Bir de bakır kaselerde ikram edilen, minik kepçelerle içtiğiniz açık ayranlarını eminim çok seveceksiniz. Cercis Murat Konağı: Meze tabağı fotoğrafını ilk gördüğüm anda buraya gitmem gerektiğini biliyordum. 🙂 Mekana girdiğimiz andan çıkana kadar memnuniyetimiz hat safhadaydı. Ortam otantik ve şık, içli köfteler son derece leziz, kaburga dolması efsane, mezelerin her biri şahaneydi. Kışın narla sundukları rokalı, kuru domatesli salatayı, bahar ve yaz mevsiminde çilekle sunuyorlarmış. Biz çilekli versiyonuna denk geldik ve roka sevmeyen ben, rokanın o acı tadını almadım bile. Bizimle ilgilenen garsonumuz Ali her isteğimize Hızır gibi yetişti. Ağzının tadını bilen herkesin burayı çok seveceğine eminim. Mardin'de bir akşam yemeği için tercihiniz burası olmalı kesinlikle. Kebapçı Yusuf Usta: Meşhur Mardin kebabını yemek için bu salaş kebapçıyı tercih ettik. Bir de Kebapçı Rıdo'yu çok methetmişler, vakit olsa ikisini de deneyecektim ama içimden burada yemek geldi. İyi ki de öyle olmuş, hiç koku yoktu ve nefisti. Fıstıklı ve acılı Mardin kebabını denedik. Eşim fıstıklı kebabı pek ağız tadına uygun bulmadı ama ben o leziz kebabın arasında ağzıma gelen Antep fıstığı tadına bayıldım. Otelimizin hemen karşı çaprazında yer alması da bizim için güzel oldu. Seyr-i Mardin: Burasını yemek için değil de, Mezopotamya manzarasına karşı bir kahve içmek için öneriyorum. Sevenleri için nargile içme şansı da bulunuyor. Deyrulzafaran Manastırı: Mardin'in biraz dışında kalan manastır Süryani kadim cemaatinin dini merkezlerinden biri olarak geçiyor. Mezopotamya ovasına bakan yapı, Süryanilerin Hristiyanlığı kabulünden önce güneşe taptıkları bir sin mabedinin üzerine kurulmuş. Halen faal ol an manastırın içinde kutsal eşyalar ve 52 Süryani patriğinin mezarı bulunuyormuş, İsa'nın geri döneceğine inandıkları yöne doğru oturur vaziyette gömülmüşler. Buraya giriş saatleri sabah 08:30 12:00 arası ve öğlen 13:00 16:30 arası, kişi başı 6 TL ve ancak gruplar halinde rehberle gezmenize izin veriliyor. Sizden önceki grubun dönmesini beklerken, girişteki çay bahçesinde Süryani kahvesinin tadına bakabilirsiniz. Mardin Ulu Cami: Mardin'in simgesi ve en eski camisi olan yapının içinde küçük bir avlu, şadırvan ve Hz. Muhammed'in sakalının sergilendiği bir bölüm bulunuyor. Caminin çevresi keşfedilmeyi bekleyen dar sokaklar ve alışveriş yapabileceğiniz yerlerle dolu, Tarihi Kayseriye çarşısı da bu civarda yer alıyor. Gittiğimizde caminin taş duvarlarında çiçekler açmıştı, benim çok hoşuma giden minik bir detaydı bu da. Zinciriye Medresesi: 14. yüzyılda Artuklular tarafından yapıldığı bilinen medrese iki avlu ve iki bahçeden oluşuyor. Eski Mardin'de merdivenlerden yukarı çıkarak ulaşıyorsunuz, ve Ulu Cami ile birlikte Mardin'in güzel bir manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Kasımiye Medresesi: Artuklular döneminde 15. yüzyılda tamamlanmış olan medrese, iki katlı, kubbeli ve büyük bir avluya sahiptir. Taş işçiliğinin güzelliğiyle öne çıkan ve Mardin'in en fotojenik yerlerinden biri olan medresenin özellikle ikinci katından çok güzel fotoğraflar çekiliyordu fakat tehlike arz ettiği için artık yukarı çıkmak yasaklanmış. Tarihi Postane Binası : Günümüzde bir kısmı PTT tarafından kullanılan, bir kısmı Mardin Artuklu Üniversitesi tarafından Sosyal Tesis ve Uygulama Oteli olarak kullanılan bina, 1890 yılında Şahtana ailesi tarafından yaptırılmış, 1950 yılından itibaren de postane olarak kullanılmış. Mardin sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olduğu için ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Kırklar Kilisesi : 6. yüzyılda Süryaniler tarafından, Behnam ve Saro kardeşler adına yaptırılan kilise, 12. yüzyıl itibarıyla kemikleri kiliseye getirilen kırk aziz şehit nedeniyle halk arasında Kırklar Kilisesi olarak anılmaya başlamış. Halen aktif olarak kullanılan ibadethane merkezdeki gezi rotası üzerinde yer aldığı için ziyaret etmeden geçmeyin derim. Revaklı Çarşı: Revak, bir yapıda üstü örtülü ve önü açık kısımlara deniyormuş. Çarşı, adını bu sundurmalardan alıyor. \"Tellallar\" veya \"Sipahiler\" çarşısı olarak da biliniyor. Pazar günleri hariç buraları oldukça hareketli, Eski Mardin'de Ulu Cami'nin çok yakınlarında yer alıyor. Eve döndükten sonra fotoğraflarda fark ettiğim, küçük hikayelerden oluşan kağıtların sırrını ise henüz öğrenemedim. Mardin'e gittiğinizde belki siz öğrenirsiniz. 😉 Bilen, duyan olursa lütfen yorum olarak yazsın. Sabancı Kent Müzesi: Eski Mardin'de yer alan müzede Mardin hakkında genel bilgiler ve bazı eski eşyalar bulunuyor. Okuduğum bloglarda bol bol önerildiğinden beklentim yükselmiş olsa gerek, bana çok basit geldi. Yine de yeri Eski Mardin'de ve girişi sadece 2 Tl olduğu için vaktiniz varsa bir ziyaret edebilirsiniz. Alt katında da fotoğraf ve resim sergisi bulunuyor. Dara Antik Kenti: Mardin'e 30 km uzaklıkta İpek Yolu üzerinde yer alan harabeler, Mezopotamya'nın en önemli yerleşim birimlerinden biri olarak gösteriliyor. Mağara evler ve su sarnıçları gerçekten görülmeye değer. Alana giriş ücretsiz. Yolda, Beyaz Su'ya uğrayıp mesire alanında ayaklarınızı sulara sarkıtarak bir çay içmenizi tavsiye ederim. Dinlerin kardeşçe yaşadığı kent olarak anılan Midyat dünyanın en eski yerleşim merkezi olan yukarı Mezopotamya'da yer alıyor. 1535 yılında Osmanlı topraklarına katılana kadar Sümerler, Urartular, Makedonyalılar, Persler ve Romalılar gibi pek çok farklı uygarlıkların egemenliğinde kalmış. Günümüzde de farklı dillere ve dinlere mensup insanlar bir arada yaşamaya devam ediyor. Tarihi Gelüşke Hanı: 1903 yılında yapılmış olan ve zamanında ticaret merkezi olarak kullanılan han, günümüzde restoran ve çay bahçesi olarak hizmet veriyor. Raman dağlarının eteklerinde, Dicle nehrinin iki yakasına kurulmuş, sular altında kalmak üzere olan bu kenti sulara gömülmeden önce görmek istedik. Açıkçası baya hayal kırıklığına uğradık. Çünkü o fotoğraflarda gördüğümüz güzel yerler, Artuklu Köprüsü, İmam Abdullah Zaviyesi, saraylar hep inşaat halindeydi. Bir de ben nedense orada yemek yiyeceğimizi hiç düşünmemişim, o yüzden de araştırma yapmamıştım. Gittiğimizde karnımız acıktı ve rastgele bir yere girdik. Yemek yediğimiz Yolgeçen Hanı'nda karışık kebap söyledik, herhangi bir turistik yerde yiyeceğinizden farklı bir şeyle karşılaşmadık, vasattı. Yani yemek konusunda da tatmin etmedi bizi Hasankeyf, bence yemek işini buraya bırakmayın. Bu arada kentte hiçbir yerde alkol servisi verilmediğini öğrendik. Şehrin çarşısı da çok alışveriş yapılacak bir yer gibi gelmedi bize. 🙁 Hasankeyf Mardin'e değil Batman'a bağlı ama Mardin'den iki saat uzaklıkta olduğu için gezi programına dahil edilebilir. Zeynel Bey Kümbeti: Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın Otlukbeli savaşından ölen oğlu için yaptırılmış olan kümbeti eski yerinde son görenlerden biri biz olduk. Gittiğimizde, birkaç gün içinde yeni yerine taşınacağını söylemişlerdi. Hazırlıklar devam ediyordu, yakından görme şansımız olmadı o yüzden. Mardin'de takı işlerine Telkari deniliyor, yanlışım varsa düzeltin lütfen, bunun içine tespih de giriyor gümüş takılar da. Açıkçası Midyat bu konuda daha zengin, kendinizi oraya saklayın derim. Biz Mardin merkezden badem şekeri, şarap ve bakır taslar aldık. Hepsini çok beğendik, bakır tasları aldığımız yerin adını hatırlayamadım ama fotoğraftaki yer. 🙂 Çok naif bir sahibi, çok çeşitli ve kaliteli ürünleri vardı, görürseniz kaçırmayın. Bu arada Mardin'de şahmeran efsanesi var, kısmet ve şans için herkes evlerinde bulunduruyormuş, şahmeran işlemeli bir bakır tepsi alabilirsiniz. Bu güzel şehri gezmeniz için ufacık bir katkım olursa ne mutlu bana! Merhaba, açıkçası biz gittiğimizde Dara'ya vs. toplu taşıma görmedim. Biz araç kiraladığımız için pek bilemiyorum. Belki kalacağınız otele sorabilirsiniz. mardini öyle bir anlatmışsınız ki ankara da yaşamaktayım (daha önce mardine 2 sefer gitmiştim yalnız tatil fırsatım yoktu) ilk fırsatta mardine gidiyorum. Çok teşekkür ederim, ne güzel bir yorum. Çok mutlu oldum. Merhaba, ben de mayıs ayına bilet almış bulunmaktayım Mardin için 🙂 Sizce bir gün yeterli mi Mardin için yoksa dolu dolu iki gün geçirebilir miyiz. Şimdiden teşekkür ederim. Merhaba, ne güzel. 🙂 bence Dara, Midyat vs yakın çevreyi de dahil edebilirsiniz. Beğenmenize çok sevindim, teşekkürler. Hasankeyf'e geçen senelerde, tadilat yokken gitmiş olmayı dilerdim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/11/tuna-nehri-gezisi", "text": "Avrupa'nın ikinci en büyük nehri olan Tuna, Budapeşte'yi Buda ve Peşte olmak üzere ikiye ayırıyor. Peşte, daha sosyal olan taraf, en güzel restoranlar, gece hayatının en renkli barları, ve şık mağazaları bu yakada bulabilirsiniz. Buda ise sarayın olduğu ve daha çok aristokrat kesimin yaşadığı taraf, turistik bölgeleri gezmek için gidebilirsiniz. İki tarafta da ziyaret edilecek pek çok güzel yer var, onları Budapeşte rehberimde tek tek anlattım ama Budapeşte'yi iki tarafa da aynı anda hakim olabildiğiniz Tuna Nehri üzerinde gezmenin tadı bambaşka. Gitmeden önce, Budapeşte'nin dünyanın en iyi ışıklandırılan şehirlerinden biri olduğunu okumuştum. Şehir ışıklandırmasını en güzel göründüğü yer Tuna Nehri üzeri olduğu için mutlaka gece vakti bir tekne turuna katılmam gerekir diye düşündüm. Ama ben şehri gündüz de nehirden görmek istiyordum, o yüzden de hava aydınlıkken başlayıp, hava karardıktan sonra biten bir tur bulmaya karar verdim. Süre biraz uzun olduğu için tekne turu esnasında farklı aktivite imkanı sunan turları araştırdım ve tur sırasında şarap tadımı, akşam yemeği, bira tadımı gibi değişik seçenekler sunan Hungaria Koncert ile karşılaştım. Bir bira sever olarak tabi ki bira tadımını tercih ettim. Tur seçimimden çok memnun kaldım, o yüzden detaylarını sizinle de paylaşıyorum. Tekne hem kapalı hem açık iki bölümden oluşuyordu ve iki tarafta da ayrı canlı müzik performansı vardı. Farklı ülkelerden istek şarkılar da çalabiliyorlar. 🙂 Biz iç kısımdaydık ama fotoğraf çekmek için sık sık dışarı çıktık. Teknede bizimle birlikte kokteyl programına katılanlar, şarap tadımı yapmaya gelenler ve akşam yemeği yiyenler de vardı. Altı farklı Macar birasını tatma fırsatı bulduk, hepsinin de içimi birbirinden çok farklıydı. Foti Zwickl: Altın sarısı, filtresiz lager tipi yani alt fermantasyon bir bira, tadı hafif acı. Ağız tadı Türkiye'de içtiğimiz standart biralara alışık olanlar için ideal. Rizmajer: Macaristan'ın en yeni ve oldukça popüler olan buğday birası, mat amber renginde. Buğday birasını sevenler mutlaka denesin. Keseru Mez: Macaristan'ın en popüler ve karakteristik birası bu işte. İsminin ingilizce karşılığı \"Bitter Honey\" olan bira, pastörize edilmemiş olup, katkı maddesiz doğal tadında üretilmiş. 2012 yılında uluslararası bira üretim yarışmasında birinci olmuş. Flying Rabbit: Macar Amerikan ortak yapımı, karamel aromalı bir bira. Aromalı bira sevenler kesinlikle denemeli, üstelik 2016 yılında uluslararası bira üretim yarışmasında birinci olmuş. Horizont Flamand Porter: Klasik İngiliz stili ile geleneksel Belçika bira üretim stilinin karışımı olan dark bir bira. Tadına baktığınızda ağzınıza yer yer kahve, bitter çikolata, fıstık aromaları geliyor. Stari Black Currant: Meyve aromalı bira sevenler buraya! Oldukça yoğun bir meyve tadı alıyorsunuz, vişne suyu renginde tatlı bir bira. Açık söylemek gerekirse ben meyve aromalı bira sevmediğim için bana pek hitap etmedi. Ben en çok ilk denediğimiz Foti Zwickl marka birayı sevdim. Gezinin sonunda herkese beğendiği biradan hediye ediyorlar. Biz Hungaria Koncert'i tercih ettiğimiz için çok mutlu ayrıldık, Budapeşte'ye giderseniz size de kendilerini tavsiye ederim. Sadece akşam turları değil, gündüz turlarına da katılabilirsiniz. Bira tadımı ile birlikte olan akşam turunun fiyatı 27 , bir alkolsüz içecek ile birlikte gündüz turu tercih ederseniz fiyat 12 , daha birçok alternatif mevcut. Ben yine gece gitmenizi tavsiye edeceğim, Budapeşte gerçekten harika ışıklandırılan bir şehirmiş, özellikle Parlemanto Binası ve köprüler inanılmaz görünüyor. Şu anda Four Seasons oteli olan Grasham Sarayı, Macar Bilimler Akademisi, Zincir Köprüsü, Parlamento Binası, Margaret Köprüsü, Özgürlük Köprüsü, Kraliyet Sarayı, Citadel, Gellert Termal Banyosu, Budapeşte Teknoloji ve Ekonomi Üniversitesi, Budapeşte Sanat Sarayı ve Ulusal Tiyatro gibi önemli yapıların gece ışıklandırılmış hallerini görebiliyorsunuz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/18/budapeste-gece-hayati-ve-yeme-icme-rehberi", "text": "Budapeşte yeme içme konusunda oldukça sevdiğimiz bir şehir oldu. Budapeşte'deki mekanlar da oldukça başarılıydı gerçekten. Budapeşte gece hayatı ise başka hiçbir Avrupa şehrine benzemiyor diyebilirim. Budapeşte'de ruin bar kavramı hayatımıza girdi, ruin bar nedir, en güzel ruin barlar hangileri, hepsini paylaşmak istiyorum. O nedenle Budapeşte yeme içme ve Budapeşte gece hayatı için ayrı bir yazı yamak istedim. Daha önce yazdığım Budapeşte gezi rehberi ve Budapeşte gezilecek yerler yazımı da okumayı unutmayın. Macar Yemekleri Paprika: Ülkemizde de aynı isimle sosları satıldığından çoğunuzun bildiği üzere paprika acı bibere deniyor. Macaristan acı biberiyle ünlü, tüm yemekleri acı biber ile tatlandırmayı seviyorlar. O yüzden acı severlerin buranın acı biberini denemesini özellikle tavsiye ederim. Macar Yemekleri Langos: Budapeşte'nin en meşhur sokak yiyeceği, bizim bildiğimiz pişi ya da diğer adıyla lokma oluyor kendisi ama böyle tatlı tabağı boyutlarında bir pişi düşünün. İster sade yiyorsunuz, ister üstüne ne bulursanız dolduruyorsunuz. Gördüğüm kadarıyla en çok ekşi kremalı, kaşar rendeli çeşidi tüketiliyor. Bence çok pratik ve leziz bir yiyecek, neden hala Türkiye'de langosçu yok bilmiyorum. Macar Yemekleri Paprikas Csirke: Tavuk paprika Macaristan'ın ünlü yemeklerinden biri. Yumuşacık pişmiş tavuk butu ve bol acı ile yapılan bir yemek, adı da zaten bu acıdan geliyor. Geleneksel yemek veren restoranlarda bulabilirsiniz. Macar Yemekleri Gulyas: Macaristan'ın ulusal yemeği diyebileceğimi Gulaş, dana eti, sebzeler ve bol baharatla yapılan bir yemek. Hem çorba olarak hem yemek olarak yapılabiliyor. Eski zamanlarda Macar kovboyları ve çobanları çok yermiş. Şimdi ise neredeyse tüm restoranların menüsünde yer alan bir yemek çeşidi. Macar Yemekleri Nokedli: Dokusu ve lezzeti pilav ile makarna arasında olan küçük hamur parçalarından oluşan bir yemek. Tavuk paprika ve gulaşın yanında servis ediliyor genelde. Macar Tatlıları Kurtos Kalacs: Kısaca, Kuzey Güney dizisiyle ünlenen ve Makara olarak bildiğimiz sokak tatlısı diyebiliriz. 🙂 Tatlı maya, şeker, tarçın gibi malzemelerle kömür üzerinde yapılıyor. Genelde sokak büfelerinde satılıyor. Macar Tatlıları Dobos Torta: Macarların çikolata sosu ve karamel kaplı yumuşak bir kek çeşidi. Uluslararası popülerliğe sahip olduğu için dünyanın başka yerlerinde de görebileceğiniz bir tatlı. Ama Macarların temel tatlılarından olduğu için burada bir tadına bakmakta fayda var. Macar Tatlıları Retes: Özellikle Orta Avrupa'da çok meşhur olan bir çeşit meyveli yufka tatlısı. Avusturya ve Almanya'da strudel ismiyle bildiğimiz tatlı Macaristan'da Retes olarak anılıyor. Macar İçkileri Tokaji: Meyve ve bal aromalı çeşitleri oldukça tatlı ve lezzetli olan ünlü Macar şarabı markası. Tabi ki buruk şarapları da mevcut. Budapeşte'ye giderseniz Tokaji şaraplarının tadına bakmanızı öneririm. Macar İçkileri Palinka: Macaristan'a özgü son derece yüksek alkollü votkaya benzer bir içki türü. Eski insanlar sabah kalktıklarında ilaç niyetine içermiş. Boğazı inanılmaz yakıyor, ben pek sevmedim. Ama gitmişken bir denemek gerek. Budapeşte'nin özellikle Peşte tarafı kaliteli ve ilginç mekanlar açısından çok zengin. Şu anda Michelin yıldızı olan dört restoran var şehirde, ayrıca yıldızı olmasa da Michelin rehberinde yer alan birçok yer var. Stika: Bölge 7'de keşfettiğimiz harika bir kahvaltıcı. Budapeşte'de yaşayanlar da öyle düşünüyor olmalı çünkü oturduğumuz süre boyunca mekanın sırada bekleyenleri hiç eksik olmadı. Özellikle yumurta konusunda çok başarılılar, kahvaltı menüleri yoğun olarak farklı yumurta çeşitlerinden oluşuyor. Szimpla Haztaji: Kaldığımız evin orada olduğu için gidip de çok şirin bulduğumuz minik bir kafecik burası. Öyle çok çeşit yok, yiyecek olarak birkaç çeşit sandviç ve muffin var. Taze portakal suyu ve kahveleri de var tabi. Yeri Szimpla Kert'in sokağında. New York Cafe: Burası 123 yıllık tarihi ile Budapeşte'nin en eski ve en görülesi kafelerinden biri. Eski zamanlarda yazarların, editörlerin uğrak yeri olan ve Budapeşte'nin en güzel binalarından birinde faaliyet gösteren kafe şimdilerde turistler tarafından çok ilgi görüyor. İç dekorasyonu ve lezzetleriyle gerçekten efsane olmayı hak eden bir yer. Özellikle kahvaltı için rezervasyonsuz gitmemenizi öneririm, yoksa uzun sıralar beklemek durumunda kalabilirsiniz. Retro Langos: Budapeşte'de birçok yerde langos satışı görebilirsiniz, özellikle sokaklarda. Ama bu işin piri Retro imiş. Gerçekten bayıldık, siz de bence burada mutlaka deneyin. Paneer: Burası sadece cheeseburger yapan bir fast food zinciri ama bildiğimiz erimiş incecik peynirli etli cheeseburgerlerden değil. Kalın kesilip panelenerek kızartılan peynirler burgerin ana maddesini oluşturuyor, yanına seçiminize göre malzemeler konuluyor. Biz Szimpla Kert'in hemen yanındaki Karavan'da kurulan şubelerine gittik, çok sevdik. Petrus Etterem: Burası Michelin rehberinde önerilen restoranlardan biri ve gerçekten harika bir menüsü var. Bir et yedim, çiğnememe gerek kalmadı resmen ağızda dağılıyordu. İsterseniz bizim yaptığımız gibi restoranın ortasında duran eski Citroen 2CV içinde de yemek yiyebiliyorsunuz. Kalabalığın içinde sevgilinizle baş başa olmak ve değişik bir deneyim yaşamak için çok güzel bir seçenek. Yalnız biraz sıcak basıyor içeride. 🙂 Rezervasyonsuz yer bulmanız biraz zor görünüyor, öğlen 12:00 15:30 ve akşam 18:30 23:00 saatleri arasında açık. Marvelose: Buda tarafında yer alan bu şirin kafeyi özellikle çocuklu ailelere tavsiye ederim, içeride onlar için bir sürü oyuncak var. 🙂 Aslında kahve, tatlı molası için daha uygun bir yer, menüde pek yemek seçeneği yok ama benim karnım biraz acıktığından gulaş çorbasını denedim ve çok başarılı buldum. Budavar Ruszwurm Cukraszda: Balıkçı burcunun hemen oralarda yer alan bu kafe 1827 yılından kalma. Avusturya Macaristan imparatoriçesi Sissi buraya gelirmiş, ben de Romy Schneider'in oynadığı filmden dolayı Sissi'ye bayılırım. Şansımıza hemen yer bulduk, bizden sonra kuyruklar oluştu resmen. Fotoğrafta gördüğünüz incecik yufka arasında yoğun kremadan oluşan kremes isimli tatlısı ile meşhur, kesin ağır bir şey diye düşündüm ama parmaklarımla birlikte bayılarak yedim. Borkonyha Wine Kitchen: Budapeşte'nin Michelin yıldızlı restoranlarından Borkonyha'nın fiyatları diğer Michelin yıldızlı restoranlara göre daha uygun. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Pazar günleri ve resmi tatillerde kapalı oluyorlar bilginiz olsun, mutfak öğlen 12:00-16:00 ve akşam 18:00-23:30 arası açık oluyor. Hungarikum: Macar mutfağının geleneksel yemeklerini tatmak için hem lezzet hem ortam açısından en iyi adres burası. Yalnız çok önceden rezervasyon yaptırmanızı öneririm, çok tutulan bir yer. Açık olduğu saatler öğlen 11:30 14:30 ve akşam 18:00 22:15 arası. Budapeşte'nin gece hayatı oldukça renkli, herkese hitap eden farklı türde gece kulüpleri ve barları var. Avrupa'da gittiğim yerlerde gördüğüm kadarıyla, en fazla bekarlığa veda edilen yerlerden biri burası. Bekarlığa veda kutlamalarının çokluğu, bana göre o şehrin gece hayatın iyi olduğuna işaret eden kanıtlardan biri. Budapeşte gece hayatının kalbi ise Ruin barlarda atıyor, gitmişken mutlaka bu barlara uğrayın. Farklı bir deneyim için bir diğer alternatif de termal banyolarda geceleri düzenlenen havuz partileri. Ruin barlar, yani Türkçe'ye çevirebileceğimiz ismiyle harabe barlar, özetlersek, ikinci dünya savaşından sonra terk edilmiş yıkık dökük binaların değerlendirilmesiyle oluşan mekanlara deniyor. Ruin bar kavramı, 10 yıl kadar önce, ruin barların merkezi ve en popüleri Szimpla Kert'in açılmasıyla ile başlamış ve yeni mekanlarla devam etmiş. Binaları restore etmeden, içini sağdan soldan buldukları eşyalarla, antikalarla ya da bazı sanatçıların eserleriyle doldurmuşlar, her yerinde fotoğraf çekmek isteyeceğiniz alanlar yaratmışlar. İçki fiyatları da gayet uygun. Barların çoğunluğu Yahudi bölgesi olarak anılan Bölge 7'de konuşlanmış. Szimpla Kert: İki katlı, büyük bir alana yayılmış, birçok odadan oluşan ve geniş bahçesi olan bir ruin bar. Yukarıda söylediğim gibi ilk ve en popüler ruin bar burası. İncik cincik bir sürü eski eşya ile dolu her yer, karşınıza bir kırık küvet veya bir eski araba çıkabiliyor ve onlara oturarak içkinizi yudumlayabiliyorsunuz. Hafta sonu geceleri önünde çok uzun kuyruklar oluyor, girmek biraz zor. Biz evimize çok yakın olduğu için birkaç kez gittik ama açıkçası burası benim en sevdiğim ruin bar olmadı. Biraz fazla ne bulunursa konmuş bir hali var, yoruyor sanki insanı. Fotoğrafta gördüğünüz yerde küçük bir satış dükkanı var, ayrıca pazar günleri pazar kuruluyor ve kahvaltı yapabiliyorsunuz. Yine çok kalabalık oluyor ama kalabalığın büyük kısmı alışverişe değil de fotoğraf çekmeye gelmiş gibi görünüyor. Instant + Fogas Haz: Budapeşte'nin ikonik ruin barlarından Instant'ın yerine yakın gelecekte bir butik otel projesi yapılacağı ortaya çıkınca kapanmak zorunda kalmış. Sahipleri de yine meşhur ruin barlardan olan Fogas Haz ile birleşerek bu sene yeni bir mekan açmışlar. Onlarca odadan ve bir ferah bahçeden oluşan bu yeni mekanın her odasında farklı bir dekor ve farklı bir müzik var. Ben en çok burayı sevdim, kalabalık olmasına rağmen sıkış tıkış olmaması da benim için bir artı oldu. Mozel Tov: Burası diğer ruin barlara göre çok daha sofistike bir mekan olmuş. Sıkış tıkış ayakta durduğunuz barlardan farklı olarak oturarak arkadaşlarınızla rahatça sohbet etme şansınız var. Binanın dışı eskiden olduğu gibi bırakılmış ama içini çok şık hale getirmişler. Hem uygun fiyatlı güzel bir yemek hem de taze meyvelerle hazırlanan kokteyllerinden içmek için uğrayabilirsiniz. Vejetaryen ve veganların da düşünüldüğü mekan, Fogashaz'ın hemen yanında yer alıyor. Eleszto: El yapımı biralarıyla ünlü bu ruin bar, Bölge 9'da yer aldığı için diğerlerine göre biraz daha az popüler. Pazar günleri saat 09.00 22.00 arasında barın açık ve kapalı mekanlarından bazılarında gastronomi pazarı kuruluyor. Burada ev yapımı vegan kekler, peynir, tütsülenmiş etler ve tavuk gibi ürünler satılıyor. Ellato Kert: Şehirdeki parti bölgesinin kalbinde yer alan bir ruin bar. Bilardo ya da langırt oynama imkanınız var. Yarı açık renkli avlusunda bir şeyler içmek çok keyifli. Burada Meksika mutfağından seçenekler de bulabiliyorsunuz. Bir şehir daha güzel anlatılamazdı, teşekkür ederim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/22/gezmeyi-sevmeyen-sevgilinizle-nasil-seyahat-edersiniz", "text": "Çift olarak seyahat eden takip ettiğim çoğu kişi, ilişkide iki kişinin de gezgin ruhlu olmasının güzelliğiyle ilgili paylaşımlar yapıyorlar. Kiminin sevgilisi gidecekleri yerin rotasını çıkarıyor, kimininki yeni seyahat önerileriyle geliyor, hatta ona sürpriz seyahatler hazırlıyor. Seyahat denilince evde bir heyecan, bir tatlı telaş havası esiyor kısacası. Hepsini ilgiyle takip ediyor ve onlar adına mutlu oluyorum. Sonra bize dönüyorum ve bırakın sürpriz seyahat planlamayı, her ayrıntısını benim planladığım gezilere bile zorla götürdüğüm eşimi düşünüyorum. Ama eşim seyahat etmeyi sevmiyor diye dizimi kırıp evde oturacak değilim. Madem bu adamı seviyorum ve onunla mutluyum, ben de hayata karşı beni en çok motive eden seyahat tutkuma onu da dahil etmek için ekstra zaman ve çaba harcıyorum. Eşimin gezmeyi sevmediğini duyanlar genelde çok şaşırıyor ve nasıl bu kadar çok seyahate çıkıyorsunuz diye soruyorlar. Sevgilim gezmeyi sevmiyor ya da eşim gezmeyi sevmiyor diyenler buraya! Ne yardan ne serden vazgeçmek istemeyenlerin, o benim ruh eşim aslında ama bir de beraber gezebilsek keşke diye iç geçirenlerin belki işine yarar düşüncesiyle eşimi gezmeye nasıl ikna ederim anlatmaya karar verdim. Biliyorum, bu adam nasıl gezmeyi sevmez diye düşünüyorsunuz ama vallahi de billahi de sevmiyor. İş seyahatleri ve ben olmasam, tüm gezileri Uludağ, Alaçatı ve İğneada'dan ibaret olabilirmiş. Tamam oraları ben de seviyorum, hobi olarak yine sevelim ama dünya kocaman ve keşfedilmeyi bekleyen çok fazla yer var. Kendisini istediğim yere götürmek için bazen bin bir takla atıyorum, bir kısmında başarılı oluyorum, bazılarına gitmek konusunda ise Nuh diyor peygamber demiyor. İkna ettiğim seyahatlerde de öyle her konuda anlaşıp gezemiyoruz ne yazık ki. Başarılı olabildiğim kadarıyla, hem seyahate ikna ederken hem de seyahat süresince sorunsuz bir tatil için uyguladığım taktikleri, daha önce denememiş olan varsa bir denesin diye anlatmaya başlıyorum. - Gezmek istememesinin kaynağını araştırın - İlgi alanlarının üzerine gidin Ben mesela yapabilme imkanım varsa outdoor aktiviteler ayarlamaya çalışıyorum, kayak yapmak için yurt dışında değişik yerler araştırıyorum. Sevdiği bir aktivite işin içindeyse asla itiraz etmiyor. Kışın her hafta kayağa gitsek gıkını çıkarmaz mesela. 🙂 Partneriniz futbol seviyorsa yurt dışında tuttuğu takımın maçına plan yapabilirsiniz, sevdiği müzik grubunun konserini bahane edebilirsiniz, ya da yemek yapmayı ve yemeyi seviyorsa, içinde yemek kursları da olan gurme seyahatler ayarlayabilirsiniz. - Seyahate teşvik eden filmler, belgeseller izleyin - Seyahat etmenin insanı nasıl zenginleştirdiğini anlatın Büyük ihtimalle duymuşsunuzdur; \"Seyahat, satın aldığınızda sizi daha zengin yapan tek şeydir\" diye bir laf var. Çünkü seyahat etmek size en güzel hatıraları kazandırır ve hatıralar şu hayatta sahip olabileceğimiz en değerli şeylerdir. Yeni çıkan o müthiş telefonu alırsınız, çok mutlusunuzdur ama iki gün sonra sizin için sıradanlaşır, altı ay sonra yenisi çıkar ve sıkılırsınız. En büyük boy son teknoloji televizyonu alırsınız, efsane filmler izleyeceksiniz diye heyecanlanırsınız, ertesi gün boyutu etkileyiciliğini yitirir, film izlemeye de çok vaktiniz yoktur, heyecanınız biter. Seyahat ettiğinizde ise farklı kültürleri tanırsınız, farklı gelenekleri öğrenirsiniz, yalnızca fotoğrafıyla bile insanın nefesini kesen yerleri şahsen görürsünüz ve bunları yıllar boyu hala aynı heyecanla hatırlarsınız. - İş seyahatlerine yancı olun Eğer iş için seyahat eden bir sevgiliniz varsa, hazır o bir yerlere gitmişken peşine takılabilirsiniz. Sizin daha önce görmediğiniz bir yere gidiyorsa veya çok sevdiğiniz bir yere gidiyorsa direkt programa dahil olun. 🙂 Tabi iş sırasında peşinde koşacak değilsiniz. O işteyken yalnız başınıza biraz keşif yapabilir, onun arta kalan zamanlarında da onunla vakit geçirebilirsiniz. Mümkünse geziyi hafta sonuna bağlaması en güzeli olur tabi. Yalnız dersinizi iyi çalışın, onun hoşuna gidecek nokta atışı yerler bulup onunlayken oralara gidin ki sizinle gezmekten gerçekten keyif alsın. - Organizasyon işini üzerinize alın - İsteklerine saygı gösterin Organizasyonu yaparken onun fikirlerini mutlaka sorun. Sizin için nerede kaldığınız hiç önemli olmayabilir ama karşınızdaki için otelin biraz lüks olması önemlidir belki de. Birazcık bütçeyi arttırarak onun mutlu olmasını sağlayabilirsiniz. Ya da siz sürekli şehir keşfi yapmak istiyorsunuzdur ama o denizle haşır neşir olmak istiyordur. O zaman ikisini birlikte yapabileceğiniz Nice gibi şehirler seçebilirsiniz. - Duygu sömürüsü yapın 😀 Bu yöntemi genelde çok arka arkaya planlar yaptığımda uyguluyorum. 🙂 Tam duygu sömürüsü denemez, seyahat etmenin hayata dair en büyük motivasyonum olduğunu hatırlatıyorum aslında sadece. Bir anne olarak sabahın köründe evden çıkıp gece geç saatlerde eve dönüyorsam ve oğlumu az görme pahasına işime devam ediyorsam bunun iki nedeni var; oğlumun rahat koşullarda yaşamasını sağlamak ve seyahat etmek. Tabi bu arka arkaya planların bazılarında eşimi evde dinlenmeye bırakıp ailemle yola çıkıyorum. - Yürümeyi sevmiyorsa Gezilerinizde erken yorulan taraf partneriniz oluyorsa ve daha fazla devam etmek istemiyorsa onu geçici olarak bir yerlerde bırakabilirsiniz. Diyelim ki gittiğiniz bir bölgede üç dört yer gezeceksiniz ve hepsinin arası yürüme mesafesi, bölgenin orta yerinde wifi olan bir cafe seçin ve onu işlerinizi halledene kadar orada bırakın. O kahvesini içip sosyal medya hesaplarını kontrol edene kadar siz gezinizi tamamlamış olursunuz, o da dinlenir. - Çok uyumayı seviyorsa Ben genelde erkenden uyanırım, eşim ise uyumaya devam etmek ister. Ben de yapılacaklar listeme bakıp onun ilgisini pek çekmeyecekleri sabah saatlerine alıyorum. Fotoğraf makinemi ve gerekiyorsa tripodumu yüklenip rahat rahat geziyorum. O uyanınca beni arıyor ve buluşuyoruz. - Farklı aktiviteler ilginizi çekiyorsa İlginizi çeken aktiviteleri aynı zamanlara denk getirip yollarınızı ayırın. Örneğin siz dalış yapmak isterken o sörf yapmak isteyebilir. Bol vaktiniz varsa birbirinizi bekleyebilirsiniz ama bizim gibi vakti kısıtlı olan insanlar için aynı anda farklı yerlerde bulunup dönünce birbirine anlatmak çok daha keyifli. - Fotoğraf çekmeyi/çekilmeyi sevmiyorsa Eşim eskiden fotoğraf çekmeyi pek sevmezdi. En güzel açıyı bulmak, doğru ışığı yakalamak önemsiz detaylardı onun için. Ben burada ezme, çemkirme ve bunaltma taktiğiyle ilerledim. Bu seyahatlerdeki fotoğraflarımızın ileride bizim için ne kadar değer kazanacağını, yaşlılıkta, hastalıkta vs. belki de ilacımızın bu fotoğraflar olacağını da yavaş yavaş işleyip durdum. Artık fotoğraf çekme konusunda çok fazla problem yaşamadığımızı söyleyebilirim. Çektiği fotoğrafları sürekli bu değil, bu da değil, bu bizim köyden değil tarzı eleştirdiğim için kendini kötü hissetmeye başlamış olacak, son zamanlarda ben söylemeden kendiliğinden kompozisyonlar yaratıp fotoğraf çekerken yerlere bile yatmaya başladı. Yalnız fotoğraf çekilme kısmında halen çok başarılı değilim. Çoğu seyahatimizde birlikte tek bir fotoğrafımız bile olmuyor. Sevgilinizi tatile ikna etmek için sizin çözümleriniz neler? Ya da seyahat sırasında ne gibi problemler yaşıyor ve üstesinden nasıl geliyorsunuz? Hadi yorumlarda anlatın! Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Be güzel yazdınız. Biz çılgınlar gibi gezmeyi seven bir aileyiz. Balayımızı bile aktivite olsun sıkılmayalım diye langkawide yaptık. Ama Eşim de 2 aydır gidelim desem bahane üretmeye başladı. Tüm duygu sömürüsünü ve diğer şıkları kullanıyorum. Ben sizin gibi alıp çocukları giderim diyemedim henüz o cesaretim yok. Bugün döndüğümüz Mısır gezisinde çizdiğim rotaya isyan etti, e dedim madem böyle olsun. Kendisi kafede kahve içmek istiyormuş. Ben ise onu şehrin göbeğindeki en çılgın mahallelerde bedava tura çıkarmıştım. Biraz yavaşlama olsa da gezilere tam gaz! Benim için de seyahat hayata dair önceliklerim arasında ama eşim için değil. İşin maddi kısmı da var tabi."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/05/23/tek-basiniza-seyahate-cikmadan-once-bilmeniz-gereken-her-sey", "text": "Seyahate çıkmaya engel bahanelerden biridir yola çıkacak arkadaş bulamamak, tek başına tatil olur mu derler genelde. Evet, bir arkadaşın varlığı çok güzel olurdu ama sevdiğiniz arkadaşlarınız gezmeyi sevmiyorsa, gezmeyi sevenleri siz sevmiyorsanız ya da gitmek istediğiniz yerler kimsenin ilgisini çekmiyorsa ne olacak? Dünyada keşfedilecek binlerce yer varken ve sadece bir ömrümüz varken yıllarca o kafa dengi gezgin arkadaşın ortaya çıkmasını mı bekleyeceksiniz? En iyi arkadaşınızla yani kendinizle de pekala seyahat edebilirsiniz ama tek başına seyahate çıkmadan önce bu yazıyı okuyun! 😉 Tek başına seyahat etmek isteyenlere tavsiyeler yazım sizinle. Birçok kez tek başına yurt dışı seyahati yapmış, Bazı tehlikeli görülen ülkelerde dahi tek başıma gezmiş biri olarak \"solo seyahat\" ile ilgili aklıma gelen her şeyi yazdım, umarım faydası olur. Yalnız gezmek dünyanın en güzel özgürlüklerinden biri ama bağımsızca hareket etmekten çok daha fazlası. Tecrübelerime dayanarak tek başına seyahat etmenin bir insana sağladığı kolaylıklar ve kattıklarını listelemeye çalıştım. - Yeni arkadaşlar edinmek kolaydır İnsanların, tek başına seyahat edenlerle tanışmaya eğilimleri var. Yalnız insanların arkadaşa ihtiyaç duyabileceğini düşünerek içgüdüsel olarak yapılan bir şey bu sanırım. Bu sayede çoğu zaman bir şey yapmanıza gerek kalmadan rahatlıkla yeni insanlar tanıyabilirsiniz. - Canınız ne isterse onu yaparsınız Rotanızı tamamen kendi dilediğiniz gibi çıkarırsınız, hatta bazen rotanıza hiç uymazsınız. O sabah tanıştığınız yeni arkadaşlarınız sizi o akşam düzenlenecek bir konsere çağırır ve ona katılmak için kimseyi ikna etmeniz gerekmez mesela. - Kendinize güveniniz artar Normal hayatınızda kaçmayı başardığınız birçok görevi iş başa düşünce kendiniz yapmak durumunda kalıyorsunuz. Özellikle kaçmamış olabilirsiniz ama belki ihtiyacınız olmamıştır. Asla başaramam deyip de \"vay be ben neymişim yahu\" diyeceğiniz olaylar olacaktır. - Kendinize vakit ayırabilirsiniz Tüm gününüzü bir kafede kitap okuyarak, ya da bir parkta müzik dinleyerek geçirebilirsiniz. Ya da ne zamandır yapmak istediğiniz yemekleri, kendi ülkesinde öğrenmeye gidebilirsiniz. - Kendinizi daha iyi tanıma fırsatı bulursunuz - Yabancı diliniz daha çok gelişir - Seyahatiniz ucuza gelir Maddiyat konusu önemli, bütçe sınırımız olmasa çok daha fazla seyahat ederdik sonuçta. Yalnız gezmek, tüm güzelliklerinin üstüne bir de bütçe dostu. Nasıl mı? Beraber gittiğiniz arkadaşınızın pahalı zevklerine eşlik etmek zorunda değilsiniz. İtiraf edelim kimi zaman seyahat ettiğimiz arkadaşların ısrarı üzerine gereksiz bir kalem olarak gördüğümüz şeylere para harcamak sorunda kalabiliyoruz. Belki arkadaşınızın illa kalmak istediği o lüks otele ayıracağınız bütçeyle, siz yeni bir uçak bileti alacaksınız. Ya da arkadaşınızın zorla götürdüğü tekne turunun parası size hostel bütçesi olarak geri dönecek. - Başınıza kötü bir şey geldiğinde size destek olacak kimse yoktur - Tüm eşyalarınızı kendiniz taşımak zorunda kalırsınız Yeni bir yer görmeye gittiğinizde uzun süreler dışarıda kalıp yürüyeceğiniz için çantanıza bir sürü şey koyabiliyorsunuz. Su, fotoğraf makinesi, otel kahvaltısından çantaya atılmış meyve, yedek bataryalar vs. çantanızın olmazsa olmazları haline geliyor. Yanınızda birileri olduğu zaman yoruldukça değişme şansınız var, ama yalnızken canım kendim biraz daha dayan lütfen demekten başka şansınız yok. - Daha az güvenlidir Maalesef yanınızda arkanızı kollayacak biri olmadığı zaman risklere daha açık oluyorsunuz. Hem bir şeyleri unuttuğunuzda size hatırlatacak kimseniz olmayacak, hem de tek başına gezen bir turist kötü niyetli insanların dikkatini daha çok çekecektir. - Kendinizi çok yalnız hissedebilirsiniz Bazen birilerine bir şeyler anlatmak isteyecek, o an yaşadığınız heyecanınızı paylaşmak isteyeceksiniz. Şu an yanımda bilmem kim de olmalıydı ya diyeceksiniz. Sonra, bir de beni burada çek, ay yok kompozisyon güzel olmamış, burada kısa boylu çıkmışım gibi kaprisler yapacağınız bir fotoğrafçınız da olmayacak, yoldan geçen turistin bakış açısına talim olacaksınız. Kendinizi yalnız hissettiğiniz anlar çok olacak kısacası. - Seyahatiniz pahalıya patlar Evet, biliyorum yukarıda tam tersini yazmıştım ama bu nasıl bir tatilci olduğunuza göre değişen bir durum olduğu için bazen geziniz daha pahalıya da çıkabilir. Örneğin, lüks otellerde kalma sevdanız varsa, odalar iki kişiyken kaldığınızdan daha pahalıya gelecektir. Ya da yemeğe gittiğinizde birden fazla çeşidin tadına bakmadan restoranlardan kalkmıyorsanız, iki kişi ödeyeceğiniz yemeği tek başınıza karşılamak zorunda kalırsınız. Veya bir şişe şarap açtıramazsınız da iki kadeh içmek zorunda kalırsınız, içeceğiniz daha pahalıya gelir. Seyahat ederken edinmeniz gereken alışkanlıklarla ilgili daha önce ufak bir yazı yazmıştım, tek başınızayken o listedekilere ek birkaç şeye daha dikkat etmekte fayda var. - Kabin valizi ile seyahat edin Seyahat sırasından başınıza gelebilecek en sinir bozucu olaylardan biri valizin kaybolması. Yalnız başınızayken bavul kaybetmek daha da kabus olacaktır. Kabin valizi ile seyahat ettiğinizde bu riski ortadan kaldırırsınız. Hem de eşyalarınızı taşıyacak bir yardımcınız olmadığı için fazla yük taşımamış olursunuz. - Seyahat sürenizi iyi ayarlayın Özellikle ilk defa yalnız seyahate çıkacaksanız bence direkt uzun rotalara girişmeyin. Önce kısa gezilerle kendinizi deneyin, nelere dur deyip nelere devam diyebildiğinizi öğrenin. Sabrınızı ve gücünüzü ölçün. - Tripod, gopro veya selfie çubuğu alın Arkadaşlar, seyahatleriniz sırasında sosyal medyada kendi fotoğraflarınızı paylaşmayı seviyorsanız lütfen bu maddeyi atlamayın. Fotoğraflarınızda ay gibi suratınız yerine gittiğiniz o güzel yerlerin de görünmesini istiyorsanız bunlardan birini yanınıza alın. Her an fotoğrafınızı çekecek birini bulamayabilirsiniz sonuçta. - Değerli eşyalarınızı evde bırakın Normalde de seyahate çıkarken fazla değerli eşya taşımamak en iyisi tabi ki ama yalnız çıkarken biraz daha fazla önem kazanıyor bence. Yalnız başına gezen takmış takıştırmış biri hırsızların öncelikli hedefi olacaktır. - Alkolü fazla kaçırmayın Sarhoş olduğunuzda sizi taşıyacağına inandığınız biri yanınızda yoksa alkol konusunda temkinli gitmekte fayda var. Birlikte çok eğlendiğiniz muhteşem insanlarla tanışmış olabilirsiniz ama unutmayın onları sadece birkaç gündür tanıyorsunuz. - Yanınıza kitap ve kulaklık alın Yalnızken çok sıkıldığınızda hayat kurtaranlar, müzik dinlemek ve kitap okumak. Kitap okuma alışkanlığınız yoksa bile gezilerinizde iyi bir okuyucuya dönüşebilirsiniz. Seyahatler konusunda ilham veren kitaplardan seçerseniz daha da sürükleyici olacaktır. - Sevdiklerinize nerede olduğunuzu haber verin Arada sırada yakınlarınıza yer bildirimi yapmanızda fayda var. Hatta telefonlarda güvenlik için bu tip paylaşımları kolaylaştıran uygulamalar çıkmış, onları kullanabilirsiniz. - Yanınızda yedek şarj taşıyın Yalnızken telefon şarjının ya da fotoğraf makinesinin şarjının bitmesi insana daha çok koyar çünkü alternatifiniz yoktur, o yüzden kamera için yedek batarya, telefon için power bank taşımanızı tavsiye ederim. - Helsinki Finlandiya dünyanın en güvenli ülkesi listelerinde genelde başı çekiyor, hiç düşünmeden tek başınıza seyahat edebilirsiniz. Ayrıca insanlar da genel kanının aksine çok sıcakkanlı ve yardımseverler. - Roma Roma'ya kuzenimle gidecektim, kendisi başka bir ülkeden gelecekti ama yüzyılın karı yağdı ve onun yaşadığı ülkeden uçak kalkmadı. Ben tek başıma kaldım ama hiç de sorun yaşamadım. Gittiğim her yerde bir sürü arkadaş edindim, gece geç saatlere kadar da tek başıma gezdim, bence yalnız gezmek için harika bir şehir. - St Petersburg İngilizce konuşma oranı biraz düşük ve alfabesi bize çok yabancı, o yüzden ilk gidilecek şehirler arasında düşünmeyin ama çok güvenli bir yer ve gezilecek çok yer var. Kendi başınıza istediğiniz rotayı çıkarıp gezmek isteyebilirsiniz. Sabahlara kadar aydınlık havanın tadını çıkarmak için St Petersburg'a beyaz geceler zamanı gitmeniz tavsiye ederim. - Havana Benim kendimi en güvende hissettiğim yerlerden biri Küba olmuştu. Havana'da tanıştığımız insanlar da bunu doğrulamıştı, halkın maddi olarak turistlere çok ihtiyacı olduğu için onlara zarar vermeyi düşünmeyeceklerini söylemişti. Ayrıca Küba'yı ve halkını daha iyi tanımak için yalnız gitmek bir avantaj olacaktır. - Madrid İki kere gitme fırsatı bulduğum İspanyol başkenti benim Barselona'dan çok daha fazla sevdiğim bir şehir açıkçası. İspanyolların ne kadar cana yakın insanlar olduğunu zaten bilmeyen yoktur sanıyorum, o yüzden gönül rahatlığıyla tek başınıza gidebilirsiniz. - Cruise İngilizce yazdım ki bu da yabancı bir şehirmiş gibi arada kaynasın. 😀 Belli bir yerden değil de bildiğimiz gemi turlarından bahsediyorum aslında. Biliyorsunuz uluslararası rotalar çizen ve çoğu birden fazla ülkeye uğrayan, her bütçeye uygun seçenekler sunan tam donanımlı süper gemiler var. Konaklama, yolculuk ve hatta çoğu yemek yollarda geçiyor, o yüzden ilk defa tek başına seyahate çıkacaklar için en güvenli seçeneklerden biri."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/06/01/budapeste-gezi-rehberi-gezilecek-yerler-ve-yapilacaklar-listesi", "text": "Macaristan'ın başkenti Budapeşte, benim sürekli gidilecekler listemde bulunan ama sürekli öncelik veremediğim bir şehirdi. Budapeşte gezisi yapmak için sonunda fırsat yaratabildik. Aslında çok merak ediyordum çünkü giden herkes çok seviyordu, tüm Avrupa'yı gezmiş babam da en sevdiği şehrin Budapeşte olduğunu söyler hep. Haksız değillermiş; Budapeşte, düzgün yapılaşması, tarihi, parkları, restoranları ve barları ile benim de en sevdiğim Avrupa şehirleri arasına yukarılardan giriş yaptı. 1 Mayıs tatilini fırsat bilip gittiğimiz, 3 gün boyunca doyasıya gezdiğimiz Orta Avrupa'nın yıldızı Budapeşte'yi bir de ben anlatayım, umarım Budapeşte gezi planı yapacaklara faydası olur. İşte size Budapeşte gezi rehberi ve Budapeşte Gezilecek Yerler. Budapaşte'ye Pegasus, THY gibi hava yolu firmalarının direkt uçuşları var ve uçuş 2 saat sürüyor. Komşuları Slovakya, Avusturya, Romanya ve Hırvatistan gibi ülkelere yolunuz düştüğünde trenle veya arabayla da Budapeşte'ye geçebilirsiniz. Budapeşte Havaalanı'ndan şehir merkezine ulaşım için otobüs, shuttle, tren veya taksi kullanabiliyorsunuz. Diğer ulaşım araçları biraz aktarma gerektirdiği için biz taksi tercih ettik ve 7. bölgeye 23 tuttu. Hava alanı çıkışındaki taksi kulübesine adresi veriyorsunuz ve size gelecek taksi plakası, tutar gibi detayların olduğu bir fiş veriyorlar, taksi hemen geliyor. Dünyadaki her şehrin her mevsim ayrı bir güzelliği vardır tabi ki ama Orta Avrupa kışın gerçekten çok soğuk oluyor. O yüzden benim tavsiyem Budapeşte'ye Nisan ve Ekim ayları arasında gitmenizi tavsiye ederim. Biz Nisan sonu Mayıs başı gittik, hava durumunu güneşli ve 17-18 derece görünce çok tedbirli gitmemiştik, biraz üşüdük. Yani bir 5 derece daha düşük olarak hesap edin siz gördüğünüzü en iyisi. Budapeşte'nin merkezi fazla büyük değil. O yüzden doğru yerde kalıyorsanız, seyahatiniz sırasında görmek ve yapmak istediğiniz her şeye yürüme mesafesinde olma şansınız var. Bu gözle baktığınızda 1. , 5. , 6. , 7. , 8. ve 9. bölgeler en iyi konuma sahip yerler. Biz Yahudi bölgesi olarak geçen 7. bölgeyi tercih ettik çünkü hem birçok turistik yere çok yakın hem de en güzel barlar ve kafeler kaldığımız evin sokağındaydı. Budapeşte'de Airbnb evleri çok güzel ve uygun fiyatlı, o yüzden ev kiralamayı tercih ettik, size de tavsiye ederim. Evimizin linkini de şuraya bırakıyorum. Budapeşte'deki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Budapeşte'da hava alanı ulaşımımız dışında sürekli tramvayla metro kullandık. Peşte tarafında nehir kıyısında 2 numaralı tramvay, iç kısımlarda ise 4 numaralı tramvay ile her yeri gezdik. Buda tarafında da 19 numaralı tramvayı yine nehir kıyısı boyunca kullanabiliyorsunuz. Şehirde hemen hemen 3 gün kalacağımız için 72 saatlik Budapeşte Kart aldık ve çok rahat ettik. Arkasına kullanmaya başladığınız saati yazıp imza atıyorsunuz ve kontrollerde kartı gösteriyorsunuz. Hem metro girişlerinde hem de çoğu tramvayda kontrole girdik. Budapeşte Kart sadece ulaşımda değil birçok etkinlik, müze ve kilisede ücretsiz giriş ya da indirim sağlıyor. Sonuç olarak kesinlikle karlı çıkıyorsunuz. Şehrin birçok noktasındaki turizm ofisinden temin edebileceğiniz gibi küçücük bir indirimle online olarak şu adresten de alabilirsiniz. Yemek olarak Langos, Paprikas Csirke, Gulyas ve Nokedli, tatlı olarak Kurtos Kalacs, Dobos Torta ve Retes, içecek olarak Tokaji şarapları ve Palinka tatmanız gerekenler arasında. Yemekler hakkında detaylı bilgi ve mekan önerileri için Budapeşte Gece Hayatı ve Yeme İçme Rehberi yazıma mutlaka göz atın. Budapeşte hakkında ilginç bir bilgi vereyim; rübik küp ya da diğer adıyla zeka küpünün memleketi Budapeşte, yani ilk üretim burada yapılmış. O yüzden tüm hediyelikçilerde bunlardan görebilirsiniz, hatıra olarak alınabilir. Bunun dışında, ucuz ve hafif olduğu için Macarların meşhur acı biberi Paprika alınabilir. Dantel ürünler, boyalı yumurtalar, geleneksel kıyafetler ve Takoji şarapları da alabileceğiniz diğer ürünler arasında. Budapeşte'nin para birimi Forint ve 1 , biz oradayken ortalama 307 Forint'e bozuluyordu. Hemen hemen her yerde Euro kabul ediyorlar ama para üstünü Forint olarak veriyorlar. Ana paraları Euro olmadığı için genel olarak pahalı bir ülke değil, diğer Avrupa ülkelerine göre fiyatları uygun, Türkiye ile aynı civarda diyebiliriz. Hatta içki fiyatları bize göre daha uygun. Bana sadece oteller biraz pahalı geldi ama onun da sebebi, üç günlük tatil zamanına denk gelmesi olabilir. Müze ve ören yerleri girişleri hatta bazı restoranlar için ise Budapeşte Kart imdadınıza yetişiyor ve size çok fazla tasarruf ettiriyor. Gezilecek yerleri anlatırken ne gibi indirimler olduğundan da arada bahsedeceğim. Burada saydıklarım dışında daha yapılacak birçok şey var ama 3 güne sığdırabildiklerimiz ve benim öncelik verdiklerim bunlardı. Koştur koştur gezmeyip şehrin keyfini de çıkararak gördüğümüz yerleri listeliyorum. Çoğunlukla yürüyerek ve ara sıra toplu taşıma kullanarak gezdik hepsini. Birbirlerine yakınlıklarına göre, gezdiğimiz sırayla yazdım. Siz de bu şekilde gezerseniz zaman kaybetmezsiniz. Budapeşte Gezilecek Yerler Uygulamalı Sanatlar Müzesi: Budapeşte Uygulamalı Sanatlar Müzesi, 1872 yılında kurulmuş ve dünyanın üçüncü uygulama sanatı müzesi olarak açılmış. Müzenin zengin koleksiyonunun içeriğinde Macar halk seramikleri, Fransız mobilyaları, Osmanlı halıları ve daha birçok eşya var. Ben açıkçası sergilenen ürünlerden çok binanın kendisine bayıldım, çatısı Zsolnay fayanslarıyla yapılmış, muhteşem görünüyor. Fiyatlar girdiğiniz sergiye göre 600 ile 2500 Forint, Budapeşte Kartı ile %20 indirim var. Budapeşte Gezilecek Yerler Dohany Sokağı Sinagogu: Avrupa'nın en büyük ve dünyanın beşinci en büyük sinagogu burası. İkinci dünya savaşında Naziler tarafından ahır ve radyo istasyonu olarak kullanılmış, içindeki altın ve değerli metaller eritilmiş. Great Synagogue olarak da geçiyor. Giriş yetişkinler için 4000 Forint, Budapeşte Kart ile %10 indirim var. Budapeşte Gezilecek Yerler St. Stephen's Bazilikası: Budapeşte'nin en büyük kilisesi olan binanın hem içi hem dışı gerçekten çok etkileyici. Buranın bir özelliği de, kubbesinin Peşte tarafında şehri tepeden izleyebileceğiniz en güzel yer olması. Yukarı çıkmak için 500 Forint ödemek gerekiyor, Budapeşte Kart ile %15 indirim var. Budapeşte Gezilecek Yerler Parlemanto Binası: Macar Parlamento Binası, Budapeşte'nin en ünlü simgelerinden biri ve dünyanın üçüncü büyük meclis binası. Neogotik mimarinin efsane bir örneğidir, bazı Barok ve Rönesans etkileri de görülmektedir. Parlamento binasının iç kısmı da dışarısı gibi çarpıcı. Dış kısmı gece ışıklandırıldığında iyice etkileyici hale geliyor. Budapeşte Gezilecek Yerler Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar Anıtı: Bu ayakkabılar benim gördüğüm en hüzünlü anıt sanırım. Yaklaşık yirmi bin Yahudi Tuna Nehri kıyılarında vahşice vurulmuş. İnsanlar Tuna Nehri kıyısında ayakkabılarını çıkarmaya zorlanarak nehrin dondurucu soğuğuna atılıyormuş. Ayakkabıların çıkartılma sebebi de II. Dünya Savaşı sırasında ayakkabıların çok değerli hale gelmesiymiş. Budapeşte Yapılacaklar Tuna Nehri Tekne Gezisi: Budapeşte'nin mimari açıdan en iddialı yapıları genelde Tuna Nehri kenarında toplanmış durumda ve onlara bir de karşıdan bakmak gerek, bunun için nehir gezilerinden birine katılmanızı öneririm. Bizim gittiğimiz tur hakkında detaylı bilgi için tekne gezimizi anlattığım yazımı okumanızı tavsiye ederim. Budapeşte Gezilecek Yerler Szchenyi Zincir Köprüsü: Macarlar arasında Lanchid olarak geçen köprü, mimari olarak, gördüğüm en güzel köprülerden biri. Buda tarafındaki Clark Adam istasyonu ile Peşte tarafındaki Szechenyi Istvan istasyonu arasında yer alır. 1849 yılında yapılmıştur ve Buda ile Peşte'yi birbirine bağlayan ilk köprü olması bakımından önemlidir. Burayla ilgili bir şehir efsanesi varmış, nereden okuduğumu hatırlayamıyorum. Köprünün baş mühendisi Adam Clark, bu köprünün bir başyapıt olduğunu düşünüyormuş ve çalışmalarında bir hata bulması için halka meydan okumuş. Biri köprünün iki tarafındaki aslanlarının dillerinin olmadığını söylemiş, Adam Clark utancından intihar etmiş. Aslında aslanların dili varmış ama aşağıdan görülmüyormuş. Budapeşte Gezilecek Yerler Kale Tepesi: Zincir Köprüden geçtikten sonra 16 numaralı otobüse binerek buraya ulaşıyorsunuz. Burası Budapeşte'nin tarihi kısmı oluyor. Renkli evleri, müzeleri, şirin kafeleri ve nefes kesen panoramik şehir manzarasıyla tam bir turistik bölge. Budapeşte Gezilecek Yerler Buda Kalesi Kraliyet Sarayı: 1255 yılında kale olarak inşa edilmiş daha sonra Macaristan'ın yönetimi buradan gerçekleşmiş. Günümüzde ne kale ne saray olarak kullanılıyor, Macar Ulusal Galerisi, Budapeşte Tarihi Müzesi, Szechenyi Ulusal Kütüphanesi ve Çağdaş Sanatlar Koleksiyonu'na ev sahipliği yapıyor. Zincir Köprüsünden karşıya geçtiğinizde saray yukarıda kalıyor. Karşınızda tarihi bir füniküler göreceksiniz, onu kullanarak direkt sarayın önüne çıkıyorsunuz. Kişi başı 1200 Forint ücreti var ve çok kuyruklar oluyor. Değer mi emin değilim, çok kısa sürüyor zaten, pek bir şey anlamıyorsunuz. Biz inerken kullandık, bomboştu. Üç bölümden oluşuyor, mutlaka en alttakine binin, üsttekilerden bir şey görünmüyor. Budapeşte Gezilecek Yerler Balıkçı Burcu: Adını Budapeşte'yi işgale karşı koruyarak tarihe damgasını vuran balıkçılardan almıştır. Masal şatolarına benzediği için orta çağdan kalma gibi görünse de 19. yüzyılın sonunda inşa edilmiştir. Alt balkonlara çıkmak ücretsiz ve Peşte tarafının Tuna Nehri ile birlikte en güzel fotoğraflarını buradan çekebilirsiniz. Budapeşte Gezilecek Yerler Matthias Kilisesi: Budapeşte'nin büyüleyici yapılarından biri daha.. Çatısı Uygulamalı Sanatlar Müzesinde olduğu gibi Zsolnay fayansları kullanılarak yapılmış. Kilise yüzyıllar boyunca Macar kralları tarafından taç giyme kilisesi olarak kullanılmış, ayrıca Osmanlı Türkleri tarafından 150 yıldan fazla bir süre cami olarak kullanılmış. Budapeşte Gezilecek Yerler Citadella: Askeri kontrol noktası ve hapishane olarak kullanılmış, uçaksavar füze rampası bulunuyor. Gellert Tepesi'nin üstünde bulunuyor ve Budapeşte'nin en iyi panoramik manzarasına sahip. Oraya kadar tırmanmak biraz zorlasa da sonucuna değer, yürümek istemezseniz 27 numaralı otobüsü kullanabilirsiniz. Budapeşte Gezilecek Yerler Central Market Hall: 19. yüzyılda inşa edilmiş Budapeşte'deki en büyük kapalı pazar. Pazarda tipik Macar ürünleri satılıyor. Birinci katta yemek salonu ve çok sayıda yiyecek tezgahı var. Genel olarak et, sosis, peynir, meyve, sebze ve tipik Macar Mutfağı ürünleri bulabilirsiniz. İkinci katta ise geleneksel Macar el sanatları, kıyafetler ve diğer hediyelik eşyalar satan satıcıları gezebilirsiniz. Budapeşte'den hediyelik eşya almak için en ideal yer burası. Budapeşte Gezilecek Yerler Szimpla Kert Pazarı: Her pazar günü Budapeşte'nin en meşhur ruin pub'ında ev yapımı ürünlerin satıldığı bir pazar kuruluyor. Reçel, peynir, et ürünleri, sebze meyve gibi şeyler satılıyor. Ayrıca pazar günleri burada kahvaltı da edebiliyorsunuz. Bir saatinizi ayırıp buraya uğramanızı tavsiye ederim. Budapeşte Gezilecek Yerler Andrassy Bulvarı: İstanbul'un Bağdat Caddesi ya da Paris'in Champs Elysees'si ile benzer özellikler gösteren bir cadde burası. Sağlı sollu şık dükkanların dizildiği geniş bir cadde, UNESCO koruması altındaymış. Biz gittiğimizde 1 Mayıs'a özel Formula 1 araçları ve sürücüleri çağrılmıştı ve yarışlar vardı, o yüzden cadde trafiğe kapatılmıştı. Budapeşte Gezilecek Yerler Opera Binası: Avrupa'nın en güzel opera binalarından biri olan yapı 1200 kişiyi ağırlayabilecek kapasitede. Duvarlarında ünlü Macar ressamlarının eserleri bulunuyor. Burada mümkünse bir gösteri izlemelisiniz, en azından gündüz düzenlenen turlara katılabilirsiniz. Budapeşte Kart ile %15 indirim var. Budapeşte Gezilecek Yerler Kahramanlar Meydanı: Andrassy Bulvarı'nın sonuna kadar yürüdüğünüzde karşınıza bu meydan ve Milenyum Anıtı çıkıyor. 36 metrelik bir sütun üzerinde Macar tacını tutan Baş melek Cebrail şeklinde olan anıt, Macaristan'ın bir zamanlar güçlü olduğunu tasvir ediyormuş. Meydanın iki yanında Macaristan tarihinin önemli kahramanlarının heykelleri bulunuyor. Budapeşte Gezilecek Yerler Vajdahunyad Şatosu ve Parkı: Kahramanlar meydanını geçince şehrin en güzel parkına ulaşıyorsunuz. İçinde de yine masallardan fırlamış gibi görünen bir şato var. Biz parka 1 Mayıs günü gittik ve çok hareketliydi. Dizi dizi sokak yemekleri vardı ve hepsi harika görünüyordu. Ayrıca herkes sere serpe yayılmış güneşin tadını çıkarıyordu. Biz de şatonun hemen yanındaki göletin kıyısında biraz uzandık. Bu gölette sandal kiralayıp gezebiliyorsunuz. Bratislava: Slovakya'nın küçük ve güzel şehri Bratislava, Budapeşte'ye yalnızca iki saat uzaklıkta, trenle giderseniz bu süre birazcık daha uzuyor. Vaktiniz varsa günübirlik giderek bir ülke daha görme fırsatını kaçırmayın derim. Etyek Şarap Bağları: Budapeşte'den yarım saat uzaklıkta bulunan şarap bağlarıyla ünlü Etyek kasabası da yarım gününüzü ayırarak gezebileceğiniz yerlerden. Buraya bir sürü tur var, onlardan birini değerlendirebilir ya da otobüsle kendiniz de gidebilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/06/02/cocukla-seyahat-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey", "text": "Oğlum 20 günlükken yollara düşmüş biri olarak çocukla seyahat hakkında pek çok tecrübe edindiğimi düşünüyorum. Her seyahate çıktığımızda oğlumuzun gelip gelmediğini, geldiyse nasıl geçtiğini soranlar oluyor. \"Bebek için pasaport ve vize nasıl alınır\" gibi hazırlık süreciyle ilgili sorular da alıyorum. Sorduğunuz tüm sorulardan yola çıkarak, biraz da eklemeler yaparak bir yazı yazmaya karar verdim. Benden çok daha fazla seyahate çıkan birçok anne var tabi ki, ahkam kesmek istemem. Çocukla tatile çıkmak hakkında aklınıza gelebilecek ve hatta gelmeyecek her türlü sorunun cevabını kendimce vermeye çalıştım. Çocukla tatil derken bebekle tatil olarak da düşünebilirsiniz çünkü henüz oğlumuz iki yaşında ama burada yazdığım çoğu şey daha büyük çocuklar için de geçerli. Buyurun o zaman çocukla nasıl gezilir anlatıyorum, işte size çocuklu tatil rehberi. Pasaporta başvurmak için öncelikle epasaport. egm. gov. tr adresinden randevu almanız gerekiyor. Bayram tatiline yakın zamanlarda ekstra yoğunluk olabilir, randevunuzu erken almaya çalışın. Bebeklere pasaport çıkartmak için anne ve babanın noterden muvafakatname çıkarması gerekiyor. Bir de biyometrik fotoğraf çekilmesi gerekiyor. Bunun dışında özel olarak hazırlanması gereken bir şey yok. 12 yaşından küçük çocukların imzası alınmıyor, 7 yaşından küçük çocukların parmak izi alınmıyor. Pasaport için gerekli ücreti yatırarak başvurunuzu yapıyorsunuz. Bu arada bebekler için fotoğraftan dolayı maksimum 5 yıllık pasaport çıkartılabiliyor. Daha detaylı bilgi için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz. Vize başvurusu için de randevu almak için erken davranın. Yoğun bir dönemse düşündüğünüzden çok daha ileri tarihlerde boş yer bulunuyor, pasaporttan çok daha yoğun oluyor. Vizeyi alacağınız ülkeye göre ilgili aracı kurumdan randevunuzu alıyorsunuz. Bebek için anne ve babadan muvafakatname istiyorlar. Onun dışında kendinize vize alır gibi tüm evrakları ve çocuğun biyometrik fotoğrafını hazırlamanız bekleniyor. İş yerinden yazılan dilekçede de oğlumun benimle olacağını belirtmişlerdi. Benim ve eşimin vize ihtiyacımız yokken başvuruda bulundum, o yüzden sadece oğlum için dosya hazırladım. Eşimin pasaportunun ve benim pasaportumdaki vize sayfasının fotokopisini çekip başvuru dosyasına koydum. Bu arada vize için bebeklere ücret istemiyorlar ama aracı kurum üzerinden aldığınız için onların ücretini yine veriyorsunuz. İki kere vizeye başvurdum, ikisi de yaklaşık beş gün içinde elimize ulaştı ve ilki 5 aylık, ikincisini 7 aylık verdiler. Ada'cığım bu yaşında tam bir road tripçi oldu çıktı, hem yurt içi hem yurt dışı oldukça uzun mesafe araba seyahatlerimiz oldu. Ada yolculuk konusunda uyumlu bir çocuk, arabada uyuyor ya da uyanıksa bile yolu izleyebiliyor. Yalnız tabi ki bizim kadar uzun süre yola dayanamıyor. Bir anda delirip araba koltuğundan çıkmaya çalışıyor. Böyle zamanlarda yol müsaitse mutlaka onu sakinleştirmek için bir mola veriyoruz. Yol müsait değilse şarkılarla, farklı oyuncaklarla biraz daha oyalıyoruz. Ben zor durumda kalmamak için genelde uzun araba yolculuklarında aralara önceden molalar serpiştiriyorum. Yolun orta noktasında görülebilecek, yemek yenebilecek neresi var araştırıyorum, bunu size de öneririm. Uyku arkadaşı \"pilot ayı\" olmazsa olmazımız, bir de bol su ve mevsimine göre bol çeşitte meyve de mutlaka yanımıza aldıklarımız. Yolda mutlaka rahat kıyafetler giydirin ve kar kış da olsa arabada çocuğu montla araba koltuğuna oturtmayın. Montun yarattığı şişkinlikten kemeri gevşek bağlayabilir ve çocuğunuzun güvenliğini tehlikeye atabilirsiniz. Bir de mümkünse ayakkabılarını da çıkarın, ayakları rahat etsin. İlk defa bebeğiyle uçağa binecekler için yardımcı olacağını düşünerek uçağa biniş sürecini anlatmak istiyorum. Bebeğinize iki yaşına kadar ayrı koltuk verilmiyor ve uçakta bebekli yolculara cam kenarı koltuk veriyorlar. Size tavsiyem check-in yaparken eşinizin koltuğunu koridor tarafından alıp ortayı boş bırakmanız. Uçakta boş yer olması durumunda sizin aranızı boş bırakmalarını rica edebilirsiniz. Aranız dolsa bile kimsenin orta koltuk için yanıp tutuştuğunu sanmıyorum, koridor ile kolayca değiştirebilirsiniz. Tek başınaysanız da yan koltuğunuzu boş bırakmalarını rica edebilirsiniz. Puseti valizlerle birlikte verebiliyorsunuz veya uçağa kadar götürebiliyorsunuz, sonrası için size büyük bir puset poşeti veriliyor ve puseti hemen uçağın dışında bırakıyorsunuz. Eğer körükten uçağa biniyorsanız, körük bitiminde uçağın girişinde puseti bırakıyorsunuz, otobüsle gittiyseniz uçak merdivenlerinden çıkmadan önce bırakıyorsunuz. Koltukta size ek bir kemer veriyorlar, ve kendi kemerinize bu kemeri takıp bebeğinizi bağlıyorsunuz. Bebeğiniz yeterince küçükse önceden belirtip bebek yatağı isteyebilirsiniz. Ellerinde varsa önünüzde bir bebek yatağı oluyor ve çok rahat ediyorsunuz. Kalkışlarda ve inişlerde çoğu bebeğin ağlamasına sebep olan basınç değişikliğinin etkisini minimuma indirmek için yutkunma ve çene hareketleri işe yarar. Bunun için emzirmek en güzel çözüm, emziremiyorsanız emzik de kullanabilirsiniz. Biz uçak konusunda çok şanslıyız çünkü oğlumuz uçağa binmeye bayılıyor. O yüzden hiç sıkılma, ağlama problemi yaşamıyoruz ama çoğu bebek bu esnada çığlık çığlığa ağlayabiliyor. Yanınızda mutlaka onu uçakta oyalayacak bir şeyler bulundurmanızı öneririm. - Kısa seyahatlerle başlayın: Çocuğunuzla uzun bir seyahate çıkmak istiyor fakat nasıl geçeceği konusunda endişeleniyorsanız, planınızı yapmadan önce mutlaka kısa mesafeli ve kısa süreli denemelerle başlayın. O gezi her durumda yapılacaksa bile çocuğunuzun seyahat sırasındaki tepkilerini tanımış olursunuz ve bu da ona özel bazı tedbirler almanıza yardımcı olur. - Planınızı çok sıkışık hazırlamayın: Gideceğiniz yerde az zamanda çok ve büyük işler yapmak istiyor olabilirsiniz ama unutmayın bu yalnızca sizin tatiliniz değil, çocuğunuzun da tatili. Çocuklar için mutlaka uyku ve oyun zamanı için boş vakit ayırın. Örneğin sabahtan biraz şehri gezip sonra birkaç saat plaja ya da parka gidebilir, akşam tekrar şehri dolaşmaya devam edebilirsiniz. - Apart otel ya da ev tercih edin: Şartlar elverdiği durumda mutfaklı odaları olan bir otel tercih etmenizi öneririm. Çocuklar bazen dışarıda yediğiniz hiçbir şeyi yemeyebiliyor. O zaman sevdiğini bildiğiniz basit bir yemeği mutfakta pişirebilirsiniz. - Çok fazla otel değiştirmeyin: Çocuklar alıştıkları yerden farklı bir yere gidince uyku düzenleri bozuluyor, yani en azından bizim oğlumuz için durum böyle. Her seyahate çıkışımızda ilk akşam bir problem yaşayabiliyoruz, sonrası aynı otelde kaldığımız sürece güzel geçiyor. - Rutininizi koruyun: Eğer çocuğunuzun belli bir uyuma saati varsa, uyumadan önce şarkı söylemek, banyo yapmak gibi belli rutinleriniz varsa tatildesiniz diye onları bozmayın. Biz olur da uyku saatini kaçırırsak çok zorlanıyoruz mesela. Uyku arkadaşı olan ayısını da asla unutmuyoruz, ödüm kopuyor ona bir şey olacak diye. 🙂 - Tam yatan baston puset alın: Ben, ilk pusetimiz çok fazla yer kapladığı ve oldukça konforlu olduğu için baston puset alırken en hafifi en az yer kaplayanı hangisiyse onu alayım dedim. Ama atladığım bir şey vardı, küçük ve rahat olması tamamdı da çocuk uyuduğu zaman kafası düşüyordu ve hemen uyanıyordu. İlk seyahatimiz sonrası hemen yeni bir puset daha aldım. Böylece biz gezerken uyuya kalırsa, hemen yatırıp uzun süre uyumasını sağlayabiliyoruz. Öğlen uykusunu bazen böyle geçiştirebiliyoruz, bize de gezmek için ek zaman kalıyor. - Çocuğun eşyalarını en kolay ulaşılabilir yere koyun: Yanınıza mutlaka çocuğun acil ihtiyaçlarının bulunduğu bir çanta alacaksınızdır. Ama bazen yanınızdaki çantadaki eşyalar yetersiz kalabiliyor, bu durumlar için valizinizin en kolay ulaşılabilir kısmında çocuğunuzun eşyaları olsun. Son seyahatimizde dönüş yolunda yanımdaki çantada üç tane yedek kıyafet vardı. Sadece birkaç saat içerisinde oğlum üç kere kıyafetine geçecek şekilde kaka yaptı. Arkasından kustu ve arkasından da üstüne geçecek yoğunlukta çiş yaptı. İki kere valizi açmam gerekmişti bunun için. 🙁 - Gideceğiniz otelle önceden iletişim kurun: Bazı oteller bebek yatağına sahip olmayabiliyor. Rezervasyon yaptırırken sorsanız bile gitmeden önce tekrar kendinizi hatırlatın. Örneğin Bozcaada'da rezervasyon yaparken bebek yatağı olduğunu söylemelerine rağmen iki gün önce hatırlatma yaptığımda bebek yatağının başka müşteride olduğunu söylediler ve arabayla gittiğimiz için bebek yatağımızı götürdük. Gaziantep'te ise hem rezervasyon sırasında hem de gitmeden birkaç gün önce bebek yatağını hatırlatmama rağmen gittiğimizde başka bir müşterinin daha önce geldiği için bebek yatağının onda olduğunu söylediler. 🙁 Ben de birkaç kere arayıp hatırlattığımı kendilerine tekrar söyledim. Yeni bir bebek yatağı alarak mağduriyetimizi giderdiler. - Renkli kıyafetler giydirin: Özellikle yalnızsanız ve yürüyebilen bir çocuğunuz varsa üzerindeki kıyafetlerin dikkat çekici renklerde olmasında fayda var. Çünkü sizin elinizde büyükçe bir çanta varken birden elinizden kurtulup koşmaya başlayabiliyor. Tabi ki arkasından koşacaksınız ama kalabalık bir yerdeyseniz çocuğunuzu gözden kaçırmamak için kıyafet rengi hayat kurtarıcı rol oynuyor. - Rahat olun: Çok klişe oluyor bu madde belki ama gerçekten rahat olun. Çocuğunuz kaka yapacak, kusacak, yaramazlık yapacak, size yemek yediremeyecek, gitmek istediğiniz pek çok yere gidemeyeceksiniz, ve daha birçok şey yolunda gitmeyecek. Eğer bunları kafanıza takarsanız hayattan bezecek, baş ağrılarınız tutacak, anneliğinizi ve hatta yaşama amacınızı sorgulamaya başlayacaksınız. O yüzden akışına bırakın, boşuna sinirlenmeyin, kendinizi üzmeyin. Ben de başlarda çok geriliyordum ama şimdi eskiye göre daha rahatım ve başım daha az ağrıyor. 🙂 Elbet hala çok sinirlendiğim zamanlar oluyor ama birçok şeye gülüp geçmeyi öğrendim, size de tavsiye ederim. Burada gideceğiniz mevsime ve yere göre gerekebilecek, mayo, güneş kremi, kar montu vs. gibi detaylara girmiyorum. Yedek kıyafet: Çocuğu tüm tatil yola çıktığı kıyafetlerle gezdirecek değilsiniz tabi mutlaka ek kıyafet alacaksınız ama bence normalde almayı düşündüğünüzün beş katı kıyafet alabilirsiniz. Tahmin edemeyeceğiniz kadar fazla üstlerini kirletiyorlar ve seyahat sırasında her zaman çamaşır yıkama şansınız olmuyor. Bir de yaz ise her ihtimale karşı bir ince mont mutlaka alın. İnce bir örtü: Kendim için yanıma mutlaka bir şal aldığım gibi oğlum için de bir müslin örtü bulundurmaya çalışıyorum. Güneşten, rüzgardan, tozdan korunmak için ince bir örtü her zaman işe yarar. Atıştırmalık: Çocuğunuz ek gıdaya geçmişse salatalık, kuru üzüm, elma, ceviz gibi bazı atıştırmalıkları yanınızda mutlaka bulundurun. Ben normalde hiç vermesem de seyahatler için yanıma hazır meyve püresi veya sütlaç da alıyorum. Alt bezi, Islak Mendil ve alt değiştirme örtüsü: Kıyafet değiştirmemize sebep olan durumlar genelde bu ürünleri de ilgilendiren durumlar oluyor. Bunları da normalin en az iki üç katı alın bence, gittiğiniz yerde istediğiniz kalitede ürün bulamayabilirsiniz. Kitap, kağıt ve boya kalemleri: Çok fazla ağır olmayan, bol resimli ve çocuğunuzun hoşuna giden bir iki kitabı da yanınıza almayı unutmayın. Normalde alışkanlığı olmasa bile uyutmaya çalışırken kitap okumak işe yarayabiliyor, ya da kendisi uçakta resimlerine bakarak vakit geçirebiliyor. Aynı şekilde boya yapmak da uçakta vakit geçirme aktivitelerinden biri olabilir. Oyuncak: Çocuğunuzun en sevdiği, en uzun vakit geçirebildiği, az yer kaplayan oyuncaklarını mutlaka yanınıza alın. Yollarda en büyük destekçiniz bu oyuncaklar olacak. Yolculuk dışında oyuncaklarını çok vermeyin bence, doğadan kendine bir şeyler bulmasını sağlayın. Tablet: Şimdiye kadar hiçbir seyahatimizde yanımıza tablet almadık açıkçası ama önümüzdeki gezimizde almayı düşünüyorum. Aşağıda çocukların teknolojiden uzaklaşması için seyahat etmenin bir fırsat olduğunu yazdım ama sadece akşam yemeğine güzel bir yere gittiğimizde, zorda kalınca kullanmayı düşünüyorum. Çünkü oğlumuz aşırı hareketli ve yürümeye başladığından beri çocuklu tatillerde eşimle karşılıklı iki yudum yemek yiyebilme şansımız olmadı. Bizde çok sorun olmuyor ama sizin yollarda problem çıkaran bir çocuğunuz varsa işinize yarayabilir. Sağlık Kiti: Umarım kimsenin kullanması gerekmez ama acil durumlarda müdahale edebilmek için termometre, sinek kovucu, ateş düşürücü, yanık merhemi ve kabızlık için fitil yanınızda bulundurabilirsiniz. Çocuğunuzun düzenli kullandığı ilaç varsa zaten onları siz alacaksınızdır. - Yeni insanlarla tanışmak: Çocukla seyahat etmek yeni insanlarla tanışmanızı sağlar. Çocuklar birbirleriyle hemen iletişim kurarlar ve siz de onların aileleriyle sohbet etmeye başlarsınız. Çoğunlukla sizin gibi gezmeyi seven, birçok ortak noktanız olabilecek ailelere denk geleceğiniz için hiç ummadığınız arkadaşlıklar doğabilir. - Daha sağlıklı beslenmek: Çocuğunuz yokken, akşam hiçbir şey yemeyip, gece ikiye kadar içip, otele dönerken de temizlik koşullarından habersiz olduğunuz bir sokak satıcısında yemeğiniz yiyebilirsiniz. Yaşasın pis pis beslenmek! Bayılırım ama aslında ne kadar sağlıksız değil mi? Çocuğunuz olduğunda onun akşam yemeği saatinde, düzgün ve temiz bir restoranda yemeye gayret edersiniz, sizin yediklerinizden yemek isteyebilir diye siz de sağlıklı beslenmeye çalışırsınız. - Yavaşlamak: Seyahatlerinde aynı güne bir sürü plan sıkıştıranlar burada mı? Çocukla bunu yapmak o kadar kolay değil. Alışkanlıktan yine bir sürü plan yapıyor insan başlarda, bazen planların yarısını bile gerçekleştiremiyorsunuz. Bir süre sonra yapamadıklarınızı umursamıyor, yapabildiğiniz kısmın sindire sindire tadını çıkarıyorsunuz. - Yetişkin gözüyle fark edemediklerinizi görmek: Çocuklar küçücük detayları fark ederler. Daha önce hiç görmediğiniz minicik bir bitkiyi keşfetmenizi sağlayabilirler. Ya da saçma olduğunu düşündüğünüz sorularına cevap verebilmek için araştırma yaptığınızda çok ilginç bilgilere ulaşabilirsiniz. - Kaliteli aile zamanı geçirmek: Bu aslında hem ebeveynler hem de çocuklar için geçerli bir madde ama gündelik koşturmalar yüzünden çocuklarına az zaman ayırabilen aileler için daha önemli diye düşünüyorum. Tatildeyken, günlük telaşlardan uzak durup birlikte yeni yerler keşfetmek ve yeni anılar biriktirmek gerçekten insana çok iyi geliyor. - Güvenli ve konforlu seyahat etmek: Çocuğunuz yokken her türlü maceraya atılır, her türlü ortamda kalabilirsiniz. Evet bunlar hayat boyu unutamayacağımız, hatırladıkça heyecanlanacağımız inanılmaz deneyimler ve ben de adrenaline bayılıyorum. Ama biraz düşününce aslında bu anlar hayatımızı tehlikeye attığımız, hatta belki ölümle burun buruna geldiğimiz anlar değil mi? Çocuğunuz varken ise mümkün mertebe bu tarz maceralardan uzak durur, farkında olmadan daha güvenli bir seyahat yapmış olursunuz. Ayrıca bebeğiniz bahanesiyle çok daha konforlu otellerde kalırsınız. - Dünyaları büyür ve yaratıcılıkları artar: Seyahat ederken, farklı yemekler tadar, hiç duymadığınız müzikler dinler, değişik lisanlar duyar, efsane manzaralar görür, ilginç bitkiler koklar ve bambaşka hayvanlara dokunabiliriz. Çocukların tüm duyuları gelişir ve algıları açılır. Bununla bağlantılı olarak, yepyeni kültürleri ve farklı coğrafyaları tanıdıkça çocuğun vizyonu gelişir bu da yaratıcılığına yansır. - Uyumlu ve sabırlı olmayı öğrenirler: Uçakta boarding sıralarında beklemek, uzun saatler araba koltuğunda yolculuk etmek gibi şeyler çocukların sabırlı olmayı öğrenmesine çok katkı sağlıyor bence. Ayrıca seyahat sırasında birçok koşulla erken yaşta tanıştıkları için ileride her ortama daha uyumlu insanlar olabilirler. - Farkındalıkları artar: Bizden çok farklı kültürler, nesli tükenmekte olan doğal yaşam ve bambaşka şartlarda yaşayan insanları yakından tanımak çocuklar için çok değerli bir hayat dersidir. Bazı hikayeler anlatımla çok da etkileyici olmaz, bizzat yaşadıkları olaylar daha duyarlı olmalarını sağlar. - Oyuncaklar Yerine Doğayla Bütünleşirler: Çocuklar seyahatlerde hazır oyuncaklar yerine, doğanın kendisiyle bir araya gelme fırsatı buluyor. Bu bazen akan bir nehir oluyor, bazen değişik şekillerdeki taşlar, bazen dökülmüş ağaç dalları, bazen de deniz kabukları. Böylece hayatın bize sunduğu ufak şeylerden keyif almayı öğreniyorlar. - Teknolojiden Uzaklaşırlar: Ne kadar uzak tutmaya çalışsak da evdeyken çocuklar bir şekilde teknolojiye bulaşıyorlar. Oysa seyahat sırasında teknolojiye ayıracak vaktiniz olmuyor, zaten ihtiyaç da duymuyorsunuz. Çünkü teknolojik aletlerin yerini dolduracak gerçek dünyadan bir sürü aktivite oluyor ve bu çocuk gelişimi için çok daha sağlıklı. Yunan Adaları: Geçen sene oğlumuz ile Thassos ve Halkidiki'de on günlük bir tatil yapmıştık ve gidilebilecek en ideal yerlerden olduğunu söyleyebilirim. Neden iyi bir seçenek olduğunu anlamak için bu tatilimizi çocukla nasıl geçirdiğimize dair yazımı şuradan okuyabilirsiniz. Budapeşte: Çocukla gitmemiş olsam da güzelce gezmiş biri olarak çocukla gitmek için muhteşem bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Bir kere çok fazla park ve bahçe var, ayrıca bir sürü çocukla yapılabilecek aktivite, çocukların ilgisini çekebilecek müzeler var. Provans: Çocukla yaşamak için bence en güzel yerlerden biri burası, dolayısıyla seyahat için de uygun. Bu bölgedeki çiçekler içinde kocaman bahçeli otel veya evlerde çocuğunuzla çok mutlu ve rahat olacağınıza eminim. Biz çocukla gitmedik buraya itiraf edeyim ama daha uzun ve yorucu bir rotanın bir parçası olduğu için tercih etmedik. Çeşme: En yoğun zamanında değil ama Eylül gibi giderseniz çocukla tatil yapmak için bence Türkiye'deki en ideal yerlerden biri. Biz Ada daha 2 aylıkken gitmiştik, o çok anlamadı ama biz rahat etmiştik. Denize çocukla girmek için su sıcaklığından dolayı Ilıca taraflarını öneririm. Masai Mara: Biz çocuğumuzu anneannesi ve dedesine bırakıp safariye gittik ve çok doğru bir karar verdiğimizi anladık. Doğal parka varmak için git gel altı saat civarı, anormal taşlık, içimizin dışına çıktığı bir yoldan gittik, toz toprağa bulandık. Birkaç aylık bebeklerle gelenler vardı ama bence yazık o çocuklara. 🙁 Daha büyük çocuklarla tabi ki gidilir Masai Mara'ya ama ben benimkinin yaşını düşünerek yazıyorum. Merhabalar öncelikle emek verdiğiniz yazınız için teşekkür ederiz. Biz de yaz sonu gibi Floransa yapmayı düşünüyorduk çocuğu babaannesine bırakıp 🙂 Gerçi bizimki biraz daha büyük 4 yaşına yeni girdi sayılır."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/06/09/seyahat-edemiyorum-cunku", "text": "- Seyahat edemiyorum çünkü param yok. Bunu söyleyenlerin çoğu her sabah kahve zincirlerinden mutlaka kahvesini alan, üç adım mesafeyi yürümek yerine taksiyle giden insanlar. Bunlar ilk aklıma gelenler, benzer harcamaların listesi daha uzar gider. Alınmaca darılmaca yok, tabi ki kimisi için öncelik bunlar olabilir. Yani seyahate ayrılan para meselesi tamamen önceliklerle ilgili bir şey. Tüm önceliğinizi seyahat etmeye ayırırsanız emin olun seyahat için bütçe oluşturabileceksiniz, ekonomik bir seyahat planı da yaptınız mı oldu bu iş. Nasıl daha ekonomik gezebilirsiniz diye fikir edinmek için şuradaki yazımı okumanızı öneririm. Bir de seyahat parası biriktirmek için bardak üstüne resimler çizen Berk Armağan isminde bir arkadaş var mesela, bu tip insanlardan ilham almanızı öneririm. - Seyahat edemiyorum çünkü çalışıyorum ve iznim yok Tüm bahaneler arasında en kabul edemediğim bu sanırım. Ben haftanın beş günü mesaili çalışıyorum. Yalnızca 15 iş günü iznim var, onda da Cuma günleri aldığım her izin 2 gün sayılıyor. Yani freelance çalışan ya da mesaili çalışıp 4-5 hafta izni olan şanslılardan değilim. Topu topu iki hafta izin alabiliyor, kalanla da bir uzun hafta sonu tatili yapabiliyorum. Fotoğraflarımı takip edenler çok geziyorum diye bazen işi bıraktığımı düşünüyor ya da hiç çalışmadığımı sanıyor. Peki bu nasıl mı oluyor? Tam sekiz haftadır tek bir hafta sonu kendi evimde kalmadım, önümüzdeki iki hafta sonu da yokum. Tüm hafta sonlarını, resmi tatilleri ve izinlerimi dibine kadar değerlendiriyorum, evet bedenen biraz yorucu oluyor ama ruhen çok dinlendirici ve doyurucu olduğu kesin. Herkes benim kadar yoğun program yapmak zorunda değil tabi ki, arada birkaç hafta sonu ayırmak bile yeter. - Seyahat edemiyorum çünkü gezecek arkadaş bulamıyorum Bu, kısa bir dönem benim için de bahane oldu itiraf edeyim. Sonra bir gün yurt dışında yaşayan kuzenimle yaptığımız bir plan suya düştü. Roma'da buluşacaktık ama onun uçağı hava şartları yüzünden kalkmadı ve ben dört gün Roma'da tek başıma gezdim. Aslında hiç de fena bir şey olmadığını, hatta pek çok açıdan çok eğlenceli olduğunu keşfettim, sonraki planlarımı eşimle tanışana kadar kimseye sormaya gerek duymadan yapıyordum. Demem o ki; seyahat etmek için yanınızda biri olması şart değil, siz yola çıkmak istiyorsanız tek başınıza da çok iyi vakit geçirirsiniz. Yalnız başına seyahate dair merak edebileceğiniz her şey için şu yazıya tık tık! - Seyahat edemiyorum çünkü sevgilim gezmeyi sevmiyor - Seyahat edemiyorum çünkü hamileyim - Seyahat edemiyorum çünkü çocuğum var Bu bahaneyi çocuğum olmadan önce saçma buluyordum ama şimdi biraz anlıyorum. Açık söyleyeyim biz tüm gezilerimize oğlumuzu götürmüyoruz. Çocuk için seyahat etmenin kesinlikle faydalı olduğunu düşünüyorum ama her plana onu da dahil edip hem ona hem kendimize eziyet yapmak istemiyorum. Onun çok yorulacağı ya da hastalık vs gibi riskler taşıyan yerlere şimdilik onu götürmüyoruz. Herkesin çocuğunu bırakma şansı olmayabilir, o zaman çocukla gitmenin daha uygun olduğu yerleri tercih edebilirsiniz. Çok fazla uçak veya araba içinde kalmayacağımız, oğlumuzun doğayla, denizle bol bol bir araya gelebileceği seyahatler bizim için daha rahat geçiyor. Sonuç olarak çocuk da gezmek için bir engel değil. Çocukla seyahat hakkında yazdığım yazıya da şuradan ulaşabilirsiniz. - Seyahat edemiyorum çünkü başıma bir şey gelmesinden korkuyorum Haklısınız seyahat ederken başınıza kötü bir şey gelebilir. Peki yaşadığınız yerde gelme ihtimali yok mu? Her gün geçtiğimiz sokaklardan kötü haberler almıyor muyuz? \"Resmen şansa yaşıyoruz\" cümlesini defalarca kurmuyor muyuz? Seyahat ederken başınıza kötü bir şey gelme olasılığı işinizden evinize giderken başınıza gelebileceklerden düşük değil emin olun. Pasaport kaybolması, valiz kaybolması gibi seyahate özel problemlerden çekiniyor olabilirsiniz, o da biraz kısmet açıkçası ama ufak tefek önlemlerle problem yaşama riskinizi azaltabilir ya da başınıza geldiğinde üstesinden daha kolay gelebilirsiniz. Seyahate çıkarken edinmeniz gereken alışkanlıkları yazmıştım daha önce, şuraya göz atarsanız işinize yarayacak bir şeyler bulabilirsiniz. - Seyahat edemiyorum çünkü yabancı dil bilmiyorum - Seyahat edemiyorum çünkü pasaportum yok Öncelikle pasaport almanın çok zor bir iş olmadığını belirtmek istiyorum. Ama pasaport ücreti fazla gelebilir tabi ki, nereden baksanız bir yurt dışı gidiş dönüş uçak bileti alırsınız. Ama bu seyahat etmeye bahane değil çünkü illa yurt dışına çıkmak zorunda değilsiniz. Ülkemizde gezilecek harika yerler var, benim Türkiye'de gezdiğim bazı yerlerle ilgili yazdığım yazılara şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Gürcistan, Ukrayna ve Kıbrıs gibi pasaport almadan yalnızca nüfus kağıdıyla girebildiğiniz cillop gibi ülkeler var. Önce buralardan başlayabilirsiniz. Gürcistan'ın başkenti Tiflis hakkında detaylı bilgiler için de sizi şuraya alayım. - Seyahat edemiyorum çünkü vize peşinde koşmak istemiyorum Vize gerçekten tam bir baş belası, kabul ediyorum. Maddi manevi insanı yoran bir süreç. Neyse ki ülkemiz vatandaşlarına vize istemeyen onlarca ülke var. Siz de vize isteyen ülkelere gitmeyin bir zahmet. 🙂 Vizesiz gidilebilen ülkeler arasında Güney Amerika, Afrika ve Asya'dan muhteşem ülkeler var. Avrupa'dan da azımsanmayacak sayıda ülkeye vizesiz girebiliyoruz. Ayrıca, pasaport başlığında söylediğim üzere, Türkiye'de de gezilecek çok güzel yerler var. Hızlı ve uzun süreli Schengen vizesi almak için ipuçlarıma şuradan ulaşabilirsiniz. Bahaneler bitmiyor. İlham verici bir yazı olmuş teşekkürler. çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık 🙂 Bizde adettir zaten bahane bulmak, gerçekten isteyen öyle ya da böyle bulur gezmenin yollarını. Çok teşekkürler, beğenmenize sevindim. Evet, önemli olan istemek. 🙂 Sevgiler. bahanelerin hepsini çok güzel çürütmüşsünüz 🙂 blogunuzu yeni keşfettim, röportojlar ve arabayla yunanistan seyahati harikaydı. her zaman keyifli tatiller dilerim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/06/20/dogu-karadenize-gitmek-icin-10-neden-mutlaka-yapilmasi-gerekenler", "text": "Karadeniz Gezilecek Yerler Hamsiköy: Hamsiköy denilince birçoğunuzun aklına hemen yemyeşil bir yayla manzarasına karşı elde sütlaç fotoğrafı gelecektir. Köy, Türkiye'de sütlacın en iyi yapıldığı yer olarak geçiyor ve bu ünü sonuna kadar hak ediyor gerçekten. Bu lezzetin sırrı yaylalarda beslenen ineklerden elde edilen mis gibi süt diye düşünüyorum. Köyün içinde sıra sıra dizilmiş pek çok sütlaççı görebiliyorsunuz ama sütlacın en iyi yapıldığı adres Osman Usta'nın Sütlaç Yeri olarak da geçen Yayla Lokantası. Niyazi Usta'nın yeri de tavsiye edilen sütlaççılardan biri. Karadeniz'de olduğu için veya hamsi bol olduğu için adı Hamsiköy sanmayın. Burası beş köyün birleşiminden oluşan bir köymüş ve ismi de Arapça'da beş anlamına gelen hamse kelimesinden geliyormuş. Hamse zamanla hamsi olarak söylenmeye başlamış ve şimdiki adını almış. Burası Trabzon'a 47 kilometre uzaklıkta, Maçka ilçesine bağlı bir köy. Köye ulaşmak için Trabzon'dan Gümüşhane yönüne gitmeniz gerekiyor, coğrafya derslerinden hatırlayacağınız meşhur Zigana geçidi de köyün yukarısında kalıyor bu arada. Bu köy bence insana Alpler'deymiş hissi veriyor, alabildiğine yeşillik. Hem sütlacı hem doğasıyla Hamsiköy, Doğu Karadeniz'e gelme sebeplerinden biri kesinlikle, sakın es geçmeyin. Karadeniz Gezilecek Yerler Uzungöl: Karadeniz'in parlayan yıldızlarından biri olan, Trabzon'un Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl, Haldizen deresinin vadisinde meydana gelen heyelan sonucu dere yatağının kapanması ile oluşmuş bir göl. Denizden 1100 metre yükseklikte bulunan göl her mevsim yağış alan bir iklime sahip, sis de çok fazla oluyor. Gölün çevresi de aslında bir yayla ve köy ama şimdilerde oldukça turistik bir yere dönüşmüş durumda. Bölgeye ulaşmak için Trabzon'dan toplamda 1,5 saat civarı bir yol sizi bekliyor. Rize istikametinde gidiyorsunuz, Sürmene'yi geçtikten bir süre sonra sahil şeridinden ayrılıp Of'a doğru sapıyorsunuz, Of'a girmeden Çaykara tabelasını görünce o yolu takip ediyorsunuz, Çaykara'dan 5 dakika sonra Uzungöl'e varıyorsunuz. Bu yoldan çok zevk alacağınıza eminim, yeşillikler arasında gidilen her yol bana inanılmaz bir huzur veriyor. Uzungöl'deki en meşhur görüntü dere kenarındaki caminin minaresinin suya yansıması. Gittiğinizde her yer sis kaplı olabilir, moralinizi bozmayın sis her an kalkabilir ya da tam tersi gittiğinizde hava açıksa fotoğraf çekmek için acele edin çünkü aniden sis çökebilir. Uzungöl çevresindeki ormanlarda trekking ya da ATV safari yapabiliyorsunuz, biz gittiğimizde sisten dolayı mümkün olmamıştı ama keyifli olacağına eminim. Karadeniz Gezilecek Yerler Fırtına Vadisi: Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinin sınırları içerisinde yer alan Fırtına vadisi, adını içerisine yayılmış olan Fırtına deresinden alıyor. Fırtına deresi, Rize'den yaylalara doğru giderken yanı başınızdan sürekli sizi takip edecek olan coşkulu bir akarsu. İlginizi çekiyorsa bu derenin üzerinde zipline yapma şansınız var. Fırtına vadisinde yolculuğunuz boyunca sık ormanlar, çay tarlaları, dik yamaçlarda oraya nasıl inşa edildiklerine akıl sır erdiremeyeceğiniz evler ve dere üzerinde taş köprüler göreceksiniz, hiç bitmese sıkılmayacağınız yollardan biri bu. Bu taş köprülerin en eskisi ve en ünlüsü de Şenyuva Köyü'ndeki 1696 yılından kalma Şenyuva Köprüsü. Bu köprünün biraz ilerisinde yukarıda muhlamasını gördüğünüz Çinçiva Kahvesi bulunuyor, onun tam karşısında da kahve severler için Zua Coffee var. Biraz mola vermeye niyetleniyorsunuz sonra kalkmak istemiyorsunuz. Gürül gürül akan derenin yanında yemyeşil doğayı izlerken bir yandan taze Karadeniz çayı içtiğinizi düşünün, insan ömür uzatan bu anlardan kendini nasıl alabilir ki? Koca koca binaların arasına sıkışmış bir şekilde yaşayan, her gün saatlerce trafik çeken biri olarak Fırtına vadisi bana çok çok iyi geldi. Siz de biraz gerçek nefes almak istiyorsanız mutlaka Fırtına vadisini gezmelisiniz. Karadeniz Gezilecek Yerler Kaçkar Yaylaları: Ayder dışındaki yaylalara kışın ulaşmanız pek mümkün değil çünkü yolları bozuk ve kışın kapanıyormuş. Ayder'e gidiş ise bildiğiniz asfalt, dümdüz yol. Kaçkar Milli parkına araba ile 9 TL karşılığı giriyorsunuz ve kısa bir süre sonra Ayder'e varıyorsunuz. Bu bölgede en fazla otel alternatifi Ayder'de ama Ayder artık eski cazibesini yitirmiş durumda. Bizim hem Ayder hem de Çamlıhemşin konaklama detaylarımızı aşağıda paylaşıyorum. Ayder artık yaylalıktan çıkmış, tabi ki yeşillik yine bol ama ortam turistik bir kasabaya dönmüş, eğer daha doğal yaylaları keşfetmek istiyorsanız yukarılara çıkmalısınız. Tabi o yaylaların da yolları bozuk, arabanızın altının yüksek olması gerekiyor. Sizin vaktiniz ve altı yüksek aracınız varsa, birazcık da şoförlüğünüz güveniyorsanız, havanın durumuna göre bulut denizinin ya da uçsuz bucaksız yeşilliklerin üstünde tarifsiz anlar yaşamak için mutlaka ama mutlaka Pokut, Gito, Kavrun, Çeymakçur, Huser gibi muazzam yaylalardan birine çıkın. Eğer kendiniz çıkmak istemezseniz de yukarı sizi çıkaracak araçlar bulunuyor. Huser Yaylası, Kaçkarlar'ın tüm yaylalarını karşıdan görüyormuş, o yüzden manzara diğerlerine göre daha da efsanedir diye düşünüyorum. Kaçkar yaylalarının bazılarında buzul gölleri de var, gerçeğini bırakın fotoğrafları bile beni çok heyecanlandırıyor. Yaylaların arabayla gidilebilen son noktasında inip birkaç saatlik yürüyüş sonrası bu göllere ulaşabiliyorsunuz. Karadeniz Yeme İçme Doğu Karadeniz Yöresel Lezzetler: Karadeniz'in doğasından sonra en ünlü olduğu konu yemekleri olsa gerek, bu ünü boşuna elde etmediklerini söyleyebilirim. Peki Karadeniz'de hangi yöresel yemekleri mutlaka yemeliyiz? Deneyimlediğim kadarıyla, bana göre Karadeniz Bölgesinin en güzel lezzetlerini sayıyorum, sırf bunlardan yemek için bile şu an tekrar bir Karadeniz gezisi hayal ediyorum. 🙂 Öncelikle en sevdiklerimden biri olan taze fasulye turşusu kavurmasını mutlaka denemenizi öneriyorum. Yalnız herkese hitap etmeyebilir, nasıl olur bilmiyorum ama hiç sevmeyenleri de duydum. Onun dışında, Karadeniz'de pancar da denilen karalahana sarması ve çorbasını da mutlaka tatmalısınız. Yapımı oldukça kolay olan, un, yumurta, su ve maydanozdan yapılan kaygana yine benim çok sevdiğim bir yiyecek. İçine zevkinize göre farklı malzemeler de ekleyebilirsiniz. Genelde kahvaltı ya da akşam üstü çayla tüketiliyor, gözleme ile krep arasında bir şey diyebilirim. Erzurum'un Karadeniz komşusu olan İspir ilçesinde yetiştirilen kuru fasulye doğal olarak Karadeniz'de de çok meşhur. İspir fasulye yemek için özellikle Rize'deki Lale Lokantası öne çıkan yerlerden biri. Daha çok ev yemeklerini saymaya çalıştım ama Karadeniz Pidesi, Akçaabat Köftesi, Mısır Ekmeği ve tatlı olarak Laz Böreği de denemeniz gereken lezzetlerden. Bu arada kuzenim sayesinde bazılarını restoranlarda değil, Karadenizli komşularının ellerinden yemiştim, kesinlikle çok daha lezzetli olduklarını söylemeliyim. Karadeniz Yeme İçme Çay: Dünyada çay, ilk defa Çin'de içecek olarak kullanılmaya başlanmış. Birçoğunuzun bildiği üzere ülkemizde ise çayın anavatanı Rize. Peki çay Rize'ye nasıl gelmiş hiç merak ettiniz mi? II. Abdulhamid döneminde Çin'den getirilen çaylar Bursa'ya ekilmiş ama istenen verim alınamamış. Daha sonra Rize'nin çay yetiştirmeye elverişli olduğu gözlemlenmiş ve Atatürk'ün teşvikiyle 1924 yılında Rize'de çay yetiştirilmesi için yasa çıkmış. 1930 yılında Gürcistan'dan getirilen çok yoğun miktarda çay tohumu ekilerek Rize'nin çay konusunda parlaması sağlanmış. Şimdilerde ülkemiz çay üretimi ve tüketimi konusunda dünyada üst sıralarda yer alıyor. Çayın en tazesini en güzelini içmek, çay hakkında çok daha fazla bilgi edinmek için mutlaka Doğu Karadeniz'i ziyaret etmelisiniz. Her yer çay teraslarıyla dolu, o kadar güzel görüntü veriyorlar ki sürekli fotoğraf çekmekten kendimi alamadım. Çayın toplanmasından soframızıa gelene kadar geçirdiği yolculuğu merak ediyorsanız Çaykur Cumhuriyet Çay Fabrikası'nı gezmenizi öneririm. Çayın nasıl toplandığını izlemek, çay toplayan köylülerle sohbet etmek için de seyahatinizi Mayıs ve Eylül aylarında gerçekleşen çay hasadına denk getirmeye çalışın. En fotojeniğinden çay tarlası fotoğrafları için yolunuzu Çeçeva Köyü'ndeki Villa Çamlık'a çevirmelisiniz. Karadeniz Gezilecek Yerler Borçka Karagöl: Etrafı dağlarla ve sonsuz ağaçlarla çevrili muhteşem bir göl olan Karagöl, Artvin'in Borçka ilçesi sınırları içerisinde yer alıyor. Bana kalırsa Slovenya, Avusturya gibi ülkelerin dünyaca ünlü göllerinden çok daha güzel. Gölün ortaya çıkış hikayesi de Uzungöl'e benziyor, 19. yüzyılda Klaskur yaylası yakınlarında gerçekleşen toprak kayması sonucu, Klaskur deresinin önünün kapanmasıyla oluşmuş. Tam bir doğa harikası olan göle ulaşmak maalesef birazcık zahmetli, gerçi okuduğum kadarıyla bu yolu düzeltme ve genişletme çalışmaları başlayacakmış, umarım doğayı katletmeden yapmanın bir yolunu bulurlar. Artvin merkezinden Borçka tabelalarını takip ederek 30 kilometre civarı gittikten sonra karşınıza Camili yol ayrımı gelecek. Bu yoldan yaklaşık 20 kilometre daha ilerledikten sonra Karagöl tabelasını göreceksiniz. Bu sapaktan da 5-6 kilometre kadar biraz bozuk bir yol giderek adeta cennetten bir parça olan Karagöl Tabiat Parkı'na ulaşıyorsunuz. Parka araba ile girmek için 9 TL ödüyorsunuz. Parka girdikten sonra aracınızı park edip 200 metre kadar yürüdükten sonra göl kenarına varıyorsunuz. Burayı yazın yemyeşil iken ya da sonbaharda doğanın paletinden çıkan turuncu tonlara boyanmışken görmek gerek. Karagöl'de kalmak istiyorsanız çadır ya da karavanda konaklayabilirisiniz, bir de milli parkın misafirhanesi varmış sanırım. Sümela Manastırı'nı da bu listeye dahil etmek isterdim ama 2018 yılının Ağustos ayına kadar restorasyon sebebiyle kapalı, yalnızca uzaktan görebiliyorsunuz, Doğu Karadeniz planı yaparken bunu aklınızda bulundurun. Sümela'yı tadilata girmeden önce görebilmiş şanslı kişilerdenim, manastırı mahvetmişlerdi gerçi ama restorasyon sonrası tarihi yapıları da açıkçası pek beğenemiyorum, hiç tarihi hissi vermiyor bana. Biz Ayder yaylasında Ayder Doğa Resort'ta konakladık ve genel olarak memnun kaldık. 3 yetişkin 1 bebek için ayırttığım oda 6-7 kişinin rahatlıkla kalabileceği kapasitedeydi. Pencereden manzaramız Ayder'in meşhur gelin tülü şelalesiydi. Otelin terası da yine bu şelaleye bakıyor, yerinizden kalkasınız gelmiyor. Bu arada otelde sınırsız ve ücretsiz çay kahve ikramı var. Isınma konusunda da otel çok başarılıydı, bana gitmeden önce akşamları çok soğuk oluyor, oteller pek ısınmıyor diyenler olmuştu. Bizim otel öyle bir ısınıyordu ki yaylada cam açık uyuduk. 🙂 Benim tek memnun kalmadığım konu kahvaltı oldu, açık büfeydi ama her şey bayat ve lezzetsizdi. Ramazan dönemi gittiğimiz için olabilir, bilemiyorum. O güzel otele serpme yöresel kahvaltıyı yakıştırırdım ben şahsen. Bu otele rezervasyon yaptırmak için şuraya tıklayabilirsiniz. Çamlıhemşin'deki konaklamamız çok daha güzeldi bana göre, hemen Fırtına Deresi'nin dibinde, doğanın içinde harika bir yerde kaldık. Ada Bungalov, birkaç tane dik çatılı üçgen bungalovdan oluşan çok samimi bir işletme, konaklama için kesinlikle tavsiye ederim. Ortam, işletme sahipleri, odalar ve kahvaltısıyla dört dörtlük bir yer bana göre. Daha fazla bilgi almak için kendi websitelerini ziyaret etmenizi öneririm. merhaba, Eğer Gito, Pokut gibi yüksekteki yaylalara çıkmayacaksanız herhangi bir araba kiralayabilirsiniz, yollar normal. şu anki filyatları bilemiyorum ama kiralama şirketlerinin kampanyalarını incelemenizi tavsiye ederim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/06/30/hafta-sonu-gaziantep-gezi-rehberi", "text": "Üniversite yıllarımdan beri GAP turuna çıkma hayalim vardı ve ama uzun bir izin gerektiğinden bir türlü öncelik veremiyordum. Bu sene toplu gezmek yerine farklı zamanlarda farklı şehirleri gezerek bu konuya el atmaya karar verdim. Mayıs ayında yaptığımız Gaziantep gezisi sonrası detaylı bir Gaziantep gezi rehberi hazırlamaya çalışacağım. Özellikle hafta sonu Gaziantep'e gitmeyi düşünenler ve iki günde Gaziantep nasıl gezilir diye araştıranlar için Gaziantep gezi rotası oluşturmada faydalı olacağına inandığım bir Gaziantep rehberi olacak. İşte size Gaziantep'te gezilecek yerler ve yapılacaklar.. GAP bölgesinde daha önce gittiğimiz Mardin gezi notları da şurada. Uygarlıkların doğduğu Mezopotamya ile Akdeniz arasında bulunduğu için eski tarihlerden beri önemli bir konuma sahip olan Gaziantep, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en büyük şehri. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması da Gaziantep'in önemini arttırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamış. Rivayete göre şehrin eski adı olan Ayıntap şehrin sularının bolluğundan geliyormuş; ayın su kaynağı, tap da güç demekmiş. Halk dilinde Antep olarak söylenmiş ve daha sonra Kurtuluş savaşındaki mücadelesinden dolayı Gazi unvanını alarak Gaziantep olmuş. İstanbul, Ankara ve Antalya'dan Gaziantep'e direkt uçuş bulunuyor. Hava alanından şehir merkezine ulaşım için Havaş, belediye otobüsü veya taksi alternatiflerinden birini değerlendirebilirsiniz. Merkeze gitmek hava alanından yaklaşık yarım saat sürüyor. Havaş ücreti 8 TL. Biz şehir içi ulaşım ve çevreyi gezmek için araç kiralamayı tercih ettik çünkü çocukla bu şekilde çok daha rahat olacaktı. Özellikle sıcak dönemde, çocuksuz bile olsanız size de araba kiralamayı tavsiye ediyorum. Hele de çevreyi gezeceksiniz bol aktarma yapacağınızı aklınızda bulundurun. Bu arada daha erken saatlerde uçuşlar bulunuyor, fazladan yer görmek için mantıklı ama oğluma çok zor olacağı için biz tercih etmedik. Gaziantep'te konaklama için bizim tercihimiz Melek Lara Butik Otel oldu. Sahipleri eski bir konağı restore etmişler ve otel haline getirmişler. Ben üç kişilik suit oda ayırtmıştım ve bir de bebeğim için özellikle ek yatak istemiştim. Tedbirli bir tip olduğumdan gitmeden iki gün önce arayıp bebek yatağını hatırlattım. Gaziantep'e varınca önce eşyalarımızı bırakıp öyle mi gezsek acaba diye otele uğradık, oda müsaitse girebiliriz dedik. Bize küçük bir üç kişilik oda gösterdiler ve tek bebek yatağının başka müşteride olduğunu söylediler. Tabi biz oldukça bozulduk, bunun üzerine suit odanın henüz hazırlanmadığını, hazır odalardan birini gösterdiklerini söylediler ve yeni bir bebek yatağı alacaklarını söylediler. Akşam otele döndüğümüzde suit odamıza yerleştik ve bebeğim de yepyeni yatakta uyudu. İlk tavırları beni çok şaşırtsa da sonrada müşteri memnuniyetini düşünmeleri hoşuma gitti. Otelin kahvaltısı çok başarılı, tam bir yöresel Antep kahvaltısı yiyorsunuz. Aşağıdaki fotoğraftan daha fazlası da geldi sonradan. Kahvaltınızı otelin avlusunda veya otantik kapalı mekanında edebiliyorsunuz. Otelin yeri oldukça dar bir sokakta, araba park etmeniz mümkün değil. Karşı caddede bir otoparkla anlaşmışlar, size ücretsiz fiş veriyorlar. Bu da hoşuma giden bir detay oldu. Tekrar Gaziantep'e gittiğimizde Met Gold Otel'de konakladık ve gayet memnun kaldık, her yere yakın, bütçe dostu, temiz bir otel, burayı da düşünebilirsiniz. Size de plan yaparken faydası olur diye kendi rotamızı adım adım anlatıyorum. Her güne yazdıklarım sırasıyla gezdiğimiz yerler. Birbirlerine yakınlıklarına göre gezi planımızı çıkarmıştım. Bir günde neler yapılabiliyor az çok kafanızda şekillenir diye düşünüyorum. Biz Gaziantep'e cumartesi sabah 8:50 uçağıyla gittik ve 10:30 gibi şehre indik. Uçak inişe geçti anonsundan sonra mutlaka camdan aşağıya bakın, fıstık ağaçlarının görüntüsü çok güzel. 11:00 gibi hava alanındaki işlerimiz bitti ve önce bir üst baş değiştirmek için otele doğru hareket ettik. 12:00 civarı gezmeye başlamak için hazırdık ve otelden ayrıldık. Rotamızın ilk durağı eski şehir bölgesiydi, gezilecek yerlerin birçoğu burada yer alıyor ve birbirine yakınlar. Arabamızı civardaki bir otoparka bıraktık, fiyatı tüm gün için 5 TL idi ve buradaki her yeri yürüyerek gezdik. Gaziantep Gezilecek Yerler Bakırcılar Çarşısı: Gaziantep'e gidip de ziyaret etmeden dönemeyeceğiniz yerlerin başında burası geliyor. Aklınıza gelebilecek her çeşit bakır ürünü burada bulabilirsiniz. Aslında pek çoğu İstanbul'da bulabileceğiniz eşyalar ama burada bakırcıların elle bakırı işlemesini izledikten sonra hemen bir şeyler alasınız geliyor. Bir de bu çarşının hemen yanında Tütün Hanı bulunuyor. Avlusunda da otantik bir kafe var, burada bir mola verip nargile ya da menengiç kahvesi içebilirsiniz. Gaziantep Gezilecek Yerler Zincirli Bedesten: Burası İstanbul'daki Mısır Çarşısının benzeri diyebileceğimiz yöresel yiyecek ve el sanatlarının satıldığı bir kapalı çarşı. Bedestenin Cami tarafındaki kapısından çıkıp biraz yürüyünce İmam Çağdaş'a varıyorsunuz. Gaziantep Yeme İçme Metanet Katmer: Katmer için önerilen yerlerden biri de burasıydı ve gerçekten çok beğendik. Bir porsiyon katmer 2 kişilik geliyor, 4 kişiye bile yeter bence. 🙂 Katmerin yanına çaylar da ikram olarak geliyor. Gaziantep Yeme İçme Tahmis Kahvesi: 1635 yılından beri hizmet veren eski kahvehane Gaziantep'in sembollerinden biri. Menengiç kahvesini asıl burada içmek gerekiyor. Yanında da yabani bir fıstık türü olan Menengiç yemişini getiriyorlar, ben çok sevdim. Gaziantep Gezilecek Yerler Almacı Pazarı: Erzak alışverişi yapmak için buraya mutlaka uğramalısınız. Antep fıstığı, salça, baharat, kurutulmuş dolmalık patlıcan ve daha aklınıza gelebilecek birçok yöresel yiyecek burada satılıyor. Eski şehirden ayrılmadan önce buraya uğramanızı tavsiye ederim, böylece elleriniz kollarınız dolu bir şekilde gezmek zorunda kalmazsınız. Ben yüklü bir alışveriş yapmıştım şahsen. Gaziantep Gezilecek Yerler Emine Göğüş Mutfak Müzesi: Gaziantep, ülkemizin yemek konusunda en iddialı ili ve Gastronomi dalında UNESCO tarafından 'Yaratıcı Şehirler Ağı'na dahil edilerek bu iddiasında ne kadar haklı olduğunu ispatlamış oldu. 1904 yılında yapılmış olan Göğüş Konağı, 2008 yılında restore edilerek Gaziantep'in dillere destan mutfağı hakkında detaylı bilgilere ulaşabileceğimiz bir müze haline getirilmiş. Gaziantep Gezilecek Yerler Hamam Müzesi: Lala Mustafa Paşa tarafından 1577 yılında yaptırılan ve Osmanlı hamam mimarisinin güzel örneklerinden biri olan külliye 2015 yılında restore edilerek hamam müzesi haline getirilmiş. Hamam kültürüne dair bilgiler, hamam araç gereçleri ve bal mumu heykellerle yapılan canlandırmaları görebilirsiniz. Gaziantep Gezilecek Yerler Oyuncak Müzesi: Bey mahallesinde yer alan oyuncak müzesi özellikle çocuğu olanların ilgisini çekebilir. 1700'lü yıllardan günümüze oyuncak tarihinin en gözde örneklerinin sergilendiği müze tarihi bir Antep evinden dönüştürülmüş. Sunay Akın danışmanlığında, Gaziantep Belediyesi tarafından Avrupalı koleksiyonerlerden satın alınan 600'e yakın oyuncak burada teşhir ediliyor. Pazartesi hariç her gün saat 08:30-17:30 saatlerinde açık. Gaziantep Gezilecek Yerler Bey Mahallesi: Gaziantep'in tarihi mahallesi adını 1587 yılında yapılmış Bey Camii'nden almış. Eski evler restore edilerek Gaziantep'in geleneksel mimarisini yansıtan evleri burada görebilirsiniz. Sokak genişlikleri ancak yüklü bir devenin geçebileceği şekilde olan bir mahalleymiş. Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu mahalle için \"Şehrin her sokak başında kale gibi kapılar vardır. Her gece sokaklarında kandiller yanar\" diye bahsediyor. Sokakları dolaştıktan sonra eski bir konağın bahçesindeki kafede bir şeyler içtik. Adına bakmayı unutmuşum ama bahçesi çok keyifliydi. Mahalle güzel, yalnız çok üzüldüğüm bir problemi var, bu tarihi sokakların duvarları saçma sapan yazılarla dolu, çok yazık gerçekten. Gaziantep Gezilecek Yerler Papirüs Cafe: İkinci kez Bey mahallesine gittiğimizde bu sefer meşhur eski bir Ermeni konağı olan Papirüs'e de gidebildik, hem konak hem de bahçesi gerçekten çok keyifli. Burada mutlaka bir tahmis kahvesi için. Gaziantep Yeme İçme Aşina Gaziantep Mutfağı: Gündüz kebap denediğimiz için akşam yöresel ev yemeklerini denemek istedik. Ev yemekleri için en çok önerilen yer Aşina olduğu için buraya geldik. Ben Antep'in meşhur yuva lama çorbasını ilk defa burada denedim ama pek beğenmedim açıkçası. Alaca çorba çok daha lezzetliydi. Patlıcan dolma ve içli köfte de başarılıydı. Gaziantep'e bir sonraki gidişimizde yine burada yemek kısmet oldu ve bu sefer yuvalama çorbasını sevdim, ya benim ağız tadım değişti ya da ilk gittiğimizde bir şekilde kötü bir ana denk geldik, şu anda öneririm. Ayrıca bu sefer kuş başı Ali Nazik yedik ve bence kesinlikle kıymadan çok daha lezzetli, tavsiye ederim. Sabah erkenden kalktık ve otelde kahvaltımızı ettik. Bir Gaziantep kahvaltısından bekleyeceğimiz her şey vardı. 10:30 gibi hazırdık ve vakit kaybetmeden otelden ayrıldık. Rotamızda ilk durak Zeugma Müzesi idi. Aslında burası kafamızda birinci günün planıydı ama müze kapanış saatlerini yanlış öğrendiğimden ikinci güne kaldı, o yüzden ilk iş burayı görmeye gittik. Gaziantep Gezilecek Yerler Zeugma Müzesi: Dünyanın en büyük mozaik müzesi ünvanına sahip müze gerçekten oldukça etkileyici. Sergilenen devasa mozaiklere insan hayran hayran dalıp gidiyor. Dünyaca ünlü Çingene Kız mozaiğini görebilmek için bir labirentten geçip içeride güvenlik bulunan karanlık bir odaya giriyorsunuz. Cahilliğime verin ama ben bu kızı büyük bir şey sanıyordum, dışarıda da dev mozaikleri görünce kocaman bir duvar bekliyordum. Çıka çıka dergi posteri boyutunda bir mozaik çıktı. 😀 Tabi ki dünya gözüyle bu eseri görmek çok güzel ama ufak bir şok yaşadığımı itiraf edeyim. Giriş 15 TL, Müze Kart ile ücretsiz. Halfeti Tekne Turu: Halfeti Türkiye'nin cittaslow yani yavaş şehir ünvanını almış yerlerden biri. Aslen Şanlıurfa'ya bağlı ama Gaziantep'e daha yakın olduğu için Gaziantep planımıza dahil ettik. Yol, hızınıza göre 1-1,5 saat arası sürüyor. Halfeti'nin bir kısmı Fırat'ın baraj suları altında kalmış, böylece yeni bir iş alanı ortaya çıkmış. Batık köye tekne turları düzenleniyor. Bir sürü tekne var, kalabalık gruplarla binebilir ya da özel kiralama yapabilirsiniz. Biz vaktimiz yok diye kalkmak üzere olan kalabalık bir tek eye atıverdik kendimizi, tur fiyatı kişi başı 10 TL idi. Siz tavaiyem mümkünse özel kiralama yapmanız, garip bir toplulukla çığlık kıyamet bir tur oldu bizimki. Ne doğru düzgün fotoğraf çekebiliyorsunuz, ne de bu turda ihtiyacınız olan dinginliği yakalayabiliyorsunuz. Önce, tarihi M. Ö. 800'lere dayanan Rumkale'ye götürüyorlar, ardından da batık köy Savaşan'a. Burada insan gerçekten kendisini çok garip hissediyor, özellikle sadece minaresi su üstünde kalan camii görününce olayın ciddiyetini daha bir kavrıyor insan. Savaşan'dan sonra geri dönülüyor, tur toplamda 1 saat sürüyor. Halfeti Şehir Turu: Halfeti'nin bir kısmı 10-15 km yukarıya taşınmış, Yeni Halfeti diye geçiyor ve çok çirkin. 🙁 Gerçekten berbat bir yapılaşma ve sadece beton yığınından oluşan bir yer olmuş. Biz tabi ki burayı gezmiyoruz, Eski Halfeti'de su üstünde devam eden hayatı keşfetmek için sokakları dolaşıyoruz. Burada görmeniz gereken yerlerden biri Halfeti'nin gerdanı olarak anılan Asma Köprü, üstünden manzara harika. Gerçi biz gittiğimizde çökme tehlikesinden girişi kapatmışlardı ama herkes köprüdeydi hatta köprü üstünde gelin damat çekimleri bile yapılıyordu. Bir de burada karagül yetişiyormuş, ben göremedim açıkçası. Anlatılana göre dünyada siyah gül sadece burada yetişiyormuş, tohumunu alıp başka yerde ekince farklı renk oluyormuş. Halfeti'de yemek yerseniz Fırat nehrine özgü şabut balığını deneyebilirsiniz. Bir diğer yemek alternatifi de dönüşte Birecik'e uğrayıp Gülbaba'da patlıcan kebabı yemek. Biz Halfeti'ye arabayla gittik ama toplu taşıma kullanacaklar minibüsle önce Birecik'e oradan da Eski Halfeti'ye gidebilirler. Gazianteplilerin Kurtuluş Savaşı destanı için Gaziantep Kalesi de gezilecek diğer yerlerden fakat biz gittiğimizde kapalıydı. Umrım hazırladığım Gaziantep Gezi Rehberi sizin için faydalı olmuştur. sade ve güzel bir anlatım teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/07/01/uc-gunde-malta-gezi-rehberi", "text": "Tarihi, cumbalı evleri ve turkuaz plajları ile Malta, hep gitmek istediğim ülkeler arasındaydı. Bu sene nihayet güzel bir Malta gezisi yapma fırsatı bulduk ve oldukça etkilendiğimiz bir seyahat oldu bizim için. Ben de Malta seyahati sonrası, Malta gezi planı yapacaklara faydalı olması için kendi Malta gezi notlarımı sizinle paylaşmak istedim. Üç günde Malta nasıl gezilir, Malta'da nerede kalınır, Malta'da gezilecek yerler ve yapılacaklar neler diye araştıranlar için minik bir Malta gezi rehberi hazırladım. Önce Malta tarihi, Malta'da konaklama ve Malta'da ulaşım hakkında genel bilgiler verip sonra detaylı Malta gezi rotası detaylarımızı anlatacağım. Malta, üç küçük adadan oluşan ufak bir ülke olmasına rağmen zengin bir tarihe sahip. Akdeniz'in ortasındaki stratejik konumu ve korunaklı doğal limanları ile birçok imparatorluğun dikkatini çekmiş ve milattan önceki yıllardan itibaren çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Yazılarımda ülkelerin tarihlerine çok fazla yer vermiyorum ama buranın tarihi benim oldukça ilgimi çekiyor, o yüzden özellikle bizi ilgilendiren tarafından kısaca bahsedeceğim. Malta'ya yerleşen uygarlıklar arasında en belirgin izleri iki yüz yıl boyunca adaya egemen olan Araplar bırakmış. Şehirlerin genelinin mimarisinde ve Maltaca dilinde Arap etkisini hemen fark ediyorsunuz. Malta, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğunun da peşine düştüğü bir ada olmuş. Kanuni'nin Rodos' u fethetmesinden sonra buradan ayrılan St. John Şövalyeleri Malta'ya yerleşmiş. Daha sonra Kanuni, Avrupa'nın geçiş yolları üzerinde bulunan Malta'yı topraklarına katmak istemiş, güçlü bir donanma ile kuşatma başlatmış anca şövalyeler tarafından yenilgiye uğratılmış. Şövalyeler bundan sonra mimarlık, sanat ve kültür anlamında adaya altın dönemini yaşatmış. Adadaki uzun dönem hakimiyetleri ve adaya olan katkıları nedeniyle St. John Şövalyeleri günümüzde Malta Şövalyeleri olarak tanınıyorlar. Malta, 1964 yılında bağımsızlığını ilan edene kadar son olarak yüz elli yıl İngilizlerin egemenliğinde kalmış. Bunun bir sonucu olarak Maltaca ile birlikte İngilizce de yoğun olarak kullanılmakta, hatta adada çok fazla İngilizce dil okulu var. Malta, ulaşmanın en kolay olan adalardan biri, ülkemizden direkt uçuş bulunuyor ve uçuş 2,5 saat sürüyor. Ülke içinde ulaşım için biz araba kiralamayı tercih ettik. Kiralık arabaların çoğunluğu çok küçük ama biz çocuğumuzla olduğumuz için büyük bir araba kiraladık. Size küçük araba kiralamanızı tavsiye ederim çünkü hem dar sokaklar hem de park yeri problemi yüzünden büyük arabayla biraz zorlandık açıkçası. Bu arada Malta'da trafik bize göre tersten akıyor yani direksiyon sağda, kiralama yapacaksanız bunu göz önünde bulundurun. İlk gün biraz tehlikeler atlatsak da sonrasında alışılıyor. Burada araba kiralarken sigorta yaptırmanızı özellikle tavsiye ederim. Malta'da otobüsler oldukça aktif çalışıyor, aktarmalı da olsa her yere toplu taşıma ile ulaşabiliyorsunuz. Süreniz kısıtlıysa otobüsü tercih etmek çok zamanınızı alacaktır, her ne kadar küçük bir ülke olsa da bekleme sürelerini de hesaba katmanız gerek. Taksi ise özellikle kısa mesafelerde biraz pahalıya geliyormuş, bizden kısa bir süre önce giden arkadaşlarımız neredeyse her yere 20 ödediklerini söylemişti. Araba kiraları birçok ülkeye göre çok uygun olduğu için seyahat bütçesi açısından taksiden daha mantıklı. Malta'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Malta, dağ ve akarsu göremeyeceğiniz, karın uğramadığı, kış mevsiminin pek yaşanmadığı, çok az yağış alan bir ülke. Ilıman iklimi sayesinde her mevsim ziyaret etmek için oldukça elverişli. Nisan ile Ekim ayları arasında giderseniz harika plajlarının da keyfini çıkarabileceğiniz için benim tavsiyem bu aralıkta gitmeniz. Deniz suyu bize göre çok daha erken ısınıyor, bu yüzden özellikle çocuklu ailelere erken dönemde deniz tatili için tavsiye ederim. Bu arada Malta Avrupa Birliği ülkelerinden biri ve para birimi Euro ama diğer Avrupa şehirlerine kıyasla fiyatlar oldukça uygun. Malta, küçük bir ada olmasına rağmen gezilecek yerler baya fazla. Biz üç günlüğüne gittik ama hem denize girmek ve hem de önemli yerleri görmek istiyorsanız beş gün daha doğru bir süre olacaktır. Uçağımız sabah saat 8:20'de İstanbul'dan kalktı ve oranın saatiyle 9:50'de Malta'ya ulaştık. Araba kiralama filan derken Valletta'daki otelimize yerleşmemiz 12'yi buldu. Malta Plajları Mellieha Plajı: Hava çok sıcaktı ve kendimizi hemen Malta'nın meşhur plajlarından biri olan Mellieha'ya attık. Buranın denizi sığ ve kum, o yüzden çocuklara çok uygun. Gittiğimiz gün dalga yoktu, su da pırıl pırıldı. Burada Munchies isminde bir restoranın tesisinden faydalandık. Şemsiye ve iki şezlong için 14 ödedik. Restoranın oldukça zengin ve gayet başarılı bir menüsü var, çocuklara özel birkaç çeşit yemekleri de bulunuyor. Malta Gezilecek Yerler Popeye Village: Bol bol denize girdikten sonra rotamızı Melliaha'nın çok yakınında bulunan Popeye Köyüne çevirdik. Burası 1980 yapımı Temel Reis filminin seti olarak inşa edilmiş, günümüzde bir müze ve eğlence parkı olarak hayatına devam ediyor. İsterseniz burada denize de girebiliyorsunuz ama biz tercih etmedik. Malta Gezilecek Yerler Mdina: Malta'nın eski başkenti ve Avrupa'nın duvarlarla çevrili en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mdina da yine sokaklarında kaybolmak isteyeceğiniz bir bölge. Yüzlerce yıllık tarihin izlerini taşıyan daracık sokakları ve çiçeklerin çevrelediği renkli kapılarıyla burası bizi kendine hayran bıraktı. Game of Thrones'un ilk sezonundaki King's Landing sahneleri de burada çekilmiş, daha sonra yapımcılar Dubrovnik'e karar vermiş. Burada dolaşırken, yorulunca Fontanella Tea Garden'ın çiçekler içindeki manzaralı bahçesinde bir çay ve pasta molası vermeyi unutmayın. Malta Yeme İçme Medina Restaurant: Mdina'ya gitmişken defalarca ödül almış ve Malta'nın en iyi restoranı seçilmiş olan The Medina Restaurant'da bir akşam yemeği yemeden dönemezdik. Malta'da en çok tüketilen et tavşan eti, neredeyse her restoranın menüsünde bulmanız mümkün. Bu restoranda tavşan yahnisi yemenizi tavsiye ederim. Gitmeden birkaç gün önce rezervasyon yapmanızı öneririm, Malta'nın en iyi restoranlarından biri olduğu için özellikle hafta sonu yer bulamayabilirsiniz. Bu arada restoran sadece akşam yemeği servisi veriyor, aklınızda bulunsun. Rezervasyon yaptıracaksanız avluda yemek istediğinizi mutlaka belirtin, harika bir ambiyansı var. Bir de yine her yerin menüsünde görebileceğiniz Malta tabağından söyledik. Kurutulmuş domates, peynir, zeytin, sucuk, kraker gibi ıvır zıvır diyebileceğimiz yiyeceklerden oluşuyor, biz açıkçası çok sevmedik ama yine de bir deneyebilirsiniz. Yemek sonrası, yolculuk yorgunluğundan dolayı biz otelimize döndük, gecelere akmak isteyenlere Paceville'e gitmelerini öneriyorum. Malta Gezilecek Yerler Valletta: Malta'nın başkenti Valletta, 16. yüzyılda, büyük Osmanlı kuşatmasından hemen sonra St. John Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş. Çevresi surlarla ve burçlarla kaplı, iç kısımdaki binalar da birbirinin aynı renkte sarımsı Malta taşı ile yapılmış. Binaların çoğunluğunda ahşap ve rengarenk cumbalar bulunuyor, bu da şehri görsel olarak çok çekici kılıyor. Sokaklarında kaybolup bol bol fotoğraf çekmek dışında, Valletta'da yapmanız gerekenlerin başında St. John Katedralini ziyaret etmek, çiçekler ve heykellerle süslenmiş Yukarı ve Aşağı Barakka Bahçelerini gezmek geliyor. 1837 yılıdan beri hizmet veren tarihi Caffe Cordina'da bir kahve molası verin mutlaka. Bu arada çocuklu aileler için bir not düşeyim, Valletta bol yokuşlu ve merdivenli sokaklardan oluşuyor. Bu nedenle bebek arabası yerine kanguru tercih etseniz daha rahat edersiniz. Malta Yeme İçme L'artiglio Restaurant: Oğlumuz dışarıda bir türlü uyumayınca ve huysuzlanmaya başlayınca otele gitmeye karar verdik, tam da öğle yemeği saati olduğu için otelimizin restoranından yemek söyledik. Ben balkabağı ve keçi peynirli risotto söyledim, eşim de değişik bir tavuk yemeği söyledi, ikisine de bayıldık. Malta Gezilecek Yerler Marsaxlokk: Renkli kapıları ve Luzzu adı verilen renkli balıkçı kayıklarıyla Malta'nın sembollerinden biri olan Marsaxlokk'a da uğramanızı tavsiye ediyorum. Birkaç saatinizi ayırmanız yeterli çünkü çok küçük bir kasaba. Pazar günü giderseniz meşhur balık pazarını da gezebilirsiniz. Malta Yeme İçme Fumia Restaurant: İlk gün Melliaha plajından 12 yıldır burada yaşayan bir Türk aileyle tanıştık ve bize burayı şiddetle tavsiye ettiler. Açıkçası hiçbir yerde de okumamıştım, daha sonra hakkındaki yorumları okuyunca, daha çok yerli halkın bildiği ve beğendiği bir restoran olduğunu anladım, çok iyi bir tavsiye oldu bizim için. Deniz ürünleri için adresiniz kesinlikle burası olmalı. Valletta yakınlarında Pieta'da deniz kenarında yer alıyor. Öğlen 12:30-14:30 ve akşam 19:30-23:00 arası hizmet veriyorlar, özellikle hafta sonu için rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Sicilya şaraplarını da denemenizi öneririm. Malta Gezilecek Yerler St. Julians: Yemekten sonra, uykudan önce, pek çok restoran ve bara ev sahipliği yapan St. Julians'a geçebilirsiniz. Malta'da gece hayatının kalbi de St. Julians'ta bulunan Paceville'de atıyor. Akşam saatlerinde mutlaka bu hareketli ortamı yaşamalısınız. Otelimizde kahvaltı ediyoruz ve ardından bu taraflara geri dönmeyeceğimiz için check out yapıyoruz. Malta Gezilecek Yerler Gozo: Malta'dan sonraki ikinci büyük ada olan Gozo da bir yarım gününüzü ayırabileceğiniz bir yer. Gozo'ya ulaşmak için feribota binmeniz gerekiyor. Gozo'ya giden feribotlar adanın kuzeyinde yer alan Cirkewwa limanından kalkıyor. Feribota arabanızla veya yaya olarak binmeniz mümkün. Feribot ücreti gidişte değil dönüşte veriliyor ve gidiş dönüş şöför ile birlikte araç için fiyatı 15,70 Euro, yolcular için ise 4,65 Euro. Gozo'da gezilecek yerler arasında en ünlüsü, Game of Thrones hayranlarının Khaleesi ve Khal Drogo'nun düğününden hatırlayacağı Azure Window. Denizin üzerinde bir pencereyi andıran bu harika doğal güzellik, geçtiğimiz Mart ayında güçlü dalgalar ve fırtına sonucu çöktü. Şu anda eski halini görmeniz mümkün değil ama Dwejra Koyu'na gidip dalgaları izleyebilirsiniz. Gozo'nun başkenti olarak anılan ve en hareketli yeri olan Victoria da mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden. Burada da Mdina gibi taş duvarlarla çevrili Citadel olarak bilinen bir bölge var. Malta Plajları Paradise Bay: Malta'da deniz denilince, ülkenin en küçük adası Comino'daki Blue Lagoon, masmavi berrak deniziyle en popüler yer olarak karşımıza çıkıyor. Ancak buradaki kumluk alan çok küçük, taşların üzerinde konuşlanmanız gerekiyor, bu da uzun süre vakit geçirmek için çok rahat değil açıkçası, ayrıca aşırı kalabalık. Malta adası üzerinde yer alan ve Gozo feribotlarının kalktığı yere çok yakın olan Paradise koyu bizim daha fazla hoşumuza gitti. Hem koydaki tesis çok düzgün, hem de denizi çok güzel. Denize giriş yine biraz taşlık ama su gerçekten harika, çıkmak istemiyorsunuz. Dönüş uçağımız 19:05'ta olduğu için buradan ayrılıp hemen havaalanına doğru yol aldık. Bu gezimizde çocuk olmasaydı planımda daha nereleri vardı, kısa kısa onlardan da bahsedeyim. Bunlara çocukla da gidilebilir ancak oğlumuz için ayırdığımız oyun, uyku zamanı gibi tahminimden fazla geçen süreler sebebiyle vaktimiz yetmedi. Sliema: Sliema, alışveriş merkezlerinin, restoranların ve kafelerin yoğun olduğu bir bölge, Valletta'dan feribotla ulaşabiliyorsunuz. Blue Grotto: Malta'nın simge doğal güzelliklerinden biri olan Blue Grotto, ülkenin güneyindeki Qrendi şehrinde yer alıyor. Burası denizin üstünde bulunan dev kayalıkların oluşturduğu bir mağaralar topluluğu. Kayalıklar deniz üzerinde farklı tonlarda mavilikler oluşturuyormuş, bunu yakından görebilmek için bot turuna da çıkabiliyorsunuz. Bir de not aldığım ama programa sığmayan mekanları da buraya bilgi olarak yazıyorum. Legligin: Burası Valletta'da küçük bir şarap evi. Birkaç yabancı blogda denk gelmiştim ve hakkındaki yorumlar oldukça iyiydi. Rubino: Burayı hem bir arkadaşım önermişti hem de yine yabancı bloglarda görmüştüm, yine Valletta'da yer alıyor. Piccolo Padre: Burası St Julian's civarında deniz kenarında yer alan bir İtalyan restoranı. DünyaBenimEvim'in rehberinde görüp not almıştım, Malta'da tanıştığımız Türk aile de özellikle deniz ürünleri makarnası için tavsiye etti. Malta ile ilgili sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın. Selam, öncelikle güzel yazı için teşekkürler.2 yaşındaki oğlumuzla biz de burayı düşünüyoruz. Haziran için denizi de sıcaktır diye burayı düşünüyoruz. Ama kum sizin de tahmin edeceğiniz gibi çocuklu tatilde hayat kurtarıcı.. Kum plajları daha çok var mı? Ama öyle saatlerce tekne-araba gidilmeyecek uzaklıkta yani 🙂 teşekkürler, sevgiler. Merhaba, Gozo adasına gidip, dönerken Blue Lagoon'a geçip oradan Cirkewwa limanına dönebiliyor muyuz? Gozo adasından dönüşte feribota ücret ödediğinizi söylediniz, Blue Lagoona nasıl uğradınız? Teşekkürler. çok teşekkür ederim ama ne yazık ki dil okullarıyla ilgili hiçbir fikrim yok. Harika bir iki ay geçireceğinize eminim, şimdiden başarılar ve kolaylıklar diliyorum. 🙂 sevgiler! 3 gune ne kadar guzel seyler sigdirmissiniz. gercekten cok guzel. yilbasi icin 6 gunlugune gidecegim. umarim cok yagmur yazmaz da sizinki kadar guzel resimler cekebilirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/07/25/kaz-daglari-koyleri-adatepe-yesilyurt-gezi", "text": "Çocukluğumdan beri geldiğimiz Kuzey Ege'nin incisi Kaz dağları bölgesini bu yıl tekrar gezdim ve bir Kaz Dağları Gezi Rehberi de ben yazmak istedim. Önce biraz bu bölgenin özelliklerinden bahsedip, ardından son yıllarda yükselişe geçen köyleri Adatepe ve Yeşilyurt gezi notlarımı yazacağım. Mitolojideki pek çok hikayeye konu olan Ida Dağı, Kaz Dağı'nın diğer adı, en bilinen efsanelerinden biri de Hera, Afrodit ve Athena arasında yapılan tarihin ilk güzellik yarışmasının burada gerçekleşmiş olması. Yine mitolojiye göre Zeus burada doğmuş ve Truva savaşını buradan izlemiş. Çanakkale ile Balıkesir sınırları içinde bulunan ve Edremit körfezinin kuzeyinde kalan Kaz dağları, Ege ile Marmara'yı birbirinden ayırıyor. Batıda Dede dağı, ortada Kaz dağı, doğuda Eybek dağı, kuzey doğuda Gürgen dağı ve Kocakatran dağından oluşuyor. Babadağ, Karataş ve Sarıkız olmak üzere üç tepeye sahip olan Kaz Dağı'nın en yüksek noktası 1774 metre olarak ölçülmüş ve o da Karataş tepesinin zirvesi imiş. Kaz dağları bölgesi içindeki yaklaşık 22000 hektarlık bir alana yayılmış olan, güneyde Edremit Körfezi, doğuda Zeytinli Çayı, kuzeyde Karamenderes Çayı ve batıda Mıhlı Çayı arasında kalan kısım 1994'te milli park ilan edilmiş. Bunun nedeni de bu alanın sahip olduğu farklı bitki örtüsü, eşsiz ormanlar, su kaynakları, iklim ve toprak yapısı. Milli parkın dışında kalan kısım daha çok yerleşim yerlerinden oluşuyor. Milli parka giriş en son rehbersiz yasaktı, bu sene mili parka girmedim ama sanıyorum halen öyledir. Günübirlik jeep safari turlarına katılmıştım birkaç kez, size de tavsiye ederim. Gezmeyi ve doğayı sevenler yanı başımızdaki bu cenneti kaçırmasınlar. Bu arada, Kaz dağları bölgesi içindeki yerleşim yerlerinden biri olan Altınoluk, Alp dağlarından sonra dünyanın en temiz yüksek oksijen oranına sahip yer olarak geçiyor. Uçakla Ulaşım: Kaz dağlarına ulaşmak için en kısa yol hava yolu. Balıkesir Edremit Koca Seyit Havalimanı'na İstanbul ve Ankara'dan direkt uçuş gerçekleştiriliyor. Uçuş süresi, ortalama İstanbul'dan 55 dk, Ankara'dan ise 1 saat 15 dk. Hava alanından araç kiralayarak ya da toplu taşıma ile gitmek istediğiniz yere göre ortalama 1 saatte ulaşabilirsiniz. Otobüsle Ulaşım: Otobüs ile Kaz dağlarına ulaşmak isterseniz çevresindeki yerleşim birimlerine otobüs firmalarının seferleri var. Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay gibi beldelere otobüsle ulaşabilirsiniz. Kaz Dağları Milli Parkı'na gitmek istiyorsanız buralardan dolmuş ve taksileri kullanmanız gerekecek. Eğer konaklamayı düşünmüyorsanız günübirlik turlarla da gezebilirsiniz. Arabayla Ulaşım: İstanbul'dan kendi aracınızla ulaşmayı tercih ederseniz, kara yolu ile Osmangazi köprüsünden hızınıza göre 5 saat gibi bir sürece Kaz dağlarına varabiliyorsunuz. Bir diğer alternatif kara yolu ve deniz yolunu birlikte kullanmak. Bunun için birinci seçenek Yenikapı'dan feribotla Bandırma'ya kadar gitmek, ikinci seçenek de Çanakkale üzerinden giderek oradaki boğaz geçişi için yine feribot kullanmak. Kaz dağları bölgesini gezeceğiniz zaman konaklama için Milli Park'ın içini tercih edebileceğiniz gibi Küçükkuyu, Altınoluk gibi beldelerde ve onlara bağlı köylerde de konaklayabilirsiniz. Yazının devamında birkaç otel önerisi de vereceğim. Milli Park içinde genelde bungalov tarzı konaklama seçenekleri bulunuyor, isterseniz çadır kampı yapmanız da mümkün. İlyada destanında Gargaros olarak geçen bölgede yer alan köy, şu anda Kuzey Ege'nin en popüler köyü konumunda. Eskiden Türkler ve Rumların bir arada yaşadığı köy, mübadele sonrası Rumların Yunanistan'a dönmesiyle tamamen Türklere kalmış. Köydeki geçim kaynaklarının azalmasıyla, nüfusun çoğunluğu sahil kesimlerine ve ve büyük yerleşim yerlerine gitmiş. Köy SIT alanı ilan edildikten sonra ise büyük şehirlerden entelektüel kesim boş kalan evlerle ilgilenir olmuş ve mevcut evler restore edilmeye başlanmış. Adatepe, Edremit körfezinde, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı, Kaz dağları tepelerinde bulunan küçük bir köy. Yukarıda Kaz dağlarına ulaşımdan bahsetmiştim, Adatepe'ye ulaşım için de aynı yöntemleri kullanabilirsiniz. Hava yolunu tercih ettiyseniz, o yönden gelirken sırasıyla Edremit, Akçay ve Altınoluk'u geçtikten sonra Küçükkuyu'ya ulaşıyorsunuz. İstanbul yönünden araçla geliyorsanız, Ayvacık'ı geçtikten sonra Küçükkuyu'ya varıyorsunuz. Küçükkuyu'ya geldikten sonra, Çanakkale yönünden gelirken solda, Edremit yönünden gelirken sağda Adatepe tabelasını göreceksiniz. Zeytinlikler arasında, efsane Edremit körfezi manzaraları sunan 3.5 km uzunluğundaki yolun sonunda Adatepe'ye varıyorsunuz. Köye varana kadar sürekli yukarı doğru çıkıyorsunuz, yol asfalt ama birazcık bozuk. Köye gelmeden biraz önce Zeus Altarı okunu göreceksiniz, azcık tepede yer alan ve 700 metre yürüyerek ulaşabildiğiniz Zeus Altarı'na çıkıp enfes körfez manzarasını izlemeniz şart. Altar sunak demekmiş, sunak da tanrılara kurban sunulan yere deniyormuş. Homeros'un İlyada destanında, tanrıların İda Dağı'nda yaşadıklarından ve Truva Savaşını buradan izlediklerinde bahsediliyor. Bölgede araştırma yapanlar, denize ve Edremit Körfezi'ne hakim yüksek bir tepede olduğu için buranın Zeus'a ait olduğunu düşünmüşler. Manzaranın tadını çıkardıktan sonra Adatepe'yi keşfe çıkabilirsiniz. Restore edilmiş harika taş evler, rengarenk çiçekler ve yeşillikler arasındaki köy sokaklarını gezip bol bol fotoğraf çekin. Köy zaten küçük, bir iki saat içinde tüm sokaklarına girip çıkmış olursunuz. Gezdikten sonra köyde bir yeme içme molası vermek istersiniz diye düşünüyorum. Hemen kendinizi meydanındaki çay bahçelerine atın. İki tane var, kararsız kalırsanız, birinde otlu gözleme birinde otlu dondurma deneyebilirsiniz. 🙂 Yemeği gözlemeyle geçiştirmek istemeyenler, Adatepe'de güzel bir restoran arayanlara Refika Kafe'yi öneririm. Hem dekorasyonu hem yemekleri güzel. Son olarak, Küçükkuyu'dan geçerken, zeytinin dalından soframıza gelene kadar ne aşamalardan geçtiğini öğrenmek ve tadım yapmak için, türünün tek örneği olan Adatepe Zeytinyağı Müzesi'ne uğramanızı öneririm. Adatepe'den çıkıp da anayola inince Çanakkale yönünde yaklaşık 1 km gittikten sonra yolun solunda kalacak. Zeytinli bahçeler diyarı Kuzey Ege'den zeytin ve zeytinyağı almadan dönemezsiniz, ya müzeden ya da köylerden alabilirsiniz. Adatepe'de en bilinen ve en çok fotoğrafı paylaşılan otel Ida Blue. Gerçekten huzur dolu bir bahçe içinde, dünyanın dertlerinden uzaklaşıp kafanızı dinlemek istiyorsanız mükemmel bir seçim. Burası çocuk kabul etmiyor yalnız aklınızda bulunsun. Hem restoran hem otel olarak hizmet veren Zeushan ve adını bahçesindeki 180 yıllık Hünnap ağacından alan Hünnap Han da tercih edebileceğiniz diğer güzel otellerden. Eski adı Büyük Çetmi olan Yeşilyurt'ta da yüzyıllar boyu Rumlar ve Türkler birlikte yaşamış. Mübadele sonrası Rum nüfus köyü terk ederek Yunanistan'a göçmüş ve onların yerine Yunanistan'dan gelen Türkler yerleşmiş. Çam ağaçları ve zeytin ağaçlarıyla çevrili, taş evler ve Arnavut kaldırımı sokaklardan oluşan bir köy burası. Son yıllarda Yeşilyurt'un eski taş evleri büyük şehirlerden gelen ve doğal yaşamı tercih edenlerin favorisi olmuş durumda. Köyün girişine doğru yolda oldukça heybetli evler de görüyorsunuz. Yeşilyurt köyü de yine Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı bir köy. Adatepe köyü ile arasındaki mesafe sadece 8 km. O yüzden birine giderseniz diğerine gitmemezlik yapmayın sakın. Yeşilyurt köyüne ulaşmak için, Edremit veya Adatepe tarafından gelirseniz Küçükkuyu'yu geçip 3-4 km. daha gittikten sonra sağda Yeşilyurt tabelasını göreceksiniz. Çanakkale tarafından gelirseniz Ayvacık'ı geçtikten sonra 30 km. daha devam edip yolun solunda Yeşilyurt Köyü tabelasından köye giriş yapabilirsiniz. Yeşilyurt da yine her sokağını gezmeniz gereken, tatlı sürprizlerle dolu bir köy. Azmedip en tepelere kadar çıkarsanız, ödülünüz muhteşem deniz manzarası olacak. Meydanda tam ortada bir çay bahçesi var, orada soluklanabilirsiniz. Yine köy meydanında köyün camisi ve incik boncuk, zeytin, yöresel tatlar satan yerler var, buraları da mutlaka gezip biraz alışveriş yapın. Gördüğüm en güzel köy camisi sanıyorum burada gördüğüm cami idi. Yemek yiyecekseniz kahvaltı için Çakır Kahvaltı Evi ve Kakule Cafe'yi tercih edebilirsiniz. Öğlen veya akşam yemeği için Han Cafe'de manlama, zeytinyağı tabağı ve ismini köyün eski adından alan çetmi tatlısını deneyebilirsiniz. Manlama, yöreye özgü mantı ile gözleme aras, kıymalı gözlemeyi küçük parçalara bölüp sarımsaklı yoğurtla servis ettikleri bir yiyecek. Ben açıkçası bu köylerde konaklamadım ama instagram'da ya da köyde gördüğüm birkaç otel alternatifini paylaşabilirim. Manici Kasrı, yeşillikler içinde şirin bir butik otel. Odaların dekorasyonu ve genel olarak otelin dizaynı çok başarılı. Otele 5-6 dk mesafede kendilerine ait bir plajı bulunuyor, otel müşterileri kullanabiliyor ve istediğiniz zaman transferinizi yapıyorlar. Ayrıca Çetmihan Otel, Erguvanlı Ev, Öngen Country, Şahmeran Konak gibi bütçenize ve zevkinize göre seçebileceğiniz başka otel alternatifleri de mevcut. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni facebook ve instagramdan da takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/07/25/sirbistan-uvac-kanyonu-gezi-notlari", "text": "Eşimin dede toprakları, Sırbistan'ın güneybatısında yer alan, Balkanların Sibiryası olarak anılan Peşter yaylasında. Geçtiğimiz bayramda hem birkaç resmi iş halletmek hem de akraba ziyaretinde bulunmak için bölgeyi ziyaret etmeye karar verdik. İçimdeki gezgin durmadı ve zamanımız kalırsa diye çevrede gezebileceğimiz yerleri araştırmaya başladım. Daha önce adını bile duymadığım öyle güzel yerler buldum ki meğer gideceğimiz yer tam bir cennetmiş 🙂 Bunların hepsini görecek vaktimiz ne yazık ki olmayacaktı ama fotoğrafını görür görmez heyecanlamama sebep olan Uvac Kanyonu'na ne yapıp edip zaman yaratarak gidecektim. Fotoğraflarını gördüğüm andan itibaren orada olmayı hayal ettim ve gerçekten şartları zorlayarak bu muhteşem kanyona gidebildim. Uvac kanyonuyla ilgili, Atlas dergisindeki kısa bir yazı dışında hiç Türk kaynak bulamamıştım, yabancı kaynak bile o kadar fazla değil zaten o yüzden her ayrıntıyı mümkün mertebe detaylı bir şekilde yazmaya çalışacağım. Uvac Kanyonu, Sırbistan'ın güney batısında, Belgrad'ın 250 km uzağında, Zlatibor dağı eteklerinde yer alıyor. Burası Boşnakların yoğun olarak yaşadığı Sancak bölgesi. Hava Yolu ile Ulaşım: Hava yolu ile bölgeye direkt ulaşma şansınız yok. Önce hava yolu ile, sonra da azımsanmayacak bir süre kara yolu ile gidiyorsunuz. Buradan Belgrad'a 2 saate yakın bir yol gittikten sonra araba kiralayıp 4 saatlik bir yolculuk yapıyorsunuz. Toplam yolda geçen süre 6 saat gibi görünse de uçak bekleme süreçleri vs derken girdisi çıktısı neredeyse kara yolu ile ulaşım kadar zaman harcıyorsunuz. Farklı ülkelerle bu gezinizi birleştirmeyi düşünürseniz, Saray Bosna'ya uçup oradan da yine yaklaşık 4 saatlik bir yol ile Seniçe'ye ulaşmanız mümkün. Kara Yolu ile Ulaşım: Bayram zamanı uçak biletleri pahalı oluyor malum. Malta seyahatimizin hemen sonrasına denk geldiği için hem daha hesaplı olması adına hem de uçakla gitmek de bir hayli zahmetli olduğundan ulaşım için kara yolunu tercik ettik. Bulgaristan üzerinden gittik ve güzergahımız; İstanbul, Kapıkule sınır kapısı, Plovdiv, Sofya, Gradina sınır kapısı, Niş, Novi Pazar ve Seniçe şeklindeydi. Molasız giderseniz 12 saat civarı bir yol sizi bekliyor, aslında mesafe olarak 900 kilometre civarı ama çok fazla virajlı yol gittiğiniz için hızınızı arttıramıyorsunuz. Biz Sofya tam ortada yer aldığı için orada bir gece mola verdik. Yeri gelmişken Bulgaristan ile ilgili bir uyarıda bulunmak istiyorum. Otoban için vinyet denilen bizdeki hgs tarzı bir stickerları varmış. Ben daha önce araçla yurt dışına çıktım diye kendime güvenip Bulgaristan için hiç ekstra araştırma yapmamıştım ve sınırda da kimse bizi uyarmadı. Haftalık 7 gibi bir ücret karşılığı herhangi bir benzinlikten alabiliyormuşsunuz aslında. Biz bilmediğimiz için almadık ve yollarda hiç kimse kontrol etmedi ama dönüşte sınır kapısında sordular, biz de kimse bize söylemedi dedik. Gümrük memuru aleni bir şekilde cezası 300 , vermek istemiyorsanız ruhsatın içine bir şeyler koyun dedi. Biz de 50 koyduk, pek beğenmedi ama geçmemize izin verdi. Aklınızda bulunsun, Bulgaristan'a kara yoluyla gittiğinizde mutlaka vinyet alın. Bu arada döndükten sonra araştırdığımda cezanın 150 olduğunu öğrendim. Sırbistan için böyle bir sorunla karşılaşmadık. Velhasıl, bir şekilde Seniçe'ye vardıktan sonra, Uvac'a gitmek için 5 kilometre kadar asfalt bir yol gidiyorsunuz, sonra toprak bir yola giriyorsunuz, yaklaştıkça yol bozuluyor ama alabildiğine yeşil vadilerin arasından geçiyorsunuz, inanılmaz keyifli. Biz maps. me uygulamasından Uvac diye girdik, dürbün işareti olan Molitva noktasını seçtik, seyir tepesine gitmek istiyorduk çünkü. Bir noktada arabanızı bırakmanız gerekiyor, oradan yürüyerek devam ediyorsunuz. Kanyonu değişik açılardan gören farklı seyir noktaları var, ben yalnızca bir tanesine gidebildim. \"Ben\" diyorum çünkü oğlumuz bütün gün uykusuzluk ve yorgunluk sonrası arabada uyuya kaldı o nedenle eşim oğlumla arabada bekledi. Uvac kanyonu, baraj yapımı sonrası vadiye dolan sularla ortaya çıkan mendereslerden oluşuyor. Çok nadir bir tür olan, koruma altındaki kızıl akbabaları burada görmeniz mümkün. Yaz sezonunda giderseniz Uvac gölünde tekne gezintisine çıkma şansınız var, 10-12 arası fiyatı olan 2 saat civarı süren bu gezintilerde sizi buzul bir mağaraya da götürüyorlar. Buzul mağaraya girecekseniz üstünüze kalın bir şeyler almayı unutmayın. Kaptanla baştan anlaşarak Veliki seyir tepesine çıkmak istediğinizi söylerseniz, aşağıda sizi bırakabiliyor ve siz yukarı kendiniz yürüyerek çıkıyorsunuz. Yalnız sonra dönüşü kendiniz halletmeniz gerekiyor olabilir. Ayrıca seyir teraslarına çıkmak için de jip ile turlar düzenleniyor. Ben Uvac'ı sadece Veliki'ye 2 km uzaklıktaki Molitva seyir terasından görme fırsatı buldum, ikisi kanyonu farklı açılardan görüyor. Bölgeye geliş amacımız farklı olduğu için bu saydığım aktivitelere vaktimiz yetmedi ama sırf burayı görmek için plan yaparsanız bu güzelliği her yerden görme şansını kaçırmayın kesinlikle. Yazının en sonunda farklı açıdan fotoğraflar da koydum, mutlaka bakın bayılacaksınız. Peşter Yaylası: Sancak bölgesinin en yüksek yaylası olan Peşter yaylası kışın yaşanan dondurucu soğuklar nedeniyle Balkanların Sibiryası olarak anılıyormuş. Eşimin dede toprakları tam buralarda yer aldığı için yaylalarda uzun zaman geçirebildik, gerçekten çok güzeldi. Biz Haziran sonunda gittiğimiz içi hava da harikaydı. Yaylanın çok yakınında Jari kayak merkezi bulunuyor, kışın gideceklerin aklında bulunsun. Tara Kanyonu: UNESCO koruması altındaki Durmitor Ulusal Parkında yer alan kanyon, 146 km uzunluğunda ve 1333m derinliğinde. Kolorado Kanyonu'ndan sonra dünyanın ikinci, Avrupanın ise en derin kanyonu burası. Trekking ve bisiklet severlerin yoğun ilgi gösterdiği kanyonda ayrıca zipline veya Tara nehrinde rafting gibi aktiviteler de yapabiliyorsunuz. Bajina Basta: Deina nehri vadisinde yer alan ve Bosna sınırına çok yakın olan bir kasaba. Bu kasaba bulunduğumuz yere 2 saat uzaklıkta olduğu için biz gidemedik ne yazık ki ama gerçekten çok görmek istediğim bir yerdi. Buranın meşhur olması, Drina nehri üzerinde bir kayalığa inşa edilmiş tek başına bir kulübenin fotoğrafının National Geographic'te yayınlanması sonrası olmuş. Hadzi Prodan Mağarası: Bu mağara, 1814 yılında, Türklere karşı başlattığı Sırp devrimi sırasında askerleri ve isyancıları buraya saklayan Hadzi Prodan Gligorijevic'in adını almış. Mağaranın girişi 1909 yılında inşa edilmiş ve baş melek Mikail'e ithaf edilen Adzijina Kilisesi ile gizlenmiş. Mağaranın tarihinin Neandertaller dönemine kadar uzandığı söyleniyor. Biz Seniçe'deki Borovi Otel'de kaldık ve suit oda için gecelik 50 ödedik. Otel fiyatına kahvaltı dahil ama sadece bir sabah kahvaltı edebildim, onda da bir peynirli omlet, bir sosis, reçel ve yeşil çay getirdiler. Çok fazla vakit geçirmesek de otelden memnun kaldık, temiz ve ferah bir otel. Bu otel Seniçe'nin merkezinde değil, tam merkezde kalmak isterseniz Hotel Lane'de kalabilirsiniz, konaklamadık ama orası da fena görünmüyordu. İki otel için de pek lüks beklentiniz olmasın. Biz sürekli akrabalarla birlikte olduğumuz için açıkçası hiç restoran keşfi yapamadık, sağolsunlar bizi bol bol doyurdular. 🙂 Ama Novi Pazar'dan Seniçe'ye geçerken mola verdiğimiz restoranı kesinlikle öneririm. Motel Ras Restoran Pazariste, aynı zamanda otel olan, oldukça geniş alana yayılmış bir mekan. Su kenarında yemyeşil büyük bir bahçesi ve içinde güzel bir çocuk parkı var. Yemekleri de çok lezzetliydi, kaymakta pişen rosto benim favorim oldu, şiddetle tavsiye ederim. Bu arada tesadüfen bulduk ama popüler bir yer sanırım çünkü restoranda Mirsad Türkcan ve ailesiyle karşılaştık, kalabalık bir grup olarak bayram yemeği yiyorlardı. Nerede yemelisiniz pek bilemesem de oralara gittiğinizde ne yemelisiniz ondan biraz bahsedeyim. Bir kere boşnak böreğinin hasını burada mutlaka denemelisiniz. Soka denilen kaymak ve biber turşusu ile yapılan boşnak mezesinin tadına bakmalı hatta biraz da eve almalısınız. Oraların eti çok leziz olur, seviyorsanız bol bol et yemelisiniz. Yunan salatasının biraz farklısı olan Sırp salatası Şopska da yemek yerken söylemeniz gerekenlerden. Bir de internetten doğrulama şansım olmadı, kaynak yok ama sanırım bu bölgede böğürtlen şarabı üretiliyor, soruşturmanızı öneririm. Biz dönüş yolunda farkl bir yoldan geçtik ve çok fazla böğürtlen bağı gördük, o yüzden öyle bir tahminde bulunduk. Bu arada biz siyah çaya denk gelmedik hiç, her yerde yeşil çay vardı. Çay seviyorsanız Türkiye'den giderken her ihitmale karşı yanınıza alın isterseniz. Harikaydı keyifle okudum inşallah bir gün gitmek be fotoğraflamak kısmet olur. harika bilgilerle bezenmiş bir yazı teşekkürler.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/07/31/kuzey-ege-gezisi-assos-ve-ayvalik-gezilecek-yerler", "text": "Kuzey Ege'yi baştan sona ilk keşfe çıktığımız zaman ilkokul 5. sınıftaydım. Sonra buralardan kopamadık ve her sene gelir olduk. Hem ailemle hem de arkadaşlarımla yolum bol bol bu taraflara düştü ve yıllardır tüm Kuzey Ege'yi keşfetme fırsatı buldum. Bu yaz da güncel bir yazı yazmak için Kaz Dağları, Assos, Ayvalık'ı tekrar gezdim ve mini bir Kuzey Ege rehberi hazırladım. Ulaşım benzerlik gösterdiğinden önce bu konudan ortak olarak bahsedip, daha sonra sırasıyla Ayvalık ve Assos notlarımı yazıyorum. Uçakla Ulaşım: En kısa yol Edremit'e uçakla gidip oradan araç kiralamak ya da toplu taşıma kullanmak. Koca Seyit Havalimanı'ndan Assos'a trafiğe bağlı olarak 1-1.5 saatte ulaşabilirsiniz, Ayvalık'a ise 40 dk içinde ulaşmanız mümkün. Otobüsle Ulaşım: Ayvalık'a büyük şehirlerden otobüsle direkt ulaşmak mümkün, İstanbul'dan Ayvalık'a otobüsle gitmek 8 saat civarı sürüyor. Büyük şehirlerden direkt Assos'a giden otobüs seferleri benim bildiğim kadarıyla bulunmuyor ama en yakın olarak Ayvacık veya Küçükkuyu'ya gidip, buralardan kalkan minibüslerle Assos'a ulaşabilirsiniz. Kendi Aracınızla Ulaşım: Kuzey Ege'yi doya doya gezebilmek, beğendiğiniz yerde durup oranın tadını çıkarabilmek için benim tavsiyem bu yöntem. Kendi aracınızla birkaç farklı şekilde gidebilirsiniz. Birinci yol Osmangazi köprüsünü kullanarak gitmek, bu şekilde hem Assos'a hem Ayvalık'a 5 saat gibi bir sürede varabiliyorsunuz. İkinci yolu sadece Assos ulaşımı için önerebilirim, Ayvalık için biraz uzak oluyor, Gelibolu ya da Çanakkale'den dolanmak. Bu yolu tercih ederseniz Gelibolu-Lapseki ya da Eceabat/Kilitbahir -Çanakkale arasındaki feribotlardan birini kullanmanız gerekecek, bu şekilde 6 saat gibi bir sürede Assos'a varırsınız. Son olarak varış sürenizi pek etkilemese de araba kullandığınız saati oldukça azaltan Yenikapı-Bandırma feribotunu kullanabilirsiniz. Sarımsaklı Plajı: Su tertemiz, sığ ve kumluk yani özellikle çocuklu aileler için harika. Bölgenin genelinde olduğu gibi burada da su biraz soğuk. Sıra sıra tesisler dizilmiş ama aslen burası halk plajı. Şemsiye ve şezlong kiralarsanız ücret ödüyorsunuz ama isterseniz tesisin önüne kendi havlunuzu serip takılabiliyorsunuz. 2 şezlong + şemsiye fiyatı 25 TL.(2017) Sabahtan gitmenizi tavsiye ederim, öğleden sonra çok kalabalık oluyor. Patriça Koyu: Cunda'da denize girmek için en güzel yer burası sanıyorum, yalnız yolu biraz bozuk. Cunda merkezden 15-20 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Buranın da denizi kum ve sığ ayıca Sarımsaklı'ya göre biraz daha sıcak. Burada farklı bütçelere hitap eden tesisler bulmak mümkün. Çataltepe Plajı: Burası Cunda'nın halk plajı, bu nedenle Cunda'da denize girebileceğiniz diğer yerlere göre fiyatlar daha uygun. Deniz kum çakıl karışımı. Ortunç Koyu: Ben hiç gitmedim ama Cunda'en çok övülen ve bilinen yerlerinden. Bodrum ve Çeşme'deki beachler ayarında bir mekan olan ve Cunda'daki en pahalı özel plaj olduğu söylenen Ortunç Beach burada bulunuyor. Ada camping isminde farklı konseptte bir mekan da burada yer alıyor. Şeytan Sofrası: Sarımsaklı'dan Ayvalık'a doğru giden yol üzerinde yer alan kayalıklara çıkmanızı öneririm. Efsaneye göre cennetten kovulan şeytan kaçarken bir adımını bu noktaya atmış. Ayvalık'tan Midilli'ye kadar uzanan manzara eşliğinde güneşi batırabilirsiniz. Ayvalık adalarından yerleşime açık olan tek ada. Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü Alibey Adası olarak da bilinen Cunda ile Ayvalık arasında inşa edilmiş. Cunda'nın sokakları oldukça renkli, biraz Alaçatı'yı, biraz Bozcaada'yı andırıyor. Taksiyarhis Kilisesi Rahmi Koç Müzesi: Cunda'daki kiliselerin en büyüğü. 1873 yılında inşa edilen kilise, Rahmi Koç'un katkıları ile restore edilerek müze haline getirilmiş. Yel Değirmeni Sevim-Necdet Kent Kitaplığı: Cunda'nın en güzel manzarasına sahip Aşıklar tepesinde yer alan Değirmen, eskiden bir şapelmiş ve Rahmi Koç Vakfı'nın katkılarıyla günümüzdeki haline getirilmiş ve daha sonra Muhtar Kent'in kitaplarını bağışlamasıyla kütüphane olmuş. Eski adıyla Yeniçarohori yeni adıyla Küçükköy, ilk olarak 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Midilli'yi fethetmesiyle doğmuş bir köy. Fatih, adayı kontrol etmek için Midilli'ye yakın bir konumda yer alan bu köye destek amaçlı yeniçerileri yerleştirmiş. Daha sonra bölgeye yerleşen Rumlar, köye yeniçeriler köyü anlamına gelen Yeniçarohori ismini vermişler. Günümüzde bile evlerden çıkan tuğlalarda bu isme rastlanmaktaymış. Zamanla buraya Küçükköy denilmiş. Rumların köyü boşaltmasından sonra buraya Karadağ'dan gelen Boşnaklar yerleşmiş. Günümüzde köyde yaşayan halkın çoğunluğunu Boşnaklar oluşturuyor, biraz Midilli'den gelenler ve biraz da Serezliler var. Tabi bir de sonradan gelip köye yerleşen değerli sanatçılar. Son yıllarda ülkemizde köylerin dönüşümüne çok şahit olmaya başladık. Küçükköy'ü dönüşüme uğrayan diğer köylerden ayıran başlıca özelliği sanat galerileri. Kendinizi Avrupa'da bir köyü geziyormuş gibi hissediyorsunuz. Türkiye'nin farklı yerlerinden gelen sanatçılar burada atölyeler kurmaya, galeriler açmaya başlamış. Şu anda daha çok bir sanat köyü olarak öne çıksa da hedefler arasında aynı zamanda bir bilim köyü olmak da var. Bunun için de çalışmalar başlamış. Simay Dinç ve Eray Dinç kardeşlerin kurduğu Dijital İnkübasyon Merkezi Türkiye'de bir ilk. Kıraarthane adını verdikleri merkezde dijital sanatlar alanında fikirler üretilip geliştiriliyor. Bu platformda oluşturulan ilk ürün olan \"Recontact: İstanbul\" isimli mobil oyun, bu sene 34 ülkeden 100'ü aşkın projenin yarıştığı Los Angeles New Media Film Festivali'nde ödül almış. Kent Müzesi: Köy meydanında eskiden Ayiu Athanasiu Kilisesi olan bir cami var. Caminin avlusundaki tarihi yapı Kent Müzesi olarak değerlendirilmiş. Küçükköy halkının Büyük Balkan Göçü sırasında yaşadıkları hüzünlü anılara ait eşyaları toplamışlar ve müzede sergileyerek genç kuşakların aydınlatılmasını amaçlamışlar. Bu müzeyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Sanat Galerileri ve El Sanatları Atölyeleri: Köydeki sanat galerilerini ve atölyeleri mutlaka gezin derim. Gerçekten yüksek standartlarda çok başarılı yerler yapmışlar. Görebildiğim sanat galerileri arasında benim favorim Artura oldu. Su kabağından yaptıkları birbirinden güzel lambalarla Yasemin Kabbak Evi de el sanatları atölyesi olarak dikkat çekici. Küçükköy'e geldiğinizde yapabileceğiniz farklı aktivitelerden biri de çevresinde bulunan tuzlalara inen Rosa Türü flamingoları izlemek olabilir. Bunların dışında tabi ki sokaklarda kaybolup bol bol fotoğraf çekin. Bir de caminin hemen arkasında el işleri ve yöresel yemekler satan köylü kadınlardan alışveriş yapın. Ayna Cunda: Kapısında \"yeme, içme, oturma yeri\" yazan Cunda'nın en iddialı mekanlarından. Günün her öğünü için değerlendirebilirsiniz. Bay Nihat: Cunda'nın en eski ve en ünlü restoranlarından biri. Yalnız ününden dolayı oldukça kalabalık oluyor, yer bulmakta zorlanabilirsiniz. Taş Kahve: 150 yıllık tarihiyle Cunda'nın sembol yerlerinden biri. Ada'da kahve için adresiniz burası olmalı. Kafanaki Mutfak: Akşam yemeği için renkli detaylarla dolu, insanın içini açan dekoru ve zengin çeşitte mezeleriyle göz dolduran bu mekana gidebilirsiniz. Bosanska Pita: Köy meydanındaki Boşnak börekçisi. Porsiyonu 5 TL olan böreğinizi söyleyip dükkanın karşısındaki ağaçların gölgesinde biraz dinlenmenizi tavsiye ediyorum, kıymalı ve patlıcanlı börek bizim favorilerimiz. Artura Cafe&Bistro: Gezmekten yorulunca soğuk bir şeyler içip mola vermek için daha önce galerisinden bahsettiğim Artura'nın Cafe&Bistro'sunu öneririm. Galerinin ağaçlar altındaki avlusunda çok güzel bir hava yaratmışlar, buraya da mutlaka uğrayın. Coffee Shelter: Kahve severler için de hemen bir güzel haber vereyim. Bozcaada'nın ilk üçüncü dalga kahvecisi olan Coffee Shelter, 1.5 ay önce burada da yeni bir mekan açmış, mini dükkanın dekorasyonu da çok güzel olmuş. Bu sene evde kalmayı tercih edenler çoğunlukta olduğu için airbnb'den bu bölgede kendi favori listeme eklediğim evleri sizinle paylaşmak istedim. Ladiva Butik Otel: Küçükköy'ün konumu çok iyi. Pırıl pırıl deniziyle Sarımsaklı plajı köyün sadece 3 km uzağında yer alıyor. Ayrıca köy Cunda'ya 15 km, Ayvalık'a 7 km uzaklıkta. Köyün uzun uzun tadına varmak ve kalabalıklardan uzak huzurlu vakit geçirmek için burada konaklayıp çevre yerleri istediğiniz zaman gezebilirsiniz. Köyde görebildiğim kadarıyla birkaç tane butik otel bulunuyor, ben sadece burayı gezme fırsatı buldum. Altı odadan oluşan, her köşesini fotoğraf çekmek isteyeceğiniz, oda kahvaltı şeklinde hizmet veren bir otel. Şuradan rezervasyon yapabilirsiniz. Mola Cunda: Dekorasyonu, lokasyonu ve servis kaliyesiyle Cunda'nın en iyi otellerinden biri. Otel çok merkezi bir yerde, ayrıca hem bahçesinde bir serinleme havuzu var hem de kendine ait bir plajı bulunuyor. Rezervasyon için tık tık. Macaron Konağı: Ayvalık merkezde konaklamak için güzel bahçeli bu tatlı butik oteli tercih edebilirsiniz. Sahipleri konağın orijinaline sadık kalarak çok güzel dekore etmişler. Kahvaltı için ekmeklerini kendileri yapıyorlar. Rezervasyon için adres şurası. Sivrice Koyu: Kalabalıklardan sıkılıyor ve pırıl pırıl bir deniz arıyorsanız bu bakir koy tam size göre. Burada pek tesis yok, dolayısıyla hafta sonu gittiğimiz zaman bile pek insan olmuyor. Tüm gününüzü rahatlıkla burada geçirebilirsiniz. Bizim girdiğimiz yer taşlıktı ama ileride kumluk alan da varmış. Şezlong ve şemsiye için ücret yok, bir şeyler yiyip içmek isterseniz onları ödüyorsunuz sadece. Kadırga Koyu: Assos'un en meşhur plajlarından biri burası. Uzun taşlık plaj boyunca farklı bütçelere uygun otel ve campinglerin tesisleri bulunuyor. Pek çok restoran da yine burada yer alıyor. Antik Liman: Buradaki tesisler deniz tahtadan büyükçe iskeleler yapmışlar ve üzerine şezlong koymuşlar. İskeleden atlayarak veya merdivenle denize giriyorsunuz. Denize girmek için en çok tercih edilen yerlerden biri de burası. Assos, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı bir köy. Ulaşımın biraz zahmetli olması dolayısıyla çok bozulmadan sakinliğini koruyabilmiş. Behramkale: Antik kentin surları içinde gelişmiş olmasından dolayı sit alanı olan Behramkale bozulmayan sakin köylerden biri. Köydeki binalar ancak kurul izniyle restore edilebiliyormuş. Hüdavendigar Köprüsü buradaki görülmeye değer yapılardan biridir. Sokaklarındaki hediyelikçileri gezip yöresel ürünler almayı unutmayın. Assos Antik Kenti ve Athena Tapınağı: M. Ö. 6. yüzyılda kurulan kent günümüze kadar gelebilmiş antik dönem şehirlerindendir. Kentin en yüksek noktasında Zeus'un kızı Athena'ya ithafen yapılmış tapınaklar bulunmaktadır. Tapınağa gün batımı zamanı gidip güneşi burada batırmanızı tavsiye ederim. Giriş müze kart ile ücretsiz, normalde 10 TL. Yazın kapanış saati 20:00, kışın ise 17:00. Adatepe ve Yeşilyurt Köyleri: Assos'a gelmişken vaktiniz varsa mutlaka biraz yakın çevreyi de gezin. Küçükkuyu'ya bağlı halen bakirliğini koruyan iki köy var; Adatepe ve Yeşilyurt. Gittikçe gelişip popülerleşiyorlar, çok bozulmadan buraları gezmenizi öneririm. Daha fazla detay için Adatepe ve YeşilYurt Gezi Notlarımı okumanızı öneririm. Muammer Can'ın Yeri: Sivrice koyunda, önünden denize de girebileceğiniz salaş bir balıkçı. Balık, kabak çiçeği dolması ve ege otlarıyla hazırlanmış birkaç mezeden oluşan sade bir menüsü var. Fiyatlar uygun ve ortam çok sakin. Etem İle Aslı: Sivrice Koyu'nda en çok önerilen restoran burası. İstanbul'daki kurumsal hayatlarını bırakıp buraya yerleşmişler ve eski bir köy kahvesini tatlı bir restorana çevirmişler. Günün hangi saati giderseniz gidin rezervasyon yapmanızı bekliyorlar. Assos Club Beyaz: Kadırga koyunda deniz kenarında yemek için en güzel yerlerden biri. Burası aynı zamanda otel ve zeytin ağaçları içinde odaları var. Uzun Ev: Assos antik limanda denize karşı bir rakı balık yapmak isterseniz burası tercih edebileceğiniz bir mekan. Dondurma için Yahya Usta Assos Dondurmacısı'na uğramayı ihmal etmeyin. Karadutlu ve bal bademli dondurma buraların öne çıkan lezzetleri. Maksimum huzur için tavsiyem Behramkale'de konaklamanız. Denize girmek ve etrafı gezmek için mutlaka araca ihtiyacınız olacak ama burada gerçekten dinlendiğinizi hissedeceksiniz. Nar Konak: Behramkale köyün merkezinde şirin bir butik otel. Ben konaklamadım ama güzel görünüyor, bir de Tripadvisor'da onlarca yorum arasında tek bir negatif tecrübe yok. Herkes hem otelin kendisinden hem de sahiplerinin ilgisinden çok memnun ayrılmış. Rezervasyon için tık tık! Idasos Taş Odalar: Uzun yıllar önce burada konaklamış ve çok memnun kalmıştım, bu gidişimde halen hizmet verdiklerini görünce sevindim. Avlusu çok keyifli, aile ortamında huzurlu bir tatil için tavsiye ederim. Şu adresten rezervasyon yapabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni facebook ve instagramdan da takip edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/08/11/mevsimlere-gore-seyahat-rehberi-sonbaharda-hangi-ayda-nereye-gidilir", "text": "Sizlerden sık sık gidilecek rota önerisi isteyen mailler alıyorum. \"Eylül ayında yurt dışında denize girebileceğimiz bir yer arıyoruz, nereyi önerirsiniz?\", \"Kasım ayında Avrupa'da nereyi tavsiye edersiniz\" gibi sorular oluyor bunlar. Ben de mevsimlere ve aylara göre nereye gidilir gibi sorular soranlar için toplu bir yazı yazmaya karar verdim, \"Sonbaharda nereye gitsek\" sorusunu soran herkese umarım fikir verir. 😉 Sonbahar aylarında nereye gidilir? Sonbaharda Türkiye'de nereye gidilir? Sonbaharda yurt dışında nereye gidilir? sorularına bu yazımda cevap vermeye çalışacağım. Sonbaharda Türkiye'de gezilecek en güzel yerler ve sonbaharda yurt dışında gezilecek en güzel yerler için buyurun size sonbaharda gezilecek yerler rehberi. Ülkemizden direkt uçuşların başlamasıyla oldukça popüler hale gelen Sicilya, eylül ayında yurt dışında tatil yapmak için en ideal yerlerden biri. Adanın en hareketli bölgesi Taormina biraz Bodrum ve Alaçatı'ya benzetilebilir, sokaklarında kaybolmayı ihmal etmeyin. Palermo'da The Godfather filminin çekildiği yerleri keşfedebilirsiniz. Denize girmek için Cefalu'daki koyları değerlendirebilirsiniz. Catania'daki Etna yanardağı da mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Hem deniz hem kültür tatili için ideal bir ada Sicilya. Kendi tecrübelerimizi yazdığım Sicilya Gezi Rehberi'ni okumayı unutmayın. Ekim ayında havanın hala güzel olduğu hatta denize girebileceğiniz yakın bir yere gitmek isterseniz adresiniz Malta. Akdeniz'in bu güzel adası tertemiz turkuaz suların yanı sıra tarihi dokusu, kültürü ile de eminim çok hoşunuza gidecek. Başkent Valletta'nın cumbalı evleri, Mdina'nın tarih kokan dar sokakları, Marsaxlokk'un renkli balıkçı kayıkları Malta'ya dair aklımda en çok yer eden şeyler. Game of Thrones fanları dizinin bazı bölümlerinin çekildiği yerleri görme fırsatı da bulacaklar. Buraya kadar ilginizi çektiyse Malta notlarıma mutlaka göz atın. Siz yaz hakkında ne düşünüyorsunuz bilmem ama ben tam bir yaz aşığıyım, sürekli yazı yaşayan ülkelerden birinde yaşamayı çok isterdim. Siz de kışın yaz diye ağlayanlardansanız, herkes soğuktan donarken sıcak havanın tadını çıkarmak istiyorsanız Tayland tam size göre. Plan yaparken dikkat etmeniz gereken tek şey hangi adalarda muson yapmurları olduğu. Benim araştırdığım kadarıyla Phuket, Phi Phi, Krabi ve çevresi için Kasım ayı en güzel dönemin başladığı ay, gönül rahatlığıyla buralara seyahat planlayabilirsiniz. Sonbaharla ilgili tek sevdiğim şey sanırım doğanın büründüğü renkler. O yüzden size sonbahar için önereceğim yer bu renk cümbüşünü en muhteşem şekilde görebileceğiniz Yedigöller. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler tam bir görsel şöleni yakalayabilirler. Çadırınızı, uyku tulumunuzu alın ve o dev ormanın içinde bir kamp yapın, günlük hayatın stresinden sonra bundan daha güzel bir terapi düşünemiyorum. Daha önce tüm aylara göre gidilebilecek yer önerileri verdiğim Hangi Ayda Nereye Gidilir? yazısına da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/08/23/uzun-sureli-vize-alma-ipuclari", "text": "Avrupa seyahatlerimizi kısıtlayan, 'nun önlenemez yükselişiyle bir olup bizi Avrupa'ya gitmekten soğutan vize alma süreci, aslında sanıldığı kadar da sancılı bir süreç değil. Evet vize almak zorunda olmasak çok güzel olurdu ama madem buna zorunluyuz, o zaman uzun süreli schengen vizesi nasıl alınır, uzun süreli vize almanın yolları neler bulmalıyız. İtiraf ediyorum ben bir dönem vize olayını kendimce protesto edip iki seneye yakın sadece vize istemeyen ülkelere gittim. Ama sonra azmettim daha uzun süreli vize almak için yöntemler denemeye başladım. Vize konusu pek çok yerde yazıldı çizildi ama yine de sorular gelmeye devam ediyor. Şimdiye kadar hiçbir ülkeden vize reddi almadım ve vizelerim minimum altı aylıktı. Önceki vizemin 1 yıllık Schengen vizesi olması, son vizemin de 2 yıllık Schengen vizesi olarak çıkması sonucu sanırım ben bu işi doğru yapıyorum dedim ve sorulara toplu cevap olması açısından ben de birkaç tavsiye yazmaya karar verdim. İki yıllık vizemle kendimi şu anda adeta Avrupa Birliği vatandaşı gibi hissediyorum, gerçekten büyük kafa rahatlığı sağlıyor. 🙂 Hızlı ve uzun süreli vize almak ile ilgili bildiğim ne varsa yazacağım. Tecrübelerime dayanarak, en kolay Schengen vizesi nasıl alınır, en hızlı vize veren ülkeler hangileridir, en uzun süreli vize veren ülkeler hangileridir, vizeye başvururken nelere dikkat etmek gerekir hepsini anlatmaya çalışacağım. İlk defa yurt dışına çıkacaksanız, şu yazıdaki tavsiyelerimi okumadan plan yapmayın. Öncelikle adım adım Schengen vizesi başvurusu nasıl yapılır onun üzerinden bir geçelim. Ben şimdiye kadar direkt konsolosluktan vize hiç almadım, o yüzden o şekilde başvuru sürecini bilmiyorum. Konsoloslukların çalıştığı iDATA, VFS Global, Kosmos gibi aracı kurumlar ile vize aldım, o yüzden buna göre anlatıyorum. Pasaportunuz yoksa önce pasaport başvurunuzu yapın. Pasaportunuz varsa başvuracağınız ülke seyahat tarihinden itibaren ne kadar istiyorsa o kadar süre geçerliliği olduğunu kontrol edin. Bu şirketler birden fazla ülke için çalıştıklarından web sitesi üzerinden gideceğiniz ülkeyi seçerek randevu alıyorsunuz. Sonra yine web sitesinde yer alan başvuru formunu dolduruyorsunuz. Hangi vize türüne başvuracaksanız o vize için gereken evrakları hazırlıyorsunuz, aşağıda maaşlı çalışanlardan turistik vize için istenen evrakları da paylaştım. Randevu saatinizde vize başvuru merkezine giderek işlemlerinizi yapıyorsunuz. İlk başvurunuz ise bazen konsolosluk başvuran kişi ile görüşmek isteyebiliyor, bir kez de konsolosluğa gitmeniz gerekebilir, aklınızda bulunsun. Online olarak vizenizin hangi aşamada olduğunu takip edebiliyorsunuz. Pasaportunuzu ister adresinize kurye ile teslim istiyorsunuz, isterseniz mesaj geldiğinde kendiniz giderek alıyorsunuz. Bu süreçlerle kendiniz uğraşmak istemiyorsanız, ek bir bedel ödeyerek turizm acentalarından size vize almalarını isteyebiliyorsunuz. Her halükarda gerekli evrakları kendiniz toplamak durumundasınız. İşe başlayana kadar yeşil pasaport sahibi olduğum için öğrencilerin vize koşullarını bilmiyorum. İş yeri aracılığı ile hiç vize almadığım için ticari vize hakkında da bilgi sahibi değilim. Sadece maaşlı çalışanlar için turistik vize alırken gerekli evraklara hakimim, o yüzden onlardan bahsedeceğim. Pasaport: Talep edilen vize bitiş tarihinden sonra en az 90 gün geçerliliği olan pasaport. Güncel pasaportta ve varsa eski pasaportlarda kişisel bilgilerin ve vizelerin bulunduğu sayfaların fotokopisi. Kimlik Fotokopisi: Üzerinde TC vatandaşlık numarası bulunan nüfus cüzdanının fotokopisi. Yabancı uyruklular için TC makamları tarafından verilmiş oturma izninin fotokopisi. Başvuru Formu: Başvuru sahibi tarafından doldurulmuş, ilgili yerlerdeki kutucukları imzalanmış, tarih atılmış Schengen vizesi başvuru formu. Biyometrik Fotoğraf: Açık renk fonlu, ebatları ülkelere göre değişiklik gösterebilen 2 adet biyometrik fotoğraf. Seyahat Sağlık Sigortası: Planlanan yolculuk süresini kapsayan, en az 30.000 Euro teminatlı seyahat sağlık sigortası. Vize Harcı : Vize harç bedeli aracı kurum ofislerinde nakit olarak ödeniyor. Schengen vize ücreti yetişkinler için 60 , 0-12 yaşa arası çocuklar için ücret istenmiyor ama yaştan bağımsız herkes için başvuru merkezine servis ücreti veriyorsunuz. Bu da merkezine göre değişiyor; VFS 26 , iData 29 , Kosmos 84 TL ücret talep ediyor. İşlemlerinizi daha hızlı halletmek için VIP servis tercih edebiliyorsunuz ama bu servisin fiyatları biraz yüksek. Bu arada pasaportunuzun adresinize gönderilmesini istiyorsanız 10 gönderim ücreti talep ediliyor. Vizeniz reddedilirse vize ve servis ücreti iade edilmiyor, bilginiz olsun. Rezervasyon Bilgileri: Seyahat tarihleri aralığındaki uçuş ve otel rezervasyonlarının çıktıları. Maddi Gelir Evrakları: Banka şubesi tarafından kaşelenmiş ve imzalanmış son üç aylık hesap dökümü, size ait ruhsat ve tapular. Bu evrakları şirketinizin insan kaynaklarından istediğinizde vereceklerdir ama sizin için de bir kontrol listesi olsun. Çalışma ve İzin Belgesi: Şirketin antetli kağıdı üzerinde çalışanın görevini, işe giriş tarihini, izin süresini belirten, kaşeli ve imza yetkilisi tarafından imzalanmış bir yazı. İmza Sirküleri: Şirkete ait imza sirkülerinin, şahıs şirketlerinde imza beyannamesinin fotokopisi. Faaliyet Belgesi: Şirkete ait, faaliyet belgesi ya da esnaf/ziraat odası kayıt belgesi veya mesleki oda kaydı evrakı, ticaret odası kaydı. Ticaret Sicil Gazetesi: Faaliyetin güncel yapısını gösterir Ticaret Sicil Gazetesi fotokopisi ibraz edilmelidir. Çalışma Evrakları: İşe giriş bildirgesi, son üç ayın kaşeli ve imzalı maaş bordroları ve tüm hizmet geçmişini gösterir barkodlu 4a hizmet dökümü. Tatil zamanlarına ve yoğunluk durumuna göre değişmekle birlikte genelde iki üç gün gibi kısa sürede vize veren ülkeler var. Fransa, İtalya ve Yunanistan benim favorilerim. Son iki vizemi İtalya ve Fransa'dan aldım. Oğlumun iki vizesini de Yunanistan'dan aldım, hatta son aldığımda bayram üzeriydi, yoğunluktan ben gecikmiştim ama onlar gecikmedi ve vizesi hemen çıktı. Bu arada, çocuğa Schengen vizesi nasıl alınır diye araştıranlar bebekle seyahat hakkındaki kapsamlı yazıma bakabilirler. Hiçbir ülke için oraya başvur sana kesin 1 yıl vize verirler diyemem. Ama istatiksel olarak İtalya ve Fransa en uzun süreli vize veren ülkeler arasında başı çekiyor. Yukarıda bahsettiğim üzere bunlar aynı zamanda çok kısa sürede işlemleri tamamladıkları için bence ne yapıp edin vizeye bu iki ülkeden birinden başvurun. Burada sizi uyarmak istediğim bir konu var yalnız; Fransa vizenizi onaylandığı tarihten itibaren başlatıyor, seyahatinizden çok önce başvurup da sonra boşa geçen zamanlara üzülmeyin. Ben o aradaki fırsatları da değerlendirim diyorsanız ne ala. 😀 İtalya, seyahat tarihinizden itibaren başlatıyordu en son, bu konuda değişiklik olmamıştır diye düşünüyorum. Bu arada, Almanya ve Hollanda'nın iş için yapılan başvurularda oldukça uzun süreli vize verdiğini çevremdeki arkadaşlarımdan duymuştum. - Belgeleriniz tam olsun - Ülkenize geri döneceğinize dair kanıtlarınız olsun Ülkenize döneceğinizin en önemli kanıtlarından biri belli bir süredir bir iş yerinde çalışıyor olmak. Eğer çalışmıyorsanız ya da işe yeni girdiyseniz uzun süreli vize almak pek mümkün olmayabilir. Ben hesap detaylarımı verirken birikim hesabı değil mutlaka maaş hesabı dökümünü alıyorum. Maaş hesabımda hiç para yokken bile başvurduğum oldu ve vizem çıktı. Oysa hesabında 50 bin TL civarı para olup yeni iş değiştiren arkadaşımın başvurusu reddedilmişti. - Vize aldığınız ülkeye vize süreniz boyunca en az bir kere giriş çıkış yapın Aslında ilk giriş yaptığınız ülkeden vize almanız en mantıklısı ama ilk giriş yaptığınız ülke vize verme konusunda cömert bir ülke değilse bu kural ihlal edilebilir bence. Hatta itiraf ediyorum ben sürekli başka ülkelerden alıyorum, şimdiye kadar da problem çıkaran olmadı. Yalnız vize aldığım ülkeye mutlaka bir gir çık yapıyorum, yoksa yeniden oraya başvurduğunuzda vizenizi kısa tutabiliyorlar. - İleri tarihli planlanmış seyahatiniz varsa rezervasyonlarınızı dosyaya ekleyin Ben başvuru formunda bulunacağınız ülkeler kısmına mutlaka doluşturuyorum bütün planladığım ülkeleri, bir de alınmış uçak bileti filan varsa onları da koyuyorum. Yani daha üç beş seyahatim var gitmeceli gelmeceli, ülkenize kaçacak olsam ilk seferde kaçardım, bu biletlere niye masraf yapayım mesajı veriyorum kendimce. 🙂 Bence işe yarıyor. Neredeyse her yazdığım yurt dışı yazısına gelen \"burası Schengen vizesi istiyor mu\" sorusuna da toplu bir yanıt vermek istiyorum. Schengen bölgesindeki ülkeler: Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Lihtenştayn. Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya gibi ülkelere de kendilerine özel vizeleri olmasına rağmen Schengen vizesi ile girebiliyorsunuz. Uzun süreli vize almak ile ilgili blog yazılarında sürekli okuduğum bazı taktikler var ki kendi tecrübelerime dayanarak aslında vizenin uzun verilmesiyle pek ilgisi olmadığını düşünüyorum, bunlardan da bahsetmeden edemeyeceğim. - \"Dilekçe verip uzun süreli vize isterseniz Schengen vizeniz uzun süreli olur.\" Bence bu hiç işe yaramıyor, görevlilerin dilekçeleri okumaya vakitleri olduğunu bile sanmıyorum. Seyahatlerinizin çok olduğundan bahsedip uzun süreli vize istemeniz tavsiye ediliyor. Ben bu tavsiyeyi okuyup dilekçe yazdığım zaman 6 aylık Schengen almışken, dilekçe yazmadığım son iki vizem 1 yıllık ve 2 yıllık olarak çıktı. Yani siz çok istiyorsanız hobi olarak yine dilekçenizi yazın ama vizenizin bu sayede uzun verileceğini hayal etmeyin. - \"Seyahat sigortanızı uzun yaptırırsanız vizeniz uzun süreli alırsınız\" Yine kendimden biliyorum bunun da etkisi pek olmuyor. Seyahat sigortasını yaptırmak kendiniz için kesinlikle faydalı ama vize süresi için çok etkileyici değil bence. Yukarıda yazdığım, dilekçe ile yaptığım başvurumda yanına bir de 1 yıllık seyahat sigortası yaptırmıştım ve 1 sene çıkacağına kesin gözüyle bakıyordum ama 6 aylık vize çıktı. Sonrakilerde ilk seyahatimin süresi kadar sigorta yaptırdım ve ilkinde 1 yıllık Schengen vizesini, ikincisinde de 2 yıllık Schengen vizesini kaptım. Sigortanızı kısa yaptırın demiyorum hatta bilakis kendi yararınıza uzun yaptırın sadece vize için buna bel bağlamayın diyorum. 😉 Schengen vizenizi alıp bütçe dostu bir seyahat planı yapmak için Seyahat için Bütçe Oluşturmak ve Ucuza Gezmenin Yolları yazımı okumalısınız. Schengen vizeniz ile gidebileceğiniz güzel yerlerden bazıları için aşağıdaki yazılarımı okuyabilirsiniz. Kopenhag Gezi Rehberi: Ucuz Bir Kopenhag Seyahati Mümkün! Sonuç olarak, uzun süreli vize almanın kesin bir yolu olmasa da, benim çıkarımlarıma göre ara sıra yurt dışına çıkıyor, vizeyi aldığınız yere en azından bir kere uğruyor ve düzenli bir çalışan olduğunuzu ispatlayabiliyorsanız Schengen süreniz kesinlikle gitgide uzuyor. Merhaba, maalesef o risk var çünkü ben de işten ayrıldığım dönem sadece seyahat süresi kadar verdiler. Hemen iş bulmanız çok anlamlı olur mu bilmem çünkü iş değiştirdikten sonra kısa vizeyi bırakın vize dahi alamayan arkadaşlarım oldu. 🙁 siz yüne de şansınızı deneyin, belki SSK geçmişinizin uzunluğu etkili olur. Bende ilk Isveç schengen vizesine başvurduğum zaman 1 aylığın verdiler. Türkiye ye geri geldim bu sefer Danimarka vizesine başvurdum elçilik beni 5 dakika mülakata çağırdı 3 aylığına verdiler. Merhaba, tecrübenizi paylaştığınız için çok teşekkürler. Son dönem biraz daha sıkı tutuluyor gibi vize işleri. sanırım siyasi gündemin etkisinden dolayı. gördüğüm kadarıyla benimle aynı durumu yaşayan da çok. saygılar. Merhaba. Bende bu konuyla ilgili deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Yaklaşık 8 yıldır Avrupa ülkelerine giriş çıkış yapıyorum senede 3 kez. Almanya bu konuda en sıkı olan ülkelerden birtanesi ve ben bu ülkeden 2 yıllık vize almayı başardım. İşin sırrı sizlersiniz sizin şartlarınız. uzun süreli bir işiniz varsa gelir durumunuz iyi ise ve seyahatlerinizde problemsiz giris çıkış yaptıysanız onlara duzgun bir profil çizebilirseniz açılması en zor kapılar bile açılıyor. merhabalar, seyahat etmeden önce mutlaka yazılarınızı okuyorum:) ve yine fransa vizesi için deneyimlerinizden faydalanmak istedim. her şey çok açıklayıcı ve bilgilendirici olmuş öncelikle bunun için çok teşekkür ederim kafamdaki bir çok soru aydınlanmış oldu 🙂 sadece bir konuda takıldım fransa vize evraklarıyla ilgili yazan yazıda evrakların ingilizce veya fransızcaya çevirilmesi gerektiği yazıyor, siz tercüme ettirmiş miydiniz? çünkü banka dökümleri, tapular ya da çalıştığımız kurumdan aldığımız yazılar sadece türkçe. beni bu konuda bilgilendirirseniz çok memnun olurum. Elelrinize sağlık ve emeğinize çok teşekkür ederim. Yararlı bir bilgi olmuş. Bu arada ben de Fransa mı İtalya mı diye düşünüp araştırırken buldum yazınızı. Not: Aslında vizeyi schengen için alıyorum ve Fransa veya İtalya'dan sonra Bulgaristan'a kısa süreli bir iş gereği gitme niyetim var. Uzun süreli alırım umarım. İlk vize başvurum Yunanistan oldu, eşim ve ben emekliyiz, iş yerim var, çalışanlarım var, tüm belgeler tamam ve en uzun Yunan'da kalacaktım Araçla gideceğim için İtalya'ya oradan Bulgaristan dönüşüne kadar tüm rezervleri verdim ve vizeyi alana kadar iptal etmedim, multi işaretlememe rağmen 1 ay içinde rezervasyonlarım kadar olan 12 günlük tek giriş verdiler, sen kardeşim Yunanistan'ı gez dediler 🙂 peki dedik. Sizin kadar şanslı değilmişiz. Bunları niye yazdığıma gelirse; belki bazılarına faydası olur başınıza böyle şeyler de gelebilir, diye düşündüm. Merhaba, paylaştığınız için teşekkürler. Sanıyorum son dönemde tatil günü kadar vize verme durumu sıklaşmaya başladı. Biraz siyasal ve ekonomik durumla da alakalı olarak dönemsel gibi geliyor. Araçla veya uçakla gitmenizde sorun olacağını düşünmüyorum, vizede bunu belirten bir yer yok. Zaten araçla daha çok evrak istiyorlardı hatırladığım kadarıyla, sonraki başvuruda sorun çıkarmaları için de sebep yok o yüzden. merhaba, ben vizeden ayrı yeşil pasaport olayına takıldımm. Benim de yeşil pasaportum vardı ve 25 yaş sınırına kadar kullanabildim ayrıca bir yerde de çalışmıyorum, ögrenciyim. Sizin hala yeşil pasaportunuz mevcut mu ve yaşınız kac? Teşekkür ediyorum. yorumunuz için ben teşekkür ederim, sevgiler. Yazınızı okudum. Her şeyi çok güzel anlatmışınız. Sizin belirttiğiniz iki noktayı ben de biraz açmak istiyorum. Daha önce iki kez İspanya vizesi aldım üçer aylık idi. Bu sene canım Almanya'yı görmek istedi. Başvurumu da o ülkeden yapayım dedim. Seyahat sürem toplamda 9 gün olacak şekilde programımı yaptım. Ev tapusunun fotokopisini ve banka hesap dökümünü verdim başvuru sırasında verdim. Hesabımda arkadaşınızınkinden fazla para vardı. Ve bu para 3 aydır hesapta idi. Uzun vize almak için epey forumları karıştırdım. Orada, bir tanesinde seyahat sigortanızı uzun süreli yapın etkili oluyor yazıyordu. O yoruma da güvenerek 3 aylık sağlık sigortası yaptırdım. Başvurumu yaptım ve aklımdan en az 6 ay verirler en kötü 3 ay verirler diyordum. Pasaportum başvurumdan 7 gün sonra elime ulaştı. Bir heyecanla vizenin olduğu sayfayı arayıp açtım. Toplamda vize süresi 9 gün yazıyordu. Tam gideceğim gün başlıyor ve döneceğim gün bitiyordu. Bu arada uçak rezervasyonunda, sizin de yazdığınız gibi vize başvurusunun yapıldığı gün rezervasyonun iptal olacağı yazdığı halde verdim. Ben ona yormuştum ama bir dahakine, sonraki planlanmış seyahatlerimin biletlerini mi versem yoksa onlar için de rezervasyon yaptırıp versem bilemedim. Merhaba, sizin adınıza gerçekten üzüldüm ama son birkaç aydır ülkemizdeki güvensizlikler nedeniyle vize konusunda baya bir sıkıntı yaşandığını duyuyorum. Olağandışı bir durum olabilir. Yazımın sonunda söylediğim gibi önceden vizesi olan, düzenli işi olan ben ve çevremdeki kişilerin vize süreleri hep artarak devam etti. Bu bir tecrüba yazısı takdir edersiniz, bu konularda %100 kimse garanti veremez. Geçmiş olsun, sevgiler! almanya ile türkiye arasındaki diplomatik krizlerden ve siyasi olaylardan dolayı türkiye vatandaşlarına kalacakları gün sayısı kadar veriyor almanya bu aralar. pek tavsiye etmem. yunanistandan alın otobüs veya aracınızla kavala dedeağaç gezin dolaşın sonra uçakla diğer eu ülkelerine geçersiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/08/28/roportaj-surpriz-yumurta-katar-qatar", "text": "İsmim Selen, 36 yaşında mimarım. Eşimle birlikte İstanbul ana mekan olmak üzere önce Libya ardından Türkmenistan'da yaşadıktan sonra yaklaşık 1 yıldır Katar'da yaşıyoruz. Doha, expatların çokça yaşadığı ve artık dünyada 'expat şehri' olarak tanınan bir şehir. Burada belirgin bir Katar kültürü içlerine girmediğiniz sürece gözünüze çarpmıyor. Beraber çalıştığınız iş arkadaşlarınız ve komşularınız aslında yaşadığınız kültürü tanımlıyor. Örneğin biz iş yerinde yoğun şekilde Yunan, Hint, Filipin ve İngiliz Kültürü ile iç içeyiz. Çünkü projedeki ortaklarımız Yunan ve Hint firmaları. İş yeri dışındaki genel yaşam İngilizce sürdüğü için bir yabancılık çekmiyorsunuz. Katar'da Türkleri çok sevdikleri ve iki ülkenin karşılıklı anlaşmaları olduğu için yasal işlemlerde daha kısa sürede işlemleriniz halloluyor. Burada Katarlılar genelde expatlar ile etkileşime girmezler. Fakat örneğin Türk olduğunuzu anlarlarsa özellikle bayanlar muhakkak sizinle konuşmak istiyorlar. Türkiye'yi çok sevdiklerini, Türkçe kursu aldıklarını söyleyip sizin fikrinizi almaya çalışıyorlar. Türkiye, onların olmak istedikleri ve örnek aldıkları 'Büyük abi' diyebiliriz. Ben inşaat sektöründeyim. Bizim sektörümüzde çalışma saatleri biraz acımasızdır. Özellikle saha personeli için. Katar'da çalışma şartları ve iş güvenlik konuları oldukça dikkat edilen ve uyulmadığı takdirde ciddi yaptırımları olan bir konu. O yüzden insani şartlar geçerli genelde; saha personeli haftada 1 gün, ofis personeli haftada 2 gün tatil. Resmi hafta sonu Cuma ve Cumartesi günleri. Katar kökenli firmalar Perşembe öğlen 14:00'te tatil olup, Pazar sabah haftaya başlıyorlar. Ramazanda ise Müslümanların çalışma saatleri 2'de bitiyor. Maaş kısmı burada paket olarak belirleniyor; birçok ülkedeki yabancılar için olduğu gibi. Ev kiranız, araba masrafınız, telefon hattınız, net maaşınız, yıllık uçak bileti hakkınızın ay olarak maaşınıza yansımış hali ve öğlen yemeğiniz paketinizi oluşturuyor genelde. Onun dışındaki resmi masraflarınız firmanız tarafından karşılanıyor. Tatil yılda 30 gün, bunun dışındaki tatiller resmi tatiller dışında şirketiniz tarafından belirleniyor. Örnek vermek gerekirse biz 25 Aralıkta Noel sebebiyle tatiliz. Ücretler Türkiye'ye kıyasla yüksek. Türk firmaları burada da görece altta kalmakla birlikte, eğer tecrübeli bir mühendisseniz, yabancı ortaklı projelerde alacağınız ücret Türkiye'ye kıyasla bir hayli yüksek olacaktır. Çok uluslu şirketlerde burada pasaporta göre değişen bir skala var deniyor fakat bunun resmi bir açıklaması yok elbette. Örneğin aynı değerlere sahip bir İngiliz sizden fazla ücret alırken, siz de bir Yunan veya Hintli'den fazla ücret alıyorsunuz. Katar'da bilindiği üzere inşaat sektörü bir hayli canlı o yüzden inşaat işi ili alakalı her meslek grubuna ciddi ihtiyaç var. Ayrıca Doha'da oldukça gelişmiş bir eğlence sektörü var. Gece kulüplerinden, dünyaca ünlü şeflerin füzyon mutfaklarına, büyük spor karşılaşmalarından dünyaca ünlü sanat sergilerine, opera, baleye kadar her konuda etkinlik olan bir yer. Bu konularda çalışan profesyonellere de ihtiyaç var. Örneğin bu yazıyı yazdığım akşam Barcelona FC'ın Suudi takımı Al-Ahli ile maçı var ve benim kardeşim bu etkinlikte görevli. Türkiye'de olduğu gibi burada da iki tip sağlık sistemi var. Biri devlet hastanesi olan Hamad Hastanesi'nin Hamad kartı, diğeri de özel sağlık sigortaları. Bizim şirket anlaşmamız özel sağlık sigortalı ve yabancı ülkelerde geçiyor, Türkiye'de kullanabiliyoruz. Devlet hastanesinin dışında bizdeki özel hastaneler gibi hizmet veren bir özel hastane, Alman hastanesi ve yeni açılmış olan Türk hastanesi var. Bir çok yerde büyüklü küçüklü klinikler de mevcut, ve doktorları genelde Avrupa ve Amerika'da eğitim görmüş iyi doktorlar. Biz genel olarak 3-4 ayda bir İstanbul'a geldiğimiz için sağlık hizmetlerimizi orada çözmeyi tercih ediyoruz. Acil yada küçük sorunlarımızda buradaki hastaneye gidiyoruz. Burada yaşam İstanbul'a göre pahalı. Qatar Riyali'nin Dolar kuru sabit 3.65. Yani Türk Lirası Dolar karşısında değer kaybettiğinde Riyal'e karşı da kaybetmiş oluyor. Biz ilk geldiğimizde Türk Lirası daha değerli iken şu anda Riyal daha değerli. Günlük yaşam oldukça pahalı, ev kirası burada en büyük kalemi tutuyor. Şehrin merkezindeki normal 1+1 apartman dairesinin kirası 7000- 7500 riyal iken, Pearl bölgesinde 1+1 daireler 11000 riyal civarı. Mutfak masrafınız da zamanla alışmanız gereken bir kalem olacak. Evler ve arabalar olabileceğinin en büyüğü. Büyük ve gösterişli olan ne varsa çok seviyorlar. Arabalar Türkiye'ye göre çok daha uygun, elektrik, su, ve kullanma suyu soğutma sistemi faturaları 2+1 bir daire için aylık yaklaşık 1500+2000 riyal civarında. İnternet kullanımı çok fazla ve fakat çok ucuz olmadığını söylemek gerek. Ama şunu unutmamak gerek. Burada pahalı dediğimiz şeyler aslında Türkiye'ye kıyasla pahalı. Buradaki alım gücünüz ile Türkiye'deki alım gücünü oranı yaparsanız, bütün bu saydıklarım aslında ucuz kalıyor. Örnek vermek gerekirse iki aylık maaşınızla yeni bir Jeep alabiliyorsunuz. - Ulaşım hakkında bilgi verebilir misin? Toplu taşıma sistemleri nasıl? Trafik çok oluyor mu? Burada toplu taşıma yok. Otobüsler var evet ama genelde gelir düzeyi düşük kesim tarafından kullanılıyor. Burada yaşamak istiyorsanız arabanız olması şart. Maaş paketlerindeki ulaşım ücreti de aylık araba kirası olarak hesaplanıyor. Metroyu da şu anda biz yapıyoruz ve bitmesi planlanan yıl 2018. Taksi ücretleri, günlük araba kirasına göre biraz daha pahalı. Ama buradaki trafiğe alışana kadar bir süre taksi kullanmanızı tavsiye ederim. - Mutfağı nasıl? Mutlaka denemelisiniz dediğin meşhur bir yemekleri var mı? Süper dediğin bir restoran önerin var mı? Karaki dedikleri, şekerli kakuleli çayları en popüler içecekleri. Yanında da muhakkak çörekleri var. Özel bir yemekleri var mı bilmiyorum doğrusu ama genelde Suriye, Lübnan mutfağına çok yakın mutfakları. Kebap, bulgurlu maydanoz salatası, tabbule ve bol bol şekerli içecekleri var. - Gece hayatı nasıl? Popüler bir içeceği var mı Gece hayatı için önerebileceğin bir mekan var mı? - Seni çok etkileyen, görmeden dönme diyeceğin bir yer veya yapmadan dönme diyeceğin bir aktivite var mı? Burası çöl ülkesi. Ve buraya en çok yakışan aktivite çöl safarisi. Kum tepelerinin üzerinden atv ve jeepler ile kaymak, düşmek güzel bir deneyim. Ayrıca senenin 8-9 ayı hava sıcaklığı deniz aktivitelerine imkan veriyor, rüzgar sörfü, kayak gibi. - Halkın spora yaklaşımları nasıl? En aktif yapılan spor faaliyeti nedir? - Halkın sanata yaklaşımları nasıl? En çok öne çıktıkları sanat dalı nedir? Spordaki durum sanatta da geçerli. Devlet sanata çok fazla destek veriyor, şehrin hemen her yerinde dünyanın önemli heykeltıraşlarının eserleri yer alıyor. Dünyaca ünlü sanat sergilerinin uğrak duraklarından biri Doha. - İnsanlar iş dışındaki hayatlarını nasıl geçiriyorlar genelde? Katarlı bayanlar uzun akşam yemekleri, karak toplantıları ve alışveriş ile vakitlerini geçiriyorlar. Erkeklerini de aynı şekilde yemek ve karak toplantılarında cafe ve restoranlarda sıkça görürsünüz. Gençleri ise oyun salonlarında ve cafelerde genelde. Hintliler, Filipinliler yeşil alanlarda kalabalık gruplar halinde piknik yapıyorlar çoklukla. Avrupalıları ise hafta içi akşamları spor yaparken, restoran ve kafelerde, hafta sonları ise yürüyüşlerde ve parklarda görmek mümkün. - Yakın yerler, tatil seçenekleri nasıl? Doha havaalanı transfer Dubai'ye alternatif bir transfer merkezi olmaya başladı son zamanlarda. Asya'ya ve birçok noktaya tek uçuşla ve makul bir sürede gitmek mümkün. En yakın ve hafta sonları için en çok kullanılan tatil noktası ise Dubai. - Başına çok ilginç, seni hayrete düşüren bir şey geldi mi, anlatabilir misin? Araba kullanırken beyaz Jason maskesi ile kullanan iri yarı adamlar görürseniz şaşırmayın. Ben ilk gördüğümde anlam verememiştim. Sonradan öğrendim ki buradaki Amerikan üssünün askerlerinin bir kısmı kimliklerini gizlemek için bu şekilde şehirde geziyorlarmış. - Vatandaş oldun mu? Vatandaşlık sürecini biliyor musun? Katar ailenizden biri Katarlı değilse vatandaşlık vermiyor. Hatta Katarlı bir erkekle evlenseniz bile vatandaşlık alamıyormuşuz. Zamanında Suriyeli, Ürdünlü ya da körfez bölgesi gibi ülkelerden gelenlere vatandaşlık verilmiş. Buranın vatandaşı olmak ister misiniz, o da ayrı bir konu çünkü burada Avrupalılara sağlanan ayrıcalıklar kendi vatandaşına verilmiyor. Ev almadım ama her millet ev alabiliyor burada. Bizim ev sahibimiz Sureyeli ve 10 ayrı evi var, İngiltere'de yaşıyor. Bir önce baktığımız evin sahibi İskandinav bir bayandı ve o da yatırım amaçlı buradan ev almış, şu anda dönmüş olmasına rağmen güzel kira geliri sebebiyle evini satmamış. Ev alan tanıdığım Türkler de var. Ben araba aldım, alım süreci aynı peşin ya da kredi ile alabiliyorsunuz. Kredi için şirketinizden yazı ve satacak kişinin fiyat teklifini yazılı olarak vermesi gerekiyor. Burada yaşam çok rahat, çok huzurlu. Biz şu aşamada Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyoruz. İş olduğu sürece planımız bir süre daha buralarda kalmak. Çocuklar burada İngiliz, Fransız ya da Amerikan okullarında çok güzel eğitim alıp, her milletten arkadaşlarıyla mutlu şekilde yaşayabiliyorlar. Ebeveynler için de her tarz eğlence var. Hayatımızın sonuna kadar burada yaşamayı düşünmüyoruz elbette ama bir süre buralardayız diyebilirim. Selen benim küçücükten beri çok sevdiğim bir arkadaşım. Dünya görüşümüz, hayattan zevk alış şeklimiz, güldüğümüz, ağladığımız pek çok şey benzediği için kendisinin düşüncelerine önem veriyorum. Katar'da yaşama dair pek çok ipucu verdiğini düşünüyor, vakit ayırıp sorularıma cevap verdiği için kendisine teşekkür ediyorum. Röportajlarım başka ülkelerle devam edecek, takipte kalın! Daha önceki röportajlar için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/09/07/kite-sorfun-adresi-akyaka-gezi-rehberi", "text": "Bu sene bayram tatilimizi arkadaşlarımızla birlikte geçirmeye karar verdik. Ekibimizin bir kısmı önceden beri kite sörf yapıyor, bir kısmı da kite sörf öğrenmek istiyordu ve hepimiz Gökova'nın doğasına bayılıyorduk. Hal böyleyken bizim için en doğru seçim Akyaka olacaktı ve oldu da. 🙂 Ben ilk defa gittiğim için instagramdan gördüklerimden başka pek bir şey bilmiyordum ve deniz kum güneş tatili hayal ettiğim için öyle çok araştırmamıştım. Ama söz konusu Akyaka olunca anladım ki denize girmek için de araştırma yapmak gerekiyormuş. Bizzat gitmiş olanlardan aldığım tavsiyeler ve ekibimizden Akyaka konusunda tecrübeli olanların yönlendirmeleriyle 6 günlük güzel bir tatil yaptık. Şimdi öğrendiklerimi sizinle paylaşma zamanı, işte size Akyaka'da gezilecek yerler ve yapılabilecekler ile ilgili mini bir Akyaka gezi rehberi. Muğla'nın Ula ilçesine bağlı olan Akyaka, Türkiye'nin nadide güzelliklerine sahip Gökova Körfezi'nin doğusunda yer alıyor. Dalaman havaalanına 1 saat uzaklıkta olduğu için havayolu ile ulaşım çok rahat. Yalnız Akyaka'nın güzelce tadını çıkarmak istiyorsanız arabaya ihtihaycınız olacak o yüzden havaalanından araba kiralamakta fayda var. Biz çoluk çocuk bir sürü eşya ile uçak artı araba kiralama yapmak yerine İstanbul'dan direkt arabayla gittik. Güzergahımız Osmangazi köprüsünü kullanarak Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla şeklindeydi ve bu şekilde yolumuz 8 saat sürdü. Dönüş yolunda bazı arkadaşlar Bandırma'dan vapura bindiler, bu şekilde araba kullanma sürenizi kısaltabilirsiniz. Akyaka'nın kendine has iki katlı güzel evlerin arasında kalan sokaklarını mutlaka bir gezin hatta bisiklet kiralayarak birkaç saat içerisinde tüm sokaklarını gezebilirsiniz. Daha sonra yakın çevresindeki yerleri de kesinlikle keşfe çıkın. Selimiye: Son yıllarda adını sık duyduğumuz belde Akyaka'ya 1 saat mesafede yer alıyor. Selimiye, bu tatilde benim kalbimin yıldızı oldu. Kendi küçük marifeti büyük tatlış bir sahil kasabası burası. Kafa dinlemek ve denizin doyasıya tadını çıkarmak isteyenler için muhteşem bir yer, hatta Türkiye'de en iyilerden diyebilirim. Küçücük şirin bir çarşısı, fazla uzun olmayan bir sahil şeridi var. Burada mutlaka yapmanız gerekenlerden biri, girişte sağ tarafta kalan Hidayet'in Yeri'nde iskele üstünde rakı içip ahtopot yiyerek güneşi batırmak. Mekanda akşam yemek saatine kadar şezlongları kullanıp denize girme şansınız da var ama buradan denize girmenizi pek tavsiye etmem, bizim girdiğimiz kısımdan sonra pek temiz gelmedi gözüme. Selimiye'de denize nerede girilir sorusunun cevabını aşağıda vereceğim. Bir de Paprika'nın meşhur pamuk helvalı çilekli limonatasını deneyin derim, çarşıyı gezdikten sonra deniz kenarında bir mola vermiş olursunuz. Azmak Nehri: Akyaka'ya gelip de inanılmaz su altı bitki örtüsü ile büyüleyici Azmak Nehrini gezmemek olmaz. Mutlaka bir yarım saatinizi ayırıp tekne turu yapmanızı tavsiye ediyorum. Teknelerin kalktığı yerde otopark 10 TL, tekneler de kişi başı 10 TL. (2017) Hem Azmak nehrinin en güzel fotoğraflarını yakalayabilir hem de nehrin özellikleriyle ilgili faydalı bilgiler edinebilirsiniz. Bu arada instagram'da gördüğümüz meşhur Azmak ördeklerini de ben sadece tur sırasında görebildim, karadayken hiç denk gelmedim. Bunların dışında Marmaris, Datça, Bozburun, Bördübet gibi yakın mesafede bulunan pek çok beldeyi ziyaret edebilirsiniz. Akyaka merkezde denize girmek için pek alternatif yok desem yanlış söylemiş olmam sanıyorum. Sörf yapılan plaj zaten inanılmaz rüzgarlı ve denize girilecek yer yok. Benim bildiğim bir tek Akyaka'nın halk plajı olan Çınar plajı var, o da bayram zamanı epey kalabalıktı. Daha sakin bir zamanda giderseniz orayı değerlendirebilirsiniz. Biz sörf yapmayanlar mecburen ortalama bir saat mesafedeki çevre yerlere taşındık her gün, şimdi Akyaka çevresinde denize nerelere gittik ondan bahsedeyim. Denize girmek için ilk gittiğimiz yer Marmaris merkez yakınlarındaki İçmeler plajı oldu. Kumun rengi koyu olduğu için deniz koyu renk görünüyor, o yüzden de o denizin pırıl pırıl hissini yakalayamıyorsunuz. Kum biraz inşaat kumu gibi, İğneada'nın harika kumsalında büyümüş insanlar olarak eşimle ben pek sevemedik. Yine de değişiklik olsun diye bir gün denize girmeye gidebilirsiniz, su sıcak olduğu için özellikle çocuklar için uygun. Daha sonra gittiğimiz yerlerden biri Akbük plajı oldu. Muhteşem bir deniz, inanılmaz bir renk ve berraklıkla karşıladı bizi Akbük. Gördüğüm anda vuruldum ancak yol üzerindeki plajda hiç yer yoktu. Zaten o plaj çocuk için biraz tehlikeli bence çünkü 2 metrecik plaj sonrası hemen yol başlıyor ve yoldan sürekli arabalar geçiyor. Sonra aklıma bir arkadaşımın çocukla rahat ederiz diye tavsiye ettiği Kerme Ottoman geldi. Giriş kişi başı 25 TL, çimlik alan ve teraslarda şezlongları var, ekstra olarak yiyecek içecek servisleri mevcut. Gayet güzel bir mekandı, memnun kaldık yalnız erken gitmenizi ve teraslara yayılmanızı tavsiye ederim. Buradaki iki sorunumuz yine arılar ve deniz kestaneleri oldu. Kimseyi arı sokmadı ama birkaç arkadaşın ayağına deniz kestanesi battı. Bir de kumsal yok gibi bir şey, bir avuç taşlık bir yer var, oradan deniz giriyorsunuz. Yine de Türkiye'nin en güzel denizlerinden biri olduğunu rahatlıkla aöyleyebilirim. Şimdi gelelim deniz konusunda gönlümün efendisi olan Selimiye plajına. Canım Selimiye, güzel Selimiye, keşke daha yakın olsaydın da her gün gidebilseydik. Sıcacık, pırıl pırıl bir deniz, arı yok, deniz kestanesi yok, rüzgar yok, sudan çıkmadan bütün gün yüzmek ve huzur var. Bayram olmasına rağmen çok sakin olması da ayrı bir hoşumuza gitti. Burada otellerin önünden denize giriyorsunuz, bana en çok tavsiye edilen Beyaz Güvercin oldu. Ancak Beyaz Güvercin bayram dolayısıyla dışardan müşteri kabul etmiyordu. Biz de Portakal'ın plajına gittik, giriş kişi başı 25 TL, içeride ekstra olarak yiyecek içecek servisleri var. Gözlemeleri ve anne patatesleri gerçekten çok lezizdi, tavsiye ederim. Plajı taşlık küçük bir plaj ama önüne iskele de kurulmuş, isterseniz oradaki şezlongları da kullanabiliyorsunuz. Bu yaz en uzun süre suda kalma rekorumu burada kırdım, çıkmak bilmedim resmen. 🙂 Bu arada Akyaka ve çevresindeki yollar boyunca tesis olmayan birçok güzel küçük kumsal gördük, oraları da gözardı etmeyin. Biz kalabalık ve çocuklu olduğumuzdan girmedik ama aklımda kaldılar. Bizim uzaklıktan dolayı gitmekten vazgeçtiğimiz Söğüt ve kalabalıktan dolayı tercih etmediğimiz Sedir Adası da deniz için bana tavsiye edilen güzel seçenekler arasındaydı, aklınızda bulunsun. Akçapınar tostçusu: Bu tostu Akyaka'ya giden herkes bir övdü, bir övdü sormayın. Hatta grubumuzdan daha önce giden bir arkadaş bu tostçuya gideceği günün hayalini kuruyordu. Bence burası sağlam şişirilmiş bir mekan, çok üzgünüm. Yarım ekmeğin içine aşırı az malzeme koyarak yapılmış bir tost yapıyorlar, ekmek yiyorsunuz resmen. Ayranı güzeldi, ona bir şey söylemiyorum ama herkesin gazına gelip tostu övemeyeceğim. Yine de gidip kendiniz bir tadına bakın, Akçapınar'a giderken yol üzerindeki meşhur ağaçlı yolda da bir fotoğraf çekilirsiniz. 😉 Bu arada grubumuzdaki arkadaş da bu sene tostu bozmuşlar dedi, dip not olarak yazayım. Orfoz restaurant: Ayaklarınız Azmak'ın buz gibi sularının içindeyken bir rakı balık yapmak kulağa çok güzel geliyor değil mi? O zaman adresiniz Orfoz restaurant olmalı, ortam harika. Bu arada 15-20 saniye sonra suya değen yerler resmen buz kesiyor ama oturduğunuz yerlerin ayaklarınızı sudan çıkarıp koyabileceğiniz kısımları var. Suyun dışında da hem bahçede hem kapalı alanda oturma yerleri var, oldukça büyük bir mekan. Salataları çok leziz, bir de denediğimiz mezelerden deniz ürünlü mantarlar harikaydı. Deniz ürünleriyle farklı güzel mezeler yapıyorlar, denemenizi tavsiye ederim. Bu arada kahvaltı için de tercih edebilirsiniz, biz kahvaltı olduğunu son gün fark ettik ama karnımız toktu ve aklımızda kaldı. Olta Restaurant: Burası da Azmak nehri kıyısında, hatta Orfoz'un hemen yan tarafında yer alıyor. Zaten balıkçıların hepsi bu bölgede sanırım, yan yana dizilmişler hepsi. Mezeler filan güzel ama balık çok kuru geldi, tatlı ise bombaydı. Buraya mutlaka gitmeniz gerekiyor olmasının nedeni işte o bomba tatlı yani Olta special: sıcacık krep içinde tahin helvası, üstünde de tahin, bal ve dondurma. Gerçekten yediğim en güzel balıkçı tatlısıydı, benden tam not. 🙂 Mekanı sevmemin bir diğer nedeni de ufacık da olsa bir çocuk parkı olmasıydı, oğlumuzu oyalamak konusunda bize çok yardımcı oldu. Olivefarm Datça: Azmak'ın enfes manzarasına karşı güzel bir bahçede kahvaltı etmek, kahve ya da limonata içmek için burası harika bir mekan. Daha önce instagram'da fotoğraflarını görmüş olmama rağmen hiç aklımda kalmamış, tesadüfen girdik ve çok sevdik. İçeride aynı zamanda satış yapılıyor, evinize mutlaka almak isteyeceğiniz çok güzel ürünler var. Sıcacık ve huzur veren bir mekan olmuş, biz yiyemedik ama kahvaltılıkları çok güzel görünüyordu gerçekten, siz kaçırmayın. Bunların dışında yine bana gelen önerileri de not düşeyim. Anne yemekleri için Mum's Cook, pizza severler için Pizza Fellas, hamburgerden vazgeçmem diyenler için Big Bite, geceleri bir şeyler içmek için No 22 Riders' Inn tavsiye edilen mekanlar arasında yer alıyor. Instagram'daki Akyaka fotoğraflarım için #hohhoyytakyaka hashtag'ine göz atabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/10/04/kopenhagda-nerede-kalinir", "text": "Kopenhag malum çok pahalı bir şehir. Otel fiyatları da bu pahalılıktan nasibini almış durumda ve fiyatlar gerçekten dudak uçuklatacak cinsten. Sadece konaklama için harcayacağınız para ile başka bir Avrupa şehrinde nerdeyse tüm seyahatinizi tamamlayabilirsiniz. Uçak biletimiz hazır olmasına rağmen otel fiyatlarını görünce neredeyse gitmekten vazgeçecektim ki karşıma A&O Copenhagen Norrebro çıktı. Burası hem hostel tipi çok yataklı hem de tek kişilik, çift kişilik ya da aileler için dört kişilik otel tipi oda imkanları sunuyor. Hostel odalarının fiyatları seçtiğiniz oda ve imkanlara göre gecelik 11 'dan başlıyor. Otel odaları ise gittiğiniz döneme göre gecelik 34 gibi Kopenhag için mucize sayılabilecek fiyatlardan başlıyor. Otelin yeri şehrin tam göbeğinde değil ama otobüsle 15-20 dk içerisinde ulaşabileceğiniz uzaklıkta ve hemen dibinde otobüs durağı var. Adından da anlayacağınız üzere otel Norrebro'da yer alıyor. Burası pek çok yabancı seyahat otoritesi ve bloglarda, ilk defa Kopenhag'a gelecekler için konaklanacak en iyi üç bölgeden biri olarak yazılmıştı. Farklı kültürlerden insanlarla karşılaşabileceğiniz, uygun fiyatlı restoranlar, vintage butikler, sanat galerileri bulabileceğiniz renkli bir semt ve hipsterların yoğun olarak tercih ettiği oldukça canlı bir bölge. Alışveriş için Jaegersborggade sokağına mutlaka uğrayın, küçük olmasına rağmen şehrin en sevilen alışveriş noktalarından biri. Bir de kaykaycıları izleyebileceğiniz, değişik fotoğraflar çekebileceğiniz ve çocuğunuz varsa güzel vakit geçirebileceğiniz Superkillen Park'ı öneriyorum. İkisi de otele yakın mesafedeler. Bizim zamanımız kısıtlı olduğu için Norrebro'yu açıkçası pek keşfedemedik ama her yere çok rahat ulaştık. Şehir merkezine gitmek için 6A nolu otobüsü kullanabilirsiniz. Havaalanından otele gelmek için ise biz önce 5C ile Norreport yani şehir merkezine gittik, indiğimiz yerin az ilerisinden de 6A'ya binerek otele ulaştık. Otelin oldukça büyük bir lobisi var ve lobide konforlu ve çok sayıda oturma alanları var. Otele girişimiz son derece hızlı ve sorunsuz oldu, çıkış yaptığımız gece de uçağımız gece 2 civarıydı o yüzden son saatlerimizi otelin lobisinde rahat rahat yayılarak geçirdik. Öğlen saatlerinde çıkış yaptık ve eşyalarımızı emanet odasına bırakıp şehri gezmeye devam ettik daha sonra geç saatlerde otelimize döndük. Lobide oturma alanlarının dışında kitaplık, langırt ve çocuk oyun alanı bulunuyor. Ayrıca lobinin olduğu yerde yiyecek ve içecek alışverişi yapabileceğiniz bir bar da var. Yani otelde bulunduğunuz vakitte de kaliteli zaman geçirebilirsiniz. Gerçekten her kesime hitap eden bir otel burası; çocuklu ailelerden yalnız gezginlere, iş seyahatindeki insanlardan öğrencilere, bizim gibi genç çiftlerden tonton teyze ve amcalara kadar her tarz insan gördük. Otelin bahçesinde ücretsiz otoparkı alanı da bulunuyor, araba kiralayanlar için büyük rahatlık. Gelelim en sevdiğim konulardan biri olan kahvaltıya. 🙂 Kahvaltı açık büfe ve böyle hesaplı bir otel için beni şaşırtacak derecede çok çeşit var, ürünlerin hepsi de çok kaliteli. Bir kahvaltıdan beklediğiniz ne varsa bulabilirsiniz, tabi Türk kahvaltısı gibi düşünmeyin. Benim size özel tavsiyem kahverengi ekmeklerini tereyağ ile yemeniz. Ocak ayında gittiğim Finlandiya seyahatimden ekmeklerle döndüğümü anlatmıştım daha önce. 🙂 Kopenhag'ta anladım ki bu hafif tatlı ekmekler kuzey ülkelerine özgü bir şey, aynı lezzeti burada da buldum. Kahvaltı salonu da oldukça büyük ve aydınlık, otel dışında gitmek isteyebileceğiniz mekanlar gibi bir ortamı var. Bu arada kahveleriyle de gönlümü çaldılar, otomatik makine var ama standart tek tip kahve yerine farklı çeşitler alabiliyorsunuz. Otelin ucuz bir Kopenhag gezisi planlayanlara bir güzelliği daha var; mutfak. 🙂 Kendi yemeğini yapmak isteyenler ve anneler için bu gerçekten çok değerli bir özellik bence. Rezervasyonumuz çift kişilik oda içindi ama muhtemelen yer durumuna bağlı olarak bize dört kişilik bir aile odası verdiler. Odalar otelin genel tarzına uyumlu olarak rengarenk ve Kopenhag'ın önemli turistik yerlerinden resimlerin olduğu mobilyalarla döşenmiş. Çocuklar için bizim odamızda ranza vardı, yerden tasarruf etmek için mantıklı bir düşünce olmuş. Ranzaların içinde usb girişleri bulunuyo, ki bu bizim gibi çok fazla priz işgal edenler için telefon şarjı konusunda kurtarıcı olacaktır. Odalar küçük ve son derece basit ama işlevsel düzenlenmiş, içlerinde sadece yatak, komidin ve küçük bir televizyon bulunuyor, bir de tabi ki pırıl pırıl bir banyo. Kopenhag gibi gezilecek çok fazla güzelliğe sahip bir şehirde otel odasında zaten çok az vakit geçiriliyor. Otelin açık alanları da gayet ferah ve rahat olduğu için odanın küçük olmasıyla ilgili bizim hiç sıkıntımız olmadı, aksine farklı tarzı ve tatlı detaylarıyla bizim çok hoşumuza gitti. Otelin harika bir imkanından daha bahsetmek istiyorum. Otelden direkt olarak bisiklet kiralayabiliyorsunuz, hem de 24 saatliğine. Kopenhag içinde de 24 saat kiralama yapabiliyorsunuz ama o zaman bunun tamamını kullanmak biraz zor oluyor, oysa otelden kiraladığınızda bir noktada odanıza döneceğiniz ve sabah istediğinizde tekrar kullanabileceğiniz için çok avantajlı oluyor. Biz son günümüzde öğlenden akşam geç saatlere kadar sürekli bisiklet kullandık. Araçlara bağlı kalmadan muhteşem bir gün geçirdik ve kendi şehrimizde bu imkanımız olmadığı için hayıflanıp durduk. 24 saatlik bisiklet kirası 140 DKK yani 18 gibi bir tutar ediyor. Uygun fiyatından dolayı açıkçası beklentimi yüksek tutmamıştım ama düşündüğümden çok daha güzel bir otelle karşılaştım. Tertemiz, modern dekorasyonuyla çok hoş bir yer ve çalışanlar çok ilgili. Kopenhag'ta ucuz otel arayanlara kesinlikle tavsiye ederim. Bu arada oteli araştırırken Berlin, Amsterdam, Viyana, Venedik gibi Avrupa'da onlarca şehirde A&O Hostels'in otelleri olduğunu fark ettim. Hangi şehirlerde olduğunu şuradan inceleyerek, diğer seyahatleriniz için de A&O Hostels'de kalmayı düşünebilirsiniz. Merhaba, çok teşekkür ederim. Yalnız malesef indirim kodlarıyla ilgili inanın hiç bilgim yok."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/10/11/kopenhag-gezi-rehberi-ucuz-bir-kopenhag-seyahati-mumkun", "text": "Kopenhag'a gitmek için bence en güzel zamanlar Mayıs-Eylül ayları arası. Kuzeyde olduğu için oldukça soğuk bir şehir, yazın bile bizdeki baharı ancak yaşıyorlar. Ayrıca gün ışığından en fazla faydalanabileceğiniz dönem yaz ayları. Bunları göz önüne aldığınızda şehri doyasıya keşfetmek için en ideal zaman yaz ayları oluyor. Yalnız bu pahalı şehrin yazın daha da pahalı olduğunu da unutmamak gerek. Geçen sene Ocak ayında Finlandiya'ya gitmiş biri olarak kış aylarının da gidilmeyecek durumda olmadığını söylemek isterim. Biz Kopenhag'a Eylül aynın ilk haftası gittik. Hava 17 derece gösteriyordu ve sonbaharlık montumla hiç üşümeden gezdim, eldiven, bere hiç kullanmadım. Daha önce Nisan ayında giden arkadaşlarım bildiğiniz kış mevsimi yaşamışlardı. Bizim için, sadece çok yağmur yağdığı gün yaklaşık 5 saat sokaklarda olmamız sebebiyle biraz üşütücü oldu. Kopenhag'ta kadar kalınır derseniz, koşturmadan keyif alarak gezmek için bence dolu dolu 3 gece 4 gün ideal bir süre. Bu sürede gezilmesi gereken yerlerin tamamını gezebilir, biraz da sevdiğiniz yerlerde keyif yapıp şehrin yerlisi gibi takılabilirsiniz. Kopenhag hem de nasıl pahalı.. yani şöyle düşünün hani Avrupa'da bir ürünün ortalama birim fiyatı genelde bizdeki fiyatı ile rakam olarak aynıdır ya da daha düşüktür ama onu euro ile çarptığınız için pahalıdır. Kopenhag'ta bir de bunu iki ya da üçle çarpmanız gerekiyor. Örnekle açıklamak gerekirse, atıyorum su bizde 1 TL, Avrupa genelinde ortalama 1 iken, Kopenhag'ta 2.5 . Bu pahalılık yeme içmeden konaklamaya, alışverişten ulaşıma kadar her alana yansımış durumda. Neyse ki Kopenhag'ın ücretsiz olarak sunduğu bir sürü güzellik var da bütçe dostu bir gezi planı yapabiliyorsunuz. Su çeşmeden içilebiliyor mesela, muhteşem değil mi? 🙂 Ücret ödemeniz gereken kalemlerin de uygun fiyatlılarını bulma şansınız tabi ki var. Zaten girişte de belirttiğim üzere ben de size bunları anlatacağım. 😉 Bu arada Danimarka para birimi DKK ve şu anda 0.13 civarına denk geliyor. Kopenhag, İskandinav ülkelerinden Danimarka'nın başkentidir. Kopenhag'a hem Pegasus hem Türk Hava Yolları uçuyor ve uçuş ortalama 3 saat 15 dakika sürüyor.. Bizim bu seyahatin konsepti genel olarak bütçe dostu olması idi, ayrıca küçük kaçamağımızdan maksimum sürede faydalanmak istiyorduk. Yaz sezonunda bile uygun fiyatlı biletleri ve gidiş dönüş saatlerinin seyahatten full performans sağlamamıza uygun olması nedeniyle Pegasus'u tercih ettik. Sabiha Gökçen'den 5 senedir uçmuyordum, gerçekten bitik durumdaymış. Fast track satın almamıza rağmen uzun süre sıra bekledik pasaportta, ben böyle bir şey görmedim. Bu arada Vodafone Red kullanıcılarına fast track ücretsizmiş, ben salak gibi satın aldım, sizin aklınızda bulunsun. Bir de fast track dönüşte de geçerli ve bizim asıl dönüşte işimize yaradı. İnsanlar bilmiyor galiba dönüşte geçerli olduğunu, normal kısımda yoğun bir kuyruk olmasına rağmen fast track sırasında kimse yoktu. Bunları da ek bilgi olarak yazmış olayım. Gelelim Kopenhag şehir içi ulaşım konusuna; taksiler aşırı pahalı o yüzden pek tavsiye etmiyorum, toplu taşıma gayet başarılı kullanabilirsiniz. Kopenhag şehir dışına çıkmayacaksanız günlük 80 DKK, 3 günlük 200 DKK olan City Pass almanızı öneririm. Bununla tüm toplu ulaşım araçlarına bileti aldığınız andan itibaren geçerli olacak şekilde sınırsız yararlanabiliyorsunuz. Havaalanında kırmızı renkli kiosklar var, oralardan alabilirsiniz. İngilizce dilini tercih ettikten sonra Tourist Ticket seçeneğini seçip kaç kişilik ve günlük istediğinize göre alışverişinizi yapıyorsunuz. Bu konuda tavsiyem biletleri valiz aldığınız yerdeki kiosklarda almanız, onlar bomboştu ama ben oradan City Pass alınacağını anlamadım. Çıkıştakilerden almak zorunda kaldım ve orası çok kalabalık olduğu için biraz sıra beklemek durumunda kaldım. Kopenhag havaalanından şehir merkezine gitmek için 5C numaralı otobüse binerek Norreport durağına gidiliyor. Kopenhag'ta bir diğer ulaşım yöntemi de bisiklet kullanmak. Bisiklet kiralarının saati ortalama 25 DKK civarı ama 24 saatlik kiralama yaptığınızda çok uyguna geliyor, biz de bir gün için otelimizden bu şekilde kiralama yapmıştık. Bisikleti kullanmayı seviyorsanız Kopenhag'ta cennete düşeceksiniz, gerçekten tüm trafik bisikletliler düşünülerek tasarlanmış. Kopenhag planını yaparken konaklamayı hiç düşünmeden direkt biletleri almıştım. İnsan bir araştırır di mi ama? Kopenhag pahalı şehir biliyorum ama bu kadar yüksek fiyatlar beklemiyordum açıkçası. Neyse ki hem hostel hem de otel olarak hizmet veren A&O Copenhagen Norrebro'yu buldum. Hostel kısmında 11 'dan başlayan, otel kısmında 34 'dan başlayan fiyatlarla konaklanabiliyor. Kopenhag için gerçekten mucize fiyatlar bunlar. Burası fiyatına göre beklediğimizin çok üstünde çıktı ve ben de hakkında ayrı bir yazı yazdım, detaylı otel incelememi okumanızı tavsiye ederim. Şu linkten otele rezervasyon yapabilirsiniz. Bu otel dışında, Kopenhag'ta nerede kalınır, hangi bölge sizin için daha uygun karar vermek için bazı bilgiler vermeye çalışacağım. Indre By, Kopenhag'ın eski şehir merkezi oluyor, tarihi yerlere yakın olmak önceliğinizse burada konaklayabilirsiniz. Latin Quarter, yine pek çok yere yürüyerek gidebileceğiniz bir lokasyonda yer alıyor, üniversite bölgesi olduğu için ucuz konaklama alternatifleri bulabilirsiniz. Nyhavn, rengarenk evlerin arasında, nehir kenarında kalmak ve turistik yerlerin pek çoğuna yürüme mesafesinde olmak demek ama fiyatlar da ona göre daha pahalı oluyor. Vesterbro, şehrin en cool bölgelerinden biri, hipster mekanları, güzel kafeler, butikler ve galeriler bu bölgede oldukça fazla. Böyle hareketli bir ortamda konaklamak isterseniz tercihiniz burası olsun. Christianshavn da trendy mekanlara ev sahipliği yapan, aynı zamanda aşağıda detaylandıracağım özgür şehir Christiania'nın bulunduğu bölge. Norrebro, tarihi yerlerin çoğuna uzak olduğu için uygun fiyatlı otel bulma şansınızın yüksek olduğu bir yer. Turistik olarak gezilecek yerlere toplu taşıma kullanarak gidiyorsunuz ama bu bölgede de güzel restoran ve kafeler var. Osterbro da yine merkeze yürüme mesafesinde olmayan ama özellikle park ve bahçeleriyle çocuklu ailelerin hoşuna gidebilecek bir muhit. Kopenhag'taki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. İşte bir pahalı kalem daha 🙁 Kopenhag'ta ortalama restoranlarda yiyip içeceğiniz parayla İstanbul'daki en lüks restoranlarda rahatlıkla yemek yiyebilirsiniz. Neyse ki Kopenhag'ta sokak yemeği kültürü ve yemek büfeleri çok gelişmiş, inanılmaz lezzetli ve çeşitli yemeklerin hepsine ulaşabiliyorsunuz. Hem Kopenhag'a özgü yiyecekler hem de dünya mutfağından ürünler bulabileceğiniz çok güzel uygun fiyatlı mekanlar var. Danimarka'ya özgü en meşhur yiyecek Smorrebrod dedikleri yarım sandviçler. Yarım sandviç şu anlama geliyor, bir dilim ekmeğin üzerine malzemeleri koyuyorlar ama üzerini kapatmıyorlar. Smorrebrod yemek için önerebileceğim hesaplı ve leziz adresler Hallernes ve Rita's Smorrebrod. Bunlardan mutlaka deneyin, tanesi 35 DKK civarıydı ve gerçekten doyurucuydu. Biz doymayız diye ilk denememizde ikimiz için 3 tane almıştık, üçüncüyü zorla yedik. Kopenhag'ta sokak yemeği denilince akla ilk gelen şeylerden biri de sosisli sandviçler. Sosisli için tavsiyem DOP, sadece domuz değil dana ve vejetaryen gibi çeşitleri de var, tüm ürünleri organik ve fiyatlar da 25 DKK civarı. Kopenhag'ta ucuz yemek deyince akla ilk gelen mekanlardan biri de Copenhagen Street Food. Aslında burası tek bir mekan değil, bir sürü mini fast food büfesinden oluşan, açık ve kapalı alanları bulunan bir mekanlar bütünü. Canınız ne isterse burada bulabileceğinize emin olabilirsiniz. Hamburgerden falafele, dönerden Thai yemeklerine kadar envai çeşit mutfaktan leziz yemekler sizi bekliyor. 80 DKK yani 10 civarına tıka basa doyabilirsiniz, her ne kadar Türkiye için çok ucuz olmasa da Danimarka ve hatta Avrupa geneli için süper bir fiyat. Biz burayı gerçekten çok sevdik ve iyi vakit geçirdik. Açık alanı hemen deniz kenarında ve oldukça büyük. Akşam saatlerinde ortada variller içinde ateş yakmışlardı, biz de bir ateşin etrafına oturduk. Alkollü içecekler satıldığı için rahatlıkla akşam içmeye buraya gelebilirsiniz. Şimdi size benim çok beğendiğim bir sandviççiyi önereceğim. Smagsloget, kendi küçük marifeti çook büyük bir sandviççi. İçeri girdiğinizde doğru yere mi geldim diye düşünebilirsiniz, sokak aralarında denk gelebileceğiniz ayak üstü yemek yenilen yerlerden. Temizlikle ilgili bir sıkıntı yok ama muhteşem bir şey çıkacağını düşünemiyorsunuz. Eşim hemen ön yargılı bir şekilde ben burada yemem sen ye dedi, sonra sandviçim hazır olunca bir ısırık almaya karar verdi ve parmaklarıyla birlikte bütün yarım sandviçi yedi. Bu arada iki kişi bir sandviç ile rahatlıkla doyuluyor. Biz vejetaryen sandviç yedik, ekmeği muhteşemdi ve bu bol malzemeli dev sandviçin fiyatı sadece 69 DKK idi. Sanırım Kopenhag'taki tüm toplu yemek satılan yerleri keşfettik. Vesterbro'daki bir örneği için de meşhur Meatpacking District'teki Kodbyens Mad og Marked'ı önereceğim. Burası kapalı değil, çadırlar kurmuşlar ve daha az mekan var ama olan mekanlarda denediğimiz yemekler çok başarılıydı. Ben soulwich diye bir şey denedim mesela, yolunuz düşerse yemenizi tavsiye ederim. Alkollü içecekler de mevcut, banklara ya da şezlonglara yayılıp burada vakit geçirebilirsiniz. Burası kışın kapalı oluyormuş yalnız, bilginiz olsun. Mekana bile gerek yok ben kendi yemeğimi hazırlarım derseniz Netto'yu tavsiye ederim, Kopenhag'ta ucuz yeme içmenin market hali. Evde pişirmek üzere ürünler alabileceğiniz gibi hazır yiyecekleri de Netto'da bulabilirsiniz. Buradan yiyecek içecek alışverişinizi yapıp Kopenhag'taki açık ve keyifli alanlara yayılabilirsiniz, gerçekten kıskanılacak derecede güzel yerler var. En sevdiklerimden biri aşağıdaki fotoğrafta yer alıyor. Kopenhag'ta yeme içme kaleminde birkaç öneri daha vermek istiyorum, bazı öneriler için bütçeyi yükseltmek gerekiyor. Craft bira içebileceğiniz çok güzel bir yer olan Mikkeller & Friends ile başlıyorum. Dünyanın en iyi barları arasında gösterilen Ruby de bir kokteyl içmek için ideal. Kahve içmek veya satın almak için Coffee Collective ve Coffee Lab'a gidebilirsiniz. Kahvaltı için Moller ve Granola, fırın ürünleri için Sankt Peders Bageri ve Hart Bageri, tatlı için Conditori La Glace, pizza için Da Gallo Pizzeria, smorrebrod için Selma önerebileceğim yerler arasında. Parayı tamamen gözden çıkarmayı düşünürseniz dünyanın en iyi restoranları arasında ilk sıralarda gösterilen, birkaç kez en iyisi seçilen Noma'yı düşünebilirsiniz, eğer düşünürseniz de tatil planını yaparken rezervasyonunuzu da yaptırın çünkü yer bulmak çok zor. 😉 Kopenhag tam bir gurme şehri, bu saydıklarımdan çok daha fazla güzel yer var, siz kendiniz de gözünüze güzel görünen yerleri deneseniz pişman olmazsınız bence. Deneyip de önereceğiniz bir yer olursa yorumlara beklerim. Ben instagram'dan Kopenhag önerisi olan var mı diye sorduğumda biri Flying Tiger'a uğramamı önermişti, okuyorsa kendisine buradan teşekkür ederim. 🙂 Danimarka'nın bir milyoncusu gibi bir yer ama tabi ki çok daha kalitelisi. Özellikle kırtasiye ürünleri ve mutfak aksesuarları oldukça hoşumuza gitti. Buradan bir sürü şey aldık ve toplam fiyat 50 'dan az tuttu. Büyük ihtimalle daha önce duymuşsunuzdur, Lego'nun memleketi Danimarka. O yüzden gelmişken mutlaka Lego mağazasına uğrayın. Yalnız ucuz olmasını beklemeyin, Türkiye ile aynı fiyat hatta biraz daha pahalı geldi bize. Stroget caddesi üzerindeki mağazada benim en hoşuma giden, kendi takınızı yapmak için boncukçulardan nasıl tek tek boncuk alabiliyorsanız burada da legolar için öyle bir şansınızın olması. Çocuklar için inanılmaz tatlı oyuncaklar yapan bir yer önermek istiyorum son olarak. Skoyalfen, çocuğunuzun çıkmak istemeyeceği masal gibi bir dükkan olmuş. Ben bile uzun süre çıkamadım, o kadar güzel şeyler var ki her detayı incelemek istiyorsunuz, dekorasyonu da harika. Fiyatlar pek ucuz değil açıkçası ama küçük bir hatıra almayı düşünebilirsiniz. Bildiğiniz üzere meşhur bira markası Carlsberg'in anavatanı Danimarka. Carlsberg'in kurucusu Carl Jacobsen yalnızca bu güzel birayı üretmekle kalmamış aynı zamanda şehre harika bir müze kazandırmış. Mimarisi ve sanat eserleriyle Ny Carlsberg Glyptotek kesinlikle Kopenhag'ta görülmesi gereken yerlerden. Yeri de çok merkezi, meşhur Tivoli bahçelerinin hemen yanı başında. Normalde 95 DKK giriş ücreti var ama salı günleri ücretsiz, sakın kaçırmayın. 😉 Özellikle kış bahçesine bayıldım, eminim siz de çok beğeneceksiniz. Gittiğim şehirlerde botanik bahçesi varsa mutlaka uğramaya çalışırım. Kopenhag'ta yer alan 13000 türlük zengin bitki çeşitliliğiyle Botanisk Have'yi de es geçmedim ve uzun uzun gezdim. En çok sevdiğim kısım Palm House olarak geçen içi dev bitkilerle dolu cam ev oldu. Nilüferlerle kaplı gölete de bayıldık, bence buraya bir yolunuzu düşürün. Kopenhag'ın en çok paylaşılan fotoğraflarından olan kanal kenarındaki rengarenk evleri görmeyeniniz yoktur. İşte burası Nyhavn olarak geçiyor. Renkli evlerin olduğu tarafta pek çok turistik kafe var, bütçe açısından oralara oturmanızı pek tavsiye etmem ama kanal boyunca yürümek bile insana çok iyi geliyor. Kanaldaki köprü üzerinde artık her yerde klasikleşmiş olan aşk kilitleri asılı. Mimari olarak en dikkatimi çeken yapılardan biri Grundtvigs Kirke oldu. Burası bir kilise ve biraz merkeze uzak ama vaktiniz kalırsa mutlaka uğrayın, harika fotoğraflar çekeceğinize eminim. Bir de adamların mimari yeteneklerine tekrar hayran olacaksınız. Kopenhag'ın en eski sokaklarından biri olan Magstraede, Arnavut kaldırımı yolları ve 18. yüzyıldan kalma binalarıyla sizi geçmişe doğru bir yolculuğa çıkaracak. Buradaki evler, Kopenhag'ta 1728 ve 1795'te çıkan iki büyük yangından sağlam olarak kurtulabilen az sayıdaki evlerdenmiş. Osterbro'da yer alan Olufsvej, Kopenhag'ta gördüğüm onca renkli sokak içerisinde açık ara bir numaram oldu. Sağlı sollu her renkten evler, hepsinin önünde bisikletleri ve bazılarının önünde yemyeşil bahçeleriyle tam bir hayal sokak. Kopenhag'ın en fotojenik yerlerinden biri olan Vestre Cemetery her ne kadar biraz merkezi yerlere uzak olsa da gezilecek yerler listesine alınmalı. Artistik ağaçlı yol fotoğraflarını sevenlere duyrulur. Aslında bir mezarlık olsa da çok kocaman bir parkı olduğu için insanlar yürüyüş yapmak için de buraya geliyor. Fotoğraflık bir yerle daha karşınızdayım. 🙂 Nyboder, ikonik sarı evleriyle meşhur bir yer. Kral 4. Christian tarafından denizcilerin aileleri için yaptırılmış lojman tadındaki bu evler yan yana dizililer, hatta bitişikler. Sarı üzerine kiremit rengi pencereleriyle gerçekten çok güzel bir görüntü veriyorlar. Nyhavn kadar ünlü olmayan ama ona çok benzeyen ve bence onun kadar güzel olan bir yer de Overgaden Oven Vandet. Burası da yine kanal kenarındaki renkli evleriyle insanın içini açıyor. Christianshavn bölgesine yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp yaklaşık 1 km uzunluğundaki yolda bir yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim. Amalienborg Sarayı'ndaki askerlerin nöbet değişim seremonisi öğlen tam 12'de gerçekleşiyor. Başka Avrupa şehirlerinde de bu nöbet değişimini izlemiş olabilirsiniz, açıkçası çok şart değil o zaman. Ama öğlen saatlerinde bu bölgede olacaksanız, Kopenhag'takini de deneyimleyebilirsiniz. Kopenhag'a gittiğinizde hava güzelse Kongens Have yani kralın bahçesinde piknik yapıp kendinizi oranın yerlisi gibi hissetmeden dönmeyin. Bu bahçe ülkenin en eski kraliyet bahçesi olmakla birlikte günümüzde yılda 2.5 milyon civarı insanı ağırlıyormuş. Christiansborg Sarayı'nın kulesine çıkmak da ücretsiz şehre yukarıdan bakmak için gidebilirsiniz. Kopenhag'ta vakit geçirebileceğiniz açık yerlerden bir tanesi de Norrebro'da bulunan ve oldukça büyük bir alana yayılmış olan Superkilen Park. Bu park üç bölgeden oluşuyor: siyah, kırmızı ve yeşil. Siyah kısım daha çok kaykay ya da scooter kullananların gezindiği, içinde bir de çocuk parkı bulunan bir alan. Kırmızı kısımda duvar resimleri ve spor aletleri bulunuyor. Yeşil alan da adından anlayabileceğiniz üzere çimlik bir alan ve yürüyüş ya da piknik yapmak için kullanılıyor. İçine girmediğim ama dışarıdan şeker gibi duran, Kopenhag fotoğraflarınızın arasına girmesini isteyeceğiniz Palads Teatret'ten bahsetmeden edemeyeceğim. Siz vaktiniz varsa ve arzu ederseniz bir film izlemeye de gidebilirsiniz, filmler orijinal dilinde ve Danca alt yazılı olarak izleniyormuş. Kopenhag'ın bana göre fotoğraf açısından en verimli yerlerinden biri Rundetaarn. Giriş ücretli ama öyle çok fazla değil, 25 DKK. Burası yuvarlak bir kule ve kulenin tepesine merdivenle değil eğimli bir yoldan yürüyerek çıkıyorsunuz. Güneşli bir günde gitmenizi öneriyorum, böylece içeride fotoğraf için güzel ışık yakalayabilirsiniz. Eğimli yolun bittiği yerde kulenin terasına çıkmak için dar bir merdiven var, orayı da atlattınız mı Kopenhag'a tepeden bakabilir, şehrin yukarıdan fotoğraflarını çekebilirsiniz. Gördüğünüz üzere, Kopenhag'ta da çok para harcamadan gezilebiliyor. Sizin bir şehirden beklentileriniz neler bilmiyorum ama sadece sokaklarında dolaşmak bile bizim için çok keyifliydi. Kendimizi bırakıp sokaklarında şuursuzca kaybolunca burada yazdığımdan çok daha fazla güzellik keşfettik. Ben şehre genel olarak hayran kaldım, hava şartları bu kadar sert olmasa şu an Kopenhag'tan iş bakıyor olurdum muhtemelen. Şehirde yapılacaklar bunlarla sınırlı değil elbet, ücretli olarak gezilecek yerler de var. Kısaca onlardan da bahsetmek istiyorum. Tivoli Gardens tabii ki Kopenhag'ta gidilecek en favori yerlerden biri, ailece ziyaret edebileceğiniz oldukça büyük bir eğlence parkı burası. Gittiğiniz yerlerin kütüphanelerini merak ediyorsanız Royal Library tam size göre. Müze sevenler için Danimarka Ulusal Müzesi ve şehrin biraz dışında kalan Louisiana Museum of Art gezilecek yerler arasında. Son olarak, Kopenhag'a yazın gidecekseniz bir gün Amager Strand'a gidip sahilde vakit geçirebilirsiniz. Kopenhag gibi rengarenk fotojenik yerler için aşağıdaki yazılarımı da okuyabilirsiniz. Umarım yazdıklarımın faydası olur ve keyifli bir Kopenhag gezisi yaparsınız. Sizin başka önerileriniz varsa veya burada yazmayı atladığım merak ettiğiniz bir şey varsa lütfen yorum olarak bırakın, gidecek olan herkes yararlansın. Son olarak, gitmeden önce ya da döndükten sonra Danish Girl filmini izlemenizi öneririm. Instagram'da paylaştığım Kopenhag fotoğraflarına #hohhoyytcopenhagen hashtag'inden ulaşabilirsiniz. Okuduğum seyahat yazıları içerisindeki en faydalı ve güzeli, emeğinize sağlık. Çok bilgilendirici bir yazı olmuş. Şahsım adına çok teşekkür ederim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/08/mevsimlere-gore-seyahat-rehberi-kis-aylarinda-nereye-gidilir", "text": "Kışa yaklaşırken veya kış başladığında en çok aldığım sorulardan biri \"Kış aylarında nereye gidelir?\" şeklinde olduğu için taze döndüğüm ve yazmaya heveslendiğim seyahatlere rağmen bu yazıya öncelik verdim. Kışın Türkiye'de nereye gidilir? Kışın yurt dışında nereye gidilir? diye araştırma yapanlar için seyahat etmek istediğiniz tarza göre içimden geçen ilk yerleri yazıyorum. Kışın Türkiye'de gezilecek en güzel yerler ve kışın yurt dışında gezilecek en güzel yerler hakkında fikir olması için buyurun size kışın gezilecek yerler rehberi. Seyahat etmeye başladığım ilk yıllarda gitmiştim Prag'a, nasıl da hayran olmuştum. Gittiğim zaman mevsim kıştı ama dondurucu soğuğa rağmen güneş hep güzel yüzünü göstermişti. Dört günlüğüne gitmiştik, bir günümüzü çok yakınındaki kaplıcalar şehri Karlovy Vary'e ayırmış ve dördüncü gün artık kendi şehrimizde geziyor gibi geçirmiştik son günü. Karl köprüsü, Prag kalesi, kalenin hemen arkasındaki Altın yol, Astronomik saat kulesi, Kafka Müzesi ve Dans eden bina, Prag'ta görülmesi gereken başlıca yerlerden. Velhasıl, tam bir hafta sonu seyahati şehri Prag. Yakın çevrede gezmek için Karlovy Vary dışında, son yıllarda çok popüler olan şipşirin Cesky Krumlov'u da görmeye gidebilirsiniz. Aralık ayında giderseniz cıvıl cıvıl noel pazarlarını da gezebilirsiniz. Noel pazarlarından bahsetmişken; Alsace Bölgesi, Berlin, Budapeşte, Viyana, Kopenhag gibi şehirleri de düşünebilirsiniz. Aralık ayında deniz tatili için diğer yerler Sri Lanka veya Maldivler olabilir. Seyahat etmek için illa çok uzaklara gitmeye gerek yok, İstanbul'a oldukça yakın mesafedeki tarihi şehir Bursa bana göre kış aylarında gitmek için çok ideal bir şehir. Neden derseniz, geri kalan tüm mevsimlerde özellikle hafta sonu inanılmaz kalabalık oluyor ve ne doğru dürüst gezebiliyorsunuz ne de fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bursa merkezde Kozahan, Irgandı Köprüsü ve Yeşil Camii görülmesi gereken başlıca yerlerden. Çevrede ise Cumalıkızık, Tirilye, Misi, Gölyazı ve Mudanya mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Aralık ayında yurt içinde Eskişehir, Adana veya Kaş da güzel fikir olabilir. Ocak ayında gidilebilecek yerler için aklımdan geçen diğer şehirler Brugge ve Dubai. Tam da kışın en derinden hissedildiği zamanlarda şuralarıma biraz güneş, oralarıma biraz deniz, buralarıma da biraz kültür modunda takılmak isteyenler için en güzel rotalardan biri Zanzibar diyebilirim. Biz Nungwi'de Kendwa yakınlarında kalmıştık ve oranın denizi girdiğim en güzel denizlerden biriydi kesinlikle. Kültür kısmına gelirsek, büyüleyici kapılarıyla Stonetown'da halkın arasına karışabilir, Prison Island'ta kölelik zamanının izlerini takip edebilirsiniz. Ocak ayında deniz tatili yapmak için diğer yerler Phuket, Cape Town ve Kamboçya olabilir. Yeni yıla nasıl girerseniz tüm seneniz öyle geçer derler. Yeni yıl sabahına bir peri masalının içinde uyanırsanız belki tüm yıl masal gibi geçer. Kapadokya, olağanüstü güzelliği ile her mevsim ziyaret edilebilecek bir yer ama kışın karlar altındayken de ayrı bir güzel olur. Güvercinlik vadisi, Göreme ve Zelve Açık Hava Müzesi, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Ihlara vadisi, mutlaka görmeniz gerektiğini düşündüğüm ilk aklıma gelen yerler. Oralara kadar gitmişken rotanıza bir de Tuz Gölü'nü eklemenizi tavsiye ederim. Ocak ayında Türkiye'de İzmir veya Edirne'yi gezmek de iyi bir alternatif olabilir. Kayak yapmayı düşünürseniz Erzurum ya da Erciyes düşünebilirsiniz. Sonbaharda görüp bayıldığım ve kışın kimbilir nasıl güzel olur buralar diye düşündüğüm Hallstatt'ı Şubat ayı kaçamağı için kesinlikle öneriyorum. O şipşirin rengarenk evlerin üzerini kar kaplayınca eminim harika bir görüntü ortaya çıkıyordur. 🙂 Salzburg'a direkt uçup bir saat uzağındaki Hallstatt'ta hafta sonunuzu geçirebilirsiniz. Hatta kayak yapmayı seviyorsanız planı uzatıp yakınındaki Zell Am See'de harika bir kayak tatili ile seyahatinize devam edebilirsiniz. Şubat ayı için önerebileceğim diğer yakın yurt dışı rotaları Paris, Venedik, Ljubljana ve Malta. Şubat ayında deniz tatili için aklıma gelen diğer alternatifler Karayipler, Goa ve Seyşeller. Şubat ayında Türkiye'de gidebileceğiniz diğer yerler Gaziantep, Denizli ve Sinop. Daha önce tüm aylara göre gidilebilecek yer önerileri verdiğim Hangi Ayda Nereye Gidilir? yazısına da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/19/phukette-nerede-kalinir-fishermens-harbour-urban-resort", "text": "Phuket oldukça büyük bir ada ve gezecek çok fazla yer var. Fakat adanın merkezi diyebileceğimiz, gece hayatının kalbinin attığı, en popüler mekanların bulunduğu yer Patong dersem yanlış olmaz sanırım. Çok fazla kalabalık ve gece hayatı düşkünü olmasak da adanın en merkezi yerinde birkaç gün de olsa kalmak istedik. Vaktimizin çoğunluğunu otel dışında geçireceğimiz için bütçe dostu bir yer bakıyordum ama merkezi olması, temizliği ve havanın bozması durumunda otelde geçirdiğimiz zamanın keyifli olması bizim için önemliydi. Buna göre araştırma yaparken Patong civarında beş yıldızlı Fishermen's Harbour Urban Resort'u buldum. Fiyatları uygundu, yorumlar güzeldi ve fotoğraflarda gayet şık görünüyordu. Otelin konumu gerçekten oldukça idealdi bizim için. Patong merkezdeki karmaşadan uzak ama her yere kolayca ulaşabileceğiniz mesafedeydi. Gece hayatının merkezi sayılan Bangla Road'taki mekanlara 1,5 km uzaklıkta bulunuyor, Patong Plajı'na ise 10 dakikalık bir yürüyüşle gidilebiliyor. Havaalanından otele varmak taksiyle yaklaşık bir saat sürüyor. Bu arada araba kiralamayı düşünüyorsanız otelde ücretsiz otopark mevcut. Odamız oldukça ferah, rahat rahat yayılabileceğimiz büyüklükteydi ve havuza bakan bir balkonumuz vardı. Ücretsiz wifi erişimimiz vardı ve internet gayet iyi çekiyordu. Çoğu otel odasında standart olarak bulunan kasa, banyo malzemeleri, saç kurutma makinesi, minibar ve çay-kahve yapma imkanı burada da mevcut. Odamızda, bunlara ek olarak plaja inerken kullanmamız için plaj terliği, plaj çantası, plaj havlusu ve yağmur yağdığı zaman kullanabilmeniz için büyük bir şemsiye de bulunuyordu. Bizim odamız havuza bakan deluxe çift kişilik odaydı ancak otelde çok daha büyük ve lüks odalar bulunuyor. Bütçenizi biraz daha arttırıp kendi havuzu olan ve üst katlarda bulunan süitleri de tercih edebilirsiniz. Otelin oda tiplerini incelemek için şuraya tık tık! Bizim konaklamamızın içinde açık büfe kahvaltı dahildi ama kahvaltısız seçenek de var, rezervasyon yaparken tercihinize göre buna dikkat etmenizi öneriyorum. Kahvaltısı gayet güzel çeşitlilikteydi, isteğinize göre omlet de yapılıyor. Yurt dışındayken kahvaltıda taze omlet yapılıyorsa ve peynir varsa benim için yeterli zaten açıkçası, daha fazlası da bonusu oluyor. Tesis bünyesinde yer alan restoranda hem dünya yemekleri hem yöresel yemekler var ve oda servisi ile sipariş imkanınız da var. Otelin hemen yakınında bir gece marketi var ve burada Tayland'a özgü yerel sokak yemeklerini deneme şansınız var. Biz bir akşam yedik, çok güzel ürünler var. Gece pazarında sadece yemek yok, giyecek veya hediyelik eşya da alabilirsiniz. Pazarın dışında otele hemen yürüme mesafesinde pek çok başka restoranlar, barlar ve marketler bulunuyor. Otelin biri jakuzili olmak üzere iki adet açık yüzme havuzu bulunuyor. Ağaçlıklar içinde oldukça keyifli bir bahçe düzenlemesi yapmışlar. Biz güneşli bir sabahımızı burada havuz başında keyif yaparak geçirdik. Ben böyle içinde bar olan havuzları çok seviyorum. Bir yandan suyun içinde oturup bir yandan kokteyl içmeye bayılıyorum. 🙂 Öğleden sonraları barbekü partisi de yapılıyormuş ama biz denk gelemedik. Otelin Element Spa isminde güzel bir masaj salonu ve onun hemen karşısında ferah bir spor salonu bulunuyor. Ne yazık ki ikisini de bizzat deneyimleme fırsatım olmadı. Otel çocukları da unutmamış ve onlar için ferah bir oyun odası hazırlamış. Burada küçük yaştaki her çocuğun kendine uygun bir oyuncak bulabileceği ve keyif alabileceği bir ortam yaratmışlar. Oyun odası dışında otelin açık alanları da çocuklar için uygun görünüyor, zaten pek çok çocuklu aile vardı. Otelin havuzlarının da çocuklara uygun kısımları bulunuyor."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/20/bangkokta-nerede-kalinir-amari-watergate-bangkok", "text": "Bangkok oldukça karmaşık bir şehir ve nerede kaldığınız gerçekten çok önemli. Bangkok'ta nerede kalacağınıza karar verirken tabi ki öncelikler devreye giriyor. Kurumsal çalışan insanlar olarak kaldığımız otellerin bütçemizi çok aşmadan lüksü yakalayabileceğimiz yerler olmasına dikkat ediyoruz. Bangkok'ta da hem bu şartı sağlayıp hem de merkezi olan bir otel arayışına girdik. Beş yıldızlı Amari Watergate Bangkok, alışveriş merkezlerinin ve pazarların hemen ortasında yer alıyor olması ve her açıdan doyurucu imkanlarıyla bizim Bangkok'a varışımızda tercih ettiğimiz otel oldu. Platinum alışveriş merkezinin ve meşhur Pratunam pazarının tam karşısında yer alan otel, Bangkok'un meşhur Siam Meydanı'na sadece 5 km uzaklıkta, havaalanına da 40 km uzaklıkta. Ayrıca bir tarafında çok güzel bir gece pazarına, bir tarafında da uygun fiyatlı masaj salonlarına 5 dakikalık yürüme mesafesinde bulunuyor. Gitmek istediğiniz her türlü turistik yere de tuktuk veya taksi ile 200 Baht civarı bir ücretle ulaşabiliyorsunuz. Amari'de iki gece kaldık ve her anlamda çok memnun kaldık, bu nedenle tecrübemizi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Otelde odaların hepsinin güzel bir şehir manzarası var ama daha güzel manzaralar için tabi ki üst katları tercih etmek gerekiyor. Araştırırken otelin en üst katlarındaki odaların içinde bulunduğu Executive Club paketinin çok avantajlı ve cazip olanaklar sunduğunu fark ettik, o nedenle bu odaları tercih ettik. Executive club avantajlarını daha sonra anlatacağım ama önce odamızdan bahsedeyim. Odamız 26. kattaydı ve şehir manzarası harikaydı. Girişteki odada televizyon, karşısında iki kişilik konforlu bir koltuk, cam önünde çalışma masası, onun yanında yine tek kişilik ayaklarınızı pufa uzatabileceğimiz bir koltuk ve bir tuvalet bulunuyor. Yatak odası kısmında ise oldukça geniş çift kişilik bir yatak, önünde bir puf, cam boyunca bir uzanma koltuğu ve bir de televizyon bulunuyor. Giriş ile yatak odası arasında da büyük bir banyo bulunuyor. İçinde hem duş, hem de jakuzili bir küvet var ve istenirse yatak odası ile banyo arasındaki paravan açılabiliyor. Amari Watergate oda fiyatlarını incelemek için buraya tık tık! Executive club dahilindeki odalardan birini tutarsanız otelin sadece executive misafirlerine tanıdığı bazı imkanlara sahip oluyorsunuz. Öncelikle girişteki resepsiyondan checkin işlemi yapmıyorsunuz, sizi hemen 32. kata alıyorlar ve orada işlemlerinizi hallederken size içecek bir şeyler ikram ediyorlar. Yani daha ilk andan ayrıcalıklı olduğunuzu hissediyorsunuz. 32. Katta ayrıca mini teraslı bir lounge bulunuyor ve gün içinde istediğiniz zaman buradan çay kahve ve meşrubat alabiliyorsunuz. Akşamüstü saat 17-19 arasındaysa ise sadece Executive club üyelerine özel bir happy hour düzenleniyor ve açık büfe leziz atıştırmalıklar ile aklınıza gelebilecek her çeşit alkollü içecek ve nefis kokteyller ücretsiz olarak servis ediliyor. Biz açıkçası akşamları burada karnımızı doyuruyor ve tekrar yemek ihtiyacı duymuyorduk. 🙂 Executive olanakları bununla da bitmiyor. Sabah kahvaltısını standart kahvaltı salonu yerine isterseniz 32. kattaki lounge'ta harika şehir manzarası ve daha az insanla birlikte etme şansınız bulunuyor. Hoşumuza giden bir başka detay da executive odalarda kalanların 15:00'e kadar check out yapma şansı olmasıydı. İmkanınız varsa kesinlikle executive odalarda kalmanızı tavsiye ediyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/23/phukette-nerede-kalinir-novotel-phuket-karon-beach-resort-and-spa", "text": "Phuket'te nerede kalınır diye araştırma yaparken Karon plajı ve çevresi en çok tavsiye edilen yerlerdendi. Bunun nedeni, plajının Patong'a göre çok daha güzel ve sakin olmasının yanı sıra, Patong'un karmaşasından uzak olup Patong plajına ve gece hayatına sadece 15 dakika gibi kısa bir mesafede olmasıydı. Karon ayrıca kendi başına da keşfedilecek pek çok yere sahip. Novotel, zaten dünyanın pek çok yerinde belli kaliteyi yakalamış otelleriyle daha önceden güvendiğimiz bir zincirdi. Biz de birçok açıdan harika görünen, Karon'daki Novotel Phuket Karon Beach Resort and Spa'da en azından bir gece konaklayalım dedik. Phuket'te kaldığımız oteller arasında, fiyat, fayda, lokasyon ve özellikler olarak en sevdiğimiz yerin burası olduğunu hemen baştan söylemeliyim. Otel dört yıldızlı ama daha önce kaldığım pek çok beş yıldızlı otelden daha fazla lükse ve olanaklara sahip. Anlatmalara doyamayacağım odamızla daha doğrusu süitimizle başlamak istiyorum önce. 🙂 Novotel Phuket Karon'a ayak bastığımız anda yağmur başladı yanlış hatırlamıyorsam. Biz odamıza yerleşme işlemlerini hallederken henüz hafif hafif çiseliyordu. Odamızın önündeki bize özel dalma havuzunda birazcık vakit geçirip yorgunluğumuzu atalım dememizle birlikte bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Havuza girdik ve ellerimiz ayaklarımız buruşuncaya kadar yağmurda havuz keyfi yaptık. O gün birbirimize çok doğru zamanda doğru oteldeyiz dedik sürekli. Hava sıcak olduğu için üşümeseniz de şiddetli yağmur yağarken gezmek çok keyif vermiyor, o nedenle üstü kapalı olan havuzumuzda dinlenip romantik birkaç saat geçirmek bize çok iyi geldi. Odamız gerçekten çok güzeldi, özelliklerini yazarak çok uzatmak istemiyorum, fotoğraflar zaten her şeyi anlatıyor. Süitimizin daha fazla fotoğrafını yazının en altına koyuyorum, oraya bakmayı ihmal etmeyin. Otelde yemek konusunda sıkıntı çekmeniz mümkün değil. Har tür yemek çeşidini bulabileceğiniz farklı restoranları var. Kahvaltı Horizon Cafe'de veriliyor, hem Asya mutfağı hem batı mutfağına uygun bol çeşitli ve kaliteli ürünlerle dolu. Joe Kools' Grill ana havuz başında yer alan, yerel ve uluslararası mutfaklardan atıştırmalık ve yemek çeşitleri bulabileceğiniz bir restoran. Thailand'a gelmişken Asya mutfağı denemek istiyorsanız da TAI restoran sizi bekliyor. Son olarak Champions Sports Bar da ikinci havuz başında yer alan ve farklı mutfaklara ait çeşitler bulunduran bir restoran. Burada maç yayını yapılıyor, o yüzden barı özellikle akşamları oldukça dolu oluyor. Restoranların dışında bir de Escape Rooftop Bar var ki kokteyllerini denemeden dönmemeniz gerekiyor. Bizim odamıza kendimiz yapabilelim diye kokteyl malzemeleri ile birlikte shakerlar göndermişlerdi. Kendimize harika içkiler hazırladık. Her ne kadar çocuksuz gitmiş olsak da ebeveyn olunca algıda seçicilik devreye giriyor biliyorsunuz. Novotel Phuket Karon gördüğüm en çocuk dostu otellerden biriydi kesinlikle. Çocuklar için pek çok oyun alanı ve her gün farklı saatlerde onlara özel değişik aktiviteler vardı. Çocuk aktivitelerini inceledikçe oğlumuzu götürmediğim için gerçekten üzüldüm, gelişimleri için oldukça faydalı ve aynı zamanda eğlenceli etkinlikler düşünmüşler. Hoşuma giden bir diğer detay da normal havuzlarda çocukların kullanabileceği alanların yanı sıra sadece çocukların kullanımı için onlara özel büyük bir havuzun olmasıydı. Bir önceki gün Kata'dan dönerken güneşi batırmak için mola verdiğimiz Karon plajının tadını maalesef otelde kalırken çıkaramadık çünkü tüm konaklamamız boyunca yağmur yağdı. 🙁 O günden tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki gerçekten güzel bir plaj ve hiç kalabalık değil. Peki Karon plajı otele ne kadar uzaklıkta diye soracak olursanız, otelin girişiyle kumsal arasından sadece yol geçiyor, yani 2-3 dakika yürümeyle denize ulaşıyorsunuz. Ne yazık ki plajın güneşli havada bir fotoğrafı yok, o yüzden tam anlaşılmıyor ama Phuket civarına özel yeşile kaçan turkuaz denizi oldukça güzel görünüyordu. Phuket seyahatiniz sırasında hem lüks olanaklar sunan hem de fiyatları çok yüksek olmayan bir otel arıyorsanız Novotel Phuket Resort gözü kapalı tavsiye edebileceğim bir otel. Bizi beklediğimizin çok üzerinde ağırladıkları için kendilerine teşekkür ediyorum, tüm yazdıklarım tamamen kişisel fikirlerimdir. Aşağıdaki fotoğraflara bakmayı unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/23/siem-reapte-nerede-kalinir-hillocks-hotel-spa", "text": "Siem Reap, pek çok açıdan beklediğimizin çok üzerinde bir şehir çıktı ve orada geçirdiğimiz üç gün tatilimizin en keyifli zamanlarındandı diyebilirim. Bunun başlıca nedenlerinden biri kuşkusuz kaldığımız oteldi. Asya'da seyahat ederken, özellikle bizim gibi yıllık izinlerde gezenler için konaklanan yer çok önemli diye düşünüyorum. Bir kere nem oranı çok yüksek olduğu için özellikle deniz olmayan şehirlerde mutlaka havuzlu bir otel tercih edilmeli. Tüm gününüzü otelde geçirmeyeceğiniz, gezmeye daha fazla vakit ayıracağınız için de otele çok yüksek bedeller ödenmesine karşıyım. Bu yüzden hem bütçemizi sarsmayacak hem de konforumuzdan ödün vermeyeceğimiz oteller araştırıyorum. Siem Reap'ta kaldığımız Hillocks Hotel & Spa aradığımız tüm özelliklere sahipti ve yeşillikler içindeki beş yıldızlı konaklama birimleriyle tatilde olduğumuzu bize sonuna kadar hissettirdi. Bizim kaldığımız oda, otelin en güzel odalarından biri olan Jacuzzi Suite idi. Oda oldukça büyüktü, oturma alanları boldu ve çok hoş bir banyomuz vardı. Bahçemiz ise tatlışlık abidesiydi resmen. 🙂 Rengarenk çiçekler ve yeşillikler içinde keyfimize keyif katan bir jakuzi vardı. Odamızın bir artısı da otel lobisinin ve restoranın hemen üst katında bulunuyor olmasıydı. Dışarıdan döndüğümüzde direkt kendimizi odamıza atabiliyor, sabah uyanınca doğrudan kahvaltıya geçebiliyorduk. Gerçi diğer odalar da girişe çok uzak sayılmaz ama olsun: 🙂 Oda fiyatları 70$'dan başlıyor, erkenden rezervasyon yaptırmanızda fayda var çünkü gün yaklaştıkça fiyatlar gerçek çok artıyor. Oda tiplerini ve fiyatlarını incelemek, müsaitlik durumunu kontrol etmek için buraya tık tık! Otelin içinde Green Hill isminde bir restoran var, otelin her yeri gibi burası da tropik bitkilerle çevrili. Biz sadece kahvaltımızı burada yedik ve ortam gerçekten çok güzel. Kahvaltıda çok fazla çeşit yok açıkçası ama gayet doyurucu ve leziz yiyecekler bulabiliyorsunuz. Basit bir açık büfe kahvaltının yanına bir de menüden seçeceğiniz ürünlerden ekliyorsunuz. Yemeğimizi Green Hill içerisinde yemedik ama odamıza sipariş verdik, yediklerimiz gerçekten çok lezzetliydi. Hem yerel hem uluslararası mutfaklardan dişinize göre bir şeyler mevcut. Otelin bir tane büyük tuzlu su havuzu var ve biz burada baya vakit geçirdik. gezilecek yerleri genelde sabahtan tamamlıyor öğleden sonraları havuz keyfi yapıyorduk. Tarz olarak sonsuzluk havuzu şeklinde yapılmış ama tabi önünde deniz değil yeşillik var. Havuzun hemen yanı başında bir bar bulunuyor ve havuz keyfi yaparken çeşit çeşit kokteyller yaptırabiliyorsunuz. Kamboçya'da masaj yaptırmak en az Tayland'ta olduğu kadar meşhur. Otelimizin de Kravan Spa isminde oldukça başarılı bir masaj salonu vardı. Biz çift olarak Khmer masajı denedik ve Angkor Wat sonrası yorgunluktan bitap düşmüş bünyemize inanılmaz iyi geldi. Khmer masajı vücudunuzu hem rahatlatıyor hem de esnetiyor. Otellerdeki masaj salonları sokaklardakine göre daha pahalı oluyor ama masaj kalitesi, temizlik ve ortam da aynı oranda iyi oluyor. Üstelik Kravan Spa'nın fiyatları o kadar yüksek de değildi, bizim yaptırdığımız bir saatlik masaj 30$ ve bu fiyatın üzerinden konaklayanlar için bazı günler ayrıca indirimler oluyor."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/24/phukette-nerede-kalinir-where-to-stay-in-phuket-holiday-inn-resort-phuket-mai-khao-beach-resort", "text": "Phuket'in farklı bölgelerini daha rahat tecrübe etmek için birden fazla otelde kaldık. Phi Phi adalarından döndükten sonraki son günlerimizi geçirmek için yer araştırırken, havaalanına daha yakın bir bölgede kalmanın mantıklı olacağını düşünüp uygun fiyatlı kalitenin lider otel zincirlerinden Holiday Inn'in Mai Khao'daki resortunu tercih ettik. Otel havaalanına sadece 15 dakika mesafede yer alıyor. Çok doğru bir seçim yaptığımızı zaten konaklama boyunca hissettik ama son gün başımıza gelen olay sonrası seçimimizden dolayı kendimizi bir kez daha tebrik ettik. Yazının ilerleyen kısımlarında, Holiday Inn Resort Phuket Mai Khao Beach çalışanlarıyla ayrı bir gönül bağım olmasına sebep olan hikayeyi anlatacağım. İncelediğim kadarıyla otelde altı tip oda bulunuyor. Bizim odamız havuzun ve plajın hemen önünde yer alan standart bir deluxe oda idi. Otelin ana girişine biraz uzak olsa da tüm eğlence odamızın önünde döndüğünden bizim için çok idealdi. 🙂 Zamanımızın çoğunu bahçemizde geçiriyorduk ve istediğimiz zaman havuza giriyor, istediğimizde plaja iniyor, canımız çektiğinde de havuz başındaki bara gidip bir şeyler içiyorduk. Modern dekore edilmiş tertemiz ve bol güneş alan bir odaydı. Çok daha lüks odalar ve süitler mevcut tabi ki, havuz erişimli odalar çok güzel görünüyordu mesela. Çocuklu aileler için çocuklara özel yatakları bulunan süitler de bulunuyor. Otelin oda tiplerini incelemek için şuraya tık tık! Otelde iki tane restoran bulunuyor. Biri kahvaltının verildiği, öğle ve akşam yemeklerinin de hem açık büfe hem A'la Carte olarak servis edildiği J's Cafe. Bu restoranın bahçesindeki oturma yerleri havuzun içine gömülmüş şekilde dizayn edilmiş, benim çok hoşuma gitti. Kahvaltı çeşit ve kalite olarak oldukça güzeldi. Bir Türk olarak seyahatimiz boyunca tek beyaz peynir bulduğum kahvaltı olmasıyla da benim gönlümü fethetti. 🙂 Diğer restoran ise odamızın karşısında bulunan İtalyan restoranı Pesto. Burada bir öğle yemeğimizi yedik ve gerçekten çok başarılı bulduk. İkimiz de pizza yedik ve başlangıç olarak da dana carpaccio aldık. Pizzalar gerçek İtalyan lezzetindeydi, carpaccio da yediklerimizin en iyilerinden biriydi. Çalışanların ilgisi de muazzamdı, otelde kalırsanız kesinlikle burada bir öğün yemelisiniz. İşte en çok uğradığımız yer. 🙂 Hemen havuz başındaki bar her daim yoğun oluyordu, barın başındaki sandalyelerde hiç yer bulamıyorduk. Sebebi belli, kokteylleri gerçekten efsane. Mojitolarının müptelası olduk dersem abartmış olmam sanıyorum. Otelde oldukça büyük bir havuz var, havuzun çevresi palmiyelerle dolu ve ortasındaki yeşillik alanlarda geceleri kurbağa seslerini duyabiliyorsunuz, yani ortam tamamen doğal. Otelde yetişkinler için her güne özel farklı aktivite planları var, yemek kurslarından plaj voleyboluna, yogadan havuz oyunlarına yapılacak bir sürü şey bulabiliyorsunuz. Biz oradayken bir akşam özenle hazırlandıkları bir plaj partisi de vardı. Otel merkeze biraz uzak ama günde birkaç kez Patong ve Phuket Old Town'a gidiş dönüş servisleri var. Biz daha önce Patong civarında kaldığımız için bu bölgede vakit geçirmeyi tercih ettik. Mai Khao'da oteldeki aktiviteler dışında yapılabilecekleri Phuket rehberimde yazacağım. Gelelim son gün bizi nasıl mutlu ettiklerine; eşim otele gelir gelmez montlarımızı odamızdaki dolaba yerleştirmişti, ben de yerleştirirken görmüş fakat unutmuştum. Biz iki şapşik çıkış yaparken hava güzel olduğu için montları hiç aklımıza getirmedik. Havaalanında uçak için checkin işlemlerimizi yapıp pasaport kontrole doğru ilerlerken bir anda aklımıza geldi. Benim montu ben kış sezonu için daha yeni almıştım, içindeki poları evde bırakıp tek kat olarak yanımda getirmiştim, yani daha hakkını verememiştim bile. Eşimin montu da gerçekten çok güzeldi, yani kaybetseydik baya üzülecektik kısacası. 🙁 Velhasıl hemen instagram'dan otele mesaj attım ve durumu ilettim. Hemen dönüş yaptılar, telefonla konuştuk ve montlarımızı odadan alıp iki personel ile bize gönderdiler, ayrıca tabi ki ulaşım için herhangi bir ücret talep etmediler. Birincisi iyi ki son kaldığımız yeri havaalanına yakın seçmişiz, ikincisi iyi ki bu oteli seçmişiz. Otelin kendine ait plajı bulunuyor, plaja geçmeden hemen önce de hamaklarında keyif çatabileceğiniz bir ağaçlık alan var. Mai Khao, Phuket'in en uzun kumsalına sahip, kesintisiz tam 11 km imiş. Bizim otelde kaldığımız dönem hava biraz bozuk olduğundan çok fazla tadını çıkaramadık açıkçası ama bizden önceki fotoğraflara baktığımızda deniz çok güzel görünüyordu. Otelin spası Tea Tree Spa, tropik yeşillikler içinde küçük kulübelerden oluşan çok tatlı bir yer. Yazının sonundaki fotoğraflarda dış görünüşünü de görebilirsiniz. Masaj odalarının her biri ayrı bir kulübenin içinde yer alıyor. Masaj ücretleri de çok pahalı değil, gelmişken bu ortamda bir masaj yaptırmanızı tavsiye ederim. Spanın hemen önünde de bahçeye bakan bir spor salonu bulunuyor. Holiday Inn Mai Khao, Phuket'in çocuk dostu otellerinden biri. Onlara özel hem kapalı hem açık bir oyun alanı bulunuyor. Burada çocuklara özel aktiviteler yapıyorlar. Tabi ki bir anne olarak, bir sonraki sefer oğlumuzla gelme ihtimalini düşünerek oyun alanlarını inceledim ve çok beğendim. Bu arada otelin bir güzelliği de 12 yaşın altındaki çocukların aileleriyle kaldığı sürece ücretsiz konaklayabiliyor ve hatta restoranlarda ücretsiz yemek yiyebiliyor olması."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/26/phukette-nerede-kalinir-novotel-phuket-surin-beach-resort-and-spa", "text": "Phuket seyahatimizde konaklama için tercih ettimiz bir diğer yer Phuket'in popüler bölgelerinden Surin idi. Surin, havaalanına 35 dk, Patong'a ise 25 dk uzaklıkta bulunuyor. Surin'de konaklama tercihimiz de yine bütçe dostu kaliteli konaklama imkanı sunan Novotel Phuket Surin Beach Resort oldu. Otelde standart odalar ve süitlerden oluşan 254 adet oda var. Tropiklerde olduğunuzu sonuna kadar hissedeceğiniz bol yeşillik içinde bir ortam yaratmışlar. Odaların konumları ve otelin sıcak ortamı sayesinde kendinizi yazlığınızda hissediyorsunuz. Biz burada iki gece konakladık ve çok memnun kaldık, Phuket'te Surin civarı otel arayışında olanlara kesinlikle tavsiye ederim. Bizim odamız havuz başındaki süitlerdendi ve büyüklüğü çok iyiydi. Odamızın balkonunda güneşlenmek için bize özel şezlonglarımız vardı ve birkaç adım attığımızda havuza girebiliyorduk. Odaya girdiğimizde tabi ki bizi tatlış süslemeler ve küçük sürprizler bekliyordu. Bu tarz sürprizlere her seferinde çok seviniyorum. 🙂 Odanın minibarını açtığımızda su dışında bir şey olmadığını gördük ama içinde bulduğumuz notta şu tarz bir şeyler yazıyordu. \"Boş görünüyor olabilirim ama aslında değilim. İşine yaramayacak ıvır zıvırlarla dolu olmaktansa senin tercihlerine göre doldurulmayı tercih ediyorum. Oda servisini arayıp beni istediğin gibi doldurabilirsin.\" Bu bizim hoşumuza giden bir detay oldu, paylaşmak istedim. Odanın daha detaylı görünümü için en alttaki fotoğraflara bakmayı unutmayın. Otelde mahsur kalsanız, aç kalma şansınız yok, hatta günlerce farklı yemek yiyebilirsiniz. Otelde her akşam farklı mutfaklardan açık büfeler oluyor. Bizim otelde yediğimiz akşam Thai yemekleri büfesi vardı ve gerçekten çok lezizdi. Onun dışında Tai Sushi Bar'ın nefis sushilerinden yiyebilir, Champions Bar&Grill'de dünya mutfağından seçenekleri deneyebilir, Asia Alive'da Asya yemeklerini tadabilirsiniz. Otelin lobisinde bulunan Gourmet Go ise aperatif bir şeyler yemek isteyenler için birebir. Son olarak Boardwalk Pool Bar'da havuz başında bir şeyler içebilirsiniz. Unutmadan, akşamları Asia Alive'ın bahçe kısmında dev ekranda sinema gösterimi de oluyor. Yemeğinizi yerken açık hava sineması izlemek gerçekten çok keyifli. Surin Beach Resort, son derece çocuk dostu bir otel. Karon'da kaldığımız Novotel'de olduğu gibi burada da sabahtan akşama kadar neredeyse her saat başı çocuklar için aktiviteler düzenleniyor. Bizim en eğlenceli bulduğumuz etkinlik ise havuzda hemen kids club'un önünde yapılan köpük partileriydi. Tahmin edeceğiniz üzere buna sadece çocuklar değil yetişkinler de katılıyor. Kapalı oyun alanları ve havuzdaki kaydıraklar da çocukların gözdesiydi. Otelin hemen ön tarafında oldukça güzel bir plaj var. Biz iki gün üst üste bu plaja gittik, ilk gün çok bulutluydu ve deniz dalgalıydı, o yüzden çok keyfini çıkaramadık ama ikinci gün güneşi görünce akşam hem güneş batırmaya hem de biraz denizin tadını çıkarmaya gittik. Aşağıdaki fotoğraf güneşli günde denizin yukarıdan görüntüsü, deniz aynen böyle muhteşemdi. Otelle plaj arasında sadece bir yol var, birkaç dakikalık yürüyüş sonrası bu güzel denize varıyorsunuz. Bir de plaj o kadar sakin ki, tüm halka açık olmasına rağmen sanki size özelmiş gibi. Plajda herhangi bir tesis yok, havlunuzu alıp yatıyorsunuz ama bazı seyyar satıcılar mevcut. Otelin en sevdiğimiz yerlerinden biri tabi ki spası oldu. Harika bir masaj yaptırdık, kulunç mulunç kalmadı bende masajla hepsini açtılar vallahi. 🙂 Biz burada aroma herapy masajı yaptırdık, önce bize hangi yağla masaj yaptırmak istiyorsak onu seçtirdiler. Hepsinin farklı etkisi varmış, ben sakura kokulu olanı seçtim, kan dolaşımını düzenleyip rahatlatma özelliği varmış. Beni gerçekten çok rahatlattığını söyleyebilirim. Masaj salonunun alt katında yeşilliklere ve havuza bakan bir de spor salonu var, her ne kadar vaktimiz olmasa da şu manzarada biraz kardiyo yapmak iyi olabilirdi. Phuket'te nerede kalsak diye düşünüyorsanız Surin bölgesini ve Surin'deki Novotel Phuket'i içtenlikle tavsiye ediyorum. Bizi çok sıcak ağırladıkları için kendilerine teşekkür ediyorum, tüm yazdıklarım tamamen kişisel fikirlerimdir. Ek bir sorunuz olursa lütfen yorum olarak bırakın. Aşağıya koyduğum fotoğraflara da bakmayı unutmayın! Novotel Phuket Surin'in sık sık özel fiyatlı kampanyaları oluyor, tatil döneminizde özel fırsatlar olup olmadığını öğrenmek için Phuket Hotel Deals'ı mutlaka kontrol edin!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2017/12/28/phi-phi-gezi-rehberi-gezilecek-yerler-yapilacaklar-ve-bilinmesi-gerekenler", "text": "Phi Phi adaları iki ana adadan oluşuyor; Phi Phi Don ve Phi Phi Leh. Phi Phi Don daha büyük olan ve yerleşim olan ada, Phi Phi Leh ise aynı zamanda ulusal park olan ve konaklama imkanı olmayan, Leonardo DiCaprio'nun meşhur The Beach filminin çekildiği ada. İnanılmaz kaya oluşumları ve turkuaz suları ile Tayland'ın en popüler adlarından biri burası. Akın akın turist ağırlamasına rağmen kendinize ıssız köşeler bulabileceğiniz adeta cennet gibi olan bu adaya mutlaka gitmelisiniz. İşte size Phi Phi adaları ile ilgili tazecik gezi notlarım efenim, buyurunuz okuyunuz. - Adada motorlu araç yok, farklı koylara yalnızca longtail boat denilen geleneksel teknelerle ulaşım sağlanıyor, onun dışında her yere yürüyorsunuz. Adanın merkezinin dışında çok seyrek birkaç tane motor ve bisiklet gördük ama kiralama gibi bir seçenek yok, sadece yerel halk kullanıyordu. - Ada 2004'teki büyük tsunami felaketiyle yerle bir olmuş ama geçen 13 senede baştan sona yeniden inşa edilmiş. - Adalara giriş ücretli. Phi Phi Don'da feribottan iner inmez sizden kişi başı 20 baht ayakbastı parası alıyorlar. Phi Phi Leh'e gittiğinizde ise park olduğu için girişler daha yüksek, kişi başı 400 baht. - Bizim tecrübe ettiğimiz kadarıyla oteller dışında kredi kartı geçmiyor. Güzel haber; adada bankamatikler var. - Umumi yerlerde tuvalet kağıdı bulmak biraz zor, yanınızda selpak veya ıslak mendil bulundurmanızı tavsiye ederim. - Drone konusu sorulan sorulardan biriydi. Hava alanı girişinde drone ile ilgili herhangi bir sorun olmadı. Longtail botla gezerken de kaptanımıza sorarak pek çok kere uçurduk. Yalnızca Maya Bay'de biz uçurduktan sonra gelip uyardılar ve indirdik. Ceza vs. kesmediler, o ana kadar çekeceğimizi de çekmiştik zaten. Bana kalırsa balayına gitmiyorsanız Phi Phi'de merkezde kalmak en güzeli. Loh Dalam Bay bütün hareketin olduğu yer diyebilirim. Sadece bir gece kalacağımız için ucuz, lokasyonu iyi olan temiz görünen bir otel seçtim. Özellikle tavsiye edebileceğim bir otel değil açıkçası ama lokasyon olarak gerçekten iyiydi, kahvaltı da fena değildi, o kadar. Biz gecesi 100$'a kaldık, ucuz dediğim de bu yani, daha lüks otelleri siz düşünün. 🙂 En popüler adalardan bir olması ve çok fazla turist gelmesi sebebiyle Tayland'daki en pahalı ada belki de Phi Phi. Bizim kaldığımız oteli düşünürseniz, şuradan odaları ve fiyatları inceleyebilirsiniz. Phi Phi'deki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Phi Phi adasına gelmeden önce otel rezervasyonunuzu yaptırmanızı tavsiye ederim, özellikle yüksek sezonda geliyorsanız yer bulmakta zorlanabilir ya da tercih etmeyeceğiniz bir otelde konaklamak zorunda kalabilirsiniz. Yukarıda adada motorlu ulaşım olmadığını söylemiştim ama otelinize çantalarınızı nasıl taşıyacağınızı düşünmenize gerek yok. Çünkü her otelden bir görevli feribot saatlerinde limanda bekliyor ve tekerlekli bir el arabasıyla valizlerinizi taşıyor. Aynı şekilde otelden ayrılırken de valizlerinizi limana kadar taşıyor, hatta yağmur yağıyorsa çantaların üstüne bir branda da örtüyorlar. Phi Phi adalarındaki otelleri incelerken oldukça güzel görünen ama pahalı olduğu için tercih etmediğim Phi Phi Island Village Beach Resort'u ada çevresindeki koyları keşfederken görme fırsatımız oldu. Buradan merkeze ulaşım sadece deniz yoluyla sağlanıyor ama otel gerçekten güzele benziyordu. Kafa dinlemek isteyenler ya da Phi Phi adalarında balayı düşünenler şuraya bir bakabilir. Phi Phi'de yapılacak en güzel şey kesinlikle bir long tail boat kiralayıp Phi Phi Don adasının çevresindeki koyları ve Phi Phi Leh adasını gezmek. Instagram'dan paylaşımlar yaptığımda bu konuyla ilgili çok fazla soru geldiği için detaylı olarak anlatacağım. Biz otelimize valizlerimizi bıraktığımız gibi otelin olduğu taraftaki sahile inip karşımıza çıkan ilk longtail boat kaptanına fiyat sorduk. Bize nereleri gezdirebileceğini ve saatlik fiyat listesini gösterdi. Ben araştırdığım kadarıyla çoğunlukla 4 saatine 2000 baht verildiğini öğrenmiştim. Kaptanın verdiği fiyat 3 saat için 2000 baht idi. Biz, o gün öğleden sonra 3 saat Phi Phi Don çevresindeki koylar için 1500, ertesi gün 4 saat Phi Phi Leh adası için 2000 baht teklif ettik ve kabul etti. Belki sizin pazarlık gücünüze göre fiyat daha da indirilebilir bilemiyorum. Saat için sözleştik, yemeğimizi yedik ve verdiğimiz saatte plajda buluştuk. İkinci gün sabah erkenden çıktık, erken dediysem gerçekten erken yani 6 gibi. Çünkü meşhuuur Maya Beach nam-ı diğer The Beach güneş doğduktan sonra birkaç saat içinde adım atacak yer kalmayana kadar doluyormuş. Bu nedenle oradaki ilk teknelerden biri olmak bizim için önemliydi. Filmi izlediğimizden beri aklımızın bir köşesinde hayal baloncuğu olarak duran plajın şöyle doya doya tadını çıkaralım istedik. Doya doya çıkaramadık tabi ki 15. dakikada akın akın insanlar gelmeye başladı ama o bile bizim için çok güzeldi. Yalnız oranın bir saat sonraki halini düşünemiyorum, geç gidecekseniz gitmeseniz daha iyi bence. Biz de kalabalıklaşmaya başlayınca rotamızı Phi Phi Leh'in bir diğer koyu olan Loh Samah Bay'a çevirdik. Burası gerçekten mükemmeldi, gittiğimizde yalnızca biz vardık ve sonsuza kadar orada öylece kalsak şikayet etmezdik. Altınızda muhteşem bir deniz, karşınızda bembeyaz kumlara sahip ıssız bir kumsal ve yeşilliklerle bezeli muhteşem kaya oluşumları.. bundan daha güzel bir manzara olabilir mi? Buranın ardından son durağımız Pileh Lagoon'a geçtik. Büyülendiğim anlardan biriydi yine, gözlerim doldu mutluluktan. Burada baya bir denizde vakit geçirdik, yavaş yavaş tekneler doluşmaya başlayınca biz de geri dönüş yoluna geçmeye karar verdik. Sonuç olarak özel kiralayacağınız bir longtail boat'un yerini hiçbir şey tutamaz. Rotaya tamamen siz karar veriyorsunuz, nerede ne kadar kalacağınıza da. Bizim teknemizin adı Pristela, kaptanımızın adı ise Money idi. Kendisi Loh Dalam kumsalında duruyor, denk gelirseniz aklınızda olsun, çok memnun kaldık. Loh Dalam kumsalı, mesafe olarak Phi Phi Don koylarını gezmek için avantajlı olsa da Phi Phi Leh'e gitmek için Tonsai Pier'den tekne kiralamak daha doğru. Biz sabah çok erken yola çıkacağımız için otelimize yakın olmasını istedik. Bu arada benim aklımda olan bir tur daha vardı ama tek bir firma çalışıyor ve bir ay kala baktığımda yer olmadığı için planımıza almadık. Maya Beach'e akşam gidip, kimsecikler yokken güneşi batırıp, planktonlarla yüzüp teknede uyuyorsunuz, daha sonra sabah yine kimseler yokken gün doğumunu Maya Beach'te yaşıyorsunuz. Bu tur teoride çok ilgimi çekti ama pratikte nasıldır bilmiyorum. Çok kötü yorumlar da gördüm hakkında, yer olsaydı yine de deneyimlemek istiyordum. Siz de düşünürseniz biraz erken davranmanızı öneririm. Phi Phi'deyken yapılacak diğer aktiviteleri de saymaya çalışayım. - Kano kiralayıp Phi Phi Don çevresindeki koyları gücünüz yettiğince kendiniz de gezebilirsiniz. - Adalardaki muhteşem kayalıklara tırmanış yapabilirsiniz. - Akşam güneşi batırmak için Phi Phi View Point'e çıkabilirsiniz. - Akşam saatlerinde denize açılıp planktonlarla yüzme şansı yakalayabilirsiniz. - Phi Phi Don sokaklarında dolaşıp alışveriş yapabilirsiniz. Phi Phi'de merkezdeki ara sokaklarda her zevke ve bütçeye hitap edebilecek pek çok mekan var. Ben gitmeden önce tripadvisor'dan birkaç yer işaretlemiştim ve hepsi otelimize aşırı yakındı. Biz de her çiçekten bir bal misali hepsini denemeye çalıştık. Bir akşam, iki öğle yemeği vaktimiz vardı. Thai mutfağı için Papaya, hem Thai hem dünya mutfağı için Grand PP Arcade ve Charlies House tavsiyemdir. Grand PP Arcade inanılmaz popüler zaten, akşam yemeğinde kapısında sıralar oluşuyor. Hiçbirinde kredi kartı geçmiyor, bilginiz olsun. Phi Phi'de gece hayatı gerçekten çok çılgın ve bizim otel de gece hayatının tam ortasındaydı yani bütün olay Loh Dalam bölgesinde dönüyor. Odadan bütün gürültü zaten duyuluyor, en iyisi dışarı çıkmak. 🙂 Plaj partileriyle meşhur Slinky Bar, havuz partileriyle ünlü İbiza House ve ara sokaklarda yer alan Banana Bar en popüler olan barlar diyebilirim. Bizim kafamız çok kaldırmasa da Phi Phi'de neler oluyor diye ufak bir tura çıktık, siz de gece hayatını sevmiyorsanız bile en azından bizim gibi bir keşif yapıp dönebilirsiniz. Ona da yokum derseniz Grand PP Arcade restoranda bir şeyler içebilirsiniz. Phi Phi adaları bizim Tayland tatilimizin yıldızı oldu dersem abartmış olmam sanıyorum. Kendi tecrübelerime ve araştırmalarıma dayanarak ayrıntılı bir Phi Phi gezi rehberi hazırlamaya çalıştım. Benim burada aklıma gelmeyen merak ettiğiniz bir şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Instagram'daki Tayland paylaşımlarıma #hohhoyytthailand hashtag'inden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/01/03/phuket-gezi-rehberi-gezilecek-yerler-ve-yapilacaklar", "text": "Aşırı popüler olduğu için Phuket'e karşı saçma bir ön yargım vardı ve o nedenle Phuket gezisi yapmayı uzun bir süre ertelemiştim. Sonunda daha fazla karşı koymaya gerek yok dedim ve kendimi Phuket'in yeşil sularına bıraktım. 😛 Phuket tatili en güzel seyahatlerimiz arasında yerini aldı bile. Andaman denizinin incisi Phuket, Tayland'ın en büyük adası ve en turistik ikinci yeri. Bu kadar popüler olması boşuna değil elbet, Phuket, her tür gezgin tipine hitap edecek bir şeyleri içinde barındırıyor. Muhteşem plajlar, harika bir doğa, çılgın gece hayatı, gurme lezzetler, ucuz masaj, aşırı lüks oteller, aşırı ucuz oteller, daha neler neler. Kısacası ne ararsanız bu adada mevcut. Çok popüler diye aşırı kalabalık olacak diye de düşünmeyin, gerçekten oldukça sakin yerleri var Phuket'in. Geçtiğimiz haftalarda döndüğümüz Phuket seyahati sonrası taze taze bildiriyorum, işte size tüm detaylarıyla Phuket gezi rehberi ve Phuket gezilecek yerler! Phuket'e Türkiye'den direkt veya farklı noktalardan aktarmalı olarak ulaşabilirsiniz. Biz Qatar Airways ile Doha aktarmalı olarak önce Bangkok'a uçtuk. Birkaç gün Bangkok'ta, ardından birkaç gün de Siem Reap'ta geçirdik ve Siem Reap'tan Air Asia ile Phuket'e uçtuk. Qatar'ın Doha aktarmalı Phuket uçuşu da bulunuyor. THY'nin ise İstanbul'dan direkt Phuket'e uçuşları var. Biz normalde aktarmalı uçuş çok tercih etmesek de Qatar ile THY arasındaki yüksek fiyat farkı nedeniyle bu yolu seçtik. Phuket'e ulaşmak kolay da Phuket içinde ulaşım biraz zahmetli çünkü anormal trafik var. Trafik soldan akıyor ve daha önce soldan akan trafikte araba kullanmış olmamıza rağmen Phuket trafiğinde araba kiralamayı tercih etmedik. Kendiniz herhangi bir araç kullanmak istemiyorsanız taksileri ve tuktukları ulaşım için kullanabilirsiniz. Phuket'in tuktukları daha önce görmeye alışık olduklarımızdan biraz farklı, minibüse benziyor. Benim Phuket'te ulaşım için önereceğim şey motor kiralamak. Günlüğü 200-300 baht civarına scooter tipi motorlardan kiralayabilirsiniz. Benzin yol kenarlarında bile satılıyor, şişesi 40 baht ve bir şişe çeyrek depoya yakın dolduruyor. Motorlayken sol trafik konusunda pek sıkıntı yaşamıyorsunuz, tek yapmanız gereken soldan gitmek, vites vs. ile uğraşmıyorsunuz sonuçta. Trafikte hiç sıkıntı çekmiyor olmanız en büyük avantaj tabi ama tuktuklara tek yön için vereceğiniz ücret ile koca bir gün motoru kiralıyor olmanız da cabası. Bu arada ilk otelimiz Patong'taydı ve Phuket havaalanından Patong'a gitmek taksi ile 600 baht tuttu. Bölgelere göre sabit taksi ücretleri belirlemişler, minibüs ile daha ucuza gidebiliyorsunuz ama minibüsün dolmasını beklemek gerekiyormuş. Bu arada eşimle ikimizin de motor ehliyeti var ama motor ehliyetini bırakın normal ehliyet bile sormadılar. Zaten trafik kurallarının pek olduğunu düşünmüyorum açıkçası, aile boyu dört-beş kişi aynı motorda insanlar gördük birkaç kez. Phuket'e gitmek için en ideal aylar Kasım ayından Nisan ayına kadar olarak gözükse de tropiklere pek güven olmuyor, daha garanti aylar Aralık ile Şubat ayları arasında diyebilirim. Tabi ki yüksek sezonda fiyatların da yükseldiğini hesaba katmanız gerek. Biz Kasım ayının sonlarında gittik ve ilk birkaç gün hava çok güneşliydi. Hatta ilk otelimize yerleşirken sıcaktan bunalmış haldeydik ve şikayet ediyorduk ki otel görevlisi bence çok şikayet etmeyin, yağmur yağmasından iyidir demişti. Daha sonra ne demek istediğini anlayacaktık. 🙂 Phuket'te ne kadar süre geçireceğiniz ise tamamen nasıl bir seyahat hayal ettiğinizle şekillenecek. Phuket oldukça büyük bir ada ve yapılacak pek çok aktivite, keşfedilecek birçok yer var. Biz sekiz gün kaldık ve hala yapamadığımız, göremediğimiz şeyler vardı ama üç gün geçirip yeterli bulanları da duydum. Ortalama bir süre vermek gerekirse Phuket için beş gün ideal bence. Gezilecek başlıca yerleri bir günde bitirebilirsiniz belki ama harika plajlar, çevre adalar ve muhteşem doğa keşfedilmeyi bekliyor olacak. Phuket'te dört ayrı lokasyonda farklı otellerde kaldık. Genel olarak seyahatlerimizde uygun fiyatlı ama biraz da lüks olan otellerde kalmaya çalışıyoruz, Phuket'te de otel seçimlerimizi bu doğrultuda yaptık. Zaten Phuket'e kadar gidiyorsanız bütün günü otelde geçirecek haliniz yok o yüzden fiyat konusunda çok uçmaya gerek yok ama hava kötü olduğunda ya da kendinizi otelden çıkacak durumda hissetmediğinizde iyi hizmet veren yerlerde kalmak çok önemli oluyor. Patong, Phuket'in merkezi ve gece hayatının kalbinin attığı yer ama çok kalabalık olduğu için tüm tatilinizi orada geçirirseniz çok keyif almayabilirsiniz. Biz en azından birkaç gün buranın nimetlerinden faydalanalım dedik ve ilk otelimizi bu bölgeden seçtik. Buradaki otelimiz Fishermen's Harbour Urban Resort ile ilgili detaylı yazımı şuradan okuyabilirsiniz. Rezervasyon için direkt linki de vereyim, buyurunuz. 😉 Buradan sonra Patong'a fazla uzak olmayan, daha sakin, plajı daha güzel ve gezilecek yerleri bol olan, Patong'un küçük kardeşi lakabına sahip Karon'da konaklamaya karar verdik. Buradaki otel tercihimiz Novotel Phuket Karon Beach Resort and Spa oldu ve hava muhalefetinin de desteğiyle odamızın özel havuzunda romantik bir gün geçirdik. Novotel Karon için yazdığım yazıya şuradan, direkt rezervasyon linkine şuradan ulaşabilirsiniz. Sonraki otelimizi, zenginlerin tercihi olarak gösterilen Surin'de seçtik. Özellikle deniz konusunda gerçekten çok başarılı bulduk bu bölgeyi. Yine Novotel zincirinden Novotel Phuket Surin Beach Resort And Spa'da kaldık. Bu otel ile ilgili detaylı yazım için sizi şuradaki yazımı okumaya davet ediyorum, direkt rezervasyon için şuraya tık tık! Phuket'e veda etmeden önceki son iki gecemizi de Phuket'in en uzun ve bakir plajına sahip Mai Khao'da geçirdik. Havaalanına yakın olması ve bol ağaçlı sakin kumsalıyla bize çok iyi geldi burası. Otelimiz Holiday Inn Resort Phuket Mai Khao Beach Resort idi ve tatilin son günleri için harika bir seçimdi. Bu otel için yazdığım yazıyı da şu linkten okuyabilirsiniz, direkt rezervasyon yapmak isterseniz sizi şu linke alayım. Biz kalmasak da konaklamak için güzel görünen diğer bölgeler ise Nai Harn ve Rawai, isterseniz buralardaki otel alternatiflerine de bir bakın. Phuket daha çok deniz tatili yapacağınız bir adaymış gibi görünse de aslında gezebileceğiniz pek çok yeri bulunuyor. Ben başlıcalarından bahsetmek istiyorum sadece çünkü plajlar ve doğal güzellikleri için daha fazla vakit ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Şimdi sayacağım yerleri motorla bir günde çok rahat gezebilirsiniz. Wat Chalong Phuket'in en çok ziyaret edilen ve en büyük tapınağı ama Bangkok'tan sonra Phuket'e gelirseniz gözünüze biraz küçük gelecektir. Phuket'in eski şehir bölgesi olan Phuket Old Town, Portekiz mimarisinin esintilerini göreceğiniz oldukça renkli bir yer. En renkli evlerin olduğu sokak olan Soi Romanee'yi mutlaka görün. Phuket'in en yüksek noktalarından birine inşa edilmiş olan dev buda heykeli Big Buddha da Phuket'e gidince görülmesi gereken yerlerden. Sadece heykelin kendisi değil, tepeden göreceğiniz Phuket manzaraları da görülmeye değer. Phuket'teki bir başka manzara noktası da Karon Viewpoint. Burada Karon plajına doğru nefis bir manzara eşliğinde güneşi batırabilirsiniz. Asya ülkelerine gittiğinizde fillerle yapılan pek çok aktivite fırsatı çıkıyor karşınıza ama bunların pek çoğu fillere kötü davranılan, bizim zevkimiz için onların acı çekmesine sebep olan aktiviteler oluyor. Instagram'da, Chiang Mai'de böyle yerlerden kurtarılan fillerin bakıldığı, onları ziyaret edebildiğiniz bir fil barınağı olduğunu görmüştüm ve gitmek için çok heyecanlanmıştım. Bu seyahatimizde Chiang Mai'ye ayıracağımız vakti Siem Reap ve Angkor Wat'a ayırmak istediğimden Bangkok ve Phuket'te bu barınakların muadili olup olmadığını araştırdım ve çok şükür Phuket'te Elephant Jungle Sunctuary isimli barınağı buldum. Size de fillerle vakit geçirmeyi seviyorsanız burayı tavsiye ederim. Tüm diğer Phuket turlarında olduğu gibi sabah sizi otelinizden alıyorlar. Barınağa vardığınızda önce gönüllüler size filler hakkında genel bilgi veriyor sonra onları karpuz ve muzlarla besliyorsunuz. Sonra birlikte çamur banyosu yapıp en sonunda da beraber banyo yapıyorsunuz. 🙂 Onlara bu kadar yakın olup, sadece onların iyiliği için bir şeyler yapmak gerçekten çok keyifli. Phuket ile ilgili en sevdiğim şeylerden biri bunca turiste ve şehirleşmeye rağmen halen koruyabildiği harika bir doğaya sahip olması. Doğanın içinde çılgın bir gün geçirmek isterseniz Flying Hanuman tam size göre olabilir. 🙂 Muhteşem bir doğanın içinde bir nevi tarzancılık oynamak diyebiliriz buna. Ormanın içine farklı parkurlar kurulmuş, buralarda zipline yapıyorsunuz, asma ip köprülerden geçiyorsunuz. Farklı platformları içine alan birkaç çeşit program var, bütçenize göre istediğinizi seçebiliyorsunuz. Phuket'in kendi güzelliğiyle yetinmek istemiyorsanız yakın çevresinde de doğa harikası pek çok ada var. Bazılarına konaklamalı gidebilirsiniz, bazılarında ise yerleşim yok. Bu adaların hepsine Phuket'ten günübirlik turlar düzenleniyor, Racha adası turunu tavsiye ederim. Racha ile birlikte Coral adası turunu da yapabilirsiniz. Phi Phi adaları turu düzenleniyor ama bence Phi Phi'ye speed bot ile gitmektense orada en azından bir gece konaklamak gerek. Phuket'e speed bot ile 2 saat kadar uzaklıkta bulunan Similan adaları turu da benim çok ilgimi çekmişti ama yol biraz gözümde büyüdü açıkçası, baya uzak. Bir gece konaklamalı turları gözden geçirebilirsiniz, ya da birkaç gece konaklamalı dalış turlarına bakabilirsiniz. Burası dünyanın en iyi dalış noktalarından biri olarak gösteriliyor ancak eşim dalış yapmadığı için bu seçeneği düşünmemiştim. Bunların dışında popüler olarak bir de Phang Nga Bay ve James Bond turu bulunuyor. Hiç olmazsa bir tanesine kesinlikle katılmalısınız. Bu turları internetten ayarlamayın, mutlaka gidip konuşun çünkü söyledikleri fiyattan çok daha ucuza anlaşma ihtimaliniz yüksek. Thai yemeklerini ve yemek yapmayı seviyorsanız Thai Yemek Kursları tam size göre olabilir. Kaldığınız otellerde yemek kurslarına katılabileceğiniz gibi sadece bu işi yapan yerler de var. Üstelik farklı seviyelere göre farklı sınıflar mevcut, Thai mutfağıyla ilk tanışmanız olması ya da daha önceden Thai yemek dersleri almış olmanız fark etmiyor. Phuket oldukça büyük bir ada olduğu için çok fazla plajı var. Bunlardan en meşhuru merkezde olduğu için Patong Beach ama en güzeli değil ne yazık ki. Sıradan bir plaj, Patong'da olduğunuz gün şöyle bir denize gir çık yapmak için uğrayabilirsiniz ama tam gün geçirilmez bence. Bizim gittiğimiz saatlerde anormal kalabalık yoktu ama çok kalabalık oluyormuş genelde. Onun yerine 3-4 km uzaklıktaki Paradise Beach'e gitmenizi tavsiye ederim. Buranın denizi baya güzel, yalnız 100 baht giriş ücreti var. Aslında iki plajdan oluşuyor, birinde tesis var ve kalabalık, hemen yanında ise ağaçların arasından merdivenle ya da denizden geçtiğiniz sakin bir plaj var. Bu plaja sabahtan gitmenizi öneririm, hem daha az insan olur hem de güneş ağaçların arkasına saklanmamış olur. Konakladığımız yerlerden biri olan Karon Beach'te, yağmurlu olduğu için denize hiç girmedik açıkçası. Bir gün yağmur sonrası güneşi batırdık sadece, o yüzden normal hali hakkında çok ipucu veremeyeceğim ama sanki güneşli olunca güzelmiş gibi geldi, bir şans verebilirsiniz. Kesinlikle gitmeniz gereken plajlardan biri Kata Noi Beach, Phuket'in en güzel sahillerinden diyebilirim. Sezon dışında çok dalga oluyormuş ama biz gittiğimiz dönem gayet güzeldi. Gitmesi biraz zahmetli ama gittiğinize değecek bir plaj önereyim, Freedom Beach. Aslında Patong'a oldukça yakın ama yolu yok. Buraya ya teknelerle gidiyorsunuz ya da biraz zorlayıcı bir dağ yolundan yürüyerek iniyorsunu, rahatlık açısından tekneyle gitmenizi tavsiye ederim. Surin Beach konakladığımız otellerin birinin önünde yer alıyordu ve gerçekten çok güzeldi. Bu plajın iki halini de gördük, ilk gün yağmurluydu ve çok dalgalıydı, ikinci gün ise süt limandı ve harika bir rengi vardı. Surin'de kalıyorsanız, çok yakınlarındaki Bang Tao Beach'i de tavsiye ederim, buralarda çok güzel beach clublar var. Adanın güneyinde yer alan Nai Harn Beach, Phuket'in en güzel plajlarından bir diğeri. Motor kiraladığınız zaman nerede konaklarsanız konaklayın kolayca ulaşabilirsiniz. Yine konakladığımız yerlerden biri olan ve adanın kızeyinde bulunan Mai Khao Beach'i ne yazık ki güneşli bir günde göremedik ama çok bakir bir plaj ve Phuket'in kesintisiz en uzun plajı, ayrıca güneşli günde çekilmiş fotoğraflarda güzel görünüyordu. 🙂 Güzel bir planlamayla bu plajların birbirine yakın olanlarını aynı gün içerisinde görebilirsiniz. Mesela Patong'ta konaklıyorsanız, sabah Patong plajına bir uğrayıp oradan Paradise'a geçebilir, öğleden sonra ise Karon ve Kata Noi plajlarına gidebilirsiniz. Çoğu plajda tesis yok ama seyyar barlar ve yiyecek satanlar var. Seyyar barlarda envaiçeşit içki bulunuyor, her türlü kokteyli yapıyorlar. Phuket'e vardığımız gün, Phuket'e sık giden bir arkadaşımızın tavsiyesiyle öğle yemeğimizi Savoey Restaurant'ta yemiştik. Patong sahil yolu üzerinde büyük bir bahçesi olan turistik bir restoran. Biz yediklerimizden çok memnun kaldık ama akşam yemekleri için tripadvisor'da kalabalık nedeniyle servis şikayetleri çok olmuş aklınızda bulunsun. Bir akşam yine Patong sahil yolunda yürürken yeşillikler içindeki ortamını ve canlı müziği beğenip girdiğimiz Laimai Courtyard'ın ambiansı çok hoştu, müzik de iyiydi. Midyesini beğenmemiştik onu hatırlıyorum, onun dışında yemekler güzeldi. Patong'ta kayalıklar üzerine kurulmuş olan Baan Rim Pa, Phuket'in ünlü Thai restoranlarından biri ve bu ününü gerçekten hak ediyor. Gün batımında bir akşam efsane deniz manzarasına karşı yemeğinizi burada yiyebilirsiniz. Aynı restoran grubunda olan Joe's Downstairs da yine harika manzaralar ve lezzetler sunan bir yer. Ana yemek ve her türlü içecek var ama zengin tapas ve şarap çeşitleri ile öne çıkıyor. Fiyatlar Phuket ortalamasının üzerinde, bilginiz olsun. Her birinin kendine ait havuzlu ve uçsuz bucaksız deniz manzaralı odalara sahip bir otel olan Kata Rocks, yemek için dışarıdan misafir kabul ediyor. Ayrıca belli bir giriş ücreti ile havuzunu kullanabiliyorsunuz. Buranın gün batımı da muhteşem, yalnız yine fiyatlar biraz yüksek. Kata Rocks'ın çok yakınında, Kata Noi'de bulunan Mom Tri's Kitchen da Phuket'teki deniz manzaralı şık restoranlardan biri. Mom Tri's Villa Royale isimli bir butik otelin bünyesinde bulunuyor, biz burada yemek yemedik ama Kata Rocks'ı ararken kaybolup içine girmiştik, ortam çok hoş. Natural Restaurant ya da diğer adıyla Tamachart, Phuket Town'da yer alan yeşillikler içinde bir Thai restoranı, iç dekorasyonunda ilginç detaylar göreceksiniz. Phuket Town'a gittiğinizde kesinlikle uğramalısınız. Phuket Town'a gittiğinizde yemek yiyebileceğiniz bir başka Thai restoranı ise Blue Elephant, burası oldukça şık ve otantik yalnız fiyatlar biraz pahalı. 😉 Burada yemek kursları da varmış, aklınızda olsun. Phuket plajlarıyla olduğu kadar eğlence hayatıyla da meşhur. Biz öyle pek gece hayatı seven insanlar değiliz, o yüzden önerilerim pek bol olmayacak. Yani eskiden severdik açıkçası ama şimdi sadece şöyle bir bakıp neymiş ne değilmiş diye görmek yetiyor. 🙂 Phuket'te gece hayatı deyince akla ilk gelen yer Patong'taki Bangla Road. Burada her zevke hitap edebilecek pek çok bar bulunuyor. Ayrıca sokaklarda ya da bar tepelerinde iç çamaşırlarıyla kızlar dolaşıyor, herkes yolunuzu kesip sizi ping pong şova davet ediyor. Muhtemelen ping pong show'un ne olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur, detaya girmiyorum bilmeyen varsa google'a sorsun. 🙂 Bizi burası pek sarmadı, önümüze gelen bir bara girip birer bira içtik sadece. Canlı müzik sevenler için Patong'ta Hard Rock Cafe'yi tavsiye ederim, risk almak istemeyenler için garanti bir mekan. 🙂 Bizim Patong'ta kaldığımız otele pek yakındı, Patong otellerinin çoğuna da yürüme mesafesinde zaten. Bang Tao plajındaki gündüzleri de açık olan Catch Beach Club akşamları baya hareketleniyor. Surin veya Bang Tao civarındaysanız bir uğramanızı tavsiye ederim. Tayland'ta gece pazarları çok yaygın. Hem biraz gözlem yapmak hem de alışveriş için yerel halkın da yoğun olarak gittiği bu pazarlardan birine mutlaka gitmelisiniz. Biz de denk geldikçe hem yiyecek içecek için hem de ufak tefek kıyafet veya hatıra almak için pazarlara uğruyorduk, bildiğim pazarları yazayım. Phuket'teki en popüler pazar Phuket Town'da yer alan Phuket Weekend Market yani diğer adıyla Naka Market, sadece hafta sonları ve 4'ten sonra açık. Karon Temple Market yine popüler olan pazarlardan. Karon'daki tapınağın orada kurulan pazar yalnızca Salı ve Cuma günleri 4'ten sonra açık. Malin Plaza Night Market bizim Patong'ta kaldığımız otelin hemen yakınında kurulduğu için sık sık ziyaret etme fırsatı bulduk. Bu pazar her gün 2'den sonra açık oluyor, otele girip çıkarken uğruyorduk mutlaka. Bir akşam da kendimize burada satılan sokak yemekleriyle ziyafet çektik. 🙂 Pazarda bir yemek yemeden Phuket'ten dönmeyin. Instagram'daki Tayland paylaşımlarıma #hohhoyytthailand hashtag'inden ulaşabilirsiniz. Asya'dan alternatif diğer seyahat rotaları için aşağıdaki yazılarıma da bakabilirsiniz. Merhaba, Phuket için biz gittiğimizde aşıya gerek yoktu, bildiğim kadarıyla hala yok ama Seyahat Sağlığı'nı arayıp günce bilgi alabilirsiniz. O kadar fazla internet sitesi, Blog araştırması yaptım bir çok yazı okudum. Ama bu kadar düzgün anlatıma rastlamadım. Teşekkür ederim. Emeğinize sağlık. Kısmetse Şubat 2019 oradayım. Ne güzel bir yorum, çok mutlu oldum, teşekkürler. 🙂 size de şimdiden iyi seyahatler! Çok teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. O aşırı nem muson dönemi oluyor. Biz de yağmura denk geldik ama Kasım'da ne yağan yağmur muson gibi şiddetliydi, ne de nem çok yoğundu. Sıcaklık/nem durumu biz gittiğimizde gayet idealdi yani."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/01/05/siem-reapin-en-guzel-restorani-damnak-lounge-fine-dining", "text": "Siem Reap'ta nerede yemek yenir konusunu araştırırken dikkatimi çeken ilk yer fine dining kategorisinde hizmet veren, tüm Uzak Doğu restoranları içinde ilk 25 restoran arasında gösterilen Damnak Lounge oldu. Seyahatlerimizde mümkünse özel restoran deneyimi yaşamayı seviyoruz o yüzden burayı kaçıramazdım. Tercihiniz Kamboçya'ya özel Khmer mutfağı da olsa, Western mutfağı da olsa Damnak Lounge'ta inanılmaz lezzetler tadacağınızı söyleyebilirim. Ayrıca hassas midesi olanlar için de kaliteli ve sağlıklı yiyecekler olduğuna yüzde yüz emin olabileceğiniz yerlerden biri. Restoran, şehir merkezine birkaç kilometre uzaklıktaki Lotus Blanc Resort'un birinci katında hizmet veriyor. Merkezden Damnak Lounge'a tuk tuk ile 2$ gibi bir ücretle ulaşabilirsiniz. Restoran şarap konusunda iddialı ve gerçekten oldukça geniş bir şarap menüsü var. Biz de yemeğimiz sırasında birkaç farklı çeşit şarap tattık ve çok beğendik. A La Carte olarak hizmet veren restoranda ayrıca Khmer ve Western mutfaklardan tadım menüleri bulunuyor. Yemek seçerken siz de benim gibi kararsız kalıyorsanız ya da kendinizi şefin özel seçimlerine teslim etmek istiyorsanız tavsiyem bu set menülerden yemeniz. Biz ikimiz de şarap eşleştirmeli Western tadım menüsünden yemeyi tercih ettik. Bizim yediğimiz menünün fiyatı kişi başı 45$, aynı menünün şarapsız olanı ise kişi başı 35$ değerinde. Khmer menüleri ise 4 çeşit 26$, 3 çeşit 22$, 2 çeşit 19$ olacak şekilde fiyatlandırılmış. Bence bu kalitede bir restoran için fiyatlar çok makul. Siparişimizi verdikten hemen sonra kendi yapımları olan ekmekler ile birlikte tereyağ ve köri sosu getirdiler, yanında da şampanya. Şampanyanın içimi çok güzel, ekmekler çok taze ve köri sosu da başarılıydı. Ardından amuse bouche denilen ve Türkçe'ye damak hoşluğu olarak çevrilen, tek lokmalık aperatif olarak dana carpaccio geldi. Söylenecek söz yok, gerçekten muazzamdı. Başlangıç olarak, kendi yapımları olan somon füme ve yanında havyarlı, yumurtalı truffle vinaigrette soslu küçük krepler geldi. Truffle vinaigrette'nin Türkçe'ye direk çevrimi yok sanıyorum ama güzel bir sos olduğunu söyleyebilirim. 🙂 Bu mini krepleri yerken ağzımızın içinde küçük çapta bir şölen yaşadık resmen. Başlangıcın ardından eşimle benim yediğimiz en güzel domates çorbalarından biri olduğunu düşündüğümüz kremalı domates çorbamız geldi. İçinde de Wonton olarak geçen ravioli benzeri bir sürprizi vardı. Çorbamızın yanına çok leziz bir beyaz şarap eşlik ediyordu. Çorbamız bitince Uzak Doğu'da çok görebileceğiniz Passion Fruit olarak geçen meyveden sorbe geldi. Sorbe ile ilgili tek sıkıntım çok küçük olmasıydı. 😀 Daha kocaman bir tabak yeme potansiyelim vardı aslında ama sırada ana yemeğimiz vardı. Ana yemekte ikimiz farklı tercihlerde bulunduk. Ben denizden babam çıksa yerimci olduğum için Dory balığı ve iri karidesli, safranlı krema soslu risotto tercih ettim. Risotto tam kıvamındaydı, sosun lezzeti, balık ve karidesler de gerçekten harikaydı. Ben deniz ürünleriyle aşk yaşarken eşim ise tercihini kırmızı etten yana kullandı. Ben tadına bakmadım ama kendisine gelen dana madalyon çok güzel görünüyordu ve eşimin söylediğine göre çok başarılıydı. Yemeklerimizi afiyetle yedikten sonra altın vuruş olarak mangolu krem karamellerimiz geldi. Şefimiz tabakta sanat icra etmiş resmen, gerçekten ellerine sağlık. Çok fazla yemişiz gibi görünebilir ama porsiyon büyüklükleri çok güzel ayarlandığı için hem her şeyin tadına varıyorsunuz hem de çok şişmeden karnınız güzelce doyuyor. Siem Reap seyahatiniz sırasında şık bir mekanda gurme lezzetler tatmak isterseniz Damnak Lounge Fine Dining restoranı şiddetle tavsiye ederim. Bize dört dörtlük bir sofra sundular ve gerçekten mükemmel ağırladılar, kendilerine teşekkür ediyorum. Tüm yazdıklarım tamamen kişisel fikirlerimdir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/01/14/siem-reap-gezi-rehberi-gezilecek-yerler-yapilacaklar-ve-bilinmesi-gerekenler", "text": "Biz Siem Reap'a Bangkok'tan Air Asia ile uçtuk, ardından da Siem Reap'tan Phuket'e uçtuk. Yani Tayland seyahatinize bizim gibi Angkor Wat'ı eklemek isterseniz ulaşım kolay. Türkiye'den Siem Reap'a şu anda(Ocak 2018) direkt uçuş yok bildiğim kadarıyla. Tayland, Singapur, Vietnam gibi ülkelerden aktarma yapmanız gerekiyor. Şehir içi ulaşım konusuna gelirsek tabi ki tuk tuklar pek çok Asya ülkesinde olduğu gibi burada da çok yaygın. Hatta burada o kadar fazla ve tuk tukçular sizi o kadar bunaltıyor ki üzerinde \"No tuk tuk today & tomorrow\" yazan tshirtler yapmışlar. 😀 Hava alanından şehre ulaşım için bile tuk tuk kullanıldığını çok gördük. Şehir küçük olduğu için siz de düşünebilirsiniz. Pek çok otelin ücretsiz transfer hizmeti de bulunuyor, rezervasyon yaptırırken sorup uçuş saatinize göre transferinizi önceden ayarlayabilirsiniz. Ayrıca şehirde motor kullanımı çok yaygın, kadın erkek herkes motorla geziyor hatta küçücük çocukların bile sırtlarında çanta üzerlerinde üniforma ile motor kullandıklarını çok gördük. Şehir fazla büyük olmadığı için rahatlıkla motor ya da bisiklet kiralamayı düşünebilirsiniz. Siem Reap'ta yüksek sezon yani iklimin gezmek için en uygun olduğu zaman Kasım ile Mart ayları arası olarak gösteriliyor. Bu dönemde daha az yağış, daha az nem ve sıcak olduğu söyleniyor. Daha az sıcak denilince soğuk hava aklınıza gelmesin, tahammül edilebilir sıcaklık seviyesinden bahsediliyor. Biz Kasım ayının sonuna doğru gittik ve iki farklı günde ortalama birer saatlik ama çok yoğun yağmur gördük sadece, sıcaklık da Angkor Wat hariç çok idealdi gerçekten. Angkor Wat öğlen saatlerinde kavruluyordu. 🙂 Velhasıl, Siem Reap her zaman ziyaret edilebilir bir ülke yalnızca bu dönem dışında giderseniz, şansınıza göre bol yağış, bol nem ve çok sıcak ile karşılaşmaya hazır olun. Çok vakti olmayan, çalışan gezginlere Siem Reap için bence 3 gün oldukça yeterli bir süre. Bu sürede Angkor Wat'ın başlıca tapınaklarını gezebilir, Siem Reap'ta görülmesi gereken yerleri gezebilir ve hatta biraz da yerlisi gibi takılıp dinlenebilirsiniz. Aşağıda şehirde neler yapabileceğinizi anlatacağım, ona göre süreyi kısaltıp uzatmak size kalmış. - Kamboçya'ya girebilmek için vize gerekiyor, iyi haber şu ki vizeyi kapıdan alabiliyorsunuz. Vize ücreti kişi başı 30$ ve nakit olarak alıyorlar. Girişte bir başvuru formu dolduruyorsunuz, bir de pasaporta uygun fotoğraf isteniyor, yanınızda fotoğraf yoksa 2$ karşılığı hallediyorlar. İşlemler çok hızlı bir şekilde tıkır tıkır tamamlanıyor bu arada. - Kamboçya para birimi Riel ama sakın Riel almayın, Dolar her yerde geçiyor hatta Riel'den daha çok geçiyor denebilir. Hesap öderken, ya da tuk tuk kullanırken hep Dolar konuşuluyor. Yapmanız gereken tek şey yanınızda ufaklık Dolar bulundurmanız, çünkü para üstünü Riel ile verebiliyorlar. Biz otelimizden birlik, beşlik, onluk şekline bozdurmuştuk. - Kamboçya'ya giderken yaptırılması zorunlu bir aşı bulunmuyor fakat tedbir amaçlı yaptırabileceğiniz aşılar var. Biz herhangi bir aşı yaptırmadık ama tavsiye edilen aşılar nelerdir öğrenmek isterseniz http://www. seyahatsagligi. gov. tr/Site/SaglikBilgisi/CAB adresinden kontrol edebilirsiniz. - Sinekler bazen can sıkıcı olabiliyor, hassasiyetiniz varsa mutlaka vücudunuza sürmek için sinkov tarzı bir sinek ilacı alın yanınıza. - Tabi ki pek çok ülkede olduğu gibi burada da pazarlık edin ve bir dükkanda sorduğunuz ürünü başka yerlere bakmadan almayın. Ben normalde biraz pazarlık özürlüyüm, tanesini 2$'a sattıkları magnetleri almadığımda kendi kendilerine 3 tanesi 1$'a kadar düşürünce anladım nasıl bir pazarlık yapmak gerektiğini. - Bazı yabancı bloglarda, hastalıktan ölmek istemiyorsanız Kamboçya'da suyu sakın ağzınıza sokmayın tarzı yorumlar okumuştum, tabi sonra unuttum. 🙂 Döndükten sonra bana dişlerinizi içme suyuyla mı fırçaladınız, duşu neyle aldınız tarzı sorular gelmeye başladı. Anladım ki böyle bir ünü varmış Kamboçya'nın gerçekten. Biz açıkçası suyu çeşmeden içmedik ama duş alırken veya diş fırçalarken normal çeşme suyunu kullandık ve herhangi bir sorun yaşamadık. Otelimizin oldukça düzgün bir yer olmasının etkisi olabilir, belki hostellerde vs. durum kötüdür bilemiyorum. - Drone konusu da bu seyahatte bana en çok sorulan sorulardan biriydi. Hava alanı girişinde drone ile ilgili herhangi bir sorun olmadı. Angkor Wat'ta drone uçurmanız normalde yasak ama illa orada uçurmalıyım diyorsanız özel izin almayı deneyebilirsiniz. Öncelikle aklıma gelenler bunlar, bilmeniz gereken diğer şeyleri konusu geldikçe yazmaya devam edeceğim, sizin sorularınız varsa yorumlarda sorabilirsiniz. Siem Reap'ta çok uygun fiyata güzel otellerde kalabilirsiniz. Bizim otelimiz Hillocks Hotel & Spa da uygun fiyatlı ve beş yıldızlı bir oteldi. Otel hakkında detaylı tecrübemizi okumak isterseniz buraya buyurun. Okumaya üşenenlere kısaca yeşillikler içinde harika bir otel olduğunu, çalışanların ilgisinden ve otelden çok memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Otelinizin merkeze kolayca ulaşılabilir olması önemli bence, çünkü Siem Reap'ta günlük hayatı yaşamak için merkezde vakit geçirmeniz gerekiyor. Bir de havuzlu bir otel seçmenizi tavsiye edeceğim çünkü özellikle Angkor Wat gezisinden sonra kendinizi sulara atmak istiyorsunuz. Bizim oteli herkese gözüm kapalı öneririm, rezervasyon yaptırmayı düşünürseniz şuraya tık tık! Siem Reap'taki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Siem Reap'a 6 km uzaklıkta bulunan Angkor Wat, 12. yüzyılda Kral II. Suryavarman tarafından yaptırılmış kilometrelerce alana yayılmış bir tapınaklar bütünü. Bir günlük, üç günlük ve bir haftalık biletler ile kompleksi ziyaret edebiliyorsunuz. Biz zamanımız kısıtlı olduğu için bir günlük bilet aldık ve açık söyleyeyim bize yetti. Dünyanın en yüzeysel insanları gibi görünmek istemem ama art arda bir sürü tapınak görünce artık biraz birbirinin aynı gelmeye başlıyor ve ilk anda yaşadığınız büyülenme hissi git gide kayboluyor. Aşırı bir tarih ve tapınak merakınız yoksa bence size de bir gün yeterli olacaktır. Bir günlük giriş biletleri 37$, üç günlük 62$ ve bir haftalık 72$, kredi kartı ile ödeme kabul ediliyor. Önceki yıllarda günlük bilet 20$ iken 2017 Şubat ayında bilet fiyatlarına neredeyse %100 zam gelmiş, buna rağmen ziyaretçi sayısında herhangi bir azalma olmamışa benziyor. Biletinizi 16:45 sonrası aldığınız zaman o akşam günü batırmak için komplekse girebileceğinizi söylüyorlar, daha erken alırsanız giremezsiniz diyorlar, o yüzden 16:45 için bilet sırasına girip bekledik. Bence 16:45'i beklemenize gerek yok çünkü biletin üzerinde sadece ertesi günün tarihi yazıyor, alış saati vs. yok yani bileti daha erken de alsanız gün batımına gittiğinizde sizi içeri alırlar. Yılda yaklaşık dört milyon kişinin ziyaret ettiği tapınakları sakinken fotoğraflamak için sabah gün doğumunda gezmeye başlamak gerekiyor. Pek çok yerde Angkor Wat gün doğumu dünyanın en iyilerinden olarak gösteriliyor, bence değil. Gün doğumu tamamen şansınıza kalmış, çok kızıl bir gökyüzü ile de kaşılaşabilirsiniz bizim gibi normal geceden maviye dönen aşırı sıradan birine de denk gelebilirsiniz. Buna rağmen yine de Angkor Wat'a mutlaka gün doğumunda gitmenizi öneriyorum. Öyle çılgın bir gün batımına denk gelemesek de, o anı yaşamış olmak güzeldi. Hava henüz hiç aydınlanmamışken, kalabalıkla birlikte hep görmek istediğim o büyüleyici yapıya doğru yürümek benim için çok heyecan verici anlardı, midemde kelebekler uçuşuyordu resmen. Gün doğumu çekim noktasına gelince daha önce pek çok fotoğrafta gördüğüm çılgın turist yığınıyla karşılaştık. Yolun sol tarafı daha kalabalıktı o yüzden sağ tarafa geçtim ve kendime üçüncü sıradan bir yer buldum. Tripoduma makinemi yerleştirdim ve insanların arasından objektifi sokuşturup fotoğraf çekebilirim diye düşündüm. O sırada önümdeki iki sırayı oluşturan dört kişiyi bir arkadaşları çağırdı ve hop en öne geçtim, ay o an piyango çıkmış gibi sevindim vallahi. Sola gitsem muhtemelen 13. sıradan filan anca giriş yapardım ve o tarafın açısı daha iyi olsa da benim için sağ taraf yeterince güzeldi. Velhasıl, gün doğumuna çok beklentiyle gitmeyin ama yine de bu tecrübeyi yaşayın bence. Önceden otelinize bildirirseniz sabah siz çıkarken size bir kahvaltı kutusu hazırlayıp veriyorlar. Gün doğumu sonrası kahvaltınızı tapınakların orada edebiliyorsunuz. Angkor Wat'a gün doğumunda gitmek, sadece bu tecrübeyi yaşamak için değil çılgın kalabalıklardan sıyrılıp rahat fotoğraf çekebilmek için de gerekli. Gün doğumu çok kalabalık olsa da kompleksin büyüklüğü nedeniyle o güruh çevreye yayılıyor ve istediğiniz yerde boş bir şekilde fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Angkor Wat'taki tapınaklar gerçekten çok büyük bir alana yayılmış durumda, bir tapınaktan diğerine yürüyerek gitmeniz pek mümkün değil, bir araca ihtiyacınız var. Taksi, tuk tuk, motor veya bisikletlerle Angkor Wat'ı gezebilirsiniz. Biz otelimizden tuk tuk kiraladık, dışarıda gördüğünüz herhangi bir tuk tuk şöförüyle de anlaşabilirsiniz, dışarıdan ayarlarsanız peşin para vermemeniz öneriliyor. Otelden ayarlamak biraz daha pahalıya gelse de daha güvenilir ve ulaşılabilir olması nedeniyle bu yolu tercih ettik, ayrıca bahsettiğim fark sadece 5$ civarı. Sabah 5-5:30 arası yola çıktık ve sırasıyla Angkor Wat, Ta Prohm ve Ankor Thom'u gezdik, yani küçük tur olarak geçen bölümü tamamladık. Özellikle Tomb Raider ile ünlenen, dev ağaçların taşları çevrelediği Ta Prohm tapınağında, geç gittiğiniz taktirde 100-150 kişilik fotoğraf kuyrukları olabiliyormuş, biz ise bomboş fotoğrafladık. Tuk tuk şoförü sizi tapınağın bir girişinde bırakıyor, ve başka bir girişinde bekliyor, siz istediğiniz kadar gezip çıkışta onunla buluşuyorsunuz. Bu arada tapınakları gezerken detaylı bilgiler edinmek istiyorsanız kendinize özel rehberli tur ayarlayabiliyorsunuz, biz rehbere bağımlı olmayı pek sevmediğimizden tercih etmedik. Son olarak tapınaklarda kıyafet kısıtı olduğunu hatırlatayım, omuzların ve dizlerin kapalı olması bekleniyor. Siem Reap yalnızca Angkor Wat'tan ibaret değil elbet. Şehir merkezinde ve çevresinde gezip görebileceğiniz daha pek çok yer mevcut. Siem Reap'ta gezebileceğiniz başlıca yerleri saymaya çalışayım. - Siem Reap'ta hem gece hayatının hem de yeme içmenin adresi Pub Street'e kesinlikle gitmelisiniz. Sağlı sollu restoranlar, barlar ve seyyar sokak yemekçilerini burada ve yan sokaklarında bulabilirsiniz. - Siem Reap'a gittiğinizde yapabileceğiniz bir diğer aktivite de Tonle Sap nehri üzerine kurulmuş yüzen köyleri ziyaret etmek. Burada tüm hayatını bu gölün üzerinde geçiren, hem yıkanma hem de tuvalet gibi tüm işlerini gölden sağlayan ailelerin hayatlarına tanık oluyorsunuz. Yalnız burada Angkor Wat'ın çektiği turistlerden faydalanmak üzerine kurulu bir düzen oluşturmuşlar. Bu aktivite için harcadığınız para oradaki yoksul halka hiçbir gelir sağlamıyor ve birileri bu işten fena halde para kazanıyor. Biraz turist tuzağı diyebileceğimiz, sizi kazıklamak için türlü oyunlar oynanan bir tur açıkçası. - Yukarıdaki yüzen köy ziyaretini yapmak istemezseniz, onun yerine merkeze daha yakın olan Lotus Farm yani lotus çiçeği çiftliklerini ziyaret edebilirsiniz. Ya da şehir içindeki Cambodia Landmine Museum yani mayın müzesini ya da War Museum Cambodia yani savaş müzesini gezebilirsiniz. - Kamboçya'da masaj en az Tayland'ta olduğu kadar popüler, üstelik daha ucuz. Özellikle tapınakları gezdikten sonra yorgunluktan bitmiş bünyenizi ayağa kaldırmak için hem rahatlatan hem esneten Khmer masajını denemenizi öneririm. Buralarda gece pazarları oldukça yaygın ve gerçekten çok başarılı. Her türlü alışverişinizi bu pazarlardan yapabilirsiniz. Bu pazarların en güzel yanı yemek alışverişinde değil ama özellikle kıyafet ve hediyelik eşya alışverişinde sonsuz pazarlık etme şansınızı olması. Ayrıca bu pazarlar yerel halkla kaynaşmak ve gözlem yapmak konusunda da gerçekten çok faydalı oluyor. Siem Reap'taki pazarların çoğu Pub Street çevresinde yer alıyor; Psar Chas Old Market, Night Market, Central Market, Siem Reap Art Center Market, Angkor Night Market gibi birbirine oldukça yakın farklı pazarlar var. Aynı gün içerisinde hepsine rahatlıkla uğrayabilirsiniz. Siem Reap'a gittiğinizde yemeden dönmemeniz gereken başlıca yiyecek Khmer mutfağının incisi Amok. Farklı çeşitleri yapılıyor olsa da orijinal Amok balık ile yapılıyor. Amok balığın adı değil köri benzeri Kamboçya'ya özgü bir baharatın adı. Bu yemeğe aromasını veren bir diğer tat ise üzerine dökülen hindistan cevizi sosu. Amok'un sunumu da kendine has, genellikle muz yapraklarından oluşturulan bir kase içinde servis ediliyor. Kahvaltıda sıklıkla yedikleri Nom banh chok denilen prinç şehriyelerinden oluşan tabak da denemeye değer. Onun dışında özellikle gece pazarlarında çeşit çeşit ismini bilmediğim sokak yemekleri satılıyor. Kokusunu sevdiklerinizin tadına bakmayı unutmayın. Kamboçya'da lokal yemekler dışında her bütçeye ve her ağız tadına uygun yemek bulmak mümkün. Restoranlar genelde Pub Street boyunca sıralanmış olsa da bazı güzel restoranlar için biraz daha dışarı açılmanız gerekiyor. Biz ilk iki akşam, Pub Street üzerindeki The Red Piano ve Khmer Family Restaurant'ta uluslararası mutfaktan yemekler denedik ve memnun kaldık ama çok özel diyebileceğim bir şey yemedik. Amok yemeğini otelimizin restoranında denemiştik ve çok başarılı bulmuştuk. Ayrıca sokaktaki seyyar satıcılardan, pazarlardan da ufak tefek birkaç tadım yaptık. Son akşam yemeğimizde ise Asya'daki en iyi ilk 25 restoran arasında gösterilen, Siem Reap'ın en iyi restoranı diyebileceğim Damnak Lounge Fine Dining'teydik. İşte bu gerçekten çok özel bir yemekti. Burada detaylandırmıyorum, restoran tecrübemizi merak edenler şuradan okuyabilirler. Siem Reap'ı biz gerçekten çok samimi bulduk ve çok sevdik. Bangkok'un kalabalığından, gökdelenlerinden sonra yemyeşil ve küçük oluşu bizim gönlümüzü çaldı sanırım. Angkor Wat'ı bir gün görmeyi hayal ediyorsanız, en yakın Asya seyahatinize mutlaka burayı da dahil edin. Birkaç gün ayırmanız yeterli, pişman olmayacağınıza eminim. Benim yazmadığım merak ettiğiniz bir şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Seyahatimizin Tayland kısmı ile ilgili yazılara da bakmayı unutmayın. Instagram'daki Siem Reap paylaşımlarıma #hohhoyytcambodia hashtag'inden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/01/15/ljubljana-gezi-rehberi", "text": "Son yıllarda seyahat severler arasında en popüler destinasyonlardan biri de Slovenya'nın masalsı kasabası Bled oldu. Bled'e Türkiye'den gitme yollarından biri de Slovenya'nın başkenti Ljubljana'dan geçiyor, oraya gitmişken Ljubljana gezisi yapmadan dönmek olmaz tabi. Bu nedenle Ljubljana da çok turist alan Avrupa şehirlerinden biri haline geldi. Biz de birkaç senedir ertelediğimiz Ljubljana seyahati sonunda gerçekleşti ve bu küçük ama güzel şehri gördüğümüz için çok mutlu olduk. Döndükten sonra özel hayatımızdaki gelişmeler ve uzun seyahatimiz nedeniyle bu şehir hakkında yazı yazmaya vakit bulamamıştım. Birkaç ay gecikmeli olsa da geliyor, işte size Ljubljana gezi rehberi ve Ljubljana gezilecek yerler! - Ljubljana, fazlasıyla sessiz harfin arka arkaya gelmesinden dolayı okumakta zorlanılan şehirlerden biri. Aslında okumak gayet kolay; Lübyana. 😉 - Şehrin simgesi ejderha ve bunun nedeni Yunan mitolojisindeki bir efsaneye dayanıyor. Biraz uzun bir hikaye ama çok kısaca anlatmak gerekirse, bir Yunan kahramanı olan Jason, Kral Aiet'ten altın postu ele geçirmeyi başarıp kendi topraklarına dönmeye çalışırken yanlışlıkla yolu Ljubljana'ya düşüyor, burada onu bir ejderha karşılıyor ve Jason onu yenip buraya yerleşiyor. - Ljubljana her konuda çok ucuz değil, ama pahalı bir şehir de değil. Yeme içme normal, alkollü içecekler ise uygun fiyatlı mesela. Ama otel, otopark gibi ücretler biraz pahalı geldi bana. - Slovenya, Avrupa birliği ülkelerinden biri ve giriş için Schengen vizeniz olması gerekiyor. Ljubljana'ya ülkemizden direkt uçuşlar bulunuyor ve yol iki saat civarı sürüyor. Ljubljana çevresini gezmeyecek, sadece şehir merkezinde takılacaksanız araca pek ihtiyacınız olmayacak. Çoğu yere rahatlıkla yürüyerek gidebiliyorsunuz, biraz daha uzak yerler için de bisiklet kiralamanızı öneririm, Ljubljana oldukça düz bir şehir çünkü. Çevre yerleri gezecekseniz kesinlikle araba kiralayın, araba kiralarken de Slovenya'da otoban geçişlerinde ihtiyacınız olan vinyetin arabanızda bulunduğundan emin olun. Bu arada biz bu seyahatimize Salzburg'tan başladık ve arabamızı oradan kiraladık, sınırı geçtikten hemen sonra da bir benzinlikten vinyet aldık. Araba kiralama, sınır geçiş, otoyol ücretleri ve vinyet konusunu Hallstatt ve Bled yazısında çok yakında anlatacağım, takipte kalın. Ljubljana'ya giden yollar inanılmaz güzel, doğa tam anlamıyla şov yapıyor buralarda. Biz gittiğimizde Ekim ayıydı ve renkler görsel şölen sunuyordu resmen. Bir Orta Avrupa şehri olan Ljubljana'da hava şartları bölge geneline uygun olarak bize göre genelde daha soğuk seyrediyor, o nedenle ilkbahar, yaz ve sonbahar ayları gezmek için daha uygun aylar. Biz de Ekim ayında gitmiştik. Ljubljana, 1 gece konaklamanın fazlasıyla yeteceği ufak bir şehir yani tam bir hafta sonu kaçamağı şehri. Acelesi olanlar, başka bir programın içine Ljubljana'yı da sığdırmaya çalışanlar yarım gün gezerek bile çoğu gezilecek yeri görüp şehrin havasını alabilir. Biz her yeri gezmiş olsak da bir gece konakladık çünkü şehrin gecesini de yaşamak istedik. Ljubljana'da nerede kalırsanız kalın şehir merkezinden fazla uzaklaşmış olamazsınız ama en merkez neresi derseniz Preseren Meydanı yakınlarında bir otel bulmanızı tavsiye ederim. Bizim Ljubljana'da kalıp kalmayacağımız son ana kadar pek belli değildi. Seyahatimize Salzburg'tan başlamıştık, Bled ve Hallstatt'ı da gezecektik, vakit olur mu diye emin olamadık açıkçası. Son dakika kalmaya karar verince otel konusunda çok seçme şansım olmadı ama uygun fiyatlı ve merkezi olduğu için Hotel Emonec'i seçtim. Temiz, ucuz ve çok merkezi bir otel, onun dışında öveceğim bir özelliği yok. Buraya rezervasyon yaptırmayı düşünürseniz şuraya tık tık! Ljubljana'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Sabah uyandığınız gibi kendinizi Preseren Meydanı'na atın. Tabiri caizse şehrin kalbi Preseren Meydanı'nda atıyor. Bizim Taksim Meydanı eskiden nasılsa burası da öyle diyebilirim. Slovenya'nın ünlü şairi France Preseren'in heykelinin bulunduğu meydan adını da şairin isminden alıyor. Burada farklı performanslar sergileyen sokak sanatçılarını izleyebilirsiniz. Preseren Meydanı'nın hemen önünde ortasından nehir geçen şehrin iki yakasını birleştiren köprülerden biri, belki de en ünlüsü Triple Bridge yani üçlü köprü bulunuyor. Bu köprü Joze Plecnik tarafından yapılmış ve mimarisi gerçekten çok hoş ama yerden çektiğimiz fotoğraflardan pek anlaşılmıyor, yukarıdan çekmek gerek. Preseren Meydanı'na çıkan sokaklardan biri olan Miklosiceva Ulica'ya girip biraz ilerlediğinizde karşınıza Cooperative Business Bank ya da diğer adıyla Vurnik House çıkacak. Art Nouveau tarzında inşa edilmiş bu binayı gözden kaçırmanız mümkün değil, Ljubljana'nın en dikkat çekici binalarından, bir fotoğraflık uğrayabilirsiniz. 😉 Şehre tepeden bakmak için Ljubljana Kalesi'ne çıkma vakti şimdi de. Yürüyerek çıkma seçeneğiniz var ama oldukça zorlayıcı bir yola olduğunu bilmelisiniz, neyse ki füniküler de var. Füniküler ile birlikte kaleye giriş ücreti yetişkinler için toplam kişi başı 10 , sadece kaleye giriş ücreti ise 7.5 . Nehir kenarına geri dönüp köprülerden devam edelim, kaleden geliş yolunuza bağlı olarak muhtemelen ilk karşınıza çıkacak olan köprü Butcher's Bridge olacak. Bu köprü isminden pek beklenmeyecek şekilde şehirde romantizmin sembolü olmuş görünüyor, üzerinde aşıkların taktıkları asma kilitler bulunuyor. Bu köprünün biraz ilerisinde de Ljubljana'nın sembolü olan ejderha heykellerinin bulunduğu Dragon Bridge yer alıyor. Burada bir fotoğraf çekilmeden Ljubljana'ya geldim diyemiyormuşsunuz benden söylemesi. 😉 Bu ik iköprünün arasındaki karada Central Market kuruluyor. Bu pazarda ne ararsanız bulabilirsiniz, sokak yiyecekleri, hediyelik eşyalar, meyve, sebze, çeşit çeşit çiçekler ve daha neler neler. Burayı da birazcık gezin kesinlikle. Şimdi bir öğle yemeği molası verebiliriz. Karnımızı doyurduktan sonra şehir merkezinden biraz dışarı doğru çıkabiliriz. Ya da Central Market'ten alışveriş yapıp şehrin çevresindeki parklarda yemeğinizi piknik yaparak yiyebilirsiniz, bu da bir fikir. Çok uzaklaşmadan önce kafeleri, barları, graffitileriyle rengarenk bir sokak olan Trubarjeva'da biraz turlayabilirsiniz. Burası yeterince renkli gelmediyse merkeze yaklaşık bir kilometre uzakta bulunan Metelkova'ya alalım sizi. Kopenhag'taki Christiania ile hikayesi benzerlik gösteren Metelkova geceleri hareketlense de her köşesi fotoğraflık sokaklarıyla gündüz gözüyle mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Burayla ilgili bir anımızı da paylaşayım. Ljubljana'nın güvenli bir şehir olduğunu bizzat tecrübe ettik. 🙂 Ben burada fotoğraf çekerken çantamı kenara bir yere bırakıvermiştim. Telefonum cebimde, fotoğraf makinem elimdeydi, gezerken gerisi insanın aklına gelmiyor. Oradan çıktık, başka bir yere gittik ve aradan bir saat civarı zaman geçti. Eşim pasaportların bende olup olmadığını sordu ve o anda çantamın yanımda olmadığını fark ettik. 🙁 Bittik yani, her şey orada, ışık hızıyla Metelkova'ya geri döndük. Metelkova'da etrafta bir sürü insan var, hiç umudum yok yani. Neyse ki bıraktığım yerde, askısının dökümü bile muhtemelen değişmemiş şekilde beni bekliyordu canım çantam. Teşekkür ederim hayat, güzel günümüzü bozmadığın için. 🙂 Velhasıl, Metelkova korkulacak bir yer değil, kötü yorumlara kulak asmayın ve mutlaka burayı görün. Oradan da biraz temiz hava almaya ve günün yorgunluğunu atmaya Ljubljana'nın en büyük parkı olan Tivoli Park'a gidin. Parkta çocuk oyun alanları, yürüyüş ve bisiklet parkurları ve tabi ki bol bol yeşillik var. Kahvaltı için her yerde önerilen Le Petit Cafe'yi ben de önereceğim, bir kahvaltı hakkınız varsa riske girmeye gerek yok öyle değil mi? 😉 Geleneksel yemek servisi yapan yerler Gostilna olarak geçiyor, bir restoranın başında bu ismi görürseniz Slovenya'ya özgü yemekler bulabilirsiniz demek oluyor. Gostilna Dela bunlardan biri, tazecik ürünlerle yapıyorlar yemeklerini. Çorba, tatlı ve ana yemek şeklinde üçlü set menü deneyebilir, çok uygun fiyata leziz Slovenya yemeklerini tadabilirsiniz. Kaleye çıkarsanız manzaralı bir öğle yemeği için Restaurant Strelec'i tercih edebilirsiniz, yalnız yoğun saatlerde gidecekseniz rezervasyon yaptırmayı unutmayın, bir de fiyatların ortalamanın üstünde olduğunu. Ayaküstü atıştırmalık isterseniz Central Market'teki sokak yemeklerinden alabilirsiniz. Dünya mutfağından farklı lezzetler tatmak isterseniz Skuhna isimli restoranı tavsiye ederim. Burada her gün farklı bir ülkeden sürpriz bir yemek yeme şansınız var, çalışanlar da dünyanın farklı yerlerinden gelen göçmenler. Hamburger severlere, ortamı ve burgerleriyle beğeneceğinize emin olduğum Pop's Place'i, gün içinde bir şeyler içmek ve mola vermek için Pritlicje ve Ziferblat'ı gönül rahatlığıyla öneririm. Gündüz gözüyle ziyaret ettiğiniz Metelkova'yı bir de gece görmenizi tavsiye ederim. Asıl hareket o zaman başlıyor çünkü, gündüz sakin olan sokaklar insan doluyor. Birkaç tane bar var, bunlardan Jalla Jalla en popüleri diyebilirim. Ayrıca burada 50lik kutu bira 1 , gecelere akmadan önce biraz içmek için uğrayabilirsiniz. Metelkova sizi çok sarmazsa, sakin bir şeyler arıyorsanız, hemen yakınındaki Slovenian Ethnographic Museum'un altında yer alan Kavarna SEM Cafe'ye uğrayıp bahçesinde yayılarak arkadaşlarınızda bir şeyler içip biraz sohbet edebilirsiniz, çok keyifli bir mekan. Biz Ekim ayında gitmiştik ve hava serin olmasına rağmen bahçesi oldukça doluydu, yazın daha güzel oluyordur. Şehir merkezinde tavsiye edebileceğim yer ise Daktari, çok samimi bir mekan. Bar bar gezmeyi seviyorsanız pub crawl'a katlmanızı öneririm. Rehberli bar gezmesi gibi düşünebilirsiniz bunu, gece hayatı hakkında genel bir fikre sahip olmak için çok mantıklı. Instagram'daki Slovenya paylaşımlarıma #hohhoyytslovenia hashtag'inden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/01/21/ayrilik-acisina-iyi-gelecek-5-seyahat-onerisi", "text": "Ayrılıktan sonraki ilk evre İnkar: Ayrılık sonrası ilk önce insan olayı görmezden gelmeyi seçiyormuş. Yani bu işte bir yanlışlık var, dünyanın en muhteşem ilişkisi bitemez, nasılsa yarın bana geri dönecek moduna giriyor ayrılanlar. Bu yok sayma döneminde arkadaşlarla bir arada olmakta fayda var. Birkaç yakın arkadaşınızı toparlayın ve sanki sevgilinizden yeni ayrılmış gibi değil de hayatın normal akışında ufak bir kaçamak yapıyormuşsunuz gibi düşünün. Bu hem sizin karşı tarafın gözünde güçlü görünmenizi sağlayacak, hem de siz hayatınızın bu döneminde bir anda boşluğa düşmemiş olacak, en sevdiğiniz arkadaşlarınızla biraz kendinize vakit ayıracaksınız. Bunu ilişkiniz sürerken de yapmanızı tavsiye ederim bu arada. 😉 Gezinin iki üç günlük yakın bir rotaya yapılması yerinde olacaktır. Böylece arkadaşlarınızı vakit ve nakit açısından ikna etmeniz kolay olur. Tabi ki bir araya gelmişken hem nefis sofraların başında bol dedikodu, hem de bol eğlence önceliğiniz olacak. Rahat rahat gezmek için biraz da havası güzel olsa iyi olur. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bu ipuçları beni doğrudan İtalya'ya götürüyor. Hava yollarının değişik dönemlerde farklı şehirlerine kampanya yaptığı ülkelerden biri İtalya. O yüzden o an hangi şehre ucuz bilet bulursanız oraya gidin bence, neresine giderseniz gidin mutlu olacağınız garanti. İkinci ve bana göre en tehlikeli evre Öfke: Bu evrede insanlar ayrıldığı kişiye karşı inanılmaz bir öfke duymaya başlıyormuş. İlişki boyunca yaşanılan tüm kötü olaylar hatırlanmaya başlıyor, kalbi kırıldığı için ondan nefret ediyor ve kendini kontrol edemezse öfke dolu mesajlar atmaya başlıyor. İşte bu kısım biraz tehlikeli bence çünkü ilişkinin kurtulacağı varsa bile işler daha da zorlaşıyor ve aradaki saygı unsuru yok olmaya başlıyor. Biliyorsunuz; \"keskin sirke küpüne zarar\", \"öfkeyle kalkan zararla oturur\" gibi atasözlerimiz var. Yani öfkeyle yapılan her hareketin sonucu sonradan pişmanlık yaratan kendimize zarar verdiğimiz bir olaya dönüşüyor. Bu evreyi en hafif şekilde atlatmak için aklımızın tamamen bu ayrılıktan uzaklaşacağı bir yere gitmek ve hatta telefonun çekmediği bir yerlerde olmak bence en güzeli. Bunun için yeni yeni trend olmaya başlayan dijital detoks otellerine ve turlarına göz atmanızı öneriyorum. Bunun için tek bir yer öneremeyeceğim, siz kendiniz bütçenize ve ilgi alanlarınıza göre bir yer bulabilirsiniz. Kendi incelediklerimden birkaç örnek vermem gerekirse, zamanınızın tamamını denizin ortasında geçireceğiniz ve teknede İnternet olmayan live-aboard turlarını, Antarktika keşif turlarını, Patagonya trekking turlarını, Hindistan Kerala'da bulunan Vythiri Resort'u sayabilirim. Açıkçası Türkiye'de dijital detoks oteli hiç duymadım, duyan varsa mutlaka yorumlara yazsın. Ama ülkemizde de kendi dijital detoks tatilinizi yaratabilirsiniz, mesela telefonun hiç çekmediği yaylalarda kamp kurabilirsiniz. Dördüncü evre Depresyon: Pazarlıklar sonuç vermediğinde insanları bekleyen yeni psikolojik evre depresyon olurmuş. Bu evrede yoğun bir mutsuzluk ve hayattan zevk alamama durumu başlıyor. Sanki ayrıldığınız sevgiliniz öncesi bir hayatınız yokmuş, ondan sonra da yaşamanız anlamsızmış gibi bir psikolojiye girmeniz olasıymış. Bu noktada yapılabilecek en güzel şey bence kendinizi yeniden bulmaya çalışmak. Ve kendinizi bulmak isterseniz de Bali'den daha iyi bir yer aklıma gelmiyor. Tapınaklar, yoga merkezleri, muhteşem doğasının yarattığı sakinleştirici atmosfer ve dalış, sörf gibi adrenalin seviyesi yüksek ekstrem sporlar, kafanızı boşaltıp kendinizi yeniden keşfetmeniz için sizi bekliyor. Telefonunuzu kapatıp yaşadığınız yerden uzaklaşın, yerli halkla tanışın ve onların farklı kültürlerini tanımaya çalışın. Tüm bunlar ve hatta daha fazlasını Bali'de bulabilir, depresyondan çıkmak için çok büyük bir adım atabilirsiniz. Üstelik Bali ucuz bir yer olduğu için ayrılık acısını atlatacağım diye maddi depresyona girmenize gerek yok. Ucuz uçak bileti kovalamanız yeterli, gerisini her türlü halledersiniz. Beşinci ve son evre Kabullenme: Artık ayrılığı hazmedebildiğiniz, yeni hayatınıza odaklanabileceğiniz bir döneme giriyorsunuz. Kafanızdaki son birkaç hatırayı da silip yolunuza devam etmek için Rio de Janeiro gibi muhteşem bir şehir size kesinlikle iyi gelecek. Yunan tanrısı vücutlu insanları gördükçe \"analar neler doğuruyor, bense bir sümüklü için ağlayıp duruyorum\" diyecek ve silkelenip kendinize geleceksiniz. 😀 Tabi ki bu işin şakası ama Rio de Janeiro benim aşık olduğum şehir. Yazılarımda bunu yeri geldikçe yineliyorum zaten, hayatımın bir döneminde mutlaka Rio'da yaşamayı düşünüyorum. Rio de Janeiro'da, sörf yapabilir, salsa öğrenebilir, çılgın partilere katılabilirsiniz. Şehirde yapılacak çok fazla aktivite var ama çevresindeki doğal güzellikleri de ziyaret ederseniz, fazlasıyla huzur bulacağınıza eminim. Örneğin Arjantin ve Brezilya sınırında yer alan büyüleyici Iguazu Şelaleleri'ni mutlaka ziyaret edin. Deniz sevenlerdenseniz İlha Grande adasının turkuaz sularına kendinizi bırakın, malum Rio de Janiro sahilindeki deniz çok dalgalı. Bence burada kafanız tamamen açılmış bir şekilde hayatınıza geri döneceksiniz. Rio de Janeiro Gezi Rehberi: Bunları Yapmadan Dönmeyin! Hadi durmayın, sevgilisinden ayrılmış bir arkadaşınız varsa bu yazıyı onunla paylaşın, belki içindeki gezgini keşfetmesini sağlarsınız. 😉 Eğer siz sevgilinizden ayrıldıysanız öncelikle geçmiş olsun ama unutmayın hayatınızdaki en değerli şey sizsiniz. Üzülmeyi bırakıp kendinizi teselli edecek bir şeyler bulmalısınız. Bu dönemi atlatmak için kendinize verebileceğiniz en güzel teselli bence yeni bir seyahat olacak. Uzun yıllardır gitmeyi hayal ettiğiniz ama oraya nasıl giderim dediğiniz bir yer varsa yukarıdakilerin hepsini boş verin ve oraya gidin, bakın görün sizi nasıl mutlu edecek. Size şimdiden bol eğlenceli harika bir gezi diliyorum! Sizin bu konuda tecrübeleriniz varsa lütfen yorumlarda paylaşın. Not: Bu yazıda özellikle kendi fotoğraflarımızdan kullanmadım çünkü evrene yanlış bir enerji göndermek istemedim. 🙂 Psikolojiden de anlamam, sadece empati kurarak bu zor durumu atlatmak için bazı öneriler vermek istedim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/02/04/gurcistanda-kayak-gudauri", "text": "Gudauri toplamda 57 kmlik pist uzunluğuna sahip ve pistler tamamen açık yani arada ağaçlık alan yok. Pistler arası boşluklardaki bol kar freeride seven snowboard tutkunları için muazzam. Her zorluk derecesinde pistler mevcut ve kar kalitesi çok güzel. İç kısımda ve yüksekte olduğu için buzlanma olmuyor, kuru ve tozumsu bir kar tipi var. Dağlar silsilesine doğru bakan bir dağdan kaymanın yarattığı yüksek duygu eşsiz bir haz veriyor. Gudauri'de toplam 11 tane lift var; 6 tanesi telesiyej, 4 tanesi T-bar yani teleski, 1 tanesi de teleferik. En kalabalık günlerde bile lift sırası fazla beklemiyorsunuz, bu en büyük artılarından biri. Ayrıca heliski yani helikopterle kayak yapma şansınız bulunuyor. Tek seferlik heliski fiyatı kişi başı 180 , üç sefer 380 . Tüm liftlerde geçerli günlük sınırsız ski pass fiyatı 50 GEL, çocuk için 25 GEL. Uzun kalacaksanız günlük yerine kalacağınız gün sayısına göre alırsanız fiyat daha uyguna geliyor, sezonluk sınırsız lift fiyatı ise 600 GEL. Liftler saat 10:00 ile 17:00 arası hizmet veriyor, hava şartları uygun olduğunda gece kayağı da yapabiliyorsunuz. Cuma ve Cumartesi akşam 20:00 ile 22:00 arası, en aşağıdaki Pirveli liftini açıyorlar. Gece kayağı yapabildiğiniz pistin uzunluğu 1.5 km civarı. Bu arada Gudauri'nin en yüksek noktası da 3279 metredeki Sadzele. Dağda ekipman kiralayabileceğiniz pek çok nokta var ve günlük 40 50 GEL aralığında set olarak kayak veya snowboard kiralama yapabiliyorsunuz. Ders almak isterseniz saatlik tek kişi ders ücreti 100 GEL, 2 kişi 170 GEL civarı. Bunlara ek olarak Gudauri'de paragliding de yapabiliyorsunuz, yarım saat ücreti kişi başı 300 GEL. Gudauri'de farklı noktalarda pek çok kafe ve bar mevcut. Önce pistler üzerindeki kafelerden bahsedeyim. 2700 metrede Soliko liftinin çıktığı yerde Vitamin Cafe var, harika bir dağ manzarasına sahip ve yemekler çok leziz. Megobari de tavsiye edebileceğim yerlerden biri, Vitamin'in biraz ilerisinde, snow park'ın alt kısmında yer alıyor. En alttaki teleferiğin çıktığı 2010 metredeki ilk durakta Gradus ve Timeout var, hem açık terasları hem de kapalı alanları bulunuyor. Apres Ski için New Gudauri bölgesindeki Drunk Cherry güzel oluyor, belli bir saatten sonra DJ çalmaya başlıyor. Drunk Cherry'nin içerisi de çok tatlı detaylarla dekore edilmiş ve yemekleri gerçekten güzel. Bunların dışında biz hep otellerin restoranlarına gittik. Gudauri Loft, Gudauri Lodge ve Marshall Gudauri otellerinin restoranları en son gittiğimiz ve yemeklerini beğendiğimiz, tavsiye edebileceğim yerler. Gürcü mutfağıyla ilgili detaylı bilgi için Gürcü Yemekleri yazımı okumanızı öneririm. Gudauri'de farklı bütçelere uygun konaklama seçenekleri mevcut, güzel oteller var ama çok aşırı lüks bir otel ben şahsen görmedim. Gudauri'nin konaklama açısından en sevdiğim özelliği, pek çok kayak merkezinin aksine hem pistlerin alt kısmında hem de üst kısmında oteller bulunması. Bizim Gudauri'de konaklayıp memnun kaldığımız oteller Gudauri Lodge, Gudauri Loft, Gudauri Hills Apart ve Carpe Diem. Hepsinin restoranları da var ve yemekler oldukça leziz. Gudauri'deki çok tercih edilen eski otellerden biri de Marco Polo Hotel, biz konaklamasak da bahsetmek istedim. Bu oteller pistlerin üzerinde veya çok yakında yer alıyorlar, yani kayak odaklı gelenlere rahatlıkla önerebilirim. Gudauri merkezde ya da dağın farklı noktalarında daha pek çok otel mevcut ama haklarında pek bilgi sahibi değilim açıkçası. Oteller dışında ev ev kiralama imkanınız da var. Kalabalık gidiyorsanız bence bu seçeneği de bir araştırın. 😉 Sadece airbnb değil, booking üzerinde de ev veya apartlar kiralanıyor. Örneğin Gudauri Loft'ta otel odalarının dışında apartlar var ve bunlar şahıslara ait, bunlarda konaklama şansınız da var ancak otelin kahvaltısını ve havuzunu ekstra ücret ile kulanabiliyorsunuz o zaman. New Gudauri'de kaldığımız bir evi önermek istiyorum, direkt pistlerin olduğu alanda, altında apres ski kafelerin bulunduğu, lokasyonu güzel bir evdi, şuradan inceleyebilirsiniz. Gudauri'deki tüm uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Aşağı yukarı bir fikriniz oluşması için pistlerin haritasını da koyuyorum aşağıya. Ayrıca http://www. gudauri. info/map/ adresinden Gudauri'deki tüm oteller, kafeler, kiralama noktaları vb. her şeyi görebileceğiniz full haritaya ulaşabilirsiniz. Umarım Gudauri ile ilgili aklınızdaki sorulara cevap bulabilmişsinizdir. Hala merak ettikleriniz varsa lütfen sorunuzu yorum olarak bırakın, biliyorsam mutlaka cevaplarım. Bu arada şu anın kuruyla 1 GEL = 6.45 TL. Kur nedeniyle fiyatlar eskisi kadar ucuz olmasa da, kayak seviyorsanız Tiflis gezisi ile birleştirip Gudauri kayak merkezini denemenizi öneririm. Tiflis ile birlikte bir gezi planlayacaksanız, Tiflis rehberimi de okumayı unutmayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/02/18/dogu-ekspresi-ile-cocuklu-kars-gezisi", "text": "Turistik Doğu Ekspresi nedir? Turistik Doğu Ekspresi bileti nasıl alınır? Turistik Doğu Ekspresi bilet fiyatları da yazıya eklenmiştir. Kars'a gitmenin pek çok yolu var. Uçak, tren, otobüs ve bunları ikili üçlü kombinasyonlarıyla Kars'a ulaşabilirsiniz. Ben bizim kendi tecrübemizi anlatacağım. İstanbul'dan Kars'a direkt uçakla gittik. Uçak biletlerimizi Ekim ayında THY'nin yurt içi kampanyasıyla kişi başı 49 TL gibi uygun bir fiyata almıştım. Dönüşte de Kars'tan Ankara'ya meşhur Doğu Ekspresi ile gidip, oradan İstanbul'a yine uçakla döndük. Ankara-İstanbul biletlerimizi de yine kampanya ile 39 TL fiyattan almıştım. Eğer Doğu Ekspresi'ne doyamadım daha fazla tren yolculuğu yapmak istiyorum derseniz, Ankara'dan İstanbul'a dönüşü hızlı trenle de yapabilirsiniz. Gelelim Kars içinde ulaşımı nasıl sağladığımıza. Kars Havaalanı'ndan şehir merkezine belediye otobüsü ile gidebiliyorsunuz, kişi başı ücret 5 TL. Taksi ile giderseniz 40 TL civarı tutuyormuş. Ben gitmeden önce her türlü Kars grubuna girip yazışmaları okuduğum için o gruplardan bulduğum taksi numaralarını not etmiştim. Gitmeden bir hafta önce bir tanesi ile bir tam gün bizi Ani Antik Kenti, Çıldır Gölü ve Kars Kale'sini gezdirmesi için konuştuk. Bu gezi için 240 TL fiyata anlaştık. Telefonda konuştuğum kişi Hakan Bey(05465698786) ve kendisi dolu olduğu için bizi yönlendirdiği kişi Olgun Bey(05437328221) ile ilgilenirseniz görüşebilirsiniz, biz memnun kaldık. Çıldır Gölü'ne belediyenin servisleri var, Belediye Binası önünden saat 10:30'da kalkıyormuş. Ani Antik Kenti için de saat 11:00'de İl Özel İdare Binası önünden servis kalkıyormuş. Şehir içini ise yaya olarak gezebilirsiniz rahatlıkla, görülecek yerlerin mesafeleri birbirine pek uzak değil zaten. Şimdi önce Doğu Ekspresi konusunu detaylıca anlatayım. Doğu Ekspresi güzergahı tam 54 duraktan oluşuyor. Biz trene Kars'tan bindik, trenin Kars'tan kalkış saati sabah 8:00 ama birkaç dakika geç kalkabiliyor. Güzergah üzerindeki şehirler ve tahmini varış saatleri aşağıdaki şekilde. Tren kasaba ve köylerdeki duraklarda sadece 2-3 dakika duruyor ama yukarıda gördüğünüz şehirlerde biraz daha uzun duruyor, yani durakta biraz fotoğraf çekilecek vakit bulabiliyorsunuz. Bu arada şu anda bakım nedeniyle tren Ankara durağına kadar gitmiyor. Ankara'dan bir önceki durak olan Irmak durağı şu anda son durak. Oradan TCDD'nin ücretsiz servisleriyle Ankara tren garına bırakılıyorsunuz. Tren garının karşısında Belko Air servisleri var bu arada, oradan hava alanına gidecekseniz bu servisleri kullanabilirsiniz, kişi başı 11 TL. Ben Ankara-İstanbul uçak biletlerimizi saat 12 için almıştım ama trenin genelde çok rötar yaptığı ve herkesin uçaklarını kaçırdığını okuyunca son dakika problem yaşamamak ve aşırı pahalı biletlere kalmamak için akşam 18 için de önceden bilet aldım. Bizim tren şansımıza hiç rötar yapmadı ve 12 uçağına yetiştik. Size önerim, bu stresi yaşamamak için bence 14 gibi bir saate dönüş uçak biletinizi alın. Tam ters yönde yolculuk yapacaklar için de şehirlerin tahmini varış saatleri aşağıdaki şekilde. Ankara'dan yine tren kalkış saatinde ücretsiz servislerle Irmak durağına götürülüyorsunuz ve oradan yolculuğunuz başlıyor. Aralıksız gidiş dönüş tren yolculuğu yapabiliyor muyuz diye soranlar olmuştu. Saatlerden de anlaşılacağı üzere bu mümkün değil. Ankara'dan 18:00'de yolculuğunuz başlayıp Kars'ta 18:30'da sona eriyor. O gece Kars'ta konaklayıp sabah 8:00 treniyle dönüşünüzü yapabilirsiniz. Doğu Ekspresinde üç çeşit vagon bulunuyor; Pulman, Örtülü Kuşetli ve Yataklı Vagon. Tabi bir de yemekli vagon var trende ama orası konaklamak için değil, trenin restoranı. Pulman, bildiğimiz koltuklu vagon. Her sırasında 2 çift 1 tek koltuk bulunuyor, ortam ferah ama 25 saat için pek tavsiye etmem açıkçası. Örtülü Kuşetli bir odada ranza şeklinde dört kişilik yatak bulunan vagonlar. Başlangıçta dört kişinin oturabileceği koltuklar var, yataklar katlanmış vaziyette duruyor, uyku zamanı yatakları açıyorsunuz. Grup halinde gidiyorsanız daha cazip bir vagon tipi. İki kişi gidiyorsanız, dört kişilik bilet almanızda fayda var çünkü cinsiyet farklılıkları varsa ve odadaki biri rahatsız olursa Pulman'a yolcu gönderimi yapabiliyorlarmış. Yataklı, bir odada ranza şeklinde iki kişilik yatak bulunan vagonlar. Burada da başlangıçta iki kişilik koltuk var, yataklar katlı olarak duruyor, istediğiniz zaman açıyorsunuz. Yataklı vagonu tek kişi olarak da kapatabiliyorsunuz. Kişi başı tek yön Pulman fiyatı 46 TL, Örtülü Kuşetli 61 TL, Yataklı 96 TL. Yataklı vagonu tek başınıza kapatmak isterseniz 116 TL. Bu fiyatlar üzerinden yaş ve meslek gruplarına göre indirimler olabiliyor, bilet alırken tarife kısmına tıklayarak kendinize uygun olan tarifeyi seçebilirsiniz. Mesela bizim durumumuzda 7 yaş altı çocuklar ücretsiz olduğu için oğlum için bilet almadık, babamın da 65 yaş üstü olduğu için indirimi vardı. Normalde %50 indirim yazsa da yataklı vagonu 96 TL yerine 73.50 TL'ye aldık. Herhalde bahsedilen indirimler pulman için tam geçerli. Bunun dışında Kars-Ankara yerine ara duraklarda iniyorsanız tabi fiyat değişiyor. Son olarak evcil hayvanınızı yanınızda götürebiliyorsunuz, yalnız pulmanda seyahat etmeniz gerekiyor ve ona da %50 indirimli bilet almanız gerekiyor. Doğu ekspresi tren biletleri TCDD'den online olarak satışa çıkarılıyor, şuradan biletlerinizi alabilirsiniz. Açılan ekranda nereden nereye gitmek istediğinizi, gidiş tarihini ve yolcu sayısını girmeniz gerekiyor. Biletler tren hareket gününden tam bir ay önce satışa çıkıyor. Henüz satışa çıkmayan bir bilet tarihi seçtiğinizde sistem \"İsteğinize Uygun Sefer Bulunmamaktadır\" şeklinde uyarı veriyor. Eyvah bilet kalmamış gibi bir düşünceniz olmasın. Ben 12 Şubat Doğu Ekspresi bileti için 13 Ocak sabahı saat 7:30 itibarıyla bilgisayar başına geçip sistemi refresh etmeye başladım. Tam 7:34'te biletler satışa açıldı ve sisteme girdiğimde son bir yataklı vagon boş görünüyordu. Burada çok hızlı davranmanız gerekiyor çünkü yüzlerce insan aynı anda bu biletlerin peşinde. 🙂 Ben hemen seçtim, zaten seçtikten sonra bir 10 dakika kadar o yerler size ayrılmış oluyor, ondan sonra rahat rahat yolcu bilgilerini girebilirsiniz. Biletler ilk satışa açıldığında yer bulamazsanız sakın hemen pes etmeyin, aynı gün içerisinde ve ilerleyen günlerde mutlaka gitmek istediğiniz günü kontrol edin. TCDD tarafından vagon eklemesi oluyor, bir de bilet iptalleri oluyor. Son gün bile bilet bulma şansınız var. Ben bizim biletler satışa çıkmadan önce önceki günleri arada kontrol ediyordum, birçok gün için boş yer görmüştüm. Doğu ekspresi yataklı vagon trenin en konforlu odalarına sahip. Odada, valizlerinizi koyabileceğiniz bir üst raf, dolu sıvı sabun, ayna, lavabo, çöp kovası, montlarınızı ya da kıyafetlerinizi asabileceğiniz askılar, mini buzdolabı, eşyalarınızı koyabileceğiniz raflı bir dolap, iki priz ve uzayabilen sistemli bir masa bulunuyor. Gece yakabileceğiniz kırmızı bir gece lambası da bulunuyor. Odaya iki adet terlik, iki el havlusu, iki Çizi, iki Albeni, iki su ve iki küçük meyve suyu bırakıyorlar. Odada tuvalet bulunmuyor, dışarıdaki ortak tuvalete gidiyorsunuz. Yola çıktıktan bir süre sonra kompartıman görevlisi gelip yataklarımızı yaptı, çarşaflar gayet temizdi. Hemen bu şekilde kullanmak zorunda değilsiniz, yatakları yapıp katlıyor yine. Ama biz alt katı direkt yatak şeklinde kullandık. Üç kişi olunca daha rahat ettik ve koltuk şeklinde olduğundan daha konforlu oluyor bu şekilde. Odalar içeriden kitleniyor ama dışarıdan kilitlemek için gereken anahtarlar yok. Görevliye sorduğumuzda biz buralardayız ayrıca buraya gelen insanlar güvenilirdir merak etmeyin şeklinde bir cevap aldık. Doğu ekspresine bindikten bir süre sonra kompartıman görevlisi gelip biletleri göstermenizi istiyor. Benim biletler mailimdeydi, o zaman PNR numarasını ve yolcu isimlerini söylememi istedi. Elindeki listeden bizi işaretledi ve geçti. Daha sonra Jandarma gelerek kimlikleri kontrol etti, çocuğun kimliğine bakmadılar. En son da sivil polis olduğunu tahmin ettim kişiler köpekle gelip uyuşturucu kontrolü yaptılar. Valizinizi kapının önüne koymamızı istediler, köpek de yanından geçti gitti sadece yani öyle çok sıkı bir kontrol değildi açıkçası. Velhasıl böyle kontroller olması güvenlik anlamında rahatlatıcı oluyor. Trenin içi oldukça sıcak, sürekli t-shirt ile oturduk. Biz gündüz genelde ısıtıcıyı kapalı tuttuk, akşam da 23 derece olarak ayarladık. Ayrıca cam da gece hariç foto ve video çekebilmek için sürekli açıktı diyebilirim. Temizlikten biz gayet memnun kaldık, bizim şansımıza sanıyorum ama tuvaletler bile son ana kadar tertemizdi, ayrıca tuvalet kağıdı da hiç bitmedi. 🙂 Odalar arası ses geçirmiyor sanırım, yan tarafın hiç sesini duymadık. Bir de onlara sormak lazım tabi, sonuçta bizde çocuk vardı. 🙂 Bu arada trende sigara içmek yasak ama insanlar odalarının kapısını kapatıp, camı açıp içiyorlarmış sanırım, biz hiç koku duymadık. Turistik Doğu Ekspresi nedir? Turistik Doğu Ekspresi, normal Doğu Ekspresi treninin sadece yataklı vagonlardan oluşan bir versiyonu. 6 adet yataklı vagondan oluşan Turistik Doğu Ekspresi treni Kemaliye, Erzincan, Erzurum gibi bazı duraklarda uzun molalar vererek buraları gezmeniz için imkan tanıyor. Buralarda ücretli turlara katılabilir ya da imkanınız varsa kendiniz gezebilirsiniz. Tursitik Doğu Ekspresi Ankara'dan 15:55'te kalkıyor ve bir sonraki gün Kars'a gece yarısı varıyor yani Tursitik Doğu Ekspresi yolculuk süresi 32 saat civarı. Turistik Doğu Ekspresi bilet fiyatı nedir? İki kişilik odada tek kişi kalacaksanız bilet fiyatı 480 TL, iki kişi kalacaksanız toplam fiyat 600 TL yani kişi başı 300 TL oluyor. Turistik Doğu Ekspresi bileti nasıl alınır? Normal Doğu Ekspresi bileti aldığınız TCDD online sitesine giriyorsunuz, Nereden Nereye kısmına normalde olduğu gibi Ankara Gar ve Kars girip arattığınızda iki ayrı hat açılıyor, biri normal Doğu Ekspresi, diğeri Tursitik Doğu Ekspresi. Turistik Doğu Ekspresi seçerek işlemlerinize devam edebilirsiniz. Doğu ekspresinde bir tane yemekli vagon bulunuyor. Burada abur cubur ve alkolsüz içecek satışı bulunuyor. Ayrıca hazır yemekler mevcut, sipariş verince mikrodalga fırında ısıtılıyor. Biz bolca market alışverişi yaptığımız için burada yeme ihtiyacımız olmadı ama insanları yerken gördüm, tavuk şiş fena görünmüyordu sanki. 🙂 Eskiden trenlerde alkollü içecek satışı yapılıyordu, şu anda yapılmıyor ama kendiniz yanınızda götürebiliyorsunuz, bunun için bir yasak yok. Tren restoranı dışında yolculuk süresince yemek konusundaki diğer şansınız ise Erzurum'da trene cağ kebabı siparişi vermek. Biz Kars'tan dönüş yolunda trene bindiğimiz için Erzurum'dan öğlen saat 12 civarı geçtik. Yarım saat önce 04422133253 numaralı telefondan Gel Gör Kebap'ı aradım ve sipariş verdim, bir porsiyon dürüm fiyatı 9 TL. Genelde soğuk ve pek lezzetli olmadığı yönünde yorumlar okumuştum, o nedenle pek beklentim yüksek değildi. Yine de bu turistik aktiviteyi de yapmalıyım dedim, iyi ki de yapmışım gayet sıcak ve leziz geldi. Ayrıca kadayıf dolması siparişi de veriliyormuş, ben onu duymamıştım. Neyse ki Erzurum durağında seyyar satıcıdan aldık, o da gayet başarılıydı, tanesi 5 TL. Gitmeden önce aldığım notlarla birlikte gerekebilecek şeyleri yazmaya çalışacağım. Yanınıza biraz abur cubur almanızda fayda var ama bizim gibi abartmayın, trende de satılıyor bazı şeyler. Meyve almaya çalışın bence daha çok. Giyim olarak ince bir alt ve üst mutlaka alın. Islak mendil, plastik tabak, plastik bardak, buzdolabınız olduğu için marketten içecek ve su alabilirsiniz. Çaya kahveye düşkün olanlar kattle götürebilirler. Kitap mutlaka alın, gece biri uyuyup biri uyumayacaksa okuma ışığı alabilirsiniz. Uzatma kablolu priz ben götürmemiştim ama olsa fena olmazmış, bol teknolojik aletiniz varsa üçlü priz iyi olur. Tabi instagram'da şov yapacaksanız çeyizinizi ve led ışıklarınızı da götürmeyi unutmayın. 😀 Çocuklu olanlara tavsiyem bir elektrikli ocak ve minik bir tencere götürmeleri, azıcık da tarhana mümkünse. Benim genelde kurtarıcılarım bunlar oluyor seyahatlerde. 2018 yılı kararlarımdan biri oğlumu gittiğim her seyahate götürmekti. Daha önceleri zorlu olabileceğini düşündüğümüz bazı seyahatlere onu götürmemiştik ve son seyahatlerde artık özlem ve onu evde bırakmaktan dolayı hissettiğim vicdan azabı artmaya başlayınca böyle bir karar aldım. Eşim işi nedeniyle katılamayacağı için önce Kars planını yalnızca ikimiz için planlamıştım ama çok soğuk ve biraz da yorucu olabilecek bir seyahat olduğundan gezmeyi çok seven babam da planımıza dahil oldu. iyi ki de öyle olmuş, birlikte çok keyifli ve kendimi daha güvende hissettiğim bir seyahat yaptık. Ada için yanıma hem kar tulumu ve kar botları hem de normal kalın bir mont ve günlük botlarını aldım. Bu da otomatikman eşya yükünü arttırıyor, bir de klasik seyahatlerde çocuk için aldığım eşyalar ve oyuncaklar işin içine girince tek başıma bunları taşımam zaten pek mümkün olamayacakmış. Bir de bu eşyaların yanına oğlumu da çoğu zaman kucakta taşıdığım için çok zorlanırdım. Yine de iki küçük valiz ve bir sırt çantasına sığabildik. Gezimiz beklediğimden çok daha rahat geçti, ben daha yorucu olacağını düşünüyordum. İlk gün şehirde gezerken oğlum çok huysuzlandı ama ertesi gün Ani harabelerini gezerken çok mutluydu. Yollar buz tutmuştu, sürekli onların üzerinde zıplayarak kırmaya çalıştı ve eğlendi. Kiliselerin içinde ses yankılanmaları çok hoşuna gitti, bir de nedense kırılmış dökülmüş yerler çok ilgisini çekti. Hava da şansımıza güneşliydi, o yüzden zorlanmadık. Çıldır gölünde hava kapadı ve bir de üstüne rüzgar olunca, ne kadar sıkı giyinmiş olursa olsun soğuktan yüzü bordo oldu neredeyse çocuğun. 🙁 Orada biraz korktum açıkçası oğlumu hasta edeceğim diye ama ponponlu atlar, köpekler filan ilgisini çekti. Çok da uzatmadan biraz eğlenceli vakit geçirebildik. Taksiyle geçirdiğimiz uzun vakitlerde kucağımda uyudu, uyku düzeni de bozulmamış oldu. Akşamları dışarı çıkmadık, odamızda oyuncaklarla oynadık, biraz da TV'de çizgi film izledik. Güneş gidince hava çok soğuk oluyor, çocuğa eziyet etmek istemedim. Ben yanıma bebek arabası veya kanguru almadım ama şehir içinde geçerken pişman oldum. Oğlum sürekli kucak istedi ve o kadar yolu sürekli kucakta geçirmek yorucu oldu. Ani harabeleri ya da Çıldır gölünde bebek arabası kullanamazsınız ama şehir için almakta fayda var. Bu arada, çocukla seyahat hakkında daha fazla detay için şuradaki yazımı okumanızı tavsiye ederim. Gelelim tren yolculuğunun nasıl geçtiğine. Bana 3 metrekarelik yere çocuğu o kadar süre hapsettiğime dair yazanlar oldu. Bir kere tren yolculuğunda o odada hapis olmak zorunda değilsiniz, vagonlar arasında gezebiliyorsunuz. Biz de arada restorana gittik, başka vagonlarda gitar çalan gençlerin yanına gittik. Ada'nın keyfi yerindeydi, bunu net olarak söyleyebilirim. Odada olduğumuz zamanlarda da bazen yolu izledi, bazen oyuncaklarıyla oynadı, bol bol da uyudu. Benim şansım Ada'nın yolculuk seven bir çocuk olması. Minibüs, otobüs, araba ve uçak hep ilgisini çeker. İlk defa trene bindi ve bindiğinde aşırı heyecanlandı. Onun bu kadar çok sevinip, sürekli geçtiğimiz yerlerle ilgili bir şeyler sorması beni çok mutlu etti. Tren 8'de hareket ettiği için sabah 6'da kalkıp kahvaltı edip trene gittik. O yüzden biraz uykusuzdu ve ilk birkaç saat sonrası bir anda çok huysuzlandı, hemen uyumasını sağladım ve uykusunu aldıktan sonra her şey normale döndü. Bana instagram'dan gelen mesaj ve yorumlarda sorulan sorulardan biri de çocuğun uykusu ve yatak konusuydu. Bu konuda internette kesin bir ölçü bulamadım ve ölçüm yapmadım ama tahminimce yatak genişliği 60 cm civarı. Oğlum gece illaki üst katta yatmak istedi, ben de onunla birlikte yattım. İç kısımda o, dış kısımda ben olacak şekilde uyuduk. Oğlum hep tek başına yatmaya alışık olduğu için o rahat etsin diye ben tüm vücudumu taşıyıcı kuşaklara yaslayarak uyudum diyebilirim. Yani benim adıma çok konforlu bir uyku olmadı açıkçası ama geçti gitti bir şekilde. 🙂 Çocuk bence alt katta tek başına yatabilir, belki yatağın önüne yere yastık koyulabilir her ihtimale karşı. Alt yatak yüksekliği standart bir otobüs koltuğunun üstüne minder konulmuş gibi. Bu arada oğlum öğlen uykusunu alt kattaki yatakta uyudu ve çok döne döne uyumasına rağmen düşme tehlikesi olmadı. Uyku düzeni ile ilgili de hiç sıkıntı yaşamadık. Normalde 2 saat kadar öğlen uykusu uyur, trende 3,5 saat uyudu. Akşam da yine 20:30 civarında vakitlice uyudu ve sabah kompartıman görevlisi gelene kadar deliksiz uyudu. 😀 Velhasıl, kazasız, belasız, hastalıksız atlattık çok şükür yolculuğu. Kars'ın en popüler olduğu zaman kış mevsimi, özellikle Ocak ve Şubat ayları. Bunun bana göre birkaç nedeni var; Kars çevresinde gezilecek yerler arasında olan Çıldır gölünün bu aylarda donması, Sarıkamış kayak merkezinin açık olması ve efsane kar manzaralarına şahit olmanız. Biz de Şubat ayında gitmeyi tercih ettik ve gerçekten çok güzeldi. Bana sorarsanız ilkbahar ve yaz aylarında da Kars ve Doğu Ekspresi çok keyifli olur. Kars'ta kalacağınız süre nasıl vakit geçirmek istediğinize bağlı olmakla birlikte en az 1,5 gün ayırmanızı tavsiye ederim. Biz Cumartesi günü 15:15'te vardık Kars'a ve yerleşme filan derken ancak 16:00'da şehri dolaşmaya başladık. Hava kararana kadar merkezde görülecek her yeri gezmiştik diyebilirim. Ertesi gün de Ani Harabeleri, Çıldır Gölü ve Kars Kalesini gördük. Görmek istediğim asıl yerler için bana 1,5 gün yetti. Sarıkamış ve Boğatepe köylerini de eklemek isteyenler için 2.5 gün daha ideal diye düşünüyorum. Yukarıda söylediğim üzere pek çok Kars grubuna dahil olduğum için oradaki konaklama önerilerini değerlendirdim. Kars Öğretmenevi merkezi lokasyonu ve uygun fiyatıyla genelde önerilen bir yerdi. Babam da emekli öğretmen olduğu için direkt Kars Öğretmenevi'ni arayıp bir ay önceden rezervasyon yaptık. Orada kalmak için öğretmen olmanız şart değil tabi ama öğretmen olunca fiyatlar çok az daha indirimli oluyor. Biz iki gece üç kişilik odaya toplam 170 TL ödedik. Bina ve odalar oldukça eski ama temizlikten yana herhangi bir şüpheniz olmasın. Açık büfe kahvaltı fiyata dahil ve kahvaltısı da beklediğimden iyiydi açıkçası. Öğretmenevi'nin yeri oldukça merkezi, biz çok rahat ettik. Mesela Kars'ın meşhur restoranlarından Hanımeli beş dakika mesafede yer alıyor, yine birkaç dakika uzaklıkta pek çok market var. Kars'ın gezilecek yerleri hep on dakika uzaklıkta. Bu bahsettiğim süreler hep yürüyerek geçen zaman. Tren garı da birkaç kilometre uzaklıkta, çocuk olduğu için yürümeyip taksi tuttuk, 5 dakika içerisinde gara vardık ve 15 TL ödedik. Çocuk olmayınca yürünmeyecek yol değil ama eşyalar da çoksa taksi daha mantıklı. Öğretmenevi dışında öğrendiğim diğer uygun fiyatlı yerler ise şöyle; Şeker Fabrikası Misafirhanesi, Hekimevi ve Polis Evi. Sosyal medyada adının en çok gördüğüm otel ise Katerina Sarayı, rezervasyon yapmak isterseniz şuraya buyurun. Kars şehir merkezinde görülmesi gereken yerlerin çoğu Ordu caddesi ve Maliye Sokak üzerinde. Bunlar Rus mimarisinin izlerini görebileceğiniz binalar ve çoğunluğu şu anda devletin bir kurumu olarak görev yapan yerler. Zaten bu tip binaları, söylediğim sokaklarda yürürken hemen fark ediyorsunuz, bunların dışındaki binalar ne yazık ki çok da sevmediğimiz çarpık kentleşmenin eserleri olan yapılar. Bu sokaklarda görmek isteyebileceğiniz başlıca binalar ise şöyle; Defterdarlık Binası, Valilik Binası, Kars Sanayi ve Ticaret Odası, İl Sağlık Müdürlüğü. Bunların dışında bazı oteller ve şahıslara ait ya da terk edilmiş eski yapılar da mevcut. Bu caddelerin dışına çıktığınızda görebileceğiniz bazı yerler; Fethiye Camii, Devlet Konservatuarı, Mazlum Ağa Hamamı, Cheltikov Otel, Katerina Sarayı, Kümbet Cami, Taş Köprü. Merkez Kale, İç Kale veya Stadel olarak anılan Kars Kalesi de Kars'a gittiğinizde görülmesi gereken yerlerden. Hem şehri tepeden görmek hem de bu tarihi yapıyı yakından görmek için biraz yukarı çıkmanız gerekiyor. Yürüyerek çıkılmayacak bir yol değil ama biz çocukla olduğumuz için Ani ve Çıldır için tuttuğumuz taksiden bizi kaleye çıkarmasını da rica ettik. Milattan sonra 1153 yılında Selçuklular tarafından yaptırılmış olan kale 1386 tarihinde Timur tarafından yıkılmış. 1579 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından kale ve dış cephe surları yeniden yaptırılmış. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus işgalinde tahribatlara uğradığı söylenen kale bizce şu anda gayet iyi durumda görünüyor. Sit alanı olarak inşa edilmiş kale, özellikle şehirden bakınca çok ihtişamlı görünüyor. Ani Antik Kenti, Kars'ın güneydoğusunda, merkezden 42 kilometre uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde, Arpaçay boyunda yer alıyor. Çok çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmış, İpek Yolu'nun Kafkaslardan Anadolu'ya ilk giriş noktasında kurulmuş olan kent benim için Kars'ta mutlaka gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Kars'ta tek bir yer gezme şansınız varsa kesinlikle Ani harabelerini görmelisiniz. Kente giriş, Ani Surları'ndan yapılıyor ve giriş ücreti 8 TL. Burada en sağlam görünen ve mutlaka gezilmesi gereken yapılar şöyle; Ortaçağda Ermenistan'ın en ünlü mimarlarından Trdat tarafından yapılmış olan Ani Katedrali ya da diğer adıyla Fethiye Camii, Selçuklular zamanında Anadolu'da kurulan ilk Türk camisi olan Ebu'l Menuçehr Camii, 980 yılında inşa edilen ve Ani harabeleri denince ilk akla gelen fotoğraf olan Abughamrents Kilisesi ya da diğer adıyla Aziz Gregory Kilisesi. Bir de sadece ayaklarının kalıntıları görünen yıkılmış İpekyolu Köprüsü buranın önemli yapılarından. Instagram'da gördüğünüz meşhur pencereden görünen köprü oluyor burası, pencere de Ebu'l Menuçehr Camii'ne ait. Kars'a yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta olan Çıldır Gölünün bir kısmı Kars, bir kısmı Ardahan il sınırları içinde kalıyor. Buranın esprisi kışın donuyor olması ve alabildiğine bembeyaz görüntü. Kış aylarında, genelde Finlandiya gibi kuzey ülkelerinde yapılan bazı aktiviteleri burada da yapmak mümkün. Mesela buzda balık avlamak, kızaklarla kaymak bu aktivitelerin en popüler olanları. Kızakları burada köpekler veya geyikler yerine atlar çekiyor. Normalde hayvan gücüne dayalı bu tarz aktiviteleri çok tasvip etmesem de oğlumun çok ilgisini çektiği için 5 dakikalık bir kızak turu yaptık. Bu turun ücreti bizim gittiğimiz yerde kişi başı 10 TL idi. Çıldır gölünün farklı yerlerine gitmek mümkün, popülerliğine göre fiyatlar değişiyor sanırım, bizim taksici bizi daha az bilinen bir yere götürdü. Gölden tutulan balıkları yiyebileceğiniz restoranlar mevcut, biz gittiğimizde aşık atışması da yapılıyordu. Bizim gittiğimiz yerde alkol yoktu ama Kütük Ev diye bir yer varmış, sanırım bir tek orada alkol varmış. Bu restoranların en popüleri de tabi Atalay'ın Yeri, oraya rezervasyonsuz girmek pek mümkün değil dediler bize. Kars'ta en meşhur yemekler şöyle sayabiliriz; Kaz eti, Hangel, Piti, Evelik çorbası, Umaç helvası ve Kars Gravyeri. Kars kazı çok meşhurmuş, açıkçası Kars'a gitmeye hazırlanırken öğrendiğim bir detay bu. Gerçekten sokaklarda kaz sürülerine rastlayabiliyorsunuz. Biz açıkçası yemedik, ben şahsen pek etçi bir insan değilim zaten, bir de çok pahalı geldi. Diğer yemek fiyatlarının 15-25 TL arası değiştiği restoranlarda kaz eti fiyatı 65-70 TL arası. Hangel, kısaca etsiz mantı gibi bir şey, ince hamur parçalarının üstüne sarımsaklı yoğurt, karamelize soğan ve baharat koyarak yapılıyor. Piti, nohutlu bir et yemeği. Sunumu için yemeğin suyuna lavaş yatırılıyor, üzerine yemek konuluyor. Lavaş yemeğin suyunu çekince çok lezzetli oluyor. Evelik çorbası, ıspanağa çok benzeyen evelik otu ile yapılan içinde ayrıca yeşil mercimek, patates, erişte gibi malzemeler olan çok sağlıklı bir çorba. Umaç helvası, birazcık un helvasını andıran Kars'a özgü bir tatlı. Kars gravyeri de zaten hepimizin bildiği, kedili fareli çizgi filmlerde görmeye alışık olduğumuz peynir tipi. Hangel ve Evelik çorbası benim favorilerim oldu Kars'ta. Kars gravyerini aldığım yerle mi ilgili bilmiyorum ama hiç sevemedim, çok ağır geldi. İstanbul'da aldıklarım bana daha lezzetli geliyor ne yalan söyleyeyim. Boğatepe köyündekilerin en güzeli olduğu söyleniyor, biz ne yazık ki oraya gidemedik, sizin vaktiniz olursa mutlaka gidin. Orada köy kahvaltısı da çok güzel oluyormuş, bir sabah deneyebilirsiniz. Kars'ta iki akşam yemeğimizde iki farklı restoran denedik; Pushkin ve Hanımeli. İki mekanda da yerel yemekler bulunuyor ve akşam 8'den sonra aşık atışması şovu oluyormuş ama biz çocukla olduğumuz için biraz erken saatlerde yedik ve izleyemedik, o yüzden yorum yapamayacağım. Pushkin yöresel ev yemekleri restoranı olarak geçse de biz gittiğimizde Piti ve Hangel yoktu, üstelik günlerden Cumartesi ve saatlerden henüz akşamüstü 6 idi. Evelik çorbası, kaz mantısı ve kavurma yedik. Çorba çok güzel, mantı sıradan, kavurma ise kötüydü. İki restoranda da gittiğimiz saatlerde yalnızca birkaç masa vardı. Buna rağmen servis inanılmaz yavaştı, en büyük sıkıntı bizim için bu oldu. Kalabalık olduğu zamanlarda nasıl oluyor tahmin edemiyorum, bunları bilerek gitmenizi tavsiye ederim. Hanımeli restoranın sahibi çok tatlı ve misafirperver bir hanım ama garsonlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, herhangi bir kabalıkları vs. olmadı ama bitse de gitsek bir halleri vardı. Bu arada alakasız bir detay; restoranın balığı Portakal'a akvaryuma yaklaşıp öpücük verirseniz o da size karşılık veriyor, çok şirin. Velhasıl, Kars'a gidin. Bir yere instagram'da fenomen olduğu için gidiliyor olması kötü bir şey değil, aksine insanları harekete geçirmesi çok güzel. Özellikle Kars gibi Türkiye'nin en uzak noktalarından birine bu kadar çok ziyaretçi olması ülke turizmimiz için de harika bir gelişme. Bence bu ülkede yaşayan ve imkanı olan herkesin bu deneyimi yaşaması gerek. Yazdığım her şey kendi kişisel deneyimlerimiz ve düşüncelerimizdir, herkes farklı düşünceye sahip olabilir. Elimden geldiğince tüm tecrübemizi anlatmaya çalıştım, eksik olduğunuzu düşündüğünüz, anlaşılmayan ya da merak ettiğiniz bir şey varsa lütfen yorum olarak bırakın. Instagram'daki Kars ve Doğu Ekspresi paylaşımlarıma #hohhoyytkars hashtag'inden ulaşabilirsiniz. Bende Kars gezisinden yeni döndüm. Biz kızım ve eşim ile tura katilmiştik. Kuşetli trenlerde gittik tur o şekildeydi. Kış masali diye bindiğimiz trende ilk başlangiç çok keyifli olsada uzayan saatlerde biraz sorun başladi. Gezi boyunca yediklerimizde de oldukça fiyat abartisi çok fazlaydi hele ki Kaz eti yemenin bedeli neredeyse tur fiyatina eşitti. Turizm canlandirmak guzel ama giden turistin kek olmadiğinida o gidilen yerlerdeki satici ve işletmelere de ayrica ogretmek gerekir diye düşünüyorum. Ki Masal olmaktan ibaret olmasın gidilen ülkemin güzel şehirleri. Ben birdaha asla gitmek istemem. Çünkü bu kadar güzel sözler ile anlatılan her yerden hüsran ve keklenerek dönmek istemiyorum. Merhaba, biz 2 sene oldu gideli. Fiyatlar konusunda çok sorun yaşamamıştık, belki de iyice abarttılar. Bir de bizim şansımıza mı bilmem ama trende tuvalet ve yemekhanede kriz olmadı. Herkesin tecrübesi farklı oluyor tabi. Süpersiniz.. Allah nazarlardan saklasın sizi. Bizde Türkiye'deki ve Dünyadaki trenleri deneyimlemek istiyoruz ve yapmaya çalışıyoruz. Çocuk oldu mu? Ne yaparız, sorumuza çok güzel cevap verdiniz. Gezin, gezin, dönün. ben saldım gitti. 🙂 bu arada, ninem dedem gidemiyor muhabbetleri tamamen twitter'da popüler olma, RT alma çabaları bence. Sabah giderken direkt bilet gişesinden yer buldu 4 kişilik bir kadın grubu teyze. ben de zaman yaklaştıkça çok yer boşaldığını görüyorum. mutlaka kontrol etmek lazım ara ara.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/02/28/venedik-gezi-rehberi", "text": "Kimilerinin aşıklar şehri olarak adlandırdığı, hatta balayı rotası olarak da popüler olan Venedik, bana kalırsa karnaval zamanı en güzel günlerinden bazılarını yaşıyor. Biz de en sonunda Venedik karnavalı bahanesiyle Venedik gezisi yapma fırsatı yarattık ve havanın da güneşli olmasıyla çok keyifli bir gezi yaptık. Venedik, İtalya'nın kuzey doğusunda yer alan Veneto bölgesinin başkenti konumunda. 150 kanalla ayrılmış ve 400'den fazla köprüyle birbirine bağlanmış 118 küçük adadan oluşan büyüleyici bir şehir. Bu keyifli Venedik seyahati sonrası, Venedik gezi planı yapanlarla paylaşmak üzere Venedik gezi notları çıkarmak istedim. Venedik'te ulaşım, Venedik'te konaklama, Venedik gezi rotası, Venedik gezi bütçesi, Venedik'te yeme içme ve Venedik karnavalı gibi konuların hepsinden bahsedeceğim. Venedik tatili planlayanlar için güzel bir Venedik gezi rehberi olacağını umuyorum. Buyurun o zaman beraber bir Venedik turu atalım. Öncelikle Venedik nasıl kurulmuş ona bakalım. Venedik'in hikayesi, Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşüyle 5. yüzyılda başlıyor. Venedik anakarasında yaşayan halk, kuzeyden gelen barbarlardan kaçmak için yakınlardaki Venedik lagününe sığınıyor. Bir süre sonra burada yerleşik hayata geçmeye karar veriyorlar ve bataklık olan zemini sağlamlaştırmak için birbirine bitişik ahşap kazıklar dikiyorlar. Bu kazıkları Slovenya, Hırvatistan ve Karadağ ormanlarından getirmişler. Kazıkların üzerini de taşla kaplamışlar ve sonra binaları inşa etmeye başlamışlar. Ahşap kazıkların su altında ıslanıp zayıflayacağını düşünüyor insan önce, ancak tam tersine lagündeki zengin alüvyonlar ve oksijen eksikliğiyle kazıklar daha da sağlamlaşıp kaya gibi oluyorlarmış. Tüm Venedik'in ahşap kazıkların üstüne kurulu olması hem biraz ürkütücü hem de hayranlık uyandırıcı. Bir de yıllardır sorulan Venedik batıyor mu sorusunun cevabına bakalım. Evet maalesef bu bir efsane değil gerçek, Venedik'te her yıl su seviyesi milimetrik düzeylerde olsa da artıyor, bu da uzun bir zaman sonra şehrin sular altında kalabileceği anlamına geliyor. İtalyan hükümeti bunu önlemek için incelemelerine başlamış ve bazı fikirler geliştiriliyormuş. Ancak yöntemler çok masraflı olduğu için henüz bir adım atılmış değil, umarım bir an önce aksiyona geçerler. Venedik bence hiç ucuz bir şehir değil, hatta İtalya'nın en pahalı şehri diyebilirim. Kuzey Avrupa ülkeleri kadar pahalı olması da Batı Avrupa'nın en pahalı birkaç şehrinden biri. Yeme, içme ve konaklama gibi temel ihtiyaçlarımız da pek ucuz olmadığı gibi özellikle gondola binmek gibi bazı turistik aktiviteler gerçekten epey pahalı bizim için. Aşağı yukarı fiyatları çıkarmaya çalıştım, siz de buna göre kafanızda bir bütçe oluşturabilirsiniz. Hostel konaklaması: 30 civarı ama Mestre'de kalırsanız sezona göre 10 'ya kadar düşebilir bu fiyat. Giriş ücreti olan yerlere girmezseniz ve ulaşım için yürümeyi tercih ederseniz günlük maliyetiniz bunlarla sınırlı olacaktır. Yüksek fiyatların ucu açık olduğundan ona girmiyorum. 🙂 Ulaşım fiyatlarına da aşağıda değineceğim detaylı olarak. Yemek bütçesini daha da düşürmek için marketlerden alışveriş yapabilirsiniz ama marketler her an karşınıza çıkmıyor. Eğer kendi yemeğinizi yapacaksanız, alışverişi halletmeye öncelik verin bence. Rialto köprüsü yakınlarında Despar ve Coop market bulunuyor, oralara bakabilirsiniz mesela. Yukarıda da bahsettiğim üzere Venedik'in en güzel zamanlarından biri karnaval zamanı, yani Şubat ayı çok eğlenceli olur, yalnızca hava çok soğuk. Onun dışında pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bahar ayları ve yaz ayları hava durumu açısından gezmek için en güzel zamanlar. Nisan ile Ekim ayları arasında havalar güzel olacaktır. Bu mevsim ve karnaval zamanı şehrin daha pahalı ve kalabalık olacağını da aklınızdan çıkarmayın. Venedik sularla çevrili olduğu için gerçekten epey soğuk, ayrıca yağmurların sebep olduğu su baskınları da popüler. O nedenle Kasım ile Mart arası gitmek biraz daha zorlayıcı olsa da fiyatların düşmesi ve kalabalıkların azalması açısından tercih edilebilir. Dediğim gibi Venedik Karnavalı zamanı maalesef yine kalabalıklar ve fiyatlar artıyor. Biz hava açısından şanslıydık çünkü Şubat ayı olmasına rağmen hava çok güneşliydi ancak güneşin girmediği dar sokaklarda ya da akşamları dondurucu soğukları hissediyorduk. Siz Kasım ile Mart arası giderseniz hava durumunu kontrol edip yağmur çizmelerinizi yanınıza alın mutlaka, sular yükselince sıkıntı yaşamayın. Venedik'te biz 3 gece 4 gün kaldık ve bence çok ideal bir süreydi. Rahat rahat tadını çıkardık, hemen hemen gezilecek tüm yerlerini tamamlayıp bir de Murano ve Burano adalarını da sıkışmadan gezebildik. Venedik anakara üzerinde bulunan Marco Polo havaalanına, Türkiye'den THY ve Pegasus ile direkt uçuşlar bulunmakta. Popüler zamanlarda Venedik'e uygun bilet bulamazsanız İtalya'nın ucuz bulduğunuz başka bir şehrine uçup oradan tren ile de rahatlıkla Venedik'e gidebilirsiniz. Hava yoluyla giderseniz, Venedik havaalanından şehir merkezine ulaşım için birkaç alternatifiniz var ama bizim kullandığımız, daha az zahmetli, keyifli ve uygun fiyatlı olarak önereceğim yol Alilaguna firmasına ait deniz otobüsleri olacak. Bu araçları kullanarak direkt San Marco meydanında inebiliyorsunuz, tek yön 15 , gidiş dönüş 27 , 6 yaşından küçük çocuklar ücretsiz. Alilaguna websitesi üzerinden online olarak biletleri alırsanız her yön için 1 indiriminiz oluyor. Deniz taksi alternatifi de var ama daha pahalı oluyor. Arkadaş grubuyla giderseniz özel deniz taksi tutmak mantıklı olabilir, 10 kişi kapasiteleri var ama 4 kişiden fazlaysanız kişi başı 10-20 arası ekstra ücret alıyorlarmış. Karşılama vs. gibi ek hizmet talepleri ve gideceğiniz yere göre fiyatlar değişmekle birlikte Marco Polo Havaalanı'ndan Venedik merkeze 100 'dan başlayan fiyatlara ulaşabiliyorsunuz. Venedik havaalanından şehir merkezine kara yoluyla gitmeyi düşünürseniz ATVO Express ile Piazza Romale'ye gidebilirsiniz, bunun da fiyatı kişi başı tek yön 8 , gidiş dönüş 15 , 4 yaş altı çocuklar ücretsiz. Birkaç kişilik arkadaş grubuyla gittiyseniz normal taksi de tutabilirsiniz, bunlarla da 35-45 civarına havaalanından şehir merkezine gidebilirsiniz. Venedik'e tren yoluyla gitmek istiyorsanız, şehir merkezi için Santa Lucia Tren İstasyonunda inmeniz gerekiyor. Buradan San Marco meydanına vaporetto ile ulaşabilirsiniz. Venedik şehir merkezine ulaştıktan sonra ise gezilecek her yere yürüyerek gidebilirsiniz, şehir araç trafiğine de kapalı. Birbirini andıran dar sokaklar ve kanallar nedeniyle kaybolma ihtimalinizin yüksek olduğu bu şehirde bir offline harita indirip kullanmanızı öneririm. Tabi ki Venedik'te sokaklarda kaybolmak çok eğlenceli ama bir yeri bulmak istediğinizde harita olmadan zorlanabiliyorsunuz. Daha uzak noktalara ulaşım için vaporettoları kullanabilirsiniz, bunlar Grand Canal civarındaki duraklarda ve çevre adalara ulaşım için kullanılan feribotlar. Tek yön 7.5 , 24 saatlik bilet 20 , 48 saatlik bilet 30 , 72 saatlik bilet 40 , 7 günlük bilet ise 60 . 29 yaşın altındaysanız ve 3 gün kalıyorsanız Rolling Venice kart almanızı tavsiye ederim, 3 günlük kart için 40 yerine 22 ödüyorsunuz. Bu kartın havaalanı ulaşımı dahil olanı da var ve çok ucuza geliyor. Venedik denilince ilk akla gelen turistik aktivite şüphesiz ki gondola binmek, ancak bu biraz masraflı. Gündüz yapacağınız 30 dakikalı bir gondol turunun fiyatı 80 , gün batımı zamanı fiyat 100-120 'ya çıkıyor. Arkadaşlarınızla gittiyseniz ya da oradan birileriyle tanışırsanız bölüşerek ucuza getirebilirsiniz çünkü bunlar 6 kişi kapasiteye sahip gondolun fiyatı, kişi başı fiyatı değil. Büyük kanalda gondol harici tur atmak için 1 numaralı vaporettoya binebilirsiniz, kanal boyunca durakları geziyor. Kısa da olsa gondola tecrübesi yaşayayım diyorsanız traghettolara binebilirsiniz. Traghetto, Grand Canal üzerinde bazı duraklarda karşıdan karşıya geçmenizi sağlayan turistik gondolaların büyük versiyonu, turistler için bir geçiş ücreti 2 . Venedik'te her yere rahatlıkla ulaşmak istiyorsanız San Marco meydanına yakın bir otelde kalmanızı tavsiye ederim. Hem çoğu turistik yere yakınsınız, hem vaporetto duraklarına yakınsınız, hem de özellikle karnaval zamanı tüm gösteriler bu meydanda gerçekleşiyor. Ancak buralarda fiyatların en yükseklere çıktığını da bilmeniz gerekiyor. Biz Starhotels Splendid'te kaldık. Bu otel meşhur Rialto köprüsü ile San Marco meydanının tam arasında bir kanalın dibinde kalıyor, o yüzden yeri çok iyiydi. Kahvaltı ve odalardan da gayet memnunduk. Kanalın dibinde olduğu için otele gondollarla da ulaşmanız mümkün. Gondollar dışında tek ulaşım yolu yürümek olduğu için biraz uzaklaşıp da yorulduğunuzda bu da bir artı puan. Oteli incelemek ve rezervasyon yapmak için şuraya bakabilirsiniz. Venedik'te alternatif olarak konaklayabileceğiniz merkezi diyebileceğim öncelikli bölgeler Cannaregio ve Dorsoduro, daha sonra da San Polo, Santa Croce ve Castello. Bu civarlar da hareketli, çevresinde gezilecek yerler, restoranlar ve kafeler olan yerler. Eğer merkezde kalmak çok da önemli değil, Venedik'i gezmek için en ucuza nerede konaklarım derseniz Venedik'in anakaraya bağlı olduğu şehir olan Mestre'yi de konaklama için düşünebilirsiniz, konaklama maliyetini minimuma indirecektir. Buradan toplu taşıma ile merkeze gelip gün boyunca gezilecek yerleri tamamlayıp akşam otelinize dönersiniz. Venedik'teki diğer uygun konaklama seçeneklerini şuradan inceleyebilirsiniz. Venedik'te uygun fiyatlı konaklama için airbnb de güzel bir seçenek olabilir, ilk konaklamanızda indirim kazanmak isterseniz şu linkten airbnb'ye kayıt olmanız yeterli. Airbnb nedir diyorsanız, sizi şöyle alayım. Öncelikle Piazza San Marco ile başlıyorum, bu meydan ve etrafındaki yapılar başlıca gezilecek yerler arasında o yüzden bu civardaki yerlerle başlayalım, Basilica di San Marco bu meydanda yer alan ve tarihi 828 yılına dayanan bir bazilika. Pazar günleri ve resmi tatillerde 14:00-16:30 arası diğer günler 9:30-17:00 arası açık olan bazilikanın içine giriş ücretsiz. Müzeye giriş için 2.5 , hazine için 3 , Pala d'oro için 2 ücret ödemeniz gerekiyor. Bazilikanın çan kulesi Campanile di San Marco şehri tepeden izlemek ve fotoğraflamak için ideal bir yer, buraya çıkış ücreti de 8 . Yoğun zamanlarda bazilikaya giriş sırasını atlatmak için şurada 3 karşılığı online bilet satılıyor. Bazilikanın hemen yanında yer alan Palazzo Ducale yani Dükler Sarayı, gotik tarzda yapılmış Venedik'in en gezilesi görkemli yapılarından biri. Giriş ücreti 25 ve bu fiyatın içine saraya girmek dışında Museo Correr, Museo Archeologico Nazionale ve Biblioteca Nazionale Marciana'nın anıtsal odaları girişleri de dahil. 15. yüyıldan kalma astrolojik saat kulesi Torre dell'Orologio da bu meydanda yer alıyor, içini gezmek için 12 karşılığı rehberli tura katılmanız gerekiyor. Ponte di Rialto ve Canale Grande, Venedik'in simgelerinden, bu köprüden mutlaka geçin ve büyük kanalda bir gondol gezintisine çıkın. Rialto Köprüsü, büyük kanal üzerindeki dört köprüden biri ve en eskisi. İlk olarak 13. yüzyılda tahta olarak yapılmış ve yangın, kalabalığın ağırlığı gibi farklı nedenlerle birkaç kez çökmüş. 16. yüzyılda şu anki haliyle taş olarak tamamlanmış ve o zamandan beri kullanılıyor. Market gezmeyi sevenlere köprü yakınındaki Mercati di Rialto'yu öneririm, sabah 7:00 ile 14:00 arası açık olan pazarda uygun fiyata yiyecek alışverişi yapabilirsiniz. Ponte dei Sospiri yani Ahlar Köprüsü de Venedik'teki en fotojenik yerlerden biri, gondollarla bunun önündeyken fotoğraf çekilmek çok popüler. Bu köprü Dükler Sarayı ile hapishaneyi birbirine bağlıyor, eskiden esirleri mahkemeden hapishaneye götürürken kullanılırmış ve hücrelerine gitmeden önce dış dünyada gördükleri son görüntü burası olurmuş. Köprünün ismini de buradan aldığı söyleniyor, tam Türkçe çevrimi iç çekişler köprüsü aslında. Dükler Sarayı'na giriş bileti alırsanız bu köprüden geçme şansı da buluyorsunuz. Fotoğraf çekmek için en iyi nokta da köprüyü tam karşıdan başka bir köprü Ponte della Paglia. Zamanında yayılan veba salgınına karşı Tanrı'ya sığınma amaçlı yapılan Santa Maria della Salute Bazilikası da Barok tarzı ile görülmeye değer bir yapı. Müze gezmeyi seven ve San Marco meydnındaki müzelerle yetinmeyenler için birkaç alternatif müze önerisi de yapmak istiyorum. Collezione Peggy Guggenheim, sanat severlerin girmesi gerektiğini düşündüğüm, 20. yüzyıl Avrupa ve Amerika sanatına ait değerli bir koleksiyon, giriş 15 . 18nci yüzyıla ait mobilyalar ve sanat koleksiyonunun sergilendiği bir saray olan Ca' Rezzonico yine Venedik'in ilgi çekici müzelerinden biri, giriş 10 . Gallerie dell'Accademia da 19. yüzyıl öncesi sanat eserlerinin sergilendiği görülmeye değer bir sanat galerisi, giriş 12 . Kitapçıları sever misiniz bilmem ama şimdi bahsedeceğim kitapçıya bir göz atmanızı öneririm. Venedik'i sık sık su bastığı için, kitapların banyo küvetlerinin ve gondolların içine dizildiği bu kitapçının her köşesini fotoğraf çekmek istiyorsunuz. İçinde kitap dışında da ıvır zıvır bir sürü detay var, bir de kediler 🙂 Libreria Acqua Alta adındaki kitapçıya San Marco meydanından kısa bir yürüyüş ile ulaşabilirsiniz, acqua alta suyun yükselmesine deniyor bu arada, isim oradan geliyor. Venedik'e gelmişken çok yakınlarındaki Burano ve Murano adalarına da mutlaka gitmenizi öneririm. Aslında Murano adasında meşhur camından el yapımı objeler satan dükkanlar dışında çok ilgi çekici bir şey yok diyebilirim. Ama sadece dükkanlara girip çıkarak bile anlamadan birkaç saat zaman geçirmiştik biz. 🙂 Cam işçiliği ilginizi çekiyorsa, Murano'daki Museo del Vetro'yu ziyeret ederek Murano camı da dahil olmak üzere camın tarihine doğru bir yolculuğa çıkabilirsiniz, giriş ücreti 10 . Murano'da görebileceğiniz diğer yerler: yazlık saray Palazzo Da Mula, saat kulesi ve cam işçiliği heykelle Campo Santo Stefano, 12. yüzyıldan kalma Bizans mozaikleriyle göz dolduran Santa Maria e San Donato kilisesi. Burano ise rengarenk evleri ile sizi kendine çekiyor, sokaklarında kaybolmak istiyorsunuz, her köşesi fotoğraflık diyebilirim. Burano'da, danteller ilginizi çekiyorsa Museo del Merletto'ya gidebilirsiniz. 1872'den 1970'e kadar meşhur Burano Dantel Okulu'na ev sahipliği yapan binada Venedik dantel tarihine dair merak ettiklerinizi öğrenebilirsiniz, giriş ücreti 5 . Burano'da görülecek diğer yer de Chiesa di San Martino Vescovo kilisesi ve onun eğik çan kulesi. Bunlar zaten şehrin tek meydanı Piazza Galuppi'de yer alıyorlar. Bu iki adayı bir günde rahatlıkla gezebilirsiniz. 12 numaralı vaporetto ile Cannaregio'da yer alan Fondamente Nove durağından adalara gidebilirsiniz. Venedik'te cicchetti denilen küçük ekmek üstü aperatifleri, yani bizdeki kanepeleri mutlaka denemelisiniz. Özellikle akşam üstü, İtalyanların aperitivo saati dedikleri, happy hour zamanı birer kadeh içki yanına bunlardan yemenizi tavsiye ederim. İçki olarak da tabi ki spritz, prosecco ya da İtalyanların ombra dedikleri küçük kadeh şaraplardan içmek gerek. Bellini ismindeki şeftalili kokteyl de Venedik'in yerel içeceklerinden ve bellini içmek için adres Harry's Bar. Cicchetti yemek için güzel yerlerden bazıları Al Timon, All'Arco, Al Squero, Al Merca ve Anthony Bourdain'in gittiği bar olarak ün yapmış olan Cantina Do Mori. Venedik'te mürekkep balığı ve mürekkebiyle yapılan sosları da oldukça popülerdi, özellikle risotto ve makarnalarda sık sık karşınıza çıkıyor. Bunlar Spaghetti/Risotto al Nero di Seppia olarak isimlendiriliyor, yoğun balık tadını sevdiğim için bana göre gayet lezizdi. Venedik'te çoğunlukla ayaküstü, paket servis yemek yiyerek gezi bütçesini düşürebilirsiniz, güzel alternatifler var. Restoranlarda oturup yediğinizde coperto denilen kuver ücreti ya da servis ücreti eklemesi yapıyorlar genelde, sadece bu eklemeler bile günlük paket servis yemek fiyatına denk gelebiliyor. Venedik'ten bence alınacak en güzel şeylerden biri Venedik maskesi, ben şahsen maske almalara doyamadım. 🙂 Hele karnaval zamanı inanılmaz güzel çeşitler vardı ve her seferinde farklı bir tane daha görüyorsunuz ve hepsini almak istiyor insan. Çok pahalılar olduğu gibi gayet uygun fiyata güzel maskeler bulunabiliyor. Onun dışında Murano adasından cam ürünler, Burano adasından dantel ürünler alabilirsiniz. Yiyecek olarak makarna alabilirsiniz. Gondol sürücülerinin yazın kullandığı klasik hazır şapkalardan alabilirsiniz. Çok orijinal kapı tokmakları satılıyor, onlardan alabilirsiniz. Gondolların forcola denilen küreklerinden alabilirsiniz. Acqua Alta kitapçısından eski bir İtalyanca kitap alabilirsiniz. El yapımı deri çantalardan alabilirsiniz veya yine el yapımı renkli seramik ürünlerden alabilirsiniz. Venedik gezinizi planlarken yazımdan faydalanabileceğinizi umarak şimdiden bol eğlenceler diliyorum!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/03/03/mevsimlere-gore-seyahat-rehberi-ilkbaharda-hangi-ayda-nereye-gidilir", "text": "\"Hangi ayda nereye gidelim?\" sorusu sürekli gelen mesajlardan biri. İnanın özel plan çıkarmamı isteyenler bile oluyor, maalesef o kadar vakti kendim için bile zor buluyorum ama toplu cevap olması için mevsimlere göre gezi önerileri yazısı hazırlamak benim kurtarıcım oluyor. \"İlkbaharda nereye gitsek\" sorusu da güzel havalarda gezmeyi seven çoğunluğun cevap beklediği bir konu oldu şu ara. En çok gelen ilkbahar aylarında nereye gidilir? ilkbaharda Türkiye'de nereye gidilir? ilkbaharda yurt dışında nereye gidilir? sorularına bu yazımda cevap vermeye çalışacağım. İlkbaharda Türkiye'de gezilecek en güzel yerler ve ilkbaharda yurt dışında gezilecek en güzel yerler için buyurun size ilkbaharda gezilecek yerler rehberi. Sakura adını daha önce duymuşsunuzdur diye düşünüyorum, hani şu baharda açan pembe beyaz kiraz çiçeklerine sahip ağaçlar var ya işte onlara Japonya'da Sakura deniyor. Japonya'nın başta Tokyo ve Kyoto olmak üzere pek çok şehrindeki parklar ve bahçeler bu ağaçlarla dolu. Özellikle Mart sonu ve Nisan başı gittiğiniz zaman tam bir görsel şölenle karşılaşacağınıza emin olabilirsiniz. Mevsimsel hava koşullarına göre sakura açma tahminlerinin yer aldığı siteyi incelerseniz, seyahat planınızı buna göre yapabilirsiniz. Kyoto'ya giderseniz, şehrin en meşhur fotoğraflarını süsleyen Kinkakuji tapınağını mutlaka ziyaret etmelisiniz. Şehre 10 km uzaklıkta yer alan Sagano Bambu Ormanı da yine kesinlikle görmeniz gereken yerlerden. Mart ayında gidilebilecek diğer güzel alternatifler: Malta, Atina, Nice. Ne yalan söyleyeyim, ben kışı pek sevmiyorum. O yüzden en sevdiğim şeylerden biri Türkiye'de halen havalar soğukken denize girebileceğim seyahate çıkmak. Mart ayında uzun bir yıllık izin almaya gerek olmadan birkaç günlük sıcak bir kaçamak yapmak isterseniz Dubai en doğru adreslerden biri olacaktır. Dubai'de deniz tatili yaparken bir yandan başka aktiviteler de yapmak isterseniz, en güzel deneyimlerden biri olan çölde safariyi tavsiye ederim. 4 4 jiplerle çölde kum tepelerinde geziyorsunuz, daha sonra akşam yemeği için çölde kurulan çadırlarda mola veriyorsunuz. Burada arzu ederseniz ATV ile gezme fırsatı da sunuluyor. Dubai'de safari dışında yapabileceğiniz diğer popüler aktivite ise dünyanın en yüksek binası olan 828 metre yüksekliğindeki Burj Khalifa'nın tepesine çıkmak. Nisan ayında seyahat planı yapmak için ekstra bir nedeniniz var, 23 Nisan tatili hafta içi gününe denk geliyor. Diğer resmi tatiller için 2020 Yılı Resmi Tatilleri ve Seyahat Önerilerimin olduğu yazıyı okumanızı öneririm. Mart ayında olduğu gibi Nisan ayında da çiçeklerle dolu bir yer önereceğim ki baharı iyice hissedin. Çoğunuzun bildiği üzere Hollanda laleleriyle ünlü bir ülke. Bu nedenle Amsterdam'a 40 kilometre uzaklıktaki Keukenhof'ta her yıl lale festivali düzenleniyor, 2020 yılında 21 Mart ile 10 Mayıs arası açık olacakmış. Daha önce Hollanda'ya gitmiştim ama çok zaman geçti, benim de gitmek istediğim yerlerden biri burası. 7 milyondan fazla laleye ev sahipliği yapıyor ve harika fotoğraflar çekiliyor. Festival bahane Amsterdam şahane olsun bu seyahatin adı çünkü Amsterdam ve çevresinde gezilecek daha pek çok yer var. Masal kasabalar Zaanse Schans, Edam ve Volendam'ı da mutlaka gezi planınıza ekleyin. Nisan ayında gidilebilecek diğer alternatifler: Toskana, Viyana, Ürdün, Bakü. Nisan ayı havanın biraz daha ısınmasını umduğumuz bir ay ama ülkemizde hala doya doya denize girilebileceğini sanmıyorum. Belki sezon açmak için güneyde ufak kaçamaklar, girip çıkma denemeleri yapılabilir ama hakkını vererek deniz keyfi yapmak için yine rotayı yurt dışına çevirmekte fayda var. Mısır, Nisan'da kısa süreli deniz tatili yapmak için çok ideal olur. Şarm El Şeyh, Hurgada gibi şehirlerde kızıl denizin tadını çıkarabilirsiniz. Dalış yapanların zaten favori yerleri buralar, ben de daha önce Hurgada'ya gitmiştim ve bu sene de Şarm'a gideceğim. Ama illa dalış yapmanıza da gerek yok, şnorkelle bile pek çok balık görme şansınız oluyor. Deniz tatilinin yanı sıra kültür gezisi yapmayı sevenleri de tatmin edecek bir destinasyon Mısır. Kahire'de bulunan piramitler, antik dünyanın yedi harikası arasında gösterilen yerler arasında sağlam kalan yegane yapılardır. bunun dışında Aswan, Luxor, İskenderiye de Mısır tarihini merak edenlerin görmesi gereken yerlerdendir. Mısır notlarım için tık tık! Geçen sene, tatil olmasa da tam 23 Nisan zamanı Mardin'e gitmiş ve hayran kalmıştık. Her yer o kadar yeşildi ve hava öyle güzeldi ki en doğru zamanda gittiğimizi düşündük. Bu nedenle Nisan'da Türkiye'de gidilebilecek yer sorulunca ilk aklıma gelen yer Mardin oluyor. Biz hafta sonu için gitmiştik ve çevreyi de gezerek biraz koşturmaca bir program yapmıştık, dileyenler bu geziyi üç güne uzatabilirler. Hafta sonu için hazır program ve öneriler isterseniz Mardin yazımı okuyun mutlaka. Kısaca nerelere gitmeli diye özetlemek gerekirse, Eski Mardin sokaklarında kaybolmak dışında Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Midyat ve Hasankeyf'i ziyaret etmenizi önerebilirim. Mayıs'ta Akdeniz ikliminin yaşandığı yerlere gitmek bana hep cazip gelmiştir. Hem gurme hem de kültürel bir seyahat hayal edenlere nokta atışı bir öneride bulunacağım: İspanya. Ah ne güzel olur Mayıs ayında oralar, parklara bahçelere yayılır siesta yaparsınız, akşam olunca tapasların yanına sangrianızı içersiniz. Bilmeyenler için; tapas İspanyol mezerine deniyor, sangria da İspanya'ya özgü meyveli bir şarap kokteyli. İspanya'yı gezmek için rota önerim ise şöyle; Madrid, Toledo, Sevilla, Granada, Valencia ve Barselona. Bu rota uzun vakti olanlar için tabi ki, daha kısa süreli düşünenler buraların fotoğraflarına bakıp eleme yapabilirler. Hem kısa süreli hem de ilk defa gideceklere tavsiyem Madrid, Toledo ve Barselona. Madrid için genelde çok iyi yorumlar olmaz ama ben Madrid'i Barselona'dan daha çok sevmiştim, özellikle gece hayatı çok eğlenceli. Mayıs ayında gidilebilecek diğer güzel alternatifler: Tiflis, Toskana, Paris, Kopenhag. Mayıs ayında ağaçlar yeşil rengini geri kazanmışken ülkenin en yeşil yerine gitmekten daha huzur verici bir seyahat düşünemiyorum. Muhtemelen tahmin ettiniz, Mayıs için aklımdan Doğu Karadeniz geçiyor. Ben kuzenimin Trabzon'a taşınması sonrası birkaç kez bölgeyi ziyaret etme fırsatı buldum ve yeğenimin doğum günü sebebiyle tercihim Mayıs ayı olmuştu hep. En son geçen sene Haziran'ın ilk günleri Rize çevresini gezdik biraz ve hayran kaldık. Mümkünse Mayıs ayının ikinci yarısından itibaren buraları mutlaka ziyaret edin, siz de bayılacaksınız eminim. Sizi ikna edebilmek için hazırladığım Doğu Karadeniz'e Gitmek için 10 Neden yazımı da okumanızı tavsiye ederim. Hamsiköy, Uzungöl, Çamlıhemşin, Fırtına vadisi, Kaçkar yaylaları ve Borçka Karagöl, Karadeniz'de görülebilecek başlıca yerler arasında. Daha önce tüm aylara göre gidilebilecek yer önerileri verdiğim Hangi Ayda Nereye Gidilir? yazısına da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/03/29/misir-gezi-plani-misira-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Mısır gezilecek yerler ile ilgili şuradaki yazımı da mutlaka okuyun. En çok gelen soru bu oldu, o yüzden ilk olarak bu sorudan başlamak istiyorum. Bu sorunun cevabını vermeden önce Mısır'a 2.5 yaşındaki oğlumla başbaşa gittiğimi belirtmek istiyorum. Yani güvenlik açısından Mısır'ı değerlendirirken yalnız başına bir kadın olarak gittim şeklinde düşünebilirsiniz. Sağ salim, çok şükür başımıza en ufak bir aksilik gelmeden gezimizi tamamladık. Kendi tecrübeme göre kesinlikle güvenlik anlamında bir sıkıntı olmadığını söyleyebilirim. Genel olarak da Mısır, 2011'de yaşanan olayların etkisini çoktan üzerinden atmış, turizmin yeniden canlanmaya başladığı bir yer olmuş. Sonuç olarak bu soruya cevabım; Mısır, dünyadaki her yer kadar güvenli, hatta belki İstanbul'dan daha güvenli. Bu arada kısmen güvenlik konusuna girebilir diye burada cevaplamak istediğim başka bir soru var. Mısır'a gitmeden önce aşı yaptırmak gerekiyor mu? Hayır, şu anda öyle bir zorunluluk yok, tedbir amaçlı aşı olabilirsiniz. Daha detaylı bilgi için Sağlık Genel Müdürlüğü'nün seyahat sağlığı sayfasını incelemenizi öneririm. Mısır, Afrika kıtasının kuzey doğusunda yer alıyor. Türkiye'den, Mısır'ın farklı şehirlerine direkt uçuşlar bulunuyor. Biz Pegasus ile Sharm El Sheikh'e gittik, THY ile Kahire'den döndük. Afrika kıtasında yer alan ülkeler arasında Mısır, bize en yakın olanı. Başkent Kahire'ye uçuş süresi yalnızca 2 saat, Sharm El Sheikh'e ise 2.5 saat. Sharm biletlerimizi Pegasus'un aralık ayında yaptığı Masterpass %40 indirim kampanyasından iki kişi 250 TL civarı bir fiyata almıştım. Özellikle Sharm için Pegasus kampanyalarını mutlaka takip edin, benim gibi çok uyguna bilet bulabilirsiniz. Yalnız iki şehir için de uçuş saatleri çok ters, gecenin bir yarısı oraya varıyorsunuz ve yine gecenin bir yarısı dönebiliyorsunuz 🙁 tek başıma çocukla beni biraz zorladı açıkçası. Mısır içinde şehirler arası ulaşım için otobüs, gemi, tren veya uçak tercih edebilirsiniz. Biz Sharm'dan Kahire'ye gitmek için hava yolunu tercih ettik. Ülkenin ulusal hava yolu şirketleri gördüğüm kadarıyla Egyptair ve Nile Air, biz Nile Air ile uçtuk. Uçak biletini almak için Mısır vizesinin çıkmasını beklediğimden iki kişi 130$ civarı tuttu ama daha erken zamanlarda bakarken aynı biletler toplam 80$'a alınabiliyordu. Hava yolu şirketi ile ilgili bir sorun yaşamadık, rötar da olmadı. Minik sandviç, kek ve su veriyorlar uçuş sırasında, bilet fiyatına dahil. Kahire'den Luxor'a gitmeyi düşünürseniz uçak yerine gece trenini incelemenizi tavsiye ederim, daha uzun vaktimiz olsaydı ben bu deneyimi yaşamak istiyordum. Şehir içi ulaşım konusunda ben biraz kolaya kaçtım açıkçası. Sharm El Sheikh'te havalimanı otel arası ulaşımı otelden transfer ayarlayarak çözdüm. Otelimizin şehir merkezi diyebileceğimiz Naama Bay'e sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki gidiş, iki dönüş şeklinde ücretsiz servis hizmeti vardı, o nedenle başka bir ulaşım aracı tecrübemiz olmadı. Kahire'de yine transfer ve tur şirketi ile anlaşarak gezdik. Ben çocukla yalnız olduğum için bu yöntemi tercih ettim ama şehir içi metro hattı oldukça başarılı görünüyor, ayrıca Uber de oldukça yaygın. Mısır, Nisan 2023 itibarıyla Türk vatandaşları içi kapı vizesi uygulamasına geçti. Direkt ülkeye girişte 25$ karşılığı vize veriliyor, herhangi bir belge götürmeniz gerekmiyor ancak otel rezervasyonu ve dönüş bileti istenebilir. Mısır, bize göre oldukça güneyde yer aldığı için iklimi genel olarak sıcak. Mayıs ile Ağustos ayları arası hissedilen sıcaklık 50 dereceleri bulabiliyormuş. Kasım ile Şubat ayları arasında da sıcaklık 10 derecelere kadar düşebiliyormuş. Yani gitmek için en ideal zamanlar Mart-Nisan ile Eylül-Ekim ayları arası deniliyor. Biz Mart ayının ikinci yarısında gittik ve Sharm El Sheikh sabah ve akşam serin olsa da gündüzleri denize girebildiğimiz sıcaklıktaydı. Bu dönemde gidiyorsanız yanınıza ince bir mont almanızda fayda var, ben kot mont almıştım, yeterli oldu. Deniz suyu geç ısınıyor denmiş ama soğuk suya alışık olduğumuzdan belki, bana ve oğluma su soğuk gelmedi. Kahire'de öğle saatlerinde sıcaklık 37 derece civarıydı ancak akşam dışarısı yine montla duracak serinlikteydi. Mısır'da ne kadar kalınır sorusu da birkaç kişiden geldi ama bu sorunun cevabı biraz değişken. Biz uçuş saatleri sayesinde dört tam gün Mısır'daydık. 2.5 gün Sharm, 1.5 gün Kahire olacak şekilde planımızı yapmıştım. Eğer süresiz vaktim ve naktim olsa Mısır için 10-15 gün ayırırdım. Bir kere Kahire'yi güzelce gezebilmek için 3 gün şart. Sharm'da balıklara doyabilmek ve birazcık da gezebilmek için 3 gün iyi olur, ben doyamadım gerçi ama. Luxor'a 2 gün, Aswan'a 2 gün, İskenderiye'ye 2 gün derken etti mi size 12 gün. Arada yollarda köylere uğramak için belki ekstra günler de gerekebilir. Farklı dalış tecrübeleri için Hurgada, Marsa Alam gibi şehirlere de gitmek isteyebilirsiniz. Siz bu söylediğim yerleri bir araştırın bence, ona göre kendiniz karar verin. 😉 Derseniz ki 4 gün size yetti mi? Evet, kısıtlı zamanı olan biz kurumsal çalışanlar için yeterliydi diyebilirim. Sharm El Sheikh'teki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Kahire'deki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Mısır yemeklerinden midesini bozan çok okudum ve duydum ama nedenini anlayamadım. Ben tam 10 yıl önce Mısır'a dalış için gelmiştim ve yemekler konusunda hiç sıkıntı yaşamamıştım, hatta çok beğendiğimi hatırlıyorum. Geçen zamanda ne değişti diye merak ediyordum, benim açımdan bir şey değişmemiş. 🙂 Hassas bir bünyeniz yoksa bence bizim ağız tadımıza uygun yemekleri var. Bu gidişimde bir öğle yemeğimi yerel bir restoranda yedim ve her şeyi gayet leziz buldum, midem de bozulmadı. Kebap onlarda da var, bizim köfteye daha çok benziyordu benim yediğim. Humus, babagannuş gibi aşina olduğumuz tahinli mezeleri var. Daha önce başka yerde rastlamadığım mezeleri ise Mulukhiya denilen, et suyuna ebegümeci, kişniş, sarımsak ilave edilerek yapılan çorba gibi bir şey. Bunu pilavın üzerine sos gibi koyuyorlar ya da ekmek banarak yiyorlar. Sanırım Lübnan mutfağında da varmış bu ama ben Lübnan'a üç kere gitmeme rağmen görmemiştim. Mısır'dan alınabilecek başlıca hediyelik eşya Papirüs kağıdı üzerine yapılmış resim bence. Bu kağıtlar Nil nehri kıyısında yetişen ve papirüs adı verilen bitkilerin gövdesinden yapılıyor. Gerçek olmayan pek çok papirüs satılıyor, güvenli bir yerden almanızı öneririm. Uğur getirdiğine inanılan Scarab, yani affedersiniz bok böceği şeklinde yapılan biblo, takı gibi hediyeliklerden alabilirsiniz. Scarab'ın Mısırlılar için kutsal olmasının sebebini kısaca anlatayım. Bu böcekler yumurtalarını hayvan pisliklerinin içine bırakıyormuş ve bir yerden başka bir yere giderken pislikleri yuvarlaya yuvarlaya götürüyormuş. Mısır'ın meşhur güneş tanrısı Ra'nın formlarından biri olan, gün doğumunda güneşi yuvarlayarak karanlıktan çıkardığına inanılan Khepri ile bu böcek özdeşleştirilmiş, hatta Khepri'nin resimlerde kafası bu böcek şeklinde çizilmiş. Çoğunuzun bildiği üzere eski Mısır yazılarına hiyeroglif adı veriliyor. Eskiden Firavunların isimleri oval bir çerçeve içine yazılırmış ve buna Kartuş adı verilirmiş. Şimdi de isminizi hiyeroglif olarak yazıp küçük kolye ucu yapıp satıyorlar, anı olsun diye böyle bir şey yaptırabilirsiniz. Bunların dışında klişe olarak piramit, Tutankamon, Nefertiti ve benzeri biblolar alınabilir. Bir de son olarak tabi ki Mısır'da alışveriş sırasında mutlaka pazarlık yapın. - Mısır halkının yaklaşık %90'ı Müslüman. - Mısır'ın resmi dili Arapça ama İngilizce bilmeyene rastlamadım desem yalan olmaz. Tabi yoldan geçen herkesle konuşmadım sonuçta, servis sektöründeki herkes gayet güzel İngilizce konuşuyordu diyebilirim. - Mısır ile aramızda bir saat fark var, bizden bir saat gerideler. - Mısır için otel rezervasyonunuzu booking üzerinden yapıyorsanız, ödeme sırasında gördüğünüz fiyata eklemeler olacağını bilerek rezervasyon yapın. Oda bilgisinin altında yazıyor ama küçük olduğu için gözden kaçabilir, görünen fiyata % 14 KDV, % 1 şehir vergisi, % 12 Tesis hizmet masrafı ekleniyor. Diğer rezervasyon araçlarında da aynı durum olabilir. - Mısır'ın para birimi Mısır Pound'u olarak geçiyor ve bu yazıyı yazdığım sırada 1 TL = 4.39 EGP olarak görünüyor. Dolar pek çok yerde geçiyor, ben hiç para bozdurmadan işlerimi hallettim. - Sokak satıcıları vs. çok ısrarcı, görmezden gelmenizi tavsiye ederim. - Mısırlı kadınlar genelde muhafazakarlar ama turistlerin kapanması gerekmiyor, insanların fazla dikkatini çekmemek ve inançlarına saygılı olmak için aşırı açık giyinmemenizde fayda var. Bunu tabi ki Kahire gibi şehirler için söylüyorum, Sharm el Sheikh'te zaten otellerde, plajlarda herhangi bir sahil kasabasında olduğu gibi giyinebilirsiniz. - Kahire'nin nüfusu 25 milyonmuş, İstanbul'dan fazla olduğunu duyunca şaşırdım doğrusu. Trafik kötü ama İstanbul'a alışkın bünye için kabus değil. 🙂 - Ben nasıl olduysa oteller dışında tuvalete girme ihtiyacı duymadım ama pek çok yerde yanınızda peçete bulundurmanız tavsiye edilmiş, aklınızda bulunsun. Yakın coğrafyadan bir başka seyahatim için yazdığım yazıları da okumanızı öneririm. İlk defa yurt dışına çıkacaksanız şuradaki tavsiyelerimi mutlaka okumalısınız. Zaman ayırıp bilgilendirme yaptığınız için çok teşekkürler. Bir hafta sonra bir grup arkadaşla gideceğiz. Çok sevindim 😌Vakit ayırıp yorum yazdığınız için ben teşekkür ederim. Merhaba, bu güzel bilgilendirmeler için öncelikle teşekkürler. Daha önce vize isteyen bi yere hiç gitmedim. Haziranın 19-22 si arasında Mısır'a gideceğim. Vize öncesi otel rezervasyonumu yaptırmam gerekiyor aynı zamanda bilet çıktılarımı almam gerekiyor. Vize yetişmezse uçak biletim ne olacak? Otel sorun değil iptalli alacağız zaten. Bu konuda da bilgilendirirseniz çok sevinirim.. Küçükken nereye gitmek istersin diye sorsalar hep Mısır derdim. Güzel bir rehber olmuş, umarım kısmet olur bize de. Çok teşekkürler 😌 umarım en yakın zamanda gidersiniz, çok güzel bir ülke Mısır.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/04/04/sarm-el-seyhin-en-guzel-oteli-rixos-sharm-el-sheikh", "text": "Mısır'ı bundan tam 10 yıl önce dalış yapmak için ziyaret etmiştim. O zaman Sharm El Sheikh'e değil de Hurgada, Marsa Alam'a gitmiş, liveaboard denilen ve bir hafta süren bir dalış turuna katılmıştım. Yedi gün boyunca kara görmediğimiz bir seyahat olmuştu ve köpek balığı dahil pek çok büyük balık görme fırsatı elde etmiştik. O zamandan beri de Sharm'a gitmeyi, o çok bahsedilen akvaryum gibi denizi görmeyi hayal ediyordum. Sonunda bu sene oğlumu da su altı ile tanıştırmak amacıyla, beraber bir Sharm El Sheikh planı yaptım. Otel araştırması yapmam pek uzun sürmedi çünkü Rixos Sharm El Sheikh'i gördükten sonra direkt kararımı verdim. Otel, çocuklu bir tatilde arayabileceğim her özelliği karşılıyor hatta fazlasını verecek gibi görünüyordu. Rixos'un pek çok Türk çalışana sahip olması da ekstra bir avantajdı benim için. Velhasıl çok memnun kaldığımız bir konaklama oldu ve ben de otel ile ilgili deneyimimizi detaylı olarak paylaşmak istedim. Otelin ultra her şey dahil konseptiyle hizmet verdiğini söyleyerek başlayayım. Devamında da odamızdan bahsetmek istiyorum. Bizim kaldığımız oda Junior Suit olarak geçiyordu ve 74 metrekare alana sahipti. İki ayrı büyük yatak ve mini bir oturma grubu, ortada iki tarafa dönebilen bir televizyon ile ayrılmıştı. Giyinme dolapları ve valizler için de ayrı bir odamız vardı ki bu otellerde çok sevdiğimi bir özellik, ortalıkta dağınıklık olmuyor hiç. Odanın en sevdiğim kısmı sanırım banyosu oldu. 😀 Gördüğüm en ferah otel banyolarından biriydi diyebilirim, fotoğrafta tamamını alamadığım için anlaşılmıyor ama gerçekten çok büyüktü. Odamızın bir de havuza bakan güzel bir balkonu vardı, Ada uyuduktan sonra ben genelde orada takılıyordum. 🙂 Son olarak, ihtiyacınız olabilecek her şey düşünülmüş ve odaya konulmuş, diş fırçasından kerataya kadar ne ararsanız bulabiliyorsunuz. Otelde sıkılmanız ya da herhangi bir şey için endişe etmeniz mümkün değil, çok fazla aktivite ve olanak var. Otel o kadar büyük ki bir yerden bir yere gitmek için bazen otel içinde tur atan servislere binmek gerekiyor. Otel içinde 11 tane havuz olduğu söyleniyor, rivayet gibi anlatıyorum çünkü hepsini görmeye zamanımız yetmedi. 😀 Biz yanlış hatırlamıyorsam ancak 5 tanesine girebildik. Su kaydırakları olan havuz oğlumun favorisi oldu, her gün mutlaka birkaç tur kayıyorduk. Gündüz havuz başında ve akşamları açık havadaki oturma alanında oyunlar, animasyonlar oluyor. Meraklısı için plaj voleybolu, tenis, bilardo, masa tenisi gibi sporlar için alanlar da oluşturulmuş. Havuz başında ve plajda cabana adını verdikleri localar bulunuyor, isterseniz ek ücret ödeyerek bunları kiralayabiliyorsunuz. Bunların her şey dahil paketinin dışında olmasının nedeni kendinize özel servis elemanınızın olması. Bu arada otel genelinde servisten hep çok memnun kaldım, çalışanlar inanılmaz güler yüzlü ve yardım sever. Otelin konumu, Şarm El Şeyh'in çarşısının bulunduğu yer olan, şehir merkezi diyebileceğimiz yere 22 km uzaklıkta ama merak etmeyin sabah ve akşam olmak üzere günde ikişer defa gidiş ve dönüş servisleri var, üstelik ücretsiz. Daha sayamadığım ve muhtemelen göremediğim pek çok olanak mevcut, son olarak umarım kimsenin ihtiyacı olmaz ama otel bünyesinde bir de klinik olduğunu belirteyim. Otel çocuklar ve dolaysıyla çocuklu aileler için tam bir cennet. Çocukları otelin her alanında düşünmüşler ayrıca tamamen onlara özel ve oldukça büyük bir Kids Club da mevcut. Rixy Çocuk Kulübü olarak geçen alanda tüm gün sürekli gözetmenler eşliğinde aktiviteler oluyor. Biz oradayken sabah sporu ve resim yapma kısmına biraz katıldık. Çocuk kulübünün bahçesinde ve çevresinde farklı çeşitlerde oyunlar olan çocuk parkları var. Plajda da yine kum üzerinde bir çocuk park alanı yapmışlar. Başta bahsettiğim gibi ayrıca büyükler için olan yerlerde de çocuklara özel alanlar oluşturmuşlar. Mesela resepsiyonun olduğu yerde onlar için mini bir resepsiyon yeri var. Sonra, açık büfe yemek alanında tamamen çocukların sevebileceği ve yiyebileceği yemeklerden oluşan bir büfe ve bu büfenin bulunduğu yerde onlara özel masa, sandalye, tabak vs. bulunan bir alan yaratmışlar. Otelde çok fazla havuz olduğunu söylemiştim, bunlardan biri tamamen çocuklar için yapılmış oldukça büyük bir havuz. İçinde hayvan şekilli kaydıraklar var ve suyun yüksekliği diz seviyesinde. Bu havuz benim için çok büyük rahatlık oldu, oğlum gözümün önünde oynarken rahat rahat havuz başında keyif yapabilme şansı yakaladım. Bu arada ben faydalanmadım ama ek ücrete tabi olarak bakıcı hizmetleri de varmış. Gelelim en vurucu kısma yani balıklara. Adım Deniz olduğundan mıdır bilmem deniz aşığıyım ben, özellikle de su altına. Gitmeden önce iki gün şnorkel turlarına katılırım diye düşünüyordum ama gidince bu planımdan vazgeçtim. Otelin uzun bir iskelesi var ve bu iskelenin sonunda muhteşem bir resif sizi bekliyor. İlk şnorkel yaptığımız gün akıntı olduğu için ve yanımda oğlumu da akıntıya kapılmasın diye tuttuğum için pek güzel fotoğraflar çekemedim. Sonraki günlerde de kamerayı yanıma almamıştım, o yüzden pek güzel fotoğraflar sunamıyorum size ama azıcık fikriniz olsun istedim. İskelenin üzerindeyken bile yukarıdan görebiliyorsunuz zaten balıkları ama suyun içinde daha başka, şnorkel yapmalara doyamadım resmen, akvaryumun içinde yüzüyor gibisiniz. En güzel kısmı da bu deneyim için ayrı bir tura katılmanız veya suyun metrelerce altına inmenize gerekmiyor. Otelin plajından bahsetmek gerekirse, büyük bir alana yayılmış kumluk bir plajı var. Plajda otel müşterilerine özel şezlonglar var ve yeme içme için bir bar bulunuyor. Su oldukça sığ, yükseklik sürekli diz altı seviyesinde, sonra iskelenin orada bir anda derinlik başlıyor. Çocuklar için uygun ama yetişkinlerin direkt iskeleden suya girmesini öneririm. Biz Rixos Sharm El Sheikh'te tam 2.5 gün geçirdik ve her anından çok keyif aldık. Konaklamamızda benim için tek ve en büyük sorun gezimizin çok kısa olmasıydı. 🙁 Otelin yarısını bile keşfedemedik sanırım, giremediğimiz havuzlar, yemeklerini tadamadığım restoranlar hep içimde kaldı. 😀 Çocuklu aileler için oteli çok övsem de çocuksuz çiftler için de muazzam bir yer bence, çocuklar için özel alanlar bulunduğu gibi yetişkinlerin de kendilerine ait alanları var. Kızıldeniz'in en güzel sahillerine sahip olan Şarm El Şeyh'te dört dörtlük bir tatil arıyorsanız, Rixos Sharm El Sheikh'i gözü kapalı tavsiye ediyorum. Bizi olabilecek en güzel şekilde ağırladıkları için tüm çalışanlara çok teşekkür ediyorum, yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerim ve kişisel fikirlerimdir. Otel hakkında daha fazla bilgi edinmek ve rezervasyon yapmak için otelin sitesine şuradan göz atabilirsiniz, konaklama fırsatlarını takip ederseniz uygun bir paket yakalayabilirsiniz. Güncel fırsat listesine direkt şu linkten ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/04/15/kahirede-nerede-kalinir-four-seasons-cairo-at-nile-plaza", "text": "Mısır seyahatimi planlarken çocukla daha rahat olması için 4 günlük sürenin çoğunluğunu Sharm El Sheikh'e ayırdım. Mısır'a kadar gitmişken piramitleri görmeden dönmek olamazdı ve bir gece Kahire'de konaklayacak şekilde plan yaptım. Tek gecemizde gerçekten özel bir otelde kalmak istiyordum ve Four Seasons Cairo at Nile Plaza'yı görünce kararımı verdim. Nil nehri kıyısında muhteşem manzaralı odaları otel seçimimde çok etkili oldu. İyi ki burayı seçmişim, gerçekten kaldığım en iyi otellerden biriydi ve otelde bulunduğumuz her an bizim için çok güzel ve özel geçti. Kahire'de nerede kalalım diye araştıranlar hiç düşünmeden Four Seasons Cairo at Nile Plaza'da konaklayabilirler. Four Seasons otelleri zaten kalitesini kanıtlamış bir zincir, müşterilerin memnuniyeti için her şey düşünülmüş. Çok sevdiğimiz otelimizi sizlerle de detaylı olarak paylaşmak istiyorum. Kahire'nin trafiği nedeniyle otelimize tahminimden geç vardık ve oğlum trafikte çok sıkıldı, o nedenle onu tekrar bir yerlere sürüklemek istemedim açıkçası ve azıcık da olsa otelin tadını çıkarmak istedim. Otelin biri kapalı biri açık olmak üzere 2 tane havuz alanı bulunuyor. Açık alanda yüzme havuzu, çocuk havuzu ve jakuzi keyfi yapabileceğiniz bir havuz mevcut. Biz oğlumla açık alanda güneşi batırana kadar keyif yaptık. Ertesi gün de şehri gezip dolaştıktan sonra biraz serinlemek ve rahatlamak için yine aynı şekilde havuzda vakit geçirdik. Oteldeki diğer olanaklardan da biraz bahsetmek istiyorum. Her ne kadar çocukla fırsat bulamasam da, otel Kahire'nin en büyük SPA'sına sahipmiş, 1 tanesi çiftlere özel olmak üzere 14 tane masaj odası bulunuyor, vakti olan lütfen denesin. 😉 Otelde 24 saat açık yere kadar camların Nil manzarasına karşı spor yapabileceğiniz bir fitness salonu, ayrıca etkinlik ve toplantılar için 13 adet salon bulunuyor. Kahire'de güvenilir ve şık bir otelde kalmak isteyen herkese Four Seasons Hotel Cairo at Nile Plaza'yı tavsiye ederim. Keşke daha uzun kalma şansımız olsaydı. Kahire'yi daha uzun süreli gezmeyi çok istiyorum ve tekrar gittiğimde yine burada kalmayı çok isterim. Otel çalışanlarının hepsi çok nazik ve yardımseverdi, çocukla toparlanma konusunda çok yardımları oldu. Bizi çok güzel ağırladıkları için hepsine müteşekkirim. Otelle ilgili daha fazla detay ve oda fiyatları için otelin websitesini inceleyebilirsiniz. Özel fiyatlar ve fırsatlar için de şu adresi kontrol etmenizi öneririm. Bu içeriği tamamen kendi tecrübem ve fikirlerim doğrultusunda yazdım, umarım Kahire otel araştırması yaparken yardımı olur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/04/25/amman-havaalaninda-nasil-mahsur-kaldik", "text": "Amman Havaalanı'nda oğlumla bir başıma mahsur kaldım çünkü pasaportlarımızı bulamadım. Ankara'da mı unuttuk, uçakta mı unuttuk belli değildi ve annemin telefonuyla pasaportlarımızı bulamadıkları için instagram'dan orada olabilecek kimse varsa diye yardım çağrısında bulundum. Çok fazla mesaj gönderen, yardım etmeye çalışan oldu. Hepinize tek tek teşekkür ederim. Olayı atlattık atlatmasına ama konunun detaylarını soran da çok fazla mesaj aldım, uzun uzun anlatmak istediğim için de bloga yol hikayesi olarak yazmanın en doğrusu olacağına karar verdim. Hem ileride belki benzer bir problem yaşayan olursa yol gösterici olur. Normalde ben valizi bagaja veriyorum, yanıma da Ada'nın acil ihtiyaçları için bir küçük sırt çantası ve bir de pasaportlar, cüzdan için küçük postacı tip çanta alıyorum. Bu seyahatimizin konsepti sırt çantalıydı. Benim teknolojik aletler ve Ada'nın ekstra eşyaları nedeniyle iki çantaya ancak sığabildiğimiz için başka küçük çanta almak istemedim. Havaalanında da şansımıza ekstra bir güvenlik kontrolü söz konusuydu, 2 yerine 3 kez güvenlikten geçtik. Son 2 güvenlikte tüm eşyalarımı sırt çantalarından çıkartıp tekrar tekrar kontrol ettiler, denetim olduğunu söylediler. Tek başıma çocukla ve iki büyük sırt çantasıyla beni çok yordular açıkçası, hem kafa hem bedenen daha yolun başında dağıldım. 🙁 Biliyorsunuz uçağa pasaportsuz/kimliksiz binemiyorsunuz, pasaport ve biletleri gösterdikten hemen sonra ya körüğe ya da otobüse biniyorsunuz, biz körükten geçtik. Bilet kontrolünü geçtiğimiz aşamada ben hep pasaportları küçük postacı çantama atarım ama bu durumda elimde kaldılar. Biz İstanbul'dan Ankara aktarmalı olarak uçtuk. Esenboğa havaalanından Amman uçağına bindik. Uçaktan tüm eşyalarımızı alıp pasaport sırasına girdik. Bu arada oğlumun çift vatandaşlığı bulunuyor, yanımda onun bir ay süresi kalmış Türk pasaportu da vardı. Ürdün Türk vatandaşlarından vize ücreti istemediği için her ihtimal onu da yanımda getirmiştim ama süresi az olduğundan Türkiye çıkışında onu kullanmadık. Velhasıl, pasaport sırasında çantayı bir açtım ki oğlumun Türk pasaportundan başka bir pasaport yok ortada. O an düşündüm ve güvenlikte tüm eşyalarımızı tekrar tekrar çıkarttıkları aklıma geldi, kesin o sırada orada unuttum dedim. Sonra Ürdün'de beraber gezeceğimiz ekipten arkadaşlar uçağa mutlaka pasaportla binmiş olmam gerektiğini hatırlattı ve birlikte iki çantamı da boşaltıp aradık, bulamadık. Pasaportları uçakta bir yere bırakmış olmalıydım. Bunun üzerine hemen uçağa gitmek istedim fakat polisler izin vermediler, arayıp uçağa haber verdiler. Beraber gezeceğimiz ekibe de beni beklememelerini, gitmelerini söyledim ve biz Ada ile beklemeye başladık. Ben sürekli polise gidiyorum var mı gelişme diyorum, merak etme bulacaklar diyor polis bana. Bir ara geldi ve arkadaş geliyor şimdi dedi, bulunmuş mu yani pasaportlar dedim, merak etme dedi ve güldü. Ben de bulundu diye düşündüm, sevindim. Hatta eşim ve anneme indiğimizi, problem olmadığını yazdım gereksiz telaş etmesinler diye. Bu arada Ada, \"Annecim neden gitmiyoruz\" diye sordu, dedim \"Pasaportlarımızı uçakta unuttuk, abiler getirecek\". Aradan bir saatten fazla süre geçti, ben artık endişelenmeye başladım ve polise gittim tekrar. \"Nerede kaldılar? Uçağımız hala havaalanında mı?\" diye sordum. Polis bir yeri aradı ve \"Pasaportların bulunamamış, uçak da gitmiş\" dedi. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yıllardır hayalini kurduğum, 5 ay önce uçak biletlerini aldığım gezi resmen yalan olmak üzereydi ve bu tamamen benim salaklığımdan, pasaportlarımıza sahip çıkamayışımdan kaynaklanıyordu. O an olduğum yerde çöktüm ve ağlama başlangıcı gibi çığlıkla karışık bir ses çıkardım ama gerisi gelmedi. Ağlayamıyordum bile, boğazımda kocaman bir yumru oldu, gözlerim doldu ama gerisini getiremedim. Çığlık atmak istiyordum, doğru düşünebilmek için üstümdeki stresi boşaltmam gerekiyordu. Amman havaalanının en güzel özelliği ücretsiz ve süresiz WIFI olması. Hemen whatsapp'tan eşimi aradım ve onunla üzüntümü paylaştım, kendisi de iş için bambaşka bir ülkede bana yardım edemediği için çok üzüldü ama beni çok rahatlattı. İstediğim zaman aynı seyahati tekrar planlayabileceğimi, işin bu kısmını çok kafama takmamam gerektiğini söyledi, biraz rahatlamıştım. Soğuk kanlı olmalıydım, oğlumla tek başımaydım ve bir yolunu bulup bu durumdan bir an önce kurtulmalıydım. Ada'ya da Ürdün'le ilgili onca video, fotoğraf göstermiştim, o bile neredeyse benim kadar heyecanlıydı. Bir önceki gün onu okuldan alırken öğretmenine \"Biz Üydün'e gidicez, Petya'ya gidicez\" diye anlatıyordu. Bunlar kafamda dönüp dururken Pegasus'un Amman'daki müdürü geldi ve uçakta bir küçük el çantasından başka bir şey bulunmadığını söyledi. Ona ve polislere ne kadar uzun süredir bu seyahati hayal ettiğimi anlattım. Bu arada sürekli neden gitmediğimizi soran oğluma da pasaportlarımızı unuttuğumu, belki de geri dönmek zorunda kalacağımızı söyledim. \"Ürdün'e gitmesek olur mu\" dedim ve inanamadığım bir olgunlukla, büyümüş de küçülmüş edasıyla \"Oluy annecim, sen üzülme\" dedi. O an üstüme tam rahatlama geldi, artık konsolosluğu arayıp ne yapabileceğimi sormalıydım. Aklıma instagram'da yaptığım son paylaşım geldi, yeni seyahat için ne kadar heyecanlandığımı, beni bekleyen sürprizleri merak ettiğimi yazmıştım. İşte bu seferki sürpriz buydu ve üstesinden gelecek, seyahat tecrübelerime bir yenisini eklemiş olacaktım. Pegasus'taki yetkili kişinin telefonundan konsolosluğu aradık ve kendileriyle konuştum. Normalde benim durumumun başlarına gelmediğini, ülke içinde pasaport kayıpları yaşandığını söylediler. Ülkede kaybolduğunda da Türkiye'ye geri dönüş için bir aylık geçici pasaport çıkartıyorlarmış. Ancak geçici pasaport çıkartma süreci de önce karakoldan tutanak tutturup onunla birlikte şahsen konsolosluğa gidip başvurmak şeklinde ilerliyormuş. Benim durumumda ülkeye giremediğim için bu işlemleri gerçekleştiremiyordum. Peki o zaman ben ne yapacaktım, ne ülkeme geri dönebiliyordum, ne de Ürdün'e girebiliyordum. Bana yol göstermelerini istediğimde, konsolosluk bana \"Dua edin pasaportlarınız bulunsun\" dedi. O an Tom Hanks'in \"The Terminal\" filmi aklıma geldi. Çok eskiden izlediğim için detaylarını hatırlamasam da sanırım onunla aynı konuma düşmüştüm. Havaalanında mahsur kalmıştık tam anlamıyla. İşin en sinir bozucu kısmı bulunduğumuz yerde hiçbir şey satılmıyordu, suyumuzu polis odasındaki sebilden hallediyorduk. Yanıma aldığım için biraz söylendiğim yiyecekler işe yaramıştı, yoksa aç kalacaktık. Annemi arayıp Esenboğa havaalanına ulaşmasını ve pasaportlarımızı sorgulamasını rica ettim. Dakikası 7,90'lık görüşme ücretiyle gerekli konuşmaları yapamayacaktım zira. Anneme bulunan herhangi bir pasaport olmadığı bilgisi verilmiş. Ben de çaresiz hemen instagram'dan yardım istedim, mutlaka oralarda çalışan, çalışan tanıdığı olan ya da en azından o sırada havaalanında olup yüz yüze polise sorabilecek birileri vardır diye umdum. Pegasus'un Ürdünlü yetkilisi de bir yandan benim için telefonda konsoloslukla konuşuyordu ve bana geçici pasaport basmaları konusunu bir şekilde çözmüşlerdi. Bu anlattıklarımı 5 dakikada okumuşsunuzdur muhtemelen ama biz havaalanında 7-8 saat geçirdik. Ada pek problem çıkarmamış olsa da çok yoruldu ve taksiye biner binmez uyuyakaldı. Seyahatin geri kalanı da oldukça yoğun ve yorucuydu ama çok güzeldi. Bu olay da benim yol hikayelerimin arasında yerini aldı. Umarım kimsenin başına böyle bir şey gelmez ama gelirse de çözümü olduğunu bilin istedim, konuyu nasıl hallettiğimizi merak edenler için de uzun uzun yazmış oldum. Ürdün'den paylaştığım fotoğraflara instagram'da #hohhoyytjordan hashtagi ile ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/05/10/urdun-gezi-rehberi", "text": "Birçok gezgin gibi benim de uzun zamandır hayallerimi süsleyen Petra'ya sonunda kavuştum. Petra, Ürdün'ün en popüler turistik hazinesi ama ülke çok daha fazlasını vaat ediyor. Yaklaşık iki hafta önce döndüğümüz Ürdün gezisi sonrası taze taze Ürdün gezi rotası detaylarını paylaşmak istedim. Gezi boyunca ve sonrasında gelen soruları derledim, gitmeden önce keşke bilseydim dediklerimi ve yola çıkarken araştırdığım konuları da ekledim, bunları toparlayıp bir Ürdün gezi rehberi oluşturmaya çalıştım. Gezimizin detaylarını paylaşmadan önce Ürdün gezi planı yaparken size yardımcı olabilecek tüm bilgileri vermeye çalışacağım. İşte size Ürdün'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler.. Mardin ve Mısır'dan sonra güvenlikle ilgili en çok soru gelen yer Ürdün oldu. Anlıyorum tabi ki Orta Doğu genel olarak riskli görülüyor ve Ürdün de İsrail, Filistin, Suriye gibi kritik topraklara yakın bir bölgede olduğu için sıkıntı olabileceği düşünülüyor. Giderseniz Ürdün'ün savaşla uzaktan yakından alakası olmadığını görebilirsiniz. Size şunu söyleyebilirim, son dönemde benim instagram'da takip ettiğim insanların çoğunluğu Ürdün'e gidiyor, dünyaca ünlü instagram fenomenleri dahil. Yani turizm anlamında Ürdün altın çağını yaşıyor diyebilirim. Biz de zaten turistik yerleri gezdiğimiz için güvenliğin üst seviyelerde olduğu bölgelerdeydik. Daha önce güvenlikle ilgili soru gelen diğer yerlerde söylediğim gibi, Ürdün dünyanın herhangi bir yeri kadar güvenli. İnsanları da çok sıcakkanlı ve yardımsever, ben kadın olarak da bir rahatsızlık yaşamadım. Güvenlik konusu içinde bahsedeceğim bir konu da aşılar, Ürdün'e giderken olmanız gereken zorunlu bir aşı yok. Ürdün Asya kıtasında, Ortadoğu'da yer alıyor. Biz Ürdün'e ulaşmak için Pegasus ile İstanbul'dan Ankara aktarmalı olarak Amman şehrine gittik. İstanbul'dan Ankara'ya yaklaşık bir saatte gittik, Ankara'dan Amman'a da yaklaşık iki saatte vardık. Pegasus dışında THY'nin de Ürdün'e seferleri bulunuyor, Amman ve Aqabe'ye İstanbul'dan direkt uçuşlar var. Ülke içi ulaşımda bence kesinlikle araba kiralayın, ülkenin turistik yerleri arasındaki mesafeler oldukça fazla ve oradan oraya verimli bir gezi yapmak istiyorsanız araba büyük kolaylık olur. Araba kiralamak istemiyorsanız otobüs için en bilinen firma Jett, internetten nerelere gidebileceğinizi kontrol edebilirsiniz. Taksiler bize göre çok pahalı değil, aynı civarda diyebilirim. Ürdün'ü araçsız geziyorsanız lokal turlarla anlaşmak en güzeli, yapabileceğiniz turları incelemek için şuraya tıklayabilirsiniz. Ürdün'ü ziyaret etmek için en güzel zaman Mart, Nisan, Mayıs ayları. Bu dönemde hava sıcaklıkları gezmeye daha elverişli durumda, yazın çok sıcak oluyormuş. Eylül ile Kasım ayları da yine gezmek için güzel aylar, kışın ise yağmurlar ve rüzgarlar nedeniyle yine gezmek zor oluyormuş. Biz Nisan sonuna doğru gittik hava harikaydı, gün boyu sıcak, akşamları da biraz serindi. Ürdün kaç günde gezilir derseniz, Ürdün'de biz 5 gün kaldık ve oldukça verimli bir seyahat yaptık. Gitmek isteyip de gidemediğim iki yer kaldı, bunların da birincisine ilk gün pasaport sorunu yaşamasak gidebilirdik, ikincisi için de ek bir gün olsa benim için ülke tamamdı. 🙂 Yani bana göre 6 gün Ürdün için oldukça ideal bir süre. Bizim rotamız; Amman, Petra, Wadi Rum, Lut Gölü, Amman şeklindeydi. Bunların dışında gitmek istediğim yerler ise Jerash ve Wadi Mujib kanyonuydu. Ürdün'de gezilecek yerler hakkında detaylı yazımı da okumanızı öneririm. O yazıda Ürdün'de gezilecek yerlerle ilgili detaylı yorumlarımı bulabilirsiniz. Bizim bu gezimizin konsepti sırt çantalı seyahat şeklindeydi, o nedenle kaldığımız yerler de bütçe dostu oteller ve hostellerden oluşuyordu. Ben hem bizim kaldığımız yerleri, hem de bütçeyi yükseltebilecekler için kalınabilecek güzel ve lüks otelleri paylaşmak istiyorum. Önce bizim kaldığımız ucuz yerler. Hepsinde özellikle yemeklerden çok memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Yatacak yer olsun, ucuz olsun, sağından solundan böcekler çıkmasın bana yeter derseniz, bu liste size göre. 🙂 Otelleri incelemek ve rezervasyon yapmak için isimlerin üzerine tıklayabilirsiniz. Amman Amman Pasha Hotel: Roma tiyatrosunun tam karşısında, odaları temiz, kahvaltısı Ürdün standartlarında iyi olan bir otel. Petra Valentine Inn: Burası hostel ama iki kişilik odaları da var. Tuvaletler çok küçük ve çok eskiydi. Ama inanılmaz bir akşam yemeği yedik burada, o yüzden başka hiçbir şey görmedi gözümüz. Barbekü partisi verdiler ve otuzdan fazla meze vardı açık büfe olarak. Kahvaltısı ise akşam yemeğinden sonra çok basit ve yavan geldi, küçük bir tabaktan ibaretti. Petra girişine kadar servisleri mevcut bu arada. Wadi Rum The Bedouin Meditation Camp: Burası Wadi Rum'da çölde kaldığımız bedevi kampıydı. Aynı çadırda iki kişi veya daha çok kişi kalabiliyor. Çadırlarda yalnızca yatak, battaniye ve çarşaf vardı, tuvaletler dışarıdaydı. Canlı yerel müzik eşliğinde çok güzel bir akşam yemeği yedik ve kampın manzarası nefisti. Lut Gölü Ramada Resort Dead Sea: Burası düşük bütçeli bir otel değil, zaten biz de burada konaklamadık. 🙂 Açık büfe öğle yemeğinden ve havuzundan faydalandık sadece. Odalarını görmedim ama gördüğüm kadarıyla fena otel değil. Lut gölüne direkt otelden giremiyorsunuz ama sık sık servisler kalkıyor. Amman Four Seasons Hotel Amman: Four Seasons kalitesi diye bir şey var ve şimdiye kadar beni hiç yanıltmadı, o yüzden Amman'a daha yüksek bütçe ayırsaydım burada kalmak isterdim. Petra The Old Village Hotel & Resort: Otantik bir otelde kalmak istiyorsanız burası çok güzele benziyor. Petra civarındaki diğer beş yıldızlı otellere göre daha yeni olması sebebiyle de tercih edilebilir. Wadi Rum Wadi Rum Night Luxury Camp: Burası instagram'da Wadi Rum fotoğrafları arasında çoğunlukla görebileceğiniz balon odalardan oluşan kamp. Mars kampı olarak da geçiyor. Ben daha önce bu tip konaklama yapmıştım, o yüzden aklım kalmadı ama daha önce bu deneyimi yaşamayanlar için harika bir fırsat. Lut Gölü Kempinski Hotel Ishtar Dead Sea: Biz Lut Gölü civarında konaklamadık, Wadi Rum'dan Amman'a giderken birkaç saatimizi burada geçirdik. Konaklasaydık da burada kalamazdık, fiyat biraz tuzlu. 😀 Gölün kıyısında, oldukça güzel bir otel. Petra'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Wadi Rum'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Amman'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Ürdün'de dışarıdan satın alabileceğiniz hediyelikler dışında eve götürebileceğiniz en güzel hatıra, çölün kızıl kumları olur bence. Ger yerde bulamayacağınız çok özel bir kum çünkü. Hem orada fotoğraf çekilmek için hem de eve hatıra götürmek için rengarenk puşilerden alabilirsiniz. Oyuncak develer, Petra bibloları ve bedevi kampı minyatürleri de güzel hatıralar olabilir. Yiyecek olarak baharat alabilirsiniz, ucuz ve leziz. Göz makyajında kullanabileceğiniz doğal sürme ve Lut gölü bakım ürünleri aklıma gelen diğer ürünler. Ürdün'de giyiminize kimse karışmıyor, kapanmanıza gerek yok. Ama insanların inanışına saygı için aşırı dekolteli kıyafetler giymeseniz iyi olur. Ürdün valizinizde mutlaka bir mont ve uzun kollu üst olmalı. Nisan sonu için konuşuyorum akşamları tshirt, üstüne sweatshirt, üstüne mont ile durduğum zamanlar oldu. Onun dışında mutalaka rahat bir yürüyüş ayakkabısı olsun yanınızda, Petra'da çok fazla yürümeniz gerekiyor. Kapalı ayakkabı tercih etmenizi öneririm, çünkü sandalet giyerseniz kumlar girebilir ve rahatsız edebilir. Çölde safari sırasında kumlardan korunmak için bir eşarp almanızda fayda var. Ölü deniz için mayo, terlik ve havlu bulundurun. Petra'da ve çölde otantik fotoğraflar için yanınıza uçuşan elbiseler ya da kimonolar alabilirsiniz. Özellikle aklıma gelen uyarılar bunlar, onun dışında herhangi bir seyahate çıkar gibi valiz hazırlayabilirsiniz. - Ürdün'ün resmi dili Arapça. - Ürdün ile aramızda saat farkı bulunmuyor, en azından bizim gittiğimiz dönem için böyle. Kış döneminde değişiyor olabilir. - Ürdün halkının %95'inin Müslüman olduğu biliniyor. - Ürdün'ün resmi para birimi Dinar ve bizim paramıza göre çok değerli. Bu yazıyı yazdığım Mayıs 2018'de 1 Ürdün Dinarı = 6.1 Türk Lirası. Avrupalılar ve Amerikalılar için fiyatları normal olan bir ülke olsa da bizim için ne yazık ki pahalı bir ülke. Dolar genelde kabul ediyorlar ama para bozdurmanızda fayda var, biraz kayıp yaşıyorsunuz. Ürdün'den paylaştığım fotoğraflara instagram'da #hohhoyytjordan hashtagi ile ulaşabilirsiniz. merhabalar size bir sorum olacaktı lübnan dan ürdüne gecilebiir mi. malum suriye'deki olaylar beni biraz düsündürdüde. şimdiden tesekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/05/21/misir-gezilecek-yerler-kahire-ve-sharm-el-seikh", "text": "Mısır, tarihiyle beni en çok etkileyen ülkelerden biri. Geçtiğimiz Mart ayında oğlumla küçük bir Mısır gezisi yaptık ve Kahire ile Şarm El Şeyh'i ziyaret etme fırsatı bulduk. Geziden döner dönmez Mısır'a Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenleri bulabileceğiniz bir Mısır gezi rehberi hazırlamıştım. Mısır vizesi, ulaşım, yemek, güvenlik ve daha aklınıza gelebilecek birçok konuya orada cevap bulabileceğinize inanıyorum. Yani Mısır gezi planı yapmadan önce o yazımı da bir okumanızı tavsiye ederim. Bu yazımda ise Mısır'da gezilecek yerler konusuna gireceğim, tabi gidebildiğimiz yerler olan Kahire gezilecek yerler ve Sharm El Seikh gezilecek yerler olacak. Aynı zamanda Kahire ve Sharm El Seikh'te konaklama tavsiyelerim de var. Çocukla Mısır seyahati düşünenler için notlarım da yazının sonunda yer alacak. Kahire'de taksilerle ilgili çok iyi şeyler okumadığım ve Uber kullanımı yaygın olsa da çocukla bekleme sürelerinin dayanılmaz bir hal alabileceğini öngördüğüm için günlük özel bir tur ile anlaştım ve çok verimli bir gezi yaptığımızı düşünüyorum. Aynı şirketi havaalanı transferleri için de ayarladım. Rehberlik hizmeti, öğle yemeği, müze ve ören yerlerine girişin dahil olduğu bir günlük Kahire turu ve transferlere 150$ ödedim. Tur tek başına 110$ idi, biraz pahalı gelebilir ama sadece ben ve oğluma özel olduğu için bu şekildeydi. Kalabalık turları çok daha ucuza bulabilirsiniz. Turumuzun adı Egypt Tailor Made, sahibi Walid süper bir adam, günün her saati maillerinize dönüş yapıyor. Tüm iyi yorumlar bu tur şirketine yapılmış görünüyordu ve ben hak ettiklerini düşünüyorum. Rehberimin ismi Heba idi ve çok bilgili, güler yüzlü, tatlı bir kadındı. Kahire'deki tüm turları incelemek için şuraya bakıp kendiniz karar verebilirsiniz. Sharm El Seikh'in güzel sularında daha az vakit geçirmek uğruna Kahire'ye gitmek istememdeki en büyük neden tabi ki dünya gözüyle Piramitler'i görmek istememdi. Antik çağa ait dünyanın yedi harikasından tek ayakta kalan olma özelliğine sahip piramitleri görmeden Mısır'dan dönemezdim. Piramitler, Kahire şehir merkezinde yer alıyor yani fotoğraflara aldanıp çölde olduğunu düşünmeyin. Giza piramitlerinin M. Ö. 3000 yıllarında yapıldığı düşünülüyor ve bu tarihte böylesine düzgün taş blokların Mısır'a nereden geldiği hala sırrını koruyor, inşası için ise 1200 kadar işçinin çalıştığı düşünülüyor. Giza piramitleri üç adet piramitten oluşuyor ve bu üç piramit peş peşe kral olan Khufu, Khafra ve Menkaura tarafından yaptırılmışlar. Belçika asıllı piramit araştırmacısı Robert Bauval, Orion takımyıldızının kemer yıldızları olan Alnilam, Alnitak ve Mintaka yıldızlarının gökteki konumunun, Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerinin dizilişinin izdüşümü olduğunu bulmuş. Piramitlerle ilgili çok ilginç gerçekler var ama araştırmayı size bırakıyorum. 🙂 Giriş ücreti 120 EGP, benim tur ücretimin içindeydi. Piramitlerin içine girmek için ayrıca bilet alıyorsunuz, bu fiyata dahil değil. Piramitlerin biraz ilerisinde yer alan 20 metre yüksekliğinde, 73 metre uzunluğunda aslan gövdeli, insan başlı bir heykel. Sfenksin yüzünün firavun Kefren'e ait olduğu sanılıyormuş. Mısır sfenksi, gövdesi uzanan bir aslan ve kafası da bir firavunun kafası şeklinde olan antik bir efsanevi yaratık. Aslanlar güneş ile bağlantıları nedeniyle antik Mısırlılar tarafından kutsal hayvan sayılıyorlarmış. Ben tam ilişkilerini bilmiyorum ama güneş gezegeni ve güneş tanrısı astrolojide de Aslan burcunu temsil ediyormuş. Sfenks, güneşin doğuşunu ve firavunun yeniden dirilişini temsil ediyormuş. Yüzünün doğuya dönük oluşu, güneşi her sabah doğar doğmaz görmesi içinmiş. Buraya giriş Piramitler biletine dahil, ek bir bilet almıyorsunuz. Antik Mısır'a ait devasa bir koleksiyona sahip Mısır Müzesi Kahire'de mutlaka ziyaret etmeniz gereken ikinci yer bana göre, ilki Piramitler. 🙂 Mısır Müzesinin tarihi 1835 yılına dayanıyor ancak koleksiyonun sürekli artış göstermesi nedeniyle 1902 yılında şu anki binasına taşınmış. İçeride fotoğraf makinesi kullanmak istiyorsanız ekstra ücret ödemeniz gerekiyor, ben ödemedim ve fotoğrafları cep telefonuyla çektim. Müzede ekstra ücret ödemeniz gereken bir başka yer de mumyalama bölümü, ben oğlumun sıkılması nedeniyle giremedim. İkinci katta, 9 yaşında tahta çıkıp 19 yaşında ölen Tutankamun'un mezarından çıkan eşyalar sergileniyor çoğunlukla, oldukça etkileyiciydi bunlar da. Ben ne yazık ki oğlumun huysuzluğu nedeniyle müzenin tamamını gezemedim ama gezdiğim kadarıyla bile çok etkilendiğimi söylemeliyim. Giriş ücreti 120 EGP, benim tur ücretimin içindeydi. Bizim Kapalı Çarşı ortamına benzetebileceğimiz bir çarşı burası. Ama bence Kapalı Çarşı kadar güzel değil. Yine böyle otantik ne ararsanız bulabiliyorsunuz, giyim kuşamdan hediyelik eşyaya, tabak çanaktan lambalara kadar her şeyi bulmak mümkün. Memluk sultanı Carkas el Halili tarafından yaptırılan, Kahire'nin en büyük tarihi çarşısı olan Han El Halili bizim tek günlük turumuzun son durağıydı. Eğer Kahire'de bir gününüz varsa siz de bu üçlü turu yapabilirsiniz. Han El Halili çarşısı bana göre çok da gerekli değil, eğer aynu sürede gezilebilecek başka ilginizi çeken bir yer olursa orayı tercih etmenizi öneririm. Eğer Kahire'de bir günden daha uzun kalıyorsanız gezebileceğiniz yerlerden de kısa kısa bahsetmek istiyorum. Bunların hiçbirine gitmedim ama tur planıma karar verirken bol bol araştırdım. En çok görmek istediklerimden biri Giza piramitlerinden de eski bir tarihe sahip olan Saqqara Piramitleri. Buradaki Zoser piramidi Mısır tarihindeki en eski piramit olarak gösteriliyor. Eski Kahire bölgesi ve El-Muallaka Kilisesi de fotoğraflardan çok beğendiğim yerlerden biriydi. Burası Coptic Kahire olarak da anılıyor çünkü Coptic Mısırlı Hristiyanlara deniyormuş ve bu kısım şehrin Hristiyan yüzünü görebileceğiniz bir bölge. Kahire Kalesi ise şehrin İslami yüzünü görebileceğiniz Islamic Kahire bölgesinde yer alıyor. Buralarda tahmin edebileceğiniz üzere camiler bulunuyor ayrıca müzeler de varmış. Son olarak Arap Baharı sırasında ismini sıklıkla duyduğumuz Tahrir Meydanı da gezebileceğiniz yerler arasında sayılabilir. Bu meydan modern Kahire'nin merkezi durumunda, Özgürlük Meydanı olarak da biliniyor. Şarm El Şeyh deyince benim aklıma hiçbir zaman gezilecek yerler olabileceği gelmemişti açıkçası. Deniz, kum, güneş ve balıklardan başka bir şey düşünemiyordum. Çok da haksız olmadığımı gidince deneyimlemiş oldum. Gitmişken görebileceğiniz birkaç yer olsa da bence Şarm El Şeyh'in en güzel yeri su altı. Bir kere Sharm El Seikh'in kalbinin attığı yer olarak nitelendirebileceğimiz Naama Bay'e mutlaka bir akşam gitmelisiniz. Burası bizim yazlık yerlerin çarşılarının Mısır versiyonu diyebilirim. Hediyelik eşya alışverişi yapıp, cafelerden birinde bir şeyler içebilirsiniz. Bizim otelin Naama Bay'e ücretsiz servisi vardı, diğer otellerde durum ne bilemiyorum. Sharm El Seikh'te gündüz veya gece ziyaret edebileceğiniz bir başka yer de Soho Meydanı. Burası bir eğlence ve alışveriş merkezi olarak geçiyor, buz pateni pistinden havuza, restoranlardan barlara pek çok yerde vakit geçirebiliyorsunuz. Şarm'da biraz yerel alışveriş için gidebileceğiniz bir diğer adres de Sharm Old Market. Eğer Sharm'da foto çekmelik fotojenik bir yapı var mı diye sorarsanız, benim gördüğüm tek orijinal yapı Al Mustafa Camii idi. Benim bildiğim kadarıyla Sharm'da merkezde gezebileceğiniz yerler bunlardan ibaret. Sharm'da katılabileceğiniz birkaç çeşit tur var, onlardan biri Ras Muhammed Milli Parkı'na yapılan şnorkel turu. Otelinizin önündeki resif güzelse bu turda çok daha fazlasını görmeyi ummayın. ATV veya Jeep ile çölde safari turlarına da katılabilirsiniz. Eğer çevre yerleri gezmeyi düşünürseniz 90 km uzakta yine bir sahil kasabası olan Dahab'ı ziyaret edebilirsiniz. 100 km uzakta ise çok popüler bir dalı merkezi olan ve birçok dalgıcın limitlerini zorlayarak hayatını kaybettiği Blue Hole'e gidebilirsiniz. Öncelikle geziyle ilgili genel olarak merak edilen bir şeye cevap vererek başlayayım; Mısır'da çocukla tek başıma zorlanmadım, aksine çok keyifli vakit geçirdik oğlumla beraber. Bunda programı yorucu yapmamamın ve kaldığımız otellerin katkısı büyük. Oğlumun seyahat sırasındaki tam yaşını vermek gerekirse, 3 yaşından 3 ay eksikti. Bu bilgiyi soranlar olmuştu o yüzden yazıyorum. Oğlum için Türkiye'deyken vize almadım çünkü 18 yaş altı için buradan vize başvurusu yapamıyorsunuz, kapıdan alıyorsunuz. Bu konuyla ilgili orada başımıza geleni anlatmak istiyorum. Biz gidiş Sharm, dönüş Kahire olacak şekilde uçak biletlerimizi almıştık. Sharm'a girerken bir görevliye oğluma nereden vize alabileceğimi sordum, o da bana ne kadar kalacağımı sordu. 4-5 gün dedim, o zaman vize almana gerek yok dedi. Peki dedim ve pasaport görevlisi de benim vizeme damga bastı, Ada için vize sormadı, pasaportuna damgayı bastı. Yani oğlum Mısır'a vizesiz olarak girdik. Oh iyi 25$'dan yırttım diye düşünüp sevindim ben de. Birkaç gün sonra Kahire'ye gidiş günümüz geldi çattı. Check-in yaparken memur Ada'nın vizesi olmadan Kahire'ye gidemeyeceğini söyledi ve işlemlerimizi yapmadı. Burada uçağı kaçırma ihtimalimiz beni biraz gerdi açıkçası ama yapacak bir şey yoktu, kucağımda oğlum hava alanı içinde koşturmaya başladım. Oradan oraya beni yönlendirip durdular, sonunda yanımda görevlilerle giriş yaptığımız yere götürüldüm ve 25$ verip vizeyi aldım. Ülkeye girerken damga vurulan yerin üzerine vizeyi yapıştırdılar, pasaport görevlisi tekrar vizelerimiz kontrol etti, damgayı vizenin üstüne bastı ve koşa koşa check in'e yetiştim. Bu hikayeyi anlatıyorum çünkü uçağı kaçırabilirdim ben, Sharm'a girerken benzer durum yaşarsanız vize konusunda dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum. Oğluma giderken bir şnorkel seti aldım ve çok hoşuna gitti ama Sharm'dayken takmaya çalışınca istemedi. Sanırım maskenin lastiği saçlarını çekti ve canını acıttı. Bir dahaki sefer için neopren lastik koruyucu almayı düşünüyorum, size de fikir olur diye yazmak istedim. Ben her ihtimal bir de Decathlon'da satılan su altı gözlem aparatlarından almıştım ve onu kullandık. Su altından inanılmaz keyif aldı, maskeyle bakabilse eminim çok daha fazla beğenecekti. Instagram'dan takip edenler videomuzu hatırlayacaklardır, su altına \"Orada kim vaaaaar\" diye sesleniyordu. Diyeceğim şu ki çocuğunuza şnorkel yapmayı öğretmek ve sevdirmek için Sharm El Seikh en ideal yer kesinlikle, onun su altıyla tanışmasını bir şekilde sağlayın. Oğlum henüz tuvaletini söylemiyor, yani alt bezine ihtiyacımız oluyor. Alt bezi her ne kadar yolculuğun sonuna doğru azalsa da, başında valizde oldukça fazla yer kaplıyor. Bu nedenle oradaki bezleri araştırmıştım ama Prima vs. gibi markaların çok pahalı ve Avrupa standartlarına göre dandik olduğunu okumuştum. Mısır bezleri hem uygun fiyatlı hem de çok kaliteliymiş. Sonuç olarak ben valizimizde yer kaldığı için ve orada tek başıma bunula uğraşacak vaktim olmazsa diye bezleri yanıma aldım ama bu konuyu merak edenler olursa diye not düşmek istedim. Hazır mama, bisküvi, yoğurt, ıslak mendil, krem, şampuan gibi diğer ihtiyaçları süper marketlerde bizim bildiğimiz markalardan bile bulabiliyorsunuz. Yerel yemekler çocuklar için biraz ağır olabilir ama standart yemekler yapan restoranlar mevcut. Biz açıkçası genelde otel restoranlarında yedik, yerel restorana gittiğimizde de oğluma pilav ve patates yedirmiştim. 🙂 Yanınızda su taşıyın mutlaka, gündüz gezerken çok susuyor çocuk, tabi siz de. Bizim gittiğimiz Mart ayı için söylüyorum, gündüzleri çok sıcak olmasına rağmen akşamları gerçekten soğuk oluyordu. Yaz mevsimine gidiyoruz diye sadece ince kıyafetler almayın, hem uzun kollu sweatshirt, hem de mont olsun mutlaka yanınızda. Oğlu mümkün mertebe çıplak dolaşmayı sevmesine rağmen akşamları kendiliğinden üşüdüm diyordu. Ben bebek arabası almadım çünkü tek başıma bir de onu taşımak istemedim. Benim durumumda iyi ki de almamışım diyorum çünkü sadece birkaç kez bebek arabasının yokluğunu aradım. Ama anne baba birlikteyseniz almanızı öneririm. Sharm ve Kahire'de şehir içi gezerken rahat edersiniz. Piramitlerde bebek arabası kullanmanız pek mümkün değil ama diğer yerlerde kullanabilirsiniz. Benim aklıma bunlar geldi, sizin sorunuz varsa mutlaka yorum olarak bırakın. Bildiğim bir şeyse cevaplarım, herkes faydalanır. Mısır gezisiyle ilgili tek üzüntüm çok kısa olmasıydı diyebilirim. Gerçekten çok sevdim ve oğlumun da sevdiğine inanıyorum. Mısır çok daha uzun süreli gezilmesi gereken bir ülke, tekrar gidebilirsem çok daha uzun kalmak ve detaylıca gezmek istiyorum. Umarım en yakın zamanda bir Mısır seyahati yapar ve notlarımdan yararlanırsınız. Mısır'dan paylaştığım fotoğraflara instagram'da #hohhoyytegypt hashtagi ile ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/05/23/orta-avrupanin-masal-kasabalari-hallstatt-ve-bled-gezi-rehberi", "text": "Fotoğraflarına senelerdir hayran olduğum, görmeyi çok isteyip bir türlü vakit yaratamadığım Bled'e sonunda gitme fırsatı buldum. Bled'i beğenmemek mümkün değil, masal kasaba deyimini sonuna kadar hak ediyor gerçekten. Tablo gibi bir doğası ve bu doğanın ortasında masallardan fırlamış gibi duran ikonik şatosuyla her gideni mest edeceğine eminim buranın. Sadece kasabanın kendisi değil, geçtiğimiz yollar da ayrı bir güzellikti. Eşimle sürekli oralarda yaşama hayalleri kurduk yol boyunca. Şehir koşturmacasının arasında böyle güzel molalar vermek iyi geliyor. O zaman vakit kaybetmeden Bled gezi notları gelsin, buyurun Bled Gölü gezi rehberi sizlerle. Bled Gölü Slovenya sınırları içinde yer alıyor. Uçakla giderken, Bled Gölü'ne en yakın yer Ljubljana Havaalanı. Ljubljana Havaalanı, Bled'e 35 km uzaklıkta yer alıyor. Biz Hallstatt ile birlikte plan yaptığımız için bir havaalanını tercih etmemiz gerekiyordu, kampanyaya denk gelince Salzburg Havaalanı'na uçtuk ve oradan araba kiraladık. İki kasabanın arası 3 saat civarı sürüyor. Dönüşte stres yaşamamak için rotamızı planımızın en uzak noktasından başlattık yani Ljubljana, Bled ve Hallstatt şeklinde ilerledik. Havaalanına iner inmez önceden rezervasyon yaptırdığım arabamızı aldık. Arabamızı Global Rent a Car firmasından kiraladık çünkü en ucuzu oydu ve hiçbir problem yaşamadık. Yalnız mutlaka gitmeden önce rezervasyon yapın. Eşim benim kiraladığım araba ufak diye pek memnun olmadı ve başka bir araba kiralayabilir miyiz diye tüm şirketlere sorduk, kendimizinki dahil hiçbirinde araba kalmamıştı. Şimdi gelelim Salzburg Havaalanı'nından Ljubljana'ya yolculukla ilgili bilgilere. Salzburg'tan Slovenya'ya giderken, sınırı henüz geçmeden önce 2 tane tünel çıkıyor karşınıza, bu tünellerden geçiş paralı, bir tanesi 11.5 bir tanesi de 7.20 . Salzburg'tan Ljubljana'ya giderken ülkeler arası yolculuk yapıyorsunuz. Slovenya ülke içinde otoban geçişleri bizdeki HGS'ye benzer Vinyet isminde bir sticker ile yapılıyor. Ülkeye girdikten sonra karşınıza çıkacak ilk benzinlikten bu vinyeti almanız gerekiyor, zaten kısa bir süre sonra sağda benzinlik göreceksiniz. Vinyetler bizdeki gibi geçiş başına ücretlendirilmiyor, haftalık, aylık gibi seçenekler var. Biz bir haftalık aldık ve 15 ödedik. İtiraf etmek gerekirse biz Bled'de konaklamadık. Ljubljana'da konaklayıp ertesi gün Bled'e gittik ve tüm günümüzü orada geçirip akşam da Bled'den ayrıldık. Bu arada, Ljubljana ile ilgili daha önce yazdığım yazıya şuradan ulaşabilirsiniz. Bled'de kalmamış olsak da gölün en güzel otellerinin birinin havasını soludum. Vila Bled, huzur dolu bahçesi, efsane Bled Gölü manzarası ve içindeki muhteşem restoranı ile kalbimi fethetti. Aşağıdaki fotoğrafın çekildiği yerde bir bank var, o bankta saatlerce oturabilirsiniz. Daha bol vaktimizin olduğu bir dönemde tekrar gidip bu otelde kalmayı çok istiyoruz. Romantizm ve huzur dolu bir konaklama geçireceğinize emin olabilirsiniz. Otel hakkında daha fazla detaya bakmak ve rezervasyon için şu linke tıklayabilirsiniz. Bled Adası karşısında olunca insan kendisini bir masalın içinde sanıyor, o yüzden bu otelde kalmasanız bile Bled'de mutlaka göl kenarındaki otelleri incelemenizi tavsiye ediyorum. Bled'deki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Öncelikle gölün çevresinde yürüyüş yaparak gölü keşfetmeye çalışın, biz açıkçası tamamını yürümedik, hatta meşhur Bled Gölü kalbi var ve ona denk gelmedik. Bled'e giden herkesin orada bir fotoğrafı var, biz hariç. 😀 Yürümek zor gelirse bisiklet kiralayabilirsiniz, hatta bence o çok daha keyifli bir seçenek olabilir. Göl etrafındaki turunuzu tamamladıktan sonra Pletna adı verilen kayıklarla gölde gezintiye çıkabilirsiniz, fiyatı saatlik 15 . Kendi başınıza kürek çekerek gezebildiğiniz küçük kayıklar da var ve instagram fotoğrafları için biçilmiş kaftan ama biz boş bulamadık. St. Martin Kilisesi: 15. yüzyıldan kalma gotik bir kilise 1903 yılında yeniden yapılmış. Bled'deki iki kiliseden biri burası, çok büyük bir özelliği yok ama yürüyüş sırasında önünden geçerken şöyle bir bakabilirsiniz. Bled Kalesi: Slovenya'nın en eski kalesi olduğu söylenen Bled Kalesinin tarihi 1000'li yıllara dayanıyormuş. Kaleye çıkmak için en akıllıca yöntem araba, yürümek epey zorlayıcı ama yine de sizi bilirsiniz. 🙂 Buradan Bled'in muhteşem manzaralarını görebilirsiniz, giriş 11 , içeride bir de müze bulunuyor. Bence gölden bakıldığında gördüğünüz kale manzarası da efsane, çok heybetli duruyor. Bled Adası: Burası Bled'i olduğundan daha masalsı hale getiren ve tüm fotoğraflarda göreceğiniz, gölün ortasında yer alan ada. Üzerinde yalnızca bir kilise bulunuyor ve bu kiliseye çıkmak için 99 basamaklı merdiveni aşmanız gerekiyor. Pletna ile gezintiye çıktığınız sırada bu adaya da uğruyorsunuz, yalnız tur fiyatına adadaki kiliseye giriş dahil değil, giriş kişi başı 6 . Yeni evlenince erkekler sevdiği kadını bu 99 basamaktan kucakta çıkartıyormuş, öyle bir gelenek varmış. Ojstrica: Bled gölü'nü bir de tepeden göreyim, trekking yapmaya da bayılırım zaten diyorsanız sizi bu manzara noktasına alalım. 600 metre civarı bir tırmanış yaparak, kartpostallarda göreceğiniz Bled manzarasını kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Burayı bulmakta zorlanabilirsiniz, maps. me offline harita uygulamasında işaretlerseniz işiniz kolaylaşır. Straza Bled: Bled gölü manzarasına karşı adrenalin dolu bir aktivite yapmak isterseniz, Toboggan adı verilen kızaklarla tepeden aşağı doğru kaydığınız bu piste mutlaka gidin. 1 Nisan ile 20 Ekim arası açık oluyor, tek sefer kaymanın fiyatı yetişkinler için 8 . Bled Gölü'ne özel, Bled'e gidip de yemeden dönmemeniz gereken bir şey varsa o da Kremsnita denilen meşhur kremalı tatlıları. Bunun için her yerde önerilen mekan Park Cafe ama biz burada yemedik, öğle yemeğimizi yediğimiz restoranda yedik ve gayet güzeldi. Biz gölün etrafında gezerken tam kalenin karşısında kalan şirin bir restoran gördük ve orada yemek yemeye karar verdik. Restavracija Vila Ajda adında göl kenarında çok keyifli bir mekandı. Et yedik, emaye tabaklarda tatlış bir sunumla getirmişlerdi ve nefisti. Tatlımızı da burada yedik, ve açıkçası illa ki Park Cafe'de yemeye gerek yokmuş diye düşündük. Burası dışında yukarıda bahsettiğim otel Vila Bled'in restoranı ve yukarıdaki cafesi de çok güzel, yemek yemeseniz bile en azından bir kahve içmenizi öneririm. Bled, yılın her dönemi gidilebilecek, her mevsim başka güzel olan yerlerden. Bizim gittiğimiz Ekim ayının ilk haftasında şansımıza hava o kadar güzeldi ki ne üşüdük ne sıcakladık, keyifle gezdik. Ağaçların renk şovu da üzerine eklenince tadı damağımızda kalan bir seyahat oldu. Bir de yazın olduğu gibi yoğun kalabalıklar yoktu, o yüzden Ekim ayı bence çok ideal bir zaman. Bled günübirlik olarak rahatlıkla gezilecek bir yer ama romantik bir hafta sonu için veya çevresindeki birkaç yeri de gezebilmek için en azından bir gece konaklamak güzel olur bence."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/06/28/gunubirlik-edirne-gezi-rehberi-edirnede-gezilecek-yerler-ve-yapilacaklar", "text": "Edirne, oldukça köklü bir tarihe sahip olan, Osmanlı Devleti'ne 88 yıl başkentlik yapmış önemli bir şehrimizdir. Benim memleketim Kırklareli, liseyi bitirene kadar orada yaşadım. Şimdi yıllar sonra Türkiye'deki adresim tekrar Kırklareli oldu. Biliyorsunuz Edirne ve Kırklareli komşu şehirler. Yanı başımızdaki bu önemli şehir hakkında ne zamandır bir gezi yazısı hazırlamak istiyordum. Geçen gün arabamın bakımı için Edirne'ye gitmem gerekti. Ben de bunu fırsat bilip ne zamandır gitmediğim, bloga özel biraz fotoğraflamak istediğim Edirne'de günübirlik tur yaptım. Size de bir günde Edirne'de neler yapılır, Edirne'de gezilecek yerler nereler diye notlar çıkardım. Buyurun size günübirlik Edirne Gezi Rehberi. İlk sorunun cevabını bilmeyen coğrafya terk olmalı gerçi ama ben yine de yazayım adettendir. 😛 Edirne ili, Marmara bölgesinde yer alır ve hem Yunanistan hem de Bulgaristan ile sınır kapısı vardır, yani Trakya'nın en uç noktasında yer alıyor diyebiliriz. Kırklareli'ye bir saat uzaklıkta yer alıyor. Kırklareli'den Ece Turizm ile kişi başı 10 TL'ye Edirne'ye gidiliyor, her saati 15 ve 45 geçerken minibüs kalkıyor. İstanbul Edirne arası ise özel araçla 2.5 saat civarı sürüyor. Ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir ve daha pek çok şehirden de hemen hemen her saat başı kalkan otobüsler bulunuyor. İstanbul'dan, Sofya ekspresi ile tren kullanarak da Edirne'ye ulaşabilirsiniz, Edirne durağı var. Özel araçla değil de otobüsle veya trenle gelmeyi düşünenler şehir içi ulaşımda ETUS'un araçlarını kullanabilirler, hemen hemen her yere ulaşım bulunuyor. II. Selim tarafından yaptırılan, Mimar Sinan'ın \"ustalık eserim\" dediği ve Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden biri olan Selimiye Camisi Edirne'de görülmesi gereken başlıca yer tabi ki. Camiden bahsetmişken Edirne'nin diğer önemli ibadethanelerini de saymadan olmaz. Şehrin ilk ulu camii olan Eski Cami, 1433-1447 yılları arasında. II. Murat'ın yaptırdığı Üç Şerefeli Cami, Avrupa'nın ikinci en büyüğü olduğu söylenen Edirne Büyük Sinagogu ve 1880 yılında yapılmış olan Sweti George Bulgar Kilisesi de görülmeye değer yapıtlardandır. Edirne'nin en fotojenik bölgesi Kaleiçi bence. Burada cumbalı, panjurlu eski evleri, konakları görebiliyorsunuz. Kimisi yıkılmak üzere, kimisi bakım görmüş, kimisi de geçmişten günümüze dimdik ayakta kalmış. Mihran Hanım Konağı bu evlerden en çok bilineni sanıyorum. Farklı sokakları gezerek çok güzel evler görebilirsiniz. Maalesef çarpık yapılaşma da çok fazla, sıra sıra eski güzel evleri bir arada görmek biraz zor, yürüyerek aramanız gerek. 🙂 Edirne'nin İstiklal Caddesi diyebileceğimiz Saraçlar Caddesi de yürüyerek gezebileceğiniz trafiğe kapalı bir cadde. Karşılıklı kafeler ve dükkanlar bulunuyor, tarihi çarşının hemen yanında yer alıyor, bir kısa tur atabilirsiniz. Mimar Sinan tarafından yapılan Rüstempaşa Kervansarayı da Edirne'nin güzel yapılarından biri. 1972 yılında restore edilmiş, otel olarak kullanılmaya başlanmıştı ama 1.5 sene kadar önce otel de kapanmış, umarım kervansaray bir şekilde tekrar kullanıma açılır, avlusu çok güzeldi çünkü. Tarihi Karaağaç Mahallesine giderek eski Tren Garı'nı da ziyaret etmenizi öneriyorum. Meşrutiyetin ilk yıllarında inşa edilen istasyon 1971 yılında terk edilmiş, şu anda Trakya Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet veriyor. Kampüsün bahçesinde, eski günlerin anısına bir kara tren bulunuyor. Kampüs bahçesinde bir de Cumhuriyet'imizin 75. yılında yapılan Lozan Anıtı bulunuyor. Anıt, üç vatan toprağını simgeleyen birbirinden bağımsız üç sütun, üzerinde birlik ve beraberliği simgeleyen bir çember ve onu üzerinde bir elinde barışı simgeleyen bir güvercin ile diğer elinde Lozan Antlaşmasını simgeleyen belgeyi tutan bir genç kızdan oluşuyor. Edirne'den Karaağaç'a giden yol üzerinde yer alan Mecidiye Köprüsü, Meriç Nehri üzerinde yer alıyor. 263 metre uzunluğundaki köprünün 13 ayağı bulunuyor. Köprünün tam ortasında mermerden yapılmış olan bir seyir köşkü bulunmaktadır. Meriç nehri kıyısında köprünün bitiminde yer alan çay bahçelerinde biraz mola vermenizi öneririm. Şehrin diğer bir önemli köprüsü ise 1488 yılında II. Beyazıt tarafından Mimar Hayrettin'e yaptırılmış olan II. Beyazıt Köprüsü'dür. Tunca Nehri üzerinde yer almaktadır, 80 metre uzunluğundaki köprünün 7 ayağı vardır. Müze gezmeyi sevenlere II. Beyazıt Külliyesi ve Sağlık Müzesini ziyaret etmelerini öneririm. Ayrıca Edirne Kent Müzesi ve Edirne Arkeoloji Müzesi de şehir hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için gezmeniz gereken yerlerden. Gezinizin sonunda Üç Şerefeli Cami'nin hemen karşısında yer alan tarihi Sokullu Hamamı'na girerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Son olarak Edirne'de lavanta ekimi yapıldı ama ben gittiğimde biçmişlerdi yani 2018 için artık çok geç. Haziran ayının ilk haftalarında festival yapılmaya başlandı, ziyaretiniz bu zamanlarda düşünürseniz festivalin net tarihlerini öğrenip ona göre gezinizi planlayabilirsiniz. Edirne'nin kapalı çarşıları meşhurdur, en azından birini ziyaret edip hediyelik eşya alışverişi yapabilirsiniz. En bilinenleri Alipaşa Çarşısı, Bedesten Çarşısı ve Selimiye Arastası'dır. Babam liseyi Edirne'de okumuş ve onun zamanında en meşhur çarşı Mimar Sinan tarafından yapılan Alipaşa Çarşısı imiş. 1992'de bir elektrik kontağı sonrası çıkan büyük yangından sonra çarşı kullanılamaz hale gelmiş ve 1997'ye kadar kapalı kalmış. Edirne'ye gelmişken beyaz peynir alabilirsiniz, Trakya'nın peynirleri genel olarak güzeldir. Kavala kurabiyesi, badem ezmesi ve aynalı süpürge alabileceğiniz diğer hediyelikler arasında yer alıyor. Türkiye'de ciğer denince akla ilk gelen şehir Edirne kuşkusuz. Edirne'de en iyi ciğer nerede yenir derseniz ya Aydın Tava Ciğer ya da Ciğerci Niyazi Usta'ya gitmenizi öneririm. Hem hizmet hem lezzet açısından ikisi de oldukça başarılıdır. Ciğer sevmeyene bile yedirir derler Edirne ciğeri için, normalde ciğer sevmeyen biri olarak bu teze katılıyorum. Diğer mekan önerilerini de yazayım. Kahvaltı için Tadım Kahvaltı Salonu, rakılık yemek için Kıyık Et Lokantası, ciğer sevmeyene öğle yemeği için Birtat Köfte ve Çorba Salonu. Bir güne sığmayacak kadar çok fazla yer saymışım gibi gelebilir ama bunların aralarındaki mesafeler çok fazla değil, hepsi saatlerce gezilecek yerler de değil. Sabahtan akşama hemen hemen hepsi gezilebilir diye düşünüyorum. Burada yazdıklarımdan başka gezilecek yerler de var ama kendi adıma daha ilgi çekici bulduğum yerleri yazmaya çalıştım. İstanbul çevresinde gezilecek diğer adresler için aşağıdaki yazılarımı okumayı unutmayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/06/28/kur-artisina-ragmen-seyahat-etmek-vizesiz-ucuz-ve-guzel-ulkeler", "text": "Son aylarda gündemimizin ana maddesini Dolar ve Euro'daki dalgalanmalar oluşturuyor. Günlük hayatımıza yansımaları bir yana seyahat severler için de oldukça sinir bozucu bir durum bu gerçekten. Hal böyleyken, kur artışına rağmen yurt dışı seyahatleri yapmak isteyenler Dolar ve Euro kullanılmayan, minimum bütçeyle seyahat edilebilecek yerleri araştırmaya başladı. Bana da bu konuda tavsiye isteyen mesajlar geliyor, tavsiyelerimi bir yazıda toplamak istedim. Tatil için en ucuz ülkeler, vize masrafı olmayan, uçak biletlerini uygun fiyata bulabileceğiniz ve ülke içi harcamalar için de bütçenizi fazla zorlamayacak yerlerdir bana göre. Bu yazıdaki gezilecek en ucuz ülkeler umarım işinize yarar. İşte size keyifle gezebileceğiniz vizesiz ve ucuz ülkeler. Öncelikle fazla uzaklara gitmeden yanı başımızdaki ülkelerden başlayalım diyorum. İstanbul'dan uçakla yaklaşık 2 saat uçuş mesafesinde bulunan Bosna Hersek, ağız tadımıza uygun yemekleri, gezilecek yerleri ve doğasıyla seyahat etmeyi sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacak bir ülke. Balkan ülkelerinin çoğunda olduğu gibi vizemiz olmadan ülkeye girebiliyoruz ve düşük bütçeli bir seyahat yapabiliyoruz. Son kur artışlarından önce yeme içme gibi pek çok açıdan bizden ucuzdu ama sanırım şimdi Türkiye'de yapacağınız bir tatil ile aynı fiyatlara gezebilirsiniz. Bosna Hersek'i Saraybosna ve Mostar'dan ibaret olarak düşünmeyin lütfen, daha önce buralara gittiyseniz bile keşfedilecek daha pek çok yer var. Konjic, Tuzla, Brcko gibi belki de daha önce duymadığınız yerleri ve buralardaki tracking rotalarını inceleyebilirsiniz. Tara nehrinde rafting yapabilirsiniz. Birazcık araştırırsanız Bosna'da muhteşem bir seyahat planı yapabilirsiniz. Saraybosna'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Mostar'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. 2011 yılında yaptığımız Balkan gezimiz sırasında gezme fırsatı bulduğumuz Karadağ'ı çok sevmiş, özellikle Kotor'a hayran olmuştum. Hem çok fotojenik bir şehir, hem deniz kenarı, hem de bütçe dostu, leziz yemekleri de bonusu. Ben gideli çok yıl oldu ama son dönemde giden blogger arkadaşlarıan gördüğüm kadarıyla daha da güzelleşmiş. Kotor, ülkenin en sevdiğim yeri olsa da, Budva, Perast, Çetinje, Sveti Stefan gibi daha gezilmesi gereken birçok yer var. Türkiye'den Karadağ'ın başkenti Podgorica'ya direkt uçuşlar bulunuyor, uçuş süresi İstanbul'dan yaklaşık iki saat. Hava alanından araba kiralayarak hem kültür turu hem deniz tatili bir arada bir gezi planlayabilirsiniz. Daha önce gitmediyseniz Karadağ'ı mutlaka seyahat planlarınıza ekleyin pişman olmayacaksınız. Kotor'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Budva'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Belgrad'taki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. İkinci memleketim, yeni yuvam Gürcistan da tabi ki bu listede olacaktı. Gürcistan'a taşınacağımızı söylediğim herkes Batum'a taşınıyoruz sanıyor çünkü genelde Batum biliniyor. Siz de bu gruptansanız söyleyeyim; bana göre Batum, Gürcistan'ın en az gezilesi yerlerinden biri. Bize göre ekstra olarak kumarhaneleri olan sıradan bir sahil şehri. 🙂 Yani Batum'u sevdiyseniz ülkenin geri kalanına aşık olursunuz bence. 🙂 Benim favori şehrim tabi ki yaşadığımız şehir olan Tiflis ama Tiflis'e birkaç saat uzaklıktaki Kakheti şarap bağları rotası, Kazbegi dağlık bölgesi ve daha nice birbirinden güzel gezilesi yer var. Gezi tavsiyesi olarak Gürcistan'ı duyduğunuzda ben Batum'a gittim zaten diyorsanız, Gürcistan'ın hiçbir yerini görmediğinizi bilin istedim. 🙂 Şimdi ilk kampanyalı Tiflis biletini gördüğünüzde lütfen planınızı yapın ve gerçek Gürcistan'ı keşfedin. Tiflis'teki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Dünya turuna çıkan gezginlerin çoğunun ilk durağı Tayland oluyor. Bunun nedenini anlamak zor değil. Öncelikle Uzak Doğu'da en uygun fiyatlı biletleri bulabileceğiniz ülke Tayland oluyor genelde. Farklı hava yolu şirketlerinin, Tayland'ın farklı şehirlerine aktarmalı ya da direkt uçuşları bulunuyor, yani ulaşım kalemi bir Asya ülkesi için oldukça uyguna geliyor. Tabi orada yaşam da gayet ucuz, bundan 10 yıl önce olduğu kadar değil belki ama yine de uygun. Tayland'ın yakın komşularından olan Asya ülkeleri bizden vize isterken Tayland'a vize ücreti ödemiyor olmamız da ek bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor. Tayland sadece bütçe dostu olmasıyla değil, aynı zamanda gezilecek yerleri ve yaşanabilecek deneyimleriyle de dolu dolu bir tatil imkanı sağlıyor. Bangkok, Koh Samui, Chiang Mai, Phuket, Phi Phi ve daha nice destinasyon hem kültürel hem doğal zenginlikleriyle muhteşem bir seyahat sizi bekliyor. Yakın rotalardan sıkıldıysanız, bir Avrupa seyahatinden daha fazlaya mal olmayacak bir Tayland planı yapabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/06/29/mevsimlere-gore-seyahat-rehberi-yaz-aylarinda-nereye-gidilir", "text": "Taşınma dolayısıyla hazırlamaya vakit bulamadığım yaz mevsimi seyahat önerilerimi geç de olsa yazıyorum. Umarım yaz rotalarını çıkarırken faydalı olur. Yazın nereye gidilir? Yazın Türkiye'de nereye gidilir? Yazın yurt dışında nereye gidilir? sorularının cevaplarını arayanlar için alternatif önerilerde bulunmaya çalışacağım. Yaz aylarında Türkiye'de gezilecek en güzel yerler ve yaz aylarında yurt dışında gezilecek en güzel yerler için yaz aylarında nereye gidilir gelin hep beraber bakalım. Kim demiş Güney Fransa'nın denizi güzel değil diye? Böyle söylentiler duyuyorum, kalbim kırılıyor. 😛 Güney Fransa benim ileride yaşamak istediğim yerlerden biri ve Ville Franche da evlerine göz diktiğim kasabalardan. 🙂 Yaz tatili için aradığım gerek ve yeter şartları tam olarak sağlıyor; harika bir deniz, renkli şirin sokaklar ve begonviller. Airbnb'de harika evler var, kedinizi bir süreliğine gerçekten orada yazlığınız varmış gibi hissedebilirsiniz. Sabahları denize girip öğleden sonra da çevre kasabaları gezebilirsiniz. Sadece 15-20 dakika uzaklıkta gezilecek o kadar güzel yerler var ki insan hangisine gideceğini şaşırıyor. En güzeli de bu kasabaların hemen hemen hepsine trenle ulaşım sağlayabiliyorsunuz, yani illa araç kiralamanıza da gerek yok. Haziran ayında Türkiye'nin kuzey bölgeleri halen yağmurla ve doluyla uğraşırken güneyde hava şartları çok daha yumuşak oluyor. O yüzden Ege Bölgesi'nin en aşağılarına, ya da Akdeniz bölgesine inmekte fayda var. Kabak Koyu hem denize girip hem de kafa dinlemek için en ideal yerlerden. Çok fazla kafa dinlemek istemiyorsanız çevrede yapılacak farklı aktiviteler, gezilecek güzel yerler bulunuyor. Örneğin Fethiye Ölüdeniz, Kayaköy, Kelebekler Vadisi, Göcek gibi farklı yerleri gezebilirsiniz. Fethiye'de yamaç paraşütü deneyimleyebilirsiniz. Seyahat etmeyi seven çoğu insanın hayalidir Afrika'da safariye çıkmak. Safari için en ünlü doğal parklardan biri Tanzanya'daki Serengeti Milli Parkı. Temmuz ayında bu bölgede herkesin hayallerini süsleyen büyük göç gerçekleşiyor ve bu zamanda çok daha fazla hayvanı doğal ortamında görme şansı elde ediyorsunuz. Mevsim olarak da kuru zaman olduğundan safariler daha rahat geçiyor genel olarak. Kenya'daki Masai Mara milli parkı ile ortak bir tur planı da yapabilirsiniz. Seyahatinizi daha da çılgın bir maceraya dönüştürmeyi düşünürseniz, safariye ek olarak Kilimanjaro Dağı'na tırmanış düşünebilirsiniz. Biz kurumsal çalışanlar olarak çoğunlukla yazın izin alıyoruz ve yazın tropik ülkelere gitmek istersek de Muson dönemine denk geliyoruz. Hem yaz olsun hem tropiklere gideyim diyenlerdenseniz Endonezya tam size göre. İnanılmaz doğal güzellikleri, farklı kültürleri, sörf vs. gibi farklı aktiviteleriyle her tür seyahat severe hitap eden bir ülke. Endonezya'nın en popüler tatil yeri de kuşkusuz Bali. Özellikle balayı çiftlerinin gözdesi ve yazın evlenenlerin kurtarıcısı olan Bali'nin en güzel dönemleri Mayıs ile Eylül ayları arasında yaşanıyor. Bali'nin denizi pek güzel olmadığı için denize doymak isteyenler de Gili adalarını tercih ediyor. Sıcaklıklar yükseldikçe ben de ülkenin Kuzey taraflarına doğru yükseltiyorum önerileri. Ayvalık'ta su birazcık daha ısınmış olur Ağustos'ta sanırım. Ayvalık hem hala yazlıkçıların bulunduğu hem de her geçen gün farklı mekanların açılması ve sokaklarının güzelleştirilmesiyle turistlerin de ilgi odağı olduğu bir yer haline geldi. Yazlıkçıların yoğun olması fiyatların Güney'deki tatil beldelerine göre daha dengeli olmasını sağlıyor. Henüz gitmediyseniz bu yaz mutlaka tatil planlarınıza eklemenizi tavsiye ediyorum. Gitmişken Cunda adası ve Küçükköy'e de uğramayı unutmayın. Henüz turist akınına çok fazla uğramamış, herkesin gitmediği farklı yerler arayanlara harika bir önerim var; Moğolistan. Benim bir süredir listemde olan yerlerde biri ama fırsat bulup gidemedim. Moğolistan için hava şartlarının en uygun olduğu zaman Ağustos ayı olarak gösteriliyor. Biliyorsunuz bu sene dokuz günlük bayram tatili de var, henüz plan yapmadıysanız bence değerlendirebilirsiniz. Tarih derslerinden hatırlayacağınız Orhun Kitabeleri'ni ziyaret etmek, Gobi Çölü'nde tüylü develeri görmek, geleneksel Ger çadırlarından konaklamak gibi çok özel tecrübeler yaşayabilirsiniz Moğolistan'da. Yine çook uzun zamandır listemde olan ama sıra gelmeyen rotalardan birini Ağustos ayı için size önereceğim. \"Ay şekerim bu yaz şöyle Dalmaçya kıyılarını gezelim diyorum tekneyle\" diyeceğim günlere kaldı sanırım benim bu plan, sürekli erteleniyor. Evet bildiniz, muhteşem plajlarıyla Hırvatistan adalarını önereceğim. Halen ülkemizde aşırı popüler olmadığı için nispeten farklı bir rota olduğunu düşünüyorum. En popüler adaları Split ve Hvar ama daha pek çok ada var. Bu iki ada en popülerleri olduğu için konaklama da pahalı, bence diğer adalardan birinde konaklayıp günübirlik tekne turlarıyla tüm adalar gezilebilir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/07/11/mevsimlere-gore-balayi-rehberi-hangi-ayda-balayina-nereye-gidilir", "text": "Madem Aralık ayında evleniyorsunuz, o zaman Avrupa'nın meşhur Noel pazarlarını ziyaret edebileceğiniz bir yeri tercih edin bence. Bunun için Almanya Romantik Yol rotası harika bir seçim olacaktır. Zaten normalde şipşirin olan sokaklar bir de yeni yıl süslemeleri eklenince kim bilir nasıl güzel olur. Kasabaların güzelliğinin yanı sıra Disneyland'a ilham olan masalsı şatoları da bu yol üzerinde görme fırsatı bulabilirsiniz. Aralık ayında gidilebilecek en orijinal yerlerden biri yaz mevsimini yaşayan Avustralya bence. Hele bir de düğününüz yılbaşına yakın bir zamandaysa yeni yılı orada geçirebilirsiniz. Kardan adam yerine kumdan adamlarla yeni yıla girmek bence çok havalı. 🙂 İlk önce yeni yıla girenlerden biri olup, arkadaşlarınıza \"biz yeni yıla girdik, çok güzel gelsenize\" tarzı saçma şakalar da yapabilirsiniz. 😛 Queensland'teki Whitehaven plajı, Sidney'deki Bondi plajı denizin keyfini çıkarabileceğiniz en popüler yerlerden. Kış mevsimini sevenler için gelsin yine ilk önerim; Hallstatt. Avusturya'nın masallardan fırlamışçasına güzel kasabası Hallstatt, kışın romantizm yaşamak isteyenler için mükemmel bir yer. Kayak meraklıları Hallstatt'a 2 saat mesafede bulunan yine bir göl kenarı kasabası olan Zell Am See'ye de birkaç gün ayırabilir. Hallstatt'a gitmişken görülebilecek bir diğer romantik alternatif de Slovenya'nın şirin kasabası Bled ziyareti olabilir. Şubat ayındaki sıcak rota için biraz daha aktivitesi bol bir yer seçmek istedim. Güney Afrika yazı yaşarken Cape Town'a gitmeyi düşünebilirsiniz. Çok fazla deneyimi bir arada yaşayabileceğiniz, aynı zamanda bolca romantik an yaşayabileceğiniz bir şehir burası. Duydunuz mu bilmiyorum ama Güney Afrika şarapları meşhur olan ülkelerden biri, Cape Town'un eşsiz şarap bağlarında keyifli piknikler yapabilirsiniz ya da adrenalin seviyorsanız köpek balıklarıyla kafesli dalış yapabilirsiniz. Daha yapılacak onlarca aktivite var. Ben burada sadece fikri veriyorum, detaylı araştırması sizden. Bahar aylarına geçtiğimize göre artık kış düşünüyor olamazsınız sanırım, artık soğuk memleketlerden öneri vermiyorum o yüzden. Mart ayında gidilebilecek yakın sıcak rota olarak aklıma ilk Dubai geliyor benim. Çölde safari, hatta kamp deneyimi farklı bir balayı hatırası olabilir. Adrenalin severler için Dubai'de skydiving de çok popüler bir aktivite. Balayında lüks arayanlar için harika oteller de bulunuyor. Her gidenin en beğendiği ülkeler listesinin üstlerinde yer alan Japonya'ya balayında gitmeye ne dersiniz? Çok pahalı bir ülke olduğu için balayı bence uygun bir zaman, ne de olsa insan bütçeyi yüksek tutuyor balayı zamanı. Mart ayı Japonya için en özel zamanlardan biri çünkü Sakura olarak geçen kiraz ağacı çiçeklerinin açtığı dönem ve Japonya'da çok fazla Sakura var. Chidorigafuchi Park'ta sakuralar altında bir piknik inanılmaz romantik olabilir. Benim balayımda hem dünyaca ünlü plajlar olsun hem de dünya harikaları olsun diyenler için Nisan ayının bana göre top destinasyonu Meksika. Tulum, Cancun gibi çılgın eğlencelere ev sahipliği yapan muhteşem plajların yanı sıra dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Maya uygarlığından kalma Chichen Itza'yı da görebilirsiniz. Eski zamanlardaki yabancı filmlerden aklımda yer etmiş, balayına Hawaii'ye giderlerdi. Hawai'ye gidenlerin boynuna da çiçekli kolyeler asılırdı, nedense buna çok özenirdim. 🙂 Kendim balayına Hawaii'ye gidemedim ama siz Mayıs ayında evleniyorsanız düşünün bence. Hem daha az kalabalık, hem daha ucuz, hem de ideal hava şartlarına sahip olduğu için Mayıs ayı Hawaii'ye gitmek için çok güzel bir zaman. Bu ara hayallerimi süsleyen bir yeri önereceğim Haziran ayı için. Bembeyaz kumlar, turkuaz bir deniz ve o denizin rengiyle muhteşem bir uyum içinde ortalıkta gezinen turuncu flamingolar hayal edin. Dünyada böyle yerlerin varlığı beni inanılmaz heyecanlandırıyor, bahsettiğim yer Aruba. Karayipler'de yer alan adaya gitmek için Haziran ayı mevsimsel olarak güzel bir zaman. Aynı zamanda bu ayda adada iki farklı festival düzenleniyor. Bu listede İtalya'ya biraz torpil yapıyorum ama o da dünyanın en güzel ülkelerinden biri olmasaymış. 😛 Bu sefer denize girmeceli bir rota önereceğim, mafya babaları ve yanardağıyla meşhur desem ilginizi çeker mi? Evet Sicilya'dan bahsediyorum. Hem harika köyleri, hem yapılacak aktiviteleri, hem de turkuaz plajlarıyla çok içinize sinecek bir balayı olacağının garantisini veriyorum. Mevsim yazken insanın eli çok uzaklara gitmiyor aslında çünkü yakın yerlerin iklimi daha güzelken, uzak yerlerde genelde musonlar yaşanıyor. İşte burada kurtarıcı bir tropik ada devreye giriyor. Bali, Mayıs ve Eylül ayları arasında gitmek için en ideal yerlerden biri. Muhteşem doğası ve uygun fiyatlı balayı otelleriyle son yıllarda yeni evleneceklerin gözdesi oldu. Siz de yaz düğünü yapıyorsanız hiç düşünmeden Bali'ye gidebilirsiniz. Yaz aylarında yakında gidecek balayı alternatifleri çok ama bazıları gerçekten iz bıraktıracak cinsten oluyor, mesela İbiza. Dünyanın en güzel plajları listelerinde çoğunlukla görebileceğiniz Formentera, İbiza'da yer alıyor. İspanyol yemekleri zaten bizim damak tadımıza çok uygun. Hem çılgın tatil arayanlara hem huzur arayanlara hitap ediyor. Bence daha fazla bir şey aramaya gerek yok. Biraz pahalı ama balayında olduğunuzdan yola çıkarak onu saymıyorum. Eylül ayı Avrupa'nın Ege ve Akdeniz sahilleri için en güzel zamanları bence. Kalabalıklar ve havanın bunaltıcı sıcaklıkları azalır, gezmek kolaylaşır. Yanı başımızda dünyanın en güzel adalarından bazılarına sahip Yunanistan varken, çok da uzaklara gitmeye gerek yok. Herhangi bir yunan adası olur, sizin kolayınıza neresi geliyorsa. İster feribotla geçilen adalardan birine gidin, ister uçakla ulaşılabilen adalara gidin, Yunan Adaları candır. Hepsinden güzel deniz, güzel sokaklar ve güzel yemekler bulacağınız garanti. Yine muhteşem turkuaz sulara sahip olduğu kadar tarihiyle de öne çıkan bir balayı destinasyonu önerim var; Zanzibar. Biz Eylül ayında gitmiştik ve hava gayet güzeldi, o yüzden bu ay için öneriyorum. Benim pek Hint Okyanusu deneyimim yok, o yüzdne benim için gördüğüm en güzel deniz buradaydı. İçine birkaç gün Serengeti'de safari ekleyerek balayınızı bambaşka bir deneyime de dönüştürebilirsiniz. Ekim ayının yakın rota önerisi gezmek için en ideal zamanların ilkbahar ve sonbahar olduğu Mısır. Hem deniz, hem de tarih açısından çok etkileyici bir ülke olduğunu düşünüyorum. Özellikle sualtına ilginiz varsa bence harika bir seçenek, illa tüplü dalış yapmanıza gerek yok. Şnorkel ile yüzerek bile harika balıkları görüyorsunuz, hatta su üstünden bile çoğunu görebiliyorsunuz. Doğal bir akvaryum adeta, bayılıyorum. Uzaklara gitmek istiyorsanız bu ay Filipinler iyi bir seçenek olabilir. Filipinler'in adaları arasında mekik dokurken nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir balayı olacağına eminim. Bu adaların her biri ayrı maceralar sunuyor size. Kimisinde köpek balıklarıyla yüzüyorsunuz, kimisinde şelalelerde yüzüyorsunuz. Muhteşem renge sahip plajlarını da es geçmemek lazım, üstelik yine kur artışına rağmen çok pahalı olmayan yerlerden biri. Evlenmek için sonbaharın son ayını tercih ettiyseniz siz de kışa meyilli olabilirsiniz diye düşünerek soğuk rotalara geri dönüyorum. Brugge, son yılların en romantik şehirlerinden biri olarak gösteriliyor. Ben seneler önce gittiğimde henüz bu kadar popüler değildi ama bayılmıştım, şimdi gerçek değerini buldu. Şirin evleri ve içinden nehir geçen sokaklarıyla tam bir romantik Avrupa şehri. Sonbahar aylarında giderseniz romantizminizin tadını kaçıracak kalabalıklardan da uzak durmuş olursunuz. Bu listedeki her yere gitmedim ama çok fazla seyahat araştırması yaptığım için dünyanın neresine ne zaman gidilir, neresi balayına uygundur aşağı yukarı biliyorum. O yüzden listeme güveniyorum. 😉 Size şimdiden mutluluklar diliyorum! Klişeleri sevmeyenler için hazırladığım alternatif balayı rotalarına göz atmak isterseniz, sizi şu yazıya yönlendireyim. Bana şu zamanda nereye gidelim diye çok soru geliyor, o nedenle daha önceden de elimden geldiğince bu tarz rehberler hazırlamaya çalışmıştım. Daha önce yazdığım mevsimsel seyahat notlarına göz atarak kendinize başka balayı alternatifleri de çıkarabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/07/13/istanbulda-gezilecek-en-guzel-semtler", "text": "Çok uzun yıllar İstanbul'da yaşamış, İstanbul'un hemen hemen her semtini doyasıya gezmiş biri olarak İstanbul Gezilecek Yerler rehberi hazırlamayı uzun zamandır istiyordum. Ama İstanbul'u gezerken sanırım hep elimin altında diye pek fotoğraf çekmemişim. Ne zaman ki İstanbul'dan taşınma kararı aldık, ben İstanbul'u fotoğraf çekerek gezmeye başladım. Detaylı bir İstanbul gezi rehberi hazırlayabilmek için en sevdiğim semtleri baştan gezdim, hem kendim hem sizin için fotoğrafladım. İstanbul'da nereye gidilir diyenler, hadi benim gözümden, benim zevkimle bir İstanbul turu atalım. İstanbul'un en güzel semtleri ve bu semtlerde neler yapabileceğinizi yazmaya çalışacağım, umarım seversiniz. 😉 Yalnız uyarayım listem biraz kalabalık, tam 16 semt var ve bu azaltılmış hali. 😀 Buyurun size İstanbul'da gezilecek yerler listesi. İstanbul'da nerede kalınır diye araştırma yapıyorsanız, ailelerin ev ortamında rahatça kalabileceği, düzgün, temiz ve bol iyi yorumlara sahip evler seçtim. İncelemek için şuraya göz atabilirsiniz. Cihangir benim için en özel semtlerden biridir. Üniversite sonrası işe yeni başladığımda tabiri caizse tam anlamıyla dadandığımız bir semtti Cihangir. Pera Güzel Sanatlar'ın merkezi Taksim'deyken, yan flüt bölümüne başlamıştım, en yakın arkadaşım da kemana. Biz iki kafadar hafta içi akşamları her ders sonrası Cihangir'de takılıyorduk, üzerine de hafta sonlarımızı yine bu civarda geçiriyorduk, ah çok severdim, ne güzel anılar biriktirdim. Velhasıl, geçtiğimiz aylarda bu rehberi hazırlama amacıyla Çukurcuma ile birlikte bölgeyi detaylı olarak gezdim ve şimdi sizlere nokta atışı gidilecek yerleri yazacağım. Kahvaltı için ya da mola vermek için gideceğiniz adresler Journey, Çukurcuma Cuma Cafe veya Müz olabilir. Öğle yemeği için pizza severlere Miss Pizza ve 49 Çukurcuma, kebap severlere Adana İl Sınırı tavsiyemdir. Akşam saatleri için ise yıllar önce müdavimi olduğumuz ve halen de yolum Cihangir'e düştüğünde severek gittiğim Smyrna'yı öncelikle önereceğim. Oyuncuların da tercih ettiği bir mekan Smyrna, her gittiğinizde tanıdık bir simayı görebilirsiniz. Burası menü olarak daha çok şarap, bira vb. içenlere hitap eden bir yer bence. Rakı içmek istiyorsanız çok sevdiğim ve mezelerini çok tuttuğum Hayat Cihangir'e ya da Demeti'ye gitmenizi tavsiye ederim. Bir de tabi ki Cihangir Kahvesi günün her saati, yemek veya ufak bir çay molası için uğrayabileceğiniz bir yer. Son olarak Neşeli günler filmindeki \"Sirke mi Limon mu\" tartışmasının yaşandığı Asri Turşucu'dan turşu almadan Cihangir'den ayrılmayın. İstanbul'un en sevdiğim iki sembolünden biri Galata Kulesi, diğeri de Kuleli Askeri Lisesi. Galata Kulesi'ni çok sevdiğimden mütevellit Galata semti de hep gözdelerimden biri olmuştur. Karaköy'ün popülerleşmesiyle birlikte bu iki semt benim için birbirinden ayrılmayan, genellikle aynı gün içinde uğramaya çalıştığım, sokaklarında dolaşmaya bayıldığım yerler oldu. Bazen ikisi arasında gidip gelirken dünyanın en eski ikinci metrosu olarak geçen tarihi Tünel fünikülerini kullanırdım. Ben gittiğimde nereleri geziyorum, nerelerde mola veriyorum şimdi size onu anlatacağım. Turumuza Galata Mevlevihanesi ile başlıyoruz. Ardından Kırım Kilisesi'ni ziyaret ediyoruz. Antika düşkünleri Galata Antiques'i ziyaret edebilir. Serdar-ı Ekrem Caddesi üzerindeki evleri inceleyerek Galata Kulesi'ne doğru yürüyoruz. Doğan Apartmanı bu caddenin en özel binası, içine giremiyorsunuz ama dışarıdan da olsa bir görün. Kule'ye çıkış fiyatı Türk vatandaşları için 10 , öğrenciler için 5 . Eğer hafta sonu gidiyorsanız sabah erken saatlerde gitmeye çalışın, çok kalabalık oluyor. Kule'den inince istikametimizi Terziler Sinagogu'na çeviriyoruz. Buradan da meşhur Kamondo Merdivenleri'nden inerek mutlaka uğramanız gereken Salt Galata'ya giriyoruz. Artık Karaköy'e doğru kendimizi salabiliriz, önce Karaköy Arap Camii ile başlıyoruz. Bankalar Caddesi üzerinden yürüyerek Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Ortodoks Kilisesi'ne varıyoruz. Daha sonra Kılıç Ali Paşa Camii'ne uğruyoruz ve günün yorgunluğunu atmak için İstanbul'un bence en nezih hamamı olan Kılıç Ali Paşa Hamamı'na giriyoruz. Kahvaltı ve molalarda gitmek için Galata'da Privato Cafe ve Galata Konak Cafe'yi önerebilirim. Galata Konak Cafe'nin bulunduğu apartmanın içine bayılacaksınız. Terası da Galata Kulesi manzaralı. Gece Galata'da olacaksanız, kendinize bir iyilik yapın ve Nardis Jazz Club'ın programını inceleyip rezervasyon yapın. Nefis müzisyenler çıkıyor, ben birkaç defa gitmiştim önceki yıllarda ve inanılmaz keyif almıştım. Karaköy'de mekan alternatifi çok, her öğün için ve gece hayatı için gidebileceğiniz mekanlar fazlasıyla mevcut. Benim tecrübe edip sevdiğim ilk aklıma gelen yerler ise şöyle Namlı Gurme, Ops, Karabatak, Duble Meze, Naif, Karaköy Lokantası, Ma'na, Mükellef, Mitte, Unter, Fosil. Sokak yemeği için ise efsane lezzetiyle balık dürümü tavsiye ediyorum, Balıkçı Emin Usta'yı bulun, pişman olmayacaksınız. 😛 Son olarak tabi ki Karaköy Güllüoğlu, baklava sevenlerin mutlak uğraması gereken bir adres. Bu rotayı yapacaksanız mutlaka sabah çok erken gelin ve akşama kadar buralarda olacak şekilde planınızı yapın. Gezmeye Sultanahmet Meydanı'ndan başlayalım diyorum, burası epey zamanımızı alacak bir meydan zira. Önce Sultanahmet Camii, sonra Ayasofya'yı gezebiliriz. Hemen aynı bölgedeki Yerebatan Sarnıcı ve ardından Arkeoloji Müzesi ile Topkapı Sarayı'nı da gezerseniz zaten günün büyük kısmını geçirmiş olursunuz. Bence bu noktada biraz dinlenin, benim en çok gittiğim Çemberlitaş Hamamı'nda bir mola verip, masaj yaptırarak kendinizi rahatlatabilirsiniz. Üye olursanız fiyatlar yarıya iniyor, bilginiz olsun. 😉 Hamam sonrası, hem turistik amaçlı hem de biraz alışveriş için Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı'nı gezme vakti. Eminönü'ne varınca evinize dönerken vapur kullanmanızı tavsiye ederim. Ben Eminönü tarafına günün hangi öğününde gidersem gideyim mutlaka balık ekmek yer, yanına da mis gibi turşu suyu içerim. Size de yemek için ilk tavsiyem balık ekmekçiler olacak. Onun dışında, köfte seviyorsanız mutlaka Köfteci Yaşar'da yemenizi öneririm. Başka bir köfteci öneriliyor genelde ama benim için dünyanın en güzel köftesi Kırklareli köftesi ve Kırklareli köftesine en yakın lezzet burada. Üçüncü dalga kahve sevenlere Coffeetopia, kokoreç sevenlere de Kral Kokoreç önerebileceğim diğer yerler arasında. Sultanahmet köftesi de meşhur biliyorsunuz ama ben bir özelliği olduğunu düşünmüyorum açıkçası ve çok güzel diyebileceğim bir yer yok, o yüzden tavsiye mekan yazmıyorum. Arnavutköy yakın kız arkadaşlarımla hep birlikte oturmayı hayal ettiğimiz bir semt olmuştu. Evlerinin güzelliği, mahalle kültürünü kaybetmemiş hali, sahile yakınlığı başlıca nedenlerdi. Bebek de aynı şekilde çok hoşumuza giden ama biraz daha ciks olduğu için oturma hayallerimizde olmayan bir semtti. Ama tabi ki sahilinde dolaşmaya, mekanlarında takılmaya bayılırdık. Gitmeden buraları da sokak sokak tekrar gezdim, hala çok güzeller ve İstanbul'un en yaşanılası semtlerindenler. Hadi şimdi bir de birlikte gezelim bu sokakları. Bebek'ten başlayalım gezimize, önce Bebek Parkı'nda bir temiz hava alıp yürüyüş yapın. Çocuğunuz varsa biraz parkta oynasın mesela. Kahvaltı sonrası Aşiyan Müzesi'ne ve Bebek Cami'sine uğrayabilirsiniz. Biraz daha yolu uzatıp Rumeli Hisarı'na kadar gidebilirsiniz. Artık Arnavutköy'ü gezebiliriz bence. Arnavutköy sahilde otobüs durağının hemen önünde benim için belki de boğazın en güzel evleri bulunuyor, orada biraz zaman geçirmenizi tavsiye ederim. Buraya Kazıklı Yol deniliyor, denizin içinden yol geçirmişler. Sahilde balık tutanları ve bahsettiğim güzel evleri fotoğraflayın. Daha sonra Any'nin yan tarafındaki Beyazgül Sokak'tan yukarı doğru çıkmaya başlayın ve sağlı solu sokaklara dalın, siz de benim gibi orada yaşama hayalleri kurmaya başlayacaksınız eminim. Karakavak Sokak kesişiminde, tamamı çiçeklerle kaplı bir ev var, nasıl özeniyorum o eve, siz de mutlaka görün. 😉 Alışveriş için basic ürün sevenlere Bebek'teki Tru Project'i tavsiye edebilirim, Midnight Express de tasarım ürünler için önerebileceğim bir yer. Bu semtlerde ne yedim ne içtim diye düşününce şunu fark ettim; sabahları genelde Bebek'e akşamları da Arnavutköy'e gitmişiz. Arnavutköy, arkadaşlarla toplanıp balık yemek istediğimizde en çok tercih ettiğimiz yer olmuş sanıyorum. Bebek'te kahvaltı ile başlayalım o zaman, tabi ki Bebek Kahve favorim, çok doluysa Hidden House ya da belki Bebek Kırıntı'ya geçilebilir. Dünyanın en güzel manzaralı Starbucks'ında bir kahve içmeden Bebek'ten ayrılmayın. Arnavutköy'de Kavanoz'da da biraz vakit geçirmenizi tavsiye ederim. Akşam planı için sayacağım tüm restoranların hastasıyım; O Maestros, Lipari ve Arnavutköy Balıkçısı. Alkol almayacaksanız balığınızı Adem Baba'da da yiyebilirsiniz. Akşam yemeği sonrası Any ve Alexandra Coctail Bar sizi bekliyor, ikisi de çok güzel mekanlar. Tekrar Bebek'e dönmek isterseniz Lucca da benim için yılların kaliteli mekanıdır. Buraların biraz pahalı olduğunu da hatırlatayım. Bir dönem en yakın arkadaşlarımdan biri Çırağan'da yaşıyordu ve benim adeta ikinci evim gibiydi orası. O yüzden Beşiktaş ve Ortaköy arası çok memik dokumuşluğum vardır. Daha sonra Topağacı'nda yaşadığım dönemler yine Beşiktaş ve Akaretler çok sık uğradığım semtlerdi. Yine avucumun içi gibi bildiğim yerlere geldik yani, bakalım bu semtlerin en gezilip görülesi yerleri nereleriymiş. Ortaköy denilince ilk aklıma gelen yukarıdaki fotoğraf oluyor benim, bana göre İstanbul'u fotoğraflamak için en güzel yerlerden biri. Burası Ortaköy Cami ya da diğer adıyla Büyük Mecidiye Cami olarak geçiyor. Pek çok düğüne ve davete ev sahipliği yapan Esma Sultan Yalısı da Ortaköy'ün incilerinden biri. Biraz yürüyüş yapıp Çırağan Sarayı ve Feriye Sarayı'na da gidebilirsiniz. Bulgurcu Sokak eski evlerin bulunduğu, fotoğraflamak isteyebileceğiniz bir yer, oraya da biraz vakit ayırabilirsiniz. Alışveriş için tabi Ortaköy çarşısına uğruyoruz, buradan alışveriş yapmaya bayılıyorum. Özellikle takı ve aksesuar sevenler kaçırmasın. 😉 Bu arada Ortaköy'den boğaz turlarına katılabilirsiniz, boğazı gezmek için en iyi alternatiflerden biri. Beşiktaş'a gelirsek, Deniz Müzesi mutlaka görmeniz gereken bir yer. Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı gezip görülesi, Maçka Parkı ve Yıldız Parkı da canım Beşiktaş'ın keyif yapılası yerleri. Tabi ki Beşiktaş Çarşısı'nda gezinmeyi uygun fiyatlı butiklerden alışveriş yapmayı unutmuyoruz. Geziniz Cumartesi gününe denk geliyorsa pazarı da bir dolaşmanızı tavsiye ediyorum. Evin yanı başında olan bu semtler en az mekan bilgisine sahip olduğum yerler ne yazık ki. 🙂 Sanırım evde yemek yemeyi tercih etmişim ya da nasıl olsa yanı başımda diye düşünüp uzak yerleri tercih etmişim dışarıda yeme içme için. Ben Ortaköye'e gittiğimde kahvaltı için her zaman The House Cafe'yi tercih ettim, alternatif aradığımı bile hatırlamıyorum. Öğleden sonra gittiysem de tabi ki Ortaköy'ün meşhur kumpirlerinden bir tane alırdım. Özel bir kumpirci tercihim olmadı hiç, sıra sıra dizilmiş olanların hangisinden alırsanız zaten güzel oluyor. Şimdi canım çekti vallahi, şöyle tepeleme bol malzemeli bir tane. 😛 Beşiktaş civarındaysanız kahvaltı için Şairler Kahvesi, yemek için balık pazarındaki Ahtapot Restaurant, gece eğlenmek için ise Akaretler'deki W Lounge önerebileceğim yerler. Kadıköy özellikle alışveriş için gittiğim bir yerken Moda ise mekanlarını ziyaret ettiğim bir semt oldu genellikle benim için. Özellikle Yeldeğirmeni Mahallesi'ndeki mural çılgınlığı sonrası her bir sokağını gezmek benim için şart olmuştu ve nihayet gezebildim. Her yıl düzenlenen mural festivali sayesinde semte çok güzel bir hava geldi. Ben de bazı önemli murallerin yerlerini, ucuz alışveriş adreslerini ve mekan önerilerimi vereceğim. Kadıköy sahil tarafından Yaldeğirmeni Mahallesi'ne İskele Sokak'tan giriş yapıyoruz. Bu sokakta görebileceğiniz güzel binalardan biri Notre Dame Du Rosaire Kilisesi, One Against One isimli meşhur mural de burada yer alıyor. Oradan Macit Erbudak Sokak'a doğru yürüyoruz. Buradaki en güzel yapılardan biri Sünget Apartmanı, Taşlı Bayır Sokak kesişiminde de yine tanıtımlarda görmeye alıştığımız Resistancia isimli murali görebilirsiniz. Karakolhane Caddesi ile devam ediyoruz, burası pek çok mekana ev sahipliği yapıyor ve Ayios Yorgios Rum Ortodoks Kilisesi de burada yer alıyor. Misakı Milli Sokak'a ilerlerseniz birkaç mural daha görebilirsiniz. Bu sokaklar arasında gezerken burada ismini not etmediğim başka muralleri de görme şansınız var. Bu sene yeni eserler de yapıldı, onların yerini bilmiyorum, bulmayı size bırakıyorum. 🙂 Yaldeğirmeni Mahallesi'nden Moda'ya giderken Bahariye Caddesi'nden geçin, sağlı sollu pek çok butik göreceksiniz. Çilek Sokak Kadıköy'ün en bilinen, uygun fiyatlı çok güzel ürünler bulabileceğiniz sokağıdır, alışveriş için kesinlikle vakit ayırın. Moda'ya ulaştığınızda artık güzel mekanlarından birinde yemek vakti. Bir de gezmeyi planladığınız gün için Oyun Atölyesi'nin programına bakın önceden, muhteşem oyunlar var, yer bulabilirseniz gününüzü daha da güzelleştirebilirsiniz. Kadıköy ve Moda mekan açısından zengin semtlerden ama benim denediğim yerler biraz kısıtlı. Yeldeğirmeni Mahallesi'inde yalnızca Küff'e gittim ve gayet başarılı buldum, tavsiye ederim. Moda'ya geçersek, sabah kahvaltısı için Pattis ve Naan Bakeshop favorilerim. Öğleden sonra molasında, hamburger severlere Zapata Burger, gezginlere Old Java Coffee Roasters, Breaking Bad dizisi hayranlarına Walter's Coffee Roastery iyi gider. Dondurma için meşhur Dondurmacı Ali Usta ve akşam rakısı için de Balat'ta önerdiğim Cibalikapı Balıkçısı'nın Moda şubesini öenririm. Kuzguncuk ve Beylerbeyi semtlerine itiraf etmek gerekirse daha çok yemek için gelirdik. Özellikle Anadolu yakasına taşındıktan sonra kah kahvaltı için, kah akşam yemeği için sık sık ziyaret ettiğim dönemler olmuştu. Sokaklarının güzelliğini, mahalle havasını hatırlıyorum ama her sokağını gezme fırsatı bulamamıştım. Rehber için detaylı bir tur yaptım ve mutlaka görmeniz gereken yerlerini çıkardım. Kuzguncuk'ta pek öyle tarihi yapı vs yok ama tarihi cumbalı evleri ve dizilerin çekildiği meşhur sokakları var. Cumbalı evlerin en güzelleri İcadiye Caddesi'nden Simitçi Tahir Sokak'a girdiğiniz yerde bulunuyor. Bir de Nail Kitabevi'nin yan sokağında rengarenk cumbalı evler var, buralarda fotoğraf çekilmeden dönmüyoruz. 😀 Perihan Abla dizisinin çekildiği Perihan Abla Sokak bence anı olsun diye gidilmesi gereken yerlerden, sokağın hemen köşesinde de Ekmek Teknesi dizisinin çekildiği fırın olan Asude Kebap yer alıyor. İstanbul'un ortasında bostan olur mu diye merak edenlerdenseniz, Kuzguncuk Bostanı'na da mutlaka uğrayın. Sokakları gezmekten kendinizi alabilirseniz, Fethi Paşa Yalısı, Bet Nissim Sinagogu, Hagios Panteleimon Kilisesi ve Üryanizade Camii de görebileceğiniz yerler arasında. Gezinizi Beylerbeyi Sarayı ile taçlandırmanızı tavsiye ediyorum. Kahvaltı için birçok alternatif olmasına rağmen ben hep tercihimi Çınaraltı Cafe'den yana kullandım, diğerlerini bilemiyorum o yüzden. Yemeyeceğiniz bir sürü ürün yerine nokta atışı ne istiyorsanız onu yiyebiliyorsunuz. Serpme kahvaltı hiç sevmiyorum anlamına gelmesin ama Kuzguncuk'a gidince ayaklarım beni doğrudan Çınaraltı'ya götürüyor. Biraz gezdikten sonra gün içinde Nail Kitabevi'nde bir kahve molası verebilirsiniz. Akşam olunca da yılların İsmet Baba'sında bir rakı balık yapmanız şart, denizin üstünde salaş eski bir balıkçı ama müdavimi çoktur. Beylerbeyi'nde ise en sevdiğim İnciraltı Meyhanesi'ni önereceğim, bence semtin en iyisi. Hem kahvaltı hem akşam yemeği için düşünebilirsiniz. Rehberi hazırlarken aslında İstanbul'un gerçekten hakkını verdiğimi fark ettim. Bu yazdığım yerler bir kerecik turist gibi gittiğim yerler değil, hepsine defalarca gittim, bazı semtlerde kaç kere sabahladım, bazılarında kahkahalar attım, bazılarında ağladım. Hepsinde harika anılar biriktirdim. Yazarken ufak ufak hatıralar geldi aklıma, gülümsedim. Bana oldukça iyi geldi yani bu yazı, iyi ki yazmışım. Bu rehberde, yakın yerleri birlikte görüp bir taşla iki kuş vurabilesiniz diye en sevdiğim semtleri gezilesi komşularıyla birlikte yazdım. Önerdiğim restoranların her biri gerçekten sevdiğim, anılarımda güzel hatırladığım yerlerdir, asla reklam değildir. Bazı önermek istediğim yerlerin kapandığını görüp listeden çıkardım, buraya yazdıklarımdan da gözümden kaçan kapanmış bir yer varsa kusura bakmayın. İstanbul yazmakla bitmez, bu başlangıç olsun. Bundan sonraki İstanbul yazılarımda tarihi ve turistik yerleri hikayeleriyle birlikte detaylı anlatmak istiyorum, ayrıca hafta sonu gelecekler için toplu taşıma yönlendirmeleriyle birlikte iki günlük dopdolu İstanbul gezi rotaları çıkaracağım, ne zaman vakit bulursam artık, takipte kalın. Gezi blogları hakkındaki samimi yaklaşımınızı takdir ve beğeni ile karşıladığımızı belirtmek isteriz. Sıkı takipçiniziz. Bu paylaşımınızdan ötürü, 6. kuşak eski İstanbullu olarak çok keyif aldım doğrusu. Bilgi ve paylaşımlarınız için teşekkür ederiz, öz ve samimi gerçekten. İstanbul bitmez, bilirim. http://www. geziseyahatrehberi. com adı altında biz de gezi birikimlerimizi okuyucularla ve gezginlerle paylaşmak üzere yayın hayatımıza başladık. Desteklerinizi, önerilerinizi bekler, keyifli geziler ve paylaşımlar dileriz. Merhaba, burada çok fazla semti bir arada yazdığım için kısa kısa bazı yerlerini yazmaya çalıştım. Amacım, bu semtleri gezmeye teşvik etmek. Bu tip toplu listlerde verilenden çok daha fazla detay verdim. Her semtin burada yazandan çok daha fazla gezilecek yeri var. İleride fırsatım olur da semtler için ayrı yazılar yazabilirsem tüm detaylarını paylaşacağım. 🙂 Teşekkürler yorumunuz için."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/07/19/iki-gunluk-vize-ve-kiyikoy-gezi-rehberi", "text": "Kıyıköy, lise çağlarındayken izci olarak kamp kurduğumuz yerlerden biriydi ve çok severdim. Kamp yaptığımız lokasyon, orman, kumsal ve denizin birbirini izlediği muhteşem bir yerdi. Hatıralarımın en güzel köşelerinde sakladım hep Kıyıköy'ü. Aradan yıllar geçti ve bu yaz ilk bulduğum boşlukta 2 gece 3 günlük bir kamp planı yaptım. Cuma gidip Pazar döndüm ve hem hafta içini hem hafta sonunu tecrübe ettim. Cuma sabah gittiğimde dedim ki, oh ya neredeyse bıraktığım gibi Kıyıköy, hafta sonuna geçtiğimizde ise her yerde olduğu gibi kalabalıklar arttı. Kalabalık olunca özellikle Kıyıköy gibi doğal güzellikleri ile öne çıkan ve ücretsiz plaja sahip beldelerde istenmeyen görüntüler ortaya çıkabiliyor. Yani vaktiniz varsa Kıyıköy'e hafta sonu dışında gidin ve doyasıya tadını çıkarın. Vize de Roma ve Bizans döneminin en önemli şehirlerinden biri olduğu için Kıyıköy'e giderken birkaç saatinizi ayırıp gezmeniz gereken bir yer diye düşünüyorum. Birazdan ikisi için de gezilecek görülecek yerleri paylaşacağım. Yazılarımı düzenli takip edenlerin bildiği üzere benim doğup büyüdüğüm yer Kırklareli. Kıyıköy ve Vize de Kırklareli'ye bağlılar yani Trakya'da yer alıyorlar. Vize Kırklareli'nin ilçelerinden biri ve İğneada ya da Kıyıköy'e giderken birazcık yolunuzu uzatarak uğrayabileceğiniz bir yer. Kıyıköy ise Karadeniz kıyısında yer alan Vize'ye bağlı bir sahil kasabası. İstanbul'dan kendi aracınızla gelecekseniz Çerkezköy'den geçerek Saray üzerinden Kıyıköy'e ulaşabilirsiniz, yol iki saat civarı sürüyor. Vize'ye uğramak için Saray sonrası Kıyıköy'e sapmadan devam etmeniz gerek, bu yolunuzu sadece yarım saat uzatacak bir hareket olacak. Bu arada, yaz aylarında giderseniz yolda uçsuz bucaksız ayçiçek tarlalarından ve devasa ağaçların bulunduğu yemyeşil ormanlardan geçeceksiniz, tadını çıkarın. Kıyıköy'e İstanbul'dan direkt otobüsler de kalkıyor, yalnız sefer sayısı ve saatleri sınırlı, daha fazla sefer bulunan Saray'a giderek oradan aktarma da yapabilirsiniz. Biz Kıyıköy'e gitmeden önce birkaç günümüzü de İğneada'da geçirmiştik. İzninizi uzatarak İğneada ve Kıyıköy birlikte bir tatil planlayabilirsiniz, o zaman aşağıdaki yazımı da okumanızı tavsiye ederim. Vize'nin tarihinin milattan önce 4000 yılına, Trak kabilelerine dayandığı ortaya çıkmış. Vize isminin Trak krallarından biri olan Byzas'tan geldiği, aynı zamanda Yunan mitolojisinde kaynak perisi olarak geçen Byzia ile de ilgili olduğu düşünülmekte. Vize, ülkemizde Citta Slow yani sakin şehir ünvanı alan 14 yerden biri olma özelliğini taşıyor. Yani Vize'ye uğramak için neden çok. Şimdi gelelim Vize'de gezebileceğiniz başlıca yerler konusuna. Öncelikle Kale Mahallesinde yer alan ve şehre tepeden bakan Vize Kalesi ve Surları görülmeli. Ne yazık ki çok az bir kısmı ayakta duran bu tarihi kalıntıların taşlarının başka inşaatlar için kullanıldığı söyleniyor. Hatta bu inşaatlardan biri de Lüleburgaz Köprüsü imiş. Ne kadar büyük bir vizyonsuzluk ve değer bilmezlik örneği. 🙁 Vize'de görmeniz gereken diğer bir yapı, Bizans sanat tarihi açısından önem taşıyan Küçük Ayasofya ya da diğer adıyla Gazi Süleyman Paşa Camisidir. Vize Ayasofya'sı günümüzde daha çok ziyaret amaçlı olarak kullanılıyormuş. Caminin iki yanındaki sokaklar da restore edilmiş, şirin sokak görüntüleri ortaya çıkmış, buralarda kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Son olarak Trakya'nın ilk ve tek Antik Tiyatro'yu da bir görmenizde fayda var. Çok büyük bir beklentiniz olmasın ama Vize'ye gelmişken tarihin sayfalarına bir bakış atmak için uğrayabilirsiniz diye düşünüyorum. Kıyıköy'de turistik olarak görülmesi gereken en önemli yer bence Aya Nikola Manastırı. Milattan sonra 6. yüzyılda Roma imparatorun Jüstinyen tarafından kayaların oyulması yöntemi ile yaptırılmış. Giriş katı kilise, alt katı ayazma olarak planlanmış, üst katında da keşişlerin dinlenmek için çekildikleri odalar bulunuyor. Kaya manastırlarının en güzel örneklerinden biri olduğu söyleniyor, etkileyici gerçekten. Biraz kaderine terk edilmiş olan manastırın önünde gönüllü bir bekçi duruyor, tabi gönlünüzden ne koparsa kendisine bir şeyler vermenizi bekliyor. Kıyıköy'ün Suriçi denilen kasaba merkezine doğru varmadan önce sola sapıp gidiyorsunuz bu manastıra, ilk buraya uğramanızda fayda var. Kıyıköy kasaba içine surlardan giriş ve çıkış yapıyorsunuz, tek yön ilerleyen bir trafik var. Hatta ters yön için kapanlar kurulmuş yönlendirmeleri es geçip tersten girmemenizi öneririm. Kasabanın içini yarım saatte turlayabilirsiniz, birkaç yenilenmiş ev, birkaç tane de restore edilmeyi bekleyen eski ev bulunuyor. Sur içinde ayrıca günlük alışverişinizi yapabilir, çay bahçelerinde biraz dinlenebilirsiniz. Daha sonra Pabuçdere'ye doğru inip belki bir küçük tur atılabilir. Deniz bisikletleri, kanolar veya sandallar kiralanmak için dere üzerinde sıralanmış durumdalar. Kıyıköy'e öğlen saatlerinde vardık ve acıkmıştık. Hemen kendimizi bir yere atmak isterken, manzarası ve ağaçlıklar altında samimi ortamıyla Kartal Restaurant dikkatimizi çekti ve oturduk. Restaurant diye geçiyor ama daha çok çay bahçesi kıvamında bir yer. Restoran, Kıyıköy sur içinin çıkış kapısından hemen önce yer alıyor. Biz köfte ve gözleme yedik, ikisi de çok lezizdi. Köy kahvaltısı da veriyorlarmış, öğle yemeğinden yola çıkarak başarılı olacağını tahmin ediyorum. 🙂 Akşam yemeği için ise Efsane Restaurant'ı şiddetle önereceğim. Limana yukarıdan bakan restoranın konumu sur içinin burun kısmına denk geliyor. Yani girişten girip yolun sonuna kadar gittikten sonra tam U dönüşü yaptığınız yerde görebilirsiniz. Konumundan tahmin edebileceğiniz üzere uçsuz bucaksız bir deniz manzarasına sahip, çok keyifli bir bahçesi var. Birkaç soğuk meze ile kalamar ve karides yedik, balığa ne yazık ki yer kalmadı. Kalamar son yıllarda yediğim en lokum, en ağızda dağılan kalamardı diyebilirim, karides de gayet güzeldi. Efsane Restaurant'ın oradan aşağıya, limana doğru arabanızı çevirirsiniz Köşk Restaurant diye bir mekan daha gördüm. Onun da manzarası ve bahçesi güzel görünüyordu, alternatif olsun diye yazıyorum. Bunların dışında limanın bitişiğinde birkaç salaş balıkçı var. Sandalyeleri suyun içine atmışlar, nasıl canım çekti orada oturup balık ekmek yemek ama kısmet olmadı artık başka zaman, belki siz gidersiniz. 😉 Kıyıköy'de genel olarak balık, et ve süt ürünleri tüketmenizi tavsiye ederim. Kıyıköy kamp yapmayı sevenlerin yoğun olarak tercih ettiği bir yer. Çok fazla kamp alanı mevcut, hatta tuvalet su gibi ihtiyaçları karşılamak sizin için önemli değilse herhangi bir yerde de kamp atabilirsiniz. Bir sürü alakasız yerde tek tek çadırlar gördük. Tesisli kamp alanları ücretli: Buralarda kendi çadırınızla kamp yapacaksanız çadır başına 25 TL, çadırı da kiralayacaksanız 50 TL ücret ödüyorsunuz. Pabuçdere Kamp alanı hemen Kıyıköy Belediye Plajı'nın arkasında yer aldığı için avantajlı, ortam da bize güzel göründü. Burada kamp yapmayı düşünüyorduk ama yemek sırasında iki bisikletli arkadaşla tanıştık ve bize Koç Pansiyon'un bahçesinde çadır kurduklarını söylediler, siz de bir bakın isterseniz dediler. Biz de merak ettik gittik baktık, söğüt altında çok güzel bir yeri vardı. Sorduk, sahibi Sinan Abi, burada yeme içme harcaması yaparsanız çadır kurabilirsiniz tabi dedi. Bizim de zaten kendi yemeğimizi yapmak gibi bir niyetimiz olmadığından orada kalmaya karar verdik. Airbnb'den Kıyıköy için kendi favori listeme eklediğim konaklama seçeneklerini de paylaşıyorum, göz atabilirsiniz. Koç Pansiyon, aynı zamanda restoranı da olan, deniz manzaralı küçük bir aile işletmesi. Sinan Abi, eşi ve iki küçük kızı da burada yaşıyor. Kahvaltı dahil iki kişilik oda fiyatı 150 TL idi biz gittiğimiz sırada yani Temmuz başında. Odalarını göremedim açıkçası ama temiz bir yere benziyor. Çocuklu ailelere özellikle tavsiye edebilirim çünkü hemen önünde güzel bir oyun parkı var. Öğlen ve akşam uykusundan önce bir saatlik park vakti ayırıyorduk her gün. Ayrıca pansiyonun bahçesindeki salıncakta, ağaç gölgesinde her gün bir öğle uykusu uyuyordu oğlum. Yemeklerine gelirsek; kahvaltısı çok zengin olmasa da yeterli, deniz ürünleri ise çok lezizdi. Restoranını denemek isterseniz, özellikle midye tavasını öneririm, oldukça başarılıydı. İstanbul çevresinde gezilecek diğer adresler için aşağıdaki yazılarımı okumayı unutmayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/08/17/sigacikta-glamping-deneyimi-mona-camp", "text": "Dünyada her sektörde olduğu gibi turizmde de yeni akımlar ortaya çıkıyor, insanlar sıradan seyahatlerden sıkılıp farklı deneyim arayışlarına giriyor. Birkaç yıl önce ortaya çıkan ve gitgide popülerleşen Glamping konaklama biçimi de turizm sektöründeki yeniliklerden biri. Bu kelime İngilizce 'de Glamorous ve Camping kelimelerinin birleşiminden türetilmiş. Yani aslında lüks kamp seçeneklerini sunan bir konaklama biçimi diyebiliriz. Türkiye'de bu deneyimi yaşayabileceğiniz birkaç yer var ve onlardan biri geçen sene Sığacık'ta açıldı. Ben kendilerini instagram'da görüp merak ediyordum, geçtiğimiz günlerde konaklama şansını elde ettim. Şimdi sizlerle de bu konaklamanın detaylarını paylaşmak istiyorum. Kamp, Sığacık merkeze birkaç kilometre mesafede, kalabalıklardan uzakta, doğal bir ortamda yer alıyor. Kampta iki tip konaklama seçeneği var; karavanlar ve çadırlar. Ben karavan için iletişime geçmiştim ancak yer olmadığı için çadırları önerdiler. İlk önce kararsız kaldım açıkçası çünkü annem ve oğlum da benimle olacaktı. Oğlumla yaklaşık bir ay önce kamp deneyimimiz olmuştu ve kamp konusunda karışık duygulara sahipti. İlk önce değişik gelmişti hatta çadırı beraber kurduk, çok heyecanlandı ama arada evde kalıp tekrar çadır kurduğumuzda pek istemedi. Akşamları uyumaya götürdüğümde \"Ben çadırda kalmak istemiyorum. Çatılı, pencereli evde kalmak istiyorum.\" gibi tepkiler verdiği olmuştu. 🙂 Yine de, farklı seyahat ve konaklama deneyimlerini sevdiğim için ve Mona'nın çadırları neredeyse otel konforunda olduğu için denemeye karar verdim. Çadırda konaklayanlar için duş ve tuvalet ayrı bir karavanda bulunuyor. Toplamda 6 adet çadır var, karavanda da 3 adet duş ve 3 adet tuvalet bulunuyor. Size girişte hem çadırınızı kitleyebileceğiniz bir asma kilit, hem de duş ve tuvalet için anahtarlar veriyorlar. İki çadır ortak kullanıyor her biri duşu ve tuvaleti, biz ne zaman girsek pırıl pırıldı içerisi. Karavan konaklamasından da biraz bahsedeyim. Kampta 5 adet karavan var. Karavanların içinde kendi tuvaleti ve duşu var, çift kişilik bir yatak ve bir kişinin daha yatabileceği mini bir oturma alanı var. Önünde bir tente ve orada da masa sandalye bulunuyor. Her birinin önünde ateş yakmak için de bir alan bulunuyor. Bazı karavanların önlerindeki minik ağaçları renkli ışıklandırmalarla süslemişler, gece çok tatlı görünüyor ortam. Kamp alanında karavan ve önünde oturma alanı olan bir cafe bulunuyor, burada yeme içme şansınız var. Yine cafe önünde büyükçe bir kamp ateşi yeri var ve geceleri ateş yakılıyor. İster kendi çadır veya karavanınızın önünde, ister burada vakit geçirebilirsiniz. Akşam saatlerinde ortam biraz rüzgarlıydı ve dışarıda üstümde sweatshirt olacak şekilde oturdum, çadırda ise kısa kollu gecelikle ve sıcaktan bunalmadan uyudum. İşletmenin sahipleri İlay ve Kıvanç da çok tatlı insanlar, doğaya gönül vermişler ve misafirlerinin de doğa sever insanlar olmasını önemsiyorlar. Herkes buraya gelsin diye bir dertleri yok, gelecek insanların bu ortamdan gerçekten keyif almasını, konaklayan diğer insanlara ve doğaya saygılı olmasını bekliyorlar. Daha fazla detay bilgi için kampın websitesini şuradan ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/08/19/izmir-cevresinde-gezilecek-yerler-bes-gunluk-rota", "text": "Bu yaz yapmak istediğim bazı planlar pasaportumu kaybedip sonrasında yaşadığım problemler nedeniyle iptal oldu. Yurt içinde güneye gitme hayallerim de yine bu konuyla uğraşırken suya düştü. Eylül ayında oğlumla büyük bir geziye başlayacağımız için daha sonrası için de pek plan yapmamaya çalıştım. Kırklareli'ye yakın hafta sonu kaçamaklarıyla ve yeni memleketimiz Gürcistan'daki ufak tefek keşiflerle geçti yaz ayları, sonunda geldik Ağustos ayına. Bayram öncesi son kalan boşlukta iki haftalığına Akçay'daki evimize gidelim bari dedim, oradan da hiç olmazsa birazcık aşağılara ineriz. Fazla vakit olmadığı için beş günlük mini bir İzmir çevresi rotası yaptık. Rotamızda Şirince, Sığacık, Urla ve Foça vardı. Plajları ve yeme içmeyi oldukça ucuz hallettik. Fazla detaya girmeden sırayla ne yaptık, ne ettik anlatacağım, yapmak isteyip de yapamadıklarımızı da tabi ki 🙂 izmir gezi rotası oluştururken size de fikir olur diye umuyorum, buyurun size izmir çevresinde gezilecek yerler. Akçay'dan sabah saatlerinde yola çıktık. Molalarla birlikte yaklaşık 4 saat süren yolculuk sonrası Selçuk'un Çamlık köyünde ayarladığım otelimize ulaştık. Asıl hedefimiz Şirince idi ama Şirince için otel araştırırken çevre yerler için olan önerilere baktım ve kafa dinlemelik bir bağ evi oteli gördüm. Şirince'ye 15 km görünüyordu, oradan gidiveririz diye düşünerek Yedi Bilgeler Vineyards'tan rezervasyon yaptırdım. Otel tam istediğim gibiydi, sakin bir köyde taş evlerden oluşuyordu. Üzüm bağlarına karşı bir sonsuzluk havuzu vardı ve kalabalıklardan, gürültüden uzaktı. Ancak akşam olunca biraz bahçede keyif yapalım dedik, her yanımızı sivri sinekler sardı. Odaya kaçtık ama odaya da çoktan bir sürü sinek girmişti. Gece boyunca uyanıp uyanıp sinek öldürmeye çalıştık. Ne yazık ki çok da başarılı olamamıştık, sabah sinek koruyucu sürmediğimiz her yanımız ısırılmış olarak uyandık. Otelin kahvaltısı da gayet güzeldi ama tek bir personel çalışıyordu ve herkes aynı anda kahvaltıya inince uzun süreler beklememiz gerekti. Bu da biraz canımızı sıktı açıkçası, özellikle çocukla olunca insan daha sabırsız oluyor. Personel elinden gelenin en iyisini yapıyordu ama bence kahvaltı saatlerine ek birilerini ayarlamaları gerek. Bu arada otelde şarap tadımı da yapabiliyorsunuz. Üç çeşit şarap ile tadım menüsü 20 TL. Kahvaltı konaklamaya dahil, otelde a la carte olarak isteğe bağlı akşam yemeği de yiyebilirsiniz. Otele öğleden sonra vardığımız için gezmeye çıkmadık, onun yerine ortamın sakinliğinin ve havuzun tadını çıkardık. O kadar süre araba kullandıktan sonra güzelce dinlenmiş olduk. Ben birazcık çıkıp Cumhuriyet döneminden önce Aziziye olarak anılan Çamlık köyünü dolaştım, minicik bir yer ama gezebileceğiniz bir müzesi de var: Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi. Müzede farklı ülkelerde yapılmış 30 adet buharlı lokomotif sergileniyor. Bunların arasında dünyada sadece iki tane bulunan ve odunla çalışan İngiliz yapımı bir lokomotif ve Hitler tarafından 2. Dünya Savaşı'nda yaptırılan bir lokomotif de bulunuyor. Köyün sokaklarını biraz gezdikten sonra yukarıya Aziz John Baptist Kilisesi'ne doğru çıkmanızı öneririm. Şirince evlerine tepeden bakan en güzel manzara burada. Biz gittiğimizde Kilise içinde bir fotoğraf sergisi vardı, onun dışında içinde çok özel bir şey yok açıkçası. Şirince'de kumda dibek kahvesi çok popüler, bir küçük kahve molası verebilirsiniz. Her yerde satılan ve çok faydalı olduğu söylenen mürver şurubunu da denemenizi öneririm. Tadı oldukça ekşi ama biraz da tatlı, limonlu bal gibi ama daha yoğun sanki. 🙂 Votka veya su ile seyreltip içebilirsiniz dediler, ben de küçük 10 TL'lik boydan aldım. Şirince'de, ben biraz Safranbolu, biraz da Cumalıkızık havası gördüm. Bence Şirince'ye özel plan yapmaya gerek yok, buralara gelmişken birkaç saat ayırıp gezmek yeterli olur. Belki yaz sezonu dışında daha az kalabalıkken konaklamalı da düşünülebilir. Konaklama için benim sosyal medyada en çok gördüğüm iki yer Nişanyan Otel ve Stonehouse By Ipek. Şirince civarına gittiğinizde gezebileceğiniz yerlerden biri yakınlardaki Nesin Matematik Köyü. Üniversitedeyken derslerine girme fırsatı bulduğum sevgili Ali Nesin'in kurucusu olduğu köyü ziyaret edebilir, önceden arayıp bilgi alarak programlarına dahil olabilir ya da gönüllü yardımda bulunabilirsiniz. Bu sene evde kalmayı tercih edenler çoğunlukta olduğu için airbnb'den Şirince ve Selçuk civarında kendi favori listeme eklediğim evleri sizinle paylaşmak istedim. Şirince'den Selçuk'a geri döndük ve yazılarından uzun yıllardır faydalandığım sevgili Melike, namı-ı diğer Ayağımın Tozuyla ile kısa süre de olsa buluştuk. İki çocuğuyla çok güzel seyahat ediyor ve ben de kendisini keyifle takip ediyordum, sonunda yüz yüze buluşmak da kısmet oldu. Kısa molamız sonrası Sığacık'a devam ettik. Sığacık bu rotada benim en çok gitmek istediğim yerdi. Kale içindeki sokaklar ve konaklayacağımız yer beni çok heyecanlandırıyordu. Yemek sonrası güneşi batırana kadar Kaleiçi sokaklarında gezdik. Şu sıralar İclal Aydın'ın Ege'nin Hamsisi dizisi çekildiği için sokaklar biraz kalabalık. Hem büyük bir set ekibi çalışıyor, hem de peşlerinde merak eden insanlar oluyor. Bir de normal turist kalabalığı olunca tahmin edersiniz ki fotoğraf çekmek iyice zorlaşıyor. Ertesi gün sabahtan tekrar giderek birkaç boş sokak yakalayabildim ama çekim ekibi yine oradaydı. 🙂 Enginar Kalbi isimli restoran dizide kullanılan restoranmış, siz de bu aralar gidip merak ederseniz aklınızda olsun. 🙂 Eskiden sakin bir balıkçı köyü iken 2009 yılında Seferihisar'ın Citta slow hareketine katılımıyla burası bambaşka bir yer dönüşmeye başlamış. Sokaklar gerçekten çok tatlı, her eve özene bezene süslenmiş. Biz hafta içi olduğundan denk gelemedik ama Pazar günleri burada Üretici Pazarı kuruluyor. Kaleiçi'ndeki kadınların hazırladığı leziz yiyecekleri, yakın köylerden gelen sebze, meyve ve Ege otlarını bulabilirsiniz. Güneş batarken Sığacık merkeze birkaç kilometre uzaklıkta yer alan Mona Camp'taki çadırımıza geçtik. Buralara gelmişken farklı bir konaklama deneyimi yaşamak isterseniz, karavanda ya da lüks bir çadırda kalmak isterseniz burayı kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu kamp ile ilgili çok soru geldiği için hakkında detaylı bir yazı yazdım, şuradan okuyabilirsiniz. Kaleiçi'nde butik bir otelde kalmak isterseniz Monza House'u düşünebilirsiniz, oldukça güzel görünüyor. Bu sene evde kalmayı tercih edenler çoğunlukta olduğu için airbnb'den Seferihisar ve Sığacık'ta kendi favori listeme eklediğim evleri sizinle paylaşmak istedim. Kampta oğluma güzel bir kahvaltı ettirdim, ben orada özellikle bir şey yemedim çünkü kendimi çok özlediğim İzmir boyozuna saklıyordum. Neriman Tokdil Ekmek Fırını'ndan tazecik boyoz ve börek aldık. Börekleri o kadar beğenmedim açıkçası ama boyoz gerçekten harikaydı, size de tavsiye ederim. Buranın simidi yani İzmir diliyle gevreği de meşhurmuş ama ben tadına bakmadım. Önceki akşam çok kalabalık olduğu için sabah tekrar Kaleiçi sokaklarını gezdik ve biraz fotoğraf çektik. Sonra biraz denize girelim diye Büyük Akkum Plajı'na gittik. Burası halk plajı ve şezlong şemsiye sadece 5 TL. Yalnız arabaylaysanız, girişte otoparka bırakmanız gerekiyor, o da 10 TL. Biz gittiğimiz gün hava rüzgarlıydı ve deniz biraz dalgalanmış, biraz da kirlenmişti. Rüzgar sörfü yapanlar vardı hatta ve açıkçası bizi rüzgar biraz rahatsız ettiği için fazla durmadan kalktık. Rüzgar olmadığı zaman çok güzel oluyormuş. Sırada Urla vardı ve deniz keyfine orada devam etmeye karar verdik. Önce Yağcılar Köyü'ndeki otelimize yerleştik. Urla Bağevi'nde kalmayı tercih ettik çünkü Urla Bağ Yolu'na çok vakit ayıramayacaktık, en azından o ortamı yaşayabileceğimiz bir yerde kalalım dedim. Oteli çok beğendim, kışın da rahatlıkla gelebileceğiniz bir yer. Otelden başka hiçbir işletme olmayan bir köyde yer alıyor, o yüzden tam kafa dinlemelik. Otelin kendi restoranı var ama menü çok kısıtlı yani özellikle çocuk için yemek konusu biraz zor. Yine de sağolsunlar oğlum için menünün dışında bir makarna yaptılar. 🙂 Peynirli yaz salatası ve karidesli köy eriştesini tavsiye ederim, güzeldi. Menüde çevredeki üretim merkezlerine ait şaraplar da var, yemek yanına alabilirsiniz. Bu sene evde kalmayı tercih edenler çoğunlukta olduğu için airbnb'den Urla'da kendi favori listeme eklediğim evleri sizinle paylaşmak istedim. Sığacık'ta yarım kalan deniz keyfine devam etmek için Altınköy Plajı'na gittik. Burada plajda şezlong ve şemsiye kiralayamıyorsunuz çünkü buradaki bir siteye aitmiş ama plaja havlunuzu atarak ücretsiz olarak denize girebiliyorsunuz. Bir de plajın gerisinde çimler üzerinde şezlongları olan bir tesis var, Marika Beach Club. Konakladığımız otelin burayla anlaşması olduğu için şezlonglardan ücretsiz faydalandık, otelin söylediğine göre normalde 35 TL imiş. Çok güzel ev yapımı limonataları vardı, ücreti 7 TL idi. Buranın denizi temiz ve güzeldi ama biraz serindi, girişi de azıcık taşlık. Deniz sonrası Urla Bağ Yolu'nda birkaç yerde tadım yapmak istiyordum ama yol yorgunluğu, deniz yorgunluğu derken sadece Urla Şarapçılık'a gidebildik. Kendileri buranın en büyük üreticisi ve diğer yerlerin de fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla en fotojenik bahçeye sahip. Sizin de tek bir yere gidecek vaktiniz varsa buraya gitmenizi tavsiye ederim, kendinizi Toskana'da gibi hissedebilirsiniz. Otelden bize Bağ Yolu için harita vermişlerdi, burası dışında Urlice, MMG, Mozaik ve Usca tadım yapabileceğiniz diğer şarap üretim merkezleri. Sabah horoz sesleriyle uyanıp otelde güzelce kahvaltı ettik. Bu arada bahsetmeden edemeyeceğim, köyün yerlilerinden olan ve otelde çalışan Nuray Hanım inanılmaz tatlı bir insan. Biz üç kişilik rezervasyon yapmıştık ama burada odalar iki kişilik. Telefonla konuştuğumuzda gelince hatırlatın ek yatak atarız demişlerdi. Tabi biz hemen kendimizi denize attığımız için ve sonrasında da gezip, otelin bahçesinde yemek vs. yediğimiz için unuttuk. Gece aklımıza geldi ve Nuray Hanım sağolsun, gece otele gelerek ek yatağımızı hazırladı. Bu iyiliği dışında da çok hoş sohbet tatlı bir hanım, işini severek yapan insanlara bayılıyorum. Kahvaltı sonrası mini bir köy turu attım, minicik bir köy gerçekten tamamını gezmem 10 dk filan sürdü sanırım. 🙂 Bir tanecik bakkalı var, burası aynı zamanda manav. Girdiğimde sahibi televizyon karşısında uyuyordu, böyle sakin yerlerdeki güven olayını çok seviyorum. Şehir merkezinde uyuklama lüksüne sahip bir bakkal olduğunu sanmıyorum. Henüz çok değerlenmediyse buralardan bir yer bakın bence 😛 Köyün bir güzel yanı da Urla merkezine göre Altınköy Plajı'na daha yakın olması, sadece 6-7 km. Eşyalarımızı hazırlayıp Urla'nın merkezine doğru yola çıktık, 15-20 dakikalık bir yol sonrası Urla Sanat Sokağı'na ulaştık. Bu sokakta yerel butikler, antikacılar, el işi ürünler satan yerler var ve hepsi birbirinden şirin. Mekan olarak Fırın Vourla Cafe'ye bayıldım, burada mutlaka bir kahve molası vermelisiniz. Urla Merkez'de hem alışveriş hem ziyaret için gidebileceğiniz diğer bir yer de Malgaca Pazarı, Urla Sanat Sokağı'nın orada arabanızı bırakıp yürüyerek gidebilirsiniz, araba park etmek biraz zor çünkü. Urla'dan Foça'ya gidişimiz iki saat civarı sürdü. Sarı rengi çok hoşuma gittiği için Limon Pansiyon'da rezervasyon yaptırmıştım. Küçük bir bahçesi var, tatlı boyamalar yapıp renk katmışlar duvarlara. Eski Foça'da yer alan temiz bir pansiyon, yalnız asıl hareketin olduğu kısma gitmek için 10-15 dakika yürümeniz gerekiyor. Bizim için bir eksisi odada buzdolabı olmamasıydı. Pansiyon sahile 50 metre mesafede ama oradan denize girilmiyor. Eşyalarımızı yerleştirip sahilden Eski Foça'nın kalbi diyebileceğimiz marinaya doğru yürüdük. Bu sene evde kalmayı tercih edenler çoğunlukta olduğu için airbnb'den Foça'da kendi favori listeme eklediğim evleri sizinle paylaşmak istedim. Foça'daki ara sokaklara girip çıkın, çok tatlı panjurlu evler var. Benim en hoşuma giden şeylerden biri Garanti Bankası ve Akbank binasının da bu şekilde panjurlu eski taş evler olmasıydı. Bu güzel evlerin olduğu sokaklarda bebek arabasıyla dolaşmak biraz zor, Ada da yürümek istemiyordu, annemle Ada'yı bankaların önündeki çocuk parkında bırakıp sokakları tek başıma dolaştım. Günü batırmaya yakın marinanın önüne attık kendimizi. Yol üzerinde pek çok hediyelik eşyacı bulunuyor, buralardan alışveriş yapabilirsiniz. Marinanın orası oldukça kalabalık, hem yazlıkçılar hem turistler akşam yemeği için buraya gelmiş. Gün inanılmaz güzel batıyordu, gün batımı için kısa süreli tekne turları da var ama oğlum pek istemediği için biz katılmadık, keyifli olabilir. Gündüzleri de çevre sahilleri gezebileceğiniz yemekli tekne turları bulunuyormuş, uzun kalacaksanız mutlaka değerlendirin. Biraz sahilde turladıktan sonra karnımız acıktı ve yemeğe doğru yöneldik. Son olarak meşhur dondurmacı Nazmi Usta'ya gittik, tabi ki uzun bir sıra vardı. Sonra \"Bebelere ve gebelere sıra bekletilmez\" yazısını görüp şansımı denedim, gerçekten de bize öncelik verdiler sağolsunlar. 🙂 Bence burada kesinlikle meyveli dondurma yemelisiniz, çok çok lezzetli. Çikolata ve sade dondurma için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, Kırklareli Cennet pastanesinin nefis dondurmasının tadını bilen biri olarak bana sıradan geldi, ağız tadı meselesi tabi. Geldik gezimizin son gününe, artık eve dönme vakti gelmişti. Pansiyonun kahvaltısı gayet iyiydi, karnımızı güzelce doyurduk. Son kez eşyalarımızı arabaya yerleştirip biraz deniz molası vermek üzere yola çıktık. Foça'da denize girilebilecek birkaç yer duymuştum, bunlardan biri Karakum Plajı idi. Merkezde yer aldığı için oraya gitmeyi düşünüyordum ama orada deniz kestanesi olduğunu söyledi pansiyonda birileri, bilen varsa yorum olarak yazarsa sevinirim. O yüzden vazgeçip dönüş yolumuzun üstündeki plajlardan birine gitmeye karar verdik. Mambo Beach'e gidecektik ama daha yakın olan Voodoo Beach'i görüp bir bakmak istedik. Hem plajı güzel geldi hem de fiyatı uygun olduğu için buraya oturuverdik. Şezlong kişi başı 12 TL idi, giriş ve şemsiye için ücret almıyoruz dediler, biz iki şezlong aldık ama bu açıklamadan anladığım kadarıyla plajdan kendi havlunuzla ücretsiz faydalanabiliyorsunuz. Deniz biraz taşlık ama sıcak ve temizdi, müzikler ve ortam da güzeldi. Hamburger yedik, köftesi hazır değil, kendileri yapıyormuş, bu da benden artı puan aldı. 🙂 Akşam üstüne kadar burada vakit geçirip dönüş yoluna geçtik."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/09/05/urdun-gezi-rotasi-cocukla-urdun-seyahati", "text": "Ürdün gezisi, 2018 yılı seyahatlerim içinde benim için en özel olanıydı. Bunun birçok nedeni var, başlıyorum saymaya. Öncelikle bu büyülü rotayı eşim yanımızda olmadan oğlumla baş başa yaptık. Ama tam baş başa sayılmazdık, gezginlerden oluşan sırt çantalı bir gruba biz de sırt çantalarımızla katıldık. Yani çocukla ilk backpacker seyahatimi de yapmış oldum. Hostellerde de kaldık, bedevi kamplarında da. Ülkeye girmeden önce bir de pasaport problemi yaşadık ve Amman hava limanında oğlumla 8 saat civarı mahsur kaldık. Son olarak, bu pasaport problemi beklediğimden öyle saçma boyutlara geldi ki Ürdün, dünya turu öncesi 2018'de çıktığım son yurt dışı seyahatim oldu. Hava alanı maceramız için şu yazıyı, detaylı Ürdün gezi rehberi için de şu yazıyı okuyabilirsiniz. Ürdün'de gezilecek yerler ve çocukla Ürdün seyahati için önerilerimi ise bu yazıya sakladım, Ürdün gezi rotası çıkarırken yardımı olur umarım. Bizim rotamız Amman, Petra, Wadi Rum, Lut Gölü ve tekrar Amman şeklindeydi. Bu yazıda benim Ürdün'de gitmek istediğim fakat rotamızda olmayan birkaç yerden de araştırdığım kadarıyla kısaca bahsedeceğim. Belki duymamış olanlarınız vardır, onlara da değinmeden geçmek istemiyorum. Tabi ki Ürdün'de gezilecek yerler burada yazılanlarla sınırlı değil ama bunların en görülesi yerler olduğunu söyleyebilirim. Ürdün'ün başkenti ve en büyük şehri Amman aslında uçuşumuzun varış noktası olmasaydı pas geçebileceğim bir yerdi diyebilirim. Eğer uçuşunuz Akabe'ye ise rotanıza almayabilirsiniz. 🙂 Amman oldukça kaotik bir şehir yani aslında İstanbul'dan alışık olduğumuz, trafik, kalabalık ve gürültü burada da var. Ancak Amman sokakları çok daha eski, kirli ve bakımsız görünüyor. Önceki yazımda da belirtmiştim, güvenlik anlamında bir sıkıntı yaşamadık. Gece kalabalık çıktık dışarı mesela, sonra bir noktada ayrılıp iki kadın bir çocuk olarak rahatlıkla hostelimize geri döndük. Şehirde gezilecek yerlere gelirsek ilk sırada Roma Antik Tiyatrosu ve Forumu bulunuyor. Tiyatronun 2. yüzyıldan kaldığı düşünülüyor ve 6000 kişilik kapasiteye sahip. Giriş 2 JD. Burası bizim kaldığımız hostelin tam karşısındaydı, o yüzden ilk sırada söylüyorum. 🙂 Diğer en önemli yer Amman Kalesi ve girişi 3 JD. Kale Amman'ın en yüksek tepesinde yer alıyor, bu nedenle panaromik bir şehir manzarasına sahip. Bizans Kilisesi'nin ve Herakles Tapınağı'nın kalılntılarını kale içinde görebiliyorsunuz, bir de eski bir Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Biz hava alanından mahsur kalınca gidemedik ama Rainbow Caddesi de görülmesi gereken yerlerden, pek çok kafe ve mağaza olan turistik bir sokakmış. King Abdullah Camii de güzel mimarisiyle turistlerin ilgisini çeken bir yer. Amman'da katılabileceğiniz turlar için şurayı inceleyebilirsiniz. Ürdün'ün en popüler turistik noktası olan ve Dünya'nın yeni yedi harikasından biri olarak kabul edilen Petra çoğu insanın aklına Ürdün'ü sokan yerdir sanıyorum. Bazı popüler yerler hayal kırıklığı yaşatır ya, Petra kesinlikle onlardan biri değil. Hatta fotoğrafta gördüğümden çok daha fazla heyecanlandırdı beni. Petra'ya ulaşmak için 1.2 km uzunluğunda olduğu söylenen ama yürürken daha uzunmuş gibi gelen 🙂 bir kanyondan geçiyorsunuz. Bu kanyonun başladığı yere ulaşmak için de bir 600 metre yürüyorsunuz, yani toplamda 1.8 km bir yürüyüş yolunuz var. Bu kanyonun adı Siq Kanyonu imiş, kendisi zaten yeterince güzel bir de sonunda yavaş yavaş karşınıza tüm görkemiyle El-Khazneh çıkıyor. İşte o noktada, hayallerinize bir tık daha atmanın mutluluğu, yüzünüze kocaman bir gülümseme olarak yansıyor. Kaya içine oyulmuş ve günümüze kadar oldukça sağlam bir şekilde gelmiş bu muhteşem yapının her detayına hayran olmamak elde değil. Nebatiler döneminden kalan El-Khazneh'nin kraliyet mezarlığı olarak yapıldığı ve sonrasında korsanların hazinelerini sakladığı yer olduğu düşünülüyor. Petra biletleri biraz pahalı yalnız, bir günlük giriş ücreti 50 JD yani bugünün(Eylül 2018) kuruyla 9.4 ile çarpmanız gerekiyor. Ben gittiğimde hemen hemen yarısıydı, artık her gördüğümüz yer yanımıza kar kalıyor. 🙁 Petra'da görülecek tek yer El-Khazneh değil, daha pek çok yer var. Ben çocukla hepsine gidemedim ama yine de sizin için sayacağım. El-Khazneh karşınızdayken sağa doğru yürümeye başladığınızda önce Roma Tiyatrosu'na ve karşısındaki Kral Mezarları'na ulaşıyorsunuz. Daha sonra kolonların dizili olduğu bir caddeden geçip Qasr Al-Bint Tapınağı'nın kalıntılarına ulaşıyorsunuz. Son olarak 800'ün üzerinde basamaktan oluşan merdivenleri çıkmayı göze alırsanız büyüleyici Ad Deir Manastırı'na varıyorsunuz. Buraya katır ve eşeklerle de çıkmak mümkün, pazarlık becerinize göre 10-20 JD arası değişiyor fiyatlar. Ama o hayvancıklara yazık gerçekten, bence yürüyerek çıkmayacaksanız boş verin gitsin. Bir de El-Khazneh'i tepeden gören muhteşem bir manzara noktası var, buraya çıkmak oldukça zahmetli, kendi başınıza çıkmanızı önermem. Zaten size pek izin vermiyorlar, belli bir ücret karşılığı çıkarıyorlar, burada da sıkı pazarlık etmeyi unutmayın. Bunların hepsini gezebilmek için Petra'da en az bir tam gününüzü geçirmeniz gerekiyor. Petra'yı gezmek için katılabileceğiniz turları şuradan inceleyebilirsiniz. Petra'da bir de gece şovu düzenleniyor ve gündüz haliniz kaldıysa buna mutlaka katılın. Gecesine katılmak için 17 JD daha veriyorsunuz ama kesinlikle değiyor. Ben önceki günün de etkisiyle kendimi çok yorgun hissediyordum ama oğlum gördüğü fotoğraflar sonrası o kadar çok istedi ki gitmek zorunda kaldım. Belki bu size ilginç gelecek ama gerçekten böyle oldu ve iyi ki onun isteğine kayıtsız kalmamışım, yaşadığım en etkileyici anlardan biriydi. Oğlumu sorarsanız, ilk 10 dakika sonrası müziğin etkisiyle uyudu. 😀 Petra'ya gidecekseniz kesinlikle gecesine de katılın, eğer burada bir gününüz varsa haftada sadece üç gün olduğunu unutmayın. Pazartesi, Çarşamba ve Perşembe günleri yapılan bu törene girebilmek için gündüz biletinizi göstermenizi istiyorlar. O gün girmediyseniz gece biletini alırken ertesi gün için gündüz bileti alarak da giriş yapabiliyorsunuz. Siq Kanyonu sadece mumlarla aydınlatılıyor ve El-Khazneh önünde de yüzlerce mum yakılıyor, görüntü gerçekten büyüleyici. Saat 20:30'da içeri girmeye başlıyorsunuz, bir müzik şovu ve hikaye anlatımı oluyor, 22:30'a kadar kalabiliyorsunuz. Gecenin başında sadece mumlarla aydınlatılan El-Khazneh, sonunda bir de fotoğraflayabilmek için farklı renklerde ışıklandırılıyor. Wadi Rum'u gezmek için katılabileceğiniz turları şuradan inceleyebilirsiniz. Bizimki beş günlük ve oldukça verimli geçen bir Ürdün gezisiydi. Bu gezi dört günde de yapılabilir çünkü biz ilk akşam ve son akşam Amman'da kaldık, ama daha kısası olmaz, yani çok koşturmaca olur, zevk almazsınız bence. Lut Gölü'nü eleseniz bile Wadi Rum ve Petra için birer tam gün gerektiğini düşünüyorum, gidiş, geliş günlerinizi ve saatlerinizi göz önünde bulundurarak buna göre bir plan yapmalısınız. Bunların dışında gidilebilecek yerlerden biri Amman'a 40 dakika uzaklıkta yer alan Jerash antik kentini ziyaret edebilirsiniz. Roma İmparatorluğundan günümüze çok iyi korunarak gelmiş olan şehrin fotoğrafları çok etkileyici görünüyor, eminim kendisi de öyledir çünkü Ürdün'de beni hiçbir fotoğraf yanıltmadı. 🙂 Aklımda kalan diğer yer ise Wadi Mujib oldu, burası da Siq gibi bir kanyon ama yolu kuru değil, Mujib nehir akıyor. Burada oldukça ıslak bir macera yaşamak isterseniz canyoning turlarına bakabilirsiniz. Hz. Musa'nın öldüğü yer olduğuna inanılan Nebo Dağı ve Ürdün'de yaban hayatı deneyimleyebileceğiniz Dana Milli Parkı da gezebileceğiniz yerler arasında bulunuyor. Öncelikle Ürdün'e gittiğimizde oğlumun yaşını söyleyerek başlayayım, genelde soruluyor çünkü. 3 yaş olmasına tam 2 ay kala gittik biz bu geziye. Programımız çok sıkışık olduğu için Ürdün çocukla beni biraz korkutuyordu açıkçası ama beklediğimden iyi geçti. Anlattığım turistik yerler arası bazen 4-5 saati bulabiliyor ama çok şükür oğlum yollarda uyuyan bir çocuk. Böyle uzun yolların 2-3 saatini öğle uykusu niyetine uyuyarak geçirdi. Özellikle Wadi Rum'dan Lut Gölü'ne giderken yol çok uzun ve sallantılıydı, bir ara karnım ağrıyor dedi. Uyursan geçer oğlum dedim, o da kucağıma yattı ve uyudu gerçekten, en kötü yolları böylece atlatmış olduk. 🙂 Ada, Amman dışında gittiğimiz yerlerde hiç sıkılmadı. Petra'da kumlara buladı durdu sürekli kendini ve ben de onu etrafı keşfetmesi için rahat bıraktım, bir ara kaşı gözü her yeri bulanmış pandomim sanatçıları gibi olmuştu. 😀 Wadi Rum'da gittiğimiz yerin durumuna göre ya kumlarda yuvarlandı, ya dağa taşa tırmandı. Çok mutlu görünüyordu gerçekten ve ben de iyi ki getirmişim dedim kendi kendime. Safarimizde de çok keyifliydi, turistik spotların arası çok uzun olmadığı için kısa süreli zıplayarak gitmek ona çok eğlenceli geliyor. Ölü Deniz'e çocukla girmedim çünkü onun boyutları için biraz zorlayıcı geldi bana ama geri kalan zamanımızı otelin havuzunda geçirdiğimizden yine halinden çok memnundu. 🙂 Bu arada Ürdün'de gittiğimiz tüm turistik yerler 12 yaş altındaki çocuklar için ücretsiz. Petra'ya giderken bebek arabası götürdüm çünkü ada kanguru sevmiyor, ancak Siq Kanyonu'nun çoğunluğunda yol çok büyük taşlardan oluşuyor ve içinde çocuk varken bebek arabasını kullanmanız imkansız gibi bir şey. Buralarda Ada neyse ki çoğunlukla yürüdü ama ben boş bebek arabasını taşımak zorunda kaldım, kucak isteseydi daha da sıkıntı olacaktı. Benim için yine de belli bir miktar kurtarıcı oldu çünkü öğle uykusunu da arabasında uyudu, başka uyuması için bir yer yok. Petra gecesini kendisi istediği için onunla bir anlaşma yaptım ve ancak kanguruyla gidebileceğimizi, sıkılmayacağına söz vermesini istedim. Genelde pek sözünde durmaz aslında ama 😀 o gece beni çok gururlandırdı ve kanguruda hiç sesini çıkarmadı. Tabi benim belim de koptu biraz ama olsun o deneyim için değerdi. Gidiş geliş yaklaşık 4 km yolu kanguruda geçirebilir diyorsanız, kendinize de güveniyorsanız kanguru almanızı tavsiye ederim. Daha büyük çocuklar zaten yürüyecektir diye düşünüyorum. Tabi kanyonla da bitmiyor, içeride de kilometrelerce gezilecek yer var, bunları hep hesap edin. Ben 800 basamak çıkmayı göze alamadım çünkü Ada'nın yürümeye başlasa bile 10. basamak sonrası kucak isteyeceğine emindim. Yabancı bloglardan birinde kanguru ile manastıra çıkan birini okudum ve önce inanamadım ama baba taşımış, yani baba varsa çıkılabilir sanırım. 😉 Hem Petra hem Wadi Rum için mutlaka yanınıza yiyecek alın, hatta su da alın. Petra'da El-Khazneh'nin olduğu yerde ve manastırın orada büfeler var ama yiyecek olarak doyurucu bir şey yok, ayrıca pahalı, su 2 JD yani 20 TL idi. 🙁 Güne erken başlayın böylece hem kalabalıklara kalmaz hem çok acele etmeden bol mola vererek Petra'yı gezebilirsiniz ya da birden fazla gün geçirebilirsiniz. Bu arada El-Khazneh'den kanyonun başlangıcına kadar olan yolu giden at arabaları bulunuyor ancak çok pahalı, çok zorda kalırsanız öyle bir alternatif olduğunu da bilmenizi istedim sadece. Wadi Rum'da safari sırasında çok kum oluyor, mutlaka çocuğun yüzünü kapatabileceğiniz bir şey olsun yanınızda. Seyahatimizi Nisan 2018'de gerçekleştirmiştik, önceki yazılarımı hemen yazmıştım ama sonrasında döviz artışları nedeniyle bu son yazı için motivasyonumu kaybetmiştim açıkçası. Sonuç olarak aklımda kaldığı kadarıyla yazdım ama aradan uzun zaman geçtiği için atladığım şeyler olabilir, merak ettiklerinizi yorum olarak iletebilirsiniz. Ürdün'den paylaştığım fotoğraflara instagram'da #hohhoyytjordan hashtagi ile ulaşabilirsiniz. merhabalar bizde 3 yaşımda kızımda aralık ayında gidecez umarım hava soguk olmaz ve anlattıgınız güzellikleri yaşarız. Emeğinize sağlık.. Merhaba, emek verip yazdığınız için çok teşekkürler. Merhaba, ben de teşekkür ederim. Çok yeni doğan bebek olmadığı sürece gidilebilir. Yalnız safari sırasında kum çok geliyor, özellikle o konuda dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Bebeği kumdan korumak için mutlaka ince şal gibi bir şey bulundurun."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/10/08/ana-ogul-bas-basa-dunya-turu", "text": "Herkese merhaba! Biz oğlumla baş başa bir yola ciktik, dünyayı gezmeye basladik. Instagram hesabımdan bunu duyurmaya başladıgim andan itibaren doğal olarak soruların ardı arkası kesilmiyor. Elimden geldiğince kısaca cevap vermeye çalışıyorum ama tam olarak kendimi anlatabilmek istedim ve hem toplu cevap olmasi icin hem de merak edip de sormaya çekinenler için detaylı bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazımda; fikrin nereden çıktığını, nasıl karar verdiğimi, nasıl bir plan yaptığımı, yol hazirliklarimi ve seyahat bütçesini nasıl ayarladığımı anlatacağım. Umuyorum ki birçok kişi için yol gösterici ve merakları giderici bir yazı olacak. Ben uzun zamandır seyahat ediyorum. Eşimle birlikte değilken de geziyordum, onunla birlikte de gezdik ve oğlumuz hayatımıza girdikten sonra da gezmeye devam ettik. Eşim iş nedeniyle hem Türkiye'de hem yurt dışında çok fazla seyahat etmiş, hatta farklı ülkelerde uzun süreli yaşamış bir insan. Birlikteyken bol seyahat ediyorduk ama seyahat anlayışımız biraz daha farklıydı. Kendisi iş nedeniyle zaten yeterince gezdiği için seyahatlere daha çok tatil gözüyle bakıyor ve benim kadar yoğun program yapmayı sevmiyordu. Hal böyleyken bazen onu seyahatlere ikna etmek benim için çok zor oluyor ya da seyahatlerde program yapmak bazen zorlayıcı oluyordu. Eşimin seyahati fazla sevmediğini söylediğimde insanlar genelde çok şaşırıyordu hatta bu nedenle gezmeyi sevmeyen sevgiliyle seyahat etmek konusunda bir yazı yazmıştım, şuradan okuyabilirsiniz. Bu arada ben bilgisayar, esim ise insaat muhendisi. Hayatımız İstanbul'da çok monoton bir hal almıştı, ozellikle ben bazen kendimi delirecek gibi hissediyordum, cok sevdigim Istanbul'dan nefret etmeye baslamistim, nedenini anlatayim. Esimin isyeri Beylikduzu'nde benim isimse Umraniye'deydi. Evlendigimizde ikimize ortak nokta olsun diye Nisantasi'na tasinmistik ama bu sefer ikimiz de bir saatten fazla yol cekiyorduk. Cocuk dogduktan sonra birimize yakin olsun bari dedik ve ben gunde git gel yaklasik dort saat yol cekmeyi goze alip Bahcesehir'e tasinmayi kabul ettim. Peki neden ben fedakarlik yapan taraf oldum derseniz, ailemizin iskoligi esimdi ve acikcasi Bahcesehir'de kocaman bahceli bir evde uygun fiyata oturmak da cazip gelmisti. Daha yuksek bir kira ile merkezi bir yerde oturmak yerine daha fazla seyahat etmeyi tercih ediyordum dogrusu. Iki sene boyunca bu yolu cektim ama sonlara dogru artik dayanamaz hale gelmistim, cok yipranmistim. Yollarda uyuyamayan biri olarak, uykusuzluk bir yandan, oglumu az gormek diger yandan cok fazla gelmeye baslamisti. Ikimizin de Türkiye şartlarında oldukca düzgün işleri olmasına rağmen genel bir beyaz yakalı çalışan tatminsizliğimiz de vardı ve ben her şeyi bırakıp kendimize bir mola vermeyi teklif ettim. Arabamızı satalım ve bir Campervan ile Türkiye'den başlayıp dünyayı gezelim dedim. İnanıyordum ki yol bize bambaşka kapılar açacaktı çünkü ikimiz de insan ilişkileri kuvvetli, yetenekli ve çalışkan insanlardık. Alçak gönüllü davranamayacağım, sevdiğimiz şeye nasıl sarıldığımızı, neler başarabileceğimizi görebiliyordum. Bunu ilk defa 2016 sonlarına doğru teklif ettim ve 2017 Mayıs ayında işlerimizle ilgili hala aynı noktadaysak yola çıkacağımıza dair bana söz vermesini istedim eşimden. Biraz tereddüt etse de tamam dedi bana. 2017 Mayıs ayı geldiğinde eşimin iş yerinde bir hareketlenme oldu ve bir şeyler değişecek gibiydi ama beklememiz gerekiyordu. 2017 Ekim ayına geldiğimizde istediğimiz ivmeyi hala kazanamamıştık. Ben yine aynı fikri ortaya attım ve bu sefer arttırdım, dedim ki 2018 Mayıs ayında hala aynı noktadaysak sen gelmesen bile ben Ada ile çıkacağım bu yola. O da sen yaparsın, sana inanıyorum dedi. Ben gelemesem bile siz çikin, ben calismaya devam ederim hem size maddi olarak destek olurum dedi. Ben aklımca eşime rest çekmiştim, nasılsa o da gelir demiştim ama o benim hayalime engel olmaktansa bizi desteklemeyi tercih etmişti. Bunu eşime söylerken, nasıl olur diye düşünmemiştim haliyle. Eşimden onay gelince biraz araştırma yaptım ve çocukla tek başına gezen kadınlar var mı diye bulmaya çalıştım. Birkaç tane yabancı kadın buldum ama çocukları genelde büyüktü. Sonra instagram'dan sordum, kucuk cocuguyla tek basina seyahat eden birini biliyor musunuz diye. Evet biri vardi, Irem Cagil 3.5 yasindaki kizi ile bir ay Kuzey Avrupa'da tek basina hem de bisikletle gezmisti. Ben bisikletle gezmeyecektim, oglum henuz 2 yasindaydi, Avrupa'yi gezmek degil tum dunyada en cok gitmek istedigim ulkeleri gezmek istiyordum ve bu bir aydan cok daha uzun surecekti. Ama sonucta biri, hem de Turkiye'den biri, benim hayalime yakin bir seyi yapmisti. Bu beni iyice cesaretlendirdi, yapabilirdim ve yapacaktim. Karar verdikten sonra Ada ile birkac tane tek basima ulke gezdik, farkli ulasim araclariyla seyahat etmeyi denedik, cesitli konaklama sekillerini tecrube ettik, uzun sureli yolculuklar yapmaya calistik. Bunlarin hepsi buyuk seyahat oncesi kendimizi denemek icindi. Rotamiz bugune gelene kadar en az on kere degisti ama sonuc olarak asaqi yukari sekillendi. Avrupa dusunmuyordum cunku Avrupa'nin neredeyse tamamini gezmistim ve cok pahaliydi, hic gerek yoktu. Gelin gorun ki Ada'ya seyahat ile ilgili aldigim kitaplarda Pisa Kulesi ve Eiffel Kulesi cok ilgisini cekiyordu, yel degirmenlerini seviyordu bir de. Ne zaman ona dunyayi gezecegimizi anlatacak olsam Pisa'ya da gidecek miyiz diye soruyordu. Hal boyleyken ben de seyahate tum pahaliligina ragmen Avrupa'dan baslamaya karar verdim, cunku bu dunya turu sadece kendim icin degil oglum icin de yaptigim bir sey. Gittigimiz yerlerin coguna ikinciye hatta ucuncuye gidecektim ama boylece kosturmaca olmayacakti. Rotamiz Roma ile basladi, Siena, Floransa, Cinque Terre, Strasbourg, Paris, Bruksel ve Amsterdam seklinde devam etti, toplam 24 gun surdu. Buralar konakladigimiz yerler yani yalnizca buralari degil, cevre kasabalari da gezdik, detaylar daha sonra gelecek. Yoldayken bile rota degisebiliyor yalniz, mesela rotada Bruksel yerine Porto vardi cunku Paris'ten Porto'ya cok ucuz bilet bulmustum ama Porto'dan Amsterdam'a ucuz bilet bir turlu bulamadim, son anda trenle Bruksel'e gecip devam ettim. Her kitadan sonra bir dinlenme molasi verecegim ki oglum ve ben esimle hasret giderebilelim. Simdi sirada Asya kitasi var, oraya ucak biletleri daha pahali oldugu icin gezimiz daha uzun surecek. Bir aksilik olmazsa Endonezya, Filipinler, Malezya, Singapur, Sri Lanka ve Maldivler seklinde ilerleyecegiz. Bu rotayi saglikla tamamlayinca biraz daha uzun bir dinlenme arasi verecegim, minimum bir ay. Cunku Avrupa ve Asya arasini cok kisa tutmusum, icerik olusturacak vakit cok az, ayrica oglum babasini cok ozluyor, ben de tabi. 🙂 Ama sonrasinda Avustralya, Afrika ve Amerika kitalarinin da sirada oldugunu soyleyebilirim. Avrupa gezimiz için genel değerlendirme yazısına şuradan ulaşabilirsiniz. Seyahat esyalarimizi sadece bir orta boy valize sigdrimayi basardim. Avrupa'da hem yaz, hem kis yasayacak oldugumuzdan bence buyuk basari oldu bu. Tabi elektronik aletler icin bir de kucuk sirt cantasi aldim. Sehirleri gezecegimiz icin bebek arabasi da aldim. En cok sorulan sorulardan biri yemek oldu. Yemek icin yanima tarhana corbasi aldim, mutfak olan yerlerde pisirebildim. Kucuk boy bir limon sikacagi ile bal da aldim yanima, sabahlari taze portakal suyu olmayan yerlerde balli limonata yapiyordum. Ara ogunlerde yemesi icin ceviz ve kuru uzum de almistim. Saglik icin ne yaptigimiz sorusu da cok geldi. Ben kendim icin de oglum icin de cok fazla ilac kullanmayi tercih etmiyorum, o nedenle cok fazla ilac almadim. Her sabah propolis ictik bagisikligimizi guclendirmesi icin, sanirim ise yaradi. Oglum cok sukur hic hastalanmadi, ben iki gun kendim icin almaya usendim ve sonrasinda biraz yamuldum, bir gunu dinlenerek gecirince duzeldim. Propolis, arıların bitki sap, yaprak ve tomurcuklarından topladığı güçlü antibakteriyel ve antioksidan etkilere sahip bir ürün. Internetteki tanimi bu sekilde yani. Tadi oldukca aci ve cirkin, suyun icine katip iciyoruz. Ada'ya onun buyume suyu oldugunu soyledim, oylece iciriyorum. Yara ve sinek isirikliklari icin Silverdin ile Stilex jel aldim. Bunlarin disinda ogluma her ihtimale karsi ishal icin Reflor sase ve bir de ates dusurucu aldim. Bu soru cogu zaman aynen bu sekilde soruluyor biliyor musunuz? Evet bunun merak edilmesini biraz anliyorum ama bu sekilde sorulmasi beni cok rahatsiz ediyor acikcasi. Yine de en az soranlar kadar sormaya cekinenlerin de oldugunu tahmin ettigim icin bu konuya da aciklik getirmek istiyorum. Bir kere sunu oncelikle belirteyim, ben isimi yeni biraktim. Uzun yillardir ozel sektorde yazilimci olarak calisiyordum yani Turkiye sartlarinda iyi diyebilecegimiz bir kazancim vardi. Ayrica yukarida anlattigim uzere, bu gezi icin arabayi satacaktim ve esim calismaya devam edecekti. Ben bir oglak burcuyum ve biraz garanticiyimdir, o yuzden bu surec biraz beni korkutuyordu aslinda bir yandan. Yani isimi birakacagim, sonra geri donunce ne olacak? Sonucta sonsuz bir tura cikmiyorum, maddi olarak ne kadarlik bir yola cikabilecegimi bilmiyorum gibi dusunceler geciyordu aklimdan surekli. O sirada kader benim seyahate cikmam icin aglarini oruyordu adeta ve harika bir sey oldu, esime yurt disindan cok guzel bir is teklifi geldi. Yani yurt disina tasinacaktik ve ben zaten isi birakmak zorunda kalacaktim. Her ne kadar Istanbul'dan ayrilmak bana cok iyi gelecekse de hemen is aramak istemiyordum, esim de kurdugum hayali gerceklestirmemi, beni sonuna kadar destekleyecegini soyledi. Cunku ikimiz de biliyorduk ki ben bunu gerceklestirmezsem hep icimde bir ukde olarak kalacakti ve hep keske yapsaydim diyecektim. Sansli miyim? Kimine gore belki, bana gore herkes kendi sansini kendi yaratir. Verdigimiz zor kararlar, yaptigimiz fedakarliklar yarin bize \"iyi ki\" olarak geri donebiliyor. Sonuc olarak biz esimle birbirine guvenen, birbirinin hayallerini her zaman destekleyen bir ciftiz ve su anda seyahat icin o bana destek oluyor. Çok takdir ediyor ve örnek alıyorum sizi. İdolümsünüz şu an. Ne zaman alışveriş yapacak olsam sizin hesabınızı açıyorum, \"hayır sen de gezmeye harcayacaksın o parayı\" diye vazgeçiriyorum kendimi. Oğlum 10 aylık, ilk yurtduşı gezimi yaza planlıyorum. Bu kış içinde en azından yakın yerlerden başlama niyetim var. Merhabalar propolis i nerden temin ediyorsunuz acaba?? Her yere güven olmuyor.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/10/09/cocukla-italya-roma-gezi-notlari", "text": "Oglumla bas basa dunyayi gezmeye Avrupa ile basladik, ilk duragimiz da Roma oldu. Roma benim daha once gittigim sehirlerden biriydi ve ayrintili sekilde gezmistim, o yuzden acele etmeden keyifli bir program yapmaya calistim. Bu gezimizde Roma'da iki gece kaldik ve gayet verimli gecirdigimizi dusunuyorum. Simdi avrupa seyahatimizden donduk ve tecrubelerimizi paylasma vakti geldi. Bu yazida Roma'da konaklama, Roma'da ulasim, Roma'da yeme icme, iki gunluk Roma gezi rotasi, cocukla Roma ve Roma gezi butcesi basliklari altinda Roma gezi notlarimi okuyabilirsiniz. Roma'da konaklama icin Airbnb kullanmayi tercih ettim. Airbnb'yi daha once duymayanlari su yazimi okumaya davet ediyorum. Ayrica su linki kullanarak Airbnb'ye uye olursaniz ilk 250 TL uzeri konaklamanizda 130 TL indirim aliyorsunuz. Ben Kolezyum yakinlarinda bir evin odasini kiraladim. Ev, Roma'daki eski tip panjurlu apartmanlardan birinde yer aliyordu ve sokagimiz da cok tatliydi. Apartman eski fakat bakimliydi, yalniz asansor tarihteki ilk asansor filandi sanirim. 🙂 Yine de asansor olmasi elimde onca esya olan benim icin cok buyuk avantajdi, zaten ev ararken kriterlerimde asansor belirtmistim. Apartman eski olsa da evin kendisi daha birkac ay once yenilenmis ve son derece guzel olmus. Zaten evi instagram'da paylastigimda cok yogun bir link talebi gelmisti. Simdi burada da paylasiyorum ama ev gorundugunden daha guzel haberiniz olsun, ev sahipleri de cok iyi insanlar. Beni son gun Siena otobusumuzun kalkacagi istasyona bile biraktilar arabayla. Tek bir konuda uyarida bulunayim, belki rahatsiz olan cikabilir. Odanin kendine ozel banyosu var ama banyo kapisi yok. Yani sevgilinizle gidersiniz ve rahat tuvalet yapamazsiniz vs. onceden soyleyeyim. 😀 Iste guzel evimiz. Roma'daki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Roma icinde sadece bir kere taksi kullandim, o da Roma merkez tren istasyonundan ilk defa eve giderken oldu. Taksi cok pahali Italya genelinde, mumkun mertebe uzak durmaya calistim. Onun disinda surekli toplu tasima kullandim ve her yere gayet rahat ulastim. Fiumicino Havaalani'ndan Roma merkezine gitmek icin en kisa yol Leonardo Express isimli treni kullanmak, fiyati bir kisi icin 14 Euro, cocuk ucretsiz, 30 dk suruyor. Ben bu trenin biletini havaalanindaki makinelerden aldim ve herhangi bir yere okutmadim. Tren gorevlisine sordugumda bunun icin gerek yok dedi. Normalde Italya'da aldiginiz tum biletleri gecerli hale getirmek icin mutlaka okutmaniz gerekiyor, yoksa kontrolde yakalanirsaniz biletiniz olsa bile okutmadiginiz icin ceza kesiyorlar. Toplu tasima icin farkli bilet secenekleri bulunuyor. Tek kullanimlik bilet 1.5 Euro ve 100 dk boyunca tramvay, metro, otobus yani tum araclarda kullanilabiliyor. 24 saatlik bilet 7 Euro, bileti ilk okuttugunuz andan itibaren 24 saat kullanabiliyorsunuz. 48 saatlik bilet 12.5 Euro, haftalik 24 Euro. Tum ulasim araclari 4 yas altindaki cocuklar icin ucretsiz. Bu arada okutma dedigim sey; istasyonlardaki makinelere biletinizi yerlestiriyorsunuz ve alet biletin uzerine saat tarih basiyor, boylece biletin gecerlilik suresi baslamis oluyor. Bunlarin disinda Roma Pass ve Omnia Card gibi secenekler var. Roma Pass ile toplu tasimaya ek olarak Vatikan haric iki muzeye ucretsiz girebiliyorsunuz ve bazi yerler icin indirimler var. Omnia Card ile Vatikan girisi de dahil, ayrica Hop on Hop off denilen turist otobuslerini de kullanabiliyorsunuz. Gezi rotaniza gore bunlar da cok avantajli olabiliyor. Ben ilk gun sadece iki tane tek bilet aldim, ikinci gun de 24 saatlik bilet aldim. Biz ilk gun Trastevere'de uzun sure vakit gecirdik ve yemegimizi de orada yedik. Ben kendimce bir liste yapmistim ama ev sahibim de bir liste yapmisti ve onunkilere oncelik verdim. Dar Poeta isimli pizzaci zengin pizza cesitleri menusuyle, uygun fiyatlariyla ve tatlariyla kalbimi caldi. Zaten daha sonra da arastirdim, meger pek cok blogta da tavsiye edilmis, ben nasil atlamisim sasirdim. Biz orada iki cesit pizza denedik. Biri mozzarella, pesto, patates ve cherry domatesli Vicoletto(8.5 Euro), digeri de domates sos, cherry domates, buffalo mozzarella ve taze feslegenli Bufala pizza(9 Euro), ikisini de tavsiye ederim. Bu arada bitisik masamiza Amerikali bir cift oturdu ve cocuklarini evde birakip gelmisler, beni cocukla tek basina gorunce sohbet etmeye basladik. Bir karaf ev sarabi soylemislerdi, bir kadeh de bana ikram ettiler sagolsunlar. 🙂 Yani sarap da denemis oldum boylece, gayet guzeldi. Trastevere'de ayak ustu atistirmalik bir yer de onereyim; Suppli. Suppli, Trastevere tramvay duragindan Trastevere sokaklarina dogru ilerlerken karsiniza cikiyor. Hem makarna, pizza, sandvic gibi yiyecekler hem de mekana adini veren, Roma'ya ozgu bir sokak lezzeti olan suppli isimli princ kroket yiyebileceginiz bir mekan burasi, hizli ve ucuz bir seyler yemek icin tavsiye ederim. Makarna severler icin yine ucuz bir mekan onerecegim; paket servis seklinde hizmet veren ve Ispanyol merdivenlerinin yakininda yer alan Pastificio Guerra, bir paket makarna 4 Euro. Burada iki cesit makarna cikiyor, sevdiginiz icerikte bulursaniz bir paket alip Ispanyol merdivenlerine oturarak yiyebilirsiniz. Biz oyle yaptik, marketten de iceceklerimizi aldik, nefis bir yemekti vallahi, en luks restorandan daha cok zevk aldik. Ada genelde pek fazla yemiyor ve onun yemediklerini de ben yiyorum mecburen, Euro ile carptiginizda cok ediyor cunku ve yemekleri oylece birakamiyorum. 😀 O nedenle burada yine yemez diye bir paket aldim sadece ama sanirim sokakta yemek cok tatli geldi, yemegin neredeyse hepsini bitirdi. Son olarak, Roma'nin efsane tiramisucusu Pompi'yi de onermeden gecemeyecegim. Pek cok cesit tiramisu var ama tabi ki klasik olan en guzeli, yemeden donmeyin, porsiyonu 4 euro. Trastevere benim Roma'da en sevdigim yer, o yuzden gittigimiz gunu gec saatlere kadar orada gecirip doya doya her sokagini gezmek istedim. Burasi Roma'nin bohem semti, sokaklar filan cok tatli. Trastevere'nin ana meydani Santa Maria, bir Roma klasigi olarak ortasinda buyuk bir cesmesi var ve burada vakit gecirmek cok keyfili. Aksam saatlerinde resim, muzik yapanlar da geliyor civil civil oluyor. Ada icin bu meydanin guzelligi can ve saat kulesi olmasiydi. Bayiliyor saat ve can kulelerine, ayrillmak istemedi uzun sure oradan. Meydana cikan her bir sokagi da gezmenizi oneririm, fotograf icin buralarda malzeme cok. Ikinci gun planim once sabah erkenden Kolezyum'u gezmek, ogleden sonra da birkac turistik yere gitmekti. Ancak Ada Kolezyum'un icine girmeyi birakin, onunde bile durmaya tahammul edemedi. Erken gitmis olmamiza ragmen kalabalik vardi ve istemedi cocuk orada durmak, ben ilgisini cekecegini dusunmustum ama yapacak bir sey yok. Onun yerine bir gun once saat kulesini cok sevdigi icin yeniden Trastevere'ye gitmek istedi. Bu bizim icin hesapta olmayan bir plan oldu ama sizin icin tavsiyem Kolezyum'u gezmeniz olacak tabi ki. Kolezyum, her gun 8:30'da aciliyor ve tarihe gore degisen saatlerde, en erken 16:30, en gec 19:15'te kapaniyor. Giris ucreti 12 Euro, 18 yas altindaki cocuklar icin ucretsiz. Giris bileti ile Roman Forum da gezilebiliyor. Trastevere sonrasi planima basta dusundugum sekilde devam ettim. Tramvaya atladik ve Roma'nin en meshur pazar meydanlarindan Campo de Fiori'ye gittik. Biraz pazar gezip bardak meyvemizi(2.5 Euro) aldiktan sonra en sevdigim meydan olan Piazza Navona'ya yuruduk. Meydanda biraz vakit gecirdikten sonra bir de Panteon'a gittik. Asagida daha fazla detay verecegim Explora icin saatimiz yaklastigindan Panteon sonrasi otobusle oraya gectik. Aslinda yuruyerek Roma'nin en meshur cesmesi olan Trevi'ye ilerlemek daha mantikliydi tabi, ben bunu Explora sonrasi yine otobusle geri donerek gerceklestirdim. 🙂 Cesmeye tam gun batimi sirasinda ulasabildik ve isiklandirma baslamis, kalabalik en ust seviyeye cikmisti. Yine de kalabaliklar arasindan siyrilip Ada'ya para attirmayi basardim. 😀 Gunu Ispanyol Merdivenleri'nde oturup yemek yiyerek bitirdik. Ada ortama bayildi ve ayrilmak istemedi, evimize donmeden onceki son birkac saatimizi orada gecirdik. Bu arada yalnizca 3 ve 8 nolu tramvaylari kullanarak gittigim tum turistik yerlere ulasabildim, sadece Explora icin otobus kullandim. Bir gunumuz daha olsaydi Vatikan'a tekrar gitmek isterdim ama bu iki gun icin plana dahil etmem mumkun degildi orayi. Roma genel olarak cocuk dostu bir sehir bence. Pek cok yere yuruyerek, otobusle, veya tramvayla ulasabiliyorsunuz. Bunlari kullanirken bebek arabasiyla sikinti yasamiyorsunuz. Makarna, pizza ve dondurmalariyla cocuklarin yeme sorunu da pek olmuyor. Cogu avrupa sehrinde oldugu gibi burada da kocaman parklar var, her gun parklara biraz vakit ayirmakta fayda var. Ada icin Roma'nin en guzel yeri neresiydi diye sorarsaniz direkt Explora derim. Burasi bir cocuk muzesi olarak geciyor ama muze gibi degil de her yastan cocuga hitap eden bir oyun alani diyebilirim daha cok. 1 saat 45 dakikalik seanslar halinde ziyaretci kabul ediyorlar. Saat 9'da baslayip her 2 saatte bir misafirleri iceri aliyorlar, arada 15 dakikalik temizlik molasi var yani. Farkli yas gruplari icin workshoplar var, zihni sinir oyunlar var, cocuklarin sebze meyve toplayabilecegi bahce simulasyonlari var, yemek yapabilecekleri, resim yapabilecekleri, hoplayip ziplayabilecekleri pek cok alan var, daha da neler neler var. 🙂 Daha fazla detay icin kendi sitelerini incelemenizi tavsiye ediyorum, suradan ulasabilirsiniz. Bir yas oncesi cocuklar ucretsiz, uc yasa kadar 5 Euro ve uc yas sonrasi 8 Euro. Cocugunuz varsa burada cok eglenecegine eminim, mutlaka goz atin. Roma'da iki gunde toplam 97.5 Euro harcamisim, bu tutara havaalanina indigimiz andan itibaren kullandigimiz tum ulasim araclari, yeme icme, ivir zivir vs. ucretleri dahil, yalnizca konaklama dahil degil. Konaklama iki gece icin 170 Euro idi, erken rezervasyon ile ayni kalitede daha uyguna kalacak yer bulunabilir tabi, ya da hostel ve couchsurfing alternatifleri araştirilabilir. Roma gezi notlarım bu kadar, sormak istediğiniz bir şey olursa yorum olarak bırakabilirsiniz. Roma gezisinden görüntüleri topladığım videoyu da aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. İtalya gezimizin diğer yazılarını da okumanızı öneririm. Merhaba, videoyu izlerken anılar canlandı 🙂 bizde oğlumuzla 2 yaşındayken ilk kez gitmiştik, sanırım aşık olduk şehre ailece bu Haziran 3. kez gideceğiz. Artık 5 yaşında olduğundan anıları birikiyor, hatırlıyor gittiği yerleri. Yine gezi öncesi araştırma yapıyorum ama klasik müze, en önemli yerler yazıları değilde, sizinki gibi değişik yazılar okumaya çalışıyorum. Explora yı biliyordum ama içeriği ile ilgili ilk kez doğru düzgün deneyim yazısı okuyabildim, foto görebildim, teşekkürler 🙂 Bende listeye ekledim. Onun dışında bu sefer parklarına götürmek istiyorum, var mı önerebileceğiniz, sayısı çok fazla, hepsini göremeyeceğiz için seçmeside zor. Varsa bilginiz paylaşırsanız sevinirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/11/08/strasbourgta-nerede-kalinir-origami-hotel", "text": "Alsace bolgesi icin valizleri tekrar tekrar toplayip oradan oraya taşıyıp durmaktansa tek bir yerde konaklamayı tercih ettim. Çocukla tek başıma olduğum için köyler veya küçük şehir yerine büyük bir şehirde konaklamanın avantajlari cok daha fazla oldugundan Strasbourg'u merkez olarak aldim. Oteli seçerken hem uygun fiyati hem de guzel dosenmis odalari ve genel dekorasyon tarziyla Hotel Origami ilgimi cekmisti. Ulasimin da kolay oldugunu okudugum icin kararimi verdim. Otelin yeri Strasbourg merkez tren garina sadece 1 durak mesafede. Başlıca turistik yerlere uaşabileceğiniz durağa ise 4 durak mesafede bulunuyor. Rotonde tramvay durağı da hemen otelin arka tarafında yer alıyor, maksimum 3-4 dakika yürüme mesafesi. Kaldığımız oda klasik çift kişilik oda tipindeydi. Odada büyükçe ve konforlu bir çift kişilik yatak, bir çalışma masası ve bir televizyon bulunuyor. Otel yeni olduğu için odada her şey pırıl pırıl, banyosu da tertemizdi. Ücretsiz olarak kullanabileceğiniz, su, çay, kahveve bisküvi bulunuyor. Tabi ki çayınızı kahvenizi yapabilmeniz için kettle da mevcut. Otelin girişinde bir bar bulunuyor, burada bir şeyler içip cips ufak atıştırmalıklar yiyebilirsiniz. Biz akşamları yorgun argın otele dönünce inip azıcık oturuyorduk burada. Ben bir bira, Ada da portakal suyu içiyordu. Onun da hoşuna gidiyordu yetişkin gibi bar sandalyesinde oturmak. 🙂 Ayrıca misafirlerin kullanabileceği iki adet bilgisayar var. Ben rezervasyon yaparken bilgisayarları görmüş ve aklıma not etmiştim çünkü yanımda laptop götürmeyecektim. Yola çıkarken başlattığım çekilişi tam da bu otelde kalacağım zaman açıkladım böylece bilgisayarda çekilişi gerçekleştirebildim. Ben otelden çok memnun ayrıldım ve size de indirim kaptım. Şu linke tıkladığınızda açılan sayfada \"I have a promo code\" yazan yere DENIZ10 yazmanız yeterli, fiyatlar indirim yansımış olarak görüntüleniyor. Strasbourg'un fiyat performans olarak en iyi oteli diyebilirim, Alsace seyahati planlıyorsanız bu fırsatı sakın kaçırmayın. Otelle ilgili aklıma gelen başlıca bilgiler bunlar, başka sormak istediğiniz bir şey varsa lütfen yorum olarak bırakın, diğer okuyanlar için de faydalı olur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/11/10/alsace-gezi-notlari-strasbourg-ve-colmar", "text": "Oğlumla çıktığımız mini Avrupa turunun en tatlı rotalarından biri Alsace gezisi oldu. Daha önce görmediğim bir bölgeydi ve ilk defa oğlumla gideceğimiz için çok heyecanlıydım. Alman ve Fransız kültürünün bir sentezi olan Alsace bölgesi, asla hayal kırıklığına uğratmayan, anlatıldığı ve abartıldığı kadar güzel bir bölge gerçekten. Benim için tek sıkıntı Cinque Terre'de denize girerken bir gün sonra Eylül sonunda çoktan kışa doğru yelken açmış olan Alsace'a adapte olmaya çalışmaktı. 🙂 Simdi sizinle Alsace'ta konaklama, Alsace ulaşım, Alsace yeme içme, Strasbourg gezilecek yerler, Colmar gezilecek yerler ve çocukla Alsace basliklari altinda Alsace gezi notlarımı paylaşacağım, buyurun size Alsace gezi rehberi. Alsace bölgesi için ben Strasbourg'u merkez olarak aldım. Büyük bir şehirde konaklamak, özellikle çocukla tek başınayken benim için daha rahat olacaktı. Ayrıca Alsace sonrası Paris'e devam edecektik ve son günümüzde Strasbourg'tan direkt Paris'e giden trene acele etmeden rahat rahat ulaşabildik. Şehrin turistik yerlerinin olduğu bölge epey pahalı ve şehir küçük olduğu için en turistik yerde kalmasanız bile ulaşım kolay. Kaldığımız oteli anlatan yazıma şu linkten ulaşabilirsiniz. Alsace uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Alsace tam anlamıyla her mevsimin bölgesi. İlkbahar aylarında ve yazın çiçeklerle dolu sokaklar, sonbaharda renk cümbüşü, kışın karlar altında kalan masalsı evler ve yılbaşı süslemeleriyle her daim görsel bir şölene davetlisiniz. Biz Eylül sonu gittiğimizde hava oldukça soğuktu yalnız, ben güzel olur diye ummuştum ama sadece Colmar'a gittiğimiz gün güzeldi, diğer günler bildiğiniz kış havası vardı. Yine de çiçekler hala renklerini koruyordu ve sokaklar cıvıl cıvıldı. Alsace bölgesi kaç günde gezilir derseniz, nereleri gezmek istediğinize bağlı olmakla birlikte bu rotayı minimum iki tam gün geçirecek şekilde planlamanızı öneririm, tüm köyleri hakkını vererek gezmek için 4-5 günlük bir plan yapılabilir. Alsace bölgesi, Fransa'da, Ren Nehri'nin batı kıyısında, Ren Nehri ile Vosges dağları arasında uzanan bir bölge. Kuzeyde ve doğuda, Almanya ile, güneyde ise İsviçre ile sınır paylaşıyor. Alsace bölgesinde Türkiye'den direkt ulaşabileceğiniz bir havaalanı bulunmuyor. Neyse ki bölgenin çok yakınında yer alan Basel'e ülkemizden direkt uçuşlar mevcut. Almanya, Fransa ve İsviçre sınırında yer alan Basel Havaalanı 'nın Fransa yönünden çıkıyorsunuz. Ben çocukla tek olduğum için araba kiralamadım, size toplu taşıma ile ulaşımı anlatacağım. Çıkışta yer alan 11 nolu otobüslere(2.5 ) binip Gare de Saint Louis tren istasyonuna gidiyorsunuz. Burada Colmar'a da uğrayarak Strasbourg'a giden trene biniyorsunuz. Internetten alınca herhangi bir indirim olmadığı için bileti gidince aldım ve 24.10 tuttu. Konaklayacağınız yer Colmar da olsa Strasbourg da olsa aynı ulaşım yöntemini kullanıyorsunuz, sadece varış noktasına göre fiyat değişiyor. Tren yerine otobüs ile de gidebilirsiniz, onun için de Flixbus'ın saatlerini kontrol edebilirsiniz. Colmar, Fransa'nın kuzeydoğusunda, Strazburg'un 68 km güneyinde yer alıyor. Strazburg'dan İsviçre'ye giden ana demiryolu üzerinde bulunuyor. Biz de Strasbourg'tan Colmar'a yine trenle gittik. Otelimize sadece bir durak mesafede yer alan TGV Strasbourg Tren istasyonundan gidiş geliş 29.80 vererek biletlerimizi aldım. Flixbus otobüsleriyle çok daha ucuza gitmek mümkün ama ben ne zaman hazır olursak o zaman gidebilmek için tren tercih ettim. Aslında bir günümüzde de Colmar'dan bir veya iki köye daha geçmeyi planlıyordum ama instagram'dan takip edenlerin bildiği üzere bir oyuncak ayı krizi patlak verdi ve o gün Strasbourg'tan ayrılmadık. Siz diğer köylere toplu taşıma ile gitmeyi düşünüyorsanız örneğin Ribeauville'ye gitmek için Selestat tren istasyonunda inip otobüse binmeniz gerekiyor, Riquewihr'e gitmek istiyorsanız da Colmar'dan otobüse binmek gerekiyor. Noel zamanı ekstra servisler oluyormuş ve bunların saatlerinin olduğu broşürleri turizm ofislerinden edinebiliyormuşsunuz. Ben kendim için araştırırken tesadüfen görmüştüm bunu. Yalnızca 30 Kasım-23 Aralık arası hafta sonları varmış bu hizmet, aklınızda olsun. Strasbourg şehir içinde ulaşıma gelirsek, şehirde toplu taşıma tramvay ve otobüslerle sağlanıyor. A-E arası harflendirilmiş 6 tramvay hattı var ama en popüler yerlerin olduğu duraklardan geçen hatlar A ve D, ben sadece bunları kullandım açıkçası. Bir kere de parka gitmek için ek olarak otobüs kullanmıştım. Tüm tramvay duraklarında bilet satış makineleri vardı, oradan kart alıp tekrar tekrar doldurabiliyorsunuz. Tek seferlik bilet 1.80 , adedi arttıkça fiyatı düşüyor. Bir de 24 saat sınırsız biletler var, tek kişi için 4.5 , 3 kişiye kadar kullanabildiğiniz bilet 6.90 . Biletleri mutlaka binmeden okutmak gerekiyor, yoksa biletiniz olsa bile kullanmadığınız için ceza yiyebilirsiniz. Ben hiç kontrole denk gelmedim ama bu işler belli olmuyor, risk almaya değmez. Araçsız gezecekler için çevre köyleri gezmenin bir yolu da lokal turlara katılmak olabilir, katılabileceğiniz tüm turları incelemek için şuraya tıklayın. Strasbourg'un gezilecek başlıca yerleri sabahtan akşama bir tam günde koşturmadan rahatlıkla görülebilir. Biz ilk gün öğlen Strasbourg'a vardık ve öğleden sonra en turistik noktaları gezmiş bir de üstüne neredeyse tüm ara sokaklarında dolanmıştık. Ara sıra tramvay kullandık ama genelde yürüyerek gezdik, gezilecek yerlerin çoğu birbirine yakın zaten. Strasbourg'un tüm tarihi yerleri Grande Ile olarak geçen bir ada üzerinde yer alıyor, gezilecek yerler bu adanın farklı yerlerine dağılmış durumda ve bu ada UNESCO Dünya Mirası listesinde. Biz gezimize önce Strazburg Katedrali'ni ziyaret ederek başladık, katedralin adı Cathedrale Notre Dame de Strasbourg olarak da geçiyor. 142 metre uzunluğuyla 19. yüzyılın sonlarına kadar dünyanın en yüksek yapısıymış bu katedral. Katedralin batı yüzü gotik mimarinin güzel örneklerinden biri. Katedralin içinde görülmesi gereken bir astronomik saat var. Biz gittiğimizde tadilattaydı ve yerinde değildi, normalde her gün öğlende bu çok katmanlı saat üzerinde bir şov oluyormuş. Bir de katedralin üstündeki platforma çıkarak şehre tepeden bakabiliyorsunuz. Katedralin etrafındaki sokakları geze geze yemek yiyeceğimiz yere gittik. Mimarisiyle göz dolduran eski saray Palais de Rohan da burada görmeniz gereken yerlerden biri, şu anda içinde üç tane müze var. Karnımızı doyurduktan sonra bu bölgeden ayrılıp Strazbourg'un en fotojenik bölgesine doğru yürüdük. Bu arada katedralin bulunduğu meydan ve yakınlarındaki Kleber meydanında Aralık ayında büyük noel pazarları kuruluyor, aslında neredeyse tüm meydanlarda kuruluyor, o dönem giderseniz aklınızda olsun. Strasbourg'un instagram'da gördüğümüz o güzel fotoğrafların çekildiği yer olan Petite France'a doğru çevirdik rotamızı. Langstross Grand Rue Tramvay durağı katedralin olduğu bölge ile Petite France'ın orta noktasında kalıyor o yüzden ikisi arasını yürümek gerekiyor ama merak etmeyin 5-10 dk yürüme mesafesi var. Hem sokaklar öyle güzel ki insanin durup sürekli fotoğraf çekesi geliyor. La Petite France diğer adıyla Tanner's Quarter, orta çağda tabakhaneciler, değirmenciler ve balıkçılar tarafından mesken tutulmuş bir yermiş, şimdi ise şehrin en turistik yeri. Burayı gezdiğim sırada oğlum bebek arabasında uyudu ve ben de La Petite France'ın tüm sokaklarına girip çıktım ve dört kule ve üç köprüden oluşan, 13. yüzyılda şehri korumak için inşa edilmiş Ponts Couverts'e ulaştım, ardından hemen yakınlarındaki 17. yüzyıldan kalma Barrage Vauban'ı görüp gezimi tamamladım. Bu arada bu sokaklarda oğlumun oyuncak ayısını kaybettik ve hava karardıktan sonra ayıyı aramak için buraları tekrar turladım, gece ışıklandırmasıyla da pek tatlı oluyor sokaklar. La Petit France'a akşam saati bir şeyler içmeye gitmenizi öneririm. İkinci gün biz biraz oyuncakçıları gezdik, öğleden sonra da şehrin en büyük parkı olan Parc de l'Orangerie'ye gittik. Park çok büyük bir alana yayılmış ve içinde göl, çocuk oyun alanları, koşu ve yürüyüş parkurları bulunuyor. Ben parklarda vakit geçirmeyi çok seviyorum, sizin ilginizi çekmiyorsa burayı pas geçebilirsiniz yani ekstra görülmesi gereken bir olayı yok. Toplu taşıma kullanıyorsanız L6 nolu otobüse binerek parka gidebilirsiniz. Hava güzelken burada piknik de yapılabilir. Ben parkta biraz fazla kaldım çocuk olunca, eğer o kadar uzatmasaydım tekne turuna katılacaktım. Çok keyifli olacağını tahmin ediyorum, size tavsiye ederim. Alsace bölgesinde en popüler yiyecek Tarte Flambee, diğer adıyla Flammekueche. İnce hamurdan yapılmış pizza olarak tarif edebilirim. Orijinali soğan ve bacon ikilisi ile yapılıyor ama menülerde pek çok farklı çeşit de bulunuyor. Soğanlı olan lahmacunu andırıyor biraz, özellikle kokusu ve hamurun inceliği açısından. İlk gün, Tarte Flambee denince Strasbourg'ta her yerde önerilen Au Brasseur'e gittik. Ben şişirilmiş mekanlardan olmasından korktum ama değilmiş, tavsiye edilmeyi hak ediyor bence. Hem yediklerimiz lezizdi, hem de kalabalığa rağmen hızlı ve güler yüzlü servis vardı. Katedrale yürüme mesafesinde bulunuyor, bu bölgedeyken uğrayabilirsiniz. Akşamüstü 5-7 arası happy hour var ve klasik pizzalar ile birada kampanya var, ben tesadüfen o saate denk geldim. Bu arada katedralin hemen dibinde Strasbourg'un en eski evlerinden biri olduğu söylenen ve şu anda restoran olarak hizmet veren Maison Kammerzell yer alıyor, yemeği orada yemek oldukça hoş bir deneyim olabilir, özellikle yoğun dönemlerde önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın. İkinci gün oğluma oyuncak almaya gittiğim dükkanın tam karşısında çok şirin bir restoran görüp oturdum. Burası sadece ekmek üstü lezzetler hazırlıyor yani töreye özel bir şey değil ama ekmekler ekşi mayalı ve üstüne koydukları malzemeler de çok leziz. Mekanın kendisi çok tatlıydı, ben ona tav olmuştum asıl ve lokallerin takıldığı bir mekan gibi geldi bana, İngilizce menüsü bile yoktu zaten. Mekanın adı L'epicerie, sonradan baktım tripadvisor puanı da epey yüksekmiş. Langstross tramvay durağına çok yakın bir lokasyonu var, oralardayken deneyebilirsiniz. Colmar'da gezilecek yerler birbirine çok yakın ve rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Ben tren istasyonundan Colmar Old Town'a yürüyerek gittim, yol üzerinde oğlum için Champs de Mars parkına uğradık. Colmar Old Town gezimize, tarihi 1234 yılına dayanan Saint Martin Kilisesi ve önündeki meydan Place de la Cathedrale ile başladık. Katedral meydanındayken görebileceğiniz yerler; eski muhafız evi Ancien Corps de Garde ve 1350 yılında inşa edilen Colmar'ın en eski evlerinden Maison Adolph. Buradan sonra Colmar'ın en ünlü evi diyebileceğim 1537 yılında yapılmış Maison Pfister ile devam ettik. Bu ev Colmar Old Town'un iki fotojenik sokağının kesişiminde yer alıyor: Rue Merciere ve Rue des Marchands. Müze gezmeyi sevenler Rue des Marchands üzerindeki Bartholdi Müzesi'ni ziyaret edebilirler. Colmar Old Town'daki diğer fotojenik sokaklar Rue des Boulangers ve Rue des Serruriers, buraları da dolaşmayı atlamayın. Sırada kafe ve restoranların yoğun olduğu şehrin en turistik caddesi Grand Rue var, burada eski gümrük evi Koifhus'u görüyoruz. Koifhus şu anda hem bir restoran hem de etkinliklerin düzenlediği bir yer olarak hizmet veriyor. Old Town'da hepsi birbirinden güzel evler hediyelikçiler ve restoranlar var. Restoranların bazılarının dekorasyon detayları gerçekten çok hoş. Mesela her yerinden kalpler fışkıran Brasserie Des Tanneurs tam instagramlık doğrusu. Yine bir instagram noktasına doğru yönümüzü çeviriyoruz; Tanners' Quarter. Kannalları çevreleyen rengarenk yarı ahşap kurabiye evler çok güzel bir görüntü veriyor. Burası eskiden tabakhanelerin bulunduğu deri üretim merkeziymiş, derileri evlerin üst katlarında kurutuyorlarmış. Hemen devamında Colmar'ın en çok fotoğraflanan yeri diyebileceğim Quai de la Poissonnerie geliyor, burası da eskiden balıkçıların adresiymiş. Quai de la Poissonnerie boyunca ilerlerken karşınıza ikonik Petite Venice diğer adıyla Krutenau Quarter çıkıyor. Petite Venice'e varınca karnımız acıktı ve önce yemek yedik. Daha sonra özel olarak plan yapmadan yine sokaklarda dolanmaya başladık. En fotojenik yerler buraya kadar olan kısımdı diyebilirim. Buradan ileride gidilebilecek fotojenik yerlerden biri Rue de la Herse, bir de Little Venice'i başka bir açıdan fotoğraflayabileceğiniz Pont Saint Pierre var. Son olarak bu güzel sokaklardan ayrılabilirseniz Colmar'ın en büyük müzesi Unterlinden'e mutlaka uğrayın. Ben elimden geldiği kadar yazmaya çalışsam da Colmar öyle pek adres göstererek gezilecek bir yer değil bana göre. Listemdekileri haritadan işaretlemiştim zaten ama ay dur bakiim şurada ne varmış diye diye dolaşırken bir baktım ki hepsini geziyorum. 🙂 Bir de ben tam kanal turuna katılmayı düşünüyordum ki Ada uyumuş bebek arabasında. Öyle olunca kanal turunu yine pas geçmek zorunda kaldım ama eminim çok güzeldir. Noel zamanı Colmar'a giderseniz en büyük noel pazarı katedral meydanında kuruluyormuş, Petite Venice'te ise çocuklara özel pazar kuruluyormuş, aklınızda bulunsun. Colmar için instagram'a baktığınızda mutlaka aşağıdakine benzer bir fotoğraf görürsünüz. Bretzel denilen bu yiyecek, bizdeki simite benzetebileceğimiz bir sokak yiyeceği. Görüntüsü ile bana kraker sertliğindeymiş gibi geliyordu ama aslında yumuşakmış ve beklemediğim kadar da leziz çıktı. Almanya'da da var bunlar ama daha önce denememiştim ben. Yol üzerinde 1 'ya satılıyor, gayet de doyurucu bana göre. Yemek işini ucuza halletmek isteyenlere tavsiyemdir. Çocukla Alsace'a gitmekte hiç sıkıntı yok. Ulaşım, tramvay ve otobüslerle olduğu için bebek arabasıyla da ben rahat ettim. Metro olunca inip çıkmak biraz zorluyor açıkçası. Ulaşımda 4 yaş altı çocuk için ücret ödemiyorsunuz. Yollar genelde arnavut kaldırımı, biraz kullanımı zorlasa da ben sürekli bebek arabası kullandım. Yokuş vs. yok, merdiven yok, yollar genelde hep düz yani bebek arabası götürmekte de sorun yok. Bretzel Ada'nın favori yiyeceği oldu, Tarte Flambee'den de azar azar yedirebildim. Bunların dışında uluslararası mutfaktan yemekler bulabileceğiniz restoranlar da var zaten, yemek konusunda sorun yaşayacağınızı sanmıyorum. Colmar'da tren istasyonundan Little Venice'e yürürken uğrayabileceğiniz Champs de Mars parkında bir çocuk oyun alanı bulunuyor. Colmar'da ayrıca bir oyuncak müzesi var, gitmenizi tavsiye ederim. İsmi Musee du Jouet, 19. yüzyıldan bu yana oyuncaklar sergileniyor. Girişi 8 yaş altı çocuklar için ücretsiz, yerişkinler için 5.5 . Strasbourg'taki Orangerie Park çocuklar için bir cennet. İçinde birkaç tane çok güzel çocuk oyun alanları bulunuyor. Strasbourg Katedrali'nin yakınlarındaki Place Gutenberg'te bir tane Careousel var, burası çocukların mutlaka ilgisini çekecektir. Son olarak Strasbourg'taki Le Bilboquet isimli oyuncakçıya bayıldığımı da not düşmek istiyorum. Ada'nın asla yanımızdan ayırmadığımız ayısını kaybedince ona yeni bir ayı almaya girdik ve bir saatten fazla çıkamadık, harika oyuncaklar var. Colmar ve Strasbourg dışında Alsace'ın en güzel köyleri; Eguisheim, Kaysersberg ve Ribeauville. Fotoğraflardan ve önerilerden ben bu şekilde anlıyorum. Buraları da listenize almayı unutmayın. Alsace gezi notlarım bu kadar, sormak istediğiniz bir şey olursa yorum olarak bırakabilirsiniz. Avrupa'nin en güzel şehir ve kasabalarından bazı yazılarım aşağıda, onları da okumanızı öneririm. Kopenhag Gezi Rehberi: Ucuz Bir Kopenhag Seyahati Mümkün! Merhaba, benim oğlum 3 yaşındaydı ve Flixbus 3 yaş sonrası araba koltuğu konusunda sıkıntı çıkarmamıştı. Sizin durumunuzda 11 nolu otobüs ve tren mantıklı. 1 nolu otobüste sorun olacağını sanmıyorum çünkü o şehirlerarası otobüs gibi değil de şehir içi belediye otobüsü gibi bir şey. Ama özellikle belirteyim bu sadece benim tahminim, kesin bilgim yok."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/11/27/bali-konaklama-onerisi-eastin-hotel-canggu", "text": "Bali benim çok uzun yıllardır gitmek isteyip de önceliklendiremediğim bir yerdi. Sonunda, geçtiğimiz günlerde iki haftalık bir Bali seyahati yapabildim. Çok soru geldiği için halen seyahatte olmamıza rağmen fazla zaman kaybetmeden yazılara başlamak istedim. Şu an bu yazıyı Kuala Lumpur uçağında yazıyorum. 🙂 Öncelikle herkesin en çok sorduğu konu olan konaklama ile başlıyorum ve beğendiğim otelleri detaylıca yazmak istiyorum. Bali gezi rotasını hazırlarken önce sahil kesiminde sonra içerilerde olacak şekilde bir plan yaptım. Sahil tarafında konaklamak için son dönem açılan muhteşem mekanlarıyla iyice popülerleşen Canggu'ya karar verdim. Canggu'da otel araştırırken de karşıma Eastin Ashta Resort Canggu çıktı. Otelin konumu ve sunduğu imkanlar hoşuma gitti, oğlumla baş başa çıkacağım Asya turuna başlangıç için çok ideal görünüyordu. Canggu, Bali Ngurah Rai Havaalanına 1 saat 15 dakika mesafede yer alıyor. Ulaşımı otelin transfer hizmeti ile sağladık. Otel, Canggu'daki en popüler plajlara 5 dk yürüme mesafesinde yer alıyor. Old Man's, La Brissa gibi gün batımını geçirmek için en popüler adreslere hep kucağımda çocukla yürüyerek gittim, o kadar yakın yani. Ayrıca kapalı pazarlar, fotojenik mekanlar ve yerel restoranlar da çevresinde çokça mevcut. Otelin kapısından çıktığınız anda restoran, bar, market, ATM, döviz bürosu, masaj salonu gibi ihtiyacınız olabilecek her şeye ulaşabiliyorsunuz. Kaldığım otelin çevresinde bu tip imkanların olması beni her zaman çok rahatlatıyor. Otelde kahvaltı dahil konaklama yaptık. Kahvaltı zengindi, hem Asya mutfağından hem uluslararası mutfaklardan ürünler bulabiliyorduk. Ağız tadımıza uygun zeytin bulmak beni hem şaşırttı hem sevindirdi. Avrupa'da bile bu konuda çok zorlanmıştım. Ada zeytini çok seviyor ve sabahları o yüzden rahat ettim. Sıcacık kruvasanlar ve kişiye özel yapım omletler de sabahlarımızın favorisiydi. Otelin Salt isminde bir restoranı, bir de havuz barı var, buralarda gece 10'a kadar içecek, yemek ve atıştırmalıklardan sipariş verebiliyorsunuz. İlk gittiğimiz akşam barbekü gecesi yapmışlardı, açık büfe barbekü ve yerel mezelerden oluşuyordu, bir yandan da canlı müzik vardı. Benim çok hoşuma gitti, denk gelirseniz kaçırmayın. Otelde, boyutları yüzmek için çok ideal olan bir açık havuz var ve suyun sıcaklığı çok güzel. Çocuk havuzu da var ama Ada yetişkin havuzunu tercih etti. 🙂 İlk gittiğimiz gün yorgunluktan uyuyakalmış ve tüm günü uyuyarak geçirmiştik. Uyanınca gün batıyordu ve havuza girdik, hava kapkaranlık olana kadar ılık suda yüzdük, o kadar iyi geldi ki. Odamızın havuzun yanıbaşında olması nedeniyle her gün mutlaka havuzda vakit geçiriyorduk, ya sabah uyanır uyanmaz ya da akşam günü batırdıktan sonra. Çocuklar için küçük bir oyun odası da var, sabah rutinimizin içinde burada vakit geçirmek de vardı tabi ki. 🙂 Ada lego delisi ve oyun odasında legolar vardı, sadece bu bile bizim için yeterliydi. Otelde spor salonu, çamaşır hizmeti, 24 saat arayabileceğiniz doktor hizmeti gibi imkanlar da bulunuyor. Bali'deki oteller arasında fiyat performans olarak Eastin Ashta Resort Canggu'yu çok başarılı buldum ve size de tavsiye ederim. Yazdıklarım tamamen kişisel tecrübelerim ve düşüncelerimdir. Burada yazmayı atladığım ama sizin merak ettiğiniz bir şey varsa lütfen yorum olarak bırakın. Address: Jl. Munduk Catu No.8, Canggu,"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/11/30/balide-cennet-gibi-bir-otel-desa-visesa-ubud", "text": "Bali'de tam 2 hafta kaldık ve bu iki hafta boyunca birkaç farklı otelde konakladık ama en güzel otelimizi sona sakladık. Daha önce Bali fotoğraflarında yüzen kahvaltıları, özel havuzlu villaları, pirinç tarlaları manzaralarına sahip otelleri mutlaka görmüşsünüzdür. Ben de son iki günümüzde bu tip bir otelde kalmak istiyordum, sonra araştırma yaparken hem bu saydıklarıma hem de özellikle çocuklu aileler için her yerde bulamayacağınız özelliklere sahip muhteşem bir otele denk geldim. Şimdi size Visesa Ubud Resort'taki konaklama deneyimimizi detaylı şekilde aktarmak istiyorum. Otel, Ubud merkeze 5-10 dakika uzaklıkta pirinç tarlalarının ortasında bir köyde, 6.5 hektarlık bir alanda yer alıyor. Saat başlarında otelden Ubud merkeze ve merkezden otele ücretsiz shuttle hizmeti bulunuyor. Otelin en büyük özelliği kendi ürünlerini yetiştiriyor olması, sürdürülebilir tarım yapıyorlar. Otelde farklı bir Bali deneyimi yaşama şansınız var, bu da başka otellerde bulamayacağınız bir özellik, aşağıda bunun detaylarına gireceğim. Otele girdiğiniz anda çok özel bir ilgiyle karşılanıyorsunuz, otantik detaylarla dolu lobide sizi özel koltuklara oturtup ufak bir karşılama töreni yapıyorlar. Bu tören sırasında taktıkları Tri Datu bilekliği hala bileğimden çıkarmadım. Siyah, kırmızı ve beyaz renklerden oluşan 3 ip ile yapılmış olan bileklik üç ana tanrıyı temsil ediyormuş. Bilekliğin kişiyi kötü ruhlardan koruduğuna inanılıyormuş. Bali sonrasında daha bir ay sürecek bir seyahatimiz vardı ve çok şükür kazasız belasız bitirdik, şimdi bilekliği çıkarmak istemiyorum çünkü onun uğuruna da inanıyorum. Check in işlemleri sonrası bizi buggy ile odamıza götürdüler. Otelde 3 farklı tipte havuzlu villalar ve suit odalar bulunuyor. Biz tek yatak odalı havuzlu villada kaldık. Girişte ferah bir oturma alanı var, bahçede ayrıca serinlemek ve birazcık yüzmek için yeterli büyüklükte bir havuz ve şezlonglar yer alıyor. Büyükçe bir oda ve açık havada yer alan bir banyosu var. Banyoda hem küvet hem duş bulunuyor. Bu banyoda her gün mutlaka köpük banyosu keyfi yaptık oğlumla. 🙂 İki yatak odalı villaların fotoğraflarını gördüm, onlar çok daha harika görünüyor, iki çift gidiyorsanız veya dört kişilik aile iseniz mutlaka onlarda kalın. Bu arada otelin kendi üretimini yaptığını söylemiştim, otel genel olarak o kadar organik ki odalardaki mini barda Kombucha çeşitleri bulunuyor. Kombucha nedir bilmeyenler için kısaca açıklayayım; Son yıllarda popülerleşen bir bitki çayı bu. Doğu asya'da yetişen Kombu mantarından yapılıyor ve pek çok sağlık sorununun çözümünde kullanılıyor. Otelde villaların havuzları dışında ortak büyük bir havuz da var, resepsiyonun hemen arka tarafında yer alıyor. Otelin spasına hayran kaldım, ortamda sizin için her detayı düşünmüşler. Buraya çift olarak tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum çünkü çocuğu bırakıp tecrübe etme şansım olmadı, oğlum izin vermedi daha doğrusu. Otelin spor salonu da insanı spor yapmaya davet ediyor gerçekten. Pirinç tarlalarına bakan manzarası ile keyifli bir spor deneyimi sizi bekliyor. Benim için otelin en keyifli yanlarından biri; aktiviteler. Mesela her akşam üstü köyden kadınlarla birlikte Canang sari yapmayı öğreniyorsunuz. Yine her akşam otelin tapınağının önündeki geniş alanda oldukça kalabalık ve yaklaşık bir saat süren bir dans ritüeli oluyor, onu izleyebiliyorsunuz. Otelin perma kültür programına dahil olabiliyorsunuz, ördek yumurtalarını toplayabiliyorsunuz. Tüm bunlar Bali halkını ve yaşayışlarını yakından tanımanız için çok büyük bir fırsat. Yerel halkla bir araya gelebileceğiniz aktiviteler dışında çok keyifli olanaklar var. Mesela pirinç tarlalarına karşı yoga aktivitesine de katılabilirsiniz. Otelde bir hafta dahi kalsanız her gün yapacak güzel bir şeyler bulacağınız garanti. Çocuk oyun alanı da herhangi bir otelinkinden farklı düşünülmüş burada. Atların ve ördeklerin arasında, pirinç tarlalarının yanında, açık havada yer alıyor, yalnızca ahşap veya geleneksel oyuncaklar var. Ouuncakalr dışında boya yapmak için malzemeler de bulunuyor, bir de anı defterleri var çok şirin. Burada uçurtma yapmayı öğreniyorlar ve uçuruyorlar örneğin. Ya da bisiklete binebiliyorlar, kask ve bisikleti otelden veriyorlar. Ada gerçekten çok keyifli vakit geçirdi ve mutlu oldu bu otelde. Otelin dört tane restoranı var ve her biri çok başarılı. Lesung Restaurant'ta açık büfe kahvaltı oluyor, gün içinde de uluslararası mutfaktan A la carte olarak yemek yiyebiliyorsunuz burada. En öne çıkan restoran Lumbung Restoran orman ve şelale manzarası ile önce gözünüze hitap ediyor sonra da muhteşem yemekleri ile midenizi şenlendiriyor. 🙂 Burada Endonezya mutfağından ürünlerin yanı sıra çocuklar için uluslararası mutfaklardan özel menü de bulunuyor. Ayrıca ücretsiz kokteyl saatler oluyor ve burada deneme fırsatı bulduğum içeceklerini de çok beğendiğimi söylemeliyim. Warung Tani restoran, relax ortamı ve geleneksel leziz yemekleriyle yine çok hoşuma gitti. Son olarak Padi Fine Dining var ama yemeklerini deneme şansım olmadı. Otelde geçirdiğimiz süre boyunca neredeyse hiç otelden çıkmadığımız halde vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Kendi tecrübelerime dayanarak bu oteli tüm ailelere ve çiftlere öneriyorum. Daha fazla bilgi almak ve kampanyaları takip etmek için otelin sayfasını incelemeyi unutmayın. Burada yazmayı atladığım ama sizin merak ettiğiniz bir şey varsa lütfen yorum olarak bırakın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/10/bali-gezi-plani-baliye-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler-ve-butce", "text": "Bali gezisi yapmak istiyorsunuz ama Bali planı yapmaya nasıl başlayacağınızı bilmiyor musunuz? O zaman siz de bendensiniz. Bali gezi fotoğraflarını sürekli görüp, gitmeyi hayal ettiğim halde ada hakkında gerçek anlamda pek bir şey bilmiyordum. Tabi Bali seyahat planı yaparken onlarca Bali rehberi kaynağından araştırma yaptım ve araştırdıkça daha da heyecanlandım. Asya rotamız sırasında, hem ülkeleri gezerken tanıştığım insanlar, hem de instagram'dan mesaj atanlar bana çok sordu; en çok sevdiğin yer neresi oldu diye, gittiğimiz her yer birbirinden güzel olsa da bu soruya net cevabım Bali. Şimdi bu güzel adayı sizlere anlatma vakti geldi, kendi tecrübelerime dayanarak Bali gezi planı yaparken bilmeniz gereken her konuya değinmeye çalışacağım. Bali gezi bütçesi ve gün sayısına göre alternatif Bali rotaları da yazıda olacak, umarım seversiniz. Bali'de balayı düşünenler için de notlarım olacak. Bali gezi planı nasıl yapılır diye araştıranlar, buyurun size çok detaylı hazırladığım Bali gezi rehberi. Tarihi milattan önce 2000 yılına dayanan Bali, tanrılar adası olarak anılıyor ve Endonezya'nın diğer yerlerinden daha farklı bir kültüre sahip. Endonezya'nın genelinde halk Müslüman olmasına rağmen Bali halkı Hindu inanışına sahip ancak Bali'ye özel Budizm ile karışmış farklı bir Hinduizm inançları var. Dinlerine çok bağlılar ve kültürleri de bu inanış üzerine şekillenmiş durumda. Bali'deki geleneksel evlerin neredeyse hepsinin tapınağı var, böylece evlerinin bahçesinde ibadet edebiliyorlar. Ayrıca pek çoğunda görkemli bir giriş kapısı bulunuyor bu yüzden ben Ubud sokaklarında tek başımıza dolanırken bazı evleri gerçekten tapınak sandım. Sokaklarda, tapınaklarda, dükkan önlerinde, otellerde yani neredeyse her yerde palmiye yaprağından yapılma mini kare veya yuvarlak tabakların içinde çiçekler ve tütsü göreceksiniz. Bunlara Canang sari deniyor ve Hindu inanışına göre Bali halkı tanrılarına şükranlarını sunuyor bunlarla ve her gün yenilerini yapıyorlar. Ayrıca dini törenlerde kadınlar kafalarında büyük sepetlerde meyveler taşıyorlar. Bali'de geleneksel dans kültürü de yine dini efsaneler üzerine kurulu. Biz son kaldığımız otelde Bali gecelerinde birkaç şova denk gelmiştik, Uluwatu tapınağında ve bazı özel mekanlarda da danslar oluyormuş. Birine denk getirip izlemeye çalışın bence. Bali takvimine göre Saka yeni yılı olarak geçen tarihte bir gün sessizlik ilan ediliyormuş. O gün kimse çalışmıyor, elektrikli alet kullanmıyor, adaya uçak bile inip kalkmıyormuş. Nyepi denilen bu sessizlik gününün 2019 tarihi 7 Mart'a denk geliyor, plan yaparken aklınızda olsun. Bali benim gözlemlediğim ve tecrübe ettiğim kadarıyla gayet güvenli bir yer. Internette okuduğuma göre Bali halkı geçiminin %80'ini turizmden sağlıyormuş. Hal böyleyken turistlere çok değer veriyorlar diye düşünüyorum. İnanılmaz sıcak kanlı ve güler yüzlü insanlar hepsi. Gerçekten bir tane bile antipatik insanla karşılaştığımı hatırlamıyorum. Ayrıca ben tek başıma kucağımda çocukla gece gündüz her türlü sokakta yürüdüm, insanlar yardım etmek veya taksi vs. teklif etmek dışında hiç size bulaşmıyorlar. İnsanlar açısından gayet güvenli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim sonuç olarak. Tabi Bali'nin konumu dolayısıyla tehlikenin başka bir boyutu söz konusu. Biz Bali'ye gitmeden 2 ay önce Bali'nin 40 km uzağında yer alan Lombok adasında büyük bir deprem meydana geldi, gitmemize 3 hafta kala bu sefer Sulawesi adasında çok büyük bir deprem, 1 hafta kala ise Java adasında orta şiddette bir deprem yaşandı. Bunlar beni biraz germişti açıkçası ama sonra kaderci oldum çünkü bu depremler her an yaşanabilirdi ve Bali'yi görmek istiyorsam her şeyin iyi olmasını dilemekten başka şansım yoktu. Endonezya'da çok sık deprem oluyor çünkü Pasifik Okyanusu boyunca fay hatlarının ve yanardağların bulunduğu 40 bin km'lik Pasifik Ateş Çemberi hattı üzerinde yer alıyor. Dünyadaki en aktif sismik bölgelerden olan Pasifik Ateş Çemberi sebebiyle çok sık deprem ve yanardağ patlaması yaşanıyor. Daha önce yanardağ patlaması haberlerini de duymuşsunuzdur muhtemelen. İşte bunlar tamamen doğanın eline kalmış olaylar, ya hiçbir zaman Bali'ye gitmeyeceksiniz ya da bunların başınıza gelme ihtimalini göze alacaksınız. Bali, Asya kıtasındaki Endonezya'ya bağlı bir ada ve Hint Okyanusu'nda yer alıyor. Bali'nin hava alanı Denpasar'daki Ngurah Rai Uluslararası Havalimanı. Biz Bali'ye Qatar Havayolları ile gittik, Mayıs ayında Qatar'ın yaptığı bir kampanyayı yakalayıp uygun fiyata bilet almıştım. Qatar dışında Emirates ve Singapore Havayolları da Bali'ye uçuyor, tabi hepsi aktarmalı uçuşlar. 2019 yılında THY Bali'ye direkt uçuş başlatacak diyorlar ama şimdilik Türkiye'den Bali'ye direkt uçuş yok. Birden fazla aktarma yapmaya itirazınız yoksa farklı hava yolu kombinasyonlarını da inceleyebilirsiniz. Bir aktarmalı uçuşlarda 400$ 450$ arası bilet bulursanız kaçırmayın derim, daha ucuza ben şahsen görmedim hiç. Hava alanından otelinize ulaşım için anormal bir fiyat değilse bence otelden transfer ayarlayın. Eğer otelden transfer için saçma fiyatlar veriyorlarsa, o zaman Bali hava alanındaki ön ödemeli taksi sitemini kullanmanızı tavsiye ederim. Şimdi gelelim Bali içinde ulaşımın nasıl olduğuna. Bali'de trafiğin çok yoğun olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. İstanbul'daki trafik emin olun çok daha fazla ama insan tatildeyken bu kadar trafiğe maruz kalmak istemiyor tabi, bu nedenle de Bali'de motor çok yaygın, hem kiralayabiliyorsunuz hem de motor taksi tutabiliyorsunuz. Çift olarak Bali'ye geliyorsanız mutlaka motor kiralayın, hem motor kiraları çok ucuz hem trafikte rahat edersiniz. Direksiyon sağ tarafta yer alıyor, aşırı sıkışık ve ters akan trafikte gitmek zorunuza gitmeyecekse araba da kiralayabilirsiniz tabi. 🙂 Ben oğlumla tek başıma olduğum için motor kiralamadım ama birkaç kez motor taksiye bindik. Ben başta motoru çocuk için güvenli bulmadığımdan hiç yanaşmadım ama o kadar çok fazla kalabalık çocuklu aileleri tek bir motor üzerinde görüyorsunuz ki bir süre sonra normal geliyor insana. Grab ve Uber kullanımı yaygın olduğu söyleniyor ama çoğu yerde yasak olduğuna dair tabelalar gördüm. Yine de ucuz ve güvenilir olduğu söylendiği için birkaç kez Grab kullanmayı denedim. Uygulama ucuz fiyat veriyor ama şoförler her seferinde mesaj atıp otelin ayarlayacağı transferle aynı fiyatı veriyorlar, altını kabul etmiyorlar, ben de bir süre sonra denemeyi bıraktım. 🙂 Bali'yi etraflıca gezmek için en ideal yöntem günlük şoförlü araç kiralamak. Biz günlük 50$ karşılığı Dewa diye bir şoför ile anlaştık. Kendisi Türkler tarafından genel olarak çok tercih ediliyor, daha önce pek çok Türk blogger arkadaşın tavsiye ettiğini görmüştüm ve ben de direkt onunla iletişime geçtim, gayet memnun kaldık. İngilizcesi yeterli, oldukça sıcak kanlı ve fotoğraf çekmeyi çok fazla seviyor, hatta sizi bunaltacak kadar çok seviyor diyebilirim. 😀 Benzin ücreti ve şoförün yemeği için ayrıca para vermiyorsunuz ama tapınak vs. gezdiğiniz yerlerin giriş ücretlerini, kendi yemeğinizi siz veriyorsunuz, bilginiz olsun. İlgilenirseniz kendisine mesaj atabilirsiniz. Instagram: mybalitravelpartners Whatsapp: +62 8123 676 8989 Son olarak ben hiç yoldan taksi çevirmedim ama sizin ihtiyacınız olursa en güvenilir taksiler Blue Bird yazanlarmış. Bali'de gezilecek yerler, Bali instagram noktaları, Bali'nin en güzel plajları, Bali mekan önerileri için diğer Bali yazımı mutlaka okuyun. Endonezya, Türkiye'den vize istemiyor. Yani Bali'ye herhangi bir vize veya belge göstermeden girebiliyorsunuz. Girerken pasaportunuza bir damga basıyorlar ve bu damga size Endonezya içinde 30 gün kalma hakkı veriyor. Daha uzun kalmak istiyorsanız 30 günün sonunda ülkeden çıkış yapıp tekrar geri dönmeniz ya da göçmenlik bürolarına uğrayıp vizenizi uzatma prosedürünü öğrenmeniz gerekiyor. Girişte bize herhangi bir soru dahi sorulmadı bu arada, yani dönüş bileti veya kalacağımız otel gibi detayları öğrenmek isteyen de olmadı. Ülkeye oldukça kolay bir giriş yaptık. Türk vatandaşı veya Bali'nin vizesiz kapılarını açtığı 169 ülkeden birinin vatandaşı değilseniz ülkeye girişte 35$ karşılığı vizenizi alabiliyorsunuz. Bali için en güzel zamanlar Haziran ve Ağustos arası zamanlar olarak geçiyor yani bizim yaz dönemimize denk geliyor. Ara sezonlar ise Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim arası dönemler oluyor. Biz ara dönemin sonunda gittik, Ekim ortası gidip 1 Kasım'da döndük. Biz oradayken tek bir kez bile yağmur yağmadı ve yalnızca bir gün hava tam bulutluydu. Genelde ya yarı bulutlu ya da tam güneşliydi. Ayrıldığımız günün ertesi muson yağmurları başlamış. 🙂 Çok şanslıydık gerçekten ama herkes bu kadar şanslı olmayabilir. Fiyatlar ve kalabalıklar açısından ara dönemde gitmek tabi ki çok avantajlı. Hiçbir yerde yoğun kalabalıklara denk gelmedik. Biz Bali'de 13 gece 14 tam gün kaldık. Gittiğimiz gün sabah 8:10'da vardık ve dönüş günümüzde gece 11 uçağıyla ayrıldık, yani dolu dolu vaktimiz vardı gidiş dönüş günlerimizde de. Ben çocukla tek başıma olduğumdan dinlenmeceli günleri de bol bıraktım, ayrıca Bali'nin uzantısı olan birkaç adaya da gittik. Bizim rotamız şu şekildeydi, 3 gün Canggu, 1 gün Seminyak, 1 gün Uluwatu, 3 gün Nusa Lembongan ve Nusa Penida adaları, 6 gün Ubud. Ubud'un 2 günü otel keyfi yaparak geçti, ben bu kısmı biraz uzattım. 4 günü de Ubud ve çevresini gezerek geçti. Sadece Bali'ye gideceksiniz minimum 7 gün ayırın bence. Şimdi gün sayınıza göre maksimum verimle rota önerileri vereyim birkaç tane, bu rotalar tamamen benim beğenilerime göre tabi, sizin öncelikleriniz farklı olabilir. Bana gelen mesajlarda sadece 5 günüm var diyenler de olmuştu, o yüzden minimum gün sayısını 5 gün alarak başlıyorum. 5 günlük Bali rotası: 4 gece 5 gün olarak düşünerek yazıyorum. Gittiğiniz gün otele yerleşme ve sunset barlardan birine gidip hem yol yorgunluğunu atıp keyif yapmaca, hem de muhteşem gün batımını izleyip biraz gece hayatını tatmaca. Aradaki 3 tam gün şoförle tapınaklar, pirinç tarlaları fotoğraf noktaları ve şelale gezmece. Mutlaka gitmek istediğiniz yerlerin listesini şoförle paylaşıp beraber günün programını yapın, güzergahı ona göre çizecekler, ya da onlardan planladıkları programı önceden isteyin ve rota üzerinde gerekli değişiklikleri yapın. Gezilecek yerler ve giriş ücreti detaylarını Bali Gezilecek Yerler ve Yapılacaklar yazımda paylaştım. 😉 Şoför yerine motorla gezmek size kalmış tabi ki. Dönüş günü de ya kaldığınız otelin sonsuzluk havuzunda ya da günübirlik giriş yapacağınız otelin havuzunda keyif yapmaca. 7 günlük Bali Rotası: Yukarıdakilere ek olarak 1 gün Bali'den günübirlik Nusa Penida adası turu ya da 2 günlük konaklamalı Nusa Lembongan ve Nusa Penida gezisi. Nusa adalarına bir gün ayıracaksanız 1 gün sabhtan Campuhan Ridge Walk yürüyüşü, öğleden sonra Canggu veya Seminyak'taki konsept cafeleri gezmece ve alışveriş. 10 günlük Bali rotası: Yukarıdakilere ek olarak 1 gün Batur volkanik dağına çıkış, 1 gün şelale rotası, 1 gün sörf derslerine ayrılabilir. Bali oldukça büyük bir ada ve trafiği de göz önünde bulundurursak tek bir yerde kalıp zamanınızı yollarda geçirmektense birkaç farklı yerde kalmak daha mantıklı. Gün batımı partileri, konsept kafeler, barlar ve renkli beach club'lar için Canggu veya Seminyak'ı, etrafı gezmek ve yeşillikler içindeki lüks otellerde keyif yapmak için Ubud'u, denize girebileceğiniz resort oteller için Sanur ve Nusa Dua'yı öneririm. Şimdi ben kendi konaklama planımı yazayım. İlk gittiğimde 3 gece Canggu'da, Eastin Ashta Resort'ta kaldım, otelin konumu ve kendisinden çok memnun kaldım. Oteli detaylıca anlattığım yazıya şuradan ulaşabilirsiniz. Direkt rezervasyon koşullarına bakmak için şu linke tıklayabilirsiniz. Ardından 2 gece Seminyak'ta konakladık, burada konaklarken Uluwatu tarafını da gezdik. Kaldığımız otel Grandmas Plus Hotel Seminyak idi. Bali'de kaldığımız en ucuz oteldi, küçük fakat temiz ve yeterli bir odası vardı. Ayrıca çok merkeziydi, yürüyerek 5 dk içinde sahile iniyordum ve çevresinde marketler, restoranlar vardı. Rezervasyon linkine şuradan ulaşabilirsiniz. Sonra 2 gece Nusa Lembongan'da kaldık. Nusa adaları detaylarını ayrı bir yazıda paylaştım, orada otele detaylı değindim ama rezervasyon linkini buradan da vermiş olayım. Dönüşte 6 gece Ubud'ta kaldık, bunun 4 gecesi ortalama bir otelde, 2 gecesi ise lüks bir otelde geçti. İlk kaldığımız otel Tebesaya Cottage idi, gerçekten çok merkeziydi. Tam karşısında tripadvisor'da puanı çok yüksek olan birkaç restoran ve masaj salonu vardı. Hemen yakınında pek çok bakkal ve market, ayrıca giyim, hediyelik alışveriş yapılabilecek yerler bulunuyordu. Ubud maymun ormanına ve Ubud pazarına yürüme mesafesindeydi. Bir de sıcaktan bunaldığınızda serinleyebilmek için bahçesinde iki tane küçük havuzu vardı. Kahvaltıları çok başarılıydı, akşamdan yiyeceğiniz kahvaltıyı seçip bilgi veriyordunuz, sabah istediğiniz saatte hazır ediyorlardı, odanızda ya da bahçede, havuz başında yiyebiliyordunuz. Bu otelin rezervasyon linkine şuradan ulaşabilirsiniz. Son kaldığımız otel ise Bali'ye muhteşem bir final yaptığımız canımız otelimiz Visesa Ubud Resort oldu. Bu oteli de detaylıca anlattım, okumak için tık tık. Direkt rezervasyon linkine de şuradan ulaşabilirsiniz. Bu arada bazı oteller o muhteşem manzaralı sonsuzluk havuzlarını günübirlik olarak dışarıdan misafirlere de açıyorlar, tabi giriş ücreti var. Ucuz bir otelde kalmaya devam edip günlük havuz kullanımı için lüks otelleri değerlendirebilirsiniz, böylece daha az para harcamış olursunuz. Bali'de giyiminize dikkat etmeniz gereken bir durum yok. Sadece tapınaklarda belinize sarong bağlamanız gerekiyor, onu da ücretsiz olarak veriyorlar zaten. Bazı ufak tefek tapınaklara girmek için omuzlar ve dizler kapalı şekilde giyinmeniz gerekebilir. Hava sıcak, biz gittiğimiz zaman mevsimsel olarak ara döneme denk geliyordu ve sıcaklıklar bizdeki Eylül ayı gibiydi, bunaltıcı sıcaklar yoktu. Seyahat bitimine yakın muson dönemi yaklaştığı için sıcaklıklar çok artmaya başladı, biz ayrıldıktan sonra da şiddetli yağmurlar başlamış zaten. Diyeceğim şu ki, normal bir yaz tatili valizi hazırlayıp bir de rüzgarlık ya da yağmurluk tarzı ince bir mont almanız yeterli. Şemsiye bizim kaldığımız tüm otellerde bulunuyordu ama ufak bir tane yanınıza alabilirsiniz. Banyo havlusu her otelde vardı ama plaj havlusu her yerde bulunmayabilir, kolay kuruyan microfiber havlulardan almanızı tavsiye ederim. Nemden dolayı normal havlular geç kuruyor ve microfiber havlular az yer kaplıyor. Mideniz hassas ise mide ilacı alın, biz hiçbir sorun yaşamadık ama Bali'de yemeklerden veya sudan rahatsızlanan turistler olabiliyormuş, bunun adına da Bali belly diyorlarmış. Sinek ısırıkları için ben yanımıza Defans sinek kovucu aldım ama Bali'de daha kuvvetli olanları da varmış, buradan götürüp gitmek size kalmış. Tapınakları ve çevreyi gezerken bol bol yürüyeceksiniz, ayaklarınıza kara sular inecek. 🙂 Mutlaka rahat bir ayakkabı alın, ben Teva sandaletlerle gezdim genelde ve oldukça rahat ettim. Bu arada valizinizi çok fazla doldurmayın, Bali'den çok güzel kıyafetler alabilirsiniz. 😉 Fotoğrafları ne ile çektiğim de çok soruluyor, onu da yanıma aldıklarım kısmına yazabilirim sanırım. Hafif olması için Sony A6000 aldım, 16-50 lens dışında bir şey almadım. Ayrıca pek çok fotoğrafı da Gopro Hero 6 ve Iphone 8 Plus ile çekiyorum. Bali'ye çocukla gidilir, ben 3 yaşındaki oğlumla gittim oradan biliyorum. 🙂 Benden önce ve sonra da daha küçük yaşta çocukla hatta bebekle giden blogger arkadaşlar oldu, kimse problem yaşamadı. Yabancılar zaten çocuklarıyla her yere gidiyor ama biz halk olarak biraz daha endişeliyiz sanırım. Biz Bali'ye Qatar aktarmalı olarak uçtuk, Qatar'dan Bali'ye uçuş 10 saat sürüyor. Oğlumun daha önce hiç bu kadar uzun uçuşu olmadığı için biraz endişelerim vardı ama genel olarak yolculuk sırasında sıkıntı çıkaran bir çocuk olmadığı için bir yandan da rahattım. Uçağımız Doha'dan akşamüstü 17:10'da kalktı ve sabah 8:10'da Bali'deydik. Yani aslında yolun büyük kısmı uyku saatine geldiği için çok sıkıntı olmadı. Gece birkaç kez uyansa da hemen hemen tüm uçaktakiler uyuduğu için ve ışıklar açık olmadığı için sessizce oturup çizgi film izledi. Beklediğimden rahat şekilde başlamış oldu böylece seyahatimiz. Yanıma bebek arabası almadım, kanguru aldım. Bence bebek arabası zaten pek kullanılacak gibi değil, yollar çok bozuk, kaldırım pek yok, tavsiye etmem. Ben tapınaklarda, kısa yürüyüşlerde genelde kucakta taşıdım oğlumu, pirinç tarlaları gibi yerlerde kendi yürüdü. Kanguruyu da uzun ve kesintisiz yürüyüşlere çıktığımız zamanlarda kullandım. Bali'de tapınak girişleri 3 yaş altı çocuklar için ücretsiz. Ada 3 yaşını doldurdu ama ondan da ücret almadılar. Oğlum yemek konusunda pek yeniliklere açık bir tip olmadığından geleneksel yemeklerden hiç yemedi ama bol bol meyve yedi ve taze meyve suyu içti. İştahlı çocukların geleneksel yemeklerden de seveceği şeyler olacaktır mutlaka. Genel olarak iştahsız bir oğlum var yemek olarak da anca pizza, makarna, patates gibi yemek yemeyi sevmeyen çocukların yediği şeylerden biraz biraz yedirebildim. Kahvaltıda zaten sorun yaşamadık, en kötü ihtimalle yumurta oluyordu her yerde mutlaka. Volkanik dağ tırmanışı, şelaleler gibi yüksek efor isteyen veya biraz tehlikeli olarak düşünebileceğimiz aktiviteler dışında Bali'de çocukla yapamayacağınız şey yok diyebilirim. Sağlık ve hijyen konusunda çok soru gelmişti, hijyen olarak ben bir problem yaşamadım ama en lüks otelde de kalsanız etrafta geckolar veya ilginç böcekler olabilir. Bunlar Bali'de alışmanız gereken şeyler, çocuklar veya sizin için herhangi bir zararları yok. Sağlık için bağışıklık güçlendirici olarak propolis kullandım düzenli olarak, sinek ısırıkları ve yanıklar için Stilex ile Silverdin aldım, ishal için Reflör şase, bir de ateş düşürücü aldım. İlaç kullanmam gerekmedi çok şükür. Evet Bali kesinlikle ucuz. Bali'ye uçak bileti almak o kadar ucuz olmasa da orada seyahat etmek, 2018 yılı itibarıyla paramızın değeri çok düşmüş olmasına rağmen hala ucuz. Bir haftalık bir Avrupa seyahati ücreti ile Bali'de harcama alışkanlıklarınıza göre iki üç hafta geçirebilirsiniz, hiç abartmıyorum. Ben genelde yazılarımda bütçe konusuna pek girmem çünkü bu seyahatin en göreceli kısmı aslına bakarsanız ama çok fazla sorulduğu için bahsedeceğim. Ben Bali'de ne kadar harcadım diye merak eden çok olmuştu, önce oradan başlayayım. 13 gece 14 gün 650$ nakit harcadım, bu harcamamın içine dahil olanları da yazayım, tüm yeme içme, ada içi ulaşım, alışveriş ve günlük ayarladığım turların ücretleri ve tüm ören yerleri giriş ücretleri bu parayla ödendi. Otel ücretlerini kredi kartı ile ödedim. 8 gecelik otel ücreti 325$ ödemişim, gecelik ortalama 40$ ediyor. Hostellerde veya Homestay olarak geçen ev odası kiralama ile 10$ gibi fiyatlara da yer bulabilirsiniz. Benim kaldığım otellerin hepsi gayet düzgün, kahvaltı dahil ve yürüyerek çevresini gezebileceğim yerlerdi, en ucuzu gecelik 23$, en pahalısı gecelik 50$ idi. Diğer 5 gece konakladığım iki otelde misafir olarak kaldım. Bali biletimizi gidiş dönüş almamıştım çünkü 41 günlük bir Asya turunun ilk ayağıydı Bali, dönüşümüz oradan olmayacaktı. Gidiş dönüş Bali alsaydım daha ucuza da bulurdum belki, Bali gidiş Maldivler dönüş olacak şekilde iki kişi gidiş dönüş biletimizi seyahat tarihinden 5 ay önce 908$'a aldım. Uçuşu da gidiş dönüş Bali gibi varsayarsak 15 gün ve iki kişilik Bali tatilimizi her şey dahil 2000$'dan az bir bütçeyle tamamlamışım. Yanımda yetişkin yerine çocuk olması sadece ören yerleri girişlerinde avantaj oldu, bu da en fazla 50$ bir katkı sağlamıştır toplamda, otel ve restoranlarda masrafımızı iki kişi olarak düşünebilirsiniz yine. Bu arada çok da hesap kitap yapmadan harcadığım bir gezi oldu yani bu bütçe çok daha aşağılara çekilebilir. Şimdi size sefil olmadan ve lükse kaçmadan orta halli bir seyahat için bütçe çıkarayım, Gecelik çift kişilik oda başı 25$ otel, günlük çift kişi 30$ yemek, motor kiraladığınızı varsayarak günlük 5$ motor kirası. Birkaç günü şoförlü gezmeye ayırırsanız günlük 50$ araç, ören yerleri girişleri, fotoğraf noktası ve salıncak ücretleri iki kişi toplam 100$ gezi. Cumartesi'den bir sonraki Pazar gününe kadar seyahatinizi planladınız diyelim, yolları çıkarırsanız 7 gece 8 günlük ortalama bir seyahat bütçesi uçak hariç diğer her şey dahil aşağı yukarı 700$ oluyor. En ucuza ne kadar olur diyenler için de bir bütçe çıkarmaya çalışayım. 🙂 Oteli 10-15$ bandına, yemeği 5-10$ bandına çekerseniz, şoförlü araç kiralamaz, motor kiralar ve o kadar fazla tapınak vs. gezmezseniz 250$ civarına kadar düşebilirsiniz bir haftalık bütçeyi. Lüks seyahat yapacaklar içinse tabi ki bütçenin ucu açık ama çok abartmadan balayı yapmak isteyen bir çiftin uçak hariç minimum 1000$'ı gözden çıkarması gerekir bence. Yukarıdaki orta halli bütçeye ek olarak en azından birkaç gün daha iyi otellerde keyif yapıp kendinizi şımartmanız için 300$ fark koydum. - Bali'de konuşulan ana dil Balinese yani Balice ama ülkenin resmi dili olan Bahasa Indonesia yani Endonezyaca da genellikle konuşuluyor. İngilizce konuşan insan sayısı da çok fazla, bilmeyen sadece iki kişiye denk geldim, onlar da hiç turistik olmayan yerlerde yol üzerinde çalışan birileriydi. - Bali'de musluk suyu içilmiyor, hatta diş fırçalamak için bile önerilmiyor. Ucuz pahalı demeden kaldığımız tüm otellerde, oda içindeki sulara ek olarak banyoda ayrıca ücretsiz kullanabileceğiniz içme suyu bulunuyordu. Ben birkaç kez musluk suyuyla da dişlerimi fırçaladım, sorun olmadı. - Bali ile aramızda 5 saat fark var, Türkiye'den 5 saat ilerideler. Özelikle paylaşım yaparken en çok zorlandığım konu bu olmuştu. 😀 - Bali'ye giderken herhangi bir aşı yaptırma mecburiyeti yok. Endonezya'nın kırsal kesimlerine, turistik yerler dışına çıkıyorsanız HepatitA ve Tifo aşışı öneriliyor ama Bali için bence rahat olabilirsiniz, biz aşı olmadık. - Bali'nin para birimi IDR yani Endonezya Rupisi, ben gittiğim dönem 1$ = 15000 IDR civarına bozuluyordu. - Prizler bize uygun, benim yanımda herhangi bir dönüştürücü yoktu ve ihtiyaç duyduğum herhangi bir yer olmadı. - Trafik soldan akıyor yani bize göre ters trafik, direksiyon sağda kalıyor. Asya'dan alternatif diğer seyahat rotaları için aşağıdaki yazılarıma da bakabilirsiniz. Merhaba, Sahile yürüyerek gidebilirsiniz ama yüzmeye çok uygun değil deniz. Gezi notlarınızı dikkatle okudum. Çok teşekkür ederim. Verdiğiniz bilgilerle gezim daha da güzelleşti. 2019 Eylül ayında gezimi gerçekleştirdim. Sayenizde kendime göre bir rota oluşturdum. Burada blogunuzu okuyan arkadaşlara bir nebze de ben destek olmak isterim. Balide araç kiralama için vereceğim numaradan taksiciye ulaşabilirler. Pazarlıkla en iyi fiyatı veren şoför Sudarta kendisi güler yüzlü verdiği bilgilerle Bali de geziniz daha da kolaylaşacak. Ben gitmeden önce whatsapp üzerinden pazarlığımı yaptım ve 5 şoför arasından en iyi fiyatı veren kişi Sudarta oldu. Gezi notlarınız için çok trşekkür ederim tekrardan. Kutlarım, çok başarılı bir blog. Nacizane. blog yazan bir kişi olarak çok faydalı ve gereken bilgiler içeren bir yazı stili. iyi günler ben eşim ve 1 yaşında oğlumla 2 şubat gidiş 16 şubat dönüş baliye gidicez yazılarınızı okudum çok yararlı çok teşekkür ederim. Bali konusunda en detaylı en sağlıklı bilgiyi siz veriyorsunuz.. Şimdi gelelim programa ilk olarak uçakta inerek 4 gün ubud 4 kuta seminyak Bölgesi diğer 5 gün gili adaları ve nusa penida adalarında değerlendirmek istiyoruz en doğru sıralama nasıl sizce ve adalara turlarla mı yoksa kendi imkanlarımızla gitsek daha doğru yaparız şimdiden yardımlarınız için teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/11/sri-lanka-galleda-nerede-kalinir-the-bartizan-hotel", "text": "Sri Lanka, en çok yer değiştirdiğimiz seyahat oldu. Seyahatin sonlarına doğru güney sahillerini gezdik. Sahil kesiminde son olarak Galle bölgesini gezdik ve bu bölgeyi gezerken de iki gece Galle kale içinde yer alan lüks bir butik otelde konakladık. Otelin hikayesini ve fotoğraflarını görür görmez orada kalmayı çok istemiştim, ne mutlu ki bu isteğim gerçek oldu. Hem şık hem de çok samimi bir oteldi, konaklamamızın her anından çok keyif aldık, o nedenle sizinle de bu oteli paylaşmak istiyorum. Bu otelin orijinali 17. yüzyılın başlarında Hollanda sömürge döneminde inşa edilmiş ve o zamandan son yıllara kadar pek çok amaç için kullanılmış. Son olarak otelin sahipleri orijinaline sadık kalarak modern ve lüks detaylarla yapıyı yeniden yaratmışlar. Hikayesi olan otellere bayılıyorum, o yüzden dikkatimi daha fazla çekmişti. Otelin adı, alabildiğine okyanus manzarasına sahip terasındaki minik kuleden geliyor. Köşe duvara monte olarak inşa edilen kulelere Ingilizce'de Bartizan deniliyor. Otelin konumu Galle kale içinde, en turistik caddenin yanı başında ve surların hemen arkasında, okyanusun karşısında yer alıyor. Otelden çıkıyorsunuz, sağa dönüyorsunuz ve tüm güzel restoranlar ve butikler karşınıza çıkıyor. Otelin odaları gerçekten çok güzel yenilenmiş, her detayına bayıldım. Bazı otellerde kaldığım odalara normalden fazla ısınıyorum, burası da kendi yatak odam olmasını isteyeceğim odalardan biriydi gerçekten. Odaların önünde ortak teras var ve üst katlardaki odalar okyanusa doğru bakıyor. Odanın banyosundaki bakım malzemelerinin hepsi çok kaliteli, Sri Lanka'nın ünlü markalarından Spa Ceylon idi. Internet çok hızlı ve kesintisizdi, ondan da memnun kaldım. Otelde kahvaltı ve öğle yemeği yiyebiliyorsunuz, bir de akşam üstü çay saati var. Kahvaltı ve çay saati ikramları oda fiyatına dahil, öğle yemeğini ayrıca sipariş verebiliyorsunuz. Biz kahvaltı saati dışında genelde dışarıda olduğumuz için diğer öğünleri deneyemedik ama kahvaltının mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Kahvaltı için size menü veriyorlar, önceki akşam neler istediğinizi seçerek işaretleyip menüyü resepsiyona veriyorsunuz. Ayrıca taze meyve suyunuzu da seçiyorsunuz. Seçtiğiniz kahvaltıya ek olarak hamur işi çeşitleri ve meyve çeşitleri de sofrada yerini alıyor. Ertesi sabah yine sizin isteğinize göre ister odanızın önündeki terasta, ister otelin bahçesinde kahvaltınızı hazır ediyorlar. Hem sunum olarak hem de lezzet olarak benden tam not aldılar. Galle'da konaklamak isteyen herkese The Bartizan'ı tavsiye ederim. Sri Lanka'ya eşimle tekrar gezmeyi çok istiyorum ve tekrar gittiğimde yine burada kalmayı düşünüyorum. Otel çalışanlarının hepsi çok nazik ve yardımseverdi. Bizi çok güzel ağırladıkları için hepsine müteşekkirim. Otelle ilgili daha fazla detay ve oda fiyatları için otelin websitesini inceleyebilirsiniz. Bu içeriği tamamen kendi tecrübelerim doğrultusunda yazdım, umarım Sri Lanka otel araştırması yaparken yardımı olur. 77 Pedlar St. Galle Fort, Sri Lanka."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/11/sri-lanka-guney-sahilinin-en-guzel-oteli-twenty-two-weligambay", "text": "Sri Lanka'nın ilk günleri için her gün yer değiştirmeli ve bol koşturmacalı bir program yapmıştım. Son günlerimizde ise ülkenin güney sahillerinde olacaktık ve biraz keyif yapmak istiyordum, bunun için güzel bir otel arayışına girdim ve karşıma hemen önünde plajıyla lüks bir butik otel olan Twenty Two Weligambay çıktı. Otelin hem konumu hem de kendisi çok güzel görünüyordu, aradığım tam da böyle bir oteldi ve seçimimi yaptım. Sri Lanka'daki en huzurlu günlerimizi geçirdiğimiz bu otelden sizlere de detaylıca bahsetmek istiyorum. Otelin konumu Sri Lanka Güney sahilini gezmek için çok uygun, Weligama'da yer alıyor. Sri Lanka'nın en meşhur sahil kasabalarından biri olan Mirissa'nın hemen yakınındaki Weligama, Mirissa kadar kalabalık olmadığı için daha sakin bir plaj keyfi yapabiliyorsunuz. Özellikle sörf yapmayı sevenlerin Sri Lanka'da en çok tercih ettiği plajlardan biri de burası. Weligama güney sahilinin orta kısmına denk geliyor, burada konaklayıp çevre plajlara tuk tuk ile kısa sürede ulaşabilirsiniz. Weligama'ya ulaşmak da oldukça kolay, mesela Colombo'dan trenle rahatlıkla ulaşabilirsiniz, 3 saatte Weligama tren istasyonuna varıyorsunuz. Bu arada otelde wifi oldukça hızlı ve kesintisizdi, Sri Lanka'da her otelde böyle olmayabiliyor, onu da belirtmek istedim. Twenty Two Weligambay'da günü hep otelde batırdık, gördüğüm en kırmızı güneşe şahit oldum her seferinde ve bu anlar için müteşekkirim. Burada kaldığımız sırada bir akşam plajdayken kendimi aşırı mutlu hissetmiş ve instagram'da bir paylaşım yapmıştım, buradan da o anki hislerimi yazayım istedim. Plajdayız, dalga sesleri eşliğinde kıpkırmızı bir güneş batıyor. Ada, plajda bulduğumuz kürekle kumdan inşaatlar yapıyor, gençler cricket oynuyor ve bazı sörfçüler hala dalgaları yakalamaya çalışıyor. \"Life is better at the beach\" derler ya, aynen öyle işte.. Seyahatimiz boyunca ilk defa denize sıfır bir otelde konaklıyoruz ve bu harika plajın sonuna kadar tadını çıkarıyoruz. Keşke daha uzun kalabilseydik. Otelin ayrıca plaja bakan güzel bir havuzu vardı, plajda geçirdiğimiz vakit dışında burada da her gün mutlaka yüzüyorduk. Gelelim en sevdiğim kısım olan yemek konusuna. 🙂 Hem kahvaltıları hem akşam yemeklerini otelde yedik. Kahvaltı açık büfe şeklindeydi, açık büfeye ek olarak istediğiniz çeşitte yumurta yaptırabiliyorsunuz. Akşam yemeklerinde ise set olarak hazırlanmış bir menü var ve ana yemeğinizi, tatlınızı birkaç çeşit arasından seçiyorsunuz. Başlangıç ve çorba tek çeşit oluyor ama her akşam farklı oluyor. Ben Sri Lanka mutfağını genel olarak damak tadıma uygun buldum zaten ama en lezzetli yemeği burada yediğimi söylemeliyim, mutlaka restoranın yemeklerini deneyin. Sri Lanka'nın güney plajlarını gezmeyi düşünen herkese konaklamak için Twenty Two Weligambay'ı tavsiye ederim. Sri Lanka'ya bir sonraki gelişimizde bu otelde eşimle de konaklamayı çok isterim. Otel çalışanlarının hepsi çok nazik ve güler yüzlüydü, bizi harika ağırladılar. Otelle ilgili daha fazla detay ve oda fiyatları için otelin websitesini inceleyebilirsiniz. Bu içeriği tamamen kendi tecrübelerim doğrultusunda yazdım, umarım Sri Lanka otel araştırması yaparken yardımı olur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/13/filipinlerdeki-cennet-el-nido-palawan-gezi-notlari", "text": "Filipinler'e o kadar uzun zamandır gitmek istiyordum ki benim için bir efsaneye dönüşmüştü. Bilet alıp yakmalar, planlar yapıp yapıp suya düşmesini izlemeler derken sonunda kavuştuk. Hayalini kurduğum kadar varmış vallahi, beni hayal kırıklığına uğratmadı. Adadan döndüğümüzden beri sizlere El Nido gezi notları hazırlamak için sabırsızlanıyordum. Hani bazı insanlar için \"Allah boş zamanında yaratmış\" ya da \"Allah özene bezene yaratmış\" derler ya. El Nido adası gerçekten boş vakitte yaratılmış, ince ince işlenmiş bir yer bence. Phi Phi adaları da benim için biraz öyleydi, eğer oraya gidip beğendiyseniz, buraya aşık olursunuz. Doğanın olağanüstülüğüne tekrar tekrar şahit olduğum, denizden çıkmak bilmediğim, sürekli şükrettiğim bir gezi oldu benim için El Nido gezisi. Zaten adanın güzelliği tescilli, daha önce dünyanın en güzel adası seçilmiş. Yeterince övdüğüme göre başlayabilirim, El Nido gezi rehberi sizlerle.. Filipinler'in bir diğer güzel adası Coron gezi yazısı için aşağıdaki linke tık tık. El Nido iyi, hoş, güzel de çevresi kötü. 😛 Adaya ulaşım hiç kolay değil gerçekten. Bizim Bali sonrası rotamızın ilk durağı El Nido idi. Türkiye'den de gelseniz aynı şekilde ulaşmanız gerekiyor, o yüzden anlatıyorum. Türkiye'den Filipinler'in başkenti Manila'ya direkt veya aktarmalı uçuşlar bulunuyor. THY'nin direkt uçuşu, Qatar, Emirates ve Saudia Havayollarının bir aktarmalı uçuşları bulunuyor. En ucuz genelde Saudia oluyor. Biz Bali'den Airasia ile Manila'ya geçtik. Buradan sonra El Nido'ya ulaşım için iki seçeneğiniz var. Birinci yol, yani daha uzun ve meşakkatli olan yol önce Puerto Princesa'ya uçakla gitmek, oradan da minivanlara binerek 5-7 saat arası bir yolculuk sonrası El Nido ya ulaşmak. Bu yol biraz daha uygun fiyatlı ama karayolu kısmı için pek iyi şeyler duymadım açıkçası. Bizim Bali uçuşumuz gece 11:30'daydı ve gece yarısı saat 3:30 gibi Manila'ya vardık. O uykusuzluk ve yorgunlukla tek başıma çocukla bir de üstüne bir uçuş ve tekrar karayolu yolculuğunu bünyem kaldıramayacaktı. O nedenle ben ikinci ve pahalı olan yolu tercih ettim. Bazen harcadığınız paranın karşılığı paha biçilemez oluyor, bu da onlardan biriydi. Sabah 7 uçuşu için iki kişi 270$ verdim biletlerimize. Air Swift, Manila'dan El Nido'ya uçan tek firma ve pır pır uçaklarla seyahat ediyorsunuz. Oğlumun ilk pır pır uçak deneyimi olması açısından benim için önemli bir uçuş oldu. Manila dış hatlar terminaline indikten sonra iç hatlara geçmek için servis beklemeniz gerekiyor. Beklediğimiz yer inanılmaz soğuktu, mutlaka burası için yanınızda kalın bir şeyler alın. Hava yolu şirketlerinin farklı saatlerde gelen servisleri var. Mesela Cebu için sürekli servis geliyordu ama biz onlarla gidemiyorduk, bizim servis 5'e doğru geldi. Air Swift'in bagaj hakkı kişi başı 20kg ve kişi sayısına göre toplam bagaj hesaplıyorlar. Bu gerçekten benim için kritik noktalardan biriydi, sizin için de öyle olabilir diye yazıyorum. Ben Puerto Princesa'da vakit geçirmeyi de düşünmediğim için bu yolu seçtim, eğer Puerto Princesa'da konaklamayı düşünüyorsanız minivan ile gitmek daha mantıklı olabilir. Velhasıl sorunsuz bir şekilde uçuşumuzu gerçekleştirdik. El Nido Havaalanı minicik bir yer, bagajlarınızı banttan değil direkt elden teslim alıyorsunuz. Sizi şarkı söyleyen Filipinli teyzeler karşılıyor. İnsan hemen havaya giriyor, adaya geldiğini hissediyor doğrusu, pek tatlılar. Ada içinde ulaşım ise tricycle'lar ile sağlanıyor. Bunlar da Asya'da görmeye alışık olduğumuz tuk tuk benzeri motorlu taşıma araçları. Bizi otelimize 300 PHP yani yaklaşık 6$ karşılığı götürdüler. Bana sorarsanız El Nido'da sonsuza kadar kalınır, tabi yağmur sezonları hariç. 😀 Şaka bir yana, zamanınız bolsa El Nido için 4 tam gün bence ideal. Zamanınız az ise de 2 tam gününüzü mutlaka buraya ayırın. Biz 3 gece kaldık ve 2 tam günümüz vardı. Gittiğimiz gün sabah erken vardığımız için merkezi gezecek vaktimiz oldu. Diğer iki gün ise adanın en popüler iki turuna ayırdık vaktimizi. Aslında burada dört farklı tur düzenleniyor, ama iki tanesi öne çıkıyor. Zamanınız varsa 4 tam gün ayırın deme sebebim buydu. Adadaki sahilleri keşfetmek için gittiğiniz gün ve diğer günler de tüm turları denemek için ayrılabilir. Biz El Nido'ya Kasım ayında gittik yani yağmur sezonunun henüz bitmediği ara dönem olarak geçen riskli aylardan birinde. Gitmeden önce telefondan hava durumuna bakıyordum ve sürekli gök gürültülü yağmur gösteriyordu. Açıkçası epey moralim bozulmuştu çünkü o kadar hayal ettikten sonra yağmura denk gelip Filipinler'in tadını çıkaramayacak olmak çok üzücü olacaktı. Ben de internetten sürekli iyi haber alabileceğim bir yerler araştırmaya başladım, sonra bir forumda aradığım yorumu buldum. 🙂 Genel hava durumu sitelerine itibar edilmemesi gerektiğini, yanlış bilgi verdiklerini söylüyordu. Gerçekten de hava durumu sürekli yağışlı göstermesine rağmen biz az bulutlu ve bol güneşli günler geçirdik. Tabi ki biz şanslıydık, normalde en kuru sezon Şubat itibarıyla başlayıp Nisan ayı boyunca da devam eden aylarda yaşanıyor. Mayıs ayında yağmurlar başlıyor ve Aralık-Ocak aylarında yok denecek seviyelere iniyor. Haziran ve Ekim arasındaki aylar ise tayfuna yakalanma riskininzin fazla olduğu aylar. Ben turizm ofisinden okuduğum bilgileri aktarıyorum sadece, bizzat deneyimlemedim tüm ayları tabi ki. Tropik iklime hiçbir zaman güven olmuyor bana göre, siz özellikle kış aylarında ne zaman uygunsa şansınızı deneyin derim. El Nido'da yapabileceğiniz en güzel aktivite turlara katılmak ama adaya vardığınız gün muhtemelen tur saatini kaçırmış olacaksınız veya en azından uzun yol nedeniyle çok yorgun olacaksınız. O yüzden önce biraz dinlenip sonra biraz adanın kendisini keşfetmeye çıkabilirsiniz. Las Cabanas ve Nacpan Beach adadaki en güzel plajlar, gittiğiniz günü bunlardan birinde geçirip, diğerine de bir akşam üstü gün batımı için gidebilirsiniz. Ada merkezi ise küçücük bir yer ve öyle fotoğraflık bir yeri yok, sokakları gün battıktan sonra gezebilirsiniz, zaten gece daha hareketli oluyor. Alışveriş için sabit dükkanlara ek olarak gece açılan bir pazarı var, bir de sokaklara tezgah açıyor insanlar. Bana gelen mesajlarda sürekli tura katılmak mı gerekiyor diye soranlar olmuştu. Bana kalırsa biraz ne hayal ettiğinize bağlı, yani El Nido'daki plajların ortamı güzel, bol palmiyeler filan keyifli bir ortam var ama deniz için geliyorsanız turlarda görecekleriniz kadar muhteşem değil. Bu arada adada yanınıza nakit para bulundurun, pek kredi kartı geçmiyor. Bloglarda okuduğum kadarıyla ATM'de para sıkıntısı yaşanabiliyormuş, ben ilk gittiğimiz gün havaalanında taksi ve acil ihtiyaçlar için sadece 100$ bozdum, sonra tur fiyatlarını ve diğer harcamaları kafamda aşağı yukarı hesaplayıp tüm Filipinler seyahati için ATM'den toplu para çektim. Tur planına bakınca Tour A gözüme en güzeli gibi göründü o nedenle hazır hava güzelken ilk gün Tour A'ya gidelim dedim, malum havanın ne yapacağının tam kestirilemediği bir dönemde gitmiştim. Turu direkt otelden ayarladım, dışarıdakiyle aynı fiyattan ayarlıyorlar o yüzden otele güvenmeyi tercih ettim. Tour A'nın fiyatı 1200 PHP, çocuk için yarı fiyat 600 PHP aldılar. Bir de Turizm fonuna katkı diye 200 PHP ek ücret alıyorlar, bunu 10 gün için bir defa veriyormuşsunuz, çocuk için de yine yarı fiyat 100 PHP aldılar. Yani tur bir yetişkin bir çocuk için her şey dahil toplam 2100 PHP = 40$ tutmuş oldu. Sabah 8.5 gibi turdan bir görevli bizi almaya geldi ve tura kayıt olan diğer otel misafirleriyle birlikte teknemize gittik, zaten teknelerin kalktığı yere 3 dk yürüme yolu var sadece. 🙂 Tur 9'da başlıyor deniyor ama maalesef tüm misafirlerin gelmesini bekliyorlar, Saat 10 gibi anca kalktı tekne. İlk durağımız Seven Commando Beach, burayla başlamamız iyi oldu çünkü bence turun en sıradan yeriydi. Pamiyelerle dolu tatlı bir plaj, kaliteli kum ve turkuaz deniz ile normalde eminim çok güzeldir ama bacaları tüten teknelerle dolu olduğu zaman yüzemiyorsunuz, sadece plajda coconut suyu içip biraz keyif yapabilirsiniz burada. İkinci durağımız Small Lagoon oldu. Burası da epey kalabalıktı ama tekneler açıkta olunca kalabalık insanı fazla rahatsız etmiyor, yüzmenize engel değiller. Burada lagüne ulaşmak için kano kiralamak en mantıklısı, çünkü aşağısı kayalık ve zaman zaman sığlaşıp bacaklarınızı çarpabiliyorsunuz. 2 kişilik ve 4 kişilik kanolar var, 2 kişilik kano kirası 400 PHP, 4 kişilik kano kirası ise 700 PHP. Ben de kiralamak istedim ve hatta kanoya bindik ama Ada kanoya binmek değil yüzmek istedi. Yeri gelmişken bir uyarıda bulunayım, hem Tour A hem de Tour C için sert tabanlı deniz ayakkabısı giymeniz iyi olur yoksa bazı yerlere giremeyebilirsiniz. Deniz ayakkabısını El Nido Town'daki dükkanlardan ya da gece pazarından alabilirsiniz. Ayrıca tekne turu da yola çıkmadan önce kiralamak isteyip istemediğinizi soruyor, kendinizin yoksa mutlaka kiralayın. Bir de tabi ki su geçirmez çantalardan edinmenizde fayda var, her boyutu satılıyor zaten sokaklarda ve fiyatlar 3-5 $ civarı. İçecek, dondurma, kano gibi ihtiyaç duyabileceğiniz şeyler için yanınızda birazcık da para götürmenizi tavsiye ederim. Ben 700 PHP civarı para alıyordum yanıma, gerisini otelde kasada bırakıyordum. Üçüncü durağımız aynı zamanda yemek molası verdiğimiz Shimizu Island oldu. Önce teknedeki masada hazırladıkları sofrada yemeklerimizi yedik, gayet bol çeşitli ve hiç fena değildi yemeklerimiz bence. Yukarıdaki fotoğrafa ek olarak buharda pişirilmiş pirinç ve meyve çeşitleri de bulunuyordu menüde. Dalış yaptığım dönemlerde tekne yemeklerine bayılırdım, özlemişim. Yemek sonrası biraz denizin tadını çıkardık ve Simizu Adası deniz açısından bizim favorimiz oldu bu turda. Ada resmen çıkmak istemedi, ağlamaklı oldu adadan ayrılırken, gerçi benim de pek çıkmak istediğim söylenemez. Dördüncü durağımız Secret Lagoon oldu. Burası deniz ayakkabınız olmadan girmenin pek mümkün olmayacağı yerlerden biri. Tekne biraz açıkta duruyor, siz kayalık zeminden oluşan sığ suda ilerleyerek bir delikten geçiyorsunuz ve lagüne ulaşıyorsunuz. Buradan sonra beşinci ve son durak Big Lagoon'a geçtik. Burada yine kano kiralayarak lagüne ulaşıyorsunuz, yüzerek ulaşmak burada biraz daha zor çünkü uzak. Ada öğlen uykusu uyumayınca buraya giderken uyuyakaldı. Ben de onu uyandırmadan oğlumu teknedekilere emanet edip teknenin çevresinden ayrılmadan şnorkel yaptım. Lagün ile öne çıktığı için kimse farkında değil sanırım ama aynı zamanda muazzam bir şnorkel noktası burası, tavsiye ederim. Ertesi gün yine hava güzeldi ve bu sefer Tour C'ye katıldık. Tour C biraz daha uzağa gidiyor, sanırım o yüzden biraz daha pahalı. Tur ücreti yetişkin için 1400 PHP, çocuk 700 PHP. Bu sefer turizm fonu için ekstra ücret vermediğimizden fiyat yine toplam 2100PHP = 40$ oldu. Bu turun ilk durağı Helicopter Adası, şekli uzaktan pervanesiz bir helikopter görünümünde olduğu için bu adı almış. Bu adanın plajı fena değil ama bence sırf şeklinden dolayı pazarladıkları için tura dahil olmuş, pek o kadar da etkileyici gelmedi bana. Ya da her turun ilk durağına böyle sıradan bir yer eklemişler. İkinci durağımız Matinloc Shrine oldu, burada terk edilmiş bir tapınak bulunuyor. Tapınağın bakımı için giriş olarak kişi başı 100PHP ücret alıyorlar. Bir de kayalıklardan yukarı tırmanarak bir manzara noktasına çıkıyorsunuz ki manzara gerçekten çok güzel. Üçüncü durağımız Talisay Adası oldu. Burada hem yemek yeme hem denize girme molası verdik. Bugünkü turumuzda teknede masa yoktu, plaja sofra kurdular. Bu turlar sırasında kanolarla dondurma, meşrubat ve bira satan adamlar oluyor. Yemekte meşrubat tekneden verilmiyor, sadece su veriliyor. İçeceğiniz için bu kanolardan alışveriş yapabilirsiniz. Bu plajın denizine de bayıldık, ayrılmak istemediğimiz yerlerden biri oldu yine. Kumu da çok güzeldi, yemekte verilen plastik bardaklarla bol bol kumdan kale yaptık oğlumla. 😀 Bu arada yemekleri tekne hareket halindeyken yapıyorlar, ilk durakta başlıyorlar mangalı yakmaya, yavaş yavaş hepsini yapıyorlar. Meyvelere, salatalara süslemeler filan yapıyorlar, vallahi bravo dedim yani. Bloglarda El Nido konaklama konusnu araştırırsanız genelde bir memnuniyetsizlik olduğunu görürsünüz. Oteller için, interneti kötü, sıcak suyu yok, çok pis, şehre uzak vb. pek çok şikayeti bolca okuyacaksınız. Ben de bu yorumlar dolayısıyla biraz çekinerek gitmiştim açıkçası El Nido'ya ama hava konusunda şanslı olduğumuz kadar otel konusunda da şanslıydık çok şükür. Yukarıda bahsettiğim sorunların hiçbirini yaşamadık, o yüzden gönül rahatlığıyla size de tavsiye edebilirim. Otelimizin adı Sea Cocoon idi, adanın en merkezi yerinde, tüm hareketin olduğu Caron Carong plajı yakınında ana cadde üzerinde yer alıyordu. ATM'e, tur teknelerinin kalktığı limana ve feribot limanına hep yürüme mesafesindeydi. El Nido'daki uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Otel çalışanları ve yöneticisi son derece güler yüzlü ve samimi insanlardı. Sabah erken gittiğimiz için henüz odamız hazır değildi. Gece boyunca yollarda doğru dürüst uyuyamadığımız için lobideki rahat koltuklarda bir süre uyukladık. Internet her kat için ayrı tanımlanmış durumda, o yüzden hem odalarda hem de ortak alanlarda gayet hızlı ve kesintisiz kullanabiliyorsunuz. Otelin havuzu da var ve bu havuz o sıcaklarda tura çıkmadığınız zamanlar gerçekten çok değerli oluyor. Mesela biz odamızı beklerken biraz dinlendikten sonra havuz keyfi yaptık, böylece hem ayıldık hem de denize giremediğimiz günü değerlendirmiş olduk. Odamız gayet ferah, balkonlu ve tertemiz banyosu olan bir odaydı. Sıcak su sıkıntısı kesinlikle yaşamadık. Oğlum duşta uzun kalmayı çok seviyor, ben duyduğum sıcak su şikayetleri nedeniyle hep sıcak su bitecek diye endişelendim ama kaldığımız süre boyunca hiç sıcak sudan eksik kalmadık. Bizim odada bir çift kişilik yatak, bir de tek kişilik yatak vardı. Ayrıca eşyalarınızı yerleştirebileceğiniz dolaplar, LCD televizyon ve çalışma masası da bulunuyordu. Odanın kliması da gayet düzgün çalışıyordu yani El Nido otelleriyle ilgili o kadar kötü yorum okuduktan sonra cennete düşmüş gibi hissediyordum kendimi. 🙂 Bu arada otelde jeneratör de bulunuyor, yani adada arada elektrik kesintisi oluyormuş, ben elektriklerin kesilip kesilmediğinin farkında değilim ama burada onun için de endişe etmeniz gerekmiyor. Otelin kahvaltısı açık büfe şeklindeydi ve gayet yeterliydi. Biraz Filipinler kahvaltısı, biraz da uluslararası mutfaktan seçkiler vardı, bir de tabi ki tazecik meyveler. Yumurtanızı da isteğiniz şekilde mutfakta pişiriyorlar. Gün içinde de otelin yemek servisi bulunuyor. Biz ikinci akşam kendimizi çok yorgun hissettiğimiz için akşam yemeğimizi otelde yedik ve yemekleri çok leziz bulduk, ayrıca fiyatlar da dışarıya göre çok uygundu. Mutfak personelini de çok sevdim. Önceki akşam Ada için aldığım şişe meyve suyunun kalanını masada bırakmışız, kapağını kapatıp buzdolabına koymuşlar ertesi gün bize geri verdiler. Çok tatlı değil mi? 🙂 Bazen böyle küçük naif detaylar bile bir yeri sevmem için yeterli oluyor. Velhasıl, genel olarak otelimizi çok sevdim ve hepinize tavsiye ederim. El Nido'da lüks ve izole oteller de bulunuyormuş ama bence buraya kadar geliyorsanız ada hayatını yaşamalı ve mutlaka turlara katılmalısınız. Akşam üstü turlardan dönerken ıslak mayonuzla ada sokaklarında dolana dolana otele dönmek çok keyifli oluyor, insan kendini tam olarak adalı hissediyor. İtiraf edeyim Bali'den sonra El Nido'daki mekanlar çok zayıf geldi ama yine de birkaç tane güzel mekan var. Bunlardan biri Bali'de görmeye alışık olduğumuz organik ve vegan yiyecekler sunan minik tatlı bir kafe, ismi Balai Kubo. Tostları ve kaseleri çok güzel, El Nido'da sağlıklı yemeğin adresi burası. Oturmak için sadece küçük bir bar yerleri var ve içeri yalın ayak giriyorsunuz, bunu da bilgi olarak vereyim. El Nido'da önereceğim diğer mekan da görebildiğim mekanlar arasında en güzel ortama sahip olan Happiness. Burası Akdeniz mutfağı olarak geçiyor ama menü ağırlıklı olarak humus çeşitleri ve falafelden oluşuyor. Ben iki haftadır Asya yemekleri yemekten biraz bunaldığım için hemen soluğu burada aldım ve hem falafeli hem de humusu gayet başarılı buldum. Burası sadece yemek için değil, barın etrafındaki salıncaklara oturup kokteyl keyfi yapmak için de gelebileceğiniz bir yer. Dondurma için de Gusto Gelato'yu tavsiye ediyorum. Bunların hepsi bizim otelimize yürüme mesafesinde yani El Nido Town'da yer alıyordu. El Nido'da genelde uluslararası mutfaktan yiyecekler bulabiliyorsunuz. Yunan mutfağı, Arap mutfağı, İtalyan mutfağı ve daha pek çok alternatif mevcut. Asya mutfağını sevmiyorsanız bile, yemek konusunda en rahat edeceğiniz yerlerden biri diyebilirim. Tek başına çocuklu bir kadın olarak kısıtlı şekilde tecrübe ettiğim gece hayatından size de bir kuple bahsedeyim istiyorum. 🙂 Adanın en güzel gece mekanı bence SAVA, tur teknelerinin yanaştığı plajda yer alıyor. Buraya biz daha çok akşam üstü tur dönüşü birer içecekle yorgunluk atmak için uğradık aslında. Geceleri özellikle hafta sonu çok kalabalık oluyor, ben ortam nasıl bir bakayım diye gittim ama plajdaki şiltelerde yer bulunca hemen oturdum tabi. Müzikleri güzel, ortam da hem relax hem kaliteli. Fiyatlar Filipinler ortalamasının üstünde olsa da kalitesine göre normal geldi bana. Sava'nın hemen bitişiği de oldukça hareketli görünüyordu ama mekanı pek sevemedim ben. Sava dışında houma giden bir diğer mekan da Rooftop Bar oldu, burada da üst katta şiltelere yayılıp güzel müzik eşliğinde keyif yapabilirsiniz. El Nido bizim Filipinler seyahatimizin yıldızı oldu dersem abartmış olmam sanıyorum. Kendi tecrübelerime ve araştırmalarıma dayanarak ayrıntılı bir El Nido gezi rehberi hazırlamaya çalıştım. Benim burada aklıma gelmeyen merak ettiğiniz bir şeyler olursa lütfen yorumlara yazın, herkes faydalansın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/13/kandy-ella-ve-muhtesem-tren-yolculugu", "text": "1.5 ay süren Asya rotamızı çok isteyip de bir türlü gidemediğim ülkelere ayırdım. Sri Lanka da içimde kalan yerlerden biriydi. Özellikle Ella trenine binmek kesinlikle bu yıl mutlaka yapmak istediklerim arasında yer alıyordu. Neyse ki yılın son aylarında bu hayalime kavuştum. Özellikle son yıllarda iyice popülerleşen Ella trenine Kandy'den bindim. Bu yazıda da hem Kandy, hem Ella, hem de tren yolculuğuna dair tüm tecrübelerimizi ve bildiklerimizi aktaracağım. Hazırsanız başlıyorum, işte size Kandy Ella treni gezi notlarım. Bu yazıda muhtemelen en çok merak edilen kısım bu olacak. Doğu Ekspresi gibi bilet ve yer bulmanın zor olduğu bu tren yolculuğu gitmeden önce üzerimde çok büyük stres yaratmıştı. Nedenini şimdi baştan anlatacağım. Bu trende üç sınıf vagon tipi bulunuyor. Birinci sınıf vagonlar klimalı olanlar, haliyle bunlarda camlar kapalı ve o meşhur sarkmalı etmeli fotoğrafları çekmek çok zor. İkinci ve üçüncü sınıf vagonlar arasındaki farkı ise pek anlamadım ama bunlarda camlar açık ve istediğiniz gibi hem kapılardan hem pencerelerden fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Şimdi buradaki sıkıntı şu; ikinci ve üçüncü sınıf vagonlarda yer garantili bilet alabilmeniz için yaklaşık 1,5 ay önceden şu adresten başvuru yapmanız gerekiyor. Yoksa yer garantili biletler tükenmiş oluyor, bulamıyorsunuz. Ben yolda olduğum için kafamda aşağı yukarı tarihler olsa da netlik kazanmamıştı hiçbiri. Sri Lanka'ya uçuş biletimizi bile gitmeden 2-3 gün önce almıştım yani öyle düşünün. Hal böyleyken tren biletlerinin peşine de düşemedim tabi. Trene bilet bulamamak gibi bir durum söz konusu değil ama oturacak yer bulamama ihtimali var. Bizim Kandy'e gidiş amacımız trene oradan binmek ve uzun zamandır fotoğrafların görüp özendiğim bir otelde kalmaktı. Açık söyleyeyim Kandy'deki gezilecek yerler benim çok da yanıp tutuştuğum yerler değildi, yine de öğle saatlerinde orada olacağımız için üç yeri gözüme kestirmiştim, öğleden sonra gideriz diyordum. Kandy Gölü, Buddha'nın köpek dişinin saklandığı tapınak olan Temple of the Sacred Tooth Relic ve Bahiravokanda Vihara Buddha Statue olarak geçen dev Buddha'yı ziyaret etmeyi düşünüyordum. Biz Kandy'e Negombo'dan araba tutup geldik ve şoförümüz korkunç araba kullanıyordu. Oğlum en sonunda dayanamadı ve istifra etti, bu arada şimdiye kadar hiç böyle bir şey başımıza gelmemişti. Yani öyle sürekli kusup duran bir çocuk değil, gerçekten benim bile midem rahatsız oldu ki ben her türlü yollarda kitap okuyarak gidip midesi bulanmayan bir tipim. Neyse, bu olay sonrası ben çocuğu daha fazla hırpalamak istemedim ve zaten bir gececik kalacağımız otelimizin tadını çıkarmaya karar verdim. Yani Kandy'de hiçbir yere gidemedik vallahi, sağlık olsun. 🙂 Sizin vaktiniz olursa yukarıda saydığım yerlere ek olarak Negombo'dan Kandy'e geçerken yol üzerinde olan Royal Botanical Gardens da gidebileceğiniz yerler arasında. Kandy'e giderken açıkçası hiç otel araştırmadım. 🙂 Bu oteli zaten instagram'da pek çok yerde görmüş, beğenmiş ve kafama yazmıştım. Sri Lanka'da şehirleri biraz kaotik, Kandy de Sri Lanka'nın ikinci büyük şehri olarak yorucu biraz. Kaldığımız otel Theva Residency 15 odadan oluşan lüks bir butik otel. Şehir merkezinin 2 kilometre dışında Kandy'nin tepelerinde yer alıyor, yani kafa dinlemek için birebir. Burada kalmakla gerçekten doğru bir tercih yapmışız, çok güzel bir oteldi. Size de otelin detaylarından biraz bahsetmek istiyorum. Ben çocukla gittim ama özellikle çiftler için daha da muhteşem bir yer. Kandy'deki uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Havuzun hemen yan tarafında restoran bulunuyor. Otel şehre uzak olduğu için biz hem akşam yemeğimizi hem de sabah kahvaltımızı burada yedik. Oda fiyatına kahvaltı dahil ama diğer öğünler dahil değil. Burada Sri Lanka mutfağından yemek denemedik hiç ama uluslararası mutfaktan yediğimiz her şey çok lezizdi. Kahvaltıda Sri Lanka kahvaltısı da dahil olmak üzere size farklı seçenekler sunuyorlar ve siz de arasından birini seçiyorsunuz. O muhteşem manzaraya karşı yemek yemek ayrı bir keyif. Ella'ya vardığımızda akşam üstü olmuştu ve otele yerleşene kadar hava kararmıştı bile. O akşam ancak yemek ve biraz alışveriş yapmak için şehir merkezinde dolandık. Aslında Ella'da gezilecek güzel rotalar var ama çocukla benim için biraz fazla zorlayıcı olacaktı. Zaten zamanım da kısıtlı olduğundan benim için daha kolay olan iki yere gittim. Peki gidemediğim yerler neresiydi, önce onlardan bahsedeyim. Az buz olmayan bir tırmanış gerektirdiği için çıkmadığım iki yer Little Adam's Peak ve Ella Rock. Bunları Ella'dan Udawalawe'ye doğru yol alırken uzaktan görmekle yetindim. 🙂 Yol manzaraları efsaneydi, eminim yukarıdan çok daha güzel görünüyordur. Bir de muhtemelen tam gününüzü ayırmanızı gerektirecek Diyaluma Falls var. 2 saate yakın bir yolculuk sonrası 1 saate yakın kayalıklardan tırmanış gerektirdiğini okumuştum. Yalnız olsam bu şelalelere gitmeyi çok isterdim. Biz öncelikle aktif üzerinde tren rayı geçen Nine Arch Bridge'e gittik. Çay terasları arasından yükselen inanılmaz güzle bir köprü burası. Buradan tren geçiş saatlerini öğrenerek harika fotoğraflar yakalayabilirsiniz. Ella merkezden yürüyerek yarım saatte köprüye varabiliyormuşsunuz, ben yürümedim açıkçası. Biz tuk tuk ile gittik ve yollar çok bozuktu, 15-20 dk sürdü gitmesi. Yürüyerek nasıl yarım saat sürüyor ben anlamadım vallahi. 🙂 Tuk tuk köprünün dibine kadar sizi bırakıyor, yürüyerek biraz yukarılara çıkıp farklı manzara fotoları çekebilirsiniz. İkinci gititğimiz yer ise Ravana Falls oldu, bu şelalede yukarı çıkmak yasak. şimdiye kadar 36 kişi burada hayatını kaybetmiş. O yüzden şelalenin sadece belli bir kısmına çıkış izni var. Ella'da merkezi ama fazla pahalı olmayan bir yerde kalmak istedim çünkü gittiğimiz gün akşam saatlerinde şehre varacaktık, ertesi gün de sabah erken saatlerde gezmeye çıkacak ve şehirden ayrılacaktık. Yani gece yatmadan önceki 1-2 saat dışında otelde hiç vakit geçirmediğimiz için gayet ideal bir seçim oldu. Muhteşem bir yerdi diyemem ama gayet temizdi, verandası vardı. Tuvaleti banyosu hiç fena değildi. Ayrıca şehir merkezinde sayılırdı, sadece ufak bir yokuş çıkmanız gerekiyor merkezden otele gitmek için. Rezervasyon ve detaylar için booking linkine şuradan ulaşabilirsiniz. 30$'a konaklamışız burada. Ella'daki uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Ella'ya ilk gittiğimiz akşam yemeğini, dışarıdan gözüme gayet şık ve temiz gözüken The Barn by Starbeans'da yedik. Ella'da restoranların çoğunda yerel yemek vardı ve burada farklı alternatifler de olduğu için tercih ettim, oğlum Sri Lanka yemeklerini yemiyordu zira. Oğluma Club sandviç kendime de Sri Lanka mutfağının ana yemeklerinden Rice & curry söyledim, ikisi de gayet güzeldi. Sri Lanka yemeklerinden, Sri Lanka hakkında genel bilgiler vereceğim başka bir yazıda bahsedeceğim. Otelimizde kahvaltı da olmadığı için ertesi gün kahvaltıyı da dışarıda 360 Ella diye bir yerde yedik, bu sefer ikimiz için de Sri Lanka böreği olarak tarifleyebileceğim roti söyledim, gayet lezzetliydi. Kendi tecrübelerime ve araştırmalarıma dayanarak ayrıntılı bir Kandy Ella gezi rehberi hazırlamaya çalıştım. Benim burada yazmayı atladığım merak ettiğiniz şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın, cevaplamaya çalışırım."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/17/filipinler-gezi-rehberi-filipinlere-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler-gezi-rotasi-ve-butce", "text": "Filipinler uzun zamandır hayal edip hatta birkaç kez planını yapıp gidemediğim bir ülkeydi ve çok şükür bu sene kendisiyle kavuştuk. Kavuşmamız muhteşem olacaktı hissediyordum ve gerçekten çok güzel hatıralarla tamamlandı Filipinler gezisi. Filipinler'den ayrılalı bir ay oldu, yolculuğumuz devam ettiği için hemen yazı hazırlayamamıştım ama yazmak için de sabırsızlanıyordum. Şimdi Filipinler'in en güzel mevsimi gelmişken detaylı bir Filipinler gezi yazısı yazıp tüm gelen soruları cevaplamayı ve gitmeden önce bilmeniz gerekenleri anlatmayı hedefliyorum. Filipinler, 7641 adadan oluşan bir ülke. Tabi bu adaların hepsinde yaşam yok ve bazıları gerçekten çok küçük ama yine de gezebileceğiniz yüzlerce ada var. Ben, bu sayı göz önüne alındığında Filipinler'in çok az bir kısmını görmüş olsam da edindiğim tecrübeyi size aktaracağım. Buyurun o zaman Filipinler'i bir de benden okuyun, işte size Filipinler gezi rehberi. Filipinler son derece güvenli bir yer benim tecrübeme ve okuduklarıma göre. İnsanlar çok sıcak kanlı, güler yüzlü ve yardım severler. Dünyadaki en güvenli ülkeler listesinde Filipinler sıralamanın üstlerinde değil belki ama Türkiye'den yukarılarda yer alıyor. Bir de tabi turistik yerler daha güvenli oluyor genelde biliyorsunuz, o nedenle ben gezi boyunca kendimi hiç güvensiz hissetmedim. Tek başıma kucağımda çocukla gece saatlerinde bile caddelerde, ara sokaklarda dolaştım, hiç sorun yaşamadım. Başınıza asla bir şey gelmez diyemem ama genel olarak turistik yerlerde kendinizi rahat hissedebileceğiniz düşünüyorum. Tehlikenin başka bir boyutu olan doğal afetlerden bahsedelim. Filipinler, Ateş Çemberi olarak geçen Pasifik deprem kuşağında yer alıyor ve yanardağ püskürmesi ya da deprem meydana gelme olasılığı var. Ancak yakın dönemde kaydedilmiş bir hadise yoktu ve zaten Bali yazısında yazdığım gibi bu seyahatte tamamen kaderci olmuştum. Buraları görmek istiyordum ve başıma bir şey gelmemesini ummaktan başka çarem yoktu. Bir de Filipinler'de tayfun dönemine gitmemeye dikkat edin. Filipinler Pasifik Okyanusu'nun batısında yer alan bir Asya ülkesidir. Filipinler'in başkenti Manila'ya ülkemizden direkt ve aktarmalı uçuşlar bulunmaktadır. THY'nin direkt uçuşu, Qatar, Emirates ve Saudia Havayollarının bir aktarmalı uçuşları bulunuyor. En ucuz genelde Saudia oluyor. Biz Bali'den Airasia ile Manila'ya geçtik. Filipinler adalardan oluştuğu için bazı adalara ulaşım biraz zahmetli olabiliyor. Feribot yolculukları genelde sabah çok erken saatlerde oluyor ve uzun sürüyor. Adala arası uçuşlar da pır pır uçaklarla yapılıyor ve pek de ucuz değil. Adalar üzerinde ulaşım tricycle denilen tuk tuk benzeri üç tekerlekli havadar araçlarla gerçekleşiyor. Büyük şehirlerde ise bizdeki minibüsler gibi çalışan Jeepney denilen toplu taşıma araçları ile çok uygun fiyata yolculuk edebiliyorsunuz. Toplu taşıma dışında sarı ve beyaz taksiler var, kendi tecrübeme dayanarak Cebu'daki beyaz taksi ile hava alanı otel arasındaki aynı yolu sarı taksiden çok daha ucuza gittiğimizi söyleyebilirim. Tarifeleri değişik çalışıyor, sizin gideceğiniz yolun üzerine göre aşağı yukarı vereceğiniz ücreti hesaplayabilirsiniz. Sarı taksi: 70 PHP ile açılış yapıyor, ilk 500 metreden sonra her 300 metrede bir 4 PHP artıyor, sıkışık trafikte her 2 dakikalık bekleme sonrası da 4 PHP artıyor. Beyaz taksi: 40 PHP ile açılışı yapıyor, ilk 500 metreden sonra her kilometrede 13.5 PHP artıyor, sıkışık trafikte her 2 dakikalık bekleme sonrası da 2 PHP artıyor. Bu iki taksi tipi dışında Coupon taksi denilen sabit fiyat veren taksiler varmış ama ben onlara ne şehir içinde ne de hava alanında denk gelmedim. Filipinler Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Herhangi bir evrak gerekmeden ve ücret ödemeden ülkeye giriş yapıyorsunuz, giriş yaptığınız andan itibaren ülkeden 30 gün kalma hakkınız oluyor. 30 günden fazla kalmak istiyorsanız ülkedeki göçmenlik bürolarına uğrayarak vizenizi uzatabiliyorsunuz ya da ülkeden çıkıp tekrar girmeniz gerekiyor. Filipinler'e gitmek için en güzel mevsim Aralık ayı ile Nisan ay arasındaki dönem olarak gösteriliyor. Şubat ile Nisan ayları arası en kuru sezon olmakla birlikte sıcaklıkların en yüksek olduğu zaman, o nedenle rahatsız edici olabilir. Aralık Ocak ayları da yağmur riski çok düşük ve sıcaklıklar katlanılabilir seviyede oluyormuş. Bizim gittiğimiz Kasım ayı ara döneme denk geliyordu ve yağmur riski vardı, çok şükür gezi boyunca hiç yağmura denk gelmedik. Mayıs ile Ekim arasındaki dönem de yağmurların yoğun olduğu dönem olarak geçiyor. Filipinler'e ne zaman gideceğinize karar verdiyseniz şimdi kaç gün kalacağınıza karar vermeye geldi sıra. Şu kadar günüm var, nereye gidelim tarzı çok soru geldiği için kendi beğenilerime göre farklı gün sayıları için rota önerilerinde bulunacağım. Biz 3 gece El Nido'da, 2 gece Coron'da, 3 gece Cebu'da kaldık. Toplamda 8 gece 9 günlük bir program yapmıştık. 5 günlük Filipinler rotası: 5 gün Filipinler için çok az bence ama eski bir çalışan olarak azıcık anlıyorum, kısa zamanda çok ve büyük işler başarmak gerekiyor. Yollarda geçen zaman hariç 5 geceniz olduğunu varsayarak benim önerim şöyle bir plan: 3 gece El Nido, 2 gece Coron'da kalmak. El Nido'ya gittiğiniz gün Las Cabanas veya Nacpan plajına gidebilir diğer iki tam günde de A ve C tekne turlarına katılabilirsiniz. Bu arada El Nido ile ilgili detaylı yazımı da okuyabilirsiniz. Coron'da ise 2 gece kalıp 1 tam gününüzü en güzel yerleri bir arada görebileceğiniz bir tekne turuna ayırıp gittiğiniz günü de Coron içinde gezebileceğiniz birkaç yere ayırabilirsiniz. 7 günlük Filipinler Rotası: Yukarıdaki günlere ek 2 geceniz daha varsa onu da Cebu'da geçirip bir tam gününüzü Kawasan şelalelerine veya Bohol gezisine ayırabilirsiniz. 10 günlük Filipinler rotası: Yukarıdakilere ek olarak 3 gece de Boracay'a gidebilirsiniz. Benim araştırıp da vaktim olmadığından içimde kalan diğer yerler ise Siargao, Banaue / Batad pirinç terasları ve Siquijor. Bu arada rota çıkarırken yardımcı olması açısından kaldığımız otellerin rezervasyon linklerini de paylaşmak istiyorum. Hepsi merkezi ve temiz otellerdi. Filipinler'de gittiğimiz yerlerde uluslararası mutfaktan çok alternatif vardı. Şimdiye kadar Asya'da gezdiğim diğer ülkelerde bu kadar fazla değildi açıkçası. Ben de uzun bir Asya seyahatinde olduğum için farklı mutfaklardan yemekler yedim genelde ama Filipinler yemeklerinden bazılarını da denedim. Bir de denemeye cesaret edemediğim yiyecekler de var tabi ki, onlardan da bahsedeceğim şimdi. Sokaklarda tavuğun her uzvunu pişirdiklerini görebilirsiniz, ayakları dahil. 🙁 Adobo da en popüler yemeklerinden biri, farklı et çeşitleri ile yapılabiliyor. Seçilen et çeşidi, sarımsak, zencefil, soya sosu gibi malzemelerle marine edilerek pişiriliyor. Kare Kare, öküz kuyruğunun, sebze, soğan ve sarımsakla güveç şeklinde pişirilmesiyle elde edilen bir yemek. Bu bana pek hitap eden bir yiyecek olmadı şahsen. Bana en hitap etmeyen yiyecek ise Balut denilen 14-17 günlük ördek embriyosu. Embriyo yemek düşüncesi şu an yazarken bile midemi bulandırıyor açıkçası. Bunların dışında bol bol deniz ürünü göreceksiniz, tekne turlarında afiyetle yemiş olsam da balıkların o kadar da güzel olmadığını düşünüyorum. Sinigang, et bazlı, sebzeli ve hafif ekşi bir çorba. Domuz ve deniz ürünlü olanı daha yaygın olarak görebiliyorsunuz. Herhangi bir deniz tatili valizine sert tabanlı deniz ayakkabısı, ve su geçirmez çantalardan almanızı tavsiye ediyorum. Filipinler'de bunları çok ucuza bulmanız mümkün ama kendinizin varsa boşuna tekrar almayın diye yazmak istedim. Çünkü benim aklıma gelmedi ve orada tekrar satın almak zorunda kaldım. Çabuk kuruyan microfiber havlulardan almanızı tavsiye ederim, teknede havlular sürekli ıslanıyor. El Nido'da havluları tekneden vermişlerdi ama ilk sudan çıktıktan sonra bir daha asla kurumadılar ve kullanamadık. Coron'da ise zaten havlu bile vermemişlerdi. İnce bir yağmurluk almanızı öneririm. Bunu hem yağmur yağarsa diye hem de dalgalı günlerde teknedeyken kullanmanız için öneriyorum. Coron'da inanılmaz dalga vardı ve sırılsıklam olmuştuk yol boyunca, akşamüstüne doğru bu ıslaklık inanılmaz üşütüyor, keşke yağmurluğum yanımda olsaydı diye geçirmiştim içimden. Gün içinde genelde elektriğe ulaşamayacağınız için yanınıza powerbank alabilirsiniz. Su geçirmez bir aksiyon kamerası almanızı da öneriyorum. Bizim Filipinler'deki fotoğraflarımızın çoğu GoPro ile çekildi çünkü genelde suda oluyorsunuz. Asya seyahatimiz sonrası balayı soruları iyice arttı, gittiğimiz yerler arasında kıyaslama yapmamı isteyen çok oluyor. Filipinler'i ben çok sevdim ama tam bir balayı ülkesidir diyemem. Nasıl bir balayı hayal ettiğinize bağlı olarak değişir diyebilirim, Gittiğimiz yerler açısından değerlendirince Filipinler biraz daha sırt çantalı gezgin ülkesi gibi sanki. Tabi ki balayına uygun güzel, lüks otelleri de var ama Filipinler'in gerçekten havasını tatmak için arada merkezde yer alan daha ucuz otellerde de kalmanızı öneririm. Ben her türlü seyahate varım, yani benim için balayında bu tip seyahat sorun değil derseniz hiç düşünmeyin, Filipinler'e gidin. Ben Filipinler'e gitmek istiyorum ama lüks tatilden vazgeçemem derseniz Boracay adası size daha uygun olabilir. Balayı için tercih edebileceğiniz bazı oteller; Shangri La's Boracay Resort, Fairways and Bluewater, The Lind Boracay. El Nido civarında da size birkaç balayına uygun otel önereyim; Matinloc Resort, Lagen Island Resort, Apulit Island Resort. Filipinler'e tabi ki çocukla gidilir, 3 yaşındaki oğlum buraya bayıldı resmen. Çocuğunuzun mide hassasiyeti yoksa sürekli tekne turlarına katılıyor olmanız bir problem yaratmayacaktır. Yalnız itiraf edeyim tekne turlarında bir iki tane Filipinli dışında hiç çocuk görmedim, bizim gittiğimiz döneme denk gelmemiş olabilir tabi. Bebek arabası almanızı tavsiye etmem zaten bebek arabasıyla gezecek pek ortamınız olmayacak. Yanımda kanguru vardı ama onu da hiç kullanmadım. Yemek konusunda en rahat ettiğimiz yerlerden biriydi, yukarıda da belirttiğim gibi uluslararası mutfaktan çok fazla alternatif mekan bulabiliyorsunuz. Buraya Bali'den geçtiğimiz için uzun uçuş yapmadık belki ama uykusuzlukla mücadele ettiğimiz, bence daha zor yolculuklar yaptık. Bali Manila El Nido uçuşu tamamen gece yaptığımız, bağlantılı aktarma olmayan, valizlerle terminal değişikliği yaptığımız bir yolculuktu. Sonra 6'da kalkan El Nido Coron feribotuna bir saat önceden gitmek, 4.5 saatlik dalgalı denizde yolculuk yapmak gibi her çocuğun sevmeyebileceği yolculuklar yaptık. Tekrar söylüyorum, çocuğunuzun midesi hassassa tadınız kaçabilir ama varılan yerler tüm yolculuklara değiyor. 🙂 Turlarda 2 yaş ve altından ücret almıyorlar, biz hep yarı ücret ödedik. Bali de yazdığım sağlık önlemi burası için de geçerli, aynen yazıyorum. Sağlık için bağışıklık güçlendirici olarak propolis kullandım düzenli olarak, sinek ısırıkları ve yanıklar için Stilex ile Silverdin aldım, ishal için Reflör şase, bir de ateş düşürücü aldım. İlaç kullanmam gerekmedi çok şükür. Asya genel olarak ucuz ama eskisi gibi bizim onda birimiz fiyatlara seyahat etmeniz mümkün değil, bunu aklınızdan çıkarmayın. Filipinler'de genel olarak fiyatlar uygun. Yani Özellikle El Nido ve Coron'da uygun fiyatlı konaklama ve yeme içme imkanları bulunuyor. Cebu biraz daha pahalıya geldi, yani aslında yeme içme, konaklama ve ulaşım yine uygun ama turlar çok pahalı. Grup tur bulmak pek mümkün değil, genelde hep özel tur düzenleniyor ve tura gideceğiniz yerlerin mesafeleri uzak olduğu için epey pahalıya geliyor. Bir iki turizm şirketine grup tur sordum, özel turlar arasında çok az fark vardı, muhtemelen grup tura katılan az olduğu için o şekilde. Ben 100$ ilk vardığımda, 50$ da ayrılmadan önce bozdum, 350$ civarı Peso'yu da ATM'den çektim. Toplam 500$ nakit harcamışım. Yeme içme, turlar, ada içi ulaşım, alışveriş ve El Nido-Coron feribotunu buradan karşıladım, otelleri kredi kartı ile verdim. 5 gece için toplam 175$ vermişim, 3 gece de misafir olarak kalmıştım. Otellerin geceliği ortalama 35$ diyebiliriz. Bu temiz ve merkezi ama herhangi bir lüksü olmayan otel fiyatları. Bali'den Manila'ya, Manila'dan El Nido'ya, Coron'dan Cebu'ya uçışları yine kredi kartı ile almıştım, bunlar da 680$ tutmuş. Toplam 1355$ harcamışım ama bunun yarısı zaten uçuşlara gitmiş. Ben bunları hep son dakika ayarladığım için böyle oldu aslında, önceden ayarlasam çok daha ucuz olurdu. Bali'den Manila'ya uçuşum 257$, bu kısmı toplamdan çıkaralım, 1098$. Buna Türkiye'den uçuşu eklemek lazım. Burada iki yetişkin yerine bir yetişkin bir çocuk olmamızın bana getirisi El Nido ve Coron'daki turlarda Ada'dan yarı ücret alınması, toplamda 50$ civarı bir karım olmuştur maksimum diğer her şeyi iki kişi olarak düşünebilirsiniz. - Filipinler'in resmi dili Tagalog ama çocuklar ve yaşlılar dahil neredeyse herkes Ingilizce konuşuyor. Biz hep turistik yerlerde olduğumuzdan dil problemi yaşamadık. - Filipinler halkının %92lik kesimi Hristiyan'dır. - Musluk suyu bazı yerlerde içilebiliyormuş ama biz hiç denemedik. Yalnız burada Bali'de olduğu kadar sıkıntılı değil sanırım su, diş fırçalama için vs. ekstra önlem yok. Yani sadece içme suyu konusunda dikkat etmek yeterli diye düşünüyorum. - Filipinler ile aramızda 5 saat fark var, Türkiye'den 5 saat ilerideler. - Filipinler için herhangi bir aşı yaptırma zorunluluğu yok. Kırsal kesime gidecekseniz Japon Ensefaliti aşısı öneriliyor, bir de genel olarak Asya için Tifo ve HepatitA aşısı yine Filipinler için de öneriliyor. Biz aşı yaptırmadık. - Filipinler'in para birimi PHP yani Filipinler Pesosu. Bizim gititğimiz dönem 1 USD = 53 PHP civarına bozuluyordu. Hava alanında en iyi fiyatı gördüm diyebilirim. Ondan sonra ATM'den para çektiğim için bozdurmama gerek kalmadı ama denk geldikçe baktım ve genelde daha düşüktü, tabi arada kur değişikliği olmuş olabilir. - Elektrik prizleri bize uygun, dönüştürücüye ihtiyaç duymazsınız. - Trafik bizimkiyle aynı şekilde akıyor, yani direksiyon solda. Filipinler gezi planı yaparken size yardımcı olacağına inandığım bilgiler vermeye çalıştım. Umarım aklınızdaki sorulara bu yazıda cevap bulabilirsiniz. Burada yazmadığım başka sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın, bildiğim bir şeyse cevap veririm, başkaları da faydalanır."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2018/12/22/sri-lanka-gezi-rehberi-sri-lankaya-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler-gezi-rotasi-ve-butce", "text": "Sri Lanka, bundan 4-5 yıl önce ilk defa aklıma düşmüştü. Sonra evlilik planları ve çocuk derken farklı rotalara öncelik vermiştim. 2018 listemde mutlaka gitmek istediğim yerler arasında Sri Lanka tekrar yerini aldı ve nihayet 2018'in son aylarında Sri Lanka ile kavuştuk. Sri Lanka her türden seyahat severe hitap edebilecek bir yer, doğası, kültürü, plajları ve vahşi yaşamıyla çoğu insanı tatmin edecek bir ülke. Aslında çok daha kapsamlı bir Sri Lanka turu hayal ediyordum ama çocukla tek başıma olduğum için beni zorlayacak yerleri çıkarıp biraz daha yumuşak bir plan yaptım. Gezdiğim gördüğüm kadarıyla Sri Lanka'ya gitmeden önce bilmeniz gerekenleri, planlayabileceğiniz rota alternatiflerini ve Sri Lanka seyahati için gereken bütçeyi yazmaya çalışacağım. işte başlıyorum, buyurun size Sri Lanka gezi rehberi. 1983-2009 yılları arasında yaşanan iç savaş nedeniyle pek gidilesi bir yer olmayan Sri Lanka, 2009 sonrası yaralarını sarıp turizm anlamında çok güzel gelişmeler yaşamış. O zamandan beri turizme çok önem veriyorlar, her geçen yıl katlanarak artan bir turist akını var ve Türkiye'den de pek çok seyahat severin ilgi alanına girmeye başladı. Velhasıl şu anda ülke seyahat açısından gayet güvenli, hatta Avrupa'da ve Asya'daki pek çok ülkeden daha güvenli diyebilirim. Sri Lanka halkı çok cana yakın, özellikle hizmet sektöründekiler çok güler yüzlü ve konuşkan. Sri Lanka, Hint Okyanusu'nda, Hindistan'a sadece 31 km uzaklıkta, Asya kıtasında yer alan bir ada ülkesi. Sri Lanka'ya THY ile direkt uçabiliyorsunuz. Onun dışında Qatar, Airarabia, Emirates, Flydubai ile bir aktarmalı olarak uçabiliyorsunuz. Biz Asya seyahatimiz kapsamında Kuala Lumpur'dan AirAsia ile uçmuştuk. Sri Lanka'da iç ulaşımda şoförlü araç kiralamak çok yaygın. Kimisi tüm seyahat boyunca bu şekilde geziyor, kimisi sürekli toplu taşıma ile geziyor, biz ortaya karışık gezdik. Hava alanına gece geç saatte vardık ve ertesi gün fazla vakit kaybetmeden erken saatlerde yola çıkmak istiyordum. O nedenle ilk aracımızı hava alanından ayarladım, diğer şehirler arasını bazen tren, bazen tuk tuk, bazen yine araba kiralayarak gezdik. Sürekli araba kiralamaktan çok daha ucuza geldi ve araç bulmakta da hiç sorun yaşamadık. Toplu taşıma gerçekten çok ucuz tren biletleri 1-2$ arası, ben hiç kullanmadım ama otobüsler de o civardaymış. Bu arada Sri Lanka'da şoförlü araç kiralama fiyatları günlük 60-65$ civarı deniyor genelde ama bana hava alanındaki ilk aracı ayarladığım transfer şirketi 10 gün için günlük 45$ teklif etmişti. Bu fiyata diğerlerinde olduğu gibi şoförün konaklaması, yeme içmesi dahil, yani ekstra bir şey vermiyorsunuz şoför için. Hem de güvenilir bir şirket sonuçta, hava alanında ofisleri var, o yüzden bence bireysel şoförlerden alacağınız yüksek fiyatları hemen kabul etmeyin. Sri Lanka'da ulaşım için bir diğer alternatif ise PickMe uygulaması. Bu uygulamayı kullanabilmek için Sri Lanka hattınız olması gerekiyor, ben hat almadığım için kullanamadım ama son kaldığım otelde resepsiyondaki kız kendi telefonunu kullanarak bana uygulamadan araba çağırdı. Arabanın boyutunu seçiyorsunuz, nereye gideceğinizi yazıyorsunuz ve uygulama size olabilecek maksimum tutarı hesaplayıp gösteriyor, ok derseniz 5 dk içinde araba geliyor. Şoför yol boyunca uygulamayı açık tutuyor, uygulama üzerinde taksimetre gibi ücret artıyor, varacağınız yere geldiğinizde kaç yazıyorsa o kadar ödüyorsunuz. Ben bu uygulamayla tuk tuk fiyatından bile ucuza konforlu arabayla hava alanına gitmiş oldum. Sri Lanka hattı alırsanız mutlaka bu uygulamayı deneyin. Sri Lanka Türk vatandaşlarından vize istiyor maalesef, Asya seyahatimizin tek vize isteyen ülkesi sri Lanka oldu. Ama korkmayın, öyle uzun uzun evrak toplamacalı bir vize süreci yok. Şu adresten online visa'ya başvurabiliyorsunuz. Herkes kapıda uğraşmamak için önceden alın demiş ama benim son birkaç güne kadar net tarihlerim belli olmadığı için bir sorun olur filan diye önceden almadım. Kapıdan da hiç uğraşmıyorsunuz bir kere onu baştan söyleyeyim, uçakta dağıtılan formu dolduruyorsunuz, bir de 40$ veriyorsunuz, hemen halloluyor. Online almanın tek avantajı ücreti, 40$ yerine 35$ fiyatı, 12 yaşından küçük çocuklar için ise vize ücreti alınmıyor. Vizenin süresi 30 gün. Sri Lanka küçük bir ülke olmasına rağmen ülkenin farklı yerlerinde bambaşka mevsimler yaşanabiliyor, o nedenle adaya gitmek için tek bir güzel zaman var denemiyor. Adada faklı yerlerde iki farklı ana muson dönemi yaşanıyor, nerelere gitmek istediğinize bağlı olarak gideceğiniz zaman şekilleniyor. Ama her zaman söylediğim gibi tropiklere güven olmaz, şu zamanda harika olur dersin yağmurdan sokağa çıkamazsın, şu zaman çok kötü gitme dersin hava muhteşem olur. Aynı bize denk geldiği gibi. 🙂 Bizim gittiğimiz dönem Kasım ayıydı ve Sri Lanka'ya gidilebilecek en kötü ay olarak bahsediliyor her yerde, zorunda kalmadıkça gitmeyin deniyor. Ben de Asya seyahatini bu zamana planladım ne yapabilirim, gidecektik artık ok yaydan çıkmıştı. 🙂 Birkaç gün bulutlu olması dışında her gün full güneşliydi, yağmuru sadece döneceğimiz gün gece olduktan sonra gördük, o da fırtınalı değildi. Sri Lanka'da ne kadar kalınır derseniz, tamamını didik didik gezmek istiyorsanız iki üç hafta ideal bir süre olur ama tabi çalışanlar için bu kadar süreyi ayırmak zor olabilir. Biz 9 gece 10 gün kaldık, benim tek başıma çocukla yapmak istediklerim için yeterliydi, hatta plajlarda dinlenerek bol vakit geçirebildik. Önce kendi rotamızı yazayım sonra size kendi ilgimi çeken yerlere ve gün sayılarına göre birkaç rota alternatifi çıkarayım. Bizim rotamız Negombo, Kandy, Ella, Udawalawe, Mirissa(2), Galle(2), Colombo şeklindeydi. 5 günlük Sri Lanka rotası: 5 gece 6 gününüz olduğunu varsayarak yazıyorum bunu. Sigirya, Kandy, Ella, Udawalawe, Unawatuna şeklinde bir plan yapabilirsiniz. Çok koşturmacalı geçse de kıs süre içinde ülkeye dair bir fikir oluşması açısından bence çok güzel bir rota bu. 7 günlük Sri Lanka Rotası: Yukarıdakilere ek olarak sahil tarafını tercih ederseniz Mirissa ve Galle, daha fazla kültür isterim derseniz Anuradhapura ve Polonnaruwa rotaya eklenebilir. 10 günlük Sri Lanka rotası: Yukarıdakilere ek olarak Yala Doğal Parkı, Ella'da bir gün daha ve Nuwara Eliya'da bir gün eklenebilir. Daha uzun vaktiniz varsa kuzey ve doğu sahillerini de gezmek güzel olacaktır. Bizim kaldığımız otelleri de sırasıyla paylaşayım. Sri Lanka mutfağını ben çok sevdim. Asya'da en sevdiğim mutfağa sahip ülke oldu. Baharat ve soğanı bol kullanmaları bunda en büyük etken, bir de hamur işi yiyecekleri olması tabi. En geleneksel yemeklerinden bahsedeyim, bunları hemen hemen her restoranda bulabilirsiniz. Roti böreğe benzeyen ama bizdeki kadar ince yufkadan değil de birazcık daha kalın bir yufkadan yapılıyor. Sebzeli, tavuklu, etli, balıklı gibi çeşitleri çoğunlukta olsa da bambaşka içerikte çeşitlere de rastlayabiliyorsunuz. Kottu ise roti yufkasının parçalanmasıyla yapılmış makarna gibi bir yiyecek, yumurtalı, sebzeli, etli, tavuklu, balıklı çeşitleri oluyor. Rice & Curry benim en sevdiğim yemek oldu. Buharda haşlanmış pirincin etrafına farklı baharatlı mezeler koyuyorlar, her biri çok güzel oluyor. Bu mezelerden benim en sevdiklerim de Dhal Curry ve Pol Sambol oldu. Dhal Curry mercimekli bir meze, bizim mercimek çorbasını andırıyor tadı ama mercimekleri blenderdan geçirilmemiş ve o kadar sulu olmayan hali. Pol Sambol ise hindistan cevizi, kırmızı soğan ve acı karışımından yapılmış bir meze. Bunların dışında özellikle kahvaltıda görebileceğiniz Hopper denilen krep benzeri yiyecek var. Krep tabak şeklinde şekil verilerek pişiriliyor ve içine yumurta kırılıyor genelde, buna da egg hopper deniliyor. Benim yediğim egg hopper'ın yanına pol sambol getirmişlerdi içine koymak için, çok lezzetli oluyor. İçine bambaşka şeyler koyarak bir sürü çeşit hopper yapılıyor. Son olarak yemeklerin yanında verdikleri, kıtır cips gibi ekmekimsi lezzetli bir yiyecekleri var, ismi papadum. Benim not aldığım başlıca yiyecekler bunlar, Sri Lanka'da yemek sorunu yaşayacağınızı pek sanmıyorum ama tabi herkesin ağız tadı farklı oluyor. Sri Lanka tropik bir iklime sahip olduğu için hava sıcak ve yağmur riski var, o nedenle yaz valizinin yanına yağmurluk ve şemsiye mutlaka almalısınız. Bir de Ella gibi yüksek yerlerde gece hava epey soğuk oluyor, yanınıza kalın sweatshirt almanızda fayda var. Sinek koruyucu kesinlikle alın, bizim rotamızda özellikle Udawalawe'de inanılmaz fazla sinek vardı. Tapınaklara giriş için diz boyunda bir elbise ve omzunuza atmak için bir şal alabilirsiniz. Rahat bir ayakkabı almanız gerek, spor ayakkabı veya sportif sandaletlerden alabilirsiniz. Tek şansınız varsa kapalı ayakkabı almak yağmur riskine karşı daha mantıklı. Ben Sri Lanka'ya 3.5 yaşımdaki oğlumla baş başa gittim ve çok keyifli vakit geçirdiğimizi söyleyebilirim. Çocukla tek başıma olduğum için tapınakları ve tırmanış gerektiren yerleri rotamıza almadım. Bali'de yeterince tapınak gezmiştik, Ada gerçekten çok sıkılıyor oralarda, ben de kendimi ve onu boşuna zorlamak istemedim. Benim yanımda bebek arabası yoktu, yalnızca kanguru vardı ama kanguruyu da kullanmadım. Tapınak gezecekseniz veya tırmanış yapacaksanız mutlaka alın yanınıza, onun dışında pek gerekeceğini sanmıyorum. Bebek arabası almanızı önermem açıkçası, hiç aklımdan şimdi keşke bebek arabası olsaydı dediğim bir an hatırlamıyorum. Sri Lanka bence Asya'da çocukların en rahat yiyebileceği yerel yemeklere sahip. Ada sadece roti ve papadum yese de kottu da bence çocuklar için çok güzel. Asya genelinde aldığım sağlık önlemi diğer ülkeler için yazdığım gibi aynen yazıyorum. Sağlık için bağışıklık güçlendirici olarak propolis kullandım düzenli olarak, sinek ısırıkları ve yanıklar için Stilex ile Silverdin aldım, ishal için Reflör şase, bir de ateş düşürücü aldım. İlaç kullanmam gerekmedi çok şükür. Sri Lanka Türkiye'ye göre genel olarak ucuz bir ülke. Uçak biletleri pahalı olmasına rağmen 1 haftalık bir tatil, uçak biletleri dahil edildiğinde bile Avrupa'dan pahalı olmaz bence. Ben ne kadar harcamışım ona bakalım isterseniz. Ben 500$ karşılığı nakit para harcadım. Ayrıca 40$ girişte vize ücreti ödedim. 500$ içine ülke içi tüm yeme içme, ulaşım ve alışveriş harcamalarımız dahil. Mesela seyahat boyu şoförlü araba tutsam bu para sadece ulaşıma gidecekti. Ulaşımda hep toplu taşıma kullansaydım 300$ civarına çekilecekti. Bütçe ayarlamada ulaşımın rolü büyük. Otelleri çoğunlukla kartla ödedim ama nakit ödediğim bir otel de oldu. 4 gece için otellere 142$ vermişim, bunun 30$'ını nakit vermiştim. Geri kalan 5 gece ise misafir olarak konaklama yaptım. Otellerin en ucuzu 30$ en pahalısı ise 40$ idi, yani ortalama üzeri temiz oteller için 35$ civarı bütçe düşünebilirsiniz. Uçak bileti hariç diğer her şey dahil 10 günlük harcamalarımızın toplamı 500 + 142 30 = 612$ diyebilirim. Çocukla birlikte tek yetişkin olmamın bana tek getirisi Udawalawe Doğal Parkına giriş ücreti oldu, o da 20$ civarıydı yanlış hatırlamıyorsam. Onun dışındaki her şeyi iki yetişkin harcaması gibi düşünebilirsiniz. Kuala Lumpur'dan Siri Lanka'ya uçuşumuz iki kişi 190$ tuttu. - Sri Lanka'da ağırlıklı olarak Seylanca konuşuluyor, ikinci dil olarak da Tamilce konuşuluyor. İngilizce de yaygın olarak kullanılıyor ama 10 kelimelik İngilizce bilgisine sahip şoförle şehirler arası yol yaptığım da oldu. Şoförlerin dil bilgisini sorgulamak isteyebilirsiniz o yüzden. - Sri Lanka'da musluk suyu içilmiyor ama diş fırçalama vs için kullanabilirsiniz, yutmamaya dikkat edin sadece. - Sri Lanka ile aramızda 2.5 saat fark var, evet yanlış duymadınız buçuklu saat farkı var. 🙂 Sir Lanka bizden 2.5 saat ileride. - Sri Lanka halkının %70'i Budist, geri kalan Hindu, Müslüman ve Hristiyanlardan oluşuyor. - Sri Lanka'ya giderken herhangi bir aşı yaptırma mecburiyeti yok. Kırsal kesime gidecekseniz ya da bir aydan uzun kalacaksanız Japon Ensefaliti aşısı öneriliyor, bir de çoğunlukla önerilen Tifo, Hepatit B ve HepatitA aşısı Filipinler için de öneriliyor. Biz aşı yaptırmadık. - Sri Lanka'nın para birimi LKR yani Sri Lanka Rupisi, biz gittiğimizde 1$ = 173 LKR civarına bozuluyordu ama şimdi baktığımda 181 LKR görünüyor. Ben hava alanındayken tüm seyahatimizin bütçesini aşağı yukarı hesaplayıp ATM'den toplu para çektim. - Trafik soldan akıyor yani bize göre ters trafik, direksiyon sağda kalıyor. - Prizler 3 delikli, alttaki iki delik bizim fişlere uygun olsa da üçüncü deliğe giriş olmayınca kullanamıyorsunuz. Bende dönüştürücü olmadığından her seferinde üstteki üçüncü deliğe bir şey sokuşturup alttaki iki deliği kullanabildim. Dönüştürücü almayı düşünebilirsiniz. Sri Lanka gezi planı yaparken aklınızdaki sorulara bu yazıda cevap bulmuşsunuzdur umarım. Burada cevabı olmayan başka sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın, bildiğim bir şeyse cevap veririm, başkaları da faydalanır."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/01/08/bir-baska-maldivler-season-paradise-hotel-review", "text": "Asya gezimizin son durağı Maldivler gerçekten seyahatimizin yıldızı oldu. Maldivler için plan yaparken oldukça fazla araştırma yaptım çünkü gerçekten çok fazla alternatif bulunuyor. Hem bütçe olarak bizi fazla yormayacak hem de bir Maldivler seyahatinden tüm beklentimizi karşılayacak bir yer araştırıyordum ve sonunda Season Paradise'ı buldum. Beş günlük harika bir tatil geçirdiğimiz güzel otelimizden size de bahsetmek istiyorum, umarım Maldivler planı yaparken yardımcı olur. Last stop of our Asia trip, Maldives, was really the star of our journey. I did a lot of research while planning for the Maldives because there are really too many alternatives. I was looking for a budget friendly place which will meet all our expectations from a trip to Maldives and finally I found Season Paradise. I would like to tell you about our beautiful hotel where we had a wonderful holiday for five days, I hope it will help you while planning a Maldives trip. Season Paradise, 2016 sonlarında açılmış genç bir otel ve Maldivler'deki yerel adalardan biri olan Thulusdhoo adasında bulunuyor. Maldivler'de sörf denileince ilk akla gelen adalardan biri burası. Maldivler'de bazı adalara ulaşım gerçekten çok zahmetli, bu adanın artılarından biri ulaşım. Maldivler'e ulaşım için kullanacağınız Velana Uluslaraası Havalanı'ndan Thulusdhoo adasına 30 dakikalık bir hızlı bot yolculuğu ile ulaşabiliyorsunuz. Otel kendine ait büyük bahçesi ile deniz kenarında yer alıyor, 5 kat ve 48 odadan oluşuyor. Season Paradise is a young hotel opened in late 2016. Season Paradise is on the island of Thulusdhoo, one of the local islands in the Maldives. Thulusdhoo is home to one of the best surf spots in all of the Maldives. The transportation to some islands in the Maldives is really very troublesome, one of the advantages of Thulusdhoo is transportation. From Velana International Airport, which you will use to get to the Maldives, you can reach Thulusdhoo with a 30-minute high-speed boat ride. The hotel is located by the sea with its own large garden, 5 floors and 48 rooms. Otelde üç tip oda bulunuyor; deluxe odalar, deniz gören odalar ve suitler. En lüks oda tipi suitler, diğer odaların iki katı büyüklüğünde oldukça ferah odalar. Odaların hepsinde balkon bulunuyor. Odalar klimalı ama biz gittiğimiz dönem hava sıcaklığı çok idealdi, dışarıdayken güneş çok yakıcı olsa da odalardayken hava gayet güzeldi, klimayı fazla kullanmadık. Banyoda bakım ürünleri, saç kurutma makinesi var. Ayrıca her gün yenilenen ücretsiz su, çay kahve imkanı bulunuyor. Değerli eşyalarınız için kasa hizmeti de mevcut. Sıcak su ve ücretsiz wifi da tatil boyunca kesintisizdi, çok memnun kaldık. The hotel has three types of rooms; deluxe rooms, sea view rooms and suites. The most luxurious room type suites are quite spacious, twice the size of the other rooms. All rooms have a balcony. The rooms were air-conditioned but the weather temperature was very ideal when we visited so we didn't use the air conditioner too much. In the bathroom there is care products and hair dryer. They also have complimentary water, tea and coffee facilities, which is renewed every day. Safe deposit box service is available for your valuables. The hot water and free wifi were uninterrupted throughout the holiday, we were very pleased. Otelin önünde kendi plajı bulunuyor, şezlonglar mevcut. Ayrıca Teras katında nefis manzaraya bakan güzel bir sonsuzluk havuzu bulunuyor. Biz her gün burada birkaç saat vakit geçiriyorduk. Deniz muhteşem ama çok tuzlu, güneş de çok kızgın olduğundan özellikle öğle saatlerinde çok yakıyor. Çocuk olunca gidip odada dinlenmek de pek mümkün olmuyor, havuz bizim için öğle saatlerinde kurtarıcı oldu açıkçası. 🙂 Aynı manzaraya bakan spor salonu da var. Seyahat sırasında spor yapmayı seviyorsanız manzaraya karşı spor yapmaktan çok keyif alacağınıza eminim. In the front, the hotel has its own beach, sun beds are also available. There is also a beautiful infinity pool overlooking the most amazing view on the terrace floor. We spent a few hours here every day. The sea is gorgeous but very salty, the sun is also very hot, especially at noon time it burns a lot. When you have children, it is not possible to go to the room and relax. That's why the pool was a savior for us especially at noon time. 🙂 There is also a gym overlooking the same view. If you like to do sports during holiday, you'll love the gym here. Bu otelde kaldığınız süre boyunca sıkılmanız imkansız. 🙂 Yapacak o kadar fazla aktivite var ki, biz hepsine vakit ayıramadık bile. Otelin Amphibuzz isminde bir su sporları okulu var, buradan dilediğiniz aktiviteye katılabiliyorsunuz. Bizim katıldığımız aktivitelerden bazıları şöyle: sandbank ziyareti, gün batımında yunusları izlemeye gitmek, şeffaf kano ile gezinti. Bunların dışında dalga sörfü, kürek sörfü, su kaplumbağaları ve köpek balıkları ile şnorkel yapmak, dalış yapmak gibi pek çok farklı aktiviteye katılma şansınızı bulunuyor. Su sporları dışında resort adalarını tüm gün ziyaret etmek gibi farklı şekillerde günü geçirme şansınız da var. Bir de ada içinde veya plajda gezinmek için bisiklet kiralayabiliyorsunuz, biz de akşam üstü saatlerinde bisikletle ada içinde gezmeyi ihmal etmedik. You can't get bored during your stay in Season Paradise. 🙂 There is so much activity to do that we couldn't even have time for all of them. The hotel has a water sports school called Amphibuzz, where you can participate in any activity. Some of the activities we participated in are as follows: visit the sandbank, watch the dolphins at sunset, glass bottom kayaking. Apart from these, you have the chance to participate in many different activities such as surfing, paddling, snorkeling with turtles and sharks and scuba diving. Apart from water sports, you have the chance to spend the day in different ways, such as visiting the resort islands all day. Biz otelde tam pansiyon kaldık yani tüm yemeklerimizi otelde yedik. İsterseniz sadece kahvaltı dahil ya da yarım pansiyon seçme şansınız da var. Öğünler genelde açık büfe olarak servis ediliyor, biz orada olduğumuz sürece yalnızca iki öğle yemeği masaya servis şeklinde verilmişti. Otelde ayrıca a la carte olarak yemek yeme şansınız bulunuyor, menüden istediğinizi seçip sipariş ediyorsunuz. Ben yemekleri genel olarak çok başarılı buldum, adada yemek yenilecek yerler var ama otel yemeklerine ağırlık vermenizi tavsiye ederim. Plajdan gelince hemen otelde yemek büyük rahatlık oluyor. We stayed at the hotel as full board. If you want, you can only choose to have breakfast or half board. Meals are usually served as an open buffet, as long as we were there, only two lunches were served on the table. The hotel also has a chance to eat as a la carte, you can order from the menu whatever you want. Overall, I liked the dishes very much. There are places to eat on the island but I would definetely recommend you to try hotel meals. When you come from the beach, it is a great comfort to be able to eat at the hotel. Maldivler seyahati için fiyat performans olarak mükemmel bir otel seçimi yaptığımızı düşünüyorum, o yüzden otelimizi sizinle de paylaşmak istedim. Özellikle bütçe dostu bir Maldivler seyahati yapmak isteyenler hiç başka bir yeri aramasın. 😉 Oda fiyatları için otelin websitesine bakabilirsiniz. I think we made an excellent hotel choice for Maldives, according to price performance ratio, so I wanted to share our hotel with you. Especially if you are looking for a budget-friendly Maldives travel, you shouldn't look for another place. 😉 You can check the hotel website for room rates."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/01/09/ucuz-bir-maldivler-tatili-mumkun-maldivlere-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Maldivler'de tatil, yeni evleneceklerin hayallerindeki balayı rotası olarak kafamızda canlansa da aslında bundan çok daha fazlası. Evet belki dev bir tarihi yok ama muhteşem denizi ve denizde yapılabilecek onlarca aktiviteleriyle balayı çiftleri dışındaki seyahat severler için de harika bir gezi rotası bana göre. Bizim Endonezya ile başlayıp, Filipinler ve Sri Lanka ile devam eden Asya rotamızın son durağı Maldviler oldu. Yoğun tempoda geçen bir seyahate bundan daha güzel bir final düşünemiyordum ve iyi ki bu şekilde planlamışım, muhteşemdi. Tabi uzun bir Asya seyahatinin sonunda gittiğimiz için balayına gidermiş gibi çok pahalı bir plan yapamazdım. Bütçemiz için mümkün olan en uygun şekilde bu geziyi hallettik. Hem muhteşem turkuaz sulardan eksik kalmadık hem de uygun fiyatlı bir tatil yaptık. Maldivler'de ucuz tatil veya Maldivler'de ucuz balayı yapmak çok da zor değilmiş, kendi ucuz Maldivler turunuzu planlayabilirsiniz... Bunu nasıl yaptığımızı sizlerle paylaşmak için de bir Maldivler gezi rehberi hazırlamak istedim, bütçe dostu Maldivler gezisi nasıl yapılır sorusunun cevabı ve Maldivler tatil fiyatları bu yazıda. Maldivler Hint okyanusunda yer alıyor, 1200 adadan oluşan bir adalar ülkesi. Hindistan'ın güneyinde, Sri Lanka'nın güneybatısında bulunuyor. Maldivler'e İstanbul'dan THY ile direkt uçabiliyorsunuz. Qatar, Emirates ve Etihad ile de bir aktarmalı uçuşla Maldivler'in başkenti Male'ye ulaşmanız mümkün. İndirimleri takip edip çok uygun fiyata Maldivler uçak bileti bulmanız mümkün. Bu arada pandemi nedeniyle şu an uçuşlar seyreltilmiş durumda, yani haftanın her günü uçuş yok. Başkent Male'deki havaalanına ulaştıktan sonra ya deniz uçağı ya da yüksek hızlı botlarla otelinize varabiliyorsunuz, bazı adalar ise tekrar uçak artı bot gibi birden fazla araç kombinasyonuyla daha ulaşmaya çalışırken insanı bezdirebiliyor. Maldivler otelinizi araştırırken ulaşım konusunu önden araştırmanızı tavsiye ederim, ulaşımı zor olan adalarda acil bir durum söz konusu olduğunda çok zorlanabilirsiniz. Maldivler Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Ülkeye girdiğiniz andan itibaren 30 gün boyunca Maldivler'de vizesiz olarak kalabiliyorsunuz. Maldivler, pandemide gidebileceğiniz en güvenli yerlerin başında geliyor. 2020 boyunca tüm ülkeler turizm anlamında büyük sıkıntılar yaşarken Maldivler turizm gelirini devam ettirebilen yegane ülke konumunda. Havanın sürekli sıcak ve nemli olması virüsün tutunması için elverişli bir ortam değil. Genelde açık havadasınız, adaların çoğunda sadece 1 otel var ve adalarda yoğun kalabalıklarla iç içe girmiyorsunuz. Yani diğer ülkelerde alınan güvenlik önlemleri zaten Maldivler'in doğasında bulunuyor diyebiliriz. Vaka ve ölüm sayıları da diğer ülkelere göre oldukça düşük. Maldivler'de koronavirüs ile ilgili gelişmeleri aşağıdaki siteden takip edebilirsiniz. Gelelim pandemide Maldivler'de alınan önlemler ve seyahat prosedürlerine. Girişte ve çıkışta, 6 yaştan büyük herkes için, 72 saat öncesine kadar alınmış PCR negatif test sonucunuz olması gerekiyor. Testiniz negatifse ve girişte hastalık belirtisi göstermiyorsanız karantina gerekmiyor. Adalar arası geçiş yasaklanmış, yani günübirlik başka ada otellerini gezmek gibi bir şansınız şu an olmuyor. Maldivler denince aklınıza turkuaz sular ve beyaz kumlar geliyorsa buna çok para harcamadan da sahip olabilirsiniz. Ama illa su üstü villalarında kalmak istiyorum, lüks içinde yüzmek istiyorum diyorsanız bunları ucuza bulmanız mümkün değil onu baştan söyleyeyim. Benim için deniz, kum ve palmiyeler yeterliydi. Nasıl uygun fiyata Maldivler gezisini çözerim diye araştırırken yerel adalarda oldukça uygun fiyata konaklama imkanları olduğunu gördüm. Yerel halkın yaşadığı adalarda çok lüks oteller yok ama Maldivler'e gidiş amacınız palmiyeler, beyaz kum ve turkuaz deniz ise yeterli ortam mevcut. Benim Thulusdhoo'da kaldığım otelin geceliği kahvaltı dahil oda fiyatı 90$ civarıydı, buna günlük 24$ da vergi ekleniyor. (%23 vergi + 3$ sabit vergi resort adalarda bu 6$ oluyor) Öğle ve akşam yemeğinin her biri için ek olarak kişi başı 15$ veriyorsunuz, bunları da eklersek tüm yemekler dahil geceliği 174$(60$ yemek) diyelim. Sadece ada içinde ve otelde takılacaksanız yemeklerle birlikte günlük masrafınız bu kadar olacaktır. Her gün farklı bir aktiviteye katılırsanız onu da eklemek gerekir. Örneğin sandbank ziyareti kişi başı 35$, bisiklet kiralama 5$, kaplumbağalarla şnorkel yapmak 20$ gibi maliyetleri olan aktiviteler. Aktivite fiyatına günlük ortalama kişi başı 20$ diyelim. 214$ günlük harcama gibi düşünebilirsiniz. dört gecelik bir program yapmanız halinde 856$ ada masrafınız olacak. Adaya ulaşım tek yön kişi başı 30$ yani iki kişi 120$ ulaşım desek. İki kişi 976$ her şey dahil, uçak hariç Maldivler bütçesi çıkmış oldu. Uçak biletini de sürekli indirimleri kovalayarak kişi başı 400-450$ civarına bulabilirsiniz diye düşünüyorum. Yerel adalarda konaklayarak maksimum 2000$'a her şey dahil 5 günlük bir Maldivler tatili yapabilirsiniz. Diğer adalarda kalsanız bu bütçeye en az 1000$ eklemeniz gerek, hatta 1000$'dan çok daha fazla olacaktır. Maldivler halkı çok cana yakın, ben tanıştığım insanları çok sevdim gerçekten. Halk ada içinde sürekli bisikletle dolanıyor, özellikle kadınlar aşağıdaki fotoğrafta benim yaptığım gibi çocukları arkasına almış geziniyorlar çoğu zaman. Maldivler halkı koyu Müslüman o nedenle kadınların hepsi kapalıydı benim gördüğüm kadarıyla. Yerel adalarda kalmanın birkaç tane eksisi var. Bunlardan bir tanesi her yerde bikini giyemiyor oluşunuz. Bikini plajı olarak geçen özel plajlar var ve bikini yalnızca o bölgede giyiliyor. İkinci konu da alkol yasak, adada alkollü içki satışı yok. Ada dışından içeri alkol sokabiliyor musunuz emin değilim, sonuçta öyle bir kontrolden geçmedik. Arada alkol keyfi yapmak isterim derseniz, resort adalara düzenlenen turlara katılabilirsiniz. Maldivler'e gitmek için en ideal zaman Aralık ile Mart arasında kalan dönem ama Kasım ve Nisan ayları da fena olmayan aylar olarak geçiyor. Biz Kasım ayının son günlerinde gittik ve hava mükemmeldi, yalnızca bir gece biraz yağmur yağdı, gündüz hiç yağmura ve hatta buluta denk gelmedik. Bizden sonra yani Aralık ayında giden arkadaşlarımın ise yağmurlu paylaşımlarını gördüm, yani her tropik bölgede olduğu gibi hava durumu biraz şans işi. Maldivler'de ne kadar kalınır derseniz, bence 4 gece kalmak gerek, şöyle tadını çıkara çıkara bir iki gün denize girmek ve denizde yapılabilecek diğer aktivitelere vakit ayırmak için bence en ideal süre bu. Maksimum kalma süresinin ucu açık tabi. 🙂 Mesela otelde Finlandiyalı çocuklu bir çift ile tanışmıştım, 2 haftadır Maldivler'de takılıyorlarmış. Önceki hafta bir resort adasında kalmışlar, ikinci haftalarında da yerel adaya gelmişler. Maldivler'de iki grup ada tipi var; birinci grup resort adalar yani lüks resortlar tarafından tamamen tıristik amaçla kullanılan adalar, ikinci grup ise yerel adalar yani Maldivler halkının da yaşadığı adalar. Ben yukarıda da bahsettiğim üzere uygun fiyatlı olması için yerel halkın yaşadığı bir adayı tercih ettim. Yerel adaların avantajı ucuz olması, dezavantajı ise alkol olmaması ve sadece belli plajlarda bikini ile denize girebiliyor olmanız. Maldivler'de ben Thulusdhoo adasında Season Paradise isimli otelde kaldım. Otel bence gayet güzeldi, herkese tavsiye ederim. Yemekleri güzel, çalışanları güler yüzlü, temiz ve aktivitesi boldu. Oteli detaylıca anlattığım yazıya şuradan ulaşabilirsiniz. Direkt rezervasyon linkine de şuradan bakabilirsiniz. Bizim adadaki bir diğer hoşuma giden yer de hemen yanımızda yer alan konuk evi oldu. Bahçesi çok keyifli görünüyordu, oraya da bir bakmak isteyebilirsiniz. İsmi Kahanbu Ocean View, rezervasyon linkini şuraya bırakıyorum. Yerel adalarda konaklama ile ilgili genel olarak söyleyebileceğim şey; bikini plajına yakın bir yer seçin. Bu ikisi bikini plajının dibinde olduğu için tavsiye ediyorum, otelin plajına girer gibi denize giriyorduk, bu büyük kolaylık. Thulusdhoo'daki diğer ucuz konaklama seçenekleri için tıklayın. Maldivler'deki diğer adalarda konaklama alternatifleri için de buraya bakabilirsiniz. Maldivler'de otellerde ve yerel adalarda uluslararası mutfaktan yemekler bulmanız mümkün. Bizim otelde hem Asya yemekleri hem uluslararası mutfaktan yemekler oluyordu. Thulusdhoo'da ayrıca dışarıda yemek yeme imkanınız bulunuyor, özellikle Contagious Pizza çok tavsiye edilen bir mekan, deneyebilirsiniz. Maldivler'in kendine özgü yemekleri nelerdir derseniz, tabi ki deniz ürünleri başta geliyor. Kahvaltıda sık sık denk geldiğim ve benim çok sevdiğim Mas huni isimli yiyeceği denemenizi öneririm. Ton balığı, soğan ve hindistan cevizinden yapılma bir yiyecek. Bunu Sri Lanka'daki roti hamuruna benzeyen roshi ile servis ediyorlar. Hamurun içinde mas huniyi doldurup yiyorsunuz, bence çok lezzetli. Adada alkol yasak ama alkolsüz bira bulabiliyorsunuz, bazı Alman markalar normal bira tadına gerçekten çok yakın. Maldivlerde yerel adalarda ortalıkta bikini ile gezmeniz yasak, gerçi gezseniz bile kim bir şey diyecek bilmiyorum yani herkes kendi halinde gibi geldi bana. Eğer Maldivler tatilinizi yerel adalardan birinde geçirecekseniz sadece bikini alsam yeter diye düşünmeyin. 😛 Ama kapanmanız ya da uzun kıyafetler giymeniz de gerekmiyor. Askılı kısa elbiseler, şort ve atletler bir sıkıntı yaratmıyor. Ben genelde bu şekilde geziyordum ada sokaklarında, sorun olmadı. Maldivler'de genelde otellerin içindeki marketlerden alışveriş yapmanız gerekecektir. Yerel adalarda dışarıdaki marketlerden alışveriş yapma şansınız da var tabi ama yine de buralar pek ucuz değil. O nedenle oradan alırım diye düşündüklerinizi önceden almanızı tavsiye edeceğim. Mesela güneş kremi ve sinek koruyucuyu önceden almanızda fayda var. Hatta çocukluysanız şişme oyuncak ya da kova takımı bile götürebilirsiniz yeriniz varsa. Ben hep oradan almak durumunda kaldım ama Türkiye'nin 5-10 katı ücret verdim. 🙁 Varsa sualtı kamerası ya da aksiyon kamerası mutlaka alın, su altı görüntüleri gerçekten çok güzel. Maldivler'de bildiğimiz deniz, kum, güneş tatili yapılır. Ekstra olarak denizde yapılabilecek aktivitelere katılırsınız. Kültürel anlamda yapabileceğiniz herhangi bir şey yok. Başkent Male veya diğer yerel adalarda da gezilecek tarihi bir yer yok. Buraya tamamen kafa dinlemeye, huzur bulmaya ve denizin rengine hayran olmaya gelirsiniz. Daha önce Filipinler, Zanzibar, Tayland gibi denizi çok güzel yerlere gitme şansım oldu ama Maldivler'in denizi gerçekten bir başkaymış, ben de gidince anladım. Maldivler'de balayı istiyorsanız yerel adalara gitmek yerine daha romantik ortam yakalayabileceğiniz resort adalara bakmanızı öneririm, su üstü villalar ve kendine ait plajı olan villalar balayında muhteşem olacaktır. Bütçeniz onlara yetmiyorsa ve illa Maldivler'e gitmek istiyorsanız tabi ki yerel adalar da yeterli olacaktır. Sonuçta palmiye, turkuaz deniz ve beyaz kum bu adalarda da bulunuyor. Hele bir de sandbank ziyareti yaptınız mı tadından yenmez. Bu arada otelden resort adalara yapılan turlardan satın alıp bir tam gününüzü farklı bir adada geçirme şansınız da bulunuyor. Maldivler, çocukla en rahat gidilebilecek ülkelerden biri bence. Sonuçta bütün gün denizdesiniz yani ne kadar zor olabilir ki. 🙂 Ne bebek arabası ne de kanguru almanıza gerek yok. Belki bebeğiniz çok küçükse kucak yerine kanguruda taşımak isteyebilirsiniz. Thulusdhoo'da oldukça büyük bir çocuk parkı da vardı, iki kere oraya gitmiştik akşam üstü saatlerinde. Otelimize uzak yerlere giderken bisikletle gittik, Ada'yı arkama oturttum, gayet rahattı. Otelde tam pansiyon kalmak yemek konusunda çok büyük avantaj oldu, genelde açık büfe olduğu için mutlaka oğluma uygun bir yemek oluyordu. Çocukla giderseniz yunusları izleme turuna katılmanızı öneririm, çocuklar için çok eğlenceli oluyor. Onun dışında tüm gün deniz girip kumdan kale yapıyorsunuz, çocukların en keyif aldığı şeyler. - Maldivler halkı Dhivehi adı verilen Maldivce dilini konuşuyor ama servis sektöründeki herkes İngilizce'yi gayet güzel konuşuyor. - Maldivler'de çeşmeden akan suyun yağmur suyu olduğu söyleniyor, yani içilmiyor. - Maldivler ile aramızda 2 saat fark var, bizden 2 saat ilerideler. - Maldivler halkı, yukarıda da belirttiğim üzere Müslüman. - Maldivler'e giderken herhangi bir aşı yaptırmanıza gerek yok. - Maldivler'in para birimi MVR yani Maldivler Rufiyası, 1$ = 15.5 MVR - Maldivler'de trafik soldan akıyor yani direksiyon sağda, bize göre ters. - Maldivler'de prizlrein İngiliz tipi üçlü olduklarını okumuştum ama bizim otelde standart prizler bulunuyordu, sorun yaşamadım. Maldivler gezi planı yaparken işinize yarayabilecek bilgiler vermeye çalıştım, umarım işinize yarar. Burada cevabı olmayan başka sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın, bildiğim bir şeyse cevap veririm, başkaları da faydalanır."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/01/11/nusa-adalari-gezi-notlari", "text": "Bali'ye uzun süreli gidiyorsanız komşusu Nusa adalarına da birkaç gün ayırmanızı tavsiye ediyorum. Nusa adaları son birkaç yıldır oldukça popüler hale geldi ve benim de ne zamandır hayallerimi süslüyordu. Bali'de iki hafta süremiz olduğu için bu adalara gitmeden dönmek istemedim, iyi ki de gitmişiz, tek kelimeyle bayıldık. Özellikle Nusa Penida adası ikonik instagram fotoğraflarıyla pek çok kişinin hayallerini süslüyor. Peki Nusa Penida nerede? Nusa Penida adasına nasıl gidilir? Nusa Penida turu nasıl yapılır? Nusa adalarını daha önce hiç duymadıysanız ya da duydunuz ama nasıl gidilir ne yapılır hiçbir fikriniz yoksa doğru adrestesiniz. Şimdi size hayran olduğumuz adalarla ilgili ne biliyorsam anlatacağım, işte size Nusa adaları gezi notları. Bali'den Nusa adalarına ulaşım Sanur limanından gerçekleşiyor. Sanur'dan Nusa Lembongan'a feribotlar kalkıyor. Farklı şirketlerin farklı saatlerde kalkan ve hızları değişen feribotları bulunuyor. Biz en hızlı giden feribotu tercih ettik ve bu da 30 dkda Nusa Lembongan'a varıyordu. Sanur limanı bildiğimiz feribot limanlarına pek benzemiyor, feribotlar plaja yanaşıyorlar. Feribotlara binmek için suyun içine giriyorsunuz o yüzden kısa bir şeyler giymenizi öneririm. Görevliler eşyalarınızı feribota taşıyorlar. Nusa Lembongan'dan Nusa Penida'ya giderken de aynı şekilde küçük hızlı botlarla ulaşım sağlanıyor ve plajdan suyun içine girip botlara biniyorsunuz. Bu adalarda transfer günlerinde kapalı ayakkabı veya uzun pantalon vs. giymekten kaçınmanızı öneriyorum. Ben ulaşım konusunu Nusa Lembongan'da kalacağım otelin çalıştığı ajans ile konuşarak hallettim. Beni Seminyak'ta kaldığım otelden aldılar, Sanur limanında feribot biletimi aldılar, bir de tshirt'üme Nusa Lembongan'da kalacağım otelin adı yazan bir etiket yapıştırdılar. Sonra Nusa Lembongan'a inince o etiketi gösterdim ve bir araç beni otelime bıraktı. Ertesi gün Nusa Penida için günübirlik tur ayarladım ve onu da yine otel ile organize ettim. Önce otelden motorsikletle beni gelip aldılar ve Nusa Penida'ya giden teknelere bıraktılar, burada bana gidiş dönüş bilet verdiler. Nusa Penida'ya inince bizi gezdirecek olan şoförümüz plajda bekliyordu. Önceden belirlediğim yerleri gezdirdikten sonra bizi tekrar limana bırakıp bota bindirdi. Son olarak en son Nusa Lembongan'dan Bali'ye dönünce de yine bizi bir şoför aldı ve Ubud'da kalacağımız otele götürdü. Yani tüm ulaşımı önceden ayarlamıştım, çocukla tek başıma olduğum için bu şekilde bana çok rahat geldi. Tüm transferler ve Nusa Penida turuna toplam 100$ verdim. Büyük ihtimalle daha ucuza halledilebilir ama benim için güvenilir bir şirket olması önemliydi, o yüzden kabul ettim. Adalarda yollar epey bozuk, motorsiklet kiralamak en ucuz seçenek, Nusa Lembongan için mantıklı olsa da Nusa Penida için tavsiye etmiyorum yani gerçekten anormal kötü yollar. Nusa Lembongan'daki diğer uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Nusa Penida'daki diğer uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Nusa adalarının her yerini gezmek istiyorsanız araştırmalarıma göre ideal süre 5 gece 6 gün. Benim Nusa adalarına ayıracak o kadar vaktim yoktu açıkçası ve görmek istediğim belli başlı yerler için 2 gece 3 gün yeterli oldu. İlk gittiğimiz gün Nusa Lembongan'da gezdik, ikinci gün Nusa Penida'da gezdik. Son gün Nusa Ceningan'ı gezmeyi planlıyordum ama oğlum otelin havuzunda keyif yapmak isteyince onu kıramadım. Siz son günü Ceningan'a ayıracak şekilde planlayabilirsiniz. Eğer vaktiniz varsa ve 6 günlük rotayı yapmak isterseniz, 2 gece Nusa Lembongan'da, 3 gece Nusa Penida'da kalıp Nusa Ceningan'a günübirlik uğrayabilirsiniz, çok küçük bir ada çünkü. Ben yukarıda belirttiğim üzere yalnızca belli başlı yerleri gezdim ve size onları anlatacağım. Bol bol araştırıp vakit yetersizliğinden gidemediğimiz bazı yerleri de kısaca not olarak düşerim. 🙂 Bu adalar arasında en güzel ve en çok gezilecek yere sahip olan ada Nusa Penida. Hepsini gezmeye, konaklamaya vaktiniz yoksa bile Bali'den günübirlik düzenlenen Nusa Penida turlarını araştırmanızı tavsiye ederim, pişman olmayacaksınız. Nusa Lembongan'da gezilecek en güzel yer kesinlikle Devil's Tears ve hemen yan tarafındaki doğal havuzlar. Bu iki yerde suyun kayalıklarla dansını izlemelere doyamadık diyebilirim. Devil's Tears'ta U şeklinde kayalıklar var ve çılgın dalgalar gelip kayalıklara çarparak geri tepiyor, havaya doğru püskürüyor. Diğer tarafta ise kayalıklardan oluşmuş teraslar var ve yine dev dalgalar gelip bu kayalıkları dolduruyor, kayaların içindeki oyuklarda havuzlar oluşuyor, akan sular da şelale görünümü oluşturuyor. İzlemesi inanılmaz keyifliydi, sanırım bir saatten fazla kaldık burada. Nusa Lembongan'da gidilecek ikinci yer yine Devil's Tears'a yakın mesafede yer alan Dream Beach. Burada havuzlu bir restoran var, isterseniz orada da takılabilirsiniz, giriş 50000 IDR. Biz havuzu kullanmadık, oldukça geniş bir kum plaj var, kumsalda takılıp dalgalarla oynayabilirsiniz. Dalgalar diğer yerlerdeki gibi devasa değil, yüzmek mümkün olmasa da biraz suda eğlenmek için gayet temiz ve sıcaklığı da güzel. Son olarak aynı denizin adada en dalgasız olduğu yer olan Mushroom Beach var. Burası aynı zamanda Bali'ye kalkan feribotların olduğu yer o yüzden gündüz vakti pek güzel değil ama akşam gün batımına doğru giderseniz keyfini çıkarabilirsiniz. Gezilecek yerleri hepsi birbirinden büyüleyici Nusa Penida'da biz dört yeri gezmek üzere anlaştık. İlk gittiğimiz yer Angel's Billabong ve hemen yakınındaki Broken Beach oldu. Burada arabayı park ettikten sonra bir süre merdivenler inip çıkarak Angel's Billabong'a ulaşıyorsunuz, biraz daha yürüyünce de Broken Beach'e varıyorsunuz. Angel's Billabong yine dev dalgalar ile oluşan doğal bir havuz. Ben fotoğraflarda havuza giren insanlar da görmüştüm ama sonra oradan nasıl çıkıyorlar bilemedim açıkçası. Suyun havuzu dolduruşunu izlemek yine çok keyifli. Broken Beach'te ise kayalıkların altında bir pencere oluşmuş, manzara güzel ama bana çok etkileyici gelmedi açıkçası. Fotoğrafa bakıp siz karar verin. 🙂 Nusa Penida'da gezilecek yerler arasındaki mesafeler genelde yarım saatten fazla sürüyor, yollar bozuk olduğundan fazla hız yapılamıyor, sadece bu ikisinin arası yürüyerek gidilebiliyor. Bir sonraki durağımız Nusa Penida'nın göz bebeği, instagram ünlüsü Kelingking Beach oldu. Dinazor kafasına benzetilen kayalıklar ve kayalıkların dibindeki muhteşem plajıyla gerçekten nefes kesici bir yer. Şu dünya üzerinde gördüğüm en güzel manzaralardan biri olduğunu söyleyebilirim. Manzara noktalarına inmek çok zor değil ancak plajın olduğu kısma inmek için hem kondisyon gerekiyor hem de cesaret. Derme çatma, tahta, daracık ve dimdik merdivenlerden inip çıkıyorsunuz. Plajda dalgaların şiddeti de oldukça fazla görünüyor, deniz keyfi yapma şansınız pek yok. Ama yanınızda çocuk yoksa bu adrenalini yaşamaya değer bence. Bizim buradan sonra son gittiğimiz yer Crystal Bay oldu. Burası bol palmiyeli güzel bir plaj, deniz yine dalgalıydı ama girilmeyecek gibi değildi. Burada yiyip içebileceğiniz büfeler de bulunuyor. Son olarak Nusa Penida'da bizim gitmediğimiz birkaç yeri de paylaşmak istiyorum. En az Kelingking kadar meşhur olan yerlerden biri de Rumah Pohon Tree House. Bu ağaç evin manzarası ve verdiği fotoğraflar gerçekten efsane, rezervasyon yapmayı düşünürseniz linkini de veriyorum. 🙂 Aynı bölgede bir de Thousand Islands manzara noktası var, burada da inanılmaz fotoğraflar çekilebilirsiniz. Son olarak fotoğraflardan muhteşem görünen Atuh Beach'e yüzmeye gidebilirsiniz. Burada yazdıklarımı diğerleriyle aynı günde gezmeniz pek mümkün değil, çünkü adanın apayrı noktalarında yer alıyorlar. Buralara da gitmek istiyorsanız mutlaka Nusa Penida'da iki gün geçirmelisiniz. Yukarıda belirttiğim üzere biz bu adayı gezmedik ama kısaca değinmeden geçmek istemiyorum. Nusa Ceningan'a Nusa Lembongan'daki sarı köprü ile geçebiliyorsunuz. Burası aynı zamanda Nusa Penida'ya giden teknelerin kalktığı yer oluyor. Nusa Ceningan'a gitseydik not aldığım üç yer vardı. Birincisi Sand isimli bar, burada suyun üstündeki hamaklara gözümü dikmiştim. İkincisi Blue Lagoon, burada suyun rengi inanılmaz görünüyor. Sonuncusu da Secret Beach, yüzmeye çok müsait olmasa da deniz ve ortam çok güzelmiş. Nusa adalarına 3.5 yaşındaki oğlumla birlikte gittim ve herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Yalnız benim oğlum sarsıntılı yollardan etkilenen bir çocuk değil. Yani midesi hassas bir çocuğunuz varsa pek önermem açıkçası, özellikle Nusa Penida'da yollar inanılmaz bozuk. Bir de hızlı botla deniz yoluyla gidiş gelişler var, onlar da biraz sarsıcı. Benin oğlum genelde yollarda uyudu, ona beşik etkisi yaratıyor böyle yollar. Bali için de önermemiştim, burası için de bebek arabası önermiyorum, kullanacağınız bir yer yok çünkü. Yemek konusunda sıkıntı yaşamazsınız, her mutfaktan yemek bulunuyor. Nusa adalarında benim en çok çekindiğim yer Kelingking Plajı idi, gitmeden önceki gün rüyalarıma girmişti vallahi. Çünkü manzara noktasına gitmeyi çok istiyordum ama çocukla manzara noktasına gitmek tehlikeli olur mu bilemiyordum. Pek kaynak da yoktu açıkçası, ve gidenler de forumlarda çocukla gitmeyin tarzı yorumlar yapmıştı. Neyse sonunda kendim gittim gördüm, manzara noktası zaten hemen yukarıda yani zor bir yer değil, pek sağlam görünmese de tahta korkuluklar var, yani düşündüğüm gibi tehlikeli değilmiş, rahatlıkla gidebilirsiniz. Yalnız tabi aşağıdaki plaja inmeyi düşünemezsiniz, orası yetişkinler için bile oldukça zorlu bir iniş çıkış, çocukla imkansız bence. Broken Beach ve Angel's Billabong'ta da yürüme mesafeleri oldukça fazla, buralarda kanguru kullanmayı düşünebilirsiniz. Nusa adalarında çok fazla mekan deneme şansım olmadı ama gittiğim mekanlardan memnun kaldım. Hem uluslararası mutfaktan hem de Bali yemeklerinden yeme şansınız var. Bali yemekleri için Bali gezi rehberi yazıma bakabilirsiniz. Biz konaklamayı Nusa Lembongan'da yaptığımız için oradaki restoranları denedik. Orada restoran seçimini yaparken de otelimize ücretsiz transfer hizmeti veren restoranlardan seçim yaptım. Birinci mekan Sandy Bay Beach Restaurant, Dream Beach ve Devil's Tears'a yakın olması nedeniyle tercih ettik. Bir taşla iki kuş vurmuş olduk, yani hem gezilecek yerlere ücretsiz araçla gitmiş olduk hem de bu harika mekanda vakit geçirdik. Mekanda Bali'deki plaj partilerinde olduğu gibi havuzda veya plajdaki şiltelerde günü batırabiliyorsunuz. Buraya öğleden sonra gelip önce yakındaki gezilecek yerleri gezin bence, sonra da havuzda günü batırır ve akşam yemeğinizi yersiniz. Menüde her ağız tadına uygun yemek vardı, ben Asya yemeklerinden sıkıldığım için pizza, tavuk ve patates sipariş ettim. Böyle güzel bir mekan için fiyatlar da fena değildi. İkinci mekan Mushroom plajında yer alıyordu, yine ücretsiz transfer hizmeti nedeniyle tercih ettik; Hai Bar&Grill. Burası da oldukça başarılıydı ve her mutfaktan yemek bulunuyordu. Nusa adaları bütçesi gördüğünüz muhteşem yerler göz önünde bulundurulduğunda pek fazla değil bence. Yukarıda ulaşım konusunda söylediğim üzere ben tüm transferler ve Nusa Penida turu için 100$ vermiştim. Konaklama için de gecelik 30$ verdim yani toplam 60$. Oradayken yeme içmeye de 40$ civarı harcamıştım. Toplam maliyet 200$ ediyor. Sürekli özel şoförle gezmiş olmamız, otelimizin adalardaki ortalamanın üstü olması ve yeme içme için de bir akşam lüks bir yerde yemiş olmamız maliyetleri yükseltiyor. Yarı yarıya düşürmeniz mümkün bu fiyatı. Nusa adaları bana göre Bali seyahatimizin yıldızlarından biriydi. Vaktiniz varsa buraları gezmeyi atlamayın. Buraya yazmayı unuttuğum, sizin sormak istediğiniz başka konular varsa lütfen yorum olarak yazın. Bildiğim bir şeyse cevaplarım, herkes faydalanır. Bali ve Nusa adaları için hazırladığım vlog'u da izlemenizi öneririm. Keyifle okunacak güzel bir yazı olmuş, teşekkürler bu kadar değerli bilgiler için."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/01/12/paris-ve-disneyland-gezi-notlari", "text": "Oğlumla çıktığımız Avrupa turu kapsamında Paris'e de gitmiştik. Paris'e daha önce birkaç kez gitmiştim ama oğlum Eyfel Kulesi'ni yakından görmeyi çok istediği için tekrar gitmeye karar verdim. Önceki gidişlerimde tüm turistik yerlerini gezmiş olduğumdan bu sefer önceden görmediğim yerleri ve çocukla gidilebilecek yerleri tercih ettim genelde. Bir günümüzü de Disneyland'a ayırdık, daha önce hiç ilgimi çekmemişti açıkçası. 🙂 Çocukla gidince ilk yapılacak aktivitelerden biri oluyor haliyle, itiraf edeyim ben de çok eğlendim. Bu yazıda hem Paris'te üç gün boyunca neler yaptığımızı anlatacağım, hem de Paris ve Disneyland ile ilgili genel bilgilendirmeler yapacağım. Keyifle okumanızı dilerim, işte size Paris ve Disneyland gezi notları. Paris'te konaklama konusu oldukça kapsamlı bir konu aslında ama ben burada kısaca bahsedeyim. Paris bölgelere ayrılmış bir şehir ve her bölgede farklı yapılacak şeyler var. Turistik yerler tek bir bölgede toplanmadığından kendinize en yakın hissettiğiniz bölgeyi seçmeniz gerekiyor. Bölgelerden kısaca bahsetmeden önce bizim konaklamamızdan bahsedeyim. Bizim gittiğimiz dönem Paris Moda Haftası'na denk geldiği için ben otel aramaya başladığımda neredeyse merkezdeki tüm oteller dolmuştu, kalanlar da aşırı pahalıydı. Bütçem sınırsız olmadığından uygun fiyatlı bir yerde kalmam gerekiyordu, o nedenle şehir merkezine uzak fakat toplu taşımaya yakın bir otel buldum. Ucuz ve güvenilir otel denilince ilk akla gelen otel zincirlerinden Ibis imdadımıza yetişti. Ibis'in de en ucuz serisi olan Ibis Budget zincirinde kaldık bu arada. 😀 Kahvaltı dahil gecelik 60 idi, normalde pek tavsiye edeceğim bir otel değil ama çok kötü de değil. Özellikle moda haftası gibi yer bulmanın zor olduğu dönemlerde düşünebilirsiniz ya da sadece ucuz olsun diye herhangi bir dönemde tercih edebilirsiniz tabi. 🙂 Rezervasyon linkini bırakıyorum: ibis budget Paris Porte d'Italie Ouest Gelelim Paris'in arondissements denilen bölgelerine: 1. Bölge Louvre Müzesinin olduğu bölge, 4. Bölge çok sevdiğim La Marais'in olduğu bölge, 6. bölge güzel kafeleriyle ünlü Saint Germain'in olduğu bölge, 7. Bölge Eyfel Kulesi'nin olduğu bölge, 8. Bölge meşhur Champs Elysees caddesinin bulunduğu bölge, 18. bölge de Paris'in en güzel semtlerinden biri olan Montmartre'nin bulunduğu bölge oluyor. Bunlar benim bildiğim Paris'in en popüler bölgeleri, bunların dışında kalanlar daha az turistik yerler diyebilirim. Paris'in her yerinde gezilecek, görülecek bir şey bulmak mümkün gerçi. En mantıklısı bütçenize uygun oteller arasında toplu taşımaya yakın birini seçmek. Paris'teki en uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Paris'te ulaşım konusu da epey karışık, içine girmeden çok anlaşılmıyor ama anladığım kadarıyla anlatmaya çalışayım. 😀 Yukarıda Paris'in bölgelere ayrıldığını söylemiştim, bu ufak alanları kapsayan arondissements olarak geçen bölgeler, toplu taşımada zone adı altında daha büyük bölgelere ayrılmış durumda. 1'den 5'e kadar en merkezden dışa doğru sıralanmışlar. Paris'te günlük biletler alabiliyorsunuz ve alacağınız biletin zone kapsamına göre bilet fiyatları değişiyor. Bu günlük biletlerle, Disneyland veya hava alanı gibi yerlere gidemiyorsunuz, onlar için de günlük bilete ek bilet almanız gerekiyor. Biz Avrupa turumuz kapsamında Paris'e gittiğimiz için Paris'e gelişimiz ve gidişimizi hava yolu ile değil tren yolu ile yaptık, o yüzden 1-3 Zone'u kapsayan günlük bilet bizim için yeterli oldu, yalnızca Disneyland için ek bilet aldık. Hava yolu ile gelenler RER B tren hattını kullanarak şehir merkezine ulaşabilir. Paris'te trafik çok yoğun olduğu için zorunda kalmadıkça otobüs yerine tren ve metro kullanmaya çalıştık, size de bu şekilde yolculuk yapmanızı tavsiye ederim. Paris'i hakkını vererek gezmek için en azından 4-5 güne ihtiyacınız olduğunu düşünüyorum ama Avrupa şehirlerini genelde hafta sonu rotaları için değerlendiriyoruz. Eğer Paris'te sadece bir hafta sonunuz varsa bizim rotamız hoşunuza gidebilir. Biz ilk gün oğlumun çok merak ettiği Eyfel Kulesi ile güne başladık, açıkçası oradan da pek ayrılamadık. 😀 Eyfel Kulesi'nin en güzel fotoğraflarını çekebileceğiniz Trocadero Bahçeleri'ne oturduk ve orada piknik yaptık. Daha sonra merdivenlere gidip gençlerin dans şovlarını izledik. Eyfel'in karşısındaki atlı karıncaya bindik, dört bir yandan Eyfel fotoğrafları çektik ve anlamadan akşamı ettik. Siz bu bölgede bu kadar fazla zaman geçirmezsiniz diye düşünüyorum, benim tavsiyem geri kalan vakitte La Marais, Saint Germain ya da Champs Elysees'te vakit geçirmeniz olur. Paris'teki ikinci günümüzü Disneyland'a ayırdık, o gün ile ilgili tüm detayları altta paylaşacağım. Ben üçüncü güne yani Paris merkezdeki ikinci günümüze geçiyorum. Sabahtan Paris'in tepelerinde yer alan en keyifli mahallelerinden olan Montmartre'a gittik. Montmartre'ın ara sokaklarında biraz dolandıktan sonra Sacre Coeur Bazilikası'na gittik ve bazilikanın merdivenlerinde şehir manzarasına karşı biraz soluklandık. Fünikülere binip aşağıya indik, buradaki füniküler Paris günlük biletine dahil. Sonra Pigalle mahallesine doğru yürüdük. Yürüyüşümüz sırasında kart postal ve pul alıp eşime gönderdik. Ardından Pigalle'de instagram ünlüsü basketbol sahasına uğradık. Çok kalabalıktı ama oğlumun çok hoşuna gitti, ortada bir sürü basket topu dolanıyordu ve Ada da eline geçen topları atıp duruyordu. 🙂 Basketbol oynayanların yanı sıra fotoğraf çekilmek için gelenler de çok fazla ama burada fotoğraf çekilmek için sabah erken saatlerde gelmek şart. Basket sahasının hemen yakınında yemek yedikten sonra yürüme mesafesindeki Musee National Gustave Moreau'ya gittik. İtiraf ediyorum instagram'da gördüğüm ve hayran olduğum merdivenin buraya gitmemde etkisi büyüktü ama girmek kısmet olmadı çünkü oğlum kesinlikle girmek istemedi, ne yaptıysam ikna edemedim, siz vakit olursa mutlaka gidin. Oradan Paris'in en güzel parklarından biri olan Jardin des Tuileries'e gidip öğleden sonra güneşinde biraz keyif yaptık. Son olarak yine instagram'da son zamanlarda çok meşhur olan ve rengarenk evleriyle gerçekten Paris'in en fotojenik sokaklarından biri olan Rue Cremieux'e gittik. Zaten oraya gittiğimizde hava kararmaya başlamıştı. Bu gezide sürekli instagram adreslerine gitmişim gibi olmuş ama dediğim gibi daha önceki Paris ziyaretlerimde gitmediğim yerlere öncelik vermeye çalıştım. Paris, tahmin edeceğiniz üzere yemek konusunda hiç sıkıntı çekmeyeceğiniz bir yer, çok güzel kafeler ve restoranlar bulabilirsiniz. Gurmeler için tam bir cennet Paris ama ben çocukla tek başıma fazla yemek odaklı gezemedim. Biz kahvaltılarımızı otelde yedik, onun dışında dışarıda Paris'te üç öğün yemek yedik. Bir öğünümüzü Eyfel Kulesi yakınlarındaki Boulangerie Patisserie de la Tour Eiffel'de yedik, uluslararası mutfağa sahip sıradan turistik bir kafeydi ama yediklerimiz gayet güzeldi. Bir öğünümüzü Paris'in son dönem trendy bölgelerinden Pigalle'de yer alan Pink Mamma'da yedik. Burası gerçekten uğramanız gereken bir İtalyan restoranı, iç dekorasyonu çok tatlı detaylarla dolu, yalnız açık olduğu saatleri kontrol edip gitmenizde fayda var. Son olarak, Paris'te pek çok yerde görebileceğiniz meşhur fast food zinciri Five Guys'da yedik. Hamburgerleri gayet güzel, bir de beklerken ortadaki çuvallardan yer fıstığı yiyebiliyorsunuz. 🙂 Bir de Montmartre'a giderseniz, Paris'in en fotojenik kafelerinden La Maison Rose'da bir kahve içmeyi unutmayın. Paris'e 3 yaşındaki oğlumla gitmiştim ve oldukça keyifli vakit geçirdik. Yalnız Paris'in ulaşım anlamında çok çocuk dostu bir şehir olmadığını söylemeliyim. Şehri gezerken bebek arabası kullandım ve Avrupa'dan bebek arabasıyla en zorlandığım şehir oldu açıkçası. Çünkü metrolarda asansör bulmak mümkün olmuyor ve çok fazla merdiven var. Sadece metroda değil Montmartre gibi bazı semtlerde de çok fazla merdiven var, gerçekten gözümden yaş geldiği anlar oldu bazen. Tabi ben tek başıma olduğum için bu kadar zorlandım, çift ebeveyn olunca daha kolay olabilir. Bebek arabasıyla zorlanmak dışında aslında fena geçmedi günlerimiz, her yerde atlı karıncalar, parklar, bahçeler, Eyfel'e karşı piknik, Disneyland gezisi vs. derken oğlum epey güzel vakit geçirmişti. Bunların dışında çocukla gidilebilecek yer olarak Cite des Sciences et de l'Industrie var, bilim müzesi. Biz vakit yetmezliğinden gidemedik ama çocuklar için güzel bir aktivite. Ben Disneyland biletimizi gitmeden önce online olarak aldım çünkü bu şekilde çok daha ucuz oluyor, kampanyalardan da faydalanabiliyorsunuz. Yalnız Paris'teki birçok şey gibi Disneyland'a online bilet alma konusu da biraz karışık. 🙁 Önce Disneyland Paris'in sitesine giriyoruz ve ülke seçimini yapıyoruz. Şu linkten girerseniz direkt Türkiye seçili olarak gelecek. Packages ve Tickets yazan yerde bilet almak için Tickets kısmını seçiyoruz. Packages seçerseniz otel konaklamalı seçenekler listeleniyor, ben o kısmı bilmiyorum o yüzden bilet alımına devam ediyoruz. Park Tickets seçeneğini işaretliyoruz ve \"Find Prices\"a basarak ilerliyoruz. Burada karşımıza dört seçenek çıkıyor. Birincisi 1 günlük park bileti, ikincisi çoklu gün seçeneği, üçüncüsü Fastpass satın alma ve dördüncüsü de Paris merkezden ulaşımın da dahil olduğu seçenek. Bizim gittiğimiz zaman Fastpass satın alma diye bir şey yoktu, bu yeni çıkmış sanırım. Fastpass normal biletinizle her oyun için bir kere kullanabileceğiniz bir bir öncelik hakkıydı ama şimdi sınırsız Fastpass kullanımı için ek ücretle bilet satmaya başlamışlar. Bunu kullanmadığım için fazla detayına giremeyeceğim. Ulaşım konusunda kendinize güvenmiyorsanız shuttle olanı seçebilirsiniz ama belli saatlere uymanız gerekiyor, bu da bize uymuyordu. Ben benim seçtiğim yöntem olan 1 günlük bilet almayı anlatacağım. 1 günlük bileti seçince sizden tarih seçmenizi istiyor. Bir takvim açılıyor ve bu takvimde tarihleri üç renge bölmüşler. Her zaman üç renk birden çıkmayabilir, bazen sadece iki renk seçeneği çıkıyor. en açık renk olan en ucuzu, genelde hafta içi ve özel tatil olmayan günleri kapsıyor, bir koyu rengi hafta sonları ve tatil günlerini kapsıyor. Hafta sonu biletiyle hafta içi giriş yapabilirsiniz ama hafta içi biletiyle hafta sonu giremezsiniz, bir de aldığınız bilet siz belli tarih seçseniz de daha uzun bir periyodu içine alıyor genelde yani mesela bu hafta gidemediniz, tatiliniz bir hafta ötelendi diyelim. Biletiniz sonraki haftayı da kapsıyorsa biletiniz yanmaz ve o zaman gidebilirsiniz. Zaten seçtiğiniz gün için açıklamaları okursunuz. Renginizi seçtikten sonra yine farklı seçenekler açılıyor. Disneyland Paris'te iki tane park var, ikisinden birine ya da ikisine birden girme şansınız var. Ben 1 gün/1 park olanını seçtim çünkü bir günde 2 park gezmek çok zor, bir tanesini bile bitirmekte zorlanıyorsunuz. 2 park girişini yalnızca birden fazla gününüz varsa seçmenizi öneririm. 1 gün/1 park seçeneği için bir de indirimli kısım çıkıyor, daha düşük sezon için biraz daha uygun fiyatlı bilet alabiliyorsunuz, gideceğiniz tarihe göre bunu seçebilirsiniz. Ben biletlerimizi en ucuz olandan, kişi başı 55$'a aldım, şimdi baktığımda 49 olarak açılıyor en ucuz biletler, en ucuz kısımda 3 yaşından büyük çocuklar için özel bir indirim yok, yetişkinlerle aynı fiyattan bilet alıyorsunuz. Normal biletlerde de çocuklar için 3-5 indirim var sadece. Biletinizi print etmeyi unutmayın, telefondan gösterim kabul etmiyorlar, basılı olsun istiyorlar. Paris içi ulaşım alacağınız sınırsız biletler Disneyland'ı kapsamıyor, onun için ayrıca bilet almanız gerekiyor. Bulunuduğunuz yerden RER A hattının geçtiği istasyona gidip oradan Marne-la-Vallee Chessy yönündeki trene binmeniz gerekiyor. Zaten durağın yanındaki Mickey işaretinden anlıyorsunuz Disneyland'a gideceğiniz yer olduğunu. Biz Gare de Lyon'dan bindik ve 35 dk sonra parkın durağına vardık. Disneyland'ta iki adet park var; Disneyland Park ve Walt Disney Studios. Ben küçük çocuklara daha fazla hitap edeceğini düşündüğümden Disneyland Park'ı tercih ettim ve seçimimiden memnunum. Parka ilk girişte Main Street denilen sağlı sollu kafelerin ve Disneyland ürünleri satan dükkanların olduğu konsept bir caddeden geçiyorsunuz. Daha sonra atraksiyonların başladığı bölüme geliyorsunuz. Parkın çoğu yerinde ücretsiz Wifi çekiyor, o nedenle Disneyland uygulamasını telefonunuza indirmenizi tavsiye ederim. Oyuncakların bekleme sürelerini, saat kaçta nerede ne olduğunu ve park haritasında nerede olduğunuzu görebileceğiniz bölümler mevcut. Ben sürekli uygulamayı kullandım ve çok rahat ettim. Disneyland Park'ta dört bölüm var ve hepsinin farklı bir konsepti var: Discoveryland, Fantasyland, Adventureland, Frontierland. Bizim en sevdiklerimiz Fantasyland ve Discoveryland oldu. Fantasyland'te Ada'nın yaşına uygun olduğunu düşündüğüm ve onun da gerçekten iyi vakit geçirdiği oyunlar; Dumbo the Flying elephant, Mad Hatter's Tea Cups, It's a Small World oldu. It's a small world benim tüm oyunlar içinde favorimdi, bir yetişkin olarak bayıldım ve kaç kere bindiğimizi sayamadım bile. Discoveryland'te ise Orbitron favorimiz oldu, yine defalarca bindik, Ada'nın sanırım en sevdiği oyuncak bu oldu. Bunların dışında park içinde gezen trene bindik, bir de Gooffy ile fotoğraf çekildik. Oyuncaklara binmek için epey sıra beklemek gerekiyor, bazen gerçekten çok sinir bozucu olabiliyor. It's a small world nispeten daha az sıra beklenen ve sıranın daha hızlı ilerlediği bir alandı, bu sayede defalarca binebildik. Bu oyunlar dışında parkta görmeden dönmemeniz gereken iki şey bana göre saat 5'teki geçiş töreni ve gece kapanıştaki havai fişek gösterisi. Ben yetişkin olarak bile gerçekten çok beğendim, çocukların dünyasında daha da etkileyici olduğuna eminim. Disneyland'ta yeme içme konusunda zorlanmazsınız, her yerde ayak üstü atıştırabileceğiniz mini büfeler ve ayrıca farklı menülere sahip oturup yemek yiyebileceğiniz restoranlar bulunuyor. Yalnız genelde fast food tarzı restoranlar var. Biz otelde sabah kahvaltımızı edip çıkmıştık yola, gün içinde sadece ara öğün gibi patlamış mısır aldık. Akşam saatlerinde de Casey's Corner'da yemek yedik, ben gayet başarılı buldum, tavsiye ederim. Yemek fiyatları park genelinde biraz yüksek, o yüzden yanınızda yiyecek götürmeyi de düşünebilirsiniz. Ben biraz bisküvi ve kraker almıştım, girişte sorun olmadı, imkanı olanlar sandviç hazırlayabilirler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/01/13/adobe-lightroom-fotograf-duzenleme", "text": "Bana en çok gelen mesajlar arasında fotoğrafları nasıl düzenlediğim sorusu da var. Ben de her seferinde Adobe Lightroom kullandığımı belirtiyorum ama bu sefer Lightroom nasıl kullanılır soruları geliyor. Tek bir mesajla anlatabileceğim bir konu olmadığından ne zamandır bunun için ayrı bir yazı yazmak istiyordum. Ben lightroom'u kullanmak için pek çok youtube videosu izledim, ayrıca bazı hazır lightroom filtreleri indirip onların üzerinde oynayarak neler elde edebileceğimi öğrendim. Fotoğrafları evire çevire sonunda kendime lightroom filtreleri ve lightroom efektleri oluşturmaya başladım. Bu işte profesyonel olduğumu iddia etmiyorum, amatörce kendi çapımda yaptığım düzenlemeleri sizinle de paylaşmak istiyorum sadece. Şimdi sizi fazla detaya boğmadan, kafanızı karıştırmadan bir fotoğraf üzerinden kendi filtrelerimden biriyle, cep telefonundaki lightroom'da fotoğraf düzenleme tatktiklerimi anlatacağım, lightroom kullanımı herkes tarafından öğrenilsin istiyorum. 😉 Benim hazırladığım lightroom filtreleri fotoğrafı yeni baştan yaratmıyor ama renkleri daha canlı hale getiriyor diyebilirim. Siz de gösterdiğim şekilde kendiniz kurcalayarak hayalinizdeki lightroom presetleri oluşturabilirsiniz. Burada anlattıklarımdan fazlasını öğrenmek istiyorsanız, size de bol bol youtube eğitim videosu izlemenizi öneririm. Benim hazırladığım youtube videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Instagram profilinizi aşağıdaki şekilde dönüştürmek isterseniz telefonunuza direkt yükleyebileceğiniz hazır lightroom filtreleri için şuraya tıklayabilirsiniz. Fotoğrafın ilk hali ve son hali aşağıdaki şekilde olacak, her adımı tek tek paylaşacağım. En sonunda da Lihtroom preseti yani Lightroom filtreleri oluşturup başka fotoğraflara uygulayıp sonucu göreceğiz. Kullandığım tüm fotoğraf ve video uygulamalarını paylaştığım yazımı da okuyabilirsiniz. Gördüğünüzü gibi fotoğrafta anormal bir değişim yok ama havası değişmiş. 🙂 Önce Light sekmesi altını biraz karıştıralım. Önce buradaki terimlerin ne anlama geldiğini kısaca yazacağım. Sonra da yaptığım değişiklikleri paylaşacağım. Exposure: Pozlama yani fotoğrafın karanlık veya aydınlık olması diyebiliriz. Fotoğrafın ışığını değiştirmek için kullanırız. Contrast: Karşıtlık yani renklerin birbirine zıtlığı diyebiliriz. Bunu azalttığımız zaman renkler birbirine yakınlaşır. Açıklamalardan da anlaşılacağı gibi her biri fotoğrafın ışığını farklı şekillerde arttırıp azaltmaya yarıyor. Bunları karıştırarak fotoğrafınızı aydınlatabilir ya da çok parlak çıkmış bir fotoğrafı koyulaştırabilirsiniz. Ben bu fotoğrafta ağacın gölgesinde kaldığımız için Shadows ayarını an sona kadar açtım. Ama koyu renkler çok fazla açıldığı için Blacks değerini biraz düşürdüm. Eğer Shadows ile ışık yeterli olmasaydı Exposure'u arttırıp ışık takviyesi yapacaktım. Bu kısım nispeten kolay olan ayarlar, Lights sekmesinde biraz daha karışık olan yer Curve'e tıkladığınızda açılan kısım. Burada 4 farklı renk için açılan grafikteki eğri ile oynayarak fotoğrafın ışığıyla daha detaylı ve bölgesel olarak oynuyorsunuz. Her filtrenin her fotoğrafa uymama nedenlerinden biri de bu kısım. Her çekimde bambaşka ışık değerleri düşüyor fotoğrafların üstüne ve preset uygulasanız bile tekrar değişiklik yapmak gerekebiliyor. Şimdi bu fotoğrafta Curve'ü nasıl değiştirmişim onu göstereyim, filtreyi sevdiyseniz başlangıçta düz olan eğriyi birebir buradakiler gibi değiştirebilirsiniz. Curve ile sırasıyla aşağıdaki şekilde her renk sonrası değişimleri paylaşıyorum. Işık kısmıyla işimi bitirdim, şimdi gelelim Color sekmesindeki terimlerin ne anlama geldiğine ve burada yapacağımız değişikliklere. Temp: Fotoğrafın ısısını belirlediğimiz ayar, bunu arttırdıkça renk sıcaklığı artıyor yani daha sarı ve turuncu tonlarda bir fotoğraf elde ediyorsunuz. Lightroom turuncu efekt arayanlara duyurulur. Tint: Fotoğraftaki renklerin tonlarını belirlediğiniz ayar, bunu arttırdıkça morumsu tonlar, azalttıkça yeşilimsi tonlar elde ediyorsunuz. Vibrance: Türkçe'ye direkt çevirince titreşim olan ayar, aslında soluk renkleri canlandırma ya da çok canlı tonları soldurmak için kullanılan bir yer. Sauration: Renklerin doygunluğunu ayarladığınız kısım, aslında Vibrance ile benzerlik gösteriyor biraz. Bu fotoğrafın renk ayarlarını aşağıdaki şekilde değiştirdim. Bu color sekmesinde bir de ayrı ayrı renklerle oynayabildiğiniz Mix kısmı var. Buraya girdiğinizde her renk için üç ayar ile oynayabiliyorsunuz. Bu terimlerin de ne olduğunu anlatacağım, ondan sonra da tek tek her renk için ayarları nasıl değiştirmişim onu göstereceğim. Hue: Renk sapması ayarı. Yani burada ilgili rengin tonunu farklılaştırıyorsunuz. Örneğin sarı rengi ister çiğ bir sarı olarak kullanırsınız ister turuncuya dönük bir sarı yaparsınız. Saturation: Bu yukarıdaki doygunluk ayarını renk bazında yapabildiğiniz kısım. Luminance: İlgili rengin parlaklığını ayarladığınız kısım. Önce kırmızı ve turuncu renk ile oynuyorum, çok yoğun değişiklik yapmadım, bu fotoğrafta bu renkler sadece ten rengini değiştiriyor biraz. Sonra sarı ve yeşil ile oynuyorum, çok fazla canlı renk olmuştu yeşilleri biraz azaltıyorum. Tabi ki bu şekilde de bırakabilirsiniz isterseniz, illa her renkle oynamak zorunda değilsiniz. Size güzel görünen rengi yakalamak amaç. Sırada maviler var, bunların doygunluğunu biraz arttırıp denizin renginin daha canlı gözükmesini sağlıyorum. Son olarak mor ve pembeyle de biraz oynayarak fotoğrafın renklerinin son halini almasını sağlıyorum. Renkle işim bittikten sonra Detail sekmesine geliyorum ve Sharpening yani keskinlik ayarını biraz arttırıyorum, böylece fotoğrafıma biraz daha netlik katıyorum. Bu sekmede bir de Noise Reduction kısmı var, istenmeyen grenli görüntüyü azaltmak için kullanılıyor. Onun dışındakileri ben de hiç kullanmıyorum açıkçası, ilk hali neyse o şekilde bırakıyorum. Son olarak bu fotoğrafı instagram'ın dikey fotoğraf boyutlarına uygun olacak şekilde kırpmak için Crop sekmesine gidiyorum ve fotoğrafın boyunu ayarlıyorum. Burada aynı zamanda fotoğrafı döndürebilir ya da eğimini ayarlayabilirsiniz. Benim için fotoğrafın son hali bu şekilde yani bunu şimdi preset olarak kaydedeceğim. Preset'i bu haliyle kaydettikten sonra Lightroom'un şu aşamaya kadar kullanmadığımız ama işimize yarayabilecek birkaç özelliğini daha yazının devamında anlatacağım. Ama önce kaydettiğimiz bu preseti başka fotoğraflara da uygulayıp sonuçları göstereceğim. Fotoğrafın sağ üstündeki 3 noktaya tıklayıp açılan menüde Create Preset'i seçtikten sonra filtremize isim verip kaydediyoruz, böylece bundan sonra tüm fotoğraflarımızda hazır olarak bu filtreyi kullanabileceğiz. Diğer fotoğraflara uygulamak için de, önce lightroom'a yeni bir fotoğraf ekliyoruz, sonra o fotoğraf açıkken Preset sekmesine gelip kaydettiğimiz preset'e tıklıyoruz. Şimdi bir de filtreyi uygulayınca güzel olmadığı için bu filtrenin üstüne ek değişiklikler yaptığım fotoğrafları paylaşayım. aşağıdaki fotoğrafta bu filtreyi uygulayınca ışık çok patladı ben de Shadows'u 100'den 40'a kadar azalttım, gölgeleri azaltınca koyulukları değiştirmeme gerek kalmadı, o nedenle Blacks'i normal haline getirdim. Bir de gökyüzünü rengini daha renkli bir hale getirmek için Mix kısmında mavi renk ile oynadım. Aşağıdaki fotoğrafta ise bu preseti uygulayınca fotoğraf istediğim kadar aydınlanmadı. Biraz daha ışığa ihtiyacımız var. Ben aşırı turuncu renkleri çok popüler olsa da pek sevmiyorum açıkçası, mümkün mertebe doğallığın bozulmamasına dikkat ediyorum. Siz turuncu seviyorsanız turuncunun doygunluğunu ya da fotoğrafın sıcaklığını arttırıp deneyebilirsiniz. Şimdi işinize yarayabilecek son birkaç özelliği daha anlatayım. Healing sekmesinde fotoğraftaki istenmeyen görüntüleri ortadan kaldırabilirsiniz, mesela ben bu fotoğrafta sigara izmaritini yok ediyorum. Selective sekmesinde, yukarıda anlattığım ayarları fotoğrafın belli bir kısmını seçip yalnızca oraya uygulayabiliyorsunuz. Burada örnek olsun diye ağacın gölgesinin düştüğü yeri boyayıp aydınlattım ben mesela. Bunu yukarıda bir yeri işaretleyip güneş ışığı vuruyormuş gibi aydınlatma şeklinde kullanabilirsiniz ya da belki karanlıkta kalan bir yeri aydınlatmak için, elbisenizin rengiyle oynamak için vs. pek çok şekilde kullanabilirsiniz, sizin yaratıcılığınıza kalmış. Önce fırçayı seçip değişiklik yapmak istediğim alanı boyadım. Sonra da Light seçip Exposure'u arttırdım ve sonuç gördüğünüz gibi boyadığım kısmın rengi açıldı. Son olarak Effects sekmesinin altındaki terimlerin ne olduğunu açıklayıp fotoğrafa uygulandığındaki görüntülerini paylaşacağım. Clarity: Türkçe berraklık olarak çevrilen bu ayar biraz Sharpening ile benzeşiyor. Fotoğrafın hatlarını belirginleştiriyor diyebiliriz. Dehaze: Sis/pus giderme ayarı olarak kullanılıyor, fotoğrafta sisli bir alan varsa ortaya çıkarıyor. Sis olmayan bir yere uygulayınca da fotoğraf ekstra ortaya çıkıyor gibi oluyor. Vignette: Fotoğrafa çerçeve efekti ekliyormuşsunuz gibi bir ayar, ben hiç kullanmıyorum ama fotoğraflarınıza eskitilmiş efekti verirken çevresini biraz silikleştirebilirsiniz belki. Grain: Fotoğrafa grenli görüntü elde etmek için kullanılan bir ayar. Ben bunu da hiç arttırmıyorum ama yine eskitilmiş görüntü için grain değerini arttırabilirsiniz. Birinci fotoğraf dehaze uygulanmış, ikinci fotoğraf Vignette uygulanmış hali. Birinci fotoğraf clarity arttırılmış, ikinci fotoğraf grain değeri arttırılmış hali. Lightroom ile ilgili bildiklerimi en kolay şekilde detaylıca anlatmaya çalıştım. Artık fotoğraflarımı nasıl düzenlediğimi soranlara verecek bir cevabım var. 🙂 Umarım işinize yarar, yorumlarınızı bekliyorum. Kendi filtrelerinizi oluşturmakta zorlanıyorsanız direkt kullanabileceğini hazır lightroom filtrelerime şuradan ulaşabilirsiniz. Teşekkürler Yararlı bir yazı olmuş. beğenmenize sevindim, ben de teşekkür ederim. Fotoğraf işi gerçekten emek istiyor. Ben de o uygulamayı indirdim ama ayarlarla oynasam da sizin gibi yapamadim ve silmiştim. Şimdi tekrar deneyebilirim. Çok teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/01/13/oglumla-dunyayi-geziyoruz-ilk-etap-avrupa-sonrasi-degerlendirme", "text": "Bu yazıyı bekleyen herkese selam olsun! 🙂 Sonunda yazacak vakit bulabildim. Avrupa ve Asya gezileri arka arkaya gelince yazacak çok şey birikti. Hala bekleyen onlarca yazı var ama bu yazının merak edeni daha çok olduğundan girişeyim dedim. Avrupa seyahatinin bütçesi ne kadar? Avrupa seyahatinde yaşadığım zorlukları neler? Avrupa seyahatinin en güzel anları nelerdi? gibi birçok soruya cevap vermeye çalışacağım. Bu yazı aynı zamanda benim için de günlük niteliğinde olacak. Bu yola çıkmaya nasıl karar verdiğime dair yazımı okumak için şuraya tıklayabilirsiniz. Gezi boyunca 5 gece Airbnb evlerinde, 18 gece otellerde konakladık. Şehirler arası yolculuklarımızda, Türkiye'den ayrılış ve Tiflis'e dönüş dahil 4 defa uçak, 14 defa tren, 3 defa otobüs kullandık. Cinque Terre'de köyler arası sayısız tren yolculuğu, diğer şehirlerde de şehir içi ulaşımda sayısını hatırlamadığım kadar metro, tramvay, otobüs ve taksi yolculuğu yaptık. Günde ortalama 7 km yürümüşüm. En yüksek 13 km ile Strasbourg'ta Ada'nın ayısını kaybettiğimiz gün, en düşük 3 km ile Paris'ten Brüksel'e geçtiğimiz ve hasta olduğum gün olmuş. Fotoğraf makinesiyle 1949 adet fotoğraf çekmişim, telefondakilerin sayısını maalesef bilmiyorum. Gezi boyunca 4 ülke, 11 şehir, 9 köy gezmişiz. Sadece hava alanına indiğimiz İsviçre Basel'i saymıyorum tabi ki. 🙂 Gezi rotamız; 2 gece Roma, 3 gece Siena, 3 gece Floransa, 3 gece Cinque Terre, 3 gece Strasbourg, 3 gece Paris, 3 gece Brüksel ve 3 gece Amsterdam şeklindeydi. Buralarda konaklarken çevre şehir ve köylere de uğradık. Avrupa bütçesi günlük harcamalarımı mümkün mertebe düşük tutsam da konaklama ve ulaşım nedeniyle tahminimin üstünde çıktı. Yeme içme ve kişisel harcamalar: 1000 arada kredi kartı ile de harcama yaptığım için bunu biraz kafadan yuvarladım açıkçası ama aşağı yukarı bu kadar harcadık sanıyorum, bunun biraz üstü olabilir. Bu kısımda ufak tefek aksiliklerden bahsetmeyeceğim. Brüksel'deyken toplu taşımanın greve girmesi, Floransa'da gecenin bir vakti kaybolmamız, trenlere yetişme krizlerimiz vs. gibi ufak tefek pek çok şey başımıza geldi tabi ama hepsiyle başa çıkmasını bildik. Çok şükür sağlıkla ilgili bir sorun da yaşamadık. Bu yazıda maddi olarak götürüsü olan ve/veya yoğun stres yaratan aksiliklerden bahsedeceğim. İlk olarak Toskana hayalim nasıl suya düştü onu anlatayım. Suya düştü derken, istediğim gibi gezemedim. Benim tek araba kiraladığım yer Siena oldu. Çünkü arabasız gezmenin en sıkıntılı olduğu bölge, o meşhur Toskana vadilerini görebildiğimiz yerler. Gitmek istediğim yerlerin orta noktasında kaldığı için merkezi Siena olarak belirledim ve arabalı olacağım için Siena'nın 13 km dışında yer alan şarap bağları ve havuzu olan ama biraz bütçe dostu olsun diye yemek vs. hizmeti olmayan bir Toskana otelinde rezervasyon yaptım. Buraya kadar her şey süper. Ve fakat bana arabayı vermediler 🙁 gelmeden önce yenilediğim cillop gibi uluslarası ehliyetim olmasına rağmen görevli kadın nuh dedi peygamber demedi. Beyaz bir kartona basılı uluslararası ehliyet gösterip, bundan isterim diye tutturdu. Yahu dedim İtalya'dan eski ehliyetle bile kiraladık, bütün arkadaşlarım kiraladı, bu ehliyet uluslararası zaten. Yok, kadını ikna edemedim. Velhasıl, 3 günlüğüne kiraladığım, otomatik olsun ve başkasına gitmesin diye 120 'yu peşin verdiğim güzelim arabama ulaşamadım. Bu para çöp oldu, burada kendime de kızıyorum çünkü kiraladığım şirketle iletişime geçip hakkımı aramadım. Ama zamanım olmadı ki, bu saatten sonra yazsam da işe yarar mı bilmem. Kaldığım otel de merkezi olmadığından resmen mahsur kaldım otelde. Hafta sonu olduğu için otobüs doğru dürüst çalışmıyormuş orada, çok saçma geldi ama bizzat tecrübe ettim. Saatlerce otobüs bekledikten sonra sonunda otostopla şehre gitmek zorunda kaldım. Taksiye ulaşmak ayrı dert, ulaşsam taksi ücreti ayrı dert. Şehir merkezinden yola çıkan taksi, taksimetreyi yola çıkar çıkmaz açıyor ve zaten yeterince pahalı, 2 katına çıkıyor maliyet. 🙁 İkinci sıkıntı yaratan konu Riomaggiore'de kucağımda çocuk ile merdiven inip çıkarken fotoğraf makinemi düşürmem oldu, objektifim yamuldu. Henüz gezinin ortasındaydık ve fotoğraf makinem açılmıyordu. Objektifin sağını solunu düzeltmeye çalışarak en azından açılır duruma getirdim ama zoom özelliğini bir daha kullanamadım. 🙁 Üçüncü aklıma gelen sıkıntı valizimin patlaması, gezinin son 10 gününü patlak valiz ile geçirdim. Üç kere daha şehirler arası yolculuk yaptık bu şekilde ve ellerimde başka eşyalar, bebek arabası filan da varken gerçekten çok fazla zorlandım. Son olarak her yere birlikte gittiğimiz oğlumun THY ayısını Strasbourg'ta düşürdük. Tüm şehri tekrar dolaşmama rağmen bulamadım. Ayının Türkiye'ye döndüğünü söyledim oğluma ve geçici olarak başka bir ayı aldık Strasbourg'tan. Brüksel'de o ayıyı da kaybettik. 🤦🏻 Sonra Brüksel'den yeni bir ayı aldık ve Brugge'da onu da kaybettik. Delirmek üzereydim artık. 😀 Brugge'dan son bir ayı aldık ve çok şükür bir daha ayı krizi yaşamadık. Bir saat bile olsa çocuktan ayrı kendime ait vakit geçirememek psikolojik olarak biraz yorucu oldu açıkçası. Ada çok yaramaz bir çocuk, seyir halindeyken iyi ama otellerde, restoranlarda yani sabit olduğumuz zamanlarda sürekli tek başıma onu zapt etmeye çalışmak bazen tahammül sınırlarımı zorladı gerçekten. Ufak tefek aksilikler çıktığında bir yandan durumu toparlamaya çalışırken bir yandan kendi istediğinin olması için tutturan bir çocuğu idare etmek de pek kolay değildi. Tahmin edeceğiniz üzere en çok zorlandığım konulardan biri de eşyaları toplamak ve taşımak oldu. 2-3 günde bir yer değiştiriyorduk, sürekli valizi dağıtıp toplamak. Valiz, bebek arabası, sırt çantası ve ilerleyen zamanlarda elimde ek çantalarla toplu taşıma kullanıyor olmak çok acıklıydı. Birkaç kez taksi kullandığım oldu ama genelde elimde bu kadar eşya varken bile toplu taşıma kullandım. Mesela Paris otelimize taksiyle gidemezdim çünkü çok uzaktı. Paris treninden indikten sonra iki farklı toplu taşıma aracı değiştirdim ve sürekli tüm bu eşyalarla bir sürü merdiven inip çıktım. Eşyalar dışında normal şehri gezerken de hep bebek arabasıylaydım ve her yerde asansörler yoktu. Sürekli bebek arabasıyla çocuğu taşımam gerekiyordu. Gerçi kol kası yaptım bahaneyle ama yaşarken o kadar da kolay değildi vallahi. Sonuç olarak kendime bu yola çıktığım için söylendiğim zamanlar çok oldu. Tabi güzel anlar çok daha fazla olduğu için insan katlanıyor bazı şeylere. Pisa'da yaptığımız piknik o kadar güzeldi ki, hiç ayrılmak gelmedi içimizden. Sabahtan akşama tüm günü Pisa'da geçirmiş olmamıza rağmen eve dönmek çok zor geldi. Bir yerleri görme telaşı olmadan çimlere yayılmak çok keyifliydi. Roma'daki ikinci akşamımızda paket olarak aldığımız makarnamız ve marketen aldığımız içeceklerimizle İspanyol merdivenlerinde yemek yemiştik. Yemek bittikten sonra da kalkmak bilmedik, havanın ve ortamın güzelliğini size anlatamam. Disneyland'ın kapanıştaki havai fişek gösterisi gerçekten muhteşemdi, bir havai fişek gösterisinden bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/02/20/oglumla-dunyayi-geziyoruz-ikinci-etap-asya-sonrasi-degerlendirme", "text": "Avrupa için yazdığım değerlendirme yazısı çok okununca ikincisini yazmak şart oldu. Umarım bu da ikincisi çekilen bazı filmler gibi hayal kırıklığı yaratmaz. 😛 Asya yazılarımı hala bitiremedim, araya yeni bir blog oluşturma ve başka işler girdiği için pek vakit bulamadım ama bu yazının içeriğiyle ilgili çok soru geliyor, o yüzden öncelik veriyorum. Asya seyahatinin bütçesi ne kadar tuttu? Asya seyahatinde yaşadığım zorlukları nelerdi? Asya seyahatinin en güzel anları nelerdi? gibi sorulara cevap vereceğim. Bu yazı benim için günlük niteliğinde olacak. Bu yola çıkmaya nasıl karar verdiğime dair yazımı okumak için ise şuraya tıklayabilirsiniz. En beğendiğimiz yer: Bu biraz zor bir soru ama her şeyi bir arada düşünerek Bali-Endonezya diyeceğim sanırım. En güzel yemek: Benim için genel olarak Sri Lanka'da yediğimiz hemen hemen tüm yemekler seyahatin en güzelleriydi. En güzeli de Twenty Two Weligambay'de yediğimiz Sri Lanka seçimli akşam yemeği olabilir. Gezi boyunca 3 geceyi uçaklarda geçirdik, 1 gece arkadaşımın evinde kaldık, 38 gece otellerde konakladık. Tüm seyahatimiz boyunca 10 kere uçak, 7 kere feribot, 2 kere tren, 2 kere otobüs, 2 kere tricycle, 2 kere jeepney kullandık. Sayısını hatırlamadığım kadar tuk tuk ve taksi yolculuğu yaptık. 5 gün özel, 3 gün grup olmak üzere 8 günü turlarda geçirdik. Grup olarak katıldığımız 3 tur tekne turuydu, özel turlar şoförlü arabayla gezdiğimiz turlardı. Gezdiğimiz günler ortalama 8 km yürümüşüm, sahillerde vakit geçirdiğimiz zamanlar ortalama 3 km yürümüşüm. En yüksek 10 km ile Nusa Penida'ya gittiğimiz gün, en düşük 1.7 km ile Maldivler'de geçirdiğimiz bir gün olmuş. Fotoğraf makinesiyle 3671 adet fotoğraf çekmişim, telefondakilerin sayısını maalesef bilmiyorum. Gezi boyunca 6 ülke, 24 şehir gezmişiz. Gezi rotamız; 1 gece Qatar, 3 gece Canggu, 2 gece Seminyak, 2 gece Nusa Lembongan, 6 gece Ubud, 3 gece El Nido, 2 gece Coron, 3 gece Cebu, 1 gece Kuala Lumpur, 1 gece Negombo, 1 gece Kandy, 1 gece Ella, 1 gece Udawalawe, 2 gece Mirissa, 2 gece Galle, 1 gece Colombo, 5 gece Maldivler şeklindeydi. Buralarda konaklarken bazen çevre yerlere de uğradık. Asya'da günlük harcamalar konusunda çok kasmadığımı itiraf edeyim, Avrupa'dan sonra çok ucuz geldiği için biraz rahat davrandım. Ama ulaşım kalemi çok fena belimi büktü, o da son dakika planlamalarım nedeniyle oldu, önceden planlanırsa ulaşım çok daha ucuza hallolur. Yeme içme ve kişisel harcamalar: 1650$ nakit harcamışım. Arada kredi kartı ile de ufak tefek harcamalarım oldu ama tam hatırlamıyorum. Bu kaleme kara ve deniz yolu ulaşımları, turlar ve ören yerleri giriş ücretleri de dahil. Toplam: 4680$ Bunu kredi kartı harcamalarını da hesaba katarak 5000$ olarak yuvarlayabilirim sanırım. Bir de tabi bu sefer daha uzun gezdiğimiz için Ada seyahatin bir noktasından sonra ara ara eve dönmek istemeye başladı, tek başınayken insan kendini kötü hissediyor böyle durumlarda. Neyse ki seyahatin son 10 gün civarı çoğunlukla plajlarda geçti de çok fazla sorun yaşamadık. Bali'de, Canggu'daki ilk gün batımı unutulmazdı. Hem gittiğimiz beach club'ın ortamı ve müzikleri çok güzeldi hem de renkler inanılmazdı. Plajın kumu da siyahtı, her şeyiyle dört dörtlük bir andı. Filipinler'deki tekne turlarıyla gittiğimiz yerler genelde çok güzeldi ama en çok kalmak istediğimiz yer El Nido'daki Shimizu adası oldu. Kaç kez şükrettim o anları yaşayabildiğim için hatırlamıyorum. Sri Lanka'da Mirissa'da güneş muhteşem bir şekilde batarken, bir yanda köpekler koşturuyor, bir yanda hala insanlar sörf yapıyor, bir yanda Ada kumla oynuyor, bir yanda gençler kriket oynuyordu. Filmlerdeki gibi, inanılmaz huzur dolu bir andı. Eşim de yanımızda olsa sonsuza kadar orada kalmak isteyebilirdim. Sri Lanka'da, Udawalawe'de safari yaparken bir fille aramızda 10 cm kalacak kadar yakınlaşmıştık. Burada ben anın tadını çıkarmayı tercih ettim, işte orada zamanı durdurabilseydim bir sürü fotoğraf çekerdim. 🙂 Daha önce bakım evlerinde fillerle çok yakınlaştığım olmuştu ama vahşi doğada kendi ortamında bu büyülü hayvanla o kadar yakınlaşmak olağanüstüydü. Maldivler'de sand bank gezimiz çok güzeldi. Gördüğümüz yerleri genelde sanki her gün görüyormuş gibi aşırı cool bir tavırla karşılayan oğlum ilk defa denizin renginden büyülendiğini heyecanla itiraf etti. Gerçekten bundan daha güzel bir deniz başka bir yerde yok bence, buradayken de Filipinler'deki gibi şükredip durmuştum. Yazının içinde link verdiğim karar verme yazısında var. Bir de genel olarak bütçe ayarlama yazılarım bulunuyor."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/03/26/bali-gezilecek-yerler-yapilacaklar-ve-mekan-onerileri", "text": "Bali seyahati ile ilgili daha önce oldukça detaylı bir Bali rehberi hazırlamıştım, Bali gezi planı hazırlarken şu linkten o yazıya da mutlaka göz atmanızı öneririm. Bir de Bali'nin komşusu olan Nusa Adaları yazımı incelemenizi öneririm. Önceki yazılarımın yeterince reklamını yaptığıma göre 😛 Bali'de gezilecek yerler, Bali'de yapılacaklar ve Bali mekan önerileri ile ilgili deneyimlerimizi anlatmaya başlayabilirim. Bali'deki instagram yerleri de listemde olacak. Bali'nin tamamını gezebilmek için en az üç dört hafta gerekir ama tabi ki bizim bu kadar vaktimiz olmadı ve iki hafta kaldık Bali'de. Ben bizim gittiğimiz yerlerinden bahsetmek istiyorum, genellikle daha öncelikli yerlere gitmeye çalıştık. Bazen rotadan çıkarmamız gereken yerler, trafik nedeniyle yetişmeyen yerler oldu, hepsinden bahsedeceğim. Sacred Monkey Forest Sanctuary: Burada maymunlar özgürce ormanda dolaşırken bir yandan da görevliler tarafından besleniyorlar. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden, yalnız maymunlara dikkat, saç baş girişebiliyorlar. 🙂 Giriş ücreti IDR 50000. Campuhan Ridge Walk: Sağlı sollu pirinç tarlaları arasında yürüyeceğiniz 3 km civarı bir yürüyüş parkuru. Drone'unuz varsa burada fotoğraf çekmenizi öneririm, instagram fotolarından biri bu da. Tegalalang: Burası Bali denilince akla en çok gelen instagram fotoğraflarının çekildiği yer. Fotoğraflar zaten çok güzel ama kendisi çok daha güzel, gerçekten tek kelimeyle muhteşem bir yer. Giriş ücreti IDR 15000, içeride tekrar bağış yapmanızı istiyorlar, rehberimin tavsiyesiyle ben onlara da IDR 5000 verdim. Jatiluwih: Burası bir diğer meşhur pirinç terasları bölgesi. Farklı uzunluklarda yürüyüş rotaları var, manzaralar mükemmel. Ben burayı daha çok beğendim açıkçası ama giriş ücreti biraz daha pahalı, IDR 40000. Tirta Empul Temple: Bu tapınaktan çıkan kaynak suyunun şifalı olduğuna inanılıyor. Bu suyun aktığı çeşmeler yapılmış ve yerel halk, inanışlarına göre bu suda yıkanarak dua ediyorlar. İsteyen turistler de burada yıkanabiliyor. Giriş ücreti IDR 30000. Pura Besakih Temple: Agung Yanardağı'nın eteklerinde yer alan oldukça büyük bir tapınak. Bali'nin en büyük ve en kutsal kabul edilen tapınağıymış. Giriş ücreti IDR 60000. Tanah Lot Temple: Güzel manzaralar sunan bir tapınak, denizin üstüne inşa edilmiş. Gün batımında gidilmesi tavsiye ediliyor, biz sabah gittik ama yine de güzeldi. Giriş ücreti IDR 60000. Goa Gajah Elephant Cave: Bir heykelin ağzına girer gibi mağaraya giriyorsunuz. Diğer tapınaklara kıyasla pek ilgi çekici gelmedi bana. Kısıtlı zamanınız varsa bence burası atlayabileceğiniz yerlerden olabilir. Giriş Ücreti IDR 15000. Ulun Danu Bratan Temple: Benim en beğendiğim tapınaklardan biri burası, gölün üzerinde yer alıyor, oldukça fotojenik. Göldeki sis mistik bir hava katıyor. Giriş IDR 50000. Taman Ayun Temple: Diğerlerine göre daha sakin bir tapınak, çok bir özelliği yok, kısıtlı zamanı olanlar için atlanabileceğini düşünüyorum ben şahsen. Giriş ücreti IDR 20000. Uluwatu Temple: En muhteşem manzaraya sahip tapınak burası. Burada maymun çok fazla, gözlüklerinizi çantanıza koymanızda fayda var, elinizde de bir şey olmasın. Hemen yanımızda birinin gözlüğünü, birinin suyunu çaldılar. 🙂 Giriş IDR 30000. Pura Taman Saraswati Temple: Bu tapınağın asıl olayı nilüfer bahçesi, burada güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Girişi ücretsiz olan bir tapınak. Gates of Heaven Pura Lempuyang: Burası da instagram'ın meşhur fotoğraf noktalarından biri, aynı zamanda bir tapınak girişi. Burada giriş ücreti yok ama bağış adı altında minimum IDR 10000 gibi bir ücret veriyorsunuz. Ayna kullanılarak çekilen fotoğraflarda sanki kapıdan su birikintisine yansıma varmış gibi sahneler ortaya çıkıyor. Gittiğiniz saate göre çok fazla sıra beklemeniz gerekebilir. Padang Padang: Eat, Pray, Love filmi ile meşhur olan plaj gerçekten çok güzel. Kumu da çok güzel, denizin içi biraz taşlık ama pek problem olmuyor. Ben burayı çok sevdim. Burada tam bir tesis yok. Şemsiyeler var ama şezlong yok, kendi havlunuzu seriyorsunuz. Şemsiyeler de ücretliymiş ama biz gittiğimizde boş şemsiye yoktu zaten, açığa serdik havluları. Plaja giriş ücreti IDR 10000. Merdivenlerden inerek plaja ulaşıyorsunuz ve merdivenlerde epey maymun var, yani dikkatli olun. Yiyecek içecek satan bir yer var ama pek hijyenik olduğunu söyleyemem. Ben şahsen çok acıkmıştım ve çok temizlik takıntım olmadığından 🙂 Mie Goreng yedim dayanamayıp, vallahi ne yalan söyleyeyim en pahalı restoranda bile bir daha o tadı yakalayamadım, çok güzel geldi. 😀 Tabi ki herkesin ağız tadı farklı oluyor. Suluban: Kayalıklar altında kalan bir plaj. Yüzmek için ve çocuklar için çok uygun değil çünkü oldukça dalgalı ama fotografik olarak güzel bir plaj. Nusa Dua: Burası genelde lüks otellerin olduğu bir bölge. Bali'nin denize girmek için ideal bölgelerinden biri. İnce kumu olan uzun bir sahile sahip. Echo: Siyah ince kuma sahip, denizi dalgalı bir plaj. Buraya denize girmek için değil, sörf yapmak için gitmek gerek. Seminyak: Yan yana dizilmiş onlarca mekana ev sahipliği yapan bir plaj. Burada denize girmek pek mümkün değil ama keyif yapmak için mutlaka gidin. Balangan: Sörf yapabileceğiniz plajlardan biri, aynı zamanda gün batımı için de gitmenizi öneririm. Bizim programımızda şelale olarak sadece Banyumala Twin Waterfalls vardı fakat çocukla biraz yavaş kaldığımız için yetiştiremedik. Sizin fırsatınız varsa mutlaka gidin. Araştırırken gördüğüm diğer popüler ve fotojenik şelaleler ise şöyle; Tukad Cepung Waterfall, Git Git Waterfall, Aling-Aling Waterfall, Nungnung Waterfall, Tegenungan Waterfall. Wanagiri Hidden Hills Twin Lake View: Burası bir instagram noktası, fotoğraf çekilmek için para veriyorsunuz. 😀 Muhteşem bir manzaraya doğru farklı şekillerde kuş yuvaları koymuşlar. IDR 100000 veriyorsunuz, istediğiniz yuvada istediğiniz kadar poz veriyorsunuz. Fotoğraf makinenizi ve/veya telefonunuzu da görevlilere veriyorsunuz, sizin onlarca pozunuzu çekiyorlar. Burada salıncak vs. gibi farklı fotoğraf dekorları da bulunuyor. Nusa adalarından en büyüleyici olan ada Nusa Penida, eğer çevre adalardan tek bir yere gitmeyi düşünürseniz burayı tavsiye ederim. Bu adalarla ilgili yazdığım detaylı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Manzaraya karşı dev salıncağa binmek: Bali'de farklı manzaralara bakan, yüksekte yer alan, upuzun ipli salıncaklar var. Salıncaklar ilkel fakat sizi kemerlerle bağlıyorlar. Bu salıncaklardan korktuğunu yazan ya da hiç rahat olmadığını veya zevk almadığını yazanları görmüştüm. Çok şaşırdım açıkçası, en azından kendi bindiğim salıncak için konuşmam gerekirse bence inanılmazdı. Üstelik ben kucağımda oğlumla bindim ve ellerimi bırakıp arkaya sarkarak filan da sallandım, hiç korkmadım. Oğlum da bayıldı bu salıncaklara. Salıncağa biniş ücreti IDR 100000. Yoga yapmak: Bali, Hindistan'dan sonra yoga açısından en fazla imkana sahip ülke durumunda. Tropik ormanların içinde harika yoga merkezleri var. Gitmişken fırsatınız varsa en azından bir derse girebilirsiniz. Canang sari yapmayı öğrenmek: Bali'de her yerde görebileceğiniz, palmiye yapraklarının içinde çiçekler ve tütsüden oluşan canang sari yapmayı öğrenebilir, onların kültürünü daha yakından tanıyabilirsiniz. Batur Dağı'na tırmanmak: Volkanik bir dağ olan Batur dağına tırmanıp gün batımını buradan izleyebilirsiniz. Sörf yapmak: Bali'de dalga sörfü yapmak çok popüler. Denizi genelde dalgalı ve bu dalgalar sörf yapmaya çok uygun. Eğer kafanızın bir yerinde bu spora karşı bir ilgi varsa dünyanın dört bir yanından sörfçülerin geldiği Bali'de mutlaka denemelisiniz. Plajdaki barlarda günü batırmak: Bali'nin en popüler aktivitelerinden biri de plajda gün batımını izlemek. bunun için gidebileceğiniz pek çok beach club var. Bazıları okyanus manzaralı havuzlara sahip ve oldukça lüks, bazıları ise çok daha salaş. Size uyacak bir veya birkaç tane mutlaka bulursunuz. Genelde bu barlar, Canggu ve Seminyak civarındaki plajlarda bulunuyorlar. Sonsuzluk havuzlarında yüzmek: Bali'nin orman manzaralı sonsuzluk havuzları çok meşhur. Kalacağınız otelde böyle bir havuz yoksa bile günübirlik havuzunu kullanabileceğiniz yerler var, örneğin Bali'nin en lüks otellerinden biri olan Kamandalu günübirlik misafir kabul eden yerlerden. Böylece uygun fiyatlı bir otelde kalıp bu lüksten eksik kalmazsınız. Alışveriş yapmak: Alışveriş severler için Bali bir cennet diyebilirim. Tabi ki alışverişten kastım lüks markalar değil, Bali'de kurulan sabit pazarlarda harika yazlık kıyafetler, el yapımı ürünler ve çantalar bulabiliyorsunuz. En güzel pazarları ise Canggu'daki Love Anchor ve Ubud'daki Art Market diyebilirim. Kecak dansı izlemek: Bali'nin geleneksel dansını izlemeden dönmek olmaz. Bunun için Uluwatu tapınağında akşam saatlerindeki dansı ücretsiz olarak izleyebilirsiniz. Bence özel olarak para verip bir yerde izlemeyin. Bazı otellerde Bali gecelerinde de bu dansı izleme şansı bulabilirsiniz. Luwak kahvesi içmek: Bali'de dünyanın en pahalı kahvesi olarak geçen Kopi Luwak üretiminin yapıldığı yerler var, bunları ziyaret edip üretim sürecini öğrenebiliyorsunuz ve sonrasında kahveyi tadabiliyorsunuz. Misk kedisi olarak anılan hayvanlar, kahve çekirdeklerini bütün olarak yutuyor. Çekirdekler hayvanın midesinde bir takım tepkimelerden geçiyor ve dışkı yoluyla atılıyor. İşte bu dışkıdan kahve çekirdekleri ayıklanıp, temizlenerek kavruluyor. Hayvanlar hapis olarak tutulduğu için ben pek hoşlanmadım, gitmeden önce etrafta gezindiklerini düşünüyordum açıkçası, üzüldüm. Kendimce protesto ederek o kahveden denemedim, diğer çay ve kahveleri denedim. Bazıları gerçekten çok lezizdi. Masaj yaptırmak: Dünyaca ünlü Bali masajını yaptırmadan Bali'den dönmeyi düşünmezsiniz herhalde. Ben bile çocukla olmama rağmen masaja az da olsa vakit ayırabildim. IDR 100000'den başlayan fiyatlara gayet güzel bir masaj yaptırabilirsiniz. La Brisa: Diğer barlardan farklı bir ortamı var burasının, daha cool gibi, benim çok hoşuma gitti. Jungle'ın ortasındasınız hissi veriyor. Tüm gün çok keyifli vakit geçirebilirsiniz. Giriş ücreti olarak IDR 200000 veriyorsunuz, içerideki harcamanızdan bu tutar düşülüyor. Eğer daha az harcarsanız para iadesi yapılmıyor. Bir veya iki içecek ve bir öğün yemek ile doldurursunuz zaten. Canggu'da yer alıyor. Old Man's: Burası da Canggu'nun en popüler plaj barlarından biri, epey kalabalık oluyor. Özellikle gün batımı saatlerinde akşam birası içmek ve ortamı görmek için gitmenizi tavsiye ederim. The Lawn: Plaja bakan havuzu ve güzel ortamıyla Canggu'nun en güzel gün batımı adreslerinden biri. Kokteyllerini tatmanızı tavsiye ederim. Finns: Canggu'daki havuzlu barlardan biri ama diğerlerine göre daha büyük, oldukça eğlenceli bir mekana benziyor. La Plancha: Seminyak sahilinde, rengarenk şemsiyeler altında, armut şiltelere yayılıp bir şeyler içebileceğiniz tatlı bir mekan. Yemekler ve kokteyller hiç fena değil. Potato Head: Bali'nin en popüler Beach Club'ı sanırım burası. Yer kapmak istiyorsanız erkenden gitmeniz gerekiyor. Gün batımında biraz havuz keyfi ve sonrasında gece eğlencesi için her zaman gidebilirsiniz. Single Fin: Denizin üzerinde konuşlanmış terası ve havuzuyla yine gün batımı için güzel adreslerden biri. Buranın yemekleri de pek bir güzelmiş. Ku De Ta: Seminyak'ta yer alan havuzlu bir plaj barı. Ben buraya gitmedim ama ortam çok güzel görünüyordu. Give Cafe: Hem yemekleri hem ortamı ile sevdiğim bir mekan oldu burası. Yediklerinizle veya ekstra olarak bağış yapıyorsunuz. Canggu'da yer alıyor. Warung Bu Mi: Canggu'da yer alan yerel restoranlardan biri. Lezzetler fena değildi, hijyen konusunda emin değilim ama tripadvisor sıralamasında yukarılarda yer alıyor. Coffee Cartel: Kahvelerin üzerine \"Deniz in Bali\" gibi yazılarıyla instagram'da rastlayabileceğiniz, yemekleri fena olmayan bir mekan. Kynd Community: Instagram ünlüsü mekanlardan biri, üzerine isminizi yazdıkları kaseleriyle meşhur. Seminyak'ta yer alıyor. Mad Pops: Seminyak'ta yer alan meşhur bir dondurmacı. Motel Mexicola: Yine Seminyak'ta yer alan hen restoran hem bar olarak hizmet veren meşhur bir mekan, atmosferi güzel. Hongalia: Bali ve Asya mutfağından lezzetleri tatmanızı tavsiye edeceğim bir mekan, uluslararası mutfaktan da yiyecekler bulunuyor. Ubud'ta yer alıyor. Warung Pondokmadu: Hem yerel yemeklerden hem de uluslararası mutfaktan yemekler bulabileceğiniz salaş bir mekan, yemekler gayet leziz. Ubud'ta yer alıyor. The Elephant: Vejetaryen yemekler bulabileceğiniz, güzel manzaralı bir restoran. Ubud'ta yer alıyor. Lumbung Restaurant: Ubud'taki Desa Visesa otelin içinde yer alan restoranı yerel ve gurme lezzetler için tavsiye ediyorum. Bebek Bengil: Bali'nin meşhur yemeklerinden Bebek Betutu'yu deneyebileceğiniz ferah bir mekan. Ubud'da yer alıyor. Çok harcadığımı düşündüğüm zamanlarda ya da ara öğün, ıvır zıvır ihtiyaçlar için en çok kullandığımız marketler Coco Mart, Mini Mart ve Circle K oldu. Mini Mart ve Circle K küçükler ama acil ihtiyaç halinde iş görüyorlar çünkü neredeyse her yerdeler. Ben gayet güvenilir buldum yalnız Coco Mart'tan yaptığım alışverişlere göre biraz daha fiyatlar yüksek gibi gelmişti, aklınızda bulunsun. Bali için hazırladığım vlog'u da izlemenizi öneririm."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/03/27/seyahatlerde-kullandigim-fotograf-ve-video-ekipmanlari", "text": "Instagram'da bana en çok gelen sorulardan biri de fotoğrafları çekerken hangi ekipmanları kullandığım oluyor. Bu konuyla ilgili uzun zamandır bir yazı yazmak istiyordum, sonunda zamanı geldi. İşte size seyahat ederken kullandığım tüm fotoğraf ve video ekipmanları. 2012'den beri kullandığım canım kameram. Blogta gördüğünüz çoğu fotoğraf bu makine ile çekilmiştir. Daha yıllarca da bu makineyi kullanabilirdim aslında gayet memnundum ama çocukla tek başıma yola çıkmaya karar verince yükümü hafifletmek için seyahatlerde bu makineyi yanıma almamaya başladım. Eylül 2018 itibarıyla kullanmaya başladığım ve çok memnun olduğum kameram. Kendi küçük marifeti büyük lafını hak eden, piyasadaki muadillerine göre fiyat olarak nispeten uygun bir fotoğraf makinesi. Bu markanın daha ileri modelleri de var ama fiyatlar bir anda ikiye ve hata üçe katlanıyor, o yüzden ben bunu tercih ettim. Size de gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Ürünlerin detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Nikon kameramı çok uzun süre kullandığım için kendisine lens olarak epey yatırım yapmıştım. Şimdi tüm kullandığım lensleri yazacağım. Nikon Af-P Dx Nikkor 18-55Mm F/3.5-5.6G: Bu zaten kameranın kendi kiti, ben uzun süre bunu tek başına kullandım. Nikon 55-200 F/4.5-5.6G: Bunu D5200 öncesi sahip olduğum D40 zamanlarında almıştım ama çok kullandığımı söyleyemeyeceğim. Yine de yanımda taşıyordum ve seyrek de olsa bazen kullanıyordum. Yalnız Nikon'un en ucuz tele objektifi olduğundan pek üstün çekimler beklemeyin. Tamron AF 18-270mm f/3.5 -6.3 Di II VC PZD: Seyaaht ederken sürekli objektif değiştirmek biraz can sıkıcı oluyor. Benim de geniş açı ve tele objektifi bir arada sunan bir modele ihtiyacım vardı. Daha ucuz olduğu için Nikon uyumlu bir Tamron aldım. Açıkçası zoom'undan pek memnun kalmadım, zoom yaptıkça kalite epey düşüyor. Nikon 50mm f/1.8G: Oğlum doğduktan sonra onun portre fotolarını çekmek için bu lensi aldım. Diyafram açıklığı sayesinde bokeh efekti dediğimiz arka planı bulanık gösteren fotoğraflar çekebiliyordum. Özellikle portre ve yemek fotoğraflarında kullanıyordum. Nikon AF-S 35mm f/1.8G: 50 mm sabit lensimden çok memnundum ama çok yakın olduğu için kullanımı kısıtlı oluyordu. Biraz daha geniş açı bir objektife ihtiyacım vardı, böylece seyahatlerde de sürekli lens değiştirmeden kullanabilecektim. Keşke 50 mm'yi hiç almasaymışım diye düşündüm açıkçası çok memnun kaldım. Nikon 18-140mm f/3.5-5.6G: Tak çek lens olarak en sonunda bu lensi almaya karar verdim. Bu lensi aldıktan sonra tüm seyahatlerime bir bunu, bir de 35 mm'yi götürüyordum. Yani sondaki aklım olsa bu iki lens dışında başka lense yatırım yapmazdım. Sony SEL P 16-50mm F/3.5-5.6 Lens: Aynasız kameramın kit lensin kullanıyorum, yani makineyi aldığımda kutunun içinden çıkan lens. Ben zaten hafif olsun diye bu makineyi aldım, yanımda bir sürü lens ile gezmek istemedim. Belki daha sonra bir tane 18-105 ve bir tane de 35 mm lens alırım. Ürünlerin detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Anında çek bas kameralar günümüzde popüler olmaya ilk başladığında Mini 90'ın tipi çok hoşumuza gittiğinden onu almıştık. Gittiğimiz seyahatlerde anı olması için en azından bir tane çekmeye çalışıyorduk. Ancak bu kamera benim valizimin çalınmasıyla uçtu gitti. Retro tarzını çok seviyorduk, tavsiye ederim. Şimdiyse her yerde gördüğümüz tombik ve renkli kameralardan aldım. Aslında bunlardan almak yerine fotoğraf makinenize bağlanarak print eden aletlerden almak daha mantıklı olabilir. Şimdilik bununla idare ediyoruz. Ürünlerin detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Drone ilk çıktığından beri imrenerek takip ettiğimiz bir aletti. Ancak pahalı ve büyük olması pek işimize gelmiyordu. Spark çıkar çıkmaz hemen aldık çünkü tam istediğimiz gibiydi. Hem küçük hem de kumanda etmesi çok kolaydı. Telefondan ve hatta elle bile kullanılabiliyor olması bizi cezbetti. Biz yine de kumandalı ve yedek bataryalı olan Combo paketi aldık, daha hesaplı oldu. Spark'ın çekim kalitesi ve menzili de açıkçası bizim için yeterli. Yeni versiyonları çıktı ama fiyatlar hemen ikiye katlanmış, hesaplı bir drone bakıyorsanız tavsiye ederim. Ürün detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. 2013 yılında housing ile birlikte aldığımız ve pek çok seyahatimizde bize eşlik eden aksiyon kameramızın pil ömründen çok şikayetçiydik. Bu sonradan olan bir şey değildi, başından beri pili çok hızlı tükeniyordu. Ayrıca ekranı yoktu yani ne çektiğinizi göremiyordunuz. Çekim kalitesinden memnundum ama oğlumla baş başa seyahate çıkarken pili bu kadar hızlı tükenen bir kamera benim işime yaramayacaktı. Sonunda o sırada en yeni çıkan Gopro'yu almaya karar verdim. Hem pil ömründen hem de çekim kalitesinden çok memnunum. Bunun için ayrıca housing almaya gerek yok, kendinden su geçirmez bir kamera. Ayrıca ekranı olduğu için fotoğraf çekerken daha rahat oluyor. İyi ki yenisini almışım dedirtti bana şahsen, tavsiye ederim. Gopro için selfie stick olarak GoPro 3 Way Monopod kullanıyorum. Açıkçası uzatma kısmından pek memnun kalmadım, genelde en kısa halini kullanıyorum. Daha önce seyahatlerimde hep ucuz, 30 50 TL arası fiyatlarda tripodlar kullanıyordum. Hepsi markasız ya da adını duymadığımız markalardı. Bugüne kadar herhalde 4-5 tane tripod kullanmışımdır. Hepsi bir noktadan sonra kırılıyorlardı ve beni yarı yolda bırakıyorlardı. Son zamanlarda tek başıma seyahatlerim iyice arttığından ve tripoda daha çok ihtiyaç duyduğumdan kaliteli bir tripod almaya karar verdim. Hafif, küçük ve dayanıklı bir tripod arayışındayken renkleriyle de hoşuma giden RoadTrip Air'ı almaya karar verdim. Oldukça fonksiyonel ve kaliteli bir tripod olduğunu düşünüyorum, tavsiye ederim. Ayrıca çok Yükseğe uzamasa da hafifliği ve uzaktan kumandasıyla telefon çekimlerinde çok kullanışlı olan Xioami selfie çubuğu da yeni gözdem oldu. Yanımdan ayırmıyorum diyebilirim. Ürünlerin detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Bunca malzemeyi yanımda taşıyor olmama rağmen instagram fotoğraflarımın çoğunluğu cep telefonum ile çekilen fotoğraflardan oluşuyor. Özellikle tek başıma gezerken genelde birilerinden fotoğraf çekmesini rica ettiğim için telefonu vermeyi tercih ediyorum. Telefonu kullanmayı herkes biliyor, makineyi herkes kullanamayabiliyor. Şu anda Iphone 11 Pro kullanıyorum, daha önce Iphone 8 Plus kullanıyordum. Iphone'un Portrait çekim özelliği fotoğraflara profesyonel bir hava katıyor. 11 Pro'nun geniş açı özelliği de çok işime yarıyor gezilerde. Ürünlerin detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Sadece bir seyahatte kullanabildiğim ve aldığıma pişman olduğum bir ürünle karşınızdayım. Bu ürünü yazma sebebim tavsiye değil, tavsiye etmeme olacak. 🙁 Bu gimbalin son derece kullanışsız olduğunu düşünüyorum, telefonu takarak kullanmanız gerekiyor. Ben daha ucuz olduğu için tercih etmiştim ama yazık oldu. Telefon seyahatlerde benim sık kullandığım bir şey ve her seferinde bu gimbale tak çıkar yapmak beni çok zorladı. Ayrıca epey yer kaplıyor, pek hafif değil, sürekli taşımak zor geldi bana. Her zaman valizimdeydi ama dolaşırken hiç yanıma almadım. Bence alacaksanız kendinden kameralı ufak bir versiyonunu alın, ben de öyle yaptım. 🙂 Bu arada gimbal ne işe yarıyor derseniz, videolarda sarsıntıyı önlüyor. DJI Osmo Pocket: Osmo mobile ile mutsuz ilişkimiz sonrası aldığım Osmo Pocket'tan gayet memnunum ama bu gimbal piyasası yavaştan kapanacak sanıyorum çünkü yeni çıkan ürünleri genelde kendinden sarsıntı önleyici yapmaya başladılar. Ürünlerin detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Şimdi yeni yeni youtube videoları çekmeye başlıyorum, bunun için de bir mikrofon aldım. Rode Video Micro Shotgun Mikrofon tercih ettim. Fiyat/performans olarak oldukça güzel bir mikrofon, tavsiye ederim. Yalnız fotoğraf makinenizin markasına göre bazen ayrı bir aparat ile bağlamak gerekebiliyor, ona dikkat edersiniz. Ürün detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Fotoğraf yedeklemek için ben öncelikle Apple'ın icloud'unu kullanıyorum. Ek olarak mini USB belleklerden taşıyorum yanımda. Kolayca telefona takıp yedekleme yapabiliyorsunuz, daha sonra bilgisayara da aktarabiliyorsunuz, tavsiye ederim. Ürün detaylarını incelemek ve satın almak için şuraya göz atabilirsiniz. Kullandığım tüm ekipmanları eskisiyle, yenisiyle anlatmaya çalıştım. Ekipmanların hepsini kendimiz çalışıp kazanarak aldık ve tamamen kendi tecrübelerime dayanarak yorumladım. Çok fazla soru geldiği için toplu bir yanıt olmasını istedim, umarım faydalı bulursunuz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/03/28/cinque-terre-gezi-notlari", "text": "Eşsiz manzaraları ve rengarenk evleriyle Cinque Terre gezisi yapmak benim uzun zamandır hayallerimi süsleyen bir yerdi. Sonunda, geçtiğimiz Eylül ayında bu hayalimi gerçekleştirebildim ve oğlumla birlikte bir Cinque Terre turu yaptık. Çok keyif aldığımız bir 3 gün geçirdik ve gerçekten hiç ayrılmak istememiştik. Cinque Terre seyahati sırasında instagram'dan çok güzel tepkiler almıştım, şimdi bu güzel bölgeyi sizlerle de paylaşma vakti. Cinque Terre kelime karşılığı olarak İtalyanca'da \"beş toprak\" anlamına geliyor. Peki Cinque Terre nerede? İtalya'nın Kuzeybatı sahil şeridinde dik yamaçlara kurulmuş beş köyden oluşan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bir bölge burası. Hadi şimdi bu bölgeye birlikte bakalım, işte size Cinque Terre gezilecek yerler ile birlikte Cinque Terre köyleri gezi rehberi. Ben Cinque Terre'de köylerden birinde kalmak yerine La Spezia'da konaklamayı tercih ettim. Köylerde konaklama pahalı ve seçenek de biraz kısıtlı açıkçası. Onun yerine La Spezia'da tren istasyonuna yakın bir yerde konaklamak bana daha mantıklı göründü. En yakın köy olan Riomaggiore trenle 10 dk uzaklıkta, en uzak olan köy Monterosso ise 20 dk uzaklıkta yani köyde kalmasanız da ulaşım çok rahat. Ben La Spezia'da bir airbnb odası kiraladım, airbnb nedir diyen varsa şuradaki yazımı okuyabilir, ilk rezervasyonunuz için de indirim alabilirsiniz. Kaldığım evde ev sahibinin kendisi de yaşıyordu. Bize ait bir odamız vardı, bir de oda dışında olsa da sadece bizim kullandığımız bir misafir banyosu bulunuyordu. Evin konumu süper, çok merkeziydi. Ev tren istasyonuna sadece 2dk yürüme mesafesinde olduğundan köyleri gezerken ulaşım anlamında çok rahat ettik. Temiz ve uygun fiyatlı konaklama isterseniz tavsiye ederim. Kaldığımızın evin linkini de veriyorum. İlla köylerde kalmak istiyorum diyorsanız da köylerin en büyüğü olduğu için Monterosso'yu araştırmanızı öneririm. La Spezia otellerini incelemek için tıklayın. Biz Cinque Terre'ye ulaşmak için Floransa'dan Pisa aktarmalı olarak trene bindik. Tek hedefiniz Cinque Terre ise, Pisa'ya uçup oradan trenle La Spezia'ya geçebilirsiniz. Diğer alternatif de Cenova'ya uçup yine trenle La Spezia'ya gitmek olacaktır. Cinque Terre'de en kolay ulaşım yolu trenler. Köyler arası mesafe oldukça kısa, tren ile iki köy arası sadece 3-4 dk sürüyor. Aynı gün içinde köyler arası bol bol gezmeyi düşünüyorsanız mutlaka günlük Cinque Terre Train Pass alın. Bir günlük kart 12 , iki günlük kart 23 . Bizim gibi yüksek sezonda giderseniz bir günlük 16 , iki günlük 29 , üç günlük 41 . Birden fazla kişi olunca daha hesaplı olan aile kartlarını alabilirsiniz. Kullanmaya başlamadan önce, İtalya'nın genelinde olduğu gibi mutlaka kartı onaylatmanız gerekiyor, unutmayın. Tek yön bilet alırsanız fiyat 4 , bir günde tek bir yere gidip döneceğiniz zaman bunu tavsiye ederim. Toplu taşıma dışında köyler arasında yürüyüş rotaları var, trekking seviyorsanız bu rotaları takip ederek de köyleri gezebilirsiniz. Bu yürüyüş rotalarını kullanmak için de bilet almanız gerekiyor. Bir günlük kart 7.5 , iki günlük kart 14.5 . Ben çocukla tek başıma olduğumdan bu yollara hiç girmedim. 🙂 Bu arada hem tren hem yürüyüş için aldığınız kartlar ile umumi tuvaletleri ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Bir de wifi dahil ama ben orada olduğumuz sürece asla bağlanamadım. Arabayla gitmenizi hiç tavsiye etmem, denerseniz pişman olursunuz muhtemelen. Seyahatiniz boyunca araba kiraladıysanız, La Spezia'ya arabanızı bırakıp köyler arası trenle gezmenizi öneririm. Çünkü trenler tünellerden geçerek yolu kısaltıyorlar ama araba ile uçurumun dibinde, oldukça dar, virajlı ve çok daha uzun yollardan geçmeniz gerekiyor. Ayrıca köylerin içine arabayla girmeniz de pek mümkün değil, yani arabanızı dışarıda bir yerlerde bırakmanız gerekecektir. Son olarak bir de feribot alternatifi var ama bu pahalı bir seçenek açıkçası. Köyleri denizden görmek istiyorum derseniz feribotu kullanabilirsiniz ama günlük kişi başı 35 'yu gözden çıkarmanız gerekiyor. Feribot her köyün limanına uğruyor, sadece köylerden biri olan Corniglia'nın denize kıyısı yok, feribotla bu köye uğrayamıyorsunuz, bilginiz olsun. Köyler La Spezia'dan sonra sırasıyla Riomaggiore, Manarola, Corniglia, Vernazza, Monterosso al Mare şeklinde gidiyor. Biz ilk gün en uzak köyden başlayalım ve biraz denize girelim dedik. Onun için Monterosso al Mare'ye gittik, deniz o kadar hoşumuza gitti ki hava kararana kadar çıkmak bilmedik. Sonra sahilden ayrılıp bir tünelden geçerek şehir merkezine yürüdük. Monterosso'nun pek de karakteristik olmadığına dair yazılar okumuştum. Evet, açıkçası Riomaggiore, Manarola ve Vernazza bu bölgedeki en güzel köyler ama Monterosso'yu da ben çok sevdim. Bu arada Monterosso diğer köyler gibi inmeli çıkmalı bir yer değil, daha düz, o yüzden sokaklarında dolaşması bana daha çok keyif verdi. En güzel yanı plajları tabi ki ama deniz mevsiminde gitmeseniz bile vaktiniz varsa uğrayın derim. İkinci gün sabahtan Monterosso'da deniz keyfi yaptıktan sonra Vernazza ve Riomaggiore'de gezindik. Vernazza'da büyükçe bir liman ve küçük bir plaj var. Görülmesi gereen köylerden biri, hem sokak araları hem de sahilden köyün görüntüsü çok güzel. uranın denizi biz gittiğimizde pek güzel gelmedi bana ama suya giren insanlar vardı. Monterosso'ya gitme şansınız olmazsa burada da denize girebilirsiniz. Sahilde pek çok kafe ve bar var, buralarda oturup bir içecek molası verebilirsiniz. Doria Kalesi'nin kulesine çıkıp köye tepeden bakabilirsiniz, ücreti 2 . Vernazza'yı korsanlardan korumak için 11. yüzyılda inşa edilmiş olan kule şimdi harika bir manzara noktası olarak hizmet veriyor. Liman'da bulunan Santa Margherita d'Antiochia Kilisesi de Vernazza'da ziyaret edilebilecek yerlerden biri. Vernazza sonrası gittiğimiz Riomaggiore bana göre Cinque Terre'nin en güzle ikinci köyü. İmkanınız varsa Riomaggiore'ye mutlaka akşam üstü saatlerinde gidin, muhteşem bir gün batımı oluyor. Burası bol merdivenli ve yokuşlu bir köy ama sokaklarını çok sevdim. Sahildeki kayalıklardan denize atlayanlar vardı, mayonuz yanınızda olsun belki dayanamaz atlarsınız siz de. 🙂 Köyün yukarılarına tırmanmanızı ve San Giovanni Battista Kilisesi'ni de ziyaret etmenizi öneririm. Son günümüzde Cinque Terre'nin en eski köyü olan ve fotoğraflarıyla bölgenin simgesi haline gelen Manarola'ya gittik. Fotoğraflardaki kadar büyüleyici bir köy, gerçekten bölgenin en güzel köyü bence de. Burada da sokak aralarında kaybolup denize girebilirsiniz. Köyün çevresi üzüm bağlarıyla çevriliymiş ve şarabı meşhurmuş. Burada manzaraya karşı şarap içmeyi atlamayın. Corniglia, benim es geçtiğim bir köy oldu. Çok fazla merdiven çıkarak köye ulaşıyorsunuz, denize kıyısı yok ve diğer köyler kadar fotojenik değil. Tek başıma çocukla oraya çıkmaya değecek gibi gelmedi bana açıkçası. Eğer köyleri gezmeyi bitirdiyseniz çevre yerleri gezmeye de vakit ayırabilirsiniz. Biz gittiğimizde hava çok güzeldi ve deniz muhteşemdi, o yüzden çevreyi gezmek yerine denizin tadını çıkarmayı tercih ettik. Çevrede gidilebilecek en popüler yerlerden biri tabi ki Portofino. Ben de en başta bir gün Portofino'ya gitmeyi düşünüyordum ama ev sahibim bana ısrarla Porto Venere'nin Portofino'dan daha güzel olduğunu ve Portofino yolunda boşa zaman harcayacağımı söylüyordu. Biz gidememiş olsak da oranın yerlisinden gelen bu tavsiyeyi size iletmek istedim. 🙂 Bunların dışında yine ev sahibimin önerisi olan Sestri Levante ve Bonassola'yı da programınıza dahil edebilirsiniz. Günlük tren bileti buraları kapsıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bölgede en yaygın yiyecek karton külahlarda satılan deniz ürünleri kızartmaları. Bu tip pek çok büfe var, ben neredeyse her köyde denedim diyebilirim, hepsi de gayet başarılıydı. Tabi ben denizden babam çıksa yerim tipinde bir insan olduğum için sevdim, herkese hitap etmeyebilir. Bu büfelerden en popüler olanı da Riomaggiore'de yer alan Mamma Mia. İkinci akşam, günü batırırken içeceklerimizi ve külahlarımızı alıp Riomaggiore'nin gün batımı noktasına çıkmıştık ve bizim için harika bir akşam yemeği olmuştu. Pesto sosunun vatanı İtalyan Rivierası imiş, hal böyleyken buralarda bir pesto soslu makarna yemeden dönmemek gerek. 😉 Biz ilk akşam yemeğimizi Monterosso'da yer alan Ristorante il Moretto'da yedik ve ben lezzetleri çok beğendim. Bölgenin ançüezi, limonları ve zeytin yağları da çok meşhur, tatlarına bakmanızı tavsiye ederim. İtalya'nın ünlü içeceği limonçello ve ev yapımı şarapları da bölgedeyken tatmalısınız. Son olarak Manarola'daki meşhur Dal Billy'de yemek ve Nessun Dorma'da bir şeyler içmek de mutlaka listenizde olması gerekenlerden. İkisi için de epey yukarılara çıkmanız gerekiyor ama manzaralar süper, yalnız özellikle Dal Billy'de fiyatlar diğer yerlere göre tuzlu. Çocukla yemek konusunda hiç sıkıntı yaşamayacağınız yerlerden biri bence burası, aslında genel olarak İtalya'nın tamamı için böyle diyebiliriz. Hiçbir şey olmasa bile her yerde makarna ve pizza var sonuçta, her çocuk yer diye düşünüyorum. Ayrıca bizim yaptığımız gibi airbnb evlerinden birinde kalırsanız evde de yemek hazırlayabilirsiniz. Bebek arabasına pek uygun bir ortam olduğunu söyleyemeyeceğim ama yine de bazı yerlerde kullandım. Riomaggiore'ye asla bebek arabasıyla gitmeyin ama, her yer merdiven ve yokuş. Ben bebek arabasını tünelin çıkışında bıraktım sonra gittim oradan aldım dönüşte. Ya çalınırsa diye bir yandan stres yaşadım açıkçası ama neyse ki Türkiye değil orası. 😛 Bıraktığım gibi buldum. Bebek arabasına en uygun yer Monterosso bence. Tren istasyonlarında asansör yok, merdivenlerde de biraz sıkıntı yaşadım. 4 yaşına kadar çocuklara tren ücretsiz, 4-12 yaş arası günlük 10 . Cinque Terre'de üç gunde toplam 192 Euro harcamışım. Bu tutara tren biletleri, plaj girişleri, tüm yeme içme, ıvır zıvır vs. ücretleri dahil, yalnızca konaklama dahil değil. Konaklama üç gece için 180 Euro idi, erken rezervasyon ile ayni kalitede daha uyguna kalacak yer bulunabilir tabi. Sonuç olarak üç günlük Cinque Terre gezisi, uçak hariç bize iki kişi toplam 372 'ya mal olmuş. Genel olarak fiyatlardan bahsetmek istiyorum biraz da. Konaklama için köylerde kalırsanız gecelik 100 'dan başlayan fiyatları gözden çıkarmanız gerek. Yemek için oturduğunuz yere göre değişmekle birlikte, makarnalar 8-15 arası, sandviçler 3-6 arası, karton külahta deniz ürünleri 6-12 arası idi. La Spezia'da pastanelerden aldığım poğaça gibi ürünler ise 1-2 civarıydı. Restoranlarda yemek yerseniz iki kişi 30-40 'dan aşağı kalkamazsınız. İtalya gezimizin diğer yazılarını da okumanızı öneririm."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/03/29/seyahat-icin-butce-olusturmak-ve-ucuza-gezmenin-yollari", "text": "Gezi rehberleri dışındaki yazılarımı çok gelen sorulara cevap olması için hazırlamaya çalışıyorum. Nasıl bu kadar çok seyahat ediyorsun ve ucuza nasıl seyahat ederiz soruları herhalde en çok gelen mesajlardan. Bu sorulara cevap olabilecek bazı yazılar hazırlamıştım daha önce ama sanırım tam yeterli gelmediler. Ben de ucuza gezmek isteyenlerin aklındaki tüm sorulara cevap olabilecek çok daha detaylı ve güncel yeni bir yazı hazırlamaya karar verdim. Umarım bu yazı, ucuza seyahat etmek isteyen herkesin daha çok seyahat edebilmesi için faydalı olur. Önce daha fazla seyahat edebilmek için nasıl bütçe yaratabiliriz, gezmek için para biriktirme yolları nelerdir ona bakalım. Sonra da oluşturduğumuz bu bütçeyle en ucuza nasıl seyahat ederiz birlikte inceleyelim. Tamamen gerçekçi çözümler sunacağım, bazılarını eskiden bazılarını halen kullandığım yöntemleri anlatacağım. Ucuza dünyayı gezmek isteyenler bu yazıyı okusun. Sadece seyahat giderleri için kullanacağınız ayrı bir hesap açın ve her ay için o hesaba otomatik ödemeyle belli bir tutar para gönderin. Böyle söyleyince saçma gelebilir ama gerçekten işe yarayan bir yöntem bu bence. Örneğin maaşınız ayın son günü yatıyorsa, her ayın ilk gününe yani maaşın yattığı günün ertesine seyahat hesabınıza para göndermek için otomatik ödeme tanımlayın. Mesela her ay 300 TL bu hesaba otomatik olarak gitsin ve siz kendi maaş hesabınızdaki parayla o ayı geçirmeye çalışın. Aslında bunu, emeklilik planına üye olmak, ya da para biriktiremediğimiz için krediyle ev almak mantığıyla aynı düşünebiliriz. Seyahat için birikim planı yapmış oluyorsunuz. Ay sonunda para arttırabilen şanslılardansanız, o paradan da gönlünüzden ne koparsa bu hesaba atın. Bir başka örnek TV, internet, telefon üyelikleri olabilir. TV'de aylık aboneliklerde kullanmadığımız paketlere dünyanın parasını verebiliyoruz. Şimdi internet ortamında TV'ler de çıktı, normal TV'lere daha az bakar olduk. Kullanmadığınız ek paketler varsa mutlaka iptal edin. Aylık 20-30 TL fazladan para verdiğinizi fark edebilirsiniz, biliyorum çok küçük rakam ama yılda en azından bir bilet eder. Cep telefonunuzun tarifesini araştırın, otomatik ödemede diye ne kadar verdiğinizi bile fark etmiyor olabilirsiniz ve muhtemelen size çok daha fazla hitap eden daha ucuz paketler çıkmıştır. Rekabet arttıkça fiyatlar ucuzluyor, ben sadece paketimi değiştirerek aylık 50 TL civarı kar ettim. Alın size yılda en az bir tane Avrupa bileti tasarrufu. Evinize temizlik hizmeti alıyorsanız, haftada bir yerine ayda bire düşürebilirsiniz mesela temizlik sayısını. Diğer haftalar kendiniz temizlik yapıp ayda bir dip köşe için birini çağırabilirsiniz. Haftalık 150 TL civarı kar etmiş olursunuz. Yapılabilecek daha pek çok şey var tabi ki. Dışarıda yiyip içmeyi azaltmak, sinemaya gitmek yerine filmlerin tv, dvd hatta uçakta 🙂 yayınlanmasını beklemek, taksi veya araba yerine toplu taşıma kullanmak. Bunların hepsi benim uyguladığım yöntemlerdi. Her yere taksiyle giden, arabasız adım atmayan ama ben çok seyahat ediyorum diye nasıl para yetiştirdiğime anlam veremeyen pek çok insan var. Ben İstanbul'da zorunlu olmadığım sürece taksi ve araba kullanmıyordum açıkçası, toplu taşıma candır. Oturduğum muhiti değiştirmek de yaptığım tasarruflara dahil bu arada. Oldukça merkezi bir yerde otururken, merkeze uzak ama çok daha büyük ve ucuz bir eve geçmiştik. Günde gidiş geliş 4 saat yol çekmek de bu tasarrufun çilesiydi ama olsundu. Tabi asla gitmeyeceğim spor salonuna yazılmamak, çılgınlar gibi alışveriş yapmamak, beğendiğim bir şey olduğunda ilk aklıma onunla bilet alabileceğimin gelmesi gibi durumlar da tasarruf tedbirlerim arasında yer alıyor. Bence aylık harcamalarınızın tam listesini çıkarın, gereksiz olanları bu şekilde daha iyi fark edersiniz. Gereksiz kalemlerden kurtulun ya da daha fazla seyahat etmek için nelerden vazgeçebileceğinize karar verin. Satış yapmak dışında ek iş yaparak da ek gelir kaynağı elde edebilirsiniz. Geceleri taksiye çıkın demiyorum tabi, ya da mümkünse onu da yapabilirsiniz neden olmasın. 🙂 Ama klasik bir beyaz yakalı için pek mümkün olmaz diye düşünüyorum, daha gerçekçi öneriler vereceğim merak etmeyin. Bir yeteneğiniz ya da uzman olduğunuz bir konu var mı onu düşünün. Mesela İngilizce, Matematik gibi dersler verebilirsiniz. Veya özel yüzme dersi, keman, resim dersi vs. verebilirsiniz, uzmanlığınız neyse artık. Direksiyon dersi verebilirsiniz. Ders vermek size uygun değilse mesela resim yapıp satabilirsiniz, yemek yapıp satabilirsiniz, takı yapıp satabilirsiniz. Fikirler bitmek bilmez, yeter ki siz niyetli olun. Evden yepyeni bir iş bile kurabilirsiniz, bir bakmışsınız kendi işiniz olmuş. Hafta sonları saatli olarak çocuk bakabilirsiniz, el işi ürünler yapıp insatgram'dan satabilirsiniz. Web sitesi yapabilirsiniz, çeviri yapabilirsiniz. Güzel fotoğraflar çekiyorsanız arkadaşlarınızın bazı fotoğraflarını çekip portfolyo oluşturarak, uygun fiyatla fotoğrafçılık yapmaya başlayabilirsiniz. Benim daha önce beraber fotoğraf kursuna gittiğim arkadaşlarımdan bu hobiyi işe dönüştürenler olmuştu. Son olarak evinizin fazla odası varsa airbnb'de kiralamak da seyahat parası biriktirirken çok mantıklı bir hareket olur. Harcamaları kısmak ve para biriktirmek fedakarlık isteyen bir şey. İnsan bazen ne için fedakarlık etiğini unutup vazgeçebiliyor. bunun olmasına izin vermeyin. Gitmek istediğiniz yerlerle ilgili sağa sola bir şeyler asın, instagram'da bol bol seyahat hesaplarını takip edin, bilgisayarınızın arka planını hayal ettiğiniz yerlerle değiştirin. Sizi seyahat için gaza getirecek şeyler nelerse tüm kozlarınızı kullanmaktan kaçınmayın ve gezginlerin hikayelerini okuyun. 😀 Ben mesela geçen sene Eylül-Ekim-Kasım aylarında toplamda üç ay süren uzun süreli bir seyahate çıktım ama bu uzun geziye para biriktirebilmek için öncesinde Nisan Eylül arası hiç yurt dışına çıkmadım. Yurt içinde de genelde ailelerimizin yazlıklarında geçirdik tatillerimizi. Uzun süreli seyahate çıkan gezginlerin çoğu da bu şekilde öncesinde mutlaka harcamalarından kıstıkları, birikim yaptıkları bir zaman geçirmiş oluyorlar. Bunları düşünerek kendinizi motive etmeye devam edin. Ucuza seyahat etmenin anahtarlarından biri erkenden plan yapmak. Hem uçak biletleri hem de otellerde erken rezervasyon yaptığınız zaman çok daha uygun fiyatlar yakalayabiliyorsunuz. Booking ve airbnb gibi siteler kullanıcılarına kendilerini paylaşmaları karşılığında bonus puan veriyor. Mesela booking sizin adınıza bir kod veriyor, siz arkadaşlarınızla paylaşıyorsunuz, arkadaşlarınız yaptıkları rezervasyonlardan %10 indirim alırken size de her rezervasyon için belli bir miktar para yatırıyor. Bu tüm kullanıcıların kullanabildiği bir şey. Bu yöntemle, arkadaşlarınızın bağlantısını kullanarak indirim alabilir, sizin üzerinizden indirim alan arkadaşlarınız sayesinde de para alabilirsiniz. Benim bağlantım üzerinden rezervasyon yaparak %10 indirim almak için şuraya tıklayabilirsiniz. ayrıca booking black friday gibi dönemlerde de belli oranlarda indirim yapıyor, takip etmek lazım. Airbnb de yine yukarıda anlattığım yöntem gibi, paylaşarak karşılıklı kazandırma şansı tanıyor. Benim linkimden airbnb'ye kaydolursanız hem siz ilk rezervasyonunuzda indirim alıyorsunuz, hem de ben bonus alıyorum. Bu da yine herkesin arkadaşlarıyla paylaşabileceğiniz bir şey. Airbnb nedir bilmeyenler için şuradaki yazımı okumanızı öneririm. Başkalarıyla birlikte kalmaktan kastım sadece arkadaşlarınızın evine çökmek değil tabi, kaldı ki bu yöntem bence en eğlencelisi. 🙂 Hostel veya couchsurfing konaklamalarından bahsedeceğim. Hostellerde, uygun fiyata, yurt gibi pek çok yatağın olduğu ve farklı ülkelerden insanlarla aynı odayı paylaştığınız bir ortam var. Couchsurfing'te ise ücretsiz olarak birilerinin evinde konaklama imkanına sahipsiniz. İki yöntemi de pek çok kez denedim ve bu iki konuda ayrıca yazı yazmayı düşünüyorum. Şimdilik adlarını geçirmiş olayım sadece. Benim için özellikle bol bol dışarıda olacağım gezilerde tek önemli olan temiz ve merkezi olması oluyor, herhangi bir lüks aramıyorum açıkçası. O yüzden özellikle tek başıma seyahat ederken bulabildiğim en ucuz konaklama yöntemlerini değerlendiriyorum. THY, Qatar vs gibi normal hava yollarında kabin bagajı ile uçmak size maddi anlamda bir şey kazandırmaz ama Pegasus, Ryanair gibi düşük maliyetli hava yolu şirketlerinde her hizmetten para aldıkları için kabin bagajı ile seyahat ederek en ucuz biletleri bulabilirsiniz. Ben bir yere gittiğim zaman oranın yerel yemeklerini tatmayı çok seviyorum, bu gerçekten benim için seyahat amaçlarından biri ama yerel lezzeti denemek için illa en lüks restoranlara gitmeye gerek yok. Seyrek de olsa çok ün yapmış biraz pahalı restoranları denediğim oluyor ama genelde sokak yemeklerini tercih ediyorum açıkçası. Hem lezzetli hem ucuz oluyorlar. ayrıca marketlerden de epey alışveriş yapıyorum. Bazı öğünleri marketlerden aldığım ürünlerden yaptığım sandviçlerle geçiştiriyorum. Meyve konserve gibi ürünler de imdadıma yetişiyor. Ayrıca bu bence özgürleştirici bir şey, gezerken gözünüze kestirdiğiniz güzel bir noktada yemeğinizi yiyebilirsiniz. Bir de evde ya da mutfağı olan bir otelde kalıyorsam makarna, salata gibi pratik yemekler de yapıyorum. Ulaşım için ben seyahatlerde, çok zorunda kalmadıkça asla taksi kullanmıyorum. Genelde günlük sınırsız toplu taşıma kartlarından alıyorum. Eğer küçük bir yerse mümkün mertebe sürekli yürüyorum. Hem güzel egzersiz oluyor, hem de şehirleri yürüyerek keşfetmenin çok özgürce olduğunu düşünüyorum. Tabi bu arada para harcamadığım için başka aktivitelere maddi olarak yer açılıyor. Her şehirde ücretsiz yapılan aktiviteler mutlaka oluyor. Mesela ücretsiz şehir gezileri, ücretsiz konserler gibi. Bunların dışında normalde ücretli olan bazı yerlerin haftanın belli günleri ücretsiz olması ya da ekstra indirimli olduğu zamanlar oluyor. Bunları gitmeden önce öğrenmekte fayda var, boşuna para vermeyin. 😉 Bir de özellikle Avrupa'da günlük şehir kartları oluyor. Bunların içinde hem sınırsız toplu taşıma hem de bazı yerlere ücretsiz giriş hakları oluyor. Gezi planınıza göre normalden çok daha hesaplı olabiliyor, mutlaka bu fırsatları inceleyin. Ucuza gezmenin yolları için şimdilik aklıma gelenler bunlar. Önümüzdeki günlerde bu konuda bir youtube videosu çekip bazı konuları çok daha fazla detaylandırmayı düşünüyorum. youtube videosunda olmasını istediğiniz ve burada cevap alamadığınız, aklınızı kurcalayan şeyleri lütfen yazın. 1- Yeniden kullanın, tamir edin, takas yapın. 3- İkinci el kıyafet alışverişi yapın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/02/seyahatlerde-guzel-fotograf-cekmek-icin-taktikler", "text": "Fotoğraflarda ışığın önemi çok büyük. Işığın yönü ve sıcaklığı tüm fotoğrafı baştan yaratıyor. Genel olarak ışık kaynağını arkanıza almanız daha güzel fotoğraflar çekmenizi sağlar. Işığa karşı çekim yaptığınız zaman objeler karanlık çıkar, daha çok siluet fotoğrafı çekmek için kullanabileceğiniz bir taktik bu. Ya da dramatik fotoğraflar için deneyebilirsiniz. Işık karşıdan gelirken normal bir fotoğraf çekmek istiyorsanız ekstra flaş veya reflektör kullanabilirsiniz. Bunlar profesyonel fotoğrafçı değilseniz seyahat ederken pek tercih edilecek yöntemler değil açıkçası, ben mümkün mertebe ters ışıkta fotoğraf çekmekten kaçınıyorum. Bir de güneşin tam tepede olduğu zamanlar çekim yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Çok fazla gölgeli fotoğraflar ortaya çıkıyor. Işık sıcaklığının en güzel olduğu zamanlar da \"golden hour\" olarak tabir edilen gün batımından önceki saatler ve gün doğuundan sonraki saatlerdir. Fotoğrafta bence en önemli şeylerin başında kompozisyonu ayarlamak gerekiyor. Elinde isterse dünyanın en iyi makinesi olsun, bazı insanlar gerçekten çok kötü kompozisyonda fotoğraflar çekebiliyor. Bir kere fotoğrafçılıkta bazı kurallar var ve ben onları önemsiyorum açıkçası. Tabi ki bütün kuralları yıkıp, bambaşka açılar deneyerek son derece yaratıcı fotoğraflar da ortaya çıkarabilirsiniz ama normal bir gezi fotoğrafı için dikkat edebileceğiniz şeyler var, öncelikle bunları aklınızda tutarak çekim yapabilirsiniz. Mesela altın oran da denilen 1/3 kuralı fotoğrafın odak noktasını veya noktalarını belirlerken dikkat edeceğiniz kurallardan biri olabilir. Kadrajınızı dikey ve yatay olarak çizgiler çekerek eşit aralıklarla üçe böldüğünüzü hayal edin, odak noktalarınızı bu çizgilerin üzerine getirdiğinizde çok daha etkili fotoğraflar çekersiniz. Eğer bir insan çekiyorsanız, o kişinin bakış/gidiş yönünde daha fazla boşluk bırakmak da izleyici için fotoğrafı hissetmeyi kolaylaştırır. Çok yakın bir portre fotoğraf değilse uzuv kesmek fotoğrafı kötü gösteren şeylerden biridir. Yani çektiğiniz kişi fotoğrafta uzak bir konumdayken bir de üstüne kolu bacağı keserseniz güzel görünmez. Farklı açılar denemeniz de kompozisyon için faydalıdır. Yansımalardan yararlanabilirsiniz, bir göl, havuz, hatta bazen ufacık bir su birikintisiyle bile harika yansıma fotoğrafları elde edebilirsiniz. Mevcut ortamda bulunan çerçevelerden yararlanabilirsiniz. Mesela bir kayalık arasından kayalıklar da görünecek şekilde manzaranın fotoğrafını çekebilirsiniz. Bir ağacın dallarının ve yapraklarının oluşturduğu çerçeve içinde bir insanı çekebilirsiniz, bir kaledeki oymaların arasından şehri çekebilirsiniz, vs. vs. örnekler siizn yaratıcılığınıza kalmış. Yerden fotoğraflar çekebilirsiniz, zemini de içine alarak farklı açılar yakalayabilirsiniz. Şehrin yüksek bir yeri varsa, oraya çıkarak şehri tepeden çekmeyi deneyebilirsiniz. Kompozisyon kurallarının dışında yaratıcı fotoğraflara örnek vermek gerekirse; Murad Osman'ın followmeto fotoğrafları olabilir. Bu fotoğraflarda, izleyiciye kameranın arkasında kendisi varmış hissi veren bir etki var. ayrıca fotoğraftaki arka planlar da genelde çok etkileyici oluyor. Fotoğraflarda kontrast renkleri kullanmak her zaman ilgi çekiyor. Mesela turuncu çöl kumlarının içinde saks mavisi bir elbise ya da siyah bir binanın önünde sarı bir kıyafetle fotoğraf çekilmek fotoğrafı daha dikkat çekici hale getirebiliyor. Bu da yine gideceğiniz yere göre kıyafet seçerken yardımcı olabilir. Tabi ki sadece kıyafet ve ortam uyumu değil, genel olarak renklerin canlı ve bol olduğu fotoğraflar da insanın gözüne hoş geliyor, gittiğiniz yerlerde böyle noktalar varsa kaçırmayın. Popüler yerlerde saatlerce fotoğraf sırası beklemek istemiyorsanız ya da fotoğrafınızda sizinle birlikte onlarca insanın olmasını istemiyorsanız zamanlamanız çok önemli. Ya sabah erkenden kalkacaksınız ya da herkesin dağıldığı geç saatlere kalacaksınız. Sabah erkenden kalkmak her yerde işinize yararken geç saatlere kalmak sadece bazı yerlerde iş görecek bir şey çünkü havanın kararma riski var. Özel olarak gece fotoğrafı çekecekseniz tabi ki havanın kararması önemli olmayacaktır. Eğer erken kalkamıyor ya da geç saate kalamıyorsanız bulunduğunuz zamanda sabırla bekleyin. Ben bazen tek bir fotoğraf karesi için 20-30 dk bekliyorum. Yani bu sadece fotoğraf kuyruğu olan yerler için geçerli değil. İçinde kendimin olmayacağı bir fotoğraf için, kadrajı belirleyip makine elimde insanların bir anlık dağılmasını bekliyorum. Son olarak gün batımından sonra bir süre daha beklemenizi tavsiye ederim. İnsanlar bir yerin gün batımı güzelse genelde o anı bekleyip gidiyor ama güneş battıktan bir süre sonra çok daha çılgın renkler ortaya çıkabiliyor. Fotoğraf çekeceğiniz belli başlı mekanları önceden belirleyin. Tabi ki yolda görüp de spontane fotoğraf çekileceğiniz yerler olacak ama bazı noktaları yol üstünde göremeyebilirsiniz. bunun için instagram'da gideceğiniz şehrin hesabı varsa onu inceleyebilirsiniz, onlar genelde şehrin en güzel noktalarının fotoğraflarını paylaşırlar. Pinterest'ten de fotoğraflar konusunda destek alabilirsiniz. Son olarak google'da \"...... instagram spots\" şeklinde arama yaparak bu konuda hazırlanmış listelere ulaşabilirsiniz. \".....\" yerine gideceğiniz yeri yazıyorsunuz tabi ki. 😉 Ben her akşam yatmadan önce mutlaka ertesi günkü gezi rotam üzerinde gideceğim fotojenik yerlerin listesini not alıyorum. Ben şehsen mümkün mertebe flaş kullanmaktan kaçınıyorum. Loş ışık olsa bile flaşsız çekip sonradan fotoğrafın rengini açmayı tercih ediyorum. Flaş genelde fotoğraflarda kötü lekelere sebep oluyor. Işık patlamaları, kırmızı gözler vs. kötü çıkıyor. Tabi ki bu makinelerimizin üzerinde olan flaş ile çekince oluyor. Eğer harici, güçlü bir flaş alırsanız kullanım alanınız artar. Ben makinenin üzerindeki flaşı genel olarak objeye yakınsam kullanıyorum, ışık az olduğunda veya güneşe karşı çekilen fotoğraflarda kullanabiliyorum, farklı bir ışık kaynağı görevi yapıyor. Eğer profesyonel veya yarı profesyonel makineniz varsa mutlaka bazı ayarları kullanmayı öğrenin. Diyafram nedir, enstantane nedir, ISO nedir, nasıl kullanılır bilmekte fayda var. Bunları kısaca tanımlamam gerekirse diyafram ışığın miktarı, enstantane ışığın süresi, ve ISO da makinenin ışığa karşı hassasiyeti diyebilirim. Diyafram değeri f olarak gösterilir ve bu değeri artırdığınızda diyafram kısılarak ışık miktarı azalır, netlik alanı artar çektiğiniz karedeki her şey hemen hemen aynı netlikte olur. F değeri azaldıkça diyafram açılır, ışık miktarı artar, netlik alanı azalır ve odak noktanız dışında kalan kısımlar flulaşır, yani bokeh etkisi oluşur. Diyaframınızın aralığı fazla değilse o zaman ışığın süresini arttırarak daha fazla ışık almayı deneyebilirsiniz. Enstantane aslında deklanşöre bastığımız an ile fotoğrafın sonuçlandığı an arasında kalan zaman oluyor, bazen deklanşör sesini geç duyarsınız ya, işte orada makineniz karanlıkla mücadele etmeye çalışıyordur. Yalnız ışığın daha uzun süre düşmesini istediğiniz durumlarda tripod olması iyi olacaktır çünkü ellerimiz titreyince düzgün bir fotoğraf ortaya çıkmıyor. Işık bol olsa bile uzun pozlama gerektiren, mesela şelaleden akan suyun flulaştığı, etkileyici görüntüler elde etmek için de bu yöntem kullanılır. Hem diyafram aralığınız dar, hem de tripodunuz yoksa ISO değerini arttırıp makinenizin mevcut ışığa karşı daha duyarlı hale gelmesini sağlayabilirsiniz. Ancak ISO değerini çok arttırdığınızda fotoğraflar karıncalanmaya başlar. Bu üçlü fotoğrafta en temel kavramlar ve bunları değiştirerek çok farklı etkiler yaratabilirsiniz, umarım açıklayıcı olmuştur. Telefonunuzda da ufak tefek bile olsa ayarlar oluyor, onları da bilmek bazen oynamak hayat kurtarabiliyor. Fotoğraflara dair en çok aldığım soru: \"Bu fotoğrafları kim çekiyor?\" Tabi ki içinde benim olduğum fotoğraflar için soruluyor bu soru. Malum, içinde kendimizin olduğu fotoğraflar instagram'da daha çok seviliyor, o nedenle bol bol kendimi paylaşıyorum. Aslında benim çektiğim fotoğraflar daha güzel bence. 😛 Neyse, tek başıma ya da oğlumla baş başa olduğumda fotoğrafların çoğunluğunu o anda seçtiğim herhangi biri çekiyor. Bu kişiyi seçerken açıkçası rastgele yoldan birini çevirmiyorum, onun yerine fotoğraf çekilmek istediğim yerde uzun uzadıya fotoğraf çeken insanları yakalıyorum. Onlar iyi çekiyordur diye düşünüyorum ve genelde yanılmıyorum. 🙂 Onun dışında tabi ki daha uzun zamanım olan ve çok kalabalık olmayan yerlerde tripod kullanıyorum. Kendi kadrajımı kendim belirlediğimde içim daha rahat oluyor. Uzaktan kumanda veya makinenin zamanlayıcısını kullanıyorum. Son olarak bazı yerlerde rehberle geziyoruz ve onlardan rica ediyorum. Aşağıdaki fotoğraflarda, zaman kurarak çekmeye çalıştığım fotoğraflar var. Birkaç denemeden sonra doğal ve güzel bir an yakalayabilmişim. 🙂 Tabi ki instagram'a 4. fotoğrafı koydum. Fotoğraflarımı her seyahat dönüşü mutlaka harici hard diskime aktarıyorum. 1 TB'lık bir hard diskim var ve halen dolmadı. Seyahat esnasında ise fotoğraf makinesinin wifi özelliğini kullanarak, her akşam o günden en beğendiğim fotoğrafları telefonuma aktarıyorum. Telefonda da icloud'un ücretli versiyonunu kullanıyorum. Telefon wifi'ye bağlandığı anda fotoğraflarım icloud'a yedeklenmiş oluyor. Fotoğraf makinenizin wifi özelliği yoksa kendinden wifi özelliği olan sd kartlardan alabilirsiniz. Ben eski makinemde onlardan kullanıyordum. Umarım güzel fotoğraflar çekmek için taktikler yazım size faydalı olur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/03/sri-lanka-guney-sahili-gezilecek-yerler-ve-en-guzel-plajlar", "text": "Geçtiğimiz Kasım ayında Sri Lanka'da 10 gün geçirdim ve bunun yarısı güney Sri Lanka'da geçti ve muhteşemdi. Sri Lanka'da ziyaret edilebilecek en güzel yerlerden biri Güney sahilleri ve yoğun sezon nasıldır bilmem ama bizim gittiğimiz zaman o kadar sakindi ki tüm hücrelerime kadar huzur doldum. Sri Lanka'nın güney kıyıları, Asya'da halen çok popüler olmamış plajlara sahip. Ancak Sri Lanka hem ülkemizde hem de dünyada turizm açısından git gide popülerleşiyor. Bence elinizi çabuk tutup Sri Lanka'ya bir an önce gidin ve siz de bu huzurun tadını çıkarın. Sri Lanka planı yaparken de benim yazılarımdan faydalanacağınızı umuyorum. Bu yazıda Sri Lanka'nın güneyindeki zamanınızı nasıl planlayabileceğinize dair deneyimlerimi ve bazı ipuçlarımı paylaşacağım. Sri Lanka ülke geneli hakkında yazdığım gezi rehberini de okumayı ihmal etmeyin. Ülkede farklı yerlerde farklı zamanlarda geçen muson dönemleri var. Güney sahili için en iyi dönem Aralık ve Mart ayları arası deniyor ama Ekim ve Kasım ayları da gidilebilir görünüyor. Bizim gittiğimiz Kasım döneminde hava harikaydı ve ortalık çok sakindi o yüzden tavsiye ederim. Nisan ile Eylül ayları arası ise bu bölgenin muson dönemine girdiği zamanlar olduğundan, bu dönem için plan yapıyorsanız yağmura hazırlıklı olmanızda fayda var. Mirissa'da yapılacak en popüler şeylerden biri de balina izlemek ama Sri Lanka'da balina izleme turuna çıkmak istiyorsanız bilmeniz gereken şeyler var. Çoğu tur şirketinin balinaları kovaladığı ve kıstırmaya çalıştığı söyleniyor. Ayrıca bu turlarda 10 saate kadar dalgalı denizde teknede vakit geçirmeniz gerekebiliyor ve balina göreceğinizin garantisi de yok tabi ki. Eğer deniz tutuyorsa ya da benim gibi küçük çocuklaysanız pek tavsiye edilmiyor. Eğer bir rahatsızlığınız yoksa ve ben bunu mutlaka yapacağım diyorsanız daha etik turları araştırmanızı tavsiye ederim. Ben açıkçası 3 yaşındaki oğlum nedeniyle cesaret edemedim ama Raja & the Whales firmasının balinaları rahatsız etmeden etik turlar düzenlediğini okumuştum. Mirissa'da yapacağınız en güzel şeylerden biri de tabi ki sörf yapmak ve plajların tadını çıkarmak. Sörf için Sri Lanka'nın en popüler plajlarından biri Mirissa'nın kuzeyinde kalan Weligama'da yer alıyor. Biz bu bölgede konaklamıştık ve gerçekten sörfçüler dışında plajda pek insan olmuyor. Oldukça büyük, güzel kumlu bir plajı var. Mirissa'da ya da herhangi başka bir yerde kalıyorsanız da bence Weligama'yı ziyaret edin. Burada yer alan Taprobane adasına da uğramanızı tavsiye ederim. Unawatuna için Sri Lanka'nın en popüler plajı dersem abartmış olmam sanırım. Bunun ana nedenlerinden biri de Sri Lanka'nın ikonik instagram fotoğraflarından biri haline gelen palmiye ağacındaki ip salıncak. Aslında bu salıncak tam Unawatuna plajında değil ama Unawatuna sahil kasabası sınırlarında yer alan Dalawella plajında yer alıyor. Bu salıncağa gitmek için Google Maps'te Dream Cabana'yı işaretleyin ve varınca sahile açılan daracık boşluktan içeri girin. Kafanızı sağa çevirdiğinizde salıncağı göreceksiniz. Galle, Sri Lanka'nın tarihi şehirlerinden biri ve diğer şehirleri gibi kaos söz konusu değil. Şehrin kale içi bölgesi apayrı bir dünya sanki. Otellerin, turistik yerlerin ve restoranların çoğu kale duvarlarının içinde yer alıyor. Sömürge döneminden kalma yapıları ve bunların arasında kalan harika butikleri gezmek gerçekten çok keyifliydi. 16. yüzyılda Portekizliler tarafından inşa edilen kale içi bölgesi 17. yüzyılda Hollandalılar tarafından ele geçiriliyor ve 18. yüzyılda ise İngilizler'in oluyor. Galle kalesi UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor ve Asya'da Avrupalı işgalciler tarafından inşa edilen en büyük kale olarak geçiyor. Tarihinden kısaca bahsettiğime göre şimdi de Galle'de ne yapılır, fotoğraf noktaları nereleri, hangi dükkanlardan alışveriş edilir gibi sorulara yanıt vermeye çalışacağım. Barefoot: Ana şubesi Colombo'da bulunan Sri Lanka kökenli hediyelik eşya alışverişi yapabileceğiniz güzel bir yer. Çocuk oyuncaklarından kıyafete, ev eşyasından çaya kadar pek çok Sri Lanka ürününü bulabilirsiniz. KK The Collection: Daha çok kıyafet satışı yapılıyor ama hediyelik bir şeyler de bulabilirsiniz. Exotic Roots: Sanat eserleri, dekorasyon obejeleri, kıyafet ve takı üzerine tatlı bir butik. Koccoriko: instagram sayesinde bol fotoğraflanan butiklerden biri. Bunların hepsi Galle'nin en popüler caddesi diyebileceğim Pedlar üzerinde ve oraya çıkan ara sokaklarda yer alıyor. Galle'de görmeniz gereken tarihi yapılardan da biraz bahsetmek istiyorum. Galle kale içindeki sokaklar diğer Sri Lanka şehirlerinden oldukça farklı, tüm sokakları gezmenizi tavsiye ederim. Kale duvarları içinde müzeler ve güzel kiliseler var. Saat kulesi ve Hollanda kilisesi favorilerim oldu. Göreceğiniz diğer yapılar, Groote Kerk, Eski Hollanda Hastanesi, Ulusal Denizcilik Arkeoloji Müzesi ve Azizler Kilisesi. Kale duvarları, özellikle gün batımı saatlerinde hem halk hem de turistlerin şehrin ve denizin güzel manzarasının tadını çıkardığı bir yer haline geliyor. Kalenin güneydoğu kısmındaki beyaz deniz feneri de kale içinin ikonik yapılarından ve fotoğraf çekmeden dönmemeniz gereken yerlerinden diyebilirim. 🙂 Kale duvarlarının hemen önü deniz kıyısı ve özellikle yerli halktan burada denize giren çok oluyor. Yukarıdan bana epey temiz göründü deniz, plajlara gitmeye üşenirseniz burada da denize girmeyi düşünebilirsiniz. Sri Lanka havaalanından iner inmez güney sahile inecekseniz en uygun yöntem Galle'ye giden trene binmek olacaktır. Hem arabayla aynı sürede ulaşıyorsunuz hem de ucuz, sadece 2$. Buradan diğer sahillere ulaşım içinse tuktuk kullanabilirsiniz. Ben tüm Sri Lanka'yı baştan sona araba tutarak gezmeyi pek mantıklı bulmuyorum açıkçası, ulaşım çok pahalıya geliyor o şekilde. Zorda kalmadığınız sürece tren ve tuktuklar işinizi görecektir. Ben bize göre olmadığını düşündüğüm için kullanmadım ama bazı rotalar içn otobüsleri de kullanabilirsiniz. Sri Lanka'nın güney sahillerinde ilk durağımız Weligama oldu ve burada yarım pansiyon olarak Twenty-Two Weligambay'da kaldık. Hemen plaj önünde oluşu, havuzu, yemekleri, odalarıyla çok memnun kaldığımız bir otel oldu. Weligama, Mirissa'ya çok yakın yani istediğiniz zaman gidebileceğiniz mesafede ama çok daha sakin bir yer olduğundan konaklama için tavsiye ederim. Mirissa civarında yakın kalmak isterseniz de size önerebileceğim diğer oteller şöyle: Sounds of Nature mini hotel veya daha düşük bütçe için Banana Garden. Unawatuna'daki tüm konaklama seçenekleri için tıklayın. Mirissa'daki tüm konaklama seçenekleri için tıklayın. Galle'deki tüm konaklama seçenekleri için tıklayın. Sri Lanka'nın güneyinde ikinci kaldığımız otel Galle Fort'ta yer alan The Bartizan isimli oteldi. Biz çok beğendik, bütçe olarak ortalamanın üstünde ama gerçekten konum, servis, dekorasyon ve yemekleriyle bizi her anlamda memnun eden bir otel oldu. Bütçeyi biraz daha düşürmek isterseniz Kikili House, daha da düşürmek isterseniz Casa De Kalu @ Church St tavsiye edebileceğim diğer oteller. Cafe Hula Hula: Galle'de kaldığımız otelin hemen yanı başında yer aldığı için gittiğimiz, roti ve kottu konusunda gayet başarılı olan uygun fiyatlı bir mekan. Isle of Gelato: Galle'de dondurmanın adreslerinden. Yapay aroma içermeyen dondurmalarını tatmanızı öneririm. No.1 Dewmini Roti Shop: Mirissa civarındaysanız buranın rotisini tatmalısınız, gerçekten çok başarılı bence. Sri Lanka'nın güneyi için gezi planı yaparken bu yazıdan bol bol faydalanırsınız umarım. Burası dışında sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın, bildiğim bir şeyse cevap veririm, başkaları da faydalanır."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/05/ilk-defa-yurt-disina-cikacaklar-icin-tavsiyeler", "text": "Yine çok sorulan sorulardan yola çıkarak hazırlamaya karar verdiğim bir yazıyla karşınızdayım. Geçmişe gittim, ilk defa yurt dışına çıktığım zamandan beri yaptığım hataları, aldığım dersleri düşündüm ve ben ilk defa yurt dışına çıksaydım şimdiki aklımla nelere dikkat ederdim notlar aldım. Yurt dışına ilk defa çıkacakların kulağına küpe etmesi gereken, iyi ki bu yazıyı okumuşum dedirtecek tavsiyeler vermeye çalışacağım. Yazının sonunda, ilk kez yurt dışına çıkacaklar nereye gitmeli sorusu için ilk defa yurt dışına çıkacaklara rota önerileri de bulunuyor. ilk defa yurt dışına çıkacaklar bu yazıyı mutlaka okuyun. - Gideceğiniz yerin vize prosedürünü tatil planı yapmaya başlamadan önce öğrenin. Bazı yerlerin, örneğin Mısır'ın vizesini almak 1.5 ay sürebiliyor. Eğer siz plan yapmadan önce bunu öğrenmezseniz vizenizi alamadığınız için seyahatinizi iptal etmek zorunda kalabilirsiniz. Sadece gideceğiniz yer değil, aktarmalı uçacaksanız aktarma noktasındaki ülkenin de transit vize isteyip istemediğini mutlaka öğrenin. - Uçak bileti alırken onay düğmesine basmadan önce tarihleri, isim ve soy isimleri kontrol edin. Bileti aldıktan sonra mail gelmesini bekleyin ve maildeki bilgilerin de doğruluğunu kontrol edin. Pek çok hava yolu şirketi bilet aldıktan kısa süre sonraki iptalleri kabul ediyor, hata varsa hemen hava yolunu arayıp iptal edebilirsiniz. Geç kalırsanız bu hakkınızı kaybedersiniz. - Otel rezervasyonlarını yaparken, şehir vergisi gibi ek ücretler yansıtılabiliyor, bütçe hesabı yaparken bunları atlamayın. Bazı yerlerde o kadar çok vergi oluyor ki oranlar %30'ları bulabiliyor. Böyle olunca da evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor, aman dikkat orada fark edince tadınız kaçabilir. - Gideceğiniz yerle ilgili seyahat sağlığından net bilgi alın. Bana özellikle Asya ve Afrika rotalarında aşı sorusu çok geliyor. Ben de yazılarımda paylaşmaya çalışıyorum ama yine de siz mutlaka Sağlık Bakanlığı'nın resmi seyahat sağlığı sayfasından güncel bilgileri alın. İçinize sinmediyse telefonla ya da uğrayarak daha detaylı bilgi alın. - Gideceğiniz yerdeki Türk Konsolosluğu'nun iletişim bilgilerini kaydedin. Acil bir durum olur, telefon etmeniz ya da gitmeniz gerekir. Internet olmaz vs. vakit kaybetmemek için bir yere not edin. - Pasaportunuzun önemli sayfalarını scan edip mailinize gönderin. Tabi bir de fotokopisini yanınızda bulundurun. Ben kaldığım şehrin içinde gezerken genelde pasaportumun orijinalini otelin kasasında bırakıp fotokopiyle geziyorum. Polis çevirirse, elinizde fotokopi olunca en kötü otelden gidip alırsınız ama çalınırsa işiniz zorlaşır. - Gideceğiniz yerdeki prizlerin bizimle uyumlu olup olmadığını kontrol edin, gerekiyorsa yanınıza bir adaptör alın. - Hesap ve kredi kartlarınızın yurt dışı kullanım izinlerini bankanızdan kontrol edin. Benim başıma gelmişti bir kere Brezilya'da, para çekememiş ve zor durumda kalmıştım. Meğer Brezilya riskli bölgelerden biri olduğu için kullanıma kapanmış, dönünce öğrendim. Bazı yerler bankalar için riskli görünebiliyor ve oradan işlem yaptığınızda kartınızı hemen kullanıma kapatabiliyorlar. Ondan sonraki seyahatlerimde önceden bankayı bilgilendirdim gideceğim yerler için. - Gittiğiniz dönemde gideceğiniz yerdeki etkinlikleri kontrol edin. Festivaller, ücretsiz konserler ya spor olaylarına denk gelebilirsiniz. Mutlaka araştırın, seyahatimizin ekstra güzelleşmesini sağlıyabiliyor bu etkinlikler. Ben bir keresinde Belgrad'ta bira festivaline denk gelmiştim, gitmeden öğrenmeseydim o muhteşem festivali kaçıracaktım. - Telefonunuzu yurt dışına açtırın. Telefonunuzu kullanmayı düşünmüyorsanız bile mutlaka telefonunuzu yurt dışına açtırın, acil bir durumda pişman olmayın. - Data roaming'i gitmeden önce kapatın. Siz internete girmeseniz de telefonunuzun arka planında çalışan bazı uygulamalar internet kullanıyor olabilir ya da whatsapp'tan mesaj gelebilir vs. telefonunuzun data roaming seçeneğini kapalı konuma getirin yoksa anormal faturalarla karşılaşabilirsiniz. - Offline harita uygulaması indirin. Offline harita uygulamarından birini edinin ve gitmeden önce ilgili ülkenin hangi bölgelerini gezeceksiniz haritalarını indirin. Bir de mümkünse kağıt baskı bir yer haritası edinin. - Seyahat sigortası yaptırın. Başınıza ne geleceği hiç belli olmaz, seyahat sigortaları çok pahalı değil ama teminatları ihtiyacınız olduğunda sizin tüm masraflarınızı karşılayacak büyüklükte oluyor. - Türkiye'den yanınıza atıştırmalık bir şeyler alın. Yanınıza buradan fındık, fıstık, hata ufak tefek konserveler alabilirsiniz. Ara öğün olarak ya da gittiğiniz yerin yemeğini beğenmediyseniz belki de ana öğün olarak ihtiyacınızı olabilir. Oralarda market bulamadığınız zamanlarda hayat kurtarır. - Gideceğiniz yerle ilgili turist tuzaklarını önceden öğrenin. Google'da \".... tourist scams\" şeklinde arama yaparak gideceğiniz yerde turistleri daha çok hangi konularda kazıkladıklarını öğrenebilirsiniz. Bazen gerçekten çok fazla saf yerine konduğunuzu fark edebiliyorsunuz ama iş işten geçmiş oluyor. - Fotoğraf makinesi ve telefonunuzu gitmeden önce yedekleyip boşaltın. Gittiğiniz yerde yedek alma şansınız olmayacağı için eski fotoğraflarınızı silmek zorunda kalabilirsiniz. - Yola çıkmadan önce tüm teknolojik aletlerinizin şarjlarını doldurun. Yollarda gecikmeler olabilir, planlarınız değişebilir ve şarj edecek vaktiniz olmayabilir, hepsi dolu olsun. - Gideceğiniz yerin dilinde en azından merhaba ve teşekkürler demeyi öğrenin. Yerel insanlar bunları duymaktan hoşlanır, iletişiminiz kuvvetlenir. Yabancıların bize merhaba veya teşekkürler demesi ne kadar tatlı geliyor onu düşünün. - Gideceğiniz yerin yerel yemeklerini öğrenin. Farklı tatları öğrenmek de seyahat etmenin güzel yanlarından biri ve en azından bir tane farklı yiyeceğin tadına bakmış olarak dönmeniz damak tadınızı zenginleştirir. - Gitmeden önce hava durumunu kontrol edin. Mutlaka bakıyorsunuzdur ama son gün hatta evden çıkmadan önce bile son bir kez hava durumunu kontrol etmekte fayda var. Hava günlük güneşliyken yağmura dönmüş olabilir, yanınıza son dakika bir mont ya da şemsiye atmanız gerekebilir. Ya da tam tersi bir anda hava çok iyileşmiştir ve sizin yanınızda bir tshirt bile yoktur, oradan alışveriş yapmak zorunda kalmayın. - Çok fazla eşya almayın. Defileye gitmiyorsunuz, günde 3 posta kıyafet değiştirecek gibi eşya almayın. O kıyafetler genelde hiç kullanılmadan olduğu gibi geri dönüyor, gerçekten giyeceğinize emin olacağınız şeyleri alın, boşuna hamallık etmeyin. - Alacaklarınızın listesini önceden yazmaya başlayın. Valize yerleştirdikçe üstünü çizersiniz, bu şekilde çok daha verimli valiz hazırlanıyor. Bazen yazmayınca en önemli şeyleri bile unutabiliyor insan. - Kış mevsiminde bile gidiyor olsanız yanınıza hafif bir terlik alın. Duşa girerken ya da odanın içinde dolaşırken ihtiyacınız olacaktır. - Yanınıza ilk yardım gereçleri alın. Sargı, bandaj, yara bandı, ağrı kesici, asprin gibi kullanım alanı geniş olan ürünlerin acil durumlar için yanınızda bulunmasında fayda var. - Gideceğiniz yerle ilgili film, belgesel izleyin veya kitap okuyun. Bu hem sizi daha fazla motive eder hem de gittiğinizde romanın ya da filmin karelerini yaşıyor gibi hissedersiniz, keyif verir. - Yanınıza kendi şampuanınızı, saç kreminizi filan götürmeyi düşünüyorsanız küçük boy şişeler alıp onların içine ihtiyacınız kadar doldurup götürün. - Yanınıza bir kitap alın. Yollarda veya gecikmelerde yapacak bir şey bulamadığınızda kitap kurtarıcınız olacaktır. - Yanınıza kulaklık alın. Çevresel gürültülerden korunmak için ya da boş vakitlerde müzik dinleyerek oyalanmak için yanınızda kulaklık olmasında fayda var. - Uzun süreli ve bol ülke değiştirmeli bir seyahat olacaksa yanınıza vesikalık fotoğraf almanızda fayda var. Bazen kapı vizesinde ya da evrak hazırlamada ihtiyaç olabiliyor. - Kısa süreli bir seyahat ise kabin valiziyle yola çıkın. Valiz beklemekle vakit kaybetmezsiniz, bazen hava alanının yoğunluğuna göre bir saatten fazla bile beklemek zorunda kalınabiliyor. - Klasik renklerde bir valiz yerine dikkat çeken bir valiz rengi tercih edin. Benim daha önce valizim çalınmıştı ve valizim füme renkte herkeste bulunabilen bir valiz olduğundan kameralardan da takibini yapamadık. - Valizinizde boş yer bırakın. Nasıl oluyor bilemiyorum ama aynı eşyalarla dönseniz bile valizinizdeki eşyalar nedense seyahat dönüşlerinde daha fazla yer kaplıyor. Dönüşte stres olmamak için ve ufak tefek birkaç şey aldığınızda nereye koyacağım diye düşünmemek için valizde giderken yer bırakmak en iyisi. - Uçakla gidiyorsanız havaalanına erken yola çıkın. Trafik, lastik patlaması, kaza olması vs. her türlü soruna karşı evden erken çıkın. İlk seferden uçak kaçırma stresi yaşamayın. - Havaalanına aç, susuz gitmeyin. Havaalanları her yerde çok pahalı, nasılsa orada yerim içerim demeyin. Karnınızı güzelce doyurun, hele Türkiye'de su bile 5-6 katına satılıyor. - Evden çıkmadan valizinizi tartın. Havayolu firmalarının belli valiz kilosu limitleri var. O limitleri mutlaka öğrenin ve çıkmadan valizinizi tartıp limiti aşmadığınızdan emin olun. Belki evdeyken birkaç şey çıkarırsınız. Havaalanında her ek kiloya fahiş fiyatlar isteyebiliyorlar, zor durumda kalmayın. - Valizinizi bagaja verecekseniz yanınıza ihtiyaç duyabileceğiniz eşyalar alın. Valizinizin yollarda bir yerlerde kalması durumu olabilir, tatilin ilerleyen günlerinde size ulaşacak olabilir. Hatta daha kötüsü çalınabilir. Bu gibi durumlarda tadınızın kaçmaması için değerli eşyalarınızı ve elzem birkaç eşyayı mutlaka yanınızda bulundurun. Yanınızda birkaç iç çamaşırı, bir ince şal ve en azından bir yedek kıyafet taşımanızda fayda var. - Rezervasyonlarınızın çıktısını yanınıza alın. Bazen havaalanı girişlerinde içeri sokmak için uçuş rezervasyonlarınızı göstermenizi istiyorlar, telefonunuzda bulamayabilirsiniz. Tüm diğer rezervasyonlarınz için de elinizde birer nüsha basılı kopya olmasında fayda var. - Uçakta alkol ücretsizse bile uzun uçuşlarda çok fazla içmeyin. Hem basınç hem de alkol vücudumuzdaki suyun düşmanı, rahatsızlanabilirsiniz. Onun yerine bol bol su için. 😉 - Güler yüzlü olun. Gülümsemek her şeyin çözümü olabiliyor bazen. Biliyorsunuz benim blogumun mottosu gülmek üzerine. Şimdiye kadar her zaman faydasını gördüm, size de tavsiye ederim. - Yardım istemekten çekinmeyin. Yabancılardan çekinmeyin, en soğuk memlekette bile olsanız onlar da insan. Yol sormaktan çekinmeyin, eşyanızı taşıyamıyorsanız yardım isteyin vs. bundan daha doğal bir şey olamaz. Ben çocukla gezerken insanların yardımı olmasa oradan oraya o kadar eşyayla mümkün değil tek başıma başa çıkamazdım. - Paranızın tamamını bir anda bozdurmayın. Farklı döviz büroları farklı tutarlarda para bozuyorlar. Başlangıçta azar azar döviz bozdurup en yüksek neresi olduğunu tespit edince yüklü bozdurmak en mantıklısı. - Paranızın tamamını aynı yerde taşımayın. Hem nakit paranızı hem de kredi kartlarınızı farklı yerlere koymanızı öneririm. Bir kart ve belli miktar para iç cebinizdeyken bir kısmını da çantanıza koyabilirsiniz. Ayrıca otelinizde güvenli kasa varsa yüklü kısmı orada bırakabilirsiniz, ben her zaman böyle yapıyorum. - Harcamalarınızı not edin. Tek tek neye harcama yaptığınızı kaydetmeseniz bile ne kadar harcadığınızı mutlaka bilin, sonra nereye harcadığınızı bilmediğiniz için paranızı düşürdüğünüzü ya da çaldırdığınızı düşünmeyin. Bir de tabi seyahatin ilerleyen günlerini planlayabilmek için de harcamalarınızı kontrol altında tutmakta fayda var. - Konfor alanınızdan çıktığınızı unutmayın. Bulunduğunuz ülkedeki durumunuzu evinizdeki ve yaşadığınız şehirdeki rahatınızla kıyaslamayın. Yola bunun için çıkmadınız mı zaten? Farklı yerler keşfetmek ve yepyeni tecrübeler edinmek seyahatin en güzel tarafıdır. - İnsanların yaşayış tarzına anlayış gösterin. Size çok saçma gelen şeyler gittiğiniz yerdeki insanların yaşama sebebi bile olabilir, sakın alay etmeyin, onun yerine insanları anlamaya ve bu yeni kültürü daha yakından tanımaya çalışın. - Sevdiklerinizle iletişim içinde olun. Sizi merak etmemeleri için mutlaka vardığınızda haber verirsiniz ama kendi güvenliğiniz için de bence sıklıkla nerede olduğunuzu haber verin. Umarım hiçbir sorun olmaz ama başınıza bir şey geldiğinde, sizden haber alamazlarsa en son bulunduğunuz yeri ilgililere bildirebilirler. - Türkçe konuşurken dikkatli olun. Yabancı bir ülkede olabilirsiniz ama yerel halktan Türkçe bilenler ya da tatil için oraya gitmiş Türkler olabilir. Birilerine Türkçe hakaret ederken ya da haklarında konuşurken iki kere düşünün. - Turistik restoranlardan ziyade yerel mekanlara gitmeye çalışın. Turistik restoranlar genelde kalabalıktan dolayı hem lezzet olarak ortalama veya altı olur, fiyat olarak da ortalama ve üstü olur. Lokal mekanlar hem cebinize hem damağınıza daha çok hitap eder. - Değerli eşyalarınızın hepsini üzerinizde taşımayın. Seyahate giderken çok fazla takmak takıştırmak hem hırsızlar açısından dikkat çekici, hem de bence rahatsız edici. Günlük takılarınızı takmanızda bir sakınca yok ama abartıdan kaçının. - Rahat kıyafetler giyin. Bakın burası çok önemli. 😀 Ayakkabı ve kıyafetler gezinizi rezil de edebilir vezir de. En rahat ettiğiniz ayakkabılarınız ve terletmeyen rahat kıyafetlerinizi giymeye çalışın. Fotoğraflar için biraz fotojenik olmasına dikkat edebilirsiniz. 😉 - İnsanlarla tanışmaktan çekinmeyin ve mümkün mertebe lokallerle vakit geçirmeye çalışın. Normalde bir ortama girdiğinizde çekingenseniz bile yurt dışında daha rahat davranın. Rezil olsanız bile bir daha sizi muhtemelen görmeyecek insanlarla birliktesiniz, utangaçlığı bırakın. Eğer her şey iyi giderse de yabancı memleketlerde iyi dostlar edinirsiniz ve onların kültürünü daha yakından tanıma fırsatı bulursunuz. - Esnek plan yapın. Her yeri bir anda görmeye çalışmayın. Her günü saati saatine planlamayın, belli başlı gidilecek yerleri planlayıp boşluklar bırakın. Diğer türlü çıkan her aksilik sinirinizi bozacak. \"Hiç acelem yok\" diyebilecek lükse sahip olmak çok önemli. 😉 - Meraklı olun ve farklı deneyimlere açık olun. Merak ettiğiniz şeyleri sormaktan çekinmeyin, hiçbir yerde okumadığınız bilgiler edinebilirsiniz. Bir de katılımcı olmaya çalışın. Atıyorum yerel halk yol ortasında dans mı ediyor, siz de katılın onlara ve danslarını öğrenin. Bu en basitiydi, çok daha çılgın tecrübeler yaşayabilir ve hayatınızın en eğlenceli anlarına bir yenisini ekleyebilirsiniz. - Spontane planlar yapmaktan çekinmeyin. Planlarınızda boşluklar olursa daha önce okumadığınız ama oradayken gördüğünüz bir şeyleri deneyebilirsiniz. Mesela otelinizde ücretsiz yerel yemek kursu vardır ama siz bir müzeye gidiyorsunuzdur. Boşverin müze kaçmıyor nasılsa, kursa katılın gitsin. - Çok sarhoş olacak kadar içmeyin. Yerel içkileri tadın, hatta hafif çakırkeyif olmak da iyidir ama şurunuzu yitirecek kadar içmeyin, başka şeylerinizi de yitirebilirsiniz. - Mutlaka oraya ait bir hatıra alın. Hatta belki koleksiyon yapmaya bile başlayabilirsiniz. Bu hatıralar çoğaldıkça çok güzel bir hal alıyor. Ne koleksiyonu yapabileceğiniz ile ilgili fikir isterseniz, şurada epey örnek var. ; - Çok fazla alışveriş yapmayın. İlk yurt dışına çıktığında insan bir sürü hatıra veya hediye almak istiyor. Çok beğendiğiniz şeyler dışında alışverişten kaçının, durun daha bir sürü yer gezeceksiniz hemen paraları saçmayın. 🙂 Sonra ay ben çok para harcadım, seyahat etmek çok masraflıymış demeyin. - Pazarlık yapın ama abartmayın. Sizin için çok bir şey ifade etmeyecek rakamlar için karşınızdakinin ekmeğine mani olmayın. Örneğin Hindistan gibi yerlerde bazen sadece 50 kuruş için pazarlık ettiğinizi sonradan fark edebiliyorsunuz. Sizin için 50 kuruş pek bir şey değilken, karşınızdaki için önemli olabilir. - Notlar alın. İleride arkadaşlarınıza tavsiyede bulunabilmek için, kendi anılarınızı canlandırmak için, sohbetlere ortak olabilmek için ya da bakarsınız blog yazmak için mutlaka gezinizden notlar alın. - Sakin olun. Başınıza bir şey gelebilir, sadece yurt dışında değil her yerde olabilir. Yabancı bir memlekette olmanız sorun değil, kendi ülkenizde sokağa çıkabiliyorsanız her yerde çıkabilirsiniz. Hayatta hiçbir şey kusursuz değil, başınıza gelen her şeyi olgunlukla karşılayıp dersler çıkarın. Belki de çok üzüldüğünüz bir olay yarın kahkahalarla güldüğünüz bir anıya dönüşecek unutmayın. Kendinizi üzmeye harcayacağınız enerjiyi sorunları çözmeye harcayın. - Eğer ilk sefer için çok fazla korkuyorsanız güvenilir bir tur ile yola çıkın. Üzerinizdeki yurt dışı gerginliğini atmak için turla yola çıkmak da bir seçenek olabilir. Biz bloggerlar genelde tur yerine kendiniz yola çıkın diye öneriyoruz ama turla seyahat etmek de yerine göre gayet keyifli oluyor. Ben ailemden ayrı çıktığım ilk yurt dışı seyahatine turla gitmiştim açıkçası. Bazı rotalar için şu anki tecrübemle bile turları gayet mantıklı buluyorum. - Gezgin ve turist karşılaştırmalarına kulak asmayın. Bazen belki ben de gezme tarzı ile ilgili yorumlar yapıyorumdur ama genel olarak insanların nasıl gezdiği konusunda yapılan eleştirilere kızıyorum açıkçası. Sen turist gibi geziyorsun, en gezgin benim, sen fotoğraf için geziyorsun, ben anı yaşıyorum filan bunları tartışmak bana komik geliyor. Yahu dünyayı geziyoruz işte, nasıl olduğu önemli mi? Bir şehri 1 günde gezenlerle dalga geçenler, bir şehrin en ikonik yerine gitmedi diye \"sen kendini oraya gittin mi sayıyorsun\" diyenler ve daha nice ahkam kesen \"bilir kişiler\" olabilir. Bunlar sizi sinir etmesin, siz nasıl istiyorsanız planınızı öyle yapın. Çok popüler olabilir ama belki de Eyfel kulesi hiç ilginizi çekmiyordur, kime ne. Herkesin hayatına kimse karışamaz sonuçta. 😀 - Son olarak en iyisini umun ama en kötüsü için hazırlanın. Yani sürekli başınıza bir şey gelecekmiş gibi düşüncelerle kötü enerjiyi çağırmayın ama başınıza bir şey gelmemesi için tedbirlerinizi önceden alın ve sorunlarla başa çıkabilecek psikolojide olun. Gereksiz stres yaparak anın tadını çıkarmayı unutmayın. Özellikle maddi konularda başınıza bir şey geldiğinde dünyanın sonu olmadığının farkında olun, sağlığınız yerinde olduğu sürece her şeyin çözümü bulunur. - Daha yakın olduğu için Avrupa'dan başlayayım. Vizesiz ve oldukça güzel olduğu için Karadağ'ı öneririm. Kültür şoku yaşamayacağınız, kendimize daha yakın bir yer olması açısından ve harika denizleriyle Yunanistan'ı tavsiye ederim. Avrupa'da son olarak, hangi şehrine giderseniz gidin hayran olacağınızı ve tekrar yurt dışına çıkmak için hevesleneceğinizi düşündüğüm için İtalya'yı da söyleyeceğim. - İlk defa yurt dışına çıkacaklar için öncelik verilecek diğer bir kıta ucuzluğundan ve muhteşem doğasından dolayı Asya bence. Bu kıtada ilk tavsiye edeceğim ülke Tayland olacak, ister adalara gidin ister şehirlere, eminim çok beğeneceksiniz. Bambaşka bir kültür tanıyacak, doğasına hayran olacak ve tüm bunları uygun fiyata yapacaksınız. Asya'da ikinci olarak tavsiye edeceğim yer ise Endonezya, özellikle Bali adası olacak. Burası da her tür tatil severe hitap edebilecek bir yer olduğu için ilk defa yurt dışına çıkacakları da kendine hayran bırakacaktır diye düşünüyorum. - Son olarak Amerika'da Los Angeles, New York gibi şehirlere gidebilirsiniz. Diğer kıtalara bence seyahat konusunda biraz daha tecrübe kazandıktan sonra gitseniz iyi olur. Benim aklıma gelenler bunlar, sizin de önerileriniz varsa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Burada yazdıklarım dışında aklınıza takılanlar varsa yine yorum olarak bırakabilirsiniz, bildiğim bir şeyse mutlaka cevap veririm. Aşağıdaki yazılarım da işinize yarayabilir, okumanızı tavsiye ederim. Bir de instagram'da, şu post'ta yeni seyahate başlayacaklara ne önerirsiniz diye sormuştum, oradaki cevaplara da bakabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/09/mutlu-insanlar-ulkesi-danimarkada-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarıma, dünyanın en mutlu ülkelerinden biri ile devam ediyorum. Hygge felsefesinin doğduğu yer olan Danimarka'ya gidiyoruz. Bir süredir orada yaşayan sevgili Özge Danimarka'da yaşam hakkında sorularıma cevap verdi. Kendisi bir fotoğrafçı, hem Danimarka'daki hayatlarını hem de çektiği nefis fotoğrafları instagram hesabında paylaşıyor, ben de severek takip ediyorum. Bu yazıdaki fotoğraflar da kendisine ait, muhteşem değiller mi? Sorularıma cevap verdiği için kendisine çok teşekkür ederim. Ben Özge Aşkıner. Yarın (10 Nisan) 38 yaşına giriyorum. Yıllar ilerledikçe buruk bir sevinç içerisinde kutluyor sanırım insan doğum gününü. Bu yüzden duygularım biraz karışık 😀 Temmuz da 7 yaşına girecek bir oğlum var. Çevre Mühendisiydim ama oğlumun doğumu ile birlikte yani yaklaşık son 5,5 yıldır Ankara'da doğum, yeni doğan ve bebek fotoğrafları çekiyordum. Danimarka'ya eşimin işi nedeniyle geldik. O da Çevre Mühendisi. Danimarka Kopenhag'da yer alan Avrupa Çevre Ajansı'nın sınavlarını kazandı ve 2018 Haziran ayında o, Ağustos ayında ise ben ve oğlum Kopenhag'a yerleşmiş olduk. Yaşam koşulları Türkiye'ye göre çok daha iyi. Pahalı bir şehir ama ona göre de gelirleri var. Yüksek vergiler ödüyorlar ama bunu vergi değil ülkelerine ve kendilerine yatırım olarak görüyorlar. Çünkü ödedikleri vergiler onlara ücretsiz eğitim ve sağlık olarak geri dönüyor. Bunun dışında her çocuk için, evcil hayvanlar için ve üniversitede okuyan çocuklar için para yardımı yapılıyor. Yaşlılar da ya huzur evlerinde bakılıyor ya da hemşireler belirli günlerde gidip evlerinde ziyaret ediyorlar. Bu yüzden gelecek için pek de kaygıları yok. Ulaşım için genellikle bisiklet kullanılıyor. Şartlar sizi de ister istemez bisiklet kullanmaya itiyor. Çünkü bisiklet yolları o kadar güzel konumlandırılmış ki her yere kolay, bedava ve hızlıca ulaşabiliyorsunuz. Genellikle bisiklet ile bir yere, toplu taşıma ya da araba ile gidebileceğinizden daha hızlı gidiyorsunuz. Uzak mesafeler için ise genellikle tren tercih ediliyor. Bize göre çok sakin ve sade yaşıyorlar. Hygge hayat felsefelerinin de kattığı bir şey bu onlara. Yani eğer sakin huzurlu bir hayatı seviyorsanız tavsiye edebilirim. Ama hayatımda heyecan, hareket olsun diyorsanız burası pek de size göre değil. Çoğu işlerini kendileri yapıyorlar. O yüzden ev temizliğine bir kadın almak, lambaları taktırmak, çöpü attırmak için görevliyi çağırmak gibi şeyler pek yok burada. Restaurantlar ve kafeler pahalı, dışarıda haftanın 5 günü yemek yiyorsanız burası pek size göre de değil. Ama ücretsiz de yapılacak o kadar çok şey var ki, sadece bakış açısını değiştirmek lazım. Yani parklarda, oyun alanlarında bütün gününüzü geçirebilirsiniz. Kış günleri için kapalı ücretsiz oyun alanları da çok fazla var. Bisiklet kullanmayı sevmeniz lazım. Çünkü bazen araba ya da toplu taşımada çok beklemeniz gerekebiliyor. Genellikle de havanın çok yağmurlu olduğu günlerde... Eğer hava güzelse toplu taşıma da çok daha sakin oluyor. İnsanlar birbirine çok saygılı ve kurallara çok uyuyorlar. Uymayanları da gözleriyle öyle bir kınıyorlar ki, siz de o bakışlarla karşılaşmamak için uyuyorsunuz kurallara.. Buranın beni en çok zorlayan kısmı hava şartları ve karanlık.. Ama sanırım bu ülkenin havası da çok güzel olsaydı inanılmaz kalabalık bir ülke olurdu. Türkiye'deki evimizi kapatmadık. O yüzden Türkiye'ye gelişlerimizi bu karanlık ve soğuk günlerde yapmayı tercih ediyoruz. Çünkü farkında olmadan depresif bir hale giriyorsunuz. D vitamini takviyesi de alarak daha yaşanılabilir kılmaya çalışıyoruz o günleri. Hygge felsefesini de bence bu karanlık ve soğuk günlerle baş etmek için bulmuşlar. Ben de Hygge felsefesini evimizde uygulamaya çalışıyorum. Loş aydınlatmalar, mumlar, koltuklarımızın yanında duran battaniyeler, kalın çoraplarımız, kışın içilen glöggler, arkadaşlarla yapılan buluşmalarla hayatımıza dahil etmeyi başardık biz de.. Hatta meşhur bir kitapları var Danimarkalıların mutluluk sırları Hygge diye, onu da okuyarak daha da içselleştirmeye ve anlamaya çalıştım felsefelerini. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Kopenhag Gezi Rehberi: Ucuz Bir Kopenhag Seyahati Mümkün! Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajları için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/10/roportaj-moldovada-yasam", "text": "Gagauzya Özerk Bölgesi'nin başkenti Komrat'ta 2.5 yıldır yaşıyorum. İstanbul'da güzel giden bir hayatım vardı, Beykoz'da romantik bir mahallede boğaza karşı yaşıyor ve çalışıyordum ancak yıllardır tecrübe etmek istediğim yurt dışında yaşama fikrini hayata geçirme zamanı gelmişti. MEB'in yurt dışı öğretmenlik sınavına başvurdum, kazandım ve böylece Moldova maceram başlamış oldu. Resmi işlemlerin tamamlanması zaman aldı, tüm sorunlar çözülünce Atatürk Havaalanı'ndan 1 saatlik uçuşla artık Moldova'daydım. Şimdilerde Kongaz Süleyman Demirel Türk Moldovan Lisesinde Türkçe öğretiyorum. Eğitim-öğretim yılı 1 Eylül'de başlıyor, 31 Mayıs'ta bitiyor. En az 11, en fazla 24 saat arasında branşınıza göre değişen ders saatleriniz olabiliyor. Az gibi görünen ders saatleri dışında yapılacaklar bitmiyor. 🙂 Ders dışı faaliyetler, misyon görevi, zamanımızın büyük çoğunluğunu alıyor. Halk oyunları, tiyatro çalışmaları için gerekirse boş gününüzde ya da hafta sonu çalışmaları gerçekleştirmeniz gerekebiliyor. Açık ders denen bir uygulama var, verilen temada bir ders hazırlıyorsunuz, okuldan, dışarıdan öğretmenler gelip dersinizi izliyor. Ciddi bir hazırlık gerektiriyor. Benim temam misafirdi, öğrenciler Türk kahvesinin yapımını anlattı, yaptı, ikram etti. 🙂 Kahve temalı şarkılar dinletti, kahveli atasözlerini adam asmaca oyununda oynattı. İlk geldiğim yıl kına gecem okulun bahçesinde köy düğünü gibi oldu. Tüm adetleri yerine getirdik. Herkes için unutulmaz bir deneyim harika bir kültür tanıtımı oldu. Evler genelde eşyalı, yine de eksikler oluyor, ev sahibiyle anlaşıp ortak ya da hepsini siz ödeyebiliyorsunuz. Evlerle ilgili genel izlenim iyi, yeni bir ev bulmak zor. Bir de apartmanların içinde aydınlatma bulunmuyor. Apartmancılık anlayışı pek yok. İsteyen evinin önüne ışık çekiyor. 5. katta yaşıyorsanız bunu yapsanız da bir hayrını göremiyorsunuz 🙂 Fener kullanmak şart. 🙂 2+1, 1+1 dairelerde yaşamak bu iklim koşullarında daha rahat, müstakil evler büyük, bahçeli ancak yeni ev bulmak pek mümkün değil. Pazarda dolaşırken Türkiye'den olduğunuzu anladıklarında sımsıcak bir sohbet başlıyor. Genelde Türkiye'den gelen sebzelere 3 katı fiyat ödeniyor. Patates, soğan, lahana, havuç temel besinleri oluşturuyor. 30 TL marula para ödemek istemiyorsanız lahanadan salata yapmaya alışıyorsunuz. 🙂 Etin kilosu 85 Lei, bol bol et tüketebilirsiniz. Yumurta, süt ve süt ürünlerinin en doğalını uygun fiyatlara alabilirsiniz. Balları ve cevizler hem güzel hem uygun fiyatlı. Şarapları dünya pazarına açılamasa da lezzet bakımında Fransız şaraplarından sonra 2. sırada yer alıyor. Her evde mağaza dedikleri mahzen-bodrum-kiler tarzı yerler var. Şarap fıçıları ve kışlık erzaklar burada duruyor. Komrat Kongaz Kişinev arası her yarım saatte bir dolmuş bulunuyor ancak 14:30'dan sonra dolmuşlar olmuyor. Taksi çağırmanız ya da otostop çekmeniz gerekiyor. Otostop kültürü burada yaygın öyle de olmak zorunda. Biz de öğretmenler olarak ilk fırsatta araba alıyoruz. Uzun tatillerde Türkiye'ye aracımızla gidiyoruz. Araba fiyatları bize göre çok çok uygun vergiler de öyle. Eğitime önem veriliyor, her yıl okulumuzdan ve Moldova genelinde onlarca öğrenci üniversite okumaya Türkiye'ye gidiyor. Ancak iş sahası ve ülkenin ekonomik durumundan dolayı çalışmak için Türkiye'ye, Rusya'ya, İtalya'ya gidiyor insanlar. Üniversite mezunları hasta bakımında ya da ev işlerinde çalışıyor. TİKA tarafından anaokulu açıldı, Gagauz Türkleriyle bağlarımız artarak devam ediyor. Yemyeşil doğasıyla tertemiz havasıyla güzel bir ülkede yaşıyoruz. Kışlar karlı, buzlu, sisli, uzun, yorucu korkunç geçiyor. Ne yazık ki belediye kışın kar buz için pek bir şey yapmıyor. Yolların durumu pek iyi değil. Kışın-buzun tek iyi tarafı yollardaki korkunç çukurları buzla dolduruyor olması, kar-buz eriyene kadar rahat ediyoruz. 🙂 Mevsimler hakkını veriyor burada. İlkbaharda yeşilliğe sonbaharda bin bir renge doyuyoruz. Kültür mozaiği var burada; Bulgarlar, Ruslar, Moldovanlar, Gagauzlar... Komünizmin etkileri de görülüyor. İlk görev yerim Ağrı idi. Şu an eve daha yakınım. 🙂Her gün kalkan otobüsler, günde iki kez uçak seferi bulunuyor. Başkent Kişinev, parkları, Etnografya müzesi, Orhei, Traspol- Bender Kalesi, Krikova şarap mahzeni, lavanta tarlası, Moldovan geleneksel yemeklerini tatmak isteyenler için Gökoğuz restoran, Soroko Klalesi, Gagauz Türklerini merak edenleri de Komrat'a bekleriz. Moldova için gezi yazısı ve Moldovo'da öğretmen olmakla ilgili blog yazısı yazdım. Blog şu an düzenleme aşamasında. Yeni açtığımız bir youtube kanalı var. Takip etmek isteyenleri bekleriz. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Moldova'da Yaşam hakkında burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer röportajlar için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/19/ukrayna-gezi-rehberi-kiev-ve-lviv-gezilecek-yerler", "text": "Kiev ve Lviv'i kapsayan mini Ukrayna seyahatimizden dün gece döndük ve önümüzdeki günlerde gitmeyi düşünenlerden öyle çok mesaj aldım ki bu yazıyı tazecik bilgilerimle hemen hazırlamaya karar verdim. Bu yazıda Ukrayna'ya gitmeden önce bilmeniz gerekenlerle ilgili genel bilgiler vermeye çalışacağım. Ukrayna'da ulaşım, Ukrayna gezi bütçesi, çocukla Ukrayna ve Ukrayna mutfağı gibi konu başlıkları olan bir Ukrayna gezi rehberi yazacağım. Bilindiği üzere Ukrayna, vizesiz hatta pasaportsuz olarak gidebileceğiniz bir ülke. Yeni çipli kimliklerden alarak ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Biz çipli kimliğimiz olmadığı için pasaportlarla Ukrayna'ya gittik. Kiev'den sorunsuz şekilde giriş yaptık ve ekstra bir sorgulamaya denk gelmedik, yalnızca dönüş biletimizi sordular. Ben tüm konaklama ve ulaşım detaylarımızı gitmeden önce bastırmıştım, dönüş biletimi gösterdim ve geçtik. Para ya da herhangi başka bir şey sormadılar. Lviv'den giriş yaparken sorgu olabiliyormuş, aklınızda olsun. Yanınızda konaklama ve dönüş biletinizin çıktılarını yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederim. Ülkeye girişe kısaca değindiğime göre, buyurun size Ukrayna gezi rehberi. Ukrayna'da hemen hemen her türlü ulaşımı deneyimlemiş biri olarak hepsinden bahsetmek istiyorum. Türkiye'den Ukrayna'nın pek çok şehrine direkt uçuş bulunuyor, farklı şehirlere direkt uçuş olan hava yolu firmaları da Pegasus, THY ve Ukraine International Airlines. Biz Tiflis'ten Kiev'e Ukrayna Havayolları ile uçtuk. Kiev içinde Uber, taksi ve metro kullandık. Kiev'den Lviv'e gece treni ile geçtik. Lviv'de taksi, Uber ve tramvay kullandık. Lviv'den Tiflis'e direkt uçuş olmadığı için Kiev aktarmalı olarak yine Ukrayna Havayolları ile döndük. Şimdi tüm bu tecrübelerimizin detayına gireyim. Ukrayna hava yolları düşük bütçeli firmalardan biri, o nedenle her ek hizmet için ücret alıyor. Biz en düşük seçenekle uçtuk, yani yemek yok, online checkin ile yer kapma hakkı yok ve yemek de yok. Bunların herhangi birini istiyorsanız bedelini ödemeniz gerekiyor. Uçuşlarda herhangi bir problem yaşamadık, dönüşte 40 dk rötar oldu sadece. Hostesler, görevliler gayet iyiydi, bir de uçuş sırasında ücretsiz olarak su veriyor olmaları hoşuma gitti çünkü düşük bütçeli firmalar suyu da parayla satıyorlar normalde. Yalnız sinir bozucu bir olay yaşadım, ondan bahsetmek istiyorum. Ben bebek arabasıyla gittim ve onun için ek bir şey yapılması gerektiğini bilmiyordum, Kiev'e giderken herhangi bir şey istemeden bebek arabasını geçirdiler. Dönüşte Lviv'den Kiev aktarmalı olarak dönecektik ve bebek arabası için 60 ek ücret istediler. 2 yaşın altındakiler için bebek arabası ücretsiz ama üstündekiler için ücretliymiş, bilet alırken bebek arabasını eklemeniz gerekiyordu dediler. Eğer çocuğunuz 2 yaşın üstündeyse bilet alırken buna bakın isterseniz. Dönüş uçağı aktarmalı diye mi böyle bir şey çıkardılar bilmiyorum, gerçi bagaja vermedim yani bebek arabası ile uçağa kadar gittim ve aktarma sırasında da teslim almıştım. Bu konuyu anlayamadım ama size de bahsetmem gerekiyordu. Ukrayna ucuz bir ülke ama eskisi gibi çok çok ucuz değil açıkçası kendimi çok da krallar gibi hissetmedim. 4 günde 240$ civarı para harcadım, günlük 60$ ediyor. Bunun içine konaklama, ülkeye ulaşım ve şehirler arası ulaşım dahil değil. Yalnızca şehir içi ulaşım, yeme içme, giriş ücretleri ve ıvır zıvır harcamalar dahil. Airbnb kredim sayesinde konaklama için ücret ödemem gerekmedi. Siz de indirim kredisi almak istiyorsanız şu linkten kayıt olabilirsiniz, daha sonra arkadaşlarınızla kendi linkinizi paylaşıp daha fazla kredi toplayabilirsiniz. Kiev'den Lviv'e giden gece trenine de 90$ vermiştim yani ülkeye ulaşımı saymazsak toplam harcamam 330$ olmuş. Yeme içmeden kısmayacaksanız ki zaten konsept mekanlar çok ünlü olduğu için pek kısmanızı tavsiye etmem, siz de bence aşağı yukarı bu civarda para harcarsınız. Sonuç olarak evet Ukrayna diğer Avrupa ülkelerine göre epey ucuz ama Türkiye'den çok çok ucuz değil artık. Ukrayna para birimi Grivna, kısaltması UAH şeklinde ve şu anki kura göre 1$ = 23.70 UAH. Hava alanında çok düşük kurdan bozuyorlar, acil ihtiyaçlar için çok az bozdurup gerisini şehirde bozdurmanızı tavsiye ederim. Ukrayna'da yiyebileceğiniz başlıca geleneksel yemeklerden bahsedeyim biraz. Çeşitli sebzeler ve et ile yapılan Borsch çorbası, Ukrayna'nın mantısı diyebileceğimiz ve sadece et değil farklı içeriklerle de yapılan Varenyky, Deruny denilen patatesli pancake, Syrniki denilen peynirli pancake, Chicken Kiev olarak geçen içine tereyağ konularak Cordon Bleu gibi sarılan tavuk ve son olarak mısır ezmesi olarak tarifleyebileceğim Banush Ukrayna mutfağının başlıca yemekleri arasındadır. Bunlar genelde pek çok restoranın menüsünde bulunuyor. Ukrayna'nın en meşhur alkollü içeceği ise vodka benzeri Horilka, biraz daha sert gelebilir. alkolsüz olarak da Uzvar denilen meyve kompostolarını deneyebilirsiniz. Ukrayna biraz kuzeyde yer aldığı için soğuk bir ülke. Biz Nisan ayının tam ortasında gittik ve hava 7-8 derece gösteriyordu. Kiev'de hiç güneş de olmadığından hissettiğimiz sıcaklık 0 derece gibiydi bize göre. Atkı ve berelerle sarıp sarmalanmış halimizle çok fazla üşüdük açıkçası. Tabi bu bizim şansımıza böyleydi, bizden bir hafta önce 21 dereceleri gördüklerini söylediler, bizden sonraki hafta sonu da yine sıcaklık o seviyelere çıkacak gibi görünüyordu. Lviv'de güneş olduğundan daha iyiydi keyfimiz, sabah saatleri dışında atkı bere olmadan da rahatlıkla gezebildik. Bence Nisan biraz riskli bir ay Mayıs ayı itibarıyla çok daha güzel olacaktır havalar, Eylül ayına kadar da rahat rahat gezilebileceğini düşünüyorum. Soğukta gezmekten çekinmiyorsanız tabi ki her zaman gidebilirsiniz ama keyifle gezmek için en ideal aylar Mayıs-Eylül arası diyebilirim. Ukrayna kaç günde gezilir diye merak edenler için de fikrimi yazayım. biz Ukrayna'nın sadece iki şehrine gittik; Kiev ve Lviv. Bunlar dışında Ukrayna'nın Kharkiv ve Odessa şehirleri de popüler. Odessa daha çok yaz ayları için tercih ediliyor bildiğim kadarıyla. Bu şehirlerin hepsini gezmek istiyorsanız bir hafta veye biraz daha uzun bir tatil planlamanız gerekir. Ukrayna pek çok geleneksel ürüne sahip bir ülke, Ukrayna ziyaretiniz sırasında bunlardan hatıra olarak alabilirsiniz. Mesela Babushka denen ahşap matruşkalar her yerde satılıyor veya motanka dedikleri kostümlü bebeklerden alabilirsiniz. Vyshyvanka denilen nakışlı geleneksel gömlekler, yine geleneksel kostümlerinin bir parçası olan Vinok denilen çiçekten taçlar da hatıra olarak alınabilir. Bulawa ismini verdikleri tahta tokmaklar, pysanky denilen boyalı ahşap yumurtalar, Kırım Tatar seramikleri de yine bol bol göreceğiniz hediyelik eşyalar arasında yer alıyor. Ukrayna dünyanın en büyük bal üreticilerinden biri ve bazı turistik yerlerde tezgahlarda bal satanları görebiliyorsunuz, bal almayı düşünebilirsiniz. Çocukla Ukrayna'da en büyük problemim soğuk oldu diyebilirim. İkinci yaşadığım sorun iki şehrin de özellikle turistik yerlerinin tamamen Arnavut kaldırımı olmasıydı. Bu normalde hoşuma giden bir şey olsa da bebek arabasıyla ve tek başımayken biraz zorlandım. Özellikle yokuşlarda ve bazı taşların çok bozuk olduğu yerlerde bebek arabasını gözden çıkarıp yol üstünde bırakarak gezmeye devam ettiğim oldu. 😀 Neyse ki dönüşte bıraktığımız yerde bizi bekliyordu her seferinde. Kanguru ile gezmek daha rahat olabilir. Ukrayna'da gezdiğim kadarıyla kendimi gayet güvende hissettiğimi söyleyebilirim. Geceleri de, sabah in cin top oynarken de sokaklarda oğlumla tek başıma dolaştım ve hiçbir sorun yaşamadım. Ayrıca tüm ülkelerde olduğu gibi beni kadın başına çocukla yalnız gören çoğu kişi bize yardım etti. Özellikle Kiev'den Lviv'e trenle geçerken onca merdiveni ellerimde eşyalar ve bebek arabasıyla yardımsız asla inip çıkamazdım. Yardım beklemediğim halde beni vagonuma kadar bırakan sevgi dolu insanlara selam olsun. 🙂 Son olarak, müze ve ören yeri girişlerinde 4 yaşına yaklaşmakta olan oğlum için ücret almadılar. Çocukla gitmek konusunda merak ettiğiniz başka konular varsa lütfen yorum olarak yazın. Benim aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Umarım notlarım plan yaparken size yardımcı olur. Size şimdiden iyi gezmeler. 😉 Kiev ve Lviv ile ilgili detaylı yazılaırmı da okumayı unutmayın. Ukrayna gibi bütçe dostu ülkeler için diğer yazılarımı da okuyabilirsiniz. benim tereddütüm 4 yaşındaki oğlum ile 7 gecelik ukrayna turu zor olurmu? kara veremedim. yanımda iki kız arkadaşımda olacak tabii onalarda yardım ederler ama insanlara da rahatsızlık vermek istemiyorum. sonuçta tatil, eğlence için gidiyorlar. Biz Lviv merkezde gezdik, kaleler hakkında tecrübem yok ne yazık ki. Harika bir yazı olmuş elinize sağlık teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/24/ozbekistanda-yasam", "text": "Merhaba ben Selen Sungur. 1979 İstanbul doğumluyum. Marmara Üniversitesi İktisat bölümü mezunuyum. Buraya gelmeden önce bir IT Danışmanlık firmasında yönetici olarak çalışıyordum. Evliyim ve 2 kedimiz var. Özbekistan'a eşimin işi dolayısıyla geldik, kendisi makine mühendisi. İstanbul'da çalıştığı firma Taşkent ve Buhara'da işler aldı. Önce eşim gelip gitmeye başladı, 2 ay önce de 2 kedimizi de alıp Taşkent'e yerleştik. Genelde Özbekler ülkemize gelip çocuk bakıcılığı yapıyorlar. Çünkü burada çalıştıkları işlerden kazandıkları paralar çok düşük ( aylık 100 dolar civarı). Bu sebeple Türkiye'de iş bulabilenler para biriktirmek için gitmek istiyorlar. Zaten Türkiye'den geldiğimi söylediğimde mutlaka ailelerinde bir ya da iki kişi Türkiye'de çalışıyor oluyor. Buradaki Türklerin çoğu ise Mühendis. Özbekistan 2 sene önceye kadar yeni devlet başkanı Şevket Mirziyoyev'den önce kapalı yaşayan bir ülkeymiş. Yeni başkan ise ülkeyi geliştirmek için yatırımları teşvik ediyor. Taşkent'de birçok yeni inşaat var. Türkiye'dekine benzer alışveriş merkezleri, rezidanslar ve oteller yapılıyor. Dolayısıyla mühendisler ve yatırımcılar için büyük bir pazar. Yaşam koşulları Türkiye'den oldukça düşük. Şehir yeni yeni gelişiyor. Bir yanda çok lüks oteller, restoranlar ve gece kulüpleri var, bir yandan da halk hala çok fakir. Yolun kenarında evden getirdiği 3-5 parça şeyi satmaya çalışan birçok insan var. Ben Taşkent'i 80'ler Türkiye'sine benzetiyorum. Eminim 5 sene sonra burası bambaşka bir yer olacak. Henüz 2 aydır burada olduğumuzdan doktor yada hastaneye ihtiyacımız olmadı. Umuyorum ki olmaz da ama hem devlet hem de özel hastaneler mevcut. Burada dikkatimi çokça çeken şeylerinden biri de eczaneler. Neredeyse her 5 dükkandan biri eczane. Adım başı! İlaçların fiyatları Türkiye'ye göre bir tık daha pahalı. Ulaşımsa buradaki en ucuz şey sanırım. Bir kere yoldan geçen neredeyse her araba taksi! Üstünde klasik 'taksi' yazan araçlar da var ama çok çok az. Geri kalan herkes yolda önünüzde durur ve gideceğiniz yere göre fiyat söyleyip sizi götürür. Herkes pazarlık yapmak gerektiğini söylüyor ama zaten o kadar ucuz ki gerek kalmıyor. (Para birimleri Sum, TL karşılığı yaklaşık 0.65 Kuruş- 10 km lik yol 10.000 Sum tutuyor, yani 6,5 TL) Bir de 'Yandex Taksi' diye bir uygulama var, buraya geleceklere ilk önerim daha havaalanından çıkmadan telefonlarına bu uygulamayı indirmeleri. Çok pratik. Olduğunuz yeri işaretliyorsunuz, gideceğiniz yeri haritadan seçiyorsunuz ve ne kadar tutacağı, hangi yoldan gideceğiniz, plaka her şey belli. Ben %99 bu uygulamayı kullanıyorum. Toplu taşıma ise çok daha ucuz 1.200 Sum. Metro ve otobüsler var. Onun dışında yemek için çokça seçenek var ve fiyatlar uygun çünkü aslında burada et çok ucuz.. Onun dışında dil konusu var. Özbekçe Türkçe'ye çok yakın. Sanki dikkatli dinlersem ne dediklerini anlarım gibi geliyor, anlamıyorsunuz 😊 Ama çoğu kişi 3-5 Türkçe cümle biliyor. Bunun sebebi hem yakınlarının Türkiye'de olması hem de Türk dizilerini izlemeleri. Ama alışverişte sorun çıkmıyor çünkü rakamlar Türkçe'yle aynı. Eğer Rusça biliyorsanız işiniz çok çok daha kolay çünkü herkes ama herkes Rusça biliyor. Hiç mi güzelliği yok demeyin. Trafik yok! Yollar çok geniş. Özellikle merkezde birçok park var, şimdi bahar aylarında bütün ağaçlar çiçek açmışken muhteşem görünüyorlar. İstanbul'un kaosu, insan kalabalığı ve koşturmacası da yok. Özellikle Pazar günleri sokaklarda gezerken, 9 günlük bayram tatilini herkes birleştirmiş ve şehri terk etmiş gibi hissediyorum 😊 Genel olarak stres seviyesi düşük bir şehir. Benim de ilk olarak gittiğim Amir Timur müzesi, şehrin en eski yapılarından olan Kukeldash medresesi, birçok müze, 'Brodway Caddesi' olarak bilinen yol boyunca pek çok tablonun satıldığı bölge, tarihi Chorsu Pazarı gezilecek yerler arasında. Tabi buraya gelmişken Buhara ve Semerkand'ı da ziyaret etmek gerekir. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Özbekistan'da yaşam için Selen'i instagram'dan takip edebilirsiniz. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajları için buraya tık tık! Merhabalar, öncelikle yazınızı çok beğendim ve bilgiler için çok teşekkür ederim. Ben 2 ay içinde taşkente taşınacağım iş için ancak benim bir french bulldog köpeğim var ve o benim herşeyim kesinlikle onu bırakmak istemiyorum. Gördüğüm kadarıyla sizde kedilerinizi götürmüşsünüz. Süreçle ilgili bilgi alabilir miyim diye sorucaktım. Ya da nerelerden bilgi alabileceğim ile ilgili. Herşey için çok teşekkür ederim iyi günler dilerim. Mrb. ben AKAY. ist dan. yarin semerkand a uçuyorum.. asansör firması adına gidiyorum.. iş durumu nasıldır acaba.. Deniz ve selene tesekkur ederiz. ozbekistan'in bilinmeyen ve bilinen yonleri ozetlenmis adeta, cok sasirdim bir cok detaya."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/25/roportaj-slovenyada-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım Slovenya ile devam ediyor. Sorularımı cevapladığı için sevgili Çağla ve Muzaffer'e çok teşekkür ediyorum. Slovenya'da yaşam ve yurt dışında staj yapmak konusunda bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. Slovenya'ya Erasmus stajı vasıtasıyla geldik. Erasmus stajı Avrupa Birliği destekli bir program. Türkiye'de hemen hemen bütün üniversitelerin Avrupa Birliğiyle bu program kapsamında anlaşmaları var. Bu program sayesinde şu anda 6 aydır Slovenya'da bir araştırma firmasında staj yapıyoruz. Erasmus staj programında firmayı ve konaklamayı kendinizin bulması gerekiyor. Onun haricindeki bütün vize işlemleri ve süreçlerde üniversitenizle birlikte ortak bir yol izliyorsunuz, onlar sizi yönlendiriyorlar. Avrupa Birliği azımsanmayacak miktarda maddi destek de sağlıyor bu programdan faydalananlara. 🙂 Erasmus stajı nedir ve nasıl bulunur isimli bir blog yazımız da var, ilgilenenler okuyabilirler. 2)Bilgisayar programlarına aşırı aşırı önem veriyorlar ve gerçekten de iyi biliyorlar. Çünkü üniversitede bunun eğitimini iyi bir şekilde alıyorlar. Biz de Türkiye'de tabii ki birçok program öğrendik fakat kıyaslayacak olursak Slovenya'nın yanında pek de program öğrenmiyormuşuz. Buradaki eğitim o konuda gerçekten iyi. 3)Bizim ilk başta çok şaşırdığımız bir konudan bahsedeceğiz şimdi. Bizim staj yaptığımız yer dediğimiz gibi bir araştırma firması fakat aynı zamanda bir eğitim enstitüsü yani profesörlerle ve doktora öğrencileriyle çalışıyoruz aslında, yani o kadar da eğitimden uzak sayılmayız. Ve burada şunu gördük ki; profesörler sizin yanınıza geliyor bir şey olduğunda siz onların yanına çok fazla gitmiyorsunuz. Türkiye ile kıyaslayınca biz üniversitedeyken hocalarımızla konuşabilmek için uğraşırdık fakat burada aşırı kolay. 🙂 Siz onları takip etmiyorsunuz onlar sizi takip ediyorlar. Tabii ki tavsiye ediyoruz. Öncelikle Türkiye'nin dışına bir çıkmak gerekiyor bu her yönden insana farklılık katıyor. Bu fırsat ne kadar erken yakalanabilirse o kadar iyi bize göre. Sessiz sakin olaysız bir ülke. En büyük suçun bisiklet çalmak olduğu söyleniyor bu arada. 🙂 Bisikletten söz etmişken, insanlar işlerine ve okullarına bisikletle gidip geliyor her yer o kadar yakın ki. Biz Slovenya'nın başkenti olan Lübyana'da yaşıyoruz ve en büyük şehri burası. Buna rağmen her yer yürüme mesafesinde diyebiliriz. İngilizce bilen kişi sayısı oldukça fazla. Çoğu Avrupa ülkesinde İngilizce bilmeyen çok insan var fakat Slovenya o ülkelerden değil bizce, hatta bu konuya ilk başlarda fazlasıyla şaşırmıştık. Beklentimizin üzerinde çıktı İngilizce konusunda. Öğrenciler için yurtlar biraz sıkıntılı olabilir. Çok fazla yurt yok ve hemen doluyor yurtlar. Evlerde çok ucuz sayılmaz. Anca yanında birkaç arkadaş ile eve çıkarsan daha ucuza gelebilir. Onun haricinde çok fazla sıkıntı yaşanacağını sanmıyoruz. Ayrıca konum olarak da çok güzel ülkelere sınır olduğundan ötürü rahatlıkla gezebilirler. Öncelikle Slovenya'nın Bled bölgesini kesinlikle görmelerini tavsiye ederiz. Bled gölünün büyüsünü herkesin yaşaması gerek. Bohinj gölü ve Slovenya'nın tek ulusal parkı olan Triglav Ulusal Parkı. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer röportajlar için buraya tıkLjubljana Gezi Rehberi ve Ljubljana Gezilecek Yerler tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/26/roportaj-isvicrede-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım İsviçre ile devam ediyor. Sorularımı cevapladığı için sevgili Gül'e çok teşekkür ediyorum. İsviçre'de yaşam konusunda bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. İsviçre'de yaşamak, İsviçre'de çalışmak ve İsviçre'de hayat koşulları üzerine güzel ve bilgilendirici bir röportaj oldu. Ben Gül, 37 yaşındayım, evliyim ve bir yasinda bir oğlum var. Yaklasik 12 yildir İsviçre'de yaşıyorum. Aslen sinif öğretmeniyim ama burada kreş öğretmeni olarak çalışıyor, ayni zamanda Almanca öğretmenliği üzerine yüksek lisans yapıyorum. Isvicre`de yarim ve tam zamanli olarak calisma olanaklariniz var. Tabii ki her meslekte degil ama bircok alanda yarim zamanli calisabiliyorsunuz. Genel olarak calisma saatleri 8-17 arasi. Yilda ortalama 5 hafta yillik izin kullaniliyor. Ama ayrica resmi tatiller de var. Örnegin katolik bölgesinde oturuyorsaniz resmi tatilleriniz cok daha fazla oluyor, dini tatillerden dolayi. En cok aranan meslek grubu Isvicre'nin ünlü gazetelerinden birinde de yapilan arastirmaya göre kaynakci, elektrikci, tamirci vs. Bunun yaninda ticari temsilciler, firma yöneticileri ve firma menajerleri ayni zamanda bilgisayar yazilimcilari, İsviçre'de en çok aranan meslek grupları sirasinda en önlerde bulunmakta. Isvicre bilindigi üzere ekonomik anlamda dünyanin en zengin ülkelerinden biridir. Hatta 2018 yili arastirmalarina göre kisi basina düsen milli gelire göre dünyada dördüncü sirada bulunmaktadir. Türkiye ile kiyaslamak gerekirse hayat Isvicrede her anlamda tamamen cok farkli. Insanlarin gelir düzeyi ve standartlari cok yüksek. Asagi yukari herkesin bircok seyi alim gücü var. Burada gelir farki Türkiye'ye oranla pek hissedilmiyor. Insanlar genelde gayet mütevazi bir hayat yasiyor. Zenginler gösteris meraklisi degil. Fakat Isvicre'de her sey cok pahali. Baska ülkekerde bircok seyi cok daha uygun hatta yari fiyatina bulabilirsiniz. Bu yüzden Almanya sinirina yakin olan bircok insan Almanya'dan alisveris yapiyor. Maaslarda Türkiye'deki gibi ucurum farklar yok. Insanlar genelde iyi para kazanip iyi sartlarda yasiyorlar. Fakat vergiler yillik ödeniyor yani aylik maastan kesilmiyor. O yüzden ödenen maas cok gözüküyor ama büyük bir kismi daha sonra vergi olarak geri ödeniyor. Vergiler de kantondan kantona farklilik gösteriyor. İsviçre'de yasam kalitesi aşırı derecede yüksek. Her sey cok kaliteli, en yüksek teknolojide. Toplu tasimadan tutun da markette satılan yiyeceğe kadar her sey en iyisi. Tabii ki bu kadar her seyin iyi kalitede olmasi ödedigimiz yüksek vergilerle de ilgili. Insana verilen deger, saygi, hosgörü, dürüstlük gibi en önemli insani kavramlar Isvicre halkinda yüksek düzeyde bulunmakta. Sanirim Japonya'dan sonra dünyada en kibar insanlarin yasadigi yer olarak Isvicre'yi söyleyebilirim. Ulasim alaninda da oldukca pahali bir ülke isvicre. Evet toplu tasima araclari özellikle trenleri cok konforlu, cok dakik ve gelismis fakat ulasim icin cok fazla para ödüyorsunuz. Ama neyse ki aylik ve yillik olarak degisen abonmanlari ve sehirler arasi biletleri yari fiyatina alma hakki kazanacağınız \"yarim kart\"lari var. Yillik yarim kart sahibiyseniz alacaginiz tüm sehirler arasi ve sehir ici biletler icin yari fiyatini ödüyorsunuz. Eger yarim kartiniz yoksa yaklasik 1 saatlik Bern-Zürih tek yönlü bilet ücreti 50 frank yani 275 tl. Burada doktorlar cok hasta olmadiginiz ve cok ciddi bir seyiniz olmadigi takdirde ne ilac veriyorlar ne de farkli tahlil ve tetkik istiyorlar. Ama şahsen ben bu durumdan hiç sikayetci degilim, tam tersi cok memnunum. En azindan her hasta olduğumda Türkiye'de ki gibi bir sürü ilaç veya antibiyotik tüketip vücuduma zarar vermiyorum. Isvicre'nin egitim sistemi Türkiye'kinden tamamen farkli. Ülkedeki gençlerin sadece yüzde 25'i üniversiteye gidiyor. Üniversiteye gidebilmek için ilk önce liseye gidebilme hakki kazanmak gerekiyor. Onun için de ortaokuldaki not ortalamanıza bakiliyor. Burada herkesin üniversiteye gitme gibi bir derdi de yok zaten. Yüksek okullar, meslek okulları ve üniversite seviyesinde yüksek okullar var. Iyi bir is bulmak ve kalifiye bir eleman olmak için tek yol üniversite değil. Ben Isvicre'yi cok seviyorum ve burada bircok anlamda cok mutluyum. Ama tabii ki bu demek degildir ki cok kolay alistim ve hic zorluk cekmedim. Bircok kisinin de eminim bildigi gibi Isvicrede 4 dil konusuluyor. Benim yasadigim bölgede konusulan dil Almanca. Ama sanmayin ki Almanya'daki Almanca gibi. Yazisma dili olarak, devlet dairelerinde ve okullarda dil Almanca fakat günlük hayatta ve sokakta duyacaginiz dil nerdeyse tamamen farkli. Günlük hayatta konusulan dil İsvicre Almancasi yani farkli bir lehçe. O yüzden ülkeye sonradan gelip bu dili ögrenmeniz oldukca zor ve vakit aliyor. Cünkü ögrendiginiz ve günlük hayatta duydugunuz dil ayni degil. Isvicre benim icin doga anlamında yeryüzündeki cennet. Burayı bu kadar sevmemin en büyük sebeplerinden biri de essiz doğası. Isvicre`ye geldiginiz zaman görmeniz gereken o kadar cok güzellik var ki. En basta da daglari. Fakat ne yazik ki ayni zamanda dagin tepesinde cikma ücretleride el yakiyor. Ama bence İsviçre'nin neresine giderseniz gidin zaten her yeri cok beğeneceksiniz. Isvicre'de \"swisstravelpass\" diye bir sistem var; burada 3 günlükten 15 günlüge kadar farkli fiyatlarda swisstravel kart alip, aldiginiz günler içerisinde istediginiz kadar tren, otobüs ve vapura binebiliyorsunuz. Bu karti alip günde en az 3 sehri görebilirsiniz. Zaten Isvicre kücük bir ülke ve bir sehirden digerine 1-2 saat sürüyor. Glacierexpress: özellikle kisin treninizin icinde sahane manzaralar izleyerek isvicreyi kesfedebelirsiniz. Rigikulm: sahane bir manzarasi var kesinlikle tavsiye ederim. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajları için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/27/roportaj-suudi-arabistanda-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım Suudi Arabistan ile devam ediyor. Sorularımı cevapladığı için sevgili Burcu'ya çok teşekkür ediyorum. Suudi Arabistan'da yaşam konusunda bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. Burcu Kavasoglu ben. 34 yasindayim. Freelance olarak insan kaynaklari danismanligi ve Adler CE sertifikali profesyonel kocluk yapiyorum, 2 yildir da blog yaziyorum. 7 yildir evliyim ve 3,5 yasinda bir oglum var. Esime gelen bir is firsati vardi. Orta Dogu olmasi ve ulke kosullari sebepleriyle birkac ay dusunduk. Bu farkliliklari tecrube etmek istedik ve Suudi Arabistan'a yerlestik. 2013-2017 yillari arasinda Cidde sehrinde yasama firsatim oldu. Ben oglum ile birlikte Izmir'e dondum, esim aldigi sorumluluk nedeniyle halen Suudi Arabistan'da yasamaya devam ediyor. Calisma kosullari calistiginiz sirketin yapisina gore degisiyor. Ornegin esim bir Alman sirketinde calistigi icin duzenli ve disiplinli bir is hayati var. Uluslararası bir şirket olduğu icin pek cok milletten insanla birlikte calisabiliyor ve is kulturleri harmanlanabiliyor. Insaat sektoru cok gelismis, genelde is firsatlari bu sektorde cok fazla. Sirket anlasmaniz dogrultusunda saglik sigortanizin kapsamini belirleyebiliyorsunuz. Orada genelde saglik hizmeti ozel hastanelerde veriliyor, saglik sigortaniz da pek cok islemi kapsayabiliyor. Egitim konusunda da cocugunuzun hangi dilde ve ekolde egitim almasi gerektigine karar vermeniz gerekiyor. Ingiliz, Amerikan, Fransiz, Alman ve Italyan okullarini tercih edebilirsiniz. Belirli zamanlarda bu okullar yetenek sinavlari aciyor. Cocugunuz basarili olursa da kayit yaptirabiliyorsunuz. Egitim gercekten kaliteli ve Avrupa ve Amerika'da denkligi bulunuyor. Cidde bir expat sehri oldugu icin hayat biraz pahali. En onemli giderler yeme-icme ve konaklama. Expat olarak gittiginizde genelde sirketlerin ozel sitelerde tuttuklari evler oldugu icin daha rahat bir hayatiniz olabiliyor. Site icinde spor merkezleri, yuzme havuzlari, restoranlar ve supermarketler oldugundan sosyal anlamda da ihtiyaclariniza cevap bulabiliyorsunuz. Dunya mutfagindan pek cok restoranin Cidde'de subesi var. O sebeple pek cok lezzeti yerinde tadabiliyorsunuz. Ilk gittigim yil zorlanmadim diyemem, hatta geri donmeyi de dusundugum zamanlar oldu. Kiyafet ve pek cok konuda kisitlama olmasi biraz agir geldi bana. Ornegin o donemlerde kadinlarin araba kullanmasi yasakti. Disari cikmak istediginizde esinizle ya da varsa soforunuzle cikabiliyordunuz. Ya da sinema-tiyatro gibi aktiviteler yoktu. Gorsel sanatlar seriat kanunlari sebepleriyle yasakti. Bunlara alismak kolay olmadi. Yerel halkin ozellikle kadinlarin Turklere ilgisi buyuk, pek cogu sizinle Turkce konusmaya calisiyor. Kadinlar genelde calismiyor Gezmeyi, alisveris yapmayi ve yemek yemeyi cok seviyorlar 🙂 Sabah saatlerinde restoranlarda ve alisveris merkezlerinde kadin nufusu yogun oluyor. Aile yapilari bizimkinden cok farkli. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer röportajlar için buraya tık tık! Cok ta korkutucu degilmis:) Baslıgı okuyunca olumsuz bir yazı beklemistim ama oyle olmadı. Ozellikle kadınlar için bazı iyi seylerin olması güzel. Paylastıgınız icin tesekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/04/29/roportaj-almanyada-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım Almanya ile devam ediyor. Sorularımı cevapladığı için sevgili Ayşe Naz'a çok teşekkür ediyorum. Almanya'da yaşam ve Almanya'da çalışma koşulalları konusunda bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Adim Ayşe Naz. Evliyim ve 4 yaşında bir kızım var. Amazon'da reklam satışı alanında çalışıyorum. Kızım doğduğundan beri Almanya'da yaşıyorum ve neredeyse 2 yıldır Münih'teyim. Münih'e eşimin işi nedeniyle taşındık. Eşim nöroradyolog. Uzmanlığı sırasında Almanya'da geçici süreyle görev yaptı ve sonrasında buradan bir teklif aldı. Başvuru ve kabul süreci çok kolay değildi. Türkiye'deki eğitimlerinin denkliğini alması gerekti. Bu işlemler 7-8 ay sürdü ve epey bir tercüme ücretine mal oldu. Ben de eşimin vizesi ile geldim. O zaman kızımız daha 19 günlüktü. Kızım 1 yaşına geldikten sonra tekrar çalışmaya başladım. İlk önce Türkiye'deki networküm sayesinde bir reklam ajansında çalıştım. Sonrasında da Amazon'a geçtim. Bu vesileyle de Augsburg'tan Münih'e taşındık. Çalışma koşulları gayet insancıl. Ben 9:00-17:30 arası çalışıyorum. Daha uzun saatler çalışmam, kızımı kreşten aldığım için mümkün değil. Özel durumlarda veya iş seyahati durumunda eşim destek oluyor. Bu işimde tam gün çalışıyorum. Bir önceki işimde %80 çalışıyordum. Yani saat 15:00'te işten çıkıyordum. Kalifiye işlerde part-time çalışmak Almanya'da çok yaygın. Hatta Münih'te özellikle okul çağında çocuğu olan annelerin çoğu bu şekilde çalışıyor. Toplamda 28 gün iznim var. Çalıştığın alana ve şirkete göre bu 30-35'e çıkabiliyor. En çok aranan iş grupları bildiğim kadarıyla bilgisayar mühendisliği, software development ve doktorluk. Münih, özellikle çocuklu aileler için yaşaması çok rahat olan bir şehir. Çok kalabalık olmaması nedeniyle pek çok şey için önceden plan yapmanız veya uzun kuyruklar beklemeniz gerekmiyor. Yani program yaparken strese girmiyorsunuz. Sağlık sistemi standart servislerde oldukça tatminkar. Özel veya devlet sigortası seçenekleriniz gelirinize göre belirleniyor. Devlet sigortasında, çocukla ilgili sorunlar dışında öncelikle aile doktoruna gitmeniz ve onun sizi uzman doktora yönlendirmesi gerekirken, özel sigortalı iseniz Türkiye'deki gibi direkt uzmana hatta isterseniz profesöre gidebiliyorsunuz. Şehir içi toplu ulaşım çok yaygın ve geç saatlere kadar servis veriyor. Hava güzel ise bisiklet çok tercih edilen bir ulaşım aracı. Ayrıca Car to Go ve Drive Now gibi araba paylaşımları da çok kullanılıyor. Araç trafiği belli saat ve yollarda yoğun olabiliyor. Münih Almanya'daki en pahalı şehir, Avrupa'da da hayat pahalılığı açısından en pahalı şehirlerden biri. Hayat pahalılığının en çok hissedildiği alan ev kiraları. Metrekare başına kira yerine göre 20-40 Euro arasında. Münih, yazları göllere yakınlığı, kışları ise Alp dağlarına yakınlığı nedeniyle yaşam için tercih edilen bir şehir. Bu nedenle kira ve ev fiyatları hep yukarıya tırmanıyor. Özellikle küçük çocuğu olan aileler için ise önemli bir gider kalemi de kreş. Münih'te devlete ait kreşte yer bulmak oldukça zor. Özel kreşler de ayda 1000 Euro civarı. Münih'te yaşamayı tavsiye ederim. Benim en çok sevdiğim yanları gerçekten stressiz bir şehir olması. Bir yerden bir yere giderken, bir de şehrin stresini çekmek gerçekten özellikle çocuklu aileler için can sıkıcı olabiliyor. Neyse ki bu, Münih'te bir problem değil. Doğayla çok iç içe bir şehir. Parklar, ormanlar, göller, dağlar sayesinde her mevsimde doğa ile iç içe bir hayat sürmeye çok elverişli. İstanbul'a göre küçük bir şehir olmasına rağmen özellikle değişik mutfakları denemeyi sevenler için çok çeşitli seçenekler sunabiliyor. İlk geldiğimde zorlanmıştım ama şimdi havasını da çok seviyorum. 4 mevsimi doya doya yaşayabiliyorsunuz. Kışın kar-buz, yazın gölde, parkta veya havuzda güneşlenme ve yüzme. Ama kışın uzun sürmesi bazen can sıkıcı olabiliyor. O yüzden Türkiye'de genelde yapılan yaz tatilini burada yaşamayı düşünenlere, Şubat-Mart aylarına kaydırmalarını tavsiye ediyorum ve mümkünse biraz uzun uçuşlu ama sıcak bir yere. Zor yanları; ilk aşamada Bavyera insanına alışmak cidden uzun sürüyor. Ve özellikle Türkiye'deki servis sektörüne alışmış olanlar için buradakine geçiş yapmak ciddi bir düşüş. Yemek mi yedim dayak mı yedim diye sorabiliyor kimi zaman insan. 🙂 Ve en zoru kesinlikle Pazar günleri her ama her yerin kapalı olması. Bütün marketler kapalı, bunun değişeceği günü hala umutla bekliyorum. Mevsimine göre değişmekle beraber şunları listeleyebilirim. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer röportajlar için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/05/01/toskana-gezi-rotasi", "text": "Siena'daki diğer uygun konaklama alternatifleri için tıklayabilirsiniz. Ben planladığım rotayı araba kiralamada yaşadığım problem nedeniyle yapamadım belki ama oluşturduğum Toskana planını sizinle paylaşmamda sakınca yok sanırım çünkü gitmeden önce epey araştırıp rota çıkarmıştım. Hayaller vs. Gerçekler şeklinde iki farklı rota önerisinde bulunacağım. Hayalimdeki plan: 1. gün varıştan akşama kadar Siena'yı gezmeyi bitiririm diye düşünüyordum çünkü sabah erken saatlerde orada olacaktım. 2. gün sabah erkenden yola çıkıp Val d'orcia vadisi ile çevresindeki köy ve kasabaları gezecektim. Planımda sırasıyla Montalcino, Pienza, Monticchiello ve Montepulciano vardı. 3. gün de aksi istikametteki Monteriggioni ve San Gimignano'yu gezecektim. Gerçekleştirebildiğim plan: 1. ve 2. günler Siena'yı, 3. gün San Gimignano'yu gezdim çünkü toplu taşıma bana çok zaman kaybettiriyordu, bari gezdiğim yerlerin hakkını vereyim dedim. Hem Siena'yı hem de San Gimignano'yu otobüsü kaçırma derdi olmadan gezebildim böylece. Toskana'ya gitmek için Türkiye'den Pisa veya Floransa'ya uçmak en mantıklısı ama daha uzun bir rota düşünüyorsanız Bolonya veya Roma'ya uçarak da Toskana bölgesini gezebilirisniz. Toskana'yı baştan sona rahat rahat gezmek için araba kiralamak en mantıklısı, tren ve otobüslerle de ulaşım imkanı var ama istediğiniz güzel manzarada durabilmek, her beğendiğiniz köye girip istediğiniz saatte çıkmak için araba şart. Ben de Floransa ve Pisa için değil ama iç kısımlardaki köy ve kasabaları gezebilmek için Siena'dan 3 günlüğüne araba kiraladım. Daha önce dünyanın hemen hemen her yerinde eski ehliyetimle araba kiralayıp kullanmıştım, gördüğüm kadarıyla giden herkes de bir problem yaşamadan bölgeyi arabayla geziyordu. Ben tedbir amaçlı gitmeden önce ehliyetimi de yenilemiştim, yani bu konuda sıkıntı yaşamam mümkün değildi bana göre. Korkarım ki Siena'daki araba kiralama firmasının dünyadan pek haberi yoktu. Bana uluslararası ehliyet göstermeden arabayı alamayacağımı söylediler. Ben herkesin İtalya'da sorunsuz araba kiraladığını, kendimin de pek çok ülkede kiraladığımı anlatsam da anlatamadım. Beyaz karton bir belge gösterip bunu istiyorum diye tutturdu görevli kadın. Bu arada gittiğimiz gün Cumartesi günü idi ve öğlen 12'de dükkanı kapatıyorlar, bir daha Pazartesi açıyorlardı. Biz bu tartışmaları yaşarken zaten saat öğlene yaklaşmıştı. Çaresiz kabul ettim ve otelime taksiyle gittim, Siena merkezden kaldığım otele 19 tuttu. Instagram'dan bu konuyu yazdığımda onlarca mesaj aldım araba kiralayanlardan ama kimse Siena'dan kiralama yapmamıştı, sizin de aklınızda olsun diye yazmak istedim. Gitmek istediğim pek çok yer vardı ve bundan sonrası için acil plan yapmam gerekiyordu, otelin yakınında otobüs durağı vardı ama özellikle hafta sonu çok seyrek otobüs geçtiğini söylediler. Özel ya da grup turlarını araştırmaya çalıştım, pek çok şirkete mail attım ama son dakika olduğu için hiç kimseden olumlu dönüş alamadım. Bu durumda tek çarem gideceğim yerleri azaltıp toplu taşıma kullanmayı denemekti. Siena'dan Pienza ve San Gimignano'ya giden direkt otobüsler var, bir gün Pienza, diğer gün de San Gimignano yaparım diye düşünmüştüm fakat otobüs bekleme süreleri çok olunca Siena'yı ilk gün anca akşam görebildik, bu nedenle ikinci günü de Siena'da geçirdik. Üçüncü gün San Gimignano'ya gittim. Siena'daki terminalden San Gimignano biletini gidiş dönüş olarak aldım, tek yön ücreti 6.20 . Burada dikkat etmeniz gereken, bileti mutlaka girişte okutmak, bileti okutmazsanız elinizde bilet olsa bile ceza yiyebiliyorsunuz. Dönüşte iki tane Asyalı arkadaş okutmaıdkları için kontrolde ceza yediler. Siena içi ulaşımda kulandığım otobüslerin bileti de 2.5 idi. Araba kiralamadan gidecekseniz önceden turları incelemenizi tavsiye ederim, şu adresten tüm Siena turlarını görebilirsiniz. Siena Floransa'ya 70 km uzaklıkta yer alıyor. Yani baştan sona bir Toskana turu yapmayacaksanız bile Floransa'dan 1 gününüzü ayırıp mutlaka bu şehri görmelisiniz. Siena denilince ilk akla gelen yer, benim de gördüğüm en güzel meydanlardan biri olan Piazza del Campo'dur. Meydan istiridye kabuğu şeklinde bölümlere ayrılmış. Özellikle akşam saatlerinde meydan oldukça hareketli oluyor. İnsanlar, arkadaşlarıyla yerlerde oturup, sanki betona değil de çimlere yayılmış gibi keyif yapıyor, tabi siz de onlara eşlik ediyorsunuz. Meydanın etrafı kafelerle ve tarihi binalarla çevrili. Bu binalardan biri de görmek isteyebileceğiniz bir yer, Palazzo Pubblico yani Belediye binası. Buranın 1. katında, şehrin tarihine doğru yolculuğa çıkabileceğiniz, 14. yüzyıla kadar uzanan sanatsal eserlerin sergilendiği Museo Civico yani Siena Şehir Müzesi bulunuyor. Müzeye giriş ücreti 8 . Bu meydan aynı zamanda, yılda iki kez düzenlenen Palio di Siena at yarışlarına ev sahipliği yapıyor. Bu yarışlar 2 Temmuz ve 16 Ağustos'ta yapılıyor, ilginizi çekiyorsa seyahat tarihlerinizi buna göre ayarlayabilirsiniz ama şehir çok kalabalık olacaktır, aklınızda olsun. Piazza del Campo'nun simgesi diyebileceğim, Siena belediye binasının bitişiğinde yer alan, 14. yüzyıldan kalma 102 metre uzunluğundaki Torre del Mangia da Siena'nın turistik değerlerinden biri. Dar bir alan içinde 400 merdiven çıkmayı göze alanları yukarıda 360 derecelik bir şehir manzarası bekliyor, kuleye çıkış ücreti ücreti 10 . İki gün boyunca geçerli toplu biletlerden almayı düşünebilirsiniz, iki şehir müzesi için 13 , üzerine bir de Torre del Mangia için ise 20 ödüyorsunuz. Çocuklar için giriş ücreti yok. Siena'nın bir diğer önemli meydanı da Piazza del Duomo. Bu meydana ismini veren, Siena Katedrali yani Duomo di Siena. 13. yüzyılda inşa edilen katedral Pisano, Donatello ve Michelangelo'nun eserlerini barındıran Gotik bir yapı. Katedralin içinde ayrıca Pinturicchio'nun freskleri de bulunuyor. Siena'ya gidince bu katedrale mutlaka gidin, hem dışı hem içi beni oldukça etkiledi. Burası birkaç bölümden oluşan bir kompleks diyebiliriz, katedral dışında görmeniz gereken başka bölümler de var: Piccolomini Kütüphanesi, Vaftizhane, Crypt, Zemin, Cennet Kapısı, Müze ve Kule. Bunların hepsine giriş için en mantklısı OPA Si Pass denilen ve 3 gün geçerli olan biletlerden almak. Gittiğiniz döneme göre bu biletin fiyatı da değişiyor, bizim gittiğimiz dönem 15 idi, çocuk yine ücretsiz. Kalabalıklar azaldıkça 13 ve hatta 8 'ya kadar fiyat düşüyormuş. Siena küçük bir şehir, sabahtan akşama bir gün içinde tamamını gezebilirsiniz. Ama ben gecesini de yaşamanız için burada en azından bir gece konaklamanızı öneririm. Başlıca yerleri gezdikten sonra kendinizi meydanlara çıkan ara sokaklara atın. Labirent gibi daracık ama şipşirin sokaklarında kaybolun ve bol bol fotoğraf çekin. Ara sıra ufak tefek galeriler ve dükkanlar göreceksiniz, mutlaka içlerine göz atın, fiyatlar kurdan dolayı yüksek olsa da Avrupa'nın diğer yerlerine göre daha uygun. Güneş batmadan önce mutlaka meydana geri dönüp akşam saatlerindeki keyifli ortamı yaşayın. Bu arada bir İtalyan tatlısı olan Panforte'nin doğum yerinin Siena olduğu söyleniyor. Cezeryeye benzetebileceğim bir tatlı, bana pek hitap etmedi açıkçası ama gelmişken denemek lazım tabi. 🙂 Bir de yine Siena kökenli olan Ricciarelli denilen acıbadem kurabiyeleri var, bunların da tadına bakmalısınız. İkisini de Nannini'de deneyebilirsiniz. Ortaçağ'ın Manhattan'ı olarak anılan San Gimignano'ya bayıldığımı söyleyebilirim. Yarım günde rahatlıkla gezilebilecek küçük, şirin bir yer. Gökdelenleri andıran kuleleri nedeniyle bu ismi almış. Zamanında 72 tane olan kulelerden günümüze 14 tanesi gelebilmiş. Burası yine yüksekte kurulmuş, çevresi surlarla kaplı ve harika Toskana manzaralarına sahip. Surlardan içeri girip de kısa bir süre yürüdükten sonra kasabanın iki ana meydanından biri olan Piazza del Cisterna'ya çıkıyorsunuz. Meydanın tam ortasında Ortaçağ'dan kalma bir su kuyusu bulunuyor, zaten meydanın ismi de bu su kuyusundan geliyormuş. Bu meydan oldukça hareketli bir yer, birkaç tatlı kafe ve önünde kuyruğu eksik olmayan meşhur dondurmacı da burada yer alıyor. Diğer meşhur meydan Piazza del Duomo, tarihi yapılar genelde bu meydanda yer alıyor. Kulelerin 7 tanesi bu meydanın çevresinde bulunuyor. Bunlardan biri de San Gimignano'da tırmanabileceğiniz tek kule olan ve 1311 yılından kalma 54 metrelik Torre Grossa. Belediye binası Palazzo del Popolo'nun bünyesinde yer alan kent müzesi Museo Civico'ya girmek ve kuleye çıkmak için 5 'ya bilet alıyorsunuz. Şehre tepeden bakıp çevresindeki harika Toskana manzaralarını görmek isterseniz bu kuleye çıkabilirsiniz. Bu meydanda göreceğiniz bir başka yapı da Collegiata Katedrali, dışı çok sade olsa da içerideki freskler başarılı. Şehri tepeden görmenin bir diğer yolu ise Rocca olarak geçen kalenin olduğu yer, tabi kule ile aynı görüşe sahip aynı değil ama zeytin ağaçları arasında ufak bir yürüyüş yapıp surlardan şehir manzarasına bakmak keyifli. San Gimignano'nun 1300 yılındaki haline tepeden bakmaya ne dersiniz? İlginizi çektiyse San Gimignano 1300'e de mutlaka uğramalısınız. San Gimignano'ya otobüsle geldiyseniz, indiğiniz yerdeki girişin hemen orada Museo della Tortura var, Ortaçağ döneminin işkence yöntemlerini merak ederseniz gezebileceğiniz yerlerden biri. Bunların dışında Siena için söylediğim gibi mutlaka tüm sokaklara girin, nereden ne çıkacağı belli olmuyor. Her yeri fotoğraflamak istiyor insan. San Gimignano halkı, vaba salgını nedeniyle bir dönem Floransa'ya göç etmiş ve bir süre kasaba terk edilmiş olarak kalmış. Belki de bu sayede çok iyi korunmuş, kendinizi gerçekten Ortaçağ'a gitmiş hissedebilirsiniz. Otobüsten indiğiniz meydandan içeri girdikten sonra yürüdüğünüz San Giovanni caddesi sağlı sollu hediyelikçilerle dolu. Bir de ara sıra şarkütericiler var, içleri biraz ağır kokuyor ama buralardan peynir alışverişi yapmanızı tavsiye ederim. San Gimignano'da üst üste birkaç yıl dünya dondurma şampiyonu olmuş Gelateria Dondoli var. Yani hiçbir şey yemeseniz bile buradan bir dondurma yemeden ayrılmayın. Biz günübirlik gittik, birkaç restoran not almıştım ama önünde kuyruklar olan bir dilim pizzacı görünce, hem zaman kazanmak hem de yemeği ucuza yemek için RiccaPizza'dan birer büyük dilim pizza ve yanına birer içecek ile öğle yemeğimizi halletmiş olduk. Özellikle enginarlı pizzasını çok sevdim, size de tavsiye ederim. Not aldığım restoranları da yazayım sizin için; Osteria delle Catene ve dal Bertelli idi. Belki siz gidersiniz. 😉 Son olarak Toskana'nın en iyi beyaz şarabı olduğu söylenen Vernaccia, San Gimignano ürünü. Eğer Toskana'ya çocukla gidecekseniz bizim gibi çiftlik evi tarzı yerlerde kalmanız iyi olacaktır. Ada, odaları vasat olmasına rağmen genel olarak otelimize bayıldı çünkü bahçede koşturmak, havuza girmek gibi lüksleri olması onun için yeterliydi. Gezdiğimiz yerlerde oğlum hiç problem çıkarmadı. Meydanlarda koşturmak ve çan kuleleri oldukça ilgisini çekti. Geçtiğimiz manzaraların güzelliği de yolculuklar sırasında sıkılmamasını sağladı. Bizim gezdiğimiz yerlerde zemin konusunda da sıkıntı yaşamadık, bebek arabasıyla gayet rahat ettim, yokuşlar olsa da başa çıkılmayacak gibi değildi. Siena'nın eski şehir merkezi epey yukarıda kalıyor ama yürüyen merdivenler koymuşlar, o sayede rahatlıkla çıkabildik. Yemek konusunda İtalya'nın genelinde olduğu gibi çok rahat ettim. Çocuklar için tam bir cennet bence İtalya; pizzalar, makarnalar, dondurmalar... Beni burada tek zorlayan ulaşım kısmında yazdığım üzere otelimizi şehir dışında tutmam ve kiraladığım arabayı verememeleri oldu. Otobüsler çok seyrek geçtiği için ve kaldığımız yerden taksi bulmak da zor olduğu için şehir merkezine gidebilmek epey zorlayıcı oluyordu, bir gün en sonunda çocukla otostop çekmek zorunda kalmıştım. Eğer arabayla olmayacaksanız asla şehir dışında konaklamayın, çok zor durumda kalabilirsiniz. Ben Siena'da 3 gece kaldım, otelin geceliği 70 idi, gecelik 2.5 da şehir vergisi eklendi, yani konaklama masrafım 217.5 oldu. Orada harcadığım nakit para ise 195 . Bunun içine yeme içme, iç ulaşım dahil. Siena'ya Roma'dan otobüsle gitmek 27 , Siena'dan Floransa'ya trenle gitmek 14 tuttu. Toskana'yı rotama dahil etmek bana toplamda 453.5 'ya mal olmuş. Bilgi olması için söylüyorum, vermedikleri üst sınıf arabayı da 3 gün için 120 'ya kiralamıştım bu arada. İtalya gezimizin diğer yazılarını da okumanızı öneririm."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/05/02/hafta-sonu-bursa-gezi-rehberi-bursa-ve-cevresinde-gezilecek-yerler", "text": "Geçtiğimiz günlerde, hafta sonu için bir Bursa gezisi yapmıştık fakat ayrıntılarını bir türlü paylaşamamıştım. İki günde çok verimli ve keyifli bir gezi yaptık, sizlerle de gezinin tüm detaylarını paylaşarak dopdolu bir Bursa gezi rotası hazırlamanıza yardımcı olmaya çalışacağım. Yalnızca Bursa'da gezilecek yerler değil, Bursa'ya ulaşım, Bursa'da alışveriş ve Bursa'da yeme içme gibi konuların olduğu bir Bursa gezi rehberi olacak. Bursa gezi planı yapacakların bu yazıyı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum, buyurun size Bursa ve çevresinde gezilecek yerler. Çoğu yer gibi Bursa'yı gezmek için de en güzel zamanlar bahar ayları bence. Biz bu gezimizde Bursa'ya şubatın son haftası gittik. Hava inanılmaz soğuktu, sanırım eksilerdeydi, üstüne kar ve yağmura da yakalandık. Hava şartları epey zorluydu ve soğuktan sürekli gözlerim doluyor, el ve ayak parmaklarımı hissedemeyecek duruma geliyordum yani o derece. Belki Finlandiya'ya gider gibi hazırlansaydım, bu kadar zorlanmazdım. Siz kışın giderseniz kayağa gider gibi giyinin bence. Soğuk havanın tek iyi yanı sokakların çok kalabalık olmamasıydı, pek çok yerde rahat rahat fotoğraf çekebildik böylece. Geçen sene Mayıs sonunda gittiğimizde Cumalıkızık'ın girişinden geri dönmüştük, hayatımda böyle kalabalığı sadece Alaçatı'da bayramda gördüm sanırım. Yaz ayları da sıcak ve kalabalık dolayısıyla canınızı sıkabilir, eğer bu aylarda gidecekseniz hafta içi tercih etmenizi öneririm veya sabah erken saatlerde gezmeye başlamalısınız. Bursa'da ne kadar kalınır derseniz, hem Bursa hem de çevresindeki güzel yerleri gezmek istiyorsanız iki gece üç gün yeterli bir süre bence. Bu sürede; şehir merkezi, Mudanya, Trilye, Misi, Gölyazı ve İznik gezilebilir bana göre. Biz bir gece iki gün gezdik, bu saydıklarımdan Misi ve Gölyazı'ya gidemedik. Kendi rotamızı da aşağıda anlatacağım zaten. Bizim hafta sonu Bursa gezi rotamız: ilk gün sabahtan Cumalıkızık, öğleden sonra Bursa şehir merkezi şeklindeydi. İlk gün akşam yemeği ve konaklama için Mudanya'ya gittik. Sabah erkenden Mudanya'yı gezdik ve sonra Trilye'ye devam ettik. Trilye'yi gezdikten sonra da İznik'e geçtik ve akşam üstü İstanbul'a döndük. Program çok sıkışık gibi görünse de aslında çok acele etmeden her yeri hakkıyla gezdik diyebilirim. Bu rota doğrultusunda gezdiğimiz yerlerin detaylarını da anlatayım. Cumalıkızık, Bursa'nın Yıldırım ilçesine bağlı bir köy. Uludağ'ın kuzey eteklerinde kurulmuş ve günümüze gelmiş beş Kızık köyünden biri. Kızık, Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Tarihi 1300'lü yıllara dayanan Kızık köylerinin diğerleri ise Değirmenlikızık, Fidyekızık, Hamanlıkızık ve Derekızık. Bunlar arasında en iyi korunan Cumalıkızık olmuş. Sokaklarda yürürken çoğunlukla mavi ve sarı tonlarda boyanmış, tahta, kerpiç ve taştan evlergörüyorsunuz. Bunları bir kısmında halen yaşayan insanlar var, bazılarında restorasyon çalışmaları yapılıyor. Evler genelde cumbalı ve birçoğunun avluları var. Bazı evlerin avluları restorana dönüştürülmüş. Bu arada Cumalıkızık, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Cumalıkızık'a girdikten sonra ilk karşılaşacağınız pazar yeri gibi bir meydan olacak. Meydandaki tezgahlara göz atmayı en sona bırakın çünkü elleriniz kolarınız dolu gezmek istemezsiniz. 😛 Meydanda taze meyve, sebze, reçelller, ballar, ev yapımı ekmekler, tarhanalar, erişteler ve bir köy pazarından bekleyebileceğiniz daha pek çok şey mevcut. Önce kafeye dönüştürülmüş konaklardan birinde kahvaltınızı edebilirsiniz. Cumalıkızık'ta kahvaltı etmek oldukça popüler, erken saatlerde gelmek hem kahvaltı etmek için hem de sokakları nispeten boş yakalayabilmek için mantıklı olacaktır. Öne çıkan başlıca kahvaltı mekanları ise Narlıbahçe Cumalıkızık Kahvaltı Evi ve Taşev Restaurant. Kahvaltıdan sonra Cumalıkızık'ın taş yollu, yokuşlu sokaklarını turlamaya başlayabiliriz. Cumalıkızık sokaklarında görmeniz gereken başlıca yerleri de listeliyorum. 700 yıllık tarihe sahip olduğu söylenen üç katlı ahşap Küpeli Ev, müzeye dönüştürülmüş ve giriş 5 TL. Küpeli ev yakınlarındaki, yalnızca bir kişinin geçebileceği darlıktaki Cin Aralığı'na da bir uğrayıp fotoğraf çekebilirsiniz. Son olarak, 300 yıllık bir geçmişe sahip olan ve köyün ilk camisinin yerine yapılmış olduğu belirlenen Cumalıkızık Camii de köyün görülecek yerleri arasında yer alıyor. Bursa merkezde gezilecek yerler listeme Ulu Cami ile başlıyorum. Evliya Çelebi'nin Bursa'nın Ayasofya'sı olarak tanımladığı bu tarihi yapı Yıldırım Beyazıt zamanında, 1400 yılında yapılmış. Ulu Cami yakınlarındaki Koza Han'a uğramayı da unutmayın. 1492 yılında, II. Bayezıt tarafından İstanbul'daki cami ve medresesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmış ve günümüze kadar gelmiş. Özellikle İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşinin ziyareti sonrası buranın yıldız yeniden parlamış. 🙂 Bunların ardından bana göre Bursa'nın en keyifli yerini görmenizi öneririm: Irgandı Köprüsü. Dünyada sadece dört tane olan çarşılı köprülerden biri kendisi, II. Murad devrinde, 1442 yılında yapılmış. Bursa'da gezilecek birkaç yerin birden toplandığı Tophane bölgesine gidelim. Burada ilk önce Hisar Kapısı olarak da geçen Saltanat Kapısı'nı göreceksiniz. Daha sonra ilerleyip Tophane Parkı'na varıyorsunuz. Burada Orhan Gazi Türbesi ve Osman Gazi Türbesi ziyaret etmeniz gereken yerlerden. 2020 yılı itibarıyla burada her gün 09.00 ile 17.00 saatleri arasında, dönemin alp kıyafetlerini giymiş askerler sancak ve saygı nöbeti tutmaya başladı ve her saat başı nöbet değişimi gerçekleştiriliyor. Buradan biraz daha ilerleyip 19. yy ikinci yarısında Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan Tophane Saat Kulesi'ni görebilirsiniz. Onun da biraz ilerisinde Bursa panaromik manzarası karşınıza çıkıyor. Hiç yeşil olmadığı halde Yeşil Cami olarak anılan caminin ismi aslında kubbelerinden ve minaresinden geliyormuş. 1419 yılında Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılan caminin eskiden minaresi ve kubbeleri yeşil çinilerle kaplıymış, şu an ne yazık ki bu çinilerden eser kalmamış. Caminin yakınlarında bir de Yeşil Türbe yer alıyor, burada Çelebi Mehmed ve çocukları yatıyor. Yeşil Camii ve Yeşil Türbe bulundukları semte isimlerini vermiştir. Bursa'da Yeşil semtinden başka yeşil yok muymuş diyor olabilirsiniz, şehri gezerken biraz yeşil görebilmek için Soğanlı Botanik Parkı'na veya Hüdavendigar Kent Parkı'na gidebilirsiniz. 😉 Bir yeşil adres daha vermek gerekirse tarihi İnkaya Çınarı'nı yazabilirim. Dünyaca ünlü çınarın 600 yıllık olduğu söyleniyor, çapı 3, yüksekliği ise 35 metre. Bursa'da gidebileceğiniz başlıca müzeleri de listelemek istiyorum: Bursa Arkeoloji Müzesi, Bursa Kent Müzesi, Karagöz Müzesi, Muradiye El Yazmaları Müzesi ve Anadolu Arabaları Müzesi. Mudanya, tarihi milattan önce 7. yüzyıla dayanan ve ilk olarak Kolofonlular tarafından kurulduğu bilinen bir Bursa ilçesi. 1321 yılında Orhan Bey tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmış. Mudanya'nın asıl önemi, Türk Kurtuluş Savaşı'nı sona erdiren anlaşmanın, 3-11 Ekim 1922 tarihleri arasında yapılan konferans sonucu burada imzalanmış olması. Bu nedenle Mudanya gezilecek yerlerin başında, bu anlaşmanın imzalandığı Mudanya Mütareke Evi Müzesi geliyor, giriş ücreti 6 TL. Müzeyi gezdikten sonra hemen bitişiğinde yer alan Eski Girit Mahallesi'ni gezin, Rum Mahallesi olarak da geçiyor. Burası Mudanya'nın en fotojenik sokaklarına sahip. Rengarenk cumbalı tarihi evler arasında dolaşıp bol fotoğraf çekebilirsiniz. Çoğu konak restore edilmiş, bazıları halen eski haliyle duruyor, muhtemelen onlar da yenilenecektir. Bu mahalle hemen deniz kenarında yer alıyor, o yüzden kışın giderseniz inanılmaz soğuk oluyor, aklınızda bulunsun. Burası en güzel yazın gezilir bence, zaten Bursa'da yaşayanların yazlık mekanı diyebiliriz. Açıkçası Mudanya'da yapılacak başka da pek bir şey yok. Bence Bursa geziniz sırasında bizim yaptığımız gibi Mudanya'yı konaklama için tercih edin. Akşam yemeğinizi deniz kenarındaki balıkçılardan birinde yersiniz. Sabah kalkınca da Girit Mahallesi ve Mütareke Evi'ni gezip başka bir semte geçersiniz. Mudanya'da tavsiye edebileceğim balıkçıları da yazayım; merkezde yer alan Kıyı Balık ve merkezin biraz dışında kalan feribot iskelesi yakınlarındaki Beyaz Kayalar. Trilye'nin tarihin milattan önce 5. yüzyıla dayandığı ve adını bu kıyılarda bol bulunan barbunya balığından aldığı söyleniyor. Latincede kırmızı balık anlamındaki \"Trigleia\" kelimesi ile ilişki kuruluyor. Sonradan verilmiş olan diğer adı da Zeytinbağı, bu ismi de görürseniz şaşırmayın. Trilye'de de kahvaltı etmek popüler bir aktivite, o yüzden burayı gezmeye de kahvaltı ile başlamanızı öneriyorum. Trilye'de kahvaltı denilince ilk akla gelen isim ise Çamlı Kahve, deniz manzaralı mekanın kahvaltısı çok meşhur. Kahvaltıdan sonra Trilye sokaklarını turlamaya başlayabiliriz. Trilye'nin tarihi miraslarından biri olan Taş Mektep, 1909 yılında Neoklasik tarzda bir okul binası olarak yapılmış. Bu son gidişimizde restorasyon çalışmaları başlamıştı. Uzun yıllar Rum Ortodoks Hristiyanları için önemli bir dini yerleşim olan Trilye'nin tarihi yapılarından bir diğeri de 1560 yılında yapılmış olan Aya Todori Kilisesi. Fetihten sonra camiye çevrilmiş ve Fatih Camii ismini almış. Trilye'de, günümüze ulaşmış tarihi iki tane daha dini yapı var: duvarlarına tarihte ilk kez resim yapıldığı söylenen Kemerli Kilise ve şu an özel mülk olan Dündar Evi yani Yuannes Kilisesi. Arka sokaklarda dolaşırken oldukça dar bir yapıyla karşılaşacaksınız, yerli halk buna Tabut Ev adını takmış, gerçekten ilginç bir ev. 🙂 Sokak aralarını bitirdiyseniz şimdi çarşı içini gezme vakti. Çarşıda, eski Osmanlı-Rum evleri arasında zeytinciler ve hediyelikçileri gezebilirsiniz. Buralarda yine fotoğraflık güzel evler var ama aralara çarpık yapılaşma da karışmış ne yazık ki. Anadolu'nun ilk Türk başkenti olan İznik sahip olduğu tarihi göz önüne alındığında fazla korunamamış bir ilçe ne yazık ki. İznik tarihi millattan önce 7. yüzyıla dayanıyor. İznik adı, şehrin eski adı olan \"Nikea\"dan geliyor. Zamanında yaygın bir dönüştürme kuralına göre, Yunanca adın önüne 'sur içinde' anlamında olan \"is\" eki getirilerek İsnikea adı verilmiş, sonra bu da Türkçe İznik olmuş. Birinci İznik Konsili, 325 yılında İznik'te toplanmış, bu nedenle Hristiyanlık için de çok büyük önem taşıyor. Şehrin en önemli tarihi yapılarından biri İznik Ayasofya Camii, surlarla çevrili ilçenin dört kapısından gelen yolların kesişimine yapılmış. Hristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı 7. konsil 787 yılında bu kilisede toplanmış. 1331'den sonra Orhan Gazi tarafından camiye dönüştürülmüş. Şehirde görmeniz gereken önemli tarihi yerlerden bazıları da kapılar; Lefke Kapı ve İstanbul Kapı. Aslında dört tane ana kapısı var ama en net olarak ayakta kalmış olanlar bu kapılar diyebilirim. Diğer kapılar da Göl Kapı ve Yenişehir Kapı. Şu anda İznik Müzesi olarak işlev görmekte olan Nilüfer Hatun Imareti de İznik'in tarihi yapılarından biri, 1. Murat tarafından 1362-1389 yılları arasında yaptırılmış. Müzenin hemen karşısında yer alan Yeşil Camii de, turkuaz ve mor renklerdeki çinili minaresiyle İznik'in sembolü olan tarihi bir yapı, 1379 yılında yapımı tamamlanmış. Son olarak, Orhan Gazi'nin büyük oğlu Şehzade Süleyman tarafından 1335-1359 yılları arasında yaptırılan ve güzel avlusuyla dikkat çeken Süleyman Paşa Medresesi yine görmeniz gereken yerlerden biri. Bursa gezimiz alışveriş anlamında en verimli gezilerimizden biriydi sanırım. Yani uun zamandır ilk defa bir geziden bir sürü şey alarak döndüm. Her gittiğimiz ilçesinden farklı paketlerle ayrıldık. Öncelikle Bursa merkez ile başlayayım. Kozahan'daki ipekçilerden bir tane fular ve bir tane şal aldım, size de buradaki dükkanları mutlaka gezmenizi öneriyorum. Fiyatlar bana makul geldi şahsen, piyasayı çok bilmesem de. 🙂 Merkezden aldığım bir diğer şey de kestane şekeriydi tabi ki, Bursa'ya gidip almadan dönülmez. Kafkas, hepimizin bildiği marka evet ama gerçekten diğerlerine göre epey pahalı. Tophane bölgesindeki Dağlı ve Ferah'tan alışveriş yaptık biz. Dağlı'daki leblebi kurabiyelerine bayıldım ve üç paket de onlardan aldım, size de en azından tadına bakmanızı tavsiye ederim. İznik'e giderseniz tabi ki çinicilere uğrarsınız, buradan ben çinili küçük çerez tabakları aldım, çok daha güzel başka şeyler de var ama biraz pahalı. Bazı çini dükkanlarında tablolar da satılıyor, onlar da hoşumuza gitti, bir bakın derim. Cumalıkızık'ta meydana kurulan pazarda pek çok şey satılıyor ama bizim en çok tahinli ekmekler ilgimizi çekti, tazecik ve lezizlerdi. Kebapçı İskender Mavi Dükkan: Bursa'nın en popüler iki iskendercisinden biri. Hayatımda bir kere yeme fırsatı bulabildim, gerçekten çok lezzetliydi ama o kuyrukta beklemek de zorlayıcı. Uludağ Kebapçısı Cemal & Cemil Usta: Burası da yukarıda bahsettiğim Bursa'nın en popüler iki iskendercisinden ikincisi. 🙂 Yine kuyruklarıyla insanı bezdiriyor ama lezzeti güzel gerçekten. İskender Efendi Konağı: Şehrin kalabalığından uzakta ferah bir mekanda iskender yemek için adresiniz burası olsun, iskenderi de tatlıları da gayet başarılı bence. Burası Kebapçı İskender Yavuz İskenderoğlu olarak da geçiyor. İçinde minik bir müze var diyebiliriz. Beşyol Kebapçısı: Listelerde pek yer almasa da bence iskenderi gayet güzel, rahatlıkla yer bulabilmemiz de benim için artı bir puan. Son gidişimizde burada yedik biz de. Et ürünlerinden devam edersek; Bursa'da yaygın olan pideli köfte ve inegöl köfte de yemeniz gereken lezzetlerden. Pideli köfte, iskenderin döner yerine köfte olan versiyonu diyebiliriz. En iyisini yemek istiyorsanız İdris Pideli Köfte'ye gitmenizi tavsiye ediyorum. İnegöl köfte ise adını Bursa'nın İnegöl ilçesinden alan, ince ve uzun, parmak şeklindeki köfteler oluyor. Gelelim tatlılara... Kestane şekerini herkes bilse de yine listeye koyalım. Normalde şerbetli tatlı sevmeyen ben bile kestane şekerinin hastasıyım. Kestane şekerleri artık her yerde satılsa da, Bursa'daki dükkanlarda sirkülasyon çok fazla olduğundan kestaneler daha taze gibi sanki, tadım da yapabiliyor olmanız nedeniyle burada denemenizi tavsiye ederim. Lezzetini taş fırında pişirilmesinden alan, Bursalılar arasında tahanlı olarak anılan tahinli pide de Bursa'nın önde gelen tatlı lezzetlerinden biri. Peki biz bu tahanlıyı nerede yiyelim derseniz Abdal Fırın, Tarihi Taş Fırın ve İnanç Fırını en iyi adresler. Kemalpaşa tatlısı, Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde üretilmeye başlanan bir tatlı çeşidi. Özellikle ramazan aylarında kolay yapımı nedeniyle tüketimi artan bir tatlı. Marketlerde hazır olarak satılıyor ve sadece şerbet eklemeniz yeterli oluyor. Ama aslında bu bir peynir tatlısıymış ve Bursa dışında satılan yerlerde raf ömrü nedeniyle peynir oranı çok düşük ve kurutulmuş olarak satılıyormuş. Ben şahsen şerbetli tatlı fazla sevmeyen biri olarak irmik helvası favori tatlılarımdan biridir. Hele bir de dondurmalı oldu mu tadından yenmez. Kozahan'daki Hacı Şerif bunu adeta fast food'a çevirmiş, seri üretim halindeler. Böyle olunca tadının ve kalitesinin o kadar da iyi olmasını beklemiyor insan. Değil işte, nasıl beceriyorlar bilmiyorum ama gerçekten muazzam yapıyorlar. Kozahan'a gittiğinizde lütfen buradan bir dondurmalı irmik almadan çıkmayın. Buradayken bir de Tarihi Kozahan Simitçisi Hamdi Efendi'de simit yemenizi öneririm. Cantık: Kıymalı pide gibi bir şey ama biraz daha tombik ekmekli ve daha ufak, yuvarlak. En iyisini yemek için Pidecioğlu Pide Fırını ve Acı Dayı'yı öneririm. Süt helvası: Bursa helvası olarak da anılan, üstü hafif yanık, içi akışkan bir sütlü tatlı. Bu tatlıyı, Bursa'da ilk çıkış yeri olan Hayat Lokantası'nda yiyebilirsiniz. Cevizli lokum: Bursa'ya özgü bir hamur işi, içinde tarçın, tahin ve ceviz olan hamurların rulo halinde sarılmasıyla yapılıyor. Gedelek turşusu: Bursa'nın Orhangazi ilçesinin Gedelek köyünde yapılan turşular dünya çapında bile meşhur olmuş durumda, yolunuz düşerse tatmadan dönmeyin. Tüm bunların dışında Bursa'da güzel bir akşam yemeği yiyebileceğiniz birkaç restoran da paylaşayım: Zennup, Fasülyeli Odun Ateşi, 21 Masa ve Kayhan Köftecisi. Kahvaltı için de Pasto, Kadim Restaurant ve Derebahçe Restaurant güzel seçimler olacaktır. Daha önce defalarca gitmiş olsam da bloga Bursa gezi rehberi çıkarmalık, turist gözüyle ilk defa Bursa'yı gezdim. Bir hafta sonuna sığdırdığımız Bursa gezimiz sonrası yazdığım Bursa gezi rehberi, plan yaparken umarım size de yol gösterici olur. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Teşekkürler. Bursa'ya tüm yurttaşlarımızı bekleriz. Şehrimizin havasını aldıklarında farkı hissedeceklerdir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/05/12/roportaj-dubaide-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarıma, Dubai ile devam ediyorum. Yaklaşık dört yıldır orada yaşayan sevgili Seda Dubai'de yaşama dair sorularıma cevap verdi. Sorularıma cevap verdiği için kendisine çok teşekkür ederim. Dubai'de yaşam ve Dubai'de çalışma koşulları konusunda bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. Merhabalar. Ben Seda. 1980 doğumluyum, peyzaj mimarıyım. Evliyim ve 2 yaşında bir oğlum var. Şuan çalışmayıp çocuk bakıyor ve bir yandan da youtube kanalımla uğraşıyorum. Eşim zaten İstanbul'da yemeksepeti. com'un Dubai operasyonunda çalışıyordu. Yani Dubai'ye ilk gelişimiz Şubat 2015 de yarı iş gezisi yarı turizm amaçlıydı. Ekim 2015'te eşime kardeş firmadan bir teklif geldi ve biraz da benim zorumla taşınmaya karar verdik. Dubai için normalde işe alim sureci biraz uzun sürer. Özellikle ramazan ayında ve yaz döneminde bu süreç iyice yavaşlayıp 2-3 aya kadar uzar. İş başvurunuz üzerine ilk değerlendirmeyi insan kaynakları departmanı yapar ve Cv'niz beğenilirse ilk mülakatı yine IK ile sesli/görüntülü yaparsınız. Daha sonra şirketin yapılanması ve pozisyona göre 2. ve 3. tur mülakatlar ve çeşitli sınavlar söz konusu olabilir. Bizim gelişimiz bir şirket içi transfer mahiyetinde olduğundan tüm bu süreçler çok daha hızlı işledi. Dubai son derece uluslararası bir ortam ve bulunduğunuz sektöre göre çeşitli farklılıklar olabiliyor. İnşaat burada devasa bir sektör, dolayısıyla bu konudaki teknik elemanlara yönelik talep çok oluyor. Bunun dışında Orta Doğu'da bulunan çoğu teknoloji ve danışmanlık firması daha iyi seviyede çalışanları ikna edebilmek için merkezlerini Dubai'de kuruyor. E-ticaret de doğal olarak, yazılım, pazarlama, is/ürün geliştirme/ operasyon veya satış konusunda tecrübeli, kalifiye çalışanlara yönelik bir ihtiyaç doğuruyor. Yıllık yaklaşık 9-10 gün resmi tatile ilaveten, her çalışan 24 ila 30 gün yıllık izine sahip oluyor ve buna ilk 6 aylık deneme süresi sonucunda sahip olabiliyorsunuz. İzin günleri aylık kazanılıyor yani ilk 6 ay sonunda maksimum 15 gün izin hakkınızı kullanabiliyorsunuz. Bunun dışında şirketler yasa gereği iki yılda bir anavatanınıza uçak bileti sağlamakla yükümlü, fakat çoğu beyaz yakalı yılda bir bu haktan faydalanabiliyor. Bu arada tüm aileyi kapsayıp kapsamayacağı kişisel anlaşmanıza bağlı. Kamu sektörü için hafta sonu tatili Cuma, Cumartesi olsa da özel sektörün resmi tatil günü sadece Cuma. Fakat çoğu sektör, çalışanlarına iki gün hafta sonu veriyor. Mesai saatleri, haftada 40 saat fakat fazla mesai olağan bir durum ve genelde bunun için ekstra bir mesai ücreti almıyorsunuz. . Gelir vergisi olmadığı için, devlet herhangi bir sağlık sigortası sağlamıyor, fakat yine yasa gereği şirketler çalışanlarına özel sigorta yapmakla mükellef. Tabi sigortanın limiti, geçerli olduğu hastaneler ve aile bireylerini kapsaması şirketten şirkete ve sizin anlaşmanıza göre değişiyor. Dubai her şeyin en lüksünü bulabileceğiniz bir yer, dolayısıyla söz konusu yaşam standartı olduğu zaman bir limit yok. -Eğer fast food yiyecekseniz Türkiye ile yaklaşık aynı parayı ödersiniz ancak bir restoranta oturursanız ödeyeceğiniz miktar kişi başı minimum 60 aed den başlar. Gece hayatı oldukça hareketlidir. Ortalama fiyatlar bira/kokteyl başına 25-40 aed dir. -Teknoloji ürünleri vergi olmadığı için nispeten daha ucuzdur (Iphone XR 64gb: 3180 dirhem=5150tl şuan). -En kayda değer hayat pahalılığı barınma ve sebze alışverişinde. Dubai'nin gerçekten en popüler ve merkezi bölgelerinde oturacaksanız yıllık kiranız 1+1 bir ev için 70 ila 100bin dirhem arasında olacaktır. Buna aylık 1.000 aed kadar da fatura eklemeniz gerekecek. Türkiye'den bir diğer farklılığı da ev kontratlarındaki ödemelerin yıllık olarak yapılması, tabi bunu 2 ila 4 çek arasına bölmek mümkün. Alternatif olarak ise Sharjah ve Dubai'nin uzak bölgelerinde yaşayıp barınma fiyatınızı düşürebiliyorsunuz. -Sebze fiyatları da, Dubai'de çok kısıtlı tarım olduğu ve ithal ürünlere mecbur oldukları için biraz uçuk. . -Sağlık yukarıda da bahsettiğim gibi, özel sağlık sigortası üzerinden ilerliyor. Yüksek kalitede, tam donanımlı hastaneleri ve çeşitli ülkelere mensup doktorları bulmak kolay. -Ulaşım konusunda ise imkan çok. Taksilerde indi bindi parası 12 aed ve genel olarak uygun, Uber ve bu bölgeye özel olan Careem ise neredeyse normal taksilerle aynı fiyatlarda. Ayrıca Orta Doğu ülkelerinin aksine metro, tramvay, vapur ve otobüs gibi toplu araçlarını bulmak mümkün. Genel olarak mesafeler uzak ve benzin ile araba ucuz olduğundan araba almak şart. Mesela son model Renault Megane'lar 50bin dirhemden başlıyor. Türkler ehliyetini rahat bir şekilde buraya uygun ehliyete çevirebiliyorsunuz. Bazı ülke vatandaşları burada tekrar sınava girmek zorunda ve bu süreç onlar için bayağı sancılı ve masraflı. -Son olarak eğitim konusu şu şekilde. Burada genellikle İngiliz ve Amerikan müfredatına göre eğitim veren bir sürü okul var. Ayrıca Fransız, Alman, İtalyan ve bunun gibi okulları da bulmak mümkün. Eğitim kalitesi ve fiyatları oldukça yüksek. İyi ve uygun fiyatlı okullarda kontenjan bulmak için 2 yıl önceden sıraya girmek gerekebiliyor. Kreşler yaklaşık yıllık 40bin ve çocuk büyüdükçe okul fiyatları da artıyor. Burada yerel halk Türkleri seviyor ancak onlar da nüfusun yaklaşık %10 u kadar ve kendilerini çok fazla da göremiyorsunuz. Bu sevgiden dolayı Türk kültürüne ilgileri var ve çok fazla Türk restoranı ve ürünlerini bulabiliyorsunuz. Dolayısıyla Türk yemeklerine özlem çekmiyorsunuz. Ülke genel olarak güvenli, huzurlu, temiz ve çocuk yetiştirmek için ideal bir ortam sağlıyor. Ayrıca kaliteli bir yasam imkanı var. Doğum yapmak için de seçeneğiniz çok. Doktorlar normal doğum yanlısı ve ebeler çok deneyimli. Siz talep etmedikçe ve herhangi bir zorunluluk olmadıkça sezaryene almaktan kaçınıyorlar. Suda doğum özellikle yaygın. Zorluk kısmında da tek söyleyebileceğim iklim koşulları. Çöl iklimi olduğu için hava kirliliği de mevcut maalesef ama yıl boyu yazı yaşamak bana çok iyi geliyor. Sanılanın aksine Dubai petrol zengini bir ülke değil. Başlıca gelir kaynağı turizm ve ticaret. Dolayısıyla her sene daha fazla turist çekebilmek için yeni yerler yapılıyor. Biz Dubai'ye taşındıktan sonra eş-dost bir sürü misafirimiz olduğu için, ben gelen arkadaşlara standart bir paket sunuyorum. -Çöl safari: Yapmadan dönülmemeli. -Burj Khalifa ve Dubai Mall -Dubai Marina, JBR ve Blue Waters -Marina'dan vapurla Deira bölgesine gidip eski şehir merkezi ve müzesini gezmek. Altın ve baharat çarşısı ile ucuz hediyelik eşya bulabileceğiniz Day to Day bu bölgede. -Palm Jumeirah'ı gezmek ve mümkünse akşam marina ışıklarını izleyip keyif yapmak. -Souq Madinat -Miracle garden, Butterfly garden ve Global village -Abu Dhabi'ye günübirlik gezi ile Sheikh Zayed Grand Mosque, Emitares Palace, Louve museum ve Yas Island -La Mer -Parks and Resort -Barasti de bir akşam plaj partisi ve herhangi bir mekanda Ladies night. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer röportajlar için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/05/24/roportaj-macaristanda-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarıma, Macaristan ile devam ediyorum. Yaklaşık üç yıldır orada yaşayan sevgili Pınar ve Uğur Macaristan'da yaşama dair tecrübelerini bizimle paylaştı. Onları uzun zamandır instagram üzerinden takip ediyorum, sorularıma cevap verdikleri için kendilerine çok teşekkür ederim. Macaristan'da yaşam konusunda bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. Merhaba, biz Pınar ve Uğur. Pınar mimar, İstanbul'a üniversite için gidip iş hayatı, arkadaşlar, eş durumu derken kalanlardan. Uğur profesyonel fotoğrafçı, doğma büyüme İstanbullu, \"Kadıköy\"ünün dışında ilk defa evlendikten sonra oturdu. Beraber Maltepe sahile taşınmıştık. Macaristan'da Budapeşte'de yaşıyoruz, 2016 yazında taşındık. Aslında buraya geliş sebebimiz öncelikle \"Pınar'ın çocukluk hayali\". Annem Macar, babam Türk olduğu için, küçüklüğümden beri neredeyse her yaz Macaristan'a gelirdik. Anne tarafı akrabalarımız Budapeşte'ye 80 kilometre mesafedeki Kecskemet isimli bir şehirde oturuyorlar. Burası hep içimde bir özlemdi, üniversitede iki yaz üst üste Macaristan'da staj yaptım ve kısa bir süre de olsa burada yaşamayı her zaman hayal ettim. Böylece Macaristan'daki arkadaşlarıma haber verdim, iş arıyorum dedim. Bu konularda genelde biraz şanslı ve rahat olduğum için mimar arkadaşlarımdan birinde hemen iş fırsatı çıktı, hatta birkaç ay bekletmek zorunda bile kaldım. Hem Türkiye'deki işlerimizi, hem de Budapeşte'de eşya ve ev durumlarını ayarlamak biraz zaman aldı. Her şeyi ayarlayıp eşyalarımızı taşıdıktan bir süre sonra da 2 kedimizi de getirdik ve o gün \"artık tamamen yerleştik\" diyebildik. Bu arada şunu belirtelim, bizim yurt dışında taşınma hayallerimizin temeli, daha sakin ve daha az kalabalık bir yaşam, işe bisikletle gidebilme, doğaya kavuşmak için saatlerce yolculuk yapmama, çöpleri geri dönüşüm kutularına atabilme gibi basit, 'insancıl' isteklerdi. \"Daha çok kazanalım, Euro coştu biz de coşalım\" desek tercihimiz Macaristan olmazdı tabi. Bu nedenle başlangıçta Türkiye'dekinden daha düşük maaşı da, daha küçük evi de göze aldık, ama bu kararlarımızdan çok mutlu olduk ve zamanla hayatımızda her şey yerine oturdu. Beklenti konusu ülke seçiminde gerçekten önemli. İstanbul'da hiçbir yere zamanında ulaşamamak, her gün trafikte sokaklarda kavga görmek, yorgunluktan arkadaşlarımızla bile görüşememeye başlamak bizi artık bıktırmıştı. Zaten yurt dışına taşınamasak da İstanbul'dan gitme kararı almıştık kısacası... Şimdi tatillerde İstanbul'a gittikçe ne kadar doğru bir karar aldığımızı da tekrar tekrar görüyoruz. Yapabilene saygımız büyük, ama biz İstanbul'da yaşamayı artık becerecek durumda ve enerjide olmadığımızı her seferinde yeniden fark ediyoruz. Macaristan'a geldiğimiz ilk sene arkadaşlarımızla İstanbul'da olduğundan daha sık görüştük desek abartmış olmayız, 50 kişi filan ziyaretimize geldi herhalde.. 🙂 O nedenle özlemeye bile fırsat bulamadık. Yemek konusuna ikimiz de çok takılmıyoruz, o nedenle en çok özlediğimiz şey aile ve arkadaşlar oluyor. Macaristan'da maaşlar çok yüksek değil, asgari ücret de diğer Avrupa ülkelerine göre daha düşük. Ekonomisi iyi olmadığı için zaten Euro kullanmaya da başlamamışlar. Ancak özellikle son yıllarda pek çok uluslararası firma, merkezini Budapeşte'ye taşımaya başlamış. Firmalar için koşullar daha uygun olduğu için ve ülkenin konumunun da Avrupa'nın tam ortasında olması sebebi ile tercih ediliyor. Mesai saatleri firmaya göre değişiyor ama 8-17 arası gibi diyebiliriz. Tatil süresi her çalışan için aynı başlıyor, 23 iş günü. 30 yaşından sonra 2 yılda 1 gün artıyor. Çocuğu olanların, çocuk sayısına göre her yıl fazladan tatil günleri var. İş değiştirdiğinizde tatil hakkınız sıfırlanmıyor Türkiye'de olduğu gibi. Son yıllarda Macaristan da batıya çok göç vermiş, üniversiteyi bitiren çok sayıda genç bir fırsatını bulup 'kaçmış'. O nedenle nitelikli çalışanlara pek çok alanda ihtiyaç var, mesela doktor sayısının yetersiz olduğunu biliyorum. Öncelikle Macarlar daha sakin; nüfusun çok daha az olması sebebi ile günlük hayat, ulaşım daha rahat, insanlar birbirinin kişisel alanına saygılı. Metronun en yoğun saatinde bile insanlar birbirini rahatsız etmeden, dokunmadan seyahat etmeye çalışıyor. Sokakta kavga görme ihtimaliniz yok gibi bir şey, en büyük kavga arada 2 metre mesafe bırakılarak uzaktan birbirine sizli-bizli söylenmek şeklinde oluyor. Okul öncesi eğitim neredeyse şart gibi bir şey, çünkü anneler de çok büyük oranda çalışıyor. Macaristan'da sokakta çok fazla kadın görürsünüz, bazen otobüste etrafa bakıyorum neredeyse erkek yok. Kadınlar gerçekten hayatın içinde aktif bir şekilde yer alıyor, taksi, otobüs, tramvay sürücüsü kadınlar var. Meslek sahibi olmak için üniversite şart değil, meslek liseleri de çok yaygın. Üniversiteden mezun olmak için ise dil sınavı verme şartı var, ancak yine de İngilizce konuşma oranı gençlerde yüksek olsa da, genelde çok yüksek diyemeyiz. Hayat pahalılığı hesabını, asgari ücreti fiyatlara oranlayarak yaparsak buranın alım gücünün Türkiye'den daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Asgari ücretle değil de biraz daha ortalama bir maaş ile geçiniyorsanız, kültüre, sanata, gezmeye de çok rahat bütçe ayırabiliyorsunuz. Macaristan kitap okuma oranı en yüksek ülkelerden biri bu arada. Biz burada yaşamayı çok seviyoruz. Bu konuda özellikle Uğur'un fikri ve yaklaşımı çok önemli; dili az bilmesine rağmen kendini burada yabancı hissetmediğini söylüyor. Türk veya başka bir milletten olmamızın Macarlar için bir farkı veya anlamı yok, yabancı olduğunu anlayan hiç kimse 2 yıldır Uğur'a \"Nerelisin?\" diye sormamış. Halbuki Türkiye'de başka bir şehirden gelen kişiye dahi, ilk değilse bile ikinci sorudur nereden geldiği. O nedenle burada Türk veya yabancı olarak yaşamanın herhangi bir zorluğu olduğunu düşünmüyoruz dil problemi hariç. Ama o da bir şekilde çözülüyor, ilk selamı İngilizce yerine Macarca verdiğinizde, sonrasında başka tek kelime Macarca konuşamasanız bile, insanların yardım etmeye daha istekli olduğunu görebiliyorsunuz. Ben zaten hangi ülkede olursanız olun, İngilizceyi herkes konuşsa bile, oranın dilini bir an önce öğrenmenin şart olduğunu düşünüyorum. Macaristan'ın Orta Avrupa'da oluşu bizim için büyük kolaylık, Türkiye'ye arabayla bile kolayca gidebiliyoruz. Etrafımızda da gezilecek çok fazla yer var, İstanbul'u bir ucundan diğer ucuna gideceğimiz süreden daha kısa zamanda Viyana'da olabiliyoruz mesela. Yine Uğur'un tespiti, Türklerle Macarlar birbirine pek çok konuda aslında benziyor, bunu günlük hayatta bazen anlık davranışlarda veya tepkilerde fark ediyoruz. Burada \"Avrupa'nın soğukluğu yok\" desek yeridir. Bunu geceleri sokakların boş olmaması anlamında da söyleyebilirim, Avrupa'da bildiğimiz \"Akşam 7'den sonra in-cin top oynuyor,\" durumu Budapeşte'de geçerli değil; geç saatlere kadar açık restoranlar, kafeler, eğlence yerleri var. Kısacası bizim için pek çok açıdan Macaristan'da yaşamak çok yerinde bir karar oldu. Budapeşte haricinde de Macaristan'da görülecek çok fazla yer var. Tarihe ilgisi olanların aşina olduğu yerler Estergon, Vişegrad, Eger, Mohaç bunlardan bazıları. Macaristan'ın şifalı suları meşhur, Budapeşte de dahil olmak üzere her yerde bu şifalı suların çıktığı noktalara hamamlar, havuzlar yapılmış. Özellikle Miskolc'taki \"barlangfürdö\" gerçekten de bir mağaranın içine ve etrafına inşa edilmiş, havuz kompleksinde suyun içinde gezinirken mağaranın odacıklarının içinde geziyorsunuz yani. Macaristan'a gelirken yaz olsun kış olsun, yanınızda mayonuzu getirin. Bu kaplıcalar her mevsim açık. Ayrıca Macaristan festival zengini bir ülke diyebiliriz. Avrupa'nın en büyük müzik festivali Sziget'in yanı sıra, yaz boyu özellikle \"Macar Denizi\" Balaton Gölü etrafında pek çok yerde festivaller oluyor. Bizim şimdiye kadarki favori festivalimiz ise Mohaç'taki Busojaras oldu, Şubat ayının sonunda \"kışı kovmak\" amacıyla korkunç kıyafetler giyip sokaklarda gürültü çıkararak gezinen Macarlar, söylentilere göre bir zamanlar Türkleri bu şekilde korkutup kaçırmış. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajları için buraya tık tık! Mrhb. Değerli çekirdek aile ve güzel yürekli insanlar.. Ben İstanbul da reklam şirketim vardı kapatmak zorunda kaldım. Orada nasıl iş bulup hayatımın geri kalanını yaşayabilir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/07/23/gokceada-gezi-notlari", "text": "Gökçeada Kuzey Ege Denizi'nde yer alan, Çanakkale'ye bağlı, Türkiye'nin en büyük adası.. Gökçeada'ya İstanbul'dan 5.5 saat, Kırklareli'den 4.5 saatte gidiliyor. Tek feribot olması Bozcaada'ya göre çok büyük avantaj, bir de yoğunluk daha az olduğundan feribot bekleme süresi çok kısalıyor. Feribot fiyatı tek yön 4 kişi ve 1 araç için 68.5 ödedik. Biletleri Gestaş'ın sitesinden online olarak aldık, plakayı sistem otomatik tanıyor ve hemen sıraya giriyorsunuz. Gittiğinizde de alabilirsiniz tabi, biz son dakika yetişirsek yer kalmamış olma ihtimali açısından önceden aldık, fiyat farkı yoktur sanırım. İstanbul'dan Çanakkale Truva otobüs şirketi Gökçeada'ya direkt ulaşım sağlıyor. Onun dışında farklı yerlerden gelenler Eceabat'a otobüsle gelip minibüs ile Kabatepe'ye ve oradan da feribot ile adaya varabilir. Ada içinde ulaşım için arabanız olması iyi olur, minibüsler var ama her yere gidemiyorsunuz, yol üzerinde durup beğendiğiniz manzarada mola vermek, keçilere merhaba demek ve dilediğiniz yere gidebilmek için arabayı şiddetle öneririm. Ada içinde konaklama alternatifi çok, ben daha çok instagram'da gördüğüm yerlere sordum. Gecelik oda fiyatları 500-600 civarıydı. Biz Sardunya Beach'te bungalovlarda konakladık. Gecelik oda fiyatı 340 , Aydıncık plajında yer alıyor. Fiyatın uygun olması ve plaja yakın olması nedeniyle tercih ettik ama plajını son gün dışında kullanamadık çünkü çok sert rüzgar vardı. Sörf için daha ideal bir bölge burası, eğer sörf yapmayacaksanız ya da arabasız gidecekseniz Gökçeada merkezinde veya Zeytinli Köyü'nde konaklamanızı tavsiye ederim çünkü otelden dışarı çıktığınızda market, yeme içme vs. her türlü ihtiyacınızı buralarda daha rahat halledersiniz. Zeytinliköy'de Zeydali Otel, merkezde ise Meydani Otel önerilen yerlerdendi. Kaleköy de konaklama için başka bir alternatif olabilir, bana Anemos Otel önerilmişti burada. Diğer yerler birazcık daha mağduriyet yeri gibi geldi bana. Bir de Sahibinden, Hürriyet Emlak gibi sitelerde yerel halkın kiraladıkları yerler varmış, fiyatlar uygun oluyormuş. Bu sene evde kalmayı tercih edenler çoğunlukta olduğu için airbnb'den kendi favori listeme eklediğim evleri sizinle paylaşmak istedim. Daha önce airbnb kullanmadıysanız alttaki yazımdan faydalanabilirsiniz. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. Plaj olarak Aydıncık dışında Laz Koyu, Uğurlu Plajı, Gizli Liman bizim görebildiklerimiz, bunlar adanın güneyinde yer alıyor. Kuzey bölgede kalan Yıldız Koyu ve Mavi Koy da çok önerildi. Biz oradayken sürekli rüzgar kuzeyden ve sert estiği için oralarda dalga olur diye düşünerek gitmedik. Uğurlu plajında da çok rüzgar olduğundan kalamadık. Gizli Liman sakindi ve denizi çok güzeldi ama çok sıcakta şemsiyemiz olmadığından duramadık. Laz Koyu bizim için en ideal olanıydı ilk 2 gün için. Kuytuda kaldığı için rüzgar tatlı seviyedeydi, denizi de çok soğuk değildi. Bu sene sezonu açtığımdan sonraki girdiğim ilk en güzel denizdi bence. Tesis var, 2 şezlong ve 1 şemsiye fiyatı 25 . Laz Koyu'nda cips, köfte ekmek gibi fast food yiyecekler ve içecekler plaja söylenebiliyor. Porsiyon yemekler ve mevcut birkaç meze için hemen yukarısındaki restorana çıkmanız gerekiyor. Meze fiyatları 15 , porsiyon köfte vs. fiyatları 28 . Son gün rüzgar şiddeti azaldı ve Aydıncık'ta denize girme şansımız oldu. Buranın denizi de pırıl pırıldı ama Laz Koyu'na göre bir tık daha soğuk geldi bana. ilk gece Kaleköy'deki Poseidon'da muhteşem gün batımı manzarası eşliğinde çok leziz mezeler yedik. Gökçeada'da çok fazla yeri deneyemedik ama servis, hizmet, ilgi, yemek çeşitliliği/lezzeti ve manzara olarak çok güzel bir mekandı. Fiyatlar da şu şekilde; zeytinyağlı mezeler 20 , balıklı mezeler 30 idi, ara sıcakları kontrol etmedim. Alaçatı gibi yerlere göre yine uygun kalıyor tabi, adanın diğer yerlerine göre pahalı ama kesinlikle hak ediyorlar. İkinci gece Tepeköy'deki Angelikis Taverna'ya gittik. Burada çeşit biraz daha azdı ama mezeler lezzetliydi. Bir de Tepeköy'deki en güzel yere sahipler bence, masaları meydandaki sokakta çünkü, çok güzel bir atmosfer oluyor, biz bir noktada tüm sokağa yayılıp sirtaki yaparız diye hayal ettik ama olmadı. 😀 Burada fiyatlar bir tık daha uygun, normal mezeler 15 , balıklı mezeler 25 . Adanın meşhur yiyeceklerin oğlak tandır 50 . Zeytinliköy'deki Barba Hristo'da sakızlı muhallebi yedik, çok hafif ve lezzetliydi. Yine Zeytinliköy'de Sıcak Kahve isimli mekanda Frappe içtik, tatlı bir yerdi. Zeytinliköy'ün en fotojenik sokağında yer alan tatlış mekanlardan biri de Mina Cafe idi. Bana gelen diğer önerileri de paylaşmak istiyorum. Biz otelde kahvaltı olunca deneyemedik ama Soykan Çiftliği, Cugura Organik ve Kardeliz kahvaltı için önerilmişti. Mustafa'nın Kayfesi, hem kahvaltı hem gün batımı için önerildi. Madamın Dibek Kahvesi önerilmişti fakat sıcakta canımız pek çekmedi ve deneyemedik. Akşam yemeği için Barba Yorgo özellikle oğlak tandır için önerildi, bir de Gökçeada'da üretilen şaraplardan tadabileceğiniz birkaç yerden biriymiş burası. Ata Demirer'in filmi ile ünlenen Eleni Rum Tavernası da önerildi ama ününden dolayı fiyatlar da bir hayli artmış sanırım. Meydani Pastanesi'nin sakızlı muhallebisi ve efibadem kurabiyesi de çok yazıldı, muhallebiyi deneyemesek de kurabiyeleri güzeldi. Eski Bademli'deki Stenada'nın likörleri, limonatası, karadut suyu ve yoğurtlu tatlısı için çok öneriliyor. Zeytinliköy'deki Nostos Cafe de tatlıları ve dibek kahvesi için gidilebilecek bir yer, özellikle krem karamel ve panna cotta çok övülmüş. Gece bir şeyler içmek için de Kemancı Şarap Evi ve Karadut tavsiye edildi, bir de bizim kaldığımız otelin plajında da bar vardı, aklınızda olsun. Gökçeada'da gezilecek en güzel yerler bana göre Zeytinli ve Yukarı Bademli. Kısıtlı zamanı olanların ilk buralara gitmesini tavsiye ederim, buralarda çok güzel evler ve şirin sokaklar var. Tepeköy ve Kaleköy de görülmesi gereken yerlerden, biz akşam yemeklerimizi buralarda yedik ve 1 saat kadar erken gitmek buraları gezmek için yeterli oldu. Kaleköy, Yukarı Kaleköy ve Kaleköy Liman olarak ikiye ayrılıyor, yukarıya çıkmadan önce liman tarafında hediyelik eşya vs. satışı yapılan renkli kulübelere uğramanızı tavsiye ederim. Gökçeada merkezde İş Bankası sokağında pek çok mekan açılmış, birkaç tatlı hediyelik eşyacı da bulunuyor. Vaktiniz olursa buraya da uğramanızı öneririm, biz aç olmadığımız bir zamanda gezdik ve mekanları deneyemedik, önerisi olan varsa yorumlara beklerim. Kokina'dan güzel seramik tabaklar aldık, fiyatlar biraz yüksek ama çok tatlı ürünler var. Şimdilerde hayalet köy gibi görünen Dereköy, zamanında Türkiye'nin en büyük ve kalabalık köyüymüş, daha sonra Rum nüfusunun evlerini terk etmek zorunda kalmasıyla 15-20 nüfuslu terk edilmiş evlerin bulunduğu bir yer haline gelmiş. Biraz fotoğraf çekip, buralarda zamanında ne hayatlar yaşandığını düşünerek hüzünlendiğimiz bir köy oldu. Şirinköy, Bulgaristan'dan gelen Türkler için kurulmuş, tek tip evlerin bulunduğu bir köy, gitmeseniz de olur bana göre. Biz sadece Gizli Liman'a giderken alışveriş yapmak için uğradık, görülecek pek bir şey yok. Gökçeada hem kitesurf hem de windsurf için bir cennet diyebilirim, Eşelek Plajı, Kefaloz ve Aydıncık Plajı sörf yapabileceğiniz yerler arasında yer alıyor. Aydıncık'ta rüzgar sörfü dersi almayı düşünürseniz saati 200 TL(2019), bilginiz olsun. Son olarak Aydıncık ve Kefaloz plajının arasında bir tuz gölü var, bu gölden çıkan siyah çamurun bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği düşünülüyor, burada bir çamur banyosu yapmayı düşünebilirsiniz. Biz Gökçeada'ya Haziran ayının son haftası gittik ve hava rüzgar dışında gayet güzeldi. Rüzgar da sadece plaj alternatiflerinizi azaltıyor, plajda rüzgar olması sizin için önemli değilse zaten problem yok. 🙂 Yılın 300 günü rüzgar alan bir adaymış burası, son dakika planı yapma şansınız varsa rüzgarın durumunu kontrol edip gidebilirsiniz. Deniz için Haziran ve Eylül ayları arasındaki dönemi tercih etmeniz gerekiyor. Gökçeada için kaç gün gerekli derseniz, biz 2 gece 3 gün kaldık ve ada havasını almak için yeterli olduğunu düşünüyorum. Siz de hafta sonuna bir gün ekleyerek bu şekilde bir program yapabilirsiniz. Günübirlik gitmeyin çok az olur, sadece hafta sonu için de gidilebilir ama daha fazla yer görmek için biraz sıkışık program yapmanız gerekebilir. Daha uzun kalırsanız da gidebileceğiniz pek çok plaj ve farklı yemek alternatiflerini değerlendirebileceğiniz mekanlar olduğu için sıkılmazsınız diye düşünüyorum. Yorumunuz için ben teşekkür ederim, sevgiler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/07/25/kas-gezi-notlari", "text": "Kaş ile ilk tanışmam 10 yıldan daha eski zamanlara dayanıyor, dalış sayesinde oldu ilk buluşmamız. Kaş ve Kalkan dalış için favori yerlerimizdendi. 5 yıl önce eşimle baş başa gelmiştik en son, şimdi de oğlumla baş başa gelme fırsatım oldu. Kaş hep güzeldi, yine çok güzel. Kaş, Türkiye'de en sevdiğim tatil yerlerinden biri. Turkuazın her tonunu görebileceğiniz plajları, şirin sokakları, tarihi kalıntıları, çevresinde gezilecek yerlerin çokluğuyla, farklı bütçelere ve zevklere uygun otelleriyle her tür seyahat severe hitap ettiğini düşünüyorum. Henüz gitmediyseniz mutlaka bir Kaş gezi planı yapın, o hep duyduğumuz işi bırakıp Kaş'a yerleşme hayallerini siz de kurmaya başlayacaksınız eminim. 🙂 Şimdi size tüm tecrübelerimden yola çıkarak Kaş gezi notları çıkarmaya çalışacağım. Buyurun size Kaş'ta gezilecek yerler ve Kaş'ta yapılacaklar ile birlikte Kaş gezi rehberi. Not: 2021 Temmuz ayında yine Kaş'taydık, bu gezideki tecrübelerimizle yazıya güncellemeler ekledim. Kaş'a en yakın havaalanı Dalaman. Dalaman'dan paylaşımlı Kaş shuttle'larından ayarlayabilir veya Fethiye otogara geçerek otobüsle gidebilirsiniz, özel transfer ayarlamak da mümkün, fiyatları 350 TL civarıymış. Araba kiralamak tabi ki en rahat seçenek, sizi 2.5 saatlik bir yol bekliyor, sonlara doğru epey virajlı bir yol olduğunu söylemeliyim. Ben daha önce kendim araba kullanarak da gittim ve virajlı yolları sevmeyenlere tavsiye etmem. Antalya hava limanına indiyseniz, burada da Kaş'a toplu shuttle hizmeti var. Shuttle ile direkt Kaş'a veya Havaş ile otogara gidip Kaş otobüslerine binebilirsiniz. Araba tercih ederseniz 3 saat yol yapmanız gerekecek. Biz zaten Fethiye'deydik ve oradan otobüsle geçtik, 2 saate yakın bir sürede vardık. Batı Antalya otobüsleri gidiyor, kişi başı 25 TL idi. Bizde araba yoktu ve ulaşım konusunda bir sıkıntı yaşamadık. Kaş içi ulaşım genelde yürüyerek, bazen de dolmuşlarla veya en olmadı taksilerle gayet rahat. Taksi hemen hemen her yerde bulabiliyorsunuz, dolmuşlar da 1 saat aralıklarla geçiyorlar. Merkezdeki barların ve restoranların olduğu yerlere araba girmiyor, arabaylaysanız biraz dışarıda park etmeniz gerekecektir. Çocuksuz gittiyseniz motor kiralamanızı tavsiye edebilirim. Kaş içi dolmuş fiyatları örneğin merkezden Büyük Çakıl'a 2.5 TL idi, Kaputaş 6 TL. Limanağzı'na gitmek isterseniz deniz yolu kullanmanız gerekiyor, Kaş limanından kalkan deniz dolmuşları yetişkin 25 TL, 3-17 arası çocuk 10 TL ücretle götürüyor. 2021 fiyat yetişkin 40 TL, çocuk 20 TL. Kaş merkezde kalmak istiyorsanız bir sürü güzel ve uygun fiyatlı pansiyon var, onlardan birine bakabilirsiniz. Merkezde kalırken Kaputaş plajı, Büyük Çakıl, Hidayet Koyu ve Limanağzı dışındaki her yere yürüyerek kısa sürede gidebilirsiniz. Ben 2 gece Ateş Pansiyon'da kaldım, Airbnb kredilerim olduğundan konaklamayı direkt oradan ayırttım. Siz de Airbnb'den indirim kredisi alarak üye olmak isterseniz şu linke tıklayabilirsiniz. Airbnb ile henüz tanışmamış olanlar, bilgilenmek ve sorunsuz bir deneyim yaşamak için şuradaki yazımı okuyabilirler. 😉 Ateş Pansiyon tecrübemize gelirsek; bizim kaldığımız oda küçük fakat tertemizdi, ayrıca deniz manzaralı bir balkonumuz da vardı. Pansiyonun bir de terası var, orada istediğiniz gibi vakit geçirebiliyorsunuz. Market fiyatlarının sadece birazcık üstüne içecek ve patates kızartması gibi aperitif yiyecek siparişi de verebiliyorsunuz. Kaş'ın yerlisi olan bir aile işletmesi, çok ilgili ve iyi insanlar gerçekten. Merkezde Kaş's Beach ve Kaş'ın Meyhanesi de onların işletmesi. Pansiyonun konumu da gayet güzel, antik tiyatronun çok yakınında yer alıyor, denize inmeniz yürüyerek 3-5 dk, merkeze inmeniz de 8-10 dk sürüyor. Konaklama için 2021 yılında Hotel Luna'yı tercih ettik. Genel olarak gayet memnun kaldık diyebilirim. Lokasyonu birazcık yukarıda kalıyor ama direkt merkeze inebildiğiniz bir merdiven var, yani yürüyerek 3-5 dk içerisinde Kaş'ın içinde oluyorsunuz. Tabi dönüşte yine bu merdiveni kullanmanız gerektiğini de unutmayın. 😊 Odamız bahçe katındaydı ve oldukça basitti, buzdolabımız vardı. 2 kişi oda kahvaltı fiyat gecelik 700 TL idi. Farklı katlarda deniz gören odalar da var, onların fiyatları farklıdır tabi. Kahvaltı çok başarılıydı bence, epey çeşit vardı, ürünler kaliteli ve lezizdi. Farklı bir deneyim yaşamak ve Kaş'ın en uygun fiyatlı konaklama alternatiflerinden biri için daha önce instagram'da da paylaştığım Kaş Joy Glamping'i tercih edebilirsiniz. Biz 2 gece de orada kaldık, çok yeni bir işletme olmalarına rağmen bence her şey çok güzeldi. Burada farklı konaklama alternatifleri var, onlardan bahsedeyim biraz kendi çadırınızla gidebiliyorsunuz, sizin için hazırlamış oldukları bambu tentenin altına çadırınızı kurabilirsiniz. Glamping çadırları var, biz bunlarda kaldık. İçeride 4 kişiye kadar konaklayabileceğiniz yatak koyuyorlar, priz ve ışık de mevcut. Gece serin oluyor ve pikeye ek olarak battaniye de veriyorlar, sabah 8 itibarıyla çadır ısınmaya başlıyor, zaten oğlum bu saatlerde kalktığı için biz çok sıcakları yaşamadık. Bir de küçük ahşap bungalov var. Bu saydıklarım bahçede yer alan ve tuvaleti ortak kullandığınız konaklama biçimleri. Bahçede ayrıca kendi banyosu olan bir karavan, bir de bungalov daha var. Bunların dışında iki katlı bir bina var, burada alt katta yine bina içerisindeki ortak duş-tuvaleti kullandığınız odalar ve üst katta kendi mutfak-banyosu olan apart odalar var. Size hangisi uyarsa seçersiniz artık, tüm konaklama birimlerinin fiyatlarına şu linkten ulaşabilirsiniz. 😉 Yeri Büyük Çakıl'ın yaklaşık 500 metre üstünde yer alıyor, yürüyerek 5 dk içinde plaja varıyorsunuz. 50 metre ilerisinde bir çocuk parkı var, onun hemen altında da bir dolmuş durağı var akşam 7 civarı son dolmuşa kadar buradan merkeze ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca bazı saatler için ücretsiz servis hizmeti de veriyorlar. Hiçbiri olmasa bile Kaş merkez taksi ile 25 TL tutuyor, zaten merkez 2 km uzaklıkta. Şu anda sabah kahvaltısı var sadece ama kahvaltı dahil olduğunu ben anlamamıştım çünkü öyle bir hizmetleri olduğu yazmıyordu, henüz yeni oldukları için yüksek beklenti olmasın diye koymadıklarını anladım ben. İkinci günün sabahı bir baktık ki kahvaltı hazırlanmış, gayet yeterli ve güzeldi kahvaltımız da. Tam bir aile işletmesi yine burası, akşam geldiğinizde kendilerine yaptıkları yemekleri bile size ikram ediyorlar. Bir saatten sonra masalar konaklayanlarla doluyordu ve hep beraber sohbet ediyorduk, Ada'cığım da kendine çılgınlıklar yapacağı bir arkadaş buldu ve çok eğlendiler. 🙂 Bizim için çok keyifli geçti kısacası. Bunların dışında Çukurbağ Yarımadası'nda yer alan KaşKöy Otel de konaklama için gelen tavsiyeler arasındaydı, kendim deneyimlemedim ama siz bir bakın isterseniz. Kaş plajları bence ülkemizin en güzel plajları. Bana göre ideal sıcaklığa sahip, pırıl pırıl ve her yerdeler. 🙂 Yani Kaş'a giderken yol üzerinde gördüğünüz herhangi sıradan bir plaj bile, \"gel burada denize gir\" diye sizi çağırıyor. Çocukla Kaş'a gidilmez diyorlar şeklinde çok mesaj aldım, bence bunun nedeni kum ve sığ plajının pek olmaması. Su sıcaklığı da çok ılık diyemem ama girince alışabileceğiniz soğuklukta ki en sevdiğim deniz benim. 🙂 Velhasıl Ada ile tecrübemize dayanarak en beğendiğimiz plaj Limanağzı oldu, çocuk için en uygun yer bence orası, biz Delos'taydık ama en iyisi Bilal'in Yeri diyorlar, biz Delos'u da sevdik. Bilal'de yer bulmak için ya rezervasyon yapın ya erken saatte gidin. Biz 12'ye doğru gittiğimizde yer kalmamıştı. Kaş Liman'dan kalkan deniz dolmuşları oradaki tüm plajlara uğruyor, bunlar dışında Limanağzı'ndaki diğer yerler de La Moda ve Nuri's Beach. Bu arada yine bir ayıcık krizi yaşadık Limanağzı'ndan dönüşte. Bilenler bilir, Ada'cığımın bebeklikten beri taşıdığı bir THY ayısı var ve onsuz yapamıyor. Delos'ta unutmuştu onu ve kampa dönünce fark ettik, kendilerini aradım ve ayıyı bulup ertesi gün ilk kalkan dolmuşla bize ulaştırdılar sağolsunlar, teşekkürü borç bilirim. 2021 gezimizde değişiklik olsun diye yine çok önerilen Nuri's Beach'e gittik. Bence Delos daha güzeldi. Nuri daha geniş bir alana yayılmış ve belki menüsü daha iyi diyebilirim ama Delos'un denizi daha güzeldi bence, Nuri'sin kıyı kısmında pislikler vardı biraz, Delos'un daha küçük olmasını da ben sevdim şahsen. Tesislerde şezlong ücreti yok, min harcama tutarı şartı var. 2021 güncel fiyat Delos'ta 75TL, Nuri'de 100 TL. Merkezdeki Küçük Çakıl Derya Beach daha önce gittiğimiz bir yerdi, 2021 yılında yeniden gittik. Pizzaları, müzikleri ve kokteylleri güzeldir. Derya Beach'in tam karşısında Çınarlar var. Bu yerlerde giriş veya şezlong ücreti vermiyorsunuz, yediğiniz içtiğinizi veriyorsunuz sadece, bazılarında kişi başı 100 TL minimum harcama limitleri var ama yedikleriniz onu karşılar diye düşünüyorum. 🙂 İki mekanın ortasında ise ücretsiz olarak girebileceğiniz Küçük Çakıl Plajı bulunuyor. Merkezdeki Kaş's Beach de bizim hoşumuza gitmişti, su Küçük Çakıl'a göre biraz daha sıcak. Büyük Çakıl plajı da sevdiklerimdendir. Orada fiyat iki şezlong bir şemsiye 100 TL ya da mekandan bir şeyler yiyip içmeniz gerekiyor. Kaş'taki tüm plajlarda, şemsiye şezlong ücreti alan işletmelerde bile tesisi kullanmayacaksanız herhangi bir ücret ödemenize gerek olmadan denize girebiliyorsunuz. Aslında bu kıyı kanununa göre her yerde böyle olmalı ama maalesef diğer yerlerde pek uygulanmıyor. Ada ile olduğumdan meyhaneleri pek gezemedim bu gidişimizde ama daha önceki Kaş gezilerimde gittiğim Nereid, Zaika, Ruhi Bey Meyhanesi ve Bi Lokma halen hizmet veriyor ve sizlerden de yine tavsiye olarak geldi. Zaika Eylül'e kadar doluydu ama erken saatlerde giderseniz araya sıkışıp yemek yiyebilirsiniz. Farklı olarak Sardelaki, Smiley's, Gaia, Piraye, Üzüm Kızı, Memedin Yeri, Müptela Ocakbaşı da sizlerden gelen başlıca öneriler arasındaydı. Biz yeni açılan yerlerden bir gün Maide Bahçe'de kahvaltı ettik ve hem ortamı hem lezzetleri çok beğendik. Burada kahvaltı dışında gün içerisinde hamburger tarzı fast food gıdalar da yiyebilirsiniz, işletmeciler ve çalışanlar çok tatlı, tavsiye ederim. Benim kahvaltıda favorim soğanlı menemen ve bazlama tost oldu. Ekmekleri kendileri yapıyorlar, bir de pişiler geliyor, oh mis. 😛 Burası dışında ben genelde iştahsız ve çok yemek seçen oğlumun yiyebileceği mekanları tercih ettim. Bir de Woyn Meyhane dikkatimi çekti, normal masalar dışında iki tane sandal şeklinde masaları var, Ada oralarda oturmayı çok istedi ama rezervasyonsuz mümkün olmadı. Ben de açıkçası pek masayı donatamayacağımız için rezervasyon yaptırmadım, siz bir bakmak isteyebilirsiniz. Oburus Momus, vejetaryen yemekler yapıyor, ben falafel ve Sicilya'nın tadı damağımda kalan Arancini'sinden yedim, gayet güzeldi. Ada'cığım için de normalde menülerinde kremalı mantarlı makarna olmasına rağmen önce Ada'nın isteği üzerine domatesli sonra da karar değiştirmesi üzerine yeniden sade makarna hazırladılar sağolsunlar. 2021 gidişimizde Oburus Momus'un yeri değişmişti, denizin önünde çok keyifli bir bahçeye geçmişler. Bir akşam yine orada yedik farklı yemekler de denedik, yien her şey çok güzeldi. 🙂 Lily's Corner, Ada'nın hayatı boyunca yarısından fazlasını yediği ilk pizzayı yaparak tarihimize geçti. Ben pestolu Cheesy pizza, o ise Kaş pizza yedi, ikisi de güzeldi. Kaşık Mantı, ev makarnası yaptığı için tercihimiz oldu, gayet güzeldi. Ada makarnayı sevdi, ben de mantısını fena bulmadım. SpaghettiCi'de napoliten soslu makarna ve bruschetta yedik, makarna normaldi ama kendi yorumları olan kurutulmuş domatesli bruschettayı çok sevdiğimi söyleyeyim. Bir şeyler içmek için Biiisstt ve Frida Pub güzeldi, özellikle Biiisstt Ada'cığımın Kaş'taki en favori mekanı oldu gerçekten, beni ısrarla oraya götürdü ve ayrılmak istemedi oradan. Şiltelerde Kaş Limanı'na karşı keyif yapmak için güzel bir alternatif. (2021 gidişmizde şilteler kaldırılmış, yerine masa konmuştu) Bir de eskilerden meydanda rengarenk masalarıyla dikkatinizi hemen çeken Mavi ile gün batımıyla senelerdir tercih sebebi olan Deja Vu'yu unutmamak gerek. 2021 gidişimizde denediğim diğer birkaç yerden bahsedeyim. Bir akşam Demeti'de yemek yedik, Kaş'ta yaşayan arkadaşların seçimiydi. Açıkçası soğuk mezeler vasattı ama ara sıcaklar nefisti. Burada yediğimiz ahtapot gerçekten çok çok iyiydi, kalamar ve karides de gayet başarılıydı. Bir akşam, İğneada'dan bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Bunbun'da yedik, bir hamburgerci burası. Ama hamburger ekmeklerini Uzakdoğu usulü yapıyorlarmış, pofik pofik çok farklı bir ekmek. Biz etli denedik, tandır eti tiftikleyerek yapmışlar, çok efsaneydi, gerçekten bayıldık. Köfteli, falafelli vs. değişik çeşitleri de var, bir akşam da böyleli bir şeyler yemek canınız çekerse tavsiyemdir. Plajlardan bahsederken Derya Beach'te pizzayı söylemiştim ama burada da adını geçireceğim, çünkü gerçekten çok başarılı buluyorum. 🙂 Instagram'da çok paylaşılan Zoka Street Food'a gittim. Bir küçük çıtır tabağı ve turşu suyuna 155 TL verdim ve Kaş'ta acıdığım tek para oldu. Belki farklı bir şeyler deneseydim severdim ama benim yediğim şey ve ödediğim ücret birbirini karşılamıyor, o yüzden övemeyeceğim. Falafel çok sevdiğim için küçük bir büfede falafel yapan Falafel Dürüm'e de gitti bir gün, dürüm veya porsiyon olarak yiyorsunuz, güzeldi ama tamamen falafel yaptıkları için Lübnan'da yediklerim gibi bir tat aradım sanırım, çok tatmin olmadım. Kendim gitmeye fırsat bulamasam da yeni açılan ve sevdiğim bir abimin çalıştığı Salkım Kahvaltı'yı da önereyim, çok güzel görünüyor. Gece hayatı için canlı müzik olan iki yere gittik biri Echo, biri de Miromara, ikisini de sevdik, hem çıkan gruplar hem de ortam iyiydi, bahçeleri ferahtı. Kaş'ın olmazsa olmaz aktivitesi Kekova tekne turu! 😍Kaş limanın orada bir sürü tekne bekliyor ve satış için önlerinde standları var. Gezerken merak ettiklerinizi sorarak beğendiğiniz tekneye karar verebilirsiniz. Ayrıca alışveriş çarşısında da turlara ait dükkanlar var. Fiyatlar 100 ve 150 olarak değişiyor(2019). Biz bana en çok öneri gelen Xanthos'u tercih ettik. Teknede müzik olmayışı, kapasitenin oldukça altında misafir kabul etmesi (55 kişilik teknede 25 kişi) ve Kaş yerine Üçağız'dan kalkması artı puanlar. Tur sırasında rehberin anlattıkları da oldukça detaylı ve güzeldi bu arada. Üçağız'a minibüs ile gidiyorsunuz, Üçağız'dan kalkınca teknede yolda geçen uzun süre yerine minibüs ile hızlıca gidip daha çok noktaya uğrama ve yüzme şansınız oluyor. Yemekleri de lezizdi ama fiyat 150 yani diğer turlara göre daha pahalı, çocuğa ücret alınmıyor. 2021 güncel tur fiyatı 230 TL. Hangi turla giderseniz gidin mutlaka bu turu yapın. Bana en çok öneri gelen diğer tekne de Engin Kaptan idi fakat yer yoktu, onun teknesi biraz daha küçükmüş sanıyorum ve Kaş Liman'dan kalkıyor. Adalar turu içinse en çok Tia ve Tufan Boat önerildi, ikisinde de yer olmadığı için biz son kalan boş günümüzde Limanağzı plajlarından birine gitmeye karar verdik, bildiğim kadarıyla adalar turunda da Limanağzı'na gidiliyor. Kekova turunun içeriğinden bahsedeyim biraz da. Önce Akvaryum koyuna gidiyorsunuz, gerçekten akvaryum gibi bir yer. Sonra Tersane Koyu, Korsan Mağarası, Batık Şehir, Gökkaya koyunda yemek, Burç Koyu, Kaleköy ve son olarak Boğaz Koyu ile gezimizi bitirip Üçağız'a varıyoruz. Her noktada en az 1 saat mola veriliyor, keyfini çıkarmak için bol vaktiniz oluyor. Yemeklerin çeşitliliği ve lezzeti de bence gerçekten çok güzeldi, yemek artıklarını da Gökkaya'daki keçilere vermeleri benden ekstra puan aldı, belki herkes yapıyordur bilemiyorum. 🙂 Kaleköy gerçekten çok güzel bir yer, diğer adı Simena, konaklama için bile tercih edebilirsiniz. Kaleye çıkabiliyorsunuz, müze kartınız varsa ücretsiz, normalde 14 TL. Burada ev yapımı dondurmalardan yemek, olmazsa olmaz diyebilirim, biz Neşe'de yedik ama Zirve de çok önerildi. Kaş'ta geçirebileceğini ek bir tam gününüz varsa Saklıkent Kanyonu'nu da ziyaret etmenizi öneririm. Kanyona giriş ücreti 10 , öğrenci 5 , Müze kart ve kredi kartı geçmiyor. Önce kanyon duvarlarına bitişik asma bir köprüden geçiyorsunuz, daha sonra 200 metre kadar, en fazla dizlerinize gelen buzz gibi bir suda ilerliyorsunuz. Burada bileklere ufaktan bir ağrı saplanıyor.🙈 Daha sonra 1 km kadar, bileğinize gelen ve ılık bir suda yürüyorsunuz. Aslında kanyon 18 km ama sonrası epey daralıyor ve bazı engeller varmış. Her yaştan çocuklu aile vardı, yani çocukla gidilebiliyor ama taşlarda akar suyun içinde yürüdüğünüz kısımda kucakta çocukla zorlanabilirsiniz biraz. Saklıkent'ten ayrıca rafting aktivitesine de katılabiliyorsunuz. Bir de Saklıkent'e 2 km uzaklıkta Gizlikent Şelalesi var, orada da yine suların içinden yürüyüp şelaleye ulaşıyorsunuz, kısa ama keyifli bir zipline imkanı da var. Kaş'a 1 saat uzaklıktaki Saklıkent'e kendi aracınızla bireysel olarak veya turlarla katılabilirsiniz. Ben yine Xanthos turla gittim ve tavsiye ederim. 👌🏻Turun son noktası da Patara oluyor, burada 1 saat kadar mola veriliyor, ister antik kenti gezin ister denize girin. Patara denizi çok dalgalı ama kum ve temizdi. 2021 fiyatı 250 TL. Not: Terlikle gitmeyin, sert tabanlı deniz ayakkabısı ya da ıslanması uygun sandalet tarzı bir şeyler giyin. Yine harika bir yazı yazmışsınız. Emeğinize sağlık keyifle ve zevkle okuyorum yazılarınızı. Eylül ayında Kaş ile tanıştım ve çok şey kaçırdığımı fark ettim. Xanthos travel da çocuklar ücretsiz değil, 5 yaş üzeri yarı ücret. Oğlum 4 yaşında, ücretsizdi. Kaç yaşa kadar olduğunu sormayı atlamışım.. Kaş'ı çok severim.. 4-5 yaz tatilimizi orda yapmıştık.. kaputaj plajına hayranım.. Eskiden çok sakin bir yerdi.. Şimdi çok kalabalık olmaya başladı.. Bizde sakin yerleri tercih ettiğimiz için başka yerlere gitmeye karar verdik.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/09/02/baku-gezi-notlari", "text": "- Bakü'de konuşulan dil Azeri Türkçesi, genelde konuşulanları anlıyorsunuz ama bazen gerçekten asla anlamadığınız konuşmalar olabiliyor. Yine de hiç dil bilmeyen biri de rahatlıkla Bakü'de insanlarla anlaşabilir. - Aramızdaki saat farkı 1 saat, bizden 1 saat ilerideler. - Azerbaycan para birimi AZN yani Manat, şu anda 1 AZN = 3.35 TRY. - Azerbaycan halkının çoğunluğu Müslüman, şehirde kapalı insan çok az. Biz gittiğimizde Ramazan ayıydı ve günlük hayatta herhangi bir farklılık yoktu. Bayramlar orada da kutlanıyor, bayram tatilinde gidecekseniz orada da tatil olacağını bilmenizde fayda var. - Bakü, çocuklu aileler için de çok uygun bir şehir bence. Bebek arabasıyla gayet rahat ettik. Ayrıca çocukların ilgisini çekecek çok fazla şey var. Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Alev Kuleleri, Nizami Caddesi civarı ve sahil şeridi oğlumun favori yerlerinden oldu. Bakü, kendi tecrübelerime göre oldukça güvenli bir şehir. Başımıza herhangi bir şey gelmedi. Ben ayrıca ailem oteldeyken, bir ihtiyacım nedeniyle gece ara sokaklarda tek başıma da dolandım, kendimi hiç güvensiz hissetmedim. Azerbaycan halkı şimdiye kadar gördüğüm ülkeler arasında açık ara en yardımsever halktı diyebilirim. Kimliğinizden bağımsız zaten hemen her an yardıma koşuyorlar. Mesela biz üç yetişkin olmamıza rağmen merdiven başlarında bizi bebek arabasıyla gören herkes istisnasız yardıma koşuyordu. Hele Türk olduğunuzu öğrendikten sonra zaten akrabalarıymış gibi yardım etmeye çalışıyorlar. Bir şey soruyorsanız, size istediğinizden fazlasını vermeye gayret ediyorlar. Gidince siz de zaten ne demek istediğimi anlayacaksınız. Eylül 2019 itibarıyla vizeye gerek olmadan Azerbaycan'a giriş yapılabiliyor. Bence bu çok anlamsızdı ama bu tarihe kadar Azerbaycan Türk vatandaşlarından vize istiyordu. İleride ne olacağı beli olmaz, vizelerin kalkması kararının değişmesi durumu için yine bizim tecrübemizi de yazayım, burada bulunsun. Yeşil pasaporta vize istemiyorlardı, annem ve babam vizesiz geçtiler. Çocuk için de vize isteniyordu bu arada, Sri Lanka gibi bazı ülkeler 12 yaşa kadar vize istemediği için belirtme ihtiyacı duydum. Eğer Azerbaycan'a hava yolu ile gidiyorsanız kapı vizesi ile geçebiliyorsunuz, ücreti 11$. Vize pasaportunuza basılmıyor, fiş gibi bir belge veriyorlar, bunu ülkeden çıkana kadar saklamanız gerekiyor. Eğer kara yolu ile gidecekseniz maalesef kapıdan vize alamıyorsunuz, mutlaka önceden vize almanız gerekiyor. Bunu iki şekilde yapabilirsiniz; vizenizi Azerbaycan'ın Türkiye'de bulunan dış temsilciliklerinden ücretsiz olarak ya da https://evisa. gov. az/en/ adresinden 23$ karşılığı alabiliyorsunuz, vize süresi 90 gün. Ben gitmeden önce internetten başvurmak istediğimde en erken 7 gün sonrasından itibaren vize veriyordu, en son baktığımda 5 gün sonrasına veriyordu. Resmi kaynaklarda ise 3 gün olarak belirtilmiş. Bu konuda kendinizi sıkıntıya sokmamak için en az 10 gün önceden bence başvurunuzu yapın, konsolosluktan alımlarda durum nedir bilmiyorum. Dediğim gibi bir aksilik olmazsa artık bunlar yaşanmayacak ama ileride bir değişiklik olursa diye yazdım prosedürü. Bakü Azerbaycan'ın başkenti ve ülkenin doğusunda, deniz kıyısında yer alıyor. Türkiye'nin kuzey doğusunda yer alan Azerbaycan ile aramızda Gürcistan bulunuyor. Aslında bir tarafta da aramızda Ermenistan var ama Ermenistan'dan Azerbaycan'a geçiş yapma şansınız yok. Biz Azerbaycan'a Tiflis'ten gittik ve bir gün önce karar verdik. Internetten zaman kısıtı nedeniyle vize alamadığımdan uçakla gitmeyi tercih ettik. Azerbaycan'ın havayolu firması Azal'ın düşük bütçeli yan kuruluşu Buta Airways ile uçuşumuzu gerçekleştirdik. Buta ile Azal ortak uçuşuydu aslında ama Buta'nın Bakü uçak bileti 50$ iken Azal çok daha pahalıydı. Buta'nın dezavantajı kabin valizine bile ücret istemesi. Daha da komik olanı kabin bagajı ücretinin checkin bagajından pahalı olmasıydı. Ben de hepimiz için tek bir checkin bagajı satın aldım. Bu arada online checkin yapmazsanız yine ekstra ücret ödüyorsunuz. Bunlar Türkiye'den uçuşta da aynı şekilde mi emin değilim ama kurallara mutlaka dikkat edin. En son Ukrayna uçuşumda giderken ücretsiz götürdüğüm bebek arabasına dönüşte ekstra ücret aldılar, anlaşılan giderken görevliler inisiyatif kullanıp bize yardımcı olmuşlar. Kuralları önceden okumamak, bilmediğiniz hava yollarında can sıkabiliyor. Buta uçuşumuzda bebek arabası ile ilgili internette herhangi bir madde bulamadım ve ek ücret istemediler. Azerbaycan iç ulaşımda BakıKart diye bir toplu taşıma kartı var. Aslında havaalanından otele giderken taksi kullanırız diye düşünüyordum. Havaalanındaki görevliler 10$'dan(17 AZN) fazla tutmaz demişti ama havaalanı çıkışında taksiler minimum 40 AZN fiyat verince kapının hemen önünde duran ferah ve son model otobüsü kullanmanın daha mantıklı olacağına karar verdik. Kart ücreti 2 AZN, kişi başı 1.3 AZN, çocuk ücretsiz yani bizim için 5.9 AZN tutuyordu. Bu otobüs sizi şehir merkezine, tren garının da bulunduğu 28 Mayıs Meydanı'na götürüyor. Oradan 5 numaralı otobüs ile en turistik yerlere ulaşabiliyorsunuz ya da taksi ile 4-5 AZN civarına gidebilirsiniz. Şehir içi otobüs fiyatları kişi başı 0.33 AZN yani sadece 1.1TL. Bu arada Bakü'de taksilerin hepsi Londra'dan bildiğimiz tipteler ve gerçekten şehre güzel bir hava katıyorlar. Bakü'de iki günde nereler gezebilirsiniz, nasıl bir rota planlayabilirsiniz yardımcı olmaya çalışacağım. Bakü'nün en fotojenik kısmı olan İçerişeher ilk gezmeniz gereken yerlerden, surlarla çevri eski yerleşim bölgesi UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Biz Kız Kalesi ile buraya giriş yaptık, kalenin içerisine girmek ve yukarı çıkmak isterseniz giriş 10 AZN. Bu kalenin adını alma hikayesi şöyle anlatılıyor; Şirvanşahlar hanedanından bir şahın kızı fakir bir genci seviyor ve şah da onun için bu kaleyi yaptırıp kızını buraya kapatıyor ama kız kaleden kendini atarak intihar ediyor. Bu rivayet dışında bu kalenin Şirvanşahlar Sarayı'nı korumak ve saraya haber uçurmak için yapıldığı biliniyor. Buradan sonra İçeriŞeher'in sokaklarında kaybolmaya bırakabilirsiniz kendinizi, eski yapılarla dolu sokaklarda bol bol fotoğraf çekilebilirsiniz. İçerişeher'de en çok görmeniz gereken yer Şirvanşahlar Sarayı bence, sarayın dışında mescid, hamam ve türbenin de içinde bulunduğu bir kompleks burası. 15. yüzyılda inşa edilmiş bina, geleneksel mimarinin izlerini taşıyor ve gerçekten çok etkileyici. İçerişeher'in Büyük Gala Kapsından çıktığınızda Nizami Edebiyat Müzesi ve heykeline ulaşıyorsunuz. Buradan itibaren Bakü'nün modern yüzüne giriş yapıyorsunuz. Ben Bakü'de yeni yapılmış yerleri de çok beğendim, hem mimari hem de yeşillik anlamında bence oldukça güzel yapılandırılmış şehir. Nizami Edebiyat Müzesi'nin dışı çok güzel, tam fotoğraflık. 🙂 İçi de özellikle edebiyat severlerin ilgisini çekecektir ama bence genel olarak gezilesi bir bina, giriş ücreti 7 AZN. Buradan hemen ilerisi Fountains Square, yani şehrin en hareketli meydanı, biz gittiğimizde de Zafer Günü kutlamaları vardı ve çok keyifli gösteriler izledik. Meydanın devamında Nizami Caddesi'ne devam ediyorsunuz, burası çok güzel ve düzenli bir alışveriş caddesi. Halk arasında tüccarlar caddesi anlamına gelen Targovi olarak da anılan bu cadde hem alışveriş hem de yemek için mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir yer diye düşünüyorum. Bu meydandan ayrıldıktan sonra Bakü Bulvarı olarak geçen sahil şeridine indik. Sahilde çok güzel bir yürüyüş bulvarı yapılmış, çok güzel parklar var. Sahilden alev kulelerini görerek yürüdüğünüzde Bayrak Meydanı'na, sonrasında Mini Venedik ve Halı Müzesi'ne ulaşıyorsunuz. Kanallardan oluşan Mini Venedik'te isterseniz küçük sandallara binip gezinti yapabiliyorsunuz. Halı Müzesi de Bakü'nün gezilmesi gereken başlıca yerlerinden biri, giriş 7 AZN. Müze kapanış saatlerine dikkat edin, hafta içi 18:00, hafta sonu 20:00. Halı müzesinden sonra sahilden daha fazla devam ederseniz Baku Eye olarak anılan dönme dolaba ulaşabilirsiniz. Bakü'nün en görülesi yerlerinden biri de Haydar Aliyev Kültür Merkezi, buraya yarım günden fazla ayırmanızı tavsiye ediyorum. Her eserine hayran olduğum rahmetli Zaha Hadid'in elinden çıkma muhteşem mimarisini yakından görmek için bile müzeye gitmeye değer bence, giriş ücreti 15 AZN. İçinde pek çok sergi ve sanat eseri var, hepsi bence birbirinden etkileyici, Azeri kültürü ve Aliyev ailesine dair bilgiler de edineceksiniz. Genel müze girişine ek olarak araba sergisi de var ve buraya girmek için ayrı bilet alıyorsunuz, onun da ücreti 10 AZN. Son olarak vaktiniz varsa Bakü'ye kuş bakışı bakabileceğiniz Şehitler Hıyabanı'na çıkabilirsiniz. Teleferiği kullanarak buraya ulaşmak mümkün, ücreti 1 AZN. Alev kulelerine de bu telferik ile ulaşabiliyorsunuz, bu kuleler uzaktan şehre güzel bir hava katıyorlar ama yakından bildiğiniz birer plaza gibi görünüyor. Ayrıca geceleri bu kulelerdeki ışık şovlarını da biraz izleyin derim. Şehir dışında, şehre 30 km kadar uzakta bulunan, Zerdüştlerin mabedi Ateşgah da gezilecek yerler arasında, biz uzak olduğu için buraya vakit ayıramadık. Bakü çevresinde geziler yapmak isterseniz günübirlik turları değerlendirebilirsiniz, ne tip turlar olduğunu incelemek için şuraya tıklayın. Bakü'de sadece bir gece konakladık ve en güzel neresiyse orada kalalım istedik, tercihimiz Four Seasons Hotel oldu. 🙂 Bakü'nün kesinlikle en güzel oteli burası, lokasyon, hizmet, şıklık, manzara, yemek ve daha aklınıza gelebilecek ne kadar özellik varsa bu otelde toplanmış. Daha önce de Four Seasons otellerinde kalma şansım olmuştu ama Bakü şu anda kesinlikle gönlümün yıldızı. Tek bir sıkıntımız oldu, o da sadece bir gece bu otelin tadını çıkarabilmiş olmak. Ada ve benim odamızın manzarasının bir tarafı denize, bir tarafı meşhur Alev Kuleleri'ne bakıyordu. Yattığım yerden gece boyunca Alev Kuleleri'nde yapılan ışık şovlarını izleyebildim. Banyosu, yatağın konforu, Ada için bizi karşılayan çocuk aktiviteleri ve diğer detaylarıyla odamız benden tam not aldı. Annemlerin odasının manzarası ise bir tarafı İçerişehir olarak adlandırılan Bakü'nün tarihi bölgesine, bir tarafı da yine alev kulelerine bakıyordu. Yukarıda bahsettiğim oda manzaralarından da anlaşılacağı üzere otelin konumu en turistik yerlerin ortasında kalıyor. Hemen karşıya geçtiğinizde deniz kenarındaki meşhur sahil yoluna ulaşıyorsunuz. Halı müzesi, mini Venedik, İçerişehir, Kız Kalesi 4-5 dk yürüme mesafesinde yer alıyor. Bir 5 dk daha yürürseniz Nizami Caddesine ulaşıyorsunuz. Yani otelde konaklarken ulaşım için araca ihtiyacınız neredeyse yok diyebilirim. Haydar Aliyev Müzesi şehir merkezinin dışında olduğu için sadece oraya araçla gitmeniz gerekiyor. Ona da ulaşım otelden çok kolay, ister kapının önündeki taksilerle ister karşı kaldırımdaki otobüs durağından geçen 5 numaralı otobüsle ulaşabiliyorsunuz. Otelin kahvaltısı açık büfe ve ah keşke şu da olsaydı diyebileceğiniz hiçbir şey yok, hatta aklınıza gelmeyecek her şey var. 😀 Gördüğüm en güzel otel kahvaltılarından biriydi kesinlikle. Her şey birinci kalite ve çeşit gerçekten çok fazla, açık büfedekilere ek olarak yumurta, krep benzeri sıcak ürünleri farklı şekillerde tazecik yaptırma imkanınız bulunuyor. Kahvaltı salonu çok şıktı ve çalışanların ilgisi de muazzamdı. Otelin çok güzel bir kapalı havuzu var, tek akşamımızın çoğunu orada geçirdik, Ada'cığım ayrılmak istemedi. Hem jakuzili sıcak kısmı hem de yüzmek için soğuk alanı var. Burada kalacaksanız yanınızda mayo götürmeyi unutmayın, günün yorgunluğu üzerine çok iyi geliyor. Otel hakkında daha fazla detay ve rezervasyon için şuraya bakabilirsiniz. Azerbaycan'ı genelde pahalı olarak duyuyordum ama şu anki Türkiye fiyatlarına göre anormal bir pahalılık görmedim ben, hemen hemen aynıydı yeme içme gibi kalemler. Tabi ki çok pahalı yerler de var ama uygun fiyata gezmek mümkün. Toplu taşıma yukarıda da bahsettiğim üzere gerçekten çok uygun, taksiler ise Avrupa'ya göre ucuz ama bize göre biraz daha pahalı. Bakü'ye uçakla ulaşım Avrupa'daki ülkelere gider gibi diyebilirim ama vizelerin kalkmasıyla belki farklı hava yolları ile uçuşlar gelir ve daha uygun fiyatlara bilet bulunabilir. Gezilecek yerler arasında sadece Haydar Aliyev Kültür Merkezi pahalıydı ama orası da bence gerçekten çok efsane bir müze olduğundan anlaşılabilir. Genel olarak Bakü için Türkiye'de tatil yapıyormuş gibi ya da birazcık daha üstü bir bütçe ayırabilirsiniz. Biz şehir içinde 2 günde yeme içme, şehir içi ulaşım ve geziler için 3 yetişkin 1 çocuk 150$ civarı harcadık. Azerbaycan'da en meşhur yiyecekler arasında bizim de mutfağımızda bulunan pilav, dolma ve mantıyı sayabilirim. Dolma bizdekinden farklı olarak neredeyse tamamen kıymadan oluşacak şekilde yapılıyor. Pek çok farklı pilavları var ama genel olarak hepsinde bol kuru meyve ve et var, Şah pilavı en meşhur olanı. Mantıları da genelde Kars'tan da bildiğimiz hengele benzer şekilde yapılıyor. Düşbere isminde bizim klasik mantıya daha çok benzeyen mantıları da varmış ama ben tatmadım. Bunların dışında Piti, Lüle kebabı, Saç kebabı, Dovga çorbası da tadılması gereken Azerilere özgü diğer lezzetler. Bakü'ye aniden gitmeye karar verdiğimiz için pek araştırma yapacak vakit olmamıştı. Instagram'dan mekan önerisi istediğimde tahminimin çok üstünde mesaj geldi. En çok önerilen yerleri değerlendirmeye çalıştım ama kısa zamanda hepsini deneme şansımız olmadı tabi. Ben size tüm önerileri listelemeye çalışacağım yine de, sizlerin önerileri genelde güzel oluyor. 🙂 Bütçe dostu yöresel yemekler için Dolma, kahvaltı ve yöresel yemekler için biraz daha yüksek fiyatlı bir alternatif olan Qaynana, otantik bir ortam ve leziz geleneksel yemekler için Firuze, yine çok otantik ve yöresel yemekleri tadabileceğiniz bir yer olan Sirvansah, Bakü lezzetlerini tadabileceğiniz yerler arasında. Vintage dekorasyonuna bayılacağınızı düşündüğüm MariVanna'da genel olarak Rus mutfağına ait yemekler var, Gürcü tatlarını da bulabiliyorsunuz yani Rus kültüründen etkilenmiş diğer mutfaklar da var diyebilirim. Son olarak bütçe olarak biraz yüksek kalan, yemeklerinden ziyade, çok yükseklerden görülen muhteşem Bakü manzarasıyla öne çıkan Telequlle'yi de notlarınız arasına alabilirsiniz. Biz Bakü'ye Mayıs ayının ilk haftasında gittik. Gittiğimiz gün şehre sis inmişti, o nedenle biraz serindi hava ama ertesi gün sis kalktı ve gündüz saatlerinde hava oldukça sıcaktı, akşam ise yine serinledi. Bildiğim kadarıyla Azerbaycan'da karasal iklim hakim yani gündüzleri sıcak akşamları ise serin olması buradan geliyor sanırım. 🙂 Dört mevsimi yaşayan çoğu yer için geçerli olduğu üzere Bakü için de bahar ve yaz ayları gezmek için ideal zamanlar. Yalnız yazın bile gidiyor olsanız yanınıza ince bir mont almanızda fayda var. Biz Bakü'de bir gece iki gün geçirdik ve şehrin görülmesi gereken çoğu yerini gezebildik ama iki gece üç gün kalmak daha ideal olacaktır. Bakü'nün çevresine de biraz vakit ayırmak isterseniz bu süreyi en azından beş güne çıkarmanızı tavsiye ederim. Bakü'de hediyelik alışverişi için İçeriŞeher'de dolaşmanız yeterli. Çok fazla eskici ve halıcı gözünüze çarpacak. Azerbaycan'ın halıları da epey ünlü, hatta yukarıda söylediğim gibi bir müzesi var, eğer merakınız varsa mutlaka inceleyin. Kelaghayi adındaki ipek eşarplar da Azerbaycan'dan alınabilecekler arasında, maddi olmayan UNESCO kültür mirası listesindeymiş. Azerilere özgü bir başka hediyelik Chirag adı verilen Alaaddin'in sihirli lambası şeklindeki seramikler, bunlar dekoratif olarak tatlı duruyor. Nizami caddesinde güzel resimler sergileniyor, bizim gibi tablo meraklısıysanız bakmanızı öneririm. Bakü gibi hafta sonunda rahat gezilebilecek yakın yurt dışı şehirler için diğer yazılarımı da okuyabilirsiniz. Çok bilgilendirici bir yazı olmuş. Bakü seyehat planımızı kolaylaştırdınız. Teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/10/18/sicilya-gezi-rehberi", "text": "Beni uzun zamandır takip edenlerin bildiği üzere oğlum Ada'nın her doğum gününde dünyada bir adaya gitmeye çalışıyoruz. Sicilya adası uzun bir süredir radarımdaydı ve sonunda bu sene bir Sicilya gezisi yapmayı başardık. 🙂 Sicilya adası çok büyük ve tarihi çok eskilere dayandığından gezilecek yerleri çok fazla, o yüzden Sicilya gezilecek yerler, Sicilya plajları ve Sicilya mekan önerileri için ayrı bir Sicilya rehberi hazırlıyorum. Bu yazıda Sicilya gezi planı yaparken bilmeniz gerekenlerin olduğu bir Sicilya gezi rehberi yazacağım. Her köşesine hayran olduğum ve tekrar gitmek için sabırsızlandığım bu adayı elimden geldiği kadar sizlerle de paylaşacağım. İşte size Sicilya adası gezi notları.. Sicilya gezilecek yerler, Sicilya plajları ve Sicilya mekan önerileri için Sicilya Gezilecek Yerler yazımı mutlaka okuyun. - Sicilya, Akdeniz'in en büyük adası. - Sicilya bizim saatimize göre 1 saat geride. - İtalya'nın 20 bölgesinden birisi ve bölge olarak özel yetkilerle donatıldığı için yarı-özerk durumda. - Schengen bölgesinde yer aldığı için Türk vatandaşlarından vize istiyor. - Para birimi Euro ve gitmeden önce yanınıza yeterli Euro almanızda fayda var. Biz nasılsa bozdururuz diye Dolar ile gitmiştik ve döviz bürosu bulmakta oldukça zorlandık. Bankadan para çekmeye çalıştığımda da önce sorun yaşadım, sonra bankamla iletişime geçerek yurt dışında olduğumu bildirdim ve kartım işleme açıldı. Sanırım Sicilya da sahtekarlık riski olan yerlerden biri olarak görülüyor. - Avrupa'nın en yüksek aktif yanardağı Etna, Sicilya'da yer alıyor. - Sicilya'nın eski halkı İtalyanca'dan farklı bir latin dili konuşuyor ama genel olarak turistik yerlerde herkes İngilizce konuşuyor. - Tarihte mafyanın doğduğu yer Sicilya ve Sicilya'nın en meşhur mafya kasabası da Corleone. Sicilya'da halen mafya aileleri bulunuyormuş ama turist olarak gittiğinizde Sicilya mafyası ile karşılaşmanız mümkün değil, herhangi bir güvenlik sıkıntısı da yaşamadık biz. Bir de Sicilya halkı mafyadan bahsedilmesinden hoşlanmıyormuş. - Godfather filmi Sicilya'da geçiyor ama Corleone kasabasında çekilmemiş. - Restoranlar genelde 1 ile 5 arası siesta için kapanıyor. Bir de bazı yerlerde oturarak yemek için her yiyeceğe ek ücret konuluyor, özellikle fast food olarak tüketebileceğiniz yiyeceklerin olduğu yerlerde menüyü kontrol ederek paket yaptırmayı tercih edebilirsiniz. Sicilya, haritada İtalya'nın çizmesinin burnu olan kısım. İstanbul'dan Sicilya'nın Catania şehrine direkt uçuşlar var, en kısa gidiş yolu bu şekilde. İtalya'nın başka bir şehrine uçup feribotla da adaya ulaşabilirsiniz. Adada toplu taşıma oldukça başarılı, özellikle başlıca turistik yerleri görecekseniz tren ve otobüs kullanarak seyahat edebilirsiniz. Tren için trenitalia, otobüs için interbus sitesini inceleyebilirsiniz. Catania Fontanarossa Havalimanı'ndan şehir merkezi oldukça yakın. Toplu taşıma ile 457 nolu otobüsü kullanarak 1 karşılığı merkeze ulaşabilirsiniz, diğer alternatif de Alibus otobüsleri, onun fiyatı da 4 . Biz ailece gittiğimiz için ve dilediğimiz yerde duralım, dilediğimiz yere gidelim istediğimiz için araba kiralamayı tercih ettik. Fiyatları nispeten daha uygun ve puanı yüksek olduğu için Leasys firmasını tercih ettim ve Fiat 500x kiraladım. Sigorta yaptırmadık çünkü Catania'nın sigorta kapsamı dışında olduğunu söylediler, biz zaten Catania'da konaklayacaktık, bu durumda sigortanın pek de anlamı olmayacaktı. Çok şükür kazasız belasız arabamızı teslim ettik. 🙂 Sicilya'da bazı yollar ücretli, bazıları ücretsiz. Mesela Catania'dan Taormina'ya giderken biz ücretli yolu tercih ettik ve 1.70 gibi bir ücret ödedik, Siracusa'ya giderken ise aynı kalitedeki yol ücretli değildi. Biz Haziran ayının ortasında Sicilya'ya gittik ve hava çok güzeldi, genelde gündüzleri denizin tadını çıkarıp akşam üstüne doğru turistik gezilerimizi yaptığımızdan anormal sıcaklıkları hissetmedik, akşamları da hava gayet güzeldi, üstümüze bir şey almaya gerek duymadık. Deniz için bence en güzel Haziran veya Eylül'de gitmek gibi görünüyor, hem kalabalıklardan hem de fiyatlardan kaçmak için. Plaj giriş fiyatları bazı mekanların kapısında asılıydı ve Temmuz ve Ağustos'ta ücretlerinin neredeyse iki katına çıktığını görmüştüm. Eğer Sicilya'nın tarihiyle ilgileniyor ve denize girmeyi düşünmüyorsanız Nisan-Mayıs ve Ekim ayları en ideali olacaktır. Akdeniz'in ılıman iklimi sayesinde kış aylarında bile çok üşümeden keyifli bir seyahat planlayabilirsiniz. Biz Sicilya'da 5 gece 6 gün kaldık. 4 günün gündüzlerini plajda değerlendirdik ve akşamları gezmeye ayırdık. 2 gün de yine tamamen turistik gezi yaptık ve adanın ancak doğusunun bir kısmını gezebildik. Sicilya'nın tamamını gezmek isterseniz minimum 2 hafta gerekir bence, tabi deniz tatiliyle birlikte olunca. Eğer bahar aylarında gidip denize girmeyecekseniz de yine bir 10 gün ayırmalı bence. O kadar vaktiniz yoksa bizim yaptığımız gibi adanın belli bir kısmını ziyaret edebilirsiniz. Sicilya gezi planı yaparken öncelikle Sicilya'da deniz tatili mi, turistik gezi mi yoksa ikisi bir arada bir tatil mi yapmak istediğinize karar vermelisiniz. Tamamen deniz tatili yapmak istiyorsanız adanın kuzey batısına ağırlık vermenizi öneririm, en turkuaz plajlar o bölgede toplanmış görünüyor. Tarihi anlamda her yer sizi tatmin edecektir o yüzden o konuda kafanız rahat olsun. 🙂 Biz çocuklu bir aile olarak zamanımızın çoğunu yollarda geçirmek istemediğimizden Catania havaalanına yakın olan doğu bölgesini gezmeyi planladık. Bizim için sadece bir keşif seyahati değil aynı zamanda deniz tatili olacaktı, o nedenle sıkışık bir program yapmadık ve sindire sindire gezdik. Şimdi size 5 gece 6 gün kaldığımı Sicilya gezimizin programını yazacağım, sizin için de örnek olur. İlk gün öğlene doğru Sicilya'ya vardık ve araba kiralama, otele yerleşme derken öğleden sonra oldu. Yoldan yorgun geldiğimiz için kendimizi plaja atmak istedik ve Catania civarında bir plaja gittik, akşam da Catania merkezde yemek yedik. İkinci gün gündüz adanın meşhur plajlarından Isola Bella'ya gittik, akşam üstüne doğru da Taormina'yı gezik ve akşam yemeğimizi de Taormina'da yedik. Isola Bella ve Taormina birbirine çok yakın, Catania'ya da 1 saat uzaklıkta yer alıyor. Üçüncü gün doğu bölgesinin en güzel plajlarından Fontane Bianche'ye gittik ve yine akşam üstüne doğru Siracusa-Ortigia'ya geçtik, bunlar da Catania'ya 1 saat civarı uzaklıkta bulunuyor. Dördüncü gün Godfather filminin izinde Savoca, Forza d'Agro gibi filmin çekildiği kasabaları gezmek istedik. Bugüne plaj koymadık çünkü hem yol biraz daha uzaktı hem de geçtiğimiz yolların ve bu küçük kasabaların daha fazla tadını çıkarmak istedik. Akşam üstüne doğru eve dönünce de Catania merkezi gezdik. Beşinci gün hem oğlumuz hem de kendimiz çok beğendiğimizden yine Fontane Bianche'ye gittik. Yollardayken gördüğümüz kadarıyla doğu bölgesindeki diğer plajlar o kadar güzel gelmedi bize açıkçası, sırf deniz için kuzeye çok fazla yol yapmak da istemedik. Akşam üstü bu sefer Noto'yu gezdik, akşam yemeğimizi de orada yedikten sonra Catania'ya döndük. Son gün uçağımız akşam saatlerindeydi o güne nokta atışı bir plan yapıp havaalanına yetişmek istiyorduk ve Etna'ya gittik. Hem tatil hem keşif yapmak isteyen çocuklu bir aile olarak verimli bir seyahat olduğunu düşünüyorum. Tabi ki çok daha fazla yer görerek de geçirilebilirdi. Mesela programı biraz daha sıkıştırıp Ragusa ve Cefalu da görülebilirdi, bir dahaki sefere artık. Gittiğimiz yerlerle ilgili detaylı bilgi ve yorumlarımı diğer yazımda okuyabilirsiniz. Biz ailece tekrar tekrar valiz aç kapa yapmak istemediğimiz için tüm tatil boyunca tek bir yerde konakladık, bunun için de havaalanına yakın olduğundan dolayı Catania'yı seçtik. Uzun kalacağımızdan ev tipi bir konaklamanın bize uygun olacağını düşündüm fakat airbnb'deki evleri pek beğenemedim. Bu sırada booking'teki apart tarzı otelleri incelerken Ferrini Home'a denk geldim ve hoşuma gitti. Bu arada instagram'dan da Sicilya konaklama önerisi sormuştum, Sicilya çok popüler bir tatil yeri olmadığından az sayıda gelen önerilerden biri burası olmuştu, ben de rezervasyonumuzu yaptım. Bizim gezi planımız açısından Catania doğru bir tercihti, kaldığımız yerden de çok memnun ayrıldık. Aşırı merkeziydi, altında 2 tane güzel restoran vardı, çevresinde onlarca restoran ve dükkan vardı, Catania'daki turistik yerlere yürüme mesafesindeydi. Her ne kadar toplu taşıma kullanmasak da otobüs durağı dibimizdeydi. Çocukla olmasaydık iki farklı yerde konaklamayı tercih edebilirdim, biri yine Catania olurdu, diğeri ise Siracusa. Aslında Taormina'da konaklamayı da çok isterdim ama en turistik yeri olduğu için fiyatlar epey yüksek. Kuzey için plan yapmış olsaydık Palermo ve Cefalu konaklamak için düşündüğüm yerlerdendi. Siz de gitmek istediğiniz yerleri belirleyip ondan sonra konaklamanızı belirleyin, çünkü adada bir yerden bir yere gitmek çok uzun sürüyor. Sicilya'daki diğer uygun oteller için şuraya göz atabilirsiniz. Sicilya farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığı için yemek kültürü de İtalya'nın geri kalanına göre biraz daha çeşitli. İtalya denince normalde akla ilk gelen şeyler pizza, makarna ve dondurma oluyor. Sicilya'da da bunları yiyebiliyorsunuz tabi ama farklılıklar var. Mesela dondurma daha çok buzlu şekilde tüketiliyor, granita denilen bu buzlu dondurmalar sorbeye benziyor ve sıcaklarda gerçekten çok iyi gidiyor. Bir de Sicilya'da brioche olarak geçen puf ekmeklerin arasına granita koyup kahvaltıda yiyorlar. Biz de brioche arası dondurma denedik ama pek bizlik değil ya da alışmadığımızdan garip geldi bilmiyorum. Hemen hemen her yerde bulabileceğiniz arancini ile devam edeyim. Bu çok kurtarıcı bir yiyecek, hem ucuz hem doyurucu hem lezzetli. Farklı çeşitleri var ama orijinal olanı bizdeki içli köftenin pilavlısı gibi düşünebilirsiniz. 🙂 Kıymalı dışında, peynirli, ıspanaklı gibi pek çok çeşidi bulunuyor. Panelle denilen nohut cipsini de görürseniz denemenizi öneririm, Palermo kökenli bu yiyecek de güzel bir atıştırmalık. Caponata, patlıcanlı bir meze, Noto'da geleneksel meze tabağı söylediğimizde tadına bakma şansı bulduk, fena değildi. Sfincione, tombik ekmek üstüne peynir, domates sosu, soğan vs. koyup yaptıkları pizza ile focaccia arası bir yiyecek, fena değil. Parmigiana, kızarmış patlıcan dilimlerini üst üste dizip aralarına domates sosu ve peynir koydukları bir yemek, ben bunu daha önce de yemiştim, güzel bir yemek. Genel olarak güney İtalya'ya özgü bir yiyecek, et ile yapılan versiyonları da var. Pasta alla Norma da yaygın olan makarnaları, yine patlıcan, peynir ve domates sosu baş rolde. 🙂 Bunların dışında tabi ki deniz ürünleri taze ve leziz, özellikle sardalya ve kılıç balığı ile yapılan farklı mezeleri var. Tatlı olarak en popüler yiyecek Cannoli, kıtır hamur içine ricotta peyniri ile yapılıyor, ben sadece çikolatalısını sevdim. Son olarak, seviyorsanız yerel şaraplarından tatmayı unutmayın. Sicilya özellikle seramik konusunda insanı epey zorluyor. Zorlamak derken, o kadar güzel şeyler var ki bir sürü şey satın almak istiyorsunuz ama fiyatlar ne yazık ki pek uygun değil. Özellikle kafa şeklindeki seramik saksıları her yerde göreceksiniz. Taormina'da tüm balkonlar bu saksılarla dolu. Bu saksıların bir de efsanesi var. Sicilya'da Müslümanların hüküm sürdüğü zamanlarda, bir genç kız balkonunda çiçeklerini sularken yoldan geçen bir Mağribi ile birbirlerini görüp aşık olurlar ve bir süre aşk yaşarlar. Adamın geldiği ülkede bir ailesi vardır, genç kız bunu öğrenince kıskançlıktan deliye döner ve adamın sonsuza kadar onunla kalması için kafasını kesip içine çiçek eker. Bu çiçek çok fazla büyür ve balkonda bu kafayı gören diğer insanlar da çiçekleri çok büyüsün diye seramikle kafa şeklinde saksılar yapmaya başlarlar. Çok fazla çeşitte kafa var ama siyah tenli kafalar çok dikkat çekici, onlar da bu hikayeden geliyormuş. Bunların dışında Coffa denilen rengarenk hasır çantalar da çok güzeller, özlelikle plaj çantası olarak alınabilir. Coppola şapka olarak geçen bizdeki kasketlerin her türünü Sicilya'da bulmak mümkün, bir tane edinmek isteyebilirsiniz. Sicilya şarap konusunda iddialı bir yer, o yüzden şarap alabilirsiniz. Müziğe ve müzik aletlerine özel yakınlığınız varsa Sicilya geleneksel müziğinde yeri olan ve dünyanın en eski müzik aletlerinden biri olan Marranzano ilginizi çekebilir. Etna'dan akan lavlarla yapılan hediyelik eşyalardan alabilirsiniz. Tecrübelerime ve araştırmalarıma dayanarak size hap gibi bir Sicilya Gezi Rehberi hazırlamaya çalıştım. Umarım işinize yarar. Sicilya gerçekten çok büyük bir ada ve yapılacak çok fazla şey var, gezilecek yerler ve mekan önerilerini bulabileceğiniz diğer yazımı da mutlaka okuyun. 😉 Bir de instagram profilimde sabitlenmiş hikayelerde Sicilya sekmesini inceleyebilirsiniz, anlık paylaşımlarımı vakit buldukça oradan yapmıştım. Gezi planı yaparken kolaylıklar ve iyi seyahatler diliyorum. Sicilya gezilecek yerler, Sicilya plajları ve Sicilya mekan önerileri için Sicilya Gezilecek Yerler yazımı mutlaka okuyun."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/10/31/yerlisinden-tiflis-gezi-rehberi", "text": "Gürcistan'ın başkenti Tiflis, hem hafta sonu kaçamağı için düşünebileceğiniz, hem de çevresini gezerek uzun tatil planı yapabileceğiniz bir yer. Üstelik Türkiye için vize istemeyen, hatta nüfus kağıdıyla girebileceğiniz, uçakla 2 saat mesafede bir şehir. Pasaportsuz, vizesiz ve bütçe dostu yurt dışı tatili yapmak isteyenler için Tiflis gezisi biçilmiş kaftan. 6 yıldır eşim ve oğlumla Tiflis'te yaşıyoruz. Tiflis'i bir de benden okuyun istedim, işte size yerlisinden bol detaylı Tiflis gezi rehberi! Bu yazımda, Tiflis hakkında genel bilgiler, konaklama, ulaşım, hava durumu, alışveriş, yeme içme gibi Tiflis'e gitmeden önce bilmeniz gerekenleri okuyacaksınız. Tiflis'te gezilecek yerler için, iki günlük hazır rota ile birlikte ayrı bir yazım var. Aşağıda linkini bırakıyorum, onu da okumanızı öneririm. Karadeniz'in doğu kıyısında, Güney Kafkasya'da yer alan Gürcistan, Türkiye'nin kuzey doğu komşusudur ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinden biridir. Gürcüler anaerkil bir toplum, yani evin reisi kadınlar. Mesela birçok dilde anne anlamına gelen \"mama\" baba, \"deda\" anne anlamında kullanılıyor. Hatta şehrin simgesi olan dev heykel \"Kartlis Deda\" da bir kadın ve Gürcülerin anası olarak anılıyor. Ülkede Ortodoks Hristiyan nüfusu %85 civarında, %10 da Müslüman var. Para birimleri Lari ve şu anda 10.65 TL'ye karşılık geliyor. Para bozdurma konusu da çok sorulduğu için bahsetmek istiyorum. Burada döviz büroları TL'den para bozuyor ancak tabi ki dolar bozdurmaktan pahalıya geliyor. Eğer elinizde Dolar varsa direkt onunla gelmek daha mantıklı. Paraları bizden daha değerli olmasına rağmen nispeten bütçe dostu bir şehir olduğunu belirteyim. Tiflis gezi bütçesi, Türkiye'deki bir tatilden çok pahalıya mal olmayacaktır, hatta bazı kalemlerde Tiflis'te fiyatlar daha uygun olduğundan ucuza bile gelir. Eskiden Gürcistan'da güvenlikle ilgili kötü hikayeler varmış ama o günler çok eskide kalmış, şu anda hem Tiflis hem de ülkenin geri kalanı gayet güvenli. Tiflis halkı da genel olarak sıcak kanlı, eğlenmeyi bilen, zaten kaba olan dilleriyle bağıra bağıra konuşmayı seven bir halk. Bağırdıkları için kavgacı olduklarını düşünenler oluyor. 🙂 Yazının sonunda işinize yarayabilecek birkaç Gürcüce kelime de paylaşacağım. Türkiye'den Tiflis'e THY ve Pegasus'un direkt uçuşları var, günde birkaç sefer yapıyorlar. Dönem dönem kampanyalar oluyor ve gerçekten çok ucuza Tiflis uçak bileti bulunabiliyor. Tiflis'te toplu taşıma mevcut, ben pek kullanmasam da bildiğim kadarıyla bilgi vermeye çalışayım. Öncelikle Tiflis havaalanından merkeze otobüsle ulaşımdan bahsedeyim. 337 numaralı otobüs ile şehir merkezine gidebilirsiniz. Otobüsün son durağı merkez tren istasyonu oluyor, şehir merkezinde inmek için Özgürlük Meydanı durağı en ideali. 6:59 22:59 arası, 15 dk. da bir çalışıyor ve ücreti 1 GEL. Gece de 40 dk. da bir çalışan 137 numaralı otobüsü kullanabilirsiniz. Şehir içi ve şehir dışı ulaşımda Marshrutka denilen minibüslerle pek çok yere gidebiliyorsunuz, bunlar artık nakit kabul etmiyor, MetroMoney kart almanız gerekiyor. Diğer ulaşım aracı otobüsler, otobüs rotaları ve ücretler için şu siteyi inceleyebilirsiniz. Toplu taşıma için yakında çok daha fazla detay içieren ayrı bir yazı hazırlayacağım. Şehirde iki tane metro hattı var, 2 GEL tutarındaki MetroMoney kartı alıp onu doldurarak metroyu kullanabilirsiniz. Bu kart aynı zamanda Kartlis Deda'ya çıkmak için kullanılan teleferikte de geçiyor. Araba kiralamak Tiflis'teyken en son düşüneceğiniz şey olmalı bence, epey pahalıya gelir. Ancak çevre yerlere gitmeyi düşünürseniz, sadece oralara gideceğiniz günlerde araba kiralayabilirsiniz. Bu arada Tiflis'te hem sağda hem solda direksiyon görebilirsiniz ama trafik bizdeki gibi sağdan akıyor. Bence şehir içi ulaşımda Yandex. Go uygulamasını indirip buradan taksi çağırmak en mantıklı seçenek, hem ucuz hem de güvenli ve rahat bir şekilde ulaşımı sağlayabilirsiniz. Ben bile kendi arabam olduğu halde çoğunlukla şehir içi ulaşımında Yandex. Go tercih ediyorum. Normal taksilere her zaman güven olmuyor, kafalarına göre fiyat belirleyebiliyorlar. Bir de hepsi İngilizce bilmediği için gideceğiniz yeri tarif etmek zor olabiliyor. Bolt uygulaması kullananlar da var. Ulaştırmanın bir diğer kolu olan telefonla iletişimden de bahsedeyim, eğer uzun kalacaksanız bir telefon hattı edinmeyi düşünebilirsiniz. Ben Magti kullanıyorum, size de tavsiye ederim. Gürcistan'ın pek çok yerini geziyoruz, hiç çekmeme problemi yaşamadım. İnternet, sms ve konuşma paketleri hakkında detaylı bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz. Eşim ise Geocell kullanıyor, onun da sıkıntı yaşadığını duymadım. Geocell paketleri hakkında detay için de şu sayfayı inceleyebilirsiniz. Bir de internet için ben son yurt dışı seyahatlerimde sürekli e-sim kullanıyorum artık. Fiziksel olarak kart değiştirmeye gerek kalmadan yurt dışında internet kullanmak için bu linkten uygulamayı indirebilirsiniz. Ben şimdiye kadar 9 ülkede kullandım ve sorun yaşamadım. DENIZ9333 kodu ile kaydolursanız 3$ indirim oluyor. Hat almazsanız da şehrin bazı yerlerinde ücretsiz internet oluyor, Tbilisi Loves You veya Free Wifi olarak görünüyor, ayrıca tabi ki tüm restoran ve kafelerde de internet mevcut. Tiflis'e gitmek için en uygun zamanın ilkbahar ve sonbahar ayları olduğunu söyleyebilirim, özellikle Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim ayları seyahat için en ideal zamanlar. Baharda bol yeşillik içinde veya sonbaharda sarı tonlarda şehir çok daha güzel oluyor, ayrıca sıcaklardan bunalmıyor, ya da şehrin kuru soğuklarında donarak gezmek zorunda kalmıyorsunuz. Tiflis, genel olarak Türkiye'nin Marmara bölgesi ile uyumlu br iklime sahip ancak tabi birebir aynı gitmiyor. Kışın İstanbul soğuğu gibi oluyor diyebilirim. Yazın sıcaklık gerçekten çok yüksek oluyor, o yüzden ben Haziran ayı dışında yazın seyahat etmeyi çok tavsiye etmiyorum. Buraya taşındıktan sonra, ilk sene yazın bir kısmını Tiflis'te geçirmiş ve gündüzleri zorunda kalmadıkça dışarı hiç çıkmamıştım. Kazbegi, Kakheti gibi çevre yerlere de vakit ayırmayı düşünüyorsanız yazın seyahat etmek daha mantıklı olur tabi. Tiflis'te gidilmesi gereken turistik yerlerin çoğunluğuna yakın olmak için Eski Tiflis civarında bir yerler seçmeniz mantıklı olacaktır. Hem de birçok güzel restoran ve bar bu bölgede yer alıyor. Rustaveli civarı da yine konaklamak için ideal yerlerden biri, çoğu aktiviteye yürüme mesafesindesiniz. Tiflis'in nezih semtlerinden olan Vake'yi de konaklama için önerebilirim. Burada da her geçen gün yeni ve güzel kafeler açılıyor, çevresinde parklar ve alışveriş olanakları da mevcut ancak çoğu turistik aktivite için araç kullanmanız gerekecektir. Fiyatları biraz yüksek ama stil sahibi otellerde kalmayı sevenlere bu civardaki Rooms Hotel'i tavsiye ederim. Odaların ve ortak kullanım alanlarının dekorasyonu çok hoş. Hemen yanında yer alan Stamba Hotel de iç tasarımını sevdiğim bir yer. Bu iki otel Adjara Group bünyesinde yer alıyor, genel olarak tarzları çok hoşuma gidiyor. Aynı grubun daha hesaplı ve şehrin başka bir bölgesinde olan oteli de Fabrika, burası hem hostel hem de özel odaları bulunuyor. Aynı zamanda avlusunda pek çok mekana ev sahipliği yapıyor. Tiflis'te konaklama sorusu çok geldiği için bu konuya özel detaylı bir yazı hazırladım. Hem Tiflis'te konaklamak için ideal bölgelerden bahsettim hem de her bütçeye özel çok güzel oteller buldum, yalnız gezginler için hostel önerilerim de var, mutlaka bu yazıyı okuyun. Tiflis'teki tüm uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. En sevdiğim soru bu benim. Bir yere gittiğim zaman oranın kendine has yemeklerini tatmaya bayılırım. Gürcistan mutfağı bizim ağız tadımıza uygun, genelde hamur işi ve et üzerine kurulu bir mutfakları var. Tiflis gece hayatı da oldukça renkli, Gürcüler eğlenmeyi gerçekten çok seviyor ve arkadaşlarıyla program yapmaya önem veriyor. Gürcistan'da yeme içme konusunu detaylı bir şekilde öğrenmek için sizi Gürcü Yemekleri ve Gürcü İçecekleri yazımı okumaya davet ediyorum. 🙂 Tiflis'te deneyip beğendiğimiz mekanları paylaştığım Tiflis Yeme İçme Rehberi yazımı da okumanızı tavsiye ederim. Bu arada bir de Tiflis'te su konusundan bahsedeyim; biz evimize içmek için normalde dışarıdan su alıyoruz ama yemeklere, çay ve kahveye çeşme suyunu kullanıyorum, evde su kalmadıysa da çeşmeden içtiğim oluyor. Tiflis, başlıca turistik yerleri bir hafta sonunda gezebileceğiniz bir şehir ama çevresine vakit ayırmayı düşünürseniz çok daha fazla zaman ayırabilirsiniz. İki günden fazla kalmayı düşüneceklere biraz da Tiflis'in çevresinde nereleri keşfedebileceklerinden bahsedeyim. Gürcistan'ın Kakheti bölgesinde çok güzel bir şarap rotası var, bahar aylarında yemyeşil bağları gezip şarap tadımı yapabilirsiniz. Biz her sene gideriz. Biraz eski olsa da fikir sahibi olmak için Gürcistan Şarap Bağları Rotası: Kakheti Bölgesi Gezi Rehberi yazımı okuyabilirsiniz, yakında güncellerim. Tiflis ayrıca kayak merkezlerine yakınlığıyla da tercih edilebilecek bir şehir. Biz kayak severler olarak çok yakınındaki Gudauri'yi oldukça başarılı buluyoruz, kış için tavsiye ederim. Bizim gittiğimiz bir diğer kayak alternatifi de Bakuriani, özellikle çocuklu aileler ve kayağa yeni başlayanlar için tavsiye ederim. Biraz daha uzaklaşmayı düşünürseniz, harika doğa manzaraları ve belki trekking için Kazbegi'yi tavsiye ederim. Mestia da, hem Svan kuleleri hem de kayak imkanıyla seyahat severler için muhteşem bir rota. Tiflis'ten gidebileceğiniz bazı günübirlik yerleri incelemek için şu yazımı okuyabilirsiniz. Tiflis benim ilk defa turist olarak geldiğimde en çok hediyelik eşya aldığım yerlerden biriydi. Öncelikle eğer seviyorsanız mutlaka şarap alın, tarihin en eski şarap üreticisi olan ülkedesiniz sonuçta. Şarap kadehi olarak kullanılan boynuzlardan da almayı düşünebilirsiniz, Khantsi denilen bu boynuzlar gerçekten oldukça otantikler. Keçe ürünler de buralarda çok moda; keçeden oyuncaklar, şallar, pançolar, çantalar, çetikler ve daha neler neler. Papakha denilen, kuzu postundan yapılan uzun tüylü kalpaklar da eğlenceli bir anı olabilir. Bizim evde hem beyazı hem siyahı var bunların. 🙂 Şapka olarak bir de Svanların giydiği keçe takkeler var, Gürcü bayrağı desenliler filan oluyor, hatıra olarak alınabilir. Gürcistan'a özgü en güzel ürünler bence bunlar, hediyelik eşya almak için en uygun yerler de Eski Tiflis bölgesi ve Kuru Köprü pazarı. Çocukla Tiflis'e gitmeyi düşünenlerden \"Tiflis çocukla gezmeye uygun bir şehir mi\" diye çok soru geliyor. Ben çocukla gezme konusunda sadece bebek arabasıyla gezenlere uyarı yapabilirim, onun dışında herhangi bir sıkıntı görmüyorum. Bebek arabası özellikle eski Tiflis civarındaki taşlık yollarda biraz sinir bozucu olabilir ama ben dünyanın dört bir yanında, pek çok zor şartta bebek arabası kullandığım için alıştım sanırım, bundan rahatsız olmuyorum. Bir de alt geçitlerde merdiven inip çıkmada sıkıntı olabilir sadece. Biz Tiflis'e oğlumla ilk olarak o henüz 1.5 yaşındayken gelmiştik. Ondan sonra da sık sık turist olarak geldik ve en sonunda yaşamaya başladık. Oğlum Tiflis'i gezmeyi bebekliğinden beri gerçekten çok seviyor. Çocuklar açısından da gayet keyfili bir gezi olacağını düşünüyorum o yüzden. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Merhaba, bana göre çocukla hem Tiflis hem de Batum'da gayet rahat edersiniz. Yalnız Trabzon'dan daha önce Batum'a arabayla gittik, yol biraz uzun geldi bize, bilginiz olsun."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/11/02/2020-yili-resmi-tatilleri-ve-seyahat-onerileri", "text": "1 Ocak Çarşamba gününe denk geliyor. İki gün izin alabilenler için bu tam beş günlük tatil demek. Yeni yıla bundan daha güzel bir başlangıç olabilir mi? O zaman bunu kutlamak için bir yerlere gitmek gerek değil mi? 🙂 Berlin'e ne dersiniz? Çılgın gece hayatı ve cıvıl cıvıl noel pazarlarıyla bana çok ideal bir rota gibi görünüyor. Bir başka güzel alternatif ise Alsace rotası, Colmar ve diğer köyler olabilir. Kurabiye gibi evleri ve gezmelere doyamayacağınız noel pazarları yeni yıla harika bir giriş yapmanızı sağlayacaktır. Benim Alsace gezi notlarım için tık tık. Nisan ayında bir gün izin alarak dört günlük izne sahip olacağınız 23 Nisan tatilinde sıra. Evet farkındayım, Ocak'tan Nisan'a kadar hiç resmi tatil yok. 🙁 Bence buna bir el atılmalı ve her ay bir resmi tatil olmalı. 😛 Peki bu güzel bahar ayında nereye gidilebilir? Daha önce birkaç farklı zamanda gittiğim Mardin'i bu mevsimde özellikle öneririm. Mardin için dört gün biraz fazla diye düşünüyorsanız, çevresinde gezilecek çok yer olduğundan sindire sindire güzel bir gezi planı yapabilirsiniz. Detaylı bir Mardin rehberi için buraya tık tık. Bu zamana önereceğim bir başka rota yurt dışından geliyor, Ürdün. Bu dünyanın dışından bambaşka bir deneyim için şimdiden biletlere bakmaya başlayın bence. Ürdün yazılarıma göz atmayı da unutmayın, burada ve şurada. İşte en sevilesi tatillerden biri. Hem baharın en güzel ayı başlıyor, hem de Cuma gününe denk geliyor. Hiç izin kullanmadan üç günlük kaçamak şansına sahip oluyorsunuz. Bu tatil için önerim havanın oldukça güzel olacağını tahmin ettiğim Malta. Şansınız yaver giderse denize bile girersiniz belki kim bilir. Daha önce kendi deneyimlerimizi de yazmıştım, okumak isterseniz sizi şöyle alayım. 😉 Bir başka tavsiyem de havaların yumuşamaya başladığı Lviv olacak, hem ucuz hem de üç günde rahat rahat gezilebilecek bir şehir. Lviv yazımı da okumayı unutmayın. Ramazan bayramı ne yazık ki biraz hafta sonunda kaynıyor ama biz bardağın dolu tarafını görüp iki günlük ek tatilin tadını çıkarıyoruz, dört günlük bir seyahat planlayabiliriz. Yılın en uzun günlerinin yaşandığı Haziran ayına yakın zamanlar için St. Petersburg'a gitmenizi tavsiye edeceğim. St. Petersburg'ta mutlaka yapmanız gerekenler için şuradaki yazımı okumanızı tavsiye ederim. Türkiye'de ise Akyaka güzel bir rota olur diye düşünüyorum, bizim kendi tecrübelerimizi yazdığım yazıyı şuradan okuyabilirsiniz. Yine hafta ortası tatili, ya günübirlik bir kaçamak yapacaksınız ya da baştan veya sondan iki gün izin alıp beş günlük tatile tamamlayacaksınız. Günübirlik gezi yaşadığınız şehre göre değişir ama yoldan bağımsız bir günlük gezi yapabileceğiniz birkaç öneride bulunayım: Bursa, Edirne, İstanbul, İğneada, Kıyıköy. Eğer beş günlük gezi yapacaksanız yurt dışında İtalya'nın Cinque Terre rotasını öneririm, gezi notlarımı okuyup öyle karar verin isterseniz. 🙂 Yurt içinde ise İzmir çevresindeki kasabaları gezmek için oldukça ideal bir zaman, tam beş günlük rota önerim sizi bekliyor. Kurban bayramı da bu sene maalesef hafta sonunun içine kaynıyor, yine de arife ile birlikte dört buçuk gün tatil var. Yarım gün izin alarak beş günlük tatile sahip oluyorsunuz. Bu tatil için Türkiye'yi düşünenlere kapsamlı bir Doğu Karadeniz, yurt dışı düşünenlere ise Kopenhag seyahati öneriyorum. Hava şartları ikisi için de en uygun zamanlardan. Kopenhag gezi notlarımı ve Doğu Karadeniz'e gitmek için 10 nedeni yazdığım yazıları okursanız belki karar vermenizde etkili olur."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/11/25/sicilya-gezilecek-yerler", "text": "Sicilya bu yaz gidip de tadı damağımızda kalan, tekrar gitmek için sabırsızlandığımız bir ada oldu. Sizlerin de bu güzel adaya seyahat etmesi için her zamanki gibi tecrübelerimizi paylaşıyorum. Sicilya oldukça büyük bir ada olduğu için iki ayrı yazı halinde paylaşmak istemiştim. Sicilya gezi planı yaparken ihtiyacınız olacak bilgileri bulabileceğiniz önceki yazıma şuradan ulaşabilirsiniz. Bu yazıda Sicilya gezi rotası oluşturmanıza yardımcı olması için Sicilya'da gezilecek yerler listesi çıkarmaya çalışacağım. Sicilya'daki en güzel plajlar ve yeme içme için gittiğimiz Sicilya mekanları hakkında da bilgi vermeye çalışacağım. O zaman haydi birlikte bir Sicilya turu atalım, işte size Sicilya'da gezilecek yerler. Catania katedrali Cattedrale di Sant'Agata ve bu katedralin yer aldığı ana meydan Piazza Del Duomo yani Duomo Meydanı, Catania gezinizin başlangıç noktası olabilir. Bu meydanda yer alan, 1736'dan kalma meşhur çeşme Fontana Dell'Elefante yine görülecek yerlerden, lava taşından yapılmış bir fil üzerinde Mısır'dan bir dikilitaş bulunuyor. Meydanda, çeşme solunuzda katedral sağınızdayken ilk sola dönüp birazcık yürüyünce benim Katanya'da beğendiğim kiliselerden biri olan Chiesa di San Francesco d'Assisi ile karşılaşacaksınız. Meydanda katedral yakınlarında Katanya'nın meşhur balık pazarı Pescheria Fratelli Vittorio'yu da görmenizi tavsiye ederim. Gördüğüm en renkli balık pazarı burasıydı sanırım, kendinizi yerel hissetmek için harika bir ortam. Balık pazarının sağından ilerlerseniz tarihi 13. yüzyıla dayanan kraliyet kalesi Castello Ursino'ya ulaşıyorsunuz. Balık pazarından geri dönüp Duomo Meydanı'ndan tekrar geçerek dümdüz devam ederseniz 3 km uzunluğundaki meşhur cadde Via Etnea'da yürümeye başlıyorsunuz. İlk önce Piazza Universita'ya ulaşıyorsunuz, daha sonra sağlı sollu tarihi yapılar ve dükkanlar arasından Piazza Stesicoro'ya varıyorsunuz. Burası bizim evin birkaç adım ilerisindeki meydan. 🙂 Meydanda, antik Roma döneminden kalma Anfiteatro Romano ve İtalyan besteci Vincenzo Bellini'nin heykeli yer alıyor. Şehrin göbeğinde bir antik tiyatro olması çok iyi değil mi? Şehrin bir başka popüler meydanı da opera binasının bulunduğu Piazza Vincenzo Bellini, hazır oradayken ilginizi çekerse Teatro Massimo Bellini'deki gösterileri kontrol edip bir tanesine gidebilirsiniz. Biz çocuklu olduğumuzdan gidememiştik ama akşam saatlerinde meydandayken inanılmaz şık giyimli kocaman bir grup görmüştüm, o kadar şıktılar ki bale gösterisi olduğunu anlayamadım, düğün sandım. 🙂 Catania her tarafından tarih fışkıran, gezilecek yerlerin bol olduğu bir yer ama ben her kiliseyi her heykeli yazmaya gerek görmedim açıkçası, daha önemlileri sıralamayı tercih ettim. Zaten bu anlattığım rotayı takip ederken siz beğendiğiniz yerleri gezersiniz. Taormina, Sicilya gezilecek yerler listesinin en başlarında yer alıyor. Bunun nedeni hem turkuaz plajlara yakınlığı, hem şahane manzaralar sunan şehir terasları, hem de her köşesi fotoğraflık dar sokakları. Taormina'daki çoğu gezilecek yer, Porta Catania ve Porta Messina kapıları arasındaki alışveriş caddesi Corso Umberto üzerinde yer alıyor, ara sokaklara girdikçe de yeni fotoğraflık yerler görüyorsunuz. Ben yine de ikonik yapıları ve fotoğraflık yerleri listelemeye çalışacağım. Taormina'ya girip yürümeye başladığınızda ilk olarak karşınıza Le Quattro Fontane ve Duomo di Taormina çıkıyor, burası Taormina'nın önemli meydanlarından biri olan Piazza Duomo. Biraz ilerleyince Taormina'nın en güzel meydanı olan Piazza IX Aprile'e ulaşıyoruz. Bu meydandaki seyir terasından manzara efsane görünüyor. 17. yüzyıldan kalan barok tarzındaki kilise Chiesa di San Giuseppe, tarihi 12. yüzyıla uzanan saat kulesi Torre dell'Orologio ve tarihi 15. yüzyıla dayanan başka bir kilise Chiesa di Sant'Agostino bu meydanda yer almaktadır. Şimdi bir de bu cadde üzerinde olmayan yerlerden bahsedeyim. 360 derece manzarasıyla oldukça güzel fotoğraflar çekebileceğiniz M. Ö. 3. yüzyıldan kalma antik tiyatro Teatro Antico di Taormina gezilecek başlıca yerlerden biri, giriş 10 . Ücretsiz olarak gezebileceğiniz Villa Comunale'in bahçesi de güzel fotoğraflar için listenize almanız gereken yerlerden biri. Son olarak Taormina'ya 10 dk uzaklıkta yer alan Castelmola köyüne uğramak isteyebilirsiniz. Siracusa'da biz sadece karaya bağlı bir adacık olan Ortigia'yı gezdik, zaten asıl gezilmeye değer kısmı burası deniliyordu. Antik Yunan döneminde bir koloni devlet olan Siracusa, Roma ve Bizans İmparatorluğu döneminde önemli bir şehir olarak hayatına devam etmiş, Araplar adayı fethettikten sonra önemini yitirmiş. Buradan geçmiş tüm toplumların izlerini net olarak görebiliyorsunuz, Ortigia bana cumbalı evlerin sardığı dar sokaklarıyla biraz Malta'daki Valetta'yı hatırlattı. Şimdi gelelim Ortigia'da gezilecek yerler listesine, gezme sırasına göre yazıyorum, yürüyerek bu rotayı takip edebilirsiniz siz de. Siracusa'dan Ortigia'ya geçtikten hemen sonra sahil tarafındaki bir otoparka arabamızı bıraktık. Ortigia'nın yiyecek pazarı Il Mercato di Ortigia ile başlıyoruz, daha sonra M. Ö. 6. yüzyıla dayanan tarihiyle Sicilya'daki en eski antik Yunan tapınağı olan Tempio di Apollo'yu görüyoruz. Oradan Piazza Archimede'e doğru yürüyoruz, ortasında büyük bir çeşme olan ve çevresinde 14. yüzyıldan kalma binalar olan bir meydan burası. antik Yunan döneminin en büyük bilim insanı olan Arşimet, Sirakuzalı olduğu için bu meydan ona adanmış. Sıradaki durağımız, Siracusa katedrali Duomo di Siracusa'nın da bulunduğu Ortigia'nın ana meydanı Piazza Duomo. Bu katedralin özelliği antik çağdan kalma bir Yunan tapınağı üzerine inşa edilmesi, yalnız İtalya'da görmeye alışık olmadığımız bir şekilde giriş ücretli, 2 . Ardından Eski Yunan mitolojisine konu olmuş bir tatlı su kaynağına gidiyoruz: Fonte Aretusa. Hikayeye göre burası, eski Sirakuza'nın koruyucu perisi Arethusa'nın su altı şehri Arcadia'dan kaçıp yeryüzüne döndüğü yermiş. Son olarak şehrin en uç noktasında yer alan, 13. yüzyıldan kalma kaleye gidiyoruz. Castello Maniace, adını 1038 yılında şehri kuşatan Bizans generali George Maniakes'ten almış. Noto, 17. yüzyıl barok mimarisiyle inşa edilmiş buram buram tarih kokan bir şehir. Noto'da gezilecek yerler, 19. yüzyılda neoklasik tarzda yapılmış Porta Reale kapısıyla başlayan Corso Vittorio Emanuele caddesi üzerinde sıralanmış çoğunlukla. Kapıdan girdikten biraz sonra karşınıza Chiesa di San Francesco d'Assisi all'Immacolata ve yanında Monastero del Santissimo Salvatore çıkıyor, içlerine göz atmanızı tavsiye ederim. Cadde boyunca ilerlemeye devam ettiğinizde, karşılıklı olarak konumlanmış Noto katedrali Cattedrale di San Nicolo ve şu anda belediye binası olarak kullanılan eski saray Palazzo Ducezio'yu göreceksiniz, ikisi de oldukça etkileyici yapılar. Burayı da geçtikten sonra sağ tarafta Via Nicolaci sokağına girin sonuna doğru sol tarafta Palazzo Nicolaci di Villadorata var. Bu sarayı gezmenizi öneririm, ücret 4 . Sokağın sonunda karşınıza çıkan kilise Chiesa di Montevergine'e de mutlaka girin ve terasına çıkın. Şehri tepeden gören muhteşem bir manzara var, tam fotoğraflık. Şehrin gezilecek kısmının sonuna doğru Chiesa di San Domenico'yu göreceksiniz, burada merkez turumuz bitiyor. Noto çevresinde de gidebileceğiniz yerler var. 1693 yılındaki depremde yıkılan antik çağdaki Noto kalıntılarını görmek isterseniz yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Noto Antica'yı ziyaret edebilirsiniz. Bir de yine Noto'ya yarım saatlik mesafede yer alan ve fotojenik bir balıkçı köyü olan Marzamemi'ye de uğramak isteyebilirsiniz. Sicilya'nın doğusunda yer alan Etna, Avrupa'nın en yüksek ve aktif yanardağı, hatta ara sıra faaliyete geçtiğine dair haberler okuyoruz. Bu riske rağmen Etna'ya her yıl milyonlarca turist gidiyor, ben de şimdi size Etna yanardağına nasıl gidilir onu anlatacağım. Etna'ya kendi aracınızla çıkabileceğiniz son nokta 1900 metredeki Rifugio Sapienza. Buraya toplu taşıma ile de gitme şansınız var: Catania merkez istasyonundan günde 2 kere(8:15 ve 11:20) kalkan AST otobüslerini kullanabilirsiniz, dönüş de yine günde 2 kere(10:45 ve 16:30). Yol üzerinde çok güzel manzaralar var, bir de o lavların arasında büyümüş sapsarı çiçekli mimozaların kokusu yok mu, yolu iyice keyifli kılıyor. Rifugio Sapienza'da oteller ve restoranlar var, isterseniz burada konaklayıp sabah erkenden güne başlayabilirsiniz. Burada Crateri Silvestri olarak anılan iki tane büyük krater bulunuyor: birincisi kolayca yürüyebileceğiniz şekilde alçakta, ikincisi ise 1 saatlik bir tırmanış sonrası ulaşabileceğiniz yükseklikte yer alıyor. Buraları gezdikten sonra daha yukarı çıkmak istiyorsanız önce teleferik kullanmanız gerekiyor. Teleferiğin yukarıdaki durağı 2500 metrede yer alıyor, ücreti gidiş dönüş kişi başı 30 , 9:00-16:00 arası çalışıyor. Buradan yukarısı için 2900 metredeki Torre del Filosofo'ya 4 4 araçlarla çıkmanız gerekiyor, bunun ücreti de 26 . Buradan devam etmek isterseniz zorunlu rehberler sizi 3300 metredeki zirve alanına çıkarıyor, ücret 9 . Etna gezisini isterseniz baştan itibaren turla da yapabilirsiniz, farklı noktalara giden tur çeşitleri var, size uygun olanını seçebilirsiniz. Bir de tamamen yürüyerek çıkma seçeneği var tabi ama ciddi bir efor gerekiyor, 2900 metreye kadar kendiniz çıkabiliyormuşsunuz. Yukarılara doğru hava serinlediği için yanınıza hafif bir mont almanızda fayda var, tabi ki ben yaz için konuşuyorum. Kışın epey kalın giyinmeniz gerekecektir. Sicilya Gezilecek Yerler: Godfather filminin izinde.. Eşimi Sicilya'ya gitmeye ikna ederken kullandığım yöntemlerden biri Godfather filminin çekildiği yerlere gideceğimizi söylemekti. 🙂 Hal böyleyken bir yarım günümüzü Godfather filminin çekildiği yerlere ayırdık. Sicilya'da Don Corleone'ye ismini veren Corleone isminde bir mafya kasabası var fakat çekimler için burası tercih edilmemiş. Bunun nedeni hem mayfa olaylarından uzak durmak hem de Corleone'nin sinematografik olarak pek uygun bir yer olmamasıymış. Şimdi gelelim Sicilya'daki Godfather film mekanları listesine, sahne anlatımıyla birlikte lokasyonları vereceğim. İlk önce en popüler olan Savoca kasabası ile başlıyorum. İlk yer Michael Corleone'nin yolda görüp beğendiği kızın babasıyla konuşma sahnesinin çekim mekanı: Bar Vitelli. Burası 50 yıldır hiç değişmeden kalmış, tatlı bir bahçesi var, oturup bir limonlu granita içmenizi tavsiye ederim. İkinci yer Apollonia ile Micheal Corleone'nin evlendiği kilise Chiesa di Santa Lucia. Filmdeki sahnelerin çekildiği bir diğer kasaba Forza d'Agro. Biz bu kasabayı filmden bağımsız olarak da çok sevdik, kasabada çok az turist vardı, o kadar sakin ve huzurluydu ki bayıldık. Küçük bir yer ama sokakları ve manzaraları çok güzel. Burada filmin arka planı olarak görünen birkaç yer var, birincisi Godfather 3'te Micheal Corleone ile sonraki eşi Kay'in bir düğünde sohbet sahnesinin geçtiği kilise Chiesa della Santissima Annunziata, ikincisi düğün sonrası Kay ve Micheal'i gördüğümüz yol manzarası Via Belvedere, sonuncusu da meydandaki bir mekan Bar Eden. Michael Corleone'nin Sicilya'daki Corleone kasabasına ilk ulaştığı sahnelerin çekildiği kasaba Motta Camastra. Michael Corleone ve Apollonia'nın yaşadıkları ve Apollonia'nın arabada havaya uçurulduğu sahnenin çekildiği yer Fiumefreddo köyündeki Castello Degli Schiavi. Godfather 3'te Kay'in oğullarının operasını izlemek için Sicilya'ya geldiği ve Micheal'ın onu karşıladığı yer Taormina-Giardini tren istasyonu. Bu saydıklarım hep Sicilya'nın doğusunda ve birbirine yakın yerler. Adanın kuzey batısına doğru gidecekler için, Godfather 3'te Micheal'in oğlu Anthony'nin opera sanatçısı oluşunu kutladıkları yer olan Palermo'daki Villa Malfitano'yu ve oğlunun performansını izlerken kızının vurulduğu yer olan Teatro Massimo'yu da not düşeyim. Bir de hangi sahnelerin çekildiğini ve tam lokasyonlarını bilmesem de Acireale kasabası yine film için kullanılan yerlerdenmiş. Buraya kadar saydıklarım gittiğimiz yerlerdi. Şimdi biraz da araştırmalarımda hayran kaldığım, bir ihtimal vaktimiz olursa diye kaydettiğim ama planımıza dahil edemediğimiz yerlerden kısaca bahsedeyim. Bu listenin sonunda Sicilya plajları ve Sicilya mekan önerileri ile devam edeceğim. Sicilya'nın baş şehri olan Palermo çok gitmek istediğim bir yerdi ancak adanın kuzey batısında yer alıyor ve tatil boyunca Doğu'da konaklayan bir aile olarak çok uzun yol gitmek gerekiyordu. Palermo'da gezilecek çok yer var ve hepsi birbirinden fotojenik. Sicilya'nın kuzeyinde yer alan bu sahil kasabası da kaçırılmaması gereken yerlerden biri. Hem plajlarında denize girebilir, hem tarihi ve fotojenik sokaklarında dolaşabilir, hem de arkasındaki kayalıklara tırmanıp muhteşem manzarayı izleyebilirsiniz. Bir tepe üzerinde yer alan Ragusa'nın manzarası ile şehrin görünümü büyüleyici ve son derece fotojenik. Tarihi 1600 yıllarına dayanan eski şehir merkezi Ragusa Ibla olarak geçiyor ve hiç bozulmamış şekilde Instagram fotoğraflarınızı için sizi bekliyor. 🙂 Gidemediğimiz için en üzüldüğüm yer diyebilirim burası için. Ragusa yakınlarındaki Modica, en az Ragusa kadar fotojenik, çikolatasıyla ünlü tarihi bir kasaba. 1693 yılında yaşanan deprem sonrası Barok stilinde yeniden inşa edilen kasaba Yukarı Modica ve Aşağı Modica olarak ikiye ayrılıyor. Çok fazla inmeli çıkmalı bir yer olduğu için biz çocukla tercih etmedik. Özellikle UNESCO Dünya Mirası listesindeki Tapınaklar Vadisi ile popüler olan Agrigento, Sicilya planınıza eklemeniz gereken yerlerden biri. Antik Yunan dönemindeki Akragas şehrinde kalma kalıntılar büyüleyici fotoğraf imkanları veriyor. Agrigento yakınlarında küçük bir balıkçı kasabası, fazla turistik olmadığı için kalabalıklardan uzak gezme imkanınız var. Seramikleri ve termal banyoları meşhurmuş. Deniz seviyesinden 750 metre yukarıda, dağın tepesine konuşlanmış olan bu güzel ortaçağ kasabası, Sicilya'da uzun vakti olanlar için tatlı bir durak olacaktır. Hava durumuna bağlı olarak kasabadan ya efsane Sicilya manzaraları ya da bulut denizi manzarası görebilirsiniz. Palermo yakınlarında yer alan, yine bir tepeye kurulmuş küçük bir kasaba. Birkaç saat içinde gezebileceğiniz için özlelikle Palermo'da konaklıyorsanız uğrarsanız güzel olur. Monreale Katedrali ve Manastırı güzel fotoğraflar için adresiniz olmalı. Alcantara kanyonu beni çok etkileyen yerlerden biriydi fakat suyun içi de dahil uzun yürüyüş gerektirdiği için çocukla yapmak istemedim. Katanya'ya 1 saat uzaklıkta, Etna'nın kuzeyinde kalan bir milli park burası. Sizin vaktiniz varsa uğrayın derim. Bunlar, Sicilya'da benim görsel olarak en beğendiğim yerlerdi ama bunlar dışında da pek çok kasaba var, hatta benim de adını duymadığım yerler vardır. Burada olmayan bir yeri gezip beğendiyseniz mutlaka yorumlara bekliyorum, herkes faydalansın. 😉 Ben sadece kendi listemdekileri sizinle paylaştım, umarım Sicilya gezi rotası çıkarırken yardımı olur. Isola Bella Gezi Notları: İyonya denizinin incisi \"güzel ada\" anlamına gelen Isola Bella, Taormina yakınlarında küçük bir ada. 1990 yılına kadar Florence Trevelyan'ın sahibi olduğu özel bir mülk iken daha sonra Sicilya bölge yönetimi tarafından satın alınmış. Ada, karaya ince bir yol ile bağlı durumda, su yükselse bile bu bağlantı ile yürüyerek adaya ulaşabilirsiniz. Adaya çıkmak için 4 vermeniz gerekiyor, Pazartesi günleri giriş kapalı, diğer günler sabah 9'dan gün batımına 1 saat kalana kadar açık. Adanın anakaraya bağlı olduğu sahil Mazzaro plajı olarak geçiyor ve burada restoranları olan plaj işletmeleri bulunuyor. Mazzaro'ya kolay yoldan inebilmek için, Taormina'dan teleferiğe binebilirsiniz, teleferiğin tek yön ücreti 3 . Biz arabaylaydık, arabamızı park edip biraz yürüdükten sonra 134 basamaklı merdivenleri inerek sahile ulaşabildik. Plaj taşlık, zaten her yerde deniz ayakkabısı satıyorlar. Deniz Haziran ayında buz gibiydi, pek çok soğuk denizi tecrübe etmiş biri olarak gir çık yapmak harici içinde hiç vakit geçiremedim, anca dize kadar olan yerde oğlumla oyunlar oynadık. Tabi denizin temizliğine laf söyleyemem, pırıl pırıldı gerçekten. Mazzaro'da biz Mendolia Beach'i kullandık, 2 şezlong 1 şemsiye ücreti 15 idi. Plaja yemek servisi yapıyorlar ama sadece fast food seçenekleri ve içecek alabiliyorsunuz, daha özenli bir yemek için restorana oturmanız gerekiyor. Bu arada şezlong veya şemsiye kullanmadan plaja havlunuzu atarak takılabileceğiniz yerler de var. Fontane Bianche Gezi Notları: Siracusa yakınlarında, açık renk kumu ve turkuaz deniziyle Sicilya'nın en popüler plajlarından biri burası. 1200 metre uzunluğundaki sahil şeridinde hem ücretli tesisler hem de ücretsiz kullanabileceğiniz plaj alanları bulunuyor. Biz tesis olarak Lido Sayanora'yı tercih ettik, 2 şezlong 1 şemsiye için 20 ödedik. Bu fiyat Haziran için geçerli, Tammuz ayında 20 , Ağustos ayında ise 30 'ya çıkıyor. Tesisin restoranında yemek de yedik, gayet lezizdi. Gittiğimiz plajlar arasında en sevdiğimiz burası oldu, özellikle çocuklu aileler için çok uygun olduğunu düşünüyorum. Hem kumu güzel, hem su temiz ve sıcaklığı çok idealdi. Le Capannine GeziNotları: Burası Sicilya'ya gittiğimiz ilk gün yakın olduğu için tercih ettiğimiz bir plajdı, Katanya yakınlarında yer alıyor. Ortamı beğendik, plajın kumu da güzeldi ama deniz bizim Kilyos gibi diyebilirim. Deniz için değil yani ancak bizim gibi vakit geçirmek için gidilecek bir yer. Giriş için kişi başı 5 verdik, içeri girdikten sonra şezlong şemsiye isterseniz ek ücret ödüyorsunuz, 2 şezlong 1 şemsiye yine 15 idi. Girişle ücreti de eklenince gittiğimiz en pahalı plaj burası oldu. Biz adanın doğusunda kaldığımız için o civardaki plajlara gittik ama fotoğraflarına bakınca içimin gittiği çok daha güzel plajları var. Yine listeme aldığım plajları da sizinle paylaşmak istiyorum. Bu listenin sonunda Sicilya mekan önerileri ile devam edeceğim. Sicilya'nın kuzeybatısında yer alan Egadi adalarının en büyüğü ve en güzeli Favignana adasına Trapani limanından ulaşabiliyorsunuz. Mayıs-Ekim ayları arası denize girmeye uygun olduğu söylenen adanın en güzel plajı da Cala Rossa. Kayalık olduğu için çocuklu ailelere pek uygun olmayabilir. Egadi takım adalarının en küçüğü olan Levanzo da turkuaz sularıyla oldukça davetkar. Cala Tramontana da adanın en güzel suyuna sahip plajlarından biri. Bu adaya sadece muhteşem denizine girmek ve bir de mağaralarını gezmek için gidebilirsiniz. Sicilya'nın en güzel plajı diye arattığınızda pek çok kaynakta ilk karşınıza çıkacak plaj San Vito Lo Capo olacaktır. Kum plajı olduğu için çocuklu ailelerinden sevdiği bir yer. San Vito Lo Capo'ya yakın mesafede yer alan Zingaro plajı, özlelikle trekking sevdalılarının hoşuna gidecek bir yer. Uzun bir yürüyüş sonrası ödülünüz bu harika turkuaz plaj oluyor. Adanın güneyinde Agrigento yakınlarında yer alan plajın adının anlamı \"Türk Merdivenleri\". Hikayeye göre Türk korsanlar zamanında gemilerini buraya demirliyorlarmış, o nedenle bu ismi almış. Güzel denizinin dışında, Pamukkale travertenlerine benzeyen görüntüsüyle de güzel bir instagram noktası. Denizi Maldivler ve Karayipler ile kıyaslanan Spiaggia dei Conigli, Pelagie adalarından Lampedusa'da yer alıyor. İngilizcesi Rabbit Beach olarak geçiyor ama tavşanlarla bir ilgisi olmadığı, tamamen bir yanlış anlaşılma ile bu ismi aldığı söyleniyor. Tavşan göremeseniz de Caretta Caretta görme şansınız varmış. Mekan önerilerimden önce, Sicilya için hazırladığım gezi rehberinde yer alan yeme içme kısmına bakmanızı öneririm, Sicilya'da denemeniz gereken lezzetlerden bahsetmiştim. Taormina Yeme İçme Notları: Taormina'ya gittiğinizde pek çok tatlı mekan göreceksiniz ama aralarından bazıları öne çıkıyor tabi ki. Mesela tüm Taormina fotoğraflarında rastlayabileceğiniz Bam Bar gerçekten hem dekorasyonu hem de harika granitalarıyla uğramadan dönülmemesi gereken yerlerden biri. Biz Bam Bar'ın tam karşısındaki restoranda yemeğimizi de yedik. Restoranın adı MYLE e i Suoi Sapori, yediklerimizi gayet lezizdi. Cannoli için instagram'dan bana çok fazla önerilen Laboratorio Pasticceria Roberto'yu ben de size önereceğim, Taormina'ya giderseniz burada bir cannoli yersiniz. İçecek veya hafif atıştırmalık tarzı bir şeyler için Franco'yu önereceğim, çok tatlı bir mekan burası da. Noto Yeme İçme Notları: Noto'ya giderken yemekle ilgili aklımda pek bir şey yoktu o yüzden denk gelip gözümüze güzel görünenleri denedik. Granita ve diğer tatlılar için 1892 yılından beri hizmet veren Caffe Sicilia'yı size de öneririm. Noto'da akşam yemeğimizi Cantina Modica Di San Giovanni'de yedik. Burası Montevergine kilisesine çıkan sokakta, Nicolaci sarayının karşısında yer alıyor. Sokağa atılmış masalarında gördüğümüz karışık Sicilya tabağı dikkatimizi çekti ve burada yemeye karar verdik, gayet memnun kaldık. Bunların dışında Noto'dayken birkaç öneri gelmişti ama ben sonradan görmüştüm, onları da sizinle paylaşayım: sokak yemeği tarzı yiyecekler ve özellikle arancini için Arancina Planet, Sicilya'ya özgü güzel bir yemek için Ristorante Crocifisso ve Il Cantuccio, pizza için Pizzeria Casa Matta. Catania Yeme İçme Notları: Konakladığımız şehir Catania olunca yeme içme kısmını en çok tecrübe ettiğim yer burası oldu ama Catania'da o kadar fazla güzel restoran var ki hepsini denemek mümkün değil. Katanya'ya gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri San Berillo Quartiere bence, burada yemek veya bir şeyler içmek için güzel mekanlar olduğu gibi oldukça fotojenik bir yer. Ayhan Sicimoğlu önerisi olan Bell Antonio da Catania'dayken denemek isteyeceğiniz tipik bir İtalyan restoranı, özellikle deniz ürünleri sevenler kaçırmasın. Bizim evimize yakın olduğu için farkına vardığımız Trattoria del Cavaliere, güzel bir bahçede lezzetli ve uygun fiyatlı İtalyan yemekleri için tercih edebileceğiniz bir mekan, yazın mutlaka önceki günden rezervasyon yaptırın. Pasticceria Spinella bizim kahvaltı için gittiğimiz bir yerdi, kahve ve tatlı için de tercih edebilirsiniz. 1897 yılından kalma Savia da yine tatlı ve kahvaltı için önerebileceğim bir yer. Catania balık pazarına giderseniz burada yer alan Scirocco'da ayak üstü bir şeyler yiyebilirsiniz, kızarmış deniz ürünleri oldukça ünlü. Ben denizden babam çıksa yiyen bir tip olduğum için sevdim. La Cirra çok fazla çeşitte pizza yapan zincir bir pizzacı, yine evimize yakın olduğu için bir akşam girdik, bizce hiç fena değildi ve fiyatlar uygundu, açken denk gelirseniz deneyebilirsiniz. Ortigia Siracusa Yeme İçme Notları: Fazla geçe kalmadan giderseniz Ortigia pazarının orada yer alan Fratelli Burgio'da bir öğle yemeği yemenizi tavsiye ederim, 3.5'a kadar açık. Burası aslında şarküteri alışverişi yapabileceğiniz bir market gibi ama aynı zamanda yemek yiyebiliyorsunuz, şarap satışı da yapıyorlar. Pazarın orada yer alan bir diğer güzel alternatif de meşhur sandviççi Caseificio Borderi, burası da 4'e kadar açık. Akşam için oturup yemek yiyebileceğiniz mekan olarak güzel bir avlu içindeki Cortile Verga ya da sokaktaki masalarıyla tatlı bir mekan olan A Putia Delle Cose Buone'yi tavsiye ederim. Oturup bir şeyler içmek için ise katedralin tam karşısında yer alan Gran Caffe del Duomo keyifli bir mekan. Son olarak, Godfather rotasını yaparken zaten rota üzerinde olan Savoca 'daki Bar Vitelli'de granitalarımızı yedik. Sonrasından acıkınca Forza d'Agro'da yer alan Antichi Muri'de makarna yedik, gayet lezizdi. Umarım Sicilya gezi rotası oluştururken bu yazımdan bol bol faydalanırsınız, size şimdiden keyifli tatiller!! Sormak istediğiniz bir şey olursa lütfen yorumlara yazın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/03/sri-lankada-safari-udawalawe", "text": "Sri Lanka gezi planı yaparken programa fillerle ilgili bir şeyler eklemek istiyordum. Ben daha önceden pek çok defa yakından filleri görmüş olsam da, en sevdiğim hayvanlar olduğu için ve oğlumun da canlı olarak görmesini istediğim için araştırmalara başladım. Pinnawala Fil Yetimhanesini fotoğraflarda çok gördüğüm için biraz araştırayım dedim ama hakkında hiç de iyi şeyler okumadım. Yetimhane adı altında filleri insanlara sergilemek için ayaklarından zincirli filleri ticari amaçlarla kullandıklarını öğrendim. Umarım böyle yerlere prim veren insanlar azalır ve hayvancıklar özgür olurlar, siz de gitmeyin olur mu? Umarım bir an önce farkındalık artar. Velhasıl, Kandy'e giderken yol üzerinde şoförümüz de çok ısrar etti ama oraya gitmedik. Onun yerine filleri doğal ortamlarında görmek istedik. Sri Lanka'da safari için de en ideal park Udawalawe Milli Parkı gibi görünüyordu, özellikle fil safarisi için tabi. Şimdi size 3 yaşındaki oğlumla gittiğimiz Udawalawe'de safari maceramızı anlatacağım. 1972 yılında kurulmuş olan Udawalawe Ulusal Parkı, Sri Lanka'nın güneyinde bulunuyor ve filleri doğal ortamında görmek isteyenler için oldukça popüler bir destinasyon. Parkta yüzlerce fil olduğu için Sri Lanka'da yıl boyunca filleri görebileceğiniz en ideal yerlerden biri. Dünya Hayvanları Koruma Örgütü'nün Asya'da yaptığı araştırma raporuna göre, Sri Lanka dünya çapında en yüksek vahşi Asya fili nüfusuna sahip. Vahşi doğada tahminen 5-6 bin fil bulunuyorken, esaret altında 100-200 arası fil varmış. Sonuç olarak Sri Lanka, Asya'da vahşi yaşamı koruyup aynı zamanda turistler için erişilebilir olmasını sağlayan en iyi ülke diyebiliriz. Sri Lanka'da safari yapabileceğiniz diğer milli parklar Yala, Udawalawe, Kaudulla ve Minneriya'da bulunuyor. Sri Lanka'da tüm yıl boyunca safariye gidebilirsiniz. Farklı tarihlerde farklı milli parklardaki hayvanları görme şansınız daha yoğun olabiliyor tabi. Udawalawe için konuşursak, göçmen kuşları görmek için en ideal zaman Ekim-Nisan aralığı deniyor. Biz de zaten Kasım ayında gitmiştik ve gerçekten çok fazla fil gördük. Udawalawe'de safariye çıkmak için en iyi saatler ise sabah çok erken saatler ve öğleden sonra geç saatler, tam saat vermek gerekirse sabah 6-10 arası, öğleden sonra 2-6 arası ideal zamanlar. Biz Udawalawe'ye Ella'dan geçtik ve orada kaldığımız otelden şoförlü araç tuttuk, yol 2 saat civarı sürüyor, 7000 Sri Lanka Rupisi vermiştim. Ben çocukla tek başıma olduğum için ve ellerimde bir sürü eşya olduğu için bana bu şekilde rahat geldi. Paylaşımlı araç kiralamak, tuk tuk veya toplu taşıma gibi daha hesaplı seçenekler de var tabi ki. Zamanında araştırdığım için toplu taşımadan bahsedeyim biraz. Benim gibi Ella'dan geçecekseniz önce Ella Wellawaya otobüsüne biniyorsunuz, 40 dakikalık bir yolculuk sizi bekliyor ve ücret sadece 70 Rupi. Oradan 98 nolu Colombo otobüslerine binerek Udawalawe'de iniyorsunuz, yol 1 saat civarı sürüyor ve ücret 125 Rupi. Buradan anlaşılacağı üzere Colombo tarafından geliyorsanız Udawalawe'ye direkt otobüslerle ulaşabiliyorsunuz. Bizim kendi safari maceramızdan bahsedeyim biraz. Udawalawe safari fiyatları ile başlıyorum. Biz konakladığımız otelden ayarladık safariyi, ikimize özel bir araç ile safari yaptık. Bunun için toplamda 50$ verdik, sizi otelinizde alıp bırakan ve parkta gezdiren özel araç kirası ve yetişkin giriş ücreti dahil fiyatı bu şekilde verdiler. Eğer 4 kişilik araca binersek yani aracımızı 2 kişi ile paylaşırsak 35$ fiyat verdiler. Ben dilediğimiz gibi özgür olmak için özel araç tercih ettim. Bu fiyatlar Afrika'daki safari fiyatlarının yanında o kadar düşük kalıyor ki Sri Lanka'ya gidip de safari deneyimini atlarsanız çok üzülürsünüz bence. Ben çocukla biraz çekinsem de sabah safarisini tercih ettim, sabah 5.5'ta araçta olacak şekilde hazır olduk, 5:45'te yola çıktık. Akşam yemeği sırasında, safariye sabah çıkacaklar için minik sepetler içinde kumanya vermişlerdi. Safari bittikten sonra, 10'a doğru otele döndüğümüzde bu sefer gerçek bir Sri Lanka kahvaltısı ettik. Kahvaltıdan sonra, otel sahibimizin önerisiyle Udawalawe Elephant Transit Home adındaki yetimhane benzeri yere gittik. Başta yetimhanelere gitmeyin demiştim biliyorum ama burası yukarıdakilerden daha farklıydı. Otel sahibine gitmek istemediğimi anlattım ama burası gerçekten bebek fillerin doğal hayata salınana kadar beslenip büyütüldüğü bir yermiş ve Sri Lanka Yaban Hayatı Koruma Departmanı tarafından kurulmuş, o nedenle gidelim bari dedim. Saat 9'dan itibaren her 3 saatte bir fillerin beslenme saatleri oluyor, siz de bu esnada filleri izliyorsunuz. Fillere yaklaşma, besleme vs. gibi aktiviteler yok. 500 Rupi ücret ile giriş yapıyorsunuz ve 9-12-15-18 saatlerinden birinde fillerin görevliler tarafından beslenmesini uzaktan izliyorsunuz. Fillere zorla yaptırılan bir şov filan yok ya da herhangi bir yerlerinden bağlı değiller. Safari bizim için oldukça verimli geçti, bir sürü fil gördük. Filler resmen dibinizden geçiyor, hatta öylece duruyor yanınızda, resmen bakışıyorsunuz. 🙂 Benim için bile büyüleyici bir deneyimdi oğlum kim bilir neler hissetti. Yapı olarak biraz cool bir çocuk olduğundan aşırı tepkiler vermedi ama tabi ki oldukça hoşuna gitti onun da. Çocuklu olduğunuz için safariden çekiniyorsanız sakın endişelenmeyin, mutlaka gidin. Fillerin dışında bir sürü tavus kuşu, değişik kuşlar, maymunlar, bufalolar, geyikler, iguanalar ve bir de timsah gördük. Parkta az da olsa leopar varmış ama bize denk gelmedi, daha önce görenlerin yazılarını okumuştum, belki siz görürsünüz. Udawalawe'de safari için konaklamanız şart değil, sahil tarafından veya Ella tarafından gelip öğleden sonra safarisine katılıp yola devam edebilirsiniz veya sabah 3-4 gibi yola çıkarak sabah safarisine yetişirsiniz. Ben daha konforlu yöntemi tercih ettim ve 1 gece The Countryside Udawalawe'de konakladım, booking linkine şuradan ulaşabilirsini gidecek olanlara tavsiye ederim. Oldukça konforlu, kendine ait verandalı evciklerde konaklıyorsunuz, sabah kahvaltısı dahil gecelik 40$ idi benim kaldığım dönem, şimdi baktığımda 33$'dan başlıyor gecelik fiyatlar. Akşam yemeğini yine otelde yedik, Sri Lanka yemeklerinden oluşan mini bir açık büfe şeklindeydi, kişi başı 4$ idi ve çok lezzetliydi. Çok daha uygun fiyatlı konaklama seçenekleri de bulunuyor elbette. Udawalawe'deki diğer uygun konaklama alternatifleri için şuraya göz atabilirsiniz. Udawalawe'de safariye giderken üstünüzde kısa kollu olsun ama yanınıza bir tane de ince bir mont ya da sweatshirt alın, sabah erken saatlerde serin oluyor, sonrasında ise sıcak oluyor. Altınıza da ince bir pantolon ya da tayt giymenizi öneririm. Kirlenmesinden rahatsız olmayacağınız kıyafetler giyin, jeepler açık ve çamur vs. yerlerden geçerken sıçrayabilir. Verilen kumanyada yalnızca muz ve bisküvi oluyor, onu da bize otel verdi. Safaride yiyecek içecek hiçbir şey olmayabilir, su ve atıştırmalık almak isteyebilirsiniz. Fotoğraf makinenizin ve telefonunuzun pillerini akşamdan doldurmayı unutmayın. Yola çıkmadan önce önce tuvalet ihtiyacınızı halledin çünkü parkta bunun için imkanınız olmayabilir. Konakladığımız yerde çok fazla sivri sinek vardı, muhtemelen diğer otellerde de vardır, yanınıza sinek koruyucu almanız şart. Bir de ince uzun kollu bir şeyler alırsanız daha rahat edersiniz. Sri Lanka'da filleri doğal ortamında görmek isteyenler için Udawalawe en iyi seçimlerden biri. Umarım Sri Lanka gezi planı yaparken bu yazı da yol gösterici olmuştur. Burada yazanlar dışında sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın, bildiğim bir şeyse cevap veririm, başkaları da faydalanır."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/09/avusturyanin-masal-kasabasi-hallstatt-gezi-rehberi", "text": "Fotoğraflarına senelerdir hayran olduğum, dünya gözüyle görmeyi çok isteyip bir türlü öncelik veremediğim Hallstatt gezisi için sonunda fırsat buldum. Bu kasabayı beğenmemek mümkün değil, masal kasaba deyimini sonuna kadar hak ediyor. Hallstatt, tablo gibi bir doğası ve bu doğanın içinde masallardan fırlamış gibi duran yapılarıyla her gideni mest edecektir eminim. Sadece Hallstatt'ın kendisi değil, Hallstatt'a çıkan yollar da ayrı bir güzellik. Eşimle kendi kendimize \"insanlar buralarda gerçekten yaşıyorlar\" diyorduk sürekli. Böyle yerlerden geldikten sonra şehir hayatında yaşama geri dönmek daha bir zor oluyor. 🙁 Karamsarlığı bırakıyorum ve sizi Hallstatt gezi notları ile baş başa bırakıyorum. Buyurun size Hallstatt gezi rehberi ve Hallstatt gezilecek yerler. Bizim rotamızın kesinliği biraz geç belli oldu, daha doğrusu önce Hallstat'tan mı başlasak tam karar veremedik bir türlü, bu nedenle otel rezervasyonu konusunda oldukça gecikmiştim. Hallstatt merkezindeki oteller bana pahalı geldi, o yüzden yakın çevredeki otelleri araştırdım. Hallstatt gölünün diğer tarafında yer alan, Hallstatt'a 5-6 km uzaklıktaki Obertraun kasabasında fena olmayan bir otel buldum ve rezervasyon yaptırdım. Otelde kahvaltı ayrıca satılıyordu ve hakkındaki yorumlar kötü olduğundan otelde kahvaltı etmedik, o yüzden o konuda yorum yapamayacağım. Otelin adı Seehotel am Hallstattersee, gölün yakınında, yeşillikler içinde havuzlu bir otel. Odalarda herhangi bir lüks beklemeyin ama gayet temiz ve balkon var, üst katlardaki balkonların göl manzarası var. Oteli daha detaylı incelemek veya rezervasyon yaptırmak isterseniz diye direkt linkini şuraya bırakıyorum. Kahvaltı hariç tek gece 110 verdik, düşünün yani bu ucuz olan oda fiyatı. Siz siz olun Hallstatt planı yapıyorsanız uçak biletinden hemen sonra oteli ayarlayın, çok fazla otel olmadığı için ve çok turistik bir yer olduğu için yer kalmıyor. Merkezdeki en popüler otellerden biri Heritage Hotel Hallstatt, çok güzel ama biraz pahalı, bütçenize uygunsa tavsiye ederim. Hallstat'taki uygun konaklama alternatifleri için tıklayın. Marktplatz: Kasabanın kalbinin attığı yer olarak nitelendirebileceğim meydan küçücük ama çok tatlı ve fotojenik. Hem hediyelik eşyacılar hem de kafeler bulunuyor. Meydanın ortasında Holy Trinity yani Baba, Oğul, Kutsal Ruh sütunu bulunuyor. Bu meydandaki dükkanları ve kafelerden birini mutlaka ziyaret edin. Evangelical Church: Hallstatt'ın internette paylaşılan çoğu fotoğrafından herkesin aşina olduğu kilise burası. 1863 yılında yapılmış olan kilise, kasaba meydanında yer alıyor. Bu kilisede arada sırada konserler oluyormuş, planınızı yaparken gittiğiniz tarihlerde konser olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm, güzel bir deneyim olacaktır eminim. St. Michael's Chapel: Köyün yukarılarında yer alan şapelin tarihi 12. yüzyıla dayanıyormuş. Bu şapele mutlaka çıkmanız gerekiyor. Hem buradan kasaba manzarası çok güzel, hem de bitişiğinde mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir mezarlık ve içinde bir kemik evi barındırıyor. Hallstatt Cemetery: Yukarıda bahsettiğim mezarlık, dünyanın en estetik en güzel mezarlığıdır diye düşünüyorum, benim şimdiye kadar gördüklerim arasında en fotojenik olanıydı, mezarlık demeye bin şahit ister. Burada aile mezarlığı kavramı yokmuş ve bir mezara 10 yıl sonra başka biri gömülebiliyormuş. Beinhaus: Şapelin içinde yer alan kemik evi dünyanın en büyük kafatası koleksiyonuna ev sahipliği yapıyormuş. Biri öldüğünde daha önce kullanılmış bir mezara gömülecekse, daha önce orada bulunan iskeletin kafatası bu koleksiyona aktarılıyormuş. Kafatasının kime ait olduğunu anlayabilmek için de üzerine resimler çiziliyor, yazılar yazılıyormuş. World Heritage Museum: Hallstatt'ın geçmişten günümüze başına neler gelmiş, kasabada ne gibi önemli olaylar yaşanmış merak ediyorsanız Hallstatt Müzesi'ne uğrayabilirsiniz. Pek beklentiniz olmasın, müze gezmeyi çok da sevmiyorsanız burayı pas geçebilirsiniz. Skywalk: Köyün tepelerinden göle bakmakla yetinmeyenler, en tepeden tüm gölün, kasabanın ve hatta karşı kasabaların nefes kesici manzarasını seyretmek isteyenler buraya mutlaka gitsin. Köyün 350 metre yukarısında kalan manzara noktasına füniküler ile çıkabiliyorsunuz, bu füniküler Şubat ayı başından Aralık ayı başına kadar kullanılabiliyor. Salzwelten: Biz gezmedik ama bir de Hallstatt'ta tuz madeni bulunuyor. Skywalk'a çıktığınız füniküler ile buraya da ulaşabiliyorsunuz. Kişi başı 30 gibi yüksek bir fiyatı olduğu için biz kısıtlı zamanımızı göl kenarında keyif yaparak geçirmeyi tercih ettik. Tüm bunların dışında Hallstatt merkezde yapabileceğiniz en iyi şey tabi ki sokaklarında avare avare dolaşmak. Şapele doğru çıkarken şehir manzaralı pek çok fotoğraf noktası yakalayabilirsiniz. Kasabanın ikonik manzarasıyla fotoğraf çekilmek istiyorsanız meydandayken gölü sağ tarafınıza alıp kasabanın çıkışına doğru yürüyün. Demir parmaklıkların olduğu bir alan var, işte orası ikonik manzara noktası. Zaten herkes fotoğraf çekilmeye çalışıyor olacaktır gittiğinizde, doğru yerde olduğunuz anlarsınız. 🙂 Ayrıca bahar ve yaz aylarında gittiğinizde gölde elektrikli botlarla gezintiye çıkabiliyorsunuz. İki kişilik kendinize özel tur da kiralayabilirsiniz, kalabalık bot turlarına da katılabilirsiniz. Elektrikli botlar 1 Nisan 30 Eylül arası imiş ama büyük turlar ve kuğu şeklindeki deniz bisikletleri biz gittiğimizde de vardı. Hallstat'ta yiyebileceğiniz başlıca şey tabi ki şnitzel, biz de öyle yaptık. Ayrıca göl kenarı olduğu için balık da bol. Kahvaltı konusunda Hallstat'ı çok başarısız bulduk, hatta instagram'da Hallstatt'ta kahvaltıcı açacağım demiştim. Bence orada bir Türk kahvaltıcısı açan köşeyi döner. 🙂 Şaka bir yana, kahvaltıdaki mutsuzluğumuz sonrası öğlen güzel bir yemek keyfi yapmak istedik ve göl kenarındaki şirin mi şirin Gasthof Simony Restaurant'ın bahçesine oturduk. Şnitzel ve yanına salata söyledik, gayet başarılıydı. Ama yemekten daha güzeli, göl kenarında kuğuları izleyerek sevgilinizle birlikte vakit geçirmek tabi ki. Burası aynı zamanda bir otel, erken davranırsanız belki uygun fiyata oda bulursunuz, ben araştırırken yer kalmamıştı. Hemen bitişiğinde Seehotel Gruner Baum otelinin de restoranı bulunuyor, biz kalabalık olduğu için burayı tercih ettik ama orası da çok övülmüştü. Kahve ve tatlı için de Maislinger isimli mekanı önerebilirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/09/kiev-gezi-rehberi-ve-kiev-gezilecek-yerler", "text": "Kiev gezisi ve Lviv'i kapsayan mini Ukrayna seyahati genel olarak çok güzel geçmişti, deneyimlerimizi sizlerle de paylaşacağım. Bu yazıda Kiev'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler, Kiev ulaşım, Kiev konaklama, Kiev'de gezilecek yerler ve Kiev mekan önerileri olacak. Bilindiği üzere Ukrayna, vizesiz hatta pasaportsuz olarak gidebileceğiniz bir ülke. Yeni çipli kimliklerden alarak ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Biz çipli kimliğimiz olmadığı için pasaportlarla Ukrayna'ya gittik. Kiev'den sorunsuz şekilde giriş yaptık ve ekstra bir sorgulamaya denk gelmedik, yalnızca dönüş biletimizi sordular. Ben tüm konaklama ve ulaşım detaylarımızı gitmeden önce bastırmıştım, dönüş biletimi gösterdim ve geçtik. Para ya da herhangi başka bir şey sormadılar. Yanınızda konaklama ve dönüş biletinizin çıktılarını yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederim. Ülkeye girişe kısaca değindiğime göre Kiev gezi rehberi başlayabilir. Türkiye'den Kiev'e direkt uçuş bulunuyor, direkt uçuş olan hava yolu firmaları da Pegasus, THY ve Ukraine International Airlines. Biz Tiflis'ten Kiev'e Ukrayna Havayolları ile uçtuk. Bu uçuşla ilgili deneyimimiz ve Kiev-Lviv arası tren yolculuğu detayları için Ukrayna Gezi Rehberi yazıma göz atmanızı öneririm. Şehir merkezine gelirsek, Kiev'de yürüyerek pek çok yeri gezebiliyorsunuz. Biz bazen soğuk olduğu için bazen de zamandan kazanmak için toplu taşıma ve Uber kullandık. Yalnızca Kiev Havaalanı'nından şehir merkezine giderken taksi kullandık. Kiev Havaalanı'ndan merkeze toplu taşıma ile ulaşmak için otobüs ve metro aktarması yapmanız gerektiğinden ben bu yöntemi tercih etmedim. Hava güzelken ve elinizde çok fazla eşya yokken yapılabilir tabi ki. Bunun için havaalanından çıktıktan sonra otobüs durağından 302 numaralı otobüse binip bir metro durağında inmeniz gerekiyor. Kiev Havaalanı'ndan merkeze 500 UAH civarına gittik taksi ile. Uber fiyatları Kiev'de taksilerin 1/3 hatta bazen 1/5'ine denk geliyor yani kesinlikle Uber kullanmak en mantıklısı. Uber gibi hizmet veren Uklon uygulaması da varmış, arada araçlarını gördüğüm oldu ama ben hiç kullanmadım. Bu arada ben Kiev'e iner inmez kendime bir Ukrayna hattı aldım. 10 GB internet 200 UAH olan bir Vodeafone paketi aldım, sonradan gördüm 290 UAH'a sınırsız paket de varmış. Gitmeden önce daha ucuz paketler okumuştum ama havaalanında yoktu maalesef. Toplu taşımaya gelirsek Kiev'de metro kullanma şansımız oldu. Kiev metro ücreti tek yön 8 UAH, yalnız metro durakları gerçekten çok derinde, yürüyen merdivenle inseniz bile epey uzun sürüyor, ben yürürdüm şimdiye kadar diye geçirmiştim içimden. Hatta dünyanın en derin metro istasyonu olarak geçen Arsenalna da Kiev'de yer alıyor, 105.5 metre. Kiev metrosu sabah 6'dan gece 12'ye kadar hizmet veriyor ve 3 ana hattan oluşuyor; yeşil, mavi, kırmızı. Metro durakları yeşil bir M işareti ile gösteriliyor, ben ilk başta bulmakta zorlandım çünkü bir apartmana giriyormuşsunuz gibi görünebiliyor. Ben hangi metro duraklarını kullanmam gerektiğini Google haritasının toplu taşıma kısmından buluyorum, size de tavsiye ederim. Kiev ucuz bir şehir ama eskisi gibi çok çok ucuz değil açıkçası kendimi çok da krallar gibi hissetmedim. Airbnb kredim sayesinde konaklama için ücret ödemem gerekmedi. Siz de indirim kredisi almak istiyorsanız şu linkten kayıt olabilirsiniz, daha sonra arkadaşlarınızla kendi linkinizi paylaşıp daha fazla kredi toplayabilirsiniz. Kiev'de, 1 çocuk 1 yetişkin için günlük ortalama 60$ harcamışım. Yeme içmeden kısmayacaksanız ki zaten konsept mekanlar ünlü olduğu için pek kısmanızı tavsiye etmem, siz de bence aşağı yukarı bu civarda para harcarsınız. Hatta, ben çok soğuk olduğu için ve çocukla yalnız başıma olduğumdan Kiev'de epey Uber kullandım, toplu taşıma ve yürüme ile bu harcama daha da düşebilirdi. Sonuç olarak evet Kiev diğer Avrupa şehirlerine göre epey ucuz ama Türkiye'den çok çok ucuz değil artık. Ukrayna para birimi Grivna, kısaltması UAH şeklinde ve şu anki kura göre 1$ = 23.70 UAH. Hava alanında çok düşük kurdan bozuyorlar, acil ihtiyaçlar için biraz bozdurup gerisini şehirde bozdurmanızı tavsiye ederim. Ukrayna biraz kuzeyde yer aldığı için soğuk bir ülke. Biz Nisan ayının tam ortasında gittik ve hava 7-8 derece gösteriyordu. Kiev'de hiç güneş de olmadığından hissettiğimiz sıcaklık 0 derece gibiydi bize göre. Atkı ve berelerle sarıp sarmalanmış halimizle çok fazla üşüdük açıkçası. Tabi bu bizim şansımıza böyleydi, bizden bir hafta önce 21 dereceleri gördüklerini söylediler, bizden sonraki hafta sonu da yine sıcaklık o seviyelere çıkacak gibi görünüyordu. Bence Nisan biraz riskli bir ay, Mayıs ayı itibarıyla çok daha güzel olacaktır havalar, Eylül ayına kadar da rahat rahat gezilebileceğini düşünüyorum. Soğukta gezmekten çekinmiyorsanız tabi ki her zaman gidebilirsiniz ama keyifle gezmek için en ideal aylar Mayıs-Eylül arası diyebilirim. Kiev kaç günde gezilir derseniz, zamanı kısıtlı olanlara Kiev için iki tam gün bence yeterli ama vaktiniz varsa biraz daha uzatıp üç günlük plan da yapılabilir. Üç günden sonrası sıkmaya başlayabilir, tabi ki bu benim düşüncem. Kiev'de ne amaçla gittiğinize göre konaklama tercihiniz değişecektir. Turistik yerlere daha yakın olmak ve şehrin kalbinde konaklamak istiyorsanız sizin için en uygun yer Shevchenkivskyi District olarak geçen bölge olacaktır, konaklama aramalarınızı bu şekilde filtreleyebilirsiniz. Yalnız bu bölgenin doğal olarak daha pahalı olacağını unutmayın. Podil bölgesi de yine turistik ve cool bir bölge, buraya da bakabilirsiniz. Ben konaklama ayarlamakta biraz da geç kaldığımdan buralardaki fiyatlar bana çok yüksek geldi, o nedenle yine turistik yerlere yakın sayılabilecek daha bütçe dostu olan Pecherskyi District olarak geçen bölgeye yakın bir ev tuttum. Gece hayatı için gidiyorsanız Bessarabka civarında kalmanız daha mantıklı olur. Kaldığım evin bir odası, mutfağı ve banyosu vardı ve gayet temizdi. Yalnız apartman epey eski ve kasvetliydi, hatta oğlum başta biraz korktu içeri girmekten ama sonra alıştı. evin hemen önünde bir çocuk parkı ve market vardı, bu da iyi yanlarından biriydi. Evimizin linkini şuraya bırakıyorum, inceleyin isterseniz. Kiev'deki uygun otel alternatifleri için şuraya bakabilirsiniz. Ukrayna'nın başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri olan Kiev'in tarihinin 5. yüzyıla kadar uzandığı söyleniyor. Bizim Kiev'de en beğendiğimiz yer İkinci Dünya Savaşı'nda Ukrayna Tarihi Müzesi oldu. Kiev'de tek bir yer görecek fırsatınız varsa buraya gidin derim. Gidebileceğiniz bir başka önemli müze de Çernobil Müzesi, açıkçası buraya biz gidemedik çünkü gün sonuna saklamıştık ama tüm gün soğuktan o kadar rahatsız olduk ki tam bu müzeye gidecekken artık gezecek halimiz kalmamıştı. Siz giderseniz ya da gittiyseniz yorum yazarsanız sevinirim. İkinci dünya savaşı müzesi ile aynı yerde Kiev'in sembolü diyebileceğimiz Motherland heykeli bulunuyor. Nazi-Sovyet Savaşı anısına inşa edilen heykel 102 metre uzunluğunda. Kiev'de görülmesi gereken önemli yerlerden biri de Pechersk Lavra. Mağaralar Manastırı olarak geçen kompleks 1051 yılında mağara manastırı olarak kuruluşundan bu yana Doğu Avrupa'da Doğu Ortodoks Hıristiyanlığının önemli merkezi olmuş. Kiev'in kalbinde yer alan ve Maidan Mezalezhnosti olarak isimlendirilen meydan Özgürlük Meydanı olarak da anılıyor. Burası buluşma noktası gibi diyebiliriz, çoğu turistik yere buradan yürüyerek gidebiliyorsunuz. People's Friendship Arch yani Halkların Dostluk Kemeri, SSCB'nin 60. yıldönümünü ve Kiev şehrinin 1500. yıldönümünü kutlamak için 1982'de açılmış. Yalnız Ukrayna hükümeti sendikalaşma yasalarının bir parçası olarak kemeri sökme planlarını açıklamış. Yani yıkılmadan önce görmek isteyebilirsiniz. Ukrayna'nın en büyük iki Ortodoks kilisesinden biri olan Volodymyr's Cathedral de oldukça güzel bir yapı, görmek isteyebilirsiniz. Pastel renkli evleriyle Vozdvizhenka Caddesi de güzel bir instagram noktası. Burası uzun süre boş kalmış çünkü yapımı tamamlandığında kriz olmuş ve binalar satılamamış. Şu anda durum tam ne bilmiyorum ama fotojenik bir yer. Kiev metrosu oldukça eski ve durakların bazıları çok güzel, özellikle Zoloti Vorota Metro İstasyonu gerçekten çok fotojenik bir durak, yani tam bir instagram noktası. Burası zaten turistik yerlere yakın olduğundan metro kullanmanızı ve durağı görmenizi öneriyorum. 1077 yılında tamamlanan Vydubychi Manastırı, mimarisiyle oldukça dikkat çekici bir yapı, vaktiniz varsa listenize alabilirsiniz. 11. yüzyılda Keiv'in ana kapısı olan Golden Gate'i de görmek isteyebilirsiniz. Zaten Zoloti Vorota metro istasyonunun hemen yanında yer alıyor. Orta Çağ'da bu kapı yıkılmış ve kapıya ait herhangi bir fotoğraf bulunmasa da 1982'de yeniden inşa edilmiş. Eiffel Kulesi'nin bir replikası Kiev'de Fransız Meydanı'nda bulunuyormuş. Biz gitmedik ama ilginizi çekerse oraya da bir uğrayın isterseniz. 😉 Son olarak hem pazar alışverişi yapmak hem de tezgahlardan yemek alışverişi yapmak için 1912'de inşa edilmiş tarihi Besarabsky Market'e uğrayabilirsiniz. Ukrayna'daki yerel yiyeceklerden Ukrayna Gezi Rehberi yazımda bahsetmiştim, burada sadece Kiev'deki mekanlardan önerilerde bulunacağım. Kiev popüler mekanlar açısından Lviv kadar zengin değil belki ama yine de çok güzel restoranları var. Geleneksel yemekler için Korchma Taras Bulba'yı tavsiye ederim. Hem dekorasyonundaki detaylar hoşuma gitti hem de yemekleri. Garsonlar geleneksel kıyafetleri giymiş olarak servis yapıyorlar. Yemek sonrası mekandaki haritaya geldiğiniz yerden bir toplu iğne batırıyorsunuz. Türkiye'de Trakya üzerine tek toplu iğneyi ben batırmış oldum. 😉 Fiyatlar da Kiev'de yediğimiz diğer restoranlara göre daha ucuzdu açıkçası. Üç çeşit yemek ve meşrubat 10$'dan az tuttu. Ukrayna'da geleneksel yemekleri en ucuza yiyeceğiniz yer ise Puzata Hata imiş. Burası bir zincir restoran ve hemen hemen gittiğiniz her bölgede bir taneye rastlayabilirsiniz. Kiev'de önereceğim bir diğer geleneksel restoran Pervak olacak, burası mutlaka uğramanız gereken bir yer bence. 8 farklı odadan oluşuyor ve her biri farklı dekorasyona sahip, tüm odaları gezmenizi tavsiye ederim. Buradaki yemekler de çok lezizdi ama fiyatlar biraz daha yüksekti. Garsonlar yine geleneksel kıyafetlerle servis yapıyor. Burası çok turistik bir yermiş gibi görünse de mekandaki çoğu kişi yerli halktan oluşuyordu. Önerilen ve benim not aldığım diğer birkaç restorandan bahsetmek istiyorum; Ukrayna yemekleri için Spotykach, İtalyan yemekleri için Vino e Cucina, Kırım mutfağı içinse Musafir. Şimdi gelelim hem benim çok sevdiğim hem de ben oradayken bana en az 10 kişiden mutlaka gidin diye mesaj gelen yere; Milk Bar. Yani siz de mutlaka gidin diye söylüyorum. 🙂 Biz buraya ilk gün çok yakınında yer alan Pervak'taki yemeğimiz sonrası paket olarak tatlı almak için uğradık, ertesi gün de kahvaltısını deneyimledik. Hem tatlıları hem de kahvaltıları çok güzel ama bir de konseptleri çok tatlı, garsonlar pijama ile servis yapıyorlar. 🙂 Yemekler ve ortam tam instagramlık, benden söylemesi. 😛 Biz Cumartesi günü sabah 10'da sıra beklemeden oturduk, bizden sonra bir kuyruklar oluştu sormayın, sıra beklemek istemiyorsanız fazla gecikmeyin. Kahvaltıları ile instagram'da popüler olan bir başka yer ise Lyubimy Dyadya diğer adıyla Favorite Uncle, Milk Bar kalabalıksa oraya gitmeyi de düşünebilirsiniz. Ukrayna gezi rehberimde alınabilecekler konusundan detaylıca bahsetmiştim, şu yazıma bir göz atmanızı öneririm. Kiev'de Andriyivskyy Yokuşu, sağlı sollu tezgahlarıyla hediye alışverişi yapmak için keyifli bir adres. Bir de Folkmart'larda güzel hediyelikler bulabilirsiniz. Çocukla Kiev'de tek büyük problemim soğuk oldu diyebilirim, çocukla gidiyorsanız hele hele tek ebeveynseniz Mayıs Eylül arası gitmenizi tavsiye ederim. Kiev'de aşırı soğuğa maruz kaldık ve üşüdükçe ikimiz de huysuzlaştık. Ona rağmen inat ettim ve şehirde en çok görmek istediğimiz yerleri neredeyse tamamladık. Bazı turistik yerlerin yokuş ve yerlerin parça taş olması bebek arabasıyla sıkıntı yarattı, o yüzden mümkünse kanguru alın yanınıza. Bizim gittiğimiz yerler arasında, oğlumun en çok hoşuna giden yer Kiev'de İkinci Dünya Savaşı Müzesi oldu. Kiev'de Mariinsky Park gidebileceğiniz büyük yeşil alanlar arasında, şehir içinde gezerken ara ara çocuk parkları da gördük. Bunların dışında biz gitmesek de Kiev'de Eğlenceli Bilim Müzesi şeklinde tanımlanan Experimentarium'a gidebilirsiniz, bizim ikinci gün vaktimiz kaldı epey ve ben oraya gitmek istiyordum ama çok üşüdüğümüz için oğlum hiçbir yere gitmek istemedi, siz giderseniz ya da daha önce gittiyseniz yorum yaparsanız sevinirim. Kiev gezi rehberi için benim aklıma gelenler bunlar, başka sorunuz varsa lütfen yorum olarak bırakın. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! 😉 Lviv yazımı da aşağıda paylaşıyorum. Kiev gibi kimlikle girebileceğiniz bütçe dostu şehirlerden Tiflis için hazırladığım detaylı yazıyı da okumayı unutmayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/09/lviv-gezi-rehberi-lviv-gezilecek-yerler", "text": "Lviv gezisi ve Kiev'i kapsayan mini Ukrayna seyahati genel olarak çok güzel geçmişti, deneyimlerimizi sizlerle de paylaşacağım. Bu yazıda Lviv'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler, Lviv ulaşım, Lviv konaklama, Lviv'de gezilecek yerler ve Lviv mekan önerileri olacak. Bilindiği üzere Ukrayna, vizesiz hatta pasaportsuz olarak gidebileceğiniz bir ülke. Yeni çipli kimliklerden alarak ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Biz çipli kimliğimiz olmadığı için pasaportlarla Ukrayna'ya gittik. Uçuşumuz Lviv'e değil Kiev'eydi ve Kiev'den sorunsuz şekilde giriş yaptık, ekstra bir sorgulamaya denk gelmedik, yalnızca dönüş biletimizi sordular. Ben tüm konaklama ve ulaşım detaylarımızı gitmeden önce bastırmıştım, dönüş biletimi gösterdim ve geçtik. Para ya da herhangi başka bir şey sormadılar. Lviv'den giriş yaparken sorgu olabiliyormuş, aklınızda olsun. Konaklama ve dönüş biletinizin çıktılarını yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederim. Ülkeye girişe kısaca değindiğime Lviv gezi rehberi başlasın. Türkiye'den Lviv'e direkt uçuş bulunuyor, direkt uçuş olan hava yolu firmaları da Pegasus, THY ve Ukraine International Airlines. Biz Kiev ile birlikte bir gezi yapmıştık ve Lviv'e Kiev'den gece treni ile geçtim. Bu trenle yolculuk deneyimimizi Ukrayna gezi rehberi içerisinde detaylıca anlattım, şuradan okuyabilirsiniz. Şehir merkezine gelirsek, Lviv'de yürüyerek pek çok yeri gezebiliyorsunuz. Biz bazen soğuk olduğu için bazen de zamandan kazanmak için toplu taşıma ve Uber kullandık. Yalnızca Lviv tren istasyonundan merkeze giderken taksi kullandık, tren istasyonundan 150 UAH karşılığı merkeze gittik. Uber fiyatları Lviv'de normal taksilerin yarısına geliyordu yani Uber kullanmak en mantıklısı. Uber gibi hizmet veren Uklon uygulaması da varmış, arada araçlarını gördüğüm oldu ama ben hiç kullanmadım. Bu arada ben kendime bir Ukrayna hattı aldım. 10 GB internet 200 UAH olan bir Vodafone paketi aldım, sonradan gördüm 290 UAH'a sınırsız paket de varmış. Toplu taşımaya gelirsek Lviv'de tramvay kullanma şansımız oldu. Tramvay ihtiyaçtan ziyade keyfi gezinti için diyebilirim çünkü neredeyse her yer yürüme mesafesinde. Merkeze uzak olan tren istasyonu için 9 numaralı tramvayı, Lychakiv Mezarlığı için de 7 numaralı tramvayı kullanabilirsiniz. Tramvayın bilet ücreti 3 UAH, ceza yememek için biletinizi deldirmeyi unutmayın. Lviv ucuz bir şehir ama eskisi gibi çok çok ucuz değil açıkçası kendimi çok da krallar gibi hissetmedim. Airbnb kredim sayesinde konaklama için ücret ödemem gerekmedi. Siz de indirim kredisi almak istiyorsanız şu linkten kayıt olabilirsiniz, daha sonra arkadaşlarınızla kendi linkinizi paylaşıp daha fazla kredi toplayabilirsiniz. Şehir içi ulaşımda genelde yürüdüğümüz için bu kalemde pek harcamamız olmadı. Ören yerleri girişleri genelde ucuz, yeme içme de Türkiye'den biraz daha ucuz. Ortalama kişi başı 30$ civarına şehri doya doya gezebilirsiniz bence, buna konaklama dahil değil, şehir içi ulaşım, yeme içme ve giriş ücretleri vs. için söylüyorum. Sonuç olarak evet Lviv diğer Avrupa şehirlerine göre epey ucuz ama Türkiye'den çok çok ucuz değil artık. Ukrayna para birimi Grivna, kısaltması UAH şeklinde ve şu anki kura göre 1$ = 23.70 UAH. Ukrayna biraz kuzeyde yer aldığı için soğuk bir ülke. Biz Nisan ayının tam ortasında gittik ve hava 7-8 derece gösteriyordu. Lviv'de güneş olduğundan hava fena değildi yani keyfimiz gayet iyiydi, sabah saatleri dışında atkı bere olmadan da rahatlıkla gezebildik. Üşümek istemiyorsanız Nisan biraz riskli bir ay, Mayıs ayı itibarıyla çok daha güzel olacaktır havalar, Eylül ayına kadar da rahat rahat gezilebileceğini düşünüyorum. Soğukta gezmekten çekinmiyorsanız tabi ki her zaman gidebilirsiniz ama keyifle gezmek için en ideal aylar Mayıs-Eylül arası diyebilirim. Lviv kaç günde gezilir derseniz, zamanı kısıtlı olanlara Lviv için iki tam gün bence yeterli ama vaktiniz varsa biraz daha uzatıp üç günlük plan da yapılabilir. Üç günden sonrası sıkmaya başlayabilir, tabi ki bu benim düşüncem. Lviv'de Rynok Meydanı çevresinde kalmanızı tavsiye ederim, çünkü gezilecek yerlerin çoğunluğu ve en güzel mekanlar hep bu civarda yer alıyor. Airbnb ile ev kiralamak oldukça uygun fiyatlı olduğundan ben otel yerine ev kiraladım ama planınızı erken yapacaksanız güzel oteller de yakalarsınız. Biz Rynok Square'e 2-3 dk. yürüme mesafesinde bulunan tek oda, küçük mutfak ve küçük banyosu olan tertemiz bir evde kaldık. Kaldığımız evin linkini şöyle bırakıyorum, inceleyebilirsiniz. Ukrayna'da genel olarak apartmanlar oldukça eski bizim evimiz de eski bir apartmandaydı ama tatlıydı. Bulunduğu sokakta gündüz saatlerinde şarkılar söyleyenler vardı, kafelere, turistik yerlere hep yürüyerek gidebildik, istediğimiz zaman evimize dinlenmeye gidebildik, bu çok büyük bir konfordu bizim için. Bu arada evden ayrılış saati 11:00 idi ama bizim daha şehirde vaktimiz vardı. Eşyalarımızı 3-4 saatliğine eve 100 mt. uzaklıkta bulunan, bagaj muhafaza eden bir dükkana bıraktık, fiyat 50 UAH yani 1.5 gibi bir şey. Bu evde kalmasanız bile Rynok Meydanı çevresinde bir evde kaldığınızda ihtiyacınız olursa diye not düşeyim dedim, VALIZA. Son olarak bir şey daha belirtmekte fayda var. Rynok Meydanı ve yakın çevresine araç girişi yok, o nedenle buralardaki evlere yürümeniz gerekiyor. Yollar da Arnavut kaldırımı, ellerinizde çok valiz olacaksa bunu bilmenizde fayda var diye düşündüm. Lviv'deki uygun otel alternatifleri için şuraya bakabilirsiniz. Lviv, Ukrayna'nın 7. büyük şehri ve tarihi 1256 yılına dayanıyor. Rus Kral Galiçyalı Daniel tarafından kurulmuş ve ismini kralın en büyük oğlu Leo 'dan almış. Şehrin adı aslan anlamına geldiğinden bazı yerlerde aslan heykelleri ya da hediyelik eşyacılarda aslanlı magnetler vs. görebilirsiniz. Lviv, beklediğimden çok daha güzel bir şehir çıktı açıkçası. Sokaklarından müzikler yükselen, şirin sokakları, güzel mekanları, tarihi yerleri ve bütçe dostu oluşuyla harika bir hafta sonu kaçamağı şehri. Gezilecek yerler, birkaç tanesi dışında birbirine çok yakınlar, o yüzden gezmesi de çok kolay bir şehir. Gezilecek yerlerin başında Rynok Square geliyor, zaten diğer tüm gezilecek yerler de bu meydana yürüme mesafesinde konuşlanmış durumda. Renkli eski evler, nostaljik tramvaylar, satıcılar ve şarkı söyleyenlerle oldukça hareketli bir meydan. Rynok Meydanı'nda gezinirken Andreolli's Pasajı'na da uğramayı unutmayın, güzel bir instagram noktası. Katedral meydanında yan yana yer alan Boim Chapel ve Latin Katedrali görmeniz gereken yerler arasında. Şarap ticareti yaparak zenginleşen kökeni Macar olan Boim ailesinin yaptırdığı şapel, Rönasans döneminin sonlarına doğru inşa edilmiş eşi benzeri olmayan bir yapı, dışındaki oymalar çok hoş gerçekten. Latin Katedrali 14. yüzyılda yapılmış bir Roma Katolik katedrali. İçinde ve dışında, barok ve gotik mimarinin izlerine rastlayabilirsiniz. Rynok Meydanı'nda 6 numaralı kapıdan girerek ulaşabileceğiniz Italian Courtyard oldukça fotojenik güzel bir instagram noktası, giriş 10 UAH. Daha önce Kraliyet Konağı olarak kullanılmış olan yapının içinde bir müze ve bir restoran bulunuyor. Lviv'deki Potocki Sarayı, 1880'lerde Avusturya eski başkanı Alfred Jozef Potocki'nin şehirde konaklaması için inşa edilmiş oldukça görkemli bir yapı, gezmek isteyebilirsiniz. Tarihi 1370 yılına dayanan Ermeni Katedrali de görmeniz gereken yerlerden, hemen yanındaki avlu tam bir instagram noktası. 😉 Ermeni Katedrali'nin çok yakınında bulunan Transfiguration Kilisesi'ni de görmenizi tavsiye ederim. İlk olarak 1700'lü yıllarda Roma Kilisesi olarak inşa edilmiş, daha sonra 1848 yılında Avusturyalılar tarafından yıkılmış ve 1900'lerin başında Yunan Katolik Kilisesi olarak kalıntılarından tekrar inşa edilmiş. Lviv'in en fotojenik sokaklarından biri Virmenska Sokağı, burada rengarenk evler ve tatlı kafeler güzel instagram noktaları oluşturuyor. Bu bölge eskiden Ermeni cemaatinin yaşadığı bölgeymiş. Şehrin en güzel fotoğraflarını çekeceğiniz asıl yer ise Town Hall'un kulesi. Rynok meydanının tam ortasında yer alan Belediye Binasının kulesine çıkmak için 400 civarı dar ve tahta merdiven çıkmayı göze almanız gerekiyor. Lviv'de gezmek için ilginç yerlerden birinden bahsedeyim; Lychakiv Mezarlığı. Toplam 42 hektarlık bir alana yayılmış olan mezarlıktaki en eski mezar taşı 1675 yılına kadar uzanıyormuş. Lychakiv Mezarlığı, zengin Lviv ailelerine ait olan, güzelce süslenmiş 23 şapel ve tapınak ile ünlü. Burası şu anda müze gibi gezilebiliyor, giriş 40 UAH. Bir bşka ilginç yer ise terk edilmiş eski oyuncaklardan oluşan bir bahçe; Yard of Lost Toys. Buraya giriş ücretsiz, pek bir numarası da yok açıkçası ama gelmişken de bir görün isterseniz. Bahçenin etrafındaki evlerden birinin sahibi bulduğu kayıp oyuncakları, sahipleri gelip alabilsin diye buraya toplamaya başlamış ve o şekilde büyümeye başlamış. Siz de eski bir oyuncak götürüp hatıra bırakabilirsiniz. Aslen Corpus Christi'nin Roma Katolik kilisesi olarak inşa edilmiş olan ve bugün Kutsal Eucharist'in Yunan Katolik kilisesi olarak hizmet veren Dominik Kilisesi yine görmeniz gereken yerlerden biri. Lviv Opera Binası 1901 yılında neo-rönasans mimarisi ile yapılmış güzel bir yapı. Önündeki meydan oldukça hareketeli, binanın içi ise tam fotoğraflık. Ben çocukla olduğum için gidemedim ama siz uygun olursa mutlaka burada bir gösteriyi izlemeye gidin. Mevcut hali 1630 yılında yapılmış olan ama tarihi 1400'lere dayanan Bernardine Manastırı yine listenize ekleyebileceğiniz yerlerden biri. Son olarak şehri tepeden görebileceğiniz bir başka yer olan High Castle Hill, şehrin en yüksek noktası. Tırmanmayı seviyorsanız buraya da çıkmayı düşünebilirsiniz. 😉 Bunların dışında da gezilecek yerler mutlaka var ama benim önceliklendirdiklerim bunlardı. Ukrayna'daki yerel yiyeceklerden Ukrayna Gezi Rehberi yazımda bahsetmiştim, burada sadece Lviv'deki mekanlardan önerilerde bulunacağım. Lviv konsept restoran cenneti adeta, adım başı değişik bir kafe ve restoran görebilirisniz. Ben her yeri denemedim, açıkçası aşırı zorlama mekanları da sempatik bulmuyorum. O yüzden daha çok yemeği ile öne çıkan çocukla gidilebilecek mekanları denedim. Gördüklerim arasında bana göre Lviv'in en güzel restoranı ile başlıyorum; Baczewski Restaurant gerçekten mutlaka gitmeniz gereken bir adres. Sabah kahvaltısı çok meşhur ama çok fazla kuyruk olduğu için ben çocukla gitmek istemedim açıkçası, kahvaltı için rezervasyon yapamıyormuşsunuz ama sabah 8'de orada olursanız belki daha az sıra beklersiniz. Öğlen ve akşam yemeği için gittiğinizde yer bulabilirsiniz ama asıl güzel ortam olan kapalı bahçede yemek istiyorsanız mutlaka önceden rezervasyon yapmalısınız. Ben bir gün önceden ertesi günün öğle yemeğine rezervasyon yaptırıp gittim. Yemekleri ve sunumları harika, yeşillikler içinde canlı müzik eşliğinde yemek yiyorsunuz. Bir başka öğle yemeğimizi de Cafe Centaur'de yedik, burası bana çok özellikli gelmedi açıkçası, yemeklerin de bazısını sevdim bazısını sevmedim. Öncelikli gitmenizi tavsiye edeceğim bir yer değil. Kendinizi geçmişe ışınlanmış gibi hissedeceğiniz Lviv'in tarihi restoranlardan biri olan Atlas'ı da tavsiye edebilirim. İkinci Dünya Savaşı öncesi Polonyalı sanatçıların uğrak yeriymiş. Kahvaltı ve tatlıları ile daha çok öne çıkıyor ama öğünleri da gayet lezzetli. Rynok meydanına bakan pencerenin önündeki masayı kaptınız mı değmeyin keyfinize. 🙂 Bir de güneşin batışına yakın Golden Hour denilen saatlerde Rynok Meydanı'ndaki Drunk Cherry barda bir vişne likörü içmenizi tavsiye ederim. Canlı müzik eşliğinde güzel bira içmek için The Pravda Beer Theatre önerilmiş, tam benlik olsa da oğlumla gitmeyi denemedim, artık başka sefere. 🙂 Binasında ejderhalar olan ve çatısında bir araba bulunan House of Legends ise biz gittiğimizde nedenini anlamadığım bir şekilde kapalı olduğundan giremediğimiz bir yer oldu, belki siz gidersiniz. Kahvaltı için biz ilk gün Cukor'a, ikinci gün ise Lviv Croissants'a gittik. Cukor'un insta breakfast'ı meşhur ama biz gittiğimizde ne yazık ki avokadoları kalmadığından yiyemedik. Bu menüde direkt insta breakfast olarak geçen bir şey, ben onun yerine benedict eggs sipariş ettim, menüde bu şekilde ismi ters olarak geçiyor. Cukor samimi, tatlı bir kafe, bir kahvaltınızı burada edebilirsiniz. Lviv Croissants'ın sade kruvasanını pek beğenmedim ama sandviç olarak yaptıklarında gayet leziz geldi. İkinci gün acelemiz olduğu için gitmiştik, yoksa çok daha güzel kahvaltı mekanları bulabilirsiniz. Bunların dışında kısa molalar için uğradığımız yerler Lviv Coffee Manufacture ve Lviv Handmade Chocolate oldu. Lviv'de, biz deneyemesek de çok popüler olan ve önerilen diğer mekanlara da değinmeden bu kısmı bitirmek istemiyorum. Pizza için Celentano Pizzeria, et yemek için Mons Pius, şampanya eşliğinde yemek için Champagneria X&X ailece gidebileceğiniz yerler arasında. Bir de farklı konsepte sahip yerler var; isteyen müşterilerin kırbaçlandığı Masoch Cafe, orta çağ işkence aletleri arasında yemek yiyeceğiniz Meat and Justice ve savaş döneminden kalma bir sığınak olan ve parola ile içine girebilidğiniz Kryivka bunlardan bazıları. Ukrayna gezi rehberimde alınabilecekler konusundan detaylıca bahsetmiştim, şu yazıma bir göz atmanızı öneririm. Lviv'de bu şekilde hediyelik eşyalar satan tezgahları Opera Binası yakınlarında kurulan Vernissage pazarında gördüm. Rynok'tan Opera'ya doğru giderken görebilirsiniz. Dominik Katedrali'nin hemen yanında kurulan eskici pazarı da küçük ama gezmeye değer. Daha çok ikinci el kitaplar var ama az olsa da ikinci el başka ürünler de bulunuyor. Bunların dışında oldukça ünlü olan Lviv Handmade Chocolate'tan çikolata, Lviv Coffee Mining Manufacture'dan kahve almak da güzel fikir. Lviv, Ada'nın çok sevdiği bir şehir oldu. Şansımıza hava da fena değildi ve çok keyifli bir şekilde gezebildik. Tam hafta sonu orada olduğumuz için ortam çok hareketliydi, pek çok meydanda ve sokakta şarkıcılar vardı, Ada her seferinde danslar etti, eğlendi. Ivan Franko Park, Lviv'de çocukla gidebileceğiniz yeşil alanlardan biri. Genel olarak çocukla şuraya gitmeyin diyebileceğim bir yer yok, kendim Lviv'deki sado mazo kafeye ve baltayla hesabı getirdikleri et yemeği yenen yere gitmeyi tercih etmedim mesela. Onun dışında tüm popüler yerleri rahat rahat gezdik. Lviv gezi rehberi için benim aklıma gelenler bunlar, başka sorunuz varsa lütfen yorum olarak bırakın. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! 😉 Kiev yazımı da aşağıda paylaşıyorum. Kiev gibi kimlikle girebileceğiniz bütçe dostu şehirlerden Tiflis için hazırladığım detaylı yazıyı da okumayı unutmayın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/10/roportaj-almanyada-ogrencilik-ve-yasam", "text": "Merhaba, ben Gizem. Lise sona kadar İzmir'de yaşamış, kendi hayalleriyle yaşam enerjisi bulan, farklı yerler ve kültürleri deneyimlemekten inanılmaz zevk alan biriyim. Şu an Almanya'nın Bavyera eyaletinin başkenti olan Münih şehrinde yaşıyorum, burada hem okuyup aynı zamanda da çalışıyorum. İlerleyen seneler ne fırsatlar beraberinde getirir bilmiyorum ama şimdilik daha bir süre Münihliyim diyebilirim. Almanya'da öğrenci olmak isteyenlere de faydalı olacak konular var. İzmir'de okuduğum lisede bir yandan Almanca öğrenme diğer yandan da Almanya'nın farklı şehirlerini öğrenci değişim programları ve çeşitli projeler sayesinde ziyaret etme fırsatım oldu. Zamanla ilgi alanımın mühendislik olduğunu fark etmemle birlikte Almanya'da üniversite okumak en büyük hayallerimden biri oldu. Birçok farklı okula başvurdum ama önceliğimde Münih Teknik Üniversitesi olduğu için burayı tercih ettim. Başvurucu sürecine gelirsek baştan kabul mailini görene kadar oldukça stresli bir süreç. Almanlar apostil onaylı belgelere takmış durumda, mutlaka her belgenizin tasdikli olmasını istiyorlar yoksa kabul etmiyorlar. Sırf bu yüzden kabul alamayan arkadaşlarım olmuştu bu sebeple dikkat etmenizi öneririm. Almanya'da herhangi bir üniversitede okuyabilmek için Türkiye'de ona denk olan bölümü kazanmış olmak şart. Türkiye'de üniversite sınavlarına girip istediğiniz bölümü kazandıktan sonra ÖSYM yerleştirme sonuç belgesini aracı bir kurum olan Uni-Assist'e gönderiyorsunuz. Onlar sizin buradaki bir lisede okusaydınız yaklaşık diploma puanınızı hesaplayıp size denklik belgesi veriyor ve bu sayede başvuru yapabiliyorsunuz. Onun dışında en önemlisi tabi ki dil yeterliliğini gösterebilmeniz. Yeni yeni komple İngilizce lisans programları açılsa da ülke genelinde lisans programları %90 Almanca. Bazı bölümler B2 bazıları C1 seviyesini kabul ediyor. Dili öğrenebilmenin en hızlı yolu onu sadece ders olarak değil, hayatın her alanında duyup kullanabilmekten geçiyor eğer dil yeterliliğiniz yoksa Almanya'ya dil kursuna gelip sonra burada okumaya başlayabilirsiniz. Bunların dışındaki kabul koşulları hem bölüme hem de okula göre farklılık gösterdiği için ona göre hazırlık yapmak en doğrusu olur. Genel eğitim anlayışı Türkiye ile kıyaslayınca çok farklı. En belirgin fark öğrencinin kendi kendine öğrenmeyi öğrenmesi. Kulağa biraz karışık gelebilir ama kastettiğim şey sizin bilgiye kendi araştırmalarınız ve çabanızla ulaşabilmeniz bekleniyor. Ve bu beceriyi de anca zamanla pratik yaptıkça geliştirebiliyorsunuz. Liseden alıştığım gibi önüme hiçbir şey hazır gelmiyor. En basitinden çoğu derste ödev kavramı yok, Türkiye'deki arkadaşlarımdan bildiğim dönem arası ara sınavlar ya da notunuzu yükseltecek grup çalışmaları çok nadir olan şeyler. Tüm derslerin dönem sonunda bir sınavı var, onu hangi notla geçerseniz notunuz o oluyor. Derslere katılım zorunluluğu yok, isterseniz gidin isterseniz evde materyallerden öğrenin. Kimse sizin dersi nasıl öğrenmeyi tercih ettiğinize karışmıyor, zaten sorusu varsa gelir sorar mantığındalar. Bazı derslerin de videoya kaydı oluyor istediğiniz zaman izleyebiliyorsunuz. Özellikle mühendislik alanı için konuşmak gerekirse, okulun pek öğrenciyi destekleyici ya da işini kolaylaştırıcı bir yanı yok, aksine daha çok sizi zorlamak ve potansiyelinizi arttırmanız için önünüze engeller koyuyor. Zorunlu stajınızı da bitirme tezinizi de kendiniz araştırıyorsunuz, gerekirse şirketlere başvuruda bulunup görüşmelere gidiyorsunuz. Buradaki mühendislik eğitimi 3 yıl olduğu için program içeriği de çok yoğun, İstanbul Teknik Üniversite'sinden bizim bölüme ERASMUS programıyla değişime gelen bir arkadaşım bizim bir dönem dersini onların 1 yılda gördüğünden bahsetmişti. Kısacası hem daha içerik olarak ağır hem de daha kısa sürede öğrenmeniz gerekiyor. Tüm bunlar kişiye göre avantaj ya da dezavantaj olabilecek maddeler. Öz disiplinli olmak şart, bu da bana sorarsanız 18 yaşında hele ki Türkiye'de yetişmiş ve liseyi bitirmiş biri için fazla ağır bir yük olduğunu düşünüyorum. Bunların dışında Alman hükümeti okurken çalışmayı çok destekliyor, öğrenciyken daha az ödediğiniz ayrı bir vergi sınıfına dahil oluyorsunuz. Bir yandan üniversitede okurken bir yandan da alanınıza yönelik tecrübe kazanabileceğiniz bir şirkette ya da okulun araştırma departmanlarında çalışabiliyorsunuz. Bu haftada maximum 20 saatle sınırlandırılmış durumda. Bence bu çok güzel bir imkan, hem teorik olarak öğrendiklerinizin gerçek iş alanında karşılığını görebiliyor hem iş hayatını gözlemleme fırsatınız oluyor. Almanya'da okumak isteyenlere minik bir tavsiyem de bölümlerin ''Schnupperstudium'' dedikleri lise çağındaki öğrencilere tanıtım günleri ve dersleri oluyor. Ben gelmeden önce hiç duymamıştım, bu programların tarihlerine bakıp katılabilirsiniz ya da herhangi bir ilk dönem dersine girip arka sıradan dersi dinleyebilirsiniz. İzin almanıza gerek yok hem belki sorularınızı ders sonrasında direkt orda okuyan öğrencilere sorup en doğru bilgileri de edinebilirsiniz. Konaklama dışında hayat pahalılığı bence tartışmaya açık, marketten alıp kendi yemeğinizi kendiniz pişirirseniz Türkiye ile arada çok fark olduğunu düşünmüyorum. Onun dışında sosyal hayatınızı da dengeleyebilirsiniz. O kadar çok ücretsiz konser, sokak festivalleri var ki her hafta sonu başka bir etkinliğe gidebilirsiniz, tabi okul buna pek izin vermiyor. 🙂 Çoğu müzenin girişi pazar günleri sadece 1 Euro oluyor ya da ayın bazı günleri ücretsiz oluyor. Okulun ayrıca bir spor kampüsü var, dönemlik oldukça uygun fiyatlara kurslara kayıt olabiliyorsunuz. Bir Türk olarak yurt dışında yaşamak tabi ki de farklı açılardan sürekli bir mücadelede olmayı gerektiriyor. En başında kendi anadilinizde olmayan bir yerde tüm işlerinizi halletmeye ve karşılaştığınız sorunları çözmeye çalışıyorsunuz. Bu durum zaman zaman yoruyor olsa da aslında geriye dönüp baktığımda son 3,5 yılda karşılaştığı zorluklara kendi çözüm bulmayı öğrenmiş, kendi işlerini kendi halledebilen kısacası büyümüş bir Gizem görüyorum ve şimdiye kadar başardıklarımla gurur duyuyorum. Münih'e çalışmak için gelinmesini daha çok tavsiye ederim çünkü öğrenciyken zaten pahalı bir şehir olduğundan para biriktirmek oldukça zorlaşıyor. Tabi ki tercih size kalmış. Yaşamak için çok kaliteli ve huzurlu bir şehir. Herkesin kurallara uyduğu, yemyeşil ve ulaşımınızı her yere çok rahat, hızlıca sağlayabileceğiniz bir şehir. Burada yaşamanın en güzel yanı, konumu sayesinde Avrupa'nın merkezi olarak nitelendirilebilir ve her yere tren ya da otobüsle ucuza ulaşabilirsiniz. Öğrenci olarak indirimli fiyatlardan faydalanabilirsiniz. Günübirlik Bavyera biletiyle 5 kişi grup halinde kişi başı 6 Euro'ya Almanya'nın güneyini gezebilirsiniz. Meşhur romantik yol rotasından tutun Kral 2. Ludwig'in romantik Neuschwanstein Şatosu'na, kışın sayısız kayak merkezine yazın da yüzülebilecek, kano yapabilecek ya da tırmanış yapabileceğiniz hiking rotalarına sadece birkaç saatte ulaşabilmeniz mümkün, e daha ne olsun! Münih'te gençler genelde üniversiteye yakın bir cadde olan Schnellingstraße ve Münchner Freiheit taraflarında takılıyor, güzel kafeler ve restoranların bir çoğu bu cadde boyunca sağlı sollu uzanıyor. Ders çalışmak, rapor veya sunum hazırlamak için kahvenizi alıp oturup saatlerce işlerinizi halledebileceğiniz yerler de mevcut, ben de en çok bu tarz konseptteki yerlere bayılıyorum. En popüler olanlarından biri \"Universitat\" durağında iner inmez hemen köşedeki cafe \"The Lost Weekend\": kahvesi ve vegan atıştırmalıkları pek güzel, çoğu akşam değişik söyleşi ya da müzik etkinlikleri de oluyor. Eğer yaz aylarında geldiyseniz ve hava güneşliyse önce pek şanslısınız, hemen sevinebilirsiniz. Sıcak havalarda gençler genelde hemen şehir merkezinden girilebilen İngiliz Bahçesi'ne piknik yapmaya, güneşlenmeye ya da spor yapmaya geliyorlar. Şehir boyunca akan Isar nehri kenarında oturup sohbet ediyoruz hatta buz gibi akan adı da 'Eisbach' olan nehre atlayıp, şehrin başka yerinden çıkabiliyoruz. Ben de bir İzmirli olarak deniz özlemimi nehirlere atlayarak ve göllere girerek gidermeye çalışıyorum. İnternete yazar yazmaz çıkan turistik aktivitelerin dışında 'Gaertnerplatz' ve çevresi çok keyif aldığım yerlerden. Kahvaltı için 'Hungriges Herz' ya da 'Cotidiano' ya gönül rahatlığıyla oturabilirsiniz. Hem yürümek hem de bisiklet kiralayıp dolaşabileceğiniz Nymphenburg Satosu'na uğrayabilir, bahçesinde boylu boyunca gezebilirsiniz. Dünya'nın en büyük botanik bahçesinden birine uğrayabilir, Moll gölü kenarındaki Apollo tapınağını ziyaret edebilirsiniz. Kahve ve kek molası vermek isterseniz bahçenin hemen yanındaki 'Palmenhaus Schlosscafe' ye oturabilirsiniz. Burada okumak ya da staj yapmak isteyen tüm genç arkadaşlarımı Münih'e beklerim. Sizler için en güzeli olması dilerim, denemekten korkmayın! Röportaj ve fotoğraflar için Almanya'da öğrencilik hayatına devam eden Gizem'e çok teşekkürler. Kendisinin de bir blogu var, aşağıda paylaşıyorum. Sormak istedikleriniz olursa kendisiyle iletişim kurabilir ya da burada yorumlara yazabilirsiniz. Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajları için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/11/tiflis-yeme-icme-rehberi-tiflis-mekan-onerileri", "text": "2013'ten beri Tiflis'e turist olarak geliyoruz, iki senedir de Tiflis'te yaşıyoruz. Tiflis'te fırsat oldukça farklı yerler deneyimlemeye çalışıyoruz, tabi ki çok beğendiğimiz bazı yerlere tekrar tekrar gidiyoruz. Gitmeden önce kendim de biraz araştırma yapıyorum ve şimdiye kadar genelde güzel yerlerde yemek yedik. Şimdi tecrübe ettiklerimiz arasından Tiflis yeme içme rehberi ve Tiflis mekan önerileri hazırlamaya çalışacağım. Yeni yerler denedikçe burayı güncelleyeceğim. Tiflis'in neyi meşhur? Tiflis'te ne yenir? Tiflis'te ne içilir? sorularının cevapları için Gürcü yemekleri ve Gürcü içecekleri üzerine ayrı bir yazım var, onu da mutlaka okuyun. Buradaki mekanların bazıları kapandı ve Tiflis'te pek çok güzel yeni mekan açıldı. O nedenle güncel listeler hazırladım, aşağıdaki kategorilere ayrılmış listelere mutlaka göz atmanızı öneririm. Keto and Kote: Gittiklerim arasında Tiflis'te en sevdiğim restoran burası. Hem ortamı, hem lezzetleri çok güzel. Mekanı bulması hafif zor olabilir, bir çıkmaz sokağın sonunda sağdan girip devam ediyorsunuz. İlk gittiğimde yanlış adres olabilir diye düşünmüştüm o yüzden uyarayım dedim. Fiyatlar Tiflis ortalamasına göre pek ucuz değil, onu belirtmek isterim. Barbarestan: Otantik bir restoran, hem vintage dekorasyonu hem de yaratıcı menüsüyle sevdiğim bir yer. Burada diğer restoranlarda yiyebileceğiniz tipik Gürcü yemeklerinden farklı lezzetler tadabiliyorsunuz. Restoranın sahipleri, 19. yüzyıl düşesi Barbara Jorjadze'nin eski aile tariflerinden yola çıkarak menüyü oluşturmuş. Bu tarifler ünlü Gürcü şef Levan Kobiashvili tarafından modern mutfağa uyarlanmış ve çok da güzel bir menü ortaya çıkmış. Fiyatların ortalamanın üstünde olduğunu belirtmeliyim. Ethno Tsiskvili: Tipik bir Gürcü restoranı, geleneksel tüm yemeklerin tadına bakabilirsiniz burada. Çok büyük bir yer, bahçeye ve katlara yayılmış durumda. İçinde şelale bile akıyor, bir de girişte restorana inip çıkmak için mini bir füniküler var, benim sevdiğim detaylar bunlar. Ayrıca yemek sırasında halk dansları gösterileri ve canlı müzik de oluyor. Böyle bahsedince çok turistik bir yermiş gibi sanılsa da gelen kitlenin neredeyse tamamını yerel halk oluşturuyor. Hafta içi Çarşamba günü bile kocaman mekan dopdolu olabiliyor, önceden rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Kakhelebi: Geleneksel Gürcü yemeklerinin en lezzetlileri ve muhteşem et çeşitleri için bu restoranı kesinlikle tavsiye ediyorum. Sade ama otantik detaylardan oluşan iç dekorasyonunu da seviyorum. Gürcistan'daki en favori restoranlardan kesinlikle. Phaetoni: Ethno Tsiskvili benzeri bir başka restoran, orada yer bulmak özellikle hafta sonu zor oluyor, bu durumda burayı tercih edebilirsiniz. Gayet güzel burası da. Veriko: Tiflis'in tarihi şarap fabrikasının yerine pek çok mekandan oluşan bir alan yaratıldı. Buradaki restoranlardan biri de geleneksel Gürcü mutfağından lezzetler bulabileceğiniz Veriko. Hem yemekler hem de ortam gayet güzel, tavsiye ederim. Cafe Stamba: Stamba Otel bünyesindeki restoranın dekorasyonunu ben çok seviyorum. Bahçe alanı da bulunuyor ama orada içecek ve aperitif servisi oluyor, yemekler içeride yeniyor. Buranın iddialı olduğu yiyeceklerinden biri tavuk çevirme, aklınızda olsun. Gabriadze Cafe: Ünlü Gürcü kuklacı Rezo Gabriadze'nin adını taşıyan, saat kulesi ve kukla tiyatrosunun orada yer alan şirin bir kafe burası. Burada hem geleneksel yemeklerden tadabilir hem de modern mutfak ürünleri bulabilirsiniz. Her saat başı saat kulesinde mini bir kukla şov oluyor, zamanlama olarak denk gelirseniz kaçırmayın. Cafe Leila: Tiflis'te oturmayı en sevdiğim kafe burası, en çok da bahçesinde oturmak keyif veriyor ama iç dekorasyonu da çok hoş.. Cafe Gabriadze'nin karşısında yer alıyor, menüsünde Gürcü mutfağı ile Arap mutfağından tatlar bulabileceğiniz bir mekan. Pur Pur: Vintage detaylarla dekore edilmiş her yeri fotoğraflık harika bir restoran. Akşam yemeği sırasında canlı müzik oluyor. Biz gideceğimiz gün rezervasyon yaptık ve yer vardı. Menüde Gürcülerin yöresel yemeklerinden yok ama şaraplar yerli. Balık ve et yemeklerini denedik, gerçekten çok lezizdi ama fiyatlar Tiflis ortalamasının üstünde. Cafe Linville: Eski bir binada bir daireyi kafeye dönüştürmüşler, vintage detaylarla dekore etmişler ve huzur dolu tatlı bir yer ortaya çıkmış. Eski şehir bölgesinde yer alıyor, o civardayken gitmenizi öneririm. Cafe Littera: Eski Tiflis sokaklarında Writer's House of Georgia'nın bahçesinde yer alan restoran, özellikle buralardaki tarihi evleri gezerken güzel bir mola olacaktır. Keyifli bir bahçe ve güzel yemekler için gönül rahatlığıyla oturabilirsiniz. Fabrika: Burası hem bir hostel, hem kendi başına bir mekan, hem de bahçesinde farklı işletmelere sahip olan bir mekanlar bütünü. Instagram'da da paylaşmıştım, onca gezdiğim yer arasında gördüğüm en tarz yerlerden biri burası kesinlikle. Özellikle Hostel'in lobisi ve aynı zamanda kahvaltı edebileceğiniz, öğle ve akşam yemeği yiyebileceğiniz veya arkadaşlarınızla bir şeyler içmeye gidebileceğiniz yer olan kısım her detayıyla fotoğraflık bir alan olmuş. Hostel eski bir ipek fabrikasından dönüştürülmüş, dışı ve bahçesi murallerle kaplı. Yemek seçenekleri biraz kısıtlı ama yediklerimiz lezizdi, kokteyl menüsü ise zengin ve denediklerimiz gayet başarılıydı. Burayı görmeden Tiflis'ten dönmeyin. Lolita: Tiflis'in en tarz oteli olan Rooms'un tam karşısında yani Chovelidze sokağında yer alan mekan günün tüm öğünlerinde gidebileceğiniz çok tarz bir yer olmuş, sahibi Rooms otelin sahibiyle aynı zaten. Menü kısıtlı gibi görünse de her zevke hitap edebilecek yiyecekler bulunuyor, yediğimiz her şey çok başarılıydı. İnternette açılış saati öğlen 12 olarak gözüküyor ama biz daha erken gittiğimiz halde açıktı, açılış saatinden tam emin değilim. Ben sadece kahvaltı için gitmiş olsam da akşam çok daha güzel olabileceğini tahmin ediyorum. Kapalı duvarlar arasında ama üstü açık, ısıtıcılar oldukça güzel çalışıyor o nedenle sıcaklık anlamında kendinizi içeride gibi hissediyorsunuz. Dinehall: Burada Türk, Gürcü ve uluslararası mutfaktan yiyecekler bulmanız mümkün, zaten sahibi de Türk sanıyorum. Çalışanlardan da Türkçe konuşanlar var. Birkaç farklı oda şeklinde bir iç tasarımı var, alt katında da bir bar ve nargile içme odası bulunuyor. Mekanda sergilenen sanat eserlerinin hepsi satılık. Gürcü yemekleri size hitap etmediyse Türk mutfağı için buraya gidebilirsiniz, Gürcü yemeklerini ve diğer yemekleri de güzel yapıyorlar gerçi. Mekan Rustaveli Caddesi üzerinde yer alıyor. Kikliko: Burası yumurtalı ekmek üzerine yoğunlaşmış bir mekan. Menüde yumurtalı ekmeğin farklı yorumları bulunuyor, tabi ki başka yiyecekler de var. Vake'de biraz ara bir sokakta yer alan kafe, Küçük bir iç mekan ve şirin bir bahçeden oluşuyor. Bizim şu an oturduğumuz eve çok yakın olduğu için birkaç kez gittim ve çok sevdim, özellikle kahvaltı için tavsiye ederim.. Funicular: Tiflis'i en tepeden görebileceğiniz Mtatsminda tepesinde yer alan restoranda güzel manzaralar eşliğinde iyi bir yemek yiyebilirsiniz. Füniküler ile de çıkılabilen tepenin son durağı bu restoranın ortasında bulunuyor. Taqueria Teko's Tacos: Tiflis'te güzel margarita içmek ve taco yemek isterseniz buraya buyurun. Özellikle kızarmış karidesli tacoları favorim, tavsiye ederim. Entree: Tiflis'te birkaç şubesi olan bir mekan. Kahveleri güzel, sağlıklı yiyecekleri de çok leziz. Oğlumun okulunun yakınında bir tane olduğu için sık sık buraya uğruyorum ve çok seviyorum. Organique Josper Bar: Tiflis'in eski şehir bölgesinde yer alan restoran, adında anlaşılacağı üzere yemeklerini organik malzemelerle hazırlıyor. Mekanın iç kısmı oldukça ferah, bahçesi de gayet güzel, Tiflis'te güzel bir et yemek için burayı tercih edebilir, ya da bahçesinde arkadaşlarınızla bir şeyler içmeye gidebilirsiniz. Stella Artois: Bu mekan yine eski şehir bölgesinde yer alıyor, yemek, bira içmek veya maç izlemek için gidebilirsiniz. Mekan olarak pek özelliği olan bir yer değil ama geleneksel yemekleri çok güzel yapıyorlar ve fiyatlar uygun. Gürcü yemekleri dışında Sezar salatasının da hastasıyım. Luca Polare: Tiflis'in en meşhur ve leziz dondurmacılarından biri burası. Farklı yerlerde şubeleri var, rastlarsanız bir deneyebilirsiniz. Umarım listemi beğenmişsinizdir. Yakında Tiflis gece hayatı için de bir yazı hazırlayacağım, takipte kalın."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/20/amsterdam-ve-cevresindeki-koyler-gezi-rehberi", "text": "Amsterdam, genelde günahlar şehri olarak lanse edilse de aslında ailece gitmeye en uygun şehirlerden biri. Ben hem yalnız hem de çocukla Amsterdam gezisi yapmış biri olarak her tür gezgine hitap ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Oğlumla baş başa çıktığımız Avrupa turunun son ayağı Amsterdam'dı ve birlikte gerçekten harika vakit geçirdik. Amsterdam seyahati sonrası, hem daha önceki hem de son tecrübelerimi toplayıp Amsterdam gezi notları çıkardım. Şimdi size, Amsterdam konaklama, Amsterdam ulaşım, Amsterdam yeme içme, Amsterdam gezilecek yerler ve Amsterdam çevresinde gezilecek köyler gibi başlıklar altında deneyimlerimi aktaracağım, umarım Amsterdam gezi rotası çıkarırken ve Amsteram gezi planı yaparken bu yazıdan bol bol faydalanırsınız. Buyurun size Amsterdam gezi rehberi. Amsterdam'ı gezmek için en iyi zaman çoğu Avrupa şehrinde olduğu gibi bahar ayları bana göre. Ancak Amsterdam biraz kuzeyde yer aldığı için, istisnai durumlar dışında havalar geç ısınıp erken soğuyor. Bu yüzden bence en ideal zaman Mayıs ve Eylül, mesela son gidişim Ekim ayı idi ve Amsterdam hava durumu bizdeki kış soğuğuna yakındı. Yazın tabi ki hava güzel olacaktır ama bu sefer de kalabalıklar ve fiyatlar artıyor. Amsterdam'a kışın gidilir mi derseniz, tabi ki doğru giyinerek her yere her zaman gidebilirsiniz. Daha önce Noel zamanı da Amsterdam'a gitmişliğim var, termal içlik ve kayak kıyafetleriyle gezerek gayet güzel hayatta kalabilmiştim. 🙂 Mart ve Nisan aylarında giderseniz lale dönemine denk geliyorsunuz, Keukenhof'u da içine alan bir plan yapabilirsiniz. Bir de 27 Nisan King's Day günü, tüm şehir turuncu giyinip partiliyor. Program yaparken aklınızda olsun. Amsterdam'da kaç gün kalınır derseniz çevresini gezip gezmeyeceğinize göre değişmekle birlikte merkez için 2 tam gün şart, hatta müzeler vs. eklenince 3 gün anca yeter. Köyleri istiyorsanız, onlar için de gitmek istediklerinize göre 1-2 gün ekleyip 4-5 günlük bir program ideal olur bence. Bu süreyi çalışan insanlar için kısıtlı izin düşünerek verdim, tabi ki daha fazla uzatıp birçok program yapabilirsiniz. Amsterdam, çok fazla turist çeken, bu nedenle de konaklama seçeneklerinin oldukça bol olduğu bir şehir. Ancak Amsterdam'da tam olarak hangi bölgede kalmanız gerektiğine karar verirken, öncelikleriniz doğrultusunda bir seçim yapmanız için size yardımcı olmaya çalışacağım. Öncelikle Amsterdam Centrum yani merkez ile başlayalım. Burası her yere çoğunlukla yürüyerek ya da toplu taşıma ile birkaç durakta ulaşabileceğiniz bir bölge, tabi kendi içinde mahallelere ayrılıyor. Amsterdam'ın ana meydanı Dam Square, Red Light District'in bulunduğu De Wallen, gece hayatıyla öne çıkan Leidseplein, sakinliğiyle ailelerin gözdesi Plantage, fotojenik görüntüsü ve trend mekanlarıyla Jordaan bu bölge içerisinde yer alıyor. Seyahat tercihinize göre Leidseplein, Jordaan ve Plantage burada konaklamak için en ideal yerler bana göre. Bu bölge turistlerin en çok tercih ettiği kısım olduğu için fiyatlar biraz daha yüksek genelde. Merkezin biraz dışına çıktığınızda en favori bölgelerden biri Oud Zuid. Burada daha çok lokallerin takıldığı, pek çok güzel mekana ve Albert Cuyp pazarına ev sahipliği yapan De Pijp en güzel yerlerden biri. Amsterdam'ın en büyük parkı Vondelpark ve müzelerin çoğunlukta olduğu Museum District yine bu bölge içinde yer alıyor. Bunlar dışında pek turistik gezilecek yer olmasa da, pek çok restoran ve kafe bulabileceğiniz, merkeze ulaşımın fazla uzun sürmediği Oud West bölgesini de konaklama için öneririm. Biz bu bölgedeki WesterPark'ta yer alan Westcord Art Hotel'de konakladık. Hemen yanında otobüs durağı vardı, şehir merkezine 15 dk içinde ulaşabiliyorduk, direkt rezervasyon linki şurada. Bu saydıklarımın dışında Noord ve Oost var ama onlar biraz daha uzak kalıyor şehre, tabi yine kalınmayacak yerler değil. Amsterdam'daki tüm uygun konaklama alternatiflerini şuradan inceleyebilirsiniz. Amsterdam Schiphol Havaalanı'na Türkiye'nin farklı şehirlerinden direkt uçuş imkanı bulunuyor, Pegasus, THY, SunExpress, Corendon, KLM ve Atlas Global firmalarından bilet bulabilirsiniz. Biz Amsterdam'a Brüksel'den trenle geçtik, Amsterdam'dan Türkiye'ye ise Pegasus Hava Yolları ile döndük. Amsterdam merkez tren istasyonu gerçekten de tam Amsterdam'ın merkezinde yer alıyor, biz iner inmez 72 saatlik iamsterdam City Card aldık, detaylı bilgi ve online bilet almak için şuraya göz atabilirsiniz. Bu kart ile sınırsız toplu taşıma, müzeler giriş ve 1 saatlik kanal turu hakkınız oluyor. Fiyat pahalı görünse de şehri detaylıca gezecekler için parasını fazlasıyla çıkarıyor. Pek müze gezmeyecekseniz ama hem Amsterdam içi hem köyleri gezecekseniz Amsterdam & Region Travel Ticket almak çok daha mantıklı, bu biletle seçeceğiniz süre boyunca Amsterdam içi ve köyler arası tüm tren ve otobüsleri sınırsız olarak kullanabiliyorsunuz. Köylere hangi otobüs veya trenlerle gidebileceğinizi aşağıda köyleri anlatırken detaylandıracağım. Amsterdam şehir merkezi ile hava alanı arası otobüsle ulaşım gündüz 397 numaralı Airport Express(tek yön 6.5 ) ile, gece ise Niteliner N97 otobüsü ile sağlanıyor. Saatte birkaç defa kalkan NS Railways trenleriyle de havaalanı ile Amsterdam şehir merkezi arası ulaşımı sağlayabilirsiniz, tek yön ücreti 4.5 . Havaalanı ulaşım dahil günlük sınırsız ulaşım bileti için Amsterdam Travel Ticket alabilirsiniz. Amsterdam şehir içi ulaşım GVB firması ile sağlanıyor, tramway, metro ve otobüs seçenekleriniz bulunuyor. Sadece şehir içi ulaşım biletleri tek yön 3.20 ya da GVB day passes alabilirsiniz, günlük sınırsız ulaşım 8 . 7 güne kadar biletler var, gün sayısı arttıkça günlük fiyat daha uyguna geliyor. Bu arada Amsterdam'daki 2 numaralı tramvayın rotası üzerinde, Amsterdam'da öne çıkan gezilecek pek çok yer bulunuyor. Hatta National Geographic tarafından dünyanın en iyi tramvay rotaları arasında gösterilmiş, aklınızda olsun. Amsterdam'da gezilecek yerler ve Amsterdam fotoğraf noktaları oldukça fazla, o yüzden çok detaya girmeden Amsterdam gezi rotası oluşturmanıza yardımcı olmaya çalışacağım. Birbirine yakın yerleri sırasıyla yazıyorum ki okuyanlar direkt bu plan ile kolayca gezebilsin, tamamını bir günde yapmaya çalışmayın ya da müzeleri vs. atlayarak belki bir güne de sıkıştırabilirsiniz. Başlangıç noktamızı Amsterdam Centraal Station yani merkez tren istasyonu olarak belirliyorum. Buradan ilk önce Amsterdam'ın en çok fotoğraflanan yeri olan Damrak'taki bitişik evlere gidiyoruz. Yol üzerinde Amsterdam'ın meşhur seks müzesi Venustempel Sex Museum bulunuyor, ilginizi çekiyorsa uğrayabilirsiniz. Damrak evlerini fotoğrafladıktan sonra Amsterdam'da yapmanızı tavsiye edeceğim aktivitelerden biri olan Kanal Turu için Damrak'tan kalkan teknelere binebilirsiniz, tur bitince yine aynı noktaya geri dönüyorsunuz. Buradan Amsterdam'ın 1270'ten kalma tarihi meydanı Dam Square'e devam edebiliriz. Öncesinde isterseniz Damrak'ın paralelinde yer alan alışveriş caddesi Nieuwendijk'te gezinebilirsiniz. Dam Meydanı'nda, 1655 yılında yapılan Royal Palace, 15. yüzyılda yapılan New Church, II. Dünya savaşında kaybedilenlerin anısına dikilen National Monument ve Madame Tussauds Müzesi bulunuyor. Meydanın çok yakınındaki, Red Light District ile ünlü De Wallen'e yürüyerek gidebilirsiniz. Bilmeyen varsa diye kısaca açıklayayım, Türkçe'ye Kırmızı Fener Sokağı olarak çevrilen bu sokakta fahişeler vitrinde kendilerini sergiliyorlar, kırmızı neon ışıklardan dolayı sokak bu ismi almış, tabi bu ışıklar gündüz değil gece yanıyor. Özellikle çocukluysanız burayı pas geçebilirsiniz. Bir de burada fotoğraf çekmek yasak, bilginiz olsun. Amsterdam'ın meşhur çiçek pazarı Bloemenmarkt ile devam edelim. Burada hem fotoğraf çekebilir hem de yaşadığınız yerin iklimine uygun çiçek alışverişi yapabilirsiniz. Buradan Rembrandtplein'e yürüyoruz ve Rembrandt'ın \"The Night Watch\" resminin canlandırıldığı heykeli görüyoruz. 24 numaralı tramvaya binip Heineken Experience'a gidiyoruz. Eski Heineken bira fabrikasında tadım ve interaktif tur yapabiliyorsunuz ama giriş 21 , ilginizi çekmiyorsa direkt pas geçersiniz. Amsterdam'ın en güzel bölgelerinden biri olan De Pijp'e ulaşmış olduk, burada yerel yiyecek pazarı Albert Cuypmarkt'ı mutlaka gezin, yemek işini de halledersiniz. Bu bölgede meşhur instagram fotoğrafı \"Wake me up when I'm famous\" yazılı duvara uğrayabilirsiniz, tam adresi Frans Halsstraat 64. Sıra geldi çevresinde müzelerin bulunduğu Museumplein meydanına, burada ilgi alanımıza göre müzeleri gezebiliriz. Hollanda'nın en büyük sanat ve tarih müzesi Rijksmuseum ve Hollandalı ressam Vincent Van Gogh'un çalışmalarının sergilendiği Van Gogh Museum buradaki en önemli müzeler. Modern sanata ilginiz varsa Stedelijk Museum da hoşunuza gidebilir. Müzelerden sonra yakınlardaki VondelPark'ta biraz dolaşıp farklı ülkelerin mimarisiyle yapılmış evlerin yan yana geldiği, popüler instagram noktalarından biri olan Zevenlandenhuizen'e yürüyoruz. Burada fotoğraflarımızı çekildikten sonra bu yönde daha ileri gitmiyoruz, artık merkeze doğru geri dönüyoruz. 🙂 Amsterdam kanalları ve Amsterdam'ın fotojenik yerleri ile gezimize devam ediyoruz. Herengracht kanalı ve paralelindeki Prinsengracht kanalı boyunca bol bol fotoğraf çeke çeke, Amsterdam'ın bir başka güzel bölgesi Jordaan'ı gezmeye başlıyoruz. De Negen Straatjes olarak anılan birbirine bitişik 9 sokaktan oluşan muhiti geziyoruz, burada pek çok butik ve fotoğraflık cafe bulunuyor. Bir sürü köprüyü aynı anda görmenize olanak veren instagram dostu bir manzara noktası ile başlıyorum, Papiermolensluis köprüsünden, köprüyle birlikte öne doğru eğilmiş gibi görünen evlerin manzarası. Bu civarda son olarak, Nazi Almanyası'nın Yahudilere yaptıklarının simgesi haline gelmiş olan Anne Frank'ın evi ve biyografik müzesi Anne Frank House'u ziyaret ediyoruz. Amsterdam turumuza Begijnhof ile devam ediyoruz. Yemyeşil bir avlu etrafında tarihi evlerin sıralandığı, zamanında rahibe hayat yaşayan bir grup Katolik kadına ev sahipliği yapmış bir yer. Amsterdam'ın en eski evi olarak geçen Houten Huys da burada yer alıyor. Amsterdam'ın en ikonik kanal fotoğraflarından birinin çekildiği Staalmeestersburg köprüsü de kanal turu sırasında atlanmaması gereken bir yer. Burada aşk kilitleri bulunuyor ama asıl önemlisi Groenburgwal kanalı boyunca sağlı sollu ağaçların arasından yükselen Zuiderkerk kilsesinin bu köprüden görüntüsü. Biraz ilerideki Blauwbrug tarihi köprüsü ile Magere Brug arasında kalan evlerin görüntüsünü fotoğraflamak güzel oluyor. Özellikle akşam saatlerindeki yansıma muhteşem. Amsterdam merkezde gezilecek başlıca yerleri tamamlamış oluyoruz böylece. Karadan turunuzu tamamladıktan sonra bu gezdiğiniz yerleri bir de tepeden görelim derseniz, 360 derecelik Amsterdam manzarası sunan A'dam Lookout hoşunuza gidebilir. Burada bir de salıncağa binip manzaraya karşı fotoğraf çekilebiliyorsunuz. Bizim mutfağımız gibi geleneksel bir Hollanda mutfağı olmasa da, Amsterdam'da popüler olan, gidince öncelikli olarak yenecek şeyler var tabi ki. Benim için bunların en başında herring ve kibbeling geliyor. Herring'i bizdeki lakerdaya benzetebilirim, salamura edilmiş çiğ ringa balığı, salatalık turşusu ve doğranmış soğanla servis ediliyor. Herring yemek için önereceğim adres çiçek pazarı çıkışındaki Frens Haringhandel, ayak üstü yiyebileceğiniz bir büfe. Kibbeling ise genellikle morina balığını paneleyip kızartarak yaptıkları çıtır balık parçaları, bu da yanına sarımsaklı mayonezli bir sosla servis ediliyor. Kibbeling yemek için önerebileceğim adres de Vishandel Albert Cuyp, burada herring de deneyebilirsiniz, hatta pek çok deniz ürünü yeme şansınız var. Amsterdam'da ünlü sokak yiyeceklerinden biri de farklı soslarla çeşitlendirdikleri külahta patates kızartması, özellikle fıstıklı satay sosu, mayonez ve doğranmış soğanlı olanı pek meşhur bunun adı da patatje oorlog olarak geçiyor. Külahta patates için en popüler ve leziz adresler Vlaams Friteshuis Vleminckx ile Manneken Pis. Özellikle barlarda bira yanına atıştırmalık olarak sıklıkla görebileceğiniz bitterballen, dışı panelenmiş topçuk köfteler olarak tariflenebilir. Bunu da Foodhallen'deki Michelin yıldızlı bir şef tarafından açılan De BallenBar'da denemenizi öneririm, Jordaan bölgesindeki Cafe de Tuin de iyidir. Bu arada Hollanda peynirleri dünya çapında oldukça meşhur, özellikle Gouda ve Edam en yaygın ve leziz olanlar. Peynir alışverişi için kendim alışveriş yapıp çok başarılı bulduğum De Kaaskamer'ı ve Henri Willig'i öneririm ama lokal pazarlarda deneyerek daha ucuza peynir almak da mümkün. Amsterdam'da Febo diye bir zincir var, ondan da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Yemek otomatları gibi düşünebilirsiniz burayı, yalnız buradaki fark soğuk yiyecek veya abur cubur yerine arkada taze olarak hazırlanan fast food ürünlerden alabiliyor olmanız. Biraz tatlılardan devam edelim. İki tane ince waffle arasına karamel aromalı şurup sürerek yaptıkları stroopwafel en popüler tatlılardan biri. Bunu en güzel yapan yerlerden biri de Original Stroopwafels, Albert Cuyp pazarında yer alıyor. Amsterdam'ın meşhur tatlarından bir başkası da poffertjes, farklı soslarla çeşitlendirilen mini minnoş krepler, De Vier Pilaren veya Poffertjes Albert Cuyp'ta yemenizi öneririm. Son olarak bildiğimiz elmalı turta yani appeltaart da Amsterdam'ın geleneksel tatlılarından biri ve bunun için de Winkel 43'ü önerebilirim. Amsterdam'ın en iyi kahvaltıcılarından biri kesinlikle Omelegg, şehir merkezinde ve De Pijp'te olmak üzere iki şubesi var. Omletleri gerçekten çok başarılı, bir kahvaltınızı burada etmenizi tavsiye ederim. Yalnız hafta sonu kapısında kuyruklar oluyor, hafta içine denk gelen gününüz varsa burayı o gün tercih edin derim. 😉 Amsterdam'daki bir başka güzel kahvaltı adresi de De Bakkerswinkel, birkaç yerde şubeleri var. Sağlıklı yiyecekleri ve bowl'ları ile öne çıkan Pluk yine kahvaltı için tercih edebileceğiniz tatlı bir mekan, içinde dekoratif objeler de satılıyor. Genelde aperatif yemek ve kahvaltıcılar önerdim ama son olarak geleneksel Flemenk mutfağı denemek için iki restoran önereceğim, öğlen veya akşam yemeği için Moeders veya Haesje Claes'e gitmenizi öneririm. Haesje Claes, birkaç salondan oluşan epey büyük ve hoş bir restoran. Moeders'ın kelima anlamı anneler demekmiş, duvarlarda bir sürü anne çocuk fotoğrafı var, burada yine Hollanda'nın geleneksel yiyeceklerinden sebzeli patates püresi stamppot özellikle tavsiye ediliyor. Bu arada Amsterdam'da Endonezya mutfağı da oldukça yaygın, bunun nedeni de Endonezya'nın 1945 yılına kadar Hollanda sömürgesi olması. Eğer Endonezya yemeklerini seviyor ya da denemek istiyorsanız Blauw bence güzel bir seçenek. Son olarak, bazı öğünleri süpermarket alışverişiyle halletmeyi düşünürseniz Dirk, Aldi ve Lidl'in fiyatları diğerlerine göre daha uygun. Girişte de söylediğim üzere Amsterdam çocukla gezmek için oldukça uygun bir şehir. Hem çocukların ilgisini çekebilecek güzel aktiviteler var, hem de yeşil alanları yani parkları çok fazla. Amsterdam'da genelde çocukların seveceği türden yiyecek seçenekleri olması da büyük bir artı. Ayrıca Amsterdam düz bir şehir olduğu için bebek arabasıyla vs. gezmek çok rahat oluyor. Çocukla Amsterdam'a gittiğinizde hava güzelse Bakfiets denilen önünde çocuk taşımak için yer olan bisikletlerden kiralamanızı tavsiye ederim. Bu arada toplu taşımada 4 yaş altı çocuklar ücretsiz, onu da not düşeyim. Şimdi gelelim Amsterdam'da çocuklarla yapılabilecekler konusuna. Öncelikle müzelerden başlayayım. Hemen hemen her yaştan çocuk için 4 katta farklı konseptler sunan NEMO Science Museum, Amsterdam'a çocukla gidenlerin kaçırmaması gereken bir müze. Nemo'nun hemen yakınındaki National Maritime Museum da hem yetişkinler hem çocuklar için ilgi çekici bir müze. Rijksmuseum da çocuklara özel aktiviteleri olan biz müze, o yüzden onu da tavsiye ederim. Tabi ki başka müzelere de gidebilirsiniz çocukla ama bunlar çocukların özellikle ilgisini çekecek içeriklere sahip olduğu için tavsiye ediyorum. Amsterdam'ın en büyük parkı Vondelpark çocukla gidebileceğiniz parkların başında geliyor. Tavsiye edebileceğim bir başka park De Pijp ve Albert Cuypmarkt yakınlarındaki Sarphatipark, o civardayken gidebilirsiniz. Bir de içinde hayvanları besleyip sevebildiğiniz Amstelpark çocukla gidebielceğiniz güzel parklardan biri. Kanal turu yapmak ve eğer kışın gidiyorsanız buz pateni yapmak da Amsterdam'da çocukla yapılabilecek diğer aktiviteler arasında. Son olarak Vandelpark içinde çocukların yemek yapabileceği veya bahçesinde oyunlar oynayabileceği Kinderkookkafe diye bir mekan var aklınızda olsun. Amsterdam kendi başına oldukça güzel bir seyahat rotası ama etrafında da en az kendisi kadar hatta daha güzel bir sürü gezilecek yer var. Amsterdam gezi rehberi içinde şimdi biraz da onlardan bahsetmek istiyorum. Zaanse Schans, Volendam, Marken, Edam, Zaandam ve Giethoorn, Amsterdam'dan günübirlik gidebileceğiniz en güzel köyler olarak sayılabilir. Rotterdam, Delft ve Haarlem de Amsterdam'a yakın günübirlik ziyaret edebileceğiniz şehirler arasında. Peki bu Amsterdam çevresindeki köylere nasıl gidilir? Amsterdam köyleri nasıl gezilir? Şimdi size onu anlatacağım. Araba kiralamak bir seçenek olsa da toplu taşıma ile köylere kolayca ulaşabiliyorsunuz. Yukarıda ulaşım kısmında bahsettiğim gibi Amsterdam & Region Travel Ticket alıp tüm gün köyleri gezebilirsiniz. Amsterdam'dan Zaanse Schans'a gitmek için Amsterdam merkez tren istasyonundan 391 numaralı otobüse binebilirsiniz. Bir başka alternatif yine merkez tren istasyonundan Uitgeest yönüne giden trene binerek Zaanse Scans'ta inmek, trenle giderseniz 20 dk kadar yürümeniz gerekiyor. Amsterdam'dan Zaandam'a gitmek için Zaanse Schans ile aynı ulaşım araçlarını kullanabilirsiniz. Amsterdam'dan Volendam'a gitmek için tren istasyonunda 110 ya da 316 numaralı otobüslere binebilirsiniz. Amsterdam'dan Marken'e gitmek için merkez tren istasyonundan 315 numaralı otobüse binmeniz gerekiyor. Mart ile Kasım ayları arasında Volendam'dan Marken'e teknelerle geçebiliyorsunuz. Amsterdam'dn Edam'a gitmek için 110, 314 ve 316 numaralı otobüslere binebilirsiniz. Amsterdam'dan Giethoorn'a gitmek için önce Amsterdam merkez tren istasyonundan Steenwijk trenine biniyorsunuz, trenden indiğiniz yerdeki otobüs durağından 70 numaralı otobüse binip Giethoorn Dominee Hylkemaweg durağında iniyorsunuz. Şimdi bir de Amsterdam çevresindeki köylerde neler yapılır ondan bahsedeyim. Zaanse Schans'ın Amsterdam çevresindeki en popüler köylerden biri, bunun nedeni de köyün adeta bir açık hava müzesi gibi olması ve içlerini gezebildiğiniz geleneksel yel değirmenleri. 18. ve 19. yüzyıllarda Zaan civarı, kağıt, yağ, tütün, boya ve daha pek çok ürünün üretildiği yüzlerce yel değirmeniyle önemli bir sanayi bölgesiymiş. Zaanse Schans'ta gezilecek yerler listesinin başında bu yel değirmenleri geliyor ve halen çalışmaya devam ediyorlar. Burada altı tane gezilebilecek yel değirmeni bulunuyor ve bunların beş tanesi sonradan buraya taşınmış, sadece bir tanesi orijinal yerinde duruyor. Değirmenlere girmek istiyorsanız 5 giriş ücreti ödemeniz gerekiyor. Yürüyüş yolundaki sırasına göre bu değirmenlerden kısaca bahsedeyim. De Huisman: 1786 yılından kalma değirmen hardal ve başka baharatların üretimi için kullanılıyor. De Gekroonde Poelenburg: 1869 yılından kalma değirmen kereste üretimi için kullanılıyormuş. De Kat: Zaanse Schans'ta tek gerçek yerinde duran değirmen bu, tarihi 1646 yılına uzanıyor. Boya üretiminde kullanılıyormuş. De Zoeker: 1672 yılından kalma değirmen keten tohumu yağı yapımında kullanılıyormuş. Het Jonge Schaap: 1680 yılından kalma bir kereste değirmeninin 2007 yılında yapılan replikası. De Bonte Hen: 1693 yılından kalma değirmen yağ üretiminde kullanılıyormuş. Zaanse Schans'ın açık hava müzesi gibi olan kısımdaki arka arkaya dizilmiş değirmenlerinden ayrı, köprünün karşı yakasında yer alan De Bleeke Dood, bölgede ayakta kalan en eski değirmen. Tarihi 1656 yılına uzanan değirmen un üretimi için kullanılıyormuş fakat ziyarete açık değil. Zaanse Schans'ta yel değirmenleri dışında yapılacak başka şeyler de var tabi. Öncelikle müzelerden bahsedeyim. Zaans Museum'u gezerek Zaan bölgesinin tarihteki önemini daha iyi anlayabilirsiniz, giriş 10 . Müzede bir de Verkade Experience olarak geçen bir bölüm var, eski çikolata ve bisküvi fabrikasının makineleriyle interaktif bir gezi yapıyorsunuz. Hollanda'nın en popüler zincir süpermarketi Albert Heijn'in, 1887 yılında açıldığı zamanki ilk halini görebileceğiniz Museumwinkel Albert Heijn'i ziyaret edebilirsiniz, giriş ücretsiz. 1658 yılında açılan ve şu anda müzeye dönüştürülmüş olan tarihi fırını görmek için Bakery Museum de Gecroonde Duyvekater'e girebilirsiniz, giriş ücretsiz. Müze ismini, Zannse'nin tatlı ekmeği \"duivekater\"den alıyormuş. Tarihi 17. yüzyıla kadar uzanan eski Flemenk saatlerinin sergilendiği saat müzesi Museum Zaanse Tijd de ilginizi çekiyorsa gezebileceğiniz bir yer, giriş 10 . Hollanda peynirleriyle ünlü bir ülke olduğu için gitiğiniz birçok yerde peynir müzelerine denk geliyorsunuz, burada da Cheese Farm Catharina Hoeve yer alıyor, giriş ücretsiz. Burası 17. yüzyıldan kalma eski bir peynir fabrikasının replikası, peynirin üretimi ile ilgili tüm süreçleri öğreniyor ve tadım yapabiliyorsunuz. Son olarak Hollanda'nın meşhur tahta ayakkabıları \"clogs\" yapımı workshop'una katılmak ve belki hediyelik almak için Kooijman Souvenirs & Clogs'a da uğrayabilirsiniz, etkinlikler ücretsiz. Bu arada Zaanse Schans'a gittiğinizde yol üzerinde Zaandam'a uğrayıp ilginç tasarımlı otel Inntel Hotel Amsterdam Zaandam'da bir fotoğraf çekebilirsiniz. Marken karakteristik evleriyle oldukça şirin ve fotojenik bir köy. Marken'de gezilecek yerler listesinin başında Marker Museum geliyor. Bu müze geleneksel olarak döşenmiş eski bir Marken evi, Marken halkının geleneksel kıyafetlerini görebilir ve Marken tarihi hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Marken'in belki de en ikonik yapısı olan ve tarihi 1839 yılına dayanan deniz feneri Paard van Marken de köyün görülmesi gereken yerlerinden biri, oldukça fotojenik bir yer. Paard van Marken, Marken'in atı anlamına geliyor, şeklini ata benzettikleri için bu ismi vermişler. 1900'lü yılların başında Marken'deki ilk hediyelik eşyacıyı açan Sijtje Boes'in müzeye dönüştürülen eski evi Kijkhuisje Sijtje Boes'i de ziyaret edebilirsiniz. Hollanda'nın meşhur tahta ayakkabılarının nasıl yapıldığını izlemek için Wooden Shoe Factory'e uğrayabilirsiniz. Son olarak Marken'in küçük kilisesi Grote Kerk de Marken'de görebileceğiniz yerler arasında. Eskiden Zuiderzee'nin inciis olarak anılan Volendam 14. yüzyıldan kalma oldukça fotojenik bir balıkçı kasabası. Volendam'da ikonik bir yapı bulunmuyor, Volendam'da yapılacak en güzel şey liman boyunca gezinmek, evlerin mimarisine hayran olmak ve taze deniz ürünlerinden yemek bana göre. Limanda pek çok restoran var, en popüler olanlar, kalabalıktan anladığım kadarıyla De Dijk ve De Lunch gibi geldi ama ayak üstü balık yiyebileceğiniz tezgahları değerlendirmek daha güzel ve bütçe dostu bir fikir bence. Köyün tarihi ve eski geleneksel Flemenk hayatı hakkında bilgi sahibi olmak için Volendams Museum gezilebilir. Volendam'da geleneksel kıyafetler giyip fotoğraf çekileceğiniz stüdyolar bulunuyor, Experience Volendam hem bu şekilde fotoğraf çekilebileceğiniz hem de sanal gerçeklik gözlükleriyle Volendam'ı tanıtan bir yer. Peynir üretimini dinlemek, peynir tadımı yapmak veya satın almak için Cheese Factory'e uğrayabilirsiniz. Son olarak, 1658 yılından kalma küçük ahşap kilise Stolpkerk görülebilir. Haydaaa bu başlık da nereden çıktı, hiç hoş değil diyenleriniz olacaktır ama Amsterdam gezi rehberi içinde bu konuda da yazmak istedim çünkü bana gelen mesajlardan anladığım çok fazla yanlış algı var Amsterdam ile ilgili. İtiraf edin, sizin de Amsterdam deyince aklınızın bir köşesine uyuşturucu geliyordur. Kimisi sırf bu yüzden Amsterdam'a çocukla gitmeye çekiniyor, sokaklar tamamen esrar kokuyor ya da korkutucu esrarkeşler ortalıkta kol geziyor filan sanıyor. Bana da çocukla tek başıma giderken bu konuda bir sürü mesaj gelmişti. Ben şimdi size Amsterdam'da en iyi ot hangisi, Amsterdam'ın en iyi Coffe Shop'u hangisi anlatamayacağım tabi ki. Amsterdam'da uyuşturucu konusunda yanlış bilinenleri aydınlatmaya çalışacağım sadece. Amsterdam'da uyuşturucu kısmen serbest evet ancak her yerde ulu orta içmek değil, coffee shop'larda filan içmeye izin var. Tabi ki parklarda, kanal boylarında vs. içenlere denk gelebilirsiniz ama polisler gördüğü zaman uyarıyormuş, gerçi bildiğim kadarıyla ciddi bir cezası yok. Uyuşturucu olarak da her şey değil, keyif verici madde olarak geçen daha hafif uyuşturucular yani weed, space cake ve magic mushroom satışı yasal. Öyle sanıldığı gibi tüm şehir esrar kokmuyor, coffee shop'ların yoğun olduğu yerlerde, Red Light District'te filan daha çok duyuyorsunuz kokuyu. Ayrıca kendi halkından ziyade turistler coffee shop'lara daha çok ilgi gösteriyor. Özellikle bekarlığa veda için Amsterdam'a gelen, esrar içip dağıtan gruplar görebilirsiniz ama bunlar da genelde gece hayatının aktif olduğu yerlerde oluyor. Ben şimdiye kadar hiçbir gidişimde turistik yerlerde rahatsız edici bir durum görmedim şahsen. Bu arada coffe shop'lar dışında bir de smart shop'lar var, mantar satışları bunlarda yapılıyormuş. Amsterdam gezi rehberi için benim aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Amsterdam gezisi hakkında sormak istediğiniz başka konular varsa yorum olarak bırakabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Oğlumla gittiğimiz son Amsterdam gezimizden minik bir videomuz da var, onu da paylaşıyorum. Alternatif Avrupa rotaları için aşağıdaki yazılarıma da göz atmak isteyebilirsiniz. Kopenhag Gezi Rehberi: Ucuz Bir Kopenhag Seyahati Mümkün!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/20/uluslararasi-ehliyet-nasil-alinir", "text": "2016 yılında ehliyetlerin sınıfları değişti ve yeni eklemeler yapıldı. Bu yenilemeler sırasında yeni Türk ehliyetleri uluslararası kullanıma uygun hale getirildi. Eski tip ehliyet ile yurt dışı gezilerinde yine araç kiralayabiliyorduk ancak Yunanistan gibi bazı ülkeler uluslararası sürücü belgesi yani beynelmilel ehliyet istiyordu, bunu da çıkarması oldukça masraflı (1 yıllık 690TL) olduğu için yurt dışı seyahatlerinde büyük problem oluyordu. Artık uluslararası sürücü belgesi çıkarmak zorunda kalmadan, yeni ehliyetlerle yurt dışında araç kullanabileceğiz yani yeni ehliyet uluslararası geçerli mi sorusunun cevabı evet. Şimdi bu yeni uluslararası ehliyet nasıl alınır ona bakalım. Benim burada paylaşacağım bilgiler hali hazırda eski tip ehliyeti olanlar için, yani eski ehliyet uluslararası ehliyet ile nasıl değiştirilir onu anlatacağım, ilk defa ehliyete başvuru sürecinden bahsetmeyeceğim. Emniyet Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilen ehliyet başvuru işlemleri Nisan 2018 itibariyle Nüfus Müdürlükleri tarafından yapılmaya başlandı. Öncelikle Nüfus ve Vatandaşlık İşleri'nin sitesindeki şu linkten ehliyet randevumuzu alıyoruz. Açılan sayfada \"Sürücü Belgesi Randevu Al\" yazan yere tıklıyoruz. Karşımıza çıkan formu doldurup devam ediyoruz. Bu sefer başvuru yapılacak il ve ilçe seçme kısmı çıkıyor karşımıza. İli seçtikten sonra ilçeler listeleniyor ve hangi ilçede en erken randevu tarihi nedir görünüyor. Buna göre sizin için daha uygun tarihteki bir ilçeyi seçebilirsiniz. Bazı yerler çok yoğun oluyor, hem randevu tarihi geç veriliyor hem de ehliyetin elinize geçme süresi uzayabiliyor. O nedenle daha müsait ilçelerden başvurmanızı tavsiye ederim. Seçim sonrası ilerlediğimizde kimler için randevu almak istediğiniz listeleniyor. Kendim için konuşmak gerekirse, benim dışımda annem, babam, eşim ve oğlum bu listede görünüyor. Yalnızca kendimi seçerek ilerliyorum, bu sefer randevu saatini belirleyeceğim ekran açılıyor. Burada en uygun tarih ve saati seçerek devam ediyorum. Sistemde kayıtlı telefon numaranıza bir onay kodu geliyor, bu kodu açılan ekranda girerek işlemi onaylıyorum. Böylece ehliyet randevusunu almış oldum. Sürücü Sağlık Raporu almak için en kolay ve en ucuz yöntem Aile Sağlığı Merkezleri, yani kayıtlı olduğunuz aile sağlık hekiminin bulunduğu Sağlık Ocakları'na gitmek. Eğer sorun teşkil edebilecek bir rahatsızlığınız yoksa ücretsiz olarak sağlık raporu alabiliyorsunuz. Eğer aile hekiminiz belli değilse veya başvuru yaptığınız ilden başka bir yerdeyse, o zaman bir Özel Tıp Merkezi veya Poliklinikten de rapor alabilirsiniz ama buralardan aldığınız rapor gittiğiniz yere göre farklı olarak ücretlendirilecektir. Yeni uluslararası ehliyet, başvuruyu takip eden günlerde PTT Kargo aracılığıyla belirttiğiniz adrese teslim ediliyor. Teslimat için herhangi bir ek ücret istenmiyor. Yeni uluslararası ehliyet, adreste bulunmamanız halinde, başvuru sırasında belirttiğiniz ikinci bir kişiye teslim edilebiliyor. Yeni ehliyetiniz çıkana kadar Türkiye'de araba kullanabilmeniz için verilen geçici sürücü belgesi yurt dışında geçerli değildir. Bu belge ile yurt dışında araç kullanamazsınız ancak acil bir durum varsa bu belge ile Turing'ten uluslararası sürücü belgesine başvurabilirsiniz. Yeni uluslararası ehliyetin çıkış süresi Nüfus Müdürlüğünün yoğunluğuna bağlı olmakla birlikte maksimum 15 gündür. Ben Kırklareli gibi küçük ve sakin bir yerde başvuru yaptığım için yeni uluslararası ehliyetim sadece 2 gün sonra elime ulaştı, o da kargo süresiyle birlikte. Yani aslında, başvurunun ertesi günü ehliyet çıkmıştı. Eski Tip yani 2016 öncesi alınan ehliyetlerin yenisi ile değiştirilmesi işlemlerinde, 2 TL vakıf hizmet bedeli ve 13 TL değerli kağıt bedeli olmak üzere toplam 15 TL ücret alınıyor. Yeni uluslararası ehliyet ile Karayolu Trafiği Konvansiyonuna üye olan 84 ülkede araç kullanılabilmektedir. Aşağıda listeyi görebilirsiniz. Beni ilgilendiren otomobil ve motor ehliyetinin süresi 10 yıl. 🙂 Tam listeyi de aşağıda paylaşıyorum. C1, C1E, C, CE, D1, D1E, D ve DE sınıfı sürücü belgeleri 5 yıl, M, A1, A2, A, B1, B, BE, F ve G sınıfı sürücü belgeleri 10 yıl geçerli. Sürenin bitimini izleyen tarihten itibaren sürücü belgeleri geçersiz sayılıyor. Eski tip sürücü belgelerinde 8 sınıf varken yeni tip sürücü belgelerinde 18 sınıf bulunuyor. Eski tip sürücü belgeleri süresiz iken, yeni tip sürücü belgeleri süreli ve her yenilemede sağlık raporu ibraz edilmesi gerekiyor. Alınan randevuya gidilemeyecek durumlarda; randevu tarihinden en az yarım saat önce randevunuzu iptal etmeniz gerekiyor. İki defa iptal işlemi yapılmadan randevulara gidilmediği takdirde; aynı veya farklı bir belge tipi için 1 ay boyunca yeni bir randevu alınamıyor. Bu randevu alma sırasında uyarı olarak çıkıyor ama okumadan geçmeniz ihtimali için yazmak istedim. Eski tip ehliyetler 31.12.2020 tarihinde geçerliliğini yitirecek, bu tarihe kadar yeni ehliyetinizi çıkarmanız gerekiyor."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/25/filipinlerin-ruya-adasi-coron-gezi-rehberi", "text": "Coron gezisi sonrası yazımı neredeyse tamamlamış fakat fotoğraflarıma erişim sıkıntısı yaşadığım bir döneme geldiği için Coron adası gezi rehberi yazımı bloga yükleyememiştim, sonra da unutmuşum. 🙁 Velhasıl, Filipinler'le ilgili mesajlar gelmeye başlayınca Coron rehberi aklıma geldi ve Coron gezi planı yapacaklar için hemen yazıyı toparladım. Şimd önce Coron'a gitmeden önce bilmeniz gerekenler hakkında bilgi verip Coron'da gezilecek yerler ve Coron'da yapılacaklar ile devam edeceğim. Bu yazıyı okuyorsanız büyük ihtimalle Coron seyahati planlıyorsunuz, size çok özendiğimi söylemek istiyorum. 🙂 O zaman buyurun size Coron gezi rehberi.. Filipinler'in geneli hakkında yazdığım Filipinler gezi rehberi de aşağıda yer alıyor. Coron, Pasifik Okyanusu'nun batısında, Güney Doğu Asya'da, Filipinler'de yer alıyor. 51 adadan oluşan Calamian adalar grubu içinde yer alan, Palawan eyaletine bağlı bir ada ve Palawan'ın El Nido'dan sonra en çok turist alan ikinci bölgesi. Coron'a deniz yoluyla veya hava yoluyla ulaşım mümkün. Manila ve Cebu'dan Busuanga Havaalanı'na direkt uçuşlar bulunuyor. Biz El Nido'dan Coron'a geçtik ve Montenegro feribot firmasını kullandık. El Nido Coron feribotuna biletleri bir gün önceden, yetişkin için 1760 Peso, çocuk içi 880 Peso ücret vererek aldık. Feribot sabah 6'da kalktı ve yol 4.5 saat sürdü, normalde 3.5 saat deniyor ama oldukça dalgalı bir denizde yol aldığımız için belki de süre uzadı. Feribotun kalkış saatinden bir saat önce orada olmalısınız dendiği için sabah 5'te El Nido limana gittik ama yarım saat boşa bekledik, bence yarım saat önceden gitmek yeterli. Bu arada feribotun içi klimalardan aşırı soğuk oluyor, yol için tedbirli giyinmenizi öneririm. Coron içinde ulaşım konusundan da bahsedeyim, merkezi bir noktada kalıyorsanız günlük ihtiyaçlar için her yere yürüyerek ulaşırsınız, biraz uzak yerleri gezmek istiyorsanız da tricycle denilen tuk tuk benzeri araçlarla gayet ucuza ulaşımı hallediyorsunuz. Coron gezisi öncesi gidip çok sevdiğimiz El Nido gezisi yazımı da okuyabilirsiniz. Coron'da Haziran ile Kasım ayı arası yağışlı sezon, Aralık ile Mayıs arası ise kuru sezon olarak görünüyor. Tabi bu ayların bazıları geçiş ayları olduğu için hava belirsiz oluyor diyebilirim. Örneğin biz henüz yağışlı sezonun bitmediği Kasım ayının başında Coron'daydık ve şansımıza tek bir yağmur damlası düşmediği gibi bulut bile yoktu, her yer günlük güneşlikti, biz şanslıydık diyebilirim. Yağışlı sezonda fiyatlar epey düşüyor ve ekonomik olarak ideal bir dönem haline geliyor ama tabi ki yağışlardan dolayı hiç tekne turlarına çıkamama riski doğuyor. Özlelikle Haziran ve Eylül ayları arası tayfun riski de söz konusu. Coron gezisi için en garanti aylar genel olarak Ocak ve Şubat ayları olarak gösteriliyor. Coron'u gezmek için kaç gün gerekir derseniz, minimum 1 tam gününüz adada olacak şekilde yani en az 2 gece kalacak şekilde plan yapmanızı tavsiye ediyorum. Böylece sabahtan akşama bir tekne turu yapma şansınız olur. Gezmek istediğiniz yerlerin çokluğuna göre gün sayısını dilediğiniz gibi uzatabilirsiniz tabi. Coron'da ister merkezde ister yakın çevredeki plajlarda yer alan otellerde kalabilirsiniz. Her bütçeye hitap eden gayet güzel oteller bulunuyor. Biz her yere kolay ulaşabileceğimiz bütçe dostu bir yer aradığımızdan merkezde kalmayı tercih ettik ve The Bay Area Coron isimli bir otelde konakladık. İnternetin çok kötü olması dışında otel bence bizim için gayet güzeldi, merkezi, uygun fiyatlı ve temizdi, ayrıca oğlumun koşturabileceği bir bahçesi de vardı. Otel, tek katlı yan yana odalar şeklindeydi, hepsinin ufak bir terası bulunuyor. Bizim otelin linkini şuraya bırakıyorum. İnternetin adanın genelinde pek iyi çekmediğine dair yorumlar okudum bu arada, belki Filipinler hattı almayı düşünebilirsiniz. Bütçe probleminiz yoksa ve iyi bir otelde kalmak istiyorsanız Coron Soleil Garden Resort'u önerebilirim. Ya da çok düşük bütçe ile seyahat ediyorsanız ve yatakhanede kalmak sizin için problem değilse Happy Camper Hostel'i önerebilirim. Coron'daki tüm uygun konaklama seçenekleri için şurayı inceleyebilirsiniz. Coron'un asıl tadını almak için farklı içeriklere sahip turlara katılmak gerekiyor. Benim gördüğüm kadarıyla Coron'daki turlarda, El Nido'daki gibi aynı rota her yerde aynı fiyat değil, farklı içeriklerde ve fiyatlarda turlar bulunuyor. O yüzden tur seçerken program kapsamına ve fiyatlara mutlaka dikkat etmek gerekiyor. Şehir merkezini gezmek için de bir önceki paragrafta saydığım belli başlı yerleri kapsayan turlara katılabiliyorsunuz bu arada, Coron Town Tour olarak geçiyor ve fiyatı 1000 Peso civarı. Coron limana iner inmez onlarca tur size paket fiyatlarının olduğu broşürleri vermeye çalışıyor, ben de bunları aldım ama sonuçta güvenilir olması açısından turumu otelden ayırttım. Kısıtlı zamanı olan biri olarak Coron Ultimate Tour olarak geçen Coron'un en öne çıkan yerlerinin gösterildiği tura katılmayı uygun buldum ve yetişkin için 1800 Peso, oğlum için yarı fiyat 900 Peso verdim. Teknemiz El Nido'dakine göre epey ufaktı, 8-10 kişi vardık teknede. Havlu, maske, şnorkel vs. vermiyorlar ama maske-şnorkeli binerken kiralayabiliyorsunuz. Öğle yemeği, su ve öğlen verilen bir içecek tur fiyatına dahildi. Turumuzun ilk durağı Siete Pecados oldu, burada şnorkel ve yüzme molası verdik. Deniz çok güzeldi ama su altı o kadar zengin gelmedi bana şahsen. İkinci durağımız Coron'un en meşhur noktası diyebileceğim Kayangan Lake oldu. Burada tekneden indikten sonra önce epey bir merdiven çıkıyorsunuz, sonra da yine merdivenlerden inerek tepenin arkasındaki göle ulaşıyorsunuz. Şimdi google'ı açıp Coron adası yazarsanız karşınıza en çok çıkacak fotoğraf Kayangan Lake molasında çekiliyor. Aslında bu fotoğraf Kayangan Lake'in kendisi değil, teknelerin bağlandığı koyun manzarası ama Kayangan Lake'e ulaşmak için çıktığınız tepedeki manzara noktasından çekiliyor. Kayangan gölünde yüzülebiliyor, yalnız göle girerken mutlaka can yeleği giymeniz isteniyor. Teknelerin bağlandığı yerde karaya çıkarak yemeğimizi yedik, menüde yengeç, balık, tavuk, soğanlı patlıcan salatası, haşlanmış pirinç ve meyve ve Sprite vardı. Yemek sonrası Coron'daki diğer önemli göl olan Barracuda Lake'e gittik. Burada da suya girebiliyorsunuz, şnorkel için oldukça güzel güzel bir göl. Turumuzun dördüncü noktası Twin Lagoon benim en favori yerim oldu. Muhteşem renkteki denize sahip bir lagünün içine giriyorsunuz ve kayalıkların altından geçip bir başka lagüne ulaşıyorsunuz. Burada kanoyla geziliyor genelde ve kayalıklardan aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz üzere yatarak ancak geçilebiliyor. Coron tekne gezimizin en son noktası da Skeleton Wreck oldu. Burada batmış bir geminin kalıntıları var, güzel bir şnorkel noktası. Ek bir günüm daha olsaydı Coron Island Escapade olarak geçen ve muhteşem turkuaz plajları gezen tura katılmak isterdim. Bu turun içinde özellikle Malcapuya adası çok görmek istediğim bir yerdi. Bu arada bizim katıldığımız gibi gurup turlara katılabileceğiniz gibi özel tekne kiralayarak da gezebilirsiniz ve kendi tur planınızı çıkarabilirsiniz. Coron'da yerel ve Asya mutfağı olduğu kadar uluslararası mutfak seçenekleri de mevcut, illa Filipin yemekleri yemek zorunda değilsiniz. Filipinler'de ne yenir sorusunun detaylı cevabı için Filipinler gezi rehberini okuyabilirsiniz. Fika Indulgence uluslararası mutfaktan yemekler bulabileceğiniz ve günün her öğünü için gidebileceğiniz bir yer, yediklerimizi beğendik. Deniz ürünleri ve yerel mutfaktan lezzetler bulabileceğiniz Sinugba sa Balay'ı akşam yemeği için önerebilirim. Kendim denemedim ama Filipinler mutfağı için, daha çok lokallerin takıldığı, bütçe dostu bir mekan olarak Lolo Nonoy's Food Station notlarımda yer alıyordu, belki siz denersiniz. Altrove Coron epey önerilen ve yüksek puanlı bir restoran, içeriye yalına ayak girilmesiyle ilgimizi çekmişti, yalnız ben pek beğenmedim. Oğlum da rahat rahat yesin diye İtalyan restoranına gidelim dedim ama yediğim en kötü makarnalardan biriydi, pizzası da iyi değildi. Bizim tercihlerimiz mi kötüydü, o güne özel bir gariplik mi oldu bilemiyorum tabi ama kendi deneyimimiz kötüydü. Bu arada, Coron'daki restoranlar pek ucuz değil hatta bazı yerler Avrupa fiyatlarında diyebilirim. Filipinler geneliyle ilgili tüm bildiklerimi aşağıdaki yazıda anlatmıştım, burada cevabını bulamadığınız bazı konular orada yer alıyordur. Coron adası gezisi hakkında başka sormak istedikleriniz varsa yorumlara yazın lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Asya'dan alternatif diğer seyahat rotaları için aşağıdaki yazılarıma da bakabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2019/12/27/bangkok-gezi-rehberi-ve-bangkokta-gezilecek-yerler", "text": "Uzun zamandır listemde olmasına rağmen çok popüler olduğu için her sene Tayland gezisi yapma tarihimi ileriye atıyordum. Geçtiğimiz kış için de bambaşka planlarımız vardı ama işler ve ev taşıması dolayısıyla istediğim seyahati ayarlayamayınca aniden rotayı Tayland'a çevirdik, iyi ki de öyle yapmışız. Tayland seyahati hem vizesiz, hem de uygun fiyatlı oluşuyla bizim için tam taşınma sırası kurtarıcı bir rota oldu. Tayland'da gezilecek yerler listesinin fazlalığı ve güzelliği de seyahat keyfimizi katladı. Tayland'ın başkenti Bangkok, bizim Türkiye'den uçuş destinasyonumuzdu, o nedenle hem gidişte hem de dönüşte Bangkok gezisi için vakit ayırdık, 4-5 günümüz burada geçti. Bangkok gezi planı yaparken size yardımcı olması için kendi Bangkok gezi rotası detaylarımızı ve Bangkok gezilecek yerler listemizi sizinle de paylaşmak istiyorum. Umarım Bangkok seyahati düşünenler için faydalı bir Bangkok gezi rehberi olur. - Tayland Türk vatandaşlarından vize istemiyor, yani Bangkok'a giderken vize derdiniz bulunmuyor. - Bangkok'ta kullanılan Tayland para birimi Baht ve şu anki kur ile 1 USD = 30 THB civarına denk geliyor. - Bangkok'ta yaşayan Tayland halkının %93'ü Budist, %5'i Müslüman ve geri kalanlar da Hristiyan. Çok küçük azınlıkta bir Hindu grup da bulunuyormuş. - Bangkok'taki yerel halkın dili Thai dili ancak herkes İngilizce konuşuyor diyebilirim. - Bangkok ile Türkiye arasındaki saat farkı 4 saat, Bangkok bizden 4 saat ileride. - Bangkok'ta trafik soldan akıyor, yani araçlarda direksiyon sağda bulunuyor. - Bizim konakladığımız yerlerdeki prizler Türkiye'deki teknolojik aletlerimizle uyumluydu, dönüştürücüye ihtiyaç duymadık. - Bangkok için aşı yaptırmak gerekmiyor, biz herhangi bir aşı olmadık. - Bangkok tüm karmaşasına ve kaotik ortamına rağmen genel olarak güvenli bir şehir, yeri geldi geceleri ıssız sokaklara da girdik ama kendimizi güvensiz hissettiğimiz herhangi bir an olmadı. Bu arada ben ulaşım başlığı altında haberleşme konusundan da bahsediyorum genelde. Thailand'ta sim card almak isterseniz AIS'i tavsiye ederim, 160 Baht ücretle 5 günlük sınırsız internet paketleri var, seyahat edenler için çok ideal. Bangkok'a gitmek için en iyi zaman mevsimsel olarak Kasım ile Mart ayları arasındaki dönem. Tabi seyahat bütçesi göz önüne alındığında, bu dönemin daha popüler olduğunu ve seyahat bütçesinin artacağını hesaba katmanız gerekir. Bangkok'a gitmek için en kötü zaman da muson döneminin en yoğun yaşandığı, bunaltıcı sıcağın ve yağmurların şehri ele geçirdiği Haziran-Ağustos ayları diyebilirim. Bu dönemde Bangkok gezisi yapmak hesaplı olsa da seyahat keyfi açısından can sıkıcı olabilir. Hem bütçe hem mevsim bir arada düşünenler için biraz risk de alarak geçiş dönemleri değerlendirilebilir, yani Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim ayları. Biz Kasım sonu ve Aralık başında oradaydık, bir gün gündüz saatlerinde biraz yağmur çiseledi, onun dışında hem gezmek hem de otelde havuza girmek için oldukça ideal bir sıcaklık vardı. Bangkok'ta kaç gün kalınır derseniz, en azından 3 gün gerekir diye düşünüyorum. 1-2 saat uzaklıktaki yakın çevre gezileriyle birlikte 5 güne kadar uzatılabilir. Ben bu süreleri genelde çalışan kesimi düşünerek başlıca yerleri gezmek için veriyorum yani tabi ki çok daha uzun süreler kalmak mümkün. Bangkok'ta konaklama kararı verirken size yardımcı olması açısından bölgeler ve özelliklerinden kısaca bahsedeceğim. Bangkok'ta kalmak için en ideal bölge olan Sukhumvit Road, bir sürü restoran, gece kulübü, alışveriş merkezi ve otele ev sahipliği yapıyor. Hem metro hem havaray ile şehrin diğer yerlerine ulaşmak da çok kolay. Bangkok'un alışveriş merkezleri cenneti Siam Square de konaklama için tercih edebileceğiniz elit bir muhit, toplu taşıma toplu taşıma ile ulaşım da yine çok rahat. Siam'ın komşu bölgesi Pratunam hem alışveriş merkezlerinin hem de sokak satıcılarının bir arada olduğu bir bölge ve Siam'a göre otel fiyatları daha uygun, bizim ilk otelimiz bu bölgede yer alan Amari Watergate Bangkok idi. Hem otelin imkanlarını hem de odamızı çok sevdik, kesinlikle tavsiye ederim. Otel hakkında daha fazla detay verdiğim yazımı da şuradan okuyabilirsiniz. Otelin rezervasyon linkini de burada vereyim. 🙂 Bangkok'un en renkli ve hareketli bölgelerinden biri olan Chinatown, hem turistik noktalara kolay ulaşmak hem de bütçe dostu bir konaklama için tercih edilebilir. Ayrıca bu bölgede çok güzel sokak yemekleri alternatifleri bulunuyor. Siam ile Chinatown arasında kalan Silom, Bangkok'un iş merkezlerinin çoğunlukta olduğu bölgesi ve aynı zamanda gece hayatı cenneti diyebilirim. Ayrıca Bangkok'un en büyük parkı Lumphini Park burada yer alıyor, toplu taşıma buradan da gayet kolay. Sırtçantalı gezginlerin en çok tercih ettiği bölge olan Banglamphu ve Khaosan Road, Bangkok'taki en uygun fiyatlı konaklama seçeneklerine ulaşabileceğiniz adresler diyebilirim. Toplu taşıma için çok uygun olmasa da bazı turistik noktalara yürüyerek ulaşabilirsiniz. Chao Phraya nehir kıyısında yer alan Riverside bölgesi bana göre Bangkok'ta kalınacak en güzel yer. Pek çok tarihi yere teknelerle ulaşım sağlıyorsunuz, ayrıca havaray ile de ulaşım mümkün. Bu civardaki oteller de gerçekten çok şık, bizim ikinci otelimiz de burada yer alan Royal Orchid Sheraton idi. Nehir manzaralı odaları, dört dörtlük kahvaltısı ve havuz alanlarıyla bizim için çok keyifli bir konaklama oldu. Otelin rezervasyon linkini şuraya bırakıyorum. Son olarak, sabah çok erken uçağınız varsa veya sadece bir günlüğüne geldiyseniz o zaman Suvarnabhumi Airport civarında kalmak mantıklı olabilir bence. Biz Bangkok'ta konaklamak için gidiş ve dönüşte farklı bölgelerde ayrı oteller tercih etmiştik, ikisinden de çok memnun kaldık o yüzden gönül rahatlığıyla size de öneriyorum. Bangkok'taki tüm uygun konaklama seçeneklerine şuradan ulaşabilirsiniz. Bangkok'ta gezilecek yerlerin çoğunluğunu tapınaklar oluşturuyor. Wat kelimesi Thai dilinde tapınak anlamına geliyor, bu bölümde bu kelimeyi bolca göreceksiniz. Öncelikle Grand Palace ve bünyesindeki Wat Phra Kaew ziyareti ile güne başlayabilirsiniz. İkisinin birlikte girişi 500 Baht, 8:30-16:30 arası ziyaret edilebiliyor. Wat Phra Kaew içindeki zümrüt budha heykeli 14. yüzyılda işlenmiş ve Tayland halkı tarafından kutsal sayılıyor. Gezimize, yatık pozisyondaki dev altın budha heykeliyle meşhur olan Wat Pho ile devam ediyoruz, giriş ücreti 200 Baht. Wat Pho'nun içinde geleneksel Thai masajının öğretildiği bir okul var ve burada dilerseniz masaj yaptırabiliyorsunuz, 1 saatlik geleneksel Thai masajı ücreti 480 Baht. Wat Pho sonrası Chao Phraya nehrini geçince tam karşıda kalan Wat Arun'u ziyaret ediyoruz, buradan dolmuş tekneler kalkıyor, onlara binerek kolayca karşıya geçebiliyorsunuz. Bir gün için bunlar epey vaktinizi alacaktır, artan zamanda pazar gezisi yapabilirsiniz. Aşağıda Bangkok'un en meşhur pazarlarından da bahsedeceğim. Bangkok'ta daha pek çok tapınak var ama en önemsenen ve popüler olan tapınaklar yukarıda saydıklarım, kısıtlı vakti olanlar için bu kadar yeter diye düşünüyorum. Bangkok merkezde gezebileceğiniz diğer yerler: Çin mahallesindeki Yaowarat Road, Amerikalı iş insanı Jim Thompson'ın sanat koleksiyonunun sergilendiği Jim Thompson House Museum ve Tayland tarihiyle ilgili daha derin bilgi sahibi olmak için Bangkok National Museum. Son olarak, kickbox ilginizi çekiyorsa Bangkok'ta meşhur olan Muay Thai Show'a gidebilirsiniz. Bangkok merkezden günübirlik gidebileceğiniz yerleri de yazmak istiyorum. Yakın çevredeki en popüler yerlerden biri olan yüzen market Damnoen Saduak Floating Market, Bangkok'a yaklaşık 100 km mesafede yer alıyor. Çok fazla turist akınına uğradığı için artık lokal pazar olmaktan çok turistik aktivite haline gelmiş durumda ama yine de fotografik olarak çok güzel. Bu tarafa gidecekseniz yaklaşık yarım saat mesafedeki Maeklong Railway Market'e de uğramanızı tavsiye ederim. Tren raylarının etrafında kurulu olan pazarın ortasından halen aktif olan bir tren geçiyor. Tren sesi duyulunca rayların üzerindeki eşyaların hepsi apar topar toplanıyor ve ortaya ilginç görüntüler çıkıyor. Pazarları seviyorsanız, tren yolu pazarına çok daha yakın olan bir başka yüzen pazar Amphawa Floating Market'i ziyaret etmeyi de düşünebilirsiniz. Bangkok'un 85 km kuzeyinde yer alan ve 1350 yılında kurulan Ayutthaya şehri de hem tarihi hem fotografik olarak oldukça doyurucu bir gezi rotası bence. Bangkok'un 40 km batısında yer alan Budist tapınağı Wat Samphran Dragon Temple, etrafına dolanmış dev ejderha ile oldukça heybetli bir yapı ve instagram için gerçek bir hazine. 🙂 Bangkok çevresinde 1-2 saat mesafede başka yerler de var ama benim gezmeye en değer bulduklarım bunlar olduğu için sizinle de paylaşmak istedim. Bangkok'ta mekan ismi olarak da sadece iki yer paylaşacağım. Diğer gittiğimiz yerlerin isimlerini hiç hatırlamıyorum, kafamıza göre takılmıştık ve gittiğimiz yerlerden memnun kalmıştık. Hangover filmindeki bazı sahnelerin çekildiği Skybar, muhteşem şehir manzarası ve harika kokteylleriyle gitmeyi düşünebileceğiniz yerlerden biri, yalnız fiyatlar yüksek tabi. Sky Bar'a alternatif olarak Vertigo Grill and Moon Bar da yine çok güzel bir mekan, Ben genel olarak yurt dışı seyahatlerimde pazar gezmeyi çok severim, yerel halka karışmanın en güzel yolu bu bana göre. Söz konusu Bangkok olunca pazar gezme olayını biraz abartmak gerekiyor çünkü pazarlar Thai kültürünün bir parçası diyebilirim. Dünyanın en büyük, en hareketli pazarlarını Bangkok'ta gezme şansına sahipsiniz, o nedenle normalde pazar gezmeyi sevmiyorsanız bile Bangkok'tayken en azından bir pazara uğrayıp ortamı görmenizi turistik açıdan tavsiye ederim. Şimdi Bangkok'un en ünlü pazarları hangileri onlardan bahsedeyim. Tüm pazarlar arasında en bilinen ve rağbet gören pazar sanıyorum Chatuchak Weekend Market. Aklınıza gelebilecek her şeyi bulabileceğiniz pazarın tüm tezgahları, Cumartesi Pazar sabah 9 akşam 6 arası açık. Cuma akşam 6 ile 12 arası toptan satışa açık, Çarşamba ve Perşembe ise bitki tezgahları açık oluyor. Eğer tek bir pazara gitme şansınız varsa bence Chatuchak en mantıklısı ama o da epey vaktinizi alacaktır. 🙂 Kaldığımız otellerden biri olan Sheraton'dan ücretsiz tekne servisi bulunan Asiatique de bizim sevdiğimiz bir pazar oldu, ortam gerçekten güzel. Nehir kıyısında yer alan pazar her gün 4'ten 12'ye kadar açık. Rod Fai Market de görülmeye değer bir gece pazarı, Perşembe-Pazar günleri arası akşam 5'ten 1'e kadar açık. Yalnız 2 tane aynı isimde pazar var, Ratchada'da yer alan daha güzel ve merkezi olanı, oraya gitmenizi öneriyorum. Bu pazarın özellikle yukarıdan fotoğrafını çekmelisiniz, halk arasında Ratchada Train Market olarak da geçiyor. Kaldığımız otellerden Amari'nin yakınlarında yer aldığı için gitme fırsatı bulduğumuz Neon Night Market, halk arasında Talad Neon olarak da anılıyor ve her gün 4'ten 12'ye kadar açık. Yine Amari'nin hemen karşısında yer aldığı için uğradığımız bir diğer yerel pazar Pratunam Market oldu. Bu pazar daha çok giyim üzerine, 24 saat açık ama gün içinde açık olan tezgahlar değişiyor. Yukarıda, Bangkok çevresinde gezilecek yerleri anlatırken meşhur yüzen pazarlardan bahsettim ama onlar genelde Bangkok'a biraz uzak mesafede yer alıyorlar. Bangkok merkezdeki pazarlardan bahsederken Taling Chan Floating Market'i es geçmek istemedim. Özellikle uzak olanları gezmeye vakti olmayanlar için buraya gitmek çok mantıklı, yalnız sadece Cumartesi-Pazar günleri açık. Bangkok'a gidip de denemeden dönmemeniz gerekenlerin başında Thai masajı geliyor. Tarihi 12. yüzyıla dayanan Thai masaj geleneği vücudunuzu epey esnetici bir uygulama ve fiyatlar da oldukça uygun. Yolda gördüğünüz, gözünüze güzel ve temiz görünen herhangi bir masaj salonuna girebilirsiniz. Özellikle yol üstündeki ucuz salonlarda kalabalık olanları tercih etmekte fayda var, insanlar bir şey biliyor da giriyorlardır diye düşünüyorum. Gerçekten tecrübeyle sabit, otelimizin yakınında iki masaj salonundan bir gün kalabalık olana bir gün boş olana girdik ve kesinlikle kalabalık olan çok iyi, diğeri ise vasattı. Otellerdeki masajlar bile Türkiye masaj fiyatlarından uygun olduğu için biz bazen otelde bazen de yol üstünde gördüğümüz yerlerde masaj yaptırdık. Thai masajı biraz daha özen gerektiriyor diye düşündüğüm için onu otellerde denedik, yol üzerindekilerde ise baş, sırt ve ayak masajı yaptırdık çoğunlukla. Özellikle saatlerce yürüdükten sonra inanılmaz rahatlatıcı oluyor ayak ve sırt masajı. Umarım hazırladığım Bangkok gezi rehberi sizin için faydalı olur. Bangkok ile ilgili başka sorunuz varsa yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için beğeni ve eleştirilerinizi de yorumlara bekliyorum. Tayland seyahatinden önceki yazılarımı da okumanızı öneririm. Asya'dan alternatif diğer seyahat rotaları için aşağıdaki yazılarıma da bakabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/01/12/toskana-floransa-pisa-gezi-rehberi", "text": "Toskana bölgesi denince akla ilk gelen yer bölgenin başkenti konumunda olan Floransa oluyor. Bizim de Toskana rotası içine dahil ettiğimiz Floransa gezisi gerçekten çok verimli ve keyifli geçti. Floransa bence Avrupa'da en gidilesi şehirlerden biri, hatta ilk defa Avrupa'ya gideceklerin rahatlıkla tercih edebileceği bir rota. Hem güzel bir floransa gezi rotası ile Floransa'da gezilecek yerler hem de Floransa yemekleri her seyahat sever için oldukça doyurucu diye düşünüyorum. Rönesans'ın doğduğu yerde gezmek, tarihe tanıklık etmek, sanata doymak, İtalyan mimarisine hayran olmak ve bir şehrin çok turistik olmasına rağmen halen ruhunu koruyabilmesini gözlemlemek açısından bence Floransa gerçekten herkesin etkileneceği bir şehir. Ben de kendi tecrübelerimiz doğrultusunda sizin için faydalı olabilecek bir Floransa gezi rehberi oluşturmaya çalışacağım. Hem Floransa gezilecek yerler hem de günübirlik Pisa gezisi hakkında bilgiler vereceğim. O zaman buyurun, Floransa ve Pisa gezi notları sizlerle.. Türkiye'den Floransa'ya direkt uçuş bulunmuyor. Floransa'ya Türkiye'den direkt uçuş bulunan en yakın havaalanı Bolonya, sonra Roma ve Milano. Biz gezimize Roma'dan başlayıp Siena'ya devam etmiş, Siena'dan da trenle Floransa'ya geçmiştik. Floransa'nın merkez tren istasyonu Santa Maria Novella'da indik. Siz de Siena, Roma veya Bolonya'dan trenle ya da araba kiralayarak Floransa'ya ulaşabilirsiniz. Tabi bir de farklı ülkelerin hava yolları ile aktarmalı uçuşlar bulunuyor ama hem aktarmaları çok uzun sürüyor hem de oldukça pahalılar, pek tavsiye etmiyorum. Gelelim Floransa şehir içi ulaşım detaylarına: Floransa, pek araç kullanmadan yürüyerek neredeyse tüm turistik noktalarına ulaşabileceğiniz bir şehir. Yine de bazen araç kullanma ihtiyacı duyabiliyorsunuz tabi, örneğin tren istasyonundan otelinize akşam vakti dönmek, vardığınız en uç turistik noktadan rezervasyon yaptırdığınız başka bir noktadaki restorana gitmek gibi. Ben de bu tip durumlar için otobüs kullanmıştım. Floransa'da metro hattı yok, otobüsler var bir de hızlı tramvay var ama çok kullanacağınız bir rotası yok, yani Floransa şehir içi ulaşım için ya otobüs ya da taksi kullanmanız gerekecektir. Tramvayın şu anda sadece 2 hattı var, biri Floransa Havaalanı'ndan, biri de Floransa'nın banliyölerinden şehir merkezine ulaşım için kullanılıyor. Floransa'da otobüs şirketi ATAF, hem şehir içi hem de yakın çevre için hizmet veriyor. Tek seferlik biletler 1.5 ve 90 dk boyunca kullanılabiliyor, İtalya'nın genelinde olduğu gibi burada da araca binerken bileti okutmamız gerekiyor. 12, 13 ve 23 numaralı otobüsler bizim turistik noktalar ve tren istasyonu için arada kullandığımız otobüs hatları oldu. Floransa, her mevsim ziyaret edebileceğiniz bir şehir ama tabi ki pek çok Avrupa şehrinde olduğu gibi bahar ve yaz ayları Floransa'yı gezmek için havaların daha müsait olduğu zamanlar. Nisan ortasından Ekim ortasına kadar Floransa'da havalar güneşli olacaktır genellikle. Eğer çok kalabalık ve çok sıcak istemiyorsanız Temmuz ve Ağustos aylarında Floransa'ya gitmekten kaçınmanızı öneririm. Biz oğlumla Eylül'ün ikinci yarısı gittik ve fotoğraflardaki kıyafetlerimizden de anlayabileceğiniz üzere hava gayet sıcaktı. Floransa kış aylarında bile korkunç soğukları çok görmeyeceğiniz yerlerden, o nedenle kışın gezilecek Avrupa şehirleri arayanlar için de bence güzel bir alternatif olur. Floransa kaç günde gezilir derseniz, merkez için konuşmak gerekirse turistik yerler için 2 tam gün yeterli olur. Tabi şehri biraz daha yerlisi gibi yaşamak için istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Floransa çevresinde de günübirlik gezilecek pek çok yer var. Gitmek istediğiniz yerlere göre bu süreye eklemeler yapabilirsiniz. Mesela Siena, San Gimignano, Pisa gibi yerlere gitmek isterseniz 1-2 gün daha ekleyebilirsiniz. O zaman Floransa ve yakın çevresindeki başlıca yerleri için 4 tam gün ideal diyebilirim. Biz Toskana'ya toplam 1 hafta ayırdık, 3 gece Floransa'da, 3 gece Siena'da konaklayarak yaptık gezi planımızı. Bizim Floransa merkezde gezmek için iki günümüz vardı ve bu sürede Floransa'da gezilecek yerler listesinin neredeyse tamamını gördük. İki günde Floransa nasıl gezilir? Şimdi size takip edilmesi kolay bir Floransa gezi rotası ile gezilecek yerleri kısa kısa anlatmaya çalışacağım. Başlamadan önce önemli bir bilgi vermek istiyorum: Floransa'da, Ekim ve Mart ayları arasında her ayın ilk Pazar günü pek çok müze ve sanat galerisi ücretsiz oluyor, gezi planınızı buna göre yapmak isteyebilirsiniz. Çocuklar için de müze girişleri ücretsizdi bu arada. Gezimize Galleria Dell'accademia ile başlıyoruz, Rönesans dönemi sanatçılarından Michelangelo'nun dünyaca ünlü David heykelinin 5 metrelik orijinal versiyonu burada sergileniyor, giriş ücreti 20 . Buradan rotamızı San Lorenzo Basilica ve Medici Chapels'e çeviriyoruz, şapellere giriş ücreti 14 . Yerel pazarları seviyorsanız il Mercato di San Lorenzo'yu gezebilirsiniz. Floransa'nın en ikonik yapısı olan Floransa Katedrali Santa Maria del Fiore'ye geldi sıra. Katedralin yanı sıra vaftizhaneyi de ziyaret edebiliyorsunuz, bir de Giotto'nun çan kulesine çıkarak şehre tepeden bakabilirsiniz. Buradaki tüm yerlere giriş hakkı veren biletin ücreti 18 . Floransa'nın hareketli meydanlarından Piazza della Repubblica'ya uğrayıp Santa Croce Basilica'ya devam edeilm. Nehrin karşı kıyısına geçip Giardino Bardini'yi ziyaret edebilirsiniz. Panoramik Floransa manzarasına karşı yeşillikler içinde biraz keyif yapmak kulağınıza güzel geliyorsa burası harika, giriş ücreti 10 . ilk günün gezisini şehrin en güzel gün batımı noktasında bitiriyoruz: Piazzale Michelangelo. Yemek konularına burada girmedim, aşağıda detaylı önerilerimi okuyabilirsiniz. İkinci güne geçiyorum ve yine bir galeri ile başlıyorum. Galerileri sabaha koyuyorum ki fazla kalabalığa kalmadan rahat rahat gezelim. Uffizi Gallery, hem Floransa'nın hem de dünyanın en güzel sanat koleksiyonlarından birine sahip, sanat düşkünü değilseniz bile burayı gezmenizi öneririm, giriş ücreti 20 . Uffizi'nin hemen yanındaki bilim müzesi Museo Galileo'ya da ilginizi çekiyorsa uğrayabilirsiniz, giriş 10 . Yolumuza Piazza della Signoria ile devam ediyoruz. Bu meydanda, önünde David heykelinin bir kopyası ile Palazzo Vecchio bulunuyor. Bu saray 13. yüzyılın sonuda yapılmış, şu anda çoğunluğu müze olarak halka açık olsa da ufak bir kısmı belediye binası olarak kullanılıyor. Gerçekten içerisi oldukça etkileyici, beklentimin üstünde bir yer oldu, giriş ücreti 16.5 . Çıkışta sabit pazar Mercato del Porcellino'ye uğrayıp önündeki domuz heykelinin burnuna dokunmayı unutmayın, Floransa'ya tekrar gelmek istiyorsanız tabi. 😉 Floransa'nın simgelerinden, çarşılı köprü Ponte Vecchio ile devam ediyoruz. Dünyada sadece dört örneği olan köprü, Arno nehrinin en dar yerine yapılmış. Diğerleri Venedik'teki Rialto, Bulgaristan'daki Osma ve Bursa'daki Irgandı köprüsü. Köprünün üstünde pek çok kuyumcu ve pahalı saat dükkanları var. Köprünün ilk yapılış tarihi 966 olarak biliniyor ama günümüzdeki son hali 14. yüzyılda yapılmış. Santa Trinita köprüsüne giderek tam karşıdan Ponte Vecchio'nun güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz. Nehrin karşısına geçtikten sonra yol üzerinde Basilica Santo Spirito'ya uğrayıp muhteşem Rönesans sarayı Palazzo Pitti'ye devam ediyoruz. 1457 yılında yapılan sarayın giriş ücreti 16 . Saray, şu anda Floransa'daki en büyük müze kompleksi ama aynı zamanda kendisi de büyüleyici, özellikle tavanlardaki resimler. İkinci gün son olarak Giardino di Boboli'ye gidiyoruz. Burası hem kocaman bir park, hem de bir açık hava müzesi adeta, giriş ücreti 10 . Baboli Gardens, Uffizi Gallery ve Palazzo Pitti'nin hepsi için kombine bilet de alabiliyorsunuz, ücret 38 . Tüm giriş ücretlerini bizim gittiğimiz yüksek sezon için verdim, kış sezonunda ücretler daha düşük oluyor. Biz Pisa'ya gittiğimiz gün, tren istasyonunun hemen karşısında yer alan Basilica di Santa Maria Novella'yı da ziyaret etmiştik. Gezilecek diğer yerlere biraz uzak olduğundan günlük rota içine dahil etmedik. Bu arada Floransa'ya gitmeden önce, izlemediyseniz Dan Brown'un kitabından uyarlanan Inferno filmini izlemenizi öneririm. Floransa fazla büyük bir şehir olmadığı için neresinde kalırsanız kalın aslında gezilecek yerlerden çok fazla uzaklaşmış olamazsınız. Genel olarak güvenli bir şehir olduğu için bu anlamda da herhangi bir yerde sıkıntı yaşayacağınızı düşünüyorum, yine de konaklayabileceğiniz bölgelerden kısaca bahsedeyim. Piazza della Signoria ve Piazza del Duomo meydanlarının çevresinde kalan Duomo bölgesi, şehrin çoğu turistik noktasının bulunduğu, en hareketli ve en popüler olan tarihi kısmı. Tabi ki bu bölgede fiyatlar yüksek ve epey kalabalık, bu nedenle benim tercih etmediğim bir bölge. Santa Maria Novella tren istasyonu ile Duomo bölgesi arasında kalan San Lorenzo, pek çok dükkanın ve meşhur San Lorenzo pazarının bulunduğu bir bölge. Burada fiyatlar daha uygun ama yine oldukça kalabalık ve biraz da karmaşa içinde bir muhit. Yine hareketli ama daha az turist, daha fazla lokallerin takıldığı bir bölge olan Santa Croce, hem turistik yerlere yürüme mesafesinde hem de geze hayatı için uygun bir bölge. Çocukla olmasaydım konaklamak isteyeceğim yer burası olurdu. Santa Croce'nin komşusu Sant'Ambrogio bölgesi, şehir merkezine biraz daha uzak, öğrencilerin ve lokallerin yoğun olduğu bir bölge. 15-20 dk yürüyerek turistik yapılara ulaşmanızın mümkün olduğu bölgede oldukça uygun konaklama alternatifleri bulabilirsiniz. Biz şehrin en cool ve bohem bölgesi olarak geçen Oltrarno'nun San Niccolo mahallesindeki bir otelde, Palazzo San Niccolo'da konakladık. Bu bölge Arno nehrinin karşı kıyısında kalıyor, zaten oltrarno kelimesi, İtalyanca Arno'nun ötesinde anlamına geliyor. Michelangelo tepesi, Pitti sarayı, Boboli bahçeleri gibi gezilecek bazı yerler bu bölgede yer alıyor, meşhur çarşılı köprü Ponte Vecchio'nun bir tarafı da buraya bağlanıyor. Bu civarda pek çok gurme restoran ve hipster kafe bulunuyor. Eskiden, Floransa'da yaşayan varlıklı insanların sağlıksız havadan ve şehir merkezinin kirli sokaklarından kaçmak için geldikleri yermiş burası. Günümüzde de Oltrarno, bu rahatlama hissi ve kalabalıktan kaçış için halen ideal konumda. Diğer tüm turistik aktivitelere de hemen köprüyü geçerek ulaşabiliyorsunuz, maksimium 10-15 dakika yürüme mesafesinden bahsediyorum. Bu bölgeyi ve otelimizi, çocuklu aileler de dahil Floransa'ya gitmeyi düşünen herkese gönül rahatlığıyla öneririm. Bizim kaldığımız otel olan Palazzo San Niccolo'daki odalar apart şeklindeydi. Tam teşekküllü açık mutfakla birlikte bir oturma odası, bir banyo ve ayrı bir yatak odası bulunuyordu. Çocukla gezen biri olarak benim için en ideal konaklama birimleri bunlar oluyor genelde, zorda kaldığımda evde yemek yapıveriyorum. Dairemiz modern ve vintage detayların bir arada kullanımıyla oldukça şık döşenmişti, ayrıca çok konforluydu. Odamız giriş katında olduğundan kendine ait bir balkonu yoktu ama otelin bahçesi hemen önüne açılıyordu, üst katların balkonları da var. Otelin lobisi oldukça ferah ve 24 saat ücretsiz çay, kahve alabileceğiniz bir barı, küçük bir kütüphanesi ve rahat rahat yayılabileceğiniz oturma alanları bulunuyor. Palazzo San Niccolo, orta çağdan kalma tarihi bir binanın yenilenmesiyle otele dönüştürülmüş. Yenileme yapılırken binanın otantik havası korunmuş, bu otelin Floransa'daki en benzersiz konaklama deneyimlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Otelin bahçesi en favori alanım oldu, akşamları çoğunlukla orada vakit geçiriyorduk. Otelin tarihi duvarlarının arkasında bir vaha gibi ortaya çıkan avlu, bütün gün gezip yorgun argın otele dönüşte keyif yapmak için harika bir ortama sahip. Otelin konumu da gerçekten çok idealdi. Kapı dışarı çıkıp birkaç adım attığınız anda pek çok kafe, restoran, market ve sanatçı atölyeleri karşınıza çıkıyor. Palazzo San Niccolo'nun da bünyesinde bulunduğu Your Place In Florence'in şehirde iki oteli daha var. Onlar da tarihi binalardan otele dönüştürülmüş ve aynı kalitede hizmet veriyorlar, Palazzo San Niccolo'da yer bulamazsanız onları da incelemenizi öneririm: Palazzo Belfiore ve Palazzo Del Moro. Floransa'daki tüm uygun otelleri incelemek için şuraya göz atabilirsiniz. Floransa, İtalya'nın genelinde olduğu gibi yemek açısından sorun yaşamayacağınız bir şehir. Tabi ki makarna ve pizza burada da var ama farklı yiyecekler de mevcut. Toskana mutfağının ve tabi ki Floransa mutfağının favorisi biftek. Floransa tarzı bifteğin İtalyanca adı Bistecca alla Fiorentina, bu bölgede yetişen sığırlardan yapılan bir T-bone steak türü. Italyanların meşhur ekmeği \"foccacia\"nın tuzsuz bir versiyonu diyebileceğim Schiacciata, sade olabildiği gibi üzeri farklı malzemelerle kaplanmış da olabiliyor. Bayat ekmekleri küp küp kesip içine kattıkları bir salataları var, adı Panzanella. Salatanın ana malzemesini domates, soğan, zeytin oluşturuyor genelde. Yine bayat ekmek ve farklı sebzeleri karıştırarak yaptıkları bir çorba var, onun adı da Ribollita. Sakatat yemek Floransa geleneklerinde de var; Trippa ve Lampredotto denilen işkembeden yapılmış yiyecekler en popüler sokak yemekleri arasında. Floransa'nın en eski tatlısı olan Zuccotto'dan da bahsedeyim; içi krema ve meyvelerle dolu dışı pofuduk bir kekten oluşuyor. Bölgeye özgü bir peynir denemek isterseniz, Parmesan peynirinin daha ağır ve tuzlu bir versiyonu olan Pecorino peynirini tatmanızı öneririm. Şarabı ile meşhur Toskana bölgesini anlatırken şaraptan bahsetmemek olmaz. Chianti bölgesinin üzümünden yapılan kırmızı şaraplarını buradayken denemenizi tavsiye ederim. Restoranlarda genelde ev şarabı seçeneği oluyor, öncelikli tercihinizi bu şekilde kullanın derim. Satın almak için marka isterseniz, Chianti Classico ve Brunello di Montalcino önerebilirim. Son olarak yine makarnadan da bahsedeyim, burada en meşhur makarna çeşidi, eriştenin 1-2 cm genişliğinde ve uzun olan versiyonu olarak tarifleyebileceğim Pappardelle. Bunun da en meşhuru Pappardelle Cinghiale, bolognese soslu makarna gibi ama maalesef Cinghiale denilen sos yaban domuzu ile yapılıyor. Tabi ki farklı soslarla da pappardelle yemek mümkün. Floransa'da yemek için çok güzel alternatifler var, pek çok restoranın hayal kırıklığı yaratmayacağını düşünüyorum ama yine de ben size birkaç yer önereyim. Floransa'da en çok önerilen yer ile başlamak istiyorum: Trattoria La Casalinga. Gerçekten övgüleri hak eden samimi bir mekan, Floransa lezzetleri için burayı öneririm. Yalnız önceden rezervasyon yapmanızı tavsiye ederim. Toskana yemeklerini yiyebileceğiniz, lokaller tarafından önerilen bir diğer adres de Il Guscio. İç mekan dekorasyonuyla oldukça fotojenik olan Trattoria Za Za turistler tarafından oldukça ilgi görüyor, özellikle trüf mantarlı yemek seçenekleri oldukça başarılı. Eğer makarna vb. bir şeyler yemek isterseniz bu konuda iddialı bir mekan önereyim: Pensavo Peggio. Gelelim daha hızlı yeme imkanı sunan mekan önerilerime. Tadı damağınızda kalacak sandviçleriyle ünlü All'Antico Vinaio ve I Fratellini uygun fiyatlı bir öğle yemeği için en ideal adresler, görürseniz mutlaka sıraya girin, bence pişman olmayacaksınız. Kaldığımız yerin hemen dibinde olduğu için Floransa'ya vardığımız gün denediğimiz pizzacı I'Pizzacchiere, çok farklı çeşitlerde pizza yapan uygun fiyatlı minnoş bir yer. Özellikle gidin diyemem ama Michelangelo tepesine çıkarken veya dönüşte acıktıysanız burada yiyebilirsiniz. 3 gün kaldığımız için çok fazla yer deneyemedim ama hepsinden memnun kaldım. Floransa'dan Pisa'ya gitmek için en kolay yol trene binmek. Trenitalia trenleriyle 1 saatte Pisa'ya varıyorsunuz, tek yön ücret 8.70 ve gün boyu çok sık kalkıyor yani istediğiniz zaman yola çıkabilirsiniz. Floransa'dan Pisa'ya günübirlik gidip gelebileceğiniz gibi Cinque Terre planı yaparsanız yol üzerinde Pisa'ya uğramak da mantıklı bir alternatif çünkü Cinque Terre'ye gitmek için kullanmanız gereken La Spezia treni Pisa'dan geçiyor. Floransa'dan Pisa'ya otobüsle gitmek de mümkün ancak benim görebildiğim kadarıyla Floransa'dan kalkan otobüsler sadece Pisa havalanına gidiyor, yani Pisa'dan uçuşunuz varsa mantıklı olabilir ama normal şartlarda tren yerine otobüsle gitmenin pek bir mantığı yok açıkçası. Biz de tabi ki trenle Pisa'ya geçtik, sabah gittik akşam döndük. Pisa tren istasyonundan Pisa şehir merkezine gitmek için otobüse bindik, tek bilet 1.5 ve 70 dakika süresi var. Pisa'ya yol üzerinde uğrayacaksanız, tek biletle gidip hemen Pisa Kule'sinde fotoğraf çekilip dönecek vaktiniz var yani. 🙂 Taksi ile ya da yürüyerek de kuleye gidebilirsiniz ancak 25 dk kadar bir yürüyüş mesafesi var. Pisa'da neler yapılır kısmına geçmeden önce biraz Pisa kulesi hakkında bilgi vermek istiyorum. Ortaçağ'dan kalma Pisa Kulesi, şehrin katedral kompleksinin üçüncü ve son yapısı olarak 1173 yılında yapılmaya başlanmış, 56 metre yüksekliğinde beyaz mermerden yapılmış bir çan kulesi. Kulenin temellerinin yumuşak zeminde ve pek de sağlam olmadığı fark edildiğinde üçüncü kat bitmiş durumdaymış. Bu sırada savaş başladığı için inşaata yüz yıla yakın bir süre ara verilmiş ve zemin biraz oturmuş. İnşaat tekrar başladığında temeldeki sorunu telafi edecek şekilde yapım devam etmiş ve 1372 yılında tamamlanmış. Henüz yapım aşamasındayken eğilmeye başlayan kulenin eğimi 1990 yılında 5.5 dereceye ulaşmış. Daha sonra kuleyi düzeltmek için kapsamlı çalışmalar yapılmış ve eğimi sonuçta 4 derecenin altına düşmüş. Bu arada kulenin dev çanları 1993 yılından beri çalmıyor çünkü onların hareketlerinin de kulenin eğilmesine etki ettiği düşünülüyor. Son durumda, önümüzdeki 300 yıl boyunca kulenin daha fazla eğilmesi beklenmiyor. Pisa kulesi ve katedral, 1987 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Pisa, genelde sadece eğik kulesi ile fotoğraf çekilmek için uğranan bir yer ama biz bir tam günümüzü bu şehre ayırdık. Kulenin bulunduğu meydanın adı Piazza Dei Miracoli, Pisa'da mutlaka gitmeniz gereken ilk yer burası. Bu meydanda, Torre di Pisa dışında görülmesi gereken diğer önemli yapılar: Duomo di Pisa, Baptisterio de Pisa ve Camposanto Monumentale. Bir de iki tane müze var: Opera del Duomo Museum ve Sinopie Museum. Pisa kulesine çıkmayı planlıyorsanız giriş 18 , katedrale ücretsiz girebiliyorsunuz. Diğerlerine giriş için gezmek istediğiniz yer adedine göre farklı ücretler belirlenmiş, tek bir tanesine girmek için 5 , hepsi için 9 ücret ödüyorsunuz. Pisa, sadece bu meydandan ibaret değil elbette. Eğer siz de bu şehre biraz daha uzun vakit ayırdıysanız, gezinize Via Santa Maria boyunca yürüyerek şehrin ikinci ana meydanı Piazza dei Cavalieri ile devam edebilirsiniz. Tarihi binalarla çevrili meydanda, şu anda üniversite binası olarak kullanılan eski saray Palazzo della Carovana da bulunuyor. Buradan sonra şehrin içinden geçen Arno nehrine doğru yürüyüp, nehir kenarındaki küçük ve sevimli kilise Santa Maria della Spina'yı ziyaret edebilirsiniz, giriş ücretsiz. Arno nehri boyunca biraz yürüyüş yapıp, sanata ilginiz varsa National Museum of San Matteo'yu ziyaret edebilirsiniz. Bu müzede Toskana bölgesindeki, Ortaçağ'dan kalan ve kapatılan dini kurumlardan alınmış eserler sergileniyor. Son olarak tren istasyonu yakınlarında yer alan, Amerikalı sanatçı Keith Haring eseri, Pisa'nın meşhur murali Tuttomondo'ya uğrayıp gezinizi tamamlayabilirsiniz. Floransa da Pisa da gayet çocuk dostu şehirler, yani buralara çocukla plan yaparken endişe edecek bir durum yok. Hem Floransa hem Pisa fazla büyük olmadığından çocukla gezmesi kolay şehirlerden. Bebek arabası kesinlikle alın çünkü bol bol yürüyeceksiniz, şehirler genel olarak bebek arabasıyla gezmek için de çok uygun. Peki Floransa'da çocukla ne yapılır? Floransa'da çocukların en keyif alacağı şeylerden biri Piazza Della Repubblica'daki nostaljik atlı karınca tabi ki. Onun dışında Baboli Gardens çocukların açık havada koşup oynamaları için oldukça güzel bir park. Piazzale Michelangelo'da kalabalıkla birlikte güneşi batırırken de oğlum epey mutluydu. Yürümeyi fazla sevmemesine rağmen tepeye çıkan merdivenleri de neşe içinde çıktığını hatırlıyorum. 🙂 Dönüş yolunda da müzik eşliğinde dev baloncuklar yapan bir amcaya rastladık, en az yarım saat o baloncukların peşinden koşturup patlatmaca oynadı. 🙂 Çocukların ilgisini çekebilecek interaktif sergisiyle Leonardo Da Vinci Museum ve çocuklara özel aktiviteler düzenlenen Galileo Museum, Floransa'da çocuklarla gitmekten keyif alacağınız müzeler arasında. Pisa'da biz biraz şehri gezdik ama çoğunlukla Pisa Kulesi'nin önündeki çimlerde takıldık. Oğlum Pisa Kulesi'ne daha buraya gelmeden önce hayrandı, o yüzden onun için çok mutlu bir gün oldu. Kuleye çıkamadık çünkü ne yazık ki 8 yaşından küçük çocukların kuleye çıkmasına izin yok, plan yaparken sizin de aklınızda olsun. Pisa'dayken çocukları oyun parkına götürmek isterseniz, Parco Don Bosco'ya veya tren istasyonuna yakın konumda, kale duvarları içinde kalan Giardino Scotto parka gidebilirsiniz. Floransa gezi rehberi için notlarıma baktım ve ben, 3 gece 4 günlük Floransa ve Pisa gezimizde toplam 195 harcamışım, bu fiyata konaklama ve şehre ulaşım dahil değil. Bir yetişkin ve bir çocuk için yeme içme, ören yeri girişleri, şehir içi ve iki şehir arası ulaşım gibi kalemleri kapsıyor. Seyahat öncesi bütçe hesabı yapabilmeniz için, Floransa'da neye ne kadar harcanır ortalama fiyatlardan da bahsedeyim biraz size. Öğle yemeğini hızlı halledeceğinizi düşünerek kişi başı 5-10 arası, akşam yemeği için restoranda yediğinizi farz ederek kişi başı 15-25 arası diyorum. Otelde kahvaltınız yoksa kahve ve bir hamur işi için 3-5 verirsiniz. Şehir içi ve iki şehir arası ulaşım ücretlerini yukarıda vermiştim, taksi kullanmadığınız sürece bu kalem sizi pek üzmez diye düşünüyorum. Gezilecek yerlerin giriş ücretlerini de yukarıda belirtmiştim zaten, tekrar yazmıyorum. Konaklama için, lokasyon ve diğer koşullara göre değişmekle birlikte, 20 'dan başlayan fiyatlarla kalacak yer bulma şansınız var. Hem yeri hem kendisi güzel olsun derseniz gecelik ortalama 100 'yu gözden çıkarmanız gerekir. Bu noktada airbnb'den ev kiralamak daha hesaplı bir seçenek olabilir. Floransa gezi rehberi yazımdan faydalanacağınızı umarım. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Daha önceki tüm İtalya yazılarımı aşağıda paylaşıyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/01/16/tax-free-nedir-vergi-iadesi-nasil-alinir", "text": "Geçtiğimiz günlerde Gürcistan'da iphone fiyatlarını paylaşırken tax refund'tan bahsedince konu hakkında çok soru gelmişti, ben de yurt dışında tax free alışveriş için detaylı bir yazı hazırlamak istedim. Tax free shopping yani vergisiz alışveriş, yabancı bir ülkeden bir ürün satın aldığınızda bu ürün üzerinden tahsil edilen satış vergisinin iadesini almak demek oluyor. Ne kadar iade alacağınız ve vergi iadesi almak için yapmanız gereken minimum alışveriş tutarı ülkeden ülkeye değişiyor. Bu oranları gittiğiniz ülkede öğrenebilirsiniz, ben bu detaya girmeyeceğim. Bu yazıda sadece tax free alışveriş nasıl yapılır, vergi iadesi nasıl alınır, izlemeniz gereken prosedürler nelerdir onu anlatacağım. Bir de örnek üzerinden giderek Gürcistan için tam iade oranını vereceğim. Öncelikle tax free alışverişin nedeni nedir ondan bahsedeyim. Ülkeler arası ihracatta genellikle KDV hariç tutuluyor, siz de alışveriş yaptığınız yerden başka bir ülkede yaşıyorsanız bu alışverişiniz ihracat gibi kabul ediliyor ve ürünün vergi iadesini alma hakkına sahip oluyorsunuz. Tabi bu vergi iadesi yalnızca alışverişlerde geçerli oluyor, aldığınız hizmetin vergi iadesini alamıyorsunuz. Bir restorandaki hesabın ya da otel konaklamanızın vergisinden muaf değilsiniz çünkü bu hizmeti o ülke içinde alıyorsunuz. Alışveriş yaparken de girdiğiniz dükkanda \"tax free\" işareti olup olmadığına dikkat etmeniz gerekiyor. Bu işaret varsa bu dükkandaki alışverinizden vergi iadesi alabileceksiniz demek oluyor. Bu işareti görmeseniz bile siz yine de kasaya tax free alışverişi olup olmadığını sormayı ihmal etmeyin, hiç belli olmaz. Diyelim bu işareti gördünüz ve alışveriş yapacaksınız, mutlaka bunu mağazaya söylemeniz gerekiyor. Çünkü alışverişi yaparken vergiyi ödeyeceksiniz, mağaza sizin için bir vergi iadesi formu dolduracak ve daha sonra iadenizi alabileceksiniz. Alışveriş yaparken de mutlaka pasaportun orijinali yanınızda olmalı. Ben bu yazıda Gürcistan'da alınan bir telefon örneği üzerinden ilerliyorum ama daha önce Avrupa'daki başka ülkelerden ünlü tasarım marka alışverişlerinde de tax refund almıştım. Sadece teknoloji ürünleri değil, giyimden aksesuara, çocuk eşyalarından bakım malzemelerine kadar pek çok üründen iade alabilirsiniz. Alışverişimizi yaptık, artık faturamız ve vergi iade formumuz var, bunları birlikte güzelce saklıyoruz. Vergi iadeleri genelde hava alanlarında yapılıyor çünkü ürünü ülke dışına çıkartmanızı bekliyorlar ama bazen şehir içinde de bu işlemi yapan yerler oluyormuş. Alışveriş yaptığınız mağazaya nerelerden iade alacağınızı sorup öğrenebilirsiniz. Ben sadece hava alanlarında yaptım bu işlemi açıkçası, o yüzden sadece oradan bahsedeceğim. Hava alanının dışındayken \"tax refund\" yazılı işaret tabelalarını görmeye başlıyorsunuz. Okları takip edip gümrük noktasına ulaşıyorsunuz. Pasaport, fatura, ürün ve vergi iade formunu görevliye veriyorsunuz ve o da damgalayıp size geri veriyor. Bu damga noktası pasaport kontrolünden önce yer alıyor. Vergi iadesi vermek için o ana kadar ürünün kullanılmamış olmasını isteyen ülkeler var bu arada, alışveriş yaptığınız dükkanda bu detayı sormanızı öneriyorum. Uçağınız kaçta olursa olsun Tax Free ofisi açık olacaktır ancak görevli molaya çıkmış olabilir ya da sıra kalabalık olabilir. Bu gibi nedenlerle işiniz uzun sürebilir, mutlaka erken gidin ki uçağınızı kaçırma riski olmasın. Tiflis hava alanında pasaport kontrolü geçtikten sonra Liberty Bank bankosu bulunuyor. Onaylanmış belgenizle birlikte buraya gidiyorsunuz ve size nakit olarak vergi iadesi veriyorlar. Gürcistan'da hizmet ücretleri düşüldükten sonra elinize net geçen vergi iadesi, ürün fiyatının %12'si kadar oluyor. Oldukça kolay bu işlem sayesinde epey bir kara geçmiş oluyorsunuz. Daha önce Paris'ten bir kere kredi kartıma iade almıştım, 2 hafta içinde kartıma iade gelmişti. Bu yöntem için belgelerimi bir zarfa koyup vergi iadesi posta kutusuna atmıştım, açıkçası pek de umutlu değildim ama güvenilirmiş. 🙂 Fransa'da kredi kartına ürün fiyatının %12'sini iade ediyorlardı ama nakit almak istediğinizde oran biraz daha düşük oluyordu. Benim kredi kartı tercih etmemin sebebim nakit kısımda o sırada deli gibi kuyruk olmasıydı, yoksa nakit tercih ederdim. Tax free nasıl yapılır konusunda burada olmayan bir sorunuz varsa yorumlara yazın lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Merhaba çok önceden batumdan zoomer ve altage den arkadaşlarıma cihaz alıp tax free almıştık. Unutmuştum taxfree oranını sayenizde öğrendim teşekkür ederim. Parayı Lari olarak alıyorlar. TL getirirseniz fazlaca kur dönüşümüne gireceğinden USD daha mantıklı diye düşünüyorum. Güzel incelemeniz için teşekkür ederim, özellikle görsellerle desteklemeniz iyi olmuş. Bir çok kişi gibi ben de iPhone almak için gitmeyi düşünüyorum. Bu konuda şurdan alınır şöyle yapılır tarzı tavsiyeniz varsa memnun olurum. Bilmediğim bir yerde tabiri caizse kazıklanmak istemiyorum 🙂 teşekkürler. Bildiğim kadarıyla kalmanız gerekmiyor. Bu konuyu araştırıp yine belirtirim ama bir arkadaşımın sadece alışveriş yapıp çıktığını hatırlıyorum Amerika aktarmasında.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/02/07/bakuriani-kayak-merkezi-ve-borjomi-kukushka-treni", "text": "Geçtiğimiz günlerde eşim ve oğlumla birlikte Tiflis'e 180 km mesafede yer alan Bakuriani'ye gittik. Burası Gürcistan'ın en eski kayak merkezi, tarihi 19. yüzyılın sonlarına dayanıyor. Sovyet döneminde de pek çok kış sporu yarışması burada düzenleniyormuş. Bakuriani'ye giderken yol üzerindeki Borjomi'ye de uğrayıp birkaç yer gezerek bir taşla iki kuş vurmaktı hedefimiz ama Borjomi çok soğuk ve rüzgarlı olduğu için Bakuriani'ye devam ettik. Artık Borjomi'ye baharda bir hafta sonu ayıracağız. 🙂 Bizim Bakuriani'ye gidiş hedefimiz aslında snowboard yapmaktı ancak maalesef bu sene Gürcistan'a pek kar düşmedi. Bakuriani'de de fazla kar yoktu ve pistlerin çoğu kapalıydı. Biz de biraz oğlumuzu eğlendirip biraz da dağ havası almış olduk, çok da güzel oldu. Şimdi Bakuriani gezisi detaylarını sizinle paylaşma vakti, buyurun size Bakuriani kayak merkezi rehberi. Bakuriani her mevsim gidebileceğiniz bir yer ama asıl kayak turizmi ile öne çıkıyor o nedenle kışın gittiğinizde en hareketli zamanını görüyorsunuz. Normalde kayak sezonu Kasım ortası başlayıp Mart sonuna kadar devam ediyor ama bu sene global ısınmanın etkisiyle kar gecikti. Hike yapmayı sevenlerin ilgisi sayesinde bahar ve yaz aylarında da turizmi canlı olduğu için kış dışında gittiğinizde de her yer kapalı bir hayalet kasaba karşınıza çıkmayacaktır. Tiflis'ten Bakuriani'ye biz arabayla yaklaşık üç saatte gittik ama arabasız da gidebileceğiniz seçenekler bulunuyor. Birinci seçenek Tiflis'teki Didube otobüs istasyonundan Bakuriani'ye giden ve gün içinde pek çok kez kalkan minibüslere binmek. İkinci seçenek Tiflis'ten Borjomi'ye giden trene binip, Borjomi'den de Bakuriani'ye giden kukushka trenine binmek. Tiflis'ten Borjomi'ye sabah 07:05'te giden tren kukushka trenine yetişiyor. Öğleden sonra da 16:40'ta Tiflis-Borjomi arası tren var, o zaman Borjomi Bakuriani arası minibüs veya taksi kullanabilirsiniz. Biz dönüşte eşimi önden araba ile gönderdik. Ertesi sabah Bakuriani'den Borjomi'ye giden kukushka trenine bindik ve Borjomi'den de Tiflis'e minibüsle gittik, minibüs ücreti kişi başı 10 Lari. Neymiş bu kukushka treni diyenler için şimdi detayları anlatıyorum. 37.2 kilometre uzunluğundaki tren yolunun yapımı, Gürcistan'ın Rus İmparatorluğu'nun bir parçası olduğu zamanlarda, 1897 yılında başlamış ve arazinin zorluğu nedeniyle 1902 yılında tamamlanabilmiş. Kukushka treni ilk yolculuğunu Ocak 1902'de Borjomi-Bakuriani arasında yapmış. Demiryolu hattı yüksek dağlık alanlardan geçtiği için Amerika'dan Porter tipi bir buhar motoru getirilmiş. Kukushka adı buradan geliyor, Rusça'da buhar motoru için verilen bir takma isimmiş, aynı zamanda küçük guguk kuşu anlamına geliyor. 1967'de, buhar motorunun yerini şu an kullanılan elektrikli motor almış. Borjomi tren istasyonunun orada eski buhar motorlu lokomotifi görebiliyorsunuz. Borjomi Bakuriani arası kukushka treninin tek yön ücreti 2 Lari, çocuk için ücret almadılar. Tren hem Bakuriani hem de Borjomi'den günde ikişer defa kalkıyor. Tren yolculuğu 2.5 saat sürüyor. Kalkış saatleri de aşağıdaki gibi. Borjomi'den Bakuriani'ye 7:15 ve 10:55'te kalkıyor. Bakuriani'den Borjomi'ye 10:00 ve 14:15'te kalkıyor. Trenin güzergahı ve duraklar şu şekilde: Bakuriani, Sakochavi, Patara Tsemi, Libani, Gantiadi, Tba, Tsemi, Tsagveri, Daba ve Borjomi. Bakuriani'den Borjomi yönüne giderken Tsemi durağına kadar olan kısımda sürekli çam ormanları arasından geçiyorsunuz, özellikle kar varken masalsı manzaralar sizi bekliyor. En güzel manzaralar için Bakurini-Borjomi yönündeyken trenin gidiş yönünde sağda, Borjomi-Bakuriani yönündeyken ise trenin gidiş yönünde solda oturmak gerekiyor. Tsemi durağı ile Tsagveri durağı arasında Tsemistskhali nehrinin üzerinden geçerken meşhur Eiffel Köprüsü'nün üzerinden geçiyorsunuz. Bu köprü, Romanov ailesinin isteği üzerine, Eiffel Kulesi'ni yapan mühendis Alexandre Gustave Eiffel tarafından yapılmış. Köprü Gürcistan'a parçalar halinde getirilmiş ve 1902'de Tsemistskhali nehri üzerine kurulmuş. Trenin üç vagonu var. Lokomotifin arkasında kalan ilk iki vagonun içindeki koltuklar değiştirilmiş, yeni ve modern koltuklar var. En arka vagonda ise eski deri koltuklar duruyor. Ben en arka vagonda gitmeyi tercih ettim çünkü fotoğraflarda tren kıvrıldığında tüm tren görünsün istedim. Bir de trenin en arka balkonuna çıkabiliyorsunuz, oradan da çekimler yaptım. Tren hareket ederken vagonlar arası geçiş yapabiliyorsunuz, zaten tren epey yavaş gittiği için sıkıntı olmuyor. Bakuriani kayak merkezi toplamda 18 kmlik pist uzunluğuna sahip ve pistler genelde ağaçların arasında yer alıyor. Her zorluk derecesinde pistler mevcut ama profesyonel kayakçıları çok tatmin etmeyebilir. Karlı ve tüm pistlerin açık olduğu bir zamanda tekrar gitmeyi düşünüyoruz, bu konuda fikrim değişirse güncellerim. 🙂 Biz gittiğimizde çoğu pist kapalı olsa da tüm bilgileri aldık. Bakuriani Kayak Merkezi 'nde toplam 12 tane lift var; 1 teleferik, 3 telesiyej ve 8 teleski. En yüksek nokta Didveli pistinde, 2702 metrede yer alıyor. Şehir merkezinin kendisi ise 1700 metrede yer alıyor. Didveli pistinin zirvesine çıkmak için üç aşama gerekiyor ve her seviyede kafeler bulunuyormuş, tabi ben bunları umuyorum bir dahaki sefere tecrübe edip detaylı bilgi verebileceğim. 🙂 Didveli dışında Koktha 1, Koktha 2 ve Mtarbi pistleri de bulunuyor, bunlar biraz daha ileri seviye kayakçılar için tavsiye ediliyor. Özellikle Koktha 1 en zor pistmiş, eğimi 52 derece civarında. Tüm liftlerde geçerli günlük sınırsız ski pass fiyatı 40 Lari, çocuk için 25 Lari. Uzun kalacaksanız, günlük yerine kalacağınız gün sayısına göre alırsanız fiyat daha uyguna geliyor. Liftler saat 10:00 ile 17:00 arası hizmet veriyor, hava şartları uygun olduğunda gece kayağı da yapabiliyorsunuz. Hafta sonları akşam 17:00 ile 21:30 arası, Didveli pistini açıyorlar. Şehir merkezinde yer alan pistin adı 25 olarak geçiyor, yalnızca 300 metre uzunluğunda ve eğimi 10 derece civarında. Buranın başlangıcında pek çok ekipman kiralama yeri bulunuyor ama malzemeler bana çok yeni gelmedi. Özellikle snowboard yapıyorsanız ve elinizde varsa kendi malzemenizi getirmenizi öneririm, kayak kiralama seçeneği çok daha fazla. Kiralama yapmak isterseniz snowboard setleri 25 Lari ve kayak setleri 20 Lari karşılığı günlük olarak kiralanabiliyor. Gözlük, kask ve eldiven gibi ürünleri de 5 Lari'ye kiralayabiliyorsunuz. Biz 4.5 yaşındaki oğlumun ayağına göre snowboard ayakkabısı bulamadık, o nedenle kızak kiraladık. Onun da kirası saatlik 10 Lari. Bakuriani'de en hoşuma giden ilk defa gördüğüm kızaklı bebek arabaları oldu, onları da kiralayabiliyorsunuz. Ayrıca en aşağıdaki Twenty Five pistinde kızakları yukarı çeken sistemler de vardı. Zaten burası genelde çocuklu ailelerin kızak yaptığı bir oyun alanı gibi diyebilirim. Bu kısımda kaymak pek mümkün değil açıkçası, çok kalabalık ve her yerde küçük çocuklar var ama yine de ilk defa kayakla tanışacaksanız burada başlayabilirsiniz. Bu alt kısımda aynı zamanda ufak bir lunapark ve çocukları eğlendirecek birkaç düzenek kurulmuş durumda. Bakuriani'de üç tane mekan deneme fırsatımız oldu. İlki, pistlerin başlangıcında yer alan ve sadece bir şeyler içmek için oturduğumuz Cafe 25 idi. Twenty Five pistine giderseniz muhtemelen sizin de yolunuz düşecektir, ortam güzel. Ben size yemek için asıl iki mekan önereceğim, ikisi de chalet tarzında, tam kayak kasabası restoranları. İlk gittiğimiz mekan Mimino oldu, hem dekorasyondaki tatlı detaylar, hem çalan müzikler, hem de yemekleriyle çok hoşumuza gitti. Hinkali çok geç geldi, sadece o sıkıntı oldu ama onun dışında her şey çok güzeldi, üstelik fiyatlar da Tiflis'e göre daha ucuz. Öğle yemeği saati gidince zor masa bulduk ve bizden sonra gelenler de sıra bekledi ama oturduktan biraz sonra boşalmaya başladı. Bakuriani'de kaldığımız oteli ailece çok beğendik. Sunduğu imkanlar, personelin ilgisi ve yemeklerin lezzeti ile bizden tam puan aldı. Eğer direkt pistlerin üstünde bir otel aramıyorsanız burayı kesinlikle tavsiye ederim. Pistlerin üzerinde olmaması da çok sorun değil aslında çünkü shuttle hizmetleri sayesinde arabanız yoksa bile ulaşım kolay oluyor. Otel ile ilgili hazırladığım detaylı yazıyı okumak isterseniz şuraya tıklayabilirsiniz. Bakuriani'deki tüm uygun oteller için buraya göz atabilirsiniz. Genel olarak Bakuriani ile ilgili fikrimi paylaşmak istiyorum. İyi derecede kayak veya snowboard yapıyorsanız sırf kaymak için Bakuriani'ye gidilmez, Gudauri'yi tavsiye ederim. Bakuriani daha çok çocuklu aileler ve başlangıç ile orta seviye arası kayak yapanlar için ideal bana göre. Hiç kayakla ilginiz yok ama tren yolculuklarını deneyimlemeyi seviyorsanız Kukushka trenine binip kısa da olsa uğrayabilirsiniz. Bir de kayakla ilgilenmiyorsanız kar motoru ve karda at binmek gibi aktiviteler de var. Bu arada Bakuriani'nin en güzel yanı, fiyatların oldukça uygun olması. Instagram'da paylaştığım Bakuriani hikayelerime şu linkten ulaşabilirsiniz. Tiflis ile birlikte bir gezi planlayacaksanız, Tiflis rehberimi de okumanızı öneririm. Bu gezinin videosuna da göz atmanızı öneririm."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/02/12/roportaj-suudi-arabistanda-yasam-dhahran", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım Suudi Arabistan ile devam ediyor. Sorularımı cevapladığı için sevgili Gülşah'a çok teşekkür ediyorum. Suudi Arabistan'da yaşam konusunda sorduğum sorulara oldukça detaylı cevaplar verdi. Siz de Suudi Arabistan'da yaşam nasıl diye merak ediyorsanız eminim aklınızdaki soruların çoğuna bu yazıda cevap bulabileceksiniz. Merhaba ben Gülşah, 32 yaşındayım. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul'da 6 yıl özel bir bankada Kurumsal Pazarlama Stratejileri bölümünde çalıştım. Yeni ülkeler ve kültürler keşfetmeyi seven, fırsat buldukça seyahat eden birisiyim. Farklı dünya mutfaklarını denemeyi sever, yemek yapmaktan zevk alırım. Eşim Petrol Mühendisi, evlendikten sonra 1 yıl Amerika'da Houston'da yaşadık. Eşimin işi dolayısıyla, şirketi bizi Suudi Arabistan'a transfer etti. 2018'den beri yaklaşık 2 yıldır Suudi Arabistan'da yaşıyoruz. Dhahran şehri, Suudi Arabistan'ın devlete ait tek petrol üretici şirketinin yerleşkesinin yer aldığı şehir. Dolayısıyla petrol sektörü ile ilgili tüm şirketler bu şehirde yer alıyor. Biz de bu şehirde yaşıyoruz. Suudi Arabistan denilince aklımıza gelen öncelikle Cidde, Riyad, Mekke ve Medina şehirleri. Tabi bir çok şehri daha var. Dhahran şehri ülkenin en doğusunda Arap Körfezi'ne kıyı, ancak petrolün bulunmasından önce sadece bir balıkçı kasabası olan, şuan ise yaklaşık 5 milyon nüfüsu olan bir şehir. Petrolün bulunmasından sonra da uluslararası tüm petrol sektörü şirketleri bu şehre geliyor. Şehrin büyük bir çoğunluğu expatlardan oluşuyor. Beyaz yakalı çalışanların çoğu yabancı; Amerikalı, İngiliz, Latin Amerikalı ve Mısır/Ürdün/Lübnan gibi diğer Arap ülkelerinin vatandaşlarından oluşuyor. Çalışma günleri Pazar'dan Perşembe'ye, mesai saatleri 9/5 ve tatil süreleri 5 haftadan başlıyor, bayram tatillerini de eklediğimizde en az 7 haftalık bir tatil hakkınız var. Ramazan ayında tüm Arap ülkelerinde olduğu gibi günlük resmi çalışma süresi 5-6 saate iniyor. İş anlamında Ramazan ayı oldukça durgun geçiyor. Dhahran'da petrol sektörü dışında, yerel halkın çalıştığı bir alan yok denecek kadar az. Bu ülkede yabancı bir yatırımcının iş yapabilmesi için yerel bir sponsora ihtiyacı var. Bu sponsorluk da belirli bir ücret karşılında oluyor. Yani neden bu Araplar çalışmıyor ve nasıl bu kadar zengin sorusunun cevabı sponsorluk gelirleri. Cidde ve Riyad'ta inşaat sektörü almış başını gidiyorken, Dhahran'da ana sektör petrol. Petrol sektörü; Petrol Mühendisleri, Makina Mühendisleri ve Kimya Mühendislerinin çokca çalıştıkları bir sektör. İnşaat sektörü tabiki alt yapı çalışamalarını da besliyor. İnşaat Mühendisleri, Elektrik Mühendisleri, Bilgisayar Mühendisleri genellikle Cidde ve Riyad'ta çalışıyor. Ülkenin batısı çöl olmadığından tarıma elverişli topraklara sahip, bu tarım çiftliklerinde Hintli ve Pakistanlılar çalışıyor. Banka ve hastanelerde Mısır/Tunus/Lübnan gibi Arapça konuşan ülkelerin vatandaşları, marketlerde & temizlik işlerinde yine Hintli ve Pakistanlılar, çocuk/hasta bakımı/evlerdeki yatılı yardımcılar ve garsonlar ise Filipinlilerden oluşuyor. Bu tarz temizlik/eve yardımcı/şoför/resepsiyonist/tarım gibi işlerde çalışan Hintli, Pakistanlı ve Filipinliler ise bir firma aracılığıyla yine sponsorluk çerçevesinde geliyor ve genel olarak 2 yılda bir 2 ay izne çıkıyor. Bu uygulama tüm Arap ülkelerinde yer alıyor. Türkler ise genelde mühendis olarak ya da berber/restorant sahibi olarak çalışıyorlar. Suudi Arabistan en büyük geliri petrolden elde ediyor, ancak petrolün de bir ömrü var. Bunu anlayan devlet yönetimi başka gelir kapıları üretmeye çalışıyor. Bunlardan en göze çarpanı Mısır ile birlikte başlattığı silikon vadisi benzeri bir bilişim şehri kurmak, diğeri ise turizm. Daha önce bu ülkede yaşayan bir aile üyenizin sponsorluğu dışında veya iş vizesi dışında vize vermeyen ülke, şuan turist vizesi vermeye başladı. Hatta eğer geçerli bir Amerika, İngiltere ve Shengen vizeniz varsa kapı vizesi alarak ülkeye gelebiliyorsunuz. Bu ülkedeki yerel halkın sahip olduğu arabalar, çantalar, ayakkabılar, telefonlar ve aksesuarların hepsi aşırı lüks ve son model. Para biriktirme gibi bir alışkanlıkları yok. Tatile gittiklerinde de en lüks otelde kalmak onlar için çok normal. Olması gereken bu gibi davranıyorlar. Özellikle Amerikan mallarına büyük ilgileri var. Neredeyse tüm dünya restoranlarını burada görebilirsiniz. Dhahran'da çok fazla yabancı yaşaması, burasını oldukça açık fikirli hale getirmiş. Ben burda olduğum 2 yıl boyunca olumsuz durumla karşılaşmadım. Evet bazı şeriat kanunlarına ilişkin devlet uygulamaları var. Örneğin; ezan saatlerinde mağazalar ve restoranlar 30 dk boyunca kapanıyor, halka açık yerlerde yabancı kadınlar da uzun bir ferace giymeleri gerekiyor. Son 10 yıldır gençler üniversite veya yüksek lisans için Amerika ve İngiltere'ye gidiyormuş. Ancak kültürlerine/ailelerine olan bağlılıklarında dolayı eğitimlerini tamamladıktan sonra Suudi Arabistan'a geri dönüyorlar. Ülkenin nüfusu 30 milyonun üzerinde ve uzun yıllardır dış dünyaya kapalı bir ülke. Her ne kadar genç nüfus batı ülkelerinde yaşayıp dönse de bu değişmiyor. Örneğin bizim yaşadığımız şehirde herkes İngilizce konuşuyor, restoranlarda İngilizce sipariş veriyorlar. Turistler büyük şehirlerde rahat eder ancak küçük şehirlerde/kasabalarda bu durum farklı. Araplar bizden daha esmer ve yüz hatları da ayırt edici. Açık tenli birini gördüklerinde yabancı olduğunuzu anlıyorlar ve örneğin küçük şehirlerde fotoğraf çektirmek istiyorlar. Oldukça misafirperverler. Her ülkede olduğu gibi, onların kültürlerine saygı gösterdiğiniz takdirde saygı görüyorsunuz. Türk olduğumuzu söylediğimizde de mutlu oluyorlar. Devlet sağlık sistemi veya emeklilik sistemi expatlar için yok, yereller için var. Şirketler çalışanlarına ve ailelerine özel sigorta yapıyor. Özel hastaneler oldukça donanımlı ve çok ucuz. Buradaki yabancı çalışanların iş anlaşmalarında; çocuklarının üniversiteye kadar olan okul masrafları, evin kira bedeli ve elektrik/su gibi faturalar, diğer ülkelerdeki sağlık harcamalarının belirli bir kısmı, bazı durumlarda araba, belirli bir miktara kadar seyahat harcamaları gibi giderler şirketler tarafından karşılanıyor. Zaten bu gibi avantajlar çalışanları bu ülkeye getirmenin olmazsa olmaz yolu. Kişisel harcamalara gelirsek; dünyada isim yapmış restoranlarda yemek yerseniz avrupa kadar pahalı. Kişi başı 30 dolardan başlıyor diyebilirim. Yerel restoranlar ise tabi daha uygun. Bu ülkede dolar/Saudi Riyal paritesi sabi: 3,75. Benzinin litresi 0,4 dolar yani şuanki kurla (1 dolar=6 TL, 2020 Oocak) yaklaşık 2,4 TL. Benzin fiyatı biz ilk geldiğimizde 2018'de şimdiki fiyatının yarısıydı. Devlet bu fiyatı geçen yıl %50, bu yıl da onun üzerinden yine %50 arttırdı. 2018'den önceki yıllarda böyle bir uygulama hiç olmamış. Market giderleri de Türkiye'ye göre daha pahalı. Çoğu sebze ve meyve yurtdışından geliyor. Aralık-Mart ayları arasında yerel sebze ve meyve çıkıyor sadece. Sebze Meyve alışverişinizi yerel pazarlardan yaparsanız daha uyguna geliyor. Et fiyatları da Türkiye ile aşağı yukarı aynı. Yerel kuzu ve dana dışında, Brazilya/Avusturalya ve Yeni Zelanda etleri de satılıyor. Yerel tavuk üretimleri neredeyse organik üretime yakın. Antibiyotiksiz ve hormonsuz tavuk besliyorlar. Uluslararası giyim mağazalarında fiyatlar da Türkiye'dekinden %10-%20 daha pahalı. Ülkenin diğer şehirlerini gezerken otellerin fiyatlarını öğrenmiş olduk. Lüks zincir otellerde gecelik fiyatlar 300 dolar civarı, ortalama oteller de 100 dolardan başlıyor. Aslında bu sizin beklentinizle ve kişisel özelliklerinizle alakalı bir durum. Eşim, ben buraya gelmeden 6 ay kadar önce gelip yerleşmişti. Bu da içime su serpti açıkcası. Suudi Arabistan'dan önce Amerika'ya giderken de aynı his vardı içimde, eşim uzun yıllardır Houston'da yaşıyordu, ben de ziyaret etmiştim öncesinde. Sıfırdan keşfedeceğimiz bir şehir/ülke değildi. Bir çok insan doğup büyüdüğü şehri bile terkedemiyor, bu ister İstanbul'a gelip yerleşmek olsun ister bir Avrupa ülkesine, ister bir arap ülkesine. Kısaca şuan yaşadığımız şehir benim beklentilerimin çok üstünde çıktı. Cidde ve Riyad'ta daha çok yerel halk yaşıyor. Dhahran'da ise çok büyük bir yabancı nüfus var. Arkadaşlarımızın hepsi farklı ülkelerden. Bir Türk olarak burada seviliyoruz hem iş hayatında hem sosyal hayatta. Suudi arkadaşlarımız ise tabi daha az ama onlar da büyük bir aile olarak bizleri ağarlıyorlar. Ayrıca Bahreyn bizim yaşadığımız şehre 70 km uzunluğunda bir köprü ile bağlı, haftasonları için iyi bir kaçamak noktası. Çünkü alkol vs serbest. Zorluklarına gelirsek; Dhahran'da çok az Türk aile var. İngilizce bilmiyorsanız arkadaş edinmeniz zor olabilir. Halka açık yerlerde kadınların başlarını örtmesi zorunlu değil, uzun bir ferace giymeleri gerekiyor. Ancak bu durumda da yavaş yavaş kalkıyor diyebilirim. Yabancıların yaşadığı sitelerde ise herşey serbest, bikiniyle güneşlenebilirsiniz 🙂 Evet ülke Şeriat kanunlarıyla yönetiliyor ama bunu sosyal hayatta ferace giymek dışında ve restoran ve mağazaların ezan saatleri kapanması dışında çok fazla görmüyorsunuz. Kadınlar 2019 yılı itibariyle araba kullanabiliyor, konserlere ve futbol maçlarına erkek kadın karışık şekilde gidebiliyor, restoranların aileler ve yalnız erkekler için ayrı ayrı servis veren alanları artık birleştiriliyor. Doktorluk, hemşirelik, öğretmenlik dışında kadın çalışan görmek az. Yabancı çalışanların eşleri genel olarak sosyal aktivitelerle, veya çocuklarının gittiği okul/kreşlerde gönüllü kontrolcülük, okullarda sanat çalışmalarına yardım veya pastacılık yaparak zamanlarını değerlendiyorlar. Tabi bir de ikliminden söz etmezsek olmaz. Bizim yaşadığımız şehir Nisan itibariyle 40 dereceleri görmeye başlıyor, Haziran-Eylül arasında dayanılmaz hale geliyor maalesef. Kasım-Mart arası ise 15-25 derece arasında bir bahar havası hakim oluyor. Yılda sadece 2-3 kez yağmur yağıyor diyebilirim. Ancak ülkenin batısında özelikle Suriye veya Yemen'e sınır bölgelerinde yağmur daha sık yağıyor, zaten bu sebeple tarımcılık yapılabiliyor. Ülkenin inanılmaz güzel, el değmemiş ve turkuaz renkli neredeyse 2000 km bir batı sahil şeridi var. Ancak sahil şeridi otelleri henüz inşaat halinde ve UNESCO Dünya Mirası olan Madein Saleh de şuan için yılın belirli zamanlarında paket programlar halinde ziyarete açılıyor. Batı sahilinde iklim daha katlanılabilir. Doğu sahili ise Dubai ile birebir aynı çöl iklimine sahip. Batı'da Sharm El-Sheikh'in tam karşısında Kızıldeniz'e kıyı olan kısmı dalış için oldukça elverişli, en güney ucunda yer alan el değmemiş Farasan Island ise Maldivler'i aratmıyor. Ayrıca çöl safarisi de yapılıyor. Kızıldeniz'deki turizm projesi tamamlandığında muhtemelen oldukça lüks otelleri turistik paket programlarıyla satışa çıkaracaklar. Çünkü bu ülkede lüks herşey demek. Ürdün'de yer alan Petra'nın bir benzeri Suudi Arabistan'da da var. Zamanında Şam'dan Yemen'e giden kervanlar Ürdün'deki Petra'da ve Suudi Arabistan'daki Madain Saleh'de yer alan bedevi şehirlerinde dinlenirlermiş. 3 yıl öncesine kadar hiç bir turistik aktivite düzenlenmeyen ve kendi haline bırakılmış bu yer, şuan Turizm Bakanlığı'nca ele alındı. Şuan sadece Aralık-Şubat ayları arasında özel düzenlenen festivaller ve turistik paket turlarla ziyaretçilerine açık. 2020 yıl sonundan itibaren tüm ziyaretçilere açılacağı söyleniyor. Suudi Arabistan'da UNESCO Dünya Mirası listesinde oldukça fazla yer var. Bunlardan biri de Al Hasa şehrinde yer alan dünyanın en büyük hurma bahçelerine sahip olan vaha. Çölün ortasında bitki yetişebilen ender yerlerden biri. Aynı şehirde Al Qarah tepesi diye başka bir UNESCO yapısı daha var. Çok eski zamanlarda tepenin içi deniz suyunun oluşturduğu girintilerle şekillenmiş ve odacıklar ve yollar oluşturmuş. Yazları serin olmasından dolayı yerleşim yeri olarak da kullanılmış. Osmanlı zamanında ise bu topraklarda kıyı şehirlerine limanlar ve hisarlar yapılmış ve Hicaz tren yolu inşa edilmiş. Şimdilerde buralar turistik alanlar. Ama buraları ziyaret eden yerel halk göremezsiniz. Çünkü yerel halk haftasonları zaman geçirmek için çöl kampı yapıyor; gündüzleri mangal yakıp offroad yaparken, geceleri çöldeki özel çadırlarda kalıyorlar. Bunu çölle özlem giderme olarak görüyorlar. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer röportajlar için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/02/17/roportaj-avusturyada-yasam", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım Avusturya ile devam ediyor. Sorularımı cevapladığı için sevgili Hülya'ya çok teşekkür ediyorum. Siz de Avusturya'da yaşam nasıl diye merak ediyorsanız bu röportajı okumanızı tavsiye ederim. Avusturya da çalışma koşulları gayet iyi bir Türk vatandaşı oturma iznini aldığı an çalışma izni ide almış oluyor, diğer ülke vatandaşları için de durum aynı. Her şey devlet gözetiminde kayıt altında. Mesai saatleri yasal olarak haftalık 40 saat, part-time larda haftada 25 ve en az 10 saat. Tatil süreleri ise ortalama Bir yılda 5 hafta izin süren oluyor. Fakat 5 haftayı da birden kullanamıyorsun. En fazla 3 hafta kullanıp sene içinde de kalan 2 haftayı kullanman gerekiyor. Nadiren de olsa bazı firmalar diğer seneye izin hakkı aktarma şansı sunabiliyor ama çok az diyebilirim. Eğitime zorunlu olarak 5 yaşında başlanılıyor. Üniversiteleri Avrupa'nın yine sayılı okullarından ve çok sayıda Türk öğrencisi mevcut bu biraz göğsümüzü kabartmıyor değil 🙂 çünkü gerçekten başarılı öğrencileri alan okullar bunlar. Bir Türk olarak buralara adapte olmak çok zor değil çünkü her yerde bir Türk'e rastlayabilirsiniz ve oldukça fazla Türk marketleri restoranları mevcut. Hatta normal bir markette bile Türk bölümünü mutlaka görürsünüz ama yoğurdu yunanlılara kaptırmışız 🙂 Bence Avusturya'nın halkı da gayet kibar siz eğer gayret gösterip onların kurallarına saygı duyarsanız onlar da size güzel geri dönebiliyorlar. Tabi bazı ırkçı istisnalar mevcut ama böyle insanlar bence her ülkede var maalesef. Ben burada yaşamaktan memnunum Almanlar kuralcı bilinir ki disiplinli insanlar, bunun bilincinde uyumlu olursanız bence çok yaşanılası bir yer. Viyan'da turist olarak gidilecek yerler 1. Viyana bölgesi dediğimiz Stephansplatz ve çevresi bu bölgenin en görkemli yeri Stephansdom Katedrali inşa yılı 1147 ve hemen yakınında Hofburg Sarayı 13. yy da bir Orta Çağ kalesi olarak yapılmış. Museumsquartier dediğimiz bir çok müzenin bulunduğu 60bin metrekarelik dev bir müze bahçesi ve tabii Viyana denince akla ilk gelen görkemli bir opera binası sizi karşılıyor, bu büyülü havayı görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ve Rathaus denilen belediye binası bulunmakta, bu bina Viyana şehir kütüphanesine ev sahipliği yapmakta. Bahçesi ise her Kasım ayının başında Crıstmasmarkt denilen noel pazarı noel gününe kadar halka açılmakta. Ve de noel zamanından mart ayına kadar açık buz pateni pistini görmeniz mümkün. Ayrıca 1. Bölgedeki cadde ve sokaklarda dünya markalarının mağazalarını ve Viyana'ya özel restaurant ve cafeleri göreceksiniz. hatta size küçük bir tatlı kaçamağı önereyim; Demel'e gidip meshur Viyana pastası sachertorte'i mutlaka ama mutlaka tadın ama önce Viyana'nın yemeği olan schnitzeli ve pommes için Figimüellere ugrayın derim. Belvedere Sarayı, Karl Kilisesi de diğer görülmesi gereken tarihi yapılardan. Ve görkemli bir Schönbrunn sarayı ve bahçeleri var ki anlatılmaz görülmesi lazım ve bahçesinde bulunan hayvanat bahçesi, botanik parkları da mevcut. Sıradışı görüntüsü ile Hundertwasser evi de gerçekten sanat harikası bir yer, burası da mutlaka görülmeli ve Prater meşhur dönme dolabı da gezilecek yerler arasında. Röportaj ve fotoğraflar için çok teşekkürler. Burada olmayan merak ettiğiniz şeyler olursa lütfen yorum olarak bırakın, herkes faydalansın. Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajları için buraya tık tık!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/03/11/roportaj-corona-virus-ve-italyada-yasam", "text": "Çin ile başlayıp tüm dünyaya yayılan COVID-19 corona virüsü son zamanlarda en önemli gündemimiz oldu. Virüs, Avrupa kıtasında özellikle İtalya'da çok hızlı yayıldı. Önce virüsün yoğun olduğu Lombardiya bölgesi, ardından tüm ülke karantinaya alındı. Adeta bir bilim kurgu filmi senaryosunun gerçekleşmesine tanıklık ediyoruz. Dünyada en sevdiğim ülkelerden biri olan ve bu ay için planladığım seyahatimi iptal etmek durumunda kaldığım İtalya'da bu durumun yaşanması beni de oldukça üzdü açıkçası ve İtalya'dan gelen haberleri çok sıkı takip etmeye başladım. Milano'da yaşayan Gözde Gülsoy, nam-ı diğer benburayaasikoldum, kendine has yazım dili ve seyahatleriyle uzun zamandır severek takip ettiğim insanlardan biriydi. İtalya'da corona virüs ve karantina sonrası da paylaşımlarını hiç kaçırmaz oldum. Konu hakkında en çok merak ettiklerimi kendisine sordum, o da sağolsun cevapladı. Biliyorsunuz Türkiye'de de ilk corona virüs vakası açıklandı, bu röportaj kendimize dersler çıkarmak açısından da güzel oldu diye düşünüyorum ve Gözde'ye çok teşekkür ediyorum. Merhaba. Ben Gözde Gülsoy. 1986 yılının Mayıs ayında Victoria's Secret meleklerine bir tepki olarak doğdum 🙂 ortaokul ve liseyi İtalyan Lisesi'nde okuduktan sonra 2005 yılında üniversite için Milano'ya gelip 2011 yılında mezun olana kadar yaşadım. Istanbul'a dönüp tekstil sektöründe 7 sene çalıştım ancak aklım ve kalbim Milano'da kalmıştı diyebiliriz, 2018 yılında master yapmak için geri döndüm ve sonra iş bulup burda kaldim. O yüzden buna Milano ile 2. baharımız diyebiliriz. Şu anda İtalyan bir rock sanatçısının asistanlığını ve onun şirketinin düzenlediği eventlerin proje müdürlüğünü yapıyorum. İşten geri kalan zamanlarda ise elimden geldiğince çok seyahat ediyorum. Buna en büyük tutkum diyebiliriz. Karantina ilk olarak Milano'nun da içinde bulunduğu Lombardia bölgesinde başladı, bir gün sonra tüm İtalya'yı kapsayacak şekilde genişletildi. Bir ülkenin tamamiyle karantinaya alınması o ülkeye giriş ve o ülkeden çıkışların yasaklanması demek. Şu anda çoğu iş yeri smart workinge yani evden çalışmaya geçti. İlk günlerden itibaren spor salonları, müzeler, sinema ve tiyatrolar zaten kapatılmış, fuarlar, serie A maçları, konserler ve bütün toplu etkinlikler ertelenmiş veya iptal edilmişti. Karantina ile beraber yeni kısıtlamalar getirildi, barlar ve restoranlar saat 18'e kadar servis veriyorlar, açık oldukları süre içersinde ise müşterilerin arasında 1 metre mesafe olması zorunluluğu var. Saat 18'den sonra restoranlar kapansa da kurye aracılığıyla evinize sipariş verebiliyorsunuz. Alışveriş merkezleri haftasonları kapalı. Dükkanlara kısıtlı sayıda insan alınıyor. Mesela fırına tek kişi giriyor, diğerleri dışarıda, aralarında mesafe bırakarak bekliyorlar. Şu anda toplu taşıma devam etse de aldığımız duyumlara göre, çok yakın bir zamanda, süpermarket ve eczaneler hariç tüm dükkanlar kapatılacak ve toplu taşıma servisi verilmeyecek. Virüsün ilk çıktığı zamanlarda herkes marketlere koşturmuş ve reyonlar boşaltılmıştı. Şu anda böyle bir durum söz konusu değil. Süpermarkette istediğinizi bulmanız mümkün. Çoğu insan artık alışverişini online olarak yapıyor, ama normal zamanda ertesi gün size gelen alışverişiniz için artık 15 gün sonrasına teslim tarihi veriliyor. Sokaklar tam olarak boş değil ama insanlar aynı sokakta yan yana geçerken birbirleriyle mesafe bırakarak geçiyorlar. Barlarda, cafe ve restoranlarda eskisine göre çok daha az sayıda insan var. Hastanelerde durumun nasıl olduğu hakkında bilgin var mı? Kapasiteler yeterli mi? Genç hastalara öncelik verildiğini okumuştum. Hastanelerde durum çok iyi değil, yoğun bakım kapasiteleri yeterli değil ve evet yoğun bakıma gelen hastalar arasında seçim yapılıp gençlere öncelik veriliyor. İtalyan sanatçıların ve influencerların bir çoğu kampanya başlatıp takipçilerini yoğun bakımlara destek olmak için bağış yapmaya teşvik ediyorlar. Hatta Chiara Ferragni ve Fedez 48 saatten kısa bir süre içersinde 3.5 milyon euro bağış topladılar. Endişeli değilim. Önlemlerimi alıp olabildiğince evde kalırsam başıma bir şey geleceğini düşünmüyorum ya da düşünmek istemiyorum Corona virüsü sadece İtalya değil tüm dünya için büyük bir tehdit, bu yüzden dönmenin bir çare olduğunu düşünmüyorum. Bir de, bu bir seyahat iptal etmek gibi bir şey değil. Benim evim, işim ve tüm hayatım burda. Zaten dönmek isteseydim de şu anda İtalya'dan çıkmam yasak."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/03/17/corona-gunlerinde-hayat", "text": "Bu ara ülkemizin hatta tüm dünyanın gündemi corona virüsü COVID-19 oldu. Çin'de başlayıp tüm dünyaya yayılan virüsün merkez üssü artık Avrupa oldu. Pek çok ülkede olağanüstü tedbirler alınmaya başladı. Türkiye'de de henüz virüs yayılmadan doğru olduğunu düşündüğüm önlemler alınıyor. Ben de koronavirüs konusunda birkaç kelam etmek istedim. Ben tabi ki işin uzmanı değilim, biraz kendime aldığım notlardan size fikir verme gibi düşünüyorum bu yazıyı. Kendi önlemlerimiz, iptal olan seyahatlerimiz, nerelerden güncel durumu takip ettiğim, bu süreçte evde vakit geçirmek için neler yapabiliriz gibi konulardan bahsedeceğim biraz. Öncelikle, hala henüz tam bilgisi olmayanlar için koronavirüs nedir, koronavirüsün belirtileri nelerdir, koronavirüs nasıl bulaşır ve koronavirüsten nasıl korunabiliriz, onlardan kısaca bahsedeyim. Corona virüs, hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesi. İnsanlarda daha önce MERS ve SARS gibi solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu biliniyor, onlar da birer koronoavirüs tipiydi. Şu anda boğuşmakta olduğumuz son koronavirüs hastalığı ise COVID-19 olarak adlandırılıyor. Peki COVID-19 nedir? COVID-19, Aralık 2019'da ilk olarak Çin'in Wuhan kentinde keşfedilen yeni bir koronavirüs tipinin neden olduğu bulaşıcı hastalıktır. COVID-19 nasıl bulaşır? Hastalık, kişiden kişiye, COVID-19 virüsü olan bir kişi öksürdüğünde veya nefes verdiğinde yayılan küçük damlacıklar ile bulaşabilir. Bu damlacıklar 1 metre mesafedeki insanlara ulaşabilir. Çevrede insan yoksa bile bu damlacıklar kişinin etrafındaki nesnelere ve yüzeylere düşer. Diğer insanlar daha sonra bu nesnelere veya yüzeylere dokunarak, sonra gözlerine, burnuna veya ağzına dokunarak COVID-19'u yakalarlar. COVID-19'un belirtileri nelerdir? COVID-19'un en yaygın semptomları ateş, halsizlik ve kuru öksürüktür. Bazı hastalarda ağrı, burun tıkanıklığı ve akıntısı, boğaz ağrısı veya ishal olabilir. Ateşiniz varsa, öksürüyorsanız ve nefes almada zorluk çekiyorsanız mutlaka tıbbi yardım almalısınız. COVID-19'un kuluçka süresi ne kadar? Virüsün bulaşması ile belirtilerin ortaya çıkması arasında geçen zaman 1-14 gün arası değişmekle birlikte çoğunlukla 5 gündür. göz, burun ve ağza dokunmaktan kaçının, buralardan virüs vücudunuza girebilir ve sizi hasta edebilir. Öksürürken veya hapşururken tek kullanımlık mendil kullanarak ağzınızı kapatın ve ardından mendili hemen atın, mendil yoksa dirseğinizi büküp köşesiyle ağzınızı kapatın. Mümkünse, özellikle yaşlı biriyseniz veya diyabet, kalp veya akciğer hastalığınız varsa seyahat etmekten kaçının. COVID-19'dan korunmak için maske takmalı mıyım? Sadece COVID-19 semptomları gösteriyorsanız veya COVID-19 olan birine bakıyorsanız maske takın. Dünya çapında maske sıkıntısı yaşanıyor, bu yüzden Dünya Sağlık Örgütü insanları maskeleri bilinçli kullanmaya çağırıyor. Eğer hasta değilseniz ya da hasta olan birine bakmıyorsanız, o zaman boşuna bir maske harcıyorsunuz demektir. COVID-19'un ilacı veya aşısı var mı? Çalışmalar devam etse de henüz şu anki koronavirüsün piyasaya sürülmüş bir aşısı veya ilacı yok. Koronavirüs belirtileri gösterdiğinizde, antibiyotik vb. ilaçlar kullanmanız da hastalığa etki etmiyor. Açıklama: Yukarıda bilgi olarak yazdıklarımı, Dünya Sağlık Örgütü'nün kendi sitesinden derledim. Bundan sonra kendi fikirlerim ve önerilerimi paylaşacağım. Kimseye ne yapacağını söyleyebilecek durumda değilim tabi ama bence şu anda seyahat etmek biraz mantıksız. Yani zaten her geçen gün ülkelerde organizasyon iptalleri ya da karantinalar oluyor hatta bazı ülkelerle ulaşım tamamen durduruluyor. Ziyaret edeceğiniz ülkede şu an sıkıntı olmasa bile her an olabilir. Gittiğiniz bir ülkede mahsur kalabilir ya da seyahatinizi erken kesip geri dönmek zorunda kalabilirsiniz. Havayolu firmaları, otel rezervasyon siteleri de iptal ve açığa alma seçeneği sunduğu için herhangi bir kayıp yaşamadan, baştan seyahatlerinizi iptal etmeniz bana göre daha uygun olur. Ayrıca hava alanları ve uçaklar en büyük virüs yuvaları şu anda bence, ne kadar uzak durursak o kadar iyi diye düşünüyorum. Bizim Mart ayında 5 günlük bir İtalya seyahatimiz, Nisan ayında da 2 haftalık bir Orta Avrupa seyahatimiz vardı. Her iki gezi için de çok hazırlandım ve çok hevesliydim ama mecburen ikisini birden iptal ettim. Plan yaparken harcadığım vakti saymazsak maddi herhangi bir kaybım yok. Uzun süredir seyahat etmediğim için biraz bunalmıştım ve bu geziler bana ilaç gibi gelecekti ama şu anki koşullarda evde kalmak daha büyük ilaç olacak gibi görünüyor. Ülkelere özgü alınan kararlar ve son durumlar için ilgilendiğiniz ülkenin yerel haber sitelerine bakmak, turizm ofislerinin ya da Türk Konsolosluklarının instagram/facebook hesaplarını veya web sitelerini kontrol etmek gerekiyor. Ben mesela Gürcistan'da yaşıyorum ve buranın haberlerini takip etmek için agenda. ge, georgianjournal. ge gibi siteleri teakip ediyorum, bir de sputnik-georgia'yı açıyorum ve Gürcüce anlamadığım için \"Türkçe'ye çevir\" seçeneği ile haberleri okuyorum. Ayrıca Tiflis türk Büyükelçiliği'nin twitter hesabını takip ediyorum. Dünya Sağlık Örgütü'nün instagram hesabını da takip ediyorum. Ülkelerdeki vaka sayıları, iyileşme ve ölüm durumları için ise aşağıda linklerini paylaşacağım siteleri kontrol ediyorum. Dünya Sağlık Örgütü'nün tüm ülkeleri gösteren haritalı tablosu. Johns Hopkins University'nin tüm dünyayı gösteren tablosu. Dünya Sağlık Örgütü'nün yalnızca Avrupa datasını verdiği haritalı tablo. Bir de yukarıdakiler bazen geriden gelebiliyor, aşağıdaki sitenin rakamları daha önce güncelleniyor gördüğüm kadarıyla, onu da paylaşmak istiyorum. Farklı çizelgeler de oluşturmuşlar. 🏡İlgilendiğiniz konuyla ilgili online dersler izleyip denemeler yapmak mesela kendimden örnek vereyim video editing çalışmayı düşünüyorum bu süreçte biraz. 🏡Sürekli kaydedip yapmadığımız \"kendin yap\" fikirlerini denemek ev dekorasyonuyla ilgili olanlar bir yandan evinizi güzelleştirmenizi sağlar. 🏡Değişik tarifler denemek hep imrenilen ama üşenilen bazı tarifler vardır ya onları denemenin tam sırası bence. 🏡Kendi kendinize dil öğrenmek ben mesela Rusça'ya başladım ama araya bir şeyler giriyor sürekli ve devam edeceğim zaman unutmalar oluyor. Şimdi daha planlı çalışacağım kesinlikle. 🏡 Kışlıkları ayırıp dolaplarımızı bahar ve yaz ayları için hazırlamak. 🏡Google'ın dünyanın pek çok yerindeki müzelerde sanal tur yapmanıza ya da çevrim içi olarak sergileri incelemenize imkan veren sitesini gezebilirsiniz. Çevrim içi sergiler için şuraya tıklayabilirsiniz. Sanal müze turlarına da şuradan bakabilirsiniz. 🏡Bir takipçim sayesinde haberdar olduğum Berlin Filarmoni Orkestrası'nın online konserlerini izleyebileceğiniz siteyi de paylaşmak istiyorum, 1 ay boyunca korona nedeniyle ücretsiz olacakmış, şuradan inceleyebilirsiniz. 🏡Çocuklu aileler için de bir öneride bulunayım. Bu süreçte TÜBİTAK Dergilerinin tamamı ücretsiz erişime açıldı. Bilim Çocuk ve Meraklı Minik dergilerinin yanı sıra yetişkinler için Bilim Teknik dergisinin eski ve güncel sayılarına şu linkten ulaşabilirsiniz. 🏡Kitap okumak, dizi izlemek, spor yapmak da diğer klasik alternatifler.. Uzmanlar evden çalışıyor olsanız bile günlük rutinlerinize devam etmeyi öneriyorlarmış. Yani sabah erken kalkmak, kahve içmek, masa başına geçip çalışmak, öğle yemeği arası vermek gibi. Günlük rutinlerinizi devam ettirdiğinizde iş konsantrasyonunuzun daha yüksek olacağı düşünülüyor. Ben düzenli olarak çalışmasam da işlerimi yaptığım zaman mutlaka masa başında çalışıyorum. Yatar pozisyonda vs. asla konsantre olamıyorum. Telefonumu uzak bir noktaya koyuyorum çünkü beni çok bölüyor. Yemek yiyeceğim zaman dışarıdan söylemek yerine kendi yemeğimi yapıyorum, böylece yemek molası sırasında gerçekten işten uzaklaşıp rahatlıyorum. Zamanınız ve imkanınız varsa öğle yemeği süresinin bir kısmında dışarıda yürüyüp temiz hava almak bu karamsa günlerde pozitif olmanıza yardım edecektir. Akşam mesai saati sonunda da masadan kalkıp işinizi bitirmeye çalışın, böylece ertesi gün için tekrar motive kalabilirsiniz. Eğer çocuğunuzla evdeyseniz, eşinizle plan yapıp dönüşümlü olarak molalar verip ona vakit ayırmak iyi olacaktır. İkinizin aynı anda çalışması gereken durumlarda ilgisini çekecek bir etkinliğe beraber başlayıp devamını kendisinin getirmesini sağlayabilirsiniz mesela resim yapmak, legolardan büyük bir inşaata başlamak gibi. 🙂 En kötü ihtimalle acil olmayan bazı işlerinizi akşam saatlerinde o uyurken tamamlayabilirsiniz. Şu anki şartlar altında her yerde okullar tatil olduğu için umuyorum ki yöneticiniz biraz anlayışlı olur ve sizden tam performans beklemez. Biliyorsunuz bu hastalığın bağışıklığı düşük olanlar için daha riskli olduğu söyleniyor. Ben uzman değilim, sadece kendi bağışıklığımız için genel olarak ne yaptığımızı söylemek istiyorum. Ben açıkçası hazır ilaç veya takviye kullanmayı pek seven bir insan değilim, o nedenle bu konuya hakim de değilim ama genel olarak sağlıklı olmak için ya da bağışıklığı ayakta tutmak için elbet bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Seyahatlerimizde de yanımdan ayırmadığım ve çok faydasını gördüğüm propolisi içmeye devam ediyoruz. Unutmazsam günde bir defa, bir küçük kase yoğurt içine 1 çay kaşığı zerdeçal, 1 çay kaşığı zencefil, 1 çay kaşığı keten tohumu, 1 çay kaşığı tarçın ve 1 çay kaşığı zeytinyağ karıştırıp yiyorum, yoğurt yerine kefir de olur. Bu ara sadece evde kendi yaptığım yemekleri yiyoruz ve hafta sonu biraz hamur işine yoğunlaşsam da hafta içi mutlaka, sağlıklı yemekler hazırlıyorum. Sabahları özellikle Ada için kahvaltıda mutlaka yumurta ve kendi sıktığım bir portakalın suyu oluyor. Kırmızı mercimek, yeşil mercimek, dolma biber, karnabahar, lahana vb. bağışıklığı destekleyen bakliyat ve sebzelerle yemek yapmaya çalışıyorum. Meyve olarak daha çok kivi, nar, elma ve mandalina tüketiyoruz. Tatlı yerine tahin pekmez tercih ediyoruz. Dediğim gibi ben uzman değilim ama bazen instagram'dan geliyor bu soru, burada yer vermek istedim o yüzden. Gürcistan'da ilk vaka 26 Şubat akşamı duyuruldu ve ertesi gün hemen büyük organizasyonlar iptal edilmeye başlandı. Bizim de müzikal-tiyatro biletlerimizin iptali için mesajlar geldi. Spor organizasyonları da bir bir iptal edildi. Devlet okulları kapatıldı, özel okulların insiyatifine bırakıldı ama çoğu büyük özel okul da tatil oldu. Oğlum Ada'nın kreşi açık ama ben göndermedim. İlk başta herkes hayatına devam ediyordu, ben yine fazla dışarı çıkmıyordum ama açık alanlara gitmeye devam ettim. Sonra gece kulüpleri de kapatma kararı aldılar ve artık burada da insanlar biraz daha az çıkıyor sokağa. Ben de bir haftadır sadece market alışverişine çıkıyorum açıkçası. Yarın yani 18 Mart itibarıyla Gürcistan dış dünyaya tüm kapılarını kapıyor ve yabancıların ülkeye girmesi yasaklanıyor. Kayak merkezleri de kapatılıyor. Aynı zamanda minibüslere de yasak geliyor ama belediyeye bağlı toplu taşıma, düzenli olarak dezenfekte edildiği için devam edecekmiş. Şimdilik anormal artışlar olmadığı için OHAL düşünmüyorlar ama önümüzdeki günler ne gösterir bilemiyorum. Bugün yani 17 Mart'ta Gürcistan'da toplam vaka sayısı 34 ama 1 kişi iyileşmiş, 33 aktif vaka bulunuyor. Eşim işe gitmeye devam ediyor, ben evde 3 aylık bir kedi ve 5 yaşına yaklaşmakta olan bir erkek çocukla bazen kafayı yiyecek gibi olsam da çok şükür mutluyum. Çoğunlukla bir şeyler yiyor, bazen de yukarıda saydığım diğer aktiviteleri deniyorum. 🙂 Şu anda dışarıda kar yağıyor ve 3 gün sürecek gibi görünüyor, umarım şehri tüm kötülüklerden temizleyip gider. Bu zor günleri en kısa sürede atlatmayı diliyor, hepinize Tiflis'ten sevgiler yolluyorum. İtalya'nın Milano şehrinde yaşayan Gözde ile korona virüsünün yayılma süreci ve karantina üzerine yaptığımız röportajı görmediyseniz, şuradan onu da okuyabilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/04/04/gurbetciler-icin-ozlenen-turk-lezzetlerinden-tarifler", "text": "Yapılışı: Hamuru için önce tuz ve unu karıştırıyoruz, sonra suyu ekleyip hamuru yoğuruyoruz. Hamurun üzerini örtüp kenara alıyoruz. Biberleri, soğanı, sarımsağı, domatesi rondodan geçiriyoruz. Maydanozu ekleyip tekrar çekiyoruz. Karışımı başka bir kaba alıp diğer malzemeleri de ekleyerek güzelce karıştırıyoruz. Hamuru küçük parçalara bölüp oklavayla incecik açıyoruz. Üzerlerine harcı güzelce dağıtıyoruz. Bu arada fırını 220 derece alttan ısıtma olacak şekilde ayarlıyoruz. Lahmacunları en alt rafa koyarak pişiriyoruz. Ben bu tarifle 11 lahmacun çıkarabildim ama lahmacunların boyları ufak-orta arasıydı, hamurun inceliğine göre de değişecektir. Yapılışı: Salçalar, baharatlar, zeytinyağı ve rendelenmiş sarımsakları bir kaba alıp karıştırıyoruz. Bulguru bir tepsiye döküyoruz, üstüne yemeklik doğradığımız soğanları ekliyoruz ve birlikte yoğurmaya başlıyoruz. Bir süre sonra kıymayı ve salçalı karışımı da ekleyip yoğurmaya devam ediyoruz. Uzun bir süre yoğurmak gerekiyor ve yorucu bir işlem, o nedenle yerde yoğurmak daha kolay oluyor. 40-45 dakika kadar yoğurmaya devam ediyoruz, amacımız acıyla birlikte eti pişirmek. Tepsinin zemini tırtıklı olunca daha iyi oluyormuş ama biz Tiflis'te sadece düz tepsi bulabildik. Yoğurmaya devam ederken arada karışıma buz atıyoruz ki bulgur şişmesin. Karışımı tepsiye sabitleyip ters çevirerek düşmediğini görüyoruz, test başarılıysa doğradığımız maydanoz ve taze soğanları da ekleyip son bir tur yoğuruyoruz. Son olarak şekillerini vererek limon ve marul ile servis ediyoruz. Malzemeler: 4 bardak köftelik bulgur, 2 soğan, 5 diş sarımsak, 5 yemek kaşığı domates/biber karışık salça (2.5-2.5 ayrı ayrı koyabilir ya da elinizde hangi salça varsa ondan kullanabilirsiniz), 2 çay bardağı sıvıyağ, 2 yemek kaşığı nar ekşisi, 3 yemek kaşığı isot, 1 yemek kaşığı sumak, 1 yemek kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 küçük kase su, 8-10 tane buz. 1/2 demet mayadanoz, 1/2 demet yeşil soğan. Yapılışı: Bir kapta 1 çay bardağı sıvıyağ içine isotu ekleyip beklemeye alıyoruz. Bulguru bir tepsiye döküyoruz, üstüne yemeklik doğradığımız soğanları ve rendelediğimiz sarımsakları ekliyoruz ve birlikte yoğurmaya başlıyoruz. 15-20 dakika yoğurduktan sonra salça ve sıvı yağ isot karışımını ekleyip yoğurmaya devam ediyoruz. Yoğururken ara ara buz atıyoruz. 15-20 dk sonra geri kalan baharatları ve nar ekşisini de ekleyip yoğurmaya devam ediyoruz. Bu noktadan sonra kase içindeki suya elimizi sokup sokup 15 dk yoğuruyoruz. Bazı tariflerde bulguru baştan sıcak suyla karıştırıp yapıyorlar ama ben bulgurların şişmesini istemediğim için çok yoğurup bulgurun pişmesini sağlamak istedim. Su yerine buz kullanmayı ve hafif hafif elimi ıslatarak yoğurmayı tercih ettim. Rondodan geçirenler de gördüm ama rondodan çıkan kıvam bana göre değil açıkçası. Mutfak şefi makineniz varsa süper, en güzeli ona yoğurtmak. 🙂 Toplamda yaklaşık 1 saattir yoğurduğumuz çiğ köfteye artan 1 çay bardağı yağı ve küçücük doğradığımız yeşil soğanlarla maydanozu ekliyoruz. Son bir kez 5-10 dk daha yoğurup şekillerini vermeye başlıyoruz. Marul ve limonla servis ediyoruz. Yapılışı: Kabak ve havucu rendeliyoruz. Kabağın suyunu sıkıyoruz. Maydanoz ve dereotunu da minik minik doğruyoruz. Tüm malzemeleri karıştırıyoruz. Tavada sıvı yağı kızdırıp bir yemek kaşığı harçtan alıp tavaya koyuyoruz, bu şekilde harç bitene kadar devam ediyoruz. Harç sıvı kaldıysa ve mücverler dağılıyorsa un ilave edebilirsiniz. Yanına sarımsaklı yoğurtla servis ediyoruz. Yapılışı: Zeytinyağı tavada biraz ısıttıktan sonra soğanları küçük doğrayıp içine atıyoruz. Soğanları biraz çevirip, rendelediğimiz sarımsakları ekliyoruz. Biraz daha çevirip salça da koyuyoruz. Pirinci güzelce yıkayıp tavaya ilave ediyoruz, pirinçler şeffaflaşmaya başlayana kadar karıştırıyoruz. Bu noktada domates rendesini ve tüm baharatları ekleyip güzelce karıştırıyoruz. En son nar ekşisini de ekleyip karıştırdıktan sonra ocağın altını kapatıyoruz. Başka bir tencerede su kaynatıyoruz. Bu sırada pazıların saplarını kesip kenara ayırıyoruz. Pazıları kaynamış suyun içine atıp hafif rengi değişene kadar tutuyoruz ve hemen soğuk su doldurduğumuz başka bir kabın içine alıyoruz. Pazı yaprakları büyükse ortasındaki damarları çıkarıyoruz, ufak olanlarda gerek yok. Bir kaşık yardımıyla her bir pazı yaprağının içine harcımızdan koyup sarmaya başlıyoruz. Daha kolayınıza gelirse muska gibi üçgen şeklinde de sarabilirsiniz. Sarmalarımızı pişireceğimiz tencerenin en altına pazı saplarını serpiştiriyoruz. Üzerine sarmalarımızı yerleştiriyoruz. Bir limonu ince dilimlere kesip aralara yerleştiriyoruz. 1.5 bardak su koyuyoruz ve üzerine bir tabak yerleştirip kısık ateşte pişiriyoruz. Yapılışı: Bulguru derin ve geniş bir kaseye alın. Üzerini biraz geçecek kadar sıcak su ekleyin. Bulguru arada biraz karıştırarak şişmesini bekleyin. Salçayı güzelce bulgura yedirin, zeytinyağ, limon, nar ekşisi ve baharatları ekleyip güzelce karıştırın. Maydanoz ve yeşil soğanı küçük küçük doğrayıp ekleyin ve tekrar karıştırın. Arzuya göre üzerine doğranmış salatalık, domates veya biber koyarak servis edin. Yapılışı: Tavukları kalınsa önce yatay olarak ince parçalara bölüyoruz, sonra da bunları da ince ince doğruyoruz ve bir tencerede haşlamaya başlıyoruz. Tavuklar haşlanırken bir yandan dürümün içine koymak için harç hazırlıyoruz. Soğanları piyazlık doğruyoruz ve maydanozları kıyıyoruz. Soğanları tuz, sumak ve maydanozla karıştırıyoruz. Domatesi de küçücük küpler halinde doğruyoruz. Nane yapraklarını da küçük küçük kesiyoruz. Tavuklar haşlandıktan sonra suyun üstüne biriken tortuyu alıyoruz, daha sonra da tavukları çıkarıyoruz, suyunu atmıyoruz. Bir tavada sıvıyağın içine önce tavukları atıyoruz, arkasından tüm baharatları ağız tadımıza göre ekliyoruz. Biraz çevirdikten sonra 1-2 yemek kaşığı tavuk suyundan ekleyip suyu çekene kadar çeviriyoruz. Tortilla ekmeğini önce tavadayken biraz tavukların üzerine koyuyoruz ki oradaki yağ ve baharatın tadı geçsin, sonra içine hazırladığımız harçları ve de tavukları ekliyoruz. Nane çok hafif tat vermesi için isteyen koyabilir. Bir de çok acı seviyorsanız jalepano biber turşusu da ekleyerek güzel bir lezzet katabilirsiniz. Bu tarifle bol malzemeli 4 dürüm çıkıyor. Lavaşı ben markette hazır görünce aldım ama evde pişi ya da lahmacun hamuruyla da rahatlıkla yapılabilir. Yapılışı: Derin bir tencereye suyu, mercimek, pirinç ve bulguru koyup iyice şişene kadar haşlıyoruz. Bir tavada sıvı yağın içinde küçük doğradığımız soğanları öldürüyoruz. Sarımsakları da dilimleyip tavaya ekliyoruz. En son salçayı ve tüm baharatları ekleyip bir süre pişiriyoruz. Tavadaki karışımı tenceredeki karışımın içine ekleyip biraz daha pişiriyoruz. En son blender ile çorbamızı az pürüzlü bir kıvama getiriyoruz. Sunum öncesi tereyağda biraz kırmızı toz biber kızdırıp çorbanın üzerine döküyoruz. Yanına limon ile çorbamızı servis ediyoruz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/04/24/polisiye-gerilim-severler-icin-netflix-dizi-onerileri", "text": "Netflix polisiye gerilim dizileri listemi paylaşayım. Normalde çok fazla dizi izlemeye vakit bulabilen biri değilim. Evle ilgilenmek, eşimle ve oğlumla vakit geçirmek dışındaki her boş vaktimde ya seyahat planlarım ya da blog yazarım, tabi biraz da sosyal medyayla ilgilenirim. Korona günlerinde seyahat planlamak tamamen rafa kalkınca hayatımda çok büyük bir boşluk oluştu. 🙂 Ben de bu boşluğu dizilerle doldurmaya başladım. Aslında kitap okumaya ve kendimi geliştirmeye daha fazla vakit ayırmak istiyordum ama bunlar çok konsantrasyon gerektiriyor, evde deliren bir çocukla başarılı olamıyorum. Daha da uzatmadan sadede geleyim, bu ara çok fazla dizi izledim ve instagram'dan da arada sorular geldiğinden, beğendiklerimi sizinle paylaşayım dedim. En sevdiğim tür polisiye gerilim olduğu için genelde elim hep onlara gidiyor, o nedenle tamamen polisiye dizilerden oluşan bir liste hazırlamaya karar verdim. Başlayıp da sıkıldığım için devam edemediğim ya da bitirsem bile pek beğenmediğim bazı polisiye dizileri de neden beğenmediğimden bahsederek yazacağım. Bu listedeki dizilerin hepsi Netflix'te şu an ulaşılabilen içerikler, yeni diziler izledikçe olumlu/olumsuz eklemeler de yaparım. Bu arada baştan söyleyeyim ben film veya dizi izlerken sürekli mantık hatası arayan, aşırı detaycı eleştirel gözle bakan biri değilim. Yani çok düz bir izleyiciyim ve beni sürükleyen izlemekten keyif aldığım, bana göre en iyi polisiye dizileri evde kalınan bugünlerde fikir olması için yazıyorum sadece. Buyurun o zaman, karşınızda izlediğim Netflix polisiye gerilim dizileri listem. La Mante: Fransız yapımı, 6 bölümlük bir mini dizi, IMDB puanu 7,5. Polisiye gerilim türündeki dizileri genellikle severim ama özellikle seri katil dizileri çok daha fazla ilgimi çekiyor. Bu dizide, hapisteki bir seri katilden kendisini taklit eden yeni bir seri katili bulmak için yardım isteniyor ve olaylar gelişiyor. Hikaye örgüsü, ters köşeleri ve kısa oluşu ile beni oldukça tatmin eden bir dizi oldu, tavsiye ederim. The Frozen Dead: Orijinal adı Glace olan, Fransız yapımı 6 bölümlük bir mini dizi, IMDB puanı 6,3. Hikaye zengin bir adama ait bir atın başı kesik olarak bulunmasıyla başlıyor ve eskiden bölgede çalışan bir polisin olaya çağrılmasıyla devam ediyor. İşin içine hem eski bir seri katil hem de yeni cinayetler giriyor. Yine benim sevdiğim bir tür, yalnız bu dizinin ilk 2 bölümünü zorla izledim diyebilirim. Epey yavaş ilerliyor ama az bölüm var diye şans verdim ve açıkçası iyi ki devam etmişim dedim. Broadchurch: İngiliz yapımı, 8'er bölümlük 3 sezondan oluşan bir dizi, IMDB puanı 8,4. Dizi neredeyse herkesin birbirini tanıdığı sakin bir sahil kasabasında geçiyor. 11 yaşındaki bir çocuğun ölümünün ardından kasabadaki herkesin sırlarının olduğunu görmeye başlıyorsunuz. 1. sezonda katil bulunuyor, 2. sezonda ise yargılanıyor. 3 sezon yeni bir konuymuş, ben de buraya yazarken izlemediğimi fark edip sevindim. 🙂 İzleyip de kötü yorum yapana rastlamadım, zaten puanı da oldukça yüksek. Marcella: İngiliz yapımı, 8'er bölümlük 2 sezondan oluşan bir dizi, IMDB puanı 7,4. Uzun yıllardır çalışmayan, eşi tarafından terk edilen kadın dedektifimiz Marcella, daha önceden baktığı, çözüme ulaşmamış bir seri katil hikayesinin yeniden ortaya çıkmasıyla işe geri dönmeye karar veriyor. Marcella'nın da hayatında pek çok problemi var ve bunlardan en büyüğü ara sıra kendinden geçip hatırlamadığı şeyler yapması, bu da diziye ayrı bir renk katıyor. Oldukça zeki fakat aşırı hırslı biri Marcella, o nedenle bazen sinir bozucu oluyor ama dizi güzel, tavsiye ederim. Üçüncü sezon Netflix'e geldi. The Stranger: İngiliz yapımı 8 bölümlük bir dizi, IMDB puanı 7,4. Gizemli bir yabancı, başroldeki adamımıza eşiyle ilgili bir sır veriyor ve dizinin ana örgüsü bu konu üzerine kuruluyor ama daha pek çok yan konu da ortaya çıkıyor. Bir yandan bu yabancı başka insanların hayatını değiştirecek sırlar vermeye devam ediyor. Ortada bir sürü gizemli durum olduğu için insan hangisini merak edeceğini şaşırıyor. 🙂 Sonuç olarak bu diziyi aşırı sürükleyici buldum, tavsiye ederim. Safe: İngiliz yapımı 8 bölümlük bir dizi, IMDB puanı 7,3. The Stranger'ı beğenince aynı yazarın başka bir dizisi olan Safe'i fark ettim ve Dexter'dan çok sevdiğim Michael C. Hall ismini görünce hemen başladım. Başrolümüzün kızı oturdukları site içinde bir partiye gidiyor ve kayboluyor, kızını aramaya çıkınca aynı sitede oturan erkek arkadaşının da kayıp olduğunu öğreniyor ve olaylar gelişiyor. Meğer sırlarla dolu bir siteymiş burası, \"vay anam vay neler dönmüş serhat ya\" diye diye izledim. 🙂 Açıkçası dizide çok aptalca bulduğum şeyler oldu ama yine de epey sürükleyiciydi. Her bölüm sonunu iyi yerde bitirmişler, hemen diğer bölüme geçmek istiyorsunuz. The Woods: Polonya yapımı 6 bölümlük bir mini dizi, IMDB puanı 6,6. Yukarıdaki Safe ve The Stranger gibi Harlan Coben kitaplarından uyarlanmış bir seri. 1994 yılında bir gençlik kampında yaşanan olaylara dair bazı izlerin ortaya çıkmasıyla baş rolümüz geçmişin peşine düşüyor. Bu arada başrol günümüzde artık bir savcı ve baktığı dava da işleri iyice karıştırıyor. Ben oldukça sürükleyici buldum ve sevdim, tavsiye ederim. The Sinner: Amerikan yapımı, 8'er bölümlük 2 sezondan oluşan bir dizi, IMDB puanı 8. Her sezonda farklı bir konu işleniyor ve oldukça yavaş ilerlese de çok sürükleyici bir dizi. İkisinde de suçu işleyen kişiler ortada ama nedeni bilinmiyor ve hatırlamıyorlar. Katillerin çok geçerli bir nedeni olduğuna inanan dedektifimiz gerçekleri ortaya çıkarıyor. Ben çok sevdim yani listedeki en favori dizilerimden biri diyebilirim. Bu arada sezonlardan birincisi Cora, ikincisi Julian. Her ne kadar farklı konular işlense de dedektifin hayatına da değindiği için sırasıyla gitmenizde fayda var. Bu dizide sezon numarası olmadığı ve direkt son sezonu açıldığı için genelde tersten başlama sorunu yaşanıyormuş. PS: Üçüncü sezon da Netflix'e geldi. DeadWind: Orijinal adı Karppi olan, Finlandiya yapımı 12 bölümlük bir dizi, IMDB puanı 7,2. Baş rolümüz eşinin işi nedeniyle Almanya'da yaşarken, eşi ölünce, Helsinki'deki dedektiflik görevine geri dönüyor. İşe başladıktan hemen sonra da tuhaf bir cesedin bulunmasıyla hızlı bir giriş yapıyor. Hem dedektif kadının problemleri hem cinayet araştırılırken ortaya çıkan bir sürü hikayeyle geçiyor dizi. İlk başlarda kendimi gerçekten zorladım devam etmek için ama sonradan güzel açıldı dizi bence. 12 bölüm değil de 8 bölüm olsaymış daha iyiymiş bence. 🙂 Yine de tavsiye ederim, bir şans verin, karlı Finlandiya manzaraları da bonusu. 2. sezon Netflix'e geldi. The Forest: Orijinal adı La Foret olan Fransız yapımı 6 bölümlük bir dizi, IMDB puanı 7,3. Herkesin birbirini tanıdığı bir kasabada 16 yaşındaki bir genç kız kayboluyor ve olay araştırılırken yine kasabadaki insanların sırları ortaya çıkmaya başlıyor. Kaybolan kızın cesedi bulunuyor ve onun iki kız arkadaşı daha kayboluyor. Bu arada yıllar önce de kasabada kaybolan bazı kadınlar olmuş. Olaylar bir şekilde ormana bağlanıp duruyor, ismi oradan geliyor. Çok iyi bir dizi değil belki ama sürükleyici ve merak uyandırıcıydı bence. Capitani: Lüxemburg yapımı 12 bölümden oluşan bir dizi, IMDB puanı 6,6. Lüxemburg'da küçük bir kasabada, ormanda 15 yaşında bir genç kızın cesedi bulunuyor. Kızın bir de ikizi var ve o da kayıp. Tabi ki klasik kasabada herkes birbirini tanıyor ve herkesin sırları var. 🙂 Bu arada olayı araştıran polis de şehir dışından geliyor ve onun da bazı sırları var. Bölümler 25 30 dk arası olduğu için çabuk çabuk bitiyor ve sonraki bölümü merak ediyorsunuz. Ben bir oturuşta bitirdim şahsen ve beklenmedik bir sonla bitti, o yüzden tavsiye ederim. Collateral: İngiliz yapımı 4 bölümlük bir mini dizi, IMDB puanı 6,7. Netflix'in bana sürekli önerdiği dizilerden biriydi ve kısa olduğu için izledim. Gerilim değil bu dizi açıkçası, sadece bir cinayet çözümü var. Bir pizza kuryesinin öldürülmesiyle dizi başlıyor ve tabi ki bu cinayet göründüğü kadar basit değil, arkasından başka olaylar çıkıyor. Gerilimsiz de olsa bir polisiye izlerim derseniz, tavsiye edebilirim. Yukarıdakiler izleyip tavsiye etmek istediklerimdi. Şimdi pek de beğenmediğim dizilerden de bahsedeyim, IMDB puanları genelde yüksek. Polonya yapımı 5 bölümlük The Mire(Rojst IMDB:7) dizisini kısa diye izledim, çok yavaş ilerliyor ve sonu beni pek tatmin etmedi. İtalyan yapımı 8 bölümlük The Trial(Il Processo IMDB:6.7), çoğunlukla mahkemede geçtiği için beni pek sarmadı. 3. bölümün ortasında bırakıp, katili öğrenebilmek için son bölüme atladım ve inanır mısınız hiçbir şey kaçırmış gibi hissetmedim. 🙂 Bu şekilde izlenebilir ya da belki tamamı ilginizi çeker bilemiyorum. Galler yapımı Hinterland(IMDB:7.6) 3 sezondan oluşan bir dizi. Sezonlar 4-5 bölümlük ama her bölüm 1.5 saat civarı sürüyor. Bölüm sonlarında olaylar çözüldüğü için bende devam etme isteği pek uyandırmadı ama izlenecek dizi kalmadığında buna dönüş yaparım. 🙂 Almanya, Fransa, İspanya ve İngiltere olmak üzere 4 farklı ülkeden versiyonları olan suç dizisi serisinin en iyisi olduğu söylenen Criminal:UK(IMDB:7.4) sadece 3 bölümden oluşuyor. Tamamen masa başında geçiyor, şüpheliye suçunu itiraf ettirmeye çalışıyorlar ve her bölümde farklı hikaye var. Pek benim tarzım bir dizi değil açıkçası, ben daha çok sahada olaylar gelişsin ve diğer bölümü merak edeyim istiyorum ama yine de 2 bölüm izledim. Belki dizi alternatifim kalmazsa diğer ülkelerin serileriyle devam ederim. Finlandiya yapımı Bordertown(Sorjonen-IMDB:7.6) şimdilik 2 sezon (11 Mayıs'ta 3. sezon geliyormuş) ve her sezon 10-11 bölümden oluşuyor. Bu dizide 2-3 bölümde bir olaylar çözülüyor. İlk 3 bölüm sarmıştı ama 4. bölümde sıkılmaya başladım, ileride dizi yetmezliğinde devam edebilirim ama şimdilik bıraktım. Çok güzel bir öneri arşivi olmuş, ellerinize sağlık. Merhaba, çok teşekkürler. Aslında Sherlock çok sevdiğim bir dizidir ama eskiden izlediğim için aklıma gelmedi, buraya genelde son dönemde izlediklerimi yazmıştım. 🙂 Ekleyeceğim. Konuyla alakalı degil ama mesleginizle ilgili bir yazı paylaşmayı duşünür müsünüz? 14 yaşında bir kızım var ve çok bilgi sahibi olmasam da serbest çalışma imkanı var ve her yerde geçerli bir meslek diye yazılımcı olması iyi olurmuş gibi geliyor. Teşekkürler önerileriniz ve açıklamalarınız için. Sizin gibi, Polisiye gerilim seven biriyim ama uzun diziler için zaman ve konsantrasyon sorunum var. Listenizi kaydediyorum, hiçbirini izlememişim. Ailenize selam ve sevgiler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/04/25/gurcistanda-yasam-neden-tiflisteyiz-tifliste-hayat-nasil", "text": "Yurt dışında yaşam röportajlarım kendi yaşadığım ülke olan Gürcistan ile devam ediyor. Sorularımı cevaplayacağı için canım kendime çok teşekkür ediyorum. 😛 Tabi ki bu konuda bir başkasıyla röportaj yapacak halim yoktu ama Gürcistan'da yaşayanlardan ekleme yapmak isteyen olursa yorumlara beklerim, herkesin farklı tecrübesi olabiliyor. Gürcistan'da yaşam konusunda genel bilgi sahibi olmak için bu röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. Biz İstanbul'dan çok bunalmıştık, kalabalık ve trafiği artık çekemez durumdaydık. Özellikle ben daha çok şikayetçiydim çünkü evimiz benim işime epey uzaktı. Yurt dışında iş aramak istiyordum ama eşim pek yanaşmıyordu. Benim gönlümü yapmak için en azından evimizi benim işime yakın bir yere taşımaya karar verdik. Tam taşındık, eşime Gürcistan'dan bir iş teklifi geldi. 🙂 Tiflis'e daha önce pek çok kez gelmiştik ve zaten seviyorduk, eşim bizim ilişkimiz başlamadan önce de 2.5 sene kadar Tiflis'te yaşamış. O nedenle teklifi kabul etmeyi uygun gördük. Eşim, 2018 Ocak ayında önce bizsiz gitti, ben oğlumla 6 ay daha İstanbul'da kaldım. Daha sonra biz oğlumla biraz göçebe bir hayat yaşadık. Bazen Gürcistan'da, bazen Türkiye'de kaldık, sık sık da seyahat ettik. En sonunda, 7 aydır kesintisiz olarak ailece Tiflis'te yaşıyoruz. Açıkçası buradaki devlet hastanelerinin durumunu bilmiyoruz. Eşimin özel sağlık sigortası var, o nedenle yolumuz düşmedi. Özel hastanelere birkaç kez gitmek durumunda kaldık, gördüklerimiz Türkiye'deki daha düşük seviye özel hastanelerin kalitesindeydi. Sağlık sistemi Türkiye'ye göre kesinlikle daha geri durumda. Özel sağlık sigortası uygun bu arada, aylık 100 Lari yani 200 TL civarına tam teşekküllü sağlık sigortasına sahip olabiliyorsunuz. Eğitim konusuna gelirsek yine devlet okulları konusunda bilgim yok ama uluslararası seviyede, farklı dillerde eğitim veren çok kaliteli özel okullar bulunuyor. Oğlumu henüz bu okullardan birine yazdırmadık, seneye için araştırmalara başladım ve imkanların çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Fiyatlar okula göre değişiklik göstermekle birlikte Türkiye'den daha düşük fiyatlarda güzel okullar bulmak mümkün, tabi astronomik ücretli okullar da var. Oğlum şimdilik tamamen İngilizce eğitim veren özel bir kreşe gidiyor, bu şekilde pek çok kreş mevcut. Ulaşım konusuna gelirsek, toplu taşıma, şehirler arası ulaşım ve taksi çok ucuz. Ayrıca araba fiyatları da epey uygun çünkü vergi yok. Lüks arabaları yaşına göre Türkiye'nin yarı fiyatına ya da üçte birine almak mümkün. Kiralar biraz yüksek, yani içi güzel ve düzgün bir yerdeki evler 500$'dan başlıyor, Gürcüler için bunlar yüksek rakamlar ama bu evleri genelde yurt dışından gelenler kiralıyor. Yerel halktan tanıdığımız çoğu kişi kendi evinde oturuyor, ayrıca yazlık ya da bağ evleri var. Bu arada tabi ki çok daha uyguna ev bulmak mümkün ama ben gerçekten iyi koşullarda olan evlerden bahsediyorum. Günlük yaşam masrafları ise genel olarak Türkiye'den uygun diyebilirim. Yemek maliyetleri aşağı yukarı Türkiye ile aynı ama mesela alkol çok ucuz çünkü yine vergi yok. Aşağıdaki videoda Tiflis'te ilk yaşadığımız evi gezdirmiş ve ev giderlerinden bahsetmiştim, ilginizi çekerse izleyebilirsiniz. Aşağıdaki videoda da market turuna çıkmıştım, çok iyi bir video değil ama yine de fikir verebilir. İleride daha güzelini çekeceğim umarım. Market ve elektronik fiyatlarının Türkiye ile karşılaştırmalı yazısı da ilginizi çekebilir. Bu konuda blogumda pek çok yazı var, doğrudan oralara yönlendirme yapmak istiyorum. 🙂 Aşağıya linkleri bırakıyorum. Burada olmayan merak ettiğiniz sorular olursa lütfen yorum olarak bırakın. Gürcistan'da çalışma koşulları, maaşlar ve Gürcistan'da yaşam koşulları, masraflar gibi konuları ileride daha detaylı olarak farklı yazılarda paylaşmayı düşünüyorum. Detaylı olarak merak ettiğiniz başka konular varsa onları da yorumlara yazarsanız süper olur. Diğer ülkelerdeki yaşam koşulları röportajlar için buraya tık tık! Gürcistan'da Yaşam hakkında hazırladığım Youtube videosunu da izleyebilirsiniz. Deniz hanım ben Gürcistanda tarım ve hayvancılık üzerine yatırım yapmayı düşünüyorum. Tarla bağ bahçe fiyatları ve pazar durumu nasıl durumda. Et, süt, ve arıcılıkla ilgili durumla ilgili bilginiz varmı. Selamlar. merhaba, açıkçası yazımda da bahsettiğim üzere buraya gelip iş bulmanızı çok tavsiye etmem çünkü maaşlar epey düşük. Expat olarak gelirseniz rahat yaşarsınız. Online/uzaktan para kazandığınız bir işiniz varsa ona devam edip burada iş kurmayı düşünebilirsiniz belki, bir sene boyunca vizesiz olarak burada kalabiliyorsunuz. Ama iş bulmadan, aktif gelir olmadan gelirseniz hayal kırıklığı yaşama ihtimaliniz yüksek. Bol şans diliyorum, sevgiler. Harika bir rehber olmuş teşekkürler. Bizde ileride Batum'a yerleşmeyi düşünüyoruz. Çok güzel bir rehber olmuş. Eline sağlık, hepsi bir arada!!! Bir Türk okulu var ancak artık tamamen Türk okulu değil, seçmeli ders gibi Türkçe veriliyormuş. Batum'da var diye biliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/04/29/avokado-sevdiren-ekmek-ustu-lezzet-fikirleri", "text": "Avokadonun faydaları saymakla bitmiyor bildiğiniz gibi. Ben yine de bildiklerimi saymayı deneyeceğim. 🙂 Vitamin ve mineraller bakımından oldukça zengindir: B, C, E, K vitaminleri ile fosfor, magnezyum, demir, potasyum, kalsiyum ve çinko içerir. Zayıflamaya yardımcıdır: son derece doyurucu olması nedeniyle uzun süre tok tutar ve lifli yapısıyla kilo vermeyi hızlandırır. Kalp dostu sağlıklı yağlara sahip olduğundan kolesterolü düşürmede oldukça faydalıdır ve ayrıca bağışıklığı güçlendirmeye yardımcıdır. Daha pek çok faydası olsa da benim en çok ilgimi çekenler bunlar. Bu faydaları nedeniyle avokado tüketmek istiyor fakat kendisini hiç sevmiyordum, ta ki pandemi başlayana kadar. 🙁 Sürekli hamur işi yapıp yemeye başladığım için artık buna dur demem gerekiyordu. Sonra neden avokadoyu tek başına tüketmeye çalışıyorum ki, birkaç ek malzemeyle tüketeyim diye düşündüm ve artık kahvaltılarımı avokadosuz edemez hale geldim. Avokado nasıl yenir diye düşünenler ve avokado tarifleri arayanlara fikir olması açısından yediklerimi paylaşmak istedim. Sadece kahvaltılar için değil Ramazan dönemi sahur için de çok mantıklı bir yiyecek tercihi olduğunu düşünüyorum, avokadolu tarifler sizlerle. Öncelikle Avokado nasıl olgunlaştırılır? Günde ne kadar avokado tüketmeli? Avokado nasıl saklanır? sorularına da cevap vermek istiyorum. Avokadoları alırken olgunlaşmış olmasını önemsemiyorum. Hatta mümkünse taze almayı tercih ediyorum çünkü olgun diye alınan avokadonun içi biraz kararmış olabiliyor, ayrıca avokadoyu olgunlaştırmak son derece kolay aslında. Bir kese kağıdı içine elmalarla birlikte avokado koyuyorum. Avokadonun ilk andaki tazeliğine göre 1 ya da 2 günde avokado tam istediğim gibi olgunlaşıyor. Avokadonun fazlası da içerdiği yağlar dolayısıyla zararlı olabilir, o nedenle günde 1/3 veya 1/2 avokado tüketmek ideal olacaktır. Ben her kahvaltıda 2 dilim çavdar ekmeği üzerine, toplamda bir yarım avokado kullanıyorum, yani her dilim üzerine çeyrek avokado kullanıyorum. Kalan yarım avokadonun çekirdeğini çıkarmadan bir saklama kabına koyuyorum ve üzerine limon sıkıyorum, böylece kararma yapmıyor. Eski kaşarlı avokado: Avokadoyu bir çatal yardımıyla eziyorum, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döküyorum, bir çimdik tuz ekliyorum ve karıştırıp ekmek üzerine sürüyorum. Eski kaşar, domates ve yeşil soğanı küçük küçük doğrayıp ekmeğin üzerine serpiştiriyorum. Somonlu avokado: Ekmeğin üzerine labne peyniri sürüyorum. Avokadoyu bir çatal yardımıyla eziyorum, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döküyorum, bir çimdik tuz ekliyorum ve karıştırıp labneli ekmeğin üzerine sürüyorum. 1 dilim somon fümeyi küçük küçük doğrayıp ekmeğin üzerine dağıtıyorum. En üste kapari ve dereotu serpiştiriyorum. Zeytin Ezmeli avokado: Ekmek üstüne zeytin ezmesini sürüyorum. Avokadoları dilimleyip üzerine diziyorum. Kırmızı kapya biberden birkaç dilim kesip yine ekmek üzerine koyuyorum. En üste biraz beyaz peynir ufalıyorum. Pancarlı avokado: Pancarı haşlayıp kabuklarını soydum. Sonra birkaç iri parçaya bölüp rondoya attım. Bir diş sarımsak, 1 çimdik tuz ve 2 kaşık yoğurt ile güzelce çektim. Bu ezme pancarı ekmek üstüne sürdüm. Avokadoyu bir çatal yardımıyla ezdim, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döktüm, bir çimdik tuz ekledim. Kuru soğandan bir dilim kesik küçücük doğrayıp avokadoya ekledim ve karıştırdım. Pancarın üzerine bu karışımı yaydım. Humuslu avokado: Humusu meze olarak yapmıştım, avokado ile de değerlendiyeim dedim. Kendim yaptığım için kısaca humusun da tarifini vereyim. 1 konserve nohut(400 gr), 1 çay bardağı tahin, 1 çay bardağı su, 1 çay bardağı zeytinyağ, 4 sarımsak, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 limonun suyunu rondoya koydum ve kremamsı bir kıvam alana kadar çektim. Humustan bir miktar alıp ekmeğin üzerine sürdüm. 2 tane kurutulmuş domatesi ve avokadoyu dilimledim, humusun üzerine dizdim. Kurutulmuş domatesiniz kuru halde evde bulunuyorsa, önce 10 dk kaynar suda bekletip, yumuşayınca rende sarımsak ve zeytinyağ ile karıştırın. Çırpılmış yumurtalı avokado: Avokadoyu bir çatal yardımıyla ezdim, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döktüm, bir çimdik tuz ekledim ve karıştırıp ekmeğin üzerine sürdüm. Bir yumurtayı kırıp, içine biraz süzme peynir ufalayıp çırptım. 1 tatlı kaşığı tereyağı tavada kızdırıp üzerine yumurtayı ekledim ve karıştırmaya devam ederek pişirdim. Pişen yumurtayı da avokadonun üzerine yaydım ve biraz pul biber serptim. Mantarlı avokado: Avokadoyu bir çatal yardımıyla ezdim, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döktüm, bir çimdik tuz ekledim ve karıştırıp ekmeğin üzerine sürdüm. 1 tane kültür mantarını dilimledim, 1 çay kaşığı tereyağ ve dilimlenmiş 1 diş sarımsakla biraz kızarana kadar çevirdim. Mantarları ekmeğe dizip üzerine biraz kabak çekirdeği serpiştirdim. Göz Yumurtalı avokado: Avokadoyu bir çatal yardımıyla ezdim, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döktüm, biraz da süzme peynir ufaladım ve karıştırıp ekmeğin üzerine sürdüm. 1 çay kaşığı tereyağı tavada kızdırıp üzerine 1 yumurta kırdım. Beyazları iyice tavaya yaydırdım ki sarısı sıvı haldeyken kolayca pişsin. Beyaz kısım şeffaftan beyaza döner dönmez tavayı kapadım. Beyazı biraz ufaltmak için kesip güzelce ekmek üstüne yerleştirdim. Ton Balıklı avokado: Zeytinyağlı olarak seçtiğim küçük boy ton balığını konserveden çıkarıyorum. İçine bir dilim limon sıkıyorum, biraz pul biber serpiştirip kırıştırarak ekmeğe yayıyorum. Avokadoyu dilimliyorum ve ekmeğin üzerine diziyorum. En üste biraz nar serpiştiriyorum. Pastırmalı avokado: Avokadoyu bir çatal yardımıyla eziyorum, üzerine 1 çay kaşığı kadar zeytinyağı döküyorum, bir çimdik tuz ekliyorum ve karıştırıp ekmek üzerine sürüyorum. Üzerine biraz chia tohumu serpiştiriyorum. Büyüklüğüne göre 1 veya 2 dilim pastırmayı küçük küçük kesiyorum. 1 çay kaşığı tereyağ ile biraz çeviriyorum ve ekmeğin üzerine serpiştiriyorum. Bu ikisine de bayılıyorum, diğer favorilerim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/05/13/evden-katilabileceginiz-online-aktiviteler-ve-ulasabileceginiz-ucretsiz-icerikler", "text": "Korona nedeniyle seyahat edemez, hatta evden çıkamaz olunca pek çok içerik ve aktivite online erişme açıldı. Ben de bunları sürekli kaydedip biriktiriyor, ara ara da instagram'dan paylaşıyordum. Bazı içeriklerin normal zamanda da erişilebilir olduğunu görünce tüm bildiklerimi bir yazıda toplamaya karar verdim. Korona sonrası da işinize yarayanlar olacaktır, ben de zaten kontrol edip elemeler yaparım gerekirse. Karantinada evde ne yapılır diye araştırıyorsanız doğru yerdesiniz, sıkıldığınızda evde yapılabilecek aktiviteler önereceğim. Koltuğunuzda otururken seyahat etmekten tutun, tiyatroya gitmeye, ücretsiz kitap okumaya kadar her şey var. Hareket etmek isteyenlere spor ve dans dersleri de bulunuyor. 😉 Çocukları da düşündüm, onlar için de içerik önerilerim olacak. Sadece okuyucular için değil, aslında kendim için de toplu olarak bir yerde olmasını istediğim bir liste bu. Buyurun o zaman evden katılabileceğiniz aktiviteler ve internetten ulaşabileceğiniz ücretsiz içerikler. Petra, Tac Mahal, Giza Piramitleri, Fuji Dağı, Angkor Wat, Galapagos Adaları, Eyfel Kulesi ve dünyadan daha pek çok ikonik yeri şuradan gezebilirsiniz. Yine dünyanın pek çok ikonik yerinden, farklı açılardan 360 derece görüntülere şuradan ulaşabilirsiniz. Dünyanın pek çok yerine yerleştirilmiş kameralardan anlık canlı görüntüleri şuradan izleyebilirsiniz. Yine dünyanın farklı yerlerinden anlık kamera görüntüleri izleyebildiğiniz bir site. Bu site de dünyanın farklı yerlerindeki canlı kameralardan görüntüler veriyor ama daha çok hayvanlar üzerine diyebilirim, tabi Kuzey ışıkları filan da izlenebiliyor. İlk açtığınızda bir anda karşınıza bir barınaktan görüntüler de çıkabilir. Üst taraftaki menüden istediğiniz başlığı seçebiliyorsunuz. Okyanuslar, Afrika, kuşlar vs. ne isterseniz onunla ilgili açık kameraları listeliyor. Tüm dünyadan 360 kamera ile çekilmiş görüntülere şuradan ulaşabilirsiniz. Sanal gerçeklik kameraları için oluşturulmuş dünyanın farklı yerlerinden görüntüler için şuraya bakabilirsiniz. Google Earth ile de dünyanın her yerinin 360 derece sokak görüntülerine ulaşabilirsiniz. İtalya'da Kolezyum, Fransa'da Versay Sarayı gibi yerleri sanal olarak gezmek için şuraya bakabilirsiniz. Londra'da istediğiniz yeri 360 derece görüntülerle gezebileceğiniz bir site. İsviçre'de sanal bir tur atmak için şuraya göz atabilirsiniz. Haritadan istediğiniz yeri seçip başlıyorsunuz. Angkor Wat'ta sanki 13. yüzyıldaymışçasına sanal tur atmak için şuraya bakabilirsiniz. Burada simülasyon videoları var, aslında öğrenciler için yapılmış bir projeymiş. Anıtkabir, Topkapı Sarayı, Nemrut Dağı, Göbeklitepe, Diyarbakır Surları ve Türkiye'deki daha pek çok yerden 360 derece görüntülerle sanal tur yapmak için şuraya göz atabilirsiniz. Türkiye dışında bazı yerlerden de görüntüler mevcut. Türkiye ve dünyadan pek çok gezilecek yeri 360 derece turlamak için bu linke tıklayabilirsiniz. Window-Swap diye bir site üzerinde, dünyanın herhangi bir yerinde, bir insanın penceresinden çektiği videoyu izleyebiliyorsunuz, sıkıldıysanız değiştirebiliyorsunuz. İstanbul'a tepeden 360 derece bakıp bazı kameralara tıklayarak anlık canlı görüntüleri izleyebilmek için şuraya tıklayabilirsiniz. Dünyadanın farklı yerlerindeki ormanların sesini şuradan dinleyebilirsiniz. Youtube'ta RailWay diye bir hesap var, dünyanın farklı yerlerinde seyir halindeki trenlerden 7/24 yayın yapıyor. Kuzey Kutbu, Rusya, Japonya, Tayland, İtalya vb. yerler var. Virtual Vacation diye bir site açılmış, dünyanın farklı yerlerinde, ister sanal yürüyüş yapıyorsunuz, ister araba kullanıyorsunuz, bir şehrin üzerinden uçakla geziyorsunuz vs. çok güzel aktiviteler var. Aşağıda her biri için linkleri veriyorum. Aynı sitede bir de yarışma var, çıkan görüntüden hangi şehir olduğunu tahmin etmeye çalışıyorsunuz, oldukça keyifli oluyor. Şuradan katılabilirsiniz. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın youtube kanalında Devlet Tiyatroları'ndan oyunlar, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserleri, opera ve bale gösterileri izleyebilirsiniz. Broadway gösterilerini şuradan online olarak izleyebilirsiniz. Yedi günlük ücretsiz deneme süresi var sonra paralı üyeliğe geçmek gerekiyor. Evde kaldığınız dönemde ücretsiz deneme süresini değerlendirebilirsiniz. Şu linkte Zorlu PSM'deki bazı konserlerden kesitler bulabilirsiniz. Müzikten bahsetmişken dünyanın farklı yerlerinde radyo dinleyebileceğiniz iki adres paylaşmak istiyorum. https://driveandlisten. herokuapp. com Bu linkte radyo dinlerken, araba içinden o şehrin sokaklarını da geziyorsunuz. http://radio. garden Burada da dünyanın herhangi bir noktasına tıkladığınızda oradaki yerel radyoyu dinleyebiliyorsunuz. Türkiye'deki pek çok önemli müzeyi şu linke tıklayarak gezebilirsiniz. Bu linke tıklayarak dünyadaki pek çok ünlü müzeyi gezebilirsiniz. Müzelerin içerisinde sanal tur yapabilir ya da, çevrim içi sergileri görüntüleyebilirsiniz. Beykoz Belediyesi, kuş seslerini online'a açmış. Hangi kuş nasıl ses çıkarıyor incelemek isterseniz, şuraya bir göz atabilirsiniz. İnsana kuş sesleri dinlemek huzur veriyor. Yaz için biraz bedenlerimizi hazırlayalım diyorum ve egzersiz linkleri paylaşıyorum. Pdf olarak binlerce kitap indirebileceğiniz bir adres, kitaplar Türkçe. Sesli kitap dinlemek için storytel'i kullanabilirsiniz, normalde 14 gün ücretsiz kullanılabiliyor, korona sürecinde 30 gün ücretsiz. Daha sonra aylık ücret 29,99 TL. Sesli kitap dinleyebileceğiniz başka bir uygulama da audioteka, 14 gün ücretsiz deneme süresi var, daha sonra aylık 19,90 TL. Kitabın İngilizce olması sizin için uygunsa, şu adresten 800 adet kitaba ücretsiz ulaşabilirsiniz. Yabancı dilde sesli kitap dinlemek size uyarsa şu adresten 1000 tane kitaba ücretsiz ulaşabilirsiniz. Aklınıza gelebilecek her dil için kurslar. Tubitak dergilerinin geçmiş ve güncel sayılarına şuradan ulaşabilirsiniz. İlkokuldan lise sona kadar ücretsiz online dersler için Khan Academy. Ben şimdiye kadar not aldığım tüm içerikleri bir araya getirmeye çalıştım. Arada atladıklarım da olmuştur mutlaka. Bu listede olmayıp da ekleyebileceğiniz online aktivite veya içerik varsa lütfen yorum olarak yazın, Karantinada evde ne yapılır diye araştıranlar için çok makbule geçer. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/05/30/gezmeyi-ozleyenler-icin-seyahat-temali-netflix-belgeselleri", "text": "Korona virüsü yüzünden uzun zamandır seyahat edemiyoruz ve pek yakında seyahat etmeye başlayabileceğiz gibi görünmüyor. Evde geçirmek zorunda kalınan günlerde seyahat ilhamı veren, yeni gezi hayalleri kurduran içerikleri izlemeye başladım. Tabi daha önceden de bu konuda birikimim var. 🙂 Sizlerin de ilginizi çekebileceğini düşünerek daha önceden ve son günlerdeki keşiflerimle bir liste hazırlamaya karar verdim. Bu listede Netflik'te izleyip beğendiğim seyahat konulu belgeselleri bulabileceksiniz. Gezmeyi özleyenler için seyahat belgeselleri listem sizlerle, umarım beğenirsiniz. Sıralamayı IMDB puanına göre yüksekten düşüğe göre yaptım. David Attenborough A Life On Our Planet: Pek çok belgeselden sesine aşina olduğumuz David Attenborough'un bizzat kendisinin hazırladığı bir belgesel. Herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyamızın nereden nereye geldiğini yüzümüze çarpıyor ve nasıl iyileştirebileceğimize dair çözüm önerileri sunuyor. IMDB puanı 9,1. Tales by Light: Dünyanın dört bir yanında insan, doğa, hayvan, kültür peşindeki ünlü fotoğrafçıların hikayeleri anlatılıyor diyebiliriz. Tabi onların hikayeleriyle birlikte siz de dünyayı geziyorsunuz. Hem gezmeye hem fotoğraf çekmeye özendiriyor. Netflix'te 6'şar bölümlük 3 sezon var, IMDB puanı 8,3. Somebody Feed Phil: Dünyanın farklı yerlerinde hem yemek kültürleri hem gelenekleri üzerine bir program. Sunucu Phil'in samimi ve eğlenceli karakteriyle çok keyifli bir program. Netflix'te 6'şar bölümlük 2 sezonu var, IMDB puanı 8,1. Conan Without Borders: Talk Show programı olan Conan O'Brien tarafından hazırlanan çok eğlenceli bir bir program. Kendine has üslubuyla, dünyanın farklı yerlerinde ilginç deneyimlerini bizlere aktarıyor. Netflix'te 6 bölüm var, IMDB'de her bölüm farklı puanlanmış ama genelde 8'in üzerinde. Down to Earth with Zac Efron: Aktör Zac Efron ve sağlıklı yaşam uzmanı Darin Olien'ın, dünyanın farklı yerlerine birlikte yaptıkları gezileri izleyebildiğiniz 8 bölümlük bir belgesel serisi. Tüm bölümlerini izlemedim ama izlediğim birkaç bölüme dayanarak hoşuma gitti diyebilirim, mesela İzlanda çok güzel bir bölümdü. IMDB puanı 8,1. Jack Whitehall Travels With My Father: Benim en severek izlediğim seri bu diyebilirim. Jack bir komedyen ve babası da aristokrat bir adam, birlikte dünyayı geziyorlar ve ikisi gerçekten çok tatlılar. İlk sezon Asya, ikinci sezon Avrupa ve son sezon Amerika'da geçiyor. Netflix'te toplam 13 bölüm var, IMDB puanı 7,7. Dark Tourist: Sıradan turistik aktivitelerden ziyade, alışık olmadığımız sıra dışı aktiviteleri gerçekleştiren bir gazetecinin seyahatlerini izliyoruz. Turistik amaçlı yasa dışı sınır geçmek, yüksek radyasyonlu bir yeri ziyaret etmek gibi normalde gezilerimizde pek olmayan şeyler yapıyor. Bu belgeselin sadece iki bölümünü izledim henüz ama fena görünmüyor. Netflix'te 8 bölümlük tek bir sezon var, IMDB puanı 7,5. Mountain: Dünyadaki en yüksek zirvelerden nefes kesici görüntülere sahip bir belgesel, tek kelimeyle muhteşem. İnsanın dağcı olası geliyor, en azından benim öyle oldu. 😛 Tek bölüm, IMDB puanı 7,2. Breakfast, Lunch & Dinner: Şef David Chang, ünlülerle birlikte yemek ve kültür üzerine bir program çekmiş. Daha önce belki Ugly Delicious'ı duymuşsunuzdur, onu çeken şef bu. O program çok yemek ağırlıklı olduğundan bu listeye koymadım ama bu seferki gezmeye de özendiriyor. Netflix'te tek sezon 4 bölüm var şu anda, IMDB puanı 6,7. Expedition Happiness: Bir film yapımcısı ve müzisyen kız arkadaşı, köpekleriyle birlikte yola çıkıyor. Hem de bir okul otobüsünü yenileyip karavana dönüştürerek. Kendileri Alman, seyahatleri ise Kanada, Alaska ve Amerika'da geçiyor. Tek bölümlük bir belgesel, IMDB puanı 5,9. Belgeseli kendi çektikleri düşünülürse bence epey başarılı, ilham verici bir hikaye. Extreme Engagement: Bir evlenme teklifi sonrası çiftimiz farklı ülkelerdeki evlilik geleneklerini keşfederek ilişkilerini test ediyor. Bu arada tabi ki pek çok macera yaşıyorlar. Bazen çok samimi bazen de yapmacık geldiği zamanlar oluyor ama oyunculuğa takılmadan izleyince keyifli ve öğretici olduğunu düşünüyorum. Tek sezon 8 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 5,4. Pedal The World: Alman bir genç işinden istifa edip 1 yıl boyunca 22 ülkede bisikletle 18000 km yol yapıyor ve maceralarını videoya çekiyor. Bu tek bölümlük bir belgesel, IMDB punaı 5. Puanı oldukça düşük ama bu filmin cesaret verici olduğunu düşünüyorum. Bonus olarak muhtemelen pek çoğunuzun bildiği iki tane doğa temalı belgesel paylaşayım. Tam seyahat belgeselleri değil belki ama hayvanları tanımak ve onları yerinde görmek için özendiriyor bence. Our Planet: Dünyanın en güzel belgesellerinden biri, o kadar çok şey öğreniyorsunuz ki.. bazen büyüleniyor, bazen kahroluyorsunuz. 5 yaşına yaklaşmakta olan oğlum da bayılıyor ve ailece defalarca izledik. Aynı zamanda doğayı korumak adına bazı aksiyonlara geçmek için de tetikleyici bir belgesel olduğunu düşünüyorum. bunun bir de kamera arkası var, onu da izleyebilirsiniz. Tek sezon, 5 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 9,3. Ayrıca bu tarzı sevenler için, yıllar önce izlediğim Planet Earth belgeseli vardı, Netflix'te yok ama onu da izleyebilirsiniz. Night on Earth: Bu sefer doğanın gece versiyonu çekiliyor. Tüm canlıların gece neler yaptığını izliyorsunuz, bu da çok başarılı bir belgesel. Tek sezon, 6 bölümden oluşuyor, IMDB punaı 8,2. Seyahat temalı bir içerik listesi daha yaptım, orada da filmler var, mutlaka göz atın. Evde kalınan günlerde işinize yarayabilecek diğer yazılarımı da paylaşıyorum, onlara da göz atmanızı öneririm. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/05/30/oturdugunuz-yerden-dunyayi-gezdiren-filmler", "text": "Korona yasakları dolayısıyla ne zamandır seyahat edemiyoruz ama görünen o ki çok yakında seyahat etmeye başlayabileceğiz. Son zamanlardaki yegane seyahatim salon ile mutfak arası olunca seyahat ilhamı veren, yeni gezi hayalleri kurduran filmleri izlemeye yoğunlaştım. Tabi daha önceden de izlediğim seyahat filmleri vardı. 🙂 Aslında seyahat konulu filmler için bir liste yapmayı uzun zamandır istiyordum, son zamanlardaki film birikimimle şimdi tam sırası dedim. Bu listede yol filmleri, seyahat konulu filmler olduğu gibi konusu seyahat olmasa da çekildiği lokasyonları bize oturduğumuz yerden gezdiren filmler de var, yani her şekilde seyahate özendiren filmler. 😉 Bazılarını belki birçoğunuz izlemiştir ama arada tatlı sürprizler olacağına eminim. Ayrıca çocukları da unutmadım, onlar için de birkaç seyahat temalı çizgi film önerisinde bulunacağım. Gezmeyi özleyenler için seyahat temalı filmler listem sizlerle, umarım beğenirsiniz. Önce genel olarak seyahat tutkusu üzerine, yol macera filmleri paylaşacağım. Bunlar yolculuk sırasında izlenecek filmler aynı zamanda, sizi seyahat için gaza getirebilir. Secret Life of Walter Mitty: Kendisi ve bir iş arkadaşı işini kaybetmekle yüzleşince, başrolümüz hayaylindeki maceraya atılmaya karar verir ve efsane seyahatlere başlar. IMDB puanı 7,3. Wild: Yaşadığı bazı trajik olaylar sonrası tek başına yürüyerek seyahate çıkan bir kadının hikayesi. İlham verici filmlerden biri, IMDB puanı 7,1. Motorcycle Diaries: Küba'nın ünlü devrimcisi Che Guevara'nın üniversite yıllarında yaptığı Güney Amerika seyahati sırasında tuttuğu notlardan oluşturulan kitabın sinemaya uyarlanmış hali. Bu seyahat sonrasında oluştuğu kişiye de ışık tutuyor diyebiliriz. IMDB puanı 7,8. One Week: Sıradan bir yaşamı olan başrolümüzün hayatı, dördüncü evre kanser olduğunu öğrenmesi ile değişiyor. Tedavi ile hayatta kalma şansının yüzde on olduğunu öğrenince son günlerini hastanede geçirmek yerine istediği şeyleri yaparak geçirmeye karar veriyor. İkinci el motor alıp seyahat etmeye başlıyor, IMDB puanı 7. Blue Skies, Green Waters, Red Earth: Başrolümüz, en iyi arkadaşıyla birlikte aşık olduğu kızı bulmak için Kerala'dan Nagaland'a doğru uzun bir motorsiklet yolculuğuna çıkıyor. Hint filmi, IMDB puanı 7,7. You Don't Get Life a Second Time: Üç en iyi arkadaş, aralarından birnin nişanlanması üzerine bekarlığa veda olarak seyahate çıkıyorlar. Hint filmi ama İspanya'yı geziyorlar, IMDB puanı 8,1. The Bucket List: Ölümcül bir kanser hastalığına tutulan farklı statülerdeki iki adam bir hastane odasında buluşuyor. İkisinin de yapmak istedikleri pek çok şey var ve birlikte bir liste hazırlıyorlar. Hastaneden çıkıp birlikte listedekileri yapmak üzere bir yolculuğa çıkıyorlar. IMDB puanı 7,4. Thelma and Louise: Çok iyi arkadaş olan iki kadın birlikte bir yol macerasına atılıyor ama olaylar çok da istedikleri gibi gelişmiyor. Yolda işledikleri suçlar nedeniyle polisten kaçmaya başlıyorlar. IMDB puanı 7,5. Tracks: Genç bir kadın, köpeği ve 4 tane deveyle Avustralya çöllerinde yürüyerek 2700 km yol yapıyor, bize de yol maceralarını keyifle izlemek düşüyor. IMDB puanı 7,2. The Art of Travel: Evlenmek üzere olan başrolümüz nişanlısının onu aldattığını öğrenir ve düğünü iptal edip balayına tek başına gitmeye karar verir. Orta ve Güney Amerika'da güzel bir seyahate çıkıyor. IMDB puanı 6,4. The Way Back: Sovyet Rusya'da, Sibirya çalışma kampından özgürlükleri için kaçan bir grup esirin yaşadıkları macerayı anlatıyor. 6000 km yürüyerek Gobi Çölü'nü aşıp Hindistan'a ulaşıyorlar. IMDB puanı 7,3. Away We Go: Bebek bekleyen bir çift, kuracakları yeni hayat için ideal evi aramak üzere Kuzey Amerika'yı gezmeye başlıyor. IMDB puanı 7. Şimdi de özellikle belli bir bölgede geçen bazı filmleri paylaşayım. Lost In Translation: Orta yaşlı bir aktör Tokyo'ya bir reklam çekimi için gider ve burada bir Amerikalı genç kız ile yakınlaşır. Bu Film bizi Japonya'ya götürüyor, IMDB puanı 7,7. In Bruges: İki kiralık katil yaptıkları bir iş sonrası patronları tarafından Belçika'nın romantik şehri Brugge'a gönderiliyor ve olaylar gelişiyor. Brugge'a ışınlanmak isteyenlere tavsiye ederim, IMDB puanı 7,9. Notting Hill: Londra'da yaşayan sıradan bir adamın hayatı, dünyaca ünlü bir film yıldızının dükkanına gelmesiyle değişiyor. Tatlı bir Londra gezisi için ideal film, IMDB puanı 7,1. Vicky Cristina Barcelona: Barselona'ya yaz tatiline giden iki Amerikalı kız arkadaşın hayatına tesadüfen bir ressam giriyor ve ikisinin de hayatı değişiyor. İspanya manzaraları eşliğinde güzel bir film izlemek isteyenler için ideal, IMDB puanı 7,1. Night Train to Lisbon: Bir profesör intihar etmek üzere olan bir kadını intihar etmekten kurtarıyor ve onun bineceği trene atlıyor. Güzel bir Lizbon turu atmak isterseniz tavsiye ederim, IMDB puanı 6,9. Copenhagen: Daha önce hiç görmediği büyük babasını aramak üzere, başrolümüz Danimarka'ya gidiyor. Dilini bilmediği bu ülkede, otelde tanıştığı bir kızdan yardım istiyor ve Kopenhag sokaklarında güzel bir seyir başlıyor. IMDB puanı 7,1. Hindistan'da geçen bazı filmleri paylaşacağım, hepsi gerçekten çok güzel, izlemesi keyifli filmler. Bu filmlerde Hint kültürüne dair ilginç bilgiler ve Hindistan'dan farklı manzaralar izleyebilirsiniz. The Best Exotic Marigold Hotel: Bir grup İngiliz arkadaş, emekliliklerini kutlamak için ekonomik ama lüks bir tatil yapmak istiyorlar. Hindistan'da tam istedikleri gibi zannettikleri bir otele rezervasyon yapıp gidiyorlar. Otel istedikleri gibi çıkmasa da Hindistan onlara çok güzel bir maceraya sürüklüyor. IMDB puanı 7,2. The Darjeeling Limited: Babalarının cenaze töreninden sonra bir yıl boyunca görüşmeyen üç erkek kardeş aralarındaki bağı kuvvetlendirmek amacıyla trenle Hindistan'ı dolaşıyor. IMDB puanı 7,2. The Lunchbox: Hindistan'da bir sefertası kültürü var ve film bunun üzerine. Yanlış ulaştırılan bir sefer tası iki yabancı insanı tanıştırıyor ve aralarında hayali bir ilişki başlıyor. Kadın karşı tarafa yemekler pişirerek onunla iletişim kuruyor, sefer tasının içine koydukları notlarla yazışmaya başlıyorlar. IMDB punaı 7,8. Slumdog Millionaire: Hintli bir genç, bizdeki \"Kim Milyoner Olmak İster\" yarışmasına katılıyor ve tüm hayatı gözlerinin önünden geçerek sorulara cevap veriyor. IMDB puanı 8. İtalya'da çekilmiş çok fazla film var ve ben onları izlemeye bayılıyorum. Avrupa'da en sevdiğim ülke olan İtalya'dan gelsin şimdiki filmlerimiz. The Talented Mr. Ripley: Tom Ripley, bir gün zengin bir adam tarafından, İtalya'da playboy hayatı yaşayan oğlunu Amerika'ya geri döndürmek için görevlendirilir. Tim daha iyi bir hayata sahip olmak için başka birinin hayatını çalıyor. IMDB puanı 7,4. Before Sunrise: Genç bir erkek ve kadın, Avrupa'da bir trende karşılaşıyorlar. Birlikte Viyana'da bir akşam geçiriyorlar ve belki de bu onların tek gecesi. Üç filmlik serinin ilki. IMDB puanı 8,1. Under The Tuscan Sun: Amerikalı bir kadın boşanmasının ardından Toskana'da eski bir villa alıyor ve onu adam etmeye çalışıyor. Bu süreçte bol bol İtalya manzarası görüyoruz. IMDB puanı 6,8. Angels and Demons: Dan Brown'un romanından uyarlanan bir film. Simgebilim uzmanı başrolümüz, İlluminati'nin Vatikan üzerine kurduğu planları gerçekleştirmek için harekete geçtiğini öğrenince Roma'ya gidiyor. İtalyan bilimci bir kadınla birlikte konuyu araştırmaya başlıyor. IMDB puanı 6,7. The Tourist: Başrolümüz, trende Amerikalı bir turistin yanında oturuyor. Sevgilisi polis tarafından arandığı için bir yandan polisten kaçıyor, bir yandan sevgilisinin parasını çalanları bulmaya çalışıyor. Venedik manzaraları eşliğinde sürükleyici bir film. IMDB puanı 6. To Rome With Love: İtalya'ya çeşitli nedenlerle gelen Amerikalılar ve İtalyanların başlarından geçen eğlenceli hikayeleri birbiriyle bağlantılar kurarak anlatan bir film. IMDB puanı 6,3. The Trip to Italy: Yemek eleştirmeni iki adam, İtalya çevresinde bir yolculuğa çıkıyor. Altı farklı yerde altı öğün yiyecekler ve bizi İtalya'nın farklı bölgelerine götürecekler. IMDB puanı 6,6. Unutmadan Godfather serisinin bir kısmı da Sicilya'da geçiyor, biz Sicilya seyahatimizde film lokasyonlarını gezmeye çalışmıştık. Tüm İtalya gezi yazılarıma şu linkten ulaşabilirsiniz. Fransa da, çekilen filmler açısından en az İtalya kadar alternatif sunuyor. Çok sevdiğim Fransa filmleriyle devam ediyorum. A Good Year: Bir İngiliz yatırım komisyoncusuna, çocukluğunun çoğunu geçirdiği amcasının Provence'taki bağı ve şatosu miras kalıyor. Satmak üzere gittiği bölgede bambaşka bir hayatı keşfediyor. IMDB puanı 7. Amelie: Anne ve babasını kaybetmiş olan ve Paris'te yaşayan Amelie, kendini başkalarının hayatlarını yoluna koymaya, onları mutlu etmeye adamış. Yardımlarını fark ettirmeden, bu durumdan bihaber olan insanların hayatlarını kolaylaştırarak yapıyor. IMDB puanı 8,3. Midnight in Paris: Bir senaryo yazarı nişanlısının ailesi ile Paris'te seyahatteyken, her gün gece yarısı 1920'lere yolculuğa çıkmaya başlıyor. IMDB puanı 7,7. Before Sunset: Üç serilik filmin ikincisi. Bu sefer çiftimiz, 9 sene sonra Paris'te buluşuyor. IMDB puanı 8. Paris, Je T'aime: 20 farklı yönetmenden 20 farklı konu ile Paris'te geçen kısa hikayelerden oluşan bir film. IMDB puanı 7,2. French Kiss: Nişanlısı Paris'ten arayıp bir Fransız kadınına aşık olduğunu itiraf edince başrolümüz onu geri kazanmak için uçuş korkusunu yenip Paris'e gitmeye karar veriyor. IMDB puanı 6,6. The Da Vinci Code: Dan Brown'un romanından uyarlanan bir film. Simgebilim uzmanı başrolümüz, gizemli bir cinayeti çözmeye çalışıyor. Kriptoloji uzmanı bir Fransız bilim kadını da kendisine yardım ediyor. IMDB puanı 6,6. Tüm Fransa gezi yazılarıma şuradan ulaşabilirsiniz. İstikamet Yunanistan, Yunanistan'ı özleyenler için filmler geliyor. Before Midnight: Üç filmlik serinin sonuncu filmi, bu sefer çiftimizi Yunanistan'da görüyoruz. IMDB puanı 7,9. Mamma Mia: Evlenmek üzere olan bir genç kadın, babasının kim olduğunu bilmiyor ve öğrenmek istiyor. 20 yıl önce annesinin bir Yunan adasında birlikte olduğu üç adamı araştırmaya başlıyor. Müzikal türünde bir film, IMDB puanı 6,4. Captain Corelli's Mandolini: 1940'lı yılların başında İtalyanlar tarafından işgal edilen küçük ve huzurlu bir Yunan adası işgalin ardından harap olur. İşgal ordusundaki rütbeli askerlerden biri olan Yüzbaşı Corelli, başlarda işgal güçlerinden yana gibi görünse de zamanla yerli halk tarafından tanındıkça sevilen biri olur. IMDB puanı 5,9. The Two Faces of January: Amerikalı bir çift Atina'ya tatile gidiyor. Burada tur rehberi olan biriyle tanışıyorlar ve bazı sırlarına onu da ortak ediyorlar. IMDB puanı 6,2. Bunların yanı sıra The Bourne Identity ve Tomb Raider The Cradle of Life gibi meşhur aksiyon filmlerinin bazı sahneleri de Yunan adalarında çekilmiştir. Şimdi sırada Tayland var, Tayland'da geçen filmlerin bazılarını paylaşacağım. The Beach: Amerikalı bir genç macera arayışı için Tayland'a gidiyor. Burada tanıştığı bir Fransız çift ile çok az kişinin bildiği bakir bir adaya gidiyorlar. IMDB puanı 6,7. The Impossible: Bir aile noel tatili için Tayland'a gidiyor. Her şey çok güzel giderken 26 aralık 2004'te yaşanan tsunami felaketini yaşıyorlar. IMDB puanı 7,6. Bridget Jones The Edge of Reason: Bridget Jones serisini birçoğunuz duymuşsunuzdur. Romantik komedi türündeki serinin bu ikinci filmi ve bazı sahneleri Phuket'te geçiyor. IMDB puanı 6. The Hangover Part II: Bu filmi de izlemeyen birkaç kişi kaldıysa diye bu listeye koyayım dedim. 🙂 Beş arkadaş aralarından birinin düğünü için Tayland'a gidiyor ve Bangkok'ta unutulmaz bir bekarlığa veda onları bekliyor. IMDB puanı 6,4. Up: 78 yaşında bir adam çok sevdiği eşi öldükten sonra evini balonlarla uçurup seyahat etmeye başlıyor, peşine de şirin bir ufaklık takılıyor. IMDB puanı 8,2. Mouk: Mouk ve arkadaşı Chavapa'nın dünyayı dolaşıp yeni arkadaşlarla tanışmasının konu alan çizgi dizi. IMDB puanı 7,6. Carmen Sandiego: Dünyayı dolaşan usta bir hırsızın maceraları. Netflix'te 10'ar bölümlük 2 sezon var, 7 yaş üzeri için tavsiye ediliyor, IMDB puanı 7,9. Go Jetters: Dört tane süper kahramanın dünyanın dört bir yanında çıkan problemler karşısındaki maceraları. IMDB puanı 8,3. Super Wings: Jett adında bir uçak dünyanın farklı yerlerindeki çocuklara paketler götürüyor ve arkadaşları Süper Kanatlar ile birlikte problemleri çözüyor. Türkiye bölümü de var, IMDB puanı 6,3. Seyahat temalı bir içerik listesi daha yaptım, orada da çok güzel belgeseller var, mutlaka göz atın. Evde kalınan günlerde işinize yarayabilecek diğer yazılarımı da paylaşıyorum, onlara da göz atmanızı öneririm. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/14/istanbul-adalarda-kiralik-tatil-evleri", "text": "Boş vakitlerinin çoğunu seyahat planı yapmaya harcayan biri olarak, şu an gezemiyor olsam da sürekli nerelere gidebilirim diye araştırma yapıyorum. Tabi ki korona döneminde baktığım tüm yerler Türkiye'de, konaklama araştırmalarım da kamp veya ev üzerine genelde. Evde kalmanın korona açısından ne faydası var derseniz, tamamen kendinize ait bir yerde kaldığınız için fazla sosyalleşmek gerekmiyor. ayrıca isterseniz kaldığınız evi baştan aşağı temizleyebilirsiniz, kaldı ki bazı ev sahipleri her misafir sonrası evi dezenfekte ediyor. Son olarak, dışarıda yemek konusunda hassassanız yemeklerinizi evde yapıp dışarıdan yemek zorunda kalmazsınız. Bu kadar araştırıyorum bari topluma bir faydam olsun dedim, favorilerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. 🙂 İlk olarak İstanbul Adalar'da tatil için kiralık evler ile başlıyorum; Heybeliada, Büyükada, Kınalıada ve Burgazada için kiralık tatil evleri listem sizlerle. Sıralamayı bütçeye göre yaptım; en ucuzdan en pahalıya doğru. Öncelikle daha önce hiç airbnb kullanmadıysanız alttaki yazımı okumanız faydalı olacaktır. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. Cosy Flat with a garden: Kınalıada'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip, ayrıca bahçesi var. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi gerekli tüm aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.90 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. A Lovely & Stylish Island Home Filled with Flowers: Heybeliada'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evin orijinali 1930 yılından kalmayımış ve restore edilmiş. Buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi gibi aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.96 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. LOVELY HOUSE IN PRINCES ISLANDS: Heybeliada'da yer alan iki yatak odasına sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evin 150 yıllık olduğunu belirtmişler. Buzdolabı ve çamaşır makinesi evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.68 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Cosy Historical İsland House: Büyükada'da yer alan ev tek odaya sahip. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Ev 1800 yılından kalma tarihi bir ev. Buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi gibi aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.79 yani çoğunluk olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Sakin ve Huzurlu, Teraslı Dubleks Ev: Büyükada'da yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi gerekli tüm aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.96 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Lale Köşk 3: Büyükada'da yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Çamaşır makinesi ve buzdolabı gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.98 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Buraya kadar olan evler gecelik 500 TL altında kalanlardı, şimdi biraz daha yüksek fiyatlı olanları paylaşacağım. Istanbul Prince's Island: Büyükada'da yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi gerekli tüm aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.80 yani çoğunluk olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Lale Köşk apartment 2: Büyükada'da yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 7 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Çamaşır makinesi ve buzdolabı gibi aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes tam puan vermiş. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Cute Concept House: Burgazada'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi gerekli tüm aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.88 yani çoğunluk olumlu ayrılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Historical mansion with sea and forest view: Büyükada'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 7 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Ev 1907 yılından kalma tarihi bir ev. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi gerekli tüm aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.68 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki evlerin hiçbirinde konaklamadım, kendi araştırmalarım belki size de faydalı olur diye paylaştım. Yüzlerce ev arasından yorumları ve fotoğrafları inceleyerek seçiyorum, size de zaman kazandırır diye düşünüyorum. Siz de evlere bakarken yorumları incelemeyi unutmayın. Yazı hoşunuza gittiyse, emeğe saygı için beğenmeyi unutmayın. 😉 Sizin önereceğiniz evler olursa da yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/15/dikili-ve-bergamada-kiralik-tatil-evleri", "text": "Boş vakitlerinin çoğunu seyahat planı yapmaya harcayan biri olarak, şu an gezemiyor olsam da sürekli nerelere gidebilirim diye araştırma yapıyorum. Tabi ki korona döneminde baktığım tüm yerler Türkiye'de, konaklama araştırmalarım da kamp veya ev üzerine genelde. Evde kalmanın korona açısından ne faydası var derseniz, tamamen kendinize ait bir yerde kaldığınız için fazla sosyalleşmek gerekmiyor. ayrıca isterseniz kaldığınız evi baştan aşağı temizleyebilirsiniz, kaldı ki bazı ev sahipleri her misafir sonrası evi dezenfekte ediyor. Son olarak, dışarıda yemek konusunda hassassanız yemeklerinizi evde yapıp dışarıdan yemek zorunda kalmazsınız, ben de zaten çoğunlukla kendi mutfağı olan yerleri seçtim. Sadece birkaç tane sakin ve temiz butik otel seçtim. Bu kadar araştırıyorum bari topluma bir faydam olsun dedim, favorilerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. 🙂 Dikili çevresi için kiralık tatil evleri listem sizlerle. Bu listede Dikili'de, Bergama'da ve Bademli'de kiralık tatil evleri de var. Sıralamayı bütçeye göre yaptım; en ucuzdan en pahalıya doğru. Öncelikle daha önce airbnb hiç kullanmadıysanız alttaki yazımı okumanız faydalı olacaktır. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. San|Art görülmeye değer bir yer: Bergama'da yer alan butik otelin sadece beş odası bulunuyor, yani fazla kalabalığa karışmıyorsunuz. Serpme kahvaltı fiyata dahil. Otelin puanı 5 üzerinden 4.80 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. ATTALOS HOTEL: Bergama'da yer alan butik otelin sekiz odası bulunuyor, yani fazla kalabalığa karışmıyorsunuz. Serpme kahvaltı fiyata dahil. Otelin puanı 5 üzerinden 4.92 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. ATTALOS AİLE SÜİT ODALARI: Bergama'da yer alan butik otelin sekiz odası bulunuyor, yani fazla kalabalığa karışmıyorsunuz. Serpme kahvaltı fiyata dahil. Otelin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. THE STONE COTTAGES ON THE OLIVE FARM: Bademli köyünde yer alan çiftlikte iki adet tek odalı taş ev var ve banyo, mutfak ortak kullanımda. fiyata bu iki evin tamamı mı dahil onu tam anlamadım, ev sahibine sormak gerekebilir. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.77 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Penthouse fully furnished with amazing view: Dikili merkezde yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Herkes kendi havlu ve nevresimlerinizi getirin diye not düşmüş, sanırım bunlar evde bulunmuyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.33 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. TARİHİ SOKAKLARDA SİZE ÖZEL EVİNİZ: Bergama'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.88 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Fully furnished Villa with Garden: Dikili merkezde yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.97 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. A HIDDEN PARADISE ON THE OLIVE FARM: Bademli'de yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.78 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Blue, Green, White... Aegean villa with seaview!: Dikili'de yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.73 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Denize sıfır, kalem adası karşısı: Dikili'de yer alan ev dört yatak odası ve bir salona sahip. Evde 10 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Dream House by the Aegean Coast: Bademli'de yer alan ev beş yatak odası ve bir salona sahip. Evde 11 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Ev, dekorasyon dergilerine filan çıkmış, yani epey hoş gerçekten. Evin puanı 5 üzerinden 4.67 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki evlerin hiçbirinde konaklamadım, kendi araştırmalarım belki size de faydalı olur diye paylaştım. Onlarca ev arasından yorumları ve fotoğrafları inceleyerek seçiyorum, size de zaman kazandırır diye düşünüyorum. Siz de evlere bakarken yorumları incelemeyi unutmayın. Favorilerime eklemiş olsam bile hiç yorum yapılmayan evleri bu listelere koymuyorum. Yazı hoşunuza gittiyse, emeğe saygı için beğenmeyi unutmayın. 😉 Sizin önereceğiniz evler olursa da yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/16/marmaris-cevresinde-kiralik-tatil-evleri-ve-villalar", "text": "Boş vakitlerinin çoğunu seyahat planı yapmaya harcayan biri olarak, şu an gezemiyor olsam da sürekli nerelere gidebilirim diye araştırma yapıyorum. Tabi ki korona döneminde baktığım tüm yerler Türkiye'de, konaklama araştırmalarım da kamp veya ev üzerine genelde. Evde kalmanın korona açısından ne faydası var derseniz, tamamen kendinize ait bir yerde kaldığınız için fazla sosyalleşmek gerekmiyor. ayrıca isterseniz kaldığınız evi baştan aşağı temizleyebilirsiniz, kaldı ki bazı ev sahipleri her misafir sonrası evi dezenfekte ediyor. Son olarak, dışarıda yemek konusunda hassassanız yemeklerinizi evde yapıp dışarıdan yemek zorunda kalmazsınız, ben de zaten hep kendi mutfağı olan yerleri seçtim. Bu kadar araştırıyorum bari topluma bir faydam olsun dedim, favorilerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. 🙂 Marmaris ve çevresinde yer alan Selimiye, Söğüt, Bozburun, Turunç gibi tatil beldeleri için kiralık yazlık evler ve villalar listem sizlerle. Bu evlerin içinde pahalı lüks villalar da var, bütçe dostu mütevazi evler de, iki kişilik minicik evler de var maaile kalabileceğiniz büyük evler de. Sıralamayı bütçeye göre yaptım; en ucuzdan en pahalıya doğru. Öncelikle daha önce airbnb hiç kullanmadıysanız alttaki yazımı okumanız faydalı olacaktır. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. Suzan house 2: Bozburun'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Studio apartment by the sea: Marmaris'te yer alan evde ayrı yatak odası yok, açık mutfaklı bir salona sahip, yatağın bulunduğu kısım kısa bir duvarla ayrılmış. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Köprülü ev: Selimiye'de yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.90 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Turkish Delight: Turunç'ta yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 8 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Superior Apartment in Loryma Resort: Turunç'ta yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Stylish Luxury place sea near by with amazing View: Selimiye'de yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ütü gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Villa Manzara Stone Cottage: Selimiye'de yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Secret House: Marmaris'te yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Seaview apartment on the beach: Marmaris'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. A PEACEFUL HOUSE VILLA WILLOW HUZURLU BİR EV: Söğüt'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Denize Sıfır Huzurlu Tatil: Selimiye'de yer alan evde ayrı yatak odası bulunmuyor, açık mutfaklı bir salona sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. For rent villa Marmaris: Hisarönü'nde yer alan ev üç yatak odası ve iki salona sahip. Evde 10 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Roof Terrace House with Perfect Location: Marmaris'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Asya Inn: Selimiye'de yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.91 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Buyulu Deniz Manzarali Villa: Söğüt'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.83 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Stonevillas \"SakinVadi\": Orhaniye'de yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde çamaşır makinesi, buzdolabı gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Villa Elma: Turunç'ta yer alan ev dört yatak odası ve bir salona sahip. Evde 10 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Almond Tatil Evi: Selimiye'de yer alan ev beş yatak odası ve bir salona sahip. Evde 10 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.94 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Çakıl Evi: Söğüt'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.90 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. CarpeDiem Seaside-Unique property with private jetty: Söğüt'te yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.86 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. VILLA DURU offering tranquility: Söğüt'te yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Denize Sıfır Müstakil Taş VİLLA: Söğüt'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.95 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. La Manzana: Söğüt'te yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Eve sadece bir yorum yapılmış, o da olumlu Ev çok güzel göründüğü için listeye koymadan edemedim. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Massi House: Selimiye'de yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki evlerin hiçbirinde konaklamadım, kendi araştırmalarım belki size de faydalı olur diye paylaştım. Yüzlerce ev arasından yorumları ve fotoğrafları inceleyerek seçiyorum, size de zaman kazandırır diye düşünüyorum. Siz de evlere bakarken yorumları incelemeyi unutmayın. Favorilerime eklemiş olsam bile hiç yorum yapılmayan evleri bu listelere koymuyorum. Yazı hoşunuza gittiyse, emeğe saygı için beğenmeyi unutmayın. 😉 Sizin önereceğiniz evler olursa da yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/17/izmir-karaburunda-kiralik-tatil-evleri", "text": "Boş vakitlerinin çoğunu seyahat planı yapmaya harcayan biri olarak, şu an gezemiyor olsam da sürekli nerelere gidebilirim diye araştırma yapıyorum. Tabi ki korona döneminde baktığım tüm yerler Türkiye'de, konaklama araştırmalarım da kamp veya ev üzerine genelde. Evde kalmanın korona açısından ne faydası var derseniz, tamamen kendinize ait bir yerde kaldığınız için fazla sosyalleşmek gerekmiyor. ayrıca isterseniz kaldığınız evi baştan aşağı temizleyebilirsiniz, kaldı ki bazı ev sahipleri her misafir sonrası evi dezenfekte ediyor. Son olarak, dışarıda yemek konusunda hassassanız yemeklerinizi evde yapıp dışarıdan yemek zorunda kalmazsınız, ben hep kendi mutfağı olan yerleri seçtim. Bu kadar araştırıyorum bari topluma bir faydam olsun dedim, favorilerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. 🙂 Bütçe dostu oluşu ve turkuaz deniziyle son zamanlarda tatilcilerin gözdesi olan Karaburun için kiralık tatil evleri listem sizlerle. Sıralamayı bütçeye göre yaptım; en ucuzdan en pahalıya doğru. Öncelikle daha önce airbnb hiç kullanmadıysanız alttaki yazımı okumanız faydalı olacaktır. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. Lebiderya Çatı Katı: Karaburun'a 12 km mesafedeki Kaynarpınar köyünde yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı ve klima mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.81 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Karaburun merkeze biraz uzak olsa da ev güzel ve fiyatı çok uygun olduğu için listeye ekledim. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Manzaralı Bahçeli Oda-2: Karaburun'a 5 dk mesafedeki Saip köyünde yer alan apart, mutfaklı stüdyo dairelere sahip. Odada 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı ve ütü mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. YOGA HOUSE: Karaburun'da yer alan ev iki yatak odasına sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.95 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Çiftlik Evi: Karaburun'a 20 km mesafedeki Mordoğan'da yer alan çiftlik evinde bir yatak odası ve bir salon bulunuyor. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.75 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Karaburun merkeze biraz uzak olsa da alternatif olması için listeye ekledim. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Taş Evimizin Misafir Suiti: Karaburun'da yer alan ev bir yatak odası ve açık mutfaklı bir salona sahip. Ev sahipleri ile aynı yapı içinde ama ayrı girişi var. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Deniz, dağ ve köy deneyimi: Karaburun'un İnecik köyünde yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Panoramik Manzaralı Çatı Katı: Karaburun'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Panoramik Manzaralı Balkon ve Bahçeli Daire: Karaburun'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Panoramik Manzaralı Bahçeli Daire: Karaburun'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Denize 3 dk. Manzaralı Ev: Karaburun İncirlikoy'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. İskele Loft / Mükemmel manzara, Tam dezenfeksiyon: Karaburun'da yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Her misafir öncesi evi dezenfekte ediyorlarmış Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Rock and fig house with sea views: Karaburun'a 5 dk mesafedeki Saip köyünde yer alan ev, üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.87 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Deniz kenarında 1000 M2 bahçe içinde taş ev: Karaburun'a 20 km mesafedeki Mordoğan Manal koyunda yer alan ev, üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı ve bulaşık makinesi gibi gerekli aletler evde mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.75 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki evlerin hiçbirinde konaklamadım, kendi araştırmalarım belki size de faydalı olur diye paylaştım. Yüzlerce ev arasından yorumları ve fotoğrafları inceleyerek seçiyorum, size de zaman kazandırır diye düşünüyorum. Siz de evlere bakarken yorumları incelemeyi unutmayın. Favorilerime eklesem bile hiç yorum olmayan evleri bu listeye koymuyorum. Yazı hoşunuza gittiyse, emeğe saygı için beğenmeyi unutmayın. 😉 Sizin önereceğiniz evler olursa da yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/18/bozcaadada-kiralik-tatil-evleri", "text": "Boş vakitlerinin çoğunu seyahat planı yapmaya harcayan biri olarak, şu an gezemiyor olsam da sürekli nerelere gidebilirim diye araştırma yapıyorum. Tabi ki korona döneminde baktığım tüm yerler Türkiye'de, konaklama araştırmalarım da kamp veya ev üzerine genelde. Evde kalmanın korona açısından ne faydası var derseniz, tamamen kendinize ait bir yerde kaldığınız için fazla sosyalleşmek gerekmiyor. ayrıca isterseniz kaldığınız evi baştan aşağı temizleyebilirsiniz, kaldı ki bazı ev sahipleri her misafir sonrası evi dezenfekte ediyor. Son olarak, dışarıda yemek konusunda hassassanız yemeklerinizi evde yapıp dışarıdan yemek zorunda kalmazsınız, ben de zaten hep kendi mutfağı olan yerleri seçtim. Bu kadar araştırıyorum bari topluma bir faydam olsun dedim, favorilerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. 🙂 Bozcaada için kiralık tatil evleri listem sizlerle. Bu evlerin içinde merkezin dışındaki bağ evleri de var, merkezde yer alan evler de, hepsi içime sinen evler. Sıralamayı bütçeye göre yaptım; en ucuzdan en pahalıya doğru. Öncelikle daha önce airbnb hiç kullanmadıysanız alttaki yazımı okumanız faydalı olacaktır. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. Punta Stonehouse in the centre: Bozcaada merkezde yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.97 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Bozcaada'daki eviniz; Leyla 1: Bozcaada merkezde yer alan ev asma katlı bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.90 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Bozcaada'daki eviniz; Leyla 2: Bozcaada merkezde yer alan ev asma katlı bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Punta Ada Evleri : Bozcaada merkezde yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.86 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Şiraz Bağ Evleri 2: Bozcaada merkeze araba ile 5 dk. mesafede yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.83 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Şiraz Bağ Evleri 3: Bozcaada merkeze araba ile 5 dk. mesafede yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.44 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Bozcaada'ya Hoşgeldiniz: Bozcaada merkezde yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.90 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Şiraz Bağ Evleri 4 Bozcaada: Bozcaada merkeze arabayla 5 dk, yürüyerek 40 dk mesafede yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.84 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. The Priest's House: Bozcaada merkeze arabayla 5 dk mesafede yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.93 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Şiraz Bağ Evleri 6 Bozcaada: Bozcaada merkeze araba ile 5 dk. mesafede yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.83 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Private Villa Fully Equipped: Bozcaada Kaptan Bayırı mevkiinde yer alan villa üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.85 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Filika Bozcaada: Bozcaada'nın tam ortasında yer alan bağ evi üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Şipera Bağ Evi: Bozcaada Habbele Koyu'nda yer alan bağ evi üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Eve yalnızca bir yorum yapılmış ve olumlu o nedenle listeye almak istedim. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Bu ev hakkında bana özelden çok kötü bir yorum geldi, bilginiz olsun. Bozcaada Ova: Bozcaada'da yerleşimin az olduğu Ova bölgesinde yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. CASAMINI Villa: Bozcaada merkeze 3 km mesafede yer alan ev dört yatak odası ve bir salona sahip. Evde 7 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Eve yalnızca bir yorum yapılmış ve olumlu o nedenle listeye almak istedim. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. The Old Stonewell Vineyard: Bozcaada Habbele Koyu yakınlarında yer alan bağ evi iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Boreas Cottage Vineyard: Bozcaada merkeze yürüyerek 15 dk mesafede yer alan ev üç yatak odası ve bir salona sahip. Evde 8 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.94 yani herkes olumlu yorum yapmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki evlerin hiçbirinde konaklamadım, kendi araştırmalarım belki size de faydalı olur diye paylaştım. Yüzlerce ev arasından yorumları ve fotoğrafları inceleyerek seçiyorum, size de zaman kazandırır diye düşünüyorum. Siz de evlere bakarken yorumları incelemeyi unutmayın. Favorilerime eklemiş olsam bile hiç yorum yapılmayan evleri bu listelere koymuyorum. Yazı hoşunuza gittiyse, emeğe saygı için beğenmeyi unutmayın. 😉 Sizin önereceğiniz evler olursa da yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/21/turkiyenin-en-guzel-kamp-yerleri", "text": "İnsanlar büyük şehrin keşmekeşinden bıkıp son yıllarda doğaya dönmeye başladı. Bir yandan da sosyal medyanın etkisiyle seyahat etmek her zamankinden daha popüler hale geldi ve otel fiyatlarında önlenemez artışlar yaşanmaya başladı. Bunların sonucu olarak kamp yapmak her zamankinden daha fazla tercih edilir oldu. Son dönemde covid-19'un da etkisiyle en güvenilir seyahat yöntemlerinden biri yine kamp yapmak oldu. Ben çocukluğumdan beri kamp yapıyorum ve ne zamandır Türkiye kamp alanları listesini paylaşmak istiyordum. Kendi bildiklerime ek olarak instagram'da beni takip edenlerden öneriler istedim ve gelen güzel kamp önerileriyle birlikte size bir liste hazırladım. O zaman buyurun Türkiye'nin en güzel kamp alanları listesi sizlerle. Kolaylık olsun diye bölge bölge ayırdım. Bulabildiklerimin harita adresini ve internet adreslerini de paylaşıyorum, detaylı bilgileri websitelerinden kontrol edebilirsiniz. Liste kabarık olduğu için tüm detayları yazmam mümkün değil çünkü. 🙂 Benimle kamp ismi paylaşanlar, o kampı tavsiye ederken hakkında yorum yapmışsa alıntılayarak onları da ekleyeceğim. Bu arada burada yazan kamp alanlarından siz memnun kalmamış ya da kalmayacak olabilirsiniz, unutmayın ki gittiğiniz tarihlere, hava şartlarına, kamp alanını paylaştığınız insanlara göre tecrübeler değişebilir. Bu listedeki kamp alanlarında iyi veya kötü bir tecrübe yaşadıysanız, yorumlara yazabilirsiniz. İğneada'da Beğendik köyünde ve Mert Gölü çevresinde ücretsiz ve tesissiz olarak kamp yapabilirsiniz. Ücretli tesis olarak Bay Edi Çadır ve Karavan Kampı'nı düşünebilirsiniz. Kıyıköy'de kamp yapabileceğiniz birkaç alan bulunuyor. Bunlardan ilki Pabuçdere'de yer alan belediyenin kendi kamp alanı. Diğer kamp alanlarını da aşağıda listeliyorum. Not: Kıyıköy'ün hafta sonları çok kalabalık olduğunu ve kamp alanlarında rahatsız edici görüntüler yaşanabildiğini belirtmek isterim. İstanbul'da ve yakınlarında kamp yapabileceğiniz ücretli veya ücretsiz pek çok yer var, bildiklerimi ve önerilenleri yazıyorum. Şile Sahil Kamp Kendi websitelerinde tüm detayları bulabilirsiniz, ücretli bir kamp alanı. Poyrazlar Gölü Tabiat Parkı: Otomobil 21 TL, şahıs 7 TL, kamp için çadır başına 25 TL ücret veriyorsunuz. Kastro Çamlıköy Tabiat Parkı: Şahıs 6 TL, otomobil 18 TL, çadır başına günlük 40 TL ücret veriliyor. Gebze Ballikayalar Kanyonu Kamp Bolgesi: Otopark 20 TL, kamp yapmak için de 20 TL ücret isteniyor. (2020 fiyatları) Pazar günleri aşırı kalabalık oluyormuş. İznik Askania: İznik gölü kıyısında yer alan tesiste villa, taş ev, bungalov vs. farklı konaklama birimleri olduğu gibi karavanda konaklama şansı da bulunuyor. Mudurnu Sülüklü Göl: Burası bir tabiat parkı, içinde kamp alanı, piknik alanı, yürüyüş yolu ve tuvaletler bulunuyor. Erdek Kapıdağ Camping: Kendi çadırınızla konaklama yapabileceğiniz bir yer, çadır kiralama yok. Çadır + kişi sayısına göre fiyatlandırma yapıyorlar. Saros Camping: Burası kendi karavanınızla veya çadırınızla konaklayabileceğiniz bir alan, aynı zamanda bir beach club. Çanakkale Kömür Limanı: Saros Körfezi'nde yer alan denizi oldukça güzel bir koy. Biz eskiden ücretsiz kamp yapabiliyorduk burada ama artık ücretli olmuş. Yolu epey bozuk ama güzel bir yer. Demircioğlu Camping: Burada üçgen ahşap bungalovlarda, oba çadırlarında veya kendi çadırınızda konaklayabliyorsunuz. Uçmakdere Mocamp Çınar: Tekirdağ Şarköy'de yer alan kamp alanı denize sıfır konumda. Kendi çadırınızla konaklama yapabilirsiniz. Gökçeada Şen Camping: Kendine ait restoranı ve plajı bulunan bir tesis. Çadır veya bungalovlarda kalabiliyorsunuz. Not: Gökçeada çok rüzgarlı bir ada olduğu için ben çadır kampına pek uygun olduğunu düşünmüyorum şahsen, belirtmeden edemedim. Bozcaada Ada Camping: Tesiste kendi çadırınızda ya da karavanınızda kalabileceğiniz gibi kamp alanındaki bungalovlarda da konaklayabiliyorsunuz. Çanakkale Akliman Çağdaş Camping: Burada kendi çadırınız ve karavanınız ile kamp yapabiliyorsunuz. Kazdağları Hızır Kamp: Bu tesiste kendi çadırınızla konaklayabileceğiniz gibi ağaç evler, ahşap ve taş evler de bulunuyor. Assos Gargara Doğal Tatil Kampı: Kendi çadırınız veya karavanınızla konaklayabileceğiniz gibi tesiste bulunan asma çadırlarda veya çadır evlerde kalabiliyorsunuz. Kozluyalı Glamping Assos: Burada tesisin kendi bünyesinde bulunan çadır odalarda konaklayabiliyorsunuz. Tesiste restoran da bulunuyor. Son Gemi Assos: Burası sanıyorum Son Gemi Motel olarak geçiyor ama çadır da kurulabiliyormuş. Cunda Ada Kamping: Kendi çadırınız veya karavanınız ile kalabiliyorsunuz. Tesisin kendine ait bungalov ve karavanları da var. Deniz Camping Dikili: Kendi çadırınızda veya yerleşik 4 kişilik çadırlarda konaklayabiliyorsunuz. Bisikletli misafirlere %15 indirim uyguluyorlarmış. Zeytin Gölgesi: Kendi çadırınızda konaklayabileceğiniz bir kamp alanı, her çadır için bir ağaç altı yeri veriyorlarmış. Eski Foça'da üç kamp yeri önerilmiş ama Google yorumlarına baktığımda epey kötü yorumlar gördüm temizlik anlamında, belki bu sene korona sebebiyle fazla rağbet görmesi işletmeleri kötü etkilemiş olabilir. Yine de isimlerini yazıyorum: Sazlıca Camping, Acar Camping, Kosova Camping. Yelken Kayalıkları: Eski Foça ile Yeni Foça arasındaki bu sahilde ücretsiz kamp atabiliyorsunuz. Wc, elektrik vs. herhangi bir tesis bulunmuyor. Şirin Baba Camping: Kendi karavanınız veya çadırınızla konaklayabiliyorsunuz. Pingala Glamping: Tesiste bulunan karavanlarda veya glamping çadırlarda konaklayabiliyorsunuz. Hipo Kamp: Kendi çadırınız veya karavanınızla konaklama yapabiliyorsunuz. Ayrıca kendi bungalovları da var. Özdere Kalemlik Orman Kampı: Araç giriş ücreti 50 TL, çadır konaklama ücreti 60 TL. Mona Camp: Tesisin kendine ait karavanlarında veya glamping çadırlarında kalabiliyorsunuz. 3 gece ve üzeri konaklamalarda %20 indirim kampanyaları var. Begonvil Türkbükü: Kendi çadırınızda veya tesiste bulunan kıl çadır bungalovlarda konaklama yapabiliyorsunuz. Aktur Camping: Burası aslında bir tatil evleri sitesi ama kamp alanı da var. Genel olarak Türkiye'de en çok sevilen kamp yeri diyebilirim. Kendi çadır veya karavanınızda konaklayabiliyorsunuz, ayrıca oda tutabiliyorsunuz. Çubucak Camping: Kendi çadırınızla veya karavananızla konaklama yapabiliyorsunuz. Marmaris Sakin Batı: Tesisin kendine ait ağaç evlerinde vaya glamping çadırlarında konaklayabiliyorsunuz. Akbük Diem Camping: Kendi çadırınız veya karavanınızla konaklama yapabiliyorsunuz, ayrıca çadır kiralayabiliyorsunuz. Akyaka Orman Kampı: Çadır ve karavanla konaklama yapabildiğiniz gibi tesise ait taş evlerde de konaklayabiliyorsunuz. Kocabahçe Glamping: Tesisin kendi bünyesindeki farklı çadır alternatiflerinde ya da bungalovlarda konaklayabiliyorsunuz. Kamp alanına araçla ulaşım yok, Bozburun Germe Koyu'ndan tekneyle sizi alıyorlar. Dalyan Camping: Kendi çadırınızla konaklama yapabiliyorsunuz ya da tesiste bulunan farklı çeşitlerdeki bungalovlarda kalabiliyorsunuz. Kelebekler Vadisi Kamp Alanı: Kendi çadırınızla konaklayabildiğiniz gibi işletmede bulunan çadırlardan kiralayabilir ya da bungalovlarda kalabilirsiniz. Aktaş Beach Camping: Orman içinde bir aile işletmesi, çok kalabalık olmasına izin vermiyorlarmış. Kayalıklardan denize giriyorsunuz ama deniz harika. Pastoral Vadi Ekolojik Yaşam Çiftliği: Burada kısıtlı sayıda yere kendi çadırınızı kurabiliyorsunuz. Ayrıca tesiste taş, ahşap, kerpiç, bungalov evler var. Burdur Gölhisar Böğrüdelik Yaylası: Piknik veya kamp için uygun bir yayla. Yürüyerek Kbrya Antik Kenti'nden geçilerek yaylaya ulaşabiliyorsunuz. Tabi arabayla da gidiliyor. Kaş Joy Glamping: Glamping çadır, bungalov, taş oda, kütük ev ve apart oda gibi konaklama seçenekleri bulunuyor. Can Mocamp: Kendi çadırınızı kurabiliyorsunuz ama 3 kişilikten büyük çadır almıyorlarmış. Tesisteki bungalov, hazır çadır gibi alternatifleri de değerlendirebilirsiniz. Ohh Bee Camping: Kendi çadırınızda veya tesisteki çadırlarda konaklayabiliyorsunuz. Kaş Evren Camping: Kendi çadırınızda veya tesisin size sağladığı çadırlarda konaklayabiliyorsunuz. Kaş Camping: Tesiste ahşap evler ve bungalovlar bulunuyor. Ayrıca kendi karavanınız veya çadırınızla konaklama yapabiliyorsunuz. Seles Camping: Ahşap evler, köy odaları veya çadırlarda konaklama yapabiliyorsunuz. Andriake Camping & Glamping: Kendi çadırınız ya da karavanınız ile konaklama yapabiliyorsunuz ya da tesisten çadır kiralayabiliyorsunuz. Aylak Yaşam Kamp: Kendi çadırınızla konaklayabilir ya da tesiste bulunan çadır odalar, karavanlar veya ahşap evlerde kalabilirsiniz. Lazona Camping: Tesiste kendi çadırınızla ya da karavanınızla konaklayabiliyorsunuz. Kemer Beldibi Gizli Koy: Plajda kendi çadırınızla kamp atabiliyorsunuz, herhangi bir tesis yok. Arabayla kamp alanına yaklaşamıyorsunuz, biraz eşyaları taşımak gerekiyor. Üzümdere Milli Parkı: Antalya'nın Ibradı ilçesindeki parkta özel bir kamp alanı yok ama uygun buldukları yere kamp kuranlar oluyormuş. İncekum Orman Kampı: Kendi çadırınızla veya karavanınızla konaklayabiliyorsunuz, ayrıca çadır kiralama imkanı bulunuyor. Akçakıl Camping: Tesiste bulunan bungalovlarda konaklayabilir ya da kendi çadırınızı kurabilirsiniz. Pullu Tabiat Parkı: Kendi çadırınız veya karavanınız ile konaklayabileceğiniz gibi mevcut çadırlardan da kiralama yapılabiliyor. Akyar Koyu Kamp Alanı: Oldukça güzel bir koyun hemen yanıbaşında ücretsiz olarak kamp kurabiliyorsunuz, wc, su kaynağı vs imkanlar bulunmuyor. Gezende Barışı Kamp Alanı: Mersin Gülnar'da, baraj gölü çevresinde ücretsiz kamp kurabiliyorsunuz, herhangi bir tesis bulunmuyor. Başkonuş Yaylası: Kendi çadırınız veya karavanınız ile konaklayabileceğiniz gibi mevcut çadırlardan da kiralama yapılabiliyor. Deniz Camping Akçakoca: Kendi çadırınızda veya tesisteki ağaç evlerde konaklama yapabiliyorsunuz. Düzce Pürenli Yaylasi: Burası serbest kamp alanı, herhangi bir tesis yok. Bolu Yedigöller: Çadır veya karavan ile konaklama yapabilirsiniz, ayrıca civarda pansiyon ve bungalov evler de var. Bolu Mengen Şirinyazı Göleti: Burası bir milli park ve ücretli olarak kendi çadırınızla konaklama yapabiliyorsunuz. Ilgaz Dağı Milli Parkı: Kastamonu'daki park içinde kendi çadırınızla konaklama yapabiliyorsunuz ama tesis yok. Obruk Barajı Mesire Alanı: Çorum Oğuzlar'da yer alan mesire alanında ücretsiz çadır kampı yapabiliyorsunuz ama tuvalet vs. tesis bulunmuyor. Artvin Borçka Karagöl Tabiat Parkı: Park içerisinde kendi çadırınızla kamp yapabiliyorsunuz yalnız, aracınızdan indikten sonra eşyaları taşımanız gereken bir mesafe var, direkt kamp alanına araçla girilmiyor. Çamkoru Tabiat Parkı: Ankara'nın Çamlıdere ilçesinde bulunan, piknikçilerin de özellikle hafta sonu rağbet etti alanda kendi çadırınızla konaklayabiliyorsunuz. Aladağlar Milli Parkı: Kayseri Niğde arasında uzanan milli parkta kamp atabileceğiniz pek çok nokta bulunuyor. Milli park içinde, yürüyüş ile ulaşabileceğiniz harika şelaleler ve kanyonlar var. Gödet Vadisi: Karaman'da yer alan, Amerika'daki Grand Canyon'a benzetilen, iki tarafı derin kanyonlarla çevrili olan vadide ücretsiz olarak kamp kurabiliyorsunuz, herhangi bir tesis yok. Kaya Kamping: Kapadokya'da kamp yapmak kulağa hoş geliyor değil mi? Burada karavan veya çadırla konaklama yapabiliyorsunuz. Sabahları üzerinizden balonlar uçuyormuş. İlginizi çekebilecek diğer yazılarıma da göz atmanızı öneririm. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/07/28/koronavirus-covid-19-salgini-sirasinda-turkiyede-ucuslar-nasil", "text": "Not: Başka bir havayolu ile İstanbul Havaalanı'ndan Trabzon Havaalanı'na uçuş tecrübem de oldu, Pandemi Döneminde Türkiye'de Uçak Yolculuğu için güncellemelerimi ekledim. Öncelikle yurt içinde, şehirler arası herhangi bir toplu ulaşım aracıyla seyahat edebilmek için mutlaka HES Kodu almanız gerekiyor. Türkiye içinde kullanacağınız tüm şehirler arası toplu taşıma araçlarında, beraber seyahat ettiğiniz kişilerde COVID-19 testinin pozitif çıkması halinde sizi de bilgilendirebilmek için oluşturulmuş bir uygulama diyebiliriz. HES Kodu almak için iki yöntem var. Birinci yöntemde telefonunuza Hayat Eve Sığar uygulamasını indirmeniz gerekiyor. Uygulamayı açınca karşınıza çıkan HES Kodu İşlemleri menüsüne giriyorsunuz. HES Kodu Oluştur yazan yere tıklıyorsunuz ve kodun süresini seçiyorsunuz, ben bunu süresiz olarak seçtim. Oğlum için de yine aynı şekilde uygulamada Çocuklarım İçin yazan sekmeye tıklayıp aynı şekilde HES kodunu oluşturdum. HES kodu almak için ikinci yöntem ise 2023'e SMS göndermek. TC Kimlik No, TC Kimlik Seri No'nun son 4 hanesi ve gün sayısı olarak kodun süresini aralarında boşluklar bırakarak mesajla gönderiyorsunuz. HES kodunuzu aldıktan sonra normalde aldığınız gibi biletinizi alıyorsunuz, tek fark ek olarak HES Kodu girişi yapıyorsunuz. Trabzon hava alanında kapıdan içeri girerken ateşimiz ölçüldü yalnız yolcu olup olmadığımız, biletimiz vs sorulmadı, yani ateşi normal olan herkes içeri girebiliyor. Havaalanının daha boş kalması için bu önlem alınmalıydı bence. Normalde olduğu gibi güvenlikten geçip checkin noktasına ulaştık. Checkin kuyruğunda yerde sosyal mesafe uyarıları vardı. Havaalanı aşırı yoğun değildi, orta halliydi diyebilirim. Benim uçuşum Cumartesi günü 18:25 idi ama hava alanına erken gittiğim için 15:00'e aldırdım. Bu bilgiyi kalabalık durumunu karşılaştırmanız açısından verdim. İnişim Sabiha Gökçen Havalimanı'naydı ve tam bir kabustu. İnsanların yarıdan fazlası maskeyi düzgün takmıyor öncelikle. Ayrıca valizleri almak için beklediğiniz bantlara birkaç uçak birden yazıldığı için hınca hınç bir kalabalık söz konusu. Bulabildiğim en tenha yerde, geride bekleyerek, aralardan valizlerimizi görmeye çalıştım. Görür görmez maske üstüne siperlik takıp hızla valizleri aldım ve koşarak hava alanından uzaklaşmaya çalıştım gerçekten sinirlerim bozuldu. İnsanlar o kadar umursamaz ve o kadar hiç yaptırım yok ki, çok hayal kırıklığına uğradım. Güvenlik geziyor mesela, sosyal mesafe kurallarına uyalım diye yalandan sesleniyor ama herkes üst üste yani ne sosyal mesafesi Allah aşkına, maskelerimizi takalım diyor, maskeyi çeker gibi yapıp tekrar indiriyorlar. Gerçekten PESSS!! Aşağıdaki fotoğrafta olması gereken sosyal mesafeyi ve gerçekte olan sosyal mesafeyi çektim. Olması gereken sadece bir banttaydı, o da sanırım yolcular yeni geliyordu ya da valizler bitmişti, çok az insan vardı. Bu arada valizlerin olduğu kısma indiğimiz yerde bir dezenfektan noktası gördüm başka da dikkatimi çekmedi açıkçası. Son tecrübem sonrası ekleme: İstanbul Havaalanı'nda girişte uçuş belgeleri kontrol ediliyor ve yalnızca yolcular içeri alınıyor. Trabzon Havaalanı inişinde yine valiz sırasında herkes üst üsteydi. Tek avantaj valizler hemen geldi ve herkes valizlerini alıp uzaklaşınca ortam tenhalaştı. Sabiha Gökçen'de bir bantta birden fazla uçuşa ait valizler olması ve geç gelmesi sosyal mesafe açısından çok sıkıntılıydı. Şimdi bir de korona virüs (COVID-19) kapsamında uçak içi kurallardan bahsedeyim. Biz uçuşumuzu THY'ye bağlı olan Anadolu Jet ile geçekleştirdik, THY'de de aynı düzenin geçerli olduğunu tahmin ediyorum. Uçağa binerken hostesler sizi karşıladığı için içeri nispeten sosyal mesafeye uyarak giriyorsunuz diyebilirim. İçerideki hareketliliği azaltmak için kabin bagajına izin verilmiyor. Kişisel eşyalarınızın bulunduğu çantaları içeri alabiliyorsunuz. Ben bir bel çantası ve epey ağır bir sırt çantası(max 4 kilo deniyor ama kimse kontrol etmedi) ile kabine girdim ama çantamı koltuk altına sokuşturabildim. Uçaktan içeri girerken her bir yolcuya bir hijyen kiti veriliyor, kitlerin içinde 2 adet antiseptik mendil ve 1 adet tek kullanımlık maske bulunuyor. Uçuş sırasında battaniye, yastık ve yemek alamıyorsunuz. Yalnızca su servisi yapılıyor. Uçuş boyunca maskenizi takılı tutmanız zorunlu, çocuklar dahil. Yalnızca 2 yaş altı bebekler maskeden muaflar. Koltuklarda özel bir sosyal mesafeli oturma düzeni yoktu. Bizim yanımızda kimse yoktu ama çoğunlukla 3 koltuk dolu şekilde bir dağılım vardı. Uçaktan çıkış ne yazık ki korkunçtu. Sosyal mesafe kurallarına uyulması ve öndekiler çıktıktan sonra ayağa kalkılması konusunda anons yapılmasına rağmen herkes üst üste koridora yığıldı. Çoğu kişide maskelerin çeneye indiğini söylememe gerek yoktur sanıyorum. En önden ikinci sırada olmama rağmen koridora çıkamadım kalabalıktan korktuğum için. En sonunda bir hanımefendi, \"ben sırayı tutuyorum siz geçin\" diyerek sosyal mesafeli bir şekilde çıkışıma imkan verdi. Kabin görevlileri neden daha ileri seviye bir yaptırım uygulamıyor bu konuda anlayamadım. Kurallara uyulmadığı sürece açmıyoruz kapıları deseler mesela...?! Son tecrübem sonrası ekleme: THY de aynı şekilde hijyen kiti veriyor. Artık uçuşlarda su servisi de yapılmıyor, yalnızca istek üzerine su getiriliyor. Ayrıca 2 yaş üstü maske zorunluluğu 6 yaş üstü olarak güncellenmiş. Not: Gelen mesajlardan öğrendiğim kadarıyla Pegasus hijyen kiti de vermiyormuş. Benim pandemi döneminde uçak yolculuğu tecrübelerim bu şekilde. Ben açıkçası yaşadığım tecrübeler sonrası, zorunda kalmadıkça uçak yolculuğunu pek tavsiye etmiyorum. Ancak belki daha tenha saatler tercih ederek uçuş yapılabilir. Eğer pandemi döneminde farklı bir uçuş tecrübesi yaşadıysanız yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/08/07/olimpos-adrasan-cirali-kiralik-tatil-evleri", "text": "Boş vakitlerinin çoğunu seyahat planı yapmaya harcayan biri olarak, şu an gezemiyor olsam da sürekli nerelere gidebilirim diye araştırma yapıyorum. Tabi ki korona döneminde baktığım tüm yerler Türkiye'de, konaklama araştırmalarım da kamp veya ev üzerine genelde. Evde kalmanın korona açısından ne faydası var derseniz, tamamen kendinize ait bir yerde kaldığınız için fazla sosyalleşmek gerekmiyor. ayrıca isterseniz kaldığınız evi baştan aşağı temizleyebilirsiniz, kaldı ki bazı ev sahipleri her misafir sonrası evi dezenfekte ediyor. Son olarak, dışarıda yemek konusunda hassassanız yemeklerinizi evde yapıp dışarıdan yemek zorunda kalmazsınız, ben hep kendi mutfağı olan yerleri seçtim. Bu kadar araştırıyorum bari topluma bir faydam olsun dedim, favorilerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. 🙂 Bütçe dostu oluşu ve turkuaz denizleriyle Antalya'nın inceleri, tatilcilerin gözdeleri Olimpos, Adrasan ve Çıralı için kiralık tatil evleri listem sizlerle. Bu bölgedeki evler çoğunlukla bungalov tarzı. Sıralamayı bütçeye göre yaptım; en ucuzdan en pahalıya doğru. Öncelikle daha önce airbnb hiç kullanmadıysanız alttaki yazımı okumanız faydalı olacaktır. Bu linkten airbnb'ye kaydolursanız ilk konaklamanızda 200 TL indirim kazanırsınız, daha önce üyeyseniz başka bir mail adresiyle bu linkten yeniden kaydolabilirsiniz. TAŞ EV: Çıralı'da yer alan ev tek bir odaya sahip ama içinde mutfak da var. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. ORMAN, DAĞ VE DENİZ MANZARALI APART TAŞ EV: Adrasan'da yer alan ev, mini bir açık mutfağı olan tek odadan oluşuyor. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.94 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Forest Garden am Lykischen Wanderweg: Çıralı'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ocak, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Connecting with nature under thousands of stars. 2: Olimpos yakınlarında yer alan ev bir asma yatak alanı ve bir salona sahip. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.67 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. İki kişilik Tiny house: Adrasan'da yer alan ev, mini bir açık mutfağı olan tek odadan oluşuyor. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, klima, televizyon gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.97 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Küçuk ev : Adrasan'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.78 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Saklı Bahçe Doğa Evi: Adrasan'da yer alan ev, iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 7 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Ev için sadece bir değerlendirme yapılmış ve olumlu. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. A Divine House: Olimpos yakınlarında yer alan ev dört yatak odası ve bir salona sahip. Evde 8 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Özel Bahçeli Ve Mutfaklı Eviniz: Çıralı'da yer alan ev mini açık mutfaklı bir stüdyo. Evde 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.62 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Mavi ve yeşil arasında bir Bungalov: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Eve heniz iki değerlendirme yapılmış, ikisi de olumlu. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Villa Zumrut: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.86 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Orman ve Dağ Manzaralı Taş Ev: Olimpos'ta yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.78 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Kairos: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. ev için henüz iki değerlendirme var ve ikisi de olumlu. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Private Stone Cottage in the Forest: Olimpos'ta yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Campo Portakal, Eco Glamping in Bell Tent: Çıralı'da yer alan glamping çadırının açık havada bir oturma alanı ve bir de mutfağı var, kendi özel tuvaleti de bulunuyor. Çadırda 2 kişi konaklayabiliyorsunuz. Mutfakta buzdolabı, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Comfortable Bungalow for Families in Orange Garden: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. \"Family & Friends\" Bungalow: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 5 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.86 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. 3 villas: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.50 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Güzel tatil evi, sahile yakın sessiz yer: Çıralı'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.38 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Sunset studio 100mt from beach: Çıralı'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 3 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 4.83 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Konukevi Villa Narniam: Çıralı'da yer alan ev bir yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Ev için tek bir değerlendirme yapılmış ve olumlu. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Villa Narniam Apart: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Sunset Apartment 100 mt from beach: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 7 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Caretta Caretta Evi: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Eco Glamping in Safari tent, Campo Portakal: Çıralı'da yer alan glamping çadırda 6 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Çadırda buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ocak gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Çadırın puanı 5 üzerinden 4.90 yani çoğunlukla olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Orman içinde huzurlu bir tatil: Çıralı'da yer alan ev iki yatak odası ve bir salona sahip. Evde 4 kişiye kadar konaklayabiliyorsunuz. Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi ev aletleri mevcut görünüyor. Evin puanı 5 üzerinden 5 yani hep olumlu yorum yapılmış. Daha fazla detay, fiyatlar ve evin uygun tarihleri için buraya tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki evlerin hiçbirinde konaklamadım, kendi araştırmalarım belki size de faydalı olur diye paylaştım. Onlarca ev arasından yorumları ve fotoğrafları inceleyerek seçiyorum, size de zaman kazandırır diye düşünüyorum. Siz de evlere bakarken yorumları incelemeyi unutmayın. Favorilerime eklemiş olsam bile hiç yorum yapılmayan evleri bu listelere koymuyorum. Yazı hoşunuza gittiyse, emeğe saygı için beğenmeyi unutmayın. 😉 Sizin önereceğiniz evler olursa da yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/08/12/trakya-bag-rotasi-ve-gezi-rehberi", "text": "Bir Trakyalı olarak ne zamandır Trakya Bağ Rotası'nı gezmek istiyordum ve nihayet bu yaz fırsat bulabildim. Bağ rotası üzerindeki bağ evlerinden iki tanesine daha önce de gitmiş ve güzel vakit geçirmiştim, onları da tekrar ziyaret edip güncel durumlarını görmüş oldum. Özellikle İstanbul ve Trakya'nın geri kalanında yaşayanlar için çok keyifli bir hafta sonu planı olduğunu düşünüyorum. Bağ bozumu öncesi sizlere de bu seyahatimin detaylarını paylaşmak istiyorum, belki hemen plan yapmak istersinz. İşte size tüm detaylarıyla Trakya bağ rotası ve gezi rehberi. Trakya Bağ Rotası, Trakya Kalkınma Ajansı'nın destekleriyle Trakya Turizm İşletmecileri Derneği tarafından gerçekleştirilen Türkiye'nin ilk bağ rotası projesi. Tekirdağ, Şarköy, Gelibolu ve Kırklareli civarındaki 12 butik şarap üreticisi bu projede yer alıyor ve birlikte hareket ediyorlar. Aşağıda, 4 bölgede yer alan tüm bu işletmelerden bahsetmeye çalışacağım. Barbaros Bağ Evi, Tekirdağ'ın Barbaros kasabası tepelerinde yer alan 230 dönümlük alana yayılmış Barbare Bağları içinde yer alıyor. Bağ evi ve restoran yılın 12 ayı boyunca ziyaretçilere hizmet veriyor. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Günübirlik gidecekseniz, tadım menüsü kişi başı 105 (Eylül 2020 itibarıyla 120 olacakmış), 6 çeşit şarap tadılıyor, iki kişi olduğunuzda peynir tabağı da ikram ediliyor. Dilerseniz her şey dahil sistem konaklamayı da düşünebilirsiniz, Covid-19 önlemleri kapsamında otel kısmına şu anda yarı kapasiteyle misafir alıyorlar. Burası Tekirdağ bölgesindeki ve hatta Trakya bağ rotasındaki en popüler bağ diyebilirim. Popülerliğinin sebebi yurt dışında özendiğimiz bağ evlerini aratmayan hizmet kalitesi ve tesisin şık detaylarla bezeli sofistike ortamı diyebilirim. Barel Bağ Evi, 1997 yılında Akın ailesi tarafından kurulmuş, şu anda 100 dönüme ulaşan bir alanda üzümler yetişiyor. Barel ismi ailenin iki çocuğu Elif ve Barkın Akın kardeşlerin isimlerinden geliyor. Ağaçlar altında ferah bir ortam var. Tadım menüsü 70 , 6 çeşit şarap, köy ekmeği, zeytinyağ ve yöresel peynirlerle geliyor. Konaklama imkanı bulunmuyor, hafta içi 15:30-24:00 arası, hafta sonu 10:00-24:00 arası hizmet veriyorlar. Biz hafta içi ve mesai saati gitmemize rağmen gelenler vardı, hafta sonu için rezervasyon yaptırmakta fayda var. Bu arada Barel ismi ailenin iki çocuğu Barkın ve Elif kardeşlerin isimlerinden geliyormuş. Umurbey Şarapları, 1993 yılında Umur Arıner tarafından Trakya'da kurulmuş, Türkiye'de üretiminin tamamını kendi üzümleriyle gerçekleştiren ilk üretici olma özelliği taşıyor. Umurbey'in üretim tesisi ile bağlar arasında 500 metre kadar bir mesafe var. Bağlarda veya üretimhanede şu anda ziyaret imkanı bulunmuyor. Ancak Tekirdağ merkezde, sahil yolu üzerinde Umurbey Şarapevi'ne giderek şarapların tadına bakabilirsiniz. Özel bir tadım menüsü bulunmuyor, a la carte olarak yemeğinizi ve şarabınızı seçiyorsunuz. Chateau Nuzun, Nazan ve Necdet Uzun tarafından 2004 yılında kurulmuş. Trakya'da 146 dekar arazi alarak profesyenel şarapçılığa adım atmışlar. Normalde hafta sonları 14:00 ve 16:00'da iki seans olarak tadım yapılıyormuş ama şu anda Covid-19 nedeniyle durdurmuşlar. İsterseniz satış ofislerinden şarap alıp bağlara karşı açık havada şarabınızı içebilirsiniz. Ama epey rüzgarlı olduğu için bize bu seçenek uymadı açıkçası. Arcadia Bağları, Kırklareli bağ rotasında yer alan, oldukça büyük bir alana yayılmış bağlar, meyve bahçeleri ve otelden oluşan bir kompleks diyebilirim. Bağların bulunduğu köy Lüleburgaz'a bağlı ve Lüleburgaz'ın eski ismi ise Arcadiapolis imiş. Ayrıca Arcadia, mitolojide \"yeryüzünde cenneti andıran eşsiz güzellikte bahçe\" anlamında kullanılıyormuş. Bu nedenlerle bağların adını Arcadia koymuşlar. Şu anda Covid-19 nedeniyle sadece otel misafirlerine hizmet veriyorlar. Konaklamada kahvaltı, tadım ve akşam yemeği var, havuzlu ferah bir bahçesi var. Burası Trakya bağ rotasındaki favori yerlerimizden biriydi. Sadece gün batımı izlemek için bile tekrar gitmek isterim. Dessera Bağ Evi, 2004 yılında kurulmuş, otel ve restoranıyla birlikte yılın 12 ayı misafirlerine hizmet veriyor. Toplamda 200 dönümlük bağ alanına sahip. Her şey dahil konaklama yapabilir, sadece tadım, akşam yemeği veya sabah kahvaltısı için de ziyaret edebilirsiniz. Ortam oldukça keyifli, burası da Trakya bağ rotası favorilerimizden biri. Tadım menüsü peynir tabağı eşlinde 6 kadeh şaraptan oluşuyor, fiyat 75 . Otelde konaklarsanız şaraplı gün batımı turuna da katılabilirsiniz. Bir de Chamlija Şarapları var, Kırklareli'de 85 hektara yayılmış bir bağ alanı bulunuyor. Ancak burada turizm faaliyeti göstermiyorlar yani bireysel gidip tadım yapamıyorsunuz. Sadece büyük gruplarla çalışıyorlarmış, yani ziyaret için turlar veya markalarla işbirliği yapıyorlar sanırım. Yine de şarap satın almak için uğrayabilirsiniz. Buraya uzun boylu bir Tekirdağ Gezi Rehberi yazmayacağım çünkü o ayrı bir blog yazısı konusu olur ama bağ rotasını gezerken Tekirdağ'a yolunuz düşer ve birkaç yer görmek isterseniz diye önemli turistik yerlerini detaya girmeden paylaşacağım. Tekirdağ Arkeoloji Ve Etnografya Müzesi, bir Mimar sinan eseri olan Rüstem Paşa Cami, Rakoczi Müzesi, Muratlı Atatürk Evi, Namık Kemal Evi, Tekirdağ'a gittiğinizde gezip görebileceğiniz başlıca yerler arasında. Tekirdağ denince akla ilk gelen köfte oluyor. Açıkçası ben Tekirdağ köftesi neden meşhur çok anlamıyorum. Pek çok yerde yedim ama öyle çok aman aman beğenemedim. Yine de denemek isterseniz en meşhur yer Özcanlar, yani yerlisine de sorsanız burayı söyler. Temiz bir yer ve servis de düzgün. Son gidişimizde standart köfte yerine beğendili Süleymanpaşa köfte ve iskender gibi sunulan Özcanlar special denedik, fena değildi. Köfteci olarak alternatiflerden bazıları Meşhur Köfteci Kardeşler, Meşhur Köfteci Apti Özcan, İki Kardeşler ve Köfteci İbrahim. Ben aralarında müthiş fark var diyemem, dediğim gibi Tekirdağ köftesi bana sıradan gelen bir lezzet zaten. Biz en iyisi köfte yemeyelim derseniz de Arda Cunda 2'de rakı balık yapabilirsiniz. Köfte dışında Tekirdağ'da peynir helvası ve Hayrabolu tatlısını da deneyebilirsiniz, tatlılar için adres Şar Pastanesi. Kırklareli için de sadece merkezdeki başlıca görülebilecek yerleri yazacağım, zaten çok azlar. 🙂 Kırklareli'de doğal tarih örnekleri, bölgenin kültürel yaşam tarihi ile ilgili etnografik öğeler ve kent içinde ve çevresinde bulunan arkeolojik eserler sergileyen Kırklareli Müzesi ile Atatürk'ün Selanik'teki evinin birebir kopyası olan Atatürk Evi, Kırklareli merkezde gezebileceğiniz yerler arasında bulunuyor. Yukarıda belirtmiştim Tekirdağ köftesi neden meşhur anlamıyorum diye, bence Kırklareli köftesi çok daha fazla meşhur olmalıydı. Eğer yolunuz Kırklareli'ye düşerse mutlaka köftesinin tadına bakın. Biz Zafer Köftecisi'ni çok seviyoruz, esnaf lokantası tadında bir yer ama köftesi bizce Kırklareli'de en leziz olan yer. Kırklareli'nin genel olarak eti de güzeldir yani kebap da deneyebilirsiniz. Bahçeli Bursa İskender'in dönerini severim, Semazen Konya Mutfağının bıçak arası pidesi lezizdir. Bahçeli bir yerde ailemle yemek yiyeyim derseniz Leylandi ve Volkan Et Mangal güzeldir. Yiyip içmelik meyhane tarzı bir yer arıyorsanız, Gürdallar Restaurant'ı tavsiye edebilirim. Sadece bir şeyler içeyim, yanına da ufak çerez yeter derseniz Mezze 39'a gidebilirsiniz. Kırklareli'de köfte dışında peynir de güzeldir, beyaz peynir ve eski kaşar alışverişi yapabilirsiniz. Son olarak sucuk öveyim 🙂 Güçlü, Uluçay ve Kızılcıkdere sucuklarından alınabilir. İstanbul'dan veya bizim gibi Kırklareli'den gidiyorsanız bu rota hafta sonu için en uygunu bence. Daha uzun bir tatil planlayacaksınız Şarköy ve Gelibolu tarafında kalan bağları da gezebilirsiniz. Biraz aşağıda kaldığı için şimdilik gidemediğimiz, Trakya Bağ Rotası'nda bulunan diğer bağları da listeliyorum. Umarım ileride buralara da gitme fırsatımız olur. Siz gittiyseniz yorumlarınızı bekliyorum. İlginizi çekebilecek diğer yazılarıma da göz atmanızı öneririm. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Bağları ovaları festivalleri ile güzel ülkem. tabiki damak tadı herkesin farklı, amacım renkleri zevkleri tartışmak değil ancak tekirdağ köftesinde çok birşey bulamadım deyip rakı balık önermek de fazla popüler yaşam etkisinden kaynaklanıyor sanki. hataydan başlayıp rizeye kadar rakı-balık için önerilecek bin tane mekan önerisi yapılabilir ama tekirdağ köftesi için aynı şeyi düşünmüyorum. tabiki damak tadı herkesin farklı, amacım renkleri zevkleri tartışmak değil ancak tekirdağ köftesinde çok birşey bulamadım deyip rakı balık önermek de fazla popüler yaşam etkisinden kaynaklanıyor sanki. hataydan başlayıp rizeye kadar rakı-balık için önerilecek bin tane mekan önerisi yapılabilir ama tekirdağ köftesi için aynı şeyi düşünmüyorum. Merhaba, ben açıkça kendi fikrimi belirttim ama seveni de çok. Bu nedenle genel olarak en sevilen yeri de paylaştım. Rakı balık için de zaten Türkiye'de en iyi rakı balık yeri burası diye bir paylaşım değil bu. Sonuçta Tekirdağ gidildiyse ve deniz kenarında böyle bir keyif yapmak isteyen olursa, bana göre şehirdeki güzel bir mekanı paylaştım. Vakit ayırıp yorum yaptığınız için teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/09/08/igneada-gezi-rehberi", "text": "Çocukluğumda her yaz mutlaka İğneada'ya giderdik ama üniversite ve sonrası uzunca bir süre uğramamıştım. Evlendikten sonra yine her sene gitmeye başladık ve bir nevi İğneada muhtarı oldum diyebilirim. Bundan 4 yıl önce de bir İğneada gezi rehberi yazmış ve ufak tefek güncellemelerle o yazıyı bugüne kadar getirmiştim ama bu sene İğneada epey değişti, ben de yepyeni fotoğraflarla ve güncel bilgilerle baştan bir İğneada gezi rehberi yazısı hazırlamaya karar verdim. Buyurun o zaman, yerlisinden en kapsamlı ve güncel İğneada gezi notları sizlerle... Bu yazıda İğneada gezilecek yerler, İğneada yeme içme önerileri, İğneada konaklama önerileri, İğneada'da yapılacaklar ve İğneada plajları bulunuyor. İğneada'ya yılın dört mevsimi gidebilir, farklı deneyimler yaşayabilirsiniz ama en çok keyif almak için bence Haziran ve Eylül aylarını tercih etmelisiniz. Longoz ormanlarında su yüksekliği fazladır, gezileriniz daha keyifli geçer. Hava da genelde daha sakindir ama İğneada'nın havasının sağı solu belli olmaz yani hiçbir şeyin garantisi de yok. 🙂 İğneada'ya 2-3 gün ayırmak yeterli olacaktır. Tabi ki denizin güzel olduğu zamana denk gelirseniz daha uzun kalabilirsiniz. Bayramda gelmenizi pek tavsiye etmem, gerçekten anormal kalabalık oluyor, biz evden çıkmıyoruz bayramlarda. 🙂 İşiniz imkan veriyorsa en güzeli hafta iç gelmek tabi ki. İğneada'ya ulaşım için kullanacağınız yol; İstanbul'dan Çerkezköy, Saray, Vize, Poyralı, Demirköy, İğneada güzergahı. Bu yolu kullanarak 3 saat civarı bir süre sonra İğneada'ya varıyoruz. Yol üzerinde, Poyralı Demirköy arasındaki Yenice'de bir mola verip, Şen Kasap'ın harika etlerini tatmanızı tavsiye ederim. Biz hemen hemen her gidişimizde uğrar, İğneada öncesi ufak bir altlık yaparız. 🙂 Et dışında birçok taze köy ürünü de bulabilirsiniz. Bunun dışında yolda yapabileceğiniz bir diğer aktivite de Dupnisa Mağarası'na gitmek olacaktır. Hatta buralara kadar gitmişken turistik gezintiye açık bu mağaraya mutlaka uğramalısınız. Sulu ve kuru bölümlerden oluşan mağaranın toplam uzunluğu 3200 metredir. Küçükken izcilik zamanlarımda mağaranın bulunduğu alanda az kamp yapmamıştık, çok severim ve tavsiye ederim. Yalnız yılın belli dönemleri mağara kapalı oluyor, gitmeden bilgi almanızda fayda var. Hiçbir yere uğramadan gitseniz de İğneada yolu, baharda kanolalar, yazın ay çiçek tarlaları, sonbaharda rengarenk kışın da bembeyaz karlar altındaki harika orman manzaraları ile görsel bir şölen sunuyor adeta. Öncelikle benim İğneada'da hiç konaklama tecrübem olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum, hep kendi evimizde kalıyoruz. Yine de konaklama sorusu çok fazla geldiği için bazı tesisleri gezdim ve konaklayanların düşüncelerini aldım. Bu doğrultuda size İğneada konaklama önerileri vereceğim. 2020 yazında İğneada'ya Türkiye'nin en büyük Glamping tesisi olan Longosphere açıldı. Ben de tesisi gezip gördüm iki tip glamping çadırı bulunuyor: biri tuvaletsiz Sincap Çadırlar, diğeri içinde duşu ve tuvaleti olan, bungalovu andıran Kaplumbağa Çadırlar. Ortak tuvaletler oldukça temiz olduğundan küçük çadırlarda kalmak sıkıntı olmayacaktır. Tesiste restoran da bulunuyor ama yemek ve servisten memnuniyetsiz geri dönüşler aldım, sanırım henüz tam oturmayan şeyler var, ileride düzelecektir ama ben size söylemiş olayım. Tesisin oldukça büyük deniz tuzlu bir havuzu, geceleri açık havada ateş yaktıkları, barı olan bir meydanı, günübirlikçiler için mangal alanı ve macera parkı bulunuyor. Ayrıca alışveriş yapabilmek için ufak bir çarşı düşünülmüş. Ben gezip gördüğüm kadarıyla çok beğendim. İğneada'da bu sene açılan Hotel Rezve de oldukça hoş görünüyor. Beğendik yolunda yer alan otel Alaçatı evlerini andıran taş bloklardan oluşuyor, ortasında da havuzu var. Konaklayanlar memnun ayrılmışlar. Tabi bir de yıllardır İğneada'da hizmet veren İğneada Resort Hotel var. Konum olarak İğneada'nın tam merkezinde ve denize sıfır bir otel. Kendi plajı ve havuzu var. Bu saydıklarım İğneada'da şu anda en eli yüzü düzgün olan ve kapasite olarak da yer bulma şansınız olan yerler. Tabi bazen buralar da tamamen dolu olabiliyor. Bunların dışında beni takip edenlerin konaklayıp tavsiye ettiği daha bütçe dostu yerler de oldu, onları da paylaşmak istiyorum. Parlak Otel, Longoz Otel, Meltem Otel, Ada Yaz Evleri, Ev Pansiyon, Nehir Pansiyon, Beyaz Ev, İğneada Taş Ev ve Masal Ev. Kamp alanı olarak geçen sene By Edi oldukça güzeldi fakat ne yazık ki bu sene mekan el değiştirmiş ve sanırım biraz daha bakımsız durumdaymış. Bir de takipçilerimden Biricik Kamping önerisi geldi. Yine de kamp için düşünebilirsiniz. Ayrıca Mert Gölü mevkiinde, Beğendik Liman civarında veya Longoz ormanlarında da kamp yapılıyor. Airbnb'den İğneada soranlar için favori listeme eklediğim konaklama seçeneklerini de paylaşıyorum, göz atabilirsiniz. İğneada, Longoz ormanları ile öne çıkıyor, haliyle aktiviteler de bu doğrultuda şekilleniyor. Longoz ormanlarını keşfe çıkmanın en keyifli hali, kano ile Mert Gölü üzerinden ormana gitmek. Kanonun keyfi sadece longoz ormanlarında değil, sazlıklar arasında suda süzülürken de çıkıyor. Gün doğumu veya gün batımı saatlerini tavsiye ederim, mevsim olarak da Mayıs, Haziran, Eylül ve Ekim ayları en uygun zamanlar çünkü hem su seviyesi, hem hava sıcaklığı ideal oluyor. Kano yapmak için Mert Gölü'ne gitmeniz gerekiyor, kiralama için Halil Aydın ile instagram hesabından iletişime geçebilirsiniz. Gezi 1.5 saat civarı sürüyor, rehberli veya kendi başınıza çıkabiliyorsunuz. Bacaklar epey ıslanıyor, ona göre giyinmenizi öneririm. İğneada'da yeni popülerleşmeye başlayan bir aktivite de bisiklet turları. Sadece Longoz ormanlarına değil, farklı rotalara da turlar var. Bisiklet turları için Allegro Bisiklet Cihat Cafer ile instagram hesabı üzerinden iletişime geçebilirsiniz, rota detaylarını da profilinde paylaşıyor. Biz Şahin Deresi rotasını yaptık, tek yön 6 km civarıydı ve ham olmama rağmen fazla yormadı. Önce sağlı sollu ağaçlar arasında asfalt bir yoldan gidiyorsunuz, sonra ormanda keşifler yaparak ilerliyorsunuz. Sabah 6:30'da buluşup gittik, gerçekten çok keyif aldık, dönüşte de yol kenarındaki böğürtlenlere daldık. 🙂 Merkeze varınca da mis gibi denizde yorgunluğumuzu attık. Güne başlangıç puanım 10'du, size de şiddetle tavsiye ediyorum. Bu arada ben kendi bisikletimle gittim ama normalde bisikletleri Allegro kendisi sağlıyor, gayet kaliteli bisikletleri var. Longoz ormanlarını gezmenin bir başka yolu da ATV kiralamak. Mert Gölü'nün oraya giderseniz ATV'leri göreceksiniz, direkt sorabilirsiniz. Biz ortama yabancı olmadığımız için İğneada Resort'tan rehbersiz olarak kiralama yapıyorduk ama bu sene ATV ile hiç çıkmadık. Size rehberle çıkmanızı tavsiye ederim, en uygun rotaları gezdireceklerdir. Bunların dışında Limanköy'e uğrayabilir, Fransız Feneri'nin orada kendi sandalyelerinizi götürüp dalgaların kayalıklara çarpmasını izleyebilirsiniz. Hamam Gölü'ne veya Longoz Kuş Gözlem Kulesi'ne de gidebilirsiniz. Ayrıca Longoz ormanlarını yürüyerek keşfetmeyi de düşünebilirsiniz. İğneada'nın denizini güzel bulmak istiyorsanız çok önceden planlar yapmayın, rüzgarı takip edin ve ona göre gelin. Yazın çoğunlukla deniz dalgalı oluyor ve hatta bazen \"denize girenlere ceza kesilecektir\" uyarısı yapılacak kadar tehlikeli dalgalar olabiliyor. Denizin alttaki fotoğraftaki gibi pırıl pırıl ve dalgasız olduğu zamanlar da var elbette, bunu yakalamak istiyorsanız sabah mutlaka erkenden plaja gidin. Bu çarşaf gibi deniz ancak öğlene kadar sürer, en güzel zamanda bile öğleden sonra çırpıntı başlayacaktır. Tabi ki yine denize girilebilir ama kıyıya yosun gelmeye başlar. Deniz ve sahil tüm plajlarda kumdur ama arada bazı yerlerde giriş hafif taşlık olabilir ya da sahilde kuma deniz kabuğu kırıkları karışmış olabilir. Deniz sıcaklığı bana göre Türkiye'nin en ideal sıcaklığı diyebilirim. Çok ılık değil yani serinleyecek kadar soğuk ve girince buruşana kadar çıkmak istemeyeceğiniz cinsten. Bu fotoğrafın çekildiği yer İğneada merkez Şok Market'in önünde yer alan Sude Cafe'nin plajı. Tesisten şezlong şemsiye kiralayabilirsiniz ya da yan tarafında tesis olmayan kısımda kendi havlunuzla plajın tadını çıkarabilirsiniz. Buranın kumuna biraz deniz kabuğu kırkları karışmış durumda ama ayağınızı rahatsız etmiyor, deniz girişi de bu şekilde sonrası sadece kum. Deniz önce kalçaya kadar hızlıca derinleşiyor sonra o seviyede bir süre gidip yavaş yavaş derinleşiyor. Merkezden Limanköy'e doğru giderken yaklaşık 1 km sonra sağda Rota restoranı göreceksiniz. Onun önündeki plajın kumu benim bu sahilde en sevdiklerimden. Girişte hafif taşlık olan yerler olabiliyor ama genel olarak kumdur. Aşağıda restoran olarak da önereceğim zaten, işletmeden de memnun kalacağınızı düşünüyorum. Deniz yine bele kadar filan derinleşip sonra alçalıp artarak bir süre bu seviyelerde kalır, sonra derinleşmeye başlar. Gelelim İğneada'nın en sakin denizine sahip plajına. İğneada merkezde çok dalga olsa bile genelde sakin olan bir yer var ama maalesef orası tamamen bir işletmenin tekelinde. Burası eskiden Öğretmenler kampı olarak hizmet veriyordu fakat sonra terk edilmiş bir şekilde bırakıldı. Buranın bir kısmına Aqua Park ve havuz bulunan bir tesis yapıldı, plaja da şezlong şemsiye attılar. O terk edilmiş yıkık görüntünün kalkacak olmasına ilk başta çok sevindik fakat yüksek giriş ücretleri ve denize girişi tamamen kapatmaları oldukça sinir bozucu. Biliyorsunuz kıyı kanununa göre biz halk olarak her yerde denize girebilmeliyiz ve bu özgürlüğü elimizden alan her işletmeye oldukça tepkiliyim. Aslında şezlongların bulunmadığı boş bir kısım da var ama tesisi kullanmayıp, o kısma havlu atıp geçme şansınız yok çünkü plaja geçiş kısmını bariyerlerle tamamen kapatmış durumdalar. O yüzden ben bu işletmeyi protesto ediyorum artık. Umarım bir şekilde bunun önüne geçilir. Buranın denizi kumdur ve çok uzun süre diz boyunda gider, tam küçük çocuk dostu plajdır yani. Dalgalı bir günde dilerseniz deneyebilirsiniz. İğneada'nın popüler plajlarından biri de halk arasında Aşıklar Plajı olarak anılan İğneada limanının arkasında kalan plajdır. Buranın deniz girişinde ara ara taşlar var ama geneli yine kum. Burada ufak bir işletme var, ister onlardan şezlong kiralayabilir, ister kendi havlunuzla ücretsiz oturabilirsiniz. Burası da bazen merkeze göre daha az dalgalı oluyor, kontrol edebilirsiniz. Yalnız ne zaman gitsem hep kalabalık oluyor. Hafta sonu kalabalık olduğu zaman Beğendik plajında denize girmeyi düşünebilirsiniz. Tabi deniz dalgalıyken pek mümkün değil çünkü buranın denize girişi zaten taşlık, dalgalarla iyice zorlar. Bayram tatili gibi aşırı yoğun zamanlarda giderseniz burayı da boş bulamazsınız muhtemelen ama denemeye değer. Beğendik plajını, hafta sonu kalabalığında dalgasız deniz varsa tercih ediyoruz biz. Son olarak bizim kalabalıklardan ve dalgalardan kaçmak için ıssız koylarımız var. Yani ıssız dediğime bakmayın yine insanlar oluyor ama ulaşması epey zor olduğundan fazla kalabalık olmuyor. Limandan Limanköy'e giderken kıyı şeridi genelde kayalık ama bu kayalıkların arasında minik minik koylar oluyor. Ormanın içine dalıp dar patikalardan inmek sizin için iyi fikirse buraları keşfetmeye çıkabilirsiniz. Denizi biraz kayalık oluyor ama zemin kum. İğneada Sahili oldukça uzun ve genelde kumluk bir sahil, esasen gözünüze kestirdiğini her yerde denize girebilirsiniz. Mert gölü civarındaki plaj da başka bir alternatif, o tarafta denize girip akşam üstü hemen kanoya geçersiniz. 😉 Dalgalı olduğu zaman burası oldukça tehlikeli oluyor, lütfen kötü havada burada denize girmeyin. Geldik en sevdiğim konu başlığına, yaşasın yemek yemek. Beni tanıyanlar nasıl bir yiyici olduğumu bilirler. Yemek benim için gerçekten çok önemlidir. İğneada'da maalesef çok fazla önerebileceğim yer yok ama kısa süreli gelenleri tatmin edecek birkaç mekan önerebilirim. Rota Balık Restaurant, İğneada'da olduğumuz sürece sık sık rakı balık için tercih ettiğimiz bir yer. Fener kavurma, levrek simit, karides güveç, somon şiş ve lakerda benim favorilerim. Mevsim uygunsa kabak çiçeği dolması da güzeldir. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir mekan. Özellikle Cumartesi gidiyorsanız rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Eskiden beri var olan Çatkapı Et & Balık Restaurant 2021 yılında hem mutfağını hem de mekanın kendisini komple yenilemiş, inanılmaz güzel olmuş. Kalabalık arkadaş grubuyla gittiğimiz için neredeyse her şeyden söyledik ve lezzet şov yaşadık. Fotoğrafa koyduklarım sadece önden gelenlerdi, daha pek çok şey yedik ve gerçekten hepsi muazzam olmuş. Şiddetle tavsiye ederim. Kaldığınız yerin kahvaltısı yoksa, Limanköy civarında yer alan Uğur'un Yeri Lezzet Limanı'nı kahvaltı için mutlaka denemelisiniz. Hatta kahvaltı varsa bile denenebilir çünkü çok çeşitli ve güzel bir kahvaltı. Samimi ortamı, taze ve leziz ürünleriyle İğneada'nın en güzel kahvaltı mekanı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kumda kahvesini de içmeden ayrılmayın. Salçaları, reçeller vs. hep ev yapımı, mis gibi. İğneada'da bu sene yeni açılan üçüncü dalga kahveci Anlamlı Şeyler Dükkanı da kahve severlerin kurtarıcısı oldu. Sadece kahve değil aynı zamanda kadın girişimcilerden el emeği ürünler de satıyorlar. Kahve sevseniz de sevmeseniz de bir uğrayın derim. Kahveleri de bizden tam not aldı. Akşam yemeği için bir ikinci alternatife ihtiyacınız varsa Liman Restaurant'ı önerebilirim. Burada, limana karşı gün batımı muhteşemdir. Balıklar taze ve lezzetlidir, meze çeşidinin çok fazla olmaması üzüyor ama yine de fena değiller. Fiyatların da hesaplı olduğunu düşünüyorum. Üçüncü bir akşam yemeği alternatifi olarak Şahin Tepesi'ni önereceğim. Burası biraz daha salaş bir mekan ama hem uygun fiyatlı hem de balıkları güzel. Burası da Liman'a bakıyor ama bir tık geride kalıyor, aynı şekilde güzel bir gün batımı manzarası var. Peki biz öğle yemeği yemeyecek miyiz derseniz, hemen size Dobrodoşli'yi önereyim. Biz buranın köftelerini çok severiz. Ben hatta sucuğunu da seviyorum o yüzden köfte ve sucuk karışık porsiyon söylüyorum ama sucuğunu herkes sevmeyebilir. Tabi ki akşam yemeği için de gidebilirsiniz ama burası köy meydanında yer alan salaş bir lokanta olduğu için akşam diye bahsetmedim. Şimdilik benden bu kadar. Umarım İğneada Gezi Rehberi yazımdan faydalanıp güzel bir İğneada gezisi yaparsınız. Çevreyi temiz tutmayı unutmayın. Size şimdiden iyi tatiller! İğneada'dan paylaştığım instagram hikayelerine bakmak isterseniz, şuraya tıklayabilirsiniz. İlginizi çekebilecek diğer yazılarıma da göz atmanızı öneririm. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/10/07/gurcistanda-yasam-2020-elektronik-ve-market-fiyatlari", "text": "Türkiye'ye girişte aşağıdaki fiyatlar üzerinden net %11 vergi iadesi alabiliyorsunuz. Vergi iadesi nasıl alınır bilmiyorsanız, şu yazımı okuyabilirsiniz. 7.03.2023 tarihli güncel elektronik fiyatları için son youtube videomu izleyebilirsiniz. Türkiye'de, telefon dışında kalan Apple ürünleri Gürcistan'dan daha ucuz ve Apple Store'dan daha uygun fiyatlar da şurada. PlayStation 5 Oyun Konsolu + 2 kontrolör: 1939 GEL = 13193 TL, Türkiye fiyatı 18750 TL. Oculus Quest 2 128GB Sanal Gerçeklik Gözlüğü: 1599 GEL = 7369 TL, Türkiye fiyatı 7599 TL. Microsoft XBox X Oyun Konsolu 1 TB: 2599 GEL = 11971 TL, Türkiye fiyatı 12191 TL. Nintendo Switch Konsol: 1299 GEL = 5983 TL, Türkiye fiyatı 7199 TL. Xiaomi Mijia 1C Mop Robot Süpürge: 849 GEL = 3900 TL, Türkiye fiyatı 4399 TL. Xiaomi Air Fryer Yağsız Fritöz: 349 GEL = 1600 TL, Türkiye fiyatı 3900 TL. Kenwood MultiOne KHH326WH Mutfak Şefi: 1335 GEL = 3272 TL, Türkiye fiyatı 4662 TL. Delonghi ECOV311 Kahve Makinesi: 735 GEL = 1801 TL, Türkiye fiyatı 2729 TL. Bosch TDA5028110 Ütü: 225 GEL = 551 TL, Türkiye fiyatı 515 TL. Philips PowerPro City Toz Torbasız Süpürge: 575 GEL = 1409 TL, Türkiye fiyatı 1225 TL. Apple MacBook Air Intel Core i3 256GB 13.3 : 4099 GEL = 10037 TL, Türkiye fiyatı 8699 TL. HP Elite Dragonfly 13.3 İkisi Bir Arada Bilgisayar: 5599 GEL = 13723 TL, Türkiye fiyatı 11599 TL. Samsung Galaxy Tab 32GB 10.1\" Tablet: 789 GEL = 1931 TL, Türkiye fiyatı 2459 TL. iPad 7. Nesil 10.2 32 GB Wifi Tablet: 1350 GEL = 3303 TL, Türkiye fiyatı 3850 TL. Bosch A++ 578 lt No-Frost Buzdolabı: 3700 GEL = 9053 TL, Türkiye fiyatı 7589 TL. Bosch A+++ 1000 Devir 7 kg Çamaşır Makinesi: 1300 GEL = 3186 TL, Türkiye fiyatı 3699 TL. Bosch A++ 6 Programlı Bulaşık Makinesi: 2000 GEL = 4901 TL, Türkiye fiyatı 3950 TL. Samsung 55 4K Ultra HD Televizyon: 2429 GEL = 5952 TL, Türkiye fiyatı 6599 TL. Gürcistan'da Mart 2023 tarihli güncel market fiyatları için son youtube videomu izleyebilirsiniz. Karşılaştırmayı Gürcistan Carrefour ve Türkiye Carrefour fiyatlarını baz alarak yapıyorum. Farklı marketlerde ufak tefek değişiklikler illa ki olacaktır. Fiyatları takip etmek kolay olsun diye online marketin kendi sitesinde yazan ana kategorilere göre böldüm. Karşılaştırmalar için epey vakit harcadım, emeğe saygı için yazıyı beğenirseniz ya da yorum bırakırsanız çok mutlu olurum. Bugün bu yazıyı yazarken 1 GEL = 2.44 TL, her ürünün yanına buradaki TL karşılığını da yazacağım. Aslında kısa bir süre öncesine kadar 1 GEL = 2.10 civarıydı ve fiyatların TL karşılığı daha ucuz oluyordu. Türkiye'de, son döviz artışları market fiyatlarına henüz pek yansımamış gibi görünüyor, ileride belki karşılaştırmayı güncellerim. 1 Kg Dana Kıyma Fiyatı: 19.50 GEL = 47.53 TL, Türkiye fiyatı yağ oranına göre 41.9 53.9 72.9 şekinde değişiyor, burada aldığım kıyma 53.9'un kıvamına denk geliyor diyebilirim. 1 Kg Dana Kuşbaşı Fiyatı: 21.50 GEL = 52.44 TL, Türkiye fiyatı 45.90 TL. 1 Bütün Tavuk: 9.95 GEL = 24.27 TL, Türkiye fiyatı 14.95 TL. Bu arada Gürcistan'da tavukların inanılmaz lezzetli ve Türkiye'deki koşullardan daha sağlıklı olduğunu söyleyebilirim. 1 Kg Izgara Kanat: 7.95 GEL = 19.39 TL, Türkiye fiyatı 21.90 TL. 1 Kg Çupra: 25.5 GEL = 62.20 TL, Türkiye fiyatı 54.99 TL. 1 Kg Norveç somonu: 50 GEL = 121.98 TL, Türkiye fiyatı 84.99 TL. 1 Kg Patates: 1.2 GEL = 2.93 TL, Türkiye fiyatı 2.25 TL. 1 Kg Domates: 1.2 GEL = 2.93 TL, Türkiye fiyatı 3.95 TL. 1 Kg Soğan: 1.2 GEL = 2.93 TL, Türkiye fiyatı 2.99 TL. 1 Kg Pancar: 0.65 GEL = 1.59 TL, Türkiye fiyatı 4.99 TL. 1 Kg Patlıcan: 0.95 GEL = 2.32 TL, Türkiye fiyatı 4.99 TL. 1 Kg Karnabahar: 2.45 GEL = 5.98 TL, Türkiye fiyatı 4.99 TL. 1 Demet Maydanoz: 0.55 GEL = 1.34 TL, Türkiye fiyatı 1.99 TL. 1 Demet Yeşil Soğan: 0.90 GEL = 2.20 TL, Türkiye fiyatı 3.45 TL. 1 Demet Dereotu: 0.55 GEL = 1.34 TL, Türkiye fiyatı 1.99 TL. 1 kg Limon: 2.70 GEL = 6.60 TL, Türkiye fiyatı 5.98 TL. 1 kg Muz: 3.05 GEL = 7.46 TL, Türkiye fiyatı 12.90 TL. 1 kg Sarı Elma: 1.55 GEL = 3.79 TL, Türkiye fiyatı 6.95 TL. Mevsimler değiştikçe bu listelere ekleme yaparım, şimdilik sonbahar meyve ve sebzeleri var. 1 Lt Kutu Süt: 2.69 GEL = 6.58 TL, Türkiye fiyatı 4.95 TL. 1 Lt Günlük Süt: 2.85 GEL = 6.97 TL, Türkiye fiyatı 6.45 TL. 400 gr Yoğurt: 1.40 GEL = 3.43 TL, Türkiye fiyatı 4.95 TL. Not: Gürcistan'da yoğurtlar 400 gr. lık satılıyor, TR için yazdığım fiyat 450 gr yoğurt. Organik 10'lu Yumurta: 3.75 GEL = 9.17 TL, Türkiye fiyatı 15.75 TL. 125 gr Tereyağ: 4.80 GEL = 11.75 TL, Türkiye fiyatı 11.95 TL. 500 Gr Süzme Peynir: 7.99 GEL = 19.59 TL, Türkiye fiyatı 13.30 TL. 1 Kg İçim Kaşar Peynir : 27.50 GEL = 67.29 TL, Türkiye fiyatı 39.90 TL. 200 gr Labne Peynir: 3.90 GEL = 9.54 TL, Türkiye fiyatı 7.95 TL. Normal Ekmek: 0.70 GEL = 1.72 TL, Türkiye fiyatı 1.25 TL. 800 Gr Salça: 3.50 GEL = 8.58 TL, Türkiye fiyatı 9.45 TL. 500 ml Sızma Zeytinyağı: 11.20 GEL = 27.47 TL, Türkiye fiyatı 25.50 TL. 500 gr Barilla Makarna: 3.59 GEL = 8.80 TL, Türkiye fiyatı 5.25 TL. 500 gr Gürcü Makarna: 1.35 GEL = 3.31 TL, Türk makarnası 2.93 TL. 1 Kg Sofra Tuzu: 0.70 GEL = 1.72 TL, Türkiye fiyatı(1 kg bulamadım) 750 gr 3.45 TL-1.5 kg 6.50 TL. 1 Kg Toz Şeker: 2.20 GEL = 5.40 TL, Türkiye fiyatı 6.25 TL. 1 Kg Pirinç: 2.55 GEL = 6.25 TL, Türkiye fiyatı 6.45 TL. 1 Kg Un: 2.15 GEL = 5.27 TL, Türkiye fiyatı 6.90 TL. 150 gr Lays Cips: 3.65 GEL = 8.95 TL, Türkiye fiyatı 6.85 TL. 45 Gr M&M's Fıstıklı Draje: 1.30 GEL = 3.19 TL, Türkiye fiyatı 4.50 TL. 1 Lt Su: 0.60 GEL = 1.47 TL, Türkiye fiyatı 2.25 TL. 1 Lt Kola: 1.70 GEL = 4.17 TL, Türkiye fiyatı 4.75 TL. 1 Lt Lipton Ice Tea: 2.30 GEL = 5.64 TL, Türkiye fiyatı 5 TL. 1 Lt Maden Suyu: 1.25 GEL = 3.07 TL, Türkiye fiyatı 3.25 TL. Lipton 25'li Poşet Çay: 2.80 GEL = 6.87 TL, Türkiye fiyatı 11.95 TL. 200 Gr Cam Kavanoz Nescafe Gold Kahve: 18.80 GEL = 46.14 TL, Türkiye fiyatı 65.95 TL. Bu kısımda Türkiye ile karşılaştırma yapamıyorum çünkü online olarak alkol alışverişi yapılamadığından tam doğru market fiyatlarına ulaşamıyorum. Türkiye'deki fiyatları bilenler yorumlara yazarsa süper olur. Gürcistan'da online alkol alışverişi yapabiliyorsunuz bu arada. Gürcistan şarap ülkesi olduğundan çok fazla çeşit şarap var ve açıkçası onların fiyatlarına girersem çıkamam 🙂 Bizim sevdiğimiz orta halli markaların içimi güzel şarapları beyaz için 8 GEL'den başlıyor yani 19.64 TL, kırmızı için ise 11 GEL'den başlıyor yani 27 TL. Başka markaların daha uygun fiyatlı ya da daha pahalı şarapları var elbette. Ayrıca 5 LT'lik şaraplardan alırsanız daha da ucuza geliyor ve onlar da fena değil. Papia Tuvalet Kağıdı 32'li: 24.95 GEL = 61.23 TL, Türkiye fiyatı 59.90 TL. Ariel 1.5 Kg Toz Çamaşır Makinesi Deterjanı: 9.45 GEL = 23.18 TL, Türkiye fiyatı 15.90 TL. Fairy 1 lt El Bulaşık Deterjanı: 9.45 GEL = 11.53 TL, Türkiye fiyatı 13.32 TL. 400 Ml Sıvı Sabun: 3.70 GEL = 9.08 TL, Türkiye fiyatı 4.50 TL. Listerine 250 Ml: 8.40 GEL = 20.61 TL, Türkiye fiyatı 16.90 TL. Nivea 150 Ml Invisible Deodorant: 6.90 GEL = 16.93 TL, Türkiye fiyatı 18.90 TL. Head & Shoulders Şampuan 400 ml: 10.35 GEL = 25.38 TL, Türkiye fiyatı 18.75 TL. Gürcistan market fiyatları içinde eklemeyi atladığım, merak ettiğiniz ürünler varsa, yazının altında yorum olarak sorabilirsiniz, böylece herkes faydalanır. Gürcistan'da Market Fiyatları yazımı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gürcistan'da Yaşam ve daha pek çok konuda gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Merhaba, bu tablonun 2023 fiyatlarını da görmek isteriz. Teşekkürler. Deniz hanım merhaba batumda iş teklifi aldı eşim, orbi grup diye bir firma. Malumunuz var mıdır firma ile ilgili? instagramdan size ulaşmaya çalışıyorum. \"17 aylık bebeğim var karar vermekte zorlanıyorum. Merhaba, Zoommer en iyi fiyat verdiği için ben oradan almıştım telefonumu. Onun dışında Elit Electronics veya Alta Okay'dan alabilirsiniz. Dolar bence daha mantıklı. Zoommer en uygun fiyatlı olan güvenilir yer bana göre. Alta, Elit Electronics ve daha pek çok yer var."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/10/20/kamp-malzemeleri-listesi", "text": "Kamp yapmak doğayla iç içe olmak için en güzel yöntemlerden biri. Hele de günümüzde büyük şehirlerdeki kaos ortamı iyice artmışken ve şu dönem pandemi nedeniyle kalabalıklardan uzak durmak gerekiyorken en ideal tatil anlayışı kesinlikle kamp yapmak. Tabi kampınızın güzel geçmesi, kamp yeri ve kamp malzemeleri seçimi ile büyük ölçüde bağlantılı. Kamp için nasıl hazırlandığınız, kamp deneyiminizden tam anlamıyla zevk almanız açısından önemli. Yanlış malzeme götürürseniz, perişan olma riskiniz var. Bu da kamptan nefret etmenize sebep olabilir. İşte bu noktada, kamp hazırlığı konusunda yardıma ihtiyacı olanlar için bir yazı hazırlamak istedim. Bebekliğinden beri kamplarda büyümüş, okul çağlarında aktif olarak izcilik yapmış ve çalışırken de kamplara devam etmiş, toplamda belki yüzlerce kampa gitmiş biri olarak konu hakkında oldukça tecrübeli olduğumu söyleyebilirim. Oğlum doğduktan sonra onunla da kamp deneyimlerimiz oldu. Yurt dışına taşındığımızdan beri kamplar biraz sekteye uğrasa da bunca yılın tecrübesine dayanarak size güzel bir kamp malzemeleri listesi hazırlamaya çalışacağım. Öncelikle kamp yaparken olmazsa olmaz malzemeler ile başlamak istiyorum, ardından olsa iyi olur diyebileceğim kamp keyfini artıracak öneriler de olacak. Kamp çadırı seçerken nasıl bir kamp düşündüğünüz önemli bir parametre. Kendinize sormanız gereken bazı sorular var. Hangi mevsimlerde kamp yapacaksınız? Kaç kişi kamp yapacaksınız? Arabasız, sırt çantalı bir kamp gezisi mi olacak? Eğer dağcılık ya da kış kampı düşünmüyorsanız üç mevsim bir çadır herkes için oldukça yeterli olacaktır. Kaç mevsimlik alırsanız alın, kumaşın nefes alabilir ve su geçirmez olmasına dikkat edin. Arabasız kamp yapacaksanız, yani çadırınızı sırtınızda taşıyacaksanız öncelikle hafiflik önemli bir parametre haline gelecek. Ayrıca eşyanızı koyabileceğiniz bir aracınız olmadığı için çadır içinde kesinlikle çanta koymak için ekstra yer olmalı, yani iki kişiyseniz üç kişilik bir çadırla yola çıkmalısınız. Ayrıca çadır için kişi sayısı belirtilmiş olsa bile mutlaka ölçülerini inceleyin, bazı çadırların ölçüleri sizin kişi boyutu ya da yatış rahatlığı anlayışınızla uyuşmuyor olabilir. 🙂 Çadırın şekli, kolay kurulumu gibi konular da sizin için önemli olabilir. Çadır alırken özelliklerini okumayı atlamayın. Her bütçeye uygun çadır önerilerim için tık tık. Uyku tulumu için en önemli kriteriniz derece olmalı bana göre. Hangi mevsimlerde kamp yapacağınızı düşünüp ona göre sıcaklık derecesini belirleyebilirsiniz. Sıcakladığınız zaman uyku tulumunu açıp çıplak uyuyabilirsiniz ama soğuğun çaresi yok, o nedenle mümkün mertebe düşük dereceli bir uyku tulumu seçmenizi öneririm. Ama iyice de kış kampı tulumu alırsanız fazla sıcak tutacağından sürekli tulumu açmanız gerekir ve çok anlamsız olur. Örneğin bahar ve yaz aylarında kamp yapmayı düşünüyorsanız, alt limit -10 ile -15 derece civarı bir uyku tulumu sizi her mevsim idare edecektir. Şekilden de bahsedeyim. Mumya şekilli tulumların daha fazla tercih edilmesinin sebebi içerde fazla hava dolaşımına yer kalmayacak şekilde olması ve bu sayede sizi daha sıcak tutması. Benim bacaklarım onlarda rahat edemez derseniz dikdörtgen şekillileri tercih edebilirsiniz ama ısı kaybı daha fazla olacaktır. Her bütçeye uygun uyku tulumu önerilerim için tık tık. Kampta yatarken altınıza sermek için mat, şişme mat veya şişme yatak kullanabilirsiniz. Ben küçük yaşlardayken bazen sadece matta, ya da mat üstü deniz yatağında filan yatardık. Tek başına matta kemiklerim birbirine girerdi, deniz yatağında da kıpırdandıkça yatak çok şekil değiştirdiğinden çok konforlu bir uyku olmazdı. Günümüzde kamp yatağı konusunda pek çok alternatif bulunuyor. Benim favorim şişme matlar, ısı yalıtımı, hafiflik ve kolay şişirme için öncelikle tercih etmenizi öneririm. Ancak fiyatları daha yüksek oluyor tabi. Çoğunlukla bahar ve yaz aylarında kamp yapacaksanız, ağırlık sizin içn çok önemli değilse ve şişirme için de pompa taşıyabilecekseniz, daha uygun fiyatlı olduğundan şişme yatak tercih edin. Belki altına sermek için bir de mat alabilirsiniz. Yastık için ise herhangi bir şişme yastık veya küçük bir ev yastığı iş görecektir. Her bütçeye uygun kamp yatağı ve yastık önerilerim için tık tık. Bence kamp sandalyeleri kamp yapmayacak olanların bile bagajında bulunması gereken bir şey ama kamp yapıyorsanız sürekli çadır içinde oturamayacağınıza göre daha da gerekli hale geliyor. Bir de ufak masanız olursa etraflı yemek yemeseniz bile içeceğinizi, telefonlarınızı vs. koyabileceğiniz bir alana sahip olursunuz. Her bütçeye uygun kamp sandalye ve masa önerilerim için tık tık. Kampta geceleri aydınlatma için kafa feneri, normal fener ya da ışıldak gibi bir şey bulundurmanız kesinlikle şart. Cep telefonu feneri yeterli olmuyor. Çok amaçlı bir çakınız yoksa kamp için mutlaka edinin, ne kadar çok ihtiyacınız olduğuna inanamayacaksınız. Yukarıdaki en temel ana malzemelerin dışında hamak, led süsleme ışığı, hoparlör, ısıtıcı, kamp duşu gibi malzemeler de kamp keyfinizi ve konforunuzu artıracaktır. Bu tip malzemeler için de önerilerim var, şuradan inceleyebilirsiniz. Herkes kampta kendi yemeğini yapmak istemeyebilir, o nedenle bu bölümü temel kamp malzemeleri dışında tuttum. Sadece konaklamayı uygun fiyata getirip yeme içmeyi dışarda yemek isteyenler olabilir ya da özellikle pandemi döneminde herkesin kaldığı otellerde kalmak istemese de dışarıda yemeye sıcak bakanlar olabilir. Velhasıl, ben kamp sırasında kendi yemeğini de yapacaklar için bu bölümü yazıyorum. Kamp mutfağı için önemli malzemelerden biri kamp ocağı ama kamp ocağı yerine ateş yakıp üzerine ateşe dayanıklı döküm ürünler kullanarak da yemeğinizi yapabilirsiniz. Kırılmayacak tipte tabak, bardak gibi ürünler kamp sırasında daha kullanışlı oluyor. Kampçılar için özel tasarlanmış iç içe geçen taşıması hafif tencere setleri de oldukça pratiktir, tavsiye ederim. Termoslar, üçü bir arada çatal, kaşık, bıçaklar, taşınabilir soğutucular da ihtiyacınız olan diğer mutfak gereçleri arasında. Çay kahve seviyorsanız çaydanlık, french press veya mokapot gibi ürünler de bulunudurmalısınız. Kamp mutfağında gerekebilecek her türlü ürün için önerilerimi şuradan inceleyebilirsiniz. Kamp kıyafetleri illa ki özel seçimli olmak zorunda değil. Evinizde bulunan rahat kıyafetlerle de pekala kamp yapabilirsiniz tabi ki. Ancak maksimum konfor ve koruyuculuk için kamp kıyafetlerine yatırım yapmak iyi olacaktır. Özellikle gündüz ile gece arasında sıcaklık farkının çok olduğu ara mevsimlerde lahana gibi katmanlı kıyafetler giymeniz tavsiye ederim. En iç kısma nefes alabilen iç çamaşırları ve ayaklara nem emici çoraplar. Yazın nefes alabilen bir tshirt, kış ise termal içlikler giyilebilir. Bir üst katman için en ideal giyecek polar. En üste de rüzgar ve su geçirmez bir mont gerekiyor, mevsime göre kalınlığına karar verirsiniz. Pantolon olarak yine nefes alabilir ürünler tercih etmek gerekiyor. Bazı pantolonların dizlerinde fermuar oluyor ve çok sıcaklarda şorta dönüşüyor, ben onları çok seviyorum. 🙂 Ayakkabıda su geçirmez goretex ürünleri tercih etmenizi öneririm. Bir de hem yaz hem kış için çok fonksiyonlu kullanılabilen bir buff almanızı öneririm. Kamp valizi için gerekli kıyafet önerilerimi şuradan inceleyebilirsiniz. İster yaz ister kış kampı olsun güneş kremi almayı unutmayın, bir de dudak balsamı gerekli oluyor. Bunları dışındaki şampuan, nemlendirici gibi günlük malzemelerinizi zaten her zamanki olduğu gibi valize koyarsınız, yalnız seyahat boy olmasına dikkat edin. Böcek sokmaları için koruyucu sprey, başınıza gelebilecek her türlü ufak tefek kaza için ilk yardım çantası da bulundurmanızı tavsiye ederim. Kampta yanınıza alabileceğiniz sağlık ve bakım ürün önerilerimi de şuradan inceleyebilirsiniz. Diş fırçası ve macunu, kulak pamuğu, el yıkamak için sabun, ıslak mendil, dezenfektan, tuvalet kağıdı, bulaşık deterjanı, çöp torbası gibi ürünlere ihtiyacınız olacak. Bazıları tesisli kamp alanlarında bulunsa bile çabuk tükenen şeyler olduğu için yanınıza almanızda fayda var. Tesis olmayan yerde kalıyorsanız deterjan gibi şeyleri pek kullanmamanız ya da doğaya uyumlu ürünler kullanmanız iyi olacaktır. Bir de lüften çöpleriniz mutlaka toplayın. Bir şey unutmadığımı umarak yazımı sonlandırıyorum. Fazla teknik detayla boğmadan malzeme seçimini kolaylaştırma amaçlı bir yazı hazırlamaya çalıştım. Umarım kamp alışverişi yaparken size yardımcı olacak bilgiler bulmuşsunuzdur. İlk defa kamp yapacaksanız, doğru yer ve malzeme seçimi ile çekinmeniz gereken hiçbir şey olmadığını söyleyebilirim. Terapiye ihtiyaç duyuyorsanız kamp yapmaya gidin! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/10/26/gurcistanda-aylik-gecim-masraflari", "text": "Tiflis'te yaşadığım için Gürcistan'da hayat şartları ile ilgili sık sık soru alıyorum. Daha önce Gürcistan'da aylık giderler ile ilgili bir video çekmiş ve youtube'a koymuştum ancak daha fazla detay vererek yazılı bir kaynak oluşturmak istedim. Videoyu izleyince oluşan bazı yanlış anlaşılmaları da burada düzeltmeye çalıştım. Gürcistan'da aylık geçim masrafları, yaşam tarzınıza ve önceliklerinize göre değişecektir elbet ama Tiflis'te aylık ne kadara geçinilir aşağı yukarı kafanızda bir rakam oluşması için tüm harcama kalemlerini tek tek yazmaya çalışacağım. Gürcistan'da yaşam hakkında daha önce yazdığım yazıları da buraya bırakıyorum, ilginizi çekebilir. Bu arada Gürcistan'da asgari ücret ne kadar diye çok soru geliyor, onu da yazarım. Biz Tiflis'te yaşadığımız için Tiflis'te ev kiralarından bahsedeceğim. Gürcistan'da yaşamaya gelenler için diğer iki alternatif genelde Batum ve Kutaisi oluyor. Bu iki şehre daha önce gezmek için birkaç kez gitmiş olsak da yaşamaya gelince nerede ev tutmak daha avantajlı olur bilemeyeceğim için kiralar hakkında da düzgün yorum yapamam. Bu konuyu anlatırken öncelikle bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben daha önce youtube videosunda kiralardan bahsettiğimde buradaki insanların o kiraları nasıl verebildiği ile ilgili çok yorum almıştım. Şöyle bir durum var ki yerel halkın çoğunun kendi evleri var, komünizmden geldikleri için neredeyse herkes konut sahibi. Buralardaki evleri kiralayanlar genelde yurt dışından çalışmak için buraya gelenler ya da dijital göçebe dediğimiz insanlar. Gürcistan, pek çok ülkeye vizesiz bir sene boyunca kalma hakkı tanıyor, Türkiye de bunlardan biri, hal böyle olunca işini online olarak halledebilen Amerika'dan, Avrupa'dan pek çok insan gelip burada yaşamayı deniyor. Çünkü Amerika ve Avrupa'ya göre Gürcistan'da hayat çok daha ucuz, tabi ki başka ülkelerden de insanlar var. Velhasıl, kiralar Gürcistan için yüksek görünse de bu ücretleri genel olarak yüksek geliri olanlar ödediği için aslında uygun bile kalıyor diyebiliriz. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Tiflis'te de evin bulunduğu semt, eşyalı olup olmadığı, eşyaların güzelliği, otopark imkanı, evin büyüklüğü ve yeniliği gibi pek çok etken kirayı etkiliyor. Şimdi bizim bir önceki evimiz üzerinden kira fiyatlarından bahsetmeye başlayayım. Evimiz Ortachala denilen bölgedeydi, burası en turistik bölge olan Eski Tiflis yakınlarında yer alıyor. Bizim evimiz o turistik bölgeye arabayla 5 dakika mesafede yer alıyordu. 2+1, tek banyolu, iki büyük balkonlu, eşyalı ve otoparklı, ferah bir evdi. Apartman 10-15 yıllıktı ama dairenin içi modern bir şekilde yenilenmişti, eşyalar da yeni ve düzgündü. Evimizin balkonundan güzel bir şehir manzaramız da vardı. Velhasıl tüm bu kriterlerle ev 1000$'dan kiralıktı. Benim daha önce çektiğim ev kiraları videosuna yine bu rakamların çok fazla olduğu, çok daha ucuza ev bulunabildiğini yazanlar olmuştu. Nasıl bir ev aradığınıza göre tabi ki fiyatlar değişebilir, ben kendi ev arama kriterlerimiz üzerinden paylaşım yapmıştım. Bir insan ülkesini, ailesini bırakıp, tüm düzenini değiştirerek başka bir ülkeye niye gider? Daha iyi şartlarda yaşamak için diye düşünüyorum, değil mi? Benimle aynı fikirde olanların, buraya geldiğinde fiyatları görünce hayal kırıklığı yaşamalarını istemem. Kaldı ki biz Türkiye'deyken de yaşadığımız ev bizim için önemliydi, hala önemli. Yani bu tamamen öncelikler meselesi aslında, ben kendi tecrübemi paylaşıyorum. Eski evimizi gezip kira fiyatlarına değindiğim videoyu izlemek isterseniz diye paylaşıyorum. Tiflis'e tek başınıza geliyorsanız, evin merkezi olması önemli değilse veya evin eski ve küçük olması ya da eşyaların düzgün olması önemli değilse 100-150 $ arasına da aylık ev bulabilirsiniz. Bu kira fiyatı her bir kriter iyileştikçe artacaktır. Merkezi bir lokasyonda, eli yüzü düzgün evler için konuşursak, 1+1 bir ev için minimum 300$, 2+1 bir ev için de minimum 500$ gerekiyor diyebilirim. Pazarlık beceriniz doğrultusunda, ya da toplu kira ödemesi teklif ederek ev kirasını daha uygun fiyatlara da indirmeniz mümkün olabilir tabi ki. Bu arada ev ararken fikir olması için söyleyeyim, biz şu anda Vake'de yaşıyoruz ve uzun dönem kalan expat'ların çoğunluğu Vake, Vera, Saburtalo, Avlabari ve Ortachala bölgelerini tercih ediyor diyebilirim. Bizim oturduğumuz sitede de oldukça fazla yabancı yaşıyor mesela. Siz kendiniz kiralara bakmak isterseniz, aşağıdaki siteleri inceleyebilirsiniz. Şu an pandemi nedeniyle kiralarda düşüş yaşanıyor olabilir. Bu sitelerde diğer şehirlerde de kiralık, günlük kiralık veya satılık evler bulunuyor. Faturalarla devam edeyim, öncelikle doğalgazdan bahsedeceğim. Biz evde sürekli tshirtle, şortla, çıplak ayakla dolaşmayı seven insanlarız yani ev hep sıcak olsun istiyoruz, o yüzden de kombimiz kışın yüksek sıcaklıkta ve sürekli olarak açıktır. Birkaç günlüğüne tatile gitsek de kapamayız. Bu haliyle bizim doğalgaz faturamız kış aylarında 80 GEL civarı geliyor ama çok aşırı soğuklarda 160 GEL'e kadar çıkabiliyor. Evimizin metrekaresi de 120 metrekare, ısınma konusunda etkili bir parametre olduğu için belirtme ihtiyacı duydum. Elektrik faturası da bizim aylık ortalama 80 GEL civarı geliyor ama biz elektriği de fazla kullanıyor olabiliriz, çok fazla teknolojik alet var, sürekli kullanımdalar. Su faturası ne kadar harcarsanız harcayın 3.69 GEL sabit geliyor. 35 mbps sınırsız internetimiz aylık 40 GEL. Cep telefonu için sınırsız internet, dakika ve sms paketi aylık 60 GEL. 2.69 GEL çevre vergisi veriyoruz. Eğer eve bir yardımcı almayı düşünürseniz, eve yarım gün temizlik için gelenler genelde 30-50 GEL arası ücret alıyor. Yani evinizin büyüklüğü ve ne kadar sürede temizleyeceği önemli tabi ki. Yine benim youtube videolarımın altına aylık 1000 TL'ye krallar gibi yaşanabileceği, 1000$ ile 5 ay yaşanabileceği vb. gibi pek çok hayal ürünü yorumlar geliyor. Benim çok yüksek ve yanlış fiyatlar verdiğimi yazanlar var. 1000 TL'ye burada krallar gibi yaşayamazsınız arkadaşlar, bu yorumları yazanlar gerçekten delirmişler yani. Ya 10 yıl önce burada yaşamışlar, ya da insanları buraya getirip dolandırmaya filan çalışıyorlar, hayretlerle izliyorum. Diğer gider kalemlerine geçmeden önce bunu da not düşmek istedim. Gürcistan genelinde toplu taşıma oldukça ucuz. Tek yön ulaşım 0.5 GEL ile 0.8 GEL arası değişiyor. Merkezi bir yerde oturuyorsanız, yürüyerek de pek çok işinizi halledersiniz. Ayrıca Yandex Go gibi uygulamalar kullandığınızda taksi ücretleri de çok uyguna geliyor. Mesela 10 km uzaklıktaki bir yere 8 GEL karşılığı gidebiliyorsunuz. Büyük bir şehirde, trafik vs gibi durumları hesaba kattığınızda gerçekten oldukça uygun fiyat. Sürekli topluma taşıma kullanacaksanız her gün bir git bir gel ortalama 30 GEL gibi bir ulaşım masrafı düşünebilirsiniz. Gürcistan'da araba fiyatları da oldukça uygun, yılına ve kilometresine bağlı olarak Türkiye'deki fiyatların yarısı ya da üçte birine aynı modeli burada bulmak mümkün, o yüzden araba almayı düşünebilirsiniz. Araba alırsanız bir defaya mahsus olmak üzere alım satım vergisi veriyorsunuz, arabanın modeline göre değişiyor. Bir daha motorlu taşıtlar vergisi vs vermiyorsunuz, muayene de yok. Benzin masrafından da bahsedeyim. Eşim her gün arabayla işe gidip geliyor ve 50 lt civarı benzin harcıyor, benzinin litresi şu anda 2.2 GEL, yani 110 GEL civarı bir yakıt tüketimi var. Otopark masraflarından bahsedelim. Burada ispark gibi bir sistem yok, yollarda park yapılabilir yerlere arabanızı bırakabiliyorsunuz, bunun için yıllık 50 GEL bir otopark ücreti var. Onun dışında tabi ki bazı yerlerde özel parklar da mevcut. Her evin otoparkı olmuyor, otoparklı bir sitede otursanız bile her evin otoparkı var demek değil yani otopark ayrıca satılıyor burada. Eğer evin otoparkı yoksa ve önünde park edebileceğiniz müsait bir alan yoksa evinize yakın özel bir otoparka bırakmayı düşünebilirsiniz. Bu durumda aylık ortalama 200 GEL gibi bir otopark ücreti vermeniz gerekebilir. Yeme içme kısmını ikiye ayıracağım, birinci kısımda ev mutfak giderleri ve diğer ihtiyaçlar için market alışverişi, ikinci kısımda da dışarıda yeme içmeden bahsedeceğim. Haftalık olarak 150-200 GEL civarı bir alışverişle gayet güzel evde yeme içme konusunu halledersiniz. Bunun içinde tavuk, et, sebze, meyve, içecek, temel temizlik ürünleri dahil. Ama sık sık misafiriniz gelecekse, alkol ve sigara fazla tüketiyorsanız vs. ekstra durumlarda tabi ki bu fiyat artış gösterecektir. Yeme alışkanlıklarınız arasında özel ürünler tüketmek varsa burada biraz pahalı oluyor açıkçası çünkü genelde ithal ürünler. Özel ürünlerden kastım glutensiz yiyecekler, badem sütü vs gibi normalin dışında besinler epey yüksek fiyatlı. Ayrıca deniz ürünleri de Türkiye'ye göre yüksek kalıyor, belki Batum'da balık fiyatları daha düşük olabilir tabi. Dışarıda yemek konusuna gelirsek, ortalama bir restoranda iki kişilik bir yemek 40-50 GEL arası diyebilirim. Masayı donatsanız ve tıka basa doymacalı etli, alkollü bir yemek yeseniz bile 100 GEL'i geçmeyecektir. İki kişilik bir yemek ve ortalama bir restorandaki fiyatlardan bahsediyorum. Lüks restoranlarda elbette fiyatlar daha yüksek oluyor ama Gürcistan ile ilgili sevdiğim şeylerden biri lüks restoranlar ile ortalama restoranlar arasında fahiş fiyat farkı olmaması. Gece çıkması masrafınız, burada alkol fiyatları fazla pahalı olmadığından çok olmayacaktır. Fazla alkol almıyorsanız ve gittiğiniz mekanın giriş ücreti yoksa yine iki kişi 50 GEL ile gayet güzel bir akşam geçirebilirsiniz. Burada bazı büyük gece kulüplerinin giriş ücreti oluyor, kişi başı 20-30 GEL arası değişiyor. Eğer oralara gidecekseniz, bu ek ücreti de hesaba katmak gerekiyor. Market fiyatlarını ve elektronik fiyatlarını daha önce TR ile karşılaştırmıştım, o yazımı da okuyabilirsiniz. Aşağı yukarı Türkiye ile aynı fiyatlar. Pazar fiyatları meyve sebze için daha ucuz oluyor tabi ama Türkiye'de de öyle sonuçta. Ben birebir Türkiye marketiyle buradaki marketi karşılaştırdım zaten. Burada çok büyük bir ucuzluk söz konusu değil, bazı şeyler evet ucuz ama pahalı olan ürünler de var. Bir de daha önce bir market turu videosu çekmiştim ama bu videodaki fiyatlar biraz arttı, burada da dolar biraz yükseldi çünkü. Yine de merak ederseniz diye o videomu paylaşıyorum. Tiflis'e gelirseniz muhtemelen çocuğunuzu devlet okuluna göndermeyeceksinizdir diye düşünüyorum çünkü burada devlet okullarında eğitim Gürcüce. Ben şahsen oğlumun Gürcüce eğitim görmesini istemedim çünkü dünyada tek olan bir dil ve ileride kendisine bir fayda sağlamayacak. İlk geldiğimizde yaşı küçük olduğu için İngilizce dilli bir kreşe yazdırdık. Tiflis'te her bütçeye uygun kreş mümkün. Biz kreş için aylık 700 GEL veriyorduk ve bu fiyatın içinde epey bir şey vardı. Ek olarak kırtasiye masrafı vs. yoktu. Sabah 9'dan akşam 7'ye kadar çalışan bir okuldu ve üç öğün yemek dahildi. Bu saatler arasında istediğiniz zaman çocuğunuzu bırakıp alabiliyorsunuz, tabi ben bu kadar uzun bırakmıyordum açıkçası ve sadece öğle yemeğini orada yiyordu. Genel olarak kreş fiyatları aylık 400 GEL'den başlıyor diye biliyorum. Oğlum 5 yaşını doldurunca da uluslararası büyük okullardan birine yazdırdık. Yine farklı bütçelere uygun ve farklı dillerde eğitim yapan özel okullar Tiflis'te bulunuyor. Yıllık 3000-4000 GEL arası eğitim veren özel okullar bulabileceğiniz gibi 20000$'ın üstüne çıkan fiyatlarla karşılaşmak da mümkün. Üniversite çağında çocuğunuz varsa ve burada okutmayı düşünüyorsanız, University of Georgia'nın yıllık fiyatları 4000$ civarı diye biliyorum. Buradaki muayene ücretleri vs. konusuna pek bilgimiz yok, umarım hiçbir zaman da olmaz ama hastane masraflarımızı %100 karşılayan sigortamız için aylık kişi başı 100 GEL civarı bir ücret ödüyoruz. Bu arada Acıbadem burada hastane açacakmış sanıyorum, ek bilgi olarak paylaşayım dedim. Tiflis'te kişisel masrafların içinde giyim, güzellik ve bakım konularından bahsedeceğim. Kıyafet fiyatları aşağı yukarı Türkiye ile aynı diyebilirim. Inditex Grup markaları, H&M, Mango gibi uluslararası giyim firmaları buraya GEL üzerinden bir fiyat koyuyor, Türkiye'ye de TL üzerinden bir fiyat koyuyor, bu arada kurlarda dalgalanmalar olunca fiyat farkları oluşabiliyor. Bir de indirim zamanları farklılık gösterebiliyor, yani Türkiye'de sezon başında belli ürünlere %30 indirim var diyelim, burada bakıyorum aynı ürüne indirim gelmemiş ama başkasına gelmiş. Bu şekilde değişiklikler olabiliyor. Türk markalar ise burada daha pahalı, yani LCW, Koton, Penti gibi markaların çoğu ürünü burada 1.5 katına satılıyor diyebilirim. Ben burada henüz hiç kuaföre gitmedim açıkçası ama eşim her ay düzenli olarak bir erkek berberine gidiyor, Tiflis'in en iyilerinden biri ve saç kesim 35 GEL veriyormuş. Kadın için de aynı ayarda kuaförlere baktığımda saç kesimi 50 GEL civarı görünüyor, saç boyama ise 150 GEL civarı. Bunlar daha yüksekçe fiyatlar yani sizi yanıltmasın, 10 GEL'e saç kesimi yapan yerler de varmış. Burada biz sinemaya gitmiyoruz ama bale, opera gibi etkinliklere gidiyoruz. Devlet tiyatrosunda fiyatlar 10 GEL'den başlıyor. Sahne düzeni de çok güzel olduğu için en ucuz bileti rahatlıkla alabilirsiniz, ayda iki kere gitseniz iki kişi için aylık 40 GEL diyebiliriz. Pandemi nedeniyle bu tür etkinlikler tabi ki şu anda yok ama bu konuyu da atlamak istemedim. Tiflis'te müze giriş fiyatları da tabi ki gittiğiniz müzeye göre değişiyor ama ortalama 5 GEL diyebilirim. Özel müzelerde fiyatlar biraz daha yüksek oluyor. Ayda iki kere de müzeye gittiğinizi varsayalım, iki kişi aylık 20 GEL müze masrafınız olur. Son olarak, dünyanın farklı şehirlerinden güncel ortalama fiyatları veren bazı siteler var, oraları da inceleyebilirsiniz. Bu siteler ortalama bilgi veriyor, ufak tefek fiyat farkları vardır illa ki ama benim verdiğim bilgilerle aşağı yukarı uyumlular. Ayrıca harcama alışkanlıklarınızı, kaç kişi olduğunuzu vs girerek aylık tahmini gider hesaplaması yapabiliyorsunuz, aşağıda onları da paylaşıyorum. Alttakinde sizin verilerinize göre tahmini hesaplama yapılıyor. Siz de deneyebilirsiniz. Gürcistan'da resmi olarak belirlenen bir asgari ücret yok, alım gücünü başka ülkelerle karşılaştırmak için soruluyor sanırım bu soru ama maalesef net bir cevabı yok. Halkın alım gücünün genel olarak düşük olduğunu söyleyebiliyorum sadece. Gürcistan'da Aylık Geçim Masrafları yazımı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gürcistan'da Yaşam ve daha pek çok konuda gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/11/03/salatalik-tursusu-tarifi", "text": "Türkiye'de yaşarken annem ve yengem turşularımızı yapardı, yurt dışına taşındıktan sonra da arabanın bagajını turşuyla doldurup öyle dönüyorduk ülkeye. 😀 Turşu bizim için önemli, gerçekten çok seviyor ve tüketiyoruz. Hazır turşulardan da asla ev turşusu tadı alamıyor ve sevmiyoruz. Malum şimdi korona yüzünden Gürcistan Türkiye'ye kapılarını kapadı ve ülkeye arabayla giriş çıkış yapamadık. Hal böyleyken iş başa düştü ve annemden salatalık turşusu tarifi alıp onun bayıldığım turşusunu bu sefer kendim yaptım. Turşuyu açana kadar heyecan doruktaydı, acaba hayallerimdeki salatalık turşusuna kavuşabilecek miydim? Ve sonunda o gün geldi çattı, turşuyu açtık. Tam da istediğim gibi olmuştu, nasıl mutlu oldum anlatamam. Turşuyu yaparken insatgram'dan fotoğraf paylaştığımda çok fazla turşu tarifi isteyen olmuştu ama açıp güzel olduğunu görene kadar paylaşmak istemedim. Artık gönül rahatlığıyla ölçülü salatalık turşusu tarifi verebilirim. Salatalık turşusu nasıl yapılır diye araştıranlar, buyurun size, kütür kütür, leziz mi leziz anne turşusu tarifim.. Gelelim turşuyu yaparken hangi adımları izlediğimize. Öncelikle ben salatalık turşusunda cam kavanoz tercih ediyorum, onu söyleyerek başlayayım. Çünkü suyu kaynatıyorum ve sıcak sıcak kavanoza koyuyorum, kaynar su plastik kavanozda erimeye sebep olabilir. Kaynar su kullanma sebebim de bu şekilde turşunun tam kütür kütür olması. Turşu kurmak için kullanabileceğiniz kavanozları şuradan inceleyebilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Suyu bir tencereye koyup kaynamaya bırakıyoruz. O sırada kavanozun en altında nohutları ve birkaç diş sarımsağı koyuyoruz. Turşuya nohut koymamızın sebebi tatla alakalı değil, fermantasyonu hızlandırmak, böylece turşunun olmasını hızlandırıyoruz. Ardından havuçlarımızı dilimliyoruz ve havucun bir kısmını yine kavanozun altına koyuyoruz. Yeşil domates aldıysanız, onu da dilimleyip bir kısmını ilave ediyoruz. Üstüne salatalıklarımızı dikey olarak dizmeye başlıyoruz. Yatay da dizebilirsiniz tabi ama bu şekilde daha fazla yer kazanımı oluyor. Bir sıra salatalıkları dizdikten sonra yine birkaç diş sarımsak, yeşil domates ve havuç dizip salatalıkların ikinci katını çıkıyoruz. En üste artan havuç ve sarımsaktan koyup kavanozu ağzına kadar dolduruyoruz. Maydanozları kıvırıp kapanışa koyuyoruz. Şimdi sıra geldi turşu suyunu hazırlamaya. Sirkeyi döküyoruz, tuzu ekliyoruz ve en son olarak kaynamış suyumuzu döküyoruz. İri taneli kaya tuzu geç çözünerek turşuyu daha lezzetli ve dayanıklı hale getiriyormuş, o yüzden sıradan sofra tuzu kullanmayın. Ağzına kadar doldurduktan kavanoz kapaklarını sıkıca kapatıyoruz, ben metal kapaklı cam kavanoz aldım, onlar daha sağlam kapanıyor. Hazırlama kısmı bitti, şimdi kavanozlarımızı karanlık bir yerde 3-4 hafta bekletmemiz gerekecek. Ben bu turşumu tam 3.5 hafta sonra açtım ve gayet iyi olmuştu. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Bu tarifi vermenizi bekliyordum, hemen deneyeceğim. Elinize sağlık. Evet salatalık turşusu tarifi isteyen çok olmuştu, umarım beğenirsiniz. sevgiler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/11/07/karisik-tursu-nasil-yapilir", "text": "Benim en sevdiğim turşu çeşitleri, salatalık turşusu ve karışık turşudur. Bizim ailede salatalık turşusunda annem, karışık turşuda ise yengem efsanedir, tabi bunlar bizim ağız tadımıza göre. Geçtiğimiz günlerde, karışık turşu nasıl kurulur yengemden öğrenip gurbet ellerde kendimi turşu yapmaya vermiş ve instagram'dan da birkaç fotoğraf paylaşmıştım. Karışık turşu tarifi isteyen çok oldu ancak ben tarifi yengemden almıştım ve yengemin tarifinde belli bir oran olsa da kaç kiloluk ve kaç kavanoz turşu çıkacak tam hesaplamam gerekiyordu. Bir de tarifi alsam da bakalım uygulamaya gelince tam istediğim tadı tutturabilecek miyim kendim görmeden tarif vermek istemedim. Dün karışık turşumuzu açtım ve gerçekten tam da sevdiğimiz gibi olmuş, o yüzden gönül rahatlığıyla sizlere de karışık turşu tarifi verebilirim. Karışık turşu nasıl yapılır diye araştıranlar, gerçek bir anne turşusu tarifi için yazıyı okumaya devam edebilir, salatalık turşusu tarifi için de alttaki yazıma bir göz atın mutlaka, o da nefis oluyor. Öncelikle karışık turşu tarifi malzemeleriyle başlayalım. 6 litrelik bir adet kavanoz için bana aşağı yukarı tam gelen malzeme listesini veriyorum. Bunu hesaplamak için epey işlem yaptım vallahi, emeğe saygı için tarifime bir yorum, bir beğeni koyuverirsiniz artık. 😀 Daha fazla veya az yapacaksanız ona göre malzemeleri değiştirirsiniz. Bir de bunlar benim koyduğum malzemeler ama hepsini birebir aynı koymak zorunda değilsiniz sonuçta, en sevdiklerinize öncelik verebilirsiniz. Bulunduğunuz mevsime göre bazı sebzeleri koymayabilir ya da bazı farklı sebzeler ekleyebilirsiniz. Daha önce salatalık turşusu tarifi verirken de söylemiştim, turşuya asıl lezzetini veren şey turşu suyudur, o yüzden en önemli kısım suyu hazırlamak bana göre. Tuz, sirke ve su dengesi ağız tadına göre değişiyor, tabi bir de sarımsak ve acı biber oranı da tada etki ediyor. Biz birazcık acı tadını seviyoruz, siz sevmiyorsanız acı biberleri koymayabilir ya da daha az koyabilirsiniz. Öncelikle kavanoz olarak bir kısmını cam bir kısmını pet kullandığımı belirtmekle başlayacağım. Cam daha sağlıklı olsa da pet şişeler kadar sıkı kapanmıyor ve hava alırsa turşu daha kısa ömürlü oluyor. Küçük kavanozlarda yapacaksanız metal kapakla sorunu çözebilirsiniz ama büyük kavanozların kapakları maalesef metal olmuyor. Eğer cam şişe ile yapıyorsanız da turşunun tüm malzemelerini koyduktan sonra ağzını streç filmle sarıp ondan sonra kapağını kapatırsanız daha güzel olur, hava giriş riskini azaltmış oluruz. Bu karışık turşu tarifi benim ağız tadıma göre gerçekten aşırı leziz oldu, eşimden de tam not aldım. Ev yapımı turşu yemeyi daha çok seviyorsanız eminim siz de beğenirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/11/14/gurcistanda-yasamin-iyi-ve-kotu-yanlari", "text": "Gürcistan'a taşındığımızdan beri iyi ve kötü özellikleri hakkında değerlendirme yapmam isteniyordu ara sıra. Ben de biraz daha uzun yaşamayı bekliyordum izlenimlerimin doğruluğundan emin olabilmek için ve tecrübelerimin artması için. Eğer Gürcistan'dan bir iş teklifi aldıysanız, ya da Gürcistan'da iş kurmak gibi bir düşünceniz varsa karar aşamasındayken bu yazının işinize yarayabileceğiniz düşünüyorum. Daha önceki yazılarımı okuduysanız, gayet samimi bir şekilde düşüncelerimi aktardığımı biliyorsunuzdur. Tabi ki herkesin tecrübesi farklı olabiliyor, benim ak dediğim kimisi için kara olabilir ama genel hatlarıyla Gürcistan'da yaşamanın iyi ve kötü yanları hakkında fikir sahibi olursunuz. İşte size Gürcistan'da yaşam ile ilgili sevdiklerim ve sevmediklerim. Önce sevdiklerimle başlıyorum, sonra sevmediklerimi yazarım. Yazdıklarım hem Gürcistan genelinde, hem de Tiflis özelinde yorumlar olacak. Gürcistan genel olarak gerçekten güzel bir ülke, özellikle doğası çok güzel. Karadeniz'de yeşile nasıl doyuyorsanız burada da öyle oluyor. Gezebileceğiniz pek çok doğal park da var. Ayrıca küçük bir ülke olduğu için pek çok yere kısa sürede ulaşabiliyorsunuz. Yemekleri bizim ağız tadımıza çok uygun. Özellikle bazı yemekleri ben Türkiye'de olduğum dönem özlüyorum resmen. Bu tip yemekleri dışarıda yiyoruz tabi ve restoranlar da çok pahalı olmadığı için Gürcistan'da masayı donatmaya bayılıyorum. Gürcü halkı genel olarak yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi seven bir halk ve oldukça misafirperverler, sizi de yedirir içirirler. Sürekli bağırarak konuştukları için ve dilleri de biraz kaba olduğu için kavga ettiklerini sanabilirsiniz ama büyük ihtimalle aslında normal sohbet ediyorlardır. Şarapları çok güzel ve ucuz. Her şarabın aroması sizin ağız tadınıza uygun olmayabilir ama bu ülkede kalitesiz şarap içme şansınız yok diyebilirim. Ayrıca dünyanın en eski şarap üreticisi oldukları tescillendi. Güvenilir bir ülke yani kız kıza istediğim saatte dışarıda ara sokaklarda gezinsem de başıma bir kötülük gelebileceği aklıma gelmiyor. Ayrıca kadına şiddet açısından da düzgün kanunları var. Çok ucuz bir ülke değil belki ama Avrupa'nın geri kalanı gibi pahalı da değil, yani iyi bir maaş teklifi alıp buraya gelirseniz Avrupa'dan daha iyi şartlarda yaşayabilirsiniz. İnternet hızından memnunuz ve fiyatlar uygun, hatta genel olarak eve ait faturalar Türkiye ile kıyaslandığında daha uygun kalıyor diyebilirim. Aynı şekilde cep telefonu için internet fiyatları da uygun. Tiflis'te 7/24 açık eczane, market ve döviz büroları çok var. Herkesin çok umurunda olmayabilir ama benim sevdiğim bir özellik. Avrupa ülkelerinin çoğunda duyuyorsunuzdur, eve usta çağırmak, ya da yardımcı almak çok pahalı olduğu için genelde herkes kendi işini yapar. Burada pahalı olmadığı için Türkiye'de alıştığınız düzene devam edebiliyorsunuz. Araba fiyatları oldukça ucuz, Türkiye'de standart model alacağınız bir araba fiyatı ile burada lüks bir araba bulabilirsiniz. Ayrıca aldıktan sonra da sürekli vergi verme gibi bir durum yok. Toplu taşıma çok ucuz, ayrıca Yandex Go uygulaması kullanırsanız taksi de çok ucuza geliyor. Özellikle kreş dönemi için Türkiye'ye göre çok daha uygun fiyata tamamen İngilizce konuşulan pek çok okul var. İlerleyen dönemler için de kaliteli ve güzel özel okullar var ama fiyatlar biraz daha yükseliyor tabi. Tiflis küçük bir şehir, o nedenle en uzak yerine gitseniz bile saatleriniz yollarda geçmiyor, gitmek istediğiniz yere kısa sürede ulaşabiliyorsunuz. İstanbul'dan sonra bana iyi geldi açıkçası. Kendimi burada gayet özgür hissediyorum, Türkiye'de anlam veremediğim bazı tartışmalar burada yok. Yok sokakta öpüştün, yok mini etek giydin, yok içki içtin diye kimse sana laf etmez. Bu arada, Dünya insani özgürlük endeksine göre 2020 yılında Gürcistan 40. sırada yer alırken, Türkiye 119. sırada yer alıyor. Türkiye'de yetişen neredeyse tüm meyve ve sebzeler burada da yetişiyor, bu nedenle çok sevdiğim bir meyveyi özleme problemi yaşamıyorum ya da onu yiyebilmek için fahiş fiyatlar vermem gerekmiyor. Çok da lezzetli olduklarını söyleyebilirim. Tiflis'te gezilecek görülecek pek çok yer var, yavaş yavaş hepsine gitmeye çalışıyorum ve küçük bir şehir olmasına rağmen hala listemde çok yer var. Ayrıca çok güzel konsept kafeler, instagram dostu müthiş mekanlar var. Ülkenin dört bir yanında Sovyet döneminden kalma terk edilmiş Rus yapıları var ve pek çoğu gerçekten çok etkileyici. Böyle terk edilmiş yerler benim ilgimi çok çekiyor, hatta instagram'da sadece bu tip şeyler paylaşan hesapları takip ediyorum ve Gürcistan bu anlamda tam bir cennet. Bana şu an hiçbir faydası olmasa da Gürcistan Avrupa Birliği'nde serbest dolaşım hakkına sahip. Bana şu an faydasının olmama sebebi tam üye olmadıkları için oturum iznim olsa bile yine Schengen'e başvurmak zorundayım ama en azından ileride tam üye olduklarında oturum izni ile Avrupa'da vizesiz gezilebilecek. Tiflis'e sadece 1.5 saat uzaklıkta Avrupa pistlerini aratmayan Gudauri Kayak Merkezi var ve pistler Türkiye'deki gibi aşırı kalabalık olmadığından çok daha fazla kayabiliyorsunuz. Vergi olmadığı için alkollü içecekler Türkiye'ye göre epey ucuz, Türkiye'de üretilen içkiler bile yarı fiyatına satılıyor. Ülke çok küçük ve dolayısıyla seyahat edecek yer kısıtlı. Uzun dönem yaşadığınızda sürekli aynı yerlere gitmek sorunda kalıyorsunuz. Her yere gittin mi derseniz hayır tabi ama ilgimi çeken yerlerin çoğuna gittim. Bir de genellikle birbirine benzeyen türde yerler görüyorsunuz, biraz doğa, biraz kilise derken bitiyor. Çok yüzeysele indirgedim belki ama demek istediğim Türkiye gibi sonsuz gezi programı seçeneği yok maalesef. Tiflis'ten ucuz uçak bileti bulmak pek mümkün değil, ancak Türkiye'ye gidebiliyorsunuz. Diğer her yer çok pahalı. Kutaisi'den kalkan bazı çok ucuz hava yolu şirketleri var ama Kutaisi'ye 4 saatte gidiyorsunuz, ayrıca o uçuşlar da yalnızca Avrupa'ya. Türkiye'den Asya, Amerika veya Afrika'ya nispeten uygun biletler bulabilirken, buradan bakınca iki katına çıkıyor fiyatlar. Tiflis'te deniz yok, yani yapay bir göl var Tiflis denizi dedikleri ama pis bir su. En yakın denize girilecek yere ulaşmak için 5 saat yol gitmeniz gerekiyor, o da en nihayetinde Karadeniz işte yani turkuaz denizler maalesef yok bu ülkede. Alışveriş seçenekleri kısıtlı, bazı ürünleri ve bazı markaları bulamıyorsunuz. Örneğin ülkede grafik tablet satılmıyor, her yerde aradım yok yani. Zara ve H&M'in ev dekorasyon mağazaları yok mesela. Ikea'nın kendisi yok, Ikea Basket diye bir yer açmışlar ve Türkiye Ikea'dan az sayıda ürün getirip 1.5 katına satıyorlar. Daha pek çok örnek verebilirim ama en basitlerini yazdım. Online alışveriş konusunda çok büyük bir açık var, hepsiburada ya da trendyol gibi bir siteleri yok mesela. Aynı mantıktaki sitelerin de ürün gamı aşırı kısıtlı ve ürünler kötü. Ayrıca çok popüler markaların hiçbirinin de online alışveriş sitesi yok. Standart tarım ürünleri dışındaki çoğu yiyecek dışarıdan getirildiği için çok pahalı. Ve çoğunun tarihi geçmiş oluyor. Mesela kinoa gibi ürünlerin yeni tarihlisini bulmak epey zor oluyor. Pahalı olduğu için pek alan yok sanırım ve hepsi eski tarihli olarak raflarda hayatına devam ediyor. Bu bahsettiğim şey bildiğiniz ünlü marketlerde oluyor yani kenarda kalmış bir bakkaldan bahsetmiyorum. Tarih geçme konusu sadece marketlerle de sınırlı değil, eczanelerde satılan ilaçların bile tarihleri geçmiş olabiliyor. Yani aldığınız her ürünün mutlaka tarihini kontrol edin buradayken. Genel olarak kötü araba kullanıyorlar ve bazen kafalarının hiç çalışmadığını düşünüyorum. Mesela karşıdan bir araba geliyor diyelim, ben ilerlersem dar bir alanda ikimiz geçemeyeceğimiz için trafik sıkışıp kalacak diye sağa çekip karşıya yol veriyorum, bunu sadece ben yapıyorum, karşımdakinden böyle bir nezaket beklemek gibi bir lüksüm yok, yol vermiyorlar. Ama arkamdan gelen \"çok uyanık\" olduğu için beni geçiyor ve öngördüğüm sıkışma olayı gerçekleşiyor. Bunu arabayla çıktığım her gün mutlaka en az bir kere yaşıyorum. Havasını sevmiyorum, çok yağmur yağıyor. Yazın sıcaklıklar aşırı yükseliyor ve deniz de olmayınca kapı dışarı bile çıkmak istemiyor insan. Sıcak olmadığı zaman da yağmur oluyor zaten, yazın burada olmayı sevmiyorum kısacası. Kışın yine İstanbul'a daha yakın bir hava durumu olduğu için şikayet etmiyorum. Ülke güçlü olmadığı için ve dışarıya çok bağımlı olduğu için insan kendini tam güvende hissedemiyor. Yukarıdakileri yazarken pandemi dönemini hariç tutarak yorum yapmaya çalıştım. Biraz da pandemi döneminde Gürcistan'da yaşarken neler hissettim ondan bahsedeyim. Pandemi döneminde bizi en çok zorlayan konu Türkiye'ye giriş çıkışa izin verilmemesi oldu. Tüm Avrupa ülkeleri, oturum izni olan vatandaşlara Türkiye'ye gidiş dönüş izni vermişken, Gürcistan'ın bu abartılı tutumu burada yaşayan herkes gibi bizi de çok zorladı. Online alışverişin çok kısıtlı olması da pandemi sırasında, özellikle ilk dalga zamanı beni çok yordu. Çünkü havalar ısınmaya başlamıştı ve benim bir iki tshirt dışında yazlık tek bir kıyafetim yoktu. Tüm alışveriş merkezleri ve dükkanlar kapatılmıştı, online alışveriş de yok. Online alışveriş olan 3-5 dandik mağaza var sadece, onlardan idareten bir şey alırdım ama devlet onları da yasaklamıştı o dönem. Ben o sıcaklarda uzun eşofmanlarla dolaşıyordum evde ve gerçekten sinir bozucuydu. Gürcistan'da yaşamanın iyi ve kötü yanlarını anlatmaya çalıştım. Tüm yazdıklarım benim şahsi fikirlerimdir, herkes aynı düşünmüyor olabilir. Eğer bu yazıyı Gürcistan'da yaşayan biri olarak okuyorsanız, siz de kendi eklemek istediklerinizi ya da aksi düşünceleriniz varsa onları yorumlara yazarsanız çok sevinirim. Bu yazıyı Gürcistan'a taşınmayı düşünen biri olarak okuyorsanız, umarım kafanızdaki soru işaretlerine cevap olacak bir paylaşım olmuştur. 😉 Gürcistan'ın eski yıllarına göre çok fazla geliştiğini de söylemeliyim yani eminim ilerleyen yıllarda şikayet ettiğim pek çok şey ortadan kalkmaya başlayacak. Bu arada aklıma gelmeyen bazı konular olabilir, eklemeler yaparım yine. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/11/15/turk-mutfaginin-en-sevilen-hamur-isi-tarifleri", "text": "Beni önceden beri takip edenlerin bildiği üzere birkaç senedir yurt dışında yaşıyoruz. Eşim de ben de Türk lezzetlerine gerçekten düşkünüzdür ve burada özlediğimiz pek çok şeyi bulmakta zorlanıyoruz. Normalde Türkiye'de dışarıdan yediğimiz lezzetleri mecburen evde yapmaya başladım ve bizzat deneyip çok beğendiğimiz bu tarifleri sizlerle de paylaşıyorum. Bu yazıda en sevilen Türk hamur işi tarifleri yer alıyor. Daha önce kebap ve zeytinyağlılardan oluşan başka bir yazı da yazmıştım. Ona da göz atmanızı öneririm. Hamur işlerini yaparken mytfak şefi kullanmaya başladığımdan beri de çok mutluyum, size de tavsiye ederim. Benim kullanıp memnun kaldığım mutfak şefim ve çok detaylı incelediğim diğer kaliteli mutfak şefi seçeneklerini şuradan inceleyebilirsiniz. Yapılışı: Öncelikle hamurun tüm malzemelerini karıştırıp yoğuruyoruz. Hamurun kıvamı kulak memesi yumuşaklığında olmalı, daha sıvı olursa biraz daha un ilave edebilirsiniz. Yoğurma bittikten sonra hamuru bezelere ayırıp 30 dk dinlenmeye bırakıyoruz. Bizim hamurdan 14 tane beze çıktı, yani ufaklıklarını o şekilde ayarladık ama daha büyük yapılabilir. Dinlenme sonrası oklava ile bezeleri güzelce açıp yufka haline getiriyoruz. Fırın tepsimizin en altına yufkalardan birini koyuyoruz. Bir yayvan kabın içine 2lt kadar soğuk su koyuyoruz. Daha sonra başka bir yayvan tencerede 2 lt suyu kaynatıyoruz. Suyun içine 1 yemek kaşığı zeytinyağ ve 1 yemek kaşığı tuzu ekleyip karıştırıyoruz. Yufkalardan birini alıyoruz ve önce 1 dk kadar sıcak suyun içine koyuyoruz. Sonra çıkarıp soğuk suyun içine koyuyoruz. Soğuyunca suyunu sıkıp tepsiye hafif büzüştürerek yayıyoruz. Yufkaların hepsine bu şekilde işlem uygulayacağız, son 1 tanesini uygulama yapmadan bırakabilirsiniz, onun için yorumumu aşağıda yapacağım. Bizim yufkaların boyutuyla bir kata yaklaşık 1.5 yufka gitti diyebilirim. Bezeleri biraz daha büyük tutup tek bir tane yetecek şekilde de yapabilirsiniz. Tereyağını kızdırmadan, tamamen sıvı olacak şekilde eritiyoruz, içine zeytinyağını da ekliyoruz. Kaşarı rendeliyoruz, feta peyniri de ufak parçalara ayırıyoruz. 2 kat sudan geçmiş yufka yaydıktan sonra araya biraz yağlı karışımdan biraz da rende kaşardan koyuyoruz. Bir 2 kat daha çıkınca bu sefer araya feta peynirlerinin hepsini yayıyoruz, yine biraz rende kaşar ve yağ da serpiştiriyoruz. 2 kat daha çıkıp tereyağ ve rende kaşar koyuyoruz. Bundan sonra artık son katları yayıyoruz. Bu noktada son bir tane yufkamız kalıyor. Eğer böreğinizin üst kısmı kıtırık olsun istiyorsanız bu yufkayı su işleminden geçirmeden böreğin üstüne yayabilirsiniz, daha yumuşak olsun isterseniz bu son yufkayı da sudan geçirin. En üste kalan tereyağı tamamen boca ediyoruz ve bir de fırça yardımıyla yumurta sarısını sürüyoruz. Tepsimizi 200 derecede alt üst açık olacak şekilde ayarladığımız fırına atıyoruz. Bizimki 20 dk içinde hazırdı, siz de o civarda kontrol edersiniz, kızarmışsa fırından alabilirsiniz. Yapılışı: şeker, su ve mayayı önden karıştırın. Daha sonra bir kapta un ve tuzu karıştırıp ortasına mayalı karışımı koyup hamuru yoğurmaya başlayın. Hamur kabının üzerini bir bezle örtüp bir saat kadar dinlenmeye bırakın. Hamur kabarınca tekrar yoğurup küçük parçalara ayırın. Bu arada fırını 220 derecede altlı üstlü çalıştırın. Hamur parçalarından uzun ince rulolar oluşturun, boyları 2 karış, enleri parmak kalınlığında olsun. Sonra iki hamuru yan yana getirip birbirine dolayın ve uçlarını birleştirin. Bir kaba pekmezi ve suyu karıştırıp koyun, ayrı bir kaba da susamları koyun. Hazırladığınız simitleri önce pekmezli karışıma sonra susama bulayıp, fırına verin. Fırının en alt rafına bir kap içine su koyun. 25 dk civarı pişme süresi var. Simitleri fırından çıkardıktan sonra üzerine hafif nemli bir bez örterseniz kurumazlar. Yapılışı: Un ve tuzu bir kapta karıştırıp ortasını açıyoruz, içine yumurtayı koyup yoğurmaya başlıyoruz. Bir yandan da yavaş yavaş suyu döküyoruz. Güzelce yoğurduktan sonra 15-20 dk dinlendirin. İç harcı için soğanı rendeleyin, kıyma, tuz ve karabiber ile karıştırın. Hamuru oklavayla güzelce açın, ikiye bölüp ayrı ayrı açarsanız daha rahat olur. Hazır olunca ikişer parmak kalınlığında enine ve boyuna hamuru kesin. Elde ettiğiniz karelerin içine azar azar kıymalı harçtan koyun. Hepsi hazır olduktan sonra, her bir kareyi iki köşesinden karşılıklı tutturun. Çıtır mantı istiyorsanız yağda, klasik mantı istiyorsanız kaynar suda mantıları pişirin. Tereyağı bir tavada kızdırın, içine salçayı ekleyin, kokusu çıkınca baharatları da ekleyin ve su ilavesiyle biraz çevirip altını kapatın, sosumuz hazır. Mantının üstüne sarımsaklı yoğurt ve üzerine de sos dökerek servis edin. Afiyet olsun! Yapılışı: Öncelikle şeker, maya ve ılık suyu karıştırıp, üstünü kapatarak 10 dakika bekliyoruz. Daha sonra tuz ve unu da yavaş yavaş ekleyip yoğurarak yumuş yumuş bir hamur elde ediyoruz. Hamur kabının üzerini streç film veya bir örtü ile kapatıp yaklaşık 1 saat dinlenmeye bırakıyoruz. Sonra hamurdan parçalar koparıp elimizle şekil vererek sıvı yağda kızartıyoruz. Ben hamuru oklava ile biraz ezip çay bardağının ağzı ile kesiyorum, pişince şekli muntazam top gibi oluyor böylece. Yapılışı: 1 bardak sütü hafif ılıtıp içine şeker ve mayayı koyup beklemeye alıyorum. Maya biraz kabardıktan sonra kalan süt, su, un, yumurta ve tuz ekleyip hepsini çırpma teliyle karıştırıyorum. Boza kıvamı olması gerek, eğer kıvamı daha sulu veya koyu olduysa ekstra un veya su ilave edebilirsiniz. Karışımın üstünde kabarcıklar oluşuncaya kadar biraz bekliyorum. Sonra bir kepçe yağsız tavaya döküp tavanın tabanına yayıyorum. Çevirip pişirdikten sonra tabağa alıp azcık üstünde tereyağı gezdiriyorum. Karışım bitene kadar işleme devam ediyorum. İşte bu kadar, afiyet olsun. Yapılışı: Hamurun malzemelerini derin bir kabın içinde karıştırıp 5-10 dakika yoğuruyoruz. Kabın üstünü streç film ile kapatıp 1 saat dinlenmeye bırakıyoruz. Bu arada iç harç için gereken malzemeleri bir kabın içinde güzelce karıştırıyoruz. Hamur hazır olunca küçük bezelere ayırıyoruz ve oklava ile yuvarlak olarak açıyoruz. İçince harçtan 1 yemek kaşığı koyup yuvarlağın yarısına yayıyoruz, hamurun boş olan kısmını üstüne kapatıp güzelce yapıştırıyoruz. Elinizde varsa zigzag kesme aparatı ile hamurun uç kısımlarına şekil veriyoruz. Bir tavada sıvı yağı kızdırıp böreklerimizi çevirerek pişiriyoruz. Bu tariften 15 tane çi börek çıktı. Yapılışı: Öncelikle şeker, maya ve ılık suyu karıştırıp, üstünü kapatarak 10 dakika bekliyoruz. Daha sonra tüm diğer malzemeleri de ekleyip yoğurarak yumuş yumuş bir hamur elde ediyoruz. Hamur kabının üzerini streç film veya bir örtü ile kapatıp yaklaşık 1 saat dinlenmeye bırakıyoruz. Dinlenen hamuru 2-3 parçaya ayırıp istediğimiz gibi şekil veriyoruz ve yağlı kağıdın üstünde tepsiye diziyoruz. Tepsinin üstünü bir bez ile kapatıp 30 dakika da bu şekilde mayalandırıyoruz. Fırını alt üst fansız olacak şekilde 220 dereceye ayarlıyoruz. Mayalanan ekmeklerin üstüne bıçakla bir çizik atıyoruz. Birazcık su ve çok az yoğurdu karıştırıp fırça yardımıyla ekmeklerin üstüne sürüyoruz, sadece süt de sürebilirsiniz. Ben bazen üstüne susam ve çörek otu da serpiştiriyorum. Fırının en altına su dolu bir borcam koyuyoruz ve ekmek tepsimizi de fırına veriyoruz. Üstleri kızarınca alabiliriz, 45 dakika kadar pişme süresi var. Piştikten sonra tepsinin üzerini hafif nemli bir bezle kapatarak kurumasını önleyebilirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/01/netflix-dekorasyon-ve-mimari-programlari", "text": "Dünyayı kasıp kavuran korona virüsü yüzünden uzunca bir süre evlerimizde kaldık ve kalmaya da devam edeceğiz. Bu süreçte, ev dekorasyonu yenilemek en popüler aktivitelerden biri oldu çünkü evimizde daha çok vakit geçirir olduk ve bizi iyi hissettirecek yenilikler yapmak istiyoruz, bu süreçte Netflix ev yenileme konusunda ilham verici. Ben dekorasyon programları izlemeyi çok seviyorum. Netflix'te de tasarım ve mimarı üzerine harika programlar var. Ben izleyip de hoşuma giden en iyi Netflix dekorasyon ve mimari programları sizlerle de paylaşmak istedim. Özellikle hafta sonu sokağa çıkma yasağı varken, ilham verici bir şeyler izlemek isteyenler göz atabilir. İşte benim Netflix'teki en iyi dekorasyon ve mimari programları listem: çoğunluğu belgesel olsa da yarışma programları da var. The World's Most Extraordinary Homes: İki sezondan oluşan bir belgesel dizi. İlk sezonda 4 bölüm var. Bu sezonda bölümler, dağ, orman, deniz kıyısı ve yer altı olarak temalara ayrılmış ve buralardaki evler inceleniyor. İkinci sezon ise iki kısımdan oluşuyor ve her bölümde farklı ülkeye gidilerek buradan evleri gösteriyorlar. Toplam 12 bölüm, IMDB puanı 7,6. Interior Design Masters: Tek sezon ve 8 bölümden oluşan bir yarışma. Her bölümde ekipler farklı bir yerin tasarımını yapıyorlar ve her hafta elemeler oluyor. IMDB puanı 6,5. Grand Designs: Epey eskiden beri yayınlanan bu belgesel dizinin 10. ve 15. sezonları var Netflix'te şu anda. Baştan sona kendi evlerini yapan insanların ev yapım aşamaları gösteriliyor. Ben bunu eskiden bazen Digiturk'te de izliyordum ama hangi kanaldı hatırlamıyorum. Toplam 19 bölüm, Imdb puanı 8,5. Stay Here: Tek sezon 8 bölümlük bir seri, insanların, evlerini airbnb tarzı konaklamaya açmak için nasıl çok şık dönüşümler yaptığını gösteriyor. IMDB puanı 7,5. Instant Hotel: İki sezondan oluşan bir yarışma. Birinci sezon 6 bölüm, ikinci sezon ise 12 bölüm. Bizdeki yemekteyiz programını andırıyor. Evlerini airbnb'de kiralayan insanlar birbirlerinin evinde kalarak puanlama yapıyorlar, hem eğlenip hem de hoş dekorasyonlu evler izliyorsunuz. IMDB puanı 7,3. Cabins in the Wild: Tek sezon dört bölümlük bir seri. Adından anlaşılacağı üzere doğanın içinde yapılmış küçük kulübeler üzerine bir program. 11000 £ bütçe ile farklı tasarımlarda kulübe evler yapıyorlar, her programda iki proje yarışıyor, epey güzel tasarımlar var. IMDB puanı 6,7. Tiny House Nation: 7'şer bölümlük iki sezondan oluşuyor. Aslında normalde 5 sezonmuş ama Netflix'te iki sezonu izlenebiliyor. Tiny House yani küçük eve geçme planı yapan insanların hayallerini gerçekleştirmelerine yardım ediyorlar. IMDB puanı 7,2. Amazing Interiors: Tek sezon 12 bölümdan oluşuyor. Sıradışı, ütopik evleri geziyorlar. Örneğin sirk evi, kedi evi, pembe saray vs gibi ilginç konseptte, müze tadında evler var. IMDB puanı 6,7. Bonus Abstract: Art of Design Bunu bonus olarak koydum çünkü yukarıdakilerden daha ayrı bir tarzı var. 6'şar bölümlük iki sezondan oluşan bir seri. Her bölümde ilham verici bir tasarımcıyı anlatıyorlar. Onların yaşam tarzları ve bakış açılarını izlemek keyifli oluyor. IMDB puanı 8,4. Bu listeyi tamamen kendi zevkime göre oluşturdum, herkes beğenmeyebilir tabi ama bence bu listedeki Netflix dekorasyon ve mimari programları gerçekten izlenesi, umarım sizin de hoşumuza gider. İlerleyen dönemlerde daha fazla program izleyip beğendikçe listeye eklemeler yaparım. İlginizi çekebilecek diğer yazılarımı da paylaşıyorum. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/01/netflix-yilbasi-filmleri-ve-dizileri", "text": "Yılbaşını çok severim. Yeni bir yıl için umutlanmayı, ağaç kurmayı, evi ışıl ışıl süslemeyi ve tabi ki havaya girmek için yeni yıl temalı filmler izlemeyi. Her yıl konuyla ilgili yeni çıkan tüm filmleri izlerim ve bu sene de daha önce izlemediklerimi bitiriverdim. 🙂 Hafta sonları sokağa çıkma yasağı ilan edilince, evde güzel vakit geçirmek için sizlerle de izlediğim filmleri paylaşmak istedim. Sadece yılbaşı filmleri değil yılbaşı temalı diziler de var listede. Ayrıca çocuklarla izlenebilecek yılbaşı filmleri de koydum. O zaman buyursunlar, en güzel Netflix yılbaşı filmleri ve dizileri listem sizlerle, umarım siz de keyifle izlersiniz. Öncelikle yılbaşı dizileri ile başlamak istiyorum, benim bildiğim fazla dizi yok zaten. Daha sonra filmler ve en sona da çocuklar için animasyonları bulabilirsiniz. Home For Christmas: Norveç yapımı, 6 bölümlük bir mini dizi, IMDB puanı 7,6. Ailesinin ilişki sorularından bıkmış olan müzmin bekar Johanne, ailesine sevgilisi olduğunu söylüyor ve onlarla tanıştırabilmek için bir sevgili arayışına çıkıyor. Kesinlikle çok keyifli ve naif bir dizi, zaten bölümler kısa, pıt pıt gider hemen izleyiverin. 18 Aralık'ta 2. sezon geliyormuş. Dash & Lily: Dash ve Lily birbirlerine bir defter aracılığıyla notlar ve cesaret oyunları yolluyorlar. Biri yılbaşı ruhundan nefret ediyor, diğer çok seviyor ve bir yandan birbirlerini düşünceleri konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. IMDB puanı 7.6 olan 8 bölümlük bir dizi. Başrollerin yaşı biraz küçük yani biraz gençlik dizisi ama fena gitmiyor, ben de henüz tüm bölümleri izlemedim. Yılbaşı temalı filmler genelde romantik komedi tadında oluyor, baştan uyarayım genelde klişelerle dolu çıtır çerez filmlerden oluşan bir liste bu. Açıkçası benim de bir yılbaşı filminden, yüzümü güldürmesi, içimi ısıtması dışında fazla beklentim yok, sizin daha büyük beklentileriniz varsa bu filmleri sevmezsiniz bence. 😉 Bu arada tüm izlediğim filmleri koymadım listeye, benim bile bazı filmler tahammül sınırlarımız zorlamıştı, onları eledim. Holidate: Bu film instagram'da birkaç kişi tarafından önerildi diye izlemiştim. Evet gayet keyifli gidiyor, arada güldürdü, aptal aptal gülümsetti filan sevdim yani ben de. Noel gibi özel zamanlarda birbirlerine anlaşmalı sevgililik yapan bir çiftin hikayesi anlatılıyor. IMDB puanı 6,1. A Christmas Prince: Gazeteci bir kadın, kral olacak bir prens ile ilgili haber yapması için gönderiliyor fakat detayları öğrenmesi için kimliğini gizlemesi gerekiyor. Bence tatlı bir film ya, devam olarak Royal Wedding ve Royal Baby filmleri çekilmiş ama henüz onları izlemedim. İzleyince yorumlarımı eklerim. IMDB puanı 5,8. The Princess Switch: Bu yine benim sevdiğim filmlerden biri, IMDB puanı 6 ama bence daha iyi olmalıydı. Bir prenses ve onun yaşadığı kasabaya yarışma için gelen bir pastacı birbirlerine ikiz kadar benziyorlar ve yer değiştiriyorlar. Switched Again adıyla devam filmi çekilmiş ve ben tabi ki onu da izledim. 😀 Bir üçüncü benzer daha katılıyor ortama, hepsi birbirine karışıyor desem yanlış ifade etmiş olmam sanırım 😛 İyice zırvalanmış olsa da, bol yılbaşı görüntüleriyle akıyor. Midnight at the Magnolia: Çocukluklarından beri çok yakın arkadaş olan ve birlikte yerel bir radyo programı sunan iki arkadaş tam Noel zamanı ulusal kanala çıkıp canlı yayında sevgililerini aileleri ile tanıştıracakken aynı anda terk ediliyorlar. Bilin bakalım ne oluyor? 😛 Tabi ki, sevgili rolü oynayıp dinleyicilerine sürpriz yaparak durumu kurtarmaya karar veriyorlar. IMDB 5,8. The Knight Before Christmas: 14. yüzyıl İngilitere'sinde şövalye olan başrolümüz, bir gün ava çıktığında büyücümsü biriyle karşılaşıyor ve günümüze gönderiliyor. Yine saçmalıklarla dolu ama yine de eğlenceli ve yüzümü gülümseten bir film oldu. IMDB puanı 5,5. A Cinderella Story Christmas Wish: Bu filmde, modern zaman külkedisi masalı anlatılmış ama camdan ayakkabı detayı yoktu filmde. 🙂 Üvey annesi ve kardeşleriyle yaşayan Kat'in hayallerine ve aşka kavuşma yolculuğu diyebilirim. Oyuncuların yaşı küçük olduğu için iyice ergen hissediyor insan kendini izlerken ama yine de azmettim bitirdim ve gülümsetti beni. 🙂 Bu arada film tam bir müzikal değil ama 3-4 tane uzun uzun şarkı söylemeli geçen sahne var. IMDB puanı 5,3. Christmas Inheritance: Genç bir kadın, babasının şirketini devralmak istiyor fakat babası onun biraz şımarık olduğunu düşündüğü için emin olamıyor. Sonra babası, şirket ruhunu anlaması için onu memleketine, Noel mektuplarını vermeye, şirketin kurucu ortağının yanına, cebinde sadece 100$ ile gönderiyor, ve hanım kızımız hayattan dersler çıkarmaya başlıyor. IMDB puanı 5,7. Yani diğer filmlerden sonraya saklayarak, yılbaşı sıcaklığı hatırına izleniyor gayet güzel. A Wish for Christmas: Sara çok çalışkan fakat biraz vur ensesine, al lokmasını tadında bir kızcağız. Pazarlama müdürüyle bir iş fikrini paylaşıyor ve adam onu fikirlerine ihtiyacı olmadığını söyleyip daha sonra fikri kendisinin gibi sunuyor. Noel Baba'dan, bu sefer kendini savunabilme cesareti diliyor ve 48 saatliğine dileği gerçek oluyor. Bu süreçte şirketin CEO'suna aşık oluyor filan, çok süper olmasa da izlenebilir bir film, IMDB puanı 6. Four Christmas: İkisinin de aileleri boşanmış olan bir çift, Noel zamanı her bir ebeveyni aynı günde ziyaret etmeye çalışıyorlar, bu arada birbirlerini yeniden tanıyor gibi oluyorlar. Güncel ve ilk defa gördüğüm artistlerdense daha popüler, eski tanıdık yüzleri barındırması bakımından ben ekstra sevdim, IMDB puanı 5,7. New Year's Eve: Bu filmi dha önce nasıl kaçırmışım bilmiyorum. Gerçek bir ünlüler geçidi, bu kadar fazla ünlü bir arada başka bir filmde oynadı mı anımsayamadım açıkçası. 🙂 Farklı hayatların yıl sonu gününden hikayeler diyebilirim kısacası, tabi kısa kısa birbirine dokunmalar var. Bir yılbaşı filminden bekleneni veriyor bence. Ayrıca size ufak bir New York esintisi veriyor, gezemediğimiz şu dönemlerde ilaç gibi geldi bana. 2011 yapımı ve IMDB puanı 5,7. Falling For Christmas: Türkçe'ye Noel Çarpması olarak çevrilmiş filmde Lindsay Lohan şımarık bir zengin kızını canlandırıyor. Kayak merkezinde dağın tepesinde erkek arkadaşı evlenme teklif ederken düşüyor ve hafızasını kaybediyor. Kendisini kayak merkezinde çalışan bir adam kurtarıyor ama hafızasını kaybetmiş, hiçbir şey hatırlamıyor. Kurtaran kişi kendi klübesinde ona bakmayı teklif ediyor falan derken olaylar gelişiyor. Noel detayları eşliğinde standart çıtır çerez bir romantik film. 2022 yapımı ve IMDB puanı 5,4. Love Hard: Yazarı başrolümüz çöpçatanlık uygulamasından tanışıp çok hoşlandığı erkekle tanışmak için ülkenin bir ucundan öbür ucuna uçuyor. Evine gittiğinda karşısına bambaşka biri çıkıyor, yani başkasının fotoğrafını kullanmış. Çok bozulan yazar bir şeyler içmeye bara gidiyor ve karşısına fotoğraftaki erkek çıkıyor. Sonra yalan söyleyen erkek bunları tanıştırıyor filan bu şekilde devam ediyor. 🙂 2021 yapımı ve IMDB puanı 6,3. Bonus Love Actually: Bu filmi izlememiş olacağınızı düşünmüyorum ama belki bir ihtimal izlemeyen varsa diye bu listeye koyulması gerekir dedim. Listedeki tek istisna, Netflix'te yok ama gelmiş geçmiş en iyi yeni yıl temalı filmlerden biri diyebilirim. İzleyenler eminim bana katılacaktır, hala tekrar izlerim ve yine güzel geliyor. Bir değil bir sürü aşk hikayesi birden izliyoruz bu sefer, filmin Londra'da geçmesi ayrı iyi geliyor şu günlerde. Listeyi genelde güncel filmlerden oluşturdum ama bu film birazcık eski, 2003 yapımı, IMDB puanı 7,6. Çocukların seveceği çok güzel yılbaşı animasyon filmleri var, tabi yalnızca çocuklar değil siz de birlikte keyif alırsınız diye düşünüyorum. Hepsini oğlumla birlikte izledik. Arthur Christmas: 2011 yapımı, oldukça eğlenceli bir yılbaşı animasyon filmi. Noel baba ve ailesi artık işi iyice ilerletmiş ve hediye dağıtma işini son teknolojiyle hallediyor. Bir hediye dağıtma sonrası milyarlarca çocuk arasından bir tanesinin hediyesinin gitmediği anlaşılıyor ve hediyeyi ulaştırmak için çılgın bir yolculuk başlıyor. IMDB puanı 7,1. Klaus: En iyi animasyon dalında Oscar adaylığı ve başka ödülleri olan bir animasyon filmi. Kasabaya yeni gelen postacı Jesper, oyuncakçı Klaus'a çocuklara ücretsiz oyuncak dağıtmayı teklif ediyor ve olaylar gelişiyor. Noel Baba'nın nasıl ortaya çıktığı konu edilmiş gibi diyebilirim, iyilik dolu bir film, kesinlikle izlenmeli. IMDB puanı 8,2. The Grinch: Ailesiz büyüdüğü ve yetimhanedeki kötü zamanları hatırlattığı için tüm Noel etkinliklerinden nefret eden Grinch, kasabanın tüm evlerinin Noel süslerini ve hediyelerini çalmaya karar veriyor. Bence epey tatlı bir animasyon, puanı düşük geldi, IMD 6.3 imiş. Burada bahsettiğim 2018 yapımı olan, bir de 2000 yapımı Jim Carrey versiyonu var, onu izlemedim. Angela's Christmas: Bu filmi önerip önermemekte kararsız kaldım neyse koyayım dedim. Bir kitaptan uyarlama, yarım saatlik bir yılbaşı çizgi filmi, açıkçası ben o kadar beğenmedim ama oğlum sevdi. 🙂 Angela ve ailesi kiliseye gidiyorlar ve orada bebek İsa'yı çıplak gören Angela ısıtmak için onu evine götürmek istiyor, bunun üzerinden devam ediyor ve aileyle birlikte olmanın önemi mesajı veriliyor diyebilirim. IMDB puanı da 7 imiş. Angela's Christmas Wish diye ikincisi de gelmiş, onu henüz izlemedik. The Christmas Chronicles: İki kardeş Noel Baba'nın kızağının kaza yapmasına sebep oluyor, bu da hediye dağıtımını tehlikeye atıyorlar. Tabi yılbaşı ruhunun zarar görmemesi için Noel Baba'ya yardım ediyorlar. Eğlenceliydi bence, IMDB puanı 6,2. İkincisi de çıkmış ama henüz izlemedik. Alien Xmas: Klepts adı verilen bir grup uzaylı dünyanın yerçekimi kuvvetini çalmaya karar veriyorlar ve olaylar gelişiyor. Bu da hiç fena değildi bence, 40 dakikalık kısa bir film, IMDB puanı 6 imiş. İlginizi çekebilecek diğer yazılarıma da bakmanızı öneririm. En Güzel Netflix Yılbaşı Filmleri ve Dizileri listesini tamamen kendi izlediğim filmlerden oluşturdum, umarım izleyecek yılbaşı filmi arayanların işine yarar. İlerleyen dönemlerde daha fazla yılbaşı filmi izlersem eklemeler yaparım. Sizin eklemek istedikleriniz varsa yorumlara yazmaktan çekinmeyin lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Deniz hanim önerimi dikkate alıp Yılbaşı filmleriyle ilgili yayınlarınız için teşekkürler. Kesinlikle benim de favorim New Year's Eve idi. Her yıl izlerim mutlaka. Size ve ailenize şimdiden Mutlu Yıllar dilerim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/07/kendin-yap-yilbasi-susleri", "text": "Eskiden sık seyahat eden, seyhaat etmediği zamanlarda da boş vaktinin çoğunluğunu seyahat planlaması yaparak veya biten seyahatlerin yazılarını hazırlayarak geçiren biri olarak pandemi dönemi ne büyük bir boşluğa düştüğümü tahmin edersiniz. En başta bol bol dizi ve film izlemeye verdim kendimi, bir de çoğumuz gibi yemek yapmaya tabi. Ama o kadar fazla evdeyiz ki yani bunlar insanı tatmin etmiyor. Bari bir şeyler üreteyim diye ufak ufak DIY projelere sardım bu ara. Tabi yılbaşı yaklaştığı için önceliğimi yılbaşı dekorlarına verdim. Şimdilik minimum malzemeyle neler yapabilirim ona bakıyorum ama ileride işi büyütüp DIY'ler kraliçesi olurum belki kim bilir. 🙂 Velhasıl, yapması kolay kendin yap yılbaşı süsleri için araştırma yapanlara faydam olsun diye bir yazı hazırlayayım dedim. Yılbaşı süslerini evde kendisi yapmak isteyenler için benim 10-15 dk'da hazırladığım en kolay süsleri malzeme ve yapılış detaylarıyla paylaşacağım. Malzemeleri kolayca ulaşılabilir, hatta genelde evde hazır malzemesi olabilecek projeler seçiyorum ama sizde yoksa ve bu malzemeleri nereden bulabilirim diye düşünürseniz, bu yılbaşı süslerini yapabileceğiniz malzemeleri şuradan bulabilirsiniz. Yapılışı: Önce tüm mandalların birleştirici metal kısımlarını çıkarıyoruz. Sonra düz kısımları sırt sırta gelecek şekilde mandalları yapıştırıyoruz. Hepsini beyaza boyuyoruz. Eğer sim kullanacaksanız boya kurumadan üzerine serpiştirin ki yapışsınlar. Boya kuruduktan sonra iki mandalı daha geniş olan kısımlarından birbirine yapıştırıyoruz. Sonra iki mandalı daha bunlaru dik kesecek şekilde yapıştırıyoruz ve artı işareti oluşturuyoruz. Şimdi her iki mandal arasına birer mandal daha yapıştırıyoruz. Eğer simli oje kullanacaksanız ki ben öyle yaptım 🙂 şimdi ojeyi sürebilirsiniz. Bu arada sim yapmak zorunda değilsiniz, sadece biraz ışıltı katmak amaç. Jüt ip veya süsü asmak için kullanabileceğiniz herhangi bir ipi bir mandalı ucuna yapıştırıyoruz ve işte süsümüz hazır. Yapılışı: İlk olarak portakallarımızı dilimleyip fırına atıyoruz ve 100 derecede birkaç saat altlı üstlü pişiriyoruz. Arada kontrol edip istediğimiz kurumayı yakalayınca fırından çıkarıp soğumaya bırakıyoruz. Koli kartonuna bir büyük bir küçük tabak yardımıyla iç içe daireler çiziyoruz ve çizdiğimiz yerlerden keserek bir halka elde ediyoruz. Kartonun sağlam olması için bir tane daha birebir karton halka kesiyoruz. Sonra bu halkaları üst üste koyuyoruz ve dikiş ipini dolayarak tüm çevreyi turluyoruz. Bu ipler hem kartonları birbirine bağlıyor hem de çam dallarını tutturmaya yarıyor. Çam dallarını ipler içine sokuşturarak tüm halkayı dolduruyoruz. Şimdi süsleme zamanı geldi. 🙂 Ben fotoğrafta gördüğünüz gibi kuru portakal dilimlerine ek olarak ceviz, kozalak ve çubuk tarçın kullandım. Burayı çok daha fazla geliştirmek mümkün. Kokinalar, at kestanesi, meşe palamutları vs. eklenebilir, ben burada bunları bulamadığım için daha sade oldu. Doğal malzemelerin dışına çıkmak isterseniz küçük ağaç süsleri ile doldurulabilir yani fikir vermesi benden, gerisi sizin hayal gücünüze kalmış. Yapılışı: Ben kozalaklarla iki farklı süs yaptım: birincisi kozalak halka, diğeri de yılbaşı ağacı. Kozalaktan yılbaşı ağacı dekoru için öncelikle mantarı kozalağın tombalak tabanına yapıştırıyoruz. Ben iki tip ağaç yaptım. Birinin sadece dallarına kar düşmüş havası vermek için beyaz boya ile uçlarına dokundum. Diğerine ise boya sürmeden parlak boncuklar yapıştırdım, kozalak yeşile boyanarak da yapılabilir ama ben yeşile boyamadım. Kozalak halka yılbaşı süsü içinse 5 tane kozalağı popolarından birbirine yapıştırdım ve dallara yine kar havası vermek için hafif beyaz boya sürdüm. Kurdele takıp ağaca astım ama jüt ip de kullanılabilir. Bu arada daha fazla kozalak kullanıp masa dekoru da yapabilirsiniz. Ortasına büyükçe bir mum koydunuz mu oldukça şık duruyor. Buradan sonraki kısımda pinterest'te işaretlediğim bazı fikirleri fotoğraf olarak paylaşacağım, detaya girmeyeceğim. Kendimiz yeni süsler yaptıkça detayına girerek eklemeler de yaparım. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/08/evde-yilbasi", "text": "Sadece yılbaşı gününe özel etkinlikler değil, evi yılbaşı gecesine hazır hale getirmek için de tavsiyeler vereceğim. Bazıları zaten sizin aklınızda olan şeyler eminim ama bazıları belki de aklınıza gelmemiş olabilir. Evinizi yılbaşı süsleriyle donatın: Henüz evde süsleme yapmadıysanız hemen başlayın, vallahi havanız değişecek. Zaten çoğunlukla evde geçiriyoruz vaktimizi bu sene, son günlere bırakmayın süslemeleri bence. Süslemeler anında insanı yılbaşı havasına sokuyor. Ağaç sevmiyorsanız, birkaç yere led ışıklandırmalar, bir vazoya kokinalar koyarak da bu enerjiyi yakalamak mümkün. Yılbaşı ev dekorasyon, süsleme, aksesuar, kıyafet ve terlik fikirleri için şurayı inceleyebilirsiniz. Glühwein hazırlayın: Noel pazarlarında sıklıkla satılan sıcak şaraplar evi mis gibi kokutup sizi de havaya sokacaktır. Alkol kullanmıyorsanız üzüm suyu ile de yapabilirsiniz. Su, şeker, karanfil ve tarçını kaynatıp üzerine şarap ya da üzüm suyunu ilave etmeniz yeterli, tam ölçülere internetten bakabilirsiniz. Yılbaşı şarkıları açın: Özellikle hazırlık aşamasında ve yemek yerken çalmak için özel bir liste hazırlayın. Noel temalı şarkılar o gün güzel gidiyor ama sevmiyorsanız, en sevdiğiniz şarkılardan bir listeyi önceden hazırlayın ve modunuzun hep yüksek kalmasını sağlayın. Zaman Kapsülü Hazırlayın: Bu daha çok çocuklu aileler için tatlı bir aktivite diyebilirim. Günümüzden bazı hatıralarla ufak bir kutu hazırlayıp saklıyoruz kısacası. Peki bu kutunun içine neler koyabiliriz ve ne işe yarıyor, örneklerle biraz bahsedeyim. Mesela polaroid bir fotoğraf makineniz varsa o an fotoğraf çekilip çıkan resmi kutuya koyabilirsiniz. Gelecek seneyle ilgili planlarınız, hayalleriniz ve varsayımlarınızı bir kağıda listeleyip koyabilirsiniz. Çocuğunuzun anlık boy ve kilo durumunu yazabilirsiniz. Çocuğun o dönemki favorilerini yazabilirsiniz. O güne ait bir şey koyun içine, örneğin günün gazetesinden hoşunuza giden bir haber olabilir. Bitirdiğiniz yılla ilgili en aklınızda kalan aile anınızı yazabilirsiniz. Seneye kutuyu açtığınızda, içindekiler tatlı bir hatıra olarak karşınıza çıkacak ve bir sene içinde neler değişmiş birlikte göreceksiniz böylece. Güzel bir sofra kurun: Yılbaşı menüsü denilince ilk akla gelenler hindi ve kestaneli pilav oluyor. Şimdiye kadar denemediyseniz bence bu sene bir kestaneli pilavı denemenin tam zamanı. Hindi yerine tavuk da olur, biz hep öyle yapıyoruz. 🙂 Yanına birkaç meze ve bir salata hop bitti. 🙂 Alternatif olarak fondü düşünebilirsiniz, yılbaşında güzel gidiyor. Biz bir de raklet makinesi kulanmayı seviyoruz böyle özel günlerde, daha önce duymadıysanız yıllar önce şurada yazdığım yazıya bakabilirsiniz. Meze seçimi size kalmış ama kestane almayı unutmayın, gecenin ilerleyen saatlerinde güzel gidiyor. Bu arada sofranıza da biraz özenin ki kendinizi davetteymiş gibi hissedin. Yılbaşı sofra ve sunum fikirleri için şurayı inceleyebilirsiniz. Kutu oyunları oynayın: Tombala ile yılbaşı geceleri özdeşleşmiştir biliyorsunuz, hazır evdeyken oynayıp biraz geceyi renklendirebilirsiniz. Tombala dışında Monopoly, Tabu ve Trivial Pursuid benim ilk aklıma gelen eğlenceli oyunlardan. Son olarak puzzle seviyorsanız, puzzle da yapabilirsiniz. Tüm kutu oyunları fikirleri için şurayı inceleyebilirsiniz. Sessiz sinema gibi klasikleşmiş ve herhangi bir araca gerek olmayan oyunlar da oynanabilir tabi ki. Yılbaşı temalı bir film izleyin: Eğer yukarıdakilerin hepsini yaptıysanız muhtemelen yılbaşına girmişsinizdir bile, o zaman artık uykuluk yeni yıl temalı bir film izleyebilirsiniz. Tabi ki daha önce de izleyebilirsiniz, amaç içimizi ısıtacak bir şeyler yapmak. Daha önce hazırladığım yılbaşı filmleri listesine mutlaka göz atın. Hediyeler alın: Eğer evde tek başınıza olmayacaksanız beraber kutlayacağınız kişilere mutlaka ufak da olsa bir hediye alın derim. Bu illa pahalı bir şey olmak zorunda değil, karşınızdakini düşündüğünüzü gösteren ufak bir hediye hatta kendi yaptığınız bir şey bile olabilir. Yılbaşı hediye fikirleri için şurayı inceleyebilirsiniz. Sevdiklerinize online deneyim hediye etmek de güzel olabilir, özellikle seyahat edilmeyen bu dönemde başka milletlerden insanların ülkelerini tanıttıkları ya da gezdirdikleri deneyim fikirleri için şurayı inceleyebilirsiniz. Gelecek sene için hayal panosu hazırlayın: Gelen sene için yapmayı planladığınız, hayal ettiğiniz şeyleri sembolize eden bazı fotoğrafları intenetten bulup print edin. Sizi motive edecek ilham cümlelerini de unutmayın. Hepsini birlikte kolaj yaparak bir panoya yapıştırın ve her gün sık sık göreceğiniz bir yere asın. Nar Patlatın: Evinizin kapısının önünde mümkünse nar patlatın. eve yeni yılda bereket getirdiğine inanılan bir harekettir ve sebepsiz mutlu edici aktivitelerdendir bana göre. Bonus Noel Baba ile görüşün: Son önerim de online bir deneyim. Geçen gün airbnb'ye girdiğimde gördüm tesadüfen. Belki ilginizi çeker diye paylaşmak istedim. Noel Baba kılığına girmiş birileri size hikayeler anlatıyor. Özellikle çocuğunuz varsa ilgisini çekebilir. Yalnız Türkçe bir aktivite değil, bilginiz olsun. Merak ettiyseniz şuradan incelebilirsiniz. Ayrıca yılbaşı temalı diğer online aktiviteleri de ekledim. Bazı öneriler Noel'e özgü ve yılbaşı ile Noel'in aynı şey olmadığının tabi ki farkındayım. Ancak bu coşkulu kutlamalar aynı döneme geldiği için ve Türkler'in çoğunluğunda Noel kutlama adeti olmadığı için yıllardır bu gelenekler yılbaşı ruhuna dahil ediliyor diye düşünüyorum. Yılbaşı ruhu da, dinden bağımsız insanların kendini mutlu hissettiği, yepyeni bir yıl için umutlandığı güzel bir şey bence. Umarım yeni yıl hepimize iyi gelir, şimdiden iyi yıllar!! Evde güzel bir yılbaşı geçirmek için benim aklıma gelenler bunlar, umarım sizlere de fikir verebilmişimdir. Sizin eklemek istedikleriniz varsa yorumlara yazmaktan çekinmeyin lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/13/klonlama-videosu-nasil-yapilir", "text": "Biliyorsunuz instagram'ın Reels özelliği yaz aylarından beri ortalığı kasıp kavuruyor. Reels sayesinde pek çok farklı efektler görmeye başladık. Bunlardan en ilginçlerinden biri şüphesiz klonlama efekti. Başlangıçta bu ancak profesyonel video düzenleme uygulamaları ile yapılıyordu ama sanıyorum Reels'in hayatımıza girmesinin etkisiyle, artık farklı telefon uygulamalarından da bunu yapmak mümkün. Ben piyasada bu işlemi telefondan yapacağınız üç tane uygulama buldum ancak bir tanesi var ki gerçekten telefonda insan kopyalama yapmak çok kolay. Ben bu yazıda sadece o uygulamadan nasıl klonlama videoları yapacağınızı anlatacağım, çünkü sadece 30 sn. sürüyor. Blog yazısıyla bunu anlatınca sanki çok zahmetli bir işmiş diye düşünmeyin, ben detaylı tek tek ekran görüntüleriyle her aşamayı göstermek istedim sadece. Bir kere yaptınız mı ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz zaten. Haydi o zaman, Reels insan kopyalama, klonlama videosu nasıl yapılır birlikte inceleyelim, tabi önce klonlama videosu nasıl çekilir ona da değineceğim. Şimdi gelelim Vita uygulamasını nasıl kullanacağımıza. Uygulamayı indirdikten sonra açınca karşımıza alttaki ekran çıkıyor. Buradan New Project denilen yere tıklıyoruz. Bu sırada uygulama fotoğraflarınıza erişebilmek için izin isteyecek ve izin verdiğiniz zaman son çektiğiniz videolar açılacak. Klon videolarından birinciyi seçiyorsunuz ve sağ alt köşedeki oka tıklıyorsunuz. Açılan sayfada seçtiğiniz videoyu göreceksiniz. Ve bir de en altta sembollerden oluşan bir menü göreceksiniz. Orada, menüyü hafif sağa kaydırıp kırmızıyla işaretlediğim Pip yazan yere tıklayacaksınız. Pip'e tıkladığınız anda karşınıza yine telefonunuzun albümü çıkacak ve oradan ikinci videoyu seçeceksiniz. Seçtiğiniz anda ikinci video biraz daha küçük olarak ekranınızda belirecek. Şimdi kırmızıyla işaretlediğim köşelerden sürükleyerek bu videoyu tam ekran boyutuna getireceğiz. Şimdi iki video üst üste gelmiş oldu. İkisinin birden görünebilmesi için son vuruşu yapacağız. alttaki fotoğrafta işaretlediğim oklardan tutup videonun yarısına doğru çekiyoruz, yani birinci klonun bittiği yere kadar çekebiliriz. Tabi burada önemli detay şu: üstteki videonun boşluk tarafından çekiyor olacağız ki klonlar görünsün. Tataaaaam işte videomuz hazır. Şimdi sol alttaki kırmızıyla işaretli çift oka 2 kere tıklıyoruz ve açılan ekranda sağ üst köşede gördüğümüz Export butonuna tıklayarak videoyu telefonumuza kaydediyoruz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/18/yilbasi-hediyesi-secimi-yilbasi-hediye-fikirleri", "text": "Sizde durumlar ne bilmiyorum ama benim aklım sürekli yeni yılda. Bu yıla gerçekten güzel bir giriş yapmak istiyorum ve geri sayımda olduğumuz şu günlerde sizler için de sürekli bu konuda içerik üretmek istiyorum. Yılbaşı hediyesi seçimi konusunda kafası karışık olanlar varsa belki benim yazacağım yılbaşı hediye fikirleri hoşuna gider diye kendimce bir liste hazırladım. Buyurun, yılbaşı hediyesi seçim rehberi sizlerle.. Öncelikle hediye seçimi yaparken nelere dikkat edebilirsiniz bir düşünelim. Sonra hediye fikirleri verdiğim zaman bu noktalar da aklınızda olur. Yakınlık dereceniz ve o kişiye verdiğiniz değere göre ilk önce bütçenizi belirleyin. Bütçe belirlemek neden önemli, çünkü en basitinden online alışveriş sitelerinde hazır yılbaşı hediye fikirleri oluyor, o listelere tıklayıp bütçenize göre fiyat aralığı girerseniz hiç aklınıza gelmeyen çok güzel fikirlerle karşılaşabilirsiniz. Onu düşündüğünüzü gösteren bir hediye seçin. Yani o kişinin ağzından çıkmış herhangi bir söz, bir şeyi beğendiğini belli ettiği herhangi bir anı hatırlamaya çalışın. Karşı tarafta, benim söylediklerime, beğenilerime değer veriyor, beni dinliyor, önemsiyor hissi yaratacaktır. Eğer hediye alacağınız kişi çok yakınınız değilse, çevrenizde daha yakın olan biri varsa ona danışın. Örneğin daha yeni sevgili olduğunuz biri ise henüz kendisini fazla tanıma fırsatı bulamamışsınızdır ve kendisinin en yakın arkadaşlarına hediye fikri sormaktan çekinmeyin. Bu arada lafı geçmişken, yeni sevgili olduğunuz birine bana sorarsanız çok yüksek bütçeler ayırmaktan ziyade üstteki maddeyi yani onu düşündüğünüzü göstermeyi öncelikli tutun. Yani ona pahalı bir parfüm almak yerine laf arasında çok sevdiğini söylediği eski bir sanatçının plağını bulmak gibi bir şey olabilir, bu tamamen uydurulmuş bir örnek yani sizin durumunuzda yerine herhangi bir başka ürün konulabilir. Kişiselleştirilmiş hediyeler düşünün. Üzerinde isminin baş harfi olan şık bir kupa, mumluk, sweatshirt vb. olabilir. Ya da normal bir hediyeyi siz kişiselleştirilmiş hale getirebilirsiniz. Instagram'da bir dolu hesap var, kişiye özel el işi tasarımlar yapan, oralara sipariş verebilirsiniz. Deneyim hediyelerini değerlendirin: Somut hediye şart değil, özellikle günümüz şartlarında en değerli şey deneyim diyebilirim. Mesela seramik yapmayı hayal ediyordur da bir türlü gidemiyordur, ya da yoga/pilates'e başlamak istiyordur ama sürekli erteliyordur vs. örnekler uzar gider. Siz onlara başlaması için örneğin 1 aylık kurs satın alabilirsiniz, güzle bir şeye vesile olursunuz. Şimdi gelelim hediye alacağınız kişinin özelliklerine göre ne tür hediyeler seçebileceğinize dair naçizane fikirlerime... Direkt ürün önerileri isteyenler şuraya göz atabilirler, bir sürü güzel hediye seçtim. Teknoloji seviyorsa, akıllı saat ve kulaklık benim ilk tercihlerim olurdu. Bunlar varsa telefon için bir powerbank ya da yedekleme ürünleri, harici diskler vs. de menun edici hediyeler bence. Fotoğraf çekmeyi seviyorsa, muhtemelen kendine ait fotoğraf makinesi vs. zaten vardır ama belki sempatik polaroid makinelerden alınabilir ya da fotoğrafları anında basmasını sağlayan küçük fotoğraf yazıcılardan alınabilir. Giyinmeye düşkünse, zevkine göre bir şık gömlek veya kazak alınabilir ya da koca koca desenli yeni yıl/kış temalı kazaklardan alınabilir, ya da hoş desenli bir atkı vs. bir aksesuar olabilir. Oyun oynamayı seviyorsa, oyun konsolları, oynadığı oyunun yeni versiyonu ya da kumanda gibi aksesuarlar alınabilir. Mutfakta vakit geçirmeyi seviyorsa, bence hemen bir mutfak şefi alın. 😀 Ben çok seviyorum ya o yüzden hemen onu söyledim, tabi onun maliyeti biraz yüksek ama sofra kurmayı filan seviyorsa güzel tabaklar vs. alabilirsiniz. Ev dekorasyonu ilgi alanıysa, evine güzel bir ayna, değişik bir puf, orijinal bir aydınlatma vb. alınabilir. Bakım ve makyaj seviyorsa, bitmeye yakın çok kullandığı bir makyaj malzemesi ya da krem alınabilir. Ya da kuaförden onun adına, önceden ödenmiş bir bakım randevusu alınabilir. Kitap okumayı seviyorsa, en sevdiği yazarın sahaflardan bir kitabının ilk baskısı bulunabilir. Ya da sevdiği tarza göre yeni bir kitap alınabilir. Kahve seviyorsa ve kendisinin yoksa kahve makinesi ya da herhangi bir kahve demleme aksesuarı alınabilir. Bunlar varsa orijinal tasarıma sahip kahve fincanları da sevindirir. Müziksiz yapamıyorsa, kaliteli bir hoparlör veya kulaklık düşünebilirsiniz. Macera ve doğa tutkunuysa, outdoor kıyafetler çok yerinde olacaktır. İlla büyük kalemlerden pahalı bir şey olmasına gerek yok, bir çift eldiven ya da bir bere de olabilir. Kamp seviyorsa, kampta kullanabileceği bir malzeme olabilir. Sağlıklı yaşam ve spora düşkünse, şık spor kıyafetlerinden alınabilir, farklı tasarım bir tayt ve üzerine bir büstiyer şeklinde takım güzel fikir olabilir. Takısız çıkmıyorsa, sevdiği tarza uygun bir küpe ya da kolye her zaman mutlu eder. Bitki seviyorsa işiniz kolay, evine gittiğiniz biriyse ki öyledir diye düşünüyorum, elinde olmayan bir çiçek alabilirsiniz ya da evinin dekoruna uyacak orijinal bir saksı alabilirsiniz. Bitki alacaksanız, bir bitki sever olarak naçizane tavsiyem çiçeksiz ama bol yapraklı bitkiler tercih etmeniz olacak. Hayvan severse, eğer bir ev hayvanı varsa ona uygun bir şeyler alabilirsiniz. Yılbaşı konseptli bir kıyafet ya da yatak olabilir veya oyuncak da olur. Sanata meraklıysa, mesela tiyatro seviyorsa, bazı tiyatrolar online oyun gösterimlerine başlıyor, onların biletlerinden alınabilir. Son dönem özlenen aktivitelerden olduğu için hoşuna gidecektir. Ya da resim seviyorsa, evine hoş bir tablo alabilirsiniz. El yapımı ürünleri seviyor fakat kendisi bir türlü başlayamıyorsa, ona başlangıç kitlerinden alabilirsiniz. Punch, nakış vs. neye ilgisi varsa başlangıç kitleri pek çok yerde bulmak mümkün. Hamileyse, en büyük gündemi bebek hazırlıkları olduğu için ona yönelik bir şeyler alabilirsiniz. Bebeğinin ismi belliyse mesela ona özel bir dekorasyon objesi yaptırabilirsiniz. Ya da kendisine, hamilelere uygun bir kıyafet seçebilirsiniz. Çocuksa, ya güzel bir kitap ya da Lego derim. Tabi ki çocuğun özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre farklı bir hediye alınabilir ama bu ikisi her şekilde mutlu eder bence. Evinde vakit geçirmeyi seviyorsa diyeceğim ama şu an evde oturmayı sevmeyenler bile çoğunlukla evde zaten. 🙂 Bence pijamalar, şık eşofman takımlar, pofuduk terlikler vs. güzel fikir olabilir. İyiliksever bir insansa, yani çevremizde kötü insanlar yoktur tabi ama bilirsiniz, her fırsatta doğa veya insanlar için bağış yapıyorsa, siz de o kişi adına bir yerlere bağış yapabilirsiniz. Özellikle son dönem SMA'lı çocuklar için bağış kampanyaları düzenleniyor biliyorsunuz, belki de hiç kullanmayacağı bir hediye yerine bağış yapmak kalpleri sıcacık yapar. Yukarıdakilerin hiçbirine uymuyorsa herkese uyabilecek birkaç hediye önereyim: Ajanda herkesin işine yarayabilecek bir hediye bence ama daha yüksek bir bütçe ayırdıysanız klişeler klişesi parfüm ve saat hediyelerine de yönelebilirsiniz. 🙂 Hiçbir şeye karar veremiyorsanız hediye kartı alabilirsiniz. Bence en klişe hediyeyi alsanız bile kendinizden bir şeyler katarsanız hediye daha orijinal bir hal alır. Örneğin parfüm mü aldınız, hediye paketini kendiniz hazırlayın, güzel bir yılbaşı kartı iliştirin, içten gelen birkaç dileğinizi yazın. Bunlar hediyenin içindeki ne olursa olsun karşınızdakini gülümsetecektir. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2020/12/28/akilli-robot-supurge", "text": "Öncelikle bu modeli tercih etme sebebim ile başlayayım. Benim Tiflis'te çok fazla seçme şansım yoktu açıkçası, sadece bu model ile bir alt modelini bulabildim ve bu süpürgeyi tercih ettim. 🙂 Tabi ki robot süpürgeler için araştırma yapmıştım ve bazı ürünleri listeme almıştım, bu ürün de listemde öncelikli olan akıllı süpürgelerden biriydi. Listeme eklediğim düzgün özelliklere ve yorumlara sahip tüm akıllı süpürgeleri şu linkten inceleyebilirsiniz. En üstteki benim kullandığım, hem süpürme hem silme yapan robot süpürge. İlk fırsatta listeme koyduğum en iyi robot süpürgeler için karşılaştırmalı bir yazı da hazırladım, bu süpürgeyi almayacaksanız akıllı robot süpürge karşılaştırma yazımı okuyabilirsiniz. Kutuyu açtığınızda içinden çıkacak olan aparatları yazarak başlıyorum. Makinenin kendisi dışında, şarj ünitesi, şarj kablosu, su tankı, paspas, yan fırça ve ana fırçayı temizlemek için tarak gibi bir alet ve çok dilli bir kullanım kılavuzu var. Su tankı, paspas ve yan fırça demonte olarak pakete konulmuş durumda, siz istediğiniz zaman kolayca takıp kullanıyorsunuz ve bu aparatları kullanmak istemediğinizde yine kolayca çıkarabiliyorsunuz. Otomatik Şarj: Var Şarjı %15 kaldığı zaman kendi kendine şarj ünitesine gidiyor. Piyasadaki en alçak robotlardan biri, bu sayede çoğu mobilyanın altına girebiliyor. Toz haznesi kapasitesi en büyük olan robot süpürgelerden biri, böylece boşaltmaya gerek duymadan daha fazla tozu temizleyebiliyor. Özellikle evcil hayvan olan evlerde bu bir artı. Emiş gücü en yüksek olan robot süpürgelerden biri, yani çoğu robota göre daha iyi süpürüyor. Programlı temizlik özelliği var yani istediğiniz saatte, temizliğe başlaması için ayarlayabiliyorsunuz. Bu sayede siz evde yoksanız bile temizlik yapabiliyor. Tırmanma yüksekliği oldukça iyi, halılara çıkmakta hiç zorlanmıyor. Robot süpürge halıya çıkıyor mu diye çok soruluyor, benimki çıkıyor yani. Hatta bazen hiç beklemediğim yerlere çıkabiliyor. Sahip olduğu özellikler düşünüldüğünde en uygun fiyatlı akıllı robot süpürge bu. Pil ömrü en düşük olan robotlardan biri ama eviniz aşırı büyük değilse standart modda çalışırken tüm evi tek şarj ile rahatlıkla temizleyecektir. Ayrıca şarjı bitse bile yuvasına gidip, kendini şarj ettikten sonra kaldığı yerden süpürmeye devam ediyor. Bizim evde ben çocuk odası ve küçük tuvaleti kapatıyorum ve bu şekilde geri kalan 72 m hesapladığı alanı, standart modda, 2-3 tur rahatlıkla tek şarjla temizliyor, hatta %20 civarı şarj artıyor. Turbo modda çalıştırınca 40 dk kadar gidiyor şarjı ve evi bir kez turlayabiliyor. Haritalama için lidar teknolojisi yok yani odayı tarayıp harita çıkaramıyor, 15 çeşit sensörle eşyalara çarpa çarpa yolunu bulup harita çıkarıyor, harita oluştuktan sonra ezberden daha hızlı temizlemeye başlıyor. Full performans harita çıkarabilmesi için evi birkaç kez tamamen temizlemesi gerekiyor. Bu harita çıkarma temizlikleri sırasında manuel müdahale edilmemiş olması gerekiyor yani süpürürken yerinden kaldırma yaparsanız her şeyi unutuyor. Oda oda ayırma özelliği yok, bu yüzden sadece şu odayı temizle diyemiyorsunuz ama belli bir alanı seçip süpürme yaptırılabiliyor. Birden fazla harita da oluşturamıyor yani eviniz birden çok katlıysa iki katın ayrı haritasını çıkarması mümkün değil. Halı algılama özelliği yok, bazı modellerde halı algılayıp turbo moda geçiyor veya mopu kapatıyormuş, bunda yok. Robot gayet güzel süpürüyor, yukarıda bahsettiğim üzere farklı modları var, özellikle turbo modundayken çok iyi çekiyor. Alttaki fotoğrafta, büyük temizliğin ertesi günü topladığı pisliği görüyorsunuz. Oğlumun bazı minik lego parçalarını da toplamış. 🙂 İnsan, ev nasıl bu kadar pis olabilir diye kendini sorguluyor gerçekten. Paspası da güzel siliyor ama mesela yapışmış lekeleri doğal olarak temizleyemiyor. Onları silmek için ekstra güç gerekiyor sonuçta. Ayrıca mop kullandığım zaman salondaki büyük halıyı kaldırıyorum, halının üstünü ıslak paspas yapmasını istemiyorum yani. Aslında sanal duvar oluşturarak da halıya çıkmasını engelleyebilirsiniz. Şekli yuvarlak ve çekme kısmı alttan olmasına rağmen, yandaki küçük fırça ile duvar kenarlarındaki tozları da biraz süpürüyor. Hemen baştan sorunun cevabını vereyim, sonra da nedenlerini açıklayacağım. Robot süpürge normal elektrikli süpürgenin yerine geçemez yani eve tek bir süpürge alınacaksa standart kullandığımız süpürgelerden olmalı. Özellikle yeni ev kuranların merak ettiği bir şey bu, o yüzden buna da açıklama getirmek istedim. Robot süpürgeler şekil itibarıyla zaten tam olarak her köşeye giremiyorlar, dolayısıyla tam anlamıyla dip köşe temizlik için uygun değiller. Ayrıca evde yerde objeler varsa, mesela bizim evde bol bol yerde duran saksı var ve onların aralarına giremiyor. Örneğin oğlumun odasında sürekli yerlerde oyuncak şehirler kurulu ve robotu çalıştırınca odanın kapısını kapatıyorum. O odaya ancak normal süpürgeyle giriyoruz ve tek tek oyuncakları kaldırarak temizliyoruz. Bir diğer konu da yükseklik tabi, eğer eşyalarınız robot süpürgenin giremeyeceği şekilde alçaktaysa yine oraları kaldırıp temizlik yapmak gerekiyor. Benim ilk aklıma gelen ihtiyaç olabilecek konular bunlar. Tabi ki bunlar sizin için sorun değilse, tek başına akıllı robot süpürge kullanılabilir. Robot süpürgenin farklı modları var ve en yüksek çekişte biraz yüksek sesle çalışıyor ama normal elektrikli süpürgeye kıyasla o modda çalışırken bile çok daha sessiz kalıyor. Normal elektrik süpürgesiyle sesinizi duyurmak ya da bir şeyler izlemek mümkün değilken, robot süpürgede öyle bir sorun olmuyor. Bazen bir yerlere çıkmaya çalışırken ya da büyük ve sert bir şeyler yuttuğu zaman takır tukur gürültü çıkarabiliyor. Tek katlı evi olanlar, evi çok büyük olmayanlar, fiyat performans ürünü arayanlar, evcil hayvanı olup tüyden şikayet edenler, saçları çok dökülenler, yerlerde çok eşyası olmayanlar, aşırı titiz olmayan ama tozdan rahatsız olan, evin genel olarak temiz görünmesini isteyenler hiç düşünmeden bu robot süpürgeyi alabilirler. Evi çok büyük olanlar ve çok katlı evi olanlar bu süpürgeyle epey zaman kaybedebilirler. Çok katlı ev olunca ayrı haritalama yapamadığı için her seferinde ilk defa temizliyormuş gibi gezecektir. Ev büyükse defaten şarj olup tekrar temizliğe başlayacak ve yine zaman kaybı yaşatacaktır. Evinde yerlerde çok eşya olanlar için de biraz sıkıntı olabilir çünkü o kısımlar temizlenmeden kalacak. Mesela bizim evde çok fazla obje var ama her hafta detaylı büyük temizlik yapılıyor ve hafta içi o kısımların silinmemesi beni o kadar üzmüyor. Eğer bu süpürgeyi almaya karar verdiyseniz şu linkten en üstteki modeli sipariş edebilirsiniz. Robot süpürgenizden maksimum performans almak için yapmanız gereken birkaç ufak tefek bakım var, onlardan da bahsetmek istiyorum. Bir kere doğal olarak her kullanım sonrası toz haznesini boşaltmanız gerekiyor. Ayrıca bu haznedeki filtreyi de ara sıra yıkamanızda fayda var. Yalnız yıkadıktan sonra 24 saat kadar yani tamamen kuruyana kadar kullanmamanız öneriliyor. Paspası her kullanım sonrası yıkamak gerek, ben çıkarıp direkt makineye atıyorum. Alt ortada bulunan fırçayı da her kullanım sonrası temizleme tarağıyla temizliyorum, özellikle saçlar çok dolanıyor oraya. Tekerleklerde, yan süpürgede veya sensörlerde toz, tüy vs. görürseniz de temizlemek gerekir ancak bizimkinde henüz temizlemek gerekli olmadı. Ne kadar bakım yaparsanız yapın, robot süpürgenin parçalarının belli bir ömrü var. Hatta Mi Home uygulaması üzerinde aparatların ne kadar ömrünün kaldığını görebiliyorsunuz. Tabi ki orada yazdığından daha uzun kullanabilirsiniz ama muhtemelen temizlik performansında epey düşüş yaşanacaktır. Yedek parçaları ayrıca satılıyor ve neyse ki çok pahalı değiller. Tek tek veya toplu halde set olarak satın alabiliyorsunuz. Xiaomi Mop robot süpürge için gerekli yedek parçaları bir araya topladım, parçaların ömrü bitmeden alıp dönüşümlü olarak da kullanabilirsiniz. Yedek parçalara bakmak isterseniz şuraya göz atabilirsiniz. Bu arada bazen robota güncellemeler gelebiliyor, bunu telefonda uygulama üzerinden yapıyorsunuz. Bazı olmayan özellikler bir bakmışsınız eklenivermiş. Robot süpürge çalışırken kablolarınızı ortalıkta bırakmamanızı tavsiye ederim çünkü onları da çekmeye çalışıyor ve kablolara dolanabiliyor. Ayrıca çorap vs gibi yine emmeye çalışıp tam çekemeyeceği ıvır zıvırlar takılıp kalmasına sebep olacaktır, onları da kaldırmanız iyi olur. Hatta mümkünse yerlerde gereksiz yere duran her türlü objeyi ortalıktan kaldırmaya çalışın. Örneğin antre girişinde ayakkabı, terlik vs. varsa, robot çalışırken dolaba koyabilirsiniz. Onları emmeye çalışmaz ama çarpıp geri çıkar, hem o bölge temizlenmemiş olur, hem de haritayı eksik çıkarır. Robot süpürge çalışırken mümkün mertebe yerinden kaldırmamaya çalışın çünkü aklı karışıyor ve o ana kadar süpürdüğü yerleri unutabiliyor hatta şarj ünitesinin yerini bile kaybedebiliyor. Mop'un su haznesine su dışında deterjan vs. gibi yabancı madde konulması tavsiye edilmiyor çünkü oksitlenme yapabiliyormuş ama dışarıdan sadece paspasa belki bir şeyler sıkarak deneyebilirsiniz. Mop kullandıktan sonra su haznesinin içinin tamamen boş olup olmadığını kontrol edin, içinde su kalınca yosunlaşma ya da küf yapma gibi problemler oluşabiliyormuş. Benim başıma gelmedi ama instagram'dan mesaj atıp uyaranlar olmuştu. Bazen yüksek bir yerlere çıkmaya çalışırken tek tekerleği geçirip geri kalanını çıkaramıyor ve olduğu yerde debelenmeye başlıyor, veya çukur bir yere girip geri çıkamıyor, örneğin bizim duş teknesinde genelde mahsur kalıyor. Bu durumlarda kurtulamayınca en sonunda zaten sesli olarak mahsur kaldığını haber veriyor ve uygulama bildirimleriniz açıksa size mesaj geliyor. Mecburen gidip manuel olarak kaldırıyorsunuz. Yukarılarda bahsettiğim üzere bazen takır tukur yüksek sesler duyabilirsiniz, o zaman çekim yerine büyük bir şey sıkışmış olabilir, çıkarınca düzelecektir. Şarj ünitesine geri dönmüyorsa ya şarj ünitesi çevresinde kendine girecek yer bulamıyordur ya da süpürme sırasında bir şekilde yerinden kaldırılmış ve aklı karışarak ünitenin yerini unutmuştur, manuel olarak şarja takın, sürekli yaşanacak bir problem değil. Robot iyi süpürmüyorsa, toz haznesini kontrol edin, belki boşaltmayı unutmuşsunuzdur ya da filtreyi uzun süredir temizlemediğiniz için performansı düşmüştür. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/01/yeni-yilda-kullanabileceginiz-10-faydali-uygulama", "text": "2020'nin hayatımızı alt üst ettiği konusunda hemfikiriz sanıyorum. Şems-i Tebrizi \"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını\" demiş. Belki de çoğu kişi depresyona girerken, kimisi için bu alt üst konusu iyi yönde gelişmiştir. 2021'in 2020'den daha iyi olup olmayacağını henüz bilmiyoruz ama hepimiz yeni yıldan çok umutluyuz. İleriye dönük çok fazla plan yapamıyor kimse ama kendimizi geliştirmek, olmak istediğimiz kişiye dönüşmek için planlar kurabiliriz. Yeni yıl için hedeflerinizi koydunuz mu bilmiyorum ama bu yazı size hedef koyarken yardımcı olacak ya da yıl boyunca dönüşümünüzü izlemenizi sağlayacak harika uygulamalar içeriyor. Benim kendim için araştırıp bulduğum yeni yılda kullanabileceğiniz faydalı uygulamalar listesini sizinle de paylaşmak istedim. Bu uygulamalar arasında yeni yılda her gününüzü kaydedebileceğiniz günlük tarzı uygulamalar da var, hedeflerinizi takip edebileceğiniz uygulamalar da. Yazının en sonunda hedeflerinizi gerçekleştirmenizi kolaylaştıracak naçizane öneriler de vereceğim. Öncelikle önümüzdeki yılı kaydedip kendinize küçük bir günlük oluşturabileceğiniz farklı tarzda bazı uygulamalar önereceğim. Daha sonra da hedeflerinizi kaydedip takip edebileceğiniz bazı uygulamalarla devam edeceğim. My Wonderful Days Journal: Her gün için o güne dair ufak bir not yazıyorsunuz. Gününüzün nasıl geçtiğine dair emoji seçiyorsunuz, etiketler veya foto, videolar ekleyebiliyorsunuz. Ücretsiz versiyonda 14 kayıt yapmanıza izin veriyor, satın almak isterseniz tek sefer 89.99 TL. Gratitude Journal: Sizi o gün mutlu eden, şükran duyduğunuz şeyleri yazmanız için bir uygulama. Geriye dönüp baktığınızda sizi gülümsetme garantili. Ücretsiz versiyonu toplamda 15 kayıt yapmanıza olanak veriyor. Eğer her gün kullanacaksanız 9 TL gibi bir aylık ücreti var. 1 Second Everyday: Her günden 1 saniyelik videolar kayıt ediyorsunuz. Böylece yılın sonunda anılarınız arasında ufak bir tur atabilirsiniz. Daylio: Bu uygulamada gününüzün nasıl geçtiğini emojilerle işaretliyorsunuz. Özel olarak kaydetmek istediğiniz bazı şeyleri de seçebiliyorsunuz yani sosyalleşmek için ne yaptınız, sağlıklı olmak için ne yaptınız vs. ama bunları hiç kullanmayabilir sadece emojilerle de ilerleyebilirsiniz. Yıl sonunda toplu olarak yılınızın çoğunlukla hangi modda geçtiğini görebilirsiniz. Grid Diary: Bu günlük grid'lere ayrılmış bir yapıya sahip. Önce günün hava durumunu ve modunuzu seçiyorsunuz. Sonra da her bir grid'te size hazır olarak sorulmuş bazı soruları yanıtlıyorsunuz, bu hazır sorular size uymuyorsa, siizn için önemli olan sorularla kendi şablonlarınızı oluşturabilirsiniz. Fotoğraf ekleme de yapabiliyorsunuz. Any. Do: Bu bir planlama yapma programı. Günlük, haftalık vs. planlarınızı çıkarıp saatleri ayarlayabiliyor, alarmlar kurdurabiliyorsunuz. Öncelik sırasını vs. belirliyorsunuz. Tüm haftaya toplu bakış yapabiliyorsunuz. Kısacası bir dijital ajanda diyebiliriz. İstediğiniz gün için örneğin spor yapmak, su içmek, dil çalışmak vs. ne isterseniz giriş yapıp hatırlatmasını sağlayabilirsiniz. Way of Life: Bu hedefleri takip etmek için çok güzel bir uygulama. Yıllık yapmak istediklerinizi seçiyorsunuz ve her gün belirlediğiniz saatte seçtiğiniz hedeflerden hangisini yapıp hangisini yapmadığınızı yes/no şeklinde işaretliyorsunuz. Daha sonra hedeflerinizi kaç gün tutturabilmişsiniz görebiliyorsunuz. Ücretsiz versiyonda sadece 3 hedef belirleyebiliyorsunuz, pro versiyon ücreti tek sefer 64.99 TL. Productive: Bu uygulama ile yine hedefler belirliyorsunuz. Mesela kitap okuma hedefi koydunuz, günde 20 sayfa/haftada 50 sayfa vs. istediğiniz şekilde seçiyorsunuz, her gün/hafta/ay o hedefi tutturdunuz mu ya da daha az mı okudunuz, onun girişini yapıyorsunuz. Habit: İstediğiniz hedefleri giriyorsunu ve hatırlatmalar kuruyorsunuz. Ne kadar gerçekleştirdiğinizi işaretliyorsunuz ve İlerlemenizi grafiklerle takip edebiliyorsunuz. Strides: Herhangi bir alanda hedeflerinizi belirleyebileceğiniz bir uygulama yine. Sağlık, spor, hobi, para, eğitim vs. her konuda hedeflerinizi girip takip edebiliyorsunuz. Mesela Sağlık ana başlığı altında bir sürü farklı alt başlıklar var, su içme hedefi, kilo verme hedefi, sebze yeme hedefi vs. oldukça fonksiyonel bir uygulama. Gerçekçi Hedefler Koyun: İnsanların hedeflerini gerçekleştiremiyor olmasının en büyük nedeni ulaşması zor hedefler koymak oluyor genelde. Örneğin bloga her gün yazı yazmak hedefi benim için hiç gerçekçi değil, böyle bir hedef koyarsam başarısız olurum ama haftada en az bir yazı yazmayı hedeflersem her gün vakit buldukça bir şeyler ekleyerek o yazıyı her türlü hazırlarım. Küçük Adımlarla Başlayın: Bir büyük hedefi gerçekleştirmek için önce ufak adımlar atmakta fayda var. Örneğin hayatınıza sporu sokmak istiyorsanız, bir anda her gün 1 saat spor yapmaya çalışmak yerine, haftada 3 gün 15 dk. spor yaparak bünyenizi alıştırabilirsiniz. Kendinizi Ödüllendirin: Gerçekleştirdiğiniz her hedef için kendinize ödüller belirleyebilirsiniz. Hedefinizi kilo vermekse, 5 kiloyu verdiğinizde kendinize beğendiğiniz bir elbiseyi almak ya da mesela dil öğrenmekse, birinci kuru bitirdiğinizde öğrendiğiniz dili kullanabileceğiniz bir ülkeye bilet alın. Hedefleriniz Hakkında Konuşun: Bazen yalnızca kendimiz bilince hedeflerden kolayca vazgeçebiliyoruz, bu yüzden başkalarına hayallerinizden bahsederek kendinizi sorumlu hissedin. Hayallerin Bir Günde Gerçekleşmeyeceğinin Farkında Olun: Bazen hedeflere kısa sürede ulaşamayınca, demoralize oluyor insan. Örneğin 5 kilo verme hedefiniz varsa ve atıyorum 15 günde sadece 500 gr verdiyseniz, moralinizi bozmayıp emin adımlarla devam etmelisiniz. Eski Hatalarınızdan Ders Çıkarın: Eğer önceki yıllarda koyduğunuz hedeflere ulaşamadıysanız, nedenlerini düşünün. Özellikle aynı hedefleri tekrar koyuyorsanız yönteminizi değiştirmek gerekiyor olabilir. Benim bulduğum yeni yılda kullanabileceğiniz faydalı uygulamalar bunlar. Sizin varsa tavsiyeleriniz, yorumlara yazmaktan çekinmeyin lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/06/doga-tatili-icin-otel-ve-kiralik-ev-onerileri", "text": "Öncelikle Türkiye'nin dört bir yanından seçtiğim, doğayla baş başa olmak için birebir, izole kiralık tatil evleri ile başlıyorum, hepsi çok huzurlu yerler gerçekten. İzole tatil yapmak isteyenler için villalar ve dağ evleri. İzole tatil yapmak isteyenler için tiny house listesi. İzole tatil yapmak isteyenler için bungalow evler. Daha önce airbnb tecrübeniz yoksa airbnb'yi anlatan yazımı da okuyabilirsiniz. Şimdi de doğa içinde tesisi bulunan en güzel otelleri, bölgelere ayırarak listeliyorum. Birkaç tanesi bizzat konakladığım yerler, diğerleri de instagram'da takip ettiğim insanlarda gördükçe favorilerime kaydettiğim yerler. Sizlerden de ara sıra, \"tam size göre bir yer\" mesajıyla tavsiyeler geliyor, onları da hep kaydettim. İlham veren herkese teşekkürler. Hepsi, sokağa çıkma yasağı süresince konaklayarak huzurlu vakit geçirebileceğiniz yerler. Bu bölgedeki öneriler, özellikle İstanbul'a yakın izole doğa otelleri arayanlar için geliyor. Şehirden fazla uzaklaşmadan kafa dinleyebileceğiniz muhteşem adresler var. Bu bölgedeki öneriler de, özellikle Ankara'ya yakın izole doğa otelleri arayanlar için işe yarayacaktır ama İstanbul'dan da fazla uzak değil. Şehirden fazla uzaklaşmadan kafa dinleyebileceğiniz çok iyi adresler var. Benim doğa tatili için favori otel ve kiralık evler listem bu şekilde. Sizin bildiğiniz başka bu tip yerler varsa mutlaka yorumlara bekliyorum, herkes faydalansın. Özellikle listemde olmayan İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu bölgeleri ve pek öneride bulunamadığım Akdeniz Bölgesi için katkılarınız harika olur. Ben de buralar için araştırmalarımı yoğunlaştıracağım, buldukça eklemeler yaparım. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/08/maratonluk-dizi-onerileri", "text": "Sokağa çıkma yasakları sayesinde çoğumuz muhtemelen hayatımızda izlemediğimiz kadar dizi izler olduk. Okumadığım kadar kitap okudum demeyi çok isterdim ama kendi adıma bunu başaramadım, umarım sizler okuyabilmişsinizdir. Artık izleyecek dizi kalmadı dediğim noktada sizler sayesinde ya daha önce izlemediğim eski bir dizi buluyor, ya da yeni çıkan kaliteli dizilere sarılıyorum. Bir de internet televizyonları sağolsun, artık her hafta dizi beklemeye pek gerek olmuyor, sürükleyiciyse bir oturuşta dizileri bitirebiliyorsunuz. İşte ben de sizlere sokağa çıkma yasaklarını geçirmek için ideal, sürükleyici, bir oturuşta bitirebileceğiniz maratonluk dizi önerileri hazırlamaya karar verdim. Maratonluk dizi denmesinin sebebi, maraton için uzun bir mesafenin bir seferde koşulmasından çıkıyor, yabancılar \"binge watch\", \"episodic binge\" gibi ifadeler de kullanıyorlar. Listenin çoğunluğu 2020 yapımı, diğerleri de son birkaç yıl içinde çekilmiş dizilerden oluşuyor. Buyurun o zaman, bir oturuşta bitirilen diziler sizlerle.. Bu listedekilerin çoğu sizin duyduğunuz diziler muhtemelen ama neye başlasam diye karar veremiyorsanız öncelik vermenizde yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. Çok sürükleyici olan, bol sezonluk bir sürü güzel dizi var ama ben bu yazıda, bir gecede hap gibi bitirebileceğiniz mini diziler ve şimdilik tek sezonu olan dizileri paylaşıyorum sadece. Liste biraz kabarık olduğu için her birine uzun uzun yorum yapamayacağım, bazı önemli detaylarla birlikte minik özet bilgiler vermeye çalışacağım. Dizilerin yayınlandığı internet televizyonlarında üyeliğiniz yoksa bile, ücretsiz deneme sürelerinden faydalanarak izleyebilirsiniz. The Serpent: Gezginleri tuzağa düşüren bir seri katilin hayatı, gerçek hikayeden alıntı. Özlenen Tayland görüntüleri ve 70'ler bir arada. Tek sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2021 dizisi, suç gerilim dram türünde, IMDB puanı 7,7. Lupin: Babası, kendisi çocukken haksız yere hırsızlıkla suçlanan bir genç, Arsen Lupen hayranlığı sebebiyle, onun izinden babasının intikamını almaya çalışıyor. Şimdilik 1 sezonu var, 5 bölümden oluşuyor, bölümler 45-50 dk arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2021 dizisi, suç dram türünde, IMDB puanı 7,8. Behind Her Eyes: Louise, bekar bir anne ve bir arkadaşıyla buluşmak üzere dışarı çıktığında barda biriyle tanışıyor. Ertesi gün işe gittiğinde barda tanıştığı kişinin, yeni gelen patronu olduğunu ve onun evli olduğunu öğreniyor. Sonrasında adamın eşiyle de arkadaşlık kuruyor. Sonu gerçekten büyük sürpriz. Tek sezon, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 50 dk civarı. Netflix'te izlenebiliyor, 2021 dizisi, suç gerilim dram türünde, IMDB puanı 7,3. Perdida: Kızı, yıllar önce 5 yaşındayken kaybolan bir adam, onu aramaktan vazgeçmiyor. Kızını kaçırdığını düşündüğü kişinin Kolobiya'da bir hapishanede yattığını öğreniyor ve ona ulaşmak için kendini hapse attırıyor. Şimdilik 1 sezonu var, 11 bölümden oluşuyor, bölümler 45-50 dk arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 dizisi, suç gerilim dram türünde, IMDB puanı 7,1. Into the Night: Güneşten gelen radyasyon Dünya'da küresel bir felakete neden oluyor ve Brüksel'den kalkan bir gece uçuşundakiler hayatta kalıyor. Güneşe yakalanmadan gidebilecekleri rotalar belirliyorlar. Şimdilik 1 sezonu var, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 35-40 dk arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, bilim kurgu aksiyon türünde, IMDB puanı 7,1. The Undoing: Zengin ve iyi bir aile hayatı olan bir psikologun hayatı, bir cinayet sonrası alt üst oluyor. Hugh Grant ve Nicole Kidman için bile izlenebilir. Tek sezon, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 45 dk 1 saat arası. Bein Connect'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, psikolojik suç dram türünde, IMDB puanı 7,5. Defending Jacob: Romandan uyarlama, savcı bir adamın 14 yaşındaki oğlunun arkadaşını bıçakla öldürmesi sonrası olaylar araştırılıyor, olayın gelişimi oldukça sürükleyici. Mahkeme dizisi sevenler için güzel. Tek sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 45 55 dk arası. Apple TV'de izlenebiliyor, 2020 yapımı, suç dram türünde, IMDB puanı 7,9. Your Honor: Oğlu bir kazaya karışınca, onu kurtarabilmek için baba olmak ve mesleki değerler arasında kalan bir yargıcın hikayesini izliyoruz. Aslında biraz yavaş ilerliyor ama sürükleyici bir dizi. Şu an birinci sezonda, 10 bölümden oluşuyor, bölümler 50 dk 1 saat arası. Bein Connect'te izlenebiliyor ve şimdilik 7 bölüm geldi, 2020 yapımı, suç dram türünde, IMDB puanı 8,2. Emily in Paris: Amerika'da yaşayan Emily iş için Paris'e gönderiliyor ve onun Paris'teki iş, aşk, arkadaşlık ilişkileri anlatılıyor. Paris özleyenler sevecektir. Şimdilik 1 sezonu var, 10 bölümden oluşuyor, bölümler 25-30 dk arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, romantik komedi türünde, IMDB puanı 7,1. Caliphate: İsveç'te yaşayan Ürdünlü bir ailenin kızları, kandırılarak IŞİD'in tuzağına düşürülüyor. Fatma ismindeki hırslı bir ajan da İsveç'te IŞİD'in bir terör saldırısı olacağına dair ihbar alıyor. Fatma'nın kariyeri, genç kızları kurtarmaya çalışması işleniyor. Eşi IŞİD'li olan Türk bir kadın da var dizide ve bir bölüm Türkiye'de geçiyor. Şimdilik 1 sezonu var, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 45 dk. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, gerilim dram türünde, IMDB puanı 8,2. The Queen's Gambit: 1950'lerin Amerika'sında, yetimhanedeki bir kızda müthiş bir satranç yeteneği ortaya çıkıyor, satranç ile ünlendiği sırada bir yandan bağımlılıklarıyla mücadele ediyor. Tek sezon, 7 bölümden oluşuyor, bölümler 45 dk-1 saat arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 8,7. Ethos : İstanbul'da yaşayan, birbirinden farklı sosyokültürel geçmişlere ve ekonomik imkanlara sahip insanların birbirlerinin hayatlarına dokunuşlarını izliyoruz. Tek sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 45-55 dk arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 8,7. Unorthodox: Brooklyn'de yaşayan Hasidik Yahudi bir kadın görücü usulü evlendiriliyor ve ardından Berlin'e kaçıyor, buradaki yaşam mücadelesini izliyoruz. Tek sezon, 4 bölümden oluşuyor, bölümler 50-55 dk arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 8. Bridgerton: 1800'lü yılların İngilitere'sinde zengin, güçlü bir aile olan Bridgerton'ların etrafında dönen olaylar diyebiliriz, dedikodu, aşk, ihanet vs. eğlenceli vakit geçirmelik bir dizi. Hafif Gossip Girl tadı var. Şimdilik 1 sezonu var, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, romantik dram türünde, IMDB puanı 7,4. The English Game: 1800'lü yılların İngilitere'sinde futbolun doğuşunu, gelişimini ve genel olarak sınıf ayrımını işliyor. Futbol sevmeseniz de dönem dizisi olarak sevebileceğiniz bir dizi. Tek sezon, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 45-55 dk civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, tarihi spor dram türünde, IMDB puanı 7,6. Upload: İnsanların ölüm sonrası bilinçlerini sanal bir dünyaya aktarıp, istedikleri cenneti yaşayabildikleri bir dünya düşünün, konusu oldukça ilginç. Şimdilik 1 sezonu var, 10 bölümden oluşuyor, bölümler 25-30 dk arası. Amazon Prime'da izlenebiliyor, 2020 yapımı, bilim kurgu komedi türünde, IMDB puanı 8. I May Destroy You: Bir yazar olan Arabella, Londra'da bir gece kulübünde cinsel tacize uğrar ve hayatı değişir. Bunu izlemedim fakat epey tavsiye eden olmuş, çok gerçekçi olduğu söyleniyor. İlk fırsatta başlayacağım. Şimdilik 1 sezon, 12 bölümden oluşuyor, bölümler 30 dk civarı sürüyor. Bein Connect'te izlenebiliyor, 2020 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 8,1. Russian Doll: Nadia, New York'ta doğum günü partisinde bir kaza geçirip ölüyor fakat sonra yeniden aynı partide buluyor kendini. Bu döngüden kurtulmaya çalışsa da her seferinde farklı şekillerde ölüp yeniden doğaya devam ediyor. Şimdilik 1 sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 30 dk civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2019 yapımı, komedi dram türünde, IMDB puanı 7,9. Chernobyl: 1986 yılında gerçekleşen Çernobil nükleer felaketini anlatan bir dizi. Tek sezon, 5 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Bein Connect'te izlenebiliyor, 2019 yapımı, tarihi dram türünde, IMDB puanı 9,4. When They See Us: Gerçek hikayeden uyarlanmış bir dizi. Central Park'ta yaşanan bir cinayetin suçu Harlem'de yaşayan beş siyahi gencin üzerine atılıyor ve onların başına gelenler anlatılıyor. Tek sezon, 4 bölümden oluşuyor, bölümler 1-1.5 saat arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2019 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 8,9. Unbelievable: Yine gerçek hayat hikayelerinden uyarlanmış bir dizi. Bir genç kız tecavüze uğradığına dair yalan söylemekle suçlanıyor. Bu konuyu araştıran iki dedektif geçmişte de benzer vakaların yaşandığını fark ediyor. Tek sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 45-55 dk arası sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2019 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 8,4. The Spy: İsrail ajanı Eli Cohen'in hayatını anlatan bir dizi. Açık söyleyeyim ben bu diziyi bir oturuşta izleyemedim, hatta bitiremedim. Kötü diyemem de, beni çok sarmadı sadece ama ne zaman dizi önerisi istesem en az birkaç kişi yazıyor, o nedenle listeye koymak istedim, belki siz seversiniz. Tek sezon, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 45 dk-1 saat arası. Netflix'te izlenebiliyor, 2019 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 7,9. Perfume: Bir şarkıcı ölü olarak bulunuyor ve cesedinden koku bezlerinin alınmış olduğu fark ediliyor. Daha önce filmi de çekilmişti aynı konunun, zaten kitaptan uyarlama bir konu. Biraz yavaş ilerliyor açıkçası ama işte merak ediyor insan devamını ve bir şekilde kendini izlettiriyor. Şimdilik 1 sezonu var, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2018 dizisi, suç gerilim dram türünde, erotik öğeler de var, IMDB puanı 7,1. Bozkır: İkinci Türk dizi önerimle devam ediyorum. Doğuda hayali bir yerde, iki polis yaşanan bir çocuk cinayetini araştırıyorlar ve cinayetin arkasında çok farklı olaylar ortaya çıkıyor. Tek sezon, 10 bölümden oluşuyor, bölümler 50 dk civarı sürüyor. Blu TV'de izlenebiliyor, 2017 yapımı, polisiye gerilim türünde, IMDB puanı 8,1. Saygı: Yine bir Türk dizisi, Behzat Ç. devamı gibi bir diziymiş. Ben izlemedim ama önerenler çok oldu. Şimdilik bir sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Blu TV'de izlenebiliyor, 2020 yapımı, polisiye türünde, IMDB puanı 7,7. Şahsiyet: Bu diziyi duymayan kaldı mı bilmiyorum ama Alzheimer hastası bir adam geceleri cinayetler işleyerek adaleti sağlamaya çalışıyor diyebilirim kısacası. Müthiş bir diziydi, izlemediyseniz şimdi tam vakti. Tek sezon, 12 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Puhu TV'de izlenebiliyor, 2018 yapımı, polisiye gerilim türünde, IMDB puanı 9,1. The Night Of: Pakistanlı Nasir, gece partilediği kadın sabah ölü bulununca cinayet zanlısı durumuna düşüyor, sonrasında Olayın aslı araştırılıyor. Tek sezon, 8 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Blu TV'de izlenebiliyor, 2016 yapımı, suç dram türünde, IMDB puanı 8,5. Bodyguard: Savaş gazisi bir çavuş, bir terör saldırısının engellenmesine yardımcı oluyor ve terfi ettirilerek, İngiltere'nin savaş yanlısı bakanına koruma olarak atanıyor. Tek sezon, 6 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2018 yapımı, suç dram türünde, IMDB puanı 8,1. Dogs of Berlin: Türk-Alman bir futbolcu öldürülüyor ve cinayeti araştırmak üzere iki farklı karakterde polis görevlendiriliyor. Irkçılık ve bahis mafyası gibi konuları ele alıyor. Şimdilik 1 sezon var, 10 bölümden oluşuyor, bölümler 1 saat civarı sürüyor. Netflix'te izlenebiliyor, 2018 yapımı, aksiyon suç dram türünde, IMDB puanı 7,6. Benim bir oturuşta bitirebileceğiniz maratonluk dizi önerileri listem şimdilik bu kadar. Çok severim sabahlayıp dizilerin bütün bölümlerini izlemeyi, listedekilerin çoğunu gerçekten bir oturuşta bitirdim. Arada sadece birkaç tane izlemediğim dizi var, onları da instagram'da dizi önerisi istediğimde yoğun şekilde yazıldığı için ekledim. 🙂 Ben dizilerde aşırı mantık arayan biri değilim, eğer siz öyleyseniz bazı dizileri vasat bulabilirsiniz. Bu arada bazı diziler gereksiz uzatılmış olabiliyor, sonu tatmin etmeyebiliyor vs. ama benim bu dizilerdeki kriterim bana kendini arka arkaya izlettirmesi yani merak unsuru açıkçası. Sizin bildiğiniz başka bu tip tek sezonluk sürükleyici diziler varsa mutlaka yorumlara bekliyorum, herkes faydalansın. Ben yeni diziler keşfettikçe eklemeler yaparım. Daha önce yazdığım seyirlik öneri yazılarımı da ekliyorum, belki ilginizi çeker. Özellikle polisiye seviyorsanız, polisiye dizi önerilerimin her birini bir oturuşta bitirmiştim. 🙂 İlk fırsatta, yine çok sürükleyici ama birden fazla sezonu olan diziler için de bir yazı hazırlarım. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Güncel tutun burayı. İhtiyaç halinde bakalım."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/10/fotograf-ve-video-duzenleme-programlari", "text": "Önce fotoğraf düzenleme uygulamalarını sonra da video düzenleme uygulamalarını paylaşacağım. Bu listedekiler bloggerlar ve instagram kullanıcıları için en popüler uygulamalar. Fotoğrafın renkleri ve parlaklıklarıyla oynayarak muhteşem fotoğraflar elde edebileceğiniz uygulamalar ile başlıyorum. Bu yazıda tüm uygulamaları üzerinde deneyeceğim fotoğrafın orijinali yukarıda gördüğünüz gibi. Şimdi sırayla farklı farklı işlemlerden geçireceğim. Buraya koyduklarım sadece her uygulamadan birer örnek olacak, çok daha farklı özellikler mevcut. Gönlümün efendisi diyebileceğim, paylaşmayacak bile olsam fotoğraflarımla içinde kaybolmaya bayıldığım uygulama Lightroom'dan bahsedeyim önce. Herkesten duyuyorsunuzdur muhtemelen, ne ki bu lightroom diyor olabilirsiniz ya da denemiş fakat pek anlamamış olabilirsiniz. Ben de ilk zamanlar çok algılayamamıştım. Sonra youtube'da kullanımı ile ilgili videolar izledikçe aslında o kadar karmaşık olmadığını fark ettim. Aslında başka uygulamalarda olan pek çok özellik var ama çok spesifik detaylara girebiliyorsunuz. Mesela fotoğrafın tüm renklerini sevdiniz ama keşke elbisemin pembesi biraz daha canlı olsaydı, ya da keşke gökyüzü daha mavi olsaydı dediniz. Hemen açıyorsunuz Color menüsünden Mix kısmını ve oradan pembe ya da maviyi seçip tonları ile oynuyorsunuz. Mesela bir fotoğrafla saatlerce oynadınız ve harikalar yarattınız, her seferinde aynı şeyleri tekrarlamanıza gerek yok. Beğendiğiniz fotoğrafın üzerindeyken sağ üstteki üç noktaya tıklayıp Create Preset diyerek bu değişiklikleri kaydediyorsunuz ve başka bir fotoğraf açtığınızda Presets kısmından kendi preset filtrenizi seçip aynı değişiklikleri yeni fotoğrafa uygulayabiliyorsunuz. Bu fotoğrafta o renkler güzel olmadıysa üzerinde bazı değişiklikler yapıp devam ediyorsunuz. Telefon için olan ücretsiz, ben PC için olanı da kullanıyorum ve cloud üzerinden PC'den yüklediğim fotoğrafı telefonda, telefondan yüklediğim fotoğrafı PC'de görebiliyorum, çok büyük rahatlık oluyor. Bu ve bunun gibi daha pek çok güzel özellik nedeniyle herkes şu anda Lightroom kullanıyor, size de tavsiye ederim. Lightroom kullanımını oldukça detaylı bir şekilde anlattığım yazımı da mutlaka okuyun. Lightroom benzeri programlar arayanlar için farklı önerilerim de var. Hazır filtrelerini oldukça başarılı bulduğum uygulamalardan biri. Karakteristik bir profil oluşturmak isteyenler mutlaka incelesin. Ücretsiz olarak kullanabileceğiniz çok fazla filtresi bulunuyor. Bu pek çok influencer'ın kullandığı bir program. Dünya çapında meşhur olan fenomenlerden Tezza'nın kendi kullandığı filtrelerden oluşturduğu bir uygulama. Ücretsiz olarak kullanabileceğiniz 4-5 tane hoş filtresi var, diğerleri için ücret ödemeniz gerekiyor. Vsco eskiden sürekli kullandığım, hala bazen blog yazılarında filtre için kullandığım bir uygulama. Duymayan kalmamıştır herhalde VSCO'yu. Eski popülerliğini yitirdi ama hala filtreleri gayet güzel bence. Benim en sevdiğim serisi net bir şekilde A serisi idi, çok canlı renkleri sevenler için C serisini de önerebilirim. A4, A5, A6 ve C3 benim daha önce profilimde uzun süreler kullandığım filtrelerdi. Mutlaka filtre yoğunluklarını ayarlıyordum tabi, ayrıca renklerin sıcaklığını, parlaklığını vs. de ayarlıyordum. Bu uygulama için mucizenin telefonda vücut bulmuş hali desem çok abartmış olmam sanırım, Gürcistan'a kuzey ışıklarını getirmiş insanım sonuçta, bu mucize değil de nedir sorarım size. 😉 Aşağıdaki fotoyu tek tuşla yaptığımı söylesem daha da ilginizi çekecektir eminim. Bu ve daha pek çok tek tuşla yapılabilecek sihir için incelemenizi tavsiye ederim. Bu, özellikle fotoğraflarına nostaljik hava vermeyi sevenlerin çok seveceği bir uygulama. Fotoğrafınıza eski havası vermek için ekleyebileceğiniz bazı kirli filtreler, ışıklar, tarihler ve daha pek çok değişik şey ekleyebiliyorsunuz, biraz karıştırın bence. Bu uygulama photoshop'un tahtını sallayacak cinsten uygulamalardan biri. İnanılmaz efektleri var gerçekten. Daha iyi olanlar tabi ücretli ama ücretsiz olanlar bile çok iyi iş görüyor. Bu uygulamaları daha çok instagram hikayeleri ve pinterest kapakları oluşturmak için kullanıyorum. Spark'ı hem öne çıkan hikayelerimin thumbnail'ini yaparken kullanıyorum, hem de blog için pinterest kapağı oluştururken. Kendiniz baştan bir şeyler yaratabilir ya da hazır template'lerden birini seçip üzerinde değişiklik de yapabilirsiniz. Şablonlar da kategorilere ayrılmış durumda; yemek, seyahat, okul vs. farklı kategoriler bulunuyor. Hikayeleri düzenlemek için kullandığım başka bir uygulama da Unfold. Bu uygulama ile hikayelerinize daha profesyonel bir hava verebilir veya daha şık görünmesini sağlayabilirsiniz. Uygulama ücretsiz ve bir set bu ücretsiz paketin içinde dahil ama farklı şekilli setler ve yeni yazı karakterleri için satın alma yapmanız gerekiyor. Yeni bir hikaye yaratırken yazılı veya sadece fotoğraflardan oluşan bir desen seçiyorsunuz, bir veya birden çok fotoğrafı aynı anda kullanabildiğiniz seçenekler mevcut. Yazı yazacaksanız fontları ve büyüklüğünü değiştirebiliyorsunuz. Unfold ive Spark ile benzere uygulama alanı olan ama çok daha zengin şablonlar bulabileceğiniz bir başka güzel uygulama. Video şeklinde hikayeler de oluşturabiliyorsunuz. Öne çıkan hikayelere hazır kapaklar bulabileceğiniz harika bir uygulama önermek istiyorum şimdi de. Sadece öne çıkan kapağı değil, normal hikayeler için de çok şık şablonlar var tabi. Bu uygulamalar daha çok instagram hesabında sabit bir renk teması oluşturmaya çalışanlar için kullanışlı oluyor. Ben instagram'a fotoğraf yüklemeden önce mutlaka bu uygulamarda yeni ekleyeceğim fotoğrafın genel düzen içinde nasıl durduğuna bir bakıyorum. Böylece biri hesabınıza girdiği zaman ilk bakışta uyumlu bir profil görebiliyor. Aslında bu tip birçok uygulama var ama bazıları illa ki instagram'a bağlanmanızı istiyor, bazıları direkt albümden foto yükleyerek ilerlemenize olanak veriyor. Preview de telefondan foto yükleyerek çalışabildiklerinizden biri. Daha önceki son bazı fotoğraflarımı uygulamaya yükleyerek başladım, sonra zaten hesabımın görüntüsü ortaya çıkmış oluyor, ben sadece yeni ekleyeceğim fotoğrafı sağ üstteki + işaretinden ekliyorum ve renklerin uyumu, parlaklığı vs. nasıl diye bir bakıyorum. Bu arada birden fazla hesap ekleyebiliyorsunuz ama o zaman ücretli versiyona geçmeniz gerekiyor. Eğer ikinci bir hesap için de bu şekilde kontrol etmek istiyorsanız, her seferinde fotoğrafları değiştirmekle uğraşmamak için Mosaic uygulamasını tavsiye ederim, aynı mantıkla çalışıyor. Kimisi fotoğraflarda kolaj yapmayı seviyor, ben de eskiden severdim ve hep bu uygulamayı kullanırdım. Şimdilerde sosyal medyada fotoğraf paylaşırken kolaj sevmiyorum ama bazı durumlarda ihtiyaç oluyor, özellikle bloga yazı hazırlarken bu uygulamadan yardım aldığım oluyor. Program tamamen ücretsiz. Bu uygulama videolar için benim gönlümün sultanı, gerçekten muhteşem bir uygulama Bir veya birden fazla kaydı birleştirerek tamamen kendi tasarımınızda videolar oluşturabilirsiniz. Özellikle videolar arası geçişlerdeki efektler, videoyu geriye sarma ve hızlı giderken aniden yavaşlayan ya da tam tersi videolarda hep soruluyor bunu nasıl yaptığım, işte bu uygulamayla yapıyorum. Müziği değiştirebiliyorsunuz, eklenecek parçaların uzunluğunu değiştirebiliyorsunuz, hızı seçiyorsunuz, videonun kendi sesi duyulsun mu ayarlayabiliyorsunuz vs. daha da pek çok ayarlayabileceğiniz güzel özellik var. Her özelliğine girip karıştırmak gerek, telefonda hızlıca video hazırlamak için bence kullanması çok kolay ve pratik bir uygulama. Ücretsiz versiyonu kullandığınızda videonun köşesinde Inshot yazısı çıkıyor ve birkaç özelliği kullanamıyorsunuz. Ben çok sık kullandığım için tek seferlik ücretini ödedim, parasını çıkarıyor bence. 🙂 Bu arada fotoğraf düzenleme ve kolaj fonksiyonları da var ama ben video için kullanıyorum daha çok. Nostaljik, eski kameralarla çekilmiş gibi videolar çekmek için bir uygulama. Ücretsiz versiyonunda tek tip video çekiyorsunuz. Pro versiyonu indirirseniz farklı efektler kullanmanıza ve mevcut bir videoyu değiştirmenize de olanak veriyor. Bu uygulama da güzele benziyor ama ben sadece klonlama videosu yapmak için kullanmıştım. Onu da listeye koymak istedim. Klonlama nedir derseniz, hani bir videoda aynı anda aynı kişiyi farklı şeyler yaparken izleyebiliyorsunuz ya, onu yapmaya yarıyor yani. Bu yazıyı beğendiyseniz, motive olup daha kaliteli içerikler oluşturmam için, yorum yapmayı ve arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın lütfen. Bildiklerinizi kendinize saklamadığınız paylaştığınız için çok teşekkür ederim🌷."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/12/gezegenimizi-korumak", "text": "Küresel ısınma artık herkesin kabul ettiği bir gerçek, iklim krizi tüm dünyanın sorunu haline geldi, mevsimler şaştı, pek çok hayvanın nesli tükenmeye doğru gidiyor, dünyanın kaynakları hızla tükeniyor. Buna dur demek bizim yani insanların elinde aslında. Herkesin ekstra duyarlı olması gereken bir dönemdeyiz. Gezegenimizle ilgili harika belgesellerden tanıdığımız David Attenborough'un son belgeseli A Life on our Planet'ı izlediniz mi bilmiyorum ama izlemediyseniz mutlaka yazımı okuduktan hemen sonra açın izleyin. Ben bu belgeseli izlediğimden beri dünyayı nasıl değiştirebiliriz, gezegenimizi korumak için neler yapabiliriz üzerine bir yazı yazmak istiyordum. Son dönemde Türkiye'deki hava durumu konusu herkes gibi beni de endişelendirdiği için bu yazıya öncelik vermek istedim. Türkiye'de barajların doluluk oranlarının iyice azalması sonucu bu ara instagram'da su tasarrufu için farkındalık paylaşımlarını görüyorsunuzdur zaten. Bu yazı içinde başka önerilerle birlikte yine su tasarrufu için yapılabilecekler de bulunuyor. Hem kendi geleceğimiz için hem de çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakmak için dünyayı nasıl değiştirebiliriz, gezegenimizi korumak için neler yapabiliriz birlikte bakalım o zaman. Niyetim kimseye akıl vermek değil, sadece farkındalık yaratmak. 94 yaşındaki doğal tarihçi ve TV programcısı David Attenborough, girişte bahsettiğim \"Gezegenimizden Bir Yaşam\" belgeselinde hem dünyanın karşı karşıya olduğu problemleri anlatıyor hem de düzeltmek için çözüm önerileri sunuyor. Yazıyı yazma fikrimi tetiklediği için biraz o belgeseldeki önerilen çözümlere kısa başlıklar halinde değinmek istiyorum. Belgeselde geçen \"Yaşayan dünya var olmaya devam edecek ama biz insanlar için aynı şeyi varsayamayız. Bugüne kadar yaşamış en zeki yaratıklar olduğumuz için bu noktaya kadar geldik. Ancak devam etmek için zekadan daha fazlasına ihtiyacımız var; bilgeliğe ihtiyacımız var\" konuşması bize gerçeği hatırlatır nitelikte. Doğal yaşam, bizsiz de var olacak ve insanlık yok olsa da kendini yenileyip yaşamına devam edecek. Bizimse aldığımız nefesten, yediğimiz yemeğe kadar her şey doğal yaşamdan geliyor, dolayısıyla doğaya zarar verdiğimizde kendimize zarar vermiş oluyoruz. Dünyayı değiştirmek için yapmamız gerekenler aslında dünya için değil, tamamen kendimiz için. Bu bilinçle hareket etmemiz ve çevremize de bu bilinci yaymamız gerekiyor. - Fosil yakıtları kaldırıp yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırmak - Okyanuslarda balık tutmanın yasak olduğu ve balıkların rahatlıkla büyüyüp çoğalabileceği alanlar oluşturmak - Yeme alışkanlığımızı büyük ölçüde bitki bazlı olacak şekilde değiştirmek - Ormanları korumak ve kaybettiğimiz ormanların yerine yeni ağaçlar dikmek - Nüfus artışını kontrol altına almak Bu maddelerin bir kısmı bizim bireysel olarak müdahale edebileceğimiz konular değilmiş gibi görünse de ne kadar çok farkındalık yayarsak her bir maddenin gerçekleşme şansını yükseltiriz. Bireysel olarak bizim de yapabileceğimiz pek çok şey var tabi. Bunların başında su tasarrufu yapmak ve plastik kullanımını azaltmak geliyor. Plastik kullanımını azaltmak ve su tasarrufu yapmak için neler yapabiliriz, şimdi biraz onlara değineyim. Öncelikle neden plastik kullanmamalıyız onu bir netleştirelim diyorum. Plastik kullanmanın dünyaya ne gibi zararları var, biraz bahsedip sonra plastik kullanımını azaltmak için fikirler ile devam edeceğim. Plastikler genellikle tek kullanımlık oldukları için hepsi çöpe gidiyor ve ne yazık ki çöplerimizi ayrıştırsak bile tamamı geri dönüştürülemiyor, hatta verilere göre sadece %10'u dönüştürülebiliyor. Plastikler ortalama 1000 yılda çözündükleri için kocaman bir çöp dağı olarak dünyamızda yer kaplamaya devam ediyorlar. Sadece karada olsa yine iyi, denizlerimizde de plastik atık çok fazla ve deniz canlıları zarar görüyor. Uzmanlar, böyle giderse 2050 yılına kadar denizlerdeki plastik oranının balık oranını geçeceğine dikkat çekiyor. İşte bu tarz nedenlerle plastik için geri dönüşüme güvenmek yerine kullanımı azaltmaya öncelik vermeliyiz. Paket servis için tekrar kullanılabilir kap kullanmak. Eve paket söylediğinizde bu mümkün değil tabi ama mesela bizzat gidip paket yaptıracaksanız ve evden gidiyorsanız yanınıza tekrar kullanılabilir sefer tası gibi bir şey götürebilirsiniz. Biraz komik gelebilir başta ama sonuçta kahvenizi termosa koydurmak gibi bir çözüm bu da. Su kaynaklarımızı tükeniyor, buna dur demek için küçük değişikliklerle su tüketimimizi azaltabiliriz. Bir tek benim yapmamla ne değişir demeyin, bunu düşünen her bir kişinin değişikliği ile tonlarca su tasarrufu sağlanabilir. Su tasarrufu için neler yapmalıyız diye düşünenler için fikir olsun diye naçizane tavsiyelerimi paylaşıyorum. Ütopik, yapılması zor olmayan öneriler değil, kolaylıkla hayatınıza dahil edebileceğiniz önlemler, bizim yapmadığımız bir şeyi tavsiye etmeceğim. Unutmayın, şimdi bunları yapmazsak ileride mecburiyetten daha fazlasını yapmak zorunda kalabiliriz. Duş sürelerinizi azaltın. Evet, ben de bayılıyorum tam ideal sıcaklığı yakalamışken o suyun altında dakikalarca rahatlamaya ama 3 ay sonra o rahatladığım sular bana rahatsızlık olarak geri dönebilir. İdeal sıcaklığı yakalamak için akıttığınız suyun en azından bir kısmını kovalara doldurun. Bu suyu bitkilerinizi sulamak ya da yemek vs. herhangi bir şey için kullanabilirsiniz sonuçta musluktan akan su. Eğer mümkünse sıcaklığı hızla ayarlayan bataryalardan da almayı düşünebilirsiniz. Diş fırçalarken, suyu açık bırakmayın. Aynı şekilde traş olurken de suyu boşa akıtmayın. Bir de sensörlü musluklar var, imkan varsa alınabilir. Bulaşık makineniz varsa, az bulaşık olunca elde yıkamayın. Ayrıca, yeterince tabağınız ve tencereniz varsa bulaşık makineniz tam doluncaya kadar bekleyin. Aynı şekilde, çamaşırlarınız da yeterliyse makine dolana kadar çamaşır makinesini çalıştırmayın. Makarna haşlarken çok fazla su kullanmayın, nasıl ki pilavı tüm suyu çekecek şekilde pişiriyoruz, makarnaları da tecrübeyle ne kadar su harcayacağına göre ayarlayabiliriz. Eğer artarsa sos yapmak için vs. kullanabilirsiniz. Sebzelerinizi buharla pişirebilirsiniz, buhar için kullandığınız suyu da başka bir şey için değerlendirebilirsiniz. Sebzeleri haşlarsanız, suyunu çorbalara ya da sebze tadı vermek istediğiniz başka bir yemeğe kullanabilirsiniz. Sebzeleri yıkarken de boşa su altında tutmak yerine bir kaba su doldurup birkaç damla sirke ekleyerek daha güzel temizleyebilirsiniz. Soğuk havalarda bir veya birkaç litre suyu dışarda bırakarak soğumasını sağlayabilir, aynı şekilde sıcak havalarda yine suları dışarıda bırakarak ısınmasını sağlayabiliriz. Sıcak veya soğuk suya ihtiyacımız olduğunda ısınmasını veya soğumasını beklerken su harcamaktan kurtuluruz. Damlayan musluklarınızı, sızıntı yapan borularınızı mutlaka tamir ettirin. Yumurta haşladığınız suyu bitkilere dökebilirsiniz, faydalı da oluyor bitkiler için. Yalnız küçük bir uyarı: sıcakken suyu dökmeyin, bitkileri öldürürsünüz, soğumasını bekleyin. Bahçenizin sulama sistemini kontrol edebilirsiniz. Biz mesela otomatik olan sistemi manuele döndürdük. Kışın tamamen, yazın da yağışlı havalarda açmıyoruz. Su seven çocuklarınız varsa, küvet tercih edip kalan suyu başka bir ihtiyaç için kullanabilirsiniz, mesela sifon yerine tuvaleti 1-2 defa temizlemek için... oyun oynamak için de suyu tekrar kullanabilen oyuncak lavabolar işe yarayacaktır. Benim yapmadığım fakat çok önerilen bir uygulama: sifon haznesine bir pet şişesi koyarak sudan tasarruf edebilirsiniz. Biz çift basmalı tasarruflu sifon kullanıyoruz, küçük ihtiyaçlar için ufak olana basıp daha az su tüketiyoruz. Plastik kullanımı ve su tüketimi kapsamlı bir konu olduğu için onlara özel alan ayırmıştım, şimdi bunların dışında, gezegenimizi korumak için günlük hayatta neler yapabiliriz biraz da onları konuşalım. Ufak tefek detaylara dikkat ederek dünyaya çok fazla fayda sağlayabiliriz. - Kağıt tüketimini azaltmak için pek çok şeyi dijital olarak kullanmaya dikkat etmek. - Ağaç dikmek veya ormanları koruyan, yenilerini kuran güvenilir organizasyonlara bağış yapmak - Yerel ve mevsiminde sebze meyve tüketmek - Geri dönüşümlü ürünler kullanmak - Boşa yanan ışıkları kapatmak - Duş alırken, özellikle yazın mümkün mertebe az sıcak hatta soğuk suyla duş almak, bu sağlık için de önerilen bir şey biliyorsunuz. - Aynı ışığı %80'e kadar daha az enerji tüketerek veren led ampuller kullanmak - Kullanılmayan teknolojik aletleri fişte bırakmamak, kullanılmıyor olsa veya şarjı dolu olsa bile düşük oranda enerji tüketmeye devam ettikleri biliniyor elektronik aletlerin. - Enerji tasarrufu yüksek olan beyaz eşya kullanmak - Tekrar şarj edilebilen pil kullanmak - İhtiyacımız kadar alışveriş yapmak. Yeme, içme, giyim, teknoloji vs. her alan için geçerli. - Tamirat veya dönüşüm yapmaya çalışmak. Ufak bir problemde eşyalarımızı hemen atmak yerine tamir etmeyi veya kendin yap projelerle dönüştürmeyi deneyebiliriz. - İkinci el ürünleri değerlendirmek - Otellerde, gerçekten ihtiyaç olmadıkça her gün temizlik istememek, evinizde her gün çarşaf değiştirmiyorsanız, otellerden de bunu beklemeyin lütfen. - İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde mümkün olmasa da bol güneş alan bir yerde müstakil bir yazlık yapıyorsanız, güneş enerjisi kullanmak. - Yoğun lekesi olmadıkça çamaşırları soğuk suda yıkamak. - Yazın kurutma makinesi kullanmak yerine balkon veya bahçede çamaşırlarınızı kurutmak. - İmkanlar dahilinde daha az motorlu araç kullanmak. Toplu taşıma kullanmak, yaşadığınız yer uygunsa bisiklete binmek, kısa mesafedeki yerlere yürüyerek ulaşmak. - Lastiklerimizin basıncını düzenli kontrol ettirmek, ya da aracımızdaki filtreleri düzenli temizletmek. Lastiklerimizin ideal basınçta olmaması, yağ ve hava filtresinin temiz olmaması ekstra yakıt tüketimine sebep oluyor. - Bu daha çok şirket sahiplerine önereceğim bir madde; mümkünse çalışanlarınızın evden iş yapmasını sağlayın. - Ucuz ürünler almayın, bundan kastım tabi ki kalitesiz ürünler almamak. İmkanınız varsa bir yıkayışta ağzı burnu kayan giyecekler yerine kaliteli ve tekrar tekrar giyilebilen ürünler alın. Hani bir söz vardır: \"Ucuz ürün alacak kadar zengin değilim\" diye, işte o gerçek. Sırf markası var diye dünya paraya satılan ürünlerden bahsetmiyorum, optimum ücrete optimum ürünleri bulmaktan bahsediyorum. 😉 Taklitlere de boşuna para vermeyin. - Hayatta küçük şeylerden mutlu olmak. Yaşam koçu olsaymışım ya ben 😛 alışveriş yapmak özellikle kadınları çok rahatlatıyor, buna ben de dahilim itiraf edeyim ama onun yerine yakındaki bir ormana gidip çocuğunuzla yürüyüş yapsanız mesela eminim daha fazla rahatlayacak ve ileride anlatacak daha güzel hikayeler biriktireceksiniz. - Çevremizdekilere farkındalık kazandırmak. Yani benim şu an yaptığım gibi durumun ciddiyetini ve ufak tefek değişikliklerle ne kadar büyük bir etki yaratabileceğimizi mümkün olduğunca fazla insana anlatmak. Sosyal medya olur, görüştüğünüz aile üyeleri veya arkadaşlar olur, evinize gelen yardımcı olur, her yerde bir şekilde bu sohbeti açmak. Kendimi bildim bileli boşuna yanan ışıklar, yok yere akan sular beni rahatsız etmiştir. Eşim ve oğlum da dahil her gördüğümde insanların arkasından gidip ışıkları kaparım. Bu ve buna benzer alışkanlıklar bana ailemden geçti, biz de çocuklarımıza bu alışkanlıkları kazandırmak zorundayız. Elbet benim de yaptığım dünyaya zarar verecek şeyler olmuştur ve halen vardır ama ben kendi adıma elimden geldiğince dikkat ediyor ve yeni alışkanlıklar edinmeye çalışıyorum. Bu yazıyı da belki daha fazla farkındalık yaratabilirim diye yazmak istedim. Benim aklıma gelen, gezegenimizi korumak için yapılabilecekler şimdilik bu kadar. Yeni fikirler buldukça ve duydukça yazarım. Sizin aklınıza gelenler varsa lütfen yorumlara yazmaya çekinmeyin. Bu önemli bir konu ve herkes faydalansın isterim. Unutmayın dünyayı kurtarmak bizim elimizde. Bu yazıyı beğendiyseniz, yorum yaparak ve paylaşarak daha çok insana ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/15/gurcistan-ilginc-bilgiler", "text": "Her ülkenin kendine has farklı bir kültürü ve ilginç gelenekleri olabiliyor. Gürcistan da, tarihi çok eskilere dayanan, benzersiz ülkelerden biri ve pek bilinmeyen değişik özellikleri var. Burada yaşadığımız sürece duyduğum bana ilginç gelen bazı bilgileri instagram'da paylaşıyorum ve beni takip edenlerden oldukça ilgi görüyor. Ben de şimdiye kadar öğrendiğim tüm bilgileri toplu olarak bir yazı ile paylaşmak istedim. Yenilerini öğrendikçe eklemeler yaparım. Buyurun o zaman, Gürcistan hakkında ilginç bilgiler sizlerle.. Gürcistan'ın adı Gürcistan değil. 🙂 Yani daha doğrusu tüm dünyada anılan adı \"Georgia\" gerçek adı değil. Gürcüler, ülkelerine Sakartvelo diyorlar. Georgia adının nereden çıktığı tam bilinmese de Aziz George'un Gürcistan'ın koruyucusu olduğuna inanılıyor ve bu nedenle Orta Çağ'da bu ismin konulmuş olabileceği düşünülüyor. Gürcüler Doğu Ortodoks Kilisesi'ne bağlı olarak, Jülyen takviminde 7 Ocak'a denk gelen günü Noel kabul ediyorlar. Chichilaki isminde, kurumuş fındık ve ceviz dallarından yapılma farklı bir Noel ağacı süslüyorlar. Gürcistan'da iki kere yılbaşı kutlanıyor. Birincisini bizim kutladığımız 31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan gece kutluyorlar. Jülyen takvimine göre yeni yıl 14 Ocak'a denk geliyor ve Gürcüler bunu da gelenek olarak 13 Ocak'ı 14 Ocak'a bağlayan gece kutluyorlar. Gürcistan'da 2 Ocak, Bedoba yani şans günü olarak anılıyor. Bizde öylesine, yeni yıla nasıl girersen öyle geçer denir ya, Gürcüler için 2 Ocak tarihi bu anlamda literatüre geçmiş bir gün. Dilleri, dünya üzerinde başka hiçbir yerde konuşulmuyor. Alfabeleri de dünyada tek, hiçbir alfabeye benzemiyor ve 33 harften oluşuyor, büyük küçük harf ayrımı bulunmuyor. Dünyanın çoğu yerinde Dad/Dada ve benzeri kelimeler baba, Mommy/Mama ve benzeri kelimeler ise anne anlamına gelir, Gürcüce'de ise tam tersi: Dada anne, Mama baba demek. Avrupa'nın sürekli yaşam olan en yüksek yerleşim yeri Gürcistan'da yer alıyor: Ushguli ve Bochorna köyleri 2100 2345 metredeler. Tiflis yani İngilizce'de Tbilisi ismi, şehirdeki sıcak su kaynaklarından geliyor. \"Tbili\", Gürcüce'de sıcak demek, \"Tbilisi\" de sıcak yer demek. Dünyanın en derin mağarası Gürcistan'da yer alıyor. Veryovkina Mağarası 2212 metrelik derinliğiyle dünyanın bilinen en derin mağarası. Dünyanın en eski şarap üretiminin, 8000 yıl önce Gürcistan'da gerçekleştiği Guinness Rekorlar kitabına geçmiş durumda. Ayrıca geleneksel şarap üretim şekilleri UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Gürcistan'da büyük sofraların bir \"Tamada\"sı olur. Masanın en saygın veya yaşlı kişisine bu isim verilir, yemek başlamadan önce uzun bir konuşma yapar ve sonra kadehler kalkar. Eski Sovyet diktatörü Joseph Stalin Gürcistan doğumlu. Tiflis'e bir saat uzaklıktaki Gori şehrinde doğmuş ve şehirde Stalin müzesi bulunuyor. Bazı apartmanlarda asansörler bozuk para ile çalışıyor, para atmadan kullanamıyorsunuz. Gürcistan'da üç yıldır yaşayan biri olarak, Gürcistan ile ilgili şimdiye kadar öğrendiğim bana şaşırtıcı gelen bilgileri paylaşmaya çalıştım. Umarım hoşunuza gitmiştir. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/20/en-iyi-akilli-robot-supurge", "text": "Robot süpürgeler gerçekten işe yarıyor mu merak ediyorsanız ya da robot süpürge almaya karar verdiniz ama hangi akıllı robot süpürge en iyisi karar veremiyorsanız, doğru yerdesiniz. Robot süpürgeler için onlarca video yüzlerce yorum okumuş biri olarak, robot süpürge karşılaştırma yazımda, robot süpürge özellikleri, robot süpürge fiyatları ve kullanan kişilerin robot süpürge yorumları üzerinden sizin eviniz ve bütçeniz için en uygun robot süpürge hangisi karar vermenizde yardımcı olmaya çalışacağım. Buyurun o zaman, uzun araştırmalarım sonucu, en iyi akıllı robot süpürge satın alma rehberi sizlerle. Bu arada, robot süpürge önerisi isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ettiğim kendi süpürgemi detaylı incelediğim yazımı da okumanızı tavsiye ederim. Tüm robot süpürgelerin en iyisi diyemem ama fiyat performans olarak en iyi akıllı robot süpürge diyebilirim. Evi süpürmeyi sevmiyorsanız ya da vaktiniz yoksa ama bir yandan da evinizin sürekli temiz olmasını istiyorsanız robot süpürge almalısınız. Evcil hayvanınız varsa ve tüy döküyorsa, ya da saçlarınız çok dökülüyorsa robot süpürge almalısınız. Toza alerjiniz varsa robot süpürge almalısınız. Robot süpürge yerlerdeki tozu aldığı için mobilyalarınızın tozlanmasını da çoğunlukla engellemiş oluyor. Emekleyen veya yerdeki her şeyi ağzına götüren bir bebeğiniz varsa, yerlerin her daim temiz olması için robot süpürge almalısınız. Siz evde değilken temizliğin yapılmasını, evinize geldiğinizde temiz eve girmeyi istiyorsanız robot süpürge almalısınız. Pil ömrü ve şarj etme süresine dikkat edin, evinizin büyüklüğüne göre bu önemli bir ayrıntı. Robot süpürgenin yüksekliğinin, evinizdeki koltuk, yatak vs gibi eşyaların altındaki boşluktan geçebilecek şekilde olmasına dikkat edin. Navigasyon sistemi ve uygulamadan kontrol edilebilen özelliklerini inceleyin. Toz haznesi büyüklüğüne bakın, eviniz büyükse büyük hazne iyi olacaktır. Emiş gücünü kontrol edin, daha iyi temizleyebilmesi için yüksek emiş gücü iyi olur. Robot süpürgenin çıkardığı gürültü sizin için önemliyse desibelini kontrol etmeniz iyi olur. Kullanım alanı neresi ona bakın, bazılarında düz zemin olmuyor mesela, o zaman halısız ortamlarda süpürme verimi düşük olabiliyor. Islak silme yapmasını istiyorsanız Mop özelliği olmasına dikkat edin. Evin bir yerlerinde mahsur kalabiliyorlar. Yani siz evde yokken temizlik yapıyor dedim ama mahsur kalırsa temizliğe devam edemeyecektir. İlk süpürmeleri siz evdeyken yaptırıp mahsur kaldığı bir yer varsa oralar için önlemler almayı deneyebilirsiniz. Kabloları, ayakkabı bağcıklarını ve çorapları yutmaya çalışıyorlar, temizlik sırasında ortada bırakmamaya dikkat edin. Eviniz tıkış tıkış her yeri eşya dolu ise süpürge sizin için uygun olmayabilir çünkü süpürecek alan pek bulamayacaktır. Bakım gerektiriyorlar. Toz hazneleri normal süpürgelere göre daha küçük o yüzden her temizlik sonrası boşaltmanız gerekiyor hatta büyük eviniz varsa iki üç sefer bile boşaltmak gerekebilir. Ayrıca fırçaları, filtresi ve varsa paspası da düzenli bakım istiyor. 2021 Ocak Ayı itibarıyla Akıllı robot süpürge fiyatları 999 TL'den başlıyor ve 21399 TL'ye kadar çıkıyor. 999 TL olan akıllı robot süpürge Liectroux'un H6 modeli, 21399 TL olan akıllı robot süpürge ise Samsung'un Powerbot R7070 modeli. Bu yazıda iki modeli de incelemeyeceğim çünkü haklarında yeterli data yok internette. Benim karşılaştırma yapacağım akıllı robot süpürge fiyatları 1699 TL'den başlıyor, 5849 TL'ye kadar çıkıyor. Akıllı robot süpürgeler, çoğunlukla telefonunuza yükleyeceğiniz bir uygulama ile, bazen de kumanda ile çalışırlar. Oturduğunuz yerden, uygulamayı/kumandayı kullanarak süpürgenin tüm kontrollerini yapabilirsiniz. Elektrikli süpürge kadar yüksek ses çıkarmıyor ama bir miktar sesi var. Televizyon izlemenize ya da sohbet etmenize engel olacak kadar gürültülü değil bence. Evet robot süpürge işe yarıyor. Özellikle yerlerin sürekli temiz olmasını istiyor ama süpürge yapmayı sevmiyor veya vakit bulamıyorsanız, bütçenizde de yer varsa günlük temizlik için bence alınır. Dip köşe temizlik yapamıyor ama gezebildiği yerleri güzel temizliyor. Emiş gücü ayarını yapabiliyorsunuz, daha güçlü moda getirince çok iyi performans veriyor. Hayır maalesef merdiven çıkma gibi bir becerileri yok, eğer eviniz birden fazla katlıysa kendi elinizle katlar arası taşımalısınız. Emin olmamakla birlikte, sanıyorum şu an tüm modellerde merdiven sensörü bulunuyor yani merdivenden düşme durumu olmuyor. Ama yine de robot süpürgenizi alırken özelliklerine bakarsınız. Benimki çıkıyor, incelediğim diğer robot süpürgeler de halılara çıkabiliyor, bazen püsküllere takılma durumu olabiliyormuş sadece ama ben bu konuda problem yaşamadım. Genel olarak eğer halılarınız aşırı tombik, 3 cm'in üzerinde yüksekliğe sahip halılardan değilse problem yaşanmayacaktır. Robot süpürge kendi yüksekliğinden alçak olan yerlerin altına giremez, ayrıca çapından daha dar aralıklardan geçemez. Türkiye'de en çok satan robot süpürgeler Xiaomi marka ama iRobot ve Anker Eufy modelleri de fena gitmiyor. Bu markaların en iyi modellerini birazdan detaylı olarak inceleyeceğim zaten. Türkiye'de Robogil, Liectroux, Tesvor gibi markaların da hafiften satışını gördüm ancak uluslararası favori robot süpürgelerde bu markalara rastlayamadım. Bu markalarla tecrübesi olan varsa yorumlara beklerim. Bir de bazı beyaz eşya markaları da çıkarıyor robot süpürgeler ama yeterli değerlendirme bulamadım henüz haklarında. Aslında yurt dışındaki inceleme ve karşılaştırma yazılarında Neato, Shark ve Ecovacs markalarına da çok sık rastladım. Ancak internet'ten baktığım kadarıyla Türkiye'de satışları henüz çok fazla değil ve Türk kullanıcılarından haklarında az yorum var. Ben de bu nedenle yazıdaki karşılaştırmalara sokmadım onları. Amazon verilerine göre dünya çapında en çok satılan robot süpürge modeli Anker Eufy 11S ve 38000'den fazla yoruma göre puanı 4,5. Türkiye'de en çok satılan robot süpürge modelleri ise Xiaomi Mi Vacuum Mop 1C ve Xiaomi Mi Robot Vacuum Mop Pro, ikisi başa baş satılıyor diyebilirim. Şimdi kendi yaptığım uzun ve detaylı araştırmalarım sırasında edindiğim bilgilerden yola çıkarak akıllı robot süpürge farkları neler, hangi akıllı süpürge ne gibi özellikleriyle öne çıkıyor paylaşacağım. Bu sayfadaki tüm robot süpürgelere şu linkten en uygun fiyatlarla ulaşabilirsiniz. Not: Ben 20 Ocak 2021 fiyatlarını baz alarak fiyat aralıklarını belirledim, döviz kurlarındaki dalgalanmalara bağlı olarak ufak tefek kaymalar olabilir fiyatlarda. Çok büyük değişiklik olursa zaten yazıyı güncellerim. Bu başlıkta, 2000 TL altında yer alan en popüler akıllı robot süpürgeleri inceleyeceğim: iRobot Roomba 605, Anker Eufy RoboVac 11S ve Xiaomi Mi Robot Vacuum Mop Essential 2 in 1. Fiyat: Benim verdiğim linkte Anker ve iRobot şu anda aynı fiyattalar, Xiaomi 200 TL daha pahalı. Diğer sitelerde fiyatlar daha yüksek ve birbirine yakın. Batarya Süresi: Anker 100 dk ile en iyi süreye sahip, Xiaomi 90 dk ve iRobot ise 60 dk ile en kötü süreye sahip görünüyor. Şarj Olma Süresi: Anker 6 saat ile en uzun, Xiaomi 4 saat ve iRobot ise 3 saatte şarj oluyor. Emiş Gücü: Xiaomi 2200 PA ile en yüksek, iRobot 1500 PA ve Anker 1300 PA ile en düşük emiş gücüne sahip. Yükseklik: iRobot 9.2 cm ile en yüksek, Xiaomi 8 cm ve Anker 7 cm ile en düşük yüksekliğe sahip. Tırmanış Yüksekliği: iRobot 2cm, Xiaomi 1.8 cm, Anker ise 1.5 cm yüksekliğe çıkabiliyor görünüyor. Toz haznesi kapasitesi: Anker ve Xiaomi'nin toz haznes 0.6 lt, iRobot'unki 0.5 lt. Telefonla yönetme: Xiomi dışındakilerde uygulama ile çalıştırma yok. Anker'i kumanda ile kullanabiliyorsunuz, iRobot'ta o da yok, düğmesine basıp çalıştırıyorsunuz. Ses Seviyesi: 72 desibel ile Xiaomi en yüksek, iRobot 60 db ve Anker 55 db ile en düşük gürültü seviyesine sahip. Kullanım alanı: Hepsi sert zemin ve halı kullanımına uygun görünüyor. Paspas/Mop: Sadece Xiaomi'de paspas yapma özelliği var. Navigasyon: Haritalama özelliği sadece Xiaomi'de var. Ama hepsinde şarj yuvasına geri dönme özelliği var. En çok satan ve en çok yorum alan: Dünya çapında Anker, Türkiye'de Xiaomi ve Anker yakın seyrediyor, yorumlar genelde üç model için de olumlu. Bana göre bu kategorinin yani uygun fiyatlı robot süpürgelerin kazananı Xiaomi. Benim verdiğim linkte Xiaomi dışındakilerin fiyatı düşük olsa da sahip olduğu özellikler düşünülünce fiyat farkı kabul edilebilir seviyede. Ayrıca piyasadaki diğer sitelerde onlar da Xiaomi ile aynı fiyata sahip. Bu başlıkta, 2000 TL üstünde ve 4000 TL altında yer alan en popüler akıllı robot süpürgeleri inceleyeceğim: Xiaomi Mijia 1C Vacuum Mop, Xiaomi Mi Robot Vacuum Mop Pro, Xiaomi Viomi V3 Robot Vacuum. Tüm ürünler Xiaomi oldu ama açıkçası diğer markaları incelediğimde, bu üçüne hem yorum sayısı hem de performans olarak pek yaklaşamadılar, boşuna listeye koyup kafa karıştırmak istemedim. Fiyat: En yüksek fiyat Viomi V3, en düşük fiyat Mijia 1C. Batarya Süresi: Viomi V3 150 dk ile en iyi süreye sahip, diğer ikisi 110 dk. Şarj Olma Süresi: Hepsinin 4 saat. Emiş Gücü: Viomi V3 2600 PA ile en yüksek, Mijia 1C 2500 PA ve Mop Pro 2100 PA ile en düşük emiş gücüne sahip. Yükseklik: Mijia 1C 8cm ile en düşük yüksekliğe sahip, diğerleri 9.5cm. Tırmanış Yüksekliği: Hepsi 2 cm yüksekliğe çıkabiliyor görünüyor. Toz haznesi kapasitesi: Mop Pro 0.3 lt ile en düşük toz haznesine sahip, diğer ikisinin 0.6lt kapasitesi bulunuyor. Telefonla yönetme: Hepsi telefon uygulamasıyla çalışıyor. Ses Seviyesi: 65 desibel ile Viomi V3 en yüksek, Mijia 1C 50 db ve Mop Pro 40 db ile en düşük gürültü seviyesine sahip. Kullanım alanı: Hepsi sert zemin ve halı kullanımına uygun görünüyor. Navigasyon: Haritalama özelliği hepsinde var ama Mijia 1C birden fazla harita kaydedemiyor. Eviniz çok katlı değilse bu bir problem olmayacaktır. Bir de Mijia lidar teknolojisi kullanmıyor, sensörleriyle çarpa çarpa harita çıkarıyor, o yüzden harita oluşturması daha fazla zaman alıyor. En çok satan ve en çok yorum alan: Mop Pro ile Mijia 1C birbirine yakın seviyede önde gidiyorlar. Bana göre bu kategorinin yani ortalama fiyatlı robot süpürgelerin kazananı Mijia 1C. Kendi süpürgem diye demiyorum ama özellikle tek katlı ve fazla büyük olmayan evler için en uygun süpürge. Fiyat performans olarak en iyi akıllı robot süpürge demiştim yukarıda da zaten. Eğer eviniz büyükse, Viomi V3'ün fiyatı yüksek olsa da batarya ömrü ve emiş gücü ile göz dolduruyor. Bu arada Xiaomi Dreame Vacuum Mop F9 diye bir model de gelmiş, o Mijia 1 C ile aynı özelliklere ek olarak daha iyi pil ömrü ve oda oda haritalandırma vaadediyormuş. 1C ile aynı fiyat olduğu için onu düşünebilirsiniz. Bu başlıkta, ortalamanın biraz üstü yani 4000 TL ile 6000 TL arasında yer alan en popüler akıllı robot süpürgeleri inceleyeceğim: Roborock S5 Max Robot Vacuum Mop, Roborock S6 MaxV Robot Vacuum Mop. Burada da yine Xiaomi Roborock modelleri yarışmış oldu sadece ama bu segmentte Türkiye'deki modellerin maalesef bu iki modelle yarışma şansları pek yok. Bu fiyat aralığındaki diğer markaların modelleri yurt dışında çok daha ucuz ve daha düşük başka bir segmente giriyorlar, yani karşılaştırılabilir durumda değiller açıkçası. Fiyat: S6 MaxV'nin fiyatı, S5 Max'tan 1300 TL kadar fazla şu anda. Batarya Süresi: S6 MaxV 180 dk ile en iyi süreye sahip, S5 Max ise 150 dk. Şarj Olma Süresi: S6MaxV'nin 5 saat, S5 Max'ın 4 saat şarj olma süresi var. Emiş Gücü: Xiaomi S6 MaxV 2500 PA ile daha yüksek, S5 Max 2000 PA ile daha düşük emiş gücüne sahip. Yükseklik: İkisi de 9.6 cm olarak belirtilmiş. Tırmanış Yüksekliği: İkisi de 2 cm yüksekliğe çıkabilir görünüyor. Toz haznesi kapasitesi: S5 Max 0.46 lt, S6 MaxV 0.48 lt toz kapasitesine sahip. Telefonla yönetme: İkisi de telefon uygulamasıyla çalışıyor. Ses Seviyesi: S5 Max 55 db, S6 Max ise 67 db ile daha gürültülü. Kullanım alanı: İkisi de sert zemin ve halı kullanımına uygun görünüyor. Paspas/Mop: İkisinde de paspas özelliği var ama S6 Maxv'nin su tankı kapasitesi daha büyük. Navigasyon: Haritalama özelliği ikisinde de var ve birden fazla harita kaydedebiliyorlar, böylece dublex, triplex vs. evlerde her katın haritasını kaydedebiliyorlar. Yalnız S6 Max, çift kamerası sayesinde yolunu daha iyi buluyor ve kabloları vs. fark ederek dolanmadan geçiyormuş. En çok satan ve en çok yorum alan: Türkiye'de S5 Max daha fazla satılmış ve daha fazla yorum almış ama S6'nın daha yeni bir model olması da etkili tabi. Yurt dışında S6 da epey satılmış. Bu kategorinin benim için bariz bir kazananı yok, fiyatına göre özellik verilmiş diyebilirim. Fiyat öncelikli bir konuysa S5 kesinlikle gayet iyi bir süpürge ama S6'nın teknolojisi daha gelişmiş. 6000 TL üstü modelleri karşılaştırmaya girmiyorum artık, o segmentte zaten model seçeneği az ama araştırdığım kadarıyla Irobot Roomba i7 Plus fiyat performans olarak epey iyiymiş. Robot süpürge almışken en iyisi olsun diyorsanız düşünebilirsiniz. Bu aletin en büyük özelliği toz haznesini kendisinin otomatik temizliyor olması. Bir de emiş gücü gerçekten çok iyi olduğu söyleniyor, alt segment irobot süpürgelerin 10 katı gibi bir ölçü verilmiş. Navigasyon sistemi de diğer süpürgelere göre oldukça gelişmiş. Bir de mahsur kalma problemi vs. yaşanmıyormuş kullanıcı yorumlarına göre. En iyi akıllı süpürgelere en uygun fiyatlarla ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Robot süpürgeleri en can alıcı özelliklerini göz önünde bulundurarak karşılaştırmaya çalıştım, umarım karar vermenize yardımcı olabilmişimdir. Sonuç olarak en iyi akıllı robot süpürge hangisi sorusunun cevabı oldukça göreceli, ben Tiflis'te bulabildiğim en iyi süpürgeyi aldım, o da girişte inceleme yazısını paylaştığım Xiaomi Mijia 1C ve benim tek katlı 2+1 evim için çok yeterli bir süpürge. Bu arada bu yazıda yarışa sokmadığım bazı modellerin elbette buradaki modellerde bulunmayan artıları olabiliyor, ancak o artılar eksilerin yanında çok küçük kaldığı için eledim. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Çok faydalı bir yazı olmuş, teşekkürler."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/24/kisaltmalarin-anlamlari", "text": "Çok kullanılan Türkçe kısaltmalarla başlayacağım, İngilizce kısaltmalarla devam edeceğim, en sonda da sosyal medya platformlarına özel kullanılan bazı kısaltmaları açıklayacağım. PM: Private Message yani özel mesaj, bu genelde forumlarda kullanılıyor. RT: Retweet yani Twitter'da birinin tweet'ini yeniden paylaşmak. TB: Throwback yani eski fotoğraflarınızdan biriyle o güne geri dönmek. TBT: Throwback Thursday, eski fotoğrafları Perşembe günü paylaşınca yazılıyor. GT: Geri Takip, yani siz birini takip ediyorsunuz o da sizi geri takip ediyor. GB: Geri Beğeni, yani siz birinin fotoğrafını beğeniyorsunuz o da sizin fotonuzu geri beğeniyor. İlginizi çekebilecek diğer yazılarıma da göz atmayı unutmayın. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/26/punch-nakisi", "text": "Günümüzün en popüler el işlerinden biri olan punch nakışı, uzun zamandır denemek istediğim bir uğraştı ve sonunda işlemeye başladım. Ne kadar kolay olduğunu, herkesin rahatlıkla yapabileceğini göstermek için instagram'da bir reels videosu paylaşmıştım ve ardından çok fazla mesaj aldım. Henüz punch işinin çok başında olsam da, kendi araştırmalarımdan öğrendiklerimi ve deneyimlerimi paylaşmak için, yeni başlayanlara, punch nakışı nasıl yapılır konulu bir yazı hazırlamak istedim. Punch needle'ın İngilizce'den Türkçe'ye tam çevrimi delme iğnesi oluyor. Punch nakışı bu iğneyle yapılan bir çeşit nakış tekniği ve iki taraflı olarak kullanılabiliyor. Bir taraf bildiğimiz nakış işine daha çok benzerken diğer taraf pofuduk bir dokuma görüntüsünde oluyor. Şimdi punch nakışı yapmaya yeni başlayanlar için tavsiyeler ile birlikte bana çok gelen soruların üzerinden geçeceğim. Punch nakışına başlamayı düşünenlerin, bu yazıyı okuduktan sonra punch yapımı hakkında aklındaki tüm sorulara cevap bulmasını hedefliyorum. Bu arada, punch kelimesi panç olarak okunuyor. Punch çizimi nasıl yapılır, punch nakışı malzemeleri nelerdir, punch iğnesi nasıl kullanılır ve punch nakışı ile neler yapılabilir, hepsinden detaylıca bahsedeceğim. Stresten ve dertlerinizden bir süreliğine uzaklaşıp kafanızı dağıtmak istiyorsanız, bence bunu en kısa yoldan punch yaparak başarabilirsiniz. Punch yapmak kolay mı diye merak eden epey fazla, gerçekten çok kolay, bana güvenebilirsiniz, sonuçlar da harika oluyor. İlk başlarken eliniz alışana kadar ufak tefek zorluklar yaşayabilirsiniz ama sonrası akıp gidiyor. Normal nakışa göre çok hızlı ilerliyor olması da çok büyük bir artı. Punch nakışı için gereken malzemeler: bir punch iğnesi, kasnak, kumaş ve ip. 🙂 Deseni kağıttan kopyalayacaksanız desen transferi için belki kopya kağıdına ihtiyacınız olabilir. Son olarak şaheserinizin sökülmemesi için bittikten sonra üstüne sürmelik punch için uygun sıvı yapıştırıcı gerekebilir. Punch iğnesi seçimi: Yurt dışında en popüler iğne Oxford dedikleri ahşap tutma yeri olan bir model ama TR'de daha çok plastik olanlar yaygın. Şu an ben de plastiklerden kullanıyorum ve diğerini denemediğim için karşılaştırma yapamasam da başlangıçta iş görüyor. Benim iğne paketimin içinden, biri iğne gövdesine takılı olmak üzere üç farklı kalınlıkta uç ve iki tane ip geçirme aparatı çıktı. Punch için nasıl ip kullanılır? Yün ipler tercih etmek gerekiyor, kalınlığına da kullanacağınız iğne ve yapmak istediğiniz desen doğrultusunda karar veriyorsunuz. Punch nakışı için en uygun kumaşların Monk bezi denilen kumaşlar olduğu söyleniyor. alışveriş sitelerinde punch kumaşı diye arattığınızda zaten bulabiliyorsunuz. Keten ve çuval kumaşı da epey tercih ediliyor. Farklı amaçlar için farklı dokuda kumaşları da deneyimlendikçe kullanabilirsiniz, tabi ki kumaşın ip ve iğneyle uyumu çok önemli. İğnenin kumaş deliklerinden geçebiliyor olması ve kumaşın ipi tutabiliyor olması gerekir. Punch için kasnak seçimi yaparken de dikkat etmeniz gereken kumaşın kasnakta çok kaymıyor olması. Kumaşın gergin olması rahat çalışmak önemli ve kumaş kayıyorsa sürekli gevşeyecektir. Ben yaptığım punch'ı paylaşınca punch şablon çıkarma ile ilgili bazı sorular almıştım. Bunlardan ilki: \"resim yapmaya yeteneğim yok punch çizimini nasıl yapabilirim\" idi. Punch çizimini yapmak çok kolay aslında. Beğendiğiniz şekli direkt olarak internetten bulup print ediyorsunuz. Sonra ister kopya kağıdı kullanarak kumaşın üzerine çiziyorsunuz, ister kumaşı şeklin üzerine getirip hafif silik de olsa görünen şeklin üzerinden geçiyorsunuz. Bir de hiç print etmeden tablet veya laptop ekranınızın üstüne kumaşı koyarak fazla bastırmadan çizimi yapabilirsiniz. Yani resim yeteneğine ihtiyacınız yok. Bir başka soru da: \"punch nakışı şablonları nereden bulunur\" idi. Özellikle benim yaptığım örnek şekil çok soruldu. Ben hazır bir punch seti alarak başlamayı tercih ettiğim için şekil bana hazır geldi. Eğer böyle resimleri seviyorsanız google ya da pinterest'te \"abstract shapes\", \"minimal art\" tarzı aramalar yaparak bu tip çok güzel desenler bulabilirsiniz. Bu şekillerin dışında da ne resim isterseniz aratarak onun punch nakışını yapabilirsiniz. Daha önceden yapılmış punch nakış örnekleri bulmak istiyorsanız instagram'da #punchneedle hashtag'ine bakmayı unutmayın, @punchneedlegang hesabını da çok seviyorum, harika şeyler yapıyorlar. Bu hashtag altındaki punch modelleri hoşunuza gittiyse, arama motorlarında şekli bulup print ederek kolaylıkla siz de yapabilirsiniz. Bir de benim pinterest hesabımda bir punch klasörüm var, beğendiklerimi oraya pinliyorum, ilgisini çeken şuradan hesabımı takip edebilir. Punch yapımı ile devam edelim. İşlemek istediğimiz deseni kumaşa aktardıktan sonra, kasnağımızı vidasından açıyoruz. Küçük olan kumaşın üzerine yerleştiriyoruz, ve büyük olan kasnağı da kumaşın üzerine koyup ikisi arasında güzelce gerdirerek sıkıştırıyoruz, sonra vidayı tekrar sıkıyoruz. Kumaşı bu noktada biraz daha gerdirmeye çalışabilirsiniz, davul gibi gergin olmasını sağlayın. Artık kumaşımız işlenmeye hazır, ipi iğneye geçirme kısmına geldik. Punch iğnesine ip geçirmek ilk başta zor gibi görünse de bir kere yaptınız mı çok kolay olduğunu fark ediyorsunuz. Benim iğnemde iğne boyunu ayarlamak için bir düğme var önce onu 8'e ayarladım, yani orta ayar. Bunu daha artırırsanız daha şişkin ilmekler, azaltırsanız daha ufak ilmekler elde edersiniz. Sonra iğne paketinin içinden çıkan ip geçirme aparatlarından uzun olan ile ipi iğnenin başından ucuna geçirdim. Kısa olan ip geçirme aparatı ile de iğnenin ucundaki delikten ipi geçirdim. Artık iğnemiz hazır. Bu arada Oxford iğnelerde bu geçirme aparatına ihtiyacınız olmuyor. İğnenin açık olan ucu yukarı bakacak şekilde elimizde tutuyoruz ve kumaşı bir kez deliyoruz. Bu ilk delme noktasında kumaşın altından ipi çekiyoruz. bundan sonrası artık çok kolay, iğneyi tak çıkar yapa yapa desen üzerinden hafif aralıklar vererek ilerliyoruz. Aralıklar ne çok sık ne de çok gevşek olmamalı. Farklı renklere geçmemiz gerektikçe ipi kesip yeni renk ipi anlattığım şekilde geçirip devam ediyoruz. Pofuduk nakış, kumaşın bize dönük olmayan alt kısmında oluşuyor, bize dönük kısım düz oluyor ve istediğiniz tarafı kullanabiliyorsunuz. Desen bittikten sonra, pofuduk tarafı çeviriyoruz ve tüm sarkık surkuk ipleri, ilmeklerle eşit boyda olacak şekilde makas ile kesiyoruz. Ardından punch iğnesi yardımı ile özellikle sınırlarda birbirine karışan yerler varsa onları ayırarak düzeltiyoruz. Duvara asacaksanız çok gerekmiyor ama işlevsel olarak kullanacağınız bir ürün olacaksa, sökülme olmaması için desenin ters tarafına yapıştırıcı sürerek sabitliyoruz. Eğer deseni tek başına kullanacaksanız bir parmak kalınlığında boşluk bırakıp çevresinden kumaşı kesiyoruz. sonra birer parmak aralıklarla o boşluk kısmına dikine kesikler atıyoruz ve yapıştırıcı yardımıyla kullanacağınız desenin arka tarafına yapıştırıyoruz. Kesikler atmamızın sebebi kumaşın çıkıntılık yapmaması ve tam uyumlu olarak arkaya sabitlenebilmesi. - Punch nakışı neden sökülür? Punch işlemesi yaparken bazen dikiş tutmuyor ve ip geri çıkabiliyor. Bunun birkaç nedeni olabilir, mesela kumaşınız yeterince gergin değildir. İpiniz farkında olmadan gerilmiştir yani ip iğnenin içinde rahat hareket edemiyordur. İpiniz ve kumaşınız uyumlu değildir yani kumaş ipinizi tutacak kadar sıkı değildir. Bir de iğneyi kumaşa sokup geri çıkardıktan sonra iğneyi çok yukarı kaldırmayın o zaman alta girmiş ip geri çekiliyor. - İlmeklerin aynı boyda olması için ne yapmalıyım? İğnenizi kumaşa sonuna kadar batırdığınız sürece tüm ilmekler aynı olacaktır. - Şekillerin önce çevrelerini işlemek daha hızlı ilerlemeyi sağlıyor. Bu çevre kısımları biraz daha sıkı işlemek de şeklin net hatlarla görünmesini sağlıyor - Punch nakışının en sevdiğim özelliklerinden biri de hatayı kaldırması ve telafisinin kolay olması. Mesela ipinizin bir yerde çok sıkı olduğunu fark ettiniz hemen söküp tekrar üstünden geçebilirsiniz ya da çok gevşek olduğunu fark ederseniz hemen aralara birkaç ilmek daha atıp düzeltirsiniz. - Punch nakışı en kolay nasıl yapılır? Ben video çekmek için masada, bir elimle kasnağı tutarak yaptım bir kısmını ama epey yorucu oluyor. En kolayı, otururken kasnağı iki bacak arasına dayamak bence. Bu şekilde aşırı hızlı ilerliyor insan ve hiç yorulmuyor. - Punch nakışı teknikleri pratik yaptıkça gelişecektir, o yüzden başlangıç olarak benim yaptığım gibi daha iri desenler seçebilirsiniz. Böylece kolay motive olursunuz. Daha sonra ince işlere geçmek, farklı kalınlıklarda ipler ve kumaşlar kullanmak ve harikalar yaratmak sizin elinizde. Punch needle ile yapabileceklerinizin sınırı yok. 🙂 Punch kırlent, punch bardak altlığı, punch çanta en popüler olanlar. Bazı yerlerde punch terlik, punch tabure, punch sepet, punch oyuncak ve punch giysiler de gördüm. Özellikle bebek odalarına çok güzel duvar süsleri yapılabiliyor. Ben ilham verici bulduğum tüm ürünleri pinterest'te pin'liyorum, şuradan takip edebilirsiniz. Ayrıca ara sıra instagram hikayelerimde de gördüğüm farklı punch ürünlerini paylaşıyorum. Punch'a başlamaya karar verdiyseniz, benim aldığım yerin de bulunduğu punch malzemeleri listesine şu linkten ulaşabilirsiniz. Umuyorum ki bu yazım, punch nakışı yapmaya yeni başlayacaklar için rehber olur. Ben yapabildiysem herkes yapıyor diyor ve aklınızda hala sorular varsa yorumlara bekliyorum. İlk forsatta uygulamayı göstererek anlattığım bir youtube videosu da çekeceğim. Punch işinde deneyimlendikçe daha ileri seviye anlatımlar da yaparım mutlaka. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/29/turkiyede-romantik-tatil-onerileri", "text": "İster sevgililer gününde, ister balayında, isterseniz de herhangi bir zamanda sevgilinizle romantik bir kaçamak yapmak istiyor ama nereye gideceğinizi bilemiyorsanız, bu yazı tam size göre. Türkiye'nin dört bir yanından en romantik yerleri seçtim ve aşk tazeleyeceğiniz en güzel otelleri buldum. O zaman buyurun, Türkiye'de romantik tatil önerileri sizlerle.. Sevgilinizle romantik bir tatil veya ailenizle huzur dolu bir tatil istiyorsanız, kalabalıklardan uzakta, doğanın kalbinde konaklayabileceğiniz adresleri paylaştığım yazıyı da mutlaka okuyun. Önerdiğim her yer için birkaç tane de romantik otel tavsiyesi verdim. Benim önerdiğim oteller, o bölgenin en özellerinden genelde ama bilmediğim daha pek çok alternatif vardır eminim, romantik olarak sadece bu oteller var diye düşünmeyin. Sizin memnun kaldığınız ve burada olmayan romantik tatil yerleri ve otel önerilerini de yorumlara beklerim. Ağva: İstanbul'a yakınlığı ve nehir kenarına dizilmiş otelleriyle, sevgiliyle hafta sonu kaçamağı yapmak için en ideal yerlerden biri. Otel önerilerim de Tranquilla River Lodge ve Ağva Greenline Guesthouse. Şile: Yine İstanbul'a yakın oluşu, deniz ve doğayla iç içe oluşu nedeniyle romantik bir hafta sonu tatili için önereceğim. Otel tavsiyem de Casa Lavanda Boutique Hotel. Büyükada: İstanbul'dan vapura atlayıp mis gibi deniz kokusunu içinize çeke çeke şöyle bir adalara uzansanız güzel olmaz mı? Daha yola çıktığınız anda romantizm başlıyor resmen. Büyükada için romantik otel önerilerim Splendid Palas ve Sergüzeşt Otel. İstanbul: İstanbul, kalabalığını saymazsak dünyanın en romantik şehirlerinden biri kuşkusuz, bu listede yer almazsa olmazdı. Biz hiç İstanbul'dan çıkmayalım diyenler ya da başka şehirden İstanbul'a gelmeyi düşünenler için de üç tane otel önerisi vereyim: Sumahan On The Water, A'ija Hotel ve Pamera Garden. Sapanca: Sessiz sakin bir ortamda, göl ve ormanla iç içe romantik bir tatil için Sapanca en çok tercih edilen yerlerden biri, üstelik İstanbul'a çok yakın. Sapanca'da romantik otel önerim Richmond Nua Wellness Spa. Abant: Göl ve orman manzaralarıyla buram buram romantizm vadeden Abant, hem Ankara hem İstanbul'a yakın olması nedeniyle en popüler yerlerden biri sanıyorum. Abant için romantik otel önerim Abant Aden Boutique Hotel Spa. Kartalkaya: Kışın gidildiğinde romantizmi kayak tatili ile birleştirmek isteyenler için, İstanbul ve Ankara'ya yakın oluşu nedeniyle Kartalkaya en ideal yer diye düşünüyorum. Burada romantik otel önerim Golden Key. Kaz Dağları: Temiz hava, mis gibi doğa ve her yeri fotoğraflık şipşirin köylere ev sahipliği yapan Kaz Dağları, Türkiye'deki romantik tatil yerleri arasında en özellerden biri. Kaz Dağları için romantik otel önerim Adatepe İda Blue. Urla: Ege'nin parlayan yıldızlarından Urla, özelilkle İzmir civarında yaşayanlar için en kestirme romantik adreslerden biri. Buradaki otel önerim de sakin bir köyde yer alan Urla Bağevi Vineyard Hotel. Fethiye: Türkiye'nin en güzel koylarından bazıları şüphesiz Fethiye'de yer alıyor, yaz için muhteşem bir romantik tatil adresi olduğu şüphesiz. Ama her mevsim açık bir balayı oteli de bulunuyor ki şimdi ben de size onu önereceğim: Nautical Hotel. Kapadokya: Türkiye'de romantik tatil yeri denilince herkesin aklına gelecek yerlerden biri herhalde Kapadokya'dır. Tarihi dokusu, sabah gün doğumunda gökyüzünü süsleyen balonlarıyla tam bir aşk tazeleme yeri. Burada pek çok romantik otel var, açıkçası ayırmak zor ama üç tane öneride bulunacağım: Museum Hotel, Taşkonaklar Hotel ve Rox Cappadocia Hotel. Kalkan: Her mevsimin güzeli Kalkan, romantik tatil arayanlar için de çok güzel bir destinasyon, üstelik Kaş'a göre biraz daha sakin. Özellikle yaz mevsimi dışında giderseniz kalabalık olmayacaktır. Kalkan'da romantik otel önerilerim Fidanka Otel ve Villa Mahal. Bu saydığım otellerin dışında Airbnb'de bulduğum romantik evlerden bir liste yaptım, aşağıya bırakıyorum. Bu listedekilerin bazıları ev, bazıları ise otel, hatta yukarıdaki otellerin bazıları da var. Listeye mutlaka göz atın, kalmak için can atacağınız efsane ötesi seçenekler var. Sevgiliyle gidilebilecek romantik yerler denilince ilk aklıma gelen yerleri sıraladım. Her mevsim gidilebilecek yerler seçmeye çalıştım. Umarım romantik yer önerileri yazımı beğenmişsinizdir. Sizin önermek istediğiniz romantik bir yer ya da konaklama birimi varsa, lütfen yorumlarda paylaşın. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! Beğenmenize sevindim, şimdiden güzle bir tatil dilerim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/01/31/clubhouse-uygulamasi", "text": "Son günlerde özellikle influencer'ların sürekli bahsettiği Clubhouse'u eminim siz de duymuşsunuzdur. İlk duyduğumda ne olduğunu bile algılayamadığım clubhouse'u, merak edenler için güzelce bir inceledim ve anladığım kadarıyla sizlere de aktarmak istedim. Clubhouse uygulaması nedir, clubhouse ne işe yarar, kimler clubhouse'a girebilir ve clubhouse nasıl kullanılır vb. tüm soruların cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. Clubhouse'a dair aklınıza gelebilecek her soruya cevap vermeye çalıştım, hala merak ettiğiniz bir şey olursa lütfen yorumlara yazın, cevaplarım. Clubhouse, yeni çıkan ses tabanlı bir sosyal medya uygulaması. Bu uygulamada fotoğraf yükleme, yazı yazma, yorum yapma, mesaj atma gibi özellikler yok. Görüntü olmadan tamamen konuşma üzerine kurgulanmış bir sosyal medya platformu. Uygulamada canlı sohbet odaları var ve ilginizi çeken konudaki sohbete dinleyici ya da konuşmacı olarak katılabiliyorsunuz. Canlı yayınlanan ve sizin de dilerseniz katılabildiğiniz podcast'ler gibi düşünebilirsiniz. Clubhouse'da, ilgi alanınıza göre çok faydalı sohbetlere katılabilirsiniz. Alanında uzman pek çok kişi bir araya gelip bilgilendirici konuşmalar yapıyorlar ve bu arada isterseniz siz de dinleyici olarak sorular sorabiliyorsunuz. Eskiden tartışma programları olurdu, uzman birileri çağırılır, konuşturulur bu arada salondaki konuklara da sorular sordurulurdu. İşte bu da onun gibi bir şey diyebilirim ama çok daha özgürsünüz tabi ki. Oturduğunuz yerden, kendinize çeki düzen vermek zorunda kalmadan, canlı bir sohbete dahil oluyorsunuz. Sadece uzmanlar değil, fenomenler ve ünlüler de farklı konularda sohbet açıyorlar, siz de katılıyorsunuz ve belki de yıllardır hayranı olduğunuz bir kişiyle direkt iletişime geçme şansı buluyorsunuz, ona hep sormak istediğiniz şeyleri sorabiliyorsunuz. Bir yandan da, bazı odalarda youtuberlar, twitter fenomenleri vs. bir araya gelip sohbet ediyorlar, bir iki tanesine inceleme amaçlı katılayım dedim. Açıkçası benim denk geldiklerimde çok düşük kalite, saçma sohbetler vardı hatta bir odada twitter fenomenleri kavga ediyordu. 😀 Tabi ki çok bilgilendirici influencer sohbetleri de oluyor. Network açısından da yararlı bir uygulama olacak gibi, birinin canlı yayınına katıldığınızda, kendinizi tanıtırsanız ve ilgi çekici biriyseniz herkes sizden haberdar oluyor. Bir de, özellikle bu dönemde kendiniz canlı yayın açıp hiç tanımadığınız insanların ana sayfasına rahatlıkla düşebilirsiniz, çünkü sohbet odaları henüz çok fazla değil ve birinin ilgi alanı ya da takip ettiği kişi sizin odadaysa otomatikman onun sayfasında gözükebilirsiniz. Bir tiyatro oyununa oyuncu seçmelerinin bile bu platformda yapılacağı duyurularını gördüm. Düşünebiliyor musunuz, normalde cast ajanslarının sizi çağırmaları için belki de kendinizi paralayacakken ve de seçmelerde beklerken ortalıklard sürünecekken, burada direkt canlı sohbet odasına bağlanıp oyuncu olma şansınız var. Clubhouse uygulaması, maalesef şimdilik sadece IOS işletim sistemi ile çalışıyor yani yalnızca Iphone kullanıcılarına özel bir uygulama. Öncelikle şuradan Clubhouse uygulamasını indiriyorsunuz. Uygulamaya telefon numaranızı giriyorsunuz ve kullanıcı adınızı belirliyorsunuz. Bu noktada, eğer sizin telefon numaranız için davetiye oluşturulduysa otomatik olarak uygulama sizi içeri alıyor. Eğer davetiyeniz yoksa kullanıcı adınızı rezerve etmiş oluyorsunuz ve davetiye alana kadar bekliyorsunuz. Davetiyeniz yoksa bile hemen kayıt olmanızı öneririm çünkü hazır buralar hala dutlukken istediğiniz nick sizin olabilir. Ben mesela sosyal medya uygulamalarına çok erken girmediğim için ve isim soy ismim birlikte Türkiye'de çok fazla olduğu için hiç adsoyad birleşik bir nick sahibi olamamıştım. Bu sefer hemen aldım. 🙂 İstediğiniz telefon numarasıyla kayıt olabiliyorsunuz, ben Gürcü hattımla giriş yaptım, problem yok. İsterseniz sonra mail adresinizi de güvenlik için ekleyebiliyorsunuz. Twitter ve Instagram hesabınızı bağlayabiliyorsunuz. Anlattıklarım kulağınıza hoş geldiyse, şimdi clubhouse uygulaması nasıl kullanılır bir de onu anlatayım o zaman. Uygulamaya kayıt olurken, sizden rehberinize erişmek ve twitter'a bağlanmak için izin istiyor. İzin verirseniz buradaki tanıdıklarınıza göre takip etmek üzere kişi önerilerinde bulunuyor. Ya da siz arama çubuğundan istediğiniz kişiler bulup takip ediyorsunuz. Ayrıca size ilgi alanlarınızı da soruyor, başta ilgi alanlarınızı belirtmeseniz bile yine arama çubuğundan belli konularda sohbetleri göstermesini isteyebiliyorsunuz. Sonra ana sayfanıza geldiğinizde takip ettiğiniz kişilerin konuşmacı veya dinleyici olarak katıldığı yayınlar ile ilgi alanınıza göre yayınlar düşmeye başlıyor. İlk başta birkaç tane yayın gösteriyor, altta explore'a tıklayınca daha fazla yayın açıyor. Daha fazla yayın görebilmek için daha fazla kişiyi takip etmeniz ya da ilgi alanlarınızı artırmanız mantıklı olacaktır. Konuyu ya da konukları beğendiğiniz herhangi bir canlı yayına katılabilirsiniz. Otomatik olarak dinleyici oluyorsunuz. Ama Sağ alt köşedeki el işaretine tıklayarak konuşmak istediğinizi belirtebiliyorsunuz. Yani sınıfta parmak kaldırıp konuşma kısmı oluyor burası, konuşmanın moderatörü uygun görürse onaylıyor. Size söz hakkı verilince de konuşuyorsunuz. Mikrofonunuzu açıp kapayabiliyorsunuz, moderatör de sesinizi kısabiliyor ve sizi konuşmacı olmaktan çıkarabiliyor. İsterseniz sağ alt köşedeki artı işaretine tıklayarak bir arkadaşınızı sohbete çağırabilir, onu yayından haberdar edebilirsiniz. Clubhouse'da nasıl sohbet odası açılır? Eğer mevcut odalara katılmak yerine kendi odanızı açmak istiyorsanız üç seçeneğiniz var. Herkese açık oda, takip ettiğiniz kişilere açık bir oda ya da sadece seçtiğiniz kişilerden oluşan kapalı bir oda. Bir de önceden planlanmış etkinlikler düzenleyebiliyorsunuz. Tek başınıza veya yine konuk konuşmacılar alıp yayınınızı gerçekleştirebilirsiniz. Sizi takip edenler de bu etkinliğin gerçekleşeceğini önceden görebiliyor ve takvimlerine ekleyebiliyorlar. Bu arada clubhouse'da eğer sohbet odasını terk etmezseniz telefonunuzda başka bir uygulamaya geçseniz de çalışmaya devam ediyor. Bir yandan başka bir şeyle uğraşırken diğer yandan sohbeti dinleyebilirsiniz yani. Özellikle hanımlara ev işlerini hallederken dinlemek için birebir. Ya da spor yaparken, araba kullanırken vs. müzik dinlemek yerine ufuk açıcı bir sohbete katılabilirsiniz. Bir de yayınların hiçbiri kaydedilmiyor, yani o an dinlemeniz gerekiyor. Tüm sosyal medya platformlarından fenalık geçirdiğim bu dönemde şahsen bana çok iyi geldi bu uygulama, eminim pek çok kişi benimle aynı fikirdedir. Bence clubhouse tam şu zamanın uygulaması, yani Pandemi döneminin. Bu dönemin tadını çıkarıp maksimum fayda sağlamaya çalışmak gerekiyor. Sokağa çıkma yasakları devam ettiği sürece insanlar uygulamayı yoğun şekilde kullanmaya devam eder ama hayat normale dönmeye başladığı zaman popülerliğini yitirir gibi geliyor. Çünkü diğer tüm sosyal medya platformları, istediğiniz zaman kullanabileceğiniz uygulamalar. Oysa clubhouse'da online olmak zorundasınız, instagram'da sürekli canlı yayın açmak veya canlı yayın takip etmek gibi düşünün. Hayat normale döndüğünde, şu an sohbetlerde gördüğümüz ünlüler ya da sosyal medya fenomenleri uzun saatlerini bu uygulamada geçirecek kadar müsait olmayacaklar. Aynı şekilde bu yayınları dinleyen insanlar da bu kadar boş vakte sahip olamayacaklar. Naçizane fikrim, ömrü pandeminin gidişatına bağlı gibi sanki. Mutlaka yine kullanılacaktır ama şu dönemde olduğu kadar ilgi görmeyebilir. Nasıl ki karantinanın ilk dönemi canlı yayınlar çok popülerken yazın kısıtlamalar gevşeyince azaldıysa, bu da öyle olacak gibi geliyor bana. Bu uygulamanın en büyük artısı tabi görüntülü olmaması, öyle olunca araba kullanırken, otobüste giderken vs. radyo dinler gibi takip edebilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/02/romantik-filmler", "text": "Yeni bir özel gün yaklaşır da ben bugün için içerik üretmez olur muyum? Tabi ki sevgililer gününü de es geçmeyecektim. Bu içeriği sevgililer günü yaklaşıyor diye hazırlıyorum ama romantik film izlemek isteyen herkes, ister sevgilisiyle ister yalnız, her zaman buradaki filmleri keyifle izleyecektir eminim. Tüm zamanların en iyi romantik filmleri bu yazıda, aralarında herkesin bildiği filmler de var, gözden kaçmış az bilinen filmler de, anime severler için birkaç romantik anime önerim de olacak. Hem romantik komedi filmleri hem de romantik dram türünde filmler var, hepsi gerçekten birbirinden güzel filmler. O zaman sözü daha fazla uzatmayayım, Türk ve yabancı en güzel romantik film önerileri sizlerle.. Sıralamayı IMDB puanı en yüksekten aşağı doğru olacak şekilde yaptım. Burada göremediğiniz bazı filmler başka listelerimde olduğu için koymadım, yazının sonundaki linklerden oralara da göz atmanızı öneririm. Liste epey kabarık olduğu için puan, yapım yılı bilgisi ve birer cümleyle konularına değineceğim sadece. Önce yabancı romantik komedi film önerileri ile başlayacağım, en keyifli filmlerden seçtim. Tabi bazıları hem güldürüp hem ağlatabilir yani dram öğeleri de illaki içeriyor. Groundhog Day: 1993 Yapımı, IMDB puanı: 8. Hava durumu sunuculuğu yapan huysuz bir adam, bir festival sonrası aynı günü tekrar tekrar yaşamaya başlıyor. About Time: 2013 Yapımı, IMDB puanı: 7,8. Zamanda yolculuk edebilen bir adamın hayatını düzeltme çabaları ve aşk hikayesi. Silver Linings Playbook: 2012 Yapımı, IMDB puanı: 7,7. Akli dengesiyle ilgili problemler yaşayan bir adam, iyileşince ailesinin yanına dönüp karısıyla arasını düzeltmeye çalışırken, ruhsal problemleri olan başka bir kadın ile tanışıyor. 500 Days of Summer: 2009 Yapımı, IMDB puanı: 7,7. Aşka pek inanmayan, bağlanma problemi olan bir kadın ile ona çok aşık olan bir adamın hikayesi. Im Juli: 2000 Yapımı, IMDB puanı: 7,7. Bir öğretmen, kaderi olduğuna inandığı bir kadını tekrar görebilmek için Avrupa'dan Türkiye'ye doğru yola çıkıyor. Jeux d'enfants: 2003 Yapımı, IMDB puanı: 7,6. İki yakın arkadaş çocukluklarından beri oynadıkları doğruluk mu cesaret mi oyununa yetişkin olduklarında da devam ediyorlar. When Harry Met Sally: 1989 Yapımı, IMDB puanı: 7,6. İki çok yakın arkadaş, arkadaşlıkları bozulmasın diye ilişki yaşamaktan çekiniyorlar. Breakfast At Tiffany's: 1961 Yapımı, IMDB puanı: 7,6. Zengin koca bulmaya çalışan bir kadın ile yazar olmaya çalışan ve aynı zamanda jigololuk yapan bir adam komşu oluyorlar. La Belle Epoque: 2019 Yapımı, IMDB puanı: 7,4. 60 yaşında ve mutsuz bir adama zamanda geri dönme şansı veriliyor ve o da hayatının aşkıyla tanıştığı güne geri dönüyor. Crazy, Stupid, Love: 2011 Yapımı, IMDB puanı: 7,4. Eşi tarafından terk edilen hafiften looser bir adamcağız, herkesin bayıldığı karizmatik biriyle tanışıyor ve onun yardımıyla hayatını düzeltmeye çalışıyor. Ryan Gosling severler derneği üyelerinden biri olarak keyifle izlediğim filmlerden. 10 Things I Hate About You: 1999 Yapımı, IMDB puanı: 7,3. Okula yeni gelen bir öğrenci, okulun popüler kızından hoşlanıyor ama onunla çıkabilmesi için kızın huysuz ablasına da birini bulmaları gerekiyor. Gençlik filmi olmasına rağmen daha yüksek yaşa da hitap ediyor bence. Four Weddings and a Funeral: 1994 Yapımı, IMDB puanı: 7,1. Normalde kadınlarla genelde gönül eğlendiren bir adam, arkadaşının nikahında birinden çok hoşlanıyor ve daha sonra başka nikahlarda ve bir cenazede karşılaşmaya devam ediyorlar. A Good Year: 2006 Yapımı, IMDB puanı: 7. İngiltere'de yatırım danışmanlığı yapan bir adamın amcası ölür ve çocukluğunun geçtiği Provence'taki üzüm bağlarını ona bırakır. Pretty Woman: 1990 Yapımı, IMDB puanı: 7. Bir iş adamı davetlerde yanında götürmek için bir kadına ihtiyaç duyar ve bir hayat kadınını bunun için tutar. The Holiday: 2006 Yapımı, IMDB puanı: 6,9. Hayatlarından çok sıkılmış iki kadın ev değiştirme programına katılarak, bir süreliğine birbirlerinin evlerinde yaşamaya başlarlar. Serendipity: 2001 Yapımı, IMDB puanı: 6,9. İlk tanıştıkları gece birbirinden ayrılmak durumunda kalan bir çift yıllar sonra birbirlerini bulmaya karar veriyorlar. 50 First Dates: 2004 Yapımı, IMDB puanı: 6,8. Bağlanmayı sevmeyen bir adam, her gün hafıza kaybı yaşayıp yeni bir güne uyanan bir kadınla tanışıyor ve aradığı kişiyi bulduğunu düşünüyor. Sleepless in Seattle: 1993 Yapımı, IMDB puanı: 6,8. Karısı öldükten sonra yıllar boyunca matemini tutan bir adam, yeni bir kadınlar tanışıyor. Frankie and Johnny: 1991 Yapımı, IMDB puanı: 6,8. Hapishaneden yeni çıkan bir adam, bir kafede iş buluyor ve burada erkeklere karşı güvenini kaybetmiş bir garson kadınla tanışıyor. Love & Other Drugs: 2010 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Parkinson hastası bir kadın ve ilaç mümessili bir adamın yolları kesişiyor ve aralarında bir ilişki başlıyor. The Proposal: 2009 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Amerika'da yaşayan bir kadın, sınır dışı edilebileceğini öğreniyor ve asistanıyla nişanlı olduğu yalanını atar. Asistanı da bazı şartlarla bunu kabul eder ve olaylar gelişir. Just Like Heaven: 2005 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Bir kadın komaya giriyor ve onun dairesini bir adam kiralıyor. Bu arada kadının ruhu evinde yaşamaya devam etmeye başlıyor. The Wedding Singer: 2003 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Düğünlerde şarkıcılık yapan bir adam, bir düğünde bir garson kadınla tanışıyor ve her ikisi de mevcut ilişkilerini sorguluyorlar. Something Gotta Give: 2001 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Genç kadınlarla ilişki kuran ileri yaşta bir adam, genç sevgilisinin yazlığında tatildeyken onun annesiyle tanışıyor. Bridget Jones's Diary: 2001 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Otuzlu yaşlarında hala aradığı erkeği bulamamış bir kadın, iki farklı karakterde erkek arasında kalıyor. You've Got Mail: 1998 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Chat kanallarından birinde birbirleriyle tanışan ve sanal olarak bağ kuran iki kişi gerçek hayatta aslında rakiptir. While You Were Sleeping: 1995 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Tren gişesinde çalışan bir kadın her gün gördüğü ve hoşlandığı bir adamı tren raylarından kurtarıyor ve adam komaya giriyor. Deux moi: 2019 Yapımı, IMDB puanı: 6,5. Yan yana dairelerde yaşayıp paralel bir hayat yaşarken birbirleriyle bir türlü tanışmayan iki kişinin hikayesi. Friends with Benefits: 2011 Yapımı, IMDB puanı: 6,5. Aşka inanmayan bir erkek ve kadın, sadece cinsellikten ibaret bir ilişki yaşayıp, arkadaş olarak hayatlarına devam etmeye karar veriyorlar. Life as We Know It: 2010 Yapımı, IMDB puanı: 6,5. Bir erkek ve bir kadın en yakın arkadaşları ölünce onların çocuklarına beraber bakmak durumunda kalıyorlar. Leap Year: 2010 Yapımı, IMDB puanı: 6,5. İlişkisinde bir türlü evlilik teklifi alamayan bir kadın, 29 Şubat'ta Dublin'e gidip erkek arkadaşına evlenme teklif etmeye karar verir çünkü İrlandalı inanışına göre artık yılda gelen evlenme teklifi kabul edilmek zorundadır. The Ugly Truth: 2009 Yapımı, IMDB puanı: 6,4. Birbirine zıt karakterde iki program yapımcısı beraber programı sunmak durumunda kalıyorlar ve bu durumdan kurtulmak için bir anlaşma yapıyorlar. How to Lose a Guy in 10 Days: 2003 Yapımı, IMDB puanı: 6,4. Bir erkeği on günde kaybetmek için yapılması gereken hatalar üzerine dergi yazısı hazırlayacak olan bir köşe yazarı ile bir kadını kendine aşık etmesi gereken bir reklamcının hikayesi. My Best Friend's Wedding: 1997 Yapımı, IMDB puanı: 6,3. İleride kimseyle evlenemezlerse birbirleriyle evleneceklerini konuşan iki yakın arkadaştan erkek olan başkasıyla evlenmeye karar veriyor ve kadın olan da yardım etmeye diye gidip bu evliliği önlemeye çalışıyor. No Strings Attached: 2011 Yapımı, IMDB puanı: 6,2. Ergenlik döneminden tanışan bir erkek ve bir kadın tekrar karşılaştıklarında tamamen cinselliğe dayalı bir ilişki yaşamaya karar veriyorlar. How to Be Single: 2016 Yapımı, IMDB puanı: 6,1. Bir grup bekar insanın ilişki yaşama çabaları ve yalnızlıklarını yönetme hikayelerini anlatan bir film. Two Weeks Notice: 2002 Yapımı, IMDB puanı: 6,1. Yıllardır bir adamın avukatlığını yapan ama her şeyinden sorumu olan bir kadın işi bırakmaya karar verir. Buradan sonrası romantik dram türündeki filmlerden oluşuyor. Mendilleri hazırlayın, pek çoğu ağlatıyor vallahi, önceden uyarayım. Casablanca: 1942 Yapımı, IMDB puanı: 8,5. İkinci Dünya savaşı sırasında Hitler'den kaçan Avrupalılar Fas'ın Kazablanka şehrinde hayatlarına devam ediyorlar. Burada bar işletmecisi olan bir adam, eski aşkının direniş lideri eşinin Kazablanka'dan kaçmasına yardım edebilecek bilgiler sahiptir. Eternal Sunshine of the Spotless Mind: 2004 Yapımı, IMDB puanı: 8,3. İlişkileri kötüye gidince hafızalarından birbirlerini ve hatıralarını sildirmeye karar veren bir çiftin hikayesi. A Moment to Remember: 2004 Yapımı, IMDB puanı: 8,2. Birbirlerine aşık olan bir çiftten kadın olan Alzheimer hastalığına yakalanıyor ve anılarını unutmaya başlıyor. In The Mood For Love: 2000 Yapımı, IMDB puanı: 8,1. Farklı kişilerle evli olan bir kadın ve bir erkek, aynı apartmanda yaşıyorlar ve tanıştıktan sonra aralarında bir bağ kuruluyor. Gone with the Wind: 1939 Yapımı, IMDB puanı: 8,1. Amerika'daki sivil savaş sırasında yaşanan çok kahramanlı bir aşk hikayesi. Gerçek bir sinema efsanesi olması boşa değil. Her: 2013 Yapımı, IMDB puanı: 8. Karısıyla boşandıktan sonra tek başına yaşayan bir adam, yapay zekası olan bir işletim sistemiyle ilişki kurmaya başlıyor. The Curious Case of Benjamin Button: 2008 Yapımı, IMDB puanı: 7,8. Benjamin hayatını tersten yaşayacak şekilde dünyaya gelir yani yaşlı olarak doğup bebekliğe doğru büyür. Bu arada çocukluk arkadaşı olan Daisy'e aşık olur. Once: 2007 Yapımı, IMDB puanı: 7,8. İrlandalı bir sokak çalgıcısı ile Çek göçmen bir kadının ilişkisi konu alınıyor. İçten, sade ve bol müzikli bir film. Pride & Prejudice: 2005 Yapımı, IMDB puanı: 7,8. Beş kız kardeşten birinin zengin ama kibirli görünen bir adamla hikayesini anlatıyor ama uzun bir dönem sürüyor ve pek çok yan hikaye izliyoruz. Tablo gibi görüntülerle bezeli, kitaptan uyarlama film. The Notebook: 2004 Yapımı, IMDB puanı: 7,8. Ailesiyle tatile giden bir genç kız ve orada tanıştığı genç bir adam arasında sınıfsal ve ekonomik farklara rağmen güzel bir ilişki başlar. The Piano: 1993 Yapımı, IMDB puanı: 7,6. Dilsiz bir piyanist olan Ada, zengin bir adamla evlenmek üzere, altı yaşındaki kızıyla birlikte Yeni Zelanda'ya gönderiliyor. The English Patient: 1996 Yapımı, IMDB puanı: 7,4. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Kuzey Afrika çöllerinde harita oluşturmaya çalışan bir harita yapımcısının uçağı düşüyor ve ağır yanıklarla bir sahra hastanesine kaldırılıyor. Bir kadın hemşire onunla ilgilenmeye başlıyor. The Age of Adaline: 2015 Yapımı, IMDB puanı: 7,2. Bir kadın geçirdiği kaza sonrası yaşlanmamakla ödüllendiriliyor ve hep 29 yaşında kalıyor. İnsanlardan izole bir hayat sürmeye çalışırken bir adama aşık oluyor. Tune in For Love: 2019 Yapımı, IMDB puanı: 7,1. 1990'lı yıllarda Asya'da ekonomik kriz yaşandığı dönemde, bir radyo yayını sayesinde genç bir adam ve kadının yolları kesişiyor. Ghost: 1990 Yapımı, IMDB puanı: 7,1. İki aşıktan erkek olan bıçaklanarak öldürülüyor. Öldükten sonra canlıların dünyasında yaşamayı öğreniyor ve aşkıyla iletişim kurmaya çalışıyor. One Day: 2011 Yapımı, IMDB puanı: 7. Mezuniyet gecelerini birlikte geçiren, ayrı dünyaların insanları iki genç her yıl aynı tarihte, bir günlüğüne buluşma kararı alırlar. Ps I Love You: 2007 Yapımı, IMDB puanı: 7. Çok aşık bir çiftin erkek olanı ölümcül bir hastalığa yakalanıyor ve öldükten sonra okuması için karısına mektuplar bırakıyor. Becoming Jane: 2007 Yapımı, IMDB puanı: 7. Jane Austin'in kendi hayatındaki bir bölümden ilham alarak yazdığı kitabın uyarlaması. 18. yüzyıl İngiltere'sinde, İrlandalı bir adama aşık oluş hikayesini izliyoruz. Dirty Dancing: 1987 Yapımı, IMDB puanı: 7. Bir yaz kampında dans hocalığı yapan bir adam ile tatil için orada bulunan ve onun hem öğrencisi hem de partneri olan bir genç kızın aşk hikayesi. Sweet November: 2001 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Her ay başka biriyle birlikte olan bir kadın ile işine düşkün bir adamın aşk hikayesi. City of Angels: 1998 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Bir melek ile normal bir insan arasındaki aşk hikayesi. Sonuyla insanı darmadağın eder. A Walk in the Clouds: 1995 Yapımı, IMDB puanı: 6,7. Bir asker eve dönüş yolunda tanıştığı bir kadını korumak için onun sevgilisi rolü yapıyor. Kadın hamile ve ailesine bunu açıklaması gerekiyor. Bu arada kızın ailesi şarapçılık yapıyor, üzüm bağları var. Çok severim bu filmi de, daha yüksek puan hak ediyor bence kesinlikle. Hem romantik komedi hem de romantik dram türünde çekilmiş pek çok Türk filmi var, bana göre aralarında en başarılı olanları seçmeye çalıştım. Önce sevdiğim Türk romantik komedi filmler ile başlıyorum. Çoğu kadın gibi romantik komedi izlemeyi severim, Türk romantik komedilerin de hepsini izlemiş olabilirim. Ama maalesef Türk romantik komedi filmleri epey kötü o yüzden bu kategori için listemde pek film yok. Romantik dram türünde Türk filmleri biraz daha iyi oluyor gibi, aslında başka sevdiğim filmler de vardı ama göreceli olabilir, herkesin seveceğini düşündüğüm en iyi üç taneyi seçtim. Bizim için Şampiyon: 2018 Yapımı, IMDB puanı: 8,3. Halis Karataş ve atı Bold Pilot'un gerçek hikayesi anlatılıyor. At yarışı ile romantizm ne alaka diyebilirsiniz 🙂 ama Halis Karataş'ın eşine olan aşkı da filmin ana konularından biri. Ben şahsen ağla ağla bir hal oldum sonlara doğru. Çok güzel film, izlemediyseniz hemen açın izleyin. Aşk Tesadüfleri Sever 1-2: 2011 ve 2020 Yapımı, IMDB puanları: 7,3 ve 7. Adında geçtiği üzere iki filmde de, aşıkların çocukluklarından beri tesadüflerle örülü aşk hikayeleri diyeyim kısaca. İki filmin finallerinin birbirine bağlanması da ayrı bir hoşluk olmuş. Issız Adam: 2008 Yapımı, IMDB puanı: 6,8. Bu filmi duymayan yoktur herhalde ama gelecek nesile aktarılacak bu yazımda eksik kasın istemedim. 🙂 😛 Bağlanma problemi olan bir adamın aşık olma ve sonra da başladığı ilişkinin içine etme hikayesi özetle. Your Name: 2016 Yapımı, IMDB puanı: 8,4. Fakrlı yerlerde yaşamalarına rağmen birbirlerine bağlı iki yabancının hikayesi. 5 Centimeters per Second: 2007 Yapımı, IMDB puanı: 7,6. İlkokulda yolları kesişen ve taşınma nedeniyle birbirinden uzaklaşan iki arkadaş yıllar sonra tekrar karşılaşıyor. Only Yesterday: 1991 Yapımı, IMDB puanı: 7,6. Tokyo'da yaşayan 27 yaşındaki bir kadın, şehirden uzaklaşmak için üvey kız kardeşinin yanına gidiyor. Yılbaşı ve seyahat seyahat temalı filmler için önceden oluşturduğum öneri listelerim vardı, oralardaki içerikler de genelde romantik türde. O listelerde olan filmleri buraya tekrar koymadım, o yüzden mutlaka göz atmanızı öneririm. Benim oturup düşününce aklıma gelen, bazılarını sizlerin hatırlattığı en iyi romantik filmler şimdilik bu kadar, bence epey sağlam bir liste oldu. Yazarken hepsini yeni baştan izleyesim geldi vallahi. 🙂 Birkaç tanesi hariç hepsini izledim, izlemediklerimi çok önerildiği için koydum listeye. Gelen önerilerden bazılarını puanı yüzünden eledim, kendim sevip IMDB 6 puanın altında kalan filmleri de, bir istisna dışında eledim. İzlemediğim ya da izlemiş olsam da yazmayı unuttuğum daha pek çok film vardır eminim. Sizin bu listede olmayan sevdiğiniz filmler varsa yorumlara yazabilirsiniz, herkes faydalansın. Öneri veren herkese teşekkür ederim. Siz de listeyi beğendiyseniz, emeğim için yorum yapmayı unutmayın lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın! çok teşekkür ederim yorumunuz için. umarım beğenirsiniz."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/03/amazon-prime-dizileri-filmleri", "text": "Prime Video, keşfetmeye, karıştırmaya yeni yeni başladığım bir platform o yüzden henüz çok şey izleyemedim, az ama öz içerik önerilerim olacak size. Amazon Prime'daki en güzel filmlerle başlamak istiyorum, zaten henüz fazla izleyemedim, ben daha çok dizilere ağırlık verdim. Sadece izleyip beğendiğim filmlere yer vereceğim. Şubat'ta yeni filmler gelecek, daha fazla izledikçe eklemeler yaparım, takipte kalın. Sound of Metal: Bir müzik grubunun davulcusu olan Ruben işitme kaybı başlıyor ve doktor sağır olacağını söylüyor. Bunun üzerine hayatını şekillendirmesini konu alıyor. Ajitasyona girmeden çok olağan bir anlatım yapılmış. 2019 yapımı, müzik-dram türünde, IMDB puanı 7,8. One Night in Miami: 1964 yılında siyahi hareketin öncü isimlerinin bir araya toplandığı kurgusal bir gece izliyoruz. Malcolm X, Muhammed Ali, Jim Brown ve Sam Cooke arasında geçen diyaloglarda o dönemin ırkçılık karşıtı mücadelesi anlatılmış. 2020 yapımı, dram türünde, IMDB puanı 7,3. The Report: İdealist bir araştırmacı olan Daniel, patronu tarafından CIA'nın 11 Eylül sonrası ilgilendiği bir soruşturmayı araştırmakla görevlendiriliyor. Bu sırada halktan gizlenen pek çok sırrı ortaya çıkarıyor. 2019 yapımı, biyografi-suç-dram türünde, IMDB puanı 7,2. Brittany Runs a Marathon: Kilolu bir kadının Maraton koşmaya hazırlanmasını konu alıyor ve gerçek bir hikayeye dayanıyor. Sıradan bir konu olsa da psikolojik yaklaşımlarıyla etkileyici. 2019 yapımı, komedi-dram türünde, IMDB puanı 6,8. Borat Subsequent Moviefilm: Borat filminin ilkini izlediyseniz, o filmin devamı olarak çekilmiş. Komedi anlayışı tartışılır ama gündeme dair hicivleri için izlemeye değer. 2020 yapımı, komedi türünde, IMDB puanı 6,7. The Godfather, Gladiator, Fight Club, A Beautiful Mind, Minority Report, King Kong vb. pek çok eski güzel filmi de şu anda burada izlemek mümkün. Daha önce film listeleri yapmıştım, oralardaki filmlerden bazılarını da bu platformda bulabilirsiniz. Şimdi gelelim Amazon Prime'daki en güzel dizilere. Aslında çok fazla içerik var ama henüz hepsine bakamadım. Bazılarını daha önceden izlediğim, bazılarını da yeni izlediğim en güzel dizileri seçtim. Yeni keşiflerim oldukça yazıyı mutlaka güncellerim. The Marvelous Mrs. Maisel: 2017 yılında yayınlanmaya başlamış, her biri 8'er bölümlük 3 sezonu var şimdilik. Komedi-dram türünde, IMDB puanı 8,7. 1960'lı yıllarda, New York'ta bir kadın stand up yapmaya karar veriyor. Çok keyifli bir dizi, Amazon Prime'a ilk giriş sebeplerimden biridir kendisi. Fleabag: 2016 yılında yayınlanmaya başlamış, 6'şar bölümlük 2 sezonu var. Komedi-dram türünde, IMDB puanı 8,7. Londra'da kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadın olan Fleabag'in, aşk, iş, aile hayatını izliyoruz. Bir oturuşta bir sezonunu bitirebileceğiniz dizilerden. This Is Us: 2016 yılında yayınlanmaya başlamış, 6'şar bölümlük 2 sezonu var. Komedi-dram türünde, IMDB puanı 8,7. Aynı gün doğan bir grup insanın iş, ev ve sosyal yaşantıları anlatılıyor. Tabi ki ortak bir noktaları var. Tam bir aile dizisi, bu türü sevenlere tavsiye ederim. Mr. Robot: 2015 yılında yayınlanmaya başlamış, 10-13 arası bölümlük 4 sezonu var. Suç-dram-gerilim türünde, IMDB puanı 8,6. Gündüzleri siber güvenlik şirketinde çalışan, geceleri ise yasadışı hackerlık yapan bir bilgisayar programcısının hikayesi. Modern Love: 2019 yılında yayınlanmaya başlamış, 8 bölümlük 1 sezonu var şimdilik. Romantik-komedi türünde, IMDB puanı 8. Her bölümde farklı insanlar ve farklı hikayelerin ele alındığı insan ilişkileri üzerine bir dizi. Bölümler kısa ve keyifli ilerliyor. The Man in the High Castle: 2016 yılında yayınlanmaya başlamış, 10'ar bölümlük 4 sezonu var. Dram-bilim kurgu-gerilim türünde, IMDB puanı 8. İkinci Dünya Savaşı'nı Almanların kazandığı bir durumda olabilecekleri işliyor. Almanya ve Japonya'nın lider olduğu bir dünyada Kuzey Amerika'nın halini anlatıyor. Bu diziyi ilk yayınlandığı zamanlar izlemiştim açıkçası ama Amazon'da görünce listeye koymadan edemedim, güzel bir dizi. Carnival Row: 2019 yılında yayınlanmaya başlamış, 8 bölümlük 1 sezonu var şimdilik. Fantastik-suç-dram türünde, IMDB puanı 7,9. Victoria dönemi Londra'sında, fantastik canlılar ve insanların mücadelesini izliyoruz. Bir dedektif ve peri yardımcısı seri katillerin peşine düşüyor. Orlando Bloom başrolde, bu türü seviyorsanız diziyi de kesin beğenirsiniz. Amazon Prime 2 ay bedava üyelik için şuraya tıklayabilirsiniz. Amazon Prime'da izleyebileceğiniz dizi önerileri şimdilik bu kadar. Bir de bonus olarak bazı çok sevdiğim eski dizilerden bahsedeceğim kısaca. Eğer bunları zamanında izlemediyseniz, hepsini kesinlikle tavsiye ederim. Seinfeld, The Office, Two and A Half Men, Prison Break, Mad Men ve Dr. House gibi efsane olmuş ve benim de sevdiğim dizileri şu an bu platformda izleyebilirsiniz. Umarım Amazon Prime diziler ve filmler yazımı beğenmişsinizdir. Ben yeni güzel diziler buldukça eklemeler yaparım. Sizin izleyip de bu listede göremediğini bir Amazon Prime dizisi varsa yorumlara yazmaya çekinmeyin lütfen. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/08/sevgilier-gunu-hediyesi", "text": "Bu hediyeler benim naçizane önerilerim, bazıları sizin de aklınıza gelmiştir elbet. Ben içerik üreten biri olduğum için bir yerlerde farklı her fikir gördüğümde kaydediyorum ve dolayısıyla kabarık listelerim oluyor. O nedenle bu listede illaki aklınıza gelmemiş olan basit ama etkili hediye fikirleri olduğunu düşünüyorum, umarım seversiniz. Öncelikle sevgiliniz nasıl biri onu düşünüp karar vermek gerek, o zaman doğru hediyeyi seçmek kolay olur. Teknoloji meraklısı erkekler için hediye önerileri: Teknoloji merağının hangi konuda yoğunlaştığına göre değişir aslında bu, aşağıda bazı alt kategoriler de koyacağım ama teknoloji sever her erkeğin hoşuna gidecek birkaç ürün de var tabi. Mesela kablosuz kulakiçi kulaklıklar, akıllı saat, harici harddisk vb. Fotoğraf çekmeyi seven erkekler için hediye önerileri: Drone, fotoğraf makinesi, aksiyon kamera ve bunların aksesuarları olabilir. Örneğin fotoğraf makinesi için objektif ya da tripod alabilirsiniz. Normal aksiyon kamerası vardır ama 360 çekeni yoktur vs. Müzik dinlemeyi seven erkekler için hediye önerileri: Güzel bir hoparlör veya dışarıdaki sesi içeri almayan büyük kulaklıklar olabilir. Sportif erkekler için hediye önerileri: Spor sevenlere, ayakkabı en ideal hediye gibi geliyor erkekler için. Ya da yaptığı sporla ilgili bir aksesuar olabilir. Doğada olmayı seven erkekler için hediye önerileri: Kamp yamayı seviyor ya da yapmak istiyorsa çadır, uyku tulumu, termos vs. gibi kamp malzemeleri alınabilir. Bunlar elinde varsa bile belki daha kaliteli bir versiyonu alınır. Kamp malzemeleri neler olabilir diye bakmak için daha önce yazdığım Kamp Hazırlığı: Kamp Malzemeleri Listesi yazısını okuyabilirsiniz. Extreme sporları seven erkekler için hediye önerileri: Kayak tatili planı yapılabilir. Yaptığı sporla ilgili bir aksesuar, örneğin kayak için bir kask alınabilir. Deneyim hediye edilebilir, yamaç paraşütü, skydiving vb. Oyun düşkünü erkekler için hediye önerileri: Oyun konsolu veya sevdiği oyunun yenisi alınabilir. Evine düşkün erkekler için hediye önerileri: Evine değişik dekoratif ürünler alınabilir. Güzel bir saksı içinde canlı bitki mesela. Dekoratif mumlar, vazolar, duvara tablolar olabilir. İşkolik erkekler için hediye önerileri: İmza kalemi olabilir, erkekler seviyor ya kalemleri, ben de severim ama imza kalemi değil daha renkli kırtasiye ürünler. Dış görünüşüne özen gösteren erkekler için hediye önerileri: Ben aksesuar tercih ederim şahsen, papyon, kravat, kravat iğnesi, kol düğmesi, saat, takı seviyorsa şık bileklikler olabilir. Giyim veya kozmetik de olabilir tabi, şık bir hırka, gömlek, parfüm vs. Fanatik erkekler için hediye önerileri: Tuttuğu takıma ait forma, mont, polar vs. hepsi mutlu edecektir. İmkan olsa formayı sevdiği futbolcuya imzalatabilseniz tadından yenmez. Takı seven kadınlar için hediye önerileri: Burada bütçenize göre her türlü küpe, kolye, bileklik kabul ama ne tarz sevdiği önemli. Boncuk seven birine, altın takı alırsanız hayal kırıklığı olur. Kozmetik ve bakıma düşkün kadınlar için hediye önerileri: Bir spa masajı günü, cilt bakım randevusu, kaliteli bir saç maşası ya da düzleştiricisi olabilir. Tabi klasik olarak çok sevdiği parfüm, kaliteli bir rimel ya da ruj da iş görebilir. Giyimine dikkat eden kadınlar için hediye önerileri: Giyim alışverişi yapacaksanız, ben olsam tek parçaya yürürdüm, yani elbiselere. Çanta ve ayakkabı da severiz tabi. Ben giyimi en son düşünürdüm açıkçası ama giyime çok düşkünse yapacak bir şey yok tabi. Seyahat sever kadınlar için hediye önerileri: Sevgililer günü Pazar gününe denk geliyor, en güzeli bir hafta sonu planı yapmak olur ama ileride gezebileceğimiz günleri düşünerek bir uçak bileti alınabilir. Kahve sever kadınlar için hediye önerileri: Butik seramikçiler tarafından üretilen çok güzel kahve fincanları oluyor, eminim sevecektir. Kaliteli bir termos olabilir, evinde yoksa kahve makinesi olabilir, en sevdiği kahveciden farklı kahve çeşitlerinden oluşan bir paket olabilir. El işi, hobi seven kadınlar için hediye önerileri: Kimisi sever de başlayamaz, eğer öyleyse bir online ders ayarlayabilirsiniz, ya da sanat veya elişi başlangıç setleri oluyor. Onlardan alabilirsiniz. Pinterest'te, evde hazırlanabilecek sevgililer günü hediyesi fikirleri gördüm ve sizinle de bazılarını paylaşmak istedim. Siz de \"diy valentine's day gift ideas\" yazarak farklı fikirler bulabilirsiniz. Sevgiliniz için evde kendiniz yapabileceğiniz en güzel hediye bu bence, yani en azından benim favorim bu. Açılıp kapanabilen bir kutunun açılan üst kapağına ip geriyorsunuz ve birlikte fotoğraflarınızı asıyorsunuz. Kutunun içine kendi yaptığınız veya hazır kalpli kurabiyeler, çikolatalar, birlikte geçirdiğiniz günlerden hatıralar, notlar yazılı kartlar vs. hoşuna gidebilecek bir şeyler koyuyorsunuz. Ayrıca bir hediye aldıysanız, onu da bu kutunun içine koyup verebilirsiniz. En klişe hediyelerden birini bile alsanız bu kutu içinde güzel gidecektir. Örneğin en sevdiği parfümü de bu kutuya koyabilirsiniz ya da ilginç mumlar, farklı sabunlar, eğlenceli bir kupa, kitap, cüzdan, çiçek vs. vs. ne isterseniz koyabilirsiniz. Bir diğer güzel alternatif de fotoğraflarınızı bastırıp kalp şeklinde dizerek çerçeveletmek. bunu farklı alternatifi de mesela seyahat etmeyi seviyorsanız bir dünya haritasının üzerine fotoğraflarınızı koyup çerçeveletebilirsiniz. Sevgilinizle fotoğraflarınız ve hatıralarınızdan oluşan bir defter hazırlayabilirsiniz. Gittiğiniz yerlerden haritalar, biletler, sakladığınız herhangi bir şey defterin içeriğini oluşturabilir. Ayrıca bu hatıraların tarihlerini ilgili sayfalara not düşebilir, o güne dair birkaç cümle yazabilirsiniz. Bir kutu jenganın üstüne notlar yazıyorsunuz, uçlarına da kalpuşlar boyuyorsunuz. Oyunu oynarken her çekişte bir not okuyor böylece sevgiliniz. Elinizden geliyorsa atkı, bere, kazak örmek, resim yapmak vs. her hediye, sizi seven kişi için, dışarıdan alınmış bir hediyeden daha değerli olacaktır eminim. Hiçbir hediye almasanız bile, o gün için en sevdiği yemeklerden oluşan güzel bir sofra hazırlayabilirsiniz. Bu yıl sevgililer gününde çoğu kişi evde olacak, o nedenle güzel bir evde sevgililer günü kutlama önerileri yazısı da hazırlayacağım. Bu hediyelerin hepsini en yukarıda bahsettiğim kutunun içine koyarak da verebilirsiniz. Pinterest derya deniz, daha bir sürü kendin yap hediye fikri var ama benim en hoşuma gidenler bunlar oldu, o yüzden paylaşmak istedim. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/10/evde-sevgililer-gunu", "text": "Sevgililer gününde sevgilinize en güzel sürpriz baş başa bir kaçamak olacaktır bence. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı olsa da otel rezervasyonu ile istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Romantik Tatil Önerileri yazıma mutlaka bakın, muhteşem yerler var. Sevgililer günü tarihçesi ile başlıyorum. Sevgililer günü her yıl 14 Şubat'ta kutlanıyor ve sevgililer günü tarihi 3. yüzyıla dayanıyor. Efsaneye göre, Roma II. Claudius, bekar erkeklerin evli erkeklerden daha iyi birer asker olduklarını düşündüğü için genç erkeklerin evlenmesini yasaklıyor. Valentine isminde bir rahip, bu yasaktan sonra gizli gizli gençleri evlendirmeye devam ediyor. Bunun ortaya çıkması üzerine, bir 14 Şubat günü imparatorun emriyle öldürülüyor ve bugün Aziz Valentine günü olarak anılıyor. Bugünün sevgililer günü şeklinde romantik bir gün olarak anılması ise 1700'lü yıllarda başlamış. Dekorasyondan, yemek menüsüne, yapmamanız gereken şeylerden yapılacak sürprizlere her konuda fikirlerle devam ediyorum. Evde sevgililer günü kutlaması planlarına, sevgililer günü ev dekorasyonu fikirleriyle başlıyorum. Sevgililer günü için evde hazırlık yapmanız şart değil ama kimisi bugüne tam anlamıyla özenmek istiyor, o nedenle sevgililer günü için ev süsleme kısmını da atlamak istemedim. Kırmızı renk olmazsa olmazımız, koltuğa atılmış tatlış kırmızı kalpli bir battaniye hoş olabilir mesela. Kapı girişine kalpli bir kapı süsü, bol bol mum, öpücüklü balonlar, parlak harfli veya kalpli balonlar, ahşap kalpli objeler, neon love yazıları, kırmızı güllerle dolu bir vazo veya içi çiçeklerle doldurulmuş harf şeklinde dekorlar, benim ilk aklıma gelenler bunlar. Kendin yap dekorları da inceleyebilirsiniz, pinterest'te çok güzel fikirler var. Mükellef sofra hazırlayacaksanız ucu çok açık o yüzden o konuya girmiyorum. Hızlıca hazırlanacak spor ve garanti bir menü istiyorsanız, dışarıdan da söylemeyecekseniz, bence güzel bir şarküteri ve peynir tabağı hazırlayın, gece boyu didiklersiniz. Tatlı olarak da çikolata fondü ve yanına muzla çilek koyun. Bence mis gibi menü. 😉 Peynir tabağı fikrini sevmediyseniz, Caprese salatası ve arabiata veya pesto makarna da hem kolay hem genelde sevilen kurtarıcı bir menüdür. Dışarıdan söyleyecekseniz sushi, taco ve pizza en ideal seçenekler diye düşünüyorum. Sevgililer günü masası dekoru için de yine mumlar ve çiçekler en büyük yardımcınız olacak. Kırmızı peçeteler, sade tabaklar, kalpli peçete halkaları vs. ufak detaylarla masayı güzelleştirebilirsiniz. Sevgililer günü bu sene Pazar günü olduğu için tüm gün evde olduğunuzu varsayarak bir sürü planlar sayacağım. Öncelikle birlikte bir kahvaltı hazırlayıp afiyetle yiyoruz ve güne başlıyoruz. Daha romantik olsun derseniz, yatağa kahvaltı götürmeli şovlara da kimse hayır demez. 😉 Youtube'dan bir eğitim açıp beraber bir dans öğrenebilirsiniz. Giyinip süslenip, hazırladığınız dekorlarla fotoğraf çekimi yapabilirsiniz. Birlikte puzzle yapabilirsiniz, ya da scrabble oynayabilirsiniz. Pandemi bitince gideceğiniz seyahatler için araştırmalar yapabilirsiniz. Geriye dönük seyahat hatıralarınızdan bir scrapbook hazırlayabilirsiniz. Eğer o gün için bulabilirseniz ikinizin de ilgisini çeken bir konuda online ders alabilirsiniz. Birbirinize saçma sorular sorabilirsiniz, atıyorum \"denediğin ve bir daha asla denemek istediğin bir şey söyle\" gibi. Böyle oyunlar satılıyor hatta içinde hazır sorular olan, internette de eminim vardır soru listeleri, epey eğlenceli geçebilir, birbiriniz hakkında bilmediğiniz bir şeyler öğrenirsiniz hem. Bahçeniz varsa ateş yakıp yıldızları izleyerek sohbet edebilirsiniz. Romantik bir veya birden fazla film izleyebilirsiniz. Birlikte sanal gezilere çıkabilirsiniz. Birinizin oynadığı bir oyun varsa birlikte oynamayı deneyebilirsiniz. Birlikte köpük banyosu yapabilirsiniz. Sevgililer gününde telefonu elinize almayın. Yani şahsi olarak sosyal medyanızı karıştırıp durmayın. Sevgilinizin yanında olduğu her gün birlikte olduğunuz anın tadını çıkarsanız iyi olur tabi ama günümüzde pek mümkün olmuyor, bari bugün anda kalın. Peluş ayı, yılın en iyi sevgilisi Oscar heykeli tarzı asla işe yaramadığı gibi evde boşa yer kaplayan, klişeler klişesi korkunç hediyeler almayın. Kasmayın. Özellikle ilk sevgililer gününüzse, illa muhteşem geçmeli gibi bir strese girmeyin. Herhangi bir gün yani en nihayetinde, birbirinizle ilgilendiğiniz bir gün olsun yeter. Sevgilinize kedi, köpek hediye etmeyi düşünüyorsanız petshop'lardan almayın, barınaklardan sahiplenmeye çalışın. Bir araya gelemiyorsanız Zoom üzerinden bağlanıp berabermişçesine plan yapın. Örneğin aynı anda kendinize yemek hazırlayın ve birlikte yiyin. Aynı anda bir filme başlayın, birlikte yorumlar yapa yapa izleyin. Yukarıda saydığım pek çok şeyi uzaktayken de yapabilirsiniz, örneğin birbirinize saçma sorular sormak, gelecek seyahatleri planlamak, birlikte online ders almak vb. Eğer zoom görüşmesi de yapamıyorsanız, saat farkı vb. nedenler olabilir, sevgilinizin işleri olabilir vs. O zaman onu ne kadar sevdiğinizi anlatan, ya da onda sevdiğiniz özelliklerden bahseden, en sevdiğiniz anılarınızı hatırlatan, içten bir video çekip gönderebilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/11/turkiye-kayak-merkezleri-fiyatlar", "text": "Bu yazıda tüm kayak merkezlerinin fiyatlarına yer verdim, Türkiye'nin en iyi ve en popüler kayak merkezleri hakkında detaylı bilgiler içeren yazımı da inceleyebilirsiniz. Kayak merkezi bulunan iller hangileri ve kayak merkezlerinde ücretler ne kadar sorularının cevapları geliyor ama siz de şimdiye kadar ittiğiniz kayak merkezleri arasında size göre Türkiye'nin en iyisi hangisi yorumlara yazar mısınız? Çok makbule geçecek. Türkiye'de bulunan tüm kayak merkezlerini, size yakın olanları kolay bulabilmeniz için bölgelere ayırarak paylaşıyorum. Öğrenebildiklerim için fiyat bilgisi yazacağım, sizin eklemeleriniz olursa yorumlara beklerim. Otel fiyatlarına girmiyorum, onun için ayrı bir yazı hazırlayabilirim. Kartepe Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Kocaeli: Skipass fiyatları günlük sınırsız 170 TL, yarım gün 140 TL, tek seferlik kısa teleferik turu 40 TL, uzun tur 70 TL. Kayak kiralama 75-100 TL arası, snowboard kiralama 100-150 TL arası. Uludağ Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Bursa: Skipass fiyatları 6 günlük esnek biletler 600 TL, esnek biletleri arka arkaya kullanma zorunluluğunuz yok. 2010 doğumlu ve daha küçük çocuklar için indirim var ama 3 günden uzun satış olmuyor, 3 günlük fiyat 280 TL. Bunların dışında bir günlük pass online alırsanız 170 TL, kasada 195 TL, çocuk 100 TL, 4 saatlik pass 120 TL, 10 çıkışlık pass 195 TL. Kayak ve snowboard günlük kiralama fiyatı 100-130 TL arası, kıyafet kiralama parça başı 50 TL. Sucuk ekmek + içecek 50 TL. Kartalkaya Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Bolu: Skipass fiyatları hafta içi günlük sınırsız 200 TL, hafta sonu 250 TL. Kayak kiralama fiyatları günlük 130 TL. Kayak kursu tek kişi özel 1 saat için 350 TL. Gerede Arkut Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Bolu: Daha çok başlangıç seviye kayakçılara hitap eden bir yer. Günlük sınırsız skipass fiyatı 130 TL. Kayak ve snowboard günlük kiralama fiyatı 100 TL, kızak saatlik fiyat 30 TL. Tek kişilik özel kayak dersi 1 saati 200 TL. Ilgaz Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Kastamonu: Skipass fiyatları tek çıkış 20 TL, 3 çıkış 50 TL, günlük sınırsız 100 TL. Kayak kiralama fiyatları günlük 70-80 TL, snowboard 80-100 TL, kızak saatlik 30 TL. Kıyafet kiralama fiyatı alt üst günlük 70 TL. Zigana Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Gümüşhane: Skipass fiyatları günlük sınırsız 50 TL. Kayak kiralama fiyatları günlük 50-60 TL, snowboard 60-70 TL. Çambaşı Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Ordu: Skipass fiyatları tek çıkış 15 TL, kişiye özel sınırsız 100 TL, birden fazla kişinin kullanabildiği 20 çıkışlık kart 200 TL. Kayak ve snowboard takım kiralama fiyatları günlük 100 TL. Mont 40 TL, salopet 30 TL, kask 20 TL. Ladik Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Samsun: Skipass fiyatları tek çıkış 5 TL, sınırsız 25 TL. Yalnız burası sadece başlangıç seviye için uygun gibi görünüyor, pist uzunluğu çok kısa. Atabarı Kayak Merkezi Güncel Bilgiler- Artvin: Telesiej fiyatları tek çıkış 10 TL, sınırsız 30 TL. Yine kısa bir pist olduğu için başlangıç seviyeye daha uygun. Kayak kiralama günlük fiyatı 50 TL, kızak saati 10 TL. Başçiftlik Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Tokat: Skipass fiyatları 5 çıkış 10 TL, 10 çıkı 25 TL, 20 çıkış 45 TL. Kayak kiralama fiyatı günlük 75 TL, kızak saati 20 TL. Kısa mesafe kayak pisti açık sadece, yine başlangıç seviyeyi mutlu edecek bir kayak merkezi. Keltepe Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Karabük: Skipass fiyatlarıı tam gün 80 TL, tek biniş 10 TL. Öğrenciler için tek biniş 5 TL, tüm gün 40 TL. Kayak takımı kiralama fiyatı 70 TL, snowboard 80 TL, kızak saati 20 TL. Kayak ders ücreti 1 kişi özel ders 1 saat fiyatı 250 TL, 5 kişi olursa kişi başı 100 TL. Kop Dağı Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Bayburt: Maalesef kar seviyesinin yetersizliği nedeniyle bu sene henüz açılmamış. Geçen seneki fiyatları vereyim fikir olması açısından, skipass ücretsiz, kayak kirası günlük 35 TL, kızak kirası 2 saati 15 TL. Erciyes Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Kayseri: Skipass fiyatları tek çıkış 0-12 yaş 14 TL, yetişkin 17 TL, 7 çıkış 0-12 yaş 70 TL, yetişkin 85 TL, 14 çıkış 0-12 yaş 100 TL, yetişkin 120 TL, 30 çıkış 0-12 yaş 180 TL, yetişkin 225 TL. Bu biletleri tek seferde kullanmak zorunda değilsiniz, aynı sezon içinde istediğiniz zaman kullanabiliyorsunuz. Kayak kiralama fiyatları günlük 100 TL, snowboard 120 TL, kızak saati 25 TL. Elmadağ Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Ankara: Skipass fiyatları 5 çıkış 19 TL, 10 çıkış 36 TL, 15 çıkış 48 TL, 20 çıkış 58 TL. Kayak kiralama fiyatları günlük 25 TL, snowboard 40 TL, kızak saati 10 TL. Saklıkent Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Antalya: Skipass fiyatları 10 çıkış 100 TL, 20 çıkış 180 TL, günlük sınırsız 100 TL, 2 günlük sınırsız 180 TL. Kayak ve snowboard takımı günlük kiralama ücreti 85 TL. Davraz Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Isparta: Skipass fiyatları tek çıkış 15 TL, 8 çıkış 100 TL, 15 çıkış 175 TL, 30 çıkış 300 TL. Çıkış haklarını aynı sezon içerisinde herhangi bir zamanda kullanabiliyorsunuz. Kayak ve snowboard kiralama fiyatları günlük 60 TL. Kıyafet kiralama günlük 60 TL. Yedikuyular Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Kahramanmaraş: Skipass fiyatları tek çıkış 15 TL, günlük sınırsız 60 TL. Kayak kiralama fiyatları günlük 40 TL, snowboard 50 TL, kızak saati 20 TL. Kayak dersinin saati 150 TL. Salda Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Burdur: Skipass fiyatları 5 çıkış 7.5 TL, 20 çıkış 25 TL. Kayak ve snowboard günlük kiralama fiyatı 50 TL, kızak saatlik 10 TL, kıyafet günlük 50 TL. Murat Dağı Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Kütahya: Burası bir termal kayak merkezi. Skipass fiyatı ile kayak kiralama birlikte bir paket verilmiş, günlük 100 TL. Kendi malzemeniz olunca nasıl olacak onu araştırıp bulunca güncellerim. Siz biliyorsanız yorumlara yazabilirsiniz. Denizli Kayak Merkezi Güncel Bilgiler: Telesiyej fiyatları tek çıkış 12 TL, günlük sınırsız 100 TL, teleski fiytaı günlük sınırsız 50 TL. Kayak ve snowboard takımı kiralama günlük 50 TL, kıyafet fiyatı takım 50 TL, kızak kiralama saati 20 TL. Sarıkamış Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Kars: Skipass fiyatları tek çıkış 10 TL, 10 çıkış 60 TL. Günlük sınırsız kartlar hafta içi 50 TL, hafta sonu 70 TL, gece kayağı da yapacaksanız gündüz + gece fiyatı 80 TL. Kayak günlük kiralama fiyatı 80 TL, snowboard 90 TL. Tek kişilik özel kayak dersi 1 saat için 250 TL. Palandöken Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Erzurum: Skipass fiyatları tek çıkış 15 TL, 10 çıkış 100 TL, günlük sınırsız hafta içi 80 TL, hafta sonu 95 TL, gece 35 TL, gündüz + gece hafta içi 100 TL, hafta sonu 110 TL. Kayak kiralama fiyatları günlük 135 205 TL arası, snowboard 165 TL. Ergan Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Erzincan: Skipass fiyatları telesiej tek çıkış 15 TL, teleski tek çıkış 5 TL, günlük sınırsız hafta içi 50 TL, hafta sonu 70 TL, gece kayağı 50 TL. Kayak ve snowboard takım kiralama ücreti günlük 60 TL, kızak saati 20 TL. Yıldız Dağı Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Sivas: Skipass fiyatları tek çıkış öğrenci 6 TL, tam 9 TL, 5 çıkış öğrenci 25 TL, tam 40 TL, 10 çıkış öğrenci 45 TL, tam 65 TL, 50 çıkış öğrenci 120 TL, tam 160 TL. Yalnızçam Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Ardahan: Skipass fiyatları tek çıkış 7 TL, günlük sınırsız kullanım 35 TL, sınırsız öğrenci 25 TL, sezonluk skipass ücreti 550 TL, öğrenci 250 TL. Kayak ve snowboard takımı kiralama fiyatı günlük 40 TL. Kayak kıyafeti 40 TL, kızak 20 TL. Kayak ve snowboard takımı günlük kiralama fiyatları öğrenci 50 TL, tam 60 TL. Kask ve gözlük 15'er TL. Güzeltepe Kayak Merkezi Güncel Bilgiler- Muş: Burada aktif bir kayak merkezi var gibi görünüyor ancak detay bilgiye ulaşamadım, bilen varsa yorumlara bekleniyor. Benim de araştırmalarım sürecek. Abalı Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Van: Skipass fiyatları tek çıkış 3 TL, 10 çıkış 25 TL, günlük sınırsız 50 TL. Kayak ve snowboard takımı kiralama fiyatları günlük 30 TL, kızak 15 TL. Haserek Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Bingöl: Skipass fiyatları tek çıkış 5 TL, günlük sınırsız 20 TL. Kayak kiralama fiyatı günlük 50 TL, kızak saati 25 TL. Ovacık Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Tunceli: Skipass ücretsiz, kayak takımı kiralama günlük fiyat 50 TL, kayak dersi fiyatı 1 saat 100 TL. Çaldıran Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Van: Burası da termal bir kayak merkezi olarak geçiyor ama şimdilik konaklama imkanı bulunmuyor. Yine başlangıç seviye ve kızak kaymak isteyenlere hitap eden bir yer. Teleski ücretsiz, kayak kiralama fiyatı 25 TL, kızak kiralama 10 TL. Hazarbaba Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Elazığ: Kayak takımı kiralama + telesiej birlikte paket yapmış burası da ve fiyat 80 TL. Kızak kiralama 20 TL, 1 saatlik kayak dersi 100 TL, sucuk ekmek ve ayran 15 TL. Karacadağ Kayak Merkezi Güncel Bilgiler Şanlıurfa: Şimdilik konaklama imkanı yok, günübirlik gidebilirsiniz. Pist çok kısa olduğu için başlangıç seviye kayakçılara hitap ediyor. Sadece bir tane babylift var ve ücretsiz. Kayak kiralama günlük 80 TL, saatlik 35 TL. Özellikle pandemi sürecinde kıyafet ve aksesuarların kendinize ait olması daha iyi olur diye düşünüyorum. Kayak ve snowboard kiralamak ise başlangıç için her zaman daha mantıklı. Birbirinden güzel en kaliteli kıyafetler için şuraya, aksesuarlar için şuraya göz atabilirsiniz. Türkiye'deki kayak merkezleri ile ilgili öğrenebildiklerim şimdilik bu kadar, umarım yazımı beğenmişsinizdir. Sizin de başka bildikleriniz varsa yorumlara beklerim. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/17/turkiye-en-iyi-kayak-merkezleri", "text": "Not: Kayak merkezleri şu anda açık ancak sokağa çıkma yasağı olduğu zaman dağ otellerinde kalmanız gerekiyor. Şehir merkezlerindeki otellerde kalırsanız da sadece dağdaki otellerin anlaşmalı olduğu servislerle kayak merkezlerine ulaşabiliyorsunuz. Uludağ Kayak Merkezine nasıl gidilir? Bursa'ya deniz yoluyla en yakın Mudanya'dan, hava yoluyla en yakın Sabiha Gökçen'den ulaşabiliyorsunuz. Bursa'dan da Uludağ'a direkt teleferiğe binerek yarım saat içinde ulaşabiliyorsunuz. Uludağ Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı başından Mart sonuna kadar Uludağ'da kayak yapılabiliyor. Uludağ Kayak Merkezinde Yeme İçme: Uludağ'da otellerin restoranlarından konaklamasanız da faydalanabiliyorsunuz. Bir de yukarılarda kafeler oluyor, mesela Belvü Cafe onlardan biri. Uludağ Kayak Merkezinde nerede kalınır? Türkiye'nin en eski kayak merkezi olduğu için konaklama konusunda epey seçenek var. Uludağ'da iki bölge var ve bu iki bölgede toplamda 34 konaklama tesisi bulunuyor. Ağaoğlu My Mountain Hotel, Beceren Hotel, Fahri Hotel, Grand Yazıcı Hotel benim çok eskiden beri bildiğim otellerden, daha yeni olarak da La Chalet Yazıcı, BOF Hotel, Kaya Hotel, Karinna Otel oldukça popüler. Uludağ Kayak Merkezi Pistleri: Türkiye'nin en eski kayak merkezi olan Uludağ, 1750 metreden başlıyor, en yüksek lift ise 2322 metrede yer alıyor. 1 tane 5 kişilik gondola, 10 tane telesiyej ve 13 tane teleski hattı bulunuyor. En uzun pist 2750 metre ile Tutyeli pisti ve her seviyeye uygun tüm pistlerin toplamı 28 km. yi buluyor. Kartalkaya Kayak Merkezine nasıl gidilir? Kartalkaya Bolu'ya 40 km, Ankara'ya 190 km, İstanbul'a 300 km mesafede yer alıyor. Turlarla, yerel otobüs firmaları ve minibüslerle dağa ulaşabilirsiniz. Kartalkaya Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı başından Mart sonuna kadar Kartalkaya'da kayak yapılabiliyor. Kartalkaya Kayak Merkezinde yeme içme: Kartalkaya'da otellerin kendi restoranlarına ek olarak Morino Cafe ve Drop Lounge gidebileceğiniz popüler mekanlar. Kartalkaya Kayak Merkezinde nerede kalınır? Benim bildiğim Kartalkaya'da 5 tane otel var: Grand Kartal, Kartal Otel, Dorukkaya Ski & Mountain Resort, Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort ve Lodge Golden Key Kartalkaya. Kartalkaya Kayak Merkezi Pistleri: Kayak merkezi 1800 metrede, en yüksek lift ise 2255 metrede yer alıyor. 2 farklı kayak alanı içerisinde toplamda 25 adet her seviyeye uygun pist bulunuyor, toplam pist uzunluğu 35 km. yi buluyor. 3 telesiyej ve 9 teleski hattı bulunuyor. Palandöken Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Palandöken, Erzurum'a sadece 5km, havaalanına 17 km mesafede yer alıyor. Erzurum'a, otobüs, demiryolu veya uçakla ulaşabiliyorsunuz. Palandöken Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Kasım ayı ortalarından Mayıs ayı ortalarına kadar Palandöken'de kayak yapılabiliyor. Palandöken Kayak Merkezinde yeme içme: Palandöken'de otellerin kendi restoranlarını kullanabilirsiniz. Birkaç tane kafe de var ama sanıyorum pandemi nedeniyle kapalılar. Palandöken Kayak Merkezinde nerede kalınır? Palandöken'de en çok tercih edilen oteller benim bildiğim kadarıyla Sway Hotels, Dedeman Palandöken Ski Lodge Hotel ve Dedeman Palandöken Resort Hotel. Kayak merkezi şehre yakın olduğu için Erzurum'da konaklamak daha bütçe dostu bir seçenek olabilir ama ben her zaman dağda konaklamayı tercih ederim şahsen. Palandöken Kayak Merkezi Pistleri: Kayak merkezi 2200 metrede, en yüksek lift 3176 metrede yer alıyor. Farklı seviyelere uygun 27 adet pist bulunuyor, en uzun pist 12 km ve toplam pist uzunluğu 28 km. 1 tane gondol, 5 telesiyaj ve 1 teleski hattı bulunuyor. Pistler 8:00-17:30 arası kullanılabiliyor. Aydınlatılmış bazı pistlerde gece kayağı da yapılabiliyor. Erciyes Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Kayseri'ye uçakla veya otobüsle ulaşabilirsiniz. Kayak merkezi hem havaalanına hem de şehir merkezine 25 dk civarı uzaklıkta yer alıyor. Havaalanı önünden ve şehirde bazı noktalardan kayak merkezine servisler kalkıyor. Erciyes Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Kasım sonundan Nisan sonuna kadar Erciyes'te kayak yapılabiliyor. Erciyes Kayak Merkezinde yeme içme: Kayak merkezleri arasında yeme içme seçeneği bakımından en zengin yer sanıyorum Erciyes'tir. Tekir Sucuk evi, Yörem Mantı Sucuk Evi, Lifos Cafe Dağ Evi ve Magna Apex tercih edebileceğiniz yerler arasında. Erciyes Kayak Merkezinde nerede kalınır? Erciyes'te konaklayabileceğiniz bazı oteller: Magna Otel, Ramada Otel, Mirada Del Lago Hotel, Mirada Del Monte, Grand Eras Hotel, Ace Kite Hotel ve X-Mountain Lodge Erciyes. Erciyes Kayak Merkezi Pistleri: Kayak Merkezi 2150 metrede ve en yüksek lift 3400 metrede yer alıyor. Her seviyeye uygun 34 pist bulunuyor ve toplam pist uzunluğu 100 km. yi buluyor. En uzun pist 2736 metre uzunluğunda. 2 tane gondola, 17 tane telesiyej hattı bulunuyor. Hafta sonu aydınlatılmış pistlerde gece kayağı yapılabiliyor. Sarıkamış Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Kars'a tren, uçak veya otobüsle gidebilirsiniz. Kars şehir merkezinden belediye otobüsleri ve otogardan minibüslerle Sarıkamış'a ulaşabilirsiniz. Kars Havaalanı ile Sarıkamış kayak merkezi arası 60 km. Sarıkamış Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı başından Nisan ayı başına kadar Sarıkamış'ta kayak yapılabiliyor. Sarıkamış Kayak Merkezinde yeme içme: Sarıkamış'ta, yeme içme ihtiyaçlarınız için Karanlık Dere Kafe ve Orta Kafe isminde iki adet mekan bulunuyor. Sarıkamış Kayak Merkezinde nerede kalınır? Sarıkamış'ta en çok tercih edilen otellerden bazıları şöyle: Sarıkamış Habitat Otel, Ekinata Grand Toprak Hotel ve Snowflake Dağ Oteli. İsterseniz Kars veya Sarıkamış şehir merkezinde de konaklayabilirsiniz. Sarıkamış Kayak Merkezi Pistleri: Kayak Merkezi 2130 metrede ve en yüksek lift 2635 metrede yer alıyor. Her seviyeye uygun 7 pist bulunuyor ve toplam pist uzunluğu 25 km. yi buluyor. En uzun pist 3500 metre uzunluğunda. 4 tane telesiyej hattı bulunuyor. Dünyada Alp Dağları'nda bulunan kristal kar yapısı Sarıkamış'ta da var, o nedenle kayak ve snowboard severler kar kalitesini çok seviyor. Işıklandırılan pistlerde gece kayağı da yapılabiliyor. Kartepe Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Kartepe İstanbul'a en yakın kayak merkezi, 1.5 saat içinde ulaşabiliyorsunuz. Ben burayı sevmiyorum açıkçası ama İstanbul'a yakın diye yazıyorum. Mümkünse hafta içi gitmeyi tercih edin, hafta sonu pişmanlık. Kartepe Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı ortasından Şubat sonuna kadar Kartepe'de kayak yapılabiliyor. Kartepe Kayak Merkezinde yeme içme: Otelin restoranı dışında zirveye çıktığınızda Zirve Cafe'de oturabilirsiniz. Kartepe Kayak Merkezinde nerede kalınır? Kartepe'deki dek konaklama seçeneği Green Park Kartepe Otel ama yakın çevrede chalet kiralayıp aracınızla kayak merkezine gidebilirsiniz. Kartepe Kayak Merkezi Pistleri: Kayak Merkezi 1300 metrede, en yüksekteki lift ise 1700 metrede yer alıyor. Kartepe Kayak Merkezi'nde, her seviyeye uygun 12 adet pist bulunuyor, en uzun pist 3200 metre, en kısa pist ise 450 metre, toplam pist uzunluğu yaklaşık 21 km. 3 tane telesiyej hattı, 1 tane de teleski hattı bulunuyor. Pistler normalde her gün 9:00 17:00 arası açık. Davraz Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Isparta'ya uçakla, trenle veya otobüsle ulaşabiliyorsunuz. Davraz Kayak Merkezi Isparta'ya 26 km uzaklıkta yer alıyor ve merkezden günde bir kere sabah dağa kalkan servis var, onun dışında kendi imkanlarınızla gitmeniz gerekiyor. Davraz Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı sonundan Mart sonuna kadar Davraz'da kayak yapılabiliyor. Davraz Kayak Merkezinde yeme içme: Otellerin kendi restoranları dışında, başlangıçta ve zirvede iki tane kafeterya bulunuyor. Davraz Kayak Merkezinde nerede kalınır? Davraz'da konaklayabileceğiniz üç tane otel bulunuyor: Süleymen Demirel Üniversitesi Uygulama Oteli, Sirene Davraz Hotel ve İsperia Davraz Hotel. Bu üç otelde toplam 455 yatak kapasitesi bulunuyor. Davraz Kayak Merkezi Pistleri: Kayak Merkezi 1650 metrede ve en yüksek lift 2344 metrede yer alıyor. Her seviyeye uygun 14 pist bulunuyor ve toplam pist uzunluğu 26 km. yi buluyor. En uzun pist 2500 metre uzunluğunda. 4 tane telesiyej, 1 tane teleski hattı bulunuyor. Ilgaz Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Ilgaz Dağı Karadeniz bölgesinde Kastamonu ve Çankırı illeri sınırında yer alıyor. Kayak Merkezi Kastamonu'ya 40 km, Ankara'ya 210 km mesafede. İstanbul'dan gidecekler Kastamonu'ya direkt uçup oradan Ilgaz Kayak Merkezine gidebilirler. Kastamonu'dan kayak merkezine yerel ulaşım firmaları ile ulaşmak mümkün. Ilgaz Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı sonundan Mart sonuna kadar Ilgaz'da kayak yapılabiliyor. Ilgaz Kayak Merkezinde Yeme İçme: Burada yeme içme için otellerin kafe ve restoranlarını kullanabilirsiniz. Bir de en üst istasyona çıktığınız yerde Zirve Cafe'bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Ilgaz Kayak Merkezinde nerede kalınır? Türkiye Kayak Federasyonu'nun Dağ Tesisleri, Köy Hizmetleri Tesisleri, Ankara Üniversitesi Tesisleri, Türk Silahlı Kuvvetleri Tesisleri, Doruk Otel, Dağbaşı Otel, Derbent Otel, Armar Otel ve Ferko Ilgaz Mountain Hotel, Ilgaz Kayak Merkezi'ne gittiğinizde konaklayabileceğiniz seçenekler arasında yer alıyor. Ilgaz Kayak Merkezi Pistleri: Ilgaz Kayak Merkezi 1870 metrede yer alıyor, en yüksekteki lift ise 2030 metrede yer alıyor. Ilgaz Kayak Merkezi'nde, her seviyeye uygun 5 adet pist bulunuyor, en uzun pist 1040 metre, en kısa pist ise 800 metre, toplam pist uzunluğu yaklaşık 5 km. Dağın Bu arada Ilgaz dağında, çok daha uzun piste sahip Yurduntepe ve dağın Çankırı tarafında Yıldıztepe kayak merkezleri hizmete açılmış ancak tesis olarak henüz pek gelişmemişler. 1 tane 4 kişilik telesiyej hattı, 2 tane de teleski hattı bulunuyor. Pistler normalde her gün 8:30 17:00 arası açık ve 1 numaralı pistte gece kayağı da yapılabiliyor. Ergan Kayak Merkezine Nasıl gidilir? Erzincan'a uçak, tren veya otobüsle direkt ulaşabilirsiniz. Şehir içinden Yaylabaşı otobüslerine binerek veya taksi ile kayak merkezine ulaşmak mümkün. Ergan Kayak Merkezine ne zaman gidilir, kayak sezonu ne zaman açılır? Mevsim normallerinde Aralık ayı başından Nisan ayı başına kadar Ergan'da kayak yapılabiliyor. Ergan Kayak Merkezinde Yeme İçme: Ergan Kayak Merkezindeki yeme içme yerleri iki farklı konumda bulunuyor. Birincisi başlangıç noktasındaki Göl Cafe & Restaurant, burada normalde Cuma ve Cumartesi akşamları canlı müzik de oluyor. İkincisi gondoldan indiğiniz birinci etaptaki Mor Cafe, burası sanıyorum pandemi nedeniyle şu anda kapalı. Ergan Kayak Merkezinde nerede kalınır? Ergan Kayak Merkezi'nde konaklama imkanı bulunmuyor ancak Erzincan şehir merkezine çok yakın olduğu için Erzincan'da konaklayarak kayak merkezini ziyaret edebilirsiniz. Hilton Garden Inn oteli konaklama için düşünebilirsiniz. Normalde bu listeye her açıdan yeterli merkezleri yazmaya çalıştım ancak Ergan Türkiye'nin en uzun pistine sahip kayak merkezi olduğu için bu listeden çıkarmaya gönlüm razı gelmedi. 🙂 Ayrıca 8000 yatak kapasiteli bir otel yapılması planlanıyormuş. Ergan Kayak Merkezi Pistleri: Kayak Merkezi 1740 metrede yer alıyor, en yüksekteki lift ise 2960 metrede yer alıyor. Ergan Kayak Merkezinde farklı seviyelere uygun 4 pist bulunuyor. 1 tane 10 kişilik gondol hattı, 2 etaptan oluşan 4 kişilik telesiyej hatları ve 2 adet teleski hattı bulunuyor. En uzun pist 2832 metre fakat iki etap arka arkaya kayılabildiği için yaklaşık 6 km kesintisiz kayılabiliyor. Pistler her gün 9:00-16:00 arası açık ve pistin 1200 metrelik aydınlatılan kısmında gece kayağı da yapılabiliyor. Tesiste daha yeni pistler açılacak ve toplamda 7 pist olacakmış, en uzun pist uzunluğu 18 km olacakmış. Bittiği zaman Türkiye'nin en iyi kayak merkezleri sıralamasında üstlere sıkıacağı kesin. Türkiye'nin en iyi kayak merkezleri ile ilgili önemli olduğunu düşündüğüm bilgiler bu şekilde, umarım yazımı beğenmişsinizdir. Sizin de başka bildikleriniz ya da sorularınız varsa yorumlara beklerim. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/18/kayak-snowboard-rehberi", "text": "Önce kayak ve snowboard'u karşılaştırmaya çalışacağım. Sonra kış sporlarında genel olarak kullanılan terimleri size tanıtacağım. Son olarak kayak veya snowboard yapmaya karar verenler için ayrı ayrı tavsiyelerim ve ekipman listelerini paylaşacağım. Dünya çapında çok yaygın bir cevabı vardır bu sorunun: \"Skiing is easy to learn, hard to master, snowboard is hard to learn, easy to master\" derler. Yani kayak kolay öğrenilir ama ustalaşmak zordur, snowboard ise zor öğrenilir ama ustalaşmak kolaydır. Bu söze katılıyorum ben de. Ben kayağı bıraktığımda orta düzey bir kayakçıydım ve ileri seviyeye gitmek için çok daha fazla teknik ders almam ve daha uzun yıllar kayak yapmam gerekirdi diye düşünüyorum. Oysa snowboard öğrenirken ilk başta bocalasanız da, tekniği kaptıktan sonra kendinize güvendiğiniz sürece iyi bir snowboardçu olabilirsiniz. Tabi ki atlamalar zıplamalar vs. için tecrübeye ihtiyaç var. Örnekle açıklamak gerekirse, yeni başlayıp birkaç hafta boyunca kayak pratiği yapmış birini izlediğinizde ileri seviye olmadığını anlarsınız ama aynı şekilde yeni snowboarda başlayıp birkaç hafta pratik yapan birini izlediğinizde, yıllardır bu sporu yapan ileri seviye biri zannedebilirsiniz. - Snowboard'da ayaklarınız bitişiktir, kayakta ayaklarınız ayrıdır. Kayak, dengenizi kaybettiğiniz zamanlarda avantajlıdır çünkü bir bacağınızı açarak, kaldırarak vs. dengenizi bulabilirsiniz ama snowboard'da dengeyi bulmak biraz daha zor olur. Bu nedenle de snowboard öğrenirken genelde daha fazla düşme yaşanır. - Snowboard yaparken piste yandan ya da arkadan bakarsınız çoğunlukla, kayak yaparken ise karşıya doğru bakarsınız. Bu da kayağı yine avantajlı hale getiriyor çünkü doğal halimize uygun. - Snowboard yaralanmaları genelde bilekten ve kuyruk sokumundan olurken, kayakta yaralanmalar genelde dizlerde oluyor. - Kayak ayakkabıları biraz ağır ve yürümek için zordur. Kayak yapmadığınız zamanlarda restoranda vs. rahat edemezsiniz. Oysa snowboard botları günlük botlardan sadece biraz iridir ve kaymadığınız zamanlarda rahatlıkla kullanabilirsiniz. Pist: Kayak merkezlerinde, kaymaya uygun olarak belirlenmiş ve düzenlenmiş yollar. Pist renkleri: Türkiye'de mavi, kırmızı ve siyah olmak üzere üç çeşit pist rengi bulunuyor ve bunların pistlerin zorluk derecelerini belirliyorlar. Mavi kolay pist, kırmızı orta zorlukta pist ve siyah zor pist anlamına geliyor. Lift: Kayak merkezinin başlangıç noktasından, pistlerin yüksek noktalarına ulaşmanızı sağlayan mekanik sistemlere lift deniyor. Telesiyej / Bubble: Üstten raylı sistemle ilerleyen bank şeklindeki taşıma aracına telesiyej deniyor, 2-8 kişilik arası oluyorlar. Üstten kapatabildiğiniz şeffaf kabini olanlara bubble deniyor. Gondola: Bunlar bildiğimiz teleferik şeklinde en konforlu olan taşıma araçları. Teleski / T-bar / Button-Lift: Kayak veya snowboardunuz üstünde kayarak sizi yukarı çeken aletlerin geneline teleski deniyor. T-bar olan ters T şeklinde ve iki kişi çıkabiliyor. Button-lift olan ise bacak aranıza geçirdiğiniz yuvarlak bir alet ile sizi çekiyor. Baby-Lift: Daha ziyade çocuklar ve ilk defa kayak deneyecekler için kullanılan teleskilere deniyor, bunların lift uzunluğu çok kısa oluyor. Skipass: Liftlere binmek için gereken biletlere verilen isim. Bir defa, belli adette veya sınırsız olarak günlük kullanım yapabileceğiniz farklı skipasslar olabiliyor. Bazı kayak merkezlerinde skipass için depozito ücreti vermeniz gerekiyor, işiniz bitince iade edip paranızı alabiliyorsunuz. Bolkar/ Off-Piste: Pist dışında kalan karın düzleştirilmediği kısımlara deniyor. Genelde snowboardçular buralarda kaymayı seviyorlar, acemiyken tavsiye etmem. Ski in ski out: Dağ otellerinin bazıları piste uzak olabiliyor, ski in-ski out olanlar ise direkt piste bağlanabildiğiniz oteller oluyor, bu tip otelleri tercih ediyoruz biz genellikle. Apres-ski: İşte günün en güzel anı. Fransızca \"kayaktan sonra\" anlamına gelen bu kalıp kayağı bitirdikten sonra yapacağınız sosyal aktiviteler anlamına geliyor. Bunlar da kayak merkezlerindeki kafelerde arkadaşlarınızla sohbet edip bir şeyler içmek ve müzik eşliğinde eğlenmek oluyor genelde. İki sporu ayrı ayrı incelemeden önce, ikisi için de geçerli birkaç önerim olacak. - Başlarken bol bol eğitim videoları izleyin ama mutlaka profesyonel ders de alın. Kendi kendinize de iyi bir seviyeye gelebilirsiniz ama yanlış öğrendiğiniz bir teknik hayat boyu ilerlemenize engel olabilir ve yanlış kas çalıştırmaktan vücudunuzda ağrılara sebep olabilir. Dersleri arka arkaya almak yerine her ders sonrası bir süre pratik yapıp ondan sonra yeni aşamaya geçin. - Acemiliği üstünüzden atana kadar ara vermeden arka arkaya plan yapın. Bir haftalık tam bir tatil de olabilir, arka arkaya hafta sonları gidilen tatiller de olabilir. - Ayaklarınıza değil, gittiğiniz yöne bakın. Refleks olarak insan ayaklarına bakıyor doğru mu yapıyorum acaba diye ama kazaları önlemek için piste gittiğiniz yere bakmanız şart. - Başlar başlamaz dik ve ileri seviye pistlerden kaymaya çalışmayın. İleri pistlere çıkmaya başladığınızda da, alternatifiniz varsa önce en kısa olanlardan başlayın. Gerekirse o en kısa zor piste tekrar tekrar çıkın ve tamamen kendinize güveniniz geldikten sonra uzun piste geçin. - Kendi seviyenizde insanlarla kaymaya çalışın. Tecrübeli bir arkadaş grubuyla gittiyseniz sabahtan ders alıp öğleden sonra onlara katılmaya çalışmayın. Sürekli geride kalacağınız için motivasyonunuz düşecektir. Tek başınıza da kaymayın, başınıza bir şey gelmesi durumu için yanınızda biri olması daha güvenli olacaktır. - İlk denemenizde kayak veya snowboardunuzu kiralayın. Bu sporu sevdiğinize ve devam edeceğinize kanaat getirdiğinizde kendi malzemenizi alın ve artık kiralamaya para vermeyin. Mümkünse sezon sonu alışveriş yapın, indirimde alırsınız. Bu arada, bütçeniz müsaitse kıyafetlerin baştan itibaren kendinize ait olmasını tavsiye ederim. Bu kıyafetler boşa gitmez, normalde kar yağınca da giyilir. Sadece kayak ve snowboard kiralanmalı diye düşünüyorum. - Kaymaya başlamadan önce biraz ısınma hareketleri yapın, bitirdikten sonra da biraz esneme yapın, ayrıca limitlerinizi çok zorlamayın ki ertesi güne sağ çıkabilin. 🙂 - Pistlerde karlar erimeye yüz tutmuşsa kesinlikle para verdiniz diye kaymaya çalışmayın. Normalde karın sakladığı kayalar veya tümsekler çok büyük kazalara sebep olabilir. - Pistlere erken çıkın, ilerleyen saatlerde kalabalıklaşıyor ve liftlerde çok sıra bekleyip az kayıyorsunuz. Kalabalık olmasa bile pistlerin tadını daha fazla çıkarırsınız. - Kayak aralarında ya da sırasında fazla alkol almayın. Hem su kaybını artıracak hem de dengenizi kötü etkileyecektir. - Hızlanmaktan, düşmekten korkmayın ve ben beceremiyorum diye düşünüp hemen vazgeçmeyin. Herkesin öğrenme süresi farklıdır. Kayak nasıl yapılır? Yukarıda söylediğim gibi kayak öğrenmek çok zor değil. Kar sapanı dediğimiz ayaklarınızın ucu birbirine bakacak şekilde V şekli yaparak kaymaya başlıyorsunuz. Hızlanmak için kayak uçlarını aralıyor, fren yapmak için birleştiriyorsunuz ve kontrollü bir şekilde rahatlıkla kayabiliyorsunuz. Bacaklarınızın vücudunuzdan öne gitmesine izin vermeyin, o zaman kesin düşersiniz. Daha sonra pistin bir sağına bir soluna doğru yarım dairesel hareketler yaparak ilerlemeyi öğreniyorsunuz, bunu önce geniş bir pistte denemenizi öneririm. hafif hafif slalom yaparak kaymaya geçiyorsunuz. Snowboard ne kadar sürede öğrenilir? Bir hafta sonu kaçamağı ile snowboard öğrenemezsiniz. Yukarıda bahsettiğim orta seviyeye gelmek bence minimum bir haftayı bulacaktır. Doğuştan süper yeteneklisinizdir belki tabi, istisnalar kaideyi bozmaz. Kayak ve snowboard ekipmanlarını üç gruba ayırıyorum: giyim, aksesuar ve kayak/snowboard malzemeleri. Kayak / Snowboard Montu: Su geçirmez ve nefes alabilir kumaştan olmasına dikkat edin. Termal içlik: Alt ve üst için mutlaka almanız gereken bir ürün. Sizi sıcak tutacak ve nefes alabilir yapısıyla terinizi tutacaktır. Ara Katman : Ara katman olarak biz polar tercih ediyoruz çoğunlukla. Hava çok güzel olduğunda ara katman kullanmıyorum direkt termal içlik üzerine mont giyiyorum. Kayak / Snowboard çorabı: Kayak için özel üretilen nefes alabilir ve sıcak tutan çoraplardan almak iyi olur, ayaklarımız bu sporda en değerli varlıklarımızdan biri, onlara iyi bakalım. En güzel snowboard ve kayak kombinleri için kaliteli ürünleri ve fiyatlarını incelemek isterseniz, şuraya bir göz atmanızı öneririm. Kask: Kask en önemli aksesuarlardan bence. Bir arkadaşım pistin ortasında düşmüştü ve arkadan gelen bir kayakçı, kaskı olmasa onu biçecekti. Kaskında kocaman bir yarık oluştu desem, kasksız olunca başınıza gelebilecekleri hayal etmenize yeter sanırım. O gün bugündür kasksız asla piste çıkmıyorum. Bere / Kulaklık: Kayış sırasında kask takmanızı öneriyorum ancak, çok soğuksa kask içine bere giyilebilir. Bir de mesela zirvede bir kafeye oturdunuz, kaskı çıkardığınızda kulaklarınız üşümesin diye bere veya kulaklık takabilirsiniz. Gözlük : Hem güneşten hem de karın beyazlığından korunmak için gözlük şart. Tipi olunca da gözünüzü koruyor ayrıca. Güneş gözlüğü çok tavsiye etmiyorum açıkçası çünkü biraz tehlikeli olabiliyor. Kayak / Snowboard Eldiveni: Bol bol eliniz karlara temas edecek ve donmamaları için su geçirmeyen bir kar eldiveni şart. Dokunmatik Eldiven: Parmak uçları ile telefonu kullanabildiğiniz eldivenler hayat kurtarıcı oluyor, telefonu kullanmanız gerektiğinde eliniz donmuyor. Bunları hava uygunsa tek başına kullanabilir ya da kar eldiveninin içine giyebilirsiniz. Boyunluk veya Maske: Özellikle soğuk havalarda ihtiyaç oluyor, bir de pistte hava sıcaksa bile liftlerdeyken daha yukarıda olduğunuz için ekstra soğuk olabiliyor. Snowboard için ileri seviyelere geçince bilek koruyucu ve bel koruyucu alınabilir. En şık ve kaliteli kayak ve snowboard aksesuarlarını fiyatlarıyla birlikte incelemek isterseniz şuraya bir bakabilirsiniz. Kayak / Snowboard: Boyunuza, kilonuza ve stilinize göre değişkenlik gösterir. Mutlaka uzman birilerinden destek alarak ve deneyerek alışveriş yapmalısınız. Kayak / Snowboard Ayakkabısı / Botu: Ayağınızı sıkmayacak ama gevşek de olmayacak tam kıvamında olması gerekir. Bağlama: Ayakkabıyı kayak tahtasına ya da snowboard tahtasına bağlayan teknik aparata denir. Kayak ve snowboard yerinde görerek alınmalı diye düşünüyorum ancak fiyatlar ve modeller hakkında bilgi edinmek isterseniz şuraya göz atabilirsiniz. Harici Eşyalar: Bunlar kayak ve snowboard'a özgü olmayıp, yanınıza almanızda fayda olan ürünler, onları da not düşmek istedim. Güneş kremi, dudak kremi ve eşyaları koymak için ufak bir sırt çantası almakta fayda var. Çantanıza bir küçük su atın, atıştırmalık belki ceviz, badem tarzı bir şeyler olabilir. Telefonun şarjı soğukta daha hızlı tükeneceği için taşınabilir şarj aleti bulundurabilirsiniz. Ben neden kayaktan snowboard'a geçiş yaptım onu söyleyerek başlıyorum. Kayağa bu kadar emek ve para harcayıp snowboard'a dönmemin ana sebebi başından beri aslında kayak yapmak istemiyor oluşum. Yani ben daha ilk başlarken snowboard ile başlamak istiyordum ama en yakın arkadaşlarım iyi kayakçıydı ve beraber kış sporlarına başlayacağım diğer arkadaşlarım da hep kayak yapmak istiyordu. Birlikte ders almak, sevdiklerinle birlikte aynı sporu yapmak daha cazip geldi o noktada. Başından beri istediğim snowboard'a geçişime vesile olan ise eşim oldu. Kendisi snowboard yapıyor, sevgili olduktan sonra ben de artık denemek istedim ve böylece kayak benim için tarih oldu, dönmeyi düşünmüyorum. Siz de benim gibi hissediyorsanız yani kayak size uymuyorsa hiç durmayın hemen snowboard deneyin. Bu arada illaki snowboard olmak zorunda değil, kayağa benzer ama daha kısa olan snowblade de deneyebilirsiniz, belki aradığınız spor odur. Kayaktan snowboard'a geçişte en zorlayan şeylerden biri kayakta bacaklarınızı ayrı ayrı hareket ettirip öne doğru giderken, bir anda bacaklarınız bir arada ve yan yan gitmeye başlıyorsunuz. Burada bir adaptasyon sorunu illaki yaşanıyor. Kayak biliyorum, snowboard rahat kayarım diye bir şey de yok bence, yepyeni bir spora başlıyor gibi düşünmelisiniz. Bu geçiş sürecinde kendi kendinize öğrenmeye kalktığınızda kayaktan alıştığınız bazı şeyleri snowboard'a uyarlayabilir, hatalı olarak öğrenebilirsiniz. Bir kere hatalı öğrenince de bir daha düzeltmek kolay olmuyor. Tam tersi durumu ele almıyorum çünkü açıkçası önce snowboard yapıp sonra kayağa geçen hiç denk gelmedim. Birinden birine uzun süre emek verip diğerine geçmektense ikisini de en başta deneyip karar vermek belki de en mantıklısıdır. Bu arada bir de splitboard diye bir şey çıkmış, duydunuz mu bilmiyorum. Kısaca ondan da bahsedeyim çünkü yarın bir gün duyarsanız splitboard ne demek diye düşünmeyin, benim okuyucularım her şeyi öğrensin. 😉 Kayarken snowboard gibi kullanılan ve ikiye ayrılarak gerektiğinde kayak gibi giyebildiğiniz bir alet. İkisini birden yapmak için değil ama düz yerde ya da tırmanma gerektiğinde ikiye ayırıp işinizi kolaylaştırıyor. Umarım kış sporlarına başlamayı düşünenler için faydalı bir kayak ve snowboard rehberi olmuştur. Burada yer almayan sormak istediğiniz bir detay ya da eklemek istedikleriniz varsa yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/19/yeni-donem-seyahat", "text": "Seyahat edememekten artık eli ayağı titremeye başlayan biri olarak bu sene için sürekli planlar yapmaya ve yeni nesil seyahat trendlerini araştırmaya verdim kendimi. Pandemi ve sonrasında nasıl seyahat edeceğiz, yeni dönem seyahat trendleri nasıl olacak diye epey bir bilgi sahibi oldum.. Öğrendiklerim, gözlemlediklerim ve tahminlerimden oluşan bir yazı hazırlamaya karar verdim. Eminim benim gibi yeni normalde seyahatlerin nasıl olacağını düşünen çok insan vardır. Pandeminin getirdiği kısıtlamalar nedeniyle, eskiden seyahat etmeyi sevmeyen insanların bile artık gezmeye daha çok vakit ayıracağını düşünüyorum, bu yüzden seyahat sektörü küllerinden yeniden doğacak ve bence eskisinden de popüler olacak. O zaman 2021'de seyahatler nasıl olacak birlikte bakalım. Yeni dönemde seyahatler nasıl olacak, pandemi dönemi ve sonrası nasıl seyahat edeceğiz? Öncelikle her şeyin bir günde normale dönmeyeceğini kabul etmemiz gerek. Hatta belki de hiçbir zaman 2020 öncesindeki gibi seyahat edemeyeceğiz. virüs tamamen ortadan kalksa bile hepimizde bir travma oluştu, artık kalabalık eski fotoğraflara bakarken bile insanın gidip elini yüzünü yıkayası geliyor. Hal böyleyken virüs bitse bile her an yeni virüsün ortaya çıkma ihtimali, tekrar aynı döngüye girme ihtimali, insanları çok daha temkinli seyahat etmeye sevk edecektir. Yakın hafta sonu tatilleri revaçta olacaktır çünkü pek çok insanın uzak yerlere yapılan uzun süreli planları iptal oldu ve daha garanti, azıcık aşım, ağrısız başım tadında tatiller tercih ederiz sanki. Oradan oraya koşturmacalı, bir günde 15 yer gördüğümüz geziler yerini yavaş tatillere bıraktı bile. Gideceğimiz bölgede en çok görmek istediğimiz 1 veya 2 yer seçip, en sakin saatlerini seçerek geziyor sonrasında da kalabalıklardan uzak bir yerde dinlenerek geçiriyoruz genelde. Gezdiğimiz yerler de çoğunlukla doğal güzellikler, açık hava müzeleri veya plajlar oluyor. Bazı gezilerimizde ise hiç insan içine karışmadan izole doğa tatilleri yapmayı tercih eder olduk. Doğanın ortasında, herkesten uzak bir bungalovda, ya da kiraladığımız bir evde kalmak, sokağa çıkma yasağı olsa bile en azından bulunduğumuz ortamda doğada dışarıda olabilmek herkese iyi geliyor. Bu arada bisikletli geziler, dağ tepe yürüyüşler de son dönem iyice popülerleşti. Kapasitesini azaltan ve hijyen kurallarına dikkat eden büyük wellness otelleri ve butik oteller tercih edilen konaklama çeşitlerindendi. Bir de bu sene hiç olmadığı kadar popüler olan mobil konaklama seçenekleri var tabi. Karavan satışlarında patlamalar oldu, bir sürü kiralama şirketi ortaya çıktı ve aylar öncesinden rezervasyonları dolmaya başladı, deniz tutkunları bu mobil hayatı teknede yaşamayı tercih etti, daha mütevazi bir tatil isteyenler de kendi çadırlarıyla doğada kamp yapmanın tadını çıkardılar. Bu sene de bu popülarite devam edeceğe benziyor. Oteller 2021'de ne gibi önlemler alacak, almalı ve geçtiğimiz sene nasıl önlemler aldı? Tabi bazı kuralları tam uygulamayan oteller mutlaka olmuştur, kendileri kaybetmiştir diye düşünüyorum. Öncelikle oteller kapasitelerini yarıya düşürdüler, odaları her misafir sonrası dezenfekte ediyorlardı hatta mümkünse her misafir sonrası odalar en az 24 saat boş bırakılıyordu. Ortak alanlarda sosyal mesafe uygulaması, girişte valizlerin dezenfekte edilmesi, yine ortak alanlarda misafirlere dezenfektan sağlanması, odalardaki mutfak ekipmanlarının tek kullanımlık olarak düzenlenmesi veya kaldırılması, açık büfelerde misafirlerin yiyeceklere temas etmemesi vs. gib kurallar bu sene çoğunlukla uygulandı. Yakın bir gelecekte ise tüm kapılardan temassız geçiş, robot personeller, göz taraması vs. teknolojilerle hesap ödeme gibi yepyeni uygulamalar hayatımıza dahil olabilir. Yurt dışı seyahatlerde, virüsün olmadığı veya düşük seyrettiği, seyahat kısıtlamalarının olmadığı ülkelere seyahat edeceğiz mecburen. Bazı ülkeler, normal şartlarda kısıtlamalara devam etse de aşı olan kişilere izin vereceğini açıklıyor. Güncel virüs durumlarını ve ülkelerin seyahat yasaklarını incelemek için aşağıdaki adreslere göz atabilirsiniz. Bu arada Avrupa ülkelerinde turizm sektöründeki uzmanların bazıları yaz, bazıları da sonbahardan önce seyahatlerin başlamayacağı yönünde görüş belirtmişler. Ayrıca Avrupa Birliği, dijital aşı pasaportu uygulamasını başlatacağını duyurdu. Aşı pasaportu, vatandaşların aşı bilgilerinin elektronik ortamda girilmesi ve sonrasında gerekli görülen yerlerde cep telefonundan gösterilebilmesi şeklinde kullanılacak. Biliyorsunuz, Avrupa Türkiye de dahil riskli olan pek çok ülkeye vize vermeyi durdurmuştu. Bundan sonra aşı pasaportu ile vize başvurusu yapılırsa onay verilebileceği konuşuluyor. Bizim yeni normalde seyahatlerimiz nasıl değişti ona değineyim biraz da. Ben yazın 1.5 aylığına Türkiye'ye gidebildim ve onda da yazlıktan başka tatil planı yapmadım. Yazlıkta da hafta sonları evden çıkmayıp sadece hafta içleri plaja iniyorduk, birkaç kere de yine hafta içi ortalık sakinken restoranlarda yemek yedik. Bisikletle doğa gezileri yaptık arada. Evim Trakya'da olduğu için günübirlik Trakya bağlar rotası üzerinde geziler yaptım bir de yazlık dışında, onları da hafta içi tercih ettim, neredeyse bomboştu her yer. Gürcistan'daki gezilerimiz de yine ağırlıklı olarak doğa içinde, dağ başında izole otellerde ve kiraladığımız evlerde geçti. Gelecek için konuşmak gerekirse şahsen durumlar toparlarsa, önce Gürcistan sonra da Türkiye içi biraz daha fazla gezmek önceliğim olacak. Daha da iyileşirse denemelik bir Avrupa gezisi yapmak isterim. Vize almak problem olacaksa vizesiz ülkelerden Arnavutluk, Karadağ ve Bosna Hersek ilk düşüneceğim yerler olur sanıyorum. Çok uzun yıllar önce gitmiş ve çok beğenmiştim, güncel bir gezi güzel olabilir. Ama ben de bazı uzmanlar gibi sonbahardan önce yurt dışı seyahatlere pek başlayamayız diye düşünüyorum. Bu arada geçiminin çoğunu turizmden sağlayan, bu nedenle çok zor durumda olan ülkeler var ve seyahat önceliğimizi bu ülkelere verebiliriz. Kış mevsimi içinse öncelikle Meksika veya Maldivler düşünürüm sanırım çünkü bunlar pandemi rakamları yüksekken bile turizmin açık olduğu covid-free ülkelerdendi. Maldivler Gezi Rehberi: Ucuz Bir Maldivler Tatili Mümkün! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/22/tiflis-faydali-bilgiler", "text": "Şimdi öncelikle Tiflis'e taşınma fikri daha yeni oluşan ve burası hakkında hiç fikri olmayanlar için sıfırdan mini bir girizgah yapayım, ondan sonra ihtiyacınız olabilecek her şey hakkında bilgilerle devam edeceğim. Gürcistan Türkiye'den 1 saat ileride ve burada da saatler ileri geri alınmadığı için bu saat farklı sürekli olarak aynı. Tiflis'in iklimi İstanbul'a yakın seyrediyor ancak daha fazla yağmur yağıyor, daha fazla rüzgarlı gün oluyor, bir de yazları daha sıcak oluyor. Türkiye'de yetişen hemen hemen tüm sebze meyveleri burada taze ve Türkiye ile aynı anda bulabiliyorsunuz. Burada eksikliğini hissetimiz tek şey bamya ve enginar oldu bizim, bunları taze olarak maalesef bulamıyorsunuz ama Türk marketlerde konserve olarak bulmak mümkün. Biraz detaya girmiş oldum ama yeri gelmişti. O zaman daha fazla detayla devam edelim. Tiflis'teki en yaşanılası semtler bana göre Vake, Vera, Rustaveli Cd, Saburtalo, Sololaki, Avlabari, Marjanishvili ve Ortachala. Buralar merkezi olarak söylüyorum. Merkezin dışına doğru çıktığınızda da, oturabileceğiniz güvenli sitelerin olduğu Digomi bölgesi var, sadece ulaşım biraz daha zahmetli olacaktır. Tiflis çok büyük bir şehir olmadığı için normalde İstanbul'daki kadar yormaz ama pandemi süresince çok uzun süreler Tiflis'te toplu taşıma kapalıydı ve uzakta yaşayıp arabası olmayanlar eminim zorlanmışlardır. Ev arayabileceğiniz siteleri de aşağıda yazıyorum. Pandemi döneminde genel olarak şehirde kira fiyatları epey düşmüş durumda. Ben oturum izni alma şartlarını ayrı bir yazıda ele alacağım. Burada sadece hazır iş bularak gelecek olanlar, eşleri ve çocukları için kısaca prosedüre değineceğim. Tiflis'te normalde 1 sene boyunca oturum izni almadan yaşayabiliyorsunuz, o yüzden şahsen ben şimdiye kadar oturum alma ihtiyacı duymamıştım ama pandemideki yasaklar vs. sonrası oturum izni almanın avantajlı olabileceğini düşünerek bu sefer bana ve oğluma da çıkarttık. Biz Tiflis'te eşimin işi sebebiyle yaşıyoruz bu arada, ona zaten şirket mecburen çıkartıyor. Bize çıkartmak için izlediğimiz yolları anlatıyorum. Gerelki evraklar; benim için evlilik cüzdanı, oğlum için doğum belgesi, bunların Türkiye'den apostili veya buradaki Türk konsolosluğundan ikame evrakları(belge başı 20$). Diğer gerekli olanlar eşimin iş yerinden çalıştığına dair gerekli dilekçe, eşimin oturum izni, bir de ücret. Ücretler de şöyle: 1 ayda çıkartmak için 200 GEL, 20 günde çıkartmak için 300 GEL, 10 günde çıkartmak için 400 GEL. Başvuruyu şirket hallediyor, sonra belediyeden randevu veriyorlar ve gidip fotoğraf çekilip imza işlerini hallediyorsunuz, işlemler gayet hızlı ilerliyor. O günü takiben 10. günde red veya onay mesajı geliyor, onaylandıysa ilk iş günü gidip son imzaları atıyorsunuz ve posta ile adresinize gönderiliyor. Tiflis'te araba almak için sıfır araba satan galeriler elbette çok var ama ben burada ikinci el araba bakacaklar için web sitesi ve araba pazarı bilgisi paylaşacağım. Rustavi Car Market diye dev bir araba pazarı var, mutlaka canlı canlı orayı bir gezin. Eğer internetten bakmak isterseniz diye web adreslerini de paylaşıyorum. Tiflis'teki ikinci el arabaların çoğu Amerika veya Avrupa'dan gelen kazalı arabalar oluyor ve burada tamir edilerek yeniden satışa çıkarılıyorlar. Arabanın geçmişini mutlaka öğrenmelisiniz, bunun için aşağıdaki siteyi kullanabilirsiniz. Bu sitede VIN kodunu girerek gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz. Buradaki geçmişi temiz veya az kazalı görünüyorsa bile almadan önce son olarak serviste kontrol ettirin derim. Araba almayla ilgili de kritik detayları vermeye çalıştım, daha fazlasını yine ayrı bir yazıda ele almayı düşünüyorum. Merak ettiklerinizi yorum olarak yazarsanız yardımcı olmaya çalışırım, lütfen mesaj ya da mail atmayın, genelde gözden kaçıyor. Ben açıkçası Tiflis'e iş bulmadan gelmeyi hiç önermiyorum çünkü burada genelde Gürcüce ya da Rusça bilmenizi bekliyorlar ve bir de maalesef maaşlar düşük. Yine de burada iş aramak isterseniz bakabileceğiniz web adreslerini paylaşayım. Önce bölgelere göre İngilizce eğitim veren ve iyi yorumlar alan kreşleri yazayım sonra da kreşten/anaokulundan/ilkokuldan itibaren lise sona kadar giden, yabancı dilde eğitim veren ve yine velilerden iyi yorumları olan büyük okulları yazayım. Tiflis'te Türkçe eğitim veren okul yok bu arada, bu soru da bana çok geliyor, Türk okulu sadece Batum'da var. Tiflis'te Maarif Okulu var ancak Türkçe eğitim yok, yalnızca seçmeli ders olarak Türkçe varmış. Umarım işiniz düşmez ama bu konuda da bilgi vereyim. Hastane olarak biz ihtiyacımız olduğunda Medi Club Georgia'ya gittik ve düzgün bir yerdi. Diş için Minankari Dental Clinic'e gidiyoruz. Bu iki hastanede de doktorlar gayet iyi İngilizce konuşuyorlar. Sağlık sigortamızı GPI'dan yaptırdık. Kişi başı aylık 30-100 GEL arası paketler var, 100 GEL olan diş operasyonları vs. her türlü sağlık sorununu kapsıyor ve çoğu şeyi %100 karşılıyorlar. Tiflis'e ilk geldiğinizde muhtemelen eşyalı bir ev kiralarsınız ama uzun dönem kalacaklar ya da en azından ufak tefek eşya alacaklar için ilgili mağazaları paylaşayım. Mobilya alışverişi için ikea gibi bir alternatif arıyorsanız Jysk'i öneririm. Aslında burada Ikea ürünleri de var ama Ikea'nın kendi mağazası yok Ikea Basket diye iki katlı ama Türkiye'dekilere göre ufak bir mağaza var. Ürünler Türkiye'den getiriliyor hatta sistemleri bile Türkçe, fiyatlar da normale göre daha pahalı. Böyle standart ürünler istemiyorsanız, daha şık özel mobilyalar bulabileceğiniz adresler de var, örneğin Pantsilion diye büyük katlı bir mağaza var ve gerçekten çok güzel mobilya ve dekorasyon ürünleri var. Eğer beni Türk mobilyacılarına emanet edin diyorsanız Doğtaş, Bellona ve Enza Home'un büyük mağazaları bulunuyor. Yapı market olarak Bricorama ve Domino'yu öneririm.. Ev hayvanlarınızın ihtiyaçları için pek çok pet shop var, her yerde denk gelirsiniz zaten ama sahibi Türk olan bir tane var, onu paylaşmak istedim: 4Pets, Vake'de yer alıyor. Evinize bitki almak istiyorsanız butik çiçekçiler var ancak genelde fiyatlar yüksek oluyor. Ben de ilk bitki alışverişini bu tip yerlerden yapmıştım çünkü çiçekçileri çok severim. Ancak daha sonra marketlerde çiçek satıldığını fark ettim, hem de en güzel çiçeklerin hepsini uygun fiyata bulabiliyorsunuz. O nedenle marketlerde bitki reyonlarına dikkat edin derim. Tiflis'teki marketlerden de bahsedeyim. Tiflis'te en yaygın zincir marketler Carrefour, Goodwill, Spar ve Nikora. En uygun fiyatlar genelde Carrefour'da oluyor ama Spar ve Nikora'nın da sürekli değişen çok güzel kampanya ürünleri oluyor, arada kontrol edin. Türkiye'deki Macro Center gibi olan AgroHub var, butik ürünler ve özellikle farklı meyve sebze için tercih edebilirsiniz. Tiflis'in büyük iki marketi de Carrefour'a ait, biri Tbilisi Mall'da biri East Point'te yer alıyor ve bu iki avm şehrin dışında iki ayrı uçta konuşlanmış durumda. Tiflis'te bizim sık kullandığımız bazı ürünleri bulmak zor olabiliyor, örneğin ince bulgur, beyaz peynir, kuru fasulye vb. Türk marketler dışında rastlamak zor. Tiflis'te benim bildiğim iki tane Türk market var birisi Didube'deki Tursa Market, biri de Marjanishvili'deki Vatan Market. Vatan Market küçük bir bakkal kadar ama özellikle şarküteri ve süt ürünleri konusunda Tursa'dan daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Türk marketlerden bahsetmişken Türk mağazalarını da yazayım. Koton, LCW, Penti, TAÇ, Madame Coco, English Home, Vestel şu an ilk aklıma gelenler. Bu arada yemek sektöründe de Mado şubeleri bulunuyor. Yukarıda Vestel'den bahsedince teknoloji mağazaları ile devam edeyim. Tiflis'teki en popüler büyük teknoloji mağazaları Elit Electronics ve Alta Oktay. Bunların dışında Zoommer diye bir zincir var, bunlar da şehrin birçok yerine yayılmış durumdalar, daha çok küçük telefon ve aksesuarları, laptop, hoparlör vb. ürünler satılıyor ve Tiflis'te en ucuz Iphone satan yer burası. Ben de telefonumu buradan aldım, güvenilirdir ve tax free imkanı vardır. Tiflis'te Türkiye'deki gibi belirli günlerde belli semtlerde pazar kurulma mantığı yok. Sabit büyük bir pazar var. Merkez tren istasyonu yakınlarındaki Dezerter Bazaar'da sebze, meyve ürünlerini marketlerden çok daha uygun fiyata ve taze olarak bulabiliyorsunuz. Et ve süt ürünleri de satanlar var. Tiflis'te online alışveriş ne yazık ki sıkıntılı, Zara dışında bilindik mağazalardan hiçbiri internet alışverişine açık değil. Tiflis'te marketten eve sipariş için Glovo ve Wolt kullanıyoruz. Sadece market değil, bazı mağazalar, eczaneler ve pek çok restoran için de bunlardan sipariş verebiliyorsunuz. Bunlar dışında ülke içi online alışveriş yapılabilecek birkaç adres vereyim. Burada listelediklerimden başka siteler de var ama İngilizce dil seçeneği yok, onları koymuyorum. Eğer Türkiye'den alışveriş yapıp buraya getirtmek isterseniz meko. ge'yi kullanabilirsiniz. Onların Türkiye'deki adreslerine sipariş veriyorsunuz, onlar da belli kargo ücreti karşılığı size ulaştırıyorlar. Sitelerinden daha fazla detay öğrenebilirsiniz. Tiflis'te pek çok kuaför var ama ben bir türlü gidememiştim. İlk defa Sam Raan Spa & Wellness Center'ınkine gittim. Hem hijyen hem hizmet olarak kesinlikle tavsiye ederim, çok kaliteli bir yer. Hayatımda yaptırdığım en iyi manikür ve pedikür olabilir, gönül rahatlığıyla övüyorum. Saç kesim ve boya da yaptırdım ama kendi rengim ve sadece uçlardan aldırma olduğu için bir özelliği yok. Ayrıca masaj hamam hizmetleri filan da var, biz çift masajına da girdik, çok iyi geldi. Tiflis'te epey Türk restoranı var ama benim deneyip de önerebileceğim Ankara Style var. Diğerlerini ya deneyip pek beğenmedim ya da henüz deneyemedim, eklemeler yaparım yine. Ankara Style'ın mutfağı kebap üzerine, biz özellikle lahmacun ve çiğ köftesini seviyoruz. Bir de Dinehall var, burada dünya mutfağından yiyecekler bulabiliyorsunuz yani Türk mutfağı özelinde bir restoran değil ama Türk kahvaltısı var ve bizce gayet başarılı. Bir de bu başlığın altına küçük bir ekleme yapacağım, ekstra bir başlık açmayayım dedim. Tiflis'te çocuğunuzun doğum günü için şekilli pastalardan yaptırmak isterseniz Madart'ı öneririm. Hem istediğiniz modeli çok güzel yapıyorlar hem de pastanın içi çok lezzetli oluyor. Eve bağlattığımız internet Silknet ve çok memnunuz. İstediğiniz hız ve limitte internet paketi alabiliyorsunuz. Telefon hattı olarak da ben magti kullanıyorum, eşim de Geocell kullanıyor, ikimiz de memnunuz, çekmeyle ilgili bir problem yaşamıyoruz. Evet yanlış okumadınız, Tiflis'te plajlar var. 🙂 Tiflis'te deniz yok ancak bir yapay göle Tiflis denizi diyorlar, işte onun bir plajı da var. Türk denizlerine alışmış bünye için denizi pek iyi olmasa da güneşlenmek ve plaj ortamında keyifli vakit geçirmek için düşünebilirsiniz. Bir de Lisi Gölü var, onun da plaj için alanı var ve insanlar bikinileriyle güneşleniyorlar. Tiflis ile ilgili daha fazla bilgi için aşağıdaki yazılarımı okumanızı tavsiye ederim. Yukarıda yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerim ve araştırmalarımın sonucudur. Hepsine alternatif başka yerler de mutlaka vardır. Yaşadıkça siz de öğrenebilirsiniz ama ilk geldiğinizde sudan çıkmış balık gibi olmamanız için bu yazımnın yardımcı olacağını düşünüyorum. İşe yarar olduğunu düşünüyorsanız emeğim için yorum yapmayı ve beğenmeyi atlamazsanız sevinirim, böylece daha iyi içerikler üretebilmek için motive olurum. Sizin eklemek veya sormak istedikleriniz varsa yine yorumlara yazın lütfen, herkes faydalansın. Ben de yeni bir şeyler keşfettikçe veya yazmayı unuttuğum bir şeyler aklıma geldikçe yazıya eklemeler yapacağım mutlaka. Umarım Tiflis'te her şey gönlünüzce olur. Not: Tiflis'te şirket kurmak üzerine yakında bir yazı gelecek, birazcık daha sabır rica ediyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın! Harika bi genel bilgilendirme olmuş. Başucu kaynağı yapıcam."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/02/23/turk-gerilim-filmleri-dizileri", "text": "Beni instagram'dan takip ediyorsanız en sevdiğim türün gerilim olduğunu biliyorsunuzdur. Türkiye'de maalesef gerilim filmleri ve dizileri konusunda büyük bir eksiklik var ama bu hiç güzel yapım olmadığı anlamına gelmiyor. Yalnız internette ne zaman Türk gerilim filmlerini arasam garip gurup kalitesiz korku filmlerinden oluşan listeler görüyorum. Bu konuda bir eksik var gibi geldi, dedim bari kendi izlediklerimden şöyle gerçekten kaliteli gerilim filmleri listesi yapayım. Baktım benim liste de çok küçük kaldı, o yüzden son yıllarda çekilmiş sevdiğim Türk gerilim dizilerini de birleştirip karışık, Türk gerilim filmleri ve dizileri listesi hazırlamaya karar verdim ve bence gerçekten süper bir liste çıktı ortaya, belki hepsini izlemişsinizdir bilemiyorum. Ben çok mantık hatalarında boğulan bir izleyici değilim, bu listedeki tüm içerikler kusursuz da demiyorum, eleştirecek şeyler tabi ki var ama genel olarak seyir keyfi yüksek diye düşünüyorum. O zaman buyurun, gerilim severler için sürükleyici Türk filmleri ve dizileri listesi sizlerle.. Av Mevsimi: 2010 yapımı, IMDB puanı 7,4. Sadece oyuncu kadrosu bile filmi izlemek için yeterli olabilir bence, aynı nedenle bu filmi izlemiş olma ihtimaliniz diğerlerinden çok daha yüksek. Bir genç kıza ait olduğu anlaşılan bir kolun bulunmasıyla başlıyor film. Olayı araştıran üç polisin hayatları ile harmanlanmış, ucu ülkenin en zengin adamlarından birine dayanan bir cinayet soruşturması filmi, ben oldukça başarılı bulmuştum. Ejder Kapanı: 2010 yapımı, IMDB puanı 6,5. Aftan yararlanıp çıkan pedofili eski hükümlüleri öldüren bir seri katil ortaya çıkıyor. Bu cinayetlerin öncesinde Ensar adında bir karakter askerlikten eve dönüyor ve kız kardeşinin pedofili bir eski hükümlü tarafından tecavüze uğradıktan sonra intihar ettiğini öğreniyor. Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu ve Berrak Tüzünataç'tan oluşan polis ekibimiz de Ensar'ın yani Nejat İşler'in peşine düşüyor. Sis ve Gece: 2007 yapımı, IMDB puanı 6,7. Ahmet Ümit'in romanından uyarlanmış filmde gizli servis elemanı olan bir adam, evli ve iki çocuk babası olmasına rağmen komşusunun kızı ile ilişkiye giriyor. Emniyet teşkilatındaki amirini yakınlarda kaybetmiş ve bu konuda zaten yeterince üzgünken Mine de bir anda ortadan kayboluyor. Sedat aralarındaki ilişkiyi belli etmeden Mine'nin kayboluşunu araştırmaya başlıyor. Sonu oldukça şaşırtmıştı beni. Küçük Kıyamet: 2006 yapımı, IMDB puanı 6,3. Bu listedeki diğer yapımlardan farklı olarak bir polisiye gerilim değil. Filmi, cinli perili bir korku filmi zannedebilirsiniz ama bu filmin türüne korku demek bence yanlış olur. Daha önce depremde annesini kaybetmiş olan bir kadın, İstanbul'daki deprem korkusundan biraz uzaklaşmak için ailesiyle Ege'de bir ev kiralıyor. Gittikleri yerde esrarengiz olaylarla karşılaşıyorlar. Filmde epey geriliyorsunuz ve sonuyla da büyük sürpriz yaşıyorsunuz. Beyza'nın Kadınları: 2006 yapımı, IMDB puanı 6,2. İstanbul'da kesik bacaklar bulunmaya başlıyor ve polis seri katilin peşine düşüyor. Bu arada olayı inceleyen uzmanlardan biri olan psikiyatristin eşi Beyza ilginç hafıza kayıpları yaşıyor ve bir şekilde ölen kişilerin kendisiyle ilgisi olduğu ortaya çıkıyor. Demet Evgar ve Levent Üzümcü oyunculukları eşliğinde gayet güzel bir polisiye gerilim filmi. Fatma: 2021 yapımı, 6 bölümden oluşuyor. IMDB puanı 7,5. Fatma geçimini temizlik yaparak sağlayan bir kadın, kocası hapse girmiş, çıkmasını bekliyor ama kocası ortadan kayboluyor. Kocasına ne olduğunu araştırırken bir anda cinayet işliyor. Bu cinayet, kocasının karanlık düşmanları tarafından öğreniliyor ve şüphe çekmeyecek biri olduğu için öldürmeye devam etmesini istiyorlar. Hayatı tehlikede olduğu için mecburen cinayetlere devam ediyor ve bir yandan da kocasını arıyor. Alef: 2020 yapımı, 8 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 8,1. Settar ve Kemal adında iki dedektif boğazda bulunan bir cesedi araştırmaya başlıyorlar, bu sırada arka arkaya cinayetler işlenmeye devam ediyor ve bu cinayetler çok eski yıllar ve tarikatlarla ilişkilendiriliyor. Bu arada tabi ki dedektiflerin özel hayatları da entegre oluyor. Konusu oldukça ilgi çekiciydi ve diziyi genel olarak sevdim ama bazı bölümlerde çok gereksiz sürekli küfür edildiği için rahatsız olmuştum. Şahsiyet: 2018 yapımı, 12 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 9,1. Yine herkesin haberi olduğunu düşündüğüm bir dizi ile devam ediyorum. Ama bu liste Şahsiyet olmadan eksik kalırdı, koymak zorundaydım. Başrolde Haluk Bilginer'in canlandırdığı karakter Agah'a Alzheimer teşhisi konuyor. Her şeyi unutacağını öğrenince çok üzülüyor. Kendisi adli katip emeklisi ve suçlu olduklarını bildiği halde ceza almayan bazı insanları daha önce not etmiş. Madem her şeyi unutacağım, bu suçluları öldüreyim nasıl olsa unutacağım diye düşünüyor ve olaylar gelişiyor. Sevmeyen pek çıkmaz sanıyorum, Agah Bey kesinlikle dünyanın en tontiş dizi karakterlerinden biri. Bozkır: 2018 yapımı, 10 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 8,1. Dizi hayalı bir Anadolu şehrinde geçiyor ve şehirde bir çocuk cinayeti yaşanıyor. Başkomiser Seyfi ve birlikte çalıştığı polis Nuri cinayeti araştırmaya başlıyor. Cinayetin ucu şehrin en zengin iş adamına uzanmaya başlıyor ve arkada bambaşka olaylar ortaya çıkıyor. Bu arada tabi Nuri ve Seyfi'nin hayatlarına da giriyor. Biraz yavaş ilerliyor gibi ama çok sürükleyici bir dizi, ilerleyen bölümlerde konu iyice derinleşiyor ve farklı bir boyuta geçiyor, ilgi çekici gelmişti bana. Masum: 2017 yapımı, 8 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 8,4. Emekli baş komiser Cevdet, eşi ve oğluyla beraber bir kıyı kasabasında yaşıyorlar. Tarık'ın eşi Emel ve abisi Taner bir trafik kazasında ölmüşler. Cevdet'in eski öğrencisi Yusuf Komiser, yakın arkadaşı Taner'in ölümünü incelemek için şu anki baş komiser tarafından kasabaya gönderiliyor. Cevdet ve eşinin sakladıkları bir sır var tabi bu arada. Geriye dönüşlerle olayların aslını öğreniyoruz. Kadrosuyla gözleri pörtleten dizilerden biri, çok yavaş ilerliyor ama gerçekten başarılı. 46 Yok Olan: 2016 yapımı, 13 bölümden oluşuyor, IMDB puanı 8,4. Meşhur bir genetik profesörü olan Murat, beş yıldır komada yatan kız kardeşi Ezo'yu hayata döndürmek için formüller arıyor. Sonunda iyi geleceğini düşündüğü bir ilaç buluyor ve önce kendi üzerinde denemeye başlıyor. Bu ilacı içtiği zaman bambaşka bir insana dönüşüyor ve kendine geldiğinde neler yaptığını hatırlamıyor. Yer yer saçma sapan gelse de genel olarak sürükleyici bulduğum değişik konusuyla ilgimi çeken bir dizi oldu. Türk gerilim filmleri ve dizileri için önerilerim şimdilik bu kadar, benim gibi gerilim severler için umarım işe yarar bir liste olmuştur. Sizin de bu türde önerebileceğiniz diziler veya filmler varsa, lütfen yorumlarda paylaşın, ben de dahil herkes faydalansın. Evde kaldığımız bugünlerde her öneri çok faydalı oluyor. Benim de aklıma gelmeyenler vardır belki, gelirse ekleme yaparım. Daha nice kaliteli gerilim türünde Türk yapımların gelmesi dileğiyle. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/03/02/turkiye-glamping-alanlari", "text": "Son dönem insanların doğayla iç içe tatile öncelik vermesiyle birlikte kamp yapmaya olan ilgi arttı. Ancak çadır kampı yapmak herkese uygun olmayabiliyor, işte bu noktada glamping tesisleri devreye giriyor. Glamping nedir diye sorarsanız glamorous camping'in birleşimi olarak ortaya çıkmış bu sözcük, lüks kamp yapmayı ifade ediyor. Glamping ne demek öğrendiğimize göre Türkiye glamping alanları ile devam edebilirim. Bu tip listelerde her zaman yaptığım gibi bölgelere ayırarak ilerleyeceğim, böylece yaşadığınız yere ya da tatil yapmayı düşündüğünüz yere en yakın glamping tesisini kolayca bulabilirsiniz. Glamping konusunda önce Ege, sonra Marmara bölgeleri daha çok öne çıkıyor. Akdeniz'de 3, Karadeniz'de sadece 1 tesis buldum, diğer bölgelerde hiç bulamadım. Her bir tesisin web sitesi veya instagram adresini paylaşıyorum, oralardan fiyatları inceleyip iletişime geçebilirsiniz. Bu listede sadece klasik bungalov konaklama imkanı ya da sadece kendi çadırınızla konaklama imkanı sunan tesisleri dahil etmedim, glamping tesisleri var sadece. Diğer alternatifler için önceki yazılarımı okumanızı öneririm. Airbnb üzerinden kiralayabildiklerimizi de bir araya topladım, şuradan inceleyebilirsiniz. Riva Valley Glamping: İstanbul'dan fazla uzaklaşmadan manzara, yeşillik ve denizle buluşmak isterseniz Beykoz'daki dome çadırlardan oluşan bu tesiste konaklamayı düşünebilirsiniz. Sahil Kamp: Şile'de yer alan tesiste çok fazla konaklama çeşidi bulunuyor. Glamping çadırlar, Tiny House'lar, bungalowlar, taş evler, hobbit evleri ve villlalardan hangisinde isterseniz kalabilirsiniz. Longosphere: Türkiye'nin en kapsamlı ve en büyük glamping tesisi, İğneada'da bulunuyor. Bungalov ve üçgen çadır tipinde iki çeşit glamping konaklama imkanı var. İçinde restoranı, macera parkuru, kasaba sokağı, barı vs. var. Dupnisa Kamp: Burası henüz açılmadı ama ilk benden duyun istedim. 🙂 Mayıs 2021'de Kırklareli'nin Kofçaz ilçesinde açılması planlanıyor, reklamlarından epey güzel görünüyor. Uludağ Kamping: Uludağ'ın eteklerinde, Keles Dağdibi'nde bulunan kamp alanında 4 adet kulübe, 6 adet çadır alanı var. Gökyüzü Kutusu: İznik'te yaylada, çatısı açılan ahşap bir bungalov içinde uyuma imkanı sunuyor. Bungalovun içinde sadece yatak var. Duş, wc ayrı bir yerde bulunuyor. Gargara Kamp: Tesis bünyesinde asma çadırlar ve çadır evler bulunuyor. Küçükkuyu Assos Yolu üzeri 7. km'de Arıklı Köyü Altı mevkiinde yer alıyor. Mavi Zeytin Beach & Glamping: İçinde duş, tuvalet, ve çift kişilik karyolası olan 16m2'lik lüks çadırlarda konaklayabiliyorsunuz. Assos Sahil Yolu, Ahmetçe Altı mevkiinde yer alıyor. Kozluyalı Glamping: Tesiste 6 tane balkabağı çadır var. 13 m genişliğinde ve 3 metre yüksekliğindeki bu çadırlarda çift veya tek kişilik iki yatak, aydınlatma, havalandırma ve wc-banyo bulunuyor. Ayvacık, Büyükhusun Köyaltı Sahil mevkiinde yer alıyor. Adaperest Glamping: Bozcaada'da, 4 kişilik tek bir karavan ve bahçeden oluşan bir konaklama yeri. Mola Glamping: Mola Beach Cunda'nın bahçesinde 2 adet karavan ve 4 adet glamping çadırından oluşan bir tesis. Cunda Fora Glamping: Cunda'da, bungalov odalar ve 2-3-4 kişilik karavanlardan oluşan konaklama birimlerine sahip bir tesis. Pingala Glamping: Karaburun'da, karavanlardan ve glamping çadırlardan oluşan konaklama birimlerine sahip bir tesis. Mona Glamping Caravan Suites: Sığacık'ta, 5 karavan, 1 tiny house ve 3 glamping çadırından oluşan bir tesis. Vadi Alaçatı: Alaçatı'da, her birinin kendi bağımsız bahçesi ve tarlası olan geri dönüşümlü 20 tane yuvarlak ahşap odalardan oluşan bir tesis. Hepsi deniz, orman, lavanta ve zeytinlik manzaralı 2'şer, 3'er, 4'er kişilik. Avalon Steppes: Fethiye Kayaköy'de yer alan tesiste oba çadırı şeklinde konaklama birimleri bulunuyor. Dışarıda çadır gibi görünüyorlar ama içleri Osmanlı ve İngiltere saraylarından ilham alınarak döşenmişler. Perdue Otel: Faralya'da, yeşille mavinin buluştuğu noktada, 11 tane lüks çadırdan oluşan bir tesis. Burası özellikle romantik bir tatil geçirmek isteyen çiftler için çok uygun. Kocabahçe Glamping: Bozburun'da, bungalovlar, lotus çadırlar, büyük kamp çadırlar ve izci çadırlarından oluşan bir tesis. Bonjuk Bay: Marmaris Çamlı'da taş evler, bungalovlar ve glamping çadırlardan oluşan bir tesis. Burada genelde özel etkinlikler düzenleniyor. Kabak Dome Suites: Kabak koyunun yamaçlarına kurulmuş olan tesis, oldukça lüks bir glamping deneyimi sunuyor. Manzara ve imkanlar çok iyi görünüyor. Chakra Beach Kabak: Kabak'ta, yuvarlak bambu odalar ve standart bungalovlardan oluşan bir tesis. Club Amazon Bördübet: Marmaris ile Datça arasında, butik van, çingene arabası, taş oda, mini bungalov, bonibon oda ve küp oda gibi konaklama birimleri olan bir tesis. Campo Portakal Eco Glamping: Çıralı'da bir portakal bahçesinde, 2 büyük çadır, 1 safari çadırı, 1 bedevi çadırı ve 1 çan çadırdan oluşan bir tesis. Kalinka Bungalow Camping: Çıralı'da 5 adet konik bungalov odaya sahip, aynı zamanda çadır ve karavan konalaması yapılabilen bir tesis. Kaş Joy Glamping: Kaş, Büyükçakıl plajına yakın, bungalov, glamping çadır ve apart odalardan oluşan bir tesis. Livera Camping: Trabzon, Maçka'da 24 adet oba çadırından oluşan bir tesis, güneş ve rüzgar enerjisi kullanıyorlar. Türkiye glamping alanları için önerilerim şimdilik bu kadar, doğa sevenler ve izole tatil yapmak isteyenler için umarım işe yarar bir liste olmuştur. Sizin de bu türde önerebileceğiniz, listede olmayan adresler varsa, lütfen yorumlarda paylaşın, ben de dahil herkes faydalansın. Benim de aklıma gelmeyenler vardır belki, gelirse ekleme yaparım. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/03/05/istanbula-yakin-gunubirlik-gezilecek-yerler", "text": "İstanbul'dan ortalama ulaşım süreleriyle birlikte yakından uzağa doğru İstanbul'a yakın günübirlik gezilecek yerleri yazacağım ancak buradaki süreler tabi ki nerede yaşadığınıza, trafik durumuna göre değişecektir. Bir de bu listedekilerin bazıları İstanbul'a bağlı aslında ama merkeze uzak oldukları için listeye aldım. Kilyos: Avrupa Yakasında, İstanbul'dan sadece 30 dk uzaklıkta yer alan Kilyos daha çok yazın plajları nedeniyle tercih ediliyor ama herkesin merkezdeki sahillere akın edeceği düşünülünce bahar aylarında daha sakin bir piknik için düşünebilirsiniz. Ayrıca Kilyos'taki mekanlarda kahvaltı veya balık yenebilir. Kahvaltı için Emel'in Bahçesi, balık yemek için Kilyos Balık Restaurant normalde güzel yerlerdir. Pandemi sonrası da açıldıklarını umuyorum. Polonezköy: Anadolu Yakasında, İstanbul merkezden 30 dk uzaklıkta yer alan Polonezköy genelde mangalcılarıyla ünlü ama tabiat parkı içerisinde yürüyüş yapabileceğiniz parkurlar bulunuyor. Yemeğinizi yedikten sonra yürüyüp eritebilirsiniz böylece. Biz Polonezköy Country Club'a gitmiştik daha önce ve pek çok hayvan da vardı, çocuklu ailelerin keyifli vakit geçireceğini düşünüyorum, oğlumun ilgisini çekmişti. Daha pek çok restoran alternatifi bulunuyor. Büyükada: Bostancı iskelesinden 30 dk süren bir vapur yolculuğu ile Prens adalarının en büyüğü Büyükada'ya ulaşmak mümkün. Adada bisiklet kiralayabilir ya da elektrikli araçlarla tur atabilirsiniz. Dilburnu'nda kahvaltı yapmak, Aya Yorgi tepesine çıkmak, köşklerin arasında dolaşmak, Adalar Müzesi'ne gitmek adada yapabileceğiniz şeylerden bazıları. Mekan önerisi: deniz kıyısındaki Loc'ada Restaurant. Karaburun: İstanbul'a 45 dk uzaklıkta bir Karadeniz balıkçı kasabası burası. Biraz deniz havası almak biraz da güzel meze ve balık yemek için giderdik. Gezilecek görülecek bir şey yok, o nedenle fazla kalabalık olmayacağını düşünüyorum ama müdavimleri doldurabilir tabi. Hanımeli Restaurant'ı çok severiz, hizmet ve lezzetler on numaradır, en azından bize her zaman öyle denk geldi. Önünüzde alabildiğine deniz manzarası, daha ne ister insan. Şile: İstanbul'a 45 dk uzaklıkta Şile de genelde yazın plajları için tercih edilen bir yer ama Kilyos için söylediğim gibi bahar aylarında da kalabalıklardan uzak olmak için tercih edilebilir. Gezilecek pek bir yer yok, restore edildikten sonra alay konusu olan minnoş kalesi var sadece. 🙂 Bence sahilde piknik yapmak güzel fikir olabilir. Restoranda yemek isterseniz Massha&Şile Balıkçısı, hem kahvaltı hem balık ve meze için tercih edilebilir. Darıca Hobbit Köyü: İstanbul merkeze araçla 1 saat uzaklıkta, Şehit Er Gökhan Hüseyinoğlu Sahil Parkı içerisine Yüzüklerin Efendisi serisinden ilham alınarak Hobbit Evleri inşa edilmiş. Artık Yeni Zelanda'ya kadar gitmeye gerek yok anlayacağınız. Çocuklu aileler de dahil herkesin ilgisini çekebilecek bir yer. Kendi aracınız yoksa da üzülmeyin, İstanbul'dan Marmaray ile direkt ulaşım mevcut. Giriş ücretsiz, sadece bu evlerden ibaret değil, yürüyüş parkurları, piknik alanı ve çocuk oyun alanları da bulunuyor. Ballıkayalar: Gebze Tavşanlı köyü yakınlarında, İstanbul'a 1 saat uzaklıktaki Ballıkayalar doğayla bütünleşmek isteyenler için harika bir yer. Göl kenarında piknik, kanyon içinde yürüyüş ya da kaya tırmanışı yapabilirsiniz. Yalnız yeme içme ihtiyaçlarınızı yanınıza almanızda fayda var, alanda alışveriş yapma imkanı yok. Karamürsel: İstanbul'a 1 saat 15 dk uzaklıkta ufak bir ilçe olan Karamürsel de İstanbul'un kalabalığından kaçmak isteyenlere bir alternatif olabilir. Biraz deniz havası alıp biraz da yemek yiyebilirsiniz. Papuli Köy Evi'nin kahvaltıları çok güzel görünüyor, organik ve çeşit çok. Kahvaltıdan sonra meşhur Karamürsel sepetlerinden almadan eve dönmeyin. Maşukiye Kartepe: Tur şirketlerinin favori günübirlik rotalarından olan Maşukiye ve Kartepe, İstanbul'a 1.5 saat uzaklıkta yer alıyor. Kartepe'de kayak merkezi var ama illa kayak yapmak zorunda değilsiniz, teleferiğe binip gezinti yapabilirsiniz. Maşukiye ise yaylaları, alabalık restoranları ve kahvaltıcılarıyla meşhur. Akasya Alabalık buranın en meşhur mekanlarından biri. Ormanya: İstanbul'a 1.5 saat uzaklıktaki bir diğer Hobbit köyümüz de Kocaeli'de yer alyor. Avrupa'nın en büyük doğal yaşam alanı olma özelliğine sahip olan park, çocuklu aileler başta olmak üzere herkes için güzel bir kaçış rotası. İçinde yürüyüş parkurları, mesire alanı, kuş gözlem, yaban yaşam, çocuk hayvanat bahçesi gibi birimler bulunuyor. Ağva: İstanbul'a 1.5 saat uzaklıkta yer alan Ağva, daha çok Göksu nehri kıyısındaki otelleriyle öne çıkıyor, o nedenle sanki sadece konaklamalı gidilirmiş gibi bir his oluyor ama aslında günübirlik de gidilesi bir yer. Kilimli koyunda deniz kenarında vakit geçirebilir ve nehir kenarındaki restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Yalova: İstanbul merkeze 1.5 saat uzaklıkta bulunan Yalova, dolu dolu bir gün geçirmeniz için gezilecek pek çok yere sahip. Delmece Yaylası, Sudüşen Şelalesi, Dipsiz Göl, Yalova kent ormanı, Karaca Arboretumu, Yürüyen Köşk, Yalova Açık Hava Müzesi, Yalova Termal Kaplıcalar ve Yalova Sahili gezebileceğiniz başlıca yerler arasında yer alıyor. Kahvaltı veya diğer öğünler için Tike Restaurant, Ünsal Balık ve Organica Restaurant favoriler arasında. Sapanca: İstanbul'a 1.5 saat uzaklıktaki Sapanca'nın en büyük atraksiyonu tabi ki Sapanca Gölü. Göl çevresinde yürüyüş yapabilir veya bisikletle gezebilirsiniz. Ormanda ATV ile ya da gölde kayıkla gezebilirsiniz. Buradaki spa otellerinde masaj yaptırabilirsiniz. Sapanca'da muhteşem konaklama seçenekleri var, günübirlik yerine daha uzun kalmayı düşünebilirsiniz. Acarlar Longozu, Poyrazlar Gölü: İstanbul'a ortalama 1.5 saat uzaklıkta yer alan, Sakarya'ya bağlı bu doğal güzellikler yine tur şirketlerindeki en popüler günübirlik geziler arasında yer alıyor. Türkiye'nin ikinci büyük longoz ormanları olan Acarlar ve alüvyal set gölü olan Poyrazlar, doğayla içiçe olmak isteyenlerin öncelikli tercihi olabilir. Sardala Koyu: İstanbul'a 1 saat 45 dk uzaklıktaki koyda, deniz kenarında piknik yapabilir ya da etrafında yürüyebilirsiniz, gün batımı için de oldukça güzle bir lokasyon. Yazın giderseniz ya da hava yeterince güzel olursa denize girmek için de ideal bir yer. Tekirdağ: İstanbul'dan sadece 2 saat uzaklaşarak Trakya bağ rotası üzerindeki bağ evlerinden birine gitmek de güzel bir gezi olacaktır. Özlelikle Barbare Bağ evi tesis ve hizmet anlamında gerçekten çok öne çıkıyor. Burada biraz vakit geçirdikten sonra karnınızı fazla doyurmadıysanız, eve dönmeden Tekirdağ köftesi de yerseniz bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz. Kandıra: İstanbul merkeze 2 saat uzaklıkta, plajlarıyla öne çıkan Kefken ve Kerpe de günübirlik tercih edilebilecek yerlerden. Gezilecek pek yer olmadığından baharda sahilde piknik yapmak için uygun olur diye düşünüyorum. Pembe Kayalar bu bölgedeki en meşhur adres, rengi hafifi turuncumsu pembemsi dev kayalıklar gün batımında daha çok ortaya çıkıyor. Kerpe'de bir de dalga sörfü yapılıyor, ilginizi çekiyorsa deneyebilirsiniz. Dışarıda yemek isterseniz Reis Balık Lokantası'na gidebilirsiniz. Edirne: Osmanlı'ya bir dönem başkentlik yapmış olan Edirne, İstanbul'dan 2.5 saat kadar sürüyor. Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği cami Selimiye Cami ilk görülmesi gereken yerlerden biri. Edirne'ye gitmek için diğer bir neden de tabi ki ciğeri. Ciğer için en doğru adresler ise Aydın Tava Ciğer ve Niyazi Usta. Erken giderseniz Meriç Nehri kenarında kahvaltı da edebilirsiniz. Eskişehir: Biraz daha uzaklaşmayı göze alanlar için, İstanbul'a 3 saat uzaklıktaki Eskişehir de güzel bir alternatif. Aracı olmayanlar hızlı trenle de ulaşabilirler. Sazova Parkı, Porsuk Çayı, Odunpazarı gibi öne çıkan gezilecek yerleri bir günü dopdolu geçirmenizi sağlayacaktır. Eskişehir denince ilk akla gelen yiyecek çibörek biliyorsunuz, yemeden dönmeyin. Bunun için en ünlü yerler Papağan ve Has Kırım. İstanbul'a yakın günübirlik gezilecek yerler listem şimdilik bu kadar, gezmeyi özleyenler için umarım işe yarar bir liste olmuştur. Sizin de, listede olmayan İstanbul'a yakın önerebileceğiniz yerler varsa, lütfen yorumlarda paylaşın, ben de dahil herkes faydalansın. Benim de aklıma gelmeyenler vardır belki, gelirse ekleme yaparım. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/05/04/gurcistandan-araba-almak-ve-gurcistan-araba-fiyatlari", "text": "Önce Gürcistan'da araba almanın şartlarını anlatacağım, ardından Gürcistan'da araba fiyatları için fikir olması adına bazı örnekler paylaşacağım. Türk vatandaşları Gürcistan'dan araba alabilirler ancak oturum izni olması gerekir. Gürcistan oturum izni almak için birkaç yol var: Gürcistan'da çalışmak, Gürcistan'da öğrenci olmak, eşinizin veya anne babanızın oturum izni olması ya da vatandaş olması, 100.000$ değerinde ev yatırımı yapmak ya da 300.000$ değerinde iş yatırımı yapmak. Çoğu kişi ev için 35.000$, iş için 100.000$ yeterli sanıyor ancak bu fiyatlar 2018 itibarıyla artırılmış durumda, güncel durumda yukarıda yazdığım rakamlar geçerlidir. Oturum izni detaylarını merak ediyorsanız, bu konuda hazırladığım yazıyı da okumanızı öneririm. Türk vatandaşları, Türkiye'ye yabancı plakalı araba getirebilirler ancak yurt dışında yerleşik olmaları gerekiyor. Yurt dışında yerleşik olmak için, Türkiye'ye arabayı götürmek istediğiniz tarihten önceki son bir yıl içinde en az 185 gün yurt dışında kalmış olmanız gerekiyor, bu süre parçalı olabilir. Bu süreyi e-devlet üzerinden giriş çıkış kayıtlarınıza bakarak takip ediyorlar. Bu süreyi Gürcistan'da geçirmiş olmanız şart değil. Yani yılın yarısından fazlasını herhangi bir ülkede ya da farklı ülkelerde geçirmiş olabilirsiniz. Sınırdan geçerken, yurt dışı plakalı araç için zorunlu trafik sigortası yaptırmanız gerekiyor. Gürcistan'da yaptırdığınız sigorta Türkiye'yi kapıyorsa o da geçerli oluyor deniyordu resmi sitede ancak bizim sigorta Türkiye'de geçerli olmasına rağmen yine de yeşil sigorta istenmişti, sigorta üç aylık yapılabiliyor. Sigorta süresini uzatmak gerektiğinde de maalesef normal ülke içindeki sigorta şirketlerinden işlem yapılamıyor. Gümrüğü arayıp oradan uzatmamızı yapmıştık. Türkiye'ye götürdüğünüzde de, arabayı sadece araç sahibi ve birinci derece akrabaları kullanabilir. Birinci derece akrabaların da yurt dışında yerleşik görünmesi gerekiyor yani 185 gün şartı aranıyor. Bu şartları sağlamayan kişiler arabayı ancak acil durumlarda, araç sahibi araçtayken kullanabiliyor. Aracı Türkiye'ye götürdükten sonra araçsız yurt dışına çıkmanız gerektiğinde ya aracınızı gümrük otoparkına bırakıyorsunuz ya da havaalanında veya kara sınırı geçişlerinde polise taahhütname bırakıyorsunuz. Eğer bunu yapmadan yurt dışına çıkarsanız astronomik rakamlarda cezalar söz konusu. Biz daha önce aracımızı Türkiye'ye götürdüğümüzde ben arabayla 6 ay kadar Türkiye'de kalmıştım fakat eşim çalışmaya devam ettiği için uçakla sürekli gidip geliyordu. Her seferinde havaalanında bu prosedürü gerçekleştirip o şekilde yurt dışına çıkıyordu. Gürcistan'dan Türkiye'ye getirilen arabalara en fazla iki yıl Türkiye'de kalabiliyor. Bu süre, tek seferde kesintisiz olarak kullanılabilir ya da parça parça giriş çıkışlarla kullanılabilir. Bu sürenin tamamı dolduktan sonra, yeniden Türkiye'ye araba götürebilmeniz için hem araç sahibinin hem de arabanın, çıkış tarihinden itibaren yine en az 185 gün süreyle yurtdışında bulunması gerekiyor. Eğer aracı başkasının üstüne geçirirseniz, o kişi yeniden aracı Türkiye'ye sokabilir. Daha önce Tiflis'te Yaşam için Hayat Kurtaran Faydalı Bilgiler yazımda da paylaşmıştım, şimdi burada tekrar paylaşıyorum. Tiflis merkeze 15-20 dk uzaklıkta Rustavi Car Market diye büyük bir araba pazarı var, çok fazla çeşitte arabayı bir arada görmek için buraya gitmenizi öneririm. Eğer internetten araba bakmak isterseniz diye satılık araba ilanlarının bulunduğu en popüler web adreslerini de paylaşıyorum. Tiflis'teki ikinci el arabalar Amerika, Japonya, Dubai veya Avrupa'dan gelen kazalı arabalar oluyor genelde ve burada onarılarak satışa sunuluyor. Arabanın geçmişini mutlaka takip etmelisiniz, bunun için aşağıdaki siteye VIN kodunu giriyorsunuz. Türkiye'deki arabalar için 5664'e mesaj atarak, araç hasar kaydı sorgulama hizmetini uluslararası araçlar için bu siteden alabiliyorsunuz. Biz ikinci el araba pazarını gezdiğimiz için burada Gürcistan'da ikinci el araba fiyatlarına değineceğim. Başlıca özellikleriyle birlikte, rastgele bazı arabaların fiyatlarını örnek olarak yazacağım, sıralamayı en pahalıdan en ucuza doğru yapıyorum. FERRARI 208 6.3: Benzinli, 2016 Model, 16830 km, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 112000$. Ek vergi yok. PORSCHE Panamera 4S 3.0 Turbo: Benzinli, 2014 Model, 40200 km, cam tavan, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 45500$. Ek vergi yok. MERCEDES-BENZ GLE 450 AMG 3.0 Turbo: Benzinli, 2015 Model, 25000 km, cam tavan, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 45000$. Ek vergi yok. LAND ROVER Discovery Sport 2.0 Turbo: Dizel, 2019 Model, 16000 km, cam tavan, otomatik vites 45000$. Ek vergi yok. TOYOTA Land Cruiser 4.5 Turbo: Dizel, 2013 Model, 160000 km, cam tavan, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 35500$. Ek vergi yok. BMW X2 2.0 Turbo: Benzinli, 2018 Model, 24000 km, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 29500$. Ek vergi yok. VOLVO S60 T4 R-DESIGN 2.0 Turbo: Benzinli, 2019 Model, 13000 km, cam tavan, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 25000$. Ek vergi yok. AUDI Q3 S Line 2.0 Turbo: Benzinli, 2015 Model, 93400 km, cam tavan, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 14800$. Ek vergi yok. NISSAN Qashqai 1.6 Turbo: Dizel, 2016 Model, 62000 km, cam tavan, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 14740$. Ek vergi yok. HONDA Civic 1.5 Turbo: Benzinli, 2017 Model, 45000 km, düz vites 9000$. Ek vergi yok. FIAT 500L 1.3 Turbo: Dizel, 2017 Model, 13000 km, cam tavan, otomatik vites 8000$. Ek vergi yok. FORD Focus 2.0: Benzinli, sedan, 2018 Model, 86400 km, cam tavan, otomatik vites 7200$. Ek vergi yok. MINI Countryman 1.6: Benzinli, 2013 Model, 65000 km, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 6000$. Ek vergi yok. VOLKSWAGEN Jetta 2.5: Benzinli, 2011 Model, 208000 km, otomatik vites ve deri koltuklar ile birlikte 4200$. Ek vergi yok. MITSUBISHI Colt 1.3: Benzinli, 2004 Model, 122000 km, otomatik vites 2450$. Ek vergi yok. Daha fazlası için şuradaki videomuzu izleyebilirsiniz. İlk fırsatta, araba galerilerini gezerek Gürcistan'da sıfır araba fiyatlarını da öğrenip eklemeler yaparım. Yukarıda yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerimiz ve araştırmalarımızın sonucudur. İşe yarar olduğunu düşünüyorsanız emeğim için yorum yapmayı ve beğenmeyi atlamazsanız sevinirim, böylece daha iyi içerikler üretebilmek için motive olurum. Sizin eklemek veya sormak istedikleriniz varsa yine yorumlara yazın lütfen, herkes faydalansın. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/05/07/gurcistan-oturum-izni", "text": "Geçtiğimiz günlerde yayınladığım Tiflis araba pazarı turu ve Gürcistan'da araba almak hakkındaki video çok fazla izlendi ve konuyu takiben çok fazla soru gelmeye başladı. Bu soruların başında, Gürcistan'dan oturum izni almanın kolay bir yolu olup olmadığı geliyordu. Internette bu konuda epey bilgi kirliliği olduğunu görünce detaylı bir yazı yazmaya karar verdim. Bu yazıda; Gürcistan oturum izni nasıl alınır? Gürcistan'da ev alarak vatandaşlık veriliyor mu? Gürcistan vatandaşlığı nasıl alınır? sorularının detaylı cevaplarını bulabileceksiniz. Öncelikle oturum izniyle ilgili tüm detayları vereceğim, sonrasında Gürcistan vatandaşlığı konusuna değineceğim. Gürcistan vatandaşları, Schengen ülkelerinde serbest dolaşım hakkına sahip ve bu yüzden Gürcistan vatandaşlığı konusu da epey merak ediliyor. O konudaki eksik ve yanlış bilgileri de ortadan kaldırmak istiyorum. Gürcistan'da verilen oturum izni türleri ve bunları almak için gereken şartları listeliyorum. - Çalışma amaçlı oturum izni - Öğrenim amaçlı oturum izni - Aile birleşmesi amaçlı oturma izni Mevcutta oturum izni olan birinin aile bireylerine verilen oturum izinleri, şu anda benim sahip olduğum kategori bu oluyor. - Yatırım amaçlı oturum izni Gürcistan'da en az 300000$ değerinde iş yatırımı yapan kişilere ve onun birinci derece akrabalarına verilen oturum izni. - Kısa Dönem Oturum İzni Gürcistan toprakları içerisinde, piyasa değeri 100000$ ve üzeri değerde gayrimenkul sahibi olanlar ve onun birinci derece aile üyeleri. Tarım arazileri kapsam dışında kalıyor. - Kalıcı Oturum İzni Gürcistan vatandaşlarının birinci derece aile üyelerine verilir. Kalıcı oturma izni, Gürcistan'da geçici oturma izni ile 6 yıl ikamet eden kişilere de veriliyor, eşim mesela bu izne sahip oldu bu sene. - Süresiz Oturum İzni Gürcistan'da minimum 300000$ değerinde iş yatırımı yapmış ve girişimcilik faaliyetlerinin ilk yılında, en az 50000$ değerinde ciro yapmış kişiler ve onun birinci derece aile üyelerine verilir. Bunların dışında, eskiden Gürcü vatandaşı olanlara, Gürcistan'dayken vatansız kalanlara ve Gürcistan kanunlarına göre suç sayılmayan bir sebepten veya zulme uğrayarak ülkesinden kaçmış kişilere de oturum izni verilebiliyor. Gürcistan oturum izni almak için gereken belgeler başvurduğunuz oturum izni tipine göre değişiyor. Ben önce ortak olanları yazacağım. - Pasaport ya da seyahat belgesinin fotokopisi - Yasalara uygun olarak Gürcistan'da ikamet ettiğinizi ispatlayan bir belge - 2 adet 3 4 cm fotoğraf Bir de başvurduğunuz türe göre değişen belgeler var, onları da paylaşayım. - İşgücü ve girişimcilik faaliyetinizi kanıtlayan belge. - Gürcistan'da işgücü faaliyetlerinden elde ettikleri gelirin Gürcistan'da tanımlanan asgari geçim miktarının beş katından az olmadığını kanıtlayan belge - Gürcistan'da yetkili bir eğitim kurumu tarafından verilen ve eğitim süresini belirten belge - Gürcistan'da yaşayan biri öğrenciye sponsor oluyorsa, o kişinin yasal gelirini gösteren belge veya kişisel banka hesabındaki parayı gösteren belge. Eğitim süresine göre denk düşen aylık para miktarı, Gürcistan'daki ortalama bir müşterinin asgari geçim seviyesinin iki katından az olmamalı. - Akrabalık olduğunu kanıtlayan belge. Ben eş durumundan başvurduğum için evlilik cüzdanımız istendi, oğlumuz için de doğum belgesi istediler. Tabi bu belgenin Gürcü diline çevrilmesi, Türk konsolosluğundan onaylanması gibi prosedürler de devreye giriyor. - Üzerinden başvuru yapılan aile üyesinin çalıştığı yerdeki yasal gelirini gösteren veya kişisel banka hesabındaki parayı gösteren belge. Aylık kazanç Gürcistan'daki asgari geçim düzeyinin iki katından az olmamalı. - Gürcistan'da en az 300000$ tutarında yatırım yapıldığını kanıtlayan belge - Gürcistan Hükümeti'nin bir üyesi veya Gürcistan merkezli bir ticari kuruluşu temsil etme yetkisine sahip üç Gürcistan vatandaşı tarafından yayınlanan yazılı tavsiye - Gürcistan topraklarında sahip olunan gayrimenkulün mülkiyet hakkını kanıtlayan belge - Gayrimenkulün piyasa değerinin 100000$ üzerinde olduğunu gösteren belge, bu belge yetkili denetçiler tarafından onaylanmış olmalı. Gürcistan oturum izninin verilmesi ne kadar sürüyor ve hizmet ücreti nedir bir de onu paylaşayım. Oturum izni verme süreleri sizin seçiminize bağlı diyebilirim, verdiğiniz ücrete göre değişiyor daha doğrusu. Aceleniz yoksa en uygun fiyatlı olan 210 GEL tutuyor ve 30 takvim günü içerisinde sonuçlanıyor. Biraz daha hızlı olsun derseniz 330 GEL ödüyorsunuz ve 20 takvim günü içinde sonuçlanıyor. Çok acelem var, en kısa sürede almalıyım derseniz 410 GEL ödeyerek 10 takvim günü içinde oturum izninize kavuşabiliyorsunuz. Ev alarak Gürcistan vatandaşlığı alınabildiğine dair bir fikir var ama bu maalesef mümkün değil. Gürcü halkı dışında istisnai olarak kimlere Gürcistan vatandaşlığı verilebilir, ondan bahsedeyim. - Gürcistan'a yatırım yapıp, ülkenin ekonomik olarak kalkınmasına katkıda bulunursanız vatandaşlık başvurusunda bulunabilirsiniz. - Spor, bilim ve / veya sanat dallarına başarı elde ettiyseniz ve bundan sonra Gürcistan adına faaliyetlerinize devam etmek istiyorsanız vatandaşlık başvurusu yapabilirsiniz. Biliyorsunuz bizde de oluyor bu, Türk vatandaşı olan atletler vs. - Son olarak, eğer zamanında aile büyükleriniz Gürcistan'daki topraklarından edilmiş ve ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmışsa, bunu ispat ederek vatandaşlık başvurusunda bulunabilirsiniz. Bu yukarıdaki şartları sağladığınız durumda da Gürcüce bilmeniz, Gürcistan tarihi ve yasalarının temel maddelerini bilmeniz bekleniyor. Gürcistan'da oturum izni alma hakkında tüm bildiklerimi anlatmaya çalıştım. Yorum yapmayı ve beğenmeyi atlamazsanız sevinirim, böylece daha iyi içerikler üretebilmek için motive olurum. Sizin eklemek veya sormak istedikleriniz varsa yine yorumlara yazın lütfen, herkes faydalansın. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf ve video için beni takip etmeyi unutmayın! Gürcistan ile ilgili videolarınıza daha yeni rastladım ve izlemeye başladım. Öncelikle üretmiş olduğunuz içerikler için teşekkürler emeğinize sağlık. Şuan Türkiye'de yaşıyorum, ancak hayatımda bir değişiklik gerçekleştirmek niyetindeyim. Araştırmalarım ve sizden edindiğim bilgiler neticesinde aklımda yavaş yavaş birşeyler oturmaya başladı. Eğer vakit ayırabilirseniz sormak istediğim birkaç soru olacak cevaplayabilirseniz memnun olurum. Şimdilik soracaklarım bu kadar eğer deneyimlerinizi ve önerileriniz paylaşabilirseniz sevinirim."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/07/19/datca-gezi-rehberi", "text": "Datça benim çocukluğumda ailemle birkaç kez gittiğim, daha sonra da arkadaşlarımla tatil yaptığım bir yerdi ama blog yazmaya başladıktan sonra bir türlü gidememiştim. Sonunda bu yıl gitme fırsatı buldum ve dopdolu bir gezi yaptık. Özellikle deniz anlamında çok tatmin edici bir yer Datça. Şimdi her zamanki gibi bu gezinin detaylarını sizlerle paylaşma vakti. Datça ile ilgili tüm detayları bulabileceğiniz Datça gezi rehberi sizlerle.. Öncelikle Datça ulaşım ve konaklama konularından bahsedeceğim, sonra Datça'da gezilecek yerler ve yapılacaklarla devam edeceğim. Biz Datça'ya Kaş'tan geçtik, dönüşte Bodrum havaalanından İstanbul'a döndük. Aslında niyetimiz Bodrum'a feribotla geçip Datça'nın virajlı yollarını tekrar geçmeden eve dönebilmekti ama feribot işini çok geçe bıraktığımız için yer kalmamıştı. Çok geç dediğim tatilin ilk günü yani 5 gün önce bu arada, feribotla dönmek gibi niyetiniz olursa önceden biletinizi ayarlayın. Bodrum Datça arasındaki feribotlar her gün iki yönden 9, 12 ve 18 saatlerinde kalkıyor, yol da 105 dk sürüyor, bence büyük rahatlık. Eğer feribot filan uğraşmak istemiyorsanız, Dalaman havaalanı Datça'ya daha yakın, oradan dönmeyi düşünebilirsiniz. Biz yol üzerinde Yuvarlakçay ve Akyaka molaları verdik, Dalaman'dan araçla geliyorsanız tavsiye ederim. Biraz da Datça içindeki toplu ulaşımdan bahsedeyim. Biz arabayla gezdik ama sizle paylaşabilmek için bilgi topladım. Datça merkezden Eski Datça, Palamutbükü, Karaincir, Aktur, Reşadiye, Mesudiye vs. ana noktalara otobüs ve dolmuşlar bulunuyor. Hatta Knidos'a bile otobüs ve dolmuş gidiyor ama günde sadece ikişer sefer ve günbatımı saatlerine yok mesela. Arabayla gezmek Datça'da büyük avantaj ama araba yoksa da gezmek imkansız değil. Biz konaklama için Datça merkezi tercih ettik. Bütçe dostu bir yerde kalmak istedik ve Lara Apart'ta kaldık. İki kişi oda fiyatı 700 TL. Odada minik bir mutfak var, kahvaltımızı kendimiz hazırladık sürekli. Yeri tam çarşının ortasında, her yere kolay yürüyorsunuz. Apart temiz ve yeterliydi. Yalnız eşyalar biraz eskimeye başlamış, yenilenmesi gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. En basitinden çatal bıçaklar bile epey eskiydi. Sahibi aslında tatlı bir hanım ama ilk karşılaşmada biraz agresif gibi görünüyor, öyle düşünmeyin. 🙂 Ben merkezde kalmayı tercih ettiğimiz için mutluyum yani gezilecek yerler ve koyların çoğuna orta noktada kalıyor. Toplu taşıma kullanacaklar için de en iyi seçenek olabilir. Daha önce Palamütbükü'nde kalmıştım, orası da eskiye göre epey gelişmiş, ikinci alternatif olarak Eski Datça ile birlikte düşünülebilir. Son olarak çadır ve karavan kampları açısından da Datça epey zengin: Aktur tabi başı çekiyor. Gerçekten hem denizi hem ortamıyla harika bir kamp alanı. Onun dışında Çubucak Orman Kampı ve Akçabük Kamping de gerçekten oldukça başarılı yerler. Datça'da her bütçeye uygun farklı konaklama birimleri bulmak mümkün. Bütçesi müsait olanlar için Olive Farm Hotel'i de öneririm, biz şöyle bir bakındık da çok güzel görünüyordu genel olarak tesis. Datçada plajların çoğunun adı \"bük\" ile bitiyor, duymuşsunuzdur. Bük, denizcilerin dar koylara verdiği isimmiş, Datça bu dar koylar konusunda tam bir cennet yani bir sürü bük var. Biz de ilk gün merkezden çıkıp Palamütbükü'ne kadar tam 7 koy ve bük gezdik. Onlar yetmedi ertesi gün tekne turuna çıkıp 3 tane daha koy gezdik. Sonraki gün de yine 4 yer gezip plajlara veda ettik. Şimdi size öncelikle karadan kolayca gidilebilen koylardan bahsedeceğim, daha sonra tekne turu detaylarını da anlatırım. Biz önce Kargı Koyu ile başladık, burası Datça merkeze çok yakın. Hem şezlong şemsiye kiralayabildiğiniz bir tesis var hem de kendi havlunuzu ve şemsiyenizi atabileceğiniz bir alan var. Kargı koyunda Bizim Ev Datça diye bir otel var, instagram'dan bolca görmüşsünüzdür, epey fotojenik bir yer. Otel misafirleri dışında da rezervasyonla müşteri kabul ediyorlar. Biz farklı koyları gezmek istediğimiz için burayı pas geçtik. Bir sonraki durağımız Hayıtbükü oldu ve burayı ben şahsen pek sevmedim. Çok dar alanda şezlonglar dip dibe dizilmiş ve epey kalabalıktı. Burada deniz kum olduğu için belki çocuklu ailelere uygun diyebilirim. Yoksa onca turkuaz koy varken koyu renk bir denize sahip bu bükü neden tercih etsin insanlar değil mi? 🙂 Burada denize girmek istemedik ve Ovabükü ile devam ettik. Sol tarafa doğru geri gitseydik Kızılbük'e ulaşıyorduk ama orayı pas geçtik. Ovabükü'nün denizi biz gittiğimiz sırada dalgalıydı ama masmavi temiz bir denizi var. Ovabükü'nde restoranların önünde kumsal ve şezlonglar var, ayrıca aralarda yine kendi havlunuzu atabildiğiniz yerler var. Burası o gün gittiğimiz en sakin koydu sanırım ve çok daha ferah geldi bana. Bir sonraki rotamız Kurubük oldu, buranın denizi çok iyiydi. Ayrıca şnorkel için de uygun, değişik balıklar vardı. Bu bükte hiç tesis yok tamamen kendi getirdiklerinizlesiniz. Bir sonraki yüzme molamız Akçabük Kamping'in plajı oldu. Buranın denizi de çok güzel ancak çok kalabalıktı, özellikle çocuklu aileler çok vardı, muhtemelen kampta kalanların ilk tercihi burada denize girmek oluyor. Kampta konaklamasanız bile günübirlik ücretsiz olarak plajda takılabiliyorsunuz. Daha sonra Palamutbükü'nden hemen önce yer alan Akvaryum Plajı'na uğradık, burası Gerence Koyu olarak da geçiyor. O günkü rotamızın en şov deniziydi ama küçücük koyun kaldıramayacağı kadar kalabalıktı gerçekten. Yol kenarından kısacık bir patika inerek ulaşıyorsunuz ve burada da hiç tesis yok. Son durağımız ve bu sıradaki en büyük koy olan Palamutbükü, o gün beni hayal kırıklığına uğrattı. Normalde denizi çok güzel olur, daha önceden biliyorum ama o gün dalgalıydı. Restoranların önündeki dar alanda sıkış tepiş şezlonglar da çok kötüydü. Daha ferah olan plajlara bakmak gerek, mesela Mavi Beyaz Otel'in plajı daha geniş alana yayılmış. Tekne turundan sonraki gün yine karadan ulaşılan koylarla devam etmiştik, onlardan da bahsedeyim. Kumluk Plajı zaten merkezde, uyanınca yüzünüzü yıkamaya gidebilirsiniz. Burası adından da anlaşılacağı üzere kum bir plaj ve deniz gayet temiz. Şezlong kiralama şansınız da var, tesis kullanmadan denize girme şansınız da. Daha sonra, özellikle çocuklu aileler için çok fazla önerilen Karaincir'e gittik. Burası yine kum bir plaj ve kumu altınkum dediğimiz türden diğer koylardaki gibi koyu renk değil. Yalnız bizim şansımıza yine dalga vardı ve bize çok güzel gelmedi. Burası yazlıkçıların yoğun olduğu bir bölge, o nedenle sabah erken saatte bile çok kalabalıktı sanırım. Buradan ayrıldıktan sonra Aktur'a devam ettik, günübirlik giriş ücretsiz. Aktur'da önce Küçük Koy'a uğradık, burada şezlonglu bir alan var, onun dışındaki her yere kendi havlu, sandalyenizle oturabiliyorsunuz. Deniz girişi ufak çakıl, sonrası kum. Temiz bir denizdi ama kumun renginden yine koyu renkti. Biz de bir denize girip çıktıktan sonra bu koyun arkasında kalan esas turkuaz sulara kavuştuğumuz yere geçtik. İskele Beach Club diye bir yere oturduk, o kadar sakindi ki gerçekten başka bir yere daha gidesimiz gelmedi. Ağaçlar altında gölgede takıldık tüm gün. Sakinlik arıyorsanız burayı tavsiye ederim. Denize iskeleden giriş imkanı var, yan tarafta da yelken eğitimi veriliyor. İlk girdiğimiz zaman deniz de çok sakindi ama sonradan o kısım kalabalıklaştı. Datça'da karadan gidilemeyecek koylar için tekne turuna çıktık. Özel bir tekne tercih ettik çünkü grup tekneler 4-5 koya uğruyor ve ikisi ya da üçü karadan gidilebilecek koylar oluyor. 50-60 kişilik tekneler full kapasite çıkıyorlar ve tahmin edeceğiniz üzere tüm teknelerle neredeyse aynı rota oluyor genelde. Üstelik karadan gidilen koylar zaten kalabalık. Biz önceki gün 7 koya gitmiştik, sonraki gün de geri kalanlara gezecektik, tekne turuna çıkacaksak sadece karadan ulaşılamayanlara gitmek istedik. Tüm bunlar birleşince özel tekne bizim için en idealiydi. Bizim çıktığımız Believe Yachting ile özel tekne turu 3000-3500 TL arası değişiyor, teknenin kapasitesi 12 kişi. Biz 10 kişilik bir ekibin yanına dahil olduk. Eğer arkadaş grubuylaysanız, ya da kaldığınız yerde birileriyle tanıştıysanız, bütçenize de uyarsa özel tur tavsiye ederim. Tekne turunda sırasıyla Armutlu Su Koyu, İnceburun Koyu ve Kunta Kinte Koyu'na gittik. Rüzgar durumuna göre 4-5 koya kadar çıkabiliyorlarmış. Koylar tek kelimeyle muhteşemdi, en güzeli de ya sadece bize aitti ya da bizden başka birkaç özel tekne daha geldi. Hepsinde 2-3 saat doya doya yüzdük, şnorkel yaptık. Yemek için köfte ya da balık opsiyonu var, istediğinizi seçiyorsunuz, yanına makarna ve salata vardı. Grup turlarını da inceledim, 150 TL kişi başı ücreti. Badem 2 teknesiyle İnceburun koyundayken denk gelmiştik, şehir merkezindeyken de standlarından bilgi aldım, düzgün gibi geldi bana, grup tura çıksaydım onları seçerdim sanırım. Badem 1 ile çıkıp memnun kalanlar da olmuş. Bu arada daha küçük 4-6 kişilik tekneler de var, bir koyda denk geldiğimizde fiyat sormuştuk 1700 TL demişlerdi. Biz Datça'ya gelmeden önce Adrasan, Olimpos, Çıralı ve Kaş rotasını yapmıştık, buralarda da çok fazla deniz ürünü ve meze tarzı beslenmiştik. Artık sürekli dışarıda bir şeyler yemeye çalışmak konusunda hevesimiz azalmaya başlamıştı diyebilirim. O yüzden çok da yemekleri önemsemedik, neresi olursa dedik. Palamutbükü'ne gittiğimiz gün Payam'da yedik. Buranın kalamar tava ve ahtapot ızgarası pek övülmüştü ama ızgaralık ahtapot kalmamış salatalık ahtapot yiyelim bari dedik. Dümdüz bir ahtapot parçası getirdiler hiçbir ek malzeme olmadan, çok sert ve lezzetsizdi. Fiyatlar diğer restoranlara göre yüksekti. Bu arada restoranda yemek yerseniz önündeki plajda şezlongları ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Payam'ın yan tarafındaki Sarıhoş restoran da önerilmişti, orayı deneyebilirsiniz. Yiğidi öldür hakkını yeme demişler, Payam'dan asıl kurabiye alın bence, kurabiyeleri nefis. 4-5 çeşit denedik hepsi harikaydı. Tatlılardan bahsetmişken Tonka'nın pasta ve keklerini de denemenizi öneririm. Biz sabahları kahvaltımızı kendimiz hazırladığımız için her sabah simit alıyorduk, bunun için Nokta Unlu Mamulleri tavsiye ederim. Çeşitli simit ve poğaçaları var, hatta boyoz bile var. Son olarak bir akşam canımız lahmacun çekti diye yol üzerinde Meşhur Köfteci Sami Usta 1964'de pide ve lahmacun yedik. Bahçesi ferahtı, yiyecekler de lezzetliydi bence. Canınız böyle bir şeyler çekerse ve yolda denk gelirseniz, girebilirsiniz. Pide için Kardeşler Pide önerilmişti bana bir de. Çınar'ın dondurması harikaydı, Tekin Usta da çok önerildi ama deneme şansımız olmadı. Datça gazozundan bahsedeyim, bademli bir tadı var, bana pek hitap etmiyor ama belki siz seversiniz, Datça'ya gitmişken deneyin derim. Datça'da uygun fiyatlı yemek için en doğru adres Lokanta Barbun, ev yemekleri çeşitlerinin yanı sıra piza da var, fiyatlar çok ucuz ve yemekler lezzetli. Datça'ya gidip de yapmanız gerekenlerden biri Kumluk Plajı'nda yan yana dizilmiş restoranlarda bir akşam yemeği yemek. Ama biz yiyemedik, gerçekten fırsat olmadı. 🙂 Burada en çok Kekik ve Maradona önerilmişti. Yine bu sırada yer alan Cafe Inn'in pizzası önerildi. İskandil restoran çok faza övülmüştü ve ben de oraya gitmek istedim aslında ama 4 gün önceden aramama rağmen yer bulamadım. Hatta yedeklere yazdırdım kendimi ona da sıra gelmedi. 150 TL fix menü imiş, salata, 3 meze, ara sıcaklar ve balık geliyormuş. Balık olarak o gün ne tuttularsa o geliyormuş. İçkinizi kendiniz getiriyormuşsunuz, onlar satmıyormuş. Siz epey önceden rezervasyon yapın derim. İskandil'in yanındaki D-po pizza da önerilmişti. Hestia da kahvaltı ve dünya mantılarını denemek için epey önerilmişti. Datça'nın şaraplarını tatmak isterseniz Datça Vineyard ve Knidos Şarapçılık iki güzel adres. Datça'da gece hayatına çok minik bir giriş yaptık. Marina'nın orada barları görüyorsunuz zaten. Coop bu barlar arasında bizim hoşumuza giden yer oldu. Canlı müzik vardı ve oram ferahtı, üst üste değildi insanlar. Bu arada Eski Datça'da da bir şeyler içmelik çok keyifli mekanlar var. Datça'ya Mayıs ayı itibarıyla gidebilir, Ekim sonuna kadar tatil planlayabilirsiniz. Tabi ki en cafcaflı, kalabalık ve fiyatlı dönemi Temmuz Ağustos ayları. Biz Datça'da 4 gece 5 gün kaldık ve bizim için çok doğru bir süre oldu. Tabi biz biraz hızlı tempoyla gezdik, aynı gün içinde birden fazla koy ziyaretinde bulunduk. Hem çok yer gezeyim hem de yavaş hareket edeyim derseniz ki diyebilirsiniz çünkü tatildesiniz 🙂 o zaman daha uzun gün ayırmak gerekir."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/07/26/batum-gezi-rehberi", "text": "Batum, kuzeydoğu komşumuz Gürcistan'ın Karadeniz kyısında yer alıyor ve Sarp sınır kapısından kolayca Gürcistan'a geçiliyor. Sınırdan sonra 25 dk içinde Batum'a ulaşıyorsunuz. Gürcistan, Türk vatandaşlarından vize hatta pasaport bile istemiyor. Yeni chipli kimliklerinizle ülkeye giriş yapabiliyorsunuz ve 1 sene boyunca kalabiliyorsunuz. Biz Tiflis'ten Batum'a arabayla gidiyoruz ama trenle de gidilebiliyor. Arabayla ufak molalarla 6-7 saat civarı sürüyor, trenle de 5 saat. Tren seferleri her gün var. Cuma-Pazartesi arası günde 3'er sefer, Salı-Parşembe arası günde 2'şer sefer var. Bilet fiyatları sınıfına göre 35-75-125 Lari olarak değişiyor. Biletleri online almak isterseniz tkt. ge sitesini kullanabilirsiniz. Batum merke istasondan şehre ulaşmak için taksi veya 10, 15, 20, 31 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. Bir de tabi marshrutka denilen minibüsler ile Batum'a gidebilirsiniz. Bu pek konforlu bir seçenek değil açıkçası tavsiye etmem ama kullanmak isterseniz Didube Otobüs İstasyonu'ndan binebilirsiniz, ücreti 35 GEL. Batumi Boulvard civarında konaklamak en mantıklı bana göre, her şey elinizin altında diyebilirim, biz de burada ev tutuyoruz. Her yere yürüyerek gidilebildiği için, temiz, güvenlikli ve manzaralı oluşuyla ilk gittiğimizde Porta Batumi'yi tercih etmiştik, memnun kaldığımız için her seferinde orada hangi evi boş bulursak kalmaya başladık. Yine gidersem kesinlikle Porta Batumi'de herhangi bir dairede kalmaya çalışırım. Airbnb veya booking üzerinden kiralayabiliyorsunuz. En son kaldığımız ev sahibinden çok memnun kaldık ve farklı oda seçeneklerinde daireleri var, booking linki için tık tık. Aşağıdaki fotoğraflar daha önce gittiğimiz ilk evlerden, daha sonra kaldığımız evleri artık çekmemişim. Batum'da müsait olan diğer konaklama seçeneklerini buradan inceleyebilirsiniz. Batum'da benim en sevdiğim mekan Fanfan, daha önce geldiğimizden beri hastasıyım. Hem vitage dekoru, hem ferah bahçesi, hem de yiyeceklerinin lezizliğiyle öncelikli tavsiyemdir. Günün her öğünü için gidebilirsiniz. Kahvaltı ve kahve için Blue Elephant, BK ve Leuville önerebilirim. Privet iz Batuma eski tip pastanelere benziyor ama menüsünde her türlü yiyecek bulunuyor, burayı da beğendik. Batum'da vejetaryen mutfak arayanlar için Freeduchio'yu öneririm, kahvaltı için de yine iyidir. Deniz ürünleri yemek isterseniz Balık Pazarı'nın oradaki Fishlandia, Pontos ya da Blue Wave'i tercih edebilirsiniz. En iyi Adjaruli Khacapuri için Laguna, lokal yemek için Tavaduri ve Pirosmani olabilir. Tavaduri'de dev hinkali içine hinkaliler dolduruyorlar, görsel şov isterseniz aklınızda olsun. 😉 Son olarak bir gün Sarp sınır kapısı yakınlarında yer alan Kvariati'deki Frida Beach Cafe'ye gittik. Buranın dekorasyonu çok hoş. Frida Kahlo detaylarının yanı sıra pek çok fotoğraflık objelerle süslemişler. Yemekleri de gayet güzeldi. Batum'da gece hayatına ufak bir giriş yaptık ve özellikle iki mekan favorimiz oldu: Conte ve Chacha Time. Conte Porta Batumi'ye çok yakın, barların sıkça bulunduğu bir bölgenin hemen girişinde yer alıyor ve oradaki en popüler mekan diyebilirim. Barlar bölgesinde hoşumuza giden diğer güzel mekanlar Free Space ve Sami Ludi idi. Şarap için Bu & Khari Wine Bar ve Wine Notes'a gidebilirsiniz. Europe Square: Astronomik Saat ve ortasında Medea Heykeli ile bir park bulunan, klasik Avrupa şehirlerindeki meydanları hatırlatan bir yer. Batumi Piazza: Kafelerle çevrili ve bir saat kulesine sahip yine Avrupa'dan tanıdık bir meydan. Batumi Boulevard: Sahil boyunca uzanan, bisiklet ve yürüyüş yoluna sahip palmiyeler, heykellerle canlandırılmış bir cadde. Tüm bulvar boyunca yanında bir park var aynı zamanda, onun içinde de çok çeşitli ağaçlar, müziğe göre dans eden fıskiyeler, farklı hayvanlar, heykeller, oyun parkları bulunuyor. Miracle Park: İçinde Chacha kulesi, Alfabe kulesi, Ali Nino heykeli, Dönme dolap ve limanım bulunduğu, geceleri ışıl ışıl olan bir meydan. Alfabe kulesinde Gürcü harflerini görebilir ve en üst katındaki restoranda yemek yiyebilirsiniz. Ali Nino heykelinin hikayesini de kısaca anlatmak isterim. Aslında Ali ve Nino gerçek karakterler değiller, Viyana'da yazılmış bir romanın kahramanları. Bakü'de, Birinci Dünya Savaşı ve Rus Devrimi boyunca, Azerbaycan'ın bağımsızlık savaşı verdiği zamanlarda, Azeri bir gençle Gürcü bir genç kız arasındaki imkansız aşk ile birlikte İslam ve Hristiyanlık, Kafkasların siyasi ve toplumsal yapısı gibi konulara değiniyor. Theatre Square: Drama Tiyatrosu ve Neptune Çeşmesinin yer aldığı meydan. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2021/07/26/cirali-olympos-adrasan-gezi-rehberi", "text": "Çıralı, Olympos ve Adrasan gezimizde paylaştığım storyler ve reels'lar için instagram hesabıma göz atmanızı öneririm. Ben bu bölgeye gittiğimde birbirlerine çok yakın olduğu için mutlaka üçüne birden vakit ayırıyorum o yüzden toplu bir rehberin daha uygun olacağını düşündüm. Ulaşım konusuyla başlıyorum, her biri için konaklama, yapılacaklar ve yeme içme ile devam edeceğim. Bu bölgeye ulaşmak için en kısa yol Antalya Havaalanı'na uçmak, ben de tabi ki öyle yaptım. Antalya Havaalanı'dan araç kiraladım ve 1.5 saat sonra Çıralı'daydım. Mesafe 95 km ve baştan otoyoldan hızlı gidiyorsunuz ama Çıralı sapağından sonra bol virajlı bir 8 km yol var, orada hız kesiyorsunuz. Yol üzerinde birkaç saatlik mola verecek vaktiniz varsa Phaselis Antik Kenti'ne uğramanızı tavsiye ederim, mayonuz içinizde olsun çünkü antik kentten denize girebiliyorsunuz. (Giriş ücreti 55 TL, Müzekart geçiyor) Çıralı'dan Olympos'a plajdan yürüyerek en fazla 20 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Arabayla gittiğinizde ise yarım saat kadar sürüyor çünkü arkadan dolanıp otoyola çıkarak tekrar Olympos yoluna girmek gerekiyor. Bence ikisi arasındaki ulaşımı yürüyerek sağlamak daha mantıklı o yüzden. Ben aracımı Novacar'dan kiraladım, otomatik Kia Picanto idi. En ucuz seçenek bu olduğu için tercih ettim açıkçası. 🙂 Firmadan genel olarak memnun kaldım, yalnız ofisleri havaalanı dışında, gelip sizi alıyorlar. Araç ise küçüklüğüyle otopark konusunda bize pek çok yerde fazlasıyla avantaj sağladı ama çok virajlı ve yokuşlu yollarda vites atma konusunda çok zorlandı, bunları da ek bilgi olarak vermek istedim. Adrasan ile Olympos arası yürüme şansı yok mecburen arabayla gidiyorsunuz ama 15 dk civarı sürüyor. Şimdi bir de araç kiralamayı düşünmeyenler için ulaşım bilgilendirmesi yapayım. Antalya Havaalanı'na indikten sonra önce Antalya Otogar'a gitmeniz gerekiyor. Havalimanından otogara yarım saatte bir 600 numaralı belediye otobüsü kalkıyor, bu otobüsleri ya da Havaş otobüslerini kullanabilirsiniz. Otogardan Kumluca, Finike, Demre veya Kaş gibi Çıralı, Olympos güzergahından geçecek otobüslerden birine binip Çıralı ya da Olympos kavşaklarında inebilirsiniz. Buralarda sahile inen dolmuşları beklemeniz gerekecek. Bu kısmın ulaşımı ellerde valizle gözünüzde büyüse de kendinizi oraya attıktan sonrası kolay diyebilirim. Kendi içlerinde zaten küçük yerler, her yere yürüyorsunuz. Birbirleri arasında gezmek için de hem dolmuşlar var hem isterseniz yürüyebiliyorsunuz. Ben üç yere de hakim biri olarak konaklamayı Çıralı veya Olympos'ta yapmanızı öneririm. Adrasan'da da daha önce konakladım ama orada tekne turlar yapacak bir şey yok desem çok yanlış olmaz. Olympos ve Adrasan daha hareketli yerler, Adrasan'a ulaşmak çok kolay, ayrıca teknelerin buralara servis hizmetleri de oluyor. Çaıralı konaklama önerisini canı gönülden veriyorum. Benim eski ev arkadaşım, çoğumuzun hayali olan bir şey yaptı ve eşiyle birlikte Çıralı'da çok güzel bir otel işletmeye başladı. Yeşillikler içerisinde lüks bungalovlarda konaklamak, ağaç gölgesi altında hamağınızda sallanmak ve samimi bir aile işletmesinde konaklamak kulağınıza hoş geliyorsa Kibala Hotel tam size göre. Yakın arkadaşım diye demiyorum ama kendisi çok zevkli ve titizdir, oteli de bu doğrultuda çok keyifli bir hale getirmiş. Sizin de seveceğinize eminim. Suluada turuna Erhan Kaptan, Ahmet Efe teknesiyle çıktım, fiyat 125 . Bu fiyata öğle yemeği, çay ve meyve ikramları dahil. Turdan memnun kaldım, özellikle müzik konusunda benim için en ideal seçimdi. Oyun havası çalınmayan yegane tekne olabilir. Bu arada müziksiz tekne yok sanırım, müzik koylarda açılmıyor, sadece hareket halindeyken açılıyor. Özel tekne kiralamayı düşünürseniz 1600 civarına kiralayanlar varmış. Suluada'nın fotoğraflarını gördüğümüz en güzel koyuna sabah gittik öğle yemeği sonrasına kadar kaldık yani 3 saat civarı doyasıya tadını çıkardık. Gittiğimizde çok kalabalıktı ama öğle yemeği saatinde herkes tekneye çıkıyor ve bomboş kalıyor, yemeği hızlıca yiyip foto-video çekimini o saatte yapmanızı öneririm. 😊 Sonrasında adanın doğusunda bir koya ve yan yana iki mağaraya gittik. Adadan ayrıldıktan sonra son yüzme molasını Fenerburnu'nda verdik. Hepsi çok güzeldi gerçekten. 💙🙏🏻 Bu arada 29 kişi kapasiteli teknede 28 kişiydik ama alt katta oturmayınca yine rahat ettim. Adrasan'da tur yapmak istediğimiz ilk gün hava rüzgarlıydı ve Suluada turu yapmak istemedik, onun yerine harika bir Adrasan koyları turu yaptık. Erdal Kaptan, Kumsal teknesiyle çıktık. Ücret 125 , 10-17 arası, 4 koy, öğle yemeği, çay ve meyve ikramları dahil. Rotamızda Akseki Koyu, Ceneviz Koyu, Sazak Koyu ve Korsan Koyu vardı. Öğle yemeğinde yeni bir baharatla tanıştım: boyboncuk otu. Dolmanın içine koymuşlar, o kadar hoşuma gitti ki dönüşte köylülerden aldım. 🙂 Genel olarak turdan memnun kaldık, yalnız müzik konusu bu teknede dönüşte yine oyun havasına bağladı. Tabi ki seveni de çok, ben pek tercih etmiyorum sadece. 30 kişilik teknede 27 kişiydik ama herkes alt katta duruyordu, biz üst katta yalnızdık. Koyların güzelliğinin yanısıra yunuslar ve carettalar günümüzü daha da güzelleştirdiler. Özellikle hava rüzgarlıysa ve tek tur yapma şansınız varsa bu turu tercih edebilirsiniz. Daha önceki sene hava rüzgarlıyken Suluada turuna çıkmıştık ve ilk koydan sonrası berbat olmuştu. Tarihi milattan önce 2. yüzyıla kadar uzanan ve önemli bir liman şehri olan Olympos Antik Kente tek giriş 40 TL, 10 seferlik giriş diye bir paket var o da 40 TL. 😀 Müze kart geçiyor ve 60 TL, bence en mantıklısı MüzeKart almak çünkü 1 sene süresi var ve Türkiye'nin dört bir yanında geçerli. Eğer kalabalık grup gittiyseniz ve MüzeKart'ınız yoksa o zaman 10'lu paket tercih edilebilir. Olympos, yüksek dağ anlamına geliyor ve sönmeyen ateşin kenti olarak bahsediliyor bunun sebebi de Çıralı tarafındaki meşhur Yanartaş. Bir akşam hava karardıktan sonra doğal bir ateş kaynağı olan ve alevler çıkan Yanartaş'a uğramayı da programınıza dahil edin derim, Yanartaş'a ulaşmak için biraz tırmanız yapmanız gerekecek, bilginiz olsun. Olympos'ta deniz dışında yapabileceğiniz bir diğer aktivite de teleferiğe binerek Tahtalı Dağı'na çıkmak. 2365 metreye çıkıyorsunuz, manzara güzel ama fiyatlar biraz yüksek, değer mi tartışılır. Olympos plajı hala bakirliğini koruyan nadir yerlerden biri, herhangi bir tesis yok ama yiyecek satıcıları sık sık geçiyorlar. Sabah erken saatlerde gitmenizi öneririm, çok sakin oluyor ve ördeklerle yüzme şansı buluyorsunuz. Plaj ve deniz taşlık, deniz ayakkabısı gerekiyor. Olympos'un suyuna antik kentin içinden geçen derenin suyu karışıyor, o nedenle bir tık daha serin. Olympos'ta kalıyorsanız, plaja ulaşabilmek için her seferinde antik kente giriş yapmanız gerekiyor. Çıralı plajı taşlık, mutlaka deniz ayakkabısı gerekiyor. Deniz pırıl pırıl ve ılık, girer girmez hemen derinleşiyor. Çıralı plajına giriş ücretsiz ama şezlong şemsiye kiralayabileceğiniz yerler de var. Buralardayken olur da benim gibi masaj ihtiyacınız olursa diye bu konuya değinmek istedim. Benim omuzlarım ve sırtım çok ayırıyordu ve tesadüfen bir arkadaşımız bir gün önce masaj yaptırıp çok memnun kaldığını söyleyince hemen denemek istedim. Gerçek Thai bir hanım bana masaj yaptı ve gerçekten çok güzel geldi bana. Çeşitli masaj seçenekleri ve süreleri var. Ben yarım saatlik sırt masajı yaptırdım, 130 TL idi. Bütün kulunçlarımı açana kadar 45 dk yoğurdu beni sağolsun. 🙂 Makai Massage olarak aratınca haritada çıkıyor. Çıralı'da, her yerde olduğu gibi ufak tefek butikler ve hediyelikçiler var tabi ki ama ben alışveriş önerileri için o kısma girmeyeceğim. Benim önereceğim yer modern bir aktar: doğal gıdalar, uçucu yağlar, bitki çayları, sabunlar, baharatlar vs. bu tür aklınıza gelebilecek her şeyi satıyorlar. Buraya mutlaka uğrayın derim, gerçekten çok güzel ürünleri var. Benim Adrasan'da yeme içme ya da gece hayatı tecrübem olmadı ama Çıralı ve Olympos için birkaç güzel önerim olacak. Süslü Meyhane: Kibala Otel'in içinde yeni açılan yeni nesil meyhanenin mezelerine bayıldık. Şef Tuncay Gülcü, yöreye özgü mezeleri kendi dokunuşlarıyla yeniden yorumlamış, ortaya harika bir menü çıkmış. Çıralı'da eksikliği hissedilen bir boşluğu doldurduklarını düşünüyorum. Fiyatlar da bölge geneline göre bence makul. Karakuş: Akşam yemeği için bir diğer güzel alternatif de Çıralı sahil boyunda yer alan Karakuş. Restoranın bahçesi, ambiyansı çok hoşuma gitti. Deniz ürünleri genelde güzeldi ama soğuk mezeler ortalamaydılar. Genel olarak bu restoranı da tavsiye ederim. Simge Kitchen & Bar: Buranın pizzaları ve kokteylleri için gidebilirsiniz, ortam da güzel. Asma Altı Cafe & Patisserie: Yazın favori tatlısı dondurma için burayı öneririm. Binbir çeşit dondurmacılardan biri burası da benim favori aromalarım olan damla sakızlı ile tahinliyi denedim ve tam not verdim. The Beaver Coffee Shop: Hem Çıralı hem Olympos'ta şubeleri olan, bu civarda güzelce kahve içmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir zincir. Kaktüs: Olympos gecelerine akmak isteyenler için en güzel adres burası bence. Ağaçlar altında, keyifli bir mekan. Canlı müzik oluyor geceleri ve güzel gruplar çıkıyor, tavsiye ederim. Buraların mevsimi Nisan ayında başlayıp Kasım ayında sona eriyor dersem çok yanlış sayılmaz. Ancak Nisan ile Haziran arası su biraz soğuk olacaktır tabi. Bence hem su çok soğuk olmasın, hem kalabalık olmasın diyenler Eylül sonu ile Ekim ayı başı arasında gelmeliler. Kaç gün kalınacağı konusu da yapmak istediklerinize ve nasıl bir tatil geçirmek istediğinize bağlı olarak değişmekle birlikte, minimum üç gece ideal olacaktır bence. Maksimum sürenin ucu açık, bir ay da kalsanız keyifli vakit geçireceğinize eminim. Çıralı, Olympos, Adrasan planı yaparken Çıralı, Olympos, Adrasan Gezi Rehberi yazımdan faydalanacağınızı umuyorum. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/06/06/gurcistanin-basi-dumanli-dagi-kazbegi-gezi-rehberi", "text": "Kazbegi'ye giderken yol üzerinde uğrayabileceğiniz birkaç turistik nokta daha var. Turla gittiğinizde de bunların bazılarında duraklıyorlar bildiğim kadarıyla. İlk önemli durak Ananuri Kilisesi ama ona ulaşmadan önce Aragvi nehrinin bazı yerlerde rengi inanılmaz güzel bir hal alıyor, manzara noktalarını fark edersiniz zaten gözünüz yolda olsun. Aragvi nehrinin güçlü aktığı yerlerde rafting veya kayaking yapma şansınız da var, ilginiz varsa ona göre zamanınızı ayarlamanızı öneririm. Ananuri'de bir kale ve biri büyük diğeri küçük iki kilise bulunuyor. Kale UNESCO'nun geçici miras listesinde yer alıyor. Kalenin tarihi 13. yüzyıla dayanıyormuş, kiliseler ise 17. yüzyılda yapılmış. Büyük kilisenin içinde freskler var ama 18. yüzyılda çıkan bir yangın sebebiyle biraz hasar görmüş. Giriş ücretsiz ve üçlü kompleks oldukça etkileyici, o yüzden araçla gidiyorsanız mutlaka uğrayın. Kalenin önünde yiyecek ve hediyelik eşya satan tezgahlar bulunuyor. Bir de ücret karşılığı geleneksel kostümler giyerek fotoğraf çekilebiliyorsunuz. Yol üzerindeki ikinci durağımız Gudauri'ye yaklaşırken karşımıza çıkan Rusya-Gürcistan Dostluk Anıtı. 1783 tarihinde imzalanan Georgiyevsk Antlaşması anısına muhteşem bir manzaraya karşı yapılmış. Hem kendisi hem de bulunduğu yer çok güzel, mutlaka burada da kısa bir mola verin. Bu bölgede yamaç paraşütü yapanlar da gördük, ilginizi çekiyorsa sorun mutlaka, çocuk olmasa ben yapmayı çok isterdim. Burada yine yiyecek ve hediyelik eşya satan tezgahlar var. Kazbegi'ye ulaşmadan önceki son durak ise SNO Köyü. Burası Gürcistan'ın su kaynaklarından birisi, hatta SNO markalı sular görürsünüz buraya geldiğinizde. Ama buranın asıl olayı Şili'nin Paskalya Adası'ndaki dev kafa heykellerine benzeyen, Merab Piranishvili isimli bir sanat öğretmenine ait heykeller. Buradakilerin hepsini elleriyle tek parça granit taşları oyarak yapmış ve bir tanesini yapmak aylarca sürüyormuş. Shota Rustaveli, Ilia Chavchavadze, Alexandre Kazbegi gibi Gürcü tarihinden önemli figürler ve İsa heykeli var şimdilik. Piraniishvili aslında çok daha fazla heykel ile burayı açık hava müzesine çevirmek istiyormuş ve Sovyet döneminde devlet bu çalışmalarını finanse etmiş ancak sonrasında maliyetleri kendi üstlenmesi gerekmiş ve uzun bir süredir ilerleme olmamış. Kazbegi'ye birkaç km kala Sno tabelasından girip birkaç km ilerleyince hemen yolunda sağında karşınıza çıkacaklar, Kazbegi'ye gidiyorken bence uğranır. Ve geldik Kazbegi'ye. Kazbegi, Rusya sınırına 10 km uzaklıkta bulunan ve dağlar arasında kalan küçük bir kasaba. Onu turistik olarak bu kadar değerli yapan ise genelde zirvesini bulutlar ardına saklamayı tercih eden, Yunan mitolojisine ve Gürcü efsanelerine konu olmuş Kazbegi Dağı. Gürcistan'ın üçüncü büyük dağı olan Kazbegi'nin zirvesi 5000 metrede bulunuyor. Dağın zirvesine değil ama 2170 metredeki Gergeti Kilisesi'ne çıktık ve hayran olduk. Oğlumuz tıngır mıngır yolda giderken arabada uyudu, biz de baş başa muhteşem manzaranın tadını çıkardık. 15 dakika fotoğraf çekilip ineriz, çok geç kalmadan geri dönüş yoluna döneriz diye düşünüyorduk ama o kadar etkilendik ki iki saatten fazla kaldık orada. Hazırlıklı gelseydik orada konaklamayı bile düşünebilirdik. Bir sonraki sefer sabahtan akşama burada vakit geçirebileceğimiz bir program yapma hayali kurarak ayrıldık Gergeti'den. Yolu gözünüzde büyütmeyin, buraya mutlaka çıkın, eminim hayran olacaksınız. Kazbegi'de konaklama için en güzel yer Rooms Hotel ama fiyatlar biraz pahalı. Bu otel Tiflis'in en tarz otel ve mekanlarını bünyesinde bulunduran Adjara Group'a ait. Konaklamayı düşünmeseniz bile yine de buranın dekorasyonunu görmek, Kazbegi manzarasına karşı terasta biraz keyif yapmak veya yemek yemek için uğrayabilirsiniz. Biz konaklama için burayı tercih ediyoruz, bu otelin tarzına benzer Intourist Kazbegi de var, glamping tarzında Landscapes Hotel var. Bunların dışında daha uygun bütçeli güzel alternatifleri de paylaşayım: Sunshine Kazbegi, Alpenhaus Kazbegi Hotel. Çadır kurmayı sevenlere de müjde, buralarda rahatlıkla çadır kurabilirsiniz. 🙂 Hatta Gergeti Kilisesi'nin olduğu yerde birkaç çadır gördük, burada daha güzel bir konaklama düşünemiyorum. Yalnız soğuk olacaktır, kıyafet anlamında çok tedbirli gelin. Dönüş yolunda da akşam yemeğimizi Hofbrau Gudauri'de yedik, güzel bir restoran, çocuklar için oyuncaklar da var. Kazbegi'deki tüm uygun konaklama seçenekleri için tıklayın. Yine bana ilaç gibi gelecek bir yazı.. Tam da Kazbegi'ne gitmeyi düşünürken.. Eline sağlık, benim için çok faydalı bir yazı oldu.."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/11/05/ucretsiz-konaklama", "text": "Seyahatlerde ücretsiz konaklama şansınız olduğunu biliyor muydunuz? Hem de bunun için pek çok farklı yöntem var, hangisi size uygunsa seçebilirsiniz. Bu konaklama yöntemleri daha çok yurt dışında yaygın olsa da tek tük yurt içinde imkanlar çıkabiliyor. Geçtiğimiz günlerde instagram sayfamda bu yöntemleri paylaştığımda bu fırsatları bilmeyen çok fazla insan olduğunu fark ettim ve konuyla ilgili çok daha detaylı bir yazıyı burada hazırlamak istedim. Yurt dışında bu yöntemlerle aylarca dünyayı gezen o kadar çok insan var ki şaşırırsınız. Az bütçeyle dünyayı gezmek isteyenlere benim de bu şekilde faydam olur umarım. O zaman buyurun, yurt dışında ücretsiz konaklama yöntemleri yazım sizlerle.. Yöntemlerin üzerinden sırasıyla geçeceğim ve her biri için kullanabileceğiniz, güvenilirliği kanıtlanmış siteleri sizlerle paylaşacağım. Yazıyı beğenip arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın. Bu sistemde dünyanın farklı yerlerinden insanlar gezginlere evlerinin bir odasını açıyor ve bir ya da birkaç gün kalmalarına imkan tanıyorlar. Çoğunlukla ev sahiplerinin kendisi de dünyayı gezmeyi seven insanlar ya da en azından dünyanın farklı yerlerinden insanları ve onların kültürlerini tanımayı seven insanlar oluyor. Sizin için de gittiğiniz şehri ve ülkeyi, orada yaşayan insanlardan öğrenme fırsatı oluyor. Onlardan en yerel tavsiyeleri alabilir, kimsenin bilmediği hikayeler duyabilirsiniz. Bu arada bu uygulamaların içinde konaklama olmadan sadece buluşup şehri gezdirenler de oluyor, daha fazla sosyalleşmek isterseniz aklınızda bulunsun. Bu uygulamalarda kendinize ait profil oluşturuyorsunuz. Nereli olduğunuz, hobileriniz, fotoğraflarınız, gezdiğiniz ülkeler gibi detaylar yer alıyor profilde. İlk defa başvuracakların düzgün ve çok detaylı bir profil oluşturmaya özen göstermesini tavsiye ederim. Şehre gideceğiniz tarih aralığında misafir ağırlamak için müsait olan ev sahiplerine mesaj atarak uygunluk soruyorsunuz. Ev sahibi müsaitse ve profilinizi beğenirse onaylıyor. Bu sistemden uzun süreli faydalanmak istiyorsanız ev sahiplerine sadece bedava konaklama gözüyle bakmayıp birlikte mümkün mertebe vakit geçirmenizi, karşılıklı kendi kültürlerinizden sohbet etmenizi öneririm. Kimse evini boş yere bedava birilerine açmıyor, insanlar sizinle vakit geçirmek istiyorlar. Sosyalleşmeyi sevmiyorsanız bu yöntem kesinlikle size uygun değil. Belki ev sahiplerine bir akşam kendi yörenize özgü bir yemek bile yapabilirsiniz, bu tip jestler hoşlarına gidecektir. Tabi ki tüm vaktinizi onlarla geçirmeniz veya jestler yapmanız gerekmiyor. Ben mesela giderken Türk lokumu filan götürüyordum, hiç kimseye yemek yapmadım ama bol bol sohbet ettim. Hala hepsiyle facebook'ta arkadaşız. 🙂 Kaldığınız odayı ve evi düzenli tutmanız da önemli. Sonuçta bu sistemler güvene dayalı çalışıyorlar ve sonunda sizin hakkınızda yorum yazacaklar, tabi siz de onlar hakkında yazacaksınız. Ev sahibi seçerken yorumları okumayı unutmayın, sırf bedava oda buldum diye manyağın birinin evinde kalmayın. 🙂 Hatta facebook, instagram vs. sosyal medyadan bulabilirseniz biraz stalklayabilirsiniz. Kalacağınız evde de sizin için önemli olan her bilgiyi almaya çalışın, sonra gittiğinizde hayal kırıklığı yaşamayın. Bazıları yıllık cüzi üyelik ücreti alan, bazıları ücretsiz olan, bu yöntemi kullanan uygulamalar aşağıda yer alıyor, size en kolay geleni kullanabilirsiniz. İngilizce House Sitting olarak geçen bu yöntem, son yıllarda gezginler arasında en popüler bedava konaklama yöntemi haline geldi. Evlerinde bitkileri ya da çoğunlukla ev hayvanları olan ev sahipleri, 1-2 günden uzun süreli tatile çıkmak istediklerinde onlara bakacak birini arıyorlar. Bunun için de aşağıda paylaşacağım siteler üzerinden ilan veriyorlar. Genelde birkaç hafta ve hatta birkaç aylık tatillere çıkıyorlar ama bazen 4-5 gün gibi kısa süreli ilanlar bulmak da mümkün. İlanda hangi tarihler arası tatilde olacakları, evin özellikleri, fotoğrafları, bakmanızı istedikleri hayvanın fotoğrafları ve sizden yapmanızı bekledikleri şeyler gibi önemli detayların hepsi paylaşılıyor. Örnek vermek gerekirse bizim evde çok fazla bitki var ve iki tane de kedimiz var. Ben evle birlikte bakmanız gereken bitki ve kedilerin fotoğraflarını çekiyorum. Bitkileri iki günde bir sulamanız gerektiğini, kedilerin suyunu her gün yenilemenizi, kuru mamasının daima dolu olduğundan emin olmanızı ve onlara her gün bir defa yaş mama verilmesini beklediğimi yazıyorum. Evde parti yapmamanız, sigara içmemeniz gerektiği gibi kurallarımı belirtiyorum. Bu işler size fazla geldiyse zaten başka ilanlara bakıyorsunuz, sizin için uygunsa ilanıma başvuruyorsunuz, ben de sizin profilinizi beğenirsem kabul ediyorum. Konaklama tamamlandıktan sonra birbiriniz hakkında yorumlar yazarak daha sonra profillere bakacak olanlara referans oluyorsunuz. Bu konaklama şeklini ilk defa deneyeceğiniz için size tavsiyem öncelikle kendinizle ilgili tüm bilgileri veren fotoğraflarınızın olduğu detaylı bir profil oluşturmanız. Sistemde yeni olduğunuz için hakkınızda yorum olmayacak, belki başka referanslardan bahsedebilirsiniz yani mesela kendi hayvanlarınız olduğunu veya daha önce birilerinin hayvanına baktıysanız bunları belirtebilirsiniz. Eğer evcil hayvan sevmiyorsanız sırf bedava diye bu konaklama biçmini tercih etmeyin. Kabul edildikten sonra da konaklamanız sırasında eve ve hayvanlara kendi eviniz gibi bakarsanız bu sistemde devamlılığınız olur. Eğer konaklama süresinde online yapmanız gereken işleriniz varsa evde düzgün çalışan wifi olup olmadığını sormayı unutmayın. Ödenmesi gereken faturalar vs. var mı onları da mutlaka öğrenin. Aşağıda bu yöntemi kullanan benim bildiğim tüm siteleri paylaşıyorum. Bazıları yıllık üyelik ücreti alıyor ama karşılığında aldığınız hizmeti düşününce bedava kalıyor bu ücretler. Bu konaklama yönteminde, kaldığınız yerde sizden iş yapmanızı ya da bir şekilde onlara fayda sağlamanızı bekliyorlar. Bu işler neler olabilir diye merak edeceksiniz muhtemelen, biraz örneklendirmeye çalışayım. Mesela bir hostelde çalışabilirsiniz ve işiniz sabahları kahvaltı hazırlamak, misafirlere sunmak ve bitenleri toplamak olabilir. Sabahtan öğlene kadar işlerinizi halledersiniz ve öğleden sonralarınız gezmek için size kalır. Bir çiftlikte çalışabilirsiniz ve örneğin göreviniz sebze meyve toplamak ya da hayvanları belli saatlerde gezdirmek, beslemek olabilir. Bazı ev sahipleri sizin anadilinizi öğrenmek istiyor olabilir ve onlara her gün belli saatlerde dil dersi verirsiniz. Bazı ev sahipleri hafta sonu akşamları ya da onlar işteyken çocuklarına bakmanızı isteyebilir. Çalışma konusunun ucu açık kısacası, aşağıda size birçok site yazacağım, size uygun olanların hepsine başvurabilirsiniz. Bu yönetmde konaklamaya ek olarak genellikle yemek ve hatta bazen ufak harçlık verilebiliyor. Ayrıca gelecek için de iş ve beceri anlamında pek çok tecrübe edinmenizi sağlıyor. Bu da bedava gezme yöntemleri arasında en popüler olanlardan biri bu nedenle. İş ararken yapamayacağınız bir işe sırf bedava konaklamak için başvurmayın. Elinizden geleceğini düşündüğünüz işe başvurun ve bu sistemde uzun ömürlü olabilmek için işinizi hakkıyla yapın. Başvurduğunuz işin şartlarını ve orayla ilgili yorumları da mutlaka okuyun. Bazı işyerleri sizi sadece ucuz işgücü olarak görebilir ve çok fazla çalıştırıp karşılığını vermiyebilir ya da çalışmaya gelenlere kötü bir üslupla yaklaşıyor olabilir. Konakladığınız yerin şartları kötü olabilir, yemekler berbattır vs. her konuda yorumları okuyun. Bu tip durumlar sizin aldığınız keyfi ortadan kaldıracaktır ve belki seyhat etmekten bile soğutacaktır. Açık söylemek gerekirse bu bana göre en ütopik olanı ve hiç tecrübe etmedim ama gerçekçi olarak binlerce insan tarafından başvurulan bedava konaklama yöntemlerinden biri bu da. The Holiday diye bir film vardı, izlediniz mi bilmiyorum ama Kate Winslet ile Cameron Diaz başrolerde oynuyordu ve evlerini değiş tokuş ediyorlardı. Eğer kendinize ait bir eviniz varsa ve turistlerin ilgisini çekebilecek bir lokasyona, dekorasyona sahipse bu yöntemi deneyebilirsiniz. Kendime ait evim olacak kadar bütçem varsa neden bedava konaklama araştırayım diyecekler çıkabilir. 🙂 Yani sonuçta kredi ödüyorsunuzdur ve seyahat etmek sizin için biraz lüks haline gelmiş olabilir. Bu yöntem diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında ailelere en uygun yöntem bence, aklınızda bulunsun. Bu yöntemi inceleyebileceğiniz siteleri de paylaşıyorum. Umarım ücretsiz konaklama yöntemleri yazım size rehber olur ve dünyayı gezmenizi kolaylaştırır. Başka yazmamı istediğiniz, seyahate dair merak ettiğiniz konular varsa yorumlara yazmaya çekinmeyin lütfen. Benim aklıma gelmeyen faydalı içerikler bulmuş oluruz birlikte. Size şimdiden iyi seyahatler! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/11/07/gurcistan-iphone", "text": "Öncelikle Gürcistan Iphone fiyatlarını ve sonrasında Amerika ve Avrupa'daki fiyatları paylaşmak istiyorum. Genel bir fiyat karşılatırması yapmak isteyebilirsiniz belki, istemeyenler o kısmı atlayıp alta geçebilir. 🙂 Döviz cinsinden fiyatları verip TL karşılıklarını da yazdım ama şu anki kura göre yazdım siz yine kontrol edersiniz güncel kurla tam karşılığını. Fiyatlardan sonra Gürcistan'dan iphone nasıl alınır anlatacağım detaylı olarak. Emeğim için yazıyı beğenip paylaşmayı unutmayın. TL kuru çok değişken olduğu için TL karşılığını yazmıyorum, siz güncel kur ile çarparsınız. Ayrıca Gürcistan'da bu fiyatlar üzerinden %11 vergi iadesi alıyorsunuz. Vergi iadesi düşmüş halini, TL karşılığı tutarı 0.89 ile çarparak bulabilirsiniz, umarım anlaşılır olmuştur. Bu arada diğer apple ürünleri de soruluyor hep ama Gürvistn'da, telefon dışında kalan Apple ürünleri Türkiye'den daha pahalı maalesef, sadece Apple Watch Ultra daha ucuz. Türkiye için Apple Store'dan daha uygun fiyatları da şurada bulabilirsiniz. Bana yurt dışından telefon almak ile ilgili gelen sorulardan birine de bu kısımda cevap vereyim. Schengen dolaşımı içindeki ülkelerde seyahat ederken, bir ülkeden telefon alıp başka bir ülkeden vergi iadesi alınabiliyor mu? Mesela yolculuğunuz Fransa'da başladı ama İtalya'dan çıkış yapacaksınız. Siz Fransa'dan almak istiyorsunuz telefonu çünkü orada daha ucuz. Bunun cevabı evet, farklı ülkeden tax free alışveriş yapıp diğer bir Schengen ülkesinden vergi adesi alabiliyorsunuz. Amerika'da tax free alışveriş yapamıyorsunuz yani bu fiyatlar üzerinden vergi iadesi olmayacak. Ben kendi iphone'umu her zaman Zoommer mağazasından aldım şimdiye kadar çünkü alacağım zaman diğer yerlere göre hep indirimli denk gelmiştim. Ben bu yazıyı yazarken de Zoommer'da şu an sadece Iphone 14'te 100 GEL gibi ufak bir indirim var. 100 GEL yine az değil, şu an 680 TL ediyor. 😉 Telefon modeli yükseldikçe indirim tutarı artıyor ve daha fazla kar etmiş oluyorsunuz, o yüzden zoommer'daki fiyatları mutlaka kontrol edin. Iphone stok durumlarını soran o kadar çok oluyor ki. Bana her gün bir sürü şu tarz mesajlar geliyor: Iphone 14 pro Batum'da hangi mağazada var kontrol edebilir misiniz? Tiflis'te hangi mağazada iphone 14 pro max 256 gb var bakabilir misiniz? Bunları benim tek tek sürekli kontrol mümkün değil takdir edersiniz, kaldı ki kontrol edecek boş vaktim olsa da ben size bugün var derim, siz yarın geldiğinizde kalmamış olur. Bu tamamen kısmet işi onu baştan söylemiş olayım. Yine de Gürcistan'daki iphone yetkili satıcıların websitelerinden kontrol edebilirsiniz. Mağazaların web adreslerini aşağıda yazıyorum. Bu sitelerden hem istediğiniz model telefonun olup olmadığını hem de nerelerde mağazaları olduğunu kontrol edebilirsiniz. Mail veya telefonla ulaşmayı deneyebilirsiniz. Gürcüce açılıyor siteler ama İngilizce dil seçeneği var, çevirirsiniz. Tiflis'te City Mall alışveriş merkezine gitmenizi öneririm çünkü aşağıdaki mağazaları bir arada bulabileceğini merkezdeki tek yer diyebilirim. Hep şehrin farklı yerlerine yayılmış durumdalar ve City Mall'a giderseniz farklı alternatifleri yakın yakın gezme şansınız olur.. Yukarıda bahsettiğim mağazalar genelde AVM'lerde oluyor. Zaten sitelerinde görürsünüz Batum veya Tiflis'te nerede mağazaları olduğunu bulup oraya gideceksiniz. Özellikle Batum'da çok fazla Türk alışveriş yaptığı için stoklar çok hızlı tükeniyormuş haberiniz olsun. Vergi iadesi almak istiyorsanız mağazanın tax free olup olmadığını mutlaka sorun. Genelde vitrinde tax free logosu olur ve teknolojik ürünler satanların hemen hemen hepsi tax free alışveriş yapabildiğiniz yerlerdir ama siz işinizi garantiye alın, sorun çıkmasın. Tax free alışveriş yapıldığının onayını aldıktan sonra ödemeyi yaparken pasaportunuzun aslını vererek vergi iadesi formu hazırlamalarını istiyorsunuz. Bu form, faturanız, ürün ve pasaportunuz ile Tiflis havaalanında Tax Free yönlendirmelerini takip ederek pasaport kontrol öncesi tax free onayınızı alıyorsunuz. Daha sonra pasaportu geçince Liberty Bank bankosundan onaylanmış form ile vergi iadenizi alıyorsunuz. Uçağınız kaçta olursa olsun Tax Free ofisi açık olacaktır ancak görevli molaya çıkmış olabilir ya da sıra kalabalık olabilir vs. nedenlerle işiniz uzun sürebilir, mutlaka erken gidin ki uçağınızı kaçırma riski olmasın. Tax free alışveriş yapılan mağazada ödemeyi yaparken çipli TC kimliğinizin aslını vererek vergi iadesi formu hazırlamalarını istiyorsunuz. Sarp sınır kapısından geçerken pasaporttan hemen sonra yan yana iki banko var. Bir tanesi onay almak bir tanesi ödeme yapmak için. Onay bankosuna kimliğinizi, ürünü, faturayı ve tax free formunu veriyorsunuz. Onayı aldıktan sonra yan bankodan bu onay formuyla ödemeyi alıyorsunuz. Vergi iadesi kuyrukları inanılmaz uzun sürüyormuş, 8-9 saat bekleyenler varmış, bilginiz olsun. Vergi iadesini istediğiniz kurdan alabilirsiniz, Euro veya Dolar olarak almanızı tavsiye ederim. Umuyorum Gürcistan iphone alışverişi rehberimde aklınızdaki bütün soruların cevaplarını bulursunuz. Her şeyi tüm detayıyla yazmaya çalıştım. Yine de sorularınız olursa lütfen mesaj ya da mail atmayın, bu yazının altına yorum olarak paylaşın, o şekilde görmem daha kolay olur ve herkes faydalanır. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/11/11/ucuz-maldivler", "text": "Uçak bileti ve konaklama dahil, İki kişi, beş gece, her şey dahil 1000$'a Maldivler tatili yapabileceğinizi söylesem ne derdiniz? Kulağa ütopik geliyor değil mi? Ama gerçek. Bunu instagram'da paylaştığımda çok fazla izlendi ve yöntemi anlatmama rağmen çok garip yorumlar geldi, gelmeye de devam ediyor. Bir de tabi instagram'da özet olarak yazıyoruz ya, tam anlamayan çok insan olmuş. Tamam daha fazla uzatmadan hemen anlatıyorum toplanın. En ince detayına kadar, ucuz Maldivler tatili nasıl yapılır yazmaya çalışacağım. Umarım faydalı olur, yazıyı arkadaşlarınızla da paylaşmayı unutmayın. Öncelikle uçak bileti kaleminden başlayalım. Bu bilgiyi kimsenin paylaştığını görmemiştim ben paylaşana kadar, tabi benim videom yayınlandıktan sonra birkaç kişinin paylaştığını gördüm. Bu gerçekten büyük haber çünkü artık Maldivler'e gerçekten ucuz bilet bulabiliyoruz. Ucuz hava yolu şirketlerinden Wizz Air 2022 Ekim ayı itibarıyla Abu Dhabi'den Maldivler'e uçuş başlattı. Bu da ucuz bir aktarma kapısı açtı çünkü Wizz Air'in Ankara'dan Abu Dhabi'ye de ucuz uçuşları var. Ankara'dan Wizz Air ile Abu Dhabi aktarmalı seçtiğinizde gidiş dönüş 4750 TL'den başlayan biletler bulabilyorsunuz, hem de Maldivler'in en güzel zamanı olan Ocak, Şubat gibi aylarda. Burada dikkat etmeniz gereken konu, henüz Ankara-Maldivler bağlantılı bir aktarma uçuşu başlamadı. Yani önce Abu Dhabi'ye bilet alıyorsunuz, sonra da Abu Dhabi'den Maldivler'e bilet alıyorsunuz. Hangi tarihlerde en ucuz bilet bulurum diye aratmak için Skyscanner'ı kullanın. Şimdi göremezseniz bile arada kontrol edin, yarın görebilirsiniz, belli sayıda bu fiyatta bilet açılıyor, o bitince bir süre sonra tekrar açılıyor. Ben ilk paylaştığımda Ekim ayı sonlarıydı, paylaştığım günün ertesine bu biletlerden kalmamıştı sonra Kasım ayı başında tekrar çıktılar piyasaya. 🙂 Eğer İstanbul'da oturuyor ve İstanbul'dan Ankara'ya gitmeden uçak biletini haletmek istiyorsanız o zaman Pegasus'un Abu Dhabi uçuşlarına bakacaksınız. İstanbul'dan Pegasus ile Abu Dhabi + Abu Dhabi'den Wizz Air ile Maldivler şeklinde bilet alırsanız da 5900 TL'den başlayan biletler bulunuyor. Gelelim konaklama kısmına. Eğer illa ki su üstü villalarda kalmak istiyorum diyorsanız yazının bundan sonrasını okumanıza gerek yok. 🙂 Maldivler'de konaklamayı ucuza getirmenin yolu lokallerin yaşadığı adalarda kalmak. Maafushi, Fulidhoo, Thulusdhoo, Thoddoo, Dhigurah, Dhiffushi, Dharavandhoo, Hulhumale, Guraidhoo, Himmafushi, Hithadhoo, Ukulhas, Feridhoo, Omadhoo, Rasdhoo, Bodufolhudhoo benim bildiğim turist kabul eden güzel lokal adalardan. Bunların hepsini zamanında epey incelemiştim. Denizin güzelliği aynı, palmiyeler, tropik meyveler, yapabileceğiniz aktiviteler hepsi aynı, yalnızca daha uygun fiyatlı otellerde kalıyorsunuz. Gördüğünüz gibi epey alternatif var, eminim zevkinize göre bir ada ve otel bulabilirsiniz. Karar veremediyseniz ve vaktiniz varsa birkaç tanesinde de konaklayabilirsiniz. 😉 Şimdi gelelim bu adaların iki kötü özelliğine. Maldivler yoğun müslüman bir ülke olduğu için halkı yaşadığı yerel adalarda bazı kısıtlamalar var. Birincisi adada alkol satışı yok, ikincisi de her plajda bikini serbestliği yok. Özel bikini plajları var, denize bikiniyle yalnızca buralardan girebiliyorsuuz. Ama zaten oteller bikini plajı civarında oluyor. Ada içinde şort, askılı vs dilediğiniz gibi dolaşıyorsunuz, sıkıntı yok. Ben bikini plajı olmayan yerlerde de bikiniyle bir sürü insan gördüm ama açıkçası risk etmedim. Adalarda alkolsüz bira vs. satışı var. Yanınızda alkol götürebiliyor musunuz o konuda emin değilim çünkü benim çantamı kimse aramadı yani alkol olsaydı yanımda kimse bir şey demezdi gibi. Yukarıda saydığım adalara tek tek bakıp zevkinize göre bir yerler bulursunuz diye düşünüyorum. 2 kişi 5 gecesi 100$ misafir evlerinde bile kalmak mümkün. Tek tek otel aramaktansa adalar hakkında da bilgi verseydiniz, biz de ona göre listeyi eleseydik keşke dediğinizi duyar gibiyim ama o şekilde yazı anormal uzun olacaktı. Bu yazı yeterince ilgi görürse tek tek adalar hakkında detayların, ulaşım bilgilerinin ve artıların eksilerin olduğu ayrı bir yazı da yazabilirim. Beğeni ve yorumlarınız çok makbule geçer bunun için. Adada da yeme içme ve katılmak isterseniz ekstra aktiviteler için masrafınız olacak tabi. Otellerde tam pansiyon kalmayı seçebilirsiniz ya da öğün başı ücret ödeyerek istediğiniz öğünü yersiniz. Lokal adaların avantajı otel dışında kafelerin ve marketlerin olması. Bu şekilde uygun fiyata mesela günlük 20$ civarına yeme içmeyi halledebiliyorsunuz. Aktiviteler arasında kaplumbağalarla yüzmek, dalış yapmak, yunuslarla yüzmek, şeffaf kanolarla gezmek vs. yani Maldivler'de yapılacak her şey var. Ayrıca lüks adaları görmek isterseniz günübirlik gidebileceğiniz turlar oluyor. Bu aktivitelerin ücreti genelde 15$-30$ arası değişiyor. Yalnız lüks bir adaya giderseniz daha yüksek fiyat tabi çünkü o ziyaret tüm gün yeme içme dahil paket tur şeklinde satılıyor, o turların fiyatını hatırlamıyorum açıkçası. Maldivler Gezi Rehberi: Ucuz Bir Maldivler Tatili Mümkün! Ucuz Maldivler tatili için dikkat etmeniz gereken her detayı yazmaya çalıştım, umarım anlaşılır olmuştur. Bu şartlar size uymuyorsa zaten gitmezsiniz, ben çok lüks olmadan da tropik ortamı tatmak isteyenler için yöntem gösteriyorum sadece. Bazen instagram'da videolar viral olunca altına çok hadsiz yorumlar ve hakaretler geliyor. Sayfaya insan çekmek için olmayan bir şeyi varmış gibi göstermiyorum, gerçekten şartları böyle olan bir imkan var ve bilmeyenler için anlatıyorum. Sonuçta içerik üreticileri zaten bunun için var, kendi deneyimlerimi ve bilgilerimi sizlerle paylaşıyorum. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/01/tiflis-gurcu-restoranlari", "text": "Tiflis'e gelmişken Gürcü yemeklerini tatmadan gitmek olmaz. Gürcü tatları aslında bizim ağız tadımıza çok uygun ama tabi kötü yapan bir yerde yediğinizde hiç sevmeyebilirsiniz veya ağır gelebilir. 2018 yılından beri Tiflis'te yaşadığım için Tiflis'e gelenlerin benden en çok istediği önerilerden biri de güzel bir Gürcü yemeği adresi oluyor. Bu ara soruların artttığını görünce artık bu yazıyı daha fazla geciktirmek istemedim. O zaman buyurun, yerlisinden Tiflis Gürcü Restoranları önerileri sizlerle. Gürcü Mutfağı: Gürcü Yemekleri ve Gürcü İçecekleri yazımı da okumanızı öneririm, yemek seçerken yardımcı olur. Amo Rame: Özgürlük Meydanı'na çok yakın, Sololaki bölgesinde kalıyor. İki tane Amo Rame var: birisi yalnızca hinkali yapıyor, biri hinkali dışındaki Gürcü yemeklerini yapıyor, birbirlerine çok yakınlar. Burada fotoğrafları olan diğer geleneksel mutfak olan. Yine vintage detaylarla süslü iç içe geçmiş odalar ve minik bir bahçeden oluşuyor. Yemekleri gerçekten çok başarılı ve fiyatlar da makul bence. Keto & Kote: Benim şimdiye kadar Tiflis'te gittiklerim arasında en sevdiğim restoran burası. Bu retoranın tek sıkıntısı biraz sapa bir yerde kalıyor olması. Vera bölgesinde bir çıkmaz sokaktan giriyorsunuz. Yanlış yere geldiğini düşünüyor insan ilk gidince, aklınızda olsun devam edin. 🙂 Hem ortam hem yemeklerine bayılıyorum. Büyük salona ek olarak sadece arkadaşlarınızla oturabileceğiniz bir odası da bulunuyor, küçük grup yemekleri için çok rahat oluyor. Ayrıca yaz için bahçesi de var. Diğer restoranlara göre bir tık pahalı. Sofiko: Old Town'un göbeğinde diyabileceğim bir lokasyonda yer alıyor, acıktığınızda meydanda bir yerlerdeyseniz burayı tavsiye ederim kesinlikle. Manzarası güzel, iki katlı bir restoran, iki kata da teras var ama üst katın manzarası daha güzel. Yemekleri çok başarılı yalnız bölgedeki diğer restoranlara göre bir tık pahalı diyebilirim. Veriko: Vera bölgesinde, eski bir şarap fabrikasının bahçesini dönüştürdükleri kompleks içinde yer alıyor bu restoran. Sağında solunda daha pek çok mekan var. Burada yemeğinizi yedikten sonra diğer mekanlarda kokteylinizi içebilirsiniz. Yemek ve sonrasında bar düşünenler için hepsi bir arada çok mantıklı oluyor. Ortamı ve yemeklerini seviyorum, açık hava isteyenlere verandası da bulunuyor. Rigi Gastrodouqan: Burası nehrin karşı yakasında kalıyor ama Orbeliani bölgesine çok yakın, Dry Bridge Pazarı'nın kurulduğu yerin hemen ilerisi. Pazardan sonra acıkırsanız buraya gidebilirsiniz mesela. Nehir manzaralı balkonu da var. Buranın yemekleri çok güzel ama ortam biraz spor o yüzden akşam yemeği değil de öğlen yemeği için tercih eilmeli bence. Puri Guliani restoranın yanındaki merdivenlerden aşağı inerek ulaşıyorsunuz mekana. Ethno Tsiskvili: Burası şehir merkezinin biraz dışında Beliashvili denilen bölgede kalıyor, araçla gitmeniz gerekecek. Yemek sırasında aynı zamanda Kafkas dansları izlemek isteyenler için burayı öneriyorum. Bu restoranın olduğu yerde sıra sıra bu şekilde dans gösterileri olan mekanlar var ama ben birkaç tanesini denedim ve en iyisi bu diyebilirim. Oldukça büyük bir retoran, birden fazla salonu ve büyükçe bir bahçesi var. Özellikle hafta sonu gelecekseniz mutlaka önceden rezervasyon yapın. Daha pek çok restoran var elbet ama listeyi çok fazla uzatıp kafa karıştırmak istemedim. O yüzden kendi tecrübe ettiklerim arasında en sevdiklerimi paylaştım sadece. Bu listeye eklemeye değer gördüğüm bazı restoranlara da epeydir gitmedim ve hala iyiler mi emin olmadan yazmak istemedim. Başka keşiflerim oldukça ekleme yaparım tabi. Umarım restoran önerilerimle güzel bir yemek deneyimi yaşarsınız. Tiflis'te yeme içme ile ilgili bu tip nokta atışı mini listeler hazırlamaya devam edeceğim, takipte kalın. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/01/tifliste-nerede-kalinir", "text": "Öncelikle, aklınızda şehir yerleşiminin aşağı yukarı oturması açısından Tiflis'teki bölgelerden çok kısaca bahsetmek istiyorum, böylece benim listemden bir otel seçmeseniz bile hangi bölgede kalmak istediğinizi bilerek otel arayabilirsiniz. Bölgeleri anlattıktan sonra otel önerilerimle devam edeceğim. Old Tbilisi ile başlıyorum; burası şehrin turistik anlamda en merkezi yeri. Tiflis'te görülmesi gereken başlıca yerler ile bir sürü cafe ve bar burada bulunuyor. Sololaki, Eski Tiflis'in arka sokakları ile Özgürlük Meydanı arasında kalan bir muhit. Rus İmparatorluğu döneminde zenginlerin oturduğu bir muhitmiş, o nedenle bu civarda Art Nouveau tarzında yapılmış tarihi evler görmek mümkün. Abanotubani, Tiflis'teki hamamların bulunduğu bölge oluyor. Burası da Eski Tiflis Meydanı'nın hemen yanı başında olduğundan çok merkezi. Avlabari, nehrin diğer tarafında Abanotubani bölgesinin karşısında yer alıyor. Buradan da gezilecek yerlere kolayca ulaşabilirsiniz. Rustaveli Bulvarı ve çevresi oldukça hareketli ve toplu taşımanın kolay olduğu bir bölge. Eski Tiflis'e 15-20 dakika yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Ayrıca burada müzeler ve opera binaları bulunuyor. Rustaveli Bulvarı'nın üst tarafı Mtatsminda olarak geçiyor. Burası çok merkezi değil ama biraz yürüyerek Rustaveli Bulvarı'na inebilirsiniz. Mtatsminda'dan sonra Vera geliyor, burada turistik olarak gezilecek bir yer yok ama tatlı cafeler var. Vera'nın komşusu Vake, İstanbul'un Nişantaşı semtine benzetebileceğim bir yer. Turistik olarak hiçbir şey yok ama mağazalar, butikler, güzel kafe ve restoranlar var. Rustaveli Caddesi'nin nehre doğru alt tarafında kalan bölge de Orbeliani oluyor, burada da tatlı mekanlar var, yürüyerek ana caddeye çıkabiliyorsunuz. Rustaveli Bulvarı'nın karşısında, nehrin karşı kıyısında Marjanishvili yer alıyor. Bu bölgenin ana caddesi olan Davit Aghmashenebeli Bulvarı tamamı yenilenmiş binalardan oluşuyor. Turistik yerlere yakın olmasa da konaklama için tercih edilen bölgelerden biri, oldukça fazla cafe ve retoran seçeneği bulunuyor. Chugureti, Marjanishvili ile yakın lokasyonda son dönemde popülerleşmeye başlayan bir bölge. Yavaş yavaş konaklama seçenekleri ve restoranların sayısı artıyor ama tursitik yerlere uzak. Saburtalo, yeni rezidansların ve alışveriş merkezlerinin yapıldığı bir bölge, turistik anlamda hiçbir şey yok ama toplu taşıma ile kolay ulaşılabiliyor. Aşağıdaki otellerin hiçbirinde konaklamadım ama Tiflis'i iyi bildiğim için konumlarına göre turistik yerlere yakın veya ulaşımın kolay olduğu yerleri bulmaya çalıştım. Fotoğraflara göre favoriler belirleyip yorumları okuduktan sonra buradaki listeye dahil ettim. Verdiğim fiyatlar ortalama fiyatlardır, gideceğiniz tarih ve rezervasyon yaptığınız döneme göre aşağı ya da yukarı yönlü değişkenlik gösterebilir. Önce bütçelere göre otelleri grupluyorum, sonra apart otelleri, en altta da hostelleri paylaşacağım. Doors Meidan Design Hotel: Eski Tiflis Meydanı'na çok yakın konumda, merkezi bir otel. En turistik yerlere ve mekanlara birkaç dakika içerisinde ulaşabilirsiniz. Booking puanı 9.1 ve gecelik oda fiyatı 58$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Hotello: Orbeliani bölgesinde yer alıyor, merkezi bir yer diyebiliriz, Özgürlük Meydanı'na yürüme mesafesinde ama Eski Tiflis'e biraz daha uzak. Booking puanı 8.4 ve gecelik oda fiyatı 50$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Hotel Opinion: Konumu Eski Tiflis'te oldukça merkezi bir yerde bulunuyor. Özgürlük Meydanı ve Eski Tiflis Meydanına yürüme mesafesinde, kafelerin olduğu bir sokakta. Booking puanı 8.7 ve gecelik oda fiyatı 48$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Octava Boutique Hotel: Rustaveli Caddesi üzerinde yer alıyor. Booking puanı 9 ve gecelik oda fiyatı 62$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Hotel Zeg: Sololaki'de merkezi bir konumda yer alıyor, yürüyerek pek çok yeri gezebilirsiniz. Booking puanı 8.3 ve gecelik oda fiyatı 64$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Amante Narikala by Tbilisi Luxury Boutique Hotels: Eski Tiflis'te, Narikala Kalesi'ne yakın bir konumda yer alıyor. Yürüyerek birkaç dakika içinde eski Tiflis Meydanı'na inebilirsiniz. Booking puanı 9.4 ve gecelik oda fiyatı 70$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Vera Hills Boutique Hotel: Adından anlaşılacağı üzere Vera bölgesinde yer alan bir otel. Booking puanı 8.9 ve gecelik oda fiyatı 56$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. IOTA Hotel Tbilisi: Otel Sololaki bölgesinde, Özgürlük Meydanı'na yürüme mesafesinde yer alıyor. Booking puanı 8.2 ve gecelik oda fiyatı 92$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Rooms Hotel Tbilisi: Vera bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 9 ve gecelik oda fiyatı 96$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Shota Rustaveli Boutique Hotel: Parlamento Binası'nın yanıbaşında, Rustaveli Caddesi'ne çıkan bir sokakta yer alıyor. Booking puanı 9.3 ve gecelik oda fiyatı 100$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Radius Hotel Tbilisi: Rustaveli Caddesi'nin Özgürlük Meydanı ile buluştuğu noktada bulunan Galleria Alışveriş Merkezi'nin en üst katında yer alıyor. Booking puanı 8.5 ve gecelik oda fiyatı 91$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Unfound Door Design Hotel: Davit Aghmashenebeli caddesi üzerinde yer alıyor. Booking puanı 9.6 ve gecelik oda fiyatı 96$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Communal Hotel Sololaki: Adından da anlaşılacağı üzere Sololaki bölgesinde yer alan bir otel. Booking puanı 9.2 ve gecelik oda fiyatı 86$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Communal Hotel Plekhanovi: Yukarıdaki otelin kardeş oteli, Chugureti'de yer alıyor. Booking puanı 9.4 ve gecelik oda fiyatı 84$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Museum Hotel: Orbeliani civarında yer alıyor. Booking puanı 8.8 ve gecelik oda fiyatı 74$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Bazzar Boutique Hotel: Orbeliani bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 9.5 ve gecelik oda fiyatı 80$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Moxy Tbilisi by Marriott: Chugureti'de yer alıyor ama Orbeliani'ye oldukça yakın, nehri geçer geçmez ulaşıyorsunuz. Booking puanı 8.7 ve gecelik oda fiyatı 75$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Kisi Boutique Hotel: Abanotubani bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 9.4 ve gecelik oda fiyatı 75$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Hotel Abanotubani: Abanotubani bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 9.4 ve gecelik oda fiyatı 94$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Stamba Hotel: Vera bölgesinde yer alıyor, tarzıyla öne çıkan bir otel. Booking puanı 9.2 ve gecelik oda fiyatı 213$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. The Biltmore Tbilisi Hotel: Rustaveli Caddesi üzerinde yer alıyor. Booking puanı 8.7 ve gecelik oda fiyatı 190$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Radisson Blu Iveria Hotel: Rustaveli Caddesinin başladığı yerdeki meydanda, Vera civarında yer alıyor. Booking puanı 8.5 ve gecelik oda fiyatı 165$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Ambassadori Tbilisi Hotel: Old Town civarında yer alıyor, lokasyonu oldukça ideal. Booking puanı 8.8 ve gecelik oda fiyatı 165$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Tbilisi Marriott Hotel: Rustaveli Caddesi üzerinde yer alıyor. Booking puanı 8.4 ve gecelik oda fiyatı 200$. Otelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Urban Apartments 116: Marjanishvili'de yer alıyor. Booking puanı 8.2 ve 4 kişilik apart fiyatı gecelik gecelik 74$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Dat Exx Apartments: Marjanishvili'de yer alıyor. Booking puanı 8.6 ve 2 kişilik apart fiyatı gecelik 77$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Funicular Inn Apartments: Sololaki bölgesinde yer alıyor, iyi bir lokasyonda. Booking puanı 9.6 ve 2-3 kişi kapasiteli apartların fiyatı gecelik 84$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Boutique Apart Upe: Old Town sokaklarında yer alıyor, Narikala Kalesi'ne da yakın, iyi bir lokasyonda. Booking puanı 9.9 ve 2 kişilik apart fiyatı 109$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Luxury inn: Sololaki bölgesinde yer alıyor, Özgürlük Meydanı'na da yakın, iyi bir lokasyonda. Stil sahibi dekorasyonu olan bir apart. Booking puanı 9.6 ve 2 kişilik apart fiyatı gecelik 120$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. The 10: Mtatsminda bölgesinde yer alıyor, oldukça şık bir apart. Booking puanı 9.4 ve 2 kişilik apart fiyatı gecelik 129$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Pomegranate in Old Tbilisi: Old Town sokaklarında yer alıyor, Özgürlük Meydanı'na da yakın, çok iyi bir lokasyonda. Özellikle 2 çiftseniz veya 4 kişilik bir aileyseniz düşünebilirsiniz. Booking puanı 9.4 ve 4 kişi kapasiteli apart fiyatı gecelik 99$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Tbilisi Bliss Penthouse: Diyelim ki Tiflis'e kalabalık bir grup olarak geliyorsunuz ve keşke bir arada kalabileceğimiz bir yer olsa diye aklınızdan geçiriyorsunuz. O zaman burası tam size göre. Vake bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 9.6 ve 12 kişi kapasiteli apart fiyatı gecelik 250$. Daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. 4 yatak odası var, salonda 4 kişilik yatacak yer var, 3 banyosu var. Hostel'in ne demek olduğunu bilmeyenler için baştan küçük bir açıklama yapayım. Hosteller, aynı odada başka insanlarla kaldığınız, yurt odası mantığında bir konaklama şeklidir. Tuvaletler, banyolar ortaktır. Fabrika Hostel: Chugureti bölgesinde kalıyor, çoğu turistik yere uzak olsa da hostelin kendi imkanları oldukça iyi. Binanın avlusunda farklı mekanlar ve butikler var. Aghmashenebeli caddesine de yürüyerek gidebilirsiniz. Booking puanı 9 ve 12 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 8$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Bude Hostel: Chugureti bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 9.5 ve 6 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 7$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Envoy Hostel: Old TBilisi sokak aralarında yer alıyor, gayet merkezi bir konumda. Booking puanı 9 ve 8 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 14$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. At Funicular Hostel: Mtatsminda bölgesinde yer alıyor. Booking puanı 8.7 ve 8 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 8$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Gallery Hostel Tbilisi: Mtatsminda bölgesinde yer alıyor. Tiflis Devlet Opera ve Bale Tiyatrosu'nun hizasında Rustaveli Bulvarı'na paralel iki alt sokakta yer alıyor. Booking puanı 8.8 ve 8 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 17$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Namaste Hostel: Old Town'un ara sokaklarında yer alıyor, konumu merkezi, turistik yerler ve cafeler yürüme mesafesinde. Booking puanı 8.5 ve 10 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 9$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Moosica Hostel: Tiflis Devlet Opera ve Bale Tiyatrosu'nun yakınında Rustaveli Bulvarı'na paralel bir üst sokakta yer alıyor. Booking puanı 9.6 ve 6 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 7$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Pushkin 10 Hostel: Rustaveli Caddesi'ne yakın bir konumda yer alıyor, Özgürlük Meydanı'na yürüyerek ulaşabilirsiniz. Booking puanı 9.6 ve 8 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 10$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Alcatraz Jail-Hostel: Burası hapishane konseptindeki bir hostel. Eski Tiflis'te merkezi diyebileceğim bir konumda yer alıyor. Booking puanı 9.5 ve 6 kişilik odada gecelik kişi başı fiyatı 4$. Hostelle ilgili daha fazla detay, gideceğiniz tarihteki fiyatlar ve rezervasyon için şuraya tıklayabilirsiniz. Tiflis'te müsait tüm otelleri incelemek için şuraya tıklayın. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/02/tiflis-iyi-kahveciler", "text": "Tiflis'te çok kahveci açıldı ve açılmaya devam ediyor. Ben kendi deneyebildilklerim arasında hem ortam hem kahve olark en sevdiklerimi paylaşıyorum. Shavi Coffee Roasters: Vera'da yer alan kahveci Tiflis'in en popülerlerinden biri diyebilirim. Girişteki bölüm dışında kasa arkasında da bir odası var. Genelde bütün masaları çalışanlarla dolu oluyor ama hep son kalan tek kişilik yeri denk getiriyorum. 🙂 Tart, kek gibi ufak tefek atıştırmalık yiyecekler de var. ERTI KAVA Coffee Room: Rustaveli caddesinin birazcık üstünde kalıyor. İç mekan olarak en sevdiğim yer burası diyebilirim. Bir odasında masa etrafında salıncaklar var, diğer odasında çocuk oyun alanı var, bir de ferah bir giriş alanı var. Bunun Vake şubesi de var ama siz benim dediğime gidin. Kahvaltı eçenekleri var. Daily Grind Coffee & More: Özgürlük Meydanı'na oldukça yakın bir lokasyonda, Old Town'a doğru bir yerde kalıyor. Ufak bir kafe, şezlonglara oturup gelen geçeni izleyerek kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Kek, tart gibi kahve yanı yiyecek seçenekleri bulunuyor. Pulp: Vera'da yer alıyor. Havadar güzel bir mekan, kapı önünde de oturma yerleri var. Yine çalışanlar tarafından işgal edilen yerler arasında. Kahvaltı seçenekleri bulunuyor. Bir de burada nata yapıyorlar, seviyorsanız deneyebilirsiniz. Coffee Place: Sololaki bölgesinde, eski bir apartmanın giriş katında yer alıyor. İç dekorasyonunu çok sevdim, bir de camdan dışarı bakınarak kahvemi içmek keyifli oluyor. Kek, tart gibi kahve yanı yiyecek seçenekleri var. Puri Guliani: Burası Chugureti'de yer alıyor, Dry Bridge pazarının hemen ilerisinde yer alıyor. Yani pazara gelirseniz kahve adresiniz belli. 😉 Tatlılarına bayılıyorum. Kahve dışında kahvaltı ve diğer öğünler için de gayet güzel bir mekan. Kvarts Coffee: Rustaveli Caddesi üzerinde yer alıyor. Buranın özelliği kahveniz hazırlanırken sizin ayak üstü ufak bir karikatürünüzü yapmaları. Tiflis'ten böyle bir hatıra isterseniz uğrayın mutlaka. Kahvaltı seçenekleri var. Başka güzel kahveciler de var ama bu yeme içme listelerimi özellikle butik ve kısa tutmayı tercih ediyorum. Tiflis'e gelenler çoğunlukla kısa süreli geliyor ve hepsini denemeye fırsat yok zaten, boşuna kafa karışıklığı yaratmadan nokta atışı en sevdiğim mekanları paylaşmaya çalışıyorum. Bu listeye özel olarak şehrin farklı yerlerinde şubeleri olan zincir kahvecilerden sevdiklerimi yazmak istiyorum. Kahve kimileri için çok önemli ve yukarıdaki listeden biri yakınınızda yoksa bunlara gidebilirsiniz: Coffee LAB, Entree, Paul. Umarım kahveci önerilerim hoşunuza gider. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Tiflis planı yapıyorsanız diğer yeme içme listelerimi de okumayı unutmayın. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/02/tiflis-kahvalti-mekanlari", "text": "Bu listedeki kahvaltı mekanları aynı zamanda sadece kahve için de gidebileceğiniz yerler, ben genellikle kahvaltı etmeye gittiğim için için bu listeye aldım. Kikliko: Vake'de yer alan kafede yumurtalı ekmek üzerine kahvaltı tabakları var genelde. Kikliko Gürcüce yumurtalı ekmek anlamına geliyor çünkü. Bahçeli minik bir mekan. Bu bölgede konaklıyorsanız tavsiye ederim. Lolita: Vera bölgesinde yer alıyor, çoğu kısı açık havada ama kapalı alanı da mevcut. Açık havadaki kısımlar da ısıtıcı ile güzel ısınıyor, her mevsim oturulabiliyor. Günün her öğünü için veya akşam bir kokteyl içmek için de gelebileceğiniz Tiflis'in en popüler mekanlarından biri. Sol: Vera bölgesinde yer alıyor. Kahvaltı menüsü oldukça zengin ve leziz. Menemeninden bowl'una, pankekinden eggs benedict'ine ne isterseniz var. Kahveler çok tatlı bardaklarda geliyor. Ortam da tatlış, minik bir bahçesi var. Chaduna: Sololaki bölgesinde yer alıyor. Gördüğüm kadarıyla oldukça popüler. Birkaç defa gittiğimde yer bulamayıp girememiştim. Sololaki'nin eski apartmanlarının birinin giriş katında yer alıyor. Kahvaltı seçenekleri güzel ve mekanın içi de tatlı retro detaylarla dekore edilmiş. Kikodze: Vera bölgesinde yer alıyor. Eski bir şarap fabrikasının bahçesini mekanlardan oluşan bir komplekse çevirdiler, onların arasında bir bar aslında burası ama gündüz kahvaltı edebiliyorsunuz. Genel olarak her şeyi güzel hazırlıyorlar ama benim buraya özel favorim Cottage cheese pancakes. Shukura: Vake'de yer alıyor. Minik, sakin bir kafe. Ortada geniş bir masa var, orada genelde çalışmaya gelenler doluşmuş oluyor ama birkaç oturacak yer daha var. Kapı önünde bankları da var. Vake civarındaysanız ve yer varsa kahvaltı veya kahve için iyidir. Ek bilgi olarak, burada Çarşamba akşamları canlı Jazz müzik de oluyor. Santino Modccoffeebar: Orbeliani'nin en sevdiğim sokağında yer alıyor. Benim çok sevdiğim kafelerden biri. Kapı önündeki masa sandalyeleri Paris kafelerini anımsatıyor. İçerisi iki katlı, üst katında kütüphane ortamı ve koltuklar var, altta ise bar sandalyelerinde cama dönük oturuyorsunuz. Umarım buradaki önerilerimle güzel bir kahvaltı edersiniz. Tiflis'te yeme içme ile ilgili bu tip nokta atışı mini listelerimin diğerlerini de okumayı unutmayın. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Kahveci önerilerimde finalde eklediğim üç zincir kafe vardı, bunları kahvaltı için de önereceğim. Yukarıdaki yerler yakınınızda değilse, bu mekanlarda kahvaltı edebilirsiniz: Coffee LAB, Entree, Paul. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/06/tiflis-noel-pazarlari", "text": "Tiflis'te yaşadığım için Tiflis için Noel Pazarları ne zaman kuruluyor sorusu bana çok geliyor. Tiflis'te Noel pazarları daha geç kuruluyor ve daha geçe kadar açık kalıyor. Bunun nedeni Gürcistan'ın farklı geleneklere sahip olması. Hem tarihlerin böyle olmasına neden olan Gürcü noel geleneklerini hem de Noel pazarlarının tarih ve yerlerini anlatacağım bu yazıda. Şimdiye kadar tam net tarihlerin açıklanmasını bekliyordum, artık hazır. Tiflis Noel Pazarları rehberim sizlerle, iyi okumalar. Gürcistan Ortodoks Hristiyan bir toplum, bu nedenle dini günler için eski Jülyen takvimini baz alıyor. Yani Gürcistan'da 25 Aralık'ta Noel kutlanmıyor ve pazarlar da erkenden kurulmuyor. Şimdi Gürcistan'da hangi tarih ne anlama geliyor, biraz bunlardan bahsedeyim. Dini olanlar dışındakiler Ortodoks olmaları ile ilgili değil, Gürcü toplumuna özgü inanış ve adetler. 1 Ocak: Gürcüler için Mekvleoba günüdür. Mekvleoba, yılbaşında eve ilk giren kişinin önemine dair bir Gürcü geleneği. Mekvle, Gürcüce günün ilk konuğu anlamına geliyor. Mekvle'nin kendisinde bulunan neşe ve şansı girdiği eve gelecek yıl için yansıtacağına inanılıyor. 2 Ocak: Gürcüler için Bedoba günüdür. Bugünün tüm yılı etkileyecek şans ve kader günü olduğuna inanırlar, yani 2 Ocak nasıl geçerse tüm yılın öyle geçeceğini düşünürler ve tüm günü güzel geçirmeye çalışırlar. Bizim yeni yıla nasıl girersen öyle geçer inanışı gibi bir durum diyebilirim. 7 Ocak: Ortodoks Noeli, Jülyen takvimine göre İsa'nın doğumunu kutluyorlar. Kiliselerde ayinler düzenleniyor ve şehirde Alilo yürüyüşü gerçekleşiyor. Alilo, Gürcü geleneklerinden biri, noel şarkıları söyleyerek First Republic Meydanı'ndan Sameba Katedrali'ne kadar yürüyorlar. Alilo katılımcıları, İsa'nın doğumunu ilk öğrenen melekleri ve Zerdüştleri sembolize ediyor. 14 Ocak: Ortodoks'ların Jülyen takvimine göre kutladıkları yeni yıl günü. 19 Ocak: Gürcüler için Epifani günüdür. Jülyen takvimine göre İsa'nın vaftiz edildiği günü anıyorlar. Önceki yılın sıkıntı ve üzüntülerine veda etme amacıyla sembolik olarak chichilaki dedikleri ağaçları yakıyorlar. Tovlis Babua: Gürcülerin Noel Baba'sıdır. Kökleri Slav mitolojisine dayanan efsanevi bir figürdür. Chichilaki: Kurutulmuş fındık veya ceviz dallarının traşlanmasıyla yapılan Gürcülerin geleneksel Noel ağacıdır. Tiflis Noel Pazarları Avrupa'dakiler gibi görkemli değiller, onu baştan söylemeliyim. Büyük beklentiye girmeyin derim. Hele hele sırf Noel Pazarı için buraya gelmeyi hiç düşünmeyin, hayal kırıklığı yaşarsınız. Noel süslemeleri şu an şehri sardı ve 15 Aralık akşam itibarıyla ışıklandırmalar devreye girecek. Kutlamalar eşliğinde, büyük Noel ağacı açılışı da yapılacak. Bu sene Tiflis'te, Orbeliani Meydanı'nda büyük bir Noel Köyü kurulacak ve 9 Nisan Parkı ve Atoneli Caddesi boyunca yayılacak. 22 Aralık akşam 8'de açılıp 13 Ocak tarihine kadar açık olacak. Sabah 10'dan akşam geç saatlere kadar her gün ziyaret edebilirsiniz. Dedaena Park'ta 16-17 Aralık hafta sonuna özel yiyecek üzerine bir noel pazarı kurulacak. Tezgahlar öğlen 13:00 ile akşam 19:00 arası açık olacak. Fabrika Hostel'in avlusunda da 23-24 Aralık hafta sonuna özel bir noel pazarı kurulacak. Tezgahlar öğlen 13:00 ile akşam 19:00 arası açık olacak. 31 Aralık gecesi First Republic Square'de büyük yılbaşı konseri olacak. Batum Noel Pazarı 23 Aralık 7 Ocak arası Europe Square'de kurulacak. Umarım Tiflis Noel pazarlarında keyifli vakit geçirirsiniz. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Tiflis planı yapıyorsanız diğer yazılarımı da okumayı unutmayın. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/06/tiflis-tarihi-evler", "text": "Tiflis'in ara sokaklarını gezmeye bayılıyorum. Bir kapıyı araladığınızda ya da bir avluya girdiğinizde hiç beklemediğiniz sürprizlerle karşılabiliyorsunuz. Özellikle Sololaki bölgesi Tiflis tarihi evler konusunda cennet diyebilirim. Tiflis'in en ikonik mimari detaylarına sahip evlerinden bazılarını bu bölgede görebilirsiniz. 18. yüzyıl sonunda Gürcistan'nın Rus İmparatorluğun bir parçası olması ve bu bölgede zamanın ileri gelenlerinin yaşaması nedeniyle Avrupa'dan özenilerek yaptırılmış büyüleyici evler bulunuyor. Bina cephelerinde heykeller ve kabartmalar, apartman içlerinde el boyaması duvarlar gibi dekorotif unsurlar dikkat çekiyor. Tabi Gürcistan'ın kendine özgü ahşap oyma balkonlu evleri ve avluları da en az bu apartmanlar kadar dikkat çekici. Ben instagram'da böyle tarihi evleri paylaşınca çok ilgisini çekenler oluyor, ben de meraklıları için en sevdiklerimi geçmiş hikayeleri ve adresleriyle bir araya topladım. Bu şekilde bir yazıyı hiçbir yerde bulamazsınız, emeğim için beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın, iyi okumalar. Tiflis'te şehre yayılmış bunlara benzer daha pek çok yapı var, çok hoş yapılar var ama kimisi de maalesef doğru düzgün korunmamış hatta duvarlardaki resimlerin üzeri normal boya ile boyanarak kapatılmış. Bu listeyi oluştururken tek bir yer dışında tüm evleri Sololaki bölgesinden seçtim, bir arada gezebilmeniz için. Öncelikle Sololaki bölgesinden olmayan tek adres ile başlıyorum. Burası eski Londra Oteli ve Orbeliani bölgesinde yer alıyor. 1875 yılında inşa edilmiş ve elektrik tesisatı olan ilk binaymış. Bir zamanlar şehrin en iyi otellerinden biri olan apartman, pek çok ünlü yabancı misafirin konaklama tercihiymiş ve hatta kitaplara konu olmuş fakat savaş yıllarında faaliyeti durmuş. Duvarlarındaki el boyaması resimler, yer karoları ve spiral merdiveniyle gerçekten çok fotojenik bir yer. Üst katında Gallery 27 isimli butik bir hediyelik eşyacı bulunan ev, renkli vitray camları ve dantel oymasını andıran terasıyla Tiflis'in en fotojenik yapılarından biri. Güneşin doğru açıda geldiğ anı yakalarsanız camlardan süzülen ışıklarla harika kareler ortaya çıkıyor. 19. yüzyıldan kalma ev, klasik Gürcü evlerinin en güzel örneklerinden biri ancak çok eski ve tadilat gerekiyor, hatta geçen aylarda girip fotoğraf çekmek yasaklanmıştı ama şu an yine girilebiliyor. Şimdilerde alt katı Writer's House Müzesi, bahçesi de Cafe Littera olarak hizmet veren evin yapım tarihi 1905. İlk sahibi David Sarajishvili, bilim adamı, girişimci ve hayırsever biriymiş, Gürcistan'da brendi fabrikalarının kurucusu olarak tanınıyor. Üst katı şu anda otel olarak hizmet veriyor, yani bu güzel evde konaklayabilirsiniz, şuradan fiyat ve diğer detayları inceleyebilirsiniz. Yazar isimlerinden odalar yapmışlar, tatlı bir deneyim olabilir, yorumları güzel görünüyor, booking puanı 9,5. Bu apartman 1911 yılında inşa edilmiş ve tütün üreticiliğiyle ünlü Seilanov Kardeşler'e aitmiş. Girişte, zeminin ortasında Rus alfabesiyle isimleri yazıyor. İki duvarda toplam 5 ayrı resim var ve bu resimlerde dünyanın farklı kıtaları tasvir edilmiş. Üst katlara çıktığınızda da duvarlarda solmuş resim kalıntıları görüyorsunuz. Bu apartmanda da kalma şansınız bulunuyor. Konaklamaya açık üç ayrı daire var burada. Birincisi 22 metrekarelik minnoş bir daire, onun fiyat ve diğer detaylarına buradan bakabilirsiniz, puanı 9,1. Diğer iki daire daha büyük, onların fiyat ve diğer detaylarını da şuradan inceleyebilirsiniz, puanı 9,2. Bu ev, petrol ve tütün zengini Michael Kalantarov'a aitmiş. Anlatılana göre, opera şarkıcısı olan sevgilisine aşkını göstermek için, Opera House ortamı olacak şekilde süslü püslü yaptırıyor bu evi. 1908 yılından 1921 yılına kadar mutlu mesut yaşıyorlar burada ancak Sovyet işgalinde evlerini terk etmek zorunda kalıyorlar. İçi ve dışı oryantal detaylarla dolu çok şık bir yapı. Burada da konaklamaya açılmış bir daire bulunuyor, şuradan tüm detaylara bakabilirsiniz, puanı 9,5. Burası geleneksel Gürcü evlerinden biri, mavi dantel oymalı balkonları ve avlusuyla tam bir fotoğraf noktası. 18. yüzyıldan kalma bu ev Tiflis'in en eski evlerinden biri. İlk yapıldığında tek bir aileye ait olan ev, Sovyet işgali sonrası 16 haneye bölünmüş. Bu evde de konaklama imkanınız bulunuyor, fiyat ve diğer detaylar için şuraya bakabilirsiniz, puanı 9,8. 100 yıl önce Estonya konsolosluğunun yeriymiş bu apartman. Evin giriş tavanında çiçekli süsleme bizi karşılıyor. Korkuluklar ve merdiven aralıkları ferforjeden yapılmış, spiral merdiveniyle sevdiğim fotojenik yapılardan biri burası da. Tiflis'e seyahat edecekler için nokta atışı içerikler hazırlamaya devam edeceğim, takipte kalın. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2022/12/06/tiflisten-gunubirlik-turlar", "text": "Bu listeye sadece kendi imkanlarınızla günübirlik gidebileceğiniz yerleri yazıyorum. Daha uzak bazı rotalara günübirlik turlar düzenleniyor ama kendi başınıza yapmanız oldukça zor. Tabi ki bu yazdıklarıma da turlar düzenleniyor bu arada, isterseniz kendiniz gitmek yerine onlara katılabilirsiniz. Tiflis Old Town'da dolaşırken tur şirketleri görürsünüz, onlara fiyat ve rota sorabilirsiniz. Benim bizzat tecrübe ettiğim bir tur olmadığı için tavsiyede bulunamıyorum. Tiflis'ten sadece yarım saat uzaklıkta yer alan Gürcistan'ın önceki başkenti olan şehir. Burada ziyaret edilecek başlıca yerler UNESCO Dünya Mirası listesindeki Svetitiskhoveli Katedrali ve fotoğrafta gördüğünüz enfes manzarasıyla Jvari Manastırı. Toplu taşıma ile gidecekseniz Tiflis'teki Didube istasyonundan 15 dakikada bir kalkan minibüslere binebilirsiniz. Mtskheta merkezde indiriyorlar ve minibüsle gittiğiniz zaman süre biraz daha uzuyor, 45 dk civarı sürüyor. Stalin'in doğum yeri olmasıyla bilinen Gori, Tiflis'e sadece 1 saat 15 dk uzaklıkta yer alıyor. Gori'nin 15 dk yakınlarındaki Uplistsikhe mağara şehri bana göre görülmesi gereken bir yer. Gori merkezde ise Gori Kalesi, Old Town ve ilginizi çekiyorsa Stalin Müzesi görülecek yerler arasında. İsterseniz Gori turunu Mtskheta ile birleştirebilirsiniz çünkü Mtskheta, Gori'ye giderken yol üzerinde kalıyor hatta minibüsler de Gori'ye devam ediyor. Biraz sıkışabilirsiniz ama dolu dolu bir program olur. Bu kanyon gerçekten çok güzel, Tiflis'e 2 saat mesafede yer alıyor. Kanyonun üstüne camdan bir köprü, ortasına kristal şeklinde cam kafe ve kanyonun iki yakası arasında giden zipline bisikletler yapıldı, epey turistik bir ortam oluştu tahmin edersiniz. Bunların dışında kanyondan aşağı epey yokuş inerek şelalelere ulaşıyorsunuz. Dashbashi kanyonuna araç kiralayarak gitmenizi tavsiye ederim çünkü toplu taşıma ancak 2 km yakınına kadar gidiyor, oradan yürümeniz gerekir. Bir de dönüşü olduğu düşünülürse çok tavsiye etmem. Giden turlar varsa tabi onları da tercih edebilirsiniz. Mineral sularıyla meşhur Borjomi, Tiflis'e 2 saat 15 dk mesafede yer alıyor. Marketlerde Borjomi markalı sodaları göreceksiniz, işte o sodaların kaynağı burası. Borjomi'de yapılacak pek bir şey yok, temiz hava almaya gidilir daha çok. Mutlaka yapmanız gereken şey bana göre nostaljik teleferik ile Borjomi Central Park'tan yukarı çıkmak olacaktır. Bir de Borjomi-Bakuriani arası nostaljik Kukushka treni gidip geliyor, o da eğlenceli ama daha uzun vaktiniz olması gerekir. Tiflis Didube istasyonundan Borjomi'ye sabah 7'den itibaren minibüsler kalkıyor, toplu taşımayla 2.5 saat sürede varıyorsunuz. Tiflis'in doğusunda, Azerbaycan sınırında bulunan 6. yüzyıldan kalma bir Ortodoks manastır kompleksi burası. Bir de buranın yakınlarında Mravaltskaro Reservoir var ki gezinize orayı da dahil etmezseniz olmaz. Peru'nun meşhur rengarenk dağları vardır ya, işte bu bölgeye de gökkuşağı dağları diyorlar. Buraya toplu taşıma yok, kendi aracınızla veya turlarla gitmeniz gerekiyor. Umarım günübirlik gidilecek yer önerilerimle güzel bir deneyim yaşarsınız. Henüz ayrı detaylı yazısını hazırlayamadığım yerleri de ilk fırsatta paylaşacağım. Tiflis'e seyahat edecekler için nokta atışı içerikler hazırlamaya devam edeceğim, takipte kalın. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/02/04/tiflis-en-iyi-sarap-evleri", "text": "Gürcistan, şarap üretimi ile ünlü bir ülke ve başkent Tiflis'te de şarap kültürü oldukça gelişmiş durumda. Bana da tabi şarap evi sorusu çok geliyor. Şehrin dar sokakları, tarihi dokusu ve muhteşem manzaraları, şarap tutkunları için keşfedilmesi gereken birçok bar ve restorana ev sahipliği yapıyor. Bu yazıda, Tiflis'in en iyi şarap evlerini sizler için derledim. Burada, yerel şarapların tadına varırken, aynı zamanda şarap üretimi hakkında bilgiler de öğrenebilirsiniz. Tiflis'te şarap kültürünü deneyimlemek istiyorsanız, okumaya devam edin. Tiflis en iyi şarap evleri sizlerle. Bu listeyi benim kendi deneyimleriklerimle oluşturdum ve en çok sevdiğimden başlayarak listeliyorum. Aslında karar vermekte oldukça zorlandım, ilk sıralardakilerin hepsi benim için birinci diyebilirim. 🙂 Başka deneyimlerim olursa eklemeler yaparım, sizin daha önceden başka deneyiminiz varsa yorumlara beklerim. Şehrin farklı yerlerinde 3 tane şubesi olan bir şarap evi ve şarap satıcısı. Çok fazla çeşit şarap var, garsonlardan yardım isteyerek şarap seçiminizi yapabilirsiniz, herkesin beğenisi farklı olduğu için şarap önerisinde bulunmuyorum. Burada yemek menüsü bulunmuyor, eşlikçi olarak ortaya farklı içeriklere sahip peynir tabaklarından söyleyebiliyorsunuz. Benim favori tabaklarım Tuscany, Scandiavian, Foreign Cheese Board ve Ham and Cheese. İçerikleri menüde yazıyor zaten, kendiniz de ona göre karar verebilirsiniz. Özellikle hafta sonu akşam gidecekseniz rezervasyon yapmanız iyi olur. Benim en sevdiğim şubesi Vake'de yer alan, aşağıda oranın adresini paylaşıyorum. Burası çok merkezi bir yerde, Özgürlük Meydanı'na çıkan bir sokakta yer alıyor. Ortamını çok samimi buluyorum. Gürcistan'ın dört bir yanındaki butik şarap imalathanelerinden doğal şarapları tatma imkanı sunuyorlar, ayrıca dünyanın farklı ülkelerinden de şarapları mevcut. Burada hem yemek menüsü var hem de peynir ve şarküteri tabaklarından söyleyebiliyorsunuz. Tek tek şarap içebileceğiniz gibi tadım menüsü de söyleyebilirsiniz. Çalşanlardan şaraplarla ilgili bilgi alabiliyorsunuz. Lokasyon olarak turistik bir yerde değil, fakat burada yaşayan bizlerin sıklıkla kullandığı bir cadde üzerinde yer alıyor. Bir AVM'nin giriş avlusunda küçük bir mekan. Menüsü tamamen yerel ve doğal şaraplardan oluşuyor. Ufak bir yemek menüsü var ama her şey çok lezzetli, şarapları da gerçekten çok güzel. Çalışanlar güler yüzlü ve servis de başarılı. Turist olarak gelenler için bu mekan biraz alakasız yerde kalabilir ama yakınlarında kalıyorsanız veya yolunuz düşerse mutlaka gidin. Vera'nın ara sokaklarında yer alıyor, özellikle havalar güzelken burası bahçeli olduğu için tercih edebileceğiniz bir mekan. 8000 Vintage Vake şubesinin de bahçesi var ama buranın ortamı daha keyifli. 🙂 Yemekleri ve peynir tabağı oldukça başarılı, tabi şarapları da çok güzel. Şarap seçimi için çalışanlardan yardım alabilirsiniz. Yaz aylarında geliyorsanız öncelikli önereceğim şarap evi kesinlikle burası, eminim siz de çok seveceksiniz. Burası Rustaveli caddesi üzerinden girilen bir arka sokakta yer alıyor. Oldukça zengin bir şarap menüsü var. Bireysel tadım için gidebileceğiniz gibi, özel tadım etkinliklerine de katılabilirsiniz. Hem yemek hem de peynir tabağı alternatifleri bulunuyor. Şaraplar hakkında çalışanlardan detaylı bilgi alabiliyorsunuz. Mekanda khinkali ve khachapuri pişirme workshop'ları da düzenleniyor, ilginizi çekerse aklınızda olsun. Burası Özgürlük meydanı ve eski Tiflis civarında yer alıyor. Turistik gezilecek yerlere yakın olması açısından lokasyonu en rahat yer. Yemek yok, eşlikçi olarak peynir tabağı var, şaraplarıyla öne çıkan bir mekan. Buradaki ürünler çoğunlukla geleneksel Gürcü yöntemiyle üretilmiş aile üretimi şaraplardan oluşuyor. Benim buradaki arkadaşlarımla sürekli gitmek için tercih ettiğim bir yer değil ama şarap ve peynirleri gayet güzeldir, turist olarak gelenlere tadım için tavsiye edebilirim. Umarım Tiflis en iyi şarap evleri listem hoşunuza gider. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Tiflis planı yapıyorsanız diğer yeme içme listelerimi de okumayı unutmayın. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/02/04/tiflis-fine-dining-restoranlar", "text": "Gürcistan doğal güzellikleri ve tarihi dokusu ile olduğu kadar yemek kültürüyle de öne çıkan bir ülke. Ancak doğru restoranı seçmek, özellikle de özel bir gün kutlarken, gerçekten önemli. Tiflis'e doğum günü, evlilik yıldönümü gibi nedenlerle gelen pek çok kişi benden kutlama için restoran önerisi istiyor. Ben de özel günler için ayrı bir restoran listesi çıkarmak istedim. Tiflis'te yerel mutfağın en iyi örneklerini bulabileceğiniz, hem hizmet hem ortam olarak dört dörtlük diyebileceğim restoranları sizin için seçtim. Bu listedekiler Tiflis için fine dining kategorisinde restoranlardır. Tiflis'in En Şık Restoranları sizlerle, iyi okumalar.. Daha önce paylaştığım Tiflis'in En Güzel Gürcü Restoranları yazısındaki önerilerimi de pek tabi değerlendirebilirsiniz. Bu mekanı geç keşfettim ama bayıldım, ortam inanılmaz güzel. Tamamı vintage detaylarla özenerek dekore edilmiş çok şık bir restoran. Farklı kişi sayısına uygun masaların olduğu odalardan oluşuyor, kalabalık bir grupsanız tek büyük masadan oluşan tüm bir odayı kapatabilirsiniz. Ayrıca çok güzel bir bahçesi de var. Yemekleri de en az ortam kadar güzel, sunumlar ve lezzet on numara, hem mideye hem göze hitap ediyor kısacası. Fiyatlar Tiflis ortalamasının üstünde ama özellikle özel günlerde buna değeceğini düşünüyorum. Vera'da yer alıyor. Burası, benim Tiflis'e daha taşınmadan önce, turist olarak geldiğim zamanlarda gidip çok beğendiğim bir restorandı. O dönem Tiflis'in en iddialı restoranıydı diyebilirim. Tabi ondan sonra Tiflis'te bir süre güzel mekan açıldı, alternatifler çoğaldı ama Barbarestan çizgisini hiç bozmadı. Hala hem ortamıyla hem de yemekleriyle sizi çok tatmin edecek harika bir mekan olarak hayatına devam ediyor. Marjanishvili'de yer alıyor. Retoranın adı Gürcüce leylak anlamına geliyor. Tiflis'in eski evlerinden birini restorana dönüştürmüşler, girişi apartman içinden o yüzden. Son zamanlarda sosyal medyada çok popüler hale gelen bir restoran burası ama popülerliği boşa değil gerçekten çok şık bir mekan yapmışlar. Yemekler de geleneksel Gürcü mutfağının çağdaş uyarlaması dyebiliriz, genel olarak lezzetliler. Sololaki bölgesinde yera alıyor. Burası eski şarap fabrikasının yerindeki mekanlar kompleksi bünyesinde bir retoran. Kocaman pencereli oldukça ferah bir mekan, biraz daha karanlık bir iç kısım da var. Orası da kötü değil ama biraz basık gelebilir, rezervasyon yapacaksanız camlı alanda otturmak istediğinizi belirtin. Hafta sonu özellikle akşam yemeği için rezervasyon şart. Vera'da yer alıyor. Burası da benim yeni keşiflerimden biri ve zaten 2022 yılında açılmış. Old Tbilisi meydanda yer alıyor, o yüzden turistler için lokasyon olarak en rahat yer diyebilirim. İçerisi çok hoş olmuş, meydandaki diğer restoranlar genelde salaş ve sıradan yerlerdir, burası o açıdan kıymetli bir yer bölge için. Yemekleri güzel. Kalabalık zamanda giderseniz servis uzun sürebilir. Bu restoran lokasyon itibarıyla turistik yerlere pek yaın değil ama konakladığınız yer yakınsa veya teknolojik alışveriş için vs. bölgedeyseniz gitmenizi tavsiye ederim. Giriş holünde yemyeşil bir ortam karşılıyor sizi ve kesilmeyip muhafaza edilmiş, üst kata devam eden iki ağaç dikkat çekiyor. Büyük bir alana yayılmış birkaç kapalı mekan ve avludan oluşuyor. Saburtalo'da yer alıyor. Mekanın adı Gürcüce kiraz demek. Megrel mutfağı ile öne çıkıyorlar, mesela mısır unu ve peynirle yapılan elarji burada iddialı mezelerden biri. Çok güzel bir bahçesi var, hava güzelse dışarıda oturmanızı öneririm. Rezervasyon yaptıracaksanız aklınızda olsun. Vera'da yer alıyor. Mekanın girişinde adı yazmıyor, haritada adresin olduğu yere gidince sormak gerekiyor. Umarım Tiflis fine dining restoranlar listem hoşunuza gider. Kendi tecrübelerime göre memnun kaldığım yerleri yazdım. Bu listedeki restoranlarda fiyatların ortalama üstü olduğunu belirtmek isterim. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Tiflis planı yapıyorsanız diğer yeme içme listelerimi de okumayı unutmayın. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/02/13/depremzedelere-ucretsiz-hizmetler", "text": "Ülkemizde yaşanan korkunç deprem felaketini yerinde yaşayan herkese öncelikle çok büyük geçmiş olsun demek istiyorum. Yakınlarını kaybedenlerin başı sağolsun, sabırlar dilerim. Sosyal medyada farklı farklı gönderilerde depremzedelere verilen ücretsiz hizmetler paylaşılıyor ama toplu bir yerde tüm ücretsiz hizmetlerin görülebilmesi için böyle bir yazı hazırlamaya karar verdim. Ayrıca arama motorları üzerinden bu bilgileri araştıranlar için de bir kaynak olması iyi olur diye düşündüm. Depremzedelere ücretsiz hizmetler sunan başka bildiğiniz yerler varsa yorumlara yazabilirsiniz, ben de yenileri gördükçe eklerim. Hatay Havalimanı'nın pisti onarıldı ve artık kullanıma açıldı, bu haber ile başlamak istiyorum. Türk Hava Yolları: 1 Mart 2023 tarihine kadar Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kayseri, Malatya ve Şanlıurfa çıkışlı tahliye uçuşlarına, internet sitesi veya mobil uygulamanın güncel sürümü üzerinden, ücretsiz rezervasyon oluşturan yolcular işlem sırasında öncelikli olacak. Uçuşlarda yer kalması halinde rezervasyonsuz yolculara da işlem yapılabilecektir. Pegasus Hava Yolları: Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Şanlıurfa çıkışlı tüm ek tahliye uçuşları 1 Mart'a kadar olmak üzere ücretsiz, 13 Şubat itibariyle havalimanına gitmeden önce biletleme yapılması gerekmektedir. Sun Express: 1 Mart 2023 tarihine kadar Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kayseri, Malatya ve Mardin çıkışlı tahliye uçuşlara web sitesi ve mobil uygulama üzerinden ücretsiz rezervasyon yapan yolcular öncelikli olarak alınacaktır. TCDD Taşımacılık: Depremden etkilenen vatandaşların ulaşımlarını sağlamak amacıyla tren seferleri düzenlenmiştir, tren seferleri ücretsiz olarak devam etmektedir.. Otobüs Seferleri: Bazı turizm şirketleri farklı zamanlarda ücretsiz otobüs sağlayabiliyor ya da yardım gönderilen otobüsler dönüşte tahliye için yolcu alıyor. Bunların takibini yapmak çok kolay değil ama Obilet'in oluşturduğu formu doldurarak, nereden nereye gitmek istediğinizi belirtip tahliye talep girişi yapılabiliyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi: Bursa'ya göç eden depremzedeler, KardeşKart ile şehir içi ulaşımdan ücretsiz faydalanacak. Otelz: Türkiye'nin dört bir yanından otelz. com ile çalışan bazı oteller, depremzedeler için kısa süreli konaklama desteği veriyorlar. Aşağıdaki linkte birazcık aşağı inerek hangi otelde kontenjan bulunduğunu görebiliyorsunuz. Hepsi Emlak: Müsait evi veya odası olanları, barınma ihtiyacı olan depremzedelerle buluşturabilmek için Dostluk Çatısı isimli bir uygulama başlatmış. Aşağıdaki linkten konaklama ihtiyacı olan için de, konaklamaya uygun yeri olan için de giriş yapılarak başvuruda bulunuluyor. Missafir: Airbnb uygulamasının Türk versiyonu diyebileceğimiz bu uygulama da müsait evi olan insanlarla, konaklama ihtiyacı olan depremzedeleri buluşturmak için misafirimsiniz isimli bir kampanyaya aracılık ediyorlar. Evim Evindir: Müsait evinizi paylaşmak için giriş yapabildiğiniz ve ihtiyacınız varsa size uygun lokasyonda ev arayabildiğiniz bir başka yardımlaşma sitesi. EvimMusait: Bu siteden sadece ev ilanları değil, müsait araç ilanlarını da görebilirsiniz. Ayrıca seyyar tuvalet talebi ve hali hazırda kurulmuş olan tuvaletleri görebiliyorsunuz. Son olarak erzak talebi de yapılabiliyor. Misafir Ol: Bu platformun da ana konusu depremzedeleri, müsait evi olanlarla buluşturmak ama evcil hayvanlar ve diğer ihtiyaçlar için de giriş yapılabiliyor. Kanka. Host: Normalde ev arkadaşı arayan kişiler ile oda kiralamak isteyen öğrencileri, gezginleri ve gurbetçileri buluşturmak konusunda aracı olan uygulama, deprem felaketi sonrası AFS Gönüllüleri Derneği ile işbirliği kurarak depremzedelerle evini paylaşmak isteyenleri buluşturuyor. Bunlar dışında devlet ve yardım ekipleri tarafından kurulan çadırkentler ve geçici barınma alanları var. Aşağıdaki linkteki haritadan bulunduğunuz yeri yakınlaştırarak bunların nerelerde kurulduğunu öğrenebilirsiniz. Misafir Öğrenci: 10 ilimizde yaşanan iki ayrı depremden etkilenen öğrencilerin, 2022-2023 eğitim yılının ikinci döneminde, özel okullarda tam burslu olarak öğrenim görebilmelerini sağlamak için oluşturulmuştur. Bu sisteme kayıt olan okullara başvuru yapılıyor. Türkiye'nin dört bir yanında faaliyet gösteren 1639 özel okulda 14797 misafir öğrenci kontenjanına ulaşıldı ve sayılar artıyor. Aşağıdaki linkten okulları inceleyebilirsiniz. Askıda Ne Var: Depremden etkilenmiş, birinci dereceden yakınını kaybetmiş veya evi zarar görmüş üniversite öğrencilerini, burs vermek isteyen bağışçılarla buluşturan bir destek platformu. Microfon Eğitim Seferberliği: İhtiyaç bursu, Kitap bursu, tablet / bilgisayar desteği olmak üzere 3 farklı kampanya var. Bunlara ihtiyaç sahibi veya yardım etmek isteyenler başvurabiliyor. 12 Mentörlük: Depremden Üniversite sınavını yakın zamanda başarı ile geçmiş olan üniversite öğrencileri tarafından üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerine mentorlük hizmeti veren bir platform. Depremden etkilenen öğrenciler için hem kaynak kitap hem de mentörlük hizmetini ücretsiz vermek için kampanya başlatmış. İşler Kitabevi: AFET Bölgesinde ikamet eden sınav grubu öğrencilerinin yardımcı kaynak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kampanya başlatmışlar. İhtiyaç sahipleri aşağıdaki linkten başvuru oluşturabilir. Gönüllü Ders: Afet bölgesinde yaşayan ve LGS'ye hazırlanmakta olan yedi ve sekizinci sınıf öğrencilerine gönüllü öğretmenlerce online eğitim desteği sunmak adına kurulmuş bir platform. Memorial Sağlık Noktaları: Aşağıdaki lokasyonlarda poliklinik hizmeti veriyorlar. Acıbadem Sağlık Tırı: Konumu, devlet kurum ve kuruluşlarının ihtiyacına göre belirleniyor. Önce Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Atatürk Spor Merkezi Bahçesi, sonra Hatay Kırıkhan Şehir Stadyumu'nda hizmet verdiği bilgisi paylaşılmış. İhtiyaç halinde güncel konuma instagram sayfalarından bakmak gerek. LÖSEV: Lösemi ve kanser hastaları başta olmak üzere tüm depremzedelere ücretsiz hizmet veriyorlar. Psikolog Bul: Depremzedelere yönelik ücretsiz psikososyal destek veren kişi ve kurumların yer aldığı gönüllü bir platform. PsikoTerapi Enstitüsü: Türkiye geneli, şehir bazlı travma mağdurlarına ücretsiz psikolojik destek veren psikoterapistleri görebilirsiniz. Bunların dışında depremde ücretsiz psikolojik destek veren bazı kurumların listesini de paylaşıyorum. Türkiye Eczacıları Birliği'nin, deprem bölgesinde kurduğu sahra eczanelerini aşağıda listeliyorum. Gözlüklerini kaybeden ve acil gözlüğe ihtiyacı olan depremzedeler için için ücretsiz gözlük alınabilecek deprem bölgesinde mağazaların listesini aşağıda paylaşıyorum. Yeniden Hayat Lokantası: Ömür Akkor, Kahramanmaraş'ta bugün açtığı lokanta ve yanındaki kafede 6 ay boyunca ücretsiz hizmet vereceklerini duyurdu. TokTut Org: Malatya Arapgir ilçesinde Kerem Aydınlar Fen Lisesi Kampüsü'ndeki mutfakta her gün 5 bin adet 4 çeşit yemek çıkartıyorlar. ŞehirGösteren Et Lokantası: Malatya'da valilikle anlaşmalı şekilde üç öğün ücretsiz yemek veriyorlar. Çivi Restoran: Depremin ilk gününden beri depremzedelere üç öğün ücretsiz yemek ve hatta barınma imkanı veriyor. CarrefourSA Lezzet Arası: Her gün aşağıdaki yemek dağıtım noktalarında sıcak yemek veriliyor. MCDonald's: Aşağıdaki saat ve yerlerde 15 Şubat dahil yemek dağıtımı yapıyorlar. Gaziantep, Malatya, Kahramanmaraş lokasyonları her gün değişiyor, instagram hesaplarından bakabilirsiniz. Nusret: Deprem bölgesine 5000 kişiye yemek verebilecek kapasiteye sahip mobil mutfak göndermiş. Tam adres göremedim, sanıyorum bölgede farklı yerleri gezecekler. Ayrıca devlet ve yardım ekipleri tarafından ücretsiz olarak dağıtılan yemek yerleri oluyor. Aşağıdaki linkteki haritadan bulunduğunuz yeri yakınlaştırarak bunların nerelerde kurulduğunu öğrenebilirsiniz. Tüm GSM operatörleri, depremin olduğu andan itibaren 1 aylık süre için tüm görüşmeleri ücretsiz olarak sağlayacaklar. Deprem bölgesine pek çok yardım ürünü gidiyor ama şehrini terk etmek zorunda kalanlar da çok fazla ve alışveriş ihtiyaçları var. Aşağıdaki yerlerde depremzedeler için ücretsiz alışveriş merkezi ve marketler oluşturuldu. E-devletten alınacak belge ile girişte kayıt yaptırarak alışveriş yapılabiliyor. Başka şehirleri öğrendikçe yazarım. Bireysel üretkenliğime devam ederek insanlara faydalı olamaya odaklanmalıyım diye düşündüm. Ne iş yapabiliyoruz, ne başka bir şey. Haber izlemek ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği arasında doğru paylaşım yapmaya çalışarak geçiyor günler. Buna ara verip depremle ilgili yararlı olabilecek yazılar hazırlamaya koyuldum. Umarım sizlere faydam dokunur. Sizin bildiğiniz başka ücretsiz imkanlar varsa lütfen yorumlara yazın. Herkese tekrar tekrar çok geçmiş olsun."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/02/15/deprem-faydali-siteler-uygulamalar", "text": "Ülke olarak geçtiğimiz bu zor günlerde, hepimizin tüm duyguları birbirine karışmış durumda. Yeni yeni kendime gelmeye çalışırken, faydalı olabilecek yazılar hazırlamak istedim. Daha önce depremzedelerin ücretsiz yararlanabildiği hizmetleri şurada bir araya toplamıştım. Buradaki amaç çok fazla dağılmış bilgiyi toplu sunmaktı. Aynı şekilde deprem için yüklemeniz gereken uygulamalar, deprem sonrası ihtiyaçlar için kullanılan siteler de sürekli farklı zamanlarda paylaşılıyor ve kimisi gözden kaçıyor. Burada depremle ilgili gördüğüm tüm faydalı siteleri ve uygulamaları bir araya toplayacağım. Yenilerini gördükçe eklemeler yaparım, sizin de listede olmayan bildikleriniz varsa, yorumlara yazarsanız çok faydalı olur. Umarım kimsenin ihtiyacı olmaz bu uygulamalara ama her ihtimale karşı yüklemekte fayda var. Düdüğüm: Enkaz veya acil durumlarda düdük sesi çıkartarak konumunuzu belirlenmesine yardımcı olan bir uygulamadır. Önceden belirlediğiniz iki farklı numaraya SMS atarak ilgili kişilere konumunuzu ulaştırır. Afad Acil: T. C. İçişleri Bakanlığı AFAD Mobil uygulaması ile meydana gelebilecek doğal afet olaylarında ses ve mesaj yolu ile data hattı üzerinden acil çağrı başlatabilir, toplanma alanlarını görüntüleyebilir, afet farkındalığını arttırmaya yönelik eğitim videolarına ulaşabilirsiniz. 112 Acil Yardım: Uygulamayı kullanarak acil durumlarda sizin ya da yakınlarınızın yaşadığı veya çevrenizde gerçekleşen acil müdahale gerektiren bir olayda acil servisi haberdar edebilir ve uygulamanın göndereceği konum bilgisiyle, size en kısa sürede ulaşılmasını sağlayabilirsiniz. Bridgefy: Bridgefy, İnternet erişiminiz olmadığında çalışan bir mesajlaşma uygulamasıdır. Bluetooth'u açarak mesaj göndeebiliyorsunuz. Guvendeyim: Deprem, sel ya da diğer acil durumlarda sevdiklerinize güvende olduğunuzu bildirmenizi sağlar. Böylece baz istasyonları meşgul edilmez ve afetten zarar görenler kolayca cep telefonları ile arama yapabilir. Enkaz Radarı: Türkiye Barolar Birliği, göçük yaşanan her binayı kayıt altına almak için bu uygulamayı çıkarmışlar. Enkazların yeterli teknik inceleme yapılamadan kaldırılması delillerin toplanmasını imkansız hale getirir. Yargı süreci için görüntü arşivi oluşturarak delillerin toplanmasına yardımcı olabilirsiniz. İsanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bina tespiti sitesinden başvurarak binanızı ücretsiz kontrol ettirebilirsiniz. Diğer şehirlerde bina sağlamlık testini, bulunduğunuz ildeki Çevre ve Şehircilik Müdürlükleri'nden talep edebilirsiniz. Deprem bölgesinde üreten, elinde satacak ürünü olan, şu anda ürün satışı yapabilen lokal üreticilerden biriyseniz aşağıdaki formu doldurabilirsiniz. Local Makers destek olmak için bir proje başlattı. Bir de ihtiyaç haritasının projesi var: bölgeye yapılan yardımlarda, toplu alımlar için yerel üreticilere öncelik vereceklermiş. Bu listeye dahil olmak için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz. Maalesef bazı kötü niyetli insanlar, bu güvenilir sitelerin benzer ismiyle siteler açıp dolandırıcılık yapmaya kalkıyor. O yüzden uyarmak istedim, mutlaka girdiğiniz sitenin ismini cismini kontrol etmeyi unutmayın. Ben bu arada doğru adresleri vermeye çalıştım ama yine de özellikle bağış sitelerine dikkat. Hepimize geçmiş olsun, bir daha böyle felaketler yaşamayız umarım. Yaralarımızı en kısa zamanda birlikte saracağız. Bu yazıyı yazarken onlarca sosyal medya hesabından not aldıklarımı bir araya getirdim, hepsi sağolsun."} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/02/25/tiflis-en-iyi-kokteyl-barlar", "text": "Şehirde çok fazla bar ve gece kulübü var ama tabi hepsini deneme fırsatım olmadı. Kendi deneyimlerim arasından bana göre Tiflis'in en iyi kokteyl barlarını adresleriyle birlikte listeliyorum. Tiflis'in en popüler mekanlarından birisi burası. Sovyetler Birliği döneminden kalan bir dikiş fabrikası dönüştürülmüş durumda. Burası sadece bir restoran veya bar değil, aynı zamanda birçok farklı etkinlik ve faaliyet için kullanılan bir yaratıcı alan olarak da hizmet veriyor. Binanın avlusunda, birbirinden farklı pek çok cafe, küçük dükkan ve atölye yer almaktadır. Bu dükkanlarda, genellikle yerel üreticiler tarafından üretilen el işi ürünler, tasarım ürünleri, vintage kıyafetler, yerel hediyelik eşyalar ve daha birçok şey satılmaktadır. Fabrika, aynı zamanda bir otel ve hostel olarak da hizmet veriyor. Ortamın güzelliğinin yanı sıra kokteyllerini de biz çok severiz. Chugureti'de yer alıyor. Tiflis'in en sofistike otellerinden biri olan Stamba'nın bünyesinde yer alan bar da oldukça popüler ve bu popüleritesi boşuna değil. Burası Fabrika ile aynı gruba bağlı ve eski bir matbaadan dönüştürülmüş. Yüksek tavandan sarkan dev avizesi ve kırmızı retro bar sandalyeleriyle oldukça lüks ve çekici bir atmosfere sahip. Tabi harika kokteylleriyle de ortamı tamamlıyorlar. Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi sevdiğim yerlerden biri burası ve size de tavsiye ederim. Barın olduğu alanda aynı zamandar restoran da bulunuyor, yani yemek de yiyebilirsiniz. Vera'da yer alıyor. Tiflisin eski şarap fabrikasınun yeri restoran ve barlardan oluşan bir komplekse dönüştürülmüştü. Burası da o kompleks içerisindeki çok sevdiğim barlardan biri. Sushi ve farklı Asya yemekleri de yapıyorlar burada yani hem yemek hem içmek için düşünebilirsiniz. Yemeklerini hiç denemedim ama kokteylleri oldukça başarılıdır. Vera'da yer alıyor. İç dekorasyonunu çok beğendiğim bir mekan burası. Turistik yerlere yakınlığı dolayısıyla ulaşım olarak en kolay yerde diyebilirim. Şehir geziniz sonrası bir şeyler içmeye gidebilirsiniz. Yemek menüleri de var ve o konuda da oldukça iddialılar bildiğim kadarıyla ancak ben sadece kokteyllerini denedim ve çok başarılı buldum. Klasik kokteyllerin yanı sıra kendi imza kokteylleri de var. Old Town'da yer alıyor. Bir dönem buraya epey sarmıştık ve her arkadaşımızı buraya götürüyorduk. Özlelikle hafta sonları çok eğlenceli oluyor, DJ çalıyor ve herkes coşuyor. Yani burası arkadaşlarımla birer drink eşliğinde sohbet edeyim mekanı değil, dans edip coşmacalı bir mekan. Biz gittiğimizde akşam yemeğini de burada yiyoruz, yemekleri de harika. Bazaar Orbeliani'nin terasında yer alıyor. Orbeliani'nin sevdiğim sokaklarından birinde minnoş bir bar burası. Personel çok ilgili, içecek seçiminde de güzel yönlendiriyorlar. Köpüklü şarap ve kokteyl çeşitleri çok güzel. Ayrıca kahvaltı servisleri de var, aklınızda olsun. Lokasyon olarak Dry Bridge antika pazarına yakın sayılır, oralardayken bir kokteyl molası vermelik tavsiye ederim. Bu mekan diğer yerlere göre daha salaş bir bar havasında. Adını Gürcistan'ın yerel içkisinden alıyor ama onun dışında kokteyller farklı içkiler içmek mümkün. Yemek servisleri de var. Lokasyon olarak turistik yerlere yakın, Old Town ile Özgürlük Meydanı arasında yer alıyor. Kendi küçük işlevi büyük, sempatik bir mekan. Kokteylleri gerçekten çok güzel yapıyorlar. Burada yemek menüsü yok sadece atıştırmalık ve tatlı bir şeyler sipariş edebiliyorsunuz. Çalışanları da çok tatlı. Sololaki bölgesinde yer alıyor. Umarım kokteyl bar önerilerim hoşunuza gider. Sormak istediğiniz ek bir şey varsa yorumlara yazabilirsiniz. Tiflis planı yapıyorsanız diğer yeme içme listelerimi de okumayı unutmayın. Daha iyi içerikler üretebilmem için eleştiri ve beğenilerinizi de yorum olarak bekliyorum. Instagram'a koyduğum Gürcistan fotoğraflarım için #hohhoyytgeorgia etiketini takip edebilirsiniz, yalnızca Tiflis için #hohhoyyttbilisi etiketine bakabilirsiniz. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/03/15/eskisehir-gezi-rehberi-gezilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin en yaşanılası şehirlerinden biri olan Eskişehir, üç büyük üniversitesiyle genç ve dinamik bir nüfusa sahip. Eskişehir'in en önemli özelliklerinden biri Porsuk Çayı'nın şehrin ortasından geçmesi. Şehirde pek çok müze ve sanat galerisi bulunuyor. Bunlardan bazıları Türkiye'de ilk ve tek olma özelliği taşıyor. Şehirdeki dev parklar da eklenince insan bazen kendini adeta bir Avrupa şehrinde gibi hissediyor. Eskişehir'in lezzetleri de unutulmazlar arasında yer alıyor. Bu yazıda size Eskişehir'in tüm bu güzelliklerini anlatacağım ve daha verimli bir gezi planlayabilmeniz için tavsiyelerde bulunacağım. Hazırsanız başlayalım, tarihi geçmişi M. Ö. 3000 yılına kadar uzanan Eskişehir Gezi Rehberi sizlerle.. Eskişehir'de sert bir kara iklimi hakim. Kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak. 🙂 Eskişehir'e seyahat etmek için en uygun zaman ilkbahar ve sonbahar ayları diyebilirim. Bu aylarda hava daha ılıman ve yağış az. Ayrıca şehrin doğal güzelliklerini de bu aylarda daha iyi görebilirsiniz, parklar yemyeşil ve cıvıl cıvıl olacaktır. Bence Eskişehir için 2 gün ayırarak rahatlıkla çoğu yeri gezebilirsiniz, ideal bir hafta sonu gezi rotası. Günler uzunken gittiğinizde bol koşturmacalı günübirlik bir plana da sığdırılabilir ya da keyfini çıkara çıkara gezeyim istiyorsanız 3-4 gün bil kalınabilir. Eskişehir'e en kolay ulaşım yolu hızlı tren kullanmak. İstanbul'dan Eskişehir'e sabah 6:38'den itibaren tren var ve gece 12'ye kadar 19 sefer düzenleniyor. Konya ve Ankara'dan da hızlı trenle Eskişehir'e gidilebiliyor. İzmir'den gitmek isteyenler de tren kullanabilir ancak hızlı tren yok 10 saat civarı süren treni kullanabilirsiniz. Eskişehir'de şehir içi toplu ulaşım Estram denilen tramway sistemi ile oldukça kolay. Zaten çoğu yere yüyüyerek gidebiliyorsunuz ama daha uzak yerlere ulaşmak için kullanabilirisniz, ben 2 kere kullanmıştım. Eskişehir'in en güzel iki oteli Tasigo ve OMM Inn diyebilirim. Tasigo, termal bir otel o yüzden Eskişehir'e yoğun gezi programı yapacaklara önermem ama hem otelde keyif yapayım hem Eskişehir'i gezeyim tadındaysanız burası ideal. OMM Inn Odunpazarı Modern Müzenin bitişiğinde yer alıyor, konum ve dizayn olarak çok iyi. Bunlar ilginizi çekmediyse, konaklanabilecek diğer alternatifler Park Dedeman, Merlot Hotel, Ramada Plaza, Hilton Garden Inn veya Anemon olabilir. Eskişehir'de en meşhur yiyecekler Çibörek, Balaban Kebap ve Met Helvası. Balaban Kebap, bildiğimiz iskender dönerin köfte ile yapılanı diyebilirim. Peki Eskişehir'de Balaban köfte nerede yenir? En meşhur yer Abdüsselam Balaban Kebap Salonu, diğeri de ütü ile balaban köftesi yapan Fahrettin Usta Ütülü Balaban. Çibörek bir tatar yiyeceği ve Eskişehir'de çibörek için de en çok önerilen yerler Kentpark'taki Kırım Çibörekçisi ile Odunpazarı'ndaki Kırım Tatar Kültür Çi Börek Evi. Balaban usulü değil ama normal köfte için Tatlıdil köftecisi, kahvaltı için Ayten Usta Gurme Restoran veya Doyuran Kahvaltı Salonu, hamburger için Pino veya Gorill Burger, kuruyemiş için Kurtuluş. Bir de kendim ciğer sevmediğim için gitmedim ama Ciğerci Ahmet çok fazla övülüyor, hem ciğeri hem ikramları harikaymış. Sağlıklı bir şeyler yemek isterseniz Pure Mutfak çok güzel, vejetaryen ve vegan yiyecekler bulabilirsiniz. Boza severseniz Karakedi Bozacısı'nın bozaları da çok lezzetli, mutlaka deneyin derim. Tatlı olarak Tanınmış Helvacı'da helva, Mazlumlar Muhallebicisi'nde bir muhallebi, Tadım Fadima'da bir dondurma yemelisiniz. Ayrıca, aslen Fransız kökenli küçük bir pastacık olan petifür de Eskişehir'de meşhur olmuş, Petifürcü Lalezar ve Süreyya pastanesi bu konuda epey ünlü. Profiteröl için kullanılan topçuklardan yapılıyor. Alkollü / alkolsüz arkadaşlarınızla bir şeyler içmek için Haller Gençlik Merkezi veya Varuna Gezgin'i tavsiye ederim. Kokteyller için Dudes güzel bir seçenek. Kahve için de Kokopelli Coffee Co. çok tatlı bir mekan. Eskişehir'den kendinize veya sevdiklerinize hediye olarak bir şeyler götürmek isterseniz alışveriş yapmak için birçok seçeneğiniz var. Şehrin tarihi ve kültürel dokusunu yansıtan el sanatları, cam ve seramik objeler, lezzetli tatlılar ve daha birçok ürünü burada bulabilirsiniz. Eskişehir'in en popüler hediyelik ürünlerinden biri lületaşı. Bu taş, yumuşak ve kolay işlenebilir bir yapıya sahip olduğu için çeşitli şekillerde süs eşyaları, takılar, biblolar ve tabii ki lüleler yapılıyor. Lületaşı almak için Atlıhan El Sanatları Çarşısı veya Eskişehir Lületaşı Müzesi adresiniz olacak. Eskişehir'in başka bir özelliği de cam sanatının gelişmiş olması. Burada camdan yapılmış çeşitli objeler, süs eşyaları, takılar ve hediyelikler bulabilirsiniz. Cam hediyeler için Cam Sanatları Müzesi'ni veya Camdan Şeyler'i gezebilirsiniz. Yiyecek türü bir şeyler almak isterseniz Tanınmış Helvacı'dan met helvası, cevizli helva ve tahin helvası, Karakedi'den boza, Tarihi Odunpazarı Taş Fırını'ndan haşhaşlı cevizli ekmek ya da Kurtuluş'tan kuruyemiş alabilirsiniz. Porsuk Çayı: Eskişehir'in en önemli simgelerinden biri olan Porsuk Çayı, şehir merkezinde yer alıyor. Gondola binebilir ya da tekneyle adalar turuna katılabilirsiniz. Vecihi Hürkuş Havacılık Parkı: Burada, çeşitli tip ve modellerde sivil ve savaş uçakları görülebiliyor, giriş ücretsiz. TÜRASAŞ Devrim Arabaları Müzesi: Bu müzede, Türkiye'nin ilk yerli aracı, Türk mühendisleri ve işçileri tarafından üretilen Devrim Otomobili ve lokomotifleri görebiliyorsunuz, giriş ücretsiz. KentPark: İçinde bir gölet, yüzme havuzları, Türkiye'de bir ilk olan yapay plaj, restoranlar, at binme alanları, çocuk oyun alanları bulunan oldukça büyük bir park. Şelale Park: Şehrin panormaik manzarasını izeyebileceğiniz bir park burası. İçinde yapay şelale, yel değirmeni, çocuk oyun alanları, mini amfi tiyatro, restoran, kafe, çay bahçesi, yürüme yolları, seyir terası bulunuyor. Odunpazarı Evleri: Bu bölge tarihi dokusu, evleri, çarşısı, sokakları ve müzeleri ile mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Ayrıca UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alıyor. Odunpazarı Modern Müze: Çağdaş sanatın en iyi örneklerinden bazıları burada sergileniyor. Müzedeki sergiler düzenli olarak değişiyor o nedenle farklı zamanlarda gittiğinizde farklı eserler görebilirsiniz. Kurşunlu Külliyesi: Eskişehir'in en eski camilerinden biri olan Kurşunlu Camii, Selçuklu döneminden kalma tarihi bir yapı ve Odunpazarı'nda yer alıyor. Külliye, cami, medrese ve türbelerden oluşuyor. Eti Arkeoloji Müzesi: Eskişehir'de yer alan en gezmeye değer müzelerinden birisi. Müzede, bölgede yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen tarihi eserler sergileniyor. Gezebileceğiniz diğer müzeler: Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Lületaşı Müzesi, Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi, Hamam Müzesi. Sazova Parkı: Oldukça büyük bir alan üzerine kurulu olan bu parkta müzeler, bilim merkezleri, hayvanat bahçesi ve bir de masal şatosu var. Parkın içinde trene binerek de gezebiliyorsunuz. Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi: Bu müze ücretsiz ve gerçekten çok güzeldi, mutlaka gezin. Tüm Türk dünyasının önce gelen bilim ve sanat dehalarına yer verilmiş. Bir de musiki bölümü vardı. Daha henüz açılmamış bölümler de vardı, eminim daha da güzelleşecek. Umarım Eskişehir Gezi Rehberi yazım size faydalı olur ve güzel bir Eskişehir gezisi yaparsınız. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Size şimdiden iyi tatiller! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/03/18/burclara-gore-seyahat", "text": "Her burç için hem Türkiye içinde hem de yurt dışında öneriler vermeye çalışacağım, umarım beğenirsiniz. Koç burcu insanları maceracı ruhlu oldukları için, daha aktif ve heyecan dolu bir tatil arayışı içindeler. Bu nedenle, rafting, tırmanma ve yamaç paraşütü gibi adrenalin dolu aktiviteler sunan rotaları tercih edebilirler. Kapadokya, Kaçkar Dağları ve tabi ki Fethiye Türkiye'deki ideal tatil yerlerinden diyebilirin. Yurt dışını düşünürsek sörf yapmak için Hawaii, safari için Tanzanya veya dalış yapmak için Malezya adaları gibi yerler, Koç burçları için ideal seyahat rotalarıdır. Boğa burcu insanları lüks ve keyifli deneyimlere önem verirler, aynı zamanda yemeyi içmeyi de çok severler. Türkiye'de Bodrum, Alaçatı, Datça gibi tatil beldelerinde butik oteller, gurme restoranlar ve plajlar Boğa burcundakilerin beklentilerini karşılayacaktır. Fransa'nın şarap bölgelerinden Alsace, İtalya'nın Toskana bölgesi, Bali'nin lüks otelleri gibi yerler, Boğa burçları için ideal seyahat rotalarıdır. İkizler burçları, sosyal ve meraklı kişilikleri ile bilinirler. Seyahat rotalarında, yeni yerler ve insanlarla tanışabilecekleri, farklı kültürleri deneyimleyecekleri yerleri tercih ederler. Büyük şehirler ya da kültür turizmi, İkizler burçları için ideal seyahat rotalarıdır. Türkiye içinde GAP rotası veya İstanbul müzeleri ilgi çekici olacaktır. Yurt dışında ise Paris, Roma gibi şehirler tarihi yerleri ve sanat müzeleriyle, Bali de farklı kültürüyle, İkizler burçları için mükemmel seyahat rotalarıdır. Yengeç burcu insanları, duygusal ve romantik kişilikleri ile bilinirler, aileleri ve sevdikleriyle birlikte keyifli zaman geçirmeyi tercih ederler. Deniz kenarındaki sahil kasabaları onlar için uygun rotalardır. Yurt içinde Ege ve Akdeniz sahillerinin yanı sıra romantikliğiyle Kapadokya da güzel bir tatil planı olur. Yurt dışında ise Yunanistan, hem yakın olması hem de güzel sahilleriyle yengeç burçları için çok güzel bir plan olur. Ayrıca Maldivler de hem romantik hem keyifli bir rota olacaktır. Maldivler Gezi Rehberi: Ucuz Bir Maldivler Tatili Mümkün! Aslan burçları, dikkat çekici ve özgüvenli kişilikleri ile bilinirler. Seyahat rotalarında da lüks ve ilgi çekici yerleri tercih edeceklerdir. Türkiye'de Bodrum, Alaçatı, Marmaris, Belek gibi tatil beldelerindeki lüks oteller ve mekanlar Aslanları tatmin edecektir. Yurt dışında lüks ve gösterişli tatil denince ilk akla gelen rota ise Dubai. Burası, lüks oteller, alışveriş merkezleri, plajlar ve gösterişli restoranlar ile tam Aslanlara göre bir tatil deneyimi vaadediyor. Monaco ve İtalya'nın Capri adası da alternatif olarak tercih edilebilir. Başak burcu insanları, planlı ve düzenli olma özellikleri ile tanınırlar, aynı zamanda doğal güzellikleri de severler. Bu nedenle, yurt içinde düzenli bir tatil yapabilecekleri Antalya'daki resort oteller Başaklara iyi gelecektir. Yurt dışında Japonya ve Avusturya, hem düzenli olmaları hem de doğal güzellikleriyle Başak burcunun seyahat rotası için ideal yerlerdir. Terazi burcu insanları, güzellik ve estetik duygusuna sahip oldukları için, güzel mimarisi, bahçeleri ve plajları olan bir yerde tatil yapmayı tercih ederler. Bozcaada'da veya Ayvalık'taki butik otellerde konaklamak ve bir yandan güzel plajlarından denize girmek Terazi burcu için ideal olabilir. Yurt dışında bu özelilklere sahip ilk akla gelen ülkelerden biri İspanya'dır. Güney Fransa da Terazi burçları için güzel bir seyahat rotası olacaktır. Akrep burcu insanları tutkulu ve gizemli kişilikleriyle bilinirler. Türkiye'de Efes Antik Kenti gibi tarihi yerler, Akrep burcu insanlarının ilgisini çekebilir. Ayrıca, Göcek'te herkesten uzak tekne tatili de hoşlarına gidecektir. Yurt dışında ise Mısır'ın gizemli piramitleri, Peru'nun Machu Picchu antik kenti Akrep burçları için ideal seyahat rotalarından olacaktır. Yay burcu insanları, özgürlüklerine düşkündür ve yeni yerler keşfetmekten keyif alırlar. Yurt içinde doğal güzellikleri ve tarihi yerleriyle Kaş, Nemrut dağı gibi rotalar yayların hoşuna gidecektir. Yurt dışında egzotik kültürüyle Tayland'ı keşfetmek veya Nepal'de Evereste çıkmak yay burçları için çok tatmin edici olacaktır. Oğlak burçları, disiplinli kişilikleri ile bilinirler. Seyahat rotalarında, kültürel ve tarihi yerleri keşfetmeyi tercih ederler. Bunun için yurt içinde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi ideal olacaktır. Yurt dışında ise İngiltere, Roma ve daha uzak rotalarda Küba Oğlak burçları için merak uyandırıcı, keyifli rotalardır. Kova burcu insanları, yenilikçi ve modern kişilikleriyle bilinirler. türkiye'de İstanbul, Eskişehir gibi şehirler modernlikleri ve müzeleriyle kova burçlarının ilgisini çekecektir. Kaz Dağları da doğayı keşfetmek için güzel bir rota olur. Yurt dışında ise farklı kültürleri ve yeni teknolojileri keşfetmek onlara iyi gelecektir. Bu nedenle Güney Kore, Japonya gibi ülkeler tam kova burçlarına göredir. Balık burcu insanları duygusal kişilikleriyle bilinirler. Türkiye'de Sığacık, Şirince, Bozcaada gibi sakin sahil kasabaları balık burçlarına çok iyi gelecektir. Yurt dışında ise Maldivler'in su üstü villaları, Venedik'in romantik atmosferi Balık burçları için harika tatil planları olacaktır. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve önümüzdeki seyahatlerden bol fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/04/05/bergamo-gezi-rehberi", "text": "Bergamo, Lombardiya bölgesinde yer alan bir şehir. Kuzey İtalya'nın tarihi şehirlerinden biri olan Bergamo, Citta Alta ve Citta Bassa olarak iki bölgeye ayrılıyor. Citta Alta, şehrin tarihi merkezi ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Citta Bassa ise şehrin modern yüzü diyebiliriz. Rönesans döneminden kalma yapıları, Gotik mimari örnekleri ve tarihi kiliseleri ile beni oldukça etkileyen bir şehir oldu ve size de gezmenizi tavsiye ederim. Fazla büyük bir şehir değil o yüzden günübirlik bir gezi yeterli olacaktır. Şimdi size bir günde Bergamo'da neler yapabilirsiniz anlatacağım. Bergamo Gezi Rehberi sizlerle.. Bergamo ulaşım ve konaklama seçenekleri, gezilecek yerler ve yapılacaklar, son olarak da yeme içme önerilerimi yazacağım. Bir günde yapılacakların hepsi için rahat vaktiniz oluyor. Ben Mart sonunda gittim ve hava harikaydı, kalabalık da değildi, o nedenle bahar aylarının gezmek için ideal bir dönem olduğunu düşünüyorum. Bergamo şehrinde bir havaalanı var ve şehre direkt havayolu ile ulaşmak mümkün. Hatta genelde uygun biletli uçuşlar oluyor buraya. Ben Milan seyahatim sırasında günübirlik gittiğim için şehre tren ile ulaştım. Milan Merkez Tren İstasyonu'ndan gidişte 5.80 , dönüşte 5 ücret ile tren biletlerimi aldım. Şehir içinde, Citta Bassa ve Citta Alta arasındaki ulaşım ise otobüs ve füniküler ile sağlanabiliyor. Tek yön bilet ücreti 1.5 . Citta Alta'ya çıktıktan sonra her yere yürüyebilirsiniz, hatta isterseniz Citta Bassa'dan Citta Alta'ya da yürüyebilirsiniz ama epey yokuş çıkmanız gerekiyor. Ben Bergamo'da konaklamadım açıkçası ama bir gece kalmayı düşünüyordum başta, o yüzden epey araştırmıştım. Kendi araştırmalarıma göre bazı önerilerde bulunacağım. Milan'dan günübirlik rahatlıkla gezilebilir ama bu küçük şehrin tadını daha fazla çıkarmak ve kafa dinlemek için konaklayabilirsiniz tabi ki. Bergamo'daki tüm uygun konaklama seçenekleri için şuraya bakabilirsiniz. Ben açıkçası sadece Citta Alta'yı gezdim sadece. Bergamo'nun tarihi merkezi olduğu için gezilecek yerler, eski surlar ve kiliseler burada yer alıyor. Muhteşem manzarası ve tarihi mimarisiyle o kadar keyifli bir yer ki Citta Bassa'yı gezmek içimden gelmedi. Citta Alta'da gezilecek başlıca yerleri anlatıyorum şimdi size. Basilica di Santa Maria Maggiore: 12. yüzyılda inşa edilmiş olan bu kilise, Bergamo'ya gelmekteki ana sebebimdi diyebilirim. İçinde muhteşem freskler ve heykeller bulunuyor, ben şahsen büyülendim. Giriş 3 ve değiyor kesinlikle. Cappella Colleoni: Bazilikanın hemen bitişiğinde yer alan, Rönesans döneminin güzel örneklerinden biri olan şapele giriş ücretsiz. Ufak bir yer, duvarlarındaki resimler çok hoş. Duomo di Bergamo: 17. yüzyılda inşa edilmiş olan bu gotik katedral, Bergamo'nun en önemli dini merkezidir. Katedralin içi beklediğimden çok daha güzeldi ve giriş ücretsiz. Piazza Vecchia: Citta Alta'nın kalbinde yer alan en önemli meydanı diyebiliriz. Buradaki kafelerde bir kahve içip keyif yapabilirsiniz. Campanone: Piazza Vecchia'da yer alan ve Bergamo'nun sembolü olan büyük bir saat ve çan kulesi. Kule, 1656 yılında inşa edilmiş ve daha sonra bir gözlem terası eklenmiş. Kule'ye çıkarak Citta Alta'yı panoramik olarak seyredebilirsiniz. Rocca di Bergamo: Citta Alta'nın en yüksek noktasında yer alan, Ortaçağ'dan kalma tarihi bir kale. Kaleye tırmanarak şehrin güzel manzarasını seyredebilirsiniz, füniküler de kullanabilirsiniz. Yeme içme konusunda harika önerilerim var. İki restoran ve bir de tatlı mekanı söyleyeceğim, hepsinde yediklerime bayıldım, yemek için tek şansınız varsa canınız ne tarz çekiyorsa ona göre seçersiniz. Il Circolino: Burası eski bir hapishaneymiş ve günümüzde restore edilerek restorana çevrilmiş. Hem ortam hem de yemekler çok güzeldi. Şarap menüsü de epey bir geniş. Sunumların şıklığı karşısında yemeklerin fiyatları çok uygundu. Il Fornaio: Burası kiloyla tartarak pizza satıyor ama pizza çeşitleri gerçekten çok güzel. Daha fast food tadında bir şeyler yemek istiyorsanız burası süper. La Marianna: Buraya yemek sonrası tatlı bir şeyler yemeye gidin derim. Stracciatella dondurmasının ilk çıktığı yermiş, denemenizi öneririm. Bahçesi de çok tatlış. Caffe del Tasso: Piazza Vecchia'da geleni geçeni izlerken bir kahve ya da spritz molası vermek isterseniz burası güzel. Umarım Bergamo Gezi Rehberi yazım size faydalı olur ve güzel bir Bergamo gezisi yaparsınız. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Size şimdiden iyi tatiller! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/05/02/eurail-avrupa-interrail", "text": "Geçtiğimiz ay 2 haftalığına bir Orta Avrupa seyahatine çıktık ve 4 ülkede 7 şehir gezdik. İki kadın iki çocuk olarak çıktığımız seyahatin planını yaparken, aklımızdaki tek ulaşım aracı fikri trendi. Yapacağımız yolculukları ortaya döktüğümüzde fiyat performans olarak bizim için en iyi alternatifin Eurail Pass kullanmak olduğuna karar verdik. Eurail Pass'i instagram'da paylaştığımda oldukça fazla ilgi gördü ve çok fazla soru geldi. Soruların çoğuna yanıtlamaya çalışsam da karakter sınırları yeterince detay vermeme engel oluyor. Ben de bu konuyu ayrıca bloga yazıp en ince ayrıntısına kadar anlatmak istedim. Avrupa'da interrail yapmak hakkında internette araştırma yapanlara da yol gösterici olur diye umuyorum. O zaman başlayalım, Eurail Pass nedir, Eurail ile Avrupa'da nasıl ucuza gezilir anlatıyorum. Eurail pass, Avrupa'da 33 ülkede geçerli, trenle seyahat edeceklerin hayatını kolaylaştıracak bir kart. Hem daha hesaplı hem de daha esnek seyahat etmenize imkan veriyor. Yerel trenlerde, ülkeler arası trenlerde, hızlı trenlerde ve gece trenlerinde kullanılabiliyor. Şehir içi raylı sistemlerde yani metro ve tramvaylarda kullanılmıyor ama havaalanından şehir merkezine giden trenlerde kullanılabiliyor. Interrail çoğumuzun duyduğu bir kavram ama tam olarak nasıl uygulandığı herkes tarafından bilinmiyor. Yurt dışında trenle seyahat etmek genelde interrail yapmak olarak bahsediliyor bizde. Aslında interrail Avrupa Birliği vatandaşları ve Avrupa Birliği'nde oturum izni olan kişilerin kullanabildiği bir kart. Uygulama olarak Eurail ile aynı ama Eurail Avrupa Birliği vatandaşı olmayanların kullandığı kart. Eurail Avrupa'da 33 ülkede geçerli: Almanya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Karadağ, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan. Pass'inizi ulusal demiryollarında ve Pass'ınızın geçerli olduğu ülkelerdeki çoğu özel demiryollarında kullanabilirsiniz. Eurostar, Thalys, TGV ve AVE gibi bazı popüler trenler Eurail Pass'a dahil, ancak yoğun hatlarda ufak bir ek ücret karşılığı koltuk rezervasyonu yapmanız gerekebiliyor. Hatta Bernina Express çok ünlü tren yolculukları da pass'e dahil ama mutlaka rezervasyon yapmalısınız. Gece trenlerinde de rezervasyon yapmak gerekiyor. Rezervasyon ücretleri 3 'dan başlıyor ama biletin normaldeki değerine göre 30 gibi çok daha yüksek fiyatlar da görebilirsiniz. Biz birinci sınıf tercih ettik çünkü fiyat farkı çok fazla değildi ama buna karşılık sunduğu imkanlar kesinlikle epey fark ediyordu. Bir kere tabi ki çok daha konforlu ve geniş koltukları var hatta bazı trenlerde ayrı odalara ayrılmışlardı birinci sınıflar. Örneğin bizim Mübih Prag treni Paskalya tatiline denk geliyordu ve anormal derecede kalabalıktı. Biz özel odamızda rahat koltuklarımızda gittik 5.5 saatlik yolu. İkinci sınıflarda herkes alt alta üst üsteydi, rezervasyonunuz olsa ve koltukta yer bulmuş olsanız bile yanınızda biri dikiliyor yani öyle bir ortam düşünün, koridorlar taşmıştı. Bu konforun dışında internet var, her koltukta priz var, restorandan koltuğunuza servis imkanı var. Hatta bazı trenlerde ücretsiz su dağıttılar, çoğunlukla çikolata ikramları da oldu. Ben açık söyleyeyim ilk defa birinci sınıf tren yolculuğu yaptım ve bundan sonra da özellikle uzun süreli yolculuklarda birinci sınıf tercih ederim. Eurail pass fiyatları da bence iyi. Eurail Pass kullanımı için yaş sınırlaması yok ama belli yaş grupları için farklı fiyatlar var. 60 yaş üzerindeki kişiler için normal yetişkin fiyatından %10 indirimli. 12-27 yaş arasındaki gençler için normal yetişkin fiyatından %25 indirimli. 4 11 yaş arası çocuklar için yetişkin kartına ek ücretsiz Eurail pass alınabiliyor, genç veya yaşlı kartı yanına alınamıyor. Her yetişkin max 2 çocuk ekleyebiliyor. 4 yaşın altındaki çocuklar zaten trenlerde ücretsiz seyahat ediyorlar ve herhangi bir pass'e ihtiyaçları yok, ayrıca onlar için rezervasyon ücreti de yok. Bazı ülkelerde çocuklar için ücretsiz yaş sınırı 6'ya çıkıyor, çocuklara pass eklemeden önce kullanacağınız ülkeye göre yaş sınırlarını öğrenmekte fayda var. Eurail Global Pass: Avrupa'da Eurail'in geçerli olduğu tüm ülkelerde kullanabileceğiniz pass. 33 ülkede 30000'den fazla noktaya tek pass ile seyahat edebiliyorsunuz. Ülkeler arası ulaşım ve ülke içi ulaşımlar dahil oluyor. 211$'dan başlıyor fiyatlar. Eurail One Country Pass: Eurail'in geçerli olduğu 29 ülkede, sadece pass'i aldığınız ülke içinde kullanılabiliyor. Tek ülke pass'leri global pass'ten daha ucuz olduğu için seyahatinizde birden fazla ülke yoksa bunu almak daha mantıklı olur. 59$'dan başlıyor fiyatlar. Bir de kullanım süresine göre ayrılıyor kartlar. Mesela 2 ay boyunca sınırsız, 2 ay boyunca 15 gün kullanım, 3 ay sınırsız, 1 ay boyunca 7 gün kullanım vb. seçenekler bulunuyor. Diyelim 1 ay boyunca sınırsız pass aldınız, pass'inizi aktifleştirdikten sonra 1 ay boyunca her gün dilediğiniz kadar tren yolculuğu yapabiliyorsunuz. 1 ay boyunca geçerli 4 gün kullanım bileti aldığınız durumda ise süreç şöyle ilerliyor. Kartınızı aktifleştirdiğiniz andan itibaren yine 1 ay süreniz var ama bu sefer 4 gün tren kullanabileceksiniz. Bugün biletinizi kullandınız, birinci tren gününü işaretlediniz, 24 saat boyunca istediğiniz kadar trene binebiliyorsunuz. Sonra 4 gün tren kullanmadınız ve 5. gün yine biletinizi kulandınız, yine 24 saat sınırsız tren hakkınız var, böyle böyle dilediğiniz günleri kullanıyorsunuz ve 4. gününüzü işaretlediğinizde artık pass bitiyor. Eurail pass'inizi online olarak şu adresten alabilirsiniz. Yukarıda anlattığım çeşitler arasından size en uygun Eurail Pass'i seçtikten sonra satın alma işlemini tamamlıyorsunuz ve verdiğinize email'e bir pass kodu geliyor. Telefonunuza Rail Planner uygulamasını indiriyorsunuz. Eurail pass almasanız da uygulamadan tren hatlarını inceleyebilirsiniz. Mesela sizin kullanmayı düşündüğünüz tren hatlarında Eurail geçerli mi diye kontrol edebilirsiniz. Pass'a dahil olan trenleri görmek için uygulamadaki \"Pass Network Only\" filtresini kullanabilirsiniz. Sizin kullanacağınız hatlarda rezervasyon gerekmeyen trenleri bulmak için \"No seat reservations required\" filresini kullanabilirsiniz. Kısacası pass almadan önceki ön araştırmanızı da buradan yapabilirsiniz. Pass aldıktan sonra soyadınız ve mailinize gelen pass kodunuzla birlikte uygulamaya pass'inizi kaydediyorsunuz ve artık pass'iniz kullanıma hazır hale geliyor. Eurail Pass'in en büyük avantajı esneklik ve tabi ki doğru kullandığınız zaman fiyat. Biz her zaman hangi trene yetiştiysek o biletimizi aktif ettik. Çocuklarla seyahat ediyorduk ve günübirlik gezilerde sabah çok erken çıkacağımızı düşünürken bazen 1 saat sonrasına yetişebildik ve trene binince bileti açtık, dönüşlerde de keza şehri gezmemiz ne zaman biterse o anki trene biniveriyorduk. Ya da mesela Prag'tan Viyana'ya geçerken sabah trenine binecektik ama Prag'a doyamadık ve uzatıp akşam treniyle geçtik. Bunun gibi esneklikler normal bilet aldığınızda biraz zor çünkü ya bileti önceden alırsınız ya da son daika bilet alma telaşına girersiniz. Eğer çok tren kullanacaksanız ve kullandığınız hatlarda fiyatlar yüksekse büyük ihtimalle Eurail pass kulanmak size fiyat avantajı sunacaktır. Bir de bazı hatlarda saate göre bazı biletlerin fiyatı çok yüksek olabiliyor ama pass varken fiyat dalgalanmaları sizi ilgilendirmiyor. Örneğin Münih'ten Nürnberg'e gideceksiniz, Cumartesi günü sabah 9 treni en popüler saat olduğu için öğlen treninin iki katı olabiliyor, ya da dönüş için akşam 7 treni yine çok popüler olduğu için diğerlerinden çok daha yüksek fiyat olabiliyor ve bu sizi ilgilendirmiyor. Eurail Pass almadan önce mutlaka rail planner uygulamasından kullanacağınız trenleri aşağı yukarı kontrol edin ve fiyat karşılaştırması yapın. Örneğin rezervasyon istiyorsa bu fiyatları da ekleyin ve size fayda saplayıp sağlamadığını kontrol edin. Bizim rotamızda rezervasyon gerektiren hiç hat yoktu mesela, çoğunlukla günde iki tren kullanacaktık ve birinci sınıf biletlerde tek tek bilet almak inanılmaz pahalıya geliyordu, gerçekten yarı fiyatına gelmiş oldu totalde. Ama mesela İtalya'ya gideceksiniz, 2-3 tane yakın mesafe tren kullanacaksınız. Tren biletleri zaten genelde 5 civarı, 3-4 tren kullanımı için pass almak mantıksız olur. Umuyorum ki Avrupa'da interrail yapmaya dair yazım size yol gösterici olur ve Eurail Pass ile hesaplı ve özgürce seyahat edersiniz. Sormak istediğiniz bir şeyler varsa yorumlara yazın lütfen. Bu yazıyı okuduktan sonra Eurail seyahati yaparsanız, tecrübenizin ardından yorum bırakırsanız da harika olur. Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/06/13/arnavutluk-gezi-rehberi", "text": "Arnavutluk, Balkanlar'da yer alan, küçük bir ülke olmasına rağmen, turistlere sunabileceği birçok güzellik barındırıyor. Ülkenin güzel doğası, tarihi zenginlikleri ve lezzetli yemekleri, seyahat severler için oldukça cezbedici. Arnavutluk, her yıl giderek daha fazla turistin ilgisini çekmeye başladı ve özellikle İtalyanlar tarafından çok tercih ediliyor. Ben şahsen bu kadar fazla turist olabileceğini hiç tahmin etmezdim gitmeden önce. Türkiye'de çoğu kişi Arnavutluk'u Tiran'dan ibaret sanıyor ve ülkenin değerini bilmiyor diye düşünüyorum. Oysa yaz tatili için vizesiz, yakın ve uygun fiyatlarıyla en iyi yurt dışı rotalarından biri diyebilirim. Hazırsanız, ülkenin en güzel noktalarına birlikte göz atalım, Arnavutluk Gezi Rehberi ve Gezi Rotası sizelerle.. Arnavutluk seyahatine geçmeden önce, biraz ülke hakkında genel bilgilerden bahsedeyim. - İlk olarak, Arnavutluk'un nüfusunun çoğunluğu Müslüman, ikinci çoğunluk da Hristiyan. Yani, ülke her ne kadar küçük olsa da, kültürel çeşitlilik barındırıyor. - Arnavutluk tarih boyunca birçok uygarlığın etkisinde kalmış. Antik Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar ve İtalyanlar gibi pek çok medeniyet, ülkeye iz bırakmış. - Arnavutluk'a seyahat etmek için vize almanız gerekmiyor, yalnızca pasaport yeterli. - Arnavutluk para birimi Lek ama Euro da kabul ediliyor bazı yerlerde. - Saat farkı yazın Türkiye'den 1 saat geride, kışın 2 saat geride. - Güvenlik konusunda ise endişe etmenize gerek yok. Eskiden Arnavutluk'ta güvenlik hakkında hoş olmayan şeyler duyuyorduk ama ülke son yıllarda önemli gelişmeler katedip turistlerin güvenle seyahat edeceği bir yer haline gelmiş. Arnavutluk hakkında bazı temel bilgileri öğrendiğimize göre şimdi ülkeyi keşfetmeye devam edelim. Arnavutluk, Adriyatik kıyısında bulunan bir Balkan ülkesi. Arnautluk'a gitmek için en kısa yol İstanbul'dan Tiran'a uçmak. Birden fazla ülke bir arada yapmayı düşünürseniz ve Schengen vizeniz varsa Yunanistan'ın Corfu adasından direkt Ksamil'e, ya da İtalya'nın Bari şehrinden Durres'e feribotla geçebilirsiniz. Bir diğer yol da tabi bizim yaptığımız gibi Karadağ'dan karayoluyla geçmek. Tabi Türkiye'den arabayla çıkıp Arnavutluk'a kadar gitmek de mümkün, bunun için yine Schengen vizeniz olması gerek çünkü Yunanistan'dan geçeceksiniz. Arnavutluk içerisinde rahat ulaşım için en mantıklı yöntem araba kiralamak. Bu konuda bana en çok gelen soru şu oluyor: \"Arnavutluk'tan kiraladığımız arabayla aynı zamanda başka ülkelere de geçebilir miyiz?\" Evet geçebilirsiniz, yalnız her kiralama şirketi izin vermiyor olabilir çünkü başka ülkeye geçmek için ekstra bir sigorta yapılması şartı var. Bu nedenle kiralama yaptığınız firmaya mutlaka yurt dışına çıkacağınızı bildirmeniz gerekiyor. Eğer arabanız olmayacaksa da Arnavutluk içinde toplu taşıma ile ulaşım mümkün tabi. Tren ağı pek gelişmiş değil ama otobüsle hemen hemen her yer rahatlıkla gezilebiliyor. Furgon denilen minibüsler de Arnavutluk'un en popüler toplu ulaşım araçları diyebilirim. Ulaşımda yardımcı olması için Maps. me uygulamasını edinip Arnavutluk haritasını indirmenizi ve/veya Google Maps'te de yine Arnavutluk haritasını indirmenizi tavsiye ederim. Böylece internet olmadığında da yolunuzu bulabilirsiniz. Arnavutluk Gezi Rotasını kuzeyden güneye olacak şekilde yazıyorum, rotayı hangi sırayla gezeceğinize kendiniz karar verirsiniz. Bu rota uzun zamanı olup hem kültür, hem doğa, hem tarih, hem deniz içiçe bir seyahat yapacaklar için uygundur. Fazla zamanı olmayanlar, içlerinden hangisi sizin daha çok ilginizi çekiyorsa gün sayınıza göre plan yapabilirsiniz. Deniz tatili için güney tarafını tercih etmek gerekiyor. Yazının ilerleyen kısmında en güzel koyları ve plajları da anlatacağım ama öncelikle rotayı yazayım. Shkoder: Burası Karadağ'dan gelecekler için bir durak olabilir, gezmek için çok cazip bir yer değil bana göre ama daha çok mekanları ile öne çıkıyor diyebilirim. Bir de eğer arabalı değilseniz burası bazı rotalara çıkmak için duraklamanız gereken bir yer. Örneğin Theth için ulaşımı buradan sağlamanız gerekiyor. Theth National Park, Valbona Vadisi, Lumi i Shales: Buralar doğada olmayı, köy hayatını ve trekking yapmayı sevenler için daha uygun rotalar. Bu bölgede kamp da yapabilirsiniz. Hava şartları açısından yazın tercih etmek daha uygun olacaktır. Kruje: Burası Tiran'a yaklaşık 1 saat uzaklıkta yer alan bir Ortaçağ kasabası. Arnavutluk Halk Kahramanı İskender Bey'in doğum yeri olması bakımından ülkede önemi olan bu topraklar, bir dönem Osmanlı egemenliğine girmiş. Burada Kruje Kalesi ve Eski Osmanlı Çarşısı görülmeye değer yerler. Tiran: Başkent tiran pek de ilgi çekici bir şehir değil açıkçası. Arnavutluk'un bu kadar güzel olduğunun bilinmemesi de buradan kaynaklanıyor bana göre. Yine de en azından uçuşunuzun olduğu gün burada biraz vakit geçirebilirsiniz. Bence şehirde yapılacak en iyi aktivite BUNK'ART ve BUNK'ART 2 müzelerini gezmek. Eski savaş sığınaklarını müzeye dönüştürmüşler, oldukça etkileyici. Dhermi: Buranın denizi ve tarihi kısmı güzel ama ufak bir kasaba, o yüzden günübirlik uğranabilecek bir yer. Ama burada beğendiğim hoş bir otel var, onun için kalınabilir, konaklama kısmında bahsedeceğim. Himare: Burası Arnavutluk Riviera'sının en göz alıcı yerlerinden biri. Turkuaz koylarına bayılacaksınız. Aşağıda Himare civarındaki koyları anlatacağım zaten. Buralar Yunanistan'a epey benziyor. Tiran'a nispeten daha yakın olduğu için kısa süre vakti olanlara Ksamil yerine deniz tatili için burayı öneririm. Plajlar dışında taş evlerin olduğu sokakları ve gün batımında Himare kalesini ziyaret edebilirsiniz. Berat: Osmanlı'nın uzun yıllar hüküm sürdüğü bir şehir olan Berat, bizim Safranbolu veya Şirince'yi andırıyor diyebilirim. Eski şehir bölgesi UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor. Bir de Berat Kalesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Gjirokaster: Burası da Osmanlı esintilerini göreceğiniz tatlı bir kasaba, Berat ile görsel olarak benziyorlar. Yine eski şehir bölgesi UNESCO dünya mirası listesinde ve kalesi de görülmeye değer. 🙂 Zaman kısıtı nedeniyle birinden birini tercih edebilirsiniz. Hangisine gideceğinize karar vermek için mevsimi baz alın. Yaz ayları ve civarı gidecekseniz Gjirokaster bence daha güzel. Syri Kalter: Burası doğa severlerin kaçırmaması gereken bir yer. Pırıl pırıl turkuaz bir göl burası ve rengi nedeniyle mavi göz olarak anılıyor. Buraya, eğer gittiyseniz Gjirokaster'den Ksamil'e geçerken birkaç saatliğine uğramak mantıklı olur, yoksa Ksamil'den günübirlik gidersiniz. Saranda Ksamil: Arnavutluk'un Maldivler ile karşılaştırılan sahilleri bu bölgede, beyaz kumlar ve mint rengi bir deniz sizi bekliyor. İkisinin arası yarım saat civarı sürüyor. Ksamil'deki plaj seçenekleri daha fazla. Butrint National Park: Burası Ksamil civarında kaldığınız sürede günübirlik ziyaret edebileceğiniz bir antik şehir. Unesco dünya mirası listesinde yer alıyor ve gezmesi 1-2 saat sürüyor. Bunların dışında da gezilecek ufak tefek yerler var ama benim daha kayda değer gördüklerim buralar. Bazı beğensem de çok içerilerde, rotanın çok dışında olan yerler vardı, onları da koymadım. Yollar konusunda daha çok gelişirlerse Arnavutluk'u gezmek daha kolay olacak. 🙂 Bir de Durres'i Arnavutluk rotasına dahil edenler görüyorum arada. Biz de mola noktası olarak 1 gece kaldık ama Durres'i pek beğenmedik, o yüzden dahil etmedim. Tiran'a yani havaalanına yakın diye tercih ediliyor olabilir ama ne gezilecek bir yeri var ne de denizi güzel. Denizi kum sıradan bir deniz yani çok sıkıntı yok ama diğer turkuaz plajları görünce bize basit geldi. Konaklama önerilerimi de aşağıda plajlardan sonra yazacağım. Gelelim Arnavutluk'un Maldivler'i ve Yunan adalarını aratmayan harika koylarına. Himare'den Ksamil'e kadar dizi dizi bir sürü güzel koy var. Mutlaka benim yazdıklarımdan daha fazlası da vardır ama ben kendi bildiklerimi yazıyorum sadece. Bir de görüp hoşuma gitmeyenler var, onları da yazmadım. Vlore: Nimfa Beach ve Kalaja Beach. Dhermi: Burada yan yana güzel restoranlar ve önlerinde plajları bulunuyor. Biz burayı çok sevdik, ulaşımı da kolay. Yalnızca otopark konusu biraz sıkıntı, erken gimekte fayda var. Luciano'daydık biz ve beğendik. Havana'nın Rose ve Azul adındaki iki işletmesi de çok güzel görünüyordu. Gjipe Plajı: Yeşilliklerle kaplu dev kayalıkların dibinde yer alan turkuaz bir koy. Ulaşım pek kolay değil buraya, patikalardan epey yürüyerek gidiyorsunuz ama sonu güzel, tesis de bulunuyor. Jale Plajı: Burası oldukça popüler beach klüplerin olduğu bir yer ve akşamları da gece klübüne dönüyor diyebilirim. Partilemek için özellikle tercih edilebilir. Gjiri i Akuariumit: Akvaryum plajı olarak geçiyor burası. Küçük bir koy ama çok güzel. Jale veya Livadi plajından yaklaşık yarım saat yürüyerek ulaşabilirsiniz. Sabah erken saatlerde gidip tadını çıkarın, sonra kalabalık oluyor. Tesis yok, bir tane büfe gibi bir yer var ama siz yine de yanınıza yiyecek içecek alabilirsiniz. Livadi Plajı: Himare yakınlarındaki güzel plajlardan biri. Burada ister tesisten ücretli şezlong kiralayabilir ister kendi havlunuzla oturabilirsiniz. Yemek için yerler de var. Llamani Plajı: Çok güzel bir plaj ve güzel bir işletme ama otopark ve plaj girişi ücretli. Porto Palermo: Yol üzerinde harika bir plaj. Hemen yol kenarına arabanızı bırakıyorsunuz. Bir tane işletme var, orada yiyip içebilirsiniz. Yol üstü durağı olarak harika. Ksamil: Burada bir sürü beach club var, kendiniz şöyle bir dolanarak kendinize göre olanı bulabilirsiniz. Instagram'da güzel görünüp gidince pek bize göre gelmeyen yerler oldu ama birkaç yer söyleyeceğim yine de. Manta Resort'un kendi plajı diğer yerlere göre sakindi, aile olarak rahat edilecek yerlerden. Otel misafirlerine özel plajı da var, ücretli olarak şezlong kiralayabildiğiniz kısımları da. Guvat Bar restoranın altındaki plaj da güzel görünüyordu, sanırım orası Poda Beach Bar oluyor, restoranın kendisi de güzeldi. Bunlar dışında Pema e Thate ve Veranda By Apollonia beğendiklerimden bazıları. Pulebardha Plajı Sarande ile Ksamil arasında kalıyor, o da güzel. Theth: Gjin Thana, Molla Guest House, Guesthouse Marashi, Gurra Family, Berat: Hani i Xheblatit, Tradita e Beratit, Hotel Colombo, Arnavutluk, Akdeniz iklimine sahip bir ülke ve kültürel anlamda ziyaret etmek için en ideal zaman ilkbahar ve sonbahar ayları. Bu aylarda hava daha ılıman olur ve yaz aylarındaki sıcak ve kalabalık da olmaz. Ayrıca, ilkbahar ve sonbahar aylarında doğanın renkleri, ülkenin güzel manzaralarını daha da güzelleştirir, yani ben olsam kış mevsiminde gitmem. 🙂 Bir de kendi tecrübemizden yola çıkarak asla Ağustos ayına plan yapmayın derim. Ben hayatımda böyle trafik hiçbir ülkede görmedim. Şehir içini geçtim şehirler arası yollarda bile deli gibi trafik var, bir yerden bir yere gitmek işkence oluyor. Bunun nedeni Avrupa'da Ağustos ayının genelde tatil olmasıymış, özellikle İtalyanlar akın akın Arnavutluk'a gelmişlerdi. Temmuz nispeten daha iyi olsa da bence yaz tatili için Haziran ve Eylül ayları daha mantıklı. Arnavutluk'ta kaç gün kalmanız gerektiği, seyahat planınız ve ilgi alanlarınıza bağlı açıkçası. Arnavutluk'un her yerini keşfetmek, plajlarını, tarihi ve kültürel mirasını görmek istiyorsanız, en az bir hafta kalmanız iyi olur. Yaz aylarında gidip sadece plajların tadını çıkaracağın derseniz 3-4 gün yeterli olabilir, ya da aynı şekilde sadece belli başlı kültür turu yapacağım derseniz yine en az 3-4 gün ayırmak gerek. Tüm Arnavutluk'u baştan sona gezmek ise 2 haftayı bulacaktır. Arnavutluk mutfağı Türk ve Yunan mutfaklarına yakın bir mutfak. Geneleksel yemekler çoğunlukla et ağırlıklı yemekler diyebilirim. Gittiğiniz bölgeye göre yiyeceğiniz yemekler biraz değişiyor. Biz sahil tarafında daha çok kaldığımız için bol bol deniz ürünü yedik ve gerçekten çok lezzetliydi. Tabi ki et yemeklerini de yedik ve Balkanlar'ın genelinde olduğu gibi etleri de çok lezzetliydi. Elbasan tava, Türkiye'de en çok bilinen Arnavut yemeği. Güveçte et ve yoğurtlu sos ile yapılan, kökeni Osmanlı saray mutfağına kadar dayanan bu yemek, adını Arnavutluk'un Elbasan şehrinden alıyor. Arnavut böreğine Byrek, mantısına Samsa, köftesine Qofte diyorlar. Arnavutluğun en ünlü yemeklerinden biri de Fergese, sebzeli peynirli güveçte yapılan bir yemek. Bir de Arnavutların rakısı meşhur ama Türk rakısıyla alakası yok. Biz Yunanistan'daki uzo bizim rakıya benziyor diye yanıldık. Eşim bir akşam menüde görünce söyledi ama içemedi, sek içiyorlar ve çok sert. Arnavutluk oldukça uygun fiyatlı bir ülke, Türk parasının halen değerli olduğu ülkelerden biri diyebilirim. Tabi turistik güney sahillerinde, yediğiniz yere göre çok pahalı fiyatlar da karşınıza çıkabiliyor ama genel olarak bütçe dostu bir seyahat rotası. Eğer zamanında otel rezervasyonlarınızı yaparsanız ve en hit dönemde gitmiyorsanız 20 'dan itibaren gayet güzel oteller bulabilirsiniz. Yemeği de ortalama aile restoranlarında yediğinizde kişi başı 5-6 yeterli olacaktır. Ksamil'de plajlarda 2 şezlong 1 şemsiye 15 civarı genelde. Bu arada konudan biraz alakasız olacak ama fiyatta bahsediyorken yazayım dedim, biz ülkeden 35 GB internet paketi olan sim kart aldık ve 2000 LEK yani 18 civarıydı. Bir telefona aldığımız hattı 3 kişi hot spot açıp kullandık ve çok fazla kullanmamıza rağmen çıkarken internetin yarısı hala duruyordu. Umarım Arnavutluk Gezi Rehberi yazım size faydalı olur ve güzel bir Arnavutluk seyahati yaparsınız. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Size şimdiden iyi tatiller! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/06/28/polonya-gezi-rehberi", "text": "Polonya benim uzun zamandır gitmek isteyip bir türlü plan yapamadığım Avrupa ülkelerindendi. Çok fazla popüler olmaması ve uçak biletlerinin pek de ucuz olmaması bunda en büyük etken tabi ki. Gürcistan'dan oldukça uygun'a bilet bulunca bunu kaçırmak istemedim ve dolu dolu 4 günlük güzel bir gezi yaptım. Beklediğimden çok daha güzel bir ülke olduğunu söyleyebilirim, değeri bilinmeyen rotalardan biri. Şimdi gezdiğim kadarıyla, tecrübelerimi size aktarıp, Polonya'yı sizin de rotalarınıza dahil ettirme vakti. 🙂 O zaman başlayalım, Polonya gezi rehberi ve gezi rotası sizlerle. Öncelikle ulaşım, yemekler, bütçe gibi genel bilgilendimeler yapıp sonra benim gezi rotamı detaylarıyla paylaşacağım. Öncelikle Polonya'ya ulaşımdan bahsedeyim. Türkiye'den şu anda Pegasus, Sun Express ve Corendon Airlines uçuşları bulunuyor. Özellikle kampanya dönemlerini takip ederseniz. çok uygun fiyata biletler yakalayabilirsiniz. Polonya'ya Schengen vizesi ile gitmeniz gerekiyor, onu da hatırlatmış olayım. Ülke içi, şehirler arası ulaşımda ben sürekli olarak tren kullandım. Tren ağı gerçekten çok gelişmiş, ülkede gezilecek her yerden tren geçiyor desem yanlış olmaz sanıyorum. Benim ulaşım tecrübemi sırasıyla anlatayım. Ben Wizz Air ile Kutaisi'den yani Gürcistan'dan Krakow'a uçtum. Krakow havaalanından merkez tren istasyonuna tren ile geçtim, 20 dk sürüyor, 17 zt. Bileti ister bankomatlardan ister tren içindeki görevliden alabiliyorsunuz. Krakow şehir içinde tramvaylarla her yere rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz, yürüyerek de gezmesi kolay bir şehir. Ben yalnızca bir kere tramvay kullandım, onun dışında hep yürüdüm. Krakow'dan Gdansk'a gece treni ile geçtim, 93 zt. Akşam 00:09'da biniyorsunuz ve 07:59'da Gdansk tren istasyonuna varıyorsunuz. Gdansk'ta her yeri yürüyerek gezdim. Gdansk'tan Wroclaw'a yine gece treni ile geçtim, 79 zt. 22:43'te bindim ve 04:45'te Wroclaw'a varmıştım. O saatte şehre gidemeyeceğim için tren istasyonundaki Starbucks'ta takıldım. Worclaw'ı da yine yürüyerek gezdim ama en son merkeze epey uzaklaştığım bir noktadan geri dönmek için tramvay kullandım. Wroclaw'dan Katowice'ye yine trenle geçtim, dönüş uçağım Katowiçe'dendi çünkü, 37 zt. Son olarak Katowice tren istasyonundan kalkan AP otobüslerle havaalanına gittim, 6 zt. Gündüz yarım saatte bir, geceden sabaha 1 saatte bir otobüs var ve 45 dk kadar sürüyor. Internet için ben son seyahatlerimde sürekli e-sim kullanıyorum artık. Fiziksel olarak kart değiştirmeye gerek kalmadan yurt dışında internet kullanmak için bu linkten uygulamayı indirebilirsiniz. Ben şimdiye kadar 6 ülkede kullandım ve sorun yaşamadım. OZGUR0129 kodu ile kaydolursanız 3$ indirim oluyor. Polonya Kuzeyde yer aldığı için genel olarak hava şartları Türkiye'ye göre daha soğuk. Ancak artık mevsimler o kadar karıştı ki gerçekten mevsimsel öngörü yapamıyorum kendi yaşadığım şehirle ilgili bile. Yine de Mayıs-Eylül aralığı ideal zamanlar diye düşünüyorum. Ben Mayıs ayının ortasında gittim. Krakow'da çok fazla yağmur vardı, Gdansk'ta hava günlük güneşlikti ve Wroclaw'da yağmur yağmasa da kapalı bir hava vardı, sweatshirt üstü mont ile idare ettim. Benim gezim 3 gece 4 gün sürdü ve bu sürede 3 şehir gezdim. Bu 3 şehri gezmek yerine Krakow'da daha uzun kalıp 2 şehir yapabilirdim. Ama Gürcistan'dan çok uygun fiyata uçuşlar başladığı için ikinciye tekrar gitmeyi düşünüyorum. Bu sürede her şehrin önemli pek çok yerini gördüm. Diğer gitmek istediğim şehirler var daha. Benim araştırmalarıma göre Polonya'da, büyük bir tatil planlayacaksanız, çoğu önemli yeri güzelce gezmek için en azından 9 günlük bir tatil uygun olur. Krakow özelinde söylemek gerekirse, toplama kampları, tuz madenleri gezilecekse bence minimum 2 gece 3 gün ayrılmalı. Benim diğer şehirleri 1 günde gezmem, yalnız olmanın avantajıydı. Sabahın 8'inde çıkıp en az 12 saat durmadan geziyordum. Polonya mutfağı, çok konuşulan popüler bir mutfak değil. Birçok Doğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, Polonya yemekleri de soğuk havalarda sürdürülebilirlik üzerine üretilmiş. Ayrıca birçok kez işgal edildiğinden, bazı yemekler de işgal eden ülkelerden gelmiş diyebiliriz. Polonya mutfağı genel olarak Rusya, Macaristan, Almanya, Belarus, Romanya gibi komşularıyla benzerlikler gösteriyor. Şimdi sizlere denediğim ve gördüğüm kadarıyla en meşhur Polonya yemeklerini anlatacağım. Aşağıda gezi rotası kısmında da mekan önerilerim olacak. Polonya'da Milk Bar konsepti var, ondan da bahsedeyim. Komünist dönemden kalma, doyurucu, geleneksel yemekler sunan, devlet tarafından işletilen lokantalar diyebiliriz. Savaş sonrası dönemde, genellikle et, patates, çorba, sebze, mantı ve adından da anlaşılacağı üzere süt ürünlerinden oluşan yemekler veriliyormuş. Dekorasyon olarak bir şey beklemeyin, tabldot yemek alır gibi self servis hizmet var, ucuz, sade ama besleyici yemekler için deneyebilirsiniz. Pierogi: Mantıya benzeyen, dışı hamur, içine ise aklınıza gelebilecek her türlü şeyi konulabildiği farklı çeşitleri olan bir yemek. Zapiekanka: Bu meşhur sokak yemeklerinden biri. Ekmek üstü pizza gibi düşünebilirsiniz. Geleneksel olanı mantar ve kaşarlı oluyor ama daha birçok çeşidini türetmişler. Ayrıca üzerine ketçap vb. soslar koyulabiliyor, ben yakıştıramadım ama soğan kıtırları koydurdum, o çok güzel oldu. Obwarzanek: Bu da bizim simidimiz ile Almanların pretzeli arası bir sokak yiyeceği diyebilirim. Kahvaltı için tercih edebilirsiniz. Bigos: Avcı yahnisi de denilen bu yemek, doğranmış etler lahana turşusu ve taze lahanalarla yapılıyor. Macar gulaşı, Rus borsh çorbası gibi seçenekleri de menülerde görmek mümkün. Öncelikle Polonya'nın para biriminin Zloty olduğunu ve kısaltmasının zt olduğunu belirteyim. Kendi paralarını kullanıyorlar ama bazen Euro'ya da ok diyorlar. Ben kredi kartı kullandığım için hep Euro olarak hesapladım ücretleri. Polonya seyahati benim hayatımda yaptığım en ucuz seyahatti sanırım. 😀 Ulaşım, konaklama ve diğer tüm harcamalar toplam 240 tuttu. Polonya oldukça hesaplı bir ülke, yeme içme gerçekten çok uygun. Milk Bar tarzı yerlerde yerseniz içeceği ile birlikte oldukça doyurucu bir öğünü 6-7 'ya halledersiniz. Ben sadece bir kere burada yedim, onun dışında hep popüler restoranlarda yedim ve içeceğiyle birlikte gayet doyurucu öğünlere 12-13 civarı ödedim. Kafelerde kahve 3 civarı. Konaklama da ucuza geldi çünkü zaten 2 gece trende geçirdim, 1 gece de hostelde kaldım. Tek başıma olduğum zamanlarda, kadın yatakhanesi olan hostellerde kalmak mantıklı oluyor. Ben zaten pestilim çıkana kadar geziyorum ve uyumaya gidiyorum. Kimseyi görmeden direkt uykuya geçiyorum ve sabah da çok erken gezmeye çıkıyorum. Velhasıl uçak biletini de çok uyguna bulunca toplam fiyat aşırı uygun oldu. Toplam gezi maliyetini kalem kalem bölmek gerekirse şu şekilde bir gezi bütçem oldu. Ülke içi ulaşım: 3 tren yolculuğu, 2 kere havaalanı ulaşım ve 2 kere şehir içi tramvay kullanımı toplam 52 tuttu. Emanet: Trenler evim olduğu için, tren istasyonlarına valizimi emanete bıraktım 3 kere ve toplam 8 tuttu. Yeme içme konusunda hiç kasmadım, güzel kafelere ve restoranlara da gittim, sokak lezzetlerini de tattım ve toplam 98 tuttu. Gezilecek yer olarak ücretli yalnızca 2 yere girdim ve toplam 10 tuttu. Rynek Glowny: Burası Krakow'un ana meydanı. UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Karakow eski şehir bölgesinde yer alıyor. St. Mary's Basilica: Gotik tarzda inşa edilmiş olan yapı, Polonya'daki en önemli kiliselerden biri. İki kuleden yüksek olanından her saat başı trompet çalınıyor. Sukiennice: Bizim Kapalı Çarşı'ya benzeyen, 14. yüzyıldan kalma, dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri. Rynek Yeraltı Müzesi: Ana meydanın altında, buranın eskiden nasıl göründüğüne dair bir müze, 12. yüzyıldan itibaren kalıntılar sergileniyor. Maly Rynek: Burası da yine Old Town'da, küçük meydan olarak geçiyor. Church of St. Anne: 18. yüzyıldan kalma bir kilise, pek popüler değil sanırım, pek adını okumadım ama ben buranın içini çok beğendim, o yüzden yazmak istedim. Planty Park: Old Town'u çevreleyen çok güzel bir park. Florianska Caddesi: Renkli evleriyle fotojenik, mekanlar ve mağazaların olduğu bir sokak. Wawel Castle: Eskiden kraliyet ailesinin yaşadığı yer şu anda kale kompleksi ve sanat müzesi olarak ziyaret edilebiliyor. Kalenin hemen altında 5 dk. da bir ateş ağzından çıkaran bir ejderha heykeli var. Schindler'in Fabrikası: 1939'da Oskar Schindler Krakow'da bir emaye fabrikasını alıyor ve Krakow Yahudi gettosunda yaşayan bazı Yahudileri işe alıyor. Böylece bu yahudileri toplama kamplarına gitmekten kurtarıyor. İşte bu fabrika şu an müze olarak ziyaret edilebiliyor. Kazimierz: İkinci Dünya Savaşı'na kadar burada büyük bir Yahudi topluluğu yaşıyormuş, o yüzden burası Yahudi mahallesi olarak geçiyor. Şu anda çok güzel kafelerin, vintage dükkanların olduğu renkli bir bölge. Schindler'in Listesi filminde de yer alan Schindler's List Pasajı da burada. Yahudi Gettosu Anıtı: Bir meydanda 68 adet boş metal sandalye var. Nazilerin Krakow'da öldürdüğü 68000 yahudi anısına yapılmış. Ben bir sonraki gidişime bıraktım ama Karakow yakınlarında yer alan, Nazilerin Auschwitz ve Birkenau toplama kampları buradaki en önemli aktivitelerden biri. Belki giderim diye araştırmamı yapmıştım, size de bilgi olması için paylaşayım. Seçeneklerden biri Krakow'dan tur ayarlamak tabi ama kendiniz gitmek isterseniz diye anlatıyorum. Krakow MDA otobüs istasyonundan direkt kamp müzesine giden otobüsler var, bunlara binebilirsiniz, en kolay yol bu gibi görünüyor. Diğer yöntem ise Oswiecim'e trenle gidip oradan yerel otobüse binmek veya kamplara yürümek, yürüyüş yaklaşık yarım saat sürüyormuş. Yapabileceğiniz bir diğer diğer çevre gezisi de Wieliczka Tuz Madenleri. Bana göre Krakow'da gezilmesi gereken başlıca yerler bunlar. Şehre iner inmez ilk gittiğim yer Pierogarnia Krakowiacy olmuştu. Burada bir sürü çeşitte pierogi yapılıyor, ben yarı yarıya mozarella kuru domatesli mantı, bir de mantarlı mantı yedim. Gayet turistik, zincir bir mekan ama hem iç dizaynı hem de mantılarını çok sevdim. Camelot Cafe çok tatlı bir mekan, içerisi oldukça fotojenik, yemekleri güzel görünüyordu ama ben sadece kahve içmek için uğradım. Singer'e mutlaka bir şeyler içmeye gitmelisiniz, masaları eski singer dikiş makinelerinden yapmışlar. Eszeweria yine sevdiğim kafelerden biri oldu. Wodka Bar'da vodka tadımı yapabilirsiniz. Ayak üstü yemek için Plac Nowy'deki büfelerden birinde Zapiekanka yiyebilirsiniz, ben Endzior'da yedim. Dawno Temu na Kazimierzu, yan yana 4 tane nostaljik dükkanın birleştirilmesinden yapılmış bir restoran. Yahudi mahallesinin ikonik eski tip dükkan tabelaları hala duruyor, o yüzden burası aynı zamanda bir fotoğraf noktası. Restoran isminin anlamı da \"Bir zamanlar Kazimierz\". Ariel, Yahudi mutfağından yemekler yiyebileceğiniz, oldukça ünlü bir restoran. Ben Obwarzanek'i Live Bagel Museum of Krakow adında bir mekanda yemiştim, çok bir özelliği yok, sokaktan da alabilirsiniz. Gdansk'ta sabahtan akşama dolu dolu bir gün geçirdim. Şimdi size de bir günde Gdansk'ta gezilecek yerler rotası yazacağım. Dluga: Golden Gate ile başlayan, her birini fotoğraflamak isteyeceğiniz dizi dizi evlerle dolu meşhur Long Market caddesi. Main Town Hall da bu cadde üzerinde yer alıyor. Dlugi Targ Square: Gdansk Eski Şehir bölgesinin ana meydanı burası. Neptün çeşmesi, Artus Court, rengarenk evler, güzel kafeler ve nehre açılan Green Gate burada. Motlawa River Embankment: Nehir kenarı boyunca uzanan yol. Hoş kafe ve barlar var. Mariacka: Altlarında amber takılar satan dükkanların olduğu renkli evlerle dizili bir cadde. Gdansk'ın popüler caddelerinden biri. Bu caddenin asıl özelliği su borularını kamufle etmek için yapılan hayvan heykelleri. St. Mary's Church: Bazilikanın kulesine çıkıp şehri yukarıdan izleyebilirsiniz, gerçekten muhteşem bir manzara var. Piwna: Burası bir sürü kafelerin, barların yan yana dizildiği oldukça hareketli tatlı bir sokak. AmberSky: Dönme dolap ve önünde fotoğraf çekilebileceğiniz neon ışıklı Gdansk yazısı. İkinci Dünya Savaşı Müzesi: İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması, gelişimi, sonrası, Nazi katliamları vs. üzerine güzel bir müze olmuş. Ben epey hızlı gezdiğim halde üç saat kadar kaldım. Dönem tarihi ilginizi çekiyorsa tavsiye ederim ama uzun vakit ayırmanız gerektiğini unutmayın. Ben Milk Bar'da bir öğün yedim. Bar Mleczny Stagiewna'yı tercih ettim, Long Market caddesi üzerindeki Bar Neptun de oldukça popüler. Kahve ve tatlı için Len samimi ve güzeldi, listemdeki diğer alternatif ise Kawiarnia Drukarnia idi. Akşam yemeğimi ağırlıklı olarak mantıdan oluşan menüsüyle Mandu'da yedim ve mantılarını çok sevdim. Akşam yemeği için listemdeki diğer yerler Familia Bistro ve Mono Kitchen idi. Wroc awski Rynek: Pazar Meydanı, Wroclaw'da görülmesi gereken en önemli yerlerden biri, gerçekten çok güzel bir meydan. Wroclaw Eski Belediye Binası burada ve rengarenk tatlış evlerle çevrili bir alan. Ben gittiğimde Summer Fair kurulmuştu burada, Mayıs sonu ila Haziran başı arası aklınızda olsun. Noel pazarı da burada kuruluyordur muhtemelen. Jas i Ma gosia: Birbirine minik bir köprü ile bağlı iki evi, el ele tutuşuyormuş gibi düşünüp Hansel ve Gretel ismi takmışlar. Mostek Pokutnic: Tövbekar Köprüsü, Magdalalı Meryem Kilisesi'nin kuleleri arasında yer alan bir köprü Wroclaw'a tepeden bakmak isterseniz buraya çıkmalısınız. Ostrow Tumski: Katedral adası olarak geçen Wroclaw'ın en eski bölgesi. St. John Baptist Katedrali ve üzerindeki kilitlerle aşıklar köprüsü haline gelmiş tumski köprüsüne uğramalısınız. Kolorowe Podworka na Nadodrzu: Birkaç sitenin avlu kısımlarını murallerle doldurmuşlar ve oldukça büyük bir açık hava sergisi haline gelmiş. Uniwersytet Wroc awski: Üniversite binası oldukça güzel ve Mathematicians Tower'a çıkıp şehre yukarıdan bakabilirsiniz, üniversitenin botanik bahçesi de çok güzel. Hala Targowa: 19. yüzyıldan kalma kapalı pazar. Yurt dışında pazar gezmeyi seviyorsanız bakabilirsiniz. Wroclaw Cüceleri: Wroclaw'da 700 civarı cüce heykeli olduğu söyleniyor. Her yerde görebilirsiniz. Bu cüceleri bulmak da turistik bir aktiviteye dönüşmüş. 1980'lerde komünist rejimden duyulan memnuniyetsizliği göstermek için \"Orange Alternativ\" adında siyasi bir protesto başlamış. Bu hareketin sembolü de cücelermiş. Bunu temsilen şehre bir cüce heykeli yapılıyor ve devamı geliyor. Wroclaw Comedy Theatre'ın yan tarafında yer alan bina. Kahvaltı için Gniazdo, akşam yemeği için Iggy Pizza'ya gittim. Tatlımı da Nanan'da yedim, hepsi çok iyiydi. Sadece 1 günüm olduğu için fazla mekan deneyemedim ama gelen öneriler ve araştırmalarından listeme kaydettiğim yerleri de sizinle paylaşmak istiyorum. Ben haritaya işaretliyorum gitmek istediğim yerleri, acıktığımda veya bir kahve molası vermek istediğimde en yakınımda neresi varsa oraya gidiyorum. Wroclaw'ın, hatta Avrupa'nın en eski restoranı, 1273'ten beri var olan Piwnica Swidnicka Wroclaw'ı not düşeyim öncelikle, belki buraya gitmek istersiniz. Umarım Polonya Gezi Rehberi yazım size faydalı olur ve güzel bir Polonya seyahati yaparsınız. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Size şimdiden iyi tatiller! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/06/29/como-golu-italya", "text": "İtalya'nın kuzeyinde, Alpler'in eteklerinde yer alan Como Gölü, yaklaşık 140 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. Efsane dağ manzaraları sunan gölün çevresindeki tarihi kasabalar, renkli evleri, dar sokakları ve harika bahçeleriyle beni büyüledi. Daha önce nasıl gitmemişim diye hayıflandım açıkçası ama sonunda bu güzelliği keşfetme şansım oldu. Como gölünün etrafında çok fazla kasaba var ve gezecek çok yer var. O yüzden kendi tecrübelerim, araştrmalarım ve sizlerden gelen öneriler doğrultusunda size yol gösterecek bir yazıyla geldim. Como Gölü Gezi Rehberi sizlerle, iyi okumalar. Youtube'a Como Gölü Vlog'u yükledim, izlemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Como'ya en kolay ulaşım Milano'dan sağlanıyor. Ben giderken Milano'dan Tirano trenine binerek Varenna Esino durağında indim, dönüşte ise Como'da San Giovanni tren istasyonunda Milano trenine bindim. Ters bir Y harfi şeklindeki Como Gölü çevresi 171 km civarı. Gölün çevresinde onlarca güzel kasaba var, bunları günlük bilet alarak hop on hop off tarzı feribotla gezebilir ya da otobüslerle gezebilirsiniz. Feribotlara tek bir yere gidecek şekilde ya da tüm gün geçerli olacak şekilde bilet alabiliyorsunuz. Yavaş ve hızlı feribotlar var, arabalı olarak da binebiliyorsunuz. Kasaba içleri ufak olduğu için yürüyerek rahatlıkla keşfedebilirisniz. Bellagio'da etrafı gezmek için truistik tren vardı, 5 olunca trene bindim şöyle bir etrafı gezeyim diye. Binmenizi çok tavsiye etmem yani merkeze yakın yerler gayet güzel, gezdirdikleri uzak yerlerde çok da bir özellik yok ve kısa sürüyor, pek bir şey anlamadım. Bir de Lecce'de villaya epey yürümek gerekiyordu, benim sırtımda ağır çanta olunca çok yorucu geldi. Dönüşte villa ile merkez arası servis yapan bir minik tekneye bindim, 6 idi. Bu tip ulaşım imkanları da oluyor yani. Internetten bahsetmek istiyorum burada bir de, ben son seyahatlerimde sürekli e-sim kullanıyorum artık. Fiziksel olarak kart değiştirmeye gerek kalmadan yurt dışında internet kullanmak için bu linkten uygulamayı indirebilirsiniz. Ben şimdiye kadar 6 ülkede kullandım ve sorun yaşamadım. OZGUR0129 kodu ile kaydolursanız 3$ indirim oluyor. Ben Varenna'da konaklamayı tercih ettim. Kendime Como civarı fiyatlar düşünüldüğünde bütçe dostu ve şirin bir tek kişilik oda bulunca hemen rezervasyonumu yaptım. Benim kaldığım yer Albergo Del Sole idi. Aynı zamanda restoranı da olan lokasyonu Varenna meydanda minik temiz bir yerdi. Herhangi bir lüks beklentiniz yoksa tavsiye ederim. Şimdi sizin için, Como Gölü çevresindeki kasabalarda her bütçeye uygun harika konaklama önerileri yapacağım. Como Gölü çecresindeki tüm müsait oteller için şurayı inceleyebilirsiniz. Como gölünde herhangi bir kasabaya gidip sahilde yürüseniz bile çok iyi vakit geçirirsiniz eminim. Hepsine gitmesem de feribotla uğradığımız her kasaba ayrı güzel görünüyordu. Tabi yine de en popülerleri önceliklendirdik. Şimdi rotamı ve rota üzerinde yapılacakları anlatacağım. Como'da dolu dolu 2 günüm vardı ve benim en çok istediğim yerleri gezmek için için ideal zamandı. Benim rotam Varenna ile başladı. Varenna'dan günübirlik Bellagio'ya geçtim. Akşamı ve ertesi sabahı Varenna'da geçirdim. Sonra Lenno'ya villa ziyaretine uğradım ve son olarak Como'yu gezip akşamına tren ile Milano'ya döndüm. Ben Mart ayının son haftası gittim, hava bir gün kısa kolluyla gezilecek kadar güzel, bir gün ise yağmurlu ve kapalıydı. Nisan'dan itibaren gitmenizi öneririm çünkü bazı villalar Nisan ayında açılıyor mesela ve tüm çiçekler açmış, tüm ağaçlar yeşermişken her yer daha güzel görünüyor. Riva Garibaldi ve devamında Riva Grande boyunca yürümek ve Varenna Old Town sokaklarında dolaşmak, Vareanna'da yapılacak en güzel aktivite aslında ama birkaç noktayı da yazmadan geçmeyeyim. Villa Monastero: Göl kenarında çok büyük bir alana yayılmış olan villa, fotoğraf sevenler için harika manzaralar sunuyor. Nisan ayı itibarıyla bahçe açılıyor, Mayıs sonunda da içerisi açılıyor. ikisi birlikte 13 , tek bahçe 10 . 14 yaşa kadar çocuklar ücretsiz. Castello di Vezio: Gölü ve Varenna'yı yukarıdan görmek isterseniz kaleye çıkabilirsiniz, kalenin içine girmenin ücreti 4 . 7 yaşa kadar çocuklar 2 , 7 yaş altı ücretisz. Chiesa di San Giorgio: Bu kilise benim kaldığım otelin olduğu meydanda, 14. yüzyıldan kalma bir yapı, içinde freskler var. Salita Serbelloni: Bellagio'da muhtemelen en çok gördüğünüz fotoğraf bu lokasyondadır, haritaya bu şekilde girerseniz o manzara noktasına gidersiniz. Kalabalık zamanlarda yani yaz aylarında,, buraya sabah erken gitmek şart. Parco Martiri Della Liberta: Girişi ücretsiz olan muhteşem bir bahçe, göle karşı burada banklarda biraz keyif yapmayı unutmayın. Punta Spartivento: Bellagio'nun en uç noktası burası, karşıya baktığınızda sadece dağlar, göl ve siz varsınız. Villa Melzi: Villanın içi açık değil ama bahçesi muhteşem ve halka açık. Giriş ücreti 8 , 12 yaş öncesi çocuklar ücretsiz. Mart- Ekim arası açık. Pescallo Köyü: Burası eski bir balıkçı köyü. Biraz merkeze uzak, benim yukarıda bahsettiğim tren oraya da gidiyor ama orada inip gezmeniz gerek güzelliğini görmek için. Star Wars ve James Bond filmlerinde bazı sahnelerden muhtemelen hatırlayacağınız bu muhteşem villa, bana göre Como gölü civarında tek bir villa ziyaret edecekseniz, önceliklendirmeniz gereken bir yer. Ben Mart ayında gittiğim için henüz yeterli yeşilliğe ulaşmamasına rağmen çok büyüleyiciydi, Nisan ortası itibarıyla şov bir ortam sizi bekliyor. Bahçesinde 13. yüzyıldan kalma, iki kuleli bi manastır var. Burası FAI isimli kuruluşa ait bir yapı ve benim gittiğim hafta sonu bu kuruluş, bünyesindeki tüm yapıları halka açıyordu, hatta normalde açık olmayan bazı yerler bile açılıyordu. Giriş ücretsiz, gönlünüzden kopan bir bağış yapabilirsiniz isterseniz masalardaki kutuların içine para atarak. Normalde bahçeye giriş 12 , villanın içi ve bahçe birlikte 23 . Como da göl çevresindeki tüm yerler gibi Old Town sokaklarında kaybolmaktan ve göl boyunca yürümekten keyif alacağınız bir şehir. Özellikle görseniz iyi olur diyebileceğim yerleri yazıyorum. Duomo di Como: 14. yüzyılda yapımına başlanıp 18. yüzyılda tamamlanmış, Lombardy bölgesinin 3. en büyük katedrali burası, görülmeye değer. Porta Torre: Şehrin en önemli simgelerinden biri olan yapı, şehri çevreleyen duvarlar ile birleşikmiş, ancak 12. yüyzıldan günümüze yalnızca bu kapı kule kalmış. Ben binmedim ama funiküler ile Brunate köyüne çıkıp göle yukarıdan bakabilirsiniz, fotoğraflarda manzara nefis görünüyor. Varenna yeme içme: Cafe Varenna'da aperitivo, La Passarella'da dondurma ve kaldığım otelin restoranında yani Albergo del Sole Ristorante Pizzeria'da kızarmış deniz ürünleri tabağı yedim, hepsini tavsiye ederim. Notlarımda olan diğer mekanları da yazayım: Osteria Quatro Pass, Il Cavatappi, Al Prato, Bar Il Molo. Bitirirken kalem kalem gezi maliyetini de yazayım. Como gölü pahalı bir rota olarak görünür genelde ama 2 günlük harika bir tatilin toplam maliyeti 191 tuttu. Milan uçak bileti fiyatını eklemedim çünkü ben Gürcistan'dan binmiştim uçağa ve Milan seyahatimin içine eklediğim bir rotaydı. Milan'dan Varenna gidiş Como dönüş tren yolculuğu 12 , Como Gölü çevresi feribotla ulaşım 28 , yeme içme 59 , 1 gece tek kişi oda kahvaltı konaklama 92 . Ben tek bir villaya gittim, o da o gün ücretsizdi. Villa bahçelerine girişler 8-12 arası değişiyor normalde. Villa gezisi yapacaksanız bu masraf kalemi eklenebilir. Ama hiçbir villaya girmeseniz de Como gölü çevresindeki kasabaların her biri harika. Umarım Como Gölü Gezi Rehberi yazım size faydalı olur ve güzel bir Como gezisi yaparsınız. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Size şimdiden iyi tatiller! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://hohhoyyt.com/2023/11/12/karadag-gezi-rehberi", "text": "Heybetli dağlar arasında kalan epik ortaçağ kasabaları, turkuaz denizleri, leziz yemekleri ve eğlenceli gece hayatı ile harika bir destinasyon Karadağ. Üstelik Türkiye'ye çok yakın ve artan kurlara rağmen halen gidebileceğimiz nispeten ucuz ülkeler arasında. Karadağ'a birkaç kez gitme fırsatım oldu, tecrübelerime ve araştırmalarıma dayanarak, gidecekler için güzel bir rehber hazırlamayı umuyorum. Sizin eklemeleriniz ya da farklı sormak istedikleriniz olursa yorumlara yazarsınız. Buyurun o zaman, tüm detaylarıyla Karadağ Gezi Rehberi sizlerle. Öncelikle kısaca ülke hakkında bilgiler vermek istiyorum. Karadağ vize istiyor mu? Karadağ Türk vatandaşlarından vize istemiyor, 90 gün ülkede vizesiz kalabilirsiniz. Karadağ para birimi nedir? Karadağ para birim olarak Euro kullanıyor. Karadağ Avrupa Birliği üyesi mi? Karadağ henüz Avrupa Birliğine tam üye değil ancak Karadağ vatandaşları Avrupa Birliği içinde serbest dolaşım hakkına sahip. Karadağ Türkiye arasında saat farkı var mı? Karadağ, Türkiye'nin 1 saat gerisinde. Karadağ güvenli mi? Genel olarak güvenli bir ülke ama tabi ki münferit hırsızlık vakaları yaşanabilir. Karadağ, Balkanlarda, adriyatik kıyısında bir ülke. Türkiye'den Karadağ'ın Tivat ve Podgoritsa şehirlerine direkt uçuşlar bulunuyor. Tivat'a THY ve Air Montenegro havayolları, Podgoritsa'ya ise THy ve Pegasus havayolları ile gitmek mümkün. Karadağ uçuşları genelde yüksek fiyatlı oluyor, Arnavutluk'a daha uygun bilet bulursanız oradan Karadağ geçiş yapma da alternatif bir ulaşım yöntemi olabilir. Ülke içi ulaşımda en mantıklısı araba kiralamak, böylece istediğiniz her yere istediğiniz zaman gitme özgürlüğünüz oluyor. Yalnız özellikle Temmuz Ağustos aylarında gittiğinizde, özellikle Budva ve Sveti Stefan arasında epey bir trafiğe maruz kalacağınızı ve otopark krizi sıklıkla yaşayacağınızı unutmayın. Karadağ'dan araçla komşu ülkelere de geçmeyi planlıyorsanız, kiralama yaptığınız yere bunu belirterek yeşil sigorta almanız gerekiyor. Karadağ'da toplu taşıma ile ulaşım da mümkün ve yaygın, zaten fazla büyük bir ülke değil Karadağ. Karadağ Otobüs ile Ulaşım: En yaygın toplu taşıma şekli otobüs, şehirler arası ve şehir içi ülkenin çoğu yerine otobüsle gidebilirsiniz. Yalnız özellikle yazın otobüs saatleri çok doğru olmayacaktır, yani eğer ana duraktan binmiyorsanız, ara duraklarda bekleme sürelerini göze almalısınız. Ayrıca komşu ülkelerden farklı şehirlere de otobüsle ulaşım sağlayabiliyorsunuz.. Karadağ Tren ile Ulaşım: Tren yolu fazla gelişmiş değil. Bar şehrinden Sırbistan'ın Belgrad şehrine giden bir tren var ve yol üstünde Karadağ içerisinde Podgorica, Niksic, Bijelo Polje duraklarına uğruyor. Bu rota üzerinde tren kullanabilirsiniz. Sırbistan'dan Karadağ'a geçmeyi düşünenler için de bilgi olsun. Ben internet konusunu ulaşım başlığı altına koyuyorum. Burada turistler için 10 'ya 500gb internetli hatlar mevcut, direkt havaalanına inince alabilirsiniz. Kotor, Budva, Perast ve Karadağ'da gezilecek diğer yerleri paylaşacağım. Karadağ'ın incisi Kotor, Adriyatik Denizi'nin kıyısında, muhteşem bir körfezin kucakladığı, tarih ve doğanın iç içe geçtiği bir şehir. Ortaçağ'dan kalma bu tarihi şehir, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Kotor Old Town: Kotor'un kalbi olan Eski Şehir, dar sokakları, renkli binaları ve tarihi yapılarıyla büyüleyici bir atmosfere sahip. Şehrin bu bölümü, Ortaçağ'dan kalma surlarla çevrili ve içerisinde birçok tarihi kilise, kafe, restoran ve dükkan bulunuyor. Sokaklarda dolanırken kendinizi İtalya'da hissedebilirsiniz. Sveti Tripun Katedrali: Günümüzde Kotor'un tarihi dokusunun en önemli yapılarından biri olan katedral 12. yüzyılda inşa edilmiş ve Eski Şehir'in kalbinde yer alıyor. Saint Nicholas Kilisesi: 1902 yılında inşa edilen Kotor'un en büyük Ortodoks kilisesi. Denizcilik Müzesi: Kotor'un denizcilik tarihini keşfetmek isteyenler için, müze zengin bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Kotor Kalesi ve Surları: Bu surlar, şehrin etrafında yükselen dağlara kadar uzanır ve zirveye çıktığınızda Kotor Körfezi'nin nefes kesen manzarasını görebilirsiniz. Yaklaşık 1350 basamak çıkmak gerekiyor, bu nedenle rahat ayakkabılar giymenizi ve yanınıza su almanızı tavsiye ederim. Budva, tarihi dokusu, hareketli plajları ve canlı gece hayatı ile Karadağ'ın en popüler şehri desem yanlış olmaz sanıyorum. Budva Old Town: Budva'da da Kotor'da olduğu gibi taş sokakları, renkli binaları ve tarihi yapılarıyla harika bir Eski Şehir kısmına sahip. Venedik döneminden kalma olma olduğu için İtalya tadını alacaksınız. Eski Şehir'in duvarları içinde, 15. yüzyıldan kalma Santa Maria in Punta Kilisesi ve 7. yüzyılda yapılmış olan Aziz İvan Kilisesi gibi tarihi yapıları görebilirsiniz. Budva Kalesi ve Surları: Budva'nın tarihi surları ve kalenin kalıntıları, şehrin tarihi önemini vurgulayan yapılar. Kale, şu anda bir açık hava tiyatrosuna ev sahipliği yapıyor ve burada çeşitli kültürel etkinlikler sdüzenleniyor. Buradan, Budva Körfezi'nin ve şehrin panoramik manzaralarını görebilirsiniz. Budva Marina: Lüks yatlar, butikler ve deniz kenarındaki restoranlar ile şehrin modern yüzünü gösteriyor. Burada, Adriyatik Denizi'nin manzarasına karşı şehrin en iyi deniz ürünlerini tadabilirsiniz. Dans Eden Kız Heykeli: Eski Şehir'den Mogren Plajı'na yürüken kayalıklar üzerinde göreceğiniz bu heykel şehrin simgesi diyebilirim. Efsaneye göre denizci sevgilisinin seferden dönmesini beklerken, her gün aynı yerde dans eden bir kız anısına dikilmiş. Adriyatik Denizi'nin muhteşem manzaralarına sahip, tarihi ve sakin bir kasaba burası, Karadağ'da benim en sevdiğim yeri diyebilirim. Perast'ın Tarihi Merkezi: Perast'ın tarihi merkezi, iyi korunmuş barok binaları ve dar, taş döşeli sokakları ile dikkat çekiyor. Bu sakin sokaklarda yürüyüş yaparak, kasabanın tarihi ve mimari güzelliklerini keşfedebilirsiniz. Ayrıca, sahil boyunca dizili birçok kafe ve restorandan birinde oturup, manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Sveti Nikola Kilisesi: Kasabanın en önemli dini yapılarından biri olan Aziz Nikola Kilisesi, ziyaretçilere açık. Kilisenin çan kulesine çıkarak, Kotor Körfezi'nin ve Perast'ın panoramik manzaralarını görebilirsiniz. Gospa od Skrpjela : Perast'ın en ünlü simgelerinden biri olan yapay adadaki Our Lady of the Rocks Kilisesi ve müzesi, ziyaretçilere açık. Tekne turları ile bu adaya kolayca ulaşabilirsiniz, ücret 5 . Sveti Stefan Adası: Budva'ya yakın mesafede yer alan Sveti Stefan, lüks bir otel kompleksi olan bir adacık. 15. yüzyılda bir balıkçı köyü olarak kurulan ada, günümüzde zarif villaları ve özel plajları ile dikkat çekiyor. Petrovac: Budva'ya kısa mesafede yer alan kasaba, güzel plajları, şirin sahil şeridi ve tarihi kaleleriyle, Budva'nın hareketliliğinden bir mola vermek için iyi bir seçenek. Tivat: Kotor Körfezi'nin modern yüzü olarak adlandırabiliriz. Porto Montenegro, Tivat'ın en ünlü ve şık bölgesi olup, lüks yatlar, butikler ve restoranlar içeren bir marina kompleksi. Burada biraz vakit geçirebilirsiniz. Podgorica: Karadağ'ın başkenti, modern ve tarihi unsurların birleştiği bir şehir. Havaalanı olarak biz buraya inmiştik. Şehirde, Millenium Köprüsü gibi modern yapıların yanı sıra, Osmanlı döneminden kalan tarihi eserler ve Stara Varos gibi eski mahalleler bulunuyor. Herceg Novi: Venedik mimarisinin etkilerini taşıyan bir başka Karadağ şehri. En ünlü tarihi yapıları Kanlı Kula Kalesi ve Şavina Manastırı. Buranın sahil şeridi de oldukça güzel. Ostrog Manastırı: Karadağ'ın en önemli dini ve tarihi yerlerinden biri burası. Manastır, bir dağın yamacına oyularak inşa edilmiş ve bu yüzden de instagram'da oldukça popüler. Durmitor Ulusal Parkı: Karadağ'ın kuzeyinde yer alıyor ve muhteşem doğal güzellikleriyle ünlü bir yer. Yürüyüş, dağcılık ve rafting gibi açık hava aktiviteleri yapmayı düşünürseniz, burayı rotanıza alabilirsiniz. Park içindeki Tara Kanyonu, Avrupa'nın en derin kanyonlarından biri. Deniz sezonunda Karadağ'a gidecekler için plajlardan bahsetmek istiyorum. Budva'daki plajlarla başlıyorumm. Plaza Ricardova Glava: Budva Old Town'da gezinirken surlardan açılan bir kapıyla bu plaja ulaşmak mümkün. Çakıl taşlı bir plaj burası, deniz ayakkabısı ideal olur. Biz Old Town'u gezerken serinlemek için denize gir çık yapıyorduk. Mogren Plajı: Budva'nın en popüler plajlarından biri olan Mogren, Eski Şehir'e yürüme mesafesinde ve iki koydan oluşuyor. Kum plajı var, çocuklarla gitmek için de uygun. Hawai Beach Sveti Nikola: Burası Budva anakaraya 1 km uzaklıktaki bir adacık. Slovenska plajından kalkan teknelerle adaya geçiyorsunuz ve dönüşü de aynı tekne ile yapıyorsunuz. Jaz Beach: Budva'nın en meşhur plajlarından biri, merkezin 3km kadar dışında kalıyor. Güzel bir tesis var ve denizi çok temiz. Çocuklu aileler için de uygun. Kotor'daki plajlardan da bahsedeyim, sonra diğer yerlerden birkaç plaj önerisi vereceğim. Kotor Plajı: Old Town'un yakınlarında, yürüme mesafesindeki plaj burası. Kotor körfezi boyunca denize girebileceğiniz yerler: Kotor plajı, Morinj Plajı, Bajova Kula Plajı: Bajova Kula, Orahovac Plajı, Dobrota sahili ve Perast sahili. Petrovac'taki Lucice Plajı, Ulcinj'deki Velika Plaza ve Sveti Stefan halk plajı, Karadağ'da gitmenizi tavsiye edeceğim diğer plajlar. Bunlar belli başlı plajlar ama sahil şeridi boyunca yol üzerinde irili ufaklı koylar var. Karadağ yılın dört mevsimi ziyaret ettiğinizde keyif alabileceğiniz bir ülke bana göre ama tabi bazı zamanlar çok daha keyifli. Deniz tatili ile birlikte planlayacaksanız, yoğun kalabalıkları yaşamamak için Haziran ve Eylül ayları doğru zamanlar olur. Temmuz ve Ağustos hem çok sıcak hem de çok kalabalık olduğu için pek önermem açıkçası. Deniz çok şart değil derseniz Mayıs ve Ekim ayları gezmek için en ideal aylar olacaktır. Ben daha önce Kasım ayında da Karadağ'a gitmiştim, hava yumuşaktı ama tabi mevsimler o kadar dengesizleşti ki önceden net bir şey söylemek artık zor. Kış aylarında gidecekseniz, bazı mekanların kapalı olacağını ve havanın soğuk olacağını hesaba katarak planlamanızı yapın, böylece hayal kırıklığına uğramazsınız. Bu dönemde ucuz bilet ve ucuz otel bulmak kolay olacağı için tercih edilebilir. Karadağ'da ne kadar kalacağınız, gittiğiniz döneme ve nasıl bir tatil hayal ettiğinize bağlı olarak değişir. Deniz mevsiminde gidiyorsanız, ülkenin her yerini gezeyim, altını üstüne getireyim, deniz keyfi de yapayım derseniz 2 hafta gibi bir süre ideal olur. Biraz deniz, biraz kültür, biraz dağ havası alayım, ülkenin öne çıkan yerlerinden özet bir tatil yapayım derseniz 1 hafta ya da 9 günlük bir seyahat planlayabilirsiniz. Vaktim az kısa süre ayırabilirim diyenlere de, en popüler birkaç şehri gezmek için kışın en az 3 gün, yazın en az 4 gün olarak planlama önerebilirim. Karadağ küçük bir ülke, sahil şeridi bir uçtan bir uca 2 saat kadar sürüyor. Eğer ülkenin iç kısımlarına çıkmayacaksanız rahatlıkla tek bir yerde konaklayabilirsiniz. Biz son seyahatimizde ilk kısımda Budva'da, ikinci kısımda ise Dobrota'da konakladık. Dobrota'da denize sıfır bir evde kaldık ve evin önünden denize girdik, harikaydı. Lokasyon seçimini biraz daha detaylandıracağım. Budva bu sahil şeridinin orta noktasında yer aldığından, konaklama için en mantıklı lokasyon olabilir ancak popüler olduğu için fiyatlar diğer yerlere göre biraz daha fazla ve sezonun yüksek olduğu yaz aylarında otopark konusu biraz sıkıntılı oluyor. Kotor da yine konaklama için çok tercih edilen diğer bir şehir. Dobrota ile Mua, yine bu sahil üzerinde yer alan ufak sahil kasabaları ve gerçekten çok uygun fiyatlara evler kiralamak mümkün. Mua'da deniz manzaralı büyük evlerde, Dobrota'da ise direkt önünden denize girebileceğiniz yazlık evlerde çok daha düşük bütçeler ile konaklayabiliyorsunuz. Eğer uzun kalacaksanız ve deniz ağırlıklı bir tatil planınız varsa bizim gibi ikiye bölebilirsiniz konaklama işini. Bu şekilde çok uzun yollar yapmadan, önce Budva ve yakınlarını, sonra da Kotor körfezindeki yerleri gezersiniz. Şimdi size farklı bütçelere göre bazı otel ve ev önerileri paylaşacağım, inceleyip kendiniz karar verebilirsiniz. Budva'daki tüm uygun konaklama seçenekleri için buraya bakabilirsiniz. Orta Sınıf Oteller: Hotel Vardar, Boutique Hotel Hippocampus, Hotel Libertas, Kotor'daki tüm uygun konaklama seçenekleri için buraya bakabilirsiniz. Karadağ'da klasik Balkan yemekleri bulabileceğiniz gibi İtalyan ve Akdeniz mutfağına sahip pek çok restoran göreceksiniz. Tabi sahil şeridinde bol bol deniz ürünü de karşınıza çıkacak. İçecek olarak Rakija buraya özgü bir çeşit brendi. Farklı şehir ve kasabalardan farklı mekanlar önereceğim. Budva'da limanın oradaki restoranlardan Porto ve Jadran, Budva Old Town ve deniz manzaralı Vista Vidikovac, Dobrota'da Konoba Portun ve Konoba Barba, Perast'ta Conte, Kotor'da Pizzeria Pronto kendi deneyimimize göre memnun ayrıldığımız yerler oldu. Karadağ gece hayatı nasıl diye merak edenler oluyor. Karadağ gece hayatı oldukça renkli, özellikle Budva bu konuda başı çekiyor. Biz çocukla pek öyle çılgın gecelere akmadık ama Casper Bar'ı önerebilirim, hem akşam üstü hem gece için kokteylleriyle tatlı bir bar. Karadağ, Türkiye'ye göre çok ucuz bir destinasyon değil açıkçası çünkü Euro ile ödeme aldıkları için fiyatlar eskiye göre yükselmiş durumda. Yine de popüler Avrupa ülkelerine göre çok daha bütçe dostu bir tatil yapmak mümkün. Ortalama masraf kalemlerinden bahsedeyim biraz. Konaklama: Çok yüksek sezonda gitmiyorsanız ve rezervasyon yapmakta erken davranırsanız 20-25 'lardan başlayan fiyatlara bütçe dostu oteller veya airbnb evleri bulmak mümkün. Hatta hostel alternatifiyle çok daha ucuza da kalınır. 50-60 civarı bütçelere çıktığınızda ise gayet güzel yerler bulabilirsiniz. Tabi lüks arayışınız varsa fiyatların ucu açık. Yazın en hit dönemde plan yaptıysanız ve konaklamayı erken halletmezseniz 100 'dan aşağı eli yüzü düzgün yer bulmakta zorlanırsınız. Yeme içme: Güzelce restoranlarda yerseniz, bir öğün kişi başı en az 25 gibi düşünebilirsiniz ama daha sıradan mekanlar ya da fast food tarzı bir şeyler yediğinizde bir öğünü kişi başı 5-10 arasında halledersiniz. Ulaşım: Araba kiralayacaksanız gittiğiniz sezon, rezervasyonu ne kadar önceden yaptırdığınız ve araba modeli gibi etkenlerle günlük 30 civarlarına araba kirlayabilirsiniz. Daha yüksek sezonda 50 'dan aşağı bulmak zor. Lüks sınıfına göre daha yüksek fiyatlara çıkacaktır tabi ki. Otobüsle ulaşım kişi başı 1.5 . Umarım Karadağ Gezi Rehberi yazım size faydalı olur ve güzel bir Karadağ seyahati yaparsınız. Benim atladığım bir şeyler olabilir, sormak istediğiniz başka şeyler varsa lütfen yorum olarak bırakın. Sizin ekstra önerileriniz varsa onları da yorumlara beklerim. Size şimdiden iyi tatiller! Daha iyi içerikler üretebilmem için soru, eleştiri ve beğenilerinizi yorum olarak bekliyorum. Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın!"}